CNN
TURK 01/10/09
KKTC'de
Lefkoşa Türk Belediyesi'nin 19 Ağustos-15 Ekim tarihleri
arasında Yaz Etkinlikleri çerçevesinde 3 Ekim'de gerçekleştirilecek
mega star Tarkan
konseri için geri sayım başladı.
3 Ekim'de KKTC'de Başkent Lefkoşa'da Atatürk
Stadı'nda gerçekleştirilecek dev konserde Tarkan,
70 kişilik ekibiyle gelecek. Tarkan'ın
KKTC'deki hayranlarına Ocak ayı içerisinde çıkarmayı
düşündüğü son albümünde de yer alacak parçalarından
seslendirmesi bekleniyor.
Tarkan
konserine KKTC'den olduğu kadar Güney Kıbrıs'ta
yaşayan Rumların da ilgi göstermesi biletlerin yok satmasına
neden oldu. KKTC'deki konser için Tarkan'ın
kaç para alacağı konusunda hiçbir bilgi vermeyen Lefkoşa Türk
Belediyesi Tarkan'a
belediyenin kasasından herhangi bir ödeme
yapılmayacağını, konser ücretini tamamen sponsorluklarla
karşılayacaklarını açıkladı. Ancak mega
starın bu konser için yaklaşık 250 bin TL gibi bir miktar
istediği belirtilen iddialar arasında.
Kral dairesinde kalacak
Adada bulunduğu süre içerisinde başkent Lefkoşa'da hizmet veren
5 yıldızlı Merit Lefkoşa Otelinde ağırlanacak Tarkan,
başkentin en yüksek binası unvanına sahip olan Merit otelinin
8'inci katında bulunan kral odasında kalacak.
Merit Otel İşletme Müdürü Mine Gürses, otelden 28 oda rezervasyonu
yapıldığını, ancak Dünya starı Tarkan'ın
kendisine ayrılan kral odasında herhangi bir özel istekte
bulunmadığını kaydetti.
Otel yönetimi olarak yaptıkları araştırma sonrası Tarkan'ın
kavrulmuş fıstığı çok sevdiğini bunun yanı
sıra odasında kokulu tütsüleri ve kokulu mumları sevdiğini
kaydeden Gürses, Tarkan'a
kral odasında Kıbrıs'a
özgü yiyecekler ve Kıbrıs'ın
şerbetli macunlarını ikram edeceklerini belirtti.
Tarkan'ın
kalacağı 8'inci kattaki kral dairesi iki ayrı odadan
oluşuyor ve odalardan birinin Lefkoşa'nın doğusunu
diğer odanın ise Beşparmak dağlarını görüyor.
İşletme Müdürü Mine Gürses, Tarkan'ın
arzu ettiği taktirde otelin spa merkezinde bulunan Türk hamamı, sauna
ve Uzakdoğu masajları ve jakuzili havuzdan
yararlanabileceğini kaydetti.
Otelin baş aşçısı İbrahim Aydemir de otelde birçok
ünlüye hizmet verdiklerini Tarkan'a
da hizmet vermenin kendilerine gurur vereceğin söyledi.
25 TL'ye halk konseri olur mu?
KKTC'deki Lefkoşa Belediyesi himayelerinde gerçekleştirilecek olan
konser için yaklaşık bir aya yakın halk konseri altındaki
reklamlar yapılırken, Tarkan
sevenler konsere girebilmek için 25 TL ödeyecekler. Lefkoşa Belediye
Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın yaptığı
açıklamaya göre Belediye Başkanlarının görevi sadece
halkına alışılmış belediye hizmetleri değil
bunun yanı sıra özellikle Kıbrıs
Türk halkının gerek Kıbrıs
konusunda gerekse dünyayı vuran ekonomik kriz sebebiyle
vatandaşların bozulan morallerini yerine getirebilmek olduğunu
kaydetti. Ancak konser öncesi Tanıtım ve reklamlarda da
görüldüğü üzere bu konserin halk konseri ismi altında olduğu
vurgulandı. Vatandaşların konsere girebilmesi 25 TL ödeyecek
olması ve bu duruma Tarkan'ın
tepkisiz kalması hayranlarını üzmüş olabileceği
belirtiliyor.
RADIKAL
01/10/09
İSTANBUL - Polikseni Foka, 1943te Yunanistanda
doğar. 11 yaşında, İstanbulda ikamet eden Yunan kökenli
Türkiye vatandaşı Apostolos- Elisavet Pistikas çifti tarafından
yasal yollardan evlat edinilir. 1981de üvey babası, 1987de de üvey
annesi ölünce, Fokaya menkul ve gayrimenkullerden oluşan küçük bir servet
kalır. Nitekim aynı yıl, İstanbul 3üncü Asliye Hukuk,
Pistikasların tüm malvarlığının Fokaya intikali
yönünde karar alır. Mallar arasında üç apartman vardır.
Ne var ki servet, Fokaya pek de uğurlu gelmez. Dört yıl sonra bir
gün, polis tarafından psikiyatrik tedavi amacıyla bir hastaneye
kaldırılır; oradan da akli melekelerini kaybettiği
teşhisiyle Zeytinburnundaki Balıklı Rum Hastanesine sevk
edilir.
Durumdan vazife çıkaran resmi makamlar, Fokaya bir vasi tayin eder.
Yunanistandaki erkek kardeşinin, kendi vasilerini kendileri tayin etme
isteği geri çevrilir.
Tüm malı Hazineye
Aynı resmi makamlar 1996da, Fokayı vasi tayin eden kararın
iptali için mahkemeye başvurur. Yasal dayanak, 1964 tarihli hukuki
düzenlemelerdir. Bu düzenlemelere, Yunan uyruklu bir kişi Türkiyede vasi
olamamaktadır. Makamlar, ayrıca, Yunanistanın da Türk
uyruklular için benzer bir uygulama yaptığını da mahkemeye
iletir.
1997de İstanbul 7nci Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuru
doğrultusunda, Fokanın vasiliğini iptal eder. Ertesi yıl
karar Yargıtayca onanır; tashihi karar talebini de geri çevrilir.
Böylelikle, Fokanın tüm gayrimenkulü Hazineye devrolur. Ayrıca
Fokanın tüm gelir ve hesaplarına da el konur. Foka, hastaneye epey
mal varlıklı bir kişi olarak girmiş, daha tedavisi bitmeden
beş parasız kalmıştır! Foka çok geçmeden, 2000de hayatını
kaybeder. Yunanistandaki kardeşlerinin vesayet için gerek Foka ölmeden
önce gerekse 2001 sonuna dek peş peşe yaptıkları hukuki
başvurular, daha önceki gerekçelerle sonuçsuz
bırakılır.
Kardeşleri mahkemede
Sonuçta Fokanın kardeşleri Yannis ve Evangelos, soluğu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde alır. Davacılar, temel olarak
Türk devletinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, mülkiyet
haklarını ihlal ettiğini (1. Protokol 1. Madde) iddia eder.
Mahkeme, Türk devletinden savunma ister. Türkiyenin savunmasında şu
noktalar öne çıkar:
* Polikseni Foka, kendine ait olmayan gayrimenkulleri
mirasçılarına devredemez.
* Yabancı uyruklu kişiler, iki koşulla Türkiyede mal
edinebilir. 1 - Türkiye ile o ülke arasında
karşılıklılık bulunması. 2 - Söz konusu kişinin
mevcut sınırlamalar dahilinde hareket etmesi. Davanın
görüldüğü dönemde, Yunanistan, Türk vatandaşlarının mal
edinmesine olanak tanımıyordu. Dolayısıyla Türkiyedeki
Yunan vatandaşları da benzer kısıtlamalara tabiydi. Bu
durumda mirasçıların herhangi bir hak talebi olamaz.
Buna karşılık davalılar ise şu iddialarda bulunur:
* Söz konusu gayrimenkul, bizzat Türk mahkemeleri tarafında Polikseni
Fokaya devredilmiştir. Mallar tapuludur; Foka ilgili vergileri de
ödemiştir.
* Polikseninin mallarına yasadışı biçimde el
konulmuştur. Bu el koymanın dayandırıldığı
1964 kararnamesi, 1988de yürürlükten kaldırılmıştır.
* Türk devletinin öne sürdüğü karşılıklılık
iddiası, AİHMnin daha önceki kararlarında geçersiz
sayılmıştır.
Yunanistan da, mahkemeye sunduğu katkıda, Yunanistanda hiçbir zaman
ve hiçbir yerde Türkiye vatandaşlarının mal edinmesine
ilişkin bir yasak uygulanmadığını bildirir.
AİHM, tarafları dinledikten ve gerekli incelemeleri yaptıktan
sonra şu sonuçlara varır:
* Türkiyenin karşılıklılık iddiası temelsiz.
Sınırlamaların bulunduğu yerler dahil Türk
vatandaşı vasilerin Yunanistanda mal edinmesini engelleyen bir yasak
yok.
* Yunan vatandaşlarını Türkiyede mal edinmekten men eden
bir yasal engel de yok; çünkü 1988deki Bakanlar Kurulu kararı, 1964 kararnamesini
ortadan kaldırmıştır. Tapu Kadastro Kanunu da uygun biçimde
değiştirilmiştir.
* Dolayısıyla, davacıların, vasilik
koşullarını yerine getirdiği, Türkiyenin de
davacıların mülkiyet hakkını ihlal ettiği
anlaşılmaktadır.
İşin tuhafı, Türkiyenin bu dava bağlamında, hukuken
ortadan kaldırdığı bir yasağı fiiliyatta
uyguladığı sonucu çıkıyor!
52 milyon TL isteniyor
Peki şimdi ne olacak? Mahkeme, kararını verdi ancak bir
yaptırım öngörmedi; bunun yerine tarafları aralarında
uzlaşmaya çağırdı. Bir not düşelim: Oybirliğiyle
alınan kararda Türkiyeli yargıç Işıl Karakaşın
da imzası var.
Davacıların Türkiyeden istediği ne? Toplam tazminat talebi, 25
milyon avroyu (yaklaşık 52 milyon TL) buluyor. Şimdi Türkiye,
davacılarla anlaşmaya çalışacak. Kıbrıstan alışıktır
ne de olsa. Anlaştı anlaştı, olmadı, AİHM karar
verecek ödenecek tazminata... Gerçi AİHM, istenen meblağları
abartılı buldu ama bu bir ilk teşkil edeceği için, elbette
arkası da gelecek. Benzer binlerce davanın açılabileceği
söyleniyor...
Ama tabii ki en önemlisi, Türkiyenin bir kez daha hukuk duvarına
toslamış bulunması.
İngiliz diplomasisinin duayenleriyle
buluştu
İngiliz
Parlamentosundaki önemli resepsiyona KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü de
katıldı
Eylem ERAYDIN / LONDRA
KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Anglo-Turkish Society
grubunun İngiltere Parlamentosunda düzenlediği resepsiyona
katılarak, İngiliz siyasetçilerle buluştu. Köprülü,
Kıbrıs sorununda 1950lerden beri adı geçen, İngilterenin
en önemli diplomatlarından Sir Kieran Prendergast, Lord David Hannay ve
İngilterenin Ankara Büyükelçisi David Reddaway ile sohbet etme
imkanı buldu.
1953 yılında İngilterede yaşayan Türklerle
İngiliz siyasetçileri bir araya getirerek Türkiye-İngiltere
arasında ki ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulan
Anglo-Turkish Society , 29 Eylül Salı akşamı İngiltere
Parlamentosunda bir resepsiyon düzenledi.
Lord Wright Richmondun ev sahipliğinde Lordlar
Kamarasında düzenlenen geceye İngilterenin yeni Ankara Büyükelçisi
David Reddaway, İngilterenin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord
David Hannay, TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC Londra Temsilcisi
Kemal Köprülü, Anglo-Turkish Society üyeleri ve çok sayıda İngiliz
siyasetçi katıldı.
Anglo-Turkish Society Başkanı ve İngilterenin eski
Ankara Büyükelçisi Sir Kieran Prendergast gecede yaptığı
konuşmada, resepsiyonun ev sahipliğini yapan Lord Richmondta
teşekkür ederek, İngilterenin Türkiyenin AB sürecine verdiği
desteğin önemini dile getirdi. Grup olarak amaçlarının Türkiye
ve İngiltere arasındaki ilişkileri artırmak ve
İngilterede yaşayan Türk toplumunun ülke içindeki siyasi hayatta da
aktif olarak yer almasını sağlamak olduğunu söyledi.
Geceye davet edilen KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü de
resepsiyon ile ilgili KIBRISa yaptığı açıklamada Bizim
için bu tür etkinlikler lobi faaliyetlerimiz adına büyük önem
taşıyor. Böyle toplantılarda İngiliz siyasetçilerle bir
araya gelip Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirme
fırsatı buluyoruz diye konuştu.
KIBRIS 01/10/09
Property issue biggest obstacle
By Stefanos Evripidou
ANOTHER FAILURE in the
talks between the two sides like in 2004 would spell disaster for the island
and permanent partition, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said
yesterday.
Speaking during a visit to the Cyprus Mail offices, Talat identified the
property issue as the biggest obstacle to a solution, adding that the more
time passed, the harder it would get.
Every day which passes is not in favour of a solution. Five
ten years ago, a
solution was easier. We dont have time, its running out, he said.
Asked what would happen if the latest round of talks failed, he said: It would
be a disaster. We will not be able to solve the problem and it will create the
conditions for permanent non-solution.
The Turkish Cypriot leader noted President Demetris Christofias was genuine in
his efforts for a solution. He wants a solution, but I have doubts whether he
will manage getting there, that is the problem.
Talat said the two leaders had to be careful about what they say in public,
calling on Christofias to stop criticising the process. The two sides should
adopt a joint communication strategy otherwise approval of the people will not
be easy for any solution, he said.
This is crucial, which is why I am continuously asking Mr Christofias to stop
criticising the negotiations. A positive climate will affect the results of the
referenda a lot, which is why our side tries to keep the momentum in favour of
a solution, he added.
In recent weeks, both leaders have accused the other of making proposals that
go beyond the agreed parameters. Talat said he tried not to get into a
bickering match with Christofias, but occasionally slipped, adding that a joint
communication strategy would ensure we would not accuse each other.
What makes me a bit anxious actually are his efforts to divert the already
agreed principles, he said, referring to Christofias speech made at the UN
General Assembly where he spoke of two largely autonomous regions.
This is totally new. We already agreed on a federation with two constituent
states. He accepted this, why is he trying to divert?
Despite the occasional spats, the two leaders still manage to be friends and
are making progress in the talks, albeit slow. To be honest, we are moving,
maybe not at the desired pace, but we are moving, said Talat.
The Turkish Cypriot leader proposed that the two sides lock themselves up in
one location for ten days, either here on the island or abroad, to meet every
day for talks. We could solve it after two or three sessions, he said.
According to Talat, the proposal was not received positively. But the two sides
have made progress, basically regarding the three chapters on governance and
power-sharing, EU affairs and the economy. He referred to 30 separate documents
written up on these chapters, of which the majority are agreed.
Talat did not see the settlers issue being an obstacle, but the most important
issue was property, he noted, since it affects all Turkish Cypriots. The
difficulty here is that it will affect everybody apart from a handful of
people, he said.
As for Turkeys influence in the talks, Talat was adamant that Turkey had a
marginal interest in the details of the talks, apart from on one chapter,
security. It appears Turkey has a clear position on the Treaties of Guarantee
and Alliance that will be hard to budge.
CYPRUS MAIL 01/10/09
EU countries dont need guarantor
states
By George Psyllides
PRESIDENT Demetris
Christofias yesterday reiterated that Cyprus has no need of guarantees and
custodians with rights of intervention.
During the annual presidential speech to mark Independence Day, Christofias
said Greek Cypriots sought a solution that would secure the human rights and
basic freedoms of all its people.
It is our view that Cyprus, a European Union member-state, does not need
guarantees and custodians with rights of intervention, Christofias said.
Using its guarantor status as a pretext, Turkey invaded in 1974 dividing the
island ever since.
Greek Cypriots are weary of Turkey retaining this right in any future solution
but it is highly unlikely that Ankara would be prepared to even discuss
changing the status.
Christofias said the effort is to achieve a solution soon because more problems
were created with time.
He stressed however that Greek Cypriots would not agree to a solution that was
not based on principles just for the sakes of time.
And we will never accept a solution that is not the product of negotiation
between the two communities, the president said.
He said the international community has been convinced that the two communities
are the protagonists in the process and that there would not be arbitration and
timeframes.
Christofias said he was still cautiously optimistic despite any problems in
the negotiation.
He said the progress achieved so far was not enough.
We expected to have more convergence on various aspects of the Cyprus problem.
The differences continue to be significant, Christofias said.
To achieve a solution, Turkey must change its stance should prove in deed
that its cares and works to achieve a solution that would serve the best
interests of the Cypriot people, Christofias said.
He warned Turkey that its EU course would not be without obstacles if it
continues to refuse to fulfil its obligations to open its ports and airports to
Cypriot traffic.
Christofias also urged political parties to support him at this critical
junction, in a clear call to his partners in the government who have criticised
his handling of the negotiations in numerous occasions.
CYPRUS MAIL 01/10/09
![]()
Komisyona 3 yılda 413 başvuru yapıldı.
Bunlardan 69u anlaşmayla sonuçlandı. Sonuçlanan dosyalar için 23
milyon 391 Sterlin tazminat ödenirken, 2 takas ve biri çözümden sonra olmak
üzere 5 iade kararı verildi.
Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet sorununa iç
hukuk oluşturma amacıyla kurulan Taşınmaz Mal Komisyonuna
Rumların başvuruları sürüyor. 1974 öncesinde Kuzeyde kalan
malları için Komisyona Rumlardan gelen başvuru sayısı
413e ulaştı.
Komisyonun güncel web sayfasından derlenen bilgilere göre,
yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki
Komisyon, başvuru dosyalarından 69unu karşılıklı
anlaşmayla sonuçlandırdı. Bu dosyalardan çoğunluğu
tazminatla karara bağlanırken, 2 başvuru için tazminata ek
olarak takas, 4ü için tazminat yanında iade, 1i için de çözümden sonra
iade kararı alındı.
Komisyonun yaklaşık 3 yılda ödediği toplam tazminat
miktarı ise 23 milyon 391 Sterlin.
ARTIK WEB VAR
Mahkeme statüsünde görev yapan ve Anayasal bağımsız bir
kuruluş özelliği taşıyan Komisyon, bir süreden beri
şeffaf bir çalışma izlemeye başladı. Yaklaşık
3 ay önce Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde oluşturulan ve
sürekli güncellenen (www.kuzeykibristmk.org) adlı web sitesinden
başvurulardan kararlara kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün.
KOMİSYON...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Xenides-Arestis davasında
verdiği hüküm uyarınca yasayla oluşturulan ve yasadaki kurallara
bağlı olarak Cumhurbaşkanı tarafından önerilen
kişiler arasından atanan Komisyon, Sümer Erkmen başkanlığında
Güngör Günkan, Ayfer Erkmen, Hans C. Kruger, Romans Mapolar ve Daniel
Tarschys'ten oluşuyor.
Anayasanın 159uncu maddesine göre hazırlanan ve 19 Aralık
2005te yasalaşarak yürürlüğe giren Taşınmaz Malların
Tazmini, Takası ve İadesi adlı yasayla oluşturulan
Komisyon, Kuzeyde kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi
öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.
İADE HANGİ ŞARTLARDA...
İlgili yasa uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek
veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca
ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye
düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.
Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların
iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm
sonrasına erteleniyor. Eşdeğer
karşılığı mallar ise iade kapsamı
dışında.
Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet
adına İçişleri Bakanlığı tarafından
ödeniyor.
Tazminat alan Rumun mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor
STAR KIBRIS 01/10/09
![]()
Rum Yönetiminin BM parametrelerine karşı
başlattığı savaşı engellemek gerekir. Biz 2
otonom bölge için müzakere masasına oturmadık. Biz 2 kesimli, 2
kurucu devletin olacağı bir federasyon için müzakere ediyoruz. BM
parametrelerinin değiştirilmesine önce BM karşı
durmalı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABDden sürece müdahale etmesini
değil, daha fazla ilgi göstermesini istediklerine işaret ederek,
bunun 2004den beri öne sürülen bir devlet politikası olduğunu
söyledi.
Uluslararası topluluğun değişik düzeylerde sürece
katılmasını isteyen Türk tarafının hakemlik rolü
üstlenenlerden öneri beklemediğine dikkat çeken Talat, Biz
İngiltereden de, ABDden de daha fazla katkı, destek istiyoruz; ama
müdahale edip, bize çözüm empoze edin değil bizim talebimiz dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere ve ABD gezisiyle
ilgili olarak dün Cumhurbaşkanlığında bir basın
toplantısı düzenledi. ABDye gitmeden önce ziyaret ettiği
İngilterede devam eden 2 önemli dava, Oramslar ve direkt uçuşlarla
ilgili davalar hakkında avukatlarla görüştüğünü söyleyen Talat,
Washingtonda Uluslararası İlişkiler Konseyindeki bir yuvarlak
masa toplantısına katılıp, Kıbrıs konusunda bilgi
verdiğini belirtti.
Bazı senatörlerle de bir araya geldiği Washingtonun ardından
gittiği New Yorkta İngiltere, İsveç, İspanya, Katar ve
Hollanda Dışişleri Bakanlarıyla görüştüğünü
kaydeden Talat, Rum yanlısı olarak bilinen İspanya
Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos ile görüşmenin ise,
gelecek dönem AB Başkanı olacak İspanya ilk teması kurmak
açısında ayrı bir önem taşıdığını
söyledi.
Talat, New Yorkta ayrıca BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun yanı
sıra Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana
ile görüştüğünü belirtti.
Hristofyasın konuşması
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasın BM Genel Kurulu çalışmalarında BM
parametrelerini değiştirme girişimlerinin dikkat çekici
olduğunu söyledi.
Hristofyasın Genel Kurulda yaptığı konuşmada BMnin
bilinen, yerleşmiş parametrelerinden en önemlisi sayılan ve 23
Mayısta da liderlerin üzerinde anlaştığı Nasıl
bir Kıbrıs kuracağız? Nasıl bir çözüme
varacağız? konusunu çarpıttığını kaydeden
Talat, Rum liderin Türkiyeyi mutad bir şekilde işgalci olarak
suçlamasının yanı sıra, Kıbrıs Cumhuriyetinin
evrim yoluyla bir federasyona dönüşeceği ve varılacak
federasyonun da 2 otonom bölgeden oluşacağı yönünde bir söylem
ortaya koyduğunu belirtti.
Önce BM karşı durmalı
Talat, Bizim üzerinde anlaştığımız 2 kurucu devlet,
siyasi eşitlik, Kıbrıs Türk ve Rum Kurucu Devletleri gibi temel
hususları göz ardı eden ve kendine göre yorumlayan, aslında BM
parametrelerini değiştirmeye teşebbüs eden bir
yaklaşımdır. Bunu hoş karşılamamız mümkün
değil dedi.
New Yorkta bulunduğu süre içinde Hristofyasın bu
yakışıksız tutumuna dikkat çektiklerini ve kabul edilemez
olduğunu BM Genel Sekreteri Ban Ki Moona ilettiklerini söyleyen Talat,
BMnin 40 kusur yıldır devam eden müzakere sürecinde
oluşturmuş olduğu ve Güvenlik Konseyinin
onayladığı parametrelerin değiştirilmesine önce
Banın karşı durması ve uyarması gerektiğini
belirtti.
BM son derece pasif
Cumhurbaşkanı Talat, BMnin bu durum karşısında son
derece pasif bir pozisyon sergilediğine işaret ederek, Öylesine
pasif bir duruş sergilemektedir ki, BM Güvenlik Konseyinin
onayladığı ve tarafların kabul ettiği varsayılan
hususlarda bile Rum tarafının değiştirme girişimlerine
karşı sessiz kalmaktadır. Bu, BM sürecine hem güveni
sarsıyor, hem de Kıbrıs sorununun çözümünü
zorlaştırıyor dedi.
Rum tarafının sürekli olarak uluslararası avantajlı
konumunu kullanarak, bulunduğu pozisyonu yukarı çekmeye
çalıştığını kaydeden Talat, buna
karşılık uluslararası toplumun kalbinden ve beyninden ses
çıkmadığını belirtti.
Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonu Kıbrısa davet ettiğini
ancak Banın henüz böyle bir planı bulunmadığını
söyledi. Rum basınında iddia edildiği gibi Genel Sekreterin
Kıbrısa gelme yönünde bir hazırlığı
bulunmadığını söyleyen Talat, Türk tarafının
ısrarı sonucunda Banın bu daveti değerlendireceğini
sandığını ifade etti.
23 Mayıs anlaşmasını saptırmaya
çalışıyor
23 Mayıs anlaşmasını saptırmaya çalışan Rum
Yönetiminin, BMnin yerleşmiş parametrelerine karşı
başlattığı savaşı kesinlikle önlemek
gerektiğini kaydeden Talat, Bunu önleyecek olan da biz değiliz.
BMdir. BM, bu pervasızlığı tolere etmemelidir; aksi
takdirde en baştan başlayacağız şeklinde
konuştu.
Talat, Rum tarafının kabul ettiği halde hiçbir Rum belgesinde
kurucu devletten bahsedilmediğine işaret ederek, Hade ondan
cırladı. Otonom bölge de insaf. 1974e gittik demektir bu. Olacak
iş değil. BMnin buna dur demesi lazım. Eğer dur demezse,
arsızlığın önüne geçilmez dedi.
Her şeye rağmen çözüm isteyen bir lider
Gazetecilerin sorusu üzerine, Rum Ulusal Konseyi sonrasında tutum
değiştiren Hristofyasın o güne kadar bu ölçüde çözüm ve
müzakere açısından olumsuz bir pozisyonda olmadığına
dikkat çeken Talat, muhalefet edenleri tatmin etmek için pozisyonunda
değişiklikler yapma durumunda kalan Rum liderin, her şeye
rağmen halen çözüm isteyen bir lider olduğunu düşündüğünü
söyledi.
Talat, Ama bunu başarabilecek mi? Karşılıklı kabul
edilebilir bir çözüme ulaşabilecek mi? Başarabilmek için cesur olmak
lazım. Başarabilmek için gürültü çıkaranlara kapılmamak
lazım. Aynı şey bizde de oluyor. Onlara kapılacak olursak,
hiçbir iş yapamayız demektir ifadelerini kullandı.
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını korumakla
yükümlü olan Türk tarafının müzakereleri iyi niyetle sürdürüp, çözüm
için çalışmaktan yana olduğunu kaydeden Talat, Burada kilit,
benim Hristofyasın çözüm isteyip istemediğine inanmam değil;
meseleyi, müzakere sürecini doğru yönetmemdir şeklinde konuştu.
2 otonom bölge için müzakere etmiyoruz
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerin akıbeti ve Türk
tarafının pozisyonunda olası bir değişikliğe
ilişkin soruyu yanıtında, Biz
anlaştığımıza sadığız. Tek egemenlik ve
tek vatandaşlık konusuyla ilgili bütün eleştirilere rağmen
geri adım atmadık. Kıbrıs Rum tarafı ise,
eleştirildiği her konuda geri adım atıyor dedi.
Konuyu Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile gerçekleştireceği
görüşmede ele alacağını kaydeden Talat, müzakere
masasına iki otonom bölge için oturmayan Türk tarafının bunun
için müzakere etmediğini söyledi. Talat, Önemli olan ne
görüştüğümüzdür. Bunun ifade ediliş şekli Rum
tarafında böyle olabilir şeklinde konuştu.
Rum tarafının tutumunda ısrarcı olması halinde Türk
tarafının pozisyonunun ne olacağının sorulması
üzerine Talat, Biz otonom bölge müzakeresi yapmıyoruz. Biz 2 kesimli, 2
kurucu devletin olacağı bir federasyon görüşüyoruz. Biz bu
çizgide devam edeceğiz. Bizim taahhüdümüz budur yanıtını
verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının iyi niyet göstergesi
olarak Maraşı talep etmesinin hatırlatılması üzerine,
Kendi iyi niyetini nasıl gösterecek. Direkt uçuşlar konusundaki
davanın Türk tarafının aleyhine sonuçlanması için
canını yedi. İyi niyet gösteremez miydi? Kendisi ne
kaybedecekti? şeklinde konuştu.
Talat, Maraşın 1999dan beri bütünlüklü bir çözümde toprak
konusunun parçası olduğunu söyledi.
Rum tarafı uluslararası toplumun katkısını istemiyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilerin bir başka sorusunu
yanıtlarken, Rum Yönetiminin önce BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile
görüşmesini engellemeye, daha sonra da görüşme tarihini
değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Talat, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan arasında geçen konuşmanın da Rum
tarafının zihniyetini en iyi şekilde yansıttığını
belirtti.
Rum tarafının, BMnin, uluslararası toplumun sürece katkı
koymasını istemediğini hatırlatan Talat, bunun kabul
edilemez olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Talat,
Uluslararası toplumdan kaçıyor. Uluslararası toplumun
katılımından kaçıyor ama biz de meydanı boş
bırakmayacağız. Uluslararası toplumun olduğu her yerde
bizim de olmamız lazım diye konuştu.
Uluslararası arenada Kıbrıs Türkünün sesi daha gür
çıkmalı
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkünün uluslararası
alanda sesinin daha gür çıkması gerektiğini söyledi.
BM ve Brükselde daha fazla bulunarak, Kıbrıs gerçeklerinin
anlatılması gerektiğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:
Rum tarafı istediği kadar Kıbrıslı çözüm desin.
Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası bir sorunu,
değil diyerek uluslararası olmaktan çıkaramazsınız.
O nedenle bu uluslararası sorunu bizim yalnız bırakmamamız
lazım. Her aşamada bulunmamız lazım.
Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgünün İKÖ
zirvesine katılmamasının hatırlatılması üzerine,
İKÖ önemli bir örgüttür. Bizim sesimizin duyulduğu tek
uluslararası örgüttür neredeyse. Kıbrıs Türkünün gözlemci üye
olduğu bu platformu kesinlikle boş bırakmamak lazım. Ben
Dışişleri Bakanının niçin orada
olmadığını bilmiyorum dedi.
Görüştüğü bütün dışişleri bakanlarından
Kıbrıslı Türklerin politikalarının artık daha
iyi anlaşıldığı izlenimi edindiğini kaydeden
Talat, bu nedenlerden dolayı daha fazla temasın şart
olduğunu belirtti. Talat, Arkasını kesmeden bunu sürdürmek
lazım. Devletlerin bunu yapması gereken makamları vardır.
Bu makamların bu işlere konsantre olması lazım
şeklinde konuştu.
ABDden müdahale değil, daha fazla ilgi istedik
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABDden daha fazla ilgi talebiyle
ilgili eleştirilerin hatırlatılması üzerine, kendisinin
müdahale değil, daha fazla ilgi talebinde bulunduğunu ve bunun
2004den beri devlet politikası olduğunu söyledi.
Sadece Kıbrıs Türk tarafının değil, Türk
tarafının ABDnin sürece daha aktif katılımını
istediğini kaydeden Talat, Çünkü çözüm istiyoruz. Sonuç almak istiyoruz
dedi. Talat, şöyle devam etti:
ABDnin süper güç olarak konuyla ilgilenmesinin bu anlamda katkısı
olacağını düşünüyoruz. Biz çözümün hızlı, erken
olması gerektiğinin o aktörler tarafından ısrarla
tekrarlanması halinde sürecin hızlanma
olasılığının yüksek olduğunu düşünüyoruz.
ABD bu bakımdan önemli.
STAR KIBIS 01/10/09
![]()
İstanbulda KTHY uçağında
yaşananları yazan basını eleştiren
Cumhurbaşkanı, Demek ki Türk basının ilgi alanı bu.
Bu daha ziyade okuyucuyla ilgilidir. Bunun hesabını okuyucu
sormalı. Ben değil dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Kurulunda yaşanlara,
özellikle Rum Lider Dimitris Hristofyasın çarpıcı
açıklamalarına yer vermeyen basının İstanbulda olan
nahoş hadiseyi abartılı bir şekilde işlediğini
iddia etti.
Cumhurbaşkanlığında dün bir basın
toplantısı düzenleyen Talat, İstanbulda temaslarıyla
ilgili tek bir soru dahi sormayan basının sadece havaalanıdaki
olayı ele aldığını kaydederek, Demek ki Türk
basının ilgi alanı bu. Bu daha ziyade okuyucuyla ilgilidir.
Bunun hesabını okuyucu sormalı. Ben değil dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, havaalanında meydana gelen olayla ilgili
olarak da şunları söyledi:
Ben uçağa girip de inmedim. Protestoların bilgisi bana gelince, ben
uçağa girmeden geri döndüm. Basında ısrarla yer alan uçağa
girdiğim, protesto olduğu ve uçağı terk ettiğim
haberleri doğru değil.
Talat ayrıca, basında yer alan ABDye giden heyet
kalabalıktı yönündeki yazıların
hatırlatılması üzerine, Sanırım tarihin en tenha
heyetiydi. Bekli de bu yanlıştır ancak, ekonomik sorunlar
nedeniyle ciddi bir kısıtlamaya gittik. Örneğin Brüksele ben de
dahil olmak üzere 3 kişi gittik. ABDye giderken ise halkın bilgi
sahibi olabilmesi için BRTden 2, TAKdan da 1 kişi götürdük dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı seçiminde
aday olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtında,
Seçime daha çok var. Önümüzde daha çok iş var. Seçim havası
yaratmaya gerek yok diye konuştu. Talat, başka bir soruyu
yanıtında da, ABDden domates tohumu almadığını
söyledi.
STAR KIBRIS 01/10/09
![]()
TC Dışileri Bakanı, Hristofyas'ın
ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi geçiyor. Bu dahi temel ilkelere
aykırıdır. O zaman bu 42 toplantı niçin yapıldı?'
diye sordu.
TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması amacıyla Kıbrıs Türk ve Rum
liderleri arasında gerçekleştirilen 42 toplantıdan sonra Rum
YönetimiBaşkanı Hristofyasın BM Genel Kurulu'ndaki
konuşmasına bakıldığı zaman, bu 42
toplantının neden yapıldığının sorgulanmaya
başlandığını kaydetti.
Davutoğlu, Bu 42 toplantının ilkinde karar altına
bağlanan temel ilkeler anlayışının tam aksi
şekilde Hristofyas'ın ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi
geçiyor. Bu dahi temel ilkelere aykırıdır. O zaman bu 42
toplantı niçin yapıldı?' dedi.
Davutoğlu, ABD dönüşü düzenlediği basın
toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Bir soru üzerine Kıbrıs konusunun BM gündemindeki en eski konulardan
biri olduğunu hatırlatan Davutoğlu, son olarak en kapsamlı
çalışmanın 2004 yılında Annan planı ile
yapıldığını, Türk tarafının bu plana destek
verdiğini de anımsattı. Davutoğlu, o gün dahi fiilen iki
halkın bir irade gösterdiğini belirterek, o iradenin
sonuçlarının ortaya çıkması gerektiğini, ancak
uluslararası toplumun, başta AB olmak üzere bu sonuçları görmek
istemeyerek aksine bir tutum takındığını bildirdi.
Davutoğlu, bütün taahhütlere rağmen Kıbrıs Türk
tarafının hala haksız ambargolara tabi olduğunu ve sözlerin
tutulmadığını söyleyerek, bütün bunlara rağmen Rum
kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın iktidara gelmesinin ardından
Türk tarafının yine iyi niyet göstererek yeni bir müzakere sürecini
bizzat inisiyatif kullanarak başlattığını ve 42
toplantı yapıldığını hatırlattı. Türk tarafının
bu toplantıların seyrinden tümüyle tatmin olmamasına rağmen
sürece destek vermeye devam ettiğini belirten Davutoğlu,
şunları kaydetti:
'Şimdi 42 toplantıdan sonra Sayın Hristofyas'ın BM Genel
Kurulu'ndaki konuşmasına bakarsanız, bu 42 toplantının
neden yapıldığını sorgulamaya
başlarsınız. Bu 42 toplantının ilkinde karar
altına bağlanan temel ilkeler anlayışının tam
aksi şekilde Hristofyas'ın ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi
geçiyor. Bu dahi temel ilkelere aykırıdır. O zaman bu 42
toplantı niçin yapıldı?'
Bakan Davutoğlu, iyi niyetli çabaların
karşılığının bu olmaması gerektiğini
söyleyerek, Türk tarafının talebine rağmen New York'ta üçlü bir
toplantı gerçekleşemediğini kaydetti. 'Biz artık bu konunun
sürüncemede kalmasını istemiyoruz' diyen Davutoğlu, çözüm
iradesi mevcutsa, tarafların, garantör ülkelerin ve uluslararası
toplumun daha etkin olarak devreye girmesi gerektiğini ve bunlara
rağmen bir sonuç alınamazsa Kıbrıs Türk tarafının
siyasi iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini kaydetti.
Davutoğlu, 'Kimse bu statükonun kendisine menfaat
sağladığı düşüncesiyle daimi olacağını
düşünmemeli' diye konuştu.
Erdoğan: Tutumumuzu sürdüreceğiz
TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, TCnin çözümden yana olan
tavrını sürdüreceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan ''Ulusa
Sesleniş'' konuşmasında Kıbrıs konusuna da
değinerek, Kıbrıs meselesinde Türkiye son yıllarda
dünyanın da kabul ettiği gibi daima çözümden yana olan,
yapıcı olan taraf konumundadır, bu tutumumuzu bundan sonra da
sürdüreceğiz dedi.
STAR KIBRIS 01/10/09
![]()
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun, Kıbrıstaki
liderlerle yaptığı görüşmelerin sonrasında önceki gün
düzenlediği basın toplantısında taraflara 3 mesaj gönderdi:
Alithia, İlk El Kaybedildi Uluslararası Toplum Kıbrıs
Sorunu Kısa Zamanda Çözülebilir Şeklindeki Türk Tezlerini Benimsedi
başlıklı haberinde, Banın söz konusu 3 mesajını
şöyle sıraladı:
1) İki liderin en kısa zamanda çözüme ulaşabileceği
2) Kısa zamanda çözüme ulaşılmasının sadece BMnin
değil uluslararası toplumun bütünün mantıklı temennisi
olduğu
3) İki liderin BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonunu tamamıyla
değerlendirmesi gerektiği şeklinde olduğu belirtildi.
Gazete bu arada haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın 23 Eylülde New Yorkta yaptığı
açıklamada dile getirdiği çözüme yakın bulunmuyoruz
görüşü ile Banın liderlerin kısa zamanda çözüme
ulaşmasının mümkün olduğu şeklindeki
açıklamasını da kıyaslayarak, Banın kısa
zamanda çözüme varılmasından yana olduğunu yazdı.
STAR KIBRIS 01/10/09
ntvmsnbc
02
Ekim. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Türkiye
medyasını sansasyonel haberlercilikle Türk kamuoyunu ise bu tür
haberlere ilgi göstermekle eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, uçakta meydana gelen skandalın New York temaslarının
önüne geçtiğinden yakındı.
Talat Demek ki, Türk
basınının ilgi alanı bu. Bu daha ziyade okuyucu ve
izleyicilerle ilgili. Buna rağbet ediliyorsa, dolayısıyla
basın da bu sansasyonel haberlere yer verecektir dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, protestolar üzerine uçağın kapısından
döndüğünü, uçağa girmekten vazgeçtiğini söyledi.
Talat Ben uçağa
girip de inmedim. Uçağa binen arkadaşlarımız protestolar
olduğu bilgisini bana iletince uçağa girmeden geri döndüm diye
konuştu.
NTV 02 Ekim. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
"KKTC'yi Tanıtma Derneği" öncülüğündeki 47 sivil
toplum örgütü, Başbakan Recep tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs
sorunu konusundaki görüşlerini ve endişelerini içeren bir mektup
gönderdi.
"KKTC'nin
tanınması çabalarını artık ertelemeyiniz,
geciktirmeyiniz" ifadelerine yer verilen mektupta, "KKTC'nin
tanınması Kıbrıs'ta iki devlet esasına dayalı
gerçekçi bir anlaşma yapılmasının önünde bir engel
değil, tam tersine buna olumlu yönde etki yapacak bir faktör olacaktır"
görüşü dile getirildi.
Örgütleri temsilen bir
heyet, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı'yı
ziyaret ederek, Başbakan Erdoğan'a iletilmek üzere
hazırladıkları mektubu verdiler.
Örgütlerin, Başbakan
Erdoğan'a gönderdiği mektup basına da
dağıtıldı.
Ada'da iki devletli bir
çözüm temennilerini ve çözüm sürecindeki endişelerini içeren mektupta,
KKTC devletinin ileride tanınacağı yönünde inançlı
olduklarını dile getiren örgütler, Kıbrıs Türk
halkının haklılığının, buradaki en büyük gücü
olduğunu kaydetti.
Son dönemlerde
Kıbrıs sorunu hakkında yapılan bazı açıklamaların
rahatsız edici olduğu belirtilen mektupta çözüm süreciyle ilgili
bazı noktalara işaret edildi.
"Rum Ulusal
Konseyi'nin oybirliğiyle, sözde Kıbrıs cumhuriyetinin
devamını isteyen, Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden,
Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini ortadan kaldıran, bir
kısım KKTC vatandaşının ülkesinden atılması
sonucunu doğuracak, iki bölgeliliği sulandıracak, mülkiyet
konusunu Kıbrıs Türk halkı aleyhinde halletmeyi" öngören
kararlar ürettiğine işaret edilen mektupta, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın kurulacak federal devletin Devlet Başkanı ve
Devlet Başkan Yardımcısı'nın tek listeden seçilmesi
önerisinin "hata" olduğu görüşü dile getirildi.
Kıbrıs Rum
yönetiminin, Güzelyurt'un Kıbrıs Rum kesimine
bırakılmasını ''kırmızı çizgi'' olarak
gösterdiği ve Karpaz bölgesinin de kendilerine
bırakılacağı umudu içerisinde olduğu kaydedilen
mektupta, Rum basınında, Cumhurbaşkanı Talat'ın
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını
onayladığı" şeklinde haberler
çıktığı belirtildi.
Başbakan
Erdoğan'dan "tüm bu gelişmeler karşısında
Anavatan Türkiye'den ulusal davaya, Kıbrıs Türk halkının
haklarına sahip çıkmasını" talep eden örgütler, talep
ve görüşlerini şöyle sıraladı:
Moskova: "KKTC ile Abhazya'yı kıyasşamıyoruz"
CNN TURK 02/10/09
Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Gürcistan'dan tek
taraflı bağımsızlığını ilan eden
Abhazya'daki durumu Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti ile kıyaslama eğiliminde
olmadıklarını söyledi.
Rus İtar-Tass ajansı Lavrov'un temaslarda bulunmak için gittiği
Abhazya'nın başkenti Suhumi'de yaptığı
açıklamada, KKTC ve Abhazya'daki durumubirbirinden farklı
olduğunu söylediğini belirterek, "İki farklı durum
var. Her çatışma belirli olguların prizmasından değerlendirilmeli"
ifadesini kullandığını duyurdu.
Lavrov, Rusya
ve Abhazya arasında vize uygulamasının
kaldırılmasının da iki ülke insanlarının
sınırlardan rahatça geçmesini sağlayacağını
belirterek, "Bugün imzalayacağımız bu anlaşma, her
türlü pasaportla Rusya-Abhazya
sınırlarını geçmeye olanak tanıyacak. Sınır
geçişlerindeki sorunlar Rusya'nın
Abhazya'nın bağımsızlığını
tanımasından sonra giderek daha da kötüleşti. Tanımadan
sonra sınır geçişleri trafiğinde çok büyük artış
oldu" dedi.
Sınırdaki kontrol noktasını modernize edeceklerini ve yeni
bir köprü yapacaklarını kaydeden Lavrov, sınırlardaki
geçişleri rahatlatmak için ek önlemler alacaklarını da sözlerine
ekledi.
Abhazya ve Güney
Osetya'nın, bağımsızlıklarının
tanınmasında ilerleme sağlanması halinde bir gün BM üyesi
de olabileceklerini söyleyen Lavrov, ABD
Dışişleri Bakanı Hilar Clinton'ın 'ABD'nin
bu 2 cumhuriyeti asla tanımayacağı gibi tanımaya
çalışacak ülkeleri de engelleyeceği' açıklamasını
eleştirdi.
Lavrov, Rusya'nın
hiç bir zaman herhangi bir ülkeyi bu iki cumhuriyeti tanıması için
teşvik etmediğini belirterek, "Zaman böyle bir durumda ne
yapılabileceğini bize kesinlikle gösterecek. Eğer ABD'deki
partnerlerimiz Abhazya ve Güney
Osetya'nın diğer ülkeler tarafından tanınmasına
direnmeyi planlıyorlarsa, biz de misilleme adımları
atacağız. Bu tip girişimler Başkan Barack Obama'nın BM
Genel Kurulu'nda hiç bir ülkenin başka bir ülkeye hükmetmemesi
gerektiği şeklindeki sözleriyle çelişiyor" diye
konuştu.
Sergey Lavrov, Karadeniz'deki Rus Donanması'nın Abhazya'yı
herhangi bir Gürcü provokasyonuna karşı korumak için Karadeniz'deki
tüm gemileri izleyeceğini kaydetti.
İran'ın
nükleer programı
İran'ın
nükleer programıyla ilgili Cenevre'de yapılan toplantı konusunda
da temkinli bir iyimserlik içinde olduklarını kaydeden Lavrov,
"Varılan anlaşmalar temkinli bir iyimserliğe yol açtı.
Şimdi en önemli şey anlaşmaların zamanında ve tam
anlamıyla yerine getirilmesini sağlamak" diye konuştu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrısta
yürütülen müzakerelerde bu yıl sonuna kadar adil ve kalıcı bir
barışa erişilmesinin bölgede barış ve istikrarın
tesisi açısından çok önemli olduğunu vurguladı.
Gül, Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim:
Kıbrıs′ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam
edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır.
Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplumun kenarına itilmesine
ve tecrit altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir
dedi.
TC Cumhurbaşkanı Gül, 23. Dönem 4. Yasama Yılı
açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda
bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Gül konuşmasında Kıbrıs
konusuna da değindi.
KIBRIS MESELESİNDE ÇÖZÜM TEMELLİ AKTİF POLİTİKALAR
İZLENMESİ...
Türkiye′nin içinde bulunduğu coğrafyada güven,
istikrar ve barışın teminatı olarak görüldüğünü ifade
eden Gül, şunları söyledi:
Komşu ülkelerle iyi ilişkilerin geliştirilmesi,
Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Güneydoğu Asya′da yaşanan
sorunların çözümünde aranan ve güvenilir bir arabulucu olarak kabul görmesi,
Türk-Ermeni ilişkileri gibi kronik sorunların çözümüne yönelik siyasi
inisiyatifin elden bırakılmaması, Kıbrıs meselesinde çözüm
temelli aktif politikalar izlenmesi, Türkiye′nin dünya sahnesinde giderek
daha görünür hale gelen ve giderek daha işlevselleşen öz güveninin işaretleridir.
Türkiye, bütün bu alanlarda kendi ulusal ilkelerinden taviz
vermeden barış ve istikrar adına inisiyatif almayı sürdürmelidir,
yapıcı bir şekilde dünya sistemine katkıda bulunma
misyonunu güçlendirmelidir.
KIBRIS′TA
MEVCUT STATÜKOYA DAYALI DENKLEM İLANİHAYE DEVAM EDEMEZ
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi′ndeki
geçici üyeliğin, hem milli menfaatlerin tahakkuku, hem bölgede istikrarın
inşası, hem de dünya sistemine yapıcı katkılarda
bulunmak açısından en verimli şekilde kullanılması
gerektiğini belirten Gül, şunları söyledi:
Milli davamız olan Kıbrıs meselesinde, yerleşik
BM parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devleti
haiz yeni bir ortaklık temelinde, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde
Ada′da liderler arasında kapsamlı müzakereler geçtiğimiz
Eylül ayından itibaren devam etmektedir. Yürütülen müzakerelerde bu yıl
sonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesi bölgede
barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemlidir.
Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs′ta
mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat
penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs Türkleri′nin
uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit altında
tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir.
HALKIN SESI 02/10/09
Rumlar,
Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde
bağımsızlığını, dün düzenledikleri törenle
kutladılar.
Kıbrıs
Cumhuriyetinin bağımsızlık yıldönümü olduğu
iddiasıyla her yıl 1 Ekimde olduğu gibi, dün de Güney
Lefkoşada resmi geçit töreni düzenlendi.
Strovolo
bölgesindeki Yusuf Hacıyusuf Caddesinde saat 11:00de başlayan resmi
geçit töreninde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, diğer
Rum yetkililer ile Yunanistan hükümetini temsilen Yunanistan Savunma
Bakanı Evangelos Meymarakis ile çeşitli ülkelerin Güney
Kıbrıstaki büyükelçileri katıldı.
Geçit
töreninde, tanklar, zırhlı araçlar, güdümlü füze bataryaları,
uçaksavar silahları ve 122 mmlik çok namlulu roketatarların
yanı sıra, RMMO, ELDİK (Yunan Alayı), Rum polisi, itfaiyesi
ve sivil savunmasına bağlı motorize ve yaya birlikleri yer
aldı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, törenin tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada, sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin Rum, Türk, Maronit, Latin, Ermeni tüm Kıbrıslıların kazanımı olduğunu iddia ederek, bunun için tüm Kıbrıslıları kutladığını belirtti.
Çözümde
gecikme olmamasının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Türkiyeye bağlı olduğunu öne süren Hristofyas, Türkiye ve
Cumhurbaşkanı Talatı Rum tarafına yönelik suçlamalara son
vermeye çağırdı.
HALKIN SESI 02/10/09
Soyer ve heyeti, İngilterenin ABden Sorumlu
Bakanı ile görüştü.
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere İşçi Partisinin yıllık
kurultayına katılmak için Londraya giden CTP Genel Başkanı
Ferdi Sabit Soyer, Genel Sekreter Kutlay Erk ve Merkez Yönetim Kurulu Üyesi
Ahmet Barçın, İngilterenin ABden Sorumlu Bakanı Baroness
Glenys ile görüştü.
CTP Londra Dayanışma Derneği tarafından
Kıbrıs Toplum Merkezinde yapılan resepsiyona katılan CTP
heyeti, İngiltere ziyaretine ilişkin açıklamalar
yaptı. CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, İngilterenin AB
Bakanı Baroness Glenysin 3 hafta içinde Kıbrısa gelerek Mehmet
Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyası ofislerinde ziyaret
edeceğini kaydetti. Erk, Glenys ile yaptıkları görüşmeye
yönelik şu açıklamayı yaptı:
İngiltere Kıbrısta çözümü arzu edip tam destek
veriyor ve Kıbrısta şu andaki mevcut statükoyu kabul etmiyor.
Tarafların arzu ettiği aşamalarda katkı koymayı
düşünüyorlar. İngiltere AB Bakanı Baroness Glenys, 3 hafta
içinde Kıbrısa gelerek iki tarafın lideri Mehmet Ali Talat ve Hristofyası
ofislerinde ziyaret edecek. Kıbrıs sorununun Türkiyenin AB sürecine
sıkıntı yarattığını ve Nisan 2010 tarihinin
önemli olduğunu kaydederek, o tarihten yani Kuzey Kıbrıstaki cumhurbaşkanlığı
seçimlerinden önce Kıbrısta bir çözüm istiyorlar. Ayrıca AB
dönem başkanı İsveçin de bu süreçte Kıbrıs sorununa
yönelik önemli katkısı olacağını düşünüyorlar.
Kutlay Erk, Baroness Glenys ile yaptıkları
görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve kendisine müzakere sürecinin
sonunda çözüm sağlandığı takdirde Kıbrıs Türküne
uygulanan izolasyonların sürdürülmemesi gerektiğini ifade ettiklerini
söyledi.
Gordon Brown: Görüşmeye devam edin
İşçi Partisinin Brightonda
yapılan yıllık kongresinde düzenlenen resepsiyona katılarak
kısa bir süre İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile
görüştüklerini belirten Kutlay Erk sözlerine şöyle devam etti:
Resepsiyonda Başbakan Gordon Brown ile kısa bir süre
görüştük. Brown, Görüşmeye devam edin dedi. Başbakan
Brown, bu süreci desteklediklerini ve bundan sonrada sürecin iyi gitmesi için
bu desteğe devam edeceklerini söyledi.
David Milliband: Talat, çözüme hazır
CTP heyeti, İngiltere ziyareti
çerçevesinde, İşçi Partisinin yıllık kurultayında
İngiltere Dışişleri Bakanı David Milibandın
paneline de katıldı. Panel hakkında konuşan Kutlay Erk,
Dışişleri Bakanı Miliband, panelde yaptığı
konuşmasında Kıbrısta iki bölgeli, 2 toplumlu federal bir
çözümü İngilterenin desteklediği belirtti. Milliband konuşmasında
ayrıca Sayın Talat ile Amerikada görüştüğünü kaydederek,
Talatın çözüme yönelik girişimlerini ciddi bulduğunu ve çözüme
hazır olduğunu dile getirdi diye konuştu.
Resepsiyon sonunda gazetecilerin sorularını CTP heyeti
adına cevaplayan Erk, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle
ilgili olarak, 2010 seçimlerinde Sayın Talatın
kazanacağına inancımız sonsuz. Ama bir ihtimal şu
andaki süreci kabul etmeyen bir lider de gelebilir. Bu da Kıbrıs
sorununda bugüne kadar yapılmış tüm çabayı bitirir
dedi.
Seçimlerle ilgili olarak Türkiyenin etkisi hakkında da
konuşan Kutlay Erk, Bu konuda Kıbrıslı Türkler karar
verecek. Seçilen yeni lider Ben görüşmelere devam etmem derse Türkiye,
onu istemediği bir şeye zorlayamaz şeklinde konuştu.
Başbakan Derviş Eroğlunun çözüme yönelik
yaklaşımlarını da değerlendiren Kutlay Erk,
Sayın Eroğlu, çözümden yana olduğunu söylüyor ancak bu sürece
ters düşen açıklamalar yapıyor diye konuştu.
KIBRIS
02/10/09
Rum
lideri, füzelerin gölgesinde nasıl bir çözüm istediğini ortaya koydu.
MAKARİOS İLE PAPADOPULOSUN
İSTEKLERİNİ TEKRARLADI
Rum lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde bağımsızlık günü
nedeniyle düzenlenen askeri törende, üniter bir devlet hedeflediklerini ortaya
koydu. Üniter devletlerde, adı üniter federasyon olsa bile, tek devlet,
tek anayasa, tek hukuk düzeni vardır. Üniter devlette, devleti
oluşturan birimlerin içişlerinde
bağımsızlığı diye bir şey söz konusu
değildir.
YUNAN SAVUNMA BAKANI: ORTAK DOKTRİN
YAŞIYOR
Güney Lefkoşadaki Yosif Hacigeorgiu Caddesinde
gerçekleşen dünkü askeri geçit törenini, Yunanistan Savunma Bakanı
Evangelos Meymarakis de izledi. Meymarakis, Rum Ordusunun herhangi bir
dayatmayı göğüsleyebilecek bir silah sistemine sahip olduğunu
söyledi. Yunanlı Bakan ayrıca, iki ülke arasındaki Ortak
Savunma Doktrininin her zaman için geçerli olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,
Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde 49uncu bağımsızlık
yıldönümü dolayısıyla dün askeri geçit töreni düzenledi. Tören,
Güney Lefkoşada Yosif Hacıgeorgiu Caddesinde saat 11.00de
başladı.
Törene Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve
diğer Rum yetkililer yanında adaya dün gelen Yunanistan Savunma
Bakanı Evangelos Meymarakis de katıldı.
Bu arada sözde Kürdistan bayrağı taşıyan iki
Kürt de töreni izleyenler arasındaydı. Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, törenden sonra bu iki Kür vatandaşla yakından
ilgilendi. Verdikleri çiçeği kabul etti ve ikisini de yanaklarından
öptü.
Geçit töreninde, tanklar, zırhlı araçlar, güdümlü füze
bataryaları, uçaksavar silahları ve 122 mmlik çok namlulu roketatarların
yanı sıra, RMMO, ELDİK (Yunan Alayı), Rum polisi, itfaiyesi
ve sivil savunmasına bağlı motorize ve yaya birlikleri yer
aldı.
Hristofyas: İki toplumlu üniter federasyon
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, törenin
tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada,
sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin Rum, Türk, Maronit, Latin, Ermeni tüm
Kıbrıslıların kazanımı olduğunu iddia
ederek, bunun için tüm Kıbrıslıları
kutladığını belirtti.
İkinci tur müzakerelerde tüm
Kıbrıslıların lehine olacak bir anlaşma yapmak için
uğraşacaklarını kaydeden Hristofyas, Amacımız;
Kıbrısı iki bölgeli, iki toplumlu üniter bir federasyon
yapısına dönüştürmektir dedi.
Çözümde gecikme olmamasının Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Türkiyeye bağlı olduğunu öne süren
Hristofyas, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Talatı Rum tarafına
yönelik suçlamalara son vermeye çağırdı.
Muhataplarının; BM kararları, AB müktesebatı,
uluslararası hukuk ve Kıbrıs Cumhuriyetine saygı
göstermesi gerektiğini ifade eden Hristofyas, hakemlik ve takvimi hiçbir
zaman kabul etmeyeceklerini vurguladı.
Ordunun, bağımsızlığı ve sözde
Kıbrıs Cumhuriyetini koruma görevi bulunduğunu söyleyen
Hristofyas, ordunun caydırıcı görevi olduğunu ve savunma
için gerekli olduğunu belirtti.
Meymarakis: Yunanistan Kıbrısın
yanındadır
Yunanistan Savunma Bakanı
Evangelos Meymarakis ise törenden sonra yaptığı konuşmada,
sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlık
kutlamaları için Güney Kıbrısta bulunmaktan dolayı
duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Meymarakis, gerçekleştirilen askeri geçit töreninin, Rum
silahlı kuvvetlerinin, herhangi bir dayatmayı göğüslemek
amacıyla özgüvene, eğitime, profesyonelliğe ve uygun silah
sistemlerine sahip olduğunu ortaya çıkardığını
kaydetti.
Yunanistan Silahlı Kuvvetleri ile Rum Milli Muhafız
Ordusu arasında sürekli olarak operasyonel düzeyde destek,
dayanışma, karşılıklı anlayış ve
işbirliği bulunduğunu söyledi.
Yunanistan ile Güney Kıbrısın ortak
tatbikatlarının son yıllarda ertelenmesine ilişkin soru
üzerine Meymarakis, Rum Savunma
Bakanlığının kendilerinden belli bir süre için ortak
tatbikatları ertelemelerini istediğini ifade ederek, Yunanistan
Kıbrısın yanındadır, Ortak Savunma Doktrini gibi
geçmişte geçerli olanlara destek vermektedir ve bunlar her zaman için
geçerlidir dedi.
AKELin açıklaması
Rum siyasi partiler de 1 Ekim
dolayısıyla çeşitli açıklamalar yaptı. AKEL
mesajında Kıbrıs halkının, sözde Kıbrıs
Cumhuriyetinin bağımsızlık gününü ihtiyatlı iyimser
koşullar altında kutladığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrundan
müzakereler sürecinin ikinci aşamaya geldiğine dikkat çeken AKEL,
müzakerelerde şimdiye kadar belirli somut ilerleme
sağlandığı, ancak bu ilerlemenin, Kıbrıs
sorununun karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme yönelik
yolun açılmasına izin verecek derecede olmadığı
değerlendirmesinde bulundu.
AKEL mesajında, Kıbrıs sorununun çözüm
anahtarını elinde tutan Ankaraya yönelik nüfuzlarını
kullanmaları için, uluslararasında ve Avrupada yoğun çaba
harcadığını açıkladı.
Zamanın Kıbrıs aleyhinde
aktığını söyleyen AKEL, zaman geçtikçe gerek topraklarda
gerek insanların bilincinde bölünmenin güçlendiğini kaydetti.
DİSİnin mesajı
Ortak hedeflere ulaşılması
için herkesi birlik olmaya çağıran DİSİ ise mesajında
Birlik ruhuyla, halka umut ve inanç verelim ve gecikmeden
vatanımızın birleşmesi için mücadele edelim ifadelerine
yer verdi.
Kıbrıs Cumhuriyetinin ABye
katılımının sunduğu her imkanın değerlendirilmesi
gerektiğini söyleyen DİSİ, Türkiyenin ABye katılma
arzusunun istilanın oldu bittilerini kaldıracak, tüm
Kıbrıs vatandaşları için güvenlik, refah ve ilerleme
koşulları yaratacak kalıcı bir çözüme
ulaşılması yönünde değerlendirilmesi gerektiğini
savundu.
Türkiyeye saldırı
DİKO, iki devlet ve konfederasyon hedefleyen Türkiyenin
stratejik planları ve koşulları temelindeki bir çözümü kabul
etmeyeceğine yönelik değişmez tutumunu tekrarladı.
DİKO, BM ve uluslararası toplumu, Türkiyeye
sorumluluklarını hatırlatmaya, Ankaranın
şantajlarına, küstahlıklarına ve keyfiliğine son
vermeye, Kıbrıs sorununun BM kararları ve ilkeleri, AB ilke ve
değerleri, uluslararası hukuk kuralları temelinde çözümü için
çalışmaya çağırdı.
Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Kıbrıs Cumhuriyetinin
bağımsızlığının ilanından 49 yıl
sonra bir kez daha birlik ve zindelikle Kıbrısın
bağımsızlığını gözbebeğimiz gibi koruma
çağırısında bulunuyoruz ifadelerine yer verdi.
Tüm Kıbrısın tüm
Kıbrıslılara ait olması!
Rum Eğitim Bakanı Andreas
Dimitriu ise tüm eğitimcileri ve öğrencileri, Tüm
Kıbrısın tüm Kıbrıslılara ait olması için,
işgalci ordulardan ve bölünmenin dikenli tellerinden kurtulmuş,
özgür, yeninden birleşmiş bir Kıbrıs için
çalışmaya çağırdı.
Dimitriu adanın yasal sahipleri Kıbrıslı
Türkler, Rumlar, Ermeniler, Maronitler ve Latinlerin
karşılıklı saygı, işbirliği
koşulları altında geleceğe yönelmeleri için Türkiyeyi Kıbrıstan
çekilmeye mecbur edecek koşulların yaratılması
gerektiğini iddia etti.
Federal Devlet -Üniter Devlet
Karşılaştırması:
Federal devlet, federe devletlerden (eyaletlerden) oluşmuş bir
devlettir. Federalizm, federal devlet ile federe devletler arasında
anayasayla güvence altına alınmış yerel düzeyde bir iktidar
paylaşımı olarak tanımlanmaktadır. Federal devlet
sisteminde, federal devlet ve federe devletler olmak üzere iki tür devlet
vardır. Federe devletler de haliyle birden fazladır. Üniter devlet
sisteminde ise tek devlet vardır. Federal devlet sisteminde, gerek federal
devletin, gerekse federe devletlerden her birinin kendine has bir
anayasası ve hukuk düzeni vardır. Üniter devlette ise tek anayasa,
tek hukuk düzeni vardır. Federal devlet sisteminde gerek federal devletin,
gerekse federe devletlerden her birinin, kendine has bir yasama, yürütme ve
yargı organları vardır. Üniter devlette ise devleti
oluşturan birimlerin (bölge, il, vs.) sadece idarî organları
vardır. Federal devlet sisteminde federe devletler kendi içişlerinde
bağımsızdırlar. Üniter devlette ise devleti oluşturan
birimlerin içişlerinde bağımsızlığı diye bir
şey söz konusu değildir. Böyle bir sistemde devlet iktidarı,
federal devlet ile federe devletler arasında federal anayasa ile
paylaştırılmıştır.
KIBRIS 02/10/09
![]()
Raporda, Eğer çözüm yanlısı olan şu
anki Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderleri iki toplumlu, iki
bölgeli, iki kurucu devletli bir çözüme ulaşamazlarsa, bunu hiç kimse
başaramaz.
Kerem Hasan
Uluslararası Kriz Grubu Tekrar Birleşme mi, Bölünme mi
başlıklı Kıbrıs Raporunu yayımladı.
Oldukça kapsamlı olarak hazırlanan raporda, Kıbrıs
sorunuyla ilgili tarihi ve bugünkü durumun özeti ele alınırken,
Onlarca yıldan beri Kıbrısın birleşmesi için
eforların sona doğru geldiğini, Kıbrısın önünde
ya saldırgan de fakto bölünmenin olacağını, yada
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında,
iki toplumlu, iki bölgeli federatif çatısı altında iki kurucu
devletinin var olacağı bir çözüm bulunduğunu yazdı.
Rapor ayrıca, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de
değinerek, birçok aktörün çözümün bulunması için en geç Nisan 2010
yılına kadar zaman olduğu konusunda
anlaştıklarını, çünkü şu anki liderin yerine daha
katı duruş sergileyebilecek bir liderin gelebileceğini
yazdı.
UKG raporunda, Eğer bu Birleşmiş Milletler çatısı
altında çözüm çabaları sonuç vermezse, bu dördüncü çözüm
çabalarının da başarısızlıkla
sonuçlanacağını, eğer şu anki -geçmiş liderlere
göre- iki tarafın çözüm yanlısı liderleri federal bir çözüm için
uzlaşamazlarsa, hiç kimse bunu yapamaz şeklinde yorumda bulundu.
İki liderin de çözüm için ortak zemini bulunduğunu işaret eden
rapor, Ancak çözüm bulma konusunda başarısızlığın
adanın kalıcı bölünmüşlüğünün kesinleşeceği
uyarısını da içeriyor.
Çözümün siyasi etkilerinin yanı sıra ekonomik etkilerini de irdeleyen
rapor, Türkiye-AB ilişkilerinde, Kıbrıslı Rumların
2004de AB üyesi olduğunu ve kendilerine göre milli çıkarları
için her fırsatı kullandıklarını, Türkiyenin en büyük
teknik engelinin Kıbrıslı Rumlar olduğunu ve
Ankaranın da asabiyetinin petrol aramalarından, Yunanistanla
ilişkilerine kadar etki yaptığını yazdı.
Türkiye-AB ve AB-NATO ilişkilerinde ve işbirliğinde de
sürtüşmelerin yaşanacağı yazıldı.
Raporda ayrıca Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin yanı
sıra, Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Avrupa Birliği Üye
Devletlerine, Rusyaya ve ABDye de öneriler yapıldı.
TÜRKİYE ABYE KARŞI KOYMAYA HAZIR
UKGnin Kıbrıs Raporunda Türkiye-AB ilişkileri konusuna da
değinilerek, Türkiyenin Kıbrıs için geçmişten daha fazla
gelişmeye karşı çıkacağı vurgulanarak, Bugün
daha güçlü ve müreffeh olan Türkiyenin ABye karşı
çıkacağı, bunun da geri dönülmez zararlar
doğuracağı çünkü, Türkiyenin yaptıklarını kendi
milli çıkarları doğrultusunda gördüğü kaydedildi.
Bu fay çizgisinin ise Aralıkta gerçekleşecek olan AB zirvesine kadar
yapılacak hükümet bazındaki görüşmelerde belli
olacağını ve AB Konseyinin Türkiyenin, Kıbrıslı
Rumlara karşı deniz ve hava limanlarının açma konularında
mükellefiyetlerini yerine getirmemesi durumunda ne yapacağına karar
vereceğini yazdı.
İYİMSERLİK DE VAR
Rapor çözümün gerçekleşmemesi durumunda siyasi ve ekonomik etkilerini de
yazdı. Nasıl bir çözüm istediği konusunda son yapılan
araştırmalara göre, çözüm için bir umudun olduğu ifade
edilirken, Kıbrıslıların çoğunun çözüm
görüşmelerinin başarı ile bitmesini istediklerini ancak
görüşmelerden de şüphe duyulduğunu yazdı.
Görüşmeler oldukça iyi gitmektedir. Uzlaşıcı olan Dimitris
Hristofyas Şubat 2009da liderlik seçimini kazandı, bundan sonra
Kıbrıslı Türk meslektaşı Mehmet Ali Talat ile birlikte
kapsamlı çözüm çabaları için 40 toplantıdan fazla görüşme
yaptılar. 10 Eylül 2009da görüşmelerin ikinci safhasına
geçtiler. Ancak Hristofyas ve Talatın daha gayretli olmaları
gerekiyor ki pozitif enerjilerini toplantılarına
yansıtabilsinler.
KONULARI ÇÖZMEK, GERÇEK İSTEĞE BAĞLI
Raporda ayrıca müzakerelerin nasıl yapılması gerektiği
dahi yer aldı. İki taraf arasında gerçek bir istek ortaya konmalı,
çünkü bütün konular tek başlarına çözüme ulaşamaz.
Kıbrıslı Rum mülkleri için trilyonlarca Euronun ödenmesi veya
toprak iadesi yapılması, (bunun ise Türk Kuzeyiin dörtte üçünü (3/4)
kapsayacak şekilde planlanması) gerekli. Türkiyeden gelen
yerleşiklerin ki bunlar yakında belki de Kıbrıs Türk
bölgesinin nüfusunu çoğunluk teşkil edecek durumu
tartışılmalı. Eğer Kıbrıslı Türkler
istiyorlarsa, Türkiyenin garantinsin devamı ve Türk kontrolü altında
olan %37 toprağın ne kadarının Rumlara verileceği konularında
gerçek iradenin ortaya konulması gerekir.
KIBRISTAKİ İKİ TARAFA ÖNERİLER
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderlerine yönelik öneriler
şöyle:
1- Ortak bir şekilde halka açık ve kalben (samimiyetle) 2010
yılının başlarında kapsamlı bir referanduma
gidilmesi için vaat edilip, Kıbrısta iki toplumlu, iki bölgeli
federal bir cumhuriyetin siyaseten eşit, iki kurucu devleti ve tek
uluslararası kimliği olan bir çözüme ulaşmalı.
2- Çözülmesi kolay görünmeyen konularda pazarlığın
yapılabilmesi için daha açık bir istek ortaya konulması,
örneğin Kıbrıslı Rumların, Türkiyeden gelen
göçmenlere vatandaşlığın verilmesine
karşılık, garantörlük konusunda Kıbrıs Türk
tarafının daha esnek bir yaklaşım göstermesi, Türk
tarafının daha fazla toprak vermesine karşılık olarak,
Kıbrıslı Rumların tazminat, iade ve takas konularında
esneklik sağlanması.
3- İki tarafta da ikili halka ilişki stratejisinin olması ve
kapsamlı çözümünün ulaşılabilmesi için somut olarak iki taraf
insanlarına anlatılabilmesi, ilerdeki federasyonun nasıl
şekil alacağını ve bu yoldaki
başarılarının anlatılması
4- En açık bir şekilde iki taraf nüfusuna bu sürecin son şans
olduğunu anlatılması ve çözümün olmaması durumunda
alternatif olarak adada bölünmüşlüğe gidebileceği ortaya
koymalı.
TÜRKİYE, YUNANİSTAN VE İNGİLTEREYE ÖNERİLER:
1- Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarıyla birlikte üç
taraflı 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile ilgili
buluşma ve istişare edilip, birleşik KIbrısın
imzaladığı yeni bir Güvenlik ve Uygulama Anlaşması
yapılmalı.
2- Türkiye, Kıbrıslı Rumlar ile birlikte diyalog
başlatmalı, bunu yaparken de güven yaratıcı ifade ve
açıklamalar yapmalı ve buna karşılık
Kıbrıslı Rumlar da ayni şeyi yapmalıdırlar.
Yunanlı yetkililer güven yaratıcı toplantılar organize
edip, Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti (Kıbrıs Rum Yönetimi)
ve Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk yetkililerin de
katılımını sağlamalı.
AB, ABD VE RUSYAYA ÖNERİLER
1- 2009 sonlarına doğru Kıbrıs müzakerelerinde
yapılabilecek her hangi bir çözüme katkıda bulunmak amacıyla
acil bir strateji geliştirilmeli. Buna yönelik olarak da halkı
hazırlayıp çözümdeki maddi gereksinimlerini karşılamak için
bir bağış konferansı yapılmalı.
2- Kıbrıslı liderlerle maksimum düzeyde istişare
yapıp, onları çözüm konusunda etkilemek ve onların Türkiyenin
AB sürecindeki bazı başlıkların bloke olabileceğinin
bilincinde olmalarını sağlarken, hayal güçlerini de
artırmalı.
3- Avrupa Komisyonu aktif bir şekilde Kıbrıslı Türklere
yönelik maddi yardımı yenilemeli ve 2009 sonrasında da buna devam
etmeli.
4- AB ve uluslararası toplumunun Kıbrıslı Türkler ile
direkt açık pazar ve iletişime geçmesi için yeni yollara
başvurulmalı; ki buna karşılık Türkiyenin de
Kıbrıslı Rum hava ve deniz limanlarını açması
sağlanmalı. (Bu durum görüşmelerin başarısızlığı
ihtimalini azaltacaktır.)
Rum basınından kızgın tepki:
Türk tezlerinden yana
ALİTHİA, Uluslararası Kriz Grubu, Sürecin
Başarısızlığa Uğramasının Taksime Yol
Açacağını Söylüyor...Bize Yüklendiler başlıklı
haberinde, Uluslararası Kriz Grubunun Kıbrıs sorununa
ilişkin yayınladığı raporu değerlendirdi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili uluslararası havanın gittikçe
ağırlaşmaya başladığı yorumunda bulunan
gazete, tarihte ilk kez uluslararası örgütlerin, forumların ve
siyasilerin açık ve net bir şekilde son fırsattan ve
müzakerelerin çıkmaza girmesi veya başarısızlığa
uğraması durumunda nihai taksimden bahsettiklerine dikkati çekti.
Gazete, uluslararası alandaki havanın, Türk yetkililer
tarafından hemen hemen her gün dile getirilen Türk tezleriyle de
bağdaştığını yazdı.
Habere göre AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konu hakkında
yaptığı açıklamada, sürecin ilerlemesinin veya
ilerlememesinin, referanduma gidilmesi için önkoşulların ne zaman
yaratılacağının sadece zamanla değil müzakere
masasına konulan tezlere bağlı olduğunu belirtti.
Kiprianu, acele edenlerin dikkatlerini Türk tarafına vermesi ve müzakere
masasına üzerinde anlaşmaya varılanlar çerçevesinde öneri ile
fikirler sunulmasını istemesi gerektiğini yineledi. Kiprianu,
bunun yapılması durumunda yıl sonuna kadar Kıbrıs
sorununun çözümlenebileceğini de söyledi.
Raporla ilgili haber Fileleftherosda ICGden Son Fırsat
İşaretleri; Mahide ise Kıbrıs Sorununda Son Fırsata
İlişkin Mesajı Yeniden Geçirmeye
Başladılar...Psikolojik Savaş başlıklarıyla
verildi.
STAR
KIBRIS 02/10/09
![]()
Uçakta yaşanan olay, Sayın
Cumhurbaşkanına ve Kıbrıs Türk halkına yapılan en
büyük hakarettir. Sayın Cumhurbaşkanına yapılan,
ayıpların en büyüğüdür. İktidar yanlısı gazete,
küçültücü hesaplar uğruna olayı magazin malzemesi yaptı.
MİHRİŞAH SAFA ÖZEL RÖPORTAJ
BRIGHTONda yapılan ve Pazar günü başlayan İngiliz
İşçi Partisinin yıllık kongresine davetli gelen
Cumhuriyetçi Toplum Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
Londrada ADA TV ve STAR KIBRISa verdiği özel demeçte,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın yaşadığı
uçak vakasıyla ilgili sorumuza verdiği yanıtta, esti, gürledi.
CTP Lideri, yaşananların Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs
Türk halkına yapılan en büyük hakaret ve ayıp olduğunu öne
sürerek, benzeri olayların Rauf Denktaş cumhurbaşkanıyken
de yaşandığını, ancak hiçbir muhalefet partisinin bunu
malzeme yapmadığını söyledi.
İktidar yanlısı bir gazetenin, olayı Yuhalandılar
şeklinde manşetine taşımasına da değinen Soyer,
Talata saldırıyı örgütlememeleri lazımdı. Bize zarar
vereni dışımızda aramayalım. Kıbrıslı
Rumlardan daha fazla bazıları küçük siyasi hesaplar uğruna bize
ve halkımıza zarar veriyor diye konuştu.
CTPden dünyaya açılım
Pazar günü başlayan İşçi Partisi Kongresinde parti Genel
Sekreteri Milletvekili Kutlay Erk ile davet edilen Ferdi Sabit Soyer, ilk kez
bir Kıbrıs Türk partisinin Sosyalist Enternasyonele üye olduğunu
belirterek, kongrede Başbakan Gordon Brown, Dışişleri
Bakanı David Miliband, Adalet Bakanı Jack Straw ve diğer parti
yöneticileriyle biraraya gelip, görüştüklerini açıkladı. Genel
Sekreter Erk, Brownnın kendilerine yakınlık gösterdiğini
belirterek, kendilerine olumlu çalışmalarınıza devam edin
mesajını verdiğini söyledi. CTPnin artık dünyaya
açıldığını ve UBP, DPnin de dünyaya
açılması gerektiğini dile getiren Soyer, önümüzdeki günlerde Barselona
ve Dominik Cumhuriyetindeki sosyalist enternasyonel toplantılarına
katılacaklarını da açıkladı.
Başbakan Brown, Miliband ve Straw ile görüştük
Londrada CTP Dayanışma Derneğinin düzenlediği
toplantıya katılan Ferdi Sabit Soyer ve Kutlay Erk, önce Dernek
Başkanı İlker Kılıç ve yöneticilerle bir toplantı
yaptı. Ardından Londradaki partililerle biraraya gelerek, sohbet
etti, uzun uzun konuştu, sorunlarını dinledi.
Burada STAR KIBRIS ve ADA TVye özel mülakat vererek,
sorularımızı yanıtlayan Ferdi Sabit Soyer, İşçi
Partisi Kurultayına ilk kez katıldıklarını ve davet
edildiklerini belirterek, Birghtondaki kongreyle ilgili şu bilgileri
verdi;
İşçi partisinin kongresine girdik, üç gün tamamen orada bulunduk.
Gayet güzel verimli çalışmalar oldu. Hükümet yetkilileri, parti
yetkilileri ile bir dizi yoğun görüşmeler yaptık. Ayrıca
kurultaya gelen dünyanın değişik yerlerindeki sosyal demokrat,
sosyalist partilerin yetkilileriyle görüştük.Kanıma göre oldukça
güzel bir ziyaret oldu.
Başbakan Gordon Brown, Dışişleri Bakanı David Miliband
ve Adalet bakanı Jack Straw ile görüştük, parti yetkilileriyle
tanışma fırsatı bulduk. Bu görüşmelerimizde,
Kıbrıs sorununa bir an evvel İngilterenin de garantör ülke
olarak yardımcı olması ve karşılıklı kabul
edilebilir bir anlaşmanın gerçekleşmesi için insiyatiflerin
geliştirilmesi üzerinde durduk. Özellikle Kıbrıs Türk
halkının içinde bulunduğu sıkıntıları dile
getirdik. Kıbrıs sorununun çözümünün yalnız
Kıbrıslı Türkler, Rumlara değil ,özellikle Türkiye,
Yunanistan ilişkilerine fevkalede önemli gelişme getirecegine, bunun
yanısıra Türkiyenin AB üyelik sürecine Kıbrıs sorununun
bir engel oluşturmaması gerektiğine ve bu çözümün Avrupaya da
büyük katkı sağlayacağı üzerinde durduk. Ana
hatlarıyla pozitif bir yaklaşım gördük. Bu beni sevindirdi.
Süreci gayet iyi destekliyorlar, Türkiyenin ABye üyelik sürecindeki
girişimlerini çok takdir ediyorlar ve Türkiyenin AB içinde yer
alması gerektiğini ve Kıbrıs sorununun çözümünde
Kıbrısın birleşik bir Kıbrıs temelinde, federal
şekillenmesinde büyük istek ve arzuları olduğunu gördüm. Buna da
çok sevindim.
UBP ve DP sarayönüden çıkmalı
Sorumuz üzerine, İngiliz İşçi partisi Kurultayına ilk kez
davet edildiğini , onları da Kuzey Kıbrısa davet
ettiklerini söyleyen Soyer, bu konuda şu yanıtı verdi;
İlk kez kurultaya geliyorum ve ilk kez davet edildim. Biz de onları
Kıbrısa davet ettik, herhalde gelecekler. Kıbrıs Türk
Partisi olarak büyük bir adımı ilk kez gerçekleştirdik. Çünkü
CTP sosyalist enternasyonele uzun bir çalışmanın sonunda üye
oldu. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı adına
dünyanın değişik ülkelerinde sosyalist kurultaylarda bu
bağlamda onların eşit, kardeş parti konumuna getirdi. Ben
hep söylüyorum UBP olsun, Demokrat Parti olsun onlar da Sarayönünden
çıkmalıdır. Onlar da kimisi Liberal, kimisi Muhafazakar partiler
toplumuna girmelidir, temasları artırmalıdır. . Bu vazifeyi
yapmak Kıbrıs Türk halkının çıkarıyla ilgilidir.
Barselonada önümüzdeki günlerde Sosyalist Enternasyonel toplantısı
var, arkadaşlarımız oraya gidecek. Ayrıca Dominik
Cumhuriyetinde, dünyadaki sosyalist partilerin, işçi partilerinin dünya
bağlantısı konferansı olacak. Ona da CTP davet
edilmiştir. Oraya da arkadaşlarımız gidecekler.
Sürekli olarak CTP olarak dünyaya açılıyoruz ve bunu
başardık.
Bugüne kadarki en müthiş takdim
Geçtiğimiz haftanın Kıbrıs konusunda önemli mesajlarla dolu
geçtiğine, gerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, gerek
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın New Yorktaki
konuşmalarının yankı getirdiğine değinip, bu
konudaki yorumunu soruyoruz CTP Liderine..
Yanıtı şöyle oluyor;
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat kanıma göre bugüne kadar
Türk tarafı açısından resmileşmiş, Kuzey
Kıbrıs Türk tarafından şekillendirilmiş bir
politikanın müthiş itibar da kazandıran bir çerçevede takdimini
ve sunumunu yapmıştır. Aynı şekilde T.C
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiyenin bölgeye,
Türkiyeye, dünya barışına dönük yaptığı
müthiş gelişmeler çerçevesinde, artık , bunu kimsenin
unutmaması lazımdır, Türkiye artık BM Guvenlik konseyinin
üyesidir. Bu noktaya ulaşan bir Türkiyenin başbakanı olarak da
bölge sorunlarına yönelik, yapıcı, Kıbrıs sorunu dahil
demokratik tarzda girişimci bir yansımasını
yapmıştır Sayın. Başbakan. O yaptığı
ziyarette de bunda da hem cumhurbaşkanımızın
yaptıklarıyla bütünleşti.
Hakaret, oyun ve tezgah
CTP Lideri Ferdi Sabit Soyere, son günlerin en güncel konusunu soruyoruz..
Cumhurbaşkanı Talatın uçaktaki vakasıyla ilgili sorumuza
yorum ve yanıtı oldukça sert ve net geliyor ;
Bu Cumhurbaşkanımıza ve Kıbrıs Türk halkına
karşı yapılmış büyük bir hakarettir.
Bu bir oyundur, tezgahtır. Bir ülkenin cumhurbaşkanı
halkını New.Yorkta
büyük bir itibarla temsil edecek ve oldukça uzun bir süre büyük bir eforla
çalışma yapacak. Kendi elinde olmayan nedenlerle THYnin rötar
yapması çerçevesinde uçağını kaçıracak. Ama KTHYnda
olan bir arızanın sorumlusu olarak Sn. Talat gösterilecek. Tabi
yolcular bunaldı bekliyor ve bu yüzden bir protesto yapıyorlar.
Sn.Talatun bu uçağa binmemesi bana göre en güzel
davranıştır. Bu protestoyu yapan insanlar da saygısızlık
yapmıştır. Çünkü tahrik edilmişlerdir ve uzun bir zaman
çalışma yapan ve Kıbrıs Türk halkını temsil eden
birine yapılması gereken bir davranış değildir. Bu
davranışta Sn. Talatın çalışmalarını
çözümsüzlük adına değersiz kılmaya çalışanların
oyunları da vardır. Başka ülkelerin cumhurbaşkanları,
başbakanları özel uçaklarla gelir, gider. Kıbrıs Türk
halkı ise kendi imkanlarıyla hareket ediyor.
İktidar gazetesinin sunuşu ayıpların bir başka
büyüğü
Böyle imkanlar içindeki bir cumhurbaşkanına yapılan bu
davranış, iktidar gazetesinin yayın organının mal
bulmuş mağrubi gibi yuhalandı gibi sunması ise
ayıpların bir başka büyüğüdür. Herşeyden evvel o
ülkenin yani KKTCnin Başbakanına düşen bir görevdir, Sn.
Eroğluna. Ülkenin cumhurbaşkanı böyle zor ve çetin bir görevden
gelirken elinde olmayan nedenlerle eğer uçağı rötar
yapmışsa, o ülkenin başbakanı nasıl sorunu
çözeceğini düşünmek, aramak durumundaydı. Onun partisinin
yayın organının, bunu fırsat bilerek Sn. Talata saldırıyı
örgütlememesi lazımdı. Bu herşeyden evvel dünyada
kurumsallaşma iddiasında bulunan bir halkın
yüzkarasıdır. Biz dünyada siyasal eşitliği istiyoruz. Bütün
dünyaya cumhurbaşkanımızı yolluyoruz. Orada büyük bir
itibar ve kabul görüyor. Ama iktidar partisinin yayın organı
yuhalandı diye manşet çekiyor. Küçültücü hesaplar uğruna.
Rumlar yararlanıyor
Peki bundan yararlananlar kimdir ? Bundan yararlanan Kıbrıs Rum
tarafı değil midir ? Sayın Denktaş
cumhurbaşkanıydı ve biz de muhalefetteydik. Bu tarzda hadise
elde olmayan nedenlerden olmuştur. Ama hiçbir muhalefet partisi Cumhurbaskanı
Denktaştır diye böyle bir hadisenin tarafı
olmamıştır. Bu da kendilerini milliyetçi diye takdim edenlerin
,özde ne kadar fırsatçı, Kıbrıs Türkünün büyük ve global
çıkarlarını düşünmekten uzak, küçük dar hesaplar günlük
siyasi hesaplar peşinde koştuklarının en büyük
göstergesidir. Bu ayıpların en büyüğüdür
kanısındayım. Bundan sorumlu olan KTHYnın yöneticileridir.
Ben KTHY Yönetim Kurulu başkanının ve aynı zamanda,
başbakanı bu konuda ciddi açıklama yapmaya davet ediyorum. Bugün
Sayın Başbakan Dr. Eroğlu, bu yuhalama işini bir makama
yapılan saygısızlık diye takdim etmiş. Peki
başbakan olarak böyle bir hadisenin olmaması için ne
yaptığını , kendi partisinin yayın organını
niye bu noktada kontrol edemediğinin izahatını da yapmak zorunda
değil midir bu ülkeye ve aynı zamanda bu halka? .
Dönünce konuyu Meclise taşıyacağım , zaten
arkadaşlarıma bugünden talimat verdim. Biz bize zarar vereni
dışımızda aramayalım. Kıbrıslı
Rumlardan daha fazla bazıları küçük siyasi hesaplar uğruna bize
ve halkımıza zarar veriyor.
STAR
KIBRIS 02/10/09
![]()
Kıbrısta yürütülen müzakerelerde bu
yılsonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa
erişilmesi bölgede barış ve istikrarın tesisi
açısından çok önemlidir
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrısta yürütülen
müzakerelerde bu yılsonuna kadar adil ve kalıcı bir
barışa erişilmesinin bölgede barış ve istikrarın
tesisi açısından çok önemli olduğunu vurguladı.
Gül, Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim:
Kıbrıs'ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam
edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık
kalmayacaktır. Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplumun
kenarına itilmesine ve tecrit altında tutulmasına devam
edilemeyeceği bilinmelidir dedi.
TC Cumhurbaşkanı Gül, 23. Dönem 4. Yasama Yılı
açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda bir
konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Gül konuşmasında
Kıbrıs konusuna da değindi.
Gül, şunları söyledi:
Milli davamız olan Kıbrıs meselesinde, yerleşik BM
parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devleti
haiz yeni bir ortaklık temelinde, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu
çerçevesinde Ada'da liderler arasında kapsamlı müzakereler
geçtiğimiz Eylül ayından itibaren devam etmektedir. Yürütülen
müzakerelerde bu yıl sonuna kadar adil ve kalıcı bir
barışa erişilmesi bölgede barış ve istikrarın
tesisi açısından çok önemlidir.
Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs'ta
mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat
penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs
Türkleri'nin uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit
altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir.
STAR
KIBRIS 02/10/09
Cyprus marks Independence
By George Psyllides
THE GREEK Cypriot side
seeks a solution here and now but will not accept tight timeframes and
arbitration, President Demetris Christofias said yesterday.
Speaking after the Independence Day military parade in Nicosia, Christofias
said more seriousness was needed in the Cyprus problem negotiations and the
Turkish side must show the necessary understanding and change its stance.
We seek a solution of the Cyprus problem here and now, but we cannot violate the
basic principles and the levels we cannot move beyond, Christofias told
reporters.
He sent a message to all directions and the United Nations Secretariat that
in no instance he will again accept arbitration and tight timeframes.
He urged Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and Turkey who want a
solution here and now to stop accusing the Greek Cypriot side and proceed to
the negotiations with respect to international lawfulness, UN resolutions and
the high level agreements.
Addressing all Cypriots Greek, Turkish, Maronite and Latins Christofias
said the islands independence was the achievement of the whole Cypriot people
and should be preserved, evolving into a bizonal, bicommunal federation.
Outspoken Archbishop Chrysostomos II said our foreign policy should be
aggressive and badger Turkey on a daily basis.
Only in this way Turkey will understand the weight and give ground.
The primate said we should look after our economy and our defence because it
is a guarantee. If we do not have defence we cannot negotiate, we do not have
any negotiating power.
No new hardware was displayed by the National Guard during the parade.
The highlight of the day were the flights of the Russian made Mil-Mi 35 attack
helicopters which were received with applause by the public.
Among the troops were several companies made up of reservists, who make up the
core of the National Guards strength.
The parade, marking the 49th anniversary of the founding of the Cypriot state,
was also attended by the political leadership and foreign dignitaries including
Greek Defence Minister Evangelos Meimarakis.
In the afternoon the President and First Lady Elsi Christofia hosted a
reception for foreign diplomats to mark the day.
It was followed by a public reception at the presidential palace.
CYPRUS
MAIL 02/10/09
Ambargolar
nedeniyle ekonomisi her zaman sıkıntılı olan KKTC
yetkilileri de IMF
toplantılarına katıldı. KKTC Maliye Bakanı Ersin
Tatar, ticaretin güneye kaymasının ekomoniyi olumsuz
etkilediğine vurgu yaptı. Tatar, uluslararası kamuoyuna adaya
yatırım yapmaları çağrısında bulundu.
KKTC'de seçimden sonra gündem sadece ekonomiye kaydı. Hem dünyayı
kasıp kavuran kriz, hem de ambargolar ülkenin rahat nefes
almasını engelliyor.
Maliye Bakanı Ersin Tatar, adada yaşanan
sıkıntıları önce IMF
toplantılarında dile getirdi, sonra CNN TÜRK'e konuştu.
Tatar, "KKTC ekonomisnin önünde olan bir takım yapısal
bozuklukları giderebileceğize inanıyoruz.
Başbakanımız önderliğinde bu
çalışmalarımızı yapmayı planlıyoruz. Uzun
zamandır yapısal bozukluklar vardı ve son 5 yılda daha da
kötüleştiğini gördük, bütçe
açıklıları aldı başını gitti ve erken seçim
yapıldı. Bütçe açıklarının giderilmesi için hemen
çalışmalara başladık" dedi.
Ekonomik sıkıntılarla boğuşan ada halkı yeni
hükümetten siyasi çözüm de bekliyor. Çünkü Annan Planı'yla esen
barış rüzgarları terse dönmüş durumda.
Tatar, "Annan planından sonra Kıbrıslılar
Avrupalılara inanmamaya başladı. Çünkü gerçekten bizi büyük
hayallerle uğraştırdılar ama yaşanan olaylar gerçekten
Avrupalıların özellikle Rumların Kıbrıs
Türkleriyle herhangi bir ortaklığa hazırlıklı
olmadığını gösterdi" diye konuştu.
![]()
Güney Kıbrısta bulunan Kıbrıs Türk
taşınmazlarının kapladığı alanın 600
bin dekar (450 bin dönüm) olduğu ve bu miktarın toplamda Güneydeki
taşınmazların yüzde 14.33lük bir oranını
oluşturduğu ileri sürüldü.
Güney Kıbrısta bulunan Kıbrıs Türk taşınmaz
malları hakkındaki bilgilerin elektronik ortama
aktarılmasının tamamlandığı, bundan böyle bu
taşınmazlar hakkındaki tüm bilgilere daha kolay
ulaşılacağı bildirildi.
Fileleftheros, Guinnes Rekorluk Kayıt Kıbrıs Türk
Taşınmazlarının Kaydı İçin 15 Yıl
başlıkları altında verdiği haberinde, Kıbrıs
Türk taşınmazları bilgilerinin elektronik ortama geçirilmesi
işleminin 15 yıl sürdüğünü, bu durumun Guinnes Rekorlar
Kitabına girmeye aday olduğunu yazdı.
Bu duruma rağmen tüm Kıbrıs Türk
taşınmazlarının kayıt altına
alındığını ve bundan sonra bu taşınmazlara
ilişkin yasadışlılığın önleneceğini
savunan gazete, Kıbrıs Türk taşınmazlarına
ilişkin büyüklük, cins, taşınmazın kullanımda olup
olmadığı gibi bir çok bilgiye ulaşılabileceğini
ileri sürdü.
Gazete ayrıca, Rum Sayıştayının, Kıbrıs
Türk Taşınmazları Fonunun 2007 yılı gelir-gider
rakamlarını açıkladığını belirtti.
Bu çerçevedeki bilgilere göre, Güney Kıbrısta bulunan
Kıbrıs Türk taşınmazlarının kapladığı
alanın 600 bin dekar (450 bin dönüm) olduğunu savunan gazete, bu
miktarın toplamda yüzde 14.33lük bir orana tekabül ettiğini de ileri
sürdü.
Habere göre, Kıbrıs Türk Taşınmazları Fonunun 2007
yılı geliri, devlet katkısıyla birlikte 7 milyon 657 bin
685 olurken, giderleri ise 8 milyon 055 bin 753 olarak gerçekleşti.
Larnakadaki Kıbrıs Türk malı harap durumda
Bu arada, Haravgi gazetesi gazete bir diğer haberinde, Larnakanın
Piyale Paşa Mahallesinde bulunan ve içerisinde Rum göçmenlerin ikamet ettiği,
Kıbrıslı Türke ait bir apartmanın, Rum hükümetinin
ihmalkârlığı yüzünden harap durumda bulunduğunu yazdı.
Kıbrıslı Türk sahibinin birkaç yıl önce söz konusu
apartmanı talep ettiğini, Rum hükümetinin ise apartmanı istimlak
etmesinin ardından bir özel kişiye sattığını
belirten gazete, bu sebepten ötürü evin Rum hükümetinin
yardımlarından mahrum kaldığını kaydetti.
Apartmanda kiracı olarak yaşayan Rum göçmenlerin ise apartmanın
gerçekten istimlak edildiğinden şüphe duydukları belirtilirken,
kiracıların Rum hükümetinin ilgisizliğinden ve
yıkılmakta olan bir binada oturmaktan şikayetçi oldukları
da haberde yer aldı.
Silikiotisten Raşitin mirasçılarına ret
Öte yandan, Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotisin, Baftaki
taşınmaz mallarını Baf Belediyesine devretmeleri
karşılığında, yine Baf İlçesinde başka bir
bölgeden Rum devlet arazisi almaları önerilen Kıbrıslı Türk
Ahmet Raşitin mirasçılarından nihai kararlarını
vermelerini talep ettiği bildirildi.
Fileleftherosun haberine göre, konunun çözüme kavuşması için, Rum
İçişleri Bakanı
Silikiotis, Baf Belediye Başkanı ve Ahmet Raşitin
mirasçıları önceki gün bir toplantıda bir araya geldi.
Raşitin mirasçılarının, Baftaki arazilerine
karşılık kendilerine devredilecek devlet arazisinin, isme
değil bir şirket adına devredilmesi taleplerine Silikiotisin
olumsuz yanıt verdiği ve mirasçılardan kesin
kararlarını dün itibarıyla bildirmelerini istediği
belirtildi.
Gazete, Kıbrıslı Türklere devredilmesi öngörülen söz konusu
arazinin bir şirkete devredilmesi durumunda hemen
kullanılabileceğini, ancak Kıbrıslı Türklerin
adına devredilmesi halinde Kıbrıs sorununun çözümünün beklenmesi
gerekeceğini vurguladı.
STAR KIBRIS 03/10/09
![]()
Mihrişah Safa
İNGİLİZ Liberal Demokrat Partisinin yıllık kongresine
katılan AK Parti İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan, Parti Lideri
Nick Clegg, Dış ilişkiler sözcüsü Lord William Wallave ve Avrupa
Parlamentosu Milletvekili Barones Sarah Ludford ile biraraya geldi.
Türkiyenin AB üyeliği ve Kıbrıs sorunlarının gündeme
geldiği görüşmelerde, Liberal Parti Islingtom Belediyesi Meclis üyesi
Meral Ece OBE ile Türkiyenin Liberal Demokrat Partili Dostları Grubu
Başkanı Dr. Turhan Gözen de bulundu.
Bournemouthda yapılan parti kongresine Türkiye adına
katılımın geniş çaplı olduğunu belirten
Türkiyenin Liberal Demokrat Partili Dostları Grubu Başkanı Dr.
Özen, görüşmelerin olumlu geçtiği belirtildi.
Milletvekili Nursuna Memecan, ayrıca Meral Ece
başkanlığında düzenlenen Türkiye ve AB konulu konferansa
da katıldı. Bu konferansta, Türkiyenin zaten A.B içinde yer
aldığı görüşü ortaya konularak, çeşitli Avrupa
ülkelerinde seçimlere aday olan Türk politikacıların bölgelerinde
hayati rol oynadıkları vurgulandı. Liberal Demokrat
politikacılar, Türkiyenin seçimlerde seçmen olarak kalmasından çok,
ABye partner olmasını istediklerini de vurguladılar. Ayrıca,
Milletvekili Memecan, Türkiye ve vatandaşlarının Avrupa ve
dünyada büyük öneme sahip olduğunu belirterek, Türkiyenin AB
üyeliğinin önemini vurguladı. Kıbrıs için İngiliz
Hükümetinin eşit ve olumlu bir çözüm için
ağırlığını koyması gerektiğini ifade
etti.
STAR KIBRIS 03/10/09
![]()
Özdil Nami, Brüksel temaslarını AB Habere
değerlendirdi: Nisan ayında referandum yapılmasının
Rum tarafının bu sürece ne kadar destek vereceği ile birebir
orantılı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB ile Müzakerelerden
sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Nisan ayında referandum
yapılmasının Rum tarafının bu sürece ne kadar destek
vereceği ile birebir orantılı olduğunu belirterek, Rum
tarafından AB kartını aleyhimize kullanabileceklerine dair
beklentiler ne kadar çabuk kırılırsa, süreç o kadar
hızlanacak. Bu hedefler de o kadar gerçekçi olacak dedi.
Referandumun teknik açıdan mümkün olduğunu zaten Kıbrıs
sorununun tüm boyutlarının bu güne kadar müzakere edildiğini,
irdelenmeyen kısmının da kalmadığını ifade
eden Nami, Cumhurbaşkanımızın talep ettiği gibi süreç
daha da yoğunlaşırsa bu teknik olarak mümkündür. Aralık ayı
içerisinde bu müzakereler tamamlanabilir. Mart ayı içerisinde de bir
referanduma gidilebilir. Bu bizim hedefimiz. Bunun gerçekleşebilmesi için
Rum tarafının da bizimle aynı iradeye sahip olması gerekir.
Aksi takdirde bu hedefe ulaşmamız mümkün olmaz dedi.
AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek seviyede temas grubunun
oluşma şekli ve görev tanımı aynı şekilde
kalacaksa devam etmemesinin daha uygun olacağını söyleyen Nami,
Çünkü bu grup mevcut şekliyle bekleneni veremedi şeklinde
konuştu.
AB-TC arasında kaza olmaz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB ile Müzakerelerden
sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Brükseldeki temaslarının
ardından AB Habere konuştu.
Özdil Nami, Brükselde AB yetkilileri ile görüşmelerde hem Avrupa
Komisyonunun 14 Ekimde açıklayacağı Türkiye raporu hem de
10-11 Aralıkta yapılacak AB liderler zirvesinde Rum gemilerine
limanların açılması konusunda AB Türkiye arasında bir tren
kazası yaşanacağı izlenimi almadığını
söyledi.
Nami, Müzakereler devam ediyor. Müzakere sürecini zora sokmamak lazım. AB
da bunun bilincinde dedi.
Detaylı toplantılar yaptık
Nami, Brükseldeki temasları çerçevesinde sekiz ülkenin büyükelçileriyle
görüşme fırsatı bulduğunu, Komisyonla ve farklı
birimlerle çok detaylı toplantılar yaptıklarını
söyledi.
Kıbrısta çözüme yönelik bir müzakere süreci var. Her şey
planlandığı gibi giderse önümüzdeki yıl içerisinde,
adanın kuzeyinin de tam olarak Avrupa Birliğine üyeliği söz
konusu. Buna yönelik temaslarımız oldu diye konuşan Nami,
farklı siyasi gruplara Kıbrıs konusu ile ilgili müzakerelerin
hangi noktada olduğunu bilgilendirme fırsatı bulduklarını
ifade etti.
Yeni başlayan süreçle ilgili herkeste bir ümit
ışığı doğduğunu gözlemlediklerini dile
getiren Nami, BM Genel Sekreterinin yaptığı bir
açıklamada son bir buçuk yılda sayın Cumhurbaşkanımız
ile Rum muhatabı Hristofyas arasında yapılan müzakerelerde elde
edilen sonuçlar otuz yıldır elde edilen sonuçlardan daha fazla
olduğunun altı çizildi. Çözüm için önemli bir fırsat penceresi
açıldı. Bunu burada yansıtmaya çalıştık dedi.
STAR KIBRIS 03/10/09
Hristofyasın üniter devlet önerisine sert
tepki gösteren Kıbrıslı Türk siyasilerden uyarı.
ASLA KABUL EDİLEMEZ
Rum lideri Dimitris
Hristofyasın, sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin
bağımsızlık günü töreninde üniter devleti işaret
etmesi Türk tarafında sert tepkilere yol açtı. KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgünün yanı sıra
KIBRISa konuşan siyasi parti yetkilileri, üniter devlet modelinin kabul
edilemez olduğunu belirterek, Hristofyası hayalden vazgeçmeye
çağırdılar
Gizem ÖZGEÇ
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın, 1 Ekim
günü sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlık
günü münasebetiyle Güney Lefkoşada düzenlenen askeri tören
sırasındaki konuşması, Kuzey Kıbrısta sert
tepkilere yol açtı. Hristofyasın Kıbrısı iki
bölgeli, iki toplumlu üniter bir federasyon yapısına dönüştürme
hedefinde olduklarını söylemesi gerçekleşmeyecek bir hayal
olarak nitelendirildi.
KIBRISa değerlendirmelerde bulunan Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün ve KKTC siyasi parti temsilcileri ortak bir
noktada buluştular ve bunun kabul edilemez bir hayal olduğunu
söylediler.
İktidar Ulusal Birlik Partisi(UBP) ve meclisteki diğer
sağ partiler, Hristofyasın üniter devlet önerisinin Rumların
gerçek yüzü ve değişmez arzusu olduğunu belirtirken, Rum
liderin açıklamalarının sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatı gösterdiler. Muhalefetteki sol parti temsilcileri ise
Rum liderin açıklamalarını Söylem değişikliği ve
iç dengelere oynamak şeklinde değerlendirirken, bunun Birleşmiş
Milletler parametrelerinden uzak bir hayal olduğunu kaydettiler.
Özgürgün: Politikalarında bir
değişiklik yok
Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, Rumların gerçek amacının bu açıklamada
yattığını ifade ederek, dostlar alışverişte
görsün politikasına inananların hayal
kırıklığına uğramasının normal olduğunu
söyledi.
Özgürgün, Rumların azınlıklara verilecek
hakları Türklere layık gördüğüne vurgu yaparak, 1960dan beridir
politikalarında herhangi bir değişiklik
olmadığını vurguladı. Rum yönetiminin
Kıbrısı, Yunanistana bağlama hedefinin yeni
olmadığına işaret eden Özgürgün, halen ENOSİSi
yaşatan Rumların bu tip açıklamalarının sıcak
çatışmalara neden olabileceğinin altını çizdi.
Küçük: Bu zihniyeti iyi tanıyoruz
UBP Genel Sekreteri İrsen Küçük,
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın kendisinden önceki
liderlerin yolunda yürüdüğünü söyledi ve Hristofyas da kendisinden
öncekiler gibi sözde Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı suretiyle gün
gele bizi bir kez daha 24 Aralık 1963teki duruma düşürmeyi
planlıyor şeklinde konuştu.
Hristofyasın amacının da Kıbrıs Türk
halkının egemenliğini ve devletini ortadan kaldırmak
olduğunu vurgulayan Küçük, şunları söyledi:
Rumların hedefleri, Türkiye ile Kıbrıs Türkünü
birbirinden koparmak, Türkiyenin elini ve fiili garantisini yok etmek, Türk
askerinin Kıbrıstan tamamıyla gitmesini sağlamaktır.
AKEL, tek halk, tek vatan sloganıyla seçim kazanmıştır.
Bu nedenle sayın Talatın tek egemenliği onaylanmasından
çok mutlu oldular. UBP olarak biz bu zihniyeti çok iyi tanıyoruz. Bu
nedenle gerilememiz, taviz vermememiz ve masada dik durmamız
gerektiğini vurguluyor. Niyetleri bellidir; eğer biz yanlış
yaparsak Rumlar memnun olsun anlayışı ile hareket edersek
sonuçta Kıbrıs Cumhuriyetine azınlık olarak yama
olacağız
Hristofyas şımardı
Ama hiç kimse merak etmesin.
Kıbrıs Türk halkı dimdik ayaktadır ve kararlıdır.
Kimse halkımızı aldatamayacak, oyuna getiremeyecektir. Üniter
devlet safsatadır diyerek sözlerine devam eden Küçük, Rum liderin
istediğinin, üniter devletin devamı ve Kıbrıs Türk
halkını azınlığa düşürme olduğunu ifade
etti.
Küçük, yapılan bazı yanlışlıkların
Hristofyası şımarttığını ve bu
açıklamaları yapmasına neden olduğunu söyledi. Küçük,
İnşallah nisan ayında yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Kıbrıs Türk
halkı kendi geleceğine, yani devletine, egemenliğine sahip
çıkmaktaki kararlılığını başta Hristofyas
olmak üzere merak eden ve yanlışta ısrar eden herkese
gösterecektir dedi.
Erk: Söylem değişikliği endişe verici
Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik
Güçler(CTP-BG) Genel Sekreteri Kutlay Erk, Rum lider Hristofyasın son
zamanlarda BM çalışmalarında yaptığı
konuşmaların söylem değişikliği olarak dikkate
alınması gerektiğini söyledi. Hristofyasın, BMdeki
konuşmasında da parametreleri kabul etmediğini açıkça
ortaya koyduğunu ifade eden Erk, Onlarca yıl yapılan
çalışmalarda üretilen parametrelere yeni parametreler eklenmeye
çalışıldığını gözlemliyoruz dedi.
Rum tarafından yükselen söylem
farklılıklarının birtakım endişelere neden
olduğunun altını çizen Erk, Biz CTP-BG olarak Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın görüşme sürecindeki pozisyonunu destekliyoruz. BM
parametreleri üzerinde görüşme sürdürmesine de tam destek veriyoruz. AKEL
ve Hristofyasın pozisyon değişikliğinden ve söylemlerinden
rahatsız ve endişeliyiz. Ancak bu; bizim taleplerimizi ve
Cumhurbaşkanının projelerini değiştirecek
değildir. Biz yine BM parametrelerine uygun kendi taleplerimizi götürmeye
devam edeceğiz dedi.
Çözüm mücadelemizin önüne geçemez
Erk, çözümün ancak iki toplumlu, siyasi
eşitliği öngören, Türk ve Rumların kurucu devletlerinin
olduğu federal bir yapıda gerçekleşebileceğini belirtti.
Mücadelemiz bu doğrultuda sürecek diyen Erk, Hristofyasın
açıklamalarına yönelik ise şunları söyledi:
Son Ulusal Konsey Toplantısında alınan kararlar,
Rum liderin pozisyonunda değişiklik yarattı. Hristofyas,
toplantıda çıkan sonuçlarla bakarak ve özellikle DİKO ile
EDEKin yaptığı çıkışlardan etkilenerek
şimdiye kadar sürdürdüğü yapıyı değiştirmeye
başlamıştır. Bu bizim açımızdan ciddi bir
tedirginlik yaratmaktadır.
Erk, Hristofyasın Annan Planı referandumu öncesinde
aynı manevrayı yaptığını da anımsatarak,
Bunu unutmuş değiliz. Geçmiş dönemleri aklımızda
tutarak, aynı endişe içindeyiz. Hiçbir neden bizim iki bölgeli siyasi
eşitliğe dayalı çözümü savunmamamızı
değiştiremez dedi.
Hasipoğlu: Rum tarafının gerçek
niyeti
Demokrat Parti(DP) Milletvekili
Ertuğrul Hasipoğlu, Rum liderin açıklamalarına,
Kafasındaki şekli söyledi. Burada bir cumhuriyet vardır,
Maronitler ve Ermeniler gibi azınlık haklarından yararlanabilirsiniz.
Devlet olamazsınız diyor. Bunu kabul etmemiz olası
değildir diyerek tepki gösterdi. Hasipoğlu, üniter devlet önerisinin
Amerika Birleşik Devletlerindeki eyalet sisteminden bile daha geriye
götürecek bir yapıyı getireceğini belirtti. Bunu kabul etmemiz
asla mümkün değil diye konuşan, Hasipoğlu, Bu öneri
karşısında değil referanduma gitmek, Meclisten referandum
kararı bile alınamaz iddiasında bulundu.
Rum tarafının giderek gerçek niyetini ortaya
çıkardığını vurgulayan Hasipoğlu, bunun nedenini
Cumhurbaşkanı Talatın bir hata yaparak tek egemenlik ve tek
vatandaşlık konusunu kabullenmesi olarak gösterdi. Hasipoğlu,
bunu fırsat bilen Rum yönetiminin ise Türk tarafı ne olsa kabul
eder mantığı ile yürüdüğünü kaydetti. Rum
tarafının kabul edilmez bir sürü öneriyle geldiğine vurgu yapan
Hasipoğlu, buna örnek olarak Cumhurbaşkanının
müşterek oyla seçilme talebini verdi. O zaman bunun federalliği
nerde? İki kurucu devlet, iki demokrasi nerde?diye soran Hasipoğlu,
Rum tarafının esas niyetinin Türkleri masadan kaçırıp
çözüm istemeyen taraf olarak göstermek olduğunu belirtti.
Hasipoğlu, ayrıca şunları kaydetti:
Görüşmeler başladığı zaman hayır
deyen Rumların daha çok taviz koparmadan bir sonuca gideceklerine inanmak
mümkün değildir. Uluslararası güçlerin de düşüncesi buydu. Bu
nedenle Rumları tatmin edecek öneriler getirdi. Mevcut durumda olumlu bir
sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Rumlar kendi
bölgesinde, biz kendi bölgemizde hayatımızı devam
ettireceğiz. Tanıyan tanır, tanımayan tanımaz
Önemli
olan kendi içimizdeki birlik ve dayanışmamızdır.
Özçelik: İki kurucu devlet yoksa, kabul
edilemez
Özgürlükçü Reform Partisi(ÖRP) Genel
Başkan Yardımcısı Ramazan Özçelik, partilerinin bu konudaki
görüşünün net olduğunu, Rum liderin bahsettiği üniter devlet
yapısını kabul etmenin kesinlikle mümkün
olmadığını söyledi. Özçelik, Türklere, Maronitlere
tanınan haklar kadar hak tanınmıyor. Türkler bu devletin
kurucularındandır. Bizim için iki kurucu devlet ibaresi, siyasi
eşitlik ve içişlerinde bağımsızlık
olmadıkça, Türkiyenin garantörlüğü devam etmedikçe ismi ne olursa
olsun yapılacak bir çözümü kabul etmeyiz şeklinde konuştu.
Hristofyasın, BM tarafından tanınan sözde bir
Kıbrıs Cumhuriyetinin başkanı olmanın
avantajlarını kullandığını ve anlaşmaya
yanaşmak istemediğini kaydeden Özçelik, Rumlar, görüşmelerin
Türkler tarafından reddedildiğini göstermek ve anlaşma yapmamak
için elinden geleni ardına koymuyorlar dedi.
Harmancı: Boş hayaller iç dengelere
oynamaktır
Toplumcu Demokrasi Partisi(TDP)
Lefkoşa İlçe Başkanı Mehmet Harmancı da,
federasyonlarda ana prensibin iki yerel yapının mevcudiyeti
olduğunu belirterek, Rum lider Hristofyasın, daha önceki Rum
liderlerin, Türk tarafında önce kurucu Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın ve şimdi de Cumhurbaşkanı Talatın
iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon için imza
attıklarını anımsattı. Harmancı Bu
parametrelerin değişmesi mümkün değildir dedi ve Eğer
hayal kurulan veya umut edilen üniter bir devlet yapısıysa, bu
boş hayaller iç dengelere oynamaktır. Uluslararası siyasette
hiçbir karşılığı yoktur ve görüşme sürecini de
olumsuz etkileyecek unsurlar içermektedir
Harmancı, geleneksel olarak Rum tarafının merkezi
yapısının güçlü bir federasyonu savunduğunu, ancak Türk
tarafını ise kanatları güçlü merkezi zayıf bir
yapıyı müdafaa ettiğini savunarak, şunları söyledi:
İma ettiği eğer buysa, zaten yıllardır
bilinen bir Rum tezidir. TDPye göre önemli olan bu federasyonun
fonksiyonları ve işleyebilirliğidir. Ve federasyonu oluşturan
her iki kanada da eşit adil ve hakkaniyetli bir yönetim biçimi
göstermesidir. O yüzden bir takım sözcük oyunları bu gerçeği
değiştiremez.
Harmancı, Hristofyasın özellikle son günlerde
farklı söylemlerde bulunmasını da New-Yorktan kalan gerginlik politikasının
bir yansıması olarak niteledi. Her iki liderin de bulundukları
ortama göre kendi kimlikleri ve kişilikleri dışında
mesajlar verdiklerini kaydeden Harmancı, sözlerini şöyle tamamladı:
Sayın Talat da katıldığı tatbikatlarda
komutanlarla birlikte egemenlik çığırtkanlığı
yapabilmektedir. Rum lider de bu tip geçit törenlerinde daha çok milliyetçi
unsurları gözeterek bu mesajları vermiştir. Her iki tarafın
da gerçek misyonlarına geri dönmesi gerekmektedir. Gerginliği
artırıcı demeç ve söylemlerden uzak
durulmalıdır.
KIBRIS
03/10/09
Kayıp Otobüs
Şehitlerinin sonuncusu Bayram Mustafa Özgüm, dün Çatalköyde, askeri
törenle toprağa verildi.
Katledildiğinde 29 yaşında
olan 4 çocuk babası Mustafa Özgümün cenazesi dün Çatalköyde toprağa
verilirken, askeri törene yine gözyaşları sel oldu.Törenin ilk bölümü
Çatalköy Camiinde gerçekleştirildi. Burada saygı duruşu ve
şehit temsilcisinin konuşmasının ardından cenaze
namazı kılındı. Törenin ikinci bölümünde ise saygı duruşu
ve saygı atışının ardından, şehit tabutuna
sarılı bayraklar, şehit Özgümün en büyük oğlu Mustafa
Özgüme verildi. Özgümün bayrakları öpüp alnına koyarak
almasından sonra şehidin cenazesi toprağa verildi. Törenlere
kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.
BİR AVUÇ KAHRAMANDAN BİRİ
Törende Kayıp
Otobüs Aileleri Derneği ve Larnakalılar Derneği adına bir
konuşma yapan Göksel R. Saydam, Özgümün, dört bir yandan
kuşatılmış Kıbrıslı Türklerin sessiz
müdafaasının birkaç gün daha sürmesi için canlarını
tehlikeye atan bir avuç kahramandan biri olduğunu vurguladı.
Şehidin, evinden,
eşinden, evlatlarından son ayrılışı olduğunu
bilmeden 13 Mayıs 1964te çıktığı yolculuktan geri
dönemediğini kaydeden Saydam, tüm şehitler ve gaziler gibi onun fedakarlıklarının
da bugün üzerinde özgürce yaşanılan bu vatanı kendilerine hediye
ettiğini belirtti.
42 YILLIK ACI VE BİLİNMEZLİK
DOLU BEKLEYİŞİN ARDINDAN...
Hatıralarını
gelecek nesillere aktarmak, boynumuzun borcudur diyen Saydam, şehidin
kayıp olduğu 42 yıl boyunca gözyaşıyla, acıyla,
umutla, endişeyle bekleyen ailesinin direncinin de takdire şayan
bulunduğunu vurgulayarak, 42 yıllık acı ve bilinmezlik
dolu bekleyişin ardından eşinin ve babalarının
mezarına kavuşan kardeşlerimiz
Bilin ki
acılarınız acımızdır, acımız
kalplerimizin en derinindedir. Hepinizi selamlıyor ve Tanrı′dan
sabır diliyoruz dedi.
Saydam, şehitlerine
hak ettikleri vedayı söz verdikleri gibi anıt mezarının
başında yapamadıklarını, ama onu kalplerine ve
belleklerine gömdüklerini ifade etti.
DİĞER TOPLU KATLİAMLAR
GİBİ ANIT MEZAR
Saydam,
Kıbrısın milli mücadele tarihinde ayrı bir yeri bulunan ve
Kayıp Otobüs olarak tarihte yerini almış olan bu toplu
katliamın ebedileştirilmesi ve Rum barbarlığının
gelecek nesillere aktarılması amacıyla, Rumlar tarafından
gerçekleştirilen diğer toplu katliamlar için yapılan
anıtlar gibi anıt bir mezarın bu şehitlerimiz için de
yapılması veya yapılabilmesi için uygun bir arazinin kendilerine
tahsis edilmesinin, ilgili ve yetkililerin temel görevi olduğunu, bunun
yakından takipçisi olmaya devam edeceklerini söyledi.
Saydam şöyle dedi:
Şehit Bayram
Mustafa Özgüme ve aynı kaderi paylaşan diğer şehitlerimize
verebileceğimiz en büyük hediyenin, bizlere bıraktıkları
vatanı, onların koruduğu gibi koruyacağımıza söz
vermek olduğunu iyi biliyoruz... Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
OTOBÜSTEN ALINARAK
KATLEDİLMİŞLERDİ
Rum katiller, 45
yıl önce, Larnakadan işlerine gitmek için ayrılan 11
Kıbrıslı Türkün bulunduğu otobüsü durdurarak içindekileri
kaçırıp katletmiş ve kuyuya atmıştı. Kayıp
Otobüs şehitlerinin kalıntıları, Kayıp
Şahıslar Komitesinin Kıbrıstaki kayıpları
bularak mezardan çıkarma ve kimliklendirme projesi çerçevesinde bulunarak,
kimliklendirilmiş ve 10 tanesi geçtiğimiz günlerde toprağa
verilmişti. Bayram Mustafa Özgümün de toprağa verilmesiyle,
Kayıp Otobüs şehitlerinin tümü katledildikten sonra Rum katilleri
tarafından atıldıkları yerden, ebedi
istirahatgahlarına nakledilmiş oldu.
HALKIN
SESI 03/10/09
Güneyde
yayımlanan Alithia gazetesinin haberine göre Kostas Yenarisin 1 Ekimde
RİKte yayımlanan Açık Dosyalar programında
Kıbrısla ilgili açıklamalarda bulunan Klerides, Türkiyenin
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinde yer almasının;
Türkiyenin artık, istilacı olarak addedilmediği
anlamına geldiğini söyledi.
Geçmiş yıllarda görev yapan 6 BM Genel Sekreterinin Kıbrıs sorununda başarısız olduklarını kaydeden Klerides, BMnin sahip olduğu genel kanının; Kıbrıs sorununda bu kez bir anlaşmaya varılmadığı takdirde, Kıbrıs Türk devletinin egemenliğini değil, fakat egemenliğin tanınmasından önceki son basamağı teşkil eden hukuki varlığı tanıyacakları olduğunu belirtti.
Klerides,
Kıbrıs sorununda varılacak ve kendilerini memnun etmeyecek olan
bir çözümün; AB normlarının da uygulanması için, Avrupanın
baskısıyla, Türkiye Birliğe girdiğinde
düzeltilebileceğini; bunu yapmayı hedeflemeleri gerektiğini,
fakat bunu yapmadıklarını söyledi.
Klerides,
Avrupa Birliğine girme mücadelesini kazandıklarını ve bunu
Denktaşa, Denktaşın uzlaşmazlığına borçlu
olduklarını da iddia etti.
HALKIN
SESI 03/10/09
Christofias not satisfied with
talks
By Anna Hassapi
THE
COMMONWEALTH Finance Minsters meeting ended yesterday with a message from
President Demetris Christofias that he has been disappointed with the outcome
of the first round of Cyprus talks.
I must tell you that I am not satisfied with the results of the first round. I
expected more convergence instead of deflection on various aspects of the
Cyprus problem. Unfortunately, we have not achieved that to the present,
Christofias said.
Christofias also highlighted the role played by Turkey in materializing its
commitment towards finding a solution based on the agreed framework. Words
alone- without specific steps- simply prolong the current state of affairs and
do not contribute to making progress, he said.
Regarding the second round of talks that has been initiated, Christofias
re-iterated his commitment to making progress. He also expressed the hope that
the 50th anniversary of the foundation of the Republic of Cyprus net year would
be celebrated jointly by the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot communities.
We have just started the second round of talks in an effort to reduce our
differences and achieve agreement. Without going into details, I would say that
this is a difficult but not impossible objective, he said.
Despite the difficulties we face at the negotiations, I am determined to make
every possible attempt for the successful culmination of our efforts, he
added.
The Presidents comment came after a week of tit-for-tat statements from the
two leaders. Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on Wednesday said he was
disappointed with Christofias and comments he made at the UN General Assembly
last month.
Also speaking at the Commonwealth closing ceremony yesterday was Finance
Minster Charilaos Stavrakis.
The meetings and deliberations took place in a positive spirit of consensus,
while Finance Ministers considered the global economic and financial crisis and
its impact on the economies of Commonwealth countries, Stavrakis said.
Growth in the majority of Commonwealth countries has fallen below its
potential, while standards of living have also fallen. We welcomed the policies
undertaken to maintain global demand and stabilize capital markets, especially
by member-countries of the G20. We also stressed the need for continued and
concerted international action to end the global recession, he added.
A general conclusion that emerged from the meeting was that small developing
countries have suffered the most from the impacts of the international
financial crisis. The poorest and small developing countries have been hit the
most by the crisis. These economies are especially vulnerable to lower trade
levels and capital flows and have a restricted ability to use domestic fiscal
policies to alleviate the impact of exogenous economic shocks, Stavrakis
explained.
Christofias also re-iterated Cyprus commitment to upholding the values and
principles on which the Commonwealth was based. Our country is dedicated to
the principles of the Commonwealth and actively participates in all the
activities of the Commonwealth, on various aspects. The government of Cyprus
shares fully the principles and values of the Commonwealth regarding the
promotion of international peace and security, democracy, individual freedom
and equal rights for all citizens, said Christofias.
We also share the belief in the significance of eradicating poverty, ignorance
and disease, as well as the need to fight all forms of racial discrimination,
he added.
Christofias also expressed his gratitude for the continued support on the part
of the Commonwealth towards finding a solution to the Cyprus problem. We will
continues our efforts to end the occupation, restore the human rights of all
Cypriots and the reunification of our country based on a bizonal, bicommunal
federation with political equality for the two communities, he said.
CYPRUS
MAIL 03/10/09
![]()
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan
Derviş Eroğlu, dün Ak Parti kongresinde Kıbrıs sorununa hiç
değinmeden coşkuyla konuştu. Eroğlu yaptığı
konuşmada, Kıbrıslı Türklerin Anavatan Türkiye sayesinde
bugünlere geldiğini vurgulayarak, bir kez daha teşekkür etti.
Başbakan Eroğlunun konuşması
şöyle:
KKTC halkından, Türk kardeşlerinizden partimden
ve hükümetimden sevgi, saygı ve selamlar getirdim demek istiyorum.
İşte KKTC, işte Kıbrıs Türkü,
işte Anadolu insanı. Bizler bunun canlı örnekleriyiz Biz etle
tırnak gibiyiz, biz birbirimize kenetlenmişiz. Biraz önce
konuşan Kazakistan temsilcisi ve Azerbaycan temsilcisi bir millet iki
devlet demişlerdi. Bir ben üçüncü olarak konuşuyorum bir devlet bir
millet dört devlet deme noktasındayım.
Ve bugün bu salonda söylendiğine göre dördüncü Türk
Devletinin temsilcisi olarak sizlere hitap ediyorum. Sizlere yürekten
teşekkür ediyorum, çünkü bizim
bağımsızlığımız sadece bizim gayretimiz
değil sizin fedakârlığınızla kazanılmış
bir bağımsızlıktır. Kutsal davayı el ele gönül
gönüle omuz omuza sürdürmeye devam ediyoruz ve de devam edeceğiz.
Bu vesileyle de bir kez daha fedakâr Anadolu halkına
teşekkür ederken bir kez daha Mehmetçiğe Türk Silahlı Kuvvetleri
ve Başbakana size teşekkür ediyorum hürmetlerimi sunuyorum
Bugün Türkiye içinde bulunduğu kritik coğrafyada
istikrar ve güven unsuru olarak görülmektedir. Bugün Türkiye NATOnun güçlü bir
üyesi ise G20 üyesi ise, bugün Türkiye birleşmiş milletler güvenlik
konseyi üyesi ise iftiharla söylemeliyim ki Türkiye hedefi olan,
çağdaş uygarlık düzeyini yakalamış demektir ve
dünyanın 1. liginde oynuyor demektir.
Bu çok büyük bir başarıdır. Ve bu
başarıda emeği geçen kadirşinas milletimizin kalbinde ebedi
yerini almıştır alacaktır.
GÜÇLÜ TÜRKİYE
Siyasi istikrar ekonomik istikrarı getirir ekonomik
istikrar büyümeyi getirir. Büyüme refahı getirir. İstikrarlı bir
Türkiye sorunlarını aşmış bir Türkiye her yönüyle
güçlü bir Türkiye elbette dosta güven düşmana korku verecektir.
Elbette Türkiyenin bir bölge gücü olma hedefini
aşıp bir dünya olmasından rahatsız olanlar, hatta
kıskananlarda olacaktır. Bu gidişi baltalamaya
çalışanlarda olacaktır. Ancak, her şeye rağmen çalışkan,
üretken, fedakâr Türk insanının daha güzel yarınlara doğru
yolcuğuna devam edeceğinden hiç kimsenin kuşkusu
olmamalıdır.
Sayın Başbakan değerli delegeler, ne mutlu
sizlere ki bir siyasi parti olarak Türk demokrasisini bu kadar kısa sürede
bu kadar büyük bir katkı yaptınız. Ne mutlu sizlere ki
Türkiyeyi teslim aldığınız noktadan her yönü ile çok daha
güçlü bir noktaya getirdiniz. Ve ne mutlu bizlere ki Türkiye gibi bir
anavatanımız var.
Türkiye gibi hamisi olmayan Filistinli kardeşlerimizin
durumunu gördükçe bizler Allahlımıza dua ediyoruz. Çünkü bizler
Kıbrısta yıllar süren mücadelemizi hep Anavatana güvenerek,
desteği alarak sürdürdük ve Kıbrısta Türklük mücadelesi verdik
Türklüğü Kıbrısı da ebedi kıldık
Bağımsızlığını ilan eden ikinci Türk
devletini kurduk ve bugün bu ikinci Türk devletinin,
bağımsızlığını ilan eden ikinci Türk
devletinin Başbakanı olarak sizlere hitap etmenin onurunu
yaşıyorum.
Sayın Başbakan değerli delegeler bu
kurultayın adalet ve kalkınma partisine Türk demokrasisine ve yüce
milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ederek
sözlerime son verirken, bir kez daha sizlerle bir arada olmaktan duyduğum
onur ve memnuniyeti ifade eder Ak partinin bu büyük kongresinin ve
başlayarak Ak parti yeni döneminin anavatana ve Ak parti üyelerine
hayırlı uğurlu olmasını önemli kararlar üretmesini
saygılar sunarım.
KONGREYE KKTCDEN KATILANLAR
Kongrenin açılışını
aralarında Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan
Derviş Eroğlu yanında, CTP/BG Genel Başkanı Ferdi
Sabit Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, ÖRP Genel
Başkanı Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı ve beraberlerindeki parti heyetleri de kongrede partilerini
temsil ediyorlar.
STAR
KIBRIS 04/10/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin ilk turunda daha çok
uzlaşı kaydedilmiş olmasını beklediğini, ancak
şu ana kadar bunun gerçekleşmediğini söyledi.
Haravgi ve diğer gazeteler, Güney Kıbrısta
gerçekleştirilen İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth)
Ekonomi Bakanları Zirvesinde dün yaptığı konuşmada
Hristofyasın Kıbrıs sorunu ve Türkiyenin AB üyelik sürecine
değindiğini yazdılar.
Habere göre Hristofyas konuşmasında,
Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde ilerleme sağlanabilmesi için
bazı somut adımların atılmasının gerekli
olduğunu belirterek Türkiyeye yükümlülüklerini hatırlattı.
Türkiyenin, Kıbrıs sorununa üzerinde
uzlaşıya varılmış temel çerçevesinde çözüm bulunması
taahhüdünü pratikte de göstermesi gerektiğini savunan Hristofyas, sadece
sözlerin ilerlemeye katkıda bulunmayacağını söyledi.
Hristofyas konuşmasında, görüşmelerin ilk
turunun tamamlandığını, ilk turda daha çok uzlaşı
kaydedilmiş olmasını beklediğini, ancak bunun
gerçekleşmediğini belirtirken, ikinci turdaki hedeflerinin
anlaşmazlıkların azaltılması ve uzlaşı
noktalarının çoğaltılması olduğunu ifade etti.
Bunun zor ancak mümkün bir hedef olduğunu söyleyen Hristofyas,
kendilerinin her türlü çabayı göstereceklerini de savundu.
Hristofyas ayrıca, Güney Kıbrısın
Commonwealthin ortak değerlerini benimsediğini de kaydetti.
Öte yandan gazete, Karayiplerde bir ada devlet olan Santa
Lucianın Başbakanı ve Ekonomi Bakanı Stephenson Kingin de
toplantıda söz aldığını ve Hristofyasın
Kıbrıs sorununa çözüm bulma taahhüdünün gerçekleşmesi
dileğini belirterek Hristofyasa desteğini ifade ettiğini
yazdı.
Öte yandan POLİTİS, Commonwealth Ekonomi
Bakanları Toplantısının dün bitişinin ardından
Rum Ekonomi Bakanı Harilaos Stavrakis ile Commonwealth Genel Sekreter
Vekili Ransford Smithin bir basın toplantısı
gerçekleştirdiklerini belirtti.
Stavrakis ve Smith basın açıklamasında,
ekonomik kriz ve diğer ilgili konuların ele
alındığı toplantının başarıyla
tamamlandığını belirterek, dünyaya, ekonomik krizin
atlatılması için gerekli tüm önlemlerin alınması
çağrısında bulunduklarını vurguladılar.
STAR
KIBRIS 04/10/09
![]()
Rum Yönetimi eski başkanlarından Glafkos
Klerides, Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde
bağımsızlık yıldönümü olan 1 Ekim
dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiyenin
Kıbrısta artık istilacı olarak addedilemeyeceğini ve
ortamın Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine son 5 yılda muazzam bir
şekilde değiştiğini söyledi.
Alithia gazetesinin haberine göre Kostas Yenarisin 1
Ekimde RİKte yayımlanan Açık Dosyalar programında
Kıbrısla ilgili açıklamalarda bulunan Klerides, Türkiyenin
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinde yer almasının;
Türkiyenin artık, istilacı olarak addedilmediği
anlamına geldiğini söyledi.
Geçmiş yıllarda görev yapan 6 BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs sorununda başarısız
olduklarını kaydeden Klerides, BMnin sahip olduğu genel
kanının; Kıbrıs sorununda bu kez bir anlaşmaya
varılmadığı takdirde, Kıbrıs Türk devletinin
egemenliğini değil, fakat egemenliğin tanınmasından
önceki son basamağı teşkil eden hukuki varlığı
tanıyacakları olduğunu belirtti.
Klerides, Kıbrıs sorununda varılacak ve
kendilerini memnun etmeyecek olan bir çözümün; AB normlarının da
uygulanması için, Avrupanın baskısıyla, Türkiye
Birliğe girdiğinde düzeltilebileceğini; bunu yapmayı
hedeflemeleri gerektiğini, fakat bunu yapmadıklarını
söyledi.
Klerides, Avrupa Birliğine girme mücadelesini
kazandıklarını ve bunu Denktaşa, Denktaşın
uzlaşmazlığına borçlu olduklarını da iddia etti.
STAR
KIBRIS 04/10/09
5
Ekim Pazartesi 2009 KADRI GURSEL MILLIYET
Önceki gün, Türkiyenin
ABye üyelik müzakerelerinin başlamasının dördüncü
yıldönümüydü.
Bu münasebetle, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Egemen Bağış bir mesaj yayımlayarak,
Türkiyenin ABye katılmasının, muasır medeniyet
yolculuğunun varış noktası olduğunu belirtmiş...
Ve hükümetinin görülmemiş bir hızla AB konusunda ilerlediğini
kaydetmiş Egemen Bağış...
Hükümetin ve onun dışişleri bakanının, enerjilerini ve
samimi çabalarını Ortadoğuyla
bütünleşmeye hasrettiği bir vakıa iken, bir hükümet üyesinin
muasır medeniyetin adresi olarak AByi gösterebilmiş olması,
bizler için teselli kabilindendir.
Ama Hükümetin AB konusunda görülmemiş bir hızla ilerlediği
şeklindeki tespit, ciddiyete gölge düşürdüğü için, bu tesellinin
etkisini hafifletiyor. Çünkü hükümetin AB konusunu ilerletmesi söz konusu
değil.
Uzun bir yol mu?
AB süreci hep bir yola benzetilir.
Yol hep söylendiği gibi uzun mu sürecek yoksa beşinci
yılında bitecek mi orası henüz belli değil.
Müzakerelerin başladığı 3 Ekim 2005ten beri gidilen yolun
özet raporu şöyle:
Müzakerelerin tamamlanması aşamasına kadar ele alınacak
olan toplam 33 başlıktan dört yılda 11 tanesi
açılabilmiş... Ama ABye üye olabilmek için açılan
başlıkları kapatmak da lazım. Oysa sadece bir
başlık var kapatılabilen... Bilim ve Araştırma...
Fransanın
bloke ettiği beş başlığı, Kıbrıs
yüzünden askıya alınan 8 başlığı (Tarım
ve Kırsal Kalkınma başlığı hem Fransa hem de AB
tarafından engelleniyor), Rumların bloke ettiği Enerji
başlığını hariç tutalım...
AB Konseyi, üç başlığın açılmasına, ortak
pozisyonunu saptamadığı gerekçesiyle (veya böylesi işine
geldiği için) henüz yeşil ışık yakmıyor.
AB Komisyonu da bir başlığı aynı
nedenle tutuyor.
Geriye kalıyor, Kamu Alımları, Rekabet Politikası, Gıda Güvenliği, Sosyal Politika ve İstihdam
ve Çevre adlı beş başlık... Bunlar da ancak,
Türkiye maliyetli açılış kriterlerini yerine getirirse
açılacak...
Dört yılda gelinen nokta işte bu...
Tam bir tıkanmanın eşiğindeyiz. Oysa müzakereler dinamik
bir süreç. Ve dinamizm bir kez yitirilince sonra toparlanmak zor oluyor.
Tıkanıklığı açacak tek anahtar var: Kıbrıs
sorununun çözülmesi...
2006dan beri bu nedenle askıda tutulan başlıkları açmak ve
açılmış olanları kapatmak ancak o zaman mümkün olacak.
AKP hükümetinin bir çözümden önce tek taraflı olarak limanları
Rumlara açmasını zaten kimse beklemiyor...
AB Kıbrıs sorunu yüzünden sekiz
başlığı askıya aldığı Aralık 2006
zirvesinde Türkiyeye, gümrük birliğini Rum
Kesimine de teşmil etmesi için üç yıl süre vermişti. Bu süre
aralıkta doluyor... Ancak aralıktaki AB liderler zirvesinde
Türkiyeye karşı bir yaptırım kararı
alınmayacağı da kesin, çünkü AB böyle bir kararın adada
sürmekte olan müzakerelere olumsuz etkide bulunmasını istemiyor.
EDAMın yuvarlak masa toplantısı
ABnin bu tutumunu, Ekonomi ve Dış
Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) tarafından geçen
perşembe ve cuma günü Bodrumda
düzenlenen yuvarlak masa toplantılarına katılan AB yetkilileri
de teyit ettiler.
Şimdi AB zirvesinin, yükümlülüklerini yerine getirmediği için
Türkiyeyi kınayan bir ortak açıklama yayımlaması
bekleniyor.
Diğer yandan, AB ile aralıkta savuşturulacak olan
Kıbrıs krizi 2010 baharından itibaren beklenenden daha da
ağırlaşmış olarak zuhur edebilir.
Nisanda KKTCde cumhurbaşkanlığı seçimi var ve Mehmet Ali Talatın, Rumlarla ortak çözümü istemeyen Derviş Eroğlu karşısında
kaybetmesi, beklenen sonuçtur.
AB ile kriz ihtimali
O tarihten önce, en geç şubat ayına kadar adada bir çözüme
varılıp, referandumlarda her iki halktan da bu çözüm için onay
alınmadıkça, sonrası belirsizdir.
Rum lider Papadopulosun 2004te oynadığı yıkıcı
rolü nisan 2010dan sonra Eroğlu oynar ve görüşmeler
başarısızlıkla sonuçlanırsa, Türkiyenin AByle
yürüttüğü müzakereler bunun altında kalır.
EDAM toplantısında bu büyük kriz beklentisine karşı
ABnin elinde bir B planının bulunmadığı söylendi.
Eroğlunu ilelebet masada tutmak da Türkiyenin B Planı olamaz. Ne
de yolun ortasında Rumlara hakemlik ya da müzakere
takvimi kabul ettirmek mümkündür.
Kıbrıs sorunu şimdi çözülmezse, Türkiyenin AB yolunu uzatmadan
kesebilir
AKEL lideri Andros Kiprianu, iki toplum arasındaki görüşlerin uyuşmadığını açıkladı
Güney Kıbrıstaki iktidarın büyük ortağı,
Komünist AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Kıbrıstaki iki toplum
arasında, Kıbrıs sorunun önemli boyutlarına ilişkin
büyük uçurum bulunduğunu ifade etti.
Kiprianu, Simerini gazetesine yaptığı
açıklamada, var olan bu uçurum ışığında al-ver sürecinin
başlamasının mümkün olmadığını söyledi.
Türk tarafının ortaya koyduğu uzlaşmaz
tezlerini değiştirmemesi durumunda hiç kimsenin Kıbrıs
sorunun çözümü konusunda umutlanamayacağını anlatan Kiprianu,
uzlaşma sırasının Türk tarafında olduğunu ileri
sürdü.
Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafı olarak kendilerinin
uzlaşma için tüm iyi niyeti gösterdiklerini, acı verici ödünler
verdiklerini belirterek, acı verici olmayacak olan bazı
uzlaşmalarda bulunması için şu anda sıranın Türk
tarafında olduğunu savundu.
Kiprianu bir yandan Kıbrıslı çözümden bahsetmek,
diğer yandan çözümün Türkiyeye bağlı olduğunu söylemek
çelişki değil midir? sorusunu yanıtlarken, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın bu konuda söylemlerinin
yanlış yorumlandığını iddia etti.
Hristofyasın; Kıbrıslıların çıkarlarına
hitap edecek olan bir çözümden bahsettiğini ifade eden Kiprianu, bunun
sağlanması için adadaki iki toplumun işbirliğinde
bulunması gerektiğini söyledi.
Kiprianu ayrıca garantiler, güvenlik ve askersizleştirme
gibi konuların Türkiye ile görüşülmesi gereken konular olduğunu
belirtti.
Her şeyin, bir sonraki KKTC Cumhurbaşkanının
Derviş Eroğlunun olacağını göstermesinin ve bunun
endişe verici olup olmadığı şeklindeki soru üzerine
Kiprianu, bu ihtimalin endişe verici olduğunu ve kendilerini çok
düşündürdüğünü söyledi. Kiprianu sözlerinin devamında ancak
kendilerinin, Hristofyasa destek vererek, Kıbrıs sorununa çözüm
sağlanması için sarf edilen çabaları yoğunlaştıklarını
ifade etti ve Türk tarafıyla ilgili tarihlere tutsak olmamaları
gerektiğini belirtti.
KIBRIS
05/10/09
44 Kıbrıslı Türkün kimliği
belirlendi
Kayıp Şahıslar
Komitesinin Rum üyesi Kallis açıkladı
Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum kayıp şahısların
akıbetinin belirlenmesi amacıyla, Adanın her iki tarafında
kazılar gerçekleştiren Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesinin Kıbrıslı Rum üyesi Ksenofon Kallis, Haravgi
gazetesine verdiği demeçte sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.
Kıbrıslı Rum kayıplar için
gerçekleştirilen ilk kazı çalışmalarının 2005
yılında Kızılbaş (Trahona) bölgesinde
yapıldığını, fakat bu çalışmalar
esnasında kalıntıya rastlanmadığını söyleyen
Kallis, Kıbrıslı Rum kayıplarla ilgili ilk
kalıntılara 2005 yılının yazında Girneye
bağlı Ozanköy (Kazafani) bölgesinde
ulaşıldığını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerle ilgili ilk kazı
çalışmalarının ise 2005 yılının Şubat
ayında Larnakaya bağlı Dali bölgesi yakınlarında
yapıldığını söyleyen Kallis, burada
Kıbrıslı Türk kayıplara ilişkin ilk
kalıntıların tespit edildiğini belirtti.
Kallis, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin
insancıl yetkilere sahip olduğunu, herhangi bir cezai veya hukuki
yetkisi bulunmadığını da söyledi.
Komitenin iki toplumlu bir birim olduğunu ve yetkisinin
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
kayıpların akıbetinin belirlenmesi olduğunu sözlerine
ekleyen Kallis, Komitenin; kişilerin kaybolmasına ilişkin
sorumluluk yükleme yetkisi olmadığı gibi, kayıp
kişilerin ölüm sebeplerinin belirlenmesi yetkisine sahip
olmadığını da dile getirdi.
Yapılan kazıların ardından, bulunan
kalıntıların antropolojik incelemelerin
yapıldığı Antropoloji laboratuarına sevk
edildiğini ifade eden Kallis, kemiklerden alınan bir parçanın da
kimlik tespiti için DNA testi yapılması amacıyla Genetik ve Nevroloji
Enstitüsüne gönderildiğini kaydetti.
Kallis, kimlik tespitinin ardından Komite üyelerinin, bunun
akabinde de ailelerin bilgilendirildiğini belirtti.
Ailelerin; istedikleri takdirde Antropoloji Laboratuarında
daha ayrıntılı alabileceklerini söyleyen Kallis, ailelerin
istedikleri takdirde iskelet buluntularını görebileceklerini de
belirtti.
Otonom komitenin yetkileri
sınırlı ve somut
Ailelerin
iskelet üzerinde herhangi bir travma gördükleri takdirde, bunun hakkında
soru soracaklarının kesin olduğunu söyleyen Kallis, fakat
uzmanların bu konu hakkında açıklama yapmalarının
mümkün olmadığını söyledi.
Kallis, Otonom Komitenin yetkilerinin sınırlı ve
somut olduğunu vurguladı.
Ailelerin bilgilendirilmesinin tamamlanmasının
ardından, kalıntıların adli tabip tarafından
incelenmeye sevk edildiğini belirten Kallis, ölüm
kâğıdının adli tabip tarafından verildiğini,
zaten bu kâğıt olmaksızın defin işleminin
gerçekleşemeyeceğini ifade etti.
Kayıpların akıbetinin belirlenmesi sürecinin; gerek
ailelerle olan ilişkiler, gerek iki toplumlu, gerekse siyasi alanda zor ve
acılı bir süreç olduğunun altını çizen Kallis, bu
sürecin her zaman dış unsurlar tarafından etkilenmesi
tehlikesinin bulunduğunu söyledi.
Sıradan Kıbrıslı Türk ve Rumların,
insancıl nedenlerden dolayı sürece yardımcı olmak
istediklerini ve kayıpların akıbetiyle ilgili bilgilerin
çoğunun bu insanlardan geldiğini dile getiren Kallis, bu insanlar
olmaksızın ne bu sürecin, ne de süreçte herhangi bir ilerlemenin
yaşanmış olmayacağını kaydetti.
Kallis, kayıpların akıbetinin belirlenmesi sürecinin
iki toplumdaki sıradan insanların desteği var olduğu
müddetçe güvence altında olduğunun da altını çizdi.
İki ayrı
kazı ve teşhis programı
Otonom
Komitenin Rum üyesi Kallis, açıklamasında ayrıca iki ayrı
kazı ve teşhis programı bulunduğunu söyledi.
Kallis, bunlardan birincisinin, Rum tarafının
girişimiyle başladığını ve bu programın;
1974 yılı döneminde üstünkörü bir şekilde Rum tarafındaki
toplu mezarlara (Lakadamya Askeri Mezarlığı, Ay Konstantinu ve
Eleni Mezarlığı) gömülmüş kayıp Rumların, ayrıca
bu dönemde hayatını kaybeden kimliği bilinen ve bilinmeyen
Rumların kalıntılarının tespit edilmesi amacıyla
gerçekleştirildiğini ifade etti.
Kallis, bu program haricinde bir de Otonom Komitenin
gerçekleştirdiği kazılar bulunduğunu; bunun ise Rum ve Türk
tarafındaki; Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Rum
kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi amacıyla
yapıldığını belirtti.
44 Kıbrıslı
Türkün kimliği tespit edildi
196364 ve
1974 dönemiyle ilgili olarak Otonom Komiteye Kıbrıslı Türklerle
ilgili olarak 502 dosya sunulduğunu belirten gazete, Otonom Komitenin
programı çerçevesinde 44 Kıbrıslı Türkün kimliğinin
tespit edildiğini belirtti.
Gazete, Antropoloji laboratuarında kimlik tespiti
yapılmasını bekleyen ve Rum tarafındaki kazılarda
kalıntılarına ulaşılan 65 Kıbrıslı
Türke ait kemiklerin bulunduğunu da yazdı.
KIBRIS 05/10/09
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Birliğine ve AB Kurumlarına güvenin ciddi
şekilde azaldığı saptandı. ABye güven
oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12lik bir
düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk olarak listeye girdi.
Avrupa
Birliğinin yaptırdığı Eurobarometer
araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs
Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada
bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik
alıyor.
Avrupa
Birliğinin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet
yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan
71inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları
açıklandı.
Açıklamanın
ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı Türklerin ABye
güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına göre, ABye güven
oranlarında EB-70 çalışmasına kıyasla yüzde 12lik bir
düşüş gösteren Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk.
Eurobarometer-71
sonuçları, dün Güney Kıbrıstaki AB Evinde düzenlenen
basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya Avrupa
Komisyonunun Güney Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da
katıldı.
Toplantıda
genel olarak Güney Kıbrıstaki sonuçlar üzerinde durulurken,
Kıbrıs Türkleriyle ilgili araştırmadan da bazı
örnekler verildi.
HAYATTAN
MEMNUNİYET
Araştırmaya
göre Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı (% 53),
AB 27 ortalamasının (%77) altında kaldı.
Araştırmaya
göre EB 70 çalışmasına kıyasla Kıbrıslı
Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2 artmış olmasına
rağmen geçmiş diğer çalışmalara kıyasla bu
çalışmada da Kıbrıslı Türkler arasında bir
karamsarlık olduğu gözlemleniyor.
Kıbrıslı
Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB 27 ortalaması
üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.
Genel
olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı Türklerin
ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser sayılabilecek
bir durumda denilen araştırmada, EB 70 çalışmasına
kıyasla beklentilerde bir iyileşme gözlemlenmiş olmasına
rağmen bu iyimserliğin daha önceki çalışmalara kıyasla
daha düşük olduğu gözlemlendi, ancak yine de Kıbrıslı
Türklerin gelecekle ilgili beklentiler konusunda AB 27 ortalamasının
üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri gözlemlendi.
EKONOMİK DURUMLA İLGİLİ
KÖTÜMSERLİK
Araştırmaya
göre, Kıbrıslı Türkler, kendi hayatları ve AB ekonomisi
hakkında iyimser bir beklenti içerisinde olmalarına rağmen
Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik durum ile ilgili kötümser
bir tavır ortaya koydu.
Kıbrıslı
Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun ekonomik durum ve
işsizlik.
Yaptıkları
genel durum değerlendirmesinde Kıbrıslı Türkler, ekonomik
durumun toplum önündeki en önemli sorun olduğunu ortaya koydu.
Araştırmada, ikinci en önemli sorun olarak ise işsizlik öne
çıktı.
Kıbrıs
konusu ise % 27 oranıyla 3üncü sırada yer aldı.
Araştırmaya
göre, geçmişte genel olarak Kıbrıslı Türklerin en önemli
sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs konusu, EB 70 ve EB
71 çalışmalarında önem kaybetmekte olduğu
gözlemleniyor.
KIBRISLI
TÜRKLERE GÖRE TOPLUMDA İŞLER...
Çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 16sı
Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde gittiğini ortaya
koydu. Açıklamada, EB-69da % 21 olan bu oranın sürekli bir
düşüş trendinde olması Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili kötümser
olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu
göstermektedir denildi.
Araştırma
sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin % 48i günü gününe
yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun gelecek için herhangi
bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya koydu. Bu oran AB 27 genelinde %35.
Ekonomik
sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak sıralayan
Kıbrıslı Türk katılımcıların % 68i
Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş
bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20lik
bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu.
ABYE GÜVENDE CİDDİ AZALMA
Araştırma
sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğine
güven oranlarında ciddi bir azalma söz konusu.
ABye
güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12lik
bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk olarak listeye girdi.
Araştırma
sonuçlarına göre, özellikle EB 69 çalışmasında ABye güven
konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin
bu yaklaşımı 1 sene sonrasında yerini güvensizliğe bıraktı.
Bu
çalışmada Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Birleşik
Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosuna en az güvenen topluluk olarak
görülüyor.
Kıbrıslı
Türklerin % 45i AB üyeliğinin iyi
bir şey olduğuna inanıyor.
Bu oran AB 27 ortalamasının altında (% 53).
Geçmiş
çalışmalara bakıldığı zaman
Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB
ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu
gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir
görüş ortaya kondu.
EB 70
çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk halkında AB
müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda iyimserlik bir
azalma gösterdi.
SESİNİ DUYURAMADIĞINI
DÜŞÜNÜYOR
Çalışmaya
göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin ABde dikkate
alınmadığını düşünmekte. Kıbrıslı
Türklerin sadece % 21i sesinin ABde dikkate alındığına
inanıyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk
halkının sesinin ABde dikkate alındığını
düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (% 17) daha da
düşük.
KIBRISLI
TÜRKLER KENDİLERİNİ AVRUPALI HİSSETMİYOR
Araştırmaya
göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı
hissetmiyor. Çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 26sı kendisini
Avrupalı hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin % 54ü Avrupa Birliğinin
geleceği konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu.
HALKIN SESI 05/10/09
![]()
Güney Kıbrısta Kathimerini gazetesi Genel
Sekreterin Başarısızlıktan Kaçınmaya Yönelik
Manevraları... 7 Kasımda Geliyor başlıklı haberinde
Banın müzakerelerin başarısızlık sonuçlanmasını
engellemek amacıyla hareketlerde bulunacağını, bu çerçevede
7 Kasımda Adaya geleceğini İddia etti.
Bm Genel Sekreteri BanKi Moonun 7 Ekimde adaya
geleceği belirtildi.
Güney Kıbrısta Kathimerini gazetesi Genel
Sekreterin Başarısızlıktan Kaçınmaya Yönelik
Manevraları... 7 Kasımda Geliyor başlıklı haberinde
Banın müzakerelerin başarısızlık
sonuçlanmasını engellemek amacıyla hareketlerde
bulunacağını, bu çerçevede 7 Kasımda Adaya
geleceğini İddia etti.
Adada, prosedürü kendi yöntemiyle güçlendirmeye ve elinden
geldiğince, Downerin itibarını canlandırmaya
çalışacağını yazan gazete haberini Ban Ki Moonun
Hareketi Beklenirken... BMnin Projelerinin Alaşağı Olması
Nedeniyle Genel Sekreter, Çıkmazdan Kaçınmak İçin Manevralara
Başvuruyor başlığı altında özetle şöyle
sürdürdü:
DOWNER AĞZINDA ACI BİR TAT
Eylül ayı; planlananların dışında
şeylerin olması, Downer ve çalışma
arkadaşlarının ağzında acı bir tat
bıraktı. BMnin Kıbrıs sorunuyla meşgul olan yetkililerinin,
Talat ve Hristofyasın New Yorkta olacak olmalarını
değerlendirme planları yaptıkları Haziran
başlarında planlarının felsefesi şuydu:
Downer, doğrudan müzakerelerin ikinci turunun
planlanması amacıyla yapılacak toplantıda Genel Sekreter ve
çalışma arkadaşlarıyla istişarelerde bulunmak ve
Güvenlik Konseyine birinci turla ilgili bilgi vermek üzere 14-28 Eylülde New
Yorkta olacaktı. Buna paralel olarak dışişleri eski
bakanı sıfatıyla, Kıbrıs sorununda önemli rol
oynayabilecek ülkelerden denkleriyle; prosedürün hızlandırılması
ve taraflar arasında karşılıklı uzlaşı
yönünde nüfuz kullanmalarını sağlamak için olabildiğince
çok temas edecekti.
YÖNETİM VE MÜLKİYET
Bu süre zarfında, prosedüre ivme kazandırmak
hızlandırmak ve liderleri (Başkan Hristofyası) iyi niyet
olması halinde anlaşmazlıkların çok daha kolay
aşılabileceğine ikna etmek hedefiyle BM Genel Sekreterinin
himayesinde iki liderle iki günlük görüşmeler yapılacaktı. Bu
görüşmeler yönetim ve mülkiyet başlıklarında olacaktı.
Haziran ayında yapılan projelerde; Yönetim
konusundaki hedef; daha fazla bir görüş birliği ve belki bu
başlığın kapatılmasıydı. Daha zor
olduğu görünen mülkiyet başlığındaki hedef ise iki
liderin görüşmelerde; Kıbrıslı Rumların mülkiyet
haklarının korunduğu duygusunu tatmin edecek ancak
Kıbrıslı Türk kiracıları mallardan çıkarmayacak
formüller bulunabileceğine anlayışı üzerine
yoğunlaşmalarıydı. Yani; malın tapusu Mariosta
olacak ancak Mustafa da sokakta bırakılmayacak. Mülkiyette fikirleri
Bostondan Amerikalı avukat Jeff Bates ortaya koyacaktı.
Ancak durum tersine gelişti. Downerin New Yorkta
kalma süresi 48 saatle sınırlandı ve kendisinin baskı
yapması veya başkalarının baskılarını
metotlaması yerine; ifade ettiği ve BM belgelerinin
sızdırılmasıyla medyaya yansıyan tezlerinden dolayı
kendini savunmak zorunda kaldı. Yalnızca Genel Sekreterle
görüştü ve bir iç toplantıya katıldı.
Gazete BM Genel Kurulunda Türkeiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğanın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
yaptıkları konuşmaların ve TC Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlunun son dönemdeki
açıklamalarının Genel Sekreterin 7 Kasımda Adaya gelmesi
arifesinde yapılması beklenen taktik hareketlerin işareti
olduğu yorumunda da bulundu.
MÜDAHİL OLMA PERSPEKTİFİ
Fileleftheros Genel Sekreterin Müdahil Olması
Perspektifi... Flaş: Ban Ki Moon Niyetlerini AB Troikasına
Açıkladı başlığıyla manşete çektiği
haberinde Genel Sekreter Banın Kıbrıs sorununa şahsen
müdahil olmak ve çözüm çabalarına müdahale etmeyi ciddi ciddi
düşünmekte olduğunu bildirdi.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak Banın bu
yöndeki niyetlerini, 26 Eylülde New Yorkta görüştüğü AB
Troikasına aktardığını yazdı, özetle şöyle
devam etti:
Ban Ki Moon kartlarını açarak, BMnin;
takvimlere yetişmek, bir anlaşmaya varılması veya
Aralık ayına kadar ilerleme sağlanması amacıyla
önümüzdeki hafta Kıbrıs sorununa dinamik müdahale
planlarını doğruladı.
Banın şahsen müdahil olması Kasım
ayının ilk haftasında Kıbrısı ziyaretiyle
başlayacak. Buna paralel olarak prosedürde, bu aydan itibaren BM
teknokratlarının köprü kurucu fikirlerle müdahaleye
başlamaları bekleniyor.
STAR
KIBRIS 05/10/09
![]()
Ülkemizde şu an 35 milyon metreküp olan su
ihtiyacının 2015 yılında 38,5 milyon metreküp
olacağını aktaran yetkililer, Türkiyeden getirilecek olan su
projesinin 2010 yılından sonra başlatılacağını
bildirdi.
Recep USUN
Ülkedeki yeraltı su kaynaklarının her geçen
gün azaldığını ve bunun çok önemli bir sorun haline
geldiğini anlatan Tarım Bakanlığı Müsteşarı
Nazım Ergene, bu sıkıntının aşılabilmesi
için deniz suyunun arıtılması ve Türkiyeden su getirilme
projesinin olduğunu söyledi. Ergene, Türkiyeden su getirme projesi
çalışmaları 2010 yılında
başlanacağını aktarırken, bu konuda yapılan
çalışmaların devam ettiğini kaydetti. Ülkenin en büyük
sıkıntılarından biri olan su sorunu hakkında
istatistik bilgisini aldığımız Su İşleri Dairesi
Müdürü Asım Kayan ise nüfus artışı ile birlikte su
ihtiyacının artacağını ve şu an 35 milyon
metreküp olan su ihtiyacının 2015 yılında 38,5 milyon
metreküpe çıkacağını açıkladı.
SU SIKINTISI TEHLİKE YARATIYOR
Tarım Bakanlığı Müsteşarı
Ergene, ülkemizde var olan yeraltı su kaynaklarının her geçen
gün azaldığını söyleyerek, bu durumun her geçen gün
insanlar için tehlike yarattığını anlattı. Ergene,
ülkede yetersiz olan yeraltı su kaynaklarına çözüm olarak, deniz
suyunun arıtılması ve Türkiyeden borularla su getirilmesi
olduğunu aktararak, ülkenin belli bölgelerinde deniz suyunun
arıtıldığını dile getirdi. Müsteşar Ergene,
Türkiyeden borularla deniz yolundan su getirme projesinde ilerleme
kaydedildiğini ve şu anda bu konu hakkında hükümetin
çalışma içinde bulunduğunu belirtti. Ergene, su
sıkıntısını giderilmesi için hükümetin almaya
çalıştığı tedbirler arasında bulunan Türkiyeden
su getirme projesi çalışmaları 2010 yılında
başlanacağını söyledi.
NÜFUS SU İHTİYACINI ARTTIRIYOR
Ülkedeki içme suyu ihtiyacı ile alakalı
istatistik bilgisini aldığımız Su İşleri Dairesi
Müdürü Asım Kayan, şu an ülkenin 35 milyon metreküp suya
ihtiyacı olduğunu, 2010 yılında bu oranın 36 milyon
metreküp, 2015 yılında ise 38,5 milyon metreküpe
çıkacağını açıkladı. Ergene, içme sularında ki
bu artışın nüfus artışıyla eş değer
orantıda arttığını anlatarak, bu rakamların
değişebileceğini söyledi.
DENİZ SUYU ARITILIYOR
Su İşleri Dairesi Müdürü Kayan, ülkede ki
yeraltı su kaynaklarını azlığından dolayı
deniz suyunun arıtıldığını ve kullanım
amacıyla halka dağıtıldığını
anlattı. Deniz suyunun arıtıldığı bölgeler
hakkında bilgi veren Kayan, Gazimağusa Belediyesinin
başlattığı bir projenin olduğunu ve bu projeden günlük
4 bin metreküp su arıtılacağı
planlandığını aktardı. Nazım Kayan, Su
İşleri Dairesinin kurduğu arıtma tesisi sayesinde, Bafra
bölgesinde günde 2 bin metreküp suyun
arıtıldığını ve bu oranın o bölgede
yapılacak olan otellerle birlikte 8 bin metreküpe
çıkarılması planlandığını söyledi. ABnin
Güzelyurt bölgesinde su arıtma tesisi kurduğunu ve 2011
yılında faaliyete gireceğini dile getiren Kayan, bu projenin
tamamlanmasıyla birlikte günde 23 bin metreküp suyun
arıtılacağını anlattı. Türkiyeden su
getirilmesiyle alakalı da bilgi veren Kayan, yapılan bir takım
anlaşmaların olduğunu ve bu anlaşmalar doğrultusunda
işlemlerin devam ettiğini açıkladı.
STAR
KIBRIS 05/10/09
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın temsilcileri Özdil Nami ile
Yorgos Yakovu, yarınki liderler görüşmesine hazırlık
amacıyla bugün bir araya geldi.
Özdil Nami, görüşmeyle ilgili yaptığı açıklamada,
yarınki liderler görüşmesinin gündemi olan, "federal devlette
yürütme" konusuyla ilgili önerileri
tartıştıklarını belirterek, toplantıya uzmanlar
heyetinin de katıldığını söyledi.
Talat ve Hristofyas'ın "yürütme" konusunu ele
alacağını hatırlatan Nami, bu konuda ön hazırlık
yaptıklarını, tarafların önerilerini
tartıştıklarını belirtti.
"Önerilerden bir senteze varılıp varılamayacağı
konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu" ifade eden Özdil
Nami, ancak iki tarafın da birbirine yardımcı olmaya
çalıştığını kaydetti.
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde yarın Lefkoşa ara bölgede 43. kez bir araya
gelecek.
Bu arada Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer'ın değiştirilmesi
konusunu, "hükümetin sorumluluk içinde ve dikkatle ele
aldığını" söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Stefanos Stefanu, "Rum hükümetinin, siyasal
partilerin tepkilerinin ardından Alexander Downer'ın
değiştirilmesi konusunu inceleyip incelemediği" sorusuna
karşılık, Rum hükümetinin konuyu sorumluluk içinde ve dikkatle
ele aldığını bildirdi.
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile Downer arasında bugün
yapılan görüşmede, "Demokratik Parti (DIKO) yetkililerinin
"muhafazakar', 'katı' ve 'Tasos'cu' gibi kategorilere
ayrıldığı" ileri sürülen "gizli" BM
belgelerinin sızmasına ilişkin konuların da ele
alındığını kaydetti.
Stefanu, Rum hükümetinin, "herkesin üstlendiği rol temelinde faaliyet
göstermesi gerektiği" görüşünü dile getirerek, tüm taraflardan
bunu beklediklerini vurguladı.
CNN TURK 06/10/09
CNN TURK 03/10/09
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, "Çözüme
varılmazsa, Kıbrıs
Türklerinin iradesinin tanınması gerektiğini" söyleyen
Başbakan Rcep Tayyip Erdoğan ile aynı görüşte. Üstelik
umutlu da. Adada, Erdoğan'ın koyduğu takvimde yani 2010
baharında çözüm olmazsa, KKTC'nin bu kez tanınabileceğini
düşünüyor. Bunu da Türkiye'nin gücüyle ifade ediyor.
(Deniz Kilislioğlu / CNN TÜRK) -- Eroğlu, "Son
şans olduğunu ben de düşünüyorum. Ben son şans
olmasını da temenni ediyorum" dedi.
Artık herkes aynı fikri dillendiriyor: "Kıbrıs'ta
devam eden bu müzakerelerde sonuç alınamazsa, Rumlar ve Türkler, herkes
kendi yoluna gitmeli". KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu da
bu görüşte.
Eroğlu, "Çünkü Kıbrıs
Türk halkı da yorulmuştur. Yüzde 80-82 civarında vatandaş 2
ayrı devlet üzerinde duruyor" diye konuştu.
Eroğlu, Başbakan'ın New York'ta, "Çözüm olmazsa KKTC'nin
statüsünün normalleştirilmesi ertelenemeyecek bir zorunluluktur"
sözlerini destekliyor, verdiği takvimi de...
Erdoğan, "Çözüme varılırsa, 2010 baharında referanduma
gidilmeli" demişti. Ama Eroğlu'na göre, Rumlarla bu takvime
uymak zor.
Eroğlu, "Ben Rumların bir uzkaşma niyetinde
olmadıklarına inanıyorum. Eşitliği kabul etmeyen, müzakere
masasında... Buradan bir anlaşma bana hayal geliyor" dedi.
1976 yılından beri adadaki tüm müzakerelerin içinde bir isim olarak
Eroğlu için anlaşma hayal.
Zaten Rum lider Hristofyas'ın Birleşmiş Milletler'de
yaptığı "Bir federasyon kurulacak ve o federasyonun iki
otonom bölgesi olacak" açıklamaları da bunu ortaya koyuyor.
Hiç mi ilerleme olmadı?
Eroğlu, "Kendisini üstün gören, bizi ise azınlık gören ve
3-5 sene içinde Kıbrıs'ın
tümüne hakim olma hayalinden vazgeçmediğini bu sözleriyle rahatlıkla
yorumlayabiliriz" dedi.
Peki Talat ve Hristofyas arasında geride kalan 42 görüşmede hiç mi
ilerleme olmadı?
Eroğlu, "Yargı dışında hiçbir konuda
anlaşamadılar. Yetki ve güç paylaşmı, mülkiyet toprak
harita konusunda hala anlaşamadılar. En önemli sorun mülkiyet,
harita, toprak konusu ve garantiler" diye konuştu.
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu'na göre çözüme
ulaşılması zor. Bu durumda, KKTC'nin iradesi
tanınmalı.
Peki Türkiye, 2004 referandumundan sonra sözlerini tutmayan uluslararası
topluma, yeni durumu kabul ettirebilir mi?
Eroğlu umutlu: "Türkiye bir dünya devletidir. Büyük bir devlettir.
Artık menfaatleri olduğu kadar dünyanın da menfaatleri Türkiye
ile dostluk ilişkisi ile bağdaşmaktadır. O nedenle
Türkiye'nin sesinin güneyin sesinden çıkacağı ve KKTC'nin dünya
tarafından tanınacağı bir gerçektir."
Türkiye Yunanistan'ı zorlamakta kararlı
CNN TURK 05/10/09
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
"Kıbrıs
sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı
zorlamaya devam edeceklerini" söyledi.
Davutoğlu, İspanya'nın
El Pais gazetesinde yayımlanan demecinde, Kıbrıs
ile ilgili bir soru üzerine, "Güney Kıbrıs
ile tek sorunun limanlar olarak gözüktüğünü, ancak bunun doğru
olmadığını" belirtti.
Bakan Davutoğlu, "2004 yılında Kıbrıslı
Türkler (dönemin BM Genel Sekreteri) Kofi Annan'ın barış
planını kabul etti. Kıbrıslı Rumlar ise reddetti ve
buna rağmen AB'ye
kabul edildiler. Neden AB
onlara 'Barış planını kabul edin' demedi? Kıbrıs
sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı
zorlamaya devam edeceğiz" dedi.
Yunanistan'daki
genel seçimlerde sosyalistlerin olası başarısına
ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, "Yunanistan
ile mükemmel ilişkilerimiz var. 10 yıl önceki ortamda bu
düşünülemezdi. Zorluklar yaşasak da ilişkilerin iyi şekilde
devam edeceğine eminiz" ifadesini kullandı.
AB
ile ilişkiler
Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin AB'ye
üye olmasının 2015 yılına kadar uzaması halinde
"bunun hem Türkiye, hem de AB
için çok geç olabileceğini" vurguladı.
Lizbon Antlaşması'nı henüz onaylamayan Çek Cumhuriyeti'nin bir
sorun çıkarmayacağına inandığını belirten
Davutoğlu, "Lizbon Antlaşması, AB'nin
daha fazla etkili olması için yapıldı. 2005 yılında AB,
Türkiye ile müzakere sürecini başlattığında şart
koymadı. Antlaşmalar, yerine getirilmek içindir" diye
konuştu.
İran'ın
nükleer faaliyetleri
Davutoğlu, "Türkiye'nin nükleer silaha sahip bir İran'ı
kabul edip etmeyeceğine" dair bir soruya da, "Nükleer enerji
tüm ülkelerin hakkıdır. İran,
barışçıl kullanım için buna sahip olabilir ve bunu
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile anlaşma içinde
yapmalı" dedi.
"Türkiye, nükleersiz bir bölge istiyor ve İran
bomba üretmek amacında olmadığını söylüyor" diyen
Davutoğlu, "Bir anlaşmazlık anında ilk çözüm diplomasi
olmalıdır, eğer başarılı olunmazsa daha fazla
diplomasi ve bu da başarılmazsa yine daha fazla diplomasi
olmalıdır. Askeri müdahale olmamalıdır, yaptırım
da olmamalıdır. Cezaların bir araç olamayacağını
söylemiyorum, ama halka ve komşulara da zarar verirler" ifadesini
kullandı.
El Ezher 'kara çarşaf' tartışmasını kapattı
Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nin rektörü: Kara çarşafın İslamla ilgisi yok
KAHİRE - Sünni İslam'ın en önemli enstitüsü olan Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nin rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, kadının yüzünü ve vücudunun tamamını baştan aşağı örten kara çarşafın İslami inançla bir ilgisi olmadığından yasaklanması için fetva çıkaracaklarını belirtti.
Vatan gazetesinin
haberine göre Tantavi, Mısır'ın başkenti Kahire'de bir
kız okulunu ziyareti sırasında çarşafla ilgili bir soruyla
karşılaşınca, bir kız öğrenciden giydiği
çarşafı çıkarmasını istedi. Ancak genç kız da
çarşafının dini bir zorunluluk ve inancı olduğunu,
çıkaramayacağını söyledi. Bunun üzerine şeyh Tantavi
de, çarşafın sadece bir gelenek olduğunu ve Kuran'ı
Kerim'le bir alakası olmadığını ifade etti. El Ezher,
daha önce de kadınların vücut çizgilerinin belli olmayacağı
şartıyla bol pantolon giyebilecekleri fetvasını
vermişti.
AP ajansına konuşan el ezher üniversitesi güvenlik görevlileri de
kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, bundan sonra üniversitenin
herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara
çarşaflı genç kızların bundan böyle
alınmayacağının söylendiğini belirtti.
Sadece Mısır'da değil, dünyanın dört bir yanındaki
Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Şeyh
Tantavi'nin El Ezher Enstitüsü'nün ilk ve orta okullarına domuz gribi ile
ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında
yaşandı. Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü
açmasını söyledi. Kız da " Bu benim inancım
gereğidir. Açmam" deyince, sinirlendiği her halinden belli olan
Şeyh Tantavi, bağırarak kıza " Bu tarz örtünmenin yani
Nikabın İslam'da yeri yok. Ben İslam dinini senden ve senin
ailenden daha iyi biliyorum" dedi.
EL EZHER HOCALARINDAN TANTAVİ'YE DESTEK..
Olayın arından AP ve Reuters, Şeyh Tantavi'ye ulaşmak için birbirleriyle yarıştı. Ancak Tantavi'ye ulaşılamadı. Ama El Ezher Üniverstiesi Araştırma kurumlarından Şeyh Abdel Maotai Bayumi, AP'ye yaptığı açıklamada " Biz heop birlikte Nikabın, İslami olmadığını biliyoruz. Taliban kadınları çarşaf giymeye zorluyor. Ve bu iş giderek yayılıyor. Bunu yasaklamanın zamanı geldi" diye konuştu. (Vatan)
RADIKAL 06/10/09
Bu mesaja dikkat!
KADEMe
yaptırılan kamuoyu araştırmasının
sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu
ABye güvenmiyor.
Çoğumuz kendini Avrupalı bile hissetmiyor
Avrupa Birliği,nin, KADEMe yaptırdığı kamuoyu
araştırmasının sonuçlarına göre,
Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 26sı kendisini
Avrupalı hissediyor. Ankete katılan Kıbrıslı Türkler
sadece yüzde 34ü Avrupa Parlamentosuna güveniyor. Avrupaya güvenmeyen
Kıbrıslı Türklerin gündeminde ilk sırası ekonomik
sorunlar, ikincisini de işsizlik alıyor.
Gözde SÜREÇ
Avrupa Birliği (AB)
tarafından yapılan ve 31 ülke ya da bölgeyi kapsayan Eurobarometer 71
anketi sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin ABye olan
güveni bugüne kadar tespit edilen en düşük seviyeye indi. Anket
sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler AB kurumları
arasında en fazla güven duydukları kurum olan Avrupa Parlamentosuna
sadece yüzde 34 oranında güveniyor.
Geçmiş Eurobarometer çalışmalarına
kıyasla Kıbrıs Türk Toplumunda AB kurumlarına güven
konusunda ciddi bir azalma olduğu görülüyor.
16 Haziran 6 Temmuz 2009 tarihleri arasında yapılan ve
27 üye devlet yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk Toplumunu
(KTT) kapsayan anket sonuçları dün açıklandı.
Saha çalışması toplam 500 kişilik bir örneklem
seçilerek yüz yüze mülakatlar şeklinde gerçekleştirilen anket, Taylor
Nelson Sofres ve EOS Gallup Europe arasında oluşturulan bir
konsorsiyum olan TNS Opinion & Social himayesinde KADEM tarafından
yapılırken, raporu Prologue Consulting Ltd. tarafından
hazırlandı.
Eurobarometer 71 sonuçlarına göre Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Birliğine duyduğu güven oranlarında ciddi bir
düşüş var. ABye güven oranında Eurobarometer 70
çalışmasına kıyasla yüzde 12lik bir düşüş
yaşandığı görülüyor. Buna göre Kıbrıslı
Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallıkın ardından ABne
en az güvenen topluluk oldu.
Bir yıl önce yapılan Eurobarometer 69
çalışmasında ABye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya
koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı bu yıl
yerini güvensizliğe bıraktı.
ABye güven konusunda genellikle Avrupa Birliği üye ülkeleri
ortalaması üzerinde bir tutum sergileyen Kıbrıslı Türkler
bu çalışmada AB ortalamasının altında kaldı.
AB kurumlarına duyulan güven de azaldı
Eurobarometer 70
çalışmasında Avrupa Parlamentosuna güvenmediğini belirten
Kıbrıslı Türklerin oranı yüzde 24 iken, Eurobarometer 71
çalışmasında bu oran yüzde 46ya yükseldi.
Avrupa Komisyonuna duyulan güven yüzde 30 ile sınırlı
kalırken bu oran Avrupa Merkez Bankası için yüzde 29 olarak tespit
edildi.
AB genelinde Avrupa Parlamentosuna duyulan güven oranı yüzde
48 iken, Komisyona ve Avrupa Merkez Bankasına duyulan güven oranı
yüzde 44.
Komisyona güvenen Kıbrıslı Türklerin oranı
yüzde 42den yüzde 30a gerilerken, Avrupa Merkez Bankasına güvenenlerin
oranı ise yüzde 39dan yüzde 29a düştü.
İyimserlik azalıyor
Eurobarometer 71
çalışmasına göre Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde
45i AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanıyor.
Kıbrıslı Türkler Eurobarometer 69 çalışmasında AB
üyeliği konusunda yüzde 56 oranında yüksek bir beklenti ortaya
koymuştu. Eurobarometer 69 çalışmasının
yaklaşık 1 yıl sonrasında iyimserlik oranında yüzde 11
azalma olduğu görülüyor.
AB müktesebatının uygulanması konusunda ise önceki
çalışmaya oranla sadece yüzde 1 oranında bir gerileme
yaşandığı görülüyor. Kıbrıslı Türkler yüzde
57 oranında AB müktesebatının Kıbrıs Türk toplumunda
tam olarak uygulanmasının faydalı olacağına
inanıyor.
Avrupa Birliği, Kıbrıslı Türkler için yüzde 39
oranında ekonomik refah ve sosyal koruma anlamı taşırken,
AB genelindeki diğer ülkeler için yüzde 42 oranında serbest seyahat,
çalışma vs. ve yüzde 33 oranında da Euro anlamı
taşıyor.
ABnin nasıl işlediği bilinmiyor
Eurobarometer 71in ilginç
sonuçlarından biri de Kıbrıslı Türklerin ABnin seslerini
duymadığına inandıklarını ortaya koyması.
Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 21i
sesinin ABde dikkate alındığını düşünüyor. Buna
karşılık Kıbrıs Türk toplumunun sesinin ABde dikkate
alındığını düşünen Kıbrıslı
Türklerin oranı yüzde 17.
Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 37si ABnin
nasıl işlediğini anladığını belirtirken,
çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde
34ü sesinin Kıbrıs Türk toplumunda dikkate
alındığını belirtti. Kıbrıslı Türklerin
Avrupa Birliği içerisinde en fazla haberdar olduğu kurum ise yüzde 75
oranında Avrupa Parlamentosu.
Euro destekleniyor
Kıbrıslı Türklerin yüzde
59u Euroyu destekliyor. Kıbrıslı Türkler arasında ABnin
daha fazla genişlemesi yüzde 62 oranında destek buldu.
Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerde
yüzde 43ü farklı hızlarda AB görüşüne çok fazla destek
belirtmedi. Kıbrıslı Türk katılımcıların
yüzde 20si bu soruda görüş belirtmedi. Bu da Kıbrıslı
Türklerin bu konuya ne denli uzak olduğunu ortaya koydu.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 55i küreselleşmeyi
ekonomik büyüme için bir fırsat olarak gördüğünü belirtirken, yüzde
52si küreselleşmenin sosyal eşitsizliği
artırdığını söyledi. Kıbrıslı Türklerin
yüzde 67si küreselleşmenin küresel kurallarla düzenlenmesi
gerektiğine inanırken, Kıbrıslı Türklerin yüzde
40ı ABnin öncelikli olarak ekonomik ve sosyal haklar yüzde 32si de
insan ticareti ile mücadele konusunda çalışmasını
istediklerini belirtti.
Kıbrıslı Türkler AB 27 ortalaması ile paralel
olarak ABnin insan haklarını koruma çabalarını yetersiz
buluyor.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 62si ABnin insan
haklarını koruma çalışmalarından yeterli derecede
bilgi sahibi olmadıklarını belirtirken, bu şikayet AB
genelinde de görülüyor.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 70i AB ortalaması
ile paralel olarak AB kimliğini oluşturan en önemli etkenlerin
demokratik değerler ve coğrafya olduğunu ortaya koyuyor.
Çoğunluk kendini Avrupalı
hissetmiyor
Ankette ortaya çıkan bir
diğer çarpıcı unsur da Kıbrıslı Türkler
kendilerini Avrupalı hissetmemeleri. Çalışmaya katılan
Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 26sı kendisini
Avrupalı hissediyor.
Ankete katılan Kıbrıslı Türkler yüzde 54
oranında Avrupa Birliğinin geleceği konusunda iyimser
olduklarını belirtti. Katılımcıların yüzde
36sı 2030 yılında AB vatandaşlarının
hayatının daha zor olacağını öngörürken yüzde 35i ise
daha kolay olacağını belirtti.
KIBRIS 06/10/09
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Birliğine ve AB Kurumlarına güvenin ciddi
şekilde azaldığı saptandı. ABye güven
oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12lik bir
düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk olarak listeye girdi.
Avrupa
Birliğinin yaptırdığı Eurobarometer
araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs
Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada
bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik
alıyor.
Avrupa
Birliğinin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet
yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan
71inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları
açıklandı.
Açıklamanın
ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı Türklerin ABye
güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına göre, ABye güven
oranlarında EB-70 çalışmasına kıyasla yüzde 12lik bir
düşüş gösteren Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk.
Eurobarometer-71
sonuçları, dün Güney Kıbrıstaki AB Evinde düzenlenen
basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya Avrupa
Komisyonunun Güney Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da
katıldı.
Toplantıda
genel olarak Güney Kıbrıstaki sonuçlar üzerinde durulurken,
Kıbrıs Türkleriyle ilgili araştırmadan da bazı
örnekler verildi.
HAYATTAN
MEMNUNİYET
Araştırmaya
göre Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı (% 53),
AB 27 ortalamasının (%77) altında kaldı.
Araştırmaya
göre EB 70 çalışmasına kıyasla Kıbrıslı
Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2 artmış olmasına
rağmen geçmiş diğer çalışmalara kıyasla bu
çalışmada da Kıbrıslı Türkler arasında bir
karamsarlık olduğu gözlemleniyor.
Kıbrıslı
Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB 27 ortalaması
üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.
Genel
olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı Türklerin
ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser sayılabilecek
bir durumda denilen araştırmada, EB 70 çalışmasına
kıyasla beklentilerde bir iyileşme gözlemlenmiş olmasına
rağmen bu iyimserliğin daha önceki çalışmalara kıyasla
daha düşük olduğu gözlemlendi, ancak yine de Kıbrıslı
Türklerin gelecekle ilgili beklentiler konusunda AB 27 ortalamasının
üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri gözlemlendi.
EKONOMİK DURUMLA İLGİLİ
KÖTÜMSERLİK
Araştırmaya
göre, Kıbrıslı Türkler, kendi hayatları ve AB ekonomisi
hakkında iyimser bir beklenti içerisinde olmalarına rağmen
Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik durum ile ilgili kötümser
bir tavır ortaya koydu.
Kıbrıslı
Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun ekonomik durum ve
işsizlik.
Yaptıkları
genel durum değerlendirmesinde Kıbrıslı Türkler, ekonomik
durumun toplum önündeki en önemli sorun olduğunu ortaya koydu.
Araştırmada, ikinci en önemli sorun olarak ise işsizlik öne
çıktı.
Kıbrıs
konusu ise % 27 oranıyla 3üncü sırada yer aldı.
Araştırmaya
göre, geçmişte genel olarak Kıbrıslı Türklerin en önemli
sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs konusu, EB 70 ve EB
71 çalışmalarında önem kaybetmekte olduğu gözlemleniyor.
KIBRISLI
TÜRKLERE GÖRE TOPLUMDA İŞLER...
Çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 16sı
Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde gittiğini ortaya
koydu. Açıklamada, EB-69da % 21 olan bu oranın sürekli bir
düşüş trendinde olması Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili kötümser
olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu
göstermektedir denildi.
Araştırma
sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin % 48i günü gününe
yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun gelecek için herhangi
bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya koydu. Bu oran AB 27 genelinde %35.
Ekonomik
sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak sıralayan
Kıbrıslı Türk katılımcıların % 68i
Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş
bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20lik
bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu.
ABYE GÜVENDE CİDDİ AZALMA
Araştırma
sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğine
güven oranlarında ciddi bir azalma söz konusu.
ABye
güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12lik
bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk olarak listeye girdi.
Araştırma
sonuçlarına göre, özellikle EB 69 çalışmasında ABye güven
konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin
bu yaklaşımı 1 sene sonrasında yerini güvensizliğe
bıraktı.
Bu
çalışmada Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Birleşik
Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosuna en az güvenen topluluk olarak
görülüyor.
Kıbrıslı
Türklerin % 45i AB üyeliğinin iyi
bir şey olduğuna inanıyor.
Bu oran AB 27 ortalamasının altında (% 53).
Geçmiş
çalışmalara bakıldığı zaman
Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB
ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu
gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir
görüş ortaya kondu.
EB 70
çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk halkında AB
müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda iyimserlik bir
azalma gösterdi.
SESİNİ DUYURAMADIĞINI
DÜŞÜNÜYOR
Çalışmaya
göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin ABde dikkate
alınmadığını düşünmekte. Kıbrıslı
Türklerin sadece % 21i sesinin ABde dikkate alındığına
inanıyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk
halkının sesinin ABde dikkate alındığını
düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (% 17) daha da
düşük.
KIBRISLI
TÜRKLER KENDİLERİNİ AVRUPALI HİSSETMİYOR
Araştırmaya
göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı
hissetmiyor. Çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 26sı kendisini
Avrupalı hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya
katılan Kıbrıslı Türklerin % 54ü Avrupa Birliğinin
geleceği konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu.
HALKIN SESI 05/10/09
![]()
Kıbrıslı
Türkler AB ve ülkedeki partilere güvenmiyor. Araştırmaya göre ABye
güven sadece %35 (%12 düştü) düzeyinde. Partilere güven duyanlar ise
%31de (%2 arttı) kaldı.
Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğine ve AB
Kurumlarına güvenin ciddi şekilde azaldığı
saptandı. ABye güven oranlarında EB 70 çalışmasına
kıyasla % 12lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler,
Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından ABye en az
güvenen topluluk olarak listeye girdi.
Avrupa Birliğinin yaptırdığı Eurobarometer
araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs
Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada
bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik
alıyor.
Avrupa Birliğinin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet
yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan
71inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları
açıklandı.
Açıklamanın ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı
Türklerin ABye güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına
göre, ABye güven oranlarında EB-70 çalışmasına
kıyasla yüzde 12lik bir düşüş gösteren Kıbrıslı
Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından
ABye en az güvenen topluluk.
Eurobarometer-71 sonuçları, dün Güney Kıbrıstaki AB Evinde
düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.
Toplantıya Avrupa Komisyonunun Güney Kıbrıs Temsilcisi
Androulla Kaminara da katıldı.
Kaminara, toplantıya başlarken Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak
günaydın ve hoş geldiniz dedi. AB temsilcisi, EB-71
araştırmasıyla ilgili bazı sonuçlar aktardıktan sonra
sözü sonuçları aktarmak üzere araştırma uzmanına
bıraktı. Toplantıda genel olarak Güney Kıbrıstaki
sonuçlar üzerinde durulurken, Kıbrıs Türkleriyle ilgili
araştırmadan da bazı örnekler verildi.
Hayattan memnuniyet
Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin hayattan
memnuniyet oranı (%53), AB 27 ortalamasının (%77) altında
kaldı. EB 70 çalışmasına kıyasla
Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2
artmış olmasına rağmen, geçmiş diğer
çalışmalara kıyasla bu çalışmada da
Kıbrıslı Türkler arasında bir karamsarlık olduğu
gözlemleniyor.
Kıbrıslı Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB
27 ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.
Genel olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı
Türklerin ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser
sayılabilecek bir durumda denilen araştırmada, EB 70
çalışmasına kıyasla beklentilerde bir iyileşme
gözlemlenmiş olmasına rağmen bu iyimserliğin daha önceki
çalışmalara kıyasla daha düşük olduğu gözlemlendi,
ancak yine de Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentiler
konusunda AB 27 ortalamasının üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri
gözlemlendi.
Ekonomik durumla ilgili kötümserlik
Araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler, kendi
hayatları ve AB ekonomisi hakkında iyimser bir beklenti içerisinde
olmalarına rağmen Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik
durum ile ilgili kötümser bir tavır ortaya koydu.
Kıbrıslı Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun
ekonomik durum ve işsizlik.
Yaptıkları genel durum değerlendirmesinde
Kıbrıslı Türkler, ekonomik durumun toplum önündeki en önemli
sorun olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, ikinci en önemli sorun
olarak ise işsizlik öne çıktı. Kıbrıs Konusu ise %27
oranıyla 3üncü sırada yer aldı.
Araştırmaya göre, geçmişte genel olarak Kıbrıslı
Türklerin en önemli sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs
konusu, EB 70 ve EB 71 çalışmalarında önem kaybetmekte
olduğu gözlemleniyor.
Kıbrıslı Türklere göre toplumda işler...
Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece
%16sı Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde
gittiğini ortaya koydu. Açıklamada, EB-69da %21 olan bu oranın
sürekli bir düşüş trendinde olması Kıbrıslı
Türklerin Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili
kötümser olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu
göstermektedir denildi.
Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin
%48i günü gününe yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun
gelecek için herhangi bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya
koydu. Bu oran AB 27 genelinde %35.
Ekonomik sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak
sıralayan Kıbrıslı Türk katılımcıların
%8i Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş
bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20lik
bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu.
Partilere güvensizlik %69
Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %69unun
partilere güvenmediğinin kaydedildiği araştırma
sonuçlarında, AB 27 genelinde siyasi partilere güvensizliğin ise %76
olduğu belirtildi. Çalışmanın yapıldığı
dönem itibarıyla, yakın bir geçmişte bir genel seçim geçirmiş
olan Kıbrıs Türk halkında, siyasi partilere güven EB-70
çalışmasına kıyasla %2 oranında bir artış
gösterdi. Buna karşılık AB 27 genelinde bu oranda %1lik bir
düşüş yaşandı.
AB 27 genelinde vatandaşlar devletin hayatlarına çok fazla müdahale
ettiğini savunurken
(% 61) çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin
yarısı (% 50) buna katılmadığını ortaya
koydu.
ABye güvende ciddi azalma
Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin
Avrupa Birliğine güven oranlarında (%35) ciddi bir azalma söz
konusu.
ABye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla %
12lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve
Birleşik Krallığın ardından ABye en az güvenen
topluluk olarak listeye girdi.
Araştırma sonuçlarına göre, özellikle EB 69
çalışmasında ABye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya
koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı 1 sene sonrasında
yerini güvensizliğe bıraktı.
Bu çalışmada Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve
Birleşik Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosuna en az güvenen
topluluk olarak görülüyor.
Kıbrıslı Türklerin % 45i AB üyeliğinin iyi bir şey
olduğuna inanıyor. Bu oran AB 27 ortalamasının altında
(% 53).
Geçmiş çalışmalara bakıldığı zaman
Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB
ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu
gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir
görüş ortaya kondu.
EB 70 çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk
halkında AB müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda
iyimserlik bir azalma gösterdi.
Kıbrıslı Türkler, AB müktesebatının Kıbrıs
Türk halkında tam olarak uygulanmasının faydalı
olacağına (%57) inanıyor. Bu oran EB 70
çalışmasına kıyasla sadece %1 oranında bir gerileme
sergiledi.
Sesini duyuramyor
Çalışmaya göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin ABde
dikkate alınmadığını düşünmekte.
Kıbrıslı Türklerin sadece %21i sesinin ABde dikkate
alındığına inanıyor. Buna karşılık
Kıbrıs Türk halkının sesinin ABde dikkate
alındığını düşünen Kıbrıslı
Türklerin oranı (%17) daha da düşük.
Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin
%59u Euroyu desteklerken, ayni şekilde Kıbrıslı Türkler
arasında ABnin daha fazla genişlemesi %62 oranında destek
buldu.
Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin %55i
küreselleşmeyi ekonomik büyüme için bir fırsat olarak gördüğünü
belirtti. Buna karşılık, çalışmaya katılan
Kıbrıslı Türklerin %52si küreselleşmenin sosyal
eşitsizliği artırdığını savundu.
Avrupalı hissetmiyoruz
Araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini
Avrupalı hissetmiyor. Çalışmaya katılan
Kıbrıslı Türklerin sadece %26sı kendisini Avrupalı
hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya katılan
Kıbrıslı Türklerin %54ü Avrupa Birliğinin geleceği
konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu.
Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %36sı
2030 yılında AB vatandaşlarının hayatının
daha zor olacağını, %35i ise daha kolay
olacağını öngörüyor.
STAR KIBRIS 06/10/09
![]()
TC Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, 'Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı
zorlamaya devam edeceklerini' söyledi.
Davutoğlu, İspanya'nın El Pais gazetesinde yayımlanan
demecinde, Kıbrıs ile ilgili bir soru üzerine, 'Güney
Kıbrıs ile tek sorunun limanlar olarak gözüktüğünü, ancak bunun
doğru olmadığını' belirtti.
AB'nin 2004 yılında Güney Kıbrıs'ı üye yaparak,
komşularıyla ve içte meselelerini çözmeyen bir ülkenin Birliğe
kabul edilemeyeceği kuralını ihlal ettiğini kaydeden
Davutoğlu, '2004 yılında Kıbrıslı Türkler
(dönemin BM Genel Sekreteri) Kofi Annan'ın barış planını
kabul etti. Kıbrıslı Rumlar ise reddetti ve buna rağmen
AB'ye kabul edildiler. Neden AB onlara 'Barış planını kabul
edin' demedi? Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı
zorlamaya devam edeceğiz' dedi.
Yunanistan'daki genel seçimlerde sosyalistlerin olası
başarısına ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu,
'Yunanistan ile mükemmel ilişkilerimiz var. 10 yıl önceki ortamda bu
düşünülemezdi. Zorluklar yaşasak da ilişkilerin iyi şekilde
devam edeceğine eminiz' ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının
2015 yılına kadar uzaması halinde 'bunun hem Türkiye, hem de AB
için çok geç olabileceğini' vurguladı.
Lizbon Antlaşması'nı henüz onaylamayan Çek Cumhuriyeti'nin bir
sorun çıkarmayacağına inandığını belirten
Davutoğlu, 'Lizbon Antlaşması, AB'nin daha fazla etkili
olması için yapıldı. 2005 yılında AB, Türkiye ile
müzakere sürecini başlattığında şart koymadı.
Antlaşmalar, yerine getirilmek içindir' diye konuştu.
Davutoğlu, 'Türkiye'nin nükleer silaha sahip bir İran'ı kabul
edip etmeyeceğine' dair bir soruyu şöyle yanıtladı:
'Nükleer enerji tüm ülkelerin hakkıdır. İran,
barışçıl kullanım için buna sahip olabilir ve bunu
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile anlaşma içinde yapmalı.
Türkiye, nükleersiz bir bölge istiyor ve İran bomba üretmek amacında
olmadığını söylüyor. Bir anlaşmazlık anında
ilk çözüm diplomasi olmalıdır, eğer başarılı
olunmazsa daha fazla diplomasi ve bu da başarılmazsa yine daha fazla
diplomasi olmalıdır. Askeri müdahale olmamalıdır,
yaptırım da olmamalıdır. Cezaların bir araç
olamayacağını söylemiyorum, ama halka ve komşulara da zarar
verirler.'
STAR KIBRIS 06/10/09
Papandreou election win raises hopes
in Cyprus
By Charles Charalambous
SUNDAYS election in Greece
of a new PASOK government led by George Papandreou has raised hopes in Cyprus
of a new impetus for solving the national problem, but domestic issues like a
faltering economy will probably have to take priority.
Papandreou won a strong mandate to deliver on his promise to tackle Greeces
serious economic problems, and he is unlikely to be given a honeymoon period.
The incoming government is also facing huge public concern over the education
and health sectors, so it remains to be seen how much energy it can also devote
in the coming months to tackling the foreign policy issues of EU-Turkey
relations and the Cyprus problem.
The European Commissions latest six-monthly report on Turkeys accession
course will be published officially on October 14, ahead of Decembers summit
meeting. Given that part of Turkeys commitments to the EU relate directly to
Cyprus, the December summit and the ongoing second round of direct talks
between the two sides in Cyprus are seen here as two aspects of the same issue
on which more is expected from Papandreou than his predecessor.
Stavros Tombazos, Assistant Professor of Political Science at the University of
Cyprus, said: Greek foreign policy under Simitis with Papandreou as Foreign
Minister was much more energetic and proactive. They had clearer plans than
the New Democracy (ND) government which followed, both for Greece-Turkey relations
and the Cyprus problem, although it should be remembered that both PASOK and
then ND supported the Annan Plan.
Tombazos said: At this stage, PASOK can be expected to be more energetic in
foreign relations, so we can hope this will produce positive results. As time
goes on, finding a solution to the Cyprus problem will become even more
difficult.
Statements made by Papandreou and other leading PASOK figures during the
election campaign would tend to support this view. Despite a reputation for avoiding
fiery rhetoric in favour of a more measured stance on national issues,
Papandreou said that his government would block Turkeys EU accession if
Ankara does not change its behaviour towards Greece.
A senior official from PASOK was quoted recently as saying: We are the most
fanatical supporters of Turkeys bid for the EU. But this does not mean we will
accept the Turkish attitude in the Aegean Sea.
The direct link between Turkeys EU aspirations and the Cyprus problem was
stated clearly by Andreas Loverdos, who is in charge of the PASOK Foreign
Affairs Bureau and a candidate for the post of Foreign Minister. He said: We
demand that Turkey abides with the demands of the EU and recognises the
Republic of Cyprus.
Papandreou has already taken an explicit position on the current Cyprus talks.
Political analyst and commentator Louis Igoumenides told the Mail: After the
public promise Papandreou made [two weeks ago] at the memorial event for
Yiannos Kranidiotis, when he said he completely supported a solution based on a
bizonal, bicommunal federation, in a way we can take this as a commitment that
he will support every effort by [President Demetris] Christofias within that
framework. In contrast, Karamanlis avoided that hot potato. Igoumenides added:
Whether Christofias will actually reach a solution, Im not so sure. Im
rather pessimistic.
The question of how much effort the new PASOK government will put into
facilitating a solution is also open. Hubert Faustmann, Associate Professor in
International Relations at Nicosia University, thinks that the election of
Papandreou is not of great significance in terms of the ongoing talks. Greece
will not create any problems for the Greek Cypriot side and will back any
solution they propose. Greece doesnt have much to gain or lose, so it will
back any workable solution.
In political circles, the news of Papandreous election was received
positively, but most statements stressed the need for closer co-ordination on
foreign policy between Nicosia and Athens perhaps indicating concern that the
Cyprus problem should not pushed be too far down PASOKs policy list.
Christofias phoned Papandreou on Sunday night to congratulate him on PASOKs
victory. Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday that Papandreou
had once again expressed his support for the Presidents policy on the Cyprus
problem, and they agreed that they will meet very soon, possibly in Cyprus.
Foreign Minister Marcos Kyprianou stressed that the new Greek government is
taking office at a crucial stage for Cyprus, with the start of the second round
of direct talks and the EUs assessment of Turkeys accession course in
December. So, especially during this period, even closer co-operation and
co-ordination between the two governments will be needed.
DIKO emphasised in its official statement the need to jointly stand up for our
broader national interests, while EDEK called for a common national
strategy.
CYPRUS MAIL 06/10/09
Downer back in the dog house
By George Psyllides
UNITED NATIONS special
envoy Alexander Downer was on the receiving end of fresh attacks at the weekend
over the alleged classification of Cypriot politicians depending on their
political views.
The government chose not to comment yesterday as their government partners
DIKO, the party whose members had been classified by the UN, has declared
Downer persona non grata.
Reports, citing leaked documents, said the UN classified DIKO officials
according to their views on the Cyprus problem.
These are sensitive issues and it is for exactly this reason that we handle
such issues with a lot of caution, without many statements, government
spokesman Stefanos Stefanou told reporters. In our view, public statements on
such issues, especially on behalf of the government, do not do any good and are
not productive.
Stefanou said the president was scheduled to meet Downer today but the topic of
the discussion was up to Demetris Christofias.
DIKO chairman Marios Garoyian said over the weekend that he would seek a
meeting with Christofias to discuss the issue because he considered Downers
stance provoking and unacceptable.
The partys deputy chairman Giorgos Kolokasides said the leaks led to one
conclusion: Mr. Downers presence in Cyprus is completely inappropriate.
The Cypriot government has the burden of protecting institutions and we think
it should finish with Mr. Downer, Kolokasides said.
It is not the first time Downer had found himself under fire in recent days.
In September he was accused of having business interests in Turkey, something
which the UN said was totally false.
Downer is a partner in Bespoke Approach, an Australian-based business
consultancy that happens to be used by KKR, an American equity firm that
sponsors and manages investment funds.
KKR has a number of media contacts around the globe, with Bespoke Approach
being its contact in Australia.
According to daily Simerini, in 2007 KKR was in involved in the acquisition of
the largest shipping company in Turkey, UN Ro-Ro Group, in a deal worth 900
million.
Simerini said it was obvious that Downers involvement with Bespoke Approach
represented a conflict of interest.
Daily Alithia yesterday commented that despite that argument crumbling down, no
one came out to correct what they said.
The newspaper yesterday presented Downers Greek partner in Bespoke Approach,
Nick Bolkus, an active member of the Greek expat community in Australia.
In 1974, Bolkus was in Cyprus as the Australian governments special
representative while in 1993 he donated $3 million for the construction of the
expat communitys elderly home.
To characterize him (Downer) a philhellene because his partner is Greek, would
be as naïve as saying that he is Turkophile because a client of his invested in
Turkey, Alithia said. We just want to stress how shallow and guided some
publications are.
CYPRUS MAIL 06/10/09
07
Ekim. 2009 Çarşamba
NTV
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulmayı amaçlayan ve Birleşmiş Milletler (BM) gözetimindeki
doğrudan müzakereler çerçevesinde 43. kez bir araya geldi.
Görüşme, liderler
arasında baş başa başladı. Eylül 2008'de başlayan
müzakereler çerçevesinde, Lefkoşa ara bölgede bir araya gelen liderler,
''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' ana başlığı
altındaki ''Yürütme'' konusunu görüşmeyi sürdürecek.
Görüşmede
ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs Rum
tarafının müzakere sürecini yıpratma faaliyetlerini de gündeme
getirmesi bekleniyor.
10 Eylül'de başlayan
ikinci turun üçüncü görüşmesini yapan taraflar, ilk görüşmede de
''Yürütme'' konusundaki önerilerini sunmuştu.
Kıbrıs Türk
tarafı, ''Yürütme'' konusunda yaptığı öneride, daha önce
savunduğu İsviçre tipi ''Başkanlık Konseyi''ni kısmen
terk ederek, dönüşümlü ''Başkanlık Sistemi''ne dönmüş; başkan
ve başkan yardımcısının iki toplum
vatandaşlarınca doğrudan seçilmesi yerine senato tarafından
seçilmesini ve senato düzeyinde en az 3 tur seçim yapılması
önerisinde bulunmuştu.
Ortak oy pusulasıyla
seçime gidilmesini de öneren Türk tarafı, kurulacak ortak devletin
başkanı ve başkan yardımcısının belirlenmesiyle
ilgili, ''başkan ve başkan yardımcısını, ait
oldukları toplumlar seçer'' biçimindeki klasik düşüncesini
değiştirerek, 1 Türk ve 1 Rum'un yer alacağı ''ortak oy
pusulası'' önermişti.
Son olarak 17 Eylül'de
görüşen liderler, müzakerelere, yurt dışı temasları
nedeniyle 19 gün ara vermişti.
BM Genel Kurul
çalışmaları nedeniyle New York'ta temaslarda bulunan Talat ve
Hristofyas, burada, karşılıklı sert açıklamalar
yapmıştı. Talat, Hristofyas'ın, BM parametrelerini devre
dışı bırakmaya çalıştığını belirterek,
BM'yi, buna ''dur'' demeye çağırmıştı.
Görüşmeye, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun
da katılıyor.
Downer dün, Talat ve
Hristofyas'ı ayrı ayrı ziyaret etmiş, liderlerin
temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da, bugünkü görüşmeye
hazırlık amacıyla, uzman heyetlerin de
katılımıyla bir görüşme yapmıştı.
Liderler, görüşme
sonunda, görüşmenin yapıldığı binanın bahçesine,
barışı simgeleyen zeytin fidanı dikecek.
DIŞ
HABERLER SERVİSİ
MILLIYET 07/10/09
Müslümanlığın en önemli eğitim
kurumlarından El Ezher Üniversitesi ve ona bağlı okullarda
İslamla alakası yok diyerek peçe takılmasını
yasaklayan Rektör Şeyh Tantavinin istifası isteniyor
Sünni
İslamın
en prestijli eğitim kurumlarından olan Mısırdaki
El Ezher Üniversitesi Rektörü Şeyh Muhammed Seyid Tantavinin,
öğrencilerin nikap (peçe) takmasını
yasaklayacağını açıklaması ülkede büyük bir
tartışmanın fitilini ateşledi.
Şeyh Tantavi geçen hafta akademik yılın
başlaması nedeniyle El Ezhere bağlı bir ortaokulu ziyaret
etti. Okuldaki bir kız öğrencinin nikap taktığını
gören rektör, öfkeli bir biçimde, Nikabın İslamla alakası yok,
sadece bir gelenek. Ben dinimizi senin anne babandan daha iyi biliyorum dedi.
Kıza nikabını çıkarttıran Tantavi, bundan böyle El
Ezher okullarında bu örtünün takılmasını
yasaklayacağını açıkladı.
Sorumsuzca karar
Bu hafta başından itibaren El Ezher okullarına ve
yurtlarına nikaplı girmenin yasaklandığı belirtildi.
Ancak Mısır Yüksek Eğitim Bakanı Hani Hilal ve
üniversitenin güvenlik görevlileri, bu uygulamanın güvenlik gerekçesiyle
yapıldığını söyledi.
Tantavinin sözleriyle başlayan nikap tartışması Mısırı
karıştırdı. Mısırlı İslamcı
Milletvekili Hamdi Hasan, Neye dayanarak böyle bir fetva
verip nikaplı öğretmen ve öğrencilerin El Ezhere girmesini
yasaklıyor? Böyle kıyafetleri dini kurumlarda da giyemeyeceklerse
nerede giyecekler dedi. Milletvekili, tamamen sorumsuzca bir karar almakla
suçladığı Tantaviyi istifaya çağırdı.
Müdahale edilmemeli
El Ezhere bağlı bir enstitünün başkanı olan Atıf
Muhammed Abdu, nikap takıp takmamanın kişisel bir tercih
olduğunu ve buna müdahale edilmemesi gerektiğini savundu.
Din
adamı Şeyh Saffet Hicazi de, Bir kadının istediği
şeyi giymesine engel olmak suçtur. Nikabın bir gelenekten ibaret
olduğunu söyleyen biri hürmete layık değildir dedi. Hicazi,
karısının ya da kızının nikap takmasını
engellemeye çalışanlar hakkında dava açacağını
belirtti.
El Ezherden araştırma görevlisi Abdül Muati Bayumi ise,
Nikabın dini bir zorunluluk olmadığı konusunda hepimiz
hemfikiriz diyerek Rektör Tantavinin resmi bir emir yayımlaması
halinde buna uyacaklarını söyledi. Taliban,
kadınları nikap takmaya zorluyor ve bu olgu gittikçe
yayılıyor diyen Bayumi, bu durumu değiştirmenin
zamanının geldiğini vurguladı.
Mısırlı
kadınlar arasında yayılıyor
Mısırda kadınların büyük kısmı, yüzü ve elleri
açıkta bırakan hicap usulü örtünse de, komşu Suudi Arabistanda yaygın olan nikap
kullanımının son zamanlarda Mısırlı kadınlar
arasında da gittikçe yayıldığı belirtiliyor.
Mısır hükümeti ve liberal görüşlü kesimler, aşırı
dinciliğin yayılmasının göstergesi olarak
değerlendirdikleri bu gelişmeden rahatsızlık duyuyor.
2001 yılında, başkent Kahiredeki
Amerikan
Üniversitesinin kütüphanesine nikaplı olarak girmesine izin verilmeyen
bir araştırmacı mahkemeye başvurmuş ve davayı
kazanmıştı. Davaya bakan Yüksek Mahkeme, nikabın tamamen
yasaklanmasının anayasaya aykırı olduğuna
hükmetmiş, nikap takan kadınların kadın güvenlik
görevlilerine yüzlerini gösterip kimliklerini teyit ettirebileceklerini belirtmişti
![]()
Alexander Downer Cumhurbaşkanı Talat ile
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, güney
Kıbrısta aleyhinde yürütülen propagandaya da yanıt vererek,
herkes müzakerelere odaklanmalı dedi.
Bu önemli görevden zevk alıyorum. yardımcı olmak için de
elimden geleni yapıyorum. Ama bu süreç benim hakkımda değil,
Kıbrıs hakkında. Ben buna odaklanmadan yanayım.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, devam eden müzakere sürecinin ne
kendisi ne de BM hakkında olduğunu belirterek, herkesin
Kıbrısın geleceği için anlaşmaya odaklanması
gerektiğini belirtti.
Downer dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edildi. Cumhurbaşkanı Talat görüşmeyle ilgili açıklama
yapmazken, Alexander Downer, yaklaşık bir saat süren görüşmeden
çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Güney Kıbrısta aleyhinde yürütülen propagandayla ilgili soruyu
yanıtında, Bu süreç ne ben, ne de BM hakkındadır. Benimle
ya da BM ile ilgili söylenenler ana konu değil. Süreç,
Kıbrısın geleceği için anlaşmaya varmak amacıyla
müzakere eden iki tarafla ilgilidir dedi.
Herkesin müzakerelere odaklanması gerektiğini kaydeden Downer, yurt
dışı ziyaretleri nedeniyle ara veren liderlerin yarın bir
araya geleceğini, ayrıca bu hafta içinde bir görüşme daha
gerçekleştireceğini söyledi. Downer, gelecek hafta da 2 görüşme
yapacağını ifade etti.
Alexander Downer, Gerçekten başarılı bir liderle, siyasi
çıkarlarına göre davranan bir lider arasındaki en büyük fark,
ana konu üzerinde odaklanıp, insanları etkileyen problemleri çözmeye
çalışmasıdır dedi.
Kıbrısın geleceğinin, adada yaşayan insanları
yakından ilgilendirdiğine işaret ederek, her şeyin bu
insanların birlikte çalışma kapasitesine bağlı
olduğunu kaydeden Downer, kendisinin de konsantre olduğu ana konunun
bu olduğunu ve liderlere müzakerelerde yardımcı olmaya
çalıştıklarını söyledi. Downer, Bu önemli görevden
zevk alıyorum. Yardımcı olmak için de elimden geleni
yapıyorum. Ama bu benim hakkımda değil, Kıbrıs
hakkında. Ben buna odaklanmadan yanayım dedi.
Referandum için kesin bir tarih...
Downer, referandumun baharda yapılma olasılığının
sorulması üzerine, kesin bir tarih söylemenin mümkün
olmadığını, ancak liderlerin bunu yapabileceğine
inandığını belirtti. Sürecin çok zor olduğuna, 30
yılı aşkın bir süredir devam eden müzakerelere rağmen
anlaşmaya varılamadığına işaret eden Downer,
anlaşma isteyen iyi niyetli iki liderle, anlaşmayı destekleyen
Türkiye ve Yunanistanın varlığının önemli
oluğunu kaydetti.
Alexander Downer, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki
toplumlu federasyon için müzakerelere devam etmek gerektiğini
vurguladı.
Gazetecilerin, Yunanistandaki seçimlerle ilgili değerlendirmesini
sorması üzerine PASOK ve parti genel başkanı Yorgos Papandreuyu
tebrik eden Downer, kişisel olarak, görev süresi dolan Yunan hükümetiyle
iyi ilişkileri olduğunu ve geçmişte kendisiyle aynı dönemde
dışişleri bakanı olan Papandreuyu da iyi
tanıdığını söyledi.
Downer, Kıbrıs konusunu yakından bilen Papandreunun
başbakan olarak ilk yurt dışı ziyaretini Kıbrısa
yapacağı yönündeki açıklamasını da
hatırlattı.
Alexander Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kasım ayında
Kıbrısa geleceği yönündeki Rum basını kaynaklı
haberlerin sorulması üzerine ise, Bu konuda verilmiş bir karar yok
dedi.
Hristofyas, Downerle görüştü
Bu arada, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer Rum Yönetimi Başkanı Dimitrisla da görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı bu sabah ziyaret eden Downer,
öğle saatlerinde de Hristofyasla bir araya geldi.
Rum radyosunun haberine göre, Rum Başkanlık Köşkündeki
görüşmeden sonra açıklama yapan Downer, sürecin ilerlemesi ve
dinamiğin korunması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yapılan müzakerelerde
başarıya ulaşılırsa, bunun Kıbrısın
yararına olacağını dile getiren Downer, BMnin
yardımcı olmak için elinden geleni yaptığını söyledi.
İki tarafı anlaşma olması için ellerinden geleni yapmaya
çağıran Downer, kendisinin de sürece
yoğunlaştığını ifade etti.
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise, Hristofyas ile Downer arasındaki
görüşmeyi dostane olarak nitelendirdi.
Stefanu, konuyla ilgili açıklamasında, bugünkü görüşmede, son
günlerde gündemde olan konuların ve bugünkü Hristofyas-Talat
görüşmesi öncesinde müzakereler sürecinin ele
alındığını ifade etti.
STAR
KIBRIS 07/10/09
![]()
İki gün üst üste yapılacak görüşmelerin
gündeminde Yürütme konusu olduğu belirtilirken, Kıbrıs Türk
tarafının bugünkü görüşmede, Rum tarafının müzakere
sürecini yıpratma faaliyetlerini gündeme getireceği kaydedildi.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelerin
ikinci turunda liderler bugün ve yarın bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın, BM gözetimindeki ara bölgede bugün ve yarın
saat 10.00da başlayacak görüşmelerinin ana gündemini Yürütme
konusundaki öneriler tutacak.
Ancak Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmede,
Kıbrıs Rum tarafının müzakere sürecini yıpratma
faaliyetlerini de gündeme getirmeye hazırlanıyor. Bunlar
arasında Rum Ulusal Konseyinin kararları, Rum lider
Hristofyasın BM Genel Kurulundaki konuşması ve Güney
Kıbrısta BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve ekibiyle ilgili sürdürülen
kampanya yer alıyor.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talatın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, dün saat 16.15te Yürütme
konularındaki önerileri görüşmek ve teknik yanlarını ele
almak üzere uzman ekipleriyle birlikte toplantı yaptı.
Yıpratma faaliyetleri
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dünkü
haftalık basın brifinginde, Bu hafta yapılacak görüşmelerin
gündeminde yürütme konusu ile ilgili olarak sunulan
karşılıklı önerilerin değerlendirmesi yer almakla
birlikte, bu görüşmenin Kıbrıs Rum tarafının
müzakereleri yıpratma faaliyetlerinin etkisi altında yapılacak
olmasını da dikkate almak gerekmektedir dedi.
Son görüşmeden bu yana, özellikle Kıbrıs Rum Ulusal Konsey
toplantılarından sonra, Kıbrıs Rum tarafının
uluslararası platformlarda Türkiye aleyhinde sürdürdüğü
kampanyaları hızlandırdığını,
Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyasın, BM Genel Kurulu
kürsüsünden yaptığı konuşmada, daha önce
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla mutabık kaldığı
çözüm ilkelerine ters düştüğünü hatırlattı.
Sürece zarar veriyor
Bu çabaları ile Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs
sorununa görüşmeler yoluyla çözüm aramak yerine, görüşme sürecinin
itibarını zayıflatmakta ve sürece zarar vermektedir diyen
Erçakıca, Güney Kıbrısta BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve ekibiyle
ilgili sürdürülen kampanyaya da dikkat çekti.
Erçakıca, basın ve düşünce özgürlüğü kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği ileri
sürülebilecek bu kampanyaya Kıbrıslı Rum siyasi liderlerin de
katılmaya başlamasının dikkat çektiğini belirterek,
bunun da görüşme sürecine büyük zarar verdiğinin göz ardı
edilemeyeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talatın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovunun, bugün saat 16.15te Yürütme
konularındaki önerileri görüşmek üzere bir araya geleceğini
bildirdi. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki
önerilerinin uluslararası camiada büyük ilgiyle
karşılandığını da belirtti.
Erçakıca, bugün liderlerin görüşmesinin esas gündemini ise Yürütme
konusunun alacağını kaydetti.
STAR
KIBRIS 07/10/09
![]()
Dünyanın tarihi mirasıyla ilgili incelemelerde
bulunan ve korunması için özel önem gösterilmesi gereken tarihi yerlerle
ilgili yıllık rapor hazırlayan Dünya Anıtlar Fonunun
(World Monuments Fund-WMF) açıkladığı 2010 yılı
raporunda dünyada en fazla tehlike altında olan ve korunmasına
yeterince özen gösterilemeyen 100 tarihi yer arasında Gazimağusaya
da yer verildi.
Raporda KKTCye uygulanan izolasyon ve ambargoların uluslararası
uzmanlığa ve finansmana ulaşmada ciddi bir engel olduğu
belirtildi ve bu özel durumdan dolayı Gazimağusanın tarihi
mirasının korunması için daha fazla uluslararası ilginin
gösterilmesi gerektiği kaydedildi.
Belediyeden yapılan açıklamaya göre, dünya üzerindeki farklı
yerlerdeki kültürel mirasın korunması için uluslararası dikkati
çekmeyi amaçlayan raporda Gazimağusanın da yer
aldığı, Dünya Anıtlar Fonu tarafından Gazimağusa
Belediyesine bildirildi.
Rapor, Dünya Anıtlar Fonunun merkezinin bulunduğu New Yorkta
düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.
Dünya insanlığı için tarihi mirasa sahip bir kent olarak
değerlendirilen Gazimağusa, Dünya Anıtlar Fonunun raporuna
ikinci kez girdi.
Tarihi Mağusa kenti için önemli uluslararası saygınlık
başlığı altında belirtilen bölümde, zengin tarihi
mirasa sahip kentin korunmasına ilişkin Gazimağusa
Belediyesinin gerçekleştirdiği projelerin takip edildiği ve bu
projelere özel önem verildiği belirtildi.
İlk kez 2008 yılı raporunda dünyada tehlike altındaki
yerlerden biri olarak listede yer verilen Gazimağusaya bu sayede
uluslararası ilginin arttığı, farklı ülkelerden bilim
adamlarının Gazimağusa Belediyesi ile temasa geçerek kültürel tarihin
korunması konusunda ortak çalışma yapmayı önerdikleri
bildirildi.
Belediyenin açıklamaysına göre Dünya Anıtlar Fonu listesinde yer
alarak dünya kamuoyunun gündemine gelen tarihi özellikteki Gazimağusa
şehri, bu dönemde Avrupa Konseyinin Europa Nostra isimli kuruluşunun
ilgi alanına girmesiyle önemli bir gelişme kaydetti.
Oktay Kayalp
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp konuyla ilgili
yaptığı açıklamada, Dünya Anıtlar Fonunun her
yıl açıkladığı dünyada en fazla tehlike altında
olan ve korunmasına yeterince özen gösterilemeyen 100 tarihi yer
arasında Gazimağusanın da yer almasının
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün, sadece Kıbrıstaki
Türk ve Rum halklarını değil, tüm dünyayı da olumsuz yönde
etkilediği gerçeğinin bir kez daha vurgulanması
açısından hayati öneme sahip olduğunu kaydetti.
2010 Yılında Dünyanın En Fazla Tehlike Altında Bulunan 100
Tarihi Yeri Listesinde Gazimağusanın tarihsel zenginliği
anlatılarak bu listede yer almasının Adada süren siyasal durum
ve Kuzey Kıbrısa uygulanan izolasyon ve ambargoların neden
olduğunun belirtildiğini aktaran Kayalp, Kuzey
Kıbrısı etkileyen siyasi durumun, Gazimağusa'daki tarihsel
yerlerin yeterince bakım görmesini engellediği belirtilen raporda,
kentin ihmal edilen tarihsel zenginliklerinin 2007 yılında
açıklanan ilk rapor sonrasında daha çok değer görmeye
başladığını, özellikle Portekizli bilim
adamlarının Gazimağusaya gelerek incelemelerde
bulunduklarının belirtildiğini kaydetti.
STAR
KIBRIS 07/10/09
No time for games
By Stefanos Evripidou
THE UNs beleaguered
special envoy Alexander Downer fended off a barrage of questions yesterday on
leaked UN documents, insisting that the negotiation process was not about him
but about finding a solution.
Parties yesterday continued to vent anger at alleged leaked UN documents which
have hit the newsstands in recent weeks, apparently revealing reports amassed
by the UNs good offices in Cyprus, including profiles of local players like
the Church and coalition partner DIKO.
Speaking to reporters after a meeting with President Demetris Christofias,
Downer advised Cypriots on both sides to concentrate 100 per cent on doing
what they can to achieve a satisfactory outcome to these negotiations.
Still fuming from leaked documents which reportedly have the UN categorising
DIKO officials in terms of how solution-friendly they are, DIKO spokesman Fotis
Fotiou yesterday returned the advice, calling on Downer to focus 100 per cent
on the terms of his brief, in other words, offer his good services to both
sides based on the decisions and resolutions of the UN.
EDEK leader Yiannakis Omirou even spoke of the international organisation
suffering a serious trauma. The coalition partner head said the objectivity,
impartiality and consequently credibility of UN officials had unfortunately
suffered serious damage as a result of the latest alleged revelations.
AKEL leader Andros Kyprianou said UN officials have functioned in a way which
goes beyond their mandate, undermining Downers own role. He will have to be
very careful to maintain his credibility and objectivity as the UN
Secretary-Generals advisor, said the communist leader, adding that it was a
serious issue which required delicate handling.
Meanwhile, Downer had to face the music before a group of reporters yesterday,
firmly refusing to comment on any leaked documents after meeting with
Christofias at the Presidential Palace.
We need to get back to the talks, which is going to happen (today), he said,
after meeting both Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
yesterday. Talats spokesman Hasan Ercakica said the Greek Cypriot campaign
against Downer was significantly damaging the negotiation process.
The two leaders are due to meet today and tomorrow to discuss the bridging
proposals on the executive, as well as touch on the property chapter. Two more
back-to-back meetings are scheduled for next week.
It is good to see the process getting some momentum back and we need to really
concentrate on that because that is the main issue and if they can succeed in
these talks it is going to be a great thing for Cyprus, said Downer.
After fielding a number of questions on the hot topic of the day, Downer made
it perfectly clear he was not going to get into an endless discussion on
allegations of leaked documents or on his supposed business interests in
Turkey.
We are simply not going to get into that game
This process is not about me.
This process is about Cyprus, it is about the Cypriots and it is about the two
leaders trying to negotiate a solution.
And I think the piece of advice I would give to Cypriots is to concentrate 100
per cent both sides in doing what they can to achieve a satisfactory outcome to
these negotiations, he said, adding, these are very difficult negotiations.
Asked to comment on recent statements by Turkish Prime Minister Recep Tayyip
Erdogan and Turkish Foreign Minister Ahmed Davutoglu on a Cyprus solution based
on two states, two democracies and two peoples in Cyprus, Downer maintained
that the UNs basis was a bizonal, bicommunal federation with political
equality and a single international personality, as stipulated by the UN
Security Council.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government wanted everyone
involved in the negotiations to act based on the role they have assumed
according to their mandate.
Quizzed on a leaked document attributed to one of Downers associates,
referring to a Greek Cypriot proposal on the executive which would facilitate
the monopoly of left-wing political parties in a united Republic, Stefanou said
this document was not a proposal but merely an exchange of views with the
advisers of the president.
DIKOs spokesman Fotiou wondered what else was being exchanged without the
knowledge of the National Council.
CYPRUS
MAIL 07/10/09
Ad war over illegal ferry
By Patrick Dewhurst
CYPRUS has launched an
advertising war with a Lebanese tour operator who was promoting ferry services
to the north from Tripoli via Latakia in Syria.
Dr Kyriacos Kouros, Charge d'affairs at the Cypriot Embassy said yesterday:
"Advertised and recently launched ferry services between Famagusta port in
the Turkish-occupied areas of Cyprus and Lebanese port city of Tripoli through
the Latakia route are considered illegal"
He added: "This line has been terminated and no longer exists. The
Lebanese will not accept (a boat from the occupied areas)."
Next to newspaper adverts saying "North Cyprus: Closer than you
think!" the Cypriot embassy had placed notices saying "Direct visits
to northern occupied Cyprus are illegal. Penalties can be imposed."
The contentious route was an extension of an existing, and illegal, route
between occupied Famagusta port and Lattakia, run by the Ferry firm Akgunlar.
It sought to reach Lebanon from the TRNC by docking at Latakia in Syria.
Akgunler had approached a Lebanese tour operator, Sami Sassine, to market the
service from Tripoli to Famagusta. Sassine, who owns Prime Tours, said
yesterday "I accepted the proposal for commercial reasons. Do you think if
I hadn't, then there would not be 1000 people prepared to accept within an
hour?"
He said that from his perspective this was a purely commercial decision.
However, shortly after placing his ads, the Cypriot embassy placed adjacent
advertisements condemning the illegality of the service.
The season, and ferry service has now ended, though Akgunler still advertises a
weekly service to Latakia on its website. This is in spite last month's
agreement between President Demetri Christofias and his Syrian counterpart,
Bashar Al-Assad, to allow officials to tackle the legal issue on a technical
level.
Legalities aside, the venture was a failure financially. In the four weeks the
300 berth boat ran, the most passengers that it took in one journey were four.
At 125 per seat, most holiday makers are about as well off flying, which only
takes 25 minutes. Sassine puts the low number of passengers down to the timing
of the service, rather than political pressure. The holiday season had ended,
and the first ships ran during the 3rd week of Ramadan, when fewer people
travel.
Considering the unusual timing and cost of the venture, some have speculated
that starting this service was a political move by the Turkish government to
reassert the TRNC's status. One source within the Cypriot foreign ministry
even speculated about Turkish funding to keep it afloat. Serdar Kilic, Turkish
Ambassador to Lebanon refuted this claim however. "There are no political
connotations to this. The reason was to contribute to the economy of
Tripoli."
Sassine maintains that this is a viable route. "If the ship runs in the
spring season, then maybe 3,000 or 4,000 might use the service."
It is unclear whether or not this will happen. It largely depends on whether
Syria allows access to the TRNC, because it is not illegal for anyone to make
a journey from Lebanon to Syria, where they can change boats.
CYPRUS
MAIL 07/10/09
|
|
|
Fransa′da süren
′′Türkiye Mevsimi′′ etkinlikleri çerçevesinde, Eyfel
Kulesi′nin cephesi Türk bayrağının renkleriyle
ışıklandırıldı. |
Fransa′da devam eden "Türkiye Mevsimi"
etkinlikleri çerçevesinde, Paris′in simgesi Eyfel Kulesi′nin
cephesi dün gece Türk bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı.
Bu ışık şovu 5 gün boyunca, saat 20.00′den sabaha dek
sürecek.
324 metre uzunluğundaki kulenin ilk 2 katını
oluşturan 115 metre kırmızı, üst tarafta kalan 209 metre
beyaz ışıklarla süslendi.
Türk bayrağıyla ışıklandırma gösterisinin
startı, kulenin tam karşısındaki ′′Cafe De
L′Homme′′da, Türk ve Fransız yetkililer tarafından
ortaklaşa verildi.
ORHAN PAMUK DA RESEPSİYONA KATILDI
Işık gösterisinin başlaması dolayısıyla, Türkiye′nin
Paris Büyekelçisi Osman Korutürk, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk′un da
katıldığı bir resepsiyon verdi.
Fransa′daki ′′Türkiye
Mevsimi′′ etkinlikleri, temmuz ayında yine Eyfel
Kulesi′nin önünde Anadolu Ateşi dans topluluğunun gösterisi ve
Mercan Dede konseriyle başlamıştı.
′′Türkiye Mevsimi′′ etkinlikleri
kapsamında Fransa′da 9 ay süreyle, başta Paris olmak üzere
70′i aşkın kentte 400′ün üzerinde sanatsal ve kültürel
faaliyetle Türkiye tanıtılıyor.
20 BİN FLAŞ AMPUL KULLANILDI
Kulenin Türk bayrağının renkleriyle aydınlatılması
için 20 bin flaş ampülünün kullanıldığı yeni bir ışıklandırma
sistemi ilk kez devreye sokuldu.
HALKIN SESI 07/10/09
NTV08 Ekim. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Milli Muhafız Ordusunun
(RMMO) yıllık planlı tatbikatı "Nikiforos"un
yapılmaması durumunda, "Toros" tatbikatının da
yapılmayacağını açıkladı.
Eski Yunanistan Savunma
Bakanı Evangelos Meymarakis, Kıbrıs Rum kesiminde 1 Ekim 2009'da
düzenlenen sözde bağımsızlık günü törenlerinde
yaptığı açıklamada, "Yunanistan'ın Güney
Kıbrıs'la yaptığı ortak tatbikatların bir süre
ertelenmesinin söz konusu olduğunu" söylemişti.
Talat, Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,
"Görüşmeler devam ediyor ve bu süreçte iyi hava yaratmak gerekir.
Eğer Rumlar bu tatbikatları (Nikiforos) yapmazsa, o çerçevede biz de
elbette durumu değerlendiririz ve Toros tatbikatı da
yapılmaz" dedi.
Rumların ekim
ayında, Türk tarafının da kasım ayında icra
ettiği askeri tatbikatlar "Nikiforos' ve "Toros", KKTC
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın Kıbrıs Müzakereleri çerçevesinde 13 Ekim 2008'de
yaptığı görüşmeden sonra, geçen yıl
karşılıklı olarak iptal edilmişti.
Rum yönetimi,
"Nikiforos"u bu yıl da iptal etme düşüncesini, ağustos
ayı başında RMMO Komutanlığına bildirmişti.
Mısır'ın en yüksek dini otoritesi El Ezher Şeyhi
Muhammed Seyyid Tantavi, okullarda öğrencilerin peçe takmasını
yasakladı.
El Ezher Üniversitesi Rektörü Tantavi, El Ezher dersliklerinde ve yatakhanelerinde
öğrencilerin peçe takmasıyla ilgili yasak kararını bugün
ilan etti.
AP ajansı, kararın, hükümetin Mısır'da aşırı
muhafazakar İslami kesimin aleni uygulamalarına karşı
başlattığı kampanyanın bir parçası olduğu
yorumunu yaptı.
Mısır'da kadınların büyük çoğunluğu
başörtüsü takmasına rağmen, peçe takanlar da mevcut.
Mısır'da, kullanımı daha çok Suudi
Arabistan'da olan nikaba eğilimin arttığı belirtiliyor.
Mısır'da muhalefet, peçenin İslami bir kural değil, gelenek
olduğunu söyleyen Tantavi'nin kararının anayasaya
aykırı olduğunu savunuyor.
CNN TURK 08/10/09
Yunan Savunma
Bakanı Evangelos Meymarakis, Güney Kıbrısta 1 Ekim törenlerinde
yaptığı açıklamada, Yunanistanın Güney
Kıbrısla yaptığı ortak tatbikatların bir süre
ertelenmesinin söz konusu olduğunu söylemişti.
TAK muhabirinin konuyla
ilgili sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
şunları söyledi:
Görüşmeler devam
ediyor ve bu süreçte iyi hava yaratmak gerekir. Eğer Rumlar bu
tatbikatları (Nikiforos) yapmazsa o çerçevede biz de elbette durumu
değerlendiririz ve Toros tatbikatı da yapılmaz.
HALKIN SESI
08/10/09
![]()
Recep Usun
Güttüğümüz politika bu çerçevede olduğu sürece
başarısızlık söz konusu değildir. Bu konuda umutluyum,
yılsonuna kadar çözüm, 2010 yılına kadar referandum politikasını
Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte hala devam ettiriyoruz.
Rum tarafının medyası yoğunluklu olarak BMye
saldırılarda bulunuyor. Bu saldırı hala devam ediyor.
Yapılan bu olay BMye büyük bir hakarettir ve bunu bence yapan Rum derin
devleti ve gizli servisleridir
B planın açıklanmasında şimdilik mahsur var. Çözüm olmasa
şunu yaparız demek doğru olmaz da, çözüm olmasa bu son
şanstır, çözüm olmazsa başka çare bulmak zorlaşacaktır
demek sanıyorum yeterlidir. Bu şekilde gerekli mesaj verilerek,
çözümün öneminin altı çizilmiş olur.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat en büyük sorunlarından biriyle
uğraşıp bunu çözümle noktalamak istediklerini belirterek, var
güçleriyle çalıştıklarını ve bu konuda umutlu
olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, yılsonuna kadar
çözüm, 2010 yılına kadar referandum politikasını devam
ettiğini açıkladı.
Ada TVde yayınlanan ve Ata Atunun sunduğu Kıbrıs Üçgeni
programının konuğu olan Talat, ülke gündeminde yer alan önemli
konuları, Kıbrıs müzakerelerini ve kendisi hakkında yapılan
eleştiriler hakkında açıklamalarda bulundu.
Herşeyi göz önüne alıyorum
Müzakere sürecinde birçok kırılma noktası bulunabileceğini
kaydeden Talat, İlerleme olmayıp, her konuda
tıkanıklık yaşanırsa, bunlar ilerleyemiyor artık
denirse, yani süreç tıkandığı anda; tabi ki bazı
seçenekleri kullanacağız. Bunlardan biri de devletimizin devam
etmesi, güçlendirilmesi yönünde, halkına hizmet eden bir mekanizmanın
devam etmesi de elbette ki bir seçenektir dedi.
Bu seçeneğin her zaman var yerinde durduğunu dile getiren Talat,
bunun kendilerinin asli görevi olduğunu ve bu konuda atılacak her
adımın çözüme olumlu katkı yaratacağını söyledi.
Mehmet Ali Talat, Ben hiçbir şeyi ihtimal dışı bırakmıyorum
tümü birer olasılıktır ve mümkündür. Güttüğümüz politika bu
çerçevede olduğu sürece başarısızlık söz konusu
değildir. Bu konuda umutluyum, yılsonuna kadar çözüm, 2010
yılına kadar referandum politikasını Türkiye Cumhuriyeti
ile birlikte hala devam ettiriyoruz ifadesini kullandı.
Artık durumlar değişti
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyasın Kıbrıs
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı sıfatıyla BMye
katılıp temaslarda bulunduğunu ve tüm dünyaya kendisinin
Kıbrısın Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyip ülke
sorunlarının ufak tefek birkaç sorundan ibaret olduğunu dile
getirdiğini söyledi. Talat Hristofyas gerçekleştirdiği bu tür
ziyaretleri sırasında, dünyaya, ülke sorunlarının çözümü
için çalıştıkları yönünde mesajlar veriyor dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının
geçmiş dönemlerde, uluslararası tarafta zayıf ve dışlanmış
kaldığını, çözümü arayan değil engelleyen taraf olarak
görüldüğünü hatırlattı. Talat O nedenle Kıbrıslı
Türkler bu platformda seslerini kolay kolay duyuramıyorlardı. Ancak şu
an durum değişti. Atak olan taraf biz olduk. Her platformda çözümü
savunun ve uluslararası toplumunda bakışıyla öyle
algılanan taraf olarak biz niye geri duracağız dedik ve biz de
bu tür yurt dışı gezilerine katılma karar aldık
ifadesini kullandı.
Bizi dinleyen kişiler var
Cumhurbaşkanı Talat, dış ülkelere yapılan geziler ve
toplantılar sırasında birçok üst düzey yetkili ile
görüşüldüğünü dile getirerek, bu görüşmeler sırasında
Kıbrısın gerçeklerini ve KKTCnin Kıbrıs sorununa ne
şekilde baktığını anlatma fırsatının
yakalandığını aktardı. Talat, Hristofyasın,
özellikle BM genel kurulunda ifade ettiği ve parametrelerin tamamen
dışında olan görüşlerini, bizim bakımımızdan
karşılığını ortaya koyuyoruz. Bu tür
görüşmeler sırasında, Kıbrıs konusu hakkında iyi
bir bilgiye sahip olmayan kişiler olumlu karşılıyor. Orada
bizi dinleyen kişiler, Kıbrıslı Türkleri dinliyoruz
sinyalini verdiler dedi.
Türkiye önemli bir görev üstleniyor
Mehmet Ali Talat, Türkiye ile ilişkilerinin son derece iyi ve sıcak
olduğunu, Kıbrıs sorunu hakkında da görüşlerinin
birbirine yakın olduğu için zorlanmadan iyi bir diyalog içinde bu
süreci götürebildiklerini söyledi ve Türkiyenin Kıbrıs sorunun
çözümü dışında fiilen destekte bulunduğunu aktardı.
Talat, Türkiye, gerek bizi destekleyerek, gerekse çeşitli konularda
esneklik göstermemize de destek vererek, oldukça önemli bir görevi yerine
getiriyor. Tüm dünyaya da bu tutumunu duyuruyor. Bu da kabul görüyor ifadesini
kullandı.
B planı
Talat, Kıbrıs konusunda olumsuz bir gelişme yaşanması
durumunda bir B planının şu an için açıklanmasında
mahsur olduğunu anlatarak, yaşanacak olumsuz bir netice sonucunda
yapılacaklar hakkında bazı ipuçlarında bulundu. Talat,
müzakere sürecinde yaşanacak olumsuz bir gelişmeden öte kendilerinin
çözüme konsantre olduklarını ve bu aşamada var güçleriyle
çalıştıklarını söyledi. Talat, Çözüm olmasa şunu
yaparız demek doğru olmaz da, çözüm olmasa bu son şanstır,
çözüm olmasa çözüm yolunu bulmak zorlaşacaktır demek sanıyorum
yeterlidir. Bu şekilde gerekli mesaj verilerek, çözümün öneminin altı
çizilmiş olur. dedi.
Çözümü gerçekleştirebilmek için kendilerinin müzakerelere konsantre
olduklarını fakat, Kıbrıs Rum tarafının bu konuda
çok istekli davranmadığını gördüklerini aktaran Talat, bu
durumu herkese gösterebilmek için çalışmalar içinde olmak
gerektiğini belirtti. Talat, Rum tarafının medyası
yoğunluklu olarak BMye saldırılarda bulunuyor. Bu
saldırı hala devam ediyor. Yapılan bu olay BMye büyük bir
hakarettir ve bunu bence yapan Rum derin devleti ve gizli servisleridir şeklinde
konuştu.
Talat, Rumların bu art niyet ve olumsuz tutumu sebebiyle müzakerelerin
sonuçsuz kalması durumunda, bu durumu dünyaya görünür kılıp, bu
tür bir durumun bizden kaynaklanmadığını göstermemiz
takdirinde, bizim ve uluslar arası toplumun artık başka
alternatifler düşünmesi, değerlendirmesi veya uygulamaya koyması
meşru olacaktır dedi.
Talat, bütün dünyaya çözümden yana olduğumuzu göstermemiz gerektiğini
ve bunu ispat edilmesi gerektiğini söyleyerek, İspat edip yine
başarısızlık olursa, yeni çözüm yolu aramaktan çok BMlerin
ve uluslar arası toplumun bu konuda yol gösterici
tavırlarını hep birlikte göreceğiz. Bizim yanlış
yapma gibi bir davranışta bulunmamız ve lüksümüz yok ifadesini
kullandı.
O kadar akılsız değil
Geçmiş dönemlerde yaşanan ve gündeme bomba etkisi yaratan
Yeşilırmak kapısı sorununu değerlendiren Talat, o
dönemde yaşanan gelişmeler için çarpıcı açıklamalarda
bulundu. Talat, yaşanan bu durumun, Rum devletinin ve hükümetinin ne kadar
zayıf olduğunun göstergesi olduğunu ve doğrudan
Hristofyasın gerçekleştirdiği bir durum olmadığını
anlatarak, Hristofyasın böyle bir durum gerçekleştirecek kadar
akılsız olamayacağını aktardı. Talat, bu durum
hakkında Hristofyasının olayın altında kaldığını
ve ezildiğini belirterek, Adam, kendi ayağına ateş etmez
ifadesini kullandı.
Çözümü onlar da istiyorlar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının
Kıbrısın çözümü konusundaki tutumunu eleştirerek, çözüm
konusunda Rum tarafının kendi içinde netleştirmiş bir
yapı olabileceğini fakat dışarıya karşı net
bir tutumun olmadığını belirtti. Bugün hiç kimsenin Rum
tarafının çözüm istediğini ve ya istemediğini açık ve
net olarak söyleyemeyeceğini dile getiren Talat, Ben Rum liderin çözüm
istediğine inandığına fakat bunu başaracağından
emin değilim demiştim. Şimdi biraz daha kuşkularım
artıyor. İstiyor da başaramıyor konusunda daha da
ağırlıkta durmaya devam ediyorum ve son zamanlarda Rum
tarafının çözüm istediğine daha fazla inanıyorum dedi.
AB üyeliği avantaj sağladı
Talat, Kıbrıs konusu sorununda, AB üyeliğinin Rumlara büyük bir
avantaj sağladığını anlatarak, Rumların ABye üye
olmasının bizde iyi algılanmadığını
aktardı. Rum tarafı ABye üye olduktan sonra çözümü ikinci plana
bıraktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Rumların ABye girmesinden sonra limanların,
havaalanlarının Rum uçak ve gemilerine açılması, hem
hazır ABdeyiz neden bunu Türklerle paylaşalım güvencesi,
Rumları çözümden uzaklaştırıyor şeklinde
konuştu.
STAR KIBRIS
08/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, dün Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı ile Başkanlık
konusunu ele aldılar. Görüşmelere bugün devam edilecek.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakereler
kapsamında dün bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı ile Başkanlık
konusunu ele aldılar.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downerin ev sahipliğinde BM kontrolündeki ara bölgede yapılan dünkü
görüşme yaklaşık 3 saat sürdü.
Görüşme sonunda liderler açıklama yapmadan ayrılırken, BM
Özel Danışmanı Downer gazetecilere açıklamalarda bulundu ve
sorularını yanıtladı.
Liderlerin baş başa görüşmesinin ardından heyetler
arası görüşmeye geçildiğini kaydeden Downer, bugün yönetim ve
güç paylaşımı başlığı ile
başkanlık konusunu tartıştıklarını
söyledi.
Konuların iyi ve dostane bir atmosferde
tartışıldığını söyleyen Downer, liderlerin yarın
yeniden bir araya gelerek yönetim ve güç paylaşımı
başlığını tartışmayı sürdüreceğini
ifade etti.
Basının sorularını da yanıtlayan Downer, liderlerin
dikmesi planlanan zeytin ağaçlarıyla ilgili soru üzerine liderlerin
bugünkü görüşme uzun sürdüğü için zeytin ağaçlarını
dikemediğini, gelecek hafta gerçekleştirilecek olan görüşmeler
sonrasında zeytin ağaçlarının dikileceğini belirtti.
Downer, liderlerin görüşme sırasında bir çok konuyla ilgili
değişik yaklaşımı anlayışla ele
aldıklarını da dile getirdi.
Downer adaya yerleşiyor
Bugünkü görüşmede de hazır bulunacağını ifade eden
Alexander Downer, gelecek hafta adadan ayrılacağını ve bir
sonraki hafta yeninden döneceğini söyledi. Eşinin de kendisiyle
birlikte adaya geleceğini kaydeden Downer, yılsonuna kadar
zamanının çoğunu adada geçireceğini ifade etti.
Yılsonuna kadar bir anlaşma imzalanması
olasılığının sorulması üzerine Downer,
Bilmiyorum, bu liderlerin konusudur dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrısa gerçekleştirmeyi
planladığı ziyaret ilgili soruyu yanıtlarken ise Downer,
Banın gelişiyle ilgili kesinleşmiş bir tarih
olmadığını belirtti.
Spekülasyonların kendisinin rahatsız edip etmediğinin
sorulması üzerine ise Downer, esas konunun bu
olmadığını, Kıbrısta insanların
asırlardır süren Kıbrıs sorununun çözümüne odaklanması
gerektiğini kaydederek, adadaki hiç bir BM görevlisinin kişiliklerini
ve ruhlarını konuya dahil etmek için bulunmadıklarını,
sadece sorunun çözümüne yardımcı olmaya
çalıştıklarını kaydetti.
Kıbrısın yerlisi olmadıkları için adada
ulaşılacak olan çözümün kişisel yaşamlarını
etkilemeyeceğini ifade eden Downer, sonuçta ülkelerine dönerek
hayatlarını yaşamaya devam edeceklerini, kendilerinin sadece, BMnin
dünyanın birçok yerinde yaptığı harika işlere
Kıbrısta katkı sağlamak istediklerini söyledi.
Downer, insanların; yabancı kişiliklere değil,
Kıbrıs sorununun çözümüne konsantre olması gerektiğini de
dile getirdi.
Talat: yürütmeye devam edeceğiz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakereler çerçevesinde dün ele
aldıkları yürütme konusunu görüşmeye bugün de devam
edeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile
görüşmesinden dönüşünde yaptığı açıklamada,
görüşmede yürütmeyi ele aldıklarını ve buna yarın da
devam edeceklerini söyledi. Talat, Kesin bir sonuca varmadık. Bugün de
devam edeceğiz dedi.
Talat, tarafların, yürütmeyle ilgili karşılıklı olarak
ortaya koyduğu görüşlerine dayanarak ara öneriler
yapılabileceğini; ancak bunun yarın olmayacağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Çok büyük ihtimalle yarın dış
ilişkileri ele alacağız. Başka konular da olabilir diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, bugün saat 10.00da yeniden bir araya gelecek ve ikinci
turuna başladıkları Kıbrıs sorununa çözüm
müzakerelerinin 44. görüşmesini yapacak.
Stefanu, Downeri yanıtladı
Öte yandan, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Kıbrıs sorununa
ara çözüm veya ara durum değil karşılıklı kabul
edilecek kapsamlı bir çözüm hedeflendiğini söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downerin 2010un ilk yarısında
referandumun yapılabilmesi için belge parafe edilebileceğine
ilişkin sözlerini yorumlayan Stefanu, özetle şunları söyledi:
Referandumlardan önce halkın önüne konulacak kapsamlı bir
anlaşma olması lazım. Uzlaşılmış çözüm
zeminine bağlı kalınırsa ve iki taraf müzakere
masasına BM ve AB kararları ile ilkelerine uygun tezler koyarsa, çok
yakında çözüme ulaşabileceğimize inanıyoruz.
STAR KIBRIS
08/10/09
Cyprus villa scam probed by British
police
By Nathan Morley
BRITISH POLICE are set to
investigate a villa scam that robbed hundreds of Britons of their dream
holidays in Cyprus and Spain over the summer.
The fraud, which spanned several tourist hotspots, included scamming up to 100
British families into renting a non-existent luxury apartment in Ayia Napa.
Many of the victims were forced to cancel their summer holidays or book again.
Thames Valley Police spokesman David Staines told the Cyprus Mail that officers
will lead the investigation in the UK.
Thames Valley Police have completed a lengthy assessment of this matter and
have identified that, although the vast majority of victims reside in the UK,
indications are that the offenders have operated from a number of foreign
jurisdictions, he said.
The story was highlighted by the Cyprus Mail after desperate pleas for help
from victims and was later picked up by the BBC and The Times newspaper.
The full extent of the fraud is still unravelling, but its known that the
simple internet con netted over 50,000 just for the fake Cyprus apartment,
with some estimating the overall figure to be closer to 1,000,000.
The scam kicked off when the popular online rental site Holiday Lettings was
taken in by a fraudster advertising a bogus seaside apartment for rent and was
quickly flooded with bookings.
The advert boasted a luxurious spacious villa, with swimming pool, fully fitted
kitchen, air conditioning and fantastic view of Ayia Napa.
But an investigation by the Cyprus Mail revealed that the non-existent
apartments location was large empty expanse of dusty wasteland scattered with
old oil drums and cardboard boxes.
So far it is known that nearly 100 Britons went on to make bookings, with most
accounts reporting customers coughing up between £850 and £2,300 for holidays
scheduled between May and October this year.
The scammers took deposits and full payments from unsuspecting customers using
online checkout systems such as PayPal.
Alarm bells began ringing back in June when several families, who had paid in
full for the apartment could not contact the vendor and became suspicious
that they had been fleeced.
Our money was sent via PayPal, the apartment owner has not made any contact
with us since, many people have been left with no alternative but to try and
find other means of accommodation and to pay again, one victim customer told
the Cyprus Mail.
Last night, Holiday Lettings media officer Kate Stinchcombe confirmed that
police investigations had been launched in the UK to the Cyprus and other
tourist hotspot villa scams.
Holiday Lettings has been working with Thames Valley Police since the
discovery of this fraud and is delighted that the investigation is continuing
and proving successful. We remain hopeful that those affected will see a
positive outcome in the coming months.
Many victims are fighting for redress from their banks, saying they could have
acted quicker to stop money transfers if Holiday Lettings had issued a quicker
warning.
The company removed the fake adverts from its site on June 18 but did not
email customers with a warning until June 22.
The UK's trading regulator has repeatedly issued warnings about online scams
and advised caution when booking holidays through private vendors.
Be careful, double check on places like Google and if you are caught by
fraudsters report it to the European Consumer centre or Consumer Direct in the
UK, a statement said.
CYPRUS MAIL
08/10/09
Downer: focus on a solution, not me
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders had a
longer than planned session discussing governance at the UN Good Offices
yesterday. Meanwhile, the UN Special Adviser continued to field questions on
what he has said and not said, leading him to tell Cypriots to focus on the
solution and not on foreign personalities.
The UN Secretary Generals Special Adviser on Cyprus Alexander Downer told
reporters after the meeting that the leaders met in a very friendly, easy
going climate. It is their first meeting since both leaders returned from
trips abroad. They will meet today again and twice next week.
Downer said the meeting lasted longer than originally planned, forcing the
leaders to cancel an olive tree planting ceremony that was scheduled to take
place at the end of the meeting.
The two leaders had a tête-à-tête, during which Turkish Cypriot leader Mehmet
Ali Talat reportedly told President Demetris Christofias he was unhappy with
his speech at the UN General Assembly, while the latter explained he did not
discuss anything that has not been already agreed. The two then discussed with
UN officials the issue of governance and presidency. That took up the bulk of
the discussion, said Downer.
It appears the two came no closer to bridging the gaps in the governance chapter,
since they spent the meeting discussing the different approaches to these
issues. It is believed convergence on many issues will not be reached until the
give-and-take stage when each side is able to judge what concessions the other
is willing to make and in which areas.
Downer told reporters he would be away during next weeks talks but that the
week after his wife would be coming to Cyprus to keep him company as he would
be spending more time in Cyprus during the second phase of the talks.
Asked if he was annoyed by recent media reports concerning his own input in the
negotiations, following leaks of alleged UN confidential documents, Downer
reiterated that he was not the issue here.
Its really important here in Cyprus that people concentrate on the central
question of getting the Cyprus question resolved. This is an issue that has
been going on for decades and its a hard enough issue to resolve, he said.
The Australian diplomat said UN officials were not on the island to inject
ourselves in the process as personalities of the process.
We are not local people. And whatever solutions Cypriots come up with, it
wont affect our personal lives. We have come here to help, we have moved from
our homes and our families to try and help here and help do this job for the
United Nations.
He added: The main thing here is that people really concentrate on solving the
Cyprus problem and not concentrate on foreign personalities.
DISY leader Nicos Anastassiades, who met Downer yesterday, called for greater
unity among the Greek Cypriot community, saying I dont think its right to
negotiate among ourselves in public.
Coalition partner DIKO, however, made its dislike of Downer all the more
clearer, following reports that the UN had prepared a list of DIKO members,
categorised in terms of their views on a future solution.
DIKOs Fotis Fotiou referred to Downers denial that he had said the two
leaders could initial an agreement in the first six months of 2010, saying:
Tomorrow, maybe hell tell us that the solution has already been found. The
day after, maybe something else
it seems Mr Downer has not only lost his
impartiality and credibility, but also every shred of seriousness.
CYPRUS MAIL
08/10/09
Garoyian outlines global efforts on Cyprus problem
PARLIAMENT IS making huge
efforts on an international and European level to create the leverage that will
promote Cyprus national issue abroad, House President Marios Garoyian.
Garoyian, who was recounting the parliamentary progress report, said he had
already planned a visit to Brussels in November, for self-explanatory
reasons.
He was referring to Turkeys progress report for its EU accession process,
scheduled to take place in December.
Garoyian also congratulated the new Prime Minister of Greece, George
Papandreou, and referred to the many provocations ahead for Cyprus and Greece
to protect their countries vital interests.
Referring to the parliamentary progress report, the House Speaker said the
Cyprus problem was naturally at the centre of all activities.
The President as well as MPs informed their counterparts on latest
developments, as well as secondary aspects of the problem, underlining the
Greek Cypriot sides insistence and commitment to achieving a commonly-agreed,
operative and viable solution, for a bizonal, bicommunal federation, based on
high-level agreements, the related UN resolutions and principles of the
European Union, said Garoyian.
But Cypriot MPs, he added, have also reported Turkey for violating
international justice in Cyprus.
This resulted in the adoption of decisions, resolutions, recommendations and
other supportive measures for our side and condemnation of Turkeys positions,
said Garoyian.
He said there were many things going on that havent been announced yet, As
whats important is to have results and then announce them, and not shout about
them beforehand without caring about the final outcome.
CYPRUS MAIL
08/10/09
Nicosia calls out to next generation
By Patrick Dewhurst
TOMORROW the inter-communal
Association for Historical Dialogue and Research (AHDR) will launch a series of
youth educational materials entitled Nicosia is Calling.
AHDR have prepared the materials in English, Greek and Turkish, and are aiming
them at youth, educators and parents, and encourage them to visit restored
historical and cultural sites on both sides of the walled city, such as
Arabahmet Neighbourhood, the Chrysaliniotissa neighbourhood, Kyrenia ,
Famagusta and Paphos Gate. They aim to give young explorers the resources
needed to conceptualise Nicosia as a place of unity and co-operation.
They books have been written for two age groups, 11-12 and 14-16, and they
include activities such as quizzes about the Venetian walls, puzzles and
word-searches based on the theme of famous buildings and landmarks.
The launch will coincide with the launch of a UNDP-ACT sponsored research and
education project, called Multi-perspectivity and Intercultural Dialogue in
Education (MIDE).
Over the next two years, the MIDE project will undertake major research into
different perspectives of Cypriot history, create supplementary teaching
materials, deliver materials on policy dialogue, and build a library and
archive for researchers.
Chara Makriyianni, President of the ADHR, said last week, We are delighted to
announce the launch of Nicosia is Calling, as well as the Associations new
two-year project MIDE. They are great examples of intercultural collaboration
and we hope that educators embrace and support our efforts as they have done in
recent years.
The mayors from both sides, Eleni Mavrou and Cemal Bulutogullari, will be
present to support tomorrows launch.
CYPRUS MAIL
08/10/09
Aç İrlandalıların imdadına
Osmanlı yetişmiş
CNN TURK 10/10/09

Arşiv
çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da
1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü
açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın
yardımda bulunduğu ortaya çıktı.
1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin
yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı
asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben
yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:
"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a,
Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda
imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk
olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı
İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün
cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve
halkımız adına İrlandalıların
sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını
dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma,
teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.
Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya
çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı
karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle
takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini
ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin
şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği
kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların
yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine
kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış
hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış
ve ölümden kurtarmıştır.
Onlar adına tekrar majestelerine
minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında
bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve
ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız
sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle
ifade ediyoruz."
Büyük patates kıtlığı
İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi
ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O
dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda
halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren
kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan
hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik
Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli
ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında
bulundur.
Muhtaca yardım
Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder
Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın
lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi
Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini
aktardı.
19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde
de kıtlık yaşandığını belirten Bayır,
Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD
gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.
Bayır, şöyle konuştu:
"Osmanlı İmparatorluğu'nun bir şiarı var;
dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla
temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım
talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk
olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika
topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit
ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.
Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü
yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı
Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa
Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir
düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz
değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni
yaparım' şeklinde haber gönderiyor."
Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım sonucunda
teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu
yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin
yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da
bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.
Arşiv
çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da
1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü
açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın
yardımda bulunduğu ortaya çıktı.
1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin
yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı
asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben
yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:
"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a,
Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda
imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk
olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı
İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün
cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve
halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını
hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin
altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle
hürmetlerimizi sunuyoruz.
Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya
çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı
karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle
takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini
ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer
ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka
seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki
insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa
devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde
yapılmış hayırlı davranış, pek çok
kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.
Onlar adına tekrar majestelerine
minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında
bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve
ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan
muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz." Büyük
patates kıtlığı İrlanda'da 1845-1850 yılları
arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit
istilasına uğradı. O dönemde büyük çoğunluğu
tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona
yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu
kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını
kaybederken, pek çoğu da Amerika
Birleşik Devletlerine göç
etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden
İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.
Muhtaca yardım Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın
lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi
Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini
aktardı.
19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde
de kıtlık yaşandığını belirten Bayır,
Osmanlı'nın Macaristan,
Hollanda,
Polonya,
Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda
bulunduğunu kaydetti.
Bayır, şöyle konuştu: "Osmanlı
İmparatorluğu'nun bir şiarı var; dünyanın neresinde
kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere
yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de
beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak
kendisini gerek Avrupa gerek Orta
Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım
ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla
yardım ediyor.
Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü
yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç
Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa
Kralı Fransuva, Kutsal Roma
Cermen İmparatoru Şarlken'e esir düştüğünde İmparator'a
'Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı
bırakırsın ya gerekeni yaparım' şeklinde haber
gönderiyor." Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım
sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu
yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin
yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da
bir teşekkür plaketi asıldığını
sözlerine ekledi.
MILLIYET 10/10/09
RADIKAL 10/10/09
Arşiv çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın yardımda bulunduğu ortaya çıktı.
1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin
yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı
asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben
yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:
"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a,
Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda
imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk
olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı
İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün
cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız
adına İrlandalıların sıkıntılarını
hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin
altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle
hürmetlerimizi sunuyoruz.
Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya
çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı
karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle
takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini
ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat
ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği
kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların
yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine
kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış
hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış
ve ölümden kurtarmıştır.
Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı
sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan
halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda
kaldığımız sıkıntılardan muhafaza
buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz."
Büyük patates kıtlığı
İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi
ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O
dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda
halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren
kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan
hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik
Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli
ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında
bulundur.
Muhtaca yardım
Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder
Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki
yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle
kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.
19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde
de kıtlık yaşandığını belirten Bayır,
Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi
ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.
Bayır, şöyle konuştu:
"Osmanlı İmparatorluğu'nun bir şiarı var;
dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla
temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım
talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var.
İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika
topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit
ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.
Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü
yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı
Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı
Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir
düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz
değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni
yaparım' şeklinde haber gönderiyor."
Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım sonucunda
teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu
yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin
yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da
bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.
Toplumlar
Arası Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği (AHDR),
Lefkoşa Sizi Çağırıyor isimli eğitimsel materyaller
serisinin ve Eğitimde Çok
Bakış Açılı Yaklaşım ile Kültürler Arası
Diyalog (MIDE) başlıklı projenin tanıtımını dün ara bölgedeki Home for
Cooperation-İş Birliği Evi önünde düzenlenen etkinlikle
yaptı.
Tarih
öğreniminin ve öğretiminin niteliğini geliştirmek,
iletişim ve iş birliğini teşvik etmek, her bireyin
eşit öğrenim fırsatına ulaşabilmesini güvence
altına almak, tarih konularının tartışılabileceği
bir platform oluşturmak, Kıbrıstaki etnik gruplar arasında
anlayış, saygı ve iş birliğini desteklemek
amacıyla kurulan Dernek,
Lefkoşa Sizi Çağırıyor isimli kitapçıklar
serisi ile öğrencilere ve tarih
severlere surlar içindeki bazı bölgeleri tanıtmayı
amaçlıyor.
Öğretmenlere
yönelik olarak hazırlanan destekleyici öğretmen el kitabı ve Türkçe-İngilizce-
Yunanca olarak 11-12 ile 14-16 yaş grubuna yönelik olarak iki seviyede
hazırlanan 4 kitapçık ile
restore edilmiş olan Arabahmet Mahallesi, Chrysaliniotissa Bölgesi, Girne
ve Baf kapılarının tanıtımı amaçlanıyor.
İçine soru-cevap bölümleri ve surlarla ilgili eski fotoğraflar ile
ilginç olaylar yerleştirilen kitapçıklar rehber olarak
kullanılarak surlar gezilebilecek.
Dün gerçekleştirilen tanıtımda
Eğitimde Çok Bakış Açılı Yaklaşım ve
Kültürler Arası Diyalog projesinin kültürler arası diyalog için
mükemmel bir örnek olduğu kaydedildi, bu araştırma ve
eğitim projesinin en büyük sponsorunun UNDP-ACT olduğu belirtildi.
MIDE projenin devam edeceği iki yıl boyunca Kıbrıs tarihi
konusunda değişik bakış açısı sunan
araştırmalar yürütmek, ileri
düzey pedagojik yaklaşımlar içeren tarih eğitimi ile ilgili
tamamlayıcı eğitim materyalleri hazırlamak gibi
çalışmalar yapacak.
Saat
15.30-17.00 saatleri arasında yer alan tanıtımda AHDR Yönetim Kurulu Başkanı Chara
Makriyianni, UNDP-ACT Program Sorumlusu Jaco Cilliers, MIDE Proje
Danışmanı Rana Zincir Celal, AHDR Yönetim Kurulu Proje
Yöneticisi Derviş Çomunoğlu ile
AHDR Yönetim Kurulu Mali İşler Sorumlusu Kiriakos Paşulides
birer konuşma yaparak projeler ve
hedefleri ile ilgili detaylı
teknik bilgiler verdiler.
HALKIN SESI 09/10/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün
dünyamızda kültürün bir parçası olan dilin en fazla ilgi duyulan ve
yok olan ağızlar da dahil korunan bir zenginlik olduğunu
vurgulayarak, o nedenle Kıbrıs ağzına herhangi bir
kısıtlama getirilmesinin düşünülemeyeceğini söyledi.
Yayın Yüksek Kurulunun (YYK) radyo televizyonlara yönelik
Kıbrıs ağzı uyarısını değerlendiren
Cumhurbaşkanı Talat, bir dilin nasıl kullanılması
gerektiği konusunda eğitici yayınlar olabileceğini, haber
bültenleri ve eğitsel programlarda şu dil, şu ağız
kullanılmalıdır denilebileceğini ama yasaklamanın
kabul edilemeyeceğini vurguladı.
STAR KIBRIS 10/10/09
We must free Cyprus
By Stefanos Evripidou
NEWLY-ELECTED Greek Prime
Minister George Papandreou yesterday blazed a diplomatic trail across the
Aegean to Istanbul, where he called on Greece and Turkey to free Cyprus of
motherlands, occupation troops, walls and division.
Speaking from the Patriarchate in Istanbul, where the Greek leader chose to
make his first foreign trip since being elected, Papandreou said: We must free
Cyprus of dependencies and its motherlands, occupation troops, divisions and
walls which have no place in the European Union.
He warned that the precondition for better relations between the two countries
was respect for borders, the rights of the Patriarchate, and solving the Cyprus
problem.
I want to be honest with the people of Turkey, not to hide what happens, not
to exploit what happens but to solve the problems, and that is my message to
you, he said in a message to the Turkish people.
The new PM, who has also assumed the responsibilities of Greek Foreign
Minister, arrived in Istanbul yesterday to attend an informal meeting of Balkan
foreign ministers. On hearing of his plans to attend the ministerial meeting,
Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan left Ankara for Istanbul where he
met Papandreou. The two talked for over an hour about Greco-Turkish relations
and Turkeys EU accession path.
According to reports, Papandreou told Erdogan that he fully supported President
Demetris Christofias efforts to find a solution to end the Cyprus conflict
through direct talks. He called on his Turkish counterpart to do the same with
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. After the meeting, the Greek leader
told reporters that he got the impression Erdogan had the political will to
help solve the problems faced by the two countries, but that he must also do so
in practice.
Greece has proved that it wants good relations with Turkey and supports its EU
path but now Turkey had to make concrete steps regarding its EU obligations,
Papandreou told reporters.
Asked whether Greece would consider using its veto this December for Turkeys
EU evaluation, the PM said December was an important date which would be
evaluated seriously, noting that all tools were on the table.
Greece and Turkey have come to the brink of war on numerous occasions,
particularly in 1974 and 1996, despite being NATO allies. Relations between the
two have always been rocky for a wide range of reasons, but Cyprus and
territorial disputes in the Aegean have proved the most volatile and dangerous
in the two countries recent history.
The fact that Papandreou chose to go in his capacity as foreign minister to
Istanbul is seen as a clear sign that the new PM wants to give new impetus and
direction to Greek foreign policy. It was with Papandreou as Foreign Minister
that Turkey and Greece enjoyed a thaw in relations during the days of
earthquake diplomacy in 1999, when the two countries supported each other
during destructive earthquakes.
This new impetus may play a significant role in efforts on the island to solve
the long-standing dispute and achieve reunification. The International Crisis
Group recently highlighted the complete absence of direct communication between
Turkey and the Greek Cypriots as a major obstacle to peace, since it promoted
distrust and suspicion.
Papandreous efforts to reach a hand out to Turkey so soon in his premiership
could end up leading to him playing a new role as communicator between
Christofias and Erdogan.
The fact that he visited Turkey before Cyprus did not go unnoticed by some
politicians and press yesterday. His first official foreign visit as Prime
Minister will be to Cyprus on October 19, where the two countries will discuss
common strategies regarding the Cyprus problem and Turkeys EU review.
Local paper Simerini screamed in its front-page headline that Papandreous
first political act was to rush to Turkey before seeing Christofias, saying
that he was sending a clear message that hes pursuing a policy of getting on
Turkeys good side.
Government spokesman Stefanos Stefanou said the government had no problem with
Papandreous visit to Istanbul, saying, You know, Greco-Turkish relations do
not only involve the Cyprus problem.
DISY welcomed the move, EDEK was neutral, while DIKO said it expected the PM to
remind Turkey of its responsibilities.
EVROKOs Demetris Syllouris questioned whether the trip was about Turkeys
obligations to Cyprus or not.
Meanwhile, Christofias yesterday warned that if Turkey did not change its
stance on Cyprus, measures will be taken, implying that Cyprus would go it
alone if it had to at the EU Summit this December.
STAR KIBRIS 10/10/09
Nicosia calling
By Patrick Dewhurst
YESTERDAY the
inter-communal Association for Historical Dialogue and Research (AHDR) launched
a series of youth educational materials entitled Nicosia is Calling, at the
Ledra Palace in Nicosia.
Addressing members of the press, diplomatic and education community, Chara
Makriyianni, president of the AHDR said These works look at the history of
Nicosia, but they are about the future as well, because historical models that
distort history or are forced will not serve us well in the future.
AHDR have prepared the materials in English, Greek and Turkish, and are aiming
them at youth, educators and parents, and encourage them to visit restored
historical and cultural sites on both sides of the walled city, such as
Arabahmet Neighbourhood, the Chrysaliniotissa neighbourhood, Kyrenia ,
Famagusta and Paphos Gate. They aim to give young explorers the resources
needed to conceptualise Nicosia as a place of unity and co-operation.
Kyriacos Pachoulides, ADHR Board Treasurer, said This project is one of a
kind, being based on both new content and a new method of production. There are
eight booklets, all printed in three languages, and they conceptualise Nicosia
as a single entity. It has historically been a united city where people of
different backgrounds united together. These books also familiarise children
with the benefits of cooperation.
They books have been written for two age groups, 11-12 and 14-16, and they
include activities such as quizzes about the Venetian walls, puzzles and
word-searches based on the theme of famous buildings and landmarks.
The launch coincided with the start of a UNDP-ACT sponsored research project,
called Multi-perspectivity and Intercultural Dialogue in Education (MIDE).
In the coming months these books will be circulated among educators in Nicosia.
Sarah Fenwick said of the event We were very happy with how it went. The
attendance and support from the diplomatic community were very encouraging.
In the coming months, the MIDE project will undertake major research into
different perspectives of Cypriot history, create supplementary teaching
materials, deliver materials on policy dialogue, and build a library and
archive for researchers.
CYPRUS MAIL 10/10/09
FT:
"Türkiye için zafer olacak"
İngiliz Financial Times gazetesi,
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin
normalleştirilmesini öngören protokollerin imzalanmasının,
bölgesinde barışı destekleyen bir strateji izleyen Türkiye için
bir zafer olacağını yazdı.
Türkiye ile Ermenistan arasında bugün İsviçre'nin Zürih kentinde
imzalanacak protokollere ve iki ülke ilişkilerine bugünkü İngiliz
gazeteleri sayfalarında geniş yer ayırdı.
Financial Times gazetesi, iki ülke ilişkilerinin
normalleştirilmesi için atılacak imzalarla, hem diplomatik
ilişkilerin yeniden inşasının
sağlanacağını, hem de sınırın
açılacağını belirtti.
ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın da imza törenine
katılacağını anımsatan gazete, bunun da ABD'nin
Kafkasya bölgesine verdiği önemi gösterdiğini bildirdi.
Financial Times, "Bölgesinde barışı destekleyen bir
strateji izleyen Türkiye için bu bir zafer olacak" yorumunu yaptı.
Times gazetesi ise, "Ermenistan ve Türkiye
yüzyıllık husumete bugün son verecek" diye yazdı.
Haberde, yüksek düzeyli diplomatlar tarafından da izlenecek imza töreninde
Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının
imzalayacağı protokollerle, "Avrupa'nın son kapalı
sınırının açılacağı" kaydedildi.
Gelecek Çarşamba günü oynanacak Türkiye-Ermenistan
maçına da değinen gazete, "Bu maç, ilişkilerin yeniden
inşası için son tarih niteliği taşıdı"
yorumunu yaptı. Times, imza töreninin, iki ülke kamuoylarındaki
çeşitli grupların protestolarına yol
açtığını da yazdı.
FRANSIZ BASINI
Fransa'daki
siyasi gazeteler de, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini
"tarihi gelişme" olarak yorumladı.
Liberation gazetesi, iki ülkenin ilişkileri gerilimden
arındırma yolunu tercih ettiğini yazarken, aradaki mevcut
sorunlara rağmen, iki ülke yönetiminin bugün bir araya gelerek tarihi
protokole imza atacağını duyurdu.
Gazete, Fransa
Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in, "bunun bölge
barışı ve istikrarına büyük katkı
yapacağı" yolundaki açıklamasına yer verdi.
Le Figaro gazetesi de geniş bir şekilde verdiği
haber-yorumda, geçmişteki önemli sorunlara rağmen, iki ülke
yöneticilerinin ilişkileri normalleştirme kararı
aldığını yazdı.
Yukarı
Karabağ ve enerji
hattı konusundaki gelişmelere ayrıntılı yer verilen
haberde, bu konuların bölge ülkeleri ile Rusya
ve ABD'yi
de yakından ilgilendirdiği yorumu yapıldı.
Le Figaro'daki yorumda, "Rusya
ve ABD
bölgede rakip. Ancak ortak çıkarları var. Bölgede istikrar
istiyorlar. Bu amaçla Ermeni, Azeri ve Türk işbirliğini
destekliyorlar" ifadesi kullanıldı.
CNN TURK 11/10/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET 11/10/09
KKTCde Yayın Yüksek Kurulu (YYK) Başkanı
Osman Özalpın, Sanatsal ve kültürel değeri bulunmayan ve Kıbrıs
ağzıdır diye yanlış ifade ve anlatımlarla güzel
Türkçemizi bozan yayınlara programlarda yer verilmemelidir diye
kanalları uyarması ülkeyi karıştırdı.
Konuyu
Meclise taşıyan muhalefet partileri, iktidar partisi Ulusal Birlik
Partisini (UBP) eleştiri yağmuruna tuttu. YYKnın
açıklamasını, tüyleri diken diken olarak okuduğunu
belirten Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Siz insanların nasıl
konuşacağını bile dikte ettiren bir
iktidarsınız dedi. Soyer, Kendi ülkesinin ağzından
utanmak olur mu? diye sordu.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş da, Kendi ağzından,
konuşma biçiminden utanan tek halk olarak tarihe geçireceksiniz bizi
dedi.
Serdar Denktaş, YYK Kıbrıs
ağzını yasaklarken, çok daha bozuk başka
ağızların kullanılmasına bir şey demediğini
belirterek, Ne oldu şimdi utanmaya başladık oraşta
buraşta demekten, giderkana demekten? Noldu? Bu bizim
ağzımız. Televizyonlardaki programlarda Kıbrıs
ağzı kullanılması, yeni nesillerde de o
alışkanlığın devam ettirilmesi son derece doğal
diye konuştu.
KIBRIS
AĞZI
Napan: Ne yapıyorsun
Gardaşçım: Kardeşim
Oraşta: Orada
Gezdiririm kendimi: Gezmek
Benda: Ben de
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun erken şekilde çözülebilmesi
için BMnin daha aktif bir rol üstlenmesi, ayrıca görüşmelerin daha
yoğun şekilde devam etmesi gerektiğini söyledi.
Talat, haftada bir, 3 saat görüşmenin Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmak için yeterli olmadığını,
Bürgenstocktaki çalışmaların yapıldığı gibi
tüm gün, geceye kadar yoğun şekilde görüşmeler
yapılması gerektiğini belirtti.
Talat, dün, Bulgaristan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği
(BTKDD)ni ziyaret ederek Kıbrıs sorununda gelinen son durum
hakkında bilgi verdi.
Talat, eskiden arabuluculukla orta yolların bulunduğunu, bunun da
BMnin sürece doğrudan müdahil olmasıyla
sağlandığını kaydetti.
Bir yere kapanmak ve sürekli bu konuyu konuşmak lâzım
Müzakerelere başlarken 5-6 aylık bir süre öngörüldüğünü fakat
görüşmelerin geç başlaması ve haftada 1-2 kerelik
görüşmeler olmasıyla sürecin yavaşladığını
dile getiren Talat, Benim düşüncem bir yere kapanmak ve sürekli bu konuyu
konuşmak lâzım... Gittikçe 2009 yılı sonuna kadar çözüm
olanağı azalıyor.
Biz halen daha inanıyoruz... 1-2 hafta tüm ekiplerimizle toplanarak
yoğun çalışalım, olur ifadelerini kullandı.
İnsanların çok uzun süreler çözüm için bekleyemeyeceğini, bunun
makul bir sürede elde edilmesi gerektiğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Nisandan önce bir anlaşmaya
varılması ve halkoyuna sunulması durumunda seçimlerin de
oluşacak yeni duruma göre yapılacağını, olmazsa seçim
kampanyaları başladığında müzakerelerin de konu
yapılacağını anlattı.
Ben olacak demedim olabilir dedim
Son günlerde hani 2009 sonunda çözüm olacaktı şeklinde
soruların sorulmaya başlandığını söyleyen Talat,
Ben anlaşma olacak demedim olabilir dedim, arada büyük fark var, sadece
benim elimde değil, karşı tarafın da buna
katılması lâzım, katılmadığı sürece de
yapamadık dedi.
Toplam 6 başlıktan 3ünde ilerleme var
Toplam 6 olan konuların 3 tanesinde ilerleme bulunduğunu söyleyen
Talat, 2 konunun daha sonraya bırakıldığını,
yoğun olarak üzerinde durulmadığını, 1 konuda da tam
bir anlaşmazlık durumu bulunduğunu söyledi.
Talat, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Avrupa Birliği ile
İlişkiler ve Ekonomi konularında her iki tarafın da
onayladığı 30 kağıt
yapıldığını, bu kağıtlar içinde
anlaşılan ve anlaşılmayan konular bulunduğunu, bunun
sebebinin ileride üzerinde anlaşmaya varılmayan konuları yeniden
ele alıp anlaşma sağlamak olduğunu söyledi.
Talat, Mülkiyette ciddi bir anlaşmazlık bulunduğunu ve hiçbir
ilerleme sağlanamadığını; Güvenlik ve Garantilerde de
anlaşmazlıklar bulunduğunu ve sonraya
bırakıldığını; Toprak ve Harita konusunun da
diğer konularla bağlantılı olmasından dolayı ertelendiğini
belirtti.
Rum tarafı BM parametreleri dışında öneri yapıyor
Anlaşmazlıkların, Rum tarafının, BM parametrelerinden
uzaklaştığı noktalarda meydana geldiğini söyleyen
Talat, 23 Mayıs 2008de Rum lider Hristofyasla iki kesimlilik konusunda
anlaşmaya varmalarına rağmen, bunun, Rum tarafının
mülkiyetle ilgili yaptığı eski sahipleri kendi malları ile
ilgili karar verecek şeklindeki öneri ile tamamen ortadan
kalktığını söyledi.
KKTCdeki taşınmaz malın yüzde 80inin eski Rum malı
olduğunun kabul edilmesi durumunda, bu kişilerin de yüzde 70inin
mallarına geri dönmesini istedikleri takdirde Kıbrıs Türk
Devletinin mülkiyet yapısının
tuhaflaşacağını dile getiren Talat, yani çoğu
malın Rumlara ait olduğu bir yapı
yaratılacağını söyledi.
Rum tarafının, dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı
yapacak Kıbrıslı Türk liderlerinin seçiminin sonucunun neredeyse
Kıbrıslı Rumlar tarafından belirleneceği bir öneriyi
öne sürdüğünü de kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rum
tarafının yine BMnin iki toplumluluk ve siyasi eşitlik
kurallarına aykırı hareket ettiğini bildirdi.
Bizim önerilerimiz BM parametrelerini ihlâl etmiyor
Biz BM parametreleri çerçevesinde öneriler yapıyoruz, bizim önerilerimiz
BMnin yerleşmiş parametrelerini ihlâl etmiyor şeklinde
konuşan Talat, Rum tarafının önerilerinin BM ilkelerini ihlal
ettiği kadar anlaşmazlık, ihlal etmediği ölçüde de
anlaşma var dedi.
Talat, yoğunlaşmış şekilde müzakereleri sürdürmek;
uluslararası toplumun, BMnin bu konudaki desteğini almak; etkin
katılımını sağlamak ve bu sayede
karşılıklı esneklik göstererek ortak bir noktaya varmak
gibi bir yol benimsediğini anlattı. Talat, Rum tarafının
yaptığı gibi Kıbrıslı çözüm
mantığıyla hareket edilmesi durumunda Kıbrıs sorununun
kesinlikle çözülemeyeceğini söyledi. Talat şöyle devam etti:
Aynı düşünmüyoruz, aynı düşünsek çözecektik, aynı
düşünmediğimize göre de bize yardım edecek birlerine
ihtiyacımız var, bu da ancak BM olur, Genel Sekreter olur, o nedenle
BMnin, uluslararası toplumun daha aktif katılımına ihtiyaç
var.
AB artık tarafsız değil
Uluslararası toplum derken AByi bunun dışında tutuyoruz,
çünkü Kıbrıs Rum tarafının katılması nedeniyle
artık tarafsız değil....Ama ABye girmek demek, bugün sadece Rum
tarafı ve Yunanistanın üye olduğu ABye güvenmekle aynı
değil. O nedenle biz BM çerçevesinde bir çözümü, uluslararası
toplumun, BMnin sürece daha aktif katılımını, ve nihai
tahlilde karşılıklı al-verle Kıbrıs sorununu
çözmeyi öngörüyoruz. Temel politikamız budur... 2010 yılı
başında bir referandum istiyoruz. Eğer bu hedefi yakalayamazsak
da sorumlu biz olacak değiliz.
Maurer masada oturmayacak
Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya karşılık, AB Komisyonu
Başkanı Barrosonun Leopold Maurari, BM Genel Sekreterinin Özel
Danışmanı Downere danışman ve yardımcı
olarak atadığını söyleyerek, Maurerin faydalı
katlılarda bulunacağı yönünde inancını dile getirdi.
ABnin doğrudan müzakerelerin içinde olmayacağını söyleyen
Talat, Maurerin BMnin yanında görüşme masasında
bulunamayacağını, Kıbrısta bulunmasına da
herhangi bir itirazları olmadığını kaydetti.
Hristofyasa telefonda geçmiş olsun
Hastalığı sırasında Rum liderle telefonla görüşüp
görüşmediği konusundaki soruyu da Talat, Hristofyasla telefonda
geçmiş olsun demek için görüştüğünü söyledi.
Downere yapılanlar ayıp
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downere yönelik Rum saldırılarını ayıp olarak
niteleyen Talat, bunları yapanların çözüm istemediklerini
gösterdiklerini, bunun affedilecek yanı olmadığını
söyledi.
Yurttaşlarımız eşittir, muteberdir
Yurttaşlık konusundaki bir soruya karşılık da Talat,
olası bir çözüm durumunda yurttaşların kökenlerine göre
kategorize edilmesine karşı olduklarını söyleyerek, Bütün
yurttaşlarımız eşittir ve muteberdir, bu ülkede
yaşayıp katkı yapıyorlarsa, bu ülkenin acısıyla
tatlısıyla beraber oluyorlarsa bu yurttaşlarımızı
ayırmak niyetinde değiliz. Gündeme geldi, tutumumuz buydu. Tabii ki
müzakerenin bir konusudur, hiç olmazsa Rumlar o hale getirmiştir.
Çağdaş dünyamızda insanların geldikleri yere göre
kategorize edilmesi çok ayıp karşılanır, o nedenle
tutumumuz yurttaşlarımız arasında ayrımcılık
yapmamaktır dedi.
STAR KIBRIS 11/10/09
Turkey visit was a powerful
message
By Stefanos Evripidou
GREEK PRIME Minister George
Papandreous flash visit to Istanbul on Friday injected a breath of fresh air
to the worn down Greco-Turkish relations, ten years on from rapprochement, and
to the regional handling of the Cyprus problem by the two NATO enemies.
Unlike his predecessor, Papandreou has always played a more active role in
efforts to solve the conflict. On his first visit to Istanbul as premier, even
wearing his foreign ministers hat, Papandreou spoke to Turkish Prime Minister
Recep Tayyip Erdogan about the need to show a more conciliatory approach on
Cyprus. He also spoke directly to the Turkish people about the need to talk
straight about the problems faced and to solve them. Speaking from the
Patriarchate, he called on both countries to help free Cyprus of motherlands,
occupation troops, walls and division.
Papandreous direct approach balanced with a display of emotional honesty allows
him to appeal to both Turkish society and leadership. On hearing of his
surprise decision to attend a Balkan foreign ministers meeting, his first
foray abroad as leader, Erdogan changed plans and left Ankara to meet
Papandreou for over an hour. The Greek PM also showed his appeal to the common
man on the street, visiting the grave of his former counterpart Ismail Cem.
Papandreou laid down leaves from the olive trees that the two former foreign
ministers planted together in Greece back in the heyday of Greco-Turkish
rapprochement between 1999 and 2004.
Although Papandreou decided that his first official visit abroad as PM will be
to Cyprus on October 19, the symbolic significance of his speedy trip over the
Aegean as foreign minister will not go amiss in diplomatic circles.
But how does this affect Cyprus? Will it impact on Greek Cypriot efforts to
convince Turkey to make some concessions before Decembers EU progress report
on Turkey? Will it help end the division?
The government welcomed Papandreous visit, as did DISY and DIKO leader Marios
Garoyian. The remaining party leaders treated it cautiously, oscillating
between neutral and suspicious. It is no surprise that on the same day
Papandreou made his historic visit, the media was preoccupied with a report
from apparent diplomatic sources in Athens, saying that the Greek PM went there
to discuss a Plan B on Cyprus, which Papandreou rubbished in no uncertain
terms.
He took a very positive initiative given that the talks are at a crucial point
and need a push forward. On its own however, it cant bring results if there
isnt a corresponding response from both sides on the island, particularly the
Greek Cypriots, said political analyst Louis Igoumenides yesterday.
The analyst argued that, apart from the government and DISY, all other parties
and the archbishop saw the move as suspicious, bearing in mind Papandreous
previous support for the Annan plan. This latter response was both naïve and
dangerous since it showed how these parties would react come the time to vote
on a compromise solution. President Demetris Christofias must appeal to the
people, tell them the truth on the type of solution available, convince them of
the need for a solution soon and stop pandering to the rejectionist parties
even within his own coalition, said Igoumenides.
If Christofias works with Papandreou but at the same time doesnt make an
opening to DISY, which showed its willingness to support the government on the
talks, then we cant have a solution, he said.
Regional expert Dr James Ker-Lindsay from the LSE said Papandreous visit was
unexpected and highly symbolic, sending a very powerful message that hes
determined to improve relations with Turkey. However, given the high tensions
over the Aegean this summer, it remains to be seen how much difference he can
make.
At some point, after ten years of rapprochement, Turkey will have to do
something on the key issues, like the Halki seminary, the Aegean and Cyprus.
Even if Christofias aligns himself with the motherland and works closely with
Papandreou, this will not necessarily silence the sceptics and critics.
Nationalism was always tied to Greece in the past, but with the late President
Tassos Papadopoulos, he was a Greek Cypriot nationalist, and the nationalists
will respond in the same way to Papandreou, said Ker-Lindsay.
However, if Christofias has Papandreou standing firmly behind him and doesnt
get put off by negative voices, then progress can be made, at least on the
domestic front, said the analyst. For its part, how Turkey will respond to its
EU obligation to open its ports and airports and on the core issues in the
talks remains to be seen.
CYPRUS MAIL 11/10/09
![]()
Seçimlerden sonraki ilk yurtdışı gezisini
Balkan Ülkeleri Dışişleri Bakanları Gayrı Resmi
Toplantısına katılmak üzere Türkiyeye gerçekleştiren
Yunanistanın yeni Başbakanı ve Dışişleri
Bakanı Yorgos Papandreunun İstanbul temaslarıyla ilgili
haberlere geniş yer veren Rum basını, Yunan Başbakanın
ciddiyet istediğini yazdı
Haberini Papandreu Nihayet Ciddiyet İstedi... Başbakan Türkiyede
Kıbrıs Argümanlarıyla Konuştu... B Planıyla
İlgili Söylentileri Kesin Bir Dille Reddetti... Ziyaretle İlgili
Gürültüden Hükümet De Rahatsız başlık ve spotlarıyla
manşetten aktardı.
Gazete, Yorgos Papandreunun, Kıbrıs dururken,
dışişleri bakanı sıfatıyla İstanbulu
ziyaret etmesi, tepkilere neden oldu; Türkiyede diplomatik çevreler
tarafından mat hareketi olarak yorumlandı ifadesini kullandı.
Gazete, Papandreunun, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla bir
buçuk saat süren görüşmesinde Rum Yönetiminin argümanlarını öne
çıkarmaya çalıştığını ve Kıbrıs
sorununun çözülmesi gerektiği mesajını vererek; Ankarayı,
Türkiyenin üyelik sürecinin gözden geçirileceği Aralık arifesinde de
uzlaşıcılık göstermeye
çağırdığını yazdı.
Sorun yaratmadı
Gazete, Rum Yönetiminin, Papandreunun Türkiyeyi ziyaretinin sorun
yaratmadığını açıkladığını; Rum
siyasi partileri arasında yalnız ana muhalefet (DİSİ)
partisinin ziyareti olumlu yorumladığını ve
Kıbrıs sorununda hareketlilik böyle yaratılır
görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.
Gazete Nihayet Biraz Ciddiyet... Papandreu Hristofyasın Sesiyle
Türkiyede başlığıyla iç sayfasında devam
ettirdiği haberinde, Erdoğanla gayrı resmi olmasına
rağmen bir buçuk sat süren bir görüşme yaptığına vurgu
yaptığı Papandreunun, dünkü temasları sırasında;
Kıbrıs sorununun çözümünün Ankaraya bağlı olduğu
mesajını verdiğini yazdı, özetle şöyle devam etti:
Yorgos Papandreu, Yunan gazetecilere, Başbakan Erdoğana
Başkan Hristofyasın, Talatla diyalog
aracılığıyla Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde yeni
bir anlaşmaya varma çabalarını destekliyorum. Ancak Türkiye
tarafından uzlaşıcılık gösterilmesi gerek
dediğini anlattı.
Türk Başbakana, çözümsüzlük olması halinde bir alternatif öneri
sunup sunmadığının sorulmasına karşılık
şaşıran Papandreu, sorunun tekrarlanmasını istedi ve
daha ciddi olalım! dedi.
Pratikte de görülsün
Yorgos Papandreu, İstanbuldaki temasları çerçevesinde ziyaret
ettiği Ekümenik Patrikhanede yaptığı açıklamada yine
Kıbrıs sorununa değindi ve Kıbrısı
bağımlılıklarından, ana vatanlardan, işgal
ordularından, bölünmüşlükten ve ABde yeri olmayan duvardan
kurtarmamız gerekir dedi. Buna paralel olarak Yunan gazetecilere; Yunan
tarafının bundan sonraki hareketleri için bir zemin oluşturmaya
çalıştığını söyledi. Tayip Erdoğanla
görüşmesini dostane diye niteleyen Papandreu Bana ifade ettiği,
sorunları olumlu göğüsleme iradesinin pratikte de görülmesini
diliyorum ifadesini kullandı.
Yorgos Papandreu, Türk Başbakana şunları da söylediğini
açıkladı: Yunanistanın Türkiyeyle iyi ilişkileri
olduğuna ancak buna paralel olarak Türkiyenin zaruri meselelerde
ilerlemesini istediğine işaret ettik. Bütün bunlar (AB) zirve
toplantısında değerlendirilecek.
Yunan Başbakan, Türk dengine ayrıca; Aralık ayında
Türkiyenin AB üyelik süreciyle ilgili ciddi bir değerlendirme
yapılacağını, Aralık zaman
sınırının, Türkiyenin değerlendirileceği önemli
bir tarih olduğunu söyledi. Veto hakkıyla ilgili bir soruya muhatap
olan Papandreu, buna diplomatik üslupla bütün gereçlerin masada
bulunduğu yanıtını verdi.
Patrikhaneyi es geçmedi
Papandreu, Rum azınlığın ve Ekümenik patrikhanenin
sorunlarını da es geçmedi, Yunan hükümetinin Patrikhaneye ve
uluslararası rolüne destek verdiğini söyledi. Heybeliada Ruhban
Okulunun açılmasına ilişkin sorunlarda Patrikhaneyi
desteklediğini belirterek, sorunlara elimden geldiğince destek
vereceğim vaadinde bulundum dedi.
Gürültüden rahatsız
Gazete, Hükümet, Papandreunun Ziyaretinden Değil Çıkan Gürültüden
Rahatsız başlıklı haberinde, Rum Yönetiminin, Yunanistan
Başbakanı Yorgos Papandreunun İstanbulu ziyaret etmeyi tercih
etmesinin kopardığı gürültüden rahatsız olduğunu
yazdı
Gazeteye göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Papandreunun,
İstanbulda düzenlenen Dışişleri Bakanları gayrı
resmi toplantısına katılmayı tercih etmesinin Rum
Yönetimini hiç rahatsız etmediğini söyledi. Yunan medyasında yer
alan; Kıbrıs sorununa ilişkin bir B planından haberdar
olmadığını söyleyen Stefanu, şöyle devam etti:
Var olmayan meseleler
Bildiğim kadarıyla, yoktur. Yani var olmayan meseleler mi
yaratacağız? Başkan Hristofyas dün Sayın Papandreuyla bir
telefon görüşmesi yaptı ancak bunun ne B planıyla, ne C
planıyla ne de başka bir şeyle ilgisi var. Sayın Papandreu
Balkan Ülkeleri Dışişleri Bakanları gayrı resmi
toplantısı için İstanbuldadır.
Anladığımız kadarıyla Erdoğanla görüşmesi
de gayrı resmi olacak. Sayın Papandreunun İstanbulda
olması ve gayrı resmi toplantıya katılmasının
bizi hiç rahatsız etmediğini söylemekle yetineceğim. Başkan
Hristofyas bütün Yunan başbakanlarıyla ve önceki başbakanla da
olduğu gibi sürekli telefon irtibatı içerisindedir ve bu Sayın
Papandreuyla da aynı şekildedir. Kıbrısın
Yunanistanla iletişimi, koordinasyonu ve teması yalnız
karşılıklı ziyaretlerle değil teknoloji
kullanılarak da oluyor.
Rum-Yunan seferberliği
DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Rum-Yunan seferberliğinin
gereği üzerinde durmayı tercih ettiği açıklamasında,
önümüzdeki Aralık ayında Türkiyenin ABden ilave ve çok daha sert
yaptırımlara maruz kalması gerektiği mesajını
verdi. Fotiu, Ne Türkiyenin üyelik sürecinin gözden geçirilmesinde ne de
yaptırım uygulanmasında hiçbir erteleme olmaması
gerektiği tezimizi vurguluyoruz, Konseyin de tutumu budur dedi.
Sembolik ziyaret
EDEK Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis, Paandreunun Güney
Kıbrısı ziyaret etme kararının sembolikliğine
işaret ettiği açıklamasında, Papandreunun Güney
Kıbrıstan önce Türkiyeyi ziyaretinin hiçbir endişeye yol
açmaması gerektiği görüşünü ortaya koydu. Papadakis, İlk resmi
ziyaretini Kıbrısa yapacak. İstanbula; Balkanların bir
toplantısına katılmak üzere, Dışişleri
Bakanı sıfatıyla gidiyor dedi.
Sonuçlarını bekliyoruz
EURO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, partisinin, Papandreunun
Türkiye ziyaretinin sonuçlarını beklemekte olduğunu belirterek,
Papandreunun bu ziyaretinden; Türkiyeden Kıbrısa yönelik
yükümlülüklerini yerine getirmesinin net şekilde talep edildiği
sonucu çıkmazsa, o zaman ziyaretin göstergesi Kıbrısı
baltalayacak dedi.
Üniter ve birleşmiş bir Kıbrıs
Gazete, Papandreunun, Fener Rum Patrikhanesinde yaptığı
Üniter ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs için Avrupai çözüm
istiyoruz. Kıbrısı ana vatanlara
bağımlılıklarından, işgal ordularından,
bölünmüşlükten ve duvardan kurtarmamız gerekir açıklamasını
öne çıkardı.
Papandreunun Türkiyeye gerçekleştirdiği yıldırım
ziyaret çerçevesinde TC Başbakanı Erdoğanla ve
Dışişleri Bakanı Davutoğluyla görüştüğünü
belirten gazeteye , Rum Sözcü Stefanunun; görüşmelerin gayrı resmi
olmasından dolayı Rum Yönetimini rahatsız etmediğini
söylediğini kaydetti.
STAR KIBRIS 11/10/09
Outnumbered by three to one
By Jacqueline Agathocleous
FOR EVERY Greek Cypriot
National Guard (NG) conscript there are 3.1 Turkish soldiers in Cyprus, a
survey released yesterday said.
The survey, which examines the military balance in Cyprus, is carried out every
year by AKEL MP Aristos Aristotelous using his expertise in matters of defence
and strategy.
According to Aristotelous, 2009 statistics show that there are around 36,000 Turkish
soldiers in Cyprus. With the addition of 5,000 Turkish Cypriot soldiers, the
number increases to around 41,000.
In contrast, the NGs forces reach around 13,000, with 1,000 of those being
Greek national ELDYK soldiers.
This means that for every National Guard conscript today, there are 3.1
Turkish soldiers, Aristotelous said.
There are 449 Turkish army vehicles, while if ELDYKs 61 vehicles are taken
into consideration, it works out that there are 2.09 Turkish vehicles for every
Greek one.
Aristotelous noted that Turkey continued to maintain the highest of military
standards, in contrast with the Greek Cypriot side, which has shown a slow-down
due to its accession to the EU and the financial obligations this entailed.
This was made worse, he added, by the continuing financial crisis. For this
reason, the Cyprus Republics defensive expenditures remain stable at 2.1 2.3
per cent of the Gross Domestic Product (GDP). However, this is higher than the
average spent by EU countries, which is around 1.9 per cent.
There are 627 Turkish APC tanks, of which 361 are manufactured in Turkey and
266 are American, type M-133. The NG has 402 APC tanks.
By maintaining increased military standards in Cyprus, Turkey seems to be
after maintaining the unequal military balance on the island and in extension,
continuing its powerful negotiating position in the Cyprus problem, as well as
support efforts to legalise the regime, said Aristotelous.
Furthermore, Turkey seeks to underline its obsession with making its military
presence and control in Cyprus permanent, while maintaining its control over
the occupying regime and the Turkish Cypriots political activities, especially
in matters that concern the islands strategic goals, he added.
According to my survey, Turkey also seeks to maintain its ability to affect
developments in the free areas, blackmail the Greek Cypriot side and create
doubts over the Cyprus Republics sovereignty, in Cyprus land, air and sea
areas, said Aristotelous.
The survey showed that there are currently around 430 women serving the NG on a
voluntary basis, making up 3.5 per cent of the Greek Cypriot army.
Furthermore, there are more than 70,000 reservists.
CYPRUS MAIL
11/10/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıslı Rumların AİHMde
avukatlığını yapan Dimitriadis, tazminatların
ödenmemesi durumunda Türk uçaklarına el koyabileceklerini söyledi
Kıbrıslı
Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) Türkiye
aleyhine açtıkları birçok davada avukat olarak görev yapan Ahilleas
Dimitriadis, Türkiyenin, AİHMnin
verdiği tazminat kararlarını uygulamaması durumunda,
Denenmemiş bir yola başvuracaklarını, Türkiyenin
yurtdışındaki taşınmaz mallarının
dondurululması için harekete geçeceklerini açıkladı.
Dimitriadis, avukatlığını yaptığı
Aresti-Ksenidi ile Dimadis davasında, Türkiye aleyhine verilen tazminat
kararlarının uygulanmasını istedi.
Myra Ksenidi Arestis, Maraştaki mülkünü kullanamadığı
iddiasıyla Türkiye aleyhine AİHMye açtığı davayı
kazanmış ve 850 bin euro tazminat alma hakkı
kazanmıştı.
Dimadis davasında ise Türkiye 835 bin euro ödemeye mahkûm edilmişti.
Dimitriadis, AİHMde alınan kararla bir başka Avrupa ülkesine
giderek kararı burada kayda geçirteceklerini ve Türkiyeye ait olan, ancak
diplomatik dokunulmazlık kapsamında bulunmayan malları üzerinden
kararın uygulanmasını talep edeceklerini belirtti.
Diplomatik kalkan...
Dimitriadis, Türkiyenin ticari temsilciliklerine ait bir binanın ya da
Türk ulusal hava şirketine ait uçakların diplomatik
dokunulmazlığa sahip olmadıklarını savundu.
Dimitriadis, Böylece bugüne kadar Avrupa hukukunda hiç
gerçekleşmemiş bir şeyi yaparak Türkiyenin
taşınmazlarını dondurmak suretiyle tazminat
kararlarını uygulamaya koymaya çalışacaklarını
ifade etti.
MILLIYET
12/10/09
Krize oynuyorlar
Kıbrıs
Rum Yönetiminin, Türkiyenin tüm müzakere başlıklarını tek
taraflı dondurma kararı aldığı ileri sürülüyor
Güney Kıbrıs Kıbrıs Rum
Yönetiminin, Türkiyenin, Avrupa Birliği ile tüm müzakere
başlıklarını tek taraflı olarak dondurma kararı
aldığı ve bu kararı Brüksele gayrı resmi olarak
ilettiği iddia ediliyor.
Rum Yönetiminin bu kararı, Avrupa Komisyonunun Türkiyeye
yaptırım önermeyi reddettiği gerekçesiyle aldığı
öne sürülüyor.
Güney Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros gazetesi,
Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehnin,
Türkiyeye yaptırım önermediğini ve bu tavrın Rum
hükümetinin tepkisine yol açtığını bildirdi. Gazete, Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianunun, bugünkü
koşullarda, Türkiyenin müzakere başlıklarını tek
taraflı olarak dondurmaktan başka çıkış yolu
kalmayacağı mesajını en üst düzeyde Brüksele iletmek zorunda
kaldığını haber verdi.
Gazete Markostan, Brüksele sert mesaj... Lefkoşa,
Türkiyenin müzakere başlıklarını tek taraflı
dondurmaya doğru başlıklı haberinde şöyle dedi:
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu Brüksele,
en üst düzeyden sert bir mesaj verdi ve ABye Lefkoşanın,
Türkiyenin müzakere başlıklarını tek başına
dondurma şeklindeki son senaryoyu harekete geçirmek niyetinde
olduğunu açıkça iletti. AB merkezindeki çevreler, böyle bir hareketin
Kıbrıs sorununda kontrol dışı etkiler
yapabileceği uyarısında bulundular.
Siz yapmazsanız, biz yaparız
Rum Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianunun, Brüksele siz yapmazsanız, biz yaparız. Bu bize
bırakılan tek çıkış yoludur dediğini ve şu
görüşleri ilettiğini yazdı:
Lefkoşa, Türkiyenin müzakere
başlıklarını, Slovenya örneği temelinde olduğu
gibi, tek başına dondurma kararı alacağına atıfta
bulundu. Slovenya, yaklaşık 9 ay önce ikili sınır
anlaşmazlıklarını gerekçe göstererek
Hırvatistanın 11 müzakere başlığını dondurmuştu.
Tek başına yapabilir mi?
AB Komisyonu ve Dönem Başkanı
İsveçin, Rum tarafının tek yanlı girişimine destek
vermediğini yazan gazete, böyle bir hareketin yanlış
olacağı ve Kıbrıs sorununda zor durumlar
yaratılacağı Rum hükümetine bildirilmiştir dedi.
Fileleftherosun haberi şöyle devam etti:
Brükseldeki İngiliz çevreleri de, benzer görüşler ortaya
koydular. Bu yetkililer; Türkiyenin müzakere başlıklarının
tek taraflı dondurulmasına ilişkin herhangi bir düşüncenin,
konuya ciddi yaklaşım olarak algılanamayacağını
ve Kıbrıs sorununda da kontrol dışı gelişmelere
yol açabileceğini sızdırdılar.
Sert kararlar gündemde
Güney Kıbrısta
yayımlanan haftalık Kathimerini gazetesi de Sert çizgi çiziyorlar...
Atina ve Lefkoşa Aralık arifesinde saldırgan taktik
oluşturuyor başlığıyla manşete çıkardığı
haberinde, Yunanistan yeni Başbakanı Yorgos Papandreunun, Güney
Kıbrısa 19 Ekimde yapacağı ziyaret sırasında,
Türkiyenin üyelik sürecinin gözden geçirileceğini ve sert kararların
alınacağını yazdı.
KIBRIS
12/10/09
Güzelyurt kökenli Rumlar, dün Güney
Kıbrısta sözde işgale karşı bir yürüyüş
düzenledi. Rum lider Dimitris Hristofyas, müzakerelerin ileri bir safhaya
ulaşmadığını ve Kıbrıs sorununun nihai
çözümüne yakın olunmadığını söyledi.
Kıbrıslı Rumların, Astromeritte
düzenledikleri etkinliğe Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan ve sözde Omorfo
Belediye Başkanı Haralambos Pittas, Rum ve yabancı yetkililer
katıldı, konuşmalar yapıldı.
Rum radyosu RİK, sözde Omorfo Belediyesi tarafından
dün Astromeritde büyük bir anti-işgal etkinliği ve bu yıl
29uncusu yapılan bir anti-işgal yürüyüşü düzenlendiğini
bildirdi.
Güzelyurt kökenli Rumların, bu yıl 29uncusunu
gerçekleştirdikleri anti-işgal yürüyüşüne katılmak
amacıyla; başta Slovenya ve İngiltere parlamentolarından
aynı zamanda Avrupa Parlamentosundan milletvekillerinin ve başka
kurumlardan yetkililerin adaya geldikleri ifade edildi.
Pittastan Hristofyasa destek
Sözde Omorfo Belediye
Başkanı Haralambos Pittas, söz konusu etkinlik sırasında
yaptığı konuşmada, sağduyu,
soğukkanlılık, kendilerine hâkim olma ve özellikle tezler ve
ilkelerde istikrarlı olunmasıyla; Kıbrıs sorununa adil,
yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması konusunda
Hristofyasın gösterdiği çabaların desteklenmesi
çağrısı yaptı.
Pittas, Kıbrıs sorununun çözümünün; her
şeyden önce işgali, kolonizasyonu ve topraklarından
yasadışı bir şekilde faydalanılmasını
sonlandırmasını, tüm halkın insanlık
haklarını ve temel özgürlüklerini teminat altına
almasını ve iki kesimli-iki toplumlu federasyon çerçevesinde
toprağı, halkı, kurumları ve ekonomiyi yeniden
birleştirmesini arzuladıklarını söyledi.
Hristofyas: Çözüme yakın değiliz
Etkinliğe katılan Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise konuşmasında, Rum
tarafının Türkiyenin Avrupa Birliğine
katılımını tutarlı bir şekilde desteklediğini,
fakat bu desteğin sınırsız olmadığını
söyledi.
Hristofyas, Ankaranın; yükümlülüklerini uygulamak konusunda
gerekli yumuşak başlılığı ve olumlu
yaklaşımı göstermemesi halinde, Rum tarafı ve
Yunanistanın ortaklaşa bir şekilde (Türkiyeye karşı
gösterilecek) olası tepkileri masaya yatıracaklarını
kaydetti.
Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla liderler
arasında gerçekleştirilen doğrudan müzakereler sürecine de
değinen Hristofyas, müzakerelerde birtakım ilerlemeler
yaşandığını, fakat müzakerelerin ileri bir safhaya
ulaşmadığını ve Kıbrıs sorununun nihai
çözümüne yakın olunmadığını sözlerine ekledi.
Karoyan: Müzakerelerin çözümle
sonlanmasını umuyoruz
Rum Meclis Başkanı Marios
Karoyan da, etkinlikte yaptığı konuşmada, doğrudan
müzakerelerin çözümle sonlanması umudunu dile getirdi.
Karoyan, bu gidişata yönelik olarak çalışmaya devam
edeceklerini, bunun görevleri olduğunu ifade etti.
KIBRIS 12/10/09
![]()
Rum siyasilerin ve partilerin; Yunanistanın yeni
Başbakanı ve PASOK Başkanı Yorgos Papandreunun
İstanbul ziyaretinde Kıbrıs sorunuyla ilgili
yaptığı açıklamalar hakkında görüş belirttikleri
bildirildi.
Fileleftheros gazetesi, Rum hükümetinin; Papandreunun
İstanbulda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanla gerçekleştirdiği görüşmede Kıbrıs
sorunu ve Türkiyenin AB katılım süreciyle ilgili dile getirdiği
tezlerden memnuniyet duyduğunu belirttiğini bildirdi.
Gazete, Rum siyasi partilerin de konuya ilişkin
aynı çizgide olduklarını ve Atinayla daha iyi eşgüdüme
gidilmesini beklediklerini yazdı.
NET VE SOMUT
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu konuyla ilgili
açıklamasında, Papandreunun dile getirdiği tezlerin gayet net
ve somut olduğunu, aynı zamanda Papandreunun; Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyası Kıbrıs sorununun çözümü
amacıyla gerçekleştirdiği çabalar konusunda tam anlamıyla
desteklediğini söyledi.
Ortada herhangi bir B planı
olmadığını kaydeden Stefanu, Papandreunun çok dikkatli
olmaları konusundaki teziyle hem fikir olduklarını belirtti.
Kritik bir dönemde bulunulduğundan, çok farklı
şeyler gündeme gelebileceğini ifade eden Stefanu,
karışıklık ve panik yaşanmaması amacıyla
bunların ölçülüp biçilmesi ve karşılaştırılması
tavsiyesinde bulundu.
Stefanu, Papandreunun; Kıbrıs sorununa, AB
müktesebatına ve iki taraf arasında hem fikir olunanlara dayanacak BM
kararları çerçevesinde bir çözüm bulunması gerektiği konusundaki
tezine de işaret etti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın maraton müzakereler
gerçekleştirilmesi konusundaki açıklamalarını da yorumlayan
Stefanu, Türk tarafınca iletişimsel anlamda çaba
gösterildiğini savundu.
Müzakere masasında ortaya konulan tezlerin
yapıcı olması, iki taraf arasında üzerinde hem fikir
olunanların desteklenmesi ve bunların BM çerçevesi dâhilinde
bulunmaları halinde, birtakım görüş birliklerine
varılabileceğini söyleyen Stefanu, bunun aksi gerçekleştiği
takdirde ise ne kadar görüşme yapılırsa yapılsın
ilerleme kaydedilemeyeceğini sözlerine ekledi.
Stefanu, Davutoğlunun; Rum tarafının
Kıbrıs sorununun çözümü için acele etmediği konusundaki tezinin
belgelere dayanmadığını ve gerçek dışı
olduğunu da ileri sürdü.
PARTİLER MEMNUN
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise
açıklamasında, Papandreunun açıklamalarını
Kıbrıs sorunuyla ilgili gösterilen çabalara yardımcı
olarak nitelendirirken, tüm Kıbrıslıların menfaatlerinin
ileriye götürülmesi amacıyla iki ülke arasında iyi bir eşgüdüm
gerçekleştirilmesini beklediğini kaydetti.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise
açıklamasında, Papandreunun açıklamalarının
Kıbrıs sorununu doğru zemine oturttuğunu kaydetti ve söz
konusu açıklamaların tüm gidişatlara yönelik doğru ve net
mesajlar yolladığını belirtti.
Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ise
açıklamasında, Yunanistan ve Kıbrısın Türkiye
karşısındaki tavırlarında değişiklik
gördüğünü belirtti ve Papandreunun açıklamalarını önemli
olarak nitelendirdi.
STAR
KIBRIS 12/10/09
![]()
Müzakere
masasına ansızın gökten Rum tarafını tatmin edecek bir
plan düşebilir. Alternatif KKTCdir. Alternatifsiz olmak taviz vermeye
açık olmaktır.
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
için sürdürülen müzakerelerde anlaşmadan oldukça uzak olunduğunu
belirterek, Müzakere masasına ansızın gökten bir plan da
düşebilir. Bu plan da Kıbrıs Rum tarafını ikna edecek,
tatmin edecek bir anlaşma şekli olabilir. İşte o zaman
hepimiz zora gireriz dedi. Eroğlu, müzakerelerde ortaya bir sonuç
çıkacak olursa, Türkiyenin ve Kıbrıs Türkünün onurunu
zedelemeyecek, Kıbrıs Türkünün ebediyen yaşamasını sağlayacak
bir anlaşma olacağını, ancak Rumun böyle bir anlaşmaya
imza koymasının bugün için mümkün görünmediğini, alternatifin
KKTC olduğunu kaydetti.
Alternatifsiz olunduğu sürece taviz vermeye açık
olunacağını söyleyen Başbakan Eroğlu, KKTC
gerçeği dikkate alınarak ancak bir anlaşmaya
varılabileceğinin altını çizdi.
Anlaşma olmamasının dünyanın sonu
olmadığını kaydeden ve bir çok küçük devletin
bağımsızlığını ilan ettiğini ve
yaşamakta olduğunu ifade eden Eroğlu,Biz de yaşayacağız,
Anavatanın hamiliğinde ve himayesinde dedi.
Hatayda temaslarını sürdüren Başbakan Derviş Eroğlu,
İskenderun Genç işadamları Derneği (İSGİAD)
tarafından önceki akşam düzenlenen Kıbrıs ve AB konulu
konferansa katılarak bir konuşma yaptı.
Başbakan Eroğlu, devam eden müzakerelerle ilgili olarak; Güney
Kıbrısta iktidarda olan hükümetin çözüm yanlısı
olmadığını kaydederek, Şimdi Kıbrısta, hiç
bir zaman anlaşma düşüncesinde olmayan Güney Kıbrısta
hükümet ortakları Hristofyasın partisi ile Papadopulosun
partisidir. Dolayısıyla bir anlaşmadan bugün de uzak
olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim dedi.
HRİSTOFYASIN TEK İSTEĞİ
Eroğlu, UBP olarak Kıbrısta görüşmelerin
karşısında olmadıklarını açık ve net bir
şekilde ortaya koyduklarını belirterek, Türk tarafı
anlaşma peşinde koşarken Rum tarafının masada oyalama
taktiği uyguladığını ve zaman kazanmaya
çalıştığı sürece bir anlaşmaya
varılamayacağını ifade etti.
Başbakan, Kıbrıs Rum tarafının Türk tarafıyla
anlaşma ve paylaşma düşüncesi içerisinde
olmadığını, Hristofyasın tek isteğinin; Türk
askerinin Kıbrıstaki varlığından ve Türkiyenin
garantisinden kurtulmak olduğunu vurguladı.
Başbakan Eroğlu, Türkiyeden zaman zaman çıkan
Kıbrısta bugünkü statü devam edemez sözlerini KKTCnin
devamına karşı çıkanların yanlış
yorumlayarak kendilerini tatmin ettiklerini kaydederek, şunları
kaydetti:
Bugünkü durum, bugünkü statü devam edemez derken esas söylenmek istenen
şudur: Kıbrısta Güneyde bir devlet var, dünya tanıyor, AB
üyesidir. Kuzeyde bir devlet var, sadece Türkiye tanıyor, başka hiç
kimse tanımıyor. Bu böyle devam edemez. Ya anlaşma olacak, ya
KKTCyi dünya tanıyacak. Verilen mesaj budur.
TEK EGEMENLİK
Kıbrısta devam eden müzakerelerde tek egemenlik konusunda hata
yapıldığına inandığını söyleyen
Başbakan Eroğlu, tek egemenlik konusunu doğru
bulmadığını, ,Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın müzakere masasından bundan kurtulmak için bazı
manevralar yapması gerektiği inancında olduğunu belirtti.
Eroğlu; Tek egemenlik, tek kimlik derseniz, size söylenecek şudur:
Türkler bir anlaşmaya varmak için kendi devletlerinden ve kendi
egemenliklerinden vazgeçmiştir. Bu yaygınlaştığı
sürece bizim Kıbrısta istediğimiz manada bir anlaşmaya
varmamız mümkün değildir dedi.
Annan Planının, Kıbrıs Türk halkının lehine bir
plan olmadığını, UBP Genel Başkanı ve
Başbakan olarak hükümetten gitme pahasına Annan Planına
karşı inandığı mücadeleyi verdiğini belirten
Eroğlu, Annan Planı, doğrudan doğruya Rumları tatmin
etmeye yönelik bir plandı diye konuştu.
STAR
KIBRIS 12/10/09
GRAMERİ OLMAYAN DİLİN YANLIŞ CÜMLESİ
"Olaylar ve
Gerçekler" Arif Hasan Tahsin
Tarih: 10 Ekim 2009 Cumartesi
Bu bir yetkilinin açıklamasıdır. Daha doğrusu yayın
kuruluşlarına emridir: Sanatsal ve kültürel değeri bulunmayan
ve Kıbrıs ağzıdır diye yanlış ifade ve
anlatımlarla güzel Türkçemizi bozan yayınlara programlarda yer
verilmemelidir.
***
Bu zihniyetin yabancısı değiliz. Bu zihniyet Kürtlere Kürtçeyi,
Lazlara Lazcayı, Pontuslulara Rumcayı ve saireyi yasaklayan
zihniyettir. Şimdi sıra Kıbrıslıcaya geldi.
Kıbrıs Türkçesine diyelim. Tabii bu ilk saldırı
değildir. 1958i de yaşadı bu toplum. Bazıları
sanır ki o zaman yasaklanan yalnız Rumca kelimelerdir. Oysa
yasaklanan yabancı kelimelerdir. Örneğin İngilizce kelimeler de
yasaktı. Ağzınızdan çıkan her yabancı kelime için
2 şilin ödemek zorundaydınız. Mesela, Yes be gardaş dedin
mi hemen karşınıza dikilirler ve ver 2 şilin derlerdi. 2 şilin
yes içindi. Ya da Endaksi be gardaş dedin mi endaksinin 2 şilin
cezasını ödeyecektin. Peki, bu bir hukuki prosedür müydü? Yok! Dudak
Arası Yasasına göre idi... Bir da hiç Türkçe bilmeyen insanları
düşünün. Dillirga gibi, çoğu Baf köyleri gibi, çoğu Karpaz
köyleri gibi ve saire. Bu bir işgence değilsaydı neydi? Kıbrıs
Türkçesinin sanatsal ve kültürel değeri var mı, yok mu,
sanatçılarımızın ve kültür kadınlarımızla
kültür adamlarımızın yanıtlayacağı bir sorudur.
Ama Kıbrıs Türkçesi hangi güzel Türkçemizi bozar. Hangi Türkçe için
güzel Türkçemiz denmektedir. Türkiye Türkçesi için mi? Kaç ağzı var
Türkiye Türkçesinin? İstanbul ağzından başka
ağızların sanatsal ve kültürel değeri yok mu? Mesela
Karacaoğlan dilinin ya da ağzının sanatsal ve kültürel
değeri yok mu? Veya Yunusun, Veya Dadaloğlunun...
***
Gizlediğimiz, ya da gizleyebileceğimiz bir tarafımız
yoktur. Bizim ana dilimiz Rumcaydı. Ama Kıbrısta konuşulan
Türkçe Türkmen Türkçesi idi. Bir başka deyişle Oğuz
boylarının Türkçesi... Ve biz Türkçeyi bunlardan öğrendik.
Anadoluyu kendilerine mesken tutan ama Osmanlıların yabancı
askerlerle her fırsatta kılıçtan geçirilen ve sağa sola
sürgün edilen kendilerine küfür olsun diye Turkmen denen Oğuzlardan
öğrendik. Anadoluya Türkçeyi getirenlerden...
***
Osmanlı sarayında hakim olan dilin Türkçe ile ne alakası vardı?
İstiklal Savaşına kadar katliamlardan kurtulan Türkmenlerden
başka Türkçe konuşan var mıydı? Mustafa Kemal ile
arkadaşlarının, subay okullarından mezun olmalarına
rağmen konuştukları dilin gerçek Türkçe ile alakası
vardır?
***
Bir de karşı tarafa bakarsınız. Bizimkilerin sanatsal ve
kültürel değeri yok dedikleri Kıbrıslı ağzıyla
televizyonda sık sık oyunlar oynamaktadırlar. Hem neredeyse
kelimelerin birçoğu Türkçe ile İtalyanca olduğu halde.
Unutturmamaya, yaşatmaya çalışırlar dillerini... Kültürlerini...
***
Şimdi bir daha soralım. Bu emri verenlere göre güzel Türkçemiz
dedikleri hangisidir? Türkiye Türkçesi mi? Öyle dersanız Türkiyede tek
tip değildir Türkçe. Azeri Türkçesi mi yoksa? Ya da Özbek Türkçesi mi?
Yoksa Kazah Türkçesi mi? Uzatmaya gerek yoktur. Dünyada bir tek Türkçe yoktur.
Ve bunların her birisi ötekisinden farklıdır. Şimdi kim
deyebilir ki Azeri Türkçesinin, kültürel ve sanatsal değeri yoktur? Ya da
diğerlerinin... Ama Türkiye, hiçbir başka devlette, ve kendi
kaynağında, olmayan bir uyduruk dille, herkesi egemenliği
altına almak, kendi dilini unutturmak ve kendine benzetmek istemektedir.
Hayırlı olsun, ve başarılar dilerim. Ama bu kolay bir
iş değildir. Bu gidiş ikinci bir Timur olayının
benzerine davetiyedir. Nerde bir Timur daha deyebilirsiniz tabii ki...
***
Neyse... Şunu da hatırlatalım ve bitirelim: Bir süre önce
yayınlanan bir anket sonucuna göre okuduğunu anlamayanlar
sıralamasında Türkler son sıraya oturdular. Özellikle teknik
alanlarda... Demek geri kalmışlığın bir nedeni de
güzel Türkçe oluyor.
***
Zamanını hatırlamam. Ama zamanını da cümleyi da
bulurum. Ömer Seyfeddinin bir yazısındaki bir cümleye Fuat Köprülü
kafayı taktı. Sağda solda Bu cümle yanlıştır
der dururdu. Bir gün bir basımevinde karşılaştılar.
Bunun üzerine Ömer Seyfeddin Köprülüye: -Türkçenin grameri var mı? Fuat
Köprülü: -Yoktur. Ömer Seyfeddin: -Peki be efendi, grameri olmayan bir dilin
yanlış cümlesi olur mu?
NTV 10 Ekim. 2009 Cumartesi
LEFKOŞA - Stefanu,
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la
BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında New York'ta
yaptığ görüşmede, "Türkiye'nin Toros tatbikatını
iptal etmesi durumunda, kendilerinin de Nikiforos tatbikatını iptal
etmeye hazır olduklarını" söylediğini aktardı.
Stefanu,
"Tıpkı geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da önerimiz
budur ve Türkiye'nin yanıtını bekliyoruz" dedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki gün yaptığı
açıklamada, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) yılık
planlı tatbikatı "Nikiforos"un yapılmaması
durumunda, "Toros" tatbikatının da yapılmayacağını
açıklamıştı.
Bu arada Rum
basını, Nikiforos tatbikatının iptal edildiğine
ilişkin resmi açıklamanın, Yunanistan Başbakanı Yorgos
Papandreu'nun 19 Ekimde Güney Kıbrıs'ı ziyareti
sırasında yapılacağını ileri sürdü.
AA
NTV 13 Ekim. 2009 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Toros
tatbikatının bu yıl da yapılmayacağını
bildirdi.
Erçakıca,
düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs'ta,
Türk Silahlı Kuvvetleri ile KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı tarafından icra edilen Toros
tatbikatının bu yıl da yapılmamasının
kararlaştırıldığını açıkladı.
Bu konudaki gerekli tüm
istişarelerin, Türkiye de dahil olmak üzere
yapıldığını kaydeden Erçakıca, ''Buna göre, Toros
tatbikatı yapılmayacaktır'' dedi.
Erçakıca, ''Bu tutum,
Türk tarafının geçen yıllardan beri tekrarladığı
ve Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakerelerin devam ettiği bir
süreçte, siyasi ortamı iyileştirmek konusundaki kararlılığının
ifadesidir'' diye konuştu.
Kıbrıs Rum
yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, önceki gün yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin, Toros tatbikatını iptal etmesi
durumunda, Rum yönetiminin de Nikiforos tatbikatını iptal
edeceğini açıklamıştı.
Taraflar,
Kıbrıs'ta askeri tatbikatları geçen yıl
karşılıklı olarak iptal etmişti.
ABBAS GUCLU MILLIYET 13/10/09
Girne Amerikan
Üniversitesinin 25. yıl kutlamaları çerçevesinde KKTCdeydim.İlk
kurulduğu yılları hatırlıyorum. O günden bugüne çok
yol kat etmiş.
Girne Amerikan, ABD dışındaki en büyük Amerikan
üniversitesiymiş. İsmi Amerikan ama her şeyi ile bir Türk
üniversitesi. 50yi aşkın ülkeden 6 bin civarında öğrencisi
var. Büyük çoğunluğu da Türk...
Yeni öğretim yılının açılışına KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da geldi. Ama hükümetten tek kişi
yoktu. Meclis toplantısı varmış! Peki ya Büyükelçimiz? O da
yoktu.
Yadırgadım. Konuşmam da bunu da özellikle dile getirdim.
Üniversiteler KKTCnin olmazsa olmazları. Üniversiteleri çıkarıp
aldığınızda, geriye bir şey kalmaz. Üstelik KKTCde 25
yıllık kaç tane kurum var ki! Buna rağmen hükümetten hiç
kimsenin bulunmaması çok manidardı...
Türkiyenin
ve Ak Parti iktidarının KKTC üniversitelerine
sıcak bakmadığı varsayımını da kabul etmek
de mümkün değil. Çünkü dünden bugüne bütün iktidarlar, KKTCdeki
üniversite oluşumunu destekledi, desteklemeye de devam ediyor. Üstelik
Girne Amerikanın fahri doktora verdikleri arasında Ecevitten
Erdoğana neredeyse tüm başbakanlar da var. O halde Büyükelçi niye yoktu?..
İstanbul Üniversitesinden
tanıdığımız Yıldırım Öner Hoca,
şimdi Girne Amerikana rektör olmuş. Daha önce de Lefke Avrupanın
rektörüydü. Uzun yıllardır burada. KKTC vatandaşı
olmuş. Ve 20 yıl önceki hocalık heyecanı hiç
kaybolmamış.
Üniversitenin kurucusu Memduh Erdal ve damadı Serhat Akpınar. Memduh
Bey, eski mücahitlerden. Odasındaki fotoğrafları ve anılarını
dinlediğiniz de Kıbrısın son 50 yılına
tanıklık ediyorsunuz. Bu süreçte Türkiyeyi ve KKTCyi yönetenlerle
hep çok yakın olmuş. Bu öğretim yılından itibaren, bu
üniversitede hocalık yapacak olan Murat Karayalçınla birlikte, Türkiye ve
Kıbrıs ile ilgili bazı anekdotları dinlerken etkilenmedik
desek yalan olur.
Küresel ekonomik kriz, Türkiyedeki vakıf üniversitelerini
olduğu gibi, KKTC üniversitelerini de derinden etkilemiş. Çok büyük
yatırımlar yapmalarına karşın sürekli öğrenci
kaybediyorlar. Bu da onları Türkiye dışındaki farklı
ülkelere yöneltmiş.
Ülke olarak resmen tanınmasa da 70e yakın ülkeden öğrencisi var
ve diplomaları da kabul görüyor. Girne Amerikan, bu açılım
çerçevesinde İngiltere ve Singapurda
iki yeni kampüs kurmuş. İngilteredeki kampüsün ve üniversitenin
varlığının resmen kabul edilmesi, pek çok girişim gibi
Rumları fazlasıyla kızdırmış. Görünen o ki Serhat
Beyin bu genişleme politikası, daha pek çok ülkeyi kapsama
alınana alacak.
Farklılık yaratmak
Açılış töreninde ben de kısa bir konuşma yaptım.
Konusu farkındalıktı. Türkiyede ve KKTCde üniversiteden
geçilmiyor. Aynı yaş kuşağında sadece bizde 6 milyon
genç var. Dünya ölçeğine vurduğunuzda da yarışacakları
on milyonlarca yaşıtları bulunuyor.
Onların içinden sıyrılıp önemli noktalara gelmek istiyorsanız
farklılık yaratmak zorundasınız diye başlayıp
peş peşe sıraladım:
Sorun yaratan değil çözen, kaynakları tüketen değil yaratan,
susan değil konuşan, mazeretlerin arkasına saklanan değil
öneri getiren, kızan değil hoş gören, dayatmacı değil
uzlaşan, düne ya da ideolojilere takılıp kalan değil
geleceğe bakan, pes eden değil mücadeleci, kolaycı değil
yaratıcı, içine kapanan değil dünyaya açılan, ifade
özgürlüğünü kısıtlayan değil savunan, kavgacı
değil barışçı, hizip yaratan değil ekipçi olun.
Ve özetin özeti olarak da sıradan biri değil, farklı olun,
farkındalık yaratın dedim. Kendi hayatımdan örnekler
paylaştım. Hiç kimse ciddiye almazken neden ille de eğitim
dedim, hemen herkes gençlerden kaçarken Genç
Bakışla neden gençlerin sesi olduğumuzu anlattım...
Hem üniversite hem de öğrenciler olarak farkındalık
yaratmaları gerektiğini vurguladım. Bakalım ne
kadarını başarabilecekler? Üniversite Ar-Ge
laboratuvarlarıyla, öğrencileri de yaratıcılılık
ve girişimcilikleriyle ne kadar öne çıkacaklar? Bir sonraki
buluşmada da onu konuşacağız...
Çünkü artık kuruluşlarını tamamladılar ve
farkındalık yaratma dönemindeler...
Özetin özeti: Sokağa çıkıp biraz gezdiğinizde, KKTCde
işlerin neden çok yavaş ya da tersine gittiğini anında
görmeniz mümkün. Ne onlar bir sinerji yaratabiliyor ne de Türkiye!
Şikâyetin ötesine bir türlü geçemiyorlar...
![]()
AB
ülkelerinin, doğrudan müzakerelerin başarısızlığa
uğraması halinde Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini,
yumuşak bir şekilde tanımasıyla eş zamanlı
olarak Kuzey Kıbrısın yumuşak bir şekilde
tanınmasını tartıştıkları ileri sürüldü.
Avrupa Birliğinin (AB) güçlü ülkelerinin dışişleri
bakanlıklarında, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin
başarısızlığa uğraması durumunda alternatif
çözümler konusunun ele alındığı ileri sürüldü.
Avrupalı ortakların, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrudan
müzakerelerin başarı perspektifiyle ilgili olarak cesaretlerinin
kırılmaya başladığını yazan Politis
gazetesi, AB ortaklarının çıkış stratejisi
aradıklarını belirtti.
Gazete, AB ülkelerinin, Türkiye tarafından Kıbrıs
Cumhuriyetinin, yumuşak bir şekilde tanınmasına eş
zamanlı olarak Kuzey Kıbrısın yumuşak bir
şekilde tanımasından bahsettiklerini yazdı.
Status quo (Statüko) olarak isimlendirilen bir formülün söz konusu
olduğunu yazan gazete, özlü olarak söz konusu senaryonun, Türkiye
tarafından Ankara Protokolünün kısmi bir şekilde
uygulanmasına eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türklerle
ilgili Doğrudan Ticaret Tüzüğünün uygulanmasından
başlayacak olan bir süreç öngördüğünü belirtti.
Haberde, uluslararası toplumun, müzakerelerin
başarısızlığa uğraması halinde
Kıbrıstaki BM Barış Gücünün (UNFICYP) adada
kalmasına ilişkin soru işaretlerini de gündeme getirmekte
olduğu kaydedildi.
Öte yandan Alithia; Başkanlıkta, Kıbrıs Sorununda
Gözlemlenen Yoğun Hareketlilikle İlgili Düşünce
başlıklı haberinde Rum Başkanlığının,
özellikle Yorgos Papandreunun Yunanistanda başbakanlığa
seçilmesinin ardından Kıbrıs sorununa ilişkin olarak son
günlerde gözlemlenen uluslararası hareketlilik
ışığında düşünceli olduğunu yazdı.
Başkanlığın, söz konusu gelişmeleri ihtiyatlı
bir şekilde izlediğini yazan gazete, Başkanlık;
kamuoyuna, ABye ve uluslararası topluma Kıbrıs sorununun
çözümünün yakın olduğu imajını vermek istemiyor
ifadelerine yer verdi.
Gazete, bu konuda belirleyici noktanın, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın çözüme yakın olunmadığı
şeklindeki açıklaması olduğunu da yazdı.
Habere göre Rum Başkanlığının, Kıbrıs
sorununa doğal takvimler içerisinde Aralık 2009 ve Nisan 2010da
çözüm bulunmasına ilişkin olarak dıştan baskı gelmesi
ihtimalini göz önünde bulunduruyor.
STAR
KIBRIS 13/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk
tarafının müzakere sürecini avantaj kazanmak amacıyla
değil, çözüm isteğiyle yürüttüğünü belirterek, Biz sorunun
çözümü için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz, ancak müzakerelerin
de bir zaman sınırının olduğu bilinmelidir. Hiçbir
halk sonsuza kadar müzakere içinde tutulup , ha bugün, ha yarın diyerek
belirsiz ve dengesiz bir ortama mahkum edilemez dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dmitris Hristofyasın çözüme yakın
değil, uzağız şeklindeki görüşünü Dervişin
fikri neyse zikri de odur ifadesiyle yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Talat, bu ifadelerin, Hrisyofyasın en azından şu anda çözüm
istemediğinin farklı şekilde tellaffuzu olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için
siyasi süreç yürütülürken ülkenin başta ekonomi olmak üzere diğer
sorunlarının ortadan kaldırılması gerektiğine
vurgu yaparak bu sorunların giderilmesini, çözüm sonrasına
bırakmanın Kıbrıs Türküne zarar vereceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat Girne Amerikan Üniversitesinin yeni akademik
yılının açılış töreninde yaptığı
konuşmada Kıbrıs konusuna da değindi, Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyasın dün bir etkinlikte yaptığı
konuşmayı yanıtladı.
Talat, adadaki çözümsüzlüğün tek nedeninin her fırsatta Türkiye
olduğu izlenimi yaratmaya çalışan Hristofyasın
konuşmasında, Rum Yönetiminin Türkiyenin AB sürecinde önünü kesmek
için bu güne kadar yürüttüğü kampanyaları da ortaya koymuş
olduğunu ifade etti.
Türkiyeye engel
Türkiyenin AB sürecinde önündeki engellerin başında Kıbrıs
konusunun geldiğini belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu,
İnsanları teker teker etkileyen bir sorun ve Türkiye
açısından bir ulusal sorun olduğu için çözümü zordur. Böyle bir
sorunu çözme sorumluluğu altına girmek kolay değildir ama biz
bunu omuzlama kararı verdik ve omuzladık dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafı yapılan çeşitli
yanlışlar nedeniyle çözüm olmadan ABye üye oldu. Şimdi diyoruz
ki; bütün yanlış bizim mi ? Hayır değil ama, biz
isteseydik, önlem alsaydık ortaya konulması gereken
tavırları zamanında ortaya koysaydık bunu
engelleyebilirdik. Bunun hesabını en azından kendi
vicdanımıza vermeliyiz dedi.
Güney Kıbrısın üyelikten sonra Türkiyenin AB sürecini
engellemek için elinden geleni yaptığını ve sürekli
Türkiyeyi suçladığına işaret eden Talat, Hristofyas bunu;
Türkiyenin önünü kesme kararı aldığı zaman, dünya
tarafından suçlanmamak, Türkiyeye Kıbrıs Türkünü bu kadar
desteklememesi için baskı yapılması, bir çözüm olmaması
durumunda ise Türkiyeyi suçlama ve onun AB hareketini durdurmak meşrudur
diyebilmek için yapıyor dedi.
Halk çözüme hazırlanmalı
Koşullar güzel olmasa da bir strateji oluşturularak halkın süreç
hakkında bilgilendirilmesinin gerekliliğine de işaret eden
Talat, Halkı olası bir çözüme hazırlamalıyız. Bu çok
zor bir süreç ancak çözüm mümkündür. Dünyada hiçbir sorun çözümsüz
değildir. Eğer çözüm ister ve inançlı davranırsanız,
çözersiniz. Kararlı olacak , buna inanacak ve bunun için çalışacaksınız.
Acaba çözüm olur mu derseniz çözüm zor olur. Çözüm isteyecek ve bunun üzerine
gideceksiniz. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları da bunu
yapmalıdedi.
STAR
KIBRIS 13/10/09

![]()
TBCCIın geleneksel yemeğine katılan Adalet
Bakanı Jack Straw, önümüzdeki seçimlerde İşçi Partisinden
milletvekili adayı olan Ayfer Orhana tam destek verdiklerini söyledi.
Orhan, seçim kampanyasına destek amacıyla Dışişleri
Bakanı David Milibandın da seçim bölgesine gelip, birlikte
propaganda yapacaklarını belirtti.
Mihrişah Safa
Londrada geçtiğimiz akşam düzenlenen Türk-İngiliz Ticaret
Odasının 29uncu Kuruluş Balosunda bir araya gelen
İşçi Partisi milletvekili adayı Ayfer Orhan, Adalet Bakanı
Jack Strawdan tam destek aldı.
Baloya katılan Straw ile görüşen Kıbrıs asıllı
milletvekili adayı Orhan, seçim bölgesi Hemel Hempsteaddeki
çalışmaları hakkında bilgi vererek, kazanacaklarından
umutlu olduğunu söyledi. İngiliz Avam Kamarasında Türk
asıllı milletvekili bulunmadığını ve ilk girenin
kendisi olmasını ümit ettiğini belirten Orhan,
Dışişleri Bakanı David Milibandin de seçim bölgesine
gelerek, kendisine destek vereceğini ifade etti.
Türk konukların yakın ilgisiyle karşılaşan Adalet
Bakanı Jack Straw, STAR KIBRISın Kuzey Londradaki Türk çetelerin
çatışmasına ilişkin sorusuna; Bakan ve bakanlık
olarak her şeyden bilgimiz var. Güvenlik birimleri gereken her türlü
çalışmayı yapıyor. diyerek kısa yanıt verdi.
Aynı gece Türkiyenin İşçi Partili Dostları Lobi Grubunun
kurucusu Nilgün Canver, kurucu üyeleri Hüseyin Özer, Ahmet Üstünsürmeli ile de
bir araya gelen Straw, çalışmaları hakkında bilgi
aldı.
TBCCIın 29uncu kuruluş yıldönümü yemeğinde Ayfer Orhan,
TC Büyükelçisi Yiğit Alpogan, Camerona Büyükelçi olarak atanan Elçi
Müsteşar Atılay Ersan, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü,
Başkonsolos Bahadır Kaleli ile de bir araya gelerek, seçim
kampanyaları hakkında bilgi verdi. Geceye İngiliz yerel
yönetimlerinde meclis üyesi olarak görev yapan Türk asıllı
politikacılar Nilgün Canver, Ahmet Öykener, Ertan Hürer, Muttalip Ünlüer
de katıldı.
Rum asıllı aday da gecedeydi
Bu arada geceye katılan bir başka milletvekili adayı ise
Muhafazakâr Partili Kıbrıs Rum asıllı Andrew Charalambous
oldu. Türkçe konuşan nüfusun en yoğun yerleşim bölgelerinden
Edmontondan önümüzdeki seçimlerde milletvekili adayı olan Charalambous,
geceye Türkiyenin Muhafazakâr Partili Dostları Lobi Gurubu kurucusu Ertan
Hürer ile geldi. Türk Lobi grubunun üyesi olduğunu belirten Rum
asıllı aday, STAR KIBRISa; Türk dostuyum. Muhafazakar Partinin
Türkiye lobi grubunun da üyesiyim. Türkiyenin ABye tam üye olmasını
candan destekliyorum dedi. Türk Büyükelçisi, TBCCI Başkanı Remzi
Gür, yöneticileri Henry Marshall ile tanışan Rum asıllı
adayın geceye katılışı, salonda bulunan bazı
çevreler tarafından Rum aday, Türk oyları peşinde
Lobi
yapıyor şeklinde yorumlandı.
Muhafazakâr Partili Dostlar Gurubu kurucusu Enfield Belediyesi meclis üyesi
Ertan Hürer, Rum asıllı milletvekili adayının promosyonunu
yaptıklarını belirterek, Charalambousun Türk dostu
olduğunu ifade etti. Edmontonda şu anda milletvekili İşçi
Partili Andy Love, 1996dan bu yana milletvekilliği yapıyor.
STAR
KIBRIS 13/10/09
Christofias discusses EU-Turkey
strategy with party leaders
By Charles Charalambous
THE LEADERS of DISY and
EDEK have called for a hardening of Cyprus stance regarding Turkeys candidacy
to join the EU, ahead of the progress report by the European Commission (EC)
which will be presented in its preliminary form tomorrow and finalised in
December.
Speaking to the press following a meeting yesterday with President Demetris Christofias
which included a discussion of tactics on Turkeys accession talks, opposition
DISY leader Nicos Anastassiades said that if Turkey fails to fulfil its
commitments to the EU by the time of the December report, the government should
take a firmer position.
He said that Cyprus should inform the EC in writing that if there is no
progress by June 2010, our European partners should not expect agreement to
the opening of any new negotiation chapters as part of Turkeys accession
process.
EDEK leader Yiannakis Omirou went one step further than the DISY leader. In
statements to the press following his own meeting with Christofias, Omirou
called for Cyprus to use its rights as a full EU member by implication, to
call for a freeze on EU accession negotiations or even use its veto if Turkey
has not fulfilled its obligations by December.
Omirou said that a clear message should be delivered to Brussels and Sweden,
which currently holds the EU Presidency: Either Turkey complies with its
obligations, or it should be severely criticised by the European Commission in
its final conclusions in December and suffer sanctions. If not, the Republic of
Cyprus has rights, it is an EU member state, and it should not and is not
likely to give up those rights.
Foreign Minister Markos Kyprianou also had a meeting yesterday with Greek
Ambassador Vasileios Papaioannou, to prepare the ground for the official visit
by Greek Prime Minister George Papandreou next week. Kyprianou said that
Turkeys evaluation by the EU is the main issue of concern for both Cypriot and
Greek governments, adding: It will be the main issue to be discussed with the
Greek Prime Minister next Monday.
Kyprianou said that Cyprus position is that all the EU candidate countries
should fulfil their obligations towards the EU and its member states. If not,
there should be consequences, he said, but added: Punishing Turkey is not our
goal.
The same line was echoed by AKEL leader Andros Kyprianou, who said at a party
rally in Athienou yesterday: Our objective is not for Turkey to be punished if
it does not fulfil its commitments. Our objective is to solve the Cyprus
problem, and all the efforts we are making are aimed at serving this strategic
objective.
Papandreous willingness to actively engage Turkey on its attitude towards
Cyprus has been welcomed in many political quarters here. Commenting on
Christofias handling of the EU-Turkey issue, Anastassiades said that we are
following a course which, with Greeces co-operation, I believe will be the
best for our country.
CYPRUS
MAIL 13/10/09
Perfect solution not possible
By Patrick Dewhurst
THE UK organisation,
Friends of Cyprus has just completed a week of over 40 meetings with Greek and
Turkish Cypriot officials to learn more about the Cyprus problem.
Mary Southcott, coordinator of Friends of Cyprus and Andrew Dismore, MP for
Hendon and Vice President of the organisation, met with Greek political and
social organisations and leaders to get up to date.
We have come here to become better informed about the process and to see what
we can do. Dismore explained. We are not here to propose a solution, but I
think that we can offer an additional perspective to that of others, such as
the Foreign Office.
With around 3,000 Cypriots in his constituency, most of which are
Greek-Cypriots, and having worked as a Greek liaison, Dismore is well placed to
pick up on the nuances.
Asked how public opinion in his constituency and in Cyprus compares, he
explained Many of my constituents are diaspora, who tend to take stronger,
more hard-line views. This is something Ive seen in other communities.
The picture here is more distorted. We know there is substantial support for a
solution, but there is also a loud anti-solution section. Just because they are
louder, though, it does not mean they are more numerous or even right.
Regarding the north, he said, there are differences in attitude between
Anatolians and Turkish Cypriots and so we need to address the issue on a
cultural basis.
Dismore strongly criticised the recent leak of UN Documents, which he alleges
as an attempt to derail the negotiation process. The documents werent only
leaked, they were stolen and I think this is irresponsible. This goes against
the national interest because it puts pressure on the negotiators. Nobody has
the right to derail the process.
Asked about the medias role in the leaked documents saga, he said Media
coverage of this was not helpful. Some discussions have to be held in private,
so that the leaders can negotiate sensibly. Our role is to help that.
However, he conceded this closed dialogue does have its disadvantages. The
public tend to think that nothing is happening.
Commenting on the ongoing talks, Dismore was clear. The pace of the
negotiations needs to pick up. The time pressures have now changed and a
solution needs to be found before a rejectionist party can win an election in
the occupied areas.
This has to happen now, because it is first time there are two pro-solution
leaders.
For Dismore, it is clear that positive Turkish involvement is essential, in
spite of UN assertions that this is a Cyprus problem to be resolved by
Cypriots. In the end there will be no solution unless Turkey agrees.
A lot depends on Turkey wanting EU accession, and of all their challenges, the
Cyprus problem is probably the easiest.
One of the sticking points, which Dismore raised in the UK Parliament earlier
this year, concerned the presence of between 20,000 and 30,000 Turkish troops
in the north. We need to remember that the Turkish Cypriots are also under
occupation.
With increasing ambivalence towards accession, and French and German preference
for a privileged partnership, European Commission President Jose Manuel
Barrosos expectation that Turkey will not accede until after 2021 is a
problem.
So what happens if no agreement is found? I think we will see a greater drive
for TRNC recognition, possibly an increase in TRNC-EU trade, and almost
certainly an increase in the Turkish-Cypriot diaspora, with some seeking to
reclaim their property. Dismore said.
What needs to be recognised is that the perfect solution is not possible;
there must be a compromise. The longer (the negotiations) take, the more
settlers will arrive and the harder it will become (to find a solution). He
added.
Founded in 1974, Friends of Cyprus brings together Greek and Turkish Cypriots,
in London and in Cyprus.
CYPRUS
MAIL 13/10/09
AA
NTV 14 Ekim. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Cumhurbaşkanı Talat, dün gece, Gazimağusa'ya bağlı
Alaniçi köyünü ziyaret ederek, vatandaşlara Kıbrıs müzakere
süreciyle ilgili bilgi verdi.
Yunanistan'da yapılan
son genel seçimlerin neticesinin Kıbrıs sorununun çözümü için son
derece önemli olduğunu ifade eden Talat, ''Yunanistan'ın yeni
Başbakanı Yorgos Papandreu'nun istemesi halinde, çözümde Türkiye
hükümeti gibi olumlu bir rol oynayabileceğini'' kaydetti.
Kıbrıslı
Türklerin çözüme ihtiyacı olduğunu belirten Talat, ''Çözülmezse yok
olacak değiliz tabii, ama çözülmediği taktirde
alacağımız yol daha zahmetlidir, daha zordur. Yıllarca daha
zorluklarla mücadele demektir. Halbuki çözüm olursa kısa zamanda kısa
yoldan sorunlarımızın ortadan kalkması sağlanacak.
Bunu sağcısının da solcusunun da, çözümü gönülden isteyenin
de istemeyenin de anlaması lazım'' dedi.
ÇÖZÜM
UZAK DİYEN, ÇÖZÜM İSTEMİYORDUR
Talat, ''Bazı çevreler size sürekli 'çözüm olmaz, mümkün
değildir, çok uzaktır' derlerse, anlayın ki o çevreler çözümü
çok istemiyor... Dervişin fikri neyse zikri de odur'' diye konuştu.
Her konuda anlaşma
sağlanmadan Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğine dikkati çeken
Talat, henüz bu noktaya gelemediklerini, çünkü Kıbrıs müzakerelerini
etkileyen başka konuların olduğunu ifade etti ve buna örnek
olarak Türkiye'nin AB üyelik süreci nedeniyle Kıbrıs Rum
tarafının ''biraz daha bir şeyler koparma'' hedefini gösterdi.
Talat, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, sürekli, ''çözümün
anahtarı Türkiye'dedir, Türkiye uzlaşmazdır, çözüm istemez,
çözüm için yardımcı olmaz'' gibi suçlamalarda bulunduğunu
anımsattı.
ERDOĞAN
DAHA NE DESİN
Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü açıkça
desteklediğini vurgulayan Talat, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'nda BM Genel Sekreteri'ne
''Kıbrıs görüşmelerinde daha fazla aktif
olmalısınız, daha fazla müdahil olmalısınız ve
hatta gerekirse hakemlik bile yapmalısınız'' dediğini
aktardı ve ''Daha ne desin...'' ifadesini kullandı.
Hristofyas'ın,
kendisini uzlaşmazlıkla suçlayacak gerekçe
bulamadığını ve bu nedenle Türkiye'nin AB üyeliği
süreci ile veto tehdidini kullanarak suçlamalarda bulunduğunu anlatan
Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümü 2004 yılında fiilen
desteklediğini ve bu desteğin sürdüğünü vurguladı.
Talat, çözüm konusunda
halk arasında bazen umutların, bazen umutsuzlukların hakim
olduğunu, bunun kendisi için de geçerli olduğunu, çünkü
müzakerelerdeki bazı olayların kendilerini etkilediğini söyledi.
TESLİM
OLSAK 5 DAKİKADA OLURDU
Cumhurbaşkanı Talat, ''Çözüm madem ki bizim
ihtiyacımızdır o zaman bütün imkanlarımızı
kullanarak bunu sağlamaya çalışmalıyız'' diyerek,
bunun yanlış anlaşılmamasını, çünkü bu söylemin
teslim olmak anlamında kullanılmadığını söyledi.
Talat, ''Öyle olsa Rumlar
ne isterse kabul edilir ve 5 dakikada çözüm sağlanırdı. Sözünü
ettiğim böyle bir çözüm değil, her iki tarafın da kabul
edeceği bir çözümdür. Bunu sağlamak bizim boynumuzun borcudur, bunu
başarabilmemiz lazım'' dedi.
Kıbrıs Türk
tarafının izlediği çözüm politikasının
uluslararası toplumun dikkatini çektiğini ve desteğini
aldığını ifade eden Talat, Kıbrıslı
Türklerin en büyük gücünün de bu olduğunu vurguladı.
Talat,
Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin ve dünyanın desteğiyle
çözümü mutlaka başaracağına inanç belirtti. Usanmadan mücadele
edeceklerini kaydeden Talat, ''Bütün bu uğraşlarımıza
rağmen sonuç alamazsak, o zaman da dünyada yalnız
kalmayacağız'' dedi. Talat, ''2004'te bir deney yaşandığını
ve bunun dünyanın Kıbrıslı Türklere karşı
bakışını değiştirdiğini, bir deney daha
yaşanması halinde dünyanın Kıbrıslı Türklere
bakışını değil her şeyiyle
algılayışını değiştireceğini''
sözlerine ekledi.
AA
NTV 14 Ekim. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesimi, AB ilerleme raporunda, limanları
açmadığı için Türkiye'ye yaptırım tavsiyesinde
bulunulmamasından hayal kırıklığına
uğradığını bildirdi.
Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, komisyonun aralıkta
alınması gereken bazı tedbirler konusunda tavsiyelerde
bulunmasını beklediklerini, ancak raporda bunun olmamasından
hayal kırıklığına uğradıklarını
belirtti.
Kipriyanu, raporda,
Türkiye'nin Kıbrıs görüşmelerine süren desteğiyle ilgili
olarak yer alan olumlu görüşler konusunda da "Türkiye'nin bu konudaki
yaklaşımının üstünkörü olduğunu, Türkiye'nin yaklaşımının
derinlemesine incelenmediğini" öne sürerek, "Türkiye'nin sürece
sözde destek verdiğini, ancak tutumuyla bunu
yapmadığını" iddia etti.
AB ilerleme raporunda,
Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açmasının önemli olduğu savunulmuştu.
Rapor, aralık
ayında yapılacak AB zirvesinde ele alınacak.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakereler
çerçevesinde dün yeniden bir araya
geldi.
Ara
bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.00da bir araya gelen
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas,
dün Federal Yürütme konusunu görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
müzakereleri konusunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla
gerçekleştirdikleri görüşmede Yürütme konusunu ele almaya devam
ettiklerini ve Rum tarafının, daha önce yaptığı bir
öneriyi gözden geçirerek tekrar masaya koyduğunu açıkladı.
Talat, Hristofyasla görüşmesi sonrasında
Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı
açıklamada, Türk tarafının da Yürütme konusundaki önerisinin
dün gündeme geldiğini söyleyerek, bugün aynı konuya devam
edileceğini, ayrıca bugün Dış İlişkiler
konusunun gündemde olacağını belirtti.
Rum tarafınca Yürütme konusunda yapılan öneriyi
açıklamayacağını, fakat geçmiş öneriye paralel olarak
başkan ve başkan yardımcısının doğrudan
halkoyuyla seçilmesine dayalı bir öneri olduğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat; Rum tarafının, yeni önerisiyle, Türk
tarafının bazı endişelerini giderme yönünde cevap
verildiğini ifade etti.
Bütün öneriler masadadır, bizim önerilerimiz de
masadadır diyen Talat; Maksat; çalışabilir, iki
toplumluluğa, siyasi eşitliğe bağlı yaşayabilir
bir çözüm bulmaktır, çünkü sanıyorum Kıbrıs sorunu
çözüldükten sonra anlaşmanın bozulacağı bir Kıbrısa
kimsenin tahammülü yoktur dedi.
Federal Yürütme konusunun ikinci turda bağlanıp
bağlanamayacağı konusundaki soruya Cumhurbaşkanı
Talat, hedeflerinin bu yönde olduğunu, bunun önemli bir adım
teşkil etmesini umduklarını, bununla çözümün olup olamayacağının
daha net ortaya çıkacağını kaydetti.
Yurttaşlarla yaptığı temaslarda çözüm
konusunda Rum tarafı çözüm istiyor mu? gibi ciddi kuşkular
olduğunu gördüğünü anlatan Talat, Çözümü eğer
başarabileceksek, bu konuda ilerleme olması halk arasında daha fazla
güven sağlar, bu konuda anlaşırsak önemli bir merhaleyi
aşmış olacağız dedi.
Biz, (başkan ve başkan
yardımcısının) halk tarafından seçilmesi tutumunu
gözden geçirecek miyiz? sorusunu ise Cumhurbaşkanı Talat, şu
şekilde yanıtladı:
Biz, halk tarafından seçilmesine karşı
değiliz, ama biz en iyi çalışabilir mekanizmayı böyle
bulduk. Malum halk büyük bir nüfus, bir tarafta 400 küsur bin seçmen diğer
tarafta 150170 bin seçmen var. Bu seçmenlerin, bir araya gelip uzlaşma
yapması, koalisyon çalışması yapması mümkün
değil. O nedenle biz, bu çalışmaların senatoda
yapılabileceğini, siyasi eşitliğin de olduğu yer
olması nedeniyle, başkanlık üyelerinin orada seçilmesini uygun
gördük. Maksadımız budur. Yoksa halkoyuna karşı
değiliz, ama eğer halk kendi iradesini ortaya koyacak şekilde
seçerse ve bu sonuçta başarılı bir federal hükümete yol açacaksa
buna da varız. Bizim reddimiz prensipten değil, iki toplumluluk,
siyasi eşitlik gibi kriterleri karşılamamasıdır.
İkincisi, bu yolla seçilecek kişilerin (başka tür önerilerde
yani) federasyonun dağılmamasını sağlama
eğilimleri veya motivasyonlarının olmayabileceğidir. Bundan
endişe ediyoruz. O yüzden en doğrusu diyoruz bizim önerimize göre
2424 kişinin olduğu senatoda bu konuları tartışmak,
değerlendirmek ve en iyi çözümü orada bulmak.
Rum tarafının dönüşümlü
başkanlığı kabul edip etmediği yönündeki soruyu
karşılık ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunu Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın da daha önce
açıkladığını ve kabul ettiğini söyledi.
HALKIN
SESI 14/10/09
![]()
Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelere bugün ve
yarın yapılacak iki görüşme ile devam edilecek. Bugün
yapılacak görüşmede federal yürütme, yarın ise dış
ilişkiler konusunun ele alınması bekleniyor. Yürütme konusunda
ikinci turda da uzlaşılamaması halinde son aşamaya
kalacak.
Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelere bu hafta da iki görüşme ile
devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyas bugün saat 10.00da bir araya gelecek. Liderler bu
haftaki ikinci görüşmeyi ise yarın gerçekleştirecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, geçen hafta
Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyasın
rahatsızlığı nedeniyle yapılamayan ikinci
görüşmenin yerine bir araya gelen lider temsilcilerinin, bugün
yapılacak görüşmede federal yürütme, yarın ise dış
ilişkiler konusunun ele alınmasını
kararlaştırdıklarını söyledi. Erçakıca, gelecek
hafta ise büyük ihtimalle mülkiyet başlığına
geçileceğini belirtti.
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, yürütmede henüz bir
yakınlaşmadan söz edilmesinin mümkün olmadığını
söyledi. Rum tarafının olumlu gelişmeler olduğunu kabul
ettiği Türk tarafının önerilerini henüz kabul etmediğine
işaret eden Erçakıca, geçmişe göre önemli bir
farklılığı olmayan Rum tarafının önerisinin,
müzakerelerde ortaya konan temel ilkelere aykırı olmasından
dolayı kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Tarafların geçen haftaki görüşmede önerilerini birbirlerine izah
etmeleri, eleştirilerini karşılamaları şeklinde
geliştiğini kaydeden Erçakıca, bu haftaki görüşmede ise
yürütmenin yeniden ele alınacağını kaydetti.
Erçakıca, başka bir soruyu yanıtında, yürütme konusunda
ikinci turda da uzlaşılamaması halinde son aşamaya
kalacağını söyledi.
Rum basını: Talat kışkırtıyor!
Bu arada Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, ilk kez, Dimitris Hristofyasın Kıbrıs sorununun
çözümünü istemediğini açıkladığını yazdı.
Haravgi, Talattan Yeni Kışkırtıcı İddia
başlığı altında verdiği haberinde, Talatın,
ilk kez Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın Kıbrıs
sorununun çözümünü istemediğini ve bunu başka şekillerde
söylemekte olduğunu açıkladığını yazdı.
Diğer gazeteler ise, Talatın açıklamalarını şu
başlıklarla yansıttılar:
POLİTİS: Talat Sıkıştı Müzakerelerdeki
Rüzgarsızlık Eroğlunun Yelkenlerine Rüzgar Oldu Mehmet Ali
Talat Dün Dimitris Hristofyasın Çözüm İstemediği Teziyle Ortaya
Çıktı
MAHİ: Talat Dimitris Hristofyasın Şimdi Çözüm
İstemediğini İddia Ediyor.
STAR
KIBRIS 14/10/09
![]()
Yayın Yüksek Kurulu Asbaşkanı Hüda
Hüdaverdi, Kıbrıs ağzı konusundaki açıklamanın
yanlış anlaşıldığını ileri sürdü.
Rana Sarro
Yayın Yüksek Kurulu (YYK) Kıbrıs Ağzının
Sanatsal ve kültürel değeri bulunmadığı yolundaki
açıklamalarından geri adım atarak, yanlış
anlaşıldıklarını iddia etti.
ADA TVde yayınlanan Günaydın Ada programına konuk olarak katılan
YYK Asbaşkanı Hüda Hüdaverdi, YYKnın kuruluş ve
yapısından da söz ederek, özerk bir yapıya sahip olduğunu
söyledi.
Hüdaverdi, YYKnın görevini yürütme sürecinde, siyasi
yapılanmayı hiçbir şekilde göz önünde
bulundurmadığını kaydetti.
YYKnın siyasi yapıdan uzaklaşmış bir kurum
olduğunu söyleyen Hüdaverdi, Her ne kadar da, siyasi parti
temsilcilerinin oluşturduğu bir kurul olsa da, siyasi yapıdan
uzak bir yapımız vardır. Geçmişte alınan tüm kararlar,
oy birliğiyle alınmıştır. Kurula atanan kişiler
siyasi şapkasını bir yere bırakarak görevini
yapmaktadır dedi.
Kurulun yaklaşık 1 buçuk ay önce 9 kişilik bir heyetle
oluştuğunu söyleyen Hüdaverdi, kurulun oluşumunda Demokrat
Partiyi temsilen görev aldığını ve heyette Ulusal Birlik
Partisinden 4, Cumhuriyetçi Türk Partisinden de 4 temsilcinin
bulunduğunu açıkladı.
Hüda Hüdaverdi, YYK Asbaşkanlığına
atandığını da ilk kez Ada TVde açıkladı.
YYK Kıbrıs ağzını yasaklamak amacında değil
Hüdaverdi, YYK tarafından, radyo ve televizyonların yayınlarında
tarafsız ve ilkeli yayıncılık
anlayışının göz ardı edildiği ve Kıbrıs
ağzıdır diye yanlış ifade ve anlatımlarla
Türkçenin bozulduğu yayınlara programlarda yer verilmemesi
gerektiği yönündeki açıklamaları şöyle savundu:
YYKnın amacı, Kıbrıs ağzını
korumaktır aslında yasaklamak değildir. Profesyonel meslek
olarak program yapımcılığıyla
uğraşanların ve haber okuyucularının, Türkçeyi Türk
Dil Kurumuna uygun şekilde kullanması ve daha dikkatli olması
gerektiğini vurgulamaktır dedi.
Hüda Hüdaverdi, YYKnın yasaklama yetkisi ve yaptırım gücü
olmadığına dikkat çekerek, 'Zaten öyle bir düşünce de
yoktu. Başkanımız, basın bildirisini yaparken,
Kıbrıs ağzının deforme etmemesi gerektiğini
vurgulamak istemiştir. Biz Başkanı tanımamızdan
dolayı, iyi niyetini ve düşüncesini bildiğimizden dolayı,
basın bildirisini okuduğumuz zaman, ne murat ettiğini
anladık. Ancak biz o yanını görmedik, düşünmedik diye
basının yanlış mesaj çıkarmasını da
eleştirecek değiliz dedi.
Hüdaverdi, YYK Başkanı tarafından geçtiğimiz günlerde
yapılan açıklamalara gelen eleştiri ve tepkilerin zamanında
yanıtlanmaması ve ileri sürüldüğü gibi yanlış
anlaşılmanın belirtilmesinde geç kalınmasının
nedeni olarak da Başkanın yurt dışında
olmasını gösterdi. Açıklamayı yapan kişi başkan
olduğu için onun adına çıkıp açıklama yapmak istemedik
Başkanın dönüşünde YYKnın oluşmasıyla daha
önceden ayarlanmış randevularımız var ve siyasi parti
temsilcilerini ziyaretlerimizde gerekli açıklamayı yapıyoruz ve
yapacağız dedi.
Hüdaverdi, Basın bildirisini aynı sistemle hazırladık.
Kıbrıs ağzı diye bir cümle geçiyor. Orada aslında,
Kıbrıs ağzını yasaklamak gibi bir düşünce
olmamasına rağmen, başkanın yaptığı
basın bildirisini önce basın eleştirmeye başladı ve
konu öyle bir büyüdü ki Meclise kadar gitti dedi.
YYK Başkanı Osman Özalp, geçtiğimiz günlerde, Sanatsal ve
kültürel değeri bulunmayan ve Kıbrıs ağzıdır
diye yanlış ifade ve anlatımlarla güzel Türkçemizi bozan
yayınlara programlarda yer verilmemelidir diyerek yeni bir
tartışma başlatmıştı.
STAR
KIBRIS 14/10/09
![]()
KKTCde, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlı olarak icra
edilen Toros Tatbikatının bu yıl da
yapılmamasının kararlaştırıldığı
açıklamasının ardından, Rum Yönetimi de Nikiforosu iptal
edildiğini duyurdu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği konuyla basın brifinginde yaptığı
açıklamada, Kıbrısta, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlı olarak icra
edilen Toros Tatbikatının bu yıl da
yapılmamasının
kararlaştırıldığını söyledi.
Bu konudaki gerekli tüm istişarelerin, Türkiye de dahil olmak üzere
yapıldığını kaydeden Erçakıca, Bu tutum, Türk
tarafının geçen yıllardan beri tekrarladığı ve
Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakerelerin devam ettiği bir süreçte,
siyasi ortamı iyileştirmek konusundaki kararlılığının
ifadesidir dedi.
Erçakıcanın açıklamasından çok kısa bir süre sonra Rum
Milli Muhafız Ordusunun (RMMO) Nikiforos tatbikatının da
yapılmayacağı açıklandı.
Rum radyosunun haberine göre Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu
yazılı yaptığı açıklamada, Türkiyenin Toros
askeri tatbikatının yapılmayacağı
açıklandığına göre Nikiforos askeri
tatbikatının da yapılmayacağını bildirdi.
STAR
KIBRIS 14/10/09
![]()
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli
Rehn, Avrupa Komisyonunca aday ülkelere ilişkin 2009 ilerleme
raporları ve Birliğinin genişleme stratejisi belgesini de içeren
'Genişleme Paketi'nin açıklanması dolayısıyla
Brüksel'de basın toplantısı düzenledi.
Türkiye'nin bölge güvenliği açısından
taşıdığı öneme vurgu yapan Rehn, Türkiye-Ermenistan
mutabakatı ile 'Kürt Açılımı'na tam destek verirken 'Kürt
Açılımı'nı çok önemli bulduklarının altını
çizdi.
Olli Rehn, Türkiye'de demokratik ve huhuki reformlarının
canandırılmasını istediklerini belirtirken, bu çerçevede
özellikle ifade özgürlüğü, din özgürlükleri, kadın hakları gibi
bir takım alanlarda reform gereğine özellikle vurgu yaptı. Rehn,
Güneydoğu'daki kadın ve çocuk hakları konusunda geri
kalındığının kendilerini son derece düşündürdüğünü
de söyledi.
'Ek protokol şartsız uygulanmalı'
Türkiye'deki limanların Rumlara açılmasına ilişkin Ek
Protokol'ün 'şartsız' uygulamasını istediklerinini ifade
eden Rehn, 'Ermenistan ile olduğu gibi Kıbrıs ile ilgili
normalizasyon çalışmalarının derhal
yapılmasını istediklerini' söyledi.
Kıbrıs müzakerelerinin en kısa zamlanda başarılı
bir biçimde sonuçlanması, Türkiye'nin elde tutulur adımlar
atması gereğini de dile getirdi. Rehn, bu konu ile ilgili bir soru
üzerine de AB'nin bu konudaki pozisyonunun son derece net olduğunu
belirterek özetle şunları söyledi:
'Protokolün uyulanması gerekmektedir. Kıbrıs sorununun çözümü
için güven verici bir adım olarak değerlendirilmektedir. Gerek
Türkiye'ye, gerekse adadaki iki halkın liderlerine çağrıda bulunmak
istiyorum: karşılıklı olarak güven artırıcı
önlemler lazım. Karşımızda bir fırsat var ve bu
fırsattan yararlanılmalıdır. Kıbrıs'ı,
Lefkoşe'yi ayran bir duvar var. Ben Lefkoşa iken her zaman bir
kontrol noktasında imişim gibi hissettim ama böyle olmamalıdır.
Barış ve birlik olmalıdır.'
'Ergenekon soruşturması bir şans'
Olli Rehn, bir Türk gazetecisinin Ergenekon soruşturmasına
ilişkin görüşlerini sorması üzerine 'Ergenekon
soruşturması, Türkiye'nin yakın geçmişi ile yüzleşme
şansını sağlıyor' karşılığını
verdi. Rehn, hukuk üstünlüğü çerçevesinde bir sonuca varılması
önemine de dikkat çekti.
İfade özgürlüğü
'Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence
sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve
yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları
tercih ettikleri' savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü
sınırlayan birçok yasa bulunduğu belirtildi.
Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK)
301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve
yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade
özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında
şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni,
(214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik
(226) sayıldı.
AB belgesinde, 'Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı
düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen
suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında
kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkumiyetler devam etmektedir. Bu
yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar,
siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma,
kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski
altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler'
denildi.
Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında 'Kürt sorunu,
azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk'ün mirası gibi
Türk kamuoyunda hassas kabul edilen birçok konuda yoğun
tartışmalar yaşandığı' ve '200 Türk aydını'
tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için başlatılan
sanal imza kampanyasına 30 bine yakın katılım olduğu
ve devamında geniş bir tartışma
başladığı hatırlatıldı.
Sivil Anayasa
Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen 'sivil anayasa'
çalışmalarına desteğini yineleyen AB Komisyonu, '1980
askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB
standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla
demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler
sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda
farkındalığın arttığını' bildirdi.
AB İlerleme Raporunda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle
siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin
kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve
ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması
talep edildi.
Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında
hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme
alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği
konusunda uzlaşamaması ve 'hükümetin Anayasa değişikliği
için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması' eleştirildi.
AB raporunda, 'siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu
eksikliğinin' siyasi ve anayasal reformlarda 'sınırlı'
ilerleme sağlanabilmesinde etkili olduğu belirtildi.
Cumhurbaşkanı Gül'e övgü
İlerleme Raporunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'siyasi partiler ve
devlet kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve
dış politikada oynadığı aktif rol' nedeniyle övüldü.
Hükümet
Hükümetin daha etkin çalışabilmesi için Haziran ayında Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğini (ABGS) yeniden
yapılandırdığı ve Dışişleri, İçişleri
ve Adalet bakanlarıyla Devlet Bakanı ve Başmüzakereciden
oluşan Reform İzleme Grubunun iki ayda bir düzenli toplanarak AB
reformlarına büyük destek verdiği ifade edilen belgede, 'Buna
karşın (hükümet tarafındaki) bu tür çabalar daha somut ilerlemeyle
sonuçlanmalı. TBMM'deki büyük çoğunluğu ve halktan
aldığı güçlü yetkiye rağmen hükümet, genel olarak siyasi
reformlarda sınırlı somut ilerleme sağladı' denildi.
'Yargının tarafsızlığı tehlikede'
AB raporunda, 'yargının bağımsızlığı,
tarafsızlığı ve yeterliliği hakkındaki
endişelerin sürdüğü' belirtilerek, 'Üst düzey yargı ve ordu
mensuplarıyla bir yargıçlar ve savcılar derneği, önemli
davalarda yargının tarafsızlığını tehlikeye
sokabilecek açıklamalarda bulunuyorlar' görüşü savunuldu.
İlerleme Raporunda Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcı
Ferhat Sarıkaya'nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)
tarafından meslekten ihraç edildiği hatırlatılarak, 'bu
orantısız kararın HSYK'nın
bağımsızlığı hakkında şüpheler
uyandırdığı' kaydedildi.
Hükümetin Ağustos ayında onay verdiği yargı reformu
stratejisini, 'herkesin görüşü alınarak hazırlanması ve
doğru yönde reformlar içermesi' nedeniyle memnuniyetle
karşılayan AB Komisyonu, kapsamlı stratejinin,
yargının tarafsızlığı,
bağımsızlığı, verimliliği ve etkinliği,
mesleki uzmanlaşması ve yargıya güvenin
artırılması sorunlarına çözümler içerdiğini bildirdi.
Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılması istemiyle 2 yıl
önce açılan davanın Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olduğu
hatırlatılan raporda, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu'nun,
Anayasa'nın 68 ve 69'uncu maddeleriyle Siyasi Partiler Kanunu'ndaki ilgili
maddelerin değiştirilmesi talebinin henüz
karşılanmadığı ifade edildi.
STAR
KIBRIS 14/10/09
Turkeys Cyprus progress zero
By Stefanos Evripidou
TURKEY HAS made no
progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus or on
opening its ports and airports to the EU member state, the European Commission
is expected to say today.
According to Reuters, which obtained a copy of the draft annual report on
Turkeys EU accession talks, the Commission will urge Ankara to move ahead with
economic and political reforms while identifying many areas where no progress
has been made.
On Cyprus, Reuters quotes the report saying: Turkey has made no progress on
normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus.
Other areas of concern include freedom of the press, particularly the $3.3
billion tax fine against media group Dogan Yayin, corruption, use of torture
and the rights of minorities, including the Kurds, and of women. Domestic
violence, honour killings and early and forced marriages are still serious
problems, the draft report says.
Various reports suggest the Commission will simply stick to listing the areas
where there has been progress or not. No recommendations of penalties against
Turkey are expected for its lack of progress regarding its obligations to
Cyprus.
The report is mainly used as a guiding tool for member states who will have the
final word on how to proceed with Turkeys accession at the European Council.
In other words, whether Turkey will be penalised for lack of progress, for
example by freezing more chapters in the accession negotiations, or whether
its business as usual will be decided by the governments of the 27 member
states at the EU Summit this December. Most of the leg work and horse-trading
will be done before hand in the various meetings prior to the summit by
high-level officials, and at some point the highest level, both in Brussels and
the capitals of member states.
Speaking from Cyprus, the EU Swedish Presidency represented by Swedish Minister
for European Affairs Cecilia Malmstrom yesterday noted that it was too
premature to judge what will happen in December.
Malmstrom said she has not yet read the report on Turkey. As usual
we will
have a general discussion about the situation in relation with candidate
countries, Malmstrom said. And I think it is very premature to talk about the
result of these discussions.
From the beginning our aim was, if possible for Turkey to fulfil the
(technical) criteria to proceed towards opening a chapter, the Swedish
minister said. We will know that when we discuss the report tomorrow.
Foreign Minister Marcos Kyprianou warned that Turkeys obligations to the EU
were not optional. If by December there is no compliance, then it will not be
business as usual but there will have to be repercussions, he said.
The minister called for a common European decision on Turkeys failure to
comply with European obligations. However, the government has made it clear in
the past it will not rule out taking unilateral steps if necessary.
EDEK leader Yiannakis Omirou noted Cyprus and Greece secured positive changes
to the draft report behind the scenes and at the last minute before it went to
the Commission today for approval. The improvements will make life easier for
Cyprus in the run-up to December, he said, adding, the fact that Turkey has
made no progress should logically lead to the imposition of penalties.
House President Marios Garoyian said Turkey could not come out clean in
December, saying there should be consequences for it not complying with its
obligations regarding the Ankara Protocol and normalisation of relations with
Cyprus.
On a different note, DISY leader Nicos Anastassiades said the main issue was
not the progress report, for which he did not foresee penalties on Turkey this
December, but a solution of the Cyprus problem.
Our priority is the solution and not the penalties, he said, adding: Lets
say they open the ports, recognise the Republic, what is the benefit for
refugees, or on efforts for a solution?
Anastassiades called on the government to inform its EU partners in writing
that if Turkey did not meet its obligations and contribute towards a solution,
then Cyprus would exercise its rights to refuse opening further chapters in the
accession talks.
CYPRUS
MAIL 14/10/09
Downer mocks Nobel Obama decision
UN
Special Envoy for Cyprus Alexander Downer said US President Barack Obama should
have been man enough to refuse the Nobel Peace Prize and called it the worst
decision in the history of the prestigious awards.
In a column he wrote for AdelaideNow, Downer said Obama was nominated after he
had been in office for just 11 weeks.
Even now, he only has served as President of the US for 8 1/2 months and has
not had anything like enough time for his policies to bear fruit, Downer said.
This was a very bad decision and Barack Obama should have been man enough to
refuse the prize. If he had, he would have helped preserve the integrity of the
Nobel Peace Prize and also demonstrate a disarming degree of modesty.
The Cyprus envoy, who has himself been the subject of much criticism in the
Cypriot media lately, added: How could he have snatched the prize from such
people as the great Zimbabwean humanitarian and champion of freedom, Morgan
Tsvangiri, or the renowned Greg Mortenson, a former U.S. Army doctor who has
set up schools for girls in tough, Taliban-dominated areas of Afghanistan.
These people are real heroes; brave, decent, effective and modest contributors
to a better world.
Colombian Senator Piedad Cordoba, who mediated to end the civil war in
Colombia, apparently was nominated, too. But he is not on TV every night so he
cannot get it.
Downer described this years Nobel Peace Prize as a hideous display of cynical
politics but does not blame Obama entirely, shifting most of it to the Nobel
Peace Prize Committee.
He be moaned the fact that they never gave the prize to Mahatma Gandhi. He was
not worth it, apparently, said Downer But Barack Obama after just nine months
in the job?
Criticising the chairman of the Nobel Committee, Thorbjorn Jagland, with whom
Downer had a run-in with in the past, he said Jaglan had made the worst
decision in Nobel Peace Prize history.
He has done real damage to the institution. You cannot help a fool, concluded
Downer.
CYPRUS
MAIL 14/10/09
Sweden: seize the momentum
THE SWEDISH Minister for
European Affairs yesterday urged the two sides on the island to seize the
momentum and resolve the Cyprus problem or risk living with division for
decades to come.
There is a momentum to solve the Cyprus problem, which if lost, would result
in the situation in Cyprus continuing for decades, Cecilia Malmstrom told
parliaments European affairs committee.
Malmstrom said the two sides should be ready to compromise in achieving a
bizonal, bicommunal federation.
Malmstrom, whose country currently holds the rotating EU Presidency was later
briefed on the developments of the Cyprus problem negotiations by President
Demetris Christofias.
She later had a working lunch with Foreign Minister Markos Kyprianou.
Speaking to reporters before the lunch, Kyprianou said Turkey had assumed
obligations towards the EU and fulfilling them was not a matter of choice.
Kyprianou stressed that if Turkey does not comply by December then there
should be consequences.
As to the extent of the consequences, Kyprianou said it will be something that
we will discuss with our partners in the EU, surely the Presidency, and it will
be decided in December considering the conditions at the specific moment.
Malmstrom said she has not yet read the European Commissions report on Turkey
expected to be published today.
As usual
we will have a general discussion about the situation in relation
with candidate countries, Malmstrom said. And I think it is very premature to
talk about the result of these discussions.
From the beginning our aim was, if possible for Turkey to fulfil the
(technical) criteria to proceed towards opening a chapter, the Swedish
minister said. We will know that when we discuss the report tomorrow.
CYPRUS
MAIL 14/10/09
Both sides cancel annual wargames
THE
GREEK and Turkish Cypriot sides yesterday cancelled respective military
exercises in light of the ongoing negotiations to resolve the Cyprus problem.
Turkish Cypriot spokesman Hasan Ercakica said the decision to cancel Toros was
taken in conjunction with the Turkish armed forces.
This stance the Turkish side has repeatedly been employing for the past years
is an expression of the decisiveness it puts forward to improve the political
environment with regard to the process during which the negotiations on Cyprus
problem are being maintained, Hasan Ercakica said in a statement.
His announcement was followed by a similar announcement from the government
that it was cancelling its own military exercise, Nikiforos.
The Nikiforos military exercise will not be conducted since it has been announced
that Turkey will not conduct the Toros military exercise, government spokesman
Stefanos Stefanou said in a written statement.
The proposal to cancel both exercises had been submitted by President Demetris
Christofias to United Nations Secretary-general Ban Ki Moon in September,
Stefanou said.
Nikiforos, a live-ammo military exercise, held every year in October, is the
single largest peacetime mobilisation by the National Guard.
It is almost immediately followed by the Toros exercise in the north.
The two sides also cancelled the war games last year as talks had just kicked
off.
The two leaders are expected to continue with the negotiations today.
Ercakica said they will discuss the executive and on Thursday they will move
onto external affairs.
The thorny issue of properties will most likely be discussed next week, the
Turkish Cypriot spokesman said.
CYPRUS
MAIL 14/10/09
Türkiye'nin AB karnesi pek parlak değil
Avrupa Birliği
Komisyonu, Türkiye'nin ilerleme raporunu açıkladı; Türkiye'ye
"reformları hızlandırma ve ifade özgürlüğünü
sağlama" çağrısı yapıldı. Rum kesimi ile
ticari ilişkilerin normalleştirilmesini isteyen AB,
Doğan Yayın Grubu'na verilen vergi cezasının da
Türkiye'deki basın
özgürlüğü açısından "çözülmesi" istendi.
|
|
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye için "Ergenekon"
davasının büyük önem taşıdığını
vurgulayarak, bu soruşturmanın demokrasi dışı
uygulamaların yaşandığı iddia edilen yakın
geçmişle yüzleşme şansı sunduğunu söyledi.
Türk makamlarının soruşturmayı hukukun üstünlüğüne
uygun ilerleterek sonuçlandırması talebinde bulunan Rehn, "Biz
savcı değiliz. Elbette toplumu ilgilendiren bu çok önemli konuyu
İlerleme Raporunda değerlendirmemiz gerekiyordu" diye
konuştu.
"Atatürk'e
büyük saygım var"
Rehn, İlerleme Raporunda Atatürk'ü
Koruma Kanunu'nun ifade özgürlüğünü
kısıtladığından bahsedilmesinin
hatırlatılması üzerine, "Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu
olan (Mustafa) Kemal Atatürk'e
karşı büyük saygım var. Aynı zamanda şu anda
Türkiye'de, AB'ye
katılım sürecinde icra edilmekte olan Batılı
modernleşmenin de kurucusu. O halde AB
katılım süreci kapsamında Türkiye'nin
Batılılaşmasında ve Avrupalılaşmasında biz
O'nun adımlarını izliyoruz" diye konuştu.
301.
madde
İfade özgürlüğü kapsamında Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci
maddesinde yapılan değişikliğin ardından başka
bazı yasa maddelerine dayanılarak bazı gazeteciler ve
aydınlar hakkında davalar açıldığını
hatırlatan Rehn, İlerleme Raporunda bunlara ayrıntılı
yer vererek ifade özgürlüğünün önündeki diğer engellerin de
kaldırmasını istediklerini ve Atatürk'ü
koruma kanununun bu kapsamda gündeme geldiğini belirtti.
"Vergi cezasından endişeliyiz"
Rehn, Doğan Yayın Holding'e vergi cezasıyla ilgili bir soru
üzerine ise bundan "ciddi endişe duyduklarını"
kaydederek, "Eğer bir vergi cezası bir şirketin
yıllık cirosuna karşılık geliyorsa, oldukça güçlü bir
yaptırımdır ve mali bir ceza olmakla birlikte aynı zamanda
sanki siyasi bir yaptırım gibi algılanıyor"
görüşünü savundu.
Genişleme Komiseri Rehn, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü "eksiksiz ve
ayrım yapmadan uygulamasını beklediklerini" kaydederek,
Türkiye'nin Kıbrıs'taki
iki tarafın BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerine "güven
artırıcı önlemler" ile yardımcı
olmasını istedi.
Hırvatistan ile müzakereler 2010'da bitebilir
Rehn ayrıca, Hırvatistan ile üyelik görüşmelerinin önümüzdeki
yıl tamamlanabileceğini, ancak Türkiye'nin de aralarında
bulunduğu diğer aday ülkelerin ise daha alması gereken çok yol
olduğunu söyledi.
Hırvatistan için üyelik tarihi verilmeyen raporda, bu ülkenin AB
üyesi Slovenya ile aralarındaki sınır
anlaşmazlığını çözümlemesinin üyeliği
açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.
AB,
Slovenya ile arasındaki 18 yıllık sınır
anlaşmazlığını çözememesi üzerine, haziran ayında
Hırvatistan'ın üyelik görüşmelerini dondurmuştu. Slovenya
ile Hırvatistan arasında, Adriyatik Denizindeki bir körfez üzerinde
sınır anlaşmazlığı bulunuyor.
Makedonya ve Bosna
AB
Komisyonu, Makedonya konusunda da bu ülkeyle üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını tavsiye etti. Olli Rehn, Makedonya'nın,
üyelik müzakerelerinin başlatılması için gerekli siyasi ve
ekonomik kriterleri "yeterince
karşıladığını" söyledi.
AB
üyeliği için 2005'ten bu yana aday olan Makedonya ile müzakerelerin
başlatılabilmesi için 27 AB
üyesinin desteği gerekiyor.
Raporda, AB
üyeliğine başvurabilmesi için gerekli siyasi ve ekonomik reformlar
konusunda Bosna'nın yetersiz gelişme kaydettiği belirtildi.
Raporda, Bosna'nın, etnik gruplar arasındaki siyasi
anlaşmazlığa bağlı olarak "değişken
siyasi atmosferinin" sürdüğü ifade edildi.
AB,
Bosna'da yaşayan Boşnak, Hırvat ve Sırplardan birlikte
çalışmalarını istedi.
AB
İLERLEME RAPORU VE STRATEJİ BELGESİ
Ergenekon
davası
AB
Komisyonu, Türkiye'nin "Ergenekon"
davasıyla "tarihinde ilk kez bir darbe girişimini
soruşturduğu" belirtilerek, "bu davanın demokratik
kurumların doğru işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni
artırmak için Türkiye'ye bir fırsat sunduğu" görüşüne
yer verildi.
İlerleme Raporunda, söz konusu oluşuma ait cephane ve silahların
ele geçirildiği ve "Türkiye tarihinin en kapsamlı
soruşturmasında" eski Genelkurmay
Başkanı Hilmi
Özkök'ün "kendi isteğiyle tanık olarak ifade
verdiği" hatırlatıldı. AB
Komisyonu, geçen yılki raporunda "Ergenekon"
davasına değinirken sadece gelişmeleri aktarmayı tercih
ederek, yorum yapmaktan kaçınmıştı.
Sivil anayasa beklentisi
Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen "sivil anayasa"
çalışmalarına desteğini yineleyen AB
Komisyonu, "1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut
Anayasa'nın AB
standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla
demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler
sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda
farkındalığın arttığını" bildirdi.
AB
İlerleme Raporu'nda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle
siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin
kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve
ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması
talep edildi.
Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında
hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması,
siyasi partilerin anayasa
değişikliği konusunda uzlaşamaması ve
"hükümetin Anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem
teklifinde bulunmaması" eleştirildi.
AB
raporunda, "siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu
eksikliğinin" siyasi ve anayasal reformlarda
"sınırlı" ilerleme sağlanabilmesinde etkili
olduğu belirtildi. Raporda, askeri personelin barış döneminde
sivil mahkemelerde yargılanmasına yönelik yasal düzenlemeye de destek
verilerek, bu konuda Türkiye'nin AB
standartlarına ulaştığı bildirildi.
Türkiye'de hükümetin jandarma teşkilatı görev ve yetkileri
yönetmeliğinde değişiklik yaparak kırsal ve kentsel
alanlarda polis ve jandarmanın yetki alanlarında düzenlemeye gitmesi
de raporda yer aldı.
Cumhurbaşkanı Gül'e övgü
İlerleme Raporunda
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "siyasi partiler ve devlet
kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve dış
politikada oynadığı aktif rol" nedeniyle övüldü.
AB
belgesinde "Önde gelen siyasi partiler arasındaki kavgacı siyasi
atmosfer ortamında Cumhurbaşkanı, devlet kurumlarının
doğru işleyişi yanında siyasi partiler arasında ve
sivil toplumda diyaloğu teşvik etmeye çalıştı"
denildi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün sık sık Türkiye'nin AB'ye
katılım sürecinin önemini vurgulayarak AB
reformlarının hızlandırılması
çağrısı yaptığı hatırlatılan raporda,
"Cumhurbaşkanı, dış politikada aktif rol oynamayı
sürdürerek sık sık dış geziler gerçekleştirdi. Irak'a
Cumhurbaşkanı düzeyinde 33 yıl aradan sonra
gerçekleştirdiği ziyaret, Kürt meselesinde olumlu bir atmosfere
katkıda bulundu" tespiti yapıldı. AB
Komisyonu, geçen yılki raporunda da Cumhurbaşkanı Gül'ü,
"uzlaştırmacı rolü, hükümetle iyi çalışma
ilişkisi, AB
reformlarına desteği ve Ermenistan'a yaptığı
ziyaret" nedeniyle övmüştü.
Hükümet
İlerleme Raporu'nda AB
sürecinde hükümetin olumlu adımları arasında Ocak ayında
Ulusal Programın kabul edilmesi ve "tam zamanlı
başmüzakereci" atanması öne çıkarıldı. Raporda,
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın
Türkiye'nin AB
üyeliği hazırlıklarını daha etkin hale getirerek
katılım müzakerelerinde bakanlıklar arası
işbirliğini geliştirdiği belirtildi.
Türkiye'de son bir yıldaki siyasi gelişmeleri ve reformları
değerlendiren AB
belgesinde Bağış, sivil toplum örgütleri dahil ilgili tüm
taraflarla toplantılar düzenleyerek AB
sürecinin daha iyi anlaşılması ve buna herkesin
katılması yönünde çalışmakla övüldü.
Hükümetin daha etkin çalışabilmesi için Haziran ayında Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğini (ABGS) yeniden
yapılandırdığı ve Dışişleri,
İçişleri ve Adalet bakanlarıyla Devlet Bakanı ve
Başmüzakereciden oluşan Reform İzleme Grubunun iki ayda bir
düzenli toplanarak AB
reformlarına büyük destek verdiği ifade edilen belgede, "Buna
karşın (hükümet tarafındaki) bu tür çabalar daha somut
ilerlemeyle sonuçlanmalı. TBMM'deki büyük çoğunluğu ve halktan
aldığı güçlü yetkiye rağmen hükümet, genel olarak siyasi
reformlarda sınırlı somut ilerleme sağladı"
görüşü savunuldu.
Sivil-asker ilişkileri
Belgede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin "siyaseti etkilemeyi
sürdürdüğü" iddia edilirken, "üst düzey ordu
mensuplarının birçok fırsatta etnisite, Güneydoğu, laiklik
ve siyasi partiler gibi iç ve dış politika konularında
görüş açıklaması" eleştirildi.
Genelkurmay
Başkanlığı'nın birçok fırsatta siyasetçilere ve
basına kamuoyu önünde tepki gösterdiği kaydedilen belgede,
"Nisan ayındaki bir basın toplantısında Genelkurmay,
Ergenekon
davası ve iddianamesi hakkında yorum yaparak yargıyı
baskı altına aldı. Üst düzey bazı ordu mensupları
yargılanan askeri personele destek verdi" ifadelerine yer verildi.
Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün
"Güneydoğu'da 1990'lı yıllarda yargısız infazlar
yaptırdığı suçlamasıyla" tutuklanmasına da
yer verilen raporda, "ulusal güvenlik konusunda geniş tanımlama
yaparak orduya geniş hareket alanı sağlayan TSK İç Hizmet
ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kanunlarının değiştirilmesi
talep edildi.
1997 tarihli gizli Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA)
protokolünün de hala yürürlükte olduğu kaydedilen raporda, sivil-asker
ilişkileri kapsamında askeri mahkemelerin yargılama yetkisinin
daraltılmasında bazı ilerlemeler sağlansa da "üst
düzey ordu mensupları yetkilerini aşan konularda açıklamalar
yapmayı sürdürdüğü ve TBMM'nin savunma harcamaları üzerinde tam
denetiminin sağlanamadığı" ileri sürüldü.
AB
raporunda, "Ergenekon
soruşturmasında ortaya çıkarıldığı gibi
(bazı) askeri personelin hükümet karşıtı eylemlerde rol
aldığı iddiaları ciddi endişe
uyandırmaktadır" denildi.
Yargının
tarafsızlığı tehlikede
AB
raporunda, "yargının bağımsızlığı,
tarafsızlığı ve yeterliliği hakkındaki
endişelerin sürdüğü" belirtilerek, "Üst düzey yargı ve
ordu mensuplarıyla bir yargıçlar ve savcılar derneği,
önemli davalarda yargının tarafsızlığını
tehlikeye sokabilecek açıklamalarda bulunuyorlar" görüşü
savunuldu.
İlerleme Raporunda Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcı
Ferhat Sarıkaya'nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından
meslekten ihraç edildiği hatırlatılarak, "bu
orantısız kararın HSYK'nın
bağımsızlığı hakkında şüpheler
uyandırdığı" kaydedildi.
Hükümetin Ağustos ayında onay verdiği yargı reformu
stratejisini, "herkesin görüşü alınarak hazırlanması
ve doğru yönde reformlar içermesi" nedeniyle memnuniyetle
karşılayan AB
Komisyonu, kapsamlı stratejinin, yargının
tarafsızlığı, bağımsızlığı,
verimliliği ve etkinliği, mesleki uzmanlaşması ve
yargıya güvenin artırılması sorunlarına çözümler
içerdiğini bildirdi.
DTP'nin
kapatılması
Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP)
kapatılması istemiyle 2 yıl önce açılan davanın
Anayasa Mahkemesinde görülmekte olduğu hatırlatılan raporda,
Avrupa Konseyi Venedik Komisyonunun, Anayasa'nın 68 ve 69'uncu
maddeleriyle Siyasi Partiler Kanunu'ndaki ilgili maddelerin
değiştirilmesi talebinin henüz
karşılanmadığı ifade edildi.
YSK'nın
"tartışmalı" kararları
İlerleme Raporunda, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 29 Mart yerel seçimlerinde,
"seçmen olabilmek için gereken belgeler ve engellilerin oy kullanabilmesi
konularında ve sandık görevlilerine başörtüsü yasağı
getirerek, birçok tartışmalı karara imza
attığı" gerekçesiyle eleştirildi.
Bununla birlikte, yerel seçimlerin ülke genelinde "serbest ve adil"
gerçekleştirildiği kaydedilen raporda, yüzde 85 olan seçimlere katılım
oranının "seçmenin seçim sürecine güvenini gösterdiği"
belirtildi.
İfade özgürlüğü
"Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence
sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve
yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları
tercih ettikleri" savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü
sınırlayan birçok yasa bulunduğu ileri sürüldü.
Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK)
301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve
yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade
özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında
şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni,
(214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik
(226) sayıldı. AB
belgesinde, "Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı
düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk
aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve
tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve
mahkumiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler,
yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri
soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme
riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda
kalabilirler" denildi.
Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında "Kürt
sorunu, azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk'ün
mirası gibi Türk kamuoyunda hassas kabul edilen birçok konuda yoğun
tartışmalar yaşandığı" ve "200 Türk
aydını" tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için
başlatılan sanal imza kampanyasına 30 bine yakın
katılım olduğu ve devamında geniş bir
tartışma başladığı hatırlatıldı.
DYH'ye kesilen vergi cezası
İlerleme Raporunda, Doğan Yayın Holding'e kesilen "yüksek
vergi cezalarının ekonomik açıdan grubun
yaşayabilirliğini tehlikeye düşürme potansiyeli
taşıdığı ve bu nedenle uygulamada ifade
özgürlüğünü etkileyebileceği" savunularak, vergiyle ilgili
işlemlerde "orantılı ve adil" davranılması
istendi.
Demokratik açılım
Hükümetin "Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için
geniş kapsamlı bir danışma süreci
başlattığı ve kapsamlı bir plan
hazırladığı" anlatılan İlerleme Raporunda,
içeriği henüz açıklanmasa da "demokratik açılım"
sürecini "somut önlemlerin takip etmesinin hayati önem
taşıdığı" vurgulandı.
Cumhurbaşkanı Gül'ün Irak
ziyareti ve kuzey Irak
bölgesel yönetimiyle Türkiye arasındaki yakınlaşmanın
"Kürt sorununun çözümünde olumlu atmosfere katkı
yaptığı" anlatılan raporda, çözüm konusunda muhalefet
ve sivil toplumun da dahil olduğu heyecan verici bir
tartışmanın yaşandığı ifade edildi.
Kürtçe yayın: TRT 6
Bu kapsamdaki olumlu gelişmeler
arasında; TRT 6'nın Kürtçe yayına başlaması ve
açılışta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
"birkaç kelime Kürtçe konuşması", yerel seçimlerde
partilerin siyasi faaliyetlerinde kısmen Kürtçe kullanması,
Güneydoğu'daki bazı valiliklerde Kürtçe kamu hizmetleri verilmesi ve
bu yılki Nevruz kutlamalarının geçen yıllara göre sakin
geçmesine yer verilen raporda, özel televizyon kanalları ve
radyoların Kürtçe yayını önündeki kısıtlamaların
kaldırılması, anadili Türkçe olmayan öğrencilerin okullarda
anadillerini öğrenebilmesi, anadili Türkçe olmayanların kamu
hizmetlerinden faydalanmalarının
kolaylaştırılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün
güçlendirilmesi, Güneydoğu'nun sosyal ve ekonomik açıdan
kalkındırılması, kara mayınların temizlenmesi ve koruculuk
sisteminin kaldırılması üzerinde duruldu.
Alevilerin sorunları
Raporda, Alevilerin cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınması ve
zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muafiyet taleplerinden de
bahsedilerek Aleviler ve gayrı Müslimlerin dini özgürlüklerine tam
saygı gösterilmesi istendi.
Hükümetin Alevilerin sorunlarını çözmek ve beklentilerini
karşılamak için çalışma başlattığı ve
olumlu tepkiler aldığı hatırlatılan AB
belgesinde, Aralık 2008'de Alevilik Araştırma, Dokümantasyon ve
Uygulama Enstitüsünün açılışına katılan Kültür ve Turizm
Bakanı Bakanı Ertuğrul Günay'ın geçmişte yapılan
yanlışlar nedeniyle devlet adına özür dilediği,
Başbakan Erdoğan'ın bu yıl ikinci kez Alevilerin Muharrem
ayı iftarına katıldığı, TRT'nin Alevilerin
Muharrem ayındaki birçok etkinliğini yayınladığı
ve Kültür Bakanlığının 1993 yılındaki
olayların kurbanlarının anısına Sivas'taki
Madımak Otelini kültür merkezine dönüştürmek için çaba gösterdiği
ifade edildi.
Kıbrıs
meselesi
İlerleme Raporunda Türkiye'nin Kıbrıs'ta
BM gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine desteğini
sürdürdüğü belirtilerek, "Buna karşın Türkiye'nin süren müzakereleri
aktif şekilde desteklemesinin ve kapsamlı çözüm için uygun iklim
yaratılmasına katkıda bulunacak adımlar atmasının
beklendiği" kaydedildi.
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs
Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunulan
raporda, "Şimdi Türkiye, Ek Protokol'ün tam ve ayrım yapmadan
uygulanmasını güvence altına alma yükümlülüğünü acil olarak
yerine getirmelidir" denildi.
Belgede, Kıbrıs
Rum kesimi adına petrol
arayan sivil gemilerin son bir yılda "Türk donanması
tarafından defalarca engellendiği" de ileri sürüldü.
Dış pollitika
AB
Komisyonu, Türkiye'nin "bölgesel istikrar, enerji
arzı ve medeniyetler arası diyaloğun teşvikinde kilit rol
oynadığını" bildirdi. Genişleme Stratejisinde,
Türkiye'nin kuzeydeki bölgesel yönetimle temaslar dahil Irak
ile diplomatik ilişkilerini güçlendirdiği ifade edildi.
Nabucco
projesi
AB'nin
doğalgazda Rusya'ya
bağımlılığını azaltacak Nobucco boru
hattı projesine de değinilen belgede, Türkiye'de imzalanan Nobucco
anlaşmasının "hızlıca hayata geçirilmesinin AB'nin
enerji
güvenliğinde en önemli öncelikleri arasında bulunduğu"
vurgulandı.
Belgede, "Türkiye (AB'ye)
üyelik yükümlülükleri yerine getirme kapasitesini geliştirmeyi
sürdürdü" denilerek, bilim ve araştırma, malların serbest
dolaşımı, fikri mülkiyet hakları, rekabet, enerji,
işletmeler ve sanayi politikası, tüketicinin korunması,
istatistik ve trans-Avrupa ağları fasıllarında Türkiye'nin AB
müktesebatına ileri düzeyde uyum sağladığı bildirildi.
CNN TURK 14/10/09
NTV 15 Ekim. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün
45. kez bir araya geldi.
Lefkoşa ara bölgedeki
görüşmede, ''federal yürütme'' konusunun müzakeresine devam edildi ve
''yürütme'' kapsamında bulunan ''dış ilişkiler'' konusu ele
alındı.
Rum tarafı dünkü
görüşmede, ''yürütme'' konusunda, eski önerisini revize ederek, ancak
özünü değiştirmeden öneri sunmuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Rum tarafının önerisiyle ilgili olarak, daha
önceki önerilerin gözden geçirilmiş hali olduğunu belirterek,
''Bazı endişelerimizi giderme yönünde adım attılar''
demişti.
Talat ayrıca, tüm
önerilerinin masada olduğunu ve tartışacaklarını ifade
ederek, ''federal yürütme'' konusunda varılacak anlaşmayla çözümün
olup olamayacağının da daha net ortaya
çıkacağını söylemişti.
Görüşmeye, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da
katılıyor.
SİVİL
TOPLUMDAN DESTEK
Liiderler görüşmenin sonunda, müzakerelerin yapıldığı
BM binasının bahçesinde zeytin fidanı dikti. Talat'ın
diktiği fidana Hristofyas, Hristofyas'ın diktiği fidana da Talat
toprak attı. Fidanlara suyu ise Zerihoun verdi.
Liderler fidan dikerken,
liderlere destek için bazı sivil toplum örgütü temsilcileri de hazır
bulundu. Liderler, fidan dikiminden sonra açıklama yaptı.
Bu arada 50
Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütü adına hazırlanan
ortak bildiri, görüşmeden önce Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
lideri Hristofyas'a verildi.
Sivil toplum örgütleri,
"birleşik Kıbrıs için çaba sarf eden liderlerin cesaret ve
girişimlerini desteklediğini'' belirtti.
Müzakerelerin
yapıldığı binaya gelen sivil toplum örgütü temsilcileri,
üzerinde ''barış sürecine biz de katılıyoruz'' ve
örgütlerin isimlerinin yazılı olduğu pankart açtı.
"Devam etmekte olan
görüşme sürecini sorgulayan bakış açıları ve genel
endişeleri de göz önünde bulundurarak, liderlerimizden süreç
hakkındaki gelişmeleri açık ve net bir şekilde toplumlara
aktarmalarını rica ediyoruz'' denilen ortak bildiride, toplumun,
müzakereler hakkında bilgi sahibi olmasının, görüşme
sürecine ve karar alma mekanizmalarına olumlu ve yapıcı bir
şekilde yaklaşma fırsatı vereceği kaydedildi.
Ortak bildiride,
"Sivil toplum, sürükleyici bir rol üstlenerek, görüşme sürecine
katkı koymayı ve karar alma mekanizmalarına kenetlenmeyi
hedeflemektedir. Böylelikle sivil toplum örgütleri iki toplumlu ve iki bölgeli
bir federal Kıbrıs'a gidilirken, sürece ileriye doğru bir ivme
kazandıracaktır'' ifadesine yer verildi.
Ortak bildiri, Türkçe ve
Rumca olarak basına da okundu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya geldi.
BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun ev
sahipliğinde gerçekleşen görüşme öncesinde ise liderler, müzakere binası önüne iki zeytin fidanı diktiler.
İki
taraftan sivil toplum örgütü temsilcileri de, toplantı öncesinde ara
bölgede müzakerelerin sürdürüldüğü bina önüne gelerek İngilizce,
Türkçe ve Yunanca olarak Barış Sürecine Biz De
Katılıyoruz yazılı bir pankart açtılar ve
hazırladıkları ortak bildiriyi liderlere sundular.
Etkinlikte,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum STÖ temsileri,
lidere sunulan bildiriyi okudular. Ardından liderlere birer buket
sundular.
Bildirilerin
okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, birer konuşma yaparak, müzakerelerin
başarıyla sonuçlanması için ellerinden gelenin en iyisini yapma
sözü verdiler ve hedefe ulaşmak için çok
çalıştıklarını vurguladılar.
STÖLERİN
LİDERLERE SUNDUĞU BİLDİRİ
Toplam
50 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil toplum
örgütü tarafından imza konulan ve liderlere sunulan bildiride, her iki
toplumdan STÖnün bir araya gelerek görüşme sürecine toplum seviyesinde
katkı koyabilecek fikir alışverişinde bulunmak
amacıyla ortak bir hareket başlattığı ifade edildi ve
liderlere müzakere sürecinde destek belirtildi.
Sürdürülebilir
barışa ulaşmak için herkesin kabul edebileceği bir
uzlaşıya varmanın şimdi zamanı olduğu dile
getirilen bildiride, Biz sivil toplum örgütleri masa başında
birleşik federal Kıbrıs için çaba sarf eden liderlerimizin
cesaretlerini ve girişimlerini desteklediğimizi belirtmek ve bu
sürece olan inancımızın altını çizmek istiyoruz
denildi.
Sivil
toplumun sürükleyici bir rol üstlenerek görüşme sürecine katkı
koymayı ve karar alma mekanizmalarını kenetlenmeyi
hedeflediği, böylelikle STÖlerin iki toplumlu, iki bölgeli federal bir
Kıbrısa giderken sürece ileriye doğru bir ivme
kazandıracağı belirtilen bildiride, şöyle denildi:
Devam
etmekte olan bir görüşme sürecini sorgulayan bakış
açıları ve genel endişeleri de göz önünde bulundurarak,
liderlerimizden süreç hakkındaki gelişmeleri açık ve net bir
şekilde toplumlara aktarmalarını rica ediyoruz. Toplumun,
gelişmeler hakkında düzenli bir şekilde bilgilendirilmesinin ve
bunun paralelinde ise tarihi görüşmelerde varılan son nokta
hakkında doğru bilgi sahibi olup, bu bilgiler doğrultusunda
tartışıp fikir beyan edebilmesinin ve geleceğe dair
fırsatları değerlendirebilmesinin gereksinim ve önemini
vurgulamakta büyük yarar görüyoruz. Böylelikle toplum olarak görüşme
sürecine ve karar alma mekanizmalarına olumlu ve yapıcı bir
şekilde yaklaşabilme fırsatına sahip olup bu tarihi sürecin
kaderini kötü yönde etkilememiş olacağız. Bu doğrultuda
toplumun, görüşme süreci hakkında daha fazla bilgi talep etmesini
doğal karşılamakla beraber akıl
karışıklığı, belirsizlik ve bilinçsiz
eleştirileri de engellemiş olacağımıza
inanıyoruz.
HALKIN SESI15/10/09
![]()
AB ilerleme raporunda Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM
gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine desteğini sürdürdüğü
belirtildi. Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi
gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediğine dikkat çekildi.
Katılım süreci başta olmak üzere Türkiye'de son bir yıldaki
gelişmeleri değerlendiren İlerleme Raporunu ve Genişleme
Stratejisini açıklayan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye'nin
Kıbrıs'ta BM gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine
desteğini sürdürdüğü belirtti. Buna karşın Türkiye'nin
süren müzakereleri aktif şekilde desteklemesinin ve kapsamlı çözüm
için uygun iklim yaratılmasına katkıda bulunacak adımlar
atmasının beklendiği' kaydedildi.
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma
yükümlülüğünü yerine getirmediği savunulan raporda, 'Şimdi
Türkiye, Ek Protokol'ün tam ve ayrım yapmadan uygulanmasını
güvence altına alma yükümlülüğünü acil olarak yerine getirmelidir'
denildi.
Belgede, Kıbrıs Rum kesimi adına petrol arayan sivil gemilerin
son bir yılda 'Türk donanması tarafından defalarca
engellendiği' de ileri sürüldü.
ERGENEKON TÜRKİYEYE BİR FIRSAT
Raporda, Türkiye'nin 'Ergenekon' davasıyla 'tarihinde ilk kez bir darbe
girişimini soruşturduğu' belirtilerek, 'bu davanın
demokratik kurumların doğru işleyişine ve hukukun
üstünlüğüne güveni artırmak için Türkiye'ye bir fırsat
sunduğu' görüşüne yer verildi.
İlerleme Raporunda, söz konusu oluşuma ait cephane ve silahların
ele geçirildiği ve 'Türkiye tarihinin en kapsamlı
soruşturmasında' eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün
'kendi isteğiyle tanık olarak ifade verdiği'
hatırlatıldı. AB Komisyonu, geçen yılki raporunda 'Ergenekon'
davasına değinirken sadece gelişmeleri aktarmayı tercih
ederek, yorum yapmaktan kaçınmıştı.
SİVİL ANAYASA BEKLENTİSİ
Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen 'sivil anayasa'
çalışmalarına desteğini yineleyen AB Komisyonu, '1980
askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB
standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla
demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler
sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda
farkındalığın arttığını' bildirdi.
TC CUMHURBAŞKANI GÜL'E ÖVGÜ
Raporda TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'siyasi partiler ve devlet
kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve dış
politikada oynadığı aktif rol' nedeniyle övüldü.
AB belgesinde 'Önde gelen siyasi partiler arasındaki kavgacı siyasi atmosfer
ortamında Cumhurbaşkanı, devlet kurumlarının
doğru işleyişi yanında siyasi partiler arasında ve
sivil toplumda diyalogu teşvik etmeye çalıştı' denildi.
HÜMETİN OLUMLU ADIMLARI
İlerleme Raporunda AB sürecinde hükümetin olumlu adımları
arasında Ocak ayında Ulusal Programın kabul edilmesi ve 'tam
zamanlı başmüzakereci' atanması öne çıkarıldı.
Raporda, TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış'ın Türkiye'nin AB üyeliği
hazırlıklarını daha etkin hale getirerek katılım
müzakerelerinde bakanlıklar arası işbirliğini
geliştirdiği belirtildi.
Türkiye'de son bir yıldaki siyasi gelişmeleri ve reformları
değerlendiren AB belgesinde Bağış, sivil toplum örgütleri
dahil ilgili tüm taraflarla toplantılar düzenleyerek AB sürecinin daha iyi
anlaşılması ve buna herkesin katılması yönünde
çalışmakla övüldü.
SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ
Belgede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 'siyaseti etkilemeyi sürdürdüğü'
iddia edilirken, 'üst düzey ordu mensuplarının birçok fırsatta
etnisite, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi iç ve dış
politika konularında görüş açıklaması' eleştirildi.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
'Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence
sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve
yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları
tercih ettikleri' savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü
sınırlayan birçok yasa bulunduğu ileri sürüldü.
Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK)
301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve
yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade
özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında
şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni,
(214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik
(226) sayıldı.
AB belgesinde, 'Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı
düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen
suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında
kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkûmiyetler devam etmektedir. Bu
yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar,
siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma,
kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski
altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler'
denildi.
istendi.
DEMOKRATİK AÇILIM
Hükümetin 'Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için
geniş kapsamlı bir danışma süreci
başlattığı ve kapsamlı bir plan
hazırladığı' anlatılan İlerleme Raporunda,
içeriği henüz açıklanmasa da 'demokratik açılım' sürecini
'somut önlemlerin takip etmesinin hayati önem
taşıdığı' vurgulandı.
Cumhurbaşkanı Gül'ün Irak ziyareti ve kuzey Irak bölgesel yönetimiyle
Türkiye arasındaki yakınlaşmanın 'Kürt sorununun çözümünde
olumlu atmosfere katkı yaptığı' anlatılan raporda,
çözüm konusunda muhalefet ve sivil toplumun da dahil olduğu heyecan verici
bir tartışmanın yaşandığı ifade edildi.
TÜRK DIŞ POLİTİKASINA ÖVGÜ
AB Komisyonu, Türkiye'nin 'bölgesel istikrar, enerji arzı ve medeniyetler
arası diyaloğun teşvikinde kilit rol
oynadığını' bildirdi.
AB Komisyonunun üye devletlerin onayına sunduğu Genişleme
Stratejisi belgesinde, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kafkaslar gibi sorunlu
bölgelerde istikrara daha fazla katkı yapmaya
başladığı vurgulandı.
Belgede, Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmek için
'ciddi çaba gösterdiği' ve bu amaca hizmet eden iki tarihi protokolün 10
Ekimde İsviçre'nin Zürih kentinde imzalandığı
hatırlatıldı.
STAR
KIBRIS 15/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı altında Yürütme
konusunu görüştü. İki lider bugün barışa ulaşma
umuduyla müzakere binası önüne zeytin fidanı dikecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen
müzakereler kapsamında dün bir araya gelerek, Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı altında Yürütme
konusunu görüştü. Talat ile Hristofyasın aynı konuya devam
edeceği bugünkü görüşmesi, yine saat 10.00da başlayacak.
Liderler, dün, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce her zamanki
gibi baş başa bir görüşme gerçekleştirdi.
Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yaklaşık 3 saat
süren bir görüşme gerçekleştiren liderler, görüşme yerinden
açıklama yapmadan ayrılırken; BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmeyle ilgili
kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin Kıbrıs Rum tarafının sunduğu yürütmeyle
ilgili önerileri gözden geçirdiğini ifade eden Zerihoun, yürütme konusunun
diğer yönleriyle de ele alındığını belirtti.
Görüşmenin iyi bir atmosferde geçtiğini söyleyen Zerihoun, liderlerin
yürütme konusunu yarınki görüşmede de ele almaya devam edeceğini
belirtti ve Umarım ilerleme kaydedilir ve diğer konulara geçilir
dedi.
Tarafları ellerinden geldiğince desteklediklerini söyleyen Zerihoun,
liderlerin mümkün olduğunca hızlı hareket etmek istediklerini,
ancak konuların karmaşık olduğunu belirtti.
Zerihoun, görüşmelerin ikinci tutunda birinci turda var olan
farklılıkları azaltmak ve ilk turda elde edilenden daha fazla
yakınlaşma sağlamak hedefinde olduklarını da kaydetti.
BUGÜN ZEYTİN FİDANI DİKİLECEK
Zerihoun, liderlerin, bugün, müzakere binası önüne zeytin fidanı
dikeceğini de açıkladı.
İki taraftan sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yarın ara bölgeye
gelerek müzakerelerle ilgili olarak liderlere destek belirteceğini ve
çözüm çağrısı yapacağını ifade eden Zerihoun,
müzakere binası önünde gerçekleştirilecek olan etkinlikle ilgili
olarak basına görüntü olanağı tanınacağını
kaydetti.
TALAT: BAZI ENDİŞELER
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakereleri
konusunda yapılan görüşmede Yürütme konusunu ele almaya devam
ettiklerini ve Rum tarafının dün, daha önce yaptığı
bir öneriyi gözden geçirerek tekrar masaya koyduğunu açıkladı.
Talat, Hristofyasla görüşmesi sonrasında
Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı
açıklamada, Türk tarafının da Yürütme konusundaki önerisinin
gündeme geldiğini söyleyerek, bugün aynı konuya devam edileceğini,
ayrıca Dış İlişkiler konusunun gündemde
olacağını belirtti.
Rum tarafınca Yürütme konusunda yapılan öneriyi
açıklamayacağını, fakat geçmiş öneriye paralel olarak
başkan ve başkan yardımcısının doğrudan
halkoyuyla seçilmesine dayalı bir öneri olduğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat; Rum tarafının, yeni önerisiyle, Türk
tarafının bazı endişelerini giderme yönünde cevap
verildiğini ifade etti.
Bütün öneriler masadadır, bizim önerilerimiz de masadadır diyen
Talat; Maksat; çalışabilir, iki toplumluluğa, siyasi
eşitliğe bağlı yaşayabilir bir çözüm bulmaktır,
çünkü sanıyorum Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra
anlaşmanın bozulacağı bir Kıbrısa kimsenin
tahammülü yoktur dedi.
Federal Yürütme konusunun ikinci turda bağlanıp
bağlanamayacağı konusundaki soruya Cumhurbaşkanı
Talat, hedeflerinin bu yönde olduğunu, bunun önemli bir adım
teşkil etmesini umduklarını, bununla çözümün olup
olamayacağının daha net ortaya çıkacağını kaydetti.
Yurttaşlarla yaptığı temaslarda çözüm konusunda Rum
tarafı çözüm istiyor mu? gibi ciddi kuşkular olduğunu
gördüğünü anlatan Talat, Çözümü eğer başarabileceksek, bu
konuda ilerleme olması halk arasında daha fazla güven sağlar, bu
konuda anlaşırsak önemli bir merhaleyi aşmış
olacağız dedi.
Biz, (başkan ve başkan yardımcısının) halk
tarafından seçilmesi tutumunu gözden geçirecek miyiz? sorusunu ise
Cumhurbaşkanı Talat, şu şekilde yanıtladı:
Biz, halk tarafından seçilmesine karşı değiliz, ama biz en
iyi çalışabilir mekanizmayı böyle bulduk. Malum halk büyük bir
nüfus, bir tarafta 400 küsur bin seçmen diğer tarafta 150170 bin seçmen
var. Bu seçmenlerin, bir araya gelip uzlaşma yapması, koalisyon
çalışması yapması mümkün değil. O nedenle biz, bu
çalışmaların senatoda yapılabileceğini, siyasi
eşitliğin de olduğu yer olması nedeniyle,
başkanlık üyelerinin orada seçilmesini uygun gördük.
Maksadımız budur. Yoksa halkoyuna karşı değiliz, ama
eğer halk kendi iradesini ortaya koyacak şekilde seçerse ve bu
sonuçta başarılı bir federal hükümete yol açacaksa buna da
varız. Bizim reddimiz prensipten değil, iki toplumluluk, siyasi
eşitlik gibi kriterleri karşılamamasıdır.
İkincisi, bu yolla seçilecek kişilerin (başka tür önerilerde
yani) federasyonun dağılmamasını sağlama
eğilimleri veya motivasyonlarının olmayabileceğidir. Bundan
endişe ediyoruz. O yüzden en doğrusu diyoruz bizim önerimize göre
2424 kişinin olduğu senatoda bu konuları tartışmak,
değerlendirmek ve en iyi çözümü orada bulmak.
Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı kabul
edip etmediği yönündeki soruyu karşılık ise
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunu Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın da daha önce açıkladığını
ve kabul ettiğini söyledi.
HRİSTOFYAS: İLERLEME ÜMİDİ VAR
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise doğrudan
müzakerelerin ikinci turu kapsamında dün gerçekleştirilen
görüşmenin ardından, yürütme konusunda ilerleme ümidi
bulunduğunu açıkladı
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, görüşme sonrasında
Başkanlık Köşküne dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Yürütme erki konusunda çabaların sürdürülmesi ve daha ileriye götürülmesi
konusunda ilerleme olup olmadığı sorulan Hristofyas, Elbette,
ilerleme ümidi var. Aksi halde müzakere etmezdik yanıtını
verdi.
Görüşmede müzakere masasına uzlaşıcı öneriler konulup
konulmadığı sorusuna karşılık ise Hristofyas,
Biz kendi revize edilmiş ancak özde değişmeyen önerimizi masaya
koyduk. Bir tepki oldu, ikimiz de görüşlerimizi yarın
detaylandıracağız ifadelerini kullandı.
Hristofyas, BM Genel Sekreterinin Kıbrıstaki Özel Temsilcisi Taye Brouk
Zerihounun görüşme sonrasında yaptığı açıklamaya
atıf yaparak, daha fazla açıklama yapmak istemedi.
STAR
KIBRIS 15/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistanda
yapılan son genel seçimlerin sonucunun Kıbrıs sorununun çözümü
için son derece önemli olduğunu vurgulayarak, Yunanistanın yeni
Başbakanı Yorgos Papandreunun istemesi halinde çözümde Türkiye
hükümeti gibi olumlu bir rol oynayabileceğini vurguladı.
Kıbrıslı Türklerin çözüme ihtiyacı olduğunu yineleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Çözülmezse yok olacak değiliz tabii ama,
çözülmediği taktirde alacağımız yol daha zahmetlidir, daha
zordur. Yıllarca daha zorluklarla mücadele demektir. Halbuki çözüm olursa
kısa zamanda kısa yoldan sorunlarımızın ortadan
kalkması sağlanacak. Bunu sağcısının da
solcusunun da, çözümü gönülden isteyenin de istemeyenin de anlaması lazım
dedi.
Alaniçi köyünde halka hitap eden Talat, Bazı çevreler size sürekli çözüm
olmaz, mümkün değildir, çok uzaktır derlerse, anlayın ki o
çevreler çözümü çok istemiyor diyerek Dervişin fikri neyse zikri de
odur sözünü tekrarladı.
Vatandaşa birinci ağızdan bilgi
Köy meydanında önceki gece düzenlenen bilgilendirme
toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorunu konusunda herkesin kendine göre değerlendirmeler
yaptığını belirterek, vatandaşlara birinci
ağızdan bilgi vermek için bu ziyaretleri
yaptığını söyledi.
Talat, uzun bir zamandır görüşmelere odaklandıklarını
ve halka çok fazla bilgi veremediklerini, basına
açıklamalarının da basının kendi çapında
aktarımıyla halka ulaştığını belirtti.
Kıbrıs müzakerelerinde bir yıllık süre içerisinde geçilen
safhaları, görüşülen başlıkları ve ortaya çıkan son
durumu köy halkına anlatan Talat, 6 başlığın ele
alındığı müzakerelerde ikinci turun
başladığını kaydetti.
Talat, bu 6 başlıktan ikisi olan toprak-harita ve
güvenlik-garantiler konusunun görüşmelerin sonunda diğer
başlıklarda mutabakata bağlı olarak ele
alınacağını, mülkiyet konusunda ise tarafların
birbirlerine hiç yanaşamadıklarını kaydetti.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne Kıbrıslı Türkler
olarak ihtiyaçlarının olduğunu ve en iyi gelişmenin sorunun
çözümü olacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
Çözülmezse yok olacak değiliz tabii ki, ama çözülmediği takdirde
alacağımız yol daha zahmetlidir, daha zordur. Yıllarca daha
zorluklarla mücadele demektir. Çözüm bir ihtiyaçtır, zorunluluktur.
Kıbrıs Türkü bunu anladığı için 2004te dünyayı
şaşkına çevirdi.
Bu ihtiyaç aynı zamanda Rum tarafı için de geçerli. Zaman zaman çözüm
istemeyen Rum liderler var, bizde de olabilir, ama toplumsal ihtiyaç
Rumların da bir çözüme ihtiyacı olduğunu gösterir.
Size sürekli çözüm olmaz, mümkün değildir, çok uzaktır derlerse
bazı çevreler, anlayın ki o çevreler çözümü de çok istemiyor. Yani o
meşhur sözümüz var Dervişin fikri neyse zikri de odur. Yani neyse
aklında olan söylediği de, zikrettiği de o doğrultuda
olur...
STAR
KIBRIS 15/10/09
EC to Turkey: more confidence, less
blame
By Charles Charalambous in
Brussels
THE EUROPEAN Commission
(EC) thinks it is urgent that Turkey fulfils its current obligations under
its EU accession negotiations and expects her to actively support the ongoing
reunification talks.
Ankara must also take practical steps to contribute to creating a climate
favourable to a fair, comprehensive and viable settlement of the Cyprus
problem.
Presenting the long-awaited and leaked EC progress report on Turkeys
accession yesterday, Enlargement Commissioner Olli Rehn also called for
confidence-building measures rather than starting any kind of blame game over
the possibility of the talks failure, adding: We have a real chance, lets
capitalise on it, and lets all contribute... to this very cherished
objective.
The official publication of the progress report held few real surprises in
terms of content, but stated in strong diplomatic language the EUs wish to see
action from Turkey in terms of its obligations after years of non-compliance.
Rehn said that the EC supports the efforts of the leaders of the two sides in
their negotiations under the auspices of the United Nations, adding that the EC
calls on both leaders to strengthen their efforts to bring the settlement
talks to a successful end as soon as possible and on Turkey to contribute in
concrete terms to such a comprehensive settlement of the Cyprus issue.
Answering a question from a reporter referring to Turkish Foreign Minister
Ahmet Davutoglus statement ten days ago that Turkey will not open its ports
and airports to Cypriot vessels, Rehn said that the Commissions view is very
clear.
We expect full and non-discriminatory implementation of the Ankara Protocol by
Turkey and I would say that I see it as a confidence-building measure towards
contributing to a comprehensive settlement. I appeal to both Turkey and the two
leaders of the two communities on the island that everybody would now engage in
confidence-building measures rather than starting any kind of blame game if we
finally reach a dead-end in the negotiations.
Its really an anachronism that we have something like a Berlin Wall dividing
Nicosia, dividing Cyprus. I always have the feeling that Im back at Checkpoint
Charlie when I visit Nicosia, and thats not the way a member state of the
European Union should be it should be at peace and united.
The report notes that since the EUs decision in December 2006 to freeze eight
negotiating chapters due to Turkeys non-compliance with its obligations, Turkey
has made no progress towards fully implementing the Additional Protocol to the
Association Agreement and has kept its ports closed to vessels from the
Republic of Cyprus despite several calls by the EU.
Similarly, noting the lack of progress on normalising bilateral relations with
Cyprus, the report says that Turkey continues to veto Cyprus membership of
several international organisations, and that civilian vessels prospecting for
oil on Cyprus behalf were hindered by the Turkish navy on several occasions
during the reporting period.
It adds: It is urgent that Turkey fulfils its obligation of full
non-discriminatory implementation of the Additional Protocol and makes progress
towards normalisation of bilateral relations with the Republic of Cyprus.
The report also makes clear that Turkey has a positive role to play in the
peace process. In line with the negotiating framework, Turkey is expected to
support actively the ongoing negotiations and to take practical steps to
contribute to creating a climate favourable to a fair, comprehensive and viable
settlement of the Cyprus problem within the UN framework, in accordance with
the relevant UNSC resolutions and in line with the principles on which the
Union is founded.
Rehn also recapitulated some of the main points of the ECs official
Communication to the European Parliament and Council on Enlargement Strategy
and Main Challenges 2009-2010, which contains the usual mixture of
encouragement and diplomatically-expressed criticism.
Rehn said that Turkey plays a key role in regional security, for instance in
the Middle East and Southern Caucasus, it plays a key role in terms of the
security of energy supplies for Europe as well as in terms of promoting
dialogue between civilisations.
Rehn then welcomed the normalisation of relations with Armenia, which is a
historic milestone, and the democratic opening to resolve the Kurdish
question by wide consultation and concrete measures.
However, he said, we expect Turkey now to revitalise its legislative and
democratic reforms, especially with regard to freedom of expression and press
freedom, as well as religious freedoms, womens rights and trade union rights.
The communication states the issue in terms which, diplomatically-speaking are
blunt: The accession negotiations have reached a more demanding stage
requiring Turkey to step up its efforts in meeting relevant conditions.
CYPRUS
MAIL 15/10/09
Of course there is hope in the
talks process
By Stefanos Evripidou
THERE IS hope for progress in
the talks or else the two leaders wouldnt be talking, said President Demetris
Christofias yesterday.
Speaking after a meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat where the
two leaders discussed issues of governance, Christofias told reporters: Of
course there is hope for progress, otherwise we wouldnt be talking.
The Greek Cypriot side submitted their revised proposal on the executive, he
said, adding that the new proposal did not change the essence of their
position. The Turkish Cypriot side responded and the two leaders will meet
again today to analyse both positions.
According to the UN Special Representative in Cyprus Tayé-Brook Zerihoun, the
two leaders met in a good atmosphere and should make progress in the coming
weeks.
The atmosphere was good. They will continue their discussions (today) and
hopefully move ahead on these issues, said Zerihoun.
The UN official said he had a discussion with Christofias on the future
timetable of the process, noting that both leaders have committed to accelerate
the pace of discussions.
We are no more in a hurry on this than they are. Both of them want to move as
fast as they could but these are issues, as you know, that are quite
complicated and quite emotive, so we are hopeful that they will make advances
in the next few weeks and move the process forward, he said.
Asked if the two sides were moving towards some kind of convergence on the
executive, he replied: Thats a very fair assumption because the whole effort
in this second round was to narrow differences and to seek more convergence
than they have done in the first reading.
Todays meeting will also coincide with a symbolic planting of olive trees
while civil society representatives from both sides of the divide will also be
present to express solidarity and support for the process and for the leaders
and the negotiators.
As part of a wider process of updating and meeting all party leaders,
Christofias also had a 40-minute meeting with EVROKO leader Demetris Syllouris
before the talks at the UN offices.
CYPRUS
MAIL 15/10/09
Report should have had sanctions
By George Psyllides
THE EUROPEAN Commission
should suggest specific measures against Turkey if it continues not to fulfil
its commitments towards Cyprus, the government said yesterday.
Government spokesman Stefanos Stefanou said an initial review of the EU
Commissions progress report for Turkey and the strategy document for
enlargement showed that they record the complete lack of progress regarding
the fulfilment of Turkish obligations.
In 2007, The EU froze eight of the 33 negotiating chapters as a result of
Ankaras refusal to opens its ports and airports to Cypriot traffic.
But this time the Commission did not recommend new sanctions.
The government thinks that the European Commission should propose specific
measures against Turkey if it continues not to meet its obligations, Stefanou
said.
He added that the government would continue to work so that measures were
taken.
Stefanou said there was still time for the Commission to suggest measures ahead
of the EU Summit in December.
He said there were findings in the report, which were correct.
Earlier yesterday, Foreign Minister Markos Kyprianou said he had expected the
Commission to recommend measures.
We are disappointed by the fact that, based on the Commissions findings, one
would have expected that it would have made recommendations for measures,
Kyprianou said. We think this would have been a natural consequence of the
positions described in the Commissions report.
Kyprianou said there were points which Cyprus did not agree with, like the one
that Turkey supports the current negotiations.
We consider this a superficial approach because they did not study in depth
the Turkish sides positions, Kyprianou said.
He said Turkey only supported the procedure in verbally but essentially it did
not support a federation but it refers to a two-state solution and a two-state
confederation.
Kyprianou reiterated that the final decisions are taken by the member-states at
the Council and we will present our views there.
CYPRUS
MAIL 15/10/09