KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'ın "Türkiye'yi Nazi Almanyası'na benzetmekle
önemli gaflarından birini daha yaptığını"
söyledi.
30/10/2009
Beş yıl önce Türkiye, avukat Fethiye Çetin'in kaleminden Ermeni anneannesinin hikâyesini okudu. Şimdi sırada ailenin sırrını yıllar sonra öğrenen torunlarda: 'Bunlar konuşulabilseydi belki daha farklı şeyleri paylaşabilirdik, daha güzel şeyleri yaşayabilirdik... Bunu bilip de bugüne kadar bize söylemeyenlerin hepsi suçlu...'
DEMET BİLGE ERGÜN (Arşivi)
Türkiye ile Ermenistan arasında son günlerde ısınan
ilişkiler herkesin malumu. İki Cumhurbaşkanı maç için
karşılıklı birbirlerinin ülkelerini ziyaret etti.
Dışişleri Bakanları ise bundan sonraki ilişkilerin
yönünü belirleyecek, protokollere imza attı. Yıllarca en uzak iki
komşu diye nitelenen Ermenistan ve Türkiye, yeni yürümeye başlayan
bir bebeğin tedirgin adımlarını anımsatan
adımlarla birbirlerine yaklaşıyor. Kimi zaman dengeyi kurmak
için yolun ortasında bir süre dinleniyor, destek için ara sıra arkaya
bakıyorlar. Kimi zamansa bir kaç adım hızlı hızlı
atılıveriyor...
Aslında bu tedirginlik hali iki ülke halklarına da yabancı
değil. Türk-Ermeni ilişkilerinde en baskın duyguydu
tedirginlik. Bu nu en çok hissedenler de Türkiyede yaşayan Ermeniler
oldu. Yıllarca gizlemek zorunda oldukları kimlikleriyle,
değişen isimleriyle, konuşamadıkları bir dille
yaşadılar... Kapı komşularıyla ilişkilerinde bile
hep o tedirgin bebek yürüyüşünü hissettiler. hikâyelerini, sırlarını
içlerine gömdüler. En yakınlarına anlatmaya çekindiler.
Çocukları bile onların Ermeni olduğunu yıllar sonra
öğrendi. Kimi hikâyeler torunlara bile ulaşamadan, geceleri akan
gözyaşlarıyla silinip gitti. İyi bir Müslüman gibi
yaşayıp, öldüler. Evlerine gavurun evi denmesin, çocukları
kendi yaşadıklarını yaşamasın diye sustular...
Biri gelip ısrarla sormayana kadar da içlerini açmadılar.. Onlar
Ermeni nineler, dedeler, babalar, annelerdi...
Bu gizli kalan hikâyelerden birini AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Hrant Dinkin öldürülmesiyle ilgili davanın avukatlarından Fethiye
Çetinin anneannesi yaşamıştı. Çetin, anneannesinin Ermeni
olduğunu yetişkin olduğu yıllarda öğrenmiş ve
ninesinden dinlediklerini, öğrendiklerinin hayatında
açtığı kapıları ve kendisinde
bıraktığı izleri 2004 yılında Anneannem ismiyle
kitaplaştırmıştı. İşte bu hikâye, yeni
hikâyelerin de kapısını açtı. Çetin ve Sabancı
Üniversitesi öğretim üyesi Ayşe Gül Altınay, 2005
yılından itibaren dedesi, nenesi Ermeni olan torunlarla bir araya
geldi ve onları dinledi. Ve bu hikâyeleri Torunlar isimli kitapta topladı.
Metis Yayınevinden çıkan kitapta 25 torun, büyüklerinin
hikâyelerini paylaştı. Bu çok da kolay olmadı tabi. hikâyeler
anlatılsa da kimlikler gizlendi. Bir kişi tam da kitap
basılacakken hikâyesinin çıkarılmasını istedi. Gerçi
isimler o kadar önemli değildi, önemli olan hikâyeler ve
yaşanmış olanlardı. Ancak anlatıcıların
kimliklerini gizleme isteği, tedirginliğin sürdüğünün
kanıtıydı...
Yeni kapılar açmanın zorluğu
Kitabın önsözü Torunlar kolay bir kitap değil. Burada
okuyacağınız hikâyelerin ne dillenmeleri kolay oldu, ne
dinlemeleri, ne de yazıya dökülmeleri diye başlıyor. Torunlar,
kitapta yaşadıkları korkuları, hüzünleri, aile
hayatlarındaki suskunlukları, gizemin onlarda ve ilişkilerinde
bıraktığı derin izleri anlatıyor. Pek çoğu ailelerine
dair gerçeğin kendilerinden uzun süre gizlenmiş olmasının
acısını ve öfkesini paylaşırken, kimisi gerçeği
öğrendikten sonra kendisini, kimliğini, inancını nasıl
sorguladığını dile getiriyor. Önsöz yazısında
kitap çalışması sürerken zalimce yaşamdan koparılan
Hrant Dinke de atıfta bulunularak, şöyle deniyor: .. Hrantın
hayali karşılıklı sevginin Anadolulu kardeşlerinin,
doslarının ilişkilerinde istisna değil kural olmasıydı.
Bunun yolunun da vicdandan geçtiğini söylüyordu sık sık:
Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkum edildi. Şimdi
o vicdan çıkış yolu arıyor diyordu. Çok özlediğimiz
Hrantın ve kendisi de uzun yıllar Kürtçe konuşarak,
dağlarda göçebe yaşamış Rakelin sonsuz bir sevgiyle
açtıkları vicdan kapılarının kapanmaması, hep
birlikte yeni kapılar açmaya devam etmemiz ümidiyle...
İki kimsesizin evliliği..
34 yaşındaki Ayça 82 yaşına kadar yaşayan
anneannesinin içinde hep, bir gün kesinlikle yakınlarımı
bulacağım umuduyla yaşadığını söylüyor ve
anneannesinin tehcirle ilgili anlattığı hikâyeyi şöyle
aktarıyor: ... Annesi yürümekte çok güçlük çekiyor, kan kaybı var.
O yüzden biz genellikle yürütülen kafileden geri kalıyorduk. Ve geri
kaldıkça da bize çok kızıyorlardı diye anlatırdı.
Çok sık ormanlık bir yoldan geçerken, yine böyle geri kalınca
annesi, Sen bir ağacın arkasına, ben bir ağacın
arkasına saklanalım, bunlarla gitmeyelim, bunlar bizi öldürecek
demiş. Orada saklandık, saklandık diyor. Bayağı uzun
bir süre kalmışlar. (...) Ve anneannem orada annesini kaybediyor.
Yedi yaşında. Yola tek başına devam ediyor. Sonra bir köye
geliyor. Tesedüfen bir ağanın evine sığınıyor.
Sadece ağa biliyormuş onun kız olduğunu. Ağa Seni
bugünden sonra erkek olarak tanıtacağım herkes ve sen de bunu
kimseye söylemeyeceksin diyor. (...) Tabi aradan zaman geçtikçe,
ergenliğe girmiş, artık göğüsleri falan belirgin bir hale
gelince... Dedem de annesini babasını kaybediyor. Ailenin
mallarına amcaları el koyuyor. Bu kimsesiz, o kimsesiz, ikisini
evlendiriyorlar.
Sevilmiş ama şiddet görmüş
39 yaşındaki Murat ise Sivaslı... hikâyesi özetle şöyle:
Babaannem dört yaşında dağda bir ağacın dibinde
bulunuyor. Yanında su, üzüm ve biraz da yiyecek
bırakılmış. Çobanlar onu alıyor, köye getiriyorlar.
Köyde çocuğu olmayan birine veriyorlar. (...) Ama köy yerlerinde bu
geçmiş unutulmuyor tabii, onun Ermeni asıllı olduğu
biliniyor ve her olayda işte Ermeni dölü, gavur gibi laflar ediliyor.
(...) Gerçek ismi Eleni imiş, onun için Elif ismini vermişler...
Babaannem dokuz yaşındayken köye annesi geliyor. İlk önce kendi
köylerine gidiyor, araştırma yapıyor. Kızını
bıraktığı noktayı söylüyor, yaşını
söylüyor. Geliyor buluyor onu. Ben senin annenim, şu koşullarda
bıraktım seni diyor. Çok uzun ısrar etmesine rağmen
annesi, bizimki Yok diyor. (...) gözyaşları içinde köyü terk ediyor
anne... Tabii orada baskıyı ve kıza söylenen şeyleri
bilemiyor... Babaannem yetişkin olunca dedemle evleniyor. (...) dedemin
annesi çok sert bir kadınmış. Anlatılanlara göre bu Ermeni
meselesi de bilindiği için gelinine olağanüstü kötü
davranmış... (....) Herkes çok sevmesine rağmen her zaman çok
şiddet görmüş.
Konuşulsaydı..
45 yaşındaki Deniz halasının kızının Sen
Ermeni olduğunu biliyor musun sorusuyla öğrenmiş babaannesinin
Ermeni olduğunu. İlk düşündüğü babasının ne gibi
duygular yaşadığı olmuş. Eziklik hissediyordu, merak
ediyordu, yani karmakarışık duygular yaşıyordu
muhtemelen, diyor Deniz ve şöyle devam ediyor:
... Bunları konuşmamak suç bence. O suça dahil oluyorsun onu
dillendirmeyerek. Halbuki konuşulsa... bunlar konuşulabilseydi belki
biz babamla daha farklı şeyleri paylaşabilirdik, daha güzel
şeyleri yaşayabilirdik... Bunu bilip de bugüne kadar bize
söylemeyenlerin hepsi suçlu. Belki gider akrabalarımımı bulurdum
di mi? Ne olurdu bir akrabam daha olsa...
21 yaşındaki Barış, anneannesinin annesinin Ermeni
olduğunu yeni öğrenmiş. Annesi masasının üstündeki
Anneannem kitabını görünce, birden düğümler çözülmüş ve
Anneannemin adı Nadire değil, Agavniymiş diyerek, hikâyeyi
anlatmış. Agavni çok iyi dikiş dikermiş ve 1915teki tehcir
sırasında dikiş makinesini bağlayıp, hamal gibi
gösterip kaçırmışlar. Ailesinden bir daha haber
alamamış Agavni. Bu hikâyeyi Barışa anneannesi
anlatmış. Barış da yakın birkaç arkadaşı
dışında kimseye söylememiş anneannesinin annesinin Ermeni
olduğunu. hikâyenin tamamının ancak araştırılarak
öğrenilebileceğini söylüyor ve şöyle isyan ediyor: İnsan
bağırmak istiyor ilk duyduğu zaman... balkona çıkıp
bağırmak istiyor...
Sakıncalısın..
Ninesinin Ermeni olduğunu, askerde öğrenen 45 yaşındaki Mehmet
ise şöyle anlatıyor hikâyesini: ... Ben 1983te askere gittim. O
zamana kadar bilmiyordum nenemin dönme Ermeni olduğunu. 83te bir subay
çağırdı, dedi, Bir soruşturma yapacağız,
Yapılsın dedim. O dedi Birşey varsa söyleyin, ben
şimdiden bileyim. Ben dedim Yoktur, araştırabilirsiniz. Sonra
yüzbaşı çağırdı beni, dedi Sen Ermenisin. Dedim Ben
Ermeni değilim, Müslümanım öyle birşeyim yoktur.
Bilmediğim için kabul etmedim yani. (...) On sekiz ay boyunca
yüzbaşı sürekli beni yayına çağırdı ve bunu
sordu.... Sonra memlekete geldim. Anneme babama sordum. Babam dedi Ben de
askerlik yaptım, herkes yaptı, birşey çıkmadı, niye
şimdi çıkıyor?.. Askerden sonra geldim burada bir bankaya
güvenlik görevlisi olarak müracat ettim. Ve askerlikten dolayı kırmızı
damga yedim, beni almadılar. Dediler Sakıncalısın.
Bir düşünelim
25 torunun hikâyesini kendi ağızlarından anlatan kitap, son
söz olarak hikâyelerle gündeme gelen soruları dile getirip, herkesi bir
kez daha düşünmeye itiyor: Şimdi bu çocuklar ve torunlar
karşımda olsa onlara ne söylemek isterim? Ben onlardan biriysem,
başkalarının bana ne söylemesini isterim. Burada hikâyelerini
paylaşanlarla benim aramda nasıl bir ilişki var? Onların
hayatını bu kadar zorlaştıran bu suskunluğa ben,
akademisyen, yazar, gazeteci, siyasetçi, komşu, arkadaş,
vatandaş olarak nasıl katkıda bulunmuş olabilirim?
Başka ne tür suskunluklara katkıda bulunuyor olabilirim? .. Ve belki
de en önemlisi, bu suskunluk katmanlarını hep birlikte nasıl
çözebilir, nasıl birbirimize iyi gelebiliriz...?
TORUNLAR
Ayşe Gül Altınay, Fethiye Çetin
Metis Yayınları
2009
240 sayfa
16 TL.
A snub to Greek Cypriots
By Simon Bahceli
PLANS
TO unveil a monument in Kyrenia next Sunday dedicated to British soldiers who
died during the final days of British colonial rule on Cyprus will go ahead
next week, despite angry reaction from former EOKA fighters who say the British
have no right to erect a monument on the island they fought to liberate.
They have no right to build such a monument on Cyprus, especially in the
occupied areas, head of the EOKA Veterans Association Thassos Sophocleus
said, adding that he opposed the description of EOKA as a terrorist
organisation in literature aimed at raising money for the monument.
EOKA waged a bitter campaign against British rule between 1955 and 1959
resulting in hundreds of deaths on both sides. In 1960 Britain handed the
island over to a Cypriot administration while holding on to two highly
important military bases, which it still retains today.
The unveiling of the controversial monument, paid for by donations from a
campaign organised through the Daily Telegraph newspaper in the UK, will be
attended by the British High Commissioner Peter Millet along with hundreds of
others attending a Remembrance Sunday service at the British Cemetery in
Kyrenia.
The High Commission has confirmed Millet would be attending the service and
will lay a wreath at the base of the new monument.
Around 250 veterans from the Cyprus Emergency campaign are expected to arrive
on the island next week to attend the memorial service along with many
relatives of the dead. The service is will also be timed to coincide with the
wreath laying ceremony at the Cenotaph at 11am in London.
A number of British generals and lords are also said to be attending.
One of the organisers of next Sundays event Brian Thomas said the monument
would bear the names of 371 British servicemen who lost their lives in Cyprus
during what went down in British history books as the Cyprus Emergency.
He said all the soldiers who names were on the monument were buried soon after
their deaths at the Waynes Keep cemetery in the buffer zone near Nicosia.
Asked why the British Cyprus Monument Trust were erecting the monument in Kyrenia,
he said it was because Waynes Keep lay within the buffer zone and it was
difficult for those with relatives buried there to gain access.
Another of the monuments organisers Donald Crawford said there were also other
reasons why the British Cemetery had been chosen to house the monument.
It is a fitting place because there are others buried there who served and
died for the crown, he said.
Crawford also rejected complaints that the memorial was being built on Cypriot
soil without the permission of the Cyprus government by saying: Why would we
ask them if we can put up a memorial. I dont want to play politics but the
Turks didnt take that attitude at Gallipoli.
He added: It would be much more chivalrous if EOKA came and laid a wreath at the
monument.
Not all in the British community in Cyprus support the project. It is rumoured
that the British Residents Society (BRS), the main body representing British
citizens living in the north, privately oppose the monument. BRS head Morton
Cole refused to confirm this, but did say that he would not be attending the
unveiling ceremony, but would be attending the smaller annual Remembrance Day
celebration at St Andrews Church in Kyrenia.
Although none we willing to give their names for fear of ostracism, several
other Britons living in the Kyrenia area said they saw the erection of the
monument in Kyrenia as a deliberate snub to Greek Cypriots.
I see this as politically motivated, and I therefore oppose it, said one
Kyrenia resident, who added: It is also colonially arrogant and badly timed,
especially with peace talks going on at the moment between the Greek Cypriots
and Turkish Cypriots.
Another said that the organisers had been informed of some Britons
reservations about the monument, but that their concerns had been ignored
because the organisers were determined to stick their fingers up at the Greek
Cypriots.
Waynes Keep was suggested, and so was the cemetery in Famagusta, which
already has military graves in it. But these suggestions were ignored.
Other opposition stemmed from the fact that not one Turkish Cypriot had been
invited to the ceremony.
Turkish Cypriots also died, many of them in British uniform, another Kyrenia
resident said.
Another complaint aired was that while the Daily Telegraph campaign spoke of
nearly 400 British servicemen who died at the hands of the Greek Cypriot
guerrilla organisation EOKA, in fact only 105 had been killed in actual
fighting, the rest having died from accidents or natural causes. The figure of
105 deaths in combat could be easily found in archival data from the time, said
another resident.
Crawford however denies any political motivation in his choice of timing or
location.
Its the fiftieth anniversary of the end of the Emergency. Many of the
veterans are getting rather old. If we didnt do it this year, when would we be
able to do it? he asked.
Ghali optimistic for a Cyprus solution
FORMER UN Secretary General
Boutros Boutros-Ghali said yesterday it was important to find a solution to the
Cyprus problem, to ''protect human rights and avoid further violation of human
rights.''
Speaking to the press after a reception given by the municipal authorities in
Limassol, Ghali said he was ''optimistic that a solution to the Cyprus problem
could be found.
''You must continue and the fact that you have failed to find a solution (until
now) doesnt mean that there is no solution,'' Ghali said.
He also expressed his belief 'that, with political will on both sides and with
the assistance of countries which were interested in promoting peace in the
region, Cyprus would find a solution.'
There is no reason [not to find a solution], but you need patience and
political will to continue negotiate until you find a solution, he added.
He said what was important was to avoid military confrontations.
''The leaders know the problem better than I,'' he said, adding that ''the
leaders will have to talk to each other,'' and they ''will have to have the
political will and what is more important the assistance of the international
community.''
''It is of the interest not only of Cyprus but of the interest of all
international community and the members of the EU, for the Mediterranean, to
find a peaceful solution, he said.
''And I am optimist that you will find a solution and peace will prevail in
Cyprus.
CYPRUS MAIL 01/11/09
02
Kasım. 2009 Pazartesi
İstanbul'un mimari,
tarihi, sanatsal ve kültürel hazinesini geliştirmeyi hedefleyen ve
Zoğrafyon Lisesi Mezunları Derneği, İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansı'na başvuru yaparak 'İstanbul'un Rum
Mimarları' projesinin hayata geçiriyor. İstanbulun
mimarlığına büyük katkılarda bulunan Rumlar,
'İstanbul'un Rum Mimarları' sergisinde, yaşam öyküleri ve
eserleri birlikte ele alınacak. Yaptıkları binalar,
fotoğraflar ve bulunabilen özgün çizimleri ile tanıtılacak.
02
Kasım. 2009 Pazartesi
İSTANBUL - Erdal
Güvenin yazdığı ve Doğan Kitaptan çıkan Adam,
Talatın Kıbrısı isimli kitapta KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 26 yıllık bir
sırrını açıkladı.
Kitapta Talat 14
Kasım 1983 gecesi, KKTCnin ilanı için yapılan oylamayı
şöyle anlatıyor:
CTP Parti Meclisi
toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce Rauf
Denktaş, Yarın KKTCyi ilan edeceğiz. Reddeden parti
kapatılırdiyor. Saat ta 5e kadar tartışıyoruz. Bir
oyla, 13e 14 oyla KKTCnin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben Hayır oyu kullandım.
Talat Evet
çıkmaması için büyük mücadele verdiğini de anlatıyor. Talat
sözlerine, Eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez. CTP
nasıl böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı.
Çünkü o güne dek alehte kampanya yürütmüştük. Hayır demeliydik.
Sonra ceremesi neyse öderdik diyerek devam ediyor.
Mehmet Ali Talat bugün de
görüşlerinin değişmediğini ifade ederek, KKTCyi ilan
etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın uluslararası
konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği aşikârdı.
Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla vardı.
Türk tarafı,
milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar
aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada
çok ağır baskılarla karşılaştı.
Hesapsız bir hareketti, akılcı değildi.
Bugüne gelelim.
Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AByi istiyor, o yüzden beni
göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından
tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur?
Federasyon olur.
İki toplumun
imzasıyla değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon.
Sonuç değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz
mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki!
Yine federal bir Kıbrısa ulaşmış olacağız
diyor.
02
Kasım. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA -
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'la, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmesinin
ardından Cumhurbaşkanlığı konutuna dönüşünde görüşmeye
ilişkin açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı
Talat, bir gazetecinin, '''KKTC'nin kurulduğu gece ağladım'
şeklinde bir kitapta yer alan sözleriniz, bir gazetede manşete
çıktı. Bu konuyu değerlendirecek misiniz?'' şeklindeki
soruya, ''Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun sonra
konuşuruz'' diyerek cevap verdi.
Talat, ''Kitabın
tanıtımına da gideceğinizi düşünürsek eğer, bu
sözlerinizin arkasında duruyor musunuz?'' sorusu üzerine de
''Arkasında duruyorum değil, bu yaşanmış gerçek.
Yaşanmış gerçeği, yurttaşların bilmesi
gerektiğini düşünerek ifade ettim. Yani bu arkasında durma demek
değil o. Bu olmuş bir olay. Olmuş bir olayı naklettim, konu
o'' diye konuştu.
"İNSANLARIN
MÜLKİYET HAKKINI İNKAR ETMEDİK"
Hristofyas'la ''mülkiyet'' konusunu görüşmeye devam ettiklerini
belirten Talat, liderlerin temilcilerinin ve uzmanların perşembe günü
bir araya gelerek aynı konuyu ele alacaklarını ve cuma günü
yapılacak liderler görüşmesinde bu çalışmaların gözden
geçirileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Rum kesiminde Hristofyas'a karşı, ''Lizbon
Anlaşması'nın örnek teşkil edeceği' yönünde
eleştiriler olduğunun anımsatılması üzerine, en
baştan beri insanların mülkiyet hakkını inkar etmediklerini
ve tanıdıklarını belirtti.
Yeni bir mülkiyet rejimini
oluştururken mülkiyet düzenlemesinin nasıl
yapılacağının belli kriterlere bağlı olarak,
takas, tazminat ve iade biçimiyle çözümleneceğini söylediklerini aktaran
Talat, bu nedenle Lizbon Anlaşması'yla ilgili, bir sorunları,
kayıp ve kazanımlarının olmadığını
söyledi. Talat, ''Biz, zaten mülkiyet hakkını inkar etmedik.
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturarak, Kıbrıslı
Rumların acil çözüm ihtiyaçlarını karşılayacak
düzenlemeleri de yaptık'' dedi.
TALAT,
OLLİ REHN'LE GÖRÜŞECEK
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'e yarın yapacağı
ziyaretle ilgili bir soru üzerine de Avrupa Politikaları Çalışma
Merkezi (CEPS -Centre For European Policies Studies) konferans vereceğini
ve Avrupa Parlamentosu'nda gruplarla görüşmeleri olacağını
belirtti.
Olli Rehn'le görüşmesinin
de söz konusu olduğunu ifade eden Talat, ziyaretinin aslında Barosso
ile görüşmeyi öngördüğünü ve randevusunun da
alındığını, ancak Barosso'nun ABD dönüşü
Hindistan'a gidecek olması nedeniyle bu görüşmenin
yapılmayacağını kaydetti.
Bu arada, Talat ve
Hristofyas 6 Kasım'daki görüşmenin ardından, 13, 17, 20, 24
Kasım ve 2 Aralık tarihlerinde bir araya gelecek.
İşte KKTC lideri Talat'ın 26
yıllık 'tarihi' sırrı...
Radikal
Yazıişleri Müdürü Erdal Güven'in 'nehir söyleşi' formatında
yazdığı kitapta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
'tarihi' bir sırrını açıkladı. Buna göre Talat,
1983'te KKTC'nin bağımsızlığı için partisinde
yapılan oylamada 'hayır' oyu kullanmış. "Bana göre
karar hesapsızdı, akılcı değildi" diyen Talat,
KKTC'nin bağımsızlığının ilan edildiği
gün de ağlamış...
Radikal gazetesinde yayımlanan haber şöyle:
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26
yıl önce, partisinde KKTCnin bağımsızlık ilanına
ilişkin yapılan oylamada, hayır oyu vermiş.
Dahası, Cumhuriyetçi Türk Partisindeki (CTP) oylama bir oy farkla, Evet
çıkınca Talat, eve gidip ağlamış, hayatında ilk
defa... Talatın sırrı, Doğan Kitapın
yayımladığı Adam, Talatın Kıbrısı
adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü
Erdal Güvenin Talatla gerçekleştirdiği nehir söyleşi
formatındaki kitap, Talatın hem çocukluğundan evliliğine
insani yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir
cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.
Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talatın 15 Kasım 1983ten,
yani KKTCnin bağımsızlık gününden bir gün önce
yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları
şöyle:
Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık
bildiri yayınlıyor, Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır,
ayrı devlete hayır diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti
Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce
Denktaş, Yarın KKTCyi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu
reddeden bir parti kapatılır diyor. Saat taa 5e kadar
tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13e
14 oyla KKTCnin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii Hayır oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası
büyük mücadele verdim Evet çıkmaması için. O gece eve
döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl
böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. Hayır
demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.
Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
KKTCyi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın
uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği
aşikârdı. Çünkü Kıbrıs
Türk Federe Devleti pekâla vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla
kendi bindiği dalı kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs
Türk halkı zora sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır
baskılarla karşılaştı. Hesapsız bir hareketti,
akılcı değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs
Türk halkı çözüm istiyor, AByi
istiyor, o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya
tarafından tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki
artık. Ne olur? Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla
değil, iki devletin imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç
değişmez. Hatta o federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz
mıyız? Oluruz. Nihai sonuç, hedeflenenden farklı olmayacak ki!
Yine federal bir Kıbrısa
ulaşmış olacağız.
AKP olmasaydı
Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiyenin Kıbrıs
politikasını değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor
olurdum ne de Annan Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile
sunulabilirdi. Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime
katılmıştım ve yüzde 10 oy almıştım.
Beş yıl sonra ise yüzde 56ya yakın oy topladım. Tabii
bizim kendi özelimizde o günün egemen olan koşullarını da
unutmamak lazım. Kıbrıs
Türk halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi
hareket olarak, parti olarak CTPyi seçiyordu.
Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu
açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil
ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli
dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan
diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde
televizyonlarında sanki başka bir gezegende
yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004te kritik zirve için) New Yorka
vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok
ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya
edebiyatına başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin
Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve Kusura
bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan
kalkılmamasıdır dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin
Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin
oturup yazdığını söyledi Uğur Ziyale.
Söyleyin bakalım
Bana Yeni Denktaş denmesi, Güney Kıbrısta
çözüm istemeyen Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün
sorumluluğunu, çözüme Evet demiş Kıbrıslı Türk
lidere fatura etme gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol
marjinal çevrelerde de kullanılmış bir eleştiridir. Rum
tarafının söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur
basın yoluyla, sürekli tekrarlanır. Denktaşa benzemişim!
Söyleyin bakalım, Talatın çözüm istediğinden kuşkunuz var
mı?
Kosovanın
yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız
tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile
başaramadılar. Bir de Kosova
örneğine bakın. Kosova
adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir
kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta
bağımsızlığını ilan ettiğinde bazı
ülkeler tanıdı. Kosovanın
iki üç yılda yaptığını biz 30 yılda
yapamadık. Çünkü biz dünyaya meydan okuyarak bu işi
başaracağımızı hesapladık.
Hedefim Kıbrısta
adil ve kalıcı bir çözüme varılmasını sağlamak,
buna katkıda bulunmak. En zor günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir
gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.
Çatışma olmaz diyemem
Kıbrısta
iki toplum arasında bir çatışma ihtimali bugün çok
zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal ordusu olarak
görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman vardır.
Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş savaşı vermek
mubahtır, hatta vatanseverliktir.
Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. Daha umutlu musunuz diye
sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim.
Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul
edebileceğimiz bir çözüme Evet der mi, bundan emin değilim. Henüz
emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda
her konuda anlaşmamız mümkün değil. BMden de önce Türkiye ve Yunanistan
müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük düşünebilir.
Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz yapamayız bunu.
Sonra da BM girmeli devreye.
Bir ilki başardık
Hristofyasla yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı
açısından oldukça başarılı geçtiğini
rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız
konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular
ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin
hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir
başarı.
Türkiye direnmeli
Limanlar meselesi bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli
Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB.
Çünkü kendi sözlerini yerine getirseydi, sonra Türkiyeden isteseydi bu açılımı,
haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB
bulsun çözüm yolunu.
Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı
sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış
iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam.
Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün,
esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi gözettiğimin
iddia edilmesi.
Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana
Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talattı. Mehmet
Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi
babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı.
Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama
daha kötüsü hocalar da... Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana. Geldim
Girneye yaz tatilinde, elimi Kurana basıp, Vallahi vallahi, billahi
billahi diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı
değiştiriyorum. Kurtuldum vesaire vesaireden.
Babam avukatları çok severdi. Denktaşı da çok akıllı
bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. Gün gele Mehmet Ali, Denktaşın
yerini alacak dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak
anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca Kel Mehmet Ali
diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: Ne
var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk
kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel Denktaşa öyle bir sempatisi
vardı işte.
Erdoğan: Talat zındık yahu!
AK Partinin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla
çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri,
benden söz etmiş Tayyip Erdoğana bir gün. O zındık yahu
demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem
bilmiyor o dönemde.
Favorim Sagan
Ben Carl Saganı severim en çok. Bilime müthiş bir
bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime
inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların
anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk
farklılıklarının ötesinde insanlığı çok
seviyor.
Tamirci başkan
Üniversite
dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım
işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım.
Şimdi bile oluyor, (Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz) diyenler.
Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben hatırlıyorum
çoğunu.
Mantık evliliği
Eşimle ODTÜde tanıştık. İkimiz de âşık rolü
oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle
der herhalde.
Gemiden dağa
Türkiyenin Kıbrısa
müdahalesi sırasında Türkiyedeydim. Birinci harekât ile ikinci
harekât arasında çıkarma gemisiyle çıktım Kıbrısa.
Denizin ortasında feribottan inip çıkarma gemisine bindik. Annem de
yanımdaydı. Annem eve ben dağa!
İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan
da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte
karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim,
bilmediğim, konuşmadığım,
dokunmadığım..
CNN TURK 02/11/09
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir kitapta yer alan "KKTC'nin
ilan edildiği gün ağladım" sözleriyle ilgili olarak, "Yaşanmış
gerçeği yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek
ifade ettim" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la, Kıbrıs
müzakereleri çerçevesindeki görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığı konutuna dönüşünde görüşmeye
ilişkin açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin, "'KKTC'nin kurulduğu gece ağladım'
şeklinde bir kitapta yer alan sözleriniz, bir gazetede manşete
çıktı. Bu konuyu değerlendirecek misiniz?" şeklindeki
soruya, "Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun
sonra konuşuruz" diyerek cevap verdi.
Talat, "Kitabın tanıtımına da gideceğinizi
düşünürsek eğer, bu sözlerinizin arkasında duruyor
musunuz?" sorusu üzerine de "Arkasında duruyorum değil, bu
yaşanmış gerçek. Yaşanmış gerçeği,
yurttaşların bilmesi gerektiğini düşünerek ifade ettim.
Yani bu arkasında durma demek değil o. Bu olmuş bir olay.
Olmuş bir olayı naklettim, konu o" diye konuştu.
Hristofyas'la "mülkiyet" konusunu görüşmeye devam ettiklerini
belirten Talat, liderlerin temilcilerinin ve uzmanların perşembe günü
bir araya gelerek aynı konuyu ele alacaklarını ve cuma günü
yapılacak liderler görüşmesinde bu çalışmaların gözden
geçirileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
Rum kesiminde Hristofyas'a karşı, "Lizbon
Anlaşması'nın örnek teşkil edeceği' yönünde
eleştiriler olduğunun anımsatılması üzerine, en
baştan beri insanların mülkiyet hakkını inkar etmediklerini
ve tanıdıklarını belirtti.
Yeni bir mülkiyet rejimini oluştururken mülkiyet düzenlemesinin nasıl
yapılacağının belli kriterlere bağlı olarak,
takas, tazminat ve iade biçimiyle çözümleneceğini söylediklerini aktaran
Talat, bu nedenle Lizbon Anlaşması'yla ilgili, bir sorunları,
kayıp ve kazanımlarının olmadığını
söyledi.
Talat, "Biz, zaten mülkiyet hakkını inkar etmedik.
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturarak, Kıbrıslı
Rumların acil çözüm ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeleri
de yaptık" dedi.
Hristofyas: "Derine inmeye hazır değiliz"
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
müzakerelerinde ele aldıkları "mülkiyet" konusunda yeni bir
gelişme olmadığını ifade ederek, "Mülkiyet
konusunda derine inmeye hazır değiliz" dedi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'la bugün yaptıkları görüşmede, aralarında
"mülkiyet" konusunun da bulunduğu çeşitli konuları
görüştüklerini söyledi.
Bir soru üzerine, "mülkiyet" konusunu henüz derinlemesine
görüşmeye hazır olmadıklarını ifade eden Hristofyas, 6
Kasım Cuma günü Talat'la gerçekleştirecekleri görüşmede
"mülkiyet" konusunu ele almaya devam edeceklerini kaydetti.
"Kıbrıs
Türk tarafının bugünkü görüşmede yeni bir yol haritası
sunacağına dair çıkan haberlerin" sorulması üzerine
ise Hristofyas, "böyle bir şeyin
sunulmadığını" belirtti.
CNN TURK 02/11/09
RADIKAL
02/11/09
Mustafa Kemal'in akrabalarından Ahmet Esmen'in elinde bulunan aile soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı
85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürkün akrabalarından Ahmet
Esmenin elinde bulunan bu soyağacı, NTVTarih tarafından
yayımlandı Derya Tulga ile Ayşegül Parlayanın
imzasını taşıyan haber, Atatürkün soyağacı
konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de
veriyor.
Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu
soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından
hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi
gibi Hacı Abdullah Ağanın torununun torunu olan ve
Cumhuriyetin ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini
yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup
soyağacını hazırlamaya başlıyor.
Dergiden takip ediyoruz:
Mustafa Kemal hazırladı
Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda
etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir.
Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha
dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim
kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman
Sırrıya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini
tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman
Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere,
Süleyman Sırrının ilk evliliğinden olan kızı
Gülseren Hanımla oğlu Fikri Ziya Arala miras kalır. Yeni
kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için
şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni
kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren
Hanıma kalan aile emaneti 2009da onun da vefatıyla tek çocuğu
Ahmet Esmenin eline geçer.
Soyağacı Ahmet Esmende
Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne
kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen
şöyle diyor: Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle babam
beni karşılarına alıp, Tesadüfler bu kıymetli insanla
aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok.
Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir
mesuliyet var dediler.
Soyağacı hangi yalanları çürütüyor
Dergİdekİ yazıda, 85 yıl sonra ortaya çıkan
soyağacının bugüne kadar ortalıkta dolaşan pek çok
iddiayı çürüttüğü de belirtiliyor:
Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanımın Hacı
Sofilerden olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile
Mustafa Kemalin değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı
Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrının
sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanımın babasının
tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu
göremiyoruz. Israrla Atatürkün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden
Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre
Atatürkün teyzesi yok, iki dayısı var.
RADIKAL
02/11/09
KKTC Cumhurbaşkanı, 'Adam, Talat'ın Kıbrıs'ı adlı kitapta anlattı: Partideki oylamada KKTC'ye 'Hayır' dedim. 'Evet' çıkınca ağladım, ilk defa... Beni üzen tutarsızlıktı, o güne dek aleyhte kampanya yürütmüştük
MEHMET ALİ TALAT'IN
FOTOĞRAF ALBÜMÜ İÇİN TIKLAYIN
İSTANBUL - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26 yıl önce,
partisinde KKTCnin bağımsızlık ilanına ilişkin
yapılan oylamada, Hayır oyu vermiş. Dahası, Cumhuriyetçi
Türk Partisindeki (CTP) oylama bir oy farkla, Evet çıkınca Talat,
eve gidip ağlamış, hayatında ilk defa...
Talatın sırrı, Doğan Kitapın
yayımladığı Adam, Talatın Kıbrısı
adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü
Erdal Güvenin Talatla gerçekleştirdiği nehir söyleşi formatındaki
kitap, Talatın hem çocukluğundan evliliğine insani
yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir
cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.
Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talatın 15 Kasım 1983ten,
yani KKTCnin bağımsızlık gününden bir gün önce
yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları
şöyle:
Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık
bildiri yayınlıyor, Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır,
ayrı devlete hayır diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti
Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce
Denktaş, Yarın KKTCyi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu
reddeden bir parti kapatılır diyor. Saat taa 5e kadar
tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13e
14 oyla KKTCnin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii Hayır oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası
büyük mücadele verdim Evet çıkmaması için. O gece eve
döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl
böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. Hayır
demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.
Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
KKTCyi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın
uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği
aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla
vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı
kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora
sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla
karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı
değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AByi istiyor,
o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından
tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur?
Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin
imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o
federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç,
hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrısa
ulaşmış olacağız.
AKP olmasaydı
Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiyenin Kıbrıs politikasını
değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor olurdum ne de Annan
Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile sunulabilirdi.
Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime katılmıştım
ve yüzde 10 oy almıştım. Beş yıl sonra ise yüzde 56ya
yakın oy topladım. Tabii bizim kendi özelimizde o günün egemen olan
koşullarını da unutmamak lazım. Kıbrıs Türk
halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi hareket
olarak, parti olarak CTPyi seçiyordu.
Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu
açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil
ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli
dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan
diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde
televizyonlarında sanki başka bir gezegende
yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004te kritik zirve için) New Yorka
vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok
ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya
edebiyatına başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin
Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve Kusura
bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan
kalkılmamasıdır dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin
Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin
oturup yazdığını söyledi Uğur Ziyale.
Söyleyin bakalım
Bana Yeni Denktaş denmesi, Güney Kıbrısta çözüm istemeyen
Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün sorumluluğunu,
çözüme Evet demiş Kıbrıslı Türk lidere fatura etme
gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol marjinal çevrelerde
de kullanılmış bir eleştiridir. Rum tarafının
söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur basın yoluyla, sürekli
tekrarlanır. Denktaşa benzemişim! Söyleyin bakalım,
Talatın çözüm istediğinden kuşkunuz var mı?
Kosovanın yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız
tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile
başaramadılar. Bir de Kosova örneğine bakın. Kosova
adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir
kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta
bağımsızlığını ilan ettiğinde bazı
ülkeler tanıdı. Kosovanın iki üç yılda
yaptığını biz 30 yılda yapamadık. Çünkü biz
dünyaya meydan okuyarak bu işi başaracağımızı
hesapladık.
Hedefim Kıbrısta adil ve kalıcı bir çözüme
varılmasını sağlamak, buna katkıda bulunmak. En zor
günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle
bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.
Çatışma olmaz diyemem
Kıbrısta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali
bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal
ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman
vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş
savaşı vermek mubahtır, hatta vatanseverliktir.
Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. Daha umutlu musunuz diye
sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim.
Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul
edebileceğimiz bir çözüme Evet der mi, bundan emin değilim. Henüz
emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda
her konuda anlaşmamız mümkün değil. BMden de önce Türkiye ve
Yunanistan müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük
düşünebilir. Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz
yapamayız bunu. Sonra da BM girmeli devreye.
Bir ilki başardık
Hristofyasla yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı
açısından oldukça başarılı geçtiğini
rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız
konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular
ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin
hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir
başarı.
Türkiye direnmeli
Limanlar meselesi bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli
Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB. Çünkü kendi sözlerini
yerine getirseydi, sonra Türkiyeden isteseydi bu açılımı,
haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB bulsun çözüm yolunu.
Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı
sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış
iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam.
Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün,
esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi
gözettiğimin iddia edilmesi.
Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana
Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talattı. Mehmet
Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi
babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı.
Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama
daha kötüsü hocalar da... Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana. Geldim
Girneye yaz tatilinde, elimi Kurana basıp, Vallahi vallahi, billahi
billahi diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı
değiştiriyorum. Kurtuldum vesaire vesaireden.
Babam avukatları çok severdi. Denktaşı da çok akıllı
bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. Gün gele Mehmet Ali, Denktaşın
yerini alacak dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak
anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca Kel Mehmet Ali
diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: Ne
var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel Denktaşa
öyle bir sempatisi vardı işte.
Erdoğan: Talat zındık yahu!
AK Partinin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla
çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri,
benden söz etmiş Tayyip Erdoğana bir gün. O zındık yahu
demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem
bilmiyor o dönemde.
Favorim Sagan
Ben Carl Saganı severim en çok. Bilime müthiş bir
bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime
inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların
anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk
farklılıklarının ötesinde insanlığı çok
seviyor.
Tamirci başkan
Üniversite dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım
işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım.
Şimdi bile oluyor, (Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz)
diyenler. Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben
hatırlıyorum çoğunu.
Mantık evliliği
Eşimle ODTÜde tanıştık. İkimiz de âşık rolü
oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle
der herhalde.
Gemiden dağa
Türkiyenin Kıbrısa müdahalesi sırasında Türkiyedeydim.
Birinci harekât ile ikinci harekât arasında çıkarma gemisiyle
çıktım Kıbrısa. Denizin ortasında feribottan inip
çıkarma gemisine bindik. Annem de yanımdaydı. Annem eve ben
dağa!
İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan
da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte
karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim,
bilmediğim, konuşmadığım, dokunmadığım...(Radikal)
Hindistan
Cumhurbaşkanı, başarı diledi ve gitti
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın Güney Kıbrıs
ile Hindistan arasındaki gerek siyasi gerek ekonomik ilişkilere özel
önem verildiğini ifade ettiği belirtildi.
Haravgi Kıbrıs Hindistanı Güvenlik Konseyi Daimi
Üyesi Olarak Destekliyor başlıklı haberinde, Hristofyasın
önceki gün, Güney Kıbrısa resmi ziyarette bulunan Hindistan
Cumhurbaşkanı Pratibha Devisingh Patill ile görüştüğünü
bildirdi. Gazete Rum Başkanlık Sarayında Patill ile yaptığı
görüşmenin ardından açıklama yapan Hristofyasın, görüşmeyi
özlü ve içten olarak nitelendirdiğini yazdı.
KIBRIS
02/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
amacıyla gerçekleştirilen müzakereler kapsamında bugün yeniden
bir araya geliyor.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışması Alexander Downerin ev sahipliğinde
gerçekleştirilecek olan görüşme saat 16:00da ara bölgede müzakereler
için tahsis edilen binada yer alacak.
Liderler bugün Mülkiyet konusunun detaylarını
görüşecekler.
STAR KIBRIS 02/11/09
Pazar günleri yayınlanan KATHİMERİNİ
gazetesi Amerikan Ara Formülü başlıklı haberinde TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğanın ABD Başkanı Barack Hüseyin
Obamayla 7 Aralıkta Washingtonda yapacağı görüşme
arifesinde Amerikan diplomasisinin; Türkiyenin AB üyelik prosedürünün
devamına olanak tanıyacak bir ara formül bulma düşüncesinde
olduğunu bildirdi.
Gazete bu düşüncenin; Türkiyenin bir limanını açması ve
ardından Washingtonun ve Brükselin; taviz vermesi için Rum yönetimine
baskı yapması şeklinde olduğunu; başka bir
düşüncenin ise bir miktar Türk askerinin adadan çekilmesiyle ilgili olduğunu
savundu.
Haberde Türkiyenin ise; aralık ayındaki Avrupa Konseyi Zirve
toplantısı arifesinde Barış için baskı sloganı
ve bir miktar esneklik kabul edilebilir ilanı ile ortaya
çıkacağı savunuldu.
Gazete Ankaranın bu çerçevede ve TC Dışişleri Bakanlığında
kısa süre önce gerçekleştirilen Kıbrıs sorunuyla ilgili
toplantının çizgisi temelinde; Brükselin KKTCyle Doğrudan
Ticaret Tüzüğünü aktifleştirmesi halinde, Rum yönetimine hava ve deniz
limanlarını açmaya hazır görüneceğini yazdı.
STAR KIBRIS 02/11/09
![]()
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis,
Kıbrıs sorunundaki tutumunu değiştirmesi için Ankaraya
yönelmeleri konusunda Avrupalı liderlere çağrıda bulundu.
ALİTHİAya göre Anastasiadis, önceki gün RIKe
yaptığı açıklamada Avrupalı liderler ve diğer
yetkililere gönderdiği ve tezlerini anlattığı mektuplar ile
yüz yüze yaptığı görüşmelerin olumlu
karşılık bulduğunu belirtti.
Rum tarafının tezlerinin, Kıbrıs
sorununa üzerinde anlaşmaya varılan temelde çözüm bulunmasıyla
ilgili gidişata yönelik olduğunu savunan Anastasiadis, Türk
tarafının tezlerinin ise konfederal düzene yol
açtığını iddia etti.
Anastasiadis ayrıca, Avrupalı liderlerin,
Ankarayı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için özlü
adımlar atmaya ikna etmeleri için girişimler üstlenmeleri
gerektiğini ileri sürdü. Bu çabalarına olumlu karşılık
aldığını belirten Anastasiadis, ne sonuç
alınacağını da bekleyip görmeleri gerektiğini söyledi.
Türkiyenin AB üyelik sürecinin Aralık ayında
değerlendirilmesine ilişkin olarak Anastasiadis, muhtemelen
yaptırımlar olmayacağını belirtti.
Anastasiadis tezlerini ortaya koymaları, ayrıca
Haziran ayına kadar Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına
özlü ve olumlu katkı koymaması durumunda Türkiyenin, üyelik
sürecinde bedeller ödeyeceği konusunda Avrupalı ortakların
uyarılması gerektiğini de söyledi.
STAR KIBRIS 02/11/09
![]()
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bundan tam 26 yıl önce,
partisinde KKTCnin bağımsızlık ilanına ilişkin
yapılan oylamada, Hayır oyu vermiş. Dahası, Cumhuriyetçi
Türk Partisindeki (CTP) oylama bir oy farkla, Evet çıkınca Talat,
eve gidip ağlamış, hayatında ilk defa...
Talatın sırrı, Doğan Kitapın
yayımladığı Adam, Talatın Kıbrısı
adlı kitapta yer alıyor. Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü
Erdal Güvenin Talatla gerçekleştirdiği nehir söyleşi
formatındaki kitap, Talatın hem çocukluğundan evliliğine
insani yanını, hem de idealist bir politikacıdan pragmatist bir
cumhurbaşkanına siyasi kariyerini ele alıyor.
Kitaptaki en ilginç bölümlerden biri, Talatın 15 Kasım 1983ten,
yani KKTCnin bağımsızlık gününden bir gün önce
yaşadıkları. Söz konusu bölümden satırbaşları
şöyle:
Tartışmalar yoğun biçimde sürüyordu. CTP sık sık
bildiri yayınlıyor, Ayrı devlet taksimdir, taksime hayır,
ayrı devlete hayır diye. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti
Meclisi toplantıya çağrılıyor. Toplantıdan önce
Denktaş, Yarın KKTCyi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu
reddeden bir parti kapatılır diyor. Saat taa 5e kadar
tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13e
14 oyla KKTCnin ilanına onay kararı çıkıyor.
Ben tabii Hayır oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası
büyük mücadele verdim Evet çıkmaması için. O gece eve
döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl
böyle olur diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. Hayır
demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik.
Bugün de aynı görüşte
Talat, bugün de aynı görüşte olduğunu da saklamıyor:
KKTCyi ilan etmek kadar yanlış bir hareket yoktu. O zamanın
uluslararası konjonktüründe Türk tarafı aleyhine ters tepeceği
aşikârdı. Çünkü Kıbrıs Türk Federe Devleti pekâla
vardı. Türk tarafı, milliyetçi galeyanla kendi bindiği dalı
kesecek cinsten bir karar aldı. Hem Kıbrıs Türk halkı zora
sokuldu, hem Türkiye dünyada çok ağır baskılarla
karşılaştı. Hesapsız bir hareketti, akılcı
değildi.
Bugüne gelelim. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, AByi istiyor,
o yüzden beni göreve getirdi. Varsayın ki KKTC bütün dünya tarafından
tanındı. Eski zamanlardaki gibi taksim olamaz ki artık. Ne olur?
Federasyon olur. İki toplumun imzasıyla değil, iki devletin
imzasıyla kurulur federasyon. Sonuç değişmez. Hatta o
federasyonu kurarken çok daha rahat olmaz mıyız? Oluruz. Nihai sonuç,
hedeflenenden farklı olmayacak ki! Yine federal bir Kıbrısa ulaşmış
olacağız.
AKP olmasaydı
Kitaptan carpıcı satırbaşları şöyle:
AKP Türkiyenin Kıbrıs politikasını
değiştirmeseydi ne ben bu koltukta oturuyor olurdum ne de Annan
Planı bırakın kabul edilmeyi oya bile sunulabilirdi.
Düşünsenize ben 2000 yılında da seçime katılmıştım
ve yüzde 10 oy almıştım. Beş yıl sonra ise yüzde 56ya
yakın oy topladım. Tabii bizim kendi özelimizde o günün egemen olan
koşullarını da unutmamak lazım. Kıbrıs Türk
halkının demokratik isyanı, ona öncülük edecek siyasi hareket
olarak, parti olarak CTPyi seçiyordu.
Denktaş analizi
Denktaş eskiden beri marjinal görüşteydi. Bugün bu tutumu
açığa çıktı. Aşırı milliyetçi kesimi temsil
ediyor. Denktaş bir dünyalı gibi düşünmez. Dünyayla içli
dışlı bir Türklük düşlemez. Şimdi faşizan
diyebileceğimiz küçük marjinal grupların gazetelerinde
televizyonlarında sanki başka bir gezegende
yaşıyormuşçasına yargılarda bulunuyor.
Biz (Şubat 2004te kritik zirve için) New Yorka
vardığımız gün heyet olarak bir yemek yedik. O yemekte çok
ilginç bir şey oldu. Denktaş, yine vatan, millet, sakarya edebiyatına
başladı. Bunun üzerine Uğur Ziyal (dönemin
Dışişleri Müsteşarı) söz aldı ve Kusura
bakmayın başkan ama, benim aldığım talimat, masadan
kalkılmamasıdır dedi. Sonradan Abdullah Gül (dönemin
Dışişleri Bakanı) bana o talimatı bizzat kendisinin oturup
yazdığını söyledi Uğur Ziyale.
Söyleyin bakalım
Bana Yeni Denktaş denmesi, Güney Kıbrısta çözüm istemeyen
Kıbrıslı Rumların çözümsüzlüğün sorumluluğunu,
çözüme Evet demiş Kıbrıslı Türk lidere fatura etme
gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bizde de özellikle sol marjinal çevrelerde
de kullanılmış bir eleştiridir. Rum tarafının
söylemlerinin bizim kuzeyde de etkisi olmuştur basın yoluyla, sürekli
tekrarlanır. Denktaşa benzemişim! Söyleyin bakalım,
Talatın çözüm istediğinden kuşkunuz var mı?
Kosovanın yaptığını...
KKTC bütün uğraşlara rağmen bırakınız
tanınmayı, tanınmanın telaffuz edilmesini bile
başaramadılar. Bir de Kosova örneğine bakın. Kosova
adım adım, dünyayla uyum içinde, en azından dünyanın bir
kısmıyla uyum içinde yürüdü ve sonuçta bağımsızlığını
ilan ettiğinde bazı ülkeler tanıdı. Kosovanın iki üç
yılda yaptığını biz 30 yılda yapamadık.
Çünkü biz dünyaya meydan okuyarak bu işi başaracağımızı
hesapladık.
Hedefim Kıbrısta adil ve kalıcı bir çözüme
varılmasını sağlamak, buna katkıda bulunmak. En zor
günlerde bile bunu düşlerdim. Öyle bir gücüm olsun, öyle bir kadrom, öyle
bir partim olsun ve bu sorunu çözsün.
Çatışma olmaz diyemem
Kıbrısta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali
bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal
ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman
vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş
savaşı vermek mubahtır, hatta vatanseverliktir.
Umutlu ve temkinli
Yeni görüşme süreci öncekilerden farklı. Daha umutlu musunuz diye
sorarsan, evet kesinlikle daha umutluyum ama aynı zamanda temkinliyim.
Hristofyas çözüm ister mi ister ama makul bir çözüme, bizim de kabul
edebileceğimiz bir çözüme Evet der mi, bundan emin değilim. Henüz
emin değilim.
BM müdahil olmalı. Başka yolu yok. Çünkü bizim kendi aramızda
her konuda anlaşmamız mümkün değil. BMden de önce Türkiye ve
Yunanistan müdahil olmalı. Çünkü iki ülke, iki toplumdan daha büyük
düşünebilir. Kendi çıkarlarını da hesaba katarak... Biz
yapamayız bunu. Sonra da BM girmeli devreye.
Bir ilki başardık
Hristofyasla yürüttüğümüz ilk tur görüşmelerin Türk tarafı
açısından oldukça başarılı geçtiğini
rahatlıkla söyleyebilirim. Uzlaşmaya vardığımız
konular ve uzlaşmaya yakınlaştığımız konular
ve farklılıklarımız tespit edilerek, toplam 30 ortak metin
hazırlandı. Bir ilki başardık. Bu çok önemli bir
başarı.
Türkiye direnmeli
Limanlar meselesi bir pazarlık kozudur Türkiye için. Bana göre direnmeli
Türkiye sonuna kadar. Bu konuda haklı değil AB. Çünkü kendi sözlerini
yerine getirseydi, sonra Türkiyeden isteseydi bu açılımı,
haklı olabilirdi. Dolayısıyla AB bulsun çözüm yolunu.
Beni en çok yaralayan...
Çok şey var beni yaralayan. Fakat benim en fazla canımı
sıkan, yalan yanlış ya da çarpıtılmış
iddialarla barış çabalarında samimi olmamakla suçlanmam.
Aslında siyaseten ayrılıkçı bir politika güttüğümün,
esas vizyonumu yerine getirmediğimin, tam tersi bir hedefi
gözettiğimin iddia edilmesi.
Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana
Benim buradan mezuniyetimde adım Mehmet Ali Mustafa Talattı. Mehmet
Ali benim adım, Mustafa Talat Ahmet babamın adıydı. Annesi
babamı Mustafa diye, babası Talat diye çağırırdı.
Üniversiteye gidince arkadaşlar başladı dalga geçmeye tabii. Ama
daha kötüsü hocalar da... Mehmet Ali vesaire vesaire derlerdi bana. Geldim
Girneye yaz tatilinde, elimi Kurana basıp, Vallahi vallahi, billahi
billahi diyorum, tabii Rum yaptırıyor bunu ve adımı
değiştiriyorum. Kurtuldum vesaire vesaireden.
Babam avukatları çok severdi. Denktaşı da çok akıllı
bulurdu. Cesur, kahraman görürdü. Gün gele Mehmet Ali, Denktaşın
yerini alacak dermiş. Tabii rakipten çok onun gibi olacak
anlamında... Arkadaşlarım, bana laf atınca Kel Mehmet Ali
diye şöyle dediğini ben de hatırlıyorum babamın: Ne
var be kel olduysa. Akıllı adamlar
kel olur. Bak Atatürk kel, Denktaş kel, Mehmet Ali kel Denktaşa
öyle bir sempatisi vardı işte.
Erdoğan: Talat zındık yahu!
AK Partinin iktidara gelmeden önce bazı ilerici aydınlarla
çalıştığını biliyorduk. İçlerinden biri,
benden söz etmiş Tayyip Erdoğana bir gün. O zındık yahu
demiş Erdoğan. Yani Allahsız, dinsiz... Bizi hem biliyor, hem
bilmiyor o dönemde.
Favorim Sagan
Ben Carl Saganı severim en çok. Bilime müthiş bir
bağlılığı var. Öleceği gün bile bilime
inanıyor ve inandığını söylüyor. İnsanların
anlayacağı şekilde anlatıyor bilimi. Din, dil, ırk
farklılıklarının ötesinde insanlığı çok
seviyor.
Tamirci başkan
Üniversite dönüşü yağ değirmeminde de çalıştım
işsizlikten. Sonra uzan süre buzdolabı tamirciliği yaptım.
Şimdi bile oluyor, (Bizim dolabı siz tamir etmiştiniz)
diyenler. Bazıları cesaret edemiyor söylemeye ama ben
hatırlıyorum çoğunu.
Mantık evliliği
Eşimle ODTÜde tanıştık. İkimiz de âşık rolü
oynamadık hiçbir zaman. Bizimkisi mantık evliliğiydi! O da öyle
der herhalde.
Gemiden dağa
Türkiyenin Kıbrısa müdahalesi sırasında Türkiyedeydim.
Birinci harekât ile ikinci harekât arasında çıkarma gemisiyle
çıktım Kıbrısa. Denizin ortasında feribottan inip
çıkarma gemisine bindik. Annem de yanımdaydı. Annem eve ben
dağa!
İçine kapanıktım
Ben aslında içine kapanık ve yalnız büyüdüm. Kardeşim falan
da olmadığı için çok yalnızdım hakikaten. Ergenlikte
karşı cins benim için erişilmezdi. Yani ne bileyim,
bilmediğim, konuşmadığım,
dokunmadığım...(Radikal)
STAR KIBRIS 02/11/09
ntvmsnbc
02
Kasım. 2009 Pazartesi
İSTANBUL - Atatürke
yöneltilen saldırıların önemli bir bölümü, ailesini özellikle de
annesini hedef alıyor. Daha önce Atatürkün baba tarafından
soyağacı çeşitli makalelerde ele alınmış olsa da,
anne tarafından şeceresinin varlığı biliniyor ancak
ortaya çıkmıyordu.
NTV Tarih Dergisinden
Derya Tulga ve Ayşegül Parlayan yaptıkları çalışmayla,
Atatürkün, kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte 1924
yılında hazırladığı soyağacının
orjinaline ve 1987deki geliştirilmiş haline ulaştı.
Bu soyağacına
göre ailenin kökleri, Zübeyde Hanımın büyük büyükbabası
Hacı Abdullah Ağaya dayanıyor. Kendisinin ve kardeşlerinin
çocuğu olmaması nedeniyle, Atatürkün doğrudan
soyağacı kardeşleri ile birlikte son buluyor. Bununla birlikte
cumhuriyetin kurucusu ana tarafından kalabalık bir akraba grubuna
sahip.
1924 yılında
Atatürk ve kuzeni Süleyman Sırrı Beyin birlikte
hazırladığı şecere, Süleymen Sırrı Beyin
vefatından sonra kızı Gülseren Hanıma ve oğlu Fikri
Ziya Arala miras kaldı. 1987 yılında Latin harflerine çevrilen
şecere, Gülseren Hanımın 2009da vefatından sonra da onun
tek çocuğu Ahmet Esmenie geçti.
Ahmet Esmen bu kadar
değerli bir belgenin şimdiye kadar
günışığına çıkmamasını şöyle
açıklıyor: Ailem böbürlenmek istemedikleri için, bu durumu anlayacak
yaşa gelmemi beklediler. Bir gün beni karşılarına
alıp, Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep
oldu. Senin bunda hiç bir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi,
akrabalığın verdiği bir mesuliyet var dediler.
İDDİALAR
ÇÜRÜDÜ
Şecerenin ortaya çıkması ile birlikte pek çok iddia da
çürütülmüş oldu. Bunlardan birisi Zübeyde Hanımın Hacı
Sofilerden olduğu iddiasıydı. Bu iddia çürüdü çünkü bu aile
Mustafa Kemalin değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı
Sofiler'e gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrının
sülalesini oluşturuyor.
Bazı kaynaklar da
Zübeyde Hanımın babasının tam üç kere evlendiğini
kaydetmelerine rağmen şecerede bu görünmüyor.
Israrla Atatürkün
teyzesinin oğlu olduğu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşad
Fuad Baraner de şecerede yer almıyor. Zaten şecereye göre
Atatürkün teyzesi yok, iki dayısı var. Ama Zübeyde
Hanımın babası, bu şecereye işlenmemiş
başka evlilikler yaptıysa, Atatürkün bir üvey teyzesi olabilir;
Reşad Fuad Baranerle ilgili iddia da doğrulanabilir.
AA
03
Kasım. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesimindeki Larnaka havaalanında, Rum hava
yollarına ait ve Atina seferine hazırlanan bir uçağın
yolcusunun, eli silahlı bir adam gördüğünü sanarak uçaktan
atladığı bildirildi.
Rum polisi ve
basınının bildirdiğine göre, cumartesi akşamı
meydana gelen olayda, 157 yolcusu bulunan uçak kalkmaya
hazırlanırken, 30 yaşlarında Portekiz asıllı
Yunan yolcu, uçakta eli silahlı bir adam gördüğünü zannederek,
yerinden kalkıp, uçağın kapısını açtı ve
aprona atlayarak kaçmaya başladı.
Kaynaklar, olay Hindistan
Cumhurbaşkanının Kıbrıs Rum kesimini ziyaretinin
sonuna denk geldiğinden dolayı, havalimanının güvenlik
güçleri, aprona atladıktan sonra sırt çantasını yere
bırakan adamın terör eyleminde bulunacağını
sandığını belirtti.
Cyprus Mail gazetesinde
bugün yayımlanan haberde, kaçan yolcunun daha sonra
havalimanının civarındaki bir otelin damında bulunduğu
ve gözaltına alındığı kaydedildi.
Larnaka polis sözcüsü,
yaptığı açıklamada, olayın ilk önce bir terör
saldırısı girişimi olduğunun
sanıldığını ancak soruşturmanın neticesinde
olmadığının anlaşıldığını
bildirdi.
Bugün mahkemeye
çıkarılan yolcu, uçağın kabininde eli silahlı bir adam
gördüğüne emin olduğunu söylemesine rağmen, "kötü niyetli
eylemde" bulunmaktan ve "yasak alana girmekten" suçlu
bulunabilir.
HAVAYOLU
ŞİRKETİ DAVA AÇIYOR
Polis yetkilileri, uçak kalkmaya hazırlanırken ve güvenlik
önlemlerine rağmen yolcunun nasıl bu kadar kolayca uçaktan aprona
atlayabildiğini anlamaya çalışıyor.
Kıbrıs Rum hava
yollarının sözcüsü, uçağın, söz konusu yolcu yüzünden 2
saat rötar yaptığını ve hava yolu şirketinin bu
kişi hakkında
![]()
Liderler dünkü buluşmada mülkiyet konusunda
uygulanacak kriterleri ele aldı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyasın, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çerçevesindeki
görüşmeleri devam ediyor.
Dünkü görüşmede mülkiyet konusunda uygulanacak kriterleri ele alan
liderler Cuma günü yeniden bir araya gelecek ve hafta içinde temsilcilerinin bu
konuda yapacakları çalışmaları değerlendirecekler.
Ara bölgede saat 16:00da başlayan ve 1.5 saat süren görüşmede
liderler Mülkiyet konusunu ele aldı.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downerin ev sahipliğinde yer alan görüşmede, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Temsilcisi ve Kıbrıs Barış Gücü Misyon Şefi
Taye Brook Zerihoun da yer aldı.
Alexander Downer görüşmeden sonra yaptığı açıklamada
liderlerin bugünkü görüşmede Mülkiyet konusunu görüştüklerini, 5 Ekim
Perşembe günü ise konunun temsilciler ve ekipleri tarafından ele
alınacağını, 6 Kasım Cuma günü ise liderler
arasında yer alacak görüşmede de temsilciler tarafından
yapılan çalışmanın değerlendirileceğini ifade
etti.
Mülkiyet konusunun zor bir konu olduğunu, yapılması gereken
çok iş olduğunu kaydeden Downer, Mülkiyet konusunda yapılan
görüşmelerin özünde, konunun çözümünde kullanılacak kriterlerin
bulunduğunu söyledi.
Talat ile Hristofyasın Cuma günü saat 16:00da yeniden
görüşeceğini ifade eden Downer, liderlerin ayrıca bugünkü
görüşmede 2 Aralıka kadarki görüşme tarihlerini belirlediklerini
ifade eti.
STAR KIBRIS 03/11/09
![]()
Gali; Bölgede rol oynayabilecek birleşik ve güçlü bir
Kıbrısa ihtiyacımız var derken Denktaş ise;
Çoğu zaman fikir birliğine varamadık. Benden farklı
düşündüğü için değil, görevi bunu gerektirdiği için dedi.
Limasolda bulunan bir avukatlık bürosunun açılışına
katılmak üzere Güney Kıbrısa giden Eski BM Genel Sekreteri
Butros Gali, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı ziyaret etti.
Gali ve Denktaş yaklaşık 45 dakika süren görüşme
sonrasında basına görüşmeyle ilgili kısa bir açıklama
yaptı.
Denktaşı eski ve iyi bir dost olarak ziyaret ettiğini
söyleyen Gali, Denktaşla New York ve dünyanın çeşitli
yerlerinde yüzlerce kez müzakere ettiklerini hatırlattı ve
Denktaşın sağlığının iyi olduğunu
görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti.
Denktaşla iki toplum arasındaki barış sürecini
tartıştıklarını ifade eden Gali, Kıbrıs
sorununa nasıl çözüm bulunabileceği hususunu ele
aldıklarını ifade etti.
Kıbrısta bir çözüm bulunabileceği konusunda ümitli
olduğunu dile getiren Butros Gali, Çünkü bölgede rol oynayabilecek
birleşik ve güçlü bir Kıbrısa ihtiyacımız var dedi.
Gelecek yıl Akdenizin bölünmesi; güneyinin fakir kuzeyinin ise zengin
olmasıyla sorun yaşanacağını söyleyen Gali;
arabuluculuk yapabilecek, Akdenizin iki tarafı için
uzlaşımcı rol üstlenebilecek ülkenin Kıbrıs
olacağını belirtti.
Fikir ayrılıkları
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da geçmişte saatler süren
görüşmeler gerçekleştirdikleri eski bir dostla
karşılaşmaktan onur ve mutluluk duyduğunu ifade etti.
Galiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerde bazen fikir birliğine
vardıklarını çoğu zaman ise varamadıklarını
söyleyen Denktaş bunun Gali gerçekten kendisinden farklı
düşündüğü için değil, görevi bunu gerektirdiği için
olduğunu belirtti.
Hala aynı şeyi söylüyorum diyen Denktaş, Güvenlik Konseyinin
Kıbrısa pragmatik olarak bakması ve Kıbrıs sorununun
ne olduğuna karar vermesi gerektiğini belirtti.
Tedaviden önce bir teşhis konulması gerektiğini dile getiren
Denktaş, uygun ve gerçekçi bir teşhis konulması halinde uygun ve
kalıcı bir çözüme ulaşılabileceğine
inandığını söyledi.
STAR KIBRIS 03/11/09
Escape from aircraft raises security
questions
By Jacqueline Agathocleous
A
MAN who opened the door and jumped off an aircraft raising the terror alert at
Larnaca airport, yesterday told a court he bolted because he saw someone
holding a gun.
Just before take-off for Athens on Saturday night, Moreno Tavares Lizason, 28
activated the emergency chute and disappeared into the night towards Makenzie
beach, leaving his rucksack behind close to the Cyprus Airways (CY) aircraft.
Lizason, who is half Portuguese half Greek, was later found on a hotel rooftop
and arrested.
He told the Larnaca court yesterday he thought hed seen someone holding a gun
on the plane and got scared the there would be a hijacking. He was remanded for
four days.
Police said it was judged necessary to have the man examined by a state
psychiatrist who decided he did not need compulsory hospitalisation.
Police had initially suspected a possible terrorist attack as Indian President
Pratibha Patil was meant to depart that night after a three-day visit to
Cyprus. Her India Air flight was in close proximity to the CY aircraft.
Also, fleeing the scene, Lizason had left his rucksack behind, which was
examined by sniffer dogs before being removed.
Police Spokesman Michalis Katsounotos yesterday insisted there were no gaps in
airport security, despite the fact that one man was able to jump the perimeter
fence.
Without wanting to pass the blame to all the bodies that deal with the
airports security, from the moment the specific incident took place until the
moment the police were informed, the time elapsed was enough to give the
passenger the opportunity to flee the airport, Katsounotos said.
It seems he jumped over the airports perimeter fence and taking advantage of
the dark, he disappeared into the Makenzie area. From the moment the incident
took place until the police were informed, only 15 minutes had elapsed.
He added: The perimeter fence is completely secure and provides the necessary
protection. The person in question must be tall and athletic and he managed to
jump over it.
When it was pointed out that no one should be able to enter or leave the
airports perimeter, no matter how tall or athletic, Katsounotos replied: A
similar incident took place in the past, the necessary measures were taken, the
perimeter fence was upgraded; in the specific case, the security aspect will be
part of the investigation that is underway and we will see if there are holes
and insufficiencies. However, I would like to clarify that the perimeter is
checked on a daily basis and is estimated by experts to be sufficient and
capable of offering the necessary protection.
The 28-year-old suspect is now being held in connection with damaging an
aircraft.
CY spokesman Kyriacos Kyriacou yesterday said the airlines legal team had decided
to sue Lizason, because the financial damage it suffered.
This man has cost us huge unnecessary damage, Kyriacou said. We are still
counting the costs, but it is estimated that the damages have exceeded
100,000, maybe even reaching 150,000.
He explained that the slide alone which cant be re-used once activated
will cost at least 25,000 to replace.
Furthermore, the airline was forced to compensate around 50 passengers with
250 each, as they had to travel the following day, while more money had to be
coughed up when the company was made to rent a plane from another airline to
execute Saturdays flight to Athens.
We were made to pay all this money for no reason whatsoever, Kyriacou said.
According to the CY spokesman, Lizason hadnt shown any signs of instability
prior to boarding the plane. Once aboard, the man insisted on going to the
toilet when the engines had started, which the air stewardess eventually agreed
to. Everything happened so fast, said Kyriacou. He moved towards the exit
door, it seems he knew how the mechanisms worked, he turned the lever, the
slide opened and he fled.
Some media reports suggested that Lizason, who was flying in transit, had met
and fallen in love with an airport cleaner, which was why he was so desperate
to flee the plane.
But Larnaca Headquarters police spokesman, Mamas Parpas, denied the claims.
There is nothing to substantiate this claim, he said.
CYPRUS MAIL 03/11/09
Leaders not ready to discuss property
GREEK and Turkish Cypriot
leaders are not yet ready to discuss property -- perhaps the thorniest issue of
the Cyprus problem - in depth, President Demetris Christofias said yesterday.
The two sides are discussing the criteria regarding the resolution of the
property issue, which has probably become the most difficult aspect of the
Cyprus problem.
It is understood that the two sides are discussing who would have the first say
on what happens with private property: the rightful owner or the current
occupant.
Asked yesterday if it was to assume that there was no agreement on the criteria,
Christofias said: Without assumptions. We are not ready yet to discuss the
issue in depth.
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday met for
around two hours.
Their representatives are scheduled to meet on Thursday to discuss property
-- before Christofias and Talat meet again Friday.
Our advisers remain authorised to continue the discussion they started in the
first meeting and we will meet on Friday afternoon, Christofias said.
United Nations special envoy Alexander Downer said the two representatives
George Iakovou and Ozdil Nami will continue their work.
As I have explained before, this is a comprehensive and difficult issue and
they simply continue the work on property, Downer said.
He said the Iakovou and Nami are working on the criteria.
This is the substance of the talks and this is what the representatives will
discuss on Thursday, Downer said.
He added that the aim was for them to achieve more convergence.
The two leaders have also planned further meetings inside December though a
detailed schedule was not given yesterday.
CYPRUS MAIL 03/11/09
Turkish Cypriots having problems
making ends meet
By Simon Bahceli
UNEMPLOYMENT,
unmanageable personal debt and environmental degradation are causing a drastic
drop in the quality of life for Turkish Cypriots in the north, a report
published yesterday claimed.
Around sixty per cent of people say they are now eating into savings to pay
debts and household bills, Muharrem Faiz, head of market research company
KADEM, said.
Around ten per cent cannot even pay for their basic needs, and another 40 per
cent say they are having serious problems making ends meet, Faiz added.
KADEM, which also conducts the EUs Eurobarometer survey in the north, reveals
a depressing economic outlook for the unrecognised breakaway state. According
to Faiz, whose researchers carried out face-to-face interviews with 1,144
residents in the north, it is not only the global economic crisis that is
biting, but also Turkeys insistence on handing down austerity measures on the
community.
Salaries for state employees have been frozen for three years. Meanwhile the
cost of living has been steadily increasing, Faiz said yesterday.
With the majority of Turkish Cypriots, either directly or indirectly, dependent
on state payments, the freeze on pay increases is having a marked effect on
the overall economy.
There are 72,000 households in north Cyprus, and each month the government
writes 63,000 cheques. It is therefore easy to see the importance of payments
from the state sector on the economy as a whole. They are what keep the economy
afloat, Faiz said. He added that the unintentional effect of Ankaras
efforts to limit state spending in the north was effectively paralysing the
economy. Faiz said however that his report, rather than putting blame solely
on Ankara, sought to highlight systematic problems in the Turkish Cypriot
economy.
The fact that we have a system where the majority work for the state is not
the fault of ordinary people, yet it is the ordinary person who is suffering as
a result, he said. This is borne out by the figures in KADEMs survey which
says 70 per cent of Turkish Cypriot have difficulties paying debts. Around 43
per cent, the report says, have serious problems with debt.
Along with debt, unemployment ranked highly among Turkish Cypriots with 66 per
cent rating it as a serious problem. Just under 50 per cent rated it as a
very serious problem.
According to figures provided earlier by KADEM, unemployment in the north
stands at around 13 per cent. The rates are however higher for the 18 to 24 age
group for which the figure rises to 24 per cent.
Surprisingly for an island with little industrialisation, environmental
problems also ranked highly among the gripes of Turkish Cypriots with 72 per
cent saying the quality of the natural environment had declined. Seventy per
cent of those questioned complained of bad air quality. Air pollution in the
north usually has little do with industrial output but from the burning of
household waste as a means of disposal.
CYPRUS MAIL 03/11/09
N such thing as last chance for
Cyprus
By Elias Hazou
THERE WILL always be a new
chance to solve the Cyprus problem, former UN Secretary General Boutros
Boutros-Ghali said yesterday, noting his disagreement with the phrase last
chance.
There will always be a new chance. I disagree with the word last chance,
because for me you have to continue and continue until you are able to find a
solution, Ghali told newsmen following a one-hour meeting with President
Demetris Christofias at the Presidential Palace.
He was responding to a reporters question as to whether the current peace
talks represented a last-gasp opportunity to solve the islands longstanding
division.
The fact that you have not been successful or I was not successful in 1992 and
1993 is not a reason not to continue, on the contrary, we have to continue, the
secret to solving international problems is perseverance, it is to continue
despite the fact that you feel that suddenly you are at square one. You have
worked for two years, three years and then you are back at square one. It is
not a reason not to begin again, he said.
Apart from sounding upbeat about the prospects for a settlement, the former UN
chief fully endorsed President Christofias:
I was impressed by his political will to promote the peace process, to promote
a real conciliation between the two communities in Cyprus and between Turkey
and Cyprus too.
Ghali said the solution of the Cyprus problem is not an easy operation, it
will take time, but added that sooner or later we will find a solution
because there is no problem which cannot be solved.
With the political will it can be solved, all the difficulties can be overcome
and I believe there is a real political will, he noted.
The Egyptian politician was still optimistic despite the fact that, as he said,
he had personally been dealing with the Cyprus problem for 40 years in various
capacities.
He cited other examples from around the world, such as the division of Germany,
civil wars in Angola and Mozambique and the problem of apartheid in South
Africa.
All these were solved and I see no reason why we cannot solve this problem as
well, he said in a reference to Cyprus.
Ghali said a solution on Cyprus would not only benefit the Cypriot people, but
also bring about peace in the region.
Moreover, due to its geopolitical position Cyprus could play the role of
mediator in the region for solving other regional problems.
You do not have to be a superpower to play an important role, Ghali said.
CYPRUS MAIL 03/11/09
Christofias aides gulped when he
made Nazi analogy
By Stefanos Evripidou
COMPARING
NAZI Germany to anything is a huge insult which raises five eyebrows in Europe,
said one analyst yesterday after the European Commission responded to President
Demetris Christofias comments on Hitler last week.
Christofias was quoted in The Guardian last Friday comparing the EUs
concessions to Turkey to the appeasement of Adolf Hitler in the 1930s, after
comments made during a press briefing in Brussels.
I dont compare Turkey with Nazi Germany, he said. But it is not reasonable
to say dont challenge Turkey because it will get angry. There are rules and
unfortunately Turkey does not respect those rules ... This reminds me of the
situation before the second world war, appeasing Hitler so he doesnt become
more aggressive. The substance of fascism was the substance of fascism. Hitler
was Hitler, he told the British newspaper.
A blogger for the Economist who had posed the question which brought on the
appeasement analogy said his aides gulped when Christofias made the comment.
The president later played down the diplomatic faux pas saying many of his
comments to The Guardian had been distorted despite they were attributed in
quotes.
The comments were read as a slight against the European Commission for
appeasing Turkey on the Cyprus issue, drawing a remarkably fast response from
Brussels. At a press briefing last Friday, the same day as the publication, the
Commission noted that the Cyprus talks have entered a sensitive and decisive
phase, and appealed to all sides to exercise restraint in public rhetoric, so
as not to put the talks at risk, in other words, avoid the pre-emptive blame
game.
More emphatically, the Commission said: In our view inappropriate historical
comparisons should be avoided.
The Commission clarified that it has made it clear Turkeys obligation to
implement the Ankara protocol was now urgent, noting that eight chapters in
Turkeys accession negotiations are suspended because of non-compliance. It has
also made it clear that it expects Turkey to actively support the talks and
contribute practically to finding a solution.
A Cypriot diplomat who wished to remain anonymous yesterday acknowledged that
there was no need for Christofias to make the Nazi comparison but that the
comments had been taken out of context. The president had been talking of
appeasement and made it perfectly clear in no way was he relating Turkey to
Nazi Germany.
The Commission went too far in their response. We have heard statements of a
worse nature by Turkish generals and officials and seen no response, especially
not immediately, he said.
Hubert Faustmann, an International Relations expert at the University of
Nicosia, said the Commission was not alone in perceiving the historical
comparison as inappropriate.
It is an extremely clumsy historical analogy. Probably everybody perceived it
as inappropriate, even in Cyprus, apart from a few domestic politicians who
applauded the statement, he said.
Even though Christofias made it clear he was not making a comparison, thats
the impression given. He was trying to put the message across that an
aggressive country pursuing aggressive policies should not be appeased. He
juxtaposed Turkey not implementing the Ankara protocol with the aggressive
pre-World War Two policies of Nazi Germany. You just dont do that. Implicitly,
its a huge insult, and in Europe, raises five eyebrows, said Faustmann.
The analyst likened the gaffe to when the Polish President was seeking more
votes in the Council, and said if Nazi Germany hadnt killed so many Poles,
Poland would have a bigger population now and therefore more votes. The EU
reacted with extreme bewilderment.
Nazi Germany is perceived as the most evil regime in the world and making any
comparisons in the EU has extremely negative connotations, he noted.
The Hitler was Hitler statement must have been a slip of the tongue, because
it didnt make sense. Whats worse, Christofias is a historian.
The comments boiled down to preparations for the key December Summit where
Cyprus hopes to push for additional sanctions against Turkey while the EU is
keen to let it off the hook, said Faustmann.
Government spokesman Stefanos Stefanou was yesterday unavailable for comment.
CYPRUS MAIL 03/11/09
En zorda esnaf
Kıbrıs Türk halkının yüzde 63ten
fazlası elde ettiği gelir ile geçinemiyor
GEÇİM ZORLUĞU
ÇEKİLİYOR
KADEMin, Kıbrıs okurları için
yaptığı kamuoyu araştırmasının
sonuçları, KKTC halkının büyük bir çoğunluğunun geçim
sıkıntısı çektiğini ortaya koyuyor. Ülke genelinde %
63.9luk kesim, Gelirimiz yeterli olmadığı için birikimlerimizi
harcamak zorunda kaldık diyor. Gelirinin yeterli olduğunu
söyleyenlerin oranı ise %36.1 ile sınırlı kalıyor.
KIBRIS 03/11/09
Ermeni
gözüyle
BU gazetede dün, Ermenistan ve Türkiyeden çekilmiş - deyim yerindeyse-
iki fotoğrafı anlatan iki haber vardı. Biri, Protokolün
imzalandığını görünce Ermenilerin talepleri ortaya
çıkmaya başladı mesajını veriyor, buna karşılık
öteki Restore edilen bir Ermeni kilisesinin yakında Kayseride tekrar
kapılarını açacağını anlatıyordu.
Kayserideki kilisenin restorasyonu üç
yıl önce başladığına göre ortada protokol
olsa da olmasa da belli ki o zaten açılacakmış. Ama öteki yani Ermeniler
taleplerini ortaya koymaya başladılar diyen haberin üzerinde
biraz durmak lazım.
Önce
belirtelim:
Ermenilerin taleplerinde de yenilik yok.
Şahsen biz bile taa 1968 yılında Los Angelesta
görüştüğümüz Taşnaksiyun üyeleriyle
tartışırken, 6 Osmanlı vilayetini geri
alacağız demeleri üzerine, Size biraz pahalıya patlar.
Bunun için ölecek 500 bin kişiniz var mı? yanıtı
verdiğimizi anımsarız.
Nitekim
son olarak David Davidian isimli bir Ermeni aydını da
29 Haziran 2009 tarihli yazısında Ermenistan
topraklarının 30 bin kilometrekare olduğunu ama Sevr
Antlaşması hükümlerine göre Türkiyeden 110 bin kilometrekare toprak
almaları gerektiğini savunuyordu.
Dünkü
Hürriyet sadece toprak taleplerinin değil Türkiyeden tazminat
taleplerinin de tüm hızıyla devam ettiğini, hatta Ermenistanın
Bern Büyükelçisi Charles (Şahnur) Aznavourun, 1924
tarihli, bilmediğimiz bir sözleşmeye atıfta bulunarak O
anlaşmayla vaat edilmiş toprakları almak için 85 sene daha
bekleyemem dediğini bildiriyordu.
Bunlar
bir bakıma işin fasa fiso tarafı...
Asıl
önemlisi son iki protokolü Ermenilerin nasıl gördüğü:
Protokole
karşı
çıkanları biliyoruz. Bunlardan örneğin Dr. Dikran Kaligian düşündüklerini
3 Ekim günü New Yorkta doğruca Ermenistan
Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyanın yüzüne söylemiş, onu, Ermenistandaki
Ermeniler ile Ermenistan dışındakilerin tarihi
haklarından vazgeçmekle suçlamıştı.
Ama
ötekilerin yani protokolü destekleyenlerin bakışı
ilginç. Örneğin Kanadadaki Ermeni Kongresi isimli örgüt
üyeleri özetle:
Protokolde
ne Karabağa yapılmış bir atıf, ne de bizim
soykırım iddiamızdan vazgeçmemizi gerektiren bir husus var.
Kurulması
öngörülen komisyon da soykırım konusunu değil, iki hükümet
arasındaki ilişkileri konuşacak. Burada günlük konularla ilgili
görüş üretilecek diyor.
Keza
Ermenilerin tazminat ve toprak taleplerinden vazgeçmelerinin hiçbir
şekilde söz konusu olmadığını vurguluyor.
Demek
ki Ermeniler yönünden verilmiş hiçbir ödün yok.
Kanadadaki Ermeni Kongresi
adına yapılan açıklamada bu görüşlerinin dayanağı
olarak da Protokolün resmi metni aktarılıyor.
Neyse
ki Protokolün 1921 tarihli Kars Anlaşmasını
tanıma anlamına gelmediği yolunda bir laf etmemişler.
Bir de onu söyleselerdi Sayın Şükrü
Elekdağın bu protokolün Ermeniler tarafından aynen
böyle anlaşılacağı yolundaki eleştirilerini
anımsatıp, birilerine Bakın gerçek neymiş? demek
gerekirdi.
OKTAY EKSI HURRIYET 03/11/09
Talat: Yaşanmış gerçeği halk bilmeli
04/11/2009 RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Doğan Kitap'ın yayımladığı, Radikal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erdal Güven'in 'nehir söyleşi' formatındaki 'Adam, Talat'ın Kıbrıs'ı' adlı kitabında yer alan KKTC'nin ilan edildiği gün ağladım sözüne gelen tepkilere yanıt verdi: Yaşanmış gerçeği vatandaşların bilmesi gerek.
Kitapta KKTCnin bağımsızlık ilanından bir gün önce,
14 Kasım 1983te Cumhuriyetçi Türk Partisinin (CTP) oylamaya gidip
bağımsızlığa onay vermesiyle ilgili Ben tabii
Hayır oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük
mücadele verdim Evet çıkmaması için. O gece eve döndüğümde
ağladım. Hayatımda ilk kez... CTP nasıl böyle olur diye.
Beni en çok üzen tutarsızlıktı. Hayır demeliydik. Sonra
ceremesi neyse öderdik diyen KKTC Cumhurbaşkanı, bugün de aynı
görüşte olduğunu belirtiyor.
Dün Rum lider Dimitri Hristofyasla görüşmesi sonrası gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Talat, O sözleriniz bir gazetede
(Radikal) manşete çıktı, bu konuyu değerlendirecek misiniz
sorusunu, Değerlendirdim ya. Kitapta var zaten. Kitabı okuyun sonra
konuşuruz diye yanıtladı. Talat, Kitabın
tanıtımına da gideceğinizi düşünürsek, sözünüzün arkasında
mısınız ısrarı karşısında, şöyle
dedi: Arkasında duruyorum değil, bu yaşanmış gerçek.
Yaşanmış gerçeği, yurttaşların bilmesi gerektiğini
düşünerek ifade ettim. Yani bu arkasında durma demek değil o. Bu
olmuş bir olay. Olmuş bir olayı naklettim, konu o.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, bu
sözlerle ilgili Bizim camiada gizli saklı birşey değildi.
Hamasete hiç gerek yok. Bir siyasi liderin kendi halkına karşı
dürüst, açık duruşunun ifadesi. Partisinin politikasındaki ani
değişikliğin kendisi üzerinde yarattığı etkiyi
halkıyla paylaştı yorumunu yaptı. (aa)
Talat her şeyi göze aldı
Adam, Talatın Kıbrısı
kitabını yazan Erdal Güven KIBRISa konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
yaşam öyküsünü anlatan bir kitap, ülkemizde ciddi tartışmalara
neden oldu. Bazı çevreler, Talatın kitapta yer alan
anılarından yola çıkarak, KKTCye inanmadığı
sonucuna vardı ve sert eleştiriler yaptı.
KIBRIS 04/11/09
Öncelik alışveriş
KKTC
nüfusunun %21i ayda en az bir kez Güneye geçiyor
Hiç geçmeyenler de
var
KADEMin, KIBRIS okurları için yapmış olduğu ankete
göre, Kıbrıslı Türklerin %18.4ü bugüne kadar Güney
Kıbrısı bir kez dahi ziyaret etmedi.Vatandaşların,
%20.3ü Güneye geçme hakkının olmadığını
belirtirken, %21.5i ayda en az bir kez, %38.8i ise daha seyrek geçiş
yaptığını belirtti.
Güney
Kıbrısa geçişlerde, alışveriş en önemli etken
oluyor. KKTC vatandaşlarının %61.2si arada bir veya
sıklıkla alışveriş amacıyla Güneye geçiyor.
Güneydeki lokantalara arada bir gidenlerin oranı %26.3,
sıklıkla gidenlerin oranı ise %6.2.
Kimlik, pasaport ve diğer bürokratik işlemler
amacıyla, Güneye geçiş yapanların oranı %44.6,
çalışmak için geçiş yapanların oranı; %8.1.
Kıbrıslı Rum arkadaşlarıyla buluşmaya gidenlerin
oranı ise: %14.6.
Eski köyünü ziyaret etmeye gidenler, %27.4, eğlence, disko ve
bara gidenleri ise % 19.3 oranında.
Kamuoyu araştırmasına göre, Kıbrıslı
Türklerin yaklaşık %6sı belirli aralıklarla Güneydeki
plajlara gidiyor.
KIBRIS 04/11/09
Dan Gibson
1955 ile 1959 yılları arasında Kıbrısta aktif
görevdeyken ölen 371 İngiliz askeri için Pazar günü Girne İngiliz
Mezarlığında tören düzenleniyor. İngilizlerin kurduğu
Anıt Vakfı (Memorial Trust) tarafından düzenlenen törende ölen
İngiliz askerleri için yapılan Anıtın da
açılışı gerçekleştirilecek.
28i Kraliyet Donanması, 274ü İngiliz Ordusu ve 69u da Kraliyet
Havva
Kuvvetlerinde görevli ölen 371 askerin anısına yaptırılan
anıtın üzerinde askerlerini isimleri yer alacak.
STAR KIBRIS 04/11/09
![]()
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, doğrundan müzakerelerin
ilerlediğini ve Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olan
iki liderin, yavaş de olsa ilerleme kaydettiklerini ifade etti.
Rum radyosu RIKın haberine göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas ile olan görüşmenin ardından açıklama yapan Downer,
iki liderin zor bir başlık olan mülkiyet konusunu görüştüklerini
dile getirdi.
BMnin kendi önerilerini ortaya koyup koymadığı sorusuna olumsuz
yanıt veren Downer, BMden uzmanların olduğunu, bu
uzmanların kendisiyle görüştüklerini ve çeşitli
başlıklara ilişkin görüşlerini sunduklarını ifade
etti.
Haravgi gazetesine verdiği söyleşinin ardından ortaya çıkan
tepkileri yorumlamaya çağrılan Downer, BMnin iki toplumlu, iki
kesimli federasyon temelinde çözüm bulunmasına bağlı
olduğunu vurguladı.
Uluslararası örgütün; mülkiyet, toprak ya da başka bir
başlığa ilişkin tezlerinin olmadığını
belirten Downer, BMnin, çözüm temlinin siyasi eşitliğe dayanan iki
toplumlu, iki kesimli federasyon olduğunu, ayrıca müzakerelerin BM
himayesinde gerçekleştiğini kaydetti.
Tepkiler sürüyor
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Downerin
Rum basınına yaptığı ve Türk tarafının
müzakere masasına getirdiği tezlerin federasyon çözümü
öngördüğü şeklindeki açıklamalarına Rum siyasi
partilerinin tepkileri sürüyor.
Fileleftheros ve diğer gazeteler, Downerin yaptığı son
açıklamayla yeniden Rum siyasi partilerinin hedef tahtası haline
geldiğini yazdılar.
Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konuya ilişkin
açıklamasında, Downerin Kıbrıs Türk tarafının
tezlerinin federasyon çözümü öngördüğü şeklindeki düşüncesinin
kendi kişisel düşüncesi olduğunu öne sürdü.
Habere göre DİKO, EDEK ve Çevrecilerden ise Downere yönelik sert
eleştiri geldi. DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Downerin çok
önemli bu görevde, sahip olması gereken saygınlık ve tarafsızlığı
kaybettiği konusunda kendilerini ikna etmekte ısrarcı
olduğu şeklinde konuştu.
Ban, kimi işaret etti?
Öte yandan Alithia haberi; Hristofyas-BM Arasında Açık
Çatışma Ban Ki Moon İkisinden Bahsetti, Downer Sadece Birini
İşaret Etti başlıkları altında verirken,
Hristofyas Hükümetinin BM ile mevcut ilişkilerinin kontrol
dışı olduğu yorumunda bulundu.
Gazete, Hristofyasın, Talatın konfederasyon öngören tezler
sunduğu için müzakerelerin çıkmazda olduğu şeklindeki
argümanının Downer tarafından çürütüldüğünü, Downerin bu
açıklamalarıyla, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun 28 Ekim tarihli
açıklamasında kimi işaret ettiğini de ortaya
koyduğunu yazdı.
Gazete, Banın söz konusu açıklamasında taraflara ciddi
olmaları, esneklik göstermeleri ve hemen karar vermeleri gibi mesajlar
gönderdiğini, Downerin ise Talatın federasyon çözümü öngören
tezler sunduğunu söyleyerek, dolaylı ancak net bir şekilde,
Banın liderlerden hangisini kastettiğini ortaya koyduğunu
savundu.
STAR KIBRIS 04/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs'ta BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerinin Nisan
ayına kadar sonuçlanmaması ihtimaline karşı B ve C
planlarının bulunduğunu söyledi.
Merkezi Brüksel'deki düşünce kuruluşu Avrupa Politikaları
Çalışma Merkezi'nde Kıbrıs'taki müzakerelerde gelinen
aşamayı ve beklentilerini anlatan Talat, 'Gerçekte B
planımız var, C planımız da var. Fakat bence bunları
tartışmanın zamanı değil' dedi.
Talat, şöyle konuştu: 'Bazı planlar zihnimizde, bazı
öneriler var. Başka planlarımız var, fakat (çözüm) taahhüdümüz
hala geçerli. Biz çözümden yanayız, şimdiye kadar çözüm için mücadele
ettik. Özellikle 2004'ten bu yana çözüm için çabalıyoruz. Özellikle ben
siyasi kariyerimin başlangıcından bu yana çözüm için
kararlı oldum. Başka bir seçeneği düşünmek istemiyorum.
Dürüst olmak gerekirse biz (Rum lider Dimitris) Hristofyas'la masayı terk
etmeyeceğimiz konusunda birbirimize söz verdik. Fakat bu taahhüde
rağmen vurgulamak isterim ki bu müzakerelerin bir sınırı
var. Eğer bir yerde tıkanıp bunu aşamıyorsak
başka ne yapabiliriz? Bu tıkanıklıktan çıkmak için
başka yollar aramaya başlayacağız. Şimdilik bu
ihtimali düşünmek istemiyorum, fakat inanın başka seçenekler,
planlar var. Belki şu anda kağıt üzerinde
detaylandırılmamış (planlar) fakat gerçekten önümüzde büyük
şans ve fırsatlar var. Benin kişisel düşüncem mevcut
müzakerelerin son şans olduğu yönündedir.'
Bunu dile getirdiğinde eleştirilerle
karşılaştığını anlatan Talat, 'Teorik olarak
son şans olmayabilir ama gerçeklere bakın. Kıbrıslı
Türkler artık farklı bir düşünceye sahip, fikirleri
değişiyor. Kamuoyu yoklamaları
yaptırdığımızda halkın çoğunluğunun 2
devletli çözüm istediği ortaya çıkıyor. Son parlamento seçimleri
de bu gerçeği gözler önüne serdi. Yeni Başbakanımız
(Derviş Eroğlu) yeni bir iradenin oluştuğunu söylüyor:
Halkın, seçimlerin yapıldığı tarih olan 19 Nisan
iradesi' diye konuştu.
Talat, KKTC'nin 1983'teki bağımsızlık ilanı
sırasında, zaten 1976 yılında Kıbrıs Türk Federe
Devleti adıyla bağımsız bir devlet kurulduğu için bunu
tekrardan ilan etmenin, BM'nin ve uluslararası toplumun karşı
çıkacağı düşüncesiyle, yanlış olduğunu
savunduğunu anlattı. Daha sonra yaşananların kendisini
haklı çıkardığını söyleyen Talat, o sıralar
üyesi olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) federal çözümden yana
tavır alarak, bağımsızlık ilanına karşı
çıksa da, parlamentodaki oylamada görüş değiştirip tek
yanlı bağımsızlık ilanını
desteklediğini hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Bağımsızlık ilanı o dönemde bana göre
yanlıştı, ama bu artık tarihi bir gerçek. Özellikle
2004'ten sonra BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin bağımsızlık
ilanını kınayan ve buna karşı önlemler getiren
kararları bence artık geçerli ya da adil değil. Çünkü
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun BM parametreleri
içinde çözümü yolunda kararlarını ortaya koydu. Durum dönemin BM
Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından tasdik edildi. Bence artık
Kıbrıslı Türkleri hala izole etmeyi, kısıtlamayı
sürdürmek adil değil.'
HRİSTOFYAS'IN NAZİ BENZETMESİ
Talat, Brüksel'de 29-30 Ekim'deki AB zirvesine katılan Hristofyas'ın
gazetecilere yaptığı açıklamada Türkiye'yi Nazilere
benzetmesini de sert sözlerle eleştirdi.
'Nazi konusu gündeme geldiğinde Ankara'daydım. Hemen
Hristofyas'ı aradım bu sözlerini sordum. (Doğru değil,
böyle bir şey demedim. Yanlış çeviri. Zaman gazetesinden oku,
Türkiye'ye bakışım orada yayımlanacak) şeklinde
cevapladı' diyen Talat, dün Kıbrıs'ta bir araya geldiklerinde bu
konuyu tekrar tartıştıklarını anlattı.
Talat 'Türkiye'nin iyi niyetine ve bana karşı çok tahripkar bir
açıklama. Çünkü Türkiye çözüm için çok kararlı, uzlaşma
sağlanması için müzakerelerdeki tüm konularda desteğini ortaya
koyuyor. Bunun karşılığında böyle eleştiriler ve
suçlamalarla karşılaşıyor. Dürüst olmamız gerekirse bu
adil değil' şeklinde konuştu.
STAR KIBRIS 04/11/09
Christofias sacrifices idealology
for sake of peace
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT DEMETRIS
Christofias yesterday said he had sacrificed his ideology to be the communist
president of a capitalist country for the sake of a solution to reunify the
island.
In an interview with a Turkish newspaper Zaman, Christofias said: I want to assure
you that the solution to the problem is a target of my life. Otherwise, a
communist would not run for the presidency to run the affairs of a capitalist
country.
I want to assure you that I have sacrificed many things - ideological and
otherwise - without denying my ideology as a communist, but I am handling
capitalism for the sake of a solution to reunify the island, he added.
Christofias said that as things stood now, he did not see a solution happening
either before the end of the year or even by next April. He accused the Turkish
leadership of engaging in a blame game by claiming Christofias was being
intransigent, while trying to set deadlines of December or April.
I do not feel comfortable because this is a blame game. What I want and [what
I] ask of Turkey is to sit around the same table
for the purpose of a shared
vision of Cyprus, Turkey and Greece, he said.
Asked whether he ever likened Turks to Nazis because of problems in the
negotiations, Christofias was categorical: Absolutely not. I never compared
Turkey with Nazi Germany
I was talking about Turkeys non-compliance with EU
norms and standards.
Regarding the Annan plan referenda in 2004, Christofias said Turkey had two
alternative targets, either the plan, which was absolutely beneficial to
Turkey would be passed by both communities or the Greek Cypriots would vote
no and Turkey would put them in a corner. And they actually did. They put
the Greek Cypriots in a corner, he said.
On the question of sanctions come December, he said all options were on the
table, adding: I want to avoid sanctions. I want Turkey to help itself
In no
way do I want Turks to be punished.
Asked whether he could at least give credit to the Turkish leadership for
changing Turkeys Cyprus policy and pushing for a solution, the president
replied: Of course, I have to say I respect Mr (Recep Tayyip) Erdo?an. He is a
modern politician, he is a very sociable political fellow.
However, Christofias asked how he could give him credit when he speaks about a
new partnership between two republics. If this is the basis, we cannot find a
solution to the issue, he said.
Change of plan: Christofias will go to Berlin
GOVERNMENT spokesman Stefanos Stefanou yesterday announced that President
Demetris Christofias had changed his mind and would now be attending events in
the German capital to mark the 20th anniversary of the fall of the Berlin Wall.
According to Stefanou, during his meeting on Monday with Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat, Christofias asked not to set a meeting for next Monday, so
that he could participate in the Berlin events.
Now that that meeting will no longer take place, the president may go to
Germany next Monday and on November 11, he will be in London to meet with
British Prime Minister Gordon Brown, said Stefanou.
Asked why the president changed his mind concerning his trip to Berlin,
Stefanou said it was a question of his full schedule and Turkeys efforts to
blame the Greek Cypriot side for delaying tactics at the negotiations. Once the
government was sure next Mondays meeting could be postponed, the president was
able to announce his participation in the Berlin events, he said.
Christofias had originally declined the invitation to attend the Berlin
celebrations, inviting criticism from DISY MEP Ioannis Kasoulides that he had
missed a great opportunity to lobby for Cyprus ahead of this Decembers EU
Summit.
Christofias also met with UN Special Envoy Alexander Downer yesterday, after
which the Australian diplomat told reporters the two leaders were very slowly
but surely making progress in the talks.
CYPRUS MAIL 04/11/09
Talat takes back his TRNC tears
By Simon Bahceli
TURKISH Cypriot leader
Mehmet Ali Talat says he no longer regrets the 1983 declaration of the Turkish
Republic of Northern Cyprus (TRNC), despite media reports that he cried at the
time of its establishment because he believed it would be damaging to his
communitys interests.
Revelations about Talats opposition to the declaration of the TRNC came to
light after the publication of a book by Turkish daily Radikals Erdal Guven
entitled My Island, Talats Island.
In it, the Turkish Cypriot leader tells Guven of how he opposed then-leader
Rauf Denktashs plans to disband the Turkish Federated State of Cyprus, which
had been established in the aftermath of the Turkish invasion, to make way for
the formation of the TRNC.
Speaking to the Cyprus Mail yesterday, Talats spokesman Hasan Ercakica said,
His [Talats] view was that the Turkish Federated State expressed the will of
the Turkish Cypriots to reunite the island under a federal framework. The
formation of the TRNC, he felt, expressed the opposite, that the Turkish
Cypriots wanted a separate state.
Despite Denktashs clearly separatist aims, Talat now sees the formation of the
TRNC as a historical fact, and one that does not rule out the formation of
a new federation between the Turkish Cypriot and Greek Cypriot communities.
In later discussions, it was decided that the TRNC did not obstruct the
possibility of federation, and could in fact form the basis of a federal
state, Ercakica said, adding that this possibility had been demonstrated
through the framework of later peace plans devised with the help of the United
Nations, such as the Gali set of ideas and the Annan plan.
Despite the shift in Talats assessment of the implications of the TRNC,
extracts from Erdals book on this aspect of Talats political life make
interesting reading. One section describes how the Turkish Cypriot leader was
devastated by the Republican Turkish Partys (his own CTP) acceptance of
Denktashs virtual order that all political parties in the north go along with
his plan to set up a separatist state.
Discussions were going on with great intensity. The Republican Turkish Party
frequently published declarations that a separate state meant partition and
that it opposed to the division of the island, Guven quotes Talat as saying.
He continues: On the night of November 14, the CTP Party Council convened.
Before the councils meeting, Denktash said he would announce the establishment
of the TRNC the next day. Any party going against the vote would be shut down,
Dentash had warned.
We discussed this until 5am. In the end we held a vote, which resulted in 14
backing for Dentash, and 13 votes against. Naturally I had voted no. Whats
more, I did all I could to block the declaration. I cried when I got home that
night. I cried because I couldnt believe how the CTP could do this. What got
to me most was the inconsistency we showed. We should have voted no. Then we
would have faced whatever consequences there might have been.
Interestingly, despite accepting todays existence of the TRNC as a
historical reality, Talat is quoted by Guven as saying he still believes his
views of 26 years ago are still valid.
Declaring the TRNCs establishment was the most wrong thing to do. It was
obvious in the international atmosphere of the day that it would backfire
against the Turkish Cypriot side because there already existed the Turkish
Federal State, Guven quotes and continues: The Turkish Cypriot side, with
nationalistic fervour, took a decision that caused it to cut the branch it was
sitting on. This placed the Cypriot Turks in a difficult position, and led to
harsh international pressure on Turkey from the international community.
CYPRUS MAIL 04/11/09
Talat, Brükselde seçimleri
konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması amacıyla sürdürülen müzakerelerde
zamanın ilerlediğini, çözüme ulaşmak için fırsatın iyi
değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Talat, KKTCde nisan
ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de
zaman sınırlaması getirdiğini öne sürdü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türk tarafının müzakere sürecinde yapıcı ve aktif
olduğunu, çözüme ulaşmak için sürekli yeni öneriler
hazırladığını, ancak tek taraflı çabanın
yeterli olmadığını vurguladı.
Gelinen aşamada çözüm fırsatının iyi
değerlendirilmesi gerektiğine de işaret eden Talat, Büyük bir
fırsat var ve bunun son şans olduğuna inanıyorum dedi.
KIBRIS 05/11/09
![]()
Türkiyenin limanlarını Aralık ayına
kadar Rum gemilerine açmaması durumunda her şey olası.
Amacımız Türkiyeyi cezalandırmak değil. Fakat Türkiyeden
anlayış bekliyoruz.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın Zaman gazetesine
verdiği demeç, Rum basınında geniş yer buldu.
Politis, Nisan Ayında Şantaj... Hristofyas Türkiye İçin
Herşeyin Açıkta Olduğunu Söylüyor
başlığıyla verdiği haberde, Hristofyasın
Türkiyeye, Aralık ayında yapılacak AB üyelik
değerlendirmesi için kendi kendine yardım etmesi
çağrısında bulunduğunu yazdı.
Hristofyas, Türkiyenin limanlarını Aralık ayına kadar Rum
gemilerine açmaması durumunda Rum Yönetiminin önlem alıp
almayacağına yönelik soruya, Her şey açıkta, her şey
olası. Amacımız Türkiyeyi cezalandırmak değil. Fakat
Türkiyeden anlayış bekliyoruz yanıtını verdi.
Türkiyenin çözüme ulaşılması için Nisan ayı
sınırlaması getirmesini şantaj olarak niteleyen
Hristofyas, Aralık ayından önce sorunun çözülmesini umut ediyor ve
diliyorum. Çözüm olması için elimden geleni yapıyorum. Fakat bununla
birlikte nesnel ve gerçekçi olmak istiyorum. Aramızda
farklılıklar ve anlaşmazlıklar gördüğüm zaman
aralık ayına kadar çözüm bulunamayacağını
açıklıyorum. Eğer mevcut hızla devam edersek nisan
ayına kadar bile çözüme ulaşamayacağız dedi.
Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile ilgili
eleştirilerde de bulunan Hristofyas, özetle şunları söyledi:
Erdoğana saygı gösteriyorum. Kendisi çağdaş ve sosyal bir
siyasetçidir, fakat adada iki ayrı cumhuriyet bulunduğunu ve bu
cumhuriyetlerin birleşiminden yeni bir oluşum meydana geleceğini
açıklamasına nasıl bir tepki göstermemi beklersiniz? Eğer
müzakerelerin temeli bu olsaydı, çözüm bulamayacaktık
.
LAVROVU KABUL ETTİ
Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrovun Güney
Kıbrısta temaslarda bulunmak üzere dün adaya geldi.
Lavrovun gelişinin hemen ardından Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ile görüştüğü bildirilirken, daha sonra ise
çalışma yemeğine katıldığı kaydedildi.
Lavrovun dün ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianu ile baş başa görüşmesi ve ardından iki ülkeden
yetkililerin katılımıyla bir görüşme yapılması
bekleniyordu. Ayrıca, görüşmede 2009-2012 yıllarını
kapsayacak bilim, kültür ve eğitim alanlarında iki ülke arasında
İşbirliği Programının imzalanması; 2010-2011
döneminde İki Ülkenin Dışişleri Bakanlıkları
Arasında Müzakereler Planının onaylanması da gündemdeydi.
Dün akşam Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan ile görüşme
programı olan Lavrovun bu sabah adadan ayrılması
planlanıyordu.
YENİDEN BİRLEŞME ETKİNLİĞİNDE
Öte yandan Hristofyasın, Almanya Başbakanı Angela Merkelin
Berlin Duvarının yıkılışının 20nci
yıldönümü kutlamalarına katılma davetini yeninden gözden
geçirerek bu daveti kabul ettiği bildirildi.
Fileleftheros; Sonuçta Almanyaya Gidiyor Kararını Yeniden Gözden
Geçirdi Ve Yeniden Birleşme Etkinliğinde Yer Alacak
başlıklı haberinde Hristofyasın ilk başta bu daveti
reddettiğini hatırlattı.
Gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun, Hristofyasın Berlin
Duvarının yıkılışının 20nci
yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere önümüzdeki Pazartesi günü
Almanyaya gideceğini ifade ettiğini yazdı.
STAR KIBRIS 05/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, B planları ve hatta
başka planlarının da bulunduğunu, ancak bunları
tartışmanın henüz zamanı olmadığını,
kendilerinin çözüm için çalıştıklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının müzakere sürecinde yapıcı ve aktif olduğunu,
çözüme ulaşmak için sürekli yeni öneriler
hazırladığını, ancak tek taraflı çabanın
yeterli olmadığını vurguladı.
Müzakerelerin de bir limiti olduğunu, bir şey elde etmeden nereye
kadar gidilebileceğinin belli olmadığını ifade eden
Talat, bununla ilgili B planları ve hatta başka planlarının
da bulunduğunu, ancak bunları tartışmanın henüz
zamanı olmadığını, kendilerinin çözüm için
çalıştıklarını kaydetti.
Talat, Büyük bir fırsat var ve bunun son şans olduğuna
inanıyorum. Teorik olarak son şans yoktur belki ama pratikte öyle
değil şeklinde konuştu.
Gelinen aşamada çözüm fırsatının iyi değerlendirilmesi
gerektiğine de işaret eden Talat, Büyük bir fırsat var ve bunun
son şans olduğuna inanıyorum dedi.
Brükselde temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, önceki
akşam Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi (CEPS)
adlı düşünce kuruluşunda Kıbrıs sorunu ve müzakere
süreciyle ilgili konferans verdi.
Aralarında Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Masası Şefi
Andrew Rasbashın da bulunduğu AB yetkilileri ve çeşitli
ülkelerin diplomatik misyon şefleri yanında, akademisyenlerin de ilgi
gösterdiği konferansta Talat, yaklaşık bir yıldan beri
devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgi aktararak
katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.
ÇÖZÜM TEK TARAFLI OLMAZ
Kıbrıs sorununun çözümünün tek taraflı bir konu
olmadığını, tarafların etkin katılım ve
çabasının gerekli olduğunu kaydeden Talat, 2004 referandum
sonuçlarına atıfta bulunarak Kıbrıs Rum tarafının
olumsuz tavrına rağmen Kıbrıs Türk tarafının
çözüm istencinin devam ettiğini vurguladı.
Bu doğrultuda 2008 eylül ayından beri çözüm yönünde kapsamlı
müzakerelere devam ettiklerini anlatan Talat, bu yeni süreçte Rum Yönetimi
Başkanı ile iki toplumlu, iki kesimli ve siyasal eşitliğe
dayalı ortaklık prensibinde anlaştıklarını
anımsattı.
Müzakereler çerçevesinde Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi
ve AB İşleri konularında önemli yakınlaşma
sağladıklarını kaydeden Talat, Kıbrıs müzakere
tarihinde ilk kez uzlaşılan ve uzlaşılamayan noktaları
içeren 30 kadar ortak belge de hazırladıklarına dikkat çekti.
Talat, diğer 3 başlıktan biri olan mülkiyetin en zor ve
komplike konulardan biri olduğuna işaret ederek, BMnin de
onayladığı iki bölgelilik ilkesini Rum tarafının inkar
etmesinden kaynaklanan sorunlar yaşandığını ve mülkiyet
konusunda tek bir belge dahi hazırlayamadıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı, bir diğer önemli meselenin ise toprak konusu
olduğunu belirtti.
KIBRIS TÜRK TARAFI YAPICI, AKTİF
Konferansta katılımcılardan gelen soruları da
yanıtlayan Talat, özetle, Kıbrıs Türk tarafının
yapıcı ve aktif olduğunu, çözüme ulaşmak için sürekli yeni
öneriler hazırladığını belirterek, Bu büyük
fırsatı değerlendirmek istiyoruz, çünkü yeniden
yakalayamayabiliriz dedi.
Kıbrıs sorununun 46 yıllık bir sorun olduğuna dikkat
çekerek, bu kadar eski bir sorunu çözmenin kolay olmadığını
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bunun için çok çalışmak
gerektiğini ifade etti.
Talat, Kıbrısın bütün olarak ABye girdiğine ilişkin
görüntünün kâğıt üstünde olduğunu, fiiliyatta
yarısının AB üyesi olduğuna da işaret etti. Talat,
Kıbrıslı Türklerin halen izolasyonlar altında
bulunduğunu, günlük yaşamlarında
karşılaştıkları sorunlar nedeniyle kendilerini
Avrupalı gibi hissedemediklerini söyledi.
Talat, Çözüme ulaşınca ancak adanın tümü ABye katılacak.
Bunun tek yolu bu şeklinde konuştu.
Talat, Türkiyenin, izolasyon ve kısıtlamaların her iki tarafta
da aynı anda kaldırılması önerisini Rum tarafının
kabul etmemesi nedeniyle o konuda da ilerleme
sağlanamadığını anlattı.
AB DEĞİL BM MÜDAHİL OLMALI
Cumhurbaşkanı Talat, taleplerinin Kıbrıs sorununa Avrupa
Birliğinin değil BMnin müdahil olması yönünde olduğunu da
bir soru üzerine yineledi ve ABnin Kıbrıs sorununa gerçekten müdahil
olmasının kolay olmadığını kaydetti.
Rum tarafının, gerek AB üyeliği gerekse benzer diğer
nedenlerden dolayı çözüm için motivasyona sahip
olmadığını kaydeden Talat, Kıbrıslı
Türklerle güç paylaşımına gitmek istememelerinin
başlıca sorunlardan biri olduğunu anlattı.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün Brükselde, Avrupa
Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi yetkilileriyle bir araya
geldi.
Talat ayrıca, Avrupa Parlamentosunda Liberal Grup ve Sosyalist Grup
başkan ve üyeleriyle de görüştü.
Talat, bugün, KKTC saatiyle 12.00de ise, Avrupa Birliğinin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile bir araya gelecek. Talat ve beraberindeki
heyet, temaslarını tamamlamalarının ardından KKTCye
dönecek.
STAR KIBRIS 05/11/09
Lavrov: leaders must find their own
solution
By Jacqueline Agathocleous
RUSSIAS FOREIGN Minister
yesterday said that Cypriot leaders should be left on their own to broker a
deal, without foreign intervention, set timeframes and arbitration.
Sergei Lavrov is on the island for a two-day official visit and was speaking
after a meeting his Cypriot counterpart Markos Kyprianou.
Lavrov stressed the need for Turkey to fully implement UN resolutions, adding
that Russia was in favour of implementing the regulations of international
justice, as well as those of the UN constitution.
The two sides in Cyprus must find the formula for a settlement to the problem
themselves, said Lavrov. The formula of a final settlement must be to the
best interests of both Greek Cypriots and Turkish Cypriots and the
international community must play an assisting role, without imposing any
recipes or formulas and without imposing artificial timeframes.
Kyprianou described Cyprus and Russias relations as excellent, saying there
was a traditional friendship between the two countries governments.
Earlier in the day, President Demetris Christofias said there was full
convergence of views between the Cypriot and Russian governments, after meeting
Lavrov at the Presidential Palace.
The President said he was greatly satisfied with the outcome of the meeting,
which he described as excellent with every meaning of the word. He added that
there would be a more in-depth analysis of the situation between the two
foreign ministers.
The Russian Federation is by our side and I would like to thank the leadership
and people of Russia once again for this extremely reliable and diachronic
stance maintained in favour of Cyprus, in favour of the Cypriot peoples rights
in their entirety, because a fair and viable solution to the Cyprus problem
based on principles, on resolutions of the United Nations and principles of
international justice will serve the whole of the Cypriot public, said
Christofias.
The President and Lavrov discussed the phase at which the Cyprus problem is
currently at including details on his direct talks with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat as well as relations between Nicosia and Moscow.
The two governments signed a Programme of Co-operation in the field of Science,
Education and Culture for the period 2009- 2012. The two ministers also
approved the Plan of Consultations between the Russian and Cypriot Ministries
of Foreign Affairs for the period 2010- 2011.
He later met with House President Marios Garoyian, before leaving for the hotel
in Larnaca where he is staying.
CYPRUS MAIL 05/11/09
Crossing to meet their friends
By Simon Bahceli
NEW RESEARCH into why Turkish
Cypriots visit the south appears to have busted the myth that they cross mainly
to earn money, pick up bargains and benefit from free health care.
An increasing number of Turkish Cypriots are crossing to meet with Greek
Cypriot friends, said Muharrem Faiz, head of north-based market research
outfit KADEM. The group also carries out the EUs Eurobarometer survey in the
north.
Faiz added that similar research undertaken just over a year ago found that
only around six per cent of people questioned said they went south to meet
friends. Todays figure is nearly 15 per cent.
Asked the reason for the dramatic increase, Faiz said he believed it came
partly as a result of an increase in the number of Turkish Cypriot children
studying in the south.
The children have friends they meet outside school hours, and often parents
also become friends and begin meeting socially, Faiz said, adding that many
Turkish Cypriots now have a regular social base in the south.
Another surprise from KADEMs research was that when Turkish Cypriots cross to
go shopping, it is not to find cheaper products.
We see from the figures that those who cross the most tend to come from the
higher income group. This is because what they seeks is not cheap products but
variety, Faiz said. He added that Turkish Cypriots were also aware that the
concept of consumer rights was more prevalent in the south.
Overall, the shopping and leisure sector is more developed in the south, and
this appeals to people from the north with a higher spending capacity.
He added that wealthier Turkish Cypriots like to have days out in the south
that include going shopping and eating out.
It is the more modern lifestyle experience that people like these days, and it
is harder to find in the north, Faiz explained.
Also shattered is the myth that it is Turkish Cypriot workers that use the
crossings most frequently. According to Faizs research which questioned 1,144
Turkish Cypriots in face-to-face interviews, only eight per cent of those
crossing did so for this reason.
Perhaps the most positive result to come out of KADEMs research was that out
of the thousand questioned, only one person said they had encountered hostility
from Greek Cypriots during their visits to the south.
One person said they got into an argument with a cashier at one outlet in the
south, Faiz said.
Interestingly, Turkish Cypriot daily Kibris, which paid for the research, chose
not to mention this.
Age also has a marked influence on those who cross, with younger age groups
venturing south significantly more often. According to the data, almost 38 per
cent of 18 to 24 year olds cross regularly, as do 29 per cent of 25 to 34 year
olds. The figures decrease steadily with increasing age.
But it is not all good news. Over 18 per cent of those living in the north said
they had never been south. However this is hardly surprising considering 20 per
cent said they were not allowed to cross because they were of mainland Turkish
origin.
CYPRUS MAIL 05/11/09
Ban: momentum on Cyprus talks must
be maintained
By Stefanos Evripidou
THE UN Secretary-General
Ban Ki-Moon yesterday welcomed Greek Prime Minister George Papandreous
commitment in helping the Cypriots reach an agreement.
Speaking from Athens on an official visit, Ban highlighted the need to maintain
the momentum in the Cyprus problem.
Following his meeting with Papandreou, Ban said the UN has significantly
contributed to the process for the reunification of the island. He noted that
his Special Adviser Alexander Downer would continue to work with the leaders of
the two communities, adding: I will personally make every effort to facilitate
the progress that has been achieved.
Papandreou said he briefed Ban on the latest initiatives he has taken to
generate a momentum in the Cyprus problem and on other issues, and assured the
UN chief that their close co-operation would continue.
Ban said he appreciated Papandreous commitment to help, adding he had great
expectations from the process for the reunification of the island.
Apart from the Cyprus problem, the two leaders also discussed climate change,
migration, the Former Yugoslav Republic of Macedonia and the Millennium Goals.
Ban is the first UN Secretary-General to pay an official visit to Greece. He is
currently visiting Athens to speak at the Global Forum on Migration and
Development.
Meanwhile, according to reports, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
has sent a letter to Papandreou calling on the two men to solve the
long-standing differences between the two countries.
Reports also suggest Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu will tell the
visiting British Foreign Secretary David Miliband today that Turkey wants to
see a solution on Cyprus within the next six months.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat is also due to meet EU Enlargement
Commissioner Olli Rehn in Brussels today. During a speech given on Tuesday,
Talat said that while he was focusing on achieving a solution, he also had a
Plan B and C if necessary.
Speaking after a meeting with AKEL chief Andros Kyprianou, Downer said
yesterday Bans trip was a chance for him to clarify that the Cyprus issue is a
very important priority for the UN. We want to see the two leaders succeed in
the talks, he said.
The fact that Ban came as far as Greece but did not arrange a stopover in
Cyprus raised eyebrows among some commentators, who read the move as a sign
that the talks were not going well enough to warrant a visit by the UNs top
man.
Others speculated that a Ban visit would put too much pressure on the talks,
while an alternative view was also given that he would only have came if he
needed to bang heads together to get the talks moving again.
CYPRUS MAIL 05/11/09
Çözüm umudu yok
Kıbrıs Türk halkının % 77, 9u 2
tamamen ayrı bağımsız devlet istiyor, Annan Planına
sadece %30u evet diyor.
Halkın
çoğunluğu çözüm olacağına inanmıyor
Kıbrıs Türk halkının % 63 oranındaki
çoğunluğu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri
Dimitris Hristofyas arasında sürdürülen görüşmelerin
başarıyla sonuçlanacağına inanmıyor. Ocak 2009da
umutsuzların oranı % 74,5 iken, Ekimde bu rakamın % 63e
gerilemesi dikkat çekiyor. Ocak 2009da çözüm olacağına
inananların oranı %22,3 idi, Ekimde % 33,4e yükseldi.
İki tamamen ayrı
bağımsız devlet isteniyor
KADEMin, Kıbrıs
okurları için yapmış olduğu kamuoyu
araştırmasının sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk
halkının %77,9u 2 tamamen ayrı bağımsız devlet
istiyor. Halkın % 4i mevcut durumun devamına karşı.
Türkiye ile entegrasyona %48,5i hayır diyor, %42,6sı destek
veriyor. Merkezi yapısı zayıf konfederasyona %75,1 hayır,
Merkezi yapısı güçlü federasyona ise %50,4 oranında olabilir
deniyor.
KIBRIS 06/11/09
Yeteri kadar ilginç
KIBRISın kamuoyu araştırması güneyde
büyük ilgi uyandırdı
Güvenilir kamuoyu araştırma şirketi
KADEMin, KIBRIS Gazetesi için yaptığı kamuoyu
araştırması Güney Kıbrısta büyük ilgi
uyandırdı. Rum gazeteleri özellikle geçtiğimiz gün gazetemizde
yayınlanan güneye geçişlerle ilgili ankete sayfalarında önemli
yer ayırırken, KADEM Direktörü Muharrem Faiz ile özel söyleşi
yapanlar oldu.
Politis gazetesi, kamuoyu araştırmasının
sonuçlarına ve Faizin sözlerine geniş yer verdi. Gazete, anket
sonuçlarına göre KKTCden Güney Kıbrısa geçenlere ilişkin
nitelik ve sayısal açıdan verilerin yeteri kadar ilginç olduğu
yorumunda bulundu.
Habere göre KADEM Araştırma Merkezi Direktörü Muharrem
Faiz gazeteye yaptığı açıklamada,
araştırmanın ilginç verisi, Güney Kıbrısa sık
geçenlerin daha genç yaştaki Kıbrıslı Türklerin
olmasıdır. Bu gelecek için ümit verici bir unsurdur dedi.
KIBRIS 06/11/09
Şubata kadar mutlaka
ilerleme olmalı
Talat,
Nisandaki seçimler öncesinde kampanyalar başlayacağını ve
bundan önce Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, bunun
kampanyaların da unsuru haline geleceğini ve bunun da doğru bir
şey olmadığını söyledi. Talat, Şubat eğer
kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa şubat ayına
kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca ulaşılması
gerekir dedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Brükselde Avrupa Birliği Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli
Rehn ile görüştü.
Avrupa
Komisyonunda gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat süren
görüşmede, AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörü Michael Leigh de
hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı
Talat, görüşme sonrasında basına yaptığı
açıklamada, Rehn ile Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili
detaylı bir görüşme gerçekleştirdiklerini, Rehnin gelinen
aşamayı ve kısa zamanda çözüme ulaşılıp
ulaşılamayacağını merak ettiğini belirterek son
durumu ve müzakerelerin içeriğini
kendisine ayrıntılı bir şekilde aktarma
fırsatı bulduğunu söyledi.
ABnin
Downerin ekibine, yasal ve teknik konularda yardımcı olmak üzere
Leopold Maureri Avrupa Komisyonu Başkanının Özel Temsilcisi
olarak atamasının ve müzakereler ile AB arasındaki
ilişkileri yürütecek olmasının Avrupa Birliğinin önemini
artırdığını belirten Talat, ancak Avrupa
Birliğine, Rum tarafı üyesi olduğu için tarafsız rol
oynayamayacağından müzakerelerde aktif bir rol öngörmediklerini
yineledi ve Rehnle bu konuyu da görüştüklerini ifade etti.
ABNİN
YAPACAĞI KATKILAR
Talat,
ABnin yapacağı katkılar olduğunu ve bunun iki kanaldan
yapabileceğini de ifade ederek ; birincisi olarak Rum tarafını
hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesi gerektiğini, bunun
önemli olduğunu, çünkü Rum tarafı ABye girdikten sonra
rahatlığa kavuştuğunu belirtti. Talat, ikinci kanalın
ise Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu;
Kıbrıslı Türklerin ABye olan güvenini büyük ölçüde kaybettiğini,
ancak buna rağmen ABye girmek istediğini, çözüm de istediğini,
dolayısıyla erozyona uğrayan çözüm ümidi ile ABye güveninin
canlandırılması gerektiğini vurguladı. Bunun için
ABnin Kıbrıslı Türklerle yürüttüğü ilişkileri
sürdürmesi ve artırması gerekmektedir diyen Talat, bunu Rehnden
talep ettiğini söyledi.
Talat
bunu Rum tarafı üzerinden kabul etmediklerini de yeniden dikkatlerine
getirdiğini belirterek bu
açıdan da yararlı bir görüşme olduğunu kaydetti.
Talat,
KKTCde Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle süre
kısıtlaması olabileceği konusunu görüşüp görüşmedikleri
yönündeki bir soru üzerine ise, AB ve Rehnin, bunun için erken bir çözüme özel
ilgisi bulunduğunu söyledi. Nisan ayındaki seçimlerin önemli bir
dönüm noktası olduğunu belirten Talat, öncesinde kampanyalar
başlayacağını ve bundan önce Kıbrıs sorununun
çözülmemesi halinde, Kıbrıs sorununun unsurlarının
kampanyaların da unsuru haline geleceğini ve bunun da doğru bir
şey olmadığını anlattı.
Şubat
eğer kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa şubat
ayına kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca
ulaşılması gerekir diyen Talat, bunun ne olabileceği
sorusu üzerine de çok ciddi ilerleme, yani 3-5 pürüzlü nokta
dışında önemli konuların çözümlenmesi demek olur dedi.
![]()
ABnin Kıbrıs sorununa ilgisinin devam etmesi
önemli ve yapacağı katkılar var. Birincisi olarak Rum
tarafını hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesidir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brükselde Avrupa Birliği
Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüştü.
Avrupa Komisyonunda gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat süren
görüşmede, AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörü Michael Leigh de
hazır bulundu. Talata ise görüşmede Cumhurbaşkanlığı
AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB
Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoydan oluşan heyeti eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sonrasında basına
yaptığı açıklamada, Rehn ile Kıbrıs müzakere
süreciyle ilgili detaylı bir görüşme gerçekleştirdiklerini,
Rehnin gelinen aşamayı ve kısa zamanda çözüme
ulaşılıp ulaşılamayacağını merak
ettiğini belirterek son durumu ve müzakerelerin içeriğini kendisine
ayrıntılı bir şekilde aktarma fırsatı
bulduğunu söyledi.
ABnin Downerin ekibine, yasal ve teknik konularda yardımcı olmak
üzere Leopold Maureri Avrupa Komisyonu Başkanının Özel
Temsilcisi olarak atamasının ve müzakereler ile AB arasındaki
ilişkileri yürütecek olmasının Avrupa Birliğinin önemini
artırdığını belirten Talat, ancak ABye, Rum
tarafı üyesi olduğu için tarafsız rol
oynayamayacağından müzakerelerde aktif bir rol öngörmediklerini
yineledi ve Rehnle bu konuyu da görüştüklerini ifade etti.
Görüşmeden memnun olduğunu belirten Talat, ABnin Kıbrıs
sorununa ilgisinin devam etmesi önemlidir diye düşünüyorum ve bunun
hızlı bir şekilde sonuca ulaşması talebi, arzusu da
önemlidir dedi.
ABNİN YAPACAĞI KATKILAR
Talat, ABnin yapacağı katkılar olduğunu ve bunun iki
kanaldan yapabileceğini de ifade ederek ; birincisi olarak Rum
tarafını hızlı bir çözüm yönünde cesaretlendirmesi
gerektiğini, bunun önemli olduğunu, çünkü Rum tarafı ABye
girdikten sonra rahatlığa kavuştuğunu belirtti. Talat,
ikinci kanalın ise Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu;
Kıbrıslı Türklerin ABye olan güvenini büyük ölçüde
kaybettiğini, ancak buna rağmen ABye girmek istediğini, çözüm
de istediğini, dolayısıyla erozyona uğrayan çözüm ümidi ile
ABye güveninin canlandırılması gerektiğini vurguladı.
Bunun için ABnin Kıbrıslı Türklerle yürüttüğü
ilişkileri sürdürmesi ve artırması gerekmektedir diyen Talat,
bunu Rehnden talep ettiğini söyledi.
Talat bunu Rum tarafı üzerinden kabul etmediklerini de yeniden
dikkatlerine getirdiğini belirterek
bu açıdan da yararlı bir görüşme olduğunu kaydetti.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, bir soru üzerine,
limanlar konusunun görüşmede ele alınmadığını
ifade ederek bu konudaki tutumlarını yineledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklere
yönelik kısıtlamalar nedeniyle Türkiyenin Kıbrıs Rum
tarafına yönelik kısıtlamalarını, Türk tarafına
uygulanan izolasyonda yumuşama olmadan kaldırmasının
beklenemeyeceğini vurguladı.
Talat, KKTCde Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle süre
kısıtlaması olabileceği konusunu görüşüp görüşmedikleri
yönündeki bir soru üzerine ise, AB ve Rehnin, bunun için erken bir çözüme özel
ilgisi bulunduğunu söyledi. Nisan ayındaki seçimlerin önemli bir
dönüm noktası olduğunu belirten Talat, öncesinde kampanyalar başlayacağını
ve bundan önce Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde, Kıbrıs
sorununun unsurlarının kampanyaların da unsuru haline
geleceğini ve bunun da doğru bir şey
olmadığını anlattı.
Şubat eğer kampanyanın başlangıcıysa hiç olmazsa
şubat ayına kadar çok ciddi bir ilerleme ve hatta bir sonuca
ulaşılması gerekir diyen Talat, bunun ne olabileceği
sorusu üzerine de çok ciddi ilerleme, yani 3-5 pürüzlü nokta
dışında önemli konuların çözümlenmesi demek olur dedi.
Gelinen aşamada Hristofyasla anlaşabildikleri ve
anlaşamadıkları konuları belirleyerek şimdi onlar
üzerinde, daha da yakınlaşmak için
çalıştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Her konuda anlaşsak bile bunların kuruluş
anlaşmasına ve anayasalara yansıtılabilmesi için belli bir
süreye ihtiyacımız var. Çünkü anayasaları anayasa uzmanları
yazacak. Biz anlaştığımız konuları onlara
vereceğiz ve onların da yazmak için zamana ihtiyacı olacak.
Dolayısıyla önemli kısımları bitirip bunları
anayasacılara devretmek çok önemli bir aşama olacaktır.
Artık sonu demek olacak. O zamana kadar bu safhaya varabilmeyi umuyorum
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soru üzerine ise,
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiyenin Kıbrıs Türkünün
canına ve malına kasteden Kıbrıs Rum ordusunun NATOda yer
almasına tahammül edemeyeceğine işaret ederek Bu bizim için çok
ciddi bir güvenlik tehdidi ve bir çeşit intihar olur dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın dün akşam KKTCye dönmesi
bekleniyordu.
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümü için Avrupa Birliği'nin (AB) desteğinin ihtiyaç
olduğunu ifade ederek, bu desteğin, gerek Komisyon gerekse üye
ülkeler tarafından verilebileceğini Avrupa Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e anlattığını
söyledi.
Brüksel ziyaretini tamamlayarak dün gece KKTC'ye dönen Talat,
temaslarını TAK'a değerlendirdi. Brüksel ziyaretinin ilk
gününde, Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi'nde (CEPS)
verdiği konferansı yararlı bulduğunu belirten Talat,
CEPS'nin Kıbrıs'a olan ilgisinin çok eskiye
dayandığını, hatta Kıbrıs sorunuyla ilgili ilk
önemli açılımları bu düşünce kuruluşunun incelemeleri
üzerine gündeme aldıklarını anımsattı. Talat,
Kıbrıs sorununun bugünkü çerçevesine ulaşmasında ve AB'yle
bağlantıların bugünkü noktaya gelmesinde önemli yeri olan
CEPS'de böyle toplantı yapılması oldukça yaralı oldu dedi.
Ziyaretinin ikinci gününde parlamentoda temaslar yaptığını
anımsatan Talat, Liberal ve Sosyalist Grup ile Dış
İlişkiler Komitesiyle toplantılarında, Kıbrıs
sorununun geldiği aşamayı ortaya koyduklarını
kaydetti.
Çözüm için AB'nin yapabileceği katkıları ve Kıbrıs Rum
tarafının ihtiyacı olan motivasyonun nasıl
sağlanabileceğini değerlendirdiklerini aktaran Talat,
Dış İlişkiler Komitesindeki değerlendirmede, bu
komiteyle daha uzun bir çalışma yapmayı prensip olarak
kararlaştırdıklarını söyledi.
REHN'DEN AB'NİN DESTEĞİNİ TALEP ETTİM
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile
görüşmesini de çok yararlı olarak değerlendiren Talat, Hem
Kıbrıs sorununun geldiği aşamayı aktardım, hem de
AB'nin desteğini talep ettim dedi.
Talat, çözüm için AB'nin desteğinin ihtiyaç olduğunu ve bunun gerek
komisyon gerekse üye ülkeler tarafından verilebileceğini Rehn'e
anlattığını kaydetti.
Rehn'in de, komisyonun Kıbrıs'a olan ilgisinin devam ettiğini,
bundan sonra da edeceğini ve bir an önce sorunun çözümünü beklediklerini
ifade ettiğini aktaran Talat, şunları söyledi: Brüksel
temaslarımın, Kıbrıslı Türklerin Brüksel'deki
görünürlüğünü artırma bakımından son derece yararlı
olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da Avrupa Birliği'yle
temasların her düzeyde devam etmesinin yararına inanıyorum.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'la Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa
ara bölgede saat 16.00'da 50. görüşmeyi yapacak. Görüşmede mülkiyet
konusu ele alınmaya devam edilecek.
No agreement on reunification
chapters mentioned by Mr Talat
By Elias Hazou
THROUGH
its spokesman yesterday, the government rubbished reports of an agreement
between the Greek and Turkish Cypriot sides on certain aspects of reunification
talks.
Speaking to newsmen after a meeting of the Cabinet, Stefanos Stefanou debunked
a comment attributed to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said to have
told a Brussels-based think tank on Tuesday that the two sides had struck a
deal on the chapters of governance, European affairs and the economy.
Greek media cited Talat as using the term agreement although it is not clear
whether this was a mistranslation of the original statement.
At any rate, asked to comment on the reports, Stefanou said: We wish such an
agreement existed.
But unfortunately, there is no agreement on any of these three chapters
mentioned by Mr. Talat.
The two sides had achieved convergence on certain aspects of these three
issues, but at the same time significant differences remained, he added.
Asked by a reporter whether Talats comments might be a deliberate bid to
beautify the picture ahead of Turkeys EU accession review in December, the
spokesman said this might well be the case.
Logically this type of remarks may be aimed at embellishing or idealizing or
giving a picture that is different to that in the actual negotiations, said
Stefanou.
Despite some progress on aspects of a settlement, the Greek Cypriot side was
not satisfied with the overall progress in the talks, he added.
We speak the language of truth, and we tell things the way they really are.
There are difficulties, there are also serious disagreements which we are
striving to overcome, and that is why we seek compliance with the agreed basis
for a solution for a bi-zonal, bi-communal federation with political equality.
Commenting on the recent flurry of diplomatic activity on Turkeys part, the
spokesman did not rule out the possibility of a publicity stunt to mollify the
EU.
It is actions that matter, and hopefully Turkey will take actions that are
substantive. Turkey shall be judged according to its actions and its stance on
these matters [the Ankara Protocol], and unfortunately it has done nothing of
substance, Stefanou said.
Meanwhile yesterday the top aides to the two leaders met to discuss the
property issue ahead of todays meeting between President Demetris Christofias
and Mehmet Ali Talat.
The two leaders had also discussed the property issue earlier this week.
Presidential Commissioner George Iacovou and Talat aide Ozdil Nami have been tasked
with preparing a list of the criteria involved in the property question, in
terms of what kinds of properties are affected and what potential solutions are
available.
The two sides stand on opposite sides of the fence in terms of their respective
positions on property solutions. While the Greek Cypriot side wants the
original owner to have final say on what to do with the property, the Turkish
Cypriots argue in favour of giving the current user more weight.
Ban Ki-moon cautiously optimistic
over Cyprus settlement
By Elias Hazou
UN Secretary General Ban
Ki-moon said yesterday that, despite the many challenges, he still remains
cautiously optimistic over prospects for a Cyprus settlement.
Addressing the Greek Parliament, Ban spoke of a unique opportunity to solve the
Cyprus problem.
The UN chief said the UN would facilitate the ongoing negotiations between the
leaders of the two communities to reach a settlement, noting that steady
progress is being made.
He went on to congratulate President Demetris Christofias and Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat for their political leadership and determination.
Ban said he and his Special Adviser Alexander Downer were focused on reaching a
solution by the Cypriots for the Cypriots, adding that, despite the many
challenges, he remained cautiously optimistic regarding the prospects of a
settlement.
He pointed out the role Greece could play as a close partner of Cyprus, adding
that there was now a unique opportunity to solve the problem.
Also in Athens yesterday was Turkey's chief EU negotiator Egemen Bagis for
talks with the Greek leadership, in a visit described as significant by
political analysts. Speaking to newsmen from Turkey earlier yesterday before
flying out to Athens, Bagis referred to a letter sent by Turkish Prime Minister
Recep Tayyip Erdogan to Greek premier George Papandreou on October 30.
Bagis said the letter clearly spelled out Ankaras views on the Cyprus issue,
as well as addressing other issues of concern to both countries, such as the
status of the Aegean and Turkeys EU accession process.
Speaking to reporters in Greece, Bagis said he expected an answer from
Papandreou, evidently referring to Erdogans letter.
In Nicosia, the government spokesman said President Christofias was briefed on
the contents of the letter during a telephone conversation with Papandreou
yesterday.
But he declined further comment, noting that the letter was not a matter that
concerned Cyprus but Greece.
Meanwhile British Foreign Secretary David Miliband yesterday said ongoing
Cyprus negotiations represented a unique opportunity to solve the intractable
problem.
This is a moment of truth, it is a moment for leadership, it is a moment for
commitment, because it is a once-in-a-generation opportunity to resolve the
Cyprus issue on a bi-zonal, bi-communal basis, Miliband said in an interview
with the daily Hürriyet.
Describing both the Turkish and Greek Cypriot leaders, Mehmet Ali Talat and
Dimitris Christofias, as serious people with real commitment, Miliband
reaffirmed that Europe would support them when they have to make difficult
decisions in the months ahead.
Miliband was speaking from Ankara where he held talks with the Turkish
leadership, first with Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu and then
Turkish premier Erdogan.
The EU recently criticized Turkey for slowing down the reform process. Turkey
has only been able to open 11 negotiation chapters so far and only one has been
provisionally closed. In 2006, the EU suspended the opening of eight chapters
due to Turkeys refusal to implement the Ankara Protocol that would open
Turkish ports to Greek Cypriot traffic.
The Ankara Protocol is important, it is part of the [Cyprus] story and there
is an important decision to be taken in December
but we should not make a
crisis out of a drama, Miliband said.
And speaking on CNN Turk, Milliband said a Cyprus solution said a Cyprus
solution was technically feasible.
It is too early to talk of failure. At any rate, such an opportunity will not
arise again, he said.
Competition takes inspiration from
human rights
By Patrick Dewhurst
HUMAN RIGHTS organisation
are celebrating the forthcoming Human Rights Day with an art competition.
Action for Equality, Support and Anti-Racism (KISA) and the Turkish Cypriot
Human Rights Foundation have teamed up to run the competition, which aims to
promote and highlight the importance of Human Rights Day on December 10.
Entries can be submitted in two categories; photographs or paintings and
posters, before the closing date of December 2. There will be two age groups
for each category, 12-18 years old and 18 and over.
The artworks in each of the categories will be judged by a panel of seven
judges, drawn from Turkish Cypriot, Greek Cypriot and other Ethnic backgrounds.
The four winners will be announced on December 10, each receiving a prize of
300.
The date will be celebrated around the world to mark the United Nations General
Assemblys adoption and proclamation in 1948 of the Universal Declaration of
Human Rights (UDHR). The Declaration, signed 61 years ago, is the foundation of
international human rights law, the first universal statement on the basic
principles of inalienable human rights and a common standard of achievement for
all peoples and all nations.
To enter the competition, or to find out more, visit:
http://humanrightsdaycyprus.wordpress.com or call KISA on 22878181
Kararsızların
oranı oldukça yüksek
KADEMin, KKTC genelinde 1144 vatandaş ile
gerçekleştirmiş olduğu kamuoyu araştırmasının
sonuçlarına göre, Nisan 2010da yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, her ikisinin de aday
olması halinde, UBP lideri, Başbakan Derviş Eroğluna oy
vereceğini söyleyenlerin oranı %36, Mehmet Ali Talata oy
vereceklerin oranı ise %31,4. kararsızlar ise %22,1 oranıyla
dikkat çekiyor.
Kamuoyu araştırmasında, Derviş Eroğlu ve
Mehmet Ali Talatın dışında, DPnin göstereceği
adayı destekleyeceğini söyleyenler %2 oranında. Yeni
çıkacak birisine %2,5, TDP adayına ise %1 oranında destek var.
Eroğlunu destekleyeceğini söyleyenlerin büyük bir
çoğunluğunu UBP ve DPliler oluşturuyor. UBPli olup da
Eroğlunu destekleyeceğini söyleyenlerin oranı %74,6, DPlilerin
ise %54,5.
UBPli olup da, Talata oy verecek olanlar 6,6 iken CTPli olup da
Eroğluna oy vereceklerin oranı %8,8e ulaşıyor.
CTPlilerden %86,1i Talatı destekleyecek. TDPlilerden %43,3ü
Talatı, %3,3ü Eroğlunu, %23,3ü de kendi partilerinin
adayını destekliyor.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın AB ve BM ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi
Özdil Nami, Kıbrıs müzakerelerinde Mülkiyet konusunda taraflar
arasında ilk yakınlaşmanın
sağlandığını bildirdi.
Özdil Nami,
tarafların karşılıklı olarak masaya koyduğu
12şer maddeden oluşan kriterlerin yarıya yakınında
uzlaşma sağlandığını kaydetti.
Nami, BRT 1de
yayınlanan Güne Günaydın adlı programda yaptığı
konuşmada, mülkiyete ilişkin kriterlerle ilgili olarak
karşılıklı 12şer maddeden oluşan belgeler ortaya
koyan tarafların, söz konusu maddelerin yarıya yakınında
uzlaşı sağladıklarını, bazılarında ise
yakınlaştıklarını belirtti.
MÜLKİYET
MEKANİZMASI
Özdil Nami,
temsilcilerin önceki günkü görüşmede elde ettiği sonucun
aktarıldığı ortak kağıdın
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın bugün gerçekleştireceği görüşmede masada
bulunacağını söyledi.
Özdil Nami,
mülkiyet sorununun çözümünde kurulacak mekanizmada Tazminat, İade ve
Takas enstrümanlarının kullanılması ve bu amaçla bir
komisyon oluşturulması konusunda da
uzlaştıklarını kaydetti. Nami, kimin ve nasıl birincil
söz hakkı olacağı konusunun ise müzakere edilmekte olduğuna
işaret etti.
BM
teknik heyetlerinin konuya ne denli müdahil olduğunun sorulması
üzerine Nami, BM heyetleri taraflarla ayrı ayrı görüşüyor.
Bizim Yakovu ile yaptığımız toplantılara
katılmadılar. Onlar daha fazla tazminatların nasıl
bulunacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda fikir
üretiyor şeklinde konuştu.
![]()
İngilterenin en büyük ikinci hava yolu şirketi
EASYJETin sahibi Sir Stelios Haji-İoannou, Kıbrıs Türk
basınında ilk defa STAR KIBRISA konuştu
Londrada EASYGROUP Merkezinde İngiltere Temsilcimiz Mihrişah
Safaya özel demeç veren Stelios, Kıbrıstaki bariyerleri kırmak
için düzenlediği iş ortaklığı yarışması
finali öncesi, adayla ilgili çeşitli görüşlerini açıkladı
Anne-babası Kıbrıs doğumlu 43 yaşındaki Sir Stelios,
Türk ve Rum işadamlarının birlikte iş yapmasını
sağlamak ve adanın birleşmesine katkıda bulunmak
amacıyla düzenlediği yarışmada 5 yarışmacı
çifte toplam 250 bin Euro verecek.
STAR KIBRIS 07/11/09
![]()
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, Türkiye'nin limanlarını açma konusundaki taahhüdü ne
kadar AB Konseyi açısından bağlayıcı ise, KKTC
üzerindeki izolasyonların kaldırılması da bizim
açımızdan o derece önemli bağlayıcı bir hükümdür.
Bunlar ancak birlikte ele alındığı zaman adil bir
yaklaşım sergilenebilir dedi.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ise Ankara
Protokolü'nün uygulanmasının Türkiye ve diğer tarafların
sorumluluğu olduğunu, bundan ayrı ancak bununla ilgili bir
başka süreç daha bulunduğunu, bunun da Kıbrıs olduğunu
söyledi.
TC Dışişleri Davutoğlu ile İngiltere
Dışişleri Bakanı Miliband gerçekleştirdikleri
görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında soruları yanıtladı.
Davutoğlu, limanların Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına
açılması talebi ile ilgili olarak şöyle konuştu:
''Eğer limanlar konusu kapsamlı barış
dışında ya da daha sonraki aşamada ele alınacaksa yine
bilinmesi gereken şey şu: Taahhütler
karşılıklıdır. Türkiye'nin limanlarını açma
konusundaki taahhüdü ne kadar AB Konseyi açısından
bağlayıcı ise, KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılması da bizim açımızdan o derece önemli
bağlayıcı bir hükümdür. Bunlar ancak birlikte ele
alındığı zaman adil bir yaklaşım sergilenebilir.
Davutoğlu, Kıbrıs konusunu bir bütün olarak ele
aldıklarını, yalnızca limanlar konusu çerçevesinde
konuşmadıklarını belirterek, bu konudaki
tutumlarının açık olduğunu kaydetti.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ise, Ankara
Protokolü'nün uygulanmasının Türkiye ve diğer tarafların
sorumluluğu olduğunu, bundan ayrı ancak bununla ilgili bir
başka süreç daha bulunduğunu, bunun da Kıbrıs müzakereleri
olduğunu söyledi. ''Müzakerelerde ilerleme başlı başına
önemli bir konudur'' diyen konuk bakan, bu sorunun çözülmesinin AB-NATO
ilişkileri açısından da önemli olduğunu, gerek
Kıbrıs sorununda gerekse protokol konusunda acil bir çözüm
bulunmasının önemli olduğunu vurguladı.
Miliband, 26 Ekim'de Londra'da Türkiye'nin yönü ve önemine ilişkin
yaptığı konuşmanın hatırlatılması
üzerine, o konuşmada, ''Türkiye'nin Avrupa'da yükselen bir dev
olduğunu'' söylediğini belirterek, dünyanın 15. büyük ekonomisi
olan Türkiye'nin giderek artan gücüne dikkat çekti. Miliband, Türkiye'nin
AB'nin saygıdeğer bir üyesi olmasının önemli bir simge
olacağını kaydetti.
STAR KIBRIS 07/11/09
![]()
Talat, mülkiyet konusu görüşmelerde en dikenli, en
zor ve en karmaşık konu, ancak son görüşmelerde ortaya
çıkan yakınlaşmalarla bu konuda umutlarım geçmişe göre
ciddi şekilde arttı.
Hristofyas: Mülkiyet konusunda bugün ileriye doğru adım
atıldı ama daha yapılacak çok şey var.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müzakereleri çerçevesinde yaptıkları 50. toplantıda, mülkiyet
konusunda umut yeşerdi.
Mülkiyet konusunun müzakere edildiği dünkü görüşme,
yaklaşık 2 saat sürdü.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
liderlerin önce baş başa görüşme gerçekleştirdiklerini,
daha sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini söyledi.
Downer, pazartesi ve perşembe günleri özel temsilcilerin
yapacağı görüşmelerde mülkiyet konusuna devam edileceğini,
liderlerin de cuma günü yapılacak görüşmede aynı konu üzerinde
çalışacaklarını kaydetti.
Downer Masaya bugün herhangi bir öneri getirilip getirilmediği yönündeki
soruyu ise, görüşme dostça ve güzel bir atmosferde gerçekleştirildi
diyerek yanıtsız bıraktı.
Konu üzerinde herhangi bir ilerleme sağlandı mı
şeklindeki soruya da Downer, İki lider konu üzerinde
çalışıyor demekle yetindi.
En dikenli, en karmaşık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusunun görüşmelerde
en dikenli, en zor ve en karmaşık konu olduğunu, ancak son
görüşmelerde ortaya çıkan yakınlaşmalarla bu konuda
umutlarının geçmişe göre ciddi şekilde
arttığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Lider Dimitris Hristofyas ile
görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığında
basına açıklamalarda bulundu.
Talat, mülkiyet konusunu görüşmeye devam ettiklerini, görüşmede iyi
bir çalışma yaptıklarını söyledi.
Mülkiyet konusunda daha önce kriterlerin hazırlanması konusunda
mutabakata vardıklarını ve temsilcilerinin toplanarak
tarafların düşüncelerini bütünleştirmeye, birleştirmeye
çalıştıklarını anımsatan Talat, temsilcilerin
yapılan son toplantıda da çeşitli renklerden oluşan bir kağıt
hazırladıklarını kaydetti.
Talat, özellikle o kağıdın kategorileri üzerinde
çalıştıklarını ifade ederek, bu kapsamda iyi bir
çalışma yaptıklarını söyledi.
Temsilcilerin gelecek hafta 2 görüşme yapacaklarını ve
liderlerin bundan sonraki görüşmesine iyi bir hazırlık
yapacaklarına inandığını belirten Talat, En dikenli
konu olan mülkiyetle ilgili umutlarımız, en azından benim,
geçmişe göre ciddi şekilde artmıştır dedi.
Ancak henüz işin başında olduklarını dile getiren
Talat, daha önce mülkiyet konusunda iki liderin bir birine çok uzak
olduğunu, son çalışmayla bir birlerine daha yakın noktada
olduklarını söyleyebileceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın öneri
kağıtlarını gördükten sonra
yorumladığını ve kendisine göre sorgulayarak
tartıştığını, karşı tarafla ortak bir
noktaya gelmeye çalıştığını anlatarak,
kağıtların bu şekilde
hazırlandığını söyledi.
Mülkiyet konusundaki son kağıtta da böyle olduğunu ve daha fazla
kriterler üzerinde durduklarını belirten Talat, ortak noktalara
varabilecekleri gibi bir izlenimi olduğunu vurguladı.
Hristofyas doğruladı
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatla dünkü görüşmelerinde mülkiyet konusunda ileriye
doğru adım atıldığını, ancak daha
yapılacak çok şey olduğunu söyledi.
Rum radyosu RİKin haberine göre, Talatla görüşmesinin ardından
başkanlık konutuna dönüşünde açıklama yapan Hristofyas,
Mal-mülklerin kategorilere ayrılmasına başladık. Bugün
ileriye doğru bir harekette bulunduk fakat daha yapılacak çok
şey var dedi.
Hristofyas, Bana göre, mülkiyet başlığıyla ilgili
görüşmeler birkaç hafta sürecek. Mal-mülklerle ilgili konuyu
görüşmeye devam ediyoruz ki bu da basit bir konu değildir diye
ekledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB işlerinden
sorumlu temsilcisi Özdil Naminin mülkiyete ilişkin kriterlerde
karşılıklı 12şer maddeden oluşan belgeler ortaya
konduğuna ve bunların yarıya yakınında
uzlaşı sağlandığına ilişkin dünkü
açıklamasının anımsatılması üzerine ise
Hristofyas, Böyle bir şey yok dedi ama ekledi
Özdil Naminin hangi 12
noktadan bahsettiğini kendi kendime sordum. Mal-mülklerin kategorilere
ayrılmasıyla ilgili 12 noktadan 6sı mı? Mal-mülklerin
kategorilere ayrılmasına ilişkin üzerinde anlaşmaya
varılan çok daha fazla nokta vardır. Fakat görüşülmesi gereken
başka noktalar da var
STAR KIBRIS 07/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın AB ve BM
ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs
müzakerelerinde Mülkiyet konusunda taraflar arasında ilk
yakınlaşmanın sağlandığını bildirdi.
Özdil Nami, tarafların karşılıklı olarak masaya
koyduğu 12şer maddeden oluşan kriterlerin yarıya
yakınında uzlaşma sağlandığını
kaydetti.
Nami, BRT 1de yayınlanan Güne Günaydın adlı programda
yaptığı konuşmada, mülkiyete ilişkin kriterlerle
ilgili olarak karşılıklı 12şer maddeden oluşan
belgeler ortaya koyan tarafların, söz konusu maddelerin yarıya
yakınında uzlaşı sağladıklarını,
bazılarında ise yakınlaştıklarını belirtti.
Özdil Nami, temsilcilerin önceki günkü görüşmede elde ettiği sonucun
aktarıldığı ortak kağıdın
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın bugün gerçekleştireceği görüşmede masada bulunacağını
söyledi.
Nami, mülkiyet sorununun çözümünde kurulacak mekanizmada Tazminat,
İade ve Takas enstrümanlarının kullanılması ve bu
amaçla bir komisyon oluşturulması konusunda da
uzlaştıklarını kaydetti. Nami, kimin ve nasıl birincil
söz hakkı olacağı konusunun ise müzakere edilmekte olduğuna
işaret etti.
BM teknik heyetlerinin konuya ne denli müdahil olduğunun sorulması
üzerine Nami, BM heyetleri taraflarla ayrı ayrı görüşüyor.
Bizim Yakovu ile yaptığımız toplantılara
katılmadılar. Onlar daha fazla tazminatların nasıl
bulunacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda fikir
üretiyor şeklinde konuştu.
Müzakerelerde gelinen aşama
Özdil Nami, devam eden müzakerelerde ciddi bir yol alınıp
alınmadığına ilişkin soruyu Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrısta liderler 1
yılda, 30 yılda alınan mesafeden fazla yol aldı
değerlendirmesiyle yanıt verdi.
Nami, Moonun Şimdi liderlerden gerçek ilerleme bekliyorum
şeklindeki yaklaşımını ise sonuç almaya yönelik bir
talep olarak değerlendirdi.
Özdil Nami, varılacak anlaşmanın birincil hukuk olması
konusunda ise ABnin en üst düzey yetkililerinin verilmiş taahhütleri
bulunduğunu, tarafların anlaşmaya varması halinde ABnin
bunun önünde engel olmayacağını söyledi.
STAR KIBRIS 07/11/09
Property group condemns title deeds
laws
By Charles Charalambous
DRAFT
legislation to deal with the estimated 130,000 unissued title deeds fails to
grasp the nettle of the issue as it does not address in any way the main
issue of developer mortgages, a leading property action group said yesterday.
In a statement to be circulated today to British and Cypriot MEPs a copy of
which has been obtained by the Cyprus Mail the Cyprus Property Action Group
(CPAG) contends that the governments proposed legislation currently before the
House Legal Affairs Committee in effect is merely an amnesty for developers
who have failed to adhere to planning/building permits issued or even built
illegally without these permits.
Consequently, it fails to address the main problem of developers taking
mortgages on properties they have also sold to unsuspecting buyers. Buyers
then wait years to obtain title deeds and stand to lose their homes should the
developer go bust and if the buyers cannot then pay off their portion of the
mortgage.
After arguing that successive governments have totally abandoned enforcing
the Completion Certificate law which is designed specifically to protect
buyers and the integrity of the planning system, the CPAG statement also says
that by creating three categories of title deed the proposed legislation in
our view also seriously undermines the rights of the buyers who may be
subjected to the effects of such provisions.
The three new categories defined in the draft legislation are: complete or
clean title; imperfect title, presenting minor irregularities in relation to
the building permit; and limited title, presenting substantial illegalities
in relation to the building permit.
In CPAGs view, anything less than a complete or clean title deed in practice
would prevent a buyer from selling a property or taking out a mortgage. Since
Article 23 of the Constitution (Property Rights) guarantees every owner the
right to dispose of their property, CPAG considers this particular amendment
as being totally unconstitutional.
The Government could appear to be colluding with dishonest developers to
breach bona fide sales agreements through their ability to apply for these
inadequate type 2 and 3 title deeds.
The statement also quotes a press announcement issued by the Cyprus Bar
Association a month ago, which said that there is concern that the amendments
will not solve the problem, but add to it, and recommended opposition to the
three amending bills.
CPAG accuses the Cyprus government of consistently misleading the UK
government and the EU which have applied pressure for a resolution to the
problem by suggesting that the proposed legislation represents action to
address the serious issues raised by these bodies.
The statement concludes: Sooner or later they will have no choice but to
address the issue of developer mortgages. The question is: just how much damage
to the economy, the image of Cyprus and peoples lives will have been caused
before the Government shoulders its responsibilities?
CYPRUS MAIL 07/11/09
Seeking common ground on property
By Stefanos Evripidou
BOTH LEADERS spoke of tentative steps forward
on the seemingly insurmountable property issue yesterday after meeting for two
hours at the UN-controlled Nicosia Airport.
Following his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, President
Demetris Christofias said the two leaders achieved some convergence, noting,
however, that a lot still needed to be done.
The discussion (on property) will continue, in my view, for some weeks...(it)
is not a simple matter. Anyway, we have made a move forward but there is still
a lot that needs to be done, he said.
I dont mean that there has been progress, but there is a certain
convergence, he added.
Christofias noted that the two sides would continue efforts to categorise the
various issues involved in the mammoth property chapter. We have still a long
way to go, he said.
Talat displayed an equal measure of cheer on his return to the north, saying that
his hopes of reaching agreement on the complicated and difficult property
issue had increased.
He said good work had been made on the issue, adding that the leaders
respective aides had prepared coloured documents, showing the points of
convergence and divergence.
Talat expressed optimism that the two aides will make good work before the two
leaders next meeting, noting that the two sides started off poles apart but
were now inching closer. The Turkish Cypriot leader noted, however, that they were
still at the beginning of the property issue.
Noting his hope for greater convergence, Talat explained that one side often
feels uncomfortable with the other sides proposal, but that after talking
about it, they realise its not what they think it is, and the two find common
ground.
Meanwhile, Christofias denied statements by the Turkish Cypriot leaders aide,
Ozdil Nami, regarding the existence of 12-point documents on the criteria for
the properties issue and on the fact that the two sides have agreed on nearly
half of them.
No, there is no such thing. The points on which there has been an agreement
are much more regarding the categorisation but there are still some which need
to be discussed, he said.
He added that there is a first paper on convergences and differences from last
year and now we are categorising properties, so we have not yet entered the
essence of the discussion.
The representatives of the two leaders, George Iacovou and Nami are going to
meet next Monday and Thursday, to further work on the property issue while the
leaders will meet again on Friday, sticking to the same topic of discussion.
They need meetings to make progress. As they gradually make progress they will
get to the end of the process and eventually they will move to another
chapter, said UN Special Adviser Alexander Downer after the meeting.
CYPRUS MAIL 07/11/09
Cyprus and Turkey must find harmony
over airspace
By George Psyllides
INTERNATIONAL aviation
authorities are trying hard to resolve the issue of lack of co-ordination
between control towers in Nicosia and Ankara, which creates flight safety
concerns, officials said yesterday.
The problem stems from Turkeys refusal to recognise Cyprus and its insistence
for flying aircraft in Cypriot airspace to communicate with the breakaway
state.
Both Eurocontrol and ICAO and the European Commission are continuously
mentioning this safety related deficiency to Turkey and we are doing our best
to persuade them that we should find a melody that we can all dance to, said
ICAOs Thiel Karsten.
Karsten said it takes two to tango and until now there has been no agreement
between the two to dance to the same tune.
Eurocontrol director-general David McMillan said his organisation was working
very hard to try and find solutions, which were acceptable to all the parties
concerned so as to deliver the safest possible airspace in this region.
Thats what were trying to do and I think its important that you understand
that efforts are underway to try and find a solution
which I would like to
find sooner rather than later, McMillan told reporters.
He said there were ways within the limits of international law that could help
resolve the issue.
Transport Minister Nicos Nicolaides stressed that any communication between
Nicosia and Ankara could not go through the breakaway state in the north.
It should either be direct or through Eurocontrol or any other facilitators,
Nicolaides said.
We are ready to proceed with technical arrangements of the problem of lack of
communication, Nicolaides said
He criticised Turkey for trying to upgrade the breakaway state through this
procedure.
Turkey insists that all communication goes through the breakaway state.
The issue is one of communication in the area so that everybody knows what
instructions have been given to aircraft and aircraft know which instructions
to follow, McMillan said.
CYPRUS MAIL 07/11/09
Türk dostu Haye 144 kiloluk rakibini yendi ve yeni dünya
şampiyonu oldu ama...
WBA
Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvan maçında
Rus devi Nikolai Valuev dün çıktığı İngiliz boksör
David Haye karşısında unvanını koruyamadı ve
unvanı İngiliz boksöre kaptırdı.
Dünya
WBA Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvan maçında
dün akşam Almanya'nın Nuremberg kentinde yapılan
müsabakada, David Haye 12 raund üzerinden yapılan
karşılaşma sonunda 116-112 sayı ile 2.13 metre boyundaki
Rus boksör Nikolai Valuev'i yenerek unvanın yeni sahibi oldu.
36
yaşındaki Rus boksör Valuev, kariyerinde çıktığı
52 karşılaşmadan 34'ü nakavt olmak üzere 50'sini kazanıp, 1
maçı beraberlikle, 1 maçını ise kaybetmiş olarak ringe
çıkarken, 29 yaşındaki Haye ise toplam 23 maçın 21'ini
nakavt olmak üzere 22'sini kazanıp, 1 maçını da kaybetmiş
olarak çıktı.
İngiliz
vatandaşı olmasına rağmen şortunda Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı taşıyan yeni şampiyon
David Haye, son 3 yıldır antrenmanlarını Girne'de
sürdürüyor.
HAYE'YE
KKTC ŞORTUNU
GİYDİRMEDİLER
Yaklaşık
15 bin kişinin canlı izlediği bu dev maçtan zaferle ayrılan
David Haye, her maçında giydiği Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin bayrağı olan şortunu bu maçta giyemedi.
KKTC'nin
Girne şehrinin Ozanköy köyünde yaşayan ve antrenmanlarını
burada sürdüren Haye, her fırsatta KKTC'yi ve Türk halkını çok
sevdiğini dile getirdi. Fakat yeni şampiyon, maça KKTC bayraklı
şort ile çıkmaması için aldığı tehditler,
baskılar ve maçın bu şekilde
yapılamayacağının belirtilmesi üzerine şortunda sadece
İngiliz bayrağı ile maça çıktı.
MILLIYET 08/11/09
Talat: Gazeteyi okumadım,
Eroğlu: Anket güvenilir
KADEMin araştırma sonuçları
Başbakanı memnun etti, Cumhurbaşkanı yorum yapmadı.
KADEMin, KIBRIS okurları için, Nisan 2010da
yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik ilk
kamuoyu araştırmasının sonuçları büyük ilgi
uyandırdı. Kamuoyu araştırmasında aday olması
halinde Başbakan, UBP Genel Başkanı Dr.Derviş
Eroğluna %36, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata ise %31,4
oranında destek çıktı.
Kıbrıs Türk Ticaret Odasının dünkü 47.
Olağan Genel Kuruluna davetli olarak katılan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS muhabirinin anket sonuçlarını nasıl
buldunuz sorusuna yanıt vermekten kaçınırken gazeteyi
okumadım dedi.
Başbakan Derviş Eroğlu ise, çıkan sonuçtan son
derece mutlu olduğunu ancak daha henüz adaylık için girişiminin
olmadığını söyledi.
Başbakan Eroğlu, adaylığının henüz
kesinleşmediği bir durumda böylesi bir sonuçla karşılaşmaktan
son derece mutlu olduğunu dile getirdi. Eroğlu, halkın
yapılan kamuoyu yoklamasıyla açıkça ifade edilen sonucu ortaya
koyduğunu ve bunun Kıbrıs Türklerinin ihtiyaç duyduğu
tercihler arasında yer aldığını belirtti.
Eroğlu, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
Kamuoyu yoklamaları seçime kadar sürecektir. Bu
kamuoyu yoklamaları bazı siyasi partilerce itibar görmese de buna en
yakın örneğin 19 Nisan seçimleri diyebiliriz. Bu demek oluyor ki,
yapılan kamuoylarına itibar etmek gerekir. Halkımız
doğruyu görebilecek kabiliyetin üstündedir.
KIBRIS 08/11/09
Özok Mobilya Direktörlerinden Fatma Özok, sürekli olarak üretim
yaptıkları için ekonomik krizden herkes kadar etkilenmediklerini söyledi.
Mobilya sektörünün içinde bulunduğu durumu değerlendiren
Özok, sektörün canlandırılması için teknolojinin takip edilmesi
gerektiğini kaydetti.
Özok, Eskiden mobilya sektörüne yönelik olarak çok sayıda
atölyemiz vardı ve gerçekten sağlam ve evladiyelik denilen çok
kaliteli mobilyalar mevcuttu. Ancak bugünkü teknolojik gelişmelerden
eskiden elde yapılan çok sağlam mobilyalar artık yok dedi.
İthalatta gümrük vergilerinin yüksek olduğunu söyleyen
Özok, bu vergilerin herkes için eşit olmadığını ve bu
durumun eşitlenmesi gerektiğini dile getirdi. Mobilya almak için
Rumların kuzeye geldiklerini ancak çekinerek alış veriş
yaptığını dile getirdi.
Ekonomik Gündem köşemizin bu haftaki konuğu Özok
Mobilya Direktörlerinden Fatma Özok, ülkemizdeki mobilya sektörünün durumuyla
ilgili değerlendirmelerde bulundu.
İşte Fatma Özokla gerçekleştirdiğimiz röportajın
tam metni:
Ekonomik
krizden nasıl etkilendiniz?
Ekonomik kriz herkesi etkiledi, krizden etkilenmemek mümkün
değildir. Biz üretim yaptığımız için kriz döneminde diğerlerine
göre biraz daha rahattık. Kendi üretimimiz olduğu için daha uygun
fiyatlara daha kaliteli ürünler mal etme şansımız oluyor, bizim
avantajımız oradadır. İstediğimiz miktarda üretme şansımız
var. Üretim her zaman kurtarıcıdır. Çok büyük krizler atlattık
bunu da atlatacağız.
Hükümetin
ekonomik açılımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hükümetler değişir ancak kurumlar herzaman sabit
kalır. Biz kendi bildiğimiz doğru bildiğimiz yolda her
zaman devam edeceğiz.
Yerli üretimdeki
mobilya sektörü ne durumdadır? Mobilya sektörünün canlandırılması
için neler yapılabilir?
Eğer mobilya sektöründe yenilikler takip edilmiyorsa çok
kötü durumda olunur. Eskiden mobilya sektörüne yönelik olarak çok sayıda
atölyemiz vardı ve gerçekten sağlam ve evladiyelik denilen çok
kaliteli mobilyalar mevcuttu. Ancak bugünkü teknolojik gelişmelerden
eskiden elde yapılan çok sağlam mobilyalar artık yok. Yine de sağlamdır
ancak tekonolojinin takip edilmesi gerekmektedir. Eskiye göre şu anda
kullanılan malzemeler çok farklıdır. Makineleşme olarak
yenilikler takip edilirse iyi durumdadır. Biz bu yenilikleri takip
ediyoruz. Şu anda dünyada üretilen mobilyada teknik olarak neyse bizde de
aynı şekildedir. Tamamiyle son model teknolojiyle çalışıyoruz.
Bizim mobilyalarımız mobilya ahşap mühendisleri yapmaktadır.
Eskisi gibi ustaların yapması gibi bir durum yoktur. Zaten bizim sektörümüzde
makineleşme vve bilgisayar teknolojisi çok önemlidir.
İthalatta
sıkıntı yaşıyormusunuz?
Biz 6 aydır ithalat yapmaya başladık. 6 ay öncesine
kadar %100 kendi üretimimizdi. Modeller açısından müşteri
taleplerine cevap verebilmek için ithalat işine girdik. Gümrük
vergilerinde maliyetler yüksek. Bu durum herkes için geçerli olursa sorun yok.
Ancak zaman zaman eşit durum olmuyor. Ancak herkes için eşit olursa
bu işten devlet de kazanacaktır. Eşitlik dediğimiz şey
faturaların düzgün gösterilmesidir. Herkes dürüst çalışırsa
daha sorunsuz bir iş hayatımız olur.
Güneye
mobilya almak için gidenler oluyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?
Kuzeyden güneye giden müşteriler oluyor ancak bizi etkileyecek
durumda değil. Bizim müşterilerimiz aldıkları eşyalardan
memnun kaldıkları için her zaman bizi tercih ediyor. Normalde mobilya
almak için güneyden kuzeye gelenler oluyor. Çünkü fiyat ve kalite olarak güneyden
çok daha iyi durumdayız. Sadece günlük olarak kullanacakları kısa
süreli yapılmış olan mobilyalarını güneyden almayı
tercih ediyorlar.
Biz güneye çok çeyiz verdik. Ancak Özok mobilya arabası
Güneye gittiği zaman komşularından çekiniyorlar.
Kuzeyden alış veriş yapmış olmak
onlar için sorun oluyor. İsteseler de çekinerek buradan mobilya alıyorlar.
İlk zamanlar güneyden gelen müşteri sayımız daha fazlaydı
ancak siyasi gelişmelerin olumsuz ilerlemesinden dolayı müşteri
sayımızda bir azalma oldu. Güneyde fuara da katıldık. Fuara
katıldığımızda ilgi çok güzeldi müşeri de vardı.
Bizim gazetelerimizde boy boy güneydeki mağazaların reklamları çıkıyor.
Biz de güneyde gazeteye reklamımız vermek istedik ancak hiçbir gazete
bizim reklamımızı Türk firması olduğumuz için almadı.
Ve bunu bize söylediler. Yasal yollara başvursak bile ne yapabiliriz ki,
sesimizi kim duyacak? Bir gazete reklamı alırız dedi ancak
kabul etmeyeceğimizi düşünerek çok yüksek bir fiyat istedi. Ancak
verdikleri rakamı biz kabul ettik. Daha sonra kendileri vazgeçti. Suçlu
duruma düşmemek için önce kabul eder gibi göründüler daha sonra biz fiyatı
kabul edince reklamı almaktan vazgeçtiler.
Yeni
projeleriniz var mı?
Bizim her zaman projelerimiz var. Bizde proje bitmez. Her
zaman daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Önceden sadece mobilya satıyorduk
ancak şu anda Eviniz için herşey sloganıyla devam ediyoruz.
Yani halı, aksesuar ve beyaz eşya da satmaya başladık.
Projelerimiz çok ve daha da geliştireceğiz.
Daha önce
seramikle ilgileniyordunuz. Hala devam ediyor musunuz?
Mobilyadaki ihtiyaçtan dolayı mobilya sektörüne geçtim
seramik bir tutkudur ve bırakılmaz onun için seramiği de bırakmış
değilim. Sanatın mazereti yoktur. Çünkü içimizden gelen birşeydir.
Eşim çok yoğundu yardımcı olmak için bu sektöre girdim. İnsanlarla
iç içe olmayı çok seviyorum ve bu yüzden de mobilya sektörüne başladım.
Zorunluluk olarak değil. Sonuçta mobilya da bizim işimiz ve severek
yapıyorum.
Vestelin
bayiliğini aldınız. Bayilik sürecini değerlendirir misiniz?
Vestel beyaz eşya ve elektronik konularda dünyadaki sayılı
markalardan birtanesidir. Özellikle son dönemlerdeki büyük atılımları
ile de değeri çok artmış bir kuruluştur. Özok Grup olarak bünyemizde
hep seçkin markalara yer verdik. Mobilya konusunda yıllardır ada halkına
en iyi hizmeti veren, sattığı ürünün arkasında sonuna kadar
duran, kendini hep yenileyen bir firmayız. Mobilyada bir evin ihtiyacını
karşılayan tüm gereçleri bir arada bulundurmayı, müşterilerimize
bu yönde hizmet vermeyi amaçlamıştık. Eviniz için herşey
sloganıyla bunu deklere etmiş olduk. Tek eksiğimiz beyaz eşya
ve elektronoik gruptu. Bunu da Vestel ürünleriyle tamamlamış olduk. Özellikle
şikayet edilen konulardan biri olan teknik servis desteiğini Özok
garantisiyle birleştirince bu halkımızda da güven duygusu uyandırdı.
Bu da bizim izlediğimiz genel stratejiye çok uygun birşeydir. Bugüne
kadar arkasında durmadığımız hiçbir işe girmedik.
Olay güneyden mobilya alıp gelmek değildir. mobilyayı alıp
geldiğinizde sonunda bir sorun çıktığında muhattap
birini bulabilmeniz gerekmektedir. Mobilya; marketten ekmek almaya benzemez.
Mobilya günlük tüketim maddesi değil uzun yıllar kullanacağınız
bir konudur. Biz müşterilerimize bunun için müşteri şikayet hattı
kurduk. Her türlü şikayetlerini buradan bizlere ulaştırıyorlar
ve karşılarında muhattap birilerini bulabiliyorlar.
Yatırımcıya
nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Biz her zaman yatırım yapmaya devam ettik. Kriz
var diye geri çekilmedik. Her zaman olumlu adımlarla yolumuza devam ettik.
Yani dur bakalım diye bir olay olmadı. Sonuçta insanların
ihtiyaçları var ve ona yönelik olarak çalışılması
gerekmektedir. Kriz hiçbir zaman bitmez, bir kriz biter diğeri başlar.
Oturmak yerine kriz dönemlerinde de devam etmek gerekiyor. Zaten krizden en iyi
çıkış yolu da budur.
Fatma Özok kimdir?
2.5 yıldır mobilya sektörünün içerisindeyim. Özok
Mobilyanın direktörlerindenim. Seramik atölyem var seramikle ve güzel
sanatlarla uğraşıyorum.
HALKIN SESI 08/11/09
![]()
TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış, 'Biz Kıbrıs'ta da diğer konularda
olduğu gibi her zaman çözümden yana olduğumuzu çok net bir
şekilde ortaya koyduk', diyerek, Türkiye'nin bu tavrının yeni
olmadığını, 2002 yılından beri sergilediklerini
kaydetti.
Almanya'nın başkenti Berlin'de, Almanya Müstakil Sanayici ve
İşadamları Derneği (MÜSİAD) Gençlik Kolu
tarafından düzenlenen 1. Avrupa Genç Girişimciler Kongresi'nin nihai
bildirisinin açıklandığı basın toplantısına
katılan Bağış, Almanya Federal Dışişleri
Bakanı Guido Westerwelle ile yaptığı görüşmenin
içeriği konusunda Türk gazetecileri bilgilendirdi.
Bir gazetecinin, Kıbrıs konusunun görüşmede gündeme gelip
gelmediğini sorması üzerine Bağış, Alman bakan ve müsteşarlarla
yaptığı iki saate varan görüşme sırasında,
Türk-Alman ilişkilerine dair akla gelebilecek her konuyu
değerlendirdiklerini ve görüş alışverişinde
bulunduklarını söyledi.
'Biz Kıbrıs'ta da diğer konularda olduğu gibi her zaman
çözümden yana olduğumuzu çok net bir şekilde ortaya koyduk', diyen
Bağış, Türkiye'nin yeni olmayan bu tavrı 2002
yılından beri sergilediğini belirterek, 'Türkiye
Kıbrıs'ta kalıcı, adil ve kapsamlı bir çözüm için her
türlü katkıyı vermeye devam edecektir' diye konuştu.
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'nin Almanya'nın yeni
dışişleri bakanından beklentilerinin sorulması üzerine
Bağış, 'Ağırlık vermemiz gereken beklenti, adada
Sayın Talat ve Sayın Hristofyas'ın sürdürdükleri kapsamlı
çözüm arayışını desteklemektir' dedi.
Bağış, Almanya'nın Kıbrıs konusunda Türkiye'den
beklentisinin ise Türkiye'nin çözümden yana tavrını devam ettirmesi
olduğunu kaydetti.
STAR KIBRIS 08/11/09
ntvmsnbc
09
Kasım. 2009 Pazartesi
STRASBOURG/LEFKOŞA -
KKTC'deki taşınmaz mal komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen
iki Rum'a 50 milyon TL'den fazla ödeme yapıyor. 1974'te Kuzey'de
bıraktıkları toprakları için iki Rum'la uzlaşılan
miktar, rekor denecek düzeyde. Ödemelerin, Kıbrıs'taki mülkiyet
tartışmasına yeni bir boyut katacağı ve çok
sayıda Rum'un taşınmaz mal komisyonuna başvurabileceği
beliritliyor.
Kıbrıslı
Rumların 1974'te bıraktıkları gayiımenkullerle ilgili
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmelerini engellemek için KKTC'de
oluşturulan taşınmaz mal komisyonu, iki Rum'a rekor miktarda
ödeme yapmayı kararlaştırdı.
Nikos Severis adlı
Rum işadamına, Girne'deki 42 dönümlük ve Lefkoşa'daki 9,5 dönümlük
topraklarının mülkiyet hakkından vazgeçmesi
karşılığında 12 milyon sterlin, yani
yaklaşık 30 milyon Türk Lirası ödendi. Nikos Severis'in
geçtiğimiz yıllarda üzerine siteler yapılan Girne'deki
toprakları ve bir otelin inşa edildiği Lefkoşa'daki arsaları
Türk toprağı olmuş oldu.
Taşınmaz mal
komisyonunun, ODTÜ kampüsünün de bulunduğu Kalkanlı bölgesinde bin
500 dönüm toprağı bulunan bir Rum vatandaşı ile 9,5 milyon
sterlin, yani 24 milyon Türk Lirası'na uzlaştığı öğrenildi.
Bu ödemenin de önümüzdeki günlerde yapılacağı kaydedildi.
ÖDEMELER
TÜRKİYE BÜTÇESİNDEN
2006'da faaliyete geçen ve 432 başvurudan 81'ini dostane çözüm,
4'ünü ise duruşmayla neticelendiren taşınmaz mal komisyonunun
ilk kez bu ölçekte bir ödeme yapması dikkat çekiyor. Toplam 54 milyon Türk
Lirası'nı bulan iki ödemenin, Türkiye'nin bütçesinden
karşılanacağı belirtiliyor.
Ankara'nın bu kadar
yüksek bir bedeli kabul etmesinde, taşınmaz mal komisyonunun gelecek
hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gündemine gelecek
olması etkili oldu.
Taşınmaz mal
komisyonunun mahkeme tarafından iç hukuk olarak kabul edilmesi halinde,
Rumlara ait yaklaşık 1700 dosya Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin gündeminden düşerek komisyona yönlendirilecek.
İngiltere'den Kıbrıs'ta toprak
bağışı
Birleşik Krallık, Kıbrıs'ta bulunan 2 üssünün, Ada'nın toplam alanının yüzde 3'ünü oluşturan arazisinin yaklaşık yarısını, barışa katkı için devretmeye hazır olduğunu BM'ye bildirdi.

BM tarafından Kıbrıs'ta yapılan
açıklamada, önerinin koşullu olduğu, koşulun da, "iki
toplum liderleri arasında kapsamlı bir barış
antlaşması sağlanması, antlaşmanın iki toplumun
çoğunlukları tarafından onaylanması ve her iki tarafça da,
tüm onay süreçlerinden geçerek kabul edilmesi olduğu" belirtildi.
Birleşik Krallık, Ada'daki 2 üssünde, 245 kilometrekarelik bir
alanı elinde tutuyor.
Bu ülke BM'ye, bu alanın yaklaşık yarısını
oluşturan, 116.5 kilometrekarelik kısmı önerdi.
Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte 3 garantör
ülkesinden biri olan İngiltere'nin, Kıbrıs'ta 2 askeri üssü
bulunuyor.
İngilizler'in, Gazimağusa yakınlarında Dikelya, Limasol'da
da Ağrotur Üssü yer alıyor.
İngiltere, 2004 yılında,
Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm öngören Annan Planı'nı iki tarafın da kabul etmesi
durumunda, üslerinden toprak vermeyi taahhüt etmişti.
Annan Planı'na KKTC yüzde 65 "evet" derken, Rumlar ise yüzde 76
oranında "hayır" demişlerdi.
CNN TURK 10/11/09
KKTC'de muhalefetten ortak çağrı
CNN TURK 06/11/09
KKTC Cumhuriyet
Meclisi'nde temsil edilen muhalefet partileri, kamuda verimliliğin
artırılması için hükümete, sendikalar ve muhalefetle ortak
çalışma önerisinde bulundu.
Muhalefet partileri, Kamu Çalışanlarının Aylık
(Maaş ve Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa
Tasarısı'nın rötuşlarla dahi arzu edilen neticeyi veremeyeceğini
savunarak, hükümete "kamuda verimliliğin artırılması
gereğinden" hareketle bir komite oluşturulmasını ve
konunun tartışılmasını önerdi.
Ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı
Ferdi Sabit Soyer, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar
Denktaş, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı, Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı
Turgay Avcı, Cumhuriyet Meclisi Mavi Salon'da düzenledikleri basın
toplantısında, sendikaların eylemlerine neden olan Kamu
Çalışanlarının Aylık (Maaş ve Ücret) ve
Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı'nı
değerlendirdi.
4 partinin ortak açıklamasını, TDP Genel Başkanı
Mehmet Çakıcı okudu. Diyalog yoluyla verimli çalışan bir
kamu sektörü oluşturulması için hükümeti sorumlulukla hareket etmeye
çağıran muhalefet partileri, hükümete yaptıkları öneriyi
"tarihi fırsat" diye niteledi ve kabul edilmesi halinde gençlere
çok daha güzel bir gelecek hazırlanabileceği inancını
belirtti.
Halkın çeşitli kesimlerinin farklı tepkilerine neden olan yasa
tasarısının, mecliste temsil edilen tüm muhalefet partilerinin
de tepkisini en üst düzeye çıkardığı belirtilen ortak
açıklamada, mevcut tasarının geri çekilmesi, dondurulması gibi
farklı ve ayrı yaklaşımlar baki kalmak kaydıyla, toplumsal
menfaatler ön plana çıkarılarak, hükümete müşterek bir öneri
sunma konusunda fikir birliğine varıldığı ifade
edildi.
Partilerin ortak açıklamasında şöyle denildi: "Siyasi
partiler olarak sendikalarla ayrı ayrı yaptığımız
görüşmelerde de mutabık kalınmış olan 'kamuda
verimliliğin artırılması' gereğini asgari
müşterek kabul ederek, bu konuda hükümetle birlikte oluşturulacak bir
komitede konuyu ele alarak sonuçlandırmak, hepimizin sorumluluk bilinci
içinde kabul ettiği bir husustur.
Zaten tartışma konusu olan tasarı, kamuda verimliliği
sağlamaya ve devletin cazibesini ortadan kaldırmaya katkı
sağlayacak bir tasarı değildir. Bulunduğumuz süreçte
maaş ve ücretlerde yapılacak her kısıntı, aynı
zamanda piyasaya da olumsuz etki yapacaktır. Bu bilinç içinde ve ortaya
çıkan olumsuz ortamdan fayda sağlayacak bir yaklaşımla,
Başbakan'ın mevcut yasayı yeniden Ulusal Birlik Partisi (UBP)
grubunda tartışmaya açmasını fırsat bilerek, bu
tartışmalara muhalefet partilerinin ve sendikaların da
katkı koymasına fırsat verilmesi, toplumsal
barışın sağlanmasının da önünü
açacaktır."
Ortak açıklamada, "Tarihi bir fırsat olarak hükümete
sunduğumuz bu önerinin kabul edilmesi halinde yeni yetişen
gençlerimize çok daha güzel bir gelecek hazırlayabileceğimize
inanıyoruz. Hükümetin bu yaklaşımımıza vereceği
cevap sonrasında muhalefet partileri olarak yeniden gerekli
değerlendirmelerimizi yapacağımızı kamuoyunun
bilgisine getiririz."
KKTC'deki cumhurbaşkanlığı seçimini kim kazanır?
CNN TURK 07/11/09
KKTC'de ülkenin en çok
tirajlı gazetesi olan Kıbrıs gazetesinin Nisan
2010'da gerçekleştirilecek olan KKTC Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kim
kazanır?" yönündeki KADEM araştırma şirketine
yaptırmış olduğu anketten Derviş Eroğlu yüzde 36,
Mehmet Ali Talat yüzde 31.4 sonucu çıktığı
açıklandı.
Gazetenin Haberinde KADEM'in, KKTC genelinde 1144 vatandaş ile
gerçekleştirmiş olduğu kamuoyu
araştırmasının sonuçlarına göre, Nisan 2010'da
yapılacak KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminde, her
ikisinin de aday olması halinde, UBP lideri Başbakan Derviş
Eroğlu'na oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 36, Mehmet Ali
Talat'a oy vereceklerin oranı ise yüzde 31,4.
Kararsızlar ise yüzde 22,1 oranıyla dikkat çekiyor.
Kamuoyu araştırmasında, KKTC Başbakanı Derviş
Eroğlu ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
dışında, DP'nin göstereceği adayı
destekleyeceğini söyleyenler yüzde 2 oranında.
Yeni çıkacak birisine yüzde 2,5, TDP adayına ise yüzde 1
oranında destek var.
Eroğlu'nu destekleyeceğini söyleyenlerin büyük bir
çoğunluğunu UBP ve DP'liler oluşturuyor. UBP'li olup da
Eroğlu'nu destekleyeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 74,6,
DP'lilerin ise yüzde 54,5.
UBP'li olup da, Talat'a oy verecek olanlar 6.6 iken CTP'li olup da
Eroğlu'na oy vereceklerin oranı yüzde 8,8'e ulaşıyor.
CTP'lilerden yüzde 86,1'i Talat'ı destekleyecek. TDP'lilerden yüzde 43,3'ü
Talat'ı, yüzde 3,3'ü Eroğlu'nu, yüzde 23,3'ü de kendi partilerinin
adayını destekliyor.
"Kıbrıs"ta tazminat Türkiye'ye ait
CNN TURK 09/11/09
KKKTC'de kurulan
Mal Tazmin Komisyonu 2 Kıbrıslı Rum'a, 1974 sonrasında
bıraktıkları topraklarından vazgeçmeleri
karşılığında 54 milyon lira rekor miktarda bir
tazminat ödeme kararı aldı. Tazminatı Türkiye karşılayacak.
Kıbrıslı Rumların AİHM'e
Türkiye aleyhine başvuru yapmasını önlemek amacıyla KKTC'de
kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki
Rum'a 1974 sonrasında KKTC'de bıraktıkları toprakları
için 54 milyon lira tazminat ödeme kararı aldı.
Nikos Severis ve adı açıklanmayan ikinci bir Rum işadamına
ödenmesi kararlaştırılan bu miktar 3 yıldır faaliyet
gösteren mal tazmin komisyonunun rekor ödemesi olacak.
Tazminat ödenerek bireysel mülkiyette Türk malı yapılan topraklar
Girne Lefkoşa ve Güzelyurt'ta bulunuyor.
Güzelyurt'ta Rumlardan devralınan yer ise, Ortadoğu Teknik
Üniversitesi'nin KKTC kampüsünün inşa edildiği 1500 dönümlük
alanı kapsıyor.
2006'da faaliyete başlayan ve bugüne kadar 432 Rum başvurusundan 81'i
ile uzlaşan komisyonun kararlaştırdığı
tazminatı Türkiye karşılayacak.
Türkiye'nin bu kadar yüksek bir bedeli kabul etmesinde, taşınmaz mal
komisyonunun gelecek hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
gündemine gelecek olması etkili oldu.
Türkiye komisyonun iç hukuk yolu kabul edilerek AİHM'de
bekleyen davaların KKTC'ye sevk edilmesini istiyor.
Talat Kıbrıs'ta referandum istiyor
İSEDAK toplantıları için
İstanbul'da bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun
2 Kıbrıslı Rum'a 54 milyon lira rekor tazminat ödemesini
değerlendirdi. Komisyonun buna benzer kararları olduğunu
belirten Talat, "Ancak, rakamların doğruluğundan tam olarak
emin değilim" dedi. Talat, Kıbrıs'ta çözüm için ise
"Aralık olmazsa gelecek yılın başında bir
referandum istiyoruz" ifadesini kullandı.
CNN TURK 09/11/09
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Kıbrıslı Rumların, 1974 sonrasında KKTCde
kalan malları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
gitmelerini önlemek amacıyla 2006da oluşturulan Taşınmaz
Mal Komisyonu, mülkiyet hakkından vazgeçen iki Rum vatandaşına
rekor düzeyde bir ödeme yapıyor.
Ödenecek
toplam miktar yaklaşık 54 milyon TL düzeyinde. Adadaki mülkiyet
tartışmalarını yeni bir boyuta taşıması
beklenen bu ödemeler, Türkiye bütçesinden karşılanıyor.
Komisyon, şu ana kadar uzlaşıyla sonuçlanan 81 başvuruda
Rumlara yaklaşık 95 milyon TLlik ödeme yaptı.
Komisyon, Nikos Severis adlı bir Rum
işadamıyla uzlaşıya gitti. Girnedeki (42 dönüm) ve
Lefkoşadaki (9.5 dönüm) toprakları üzerindeki mülkiyet
hakkından vazgeçmesi karşılığında Severise
yaklaşık 30 milyon TL ödeme yapıldı. Bu ödeme, şu an
üzerinde siteler ve bir otel bulunan iki arsanın AİHM
önünde dava konusu yapılmasının önünün kesildiği
anlamına geliyor. Komisyonun, Güzelyurt Kalkanlı bölgesinde
yaklaşık 1500 dönüm toprağı olan bir Rum
vatandaşıyla da anlaştığı ve bu anlaşma
gereği 24 milyon TL ödeme yapılacağı belirtiliyor. Bu
derece yüksek tutarlı ödemeler yapılmasının ardında
yatan en önemli etkenlerden birini, Taşınmaz Mal Komisyonunun
önümüzdeki günlerde AİHM tarafından masaya yatırılacak
olması oluşturuyor. AİHM, komisyonun iç hukuk yolu olduğu
yönünde görüş bildirirse Strasbourgda karara bağlanmayı
bekleyen yaklaşık 1700 dosya KKTCye
yönlendirilecek. Bugüne kadar 81 davayı uzlaşıyla
sonuçlandıran komisyonun yüksek miktarlı ödeme yapmasının
KKTCde mülkü bulunan Rumlar üzerinde teşvik edici bir etki
yaratabileceği ifade ediliyor. Bu davalardaki 69 Ruma 57 milyon TL
tazminat ödenmişti.
MILLIYET 10/11/09
Bilinen gerçek belgelendi
Kamuoyu
araştırmasına göre, ABnin en ırkçı üyesi:
Kıbrıslı Rumlar.
Kıbrıslı
Rumların, Avrupa Birliğinin en ırkçı ve dine en
aşırı düşkün milleti olduğu belgelendi. Avrupada en
çok televizyon izleyen ve en az internet ile yeni teknoloji kullananları
da yine Rumlar...
Tüm Avrupa ülkelerini kapsayan bir anketin sonuçları,
Kıbrıslı Rumların Avrupanın en ırkçı ve
yabancı korkusu taşıyan kişileri olduğunu ortaya
koydu.
KIBRIS
10/11/09
Görüşmede,
Kıbrıs sorunu hakkında görüş alışverişinde
bulunuldu.
Dışişleri
Bakanı Özgürgün, Çek Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondyye
Kıbrıs sorunu ve görüşmelerde gelinen son aşamayı
aktararak bilgi verdi ve Rumlar bizim eşit statüde olduğumuzu kabul
ederlerse Kıbrıs sorunu çözülür dedi.
Kıbrıslı
Rumların mentalitesini çok iyi bildiğini dile getiren Özgürgün,
sık sık yapılan açıklamalarda da görüldüğü gibi
Kırıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri
azınlık olarak kabul ettiği ve adada Kıbrıslı
Türklere eşit haklar vermemek için de
masada mücadele vermelerinin kabul edilemez olduğunu kaydetti.
Şu
anda devam eden görüşmeler
sonucunda bir anlaşmaya varılmasını kendilerinin de hükümet
olarak arzuladıklarını, fakat kırmızı çizgilerin
yani siyasi eşitlik, sulandırılmamış iki kesimlilik,
kurucu devletlerin eşit statüsü ve Türkiyenin etkin ve fiili garantisinin
devamının dışına çıkacak bir anlaşmayı
kabul etmeyeceklerini vurgulayan Özgürgün, Kıbrıslı
Rumların amacı ortak bir çözüm değil Kıbrısın
tümünü ele geçirmektir dedi.
Çek
Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy ise, Kıbrıs
sorununa olası bir çözüm için Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı
Türkler ve Kıbrıslı Rumların aynı masada müzakere
etmeleri gerektiğini kaydetti.
Müzakere
sürecini desteklediğini dile getiren Bondy, Türkiye Cumhuriyetinin adadaki pozisyonunu
Kıbrıslı Türklerin güvenliğini korumak için önemli
olduğunu yapılan görüşmelerde anladığını
belirtti.
HALKIN SESI 10/11/09
İKT ülkelerinden temsilcilik talebi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ′′Kıbrıslı Türklere uygulanan
insanlık dışı ve adaletsiz izolasyonun
kaldırılması için İKT üyesi ülkeleri işbirliğine
davet ediyorum′′ dedi.
İslam
Konferansı Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği
Daimi Komitesi′nin (İSEDAK) 25. toplantısı çerçevesinde
gerçekleştirilen İSEDAK Ekonomi Zirvesine gözlemci
sıfatıyla katılan Talat, burada yaptığı
konuşmada, Orta Doğu′da Filistinlilerin çektiği
sıkıntılar, Keşmir bölgesindeki sorunlar,
Azerbaycan′ın bir bölümünün işgal altında olması,
Batı Trakya′da Müslüman Türk azınlığın
gördüğü muamele ve Irak′ta savaş sonrası süreçte meydana
gelen olayların kaygı verici olduğunu söyledi.
Kıbrıs konusuyla ilgili yeni gelişmelere değinen Talat, 24 Nisan 2004′te gerçekleşen eş zamanlı referandumla Kıbrıslı Türklerin BM kapsamlı çözüm planını kabul etmesine rağmen Kıbrıslı Rumlar′ın reddettiğini anımsatarak, ′′Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması için Türk tarafının gösterdiği sürekli çaba bir çıkmaza sokulmuştur. Bunun yanı sıra Kıbrıslı Türkler, iki taraflı ve iki uluslu çözüm yaklaşımını BM′nin 23 Mayıs 2008′de aldığı kararla desteklemiştir. Kıbrıslı Türk tarafı 2010 yılının ilk aylarında yine eş zamanlı bir referandum önermiştir′′ diye konuştu.
İslam
Konferansı Teşkilatının (İKT) Kıbrıslı
Türk halkının temsilcilerini ilk kabul eden uluslararası
kuruluş olduğunu hatırlatan Talat,
′′İKT′de alınan kararlar ve deklarasyonlarla KKTC
halkının haklı davasını destekledikleri
için′′ İKT üyesi ülkelere teşekkür etti.
Avrupa
Toplumsal Araştırma Programı çerçevesinde Eylül-Aralık 2008
döneminde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleştirilen anket
sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumlar, ırkçılık
ve yabancı korkusu konusunda tüm AB ülkelerini geride bıraktı.
Güney
Kıbrıs ayağı Kıbrıs Avrupa Üniversitesi
tarafından bin 600 evi kapsayacak şekilde yapılan ve Eylül
ayında sonuçları açıklanan anket, Kıbrıslı
Rumların Avrupanın en ırkçı ve yabancı korkusu
taşıyan kişileri olduğunu ortaya koydu.
Güney
Kıbrısta yayınlanan Fileleftheros Gazetesinin yer alan anketle
ilgili haberde, Kıbrıslı
Rumların, diğer ülke insanlarına oranla toplumun diğer
fertlerine dava fazla güven duymadıkları ve dinlerine
aşırı bağlı oldukları belirtildi.
Anket
sonuçlarına göre, yabancı uyruklu kişilerin ülkelerine
giriş yapmasına izin verilmemesini isteyen Kıbrıslı
Rumların, Avrupa ülkeleri arasında en fazla televizyon izleyen millet
oldukları da ortaya çıktı. Yüzde 40,9 oranında
Kıbrıslı Rumun günde üç saat ve üzeri televizyon izledikleri,
internet ve yeni teknolojileri kullanma oranının ise en düşük
seviyede kaldığı belirtildi.
Bu
olumsuzluklara karşın Kıbrıslı Rumların,
diğer AB ülkelerine oranla, yaşam düzeylerinden daha memnun
oldukları, kendilerini daha güvende hissettikleri ve kurumlara daha çok
güvendikleri de kaydedildi.
![]()
Adada yapılacak referandumlara, halkın
duygularının karışacağına dikkati çeken ünlü
işadamı, politikacı olmadığını
vurguladı ve Asıl işin özü, finansal konulardır. Bu da
tazminatlardır. Her çözümün esası, kalbi tazminatlar konusudur.
Çözümü bulmak için hem ABden, hem de Türkiyeden tazminatlar gelmelidir.
Yunanistan da tazminat çanağına biraz para atabilir dedi
Sevilmekten ve popüler olmaktan hoşlandığı ve genelde
zenginlerin sevilmediği için yardımlar yaptığını
açık kalplilikle itiraf eden Sir Stelios, Kıbrıstaki
yarışmasının finaline gazetemiz aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı da davet etti. Talat Yunanca
konuşuyormuş. Onunla Yunanca ve İngilizce konuşabiliriz
diyerek, KKTC Liderini 18 Aralıktaki finale beklediğini söyledi.
Mihrişah Safa
Sir Stelios ile görüşmemizde ana konumuz Kıbrıs ve adadaki son
durum.. Ünlü işadamı kendisini Pasifist olarak
tanımlıyor.. Savaşa karşı olduğunu söylüyor. Söz
dönüyor, 1974de yaşananlara geliyor..
Size birşey anlatayım diye söze başlıyor..
Bunlar beni Yunanistanda popüler yapmayacak. Sanıyorum ki adadaki,
azınlık Kıbrıslı Türklere gerekli şekilde
davranılmadı. Bundan dolayı da sorunlar başladı.
İnsanlara gücü, kuvveti verirsen bunu suistimal edebilirler, insan
doğasında vardır. Evet değişik kültürlerimiz, dinimiz
, dilimiz var. Londrada kaç din olduğuna bir bakın. Amerikada
yaşamak için Amerikalı olmak zorundasınız. Londrada herkes
kendi dil, din, kültürünü korur. Kendi kimliğini korursun. Ben
Yunanlıyım, siz Türk. Burada kimse kimseye, dinini
değiştirmezsen, burada yaşayamazsın diyemez.
Kıbrısta da duvar var, ama yıkılmamış. Eski
Berlin gibi, duvarlı, ama iki dil ve iki dinli.
Kıbrısda birleşme konusunda, dünya kamuoyunun
baskısından söz ediyoruz. Sir Stelios, Kıbrısla ilgili,
ilginç karşılaştırmalarda bulunuyor.
Kıbrısla ilgili ilginç bir konu da şu; İki şeyi
Kıbrısla karşılaştırıyorum.
Kıbrıs, duvarları inmeden önceki Berlin gibi. Gerçi orada
aynı dil, aynı din vardı. Kıbrısta da duvar var, ama
yıkılmamış. Berlin gibi, duvarlı, iki dil ve iki
dinli.
Bir başka benzetme ise Kıbrıs Jerusalem (Kudüs) gibi. Benzeri
sorunlarımız var ancak Kıbrısta dehşet, terör yok. Bu
nedenle Ortadoğu sorunları devamlı basında yer alıyor.
CNNnin Kıbrısla ilgili bir konuyu ana haber
yapacağını sanmam. Çünkü şiddet olayları yok.. Belki
ilk yıllarda ufak tefek olaylar oldu, ancak şiddet yok.
Çözümün kalbi tazminatta yatıyor. AB, Türkiye ve Yunanistan, Tazminat
çanağına katkıda bulunmalı
Adada önümüzdeki yıl referandum yapılacağını ve sonuca
göre hangi tarafın yardımlardan faydalanmasının doğru
olacağını soruyorum.
Referandumda problem, insanların oylarına karışık duyguların
hakim olması. Kardeşim öldü, babam öldü, kayıp gibi konular.
Asıl esas konu finansal konu ki bu da tazminatlardır. Değil mi?
Her çözümün kalbinde yatan ana konu zaten tazminattır. Benim için
planın detaylarına bakmadan, tazminatların nasıl yapılacağını
görmeden bu iyi, bu kötü plan demem zor. Ben bir işadamıyım.
Politika yapmam. Hiçbir politik partiyi de desteklemiyorum. Benim tahminime
göre sorunu çözmek için, tazminat parası Avrupa Birliği ve ana vatan
Türkiyeden gelmelidir. Bunlar bir tür, her iki taraf için, tazminat
çanağı yaratmalıdır. Kimin en derin cebi var? Tabi ki
Avrupa Birliğinin. Eğer Brüksel böyle bir zarar-ziyan tazminat
çanağıyla gelirse, Türkiye ve belki Yunanistan da buna biraz katkıda
bulunursa iyi olur.
Yarışma düzenleme fikri Girnede geldi.
Anne-babası Kıbrıslı olduğu için Kıbrısa
yönelik yatırımları bulunduğunu anlatan Sir Stelios, ilk
kez Kuzey Kıbrısa geçen yıl geçtiğini belirtiyor.
Girne limanına gittim, orada arkadaşlarımla güzel bir yemek
yedim. Zaten yarışma fikri de orada geldi. Sonra
Lefkoşanın her iki bölgesini gezip, dolaştım. İngiliz
Yüksek Komiseri Peter Millet ile görüştüm. Önümüzdeki yılın
yarışmasını İngiliz Büyükelçiliğinde (Yüksek
Komiserliği) yapmaya söz verdim. Bu seneki final 18 Aralık günü ara
bölgedeki kuzenime ait restoranda yapılacak.
Zenginler sevilmez. Sevilmekten ve popüler olmaktan
hoşlandığım için yardımlarda bulunuyorum
İngiliz haber ajansı Reutersa verdiği demecinde Her zenginin
topluma borcu vardır. Ben ayrıca zengin doğdum. Bu konuda
kendimi iki kere suçlu hissediyorum diyen Steliosa, neden böyle
düşündüğünü ve niçin kendini topluma karşı borçlu ve suçlu
hissettiğini soruyorum..
Belki, artık suçlu hissettiğimi söylemeyi durdurmam gerek.
Aslında güzel bir fikir. Siz psikolog olun, ben de doktor. Doktor-hasta
olduğumuzu farzedelim. Her hasta gibi, derinlerde olan duygu, herkesin
hoşlanılmayı sevmesidir. Sevilmekten, hoşlanılmaktan,
popüler olmaktan hoşlanıyorum.
Ayrıca, birçok insanın zenginleri beğenmediğini, genelde nefret
ettiğini biliyorum.
EasyJete başlama nedenim, birçok insanın hayatında
değişiklik yaratmasıdır. Halk, EasyJeti pozitif
değişiklik yaptığı için kullanmak istiyor. Nereye
giderlerse gitsinler, bizimle ucuza uçuyorlar. 15 yıl önce
başladığım bu yolculuğu ömür boyu sürdürmek istiyorum.
Parayı beraberimde bir yere götüremem. Bizde bir laf vardır, Kefenin
cebi yoktur diye. Öyle. Bu yarışmayla kazananlar 50şer bin
Euro kazanacak, tanınacaklar, alkışlanacaklar..
İki toplum arasındaki güven çok az.. Bir örnek vereyim. UBS
kartım var. Gezerken para çekmek istedim. ATM makinasına
yaklaştığımda , yanımdaki iş
arkadaşlarım, Makine kartını alır, dikkat et
dediler. Böylesine az güven var iki toplum arasında. Bu bariyerleri
yıkmalıyız
Yarışmamın amacı, güveni sağlamak. politik niyetim
yok. Hem Talat, hem Hristofyas buna başladığımda iyi niyet
mesajı gönderdiler.
Belki biraz fazla iyimserim.. Yarışmada şu anda 18 kişi
finalist.. Bu tüm adanın bundan hoşlanacağı anlamına
gelmez. Bu bir başlangıç. Bu yıl vereceğim toplam 250 bin
Euronun belki bir etkisi olur. Bugüne kadar milyonlarca dolar değil,
milyarlarca doların askerlere, görüşmelere, B.M askerlerine,
programlara harcandığını gördüm. Amaçları, en basitindan
güveni sağlamaktı. Güveni sağlamak için çok büyük paralar
harcandı.. Bu yarışmanın hiçbir zaman siyasi
olmasını arzulamadım. İki tarafta da hiçbir siyasi parti
veya politikacıya yanaşmadım..Ancak olumlu şekilde her iki
tarafın lideri de iyi niyet mesajları göndererek, güzel sürpriz
yaptılar.. Gazeteniz aracılığıyla Sayın Mehmet
Ali Talatı 18 Aralıktaki finale davet ediyorum. Kendisine davetiye
de gönderecegiz. Sanıyorum Sayın Talat Yunanca da konuşuyor, hem
İngilizce,hem Yunanca sohbet edebiliriz.
YARIN: Easyhotel için Türkiye ve Kuzey Kıbrısta Türk partner
arıyorum.
![]()
Berlin Fuarından sonra dünyanın ikinci büyük
fuarı Dünya Turizm Fuarı (World Travel Market) dün Londrada
açıldı.
Dünya turizminden pay kapmaya çalışan birçok ülke gibi Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Kuzey Kıbrıs turizmini, tarihi
ve doğal güzelliklerini tanıtmak ve turist çekmek için dünyanın
en önemli fuarlarından biri olan bu fuarda yerini aldı.
Müsteşar Şahap Aşıkoğlu
başkanlığındaki Turizm, Çevre ve Kültür
Bakanlığı heyeti yanında, 21 seyahat acentesi ve
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği yetkilileri, 31 otel ve
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği yetkilileri, Kıbrıs Türk
Rehberler Birliği, Kiralık Araba İşletmecileri Birliği
yetkilileri ve bazı kiralık araba servisleri fuar alanı içinde
titizlikle hazırlanan 236 metrekarelik KKTC standında yoğun bir
çalışma yürütüyor. Stantta İngilterede KKTC turizmini
pazarlayan 11 tur operatörüne de ayrı ayrı masa ayrılırken,
Kıbrıs Türk Hava Yolları ile Pegasus Hava Yolları da
stantta masa kurdu.
YDÜ hastanesi de tanıtılıyor
Kuzey Kıbrıs, doğal ve tarihi güzellikleri yanında bu
yıl ilk kez sağlık turizmi açısından da Dünya Turizm
Fuarında tanıtılmaya çalışılıyor.
YDÜ, KKTC standında kurduğu masada, YDÜ Hastanesinin
sunabileceği olanakları ziyaretçilerin, sağlık turizmiyle
ilgilenen tur operatörlerinin bilgisine getirme çabasında.
Dünya burada
Londranın Docklands bölgesindeki ExCel Fuar Alanında açılan ve
12 Kasıma kadar sürecek fuar alanı kıtalar veya dünyanın
önemli coğrafi bölgeleri halinde bölümelere ayrıldı. KKTC
standı, Avrupa-Asya-Akdeniz bölümünde ve Türkiye satandının
hemen yanı başında yer alıyor.
Kuzey Kıbrıs standı adının yer aldığı
ışıklı iki büyük panoda, Kuzey Kıbrıs
standının dünyanın en büyük turizm fuarı Berlin ITT
Fuarında bu yıl En İyi Stand ödülünü aldığı da
vurgulanıyor.
Zeytinyağı, pekmez, şekerbadem
Kuzey Kıbrıs standında küçük şişelerde
tanıtım etiketli ve markası yazmayan zeytinyağı ve
harup pekmezleri standa gelen ziyaretçilere ikram ediliyor. Ayrıca tülbent
içine sarılmış şekerbadem de standa gelen ziyaretçilere
dağıtılıyor.
KKTC standı, daha fazla iş görüşmelerine olanak
tanınması için bu yıl oturma grupları yerine, yüksek masa
ve tabure sistemi ile düzenlendi.
KKTC bu yıl, Kıbrıs Türk halkının çevreye
duyarlılığını vurgulamak için gerek stant, gerek
salondaki ziyaretçilere çevreye karşı duyarlı ol
sloganını içeren göğüs stikerler de
yapıştırıyor.
Turizm, Çevre ve Kültür Bakanı Hamza Ersan Sanerin da çarşamba günü
Dünya Turizm Fuarına gelmesi bekleniyor.
İlk ziyaret eden yetkililer
KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, KKTC standını ilk ziyaret eden
yetkili oldu. Hemen ardından TC Turizm Bakanlığı Müsteşarı
Mustafa İsen ile TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alptogan da KKTC
standına gelerek Müsteşar Şahap Aşıkoğlu ve KKTC
Londra Temsilcisi Kemal Köprülüye fuarda başarılar diledi.
![]()
Irkçılık, şüphecilik ve dine
aşırı düşkünlükte bir numara olan Kıbrıslı
Rumlar, ayrıca Avrupanın en çok televizyon izleyen buna
karşılık, internet ve yeni teknolojileri kullanma oranında
ise en geride olan halk.
Avrupa Toplumsal Araştırma Programı çerçevesinde
Eylül-Aralık 2008 döneminde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde
gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı
Rumlar, ırkçılık ve yabancı korkusu konusunda tüm AB
ülkelerini geride bıraktı.
Güney Kıbrıs ayağı Kıbrıs Avrupa Üniversitesi
tarafından bin 600 evi kapsayacak şekilde yapılan ve Eylül
ayında sonuçları açıklanan anket, Kıbrıslı
Rumların Avrupanın en ırkçı ve yabancı korkusu
taşıyan kişileri olduğunu ortaya koydu.
Güney Kıbrısta yayınlanan Fileleftheros Gazetesinin yer alan
anketle ilgili haberde, Kıbrıslı Rumların, diğer ülke
insanlarına oranla toplumun diğer fertlerine dava fazla güven
duymadıkları ve dinlerine aşırı bağlı
oldukları belirtildi.
Anket sonuçlarına göre, yabancı uyruklu kişilerin ülkelerine
giriş yapmasına izin verilmemesini isteyen Kıbrıslı
Rumların, Avrupa ülkeleri arasında en fazla televizyon izleyen millet
oldukları da ortaya çıktı. Yüzde 40,9 oranında
Kıbrıslı Rumun günde üç saat ve üzeri televizyon izledikleri,
internet ve yeni teknolojileri kullanma oranının ise en düşük
seviyede kaldığı belirtildi.
Bu olumsuzluklara karşın Kıbrıslı Rumların,
diğer AB ülkelerine oranla, yaşam düzeylerinden daha memnun
oldukları, kendilerini daha güvende hissettikleri ve kurumlara daha çok
güvendikleri de kaydedildi.
![]()
Rum Yönetimi Lideri bir yandan Ana muhalefet
DİSİnin eleştirilerini göğüslemeye
çalışırken, diğer yandan hükümet ortakları DİKO
ve EDEKin ağır baskısı altında.
Güney Kıbrısta DİKO, DİSİ, KS EDEK ve EVRO.KO
partileri yaptıkları açıklamalarla Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyası, müzakerelerdeki mülkiyet konusuna
ilişkin tutumundan dolayı eleştiriyorlar.
Tharrosa göre, DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas
Papadopulos, Hristofyasın doğrudan müzakerelerdeki tutumu ile
sunduğu önerileri eleştirdi.
Rum tarafının, bilindik Kıbrıs Türk tezlerini benimsediğini
ve belirsiz bir zeminde müzakerelere başlama tuzağına
düştüğünü ileri süren Papadopulos, Hristofyasın sunmuş
olduğu önerilerin, seçim kampanyası sırasındaki
taahhütlerinin uzağında olduğunu söyledi.
Annan Planının müzakere edilmesinin tekrarlanmasının da
mümkün olduğundan bahseden Papadopulos, Kıbrıs Rum
tarafının ayrıca, mülkiyetin kriterler zemininde
görüşülmesi tuzağına da düştüğünü savundu.
Papadopulos, hangi yerinden olan kişi (göçmen),
taşınmazını kaybedecek sorusunu sorarak, yanlış
bir yöntemin söz konusu olduğunu zira her göçmenin mülkiyet hakkına
sahip olduğunu dile getirdi.
DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitos, bir gazeteye verdiği
söyleşide, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
Kıbrıs sorununa ilişkin tezlerinin, Annan Planındaki
tezlerden daha kötü olduğunu iddia etti.
EVRO.KO Başkan Vekili Nikos Kutsu ise, yaptığı
açıklamada, mülkiyet konusunun kriterler zemininde ele
alınmasının Ulusal Konsey ilke ve tezlerinin net bir
şekilde ihlalini teşkil ettiğini; ayrıca geri alınamaz
hak olan mülkiyetin görüşülmesinin de mümkün
olmadığını söyledi.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, temel ilklerin ihlal edildiğinin
tespit edilmesi durumunda Hükümetten çekilme konusunda tereddütte
bulunmayacaklarını belirtti.
Hristofyas tarafından bazı sapmalar yapıldığından
bahseden Omiru, bunların düzeltilmesi gerektiğini vurguladı.
Andros Kiprianudan yanıt
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise, partilere yanıt
niteliğindeki açıklamasında, kendi görüşlerine sahip
olmalarının partilerin hakkı olduğunu, bununla birlikte
Hristofyasın, Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu
aracılığıyla Ulusal Konseyi mülkiyet konusunda
toplantıya çağırdığını anımsattı.
Kiprianu, Hristofyasın, partilerin görüşlerini talep ettiğini
onların da bu toplantıda görüşlerini dile getirdiğini;
ayrıca Hristofyasın Ulusal Konseyde çoğunluk tarafından
söylenenler zemininde hareket ettiğini belirtti.
Haravgiye göre, Kiprianu, Rum Yönetimi Başkanı Dimtiris
Hristofyasın Kıbrıs sorununu çok doğru bir şekilde,
ilkeler temelinde ele aldığını (idare ettiğini)
söyledi.
Kiprianu, DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitosun
açıklamasından dolayı duyduğu üzüntüyü de dile getirdi.
Christofias saddened by property
concessions jibe
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT yesterday
defended his positions on the property issue in talks with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat, saying he was genuinely saddened by the continuous
criticism against him.
I regret to observe that some have contractually undertaken to continuously
criticise
but it is sad because they undermine our efforts, said President
Demetris Christofias.
He is facing criticism that he has made concessions of principle on the
property issue, probably sparked by last weeks comments by Talat and Christofias
that some convergence had been found on the contentious property issue. Similar
condemnation was echoed during discussion of the last chapter on governance
regarding the rotating presidency and weighted votes, despite the fact no final
agreement has been reached on that topic.
Speaking before his departure for Berlin yesterday, Christofias felt compelled
to clarify that no concessions have been made in the talks on the property
issue. The fact that the leaders respective aides are writing down what properties
exist means nothing in relation to the essence of the issue, he said.
At the end of the day, the Cypriot people will have the final word, not me
but
I want to assure the Cypriot people that no concession of principle has been
made, Christofias noted.
The president said neither he nor AKEL were responsible for the coup, invasion
and occupation of 1974, adding: I dont want to get into this discussion but
certain contracted people are constantly provoking
and I am genuinely sad about
this situation.
Christofias also rejected reports that he had proposed to Talat to suspend the
talks until after the April presidential elections in the north.
Nicolas Papadopoulos, deputy head of DIKO, a coalition partner, continued his
long-standing critique of Christofias yesterday, calling on him to finally
decide whether he is following the policies of past presidents or trying to
correct them.
The DIKO deputy said Christofias blamed Archbishop Makarios for accepting a
federation, former presidents Georgios Vassiliou for weighted voting, Glafcos
Clerides for the rotating presidency, and Tassos Papadopoulos for accepting a
certain amount of settlers in a future agreement.
To be specific, Tassos Papadopoulos is to blame for everything, he said, adding
(Christofias) must decide, either hes following the policies of his
predecessors or hes correcting them, the President of the Republic cant have
both.
EVROKO leader Demetris Syllouris accused Christofias of going against decisions
of the National Council through his discussions on property in the talks.
On the property criticisms, government spokesman Stefanos Stefanou yesterday
said: I think everyone needs to get serious
Meanwhile, DISY spokesman Haris Georgiades, refused to comment on a statement
by DISY number two Averof Neophytou, where he said that Christofias positions
on the Cyprus problem are worse than those in the Annan plan.
The official positions of DISY are well known and I have no intention of
commenting on any specific interview, said Georgiades.
Controversial memorial unveiled
By Simon Bacheli and George
Psyllides
THE
president and political parties yesterday criticised the presence of British
High Commissioner Peter Millet at the unveiling of a memorial in the
Turkish-occupied north dedicated to British soldiers killed during the
anti-colonial struggle.
The memorial, dedicated to 371 British servicemen killed during the Cyprus
Emergency between 1956 and 1959 was unveiled in Kyrenia as part of a Remembrance
Sunday commemoration this weekend.
Paid for by donations to an organisation calling itself the British Cyprus
Memorial Fund, the erection of the monument in the northern coastal town has
angered Greek Cypriots, in particular those who fought to oust the British from
the island.
Cyprus won its independence in 1960, partly as a result of the civil unrest led
by EOKA.
Millet attended the commemoration and unveiling, laying a wreath at the base of
the new monument on behalf of the British government.
Millet said he did not inaugurate the monument adding that he laid a wreath as
a sign of respect to the dead.
Every nation has a duty to remember its dead soldiers, Millet told the Cyprus
News Agency. During the Remembrance Day in Britain we remember all those who
lost their life in conflict, not only British but Greek Cypriots and Turkish
Cypriots.
Around 280 veterans of the Cyprus Emergency were in Cyprus last week to
attend the unveiling.
President Demetris Christofias expressed his displeasure over the memorial and
the presence of the British high commissioner.
I am not happy. The British have every right to honour their people who lost
their lives to EOKA fighters during the struggle for freedom, Christofias
said. They could just as well create monuments in Britain instead of Cyprus.
The president said he was saddened about Millets presence at the event.
It happened, we took it into consideration and we will discuss it further with
the British, he said.
EOKA fighters said the whole affair showed the mentality of British
colonialists and proved once more the cooperation between the British and
Turks from 1955 until today.
Government partners DIKO said Millets action was unacceptable and should
receive a necessary reprimand.
DISY spokesman Haris Georgiades said there is no objection to the creation of
monuments for the dead even during the EOKA freedom struggle.
The EOKA struggle was fair but it is the right of the British to honour the
lives, which were lost, Georgiades said.
What bothers us is the erection of this monument in our occupied areas, he
added.
NTV
12
Kasım. 2009 Perşembe
LONDRA - KKTC'de eski Rum
mallarına sahip yabancıları yakından ilgilendiren
"Orams davası", bugün İngiltere istinaf mahkemesinde
görüşülüyor.
Kıbrıslı
Rum Meletis Apostolides, Kuzey Kıbrıs'ta kalan arazisinin üzerine
villa inşa ettiren İngiliz Linda-David Oram çifti aleyhinde dava
açmış, Rum mahkemesi, 2004'te evin derhal yıkılması,
ayrıca davacıya tazminat ödenmesini
kararlaştırmıştı.
Apostolides, ardından
davasını ingiltere'ye taşıdı. Bunun üzerine
İngiliz mahkemesi, Avrupa Adalet Divanı'ndan görüş istedi.
Adalet Divanı, Rum
Mahkemesi'nin kararının, Avrupa Birliği ülkeleri tarafından
dikkate alınmasını tavsiye etti.
İngiltere istinaf
mahkemesinin, bugün başlayan duruşmalarda Adalet Divanı'nın
tavsiyesini ne ölçüde dikkate alacağı merak konusu.
Duruşmalar iki gün
sürecek. Ancak nihai kararın, ileri bir tarihte açıklanması
öngörülüyor.
NTV
12
Kasım. 2009 Perşembe
LEFKOŞA -
İngiltere'nin, Kıbrıs'ta yürütülen müzekerelerde çözüme
ulaşılması durumunda, adadaki üslerinin yarısını
yeni kurulacak devlete bırakacağını açıklaması,
tartışmaları da beraberinde getirdi.
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuyu Rum Yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas ile görüşeceğini belirtirken, Güney
Kıbrıs öneriye mesafeli.
Kıbrıs
müzakerleriyle ilgili meclisi bilgilendiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, İngiltere'nin, Rum tarafını teşvik etmek için
böyle bir adım atmış olabileceğini söyledi. Toprak konusunu
ele aldıklarında, konuyu Rum lider Hristofyas ile
görüşeceklerini ifade etti.
Öneriye mesafeli
yaklaşan Rum Yönetimi'nin Dışişleri Bakanı Markos
Kipriyanu ise, "Teşvike ihtiyacımız yok. İngiltere
sürece katkıda bulunmak istiyorsa, Türkiye'ye baskı yapsın"
dedi.
Konu, Londra'da Rum
Yönetimi Lideri Hristofyas'la İngiltere Başbakanı Gordon Brown
arasındaki görüşmede de gündeme geldi.
Brown görüşmenin
ardından yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs'taki liderlere mesajım şu; tarih
yazabilirsiniz. Cesur olun, İngiltere sizi destekleyecek" dedi.
İngiltere'nin, Rum
Kesimi'ndeki 256 kilometrekarelik 2 askeri üssü, adadaki toprakların
yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor. İngiltere'nin ülke
dışındaki en büyük deniz üssü, Kıbrıs'ta bulunuyor.
13
Kasım. 2009 Cuma
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''KKTC'nin var olduğunu ve
yaşadığını, KKTC'nin yaşatılması,
korunması'' gibi iddiaların çok fazla anlamlı
olmadığını belirterek, ''Çünkü Kıbrıs Türk
halkı sahip çıktığı sürece ve Kıbrıs
Türkünün iradesini temsil ettiği sürece, Kıbrıs Türküne her
türlü imkanı sağlayan bir şemsiye olduğu sürece KKTC var
olmaya devam edecektir'' dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlama etkinliklerine Türk
Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen katılmak üzere adaya gelen
Orgeneral Erdal Ceylanoğlu'nu kabul etti.
Orgeneral Ceylanoğlu,
''TSK adına, özgürlük, eşitlik ve yaşam hakkı mücadelesi
sonucunda elde edilen KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümünü kutlamak için
Kıbrıs Türkleriyle beraber olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur
duyduğunu'' ifade ederek, ''İnanıyoruz ki bu güzel heyecanlar,
ebediyete emin adımlarla ve iyi gelişmelerle
taşınacaktır. Bundan bizlerin ve Türkiye Cumhuriyeti devleti, TSK'nın
hiçbir kuşkusu yoktur'' dedi.
Orgeneral Ceylanoğlu,
''TSK, daima barışın gerçek savaşçısı olarak,
ülkesinde ve dünyanın her yerinde görev yapmaya ve insanlarına hizmet
etmeye devam edecektir'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat başkanlığındaki gelişmeleri memnuniyetle ve
yakından izlediklerini belirten Orgeneral Ceylanoğlu, bu
gelişmelerin Kıbrıs Türk halkına enginlik ve mutluluk
getirmesini diledi.
TALAT'TAN
TSK'YA TEŞEKKÜR
KKTC Cumhurbaşkanı Talat da, Türkiye'nin her olayda bütün
kurumlarıyla yanlarında olduğuna işaret ederek,
Kıbrıslı Türklerin "self determinasyon"
hakkını ilerlettiği bu önemli aşamada da Türkiye'nin
kurumlarını yanlarında görmekten mutlu olduklarını
kaydetti.
Türkiye'nin tüm
kurumlarının olduğu gibi TSK'nın da her aşamada
Kıbrıs Türklerini ve KKTC'yi desteklediğini ifade ederek, destek
için teşekkür eden Talat, Kıbrıslı Türklerin bunca yıl
uygulanan izolasyon altında yaşadığı için, tek nefes
alma penceresinin Türkiye olduğunu ve ekonomik, siyasi ve güvenlik olarak tek
desteğin de Türkiye'den geldiğini söyledi.
KKTC'nin bütün gücüyle,
halkına en iyi hizmeti vermek için, laik, demokratik bir devlet olabilmek
için, halkını daha müreffeh yarınlara taşıyabilmek
için elinden gelen bütün gayreti gösterdiğini anlatan Talat,
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm
aradıklarını ve bunun için ellerinden gelen gayreti
gösterdiklerini kaydetti.
Çözüm için, bütün
esneklikle, ancak hakları koruyarak çaba harcadıklarını
dile getiren Talat, bütün dünyanın da bunu gözlediğini ve kimin
çözümden yana olup olmadığını gördüğünü söyledi.
''KKTC
VARDIR VE YAŞIYOR''
Bu süreç içinde KKTC'nin bir alternatif olmadığını
ifade eden Talat, şöyle devam etti:
''KKTC vardır ve
yaşıyor. 'KKTC'nin yaşatılması, korunması' gibi
iddialar da çok fazla anlamlı değildir. Çünkü Kıbrıs Türk
halkı sahip çıktığı sürece ve Kıbrıs
Türkünün iradesini temsil ettiği sürece, Kıbrıs Türküne her
türlü imkanı sağlayan bir şemsiye olduğu sürece KKTC var
olmaya devam edecektir ve tabii ki nihai hedef olarak gördüğümüz çözümün
de önemli bir unsuru olacaktır. Bu anlayışla, 26. yıl
dönümümüzde çalışmalarımızı bir kere daha gözden
geçiriyoruz, bir kere daha değerlendiriyoruz, eksiklerimizi tespit etmeye
çalışıyoruz ve onları yerine getirmek için elimizden gelen
gayreti gösteriyoruz.''
TSK'nın, Kıbrıs Türklerini, 1963'ten itibaren güvenlik açısından koruduğunu, 1974'te Barış Harekatı ile tam güvenliğe kavuşturduğunu ve o günden bu yana da güvenliğini sağlamaya
devam ettiğini
anlatan Talat, bu destek için teşekkür etti.
AA
13
Kasım. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde domuz gribine yakalanan, kronik
akciğer ve diyabet hastası bir kişi öldü.
KKTC Sağlık
Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, domuz gribine
yakalanan ve 4 Kasım'dan beri hastanede tedavi altında bulunan,
kronik akciğer ve diyabet hastası bu kişi, "pnömoni"
gelişmesi sonucu solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti.
Ölen kişinin adı
ve cinsiyeti belirtilmeyen açıklamada, "10 gün boyunca
kurtarılması için yoğun çaba sarf edilmesine rağmen
maalesef hasta kaybedilmiştir" denildi.
Yunanistan, 15 Kasım'a "kara bir
sayfa" dedi
Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı, KKTC'nin kuruluş günü olan 15 Kasımın
"uluslararası yasal düzene saygılı olan herkes için kara
bir sayfa olduğunu" ileri sürdü.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şöyle
denildi:
"Pazar günü Kıbrıs'ta,
Türk ordusu tarafından işgal edilen topraklarda sahte devletin
kuruluşunun 26. yılı tamamlanmaktadır. 1983'ün 15
Kasımı, uluslararası yasal düzene saygılı olan herkes
için kara bir sayfa olarak kalmaya devam etmektedir. Kıbrıs
sorunu, BM ve Avrupa Birliği üyesi olan bağımsız bir
devletin işgali ve istilası meselesi olarak sürmektedir. Kabul
edilemez bu durum sona ermelidir. Yunanistan,
Başkan Hristofyas'ın (Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas)
anlaşmalı bir çözüme ulaşılması yönündeki
çabalarını, vasilerin olmadığı, Türk işgalinin
sona ermesine ve adanın yeniden birleşmesine yol açacak,
Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs'ın
AB'ye
katılımıyla güvence altına alınan hürriyet, güven ve
refah içeren bir ortamda birlikte yaşamalarını sağlayacak
bir Kıbrıs
çözümünü desteklemektedir."
CNN TURK 14/11/09
İngiltere'den Kıbrıs vaadi...
İngiltere'nin Kıbrıs'ta bir anlaşmaya
varılması ve sorunun çözülmesi durumunda, adadaki üs
topraklarının yarısını "Birleşik Kıbrıs'a" devretmeye
hazır olduğu duyuruldu.
Ülkenin Dışişleri Bakanlığı basın ofisinden
yapılan açıklamada, şöyle denildi:
"Bu teklif, İngiltere'nin
Kıbrıs'ta
bir anlaşmaya varılmasına verdiği önemini göstermektedir ve
İngiltere'nin
bir anlaşmaya varılması için iki lidere de verdiği destek
konusundaki istekliliği ortaya koymaktadır."
İngiltere'nin
adada bir anlaşmanın yine ada halkı tarafından
sağlanabileceği, uluslararası toplumun etkisiyle
sağlanamayacağı görüşünü her zaman net ve açık bir
şekilde ortaya koyduğu kaydedilerek, askeri üs topraklarıyla
ilgili teklifin Kıbrıs
sorunun çözümüne bağlı olduğu belirtildi.
Başbakan Gordon Brown'un konuya ilişkin sözlerine de yer verilen
açıklamada, Brown'un şunları söylediği kaydedildi:
"(Kıbrıs
Rum Yönetimi Lideri Dimitris) Hristofyas'ı bugün Londra'da kabul etmekten
ve Kıbrıs
sorununu konuşma fırsatı bulmaktan büyük memnuniyet duydum.
Çözüm müzakereleri için kritik bir zamandır. Her iki
Kıbrıslı lider de görüşmelerde gelinen nokta konusunda
büyük bir kararlılık ve yüreklilik göstermiştir ve ben bugün
Hristofyas'ı bu önemli fırsattan yararlanmaya ve konuyu tüm
Kıbrıslılar yararına çözmeye çağırdım."
Açıklamada ayrıca, Brown'un şu sözlerine yer verildi:
"Müzakerelere destek için işaret olarak, Kıbrıs'ta
bir çözüm durumunda, İngiltere'nin
BM'ye, adadaki askeri üs alanlarından yaklaşık yüzde 50'sini
Birleşik Kıbrıs'a
sunmayı teklif ettiğini teyit edebilirim. Bu toprakla ilgili ne
yapılması gerektiği iki liderin müzakerelerine
bağlıdır."
"Tarih yazabilirsiniz, cesur olun"
Brown'un ayrıca, bu toprakların devrinin, üslerin
işleyişine aykırı bir etkisinin olmayacağını
söylediği bildirildi. Başbakan Brown'un bugün Kıbrıslı
liderlere mesajının "Tarih yazabilirsiniz. Cesur olun.
Birleşik Krallık sizi destekliyor" olduğu da kaydedildi.
Açıklamada ayrıca, söz konusu teklifin BM'ye dün
yapıldığı ve 45 milkarelik (116,5 kilometrekarelik) bir alanı
kapsadığı belirtildi. Brown'un bugün Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüştüğü, Birleşik
Krallığın Avrupa Bakanı Chris Bryant'ın da bu ay
içinde Kıbrıs'a
gideceği duyuruldu.
Kıbrıs'ta
Birleşik Krallık egemenliğindeki yaklaşık 255
kilometrekarelik Dikelya ve Akrotiri bölgeleri, bu ülkenin askeri üsleri olarak
kullanılıyor.
Hristofyas öneriyi "olumlu" buldu
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitiris Hristofyas, İngiltere'nin
Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulunması şartıyla Ada'daki üs
topraklarının yarısına yakınını geri verme
önerisini, Rum hükümetinin "olumlu bir katkı olarak
gördüğünü" söyledi.
İngiltere
Başbakanı Gordon Brown, dün akşam Londra'da, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüştü. Rum radyosunun
haberine göre, 45 dakika süren görüşmeden sonra açıklama yapan
Hristofyas, İngiltere'nin
Kıbrıs'taki
üsleriyle ilgili önerisini, Rum hükümetinin olumlu gördüğünü ifade etti.
Rum yönetimi ile İngiltere
arasında Haziran 2008'de imzalanan mutabakat zaptını
hatırlatan Hristofyas, İngiltere'nin
bu anlaşma doğrultusunda, kalıcı ve çalışabilir
çözüm çabalarına katkıda bulunmasını beklediklerini
söyledi.
Kıbrıs
müzakerelerinde önemli ilerleme sağlanmamasının
sorumluluğunun Türkiye ait olduğunu da iddia eden Hristofyas, Gordon
Brown'un gösterdiği ilgi ve anlayıştan memnun olduğunu
belirtti. Görüşmeden memnun olduğunu ifade eden Başbakan Gordon
Brown da Hristofyas'ın, müzakerelerde ilerleme sağlanmasında çok
büyük cesaret ve kararlılık gösterdiğini belirtti.
Brown, iki liderin çözüm konusunda taahhütte bulunduğunu
hatırlattı. Kıbrıs
sorununa çözüm bulma fırsatının değerlendirilmesini isteyen
Brown, çözümün "Kıbrıslılar" tarafından
bulunması ve "Kıbrıslılar"için olması
gerektiğini söyledi.
Brown, çözüm halinde Kıbrıs'taki
üserler toprağının yarısını vermeyi önerdiklerini
anımsatarak, üslerin daha küçük bir alanda
çalışmalarını sürdürebileceğini kaydetti.
Görüşmeden sonra yapılan yazılı açılamada,
Hristofyas'ın Kıbrıs
müzakereleri hakkında Gordon Brown'u bilgilendirdiği belirtildi.
Ankara ne diyor?
Ankara da İngiltere'nin
Kıbrıs'ta
çözüme ulaşılması durumunda topraklarının
yarısını ada halkına vereceğini duyurmasından
memnun. Ankara'ya göre bu somut bir adım olması açısından
önemli. Diplomatik kaynaklar, İngiltere'nin
bu adımını, "müzakerelerde ciddi bir aşamaya
gelindiğinin göstergesi" olarak yorumluyor.
Yetkililere göre, eğer Ada'daki müzakere sürecinde önemli bir yol
alınmasaydı, İngiltere
böyle bir öneride bulunmazdı.
Diplomatik kaynaklar ayrıca, barışa toprak hediyesi sözünün,
"çözümü destekliyoruz" açıklamalarından daha güçlü, daha
somut bir adım olduğunu belirtiyor. Bu açıdan da Ankara öneriyi
önemsiyor.
İngiltere
benzer bir teklifi Annan Planı görüşülürken de
yapmıştı. Yeni önerinin Talat ve Hristofyas arasındaki
müzakerelerde harita, toprak konuları görüşülürken ele
alınması bekleniyor.
CNN TURK 12/11/09
KKTC resepsiyonunda futbol konuşuldu
CNN TURK 14/11/09
Meclis Genel
Kurulundaki görüşmelerin ardından KKTC'nin kuruluş
yıldönümü dolayısıyla Swiss Otel'de düzenlenen resepsiyona
katılan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, burada Genelkurmay Başkanı Orgeneral
İlker Başbuğ ile uzunca bir süre sohbet etti.
Mehmet Ali Şahin'e resepsiyon sırasında Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile neler
görüştüğü soruldu.
Galatasaraylı olan Şahin, bir gazetecinin Fenerbahçe
taraftarı olan Genelkurmay
Başkanı'nın kendisinden herhalde Milan Baros'u istediği
esprisini yapması üzerine, "İstedi bizden. Biraz zor
veririz" yanıtını verdi. Şahin, şunları
söyledi:
"Takımlarımızın Avrupa'daki şartlarını
konuştuk. Genelkurmay
Başkanı'mız (Fenerbahçe'nin)
Santrafor sorunu olduğunu söyledi. Mesela Galatasaray'dan
Baros gelse herhalde finalde oynarız" dedi. Kulüp başkanı
olsaydım düşünürdüm ama şu anda böyle bir yetkim yok."
İngiltere'nin önerisi Rumları
kızdırdı
İngiltere'nin, Kıbrıs sorununa kapsamlı
bir çözüm bulunması şartıyla adadaki üs topraklarının
yarısına yakınını geri vereceğini
açıklamasına, Rum yönetimi ve siyasi partilerinden tepki geldi.
Rumlar, İngiltere'nin
önerisine, "Kıbrıs
Rum tarafının çözüm için teşvike ihtiyacı yoktur. Çözüm
bulunması yönünde daha yapıcı bir tavır sergilemesi için
Ankara'ya baskı yapılmalıdır"
karşılığını verdi.
Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianu, İngiliz önerisini inceleyeceklerini, ancak Rum
tarafı için asıl olanın çözüm ve yeniden birleşme
olduğunu kaydetti.
Kiprianu, "ilave bir teşvike ihtiyaçları
bulunmadığını" söyledi.
Atina'ya giden Kiprianu, ayrıca İngiliz Yüksek Komiseri Peter
Millet'in, EOKA tarafından öldürülen İngiliz askerleri için KKTC'de
dikilen anıtın açılış törenine
katılmasını "kabul edilemez hareket" olarak niteledi.
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da, İngiliz önerisinin içeriği
görülene kadar sabırlı olunmasını tavsiye etti ve Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün görüşeceği İngiltere
Başbakanı Gordon Brown'un, "İngiliz niyetleriyle ilgili
daha derin izahat vereceğini" söyledi.
Komünist AKEL partisinin Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise, İngiliz
önerisinin, Kıbrıs
sorununun çözümüne yeterli teşvik olmadığını kaydetti.
İngilizlerin bu sunumunun, partisinin, İngiliz üslerinin adadaki
varlığı aleyhindeki tutumunu gözden geçirmesini gündeme
getirmediğini belirten Kiprianu, "Kıbrıs
sorununun halledilmesi halinde AKEL, üslerin adadan çekilmesi konusunu gündeme
getirecek" dedi.
Millet'in, anıt açılışı için KKTC'ye gelmesi konusuna
da değinen Andros Kiprianu, "Millet'in bazı emirler
doğrultusunda hareket ettiği kanaatindeyim. Ancak bu konuyla
kahramanlık yöntemiyle değil, diplomatik yöntemle ilgilenmeliyiz.
Çünkü kahramanlık yöntemi, günün sonunda 'Kıbrıs
cumhuriyeti' için zararlı olabilir" diye konuştu.
Talat'tan yorum
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere'nin
Kıbrıs'ta
çözüm halinde toprak önerisinin, müzakerelerde harita ve toprak
konuşulurken değerlendirileceğini belirterek, önerinin, Rum
tarafının bu konudaki isteksizliğini ortadan kaldırmak için
yapılmış girişim olarak algılanabileceğini
söyledi.
İngiltere'nin
aynı teklifi Annan planı döneminde de yaptığını
ve o zamanki tutumunu tekrarladığını belirten Talat,
"Derinlemesine bir çalışma, değerlendirme,
tartışma aramızda yapmadık. O yüzden konuyla ilgili
geniş bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Ancak bu İngiltere'nin
tutumudur. Tabii ki sonunda harita, yani toprak konuşulduğu
aşamada değerledirilecektir" dedi.
Önerinin müzakerelere yansımasının nasıl
olacağının sorulması üzerine Talat, Türk tarafı olarak
istekli çalıştıklarına işaret ederek, "Büyük
olasılıkla Rum tarafının bu konudaki isteksizliğini
ortadan kaldırmak için yapılmış girişim olarak da
algılanabilir" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, önerinin, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Londra ziyareti öncesinde
yapıldığının anımsatılması üzerine de,
"İşte o da gösteriyor ki Rum tarafını teşvik
etmek istiyorlar, anlaşılan" dedi.
Olağanüstü Meclis toplantısıyla ilgili bir soruya
karşılık Talat, müzakereler hakkında meclisi
bilgilendireceğini ve milletvekillerinin görüşlerini
alacağını belirterek, sonunda kararı meclisin ve
halkın vereceğini, referandum yasasını hazırlama ve
referanduma sunulmasını meclisin yapacağını, her
şeyi, meclis ve hükümetle diyalog içinde yürüttüklerini kaydetti.
Bir başka soru üzerine, hükümetle arasında bir sorun olduğunu
düşünmediğini ifade eden Talat, zaman zaman siyasi mülahazalarla
bazı açıklamalar yapıldığını, bunlara cevap
vermesinin doğru olmadığını belirterek, "Her
şeyi herkes biliyor ve görüşlerini de söylüyor" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Başbakan Derviş Eroğlu ve
Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) kabul etmeyeceği bir referandumun
meclisten geçip geçmeyeceğinin" sorulması üzerine de,
"Karar yüce meclisin, halka bu imkanı veririz, nihai kararı halk
verecek nasıl olsa deyip" ifadesini kullandı.
Talat, meclisin çoğunluğu benimsemese de halka bu imkanın
verilmesi gerektiğini belirterek, 'Çünkü sonuçta halkımız karar
verecek" diye konuştu.
Eroğlu: "Katkısı olmaz"
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, İngiltere'nin,
Kıbrıs'ta
çözüm halinde, Kıbrıs'taki
iki askeri üssünden bir miktar toprak vereceğini
açıklamasının, bir anlaşmaya fazla katkı
koyacağını düşünmediğini belirterek,
"Dikelya'yı bize Ağrotur'u Rumlara bırakıyorum derse
anlarım" dedi.
Başbakan Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken,
gazetecilerin, İngiltere'nin,
Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması şartıyla Ada'daki üs
topraklarının yarısına yakınını geri vereceğini
açıklamasına ilişkin soruları üzerine, "İngiltere
bunu söyler de gerçekleştirir mi bilmiyorum" diye konuştu.
İngiltere'nin
AB'ye
girerken Kıbrıs'taki
Dikelya ve Ağrotur üslerini AB
dışında tuttuğuna işaret eden Eroğlu, İngiltere'nin
esas isteğinin Kıbrıs'taki
iki üssünü muhafaza etmek olduğunu belirtti ve bu üslerin, İngiltere'nin
amacı için yeterli olduğunu söyledi.
İngiltere'nin
üslerden bir miktar toprak vermesinin bir anlaşmaya pek fazla
katkısının olacağını düşünmediğini
belirten Eroğlu, "Eğer 'üslerden çıkıyorum, üsleri
Türklere ve Rumlara bırakıyorum' derse... Dikelya'yı bize,
Ağrotur'u Rumlara bırakıyorum derse anlarım. Esas olan,
kendi üsler bölgesinin 'egemenliği vardır' derken, bizim bir egemen
halk olduğumuzu, egemen topraklarımızın olduğunu kabul
etmeyişi bizi üzmektedir" dedi.
Öneri Rum basınında
Kıbrıs
Rum gazeteleri de, İngiltere'nin,
"müzakerelerde bir çözüme ulaşılması halinde, Kıbrıs'taki
İngiliz üssü topraklarının bir bölümünü 'Birleşik Kıbrıs'a
vermeye hazır olduğu" yönündeki eski önerisini yenilemesini,
"üslerin, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
oylarıyla adada kalmasını garanti altına almaya
çalışmak" olarak yorumladı.
Önerinin, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile İngiltere
Başbakanı Gordon Brown'un görüşmesinin 24 saat öncesinde
yapıldığına işaret eden Rum basını, konunun,
bugün TSİ 18.30'da yapılacak Hristofyas-Brown görüşmesinde
gündeme geleceğini belirtti.
Hristofyas-Brown görüşmesinin 24 saat öncesinde İngiltere'nin
"hediye" takdiminde bulunacağını
açıkladığını yazan Fileleftheros gazetesi, bu
"hediyeyle" İngiltere'nin
sonsuza dek adada kalışının garanti altına
alınmasına çalışıldığını savundu.
İngiltere,
tamamı 99 milkare olan üslerinin 45 milkaresini, "iki liderin Kıbrıs
sorununda bütünlüklü anlaşmaya varması, varılacak
anlaşmanın referandumla nüfusun çoğunluğu tarafından
onaylanması ve iki tarafça resmi olarak tasdik edilmesi"
koşuluyla "Birleşik Kıbrıs"a
vermeyi önermişti.
Fileletheros gazetesi, İngiltere'nin
bu öneriyle, "Kıbrıs
sorununda varılacak anlaşmayı şartlandırmaya ve
yapılacak referandumla üslerin Kıbrıs
sorununda varılacak anlaşmadan sonra da adada kalmasını
garanti altına almaya ve bizzat Kıbrıslı Türk ve Rumlara
referandumda üslerin adada kalmasını onaylatmaya
çalıştığını" öne sürdü.
Ada'da 2 üs
Birleşik Krallık, Ada'daki 2 üssünde, 245 kilometrekarelik bir
alanı elinde tutuyor.
Bu ülke BM'ye, bu alanın yaklaşık yarısını
oluşturan, 116.5 kilometrekarelik kısmı önerdi.
Kıbrıs'ın,
Türkiye ve Yunanistan
ile birlikte 3 garantör ülkesinden biri olan İngiltere'nin,
Kıbrıs'ta
2 askeri üssü bulunuyor.
İngilizler'in, Gazimağusa yakınlarında Dikelya, Limasol'da
da Ağrotur Üssü yer alıyor.
İngiltere,
2004 yılında, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm öngören Annan Planı'nı iki tarafın
da kabul etmesi durumunda, üslerinden toprak vermeyi taahhüt etmişti.
Annan Planı'na KKTC yüzde 65 "evet" derken, Rumlar ise yüzde 76
oranında "hayır" demişlerdi.
Dersim'de 1937-1938'de ne oldu?
CHP'li Onur Öymen'in gafıyla Dersim olayları yeniden gündeme geldi. Peki 1937-38'de ne olmuştu? 22 yıl önce Nokta dergisinde yayınlanan 'Dersim dosyasını Bianet yeniden yayınladı
Nokta Dergisi'nin 1987'de yayımladığı "Dersim
1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" dosyasını bugünün
gündemine denk düşmesi nedeniyle "İlk kez açıklanan
belgeler", "İsmet İnönü'nün Lozan'da okuduğu
bildiri", "ABD, Demirel'e Federe Kürdistan Önerdi",
"Demirel Koçaş'ı yalanlıyor", "Hedef doğrudan
Dersim idi", "Dış basından", "Parlamenter
gözüyle" başlıklı çerçeveleriyle birlikte aynen
yayımlıyoruz.
"Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban
üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket
selameti bakımından mutlaka lazımdır...
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak,
kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri
sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak
suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey
değildir."
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, İçişleri
Bakanlığı'na raporunu sunduğunda Dersim olaylarına
doğru bir adım daha atılmış oluyordu. Bir süre sonra
Dersim'in adı Tunceli'ye dönecek, adına özel yasalar
çıkarılacak, ardından da kanlar dökülecekti. Tam yarım yüzyıl
önceydi bütün bunlar. Ve yarım yüzyıl boyunca
konuşulmayacaktı. O kadar ki...
Muhsin Batur, 1985 yılında yayınlanan "Anılar ve
Görüşler" adlı kitabında şunları yazıyordu.
"Günlerden bir gün alayımıza emir geldi... Tren yoluyla
Elazığ'a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra
o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40
kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında
pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti.
Elazığ'ın biraz uzağında Harput'un eteklerinde
çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak
üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev
yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve
yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan
kaçınıyorum..."
Muhsin Batur, yaşadıklarını kendisine
saklamıştı. Pek çok başkaları gibi... "Bir
şeyler", önemli bir şeyler olmuştu 50 yıl önce. Oysa
bugün genç kuşaklar, neredeyse Dersim adını bile bilmiyordu.
Bugünü anlamanın anahtarı olan "dün" unutulmuştu.
Ve yarım yüzyıl sonra Nokta "dün"ün kapısını
açıyordu. İngiliz arşivlerinde bugüne dek karanlıkta kalan
belgeler ve mektuplar; Genelkurmay Harp Tarihi
Başkanlığı'nın kamuoyuna yansımayan "Türkiye
Cumhuriyetinde Ayaklanmalar" adlı belgesel yayını; o
günlerin canlı tanıkları... Bütün bunlar bir manzarayı
gözler önüne seriyordu: Dersim isyanı... 1937 baharından 1938
baharına iki tenkil harekâtı. Binlerce ölü, onbinlerce sürgün..
Her şey köprüyle...
"37 geldiği zaman bir köprü meselesinden geldi. İki ya da üç
kişi köprüyü yaktılar. Cehaletten çoban mı yaktı,
başkası mı yaktı bilemezsin yani... Belli değil, yani
bilmezlikten yaktılar. Ondan sonra başladı. Olay büyüdü..."
Kureşanlı 60 yaşındaki Veli Çelik'in
anlattığı bu köprü olayı, Genelkurmay belgelerinde
şöyle geçiyordu: "İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut
bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta
köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından
yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon
hattının tahrip edilmesiyle başladı."
Köprü bir kıvılcımdı. Avusturya veliahdının
öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasında ne
ölçüde etkense, köprünün yakılması da Dersim olaylarını
başlatmada o ölçüde etkendi.
Evet, köprü yıllarca için için yanan bir ateşi
canlandırmıştı. Dersimlilerin asker ve vergi vermeyi
reddetmeleriyle somutlaşan bir ateşti bu. Dersim bir
sancıydı... Tunceli Kanunu, 1935 yılında böyle bir ortamda
çıkarılmıştı. Kanuna göre, vali ve komutan,
bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; kaymakamlıklara muvazzaf
subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların
merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il
dışına çıkartabilecekti. Asıl önemlisi hukuk
alanındaki düzenlemelerdi. Bu kanunla Tunceli'de yapılacak
yargılamalara da özel yöntemler getiriliyordu.
Gazeteci Naşit Uluğ, "Tunceli Medeniyete
Açılıyor" adlı kitabında, yapılanları
"mazinin kötülüklerini tasfiye" olarak yorumluyor ve şöyle
diyordu:
"Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet
ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları
vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak
ağalığının yanında, bunların daha korkuncu
olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde
fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu."
"Meğer askeri yolmuş..."
70 yaşındaki Şükrü Baykara Nokta'ya anlatıyordu:
"1937'de önce yol yapıldı. Öğrendik ki meğer askeri
yol yapılıyormuş. O zaman ben 19-20
yaşındaydım... Olaylar öyle hızlı oldu ki, iki-üç gün
içinde sildi süpürdüler."
Önce yol gelmişti Dersim'e, ardından da uçaktan atılan
bildiriler. 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyordu bildiriler ve
Genelkurmay yayınına göre "Türkçe, Osmanlıca harflerle,
mahalli lisanda" yazılmıştı: "Sizi
ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet
hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu
takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya
kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden
başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi
yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz.
Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz."
Bildirilerle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu'nun gizli bir
kararında da şöyle deniyordu:
"Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları
daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki,
silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna
kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri
uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür."
Dersim'de adım adım tarih yaratılıyordu. Tarihi
yaşayanlardan biri Mehmet Kangutan'dı. 1937'de 11
yaşındaydı Kangutan ve o günleri Nokta'ya bugün şöyle
anlatacaktı:
"Abdullah (Alpdoğan) Paşa buraya geldiği zaman hem adli hem
idari bütün yetkilere sahipti. İstese adam öldürebilirdi... Bütün
aşiret reislerine emir çıkardı. Dedem Karabali aşiretinin
reisi olduğu için oha da emir çıkardı: Herkes aşiretin
silahlarını göndersin, fes yasak... Dedem belki yüz-yüz elli
tüfeği katırlara odun yükler gibi yükledi, gönderdi. Herkes
şapka giydi. Tüccarlarda şapka kalmadı. Ve adam yol yapmaya
başladı. Atatürk'ün hastalığı
zamanındaymış... Abdullah Paşa üç şey istiyordu:
Askere gideceksiniz, verginizi vereceksiniz, birbirinizin malına göz
koymayacaksınız... Abdullah Paşa'nın bu icraatına
rağmen tek tük hadiseler oluyordu. Tabii bunlar büyük bir katliamı
icap ettirmiyordu."
Silah meselesi Genelkurmay belgelerinde de yer alıyordu. Dersim havalisini
teftişle görevlendirilen Diyarbakır Valisi Cemal Bey'in
İçişleri Bakanlığı'na sunduğu şu raporla:
"Üç-beş şahıs müstesna, ağalar ve reisler ve dahil
bütün Dersimliler son derece fakirlik ve zaruret içinde çırpınmaktadırlar.
Soygunculuk hareketlerinin sebebi, yaşamak hissi ve endişesidir...
Her Dersimli, hayatını, malını korumak kaygusu ile
silahlı bulunmak zorunluluğunda kalmıştır..."
Gerek Cemal Bey'in raporu gerekse öteki istihbarat ve değerlendirme, hükümeti
bir sonuca götürüyordu: "Dersim'in ıslahatı zaruridir."
Genelkurmay yayınında şu satırlara yer veriliyordu:
"Tunceli Kanunlarının uygulanmasında ilkin, Dersim'e hâkim
olmak esası dikkate alındığı için Kahmut, Sin,
Karaoğlan, Amutka, Danzik, Haydaran gibi bucak merkezlerinde birer karakol
tesisi ve binalarının inşaasına
başlanmıştı.
"Bu iş; çok uzun zamandan beri hükümet memuru ve nüfuzu görmeyen
aşiret reisi ve ağalarının hoşuna gitmemiş ve
özellikle Kalan'da yeni bir ilçe teşkili bunların kuşkularını
büsbütün artırmıştı. Bu arada Suriye'den Tunceli bölgesine
giren bazı Ermenilerin Koçkirili Ali Şir'in etrafta
yaptığı menfi propagandanın halk üzerindeki etkisi de
büyüktü. Bu durum dolayısıyla Yukarı Abbas uşağı
aşireti reisi Seyit Rıza; Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan
aşiretlerine adamlar göndermek suretiyle bunların hükümet aleyhine
ittifakını sağlamış oldu."
Bu ittifakın gözle görünür ilk sonucu köprünün yakılması olarak
gelmişti. Bunun üzerine, bölgeye ilginin artırılmasına
karar verilmişti: "Son olay ve alınan haberler gösteriyordu ki,
hükümetin Tunceli içerisine adım adım girişi,
çıkarları bozulan bazı kimseleri sıkmakta,
çıkarılan Orman Kanunu, dağ köylerinde keçilerinin aç kalacağı
korkusunu doğurmakta ve bunlara benzer birtakım zararlı
propagandalarla halk kışkırtılmakta idi. Bu durum
dolayısıyla önümüzdeki ilkbaharda gerek Tunceli içinde ve gerekse
çevresindeki illerde sarkıntılık ve çapulculuk hareketlerinin
artacağı ihtimali karşısında Tunceli içinde ve
çevresinde kuvvetli bulunmak lazımdı."
Kanlı bahar
1937 yılında ilkbahar Dersim'e böyle koptu kopacak bir
fırtınayla birlikte gelmişti. Dağ taş silah
aranıyor, silah toplanıyordu. Karakolların sayısı
artmıştı. Ve...
Genelkurmay yayınının 382. sayfasında
anlatılıyordu: "Hemen hemen her gün eşkıyanın
şu veya bu karakola baskın yapacağı haberleri
alınıyordu. Birkaç kez Elazığ'da bulunan uçak
bölüğünce; eşkıyanın toplandığı yerler,
özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arkasından yönettiği
bilinen Seyit Rıza'nın evi ve civarı havadan bombalandı.
Her gün biraz daha şiddetini artıran kaynaşmaya rağmen
henüz ciddi bir hareket olmamıştı.
Nihayet bir gün (26 Nisan 1937) Sin bucağının Hozat'la
irtibatının dağ yolu ile yapılmasını
sağlamak maksadı ile açılan ve mevcudu 36 sabit jandarmadan
ibaret olan Askisor karakolu saat 20.00'den itibaren 100 kadar eşkıya
tarafından kuşatıldı. Alınan diğer haberlerden de
anlaşıldığına göre; bu gece eşkıyanın
gruplar halinde Sin ve Kahmut bölgelerine baskın yapmaları
bekleniyordu.
Bir gün önce Uzuntarla bölgesinde toplandığı haber alınan
eşkıya 26/27 Nisan gecesi saat 23.00'te 80 kişilik bir kuvvetle
Harçik suyunun doğusunda ve Pah kuzeyinde bulunan 9'uncu Seyyar Jandarma
Taburu Süvari Bölüğü'ne taarruza başladı ve sabaha kadar
eşkıya ile bölük arasında çok yakın mesafede ve çok
şiddetli müsademe devam etti. Bölük bu saldırıyı ancak iki
mangası ile karşılayabilmişti."
Hükümet kararlıydı. İsyan bastırılacak, Dersim
"tedip", yani terbiye edilecekti. İlk kadın pilot Sabiha
Gökçen'in uçağından atılan bu ilk bombalar
kararlılığın göstergesiydi. Ama fırtına da
kopmuştu. Artık tedip de yetmiyordu. Onun yerini, sözlüklerin
"Düşman ya da zararlı kimseleri topluca ortadan
kaldırma" diye tanımladığı "tenkil"
almıştı. Bakanlar Kurulu kararlarında "tenkil"den
söz ediliyor, Genelkurmay'ın arşivine tenkil raporları
yağıyordu: "Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen
Hanım'ın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken
köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır bir zayiat
verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."
Mehmet Kangutan da belleğindeki arşive yazmıştı
tanık olduklarını: "Bir ara dediler ki yukardan
kırıp geliyorlar. Tabii anamız gözü açık biri. Beni,
ağabeyimi çıkarttı köyden... Gelmişler köye,
toplamışlar tarlalarda. Biz tepenin arkasındaydık. Ordan
mitralyöz seslerini duyuyorduk. Bizim köy ateşlendiği zaman,
konağımız büyüktü, o konağı yaktıkları zaman
ağlama tuttu beni. Biz karşıdan görüyorduk. İnsanlar da
öldürüldükten sonra köyde insan hemen hemen kalmadı, ama biraz kaçan
vardı."
Aynı sıralarda, yani 1937 Haziran sonlarında manzarayı
Genelkurmay şöyle yorumluyordu: "Devam eden tarama faaliyetinde
birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan
eşkıya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça
ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyük baş hayvan,
koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim
ediliyordu."
Genelkurmay'a gönderilen raporlarda benzeri cümlelere gittikçe daha sık
rastlanır olmuştu. Bu raporlarda Seyit Rıza'nın adı da
çok sık geçiyordu. "Temmuz 1937 sonlarında Tunceli'nin 1937
itaatsizliğine katılmış olan bütün aşiretlerin
bölgelerinde, inilmemiş dere, çıkılmamış dağ ve
taranmamış hiçbir yer kalmamıştı. Sarf edilen bütün
gayretlere rağmen Seyit Rıza ve avenesi henüz ele
geçirilememişti."
"Generalissimo"
Aynı günlerde Seyit Rıza, İngiliz Dışişleri
Bakanlığı'na bir mektup yazıyordu. Seyit Rıza,
"Dersim Generali" diye imza attığı ve elli yıl
sonra ilk kez Nokta ile gün ışığına çıkan bu
mektupta, İngiliz hükümetinden yardım istiyordu. Ne var ki,
umduğunu bulamayacaktı. İngiliz Dışişleri
Bakanlığınca İstanbul'daki İngiliz
Konsolosluğu'na gönderilen bir yazıda şöyle deniyordu:
"Eğer Türk hükümetine, mektubun tarafımızdan dikkate
alınmadığı gayri resmi olarak bildirilirse iyi olur."
Bu ilginç yazının tarihi de ilginçti. İngiliz
Dışişleri Bakanlığı'nın yazısı 5
Ekim 1937 tarihini taşıyordu.
Oysa Seyit Rıza bu yazıdan yaklaşık bir ay önce, 10 Eylül
günü tutuklanmıştı. Anlaşılan bu kez İngiliz
politikası, "bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör"
biçiminde gelişmişti.
İngilizlerin gözlediği denge, Seyit Rıza'nın aleyhine
bozulmuştu. Abasan aşiretinin başı Seyit Rıza,
tutuklanmıştı. Kimi kaynaklara göre bu tutuklanma, "teslim
olma" sonucunda gerçekleşmişti. Kimi kaynaklara göre ise, Seyit
Rıza hükümetin "barış görüşmesi"
çağrısına uyarak Erzincan'a gitmiş ve ele geçmişti.
Seyit Rıza'nın öyküsü yargılanıp 18 Kasım 1937
tarihinde sona eriyordu. Seyit Rıza, küçük oğlu Reşik Hüseyin,
yeğeni Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti
reisi Seyit Hüseyin'in de aralarında bulunduğu on kişiyle
birlikte asılmıştı. Bu, aynı zamanda 1937
harekâtının sonuydu. Başbakan İsmet İnönü, idamlar
dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Dersim meselesini
ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk.
Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik" diyordu.
Ancak, "mesele" ortadan kalkmamıştı. 1938'e yine
huzursuzluklarla girilmişti. Gazeteci Naşit Uluğ, şöyle
anlatıyordu: "Azgınlık bu sefer Kalan
mıntıkasında başladı. Kalanlılara bundan önce
uslu oturduklarından dokunulmamıştı. Henüz imar ve temdin
çalışmaları kendi bölgelerine erişmemiş olan
Kalanlılar, ağaların ve Seyit'lerin tahrikine uyarak Diztaş
karakoluna tecavüz ettiler. Kış gelmişti, dağlar karla
örtülmüştü, yollar henüz bitirilmemişti, harekâta yazın devam
edilmek üzere kış geçirildi. Havalar açılınca asker Kalan
mıntıkasına girdi."
Bir başka "bahar"
Dersim'de yine hazırlık vardı. Yine bahar bekleniyordu. Ama bu
kez hazırlıklar daha sistemli, tedbirler daha yoğundu.
Başbakan da artık Celal Bayar'dı. Gerek 1937, gerekse 1938
harekâtını "yakinen" izleyen gazeteci Naşit Uluğ
şunları aktarıyordu kitabında:
"Kamutay 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başbakan Celal Bayar,
iç meseleler arasında Dersim'e de temas ederek, 'Bu yıl Dersim
denilen işi kat'i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha
olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını
ve umumi bir tarama hareketiyle bu meseleyi kökünden söküp
atacağını söylemişti."
1938 harekâtı için her şey hazırdı. Öyle ki, harekâtın
artık basılı bir "kılavuz kitabı" bile
vardı. 1938 yılında Elazığ Turan Matbaası'nda
Tunceli Vali ve Kumandanlığı tarafından
bastırılan kitapçığın adı şöyleydi: "Tunceli
bölgesinde yapılan eşkıya takibi hareketleri, köy arama ve silah
toplama işleri hakkında kılavuz."
Dam nasıl yakılır?
Kılavuz, bir tenkil hareketi için gerekli tüm bilgileri içeriyordu.
Örneğin, "köyde eşkıya araması" bölümünün 6.
maddesinde "Silah atan köy yakılmalıdır" denilirken,
7. maddesinde bu işin nasıl yapılacağı
anlatılıyordu: "Damlar taş ve topraktan ibaret olup
yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dalları vardır.
Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünden bir kısım toprak
atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve
çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda
kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile
genişletilir."
Kılavuzun "silah toplama" bölümünde de şu
"bilgiler"e yer veriliyordu: "Silah teslime mecbur etmek için
kadın ve çocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini
söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak
faydalıdır."
O günleri yaşayanlardan Şükrü Baykara'nın "kıran
kırana" diye tanımladığı bir çatışma
başlamıştı artık Tunceli'de. Genelkurmay
yayınında, bu çatışmalardan 21 Temmuz 1938 günü Laç deresi
civarında cereyan edeni şöyle anlatılıyordu:
"Haydutların sığındığı,
ağızları mazgallı taş duvarlarla
kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından
kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşinden başka
25'inci Alay'dan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafından tahrip
kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek
içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya
fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası
içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş,
ayrıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü."
Genelkurmay yayınının bundan sonrasında tarihler, mevki
isimleri ve ölü sayıları birbirini izliyordu: "Haydutlardan 20
kadar ceset... Tayyare filosunun bombalı taarruzunda haydutlardan 40'tan
fazla zayiat... Kaçmak isteyen 49 kişinin imhası... Dört köyden 395
haydudun ölü olarak ele geçirilmesi..."
Ve bir örnek: "Mameki Dağ Tugayı bölgesinde bir kuvvetimiz Çat
Köyü'ne ateş baskını yaptı. Bu baskına haydutlar
şiddetle karşı koydularsa da Çat Köyü'ndeki kalabalık,
perişan bir halde bağrışma ve feryatlar içinde
kaçıştılar. Bu müsademede haydutlar 15'i silahsız olmak
üzere 70 kadardı. Müsademe sırasında 20 kadarı imha
edildi."
Doğal olarak raporlara, belgelere yalnızca rakamlar ve kuru bilgiler
yansıyordu. 80 yaşındaki Menez Akkaya ise, Nokta'ya
anlattıklarıyla canlı bir tablo çiziyordu:
"Ben o zaman genç kızdım. Bizim köye askerler birkaç kez geldi
gittiler. Bir şey yapmadılar bize. Türkçe bilmediğimiz için ne
dediklerini anlamıyorduk. Daha sonra bir gün yine geldiler. Bütün köy
halkını topladılar. 200-300 kişi vardı. Kadın,
çoluk çocuk hepsi oradaydı. Hepimizi Değirmentaş'ın oraya
götürdüler. Bize, silahlarımızı toplayıp serbest
bırakacağız diyorlardı. Ama bizi çay
kıyısına götürüp öldürdüler. Kocamı da öldürdüler. Biz üç
kişi kurtulduk. Ben ağaca yapıştım, öyle kurtuldum.
Günlerce aç susuz ölülerin yanında kaldık. Öyle olmuştu ki,
korku diye bir şey kalmamıştı
1938 fırtınası Eylül sonunda diniyordu. Ardında binlerce
ölü bırakarak. Genelkurmay yayınına bakılırsa, ölü
sayısı 4 binden az değildi. Gerçi bu, Kurtuluş
Savaşı boyunca 9 bin kişinin şehit olduğu
düşünülünce oldukça büyük bir rakamdı, ama yine de "kesine
yakın" olduğu söylenemezdi. Çünkü ölü sayıları
genellikle yuvarlak hesaplarla veriliyor ve örneğin "tarama bölgesi
içinden ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır"
gibi, ölü sayısının bilinemeyeceği ifadeler
kullanılıyordu.
Aralarında, özel olarak gönderilen Muhafız Alayı'nın
bulunduğu yaklaşık 50-60 bin kişilik askeri kuvvet
artık çekilmeye başlamıştı, Tunceli'den.
İsyan bitmiş, ölen ölmüştü. Kalan sağlar ise... Onlar için
Bakanlar Kurulu, "Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve
dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve
iskânı" kararını almıştı.
Ve İngiltere'nin Trabzon Konsolosu, Dersim olaylarıyla ilgili olarak
Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği son raporunu şu
değerlendirmeyle sonuçlandırıyordu: "Artık söylenen
şu: Türkiye'de Kürt sorunu bitmiştir."
* Nokta Dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli yıl 5, sayı 25'te
"Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra"
başlıklı dosyası Ayşenur Arslan, Hıdır
Göktaş, Nadire Mater, Mahmut Övür ve Seral Özzeybek imzalarını
taşıyor.
14/11/2009 RADIKAL
Karar Ocakta
Rum avukat Orams lehinde karar çıkarsa KKTC
tanınmış olur diyerek İngiltere Mahkemesini etkilemeye
çalıştı
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere İstinaf Mahkemesi, Orams davasıyla ilgili
duruşmasını dün de sürdürdü. Mahkemede, davacı Rum
Apostolidesi savunan Thomas Beazley QC, Kıbrıs Cumhuriyetinin adada
tanınan tek devlet ve ABye üye olduğunu söyleyerek, kendi mahkemelerinde
alınan kararın kısıtlanması durumunda, bunun
adanın kuzeyindeki yönetimin tanınacağı anlamına
geleceğini iddia etti.
KIBRIS
14/11/09
Hristofyasın
yerinde olsaydı sorunu çözerdi
Eski Bakan Kostas Themistokleus, uzlaşma
sağlanması için Rum tarafının yetki
paylaşımını kabul etmesi, Türk tarafının da
toprak tavizi vermesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıslı Rum
politikacı Kostas Themistokleus, Kıbrıs sorununun çözümünün
önündeki en büyük engelin, Rumların yetki paylaşımını
kabul etmemeleri olduğunu söyledi. Yetki paylaşımının
en önemli sorun olduğuna inanıyorum. Eğer
Kıbrıslı Rumlar 1963ten beri tek başlarına
kullandıkları ve kullanmaya alıştıkları devleti
yönetmekle ilgili yetkileri Kıbrıslı Türklerle
paylaşmayı kabul ederlerse çözüm kolaylaşır diyen Rum politikacı,
Kıbrıslı Türkler de toprak tavizinde bulunmak zorundadır.
Toprakla ilgili 1974 yılından sonraki durum adil değildir.
Eğer Hristofyas yetki paylaşımına hazırsa, Talat
toprak ve mülkiyet konusunu en adil şekilde müzakere etme konusunda iyi
niyetliyse, sanırım çözüme çok yakın oluruz şeklinde
konuştu.
KIBRIS
14/11/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 26ncı
kuruluş yıldönümüne Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) temsilen
katılmak amacıyla ülkeye gelen Orgeneral Erdal Ceylanoğlunu
kabul etti.
Görüşmede
konuşan Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, TSK adına KKTCnin
26ncı kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmaktan
onur duyduğunu belirterek, İnanıyoruz ki; bu güzel heyecanlar
ebediyete taşınacaktır, bundan TSKnın hiçbir kuşkusu
yoktur dedi.
TSKnın;
ülkesinde ve dünyanın her yerinde Barışın gerçek
savaşçısı olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirten
Ceylanoğlu, TSKnın her zaman KKTCnin yanında olduğunu
vurguladı.
TALAT
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da, Türkiye Cumhuriyeti ve TSKnın her zaman ve her
olayda, ekonomik, siyasi, güvenlik ve benzeri konularda hep yanında
olduğuna ve destek verdiğine işaret ederek teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTC Devletinin laik bir devlet olarak tüm kurumlarıyla ülke
insanına daha refah ve demokratik bir ortamda yaşaması için
bütün gayretiyle çalıştığını ifade ederek, bunun
Kıbrıs sorununun giderilmesi için gerçekleştirilen
görüşmelerde de sürdürüldüğünü vurguladı.
Talat,
Kıbrıs sorununun nihai çözümü için adil ve kalıcı bir
anlaşma arayışı içinde olduklarını, bu çerçevede
de Kıbrıs Türk tarafı olarak haklarını koruyarak bütün
esneklikleriyle çalıştıklarını kaydetti.
KKTCnin
bu süreçte alternatif olmadığını, çünkü KKTCnin var
olduğunu ve yaşadığını kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, bu çerçevede KKTCnin korunması gibi bir
durumun bir anlam taşımadığını, KKTCnin var
olmaya devam edeceğini ve nihai hedef olarak görülen çözümün garantisi
olacağını dile getirdi.
BOZERE
ZİYARET
Öte
yandanCumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, KKTCnin 26ncı
kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere TSKyı
temsilen adaya gelen Orgeneral Erdal Ceylanoğlunu kabul etti.
Meclis
Başkanı Bozer, görüşmedeki konuşmasında, TSKnın
değerli generallerini mecliste görmekten duyduğu memnuniyeti dile
getirdi.
Bozer,
Kıbrıs Türkünün uzun yıllar anavatanıyla
başarılı bir milli mücadele verdiğini ve bir halkın
ulaşabileceği en yüksek mertebeye, devlet mertebesine
eriştiğini söyledi.
CEYLANOĞLU
Orgeneral
Erdal Ceylanoğlu ise, konuşmasında, TC Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğun
selamlarını ileterek, TSKnın her zaman Kıbrıs Türk
halkının yanında olduğunu ve gelecekte de
olacağını söyledi.
Barışın,
yaşam ve özgürlüklerin korunmasının önemine işaret
eden Orgeneral Ceylanoğlu,
eğer bunlarda pürüzler varsa
mutlaka, mantıklı akıllı ve insanlığa
yaraşır şekilde çözümleneceğini kaydetti.
Mümtaz
Kıbrıs Türk halkı 1983den bu yana ekonomik yönden de
eğitim yönünden de çok önemli ilerlemeler kaydetmiştir diyen
Orgeneral Ceylanoğlu, şöyle devam etti:
Bunun, BM çatısı
altında, en iyi şekilde, adil ve sürdürülebilir bir çözüm olarak
devam ettirilmesinden yana olduğumuzu, düşüncelerimizin bu yönde ağırlık
kazandığını ifade etmek isterim. Kıbrıs Türk halkı
hiç bir zaman ikinci vatandaş veya ikinci kişi olarak kabul edilemez.
Esas sonuç budur. Bunda başarılı olacağımıza ve
her türlü adımları halkımıza en iyi şekilde yansıtacak
kriterlerde devam edeceğimize inandığımızı ifade
etmek isterim. TCnin, Kıbrıs Türk halkı için düşünceleri çok
değerli ve yüksektir. Ne olursa olsun TC devletinin ve insanlarının
Kıbrıs Türk halkıyla bütün olarak düşündüğünü bilmeniz
lazım.
HALKIN SESI
14/11/09
![]()
Talat: Kıbrıs sorunu var olduğu sürece
Türkiyenin AB süreci önüne engel çıkarmak için gerekçe bulunacak, o
nedenle Kıbrıs sorunun ortadan kaldırılması şart.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BMnin müzakere sürecinin içine
girdiğini söyledi ve Kıbrıs müzakerelerinde bütün
alınıp verilecekler, masaya koyulup, herkesin kendine göre nerede
alıp, nerede alıp vereceği ortaya çıkmadan mutlak bir
anlaşmaya gitmenin mümkün olmayacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkı, Kıbrıs
müzakereleri konusunda gelinen son duruma ilişkin bilgilendirme
ziyaretleri çerçevesinde dün akşam Değirmenlikte halkla bir araya
geldi.
Her konuda anlaşmadan
Her konuda anlaşmadan, hiç bir konuda anlaşmış
sayılmayız diyen Cumhurbaşkanı Talat, tarafların
kendileri açısından çok önem verdikleri küçücük bir meseleden
dolayı çözüm olmayabilir; çözüm olacağından, her konuda
anlaşmadan emin olunamayacağını söyledi.
Tarafların her konuda kendi görüşlerini belirttiğini,
birbirlerine sorular sorarak düşüncelerin anlaşılmaya
çalışıldığını, daha sonra birbirlerine
öneriler sunduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, böylece
bütün bir resim ortaya çıktığını, birinci tur sonunda
bunun elde edildiğini kaydetti.
Şimdi Kıbrıslı Rumların ne düşündüğünü net
olarak anladıklarına, Rumların da kendilerinin ne
düşündüğünü anladıklarına dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turda amaçlarının aradaki
farklılıkları biraz daha yaklaştırmak olduğunu
belirtti.
BM müdahale etmeli
BMnin sürecin içinde olmasının taraflara bir şey empoze
ettiği anlamına gelmediğini, taraflara sadece yardımcı
olduğunu, bazen zorlayıcı olduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Kıbrıs sorunu konusunda bilinen ve anlaşılan bir nokta
var, o da Kıbrıs sorununun çözümü iki kesimli olacak. İki
kesimli demek, iki tane kurucu devlet olacak, bu iki kurucu devletin her birini
bir toplum yönetecek ve o toplum, o devlette hem nüfus bakımından,
hem mülkiyet bakımından salt çoğunluğa sahip olacaktır.
Bu benim fikrim değil, Bu BM Genel Sekreterinin iki kesimliliği
tarifidir. Dolayısıyla eğer taraflardan biri bunun
dışına çıkarsa ve bunun dışında öneriler
yaparsa, o zaman BMnin buna müdahale etmesi gerekir, ama bugüne kadar bunu yapmadı.
Bundan sonra bunun yapılması lazım.
Amaç taviz koparmak
Kıbrıs Rum tarafının bütün çabasının dünyada bir
imaj yaratmak, Türkiyeyi suçlu göstererek, Aralıkta AB süreci
değerlendirilirken, avantaj elde etmek olduğuna vurgu yapan
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların amacı, Türkiyenin önünü
kesme tehdidiyle, Türkiyenin bize baskı yapmasını ve bizim
taviz vermemizi sağlamak. Bütün uğraşı bu dedi.
İngilterenin 45 mil kare arazisini Birleşik Kıbrıs
devletine verdiğine, kendilerine çözümde bu toprağın ne
olacağına siz karar verin dediğine işaret eden Cumhurbaşkanı
Talat, o durumda bile Kıbrıs Rum tarafının bize toprak
vereceğine Türkiyeye baskı yap dediğini vurguladı.
Kıbrıs sorunda 6 temel konu
Kıbrıs sorununun 6 temel konusu olduğuna, ilk olarak yönetim ve
güç paylaşımı konusunun ele alındığına, 2-4
noktada Rumlarla fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret
eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunun özü
ve temelinin bu olduğunu söyledi.
Mülkiyet konusunda doğru düzgün bir ilerleme
olmadığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Rum
tarafının mal sahibi karar verecek, eski sahibi eğer istiyorsa
malını geri alacak. İstemiyorsa tazminat alacak veya takas
yapacak, başka alternatif kabul etmeyiz dediğini, meselenin de orada
tıkandığını anlattı. Talat, şu anda mal
kategorilerini belirleyerek bir yol açılabilir mi diye
bakıldığını, geçmişe göre bu konuda bir adım
atıldığını kaydetti.
Rum tarafı kaçıyor
Cumhurbaşkanı Talat, şimdi haftada 2 defa
toplandıklarını, temsilcilerinin de bazen haftada 1, bazen 2
defa toplandığını söyleyerek, bunu 10 günlük seanslar
halinde 3-4 defa yapmaya kalkışsak, Kıbrıs sorununun bütün
konularını kısa süre içinde elden geçirmemiz mümkün olabilir ama
Rum tarafı bundan kaçıyor dedi.
Bu zamanda her şeyi bilinen, ortaya çıkmış bir sorunun
çözümlenememesinin mümkün olmadığına işaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunun artık ABnin,
bölgenin ve dünyanın bir sorunu olduğunu, o yüzden eskiden
olduğu gibi bu sorunu iki toplumun veya iki anavatanın
arasındaki gibi bir mesele olarak algılamanın mümkün
olmadığını belirtti.
STAR KIBRIS 14/11/09
![]()
Talat: Mülkleri kategorilendirmeyle ilgili
çalışmayı bugünkü (dünkü) görüşmede biraz daha
yakınlaştırdık.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
amacını taşıyan kapsamlı müzakereler çerçevesinde, dün
sabah yeniden bir araya geldi.
İki liderin yaklaşık 3 saat süren görüşmesinin
ardından BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, liderlerin
gelenekselleştiği üzere önce baş başa
görüştüklerini, sonra da heyetler halinde Mülkiyet konusunun ele
alındığını belirtti.
Downer, gelecek hafta Salı günü de liderlerin bu konuyu ele almaya devam
edeceklerini söyledi.
Alexander Downer, Mülkiyet konusunun ele alınmasının hangi
seyirde devam ettiğinin sorulması üzerine yavaş yavaş
ilerliyor dedi.
Downer, Mülkiyetin daha ne kadar ele alınacağı veya bir köprü
kuracak öneriler olup olmadığı sorusu üzerineyse,
ayrıntıları açıklayamayacağını ifade ederek,
bugün iyi bir görüşme yapıldığını kaydetti.
BM Özel Danışmanı Downer, Mülkiyetin kolay bir konu
olmadığını ve zaman alacağını
vurguladı.
Biraz daha yakınlaştık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakereleri
kapsamında gerçekleştirilen dünkü görüşmede, Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyasla, mülkiyet konusunu görüşmeye devam ettiklerini
kaydetti ve temsilcilerin hafta içerisinde bir araya gelerek, yakınlaştırdıkları
mülkleri kategorilendirmeyle ilgili çalışmayı bugünkü
görüşmede biraz daha yakınlaştırdıklarını
bildirdi.
Talat, Yani, kırmızı ve mavi olarak yazılan görüşleri
ve tarafların önerilerini, ortak görüşler haline, yani siyah hale
getirebildik dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ara bölgede Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyasla gerçekleştirdiği bugünkü görüşme
sonrasında Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
basına kısa bir açıklama yaptı.
Mülkiyette hala bir kaç farklılık bulunduğunu ifade eden Talat,
ancak önerileri büyük çoğunlukla yakınlaştırma imkanı
bulduklarını söyledi.
Gelecek hafta yapılacak toplantılarda, planlarının bunu
daha da yakınlaştırma imkanlarını sağlamak
olduğunu dile getiren Talat, gelecek hafta temsilcilerin de bir araya
geleceğini, fakat günlerin saptanmadığını belirtti.
Talat, bir soru üzerine yakınlaşma derken, kategorilerde anlaşma
anlamında yakınlaşmayı kastettiğini de ifade etti ve
Yanlış anlaşılmasın daha henüz kriterleri
saptamıyoruz, sadece mülkleri kategorilendiriyoruz,
yaptığımız o, daha işin başındayız
dedi.
Birkaç görüş birliği daha
Öte yandan Haravgi gazetesi, Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AByle
ilişkilerden sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovu ile heyetlerinin iki saat süren önceki günkü
görüşmelerinde, mülklerin kategorilere ayrılması konusunda
birkaç görüş birliğine daha vardıklarını bildirdi.
Gazete Kategorilere Ayırma Tamamlanıyor...Devamında Mülkiyetle
İlgili Özlü İcraatlar başlıklı haberinde, mülklerin
kategorilere ayrılması çabasının Cumhurbaşkanı
Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın bugünkü
görüşmelerinde tamamlanacağını, ardından da özlü
anlaşmazlık üzerinde durulacağını yazdı.
Sorun ilk söz sahibi
Gazete, büyük anlaşmazlığın mülkiyet hakkının
tesis edilmesinde ilk söz sahibinin kim olacağı konusunda
olduğuna işaret ederek, Rum tarafının bu hakkın yasal
mal sahibinde, Kıbrıs Türk tarafının ise bugünkü
kullanıcısında olmasında ısrar ettiğini
hatırlattı, şunları yazdı: Bu çabada Kıbrıs
Türk tarafı kendi anladığı şekliyle, yani mülk ve
nüfus çoğunluğuyla iki bölgelilik argümanını bile
önermekten çekinmiyor. İlk söz hakkının kimde olacağı
konusundaki anlaşmazlık, mülklerin bütün kategorilerinde
uzlaşılmasına olanak tanımıyor.
Bütün kategoriler üzerinde uzlaşılmamasının nedeni,
Kıbrıs Türk tarafının önerilerinden
bazılarının kabul edilemez düzenlemeleri görüntülemesi veya
bunlara göndermede bulunmasıdır. Mesela içerisinden yol geçtiği
için inkişaf ettirilmiş mülk kategorisinden veya sahte devlet
yasaları temelinde satın alınan mülkler kategorisinden söz
ediliyor. bu kategoriler kabul edilmiyor ve esasın görüşülmesine
başlanması için hepsi (kategoriler) üzerinde
uzlaşılması şart değil.
STAR KIBRIS 14/11/09
![]()
Londrada İstinaf Mahkemesinde 2 gün süren
duruşmada, nihai kararın 2010 Ocak veya Şubatında belli
olacağı bildirildi.
Mihrişah Safa
LONDRAda İstinaf Mahkemesinde Perşembe ve Cuma günü sürdürülen ve
Kıbrısta mülkiyet konusundaki en hassas dava olarak kabul edilen
Orams davasında görüşmeler bitti. ATAD tarafından İngiliz
İstinaf Mahkemesine gönderilen davada, nihai kararın yeni yıla
kaldığı ve 2010 Ocak veya Şubat ayında konuyla ilgili
son kararın çıkacağı ve kesinlik kazanacağı
bildirildi.
Duruşmanın ikinci gününde, Laptada Ingiliz çifti Linda ve David
Oramsın villalarını inşa ettiği arazinin sahibi
Meletis Apostolidesin avukatı Beasley, mahkemeye ifade vererek deliller
sundu.
Bu arada, mahkemenin İngiliz yargıcı Judge Pill, Orams
tarafının mahkemeye yeni delil sunma teklifini kabul etti.
Duruşmanın son gününde, Beasley Q.C, Türk tarafının
üzerinde durduğu ve mahkemeye delil sunacağı iki konuya cevap
verdi. Bunlardan biri Avrupa Mahkemesinin 12 kişilik yargıçlar
kurulunun baş yargıcı Yunan asıllı Vassilios
Skourisun Rum yönetiminden en yüksek nişanı alması ile
taraflı olabileceği görüşü ve public policy yani kamuyu ilgilendiren
politika konusuydu.
Baş yargıç konusu son kurşun
İkinci gün mahkemeye sunum yapan Beasley Q.C, Yunan Başyargıç
Skourisin Rum yönetiminden nişan aldığının
bilindiğini ve konunun her yerde yayınlandığını
belirterek, Aslında bu konu o kadar önemliyse, daha önce gündeme
getirilmesi lazımdı. Orams avukatları bunu son kurşun
olarak sakladılar diyerek, başyargıcın taraflı
olabileceği konusunu önemsemediler.
Oramsların avukatlarının ortaya koyduğu public policy yani
kamuyu ilgilendirme politikasını da fazla önemsemeyen Rum
tarafı, böylesine önemli bir konu olsaydı Avrupa Mahkemesine bunun
sorulabileceğini ancak sorulmadığını belirtti.
Duruşmanın İngiliz Yargıcı Pill, her Avrupa ülkesinin
ATADın public policy nedeniyle verdiği herhangi bir kararı
uygulamak zorunda olmadığına vurgu yaptı. Örnek olarak
İngiltereyi etkileyebilecek kamu politikası varsa bunun 1960
Garantörlük anlaşması olabileceğini belirtti ve bunu örnek
gösterdi. İngiliz Hükümetinin Kıbrısa karşı
sorumluluğu olduğunu hatırlatan Yargıç Pill, Eğer
İngilterenin bunları yerine getirmeme tehlikesi varsa, tehlike
yaşanacaksa, İngilterenin bu yöndeki vazifesini herhangi bir
şekilde kısıtlarsa o zaman o kararı uygulamayabilir
yorumunda bulundu.
Olumsuz karar, barışı pozitif etkiler
Duruşmanın bir başka ilginç ifadesi ise, Rum tarafının
Oramsların avukatlarının davadan çıkacak aleyhte
kararın, adadaki barış müzakerelerini olumsuz
etkileyeceği yönündeki ifadeye verdiği yanıt oldu.
Avukat Beasley Q.C, Kuzey Kıbrısın inşaat sektörüyle büyük
bir gelişim gösterdiğini, bu emlakların Rum arazileri üzerine
yapıldığını belirterek, Mahkemenin vereceği
karar bunu noktalarsa, müzakerelere olumsuz değil, pozitif
şekilde etkisi olabilir. Çünkü Güneyde bulunan Türk malları,
Kıbrıs Cumhuriyeti vesayeti altında alındı dedi.
Rumların iddiası, Bu mal Apostelidesindir. Bu hak ona aittir.
İster gelir oturur, ister kiralar, ister satar. Çünkü doğal
hakkıdır, tapulu malıdır şeklindeydi.
Burada, Yargıç Pill, Güneyde Rumların Türklerin haklarını
kısıtlamak için yeni yasalar geçirildiğini belirtince, Rum tarafı
Hayır tam tersi, kolaylaştırıcı haklar veren yasa
çıkarıldı yanıtını verdi.
Lehte karar, KKTCyi tanıma anlamına gelir
Duruşmada, Avukat Beasley Q.Cnin mahkemedeki bazı ifadeleri santaj
mı, hatırlatma mı ? dedirterek, manidar bulundu.
Beasley, Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin hudutları içersinde
bulunan araziler üzerindeki selahiyetini (yetkisini) kısıtlamaya
kalkarsanız, bir şekilde KKTCyi tanımış olursunuz.
Çünkü bu İngiltere politikasına karşıdır. KKTCyi
İngiltere resmen tanımaz. Rum mahkemelerinin Kuzeyde gücü
olmadığını gösterir. Kuzeyde hiçbir etkisi yok derseniz,
bir şekilde KKTCye resmiyet verecek olursunuz. Bu da İngilterenin
statüsüne aykırı bir konudur diyerek, anlamlı bir yorum
yaptı.
Hukukçulardan Orams avukatlarına eleştiri
İki günlük duruşmayı izleyen bazı Türk hukukçular, public
policy konusunun derece derece olduğunu belirterek, şöyle dediler:
Kuzeyde mal, emlak alan İngilizler adadaki siyasi durumu bile bile
bunları almıştır. Kimse kimseye zorla mal
satmamıştır. Yani bir tür riski göze alarak bu emlakları
satın almışlardır. Hukukçu olarak, hükümetlerin bu tür
ticari alışverişlere karışması olmaz. Rumlar bu
tezi söylüyorlar. Oramsların avukatları, bugün sunulan ifadelere tam
karşılık veremediler. Hazırlıksız yakalandılar.
Gereken yasaları , delilleri, tapu koçanlarını sunamadılar.
Emlaktan gelir kazanan Türkler var mı, yok mu bunlar mahkemeye gelmeliydi.
Oramsları savunan Nicholas Green Q.C ve Cherie Booth Q.Cnin
bağlı bulunduğu Herbet Smith Hukuk Firması bu davayı
daha yeni aldı. Vahib and Co bildiğiniz gibi kapatıldı.
İngiliz firma ince noktaları bilmeyebilir, bizim kendi
yöneticilerimizden bu ince konuların detayları gelmeliydi bu
avukatlara.. Kıbrıs konusunu iyi bilen, KKTC hükümeti ile buradaki
İngiliz avukatlar arasında liason memuru olarak Türk avukat
tutulmalıydı. Hem İngiltereden, hem KKTCden iki avukat
şarttı.
Kıbrıs Rumlarının toprak konulu kanunlarını neden
mahkemeye sunmadılar ? Neden karşı tarafa soru sormadılar?
Hangi Türk vesayet altında alınan malından kiralarını
toplayabildi, rahatça malında oturabildi? Hangi Türk malını
satmaya hak kazandı ? Oramsların avukatları 2 ayda bu davaya
hazırlandı.
STAR KIBRIS 14/11/09
![]()
15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
ilanının 26. yıldönümü. 15 Kasım 1983 tarihi
Kıbrıs Türk Halkının siyasi yaşamının önemli
bir dönüm noktası. Yıllar yılı kendi yurdu üzerinde var
oluş savaşı veren Kıbrıs Türklerinin mücadelelerini
devlet olgusuyla dünyaya ilan ettikleri bir gün..
KKTC ilan edilirken de Kıbrıs Türklerinin çözüm istenci dünyaya
duyurulmuş ve KKTCnin ilanının sorunların çözümünü
kolaylaştırabileceği vurgulanmıştı.
KKTC, 26 yıl önce, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve
bağımsızlık mücadelesi çerçevesinde kendi kaderini tayin
etme hakkı temelinde ilan edilmiş ve bu adımla Kıbrıs
Türk Federe Devletinden yeni bir safhaya geçilmişti.
Kıbrıs Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği
olağanüstü oturumunda; KKTCnin kuruluşunu ve
bağımsızlık bildirisini oybirliğiyle
onaylamıştı.
Dönemin Meclis Başkanı Nejat Konuk
başkanlığındaki Kıbrıs Türk Federe Meclisinde
onaylanan kuruluş kararında, aynı Adada yan yana yaşamaya
mecbur bulunan iki halkın aralarındaki bütün sorunları,
eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve
kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve
zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı
bulunulduğu belirtilerek KKTCnin ilanının, iki eşit halk
arasında ortaklığın bir federasyon çatısı
altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini
engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olunduğu ve iki
halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve
uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altında eşit düzeyde
müzakereler yürütülmesi dileğinde bulunulmuştu.
Bağımsızlık Bildirisinde ise, bir kez daha,
Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elinin
uzatıldığı belirtilmiş; KKTCnin BM ilkelerine
bağlı olduğu; dış politikasının,
bağlantısızlık dışında bir politika
olmayacağı vurgulanmış ve Kuzey Kıbrıs
Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir denilmişti.
Onaylanan karar
Tam 26 yıl önce Federe Meclisi tarafından onaylanan KKTCnin
kuruluşu ile ilgili karar şöyle: Kıbrıs Türk
halkının özgür iradesini temsil eden; Doğuştan hür ve
eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamaları
gerektiğine inanan; Bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının
kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli
kararıyla dünyaya ilan etmiş olan; Irk, milli menşe, dil ve din
gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım
gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği,
ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden; Kıbrısta,
Doğu Akdenizde, Orta Doğuda ve dünyada tam bir barış ve
istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen
olmasını isteyen; Kıbrıs Adasındaki iki halkın,
kendi milli benliklerini koruyarak, kendi kesimlerinde, huzur ve güven içinde
yaşamaya ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan;
Ayni Adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın
aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle,
barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme
ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğu
görüşüne sımsıkı bağlı bulunan; KKTCnin
ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın
bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve
sorunların çözümlenmesini engellemeyip
kolaylaştırabileceğine kani olan; İki halk arasındaki
bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir
politika ile çözülmesi için BM Genel Sekreterinin gözetimi altında
eşit düzeyde müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş
bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar
sağlayacağına inanan KKTCnin kuruluşunu ve
Bağımsızlık Bildirisini onaylar.
STAR KIBRIS 14/11/09
![]()
Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC'nin 26. kuruluş yıl
dönümü tören ve etkinliklerine katılmak üzere Adaya geldi.
TSİ 02.20'de Adaya gelen Çiçek ve beraberindekileri Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KKTC Maliye Bakanı
Ersin Tatar, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıcalı ile diğer ilgililer karşıladı.
Bakan Çiçek ile Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu
Başkanı Dr. Hilmi Bengi ile Basın Yayın Enformasyon Genel
Müdürü Salih Melek de KKTC ye geldi.
STAR KIBRIS 14/11/09
Downer: two leaders are inching
along
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders are
inching along every day in the talks, said the UNs Special Adviser to Cyprus
Alexander Downer yesterday after another session between President Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The two discussed property and will continue to do so next week, while their
respective aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, will meet during the course
of the week to prepare the groundwork on categorisation of the various
properties in question.
Downer noted that property was a difficult issue from both a legal and
economic perspective, in a possible hint to the cost of compensation for
properties that will not be returned in a final settlement.
Asked how long the two would discuss the property issue, Downer replied: Until
they feel satisfied that they have reached a sufficient level of agreement to
move on to another chapter.
On the issue of whether there was any progress, the Australian diplomat
replied: every day they are inching along.
On his return from the talks, Talat told reporters that the two sides had
reached greater convergence on the issue of property as a result of the work
done by the two aides in the last week.
Asked to elaborate, Talat said that there was convergence on agreeing on the
approach to categorising the properties in question. We are not yet talking
about criteria. We are not setting criteria. Dont misunderstand. We are simply
categorising the properties. That is what we are doing, he said.
Running parallel with the talks on property is the key decision pending by the
British Court of Appeal on the hot Orams case which will have an obvious impact
on any consideration of property in Cyprus and abroad.
Following his meeting with Gordon Brown on Thursday, Christofias said progress
in the talks had been made on the chapters of governance and EU affairs, but
accused the Turkish Cypriot side of backtracking on the economy. He highlighted
zero progress had been made on property, security, territory and the issue of
settlers.
Christofias has come under a barrage of fire recently by his own coalition
partners over his apparent concessions on the issues of governance and
property. Both DIKO and EDEK have called on the president to withdraw his
positions on the federal executive regarding the rotating presidency and
weighted voting from the talks.
Government spokesman Stefanos Stefanou yesterday closed the door on
backtracking from current positions, saying any such move would shatter its
credibility.
We are in the middle of negotiations. I think everyone can understand what it
means for a negotiator to add, take away, return to or step back from
positions, our negotiating ability and credibility will shatter, he said.
On the criticism against the presidents positions on the executive, Stefanou
had this to say: The Cyprus problem has a history behind it. We are making a
proposal where there is no veto, there is a system to overcome deadlock and
co-responsibility for managing and running a common state.
The spokesman said the current climate did not help the president in the
negotiations, referring to claims that Christofias has gone back on principles
regarding property before the issue has even been negotiated.
Despite Stefanous rejection of EDEKs demand to withdraw the Greek Cypriot
sides bridging proposal on the executive, EDEK official Antonis Koutalianos
said he did not see reason to leave the coalition at this point.
If we see we are moving towards a bad solution, then yes, we will re-examine
our position, he said.
Speaking on his way to Cairo and Brussels, Foreign Minister Marcos Kyprianou
yesterday called on members of his party, DIKO, to avoid making statements on
the substance of the negotiations, especially those which lead the Greek
Cypriot side to negotiating among itself in public.
In a probable dig at DIKO Vice-President Nicholas Papadopoulos, Kyprianou said
there were more constructive ways to let the positions of the party be known,
which would be helpful to both the party and the Greek Cypriots negotiating
position.
CYPRUS MAIL 14/11/09
Orams ruling could come any day
now
By Simon Bahceli
WITH EVIDENCE submitted
from both sides, all eyes are now on the British Appeals Court to await the
outcome of the Orams property dispute.
On Thursday, it was the turn of British couple Linda and David Orams lawyers
to tell the court why they believed their clients should keep the house they
built on land owned by refugee Melitis Apostolides and his family. Yesterday
Apostolides lawyers put the case as to why the Lapithos property should be
returned to the man they see as its legal owner.
Now it is up to the court to decide.
Speaking minutes after leaving the courtroom, Apostolides lawyer Constantis
Candounas told the Cyprus Mail the verdict could come at any time.
It could come in a week or in the next few months, Candounas said.
The case began in 2005, when Candounas crossed the Green Line into the occupied
north and delivered a summons to Linda and David Orams demanding they appear in
a Nicosia court to face accusations that they were trespassing on property
owned by Apostolides.
The Nicosia court found them guilty of trespassing and the Orams were ordered
to demolish the house they had built on Apostolides land and pay punitive
damages and back rent.
When the Orams refused to adhere to the ruling, Apostolides took the case to
the British High Courts, hoping that the fellow EU nation would use its courts
to uphold the Nicosia ruling.
However, the British court, citing Protocol 10 of Cyprus EU accession
agreement, said it could not rule against the Orams because the alleged crime
had been committed in the north, a territory stipulated to be outside the
influence and responsibility of Cyprus, and therefore also outside the
jurisdiction of the EU and its courts.
For clarification on the issue, the British court asked the European Court of
Justice (ECJ) to advise. This the ECJ did in April this year, ruling that
Protocol 10 did not preclude the prosecution in EU courts of crimes allegedly
committed in the northern part of Cyprus a ruling that was perceived as a
severe blow to many in the north as it made potential criminals of anyone,
Cypriot or foreign, who had purchased property belonging to Greek Cypriots
before the 1974 invasion.
The last two days of proceedings in the Appeals Court come as a result of
Apostolides appeal against the initial British ruling that it could not act to
uphold the Nicosia ruling. It remains to be seen whether the British court will
adhere to the advice it asked for and received from the ECJ.
Last night Candounas told the Cyprus Mail he had spent the day responding to the
Orams arguments. It was a good day, I think our arguments we received well by
the court and the judges, Candounas said.
On Thursday, one of the Orams lawyers, former British prime minister Tony
Blairs wife Cherie Blair, called on the ECJ to review its ruling of last April
that EU courts could rule on alleged crimes committed in the north.
Blairs argument was that the ruling was not impartial because of the
involvement in the ruling of ECJ President Vassilios Skouris, who she said had
links with the Greek Cypriots that rendered him partial in the case.
Skouris received the Grand Collar of the Order of Makarios III of the Republic
of Cyprus in 2006 from then-Cyprus president Tassos Papadopoulos. The Grand
Collar is an awarded presented to those deemed to have served the Cyprus
Republic. The Orams lawyer also highlighted that Skouris had high-level friends
in the government of Cyprus and was known to have visited Greek Cypriot
refugees in the just months before the April ruling of the ECJ.
Another argument put forward by Blair was that upholding the Nicosia ruling
would go against public policy in the UK. Furthermore, it was argued that the
Orams case should not be seen as a case between individuals but as part of a
wider political issue that could only be resolved by politicians.
Nicolas Green, another of the Orams legal team argued that the result of the
ruling would effect a large number of people, and that this needed to be taken
into account before the court rules on the case. The court was also told that
while Greek Cypriots could claim their properties in the north, there was no
mechanism for Turkish Cypriots to reclaim their properties in the south.
This the Orams lawyers described as a great inequality.
It was also argued that a win for Apostolides could be dangerous for Cyprus
and would damage ongoing reunification talks.
The lawyer also requested that they be allowed to present further evidence of
Skouris biased attitude to the court, a request that is being considered by
the court.
CYPRUS MAIL 14/11/09
Talks should be a Cypriot-led process
THE UNITED States strongly
believes that talks aiming to reach a Cyprus settlement should be a
Cypriot-led process, US Assistant Secretary of State for European and Eurasian
Affairs Tina Kaidanow has said.
In statements after a meeting she had yesterday with President Demetris
Christofias, during her visit on the island, Kaidanow said that she had a
very-very interesting and very productive day here in Cyprus, noting that this
was her first time on the island. Kaidanow later met with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat.
I have seen a number of people, we have exchanged views on a whole range of
things, including our bilateral relationship between the United States and Cyprus
which is very important to us, as well as on the settlement discussions and
what may come in the future and various perspectives on that, she added.
Accompanied by US Ambassador to Cyprus Frank Urbancic, Kaidanow met with
President of the House of Representatives Marios Garoyian who briefed her on
developments in the Cyprus problem and talks to reach a settlement.
They also exchanged views on Turkeys EU accession course and developments in
the broader region and discussed bilateral relations between Cyprus and the US,
including relations on the parliamentary level.
CYPRUS MAIL 14/11/09
Celebrations in the north
AUTHORITIES in the occupied
north are this weekend celebrating the 26th anniversary unilateral declaration
of independence. The move, by then leader Rauf Denktash, in 1983 saw the
foundation of the Turkish Republic of Northern Cyprus.
Celebrations began on Thursday evening and will continue through to Sunday
night.
There is to be a march by schoolchildren in Nicosia on Sunday morning to
commemorate the anniversary. A variety of cultural events will also be taking
place including contemporary and folk dance shows, a football tournament and
classical music concerts.
According to reports, parliamentary representation is being made from 11
countries including Italy, Egypt, Pakistan and Azerbaijan. From Turkey, the
state minister responsible for Cyprus, Cemil Cicek, will be in attendance as
will General Erdal Ceylanoglu.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday sought to stredd that TRNC
does not prevent a federation and that the leadership is committed to a
federalised solution and working towards it.
CYPRUS MAIL 14/11/09
Ağzına sağlık
Orams çiftinin avukatı Cherie Blair, ATAD kararının
tarafsız olmadığını, Yunanlı hakim Skourisin
madalya ile taltif edildiğini açıklayarak, davanın iadesini
istedi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
KKTC'de eski Rum malı üzerine villa inşa eden Linda-David
Orams çifti ile mülkün eski sahibi Kıbrıslı Rum Meletis
Apostolides arasında açılan ve kamuoyunda Orams davası olarak
bilinen dava, dün sabah İngiltere İstinaf Mahkemesinde
görüşülmeye başladı.
Londra'daki Royal Courts of Justice mahkemesinde görülen
davanın dünkü duruşmasına, Oramsların avukatı Cherie
Blair, davanın tekrar ATADa gönderilmesini talep etti.
Kibris 13/11/09
Lebanon, Syria and now Israel connect to occupied
Cyprus
|
Last week
Turkish Cypriot press reported that a ferry is now running between Lebanon
and north Cyprus, contrary to international law. |
FAMAGUSTA GAZETTE 10.NOV.09
Just weeks after an illegal ferry service was reportedly started to occupied
Cyprus from Lebanon, the Turkish Cypriot press reports today that a new route
from Famagusta to Israel will start within weeks.
In a front page splash, Kibrisli reports the new ferry, which is expected to
carry almost 100 thousand tourists per year from Israel to occupied Cyprus,
will bring a fresh impetus to tourism.
The paper writes that the ferry services are planned to start in December and
before the New Years Eve.
The paper adds that a 25-person delegation from Israel will arrive in the
occupied areas next week in order to brush up the agreement regarding the
tourists who will visit the occupied areas from Israel and for the project to
be launched.
The ferry lines spokesman stated that the tourists will not only visit the
occupied areas in order to visit the casinos and for gambling. As he said, the
tourists from Israel interested also in culture and in nature.
Last week Turkish Cypriot press reported that a ferry is now running between
Lebanon and north Cyprus, contrary to international law.
A series of adverts published in nationwide Lebanese papers a few weeks before the
service was launched, said North Cyprus: Closer than you think! but next to
the ads was a notice which included the emblem of the Cypriot Embassy, saying
Direct visits to northern occupied Cyprus are illegal, and Penalties can be
imposed.
AA
15
Kasım. 2009 Pazar
NTV
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, KKTC'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde
Cumhurbaşkanlığında tebrikleri kabul etti. Tebrik kabulünün
ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı ve Dr. Fazıl Küçük'ün
Anıt Mezarı'nda protokolün katılımıyla tören
düzenlendi.
Törenlerde protokol
sırasına çelenkler konuldu, saygı duruşunda bulunuldu,
İstiklal Marşı ile Türk ve KKTC bayrakları göndere çekildi,
Özel Defterler imzalandı. Tebrik kabülü ve törenlere
Cumhurbaşkanı Talat'ın yanı sıra Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozer, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Başbakan Derviş Eroğlu, Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, bakanlar, siyasi
parti lider ve temsilcileri katıldı.
Talat, Kıbrıs
sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için ''çok
yoğun, ama temkinli'' bir uğraş verdiklerini belirterek,
Kıbrıs Rum tarafıyla sürdürdükleri görüşmelerde sürecin
hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri
katkı koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı, bütün dünya ve özellikle de Kıbrıs Rum
tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450
yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya
çağırdı.
Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de Kıbrıs
meselesini Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) politikasının önüne
koyarak ''Ya Kıbrıs, ya AB'' diyenlere, Türkiye'nin ''sonsuza kadar
Kıbrıs Türkünü tercih ederek'' cevap vereceğini söyledi.
Kıbrıs'ta çözüm istediklerini, ama bunun ''her şeye rağmen
çözüm'' olmadığını vurgulayan Çiçek, ''Kıbrıs
Türkünün meşru haklarından vazgeçmesiyle sonuçlanabilecek bir çözüm,
bizim arkasında olduğumuz bir çözüm değildir'' dedi.
TÜRK
YILDIZLARI GÖSTERİ YAPTI
Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı ''Türk
Yıldızları'', resmi geçiş sırasında, tören
alanı üzerinden uçarak Kıbrıs Türk halkının bayram
sevincine katıldı. Bu arada, Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı'na bağlı Gelibolu Firkateyni, Doğanay
Denizaltısı ve Bandırma Korveti, Girne'ye gelerek demir
attı. Girne Yat Limanı açıklarına demirleyen Gelibolu
Firkateyni ve Girne Turizm Limanı'na demirleyen Doğanay
Denizaltısı belli saatlerden halkın ziyaretine açık
tutuluyor.
Cemil Çiçek'ten AB'ye Kıbrıs resti
CNN TURK 15/11/09
KKTC'nin
kuruluşunun 26. yıldönümü törenlerle kutlanıyor. Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, Avrupa Birliği'ne mesaj gönderdi.
Çiçek, "Birileri, 'ya Kıbrıs ya AB' diyorlarsa Türkiye'nin tercihi
sonsuza kadar Kıbrıs türkünün yanında
olacaktır" dedi.
Lefkoşa'daki Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törenlere
katılan Çiçek, Kıbrıs'ta
çözüm istediklerini ama bunun "Her şeye rağmen çözüm"
olmadığını vurguladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Kıbrıs
sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için "Çok
yoğun, ama temkinli" bir uğraş verdiklerini söyledi.
Talat, Rumlarla sürdürülen görüşmelerde sürecin hızla ilerlemesi için
çalışan bir strateji izlediklerini söyledi.
KKTC lideri dün de, Kıbrıs
Rum kesiminin Türkiye'nin Kıbrıslı Türkleri terk edeceği
hayaliyle yaşadığını ifade etmişti.
Talat'a yanıt ise gecikmedi. KKTC'yi "sahte devlet" olarak
nitelendiren Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı yazılı bir
açıklama yaparak yıldönümü etkinliklerini kınadı
KKTC internet ortamında
CNN TURK 15/11/09
www.360tr.com"
Multi Medya Grubu, "Türk kültür
varlığını tarih ve coğrafi mekanlar üzerinden
belgeleyerek global ölçekte ilgi uyandırmak" amacıyla KKTC'yi 3
boyutlu olarak internet ortamına aktardı.
Proje Yönetmeni İmdat Demir, projeyle KKTC'yi tüm tarihi ve doğal
mekanları "Virtual Reality (VR) Panoramik Fotoğraf
Teknolojisi" ile internet
ortamına aktararak, sanal turist
erişiminin de sağlanacağını söyledi.
Projenin ilk ayağında bin 400 yıllık Girne Kalesi ile Kıbrıs
Barış Harekatı Deniz Şehitleri Anıtı'nın
sanal ziyarete açıldığını bildiren Demir, projenin
temel hedefinin KKTC'deki "Türk kültür varlığını tarih
ve coğrafi mekanlar üzerinden belgeleyerek uyandırmak" ve
"Türk kültürü içinde kendine özgü aidiyeti imaj olarak güçlendirmek"
olduğunu belirtti.
KKTC'ye odaklanmayı özellikle çok önemsediklerini ifade eden Demir,
"Çünkü, KKTC üzerinde yürütülen aidiyet ve egemenlik
tartışmalarını yürüten uluslararası tarafların,
Ada'daki Türk kültür varlığını kendi siyasal
beklentileriyle oluşmuş kodları içinde eritme
çabalarını boşa çıkarmayı ve bunu bütün dünya
kamuoyuna göstermeyi hedefliyoruz" dedi.
Türkiye'nin tanıtımı için projeler yapan "www.306tr.com
multi-medya
grubu" Türkiye'de bulunan tarih mirasını ve çeşitli
medeniyetlerin izlerini modern iletişim ve teknolojinin imkanlarından
yararlanarak dünya kamuoyu gündemine taşıyor.
Grup, Ayasofya
Müzesi, Anıtkabir, Çanakkale Şehitliği, Zeugma Müzesi, Mardin
Süryani Kadim Kırklar Kilisesi, Kapadokya, Kudüs, Mescid-i Aksa, Mardin
Zinciriye Medresesi, Şanlıurfa Balıklı Göl, Kapadokya ve
Bodrum Sualtı Arkeoloji
Müzesini de aynı yöntemle sanal ortama taşımıştı.
Grubun, aynı yöntemle "Adriyatik'ten Çin'e"
kadar çok sayıda "dünya harikası"nı sanal ortama
taşımak için çalışma yürüttüğü bildirildi.
Gül'den KKTC'ye
"Yanınızdayız" mesajı
CNN TURK 15/11/09
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, kuruluşunun 26. yıldönümünde KKTC'ye mesaj gönderdi.
Gül, "Türkiye, her koşulda Kıbrıs Türk halkının
hukuku, hürriyeti ve refahı için verdiği mücadelede yanında
olmayı sürdürecek" dedi.
Cumhurbaşkanlığı basın merkezinden yapılan
açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül, KKTC'nin 26. kuruluş
yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen
aracılığıyla bir mesaj gönderdi.
Buna göre, Talat'ı Ada'da yeni bir ortaklık kurulması yönündeki
çabalarından dolayı kutlayan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin
desteğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Gül mesajında, Türkiye'nin tarihi ve ahdi
yükümlülüklerini eksiksiz biçimde yerine getireceğinin altını
çizdi.
Kıbrıs'taki
törenlere katılan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise,
AB'yi
hedef aldı; "Birileri, 'ya Kıbrıs
ya AB'
diyorlarsa, Türkiye'nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs
Türkü'nün yanında olacaktır" dedi.
KKTC 26. kuruluş yılını kutluyor
CNN TURK 15/11/09
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
kuruluşunun 26. yıldönümünü kutluyor.
Türk Hava Kuvvetlerinin "gözbebeği" Türk
Yıldızları, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin 26. kuruluş yıl dönümü kutlama etkinleri
çerçevesinde Girne'de halka açık gösteri yaptı.
Türk Yıldızları, Girne'de Dome Otel açıklarında,
nefesleri kesen akrotim gösterisiyle, bayram sevincine coşku kattı.
Türk Yıldızlarının gösterisini Dome Otel'den
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat başta olmak üzere, protokol ve
kordon boyunu dolduran büyük bir kalabalık izledi.
Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'da düzenlenen törende, resmi
geçit sırasında tören alanı üzerinden uçan Türk
Yıldızları, ondan önce de Lefke Gemikonağı'nda bulunan
Cengiz Topel Anıtı'nı selamlama uçuşu yaptı.
KKTC'nin kuruluşu
15 Kasım 1983 tarihi, Kıbrıs
Türk halkının siyasi yaşamının önemli bir dönüm
noktası ve mücadelelerini devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği bir
gün oldu.
KKTC, 26 yıl önce, Kıbrıs
Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi
çerçevesinde kendi kaderini tayin etme hakkı temelinde ilan edilmiş
ve bu adımla "Kıbrıs
Türk Federe Devleti"nden yeni bir safhaya geçilmişti.
Kıbrıs
Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği
olağanüstü oturumunda; Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve bağımsızlık
bildirisini oy birliğiyle onaylamıştı.
Dönemin Meclis Başkanı Nejat Konuk
başkanlığındaki Kıbrıs
Türk Federe Meclisinde onaylanan kuruluş kararında, "aynı
Ada'da yan yana yaşamaya mecbur bulunan iki halkın aralarındaki
bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı,
adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün
ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı
bulunulduğu" belirtilerek, "Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında
ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden
kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip
kolaylaştırabileceğine kani olunduğu ve iki halk
arasındaki bütün sorunların barışçı ve
uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altında eşit düzeyde
müzakereler yürütülmesi dileğinde" bulunulmuştu.
Bağımsızlık Bildirisinde ise, "bir kez daha Kıbrıs
Rum halkına barış ve dostluk elinin
uzatıldığı" belirtilmiş, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin BM ilkelerine bağlı olduğu; dış
politikasının bağlantısızlık
dışında bir politika olmayacağı vurgulanmış
ve "Kuzey Kıbrıs
Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir"
denilmişti.
İlgili karar
Federe Meclis tarafından onaylanan Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile ilgili karar şöyle:
"Kıbrıs
Türk halkının özgür iradesini temsil eden; Doğuştan hür ve
eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamaları
gerektiğine inanan; Bu inanç içinde, Kıbrıs
Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran
1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan; Irk, milli
menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında
ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği,
ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden; Kıbrıs'ta,
Doğu Akdeniz'de, Ortadoğu'da ve dünyada tam bir barış ve
istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen
olmasını isteyen; Kıbrıs
Adası'ndaki iki halkın, kendi milli benliklerini koruyarak, kendi
kesimlerinde, huzur ve güven içinde yaşamaya ve kendi kendilerini
yönetmeye hakları olduğuna inanan; Ayni Ada'da yan yana yaşamaya
mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları,
eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve
kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve
zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı
bulunan; Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında
ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden
kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip
kolaylaştırabileceğine kani olan; İki halk arasındaki bütün
sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika
ile çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin gözetimi
altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve
önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar
sağlayacağına inanan Kuzey Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve 'Bağımsızlık
Bildirisi'ni onaylar."
Bağımsızlık bildirisi
Kıbrıs
Türk Federe Meclisinde 26 yıl önce onaylanan
bağımsızlık bildirisinde de, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler ilkelerine bağlı
olduğu; dış politikasının,
bağlantısızlık dışında bir politika
olmayacağı vurgulanmıştı.
Bildirinin 22. maddesinde, "bu tarihi günde bir kez daha, Kıbrıs
Rum halkına barış ve dostluk elinin uzatıldığı"
belirtilmiş, "Aynı Ada'da yan yana yaşamaya mecbur bulunan
iki halkın, aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde
müzakerelerle, barışçı adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının
mümkün ve zorunlu olduğuna inanıldığı"
kaydedilmişti.
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin ilanının, iki eşit halkın ve
onların kurdukları yönetimlerin, gerçek bir federasyon
çatısı altında yeniden bir ortaklık kurmalarını
engellemeyeceği kaydedilerek şöyle denilmişti:
"Tam aksine bir Federasyonun kurulabilmesi için gerekli ön
şartları tamamlayarak bu yoldaki samimi çabaları
kolaylaştırabilir. Bu yolda her yapıcı çabayı
göstermeye kararlı olan Kuzey Kıbrıs
Cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir.
Kıbrıs
Türk halkı olarak, iki halk arasındaki bütün sorunların
barışçı ve uzlaşıcı bir yaklaşımla
çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin iyi niyet
görevinin devamını ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin gözetimi altında müzakerelerin yürütülmesini istiyoruz.
Kıbrıs
Rum yönetiminin de Kıbrıs
Türk halkını yeniden yabancı bir devletin tahakkümüne
sokmayı amaçlayan 'Enosis' hayalini kesinlikle terk etmesini,
uluslararası alanda bütün Kıbrıs
adına konuşma iddiasından vazgeçerek Kıbrıs
Türklerini temsile yetkili olmadığı görüşünü kabul
etmesini, kısa vadede çözüme kavuşabilecek konularda iki halkı
yaklaştıracak iyi niyet adımlarının derhal
atılmasına yardımcı olmasını bekliyoruz."
Denktaş'ın tarihi konuşması
Dönemin (Kıbrıs
Türk Federe Devleti) Devlet Başkanı Rauf Denktaş, cumhuriyetin
ilan edildiği tarihi Meclis birleşiminin tamamlanmasından sonra,
Federe Meclis önünde toplanan halka ve öğrencilere hitaben
yaptığı konuşmada mücadelenin bitmediğini belirterek,
"Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Türk Çocuklarına" demişti.
Denktaş halka hitabının bir bölümünde şunları
söylemişti:
"Başınız dik, korkusuz, yaşayasınız, insan
haysiyeti içerisinde yaşayasınız diye ağabeylerinizin
vermiş olduğu mücadele bu noktada bitmiş değildir. Görev
çok daha iyi koşullar içerisinde sizlere devredilmek üzere yeni bir
safhaya gelmiştir.
Kendinizi, vatanı korumaya, eşitliğinizle, Türk toplumu olmakla,
Türklüğünüzle övünmeye ve vatanı daha güzel yapmak için devamlı
surette birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya,
Anavatanımıza layık olmaya onunla olan
bağlarımızı daha da güçlendirmeye
hazırlayınız. Bu hazırlık içerisinde olunuz.
Bu mücadeleyi vermiş olan kahraman, vefakar bir toplumun çocukları
olmakla öğününüz, sevininiz. Ve daha güzel bir geleceği, sizden sonra
geleceklere devredebilmek için her fedakarlığa katlanacak bir ruh
hazırlığı içinde olunuz.
Ne Mutlu Türküm Diyene, Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Türk çocuklarına. Şimdi bu eser hepimizindir.
Dağ Başını Duman Almış Yürüyelim
Arkadaşlar."
Böyle adamlara
az rastlanır. Kendine güvenen biri. Yakışıklı,
idealist, hayallerini gerçekleştiren bir hayalperest.

Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar.
Rafine. Anadan doğma bir centilmen. Nazik. Doğuştan lider.
Onunla konuştuktan sonra halkının ona neden güvendiğini
anladım. Beni çok etkiledi. Uğruna can verilebilecek bir adam.
Sözleri prestijli.
ABD tarihinin en saygın
gazetecilerinden olan Clarence Streitın, 88 yıl önce, Kurtuluş
Savaşı sırasında Türk kuvvetlerinin ana karargahı olan
Ankarayı
ziyaret ettikten sonra, Tarih, Mustafa Kemal Paşayı yeni Türk
devletinin kurucusu olarak tanıyacak diye yazdığı ve
şahsi notlarında Atatürkü yere göğe
sığdıramadığı ortaya çıktı.
3 Mart 1921de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garındaki konutunda
söyleşi yapan Streitın hiç yayınlanmamış
notlarını, Princeton Üniversitesi Tarih Profesörü Heath Lowry
tanıttı. Lowry, Washingtondaki
Türk Büyükelçiliğinde Streitin Anadolu gezisini anlattı ve
çektiği 300 kadar fotoğraftan örnekler gösterdi.
O dönemde Philadelpihia Public Ledger Gazetesinin muhabiri olarak Anadoluya
giden Streitin notlarını kitap halinde
yayınlayacağını söyleyen Lowry, Streit ile 1983de
tanıştığını ve notları bizzat kendisinden
aldığını ifade etti.
19 yazılı soru2 saat söyleşi
Lowrynin anlatımıyla Amerikalı gazetecinin Anadolu
macerası şöyle:
Bir ABD savaş gemisi ile İstanbuldan
Samsuna geçen Streit, Azerbaycanlı bir mihmandar ile birlikte Merzifon,
Yozgat ve daha küçük yerleşim merkezlerinden sonra Ankaraya ulaşır. Fransızca
bilen Streit, Osmanlıca bir karvizit kullanmaktadır.
17 gün süren bir yolculuktan sonra, Streit 6 Şubat 1921de nüfusu 25 bin
olan Ankaraya gelip üç
hafta kalır ve Türk ulusal liderlerinin hepsiyle görüşme
imkanını bulur. Streit, 3 Mart 1921 günü Mustafa Kemal ile
konuşur. Mustafa Kemal, önce 19 yazılı soruya dokuz sayfa
Fransızca cevap hazırlar. Daha sonra
iki saat söyleşi yapılır.
Devletin kurucusu

Birinci İnönü
Savaşından sonra, Tarih, Mustafa Kemal Paşayı yeni
devletin kurucusu olarak tanıyacak diye yazan Streit, henüz
yayımlanmayan kişisel notlarında Atatürk hakkında şu
ifadeleri kullanıyor:
Böyle adamlara az rastlanır. Kendine güvenen biri.
Yakışıklı, idealist, hayallerini gerçekleştiren bir
hayalperest. Kültürlü, hep iyi giyiniyor. Kibar. Rafine. Anadan doğma bir
centilmen. Nazik. Doğuştan lider. Onunla konuştuktan sonra
halkının ona neden güvendiğini anladım. Beni çok etkiledi.
Uğruna can verilebilecek bir adam. Sözleri prestijli. Beni Türk
konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça
Fransızca konuştu. 40 yaşındaydı ama daha genç
gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla
bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve
kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Yaşam
biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten
eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan korumalardan başka, diğer
devlet başkanlarının sahip oldukları onda yoktu.
Röportajdan sonra çok inandığı ülkesini tanıdım.
Streit, tüm bu kişisel özelliklere
karşın Anadoluda Mustafa Kemalin kişiliği çevresinde bir
putlaştırma görmediğini, buna karşılık İzmirde yine aynı dönemde her
yerde Venizelosun ve Yunanistanda
ise Yunan Kralının resimlerinin görüldüğünü belirtti.
Mustafa Kemal, Streita, din ile siyaseti
karıştırmadıklarını, Türklerin fanatik
olmadığını anlattıktan sonra, ABDden dostluk ve maddi yardım
beklediklerini söyledi. Bundan altı yıl sonra, ABD ile Türkiye arsında diplomatik
ilişki kuruldu.
Savaşta bilehalkın arasında
Savaş sırasında olmasına rağmen, Mustafa Kemalin
halkın arasına girdiğini, Ankara sokaklarında tek
başına yürürken sık sık görüldüğünü kaydeden Streita
göre, Ankaradan önce,
yeni başkentin, Kayseri, Sivas veya Yozgat olması düşünüldü,
buna karşın İstanbul
başkent kesinlikle olmayacaktı. Streit, Ankaraya giderken
konakladığı bir köyün reisinin, Burayı Viyana gibi yapmak
istiyoruz dediğini ve ABD ile
çok iyi ilişkileri arzuladıklarını söylediğini de
yazdı.
Notlara göre, 1921de Ankarada
iki yabancı temsilcilik vardı. Bir Sovyet diğeri Gürcü
temsilciliği idi. Her iki elçi de kardeşti, ama biri Bolşevik
diğeri Menşevik idi. Sovyet Elçiliğindeki 25 kişi on
ayrı ulustan geliyordu, aralarında bir Alman bile vardı.
Çocuklar sınıftavals yapıyordu
Clarence Streit, 6 Mart 1921de Ankaradan ayrıldı ve
Eskişehire geçti. Cephe birkaç kilometre uzaklıktaydı. Albay
Naci Bey, gazeteci Streiti bir ilkokula da götürdü. Bir derslikte, 5 kız
ve 5 erkek çocuk vals yapıyorlardı.
Streit, Ekim 1923te Türk Ulusal Kuvvetleri İstanbula
girdiğinde de Türkiyeye döndü, kutlamaları yerinde izledi, ancak
Mustafa Kemalî bir daha görmedi.
Yayıncı bulamamış
Profesör Heath Lowry, Clarence Streitin notlarını kitap olarak
yayınlayacağını söyledi. Streit, Türkiyeden ABDye döndüğünde Anadolu
notlarını Bilinmeyen Türkler başlığıyla kitap
haline getirmek istedi ama ne kadar uğraştıysa da
yayıncı bulamadı.
Paşa Hanım yemeğe çağırdı
Aynı dönemde askeri istihbaratın başında olan Halide Edip
Adıvar ile tanıştığını ve Paşa
Hanımın evine yemeğe gittiğini de not eden Clarence
Streit, Celal Bayar, Hamdullah Suphi, Ahmet Muhtar gibi liderler ile de
görüştüğünü anlattı. Amerikalı gazeteci, Mustafa Kemalin
aynı dönemde Garın karşısındaki bir evde
kaldığını yazdı.
27 yıl arayla kapak olmuşlardı
Mustafa Kemal 1923te ve 1927de iki kere ünlü TIME Dergisinin
kapağında yer aldı. Amerikalı gazeteci Clarence Streit,
1950de TIMEın kapağında yer aldı. 1896-1986
yılları arasında yaşayan Missouri doğumlu Clarence
Kirschmann Streit, gazeteciliğinin yanısıra, ABD-Avrupa
yakınlaşmasında önemli rol oynayan bir aktivistti. 1929da
Milletler Cemiyetinin İsviçredeki merkezinde muhabir olarak
görevlendikten ve bu örgütün uluslararası işbirliği
yoksunluğu yüzünden çöküşünü gördükten sonra, dünyadaki tüm
demokrasileri Amerikan tarzı federal bir birlik içinde birleştirecek
iddialı bir projenin savunuculuğunu yapmaya
başlamıştı.
Roosevelt destekledi
Bu düşünceye Franklin Roosevelt ve Winston Churchill gibi önemli
isimler destek verdi. Streit, görüşlerini savunmak için, NATOnun siyasi
bir birlik haline gelmesine çalışan Atlantik Birliği Komitesini
kurdu. Bu örgüt bugün de Streit Konseyi adıyla faaliyette.
KKTC'nin kuruluşunun 26. yıl dönümü
Törene KKTC 1. Cumhurbaşkanı Denktaş da katıldı.
15/11/2009 RADIKAL
KKTC'nin 26. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen törene katılan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs bizim anayurdumuz dedi
LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa adil ve
kalıcı bir çözüm bulunması için "çok yoğun, ama
temkinli" bir uğraş verdiklerini belirterek, Kıbrıs
Rum tarafıyla sürdürdükleri görüşmelerde sürecin hızla
ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı
koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin 26. kuruluş yıl dönümü
törenlerinde, bütün dünya ve özellikle de Kıbrıs Rum
tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450
yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya
çağırdı.
Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarında düzenlenen geçit töreninde
konuşan Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini
yönetmesinin somut ifadesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
yeni bir yıl dönümünü daha kutladıklarını belirtti, Türkiye
ve diğer ülkelerden gelen konuklara teşekkür etti.
-"KIBRIS BİZİM ANAYURDUMUZ"-
Kıbrısta var olma sürecinin 438. yılında
olunduklarına işaret ederek, bunun çok önemli olduğunu belirten
Talat, bunu anlamayanlar olduğunu ve anlatmak gerektiğini ifade
ederek, şöyle devam etti:
"Bildiği halde bilmezden gelenler var. Öğretmek gerek.
Kıbrısın sahiplerinden olduğumuz gerçeğini bile bile
reddeden ve ırkçı, şoven söylemlerle hala daha bizleri yok
sayanlar varsa onlara da bir kez daha hatırlatmak gerek. Kıbrıs
bizim anayurdumuz. Toprağına kanımızı, terimizi
katıp yaşamımızı sürdürdüğümüz
vatanımız. Zamanı gelince bizi terk edip giden
atalarımızın bedenlerini toprağına huzurla
yatırdığımız yurdumuz. Dünyanın neresinde olursak
olalım, en ufacık derdi ile yanıp tutuştuğumuz, kederi
ile dertlenip sevinçleri ile mutlandığımız
Kıbrısımız. Bu vatan hepimizin. Onu yüceltmek, kendimize
hedef çizdiğimiz gelişmiş dünya ülkelerinin seviyesine
çıkarmak birincil mücadelemiz. Dünyada yaşam sürdükçe biz
Kıbrıslı Türkler de var olmaya devam edeceğiz. Ve
Kıbrısımızı, asırlardır olduğu gibi
yüceltmeye hep devam edeceğiz. Hiç bir güç ve niyet bizi bu topraklardan
söküp atamayacak. Bu özel günümüzde bu konudaki irademizi bir kez daha
vurgulamak istedim."
450 yıllık geçmişin son 50 yılında mücadelelerle dolu
bir devletleşme süreci yaşadıklarını belirten Talat,
"1963te oluşmaya başlayan devletimiz, 1974ten beridir güvenli
bir huzurla yepyeni bir boyuta taşındı. 1975 Federe Devletimizin
arkasından bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
kuruluşunu kutluyoruz. Bugün, KKTCyi daha güçlü ve
başarılı bir konuma ilerletebilmek ve halkına layık
olduğu demokratik ve çağdaş yaşamı sürekli kılmak
için verdiğimiz uğraşları, yönetim erki olarak bir kez daha
gözden geçirerek kendimize hedef seçtiğimiz gelişmiş dünya
ülkeleri seviyesine çıkma çabalarımızı
yoğunlaştırmalıyız" dedi.
-"AYRILIK PROJESİ DEĞİL"-
Kıbrıslı Türklerin, kendi kendini yönetme gücüne, becerisine ve iktidarına
sahip olduğunu, Kıbrıs sorunu başta olmak üzere
karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümlenmesini
başarma yetisine haiz olduğunu bütün dünyaya gösterdiğini
kaydeden Talat, KKTCnin, kuruluş bildirgesinde yer alan, "Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilanı, iki eşit halk
arasında ortaklığın bir federasyon çatısı
altında yeniden kurulmasını engellemez" ifadelerine vurgu
yaptı.
Talat, "Yani, sevgili kardeşlerim, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, daha kuruluş zamanındaki bildirgesinde, federal bir
ortaklık içerisinde iki siyasi eşit halkı, yani
Kıbrısın doğal sahipleri olan Kıbrıslı
Türkler ve Kıbrıslı Rumları 1974ten sonra
oluşturdukları kendilerine ait yönetim mekanizmaları
kanalıyla birleştirmeyi öngörerek, bir ayrılık veya kavga
projesi değil; bir uzlaşı ve barış aracı
olmayı hedeflemişti" dedi.
-"ADAYI PAYLAŞMAYA HAZIRIZ"-
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin kuruluş yıl dönümünde,
Kıbrıslı Rum muhataplarına, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet mesajını bir
kez daha hatırlatarak, "Kıbrıs Türk halkı, bu güzel
adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm
çabalarımıza siz de katkı koyun; güzel adamızın bir
dostluk ve işbirliği adası olmasını engellemeyin"
diye seslendi.
KKTCnin ulaştığı konumun, Türkiyenin desteğiyle,
yıllar öncesine göre çok daha yüksek, gururlanılacak bir konum
olduğunu ifade eden Talat, "Ancak hala daha dünyaca tanınan,
gelişmiş uluslararası ilişkilere sahip, 21.
yüzyılın ölçütlerinde kabul gören bir devlete sahip olmak için
verdiğimiz uğraşların karşılığını
alamamış olmak bizi üzüyor ve sıkıyor. Biliyorum, ancak bu
burukluğu yıkıp bu konuda verdiğimiz
uğraşları sürdürmek zorundayız" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, "KKTC yurttaşlarının çözüm
istencinden güç alarak, Türkiye tarafından da aktif destek gören iki
kesimli, iki toplumlu iki halkın siyasi eşitliğine ve iki Kurucu
Devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklık çözümüne
ulaşma çabası içinde olduklarını" belirtti.
-"ATATÜRKÜ REHBER EDİNDİK"-
Kıbrıs Türk halkının, Atatürk ilke ve devrimlerini hiçbir
baskı altında kalmadan, tamamen kendi istenciyle gönüllü olarak
uygulamaya koyduğunu, Atatürkün modernleşme hedeflerini her zaman
gönülden desteklemiş ilerici bir halk olduğunu anlatan Talat,
"Bütün dünya, bu yüce önderin erdemlerine hayranken, biz onun,
halkının hakları için gözünü budaktan sakınmayan
savaşçı niteliği kadar, halkını huzura ve refaha
kavuşturmak için düşmanları ile uzlaşmayı beceren
karakterini de kendimize rehber edindik" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözüme
kavuşturma mücadelesinde halkın temel haklarından ödün vermeden,
Kıbrıslı Rum muhataplarıyla uzlaşmayı
becerebileceklerine inandıklarınız ve bu inançla görüşme
sürecini kararlı bir şekilde sürdürdüklerini söyledi.
-"İNSANLIĞA YAPABİLECEĞİMİZ EN BÜYÜK
KATKI"-
Talat, özetle şöyle devam etti:
"Kıbrıslı Türkler olarak, Kıbrıs sorununa adil ve
kalıcı bir çözüm bulunması için gerçekten çok yoğun, ama
temkinli bir uğraş veriyoruz. Kıbrıslı Rum
muhataplarımızla sürdürdüğümüz görüşmelerde, sürecin
hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri
katkı koymaya teşvik eden bir strateji izliyoruz.
Böylesine aktif bir politika izlememizin başlıca nedeni
Kıbrıs Türk halkının çözüme olan ihtiyacıdır. Ne
var ki, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının bütün
insanlığın yararına olduğunu da biliyoruz. Çözüm,
bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük
katkıdır."
Günümüzde, dünyanın en büyük sorunu haline gelen kültürler arası
çatışmaları, yepyeni bir kültürler arası dostluğa
dönüştürme projesine Kıbrıstan başlayabiliriz."
-TÜRKİYENİN ARTAN GÜCÜ-
Türkiye Cumhuriyetinin bölge ve dünyada artan itibarını ve gücünü
gururla izlediklerini belirten Talat, şunları kaydetti:
"Türkiyenin, gücünü ve itibarını başkalarına
düşmanlık yapmak için değil, dostluk ve işbirliği için
kullanmasını hayranlıkla takip etmekteyiz.
Çözüm yanlısı politikamızın kazandığı
destek, Türkiyenin uluslararası alanda artan itibarı ve gücüyle
birleşince, Kıbrıs Rum tarafını çözüme zorlayacak yeni
bir konjonktür, eskisinden farklı bir uluslararası durum
gelişiyor. Bugün artık, Türkiye ile birlikte, uluslararası
konjonktürü etkiler ve kendi lehimize olacak şekilde dönüştürür
duruma geldik."
Talat, "Türkiyenin ve bizim uluslararası ilişkilerimizin son
beş yılda izlediği seyir, uluslararası alanda etkili olmak
isteyenlerin alması gereken veya bundan sonraki tutumumuzun ne olması
gerektiğini anlatan derslerle doludur" dedi. (aa)
Streit'in Atatürk notları
Streit, Atatürk'ten 27 yıl sonra Time dergisine kapak olmuştu.
15/11/2009 RADIKAL

Atatürk'le söyleşi yapan ABD'li gazeteci Clarence Streit'in notlarından: Kalpaksız ve gözlüklü hali bir profesöre benziyordu.
WASHINGTON - Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Heath Lowry,
1921de Atatürk ile röportaj yapan Amerikalı gazeteci Clarence Streitin
izlenimlerini aktararak, "Streite göre Atatürkün gözlerinde
düşlerini gerçekleştiren idealist bir ifadesi vardı. Yaşam
biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten
eser yoktu" dedi.
Heath Lowry, Türkiyenin Washington Büyükelçiliğinde, 1921
yılında Atatürk ile röportaj yapan Amerikalı gazeteci Clarence
Streitin anıları ile Anadolu ve Ankaradan çektiği
fotoğraflarla ilgili sunum yaptı.
Üniversitede "Osmanlı ve Çağdaş Türkiye Etütleri Atatürk
Profesörü" olan Lowry, Kurtuluş Savaşının en
şiddetli döneminde Ankarayı ziyaret eden ilk yabancı
gazetecilerden Streit ile kendisinin 1983 yılında
tanıştığını söyledi.
Streitin Türkiyeden döndükten sonra yaşadıklarını el
yazısına döktüğünü, ancak adını "Bilinmeyen
Türkler" koyduğu kitabına yayımcı
bulamadığını anlatan Lowry, Streitin kendisine bu el
yazmaları ile fotoğraflarını verdiğini ve
yayınlamak üzere anlaştıklarını bildirdi.
-ATATÜRK İLE ÖZEL GÖRÜŞME-
Lowry, Streitin Türkiye ile ilgili anılarını aktararak,
Streitin Atatürk ile röportajını 3 Mart 1921 yılında
Ankara Garındaki konutunda yaptığını kaydetti.
Ankaraya geldiğinde buranın henüz başkent yapılmaya karar
verilmediğini ve onun Atatürke başkentin nereye
kurulacağına ilişkin soru yönelttiğini dile getiren Lowry,
İstanbulun geleneksel başkentleri olduğunu, ancak 1. Dünya
Savaşından ders aldıklarını belirten Atatürkün,
meclisin korunabilmesi açısından Anadolunun merkezinde bir yere
kurulmasını tercih ettiğini Streite
anlattığını dile getirdi.
Streitin Ankarada TBMM oturumlarına
katıldığını, kabine üyeleri ve İsmet İnönü
ile de görüştüğünü ifade eden Lowry, Streitin Atatürk ile ilgili
izlenimlerini de şöyle aktardı:
"Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat
boyunca rahatça Fransızca konuştu. Yakışıklı ve
güzel görünümlü bir adam. Çok düzgün giyimli, düzgün konuşuyordu. 40
yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı,
ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının
hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir
profesör izlenimi veriyordu. Gözlerinde düşlerini gerçekleştiren bir
idealist ifadesi vardı. Bende güçlü bir karakter izlenimi yarattı.
Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini
beğenmişlikten eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan
korumalardan başka, diğer devlet başkanlarının sahip
oldukları onda yoktu. Röportajdan sonra çok inandığı
ülkesini tanıdım."
-"HALKLA SAMİMİ"-
Streitin, TBMM oturumlarından birini izlerken
yaşadıklarına da değinen Lowry, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Anlattığına göre, Atatürk içeri yalnız girmiş,
boş bir koltuğa oturmuş, çevresindekilerle sohbet etmiş,
milletvekilleri seçim bölgelerine göre çağrılırken diğer
milletvekilleriyle aynı tonda Atatürkün ismi de okunmuş, o da oyunu
kullanıp yerine oturmuş. Streit, Eğer Atatürkü görmeseydim onu
orada tanımazdım dedi.
Atatürk Ankarada yürürken görülebiliyordu, insanlarla
şakalaşırken, konuşurken sıcaktı ve Streit,
Atatürk hakkında Batıdaki diktatör suçlamalarının
gerçeği yansıtmadığını gözlemledi. Türkiyede o
dönem hiçbir yerde Atatürk fotoğrafını görmediğini dile
getirdi."
Streitin Atatürke dine yönelik tutumunu sorduğunu belirten Lowry, bu
soruyu duyan Atatürkün din ve devlet işlerinin birbirine
karıştırılmamasının önemi üzerinde durduğunu
söylediğini aktardı.
Atatürkün, Streit ile röportajında, ABD ile ilişkileri güçlendirmek
istediklerini ve ABD halkıyla kendilerini hiçbir zaman savaşta
görmediklerini anlattığını belirten Lowry, Atatürkün
ABDnin Anadolu ve Ortadoğuda herhangi bir politik emeli ve amacı
olmadığına inandıklarını dile getirdiğini
sözlerine ekledi. (aa)
Adada kalıcı barış
Çiçek,
KKTCnin 26 yılda önemli yol aldığına dikkat çekti ve
Türkiyenin beklentisini dile getirdi:
KKTCnin
26ıncı kuruluş yıldönümü etkinliklerine katılmak
amacıyla adaya gelen Türkiye Başbakan Yardımcısı,
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil
Çiçek, aradan geçen 26 yıl içerisinde Kıbrıs Türklerinin önemli
merhaleleri gerçekleştirdiğini ve büyük mesafe
aldığını belirterek, yeni bir süreci
Cumhurbaşkanı Talat önderliğinde sürdürdüğünü söyledi.
Bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını samimi
olarak arzuladıklarını ve süreci desteklediklerini söyleyen
Çiçek, bunun şartlarının belli olduğunu ve kalıcı
barışı tesis edecek sonuca ulaşılmasını
istediklerini söyledi.
KIBRIS 15/11/09
Devletimiz 26 yaşında
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti bu gün 26. yaşını
doldurmuş bulunuyor. Bu büyük bayramımız hepimize kutlu olsun.
Devletimizin harcında şehitlerimizin kanı,
gazilerimizin alınteri vardır. Bu mutlu yıldönümünde aziz
şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de sevgiyle anıyorum.
Geçmiş
yıllara bir göz atacak olursak, 307 yıl Türk idaresinde kalan
adamızı 1878 yılında kira ile devralan İngilizler,
tarihi süreç içerisinde Rumlara daha yakın bir duruş
sergilemiştir. Sömürge idaresi Türklere daima ikinci sınıf
vatandaş muamelesi yapmıştır. Türk toplumunun dini
kimliğini öne çıkarmış, milli yanlarını
baskı altında tutmağa çalışmıştır. Örneğin
1950li yıllara kadar Lefkoşa Türk Lisemiz, Kıbrıs
İslam Lisesi olarak isimlendirilmiştir. Yine o yıllarda milli
günlerimizde Türk Bayrağını ancak İngiliz
Bayrağı ile birlikte yanyana göndere çekebiliyorduk. Okullarda
talebelere İngiliz Milli Marşı okutuluyordu. Bu arada Adada
Türk varlığının güvencesi ve Türklüğün damgası
olan vakıf mallarımızın da, çıkardıkları
kanun, emirname ve Kıral Fermanlarıyla büyük bir kısmının
Sömürge İdaresine ve Rumlara intikalini
sağlamışlardır. Maraş arazileri bunlardan sadece
küçük bir misalidir.
KIBRIS
15/11/09
Ayrılığa
alıştılar
Rum
tarafında, Annan Planı temelinde bir çözüme Hayırlar yüzde
76.6ya ulaştı
Güney Kıbrısta
gerçekleştirilen bir kamuoyu yoklaması, Kıbrıslı
Rumların 2004 referandumundaki tavırlarını değiştirmediklerini
ortaya koydu. Annan Planına yüzde 75.83 oranında hayır diyen
Rumların, bugün aynı planın referanduma sunulması halinde,
yüzde 76.6 oranında hayır diyecekleri belirlendi.
Rum yayın kuruluşu Antenna 1 tarafından
gerçekleştirilen kamuoyu araştırmasının
sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların, iki toplumlu, iki
bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü öngören Annan
Planı aleyhindeki tavırları değişmedi. Üstelik
hayır oylarında artış var.
Anket sonuçları dünkü Fileleftheros ve Mahi gazeteleri
tarafından geniş bir şekilde yayınlandı. Mahi
gazetesi, söz konusu anketin EVRESİS şirketi tarafından, 611
Kasım tarihleri arasında telefon görüşmeleri yapılmak
suretiyle, 1006 kişinin katılımıyla
gerçekleştirildiğini belirtti.
Gazete, söz konusu araştırmaya göre, plan lehinde oy
kullanacak Kıbrıslı Rumların oranının sadece onda
bir olduğunu; yüzde 3,3ünün oy kullanmayacağını, yüzde
7,7sinin ise bilmiyorum dediklerini ya da soruya cevap vermediklerini ifade
etti.
KIBRIS
15/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı mülkiyet görüşmeleri
kategorilerine, Kıbrıslı Türkler ve Türkiyeden gelenler
tarafından kendi aralarında veya yabancılara yapılan
gayrı menkul alım satımlarının da eklenmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın müzakerelerde mülkiyet gündemiyle
gerçekleştirdikleri görüşme Rum basınında geniş yer
bulurken Kıbrıs Türk tarafının, mülk kategorilerine
gayrı menkul alım-satımlarının da eklenmesinde yani
Kıbrıslı Türkler ve Türkler tarafından kendi
aralarında veya yabancılara yapılan gayrı menkul alım
satımlarının görüşülmesi için bir başlık
olmasında ısrar ettiğini bildirildi.
Fileleftheros, Gasplara Kılıf İstiyorlar... Talat
Yasadışı Alım-Satımların Görüşülmesini
İstiyor başlığıyla yansıttığı
haberinde Rum tarafının; hazırlık aşamasında
bulunan kategorilere böyle bir kategorinin eklenmesini kabul etmesi halinde
sözde gasplara, yasadışı alış-verişlere ve
KKTCdeki kurumlara meşruiyet kazandırmış olacağı
gerekçesiyle bu teze tepki gösterdiğini bildirdi.
Gazete şunları da yazdı: Edindiğimiz bilgilere göre
kategoriler listesinin, mülkiyet konusunun özü görüşülürken
kullanılacak metodolojiyle ilgili olmasına rağmen, benimsenen
görüşler ve yasa dışılıklara (ve işgale)
meşruiyet kazandırma çabalarının müzakereleri
etkilediği ortadadır.
Bu konu; bu başlığın geçici olarak kapatılması
(büyük ihtimalle Yönetimle ilgili müzakerelerde yeniden açılacak) ihtimali
açık olmak üzere, önümüzdeki Salı günü Talat-Hristofyas
görüşmesinde yeniden ele alınacak. Bilindiği gibi mülkiyetteki
başlıca anlaşmazlık esasa ilişkindir: Kıbrıs
Rum tarafı ilk söz hakkının mal sahibinde, Kıbrıs Türk
tarafı da bugünkü kullanıcısında olması konusunda
ısrar ediyor.
Simerini Mal Sahibine Karşı Kullanıcı = X
başlıklı haberinde mülkiyetin ele alındığı
görüşmede de ilerleme kaydedilmediğini yazdı. Gazete
Cumhurbaşkanı Talatın görüşme sonrasında KKTCye dönüşünde
yaptığı ve bir yakınlaşma gördüğünü
söylediği açıklamaya yer verirken, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın yalnızca Yorum yapmayacağım. Müzakereler
devam ediyor dediğini belirtti.
Özel mülklerle ilgili Rum tezleri
Politise göre ise özel mülkler konusunda Kıbrıs Rum
tarafının tutumu şöyle:
- Mülkiyetin tazminatlar aracılığıyla
başarılabileceği şeklindeki Türk tezine itiraz ediyor.
Hristofyas, yerinden edilmişlerin tazmin edilmesi için gereken
paranın nerden bulunacağını sordu. Yapılan hesaplara göre
Kuzeyde yaklaşık 1,4 milyon dönüm Kıbrıs Rum arazisi var.
Bu mülklerin bir bölümünün Güneydeki yaklaşık 400 bin dönüm
Kıbrıs Türk arazisi ile takas edileceği kabul edilse bile 1
milyon dönüm Rum malı için tazminat ödenmesi gerekecek.
- Bu şartlar altında mülkiyet düzenlemesinin tek kolay yolunun,
Kıbrıs Rum mülklerinde kalmakta olan çok sayıdaki Türk
yerleşiğin vatanlarına geri dönmesidir.
- Gerçekçi bir yol, bugün önemli bir inkişaf olmamış Rum
mülklerinde kalan Kıbrıslı Türklerin başka yerlere yerleştirilmesidir.
Buradaki mesele, 1963te veya 1974te Larnaka veya Baftaki evlerinden kaçan ve
sayıları 40 bin olarak tahmin edilen bu Kıbrıslı
Türklere hali arazide yeni konutlar veya bugün işgal bölgelerinde kaldıkları
satılmamış evlerin verilmesidir. Ve Kıbrıs Rum
tarafının hesaplarına göre bu tür evlerin sayısı
yaklaşık 15 bindir.
- Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Rum mülklerinde kalmakta
olan Kıbrıslı Türklerin derhal yer değiştirmelerini
talep etmediğini ve birkaç yıllık bir süre verilmesi
gerektiğini de vurguluyor.
STAR KIBRIS 15/11/09
Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan internet
arama motoru Yahoonun ülkelerin hava durumlarına ilişkin bilgi
verdiği sayfasında Kıbrısın Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti ve Kıbrıs-KKTC olarak iki kesim olarak
gösterildiği bildirildi.
Simerini: Seçiniz: Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ya da KKTC
başlığı altında verdiği haberinde, Yahoo arama
motorunun ülkelerin hava tahminleri kısmında Kıbrıs için
Cyprus Grek Cypriot Repuplic yani Kıbrıs-Kıbrıs Rum Cumhuriyeti
ve Cyprus TRNC yani Kıbrıs KKTC olmak üzere iki ayrı
şekilde bilgi verdiğini yazdı.
Gazete, daha önce bazı internet sitelerinde ve haritalarında
Kıbrısın bölünmüş gösterilmesine ve Kuzey
Kıbrıs ya da İşgal Altındaki Bölge ifadelerinin
kullanılmasına rastlandığını belirtirken,
Yahoonun KKTC ifadesini kullandığına dikkat çekti.
STAR KIBRIS 15/11/09
![]()
Rum Basını, Kıbrıslı Rum Meletis
Apostolidisin KKTCde bulunan eski taşınmaz malını
kullandıkları gerekçesiyle İngiliz Linda-David Orams çifti
aleyhine Rum mahkemesinde açılan daha sonrada İngiliz Yüksek
Mahkemesine taşınan davayla ilgili önceki gün gerçekleşen
duruşmaya geniş yer verdi.
Fileleftheros, Sahte Devlet Mevcut Değil Apostolidisin Avukatları
Oramsların İddialarını Çürüttü başlıkları
altında verdiği haberinde, dün İngiliz Yüksek Mahkemesinde
gerçekleştirilen duruşma sırasında Ormas çiftinin
avukatlarının ortaya koyduğu; mahkeme sonucunun Kıbrıs
sorunu müzakerelerini etkileyeceği argümanının Apostolidisin
avukatları tarafından çürütüldüğünü iddia etti.
Gazete, Apostolidisin avukatı Tom Beazlynin, KKTCnin bir dizi BM ve
AİHM gibi mahkemelerin kararları uyarınca var
olmadığını, Kıbrıs Cumhuriyetinin toprak
bütünlüğünün mevcut olduğunu ve Kıbrısta toprak
açısından yasal statükonun 1974 öncesindeki durum olduğunu
savunduğunu yazdı.
Apostolidisin avukatı ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown
arasında imzalanmış olan Görüş Birliği Memorandumuna
da atıfta bulundu.
Habere göre, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annanın bazı eylemlerin
Kıbrıs sorununun çözümü çabalarını olumsuz yönde
etkileyeceği şeklindeki görüşünün kesinlik ifade
etmediğini de ileri süren Beazly; buna örnek olarak Annanın bu
sözlerinin ardından 4 yıl geçmiş olmasına ve
Kıbrıs Türk tarafının doğrudan uçuşların başlaması
için girişimlerde bulunmasına karşın, çözüm müzakerelerinin
başlamış ve devam etmekte olmasını gösterdi.
Gazete, mahkemenin dünkü duruşmada karara varmadığını,
kararın ne zaman açıklanacağının da kesin
olmadığını, kesin olan tek şeyin kararın
açıklanmasından iki gün önce tarafların bilgilendirileceği
olduğunu belirtti.
Diğer gazeteler, dünkü Orams duruşmasına ilişkin
haberlerini şu başlıklarla yansıttılar:
Haravgi: Apostolidis-Orams Kararı İçin Erteleme.
Politis: Silah Olarak Memorandum Kıbrıslı Rum Siyasilerin
Açıklaması Orams Davasında Sorun Yaratıyor Kararın
Ne Zaman Verileceği Belirsiz.
Alithia: Orams Davası Kararı Ertelendi.
Simerini: Mücadele Uzatması İngiliz Yüksek Mahkemesi Orams
İçin Karar Almadı.
STAR KIBRIS 15/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: KKTC alternatif
değil, var olan ve varlığını çözümdeki
Kıbrıs Türk iradesi olarak taçlandıracak olan en önemli
varlık.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, nihai hedefin, iki bölgeli, iki
toplumlu, Kıbrıslı Türklerin eşitliğine, kendi kendini
yönetme hakkına dayalı, egemenliğin
paylaşıldığı ve Türkiyenin garantörlüğünün devam
ettiği, Avrupa Birliği üyesi bir federal Kıbrıs
Cumhuriyetine ulaşmak olduğunu belirterek, KKTCnin, bu nihai çözüm
hedefimizin önemli bir mihenk taşı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin, alternatif değil, var olan ve
varlığını çözümdeki Kıbrıs Türk iradesi olarak
taçlandıracak olan en önemli varlık olduğunu kaydetti.
Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının motorunun ve
başlıca güç kaynağının Kıbrıs Türk
halkının haklılığı olduğunu vurguladı.
Talat, Çözüm için muhasebe yapacak ve Kıbrıs Türkünün eşit bir
ortak olarak kendi kendini yönetme hakkını garantiye alan güvenli bir
çözüme mutlaka ulaşacağız dedi.
KKTCnin 26ncı kuruluş yıldönümü kutlamaları,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Bayrak Radyo Televizyonundan
yaptığı konuşmayla başladı. Aynı anda,
Lefkoşada 21 pare top atışı yapıldı.
KKTC Kıbrıs Türk halkının
Konuşmasına Kıbrıs Türk halkının kendi kendini
yönetmesinin somut ifadesi olan KKTCnin 26ncı kuruluş
yıldönümü kutlu olsun diyerek başlayan Talat, Bugün, KKTCnin yeni
bir yıldönümünü daha kutluyoruz. Kendi kendimizi yönetme ve uluslararası
ilişkiler geliştirme iktidarına sahip olduğumuzu ve
Kıbrıs sorunu başta olmak üzere karşı
karşıya bulunduğumuz sorunların çözümlenmesini sağlama
yetisine haiz bir halk olduğumuzu bütün dünyaya gösteriyoruz dedi.
Küçük adanın çilekeş insanları olan Kıbrıslı
Türklerin, aslında hep beraber, elli yılı aşkın bir
süredir özgürlük ve barış mücadelesi verdiğini, gelinen
aşamada kat edilen yol yeterli olmasa da ışıklarla dolu bir
yol olmaya devam ettiğini ifade eden Talat, bunda herkesin
katkısı olduğunu, tüm dünyanın haksızca
uyguladığı izolasyonlara, çeşitli engellemelere
karşı dimdik ayakta durmak için insanüstü çaba
harcandığının açık olduğunu söyledi.
Ayrılıkçılık için kurulmamıştı
Kısacası sevgili kardeşlerim, KKTC, Rum liderliğinin
propaganda ettiği gibi ayrılıkçılık için
kurulmamıştı. Aksine daha kuruluş zamanındaki
bildirgesinde, Federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti içinde iki halkı
birleştirmeyi öngören bir hedefi benimsemişti. Bu kuruluş
yıldönümünde, tüm dünya ile birlikte Kıbrıslı Rum
muhataplarımıza, KKTCnin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet
mesajını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu tarihi günümüzü,
Kıbrıslı Rumlara ve herkese barış
mesajımızı bir kez daha ileterek kutlamak istiyorum.
KKTCnin tanınmaması
Eminim ki, çoğunuz, tıpkı benim şu anki duygularıma
benzer hisler taşıyorsunuz. Tüm iyi niyetimize rağmen
devletimizi dünyaca tanınan, özgürce uluslararası ilişkiler
kurabilen, 21. yüzyılın çağdaş ölçütlerinde kabul gören bir
devlete dönüştürememenin hüznünü yüreğimizde hissediyoruz diyen
Cumhurbaşkanı, Şayet aklımızı, şimdi
burada, çeyrek yüzyıldan fazla bir zamandır devam eden bu
tanınmama sorununu nasıl aşabileceğimiz konusunda
yoruyorsak, demek ki yapmamız gereken ciddi hesaplaşmalar, daha çok
işler vardır şeklinde devam etti.
Bu nedenle, Kıbrıs Türk halkının en üst siyasal
örgütlenmesinin somut biçimi olarak KKTCnin, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasına öncülük etmeye, hatta çözmekten kaçanları yola getirmeye
çalışmakta olduğuna dikkat çeken Talat, KKTCnin misyonunun, Rum
tarafına, Avrupa Birliğine, uluslararası topluma
Kıbrıs Türklüğünü hak ettiği biçimde kabul ettirmek
olduğunu söyledi.
Çözüm arayışı
KKTC yurttaşlarının üzerinde açıkça görüş
birliğine vardığı ve Türkiye tarafından da aktif
destek gören haklarımızı güvenceye alan bir çözümü sağlama
çabası içerisinde olduklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle konuştu:
Değerli yurttaşlarım; biliyorsunuz ki, bu amaçla yapılan
müzakereler, KKTCnin yasal organlarının kararları ve
katılımıyla, bizi tanıyan tek devlet olan Türkiye
Cumhuriyetinin tam desteğiyle, devletimizin en üst makamı olan
Cumhurbaşkanlığı tarafından sürdürülüyor.
Sevgili halkım; KKTC olarak, Kıbrıs sorununa adil ve
kalıcı bir çözüm bulunması için geçekten çok yoğun, ama
sessizce ve temkinli bir uğraş veriyoruz. Kıbrıslı Rum
muhataplarımızla sürdürdüğümüz görüşmelerde, sürecin
hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri
katkı koymaya teşvik eden bir strateji izliyoruz.
Böylesine aktif bir politika izlememizin başlıca nedeni
Kıbrıs Türk halkının çözüme olan ihtiyacıdır. Biliyoruz
ki, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Kıbrıs Türk
halkının dünya ile yaygın ilişkiler kurmasını
engelliyor. Kıbrısta halen bir antlaşmaya
varılamaması, Türk-Yunan ilişkilerini zehirliyor.
Siyasi görüşleri ne olursa olsun, aslında herkesin
yıllanmış bir sorun olan Kıbrıs sorununun, her türlü
gelişmeyi olumsuz etkileyen kronik bir hastalık olduğunu
herkesin bilmekte olduğunu belirten Talat, bu hastalıklı
durumdan çıkarak bütün dünyaya örnek olmanın Kıbrıs
Türküne düşen bir görev olduğunu söyledi.
KKTCnin varlığı
Zaman zaman, KKTCnin varlığını çözüm
karşıtlığı ile aynı kefeye koymaya
çalışan yaklaşımlara tanık olmakta olunduğuna;
bazılarının, KKTCyi barışa, çözüme ve dünyayla
bütünleşmeye karşıtmış gibi algılayıp, öyle
sunduğuna işaret eden Talat, bunun tamamıyla yanlış
olduğunu belirtti.
Şunu, bir kez daha söylemeliyim: Bizim nihai hedefimiz, iki bölgeli, iki
toplumlu, Kıbrıslı Türklerin eşitliğine, kendi kendini
yönetme hakkına dayalı, egemenliğin
paylaşıldığı ve Türkiyenin garantörlüğünün devam
ettiği, Avrupa Birliği üyesi bir federal Kıbrıs
Cumhuriyetine ulaşmaktır diyen Cumhurbaşkanı Talat,
KKTCnin, bu nihai çözüm hedefimizin önemli bir mihenk taşı
olduğunu, KKTCnin alternatif değil var olan ve
varlığını çözümdeki Kıbrıs Türk iradesi olarak
taçlandıracak olan en önemli varlık olduğunu söyledi.
Talat, Bizim nihai hedefimiz, halkımızın ezici
çoğunluğunun oylarıyla ortak amaç haline gelmiştir. Türkiye
Cumhuriyetinin ulusal çıkarlarının da gerektirdiği bir
strateji olarak benimsenmiştir.
Bunca yılın zorlu deneyimleriyle hepimiz anlamış
olmalıyız ki, çözümsüzlük çözüm değildir.
Ve KKTC, çözümün önüne çıkarılabilecek bir engel değildir dedi.
Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin kuruluş yıldönümü
kutlamalarını başlattığı konuşmasına
şöyle devam etti:
Bugünkü durumda, dünyanın hiçbir ciddi devlet adamı,
Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının nedeni olarak
KKTCnin varlığını ileri sürmüyor, süremiyor. 24 Nisan
iradesi, sadece somut bir çözüm planına verilen destek değildir. 24
Nisan iradesi, Kıbrıs Türk halkının, hak ve
çıkarlarını koruyacak bir çözüm için ne denli istekli ve
kararlı olduğunun bütün dünyaya ilan edilmesidir. Ve aynı
zamanda 24 Nisan iradesi Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerini
tayin hakkı ile bütünleşmiş bir irade olarak tarihimize
kazınmış vazgeçilmez bir ileri adım ve
kazanımdır. Çözüm planları değişse bile, çözümün
içeriği konusunda aramızda şu ya da bu ayrılıklar olsa
bile, Kıbrıs Türkünün çözümden yana olan esas iradesi
değişmemiştir ve değişmeyecektir.
Benim kesin inancım budur: Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor.
Bugün, çözüm çabaları konusunda hayal kırıklığına
uğramış olsa da çözüm istiyor. Ben görüşme masasında
bu inançla oturuyorum.
Bazı grupların, KKTCyi sadece kendilerine mal etme ve çözüm
arayışlarına karşı konumlandırma çabası,
Kıbrıslı Türklere en büyük zararı veriyor. Bu hesapsız
davranış ve söylemler, KKTCyi, dünyaya ayrılıkçı bir
unsur ve çözüm için terk edilmesi gereken bir yapı olarak sunmaya
çalışanlara malzeme veriyor.
Çözüm isteğimizi ortaya koymakla KKTCyi yücelttik, onun dünya
tarafından biraz daha fazla kabul görmesini sağladık. Ama
ayrılıkçı bir varlık olarak değil, Kıbrıs
Türk halkının meşru temsilcisi olarak...
Spekülasyonlarla cevap
Talat, Bu yılki konuşmamda, Kıbrıs Türk halkının
kendi kendini yönetme yeteneği ve KKTCnin bu yeteneğin somut
şekli olduğunu vurguladım. Bu konuda var olan en ufak
şüphelerin ortadan kaldırılması için açıklayıcı
ve bilgi verici olmaya çalıştım. İnanıyorum ki bu
konuda spekülasyonlarla zaman geçirmeye çalışan çevrelerin art
niyetlerine verilecek cevaplarınızı da oluşturmuş
oldum. Hep birlikte yaşayarak oluşturduğumuz toplumsal
belleğimizin yok sayılmaması gerektiği üzerinde durdum ve
anlaşıldığından eminim dedi.
Rum tarafına çağrı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuşmasını şöyle
tamamladı:
Konuşmamın sonunda, bu anlamlı yıldönümünde, bir kez daha
bütün dünyayı ama özellikle Kıbrıs Rum tarafını,
Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini
yönetme iktidarına saygılı olmaya çağırıyorum.
Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine
katılın, Güney Doğu Avrupayı, Doğu Akdenizi bir
işbirliği bölgesine dönüştürüp dünyaya örnek olalım!
Bu anlayışla bizleri bugün içerisinde
yaşadığımız özgür ortama, kendi kendimizi idare etme
olanağına kavuşturan, bu amaçla mücadele tarihimiz boyunca
özverili katkılar koyan ve yeri geldiğinde hayatını bile
hiçe sayarak bizler için feda eden aziz şehitlerimizin önünde
saygıyla eğiliyorum. Gazilerimize minnetle sağlıklı ve
uzun ömürler dilerken haklı mücadelemize emek veren herkesi saygı ve
sevgiyle kucaklıyorum.
Kıbrıs Türk halkının başarı ve mutluluğu
için, aydınlık ve müreffeh geleceği için haydi hep beraber bir
kez daha kenetlenelim, ileriye doğru yürümeye devam edelim. Yolumuz
açık olsun!
STAR KIBRIS 15/11/09
![]()
Türkiye
Başbakan Yardımcısı Kıbrıs İşlerinden
de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrısta
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önderliğinde yürütülmekte olan
süreci desteklediklerini ve bu sürecin başarıyla
sonuçlanmasını, barışı tesis edecek sonuca
ulaşılmasını samimiyetle arzuladıklarını
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC her halükarda var olduğunu
belirterek KKTC Kıbrıs Türk halkının her bakımdan
daha iyi günlere ulaşabilmesi, ekonomik, siyasal sosyal anlamda, dünyayla
bütünleşme anlamında, daha güzel adımlar atma adına ulaştığı
örgütlenme seviyesinin en üst halidir dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Türkiye Başbakan
Yardımcısı Kıbrıs İşlerinden de sorumlu
Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyeti kabul ederek
görüştü. Görüşmede Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir
Fakılı da hazır bulundu.
Süreci destekliyoruz
Çiçek yaptığı konuşmada, aradan geçen 26 yıl
içerisinde Kıbrıs Türklerinin önemli merhaleleri
gerçekleştirdiğini ve büyük mesafe aldığını
kaydederek, yeni bir süreci Cumhurbaşkanı Talat önderliğinde
sürdürdüğünü söyledi.
Bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını samimi olarak
arzuladıklarını ve süreci desteklediklerini söyleyen Çiçek,
bunun şartlarının belli olduğunu ve kalıcı
barışı tesis edecek sonuca ulaşılmasını
istediklerini söyledi.
Çiçek, 26 sene içerisinde büyük bir başarı kaydedildiğini fakat
daha büyük başarıların elde edilememesinin nedeninin
görüşme sürecinin sonucunun nereye varacağının belli
olmamasından kaynaklandığını söyleyerek, ucu açık
bir müzakere sürecini arzulamadıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat KKTCnin çok haksız bir şekilde 46
yıldır izolasyon altında bazı yerlerde ise resmi ambargo
altında olduğunu Rum tarafının baskı altına alma
ve dünyayla bağlantıyı koparma çabalarının
zorluğunu yaşamakta olduğunu söyledi.
Uluslararası toplumun çok hatalar yaparak Kıbrıs
Rumlarını tüm Kıbrısın resmi hükümeti olarak
tanıdığını, onların da bunun verdiği
cesaretle KKTC, Türkiye ve Türkiyenin AB yolunun önüne engeller koymaya
çalıştığını hatırlatan Talat, Rumların
baskıyla Türkiyenin Kıbrıslı Türkleri terk etmesini
sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
İsenle de görüştü
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin 26. kuruluş
yıldönümü etkinliklerinde Cumhurbaşkanlığını
temsil etmek amacıyla KKTCye gelen Türkiye
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İseni kabul
etti.
Genel Sekreter Mustafa İsen konuşmasında Cumhuriyetin 26.
Kuruluş yıldönümü nedeniyle Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gülün Talat ve KKTC halkına selam ve iyi dileklerini getirdiğini
söyledi.
İsen, 26 yılın kendi başına kısa bir süreç
görünmesine rağmen bunun, yeni kurulan bir devlet için çeyrek
asırlık önemli bir süreci ifade ettiğini, Kıbrıs Türk
halkının çetin mücadelelerle birlik ve beraberliğini yitirmeden
mücadele ettiğini kaydetti.
Bunun, yarınların daha iyi olacağının da aynı
zamanda bir teminatı olduğunu dile getiren İsen, Türkiye bu
süreç içinde olduğu gibi, bundan sonraki süreçte de sizin ve
halkınızın arkasında olmaya ve desteklemeye devam
edecektir şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat da TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün
Kıbrısı çok iyi bilen ve tanıyan birisi olarak içinde
bulunulan şartları en iyi değerlendirebilecek kişilerden
biri olduğunu söyleyerek, Gülün yakın ilgisinin hissedilmesinin
önemli olduğunu vurguladı.
STAR KIBRIS 15/11/09
EU survey highlights Cypriot
prejudices
By Victoria Soboleva
THE MAJORITY of Cypriots
believe discrimination over ethnic origin is widespread on the island,
according to a European poll.
The Eurobarometer poll found 70 per cent of Cypriots believe that
discrimination on the basis of ethnic origin is widespread, exceeding the
European average of 61 per cent.
Although 70 per cent of Cypriot citizens say they know or are friends with
people from a different ethnic background, they are less likely than most other
Europeans to mix with homosexuals or Roma.
According to the poll, 66 per cent of Cypriots believe discrimination on the
basis of sexual orientation is also widespread, compared to EU average of 47
per cent.
Furthermore, 37 per cent of Cypriots feel intolerance towards homosexuality is
likely to put gay candidates for employment at a disadvantage. Eighteen per
cent of Europeans share the same view.
Gender is considered by 48 per cent of Cypriot respondents to be a widespread
basis for discrimination, eight per cent more than in the EU.
Candidates being discriminated against by potential employers because of their
sex is mentioned by 22 per cent of Cypriots, compared to 19 per cent of the EU
citizens.
Disability is seen as a potential disadvantage when looking for employment by
55 per cent of Cypriots, 18 per cent more than the EU average.
Most Cypriots consider age discrimination widespread in Cyprus 54 per cent
just four per cent under the EU average. Age is also seen as potential
discriminatory employment criterion by 64 per cent of respondents from Cyprus
and 48 per cent from the rest of Europe.
Another factor that can put a candidate at a disadvantage according to 63 per
cent of respondents from Cyprus is dress sense and presentation, and 48 per
cent of Europeans.
Almost half of the 26,756 Europeans and 65 per cent of the 501 respondents from
Cyprus that took part in the poll between May 27 and June 14, believe enough is
being done to fight discrimination.
CYPRUS MAIL 15/11/09