Türkiye'yi Naziler'e benzeten Hristofyas'a cevap

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "Türkiye'yi Nazi Almanyası'na benzetmekle önemli gaflarından birini daha yaptığını" söyledi.


Erçakıca, Hristofyas'ın sözleriyle ilgili olarak Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, "Bu benzetme, Hristofyas'ın aslında neler düşündüğünün ve Kıbrıs Rum tarafının uluslararası faaliyetlerinin hedefinin ne olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir" dedi.

Hristofyas'ın, "Avrupa Birliği (AB) üyesi devletleri Türkiye'ye karşı kışkırtarak Kıbrıs sorununda avantaj elde edebileceğinin hayalleri ile yurt dışındaki kışkırtıcı çalışmalarına devam ettiğini" kaydeden Erçakca, "Bu benzetmesinin vahametini kendisi de kavramış olacak ki, gazetecilerin bu benzetmeyi kullanmamasını istemiş, ancak bu benzetme uluslararası basında yer almıştır" diye konuştu.

Sözcü Erçakıca, şunları kaydetti:

"Hristofyas'ın vahim ifşaatı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gayretlerinin önündeki başlıca engelin ne olduğunu da kanıtlamıştır. Kıbrıslı Rum lider, Türkiye'yi AB baskısı altına alarak Kıbrıs Türk halkının haklarını gözetmeyen bir antlaşmayı dayatma çabalarının boşuna olduğu konusunda ikna edilmelidir. Bu görev, öncelikle AB üyesi devletlere düşmektedir. Dimitris Hristofyas'ın bezetmesine, benzer şekilde aşağılayıcı benzetmelerle yanıt vermek pekala mümkündür. Ne var ki, Kıbrıs Rum halkı ile diyaloğun bu benzetmeye yanıt yetiştirmekten daha önemli olduğunun bilinciyle, bu benzetmenin yersizliğini ve Kıbrıs'ta devam eden çözüm arayışlarına verdiği zararın takdirini, Kıbrıs Rum halkına ve aydınlarına bırakıyoruz."

CNN TURK 30/10/09

'Torun'lara kalan 'sır'

30/10/2009

Beş yıl önce Türkiye, avukat Fethiye Çetin'in kaleminden Ermeni anneannesinin hikâyesini okudu. Şimdi sırada ailenin sırrını yıllar sonra öğrenen torunlarda: 'Bunlar konuşulabilseydi belki daha farklı şeyleri paylaşabilirdik, daha güzel şeyleri yaşayabilirdik... Bunu bilip de bugüne kadar bize söylemeyenlerin hepsi suçlu...'

DEMET BİLGE ERGÜN (Arşivi)

Türkiye ile Ermenistan arasında son günlerde ısınan ilişkiler herkesin malumu. İki Cumhurbaşkanı maç için karşılıklı birbirlerinin ülkelerini ziyaret etti. Dışişleri Bakanları ise bundan sonraki ilişkilerin yönünü belirleyecek, protokollere imza attı. Yıllarca ‘en uzak iki komşu’ diye nitelenen Ermenistan ve Türkiye, yeni yürümeye başlayan bir bebeğin tedirgin adımlarını anımsatan adımlarla birbirlerine yaklaşıyor. Kimi zaman dengeyi kurmak için yolun ortasında bir süre dinleniyor, destek için ara sıra arkaya bakıyorlar. Kimi zamansa bir kaç adım hızlı hızlı atılıveriyor...
Aslında bu tedirginlik hali iki ülke halklarına da yabancı değil. Türk-Ermeni ilişkilerinde en baskın duyguydu ‘tedirginlik’. Bu nu en çok hissedenler de Türkiye’de yaşayan Ermeniler oldu. Yıllarca gizlemek zorunda oldukları kimlikleriyle, değişen isimleriyle, konuşamadıkları bir dille yaşadılar... Kapı komşularıyla ilişkilerinde bile hep o ‘tedirgin bebek yürüyüşü’nü hissettiler. hikâyelerini, sırlarını içlerine gömdüler. En yakınlarına anlatmaya çekindiler. Çocukları bile onların Ermeni olduğunu yıllar sonra öğrendi. Kimi hikâyeler torunlara bile ulaşamadan, geceleri akan gözyaşlarıyla silinip gitti. İyi bir Müslüman gibi yaşayıp, öldüler. Evlerine ‘gavurun evi’ denmesin, çocukları kendi yaşadıklarını yaşamasın diye sustular... Biri gelip ısrarla sormayana kadar da içlerini açmadılar.. Onlar Ermeni nineler, dedeler, babalar, annelerdi...
Bu gizli kalan hikâyelerden birini AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatlarından Fethiye Çetin’in anneannesi yaşamıştı. Çetin, anneannesinin Ermeni olduğunu yetişkin olduğu yıllarda öğrenmiş ve ninesinden dinlediklerini, öğrendiklerinin hayatında açtığı kapıları ve kendisinde bıraktığı izleri 2004 yılında Anneannem ismiyle kitaplaştırmıştı. İşte bu hikâye, yeni hikâyelerin de kapısını açtı. Çetin ve Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Ayşe Gül Altınay, 2005 yılından itibaren dedesi, nenesi Ermeni olan ‘torunlarla’ bir araya geldi ve onları dinledi. Ve bu hikâyeleri ‘Torunlar’ isimli kitapta topladı. Metis Yayınevi’nden çıkan kitapta 25 ‘torun’, büyüklerinin hikâyelerini paylaştı. Bu çok da kolay olmadı tabi. hikâyeler anlatılsa da ‘kimlikler’ gizlendi. Bir kişi tam da kitap basılacakken hikâyesinin çıkarılmasını istedi. Gerçi isimler o kadar önemli değildi, önemli olan hikâyeler ve yaşanmış olanlardı. Ancak anlatıcıların kimliklerini gizleme isteği, ‘tedirginliğin’ sürdüğünün kanıtıydı...

Yeni kapılar açmanın zorluğu
Kitabın önsözü “Torunlar kolay bir kitap değil. Burada okuyacağınız hikâyelerin ne dillenmeleri kolay oldu, ne dinlemeleri, ne de yazıya dökülmeleri” diye başlıyor. Torunlar, kitapta yaşadıkları korkuları, hüzünleri, aile hayatlarındaki suskunlukları, gizemin onlarda ve ilişkilerinde bıraktığı derin izleri anlatıyor. Pek çoğu ailelerine dair gerçeğin kendilerinden uzun süre gizlenmiş olmasının acısını ve öfkesini paylaşırken, kimisi ‘gerçeği’ öğrendikten sonra kendisini, kimliğini, inancını nasıl sorguladığını dile getiriyor. Önsöz yazısında kitap çalışması sürerken zalimce yaşamdan koparılan Hrant Dink’e de atıfta bulunularak, şöyle deniyor: “.. Hrant’ın hayali karşılıklı sevginin Anadolulu kardeşlerinin, doslarının ilişkilerinde istisna değil kural olmasıydı. Bunun yolunun da ‘vicdan’dan geçtiğini söylüyordu sık sık: “Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkum edildi. Şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor” diyordu. Çok özlediğimiz Hrant’ın ve kendisi de uzun yıllar Kürtçe konuşarak, dağlarda göçebe yaşamış Rakel’in sonsuz bir sevgiyle açtıkları vicdan kapılarının kapanmaması, hep birlikte yeni kapılar açmaya devam etmemiz ümidiyle...”

İki kimsesizin evliliği..
34 yaşındaki Ayça 82 yaşına kadar yaşayan anneannesinin içinde hep, ‘bir gün kesinlikle yakınlarımı bulacağım’ umuduyla yaşadığını söylüyor ve anneannesinin ‘tehcir’le ilgili anlattığı hikâyeyi şöyle aktarıyor: “... Annesi yürümekte çok güçlük çekiyor, kan kaybı var. ‘O yüzden biz genellikle yürütülen kafileden geri kalıyorduk. Ve geri kaldıkça da bize çok kızıyorlardı’ diye anlatırdı. Çok sık ormanlık bir yoldan geçerken, yine böyle geri kalınca annesi, ‘Sen bir ağacın arkasına, ben bir ağacın arkasına saklanalım, bunlarla gitmeyelim, bunlar bizi öldürecek’ demiş. ‘Orada saklandık, saklandık’ diyor. Bayağı uzun bir süre kalmışlar. (...) Ve anneannem orada annesini kaybediyor. Yedi yaşında. Yola tek başına devam ediyor. Sonra bir köye geliyor. Tesedüfen bir ağanın evine sığınıyor. Sadece ağa biliyormuş onun ‘kız’ olduğunu. Ağa ‘Seni bugünden sonra erkek olarak tanıtacağım herkes ve sen de bunu kimseye söylemeyeceksin’ diyor. (...) Tabi aradan zaman geçtikçe, ergenliğe girmiş, artık göğüsleri falan belirgin bir hale gelince... Dedem de annesini babasını kaybediyor. Ailenin mallarına amcaları el koyuyor. Bu kimsesiz, o kimsesiz, ikisini evlendiriyorlar.”

Sevilmiş ama şiddet görmüş
39 yaşındaki Murat ise Sivaslı... hikâyesi özetle şöyle: “Babaannem dört yaşında dağda bir ağacın dibinde bulunuyor. Yanında su, üzüm ve biraz da yiyecek bırakılmış. Çobanlar onu alıyor, köye getiriyorlar. Köyde çocuğu olmayan birine veriyorlar. (...) Ama köy yerlerinde bu geçmiş unutulmuyor tabii, onun Ermeni asıllı olduğu biliniyor ve her olayda işte ‘Ermeni dölü’, ‘gavur’ gibi laflar ediliyor. (...) Gerçek ismi Eleni imiş, onun için Elif ismini vermişler... Babaannem dokuz yaşındayken köye annesi geliyor. İlk önce kendi köylerine gidiyor, araştırma yapıyor. Kızını bıraktığı noktayı söylüyor, yaşını söylüyor. Geliyor buluyor onu. ‘Ben senin annenim, şu koşullarda bıraktım seni’ diyor. Çok uzun ısrar etmesine rağmen annesi, bizimki ‘Yok’ diyor. (...) gözyaşları içinde köyü terk ediyor anne... Tabii orada baskıyı ve kıza söylenen şeyleri bilemiyor... Babaannem yetişkin olunca dedemle evleniyor. (...) dedemin annesi çok sert bir kadınmış. Anlatılanlara göre bu Ermeni meselesi de bilindiği için gelinine olağanüstü kötü davranmış... (....) Herkes çok sevmesine rağmen her zaman çok şiddet görmüş.”

Konuşulsaydı..
45 yaşındaki Deniz halasının kızının “Sen Ermeni olduğunu biliyor musun” sorusuyla öğrenmiş babaannesinin Ermeni olduğunu. İlk düşündüğü babasının ne gibi duygular yaşadığı olmuş. “Eziklik hissediyordu, merak ediyordu, yani karmakarışık duygular yaşıyordu muhtemelen,” diyor Deniz ve şöyle devam ediyor:
“... Bunları konuşmamak suç bence. O suça dahil oluyorsun onu dillendirmeyerek. Halbuki konuşulsa... bunlar konuşulabilseydi belki biz babamla daha farklı şeyleri paylaşabilirdik, daha güzel şeyleri yaşayabilirdik... Bunu bilip de bugüne kadar bize söylemeyenlerin hepsi suçlu. Belki gider akrabalarımımı bulurdum di mi? Ne olurdu bir akrabam daha olsa...”
21 yaşındaki Barış, anneannesinin annesinin Ermeni olduğunu yeni öğrenmiş. Annesi masasının üstündeki ‘Anneannem’ kitabını görünce, birden düğümler çözülmüş ve “Anneannemin adı Nadire değil, Agavni’ymiş” diyerek, hikâyeyi anlatmış. Agavni çok iyi dikiş dikermiş ve 1915’teki tehcir sırasında dikiş makinesini bağlayıp, ‘hamal’ gibi gösterip kaçırmışlar. Ailesinden bir daha haber alamamış Agavni. Bu hikâyeyi Barış’a anneannesi anlatmış. Barış da yakın birkaç arkadaşı dışında kimseye söylememiş anneannesinin annesinin Ermeni olduğunu. hikâyenin tamamının ancak araştırılarak öğrenilebileceğini söylüyor ve şöyle isyan ediyor: “İnsan bağırmak istiyor ilk duyduğu zaman... balkona çıkıp bağırmak istiyor...”

Sakıncalısın..
Ninesinin Ermeni olduğunu, askerde öğrenen 45 yaşındaki Mehmet ise şöyle anlatıyor hikâyesini: “... Ben 1983’te askere gittim. O zamana kadar bilmiyordum nenemin dönme Ermeni olduğunu. 83’te bir subay çağırdı, dedi, ‘Bir soruşturma yapacağız,’ ‘Yapılsın’ dedim. O dedi ‘Birşey varsa söyleyin, ben şimdiden bileyim’. Ben dedim ‘Yoktur, araştırabilirsiniz.’ Sonra yüzbaşı çağırdı beni, dedi ‘Sen Ermenisin’. Dedim ‘Ben Ermeni değilim, Müslümanım öyle birşeyim yoktur’. ‘Bilmediğim için kabul etmedim yani.’ (...) On sekiz ay boyunca yüzbaşı sürekli beni yayına çağırdı ve bunu sordu.... Sonra memlekete geldim. Anneme babama sordum. Babam dedi ‘Ben de askerlik yaptım, herkes yaptı, birşey çıkmadı, niye şimdi çıkıyor?’.. Askerden sonra geldim burada bir bankaya güvenlik görevlisi olarak müracat ettim. Ve askerlikten dolayı kırmızı damga yedim, beni almadılar. Dediler ‘Sakıncalısın.’

Bir düşünelim
25 ‘torunun’ hikâyesini kendi ağızlarından anlatan kitap, son söz olarak hikâyelerle gündeme gelen soruları dile getirip, herkesi bir kez daha düşünmeye itiyor: “Şimdi bu çocuklar ve torunlar karşımda olsa onlara ne söylemek isterim? Ben onlardan biriysem, başkalarının bana ne söylemesini isterim. Burada hikâyelerini paylaşanlarla benim aramda nasıl bir ilişki var? Onların hayatını bu kadar zorlaştıran bu suskunluğa ben, akademisyen, yazar, gazeteci, siyasetçi, komşu, arkadaş, vatandaş olarak nasıl katkıda bulunmuş olabilirim? Başka ne tür suskunluklara katkıda bulunuyor olabilirim? .. Ve belki de en önemlisi, bu suskunluk katmanlarını hep birlikte nasıl çözebilir, nasıl birbirimize iyi gelebiliriz...?”

TORUNLAR
Ayşe Gül Altınay, Fethiye Çetin
Metis Yayınları
2009
240 sayfa
16 TL.

RADIKAL 30/10/09

 

A snub to Greek Cypriots’
By Simon Bahceli

PLANS TO unveil a monument in Kyrenia next Sunday dedicated to British soldiers who died during the final days of British colonial rule on Cyprus will go ahead next week, despite angry reaction from former EOKA fighters who say the British have no right to erect a monument on the island they fought to liberate.

“They have no right to build such a monument on Cyprus, especially in the occupied areas,” head of the EOKA Veteran’s Association Thassos Sophocleus said, adding that he opposed the description of EOKA as a “terrorist” organisation in literature aimed at raising money for the monument.

EOKA waged a bitter campaign against British rule between 1955 and 1959 resulting in hundreds of deaths on both sides. In 1960 Britain handed the island over to a Cypriot administration while holding on to two highly important military bases, which it still retains today.

The unveiling of the controversial monument, paid for by donations from a campaign organised through the Daily Telegraph newspaper in the UK, will be attended by the British High Commissioner Peter Millet along with hundreds of others attending a Remembrance Sunday service at the British Cemetery in Kyrenia.

The High Commission has confirmed Millet would be attending the service and will lay a wreath at the base of the new monument.

Around 250 veterans from the ‘Cyprus Emergency’ campaign are expected to arrive on the island next week to attend the memorial service along with many relatives of the dead. The service is will also be timed to coincide with the wreath laying ceremony at the Cenotaph at 11am in London.

A number of British “generals and lords” are also said to be attending.

One of the organisers of next Sunday’s event Brian Thomas said the monument would bear the names of 371 British servicemen who lost their lives in Cyprus during what went down in British history books as the Cyprus Emergency.

He said all the soldiers who names were on the monument were buried soon after their deaths at the Wayne’s Keep cemetery in the buffer zone near Nicosia.

Asked why the British Cyprus Monument Trust were erecting the monument in Kyrenia, he said it was because Wayne’s Keep lay within the buffer zone and it was difficult for those with relatives buried there to gain access.

Another of the monument’s organisers Donald Crawford said there were also other reasons why the British Cemetery had been chosen to house the monument.

“It is a fitting place because there are others buried there who served and died for the crown,” he said.

Crawford also rejected complaints that the memorial was being built on Cypriot soil without the permission of the Cyprus government by saying: “Why would we ask them if we can put up a memorial. I don’t want to play politics but the Turks didn’t take that attitude at Gallipoli”.

He added: “It would be much more chivalrous if EOKA came and laid a wreath at the monument”.

Not all in the British community in Cyprus support the project. It is rumoured that the British Resident’s Society (BRS), the main body representing British citizens living in the north, privately oppose the monument. BRS head Morton Cole refused to confirm this, but did say that he would not be attending the unveiling ceremony, but would be attending the smaller annual Remembrance Day celebration at St Andrew’s Church in Kyrenia.

Although none we willing to give their names for fear of ostracism, several other Britons living in the Kyrenia area said they saw the erection of the monument in Kyrenia as a deliberate snub to Greek Cypriots.

“I see this as politically motivated, and I therefore oppose it,” said one Kyrenia resident, who added: “It is also colonially arrogant and badly timed, especially with peace talks going on at the moment between the Greek Cypriots and Turkish Cypriots”.

Another said that the organisers had been informed of some Britons’ reservations about the monument, but that their concerns had been ignored because the organisers were “determined to stick their fingers up at the Greek Cypriots”.

“Wayne’s Keep was suggested, and so was the cemetery in Famagusta, which already has military graves in it. But these suggestions were ignored”.

Other opposition stemmed from the fact that “not one Turkish Cypriot” had been invited to the ceremony.

“Turkish Cypriots also died, many of them in British uniform,” another Kyrenia resident said.

Another complaint aired was that while the Daily Telegraph campaign spoke of “nearly 400 British servicemen who died at the hands of the Greek Cypriot guerrilla organisation EOKA”, in fact only 105 had been killed in actual fighting, the rest having died from accidents or natural causes. The figure of 105 deaths in combat could be easily found in archival data from the time, said another resident.

Crawford however denies any political motivation in his choice of timing or location.

“It’s the fiftieth anniversary of the end of the Emergency. Many of the veterans are getting rather old. If we didn’t do it this year, when would we be able to do it?” he asked.

CYPRUS MAIL 01/11/09

Ghali optimistic for a Cyprus solution

FORMER UN Secretary General Boutros Boutros-Ghali said yesterday it was important to find a solution to the Cyprus problem, to ''protect human rights and avoid further violation of human rights.''

Speaking to the press after a reception given by the municipal authorities in Limassol, Ghali said he was ''optimistic that a solution to the Cyprus problem could be found”.

''You must continue and the fact that you have failed to find a solution (until now) doesn’t mean that there is no solution,'' Ghali said.

He also expressed his belief 'that, with political will on both sides and with the assistance of countries which were interested in promoting peace in the region, Cyprus would find a solution.'

“There is no reason [not to find a solution], but you need patience and political will to continue negotiate until you find a solution,” he added.

He said what was important was to avoid military confrontations.

''The leaders know the problem better than I,'' he said, adding that ''the leaders will have to talk to each other,'' and they ''will have to have the political will and what is more important the assistance of the international community.''

''It is of the interest not only of Cyprus but of the interest of all international community and the members of the EU, for the Mediterranean, to find a peaceful solution,” he said.


''And I am optimist that you will find a solution and peace will prevail in Cyprus.”

CYPRUS MAIL 01/11/09

 

Unutulmuş Rum mimarlar hatırlanacak

Bugün adları unutulmuş Rum mimarların İstanbul'a kazandırmış oldukları eserler sergi ortamında bir araya geliyor.

02 Kasım. 2009 Pazartesi

İstanbul'un mimari, tarihi, sanatsal ve kültürel hazinesini geliştirmeyi hedefleyen ve Zoğrafyon Lisesi Mezunları Derneği, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na başvuru yaparak 'İstanbul'un Rum Mimarları' projesinin hayata geçiriyor. İstanbul’un mimarlığına büyük katkılarda bulunan Rumlar, 'İstanbul'un Rum Mimarları' sergisinde, yaşam öyküleri ve eserleri birlikte ele alınacak. Yaptıkları binalar, fotoğraflar ve bulunabilen özgün çizimleri ile tanıtılacak.

Talat: KKTC ilan edilince ağladım

KKTC Cumhurbaşkanı Talat hayatını anlatan kitapta, 1983’te bağımsızlık ilanı için yapılan oylamada ‘Hayır’ oyu kullandığını açıkladı.

02 Kasım. 2009 Pazartesi

İSTANBUL - Erdal Güven’in yazdığı ve Doğan Kitap’tan çıkan “Adam, Talat’ın Kıbrıs’ı” isimli kitapta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 26 yıllık bir sırrını açıkladı.

Kitapta Talat 14 Kasım 1983 gecesi, KKTC’nin ilanı için yapılan oylamayı şöyle anlatıyor:

“CTP Parti Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce Rauf Denktaş, ‘Yarın KKTC’yi ilan edeceğiz. Reddeden parti kapatılır’diyor. Saat ta 5’e kadar tartışıyoruz. Bir oyla, 13’e 14 oyla KKTC’nin ilanına onay kararı çıkıyor. Ben ‘Hayır’ oyu kullandım.”

Talat ‘Evet’ çıkmaması için büyük mücadele verdiğini de anlatıyor. Talat sözlerine, “Eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez. CTP nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. Çünkü o güne dek alehte kampanya yürütmüştük. ‘Hayır’ demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik” diyerek devam ediyor.

Mehmet Ali Talat bugün de görüşlerinin değişmediğini ifade ederek, “KKTC’yi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla vardı.

Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı değildi.

Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AB’yi istiyor, o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur? Federasyon olur.

İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrıs’a ulaşmış olacağız” diyor.

Talat: Yaşanmış gerçek bilinsin istedim

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir kitapta yer alan ''KKTC'nin ilan edildiği gün ağladım'' sözleriyle ilgili olarak, ''Yaşanmış gerçeği yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim'' dedi.

AA

02 Kasım. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı konutuna dönüşünde görüşmeye ilişkin açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin, '''KKTC'nin kurulduğu gece ağladım' şeklinde bir kitapta yer alan sözleriniz, bir gazetede manşete çıktı. Bu konuyu değerlendirecek misiniz?'' şeklindeki soruya, ''Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun sonra konuşuruz'' diyerek cevap verdi.

Talat, ''Kitabın tanıtımına da gideceğinizi düşünürsek eğer, bu sözlerinizin arkasında duruyor musunuz?'' sorusu üzerine de ''Arkasında duruyorum değil, bu yaşanmış gerçek. Yaşanmış gerçeği, yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim. Yani bu arkasında durma demek değil o. Bu olmuş bir olay. Olmuş bir olayı naklettim, konu o'' diye konuştu.

"İNSANLARIN MÜLKİYET HAKKINI İNKAR ETMEDİK"
Hristofyas'la ''mülkiyet'' konusunu görüşmeye devam ettiklerini belirten Talat, liderlerin temilcilerinin ve uzmanların perşembe günü bir araya gelerek aynı konuyu ele alacaklarını ve cuma günü yapılacak liderler görüşmesinde bu çalışmaların gözden geçirileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum kesiminde Hristofyas'a karşı, ''Lizbon Anlaşması'nın örnek teşkil edeceği' yönünde eleştiriler olduğunun anımsatılması üzerine, en baştan beri insanların mülkiyet hakkını inkar etmediklerini ve tanıdıklarını belirtti.

Yeni bir mülkiyet rejimini oluştururken mülkiyet düzenlemesinin nasıl yapılacağının belli kriterlere bağlı olarak, takas, tazminat ve iade biçimiyle çözümleneceğini söylediklerini aktaran Talat, bu nedenle Lizbon Anlaşması'yla ilgili, bir sorunları, kayıp ve kazanımlarının olmadığını söyledi. Talat, ''Biz, zaten mülkiyet hakkını inkar etmedik. Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturarak, Kıbrıslı Rumların acil çözüm ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeleri de yaptık'' dedi.

TALAT, OLLİ REHN'LE GÖRÜŞECEK
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'e yarın yapacağı ziyaretle ilgili bir soru üzerine de Avrupa Politikaları Çalışma Merkezi (CEPS -Centre For European Policies Studies) konferans vereceğini ve Avrupa Parlamentosu'nda gruplarla görüşmeleri olacağını belirtti.

Olli Rehn'le görüşmesinin de söz konusu olduğunu ifade eden Talat, ziyaretinin aslında Barosso ile görüşmeyi öngördüğünü ve randevusunun da alındığını, ancak Barosso'nun ABD dönüşü Hindistan'a gidecek olması nedeniyle bu görüşmenin yapılmayacağını kaydetti.

Bu arada, Talat ve Hristofyas 6 Kasım'daki görüşmenin ardından, 13, 17, 20, 24 Kasım ve 2 Aralık tarihlerinde bir araya gelecek.

 

İşte KKTC lideri Talat'ın 26 yıllık 'tarihi' sırrı...

Radikal Yazıişleri Müdürü Erdal Güven'in 'nehir söyleşi' formatında yazdığı kitapta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 'tarihi' bir sırrını açıkladı. Buna göre Talat, 1983'te KKTC'nin bağımsızlığı için partisinde yapılan oylamada 'hayır' oyu kullanmış. "Bana göre karar hesapsızdı, akılcı değildi" diyen Talat, KKTC'nin bağımsızlığının ilan edildiği gün de ağlamış...


Radikal gazetesinde yayımlanan haber şöyle:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26 yıl önce, partisinde KKTC’nin bağımsızlık ilanına ilişkin yapılan oylamada, ‘hayır’ oyu vermiş.

Dahası, Cumhuriyetçi Türk Partisi’ndeki (CTP) oylama bir oy farkla, ‘Evet’ çıkınca Talat, eve gidip ağlamış, hayatında ilk defa... Talat’ın ‘sır’rı, Doğan Kitap’ın yayımladığı ‘Adam, Talat’ın Kıbrıs’ı’ adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erdal Güven’in Talat’la gerçekleştirdiği ‘nehir söyleşi’ formatındaki kitap, Talat’ın hem çocukluğundan evliliğine insani yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.

Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talat’ın 15 Kasım 1983’ten, yani KKTC’nin bağımsızlık gününden bir gün önce yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları şöyle:

“Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık bildiri yayınlıyor, ‘Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır, ayrı devlete hayır’ diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce Denktaş, ‘Yarın KKTC’yi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu reddeden bir parti kapatılır’ diyor. Saat taa 5’e kadar tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13’e 14 oyla KKTC’nin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii ‘Hayır’ oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük mücadele verdim ‘Evet’ çıkmaması için. O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. ‘Hayır’ demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.

Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
“KKTC’yi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AB’yi istiyor, o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur? Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrıs’a ulaşmış olacağız.’

AKP olmasaydı

Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiye’nin Kıbrıs politikasını değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor olurdum ne de Annan Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile sunulabilirdi. Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime katılmıştım ve yüzde 10 oy almıştım. Beş yıl sonra ise yüzde 56’ya yakın oy topladım. Tabii bizim kendi özelimizde o günün egemen olan koşullarını da unutmamak lazım. Kıbrıs Türk halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi hareket olarak, parti olarak CTP’yi seçiyordu.

Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde televizyonlarında sanki başka bir gezegende yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004’te kritik zirve için) New York’a vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya edebiyatına başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve “Kusura bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan kalkılmamasıdır” dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin oturup yazdığını söyledi Uğur Ziyal’e.

Söyleyin bakalım
Bana “Yeni Denktaş” denmesi, Güney Kıbrıs’ta çözüm istemeyen Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün sorumluluğunu, çözüme “Evet” demiş Kıbrıslı Türk lidere fatura etme gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol marjinal çevrelerde de kullanılmış bir eleştiridir. Rum tarafının söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur basın yoluyla, sürekli tekrarlanır. Denktaş’a benzemişim! Söyleyin bakalım, Talat’ın çözüm istediğinden kuşkunuz var mı?

Kosova’nın yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile başaramadılar. Bir de Kosova örneğine bakın. Kosova adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta bağımsızlığını ilan ettiğinde bazı ülkeler tanıdı. Kosova’nın iki üç yılda yaptığını biz 30 yılda yapamadık. Çünkü biz dünyaya meydan okuyarak bu işi başaracağımızı hesapladık.
Hedefim Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüme varılmasını sağlamak, buna katkıda bulunmak. En zor günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.

Çatışma olmaz diyemem

Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş savaşı vermek mubahtır, hatta vatanseverliktir.

Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. ‘Daha umutlu musunuz’ diye sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim. Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul edebileceğimiz bir çözüme “Evet” der mi, bundan emin değilim. Henüz emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda her konuda anlaşmamız mümkün değil. BM’den de önce Türkiye ve Yunanistan müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük düşünebilir. Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz yapamayız bunu. Sonra da BM girmeli devreye.

Bir ilki başardık

Hristofyas’la yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı açısından oldukça başarılı geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir başarı.

Türkiye direnmeli
‘Limanlar meselesi’ bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB. Çünkü kendi sözlerini yerine getirseydi, sonra Türkiye’den isteseydi bu açılımı, haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB bulsun çözüm yolunu.

Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam. Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün, esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi gözettiğimin iddia edilmesi.

‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana

Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talat’tı. Mehmet Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı. Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama daha kötüsü hocalar da... ‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana. Geldim Girne’ye yaz tatilinde, elimi Kuran’a basıp, ‘Vallahi vallahi, billahi billahi’ diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı değiştiriyorum. Kurtuldum ‘vesaire vesaire’den.
Babam avukatları çok severdi. Denktaş’ı da çok akıllı bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. “Gün gele Mehmet Ali, Denktaş’ın yerini alacak” dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca “Kel Mehmet Ali” diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: “Ne var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel” Denktaş’a öyle bir sempatisi vardı işte.

Erdoğan: Talat zındık yahu!

AK Parti’nin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri, benden söz etmiş Tayyip Erdoğan’a bir gün. “O zındık yahu” demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem bilmiyor o dönemde.

Favorim Sagan

Ben Carl Sagan’ı severim en çok. Bilime müthiş bir bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk farklılıklarının ötesinde insanlığı çok seviyor.

Tamirci başkan

Üniversite dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım. Şimdi bile oluyor, (‘Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz’) diyenler. Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben hatırlıyorum çoğunu.

Mantık evliliği

Eşimle ODTܒde tanıştık. İkimiz de âşık rolü oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle der herhalde.

Gemiden dağa

Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi sırasında Türkiye’deydim. Birinci harekât ile ikinci harekât arasında çıkarma gemisiyle çıktım Kıbrıs’a. Denizin ortasında feribottan inip çıkarma gemisine bindik. Annem de yanımdaydı. Annem eve ben dağa!

İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim, bilmediğim, konuşmadığım, dokunmadığım..

CNN TURK 02/11/09

 

 

Kıbrıs'ta mülkiyet konusunda gelişme yok

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir kitapta yer alan "KKTC'nin ilan edildiği gün ağladım" sözleriyle ilgili olarak, "Yaşanmış gerçeği yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim" dedi.


Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı konutuna dönüşünde görüşmeye ilişkin açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin, "'KKTC'nin kurulduğu gece ağladım' şeklinde bir kitapta yer alan sözleriniz, bir gazetede manşete çıktı. Bu konuyu değerlendirecek misiniz?" şeklindeki soruya, "Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun sonra konuşuruz" diyerek cevap verdi.

Talat, "Kitabın tanıtımına da gideceğinizi düşünürsek eğer, bu sözlerinizin arkasında duruyor musunuz?" sorusu üzerine de "Arkasında duruyorum değil, bu yaşanmış gerçek. Yaşanmış gerçeği, yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim. Yani bu arkasında durma demek değil o. Bu olmuş bir olay. Olmuş bir olayı naklettim, konu o" diye konuştu.

Hristofyas'la "mülkiyet" konusunu görüşmeye devam ettiklerini belirten Talat, liderlerin temilcilerinin ve uzmanların perşembe günü bir araya gelerek aynı konuyu ele alacaklarını ve cuma günü yapılacak liderler görüşmesinde bu çalışmaların gözden geçirileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum kesiminde Hristofyas'a karşı, "Lizbon Anlaşması'nın örnek teşkil edeceği' yönünde eleştiriler olduğunun anımsatılması üzerine, en baştan beri insanların mülkiyet hakkını inkar etmediklerini ve tanıdıklarını belirtti.

Yeni bir mülkiyet rejimini oluştururken mülkiyet düzenlemesinin nasıl yapılacağının belli kriterlere bağlı olarak, takas, tazminat ve iade biçimiyle çözümleneceğini söylediklerini aktaran Talat, bu nedenle Lizbon Anlaşması'yla ilgili, bir sorunları, kayıp ve kazanımlarının olmadığını söyledi.

Talat, "Biz, zaten mülkiyet hakkını inkar etmedik. Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturarak, Kıbrıslı Rumların acil çözüm ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeleri de yaptık" dedi.

Hristofyas: "Derine inmeye hazır değiliz"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakerelerinde ele aldıkları "mülkiyet" konusunda yeni bir gelişme olmadığını ifade ederek, "Mülkiyet konusunda derine inmeye hazır değiliz" dedi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la bugün yaptıkları görüşmede, aralarında "mülkiyet" konusunun da bulunduğu çeşitli konuları görüştüklerini söyledi.

Bir soru üzerine, "mülkiyet" konusunu henüz derinlemesine görüşmeye hazır olmadıklarını ifade eden Hristofyas, 6 Kasım Cuma günü Talat'la gerçekleştirecekleri görüşmede "mülkiyet" konusunu ele almaya devam edeceklerini kaydetti.

"Kıbrıs Türk tarafının bugünkü görüşmede yeni bir yol haritası sunacağına dair çıkan haberlerin" sorulması üzerine ise Hristofyas, "böyle bir şeyin sunulmadığını" belirtti.

CNN TURK 02/11/09

 

Atatürk'ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı

RADIKAL 02/11/09

 

Mustafa Kemal'in akrabalarından Ahmet Esmen'in elinde bulunan aile soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı





85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürk’ün akrabalarından Ahmet Esmen’in elinde bulunan bu soyağacı, NTVTarih tarafından yayımlandı Derya Tulga ile Ayşegül Parlayan’ın imzasını taşıyan haber, Atatürk’ün soyağacı konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de veriyor.

Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi gibi Hacı Abdullah Ağa’nın torununun torunu olan ve Cumhuriyet’in ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup soyağacını hazırlamaya başlıyor.
Dergiden takip ediyoruz:

Mustafa Kemal hazırladı

“Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir. Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere, Süleyman Sırrı’nın ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Yeni kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer.”

Soyağacı Ahmet Esmen’de

Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen şöyle diyor: “Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle babam beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”

Soyağacı hangi yalanları çürütüyor

Dergİdekİ yazıda, 85 yıl sonra ortaya çıkan soyağacının bugüne kadar ortalıkta dolaşan pek çok iddiayı çürüttüğü de belirtiliyor:
“Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu göremiyoruz. Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var.”

 

Talat: KKTC'nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım

RADIKAL 02/11/09

 

KKTC Cumhurbaşkanı, 'Adam, Talat'ın Kıbrıs'ı adlı kitapta anlattı: Partideki oylamada KKTC'ye 'Hayır' dedim. 'Evet' çıkınca ağladım, ilk defa... Beni üzen tutarsızlıktı, o güne dek aleyhte kampanya yürütmüştük


MEHMET ALİ TALAT'IN FOTOĞRAF ALBÜMÜ İÇİN TIKLAYIN


İSTANBUL - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26 yıl önce, partisinde KKTC’nin bağımsızlık ilanına ilişkin yapılan oylamada, ‘Hayır’ oyu vermiş. Dahası, Cumhuriyetçi Türk Partisi’ndeki (CTP) oylama bir oy farkla, ‘Evet’ çıkınca Talat, eve gidip ağlamış, hayatında ilk defa...
Talat’ın ‘sır’rı, Doğan Kitap’ın yayımladığı ‘Adam, Talat’ın Kıbrıs’ı’ adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erdal Güven’in Talat’la gerçekleştirdiği ‘nehir söyleşi’ formatındaki kitap, Talat’ın hem çocukluğundan evliliğine insani yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.
Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talat’ın 15 Kasım 1983’ten, yani KKTC’nin bağımsızlık gününden bir gün önce yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları şöyle:
“Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık bildiri yayınlıyor, ‘Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır, ayrı devlete hayır’ diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce Denktaş, ‘Yarın KKTC’yi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu reddeden bir parti kapatılır’ diyor. Saat taa 5’e kadar tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13’e 14 oyla KKTC’nin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii ‘Hayır’ oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük mücadele verdim ‘Evet’ çıkmaması için. O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. ‘Hayır’ demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.

Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
“KKTC’yi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AB’yi istiyor, o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur? Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrıs’a ulaşmış olacağız.’

AKP olmasaydı
Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiye’nin Kıbrıs politikasını değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor olurdum ne de Annan Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile sunulabilirdi. Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime katılmıştım ve yüzde 10 oy almıştım. Beş yıl sonra ise yüzde 56’ya yakın oy topladım. Tabii bizim kendi özelimizde o günün egemen olan koşullarını da unutmamak lazım. Kıbrıs Türk halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi hareket olarak, parti olarak CTP’yi seçiyordu.

Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde televizyonlarında sanki başka bir gezegende yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004’te kritik zirve için) New York’a vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya edebiyatına başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve “Kusura bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan kalkılmamasıdır” dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin oturup yazdığını söyledi Uğur Ziyal’e.

Söyleyin bakalım
Bana “Yeni Denktaş” denmesi, Güney Kıbrıs’ta çözüm istemeyen Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün sorumluluğunu, çözüme “Evet” demiş Kıbrıslı Türk lidere fatura etme gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol marjinal çevrelerde de kullanılmış bir eleştiridir. Rum tarafının söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur basın yoluyla, sürekli tekrarlanır. Denktaş’a benzemişim! Söyleyin bakalım, Talat’ın çözüm istediğinden kuşkunuz var mı?

Kosova’nın yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile başaramadılar. Bir de Kosova örneğine bakın. Kosova adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta bağımsızlığını ilan ettiğinde bazı ülkeler tanıdı. Kosova’nın iki üç yılda yaptığını biz 30 yılda yapamadık. Çünkü biz dünyaya meydan okuyarak bu işi başaracağımızı hesapladık.
Hedefim Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüme varılmasını sağlamak, buna katkıda bulunmak. En zor günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.

Çatışma olmaz diyemem
Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş savaşı vermek mubahtır, hatta vatanseverliktir.

Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. ‘Daha umutlu musunuz’ diye sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim. Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul edebileceğimiz bir çözüme “Evet” der mi, bundan emin değilim. Henüz emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda her konuda anlaşmamız mümkün değil. BM’den de önce Türkiye ve Yunanistan müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük düşünebilir. Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz yapamayız bunu. Sonra da BM girmeli devreye.

Bir ilki başardık
Hristofyas’la yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı açısından oldukça başarılı geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir başarı.

Türkiye direnmeli
‘Limanlar meselesi’ bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB. Çünkü kendi sözlerini yerine getirseydi, sonra Türkiye’den isteseydi bu açılımı, haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB bulsun çözüm yolunu.

Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam. Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün, esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi gözettiğimin iddia edilmesi.

‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana
Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talat’tı. Mehmet Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı. Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama daha kötüsü hocalar da... ‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana. Geldim Girne’ye yaz tatilinde, elimi Kuran’a basıp, ‘Vallahi vallahi, billahi billahi’ diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı değiştiriyorum. Kurtuldum ‘vesaire vesaire’den.
Babam avukatları çok severdi. Denktaş’ı da çok akıllı bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. “Gün gele Mehmet Ali, Denktaş’ın yerini alacak” dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca “Kel Mehmet Ali” diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: “Ne var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel” Denktaş’a öyle bir sempatisi vardı işte.

Erdoğan: Talat zındık yahu!
AK Parti’nin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri, benden söz etmiş Tayyip Erdoğan’a bir gün. “O zındık yahu” demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem bilmiyor o dönemde.

Favorim Sagan
Ben Carl Sagan’ı severim en çok. Bilime müthiş bir bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk farklılıklarının ötesinde insanlığı çok seviyor.

Tamirci başkan
Üniversite dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım. Şimdi bile oluyor, (‘Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz’) diyenler. Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben hatırlıyorum çoğunu.

Mantık evliliği
Eşimle ODTܒde tanıştık. İkimiz de âşık rolü oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle der herhalde.

Gemiden dağa
Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi sırasında Türkiye’deydim. Birinci harekât ile ikinci harekât arasında çıkarma gemisiyle çıktım Kıbrıs’a. Denizin ortasında feribottan inip çıkarma gemisine bindik. Annem de yanımdaydı. Annem eve ben dağa!

İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim, bilmediğim, konuşmadığım, dokunmadığım...(Radikal)

 

“Ezelden beri dost”

Hindistan Cumhurbaşkanı, başarı diledi ve gitti

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Güney Kıbrıs ile Hindistan arasındaki gerek siyasi gerek ekonomik ilişkilere özel önem verildiğini ifade ettiği belirtildi.
   Haravgi “Kıbrıs Hindistan’ı Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Olarak Destekliyor” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın önceki gün, Güney Kıbrıs’a resmi ziyarette bulunan Hindistan Cumhurbaşkanı Pratibha Devisingh Patill ile görüştüğünü bildirdi.  Gazete Rum Başkanlık Sarayında Patill ile yaptığı görüşmenin ardından açıklama yapan Hristofyas’ın, görüşmeyi “özlü” ve “içten” olarak nitelendirdiğini yazdı.

KIBRIS 02/11/09

 

 

Liderler bugün devam ediyor

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla gerçekleştirilen müzakereler kapsamında bugün yeniden bir araya geliyor.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışması Alexander Downer’in ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan görüşme saat 16:00’da ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yer alacak.

Liderler bugün “Mülkiyet” konusunun detaylarını görüşecekler.

STAR KIBRIS 02/11/09

 

Amerikan “Ara Formülü”

Pazar günleri yayınlanan KATHİMERİNİ gazetesi “Amerikan Ara Formülü” başlıklı haberinde TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’yla 7 Aralık’ta Washington’da yapacağı görüşme arifesinde Amerikan diplomasisinin; Türkiye’nin AB üyelik prosedürünün devamına olanak tanıyacak bir “ara formül” bulma düşüncesinde olduğunu bildirdi.
Gazete bu düşüncenin; “Türkiye’nin bir limanını açması ve ardından Washington’un ve Brüksel’in; taviz vermesi için Rum yönetimine baskı yapması şeklinde olduğunu; başka bir düşüncenin ise bir miktar Türk askerinin adadan çekilmesiyle” ilgili olduğunu savundu.
Haberde Türkiye’nin ise; aralık ayındaki Avrupa Konseyi Zirve toplantısı arifesinde “Barış için baskı” sloganı ve “bir miktar esneklik kabul edilebilir” ilanı ile ortaya çıkacağı savunuldu.
Gazete Ankara’nın bu çerçevede ve TC Dışişleri Bakanlığı’nda kısa süre önce gerçekleştirilen Kıbrıs sorunuyla ilgili toplantının çizgisi temelinde; Brüksel’in KKTC’yle Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü aktifleştirmesi halinde, Rum yönetimine hava ve deniz limanlarını açmaya hazır görüneceğini yazdı.

STAR KIBRIS 02/11/09

 

Anastasiadis’ten AB liderlerine çağrı

   

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, “Kıbrıs sorunundaki tutumunu değiştirmesi için Ankara’ya yönelmeleri” konusunda Avrupalı liderlere çağrıda bulundu.

ALİTHİA’ya göre Anastasiadis, önceki gün RIK’e yaptığı açıklamada Avrupalı liderler ve diğer yetkililere gönderdiği ve tezlerini anlattığı mektuplar ile yüz yüze yaptığı görüşmelerin olumlu karşılık bulduğunu belirtti.

Rum tarafının tezlerinin, Kıbrıs sorununa “üzerinde anlaşmaya varılan temelde çözüm bulunmasıyla ilgili gidişata yönelik olduğunu” savunan Anastasiadis, Türk tarafının tezlerinin ise konfederal düzene yol açtığını iddia etti.

Anastasiadis ayrıca, Avrupalı liderlerin, Ankara’yı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için özlü adımlar atmaya ikna etmeleri için girişimler üstlenmeleri gerektiğini ileri sürdü. Bu çabalarına olumlu karşılık aldığını belirten Anastasiadis, ne sonuç alınacağını da bekleyip görmeleri gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin AB üyelik sürecinin Aralık ayında değerlendirilmesine ilişkin olarak Anastasiadis, muhtemelen yaptırımlar olmayacağını belirtti.

Anastasiadis tezlerini ortaya koymaları, ayrıca “Haziran” ayına kadar Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına özlü ve olumlu katkı koymaması durumunda Türkiye’nin, üyelik sürecinde bedeller ödeyeceği konusunda Avrupalı ortakların uyarılması gerektiğini de söyledi.

STAR KIBRIS 02/11/09

 

KKTC'nin bağımsızlık gününde ağladım

   

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26 yıl önce, partisinde KKTC’nin bağımsızlık ilanına ilişkin yapılan oylamada, ‘Hayır’ oyu vermiş. Dahası, Cumhuriyetçi Türk Partisi’ndeki (CTP) oylama bir oy farkla, ‘Evet’ çıkınca Talat, eve gidip ağlamış, hayatında ilk defa...
Talat’ın ‘sır’rı, Doğan Kitap’ın yayımladığı ‘Adam, Talat’ın Kıbrıs’ı’ adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erdal Güven’in Talat’la gerçekleştirdiği ‘nehir söyleşi’ formatındaki kitap, Talat’ın hem çocukluğundan evliliğine insani yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.
Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talat’ın 15 Kasım 1983’ten, yani KKTC’nin bağımsızlık gününden bir gün önce yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları şöyle:
“Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık bildiri yayınlıyor, ‘Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır, ayrı devlete hayır’ diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce Denktaş, ‘Yarın KKTC’yi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu reddeden bir parti kapatılır’ diyor. Saat taa 5’e kadar tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13’e 14 oyla KKTC’nin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii ‘Hayır’ oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük mücadele verdim ‘Evet’ çıkmaması için. O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. ‘Hayır’ demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.

Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
“KKTC’yi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AB’yi istiyor, o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur? Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrıs’a ulaşmış olacağız.’

AKP olmasaydı
Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiye’nin Kıbrıs politikasını değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor olurdum ne de Annan Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile sunulabilirdi. Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime katılmıştım ve yüzde 10 oy almıştım. Beş yıl sonra ise yüzde 56’ya yakın oy topladım. Tabii bizim kendi özelimizde o günün egemen olan koşullarını da unutmamak lazım. Kıbrıs Türk halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi hareket olarak, parti olarak CTP’yi seçiyordu.

Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde televizyonlarında sanki başka bir gezegende yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004’te kritik zirve için) New York’a vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya edebiyatına başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve “Kusura bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan kalkılmamasıdır” dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin oturup yazdığını söyledi Uğur Ziyal’e.

Söyleyin bakalım
Bana “Yeni Denktaş” denmesi, Güney Kıbrıs’ta çözüm istemeyen Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün sorumluluğunu, çözüme “Evet” demiş Kıbrıslı Türk lidere fatura etme gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol marjinal çevrelerde de kullanılmış bir eleştiridir. Rum tarafının söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur basın yoluyla, sürekli tekrarlanır. Denktaş’a benzemişim! Söyleyin bakalım, Talat’ın çözüm istediğinden kuşkunuz var mı?

Kosova’nın yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile başaramadılar. Bir de Kosova örneğine bakın. Kosova adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta bağımsızlığını ilan ettiğinde bazı ülkeler tanıdı. Kosova’nın iki üç yılda yaptığını biz 30 yılda yapamadık. Çünkü biz dünyaya meydan okuyarak bu işi başaracağımızı hesapladık.
Hedefim Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüme varılmasını sağlamak, buna katkıda bulunmak. En zor günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.

Çatışma olmaz diyemem
Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş savaşı vermek mubahtır, hatta vatanseverliktir.

Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. ‘Daha umutlu musunuz’ diye sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim. Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul edebileceğimiz bir çözüme “Evet” der mi, bundan emin değilim. Henüz emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda her konuda anlaşmamız mümkün değil. BM’den de önce Türkiye ve Yunanistan müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük düşünebilir. Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz yapamayız bunu. Sonra da BM girmeli devreye.

Bir ilki başardık
Hristofyas’la yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı açısından oldukça başarılı geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir başarı.

Türkiye direnmeli
‘Limanlar meselesi’ bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB. Çünkü kendi sözlerini yerine getirseydi, sonra Türkiye’den isteseydi bu açılımı, haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB bulsun çözüm yolunu.

Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam. Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün, esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi gözettiğimin iddia edilmesi.

‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana
Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talat’tı. Mehmet Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı. Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama daha kötüsü hocalar da... ‘Mehmet Ali vesaire vesaire’ derlerdi bana. Geldim Girne’ye yaz tatilinde, elimi Kuran’a basıp, ‘Vallahi vallahi, billahi billahi’ diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı değiştiriyorum. Kurtuldum ‘vesaire vesaire’den.
Babam avukatları çok severdi. Denktaş’ı da çok akıllı bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. “Gün gele Mehmet Ali, Denktaş’ın yerini alacak” dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca “Kel Mehmet Ali” diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: “Ne var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel” Denktaş’a öyle bir sempatisi vardı işte.

Erdoğan: Talat zındık yahu!
AK Parti’nin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri, benden söz etmiş Tayyip Erdoğan’a bir gün. “O zındık yahu” demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem bilmiyor o dönemde.

Favorim Sagan
Ben Carl Sagan’ı severim en çok. Bilime müthiş bir bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk farklılıklarının ötesinde insanlığı çok seviyor.

Tamirci başkan
Üniversite dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım. Şimdi bile oluyor, (‘Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz’) diyenler. Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben hatırlıyorum çoğunu.

Mantık evliliği
Eşimle ODTܒde tanıştık. İkimiz de âşık rolü oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle der herhalde.

Gemiden dağa
Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi sırasında Türkiye’deydim. Birinci harekât ile ikinci harekât arasında çıkarma gemisiyle çıktım Kıbrıs’a. Denizin ortasında feribottan inip çıkarma gemisine bindik. Annem de yanımdaydı. Annem eve ben dağa!

İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim, bilmediğim, konuşmadığım, dokunmadığım...(Radikal)

STAR KIBRIS 02/11/09

 

 

İşte Atatürk’ün soyağacı

Atatürk’ün kuzeni ile birlikte hazırladığı soyağacına NTV Tarih ulaştı. Şecerenin ortaya çıkması ile birlikte pek çok iddia da çürütülmüş oldu.

ntvmsnbc

02 Kasım. 2009 Pazartesi

İSTANBUL - Atatürk’e yöneltilen saldırıların önemli bir bölümü, ailesini özellikle de annesini hedef alıyor. Daha önce Atatürk’ün baba tarafından soyağacı çeşitli makalelerde ele alınmış olsa da, anne tarafından şeceresinin varlığı biliniyor ancak ortaya çıkmıyordu.

NTV Tarih Dergisi’nden Derya Tulga ve Ayşegül Parlayan yaptıkları çalışmayla, Atatürk’ün, kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte 1924 yılında hazırladığı soyağacının orjinaline ve 1987’deki geliştirilmiş haline ulaştı.

Bu soyağacına göre ailenin kökleri, Zübeyde Hanım’ın büyük büyükbabası Hacı Abdullah Ağa’ya dayanıyor. Kendisinin ve kardeşlerinin çocuğu olmaması nedeniyle, Atatürk’ün doğrudan soyağacı kardeşleri ile birlikte son buluyor. Bununla birlikte cumhuriyetin kurucusu ana tarafından kalabalık bir akraba grubuna sahip.

1924 yılında Atatürk ve kuzeni Süleyman Sırrı Bey’in birlikte hazırladığı şecere, Süleymen Sırrı Bey’in vefatından sonra kızı Gülseren Hanım’a ve oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kaldı. 1987 yılında Latin harflerine çevrilen şecere, Gülseren Hanım’ın 2009’da vefatından sonra da onun tek çocuğu Ahmet Esmen’ie geçti.

Ahmet Esmen bu kadar değerli bir belgenin şimdiye kadar günışığına çıkmamasını şöyle açıklıyor: “Ailem böbürlenmek istemedikleri için, bu durumu anlayacak yaşa gelmemi beklediler. Bir gün beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiç bir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”

İDDİALAR ÇÜRÜDÜ
Şecerenin ortaya çıkması ile birlikte pek çok iddia da çürütülmüş oldu. Bunlardan birisi Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiasıydı. Bu iddia çürüdü çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofiler'e gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesini oluşturuyor.

Bazı kaynaklar da Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmelerine rağmen şecerede bu görünmüyor.

Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu olduğu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşad Fuad Baraner de şecerede yer almıyor. Zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var. Ama Zübeyde Hanım’ın babası, bu şecereye işlenmemiş başka evlilikler yaptıysa, Atatürk’ün bir üvey teyzesi olabilir; Reşad Fuad Baraner’le ilgili iddia da doğrulanabilir.

 

 

Terör korkusu ile uçaktan atladı

Kıbrıs Rum Kesimi'nde bir yolcu, kalkışa hazırlanan bir uçakta silahlı adam gördüğünü sanarak, aprona atladı.

AA

03 Kasım. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesimindeki Larnaka havaalanında, Rum hava yollarına ait ve Atina seferine hazırlanan bir uçağın yolcusunun, eli silahlı bir adam gördüğünü sanarak uçaktan atladığı bildirildi.

Rum polisi ve basınının bildirdiğine göre, cumartesi akşamı meydana gelen olayda, 157 yolcusu bulunan uçak kalkmaya hazırlanırken, 30 yaşlarında Portekiz asıllı Yunan yolcu, uçakta eli silahlı bir adam gördüğünü zannederek, yerinden kalkıp, uçağın kapısını açtı ve aprona atlayarak kaçmaya başladı.

Kaynaklar, olay Hindistan Cumhurbaşkanının Kıbrıs Rum kesimini ziyaretinin sonuna denk geldiğinden dolayı, havalimanının güvenlik güçleri, aprona atladıktan sonra sırt çantasını yere bırakan adamın terör eyleminde bulunacağını sandığını belirtti.

Cyprus Mail gazetesinde bugün yayımlanan haberde, kaçan yolcunun daha sonra havalimanının civarındaki bir otelin damında bulunduğu ve gözaltına alındığı kaydedildi.

Larnaka polis sözcüsü, yaptığı açıklamada, olayın ilk önce bir terör saldırısı girişimi olduğunun sanıldığını ancak soruşturmanın neticesinde olmadığının anlaşıldığını bildirdi.

Bugün mahkemeye çıkarılan yolcu, uçağın kabininde eli silahlı bir adam gördüğüne emin olduğunu söylemesine rağmen, "kötü niyetli eylemde" bulunmaktan ve "yasak alana girmekten" suçlu bulunabilir.

HAVAYOLU ŞİRKETİ DAVA AÇIYOR
Polis yetkilileri, uçak kalkmaya hazırlanırken ve güvenlik önlemlerine rağmen yolcunun nasıl bu kadar kolayca uçaktan aprona atlayabildiğini anlamaya çalışıyor.

Kıbrıs Rum hava yollarının sözcüsü, uçağın, söz konusu yolcu yüzünden 2 saat rötar yaptığını ve hava yolu şirketinin bu kişi hakkında

 

LİDERLER CUMA’YA SÖZLEŞTİ

   

Liderler dünkü buluşmada “mülkiyet” konusunda uygulanacak kriterleri ele aldı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çerçevesindeki görüşmeleri devam ediyor.

Dünkü görüşmede mülkiyet konusunda uygulanacak kriterleri ele alan liderler Cuma günü yeniden bir araya gelecek ve hafta içinde temsilcilerinin bu konuda yapacakları çalışmaları değerlendirecekler.

Ara bölgede saat 16:00’da başlayan ve 1.5 saat süren görüşmede liderler “Mülkiyet” konusunu ele aldı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in ev sahipliğinde yer alan görüşmede, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Temsilcisi ve Kıbrıs Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun da yer aldı.

Alexander Downer görüşmeden sonra yaptığı açıklamada liderlerin bugünkü görüşmede Mülkiyet konusunu görüştüklerini, 5 Ekim Perşembe günü ise konunun temsilciler ve ekipleri tarafından ele alınacağını, 6 Kasım Cuma günü ise liderler arasında yer alacak görüşmede de temsilciler tarafından yapılan çalışmanın değerlendirileceğini ifade etti.

Mülkiyet konusunun “zor bir konu” olduğunu, yapılması gereken çok iş olduğunu kaydeden Downer, Mülkiyet konusunda yapılan görüşmelerin özünde, konunun çözümünde kullanılacak kriterlerin bulunduğunu söyledi.
Talat ile Hristofyas’ın Cuma günü saat 16:00’da yeniden görüşeceğini ifade eden Downer, liderlerin ayrıca bugünkü görüşmede 2 Aralık’a kadarki görüşme tarihlerini belirlediklerini ifade eti.

STAR KIBRIS 03/11/09

 

ESKİ İKİ DOST YİNE ‘BARIŞ’I KONUŞTULAR

   

Gali; “Bölgede rol oynayabilecek birleşik ve güçlü bir Kıbrıs’a ihtiyacımız var” derken Denktaş ise; “Çoğu zaman fikir birliğine varamadık. Benden farklı düşündüğü için değil, görevi bunu gerektirdiği için” dedi.

Limasol’da bulunan bir avukatlık bürosunun açılışına katılmak üzere Güney Kıbrıs’a giden Eski BM Genel Sekreteri Butros Gali, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret etti.
Gali ve Denktaş yaklaşık 45 dakika süren görüşme sonrasında basına görüşmeyle ilgili kısa bir açıklama yaptı.
Denktaş’ı “eski ve iyi bir dost” olarak ziyaret ettiğini söyleyen Gali, Denktaş’la New York ve dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce kez müzakere ettiklerini hatırlattı ve Denktaş’ın sağlığının iyi olduğunu görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti.
Denktaş’la iki toplum arasındaki barış sürecini tartıştıklarını ifade eden Gali, Kıbrıs sorununa nasıl çözüm bulunabileceği hususunu ele aldıklarını ifade etti.
Kıbrıs’ta bir çözüm bulunabileceği konusunda ümitli olduğunu dile getiren Butros Gali, “Çünkü bölgede rol oynayabilecek birleşik ve güçlü bir Kıbrıs’a ihtiyacımız var” dedi.
Gelecek yıl Akdeniz’in bölünmesi; güneyinin fakir kuzeyinin ise zengin olmasıyla sorun yaşanacağını söyleyen Gali; arabuluculuk yapabilecek, Akdeniz’in iki tarafı için uzlaşımcı rol üstlenebilecek ülkenin Kıbrıs olacağını belirtti.

Fikir ayrılıkları
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da “geçmişte saatler süren görüşmeler gerçekleştirdikleri eski bir dostla” karşılaşmaktan onur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Gali’yle gerçekleştirdikleri görüşmelerde bazen fikir birliğine vardıklarını çoğu zaman ise varamadıklarını söyleyen Denktaş bunun Gali gerçekten kendisinden farklı düşündüğü için değil, görevi bunu gerektirdiği için olduğunu belirtti.

“Hala aynı şeyi söylüyorum” diyen Denktaş, Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’a pragmatik olarak bakması ve Kıbrıs sorununun ne olduğuna karar vermesi gerektiğini belirtti.
“Tedaviden önce bir teşhis konulması” gerektiğini dile getiren Denktaş, uygun ve gerçekçi bir teşhis konulması halinde uygun ve kalıcı bir çözüme ulaşılabileceğine inandığını söyledi.

STAR KIBRIS 03/11/09

 

Escape from aircraft raises security questions
By Jacqueline Agathocleous

A MAN who opened the door and jumped off an aircraft raising the terror alert at Larnaca airport, yesterday told a court he bolted because he saw someone holding a gun.

Just before take-off for Athens on Saturday night, Moreno Tavares Lizason, 28 activated the emergency chute and disappeared into the night towards Makenzie beach, leaving his rucksack behind close to the Cyprus Airways (CY) aircraft.

Lizason, who is half Portuguese half Greek, was later found on a hotel rooftop and arrested.

He told the Larnaca court yesterday he thought he’d seen someone holding a gun on the plane and got scared the there would be a hijacking. He was remanded for four days.

Police said it was judged necessary to have the man examined by a state psychiatrist who decided he did not need compulsory hospitalisation.

Police had initially suspected a possible terrorist attack as Indian President Pratibha Patil was meant to depart that night after a three-day visit to Cyprus. Her India Air flight was in close proximity to the CY aircraft.

Also, fleeing the scene, Lizason had left his rucksack behind, which was examined by sniffer dogs before being removed.

Police Spokesman Michalis Katsounotos yesterday insisted there were no gaps in airport security, despite the fact that one man was able to jump the perimeter fence.

“Without wanting to pass the blame to all the bodies that deal with the airport’s security, from the moment the specific incident took place until the moment the police were informed, the time elapsed was enough to give the passenger the opportunity to flee the airport,” Katsounotos said.

“It seems he jumped over the airport’s perimeter fence and taking advantage of the dark, he disappeared into the Makenzie area. From the moment the incident took place until the police were informed, only 15 minutes had elapsed.”

He added: “The perimeter fence is completely secure and provides the necessary protection. The person in question must be tall and athletic and he managed to jump over it.”

When it was pointed out that no one should be able to enter or leave the airport’s perimeter, no matter how tall or athletic, Katsounotos replied: “A similar incident took place in the past, the necessary measures were taken, the perimeter fence was upgraded; in the specific case, the security aspect will be part of the investigation that is underway and we will see if there are holes and insufficiencies. However, I would like to clarify that the perimeter is checked on a daily basis and is estimated by experts to be sufficient and capable of offering the necessary protection.”

The 28-year-old suspect is now being held in connection with damaging an aircraft.

CY spokesman Kyriacos Kyriacou yesterday said the airline’s legal team had decided to sue Lizason, because the financial damage it suffered.

“This man has cost us huge unnecessary damage,” Kyriacou said. “We are still counting the costs, but it is estimated that the damages have exceeded €100,000, maybe even reaching €150,000.”

He explained that the slide alone – which can’t be re-used once activated – will cost at least €25,000 to replace.

Furthermore, the airline was forced to compensate around 50 passengers with €250 each, as they had to travel the following day, while more money had to be coughed up when the company was made to rent a plane from another airline to execute Saturday’s flight to Athens.

“We were made to pay all this money for no reason whatsoever,” Kyriacou said.

According to the CY spokesman, Lizason hadn’t shown any signs of instability prior to boarding the plane. Once aboard, the man insisted on going to the toilet when the engines had started, which the air stewardess eventually agreed to. “Everything happened so fast,” said Kyriacou. “He moved towards the exit door, it seems he knew how the mechanisms worked, he turned the lever, the slide opened and he fled.”

Some media reports suggested that Lizason, who was flying in transit, had met and fallen in love with an airport cleaner, which was why he was so desperate to flee the plane.

But Larnaca Headquarters’ police spokesman, Mamas Parpas, denied the claims. “There is nothing to substantiate this claim,” he said.

CYPRUS MAIL 03/11/09

 

Leaders not ready to discuss property

GREEK and Turkish Cypriot leaders are not yet ready to discuss property -- perhaps the thorniest issue of the Cyprus problem - in depth, President Demetris Christofias said yesterday.

The two sides are discussing the criteria regarding the resolution of the property issue, which has probably become the most difficult aspect of the Cyprus problem.

It is understood that the two sides are discussing who would have the first say on what happens with private property: the rightful owner or the current occupant.

Asked yesterday if it was to assume that there was no agreement on the criteria, Christofias said: “Without assumptions. We are not ready yet to discuss the issue in depth.”

Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday met for around two hours.

Their representatives are scheduled to meet on Thursday – to discuss property -- before Christofias and Talat meet again Friday.

“Our advisers remain authorised to continue the discussion they started in the first meeting and we will meet on Friday afternoon,” Christofias said.

United Nations special envoy Alexander Downer said the two representatives George Iakovou and Ozdil Nami will continue their work.

“As I have explained before, this is a comprehensive and difficult issue and they simply continue the work on property,” Downer said.

He said the Iakovou and Nami are working on the criteria.

“This is the substance of the talks and this is what the representatives will discuss on Thursday,” Downer said.

He added that the aim was for them to achieve more convergence.

The two leaders have also planned further meetings inside December though a detailed schedule was not given yesterday.

CYPRUS MAIL 03/11/09

 

Turkish Cypriots having problems making ends meet
By Simon Bahceli

UNEMPLOYMENT, unmanageable personal debt and environmental degradation are causing a drastic drop in the quality of life for Turkish Cypriots in the north, a report published yesterday claimed.

“Around sixty per cent of people say they are now eating into savings to pay debts and household bills,” Muharrem Faiz, head of market research company KADEM, said.

“Around ten per cent cannot even pay for their basic needs, and another 40 per cent say they are having serious problems making ends meet,” Faiz added.

KADEM, which also conducts the EU’s Eurobarometer survey in the north, reveals a depressing economic outlook for the unrecognised breakaway state. According to Faiz, whose researchers carried out face-to-face interviews with 1,144 residents in the north, it is not only the global economic crisis that is biting, but also Turkey’s insistence on handing down austerity measures on the community.

“Salaries for state employees have been frozen for three years. Meanwhile the cost of living has been steadily increasing,” Faiz said yesterday.

With the majority of Turkish Cypriots, either directly or indirectly, dependent on ‘state’ payments, the freeze on pay increases is having a marked effect on the overall economy.

“There are 72,000 households in north Cyprus, and each month the government writes 63,000 cheques. It is therefore easy to see the importance of payments from the state sector on the economy as a whole. They are what keep the economy afloat,” Faiz said. He added that the “unintentional effect” of Ankara’s efforts to limit ‘state’ spending in the north was effectively “paralysing the economy”. Faiz said however that his report, rather than putting blame solely on Ankara, sought to highlight “systematic problems” in the Turkish Cypriot economy.

“The fact that we have a system where the majority work for the state is not the fault of ordinary people, yet it is the ordinary person who is suffering as a result,” he said. This is borne out by the figures in KADEM’s survey which says 70 per cent of Turkish Cypriot have difficulties paying debts. Around 43 per cent, the report says, have “serious problems” with debt.

Along with debt, unemployment ranked highly among Turkish Cypriots with 66 per cent rating it as a “serious problem”. Just under 50 per cent rated it as a “very serious problem”.

According to figures provided earlier by KADEM, unemployment in the north stands at around 13 per cent. The rates are however higher for the 18 to 24 age group for which the figure rises to 24 per cent.

Surprisingly for an island with little industrialisation, environmental problems also ranked highly among the gripes of Turkish Cypriots with 72 per cent saying the quality of the natural environment had declined. Seventy per cent of those questioned complained of bad air quality. Air pollution in the north usually has little do with industrial output but from the burning of household waste as a means of disposal.
CYPRUS MAIL 03/11/09

 

N such thing as ‘last chance’ for Cyprus
By Elias Hazou

THERE WILL always be a new chance to solve the Cyprus problem, former UN Secretary General Boutros Boutros-Ghali said yesterday, noting his disagreement with the phrase “last chance”.

“There will always be a new chance. I disagree with the word ‘last chance’, because for me you have to continue and continue until you are able to find a solution,” Ghali told newsmen following a one-hour meeting with President Demetris Christofias at the Presidential Palace.

He was responding to a reporter’s question as to whether the current peace talks represented a last-gasp opportunity to solve the island’s longstanding division.

“The fact that you have not been successful or I was not successful in 1992 and 1993 is not a reason not to continue, on the contrary, we have to continue, the secret to solving international problems is perseverance, it is to continue despite the fact that you feel that suddenly you are at square one. You have worked for two years, three years and then you are back at square one. It is not a reason not to begin again”, he said.

Apart from sounding upbeat about the prospects for a settlement, the former UN chief fully endorsed President Christofias:

“I was impressed by his political will to promote the peace process, to promote a real conciliation between the two communities in Cyprus and between Turkey and Cyprus too.”

Ghali said the solution of the Cyprus problem “is not an easy operation, it will take time”, but added that “sooner or later we will find a solution because there is no problem which cannot be solved.

“With the political will it can be solved, all the difficulties can be overcome and I believe there is a real political will”, he noted. 

The Egyptian politician was still optimistic despite the fact that, as he said, he had personally been dealing with the Cyprus problem for 40 years in various capacities.

He cited other examples from around the world, such as the division of Germany, civil wars in Angola and Mozambique and the problem of apartheid in South Africa.

“All these were solved and I see no reason why we cannot solve this problem as well,” he said in a reference to Cyprus.

Ghali said a solution on Cyprus would not only benefit the Cypriot people, but also bring about peace in the region.

Moreover, due to its geopolitical position Cyprus could play the role of mediator in the region for solving other regional problems.

“You do not have to be a superpower to play an important role,” Ghali said.

CYPRUS MAIL 03/11/09

Christofias’ aides ‘gulped’ when he made Nazi analogy
By Stefanos Evripidou

COMPARING NAZI Germany to anything is a “huge insult” which raises five eyebrows in Europe, said one analyst yesterday after the European Commission responded to President Demetris Christofias’ comments on Hitler last week.

Christofias was quoted in The Guardian last Friday comparing the EU’s concessions to Turkey to the appeasement of Adolf Hitler in the 1930s, after comments made during a press briefing in Brussels.

“I don’t compare Turkey with Nazi Germany,” he said. “But it is not reasonable to say don’t challenge Turkey because it will get angry. There are rules and unfortunately Turkey does not respect those rules ... This reminds me of the situation before the second world war, appeasing Hitler so he doesn’t become more aggressive. The substance of fascism was the substance of fascism. Hitler was Hitler,” he told the British newspaper.

A blogger for the Economist who had posed the question which brought on the appeasement analogy said “his aides gulped” when Christofias made the comment.

The president later played down the diplomatic faux pas saying many of his comments to The Guardian had been “distorted” despite they were attributed in quotes.

The comments were read as a slight against the European Commission for appeasing Turkey on the Cyprus issue, drawing a remarkably fast response from Brussels. At a press briefing last Friday, the same day as the publication, the Commission noted that the Cyprus talks have entered “a sensitive and decisive phase”, and appealed to “all sides to exercise restraint in public rhetoric, so as not to put the talks at risk”, in other words, avoid the pre-emptive blame game.

More emphatically, the Commission said: “In our view inappropriate historical comparisons should be avoided.”

The Commission clarified that it has made it clear Turkey’s obligation to implement the Ankara protocol was “now urgent”, noting that eight chapters in Turkey’s accession negotiations are suspended because of non-compliance. It has also made it clear that it expects Turkey to actively support the talks and contribute practically to finding a solution.

A Cypriot diplomat who wished to remain anonymous yesterday acknowledged that there was no need for Christofias to make the Nazi comparison but that the comments had been taken out of context. The president had been talking of appeasement and made it perfectly clear in no way was he relating Turkey to Nazi Germany.

“The Commission went too far in their response. We have heard statements of a worse nature by Turkish generals and officials and seen no response, especially not immediately,” he said.

Hubert Faustmann, an International Relations expert at the University of Nicosia, said the Commission was not alone in perceiving the historical comparison as “inappropriate”.

“It is an extremely clumsy historical analogy. Probably everybody perceived it as inappropriate, even in Cyprus, apart from a few domestic politicians who applauded the statement,” he said.

Even though Christofias made it clear he was not making a comparison, that’s the impression given. “He was trying to put the message across that an aggressive country pursuing aggressive policies should not be appeased. He juxtaposed Turkey not implementing the Ankara protocol with the aggressive pre-World War Two policies of Nazi Germany. You just don’t do that. Implicitly, it’s a huge insult, and in Europe, raises five eyebrows,” said Faustmann.

The analyst likened the gaffe to when the Polish President was seeking more votes in the Council, and said if Nazi Germany hadn’t killed so many Poles, Poland would have a bigger population now and therefore more votes. “The EU reacted with extreme bewilderment”.

Nazi Germany is perceived as the most evil regime in the world and making any comparisons in the EU has extremely negative connotations, he noted.

“The ‘Hitler was Hitler’ statement must have been a slip of the tongue, because it didn’t make sense. What’s worse, Christofias is a historian.”

The comments boiled down to preparations for the key December Summit where Cyprus hopes to push for additional sanctions against Turkey while the EU is keen to let it off the hook, said Faustmann.

Government spokesman Stefanos Stefanou was yesterday unavailable for comment.

CYPRUS MAIL 03/11/09

En zorda esnaf

Kıbrıs Türk halkının yüzde 63’ten fazlası elde ettiği gelir ile geçinemiyor

GEÇİM ZORLUĞU ÇEKİLİYOR…KADEM’in, Kıbrıs okurları için yaptığı kamuoyu araştırmasının sonuçları, KKTC halkının büyük bir çoğunluğunun geçim sıkıntısı çektiğini ortaya koyuyor. Ülke genelinde % 63.9’luk kesim, “Gelirimiz yeterli olmadığı için birikimlerimizi harcamak zorunda kaldık” diyor. Gelirinin yeterli olduğunu söyleyenlerin oranı ise %36.1 ile sınırlı kalıyor.

KIBRIS 03/11/09

 

Ermeni gözüyle

BU gazetede dün, Ermenistan ve Türkiye’den çekilmiş - deyim yerindeyse- iki fotoğrafı anlatan iki haber vardı. Biri, Protokolün imzalandığını görünce Ermenilerin talepleri ortaya çıkmaya başladı” mesajını veriyor, buna karşılık öteki “Restore edilen bir Ermeni kilisesinin yakında Kayseri’de tekrar kapılarını açacağını” anlatıyordu.

Kayseri’deki kilisenin restorasyonu üç yıl önce başladığına göre ortada “protokol” olsa da olmasa da belli ki o zaten açılacakmış. Ama öteki yani “Ermeniler taleplerini ortaya koymaya başladılar” diyen haberin üzerinde biraz durmak lazım.

Önce belirtelim:

Ermenilerin taleplerinde de yenilik yok. Şahsen biz bile taa 1968 yılında Los Angeles’ta görüştüğümüz Taşnaksiyun üyeleriyle tartışırken, “6 Osmanlı vilayetini geri alacağız” demeleri üzerine, “Size biraz pahalıya patlar. Bunun için ölecek 500 bin kişiniz var mı?” yanıtı verdiğimizi anımsarız.

Nitekim son olarak David Davidian isimli bir Ermeni aydını da 29 Haziran 2009 tarihli yazısında “Ermenistan topraklarının 30 bin kilometrekare olduğunu ama Sevr Antlaşması hükümlerine göre Türkiye’den 110 bin kilometrekare toprak almaları gerektiğini” savunuyordu.

Dünkü Hürriyet sadece toprak taleplerinin değil Türkiye’den “tazminat” taleplerinin de tüm hızıyla devam ettiğini, hatta Ermenistan’ın Bern Büyükelçisi Charles (Şahnur) Aznavour’un, 1924 tarihli, bilmediğimiz bir sözleşmeye atıfta bulunarak “O anlaşmayla vaat edilmiş toprakları almak için 85 sene daha bekleyemem” dediğini bildiriyordu.

Bunlar bir bakıma işin “fasa fiso” tarafı...

Asıl önemlisi son iki protokolü Ermenilerin nasıl gördüğü:

Protokole karşı çıkanları biliyoruz. Bunlardan örneğin Dr. Dikran Kaligian düşündüklerini 3 Ekim günü New York’ta doğruca Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın yüzüne söylemiş, onu, Ermenistan’daki Ermeniler ile Ermenistan dışındakilerin tarihi haklarından vazgeçmekle suçlamıştı.

Ama ötekilerin yani “protokol”ü destekleyenlerin bakışı ilginç. Örneğin Kanada’daki “Ermeni Kongresi” isimli örgüt üyeleri özetle:

“Protokolde ne Karabağ’a yapılmış bir atıf, ne de bizim soykırım iddiamızdan vazgeçmemizi gerektiren bir husus var.

Kurulması öngörülen komisyon da soykırım konusunu değil, iki hükümet arasındaki ilişkileri konuşacak. Burada günlük konularla ilgili görüş üretilecek” diyor.

Keza “Ermenilerin tazminat ve toprak taleplerinden vazgeçmelerinin hiçbir şekilde söz konusu olmadığını” vurguluyor.

Demek ki Ermeniler yönünden verilmiş hiçbir ödün yok.

Kanada’daki Ermeni Kongresi adına yapılan açıklamada bu görüşlerinin dayanağı olarak da “Protokol”ün resmi metni aktarılıyor.

Neyse ki “Protokol”ün “1921 tarihli Kars Anlaşması’nı tanıma anlamına gelmediği” yolunda bir laf etmemişler.

Bir de onu söyleselerdi Sayın Şükrü Elekdağ’ın bu protokolün “Ermeniler tarafından aynen böyle anlaşılacağı” yolundaki eleştirilerini anımsatıp, birilerine “Bakın gerçek neymiş?” demek gerekirdi.

OKTAY EKSI HURRIYET 03/11/09

 

Talat: Yaşanmış gerçeği halk bilmeli

04/11/2009 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Doğan Kitap'ın yayımladığı, Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erdal Güven'in 'nehir söyleşi' formatındaki 'Adam, Talat'ın Kıbrıs'ı' adlı kitabında yer alan “KKTC'nin ilan edildiği gün ağladım” sözüne gelen tepkilere yanıt verdi: “Yaşanmış gerçeği vatandaşların bilmesi gerek.”



Kitapta KKTC’nin bağımsızlık ilanından bir gün önce, 14 Kasım 1983’te Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) oylamaya gidip bağımsızlığa onay vermesiyle ilgili “Ben tabii ‘Hayır’ oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük mücadele verdim ‘Evet’ çıkmaması için. O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. ‘Hayır’ demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik” diyen KKTC Cumhurbaşkanı, bugün de aynı görüşte olduğunu belirtiyor.
Dün Rum lider Dimitri Hristofyas’la görüşmesi sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, “O sözleriniz bir gazetede (Radikal) manşete çıktı, bu konuyu değerlendirecek misiniz’ sorusunu, “Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun sonra konuşuruz” diye yanıtladı. Talat, “Kitabın tanıtımına da gideceğinizi düşünürsek, sözünüzün arkasında mısınız” ısrarı karşısında, şöyle dedi: “Arkasında duruyorum değil, bu yaşanmış gerçek. Yaşanmış gerçeği, yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim. Yani bu arkasında durma demek değil o. Bu olmuş bir olay. Olmuş bir olayı naklettim, konu o.”
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, bu sözlerle ilgili “Bizim camiada gizli saklı birşey değildi. Hamasete hiç gerek yok. Bir siyasi liderin kendi halkına karşı dürüst, açık duruşunun ifadesi. Partisinin politikasındaki ani değişikliğin kendisi üzerinde yarattığı etkiyi halkıyla paylaştı” yorumunu yaptı. (aa)

 

“Talat her şeyi göze aldı”

“Adam, Talat’ın Kıbrıs”ı kitabını yazan Erdal Güven KIBRIS’a konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yaşam öyküsünü anlatan bir kitap, ülkemizde ciddi tartışmalara neden oldu. Bazı çevreler, Talat’ın kitapta yer alan anılarından yola çıkarak, “KKTC’ye inanmadığı” sonucuna vardı ve sert eleştiriler yaptı.

KIBRIS 04/11/09

 

Öncelik alışveriş
KKTC nüfusunun %21’i ayda en az bir kez Güney’e geçiyor

Hiç geçmeyenler de var…KADEM’in, KIBRIS okurları için yapmış olduğu ankete göre, Kıbrıslı Türklerin %18.4’ü bugüne kadar Güney Kıbrıs’ı bir kez dahi ziyaret etmedi.Vatandaşların, %20.3’ü Güney’e geçme hakkının olmadığını belirtirken, %21.5’i ayda en az bir kez, %38.8’i ise daha seyrek geçiş yaptığını belirtti.

   Güney Kıbrıs’a geçişlerde, alışveriş en önemli etken oluyor. KKTC vatandaşlarının %61.2’si arada bir veya sıklıkla alışveriş amacıyla Güney’e geçiyor. Güney’deki lokantalara arada bir gidenlerin oranı %26.3, sıklıkla gidenlerin oranı ise %6.2.
   Kimlik, pasaport ve diğer bürokratik işlemler amacıyla, Güney’e geçiş yapanların oranı %44.6, çalışmak için geçiş yapanların oranı; %8.1. Kıbrıslı Rum arkadaşlarıyla buluşmaya gidenlerin oranı ise: %14.6.
   Eski köyünü ziyaret etmeye gidenler, %27.4, eğlence, disko ve bara gidenleri ise % 19.3 oranında.
   Kamuoyu araştırmasına göre, Kıbrıslı Türklerin yaklaşık %6’sı belirli aralıklarla Güney’deki plajlara gidiyor.

 KIBRIS 04/11/09

ONLAR HEP HATIRLANACAK!

   

Dan Gibson

1955 ile 1959 yılları arasında Kıbrıs’ta aktif görevdeyken ölen 371 İngiliz askeri için Pazar günü Girne İngiliz Mezarlığı’nda tören düzenleniyor. İngilizlerin kurduğu Anıt Vakfı (Memorial Trust) tarafından düzenlenen törende ölen İngiliz askerleri için yapılan Anıt’ın da açılışı gerçekleştirilecek.

28’i Kraliyet Donanması, 274’ü İngiliz Ordusu ve 69’u da Kraliyet Havva
Kuvvetleri’nde görevli ölen 371 askerin anısına yaptırılan anıtın üzerinde askerlerini isimleri yer alacak.

STAR KIBRIS 04/11/09

DOWNER: DOĞRUNDAN MÜZAKERELER İLERLİYOR

   

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, doğrundan müzakerelerin ilerlediğini ve Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olan iki liderin, yavaş de olsa ilerleme kaydettiklerini ifade etti.

Rum radyosu RIK’ın haberine göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile olan görüşmenin ardından açıklama yapan Downer, iki liderin zor bir başlık olan mülkiyet konusunu görüştüklerini dile getirdi.

BM’nin kendi önerilerini ortaya koyup koymadığı sorusuna olumsuz yanıt veren Downer, BM’den uzmanların olduğunu, bu uzmanların kendisiyle görüştüklerini ve çeşitli başlıklara ilişkin görüşlerini sunduklarını ifade etti.
Haravgi gazetesine verdiği söyleşinin ardından ortaya çıkan tepkileri yorumlamaya çağrılan Downer, BM’nin iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde çözüm bulunmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Uluslararası örgütün; mülkiyet, toprak ya da başka bir başlığa ilişkin tezlerinin olmadığını belirten Downer, BM’nin, çözüm temlinin siyasi eşitliğe dayanan iki toplumlu, iki kesimli federasyon olduğunu, ayrıca müzakerelerin BM himayesinde gerçekleştiğini kaydetti.

Tepkiler sürüyor

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer’in Rum basınına yaptığı ve “Türk tarafının müzakere masasına getirdiği tezlerin federasyon çözümü öngördüğü” şeklindeki açıklamalarına Rum siyasi partilerinin tepkileri sürüyor.
Fileleftheros ve diğer gazeteler, Downer’in yaptığı son açıklamayla “yeniden Rum siyasi partilerinin hedef tahtası haline geldiğini” yazdılar.

Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konuya ilişkin açıklamasında, Downer’in “Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin federasyon çözümü öngördüğü” şeklindeki düşüncesinin “kendi kişisel düşüncesi olduğunu” öne sürdü.
Habere göre DİKO, EDEK ve Çevrecilerden ise Downer’e yönelik sert eleştiri geldi. DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Downer’in “çok önemli bu görevde, sahip olması gereken saygınlık ve tarafsızlığı kaybettiği konusunda kendilerini ikna etmekte ısrarcı olduğu” şeklinde konuştu.

Ban, kimi işaret etti?

Öte yandan Alithia haberi; “Hristofyas-BM Arasında Açık Çatışma – Ban Ki Moon İkisinden Bahsetti, Downer Sadece Birini İşaret Etti” başlıkları altında verirken, Hristofyas Hükümeti’nin BM ile mevcut ilişkilerinin “kontrol dışı olduğu” yorumunda bulundu.

Gazete, Hristofyas’ın, “Talat’ın konfederasyon öngören tezler sunduğu için müzakerelerin çıkmazda olduğu” şeklindeki argümanının Downer tarafından çürütüldüğünü, Downer’in bu açıklamalarıyla, “BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un 28 Ekim tarihli açıklamasında kimi işaret ettiğini de ortaya koyduğunu” yazdı.
Gazete, Ban’ın söz konusu açıklamasında taraflara “ciddi olmaları, esneklik göstermeleri ve hemen karar vermeleri gibi mesajlar gönderdiğini”, Downer’in ise Talat’ın federasyon çözümü öngören tezler sunduğunu söyleyerek, “dolaylı ancak net bir şekilde, Ban’ın liderlerden hangisini kastettiğini ortaya koyduğunu” savundu.

STAR KIBRIS 04/11/09

 

Talat: Çözüm olmazsa B ve C planımız var

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerinin Nisan ayına kadar sonuçlanmaması ihtimaline karşı B ve C planlarının bulunduğunu söyledi.


Merkezi Brüksel'deki düşünce kuruluşu Avrupa Politikaları Çalışma Merkezi'nde Kıbrıs'taki müzakerelerde gelinen aşamayı ve beklentilerini anlatan Talat, 'Gerçekte B planımız var, C planımız da var. Fakat bence bunları tartışmanın zamanı değil' dedi.

Talat, şöyle konuştu: 'Bazı planlar zihnimizde, bazı öneriler var. Başka planlarımız var, fakat (çözüm) taahhüdümüz hala geçerli. Biz çözümden yanayız, şimdiye kadar çözüm için mücadele ettik. Özellikle 2004'ten bu yana çözüm için çabalıyoruz. Özellikle ben siyasi kariyerimin başlangıcından bu yana çözüm için kararlı oldum. Başka bir seçeneği düşünmek istemiyorum. Dürüst olmak gerekirse biz (Rum lider Dimitris) Hristofyas'la masayı terk etmeyeceğimiz konusunda birbirimize söz verdik. Fakat bu taahhüde rağmen vurgulamak isterim ki bu müzakerelerin bir sınırı var. Eğer bir yerde tıkanıp bunu aşamıyorsak başka ne yapabiliriz? Bu tıkanıklıktan çıkmak için başka yollar aramaya başlayacağız. Şimdilik bu ihtimali düşünmek istemiyorum, fakat inanın başka seçenekler, planlar var. Belki şu anda kağıt üzerinde detaylandırılmamış (planlar) fakat gerçekten önümüzde büyük şans ve fırsatlar var. Benin kişisel düşüncem mevcut müzakerelerin son şans olduğu yönündedir.'

Bunu dile getirdiğinde eleştirilerle karşılaştığını anlatan Talat, 'Teorik olarak son şans olmayabilir ama gerçeklere bakın. Kıbrıslı Türkler artık farklı bir düşünceye sahip, fikirleri değişiyor. Kamuoyu yoklamaları yaptırdığımızda halkın çoğunluğunun 2 devletli çözüm istediği ortaya çıkıyor. Son parlamento seçimleri de bu gerçeği gözler önüne serdi. Yeni Başbakanımız (Derviş Eroğlu) yeni bir iradenin oluştuğunu söylüyor: Halkın, seçimlerin yapıldığı tarih olan 19 Nisan iradesi' diye konuştu.

Talat, KKTC'nin 1983'teki bağımsızlık ilanı sırasında, zaten 1976 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti adıyla bağımsız bir devlet kurulduğu için bunu tekrardan ilan etmenin, BM'nin ve uluslararası toplumun karşı çıkacağı düşüncesiyle, yanlış olduğunu savunduğunu anlattı. Daha sonra yaşananların kendisini haklı çıkardığını söyleyen Talat, o sıralar üyesi olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) federal çözümden yana tavır alarak, bağımsızlık ilanına karşı çıksa da, parlamentodaki oylamada görüş değiştirip tek yanlı bağımsızlık ilanını desteklediğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Bağımsızlık ilanı o dönemde bana göre yanlıştı, ama bu artık tarihi bir gerçek. Özellikle 2004'ten sonra BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin bağımsızlık ilanını kınayan ve buna karşı önlemler getiren kararları bence artık geçerli ya da adil değil. Çünkü Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun BM parametreleri içinde çözümü yolunda kararlarını ortaya koydu. Durum dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından tasdik edildi. Bence artık Kıbrıslı Türkleri hala izole etmeyi, kısıtlamayı sürdürmek adil değil.'

HRİSTOFYAS'IN NAZİ BENZETMESİ

Talat, Brüksel'de 29-30 Ekim'deki AB zirvesine katılan Hristofyas'ın gazetecilere yaptığı açıklamada Türkiye'yi Nazilere benzetmesini de sert sözlerle eleştirdi.

'Nazi konusu gündeme geldiğinde Ankara'daydım. Hemen Hristofyas'ı aradım bu sözlerini sordum. (Doğru değil, böyle bir şey demedim. Yanlış çeviri. Zaman gazetesinden oku, Türkiye'ye bakışım orada yayımlanacak) şeklinde cevapladı' diyen Talat, dün Kıbrıs'ta bir araya geldiklerinde bu konuyu tekrar tartıştıklarını anlattı.

Talat 'Türkiye'nin iyi niyetine ve bana karşı çok tahripkar bir açıklama. Çünkü Türkiye çözüm için çok kararlı, uzlaşma sağlanması için müzakerelerdeki tüm konularda desteğini ortaya koyuyor. Bunun karşılığında böyle eleştiriler ve suçlamalarla karşılaşıyor. Dürüst olmamız gerekirse bu adil değil' şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 04/11/09

 

Christofias sacrifices idealology for sake of peace
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday said he had sacrificed his ideology to be the communist president of a capitalist country for the sake of a solution to reunify the island.

In an interview with a Turkish newspaper Zaman, Christofias said: “I want to assure you that the solution to the problem is a target of my life. Otherwise, a communist would not run for the presidency to run the affairs of a capitalist country.

“I want to assure you that I have sacrificed many things - ideological and otherwise - without denying my ideology as a communist, but I am handling capitalism for the sake of a solution to reunify the island,” he added.

Christofias said that as things stood now, he did not see a solution happening either before the end of the year or even by next April. He accused the Turkish leadership of engaging in a “blame game” by claiming Christofias was being intransigent, while trying to set deadlines of December or April.

“I do not feel comfortable because this is a blame game. What I want and [what I] ask of Turkey is to sit around the same table… for the purpose of a shared vision of Cyprus, Turkey and Greece,” he said.

Asked whether he ever likened Turks to Nazis because of problems in the negotiations, Christofias was categorical: “Absolutely not. I never compared Turkey with Nazi Germany… I was talking about Turkey’s non-compliance with EU norms and standards.”

Regarding the Annan plan referenda in 2004, Christofias said Turkey had two alternative targets, either the plan, which was “absolutely beneficial to Turkey” would be passed by both communities or the Greek Cypriots would vote ‘no’ and Turkey would put them in a corner. “And they actually did. They put the Greek Cypriots in a corner,” he said.

On the question of sanctions come December, he said all options were on the table, adding: “I want to avoid sanctions. I want Turkey to help itself… In no way do I want Turks to be punished.”

Asked whether he could at least give credit to the Turkish leadership for changing Turkey’s Cyprus policy and pushing for a solution, the president replied: “Of course, I have to say I respect Mr (Recep Tayyip) Erdo?an. He is a modern politician, he is a very sociable political fellow.”

However, Christofias asked how he could give him credit when he speaks about a new partnership between two republics. “If this is the basis, we cannot find a solution to the issue,” he said.

Change of plan: Christofias will go to Berlin

GOVERNMENT spokesman Stefanos Stefanou yesterday announced that President Demetris Christofias had changed his mind and would now be attending events in the German capital to mark the 20th anniversary of the fall of the Berlin Wall.

According to Stefanou, during his meeting on Monday with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Christofias asked not to set a meeting for next Monday, so that he could participate in the Berlin events.

“Now that that meeting will no longer take place, the president may go to Germany next Monday and on November 11, he will be in London to meet with British Prime Minister Gordon Brown,” said Stefanou.

Asked why the president changed his mind concerning his trip to Berlin, Stefanou said it was a question of his “full schedule” and Turkey’s efforts to blame the Greek Cypriot side for delaying tactics at the negotiations. Once the government was sure next Monday’s meeting could be postponed, the president was able to announce his participation in the Berlin events, he said.

Christofias had originally declined the invitation to attend the Berlin celebrations, inviting criticism from DISY MEP Ioannis Kasoulides that he had missed a great opportunity to lobby for Cyprus ahead of this December’s EU Summit.

Christofias also met with UN Special Envoy Alexander Downer yesterday, after which the Australian diplomat told reporters the two leaders were “very slowly but surely making progress” in the talks.

CYPRUS MAIL 04/11/09

Talat takes back his ‘TRNC’ tears
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat says he “no longer regrets” the 1983 declaration of the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ (TRNC), despite media reports that he cried at the time of its establishment because he believed it would be damaging to his community’s interests.

Revelations about Talat’s opposition to the declaration of the ‘TRNC’ came to light after the publication of a book by Turkish daily Radikal’s Erdal Guven entitled My Island, Talat’s Island.

In it, the Turkish Cypriot leader tells Guven of how he opposed then-leader Rauf Denktash’s plans to disband the Turkish Federated State of Cyprus, which had been established in the aftermath of the Turkish invasion, to make way for the formation of the ‘TRNC’.

Speaking to the Cyprus Mail yesterday, Talat’s spokesman Hasan Ercakica said, “His [Talat’s] view was that the Turkish Federated State expressed the will of the Turkish Cypriots to reunite the island under a federal framework. The formation of the TRNC, he felt, expressed the opposite, that the Turkish Cypriots wanted a separate state.”

Despite Denktash’s clearly separatist aims, Talat now sees the formation of the ‘TRNC’ as a “historical fact”, and one that does not rule out the formation of a new federation between the Turkish Cypriot and Greek Cypriot communities.

“In later discussions, it was decided that the TRNC did not obstruct the possibility of federation, and could in fact form the basis of a federal state,” Ercakica said, adding that this possibility had been demonstrated through the framework of later peace plans devised with the help of the United Nations, such as the Gali set of ideas and the Annan plan.

Despite the shift in Talat’s assessment of the implications of the ‘TRNC’, extracts from Erdal’s book on this aspect of Talat’s political life make interesting reading. One section describes how the Turkish Cypriot leader was devastated by the Republican Turkish Party’s (his own CTP) acceptance of Denktash’s virtual order that all political parties in the north go along with his plan to set up a separatist state.

“Discussions were going on with great intensity. The Republican Turkish Party frequently published declarations that a separate state meant partition and that it opposed to the division of the island,” Guven quotes Talat as saying.

He continues: “On the night of November 14, the CTP Party Council convened. Before the council’s meeting, Denktash said he would announce the establishment of the TRNC the next day. Any party going against the vote would be shut down, Dentash had warned.

“We discussed this until 5am. In the end we held a vote, which resulted in 14 backing for Dentash, and 13 votes against. Naturally I had voted “no”. What’s more, I did all I could to block the declaration. I cried when I got home that night. I cried because I couldn’t believe how the CTP could do this. What got to me most was the inconsistency we showed. We should have voted ‘no’. Then we would have faced whatever consequences there might have been.”

Interestingly, despite accepting today’s existence of the ‘TRNC’ as a historical reality, Talat is quoted by Guven as saying he still believes his views of 26 years ago are still valid.

“Declaring the TRNC’s establishment was the most wrong thing to do. It was obvious in the international atmosphere of the day that it would backfire against the Turkish Cypriot side because there already existed the Turkish Federal State,” Guven quotes and continues: “The Turkish Cypriot side, with nationalistic fervour, took a decision that caused it to cut the branch it was sitting on. This placed the Cypriot Turks in a difficult position, and led to harsh international pressure on Turkey from the international community”.

CYPRUS MAIL 04/11/09

 

Talat, Brüksel’de seçimleri konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla sürdürülen müzakerelerde zamanın ilerlediğini, çözüme ulaşmak için fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Talat, KKTC’de nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de zaman sınırlaması getirdiğini öne sürdü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının müzakere sürecinde yapıcı ve aktif olduğunu, çözüme ulaşmak için sürekli yeni öneriler hazırladığını, ancak tek taraflı çabanın yeterli olmadığını vurguladı.
   Gelinen aşamada çözüm fırsatının iyi değerlendirilmesi gerektiğine de işaret eden Talat, “Büyük bir fırsat var ve bunun son şans olduğuna inanıyorum” dedi.

KIBRIS 05/11/09

 

Türkiye bana santaj yapıyor

   

“Türkiye’nin limanlarını Aralık ayına kadar Rum gemilerine açmaması durumunda her şey olası. Amacımız Türkiye’yi cezalandırmak değil. Fakat Türkiye’den anlayış bekliyoruz.”

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “Zaman” gazetesine verdiği demeç, Rum basınında geniş yer buldu.
Politis, “Nisan Ayında Şantaj... Hristofyas Türkiye İçin Herşeyin Açıkta Olduğunu Söylüyor” başlığıyla verdiği haberde, Hristofyas’ın Türkiye’ye, “Aralık ayında yapılacak AB üyelik değerlendirmesi için kendi kendine yardım etmesi” çağrısında bulunduğunu yazdı.
Hristofyas, Türkiye’nin limanlarını Aralık ayına kadar Rum gemilerine açmaması durumunda Rum Yönetimi’nin önlem alıp almayacağına yönelik soruya, “Her şey açıkta, her şey olası. Amacımız Türkiye’yi cezalandırmak değil. Fakat Türkiye’den anlayış bekliyoruz” yanıtını verdi.
Türkiye’nin çözüme ulaşılması için Nisan ayı sınırlaması getirmesini “şantaj” olarak niteleyen Hristofyas, “Aralık ayından önce sorunun çözülmesini umut ediyor ve diliyorum. Çözüm olması için elimden geleni yapıyorum. Fakat bununla birlikte nesnel ve gerçekçi olmak istiyorum. Aramızda farklılıklar ve anlaşmazlıklar gördüğüm zaman aralık ayına kadar çözüm bulunamayacağını açıklıyorum. Eğer mevcut hızla devam edersek nisan ayına kadar bile çözüme ulaşamayacağız” dedi.
Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile ilgili eleştirilerde de bulunan Hristofyas, özetle şunları söyledi:
“Erdoğan’a saygı gösteriyorum. Kendisi çağdaş ve sosyal bir siyasetçidir, fakat adada iki ayrı cumhuriyet bulunduğunu ve bu cumhuriyetlerin birleşiminden yeni bir oluşum meydana geleceğini açıklamasına nasıl bir tepki göstermemi beklersiniz? Eğer müzakerelerin temeli bu olsaydı, çözüm bulamayacaktık….”

LAVROV’U KABUL ETTİ

Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunmak üzere dün adaya geldi.
Lavrov’un gelişinin hemen ardından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştüğü bildirilirken, daha sonra ise çalışma yemeğine katıldığı kaydedildi.
Lavrov’un dün ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile baş başa görüşmesi ve ardından iki ülkeden yetkililerin katılımıyla bir görüşme yapılması bekleniyordu. Ayrıca, görüşmede 2009-2012 yıllarını kapsayacak bilim, kültür ve eğitim alanlarında iki ülke arasında İşbirliği Programının imzalanması; 2010-2011 döneminde “İki Ülkenin Dışişleri Bakanlıkları Arasında Müzakereler Planının” onaylanması da gündemdeydi.
Dün akşam Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan ile görüşme programı olan Lavrov’un bu sabah adadan ayrılması planlanıyordu.

YENİDEN BİRLEŞME ETKİNLİĞİNDE

Öte yandan Hristofyas’ın, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20’nci yıldönümü kutlamalarına katılma davetini yeninden gözden geçirerek bu daveti kabul ettiği bildirildi.
Fileleftheros; “Sonuçta Almanya’ya Gidiyor – Kararını Yeniden Gözden Geçirdi Ve Yeniden Birleşme Etkinliğinde Yer Alacak” başlıklı haberinde Hristofyas’ın ilk başta bu daveti reddettiğini hatırlattı.
Gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun, Hristofyas’ın Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20’nci yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere önümüzdeki Pazartesi günü Almanya’ya gideceğini ifade ettiğini yazdı.

STAR KIBRIS 05/11/09

 

Talat: B planımız var

   

Cumhurbaşkanı Talat, B planları ve hatta başka planlarının da bulunduğunu, ancak bunları tartışmanın henüz zamanı olmadığını, kendilerinin çözüm için çalıştıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının müzakere sürecinde yapıcı ve aktif olduğunu, çözüme ulaşmak için sürekli yeni öneriler hazırladığını, ancak tek taraflı çabanın yeterli olmadığını vurguladı.
Müzakerelerin de bir limiti olduğunu, bir şey elde etmeden nereye kadar gidilebileceğinin belli olmadığını ifade eden Talat, bununla ilgili B planları ve hatta başka planlarının da bulunduğunu, ancak bunları tartışmanın henüz zamanı olmadığını, kendilerinin çözüm için çalıştıklarını kaydetti.
Talat, “Büyük bir fırsat var ve bunun son şans olduğuna inanıyorum. Teorik olarak son şans yoktur belki ama pratikte öyle değil” şeklinde konuştu.
Gelinen aşamada çözüm fırsatının iyi değerlendirilmesi gerektiğine de işaret eden Talat, “Büyük bir fırsat var ve bunun son şans olduğuna inanıyorum” dedi.
Brüksel’de temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, önceki akşam Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi (CEPS) adlı düşünce kuruluşunda Kıbrıs sorunu ve müzakere süreciyle ilgili konferans verdi.
Aralarında Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rasbash’ın da bulunduğu AB yetkilileri ve çeşitli ülkelerin diplomatik misyon şefleri yanında, akademisyenlerin de ilgi gösterdiği konferansta Talat, yaklaşık bir yıldan beri devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgi aktararak katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.

ÇÖZÜM TEK TARAFLI OLMAZ

Kıbrıs sorununun çözümünün tek taraflı bir konu olmadığını, tarafların etkin katılım ve çabasının gerekli olduğunu kaydeden Talat, 2004 referandum sonuçlarına atıfta bulunarak Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tavrına rağmen Kıbrıs Türk tarafının çözüm istencinin devam ettiğini vurguladı.
Bu doğrultuda 2008 eylül ayından beri çözüm yönünde kapsamlı müzakerelere devam ettiklerini anlatan Talat, bu yeni süreçte Rum Yönetimi Başkanı ile iki toplumlu, iki kesimli ve siyasal eşitliğe dayalı ortaklık prensibinde anlaştıklarını anımsattı.
Müzakereler çerçevesinde “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Ekonomi” ve “AB İşleri” konularında önemli yakınlaşma sağladıklarını kaydeden Talat, Kıbrıs müzakere tarihinde ilk kez uzlaşılan ve uzlaşılamayan noktaları içeren 30 kadar ortak belge de hazırladıklarına dikkat çekti.
Talat, diğer 3 başlıktan biri olan “mülkiyet”in en zor ve komplike konulardan biri olduğuna işaret ederek, BM’nin de onayladığı iki bölgelilik ilkesini Rum tarafının inkar etmesinden kaynaklanan sorunlar yaşandığını ve mülkiyet konusunda tek bir belge dahi hazırlayamadıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı, bir diğer önemli meselenin ise “toprak” konusu olduğunu belirtti.

KIBRIS TÜRK TARAFI YAPICI, AKTİF

Konferansta katılımcılardan gelen soruları da yanıtlayan Talat, özetle, Kıbrıs Türk tarafının yapıcı ve aktif olduğunu, çözüme ulaşmak için sürekli yeni öneriler hazırladığını belirterek, “Bu büyük fırsatı değerlendirmek istiyoruz, çünkü yeniden yakalayamayabiliriz” dedi.
Kıbrıs sorununun 46 yıllık bir sorun olduğuna dikkat çekerek, bu kadar eski bir sorunu çözmenin kolay olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bunun için çok çalışmak gerektiğini ifade etti.
Talat, Kıbrıs’ın bütün olarak AB’ye girdiğine ilişkin görüntünün kâğıt üstünde olduğunu, fiiliyatta yarısının AB üyesi olduğuna da işaret etti. Talat, Kıbrıslı Türklerin halen izolasyonlar altında bulunduğunu, günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar nedeniyle kendilerini Avrupalı gibi hissedemediklerini söyledi.
Talat, “Çözüme ulaşınca ancak adanın tümü AB’ye katılacak. Bunun tek yolu bu” şeklinde konuştu.
Talat, Türkiye’nin, izolasyon ve kısıtlamaların her iki tarafta da aynı anda kaldırılması önerisini Rum tarafının kabul etmemesi nedeniyle o konuda da ilerleme sağlanamadığını anlattı.

AB DEĞİL BM MÜDAHİL OLMALI

Cumhurbaşkanı Talat, taleplerinin Kıbrıs sorununa Avrupa Birliği’nin değil BM’nin müdahil olması yönünde olduğunu da bir soru üzerine yineledi ve AB’nin Kıbrıs sorununa gerçekten müdahil olmasının kolay olmadığını kaydetti.
Rum tarafının, gerek AB üyeliği gerekse benzer diğer nedenlerden dolayı çözüm için motivasyona sahip olmadığını kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımına gitmek istememelerinin başlıca sorunlardan biri olduğunu anlattı.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi yetkilileriyle bir araya geldi.
Talat ayrıca, Avrupa Parlamentosu’nda Liberal Grup ve Sosyalist Grup başkan ve üyeleriyle de görüştü.
Talat, bugün, KKTC saatiyle 12.00’de ise, Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile bir araya gelecek. Talat ve beraberindeki heyet, temaslarını tamamlamalarının ardından KKTC’ye dönecek.

STAR KIBRIS 05/11/09

 

Lavrov: leaders must find their own solution
By Jacqueline Agathocleous

RUSSIA’S FOREIGN Minister yesterday said that Cypriot leaders should be left on their own to broker a deal, without foreign intervention, set timeframes and arbitration.

Sergei Lavrov is on the island for a two-day official visit and was speaking after a meeting his Cypriot counterpart Markos Kyprianou.

Lavrov stressed the need for Turkey to fully implement UN resolutions, adding that Russia was in favour of implementing the regulations of international justice, as well as those of the UN constitution.

“The two sides in Cyprus must find the formula for a settlement to the problem themselves,” said Lavrov. “The formula of a final settlement must be to the best interests of both Greek Cypriots and Turkish Cypriots and the international community must play an assisting role, without imposing any recipes or formulas and without imposing artificial timeframes.”

Kyprianou described Cyprus and Russia’s relations as “excellent”, saying there was a traditional friendship between the two countries’ governments.

Earlier in the day, President Demetris Christofias said there was full convergence of views between the Cypriot and Russian governments, after meeting Lavrov at the Presidential Palace.

The President said he was “greatly satisfied” with the outcome of the meeting, which he described as “excellent with every meaning of the word”. He added that there would be a more in-depth analysis of the situation between the two foreign ministers.

“The Russian Federation is by our side and I would like to thank the leadership and people of Russia once again for this extremely reliable and diachronic stance maintained in favour of Cyprus, in favour of the Cypriot people’s rights in their entirety, because a fair and viable solution to the Cyprus problem – based on principles, on resolutions of the United Nations and principles of international justice – will serve the whole of the Cypriot public,” said Christofias.

The President and Lavrov discussed the phase at which the Cyprus problem is currently at – including details on his direct talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat – as well as relations between Nicosia and Moscow.

The two governments signed a Programme of Co-operation in the field of Science, Education and Culture for the period 2009- 2012. The two ministers also approved the Plan of Consultations between the Russian and Cypriot Ministries of Foreign Affairs for the period 2010- 2011.

He later met with House President Marios Garoyian, before leaving for the hotel in Larnaca where he is staying.

CYPRUS MAIL 05/11/09

 

Crossing to meet their friends
By Simon Bahceli

NEW RESEARCH into why Turkish Cypriots visit the south appears to have busted the myth that they cross mainly to earn money, pick up bargains and benefit from free health care.

“An increasing number of Turkish Cypriots are crossing to meet with Greek Cypriot friends,” said Muharrem Faiz, head of north-based market research outfit KADEM. The group also carries out the EU’s Eurobarometer survey in the north.

Faiz added that similar research undertaken just over a year ago found that only around six per cent of people questioned said they went south to meet friends. Today’s figure is nearly 15 per cent.

Asked the reason for the dramatic increase, Faiz said he believed it came partly as a result of an increase in the number of Turkish Cypriot children studying in the south.

“The children have friends they meet outside school hours, and often parents also become friends and begin meeting socially,” Faiz said, adding that many Turkish Cypriots now have a “regular social base” in the south.

Another surprise from KADEM’s research was that when Turkish Cypriots cross to go shopping, it is not to find cheaper products.

“We see from the figures that those who cross the most tend to come from the higher income group. This is because what they seeks is not cheap products but variety,” Faiz said. He added that Turkish Cypriots were also aware that the concept of consumer rights was more prevalent in the south.

“Overall, the shopping and leisure sector is more developed in the south, and this appeals to people from the north with a higher spending capacity.”

He added that wealthier Turkish Cypriots like to have days out in the south that include going shopping and eating out.

“It is the more modern lifestyle experience that people like these days, and it is harder to find in the north,” Faiz explained.

Also shattered is the myth that it is Turkish Cypriot workers that use the crossings most frequently. According to Faiz’s research which questioned 1,144 Turkish Cypriots in face-to-face interviews, only eight per cent of those crossing did so for this reason.

Perhaps the most positive result to come out of KADEM’s research was that out of the thousand questioned, only one person said they had encountered hostility from Greek Cypriots during their visits to the south.

“One person said they got into an argument with a cashier at one outlet in the south,” Faiz said.

Interestingly, Turkish Cypriot daily Kibris, which paid for the research, chose not to mention this.

Age also has a marked influence on those who cross, with younger age groups venturing south significantly more often. According to the data, almost 38 per cent of 18 to 24 year olds cross regularly, as do 29 per cent of 25 to 34 year olds. The figures decrease steadily with increasing age.

But it is not all good news. Over 18 per cent of those living in the north said they had never been south. However this is hardly surprising considering 20 per cent said they were not allowed to cross because they were of mainland Turkish origin.

CYPRUS MAIL 05/11/09

 

Ban: momentum on Cyprus talks must be maintained
By Stefanos Evripidou

THE UN Secretary-General Ban Ki-Moon yesterday welcomed Greek Prime Minister George Papandreou’s commitment in helping the Cypriots reach an agreement.

Speaking from Athens on an official visit, Ban highlighted the need to maintain the momentum in the Cyprus problem.

Following his meeting with Papandreou, Ban said the UN has significantly contributed to the process for the reunification of the island. He noted that his Special Adviser Alexander Downer would continue to work with the leaders of the two communities, adding: “I will personally make every effort to facilitate the progress that has been achieved.”

Papandreou said he briefed Ban on the latest initiatives he has taken to generate a momentum in the Cyprus problem and on other issues, and assured the UN chief that their close co-operation would continue.

Ban said he appreciated Papandreou’s commitment to help, adding he had great expectations from the process for the reunification of the island.

Apart from the Cyprus problem, the two leaders also discussed climate change, migration, the Former Yugoslav Republic of Macedonia and the Millennium Goals.

Ban is the first UN Secretary-General to pay an official visit to Greece. He is currently visiting Athens to speak at the Global Forum on Migration and Development.

Meanwhile, according to reports, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan has sent a letter to Papandreou calling on the two men to solve the long-standing differences between the two countries.

Reports also suggest Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu will tell the visiting British Foreign Secretary David Miliband today that Turkey wants to see a solution on Cyprus within the next six months.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat is also due to meet EU Enlargement Commissioner Olli Rehn in Brussels today. During a speech given on Tuesday, Talat said that while he was focusing on achieving a solution, he also had a Plan B and C if necessary.

Speaking after a meeting with AKEL chief Andros Kyprianou, Downer said yesterday Ban’s trip was a chance for him to clarify that the Cyprus issue is a very important priority for the UN. “We want to see the two leaders succeed in the talks,” he said.

The fact that Ban came as far as Greece but did not arrange a stopover in Cyprus raised eyebrows among some commentators, who read the move as a sign that the talks were not going well enough to warrant a visit by the UN’s top man.

Others speculated that a Ban visit would put too much pressure on the talks, while an alternative view was also given that he would only have came if he needed to bang heads together to get the talks moving again.

CYPRUS MAIL 05/11/09

 

Çözüm umudu yok

Kıbrıs Türk halkının % 77, 9’u 2 tamamen ayrı bağımsız devlet istiyor, Annan Planı’na sadece %30’u “evet” diyor.

Halkın çoğunluğu çözüm olacağına inanmıyor…  Kıbrıs Türk halkının % 63 oranındaki çoğunluğu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Dimitris Hristofyas arasında sürdürülen görüşmelerin başarıyla sonuçlanacağına inanmıyor. Ocak 2009’da umutsuzların oranı % 74,5 iken, Ekim’de bu rakamın % 63’e gerilemesi dikkat çekiyor. Ocak 2009’da çözüm olacağına inananların oranı %22,3 idi, Ekim’de % 33,4’e yükseldi.

İki tamamen ayrı bağımsız devlet isteniyor… KADEM’in, Kıbrıs okurları için yapmış olduğu kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk halkının %77,9’u 2 tamamen ayrı bağımsız devlet istiyor. Halkın % 4’i mevcut durumun devamına karşı. Türkiye ile entegrasyona %48,5’i  “hayır” diyor, %42,6’sı destek veriyor. Merkezi yapısı zayıf konfederasyona %75,1 “hayır”, Merkezi yapısı güçlü federasyona ise %50,4 oranında ‘olabilir’ deniyor.

KIBRIS 06/11/09

 

“Yeteri kadar ilginç”

KIBRIS’ın kamuoyu araştırması güneyde büyük ilgi uyandırdı

Güvenilir kamuoyu araştırma şirketi KADEM’in, KIBRIS Gazetesi için yaptığı kamuoyu araştırması Güney Kıbrıs’ta büyük ilgi uyandırdı. Rum gazeteleri özellikle geçtiğimiz gün gazetemizde yayınlanan güneye geçişlerle ilgili ankete sayfalarında önemli yer ayırırken, KADEM Direktörü Muharrem Faiz ile özel söyleşi yapanlar oldu.
   Politis gazetesi, kamuoyu araştırmasının sonuçlarına ve Faiz’in sözlerine geniş yer verdi. Gazete, anket sonuçlarına göre KKTC’den Güney Kıbrıs’a geçenlere ilişkin nitelik ve sayısal açıdan verilerin “yeteri kadar ilginç olduğu” yorumunda bulundu.
   Habere göre KADEM Araştırma Merkezi Direktörü Muharrem Faiz gazeteye yaptığı açıklamada, “araştırmanın ilginç verisi, Güney Kıbrıs’a sık geçenlerin daha genç yaştaki Kıbrıslı Türklerin olmasıdır. Bu gelecek için ümit verici bir unsurdur” dedi.

KIBRIS 06/11/09

 

Brüksel’de önemli görüşme

“Şubat’a kadar mutlaka ilerleme olmalı”

 

Talat, Nisan’daki seçimler öncesinde kampanyalar başlayacağını ve bundan önce Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, bunun kampanyaların da unsuru haline geleceğini ve bunun da doğru bir şey olmadığını söyledi. Talat, “Şubat eğer kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa şubat ayına kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca ulaşılması gerekir” dedi

 

 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel’de Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi  Olli Rehn ile görüştü.

Avrupa Komisyonu’nda gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat süren görüşmede, AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörü Michael Leigh de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sonrasında basına yaptığı açıklamada, Rehn ile Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili detaylı bir görüşme gerçekleştirdiklerini, Rehn’in gelinen aşamayı ve kısa zamanda çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağını merak ettiğini belirterek son durumu ve müzakerelerin içeriğini  kendisine ayrıntılı bir şekilde aktarma fırsatı bulduğunu söyledi.

AB’nin Downer’in ekibine, yasal ve teknik konularda yardımcı olmak üzere Leopold Maurer’i Avrupa Komisyonu Başkanı’nın Özel Temsilcisi olarak atamasının ve müzakereler ile AB arasındaki ilişkileri yürütecek olmasının Avrupa Birliği’nin önemini artırdığını belirten Talat, ancak Avrupa Birliği’ne, Rum tarafı üyesi olduğu için tarafsız rol oynayamayacağından müzakerelerde aktif bir rol öngörmediklerini yineledi ve Rehn’le bu konuyu da görüştüklerini ifade etti.

AB’NİN YAPACAĞI KATKILAR

Talat, AB’nin yapacağı katkılar olduğunu ve bunun iki kanaldan yapabileceğini de ifade ederek ; birincisi olarak Rum tarafını hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesi gerektiğini, bunun önemli olduğunu, çünkü Rum tarafı AB’ye girdikten sonra rahatlığa kavuştuğunu belirtti. Talat, ikinci kanalın ise Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu; Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan güvenini büyük ölçüde kaybettiğini, ancak buna rağmen AB’ye girmek istediğini, çözüm de istediğini, dolayısıyla erozyona uğrayan çözüm ümidi ile AB’ye güveninin canlandırılması gerektiğini vurguladı. “Bunun için AB’nin Kıbrıslı Türklerle yürüttüğü ilişkileri sürdürmesi ve artırması gerekmektedir” diyen Talat, bunu Rehn’den talep ettiğini söyledi.

Talat bunu Rum tarafı üzerinden kabul etmediklerini de yeniden dikkatlerine getirdiğini belirterek  bu açıdan da yararlı bir görüşme olduğunu kaydetti.

Talat, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle süre kısıtlaması olabileceği konusunu görüşüp görüşmedikleri yönündeki bir soru üzerine ise, AB ve Rehn’in, bunun için erken bir çözüme özel ilgisi bulunduğunu söyledi. Nisan ayındaki seçimlerin “önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirten Talat, öncesinde kampanyalar başlayacağını ve bundan önce Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, Kıbrıs sorununun unsurlarının kampanyaların da unsuru haline geleceğini ve bunun da doğru bir şey olmadığını anlattı.

“Şubat eğer kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa şubat ayına kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca ulaşılması gerekir” diyen Talat, bunun ne olabileceği sorusu üzerine de “çok ciddi ilerleme, yani 3-5 pürüzlü nokta dışında önemli konuların çözümlenmesi demek olur” dedi.

HALKIN SESI 06/11/09

 

TALAT, REHN’E BİLGİ VERDİ

   

“AB’nin Kıbrıs sorununa ilgisinin devam etmesi önemli ve yapacağı katkılar var. Birincisi olarak Rum tarafını hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesidir.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel’de Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüştü. Avrupa Komisyonu’nda gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat süren görüşmede, AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörü Michael Leigh de hazır bulundu. Talat’a ise görüşmede Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy’dan oluşan heyeti eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sonrasında basına yaptığı açıklamada, Rehn ile Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili detaylı bir görüşme gerçekleştirdiklerini, Rehn’in gelinen aşamayı ve kısa zamanda çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağını merak ettiğini belirterek son durumu ve müzakerelerin içeriğini kendisine ayrıntılı bir şekilde aktarma fırsatı bulduğunu söyledi.

AB’nin Downer’in ekibine, yasal ve teknik konularda yardımcı olmak üzere Leopold Maurer’i Avrupa Komisyonu Başkanı’nın Özel Temsilcisi olarak atamasının ve müzakereler ile AB arasındaki ilişkileri yürütecek olmasının Avrupa Birliği’nin önemini artırdığını belirten Talat, ancak AB’ye, Rum tarafı üyesi olduğu için tarafsız rol oynayamayacağından müzakerelerde aktif bir rol öngörmediklerini yineledi ve Rehn’le bu konuyu da görüştüklerini ifade etti.

Görüşmeden memnun olduğunu belirten Talat, “AB’nin Kıbrıs sorununa ilgisinin devam etmesi önemlidir diye düşünüyorum ve bunun hızlı bir şekilde sonuca ulaşması talebi, arzusu da önemlidir” dedi.

AB’NİN YAPACAĞI KATKILAR

Talat, AB’nin yapacağı katkılar olduğunu ve bunun iki kanaldan yapabileceğini de ifade ederek ; birincisi olarak Rum tarafını hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesi gerektiğini, bunun önemli olduğunu, çünkü Rum tarafı AB’ye girdikten sonra rahatlığa kavuştuğunu belirtti. Talat, ikinci kanalın ise Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu; Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan güvenini büyük ölçüde kaybettiğini, ancak buna rağmen AB’ye girmek istediğini, çözüm de istediğini, dolayısıyla erozyona uğrayan çözüm ümidi ile AB’ye güveninin canlandırılması gerektiğini vurguladı. “Bunun için AB’nin Kıbrıslı Türklerle yürüttüğü ilişkileri sürdürmesi ve artırması gerekmektedir” diyen Talat, bunu Rehn’den talep ettiğini söyledi.
Talat bunu Rum tarafı üzerinden kabul etmediklerini de yeniden dikkatlerine getirdiğini belirterek

bu açıdan da yararlı bir görüşme olduğunu kaydetti.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, limanlar konusunun görüşmede ele alınmadığını ifade ederek bu konudaki tutumlarını yineledi. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklere yönelik kısıtlamalar nedeniyle Türkiye’nin Kıbrıs Rum tarafına yönelik kısıtlamalarını, Türk tarafına uygulanan izolasyonda yumuşama olmadan kaldırmasının beklenemeyeceğini vurguladı.
Talat, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle süre kısıtlaması olabileceği konusunu görüşüp görüşmedikleri yönündeki bir soru üzerine ise, AB ve Rehn’in, bunun için erken bir çözüme özel ilgisi bulunduğunu söyledi. Nisan ayındaki seçimlerin “önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirten Talat, öncesinde kampanyalar başlayacağını ve bundan önce Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, Kıbrıs sorununun unsurlarının kampanyaların da unsuru haline geleceğini ve bunun da doğru bir şey olmadığını anlattı.

“Şubat eğer kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa şubat ayına kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca ulaşılması gerekir” diyen Talat, bunun ne olabileceği sorusu üzerine de “çok ciddi ilerleme, yani 3-5 pürüzlü nokta dışında önemli konuların çözümlenmesi demek olur” dedi.

Gelinen aşamada Hristofyas’la anlaşabildikleri ve anlaşamadıkları konuları belirleyerek şimdi onlar üzerinde, daha da yakınlaşmak için çalıştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Her konuda anlaşsak bile bunların kuruluş anlaşmasına ve anayasalara yansıtılabilmesi için belli bir süreye ihtiyacımız var. Çünkü anayasaları anayasa uzmanları yazacak. Biz anlaştığımız konuları onlara vereceğiz ve onların da yazmak için zamana ihtiyacı olacak. Dolayısıyla önemli kısımları bitirip bunları anayasacılara devretmek çok önemli bir aşama olacaktır. Artık sonu demek olacak. O zamana kadar bu safhaya varabilmeyi umuyorum” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soru üzerine ise, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin Kıbrıs Türkünün canına ve malına kasteden Kıbrıs Rum ordusunun NATO’da yer almasına tahammül edemeyeceğine işaret ederek “Bu bizim için çok ciddi bir güvenlik tehdidi ve bir çeşit intihar olur” dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün akşam KKTC’ye dönmesi bekleniyordu.

STAR KIBRIS 06/11/09

 

Talat: AB'nin desteği çözüm için ihtiyaç

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için Avrupa Birliği'nin (AB) desteğinin ihtiyaç olduğunu ifade ederek, bu desteğin, gerek Komisyon gerekse üye ülkeler tarafından verilebileceğini Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e anlattığını söyledi.


Brüksel ziyaretini tamamlayarak dün gece KKTC'ye dönen Talat, temaslarını TAK'a değerlendirdi. Brüksel ziyaretinin ilk gününde, Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi'nde (CEPS) verdiği konferansı yararlı bulduğunu belirten Talat, CEPS'nin Kıbrıs'a olan ilgisinin çok eskiye dayandığını, hatta Kıbrıs sorunuyla ilgili ilk önemli açılımları bu düşünce kuruluşunun incelemeleri üzerine gündeme aldıklarını anımsattı. Talat, “Kıbrıs sorununun bugünkü çerçevesine ulaşmasında ve AB'yle bağlantıların bugünkü noktaya gelmesinde önemli yeri olan CEPS'de böyle toplantı yapılması oldukça yaralı oldu” dedi.

Ziyaretinin ikinci gününde parlamentoda temaslar yaptığını anımsatan Talat, Liberal ve Sosyalist Grup ile Dış İlişkiler Komitesiyle toplantılarında, Kıbrıs sorununun geldiği aşamayı ortaya koyduklarını kaydetti.

Çözüm için AB'nin yapabileceği katkıları ve Kıbrıs Rum tarafının ihtiyacı olan motivasyonun nasıl sağlanabileceğini değerlendirdiklerini aktaran Talat, Dış İlişkiler Komitesindeki değerlendirmede, bu komiteyle daha uzun bir çalışma yapmayı prensip olarak kararlaştırdıklarını söyledi.

REHN'DEN AB'NİN DESTEĞİNİ TALEP ETTİM

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşmesini de “çok yararlı” olarak değerlendiren Talat, “Hem Kıbrıs sorununun geldiği aşamayı aktardım, hem de AB'nin desteğini talep ettim” dedi.

Talat, çözüm için AB'nin desteğinin ihtiyaç olduğunu ve bunun gerek komisyon gerekse üye ülkeler tarafından verilebileceğini Rehn'e anlattığını kaydetti.

Rehn'in de, komisyonun Kıbrıs'a olan ilgisinin devam ettiğini, bundan sonra da edeceğini ve bir an önce sorunun çözümünü beklediklerini ifade ettiğini aktaran Talat, şunları söyledi: “Brüksel temaslarımın, Kıbrıslı Türklerin Brüksel'deki görünürlüğünü artırma bakımından son derece yararlı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da Avrupa Birliği'yle temasların her düzeyde devam etmesinin yararına inanıyorum.”
Bu arada, Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede saat 16.00'da 50. görüşmeyi yapacak. Görüşmede “mülkiyet” konusu ele alınmaya devam edilecek.

STAR KIBRIS 06/11/09

 

No agreement on reunification chapters mentioned by Mr Talat’
By Elias Hazou

THROUGH its spokesman yesterday, the government rubbished reports of an agreement between the Greek and Turkish Cypriot sides on certain aspects of reunification talks.

Speaking to newsmen after a meeting of the Cabinet, Stefanos Stefanou debunked a comment attributed to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said to have told a Brussels-based think tank on Tuesday that the two sides had struck a deal on the chapters of governance, European affairs and the economy.

Greek media cited Talat as using the term “agreement” although it is not clear whether this was a mistranslation of the original statement.

At any rate, asked to comment on the reports, Stefanou said: “We wish such an agreement existed.

“But unfortunately, there is no agreement on any of these three chapters mentioned by Mr. Talat.”

The two sides had achieved convergence on certain aspects of these three issues, but at the same time significant differences remained, he added.

Asked by a reporter whether Talat’s comments might be a deliberate bid to “beautify the picture” ahead of Turkey’s EU accession review in December, the spokesman said this might well be the case.

“Logically this type of remarks may be aimed at embellishing or idealizing or giving a picture that is different to that in the actual negotiations,” said Stefanou.

Despite some progress on aspects of a settlement, the Greek Cypriot side was not satisfied with the overall progress in the talks, he added.

“We speak the language of truth, and we tell things the way they really are. There are difficulties, there are also serious disagreements which we are striving to overcome, and that is why we seek compliance with the agreed basis for a solution for a bi-zonal, bi-communal federation with political equality.”

Commenting on the recent flurry of diplomatic activity on Turkey’s part, the spokesman did not rule out the possibility of a publicity stunt to mollify the EU.

“It is actions that matter, and hopefully Turkey will take actions that are substantive. Turkey shall be judged according to its actions and its stance on these matters [the Ankara Protocol], and unfortunately it has done nothing of substance,” Stefanou said.

Meanwhile yesterday the top aides to the two leaders met to discuss the property issue ahead of today’s meeting between President Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat.

The two leaders had also discussed the property issue earlier this week. Presidential Commissioner George Iacovou and Talat aide Ozdil Nami have been tasked with preparing a list of the criteria involved in the property question, in terms of what kinds of properties are affected and what potential solutions are available.

The two sides stand on opposite sides of the fence in terms of their respective positions on property solutions. While the Greek Cypriot side wants the original owner to have final say on what to do with the property, the Turkish Cypriots argue in favour of giving the current user more weight.

CYPRUS MAIL 06/11/09

Ban Ki-moon cautiously optimistic over Cyprus settlement
By Elias Hazou

UN Secretary General Ban Ki-moon said yesterday that, despite the many challenges, he still remains cautiously optimistic over prospects for a Cyprus settlement.

Addressing the Greek Parliament, Ban spoke of a unique opportunity to solve the Cyprus problem.

The UN chief said the UN would facilitate the ongoing negotiations between the leaders of the two communities to reach a settlement, noting that steady progress is being made.

He went on to congratulate President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat for their political leadership and determination.

Ban said he and his Special Adviser Alexander Downer were focused on reaching a solution “by the Cypriots for the Cypriots”, adding that, despite the many challenges, he remained cautiously optimistic regarding the prospects of a settlement.

He pointed out the role Greece could play as a close partner of Cyprus, adding that there was now a unique opportunity to solve the problem.

Also in Athens yesterday was Turkey's chief EU negotiator Egemen Bagis for talks with the Greek leadership, in a visit described as significant by political analysts. Speaking to newsmen from Turkey earlier yesterday before flying out to Athens, Bagis referred to a letter sent by Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan to Greek premier George Papandreou on October 30.

Bagis said the letter clearly spelled out Ankara’s views on the Cyprus issue, as well as addressing other issues of concern to both countries, such as the status of the Aegean and Turkey’s EU accession process.

Speaking to reporters in Greece, Bagis said he expected “an answer” from Papandreou, evidently referring to Erdogan’s letter.

In Nicosia, the government spokesman said President Christofias was briefed on the contents of the letter during a telephone conversation with Papandreou yesterday.

But he declined further comment, noting that the letter was not a matter that concerned Cyprus but Greece.

Meanwhile British Foreign Secretary David Miliband yesterday said ongoing Cyprus negotiations represented a unique opportunity to solve the intractable problem.

“This is a moment of truth, it is a moment for leadership, it is a moment for commitment, because it is a once-in-a-generation opportunity to resolve the Cyprus issue on a bi-zonal, bi-communal basis,” Miliband said in an interview with the daily Hürriyet.

Describing both the Turkish and Greek Cypriot leaders, Mehmet Ali Talat and Dimitris Christofias, as serious people with real commitment, Miliband reaffirmed that Europe would support them when they have to make difficult decisions in the months ahead.

Miliband was speaking from Ankara where he held talks with the Turkish leadership, first with Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu and then Turkish premier Erdogan.

The EU recently criticized Turkey for slowing down the reform process. Turkey has only been able to open 11 negotiation chapters so far and only one has been provisionally closed. In 2006, the EU suspended the opening of eight chapters due to Turkey’s refusal to implement the Ankara Protocol that would open Turkish ports to Greek Cypriot traffic.

“The Ankara Protocol is important, it is part of the [Cyprus] story and there is an important decision to be taken in December… but we should not make a crisis out of a drama,” Miliband said.

And speaking on CNN Turk, Milliband said a Cyprus solution said a Cyprus solution was “technically feasible.”

“It is too early to talk of failure. At any rate, such an opportunity will not arise again,” he said.

CYPRUS MAIL 06/11/09

 

Competition takes inspiration from human rights
By Patrick Dewhurst

HUMAN RIGHTS organisation are celebrating the forthcoming Human Rights Day with an art competition.

Action for Equality, Support and Anti-Racism (KISA) and the Turkish Cypriot Human Rights Foundation have teamed up to run the competition, which aims to promote and highlight the importance of Human Rights Day on December 10.

Entries can be submitted in two categories; photographs or paintings and posters, before the closing date of December 2. There will be two age groups for each category, 12-18 years old and 18 and over.

The artworks in each of the categories will be judged by a panel of seven judges, drawn from Turkish Cypriot, Greek Cypriot and other Ethnic backgrounds.

The four winners will be announced on December 10, each receiving a prize of €300.

The date will be celebrated around the world to mark the United Nations General Assembly’s adoption and proclamation in 1948 of the Universal Declaration of Human Rights (UDHR). The Declaration, signed 61 years ago, is the foundation of international human rights law, the first universal statement on the basic principles of inalienable human rights and a common standard of achievement for all peoples and all nations.

To enter the competition, or to find out more, visit: http://humanrightsdaycyprus.wordpress.com or call KISA on 22878181 

CYPRUS MAIL 06/11/09

 

Eroğlu %36 Talat %31,4

KIBRIS’ın, 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik KADEM’e yaptırdığı ilk araştırmanın sonucunu açıklıyoruz.

Kararsızların oranı oldukça yüksek… KADEM’in, KKTC genelinde 1144 vatandaş ile gerçekleştirmiş olduğu kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Nisan 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde, her ikisinin de aday olması halinde, UBP lideri, Başbakan Derviş Eroğlu’na oy vereceğini söyleyenlerin oranı %36,  Mehmet Ali Talat’a oy vereceklerin oranı ise %31,4. kararsızlar ise %22,1 oranıyla dikkat çekiyor.


   Kamuoyu araştırmasında, Derviş Eroğlu ve Mehmet Ali Talat’ın dışında, DP’nin göstereceği adayı destekleyeceğini söyleyenler %2 oranında. Yeni çıkacak birisine %2,5, TDP adayına ise %1 oranında destek var. Eroğlu’nu destekleyeceğini söyleyenlerin büyük bir çoğunluğunu UBP ve DP’liler oluşturuyor. UBP’li olup da Eroğlu’nu destekleyeceğini söyleyenlerin oranı %74,6, DP’lilerin ise %54,5.
   UBP’li olup da, Talat’a oy verecek olanlar 6,6 iken CTP’li olup da Eroğlu’na oy vereceklerin oranı %8,8’e ulaşıyor. CTP’lilerden %86,1’i Talat’ı destekleyecek. TDP’lilerden %43,3’ü Talat’ı, %3,3’ü Eroğlu’nu, %23,3’ü de kendi partilerinin adayını destekliyor.

KIBRIS 07/11/09

Mülkiyette ilk yakınlaşma

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs müzakerelerinde “Mülkiyet” konusunda taraflar arasında ilk yakınlaşmanın sağlandığını bildirdi.

Özdil Nami, tarafların karşılıklı olarak masaya koyduğu 12’şer maddeden oluşan kriterlerin yarıya yakınında uzlaşma sağlandığını kaydetti.

Nami, BRT 1’de yayınlanan “Güne Günaydın” adlı programda yaptığı konuşmada, mülkiyete ilişkin kriterlerle ilgili olarak karşılıklı 12’şer maddeden oluşan belgeler ortaya koyan tarafların, söz konusu maddelerin yarıya yakınında uzlaşı sağladıklarını, bazılarında ise yakınlaştıklarını belirtti.

MÜLKİYET MEKANİZMASI

Özdil Nami, temsilcilerin önceki günkü görüşmede elde ettiği sonucun aktarıldığı ortak kağıdın Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın bugün gerçekleştireceği görüşmede masada bulunacağını söyledi.

Özdil Nami, mülkiyet sorununun çözümünde kurulacak mekanizmada “Tazminat”, “İade” ve “Takas” enstrümanlarının kullanılması ve bu amaçla bir komisyon oluşturulması konusunda da uzlaştıklarını kaydetti. Nami, kimin ve nasıl birincil söz hakkı olacağı konusunun ise müzakere edilmekte olduğuna işaret etti.

BM teknik heyetlerinin konuya ne denli müdahil olduğunun sorulması üzerine Nami, “BM heyetleri taraflarla ayrı ayrı görüşüyor. Bizim Yakovu ile yaptığımız toplantılara katılmadılar. Onlar daha fazla tazminatların nasıl bulunacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda fikir üretiyor” şeklinde konuştu.

HALKIN SESI 07/11/09

MİLYARDER RUM İŞADAMINDAN, ÇOK ÖZEL AÇIKLAMALAR PAZARTESİ, SALI, ÇARŞAMBA STAR KIBRIS’TA

   

İngiltere’nin en büyük ikinci hava yolu şirketi EASYJET’in sahibi Sir Stelios Haji-İoannou, Kıbrıs Türk basınında ilk defa STAR KIBRIS’A konuştu

Londra’da EASYGROUP Merkezi’nde İngiltere Temsilcimiz Mihrişah Safa’ya özel demeç veren Stelios, Kıbrıs’taki bariyerleri kırmak için düzenlediği iş ortaklığı yarışması finali öncesi, adayla ilgili çeşitli görüşlerini açıkladı

Anne-babası Kıbrıs doğumlu 43 yaşındaki Sir Stelios, Türk ve Rum işadamlarının birlikte iş yapmasını sağlamak ve adanın birleşmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği yarışmada 5 yarışmacı çifte toplam 250 bin Euro verecek.

STAR KIBRIS 07/11/09

 

BİZİM İÇİN İZOLASYONLAR LİMANLARLA AYNI ÖNEMDE

   

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Türkiye'nin limanlarını açma konusundaki taahhüdü ne kadar AB Konseyi açısından bağlayıcı ise, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması da bizim açımızdan o derece önemli bağlayıcı bir hükümdür. Bunlar ancak birlikte ele alındığı zaman adil bir yaklaşım sergilenebilir” dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ise Ankara Protokolü'nün uygulanmasının Türkiye ve diğer tarafların sorumluluğu olduğunu, bundan ayrı ancak bununla ilgili bir başka süreç daha bulunduğunu, bunun da Kıbrıs olduğunu söyledi.
TC Dışişleri Davutoğlu ile İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.
Davutoğlu, limanların Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açılması talebi ile ilgili olarak şöyle konuştu: ''Eğer limanlar konusu kapsamlı barış dışında ya da daha sonraki aşamada ele alınacaksa yine bilinmesi gereken şey şu: Taahhütler karşılıklıdır. Türkiye'nin limanlarını açma konusundaki taahhüdü ne kadar AB Konseyi açısından bağlayıcı ise, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması da bizim açımızdan o derece önemli bağlayıcı bir hükümdür. Bunlar ancak birlikte ele alındığı zaman adil bir yaklaşım sergilenebilir.

Davutoğlu, Kıbrıs konusunu bir bütün olarak ele aldıklarını, yalnızca limanlar konusu çerçevesinde konuşmadıklarını belirterek, bu konudaki tutumlarının açık olduğunu kaydetti.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ise, Ankara Protokolü'nün uygulanmasının Türkiye ve diğer tarafların sorumluluğu olduğunu, bundan ayrı ancak bununla ilgili bir başka süreç daha bulunduğunu, bunun da Kıbrıs müzakereleri olduğunu söyledi. ''Müzakerelerde ilerleme başlı başına önemli bir konudur'' diyen konuk bakan, bu sorunun çözülmesinin AB-NATO ilişkileri açısından da önemli olduğunu, gerek Kıbrıs sorununda gerekse protokol konusunda acil bir çözüm bulunmasının önemli olduğunu vurguladı.

Miliband, 26 Ekim'de Londra'da Türkiye'nin yönü ve önemine ilişkin yaptığı konuşmanın hatırlatılması üzerine, o konuşmada, ''Türkiye'nin Avrupa'da yükselen bir dev olduğunu'' söylediğini belirterek, dünyanın 15. büyük ekonomisi olan Türkiye'nin giderek artan gücüne dikkat çekti. Miliband, Türkiye'nin AB'nin saygıdeğer bir üyesi olmasının önemli bir simge olacağını kaydetti.

STAR KIBRIS 07/11/09

 

MÜLKİYETTE UMUTLAR YEŞERDİ

   

Talat, “mülkiyet konusu görüşmelerde en dikenli, en zor ve en karmaşık konu, ancak son görüşmelerde ortaya çıkan yakınlaşmalarla bu konuda umutlarım geçmişe göre ciddi şekilde arttı.” 

Hristofyas: Mülkiyet konusunda bugün ileriye doğru adım atıldı ama daha yapılacak çok şey var.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde yaptıkları 50. toplantıda, “mülkiyet” konusunda umut yeşerdi.
Mülkiyet konusunun müzakere edildiği dünkü görüşme, yaklaşık 2 saat sürdü.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, liderlerin önce baş başa görüşme gerçekleştirdiklerini, daha sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini söyledi.
Downer, pazartesi ve perşembe günleri özel temsilcilerin yapacağı görüşmelerde mülkiyet konusuna devam edileceğini, liderlerin de cuma günü yapılacak görüşmede aynı konu üzerinde çalışacaklarını kaydetti.
Downer “Masaya bugün herhangi bir öneri getirilip getirilmediği” yönündeki soruyu ise, “görüşme dostça ve güzel bir atmosferde gerçekleştirildi” diyerek yanıtsız bıraktı.
“Konu üzerinde herhangi bir ilerleme sağlandı mı” şeklindeki soruya da Downer, “İki lider konu üzerinde çalışıyor” demekle yetindi.

En dikenli, en karmaşık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusunun görüşmelerde en dikenli, en zor ve en karmaşık konu olduğunu, ancak son görüşmelerde ortaya çıkan yakınlaşmalarla bu konuda umutlarının geçmişe göre ciddi şekilde arttığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Lider Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’nda basına açıklamalarda bulundu.
Talat, mülkiyet konusunu görüşmeye devam ettiklerini, görüşmede iyi bir çalışma yaptıklarını söyledi.
Mülkiyet konusunda daha önce kriterlerin hazırlanması konusunda mutabakata vardıklarını ve temsilcilerinin toplanarak tarafların düşüncelerini bütünleştirmeye, birleştirmeye çalıştıklarını anımsatan Talat, temsilcilerin yapılan son toplantıda da “çeşitli renklerden” oluşan bir kağıt hazırladıklarını kaydetti.
Talat, özellikle o kağıdın kategorileri üzerinde çalıştıklarını ifade ederek, bu kapsamda iyi bir çalışma yaptıklarını söyledi.
Temsilcilerin gelecek hafta 2 görüşme yapacaklarını ve liderlerin bundan sonraki görüşmesine iyi bir hazırlık yapacaklarına inandığını belirten Talat, “En dikenli konu olan mülkiyetle ilgili umutlarımız, en azından benim, geçmişe göre ciddi şekilde artmıştır” dedi.
Ancak henüz işin başında olduklarını dile getiren Talat, daha önce mülkiyet konusunda iki liderin bir birine çok uzak olduğunu, son çalışmayla bir birlerine daha yakın noktada olduklarını söyleyebileceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın öneri kağıtlarını gördükten sonra yorumladığını ve kendisine göre sorgulayarak tartıştığını, karşı tarafla ortak bir noktaya gelmeye çalıştığını anlatarak, kağıtların bu şekilde hazırlandığını söyledi.
Mülkiyet konusundaki son kağıtta da böyle olduğunu ve daha fazla kriterler üzerinde durduklarını belirten Talat, ortak noktalara varabilecekleri gibi bir izlenimi olduğunu vurguladı.

Hristofyas doğruladı

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la dünkü görüşmelerinde mülkiyet konusunda ileriye doğru adım atıldığını, ancak daha yapılacak çok şey olduğunu söyledi.
Rum radyosu RİK’in haberine göre, Talat’la görüşmesinin ardından başkanlık konutuna dönüşünde açıklama yapan Hristofyas, “Mal-mülklerin kategorilere ayrılmasına başladık. Bugün ileriye doğru bir harekette bulunduk fakat daha yapılacak çok şey var” dedi.
Hristofyas, “Bana göre, mülkiyet başlığıyla ilgili görüşmeler birkaç hafta sürecek. Mal-mülklerle ilgili konuyu görüşmeye devam ediyoruz ki bu da basit bir konu değildir” diye ekledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB işlerinden sorumlu temsilcisi Özdil Nami’nin “mülkiyete ilişkin kriterlerde karşılıklı 12’şer maddeden oluşan belgeler ortaya konduğuna ve bunların yarıya yakınında uzlaşı sağlandığına” ilişkin dünkü açıklamasının anımsatılması üzerine ise Hristofyas, “Böyle bir şey yok” dedi ama ekledi…“Özdil Nami’nin hangi 12 noktadan bahsettiğini kendi kendime sordum. Mal-mülklerin kategorilere ayrılmasıyla ilgili 12 noktadan 6’sı mı? Mal-mülklerin kategorilere ayrılmasına ilişkin üzerinde anlaşmaya varılan çok daha fazla nokta vardır. Fakat görüşülmesi gereken başka noktalar da var…”

STAR KIBRIS 07/11/09

 

Nami: İlk uzlaşı kağıdı ortaya çıktı

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs müzakerelerinde “Mülkiyet” konusunda taraflar arasında ilk yakınlaşmanın sağlandığını bildirdi.

Özdil Nami, tarafların karşılıklı olarak masaya koyduğu 12’şer maddeden oluşan kriterlerin yarıya yakınında uzlaşma sağlandığını kaydetti.
Nami, BRT 1’de yayınlanan “Güne Günaydın” adlı programda yaptığı konuşmada, mülkiyete ilişkin kriterlerle ilgili olarak karşılıklı 12’şer maddeden oluşan belgeler ortaya koyan tarafların, söz konusu maddelerin yarıya yakınında uzlaşı sağladıklarını, bazılarında ise yakınlaştıklarını belirtti.

Özdil Nami, temsilcilerin önceki günkü görüşmede elde ettiği sonucun aktarıldığı ortak kağıdın Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın bugün gerçekleştireceği görüşmede masada bulunacağını söyledi.
Nami, mülkiyet sorununun çözümünde kurulacak mekanizmada “Tazminat”, “İade” ve “Takas” enstrümanlarının kullanılması ve bu amaçla bir komisyon oluşturulması konusunda da uzlaştıklarını kaydetti. Nami, kimin ve nasıl birincil söz hakkı olacağı konusunun ise müzakere edilmekte olduğuna işaret etti.
BM teknik heyetlerinin konuya ne denli müdahil olduğunun sorulması üzerine Nami, “BM heyetleri taraflarla ayrı ayrı görüşüyor. Bizim Yakovu ile yaptığımız toplantılara katılmadılar. Onlar daha fazla tazminatların nasıl bulunacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda fikir üretiyor” şeklinde konuştu.

Müzakerelerde gelinen aşama

Özdil Nami, devam eden müzakerelerde ciddi bir yol alınıp alınmadığına ilişkin soruyu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un “Kıbrıs’ta liderler 1 yılda, 30 yılda alınan mesafeden fazla yol aldı” değerlendirmesiyle yanıt verdi.
Nami, Moon’un “Şimdi liderlerden gerçek ilerleme bekliyorum” şeklindeki yaklaşımını ise sonuç almaya yönelik bir talep olarak değerlendirdi.
Özdil Nami, varılacak anlaşmanın birincil hukuk olması konusunda ise AB’nin en üst düzey yetkililerinin verilmiş taahhütleri bulunduğunu, tarafların anlaşmaya varması halinde AB’nin bunun önünde engel olmayacağını söyledi.

STAR KIBRIS 07/11/09

 

 

Property group condemns title deeds laws
By Charles Charalambous

DRAFT legislation to deal with the estimated 130,000 unissued title deeds fails to “grasp the nettle” of the issue as it does not address in any way the main issue of developer mortgages, a leading property action group said yesterday.

In a statement to be circulated today to British and Cypriot MEPs – a copy of which has been obtained by the Cyprus Mail – the Cyprus Property Action Group (CPAG) contends that the government’s proposed legislation currently before the House Legal Affairs Committee “in effect is merely an amnesty for developers who have failed to adhere to planning/building permits issued or even built illegally without these permits”.

Consequently, it fails to address the main problem of “developers taking mortgages on properties they have also sold to unsuspecting buyers”. Buyers then “wait years to obtain title deeds and stand to lose their homes should the developer go bust and if the buyers cannot then pay off ‘their’ portion of the mortgage”.

After arguing that successive governments have “totally abandoned” enforcing the Completion Certificate law “which is designed specifically to protect buyers and the integrity of the planning system”, the CPAG statement also says that by creating three categories of title deed “the proposed legislation in our view also seriously undermines the rights of the buyers who may be subjected to the effects of such provisions.”

The three new categories defined in the draft legislation are: “complete” or clean title; “imperfect” title, presenting minor irregularities in relation to the building permit; and “limited” title, presenting substantial illegalities in relation to the building permit.

In CPAG’s view, anything less than a complete or clean title deed in practice would prevent a buyer from selling a property or taking out a mortgage. Since Article 23 of the Constitution (Property Rights) guarantees every owner the right to dispose of their property, CPAG considers “this particular amendment as being totally unconstitutional”.

“The Government could appear to be colluding with dishonest developers to breach bona fide sales agreements through their ability to apply for these inadequate type 2 and 3 title deeds.”

The statement also quotes a press announcement issued by the Cyprus Bar Association a month ago, which said that “there is concern that the amendments will not solve the problem, but add to it”, and recommended opposition to the three amending bills.

CPAG accuses the Cyprus government of “consistently misleading” the UK government and the EU – which have applied pressure for a resolution to the problem – by suggesting that the proposed legislation represents “action to address the serious issues raised by these bodies.”

The statement concludes: “Sooner or later they will have no choice but to address the issue of developer mortgages. The question is: just how much damage to the economy, the image of Cyprus and people’s lives will have been caused before the Government shoulders its responsibilities?”

CYPRUS MAIL 07/11/09

 

 

Seeking common ground on property
By Stefanos Evripidou

BOTH LEADERS spoke of tentative steps forward on the seemingly insurmountable property issue yesterday after meeting for two hours at the UN-controlled Nicosia Airport.

Following his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, President Demetris Christofias said the two leaders achieved some convergence, noting, however, that a lot still needed to be done.

“The discussion (on property) will continue, in my view, for some weeks...(it) is not a simple matter. Anyway, we have made a move forward but there is still a lot that needs to be done”, he said.

“I don’t mean that there has been progress, but there is a certain convergence,” he added.

Christofias noted that the two sides would continue efforts to categorise the various issues involved in the mammoth property chapter. “We have still a long way to go,” he said.

Talat displayed an equal measure of cheer on his return to the north, saying that his hopes of reaching agreement on the “complicated and difficult” property issue had increased.

He said good work had been made on the issue, adding that the leaders’ respective aides had prepared “coloured” documents, showing the points of convergence and divergence.

Talat expressed optimism that the two aides will make good work before the two leaders’ next meeting, noting that the two sides started off poles apart but were now inching closer. The Turkish Cypriot leader noted, however, that they were still at the beginning of the property issue.

Noting his hope for greater convergence, Talat explained that one side often feels “uncomfortable” with the other side’s proposal, but that after talking about it, they realise it’s not what they think it is, and the two find common ground.

Meanwhile, Christofias denied statements by the Turkish Cypriot leader’s aide, Ozdil Nami, regarding the existence of 12-point documents on the criteria for the properties issue and on the fact that the two sides have agreed on nearly half of them.

“No, there is no such thing. The points on which there has been an agreement are much more regarding the categorisation but there are still some which need to be discussed,” he said.

He added that there is “a first paper on convergences and differences from last year and now we are categorising properties, so we have not yet entered the essence of the discussion”.

The representatives of the two leaders, George Iacovou and Nami are going to meet next Monday and Thursday, to further work on the property issue while the leaders will meet again on Friday, sticking to the same topic of discussion.

“They need meetings to make progress. As they gradually make progress they will get to the end of the process and eventually they will move to another chapter,” said UN Special Adviser Alexander Downer after the meeting.
CYPRUS MAIL 07/11/09

 

‘Cyprus and Turkey must find harmony over airspace’
By George Psyllides

INTERNATIONAL aviation authorities are trying hard to resolve the issue of lack of co-ordination between control towers in Nicosia and Ankara, which creates flight safety concerns, officials said yesterday.

The problem stems from Turkey’s refusal to recognise Cyprus and its insistence for flying aircraft in Cypriot airspace to communicate with the breakaway state.

“Both Eurocontrol and ICAO and the European Commission are continuously mentioning this safety related deficiency to Turkey and we are doing our best to persuade them that we should find a melody that we can all dance to,” said ICAO’s Thiel Karsten.

Karsten said it “takes two to tango” and until now there has been no agreement between the two to dance to the same tune.

Eurocontrol director-general David McMillan said his organisation was working very hard to try and find solutions, which were acceptable to all the parties concerned “so as to deliver the safest possible airspace in this region.”

“That’s what we’re trying to do and I think it’s important that you understand that efforts are underway to try and find a solution … which I would like to find sooner rather than later,” McMillan told reporters.

He said there were ways within the limits of international law that could help resolve the issue.

Transport Minister Nicos Nicolaides stressed that any communication between Nicosia and Ankara could not go through the breakaway state in the north.

It should either be direct or through Eurocontrol or any other facilitators, Nicolaides said.

“We are ready to proceed with technical arrangements of the problem of lack of communication,” Nicolaides said

He criticised Turkey for trying to upgrade the breakaway state through this procedure.

Turkey insists that all communication goes through the breakaway state.

“The issue is one of communication in the area so that everybody knows what instructions have been given to aircraft and aircraft know which instructions to follow,” McMillan said.

CYPRUS MAIL 07/11/09

 

Türk dostu İngiliz boksöre KKTC şortunu giydirmediler

Türk dostu Haye 144 kiloluk rakibini yendi ve yeni dünya şampiyonu oldu ama...

WBA Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvan maçında Rus devi Nikolai Valuev dün çıktığı İngiliz boksör David Haye karşısında unvanını koruyamadı ve unvanı İngiliz boksöre kaptırdı.

Dünya WBA Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvan maçında dün akşam Almanya'nın Nuremberg kentinde yapılan müsabakada, David Haye 12 raund üzerinden yapılan karşılaşma sonunda 116-112 sayı ile 2.13 metre boyundaki Rus boksör Nikolai Valuev'i yenerek unvanın yeni sahibi oldu.

36 yaşındaki Rus boksör Valuev, kariyerinde çıktığı 52 karşılaşmadan 34'ü nakavt olmak üzere 50'sini kazanıp, 1 maçı beraberlikle, 1 maçını ise kaybetmiş olarak ringe çıkarken, 29 yaşındaki Haye ise toplam 23 maçın 21'ini nakavt olmak üzere 22'sini kazanıp, 1 maçını da kaybetmiş olarak çıktı.

İngiliz vatandaşı olmasına rağmen şortunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı taşıyan yeni şampiyon David Haye, son 3 yıldır antrenmanlarını Girne'de sürdürüyor.

HAYE'YE KKTC ŞORTUNU GİYDİRMEDİLER

Yaklaşık 15 bin kişinin canlı izlediği bu dev maçtan zaferle ayrılan David Haye, her maçında giydiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bayrağı olan şortunu bu maçta giyemedi.

KKTC'nin Girne şehrinin Ozanköy köyünde yaşayan ve antrenmanlarını burada sürdüren Haye, her fırsatta KKTC'yi ve Türk halkını çok sevdiğini dile getirdi. Fakat yeni şampiyon, maça KKTC bayraklı şort ile çıkmaması için aldığı tehditler, baskılar ve maçın bu şekilde yapılamayacağının belirtilmesi üzerine şortunda sadece İngiliz bayrağı ile maça çıktı.

MILLIYET 08/11/09

 

Talat: Gazeteyi okumadım, Eroğlu: Anket güvenilir

KADEM’in araştırma sonuçları Başbakanı memnun etti, Cumhurbaşkanı yorum yapmadı.

KADEM’in, KIBRIS okurları için, Nisan 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik ilk kamuoyu araştırmasının sonuçları büyük ilgi uyandırdı. Kamuoyu araştırmasında aday olması halinde Başbakan, UBP Genel Başkanı Dr.Derviş Eroğlu’na %36, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a ise %31,4 oranında destek çıktı.   
   Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın dünkü 47. Olağan Genel Kurulu’na davetli olarak katılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS muhabirinin “anket sonuçlarını nasıl buldunuz” sorusuna yanıt vermekten kaçınırken “gazeteyi okumadım” dedi.
   Başbakan Derviş Eroğlu ise, çıkan sonuçtan son derece mutlu olduğunu ancak daha henüz adaylık için girişiminin olmadığını söyledi.
   Başbakan Eroğlu, adaylığının henüz kesinleşmediği bir durumda böylesi bir sonuçla karşılaşmaktan son derece mutlu olduğunu dile getirdi. Eroğlu, halkın yapılan kamuoyu yoklamasıyla açıkça ifade edilen sonucu ortaya koyduğunu ve bunun Kıbrıs Türklerinin ihtiyaç duyduğu tercihler arasında yer aldığını belirtti.
   Eroğlu, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
    “ Kamuoyu yoklamaları seçime kadar sürecektir. Bu kamuoyu yoklamaları bazı siyasi partilerce itibar görmese de buna en yakın örneğin 19 Nisan seçimleri diyebiliriz. Bu demek oluyor ki, yapılan kamuoylarına itibar etmek gerekir. Halkımız doğruyu görebilecek kabiliyetin üstündedir.”

KIBRIS 08/11/09

 

“Rumlar çeyiz için kuzeye geliyor”

Özok Mobilya Direktörlerinden Fatma Özok, sürekli olarak üretim yaptıkları için ekonomik krizden herkes kadar etkilenmediklerini söyledi.

Mobilya sektörünün içinde bulunduğu durumu değerlendiren Özok, sektörün canlandırılması için teknolojinin takip edilmesi gerektiğini kaydetti.

Özok, “Eskiden mobilya sektörüne yönelik olarak çok sayıda atölyemiz vardı ve gerçekten sağlam ve evladiyelik denilen çok kaliteli mobilyalar mevcuttu. Ancak bugünkü teknolojik gelişmelerden eskiden elde yapılan çok sağlam mobilyalar artık yok” dedi.

İthalatta gümrük vergilerinin yüksek olduğunu söyleyen Özok, bu vergilerin herkes için eşit olmadığını ve bu durumun eşitlenmesi gerektiğini dile getirdi. Mobilya almak için Rumların kuzeye geldiklerini ancak çekinerek alış veriş yaptığını dile getirdi.

“Ekonomik Gündem” köşemizin bu haftaki konuğu Özok Mobilya Direktörlerinden Fatma Özok, ülkemizdeki mobilya sektörünün durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

İşte Fatma Özok’la gerçekleştirdiğimiz röportajın tam metni:

Ekonomik krizden nasıl etkilendiniz?

Ekonomik kriz herkesi etkiledi, krizden etkilenmemek mümkün değildir. Biz üretim yaptığımız için kriz döneminde diğerlerine göre biraz daha rahattık. Kendi üretimimiz olduğu için daha uygun fiyatlara daha kaliteli ürünler mal etme şansımız oluyor, bizim avantajımız oradadır. İstediğimiz miktarda üretme şansımız var. Üretim her zaman kurtarıcıdır. Çok büyük krizler atlattık bunu da atlatacağız.

Hükümetin ekonomik açılımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümetler değişir ancak kurumlar herzaman sabit kalır. Biz kendi bildiğimiz doğru bildiğimiz yolda her zaman devam edeceğiz.

Yerli üretimdeki mobilya sektörü ne durumdadır? Mobilya sektörünün canlandırılması için neler yapılabilir?

Eğer mobilya sektöründe yenilikler takip edilmiyorsa çok kötü durumda olunur. Eskiden mobilya sektörüne yönelik olarak çok sayıda atölyemiz vardı ve gerçekten sağlam ve evladiyelik denilen çok kaliteli mobilyalar mevcuttu. Ancak bugünkü teknolojik gelişmelerden eskiden elde yapılan çok sağlam mobilyalar artık yok. Yine de sağlamdır ancak tekonolojinin takip edilmesi gerekmektedir. Eskiye göre şu anda kullanılan malzemeler çok farklıdır. Makineleşme olarak yenilikler takip edilirse iyi durumdadır. Biz bu yenilikleri takip ediyoruz. Şu anda dünyada üretilen mobilyada teknik olarak neyse bizde de aynı şekildedir. Tamamiyle son model teknolojiyle çalışıyoruz. Bizim mobilyalarımız mobilya ahşap mühendisleri yapmaktadır. Eskisi gibi ustaların yapması gibi bir durum yoktur. Zaten bizim sektörümüzde makineleşme vve bilgisayar teknolojisi çok önemlidir.

İthalatta sıkıntı yaşıyormusunuz?

Biz 6 aydır ithalat yapmaya başladık. 6 ay öncesine kadar %100 kendi üretimimizdi. Modeller açısından müşteri taleplerine cevap verebilmek için ithalat işine girdik. Gümrük vergilerinde maliyetler yüksek. Bu durum herkes için geçerli olursa sorun yok. Ancak zaman zaman eşit durum olmuyor. Ancak herkes için eşit olursa bu işten devlet de kazanacaktır. Eşitlik dediğimiz şey faturaların düzgün gösterilmesidir. Herkes dürüst çalışırsa daha sorunsuz bir iş hayatımız olur.

Güneye mobilya almak için gidenler oluyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

Kuzeyden güneye giden müşteriler oluyor ancak bizi etkileyecek durumda değil. Bizim müşterilerimiz aldıkları eşyalardan memnun kaldıkları için her zaman bizi tercih ediyor. Normalde mobilya almak için güneyden kuzeye gelenler oluyor. Çünkü fiyat ve kalite olarak güneyden çok daha iyi durumdayız. Sadece günlük olarak kullanacakları kısa süreli yapılmış olan mobilyalarını güneyden almayı tercih ediyorlar.

Biz güneye çok çeyiz verdik. Ancak Özok mobilya arabası Güney’e gittiği zaman komşularından çekiniyorlar.

Kuzeyden alış veriş yapmış olmak onlar için sorun oluyor. İsteseler de çekinerek buradan mobilya alıyorlar. İlk zamanlar güneyden gelen müşteri sayımız daha fazlaydı ancak siyasi gelişmelerin olumsuz ilerlemesinden dolayı müşteri sayımızda bir azalma oldu. Güneyde fuara da katıldık. Fuara katıldığımızda ilgi çok güzeldi müşeri de vardı. Bizim gazetelerimizde boy boy güneydeki mağazaların reklamları çıkıyor. Biz de güneyde gazeteye reklamımız vermek istedik ancak hiçbir gazete bizim reklamımızı Türk firması olduğumuz için almadı. Ve bunu bize söylediler. Yasal yollara başvursak bile ne yapabiliriz ki, sesimizi kim duyacak? Bir gazete “reklamı alırız” dedi ancak kabul etmeyeceğimizi düşünerek çok yüksek bir fiyat istedi. Ancak verdikleri rakamı biz kabul ettik. Daha sonra kendileri vazgeçti. Suçlu duruma düşmemek için önce kabul eder gibi göründüler daha sonra biz fiyatı kabul edince reklamı almaktan vazgeçtiler.

Yeni projeleriniz var mı?

Bizim her zaman projelerimiz var. Bizde proje bitmez. Her zaman daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Önceden sadece mobilya satıyorduk ancak şu anda “Eviniz için herşey” sloganıyla devam ediyoruz. Yani halı, aksesuar ve beyaz eşya da satmaya başladık. Projelerimiz çok ve daha da geliştireceğiz.

Daha önce seramikle ilgileniyordunuz. Hala devam ediyor musunuz?

Mobilyadaki ihtiyaçtan dolayı mobilya sektörüne geçtim seramik bir tutkudur ve bırakılmaz onun için seramiği de bırakmış değilim. Sanatın mazereti yoktur. Çünkü içimizden gelen birşeydir. Eşim çok yoğundu yardımcı olmak için bu sektöre girdim. İnsanlarla iç içe olmayı çok seviyorum ve bu yüzden de mobilya sektörüne başladım. Zorunluluk olarak değil. Sonuçta mobilya da bizim işimiz ve severek yapıyorum.

Vestel’in bayiliğini aldınız. Bayilik sürecini değerlendirir misiniz?

Vestel beyaz eşya ve elektronik konularda dünyadaki sayılı markalardan birtanesidir. Özellikle son dönemlerdeki büyük atılımları ile de değeri çok artmış bir kuruluştur. Özok Grup olarak bünyemizde hep seçkin markalara yer verdik. Mobilya konusunda yıllardır ada halkına en iyi hizmeti veren, sattığı ürünün arkasında sonuna kadar duran, kendini hep yenileyen bir firmayız. Mobilyada bir evin ihtiyacını karşılayan tüm gereçleri bir arada bulundurmayı, müşterilerimize bu yönde hizmet vermeyi amaçlamıştık. “ Eviniz için herşey” sloganıyla bunu deklere etmiş olduk. Tek eksiğimiz beyaz eşya ve elektronoik gruptu. Bunu da Vestel ürünleriyle tamamlamış olduk. Özellikle şikayet edilen konulardan biri olan teknik servis desteiğini Özok garantisiyle birleştirince bu halkımızda da güven duygusu uyandırdı. Bu da bizim izlediğimiz genel stratejiye çok uygun birşeydir. Bugüne kadar arkasında durmadığımız hiçbir işe girmedik. Olay güneyden mobilya alıp gelmek değildir. mobilyayı alıp geldiğinizde sonunda bir sorun çıktığında muhattap birini bulabilmeniz gerekmektedir. Mobilya; marketten ekmek almaya benzemez. Mobilya günlük tüketim maddesi değil uzun yıllar kullanacağınız bir konudur. Biz müşterilerimize bunun için müşteri şikayet hattı kurduk. Her türlü şikayetlerini buradan bizlere ulaştırıyorlar ve karşılarında muhattap birilerini bulabiliyorlar.

Yatırımcıya nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Biz her zaman yatırım yapmaya devam ettik. Kriz var diye geri çekilmedik. Her zaman olumlu adımlarla yolumuza devam ettik. Yani ‘dur bakalım’ diye bir olay olmadı. Sonuçta insanların ihtiyaçları var ve ona yönelik olarak çalışılması gerekmektedir. Kriz hiçbir zaman bitmez, bir kriz biter diğeri başlar. Oturmak yerine kriz dönemlerinde de devam etmek gerekiyor. Zaten krizden en iyi çıkış yolu da budur.

 

 

Fatma Özok kimdir?

“2.5 yıldır mobilya sektörünün içerisindeyim. Özok Mobilya’nın direktörlerindenim. Seramik atölyem var seramikle ve güzel sanatlarla uğraşıyorum.”

HALKIN SESI 08/11/09

 

KIBRIS'TA DA ÇÖZÜMDEN YANA OLDUĞUMUZU ORTAYA KOYDUK

   

TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 'Biz Kıbrıs'ta da diğer konularda olduğu gibi her zaman çözümden yana olduğumuzu çok net bir şekilde ortaya koyduk', diyerek, Türkiye'nin bu tavrının yeni olmadığını, 2002 yılından beri sergilediklerini kaydetti.

Almanya'nın başkenti Berlin'de, Almanya Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Gençlik Kolu tarafından düzenlenen 1. Avrupa Genç Girişimciler Kongresi'nin nihai bildirisinin açıklandığı basın toplantısına katılan Bağış, Almanya Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile yaptığı görüşmenin içeriği konusunda Türk gazetecileri bilgilendirdi.

Bir gazetecinin, Kıbrıs konusunun görüşmede gündeme gelip gelmediğini sorması üzerine Bağış, Alman bakan ve müsteşarlarla yaptığı iki saate varan görüşme sırasında, Türk-Alman ilişkilerine dair akla gelebilecek her konuyu değerlendirdiklerini ve görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

'Biz Kıbrıs'ta da diğer konularda olduğu gibi her zaman çözümden yana olduğumuzu çok net bir şekilde ortaya koyduk', diyen Bağış, Türkiye'nin yeni olmayan bu tavrı 2002 yılından beri sergilediğini belirterek, 'Türkiye Kıbrıs'ta kalıcı, adil ve kapsamlı bir çözüm için her türlü katkıyı vermeye devam edecektir' diye konuştu.
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'nin Almanya'nın yeni dışişleri bakanından beklentilerinin sorulması üzerine Bağış, 'Ağırlık vermemiz gereken beklenti, adada Sayın Talat ve Sayın Hristofyas'ın sürdürdükleri kapsamlı çözüm arayışını desteklemektir' dedi.

Bağış, Almanya'nın Kıbrıs konusunda Türkiye'den beklentisinin ise Türkiye'nin çözümden yana tavrını devam ettirmesi olduğunu kaydetti.

STAR KIBRIS 08/11/09

 

İki Rum'a 54 milyon lira

KKTC'deki taşınmaz mal komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki Rum'a rekor ödeme yapıyor.

Kayhan KARACA / Selim SAYARI

ntvmsnbc

09 Kasım. 2009 Pazartesi

STRASBOURG/LEFKOŞA - KKTC'deki taşınmaz mal komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki Rum'a 50 milyon TL'den fazla ödeme yapıyor. 1974'te Kuzey'de bıraktıkları toprakları için iki Rum'la uzlaşılan miktar, rekor denecek düzeyde. Ödemelerin, Kıbrıs'taki mülkiyet tartışmasına yeni bir boyut katacağı ve çok sayıda Rum'un taşınmaz mal komisyonuna başvurabileceği beliritliyor.

Kıbrıslı Rumların 1974'te bıraktıkları gayiımenkullerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmelerini engellemek için KKTC'de oluşturulan taşınmaz mal komisyonu, iki Rum'a rekor miktarda ödeme yapmayı kararlaştırdı.

Nikos Severis adlı Rum işadamına, Girne'deki 42 dönümlük ve Lefkoşa'daki 9,5 dönümlük topraklarının mülkiyet hakkından vazgeçmesi karşılığında 12 milyon sterlin, yani yaklaşık 30 milyon Türk Lirası ödendi. Nikos Severis'in geçtiğimiz yıllarda üzerine siteler yapılan Girne'deki toprakları ve bir otelin inşa edildiği Lefkoşa'daki arsaları Türk toprağı olmuş oldu.

Taşınmaz mal komisyonunun, ODTÜ kampüsünün de bulunduğu Kalkanlı bölgesinde bin 500 dönüm toprağı bulunan bir Rum vatandaşı ile 9,5 milyon sterlin, yani 24 milyon Türk Lirası'na uzlaştığı öğrenildi. Bu ödemenin de önümüzdeki günlerde yapılacağı kaydedildi.

ÖDEMELER TÜRKİYE BÜTÇESİNDEN
2006'da faaliyete geçen ve 432 başvurudan 81'ini dostane çözüm, 4'ünü ise duruşmayla neticelendiren taşınmaz mal komisyonunun ilk kez bu ölçekte bir ödeme yapması dikkat çekiyor. Toplam 54 milyon Türk Lirası'nı bulan iki ödemenin, Türkiye'nin bütçesinden karşılanacağı belirtiliyor.

Ankara'nın bu kadar yüksek bir bedeli kabul etmesinde, taşınmaz mal komisyonunun gelecek hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gündemine gelecek olması etkili oldu.

Taşınmaz mal komisyonunun mahkeme tarafından “iç hukuk” olarak kabul edilmesi halinde, Rumlara ait yaklaşık 1700 dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gündeminden düşerek komisyona yönlendirilecek.

İngiltere'den Kıbrıs'ta toprak bağışı

Birleşik Krallık, Kıbrıs'ta bulunan 2 üssünün, Ada'nın toplam alanının yüzde 3'ünü oluşturan arazisinin yaklaşık yarısını, barışa katkı için devretmeye hazır olduğunu BM'ye bildirdi.

 


BM tarafından Kıbrıs'ta yapılan açıklamada, önerinin koşullu olduğu, koşulun da, "iki toplum liderleri arasında kapsamlı bir barış antlaşması sağlanması, antlaşmanın iki toplumun çoğunlukları tarafından onaylanması ve her iki tarafça da, tüm onay süreçlerinden geçerek kabul edilmesi olduğu" belirtildi.

Birleşik Krallık, Ada'daki 2 üssünde, 245 kilometrekarelik bir alanı elinde tutuyor.

Bu ülke BM'ye, bu alanın yaklaşık yarısını oluşturan, 116.5 kilometrekarelik kısmı önerdi.

Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte 3 garantör ülkesinden biri olan İngiltere'nin, Kıbrıs'ta 2 askeri üssü bulunuyor.

İngilizler'in, Gazimağusa yakınlarında Dikelya, Limasol'da da Ağrotur Üssü yer alıyor.

İngiltere, 2004 yılında, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öngören Annan Planı'nı iki tarafın da kabul etmesi durumunda, üslerinden toprak vermeyi taahhüt etmişti.

Annan Planı'na KKTC yüzde 65 "evet" derken, Rumlar ise yüzde 76 oranında "hayır" demişlerdi.

CNN TURK 10/11/09

 

KKTC'de muhalefetten ortak çağrı

CNN TURK 06/11/09

KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen muhalefet partileri, kamuda verimliliğin artırılması için hükümete, sendikalar ve muhalefetle ortak çalışma önerisinde bulundu.


Muhalefet partileri, Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş ve Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı'nın rötuşlarla dahi arzu edilen neticeyi veremeyeceğini savunarak, hükümete "kamuda verimliliğin artırılması gereğinden" hareketle bir komite oluşturulmasını ve konunun tartışılmasını önerdi.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı Turgay Avcı, Cumhuriyet Meclisi Mavi Salon'da düzenledikleri basın toplantısında, sendikaların eylemlerine neden olan Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş ve Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı'nı değerlendirdi.

4 partinin ortak açıklamasını, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı okudu. Diyalog yoluyla verimli çalışan bir kamu sektörü oluşturulması için hükümeti sorumlulukla hareket etmeye çağıran muhalefet partileri, hükümete yaptıkları öneriyi "tarihi fırsat" diye niteledi ve kabul edilmesi halinde gençlere çok daha güzel bir gelecek hazırlanabileceği inancını belirtti.

Halkın çeşitli kesimlerinin farklı tepkilerine neden olan yasa tasarısının, mecliste temsil edilen tüm muhalefet partilerinin de tepkisini en üst düzeye çıkardığı belirtilen ortak açıklamada, mevcut tasarının geri çekilmesi, dondurulması gibi farklı ve ayrı yaklaşımlar baki kalmak kaydıyla, toplumsal menfaatler ön plana çıkarılarak, hükümete müşterek bir öneri sunma konusunda fikir birliğine varıldığı ifade edildi.

Partilerin ortak açıklamasında şöyle denildi: "Siyasi partiler olarak sendikalarla ayrı ayrı yaptığımız görüşmelerde de mutabık kalınmış olan 'kamuda verimliliğin artırılması' gereğini asgari müşterek kabul ederek, bu konuda hükümetle birlikte oluşturulacak bir komitede konuyu ele alarak sonuçlandırmak, hepimizin sorumluluk bilinci içinde kabul ettiği bir husustur.

Zaten tartışma konusu olan tasarı, kamuda verimliliği sağlamaya ve devletin cazibesini ortadan kaldırmaya katkı sağlayacak bir tasarı değildir. Bulunduğumuz süreçte maaş ve ücretlerde yapılacak her kısıntı, aynı zamanda piyasaya da olumsuz etki yapacaktır. Bu bilinç içinde ve ortaya çıkan olumsuz ortamdan fayda sağlayacak bir yaklaşımla, Başbakan'ın mevcut yasayı yeniden Ulusal Birlik Partisi (UBP) grubunda tartışmaya açmasını fırsat bilerek, bu tartışmalara muhalefet partilerinin ve sendikaların da katkı koymasına fırsat verilmesi, toplumsal barışın sağlanmasının da önünü açacaktır."

Ortak açıklamada, "Tarihi bir fırsat olarak hükümete sunduğumuz bu önerinin kabul edilmesi halinde yeni yetişen gençlerimize çok daha güzel bir gelecek hazırlayabileceğimize inanıyoruz. Hükümetin bu yaklaşımımıza vereceği cevap sonrasında muhalefet partileri olarak yeniden gerekli değerlendirmelerimizi yapacağımızı kamuoyunun bilgisine getiririz."

 

KKTC'deki cumhurbaşkanlığı seçimini kim kazanır?

CNN TURK 07/11/09

 

KKTC'de ülkenin en çok tirajlı gazetesi olan Kıbrıs gazetesinin Nisan 2010'da gerçekleştirilecek olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kim kazanır?" yönündeki KADEM araştırma şirketine yaptırmış olduğu anketten Derviş Eroğlu yüzde 36, Mehmet Ali Talat yüzde 31.4 sonucu çıktığı açıklandı.


Gazetenin Haberinde KADEM'in, KKTC genelinde 1144 vatandaş ile gerçekleştirmiş olduğu kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Nisan 2010'da yapılacak KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminde, her ikisinin de aday olması halinde, UBP lideri Başbakan Derviş Eroğlu'na oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 36, Mehmet Ali Talat'a oy vereceklerin oranı ise yüzde 31,4.

Kararsızlar ise yüzde 22,1 oranıyla dikkat çekiyor.

Kamuoyu araştırmasında, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dışında, DP'nin göstereceği adayı destekleyeceğini söyleyenler yüzde 2 oranında.

Yeni çıkacak birisine yüzde 2,5, TDP adayına ise yüzde 1 oranında destek var.

Eroğlu'nu destekleyeceğini söyleyenlerin büyük bir çoğunluğunu UBP ve DP'liler oluşturuyor. UBP'li olup da Eroğlu'nu destekleyeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 74,6, DP'lilerin ise yüzde 54,5.

UBP'li olup da, Talat'a oy verecek olanlar 6.6 iken CTP'li olup da Eroğlu'na oy vereceklerin oranı yüzde 8,8'e ulaşıyor. CTP'lilerden yüzde 86,1'i Talat'ı destekleyecek. TDP'lilerden yüzde 43,3'ü Talat'ı, yüzde 3,3'ü Eroğlu'nu, yüzde 23,3'ü de kendi partilerinin adayını destekliyor.

 

"Kıbrıs"ta tazminat Türkiye'ye ait

CNN TURK 09/11/09

 

KKKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu 2 Kıbrıslı Rum'a, 1974 sonrasında bıraktıkları topraklarından vazgeçmeleri karşılığında 54 milyon lira rekor miktarda bir tazminat ödeme kararı aldı. Tazminatı Türkiye karşılayacak.


Kıbrıslı Rumların AİHM'e Türkiye aleyhine başvuru yapmasını önlemek amacıyla KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki Rum'a 1974 sonrasında KKTC'de bıraktıkları toprakları için 54 milyon lira tazminat ödeme kararı aldı.

Nikos Severis ve adı açıklanmayan ikinci bir Rum işadamına ödenmesi kararlaştırılan bu miktar 3 yıldır faaliyet gösteren mal tazmin komisyonunun rekor ödemesi olacak.

Tazminat ödenerek bireysel mülkiyette Türk malı yapılan topraklar Girne Lefkoşa ve Güzelyurt'ta bulunuyor.

Güzelyurt'ta Rumlardan devralınan yer ise, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin KKTC kampüsünün inşa edildiği 1500 dönümlük alanı kapsıyor.

2006'da faaliyete başlayan ve bugüne kadar 432 Rum başvurusundan 81'i ile uzlaşan komisyonun kararlaştırdığı tazminatı Türkiye karşılayacak.

Türkiye'nin bu kadar yüksek bir bedeli kabul etmesinde, taşınmaz mal komisyonunun gelecek hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gündemine gelecek olması etkili oldu.

Türkiye komisyonun iç hukuk yolu kabul edilerek AİHM'de bekleyen davaların KKTC'ye sevk edilmesini istiyor.

 

 

Talat Kıbrıs'ta referandum istiyor

İSEDAK toplantıları için İstanbul'da bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun 2 Kıbrıslı Rum'a 54 milyon lira rekor tazminat ödemesini değerlendirdi. Komisyonun buna benzer kararları olduğunu belirten Talat, "Ancak, rakamların doğruluğundan tam olarak emin değilim" dedi. Talat, Kıbrıs'ta çözüm için ise "Aralık olmazsa gelecek yılın başında bir referandum istiyoruz" ifadesini kullandı.
CNN TURK 09/11/09

 

 

2 Ruma rekor tazminat

GÜVEN ÖZALP Brüksel

 

Kıbrıslı Rumların, 1974 sonrasında KKTC’de kalan malları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmelerini önlemek amacıyla 2006’da oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki Rum vatandaşına rekor düzeyde bir ödeme yapıyor.

Ödenecek toplam miktar yaklaşık 54 milyon TL düzeyinde. Ada’daki mülkiyet tartışmalarını yeni bir boyuta taşıması beklenen bu ödemeler, Türkiye bütçesinden karşılanıyor. Komisyon, şu ana kadar uzlaşıyla sonuçlanan 81 başvuruda Rumlara yaklaşık 95 milyon TL’lik ödeme yaptı. 
Komisyon, Nikos Severis adlı bir Rum işadamıyla uzlaşıya gitti. Girne’deki (42 dönüm) ve Lefkoşa’daki (9.5 dönüm) toprakları üzerindeki mülkiyet hakkından vazgeçmesi karşılığında Severis’e yaklaşık 30 milyon TL ödeme yapıldı. Bu ödeme, şu an üzerinde siteler ve bir otel bulunan iki arsanın AİHM önünde dava konusu yapılmasının önünün kesildiği anlamına geliyor. Komisyonun, Güzelyurt Kalkanlı bölgesinde yaklaşık 1500 dönüm toprağı olan bir Rum vatandaşıyla da anlaştığı ve bu anlaşma gereği 24 milyon TL ödeme yapılacağı belirtiliyor. Bu derece yüksek tutarlı ödemeler yapılmasının ardında yatan en önemli etkenlerden birini, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun önümüzdeki günlerde AİHM tarafından masaya yatırılacak olması oluşturuyor. AİHM, komisyonun “iç hukuk yolu” olduğu yönünde görüş bildirirse Strasbourg’da karara bağlanmayı bekleyen yaklaşık 1700 dosya KKTC’ye yönlendirilecek. Bugüne kadar 81 davayı uzlaşıyla sonuçlandıran komisyonun yüksek miktarlı ödeme yapmasının KKTC’de mülkü bulunan Rumlar üzerinde “teşvik edici” bir etki yaratabileceği ifade ediliyor. Bu davalardaki 69 Ruma 57 milyon TL tazminat ödenmişti.

MILLIYET 10/11/09

 

 

Ama hangi Atatürk

10 Kasım Salı 2009 TAHA AKYOL

TARİH 17 Kasım 1918; Mondros Mütarekesi imzalanmış, İstanbul işgal altında... Mustafa Kemal İstanbul’da Minber gazetesine konuşuyor:
“İngilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin istiklaline uyumda gösterdikleri hürmet ve insaniyet karşısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı milletinin İngilizlerden daha hayırlı bir dost olmayacağı kanaatiyle mütehassis olmaları pek tabiidir.”
Aynı Mustafa Kemal, 6 Mart 1922’de Meclis’te gizli oturumda askeri durumu izah ederken diyor ki:
“En alçak düşman İngiltere’dir!”
Ve 1937 yılı... Atatürk İngiltere ile askeri ittifak yapmak için birkaç yıldır bütün gücüyle uğraşıyor. En çok görüştüğü yabancı diplomat, İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Lorain’dir. İşte Lorain’in Londra’ya gönderdiği rapor:
“Türkiye ile İngiltere arasındaki sevgi, dostluk ve işbirliği bağlarını güçlendirmede en sebatkâr kişi Atatürk’tür!.. Bugün sadece Türk hükümeti değil Türk halkı da Atatürk’ün İngiliz taraftarı siyasetinin bilincine varmıştır!”
Şimdi soralım, bunlardan hangisi İngiltere’dir?!

Şartlara göre

Kasım 1919’da Mustafa Kemal İngilizleri öven açıklama yapmıştır, çünkü İstanbul’da iktidarı ele almaya çalışmaktadır. İşgal altındaki İstanbul’da İngilizlerle çatışarak olmazdı bu.
Bu tür sözlerle “politika” yapmış, bu sayede tutuklanmaktan kurtulmuş, Anadolu’ya geçme imkânını bulmuştur.
İyi ki öyle yapmış.
Kurtuluş Savaşı sürerken Meclis’te İngiltere için “En alçak düşman” demiştir. Ama bu konuşmayı gizli celsede yapmış, açık bir beyanat vermemiştir. Hatta mesela, Sivas Kongresi’nde bildiriye İngiliz karşıtı sözlerin konulmasına karşı çıkmıştır!
Niçin? Cepheyi genişletmemek, Yunanı olabildiğince tecrit etmek için! Akıllı bir siyasettir bu.
Ve cumhuriyet dönemi... Hem artık devrimlerin yönü Batılılaşmadır hem Ege ve Doğu Akdeniz’de beliren Faşist İtalyan tehdidine karşı Atatürk İngiltere ve Fransa ile ittifak yapmaya çalışmaktadır; haklı olarak...
Atatürk’ün 1926’dan itibaren oluşan bu politikası, ancak onun vefatından sonra sonuç verecek, Batı ile ittifak imzasını Ekim 1939’da İnönü atacaktır!

‘Okumak’ ama nasıl?
Atatürk’ün, mesela, imparatorluklar kurduk diye övünen sözleri de vardır, Osmanlıları imparatorluk kurdular diye suçlayan sözleri de... Tarih, dil, din, sosyalizm, kapitalizm, Kürt meselesi, Doğu ve Batı sorunları gibi konulardaki sözlerini de böyle ‘tarih içinde’ okumak, hangi şartlarda söylendiğine ve zaman içinde nasıl bir değişim seyri izlediğine bakmak gerekir.
Hissiyatımıza denk düşen sözlerini cımbızla seçip sağcı, solcu, Batıcı, Batı karşıtı “Atatürkler” kurgulamak bilimsel metoda aykırı bir dogmatizmdir; daha kötüsü, günümüzün sorunlarına bakışta da bizi dogmatikleştirir.
“Atatürkçü dış politika” diye sol Kemalistler Türkiye’yi Batı’dan koparıp Abdülnasır’ın yanına, demokrasiden koparıp “sivil asker aydın” diktatörlüğüne sürüklemek istemediler mi?!
İsmet Paşa’yı bile “Emperyalizme kapıyı o açtı” diye suçlamadılar mı?!
Atatürk kadar çok farklı devirlerde politika yapan, ona göre de değişik tezler geliştiren lider, tarihte pek azdır. Bu büyük kitabı mutlaka analitik bir gözle okumak lazımdır. “İman tazelemek” için değil, zihnimizi açarak bugünkü çağın şartlarını iyi analiz etmek ve yeni çözümler geliştirme yeteneğini kazanmak için okumalıyız...

 

Bilinen gerçek belgelendi

Kamuoyu araştırmasına göre, AB’nin en ırkçı üyesi: Kıbrıslı Rumlar.

Kıbrıslı Rumların, Avrupa Birliği’nin en ırkçı ve dine en aşırı düşkün milleti olduğu belgelendi. Avrupa’da en çok televizyon izleyen ve en az internet ile yeni teknoloji kullananları da yine Rumlar...
   Tüm Avrupa ülkelerini kapsayan bir anketin sonuçları, Kıbrıslı Rumların Avrupa’nın en ırkçı ve yabancı korkusu taşıyan kişileri olduğunu ortaya koydu.

KIBRIS 10/11/09

 

 

“Eşit statüde olduğumuzu kabul ederlerse çözüm olur”

Görüşmede, Kıbrıs sorunu hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.

Dışişleri Bakanı Özgürgün, Çek Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy’ye Kıbrıs sorunu ve görüşmelerde gelinen son aşamayı aktararak bilgi verdi ve “Rumlar bizim eşit statüde olduğumuzu kabul ederlerse Kıbrıs sorunu çözülür” dedi.

Kıbrıslı Rumların mentalitesini çok iyi bildiğini dile getiren Özgürgün, sık sık yapılan açıklamalarda da görüldüğü gibi Kırıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak kabul ettiği ve adada Kıbrıslı Türklere eşit haklar vermemek için de  masada mücadele vermelerinin kabul edilemez olduğunu  kaydetti.

Şu anda  devam eden görüşmeler sonucunda bir anlaşmaya varılmasını kendilerinin de hükümet olarak arzuladıklarını, fakat kırmızı çizgilerin yani siyasi eşitlik, sulandırılmamış iki kesimlilik, kurucu devletlerin eşit statüsü ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamının dışına çıkacak bir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini vurgulayan Özgürgün, “Kıbrıslı Rumların amacı ortak bir çözüm değil Kıbrıs’ın tümünü ele geçirmektir” dedi.

Çek Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy ise, Kıbrıs sorununa olası bir çözüm için Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların aynı masada müzakere etmeleri gerektiğini kaydetti.

Müzakere sürecini desteklediğini dile getiren Bondy,  Türkiye Cumhuriyeti’nin adadaki pozisyonunu Kıbrıslı Türklerin güvenliğini korumak için önemli olduğunu yapılan görüşmelerde anladığını belirtti.

HALKIN SESI 10/11/09

 

 

İKT ülkelerinden temsilcilik talebi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ′′Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık dışı ve adaletsiz izolasyonun kaldırılması için İKT üyesi ülkeleri işbirliğine davet ediyorum′′ dedi.

İslam Konferansı Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi′nin (İSEDAK) 25. toplantısı çerçevesinde gerçekleştirilen İSEDAK Ekonomi Zirvesine gözlemci sıfatıyla katılan Talat, burada yaptığı konuşmada, Orta Doğu′da Filistinlilerin çektiği sıkıntılar, Keşmir bölgesindeki sorunlar, Azerbaycan′ın bir bölümünün işgal altında olması, Batı Trakya′da Müslüman Türk azınlığın gördüğü muamele ve Irak′ta savaş sonrası süreçte meydana gelen olayların kaygı verici olduğunu söyledi.

Kıbrıs konusuyla ilgili yeni gelişmelere değinen Talat, 24 Nisan 2004′te gerçekleşen eş zamanlı referandumla Kıbrıslı Türklerin BM kapsamlı çözüm planını kabul etmesine rağmen Kıbrıslı Rumlar′ın reddettiğini anımsatarak, ′′Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması için Türk tarafının gösterdiği sürekli çaba bir çıkmaza sokulmuştur. Bunun yanı sıra Kıbrıslı Türkler, iki taraflı ve iki uluslu çözüm yaklaşımını BM′nin 23 Mayıs 2008′de aldığı kararla desteklemiştir. Kıbrıslı Türk tarafı 2010 yılının ilk aylarında yine eş zamanlı bir referandum önermiştir′′ diye konuştu.

İslam Konferansı Teşkilatının (İKT) Kıbrıslı Türk halkının temsilcilerini ilk kabul eden uluslararası kuruluş olduğunu hatırlatan Talat, ′′İKT′de alınan kararlar ve deklarasyonlarla KKTC halkının haklı davasını destekledikleri için′′ İKT üyesi ülkelere teşekkür etti.

Mehmet Ali Talat, ′′Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık dışı ve adaletsiz izolasyonun kaldırılması için İKT üyesi ülkeleri işbirliğine davet ediyorum′′ dedi.Kıbrıslı Türklerin özellikle doğrudan ulaşım, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor faaliyetlerine katılmak istediğini dile getiren Talat, üye ülkelerde Kıbrıs Türk halkını temsil edecek ofislerin açılmasının çok önemli olduğunu vurguladı.

HALKIN SESI 10/11/09

 

Avrupa’nın en ırkçısı Kıbrıslı Rumlar

“Avrupa Toplumsal Araştırma Programı” çerçevesinde Eylül-Aralık 2008 döneminde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumlar, ırkçılık ve yabancı korkusu konusunda tüm AB ülkelerini geride bıraktı.

Güney Kıbrıs ayağı “Kıbrıs Avrupa Üniversitesi” tarafından bin 600 evi kapsayacak şekilde yapılan ve Eylül ayında sonuçları açıklanan anket, Kıbrıslı Rumların Avrupa’nın en ırkçı ve yabancı korkusu taşıyan kişileri olduğunu ortaya koydu.

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Fileleftheros Gazetesi’nin yer alan anketle ilgili haberde,  Kıbrıslı Rumların, diğer ülke insanlarına oranla toplumun diğer fertlerine dava fazla güven duymadıkları ve dinlerine aşırı bağlı oldukları belirtildi.

Anket sonuçlarına göre, yabancı uyruklu kişilerin ülkelerine giriş yapmasına izin verilmemesini isteyen Kıbrıslı Rumların, Avrupa ülkeleri arasında en fazla televizyon izleyen millet oldukları da ortaya çıktı. Yüzde 40,9 oranında Kıbrıslı Rum’un günde üç saat ve üzeri televizyon izledikleri, internet ve yeni teknolojileri kullanma oranının ise en düşük seviyede kaldığı belirtildi.

Bu olumsuzluklara karşın Kıbrıslı Rumların, diğer AB ülkelerine oranla, yaşam düzeylerinden daha memnun oldukları, kendilerini daha güvende hissettikleri ve kurumlara daha çok güvendikleri de kaydedildi.

HALKIN SESI 10/11/09

 

DUVARLARI İNMEMİŞ BERLİN, ŞİDDETİ OLMAYAN KUDÜS

   

Adada yapılacak referandumlara, halkın duygularının karışacağına dikkati çeken ünlü işadamı, politikacı olmadığını vurguladı ve “Asıl işin özü, finansal konulardır. Bu da tazminatlardır. Her çözümün esası, kalbi tazminatlar konusudur. Çözümü bulmak için hem AB’den, hem de Türkiye’den tazminatlar gelmelidir. Yunanistan da tazminat çanağına biraz para atabilir” dedi 

Sevilmekten ve popüler olmaktan hoşlandığı ve genelde zenginlerin sevilmediği için yardımlar yaptığını açık kalplilikle itiraf eden Sir Stelios, Kıbrıs’taki yarışmasının finaline gazetemiz aracılığıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı da davet etti. “Talat Yunanca konuşuyormuş. Onunla Yunanca ve İngilizce konuşabiliriz” diyerek, KKTC Liderini 18 Aralık’taki finale beklediğini söyledi.


Mihrişah Safa


Sir Stelios ile görüşmemizde ana konumuz Kıbrıs ve adadaki son durum.. Ünlü işadamı kendisini “ Pasifist” olarak tanımlıyor.. Savaşa karşı olduğunu söylüyor. Söz dönüyor, 1974’de yaşananlara geliyor..
“Size birşey anlatayım” diye söze başlıyor..
“Bunlar beni Yunanistan’da popüler yapmayacak. Sanıyorum ki adadaki, azınlık Kıbrıslı Türklere gerekli şekilde davranılmadı. Bundan dolayı da sorunlar başladı. İnsanlara gücü, kuvveti verirsen bunu suistimal edebilirler, insan doğasında vardır. Evet değişik kültürlerimiz, dinimiz , dilimiz var. Londra’da kaç din olduğuna bir bakın. Amerika’da yaşamak için Amerikalı olmak zorundasınız. Londra’da herkes kendi dil, din, kültürünü korur. Kendi kimliğini korursun. Ben Yunanlıyım, siz Türk. Burada kimse kimseye, ‘dinini değiştirmezsen, burada yaşayamazsın’ diyemez.”

Kıbrıs’ta da duvar var, ama yıkılmamış. Eski Berlin gibi, duvarlı, ama iki dil ve iki dinli.

Kıbrıs’da birleşme konusunda, dünya kamuoyunun baskısından söz ediyoruz. Sir Stelios, Kıbrıs’la ilgili, ilginç karşılaştırmalarda bulunuyor.
“Kıbrıs’la ilgili ilginç bir konu da şu; İki şeyi Kıbrıs’la karşılaştırıyorum. Kıbrıs, duvarları inmeden önceki Berlin gibi. Gerçi orada aynı dil, aynı din vardı. Kıbrıs’ta da duvar var, ama yıkılmamış. Berlin gibi, duvarlı, iki dil ve iki dinli.
Bir başka benzetme ise Kıbrıs Jerusalem (Kudüs) gibi. Benzeri sorunlarımız var ancak Kıbrıs’ta dehşet, terör yok. Bu nedenle Ortadoğu sorunları devamlı basında yer alıyor. CNN’nin Kıbrıs’la ilgili bir konuyu ana haber yapacağını sanmam. Çünkü şiddet olayları yok.. Belki ilk yıllarda ufak tefek olaylar oldu, ancak şiddet yok.”

Çözümün kalbi tazminatta yatıyor. AB, Türkiye ve Yunanistan, ‘Tazminat çanağına’ katkıda bulunmalı

Adada önümüzdeki yıl referandum yapılacağını ve sonuca göre hangi tarafın yardımlardan faydalanmasının doğru olacağını soruyorum.
“Referandumda problem, insanların oylarına karışık duyguların hakim olması. ‘Kardeşim öldü, babam öldü, kayıp gibi’ konular.”
Asıl esas konu finansal konu ki bu da tazminatlardır. Değil mi? Her çözümün kalbinde yatan ana konu zaten tazminattır. Benim için planın detaylarına bakmadan, tazminatların nasıl yapılacağını görmeden ‘bu iyi, bu kötü plan’ demem zor. Ben bir işadamıyım. Politika yapmam. Hiçbir politik partiyi de desteklemiyorum. Benim tahminime göre sorunu çözmek için, tazminat parası Avrupa Birliği ve ana vatan Türkiye’den gelmelidir. Bunlar bir tür, her iki taraf için, ‘tazminat çanağı’ yaratmalıdır. Kimin en derin cebi var? Tabi ki Avrupa Birliği’nin. Eğer Brüksel böyle bir zarar-ziyan tazminat çanağıyla gelirse, Türkiye ve belki Yunanistan da buna biraz katkıda bulunursa iyi olur.”

Yarışma düzenleme fikri Girne’de geldi.

Anne-babası Kıbrıslı olduğu için Kıbrıs’a yönelik yatırımları bulunduğunu anlatan Sir Stelios, ilk kez Kuzey Kıbrıs’a geçen yıl geçtiğini belirtiyor.
“Girne limanına gittim, orada arkadaşlarımla güzel bir yemek yedim. Zaten yarışma fikri de orada geldi. Sonra Lefkoşa’nın her iki bölgesini gezip, dolaştım. İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile görüştüm. Önümüzdeki yılın yarışmasını İngiliz Büyükelçiliği’nde (Yüksek Komiserliği) yapmaya söz verdim. Bu seneki final 18 Aralık günü ara bölgedeki kuzenime ait restoranda yapılacak.”

Zenginler sevilmez. Sevilmekten ve popüler olmaktan hoşlandığım için yardımlarda bulunuyorum

İngiliz haber ajansı Reuters’a verdiği demecinde “Her zenginin topluma borcu vardır. Ben ayrıca zengin doğdum. Bu konuda kendimi iki kere suçlu hissediyorum” diyen Stelios’a, neden böyle düşündüğünü ve niçin kendini topluma karşı borçlu ve suçlu hissettiğini soruyorum..
“Belki, artık suçlu hissettiğimi söylemeyi durdurmam gerek. Aslında güzel bir fikir. Siz psikolog olun, ben de doktor. Doktor-hasta olduğumuzu farzedelim. Her hasta gibi, derinlerde olan duygu, herkesin hoşlanılmayı sevmesidir. Sevilmekten, hoşlanılmaktan, popüler olmaktan hoşlanıyorum.
Ayrıca, birçok insanın zenginleri beğenmediğini, genelde nefret ettiğini biliyorum.
EasyJet’e başlama nedenim, birçok insanın hayatında değişiklik yaratmasıdır. Halk, EasyJet’i pozitif değişiklik yaptığı için kullanmak istiyor. Nereye giderlerse gitsinler, bizimle ucuza uçuyorlar. 15 yıl önce başladığım bu yolculuğu ömür boyu sürdürmek istiyorum. Parayı beraberimde bir yere götüremem. Bizde bir laf vardır, “Kefenin cebi yoktur” diye. Öyle. Bu yarışmayla kazananlar 50’şer bin Euro kazanacak, tanınacaklar, alkışlanacaklar..
İki toplum arasındaki güven çok az.. Bir örnek vereyim. UBS kartım var. Gezerken para çekmek istedim. ATM makinasına yaklaştığımda , yanımdaki iş arkadaşlarım, “Makine kartını alır, dikkat et” dediler. Böylesine az güven var iki toplum arasında. Bu bariyerleri yıkmalıyız “

Yarışmamın amacı, güveni sağlamak. politik niyetim yok. Hem Talat, hem Hristofyas buna başladığımda iyi niyet mesajı gönderdiler.

“Belki biraz fazla iyimserim.. Yarışmada şu anda 18 kişi finalist.. Bu tüm adanın bundan hoşlanacağı anlamına gelmez. Bu bir başlangıç. Bu yıl vereceğim toplam 250 bin Euro’nun belki bir etkisi olur. Bugüne kadar milyonlarca dolar değil, milyarlarca doların askerlere, görüşmelere, B.M askerlerine, programlara harcandığını gördüm. Amaçları, en basitindan “güveni” sağlamaktı. Güveni sağlamak için çok büyük paralar harcandı.. Bu yarışmanın hiçbir zaman siyasi olmasını arzulamadım. İki tarafta da hiçbir siyasi parti veya politikacıya yanaşmadım..Ancak olumlu şekilde her iki tarafın lideri de iyi niyet mesajları göndererek, güzel sürpriz yaptılar.. Gazeteniz aracılığıyla Sayın Mehmet Ali Talat’ı 18 Aralıktaki finale davet ediyorum. Kendisine davetiye de gönderecegiz. Sanıyorum Sayın Talat Yunanca da konuşuyor, hem İngilizce,hem Yunanca sohbet edebiliriz.”

YARIN: Easyhotel için Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta Türk partner arıyorum.

STAR KIBRIS 10/11/09

 

KKTC LONDRA’DA TANITILIYOR

   

Berlin Fuarı’ndan sonra dünyanın ikinci büyük fuarı Dünya Turizm Fuarı (World Travel Market) dün Londra’da açıldı.

Dünya turizminden pay kapmaya çalışan birçok ülke gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Kuzey Kıbrıs turizmini, tarihi ve doğal güzelliklerini tanıtmak ve turist çekmek için dünyanın en önemli fuarlarından biri olan bu fuarda yerini aldı.
Müsteşar Şahap Aşıkoğlu başkanlığındaki Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığı heyeti yanında, 21 seyahat acentesi ve Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği yetkilileri, 31 otel ve Kıbrıs Türk Otelciler Birliği yetkilileri, Kıbrıs Türk Rehberler Birliği, Kiralık Araba İşletmecileri Birliği yetkilileri ve bazı kiralık araba servisleri fuar alanı içinde titizlikle hazırlanan 236 metrekarelik KKTC standında yoğun bir çalışma yürütüyor. Stantta İngiltere’de KKTC turizmini pazarlayan 11 tur operatörüne de ayrı ayrı masa ayrılırken, Kıbrıs Türk Hava Yolları ile Pegasus Hava Yolları da stantta masa kurdu.

YDÜ hastanesi de tanıtılıyor
Kuzey Kıbrıs, doğal ve tarihi güzellikleri yanında bu yıl ilk kez sağlık turizmi açısından da Dünya Turizm Fuarı’nda tanıtılmaya çalışılıyor.
YDÜ, KKTC standında kurduğu masada, YDÜ Hastanesi’nin sunabileceği olanakları ziyaretçilerin, sağlık turizmiyle ilgilenen tur operatörlerinin bilgisine getirme çabasında.

Dünya burada
Londra’nın Docklands bölgesindeki ExCel Fuar Alanı’nda açılan ve 12 Kasım’a kadar sürecek fuar alanı kıtalar veya dünyanın önemli coğrafi bölgeleri halinde bölümelere ayrıldı. KKTC standı, Avrupa-Asya-Akdeniz bölümünde ve Türkiye satandının hemen yanı başında yer alıyor.
Kuzey Kıbrıs standı adının yer aldığı ışıklı iki büyük panoda, Kuzey Kıbrıs standının dünyanın en büyük turizm fuarı Berlin ITT Fuarı’nda bu yıl “En İyi Stand” ödülünü aldığı da vurgulanıyor.

Zeytinyağı, pekmez, şekerbadem
Kuzey Kıbrıs standında küçük şişelerde tanıtım etiketli ve markası yazmayan zeytinyağı ve harup pekmezleri standa gelen ziyaretçilere ikram ediliyor. Ayrıca tülbent içine sarılmış şekerbadem de standa gelen ziyaretçilere dağıtılıyor.
KKTC standı, daha fazla iş görüşmelerine olanak tanınması için bu yıl oturma grupları yerine, yüksek masa ve tabure sistemi ile düzenlendi.
KKTC bu yıl, Kıbrıs Türk halkının çevreye duyarlılığını vurgulamak için gerek stant, gerek salondaki ziyaretçilere “çevreye karşı duyarlı ol” sloganını içeren göğüs stikerler de yapıştırıyor.
Turizm, Çevre ve Kültür Bakanı Hamza Ersan Saner’in da çarşamba günü Dünya Turizm Fuarı’na gelmesi bekleniyor.

İlk ziyaret eden yetkililer
KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, KKTC standını ilk ziyaret eden yetkili oldu. Hemen ardından TC Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ile TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alptogan da KKTC standına gelerek Müsteşar Şahap Aşıkoğlu ve KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü’ye fuarda başarılar diledi.

STAR KIBRIS 10/11/09

 

Avrupa’nın en ırkçısı Rumlar

   

Irkçılık, şüphecilik ve dine aşırı düşkünlükte bir numara olan Kıbrıslı Rumlar, ayrıca Avrupa’nın en çok televizyon izleyen buna karşılık, internet ve yeni teknolojileri kullanma oranında ise en geride olan halk.

“Avrupa Toplumsal Araştırma Programı” çerçevesinde Eylül-Aralık 2008 döneminde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumlar, ırkçılık ve yabancı korkusu konusunda tüm AB ülkelerini geride bıraktı.
Güney Kıbrıs ayağı “Kıbrıs Avrupa Üniversitesi” tarafından bin 600 evi kapsayacak şekilde yapılan ve Eylül ayında sonuçları açıklanan anket, Kıbrıslı Rumların Avrupa’nın en ırkçı ve yabancı korkusu taşıyan kişileri olduğunu ortaya koydu.

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Fileleftheros Gazetesi’nin yer alan anketle ilgili haberde, Kıbrıslı Rumların, diğer ülke insanlarına oranla toplumun diğer fertlerine dava fazla güven duymadıkları ve dinlerine aşırı bağlı oldukları belirtildi.

Anket sonuçlarına göre, yabancı uyruklu kişilerin ülkelerine giriş yapmasına izin verilmemesini isteyen Kıbrıslı Rumların, Avrupa ülkeleri arasında en fazla televizyon izleyen millet oldukları da ortaya çıktı. Yüzde 40,9 oranında Kıbrıslı Rum’un günde üç saat ve üzeri televizyon izledikleri, internet ve yeni teknolojileri kullanma oranının ise en düşük seviyede kaldığı belirtildi.

Bu olumsuzluklara karşın Kıbrıslı Rumların, diğer AB ülkelerine oranla, yaşam düzeylerinden daha memnun oldukları, kendilerini daha güvende hissettikleri ve kurumlara daha çok güvendikleri de kaydedildi.

STAR KIBRIS 10/11/09

 

Hristofyas, eleştiri bombardımanı altında

   

Rum Yönetimi Lideri bir yandan Ana muhalefet DİSİ’nin eleştirilerini göğüslemeye çalışırken, diğer yandan hükümet ortakları DİKO ve EDEK’in ağır baskısı altında.

Güney Kıbrıs’ta DİKO, DİSİ, KS EDEK ve EVRO.KO partileri yaptıkları açıklamalarla Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı, müzakerelerdeki mülkiyet konusuna ilişkin tutumundan dolayı eleştiriyorlar.
Tharros’a göre, DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos, Hristofyas’ın doğrudan müzakerelerdeki tutumu ile sunduğu önerileri eleştirdi.
Rum tarafının, bilindik Kıbrıs Türk tezlerini benimsediğini ve belirsiz bir zeminde müzakerelere başlama tuzağına düştüğünü ileri süren Papadopulos, Hristofyas’ın sunmuş olduğu önerilerin, seçim kampanyası sırasındaki taahhütlerinin uzağında olduğunu söyledi.
Annan Planı’nın müzakere edilmesinin tekrarlanmasının da mümkün olduğundan bahseden Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının ayrıca, mülkiyetin kriterler zemininde görüşülmesi tuzağına da düştüğünü savundu.
Papadopulos, “hangi yerinden olan kişi (göçmen), taşınmazını kaybedecek” sorusunu sorarak, yanlış bir yöntemin söz konusu olduğunu zira her göçmenin mülkiyet hakkına sahip olduğunu dile getirdi.
DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitos, bir gazeteye verdiği söyleşide, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa ilişkin tezlerinin, Annan Planı’ndaki tezlerden daha kötü olduğunu iddia etti.
EVRO.KO Başkan Vekili Nikos Kutsu ise, yaptığı açıklamada, mülkiyet konusunun kriterler zemininde ele alınmasının Ulusal Konsey ilke ve tezlerinin net bir şekilde ihlalini teşkil ettiğini; ayrıca geri alınamaz hak olan mülkiyetin görüşülmesinin de mümkün olmadığını söyledi.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, temel ilklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi durumunda Hükümetten çekilme konusunda tereddütte bulunmayacaklarını belirtti.
Hristofyas tarafından bazı sapmalar yapıldığından bahseden Omiru, bunların düzeltilmesi gerektiğini vurguladı.

Andros Kiprianu’dan yanıt

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise, partilere yanıt niteliğindeki açıklamasında, kendi görüşlerine sahip olmalarının partilerin hakkı olduğunu, bununla birlikte Hristofyas’ın, Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu aracılığıyla Ulusal Konseyi mülkiyet konusunda toplantıya çağırdığını anımsattı.

Kiprianu, Hristofyas’ın, partilerin görüşlerini talep ettiğini onların da bu toplantıda görüşlerini dile getirdiğini; ayrıca Hristofyas’ın Ulusal Konsey’de çoğunluk tarafından söylenenler zemininde hareket ettiğini belirtti.
Haravgi’ye göre, Kiprianu, Rum Yönetimi Başkanı Dimtiris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununu çok doğru bir şekilde, ilkeler temelinde ele aldığını (idare ettiğini) söyledi.
Kiprianu, DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitos’un açıklamasından dolayı duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.

STAR KIBRIS 10/11/09

 

Christofias ‘saddened’ by property concessions jibe
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT yesterday defended his positions on the property issue in talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, saying he was “genuinely saddened” by the continuous criticism against him.

“I regret to observe that some have contractually undertaken to continuously criticise…but it is sad because they undermine our efforts,” said President Demetris Christofias.

He is facing criticism that he has made concessions of principle on the property issue, probably sparked by last week’s comments by Talat and Christofias that some convergence had been found on the contentious property issue. Similar condemnation was echoed during discussion of the last chapter on governance regarding the rotating presidency and weighted votes, despite the fact no final agreement has been reached on that topic.

Speaking before his departure for Berlin yesterday, Christofias felt compelled to clarify that no concessions have been made in the talks on the property issue. The fact that the leaders’ respective aides are writing down what properties exist “means nothing in relation to the essence of the issue”, he said.

“At the end of the day, the Cypriot people will have the final word, not me…but I want to assure the Cypriot people that no concession of principle has been made,” Christofias noted.

The president said neither he nor AKEL were responsible for the coup, invasion and occupation of 1974, adding: “I don’t want to get into this discussion but certain contracted people are constantly provoking…and I am genuinely sad about this situation”.

Christofias also rejected reports that he had proposed to Talat to suspend the talks until after the April “presidential” elections in the north.

Nicolas Papadopoulos, deputy head of DIKO, a coalition partner, continued his long-standing critique of Christofias yesterday, calling on him to finally decide whether he is following the policies of past presidents or trying to correct them.

The DIKO deputy said Christofias blamed Archbishop Makarios for accepting a federation, former presidents Georgios Vassiliou for weighted voting, Glafcos Clerides for the rotating presidency, and Tassos Papadopoulos for accepting a certain amount of settlers in a future agreement.

“To be specific, Tassos Papadopoulos is to blame for everything,” he said, adding “(Christofias) must decide, either he’s following the policies of his predecessors or he’s correcting them, the President of the Republic can’t have both.”

EVROKO leader Demetris Syllouris accused Christofias of going against decisions of the National Council through his discussions on property in the talks.

On the property criticisms, government spokesman Stefanos Stefanou yesterday said: “I think everyone needs to get serious…”

Meanwhile, DISY spokesman Haris Georgiades, refused to comment on a statement by DISY number two Averof Neophytou, where he said that Christofias’ positions on the Cyprus problem are worse than those in the Annan plan.

“The official positions of DISY are well known and I have no intention of commenting on any specific interview,” said Georgiades.

CYPRUS MAIL 10/11/09

 

Controversial memorial unveiled
By Simon Bacheli and George Psyllides

THE president and political parties yesterday criticised the presence of British High Commissioner Peter Millet at the unveiling of a memorial in the Turkish-occupied north dedicated to British soldiers killed during the anti-colonial struggle.

The memorial, dedicated to 371 British servicemen killed during the ‘Cyprus Emergency’ between 1956 and 1959 was unveiled in Kyrenia as part of a Remembrance Sunday commemoration this weekend.

Paid for by donations to an organisation calling itself the British Cyprus Memorial Fund, the erection of the monument in the northern coastal town has angered Greek Cypriots, in particular those who fought to oust the British from the island.

Cyprus won its independence in 1960, partly as a result of the civil unrest led by EOKA.

Millet attended the commemoration and unveiling, laying a wreath at the base of the new monument on behalf of the British government.

Millet said he did not inaugurate the monument adding that he laid a wreath as a sign of respect to the dead.

“Every nation has a duty to remember its dead soldiers,” Millet told the Cyprus News Agency. “During the Remembrance Day in Britain we remember all those who lost their life in conflict, not only British but Greek Cypriots and Turkish Cypriots.”

Around 280 veterans of the ‘Cyprus Emergency’ were in Cyprus last week to attend the unveiling.

President Demetris Christofias expressed his displeasure over the memorial and the presence of the British high commissioner.

“I am not happy. The British have every right to honour their people who lost their lives to EOKA fighters during the struggle for freedom,” Christofias said. “They could just as well create monuments in Britain instead of Cyprus.”

The president said he was saddened about Millet’s presence at the event.

“It happened, we took it into consideration and we will discuss it further with the British,” he said.

EOKA fighters said the whole affair showed the mentality of British colonialists and proved “once more the cooperation between the British and Turks from 1955 until today.”

Government partners DIKO said Millet’s action was unacceptable and should receive a necessary reprimand.

DISY spokesman Haris Georgiades said there is no objection to the creation of monuments for the dead even during the EOKA freedom struggle.

“The EOKA struggle was fair but it is the right of the British to honour the lives, which were lost,” Georgiades said.

“What bothers us is the erection of this monument in our occupied areas,” he added.

CYPRUS MAIL 10/11/09

 

Orams davası görüşülüyor

KKTC'de yaşayan yabancıları yakından ilgilendiren "Orams davası", bugün İngiltere'de görüşülüyor.

NTV

12 Kasım. 2009 Perşembe

LONDRA - KKTC'de eski Rum mallarına sahip yabancıları yakından ilgilendiren "Orams davası", bugün İngiltere istinaf mahkemesinde görüşülüyor.

Kıbrıslı Rum Meletis Apostolides, Kuzey Kıbrıs'ta kalan arazisinin üzerine villa inşa ettiren İngiliz Linda-David Oram çifti aleyhinde dava açmış, Rum mahkemesi, 2004'te evin derhal yıkılması, ayrıca davacıya tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.

Apostolides, ardından davasını ingiltere'ye taşıdı. Bunun üzerine İngiliz mahkemesi, Avrupa Adalet Divanı'ndan görüş istedi.

Adalet Divanı, Rum Mahkemesi'nin kararının, Avrupa Birliği ülkeleri tarafından dikkate alınmasını tavsiye etti.

İngiltere istinaf mahkemesinin, bugün başlayan duruşmalarda Adalet Divanı'nın tavsiyesini ne ölçüde dikkate alacağı merak konusu.

Duruşmalar iki gün sürecek. Ancak nihai kararın, ileri bir tarihte açıklanması öngörülüyor.

 

 

Talat: İngiltere'nin önerisini görüşeceğim

Mehmet Ali Talat Rum lider Hristofyas ile, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üslerin yarısını çözüm halinde yeni kurulacak devlete bırakma önerisini görüşeceğini söyledi.

NTV

12 Kasım. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - İngiltere'nin, Kıbrıs'ta yürütülen müzekerelerde çözüme ulaşılması durumunda, adadaki üslerinin yarısını yeni kurulacak devlete bırakacağını açıklaması, tartışmaları da beraberinde getirdi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuyu Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşeceğini belirtirken, Güney Kıbrıs öneriye mesafeli.

Kıbrıs müzakerleriyle ilgili meclisi bilgilendiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere'nin, Rum tarafını teşvik etmek için böyle bir adım atmış olabileceğini söyledi. Toprak konusunu ele aldıklarında, konuyu Rum lider Hristofyas ile görüşeceklerini ifade etti.

Öneriye mesafeli yaklaşan Rum Yönetimi'nin Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ise, "Teşvike ihtiyacımız yok. İngiltere sürece katkıda bulunmak istiyorsa, Türkiye'ye baskı yapsın" dedi.

Konu, Londra'da Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'la İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasındaki görüşmede de gündeme geldi.

Brown görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'taki liderlere mesajım şu; tarih yazabilirsiniz. Cesur olun, İngiltere sizi destekleyecek" dedi.

İngiltere'nin, Rum Kesimi'ndeki 256 kilometrekarelik 2 askeri üssü, adadaki toprakların yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor. İngiltere'nin ülke dışındaki en büyük deniz üssü, Kıbrıs'ta bulunuyor.

 

'Kıbrıslı Türk sahip çıktıkça KKTC var olacak'

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türk halkı sahip çıktığı sürece, KKTC var olmaya devam edecektir'' dedi.

AA

13 Kasım. 2009 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''KKTC'nin var olduğunu ve yaşadığını, KKTC'nin yaşatılması, korunması'' gibi iddiaların çok fazla anlamlı olmadığını belirterek, ''Çünkü Kıbrıs Türk halkı sahip çıktığı sürece ve Kıbrıs Türkünün iradesini temsil ettiği sürece, Kıbrıs Türküne her türlü imkanı sağlayan bir şemsiye olduğu sürece KKTC var olmaya devam edecektir'' dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlama etkinliklerine Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen katılmak üzere adaya gelen Orgeneral Erdal Ceylanoğlu'nu kabul etti.

Orgeneral Ceylanoğlu, ''TSK adına, özgürlük, eşitlik ve yaşam hakkı mücadelesi sonucunda elde edilen KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümünü kutlamak için Kıbrıs Türkleriyle beraber olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyduğunu'' ifade ederek, ''İnanıyoruz ki bu güzel heyecanlar, ebediyete emin adımlarla ve iyi gelişmelerle taşınacaktır. Bundan bizlerin ve Türkiye Cumhuriyeti devleti, TSK'nın hiçbir kuşkusu yoktur'' dedi.

Orgeneral Ceylanoğlu, ''TSK, daima barışın gerçek savaşçısı olarak, ülkesinde ve dünyanın her yerinde görev yapmaya ve insanlarına hizmet etmeye devam edecektir'' diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat başkanlığındaki gelişmeleri memnuniyetle ve yakından izlediklerini belirten Orgeneral Ceylanoğlu, bu gelişmelerin Kıbrıs Türk halkına enginlik ve mutluluk getirmesini diledi.

TALAT'TAN TSK'YA TEŞEKKÜR
KKTC Cumhurbaşkanı Talat da, Türkiye'nin her olayda bütün kurumlarıyla yanlarında olduğuna işaret ederek, Kıbrıslı Türklerin "self determinasyon" hakkını ilerlettiği bu önemli aşamada da Türkiye'nin kurumlarını yanlarında görmekten mutlu olduklarını kaydetti.

Türkiye'nin tüm kurumlarının olduğu gibi TSK'nın da her aşamada Kıbrıs Türklerini ve KKTC'yi desteklediğini ifade ederek, destek için teşekkür eden Talat, Kıbrıslı Türklerin bunca yıl uygulanan izolasyon altında yaşadığı için, tek nefes alma penceresinin Türkiye olduğunu ve ekonomik, siyasi ve güvenlik olarak tek desteğin de Türkiye'den geldiğini söyledi.

KKTC'nin bütün gücüyle, halkına en iyi hizmeti vermek için, laik, demokratik bir devlet olabilmek için, halkını daha müreffeh yarınlara taşıyabilmek için elinden gelen bütün gayreti gösterdiğini anlatan Talat, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm aradıklarını ve bunun için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini kaydetti.

Çözüm için, bütün esneklikle, ancak hakları koruyarak çaba harcadıklarını dile getiren Talat, bütün dünyanın da bunu gözlediğini ve kimin çözümden yana olup olmadığını gördüğünü söyledi.

''KKTC VARDIR VE YAŞIYOR''
Bu süreç içinde KKTC'nin bir alternatif olmadığını ifade eden Talat, şöyle devam etti:

''KKTC vardır ve yaşıyor. 'KKTC'nin yaşatılması, korunması' gibi iddialar da çok fazla anlamlı değildir. Çünkü Kıbrıs Türk halkı sahip çıktığı sürece ve Kıbrıs Türkünün iradesini temsil ettiği sürece, Kıbrıs Türküne her türlü imkanı sağlayan bir şemsiye olduğu sürece KKTC var olmaya devam edecektir ve tabii ki nihai hedef olarak gördüğümüz çözümün de önemli bir unsuru olacaktır. Bu anlayışla, 26. yıl dönümümüzde çalışmalarımızı bir kere daha gözden geçiriyoruz, bir kere daha değerlendiriyoruz, eksiklerimizi tespit etmeye çalışıyoruz ve onları yerine getirmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.''

TSK'nın, Kıbrıs Türklerini, 1963'ten itibaren güvenlik açısından koruduğunu, 1974'te Barış Harekatı ile tam güvenliğe kavuşturduğunu ve o günden bu yana da güvenliğini sağlamaya

devam ettiğini anlatan Talat, bu destek için teşekkür etti.

 

KKTC'de domuz gribinden ilk ölüm

KKTC'de ilk kez domuz gribine yakalanan bir kişi hayatını kaybetti.

AA

13 Kasım. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde domuz gribine yakalanan, kronik akciğer ve diyabet hastası bir kişi öldü.

KKTC Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, domuz gribine yakalanan ve 4 Kasım'dan beri hastanede tedavi altında bulunan, kronik akciğer ve diyabet hastası bu kişi, "pnömoni" gelişmesi sonucu solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Ölen kişinin adı ve cinsiyeti belirtilmeyen açıklamada, "10 gün boyunca kurtarılması için yoğun çaba sarf edilmesine rağmen maalesef hasta kaybedilmiştir" denildi.

 

Yunanistan, 15 Kasım'a "kara bir sayfa" dedi

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, KKTC'nin kuruluş günü olan 15 Kasımın "uluslararası yasal düzene saygılı olan herkes için kara bir sayfa olduğunu" ileri sürdü.


Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi:

"Pazar günü Kıbrıs'ta, Türk ordusu tarafından işgal edilen topraklarda sahte devletin kuruluşunun 26. yılı tamamlanmaktadır. 1983'ün 15 Kasımı, uluslararası yasal düzene saygılı olan herkes için kara bir sayfa olarak kalmaya devam etmektedir. Kıbrıs sorunu, BM ve Avrupa Birliği üyesi olan bağımsız bir devletin işgali ve istilası meselesi olarak sürmektedir. Kabul edilemez bu durum sona ermelidir. Yunanistan, Başkan Hristofyas'ın (Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas) anlaşmalı bir çözüme ulaşılması yönündeki çabalarını, vasilerin olmadığı, Türk işgalinin sona ermesine ve adanın yeniden birleşmesine yol açacak, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla güvence altına alınan hürriyet, güven ve refah içeren bir ortamda birlikte yaşamalarını sağlayacak bir Kıbrıs çözümünü desteklemektedir."

CNN TURK 14/11/09

 

 

İngiltere'den Kıbrıs vaadi...

İngiltere'nin Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılması ve sorunun çözülmesi durumunda, adadaki üs topraklarının yarısını "Birleşik Kıbrıs'a" devretmeye hazır olduğu duyuruldu.


Ülkenin Dışişleri Bakanlığı basın ofisinden yapılan açıklamada, şöyle denildi:

"Bu teklif, İngiltere'nin Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılmasına verdiği önemini göstermektedir ve İngiltere'nin bir anlaşmaya varılması için iki lidere de verdiği destek konusundaki istekliliği ortaya koymaktadır."

İngiltere'nin adada bir anlaşmanın yine ada halkı tarafından sağlanabileceği, uluslararası toplumun etkisiyle sağlanamayacağı görüşünü her zaman net ve açık bir şekilde ortaya koyduğu kaydedilerek, askeri üs topraklarıyla ilgili teklifin Kıbrıs sorunun çözümüne bağlı olduğu belirtildi.

Başbakan Gordon Brown'un konuya ilişkin sözlerine de yer verilen açıklamada, Brown'un şunları söylediği kaydedildi:

"(Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris) Hristofyas'ı bugün Londra'da kabul etmekten ve Kıbrıs sorununu konuşma fırsatı bulmaktan büyük memnuniyet duydum. Çözüm müzakereleri için kritik bir zamandır. Her iki Kıbrıslı lider de görüşmelerde gelinen nokta konusunda büyük bir kararlılık ve yüreklilik göstermiştir ve ben bugün Hristofyas'ı bu önemli fırsattan yararlanmaya ve konuyu tüm Kıbrıslılar yararına çözmeye çağırdım."

Açıklamada ayrıca, Brown'un şu sözlerine yer verildi: "Müzakerelere destek için işaret olarak, Kıbrıs'ta bir çözüm durumunda, İngiltere'nin BM'ye, adadaki askeri üs alanlarından yaklaşık yüzde 50'sini Birleşik Kıbrıs'a sunmayı teklif ettiğini teyit edebilirim. Bu toprakla ilgili ne yapılması gerektiği iki liderin müzakerelerine bağlıdır."

"Tarih yazabilirsiniz, cesur olun"

Brown'un ayrıca, bu toprakların devrinin, üslerin işleyişine aykırı bir etkisinin olmayacağını söylediği bildirildi. Başbakan Brown'un bugün Kıbrıslı liderlere mesajının "Tarih yazabilirsiniz. Cesur olun. Birleşik Krallık sizi destekliyor" olduğu da kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, söz konusu teklifin BM'ye dün yapıldığı ve 45 milkarelik (116,5 kilometrekarelik) bir alanı kapsadığı belirtildi. Brown'un bugün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüştüğü, Birleşik Krallığın Avrupa Bakanı Chris Bryant'ın da bu ay içinde Kıbrıs'a gideceği duyuruldu.

Kıbrıs'ta Birleşik Krallık egemenliğindeki yaklaşık 255 kilometrekarelik Dikelya ve Akrotiri bölgeleri, bu ülkenin askeri üsleri olarak kullanılıyor.

Hristofyas öneriyi "olumlu" buldu

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitiris Hristofyas, İngiltere'nin Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması şartıyla Ada'daki üs topraklarının yarısına yakınını geri verme önerisini, Rum hükümetinin "olumlu bir katkı olarak gördüğünü" söyledi.

İngiltere Başbakanı Gordon Brown, dün akşam Londra'da, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüştü. Rum radyosunun haberine göre, 45 dakika süren görüşmeden sonra açıklama yapan Hristofyas, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üsleriyle ilgili önerisini, Rum hükümetinin olumlu gördüğünü ifade etti.

Rum yönetimi ile İngiltere arasında Haziran 2008'de imzalanan mutabakat zaptını hatırlatan Hristofyas, İngiltere'nin bu anlaşma doğrultusunda, kalıcı ve çalışabilir çözüm çabalarına katkıda bulunmasını beklediklerini söyledi.

Kıbrıs müzakerelerinde önemli ilerleme sağlanmamasının sorumluluğunun Türkiye ait olduğunu da iddia eden Hristofyas, Gordon Brown'un gösterdiği ilgi ve anlayıştan memnun olduğunu belirtti. Görüşmeden memnun olduğunu ifade eden Başbakan Gordon Brown da Hristofyas'ın, müzakerelerde ilerleme sağlanmasında çok büyük cesaret ve kararlılık gösterdiğini belirtti.

Brown, iki liderin çözüm konusunda taahhütte bulunduğunu hatırlattı. Kıbrıs sorununa çözüm bulma fırsatının değerlendirilmesini isteyen Brown, çözümün "Kıbrıslılar" tarafından bulunması ve "Kıbrıslılar"için olması gerektiğini söyledi.

Brown, çözüm halinde Kıbrıs'taki üserler toprağının yarısını vermeyi önerdiklerini anımsatarak, üslerin daha küçük bir alanda çalışmalarını sürdürebileceğini kaydetti. Görüşmeden sonra yapılan yazılı açılamada, Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri hakkında Gordon Brown'u bilgilendirdiği belirtildi.

Ankara ne diyor?

Ankara da İngiltere'nin Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması durumunda topraklarının yarısını ada halkına vereceğini duyurmasından memnun. Ankara'ya göre bu somut bir adım olması açısından önemli. Diplomatik kaynaklar, İngiltere'nin bu adımını, "müzakerelerde ciddi bir aşamaya gelindiğinin göstergesi" olarak yorumluyor.

Yetkililere göre, eğer Ada'daki müzakere sürecinde önemli bir yol alınmasaydı, İngiltere böyle bir öneride bulunmazdı.

Diplomatik kaynaklar ayrıca, barışa toprak hediyesi sözünün, "çözümü destekliyoruz" açıklamalarından daha güçlü, daha somut bir adım olduğunu belirtiyor. Bu açıdan da Ankara öneriyi önemsiyor.

İngiltere benzer bir teklifi Annan Planı görüşülürken de yapmıştı. Yeni önerinin Talat ve Hristofyas arasındaki müzakerelerde harita, toprak konuları görüşülürken ele alınması bekleniyor.

CNN TURK 12/11/09

 

 

KKTC resepsiyonunda futbol konuşuldu

CNN TURK 14/11/09

 

Meclis Genel Kurulundaki görüşmelerin ardından KKTC'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla Swiss Otel'de düzenlenen resepsiyona katılan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, burada Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile uzunca bir süre sohbet etti.


Mehmet Ali Şahin'e resepsiyon sırasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile neler görüştüğü soruldu.

Galatasaraylı olan Şahin, bir gazetecinin Fenerbahçe taraftarı olan Genelkurmay Başkanı'nın kendisinden herhalde Milan Baros'u istediği esprisini yapması üzerine, "İstedi bizden. Biraz zor veririz" yanıtını verdi. Şahin, şunları söyledi:

"Takımlarımızın Avrupa'daki şartlarını konuştuk. Genelkurmay Başkanı'mız (Fenerbahçe'nin) Santrafor sorunu olduğunu söyledi. Mesela Galatasaray'dan Baros gelse herhalde finalde oynarız" dedi. Kulüp başkanı olsaydım düşünürdüm ama şu anda böyle bir yetkim yok."

 

 

İngiltere'nin önerisi Rumları kızdırdı

İngiltere'nin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması şartıyla adadaki üs topraklarının yarısına yakınını geri vereceğini açıklamasına, Rum yönetimi ve siyasi partilerinden tepki geldi.

Rumlar, İngiltere'nin önerisine, "Kıbrıs Rum tarafının çözüm için teşvike ihtiyacı yoktur. Çözüm bulunması yönünde daha yapıcı bir tavır sergilemesi için Ankara'ya baskı yapılmalıdır" karşılığını verdi.

Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, İngiliz önerisini inceleyeceklerini, ancak Rum tarafı için asıl olanın çözüm ve yeniden birleşme olduğunu kaydetti.

Kiprianu, "ilave bir teşvike ihtiyaçları bulunmadığını" söyledi.

Atina'ya giden Kiprianu, ayrıca İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet'in, EOKA tarafından öldürülen İngiliz askerleri için KKTC'de dikilen anıtın açılış törenine katılmasını "kabul edilemez hareket" olarak niteledi.

Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da, İngiliz önerisinin içeriği görülene kadar sabırlı olunmasını tavsiye etti ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün görüşeceği İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un, "İngiliz niyetleriyle ilgili daha derin izahat vereceğini" söyledi.

Komünist AKEL partisinin Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise, İngiliz önerisinin, Kıbrıs sorununun çözümüne yeterli teşvik olmadığını kaydetti.

İngilizlerin bu sunumunun, partisinin, İngiliz üslerinin adadaki varlığı aleyhindeki tutumunu gözden geçirmesini gündeme getirmediğini belirten Kiprianu, "Kıbrıs sorununun halledilmesi halinde AKEL, üslerin adadan çekilmesi konusunu gündeme getirecek" dedi.

Millet'in, anıt açılışı için KKTC'ye gelmesi konusuna da değinen Andros Kiprianu, "Millet'in bazı emirler doğrultusunda hareket ettiği kanaatindeyim. Ancak bu konuyla kahramanlık yöntemiyle değil, diplomatik yöntemle ilgilenmeliyiz. Çünkü kahramanlık yöntemi, günün sonunda 'Kıbrıs cumhuriyeti' için zararlı olabilir" diye konuştu.

Talat'tan yorum

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere'nin Kıbrıs'ta çözüm halinde toprak önerisinin, müzakerelerde harita ve toprak konuşulurken değerlendirileceğini belirterek, önerinin, Rum tarafının bu konudaki isteksizliğini ortadan kaldırmak için yapılmış girişim olarak algılanabileceğini söyledi.

İngiltere'nin aynı teklifi Annan planı döneminde de yaptığını ve o zamanki tutumunu tekrarladığını belirten Talat, "Derinlemesine bir çalışma, değerlendirme, tartışma aramızda yapmadık. O yüzden konuyla ilgili geniş bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Ancak bu İngiltere'nin tutumudur. Tabii ki sonunda harita, yani toprak konuşulduğu aşamada değerledirilecektir" dedi.

Önerinin müzakerelere yansımasının nasıl olacağının sorulması üzerine Talat, Türk tarafı olarak istekli çalıştıklarına işaret ederek, "Büyük olasılıkla Rum tarafının bu konudaki isteksizliğini ortadan kaldırmak için yapılmış girişim olarak da algılanabilir" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, önerinin, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Londra ziyareti öncesinde yapıldığının anımsatılması üzerine de, "İşte o da gösteriyor ki Rum tarafını teşvik etmek istiyorlar, anlaşılan" dedi.

Olağanüstü Meclis toplantısıyla ilgili bir soruya karşılık Talat, müzakereler hakkında meclisi bilgilendireceğini ve milletvekillerinin görüşlerini alacağını belirterek, sonunda kararı meclisin ve halkın vereceğini, referandum yasasını hazırlama ve referanduma sunulmasını meclisin yapacağını, her şeyi, meclis ve hükümetle diyalog içinde yürüttüklerini kaydetti.

Bir başka soru üzerine, hükümetle arasında bir sorun olduğunu düşünmediğini ifade eden Talat, zaman zaman siyasi mülahazalarla bazı açıklamalar yapıldığını, bunlara cevap vermesinin doğru olmadığını belirterek, "Her şeyi herkes biliyor ve görüşlerini de söylüyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Başbakan Derviş Eroğlu ve Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) kabul etmeyeceği bir referandumun meclisten geçip geçmeyeceğinin" sorulması üzerine de, "Karar yüce meclisin, halka bu imkanı veririz, nihai kararı halk verecek nasıl olsa deyip" ifadesini kullandı.

Talat, meclisin çoğunluğu benimsemese de halka bu imkanın verilmesi gerektiğini belirterek, 'Çünkü sonuçta halkımız karar verecek" diye konuştu.

Eroğlu: "Katkısı olmaz"

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, İngiltere'nin, Kıbrıs'ta çözüm halinde, Kıbrıs'taki iki askeri üssünden bir miktar toprak vereceğini açıklamasının, bir anlaşmaya fazla katkı koyacağını düşünmediğini belirterek, "Dikelya'yı bize Ağrotur'u Rumlara bırakıyorum derse anlarım" dedi.

Başbakan Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, gazetecilerin, İngiltere'nin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması şartıyla Ada'daki üs topraklarının yarısına yakınını geri vereceğini açıklamasına ilişkin soruları üzerine, "İngiltere bunu söyler de gerçekleştirir mi bilmiyorum" diye konuştu.

İngiltere'nin AB'ye girerken Kıbrıs'taki Dikelya ve Ağrotur üslerini AB dışında tuttuğuna işaret eden Eroğlu, İngiltere'nin esas isteğinin Kıbrıs'taki iki üssünü muhafaza etmek olduğunu belirtti ve bu üslerin, İngiltere'nin amacı için yeterli olduğunu söyledi.

İngiltere'nin üslerden bir miktar toprak vermesinin bir anlaşmaya pek fazla katkısının olacağını düşünmediğini belirten Eroğlu, "Eğer 'üslerden çıkıyorum, üsleri Türklere ve Rumlara bırakıyorum' derse... Dikelya'yı bize, Ağrotur'u Rumlara bırakıyorum derse anlarım. Esas olan, kendi üsler bölgesinin 'egemenliği vardır' derken, bizim bir egemen halk olduğumuzu, egemen topraklarımızın olduğunu kabul etmeyişi bizi üzmektedir" dedi.

Öneri Rum basınında

Kıbrıs Rum gazeteleri de, İngiltere'nin, "müzakerelerde bir çözüme ulaşılması halinde, Kıbrıs'taki İngiliz üssü topraklarının bir bölümünü 'Birleşik Kıbrıs'a vermeye hazır olduğu" yönündeki eski önerisini yenilemesini, "üslerin, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların oylarıyla adada kalmasını garanti altına almaya çalışmak" olarak yorumladı.

Önerinin, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un görüşmesinin 24 saat öncesinde yapıldığına işaret eden Rum basını, konunun, bugün TSİ 18.30'da yapılacak Hristofyas-Brown görüşmesinde gündeme geleceğini belirtti.

Hristofyas-Brown görüşmesinin 24 saat öncesinde İngiltere'nin "hediye" takdiminde bulunacağını açıkladığını yazan Fileleftheros gazetesi, bu "hediyeyle" İngiltere'nin sonsuza dek adada kalışının garanti altına alınmasına çalışıldığını savundu.

İngiltere, tamamı 99 milkare olan üslerinin 45 milkaresini, "iki liderin Kıbrıs sorununda bütünlüklü anlaşmaya varması, varılacak anlaşmanın referandumla nüfusun çoğunluğu tarafından onaylanması ve iki tarafça resmi olarak tasdik edilmesi" koşuluyla "Birleşik Kıbrıs"a vermeyi önermişti.

Fileletheros gazetesi, İngiltere'nin bu öneriyle, "Kıbrıs sorununda varılacak anlaşmayı şartlandırmaya ve yapılacak referandumla üslerin Kıbrıs sorununda varılacak anlaşmadan sonra da adada kalmasını garanti altına almaya ve bizzat Kıbrıslı Türk ve Rumlara referandumda üslerin adada kalmasını onaylatmaya çalıştığını" öne sürdü.

Ada'da 2 üs

Birleşik Krallık, Ada'daki 2 üssünde, 245 kilometrekarelik bir alanı elinde tutuyor.

Bu ülke BM'ye, bu alanın yaklaşık yarısını oluşturan, 116.5 kilometrekarelik kısmı önerdi.

Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte 3 garantör ülkesinden biri olan İngiltere'nin, Kıbrıs'ta 2 askeri üssü bulunuyor.

İngilizler'in, Gazimağusa yakınlarında Dikelya, Limasol'da da Ağrotur Üssü yer alıyor.

İngiltere, 2004 yılında, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öngören Annan Planı'nı iki tarafın da kabul etmesi durumunda, üslerinden toprak vermeyi taahhüt etmişti. Annan Planı'na KKTC yüzde 65 "evet" derken, Rumlar ise yüzde 76 oranında "
hayır" demişlerdi.

 

Dersim'de 1937-1938'de ne oldu?

CHP'li Onur Öymen'in gafıyla Dersim olayları yeniden gündeme geldi. Peki 1937-38'de ne olmuştu? 22 yıl önce Nokta dergisinde yayınlanan 'Dersim dosyasını Bianet yeniden yayınladı






Nokta Dergisi'nin 1987'de yayımladığı "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" dosyasını bugünün gündemine denk düşmesi nedeniyle "İlk kez açıklanan belgeler", "İsmet İnönü'nün Lozan'da okuduğu bildiri", "ABD, Demirel'e Federe Kürdistan Önerdi", "Demirel Koçaş'ı yalanlıyor", "Hedef doğrudan Dersim idi", "Dış basından", "Parlamenter gözüyle" başlıklı çerçeveleriyle birlikte aynen yayımlıyoruz.

"Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır...

Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir."

Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığı'na raporunu sunduğunda Dersim olaylarına doğru bir adım daha atılmış oluyordu. Bir süre sonra Dersim'in adı Tunceli'ye dönecek, adına özel yasalar çıkarılacak, ardından da kanlar dökülecekti. Tam yarım yüzyıl önceydi bütün bunlar. Ve yarım yüzyıl boyunca konuşulmayacaktı. O kadar ki...

Muhsin Batur, 1985 yılında yayınlanan "Anılar ve Görüşler" adlı kitabında şunları yazıyordu. "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi... Tren yoluyla Elazığ'a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Elazığ'ın biraz uzağında Harput'un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum..."

Muhsin Batur, yaşadıklarını kendisine saklamıştı. Pek çok başkaları gibi... "Bir şeyler", önemli bir şeyler olmuştu 50 yıl önce. Oysa bugün genç kuşaklar, neredeyse Dersim adını bile bilmiyordu. Bugünü anlamanın anahtarı olan "dün" unutulmuştu.

Ve yarım yüzyıl sonra Nokta "dün"ün kapısını açıyordu. İngiliz arşivlerinde bugüne dek karanlıkta kalan belgeler ve mektuplar; Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'nın kamuoyuna yansımayan "Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar" adlı belgesel yayını; o günlerin canlı tanıkları... Bütün bunlar bir manzarayı gözler önüne seriyordu: Dersim isyanı... 1937 baharından 1938 baharına iki tenkil harekâtı. Binlerce ölü, onbinlerce sürgün..

Her şey köprüyle...
"37 geldiği zaman bir köprü meselesinden geldi. İki ya da üç kişi köprüyü yaktılar. Cehaletten çoban mı yaktı, başkası mı yaktı bilemezsin yani... Belli değil, yani bilmezlikten yaktılar. Ondan sonra başladı. Olay büyüdü..."

Kureşanlı 60 yaşındaki Veli Çelik'in anlattığı bu köprü olayı, Genelkurmay belgelerinde şöyle geçiyordu: "İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hattının tahrip edilmesiyle başladı."

Köprü bir kıvılcımdı. Avusturya veliahdının öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasında ne ölçüde etkense, köprünün yakılması da Dersim olaylarını başlatmada o ölçüde etkendi.

Evet, köprü yıllarca için için yanan bir ateşi canlandırmıştı. Dersimlilerin asker ve vergi vermeyi reddetmeleriyle somutlaşan bir ateşti bu. Dersim bir sancıydı... Tunceli Kanunu, 1935 yılında böyle bir ortamda çıkarılmıştı. Kanuna göre, vali ve komutan, bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; kaymakamlıklara muvazzaf subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il dışına çıkartabilecekti. Asıl önemlisi hukuk alanındaki düzenlemelerdi. Bu kanunla Tunceli'de yapılacak yargılamalara da özel yöntemler getiriliyordu.

Gazeteci Naşit Uluğ, "Tunceli Medeniyete Açılıyor" adlı kitabında, yapılanları "mazinin kötülüklerini tasfiye" olarak yorumluyor ve şöyle diyordu:

"Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu."

"Meğer askeri yolmuş..."
70 yaşındaki Şükrü Baykara Nokta'ya anlatıyordu: "1937'de önce yol yapıldı. Öğrendik ki meğer askeri yol yapılıyormuş. O zaman ben 19-20 yaşındaydım... Olaylar öyle hızlı oldu ki, iki-üç gün içinde sildi süpürdüler."

Önce yol gelmişti Dersim'e, ardından da uçaktan atılan bildiriler. 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyordu bildiriler ve Genelkurmay yayınına göre "Türkçe, Osmanlıca harflerle, mahalli lisanda" yazılmıştı: "Sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz."

Bildirilerle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu'nun gizli bir kararında da şöyle deniyordu:

"Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür."

Dersim'de adım adım tarih yaratılıyordu. Tarihi yaşayanlardan biri Mehmet Kangutan'dı. 1937'de 11 yaşındaydı Kangutan ve o günleri Nokta'ya bugün şöyle anlatacaktı:

"Abdullah (Alpdoğan) Paşa buraya geldiği zaman hem adli hem idari bütün yetkilere sahipti. İstese adam öldürebilirdi... Bütün aşiret reislerine emir çıkardı. Dedem Karabali aşiretinin reisi olduğu için oha da emir çıkardı: Herkes aşiretin silahlarını göndersin, fes yasak... Dedem belki yüz-yüz elli tüfeği katırlara odun yükler gibi yükledi, gönderdi. Herkes şapka giydi. Tüccarlarda şapka kalmadı. Ve adam yol yapmaya başladı. Atatürk'ün hastalığı zamanındaymış... Abdullah Paşa üç şey istiyordu: Askere gideceksiniz, verginizi vereceksiniz, birbirinizin malına göz koymayacaksınız... Abdullah Paşa'nın bu icraatına rağmen tek tük hadiseler oluyordu. Tabii bunlar büyük bir katliamı icap ettirmiyordu."

Silah meselesi Genelkurmay belgelerinde de yer alıyordu. Dersim havalisini teftişle görevlendirilen Diyarbakır Valisi Cemal Bey'in İçişleri Bakanlığı'na sunduğu şu raporla: "Üç-beş şahıs müstesna, ağalar ve reisler ve dahil bütün Dersimliler son derece fakirlik ve zaruret içinde çırpınmaktadırlar. Soygunculuk hareketlerinin sebebi, yaşamak hissi ve endişesidir... Her Dersimli, hayatını, malını korumak kaygusu ile silahlı bulunmak zorunluluğunda kalmıştır..."

Gerek Cemal Bey'in raporu gerekse öteki istihbarat ve değerlendirme, hükümeti bir sonuca götürüyordu: "Dersim'in ıslahatı zaruridir."

Genelkurmay yayınında şu satırlara yer veriliyordu: "Tunceli Kanunlarının uygulanmasında ilkin, Dersim'e hâkim olmak esası dikkate alındığı için Kahmut, Sin, Karaoğlan, Amutka, Danzik, Haydaran gibi bucak merkezlerinde birer karakol tesisi ve binalarının inşaasına başlanmıştı.

"Bu iş; çok uzun zamandan beri hükümet memuru ve nüfuzu görmeyen aşiret reisi ve ağalarının hoşuna gitmemiş ve özellikle Kalan'da yeni bir ilçe teşkili bunların kuşkularını büsbütün artırmıştı. Bu arada Suriye'den Tunceli bölgesine giren bazı Ermenilerin Koçkirili Ali Şir'in etrafta yaptığı menfi propagandanın halk üzerindeki etkisi de büyüktü. Bu durum dolayısıyla Yukarı Abbas uşağı aşireti reisi Seyit Rıza; Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan aşiretlerine adamlar göndermek suretiyle bunların hükümet aleyhine ittifakını sağlamış oldu."

Bu ittifakın gözle görünür ilk sonucu köprünün yakılması olarak gelmişti. Bunun üzerine, bölgeye ilginin artırılmasına karar verilmişti: "Son olay ve alınan haberler gösteriyordu ki, hükümetin Tunceli içerisine adım adım girişi, çıkarları bozulan bazı kimseleri sıkmakta, çıkarılan Orman Kanunu, dağ köylerinde keçilerinin aç kalacağı korkusunu doğurmakta ve bunlara benzer birtakım zararlı propagandalarla halk kışkırtılmakta idi. Bu durum dolayısıyla önümüzdeki ilkbaharda gerek Tunceli içinde ve gerekse çevresindeki illerde sarkıntılık ve çapulculuk hareketlerinin artacağı ihtimali karşısında Tunceli içinde ve çevresinde kuvvetli bulunmak lazımdı."

Kanlı bahar
1937 yılında ilkbahar Dersim'e böyle koptu kopacak bir fırtınayla birlikte gelmişti. Dağ taş silah aranıyor, silah toplanıyordu. Karakolların sayısı artmıştı. Ve...

Genelkurmay yayınının 382. sayfasında anlatılıyordu: "Hemen hemen her gün eşkıyanın şu veya bu karakola baskın yapacağı haberleri alınıyordu. Birkaç kez Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce; eşkıyanın toplandığı yerler, özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arkasından yönettiği bilinen Seyit Rıza'nın evi ve civarı havadan bombalandı.

Her gün biraz daha şiddetini artıran kaynaşmaya rağmen henüz ciddi bir hareket olmamıştı.

Nihayet bir gün (26 Nisan 1937) Sin bucağının Hozat'la irtibatının dağ yolu ile yapılmasını sağlamak maksadı ile açılan ve mevcudu 36 sabit jandarmadan ibaret olan Askisor karakolu saat 20.00'den itibaren 100 kadar eşkıya tarafından kuşatıldı. Alınan diğer haberlerden de anlaşıldığına göre; bu gece eşkıyanın gruplar halinde Sin ve Kahmut bölgelerine baskın yapmaları bekleniyordu.

Bir gün önce Uzuntarla bölgesinde toplandığı haber alınan eşkıya 26/27 Nisan gecesi saat 23.00'te 80 kişilik bir kuvvetle Harçik suyunun doğusunda ve Pah kuzeyinde bulunan 9'uncu Seyyar Jandarma Taburu Süvari Bölüğü'ne taarruza başladı ve sabaha kadar eşkıya ile bölük arasında çok yakın mesafede ve çok şiddetli müsademe devam etti. Bölük bu saldırıyı ancak iki mangası ile karşılayabilmişti."

Hükümet kararlıydı. İsyan bastırılacak, Dersim "tedip", yani terbiye edilecekti. İlk kadın pilot Sabiha Gökçen'in uçağından atılan bu ilk bombalar kararlılığın göstergesiydi. Ama fırtına da kopmuştu. Artık tedip de yetmiyordu. Onun yerini, sözlüklerin "Düşman ya da zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma" diye tanımladığı "tenkil" almıştı. Bakanlar Kurulu kararlarında "tenkil"den söz ediliyor, Genelkurmay'ın arşivine tenkil raporları yağıyordu: "Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen Hanım'ın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna olduk­ça ağır bir zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."

Mehmet Kangutan da belleğindeki arşive yazmıştı tanık olduklarını: "Bir ara dediler ki yukardan kırıp geliyorlar. Tabii anamız gözü açık biri. Beni, ağabeyimi çıkarttı köyden... Gelmişler köye, toplamışlar tarlalarda. Biz tepenin arkasındaydık. Ordan mitralyöz seslerini duyuyorduk. Bizim köy ateşlendiği zaman, konağımız büyüktü, o konağı yaktıkları zaman ağlama tuttu beni. Biz karşıdan görüyorduk. İnsanlar da öldürüldükten sonra köyde insan hemen hemen kalmadı, ama biraz kaçan vardı."

Aynı sıralarda, yani 1937 Haziran sonlarında manzarayı Genelkurmay şöyle yorumluyordu: "Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkıya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyük baş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu."

Genelkurmay'a gönderilen raporlarda benzeri cümlelere gittikçe daha sık rastlanır olmuştu. Bu raporlarda Seyit Rıza'nın adı da çok sık geçiyordu. "Temmuz 1937 sonlarında Tunceli'nin 1937 itaatsizliğine katılmış olan bütün aşiretlerin bölgelerinde, inilmemiş dere, çıkılmamış dağ ve taranmamış hiçbir yer kalmamıştı. Sarf edilen bütün gayretlere rağmen Seyit Rıza ve avenesi henüz ele geçirilememişti."

"Generalissimo"
Aynı günlerde Seyit Rıza, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na bir mektup yazıyordu. Seyit Rıza, "Dersim Generali" diye imza attığı ve elli yıl sonra ilk kez Nokta ile gün ışığına çıkan bu mektupta, İngiliz hükümetinden yardım istiyordu. Ne var ki, umduğunu bulamayacaktı. İngiliz Dışişleri Bakanlığınca İstanbul'daki İngiliz Konsolosluğu'na gönderilen bir yazıda şöyle deniyordu: "Eğer Türk hükümetine, mektubun tarafımızdan dikkate alınmadığı gayri resmi olarak bildirilirse iyi olur."

Bu ilginç yazının tarihi de ilginçti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın yazısı 5 Ekim 1937 tarihini taşıyordu.

Oysa Seyit Rıza bu yazıdan yaklaşık bir ay önce, 10 Eylül günü tutuklanmıştı. Anlaşılan bu kez İngiliz politikası, "bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör" biçiminde gelişmişti.

İngilizlerin gözlediği denge, Seyit Rıza'nın aleyhine bozulmuştu. Abasan aşiretinin başı Seyit Rıza, tutuklanmıştı. Kimi kaynaklara göre bu tutuklanma, "teslim olma" sonucunda gerçekleşmişti. Kimi kaynaklara göre ise, Seyit Rıza hükümetin "barış görüşmesi" çağrısına uyarak Erzincan'a gitmiş ve ele geçmişti.

Seyit Rıza'nın öyküsü yargılanıp 18 Kasım 1937 tarihinde sona eriyordu. Seyit Rıza, küçük oğlu Reşik Hüseyin, yeğeni Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin'in de aralarında bulunduğu on kişiyle birlikte asılmıştı. Bu, aynı zamanda 1937 harekâtının sonuydu. Başbakan İsmet İnönü, idamlar dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik" diyordu.

Ancak, "mesele" ortadan kalkmamıştı. 1938'e yine huzursuzluklarla girilmişti. Gazeteci Naşit Uluğ, şöyle anlatıyordu: "Azgınlık bu sefer Kalan mıntıkasında başladı. Kalanlılara bundan önce uslu oturduklarından dokunulmamıştı. Henüz imar ve temdin çalışmaları kendi bölgelerine erişmemiş olan Kalanlılar, ağaların ve Seyit'lerin tahrikine uyarak Diztaş karakoluna tecavüz ettiler. Kış gelmişti, dağlar karla örtülmüştü, yollar henüz bitirilmemişti, harekâta yazın devam edilmek üzere kış geçirildi. Havalar açılınca asker Kalan mıntıkasına girdi."

Bir başka "bahar"
Dersim'de yine hazırlık vardı. Yine bahar bekleniyordu. Ama bu kez hazırlıklar daha sistemli, tedbirler daha yoğundu. Başbakan da artık Celal Bayar'dı. Gerek 1937, gerekse 1938 harekâtını "yakinen" izleyen gazeteci Naşit Uluğ şunları aktarıyordu kitabında:

"Kamutay 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başbakan Celal Bayar, iç meseleler arasında Dersim'e de temas ederek, 'Bu yıl Dersim denilen işi kat'i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını ve umumi bir tarama hareketiyle bu meseleyi kökünden söküp atacağını söylemişti."

1938 harekâtı için her şey hazırdı. Öyle ki, harekâtın artık basılı bir "kılavuz kitabı" bile vardı. 1938 yılında Elazığ Turan Matbaası'nda Tunceli Vali ve Kumandanlığı tarafından bastırılan kitapçığın adı şöyleydi: "Tunceli bölgesinde yapılan eşkıya takibi hareketleri, köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz."

Dam nasıl yakılır?
Kılavuz, bir tenkil hareketi için gerekli tüm bilgileri içeriyordu. Örneğin, "köyde eşkıya araması" bölümünün 6. maddesinde "Silah atan köy yakılmalıdır" denilirken, 7. maddesinde bu işin nasıl yapılacağı anlatılıyordu: "Damlar taş ve topraktan ibaret olup yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünden bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir."

Kılavuzun "silah toplama" bölümünde de şu "bilgiler"e yer veriliyordu: "Silah teslime mecbur etmek için kadın ve çocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak faydalıdır."

O günleri yaşayanlardan Şükrü Baykara'nın "kıran kırana" diye tanımladığı bir çatışma başlamıştı artık Tunceli'de. Genelkurmay yayınında, bu çatışmalardan 21 Temmuz 1938 günü Laç deresi civarında cereyan edeni şöyle anlatılıyordu:

"Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşinden başka 25'inci Alay'dan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş, ayrıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü."

Genelkurmay yayınının bundan sonrasında tarihler, mevki isimleri ve ölü sayıları birbirini izliyordu: "Haydutlardan 20 kadar ceset... Tayyare filosunun bombalı taarruzunda haydutlardan 40'tan fazla zayiat... Kaçmak isteyen 49 kişinin imhası... Dört köyden 395 haydudun ölü olarak ele geçirilmesi..."

Ve bir örnek: "Mameki Dağ Tugayı bölgesinde bir kuvvetimiz Çat Köyü'ne ateş baskını yaptı. Bu baskına haydutlar şiddetle karşı koydularsa da Çat Köyü'ndeki kalabalık, perişan bir halde bağrışma ve feryatlar içinde kaçıştılar. Bu müsademede haydutlar 15'i silahsız olmak üzere 70 kadardı. Müsademe sırasında 20 kadarı imha edildi."

Doğal olarak raporlara, belgelere yalnızca rakamlar ve kuru bilgiler yansıyordu. 80 yaşındaki Menez Akkaya ise, Nokta'ya anlattıklarıyla canlı bir tablo çiziyordu:

"Ben o zaman genç kızdım. Bizim köye askerler birkaç kez geldi gittiler. Bir şey yapmadılar bize. Türkçe bilmediğimiz için ne dediklerini anlamıyorduk. Daha sonra bir gün yine geldiler. Bütün köy halkını topladılar. 200-300 kişi vardı. Kadın, çoluk çocuk hepsi oradaydı. Hepimizi Değirmentaş'ın oraya götürdüler. Bize, silahlarımızı toplayıp serbest bırakacağız diyorlardı. Ama bizi çay kıyısına götürüp öldürdüler. Kocamı da öldürdüler. Biz üç kişi kurtulduk. Ben ağaca yapıştım, öyle kurtuldum. Günlerce aç susuz ölülerin yanında kaldık. Öyle olmuştu ki, korku diye bir şey kalmamıştı

1938 fırtınası Eylül sonunda diniyordu. Ardında binlerce ölü bırakarak. Genelkurmay yayınına bakılırsa, ölü sayısı 4 binden az değildi. Gerçi bu, Kurtuluş Savaşı boyunca 9 bin kişinin şehit olduğu düşünülünce oldukça büyük bir rakamdı, ama yine de "kesine yakın" olduğu söylenemezdi. Çünkü ölü sayıları genellikle yuvarlak hesaplarla veriliyor ve örneğin "tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır" gibi, ölü sayısının bilinemeyeceği ifadeler kullanılıyordu.

Aralarında, özel olarak gönderilen Muhafız Alayı'nın bulunduğu yaklaşık 50-60 bin kişilik askeri kuvvet artık çekilmeye başlamıştı, Tunceli'den.

İsyan bitmiş, ölen ölmüştü. Kalan sağlar ise... Onlar için Bakanlar Kurulu, "Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskânı" kararını almıştı.

Ve İngiltere'nin Trabzon Konsolosu, Dersim olaylarıyla ilgili olarak Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği son raporunu şu değerlendirmeyle sonuçlandırıyordu: "Artık söylenen şu: Türkiye'de Kürt sorunu bitmiştir."


* Nokta Dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli yıl 5, sayı 25'te "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" başlıklı dosyası Ayşenur Arslan, Hıdır Göktaş, Nadire Mater, Mahmut Övür ve Seral Özzeybek imzalarını taşıyor.

14/11/2009 RADIKAL

 

 

Karar Ocak’ta

Rum avukat “Orams lehinde karar çıkarsa KKTC tanınmış olur” diyerek İngiltere Mahkemesi’ni etkilemeye çalıştı

Eylem ERAYDIN / LONDRA
   İngiltere İstinaf Mahkemesi, Orams davasıyla ilgili duruşmasını dün de sürdürdü. Mahkemede, davacı Rum Apostolides’i savunan Thomas Beazley QC, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adada tanınan tek devlet ve AB’ye üye olduğunu söyleyerek, kendi mahkemelerinde alınan kararın kısıtlanması durumunda, bunun adanın kuzeyindeki yönetimin tanınacağı anlamına geleceğini iddia etti.

KIBRIS 14/11/09

 

 

Hristofyas’ın yerinde olsaydı sorunu çözerdi

Eski Bakan Kostas Themistokleus, uzlaşma sağlanması için Rum tarafının yetki paylaşımını kabul etmesi, Türk tarafının da toprak tavizi vermesi gerektiğini söyledi.

Kıbrıslı Rum politikacı Kostas Themistokleus, Kıbrıs sorununun çözümünün önündeki en büyük engelin, Rumların yetki paylaşımını kabul etmemeleri olduğunu söyledi. “Yetki paylaşımının en önemli sorun olduğuna inanıyorum. Eğer Kıbrıslı Rumlar 1963’ten beri tek başlarına kullandıkları ve kullanmaya alıştıkları devleti yönetmekle ilgili yetkileri Kıbrıslı Türklerle paylaşmayı kabul ederlerse çözüm kolaylaşır” diyen Rum politikacı, Kıbrıslı Türkler de toprak tavizinde bulunmak zorundadır. Toprakla ilgili 1974 yılından sonraki durum adil değildir. Eğer Hristofyas yetki paylaşımına hazırsa, Talat toprak ve mülkiyet konusunu en adil şekilde müzakere etme konusunda iyi niyetliyse, sanırım çözüme çok yakın oluruz” şeklinde konuştu.

KIBRIS 14/11/09

 

“TSK çözümden yana”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 26’ncı kuruluş yıldönümüne Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) temsilen katılmak amacıyla ülkeye gelen Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nu kabul etti.

Görüşmede konuşan Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, TSK adına KKTC’nin 26’ncı kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmaktan onur duyduğunu belirterek, “İnanıyoruz ki; bu güzel heyecanlar ebediyete taşınacaktır, bundan TSK’nın hiçbir kuşkusu yoktur” dedi.

TSK’nın; ülkesinde ve dünyanın her yerinde “Barışın gerçek savaşçısı” olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirten Ceylanoğlu, TSK’nın her zaman KKTC’nin yanında olduğunu vurguladı.

TALAT

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Türkiye Cumhuriyeti ve TSK’nın her zaman ve her olayda, ekonomik, siyasi, güvenlik ve benzeri konularda hep yanında olduğuna ve destek verdiğine işaret ederek teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC Devleti’nin laik bir devlet olarak tüm kurumlarıyla ülke insanına daha refah ve demokratik bir ortamda yaşaması için bütün gayretiyle çalıştığını ifade ederek, bunun Kıbrıs sorununun giderilmesi için gerçekleştirilen görüşmelerde de sürdürüldüğünü vurguladı.

Talat, Kıbrıs sorununun nihai çözümü için adil ve kalıcı bir anlaşma arayışı içinde olduklarını, bu çerçevede de Kıbrıs Türk tarafı olarak haklarını koruyarak bütün esneklikleriyle çalıştıklarını kaydetti.

“KKTC’nin bu süreçte alternatif olmadığını, çünkü KKTC’nin var olduğunu ve yaşadığını” kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, bu çerçevede “KKTC’nin korunması” gibi bir durumun bir anlam taşımadığını, KKTC’nin var olmaya devam edeceğini ve nihai hedef olarak görülen çözümün garantisi olacağını dile getirdi.

BOZER’E ZİYARET

Öte yandanCumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, KKTC’nin 26’ncı kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere TSK’yı temsilen adaya gelen Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nu kabul etti.

Meclis Başkanı Bozer, görüşmedeki konuşmasında, TSK’nın değerli generallerini mecliste görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Bozer, Kıbrıs Türkü’nün uzun yıllar anavatanıyla başarılı bir milli mücadele verdiğini ve bir halkın ulaşabileceği en yüksek mertebeye, “devlet mertebesine” eriştiğini söyledi.

CEYLANOĞLU

Orgeneral Erdal Ceylanoğlu ise, konuşmasında, TC Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un selamlarını ileterek, TSK’nın her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve gelecekte de olacağını söyledi.

Barışın, yaşam ve özgürlüklerin korunmasının önemine işaret eden  Orgeneral Ceylanoğlu, eğer bunlarda pürüzler varsa  mutlaka, mantıklı akıllı ve insanlığa yaraşır şekilde çözümleneceğini kaydetti.

“Mümtaz Kıbrıs Türk halkı 1983’den bu yana ekonomik yönden de eğitim yönünden de çok önemli ilerlemeler kaydetmiştir” diyen Orgeneral Ceylanoğlu, şöyle devam etti:

“Bunun, BM çatısı altında, en iyi şekilde, adil ve sürdürülebilir bir çözüm olarak devam ettirilmesinden yana olduğumuzu, düşüncelerimizin bu yönde ağırlık kazandığını ifade etmek isterim. Kıbrıs Türk halkı hiç bir zaman ikinci vatandaş veya ikinci kişi olarak kabul edilemez. Esas sonuç budur. Bunda başarılı olacağımıza ve her türlü adımları halkımıza en iyi şekilde yansıtacak kriterlerde devam edeceğimize inandığımızı ifade etmek isterim. TC’nin, Kıbrıs Türk halkı için düşünceleri çok değerli ve yüksektir. Ne olursa olsun TC devletinin ve insanlarının Kıbrıs Türk halkıyla bütün olarak düşündüğünü bilmeniz lazım.”

HALKIN SESI 14/11/09

 

 

TALAT DEĞİRMENLİKLİLERİ BİLGİLENDİRDİ

   

Talat: Kıbrıs sorunu var olduğu sürece Türkiye’nin AB süreci önüne engel çıkarmak için gerekçe bulunacak, o nedenle Kıbrıs sorunun ortadan kaldırılması şart.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM’nin müzakere sürecinin içine girdiğini söyledi ve Kıbrıs müzakerelerinde bütün alınıp verilecekler, masaya koyulup, herkesin kendine göre nerede alıp, nerede alıp vereceği ortaya çıkmadan mutlak bir anlaşmaya gitmenin mümkün olmayacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkı, Kıbrıs müzakereleri konusunda gelinen son duruma ilişkin bilgilendirme ziyaretleri çerçevesinde dün akşam Değirmenlik’te halkla bir araya geldi.

“Her konuda anlaşmadan”
“Her konuda anlaşmadan, hiç bir konuda anlaşmış sayılmayız” diyen Cumhurbaşkanı Talat, tarafların kendileri açısından çok önem verdikleri küçücük bir meseleden dolayı çözüm olmayabilir; çözüm olacağından, her konuda anlaşmadan emin olunamayacağını söyledi.
Tarafların her konuda kendi görüşlerini belirttiğini, birbirlerine sorular sorarak düşüncelerin anlaşılmaya çalışıldığını, daha sonra birbirlerine öneriler sunduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, böylece bütün bir resim ortaya çıktığını, birinci tur sonunda bunun elde edildiğini kaydetti.
Şimdi Kıbrıslı Rumların ne düşündüğünü net olarak anladıklarına, Rumların da kendilerinin ne düşündüğünü anladıklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turda amaçlarının aradaki farklılıkları biraz daha yaklaştırmak olduğunu belirtti.

“BM müdahale etmeli”
BM’nin sürecin içinde olmasının taraflara bir şey empoze ettiği anlamına gelmediğini, taraflara sadece yardımcı olduğunu, bazen zorlayıcı olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
“Kıbrıs sorunu konusunda bilinen ve anlaşılan bir nokta var, o da Kıbrıs sorununun çözümü iki kesimli olacak. İki kesimli demek, iki tane kurucu devlet olacak, bu iki kurucu devletin her birini bir toplum yönetecek ve o toplum, o devlette hem nüfus bakımından, hem mülkiyet bakımından salt çoğunluğa sahip olacaktır. Bu benim fikrim değil, Bu BM Genel Sekreterinin iki kesimliliği tarifidir. Dolayısıyla eğer taraflardan biri bunun dışına çıkarsa ve bunun dışında öneriler yaparsa, o zaman BM’nin buna müdahale etmesi gerekir, ama bugüne kadar bunu yapmadı. Bundan sonra bunun yapılması lazım.”

“Amaç taviz koparmak ”
Kıbrıs Rum tarafının bütün çabasının dünyada bir imaj yaratmak, Türkiye’yi suçlu göstererek, Aralık’ta AB süreci değerlendirilirken, avantaj elde etmek olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Talat, “Rumların amacı, Türkiye’nin önünü kesme tehdidiyle, Türkiye’nin bize baskı yapmasını ve bizim taviz vermemizi sağlamak. Bütün uğraşı bu” dedi.
İngiltere’nin 45 mil kare arazisini Birleşik Kıbrıs devletine verdiğine, kendilerine çözümde bu toprağın ne olacağına siz karar verin dediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, o durumda bile Kıbrıs Rum tarafının “bize toprak vereceğine Türkiye’ye baskı yap” dediğini vurguladı.

Kıbrıs sorunda 6 temel konu
Kıbrıs sorununun 6 temel konusu olduğuna, ilk olarak “yönetim ve güç paylaşımı” konusunun ele alındığına, 2-4 noktada Rumlarla fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunun özü ve temelinin bu olduğunu söyledi.
Mülkiyet konusunda doğru düzgün bir ilerleme olmadığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının “mal sahibi karar verecek, eski sahibi eğer istiyorsa malını geri alacak. İstemiyorsa tazminat alacak veya takas yapacak, başka alternatif kabul etmeyiz” dediğini, meselenin de orada tıkandığını anlattı. Talat, şu anda mal kategorilerini belirleyerek bir yol açılabilir mi diye bakıldığını, geçmişe göre bu konuda bir adım atıldığını kaydetti.

“Rum tarafı kaçıyor”
Cumhurbaşkanı Talat, şimdi haftada 2 defa toplandıklarını, temsilcilerinin de bazen haftada 1, bazen 2 defa toplandığını söyleyerek, “bunu 10 günlük seanslar halinde 3-4 defa yapmaya kalkışsak, Kıbrıs sorununun bütün konularını kısa süre içinde elden geçirmemiz mümkün olabilir ama Rum tarafı bundan kaçıyor” dedi.

Bu zamanda her şeyi bilinen, ortaya çıkmış bir sorunun çözümlenememesinin mümkün olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunun artık AB’nin, bölgenin ve dünyanın bir sorunu olduğunu, o yüzden eskiden olduğu gibi bu sorunu iki toplumun veya iki anavatanın arasındaki gibi bir mesele olarak algılamanın mümkün olmadığını belirtti.

STAR KIBRIS 14/11/09

 

MÜLKİYETTE YAKINLAŞMA

   

Talat: Mülkleri kategorilendirmeyle ilgili çalışmayı bugünkü (dünkü) görüşmede biraz daha yakınlaştırdık.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacını taşıyan kapsamlı müzakereler çerçevesinde, dün sabah yeniden bir araya geldi.

İki liderin yaklaşık 3 saat süren görüşmesinin ardından BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin “gelenekselleştiği üzere” önce baş başa görüştüklerini, sonra da heyetler halinde “Mülkiyet” konusunun ele alındığını belirtti.
Downer, gelecek hafta Salı günü de liderlerin bu konuyu ele almaya devam edeceklerini söyledi.
Alexander Downer, “Mülkiyet” konusunun ele alınmasının hangi seyirde devam ettiğinin sorulması üzerine “yavaş yavaş ilerliyor” dedi.
Downer, “Mülkiyet”in daha ne kadar ele alınacağı veya bir köprü kuracak öneriler olup olmadığı sorusu üzerineyse, ayrıntıları açıklayamayacağını ifade ederek, bugün iyi bir görüşme yapıldığını kaydetti.
BM Özel Danışmanı Downer, “Mülkiyet”in kolay bir konu olmadığını ve zaman alacağını vurguladı.

Biraz daha yakınlaştık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakereleri kapsamında gerçekleştirilen dünkü görüşmede, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la, mülkiyet konusunu görüşmeye devam ettiklerini kaydetti ve temsilcilerin hafta içerisinde bir araya gelerek, yakınlaştırdıkları mülkleri kategorilendirmeyle ilgili çalışmayı bugünkü görüşmede biraz daha yakınlaştırdıklarını bildirdi.
Talat, “Yani, kırmızı ve mavi olarak yazılan görüşleri ve tarafların önerilerini, ortak görüşler haline, yani siyah hale getirebildik” dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ara bölgede Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la gerçekleştirdiği bugünkü görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde basına kısa bir açıklama yaptı.
Mülkiyette hala bir kaç farklılık bulunduğunu ifade eden Talat, ancak önerileri büyük çoğunlukla yakınlaştırma imkanı bulduklarını söyledi.
Gelecek hafta yapılacak toplantılarda, planlarının bunu daha da yakınlaştırma imkanlarını sağlamak olduğunu dile getiren Talat, gelecek hafta temsilcilerin de bir araya geleceğini, fakat günlerin saptanmadığını belirtti.
Talat, bir soru üzerine yakınlaşma derken, kategorilerde anlaşma anlamında yakınlaşmayı kastettiğini de ifade etti ve “Yanlış anlaşılmasın daha henüz kriterleri saptamıyoruz, sadece mülkleri kategorilendiriyoruz, yaptığımız o, daha işin başındayız” dedi.

Birkaç görüş birliği daha

Öte yandan Haravgi gazetesi, Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB’yle ilişkilerden sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile heyetlerinin iki saat süren önceki günkü görüşmelerinde, mülklerin kategorilere ayrılması konusunda birkaç görüş birliğine daha vardıklarını bildirdi.
Gazete “Kategorilere Ayırma Tamamlanıyor...Devamında Mülkiyetle İlgili Özlü İcraatlar” başlıklı haberinde, mülklerin kategorilere ayrılması çabasının Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın bugünkü görüşmelerinde tamamlanacağını, ardından da özlü anlaşmazlık üzerinde durulacağını yazdı.

Sorun ilk söz sahibi

Gazete, büyük anlaşmazlığın mülkiyet hakkının tesis edilmesinde ilk söz sahibinin kim olacağı konusunda olduğuna işaret ederek, Rum tarafının bu hakkın “yasal mal sahibinde”, Kıbrıs Türk tarafının ise “bugünkü kullanıcısında” olmasında ısrar ettiğini hatırlattı, şunları yazdı: “Bu çabada Kıbrıs Türk tarafı kendi anladığı şekliyle, yani mülk ve nüfus çoğunluğuyla iki bölgelilik argümanını bile önermekten çekinmiyor. İlk söz hakkının kimde olacağı konusundaki anlaşmazlık, mülklerin bütün kategorilerinde uzlaşılmasına olanak tanımıyor.

Bütün kategoriler üzerinde uzlaşılmamasının nedeni, Kıbrıs Türk tarafının önerilerinden bazılarının kabul edilemez düzenlemeleri görüntülemesi veya bunlara göndermede bulunmasıdır. Mesela içerisinden yol geçtiği için ‘inkişaf ettirilmiş’ mülk kategorisinden veya sahte devlet yasaları temelinde satın alınan mülkler kategorisinden söz ediliyor. bu kategoriler kabul edilmiyor ve esasın görüşülmesine başlanması için hepsi (kategoriler) üzerinde uzlaşılması şart değil.”

STAR KIBRIS 14/11/09

 

 

ORAMS’DA KARAR YENİ YILA KALDI

   

Londra’da İstinaf Mahkemesinde 2 gün süren duruşmada, nihai kararın 2010 Ocak veya Şubat’ında belli olacağı bildirildi.

Mihrişah Safa


LONDRA’da İstinaf Mahkemesinde Perşembe ve Cuma günü sürdürülen ve Kıbrıs’ta mülkiyet konusundaki en hassas dava olarak kabul edilen Orams davasında görüşmeler bitti. ATAD tarafından İngiliz İstinaf Mahkemesine gönderilen davada, “nihai kararın” yeni yıla kaldığı ve 2010 Ocak veya Şubat ayında konuyla ilgili “son kararın” çıkacağı ve kesinlik kazanacağı bildirildi.
Duruşmanın ikinci gününde, Lapta’da Ingiliz çifti Linda ve David Orams’ın villalarını inşa ettiği arazinin sahibi Meletis Apostolides’in avukatı Beasley, mahkemeye ifade vererek deliller sundu.
Bu arada, mahkemenin İngiliz yargıcı Judge Pill, Orams tarafının mahkemeye yeni delil sunma teklifini kabul etti.
Duruşmanın son gününde, Beasley Q.C, Türk tarafının üzerinde durduğu ve mahkemeye delil sunacağı iki konuya cevap verdi. Bunlardan biri Avrupa Mahkemesinin 12 kişilik yargıçlar kurulunun baş yargıcı Yunan asıllı Vassilios Skouris’un Rum yönetiminden en yüksek nişanı alması ile taraflı olabileceği görüşü ve “public policy” yani kamuyu ilgilendiren politika konusuydu.

Baş yargıç konusu son kurşun

İkinci gün mahkemeye sunum yapan Beasley Q.C, Yunan Başyargıç Skouris’in Rum yönetiminden nişan aldığının bilindiğini ve konunun her yerde yayınlandığını belirterek, “Aslında bu konu o kadar önemliyse, daha önce gündeme getirilmesi lazımdı. Orams avukatları bunu son kurşun olarak sakladılar” diyerek, başyargıcın taraflı olabileceği konusunu önemsemediler.
Oramsların avukatlarının ortaya koyduğu public policy yani kamuyu ilgilendirme politikasını da fazla önemsemeyen Rum tarafı, böylesine önemli bir konu olsaydı Avrupa Mahkemesi’ne bunun sorulabileceğini ancak sorulmadığını belirtti.
Duruşmanın İngiliz Yargıcı Pill, her Avrupa ülkesinin ATAD’ın “public policy” nedeniyle verdiği herhangi bir kararı uygulamak zorunda olmadığına vurgu yaptı. Örnek olarak İngiltere’yi etkileyebilecek kamu politikası varsa bunun 1960 Garantörlük anlaşması olabileceğini belirtti ve bunu örnek gösterdi. İngiliz Hükümetinin Kıbrıs’a karşı sorumluluğu olduğunu hatırlatan Yargıç Pill, “Eğer İngiltere’nin bunları yerine getirmeme tehlikesi varsa, tehlike yaşanacaksa, İngiltere’nin bu yöndeki vazifesini herhangi bir şekilde kısıtlarsa o zaman o kararı uygulamayabilir” yorumunda bulundu.

Olumsuz karar, barışı pozitif etkiler

Duruşmanın bir başka ilginç ifadesi ise, Rum tarafının Oramsların avukatlarının davadan çıkacak “aleyhte” kararın, adadaki barış müzakerelerini “olumsuz” etkileyeceği yönündeki ifadeye verdiği yanıt oldu.
Avukat Beasley Q.C, Kuzey Kıbrıs’ın inşaat sektörüyle büyük bir gelişim gösterdiğini, bu emlakların Rum arazileri üzerine yapıldığını belirterek, “ Mahkemenin vereceği karar bunu noktalarsa, müzakerelere “olumsuz” değil, “ pozitif” şekilde etkisi olabilir. Çünkü Güney’de bulunan Türk malları, Kıbrıs Cumhuriyeti vesayeti altında alındı” dedi. Rumların iddiası, “Bu mal Apostelides’indir. Bu hak ona aittir. İster gelir oturur, ister kiralar, ister satar. Çünkü doğal hakkıdır, tapulu malıdır” şeklindeydi.
Burada, Yargıç Pill, Güney’de Rumların Türklerin haklarını kısıtlamak için yeni yasalar geçirildiğini belirtince, Rum tarafı “ Hayır tam tersi, kolaylaştırıcı haklar veren yasa çıkarıldı” yanıtını verdi.

Lehte karar, KKTC’yi tanıma anlamına gelir

Duruşmada, Avukat Beasley Q.C’nin mahkemedeki bazı ifadeleri “santaj mı, hatırlatma mı ? “ dedirterek, manidar bulundu.
Beasley, “Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin hudutları içersinde bulunan araziler üzerindeki selahiyetini (yetkisini) kısıtlamaya kalkarsanız, bir şekilde KKTC’yi tanımış olursunuz. Çünkü bu İngiltere politikasına karşıdır. KKTC’yi İngiltere resmen tanımaz. Rum mahkemelerinin Kuzey’de gücü olmadığını gösterir. Kuzey’de hiçbir etkisi yok derseniz, bir şekilde KKTC’ye resmiyet verecek olursunuz. Bu da İngiltere’nin statüsüne aykırı bir konudur” diyerek, anlamlı bir yorum yaptı.

Hukukçulardan Orams avukatlarına eleştiri

İki günlük duruşmayı izleyen bazı Türk hukukçular, public policy konusunun derece derece olduğunu belirterek, şöyle dediler:
“Kuzey’de mal, emlak alan İngilizler adadaki siyasi durumu bile bile bunları almıştır. Kimse kimseye zorla mal satmamıştır. Yani bir tür riski göze alarak bu emlakları satın almışlardır. Hukukçu olarak, hükümetlerin bu tür ticari alışverişlere karışması olmaz. Rumlar bu tezi söylüyorlar. Oramsların avukatları, bugün sunulan ifadelere tam karşılık veremediler. Hazırlıksız yakalandılar. Gereken yasaları , delilleri, tapu koçanlarını sunamadılar. Emlaktan gelir kazanan Türkler var mı, yok mu bunlar mahkemeye gelmeliydi.

Oramsları savunan Nicholas Green Q.C ve Cherie Booth Q.C’nin bağlı bulunduğu Herbet Smith Hukuk Firması bu davayı daha yeni aldı. Vahib and Co bildiğiniz gibi kapatıldı. İngiliz firma ince noktaları bilmeyebilir, bizim kendi yöneticilerimizden bu ince konuların detayları gelmeliydi bu avukatlara.. Kıbrıs konusunu iyi bilen, KKTC hükümeti ile buradaki İngiliz avukatlar arasında liason memuru olarak Türk avukat tutulmalıydı. Hem İngiltere’den, hem KKTC’den iki avukat şarttı.

Kıbrıs Rumlarının toprak konulu kanunlarını neden mahkemeye sunmadılar ? Neden karşı tarafa soru sormadılar? Hangi Türk vesayet altında alınan malından kiralarını toplayabildi, rahatça malında oturabildi? Hangi Türk malını satmaya hak kazandı ? Oramsların avukatları 2 ayda bu davaya hazırlandı.”

STAR KIBRIS 14/11/09

 

BİR CUMHURİYET BÖYLE KURULDU

   

15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanının 26. yıldönümü. 15 Kasım 1983 tarihi Kıbrıs Türk Halkının siyasi yaşamının önemli bir dönüm noktası. Yıllar yılı kendi yurdu üzerinde var oluş savaşı veren Kıbrıs Türklerinin mücadelelerini devlet olgusuyla dünyaya ilan ettikleri bir gün..

KKTC ilan edilirken de Kıbrıs Türklerinin çözüm istenci dünyaya duyurulmuş ve KKTC’nin ilanının sorunların çözümünü kolaylaştırabileceği vurgulanmıştı.
KKTC, 26 yıl önce, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi çerçevesinde kendi kaderini tayin etme hakkı temelinde ilan edilmiş ve bu adımla “Kıbrıs Türk Federe Devleti”nden yeni bir safhaya geçilmişti.

Kıbrıs Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü oturumunda; KKTC’nin kuruluşunu ve bağımsızlık bildirisini oybirliğiyle onaylamıştı.
Dönemin Meclis Başkanı Nejat Konuk başkanlığındaki Kıbrıs Türk Federe Meclisi’nde onaylanan kuruluş kararında, “aynı Ada’da yan yana yaşamaya mecbur bulunan iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunulduğu” belirtilerek “KKTC’nin ilanının, iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olunduğu ve iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin gözetimi altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesi dileğinde” bulunulmuştu.

Bağımsızlık Bildirisi’nde ise, “bir kez daha, Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elinin uzatıldığı” belirtilmiş; KKTC’nin BM ilkelerine bağlı olduğu; dış politikasının, bağlantısızlık dışında bir politika olmayacağı vurgulanmış ve “Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir” denilmişti.

Onaylanan karar
Tam 26 yıl önce Federe Meclisi tarafından onaylanan KKTC’nin kuruluşu ile ilgili karar şöyle: “Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden; Doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamaları gerektiğine inanan; Bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan; Irk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden; Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen olmasını isteyen; Kıbrıs Adası’ndaki iki halkın, kendi milli benliklerini koruyarak, kendi kesimlerinde, huzur ve güven içinde yaşamaya ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan; Ayni Ada’da yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan; KKTC’nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olan; İki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için BM Genel Sekreteri’nin gözetimi altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan KKTC’nin kuruluşunu ve ‘Bağımsızlık Bildirisi’ni onaylar.”

STAR KIBRIS 14/11/09

 

Devlet Bakanı Çiçek KKTC'ye geldi

   

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümü tören ve etkinliklerine katılmak üzere Adaya geldi.


TSİ 02.20'de Adaya gelen Çiçek ve beraberindekileri Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KKTC Maliye Bakanı Ersin Tatar, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıcalı ile diğer ilgililer karşıladı.

Bakan Çiçek ile Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hilmi Bengi ile Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek de KKTC ye geldi.

STAR KIBRIS 14/11/09

 

 

Downer: two leaders are inching along
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders are “inching along” every day in the talks, said the UN’s Special Adviser to Cyprus Alexander Downer yesterday after another session between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The two discussed property and will continue to do so next week, while their respective aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, will meet during the course of the week to prepare the groundwork on categorisation of the various properties in question.

Downer noted that property was a “difficult issue” from both a legal and economic perspective, in a possible hint to the cost of compensation for properties that will not be returned in a final settlement.

Asked how long the two would discuss the property issue, Downer replied: “Until they feel satisfied that they have reached a sufficient level of agreement to move on to another chapter.”

On the issue of whether there was any progress, the Australian diplomat replied: “every day they are inching along”.

On his return from the talks, Talat told reporters that the two sides had reached greater convergence on the issue of property as a result of the work done by the two aides in the last week.

Asked to elaborate, Talat said that there was convergence on agreeing on the approach to categorising the properties in question. “We are not yet talking about criteria. We are not setting criteria. Don’t misunderstand. We are simply categorising the properties. That is what we are doing,” he said.

Running parallel with the talks on property is the key decision pending by the British Court of Appeal on the hot Orams case which will have an obvious impact on any consideration of property in Cyprus and abroad.

Following his meeting with Gordon Brown on Thursday, Christofias said progress in the talks had been made on the chapters of governance and EU affairs, but accused the Turkish Cypriot side of backtracking on the economy. He highlighted zero progress had been made on property, security, territory and the issue of settlers.

Christofias has come under a barrage of fire recently by his own coalition partners over his apparent concessions on the issues of governance and property. Both DIKO and EDEK have called on the president to withdraw his positions on the federal executive regarding the rotating presidency and weighted voting from the talks.

Government spokesman Stefanos Stefanou yesterday closed the door on backtracking from current positions, saying any such move would shatter its credibility.

“We are in the middle of negotiations. I think everyone can understand what it means for a negotiator to add, take away, return to or step back from positions, our negotiating ability and credibility will shatter,” he said.

On the criticism against the president’s positions on the executive, Stefanou had this to say: “The Cyprus problem has a history behind it. We are making a proposal where there is no veto, there is a system to overcome deadlock and co-responsibility for managing and running a common state.”

The spokesman said the current climate did not help the president in the negotiations, referring to claims that Christofias has gone back on principles regarding property before the issue has even been negotiated.

Despite Stefanou’s rejection of EDEK’s demand to withdraw the Greek Cypriot side’s bridging proposal on the executive, EDEK official Antonis Koutalianos said he did not see reason to leave the coalition at this point.

“If we see we are moving towards a bad solution, then yes, we will re-examine our position,” he said.

Speaking on his way to Cairo and Brussels, Foreign Minister Marcos Kyprianou yesterday called on members of his party, DIKO, to avoid making statements on the substance of the negotiations, especially those which lead the Greek Cypriot side to negotiating among itself in public.

In a probable dig at DIKO Vice-President Nicholas Papadopoulos, Kyprianou said there were more constructive ways to let the positions of the party be known, which would be helpful to both the party and the Greek Cypriots’ negotiating position.

CYPRUS MAIL 14/11/09

 

Orams ruling could come ‘any day now’
By Simon Bahceli

WITH EVIDENCE submitted from both sides, all eyes are now on the British Appeals Court to await the outcome of the Orams property dispute.

On Thursday, it was the turn of British couple Linda and David Orams’ lawyers to tell the court why they believed their clients should keep the house they built on land owned by refugee Melitis Apostolides and his family. Yesterday Apostolides’ lawyers put the case as to why the Lapithos property should be returned to the man they see as its legal owner.

Now it is up to the court to decide.

Speaking minutes after leaving the courtroom, Apostolides’ lawyer Constantis Candounas told the Cyprus Mail the verdict could come at any time.

“It could come in a week or in the next few months,” Candounas said.

The case began in 2005, when Candounas crossed the Green Line into the occupied north and delivered a summons to Linda and David Orams demanding they appear in a Nicosia court to face accusations that they were trespassing on property owned by Apostolides.

The Nicosia court found them guilty of trespassing and the Orams were ordered to demolish the house they had built on Apostolides’ land and pay punitive damages and back rent.

When the Orams refused to adhere to the ruling, Apostolides took the case to the British High Courts, hoping that the fellow EU nation would use its courts to uphold the Nicosia ruling.

However, the British court, citing Protocol 10 of Cyprus’ EU accession agreement, said it could not rule against the Orams because the alleged crime had been committed in the north, a territory stipulated to be outside the influence and responsibility of Cyprus, and therefore also outside the jurisdiction of the EU and its courts.

For clarification on the issue, the British court asked the European Court of Justice (ECJ) to advise. This the ECJ did in April this year, ruling that Protocol 10 did not preclude the prosecution in EU courts of crimes allegedly committed in the northern part of Cyprus – a ruling that was perceived as a severe blow to many in the north as it made potential criminals of anyone, Cypriot or foreign, who had purchased property belonging to Greek Cypriots before the 1974 invasion.

The last two days of proceedings in the Appeals Court come as a result of Apostolides’ appeal against the initial British ruling that it could not act to uphold the Nicosia ruling. It remains to be seen whether the British court will adhere to the advice it asked for and received from the ECJ.

Last night Candounas told the Cyprus Mail he had spent the day responding to the Orams’ arguments. “It was a good day, I think our arguments we received well by the court and the judges,” Candounas said.

On Thursday, one of the Orams’ lawyers, former British prime minister Tony Blair’s wife Cherie Blair, called on the ECJ to review its ruling of last April that EU courts could rule on alleged crimes committed in the north.

Blair’s argument was that the ruling was ‘not impartial’ because of the involvement in the ruling of ECJ President Vassilios Skouris, who she said had links with the Greek Cypriots that rendered him partial in the case.

Skouris received the Grand Collar of the Order of Makarios III of the Republic of Cyprus in 2006 from then-Cyprus president Tassos Papadopoulos. The Grand Collar is an awarded presented to those deemed to have served the Cyprus Republic. The Orams lawyer also highlighted that Skouris had high-level friends in the government of Cyprus and was known to have visited Greek Cypriot refugees in the just months before the April ruling of the ECJ.

Another argument put forward by Blair was that upholding the Nicosia ruling would go against public policy in the UK. Furthermore, it was argued that the Orams case should not be seen as a case between individuals but as part of a wider political issue that could only be resolved by politicians.

Nicolas Green, another of the Orams’ legal team argued that the result of the ruling would effect a large number of people, and that this needed to be taken into account before the court rules on the case. The court was also told that while Greek Cypriots could claim their properties in the north, there was no mechanism for Turkish Cypriots to reclaim their properties in the south.

This the Orams’ lawyers described as a “great inequality”.

It was also argued that a win for Apostolides could be “dangerous” for Cyprus and would damage ongoing reunification talks.

The lawyer also requested that they be allowed to present further evidence of Skouris’ “biased” attitude to the court, a request that is being considered by the court.

CYPRUS MAIL 14/11/09

 

‘Talks should be a Cypriot-led process’

THE UNITED States strongly believes that talks aiming to reach a Cyprus settlement “should be a Cypriot-led process”, US Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs Tina Kaidanow has said.

In statements after a meeting she had yesterday with President Demetris Christofias, during her visit on the island, Kaidanow said that she had “a very-very interesting and very productive day here in Cyprus”, noting that this was her first time on the island. Kaidanow later met with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

“I have seen a number of people, we have exchanged views on a whole range of things, including our bilateral relationship between the United States and Cyprus which is very important to us, as well as on the settlement discussions and what may come in the future and various perspectives on that”, she added.

Accompanied by US Ambassador to Cyprus Frank Urbancic, Kaidanow met with President of the House of Representatives Marios Garoyian who briefed her on developments in the Cyprus problem and talks to reach a settlement.

They also exchanged views on Turkey’s EU accession course and developments in the broader region and discussed bilateral relations between Cyprus and the US, including relations on the parliamentary level.

CYPRUS MAIL 14/11/09

 

Celebrations in the north

AUTHORITIES in the occupied north are this weekend celebrating the 26th anniversary unilateral declaration of independence. The move, by then leader Rauf Denktash, in 1983 saw the foundation of the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’.

Celebrations began on Thursday evening and will continue through to Sunday night.

There is to be a march by schoolchildren in Nicosia on Sunday morning to commemorate the anniversary. A variety of cultural events will also be taking place including contemporary and folk dance shows, a football tournament and classical music concerts.

According to reports, parliamentary representation is being made from 11 countries including Italy, Egypt, Pakistan and Azerbaijan. From Turkey, the state minister responsible for Cyprus, Cemil Cicek, will be in attendance as will General Erdal Ceylanoglu.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday sought to stredd that ‘TRNC’ does not prevent a federation and that the leadership is committed to a federalised solution and working towards it.

CYPRUS MAIL 14/11/09

 

Ağzına sağlık

Orams çiftinin avukatı Cherie Blair, ATAD kararının tarafsız olmadığını, Yunanlı hakim Skouris’in madalya ile taltif edildiğini açıklayarak, davanın iadesini istedi

Eylem ERAYDIN / LONDRA
   KKTC'de eski Rum malı üzerine villa inşa eden Linda-David Orams çifti ile mülkün eski sahibi Kıbrıslı Rum Meletis Apostolides arasında açılan ve kamuoyunda “Orams davası” olarak bilinen dava, dün sabah İngiltere İstinaf Mahkemesinde görüşülmeye başladı.
   Londra'daki “Royal Courts of Justice” mahkemesinde görülen davanın dünkü duruşmasına, Oramsların avukatı Cherie Blair, davanın tekrar ATAD’a gönderilmesini talep etti.

Kibris 13/11/09

Lebanon, Syria and now Israel connect to occupied Cyprus

Last week Turkish Cypriot press reported that a ferry is now running between Lebanon and north Cyprus, contrary to international law.

FAMAGUSTA GAZETTE 10.NOV.09
Just weeks after an illegal ferry service was reportedly started to occupied Cyprus from Lebanon, the Turkish Cypriot press reports today that a new route from Famagusta to Israel will start within weeks.

In a front page splash, Kibrisli reports the new ferry, which is expected to carry almost 100 thousand tourists per year from Israel to occupied Cyprus, will bring a fresh impetus to tourism.

The paper writes that the ferry services are planned to start in December and before the New Year’s Eve.

The paper adds that a 25-person delegation from Israel will arrive in the occupied areas next week in order to brush up the agreement regarding the tourists who will visit the occupied areas from Israel and for the project to be launched.

The ferry lines spokesman stated that the tourists will not only visit the occupied areas in order to visit the casinos and for gambling. As he said, the tourists from Israel interested also in culture and in nature.

Last week Turkish Cypriot press reported that a ferry is now running between Lebanon and north Cyprus, contrary to international law.

A series of adverts published in nationwide Lebanese papers a few weeks before the service was launched, said “North Cyprus: Closer than you think!” but next to the ads was a notice which included the emblem of the Cypriot Embassy, saying “Direct visits to northern occupied Cyprus are illegal,” and “Penalties can be imposed.”

KKTC kuruluşunun 26. yılını kutluyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 26. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde tebrikleri kabul etti.

AA

15 Kasım. 2009 Pazar NTV

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde Cumhurbaşkanlığında tebrikleri kabul etti. Tebrik kabulünün ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı ve Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Mezarı'nda protokolün katılımıyla tören düzenlendi.

Törenlerde protokol sırasına çelenkler konuldu, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı ile Türk ve KKTC bayrakları göndere çekildi, Özel Defterler imzalandı. Tebrik kabülü ve törenlere Cumhurbaşkanı Talat'ın yanı sıra Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Derviş Eroğlu, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, bakanlar, siyasi parti lider ve temsilcileri katıldı.

Talat, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için ''çok yoğun, ama temkinli'' bir uğraş verdiklerini belirterek, Kıbrıs Rum tarafıyla sürdürdükleri görüşmelerde sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi. Cumhurbaşkanı, bütün dünya ve özellikle de Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya çağırdı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de Kıbrıs meselesini Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) politikasının önüne koyarak ''Ya Kıbrıs, ya AB'' diyenlere, Türkiye'nin ''sonsuza kadar Kıbrıs Türkünü tercih ederek'' cevap vereceğini söyledi. Kıbrıs'ta çözüm istediklerini, ama bunun ''her şeye rağmen çözüm'' olmadığını vurgulayan Çiçek, ''Kıbrıs Türkünün meşru haklarından vazgeçmesiyle sonuçlanabilecek bir çözüm, bizim arkasında olduğumuz bir çözüm değildir'' dedi.

TÜRK YILDIZLARI GÖSTERİ YAPTI
Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı ''Türk Yıldızları'', resmi geçiş sırasında, tören alanı üzerinden uçarak Kıbrıs Türk halkının bayram sevincine katıldı. Bu arada, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Gelibolu Firkateyni, Doğanay Denizaltısı ve Bandırma Korveti, Girne'ye gelerek demir attı. Girne Yat Limanı açıklarına demirleyen Gelibolu Firkateyni ve Girne Turizm Limanı'na demirleyen Doğanay Denizaltısı belli saatlerden halkın ziyaretine açık tutuluyor.

 

Cemil Çiçek'ten AB'ye Kıbrıs resti

CNN TURK 15/11/09

KKTC'nin kuruluşunun 26. yıldönümü törenlerle kutlanıyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Avrupa Birliği'ne mesaj gönderdi. Çiçek, "Birileri, 'ya Kıbrıs ya AB' diyorlarsa Türkiye'nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs türkünün yanında olacaktır" dedi.


Lefkoşa'daki Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törenlere katılan Çiçek, Kıbrıs'ta çözüm istediklerini ama bunun "Her şeye rağmen çözüm" olmadığını vurguladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için "Çok yoğun, ama temkinli" bir uğraş verdiklerini söyledi.

Talat, Rumlarla sürdürülen görüşmelerde sürecin hızla ilerlemesi için çalışan bir strateji izlediklerini söyledi.

KKTC lideri dün de, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'nin Kıbrıslı Türkleri terk edeceği hayaliyle yaşadığını ifade etmişti.

Talat'a yanıt ise gecikmedi. KKTC'yi "sahte devlet" olarak nitelendiren Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yazılı bir açıklama yaparak yıldönümü etkinliklerini kınadı

 

KKTC internet ortamında

CNN TURK 15/11/09

www.360tr.com" Multi Medya Grubu, "Türk kültür varlığını tarih ve coğrafi mekanlar üzerinden belgeleyerek global ölçekte ilgi uyandırmak" amacıyla KKTC'yi 3 boyutlu olarak internet ortamına aktardı.


Proje Yönetmeni İmdat Demir, projeyle KKTC'yi tüm tarihi ve doğal mekanları "Virtual Reality (VR) Panoramik Fotoğraf Teknolojisi" ile internet ortamına aktararak, sanal turist erişiminin de sağlanacağını söyledi.

Projenin ilk ayağında bin 400 yıllık Girne Kalesi ile Kıbrıs Barış Harekatı Deniz Şehitleri Anıtı'nın sanal ziyarete açıldığını bildiren Demir, projenin temel hedefinin KKTC'deki "Türk kültür varlığını tarih ve coğrafi mekanlar üzerinden belgeleyerek uyandırmak" ve "Türk kültürü içinde kendine özgü aidiyeti imaj olarak güçlendirmek" olduğunu belirtti.

KKTC'ye odaklanmayı özellikle çok önemsediklerini ifade eden Demir, "Çünkü, KKTC üzerinde yürütülen aidiyet ve egemenlik tartışmalarını yürüten uluslararası tarafların, Ada'daki Türk kültür varlığını kendi siyasal beklentileriyle oluşmuş kodları içinde eritme çabalarını boşa çıkarmayı ve bunu bütün dünya kamuoyuna göstermeyi hedefliyoruz" dedi.

Türkiye'nin tanıtımı için projeler yapan "www.306tr.com multi-medya grubu" Türkiye'de bulunan tarih mirasını ve çeşitli medeniyetlerin izlerini modern iletişim ve teknolojinin imkanlarından yararlanarak dünya kamuoyu gündemine taşıyor.

Grup, Ayasofya Müzesi, Anıtkabir, Çanakkale Şehitliği, Zeugma Müzesi, Mardin Süryani Kadim Kırklar Kilisesi, Kapadokya, Kudüs, Mescid-i Aksa, Mardin Zinciriye Medresesi, Şanlıurfa Balıklı Göl, Kapadokya ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesini de aynı yöntemle sanal ortama taşımıştı.

Grubun, aynı yöntemle "Adriyatik'ten Çin'e" kadar çok sayıda "dünya harikası"nı sanal ortama taşımak için çalışma yürüttüğü bildirildi.

 

Gül'den KKTC'ye "Yanınızdayız" mesajı

CNN TURK 15/11/09

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kuruluşunun 26. yıldönümünde KKTC'ye mesaj gönderdi. Gül, "Türkiye, her koşulda Kıbrıs Türk halkının hukuku, hürriyeti ve refahı için verdiği mücadelede yanında olmayı sürdürecek" dedi.


Cumhurbaşkanlığı basın merkezinden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül, KKTC'nin 26. kuruluş yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen aracılığıyla bir mesaj gönderdi.

Buna göre, Talat'ı Ada'da yeni bir ortaklık kurulması yönündeki çabalarından dolayı kutlayan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin desteğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Gül mesajında, Türkiye'nin tarihi ve ahdi yükümlülüklerini eksiksiz biçimde yerine getireceğinin altını çizdi.

Kıbrıs'taki törenlere katılan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, AB'yi hedef aldı; "Birileri, 'ya Kıbrıs ya AB' diyorlarsa, Türkiye'nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaktır" dedi.

 

 

KKTC 26. kuruluş yılını kutluyor

CNN TURK 15/11/09

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kuruluşunun 26. yıldönümünü kutluyor.


Türk Hava Kuvvetlerinin "gözbebeği" Türk Yıldızları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlama etkinleri çerçevesinde Girne'de halka açık gösteri yaptı.

Türk Yıldızları, Girne'de Dome Otel açıklarında, nefesleri kesen akrotim gösterisiyle, bayram sevincine coşku kattı.

Türk Yıldızlarının gösterisini Dome Otel'den Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat başta olmak üzere, protokol ve kordon boyunu dolduran büyük bir kalabalık izledi.

Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'da düzenlenen törende, resmi geçit sırasında tören alanı üzerinden uçan Türk Yıldızları, ondan önce de Lefke Gemikonağı'nda bulunan Cengiz Topel Anıtı'nı selamlama uçuşu yaptı.

KKTC'nin kuruluşu

15 Kasım 1983 tarihi, Kıbrıs Türk halkının siyasi yaşamının önemli bir dönüm noktası ve mücadelelerini devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği bir gün oldu.

KKTC, 26 yıl önce, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi çerçevesinde kendi kaderini tayin etme hakkı temelinde ilan edilmiş ve bu adımla "Kıbrıs Türk Federe Devleti"nden yeni bir safhaya geçilmişti.

Kıbrıs Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü oturumunda; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve bağımsızlık bildirisini oy birliğiyle onaylamıştı.

Dönemin Meclis Başkanı Nejat Konuk başkanlığındaki Kıbrıs Türk Federe Meclisinde onaylanan kuruluş kararında, "aynı Ada'da yan yana yaşamaya mecbur bulunan iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunulduğu" belirtilerek, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olunduğu ve iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesi dileğinde" bulunulmuştu.

Bağımsızlık Bildirisinde ise, "bir kez daha Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elinin uzatıldığı" belirtilmiş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin BM ilkelerine bağlı olduğu; dış politikasının bağlantısızlık dışında bir politika olmayacağı vurgulanmış ve "Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir" denilmişti.

İlgili karar


Federe Meclis tarafından onaylanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile ilgili karar şöyle:

"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden; Doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamaları gerektiğine inanan; Bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan; Irk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden; Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de, Ortadoğu'da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen olmasını isteyen; Kıbrıs Adası'ndaki iki halkın, kendi milli benliklerini koruyarak, kendi kesimlerinde, huzur ve güven içinde yaşamaya ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan; Ayni Ada'da yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olan; İki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin gözetimi altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve 'Bağımsızlık Bildirisi'ni onaylar."

Bağımsızlık bildirisi


Kıbrıs Türk Federe Meclisinde 26 yıl önce onaylanan bağımsızlık bildirisinde de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler ilkelerine bağlı olduğu; dış politikasının, bağlantısızlık dışında bir politika olmayacağı vurgulanmıştı.

Bildirinin 22. maddesinde, "bu tarihi günde bir kez daha, Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elinin uzatıldığı" belirtilmiş, "Aynı Ada'da yan yana yaşamaya mecbur bulunan iki halkın, aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğuna inanıldığı" kaydedilmişti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının, iki eşit halkın ve onların kurdukları yönetimlerin, gerçek bir federasyon çatısı altında yeniden bir ortaklık kurmalarını engellemeyeceği kaydedilerek şöyle denilmişti:

"Tam aksine bir Federasyonun kurulabilmesi için gerekli ön şartları tamamlayarak bu yoldaki samimi çabaları kolaylaştırabilir. Bu yolda her yapıcı çabayı göstermeye kararlı olan Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir.

Kıbrıs Türk halkı olarak, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir yaklaşımla çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin iyi niyet görevinin devamını ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altında müzakerelerin yürütülmesini istiyoruz.

Kıbrıs Rum yönetiminin de Kıbrıs Türk halkını yeniden yabancı bir devletin tahakkümüne sokmayı amaçlayan 'Enosis' hayalini kesinlikle terk etmesini, uluslararası alanda bütün Kıbrıs adına konuşma iddiasından vazgeçerek Kıbrıs Türklerini temsile yetkili olmadığı görüşünü kabul etmesini, kısa vadede çözüme kavuşabilecek konularda iki halkı yaklaştıracak iyi niyet adımlarının derhal atılmasına yardımcı olmasını bekliyoruz."

Denktaş'ın tarihi konuşması


Dönemin (Kıbrıs Türk Federe Devleti) Devlet Başkanı Rauf Denktaş, cumhuriyetin ilan edildiği tarihi Meclis birleşiminin tamamlanmasından sonra, Federe Meclis önünde toplanan halka ve öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada mücadelenin bitmediğini belirterek, "Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türk Çocuklarına" demişti.

Denktaş halka hitabının bir bölümünde şunları söylemişti:

"Başınız dik, korkusuz, yaşayasınız, insan haysiyeti içerisinde yaşayasınız diye ağabeylerinizin vermiş olduğu mücadele bu noktada bitmiş değildir. Görev çok daha iyi koşullar içerisinde sizlere devredilmek üzere yeni bir safhaya gelmiştir.

Kendinizi, vatanı korumaya, eşitliğinizle, Türk toplumu olmakla, Türklüğünüzle övünmeye ve vatanı daha güzel yapmak için devamlı surette birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya, Anavatanımıza layık olmaya onunla olan bağlarımızı daha da güçlendirmeye hazırlayınız. Bu hazırlık içerisinde olunuz.

Bu mücadeleyi vermiş olan kahraman, vefakar bir toplumun çocukları olmakla öğününüz, sevininiz. Ve daha güzel bir geleceği, sizden sonra geleceklere devredebilmek için her fedakarlığa katlanacak bir ruh hazırlığı içinde olunuz.

Ne Mutlu Türküm Diyene, Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türk çocuklarına. Şimdi bu eser hepimizindir. Dağ Başını Duman Almış Yürüyelim Arkadaşlar."

 

 

Uğruna can verilir

Kasım CİNDEMİR WASHINGTON

Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest.

 

 

/_np/1667/9251667.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar. Rafine. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini anladım. Beni çok etkiledi. Uğruna can verilebilecek bir adam. Sözleri prestijli.

ABD tarihinin en saygın gazetecilerinden olan Clarence Streit’ın, 88 yıl önce, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk kuvvetlerinin ana karargahı olan Ankara’yı ziyaret ettikten sonra, “Tarih, Mustafa Kemal Paşa’yı yeni Türk devletinin kurucusu olarak tanıyacak” diye yazdığı ve şahsi notlarında Atatürk’ü yere göğe sığdıramadığı ortaya çıktı.

3 Mart 1921’de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garı’ndaki konutunda söyleşi yapan Streit’ın “hiç yayınlanmamış” notlarını, Princeton Üniversitesi Tarih Profesörü Heath Lowry tanıttı. Lowry, Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nde Streit’in Anadolu gezisini anlattı ve çektiği 300 kadar fotoğraftan örnekler gösterdi.

O dönemde Philadelpihia Public Ledger Gazetesi’nin muhabiri olarak Anadolu’ya giden Streit’in notlarını kitap halinde yayınlayacağını söyleyen Lowry, Streit ile 1983’de tanıştığını ve notları bizzat kendisinden aldığını ifade etti.

19 yazılı soru2 saat söyleşi

Lowry’nin anlatımıyla Amerikalı gazetecinin Anadolu macerası şöyle:

Bir ABD savaş gemisi ile İstanbul’dan Samsun’a geçen Streit, Azerbaycanlı bir mihmandar ile birlikte Merzifon, Yozgat ve daha küçük yerleşim merkezlerinden sonra Ankara’ya ulaşır. Fransızca bilen Streit, Osmanlıca bir karvizit kullanmaktadır.

17 gün süren bir yolculuktan sonra, Streit 6 Şubat 1921’de nüfusu 25 bin olan Ankara’ya gelip üç hafta kalır ve Türk ulusal liderlerinin hepsiyle görüşme imkanını bulur. Streit, 3 Mart 1921 günü Mustafa Kemal ile konuşur. Mustafa Kemal, önce 19 yazılı soruya dokuz sayfa Fransızca cevap hazırlar. Daha sonra
iki saat söyleşi yapılır.

Devletin kurucusu

 

 


/_np/1668/9251668.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra, “Tarih, Mustafa Kemal Paşa’yı yeni devletin kurucusu olarak tanıyacak” diye yazan Streit, henüz yayımlanmayan kişisel notlarında Atatürk hakkında şu ifadeleri kullanıyor:

“Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest. Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar. Rafine. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini anladım. Beni çok etkiledi. Uğruna can verilebilecek bir adam. Sözleri prestijli. “Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. 40 yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan korumalardan başka, diğer devlet başkanlarının sahip oldukları onda yoktu. Röportajdan sonra çok inandığı ülkesini tanıdım.”


Streit, tüm bu kişisel özelliklere karşın Anadolu’da Mustafa Kemal’in kişiliği çevresinde bir putlaştırma görmediğini, buna karşılık İzmir’de yine aynı dönemde her yerde Venizelos’un ve Yunanistan’da ise Yunan Kralı’nın resimlerinin görüldüğünü belirtti.

Mustafa Kemal, Streit’a, din ile siyaseti karıştırmadıklarını, “Türkler’in fanatik olmadığını” anlattıktan sonra, ABD’den dostluk ve maddi yardım beklediklerini söyledi. Bundan altı yıl sonra, ABD ile Türkiye arsında diplomatik ilişki kuruldu.

Savaşta bilehalkın arasında

Savaş sırasında olmasına rağmen, Mustafa Kemal’in halkın arasına girdiğini, Ankara sokaklarında tek başına yürürken sık sık görüldüğünü kaydeden Streit’a göre, Ankara’dan önce, yeni başkentin, Kayseri, Sivas veya Yozgat olması düşünüldü, buna karşın İstanbul başkent kesinlikle olmayacaktı. Streit, Ankara’ya giderken konakladığı bir köyün reisinin, “Burayı Viyana gibi yapmak istiyoruz” dediğini ve ABD ile çok iyi ilişkileri arzuladıklarını söylediğini de yazdı.
Notlara göre, 1921’de Ankara’da iki yabancı temsilcilik vardı. Bir Sovyet diğeri Gürcü temsilciliği idi. Her iki elçi de kardeşti, ama biri Bolşevik diğeri Menşevik idi. Sovyet Elçiliği’ndeki 25 kişi on ayrı ulustan geliyordu, aralarında bir Alman bile vardı.

Çocuklar sınıftavals yapıyordu

Clarence Streit, 6 Mart 1921’de Ankara’dan ayrıldı ve Eskişehir’e geçti. Cephe birkaç kilometre uzaklıktaydı. Albay Naci Bey, gazeteci Streit’i bir ilkokula da götürdü. Bir derslikte, 5 kız ve 5 erkek çocuk vals yapıyorlardı.

Streit, Ekim 1923’te Türk Ulusal Kuvvetleri İstanbul’a girdiğinde de Türkiye’ye döndü, kutlamaları yerinde izledi, ancak Mustafa Kemal’î bir daha görmedi.

Yayıncı bulamamış

Profesör Heath Lowry, Clarence Streit’in notlarını kitap olarak yayınlayacağını söyledi. Streit, Türkiye’den ABD’ye döndüğünde Anadolu notlarını “Bilinmeyen Türkler” başlığıyla kitap haline getirmek istedi ama ne kadar uğraştıysa da yayıncı bulamadı.

Paşa Hanım yemeğe çağırdı

Aynı dönemde askeri istihbaratın başında olan Halide Edip Adıvar ile tanıştığını ve “Paşa Hanım”ın evine yemeğe gittiğini de not eden Clarence Streit, Celal Bayar, Hamdullah Suphi, Ahmet Muhtar gibi liderler ile de görüştüğünü anlattı. Amerikalı gazeteci, Mustafa Kemal’in aynı dönemde Gar’ın karşısındaki bir evde kaldığını yazdı.

27 yıl arayla kapak olmuşlardı

Mustafa Kemal 1923’te ve 1927’de iki kere ünlü TIME Dergisi’nin kapağında yer aldı. Amerikalı gazeteci Clarence Streit, 1950’de TIME’ın kapağında yer aldı. 1896-1986 yılları arasında yaşayan Missouri doğumlu Clarence Kirschmann Streit, gazeteciliğinin yanısıra, ABD-Avrupa yakınlaşmasında önemli rol oynayan bir aktivistti. 1929’da Milletler Cemiyeti’nin İsviçre’deki merkezinde muhabir olarak görevlendikten ve bu örgütün uluslararası işbirliği yoksunluğu yüzünden çöküşünü gördükten sonra, dünyadaki tüm demokrasileri Amerikan tarzı federal bir birlik içinde birleştirecek iddialı bir projenin savunuculuğunu yapmaya başlamıştı.

Roosevelt destekledi

Bu düşünceye Franklin Roosevelt ve Winston Churchill gibi önemli isimler destek verdi. Streit, görüşlerini savunmak için, NATO’nun siyasi bir birlik haline gelmesine çalışan Atlantik Birliği Komitesi’ni kurdu. Bu örgüt bugün de Streit Konseyi adıyla faaliyette.

 

 

KKTC'nin kuruluşunun 26. yıl dönümü

Törene KKTC 1. Cumhurbaşkanı Denktaş da katıldı.

15/11/2009 RADIKAL

KKTC'nin 26. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen törene katılan Cumhurbaşkanı Talat, “Kıbrıs bizim anayurdumuz” dedi

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için "çok yoğun, ama temkinli" bir uğraş verdiklerini belirterek, Kıbrıs Rum tarafıyla sürdürdükleri görüşmelerde sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin 26. kuruluş yıl dönümü törenlerinde, bütün dünya ve özellikle de Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya çağırdı.
Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen geçit töreninde konuşan Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetmesinin somut ifadesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yeni bir yıl dönümünü daha kutladıklarını belirtti, Türkiye ve diğer ülkelerden gelen konuklara teşekkür etti.


-"KIBRIS BİZİM ANAYURDUMUZ"-

Kıbrıs’ta var olma sürecinin 438. yılında olunduklarına işaret ederek, bunun çok önemli olduğunu belirten Talat, bunu anlamayanlar olduğunu ve anlatmak gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
"Bildiği halde bilmezden gelenler var. Öğretmek gerek. Kıbrıs’ın sahiplerinden olduğumuz gerçeğini bile bile reddeden ve ırkçı, şoven söylemlerle hala daha bizleri yok sayanlar varsa onlara da bir kez daha hatırlatmak gerek. Kıbrıs bizim anayurdumuz. Toprağına kanımızı, terimizi katıp yaşamımızı sürdürdüğümüz vatanımız. Zamanı gelince bizi terk edip giden atalarımızın bedenlerini toprağına huzurla yatırdığımız yurdumuz. Dünyanın neresinde olursak olalım, en ufacık derdi ile yanıp tutuştuğumuz, kederi ile dertlenip sevinçleri ile mutlandığımız Kıbrıs’ımız. Bu vatan hepimizin. Onu yüceltmek, kendimize hedef çizdiğimiz gelişmiş dünya ülkelerinin seviyesine çıkarmak birincil mücadelemiz. Dünyada yaşam sürdükçe biz Kıbrıslı Türkler de var olmaya devam edeceğiz. Ve Kıbrıs’ımızı, asırlardır olduğu gibi yüceltmeye hep devam edeceğiz. Hiç bir güç ve niyet bizi bu topraklardan söküp atamayacak. Bu özel günümüzde bu konudaki irademizi bir kez daha vurgulamak istedim."
450 yıllık geçmişin son 50 yılında mücadelelerle dolu bir devletleşme süreci yaşadıklarını belirten Talat, "1963’te oluşmaya başlayan devletimiz, 1974’ten beridir güvenli bir huzurla yepyeni bir boyuta taşındı. 1975 Federe Devletimizin arkasından bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluşunu kutluyoruz. Bugün, KKTC’yi daha güçlü ve başarılı bir konuma ilerletebilmek ve halkına layık olduğu demokratik ve çağdaş yaşamı sürekli kılmak için verdiğimiz uğraşları, yönetim erki olarak bir kez daha gözden geçirerek kendimize hedef seçtiğimiz gelişmiş dünya ülkeleri seviyesine çıkma çabalarımızı yoğunlaştırmalıyız" dedi.


-"AYRILIK PROJESİ DEĞİL"-

Kıbrıslı Türklerin, kendi kendini yönetme gücüne, becerisine ve iktidarına sahip olduğunu, Kıbrıs sorunu başta olmak üzere karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümlenmesini başarma yetisine haiz olduğunu bütün dünyaya gösterdiğini kaydeden Talat, KKTC’nin, kuruluş bildirgesinde yer alan, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı, iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını engellemez" ifadelerine vurgu yaptı.
Talat, "Yani, sevgili kardeşlerim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, daha kuruluş zamanındaki bildirgesinde, federal bir ortaklık içerisinde iki siyasi eşit halkı, yani Kıbrıs’ın doğal sahipleri olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumları 1974’ten sonra oluşturdukları kendilerine ait yönetim mekanizmaları kanalıyla birleştirmeyi öngörerek, bir ayrılık veya kavga projesi değil; bir uzlaşı ve barış aracı olmayı hedeflemişti" dedi.


-"ADAYI PAYLAŞMAYA HAZIRIZ"-

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin kuruluş yıl dönümünde, Kıbrıslı Rum muhataplarına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet mesajını bir kez daha hatırlatarak, "Kıbrıs Türk halkı, bu güzel adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm çabalarımıza siz de katkı koyun; güzel adamızın bir dostluk ve işbirliği adası olmasını engellemeyin" diye seslendi.
KKTC’nin ulaştığı konumun, Türkiye’nin desteğiyle, yıllar öncesine göre çok daha yüksek, gururlanılacak bir konum olduğunu ifade eden Talat, "Ancak hala daha dünyaca tanınan, gelişmiş uluslararası ilişkilere sahip, 21. yüzyılın ölçütlerinde kabul gören bir devlete sahip olmak için verdiğimiz uğraşların karşılığını alamamış olmak bizi üzüyor ve sıkıyor. Biliyorum, ancak bu burukluğu yıkıp bu konuda verdiğimiz uğraşları sürdürmek zorundayız" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, "KKTC yurttaşlarının çözüm istencinden güç alarak, Türkiye tarafından da aktif destek gören iki kesimli, iki toplumlu iki halkın siyasi eşitliğine ve iki Kurucu Devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklık çözümüne ulaşma çabası içinde olduklarını" belirtti.


-"ATATÜRK’Ü REHBER EDİNDİK"-

Kıbrıs Türk halkının, Atatürk ilke ve devrimlerini hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen kendi istenciyle gönüllü olarak uygulamaya koyduğunu, Atatürk’ün modernleşme hedeflerini her zaman gönülden desteklemiş ilerici bir halk olduğunu anlatan Talat, "Bütün dünya, bu yüce önderin erdemlerine hayranken, biz onun, halkının hakları için gözünü budaktan sakınmayan savaşçı niteliği kadar, halkını huzura ve refaha kavuşturmak için düşmanları ile uzlaşmayı beceren karakterini de kendimize rehber edindik" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturma mücadelesinde halkın temel haklarından ödün vermeden, Kıbrıslı Rum muhataplarıyla uzlaşmayı becerebileceklerine inandıklarınız ve bu inançla görüşme sürecini kararlı bir şekilde sürdürdüklerini söyledi.


-"İNSANLIĞA YAPABİLECEĞİMİZ EN BÜYÜK KATKI"-

Talat, özetle şöyle devam etti:
"Kıbrıslı Türkler olarak, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için gerçekten çok yoğun, ama temkinli bir uğraş veriyoruz. Kıbrıslı Rum muhataplarımızla sürdürdüğümüz görüşmelerde, sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya teşvik eden bir strateji izliyoruz.
Böylesine aktif bir politika izlememizin başlıca nedeni Kıbrıs Türk halkının çözüme olan ihtiyacıdır. Ne var ki, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının bütün insanlığın yararına olduğunu da biliyoruz. Çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır."
Günümüzde, dünyanın en büyük sorunu haline gelen kültürler arası çatışmaları, yepyeni bir kültürler arası dostluğa dönüştürme projesine Kıbrıs’tan başlayabiliriz."


-TÜRKİYE’NİN ARTAN GÜCÜ-

Türkiye Cumhuriyeti’nin bölge ve dünyada artan itibarını ve gücünü gururla izlediklerini belirten Talat, şunları kaydetti:
"Türkiye’nin, gücünü ve itibarını başkalarına düşmanlık yapmak için değil, dostluk ve işbirliği için kullanmasını hayranlıkla takip etmekteyiz.
Çözüm yanlısı politikamızın kazandığı destek, Türkiye’nin uluslararası alanda artan itibarı ve gücüyle birleşince, Kıbrıs Rum tarafını çözüme zorlayacak yeni bir konjonktür, eskisinden farklı bir uluslararası durum gelişiyor. Bugün artık, Türkiye ile birlikte, uluslararası konjonktürü etkiler ve kendi lehimize olacak şekilde dönüştürür duruma geldik."
Talat, "Türkiye’nin ve bizim uluslararası ilişkilerimizin son beş yılda izlediği seyir, uluslararası alanda etkili olmak isteyenlerin alması gereken veya bundan sonraki tutumumuzun ne olması gerektiğini anlatan derslerle doludur" dedi. (aa)

 

Streit'in Atatürk notları

Streit, Atatürk'ten 27 yıl sonra Time dergisine kapak olmuştu.

15/11/2009 RADIKAL

 

 

Streit'in Atatürk notları

 

Atatürk'le söyleşi yapan ABD'li gazeteci Clarence Streit'in notlarından: Kalpaksız ve gözlüklü hali bir profesöre benziyordu.


WASHINGTON - Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Heath Lowry, 1921’de Atatürk ile röportaj yapan Amerikalı gazeteci Clarence Streit’in izlenimlerini aktararak, "Streit’e göre Atatürk’ün gözlerinde düşlerini gerçekleştiren idealist bir ifadesi vardı. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu" dedi.
Heath Lowry, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nde, 1921 yılında Atatürk ile röportaj yapan Amerikalı gazeteci Clarence Streit’in anıları ile Anadolu ve Ankara’dan çektiği fotoğraflarla ilgili sunum yaptı.
Üniversitede "Osmanlı ve Çağdaş Türkiye Etütleri Atatürk Profesörü" olan Lowry, Kurtuluş Savaşı’nın en şiddetli döneminde Ankara’yı ziyaret eden ilk yabancı gazetecilerden Streit ile kendisinin 1983 yılında tanıştığını söyledi.
Streit’in Türkiye’den döndükten sonra yaşadıklarını el yazısına döktüğünü, ancak adını "Bilinmeyen Türkler" koyduğu kitabına yayımcı bulamadığını anlatan Lowry, Streit’in kendisine bu el yazmaları ile fotoğraflarını verdiğini ve yayınlamak üzere anlaştıklarını bildirdi.


-ATATÜRK İLE ÖZEL GÖRÜŞME-

Lowry, Streit’in Türkiye ile ilgili anılarını aktararak, Streit’in Atatürk ile röportajını 3 Mart 1921 yılında Ankara Garı’ndaki konutunda yaptığını kaydetti.
Ankara’ya geldiğinde buranın henüz başkent yapılmaya karar verilmediğini ve onun Atatürk’e başkentin nereye kurulacağına ilişkin soru yönelttiğini dile getiren Lowry, İstanbul’un geleneksel başkentleri olduğunu, ancak 1. Dünya Savaşı’ndan ders aldıklarını belirten Atatürk’ün, meclisin korunabilmesi açısından Anadolu’nun merkezinde bir yere kurulmasını tercih ettiğini Streit’e anlattığını dile getirdi.
Streit’in Ankara’da TBMM oturumlarına katıldığını, kabine üyeleri ve İsmet İnönü ile de görüştüğünü ifade eden Lowry, Streit’in Atatürk ile ilgili izlenimlerini de şöyle aktardı:
"Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. Yakışıklı ve güzel görünümlü bir adam. Çok düzgün giyimli, düzgün konuşuyordu. 40 yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Gözlerinde düşlerini gerçekleştiren bir idealist ifadesi vardı. Bende güçlü bir karakter izlenimi yarattı. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan korumalardan başka, diğer devlet başkanlarının sahip oldukları onda yoktu. Röportajdan sonra çok inandığı ülkesini tanıdım."


-"HALKLA SAMİMİ"-

Streit’in, TBMM oturumlarından birini izlerken yaşadıklarına da değinen Lowry, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Anlattığına göre, Atatürk içeri yalnız girmiş, boş bir koltuğa oturmuş, çevresindekilerle sohbet etmiş, milletvekilleri seçim bölgelerine göre çağrılırken diğer milletvekilleriyle aynı tonda Atatürk’ün ismi de okunmuş, o da oyunu kullanıp yerine oturmuş. Streit, ’Eğer Atatürk’ü görmeseydim onu orada tanımazdım’ dedi.
Atatürk Ankara’da yürürken görülebiliyordu, insanlarla şakalaşırken, konuşurken sıcaktı ve Streit, Atatürk hakkında Batı’daki diktatör suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını gözlemledi. Türkiye’de o dönem hiçbir yerde Atatürk fotoğrafını görmediğini dile getirdi."
Streit’in Atatürk’e dine yönelik tutumunu sorduğunu belirten Lowry, bu soruyu duyan Atatürk’ün din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmamasının önemi üzerinde durduğunu söylediğini aktardı.
Atatürk’ün, Streit ile röportajında, ABD ile ilişkileri güçlendirmek istediklerini ve ABD halkıyla kendilerini hiçbir zaman savaşta görmediklerini anlattığını belirten Lowry, Atatürk’ün ABD’nin Anadolu ve Ortadoğu’da herhangi bir politik emeli ve amacı olmadığına inandıklarını dile getirdiğini sözlerine ekledi. (aa)

 

Ada’da kalıcı barış

Çiçek, KKTC’nin 26 yılda önemli yol aldığına dikkat çekti ve Türkiye’nin beklentisini dile getirdi:

KKTC’nin 26’ıncı kuruluş yıldönümü etkinliklerine katılmak amacıyla adaya gelen Türkiye Başbakan Yardımcısı, Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, aradan geçen 26 yıl içerisinde Kıbrıs Türklerinin önemli merhaleleri gerçekleştirdiğini ve büyük mesafe aldığını belirterek, yeni bir süreci Cumhurbaşkanı Talat önderliğinde sürdürdüğünü söyledi.
   Bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını samimi olarak arzuladıklarını ve süreci desteklediklerini söyleyen Çiçek, bunun şartlarının belli olduğunu ve kalıcı barışı tesis edecek sonuca ulaşılmasını istediklerini söyledi.
  KIBRIS 15/11/09

 

Devletimiz 26 yaşında

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti bu gün 26. yaşını doldurmuş bulunuyor. Bu büyük bayramımız hepimize kutlu olsun.
   Devletimizin harcında şehitlerimizin kanı, gazilerimizin alınteri vardır. Bu mutlu yıldönümünde aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de sevgiyle anıyorum.

Geçmiş yıllara bir göz atacak olursak, 307 yıl Türk idaresinde kalan adamızı 1878 yılında kira ile devralan İngilizler, tarihi süreç içerisinde Rumlara daha yakın bir duruş sergilemiştir. Sömürge idaresi Türklere daima ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmıştır. Türk toplumunun dini kimliğini öne çıkarmış, milli yanlarını baskı altında tutmağa çalışmıştır. Örneğin 1950’li yıllara kadar Lefkoşa Türk Lisemiz, “Kıbrıs İslam Lisesi” olarak isimlendirilmiştir. Yine o yıllarda milli günlerimizde Türk Bayrağı’nı ancak İngiliz Bayrağı ile birlikte yanyana göndere çekebiliyorduk. Okullarda talebelere İngiliz Milli Marşı okutuluyordu. Bu arada Ada’da Türk varlığının güvencesi ve Türklüğün damgası olan vakıf mallarımızın da, çıkardıkları kanun, emirname ve Kıral Fermanlarıyla büyük bir kısmının Sömürge İdaresi’ne ve Rumlara intikalini sağlamışlardır.  Maraş arazileri bunlardan sadece küçük bir misalidir.

KIBRIS 15/11/09

 

Ayrılığa alıştılar

Rum tarafında, Annan Planı temelinde bir çözüme “Hayır”lar yüzde 76.6’ya ulaştı

Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilen bir kamuoyu yoklaması, Kıbrıslı Rumların 2004 referandumundaki tavırlarını değiştirmediklerini ortaya koydu. Annan Planı’na yüzde 75.83 oranında hayır diyen Rumların, bugün aynı planın referanduma sunulması halinde, yüzde 76.6 oranında hayır diyecekleri belirlendi.
   Rum yayın kuruluşu “Antenna 1” tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü öngören Annan Planı aleyhindeki tavırları değişmedi. Üstelik “hayır” oylarında artış var.
   Anket sonuçları dünkü Fileleftheros ve Mahi gazeteleri tarafından geniş bir şekilde yayınlandı. Mahi gazetesi, söz konusu anketin “EVRESİS” şirketi tarafından, 6–11 Kasım tarihleri arasında telefon görüşmeleri yapılmak suretiyle, 1006 kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
   Gazete, söz konusu araştırmaya göre, plan lehinde oy kullanacak Kıbrıslı Rumların oranının sadece onda bir olduğunu; yüzde 3,3’ünün oy kullanmayacağını, yüzde 7,7’sinin ise “bilmiyorum” dediklerini ya da soruya cevap vermediklerini ifade etti.

KIBRIS 15/11/09

 

TALAT’IN ÖNERİSİ RUMLAR’I KIZDIRDI

   

Cumhurbaşkanı mülkiyet görüşmeleri kategorilerine, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’den gelenler tarafından kendi aralarında veya yabancılara yapılan gayrı menkul alım satımlarının da eklenmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın müzakerelerde mülkiyet gündemiyle gerçekleştirdikleri görüşme Rum basınında geniş yer bulurken Kıbrıs Türk tarafının, mülk kategorilerine gayrı menkul alım-satımlarının da eklenmesinde yani Kıbrıslı Türkler ve Türkler tarafından kendi aralarında veya yabancılara yapılan gayrı menkul alım satımlarının görüşülmesi için bir başlık olmasında ısrar ettiğini bildirildi.

Fileleftheros, “Gasplara Kılıf İstiyorlar... Talat Yasadışı Alım-Satımların Görüşülmesini İstiyor” başlığıyla yansıttığı haberinde Rum tarafının; hazırlık aşamasında bulunan kategorilere böyle bir kategorinin eklenmesini kabul etmesi halinde sözde “gasplara, yasadışı alış-verişlere” ve KKTC’deki kurumlara meşruiyet kazandırmış olacağı gerekçesiyle bu teze tepki gösterdiğini bildirdi.

Gazete şunları da yazdı: “Edindiğimiz bilgilere göre kategoriler listesinin, mülkiyet konusunun özü görüşülürken kullanılacak metodolojiyle ilgili olmasına rağmen, benimsenen görüşler ve yasa dışılıklara (ve işgale) meşruiyet kazandırma çabalarının müzakereleri etkilediği ortadadır.

Bu konu; bu başlığın geçici olarak kapatılması (büyük ihtimalle Yönetimle ilgili müzakerelerde yeniden açılacak) ihtimali açık olmak üzere, önümüzdeki Salı günü Talat-Hristofyas görüşmesinde yeniden ele alınacak. Bilindiği gibi mülkiyetteki başlıca anlaşmazlık esasa ilişkindir: Kıbrıs Rum tarafı ilk söz hakkının mal sahibinde, Kıbrıs Türk tarafı da bugünkü ‘kullanıcısında’ olması konusunda ısrar ediyor.”
Simerini “Mal Sahibine Karşı ‘Kullanıcı’ = X” başlıklı haberinde mülkiyetin ele alındığı görüşmede de ilerleme kaydedilmediğini yazdı. Gazete Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşme sonrasında KKTC’ye dönüşünde yaptığı ve bir yakınlaşma gördüğünü söylediği açıklamaya yer verirken, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın yalnızca “Yorum yapmayacağım. Müzakereler devam ediyor” dediğini belirtti.

Özel mülklerle ilgili Rum tezleri

Politis’e göre ise özel mülkler konusunda Kıbrıs Rum tarafının tutumu şöyle:
- Mülkiyetin tazminatlar aracılığıyla başarılabileceği şeklindeki Türk tezine itiraz ediyor. Hristofyas, yerinden edilmişlerin tazmin edilmesi için gereken paranın nerden bulunacağını sordu. Yapılan hesaplara göre Kuzey’de yaklaşık 1,4 milyon dönüm Kıbrıs Rum arazisi var. Bu mülklerin bir bölümünün Güney’deki yaklaşık 400 bin dönüm Kıbrıs Türk arazisi ile takas edileceği kabul edilse bile 1 milyon dönüm Rum malı için tazminat ödenmesi gerekecek.

- Bu şartlar altında mülkiyet düzenlemesinin tek kolay yolunun, Kıbrıs Rum mülklerinde kalmakta olan çok sayıdaki Türk yerleşiğin vatanlarına geri dönmesidir.
- Gerçekçi bir yol, bugün önemli bir inkişaf olmamış Rum mülklerinde kalan Kıbrıslı Türklerin başka yerlere yerleştirilmesidir. Buradaki mesele, 1963’te veya 1974’te Larnaka veya Baf’taki evlerinden kaçan ve sayıları 40 bin olarak tahmin edilen bu Kıbrıslı Türklere hali arazide yeni konutlar veya bugün işgal bölgelerinde kaldıkları satılmamış evlerin verilmesidir. Ve Kıbrıs Rum tarafının hesaplarına göre bu tür evlerin sayısı yaklaşık 15 bindir.

- Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Rum mülklerinde kalmakta olan Kıbrıslı Türklerin derhal yer değiştirmelerini talep etmediğini ve birkaç yıllık bir süre verilmesi gerektiğini de vurguluyor.”

STAR KIBRIS 15/11/09

 

YAHOO’DA “KKTC” ÇIKINCA

Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan internet arama motoru Yahoo’nun ülkelerin hava durumlarına ilişkin bilgi verdiği sayfasında Kıbrıs’ın “Kıbrıs Rum Cumhuriyeti” ve “Kıbrıs-KKTC” olarak iki kesim olarak gösterildiği bildirildi.

Simerini: “Seçiniz: “Kıbrıs Rum Cumhuriyeti” ya da “KKTC” başlığı altında verdiği haberinde, Yahoo arama motorunun ülkelerin hava tahminleri kısmında Kıbrıs için “Cyprus Grek Cypriot Repuplic” yani “Kıbrıs-Kıbrıs Rum Cumhuriyeti” ve “Cyprus TRNC” yani “Kıbrıs KKTC” olmak üzere iki ayrı şekilde bilgi verdiğini yazdı.
Gazete, daha önce bazı internet sitelerinde ve haritalarında Kıbrıs’ın bölünmüş gösterilmesine ve “Kuzey Kıbrıs” ya da “İşgal Altındaki Bölge” ifadelerinin kullanılmasına rastlandığını belirtirken, Yahoo’nun “KKTC” ifadesini kullandığına dikkat çekti.

STAR KIBRIS 15/11/09

 

ORAMS DAVASI RUM BASININDA

   

Rum Basını, Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis’in KKTC’de bulunan eski taşınmaz malını kullandıkları gerekçesiyle İngiliz Linda-David Orams çifti aleyhine Rum mahkemesinde açılan daha sonrada İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne taşınan davayla ilgili önceki gün gerçekleşen duruşmaya geniş yer verdi.

Fileleftheros, “Sahte Devlet Mevcut Değil – Apostolidis’in Avukatları Oramsların İddialarını Çürüttü” başlıkları altında verdiği haberinde, dün İngiliz Yüksek Mahkemesinde gerçekleştirilen duruşma sırasında Ormas çiftinin avukatlarının ortaya koyduğu; mahkeme sonucunun Kıbrıs sorunu müzakerelerini etkileyeceği argümanının Apostolidis’in avukatları tarafından çürütüldüğünü iddia etti.

Gazete, Apostolidis’in avukatı Tom Beazly’nin, KKTC’nin bir dizi BM ve AİHM gibi mahkemelerin kararları uyarınca “var olmadığını”, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün mevcut olduğunu ve Kıbrıs’ta toprak açısından yasal statükonun 1974 öncesindeki durum olduğunu” savunduğunu yazdı.

Apostolidis’in avukatı ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında imzalanmış olan “Görüş Birliği Memorandumuna” da atıfta bulundu.

Habere göre, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın “bazı eylemlerin Kıbrıs sorununun çözümü çabalarını olumsuz yönde etkileyeceği şeklindeki görüşünün” kesinlik ifade etmediğini de ileri süren Beazly; buna örnek olarak Annan’ın bu sözlerinin ardından 4 yıl geçmiş olmasına ve Kıbrıs Türk tarafının doğrudan uçuşların başlaması için girişimlerde bulunmasına karşın, çözüm müzakerelerinin başlamış ve devam etmekte olmasını gösterdi.

Gazete, mahkemenin dünkü duruşmada karara varmadığını, kararın ne zaman açıklanacağının da kesin olmadığını, kesin olan tek şeyin kararın açıklanmasından iki gün önce tarafların bilgilendirileceği olduğunu belirtti.
Diğer gazeteler, dünkü Orams duruşmasına ilişkin haberlerini şu başlıklarla yansıttılar:
Haravgi: “Apostolidis-Orams Kararı İçin Erteleme”.
Politis: “Silah Olarak Memorandum – Kıbrıslı Rum Siyasilerin Açıklaması Orams Davasında Sorun Yaratıyor – Kararın Ne Zaman Verileceği Belirsiz”.
Alithia: “Orams Davası Kararı Ertelendi”.
Simerini: “Mücadele Uzatması – İngiliz Yüksek Mahkemesi Orams İçin Karar Almadı”.

STAR KIBRIS 15/11/09

 

KKTC ÇÖZÜMÜN MİHENK TAŞI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: KKTC alternatif değil, var olan ve varlığını çözümdeki Kıbrıs Türk iradesi olarak taçlandıracak olan en önemli varlık.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, nihai hedefin, iki bölgeli, iki toplumlu, Kıbrıslı Türklerin eşitliğine, kendi kendini yönetme hakkına dayalı, egemenliğin paylaşıldığı ve Türkiye’nin garantörlüğünün devam ettiği, Avrupa Birliği üyesi bir federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ulaşmak olduğunu belirterek, KKTC’nin, bu nihai çözüm hedefimizin önemli bir mihenk taşı olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin, alternatif değil, var olan ve varlığını çözümdeki Kıbrıs Türk iradesi olarak taçlandıracak olan en önemli varlık olduğunu kaydetti.
Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının motorunun ve başlıca güç kaynağının Kıbrıs Türk halkının haklılığı olduğunu vurguladı. Talat, “Çözüm için muhasebe yapacak ve Kıbrıs Türkünün eşit bir ortak olarak kendi kendini yönetme hakkını garantiye alan güvenli bir çözüme mutlaka ulaşacağız” dedi.

KKTC’nin 26’ncı kuruluş yıldönümü kutlamaları, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Bayrak Radyo Televizyonu’ndan yaptığı konuşmayla başladı. Aynı anda, Lefkoşa’da 21 pare top atışı yapıldı.

KKTC Kıbrıs Türk halkının …

Konuşmasına “Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetmesinin somut ifadesi olan KKTC’nin 26’ncı kuruluş yıldönümü kutlu olsun” diyerek başlayan Talat, “Bugün, KKTC’nin yeni bir yıldönümünü daha kutluyoruz. Kendi kendimizi yönetme ve uluslararası ilişkiler geliştirme iktidarına sahip olduğumuzu ve Kıbrıs sorunu başta olmak üzere karşı karşıya bulunduğumuz sorunların çözümlenmesini sağlama yetisine haiz bir halk olduğumuzu bütün dünyaya gösteriyoruz” dedi.
Küçük adanın çilekeş insanları olan Kıbrıslı Türklerin, aslında hep beraber, elli yılı aşkın bir süredir özgürlük ve barış mücadelesi verdiğini, gelinen aşamada kat edilen yol yeterli olmasa da ışıklarla dolu bir yol olmaya devam ettiğini ifade eden Talat, bunda herkesin katkısı olduğunu, tüm dünyanın haksızca uyguladığı izolasyonlara, çeşitli engellemelere karşı dimdik ayakta durmak için insanüstü çaba harcandığının açık olduğunu söyledi.

Ayrılıkçılık için kurulmamıştı

Kısacası sevgili kardeşlerim, KKTC, Rum liderliğinin propaganda ettiği gibi ayrılıkçılık için kurulmamıştı. Aksine daha kuruluş zamanındaki bildirgesinde, Federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti içinde iki halkı birleştirmeyi öngören bir hedefi benimsemişti. Bu kuruluş yıldönümünde, tüm dünya ile birlikte Kıbrıslı Rum muhataplarımıza, KKTC’nin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet mesajını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu tarihi günümüzü, Kıbrıslı Rumlara ve herkese barış mesajımızı bir kez daha ileterek kutlamak istiyorum.”

KKTC’nin tanınmaması

“Eminim ki, çoğunuz, tıpkı benim şu anki duygularıma benzer hisler taşıyorsunuz. Tüm iyi niyetimize rağmen devletimizi dünyaca tanınan, özgürce uluslararası ilişkiler kurabilen, 21. yüzyılın çağdaş ölçütlerinde kabul gören bir devlete dönüştürememenin hüznünü yüreğimizde hissediyoruz” diyen Cumhurbaşkanı, “Şayet aklımızı, şimdi burada, çeyrek yüzyıldan fazla bir zamandır devam eden bu tanınmama sorununu nasıl aşabileceğimiz konusunda yoruyorsak, demek ki yapmamız gereken ciddi hesaplaşmalar, daha çok işler vardır” şeklinde devam etti.
Bu nedenle, Kıbrıs Türk halkının en üst siyasal örgütlenmesinin somut biçimi olarak KKTC’nin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına öncülük etmeye, hatta çözmekten kaçanları yola getirmeye çalışmakta olduğuna dikkat çeken Talat, KKTC’nin misyonunun, Rum tarafına, Avrupa Birliği’ne, uluslararası topluma Kıbrıs Türklüğünü hak ettiği biçimde kabul ettirmek olduğunu söyledi.

Çözüm arayışı

KKTC yurttaşlarının üzerinde açıkça görüş birliğine vardığı ve Türkiye tarafından da aktif destek gören haklarımızı güvenceye alan bir çözümü sağlama çabası içerisinde olduklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
“Değerli yurttaşlarım; biliyorsunuz ki, bu amaçla yapılan müzakereler, KKTC’nin yasal organlarının kararları ve katılımıyla, bizi tanıyan tek devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin tam desteğiyle, devletimizin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı tarafından sürdürülüyor.
Sevgili halkım; KKTC olarak, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için geçekten çok yoğun, ama sessizce ve temkinli bir uğraş veriyoruz. Kıbrıslı Rum muhataplarımızla sürdürdüğümüz görüşmelerde, sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya teşvik eden bir strateji izliyoruz.
Böylesine aktif bir politika izlememizin başlıca nedeni Kıbrıs Türk halkının çözüme olan ihtiyacıdır. Biliyoruz ki, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Kıbrıs Türk halkının dünya ile yaygın ilişkiler kurmasını engelliyor. Kıbrıs’ta halen bir antlaşmaya varılamaması, Türk-Yunan ilişkilerini zehirliyor.”
Siyasi görüşleri ne olursa olsun, aslında herkesin yıllanmış bir sorun olan Kıbrıs sorununun, her türlü gelişmeyi olumsuz etkileyen kronik bir hastalık olduğunu herkesin bilmekte olduğunu belirten Talat, bu hastalıklı durumdan çıkarak bütün dünyaya örnek olmanın Kıbrıs Türkü’ne düşen bir görev olduğunu söyledi.

KKTC’nin varlığı

Zaman zaman, KKTC’nin varlığını çözüm karşıtlığı ile aynı kefeye koymaya çalışan yaklaşımlara tanık olmakta olunduğuna; bazılarının, KKTC’yi barışa, çözüme ve dünyayla bütünleşmeye karşıtmış gibi algılayıp, öyle sunduğuna işaret eden Talat, bunun tamamıyla yanlış olduğunu belirtti.
“Şunu, bir kez daha söylemeliyim: Bizim nihai hedefimiz, iki bölgeli, iki toplumlu, Kıbrıslı Türklerin eşitliğine, kendi kendini yönetme hakkına dayalı, egemenliğin paylaşıldığı ve Türkiye’nin garantörlüğünün devam ettiği, Avrupa Birliği üyesi bir federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ulaşmaktır” diyen Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin, bu nihai çözüm hedefimizin önemli bir mihenk taşı olduğunu, KKTC’nin alternatif değil var olan ve varlığını çözümdeki Kıbrıs Türk iradesi olarak taçlandıracak olan en önemli varlık olduğunu söyledi.
Talat, “Bizim nihai hedefimiz, halkımızın ezici çoğunluğunun oylarıyla ortak amaç haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarının da gerektirdiği bir strateji olarak benimsenmiştir.
Bunca yılın zorlu deneyimleriyle hepimiz anlamış olmalıyız ki, ‘çözümsüzlük çözüm’ değildir.
Ve KKTC, çözümün önüne çıkarılabilecek bir engel değildir” dedi.

Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin kuruluş yıldönümü kutlamalarını başlattığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Bugünkü durumda, dünyanın hiçbir ciddi devlet adamı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının nedeni olarak KKTC’nin varlığını ileri sürmüyor, süremiyor. 24 Nisan iradesi, sadece somut bir çözüm planına verilen destek değildir. 24 Nisan iradesi, Kıbrıs Türk halkının, hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm için ne denli istekli ve kararlı olduğunun bütün dünyaya ilan edilmesidir. Ve aynı zamanda 24 Nisan iradesi Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerini tayin hakkı ile bütünleşmiş bir irade olarak tarihimize kazınmış vazgeçilmez bir ileri adım ve kazanımdır. Çözüm planları değişse bile, çözümün içeriği konusunda aramızda şu ya da bu ayrılıklar olsa bile, Kıbrıs Türkünün çözümden yana olan esas iradesi değişmemiştir ve değişmeyecektir.
Benim kesin inancım budur: Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor. Bugün, çözüm çabaları konusunda hayal kırıklığına uğramış olsa da çözüm istiyor. Ben görüşme masasında bu inançla oturuyorum.
Bazı grupların, KKTC’yi sadece kendilerine mal etme ve çözüm arayışlarına karşı konumlandırma çabası, Kıbrıslı Türklere en büyük zararı veriyor. Bu hesapsız davranış ve söylemler, KKTC’yi, dünyaya ‘ayrılıkçı bir unsur’ ve ‘çözüm için terk edilmesi gereken bir yapı’ olarak sunmaya çalışanlara malzeme veriyor.
Çözüm isteğimizi ortaya koymakla KKTC’yi yücelttik, onun dünya tarafından biraz daha fazla kabul görmesini sağladık. Ama ‘ayrılıkçı bir varlık’ olarak değil, Kıbrıs Türk halkının meşru temsilcisi olarak...”

Spekülasyonlarla cevap

Talat, “Bu yılki konuşmamda, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme yeteneği ve KKTC’nin bu yeteneğin somut şekli olduğunu vurguladım. Bu konuda var olan en ufak şüphelerin ortadan kaldırılması için açıklayıcı ve bilgi verici olmaya çalıştım. İnanıyorum ki bu konuda spekülasyonlarla zaman geçirmeye çalışan çevrelerin art niyetlerine verilecek cevaplarınızı da oluşturmuş oldum. Hep birlikte yaşayarak oluşturduğumuz toplumsal belleğimizin yok sayılmaması gerektiği üzerinde durdum ve anlaşıldığından eminim” dedi.

Rum tarafına çağrı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Konuşmamın sonunda, bu anlamlı yıldönümünde, bir kez daha bütün dünyayı ama özellikle Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya çağırıyorum. Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine katılın, Güney Doğu Avrupa’yı, Doğu Akdeniz’i bir işbirliği bölgesine dönüştürüp dünyaya örnek olalım!
Bu anlayışla bizleri bugün içerisinde yaşadığımız özgür ortama, kendi kendimizi idare etme olanağına kavuşturan, bu amaçla mücadele tarihimiz boyunca özverili katkılar koyan ve yeri geldiğinde hayatını bile hiçe sayarak bizler için feda eden aziz şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Gazilerimize minnetle sağlıklı ve uzun ömürler dilerken haklı mücadelemize emek veren herkesi saygı ve sevgiyle kucaklıyorum.
Kıbrıs Türk halkının başarı ve mutluluğu için, aydınlık ve müreffeh geleceği için haydi hep beraber bir kez daha kenetlenelim, ileriye doğru yürümeye devam edelim. Yolumuz açık olsun!”

STAR KIBRIS 15/11/09

 

‘UCU AÇIK BİR MÜZAKERE SÜRECİNİ ARZULAMIYORUZ’

   

Türkiye Başbakan Yardımcısı Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önderliğinde yürütülmekte olan süreci desteklediklerini ve bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını, barışı tesis edecek sonuca ulaşılmasını samimiyetle arzuladıklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC her halükarda var olduğunu belirterek “KKTC Kıbrıs Türk halkının her bakımdan daha iyi günlere ulaşabilmesi, ekonomik, siyasal sosyal anlamda, dünyayla bütünleşme anlamında, daha güzel adımlar atma adına ulaştığı örgütlenme seviyesinin en üst halidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Türkiye Başbakan Yardımcısı Kıbrıs İşlerinden de sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyeti kabul ederek görüştü. Görüşmede Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı da hazır bulundu.

‘Süreci destekliyoruz’
Çiçek yaptığı konuşmada, aradan geçen 26 yıl içerisinde Kıbrıs Türklerinin önemli merhaleleri gerçekleştirdiğini ve büyük mesafe aldığını kaydederek, yeni bir süreci Cumhurbaşkanı Talat önderliğinde sürdürdüğünü söyledi.
Bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını samimi olarak arzuladıklarını ve süreci desteklediklerini söyleyen Çiçek, bunun şartlarının belli olduğunu ve kalıcı barışı tesis edecek sonuca ulaşılmasını istediklerini söyledi.
Çiçek, 26 sene içerisinde büyük bir başarı kaydedildiğini fakat daha büyük başarıların elde edilememesinin nedeninin görüşme sürecinin sonucunun nereye varacağının belli olmamasından kaynaklandığını söyleyerek, ucu açık bir müzakere sürecini arzulamadıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat KKTC’nin çok haksız bir şekilde 46 yıldır izolasyon altında bazı yerlerde ise resmi ambargo altında olduğunu Rum tarafının baskı altına alma ve dünyayla bağlantıyı koparma çabalarının zorluğunu yaşamakta olduğunu söyledi.
Uluslararası toplumun çok hatalar yaparak Kıbrıs Rumlarını tüm Kıbrıs’ın resmi hükümeti olarak tanıdığını, onların da bunun verdiği cesaretle KKTC, Türkiye ve Türkiye’nin AB yolunun önüne engeller koymaya çalıştığını hatırlatan Talat, Rumların baskıyla Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri terk etmesini sağlamayı hedeflediklerini söyledi. 

 
İsen’le de görüştü

Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin 26. kuruluş yıldönümü etkinliklerinde Cumhurbaşkanlığını temsil etmek amacıyla KKTC’ye gelen Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen’i kabul etti.

Genel Sekreter Mustafa İsen konuşmasında Cumhuriyetin 26. Kuruluş yıldönümü nedeniyle Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Talat ve KKTC halkına selam ve iyi dileklerini getirdiğini söyledi.

İsen, 26 yılın kendi başına kısa bir süreç görünmesine rağmen bunun, yeni kurulan bir devlet için çeyrek asırlık önemli bir süreci ifade ettiğini, Kıbrıs Türk halkının çetin mücadelelerle birlik ve beraberliğini yitirmeden mücadele ettiğini kaydetti.
Bunun, yarınların daha iyi olacağının da aynı zamanda bir teminatı olduğunu dile getiren İsen, “Türkiye bu süreç içinde olduğu gibi, bundan sonraki süreçte de sizin ve halkınızın arkasında olmaya ve desteklemeye devam edecektir” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat da TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kıbrıs’ı çok iyi bilen ve tanıyan birisi olarak içinde bulunulan şartları en iyi değerlendirebilecek kişilerden biri olduğunu söyleyerek, Gül’ün yakın ilgisinin hissedilmesinin önemli olduğunu vurguladı.

STAR KIBRIS 15/11/09

 

 

EU survey highlights Cypriot prejudices
By Victoria Soboleva

THE MAJORITY of Cypriots believe discrimination over ethnic origin is widespread on the island, according to a European poll.

The Eurobarometer poll found 70 per cent of Cypriots believe that discrimination on the basis of ethnic origin is widespread, exceeding the European average of 61 per cent.

Although 70 per cent of Cypriot citizens say they know or are friends with people from a different ethnic background, they are less likely than most other Europeans to mix with homosexuals or Roma.

According to the poll, 66 per cent of Cypriots believe discrimination on the basis of sexual orientation is also widespread, compared to EU average of 47 per cent.

Furthermore, 37 per cent of Cypriots feel intolerance towards homosexuality is likely to put gay candidates for employment at a disadvantage. Eighteen per cent of Europeans share the same view.

Gender is considered by 48 per cent of Cypriot respondents to be a widespread basis for discrimination, eight per cent more than in the EU.

Candidates being discriminated against by potential employers because of their sex is mentioned by 22 per cent of Cypriots, compared to 19 per cent of the EU citizens.

Disability is seen as a potential disadvantage when looking for employment by 55 per cent of Cypriots, 18 per cent more than the EU average.

Most Cypriots consider age discrimination widespread in Cyprus – 54 per cent – just four per cent under the EU average. Age is also seen as potential discriminatory employment criterion by 64 per cent of respondents from Cyprus and 48 per cent from the rest of Europe.

Another factor that can put a candidate at a disadvantage according to 63 per cent of respondents from Cyprus is dress sense and presentation, and 48 per cent of Europeans.

Almost half of the 26,756 Europeans and 65 per cent of the 501 respondents from Cyprus that took part in the poll between May 27 and June 14, believe enough is being done to fight discrimination.

CYPRUS MAIL 15/11/09