KKTC Tarkan'ı bekliyor

CNN TURK 01/10/09

 

KKTC'de Lefkoşa Türk Belediyesi'nin 19 Ağustos-15 Ekim tarihleri arasında Yaz Etkinlikleri çerçevesinde 3 Ekim'de gerçekleştirilecek mega star Tarkan konseri için geri sayım başladı.

3 Ekim'de KKTC'de Başkent Lefkoşa'da Atatürk Stadı'nda gerçekleştirilecek dev konserde Tarkan, 70 kişilik ekibiyle gelecek. Tarkan'ın KKTC'deki hayranlarına Ocak ayı içerisinde çıkarmayı düşündüğü son albümünde de yer alacak parçalarından seslendirmesi bekleniyor.

Tarkan konserine KKTC'den olduğu kadar Güney Kıbrıs'ta yaşayan Rumların da ilgi göstermesi biletlerin yok satmasına neden oldu. KKTC'deki konser için Tarkan'ın kaç para alacağı konusunda hiçbir bilgi vermeyen Lefkoşa Türk Belediyesi Tarkan'a belediyenin kasasından herhangi bir ödeme yapılmayacağını, konser ücretini tamamen sponsorluklarla karşılayacaklarını açıkladı. Ancak mega starın bu konser için yaklaşık 250 bin TL gibi bir miktar istediği belirtilen iddialar arasında.

Kral dairesinde kalacak

Adada bulunduğu süre içerisinde başkent Lefkoşa'da hizmet veren 5 yıldızlı Merit Lefkoşa Otelinde ağırlanacak Tarkan, başkentin en yüksek binası unvanına sahip olan Merit otelinin 8'inci katında bulunan kral odasında kalacak.

Merit Otel İşletme Müdürü Mine Gürses, otelden 28 oda rezervasyonu yapıldığını, ancak Dünya starı Tarkan'ın kendisine ayrılan kral odasında herhangi bir özel istekte bulunmadığını kaydetti.

Otel yönetimi olarak yaptıkları araştırma sonrası Tarkan'ın kavrulmuş fıstığı çok sevdiğini bunun yanı sıra odasında kokulu tütsüleri ve kokulu mumları sevdiğini kaydeden Gürses, Tarkan'a kral odasında Kıbrıs'a özgü yiyecekler ve Kıbrıs'ın şerbetli macunlarını ikram edeceklerini belirtti.

Tarkan'ın kalacağı 8'inci kattaki kral dairesi iki ayrı odadan oluşuyor ve odalardan birinin Lefkoşa'nın doğusunu diğer odanın ise Beşparmak dağlarını görüyor.

İşletme Müdürü Mine Gürses, Tarkan'ın arzu ettiği taktirde otelin spa merkezinde bulunan Türk hamamı, sauna ve Uzakdoğu masajları ve  jakuzili havuzdan yararlanabileceğini kaydetti.

Otelin baş aşçısı İbrahim Aydemir de otelde birçok ünlüye hizmet verdiklerini Tarkan'a da hizmet vermenin kendilerine gurur vereceğin söyledi.

25 TL'ye halk konseri olur mu?

KKTC'deki Lefkoşa Belediyesi himayelerinde gerçekleştirilecek olan konser için yaklaşık bir aya yakın halk konseri altındaki reklamlar yapılırken, Tarkan sevenler konsere girebilmek için 25 TL ödeyecekler. Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın yaptığı açıklamaya göre Belediye Başkanlarının görevi sadece halkına alışılmış belediye hizmetleri değil bunun yanı sıra özellikle Kıbrıs Türk halkının gerek Kıbrıs konusunda gerekse dünyayı vuran ekonomik kriz sebebiyle vatandaşların bozulan morallerini yerine getirebilmek olduğunu kaydetti. Ancak konser öncesi Tanıtım ve reklamlarda da görüldüğü üzere bu konserin halk konseri ismi altında olduğu vurgulandı. Vatandaşların konsere girebilmesi 25 TL ödeyecek olması ve bu duruma Tarkan'ın tepkisiz kalması hayranlarını üzmüş olabileceği belirtiliyor.

 

 

AİHM: Foka'nın hakkı Foka'ya

RADIKAL 01/10/09

 

İSTANBUL - Polikseni Foka, 1943’te Yunanistan’da doğar. 11 yaşında, İstanbul’da ikamet eden Yunan kökenli Türkiye vatandaşı Apostolos- Elisavet Pistikas çifti tarafından yasal yollardan evlat edinilir. 1981’de üvey babası, 1987’de de üvey annesi ölünce, Foka’ya menkul ve gayrimenkullerden oluşan küçük bir servet kalır. Nitekim aynı yıl, İstanbul 3’üncü Asliye Hukuk, Pistikaslar’ın tüm malvarlığının Foka’ya intikali yönünde karar alır. Mallar arasında üç apartman vardır.
Ne var ki servet, Foka’ya pek de uğurlu gelmez. Dört yıl sonra bir gün, polis tarafından psikiyatrik tedavi amacıyla bir hastaneye kaldırılır; oradan da akli melekelerini kaybettiği teşhisiyle Zeytinburnu’ndaki Balıklı Rum Hastanesi’ne sevk edilir.
Durumdan vazife çıkaran resmi makamlar, Foka’ya bir vasi tayin eder. Yunanistan’daki erkek kardeşinin, kendi vasilerini kendileri tayin etme isteği geri çevrilir.

Tüm malı Hazine’ye
Aynı resmi makamlar 1996’da, Foka’yı vasi tayin eden kararın iptali için mahkemeye başvurur. Yasal dayanak, 1964 tarihli hukuki düzenlemelerdir. Bu düzenlemelere, Yunan uyruklu bir kişi Türkiye’de vasi olamamaktadır. Makamlar, ayrıca, Yunanistan’ın da Türk uyruklular için benzer bir uygulama yaptığını da mahkemeye iletir.
1997’de İstanbul 7’nci Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuru doğrultusunda, Foka’nın vasiliğini iptal eder. Ertesi yıl karar Yargıtay’ca onanır; tashihi karar talebini de geri çevrilir. Böylelikle, Foka’nın tüm gayrimenkulü Hazine’ye devrolur. Ayrıca Foka’nın tüm gelir ve hesaplarına da el konur. Foka, hastaneye epey mal varlıklı bir kişi olarak girmiş, daha tedavisi bitmeden beş parasız kalmıştır! Foka çok geçmeden, 2000’de hayatını kaybeder. Yunanistan’daki kardeşlerinin vesayet için gerek Foka ölmeden önce gerekse 2001 sonuna dek peş peşe yaptıkları hukuki başvurular, daha önceki gerekçelerle sonuçsuz bırakılır. 

Kardeşleri mahkemede
Sonuçta Foka’nın kardeşleri Yannis ve Evangelos, soluğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde alır. Davacılar, temel olarak Türk devletinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, mülkiyet haklarını ihlal ettiğini (1. Protokol 1. Madde) iddia eder. Mahkeme, Türk devletinden savunma ister. Türkiye’nin savunmasında şu noktalar öne çıkar:
* Polikseni Foka, kendine ait olmayan gayrimenkulleri mirasçılarına devredemez.
* Yabancı uyruklu kişiler, iki koşulla Türkiye’de mal edinebilir. 1 - Türkiye ile o ülke arasında karşılıklılık bulunması. 2 - Söz konusu kişinin mevcut sınırlamalar dahilinde hareket etmesi. Davanın görüldüğü dönemde, Yunanistan, Türk vatandaşlarının mal edinmesine olanak tanımıyordu. Dolayısıyla Türkiye’deki Yunan vatandaşları da benzer kısıtlamalara tabiydi. Bu durumda mirasçıların herhangi bir hak talebi olamaz.
Buna karşılık davalılar ise şu iddialarda bulunur:
* Söz konusu gayrimenkul, bizzat Türk mahkemeleri tarafında Polikseni Foka’ya devredilmiştir. Mallar tapuludur; Foka ilgili vergileri de ödemiştir.
* Polikseni’nin mallarına yasadışı biçimde el konulmuştur. Bu el koymanın dayandırıldığı 1964 kararnamesi, 1988’de yürürlükten kaldırılmıştır.
* Türk devletinin öne sürdüğü karşılıklılık iddiası, AİHM’nin daha önceki kararlarında geçersiz sayılmıştır.
Yunanistan da, mahkemeye sunduğu katkıda, Yunanistan’da hiçbir zaman ve hiçbir yerde Türkiye vatandaşlarının mal edinmesine ilişkin bir yasak uygulanmadığını bildirir.
AİHM, tarafları dinledikten ve gerekli incelemeleri yaptıktan sonra şu sonuçlara varır:
* Türkiye’nin karşılıklılık iddiası temelsiz. Sınırlamaların bulunduğu yerler dahil Türk vatandaşı vasilerin Yunanistan’da mal edinmesini engelleyen bir yasak yok.
* Yunan vatandaşlarını Türkiye’de mal edinmekten men eden bir yasal engel de yok; çünkü 1988’deki Bakanlar Kurulu kararı, 1964 kararnamesini ortadan kaldırmıştır. Tapu Kadastro Kanunu da uygun biçimde değiştirilmiştir.
* Dolayısıyla, davacıların, vasilik koşullarını yerine getirdiği, Türkiye’nin de davacıların mülkiyet hakkını ihlal ettiği anlaşılmaktadır.
İşin tuhafı, Türkiye’nin bu dava bağlamında, hukuken ortadan kaldırdığı bir yasağı fiiliyatta uyguladığı sonucu çıkıyor!

52 milyon TL isteniyor
Peki şimdi ne olacak? Mahkeme, kararını verdi ancak bir yaptırım öngörmedi; bunun yerine tarafları aralarında uzlaşmaya çağırdı. Bir not düşelim: Oybirliğiyle alınan kararda Türkiyeli yargıç Işıl Karakaş’ın da imzası var.
Davacıların Türkiye’den istediği ne? Toplam tazminat talebi, 25 milyon avroyu (yaklaşık 52 milyon TL) buluyor. Şimdi Türkiye, davacılarla anlaşmaya çalışacak. Kıbrıs’tan alışıktır ne de olsa. Anlaştı anlaştı, olmadı, AİHM karar verecek ödenecek tazminata... Gerçi AİHM, istenen meblağları abartılı buldu ama bu bir ilk teşkil edeceği için, elbette arkası da gelecek. Benzer binlerce davanın açılabileceği söyleniyor...
Ama tabii ki en önemlisi, Türkiye’nin bir kez daha hukuk duvarına toslamış bulunması.

 

 

İngiliz diplomasisinin duayenleriyle buluştu

İngiliz Parlamentosu’ndaki önemli resepsiyona KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü de katıldı

Eylem ERAYDIN / LONDRA
   KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Anglo-Turkish Society grubunun İngiltere Parlamentosu’nda düzenlediği resepsiyona katılarak, İngiliz siyasetçilerle buluştu. Köprülü, Kıbrıs sorununda 1950’lerden beri adı geçen, İngiltere’nin en önemli diplomatlarından Sir Kieran Prendergast, Lord David Hannay ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi David Reddaway ile sohbet etme imkanı buldu.
   1953 yılında İngiltere’de yaşayan Türklerle İngiliz siyasetçileri bir araya getirerek Türkiye-İngiltere arasında ki ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulan Anglo-Turkish Society , 29 Eylül Salı akşamı İngiltere Parlamentosu’nda bir resepsiyon düzenledi.
   Lord Wright Richmond’un ev sahipliğinde Lordlar Kamarası’nda düzenlenen geceye İngiltere’nin yeni Ankara Büyükelçisi David Reddaway, İngiltere’nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay, TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Anglo-Turkish Society üyeleri ve çok sayıda İngiliz siyasetçi katıldı.
   Anglo-Turkish Society Başkanı ve İngiltere’nin eski Ankara Büyükelçisi Sir Kieran Prendergast gecede yaptığı konuşmada, resepsiyonun ev sahipliğini yapan Lord Richmond’ta teşekkür ederek, İngiltere’nin Türkiye’nin AB sürecine verdiği desteğin önemini dile getirdi. Grup olarak amaçlarının Türkiye ve İngiltere arasındaki ilişkileri artırmak ve İngiltere’de yaşayan Türk toplumunun ülke içindeki siyasi hayatta da aktif olarak yer almasını sağlamak olduğunu söyledi.
   Geceye davet edilen KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü de resepsiyon ile ilgili KIBRIS’a yaptığı açıklamada ‘Bizim için bu tür etkinlikler lobi faaliyetlerimiz adına büyük önem taşıyor. Böyle toplantılarda İngiliz siyasetçilerle bir araya gelip Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirme fırsatı buluyoruz’ diye konuştu.

KIBRIS 01/10/09

 

Property issue biggest obstacle
By Stefanos Evripidou

ANOTHER FAILURE in the talks between the two sides like in 2004 would spell “disaster” for the island and permanent partition, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday.

Speaking during a visit to the Cyprus Mail offices, Talat identified the ‘property issue’ as the biggest obstacle to a solution, adding that the more time passed, the harder it would get.

“Every day which passes is not in favour of a solution. Five… ten years ago, a solution was easier. We don’t have time, it’s running out,” he said.

Asked what would happen if the latest round of talks failed, he said: “It would be a disaster. We will not be able to solve the problem and it will create the conditions for permanent non-solution.”

The Turkish Cypriot leader noted President Demetris Christofias was genuine in his efforts for a solution. “He wants a solution, but I have doubts whether he will manage getting there, that is the problem.”

Talat said the two leaders had to be careful about what they say in public, calling on Christofias to stop criticising the process. The two sides should adopt a joint communication strategy “otherwise approval of the people will not be easy for any solution,” he said.

“This is crucial, which is why I am continuously asking Mr Christofias to stop criticising the negotiations. A positive climate will affect the results of the referenda a lot, which is why our side tries to keep the momentum in favour of a solution,” he added.

In recent weeks, both leaders have accused the other of making proposals that go beyond the agreed parameters. Talat said he tried not to get into a bickering match with Christofias, but occasionally slipped, adding that a joint communication strategy would ensure “we would not accuse each other”.

“What makes me a bit anxious actually are his efforts to divert the already agreed principles,” he said, referring to Christofias’ speech made at the UN General Assembly where he spoke of “two largely autonomous regions”.

“This is totally new. We already agreed on a federation with two constituent states. He accepted this, why is he trying to divert?”

Despite the occasional spats, the two leaders still manage to be friends and are making progress in the talks, albeit slow. “To be honest, we are moving, maybe not at the desired pace, but we are moving,” said Talat.

The Turkish Cypriot leader proposed that the two sides lock themselves up in one location for ten days, either here on the island or abroad, to meet every day for talks. “We could solve it after two or three sessions,” he said.

According to Talat, the proposal was not received positively. But the two sides have made progress, basically regarding the three chapters on governance and power-sharing, EU affairs and the economy. He referred to 30 separate documents written up on these chapters, of which “the majority are agreed”.

Talat did not see the settlers issue being an obstacle, but the most important issue was property, he noted, since it affects all Turkish Cypriots. “The difficulty here is that it will affect everybody” apart from a handful of people, he said.

As for Turkey’s influence in the talks, Talat was adamant that Turkey had a marginal interest in the details of the talks, apart from on one chapter, security. It appears Turkey has a clear position on the Treaties of Guarantee and Alliance that will be hard to budge.

CYPRUS MAIL 01/10/09

 

‘EU countries don’t need guarantor states’
By George Psyllides

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday reiterated that Cyprus has no need of guarantees and custodians with rights of intervention.

During the annual presidential speech to mark Independence Day, Christofias said Greek Cypriots sought a solution that would secure the human rights and basic freedoms of all its people.

“It is our view that Cyprus, a European Union member-state, does not need guarantees and custodians with rights of intervention,” Christofias said.

Using its guarantor status as a pretext, Turkey invaded in 1974 dividing the island ever since.

Greek Cypriots are weary of Turkey retaining this right in any future solution but it is highly unlikely that Ankara would be prepared to even discuss changing the status.

Christofias said the effort is to achieve a solution soon because more problems were created with time.

He stressed however that Greek Cypriots would not agree to a solution that was not based on principles just for the sakes of time.

And “we will never accept a solution that is not the product of negotiation between the two communities,” the president said.

He said the international community has been convinced that the two communities are the protagonists in the process and that there would not be arbitration and timeframes.

Christofias said he was still cautiously optimistic “despite any problems in the negotiation.”

He said the progress achieved so far was not enough.

“We expected to have more convergence on various aspects of the Cyprus problem. The differences continue to be significant,” Christofias said.

To achieve a solution, Turkey must change its stance – should prove in deed that its cares and works to achieve a solution that would serve the best interests of the Cypriot people, Christofias said.

He warned Turkey that its EU course would not be without obstacles if it continues to refuse to fulfil its obligations to open its ports and airports to Cypriot traffic.

Christofias also urged political parties to support him at this critical junction, in a clear call to his partners in the government who have criticised his handling of the negotiations in numerous occasions.

CYPRUS MAIL 01/10/09

 

23.3 MİLYON TAZMİNAT ÖDENDİ

   

Komisyon’a 3 yılda 413 başvuru yapıldı. Bunlardan 69’u anlaşmayla sonuçlandı. Sonuçlanan dosyalar için 23 milyon 391 Sterlin tazminat ödenirken, 2 takas ve biri çözümden sonra olmak üzere 5 iade kararı verildi.

Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet sorununa “iç hukuk” oluşturma amacıyla kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’na Rumların başvuruları sürüyor. 1974 öncesinde Kuzey’de kalan malları için Komisyon’a Rumlardan gelen başvuru sayısı 413’e ulaştı.
Komisyon’un güncel web sayfasından derlenen bilgilere göre, yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki Komisyon, başvuru dosyalarından 69’unu karşılıklı anlaşmayla sonuçlandırdı. Bu dosyalardan çoğunluğu tazminatla karara bağlanırken, 2 başvuru için tazminata ek olarak takas, 4’ü için tazminat yanında iade, 1’i için de çözümden sonra iade kararı alındı.
Komisyon’un yaklaşık 3 yılda ödediği toplam tazminat miktarı ise 23 milyon 391 Sterlin.
ARTIK WEB VAR
Mahkeme statüsünde görev yapan ve Anayasal bağımsız bir kuruluş özelliği taşıyan Komisyon, bir süreden beri şeffaf bir çalışma izlemeye başladı. Yaklaşık 3 ay önce Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde oluşturulan ve sürekli güncellenen (www.kuzeykibristmk.org) adlı web sitesinden başvurulardan kararlara kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün.
KOMİSYON...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Xenides-Arestis davasında verdiği hüküm uyarınca yasayla oluşturulan ve yasadaki kurallara bağlı olarak Cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından atanan Komisyon, Sümer Erkmen başkanlığında Güngör Günkan, Ayfer Erkmen, Hans C. Kruger, Romans Mapolar ve Daniel Tarschys'ten oluşuyor.
Anayasa’nın 159’uncu maddesine göre hazırlanan ve 19 Aralık 2005’te yasalaşarak yürürlüğe giren “Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi” adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey’de kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.

İADE HANGİ ŞARTLARDA...

İlgili yasa uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında. Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.
Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından ödeniyor.
Tazminat alan Rum’un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor

STAR KIBRIS 01/10/09

 

MÜDAHALE DEĞİL, İLGİ İSTEDİK

   

“Rum Yönetimi’nin BM parametrelerine karşı başlattığı savaşı engellemek gerekir. Biz 2 otonom bölge için müzakere masasına oturmadık. Biz 2 kesimli, 2 kurucu devletin olacağı bir federasyon için müzakere ediyoruz. BM parametrelerinin değiştirilmesine önce BM karşı durmalı.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’den sürece müdahale etmesini değil, daha fazla ilgi göstermesini istediklerine işaret ederek, bunun 2004’den beri öne sürülen bir devlet politikası olduğunu söyledi.
Uluslararası topluluğun değişik düzeylerde sürece katılmasını isteyen Türk tarafının hakemlik rolü üstlenenlerden öneri beklemediğine dikkat çeken Talat, “Biz İngiltere’den de, ABD’den de daha fazla katkı, destek istiyoruz; ama müdahale edip, bize çözüm empoze edin değil bizim talebimiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere ve ABD gezisiyle ilgili olarak dün Cumhurbaşkanlığı’nda bir basın toplantısı düzenledi. ABD’ye gitmeden önce ziyaret ettiği İngiltere’de devam eden 2 önemli dava, Oramslar ve direkt uçuşlarla ilgili davalar hakkında avukatlarla görüştüğünü söyleyen Talat, Washington’da Uluslararası İlişkiler Konseyi’ndeki bir yuvarlak masa toplantısına katılıp, Kıbrıs konusunda bilgi verdiğini belirtti.
Bazı senatörlerle de bir araya geldiği Washington’un ardından gittiği New York’ta İngiltere, İsveç, İspanya, Katar ve Hollanda Dışişleri Bakanlarıyla görüştüğünü kaydeden Talat, Rum yanlısı olarak bilinen İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos ile görüşmenin ise, gelecek dönem AB Başkanı olacak İspanya ilk teması kurmak açısında ayrı bir önem taşıdığını söyledi.
Talat, New York’ta ayrıca BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un yanı sıra Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile görüştüğünü belirtti.

Hristofyas’ın konuşması

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın BM Genel Kurulu çalışmalarında BM parametrelerini değiştirme girişimlerinin dikkat çekici olduğunu söyledi.
Hristofyas’ın Genel Kurul’da yaptığı konuşmada BM’nin bilinen, yerleşmiş parametrelerinden en önemlisi sayılan ve 23 Mayıs’ta da liderlerin üzerinde anlaştığı “Nasıl bir Kıbrıs kuracağız? Nasıl bir çözüme varacağız?” konusunu çarpıttığını kaydeden Talat, Rum liderin Türkiye’yi mutad bir şekilde işgalci olarak suçlamasının yanı sıra, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrim yoluyla bir federasyona dönüşeceği ve varılacak federasyonun da 2 otonom bölgeden oluşacağı yönünde bir söylem ortaya koyduğunu belirtti.

Önce BM karşı durmalı

Talat, “Bizim üzerinde anlaştığımız 2 kurucu devlet, siyasi eşitlik, Kıbrıs Türk ve Rum Kurucu Devletleri gibi temel hususları göz ardı eden ve kendine göre yorumlayan, aslında BM parametrelerini değiştirmeye teşebbüs eden bir yaklaşımdır. Bunu hoş karşılamamız mümkün değil” dedi.
New York’ta bulunduğu süre içinde Hristofyas’ın bu yakışıksız tutumuna dikkat çektiklerini ve kabul edilemez olduğunu BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a ilettiklerini söyleyen Talat, BM’nin 40 kusur yıldır devam eden müzakere sürecinde oluşturmuş olduğu ve Güvenlik Konseyi’nin onayladığı parametrelerin değiştirilmesine önce Ban’ın karşı durması ve uyarması gerektiğini belirtti.

BM son derece pasif

Cumhurbaşkanı Talat, BM’nin bu durum karşısında son derece pasif bir pozisyon sergilediğine işaret ederek, “Öylesine pasif bir duruş sergilemektedir ki, BM Güvenlik Konseyi’nin onayladığı ve tarafların kabul ettiği varsayılan hususlarda bile Rum tarafının değiştirme girişimlerine karşı sessiz kalmaktadır. Bu, BM sürecine hem güveni sarsıyor, hem de Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırıyor” dedi.
Rum tarafının sürekli olarak uluslararası avantajlı konumunu kullanarak, bulunduğu pozisyonu yukarı çekmeye çalıştığını kaydeden Talat, buna karşılık uluslararası toplumun kalbinden ve beyninden ses çıkmadığını belirtti.
Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’u Kıbrıs’a davet ettiğini ancak Ban’ın henüz böyle bir planı bulunmadığını söyledi. Rum basınında iddia edildiği gibi Genel Sekreterin Kıbrıs’a gelme yönünde bir hazırlığı bulunmadığını söyleyen Talat, Türk tarafının ısrarı sonucunda Ban’ın bu daveti değerlendireceğini sandığını ifade etti.

23 Mayıs anlaşmasını saptırmaya çalışıyor

23 Mayıs anlaşmasını saptırmaya çalışan Rum Yönetimi’nin, BM’nin yerleşmiş parametrelerine karşı başlattığı savaşı kesinlikle önlemek gerektiğini kaydeden Talat, “Bunu önleyecek olan da biz değiliz. BM’dir. BM, bu pervasızlığı tolere etmemelidir; aksi takdirde en baştan başlayacağız” şeklinde konuştu.
Talat, Rum tarafının kabul ettiği halde hiçbir Rum belgesinde “kurucu devlet”ten bahsedilmediğine işaret ederek, “Hade ondan cırladı. Otonom bölge de insaf. 1974’e gittik demektir bu. Olacak iş değil. BM’nin buna dur demesi lazım. Eğer dur demezse, arsızlığın önüne geçilmez” dedi.

Her şeye rağmen çözüm isteyen bir lider

Gazetecilerin sorusu üzerine, Rum Ulusal Konseyi sonrasında tutum değiştiren Hristofyas’ın o güne kadar bu ölçüde çözüm ve müzakere açısından olumsuz bir pozisyonda olmadığına dikkat çeken Talat, muhalefet edenleri tatmin etmek için pozisyonunda değişiklikler yapma durumunda kalan Rum liderin, “her şeye rağmen halen çözüm isteyen bir lider” olduğunu düşündüğünü söyledi.
Talat, “Ama bunu başarabilecek mi? Karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşabilecek mi? Başarabilmek için cesur olmak lazım. Başarabilmek için gürültü çıkaranlara kapılmamak lazım. Aynı şey bizde de oluyor. Onlara kapılacak olursak, hiçbir iş yapamayız demektir” ifadelerini kullandı.
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını korumakla yükümlü olan Türk tarafının müzakereleri iyi niyetle sürdürüp, çözüm için çalışmaktan yana olduğunu kaydeden Talat, “Burada kilit, benim Hristofyas’ın çözüm isteyip istemediğine inanmam değil; meseleyi, müzakere sürecini doğru yönetmemdir” şeklinde konuştu.

2 otonom bölge için müzakere etmiyoruz

Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerin akıbeti ve Türk tarafının pozisyonunda olası bir değişikliğe ilişkin soruyu yanıtında, “Biz anlaştığımıza sadığız. Tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusuyla ilgili bütün eleştirilere rağmen geri adım atmadık. Kıbrıs Rum tarafı ise, eleştirildiği her konuda geri adım atıyor” dedi.
Konuyu Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile gerçekleştireceği görüşmede ele alacağını kaydeden Talat, müzakere masasına iki otonom bölge için oturmayan Türk tarafının bunun için müzakere etmediğini söyledi. Talat, “Önemli olan ne görüştüğümüzdür. Bunun ifade ediliş şekli Rum tarafında böyle olabilir” şeklinde konuştu.
Rum tarafının tutumunda ısrarcı olması halinde Türk tarafının pozisyonunun ne olacağının sorulması üzerine Talat, “Biz otonom bölge müzakeresi yapmıyoruz. Biz 2 kesimli, 2 kurucu devletin olacağı bir federasyon görüşüyoruz. Biz bu çizgide devam edeceğiz. Bizim taahhüdümüz budur” yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının iyi niyet göstergesi olarak Maraş’ı talep etmesinin hatırlatılması üzerine, “Kendi iyi niyetini nasıl gösterecek. Direkt uçuşlar konusundaki davanın Türk tarafının aleyhine sonuçlanması için canını yedi. İyi niyet gösteremez miydi? Kendisi ne kaybedecekti?” şeklinde konuştu.
Talat, Maraş’ın 1999’dan beri bütünlüklü bir çözümde “toprak” konusunun parçası olduğunu söyledi.

Rum tarafı uluslararası toplumun katkısını istemiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilerin bir başka sorusunu yanıtlarken, Rum Yönetimi’nin önce BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmesini engellemeye, daha sonra da görüşme tarihini değiştirmeye çalıştığını söyledi. Talat, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçen konuşmanın da Rum tarafının zihniyetini en iyi şekilde yansıttığını belirtti.
Rum tarafının, BM’nin, uluslararası toplumun sürece katkı koymasını istemediğini hatırlatan Talat, bunun kabul edilemez olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, “Uluslararası toplumdan kaçıyor. Uluslararası toplumun katılımından kaçıyor ama biz de meydanı boş bırakmayacağız. Uluslararası toplumun olduğu her yerde bizim de olmamız lazım” diye konuştu.

Uluslararası arenada Kıbrıs Türkü’nün sesi daha gür çıkmalı

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü’nün uluslararası alanda sesinin daha gür çıkması gerektiğini söyledi.
BM ve Brüksel’de daha fazla bulunarak, Kıbrıs gerçeklerinin anlatılması gerektiğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:
“Rum tarafı istediği kadar Kıbrıslı çözüm desin. Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası bir sorunu, ‘değil’ diyerek uluslararası olmaktan çıkaramazsınız. O nedenle bu uluslararası sorunu bizim yalnız bırakmamamız lazım. Her aşamada bulunmamız lazım.”
Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün İKÖ zirvesine katılmamasının hatırlatılması üzerine, “İKÖ önemli bir örgüttür. Bizim sesimizin duyulduğu tek uluslararası örgüttür neredeyse. Kıbrıs Türkü’nün gözlemci üye olduğu bu platformu kesinlikle boş bırakmamak lazım. Ben Dışişleri Bakanı’nın niçin orada olmadığını bilmiyorum” dedi.
Görüştüğü bütün dışişleri bakanlarından Kıbrıslı Türkler’in politikalarının artık daha iyi anlaşıldığı izlenimi edindiğini kaydeden Talat, bu nedenlerden dolayı daha fazla temasın şart olduğunu belirtti. Talat, “Arkasını kesmeden bunu sürdürmek lazım. Devletlerin bunu yapması gereken makamları vardır. Bu makamların bu işlere konsantre olması lazım şeklinde konuştu.

ABD’den müdahale değil, daha fazla ilgi istedik

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’den daha fazla ilgi talebiyle ilgili eleştirilerin hatırlatılması üzerine, kendisinin müdahale değil, daha fazla ilgi talebinde bulunduğunu ve bunun 2004’den beri devlet politikası olduğunu söyledi.
Sadece Kıbrıs Türk tarafının değil, Türk tarafının ABD’nin sürece daha aktif katılımını istediğini kaydeden Talat, “Çünkü çözüm istiyoruz. Sonuç almak istiyoruz” dedi. Talat, şöyle devam etti:
“ABD’nin süper güç olarak konuyla ilgilenmesinin bu anlamda katkısı olacağını düşünüyoruz. Biz çözümün hızlı, erken olması gerektiğinin o aktörler tarafından ısrarla tekrarlanması halinde sürecin hızlanma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyoruz. ABD bu bakımdan önemli.”

STAR KIBIS 01/10/09

 

TALAT BASINA KIZGIN

   

İstanbul’da KTHY uçağında yaşananları yazan basını eleştiren Cumhurbaşkanı, “Demek ki Türk basının ilgi alanı bu. Bu daha ziyade okuyucuyla ilgilidir. Bunun hesabını okuyucu sormalı. Ben değil” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Kurulu’nda yaşanlara, özellikle Rum Lider Dimitris Hristofyas’ın çarpıcı açıklamalarına yer vermeyen basının İstanbul’da olan “nahoş hadiseyi” abartılı bir şekilde işlediğini iddia etti.

Cumhurbaşkanlığı’nda dün bir basın toplantısı düzenleyen Talat, İstanbul’da temaslarıyla ilgili tek bir soru dahi sormayan basının sadece havaalanıdaki olayı ele aldığını kaydederek, “Demek ki Türk basının ilgi alanı bu. Bu daha ziyade okuyucuyla ilgilidir. Bunun hesabını okuyucu sormalı. Ben değil” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, havaalanında meydana gelen olayla ilgili olarak da şunları söyledi:

“Ben uçağa girip de inmedim. Protestoların bilgisi bana gelince, ben uçağa girmeden geri döndüm. Basında ısrarla yer alan ‘uçağa girdiğim, protesto olduğu ve uçağı terk ettiğim’ haberleri doğru değil.”

Talat ayrıca, basında yer alan “ABD’ye giden heyet kalabalıktı” yönündeki yazıların hatırlatılması üzerine, “Sanırım tarihin en tenha heyetiydi. Bekli de bu yanlıştır ancak, ekonomik sorunlar nedeniyle ciddi bir kısıtlamaya gittik. Örneğin Brüksel’e ben de dahil olmak üzere 3 kişi gittik. ABD’ye giderken ise halkın bilgi sahibi olabilmesi için BRT’den 2, TAK’dan da 1 kişi götürdük” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtında, “Seçime daha çok var. Önümüzde daha çok iş var. Seçim havası yaratmaya gerek yok” diye konuştu. Talat, başka bir soruyu yanıtında da, ABD’den domates tohumu almadığını söyledi.

STAR KIBRIS 01/10/09

 

DAVUTOĞLU: BU 42 TOPLANTI NİÇİN YAPILDI?

   

TC Dışileri Bakanı, “Hristofyas'ın ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi geçiyor. Bu dahi temel ilkelere aykırıdır. O zaman bu 42 toplantı niçin yapıldı?' diye sordu.

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla Kıbrıs Türk ve Rum liderleri arasında gerçekleştirilen 42 toplantıdan sonra Rum YönetimiBaşkanı Hristofyas’ın BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasına bakıldığı zaman, bu 42 toplantının neden yapıldığının sorgulanmaya başlandığını kaydetti.
Davutoğlu, “Bu 42 toplantının ilkinde karar altına bağlanan temel ilkeler anlayışının tam aksi şekilde Hristofyas'ın ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi geçiyor. Bu dahi temel ilkelere aykırıdır. O zaman bu 42 toplantı niçin yapıldı?' dedi.
Davutoğlu, ABD dönüşü düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bir soru üzerine Kıbrıs konusunun BM gündemindeki en eski konulardan biri olduğunu hatırlatan Davutoğlu, son olarak en kapsamlı çalışmanın 2004 yılında Annan planı ile yapıldığını, Türk tarafının bu plana destek verdiğini de anımsattı. Davutoğlu, o gün dahi fiilen iki halkın bir irade gösterdiğini belirterek, o iradenin sonuçlarının ortaya çıkması gerektiğini, ancak uluslararası toplumun, başta AB olmak üzere bu sonuçları görmek istemeyerek aksine bir tutum takındığını bildirdi.
Davutoğlu, bütün taahhütlere rağmen Kıbrıs Türk tarafının hala haksız ambargolara tabi olduğunu ve sözlerin tutulmadığını söyleyerek, bütün bunlara rağmen Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın iktidara gelmesinin ardından Türk tarafının yine iyi niyet göstererek yeni bir müzakere sürecini bizzat inisiyatif kullanarak başlattığını ve 42 toplantı yapıldığını hatırlattı. Türk tarafının bu toplantıların seyrinden tümüyle tatmin olmamasına rağmen sürece destek vermeye devam ettiğini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
'Şimdi 42 toplantıdan sonra Sayın Hristofyas'ın BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasına bakarsanız, bu 42 toplantının neden yapıldığını sorgulamaya başlarsınız. Bu 42 toplantının ilkinde karar altına bağlanan temel ilkeler anlayışının tam aksi şekilde Hristofyas'ın ifadelerinde 'iki otonom bölge' ifadesi geçiyor. Bu dahi temel ilkelere aykırıdır. O zaman bu 42 toplantı niçin yapıldı?'
Bakan Davutoğlu, iyi niyetli çabaların karşılığının bu olmaması gerektiğini söyleyerek, Türk tarafının talebine rağmen New York'ta üçlü bir toplantı gerçekleşemediğini kaydetti. 'Biz artık bu konunun sürüncemede kalmasını istemiyoruz' diyen Davutoğlu, çözüm iradesi mevcutsa, tarafların, garantör ülkelerin ve uluslararası toplumun daha etkin olarak devreye girmesi gerektiğini ve bunlara rağmen bir sonuç alınamazsa Kıbrıs Türk tarafının siyasi iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini kaydetti. Davutoğlu, 'Kimse bu statükonun kendisine menfaat sağladığı düşüncesiyle daimi olacağını düşünmemeli' diye konuştu.

Erdoğan: Tutumumuzu sürdüreceğiz

TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, TC’nin çözümden yana olan tavrını sürdüreceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinerek, “Kıbrıs meselesinde Türkiye son yıllarda dünyanın da kabul ettiği gibi daima çözümden yana olan, yapıcı olan taraf konumundadır, bu tutumumuzu bundan sonra da sürdüreceğiz” dedi.

STAR KIBRIS 01/10/09

 

Ban’dan 3 mesaj

   

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un, Kıbrıs’taki liderlerle yaptığı görüşmelerin sonrasında önceki gün düzenlediği basın toplantısında taraflara 3 mesaj gönderdi:
Alithia, “İlk El Kaybedildi — ‘Uluslararası Toplum’ Kıbrıs Sorunu Kısa Zamanda Çözülebilir Şeklindeki Türk Tezlerini Benimsedi” başlıklı haberinde, Ban’ın söz konusu 3 mesajını şöyle sıraladı:

1) “İki liderin en kısa zamanda çözüme ulaşabileceği”

2) “Kısa zamanda çözüme ulaşılmasının sadece BM’nin değil uluslararası toplumun bütünün mantıklı temennisi olduğu”

3) “İki liderin BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonunu tamamıyla değerlendirmesi gerektiği” şeklinde olduğu belirtildi.

Gazete bu arada haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın 23 Eylül’de New York’ta yaptığı açıklamada dile getirdiği “çözüme yakın bulunmuyoruz” görüşü ile Ban’ın “liderlerin kısa zamanda çözüme ulaşmasının mümkün olduğu” şeklindeki açıklamasını da kıyaslayarak, Ban’ın “kısa zamanda çözüme varılmasından” yana olduğunu yazdı.

STAR KIBRIS 01/10/09

 

Talat: Uçağa binmemem çok abartıldı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York dönüşünde uçağının rötar yapması üzerine Kıbrıs’a devam edeceği diğer uçağın yaklaşık 3 saat bekletilmesi konusunun basında çok abartıldığını ileri sürdü.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

02 Ekim. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Türkiye medyasını “sansasyonel haberlercilikle” Türk kamuoyunu ise bu tür haberlere ilgi göstermekle eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uçakta meydana gelen skandalın New York temaslarının önüne geçtiğinden yakındı.

Talat “Demek ki, Türk basınının ilgi alanı bu. Bu daha ziyade okuyucu ve izleyicilerle ilgili. Buna rağbet ediliyorsa, dolayısıyla basın da bu sansasyonel haberlere yer verecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, protestolar üzerine uçağın kapısından döndüğünü, uçağa girmekten vazgeçtiğini söyledi.

Talat “Ben uçağa girip de inmedim. Uçağa binen arkadaşlarımız protestolar olduğu bilgisini bana iletince uçağa girmeden geri döndüm” diye konuştu.

 

KKTC'den Erdoğan'a mektup

KKTC'deki 47 sivil toplum kuruluşu Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektupta, "Rum-Yunan ikilisinin niyeti ortadadır. KKTC'nin tanınması çalışmalarını ertelemeyin" dedi.

AA

NTV 02 Ekim. 2009 Cuma

LEFKOŞA - "KKTC'yi Tanıtma Derneği" öncülüğündeki 47 sivil toplum örgütü, Başbakan Recep tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerini ve endişelerini içeren bir mektup gönderdi.

"KKTC'nin tanınması çabalarını artık ertelemeyiniz, geciktirmeyiniz" ifadelerine yer verilen mektupta, "KKTC'nin tanınması Kıbrıs'ta iki devlet esasına dayalı gerçekçi bir anlaşma yapılmasının önünde bir engel değil, tam tersine buna olumlu yönde etki yapacak bir faktör olacaktır" görüşü dile getirildi.

Örgütleri temsilen bir heyet, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı'yı ziyaret ederek, Başbakan Erdoğan'a iletilmek üzere hazırladıkları mektubu verdiler.

Örgütlerin, Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektup basına da dağıtıldı.

Ada'da iki devletli bir çözüm temennilerini ve çözüm sürecindeki endişelerini içeren mektupta, KKTC devletinin ileride tanınacağı yönünde inançlı olduklarını dile getiren örgütler, Kıbrıs Türk halkının haklılığının, buradaki en büyük gücü olduğunu kaydetti.

Son dönemlerde Kıbrıs sorunu hakkında yapılan bazı açıklamaların rahatsız edici olduğu belirtilen mektupta çözüm süreciyle ilgili bazı noktalara işaret edildi.

"Rum Ulusal Konseyi'nin oybirliğiyle, sözde Kıbrıs cumhuriyetinin devamını isteyen, Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini ortadan kaldıran, bir kısım KKTC vatandaşının ülkesinden atılması sonucunu doğuracak, iki bölgeliliği sulandıracak, mülkiyet konusunu Kıbrıs Türk halkı aleyhinde halletmeyi" öngören kararlar ürettiğine işaret edilen mektupta, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kurulacak federal devletin Devlet Başkanı ve Devlet Başkan Yardımcısı'nın tek listeden seçilmesi önerisinin "hata" olduğu görüşü dile getirildi.

Kıbrıs Rum yönetiminin, Güzelyurt'un Kıbrıs Rum kesimine bırakılmasını ''kırmızı çizgi'' olarak gösterdiği ve Karpaz bölgesinin de kendilerine bırakılacağı umudu içerisinde olduğu kaydedilen mektupta, Rum basınında, Cumhurbaşkanı Talat'ın "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını onayladığı" şeklinde haberler çıktığı belirtildi.

Başbakan Erdoğan'dan "tüm bu gelişmeler karşısında Anavatan Türkiye'den ulusal davaya, Kıbrıs Türk halkının haklarına sahip çıkmasını" talep eden örgütler, talep ve görüşlerini şöyle sıraladı:

 

Moskova: "KKTC ile Abhazya'yı kıyasşamıyoruz"

CNN TURK 02/10/09

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Gürcistan'dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Abhazya'daki durumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile kıyaslama eğiliminde olmadıklarını söyledi.

Rus İtar-Tass ajansı Lavrov'un temaslarda bulunmak için gittiği Abhazya'nın başkenti Suhumi'de yaptığı açıklamada, KKTC ve Abhazya'daki durumubirbirinden farklı olduğunu söylediğini belirterek, "İki farklı durum var. Her çatışma belirli olguların prizmasından değerlendirilmeli" ifadesini kullandığını duyurdu.

Lavrov, Rusya ve Abhazya arasında vize uygulamasının kaldırılmasının da iki ülke insanlarının sınırlardan rahatça geçmesini sağlayacağını belirterek, "Bugün imzalayacağımız bu anlaşma, her türlü pasaportla Rusya-Abhazya sınırlarını geçmeye olanak tanıyacak. Sınır geçişlerindeki sorunlar Rusya'nın Abhazya'nın bağımsızlığını tanımasından sonra giderek daha da kötüleşti. Tanımadan sonra sınır geçişleri trafiğinde çok büyük artış oldu" dedi.

Sınırdaki kontrol noktasını modernize edeceklerini ve yeni bir köprü yapacaklarını kaydeden Lavrov, sınırlardaki geçişleri rahatlatmak için ek önlemler alacaklarını da sözlerine ekledi.

Abhazya ve Güney Osetya'nın, bağımsızlıklarının tanınmasında ilerleme sağlanması halinde bir gün BM üyesi de olabileceklerini söyleyen Lavrov, ABD Dışişleri Bakanı Hilar Clinton'ın 'ABD'nin bu 2 cumhuriyeti asla tanımayacağı gibi tanımaya çalışacak ülkeleri de engelleyeceği' açıklamasını eleştirdi.

Lavrov, Rusya'nın hiç bir zaman herhangi bir ülkeyi bu iki cumhuriyeti tanıması için teşvik etmediğini belirterek, "Zaman böyle bir durumda ne yapılabileceğini bize kesinlikle gösterecek. Eğer ABD'deki partnerlerimiz Abhazya ve Güney Osetya'nın diğer ülkeler tarafından tanınmasına direnmeyi planlıyorlarsa, biz de misilleme adımları atacağız. Bu tip girişimler Başkan Barack Obama'nın BM Genel Kurulu'nda hiç bir ülkenin başka bir ülkeye hükmetmemesi gerektiği şeklindeki sözleriyle çelişiyor" diye konuştu.

Sergey Lavrov, Karadeniz'deki Rus Donanması'nın Abhazya'yı herhangi bir Gürcü provokasyonuna karşı korumak için Karadeniz'deki tüm gemileri izleyeceğini kaydetti.

İran'ın nükleer programı

İran'ın nükleer programıyla ilgili Cenevre'de yapılan toplantı konusunda da temkinli bir iyimserlik içinde olduklarını kaydeden Lavrov, "Varılan anlaşmalar temkinli bir iyimserliğe yol açtı. Şimdi en önemli şey anlaşmaların zamanında ve tam anlamıyla yerine getirilmesini sağlamak" diye konuştu.

 

“Kıbrıs’taki mevcut statüko devam edemez”

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta yürütülen müzakerelerde bu yıl sonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesinin bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

Gül, “Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs′ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs Türkleri’nin uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir” dedi.

TC Cumhurbaşkanı Gül, 23. Dönem 4. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. 

Cumhurbaşkanı Gül konuşmasında Kıbrıs konusuna da değindi.

“KIBRIS MESELESİNDE ÇÖZÜM TEMELLİ AKTİF POLİTİKALAR İZLENMESİ...”

Türkiye′nin içinde bulunduğu coğrafyada güven, istikrar ve barışın teminatı olarak görüldüğünü ifade eden Gül, şunları söyledi:

“Komşu ülkelerle iyi ilişkilerin geliştirilmesi, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Güneydoğu Asya′da yaşanan sorunların çözümünde aranan ve güvenilir bir arabulucu olarak kabul görmesi, Türk-Ermeni ilişkileri gibi kronik sorunların çözümüne yönelik siyasi inisiyatifin elden bırakılmaması, Kıbrıs meselesinde çözüm temelli aktif politikalar izlenmesi, Türkiye′nin dünya sahnesinde giderek daha görünür hale gelen ve giderek daha işlevselleşen öz güveninin işaretleridir.

Türkiye, bütün bu alanlarda kendi ulusal ilkelerinden taviz vermeden barış ve istikrar adına inisiyatif almayı sürdürmelidir, yapıcı bir şekilde dünya sistemine katkıda bulunma misyonunu güçlendirmelidir.”

 “KIBRIS′TA MEVCUT STATÜKOYA DAYALI DENKLEM İLANİHAYE DEVAM EDEMEZ”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi′ndeki geçici üyeliğin, hem milli menfaatlerin tahakkuku, hem bölgede istikrarın inşası, hem de dünya sistemine yapıcı katkılarda bulunmak açısından en verimli şekilde kullanılması gerektiğini belirten Gül, şunları söyledi: 

“Milli davamız olan Kıbrıs meselesinde, yerleşik BM parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devleti haiz yeni bir ortaklık temelinde, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ada′da liderler arasında kapsamlı müzakereler geçtiğimiz Eylül ayından itibaren devam etmektedir. Yürütülen müzakerelerde bu yıl sonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesi bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemlidir.

Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs′ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs Türkleri′nin uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir.”

HALKIN SESI 02/10/09

Gövde gösterisi yaptılar

Rumlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin sözde bağımsızlığını, dün düzenledikleri törenle kutladılar.

“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık yıldönümü olduğu” iddiasıyla her yıl 1 Ekim’de olduğu gibi, dün de Güney Lefkoşa’da resmi geçit töreni düzenlendi.

Strovolo bölgesindeki Yusuf Hacıyusuf Caddesi’nde saat 11:00’de başlayan resmi geçit töreninde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, diğer Rum yetkililer ile Yunanistan hükümetini temsilen Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis ile çeşitli ülkelerin Güney Kıbrıs’taki büyükelçileri katıldı.   

Geçit töreninde, tanklar, zırhlı araçlar, güdümlü füze bataryaları, uçaksavar silahları ve 122 mm’lik çok namlulu roketatarların yanı sıra, RMMO, ELDİK (Yunan Alayı), Rum polisi, itfaiyesi ve sivil savunmasına bağlı motorize ve yaya birlikleri yer aldı.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, törenin tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum, Türk, Maronit, Latin, Ermeni tüm Kıbrıslıların kazanımı olduğunu” iddia ederek, bunun için tüm “Kıbrıslıları” kutladığını belirtti.

Çözümde gecikme olmamasının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye’ye bağlı olduğunu öne süren Hristofyas, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Talat’ı “Rum tarafına yönelik suçlamalara son vermeye” çağırdı.

HALKIN SESI 02/10/09

Baroness Glenys Kıbrıs’a geliyor

Soyer ve heyeti, İngiltere’nin AB’den Sorumlu Bakanı ile görüştü.

Eylem ERAYDIN / LONDRA
   İngiltere İşçi Partisi’nin yıllık kurultayına katılmak için Londra’ya giden CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Genel Sekreter Kutlay Erk ve Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Barçın, İngiltere’nin AB’den Sorumlu Bakanı Baroness Glenys ile görüştü.
   CTP Londra Dayanışma Derneği tarafından Kıbrıs Toplum Merkezi’nde yapılan resepsiyona katılan CTP heyeti, İngiltere ziyaretine ilişkin açıklamalar yaptı.  CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, İngiltere’nin AB Bakanı Baroness Glenys’in 3 hafta içinde Kıbrıs’a gelerek Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyas’ı ofislerinde ziyaret edeceğini kaydetti. Erk, Glenys ile yaptıkları görüşmeye yönelik şu açıklamayı yaptı:
   “İngiltere Kıbrıs’ta çözümü arzu edip tam destek veriyor ve Kıbrıs’ta şu andaki mevcut statükoyu kabul etmiyor. Tarafların arzu ettiği aşamalarda katkı koymayı düşünüyorlar. İngiltere AB Bakanı Baroness Glenys, 3 hafta içinde Kıbrıs’a gelerek iki tarafın lideri Mehmet Ali Talat ve Hristofyas’ı ofislerinde ziyaret edecek. Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB sürecine sıkıntı yarattığını ve Nisan 2010 tarihinin önemli olduğunu kaydederek, o tarihten yani Kuzey Kıbrıs’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce Kıbrıs’ta bir çözüm istiyorlar. Ayrıca AB dönem başkanı İsveç’in de bu süreçte Kıbrıs sorununa yönelik önemli katkısı olacağını düşünüyorlar.”
   Kutlay Erk, Baroness Glenys ile yaptıkları görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve kendisine müzakere sürecinin sonunda çözüm sağlandığı takdirde Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların sürdürülmemesi gerektiğini ifade ettiklerini söyledi.

Gordon Brown: Görüşmeye devam edin

   İşçi Partisi’nin Brighton’da yapılan yıllık kongresinde düzenlenen resepsiyona katılarak kısa bir süre İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile görüştüklerini belirten Kutlay Erk sözlerine şöyle devam etti:
   “Resepsiyonda Başbakan Gordon Brown ile kısa bir süre görüştük. Brown, ‘Görüşmeye devam edin’  dedi. Başbakan Brown, bu süreci desteklediklerini ve bundan sonrada sürecin iyi gitmesi için bu desteğe devam edeceklerini söyledi.”

David Milliband: Talat, çözüme hazır

   CTP heyeti, İngiltere ziyareti çerçevesinde, İşçi Partisi’nin yıllık kurultayında İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın paneline de katıldı. Panel hakkında konuşan Kutlay Erk, “Dışişleri Bakanı Miliband, panelde yaptığı konuşmasında Kıbrıs’ta iki bölgeli, 2 toplumlu federal bir çözümü İngiltere’nin desteklediği belirtti. Milliband konuşmasında ayrıca Sayın Talat ile Amerika’da görüştüğünü kaydederek, Talat’ın çözüme yönelik girişimlerini ciddi bulduğunu ve çözüme hazır olduğunu dile getirdi” diye konuştu.
   Resepsiyon sonunda gazetecilerin sorularını CTP heyeti adına cevaplayan Erk, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili olarak, “2010 seçimlerinde Sayın Talat’ın kazanacağına inancımız sonsuz. Ama bir ihtimal şu andaki süreci kabul etmeyen bir lider de gelebilir. Bu da Kıbrıs sorununda bugüne kadar yapılmış tüm çabayı bitirir” dedi. 
   Seçimlerle ilgili olarak Türkiye’nin etkisi hakkında da konuşan Kutlay Erk, “Bu konuda Kıbrıslı Türkler karar verecek. Seçilen yeni lider ‘Ben görüşmelere devam etmem’ derse Türkiye, onu istemediği bir şeye zorlayamaz” şeklinde konuştu.
   Başbakan Derviş Eroğlu’nun çözüme yönelik yaklaşımlarını da değerlendiren Kutlay Erk, “Sayın Eroğlu, çözümden yana olduğunu söylüyor ancak bu sürece ters düşen açıklamalar yapıyor” diye konuştu.

KIBRIS 02/10/09

Üniter federasyon

Rum lideri, füzelerin gölgesinde nasıl bir çözüm istediğini ortaya koydu.

MAKARİOS İLE PAPADOPULOS’UN İSTEKLERİNİ TEKRARLADI… Rum lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘sözde bağımsızlık günü’ nedeniyle düzenlenen askeri törende, üniter bir devlet hedeflediklerini ortaya koydu. Üniter devletlerde, adı ‘üniter federasyon’ olsa bile, tek devlet, tek anayasa, tek hukuk düzeni vardır. Üniter devlette, devleti oluşturan birimlerin içişlerinde bağımsızlığı diye bir şey söz konusu değildir.

YUNAN SAVUNMA BAKANI: ORTAK DOKTRİN YAŞIYOR… Güney Lefkoşa’daki Yosif Hacigeorgiu Caddesi’nde gerçekleşen dünkü askeri geçit törenini, Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis de izledi. Meymarakis, Rum Ordusu’nun herhangi bir dayatmayı göğüsleyebilecek bir silah sistemine sahip olduğunu söyledi. Yunanlı Bakan ayrıca, iki ülke arasındaki ‘Ortak Savunma Doktrini’nin her zaman için geçerli olduğunu söyledi.

  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, “Kıbrıs Cumhuriyetinin” sözde 49’uncu bağımsızlık yıldönümü dolayısıyla dün askeri geçit töreni düzenledi. Tören, Güney Lefkoşa’da Yosif Hacıgeorgiu Caddesi’nde saat 11.00’de başladı.
   Törene Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve diğer Rum yetkililer yanında adaya dün gelen Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis de katıldı.
   Bu arada sözde “Kürdistan” bayrağı taşıyan iki Kürt de töreni izleyenler arasındaydı. Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, törenden sonra bu iki Kür vatandaşla yakından ilgilendi. Verdikleri çiçeği kabul etti ve ikisini de yanaklarından öptü.
Geçit töreninde, tanklar, zırhlı araçlar, güdümlü füze bataryaları, uçaksavar silahları ve 122 mm’lik çok namlulu roketatarların yanı sıra, RMMO, ELDİK (Yunan Alayı), Rum polisi, itfaiyesi ve sivil savunmasına bağlı motorize ve yaya birlikleri yer aldı.
Hristofyas: İki toplumlu üniter federasyon
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, törenin tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum, Türk, Maronit, Latin, Ermeni tüm Kıbrıslıların kazanımı olduğunu” iddia ederek, bunun için tüm “Kıbrıslıları” kutladığını belirtti.
   “İkinci tur müzakerelerde tüm Kıbrıslıların lehine olacak bir anlaşma yapmak için uğraşacaklarını” kaydeden Hristofyas, “Amacımız; Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu üniter bir federasyon yapısına dönüştürmektir” dedi.
   Çözümde gecikme olmamasının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye’ye bağlı olduğunu öne süren Hristofyas, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Talat’ı “Rum tarafına yönelik suçlamalara son vermeye” çağırdı.
   “Muhataplarının; BM kararları, AB müktesebatı, uluslararası hukuk ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne saygı göstermesi gerektiğini” ifade eden Hristofyas, hakemlik ve takvimi hiçbir zaman kabul etmeyeceklerini vurguladı.
   Ordunun, bağımsızlığı ve sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni koruma görevi bulunduğunu söyleyen Hristofyas, “ordunun caydırıcı görevi olduğunu ve savunma için gerekli olduğunu” belirtti.

Meymarakis: Yunanistan Kıbrıs’ın yanındadır

   Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis ise törenden sonra yaptığı konuşmada, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık kutlamaları” için Güney Kıbrıs’ta bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
   Meymarakis, gerçekleştirilen askeri geçit töreninin, Rum silahlı kuvvetlerinin, “herhangi bir dayatmayı göğüslemek amacıyla özgüvene, eğitime, profesyonelliğe ve uygun silah sistemlerine sahip olduğunu ortaya çıkardığını” kaydetti.
   Yunanistan Silahlı Kuvvetleri ile Rum Milli Muhafız Ordusu arasında sürekli olarak operasyonel düzeyde destek, dayanışma, karşılıklı anlayış ve işbirliği bulunduğunu söyledi.
   Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın ortak tatbikatlarının son yıllarda ertelenmesine ilişkin soru üzerine      Meymarakis, Rum Savunma Bakanlığı’nın kendilerinden belli bir süre için ortak tatbikatları ertelemelerini istediğini ifade ederek, “Yunanistan Kıbrıs’ın yanındadır, Ortak Savunma Doktrini gibi geçmişte geçerli olanlara destek vermektedir ve bunlar her zaman için geçerlidir” dedi.

AKEL’in açıklaması

   Rum siyasi partiler de 1 Ekim dolayısıyla çeşitli açıklamalar yaptı. AKEL mesajında “Kıbrıs halkının”, sözde “Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlık gününü” ihtiyatlı iyimser koşullar altında kutladığını belirtti.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrundan müzakereler sürecinin ikinci aşamaya geldiğine dikkat çeken AKEL, “müzakerelerde şimdiye kadar belirli somut ilerleme sağlandığı, ancak bu ilerlemenin, Kıbrıs sorununun karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme yönelik yolun açılmasına izin verecek derecede olmadığı” değerlendirmesinde bulundu.
   AKEL mesajında, “Kıbrıs sorununun çözüm anahtarını elinde tutan” Ankara’ya yönelik nüfuzlarını kullanmaları için, uluslararasında ve Avrupa’da yoğun çaba harcadığını açıkladı.
   Zamanın Kıbrıs aleyhinde aktığını söyleyen AKEL, zaman geçtikçe gerek topraklarda gerek insanların bilincinde bölünmenin güçlendiğini kaydetti.

DİSİ’nin mesajı

    “Ortak hedeflere ulaşılması için herkesi birlik olmaya” çağıran DİSİ ise mesajında “Birlik ruhuyla, halka umut ve inanç verelim ve gecikmeden vatanımızın birleşmesi için mücadele edelim” ifadelerine yer verdi.
   “Kıbrıs Cumhuriyetinin” AB’ye katılımının sunduğu her imkanın değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen DİSİ, Türkiye’nin AB’ye katılma arzusunun “istilanın oldu bittilerini kaldıracak, tüm Kıbrıs vatandaşları için güvenlik, refah ve ilerleme koşulları yaratacak kalıcı bir çözüme ulaşılması yönünde değerlendirilmesi gerektiğini” savundu.

Türkiye’ye saldırı


   DİKO, iki devlet ve konfederasyon hedefleyen Türkiye’nin stratejik planları ve koşulları temelindeki bir çözümü kabul etmeyeceğine yönelik değişmez tutumunu tekrarladı.
   DİKO, BM ve uluslararası toplumu, “Türkiye’ye sorumluluklarını hatırlatmaya, Ankara’nın şantajlarına, küstahlıklarına ve keyfiliğine son vermeye, Kıbrıs sorununun BM kararları ve ilkeleri, AB ilke ve değerleri, uluslararası hukuk kuralları temelinde çözümü için çalışmaya” çağırdı.
   Çevreciler ve Ekologlar Hareketi “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının ilanından 49 yıl sonra bir kez daha birlik ve zindelikle Kıbrıs’ın bağımsızlığını gözbebeğimiz gibi koruma çağırısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verdi.

Tüm Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslılara ait olması!

   Rum Eğitim Bakanı Andreas Dimitriu ise tüm eğitimcileri ve öğrencileri, “Tüm Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslılara ait olması için, işgalci ordulardan ve bölünmenin dikenli tellerinden kurtulmuş, özgür, yeninden birleşmiş bir Kıbrıs için çalışmaya” çağırdı.
   Dimitriu “adanın yasal sahipleri Kıbrıslı Türkler, Rumlar, Ermeniler, Maronitler ve Latinlerin karşılıklı saygı, işbirliği koşulları altında geleceğe yönelmeleri için Türkiye’yi Kıbrıs’tan çekilmeye mecbur edecek koşulların yaratılması gerektiğini” iddia etti.

Federal Devlet -Üniter Devlet  Karşılaştırması:
Federal devlet, federe devletlerden (eyaletlerden) oluşmuş bir devlettir. Federalizm, federal devlet ile federe devletler arasında anayasayla güvence altına alınmış yerel düzeyde bir iktidar paylaşımı olarak tanımlanmaktadır. Federal devlet sisteminde, federal devlet ve federe devletler olmak üzere iki tür devlet vardır. Federe devletler de haliyle birden fazladır. Üniter devlet sisteminde ise tek devlet vardır. Federal devlet sisteminde, gerek federal devletin, gerekse federe devletlerden her birinin kendine has bir anayasası ve hukuk düzeni vardır. Üniter devlette ise tek anayasa, tek hukuk düzeni vardır. Federal devlet sisteminde gerek federal devletin, gerekse federe devletlerden her birinin, kendine has bir yasama, yürütme ve yargı organları vardır. Üniter devlette ise devleti oluşturan birimlerin (bölge, il, vs.) sadece idarî organları vardır. Federal devlet sisteminde federe devletler kendi içişlerinde bağımsızdırlar. Üniter devlette ise devleti oluşturan birimlerin içişlerinde bağımsızlığı diye bir şey söz konusu değildir. Böyle bir sistemde devlet iktidarı, federal devlet ile federe devletler arasında federal anayasa ile paylaştırılmıştır.

 KIBRIS 02/10/09

YA BU İKİSİ, YA DA HİÇBİRİ

   

Raporda, “Eğer çözüm yanlısı olan şu anki Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderleri iki toplumlu, iki bölgeli, iki kurucu devletli bir çözüme ulaşamazlarsa, bunu hiç kimse başaramaz.”

Kerem Hasan

Uluslararası Kriz Grubu “Tekrar Birleşme mi, Bölünme mi” başlıklı Kıbrıs Raporunu yayımladı.
Oldukça kapsamlı olarak hazırlanan raporda, Kıbrıs sorunuyla ilgili tarihi ve bugünkü durumun özeti ele alınırken, “Onlarca yıldan beri Kıbrıs’ın birleşmesi için eforların sona doğru geldiğini, Kıbrıs’ın önünde “ya saldırgan de fakto bölünmenin olacağını, yada Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında, iki toplumlu, iki bölgeli federatif çatısı altında iki kurucu devletinin var olacağı bir çözüm bulunduğunu” yazdı.
Rapor ayrıca, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinerek, “birçok aktörün çözümün bulunması için en geç Nisan 2010 yılına kadar zaman olduğu konusunda anlaştıklarını, çünkü şu anki liderin yerine daha katı duruş sergileyebilecek bir liderin gelebileceğini” yazdı.
UKG raporunda, “Eğer bu Birleşmiş Milletler çatısı altında çözüm çabaları sonuç vermezse, bu dördüncü çözüm çabalarının da başarısızlıkla sonuçlanacağını, eğer şu anki -geçmiş liderlere göre- iki tarafın çözüm yanlısı liderleri federal bir çözüm için uzlaşamazlarsa, hiç kimse bunu yapamaz” şeklinde yorumda bulundu. İki liderin de çözüm için ortak zemini bulunduğunu işaret eden rapor, “Ancak çözüm bulma konusunda başarısızlığın adanın kalıcı bölünmüşlüğünün kesinleşeceği” uyarısını da içeriyor.
Çözümün siyasi etkilerinin yanı sıra ekonomik etkilerini de irdeleyen rapor, Türkiye-AB ilişkilerinde, “Kıbrıslı Rumların 2004’de AB üyesi olduğunu ve kendilerine göre milli çıkarları için her fırsatı kullandıklarını, Türkiye’nin en büyük teknik engelinin Kıbrıslı Rumlar olduğunu ve Ankara’nın da asabiyetinin petrol aramalarından, Yunanistan’la ilişkilerine kadar” etki yaptığını yazdı. Türkiye-AB ve AB-NATO ilişkilerinde ve işbirliğinde de sürtüşmelerin yaşanacağı yazıldı.
Raporda ayrıca Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin yanı sıra, Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Avrupa Birliği Üye Devletlerine, Rusya’ya ve ABD’ye de öneriler yapıldı.

TÜRKİYE AB’YE KARŞI KOYMAYA HAZIR

UKG’nin Kıbrıs Raporu’nda Türkiye-AB ilişkileri konusuna da değinilerek, Türkiye’nin Kıbrıs için geçmişten daha fazla gelişmeye karşı çıkacağı vurgulanarak, “Bugün daha güçlü ve müreffeh olan Türkiye’nin AB’ye karşı çıkacağı, bunun da geri dönülmez zararlar doğuracağı çünkü, Türkiye’nin yaptıklarını kendi ‘milli çıkarları’ doğrultusunda gördüğü” kaydedildi.
Bu fay çizgisinin ise Aralık’ta gerçekleşecek olan AB zirvesine kadar yapılacak hükümet bazındaki görüşmelerde belli olacağını ve AB Konseyi’nin Türkiye’nin, Kıbrıslı Rumlara karşı deniz ve hava limanlarının açma konularında mükellefiyetlerini yerine getirmemesi durumunda ne yapacağına karar vereceğini” yazdı.

İYİMSERLİK DE VAR…

Rapor çözümün gerçekleşmemesi durumunda siyasi ve ekonomik etkilerini de yazdı. Nasıl bir çözüm istediği konusunda son yapılan araştırmalara göre, “çözüm için bir umudun” olduğu ifade edilirken, Kıbrıslıların çoğunun çözüm görüşmelerinin başarı ile bitmesini istediklerini ancak görüşmelerden de şüphe duyulduğunu” yazdı.
“Görüşmeler oldukça iyi gitmektedir. Uzlaşıcı olan Dimitris Hristofyas Şubat 2009’da liderlik seçimini kazandı, bundan sonra Kıbrıslı Türk meslektaşı Mehmet Ali Talat ile birlikte kapsamlı çözüm çabaları için 40 toplantıdan fazla görüşme yaptılar. 10 Eylül 2009’da görüşmelerin ikinci safhasına geçtiler. Ancak Hristofyas ve Talat’ın daha gayretli olmaları gerekiyor ki pozitif enerjilerini toplantılarına yansıtabilsinler.

KONULARI ÇÖZMEK, GERÇEK İSTEĞE BAĞLI

Raporda ayrıca müzakerelerin nasıl yapılması gerektiği dahi yer aldı. “İki taraf arasında gerçek bir istek ortaya konmalı, çünkü bütün konular tek başlarına çözüme ulaşamaz. Kıbrıslı Rum mülkleri için trilyonlarca Euro’nun ödenmesi veya toprak iadesi yapılması, (bunun ise Türk Kuzeyi’in dörtte üçünü (3/4) kapsayacak şekilde planlanması) gerekli. Türkiye’den gelen ‘yerleşiklerin’ ki bunlar yakında belki de Kıbrıs Türk bölgesinin nüfusunu çoğunluk teşkil edecek durumu tartışılmalı. Eğer Kıbrıslı Türkler istiyorlarsa, Türkiye’nin garantinsin devamı ve Türk kontrolü altında olan %37 toprağın ne kadarının Rumlara verileceği konularında gerçek iradenin ortaya konulması gerekir.

KIBRIS’TAKİ İKİ TARAFA ÖNERİLER

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderlerine yönelik öneriler şöyle:

1- Ortak bir şekilde halka açık ve kalben (samimiyetle) 2010 yılının başlarında kapsamlı bir referanduma gidilmesi için vaat edilip, Kıbrıs’ta iki toplumlu, iki bölgeli federal bir cumhuriyetin siyaseten eşit, iki kurucu devleti ve tek uluslararası kimliği olan bir çözüme ulaşmalı.
2- Çözülmesi kolay görünmeyen konularda pazarlığın yapılabilmesi için daha açık bir istek ortaya konulması, örneğin Kıbrıslı Rumlar’ın, Türkiye’den gelen göçmenlere vatandaşlığın verilmesine karşılık, garantörlük konusunda Kıbrıs Türk tarafının daha esnek bir yaklaşım göstermesi, Türk tarafının daha fazla toprak vermesine karşılık olarak, Kıbrıslı Rumların tazminat, iade ve takas konularında esneklik sağlanması.
3- İki tarafta da “ikili halka ilişki stratejisinin olması” ve kapsamlı çözümünün ulaşılabilmesi için somut olarak iki taraf insanlarına anlatılabilmesi, ilerdeki federasyonun nasıl şekil alacağını ve bu yoldaki başarılarının anlatılması
4- En açık bir şekilde iki taraf nüfusuna bu sürecin son şans olduğunu anlatılması ve çözümün olmaması durumunda alternatif olarak ada’da bölünmüşlüğe gidebileceği ortaya koymalı.


TÜRKİYE, YUNANİSTAN VE İNGİLTERE’YE ÖNERİLER:

1- Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarıyla birlikte üç taraflı 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile ilgili buluşma ve istişare edilip, birleşik KIbrıs’ın imzaladığı yeni bir “Güvenlik ve Uygulama” Anlaşması yapılmalı.

2- Türkiye, Kıbrıslı Rumlar ile birlikte diyalog başlatmalı, bunu yaparken de güven yaratıcı ifade ve açıklamalar yapmalı ve buna karşılık Kıbrıslı Rumlar da ayni şeyi yapmalıdırlar. Yunanlı yetkililer güven yaratıcı toplantılar organize edip, Türkiye ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” (Kıbrıs Rum Yönetimi) ve Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk yetkililerin de katılımını sağlamalı.

AB, ABD VE RUSYA’YA ÖNERİLER

1- 2009 sonlarına doğru Kıbrıs müzakerelerinde yapılabilecek her hangi bir çözüme katkıda bulunmak amacıyla acil bir strateji geliştirilmeli. Buna yönelik olarak da halkı hazırlayıp çözümdeki maddi gereksinimlerini karşılamak için bir bağış konferansı yapılmalı.

2- Kıbrıslı liderlerle maksimum düzeyde istişare yapıp, onları çözüm konusunda etkilemek ve onların Türkiye’nin AB sürecindeki bazı başlıkların bloke olabileceğinin bilincinde olmalarını sağlarken, hayal güçlerini de artırmalı.

3- Avrupa Komisyonu aktif bir şekilde Kıbrıslı Türklere yönelik maddi yardımı yenilemeli ve 2009 sonrasında da buna devam etmeli.

4- AB ve uluslararası toplumunun Kıbrıslı Türkler ile direkt açık pazar ve iletişime geçmesi için yeni yollara başvurulmalı; ki buna karşılık Türkiye’nin de Kıbrıslı Rum hava ve deniz limanlarını açması sağlanmalı. (Bu durum görüşmelerin başarısızlığı ihtimalini azaltacaktır.)


Rum basınından kızgın tepki:

Türk tezlerinden yana

ALİTHİA, “Uluslararası Kriz Grubu, Sürecin Başarısızlığa Uğramasının Taksime Yol Açacağını Söylüyor...Bize Yüklendiler” başlıklı haberinde, Uluslararası Kriz Grubu’nun Kıbrıs sorununa ilişkin yayınladığı raporu değerlendirdi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili uluslararası havanın gittikçe ağırlaşmaya başladığı yorumunda bulunan gazete, tarihte ilk kez uluslararası örgütlerin, forumların ve siyasilerin açık ve net bir şekilde son fırsattan ve müzakerelerin çıkmaza girmesi veya başarısızlığa uğraması durumunda nihai taksimden bahsettiklerine dikkati çekti.
Gazete, uluslararası alandaki havanın, Türk yetkililer tarafından hemen hemen her gün dile getirilen Türk tezleriyle de bağdaştığını yazdı.
Habere göre AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konu hakkında yaptığı açıklamada, sürecin ilerlemesinin veya ilerlememesinin, referanduma gidilmesi için önkoşulların ne zaman yaratılacağının sadece zamanla değil müzakere masasına konulan tezlere bağlı olduğunu belirtti.
Kiprianu, acele edenlerin dikkatlerini Türk tarafına vermesi ve müzakere masasına üzerinde anlaşmaya varılanlar çerçevesinde öneri ile fikirler sunulmasını istemesi gerektiğini yineledi. Kiprianu, bunun yapılması durumunda yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözümlenebileceğini de söyledi.
Raporla ilgili haber Fileleftheros’da “ICG’den ‘Son Fırsat’ İşaretleri”; Mahi’de ise “Kıbrıs Sorununda Son Fırsata İlişkin Mesajı Yeniden Geçirmeye Başladılar...Psikolojik Savaş” başlıklarıyla verildi.

STAR KIBRIS 02/10/09

EN BÜYÜK AYIP

   

“Uçakta yaşanan olay, Sayın Cumhurbaşkanına ve Kıbrıs Türk halkına yapılan en büyük hakarettir. Sayın Cumhurbaşkanına yapılan, ayıpların en büyüğüdür. İktidar yanlısı gazete, küçültücü hesaplar uğruna olayı magazin malzemesi yaptı.”

MİHRİŞAH SAFA – ÖZEL RÖPORTAJ

BRIGHTON’da yapılan ve Pazar günü başlayan İngiliz İşçi Partisi’nin yıllık kongresine davetli gelen Cumhuriyetçi Toplum Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Londra’da ADA TV ve STAR KIBRIS’a verdiği özel demeçte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yaşadığı “uçak” vakasıyla ilgili sorumuza verdiği yanıtta, esti, gürledi.
CTP Lideri, yaşananların Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk halkına yapılan en büyük hakaret ve ayıp olduğunu öne sürerek, benzeri olayların Rauf Denktaş cumhurbaşkanıyken de yaşandığını, ancak hiçbir muhalefet partisinin bunu malzeme yapmadığını söyledi.
İktidar yanlısı bir gazetenin, olayı “Yuhalandılar” şeklinde manşetine taşımasına da değinen Soyer, “Talat’a saldırıyı örgütlememeleri lazımdı. Bize zarar vereni dışımızda aramayalım. Kıbrıslı Rumlardan daha fazla bazıları küçük siyasi hesaplar uğruna bize ve halkımıza zarar veriyor” diye konuştu.

CTP’den dünyaya açılım

Pazar günü başlayan İşçi Partisi Kongresinde parti Genel Sekreteri Milletvekili Kutlay Erk ile davet edilen Ferdi Sabit Soyer, ilk kez bir Kıbrıs Türk partisinin Sosyalist Enternasyonele üye olduğunu belirterek, kongrede “ Başbakan Gordon Brown, Dışişleri Bakanı David Miliband, Adalet Bakanı Jack Straw” ve diğer parti yöneticileriyle biraraya gelip, görüştüklerini açıkladı. Genel Sekreter Erk, Brown’nın kendilerine yakınlık gösterdiğini belirterek, kendilerine “olumlu çalışmalarınıza devam edin” mesajını verdiğini söyledi. CTP’nin artık dünyaya açıldığını ve UBP, DP’nin de dünyaya açılması gerektiğini dile getiren Soyer, önümüzdeki günlerde Barselona ve Dominik Cumhuriyetindeki sosyalist enternasyonel toplantılarına katılacaklarını da açıkladı.

Başbakan Brown, Miliband ve Straw ile görüştük

Londra’da CTP Dayanışma Derneği’nin düzenlediği toplantıya katılan Ferdi Sabit Soyer ve Kutlay Erk, önce Dernek Başkanı İlker Kılıç ve yöneticilerle bir toplantı yaptı. Ardından Londra’daki partililerle biraraya gelerek, sohbet etti, uzun uzun konuştu, sorunlarını dinledi.
Burada STAR KIBRIS ve ADA TV’ye özel mülakat vererek, sorularımızı yanıtlayan Ferdi Sabit Soyer, İşçi Partisi Kurultayına ilk kez katıldıklarını ve davet edildiklerini belirterek, Birghton’daki kongreyle ilgili şu bilgileri verdi;
“İşçi partisinin kongresine girdik, üç gün tamamen orada bulunduk. Gayet güzel verimli çalışmalar oldu. Hükümet yetkilileri, parti yetkilileri ile bir dizi yoğun görüşmeler yaptık. Ayrıca kurultaya gelen dünyanın değişik yerlerindeki sosyal demokrat, sosyalist partilerin yetkilileriyle görüştük.Kanıma göre oldukça güzel bir ziyaret oldu.
Başbakan Gordon Brown, Dışişleri Bakanı David Miliband ve Adalet bakanı Jack Straw ile görüştük, parti yetkilileriyle tanışma fırsatı bulduk. Bu görüşmelerimizde, Kıbrıs sorununa bir an evvel İngiltere’nin de garantör ülke olarak yardımcı olması ve karşılıklı kabul edilebilir bir anlaşmanın gerçekleşmesi için insiyatiflerin geliştirilmesi üzerinde durduk. Özellikle Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu sıkıntıları dile getirdik. Kıbrıs sorununun çözümünün yalnız Kıbrıslı Türkler, Rumlara değil ,özellikle Türkiye, Yunanistan ilişkilerine fevkalede önemli gelişme getirecegine, bunun yanısıra Türkiye’nin AB üyelik sürecine Kıbrıs sorununun bir engel oluşturmaması gerektiğine ve bu çözümün Avrupaya da büyük katkı sağlayacağı üzerinde durduk. Ana hatlarıyla pozitif bir yaklaşım gördük. Bu beni sevindirdi.
Süreci gayet iyi destekliyorlar, Türkiyenin AB’ye üyelik sürecindeki girişimlerini çok takdir ediyorlar ve Türkiye’nin AB içinde yer alması gerektiğini ve Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrısın birleşik bir Kıbrıs temelinde, federal şekillenmesinde büyük istek ve arzuları olduğunu gördüm. Buna da çok sevindim.”

“UBP ve DP sarayönü’den çıkmalı

Sorumuz üzerine, İngiliz İşçi partisi Kurultayına ilk kez davet edildiğini , onları da Kuzey Kıbrıs’a davet ettiklerini söyleyen Soyer, bu konuda şu yanıtı verdi;
“İlk kez kurultaya geliyorum ve ilk kez davet edildim. Biz de onları Kıbrıs’a davet ettik, herhalde gelecekler. Kıbrıs Türk Partisi olarak büyük bir adımı ilk kez gerçekleştirdik. Çünkü CTP sosyalist enternasyonele uzun bir çalışmanın sonunda üye oldu. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı adına dünyanın değişik ülkelerinde sosyalist kurultaylarda bu bağlamda onların eşit, kardeş parti konumuna getirdi. Ben hep söylüyorum UBP olsun, Demokrat Parti olsun onlar da Sarayönünden çıkmalıdır. Onlar da kimisi Liberal, kimisi Muhafazakar partiler toplumuna girmelidir, temasları artırmalıdır. . Bu vazifeyi yapmak Kıbrıs Türk halkının çıkarıyla ilgilidir.
Barselona’da önümüzdeki günlerde Sosyalist Enternasyonel toplantısı var, arkadaşlarımız oraya gidecek. Ayrıca Dominik Cumhuriyetinde, dünyadaki sosyalist partilerin, işçi partilerinin dünya bağlantısı konferansı olacak. Ona da CTP davet edilmiştir. Oraya da arkadaşlarımız gidecekler.
Sürekli olarak CTP olarak dünyaya açılıyoruz ve bunu başardık.”

Bugüne kadarki en müthiş takdim

Geçtiğimiz haftanın Kıbrıs konusunda önemli mesajlarla dolu geçtiğine, gerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, gerek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın New York’taki konuşmalarının yankı getirdiğine değinip, bu konudaki yorumunu soruyoruz CTP Liderine..
Yanıtı şöyle oluyor;
“Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat kanıma göre bugüne kadar Türk tarafı açısından resmileşmiş, Kuzey Kıbrıs Türk tarafından şekillendirilmiş bir politikanın müthiş itibar da kazandıran bir çerçevede takdimini ve sunumunu yapmıştır. Aynı şekilde T.C Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’nin bölgeye, Türkiye’ye, dünya barışına dönük yaptığı müthiş gelişmeler çerçevesinde, artık , bunu kimsenin unutmaması lazımdır, Türkiye artık BM Guvenlik konseyinin üyesidir. Bu noktaya ulaşan bir Türkiye’nin başbakanı olarak da bölge sorunlarına yönelik, yapıcı, Kıbrıs sorunu dahil demokratik tarzda girişimci bir yansımasını yapmıştır Sayın. Başbakan. O yaptığı ziyarette de bunda da hem cumhurbaşkanımızın yaptıklarıyla bütünleşti.”

Hakaret, oyun ve tezgah

CTP Lideri Ferdi Sabit Soyer’e, son günlerin en güncel konusunu soruyoruz.. Cumhurbaşkanı Talat’ın uçaktaki vakasıyla ilgili sorumuza yorum ve yanıtı oldukça sert ve net geliyor ;
“Bu Cumhurbaşkanımıza ve Kıbrıs Türk halkına karşı yapılmış büyük bir hakarettir.
Bu bir oyundur, tezgahtır. Bir ülkenin cumhurbaşkanı halkını New.York’ta
büyük bir itibarla temsil edecek ve oldukça uzun bir süre büyük bir eforla çalışma yapacak. Kendi elinde olmayan nedenlerle THY’nin rötar yapması çerçevesinde uçağını kaçıracak. Ama KTHY’nda olan bir arızanın sorumlusu olarak Sn. Talat gösterilecek. Tabi yolcular bunaldı bekliyor ve bu yüzden bir protesto yapıyorlar. Sn.Talat’un bu uçağa binmemesi bana göre en güzel davranıştır. Bu protestoyu yapan insanlar da saygısızlık yapmıştır. Çünkü tahrik edilmişlerdir ve uzun bir zaman çalışma yapan ve Kıbrıs Türk halkını temsil eden birine yapılması gereken bir davranış değildir. Bu davranışta Sn. Talat’ın çalışmalarını çözümsüzlük adına değersiz kılmaya çalışanların oyunları da vardır. Başka ülkelerin cumhurbaşkanları, başbakanları özel uçaklarla gelir, gider. Kıbrıs Türk halkı ise kendi imkanlarıyla hareket ediyor.”

İktidar gazetesinin sunuşu ayıpların bir başka büyüğü

“Böyle imkanlar içindeki bir cumhurbaşkanına yapılan bu davranış, iktidar gazetesinin yayın organının mal bulmuş mağrubi gibi “yuhalandı” gibi sunması ise ayıpların bir başka büyüğüdür. Herşeyden evvel o ülkenin yani KKTC’nin Başbakanı’na düşen bir görevdir, Sn. Eroğlu’na. Ülkenin cumhurbaşkanı böyle zor ve çetin bir görevden gelirken elinde olmayan nedenlerle eğer uçağı rötar yapmışsa, o ülkenin başbakanı nasıl sorunu çözeceğini düşünmek, aramak durumundaydı. Onun partisinin yayın organının, bunu fırsat bilerek Sn. Talat’a saldırıyı örgütlememesi lazımdı. Bu herşeyden evvel dünyada kurumsallaşma iddiasında bulunan bir halkın yüzkarasıdır. Biz dünyada siyasal eşitliği istiyoruz. Bütün dünyaya cumhurbaşkanımızı yolluyoruz. Orada büyük bir itibar ve kabul görüyor. Ama iktidar partisinin yayın organı “yuhalandı” diye manşet çekiyor. Küçültücü hesaplar uğruna.”

Rumlar yararlanıyor

“Peki bundan yararlananlar kimdir ? Bundan yararlanan Kıbrıs Rum tarafı değil midir ? Sayın Denktaş cumhurbaşkanıydı ve biz de muhalefetteydik. Bu tarzda hadise elde olmayan nedenlerden olmuştur. Ama hiçbir muhalefet partisi Cumhurbaskanı Denktaştır diye böyle bir hadisenin tarafı olmamıştır. Bu da kendilerini milliyetçi diye takdim edenlerin ,özde ne kadar fırsatçı, Kıbrıs Türkünün büyük ve global çıkarlarını düşünmekten uzak, küçük dar hesaplar günlük siyasi hesaplar peşinde koştuklarının en büyük göstergesidir. Bu ayıpların en büyüğüdür kanısındayım. Bundan sorumlu olan KTHY’nın yöneticileridir. Ben KTHY Yönetim Kurulu başkanının ve aynı zamanda, başbakanı bu konuda ciddi açıklama yapmaya davet ediyorum. Bugün Sayın Başbakan Dr. Eroğlu, bu yuhalama işini bir makama yapılan saygısızlık diye takdim etmiş. Peki başbakan olarak böyle bir hadisenin olmaması için ne yaptığını , kendi partisinin yayın organını niye bu noktada kontrol edemediğinin izahatını da yapmak zorunda değil midir bu ülkeye ve aynı zamanda bu halka? .
Dönünce konuyu Meclise taşıyacağım , zaten arkadaşlarıma bugünden talimat verdim. Biz bize zarar vereni dışımızda aramayalım. Kıbrıslı Rumlardan daha fazla bazıları küçük siyasi hesaplar uğruna bize ve halkımıza zarar veriyor.”

STAR KIBRIS 02/10/09

GÜL: STATÜKO İLANİHAYE DEVAM EDEMEZ

   

“Kıbrıs’ta yürütülen müzakerelerde bu yılsonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesi bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemlidir”

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta yürütülen müzakerelerde bu yılsonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesinin bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

Gül, “Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs'ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs Türkleri’nin uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir” dedi.

TC Cumhurbaşkanı Gül, 23. Dönem 4. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Gül konuşmasında Kıbrıs konusuna da değindi.

Gül, şunları söyledi:
“Milli davamız olan Kıbrıs meselesinde, yerleşik BM parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devleti haiz yeni bir ortaklık temelinde, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ada'da liderler arasında kapsamlı müzakereler geçtiğimiz Eylül ayından itibaren devam etmektedir. Yürütülen müzakerelerde bu yıl sonuna kadar adil ve kalıcı bir barışa erişilmesi bölgede barış ve istikrarın tesisi açısından çok önemlidir.

Burada tüm dünyaya şunu hatırlatmak isterim: Kıbrıs'ta mevcut statükoya dayalı denklem ilanihaye devam edemez. Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır. Kıbrıs Türkleri'nin uluslararası toplumun kenarına itilmesine ve tecrit altında tutulmasına devam edilemeyeceği bilinmelidir.”

STAR KIBRIS 02/10/09

Cyprus marks Independence
By George Psyllides

THE GREEK Cypriot side seeks a solution “here and now” but will not accept tight timeframes and arbitration, President Demetris Christofias said yesterday.

Speaking after the Independence Day military parade in Nicosia, Christofias said more seriousness was needed in the Cyprus problem negotiations and the Turkish side must show the necessary understanding and change its stance.

“We seek a solution of the Cyprus problem here and now, but we cannot violate the basic principles and the levels we cannot move beyond,” Christofias told reporters.

He sent a message to “all directions and the United Nations Secretariat” that in no instance he will again accept “arbitration and tight timeframes.”

He urged Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and Turkey “who want a solution here and now” to stop accusing the Greek Cypriot side and proceed to the negotiations with respect to international lawfulness, UN resolutions and the high level agreements.

Addressing all Cypriots – Greek, Turkish, Maronite and Latins – Christofias said the island’s independence was the achievement of the whole Cypriot people and should be preserved, evolving into a bizonal, bicommunal federation.

Outspoken Archbishop Chrysostomos II said “our foreign policy should be aggressive and badger Turkey on a daily basis.

“Only in this way Turkey will understand the weight and give ground.”

The primate said “we should look after our economy and our defence because it is a guarantee. If we do not have defence we cannot negotiate, we do not have any negotiating power.”

No new hardware was displayed by the National Guard during the parade.

The highlight of the day were the flights of the Russian made Mil-Mi 35 attack helicopters which were received with applause by the public.

Among the troops were several companies made up of reservists, who make up the core of the National Guard’s strength.

The parade, marking the 49th anniversary of the founding of the Cypriot state, was also attended by the political leadership and foreign dignitaries including Greek Defence Minister Evangelos Meimarakis.

In the afternoon the President and First Lady Elsi Christofia hosted a reception for foreign diplomats to mark the day.

It was followed by a public reception at the presidential palace.

CYPRUS MAIL 02/10/09

KKTC "adaya yatırım" çağrısı yaptı
CNN TURK 03/10/09

Ambargolar nedeniyle ekonomisi her zaman sıkıntılı olan KKTC yetkilileri de IMF toplantılarına katıldı. KKTC Maliye Bakanı Ersin Tatar, ticaretin güneye kaymasının ekomoniyi olumsuz etkilediğine vurgu yaptı. Tatar, uluslararası kamuoyuna adaya yatırım yapmaları çağrısında bulundu.

KKTC'de seçimden sonra gündem sadece ekonomiye kaydı. Hem dünyayı kasıp kavuran kriz, hem de ambargolar ülkenin rahat nefes almasını engelliyor.

Maliye Bakanı Ersin Tatar, adada yaşanan sıkıntıları önce IMF toplantılarında dile getirdi, sonra CNN TÜRK'e konuştu.

Tatar, "KKTC ekonomisnin önünde olan bir takım yapısal bozuklukları giderebileceğize inanıyoruz. Başbakanımız önderliğinde bu çalışmalarımızı yapmayı planlıyoruz. Uzun zamandır yapısal bozukluklar vardı ve son 5 yılda daha da kötüleştiğini gördük, bütçe açıklıları aldı başını gitti ve erken seçim yapıldı. Bütçe açıklarının giderilmesi için hemen çalışmalara başladık" dedi.

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan ada halkı yeni hükümetten siyasi çözüm de bekliyor. Çünkü Annan Planı'yla esen barış rüzgarları terse dönmüş durumda.

Tatar, "Annan planından sonra Kıbrıslılar Avrupalılara inanmamaya başladı. Çünkü gerçekten bizi büyük hayallerle uğraştırdılar ama yaşanan olaylar gerçekten Avrupalıların özellikle Rumların Kıbrıs Türkleriyle herhangi bir ortaklığa hazırlıklı olmadığını gösterdi" diye konuştu.

 

GÜNEY’DEKİ TÜRK MALI ORANI %14.33

   

Güney Kıbrıs’ta bulunan Kıbrıs Türk taşınmazlarının kapladığı alanın 600 bin dekar (450 bin dönüm) olduğu ve bu miktarın toplamda Güney’deki taşınmazların yüzde 14.33’lük bir oranını oluşturduğu ileri sürüldü.

Güney Kıbrıs’ta bulunan Kıbrıs Türk taşınmaz malları hakkındaki bilgilerin elektronik ortama aktarılmasının tamamlandığı, bundan böyle bu taşınmazlar hakkındaki tüm bilgilere daha kolay ulaşılacağı bildirildi.

Fileleftheros, “Guinnes Rekorluk Kayıt – Kıbrıs Türk Taşınmazlarının Kaydı İçin 15 Yıl” başlıkları altında verdiği haberinde, Kıbrıs Türk taşınmazları bilgilerinin elektronik ortama geçirilmesi işleminin 15 yıl sürdüğünü, bu durumun Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olduğunu yazdı.

Bu duruma rağmen tüm Kıbrıs Türk taşınmazlarının kayıt altına alındığını ve bundan sonra bu taşınmazlara ilişkin yasadışlılığın önleneceğini savunan gazete, Kıbrıs Türk taşınmazlarına ilişkin büyüklük, cins, taşınmazın kullanımda olup olmadığı gibi bir çok bilgiye ulaşılabileceğini ileri sürdü.
Gazete ayrıca, Rum Sayıştayı’nın, Kıbrıs Türk Taşınmazları Fonu’nun 2007 yılı gelir-gider rakamlarını açıkladığını belirtti.
Bu çerçevedeki bilgilere göre, Güney Kıbrıs’ta bulunan Kıbrıs Türk taşınmazlarının kapladığı alanın 600 bin dekar (450 bin dönüm) olduğunu savunan gazete, bu miktarın toplamda yüzde 14.33’lük bir orana tekabül ettiğini de ileri sürdü.
Habere göre, Kıbrıs Türk Taşınmazları Fonu’nun 2007 yılı geliri, devlet katkısıyla birlikte 7 milyon 657 bin 685 olurken, giderleri ise 8 milyon 055 bin 753 olarak gerçekleşti.

Larnaka’daki Kıbrıs Türk malı harap durumda

Bu arada, Haravgi gazetesi gazete bir diğer haberinde, Larnaka’nın Piyale Paşa Mahallesi’nde bulunan ve içerisinde Rum göçmenlerin ikamet ettiği, Kıbrıslı Türk’e ait bir apartmanın, Rum hükümetinin ihmalkârlığı yüzünden harap durumda bulunduğunu yazdı.
Kıbrıslı Türk sahibinin birkaç yıl önce söz konusu apartmanı talep ettiğini, Rum hükümetinin ise apartmanı istimlak etmesinin ardından bir özel kişiye sattığını belirten gazete, bu sebepten ötürü evin Rum hükümetinin yardımlarından “mahrum kaldığını” kaydetti.
“Apartmanda kiracı olarak yaşayan Rum göçmenlerin ise apartmanın gerçekten istimlak edildiğinden şüphe duydukları” belirtilirken, kiracıların Rum hükümetinin ilgisizliğinden ve yıkılmakta olan bir binada oturmaktan şikayetçi oldukları da haberde yer aldı.

Silikiotis’ten Raşit’in mirasçılarına ret

Öte yandan, Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis’in, Baf’taki taşınmaz mallarını Baf Belediyesi’ne devretmeleri karşılığında, yine Baf İlçesi’nde başka bir bölgeden Rum devlet arazisi almaları önerilen Kıbrıslı Türk Ahmet Raşit’in mirasçılarından nihai kararlarını vermelerini talep ettiği bildirildi.

Fileleftheros’un haberine göre, konunun çözüme kavuşması için, Rum İçişleri Bakanı
Silikiotis, Baf Belediye Başkanı ve Ahmet Raşit’in mirasçıları önceki gün bir toplantıda bir araya geldi.

Raşit’in mirasçılarının, Baf’taki arazilerine karşılık kendilerine devredilecek devlet arazisinin, isme değil bir şirket adına devredilmesi taleplerine Silikiotis’in olumsuz yanıt verdiği ve mirasçılardan kesin kararlarını dün itibarıyla bildirmelerini istediği belirtildi.

Gazete, Kıbrıslı Türklere devredilmesi öngörülen söz konusu arazinin bir şirkete devredilmesi durumunda hemen kullanılabileceğini, ancak Kıbrıslı Türklerin adına devredilmesi halinde Kıbrıs sorununun çözümünün beklenmesi gerekeceğini vurguladı.

STAR KIBRIS 03/10/09

LİB-DEM KONGRESİNDE TÜRKİYE GÜNDEMİ

   

Mihrişah Safa

İNGİLİZ Liberal Demokrat Parti’sinin yıllık kongresine katılan AK Parti İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan, Parti Lideri Nick Clegg, Dış ilişkiler sözcüsü Lord William Wallave ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Barones Sarah Ludford ile biraraya geldi.
Türkiye’nin AB üyeliği ve Kıbrıs sorunlarının gündeme geldiği görüşmelerde, Liberal Parti Islingtom Belediyesi Meclis üyesi Meral Ece OBE ile Türkiye’nin Liberal Demokrat Partili Dostları Grubu Başkanı Dr. Turhan Gözen de bulundu.

Bournemouth’da yapılan parti kongresine Türkiye adına katılımın geniş çaplı olduğunu belirten Türkiye’nin Liberal Demokrat Partili Dostları Grubu Başkanı Dr. Özen, görüşmelerin olumlu geçtiği belirtildi.

Milletvekili Nursuna Memecan, ayrıca Meral Ece başkanlığında düzenlenen “ Türkiye ve AB” konulu konferansa da katıldı. Bu konferansta, Türkiye’nin zaten A.B içinde yer aldığı görüşü ortaya konularak, çeşitli Avrupa ülkelerinde seçimlere aday olan Türk politikacıların bölgelerinde hayati rol oynadıkları vurgulandı. Liberal Demokrat politikacılar, Türkiye’nin seçimlerde seçmen olarak kalmasından çok, AB’ye partner olmasını istediklerini de vurguladılar. Ayrıca, Milletvekili Memecan, Türkiye ve vatandaşlarının Avrupa ve dünyada büyük öneme sahip olduğunu belirterek, Türkiye’nin AB üyeliğinin önemini vurguladı. Kıbrıs için İngiliz Hükümetinin eşit ve olumlu bir çözüm için ağırlığını koyması gerektiğini ifade etti.

STAR KIBRIS 03/10/09

REFERANDUM RUMLARA BAĞLI

   

Özdil Nami, Brüksel temaslarını AB Haber’e değerlendirdi: Nisan ayında referandum yapılmasının Rum tarafının bu sürece ne kadar destek vereceği ile birebir orantılı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Nisan ayında referandum yapılmasının Rum tarafının bu sürece ne kadar destek vereceği ile birebir orantılı olduğunu belirterek, “Rum tarafından AB kartını aleyhimize kullanabileceklerine dair beklentiler ne kadar çabuk kırılırsa, süreç o kadar hızlanacak. Bu hedefler de o kadar gerçekçi olacak” dedi.
Referandumun teknik açıdan mümkün olduğunu zaten Kıbrıs sorununun tüm boyutlarının bu güne kadar müzakere edildiğini, irdelenmeyen kısmının da kalmadığını ifade eden Nami, “Cumhurbaşkanımızın talep ettiği gibi süreç daha da yoğunlaşırsa bu teknik olarak mümkündür. Aralık ayı içerisinde bu müzakereler tamamlanabilir. Mart ayı içerisinde de bir referanduma gidilebilir. Bu bizim hedefimiz. Bunun gerçekleşebilmesi için Rum tarafının da bizimle aynı iradeye sahip olması gerekir. Aksi takdirde bu hedefe ulaşmamız mümkün olmaz” dedi.
AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek seviyede temas grubunun oluşma şekli ve görev tanımı aynı şekilde kalacaksa devam etmemesinin daha uygun olacağını söyleyen Nami, “Çünkü bu grup mevcut şekliyle bekleneni veremedi” şeklinde konuştu.

AB-TC arasında kaza olmaz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Brüksel’deki temaslarının ardından AB Haber’e konuştu.
Özdil Nami, Brüksel’de AB yetkilileri ile görüşmelerde hem Avrupa Komisyonu’nun 14 Ekim’de açıklayacağı Türkiye raporu hem de 10-11 Aralık’ta yapılacak AB liderler zirvesinde Rum gemilerine limanların açılması konusunda AB Türkiye arasında bir tren kazası yaşanacağı izlenimi almadığını söyledi.
Nami, “Müzakereler devam ediyor. Müzakere sürecini zora sokmamak lazım. AB da bunun bilincinde” dedi.

Detaylı toplantılar yaptık

Nami, Brüksel’deki temasları çerçevesinde sekiz ülkenin büyükelçileriyle görüşme fırsatı bulduğunu, Komisyon’la ve farklı birimlerle çok detaylı toplantılar yaptıklarını söyledi.

“Kıbrıs’ta çözüme yönelik bir müzakere süreci var. Her şey planlandığı gibi giderse önümüzdeki yıl içerisinde, adanın kuzeyinin de tam olarak Avrupa Birliği’ne üyeliği söz konusu. Buna yönelik temaslarımız oldu” diye konuşan Nami, farklı siyasi gruplara Kıbrıs konusu ile ilgili müzakerelerin hangi noktada olduğunu bilgilendirme fırsatı bulduklarını ifade etti.

Yeni başlayan süreçle ilgili herkeste bir ümit ışığı doğduğunu gözlemlediklerini dile getiren Nami, “BM Genel Sekreteri’nin yaptığı bir açıklamada son bir buçuk yılda sayın Cumhurbaşkanımız ile Rum muhatabı Hristofyas arasında yapılan müzakerelerde elde edilen sonuçlar otuz yıldır elde edilen sonuçlardan daha fazla olduğunun altı çizildi. Çözüm için önemli bir fırsat penceresi açıldı. Bunu burada yansıtmaya çalıştık” dedi.

STAR KIBRIS 03/10/09

Hayal görmesin

Hristofyas’ın “üniter devlet” önerisine sert tepki gösteren Kıbrıslı Türk siyasilerden uyarı.

ASLA KABUL EDİLEMEZ… Rum lideri Dimitris Hristofyas’ın, sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık günü töreninde “üniter devlet”i işaret etmesi Türk tarafında sert tepkilere yol açtı. KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün yanı sıra KIBRIS’a konuşan siyasi parti yetkilileri, üniter devlet modelinin kabul edilemez olduğunu belirterek, Hristofyas’ı hayalden vazgeçmeye çağırdılar

Gizem ÖZGEÇ
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, 1 Ekim günü sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık günü münasebetiyle Güney Lefkoşa’da düzenlenen askeri tören sırasındaki konuşması, Kuzey Kıbrıs’ta sert tepkilere yol açtı. Hristofyas’ın “Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu üniter bir federasyon yapısına dönüştürme” hedefinde olduklarını söylemesi “gerçekleşmeyecek bir hayal” olarak nitelendirildi.
   KIBRIS’a değerlendirmelerde bulunan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve KKTC siyasi parti temsilcileri ortak bir noktada buluştular ve bunun kabul edilemez bir hayal olduğunu söylediler.
   İktidar Ulusal Birlik Partisi(UBP) ve meclisteki diğer sağ partiler, Hristofyas’ın “üniter devlet” önerisinin “Rumların gerçek yüzü ve değişmez arzusu olduğunu” belirtirken, Rum liderin açıklamalarının sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı gösterdiler. Muhalefetteki sol parti temsilcileri ise Rum liderin açıklamalarını “Söylem değişikliği ve iç dengelere oynamak” şeklinde değerlendirirken, bunun Birleşmiş Milletler parametrelerinden uzak bir hayal olduğunu kaydettiler.
  

Özgürgün: Politikalarında bir değişiklik yok

   Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Rumların gerçek amacının bu açıklamada yattığını ifade ederek, “dostlar alışverişte görsün” politikasına inananların hayal kırıklığına uğramasının normal olduğunu söyledi.
   Özgürgün, Rumların azınlıklara verilecek hakları Türklere layık gördüğüne vurgu yaparak, 1960’dan beridir politikalarında herhangi bir değişiklik olmadığını vurguladı. Rum yönetiminin Kıbrıs’ı, Yunanistan’a bağlama hedefinin yeni olmadığına işaret eden Özgürgün, halen ENOSİS’i yaşatan Rumların bu tip açıklamalarının sıcak çatışmalara neden olabileceğinin altını çizdi.

Küçük: Bu zihniyeti iyi tanıyoruz

   UBP Genel Sekreteri İrsen Küçük, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın kendisinden önceki liderlerin yolunda yürüdüğünü söyledi ve “Hristofyas da kendisinden öncekiler gibi sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı suretiyle gün gele bizi bir kez daha 24 Aralık 1963’teki duruma düşürmeyi planlıyor” şeklinde konuştu.
   Hristofyas’ın amacının da Kıbrıs Türk halkının egemenliğini ve devletini ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Küçük, şunları söyledi:
   “Rumların hedefleri, Türkiye ile Kıbrıs Türkü’nü birbirinden koparmak, Türkiye’nin elini ve fiili garantisini yok etmek, Türk askerinin Kıbrıs’tan tamamıyla gitmesini sağlamaktır. AKEL, “tek halk, tek vatan” sloganıyla seçim kazanmıştır. Bu nedenle sayın Talat’ın tek egemenliği onaylanmasından çok mutlu oldular. UBP olarak biz bu zihniyeti çok iyi tanıyoruz. Bu nedenle gerilememiz, taviz vermememiz ve masada dik durmamız gerektiğini vurguluyor. Niyetleri bellidir; eğer biz yanlış yaparsak Rumlar memnun olsun anlayışı ile hareket edersek sonuçta Kıbrıs Cumhuriyeti’ne azınlık olarak yama olacağız”

Hristofyas şımardı

   “Ama hiç kimse merak etmesin. Kıbrıs Türk halkı dimdik ayaktadır ve kararlıdır. Kimse halkımızı aldatamayacak, oyuna getiremeyecektir. Üniter devlet safsatadır” diyerek sözlerine devam eden Küçük, Rum liderin istediğinin, üniter devletin devamı ve Kıbrıs Türk halkını azınlığa düşürme olduğunu ifade etti.
   Küçük, yapılan bazı yanlışlıkların Hristofyas’ı şımarttığını ve bu açıklamaları yapmasına neden olduğunu söyledi. Küçük, “İnşallah nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Kıbrıs Türk halkı kendi geleceğine, yani devletine, egemenliğine sahip çıkmaktaki kararlılığını başta Hristofyas olmak üzere merak eden ve yanlışta ısrar eden herkese gösterecektir” dedi.
 
Erk: Söylem değişikliği endişe verici

   Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler(CTP-BG) Genel Sekreteri Kutlay Erk, Rum lider Hristofyas’ın son zamanlarda BM çalışmalarında yaptığı konuşmaların “söylem değişikliği” olarak dikkate alınması gerektiğini söyledi. Hristofyas’ın, BM’deki konuşmasında da parametreleri kabul etmediğini açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Erk, “Onlarca yıl yapılan çalışmalarda üretilen parametrelere yeni parametreler eklenmeye çalışıldığını gözlemliyoruz” dedi.
   Rum tarafından yükselen söylem farklılıklarının birtakım endişelere neden olduğunun altını çizen Erk, “Biz CTP-BG olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşme sürecindeki pozisyonunu destekliyoruz. BM parametreleri üzerinde görüşme sürdürmesine de tam destek veriyoruz. AKEL ve Hristofyas’ın pozisyon değişikliğinden ve söylemlerinden rahatsız ve endişeliyiz. Ancak bu; bizim taleplerimizi ve Cumhurbaşkanının projelerini değiştirecek değildir. Biz yine BM parametrelerine uygun kendi taleplerimizi götürmeye devam edeceğiz” dedi.

“Çözüm mücadelemizin önüne geçemez”

   Erk, çözümün ancak iki toplumlu, siyasi eşitliği öngören,  Türk ve Rumların kurucu devletlerinin olduğu federal bir yapıda gerçekleşebileceğini belirtti. “Mücadelemiz bu doğrultuda sürecek” diyen Erk, Hristofyas’ın açıklamalarına yönelik ise şunları söyledi:
   “Son Ulusal Konsey Toplantısı’nda alınan kararlar, Rum liderin pozisyonunda değişiklik yarattı. Hristofyas, toplantıda çıkan sonuçlarla bakarak ve özellikle DİKO ile EDEK’in yaptığı çıkışlardan etkilenerek şimdiye kadar sürdürdüğü yapıyı değiştirmeye başlamıştır. Bu bizim açımızdan ciddi bir tedirginlik yaratmaktadır.”
   Erk, Hristofyas’ın Annan Planı referandumu öncesinde aynı manevrayı yaptığını da anımsatarak, “Bunu unutmuş değiliz. Geçmiş dönemleri aklımızda tutarak, aynı endişe içindeyiz. Hiçbir neden bizim iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı çözümü savunmamamızı değiştiremez” dedi.

Hasipoğlu: Rum tarafının gerçek niyeti

   Demokrat Parti(DP) Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu, Rum liderin açıklamalarına, “Kafasındaki şekli söyledi. Burada bir cumhuriyet vardır, Maronitler ve Ermeniler gibi azınlık haklarından yararlanabilirsiniz. Devlet olamazsınız diyor. Bunu kabul etmemiz olası değildir” diyerek tepki gösterdi. Hasipoğlu, üniter devlet önerisinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eyalet sisteminden bile daha geriye götürecek bir yapıyı getireceğini belirtti. “Bunu kabul etmemiz asla mümkün değil” diye konuşan, Hasipoğlu, “Bu öneri karşısında değil referanduma gitmek, Meclis’ten referandum kararı bile alınamaz” iddiasında bulundu.
   Rum tarafının giderek gerçek niyetini ortaya çıkardığını vurgulayan Hasipoğlu, bunun nedenini Cumhurbaşkanı Talat’ın bir hata yaparak “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunu” kabullenmesi olarak gösterdi. Hasipoğlu, bunu fırsat bilen Rum yönetiminin ise “Türk tarafı ne olsa kabul eder” mantığı ile yürüdüğünü kaydetti. Rum tarafının kabul edilmez bir sürü öneriyle geldiğine vurgu yapan Hasipoğlu, buna örnek olarak Cumhurbaşkanı’nın müşterek oyla seçilme talebini verdi. “O zaman bunun federalliği nerde? İki kurucu devlet, iki demokrasi nerde?”diye soran Hasipoğlu, Rum tarafının esas niyetinin Türkleri masadan kaçırıp “çözüm istemeyen taraf” olarak göstermek olduğunu belirtti. Hasipoğlu, ayrıca şunları kaydetti:
   “Görüşmeler başladığı zaman hayır deyen Rumların daha çok taviz koparmadan bir sonuca gideceklerine inanmak mümkün değildir. Uluslararası güçlerin de düşüncesi buydu. Bu nedenle Rumları tatmin edecek öneriler getirdi. Mevcut durumda olumlu bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Rumlar kendi bölgesinde, biz kendi bölgemizde hayatımızı devam ettireceğiz. Tanıyan tanır, tanımayan tanımaz… Önemli olan kendi içimizdeki birlik ve dayanışmamızdır.”

Özçelik: İki kurucu devlet yoksa, kabul edilemez

   Özgürlükçü Reform Partisi(ÖRP) Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Özçelik, partilerinin bu konudaki görüşünün net olduğunu, Rum liderin bahsettiği üniter devlet yapısını kabul etmenin kesinlikle mümkün olmadığını söyledi. Özçelik, “Türklere, Maronitlere tanınan haklar kadar hak tanınmıyor. Türkler bu devletin kurucularındandır. Bizim için iki kurucu devlet ibaresi, siyasi eşitlik ve içişlerinde bağımsızlık olmadıkça, Türkiye’nin garantörlüğü devam etmedikçe ismi ne olursa olsun yapılacak bir çözümü kabul etmeyiz” şeklinde konuştu.
   Hristofyas’ın, BM tarafından tanınan sözde bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkanı olmanın avantajlarını kullandığını ve anlaşmaya yanaşmak istemediğini kaydeden Özçelik,” Rumlar, görüşmelerin Türkler tarafından reddedildiğini göstermek ve anlaşma yapmamak için elinden geleni ardına koymuyorlar” dedi.

Harmancı: Boş hayaller iç dengelere oynamaktır

   Toplumcu Demokrasi Partisi(TDP) Lefkoşa İlçe Başkanı Mehmet Harmancı da, federasyonlarda ana prensibin iki yerel yapının mevcudiyeti olduğunu belirterek, Rum lider Hristofyas’ın, daha önceki Rum liderlerin, Türk tarafında önce kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ve şimdi de Cumhurbaşkanı Talat’ın “iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon” için imza attıklarını anımsattı. Harmancı “Bu parametrelerin değişmesi mümkün değildir” dedi ve “Eğer hayal kurulan veya umut edilen üniter bir devlet yapısıysa, bu boş hayaller iç dengelere oynamaktır. Uluslararası siyasette hiçbir karşılığı yoktur ve görüşme sürecini de olumsuz etkileyecek unsurlar içermektedir”
   Harmancı, geleneksel olarak Rum tarafının merkezi yapısının güçlü bir federasyonu savunduğunu, ancak Türk tarafını ise kanatları güçlü merkezi zayıf bir yapıyı müdafaa ettiğini savunarak, şunları söyledi:
   “İma ettiği eğer buysa, zaten yıllardır bilinen bir Rum tezidir. TDP’ye göre önemli olan bu federasyonun fonksiyonları ve işleyebilirliğidir. Ve federasyonu oluşturan her iki kanada da eşit adil ve hakkaniyetli bir yönetim biçimi göstermesidir. O yüzden bir takım sözcük oyunları bu gerçeği değiştiremez.”
   Harmancı, Hristofyas’ın özellikle son günlerde farklı söylemlerde bulunmasını da “New-York’tan kalan gerginlik politikasının bir yansıması” olarak niteledi. Her iki liderin de bulundukları ortama göre kendi kimlikleri ve kişilikleri dışında mesajlar verdiklerini kaydeden Harmancı, sözlerini şöyle tamamladı:
   “Sayın Talat da katıldığı tatbikatlarda komutanlarla birlikte egemenlik çığırtkanlığı yapabilmektedir. Rum lider de bu tip geçit törenlerinde daha çok milliyetçi unsurları gözeterek bu mesajları vermiştir. Her iki tarafın da gerçek misyonlarına geri dönmesi gerekmektedir. Gerginliği artırıcı demeç ve söylemlerden uzak durulmalıdır.” 

KIBRIS 03/10/09

Kayıp otobüsün şehidine son veda

Kayıp Otobüs Şehitleri’nin sonuncusu Bayram Mustafa Özgüm, dün Çatalköy’de, askeri törenle  toprağa verildi.

 Katledildiğinde 29 yaşında olan 4 çocuk babası Mustafa Özgüm’ün cenazesi dün Çatalköy’de toprağa verilirken, askeri törene yine gözyaşları sel oldu.Törenin ilk bölümü Çatalköy Camii’nde gerçekleştirildi. Burada saygı duruşu ve şehit temsilcisinin konuşmasının ardından cenaze namazı kılındı. Törenin ikinci bölümünde ise saygı duruşu ve saygı atışının ardından, şehit tabutuna sarılı bayraklar, şehit Özgüm’ün en büyük oğlu Mustafa Özgüm’e verildi. Özgüm’ün bayrakları öpüp alnına koyarak almasından sonra şehidin cenazesi toprağa verildi. Törenlere kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.

 “BİR AVUÇ KAHRAMANDAN BİRİ”

Törende Kayıp Otobüs Aileleri Derneği ve Larnakalılar Derneği adına bir konuşma yapan Göksel R. Saydam, Özgüm’ün, dört bir yandan kuşatılmış Kıbrıslı Türklerin sessiz müdafaasının birkaç gün daha sürmesi için canlarını tehlikeye atan bir avuç kahramandan biri olduğunu vurguladı.

Şehidin, evinden, eşinden, evlatlarından son ayrılışı olduğunu bilmeden 13 Mayıs 1964’te çıktığı yolculuktan geri dönemediğini kaydeden Saydam, tüm şehitler ve gaziler gibi onun fedakarlıklarının da bugün üzerinde özgürce yaşanılan bu vatanı kendilerine hediye ettiğini belirtti.

 “42 YILLIK ACI VE BİLİNMEZLİK DOLU BEKLEYİŞİN ARDINDAN...”

“Hatıralarını gelecek nesillere aktarmak, boynumuzun borcudur” diyen Saydam, şehidin kayıp olduğu 42 yıl boyunca gözyaşıyla, acıyla, umutla, endişeyle bekleyen ailesinin direncinin de takdire şayan bulunduğunu vurgulayarak, “42 yıllık acı ve bilinmezlik dolu bekleyişin ardından eşinin ve babalarının mezarına kavuşan kardeşlerimiz… Bilin ki acılarınız acımızdır, acımız kalplerimizin en derinindedir. Hepinizi selamlıyor ve Tanrı′dan sabır diliyoruz” dedi.

Saydam, şehitlerine hak ettikleri vedayı söz verdikleri gibi anıt mezarının başında yapamadıklarını, ama onu kalplerine ve belleklerine gömdüklerini ifade etti.

 “DİĞER TOPLU KATLİAMLAR GİBİ ANIT MEZAR”

Saydam, Kıbrıs’ın milli mücadele tarihinde ayrı bir yeri bulunan ve “Kayıp Otobüs” olarak tarihte yerini almış olan bu toplu katliamın ebedileştirilmesi ve Rum barbarlığının gelecek nesillere aktarılması amacıyla, Rumlar tarafından gerçekleştirilen diğer toplu katliamlar için yapılan anıtlar gibi anıt bir mezarın bu şehitlerimiz için de yapılması veya yapılabilmesi için uygun bir arazinin kendilerine tahsis edilmesinin, ilgili ve yetkililerin temel görevi olduğunu, bunun yakından takipçisi olmaya devam edeceklerini söyledi.

Saydam şöyle dedi:

“Şehit Bayram Mustafa Özgüm’e ve aynı kaderi paylaşan diğer şehitlerimize verebileceğimiz en büyük hediyenin, bizlere bıraktıkları vatanı, onların koruduğu gibi koruyacağımıza söz vermek olduğunu iyi biliyoruz... Ruhu şad, mekanı cennet olsun.”

OTOBÜSTEN ALINARAK KATLEDİLMİŞLERDİ

Rum katiller, 45 yıl önce, Larnaka’dan işlerine gitmek için ayrılan 11 Kıbrıslı Türk’ün bulunduğu otobüsü durdurarak içindekileri kaçırıp katletmiş ve kuyuya atmıştı. Kayıp Otobüs şehitlerinin kalıntıları, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıs’taki kayıpları bularak mezardan çıkarma ve kimliklendirme projesi çerçevesinde bulunarak, kimliklendirilmiş ve 10 tanesi geçtiğimiz günlerde toprağa verilmişti. Bayram Mustafa Özgüm’ün de toprağa verilmesiyle, Kayıp Otobüs şehitlerinin tümü katledildikten sonra Rum katilleri tarafından atıldıkları yerden, ebedi istirahatgahlarına nakledilmiş oldu.

 

HALKIN SESI 03/10/09

“AB’ye girmemizi Denktaş’a borçluyuz”

Güney’de yayımlanan Alithia gazetesinin haberine göre Kostas Yenaris’in 1 Ekim’de RİK’te yayımlanan “Açık Dosyalar” programında “Kıbrıs”la ilgili açıklamalarda bulunan Klerides, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinde yer almasının; Türkiye’nin “artık”, “istilacı” olarak addedilmediği anlamına geldiğini söyledi.

Geçmiş yıllarda görev yapan 6 BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununda başarısız olduklarını kaydeden Klerides, BM’nin sahip olduğu genel kanının; Kıbrıs sorununda bu kez bir anlaşmaya varılmadığı takdirde, Kıbrıs Türk devletinin egemenliğini değil, fakat egemenliğin tanınmasından önceki son basamağı teşkil eden “hukuki varlığı” tanıyacakları olduğunu belirtti.

Klerides, Kıbrıs sorununda varılacak ve kendilerini memnun etmeyecek olan bir çözümün; AB normlarının da uygulanması için, Avrupa’nın baskısıyla, Türkiye Birliğe girdiğinde düzeltilebileceğini; bunu yapmayı hedeflemeleri gerektiğini, fakat bunu yapmadıklarını söyledi.

Klerides, Avrupa Birliği’ne girme mücadelesini kazandıklarını ve “bunu Denktaş’a, Denktaş’ın uzlaşmazlığına borçlu olduklarını” da iddia etti.

HALKIN SESI 03/10/09

Christofias ‘not satisfied with talks’
By Anna Hassapi

THE COMMONWEALTH Finance Minster’s meeting ended yesterday with a message from President Demetris Christofias that he has been disappointed with the outcome of the first round of Cyprus talks.

“I must tell you that I am not satisfied with the results of the first round. I expected more convergence instead of deflection on various aspects of the Cyprus problem. Unfortunately, we have not achieved that to the present,” Christofias said.

Christofias also highlighted the role played by Turkey in materializing its commitment towards finding a solution based on the agreed framework. “Words alone- without specific steps- simply prolong the current state of affairs and do not contribute to making progress,” he said.

Regarding the second round of talks that has been initiated, Christofias re-iterated his commitment to making progress. He also expressed the hope that the 50th anniversary of the foundation of the Republic of Cyprus net year would be celebrated jointly by the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot communities.

“We have just started the second round of talks in an effort to reduce our differences and achieve agreement. Without going into details, I would say that this is a difficult but not impossible objective,” he said.

“Despite the difficulties we face at the negotiations, I am determined to make every possible attempt for the successful culmination of our efforts,” he added.

The President’s comment came after a week of tit-for-tat statements from the two leaders. Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on Wednesday said he was disappointed with Christofias and comments he made at the UN General Assembly last month.

Also speaking at the Commonwealth closing ceremony yesterday was Finance Minster Charilaos Stavrakis.

“The meetings and deliberations took place in a positive spirit of consensus, while Finance Ministers considered the global economic and financial crisis and its impact on the economies of Commonwealth countries,” Stavrakis said.

“Growth in the majority of Commonwealth countries has fallen below its potential, while standards of living have also fallen. We welcomed the policies undertaken to maintain global demand and stabilize capital markets, especially by member-countries of the G20. We also stressed the need for continued and concerted international action to end the global recession,” he added.

A general conclusion that emerged from the meeting was that small developing countries have suffered the most from the impacts of the international financial crisis. “The poorest and small developing countries have been hit the most by the crisis. These economies are especially vulnerable to lower trade levels and capital flows and have a restricted ability to use domestic fiscal policies to alleviate the impact of exogenous economic shocks,” Stavrakis explained.

Christofias also re-iterated Cyprus’ commitment to upholding the values and principles on which the Commonwealth was based. “Our country is dedicated to the principles of the Commonwealth and actively participates in all the activities of the Commonwealth, on various aspects. The government of Cyprus shares fully the principles and values of the Commonwealth regarding the promotion of international peace and security, democracy, individual freedom and equal rights for all citizens,“ said Christofias.

“We also share the belief in the significance of eradicating poverty, ignorance and disease, as well as the need to fight all forms of racial discrimination,” he added.

Christofias also expressed his gratitude for the continued support on the part of the Commonwealth towards finding a solution to the Cyprus problem. “We will continues our efforts to end the occupation, restore the human rights of all Cypriots and the reunification of our country based on a bizonal, bicommunal federation with political equality for the two communities,“ he said.

CYPRUS MAIL 03/10/09

 

NE MUTLU BİZE Kİ TÜRKİYE VAR

   

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, dün Ak Parti kongresinde Kıbrıs sorununa hiç değinmeden coşkuyla konuştu. Eroğlu yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin Anavatan Türkiye sayesinde bugünlere geldiğini vurgulayarak, bir kez daha teşekkür etti.

Başbakan Eroğlu’nun konuşması şöyle:

“KKTC halkından, Türk kardeşlerinizden partimden ve hükümetimden sevgi, saygı ve selamlar getirdim demek istiyorum.

İşte KKTC, işte Kıbrıs Türkü, işte Anadolu insanı. Bizler bunun canlı örnekleriyiz Biz etle tırnak gibiyiz, biz birbirimize kenetlenmişiz. Biraz önce konuşan Kazakistan temsilcisi ve Azerbaycan temsilcisi bir millet iki devlet demişlerdi. Bir ben üçüncü olarak konuşuyorum bir devlet bir millet dört devlet deme noktasındayım.  

Ve bugün bu salonda söylendiğine göre dördüncü Türk Devletinin temsilcisi olarak sizlere hitap ediyorum. Sizlere yürekten teşekkür ediyorum, çünkü bizim bağımsızlığımız sadece bizim gayretimiz değil sizin fedakârlığınızla kazanılmış bir bağımsızlıktır. Kutsal davayı el ele gönül gönüle omuz omuza sürdürmeye devam ediyoruz ve de devam edeceğiz.

Bu vesileyle de bir kez daha fedakâr Anadolu halkına teşekkür ederken bir kez daha Mehmetçiğe Türk Silahlı Kuvvetleri ve Başbakana size teşekkür ediyorum hürmetlerimi sunuyorum

Bugün Türkiye içinde bulunduğu kritik coğrafyada istikrar ve güven unsuru olarak görülmektedir. Bugün Türkiye NATO’nun güçlü bir üyesi ise G20 üyesi ise, bugün Türkiye birleşmiş milletler güvenlik konseyi üyesi ise iftiharla söylemeliyim ki Türkiye hedefi olan, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamış demektir ve dünyanın 1. liginde oynuyor demektir.

Bu çok büyük bir başarıdır.  Ve bu başarıda emeği geçen kadirşinas milletimizin kalbinde ebedi yerini almıştır alacaktır.

 

GÜÇLÜ TÜRKİYE

 

Siyasi istikrar ekonomik istikrarı getirir ekonomik istikrar büyümeyi getirir. Büyüme refahı getirir. İstikrarlı bir Türkiye sorunlarını aşmış bir Türkiye her yönüyle güçlü bir Türkiye elbette dosta güven düşmana korku verecektir.

Elbette Türkiye’nin bir bölge gücü olma hedefini aşıp bir dünya olmasından rahatsız olanlar, hatta kıskananlarda olacaktır. Bu gidişi baltalamaya çalışanlarda olacaktır. Ancak, her şeye rağmen çalışkan, üretken, fedakâr Türk insanının daha güzel yarınlara doğru yolcuğuna devam edeceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Sayın Başbakan değerli delegeler, ne mutlu sizlere ki bir siyasi parti olarak Türk demokrasisini bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir katkı yaptınız. Ne mutlu sizlere ki Türkiye’yi teslim aldığınız noktadan her yönü ile çok daha güçlü bir noktaya getirdiniz. Ve ne mutlu bizlere ki Türkiye gibi bir anavatanımız var.

Türkiye gibi hamisi olmayan Filistinli kardeşlerimizin durumunu gördükçe bizler Allahlımıza dua ediyoruz. Çünkü bizler Kıbrıs’ta yıllar süren mücadelemizi hep Anavatan’a güvenerek, desteği alarak sürdürdük ve Kıbrıs’ta Türklük mücadelesi verdik Türklüğü Kıbrıs’ı da ebedi kıldık Bağımsızlığını ilan eden ikinci Türk devletini kurduk ve bugün bu ikinci Türk devletinin, bağımsızlığını ilan eden ikinci Türk devletinin Başbakanı olarak sizlere hitap etmenin onurunu yaşıyorum.

Sayın Başbakan değerli delegeler bu kurultayın adalet ve kalkınma partisine Türk demokrasisine ve yüce milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ederek sözlerime son verirken, bir kez daha sizlerle bir arada olmaktan duyduğum onur ve memnuniyeti ifade eder Ak partinin bu büyük kongresinin ve başlayarak Ak parti yeni döneminin anavatana ve Ak parti üyelerine hayırlı uğurlu olmasını önemli kararlar üretmesini saygılar sunarım.”

 

KONGREYE KKTC’DEN KATILANLAR

 

Kongrenin açılışını aralarında Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu yanında, CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve beraberlerindeki parti heyetleri de kongrede partilerini temsil ediyorlar.

STAR KIBRIS 04/10/09

HRİSTOFYAS: DAHA ÇOK ŞEY BEKLERDİM

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin ilk turunda daha çok uzlaşı kaydedilmiş olmasını beklediğini, ancak şu ana kadar bunun gerçekleşmediğini söyledi.

Haravgi ve diğer gazeteler, Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilen “İngiliz Uluslar Topluluğu” (Commonwealth) Ekonomi Bakanları Zirvesi’nde dün yaptığı konuşmada Hristofyas’ın Kıbrıs sorunu ve Türkiye’nin AB üyelik sürecine değindiğini yazdılar.

Habere göre Hristofyas konuşmasında, Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde ilerleme sağlanabilmesi için bazı somut adımların atılmasının gerekli olduğunu belirterek Türkiye’ye “yükümlülüklerini hatırlattı.”

Türkiye’nin, Kıbrıs sorununa üzerinde uzlaşıya varılmış temel çerçevesinde çözüm bulunması taahhüdünü pratikte de göstermesi gerektiğini savunan Hristofyas, “sadece sözlerin ilerlemeye katkıda bulunmayacağını” söyledi.

Hristofyas konuşmasında, görüşmelerin ilk turunun tamamlandığını, ilk turda daha çok uzlaşı kaydedilmiş olmasını beklediğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtirken, ikinci turdaki hedeflerinin anlaşmazlıkların azaltılması ve uzlaşı noktalarının çoğaltılması olduğunu ifade etti. Bunun zor ancak mümkün bir hedef olduğunu söyleyen Hristofyas, kendilerinin her türlü çabayı göstereceklerini de savundu.

Hristofyas ayrıca, Güney Kıbrıs’ın Commonwealth’in ortak değerlerini benimsediğini de kaydetti.

Öte yandan gazete, Karayip’lerde bir ada devlet olan Santa Lucia’nın Başbakanı ve Ekonomi Bakanı Stephenson King’in de toplantıda söz aldığını ve Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma taahhüdünün gerçekleşmesi dileğini belirterek Hristofyas’a desteğini ifade ettiğini yazdı.

Öte yandan POLİTİS, Commonwealth Ekonomi Bakanları Toplantısı’nın dün bitişinin ardından Rum Ekonomi Bakanı Harilaos Stavrakis ile Commonwealth Genel Sekreter Vekili Ransford Smith’in bir basın toplantısı gerçekleştirdiklerini belirtti.

Stavrakis ve Smith basın açıklamasında, ekonomik kriz ve diğer ilgili konuların ele alındığı toplantının başarıyla tamamlandığını belirterek, dünyaya, ekonomik krizin atlatılması için gerekli tüm önlemlerin alınması çağrısında bulunduklarını vurguladılar.

STAR KIBRIS 04/10/09

“TÜRKİYE ARTIK İSTİLACI DEĞİL”*

   

Rum Yönetimi eski başkanlarından Glafkos Klerides, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin sözde bağımsızlık yıldönümü olan 1 Ekim dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin Kıbrıs’ta artık istilacı olarak addedilemeyeceğini ve ortamın Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine son 5 yılda muazzam bir şekilde değiştiğini” söyledi.

Alithia gazetesinin haberine göre Kostas Yenaris’in 1 Ekim’de RİK’te yayımlanan “Açık Dosyalar” programında “Kıbrıs”la ilgili açıklamalarda bulunan Klerides, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinde yer almasının; Türkiye’nin “artık”, “istilacı” olarak addedilmediği anlamına geldiğini söyledi.

Geçmiş yıllarda görev yapan 6 BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununda başarısız olduklarını kaydeden Klerides, BM’nin sahip olduğu genel kanının; Kıbrıs sorununda bu kez bir anlaşmaya varılmadığı takdirde, Kıbrıs Türk devletinin egemenliğini değil, fakat egemenliğin tanınmasından önceki son basamağı teşkil eden “hukuki varlığı” tanıyacakları olduğunu belirtti.

Klerides, Kıbrıs sorununda varılacak ve kendilerini memnun etmeyecek olan bir çözümün; AB normlarının da uygulanması için, Avrupa’nın baskısıyla, Türkiye Birliğe girdiğinde düzeltilebileceğini; bunu yapmayı hedeflemeleri gerektiğini, fakat bunu yapmadıklarını söyledi.

Klerides, Avrupa Birliği’ne girme mücadelesini kazandıklarını ve “bunu Denktaş’a, Denktaş’ın uzlaşmazlığına borçlu olduklarını” da iddia etti.

STAR KIBRIS 04/10/09

 Kıbrıs, AB yolunu kesmemeli

5 Ekim Pazartesi 2009 KADRI GURSEL MILLIYET

Önceki gün, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinin başlamasının dördüncü yıldönümüydü.
Bu münasebetle, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış bir mesaj yayımlayarak, “Türkiye’nin AB’ye katılmasının, muasır medeniyet yolculuğunun varış noktası olduğunu” belirtmiş...
Ve “hükümetinin görülmemiş bir hızla AB konusunda ilerlediğini” kaydetmiş Egemen Bağış...
Hükümetin ve onun dışişleri bakanının, enerjilerini ve samimi çabalarını Ortadoğu’yla bütünleşmeye hasrettiği bir vakıa iken, bir hükümet üyesinin “muasır medeniyetin adresi” olarak AB’yi gösterebilmiş olması, bizler için teselli kabilindendir.
Ama “Hükümetin AB konusunda görülmemiş bir hızla ilerlediği” şeklindeki tespit, ciddiyete gölge düşürdüğü için, bu tesellinin etkisini hafifletiyor. Çünkü hükümetin “AB konusunu ilerletmesi” söz konusu değil.

Uzun bir yol mu?
AB süreci hep bir “yol”a benzetilir.
Yol hep söylendiği gibi uzun mu sürecek yoksa beşinci yılında bitecek mi orası henüz belli değil.
Müzakerelerin başladığı 3 Ekim 2005’ten beri gidilen yolun özet raporu şöyle:
Müzakerelerin tamamlanması aşamasına kadar ele alınacak olan toplam 33 başlıktan dört yılda 11 tanesi açılabilmiş... Ama AB’ye üye olabilmek için açılan başlıkları kapatmak da lazım. Oysa sadece bir başlık var kapatılabilen... “Bilim ve Araştırma”...
Fransa’nın bloke ettiği beş başlığı, Kıbrıs yüzünden askıya alınan 8 başlığı (“Tarım ve Kırsal Kalkınma” başlığı hem Fransa hem de AB tarafından engelleniyor), Rumların bloke ettiği “Enerji” başlığını hariç tutalım...
AB Konseyi, üç başlığın açılmasına, ortak pozisyonunu saptamadığı gerekçesiyle (veya böylesi işine geldiği için) henüz yeşil ışık yakmıyor.
AB Komisyonu da bir başlığı aynı nedenle tutuyor.
Geriye kalıyor, “Kamu Alımları”, “Rekabet Politikası”, “Gıda Güvenliği”, “Sosyal Politika ve İstihdam” ve “Çevre” adlı beş  başlık... Bunlar da ancak, Türkiye maliyetli “açılış kriterleri”ni yerine getirirse açılacak...
Dört yılda gelinen nokta işte bu...
Tam bir tıkanmanın eşiğindeyiz. Oysa müzakereler dinamik bir süreç. Ve dinamizm bir kez yitirilince sonra toparlanmak zor oluyor.
Tıkanıklığı açacak tek anahtar var: Kıbrıs sorununun çözülmesi...
2006’dan beri bu nedenle askıda tutulan başlıkları açmak ve açılmış olanları kapatmak ancak o zaman mümkün olacak.
AKP hükümetinin bir çözümden önce tek taraflı olarak limanları Rumlara açmasını zaten kimse beklemiyor...
AB Kıbrıs sorunu yüzünden sekiz başlığı askıya aldığı Aralık 2006 zirvesinde Türkiye’ye, gümrük birliğini Rum Kesimi’ne de teşmil etmesi için üç yıl süre vermişti. Bu süre aralıkta doluyor... Ancak aralıktaki AB liderler zirvesinde Türkiye’ye karşı bir yaptırım kararı alınmayacağı da kesin, çünkü AB böyle bir kararın adada sürmekte olan müzakerelere olumsuz etkide bulunmasını istemiyor.

EDAM’ın yuvarlak masa toplantısı
AB’nin bu tutumunu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) tarafından geçen perşembe ve cuma günü Bodrum’da düzenlenen yuvarlak masa toplantılarına katılan AB yetkilileri de teyit ettiler.
Şimdi AB zirvesinin, “yükümlülüklerini yerine getirmediği için” Türkiye’yi kınayan bir ortak açıklama yayımlaması bekleniyor.
Diğer yandan, AB ile aralıkta savuşturulacak olan Kıbrıs krizi 2010 baharından itibaren beklenenden daha da ağırlaşmış olarak zuhur edebilir.
Nisanda KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçimi var ve Mehmet Ali Talat’ın, Rumlarla ortak çözümü istemeyen Derviş Eroğlu karşısında kaybetmesi, beklenen sonuçtur.

AB ile kriz ihtimali
O tarihten önce, en geç şubat ayına kadar adada bir çözüme varılıp, referandumlarda her iki halktan da bu çözüm için onay alınmadıkça, sonrası belirsizdir.
Rum lider Papadopulos’un 2004’te oynadığı yıkıcı rolü nisan 2010’dan sonra Eroğlu oynar ve görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanırsa, Türkiye’nin AB’yle yürüttüğü müzakereler bunun altında kalır.
EDAM toplantısında bu “büyük kriz” beklentisine karşı AB’nin elinde bir “B planı”nın bulunmadığı söylendi.
Eroğlu’nu ilelebet masada tutmak da Türkiye’nin “B Planı” olamaz. Ne de yolun ortasında Rumlara “hakemlik” ya da “müzakere takvimi” kabul ettirmek mümkündür.
Kıbrıs sorunu şimdi çözülmezse, Türkiye’nin AB yolunu uzatmadan kesebilir

 

Büyük uçurum var

AKEL lideri Andros Kiprianu, iki toplum arasındaki görüşlerin uyuşmadığını açıkladı

Güney Kıbrıs’taki iktidarın büyük ortağı, Komünist AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Kıbrıs’taki iki toplum arasında, Kıbrıs sorunun önemli boyutlarına ilişkin büyük uçurum bulunduğunu ifade etti.
   Kiprianu, Simerini gazetesine yaptığı açıklamada, var olan bu uçurum ışığında al-ver sürecinin başlamasının mümkün olmadığını söyledi.
   Türk tarafının ortaya koyduğu “uzlaşmaz” tezlerini değiştirmemesi durumunda hiç kimsenin Kıbrıs sorunun çözümü konusunda umutlanamayacağını anlatan Kiprianu, uzlaşma sırasının Türk tarafında olduğunu ileri sürdü.
   Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafı olarak kendilerinin uzlaşma için tüm iyi niyeti gösterdiklerini, ‘acı verici’ ödünler verdiklerini belirterek, acı verici olmayacak olan bazı uzlaşmalarda bulunması için şu anda sıranın Türk tarafında olduğunu savundu.
   Kiprianu “bir yandan Kıbrıslı çözümden bahsetmek, diğer yandan çözümün Türkiye’ye bağlı olduğunu söylemek çelişki değil midir?” sorusunu yanıtlarken, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın bu konuda söylemlerinin yanlış yorumlandığını iddia etti. Hristofyas’ın; Kıbrıslıların çıkarlarına hitap edecek olan bir çözümden bahsettiğini ifade eden Kiprianu, bunun sağlanması için adadaki iki toplumun işbirliğinde bulunması gerektiğini söyledi.
   Kiprianu ayrıca garantiler, güvenlik ve askersizleştirme gibi konuların Türkiye ile görüşülmesi gereken konular olduğunu belirtti.
   “Her şeyin, bir sonraki KKTC Cumhurbaşkanı’nın Derviş Eroğlu’nun olacağını göstermesinin ve bunun endişe verici olup olmadığı” şeklindeki soru üzerine Kiprianu, bu ihtimalin endişe verici olduğunu ve kendilerini çok düşündürdüğünü söyledi. Kiprianu sözlerinin devamında ancak kendilerinin, Hristofyas’a destek vererek, Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için sarf edilen çabaları yoğunlaştıklarını ifade etti ve Türk tarafıyla ilgili tarihlere tutsak olmamaları gerektiğini belirtti.

KIBRIS 05/10/09

44 Kıbrıslı Türk’ün kimliği belirlendi
Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Rum üyesi Kallis açıkladı
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayıp şahısların akıbetinin belirlenmesi amacıyla, Adanın her iki tarafında kazılar gerçekleştiren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslı Rum üyesi Ksenofon Kallis, Haravgi gazetesine verdiği demeçte sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.
   Kıbrıslı Rum kayıplar için gerçekleştirilen ilk kazı çalışmalarının 2005 yılında Kızılbaş (Trahona) bölgesinde yapıldığını, fakat bu çalışmalar esnasında kalıntıya rastlanmadığını söyleyen Kallis, Kıbrıslı Rum kayıplarla ilgili ilk kalıntılara 2005 yılının yazında Girne’ye bağlı Ozanköy (Kazafani) bölgesinde ulaşıldığını kaydetti.
   Kıbrıslı Türklerle ilgili ilk kazı çalışmalarının ise 2005 yılının Şubat ayında Larnaka’ya bağlı Dali bölgesi yakınlarında yapıldığını söyleyen Kallis, burada Kıbrıslı Türk kayıplara ilişkin ilk kalıntıların tespit edildiğini belirtti.
   Kallis, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin insancıl yetkilere sahip olduğunu, herhangi bir cezai veya hukuki yetkisi bulunmadığını da söyledi.
   Komite’nin iki toplumlu bir birim olduğunu ve yetkisinin Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıpların akıbetinin belirlenmesi olduğunu sözlerine ekleyen Kallis, Komite’nin; kişilerin kaybolmasına ilişkin sorumluluk yükleme yetkisi olmadığı gibi, kayıp kişilerin ölüm sebeplerinin belirlenmesi yetkisine sahip olmadığını da dile getirdi.
   Yapılan kazıların ardından, bulunan kalıntıların antropolojik incelemelerin yapıldığı Antropoloji laboratuarına sevk edildiğini ifade eden Kallis, kemiklerden alınan bir parçanın da kimlik tespiti için DNA testi yapılması amacıyla Genetik ve Nevroloji Enstitüsüne gönderildiğini kaydetti.
   Kallis, kimlik tespitinin ardından Komite üyelerinin, bunun akabinde de ailelerin bilgilendirildiğini belirtti.
   Ailelerin; istedikleri takdirde Antropoloji Laboratuarında daha ayrıntılı alabileceklerini söyleyen Kallis, ailelerin istedikleri takdirde iskelet buluntularını görebileceklerini de belirtti.

Otonom komitenin yetkileri sınırlı ve somut

   Ailelerin iskelet üzerinde herhangi bir travma gördükleri takdirde, bunun hakkında soru soracaklarının kesin olduğunu söyleyen Kallis, fakat uzmanların bu konu hakkında açıklama yapmalarının mümkün olmadığını söyledi.
   Kallis, Otonom Komitenin yetkilerinin “sınırlı ve somut olduğunu” vurguladı.
   Ailelerin bilgilendirilmesinin tamamlanmasının ardından, kalıntıların adli tabip tarafından incelenmeye sevk edildiğini belirten Kallis, ölüm kâğıdının adli tabip tarafından verildiğini, zaten bu kâğıt olmaksızın defin işleminin gerçekleşemeyeceğini ifade etti.
   Kayıpların akıbetinin belirlenmesi sürecinin; gerek ailelerle olan ilişkiler, gerek iki toplumlu, gerekse siyasi alanda zor ve acılı bir süreç olduğunun altını çizen Kallis, bu sürecin her zaman dış unsurlar tarafından etkilenmesi tehlikesinin bulunduğunu söyledi.
   Sıradan Kıbrıslı Türk ve Rumların, insancıl nedenlerden dolayı sürece yardımcı olmak istediklerini ve kayıpların akıbetiyle ilgili bilgilerin çoğunun bu insanlardan geldiğini dile getiren Kallis, bu insanlar olmaksızın ne bu sürecin, ne de süreçte herhangi bir ilerlemenin yaşanmış olmayacağını kaydetti.
   Kallis, kayıpların akıbetinin belirlenmesi sürecinin iki toplumdaki sıradan insanların desteği var olduğu müddetçe güvence altında olduğunun da altını çizdi.

İki ayrı kazı ve teşhis programı

   Otonom Komitenin Rum üyesi Kallis, açıklamasında ayrıca iki ayrı “kazı ve teşhis” programı bulunduğunu söyledi.
   Kallis, bunlardan birincisinin, Rum tarafının girişimiyle başladığını ve bu programın; 1974 yılı döneminde üstünkörü bir şekilde Rum tarafındaki toplu mezarlara (Lakadamya Askeri Mezarlığı, Ay Konstantinu ve Eleni Mezarlığı) gömülmüş kayıp Rumların, ayrıca bu dönemde hayatını kaybeden kimliği bilinen ve bilinmeyen Rumların kalıntılarının tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.
   Kallis, bu program haricinde bir de Otonom Komite’nin gerçekleştirdiği kazılar bulunduğunu; bunun ise Rum ve Türk tarafındaki; Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Rum kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi amacıyla yapıldığını belirtti.

44 Kıbrıslı Türk’ün kimliği tespit edildi

   1963–64 ve 1974 dönemiyle ilgili olarak Otonom Komite’ye Kıbrıslı Türklerle ilgili olarak 502 dosya sunulduğunu belirten gazete, Otonom Komitenin programı çerçevesinde 44 Kıbrıslı Türk’ün kimliğinin tespit edildiğini belirtti.
   Gazete, Antropoloji laboratuarında kimlik tespiti yapılmasını bekleyen ve Rum tarafındaki kazılarda kalıntılarına ulaşılan 65 Kıbrıslı Türk’e ait kemiklerin bulunduğunu da yazdı.

KIBRIS 05/10/09

 

Gelecekten karamsarız

Kıbrıslı Türkler’in Avrupa Birliği’ne ve AB Kurumlarına güvenin ciddi şekilde azaldığı saptandı. AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi.

Avrupa Birliği’nin yaptırdığı Eurobarometer araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik alıyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan 71’inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları açıklandı.

Açıklamanın ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı Türklerin AB’ye güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına göre, “AB’ye güven oranlarında EB-70 çalışmasına kıyasla yüzde 12’lik bir düşüş gösteren Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından AB’ye en az güvenen topluluk.”   

Eurobarometer-71 sonuçları, dün Güney Kıbrıs’taki AB Evi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya Avrupa Komisyonu’nun Güney Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da katıldı.

Toplantıda genel olarak Güney Kıbrıs’taki sonuçlar üzerinde durulurken, Kıbrıs Türkleriyle ilgili araştırmadan da bazı örnekler verildi. 

HAYATTAN MEMNUNİYET

Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı (% 53), AB 27 ortalamasının (%77) altında kaldı.  

Araştırmaya göre EB 70 çalışmasına kıyasla Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2 artmış olmasına rağmen geçmiş diğer çalışmalara kıyasla bu çalışmada da Kıbrıslı Türkler arasında bir karamsarlık olduğu gözlemleniyor.    

Kıbrıslı Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB 27 ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.

“Genel olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı Türklerin ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser sayılabilecek bir durumda” denilen araştırmada, “EB 70 çalışmasına kıyasla beklentilerde bir iyileşme gözlemlenmiş olmasına rağmen bu iyimserliğin daha önceki çalışmalara kıyasla daha düşük olduğu gözlemlendi, ancak yine de Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentiler konusunda AB 27 ortalamasının üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri gözlemlendi.”

 “EKONOMİK DURUMLA İLGİLİ KÖTÜMSERLİK”

Araştırmaya göre, “Kıbrıslı Türkler, kendi hayatları ve AB ekonomisi hakkında iyimser bir beklenti içerisinde olmalarına rağmen Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik durum ile ilgili kötümser bir tavır ortaya koydu.” 

Kıbrıslı Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun ekonomik durum ve işsizlik.

Yaptıkları genel durum değerlendirmesinde Kıbrıslı Türkler, ekonomik durumun toplum önündeki en önemli sorun olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, ikinci en önemli sorun olarak ise işsizlik öne çıktı.

Kıbrıs konusu ise % 27 oranıyla 3’üncü sırada yer aldı.

Araştırmaya göre, “geçmişte genel olarak Kıbrıslı Türklerin en önemli sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs konusu, EB 70 ve EB 71 çalışmalarında önem kaybetmekte olduğu gözlemleniyor.” 

“KIBRISLI TÜRKLERE GÖRE TOPLUMDA İŞLER...”

Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 16’sı Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde gittiğini ortaya koydu. Açıklamada, “EB-69’da % 21 olan bu oranın sürekli bir düşüş trendinde olması Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili kötümser olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu göstermektedir” denildi. 

Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler’in % 48’i günü gününe yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun gelecek için herhangi bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya koydu.  Bu oran AB 27 genelinde %35. 

Ekonomik sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak sıralayan Kıbrıslı Türk katılımcıların % 68’i Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20’lik bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu. 

 “AB’YE GÜVENDE CİDDİ AZALMA”

Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği’ne güven oranlarında ciddi bir azalma söz konusu.

AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi. 

Araştırma sonuçlarına göre, özellikle EB 69 çalışmasında AB’ye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı 1 sene sonrasında yerini güvensizliğe bıraktı. 

Bu çalışmada “Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Birleşik Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosu’na en az güvenen topluluk” olarak görülüyor. 

Kıbrıslı Türklerin  % 45’i AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanıyor.  Bu oran AB 27 ortalamasının altında (% 53). 

Geçmiş çalışmalara bakıldığı zaman Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir görüş ortaya kondu.  

EB 70 çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk halkında AB müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda iyimserlik bir azalma gösterdi. 

 “SESİNİ DUYURAMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR”

Çalışmaya göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin AB’de dikkate alınmadığını düşünmekte. Kıbrıslı Türklerin sadece % 21’i sesinin AB’de dikkate alındığına inanıyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk halkının sesinin AB’de dikkate alındığını düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (% 17) daha da düşük.

“KIBRISLI TÜRKLER KENDİLERİNİ AVRUPALI HİSSETMİYOR”

Araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı hissetmiyor.  Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 26’sı kendisini Avrupalı hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya katılan Kıbrıslı Türkler’in % 54’ü Avrupa Birliği’nin geleceği konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu. 

HALKIN SESI 05/10/09

 

 

BAN MÜDAHALE EDECEK

   

Güney Kıbrıs’ta Kathimerini gazetesi “Genel Sekreter’in Başarısızlıktan Kaçınmaya Yönelik Manevraları... 7 Kasım’da Geliyor” başlıklı haberinde Ban’ın müzakerelerin başarısızlık sonuçlanmasını engellemek amacıyla hareketlerde bulunacağını, bu çerçevede 7 Kasım’da Ada’ya geleceğini İddia etti.

 

 

Bm Genel Sekreteri BanKi Moon’un 7 Ekimde adaya geleceği belirtildi.

Güney Kıbrıs’ta Kathimerini gazetesi “Genel Sekreter’in Başarısızlıktan Kaçınmaya Yönelik Manevraları... 7 Kasım’da Geliyor” başlıklı haberinde Ban’ın müzakerelerin başarısızlık sonuçlanmasını engellemek amacıyla hareketlerde bulunacağını, bu çerçevede 7 Kasım’da Ada’ya geleceğini İddia etti.

Ada’da, prosedürü kendi yöntemiyle güçlendirmeye ve elinden geldiğince, Downer’in itibarını canlandırmaya çalışacağını yazan gazete haberini “Ban Ki Moon’un Hareketi Beklenirken... BM’nin Projelerinin Alaşağı Olması Nedeniyle Genel Sekreter, Çıkmazdan Kaçınmak İçin Manevralara Başvuruyor” başlığı altında özetle şöyle sürdürdü:

 

DOWNER AĞZINDA ACI BİR TAT

 

“Eylül ayı; planlananların dışında şeylerin olması, Downer ve çalışma arkadaşlarının ağzında acı bir tat bıraktı. BM’nin Kıbrıs sorunuyla meşgul olan yetkililerinin, Talat ve Hristofyas’ın New York’ta olacak olmalarını  değerlendirme planları yaptıkları Haziran başlarında planlarının felsefesi şuydu:

Downer, doğrudan müzakerelerin ikinci turunun planlanması amacıyla yapılacak toplantıda Genel Sekreter ve çalışma arkadaşlarıyla istişarelerde bulunmak ve Güvenlik Konseyi’ne birinci turla ilgili bilgi vermek üzere 14-28 Eylül’de New York’ta olacaktı.  Buna paralel olarak dışişleri eski bakanı sıfatıyla, Kıbrıs sorununda önemli rol oynayabilecek ülkelerden denkleriyle; prosedürün hızlandırılması ve taraflar arasında karşılıklı uzlaşı yönünde nüfuz kullanmalarını sağlamak için olabildiğince çok temas edecekti.

 

YÖNETİM VE MÜLKİYET

 

Bu süre zarfında, prosedüre ivme kazandırmak hızlandırmak ve liderleri (Başkan Hristofyas’ı) iyi niyet olması halinde anlaşmazlıkların çok daha kolay aşılabileceğine ikna etmek hedefiyle BM Genel Sekreteri’nin himayesinde iki liderle iki günlük görüşmeler yapılacaktı. Bu görüşmeler yönetim ve mülkiyet başlıklarında olacaktı.

Haziran ayında yapılan projelerde; Yönetim konusundaki hedef; daha fazla bir görüş birliği ve belki bu başlığın ‘kapatılmasıydı.’ Daha zor olduğu görünen mülkiyet başlığındaki hedef ise iki liderin görüşmelerde; Kıbrıslı Rumların mülkiyet haklarının korunduğu ‘duygusunu’ tatmin edecek ancak  Kıbrıslı Türk ‘kiracıları’ mallardan çıkarmayacak formüller bulunabileceğine ‘anlayışı’ üzerine yoğunlaşmalarıydı. Yani; malın ‘tapusu Marios’ta olacak ancak Mustafa da sokakta bırakılmayacak.’ Mülkiyette fikirleri Boston’dan Amerikalı avukat Jeff Bates ortaya koyacaktı.

Ancak durum tersine gelişti. Downer’in New York’ta kalma süresi 48 saatle sınırlandı ve kendisinin baskı yapması veya başkalarının baskılarını metotlaması yerine; ifade ettiği ve BM belgelerinin sızdırılmasıyla medyaya yansıyan tezlerinden dolayı kendini savunmak zorunda kaldı. Yalnızca Genel Sekreter’le görüştü ve bir iç toplantıya katıldı.

Gazete BM Genel Kurulu’nda Türkeiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yaptıkları konuşmaların ve TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son dönemdeki açıklamalarının Genel Sekreter’in 7 Kasım’da Ada’ya gelmesi arifesinde yapılması beklenen taktik hareketlerin işareti olduğu yorumunda da bulundu.”

 

 

MÜDAHİL OLMA PERSPEKTİFİ

Fileleftheros “Genel Sekreter’in Müdahil Olması Perspektifi... Flaş: Ban Ki Moon Niyetlerini AB Troikası’na Açıkladı” başlığıyla manşete çektiği haberinde Genel Sekreter Ban’ın Kıbrıs sorununa şahsen müdahil olmak ve çözüm çabalarına müdahale etmeyi ciddi ciddi düşünmekte olduğunu bildirdi.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak Ban’ın bu yöndeki niyetlerini, 26 Eylül’de New York’ta görüştüğü AB Troikası’na aktardığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

 “Ban Ki Moon kartlarını açarak, BM’nin; takvimlere yetişmek, bir anlaşmaya varılması veya Aralık ayına kadar ilerleme sağlanması amacıyla önümüzdeki hafta Kıbrıs sorununa dinamik müdahale planlarını doğruladı.

Ban’ın şahsen müdahil olması Kasım ayının ilk haftasında Kıbrıs’ı ziyaretiyle başlayacak. Buna paralel olarak prosedürde, bu aydan itibaren BM teknokratlarının ‘köprü kurucu’ fikirlerle müdahaleye başlamaları bekleniyor.

STAR KIBRIS 05/10/09

SU PROJESİ İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

   

Ülkemizde şu an 35 milyon metreküp olan su ihtiyacının 2015 yılında 38,5 milyon metreküp olacağını aktaran yetkililer, Türkiye’den getirilecek olan su projesinin 2010 yılından sonra başlatılacağını bildirdi.  

 

Recep USUN

 

Ülkedeki yeraltı su kaynaklarının her geçen gün azaldığını ve bunun çok önemli bir sorun haline geldiğini anlatan Tarım Bakanlığı Müsteşarı Nazım Ergene, bu sıkıntının aşılabilmesi için deniz suyunun arıtılması ve Türkiye’den su getirilme projesinin olduğunu söyledi. Ergene,  Türkiye’den su getirme projesi çalışmaları 2010 yılında başlanacağını aktarırken, bu konuda yapılan çalışmaların devam ettiğini kaydetti. Ülkenin en büyük sıkıntılarından biri olan su sorunu hakkında istatistik bilgisini aldığımız Su İşleri Dairesi Müdürü Asım Kayan ise nüfus artışı ile birlikte su ihtiyacının artacağını ve şu an 35 milyon metreküp olan su ihtiyacının 2015 yılında 38,5 milyon metreküpe çıkacağını açıkladı.

 

SU SIKINTISI TEHLİKE YARATIYOR

Tarım Bakanlığı Müsteşarı Ergene, ülkemizde var olan yeraltı su kaynaklarının her geçen gün azaldığını söyleyerek, bu durumun her geçen gün insanlar için tehlike yarattığını anlattı. Ergene, ülkede yetersiz olan yeraltı su kaynaklarına çözüm olarak, deniz suyunun arıtılması ve Türkiye’den borularla su getirilmesi olduğunu aktararak, ülkenin belli bölgelerinde deniz suyunun arıtıldığını dile getirdi. Müsteşar Ergene, Türkiye’den borularla deniz yolundan su getirme projesinde ilerleme kaydedildiğini ve şu anda bu konu hakkında hükümetin çalışma içinde bulunduğunu belirtti. Ergene, su sıkıntısını giderilmesi için hükümetin almaya çalıştığı tedbirler arasında bulunan Türkiye’den su getirme projesi çalışmaları 2010 yılında başlanacağını söyledi.

 

NÜFUS SU İHTİYACINI ARTTIRIYOR

Ülkedeki içme suyu ihtiyacı ile alakalı istatistik bilgisini aldığımız Su İşleri Dairesi Müdürü Asım Kayan, şu an ülkenin 35 milyon metreküp suya ihtiyacı olduğunu, 2010 yılında bu oranın 36 milyon metreküp, 2015 yılında ise 38,5 milyon metreküpe çıkacağını açıkladı. Ergene, içme sularında ki bu artışın nüfus artışıyla eş değer orantıda arttığını anlatarak, bu rakamların değişebileceğini söyledi.

 

DENİZ SUYU ARITILIYOR

Su İşleri Dairesi Müdürü Kayan, ülkede ki yeraltı su kaynaklarını azlığından dolayı deniz suyunun arıtıldığını ve kullanım amacıyla halka dağıtıldığını anlattı. Deniz suyunun arıtıldığı bölgeler hakkında bilgi veren Kayan, Gazimağusa Belediyesi’nin başlattığı bir projenin olduğunu ve bu projeden günlük 4 bin metreküp su arıtılacağı planlandığını aktardı. Nazım Kayan, Su İşleri Dairesi’nin kurduğu arıtma tesisi sayesinde, Bafra bölgesinde günde 2 bin metreküp suyun arıtıldığını ve bu oranın o bölgede yapılacak olan otellerle birlikte 8 bin metreküpe çıkarılması planlandığını söyledi. AB’nin Güzelyurt bölgesinde su arıtma tesisi kurduğunu ve 2011 yılında faaliyete gireceğini dile getiren Kayan, bu projenin tamamlanmasıyla birlikte günde 23 bin metreküp suyun arıtılacağını anlattı. Türkiye’den su getirilmesiyle alakalı da bilgi veren Kayan, yapılan bir takım anlaşmaların olduğunu ve bu anlaşmalar doğrultusunda işlemlerin devam ettiğini açıkladı.

STAR KIBRIS 05/10/09

Kıbrıs'ta liderlerin temsilcileri görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, yarınki liderler görüşmesine hazırlık amacıyla bugün bir araya geldi.

Özdil Nami, görüşmeyle ilgili yaptığı açıklamada, yarınki liderler görüşmesinin gündemi olan, "federal devlette yürütme" konusuyla ilgili önerileri tartıştıklarını belirterek, toplantıya uzmanlar heyetinin de katıldığını söyledi.

Talat ve Hristofyas'ın "yürütme" konusunu ele alacağını hatırlatan Nami, bu konuda ön hazırlık yaptıklarını, tarafların önerilerini tartıştıklarını belirtti.

"Önerilerden bir senteze varılıp varılamayacağı konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu" ifade eden Özdil Nami, ancak iki tarafın da birbirine yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.

Talat ve Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yarın Lefkoşa ara bölgede 43. kez bir araya gelecek.

Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın değiştirilmesi konusunu, "hükümetin sorumluluk içinde ve dikkatle ele aldığını" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Stefanos Stefanu, "Rum hükümetinin, siyasal partilerin tepkilerinin ardından Alexander Downer'ın değiştirilmesi konusunu inceleyip incelemediği" sorusuna karşılık, Rum hükümetinin konuyu sorumluluk içinde ve dikkatle ele aldığını bildirdi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile Downer arasında bugün yapılan görüşmede, "Demokratik Parti (DIKO) yetkililerinin "muhafazakar', 'katı' ve 'Tasos'cu' gibi kategorilere ayrıldığı" ileri sürülen "gizli" BM belgelerinin sızmasına ilişkin konuların da ele alındığını kaydetti.

Stefanu, Rum hükümetinin, "herkesin üstlendiği rol temelinde faaliyet göstermesi gerektiği" görüşünü dile getirerek, tüm taraflardan bunu beklediklerini vurguladı.

CNN TURK 06/10/09

Kıbrıs Türkleri müzakerelerden yoruldu

CNN TURK 03/10/09

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, "Çözüme varılmazsa, Kıbrıs Türklerinin iradesinin tanınması gerektiğini" söyleyen Başbakan Rcep Tayyip Erdoğan ile aynı görüşte. Üstelik umutlu da. Adada, Erdoğan'ın koyduğu takvimde yani 2010 baharında çözüm olmazsa, KKTC'nin bu kez tanınabileceğini düşünüyor. Bunu da Türkiye'nin gücüyle ifade ediyor.

(Deniz Kilislioğlu / CNN TÜRK) -- Eroğlu, "Son şans olduğunu ben de düşünüyorum. Ben son şans olmasını da temenni ediyorum" dedi.

Artık herkes aynı fikri dillendiriyor: "Kıbrıs'ta devam eden bu müzakerelerde sonuç alınamazsa, Rumlar ve Türkler, herkes kendi yoluna gitmeli". KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu da bu görüşte.

Eroğlu, "Çünkü Kıbrıs Türk halkı da yorulmuştur. Yüzde 80-82 civarında vatandaş 2 ayrı devlet üzerinde duruyor" diye konuştu.

Eroğlu, Başbakan'ın New York'ta, "Çözüm olmazsa KKTC'nin statüsünün normalleştirilmesi ertelenemeyecek bir zorunluluktur" sözlerini destekliyor, verdiği takvimi de...

Erdoğan, "Çözüme varılırsa, 2010 baharında referanduma gidilmeli" demişti. Ama Eroğlu'na göre, Rumlarla bu takvime uymak zor.

Eroğlu, "Ben Rumların bir uzkaşma niyetinde olmadıklarına inanıyorum. Eşitliği kabul etmeyen, müzakere masasında... Buradan bir anlaşma bana hayal geliyor" dedi.

1976 yılından beri adadaki tüm müzakerelerin içinde bir isim olarak Eroğlu için anlaşma hayal.

Zaten Rum lider Hristofyas'ın Birleşmiş Milletler'de yaptığı "Bir federasyon kurulacak ve o federasyonun iki otonom bölgesi olacak" açıklamaları da bunu ortaya koyuyor.

Hiç mi ilerleme olmadı?

Eroğlu, "Kendisini üstün gören, bizi ise azınlık gören ve 3-5 sene içinde Kıbrıs'ın tümüne hakim olma hayalinden vazgeçmediğini bu sözleriyle rahatlıkla yorumlayabiliriz" dedi.

Peki Talat ve Hristofyas arasında geride kalan 42 görüşmede hiç mi ilerleme olmadı?

Eroğlu, "Yargı dışında hiçbir konuda anlaşamadılar. Yetki ve güç paylaşmı, mülkiyet toprak harita konusunda hala anlaşamadılar. En önemli sorun mülkiyet, harita, toprak konusu ve garantiler" diye konuştu.

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu'na göre çözüme ulaşılması zor. Bu durumda, KKTC'nin iradesi tanınmalı.

Peki Türkiye, 2004 referandumundan sonra sözlerini tutmayan uluslararası topluma, yeni durumu kabul ettirebilir mi?

Eroğlu umutlu: "Türkiye bir dünya devletidir. Büyük bir devlettir. Artık menfaatleri olduğu kadar dünyanın da menfaatleri Türkiye ile dostluk ilişkisi ile bağdaşmaktadır. O nedenle Türkiye'nin sesinin güneyin sesinden çıkacağı ve KKTC'nin dünya tarafından tanınacağı bir gerçektir."

 

Türkiye Yunanistan'ı zorlamakta kararlı
CNN TURK 05/10/09

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı zorlamaya devam edeceklerini" söyledi.

Davutoğlu, İspanya'nın El Pais gazetesinde yayımlanan demecinde, Kıbrıs ile ilgili bir soru üzerine, "Güney Kıbrıs ile tek sorunun limanlar olarak gözüktüğünü, ancak bunun doğru olmadığını" belirtti.

Bakan Davutoğlu, "2004 yılında Kıbrıslı Türkler (dönemin BM Genel Sekreteri) Kofi Annan'ın barış planını kabul etti. Kıbrıslı Rumlar ise reddetti ve buna rağmen AB'ye kabul edildiler. Neden AB onlara 'Barış planını kabul edin' demedi? Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı zorlamaya devam edeceğiz" dedi.

Yunanistan'daki genel seçimlerde sosyalistlerin olası başarısına ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, "Yunanistan ile mükemmel ilişkilerimiz var. 10 yıl önceki ortamda bu düşünülemezdi. Zorluklar yaşasak da ilişkilerin iyi şekilde devam edeceğine eminiz" ifadesini kullandı.

AB ile ilişkiler

Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının 2015 yılına kadar uzaması halinde "bunun hem Türkiye, hem de AB için çok geç olabileceğini" vurguladı.

Lizbon Antlaşması'nı henüz onaylamayan Çek Cumhuriyeti'nin bir sorun çıkarmayacağına inandığını belirten Davutoğlu, "Lizbon Antlaşması, AB'nin daha fazla etkili olması için yapıldı. 2005 yılında AB, Türkiye ile müzakere sürecini başlattığında şart koymadı. Antlaşmalar, yerine getirilmek içindir" diye konuştu.

İran'ın nükleer faaliyetleri

Davutoğlu, "Türkiye'nin nükleer silaha sahip bir İran'ı kabul edip etmeyeceğine" dair bir soruya da, "Nükleer enerji tüm ülkelerin hakkıdır. İran, barışçıl kullanım için buna sahip olabilir ve bunu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile anlaşma içinde yapmalı" dedi.

"Türkiye, nükleersiz bir bölge istiyor ve İran bomba üretmek amacında olmadığını söylüyor" diyen Davutoğlu, "Bir anlaşmazlık anında ilk çözüm diplomasi olmalıdır, eğer başarılı olunmazsa daha fazla diplomasi ve bu da başarılmazsa yine daha fazla diplomasi olmalıdır. Askeri müdahale olmamalıdır, yaptırım da olmamalıdır. Cezaların bir araç olamayacağını söylemiyorum, ama halka ve komşulara da zarar verirler" ifadesini kullandı.

El Ezher 'kara çarşaf' tartışmasını kapattı

Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nin rektörü: Kara çarşafın İslamla ilgisi yok

 

KAHİRE - Sünni İslam'ın en önemli enstitüsü olan Mısır'daki El Ezher Üniversitesi'nin rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, kadının yüzünü ve vücudunun tamamını baştan aşağı örten kara çarşafın İslami inançla bir ilgisi olmadığından yasaklanması için fetva çıkaracaklarını belirtti.

Vatan gazetesinin haberine göre Tantavi, Mısır'ın başkenti Kahire'de bir kız okulunu ziyareti sırasında çarşafla ilgili bir soruyla karşılaşınca, bir kız öğrenciden giydiği çarşafı çıkarmasını istedi. Ancak genç kız da çarşafının dini bir zorunluluk ve inancı olduğunu, çıkaramayacağını söyledi. Bunun üzerine şeyh Tantavi de, çarşafın sadece bir gelenek olduğunu ve Kuran'ı Kerim'le bir alakası olmadığını ifade etti. El Ezher, daha önce de kadınların vücut çizgilerinin belli olmayacağı şartıyla bol pantolon giyebilecekleri fetvasını vermişti.

AP ajansına konuşan el ezher üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, bundan sonra üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara çarşaflı genç kızların bundan böyle alınmayacağının söylendiğini belirtti.

Sadece Mısır'da değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Şeyh Tantavi'nin El Ezher Enstitüsü'nün ilk ve orta okullarına domuz gribi ile ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında yaşandı. Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü açmasını söyledi. Kız da " Bu benim inancım gereğidir. Açmam" deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, bağırarak kıza " Bu tarz örtünmenin yani Nikabın İslam'da yeri yok. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum" dedi.

 EL EZHER HOCALARINDAN TANTAVİ'YE DESTEK..

Olayın arından AP ve Reuters, Şeyh Tantavi'ye ulaşmak için birbirleriyle yarıştı. Ancak Tantavi'ye ulaşılamadı. Ama El Ezher Üniverstiesi Araştırma kurumlarından Şeyh Abdel Maotai Bayumi, AP'ye yaptığı açıklamada " Biz heop birlikte Nikabın, İslami olmadığını biliyoruz. Taliban kadınları çarşaf giymeye zorluyor. Ve bu iş giderek yayılıyor. Bunu yasaklamanın zamanı geldi" diye konuştu. (Vatan)

RADIKAL 06/10/09

 

 

Bu mesaja dikkat!
KADEM’e yaptırılan kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu AB’ye güvenmiyor.

Çoğumuz kendini Avrupalı bile hissetmiyor… Avrupa Birliği,’nin, KADEM’e yaptırdığı kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 26’sı kendisini Avrupalı hissediyor. Ankete katılan Kıbrıslı Türkler sadece yüzde 34’ü Avrupa Parlamentosu’na güveniyor. Avrupa’ya güvenmeyen Kıbrıslı Türklerin gündeminde ilk sırası ekonomik sorunlar, ikincisini de işsizlik alıyor.


Gözde SÜREÇ

   Avrupa Birliği (AB) tarafından yapılan ve 31 ülke ya da bölgeyi kapsayan Eurobarometer 71 anketi sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan güveni bugüne kadar tespit edilen en düşük seviyeye indi. Anket sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler AB kurumları arasında en fazla güven duydukları kurum olan Avrupa Parlamentosu’na sadece yüzde 34 oranında güveniyor.
   Geçmiş Eurobarometer çalışmalarına kıyasla Kıbrıs Türk Toplumu’nda AB kurumlarına güven konusunda ciddi bir azalma olduğu görülüyor.
   16 Haziran – 6 Temmuz 2009 tarihleri arasında yapılan ve 27 üye devlet yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk Toplumunu (KTT) kapsayan anket sonuçları dün açıklandı.
   Saha çalışması toplam 500 kişilik bir örneklem seçilerek yüz yüze mülakatlar şeklinde gerçekleştirilen anket, Taylor Nelson Sofres ve EOS Gallup Europe arasında oluşturulan bir konsorsiyum olan TNS Opinion & Social himayesinde KADEM tarafından yapılırken, raporu Prologue Consulting Ltd. tarafından hazırlandı.
   Eurobarometer 71 sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğine duyduğu güven oranlarında ciddi bir düşüş var. AB’ye güven oranında Eurobarometer 70 çalışmasına kıyasla yüzde 12’lik bir düşüş yaşandığı görülüyor. Buna göre Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallık’ın ardından AB’ne en az güvenen topluluk oldu.
   Bir yıl önce yapılan Eurobarometer 69 çalışmasında AB’ye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı bu yıl yerini güvensizliğe bıraktı.
   AB’ye güven konusunda genellikle Avrupa Birliği üye ülkeleri ortalaması üzerinde bir tutum sergileyen Kıbrıslı Türkler bu çalışmada AB ortalamasının altında kaldı.

AB kurumlarına duyulan güven de azaldı

   Eurobarometer 70 çalışmasında Avrupa Parlamentosuna güvenmediğini belirten Kıbrıslı Türklerin oranı yüzde 24 iken, Eurobarometer 71 çalışmasında bu oran yüzde 46’ya yükseldi.
   Avrupa Komisyonuna duyulan güven yüzde 30 ile sınırlı kalırken bu oran Avrupa Merkez Bankası için yüzde 29 olarak tespit edildi.
   AB genelinde Avrupa Parlamentosuna duyulan güven oranı yüzde 48 iken, Komisyona ve Avrupa Merkez Bankasına duyulan güven oranı yüzde 44.
   Komisyona güvenen Kıbrıslı Türklerin oranı yüzde 42’den yüzde 30’a gerilerken, Avrupa Merkez Bankasına güvenenlerin oranı ise yüzde 39’dan yüzde 29’a düştü.

İyimserlik azalıyor

   Eurobarometer 71 çalışmasına göre Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 45’i AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanıyor. Kıbrıslı Türkler Eurobarometer 69 çalışmasında AB üyeliği konusunda yüzde 56 oranında yüksek bir beklenti ortaya koymuştu. Eurobarometer 69 çalışmasının yaklaşık 1 yıl sonrasında iyimserlik oranında yüzde 11 azalma olduğu görülüyor.
   AB müktesebatının uygulanması konusunda ise önceki çalışmaya oranla sadece yüzde 1 oranında bir gerileme yaşandığı görülüyor. Kıbrıslı Türkler yüzde 57 oranında AB müktesebatının Kıbrıs Türk toplumunda tam olarak uygulanmasının faydalı olacağına inanıyor.
   Avrupa Birliği, Kıbrıslı Türkler için yüzde 39 oranında ekonomik refah ve sosyal koruma anlamı taşırken, AB genelindeki diğer ülkeler için yüzde 42 oranında serbest seyahat, çalışma vs. ve yüzde 33 oranında da Euro anlamı taşıyor.

AB’nin nasıl işlediği bilinmiyor

   Eurobarometer 71’in ilginç sonuçlarından biri de Kıbrıslı Türklerin AB’nin seslerini duymadığına inandıklarını ortaya koyması. Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 21’i sesinin AB’de dikkate alındığını düşünüyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk toplumunun sesinin AB’de dikkate alındığını düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı yüzde 17.
   Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 37’si AB’nin nasıl işlediğini anladığını belirtirken, çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 34’ü sesinin Kıbrıs Türk toplumunda dikkate alındığını belirtti. Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği içerisinde en fazla haberdar olduğu kurum ise yüzde 75 oranında Avrupa Parlamentosu.

Euro destekleniyor

   Kıbrıslı Türklerin yüzde 59’u Euro’yu destekliyor. Kıbrıslı Türkler arasında AB’nin daha fazla genişlemesi yüzde 62 oranında destek buldu.
   Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerde yüzde 43’ü farklı hızlarda AB görüşüne çok fazla destek belirtmedi. Kıbrıslı Türk katılımcıların yüzde 20’si bu soruda görüş belirtmedi. Bu da Kıbrıslı Türklerin bu konuya ne denli uzak olduğunu ortaya koydu.
   Kıbrıslı Türklerin yüzde 55’i küreselleşmeyi ekonomik büyüme için bir fırsat olarak gördüğünü belirtirken, yüzde 52’si küreselleşmenin sosyal eşitsizliği artırdığını söyledi. Kıbrıslı Türklerin yüzde 67’si küreselleşmenin küresel kurallarla düzenlenmesi gerektiğine inanırken, Kıbrıslı Türklerin yüzde 40’ı AB’nin öncelikli olarak ekonomik ve sosyal haklar yüzde 32’si de insan ticareti ile mücadele konusunda çalışmasını istediklerini belirtti.
   Kıbrıslı Türkler AB 27 ortalaması ile paralel olarak AB’nin insan haklarını koruma çabalarını yetersiz buluyor.
   Kıbrıslı Türklerin yüzde 62’si AB’nin insan haklarını koruma çalışmalarından yeterli derecede bilgi sahibi olmadıklarını belirtirken, bu şikayet AB genelinde de görülüyor.
   Kıbrıslı Türklerin yüzde 70’i AB ortalaması ile paralel olarak AB kimliğini oluşturan en önemli etkenlerin demokratik değerler ve coğrafya olduğunu ortaya koyuyor.

Çoğunluk kendini Avrupalı hissetmiyor  

   Ankette ortaya çıkan bir diğer çarpıcı unsur da Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı hissetmemeleri. Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 26’sı kendisini Avrupalı hissediyor.
   Ankete katılan Kıbrıslı Türkler yüzde 54 oranında Avrupa Birliğinin geleceği konusunda iyimser olduklarını belirtti. Katılımcıların yüzde 36’sı 2030 yılında AB vatandaşlarının hayatının daha zor olacağını öngörürken yüzde 35’i ise daha kolay olacağını belirtti.

KIBRIS 06/10/09

 

Gelecekten karamsarız

Kıbrıslı Türkler’in Avrupa Birliği’ne ve AB Kurumlarına güvenin ciddi şekilde azaldığı saptandı. AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi.

Avrupa Birliği’nin yaptırdığı Eurobarometer araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik alıyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan 71’inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları açıklandı.

Açıklamanın ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı Türklerin AB’ye güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına göre, “AB’ye güven oranlarında EB-70 çalışmasına kıyasla yüzde 12’lik bir düşüş gösteren Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından AB’ye en az güvenen topluluk.”   

Eurobarometer-71 sonuçları, dün Güney Kıbrıs’taki AB Evi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya Avrupa Komisyonu’nun Güney Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da katıldı.

Toplantıda genel olarak Güney Kıbrıs’taki sonuçlar üzerinde durulurken, Kıbrıs Türkleriyle ilgili araştırmadan da bazı örnekler verildi. 

HAYATTAN MEMNUNİYET

Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı (% 53), AB 27 ortalamasının (%77) altında kaldı.  

Araştırmaya göre EB 70 çalışmasına kıyasla Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2 artmış olmasına rağmen geçmiş diğer çalışmalara kıyasla bu çalışmada da Kıbrıslı Türkler arasında bir karamsarlık olduğu gözlemleniyor.    

Kıbrıslı Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB 27 ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.

“Genel olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı Türklerin ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser sayılabilecek bir durumda” denilen araştırmada, “EB 70 çalışmasına kıyasla beklentilerde bir iyileşme gözlemlenmiş olmasına rağmen bu iyimserliğin daha önceki çalışmalara kıyasla daha düşük olduğu gözlemlendi, ancak yine de Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentiler konusunda AB 27 ortalamasının üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri gözlemlendi.”

 “EKONOMİK DURUMLA İLGİLİ KÖTÜMSERLİK”

Araştırmaya göre, “Kıbrıslı Türkler, kendi hayatları ve AB ekonomisi hakkında iyimser bir beklenti içerisinde olmalarına rağmen Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik durum ile ilgili kötümser bir tavır ortaya koydu.” 

Kıbrıslı Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun ekonomik durum ve işsizlik.

Yaptıkları genel durum değerlendirmesinde Kıbrıslı Türkler, ekonomik durumun toplum önündeki en önemli sorun olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, ikinci en önemli sorun olarak ise işsizlik öne çıktı.

Kıbrıs konusu ise % 27 oranıyla 3’üncü sırada yer aldı.

Araştırmaya göre, “geçmişte genel olarak Kıbrıslı Türklerin en önemli sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs konusu, EB 70 ve EB 71 çalışmalarında önem kaybetmekte olduğu gözlemleniyor.” 

“KIBRISLI TÜRKLERE GÖRE TOPLUMDA İŞLER...”

Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 16’sı Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde gittiğini ortaya koydu. Açıklamada, “EB-69’da % 21 olan bu oranın sürekli bir düşüş trendinde olması Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili kötümser olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu göstermektedir” denildi. 

Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler’in % 48’i günü gününe yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun gelecek için herhangi bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya koydu.  Bu oran AB 27 genelinde %35. 

Ekonomik sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak sıralayan Kıbrıslı Türk katılımcıların % 68’i Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20’lik bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu. 

 “AB’YE GÜVENDE CİDDİ AZALMA”

Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği’ne güven oranlarında ciddi bir azalma söz konusu.

AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi. 

Araştırma sonuçlarına göre, özellikle EB 69 çalışmasında AB’ye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı 1 sene sonrasında yerini güvensizliğe bıraktı. 

Bu çalışmada “Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Birleşik Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosu’na en az güvenen topluluk” olarak görülüyor. 

Kıbrıslı Türklerin  % 45’i AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanıyor.  Bu oran AB 27 ortalamasının altında (% 53). 

Geçmiş çalışmalara bakıldığı zaman Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir görüş ortaya kondu.  

EB 70 çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk halkında AB müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda iyimserlik bir azalma gösterdi. 

 “SESİNİ DUYURAMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR”

Çalışmaya göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin AB’de dikkate alınmadığını düşünmekte. Kıbrıslı Türklerin sadece % 21’i sesinin AB’de dikkate alındığına inanıyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk halkının sesinin AB’de dikkate alındığını düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (% 17) daha da düşük.

“KIBRISLI TÜRKLER KENDİLERİNİ AVRUPALI HİSSETMİYOR”

Araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı hissetmiyor.  Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece % 26’sı kendisini Avrupalı hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya katılan Kıbrıslı Türkler’in % 54’ü Avrupa Birliği’nin geleceği konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu. 

HALKIN SESI 05/10/09

AB’YE GÜVENMİYORUZ

   

Kıbrıslı Türkler AB ve ülkedeki partilere güvenmiyor. Araştırmaya göre AB’ye güven sadece %35 (%12 düştü) düzeyinde. Partilere güven duyanlar ise %31’de (%2 arttı) kaldı.

Kıbrıslı Türkler’in Avrupa Birliği’ne ve AB Kurumlarına güvenin ciddi şekilde azaldığı saptandı. AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi.
Avrupa Birliği’nin yaptırdığı Eurobarometer araştırmasına göre Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk halkının önemli sorunları arasında 3. sırada bulunuyor. İlk iki sırayı ekonomik sorunlar ve işsizlik alıyor.
Avrupa Birliği’nin (AB) toplam 31 ülke veya bölge genelinde, 27 üye devlet yanında 3 aday devlet ile Kıbrıs Türk halkını kapsayan 71’inci Eurobarometer (Eurobarometer 71-EB71) sonuçları açıklandı.
Açıklamanın ortaya koyduğu verilere göre Kıbrıslı Türklerin AB’ye güveni azalıyor. Araştırma sonuçlarına göre, “AB’ye güven oranlarında EB-70 çalışmasına kıyasla yüzde 12’lik bir düşüş gösteren Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından AB’ye en az güvenen topluluk.”
Eurobarometer-71 sonuçları, dün Güney Kıbrıs’taki AB Evi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Toplantıya Avrupa Komisyonu’nun Güney Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da katıldı.
Kaminara, toplantıya başlarken Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak “günaydın ve hoş geldiniz” dedi. AB temsilcisi, EB-71 araştırmasıyla ilgili bazı sonuçlar aktardıktan sonra sözü sonuçları aktarmak üzere araştırma uzmanına bıraktı. Toplantıda genel olarak Güney Kıbrıs’taki sonuçlar üzerinde durulurken, Kıbrıs Türkleriyle ilgili araştırmadan da bazı örnekler verildi.

Hayattan memnuniyet

Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı (%53), AB 27 ortalamasının (%77) altında kaldı. EB 70 çalışmasına kıyasla Kıbrıslı Türklerin hayattan memnuniyet oranı % 2 artmış olmasına rağmen, geçmiş diğer çalışmalara kıyasla bu çalışmada da Kıbrıslı Türkler arasında bir karamsarlık olduğu gözlemleniyor.
Kıbrıslı Türkler gelecekle ilgili beklentiler konusunda ise AB 27 ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergiliyor.
“Genel olarak karamsar bir tutum içerisinde olan Kıbrıslı Türklerin ayni şekilde gelecekle ilgili beklentileri de kötümser sayılabilecek bir durumda” denilen araştırmada, “EB 70 çalışmasına kıyasla beklentilerde bir iyileşme gözlemlenmiş olmasına rağmen bu iyimserliğin daha önceki çalışmalara kıyasla daha düşük olduğu gözlemlendi, ancak yine de Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentiler konusunda AB 27 ortalamasının üzerinde bir iyimserlik sergiledikleri gözlemlendi.”

Ekonomik durumla ilgili kötümserlik…

Araştırmaya göre, “Kıbrıslı Türkler, kendi hayatları ve AB ekonomisi hakkında iyimser bir beklenti içerisinde olmalarına rağmen Kıbrıs Türk toplumu ve dünyadaki ekonomik durum ile ilgili kötümser bir tavır ortaya koydu.”
Kıbrıslı Türklere göre toplumun önündeki en önemli iki sorun ekonomik durum ve işsizlik.
Yaptıkları genel durum değerlendirmesinde Kıbrıslı Türkler, ekonomik durumun toplum önündeki en önemli sorun olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, ikinci en önemli sorun olarak ise işsizlik öne çıktı. Kıbrıs Konusu ise %27 oranıyla 3’üncü sırada yer aldı.
Araştırmaya göre, “geçmişte genel olarak Kıbrıslı Türklerin en önemli sorun olarak ortaya koymakta olduğu Kıbrıs konusu, EB 70 ve EB 71 çalışmalarında önem kaybetmekte olduğu gözlemleniyor.”

Kıbrıslı Türklere göre toplumda işler...

Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece %16’sı Kıbrıs Türk toplumunda işlerin iyi yönde gittiğini ortaya koydu. Açıklamada, “EB-69’da %21 olan bu oranın sürekli bir düşüş trendinde olması Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk toplumunda işlerin gidişi ile ilgili kötümser olduğunu ve bu kötümserliğin giderek artmakta olduğunu göstermektedir” denildi.
Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler’in %48’i günü gününe yaşamakta olduğunu ve şu anki durumunun gelecek için herhangi bir plan yapmasına izin vermediğini ortaya koydu. Bu oran AB 27 genelinde %35.
Ekonomik sorunlar yanında işsizliği en önemli sorun olarak sıralayan Kıbrıslı Türk katılımcıların %8’i Kıbrıs Türk toplumunda yüksek vasıflarla bile iş bulmanın zor olduğunu belirtti. Buna karşılık %20’lik bir kesim buna karşıt bir görüş ortaya koydu.

Partilere güvensizlik %69

Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türkler’in %69’unun partilere güvenmediğinin kaydedildiği araştırma sonuçlarında, AB 27 genelinde siyasi partilere güvensizliğin ise %76 olduğu belirtildi. Çalışmanın yapıldığı dönem itibarıyla, yakın bir geçmişte bir genel seçim geçirmiş olan Kıbrıs Türk halkında, siyasi partilere güven EB-70 çalışmasına kıyasla %2 oranında bir artış gösterdi. Buna karşılık AB 27 genelinde bu oranda %1’lik bir düşüş yaşandı.
AB 27 genelinde vatandaşlar devletin hayatlarına çok fazla müdahale ettiğini savunurken
(% 61) çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin yarısı (% 50) buna katılmadığını ortaya koydu.

AB’ye güvende ciddi azalma

Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği’ne güven oranlarında (%35) ciddi bir azalma söz konusu.
AB’ye güven oranlarında EB 70 çalışmasına kıyasla % 12’lik bir düşüş olan Kıbrıslı Türkler, Macaristan ve Birleşik Krallığın ardından “AB’ye en az güvenen topluluk” olarak listeye girdi.
Araştırma sonuçlarına göre, özellikle EB 69 çalışmasında AB’ye güven konusunda ciddi bir iyimserlik ortaya koyan Kıbrıslı Türklerin bu yaklaşımı 1 sene sonrasında yerini güvensizliğe bıraktı.
Bu çalışmada “Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Birleşik Krallıktan sonra Avrupa Parlamentosu’na en az güvenen topluluk” olarak görülüyor.
Kıbrıslı Türklerin % 45’i AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanıyor. Bu oran AB 27 ortalamasının altında (% 53).
Geçmiş çalışmalara bakıldığı zaman Kıbrıslı Türklerin genellikle AB üyeliği konusunda AB ortalaması üzerinde bir iyimserlik sergilemekte olduğu gözlemlenebilir. Bu çalışmada ise bu geleneğin tersi bir görüş ortaya kondu.
EB 70 çalışmasına kıyasla, Kıbrıs Türk halkında AB müktesebatının tam olarak uygulanması konusunda iyimserlik bir azalma gösterdi.
Kıbrıslı Türkler, AB müktesebatının Kıbrıs Türk halkında tam olarak uygulanmasının faydalı olacağına (%57) inanıyor. Bu oran EB 70 çalışmasına kıyasla sadece %1 oranında bir gerileme sergiledi.

Sesini duyuramyor

Çalışmaya göre, Kıbrıslı Türkler seslerinin AB’de dikkate alınmadığını düşünmekte. Kıbrıslı Türklerin sadece %21’i sesinin AB’de dikkate alındığına inanıyor. Buna karşılık Kıbrıs Türk halkının sesinin AB’de dikkate alındığını düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (%17) daha da düşük.
Araştırma sonuçlarına göre Kıbrıslı Türklerin %59’u Euro’yu desteklerken, ayni şekilde Kıbrıslı Türkler arasında AB’nin daha fazla genişlemesi %62 oranında destek buldu.
Araştırmaya göre Kıbrıslı Türklerin %55’i küreselleşmeyi ekonomik büyüme için bir fırsat olarak gördüğünü belirtti. Buna karşılık, çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin %52’si küreselleşmenin sosyal eşitsizliği artırdığını savundu.

Avrupalı hissetmiyoruz

Araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı hissetmiyor. Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türklerin sadece %26’sı kendisini Avrupalı hissettiğini ortaya koydu. Bu arada çalışmaya katılan Kıbrıslı Türkler’in %54’ü Avrupa Birliği’nin geleceği konusunda iyimser olduklarını ortaya koydu.
Çalışmaya katılan Kıbrıslı Türkler’in %36’sı 2030 yılında AB vatandaşlarının hayatının daha zor olacağını, %35’i ise daha kolay olacağını öngörüyor.

STAR KIBRIS 06/10/09

 

YUNANİSTAN'I ÇÖZÜM İÇİN ZORLAYACAĞIZ

   

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 'Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı zorlamaya devam edeceklerini' söyledi.

Davutoğlu, İspanya'nın El Pais gazetesinde yayımlanan demecinde, Kıbrıs ile ilgili bir soru üzerine, 'Güney Kıbrıs ile tek sorunun limanlar olarak gözüktüğünü, ancak bunun doğru olmadığını' belirtti.

AB'nin 2004 yılında Güney Kıbrıs'ı üye yaparak, komşularıyla ve içte meselelerini çözmeyen bir ülkenin Birliğe kabul edilemeyeceği kuralını ihlal ettiğini kaydeden Davutoğlu, '2004 yılında Kıbrıslı Türkler (dönemin BM Genel Sekreteri) Kofi Annan'ın barış planını kabul etti. Kıbrıslı Rumlar ise reddetti ve buna rağmen AB'ye kabul edildiler. Neden AB onlara 'Barış planını kabul edin' demedi? Kıbrıs sorununu çözebilmek için Yunanistan'ı zorlamaya devam edeceğiz' dedi.

Yunanistan'daki genel seçimlerde sosyalistlerin olası başarısına ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, 'Yunanistan ile mükemmel ilişkilerimiz var. 10 yıl önceki ortamda bu düşünülemezdi. Zorluklar yaşasak da ilişkilerin iyi şekilde devam edeceğine eminiz' ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının 2015 yılına kadar uzaması halinde 'bunun hem Türkiye, hem de AB için çok geç olabileceğini' vurguladı.
Lizbon Antlaşması'nı henüz onaylamayan Çek Cumhuriyeti'nin bir sorun çıkarmayacağına inandığını belirten Davutoğlu, 'Lizbon Antlaşması, AB'nin daha fazla etkili olması için yapıldı. 2005 yılında AB, Türkiye ile müzakere sürecini başlattığında şart koymadı. Antlaşmalar, yerine getirilmek içindir' diye konuştu.

Davutoğlu, 'Türkiye'nin nükleer silaha sahip bir İran'ı kabul edip etmeyeceğine' dair bir soruyu şöyle yanıtladı: 'Nükleer enerji tüm ülkelerin hakkıdır. İran, barışçıl kullanım için buna sahip olabilir ve bunu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile anlaşma içinde yapmalı. Türkiye, nükleersiz bir bölge istiyor ve İran bomba üretmek amacında olmadığını söylüyor. Bir anlaşmazlık anında ilk çözüm diplomasi olmalıdır, eğer başarılı olunmazsa daha fazla diplomasi ve bu da başarılmazsa yine daha fazla diplomasi olmalıdır. Askeri müdahale olmamalıdır, yaptırım da olmamalıdır. Cezaların bir araç olamayacağını söylemiyorum, ama halka ve komşulara da zarar verirler.'

STAR KIBRIS 06/10/09

 

Papandreou election win raises hopes in Cyprus
By Charles Charalambous

SUNDAY’S election in Greece of a new PASOK government led by George Papandreou has raised hopes in Cyprus of a new impetus for solving the national problem, but domestic issues like a faltering economy will probably have to take priority.

Papandreou won a strong mandate to deliver on his promise to tackle Greece’s serious economic problems, and he is unlikely to be given a honeymoon period.

The incoming government is also facing huge public concern over the education and health sectors, so it remains to be seen how much energy it can also devote in the coming months to tackling the foreign policy issues of EU-Turkey relations and the Cyprus problem.

The European Commission’s latest six-monthly report on Turkey’s accession course will be published officially on October 14, ahead of December’s summit meeting. Given that part of Turkey’s commitments to the EU relate directly to Cyprus, the December summit and the ongoing second round of direct talks between the two sides in Cyprus are seen here as two aspects of the same issue – on which more is expected from Papandreou than his predecessor.

Stavros Tombazos, Assistant Professor of Political Science at the University of Cyprus, said: “Greek foreign policy under Simitis – with Papandreou as Foreign Minister – was much more energetic and proactive. They had clearer plans than the New Democracy (ND) government which followed, both for Greece-Turkey relations and the Cyprus problem, although it should be remembered that both PASOK and then ND supported the Annan Plan.”

Tombazos said: “At this stage, PASOK can be expected to be more energetic in foreign relations, so we can hope this will produce positive results. As time goes on, finding a solution to the Cyprus problem will become even more difficult.”

Statements made by Papandreou and other leading PASOK figures during the election campaign would tend to support this view. Despite a reputation for avoiding fiery rhetoric in favour of a more measured stance on national issues, Papandreou said that his government would block Turkey’s EU accession “if Ankara does not change its behaviour towards Greece”.

A senior official from PASOK was quoted recently as saying: “We are the most fanatical supporters of Turkey’s bid for the EU. But this does not mean we will accept the Turkish attitude in the Aegean Sea”.

The direct link between Turkey’s EU aspirations and the Cyprus problem was stated clearly by Andreas Loverdos, who is in charge of the PASOK Foreign Affairs Bureau and a candidate for the post of Foreign Minister. He said: “We demand that Turkey abides with the demands of the EU and recognises the Republic of Cyprus”.

Papandreou has already taken an explicit position on the current Cyprus talks. Political analyst and commentator Louis Igoumenides told the Mail: “After the public promise Papandreou made [two weeks ago] at the memorial event for Yiannos Kranidiotis, when he said he completely supported a solution based on a bizonal, bicommunal federation, in a way we can take this as a commitment that he will support every effort by [President Demetris] Christofias within that framework. In contrast, Karamanlis avoided that hot potato.” Igoumenides added: “Whether Christofias will actually reach a solution, I’m not so sure. I’m rather pessimistic.”

The question of how much effort the new PASOK government will put into facilitating a solution is also open. Hubert Faustmann, Associate Professor in International Relations at Nicosia University, thinks that “the election of Papandreou is not of great significance in terms of the ongoing talks. Greece will not create any problems for the Greek Cypriot side and will back any solution they propose. Greece doesn’t have much to gain or lose, so it will back any workable solution.”

In political circles, the news of Papandreou’s election was received positively, but most statements stressed the need for closer co-ordination on foreign policy between Nicosia and Athens – perhaps indicating concern that the Cyprus problem should not pushed be too far down PASOK’s policy list.

Christofias phoned Papandreou on Sunday night to congratulate him on PASOK’s victory. Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday that Papandreou had “once again expressed his support for the President’s policy on the Cyprus problem, and they agreed that they will meet very soon”, possibly in Cyprus.

Foreign Minister Marcos Kyprianou stressed that the new Greek government is taking office at a crucial stage for Cyprus, with the start of the second round of direct talks and the EU’s assessment of Turkey’s accession course in December. “So, especially during this period, even closer co-operation and co-ordination between the two governments will be needed”.

DIKO emphasised in its official statement the need “to jointly stand up for our broader national interests”, while EDEK called for “a common national strategy”.

CYPRUS MAIL 06/10/09

Downer back in the dog house
By George Psyllides

UNITED NATIONS special envoy Alexander Downer was on the receiving end of fresh attacks at the weekend over the alleged classification of Cypriot politicians depending on their political views.

The government chose not to comment yesterday as their government partners DIKO, the party whose members had been classified by the UN, has declared Downer persona non grata.

Reports, citing leaked documents, said the UN classified DIKO officials according to their views on the Cyprus problem.

“These are sensitive issues and it is for exactly this reason that we handle such issues with a lot of caution, without many statements,” government spokesman Stefanos Stefanou told reporters. “In our view, public statements on such issues, especially on behalf of the government, do not do any good and are not productive.”

Stefanou said the president was scheduled to meet Downer today but the topic of the discussion was up to Demetris Christofias.

DIKO chairman Marios Garoyian said over the weekend that he would seek a meeting with Christofias to discuss the issue because he considered Downer’s stance provoking and unacceptable.

The party’s deputy chairman Giorgos Kolokasides said the leaks led to one conclusion:” Mr. Downer’s presence in Cyprus is completely inappropriate.”

“The Cypriot government has the burden of protecting institutions and we think it should finish with Mr. Downer,” Kolokasides said.

It is not the first time Downer had found himself under fire in recent days.

In September he was accused of having business interests in Turkey, something which the UN said was “totally false.”

Downer is a partner in Bespoke Approach, an Australian-based business consultancy that happens to be used by KKR, an American equity firm that sponsors and manages investment funds.

KKR has a number of media contacts around the globe, with Bespoke Approach being its contact in Australia.

According to daily Simerini, in 2007 KKR was in involved in the acquisition of the largest shipping company in Turkey, UN Ro-Ro Group, in a deal worth €900 million.

Simerini said it was “obvious” that Downer’s involvement with Bespoke Approach represented a conflict of interest.

Daily Alithia yesterday commented that despite that argument crumbling down, no one came out to correct what they said.

The newspaper yesterday presented Downer’s Greek partner in Bespoke Approach, Nick Bolkus, an active member of the Greek expat community in Australia.

In 1974, Bolkus was in Cyprus as the Australian government’s special representative while in 1993 he donated $3 million for the construction of the expat community’s elderly home.

“To characterize him (Downer) a philhellene because his partner is Greek, would be as naïve as saying that he is Turkophile because a client of his invested in Turkey,” Alithia said. “We just want to stress how shallow and guided some publications are.”

CYPRUS MAIL 06/10/09

 

Kıbrıs'ta liderler bir araya geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas çözüm müzakereleri kapsamında 43. kez bir araya geldi.

AA

07 Ekim. 2009 Çarşamba NTV

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan ve Birleşmiş Milletler (BM) gözetimindeki doğrudan müzakereler çerçevesinde 43. kez bir araya geldi.

Görüşme, liderler arasında baş başa başladı. Eylül 2008'de başlayan müzakereler çerçevesinde, Lefkoşa ara bölgede bir araya gelen liderler, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' ana başlığı altındaki ''Yürütme'' konusunu görüşmeyi sürdürecek.

Görüşmede ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs Rum tarafının müzakere sürecini yıpratma faaliyetlerini de gündeme getirmesi bekleniyor.

10 Eylül'de başlayan ikinci turun üçüncü görüşmesini yapan taraflar, ilk görüşmede de ''Yürütme'' konusundaki önerilerini sunmuştu.

Kıbrıs Türk tarafı, ''Yürütme'' konusunda yaptığı öneride, daha önce savunduğu İsviçre tipi ''Başkanlık Konseyi''ni kısmen terk ederek, dönüşümlü ''Başkanlık Sistemi''ne dönmüş; başkan ve başkan yardımcısının iki toplum vatandaşlarınca doğrudan seçilmesi yerine senato tarafından seçilmesini ve senato düzeyinde en az 3 tur seçim yapılması önerisinde bulunmuştu.

Ortak oy pusulasıyla seçime gidilmesini de öneren Türk tarafı, kurulacak ortak devletin başkanı ve başkan yardımcısının belirlenmesiyle ilgili, ''başkan ve başkan yardımcısını, ait oldukları toplumlar seçer'' biçimindeki klasik düşüncesini değiştirerek, 1 Türk ve 1 Rum'un yer alacağı ''ortak oy pusulası'' önermişti.

Son olarak 17 Eylül'de görüşen liderler, müzakerelere, yurt dışı temasları nedeniyle 19 gün ara vermişti.

BM Genel Kurul çalışmaları nedeniyle New York'ta temaslarda bulunan Talat ve Hristofyas, burada, karşılıklı sert açıklamalar yapmıştı. Talat, Hristofyas'ın, BM parametrelerini devre dışı bırakmaya çalıştığını belirterek, BM'yi, buna ''dur'' demeye çağırmıştı.

Görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katılıyor.

Downer dün, Talat ve Hristofyas'ı ayrı ayrı ziyaret etmiş, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da, bugünkü görüşmeye hazırlık amacıyla, uzman heyetlerin de katılımıyla bir görüşme yapmıştı.

Liderler, görüşme sonunda, görüşmenin yapıldığı binanın bahçesine, barışı simgeleyen zeytin fidanı dikecek.

Peçe Mısır’ı böldü

DIŞ HABERLER SERVİSİ

MILLIYET 07/10/09

Müslümanlığın en önemli eğitim kurumlarından El Ezher Üniversitesi ve ona bağlı okullarda ‘İslamla alakası yok’ diyerek peçe takılmasını yasaklayan Rektör Şeyh Tantavi’nin istifası isteniyor

Sünni İslam’ın en prestijli eğitim kurumlarından olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi Rektörü Şeyh Muhammed Seyid Tantavi’nin, öğrencilerin nikap (peçe) takmasını yasaklayacağını açıklaması ülkede büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Şeyh Tantavi geçen hafta akademik   yılın başlaması nedeniyle El Ezher’e bağlı bir ortaokulu ziyaret etti. Okuldaki bir kız öğrencinin nikap taktığını gören rektör, öfkeli bir biçimde, “Nikabın İslamla alakası yok, sadece bir gelenek. Ben dinimizi senin anne babandan daha iyi biliyorum” dedi. Kıza nikabını çıkarttıran Tantavi, bundan böyle El Ezher okullarında bu örtünün takılmasını yasaklayacağını açıkladı.

Sorumsuzca karar
Bu hafta başından itibaren El Ezher okullarına ve yurtlarına nikaplı girmenin yasaklandığı belirtildi. Ancak Mısır Yüksek Eğitim Bakanı Hani Hilal ve üniversitenin güvenlik görevlileri, bu uygulamanın güvenlik gerekçesiyle yapıldığını söyledi.
Tantavi’nin sözleriyle başlayan nikap tartışması Mısır’ı karıştırdı. Mısırlı İslamcı Milletvekili Hamdi Hasan, “Neye dayanarak böyle bir fetva verip nikaplı öğretmen ve öğrencilerin El Ezher’e girmesini yasaklıyor? Böyle kıyafetleri dini kurumlarda da giyemeyeceklerse nerede giyecekler” dedi. Milletvekili, “tamamen sorumsuzca” bir karar almakla suçladığı Tantavi’yi istifaya çağırdı.

Müdahale edilmemeli
El Ezher’e bağlı bir enstitünün başkanı olan Atıf Muhammed Abdu, nikap takıp takmamanın kişisel bir tercih olduğunu ve buna müdahale edilmemesi gerektiğini savundu.
Din adamı Şeyh Saffet Hicazi de, “Bir kadının istediği şeyi giymesine engel olmak suçtur. Nikabın bir gelenekten ibaret olduğunu söyleyen biri hürmete layık değildir” dedi. Hicazi, karısının ya da kızının nikap takmasını engellemeye çalışanlar hakkında dava açacağını belirtti.
El Ezher’den araştırma görevlisi Abdül Muati Bayumi ise, “Nikabın dini bir zorunluluk olmadığı konusunda hepimiz hemfikiriz” diyerek Rektör Tantavi’nin resmi bir emir yayımlaması halinde buna uyacaklarını söyledi. “Taliban, kadınları nikap takmaya zorluyor ve bu olgu gittikçe yayılıyor” diyen Bayumi, bu durumu değiştirmenin zamanının geldiğini vurguladı.

 

Mısırlı kadınlar arasında yayılıyor
Mısır’da kadınların büyük kısmı, yüzü ve elleri açıkta bırakan “hicap” usulü örtünse de, komşu Suudi Arabistan’da yaygın olan nikap kullanımının son zamanlarda Mısırlı kadınlar arasında da gittikçe yayıldığı belirtiliyor. Mısır hükümeti ve liberal görüşlü kesimler, aşırı dinciliğin yayılmasının göstergesi olarak değerlendirdikleri bu gelişmeden rahatsızlık duyuyor.
2001 yılında, başkent Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nin kütüphanesine nikaplı olarak girmesine izin verilmeyen bir araştırmacı mahkemeye başvurmuş ve davayı kazanmıştı. Davaya bakan Yüksek Mahkeme, nikabın tamamen yasaklanmasının anayasaya aykırı olduğuna hükmetmiş, nikap takan kadınların kadın güvenlik görevlilerine yüzlerini gösterip kimliklerini teyit ettirebileceklerini belirtmişti

MÜZAKERELERE ODAKLANMALI

   

Alexander Downer Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, güney Kıbrıs’ta aleyhinde yürütülen propagandaya da yanıt vererek, “herkes müzakerelere odaklanmalı” dedi. 

“Bu önemli görevden zevk alıyorum. yardımcı olmak için de elimden geleni yapıyorum. Ama bu süreç benim hakkımda değil, Kıbrıs hakkında. Ben buna odaklanmadan yanayım.”

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, devam eden müzakere sürecinin ne kendisi ne de BM hakkında olduğunu belirterek, herkesin Kıbrıs’ın geleceği için anlaşmaya odaklanması gerektiğini belirtti.

Downer dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi. Cumhurbaşkanı Talat görüşmeyle ilgili açıklama yapmazken, Alexander Downer, yaklaşık bir saat süren görüşmeden çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Güney Kıbrıs’ta aleyhinde yürütülen propagandayla ilgili soruyu yanıtında, “Bu süreç ne ben, ne de BM hakkındadır. Benimle ya da BM ile ilgili söylenenler ana konu değil. Süreç, Kıbrıs’ın geleceği için anlaşmaya varmak amacıyla müzakere eden iki tarafla ilgilidir” dedi.
Herkesin müzakerelere odaklanması gerektiğini kaydeden Downer, yurt dışı ziyaretleri nedeniyle ara veren liderlerin yarın bir araya geleceğini, ayrıca bu hafta içinde bir görüşme daha gerçekleştireceğini söyledi. Downer, gelecek hafta da 2 görüşme yapacağını ifade etti.
Alexander Downer, “Gerçekten başarılı bir liderle, siyasi çıkarlarına göre davranan bir lider arasındaki en büyük fark, ana konu üzerinde odaklanıp, insanları etkileyen problemleri çözmeye çalışmasıdır” dedi.
Kıbrıs’ın geleceğinin, adada yaşayan insanları yakından ilgilendirdiğine işaret ederek, her şeyin bu insanların birlikte çalışma kapasitesine bağlı olduğunu kaydeden Downer, kendisinin de konsantre olduğu ana konunun bu olduğunu ve liderlere müzakerelerde yardımcı olmaya çalıştıklarını söyledi. Downer, “Bu önemli görevden zevk alıyorum. Yardımcı olmak için de elimden geleni yapıyorum. Ama bu benim hakkımda değil, Kıbrıs hakkında. Ben buna odaklanmadan yanayım” dedi.

Referandum için kesin bir tarih...

Downer, referandumun baharda yapılma olasılığının sorulması üzerine, kesin bir tarih söylemenin mümkün olmadığını, ancak liderlerin bunu yapabileceğine inandığını belirtti. Sürecin çok zor olduğuna, 30 yılı aşkın bir süredir devam eden müzakerelere rağmen anlaşmaya varılamadığına işaret eden Downer, anlaşma isteyen iyi niyetli iki liderle, anlaşmayı destekleyen Türkiye ve Yunanistan’ın varlığının önemli oluğunu kaydetti.

Alexander Downer, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon için müzakerelere devam etmek gerektiğini vurguladı.
Gazetecilerin, Yunanistan’daki seçimlerle ilgili değerlendirmesini sorması üzerine PASOK ve parti genel başkanı Yorgos Papandreu’yu tebrik eden Downer, kişisel olarak, görev süresi dolan Yunan hükümetiyle iyi ilişkileri olduğunu ve geçmişte kendisiyle aynı dönemde dışişleri bakanı olan Papandreu’yu da iyi tanıdığını söyledi.
Downer, Kıbrıs konusunu yakından bilen Papandreu’nun başbakan olarak ilk yurt dışı ziyaretini Kıbrıs’a yapacağı yönündeki açıklamasını da hatırlattı.
Alexander Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kasım ayında Kıbrıs’a geleceği yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerin sorulması üzerine ise, “Bu konuda verilmiş bir karar yok” dedi.

Hristofyas, Downer’le görüştü

Bu arada, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer Rum Yönetimi Başkanı Dimitris’la da görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı bu sabah ziyaret eden Downer, öğle saatlerinde de Hristofyas’la bir araya geldi.

Rum radyosunun haberine göre, Rum Başkanlık Köşkü’ndeki görüşmeden sonra açıklama yapan Downer, sürecin ilerlemesi ve dinamiğin korunması gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yapılan müzakerelerde başarıya ulaşılırsa, bunun Kıbrıs’ın yararına olacağını dile getiren Downer, BM’nin yardımcı olmak için elinden geleni yaptığını söyledi.
İki tarafı anlaşma olması için ellerinden geleni yapmaya çağıran Downer, kendisinin de sürece yoğunlaştığını ifade etti.

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise, Hristofyas ile Downer arasındaki görüşmeyi “dostane” olarak nitelendirdi.

Stefanu, konuyla ilgili açıklamasında, bugünkü görüşmede, son günlerde gündemde olan konuların ve bugünkü Hristofyas-Talat görüşmesi öncesinde müzakereler sürecinin ele alındığını ifade etti.

STAR KIBRIS 07/10/09

YÜRÜTME HALA MASADA

   

İki gün üst üste yapılacak görüşmelerin gündeminde “Yürütme” konusu olduğu belirtilirken, Kıbrıs Türk tarafının bugünkü görüşmede, Rum tarafının müzakere sürecini yıpratma faaliyetlerini gündeme getireceği kaydedildi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelerin ikinci turunda liderler bugün ve yarın bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, BM gözetimindeki ara bölgede bugün ve yarın saat 10.00’da başlayacak görüşmelerinin ana gündemini “Yürütme” konusundaki öneriler tutacak.

Ancak Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmede, Kıbrıs Rum tarafının müzakere sürecini yıpratma faaliyetlerini de gündeme getirmeye hazırlanıyor. Bunlar arasında Rum Ulusal Konseyi’nin kararları, Rum lider Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’ndaki konuşması ve Güney Kıbrıs’ta BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve ekibiyle ilgili sürdürülen kampanya yer alıyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat’ın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, dün saat 16.15’te “Yürütme” konularındaki önerileri görüşmek ve teknik yanlarını ele almak üzere uzman ekipleriyle birlikte toplantı yaptı.

Yıpratma faaliyetleri

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dünkü haftalık basın brifinginde, “Bu hafta yapılacak görüşmelerin gündeminde yürütme konusu ile ilgili olarak sunulan karşılıklı önerilerin değerlendirmesi yer almakla birlikte, bu görüşmenin Kıbrıs Rum tarafının müzakereleri yıpratma faaliyetlerinin etkisi altında yapılacak olmasını da dikkate almak gerekmektedir” dedi.
Son görüşmeden bu yana, özellikle Kıbrıs Rum Ulusal Konsey toplantılarından sonra, Kıbrıs Rum tarafının uluslararası platformlarda Türkiye aleyhinde sürdürdüğü kampanyaları hızlandırdığını, Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas’ın, BM Genel Kurulu kürsüsünden yaptığı konuşmada, daha önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la mutabık kaldığı çözüm ilkelerine ters düştüğünü hatırlattı.

Sürece zarar veriyor

“Bu çabaları ile Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla çözüm aramak yerine, görüşme sürecinin itibarını zayıflatmakta ve sürece zarar vermektedir” diyen Erçakıca, Güney Kıbrıs’ta BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve ekibiyle ilgili sürdürülen kampanyaya da dikkat çekti.

Erçakıca, basın ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ileri
sürülebilecek bu kampanyaya Kıbrıslı Rum siyasi liderlerin de katılmaya başlamasının dikkat çektiğini belirterek, bunun da görüşme sürecine büyük zarar verdiğinin göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat’ın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun, bugün saat 16.15’te “Yürütme” konularındaki önerileri görüşmek üzere bir araya geleceğini bildirdi. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki önerilerinin uluslararası camiada büyük ilgiyle karşılandığını da belirtti.

Erçakıca, bugün liderlerin görüşmesinin esas gündemini ise “Yürütme” konusunun alacağını kaydetti.

STAR KIBRIS 07/10/09

MAĞUSA, “KORUNMASI GEREKEN 100 YER” ARASINDA

   

Dünyanın tarihi mirasıyla ilgili incelemelerde bulunan ve korunması için özel önem gösterilmesi gereken tarihi yerlerle ilgili yıllık rapor hazırlayan Dünya Anıtlar Fonu’nun (World Monuments Fund-WMF) açıkladığı 2010 yılı raporunda “dünyada en fazla tehlike altında olan ve korunmasına yeterince özen gösterilemeyen 100 tarihi yer” arasında Gazimağusa’ya da yer verildi.

Raporda KKTC’ye uygulanan izolasyon ve ambargoların uluslararası uzmanlığa ve finansmana ulaşmada ciddi bir engel olduğu belirtildi ve bu özel durumdan dolayı Gazimağusa’nın tarihi mirasının korunması için daha fazla uluslararası ilginin gösterilmesi gerektiği kaydedildi.

Belediyeden yapılan açıklamaya göre, dünya üzerindeki farklı yerlerdeki kültürel mirasın korunması için uluslararası dikkati çekmeyi amaçlayan raporda Gazimağusa’nın da yer aldığı, Dünya Anıtlar Fonu tarafından Gazimağusa Belediyesi’ne bildirildi.
Rapor, Dünya Anıtlar Fonu’nun merkezinin bulunduğu New York’ta düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Dünya insanlığı için tarihi mirasa sahip bir kent olarak değerlendirilen Gazimağusa, Dünya Anıtlar Fonu’nun raporuna ikinci kez girdi.
“Tarihi Mağusa kenti için önemli uluslararası saygınlık” başlığı altında belirtilen bölümde, zengin tarihi mirasa sahip kentin korunmasına ilişkin Gazimağusa Belediyesi’nin gerçekleştirdiği projelerin takip edildiği ve bu projelere özel önem verildiği belirtildi.

İlk kez 2008 yılı raporunda dünyada tehlike altındaki yerlerden biri olarak listede yer verilen Gazimağusa’ya bu sayede uluslararası ilginin arttığı, farklı ülkelerden bilim adamlarının Gazimağusa Belediyesi ile temasa geçerek kültürel tarihin korunması konusunda ortak çalışma yapmayı önerdikleri bildirildi.
Belediyenin açıklamaysına göre Dünya Anıtlar Fonu listesinde yer alarak dünya kamuoyunun gündemine gelen tarihi özellikteki Gazimağusa şehri, bu dönemde Avrupa Konseyi’nin Europa Nostra isimli kuruluşunun ilgi alanına girmesiyle önemli bir gelişme kaydetti.

Oktay Kayalp

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Dünya Anıtlar Fonu’nun her yıl açıkladığı “dünyada en fazla tehlike altında olan ve korunmasına yeterince özen gösterilemeyen 100 tarihi yer” arasında Gazimağusa’nın da yer almasının Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün, sadece Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarını değil, tüm dünyayı da olumsuz yönde etkilediği gerçeğinin bir kez daha vurgulanması açısından hayati öneme sahip olduğunu kaydetti.

“2010 Yılında Dünyanın En Fazla Tehlike Altında Bulunan 100 Tarihi Yeri Listesi”nde Gazimağusa’nın tarihsel zenginliği anlatılarak bu listede yer almasının Ada’da süren siyasal durum ve Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyon ve ambargoların neden olduğunun belirtildiğini aktaran Kayalp, Kuzey Kıbrıs’ı etkileyen siyasi durumun, Gazimağusa'daki tarihsel yerlerin yeterince bakım görmesini engellediği belirtilen raporda, kentin ihmal edilen tarihsel zenginliklerinin 2007 yılında açıklanan ilk rapor sonrasında daha çok değer görmeye başladığını, özellikle Portekizli bilim adamlarının Gazimağusa’ya gelerek incelemelerde bulunduklarının belirtildiğini kaydetti.

STAR KIBRIS 07/10/09

“No time for games’
By Stefanos Evripidou

THE UN’s beleaguered special envoy Alexander Downer fended off a barrage of questions yesterday on leaked UN documents, insisting that the negotiation process was not about him but about finding a solution.

Parties yesterday continued to vent anger at alleged leaked UN documents which have hit the newsstands in recent weeks, apparently revealing reports amassed by the UN’s good offices in Cyprus, including profiles of local players like the Church and coalition partner DIKO.

Speaking to reporters after a meeting with President Demetris Christofias, Downer advised Cypriots on both sides to concentrate 100 per cent on “doing what they can to achieve a satisfactory outcome to these negotiations”.

Still fuming from leaked documents which reportedly have the UN categorising DIKO officials in terms of how solution-friendly they are, DIKO spokesman Fotis Fotiou yesterday returned the advice, calling on Downer “to focus 100 per cent” on the terms of his brief, “in other words, offer his good services to both sides based on the decisions and resolutions of the UN”.

EDEK leader Yiannakis Omirou even spoke of the international organisation suffering a “serious trauma”. The coalition partner head said the objectivity, impartiality and consequently credibility of UN officials had unfortunately suffered serious damage as a result of the latest alleged revelations.

AKEL leader Andros Kyprianou said UN officials “have functioned in a way which goes beyond their mandate”, undermining Downer’s own role. “He will have to be very careful to maintain his credibility and objectivity as the UN Secretary-General’s advisor,” said the communist leader, adding that it was a serious issue which required delicate handling.

Meanwhile, Downer had to face the music before a group of reporters yesterday, firmly refusing to comment on any leaked documents after meeting with Christofias at the Presidential Palace.

“We need to get back to the talks, which is going to happen (today),” he said, after meeting both Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday. Talat’s spokesman Hasan Ercakica said the Greek Cypriot campaign against Downer was “significantly damaging the negotiation process”.

The two leaders are due to meet today and tomorrow to discuss the “bridging proposals” on the executive, as well as touch on the property chapter. Two more back-to-back meetings are scheduled for next week.

“It is good to see the process getting some momentum back and we need to really concentrate on that because that is the main issue and if they can succeed in these talks it is going to be a great thing for Cyprus,” said Downer.

After fielding a number of questions on the hot topic of the day, Downer made it perfectly clear he was not going to get into an “endless discussion” on allegations of leaked documents or on his supposed business interests in Turkey.

“We are simply not going to get into that game…This process is not about me. This process is about Cyprus, it is about the Cypriots and it is about the two leaders trying to negotiate a solution.

“And I think the piece of advice I would give to Cypriots is to concentrate 100 per cent both sides in doing what they can to achieve a satisfactory outcome to these negotiations,” he said, adding, “these are very difficult negotiations”.

Asked to comment on recent statements by Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Turkish Foreign Minister Ahmed Davutoglu on a Cyprus solution based on two states, two democracies and two peoples in Cyprus, Downer maintained that the UN’s basis was a bizonal, bicommunal federation with political equality and a single international personality, as stipulated by the UN Security Council.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government wanted everyone involved in the negotiations to “act based on the role they have assumed” according to their mandate.

Quizzed on a leaked document attributed to one of Downer’s associates, referring to a Greek Cypriot proposal on the ‘executive’ which would facilitate the monopoly of left-wing political parties in a united Republic, Stefanou said this document was not a proposal but merely an exchange of views with the advisers of the president.

DIKO’s spokesman Fotiou wondered what else was being exchanged without the knowledge of the National Council.

CYPRUS MAIL 07/10/09

 

Ad war over illegal ferry
By Patrick Dewhurst

CYPRUS has launched an advertising war with a Lebanese tour operator who was promoting ferry services to the north from Tripoli via Latakia in Syria.

Dr Kyriacos Kouros, Charge d'affairs at the Cypriot Embassy said yesterday: "Advertised and recently launched ferry services between Famagusta port in the Turkish-occupied areas of Cyprus and Lebanese port city of Tripoli through the Latakia route are considered illegal"

He added: "This line has been terminated and no longer exists. The Lebanese will not accept (a boat from the occupied areas)."

Next to newspaper adverts saying "North Cyprus: Closer than you think!" the Cypriot embassy had placed notices saying "Direct visits to northern occupied Cyprus are illegal. Penalties can be imposed."

The contentious route was an extension of an existing, and illegal, route between occupied Famagusta port and Lattakia, run by the Ferry firm Akgunlar. It sought to reach Lebanon from the TRNC by docking at Latakia in Syria.

Akgunler had approached a Lebanese tour operator, Sami Sassine, to market the service from Tripoli to Famagusta. Sassine, who owns Prime Tours, said yesterday "I accepted the proposal for commercial reasons. Do you think if I hadn't, then there would not be 1000 people prepared to accept within an hour?"

He said that from his perspective this was a purely commercial decision. However, shortly after placing his ads, the Cypriot embassy placed adjacent advertisements condemning the illegality of the service.

The season, and ferry service has now ended, though Akgunler still advertises a weekly service to Latakia on its website. This is in spite last month's agreement between President Demetri Christofias and his Syrian counterpart, Bashar Al-Assad, to allow officials to tackle the legal issue on a technical level.

Legalities aside, the venture was a failure financially. In the four weeks the 300 berth boat ran, the most passengers that it took in one journey were four. At €125 per seat, most holiday makers are about as well off flying, which only takes 25 minutes. Sassine puts the low number of passengers down to the timing of the service, rather than political pressure. The holiday season had ended, and the first ships ran during the 3rd week of Ramadan, when fewer people travel.

Considering the unusual timing and cost of the venture, some have speculated that starting this service was a political move by the Turkish government to reassert the ‘TRNC's’ status. One source within the Cypriot foreign ministry even speculated about Turkish funding to keep it afloat. Serdar Kilic, Turkish Ambassador to Lebanon refuted this claim however. "There are no political connotations to this. The reason was to contribute to the economy of Tripoli."

Sassine maintains that this is a viable route. "If the ship runs in the spring season, then maybe 3,000 or 4,000 might use the service."

It is unclear whether or not this will happen. It largely depends on whether Syria allows access to the ‘TRNC’, because it is not illegal for anyone to make a journey from Lebanon to Syria, where they can change boats.

CYPRUS MAIL 07/10/09

Eyfel kırmızı ve beyaza büründü

Fransa′da süren ′′Türkiye Mevsimi′′ etkinlikleri çerçevesinde, Eyfel Kulesi′nin cephesi Türk bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fransa′da devam eden "Türkiye Mevsimi" etkinlikleri çerçevesinde, Paris′in simgesi Eyfel Kulesi′nin cephesi dün gece Türk bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı. Bu ışık şovu 5 gün boyunca, saat 20.00′den sabaha dek sürecek.

324 metre uzunluğundaki kulenin ilk 2 katını oluşturan 115 metre kırmızı, üst tarafta kalan 209 metre beyaz ışıklarla süslendi.

Türk bayrağıyla ışıklandırma gösterisinin startı, kulenin tam karşısındaki ′′Cafe De L′Homme′′da, Türk ve Fransız yetkililer tarafından ortaklaşa verildi.

ORHAN PAMUK DA RESEPSİYONA KATILDI
Işık gösterisinin başlaması dolayısıyla, Türkiye′nin Paris Büyekelçisi Osman Korutürk, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk′un da katıldığı bir resepsiyon verdi.

Fransa′daki ′′Türkiye Mevsimi′′ etkinlikleri, temmuz ayında yine Eyfel Kulesi′nin önünde Anadolu Ateşi dans topluluğunun gösterisi ve Mercan Dede konseriyle başlamıştı.

′′Türkiye Mevsimi′′ etkinlikleri kapsamında Fransa′da 9 ay süreyle, başta Paris olmak üzere 70′i aşkın kentte 400′ün üzerinde sanatsal ve kültürel faaliyetle Türkiye tanıtılıyor.

20 BİN FLAŞ AMPUL KULLANILDI
Kulenin Türk bayrağının renkleriyle aydınlatılması için 20 bin flaş ampülünün kullanıldığı yeni bir ışıklandırma sistemi ilk kez devreye sokuldu.

HALKIN SESI 07/10/09

 

Toros tatbikatı iptal edilebilir

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rumların Nikiforos tatbikatını yapmaması durumunda, Toros tatbikatının da yapılmayabileceğini söyledi.

 

NTV08 Ekim. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Milli Muhafız Ordusunun (RMMO) yıllık planlı tatbikatı "Nikiforos"un yapılmaması durumunda, "Toros" tatbikatının da yapılmayacağını açıkladı.

Eski Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, Kıbrıs Rum kesiminde 1 Ekim 2009'da düzenlenen sözde bağımsızlık günü törenlerinde yaptığı açıklamada, "Yunanistan'ın Güney Kıbrıs'la yaptığı ortak tatbikatların bir süre ertelenmesinin söz konusu olduğunu" söylemişti.

Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, "Görüşmeler devam ediyor ve bu süreçte iyi hava yaratmak gerekir. Eğer Rumlar bu tatbikatları (Nikiforos) yapmazsa, o çerçevede biz de elbette durumu değerlendiririz ve Toros tatbikatı da yapılmaz" dedi.

Rumların ekim ayında, Türk tarafının da kasım ayında icra ettiği askeri tatbikatlar "Nikiforos' ve "Toros", KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs Müzakereleri çerçevesinde 13 Ekim 2008'de yaptığı görüşmeden sonra, geçen yıl karşılıklı olarak iptal edilmişti.

Rum yönetimi, "Nikiforos"u bu yıl da iptal etme düşüncesini, ağustos ayı başında RMMO Komutanlığına bildirmişti.

 

Mısır'da peçeye yasak geldi

Mısır'ın en yüksek dini otoritesi El Ezher Şeyhi Muhammed Seyyid Tantavi, okullarda öğrencilerin peçe takmasını yasakladı.

El Ezher Üniversitesi Rektörü Tantavi, El Ezher dersliklerinde ve yatakhanelerinde öğrencilerin peçe takmasıyla ilgili yasak kararını bugün ilan etti.

AP ajansı, kararın, hükümetin Mısır'da aşırı muhafazakar İslami kesimin aleni uygulamalarına karşı başlattığı kampanyanın bir parçası olduğu yorumunu yaptı.

Mısır'da kadınların büyük çoğunluğu başörtüsü takmasına rağmen, peçe takanlar da mevcut.

Mısır'da, kullanımı daha çok Suudi Arabistan'da olan nikaba eğilimin arttığı belirtiliyor.

Mısır'da muhalefet, peçenin İslami bir kural değil, gelenek olduğunu söyleyen Tantavi'nin kararının anayasaya aykırı olduğunu savunuyor.

CNN TURK 08/10/09

Nikiforos yoksa Toros da yok

Yunan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, Güney Kıbrıs’ta 1 Ekim törenlerinde yaptığı açıklamada, Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’la yaptığı ortak tatbikatların bir süre ertelenmesinin söz konusu olduğunu söylemişti.

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şunları söyledi:

“Görüşmeler devam ediyor ve bu süreçte iyi hava yaratmak gerekir. Eğer Rumlar bu tatbikatları (Nikiforos) yapmazsa o çerçevede biz de elbette durumu değerlendiririz ve Toros tatbikatı da yapılmaz.”

HALKIN SESI 08/10/09

 

YIL SONUNA ÇÖZÜM, 2010’DA REFERANDUM

   

Recep Usun 

“Güttüğümüz politika bu çerçevede olduğu sürece başarısızlık söz konusu değildir. Bu konuda umutluyum, yılsonuna kadar çözüm, 2010 yılına kadar referandum politikasını Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte hala devam ettiriyoruz.” 

“Rum tarafının medyası yoğunluklu olarak BM’ye saldırılarda bulunuyor. Bu saldırı hala devam ediyor. Yapılan bu olay BM’ye büyük bir hakarettir ve bunu bence yapan Rum derin devleti ve gizli servisleridir” 

“B planın açıklanmasında şimdilik mahsur var. Çözüm olmasa şunu yaparız demek doğru olmaz da, çözüm olmasa bu son şanstır, çözüm olmazsa başka çare bulmak zorlaşacaktır demek sanıyorum yeterlidir. Bu şekilde gerekli mesaj verilerek, çözümün öneminin altı çizilmiş olur.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat en büyük sorunlarından biriyle uğraşıp bunu çözümle noktalamak istediklerini belirterek, var güçleriyle çalıştıklarını ve bu konuda umutlu olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, yılsonuna kadar çözüm, 2010 yılına kadar referandum politikasını devam ettiğini açıkladı.
Ada TV’de yayınlanan ve Ata Atun’un sunduğu “Kıbrıs Üçgeni” programının konuğu olan Talat, ülke gündeminde yer alan önemli konuları, Kıbrıs müzakerelerini ve kendisi hakkında yapılan eleştiriler hakkında açıklamalarda bulundu.

Herşeyi göz önüne alıyorum

Müzakere sürecinde birçok kırılma noktası bulunabileceğini kaydeden Talat, “İlerleme olmayıp, her konuda tıkanıklık yaşanırsa, bunlar ilerleyemiyor artık denirse, yani süreç tıkandığı anda; tabi ki bazı seçenekleri kullanacağız. Bunlardan biri de devletimizin devam etmesi, güçlendirilmesi yönünde, halkına hizmet eden bir mekanizmanın devam etmesi de elbette ki bir seçenektir” dedi.
Bu seçeneğin her zaman var yerinde durduğunu dile getiren Talat, bunun kendilerinin asli görevi olduğunu ve bu konuda atılacak her adımın çözüme olumlu katkı yaratacağını söyledi. Mehmet Ali Talat, “Ben hiçbir şeyi ihtimal dışı bırakmıyorum tümü birer olasılıktır ve mümkündür. Güttüğümüz politika bu çerçevede olduğu sürece başarısızlık söz konusu değildir. Bu konuda umutluyum, yılsonuna kadar çözüm, 2010 yılına kadar referandum politikasını Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte hala devam ettiriyoruz” ifadesini kullandı.

Artık durumlar değişti

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla BM’ye katılıp temaslarda bulunduğunu ve tüm dünyaya kendisinin Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyip ülke sorunlarının ufak tefek birkaç sorundan ibaret olduğunu dile getirdiğini söyledi. Talat “Hristofyas gerçekleştirdiği bu tür ziyaretleri sırasında, dünyaya, ülke sorunlarının çözümü için çalıştıkları yönünde mesajlar veriyor” dedi. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının geçmiş dönemlerde, uluslararası tarafta zayıf ve dışlanmış kaldığını, çözümü arayan değil engelleyen taraf olarak görüldüğünü hatırlattı. Talat “O nedenle Kıbrıslı Türkler bu platformda seslerini kolay kolay duyuramıyorlardı. Ancak şu an durum değişti. Atak olan taraf biz olduk. Her platformda çözümü savunun ve uluslararası toplumunda bakışıyla öyle algılanan taraf olarak biz niye geri duracağız dedik ve biz de bu tür yurt dışı gezilerine katılma karar aldık” ifadesini kullandı.

Bizi dinleyen kişiler var

Cumhurbaşkanı Talat, dış ülkelere yapılan geziler ve toplantılar sırasında birçok üst düzey yetkili ile görüşüldüğünü dile getirerek, bu görüşmeler sırasında Kıbrıs’ın gerçeklerini ve KKTC’nin Kıbrıs sorununa ne şekilde baktığını anlatma fırsatının yakalandığını aktardı. Talat, “Hristofyas’ın, özellikle BM genel kurulunda ifade ettiği ve parametrelerin tamamen dışında olan görüşlerini, bizim bakımımızdan karşılığını ortaya koyuyoruz. Bu tür görüşmeler sırasında, Kıbrıs konusu hakkında iyi bir bilgiye sahip olmayan kişiler olumlu karşılıyor. Orada bizi dinleyen kişiler, Kıbrıslı Türkleri dinliyoruz sinyalini verdiler” dedi.

Türkiye önemli bir görev üstleniyor

Mehmet Ali Talat, Türkiye ile ilişkilerinin son derece iyi ve sıcak olduğunu, Kıbrıs sorunu hakkında da görüşlerinin birbirine yakın olduğu için zorlanmadan iyi bir diyalog içinde bu süreci götürebildiklerini söyledi ve Türkiye’nin Kıbrıs sorunun çözümü dışında fiilen destekte bulunduğunu aktardı. Talat, “Türkiye, gerek bizi destekleyerek, gerekse çeşitli konularda esneklik göstermemize de destek vererek, oldukça önemli bir görevi yerine getiriyor. Tüm dünyaya da bu tutumunu duyuruyor. Bu da kabul görüyor” ifadesini kullandı.

B planı
Talat, Kıbrıs konusunda olumsuz bir gelişme yaşanması durumunda bir ‘B’ planının şu an için açıklanmasında mahsur olduğunu anlatarak, yaşanacak olumsuz bir netice sonucunda yapılacaklar hakkında bazı ipuçlarında bulundu. Talat, müzakere sürecinde yaşanacak olumsuz bir gelişmeden öte kendilerinin çözüme konsantre olduklarını ve bu aşamada var güçleriyle çalıştıklarını söyledi. Talat, “Çözüm olmasa şunu yaparız demek doğru olmaz da, çözüm olmasa bu son şanstır, çözüm olmasa çözüm yolunu bulmak zorlaşacaktır demek sanıyorum yeterlidir. Bu şekilde gerekli mesaj verilerek, çözümün öneminin altı çizilmiş olur.” dedi.
Çözümü gerçekleştirebilmek için kendilerinin müzakerelere konsantre olduklarını fakat, Kıbrıs Rum tarafının bu konuda çok istekli davranmadığını gördüklerini aktaran Talat, bu durumu herkese gösterebilmek için çalışmalar içinde olmak gerektiğini belirtti. Talat, “Rum tarafının medyası yoğunluklu olarak BM’ye saldırılarda bulunuyor. Bu saldırı hala devam ediyor. Yapılan bu olay BM’ye büyük bir hakarettir ve bunu bence yapan Rum derin devleti ve gizli servisleridir” şeklinde konuştu.
Talat, “Rumların bu art niyet ve olumsuz tutumu sebebiyle müzakerelerin sonuçsuz kalması durumunda, bu durumu dünyaya görünür kılıp, bu tür bir durumun bizden kaynaklanmadığını göstermemiz takdirinde, bizim ve uluslar arası toplumun artık başka alternatifler düşünmesi, değerlendirmesi veya uygulamaya koyması meşru olacaktır” dedi.
Talat, bütün dünyaya çözümden yana olduğumuzu göstermemiz gerektiğini ve bunu ispat edilmesi gerektiğini söyleyerek, “İspat edip yine başarısızlık olursa, yeni çözüm yolu aramaktan çok BM’lerin ve uluslar arası toplumun bu konuda yol gösterici tavırlarını hep birlikte göreceğiz. Bizim yanlış yapma gibi bir davranışta bulunmamız ve lüksümüz yok” ifadesini kullandı.

O kadar akılsız değil

Geçmiş dönemlerde yaşanan ve gündeme bomba etkisi yaratan Yeşilırmak kapısı sorununu değerlendiren Talat, o dönemde yaşanan gelişmeler için çarpıcı açıklamalarda bulundu. Talat, yaşanan bu durumun, Rum devletinin ve hükümetinin ne kadar zayıf olduğunun göstergesi olduğunu ve doğrudan Hristofyas’ın gerçekleştirdiği bir durum olmadığını anlatarak, Hristofyas’ın böyle bir durum gerçekleştirecek kadar akılsız olamayacağını aktardı. Talat, bu durum hakkında Hristofyas’ının olayın altında kaldığını ve ezildiğini belirterek, “Adam, kendi ayağına ateş etmez” ifadesini kullandı.

Çözümü onlar da istiyorlar

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının Kıbrıs’ın çözümü konusundaki tutumunu eleştirerek, çözüm konusunda Rum tarafının kendi içinde netleştirmiş bir yapı olabileceğini fakat dışarıya karşı net bir tutumun olmadığını belirtti. Bugün hiç kimsenin Rum tarafının çözüm istediğini ve ya istemediğini açık ve net olarak söyleyemeyeceğini dile getiren Talat, “Ben Rum liderin çözüm istediğine inandığına fakat bunu başaracağından emin değilim demiştim. Şimdi biraz daha kuşkularım artıyor. İstiyor da başaramıyor konusunda daha da ağırlıkta durmaya devam ediyorum ve son zamanlarda Rum tarafının çözüm istediğine daha fazla inanıyorum” dedi.

AB üyeliği avantaj sağladı

Talat, Kıbrıs konusu sorununda, AB üyeliğinin Rumlara büyük bir avantaj sağladığını anlatarak, Rumların AB’ye üye olmasının bizde iyi algılanmadığını aktardı. Rum tarafı AB’ye üye olduktan sonra çözümü ikinci plana bıraktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, “Rumların AB’ye girmesinden sonra limanların, havaalanlarının Rum uçak ve gemilerine açılması, hem hazır AB’deyiz neden bunu Türklerle paylaşalım güvencesi, Rumları çözümden uzaklaştırıyor” şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 08/10/09

43. RANDEVU 3 SAAT SÜRDÜ

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dün “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı ile “Başkanlık” konusunu ele aldılar. Görüşmelere bugün devam edilecek.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakereler kapsamında dün bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı ile “Başkanlık” konusunu ele aldılar.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in ev sahipliğinde BM kontrolündeki ara bölgede yapılan dünkü görüşme yaklaşık 3 saat sürdü.
Görüşme sonunda liderler açıklama yapmadan ayrılırken, BM Özel Danışmanı Downer gazetecilere açıklamalarda bulundu ve sorularını yanıtladı.
Liderlerin baş başa görüşmesinin ardından heyetler arası görüşmeye geçildiğini kaydeden Downer, bugün “yönetim ve güç paylaşımı” başlığı ile “başkanlık” konusunu tartıştıklarını söyledi.
Konuların iyi ve dostane bir atmosferde tartışıldığını söyleyen Downer, liderlerin yarın yeniden bir araya gelerek “yönetim ve güç paylaşımı” başlığını tartışmayı sürdüreceğini ifade etti.
Basının sorularını da yanıtlayan Downer, liderlerin dikmesi planlanan zeytin ağaçlarıyla ilgili soru üzerine “liderlerin bugünkü görüşme uzun sürdüğü için zeytin ağaçlarını dikemediğini, gelecek hafta gerçekleştirilecek olan görüşmeler sonrasında zeytin ağaçlarının dikileceğini” belirtti.
Downer, liderlerin görüşme sırasında bir çok konuyla ilgili değişik yaklaşımı anlayışla ele aldıklarını da dile getirdi.

Downer adaya yerleşiyor

Bugünkü görüşmede de hazır bulunacağını ifade eden Alexander Downer, gelecek hafta adadan ayrılacağını ve bir sonraki hafta yeninden döneceğini söyledi. Eşinin de kendisiyle birlikte adaya geleceğini kaydeden Downer, yılsonuna kadar zamanının çoğunu adada geçireceğini ifade etti.
Yılsonuna kadar bir anlaşma imzalanması olasılığının sorulması üzerine Downer, “Bilmiyorum, bu liderlerin konusudur” dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs’a gerçekleştirmeyi planladığı ziyaret ilgili soruyu yanıtlarken ise Downer, Ban’ın gelişiyle ilgili kesinleşmiş bir tarih olmadığını belirtti.
“Spekülasyonların kendisinin rahatsız edip etmediğinin” sorulması üzerine ise Downer, “esas konunun bu olmadığını, Kıbrıs’ta insanların asırlardır süren Kıbrıs sorununun çözümüne odaklanması gerektiğini kaydederek, adadaki hiç bir BM görevlisinin kişiliklerini ve ruhlarını konuya dahil etmek için bulunmadıklarını, sadece sorunun çözümüne yardımcı olmaya çalıştıklarını” kaydetti.
Kıbrıs’ın yerlisi olmadıkları için adada ulaşılacak olan çözümün kişisel yaşamlarını etkilemeyeceğini ifade eden Downer, sonuçta ülkelerine dönerek hayatlarını yaşamaya devam edeceklerini, kendilerinin sadece, BM’nin dünyanın birçok yerinde yaptığı “harika” işlere Kıbrıs’ta katkı sağlamak istediklerini söyledi.
Downer, insanların; “yabancı kişiliklere” değil, Kıbrıs sorununun çözümüne konsantre olması gerektiğini de dile getirdi.

Talat: yürütmeye devam edeceğiz…

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakereler çerçevesinde dün ele aldıkları “yürütme” konusunu görüşmeye bugün de devam edeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden dönüşünde yaptığı açıklamada, görüşmede “yürütme”yi ele aldıklarını ve buna yarın da devam edeceklerini söyledi. Talat, “Kesin bir sonuca varmadık. Bugün de devam edeceğiz” dedi.
Talat, tarafların, yürütmeyle ilgili karşılıklı olarak ortaya koyduğu görüşlerine dayanarak ara öneriler yapılabileceğini; ancak bunun yarın olmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, “Çok büyük ihtimalle yarın dış ilişkileri ele alacağız. Başka konular da olabilir” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün saat 10.00’da yeniden bir araya gelecek ve ikinci turuna başladıkları Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin 44. görüşmesini yapacak.

Stefanu, Downer’i yanıtladı

Öte yandan, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Kıbrıs sorununa ara çözüm veya ara durum değil karşılıklı kabul edilecek kapsamlı bir çözüm hedeflendiğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’in “2010’un ilk yarısında referandumun yapılabilmesi için belge parafe edilebileceğine” ilişkin sözlerini yorumlayan Stefanu, özetle şunları söyledi:
“Referandumlardan önce halkın önüne konulacak kapsamlı bir anlaşma olması lazım. Uzlaşılmış çözüm zeminine bağlı kalınırsa ve iki taraf müzakere masasına BM ve AB kararları ile ilkelerine uygun tezler koyarsa, çok yakında çözüme ulaşabileceğimize inanıyoruz.”

STAR KIBRIS 08/10/09

 

Cyprus villa scam probed by British police
By Nathan Morley

BRITISH POLICE are set to investigate a villa scam that robbed hundreds of Britons of their dream holidays in Cyprus and Spain over the summer.

The fraud, which spanned several tourist hotspots, included scamming up to 100 British families into renting a non-existent luxury apartment in Ayia Napa.

Many of the victims were forced to cancel their summer holidays or book again.

Thames Valley Police spokesman David Staines told the Cyprus Mail that officers will lead the investigation in the UK.

“Thames Valley Police have completed a lengthy assessment of this matter and have identified that, although the vast majority of victims reside in the UK, indications are that the offenders have operated from a number of foreign jurisdictions,” he said.

The story was highlighted by the Cyprus Mail after desperate pleas for help from victims and was later picked up by the BBC and The Times newspaper.

The full extent of the fraud is still unravelling, but it’s known that the simple internet con netted over €50,000 just for the fake Cyprus apartment, with some estimating the overall figure to be closer to €1,000,000.

The scam kicked off when the popular online rental site Holiday Lettings was taken in by a fraudster advertising a bogus seaside apartment for rent and was quickly flooded with bookings.

The advert boasted a luxurious spacious villa, with swimming pool, fully fitted kitchen, air conditioning and fantastic view of Ayia Napa.

But an investigation by the Cyprus Mail revealed that the non-existent apartment’s location was large empty expanse of dusty wasteland scattered with old oil drums and cardboard boxes.

So far it is known that nearly 100 Britons went on to make bookings, with most accounts reporting customers coughing up between £850 and £2,300 for holidays scheduled between May and October this year.

The scammers took deposits and full payments from unsuspecting customers using online checkout systems such as PayPal.

Alarm bells began ringing back in June when several families, who had paid in full for the ‘apartment’ could not contact the vendor and became suspicious that they had been fleeced.

“Our money was sent via PayPal, the apartment owner has not made any contact with us since, many people have been left with no alternative but to try and find other means of accommodation and to pay again,” one victim customer told the Cyprus Mail.

Last night, Holiday Lettings’ media officer Kate Stinchcombe confirmed that police investigations had been launched in the UK to the Cyprus and other tourist hotspot villa scams.

“Holiday Lettings has been working with Thames Valley Police since the discovery of this fraud and is delighted that the investigation is continuing and proving successful. We remain hopeful that those affected will see a positive outcome in the coming months.”

Many victims are fighting for redress from their banks, saying they could have acted quicker to stop money transfers if Holiday Lettings had issued a quicker warning.

The company removed the fake adverts from its site on June 18 – but did not email customers with a warning until June 22.

The UK's trading regulator has repeatedly issued warnings about online scams and advised caution when booking holidays through private vendors.

“Be careful, double check on places like Google and if you are caught by fraudsters report it to the European Consumer centre or Consumer Direct in the UK,” a statement said.

CYPRUS MAIL 08/10/09

 

Downer: focus on a solution, not me
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders had a longer than planned session discussing governance at the UN Good Offices yesterday. Meanwhile, the UN Special Adviser continued to field questions on what he has said and not said, leading him to tell Cypriots to focus on the solution and not on foreign personalities.

The UN Secretary General’s Special Adviser on Cyprus Alexander Downer told reporters after the meeting that the leaders met in a “very friendly, easy going” climate. It is their first meeting since both leaders returned from trips abroad. They will meet today again and twice next week.

Downer said the meeting lasted longer than originally planned, forcing the leaders to cancel an olive tree planting ceremony that was scheduled to take place at the end of the meeting.

The two leaders had a tête-à-tête, during which Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat reportedly told President Demetris Christofias he was unhappy with his speech at the UN General Assembly, while the latter explained he did not discuss anything that has not been already agreed. The two then discussed with UN officials the issue of governance and presidency. “That took up the bulk of the discussion,” said Downer.

It appears the two came no closer to bridging the gaps in the governance chapter, since they spent the meeting discussing the different approaches to these issues. It is believed convergence on many issues will not be reached until the give-and-take stage when each side is able to judge what concessions the other is willing to make and in which areas.

Downer told reporters he would be away during next week’s talks but that the week after his wife would be coming to Cyprus to keep him company as he would be spending more time in Cyprus during the second phase of the talks.

Asked if he was annoyed by recent media reports concerning his own input in the negotiations, following leaks of alleged UN confidential documents, Downer reiterated that he was not the issue here.

“It’s really important here in Cyprus that people concentrate on the central question of getting the Cyprus question resolved. This is an issue that has been going on for decades and it’s a hard enough issue to resolve,” he said.

The Australian diplomat said UN officials were not on the island “to inject ourselves in the process as personalities of the process.”

“We are not local people. And whatever solutions Cypriots come up with, it won’t affect our personal lives. We have come here to help, we have moved from our homes and our families to try and help here and help do this job for the United Nations.”

He added: “The main thing here is that people really concentrate on solving the Cyprus problem and not concentrate on foreign personalities.”

DISY leader Nicos Anastassiades, who met Downer yesterday, called for greater unity among the Greek Cypriot community, saying “I don’t think it’s right to negotiate among ourselves in public.”

Coalition partner DIKO, however, made its dislike of Downer all the more clearer, following reports that the UN had prepared a list of DIKO members, categorised in terms of their views on a future solution.

DIKO’s Fotis Fotiou referred to Downer’s denial that he had said the two leaders could initial an agreement in the first six months of 2010, saying: “Tomorrow, maybe he’ll tell us that the solution has already been found. The day after, maybe something else… it seems Mr Downer has not only lost his impartiality and credibility, but also every shred of seriousness.”

CYPRUS MAIL 08/10/09

 

Garoyian outlines global efforts on Cyprus problem

PARLIAMENT IS making huge efforts on an international and European level to create the leverage that will promote Cyprus’ national issue abroad, House President Marios Garoyian.

Garoyian, who was recounting the parliamentary progress report, said he had already planned a visit to Brussels in November, “for self-explanatory reasons”.

He was referring to Turkey’s progress report for its EU accession process, scheduled to take place in December.

Garoyian also congratulated the new Prime Minister of Greece, George Papandreou, and referred to the “many provocations” ahead for Cyprus and Greece to protect their countries’ vital interests.

Referring to the parliamentary progress report, the House Speaker said the Cyprus problem was naturally at the centre of all activities.

“The President as well as MPs informed their counterparts on latest developments, as well as secondary aspects of the problem, underlining the Greek Cypriot side’s insistence and commitment to achieving a commonly-agreed, operative and viable solution, for a bizonal, bicommunal federation, based on high-level agreements, the related UN resolutions and principles of the European Union,” said Garoyian.

But Cypriot MPs, he added, have also reported Turkey for violating international justice in Cyprus.

“This resulted in the adoption of decisions, resolutions, recommendations and other supportive measures for our side and condemnation of Turkey’s positions,” said Garoyian.

He said there were many things going on that haven’t been announced yet, “As what’s important is to have results and then announce them, and not shout about them beforehand without caring about the final outcome.”

CYPRUS MAIL 08/10/09

 

Nicosia calls out to next generation
By Patrick Dewhurst

TOMORROW the inter-communal Association for Historical Dialogue and Research (AHDR) will launch a series of youth educational materials entitled ‘Nicosia is Calling’.

AHDR have prepared the materials in English, Greek and Turkish, and are aiming them at youth, educators and parents, and encourage them to visit restored historical and cultural sites on both sides of the walled city, such as Arabahmet Neighbourhood, the Chrysaliniotissa neighbourhood, Kyrenia , Famagusta and Paphos Gate. They aim to give young explorers the resources needed to conceptualise Nicosia as a place of unity and co-operation.

They books have been written for two age groups, 11-12 and 14-16, and they include activities such as quizzes about the Venetian walls, puzzles and word-searches based on the theme of famous buildings and landmarks.

The launch will coincide with the launch of a UNDP-ACT sponsored research and education project, called Multi-perspectivity and Intercultural Dialogue in Education (MIDE).

Over the next two years, the MIDE project will undertake major research into different perspectives of Cypriot history, create supplementary teaching materials, deliver materials on policy dialogue, and build a library and archive for researchers.

Chara Makriyianni, President of the ADHR, said last week, “We are delighted to announce the launch of Nicosia is Calling, as well as the Association’s new two-year project MIDE. They are great examples of intercultural collaboration and we hope that educators embrace and support our efforts as they have done in recent years.”

The mayors from both sides, Eleni Mavrou and Cemal Bulutogullari, will be present to support tomorrow’s launch.

CYPRUS MAIL 08/10/09

Aç İrlandalıların imdadına Osmanlı yetişmiş
CNN TURK 10/10/09

 

Arşiv çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın yardımda bulunduğu ortaya çıktı.

1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:

"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a, Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.

Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.

Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz."

Büyük patates kıtlığı


İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.

Muhtaca yardım

Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.

19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşandığını belirten Bayır, Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.

Bayır, şöyle konuştu:

"Osmanlı İmparatorluğu'nun bir şiarı var; dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.

Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım' şeklinde haber gönderiyor."

Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.

 

Aç İrlandalıların imdadına Osmanlı yetişmiş



 

 Arşiv çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın yardımda bulunduğu ortaya çıktı.

1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor: "Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a, Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.

Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.

Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz." Büyük patates kıtlığı İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.

Muhtaca yardım Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.

19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşandığını belirten Bayır, Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.

Bayır, şöyle konuştu: "Osmanlı İmparatorluğu'nun bir şiarı var; dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.

Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım' şeklinde haber gönderiyor." Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.

MILLIYET 10/10/09

 

 

Osmanlı açlıktan ölen İrlandalılara yardım etmiş

 

RADIKAL 10/10/09

 



Arşiv çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti'nin İrlanda'da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın yardımda bulunduğu ortaya çıktı.



1845'te kıtlık yaşanan İrlanda'ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid'e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:

"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a, Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.

Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.

Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz."

Büyük patates kıtlığı

İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.

Muhtaca yardım

Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.

19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşandığını belirten Bayır, Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.

Bayır, şöyle konuştu:

"Osmanlı İmparatorluğu'nun bir şiarı var; dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.

Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım' şeklinde haber gönderiyor."

Önder Bayır, İrlanda'ya yapılan yardım sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.

 

“Lefkoşa sizi çağırıyor”

Toplumlar Arası Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği (AHDR), “Lefkoşa Sizi Çağırıyor” isimli eğitimsel materyaller serisinin  ve “Eğitimde Çok Bakış Açılı Yaklaşım ile Kültürler Arası Diyalog” (MIDE) başlıklı projenin tanıtımını  dün ara bölgedeki “Home for Cooperation-İş Birliği Evi” önünde düzenlenen etkinlikle yaptı.

Tarih öğreniminin ve öğretiminin niteliğini geliştirmek, iletişim ve iş birliğini teşvik etmek, her bireyin eşit öğrenim fırsatına ulaşabilmesini güvence altına almak, tarih konularının tartışılabileceği bir platform oluşturmak, Kıbrıs’taki etnik gruplar arasında anlayış, saygı ve iş birliğini desteklemek amacıyla kurulan Dernek,  “Lefkoşa Sizi Çağırıyor” isimli kitapçıklar serisi ile  öğrencilere ve tarih severlere surlar içindeki bazı bölgeleri tanıtmayı amaçlıyor.

Öğretmenlere yönelik olarak hazırlanan “destekleyici öğretmen el kitabı” ve Türkçe-İngilizce- Yunanca olarak 11-12 ile 14-16 yaş grubuna yönelik olarak iki seviyede hazırlanan 4 kitapçık  ile restore edilmiş olan Arabahmet Mahallesi, Chrysaliniotissa Bölgesi, Girne ve Baf kapılarının tanıtımı amaçlanıyor. İçine soru-cevap bölümleri ve surlarla ilgili eski fotoğraflar ile ilginç olaylar yerleştirilen kitapçıklar rehber olarak kullanılarak surlar gezilebilecek.

Dün gerçekleştirilen tanıtımda “Eğitimde Çok Bakış Açılı Yaklaşım ve Kültürler Arası Diyalog” projesinin kültürler arası diyalog için mükemmel bir örnek olduğu kaydedildi, bu araştırma ve eğitim projesinin en büyük sponsorunun UNDP-ACT olduğu belirtildi. MIDE projenin devam edeceği iki yıl boyunca Kıbrıs tarihi konusunda değişik bakış açısı sunan araştırmalar yürütmek,  ileri düzey pedagojik yaklaşımlar içeren tarih eğitimi ile ilgili tamamlayıcı eğitim materyalleri hazırlamak gibi çalışmalar yapacak.

Saat 15.30-17.00 saatleri arasında yer alan tanıtımda  AHDR Yönetim Kurulu Başkanı Chara Makriyianni, UNDP-ACT Program Sorumlusu Jaco Cilliers, MIDE Proje Danışmanı Rana Zincir Celal, AHDR Yönetim Kurulu Proje Yöneticisi Derviş Çomunoğlu ile AHDR Yönetim Kurulu Mali İşler Sorumlusu Kiriakos Paşulides birer konuşma yaparak projeler  ve hedefleri ile ilgili  detaylı teknik bilgiler verdiler.

HALKIN SESI 09/10/09

 

TALAT: KIBRIS AĞZINA KISITLAMA DÜŞÜNÜLEMEZ

   



Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün dünyamızda kültürün bir parçası olan dilin en fazla ilgi duyulan ve yok olan ağızlar da dahil korunan bir zenginlik olduğunu vurgulayarak, o nedenle Kıbrıs ağzına herhangi bir kısıtlama getirilmesinin düşünülemeyeceğini söyledi.

Yayın Yüksek Kurulu’nun (YYK) radyo televizyonlara yönelik Kıbrıs ağzı uyarısını değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, bir dilin nasıl kullanılması gerektiği konusunda eğitici yayınlar olabileceğini, haber bültenleri ve eğitsel programlarda “şu dil, şu ağız kullanılmalıdır” denilebileceğini ama yasaklamanın kabul edilemeyeceğini vurguladı.

STAR KIBRIS 10/10/09

 

‘We must free Cyprus’
By Stefanos Evripidou

NEWLY-ELECTED Greek Prime Minister George Papandreou yesterday blazed a diplomatic trail across the Aegean to Istanbul, where he called on Greece and Turkey to “free Cyprus” of motherlands, occupation troops, walls and division.

Speaking from the Patriarchate in Istanbul, where the Greek leader chose to make his first foreign trip since being elected, Papandreou said: “We must free Cyprus of dependencies and its motherlands, occupation troops, divisions and walls which have no place in the European Union.”

He warned that the precondition for better relations between the two countries was respect for borders, the rights of the Patriarchate, and solving the Cyprus problem.

“I want to be honest with the people of Turkey, not to hide what happens, not to exploit what happens but to solve the problems, and that is my message to you,” he said in a message to the Turkish people.

The new PM, who has also assumed the responsibilities of Greek Foreign Minister, arrived in Istanbul yesterday to attend an informal meeting of Balkan foreign ministers. On hearing of his plans to attend the ministerial meeting, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan left Ankara for Istanbul where he met Papandreou. The two talked for over an hour about Greco-Turkish relations and Turkey’s EU accession path.

According to reports, Papandreou told Erdogan that he fully supported President Demetris Christofias’ efforts to find a solution to end the Cyprus conflict through direct talks. He called on his Turkish counterpart to do the same with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. After the meeting, the Greek leader told reporters that he got the impression Erdogan had the political will to help solve the problems faced by the two countries, but that he must also do so in practice.

Greece has proved that it wants good relations with Turkey and supports its EU path but now Turkey had to make concrete steps regarding its EU obligations, Papandreou told reporters.

Asked whether Greece would consider using its veto this December for Turkey’s EU evaluation, the PM said December was an important date which would be evaluated seriously, noting that all tools were on the table.

Greece and Turkey have come to the brink of war on numerous occasions, particularly in 1974 and 1996, despite being NATO allies. Relations between the two have always been rocky for a wide range of reasons, but Cyprus and territorial disputes in the Aegean have proved the most volatile and dangerous in the two countries’ recent history.

The fact that Papandreou chose to go in his capacity as foreign minister to Istanbul is seen as a clear sign that the new PM wants to give new impetus and direction to Greek foreign policy. It was with Papandreou as Foreign Minister that Turkey and Greece enjoyed a thaw in relations during the days of “earthquake diplomacy” in 1999, when the two countries supported each other during destructive earthquakes.

This new impetus may play a significant role in efforts on the island to solve the long-standing dispute and achieve reunification. The International Crisis Group recently highlighted the complete absence of direct communication between Turkey and the Greek Cypriots as a major obstacle to peace, since it promoted distrust and suspicion.

Papandreou’s efforts to reach a hand out to Turkey so soon in his premiership could end up leading to him playing a new role as communicator between Christofias and Erdogan.

The fact that he visited Turkey before Cyprus did not go unnoticed by some politicians and press yesterday. His first official foreign visit as Prime Minister will be to Cyprus on October 19, where the two countries will discuss common strategies regarding the Cyprus problem and Turkey’s EU review.

Local paper Simerini screamed in its front-page headline that Papandreou’s first political act was to rush to Turkey before seeing Christofias, saying that he was “sending a clear message that he’s pursuing a policy of getting on Turkey’s good side”.

Government spokesman Stefanos Stefanou said the government had no problem with Papandreou’s visit to Istanbul, saying, “You know, Greco-Turkish relations do not only involve the Cyprus problem”.

DISY welcomed the move, EDEK was neutral, while DIKO said it expected the PM to remind Turkey of its responsibilities.

EVROKO’s Demetris Syllouris questioned whether the trip was about Turkey’s obligations to Cyprus or not.

Meanwhile, Christofias yesterday warned that if Turkey did not change its stance on Cyprus, “measures will be taken”, implying that Cyprus would go it alone if it had to at the EU Summit this December.
STAR KIBRIS 10/10/09

Nicosia calling
By Patrick Dewhurst

YESTERDAY the inter-communal Association for Historical Dialogue and Research (AHDR) launched a series of youth educational materials entitled ‘Nicosia is Calling’, at the Ledra Palace in Nicosia.

Addressing members of the press, diplomatic and education community, Chara Makriyianni, president of the AHDR said “These works look at the history of Nicosia, but they are about the future as well, because historical models that distort history or are forced will not serve us well in the future.”

AHDR have prepared the materials in English, Greek and Turkish, and are aiming them at youth, educators and parents, and encourage them to visit restored historical and cultural sites on both sides of the walled city, such as Arabahmet Neighbourhood, the Chrysaliniotissa neighbourhood, Kyrenia , Famagusta and Paphos Gate. They aim to give young explorers the resources needed to conceptualise Nicosia as a place of unity and co-operation.

Kyriacos Pachoulides, ADHR Board Treasurer, said “This project is one of a kind, being based on both new content and a new method of production. There are eight booklets, all printed in three languages, and they conceptualise Nicosia as a single entity. It has historically been a united city where people of different backgrounds united together. These books also familiarise children with the benefits of cooperation. “

They books have been written for two age groups, 11-12 and 14-16, and they include activities such as quizzes about the Venetian walls, puzzles and word-searches based on the theme of famous buildings and landmarks.

The launch coincided with the start of a UNDP-ACT sponsored research project, called Multi-perspectivity and Intercultural Dialogue in Education (MIDE).

In the coming months these books will be circulated among educators in Nicosia. Sarah Fenwick said of the event “We were very happy with how it went. The attendance and support from the diplomatic community were very encouraging.”

In the coming months, the MIDE project will undertake major research into different perspectives of Cypriot history, create supplementary teaching materials, deliver materials on policy dialogue, and build a library and archive for researchers.

CYPRUS MAIL 10/10/09

 

FT: "Türkiye için zafer olacak"

İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini öngören protokollerin imzalanmasının, bölgesinde barışı destekleyen bir strateji izleyen Türkiye için bir zafer olacağını yazdı.

Türkiye ile Ermenistan arasında bugün İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanacak protokollere ve iki ülke ilişkilerine bugünkü İngiliz gazeteleri sayfalarında geniş yer ayırdı.

Financial Times gazetesi, iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesi için atılacak imzalarla, hem diplomatik ilişkilerin yeniden inşasının sağlanacağını, hem de sınırın açılacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın da imza törenine katılacağını anımsatan gazete, bunun da ABD'nin Kafkasya bölgesine verdiği önemi gösterdiğini bildirdi.

Financial Times, "Bölgesinde barışı destekleyen bir strateji izleyen Türkiye için bu bir zafer olacak" yorumunu yaptı.

Times gazetesi ise, "Ermenistan ve Türkiye yüzyıllık husumete bugün son verecek" diye yazdı.

Haberde, yüksek düzeyli diplomatlar tarafından da izlenecek imza töreninde Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının imzalayacağı protokollerle, "Avrupa'nın son kapalı sınırının açılacağı" kaydedildi.

Gelecek Çarşamba günü oynanacak Türkiye-Ermenistan maçına da değinen gazete, "Bu maç, ilişkilerin yeniden inşası için son tarih niteliği taşıdı" yorumunu yaptı. Times, imza töreninin, iki ülke kamuoylarındaki çeşitli grupların protestolarına yol açtığını da yazdı.

FRANSIZ BASINI


Fransa'daki siyasi gazeteler de, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini "tarihi gelişme" olarak yorumladı.

Liberation gazetesi, iki ülkenin ilişkileri gerilimden arındırma yolunu tercih ettiğini yazarken, aradaki mevcut sorunlara rağmen, iki ülke yönetiminin bugün bir araya gelerek tarihi protokole imza atacağını duyurdu.

Gazete, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in, "bunun bölge barışı ve istikrarına büyük katkı yapacağı" yolundaki açıklamasına yer verdi.

Le Figaro
gazetesi de geniş bir şekilde verdiği haber-yorumda, geçmişteki önemli sorunlara rağmen, iki ülke yöneticilerinin ilişkileri normalleştirme kararı aldığını yazdı.

Yukarı Karabağ ve enerji hattı konusundaki gelişmelere ayrıntılı yer verilen haberde, bu konuların bölge ülkeleri ile Rusya ve ABD'yi de yakından ilgilendirdiği yorumu yapıldı.

Le Figaro'daki yorumda, "Rusya ve ABD bölgede rakip. Ancak ortak çıkarları var. Bölgede istikrar istiyorlar. Bu amaçla Ermeni, Azeri ve Türk işbirliğini destekliyorlar" ifadesi kullanıldı.

CNN TURK 11/10/09

‘Kıbrıs ağzı’ tartışması

SEFA KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET 11/10/09

 

KKTC’de Yayın Yüksek Kurulu (YYK) Başkanı Osman Özalp’ın, “Sanatsal ve kültürel değeri bulunmayan ve ‘Kıbrıs ağzı’dır diye yanlış ifade ve anlatımlarla güzel Türkçemizi bozan yayınlara programlarda yer verilmemelidir” diye kanalları uyarması ülkeyi karıştırdı.

Konuyu Meclis’e taşıyan muhalefet partileri, iktidar partisi Ulusal Birlik Partisi’ni (UBP) eleştiri yağmuruna tuttu. YYK’nın açıklamasını, “tüyleri diken diken olarak” okuduğunu belirten Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, “Siz insanların nasıl konuşacağını bile dikte ettiren bir iktidarsınız” dedi. Soyer, “Kendi ülkesinin ağzından utanmak olur mu?” diye sordu.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş da, “Kendi ağzından, konuşma biçiminden utanan tek halk olarak tarihe geçireceksiniz bizi” dedi.
Serdar Denktaş, YYK Kıbrıs ağzını yasaklarken, çok daha bozuk başka ağızların kullanılmasına bir şey demediğini belirterek, “Ne oldu şimdi utanmaya başladık oraşta buraşta demekten, giderkana demekten? N’oldu? Bu bizim ağzımız. Televizyonlardaki programlarda Kıbrıs ağzı kullanılması,
yeni nesillerde de o alışkanlığın devam ettirilmesi son derece doğal” diye konuştu.

KIBRIS AĞZI
Napan: Ne yapıyorsun
Gardaşçım: Kardeşim
Oraşta: Orada
Gezdiririm kendimi: Gezmek
Benda: Ben de

 

“BM ANNAN PLANI DÖNEMİNDEKİ GİBİ DAHA AKTİF ROL ÜSTLENMELİ”

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun erken şekilde çözülebilmesi için BM’nin daha aktif bir rol üstlenmesi, ayrıca görüşmelerin daha yoğun şekilde devam etmesi gerektiğini söyledi.

Talat, haftada bir, 3 saat görüşmenin Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak için yeterli olmadığını, Bürgenstock’taki çalışmaların yapıldığı gibi tüm gün, geceye kadar yoğun şekilde görüşmeler yapılması gerektiğini belirtti.
Talat, dün, Bulgaristan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BTKDD)’ni ziyaret ederek Kıbrıs sorununda gelinen son durum hakkında bilgi verdi.
Talat, eskiden arabuluculukla orta yolların bulunduğunu, bunun da BM’nin sürece doğrudan müdahil olmasıyla sağlandığını kaydetti.

“Bir yere kapanmak ve sürekli bu konuyu konuşmak lâzım”
Müzakerelere başlarken 5-6 aylık bir süre öngörüldüğünü fakat görüşmelerin geç başlaması ve haftada 1-2 kerelik görüşmeler olmasıyla sürecin yavaşladığını dile getiren Talat, “Benim düşüncem bir yere kapanmak ve sürekli bu konuyu konuşmak lâzım... Gittikçe 2009 yılı sonuna kadar çözüm olanağı azalıyor.
Biz halen daha inanıyoruz... 1-2 hafta tüm ekiplerimizle toplanarak yoğun çalışalım, olur” ifadelerini kullandı.
İnsanların çok uzun süreler çözüm için bekleyemeyeceğini, bunun makul bir sürede elde edilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Nisan’dan önce bir anlaşmaya varılması ve halkoyuna sunulması durumunda seçimlerin de oluşacak yeni duruma göre yapılacağını, olmazsa seçim kampanyaları başladığında müzakerelerin de konu yapılacağını anlattı.

“Ben ‘olacak’ demedim ‘olabilir’ dedim”
Son günlerde “hani 2009 sonunda çözüm olacaktı” şeklinde soruların sorulmaya başlandığını söyleyen Talat, “Ben anlaşma olacak demedim olabilir dedim, arada büyük fark var, sadece benim elimde değil, karşı tarafın da buna katılması lâzım, katılmadığı sürece de yapamadık” dedi.

“Toplam 6 başlıktan 3’ünde ilerleme var”
Toplam 6 olan konuların 3 tanesinde ilerleme bulunduğunu söyleyen Talat, 2 konunun daha sonraya bırakıldığını, yoğun olarak üzerinde durulmadığını, 1 konuda da tam bir anlaşmazlık durumu bulunduğunu söyledi.
Talat, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Avrupa Birliği ile İlişkiler ve Ekonomi konularında her iki tarafın da onayladığı 30 kağıt yapıldığını, bu kağıtlar içinde anlaşılan ve anlaşılmayan konular bulunduğunu, bunun sebebinin ileride üzerinde anlaşmaya varılmayan konuları yeniden ele alıp anlaşma sağlamak olduğunu söyledi.
Talat, Mülkiyette ciddi bir anlaşmazlık bulunduğunu ve hiçbir ilerleme sağlanamadığını; Güvenlik ve Garantilerde de anlaşmazlıklar bulunduğunu ve sonraya bırakıldığını; Toprak ve Harita konusunun da diğer konularla bağlantılı olmasından dolayı ertelendiğini belirtti.

“Rum tarafı BM parametreleri dışında öneri yapıyor”
Anlaşmazlıkların, Rum tarafının, BM parametrelerinden uzaklaştığı noktalarda meydana geldiğini söyleyen Talat, 23 Mayıs 2008’de Rum lider Hristofyas’la “iki kesimlilik” konusunda anlaşmaya varmalarına rağmen, bunun, Rum tarafının mülkiyetle ilgili yaptığı “eski sahipleri kendi malları ile ilgili karar verecek” şeklindeki öneri ile tamamen ortadan kalktığını söyledi.
KKTC’deki taşınmaz malın yüzde 80’inin eski Rum malı olduğunun kabul edilmesi durumunda, bu kişilerin de yüzde 70’inin mallarına geri dönmesini istedikleri takdirde “Kıbrıs Türk Devletinin” mülkiyet yapısının tuhaflaşacağını dile getiren Talat, yani çoğu malın Rumlara ait olduğu bir yapı yaratılacağını söyledi.
Rum tarafının, dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı yapacak Kıbrıslı Türk liderlerinin seçiminin sonucunun neredeyse Kıbrıslı Rumlar tarafından belirleneceği bir öneriyi öne sürdüğünü de kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının yine BM’nin iki toplumluluk ve siyasi eşitlik kurallarına aykırı hareket ettiğini bildirdi.

“Bizim önerilerimiz BM parametrelerini ihlâl etmiyor
“Biz BM parametreleri çerçevesinde öneriler yapıyoruz, bizim önerilerimiz BM’nin yerleşmiş parametrelerini ihlâl etmiyor” şeklinde konuşan Talat, “Rum tarafının önerilerinin BM ilkelerini ihlal ettiği kadar anlaşmazlık, ihlal etmediği ölçüde de anlaşma var” dedi.
Talat, yoğunlaşmış şekilde müzakereleri sürdürmek; uluslararası toplumun, BM’nin bu konudaki desteğini almak; etkin katılımını sağlamak ve bu sayede karşılıklı esneklik göstererek ortak bir noktaya varmak gibi bir yol benimsediğini anlattı. Talat, Rum tarafının yaptığı gibi “Kıbrıslı çözüm” mantığıyla hareket edilmesi durumunda Kıbrıs sorununun kesinlikle çözülemeyeceğini söyledi. Talat şöyle devam etti:
“Aynı düşünmüyoruz, aynı düşünsek çözecektik, aynı düşünmediğimize göre de bize yardım edecek birlerine ihtiyacımız var, bu da ancak BM olur, Genel Sekreter olur, o nedenle BM’nin, uluslararası toplumun daha aktif katılımına ihtiyaç var.

“AB artık tarafsız değil”
Uluslararası toplum derken AB’yi bunun dışında tutuyoruz, çünkü Kıbrıs Rum tarafının katılması nedeniyle artık tarafsız değil....Ama AB’ye girmek demek, bugün sadece Rum tarafı ve Yunanistan’ın üye olduğu AB’ye güvenmekle aynı değil. O nedenle biz BM çerçevesinde bir çözümü, uluslararası toplumun, BM’nin sürece daha aktif katılımını, ve nihai tahlilde karşılıklı al-verle Kıbrıs sorununu çözmeyi öngörüyoruz. Temel politikamız budur... 2010 yılı başında bir referandum istiyoruz. Eğer bu hedefi yakalayamazsak da sorumlu biz olacak değiliz.”

“Maurer masada oturmayacak”
Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya karşılık, AB Komisyonu Başkanı Barroso’nun Leopold Maurar’i, BM Genel Sekreteri’nin Özel Danışmanı Downer’e danışman ve yardımcı olarak atadığını söyleyerek, Maurer’in faydalı katlılarda bulunacağı yönünde inancını dile getirdi.
AB’nin doğrudan müzakerelerin içinde olmayacağını söyleyen Talat, Maurer’in BM’nin yanında görüşme masasında bulunamayacağını, Kıbrıs’ta bulunmasına da herhangi bir itirazları olmadığını kaydetti.

“Hristofyas’a telefonda ‘geçmiş olsun’”
Hastalığı sırasında Rum liderle telefonla görüşüp görüşmediği konusundaki soruyu da Talat, Hristofyas’la telefonda “geçmiş olsun” demek için görüştüğünü söyledi.

“Downer’e yapılanlar ayıp”
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’e yönelik Rum saldırılarını “ayıp” olarak niteleyen Talat, bunları yapanların çözüm istemediklerini gösterdiklerini, bunun affedilecek yanı olmadığını söyledi.

“Yurttaşlarımız eşittir, muteberdir”
Yurttaşlık konusundaki bir soruya karşılık da Talat, olası bir çözüm durumunda yurttaşların kökenlerine göre kategorize edilmesine karşı olduklarını söyleyerek, “Bütün yurttaşlarımız eşittir ve muteberdir, bu ülkede yaşayıp katkı yapıyorlarsa, bu ülkenin acısıyla tatlısıyla beraber oluyorlarsa bu yurttaşlarımızı ayırmak niyetinde değiliz. Gündeme geldi, tutumumuz buydu. Tabii ki müzakerenin bir konusudur, hiç olmazsa Rumlar o hale getirmiştir. Çağdaş dünyamızda insanların geldikleri yere göre kategorize edilmesi çok ayıp karşılanır, o nedenle tutumumuz yurttaşlarımız arasında ayrımcılık yapmamaktır” dedi.

STAR KIBRIS 11/10/09

Turkey visit was a ‘powerful message’
By Stefanos Evripidou

GREEK PRIME Minister George Papandreou’s flash visit to Istanbul on Friday injected a breath of fresh air to the worn down Greco-Turkish relations, ten years on from rapprochement, and to the regional handling of the Cyprus problem by the two NATO enemies.

Unlike his predecessor, Papandreou has always played a more active role in efforts to solve the conflict. On his first visit to Istanbul as premier, even wearing his foreign minister’s hat, Papandreou spoke to Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan about the need to show a more “conciliatory” approach on Cyprus. He also spoke directly to the Turkish people about the need to talk straight about the problems faced and to solve them. Speaking from the Patriarchate, he called on both countries to help “free Cyprus” of motherlands, occupation troops, walls and division.

Papandreou’s direct approach balanced with a display of emotional honesty allows him to appeal to both Turkish society and leadership. On hearing of his surprise decision to attend a Balkan foreign ministers’ meeting, his first foray abroad as leader, Erdogan changed plans and left Ankara to meet Papandreou for over an hour. The Greek PM also showed his appeal to the common man on the street, visiting the grave of his former counterpart Ismail Cem. Papandreou laid down leaves from the olive trees that the two former foreign ministers planted together in Greece back in the heyday of Greco-Turkish rapprochement between 1999 and 2004.

Although Papandreou decided that his first official visit abroad as PM will be to Cyprus on October 19, the symbolic significance of his speedy trip over the Aegean as foreign minister will not go amiss in diplomatic circles.

But how does this affect Cyprus? Will it impact on Greek Cypriot efforts to convince Turkey to make some concessions before December’s EU progress report on Turkey? Will it help end the division?

The government welcomed Papandreou’s visit, as did DISY and DIKO leader Marios Garoyian. The remaining party leaders treated it cautiously, oscillating between neutral and suspicious. It is no surprise that on the same day Papandreou made his historic visit, the media was preoccupied with a report from apparent diplomatic sources in Athens, saying that the Greek PM went there to discuss a Plan B on Cyprus, which Papandreou rubbished in no uncertain terms.

“He took a very positive initiative given that the talks are at a crucial point and need a push forward. On its own however, it can’t bring results if there isn’t a corresponding response from both sides on the island, particularly the Greek Cypriots,” said political analyst Louis Igoumenides yesterday.

The analyst argued that, apart from the government and DISY, all other parties and the archbishop saw the move as suspicious, bearing in mind Papandreou’s previous support for the Annan plan. This latter response was both “naïve and dangerous” since it showed how these parties would react come the time to vote on a compromise solution. President Demetris Christofias must appeal to the people, tell them the truth on the type of solution available, convince them of the need for a solution soon and stop pandering to the rejectionist parties even within his own coalition, said Igoumenides.

“If Christofias works with Papandreou but at the same time doesn’t make an opening to DISY, which showed its willingness to support the government on the talks, then we can’t have a solution,” he said.

Regional expert Dr James Ker-Lindsay from the LSE said Papandreou’s visit was unexpected and “highly symbolic”, sending a very powerful message that he’s determined to improve relations with Turkey. However, given the high tensions over the Aegean this summer, it remains to be seen how much difference he can make.

“At some point, after ten years of rapprochement, Turkey will have to do something on the key issues, like the Halki seminary, the Aegean and Cyprus.”

Even if Christofias aligns himself with the “motherland” and works closely with Papandreou, this will not necessarily silence the sceptics and critics. “Nationalism was always tied to Greece in the past, but with the late President Tassos Papadopoulos, he was a Greek Cypriot nationalist, and the nationalists will respond in the same way to Papandreou,” said Ker-Lindsay.

However, if Christofias has Papandreou standing firmly behind him and doesn’t get put off by negative voices, then progress can be made, at least on the domestic front, said the analyst. For its part, how Turkey will respond to its EU obligation to open its ports and airports and on the core issues in the talks remains to be seen.

CYPRUS MAIL 11/10/09

‘PAPANDREU CİDDİYET İSTEDİ’

   

Seçimlerden sonraki ilk yurtdışı gezisini Balkan Ülkeleri Dışişleri Bakanları Gayrı Resmi Toplantısına katılmak üzere Türkiye’ye gerçekleştiren Yunanistan’ın yeni Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu’nun İstanbul temaslarıyla ilgili haberlere geniş yer veren Rum basını, Yunan Başbakanın ‘ciddiyet’ istediğini yazdı


Haberini “Papandreu Nihayet Ciddiyet İstedi... Başbakan Türkiye’de Kıbrıs Argümanlarıyla Konuştu... B Planıyla İlgili Söylentileri Kesin Bir Dille Reddetti... Ziyaretle İlgili Gürültüden Hükümet De Rahatsız” başlık ve spotlarıyla manşetten aktardı.
Gazete, “Yorgos Papandreu’nun, Kıbrıs dururken, dışişleri bakanı sıfatıyla İstanbul’u ziyaret etmesi, tepkilere neden oldu; Türkiye’de diplomatik çevreler tarafından ‘mat hareketi’ olarak yorumlandı” ifadesini kullandı.
Gazete, Papandreu’nun, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir buçuk saat süren görüşmesinde Rum Yönetiminin argümanlarını öne çıkarmaya çalıştığını ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği mesajını vererek; Ankara’yı, Türkiye’nin üyelik sürecinin gözden geçirileceği Aralık arifesinde de uzlaşıcılık göstermeye çağırdığını yazdı.

Sorun yaratmadı

Gazete, Rum Yönetiminin, Papandreu’nun Türkiye’yi ziyaretinin sorun yaratmadığını açıkladığını; Rum siyasi partileri arasında yalnız ana muhalefet (DİSİ) partisinin ziyareti olumlu yorumladığını ve ‘Kıbrıs sorununda hareketlilik böyle yaratılır’ görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.
Gazete “Nihayet Biraz Ciddiyet... Papandreu Hristofyas’ın Sesiyle Türkiye’de” başlığıyla iç sayfasında devam ettirdiği haberinde, Erdoğan’la gayrı resmi olmasına rağmen bir buçuk sat süren bir görüşme yaptığına vurgu yaptığı Papandreu’nun, dünkü temasları sırasında; “Kıbrıs sorununun çözümünün Ankara’ya bağlı olduğu” mesajını verdiğini yazdı, özetle şöyle devam etti:
“Yorgos Papandreu, Yunan gazetecilere, Başbakan Erdoğan’a ‘Başkan Hristofyas’ın, Talat’la diyalog aracılığıyla Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde yeni bir anlaşmaya varma çabalarını destekliyorum. Ancak Türkiye tarafından uzlaşıcılık gösterilmesi gerek’ dediğini anlattı.
Türk Başbakan’a, çözümsüzlük olması halinde bir alternatif öneri sunup sunmadığının sorulmasına karşılık şaşıran Papandreu, sorunun tekrarlanmasını istedi ve ‘daha ciddi olalım!’ dedi.

Pratikte de görülsün

Yorgos Papandreu, İstanbul’daki temasları çerçevesinde ziyaret ettiği Ekümenik Patrikhane’de yaptığı açıklamada yine Kıbrıs sorununa değindi ve ‘Kıbrıs’ı bağımlılıklarından, ana vatanlardan, işgal ordularından, bölünmüşlükten ve AB’de yeri olmayan duvardan kurtarmamız gerekir’ dedi. Buna paralel olarak Yunan gazetecilere; Yunan tarafının bundan sonraki hareketleri için bir zemin oluşturmaya çalıştığını söyledi. Tayip Erdoğan’la görüşmesini dostane diye niteleyen Papandreu ‘Bana ifade ettiği, sorunları olumlu göğüsleme iradesinin pratikte de görülmesini diliyorum’ ifadesini kullandı.
Yorgos Papandreu, Türk Başbakana şunları da söylediğini açıkladı: ‘Yunanistan’ın Türkiye’yle iyi ilişkileri olduğuna ancak buna paralel olarak Türkiye’nin zaruri meselelerde ilerlemesini istediğine işaret ettik. Bütün bunlar (AB) zirve toplantısında değerlendirilecek.’
Yunan Başbakan, Türk dengine ayrıca; Aralık ayında Türkiye’nin AB üyelik süreciyle ilgili ciddi bir değerlendirme yapılacağını, Aralık zaman sınırının, Türkiye’nin değerlendirileceği önemli bir tarih olduğunu söyledi. Veto hakkıyla ilgili bir soruya muhatap olan Papandreu, buna diplomatik üslupla ‘bütün gereçlerin masada bulunduğu’ yanıtını verdi.

Patrikhaneyi es geçmedi

Papandreu, Rum azınlığın ve Ekümenik patrikhanenin sorunlarını da es geçmedi, Yunan hükümetinin Patrikhane’ye ve uluslararası rolüne destek verdiğini söyledi. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına ilişkin sorunlarda Patrikhaneyi desteklediğini belirterek, ‘sorunlara elimden geldiğince destek vereceğim vaadinde bulundum’ dedi.”

Gürültüden rahatsız

Gazete, “Hükümet, Papandreu’nun Ziyaretinden Değil Çıkan Gürültüden Rahatsız” başlıklı haberinde, Rum Yönetiminin, Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu’nun İstanbul’u ziyaret etmeyi tercih etmesinin kopardığı gürültüden rahatsız olduğunu yazdı
Gazeteye göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Papandreu’nun, İstanbul’da düzenlenen Dışişleri Bakanları gayrı resmi toplantısına katılmayı tercih etmesinin Rum Yönetimini hiç rahatsız etmediğini söyledi. Yunan medyasında yer alan; Kıbrıs sorununa ilişkin bir B planından haberdar olmadığını söyleyen Stefanu, şöyle devam etti:

Var olmayan meseleler

Bildiğim kadarıyla, yoktur. Yani var olmayan meseleler mi yaratacağız? Başkan Hristofyas dün Sayın Papandreu’yla bir telefon görüşmesi yaptı ancak bunun ne B planıyla, ne C planıyla ne de başka bir şeyle ilgisi var. Sayın Papandreu Balkan Ülkeleri Dışişleri Bakanları gayrı resmi toplantısı için İstanbul’dadır. Anladığımız kadarıyla Erdoğan’la görüşmesi de gayrı resmi olacak. Sayın Papandreu’nun İstanbul’da olması ve gayrı resmi toplantıya katılmasının bizi hiç rahatsız etmediğini söylemekle yetineceğim. Başkan Hristofyas bütün Yunan başbakanlarıyla ve önceki başbakanla da olduğu gibi sürekli telefon irtibatı içerisindedir ve bu Sayın Papandreu’yla da aynı şekildedir. Kıbrıs’ın Yunanistan’la iletişimi, koordinasyonu ve teması yalnız karşılıklı ziyaretlerle değil teknoloji kullanılarak da oluyor.”

Rum-Yunan seferberliği

DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Rum-Yunan seferberliğinin gereği üzerinde durmayı tercih ettiği açıklamasında, “önümüzdeki Aralık ayında Türkiye’nin AB’den ilave ve çok daha sert yaptırımlara maruz kalması gerektiği” mesajını verdi. Fotiu, “Ne Türkiye’nin üyelik sürecinin gözden geçirilmesinde ne de yaptırım uygulanmasında hiçbir erteleme olmaması gerektiği tezimizi vurguluyoruz, Konsey’in de tutumu budur” dedi.

Sembolik ziyaret

EDEK Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis, Paandreu’nun Güney Kıbrıs’ı ziyaret etme kararının sembolikliğine işaret ettiği açıklamasında, Papandreu’nun Güney Kıbrıs’tan önce Türkiye’yi ziyaretinin hiçbir endişeye yol açmaması gerektiği görüşünü ortaya koydu. Papadakis, “İlk resmi ziyaretini Kıbrıs’a yapacak. İstanbul’a; Balkanların bir toplantısına katılmak üzere, Dışişleri Bakanı sıfatıyla gidiyor” dedi.

Sonuçlarını bekliyoruz

EURO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, partisinin, Papandreu’nun Türkiye ziyaretinin sonuçlarını beklemekte olduğunu belirterek, “Papandreu’nun bu ziyaretinden; Türkiye’den Kıbrıs’a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesinin net şekilde talep edildiği sonucu çıkmazsa, o zaman ziyaretin göstergesi Kıbrıs’ı baltalayacak” dedi.

Üniter ve birleşmiş bir Kıbrıs

Gazete, Papandreu’nun, Fener Rum Patrikhanesi’nde yaptığı “Üniter ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs için Avrupai çözüm istiyoruz. Kıbrıs’ı ana vatanlara bağımlılıklarından, işgal ordularından, bölünmüşlükten ve duvardan kurtarmamız gerekir” açıklamasını öne çıkardı.

Papandreu’nun Türkiye’ye gerçekleştirdiği yıldırım ziyaret çerçevesinde TC Başbakanı Erdoğan’la ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla görüştüğünü belirten gazeteye , Rum Sözcü Stefanu’nun; görüşmelerin gayrı resmi olmasından dolayı Rum Yönetimini rahatsız etmediğini söylediğini kaydetti.

STAR KIBRIS 11/10/09

Outnumbered by three to one
By Jacqueline Agathocleous

FOR EVERY Greek Cypriot National Guard (NG) conscript there are 3.1 Turkish soldiers in Cyprus, a survey released yesterday said.

The survey, which examines the military balance in Cyprus, is carried out every year by AKEL MP Aristos Aristotelous using his expertise in matters of defence and strategy.

According to Aristotelous, 2009 statistics show that there are around 36,000 Turkish soldiers in Cyprus. With the addition of 5,000 Turkish Cypriot soldiers, the number increases to around 41,000.

In contrast, the NG’s forces reach around 13,000, with 1,000 of those being Greek national ELDYK soldiers.

“This means that for every National Guard conscript today, there are 3.1 Turkish soldiers,” Aristotelous said.

There are 449 Turkish army vehicles, while if ELDYK’s 61 vehicles are taken into consideration, it works out that there are 2.09 Turkish vehicles for every Greek one.

Aristotelous noted that Turkey continued to maintain the highest of military standards, in contrast with the Greek Cypriot side, which has shown a slow-down due to its accession to the EU and the financial obligations this entailed.

This was made worse, he added, by the continuing financial crisis. “For this reason, the Cyprus Republic’s defensive expenditures remain stable at 2.1 – 2.3 per cent of the Gross Domestic Product (GDP). However, this is higher than the average spent by EU countries, which is around 1.9 per cent.”

There are 627 Turkish APC tanks, of which 361 are manufactured in Turkey and 266 are American, type M-133. The NG has 402 APC tanks.

“By maintaining increased military standards in Cyprus, Turkey seems to be after maintaining the unequal military balance on the island and in extension, continuing its powerful negotiating position in the Cyprus problem, as well as support efforts to legalise the regime,” said Aristotelous.

“Furthermore, Turkey seeks to underline its obsession with making its military presence and control in Cyprus permanent, while maintaining its control over the occupying regime and the Turkish Cypriots’ political activities, especially in matters that concern the island’s strategic goals,” he added.

“According to my survey, Turkey also seeks to maintain its ability to affect developments in the free areas, blackmail the Greek Cypriot side and create doubts over the Cyprus Republic’s sovereignty, in Cyprus’ land, air and sea areas,” said Aristotelous.

The survey showed that there are currently around 430 women serving the NG on a voluntary basis, making up 3.5 per cent of the Greek Cypriot army.

Furthermore, there are more than 70,000 reservists.

CYPRUS MAIL 11/10/09

 

Rumlardan Türkiye’ye haciz tehdidi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıslı Rumların AİHM’de avukatlığını yapan Dimitriadis, tazminatların ödenmemesi durumunda Türk uçaklarına el koyabileceklerini söyledi

Kıbrıslı Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye aleyhine açtıkları birçok davada avukat olarak görev yapan Ahilleas Dimitriadis, Türkiye’nin, AİHM’nin verdiği tazminat kararlarını uygulamaması durumunda, “Denenmemiş bir yola başvuracaklarını, Türkiye’nin yurtdışındaki taşınmaz mallarının dondurululması için harekete geçeceklerini” açıkladı.
Dimitriadis, avukatlığını yaptığı Aresti-Ksenidi ile Dimadis davasında, Türkiye aleyhine verilen tazminat kararlarının uygulanmasını istedi.
Myra Ksenidi Arestis, Maraş’taki mülkünü kullanamadığı iddiasıyla Türkiye aleyhine AİHM’ye açtığı davayı kazanmış ve 850 bin euro tazminat alma hakkı kazanmıştı.
Dimadis davasında ise Türkiye 835 bin euro ödemeye mahkûm edilmişti.
Dimitriadis, AİHM’de alınan kararla bir başka Avrupa ülkesine giderek kararı burada kayda geçirteceklerini ve Türkiye’ye ait olan, ancak diplomatik dokunulmazlık kapsamında bulunmayan malları üzerinden kararın uygulanmasını talep edeceklerini belirtti.

Diplomatik kalkan...

Dimitriadis, Türkiye’nin ticari temsilciliklerine ait bir binanın ya da Türk ulusal hava şirketine ait uçakların diplomatik dokunulmazlığa sahip olmadıklarını savundu.
Dimitriadis, “Böylece bugüne kadar Avrupa hukukunda hiç gerçekleşmemiş bir şeyi yaparak Türkiye’nin taşınmazlarını dondurmak suretiyle tazminat kararlarını uygulamaya koymaya çalışacaklarını” ifade etti.

MILLIYET 12/10/09

 

Krize oynuyorlar 

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Türkiye’nin tüm müzakere başlıklarını tek taraflı dondurma kararı aldığı ileri sürülüyor

Güney Kıbrıs Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Türkiye’nin, Avrupa Birliği ile tüm müzakere başlıklarını tek taraflı olarak dondurma kararı aldığı ve bu kararı Brüksel’e gayrı resmi olarak ilettiği iddia ediliyor.
   Rum Yönetimi’nin bu kararı, “Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye yaptırım önermeyi reddettiği” gerekçesiyle aldığı öne sürülüyor.
   Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’in, Türkiye’ye yaptırım önermediğini ve bu tavrın Rum hükümetinin tepkisine yol açtığını bildirdi. Gazete, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun, ‘bugünkü koşullarda, Türkiye’nin müzakere başlıklarını tek taraflı olarak dondurmaktan başka çıkış yolu kalmayacağı mesajını en üst düzeyde Brüksel’e iletmek zorunda kaldığını’ haber verdi.
   Gazete “Markos’tan, Brüksel’e sert mesaj... Lefkoşa, Türkiye’nin müzakere başlıklarını tek taraflı dondurmaya doğru” başlıklı haberinde şöyle dedi:
   “Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu Brüksel’e, en üst düzeyden sert bir mesaj verdi ve AB’ye Lefkoşa’nın, Türkiye’nin müzakere başlıklarını tek başına dondurma şeklindeki ‘son senaryoyu’ harekete geçirmek niyetinde olduğunu açıkça iletti. AB merkezindeki çevreler, böyle bir hareketin Kıbrıs sorununda ‘kontrol dışı’ etkiler yapabileceği uyarısında bulundular.”

Siz yapmazsanız, biz yaparız

  Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun, Brüksel’e “siz yapmazsanız, biz yaparız. Bu bize bırakılan tek çıkış yoludur” dediğini ve şu görüşleri ilettiğini yazdı:
   “Lefkoşa, Türkiye’nin müzakere başlıklarını, Slovenya örneği temelinde olduğu gibi, tek başına dondurma kararı alacağına atıfta bulundu. Slovenya, yaklaşık 9 ay önce ikili sınır anlaşmazlıklarını gerekçe göstererek Hırvatistan’ın 11 müzakere başlığını dondurmuştu.”

Tek başına yapabilir mi?

   AB Komisyonu ve Dönem Başkanı İsveç’in, Rum tarafının tek yanlı girişimine destek vermediğini yazan gazete, “böyle bir hareketin yanlış olacağı ve Kıbrıs sorununda zor durumlar yaratılacağı Rum hükümetine bildirilmiştir” dedi.
   Fileleftheros’un haberi şöyle devam etti:
  “Brüksel’deki İngiliz çevreleri de, benzer görüşler ortaya koydular. Bu yetkililer; Türkiye’nin müzakere başlıklarının tek taraflı dondurulmasına ilişkin herhangi bir düşüncenin, ‘konuya ciddi yaklaşım olarak algılanamayacağını’ ve ‘Kıbrıs sorununda da kontrol dışı gelişmelere yol açabileceğini’ sızdırdılar.”

Sert kararlar gündemde

   Güney Kıbrıs’ta yayımlanan haftalık Kathimerini gazetesi de “Sert çizgi çiziyorlar... Atina ve Lefkoşa Aralık arifesinde saldırgan taktik oluşturuyor” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, Yunanistan yeni Başbakanı Yorgos Papandreu’nun, Güney Kıbrıs’a 19 Ekim’de yapacağı ziyaret sırasında, Türkiye’nin üyelik sürecinin gözden geçirileceğini ve sert kararların alınacağını yazdı.

KIBRIS 12/10/09

 

Çözüme yakın değiliz
Dimitris Hristofyas, Güzelyurt kökenli Rumlar’ın düzenlediği “anti işgal yürüyüşü”ne katıldı.

Güzelyurt kökenli Rumlar, dün Güney Kıbrıs’ta sözde “işgale” karşı bir yürüyüş düzenledi. Rum lider Dimitris Hristofyas, müzakerelerin ileri bir safhaya ulaşmadığını ve Kıbrıs sorununun nihai çözümüne yakın olunmadığını söyledi.
   Kıbrıslı Rumların, Astromerit’te düzenledikleri etkinliğe Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan ve sözde “Omorfo” Belediye Başkanı Haralambos Pittas, Rum ve yabancı yetkililer katıldı, konuşmalar yapıldı.
   Rum radyosu RİK, sözde “Omorfo” Belediyesi tarafından dün Astromerit’de “büyük bir anti-işgal etkinliği ve bu yıl 29’uncusu yapılan bir anti-işgal yürüyüşü” düzenlendiğini bildirdi.
   Güzelyurt kökenli Rumların, bu yıl 29’uncusunu gerçekleştirdikleri “anti-işgal yürüyüşüne” katılmak amacıyla; başta Slovenya ve İngiltere parlamentolarından aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’ndan milletvekillerinin ve başka kurumlardan yetkililerin adaya geldikleri ifade edildi.
                                       
Pittas’tan Hristofyas’a destek

   Sözde “Omorfo” Belediye Başkanı Haralambos Pittas, söz konusu etkinlik sırasında yaptığı konuşmada, “sağduyu, soğukkanlılık, kendilerine hâkim olma ve özellikle tezler ve ilkelerde istikrarlı olunmasıyla; Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması konusunda  Hristofyas’ın gösterdiği çabaların desteklenmesi” çağrısı yaptı.
    Pittas, Kıbrıs sorununun çözümünün; her şeyden önce “işgali, kolonizasyonu ve topraklarından yasadışı bir şekilde faydalanılmasını sonlandırmasını, tüm halkın insanlık haklarını ve temel özgürlüklerini teminat altına almasını ve iki kesimli-iki toplumlu federasyon çerçevesinde toprağı, halkı, kurumları ve ekonomiyi yeniden birleştirmesini arzuladıklarını” söyledi.
                                                
Hristofyas: Çözüme yakın değiliz

   Etkinliğe katılan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise konuşmasında, Rum tarafının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımını tutarlı bir şekilde desteklediğini, fakat bu desteğin sınırsız olmadığını söyledi.
   Hristofyas, Ankara’nın; yükümlülüklerini uygulamak konusunda gerekli yumuşak başlılığı ve olumlu yaklaşımı göstermemesi halinde, Rum tarafı ve Yunanistan’ın ortaklaşa bir şekilde (Türkiye’ye karşı gösterilecek) olası tepkileri masaya yatıracaklarını kaydetti.
   Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla liderler arasında gerçekleştirilen doğrudan müzakereler sürecine de değinen Hristofyas, müzakerelerde birtakım ilerlemeler yaşandığını, fakat müzakerelerin ileri bir safhaya ulaşmadığını ve Kıbrıs sorununun nihai çözümüne yakın olunmadığını sözlerine ekledi.

Karoyan: Müzakerelerin çözümle sonlanmasını umuyoruz

   Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan da, etkinlikte yaptığı konuşmada, “doğrudan müzakerelerin çözümle sonlanması” umudunu dile getirdi.
   Karoyan, bu gidişata yönelik olarak çalışmaya devam edeceklerini, bunun görevleri olduğunu ifade etti.

 

KIBRIS 12/10/09

‘PAPANDREU İLK DERSİ GEÇTİ’

   

Rum siyasilerin ve partilerin; Yunanistan’ın yeni Başbakanı ve PASOK Başkanı Yorgos Papandreu’nun İstanbul ziyaretinde Kıbrıs sorunuyla ilgili yaptığı açıklamalar hakkında görüş belirttikleri bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, Rum hükümetinin; Papandreu’nun İstanbul’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la gerçekleştirdiği görüşmede Kıbrıs sorunu ve Türkiye’nin AB katılım süreciyle ilgili dile getirdiği tezlerden memnuniyet duyduğunu belirttiğini bildirdi.

Gazete, Rum siyasi partilerin de konuya ilişkin aynı çizgide olduklarını ve Atina’yla daha iyi eşgüdüme gidilmesini beklediklerini yazdı.

 

NET VE SOMUT

 

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu konuyla ilgili açıklamasında, Papandreu’nun dile getirdiği tezlerin “gayet net ve somut” olduğunu, aynı zamanda Papandreu’nun; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirdiği çabalar konusunda tam anlamıyla desteklediğini söyledi.

Ortada herhangi bir “B planı” olmadığını kaydeden Stefanu, Papandreu’nun “çok dikkatli olmaları” konusundaki teziyle hem fikir olduklarını belirtti.

Kritik bir dönemde bulunulduğundan, çok farklı şeyler gündeme gelebileceğini ifade eden Stefanu, karışıklık ve panik yaşanmaması amacıyla bunların ölçülüp biçilmesi ve karşılaştırılması tavsiyesinde bulundu.

Stefanu, Papandreu’nun; Kıbrıs sorununa, AB müktesebatına ve iki taraf arasında hem fikir olunanlara dayanacak BM kararları çerçevesinde bir çözüm bulunması gerektiği konusundaki tezine de işaret etti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “maraton müzakereler” gerçekleştirilmesi konusundaki açıklamalarını da yorumlayan Stefanu, Türk tarafınca “iletişimsel anlamda çaba gösterildiğini” savundu.

Müzakere masasında ortaya konulan tezlerin yapıcı olması, iki taraf arasında üzerinde hem fikir olunanların desteklenmesi ve bunların BM çerçevesi dâhilinde bulunmaları halinde, birtakım görüş birliklerine varılabileceğini söyleyen Stefanu, bunun aksi gerçekleştiği takdirde ise ne kadar görüşme yapılırsa yapılsın ilerleme kaydedilemeyeceğini sözlerine ekledi.

Stefanu, Davutoğlu’nun; Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümü için acele etmediği konusundaki tezinin “belgelere dayanmadığını ve gerçek dışı olduğunu” da ileri sürdü.

 

PARTİLER MEMNUN

 

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise açıklamasında, Papandreu’nun açıklamalarını Kıbrıs sorunuyla ilgili gösterilen çabalara “yardımcı” olarak nitelendirirken, tüm “Kıbrıslıların” menfaatlerinin ileriye götürülmesi amacıyla iki ülke arasında iyi bir eşgüdüm gerçekleştirilmesini beklediğini kaydetti.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise açıklamasında, Papandreu’nun açıklamalarının Kıbrıs sorununu doğru zemine oturttuğunu kaydetti ve söz konusu açıklamaların tüm gidişatlara yönelik doğru ve net mesajlar yolladığını belirtti.

Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ise açıklamasında, Yunanistan ve “Kıbrıs”ın Türkiye karşısındaki tavırlarında değişiklik gördüğünü belirtti ve Papandreu’nun açıklamalarını “önemli” olarak nitelendirdi.

STAR KIBRIS 12/10/09

MÜZAKERELERDE ANLAŞMADAN UZAKTAYIZ

   

Müzakere masasına ansızın gökten Rum tarafını tatmin edecek bir plan düşebilir. Alternatif KKTC’dir. Alternatifsiz olmak taviz vermeye açık olmaktır.

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için sürdürülen müzakerelerde anlaşmadan oldukça uzak olunduğunu belirterek, “Müzakere masasına ansızın gökten bir plan da düşebilir. Bu plan da Kıbrıs Rum tarafını ikna edecek, tatmin edecek bir anlaşma şekli olabilir. İşte o zaman hepimiz zora gireriz” dedi. Eroğlu, müzakerelerde ortaya bir sonuç çıkacak olursa, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün onurunu zedelemeyecek, Kıbrıs Türkü’nün ebediyen yaşamasını sağlayacak bir anlaşma olacağını, ancak Rum’un böyle bir anlaşmaya imza koymasının bugün için mümkün görünmediğini, alternatifin KKTC olduğunu kaydetti.
Alternatifsiz olunduğu sürece taviz vermeye açık olunacağını söyleyen Başbakan Eroğlu, KKTC gerçeği dikkate alınarak ancak bir anlaşmaya varılabileceğinin altını çizdi.
Anlaşma olmamasının dünyanın sonu olmadığını kaydeden ve bir çok küçük devletin bağımsızlığını ilan ettiğini ve yaşamakta olduğunu ifade eden Eroğlu,”Biz de yaşayacağız, Anavatan’ın hamiliğinde ve himayesinde” dedi.
Hatay’da temaslarını sürdüren Başbakan Derviş Eroğlu, İskenderun Genç işadamları Derneği (İSGİAD) tarafından önceki akşam düzenlenen “Kıbrıs ve AB” konulu konferansa katılarak bir konuşma yaptı.
Başbakan Eroğlu, devam eden müzakerelerle ilgili olarak; Güney Kıbrıs’ta iktidarda olan hükümetin çözüm yanlısı olmadığını kaydederek, “Şimdi Kıbrıs’ta, hiç bir zaman anlaşma düşüncesinde olmayan Güney Kıbrıs’ta hükümet ortakları Hristofyas’ın partisi ile Papadopulos’un partisidir. Dolayısıyla bir anlaşmadan bugün de uzak olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim” dedi.

HRİSTOFYAS’IN TEK İSTEĞİ…

Eroğlu, UBP olarak Kıbrıs’ta görüşmelerin karşısında olmadıklarını açık ve net bir şekilde ortaya koyduklarını belirterek, Türk tarafı anlaşma peşinde koşarken Rum tarafının masada oyalama taktiği uyguladığını ve zaman kazanmaya çalıştığı sürece bir anlaşmaya varılamayacağını ifade etti.
Başbakan, Kıbrıs Rum tarafının Türk tarafıyla anlaşma ve paylaşma düşüncesi içerisinde olmadığını, Hristofyas’ın tek isteğinin; Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığından ve Türkiye’nin garantisinden kurtulmak olduğunu vurguladı.
Başbakan Eroğlu, Türkiye’den zaman zaman çıkan “Kıbrıs’ta bugünkü statü devam edemez” sözlerini KKTC’nin devamına karşı çıkanların yanlış yorumlayarak kendilerini tatmin ettiklerini kaydederek, şunları kaydetti:
“Bugünkü durum, bugünkü statü devam edemez derken esas söylenmek istenen şudur: Kıbrıs’ta Güney’de bir devlet var, dünya tanıyor, AB üyesidir. Kuzey’de bir devlet var, sadece Türkiye tanıyor, başka hiç kimse tanımıyor. Bu böyle devam edemez. Ya anlaşma olacak, ya KKTC’yi dünya tanıyacak. Verilen mesaj budur.”

TEK EGEMENLİK

Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerde “tek egemenlik” konusunda hata yapıldığına inandığını söyleyen Başbakan Eroğlu, tek egemenlik konusunu doğru bulmadığını, ,Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın müzakere masasından bundan kurtulmak için bazı manevralar yapması gerektiği inancında olduğunu belirtti.
Eroğlu; “Tek egemenlik, tek kimlik derseniz, size söylenecek şudur: Türkler bir anlaşmaya varmak için kendi devletlerinden ve kendi egemenliklerinden vazgeçmiştir. Bu yaygınlaştığı sürece bizim Kıbrıs’ta istediğimiz manada bir anlaşmaya varmamız mümkün değildir” dedi.
Annan Planı’nın, Kıbrıs Türk halkının lehine bir plan olmadığını, UBP Genel Başkanı ve Başbakan olarak hükümetten gitme pahasına Annan Planı’na karşı inandığı mücadeleyi verdiğini belirten Eroğlu, “Annan Planı, doğrudan doğruya Rumları tatmin etmeye yönelik bir plandı” diye konuştu.

STAR KIBRIS 12/10/09

“GRAMERİ OLMAYAN DİLİN YANLIŞ CÜMLESİ”

"Olaylar ve Gerçekler" Arif Hasan Tahsin

Tarih: 10 Ekim 2009 Cumartesi

 


Bu bir yetkilinin açıklamasıdır. Daha doğrusu yayın kuruluşlarına emridir: “Sanatsal ve kültürel değeri bulunmayan ve ‘Kıbrıs ağzı’dır diye yanlış ifade ve anlatımlarla güzel Türkçemizi bozan yayınlara programlarda yer verilmemelidir.”
***
Bu zihniyetin yabancısı değiliz. Bu zihniyet Kürtlere Kürtçeyi, Lazlara Lazca’yı, Pontuslulara Rumca’yı ve saireyi yasaklayan zihniyettir. Şimdi sıra Kıbrıslıcaya geldi. Kıbrıs Türkçesi’ne diyelim. Tabii bu ilk saldırı değildir. 1958’i de yaşadı bu toplum. Bazıları sanır ki o zaman yasaklanan yalnız Rumca kelimelerdir. Oysa yasaklanan yabancı kelimelerdir. Örneğin İngilizce kelimeler de yasaktı. Ağzınızdan çıkan her yabancı kelime için 2 şilin ödemek zorundaydınız. Mesela, “Yes be gardaş” dedin mi hemen karşınıza dikilirler ve “ver 2 şilin” derlerdi. 2 şilin “yes” içindi. Ya da “Endaksi be gardaş” dedin mi “endaksinin” 2 şilin cezasını ödeyecektin. Peki, bu bir hukuki prosedür müydü? Yok! “Dudak Arası Yasası”na göre idi... Bir da hiç Türkçe bilmeyen insanları düşünün. Dillirga gibi, çoğu Baf köyleri gibi, çoğu Karpaz köyleri gibi ve saire. Bu bir işgence değilsaydı neydi? Kıbrıs Türkçesinin sanatsal ve kültürel değeri var mı, yok mu, sanatçılarımızın ve kültür kadınlarımızla kültür adamlarımızın yanıtlayacağı bir sorudur. Ama Kıbrıs Türkçesi hangi güzel Türkçemizi bozar. Hangi Türkçe için “güzel Türkçemiz” denmektedir. Türkiye Türkçesi için mi? Kaç ağzı var Türkiye Türkçesi’nin? İstanbul ağzından başka ağızların sanatsal ve kültürel değeri yok mu? Mesela Karacaoğlan dilinin ya da ağzının sanatsal ve kültürel değeri yok mu? Veya Yunus’un, Veya Dadaloğlu’nun...
***
Gizlediğimiz, ya da gizleyebileceğimiz bir tarafımız yoktur. Bizim ana dilimiz Rumcaydı. Ama Kıbrıs’ta konuşulan Türkçe Türkmen Türkçesi idi. Bir başka deyişle Oğuz boylarının Türkçesi... Ve biz Türkçe’yi bunlardan öğrendik. Anadolu’yu kendilerine mesken tutan ama Osmanlıların yabancı askerlerle her fırsatta kılıçtan geçirilen ve sağa sola sürgün edilen kendilerine küfür olsun diye “Turkmen” denen Oğuzlardan öğrendik. Anadolu’ya Türkçeyi getirenlerden...
***
Osmanlı sarayında hakim olan dilin Türkçe ile ne alakası vardı? İstiklal Savaşı’na kadar katliamlardan kurtulan Türkmenlerden başka Türkçe konuşan var mıydı? Mustafa Kemal ile arkadaşlarının, subay okullarından mezun olmalarına rağmen konuştukları dilin gerçek Türkçe ile alakası vardır?
***
Bir de karşı tarafa bakarsınız. Bizimkilerin sanatsal ve kültürel değeri yok dedikleri Kıbrıslı ağzıyla televizyonda sık sık oyunlar oynamaktadırlar. Hem neredeyse kelimelerin birçoğu Türkçe ile İtalyanca olduğu halde. Unutturmamaya, yaşatmaya çalışırlar dillerini... Kültürlerini...
***
Şimdi bir daha soralım. Bu emri verenlere göre “güzel Türkçemiz” dedikleri hangisidir? Türkiye Türkçesi mi? Öyle dersanız Türkiye’de tek tip değildir Türkçe. Azeri Türkçesi mi yoksa? Ya da Özbek Türkçesi mi? Yoksa Kazah Türkçesi mi? Uzatmaya gerek yoktur. Dünyada bir tek Türkçe yoktur. Ve bunların her birisi ötekisinden farklıdır. Şimdi kim deyebilir ki Azeri Türkçesinin, kültürel ve sanatsal değeri yoktur? Ya da diğerlerinin... Ama Türkiye, hiçbir başka devlette, ve kendi kaynağında, olmayan bir uyduruk dille, herkesi egemenliği altına almak, kendi dilini unutturmak ve kendine benzetmek istemektedir. Hayırlı olsun, ve başarılar dilerim. Ama bu kolay bir iş değildir. Bu gidiş ikinci bir Timur olayının benzerine davetiyedir. “Nerde bir Timur daha” deyebilirsiniz tabii ki...
***
Neyse... Şunu da hatırlatalım ve bitirelim: Bir süre önce yayınlanan bir anket sonucuna göre okuduğunu anlamayanlar sıralamasında Türkler son sıraya oturdular. Özellikle teknik alanlarda... Demek geri kalmışlığın bir nedeni de “güzel Türkçe” oluyor.
***
Zamanını hatırlamam. Ama zamanını da cümleyi da bulurum. Ömer Seyfeddin’in bir yazısındaki bir cümleye Fuat Köprülü kafayı taktı. Sağda solda “Bu cümle yanlıştır” der dururdu. Bir gün bir basımevinde karşılaştılar. Bunun üzerine Ömer Seyfeddin Köprülü’ye: -Türkçe’nin grameri var mı? Fuat Köprülü: -Yoktur. Ömer Seyfeddin: -Peki be efendi, grameri olmayan bir dilin yanlış cümlesi olur mu?

 

‘Toros iptal edilirse Nikiforos da iptal edilir’

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiye'nin Toros tatbikatını iptal etmesi durumunda, Rum yönetiminin de Nikiforos tatbikatını iptal edeceğini açıkladı.

AA

NTV 10 Ekim. 2009 Cumartesi

LEFKOŞA - Stefanu, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında New York'ta yaptığ görüşmede, "Türkiye'nin Toros tatbikatını iptal etmesi durumunda, kendilerinin de Nikiforos tatbikatını iptal etmeye hazır olduklarını" söylediğini aktardı.

Stefanu, "Tıpkı geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da önerimiz budur ve Türkiye'nin yanıtını bekliyoruz" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki gün yaptığı açıklamada, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) yılık planlı tatbikatı "Nikiforos"un yapılmaması durumunda, "Toros" tatbikatının da yapılmayacağını açıklamıştı.

Bu arada Rum basını, Nikiforos tatbikatının iptal edildiğine ilişkin resmi açıklamanın, Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu'nun 19 Ekimde Güney Kıbrıs'ı ziyareti sırasında yapılacağını ileri sürdü.

 

KKTC Toros tatbikatını iptal etti

KKTC Toros tatbikatını bu yıl da yapmayacağını duyurdu.

AA

NTV 13 Ekim. 2009 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Toros tatbikatının bu yıl da yapılmayacağını bildirdi.

Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs'ta, Türk Silahlı Kuvvetleri ile KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından icra edilen Toros tatbikatının bu yıl da yapılmamasının kararlaştırıldığını açıkladı.

Bu konudaki gerekli tüm istişarelerin, Türkiye de dahil olmak üzere yapıldığını kaydeden Erçakıca, ''Buna göre, Toros tatbikatı yapılmayacaktır'' dedi.

Erçakıca, ''Bu tutum, Türk tarafının geçen yıllardan beri tekrarladığı ve Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakerelerin devam ettiği bir süreçte, siyasi ortamı iyileştirmek konusundaki kararlılığının ifadesidir'' diye konuştu.

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, Toros tatbikatını iptal etmesi durumunda, Rum yönetiminin de Nikiforos tatbikatını iptal edeceğini açıklamıştı.

Taraflar, Kıbrıs'ta askeri tatbikatları geçen yıl karşılıklı olarak iptal etmişti.

Girne Amerikan’ın 25. yılı ve KKTC

ABBAS GUCLU MILLIYET 13/10/09

Girne Amerikan Üniversitesi’nin 25. yıl kutlamaları çerçevesinde KKTC’deydim.İlk kurulduğu yılları hatırlıyorum. O günden bugüne çok yol kat etmiş.
Girne Amerikan, ABD dışındaki en büyük Amerikan üniversitesiymiş. İsmi Amerikan ama her şeyi ile bir Türk üniversitesi. 50’yi aşkın ülkeden 6 bin civarında öğrencisi var. Büyük çoğunluğu da Türk...
Yeni öğretim yılının açılışına KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da geldi. Ama hükümetten tek kişi yoktu. Meclis toplantısı varmış! Peki ya Büyükelçimiz? O da yoktu.
Yadırgadım. Konuşmam da bunu da özellikle dile getirdim.
Üniversiteler KKTC’nin olmazsa olmazları. Üniversiteleri çıkarıp aldığınızda, geriye bir şey kalmaz. Üstelik KKTC’de 25 yıllık kaç tane kurum var ki! Buna rağmen hükümetten hiç kimsenin bulunmaması çok manidardı...
Türkiye’nin ve Ak Parti iktidarının KKTC üniversitelerine sıcak bakmadığı varsayımını da kabul etmek de mümkün değil. Çünkü dünden bugüne bütün iktidarlar, KKTC’deki üniversite oluşumunu destekledi, desteklemeye de devam ediyor. Üstelik Girne Amerikan’ın fahri doktora verdikleri arasında Ecevit’ten Erdoğan’a neredeyse tüm başbakanlar da var. O halde Büyükelçi niye yoktu?..
İstanbul Üniversitesi’nden tanıdığımız Yıldırım Öner Hoca, şimdi Girne Amerikan’a rektör olmuş. Daha önce de Lefke Avrupa’nın rektörüydü. Uzun yıllardır burada. KKTC vatandaşı olmuş. Ve 20 yıl önceki hocalık heyecanı hiç kaybolmamış.
Üniversitenin kurucusu Memduh Erdal ve damadı Serhat Akpınar. Memduh Bey, eski mücahitlerden. Odasındaki fotoğrafları ve anılarını dinlediğiniz de Kıbrıs’ın son 50 yılına tanıklık ediyorsunuz. Bu süreçte Türkiye’yi ve KKTC’yi yönetenlerle hep çok yakın olmuş. Bu öğretim yılından itibaren, bu üniversitede hocalık yapacak olan Murat Karayalçın’la birlikte, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili bazı anekdotları dinlerken etkilenmedik desek yalan olur.
Küresel ekonomik kriz, Türkiye’deki vakıf üniversitelerini olduğu gibi, KKTC üniversitelerini de derinden etkilemiş. Çok büyük yatırımlar yapmalarına karşın sürekli öğrenci kaybediyorlar. Bu da onları Türkiye dışındaki farklı ülkelere yöneltmiş.
Ülke olarak resmen tanınmasa da 70’e yakın ülkeden öğrencisi var ve diplomaları da kabul görüyor. Girne Amerikan, bu açılım çerçevesinde İngiltere ve Singapur’da iki yeni kampüs kurmuş. İngiltere’deki kampüsün ve üniversitenin varlığının resmen kabul edilmesi, pek çok girişim gibi Rumları fazlasıyla kızdırmış. Görünen o ki Serhat Bey’in bu genişleme politikası, daha pek çok ülkeyi kapsama alınana alacak.

Farklılık yaratmak

Açılış töreninde ben de kısa bir konuşma yaptım. Konusu farkındalıktı. Türkiye’de ve KKTC’de üniversiteden geçilmiyor. Aynı yaş kuşağında sadece bizde 6 milyon genç var. Dünya ölçeğine vurduğunuzda da yarışacakları on milyonlarca yaşıtları bulunuyor.
Onların içinden sıyrılıp önemli noktalara gelmek istiyorsanız farklılık yaratmak zorundasınız diye başlayıp peş peşe sıraladım:
Sorun yaratan değil çözen, kaynakları tüketen değil yaratan, susan değil konuşan, mazeretlerin arkasına saklanan değil öneri getiren, kızan değil hoş gören, dayatmacı değil uzlaşan, düne ya da ideolojilere takılıp kalan değil geleceğe bakan, pes eden değil mücadeleci, kolaycı değil yaratıcı, içine kapanan değil dünyaya açılan, ifade özgürlüğünü kısıtlayan değil savunan, kavgacı değil barışçı, hizip yaratan değil ekipçi olun.
Ve özetin özeti olarak da sıradan biri değil, farklı olun, farkındalık yaratın dedim. Kendi hayatımdan örnekler paylaştım. Hiç kimse ciddiye almazken neden ille de eğitim dedim, hemen herkes gençlerden kaçarken Genç Bakış’la neden gençlerin sesi olduğumuzu anlattım...
Hem üniversite hem de öğrenciler olarak farkındalık yaratmaları gerektiğini vurguladım. Bakalım ne kadarını başarabilecekler? Üniversite Ar-Ge laboratuvarlarıyla, öğrencileri de yaratıcılılık ve girişimcilikleriyle ne kadar öne çıkacaklar? Bir sonraki buluşmada da onu konuşacağız...
Çünkü artık kuruluşlarını tamamladılar ve farkındalık yaratma dönemindeler...
Özetin özeti: Sokağa çıkıp biraz gezdiğinizde, KKTC’de işlerin neden çok yavaş ya da tersine gittiğini anında görmeniz mümkün. Ne onlar bir sinerji yaratabiliyor ne de Türkiye! Şikâyetin ötesine bir türlü geçemiyorlar...

BRÜKSEL ÇIKIŞ ARIYOR

   

AB ülkelerinin, doğrudan müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, “yumuşak” bir şekilde tanımasıyla eş zamanlı olarak “Kuzey Kıbrıs’ın yumuşak” bir şekilde tanınmasını tartıştıkları ileri sürüldü.

Avrupa Birliği’nin (AB) güçlü ülkelerinin dışişleri bakanlıklarında, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin başarısızlığa uğraması durumunda alternatif çözümler konusunun ele alındığı ileri sürüldü.

Avrupalı ortakların, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrudan müzakerelerin başarı perspektifiyle ilgili olarak cesaretlerinin kırılmaya başladığını yazan Politis gazetesi, AB ortaklarının çıkış stratejisi aradıklarını belirtti.

Gazete, AB ülkelerinin, Türkiye tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, “yumuşak” bir şekilde tanınmasına eş zamanlı olarak “Kuzey Kıbrıs’ın yumuşak” bir şekilde tanımasından bahsettiklerini yazdı.
“Status quo” (Statüko) olarak isimlendirilen bir formülün söz konusu olduğunu yazan gazete, özlü olarak söz konusu senaryonun, Türkiye tarafından Ankara Protokolü’nün kısmi bir şekilde uygulanmasına eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türklerle ilgili Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanmasından başlayacak olan bir süreç öngördüğünü belirtti.
Haberde, uluslararası toplumun, müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) adada kalmasına ilişkin soru işaretlerini de gündeme getirmekte olduğu kaydedildi.

Öte yandan Alithia; “Başkanlıkta, Kıbrıs Sorununda Gözlemlenen Yoğun Hareketlilikle İlgili Düşünce” başlıklı haberinde Rum Başkanlığı’nın, özellikle Yorgos Papandreu’nun Yunanistan’da başbakanlığa seçilmesinin ardından Kıbrıs sorununa ilişkin olarak son günlerde gözlemlenen uluslararası hareketlilik ışığında düşünceli olduğunu yazdı.
“Başkanlığın, söz konusu gelişmeleri ihtiyatlı bir şekilde izlediğini” yazan gazete, “Başkanlık; kamuoyuna, AB’ye ve uluslararası topluma Kıbrıs sorununun çözümünün yakın olduğu imajını vermek istemiyor” ifadelerine yer verdi.

Gazete, bu konuda belirleyici noktanın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “çözüme yakın olunmadığı” şeklindeki açıklaması olduğunu da yazdı.
Habere göre Rum Başkanlığı’nın, Kıbrıs sorununa doğal takvimler içerisinde Aralık 2009 ve Nisan 2010’da çözüm bulunmasına ilişkin olarak dıştan baskı gelmesi ihtimalini göz önünde bulunduruyor.

STAR KIBRIS 13/10/09

GÖRÜŞMELER ÇÖZÜM İÇİN

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk tarafının müzakere sürecini avantaj kazanmak amacıyla değil, çözüm isteğiyle yürüttüğünü belirterek, “Biz sorunun çözümü için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz, ancak müzakerelerin de bir zaman sınırının olduğu bilinmelidir. Hiçbir halk sonsuza kadar müzakere içinde tutulup , ‘ha bugün, ha yarın’ diyerek belirsiz ve dengesiz bir ortama mahkum edilemez” dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dmitris Hristofyas’ın “çözüme yakın değil, uzağız” şeklindeki görüşünü “Dervişin fikri neyse zikri de odur” ifadesiyle yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, bu ifadelerin, Hrisyofyas’ın en azından şu anda çözüm istemediğinin farklı şekilde tellaffuzu olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için siyasi süreç yürütülürken ülkenin başta ekonomi olmak üzere diğer sorunlarının ortadan kaldırılması gerektiğine vurgu yaparak bu sorunların giderilmesini, çözüm sonrasına bırakmanın Kıbrıs Türkü’ne zarar vereceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat Girne Amerikan Üniversitesi’nin yeni akademik yılının açılış töreninde yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna da değindi, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın dün bir etkinlikte yaptığı konuşmayı yanıtladı.
Talat, adadaki çözümsüzlüğün tek nedeninin her fırsatta “Türkiye” olduğu izlenimi yaratmaya çalışan Hristofyas’ın konuşmasında, Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin AB sürecinde önünü kesmek için bu güne kadar yürüttüğü kampanyaları da ortaya koymuş olduğunu ifade etti.

Türkiye’ye engel

Türkiye’nin AB sürecinde önündeki engellerin başında Kıbrıs konusunun geldiğini belirten Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs sorunu, İnsanları teker teker etkileyen bir sorun ve Türkiye açısından bir ulusal sorun olduğu için çözümü zordur. Böyle bir sorunu çözme sorumluluğu altına girmek kolay değildir ama biz bunu omuzlama kararı verdik ve omuzladık” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, “ Rum tarafı yapılan çeşitli yanlışlar nedeniyle çözüm olmadan AB’ye üye oldu. Şimdi diyoruz ki; ‘bütün yanlış bizim mi’ ? ‘Hayır değil’ ama, biz isteseydik, önlem alsaydık ortaya konulması gereken tavırları zamanında ortaya koysaydık bunu engelleyebilirdik. Bunun hesabını en azından kendi vicdanımıza vermeliyiz” dedi.
Güney Kıbrıs’ın üyelikten sonra Türkiye’nin AB sürecini engellemek için elinden geleni yaptığını ve sürekli Türkiye’yi suçladığına işaret eden Talat, “Hristofyas bunu; Türkiye’nin önünü kesme kararı aldığı zaman, dünya tarafından suçlanmamak, Türkiye’ye Kıbrıs Türkü’nü bu kadar desteklememesi için baskı yapılması, bir çözüm olmaması durumunda ise Türkiye’yi suçlama ve onun AB hareketini durdurmak meşrudur diyebilmek için yapıyor” dedi.

Halk çözüme hazırlanmalı

Koşullar güzel olmasa da bir strateji oluşturularak halkın süreç hakkında bilgilendirilmesinin gerekliliğine de işaret eden Talat, “Halkı olası bir çözüme hazırlamalıyız. Bu çok zor bir süreç ancak çözüm mümkündür. Dünyada hiçbir sorun çözümsüz değildir. Eğer çözüm ister ve inançlı davranırsanız, çözersiniz. Kararlı olacak , buna inanacak ve bunun için çalışacaksınız. ‘Acaba çözüm olur mu’ derseniz çözüm zor olur. Çözüm isteyecek ve bunun üzerine gideceksiniz. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları da bunu yapmalı”dedi.

STAR KIBRIS 13/10/09

İNGİLİZ BAKAN’DAN ORHAN’A TAM DESTEK

   

 

 

TBCCI’ın geleneksel yemeğine katılan Adalet Bakanı Jack Straw, önümüzdeki seçimlerde İşçi Partisinden milletvekili adayı olan Ayfer Orhan’a tam destek verdiklerini söyledi. Orhan, seçim kampanyasına destek amacıyla Dışişleri Bakanı David Miliband’ın da seçim bölgesine gelip, birlikte propaganda yapacaklarını belirtti.



Mihrişah Safa

Londra’da geçtiğimiz akşam düzenlenen Türk-İngiliz Ticaret Odası’nın 29’uncu Kuruluş Balosu’nda bir araya gelen İşçi Partisi milletvekili adayı Ayfer Orhan, Adalet Bakanı Jack Straw’dan tam destek aldı.
Baloya katılan Straw ile görüşen Kıbrıs asıllı milletvekili adayı Orhan, seçim bölgesi Hemel Hempstead’deki çalışmaları hakkında bilgi vererek, kazanacaklarından umutlu olduğunu söyledi. İngiliz Avam Kamarasında Türk asıllı milletvekili bulunmadığını ve ilk girenin kendisi olmasını ümit ettiğini belirten Orhan, Dışişleri Bakanı David Miliband’in de seçim bölgesine gelerek, kendisine destek vereceğini ifade etti.
Türk konukların yakın ilgisiyle karşılaşan Adalet Bakanı Jack Straw, STAR KIBRIS’ın “Kuzey Londra’daki Türk çetelerin çatışmasına ilişkin sorusuna; “ Bakan ve bakanlık olarak her şeyden bilgimiz var. Güvenlik birimleri gereken her türlü çalışmayı yapıyor. “ diyerek kısa yanıt verdi.
Aynı gece Türkiye’nin İşçi Partili Dostları Lobi Grubunun kurucusu Nilgün Canver, kurucu üyeleri Hüseyin Özer, Ahmet Üstünsürmeli ile de bir araya gelen Straw, çalışmaları hakkında bilgi aldı.
TBCCI’ın 29’uncu kuruluş yıldönümü yemeğinde Ayfer Orhan, TC Büyükelçisi Yiğit Alpogan, Cameron’a Büyükelçi olarak atanan Elçi Müsteşar Atılay Ersan, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Başkonsolos Bahadır Kaleli ile de bir araya gelerek, seçim kampanyaları hakkında bilgi verdi. Geceye İngiliz yerel yönetimlerinde meclis üyesi olarak görev yapan Türk asıllı politikacılar Nilgün Canver, Ahmet Öykener, Ertan Hürer, Muttalip Ünlüer de katıldı.


Rum asıllı aday da gecedeydi

Bu arada geceye katılan bir başka milletvekili adayı ise Muhafazakâr Partili Kıbrıs Rum asıllı Andrew Charalambous oldu. Türkçe konuşan nüfusun en yoğun yerleşim bölgelerinden Edmonton’dan önümüzdeki seçimlerde milletvekili adayı olan Charalambous, geceye Türkiye’nin Muhafazakâr Partili Dostları Lobi Gurubu kurucusu Ertan Hürer ile geldi. Türk Lobi grubunun üyesi olduğunu belirten Rum asıllı aday, STAR KIBRIS’a; “Türk dostuyum. Muhafazakar Parti’nin Türkiye lobi grubunun da üyesiyim. Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını candan destekliyorum “dedi. Türk Büyükelçisi, TBCCI Başkanı Remzi Gür, yöneticileri Henry Marshall ile tanışan Rum asıllı adayın geceye katılışı, salonda bulunan bazı çevreler tarafından “ Rum aday, Türk oyları peşinde… Lobi yapıyor” şeklinde yorumlandı.

Muhafazakâr Partili Dostlar Gurubu kurucusu Enfield Belediyesi meclis üyesi Ertan Hürer, Rum asıllı milletvekili adayının promosyonunu yaptıklarını belirterek, Charalambous’un Türk dostu olduğunu ifade etti. Edmontonda şu anda milletvekili İşçi Partili Andy Love, 1996’dan bu yana milletvekilliği yapıyor.

STAR KIBRIS 13/10/09

Christofias discusses EU-Turkey strategy with party leaders
By Charles Charalambous

THE LEADERS of DISY and EDEK have called for a hardening of Cyprus’ stance regarding Turkey’s candidacy to join the EU, ahead of the progress report by the European Commission (EC) which will be presented in its preliminary form tomorrow and finalised in December.

Speaking to the press following a meeting yesterday with President Demetris Christofias which included a discussion of tactics on Turkey’s accession talks, opposition DISY leader Nicos Anastassiades said that if Turkey fails to fulfil its commitments to the EU by the time of the December report, the government should take a firmer position.

He said that Cyprus should inform the EC in writing that if there is no progress by June 2010, “our European partners should not expect agreement to the opening of any new negotiation chapters” as part of Turkey’s accession process.

EDEK leader Yiannakis Omirou went one step further than the DISY leader. In statements to the press following his own meeting with Christofias, Omirou called for Cyprus to “use its rights as a full EU member” – by implication, to call for a freeze on EU accession negotiations or even use its veto – if Turkey has not fulfilled its obligations by December.

Omirou said that a clear message should be delivered to Brussels and Sweden, which currently holds the EU Presidency: “Either Turkey complies with its obligations, or it should be severely criticised by the European Commission in its final conclusions in December and suffer sanctions. If not, the Republic of Cyprus has rights, it is an EU member state, and it should not and is not likely to give up those rights.”

Foreign Minister Markos Kyprianou also had a meeting yesterday with Greek Ambassador Vasileios Papaioannou, to prepare the ground for the official visit by Greek Prime Minister George Papandreou next week. Kyprianou said that Turkey’s evaluation by the EU is the main issue of concern for both Cypriot and Greek governments, adding: “It will be the main issue to be discussed with the Greek Prime Minister next Monday”.

Kyprianou said that Cyprus’ position is that all the EU candidate countries should fulfil their obligations towards the EU and its member states. “If not, there should be consequences”, he said, but added: “Punishing Turkey is not our goal”.

The same line was echoed by AKEL leader Andros Kyprianou, who said at a party rally in Athienou yesterday: “Our objective is not for Turkey to be punished if it does not fulfil its commitments. Our objective is to solve the Cyprus problem, and all the efforts we are making are aimed at serving this strategic objective.”

Papandreou’s willingness to actively engage Turkey on its attitude towards Cyprus has been welcomed in many political quarters here. Commenting on Christofias’ handling of the EU-Turkey issue, Anastassiades said that “we are following a course which, with Greece’s co-operation, I believe will be the best for our country.”

CYPRUS MAIL 13/10/09

‘Perfect solution not possible’
By Patrick Dewhurst

THE UK organisation, Friends of Cyprus has just completed a week of over 40 meetings with Greek and Turkish Cypriot officials to learn more about the Cyprus problem.

Mary Southcott, coordinator of Friends of Cyprus and Andrew Dismore, MP for Hendon and Vice President of the organisation, met with Greek political and social organisations and leaders to get up to date.

“We have come here to become better informed about the process and to see what we can do.” Dismore explained. “We are not here to propose a solution, but I think that we can offer an additional perspective to that of others, such as the Foreign Office.”

With around 3,000 Cypriots in his constituency, most of which are Greek-Cypriots, and having worked as a Greek liaison, Dismore is well placed to pick up on the nuances.

Asked how public opinion in his constituency and in Cyprus compares, he explained “Many of my constituents are diaspora, who tend to take stronger, more hard-line views. This is something I’ve seen in other communities.”

“The picture here is more distorted. We know there is substantial support for a solution, but there is also a loud anti-solution section. Just because they are louder, though, it does not mean they are more numerous or even right.”

Regarding the north, he said, “there are differences in attitude between Anatolians and Turkish Cypriots and so we need to address the issue on a cultural basis.”

Dismore strongly criticised the recent leak of UN Documents, which he alleges as an attempt to derail the negotiation process. “The documents weren’t only leaked, they were stolen and I think this is irresponsible. This goes against the national interest because it puts pressure on the negotiators. Nobody has the right to derail the process.”

Asked about the media’s role in the leaked documents saga, he said “Media coverage of this was not helpful. Some discussions have to be held in private, so that the leaders can negotiate sensibly. Our role is to help that.”

However, he conceded this closed dialogue does have its disadvantages. “The public tend to think that nothing is happening.”

Commenting on the ongoing talks, Dismore was clear. “The pace of the negotiations needs to pick up. The time pressures have now changed and a solution needs to be found before a rejectionist party can win an election in the occupied areas.”

“This has to happen now, because it is first time there are two pro-solution leaders.”

For Dismore, it is clear that positive Turkish involvement is essential, in spite of UN assertions that this is a Cyprus problem to be resolved by Cypriots. “In the end there will be no solution unless Turkey agrees.”

“A lot depends on Turkey wanting EU accession, and of all their challenges, the Cyprus problem is probably the easiest.”

One of the sticking points, which Dismore raised in the UK Parliament earlier this year, concerned the presence of between 20,000 and 30,000 Turkish troops in the north. “We need to remember that the Turkish Cypriots are also under occupation.”

With increasing ambivalence towards accession, and French and German preference for a “privileged partnership”, European Commission President Jose Manuel Barroso’s expectation that Turkey will not accede until after 2021 is a problem.

So what happens if no agreement is found? “I think we will see a greater drive for “TRNC” recognition, possibly an increase in “TRNC”-EU trade, and almost certainly an increase in the Turkish-Cypriot diaspora, with some seeking to reclaim their property.” Dismore said.

“What needs to be recognised is that the perfect solution is not possible; there must be a compromise. The longer (the negotiations) take, the more settlers will arrive and the harder it will become (to find a solution).” He added.

Founded in 1974, Friends of Cyprus brings together Greek and Turkish Cypriots, in London and in Cyprus.

CYPRUS MAIL 13/10/09

Papandreu da çözümde olumlu rol oynayabilir

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu isterse,Kıbrıs sorununun çözümünde Türkiye hükümeti gibi olumlu bir rol oynayabilir." dedi.

AA

NTV 14 Ekim. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Talat, dün gece, Gazimağusa'ya bağlı Alaniçi köyünü ziyaret ederek, vatandaşlara Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili bilgi verdi.

Yunanistan'da yapılan son genel seçimlerin neticesinin Kıbrıs sorununun çözümü için son derece önemli olduğunu ifade eden Talat, ''Yunanistan'ın yeni Başbakanı Yorgos Papandreu'nun istemesi halinde, çözümde Türkiye hükümeti gibi olumlu bir rol oynayabileceğini'' kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin çözüme ihtiyacı olduğunu belirten Talat, ''Çözülmezse yok olacak değiliz tabii, ama çözülmediği taktirde alacağımız yol daha zahmetlidir, daha zordur. Yıllarca daha zorluklarla mücadele demektir. Halbuki çözüm olursa kısa zamanda kısa yoldan sorunlarımızın ortadan kalkması sağlanacak. Bunu sağcısının da solcusunun da, çözümü gönülden isteyenin de istemeyenin de anlaması lazım'' dedi.

ÇÖZÜM UZAK DİYEN, ÇÖZÜM İSTEMİYORDUR
Talat, ''Bazı çevreler size sürekli 'çözüm olmaz, mümkün değildir, çok uzaktır' derlerse, anlayın ki o çevreler çözümü çok istemiyor... Dervişin fikri neyse zikri de odur'' diye konuştu.

Her konuda anlaşma sağlanmadan Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğine dikkati çeken Talat, henüz bu noktaya gelemediklerini, çünkü Kıbrıs müzakerelerini etkileyen başka konuların olduğunu ifade etti ve buna örnek olarak Türkiye'nin AB üyelik süreci nedeniyle Kıbrıs Rum tarafının ''biraz daha bir şeyler koparma'' hedefini gösterdi.

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, sürekli, ''çözümün anahtarı Türkiye'dedir, Türkiye uzlaşmazdır, çözüm istemez, çözüm için yardımcı olmaz'' gibi suçlamalarda bulunduğunu anımsattı.

ERDOĞAN DAHA NE DESİN
Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü açıkça desteklediğini vurgulayan Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'nda BM Genel Sekreteri'ne ''Kıbrıs görüşmelerinde daha fazla aktif olmalısınız, daha fazla müdahil olmalısınız ve hatta gerekirse hakemlik bile yapmalısınız'' dediğini aktardı ve ''Daha ne desin...'' ifadesini kullandı.

Hristofyas'ın, kendisini uzlaşmazlıkla suçlayacak gerekçe bulamadığını ve bu nedenle Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile veto tehdidini kullanarak suçlamalarda bulunduğunu anlatan Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümü 2004 yılında fiilen desteklediğini ve bu desteğin sürdüğünü vurguladı.

Talat, çözüm konusunda halk arasında bazen umutların, bazen umutsuzlukların hakim olduğunu, bunun kendisi için de geçerli olduğunu, çünkü müzakerelerdeki bazı olayların kendilerini etkilediğini söyledi.

TESLİM OLSAK 5 DAKİKADA OLURDU
Cumhurbaşkanı Talat, ''Çözüm madem ki bizim ihtiyacımızdır o zaman bütün imkanlarımızı kullanarak bunu sağlamaya çalışmalıyız'' diyerek, bunun yanlış anlaşılmamasını, çünkü bu söylemin teslim olmak anlamında kullanılmadığını söyledi.

Talat, ''Öyle olsa Rumlar ne isterse kabul edilir ve 5 dakikada çözüm sağlanırdı. Sözünü ettiğim böyle bir çözüm değil, her iki tarafın da kabul edeceği bir çözümdür. Bunu sağlamak bizim boynumuzun borcudur, bunu başarabilmemiz lazım'' dedi.

Kıbrıs Türk tarafının izlediği çözüm politikasının uluslararası toplumun dikkatini çektiğini ve desteğini aldığını ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklerin en büyük gücünün de bu olduğunu vurguladı.

Talat, Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin ve dünyanın desteğiyle çözümü mutlaka başaracağına inanç belirtti. Usanmadan mücadele edeceklerini kaydeden Talat, ''Bütün bu uğraşlarımıza rağmen sonuç alamazsak, o zaman da dünyada yalnız kalmayacağız'' dedi. Talat, ''2004'te bir deney yaşandığını ve bunun dünyanın Kıbrıslı Türklere karşı bakışını değiştirdiğini, bir deney daha yaşanması halinde dünyanın Kıbrıslı Türklere bakışını değil her şeyiyle algılayışını değiştireceğini'' sözlerine ekledi.

 

Rumlar AB raporuna tepkili

Dışişleri Bakanı Kipriyanu, limanlar konusunda Türkiye'ye yaptırım tavsiyesinde bulunulmamasını eleştirdi.

AA

NTV 14 Ekim. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesimi, AB ilerleme raporunda, limanları açmadığı için Türkiye'ye yaptırım tavsiyesinde bulunulmamasından hayal kırıklığına uğradığını bildirdi.

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, komisyonun aralıkta alınması gereken bazı tedbirler konusunda tavsiyelerde bulunmasını beklediklerini, ancak raporda bunun olmamasından hayal kırıklığına uğradıklarını belirtti.

Kipriyanu, raporda, Türkiye'nin Kıbrıs görüşmelerine süren desteğiyle ilgili olarak yer alan olumlu görüşler konusunda da "Türkiye'nin bu konudaki yaklaşımının üstünkörü olduğunu, Türkiye'nin yaklaşımının derinlemesine incelenmediğini" öne sürerek, "Türkiye'nin sürece sözde destek verdiğini, ancak tutumuyla bunu yapmadığını" iddia etti.

AB ilerleme raporunda, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açmasının önemli olduğu savunulmuştu.

Rapor, aralık ayında yapılacak AB zirvesinde ele alınacak.

 

Rumlardan masaya yeni öneri

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakereler çerçevesinde  dün yeniden bir araya geldi.

Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.00’da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, dün “Federal Yürütme” konusunu görüştü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakereleri konusunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la gerçekleştirdikleri görüşmede “Yürütme” konusunu ele almaya devam ettiklerini ve Rum tarafının, daha önce yaptığı bir öneriyi gözden geçirerek tekrar masaya koyduğunu açıkladı.

Talat, Hristofyas’la görüşmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı’nda basına yaptığı açıklamada, Türk tarafının da “Yürütme” konusundaki önerisinin dün gündeme geldiğini söyleyerek, bugün aynı konuya devam edileceğini, ayrıca bugün “Dış İlişkiler” konusunun gündemde olacağını belirtti.

Rum tarafınca “Yürütme” konusunda yapılan öneriyi açıklamayacağını, fakat geçmiş öneriye paralel olarak başkan ve başkan yardımcısının doğrudan halkoyuyla seçilmesine dayalı bir öneri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat; Rum tarafının, yeni önerisiyle, Türk tarafının bazı endişelerini giderme yönünde cevap verildiğini ifade etti.

“Bütün öneriler masadadır, bizim önerilerimiz de masadadır” diyen Talat; “Maksat; çalışabilir, iki toplumluluğa, siyasi eşitliğe bağlı yaşayabilir bir çözüm bulmaktır, çünkü sanıyorum Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra anlaşmanın bozulacağı bir Kıbrıs’a kimsenin tahammülü yoktur” dedi.

“Federal Yürütme” konusunun ikinci turda bağlanıp bağlanamayacağı konusundaki soruya Cumhurbaşkanı Talat, hedeflerinin bu yönde olduğunu, bunun önemli bir adım teşkil etmesini umduklarını, bununla çözümün olup olamayacağının daha net ortaya çıkacağını kaydetti.

Yurttaşlarla yaptığı temaslarda çözüm konusunda “Rum tarafı çözüm istiyor mu?” gibi ciddi kuşkular olduğunu gördüğünü anlatan Talat, “Çözümü eğer başarabileceksek, bu konuda ilerleme olması halk arasında daha fazla güven sağlar, bu konuda anlaşırsak önemli bir merhaleyi aşmış olacağız” dedi.

“Biz, (başkan ve başkan yardımcısının) halk tarafından seçilmesi tutumunu gözden geçirecek miyiz?” sorusunu ise Cumhurbaşkanı Talat, şu şekilde yanıtladı:

“Biz, halk tarafından seçilmesine karşı değiliz, ama biz en iyi çalışabilir mekanizmayı böyle bulduk. Malum halk büyük bir nüfus, bir tarafta 400 küsur bin seçmen diğer tarafta 150–170 bin seçmen var. Bu seçmenlerin, bir araya gelip uzlaşma yapması, koalisyon çalışması yapması mümkün değil. O nedenle biz, bu çalışmaların senatoda yapılabileceğini, siyasi eşitliğin de olduğu yer olması nedeniyle, başkanlık üyelerinin orada seçilmesini uygun gördük. Maksadımız budur. Yoksa halkoyuna karşı değiliz, ama eğer halk kendi iradesini ortaya koyacak şekilde seçerse ve bu sonuçta başarılı bir federal hükümete yol açacaksa buna da varız. Bizim reddimiz prensipten değil, iki toplumluluk, siyasi eşitlik gibi kriterleri karşılamamasıdır. İkincisi, bu yolla seçilecek kişilerin (başka tür önerilerde yani) federasyonun dağılmamasını sağlama eğilimleri veya motivasyonlarının olmayabileceğidir. Bundan endişe ediyoruz. O yüzden en doğrusu diyoruz bizim önerimize göre 24–24 kişinin olduğu senatoda bu konuları tartışmak, değerlendirmek ve en iyi çözümü orada bulmak.”

Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı kabul edip etmediği yönündeki soruyu karşılık ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunu Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın da daha önce açıkladığını ve kabul ettiğini söyledi.

HALKIN SESI 14/10/09

44. GÖRÜŞME BUGÜN

   

Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelere bugün ve yarın yapılacak iki görüşme ile devam edilecek. Bugün yapılacak görüşmede federal yürütme, yarın ise dış ilişkiler konusunun ele alınması bekleniyor. Yürütme konusunda ikinci turda da uzlaşılamaması halinde “son aşamaya” kalacak.

Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelere bu hafta da iki görüşme ile devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas bugün saat 10.00’da bir araya gelecek. Liderler bu haftaki ikinci görüşmeyi ise yarın gerçekleştirecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, geçen hafta Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas’ın rahatsızlığı nedeniyle yapılamayan ikinci görüşmenin yerine bir araya gelen lider temsilcilerinin, bugün yapılacak görüşmede federal yürütme, yarın ise dış ilişkiler konusunun ele alınmasını kararlaştırdıklarını söyledi. Erçakıca, gelecek hafta ise büyük ihtimalle mülkiyet başlığına geçileceğini belirtti.
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, yürütmede henüz bir yakınlaşmadan söz edilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Rum tarafının olumlu gelişmeler olduğunu kabul ettiği Türk tarafının önerilerini henüz kabul etmediğine işaret eden Erçakıca, geçmişe göre önemli bir farklılığı olmayan Rum tarafının önerisinin, müzakerelerde ortaya konan temel ilkelere aykırı olmasından dolayı kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Tarafların geçen haftaki görüşmede önerilerini birbirlerine izah etmeleri, eleştirilerini karşılamaları şeklinde geliştiğini kaydeden Erçakıca, bu haftaki görüşmede ise yürütmenin yeniden ele alınacağını kaydetti.
Erçakıca, başka bir soruyu yanıtında, yürütme konusunda ikinci turda da uzlaşılamaması halinde son aşamaya kalacağını söyledi.

Rum basını: Talat kışkırtıyor!

Bu arada Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, ilk kez, “Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğini” açıkladığını yazdı.
Haravgi, “Talat’tan Yeni Kışkırtıcı İddia” başlığı altında verdiği haberinde, Talat’ın, “ilk kez” Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğini ve bunu başka şekillerde söylemekte olduğunu açıkladığını yazdı.
Diğer gazeteler ise, Talat’ın açıklamalarını şu başlıklarla yansıttılar:
POLİTİS: “Talat Sıkıştı – Müzakerelerdeki Rüzgarsızlık Eroğlu’nun Yelkenlerine Rüzgar Oldu – Mehmet Ali Talat Dün Dimitris Hristofyas’ın Çözüm İstemediği Teziyle Ortaya Çıktı”
MAHİ: “Talat Dimitris Hristofyas’ın Şimdi Çözüm İstemediğini İddia Ediyor.”

STAR KIBRIS 14/10/09

YYK ‘AĞIZ’ DEĞİŞTİRDİ

   

Yayın Yüksek Kurulu Asbaşkanı Hüda Hüdaverdi, ‘Kıbrıs ağzı’ konusundaki açıklamanın yanlış anlaşıldığını ileri sürdü.

Rana Sarro

Yayın Yüksek Kurulu (YYK) ‘Kıbrıs Ağzı’nın “Sanatsal ve kültürel değeri bulunmadığı yolundaki açıklamalarından geri adım atarak, yanlış anlaşıldıklarını iddia etti.
ADA TV’de yayınlanan Günaydın Ada programına konuk olarak katılan YYK Asbaşkanı Hüda Hüdaverdi, YYK’nın kuruluş ve yapısından da söz ederek, özerk bir yapıya sahip olduğunu söyledi.
Hüdaverdi, YYK’nın görevini yürütme sürecinde, siyasi yapılanmayı hiçbir şekilde göz önünde bulundurmadığını kaydetti.
YYK’nın siyasi yapıdan uzaklaşmış bir kurum olduğunu söyleyen Hüdaverdi, “Her ne kadar da, siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu bir kurul olsa da, siyasi yapıdan uzak bir yapımız vardır. Geçmişte alınan tüm kararlar, oy birliğiyle alınmıştır. Kurula atanan kişiler siyasi şapkasını bir yere bırakarak görevini yapmaktadır” dedi.
Kurulun yaklaşık 1 buçuk ay önce 9 kişilik bir heyetle oluştuğunu söyleyen Hüdaverdi, kurulun oluşumunda Demokrat Parti’yi temsilen görev aldığını ve heyette Ulusal Birlik Partisi’nden 4, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nden de 4 temsilcinin bulunduğunu açıkladı.
Hüda Hüdaverdi, YYK Asbaşkanlığı’na atandığını da ilk kez Ada TV’de açıkladı.

YYK Kıbrıs ağzını yasaklamak amacında değil

Hüdaverdi, YYK tarafından, “radyo ve televizyonların yayınlarında tarafsız ve ilkeli yayıncılık anlayışının göz ardı edildiği ve Kıbrıs ağzı’dır diye yanlış ifade ve anlatımlarla Türkçenin bozulduğu yayınlara programlarda yer verilmemesi” gerektiği yönündeki açıklamaları şöyle savundu:
“YYK’nın amacı, Kıbrıs ağzını korumaktır aslında yasaklamak değildir. Profesyonel meslek olarak program yapımcılığıyla uğraşanların ve haber okuyucularının, Türkçeyi Türk Dil Kurumu’na uygun şekilde kullanması ve daha dikkatli olması gerektiğini vurgulamaktır” dedi.
Hüda Hüdaverdi, YYK’nın yasaklama yetkisi ve yaptırım gücü olmadığına dikkat çekerek, 'Zaten öyle bir düşünce de yoktu. Başkanımız, basın bildirisini yaparken, Kıbrıs ağzının deforme etmemesi gerektiğini vurgulamak istemiştir. Biz Başkanı tanımamızdan dolayı, iyi niyetini ve düşüncesini bildiğimizden dolayı, basın bildirisini okuduğumuz zaman, ne murat ettiğini anladık. Ancak biz o yanını görmedik, düşünmedik diye basının yanlış mesaj çıkarmasını da eleştirecek değiliz” dedi.
Hüdaverdi, YYK Başkanı tarafından geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamalara gelen eleştiri ve tepkilerin zamanında yanıtlanmaması ve ileri sürüldüğü gibi yanlış anlaşılmanın belirtilmesinde geç kalınmasının nedeni olarak da Başkanın yurt dışında olmasını gösterdi. “Açıklamayı yapan kişi başkan olduğu için onun adına çıkıp açıklama yapmak istemedik Başkanın dönüşünde YYK’nın oluşmasıyla daha önceden ayarlanmış randevularımız var ve siyasi parti temsilcilerini ziyaretlerimizde gerekli açıklamayı yapıyoruz ve yapacağız” dedi.

Hüdaverdi, “Basın bildirisini aynı sistemle hazırladık. ‘Kıbrıs ağzı’ diye bir cümle geçiyor. Orada aslında, Kıbrıs ağzını yasaklamak gibi bir düşünce olmamasına rağmen, başkanın yaptığı basın bildirisini önce basın eleştirmeye başladı ve konu öyle bir büyüdü ki Meclis’e kadar gitti” dedi.

YYK Başkanı Osman Özalp, geçtiğimiz günlerde, “Sanatsal ve kültürel değeri bulunmayan ve ‘‘Kıbrıs ağzı’dır diye yanlış ifade ve anlatımlarla güzel Türkçemizi bozan yayınlara programlarda yer verilmemelidir” diyerek yeni bir tartışma başlatmıştı.

STAR KIBRIS 14/10/09

NE TOROS NE NİKİFOROS

   

KKTC’de, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlı olarak icra edilen “Toros Tatbikatı”nın bu yıl da yapılmamasının kararlaştırıldığı açıklamasının ardından, Rum Yönetimi de “Nikiforos’u iptal edildiğini duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği konuyla basın brifinginde yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlı olarak icra edilen Toros Tatbikatı’nın bu yıl da yapılmamasının kararlaştırıldığını söyledi.

Bu konudaki gerekli tüm istişarelerin, Türkiye de dahil olmak üzere yapıldığını kaydeden Erçakıca, “Bu tutum, Türk tarafının geçen yıllardan beri tekrarladığı ve Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakerelerin devam ettiği bir süreçte, siyasi ortamı iyileştirmek konusundaki kararlılığının ifadesidir” dedi.

Erçakıca’nın açıklamasından çok kısa bir süre sonra Rum Milli Muhafız Ordusu’nun (RMMO) “Nikiforos” tatbikatının da yapılmayacağı açıklandı.
Rum radyosunun haberine göre Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu yazılı yaptığı açıklamada, Türkiye’nin “Toros” askeri tatbikatının yapılmayacağı açıklandığına göre “Nikiforos” askeri tatbikatının da yapılmayacağını bildirdi.

STAR KIBRIS 14/10/09

Rehn: Kıbrıs'ta güven arttırıcı adımlar...

   

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Komisyonunca aday ülkelere ilişkin 2009 ilerleme raporları ve Birliğinin genişleme stratejisi belgesini de içeren 'Genişleme Paketi'nin açıklanması dolayısıyla Brüksel'de basın toplantısı düzenledi.

Türkiye'nin bölge güvenliği açısından taşıdığı öneme vurgu yapan Rehn, Türkiye-Ermenistan mutabakatı ile 'Kürt Açılımı'na tam destek verirken 'Kürt Açılımı'nı çok önemli bulduklarının altını çizdi.

Olli Rehn, Türkiye'de demokratik ve huhuki reformlarının canandırılmasını istediklerini belirtirken, bu çerçevede özellikle ifade özgürlüğü, din özgürlükleri, kadın hakları gibi bir takım alanlarda reform gereğine özellikle vurgu yaptı. Rehn, Güneydoğu'daki kadın ve çocuk hakları konusunda geri kalındığının kendilerini son derece düşündürdüğünü de söyledi.


'Ek protokol şartsız uygulanmalı'

Türkiye'deki limanların Rumlara açılmasına ilişkin Ek Protokol'ün 'şartsız' uygulamasını istediklerinini ifade eden Rehn, 'Ermenistan ile olduğu gibi Kıbrıs ile ilgili normalizasyon çalışmalarının derhal yapılmasını istediklerini' söyledi.

Kıbrıs müzakerelerinin en kısa zamlanda başarılı bir biçimde sonuçlanması, Türkiye'nin elde tutulur adımlar atması gereğini de dile getirdi. Rehn, bu konu ile ilgili bir soru üzerine de AB'nin bu konudaki pozisyonunun son derece net olduğunu belirterek özetle şunları söyledi:

'Protokolün uyulanması gerekmektedir. Kıbrıs sorununun çözümü için güven verici bir adım olarak değerlendirilmektedir. Gerek Türkiye'ye, gerekse adadaki iki halkın liderlerine çağrıda bulunmak istiyorum: karşılıklı olarak güven artırıcı önlemler lazım. Karşımızda bir fırsat var ve bu fırsattan yararlanılmalıdır. Kıbrıs'ı, Lefkoşe'yi ayran bir duvar var. Ben Lefkoşa iken her zaman bir kontrol noktasında imişim gibi hissettim ama böyle olmamalıdır. Barış ve birlik olmalıdır.'


'Ergenekon soruşturması bir şans'

Olli Rehn, bir Türk gazetecisinin Ergenekon soruşturmasına ilişkin görüşlerini sorması üzerine 'Ergenekon soruşturması, Türkiye'nin yakın geçmişi ile yüzleşme şansını sağlıyor' karşılığını verdi. Rehn, hukuk üstünlüğü çerçevesinde bir sonuca varılması önemine de dikkat çekti.



İfade özgürlüğü

'Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları tercih ettikleri' savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü sınırlayan birçok yasa bulunduğu belirtildi.

Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni, (214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik (226) sayıldı.

AB belgesinde, 'Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkumiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler' denildi.

Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında 'Kürt sorunu, azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk'ün mirası gibi Türk kamuoyunda hassas kabul edilen birçok konuda yoğun tartışmalar yaşandığı' ve '200 Türk aydını' tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için başlatılan sanal imza kampanyasına 30 bine yakın katılım olduğu ve devamında geniş bir tartışma başladığı hatırlatıldı.

Sivil Anayasa

Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen 'sivil anayasa' çalışmalarına desteğini yineleyen AB Komisyonu, '1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığını' bildirdi.

AB İlerleme Raporunda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması talep edildi.

Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği konusunda uzlaşamaması ve 'hükümetin Anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması' eleştirildi.

AB raporunda, 'siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu eksikliğinin' siyasi ve anayasal reformlarda 'sınırlı' ilerleme sağlanabilmesinde etkili olduğu belirtildi.



Cumhurbaşkanı Gül'e övgü

İlerleme Raporunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'siyasi partiler ve devlet kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve dış politikada oynadığı aktif rol' nedeniyle övüldü.


Hükümet

Hükümetin daha etkin çalışabilmesi için Haziran ayında Avrupa Birliği Genel Sekreterliğini (ABGS) yeniden yapılandırdığı ve Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlarıyla Devlet Bakanı ve Başmüzakereciden oluşan Reform İzleme Grubunun iki ayda bir düzenli toplanarak AB reformlarına büyük destek verdiği ifade edilen belgede, 'Buna karşın (hükümet tarafındaki) bu tür çabalar daha somut ilerlemeyle sonuçlanmalı. TBMM'deki büyük çoğunluğu ve halktan aldığı güçlü yetkiye rağmen hükümet, genel olarak siyasi reformlarda sınırlı somut ilerleme sağladı' denildi.


'Yargının tarafsızlığı tehlikede'

AB raporunda, 'yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve yeterliliği hakkındaki endişelerin sürdüğü' belirtilerek, 'Üst düzey yargı ve ordu mensuplarıyla bir yargıçlar ve savcılar derneği, önemli davalarda yargının tarafsızlığını tehlikeye sokabilecek açıklamalarda bulunuyorlar' görüşü savunuldu.

İlerleme Raporunda Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya'nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından meslekten ihraç edildiği hatırlatılarak, 'bu orantısız kararın HSYK'nın bağımsızlığı hakkında şüpheler uyandırdığı' kaydedildi.

Hükümetin Ağustos ayında onay verdiği yargı reformu stratejisini, 'herkesin görüşü alınarak hazırlanması ve doğru yönde reformlar içermesi' nedeniyle memnuniyetle karşılayan AB Komisyonu, kapsamlı stratejinin, yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı, verimliliği ve etkinliği, mesleki uzmanlaşması ve yargıya güvenin artırılması sorunlarına çözümler içerdiğini bildirdi.

Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılması istemiyle 2 yıl önce açılan davanın Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olduğu hatırlatılan raporda, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu'nun, Anayasa'nın 68 ve 69'uncu maddeleriyle Siyasi Partiler Kanunu'ndaki ilgili maddelerin değiştirilmesi talebinin henüz karşılanmadığı ifade edildi.

STAR KIBRIS 14/10/09

Turkey’s Cyprus progress zero
By Stefanos Evripidou

TURKEY HAS made “no progress” on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus or on opening its ports and airports to the EU member state, the European Commission is expected to say today.

According to Reuters, which obtained a copy of the draft annual report on Turkey’s EU accession talks, the Commission will urge Ankara to move ahead with economic and political reforms while identifying many areas where no progress has been made.

On Cyprus, Reuters quotes the report saying: “Turkey has made no progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus.”

Other areas of concern include freedom of the press, particularly the $3.3 billion tax fine against media group Dogan Yayin, corruption, use of torture and the rights of minorities, including the Kurds, and of women. “Domestic violence, honour killings and early and forced marriages are still serious problems,” the draft report says.

Various reports suggest the Commission will simply stick to listing the areas where there has been progress or not. No recommendations of penalties against Turkey are expected for its lack of progress regarding its obligations to Cyprus.

The report is mainly used as a guiding tool for member states who will have the final word on how to proceed with Turkey’s accession at the European Council. In other words, whether Turkey will be penalised for lack of progress, for example by freezing more chapters in the accession negotiations, or whether it’s “business as usual” will be decided by the governments of the 27 member states at the EU Summit this December. Most of the leg work and horse-trading will be done before hand in the various meetings prior to the summit by high-level officials, and at some point the highest level, both in Brussels and the capitals of member states.

Speaking from Cyprus, the EU Swedish Presidency represented by Swedish Minister for European Affairs Cecilia Malmstrom yesterday noted that it was too premature to judge what will happen in December.

Malmstrom said she has not yet read the report on Turkey. “As usual … we will have a general discussion about the situation in relation with candidate countries,” Malmstrom said. “And I think it is very premature to talk about the result of these discussions.”

“From the beginning our aim was, if possible for Turkey to fulfil the (technical) criteria to proceed towards opening a chapter,” the Swedish minister said. “We will know that when we discuss the report tomorrow.”

Foreign Minister Marcos Kyprianou warned that Turkey’s obligations to the EU were not optional. “If by December there is no compliance, then it will not be business as usual but there will have to be repercussions,” he said.

The minister called for a common European decision on Turkey’s failure to comply with European obligations. However, the government has made it clear in the past it will not rule out taking unilateral steps if necessary.

EDEK leader Yiannakis Omirou noted Cyprus and Greece secured positive changes to the draft report behind the scenes and at the last minute before it went to the Commission today for approval. The improvements will make life easier for Cyprus in the run-up to December, he said, adding, the fact that Turkey has made no progress should logically lead to the imposition of penalties.

House President Marios Garoyian said Turkey could not come out clean in December, saying there should be consequences for it not complying with its obligations regarding the Ankara Protocol and normalisation of relations with Cyprus.

On a different note, DISY leader Nicos Anastassiades said the main issue was not the progress report, for which he did not foresee penalties on Turkey this December, but a solution of the Cyprus problem.

“Our priority is the solution and not the penalties,” he said, adding: “Let’s say they open the ports, recognise the Republic, what is the benefit for refugees, or on efforts for a solution?”

Anastassiades called on the government to inform its EU partners in writing that if Turkey did not meet its obligations and contribute towards a solution, then Cyprus would exercise its rights to refuse opening further chapters in the accession talks.

CYPRUS MAIL 14/10/09

Downer mocks Nobel Obama decision

UN Special Envoy for Cyprus Alexander Downer said US President Barack Obama should have been “man enough” to refuse the Nobel Peace Prize and called it the worst decision in the history of the prestigious awards.

In a column he wrote for AdelaideNow, Downer said Obama was nominated after he had been in office for just 11 weeks.

“Even now, he only has served as President of the US for 8 1/2 months and has not had anything like enough time for his policies to bear fruit,” Downer said.

“This was a very bad decision and Barack Obama should have been man enough to refuse the prize. If he had, he would have helped preserve the integrity of the Nobel Peace Prize and also demonstrate a disarming degree of modesty.”

The Cyprus envoy, who has himself been the subject of much criticism in the Cypriot media lately, added: “How could he have snatched the prize from such people as the great Zimbabwean humanitarian and champion of freedom, Morgan Tsvangiri, or the renowned Greg Mortenson, a former U.S. Army doctor who has set up schools for girls in tough, Taliban-dominated areas of Afghanistan.

“These people are real heroes; brave, decent, effective and modest contributors to a better world.

Colombian Senator Piedad Cordoba, who mediated to end the civil war in Colombia, apparently was nominated, too. But he is not on TV every night so he cannot get it.”

Downer described this year’s Nobel Peace Prize as “a hideous display of cynical politics” but does not blame Obama entirely, shifting most of it to the Nobel Peace Prize Committee.

He be moaned the fact that they never gave the prize to Mahatma Gandhi. “He was not worth it, apparently,” said Downer “But Barack Obama after just nine months in the job?”

Criticising the chairman of the Nobel Committee, Thorbjorn Jagland, with whom Downer had a run-in with in the past, he said Jaglan had made “the worst decision in Nobel Peace Prize history”.

“He has done real damage to the institution. You cannot help a fool,” concluded Downer.

CYPRUS MAIL 14/10/09

Sweden: seize the momentum

THE SWEDISH Minister for European Affairs yesterday urged the two sides on the island to seize the momentum and resolve the Cyprus problem or risk living with division for decades to come.

“There is a momentum to solve the Cyprus problem, which if lost, would result in the situation in Cyprus continuing for decades,” Cecilia Malmstrom told parliament’s European affairs committee.

Malmstrom said the two sides should be ready to compromise in achieving a bizonal, bicommunal federation.

Malmstrom, whose country currently holds the rotating EU Presidency was later briefed on the developments of the Cyprus problem negotiations by President Demetris Christofias.

She later had a working lunch with Foreign Minister Markos Kyprianou.

Speaking to reporters before the lunch, Kyprianou said Turkey had assumed obligations towards the EU and fulfilling them was not a matter of choice.

Kyprianou stressed that if Turkey does not comply by December then “there should be consequences.”

As to the extent of the consequences, Kyprianou said “it will be something that we will discuss with our partners in the EU, surely the Presidency, and it will be decided in December considering the conditions at the specific moment.”

Malmstrom said she has not yet read the European Commission’s report on Turkey – expected to be published today.

“As usual … we will have a general discussion about the situation in relation with candidate countries,” Malmstrom said. “And I think it is very premature to talk about the result of these discussions.”

“From the beginning our aim was, if possible for Turkey to fulfil the (technical) criteria to proceed towards opening a chapter,” the Swedish minister said. “We will know that when we discuss the report tomorrow.”

CYPRUS MAIL 14/10/09

Both sides cancel annual wargames

THE GREEK and Turkish Cypriot sides yesterday cancelled respective military exercises in light of the ongoing negotiations to resolve the Cyprus problem.

Turkish Cypriot spokesman Hasan Ercakica said the decision to cancel Toros was taken in conjunction with the Turkish armed forces.

“This stance the Turkish side has repeatedly been employing for the past years is an expression of the decisiveness it puts forward to improve the political environment with regard to the process during which the negotiations on Cyprus problem are being maintained,” Hasan Ercakica said in a statement.

His announcement was followed by a similar announcement from the government that it was cancelling its own military exercise, Nikiforos.

“The Nikiforos military exercise will not be conducted since it has been announced that Turkey will not conduct the Toros military exercise,” government spokesman Stefanos Stefanou said in a written statement.

The proposal to cancel both exercises had been submitted by President Demetris Christofias to United Nations Secretary-general Ban Ki Moon in September, Stefanou said.

Nikiforos, a live-ammo military exercise, held every year in October, is the single largest peacetime mobilisation by the National Guard.

It is almost immediately followed by the Toros exercise in the north.

The two sides also cancelled the war games last year as talks had just kicked off.

The two leaders are expected to continue with the negotiations today.

Ercakica said they will discuss the executive and on Thursday they will move onto external affairs.

The thorny issue of properties will most likely be discussed next week, the Turkish Cypriot spokesman said.

CYPRUS MAIL 14/10/09

Türkiye'nin AB karnesi pek parlak değil

Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye'nin ilerleme raporunu açıkladı; Türkiye'ye "reformları hızlandırma ve ifade özgürlüğünü sağlama" çağrısı yapıldı. Rum kesimi ile ticari ilişkilerin normalleştirilmesini isteyen AB, Doğan Yayın Grubu'na verilen vergi cezasının da Türkiye'deki basın özgürlüğü açısından "çözülmesi" istendi.


AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye için "Ergenekon" davasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, bu soruşturmanın demokrasi dışı uygulamaların yaşandığı iddia edilen yakın geçmişle yüzleşme şansı sunduğunu söyledi.

Türk makamlarının soruşturmayı hukukun üstünlüğüne uygun ilerleterek sonuçlandırması talebinde bulunan Rehn, "Biz savcı değiliz. Elbette toplumu ilgilendiren bu çok önemli konuyu İlerleme Raporunda değerlendirmemiz gerekiyordu" diye konuştu.

"Atatürk'e büyük saygım var"

Rehn, İlerleme Raporunda Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun ifade özgürlüğünü kısıtladığından bahsedilmesinin hatırlatılması üzerine, "Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan (Mustafa) Kemal Atatürk'e karşı büyük saygım var. Aynı zamanda şu anda Türkiye'de, AB'ye katılım sürecinde icra edilmekte olan Batılı modernleşmenin de kurucusu. O halde AB katılım süreci kapsamında Türkiye'nin Batılılaşmasında ve Avrupalılaşmasında biz O'nun adımlarını izliyoruz" diye konuştu.

301. madde


İfade özgürlüğü kapsamında Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinde yapılan değişikliğin ardından başka bazı yasa maddelerine dayanılarak bazı gazeteciler ve aydınlar hakkında davalar açıldığını hatırlatan Rehn, İlerleme Raporunda bunlara ayrıntılı yer vererek ifade özgürlüğünün önündeki diğer engellerin de kaldırmasını istediklerini ve Atatürk'ü koruma kanununun bu kapsamda gündeme geldiğini belirtti.

"Vergi cezasından endişeliyiz"


Rehn, Doğan Yayın Holding'e vergi cezasıyla ilgili bir soru üzerine ise bundan "ciddi endişe duyduklarını" kaydederek, "Eğer bir vergi cezası bir şirketin yıllık cirosuna karşılık geliyorsa, oldukça güçlü bir yaptırımdır ve mali bir ceza olmakla birlikte aynı zamanda sanki siyasi bir yaptırım gibi algılanıyor" görüşünü savundu.

Genişleme Komiseri Rehn, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü "eksiksiz ve ayrım yapmadan uygulamasını beklediklerini" kaydederek, Türkiye'nin Kıbrıs'taki iki tarafın BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerine "güven artırıcı önlemler" ile yardımcı olmasını istedi.

Hırvatistan ile müzakereler 2010'da bitebilir


Rehn ayrıca, Hırvatistan ile üyelik görüşmelerinin önümüzdeki yıl tamamlanabileceğini, ancak Türkiye'nin de aralarında bulunduğu diğer aday ülkelerin ise daha alması gereken çok yol olduğunu söyledi.

Hırvatistan için üyelik tarihi verilmeyen raporda, bu ülkenin AB üyesi Slovenya ile aralarındaki sınır anlaşmazlığını çözümlemesinin üyeliği açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.

AB, Slovenya ile arasındaki 18 yıllık sınır anlaşmazlığını çözememesi üzerine, haziran ayında Hırvatistan'ın üyelik görüşmelerini dondurmuştu. Slovenya ile Hırvatistan arasında, Adriyatik Denizindeki bir körfez üzerinde sınır anlaşmazlığı bulunuyor.

Makedonya ve Bosna

AB Komisyonu, Makedonya konusunda da bu ülkeyle üyelik müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye etti. Olli Rehn, Makedonya'nın, üyelik müzakerelerinin başlatılması için gerekli siyasi ve ekonomik kriterleri "yeterince karşıladığını" söyledi.

AB üyeliği için 2005'ten bu yana aday olan Makedonya ile müzakerelerin başlatılabilmesi için 27 AB üyesinin desteği gerekiyor.

Raporda, AB üyeliğine başvurabilmesi için gerekli siyasi ve ekonomik reformlar konusunda Bosna'nın yetersiz gelişme kaydettiği belirtildi. Raporda, Bosna'nın, etnik gruplar arasındaki siyasi anlaşmazlığa bağlı olarak "değişken siyasi atmosferinin" sürdüğü ifade edildi.

AB, Bosna'da yaşayan Boşnak, Hırvat ve Sırplardan birlikte çalışmalarını istedi.

AB İLERLEME RAPORU VE STRATEJİ BELGESİ

Ergenekon davası
AB Komisyonu, Türkiye'nin "Ergenekon" davasıyla "tarihinde ilk kez bir darbe girişimini soruşturduğu" belirtilerek, "bu davanın demokratik kurumların doğru işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni artırmak için Türkiye'ye bir fırsat sunduğu" görüşüne yer verildi.

İlerleme Raporunda, söz konusu oluşuma ait cephane ve silahların ele geçirildiği ve "Türkiye tarihinin en kapsamlı soruşturmasında" eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün "kendi isteğiyle tanık olarak ifade verdiği" hatırlatıldı. AB Komisyonu, geçen yılki raporunda "Ergenekon" davasına değinirken sadece gelişmeleri aktarmayı tercih ederek, yorum yapmaktan kaçınmıştı.

Sivil anayasa beklentisi
Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen "sivil anayasa" çalışmalarına desteğini yineleyen AB Komisyonu, "1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığını" bildirdi.

AB İlerleme Raporu'nda bu kapsamda Türkiye'den, Anayasa'nın özellikle siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması talep edildi.

Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği konusunda uzlaşamaması ve "hükümetin Anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması" eleştirildi.

AB raporunda, "siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu eksikliğinin" siyasi ve anayasal reformlarda "sınırlı" ilerleme sağlanabilmesinde etkili olduğu belirtildi. Raporda, askeri personelin barış döneminde sivil mahkemelerde yargılanmasına yönelik yasal düzenlemeye de destek verilerek, bu konuda Türkiye'nin AB standartlarına ulaştığı bildirildi.

Türkiye'de hükümetin jandarma teşkilatı görev ve yetkileri yönetmeliğinde değişiklik yaparak kırsal ve kentsel alanlarda polis ve jandarmanın yetki alanlarında düzenlemeye gitmesi de raporda yer aldı.

Cumhurbaşkanı Gül'e övgü
İlerleme Raporunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "siyasi partiler ve devlet kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve dış politikada oynadığı aktif rol" nedeniyle övüldü.

AB belgesinde "Önde gelen siyasi partiler arasındaki kavgacı siyasi atmosfer ortamında Cumhurbaşkanı, devlet kurumlarının doğru işleyişi yanında siyasi partiler arasında ve sivil toplumda diyaloğu teşvik etmeye çalıştı" denildi.

Cumhurbaşkanı Gül'ün sık sık Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin önemini vurgulayarak AB reformlarının hızlandırılması çağrısı yaptığı hatırlatılan raporda, "Cumhurbaşkanı, dış politikada aktif rol oynamayı sürdürerek sık sık dış geziler gerçekleştirdi. Irak'a Cumhurbaşkanı düzeyinde 33 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ziyaret, Kürt meselesinde olumlu bir atmosfere katkıda bulundu" tespiti yapıldı. AB Komisyonu, geçen yılki raporunda da Cumhurbaşkanı Gül'ü, "uzlaştırmacı rolü, hükümetle iyi çalışma ilişkisi, AB reformlarına desteği ve Ermenistan'a yaptığı ziyaret" nedeniyle övmüştü.

Hükümet

İlerleme Raporu'nda AB sürecinde hükümetin olumlu adımları arasında Ocak ayında Ulusal Programın kabul edilmesi ve "tam zamanlı başmüzakereci" atanması öne çıkarıldı. Raporda, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın Türkiye'nin AB üyeliği hazırlıklarını daha etkin hale getirerek katılım müzakerelerinde bakanlıklar arası işbirliğini geliştirdiği belirtildi.

Türkiye'de son bir yıldaki siyasi gelişmeleri ve reformları değerlendiren AB belgesinde Bağış, sivil toplum örgütleri dahil ilgili tüm taraflarla toplantılar düzenleyerek AB sürecinin daha iyi anlaşılması ve buna herkesin katılması yönünde çalışmakla övüldü.

Hükümetin daha etkin çalışabilmesi için Haziran ayında Avrupa Birliği Genel Sekreterliğini (ABGS) yeniden yapılandırdığı ve Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlarıyla Devlet Bakanı ve Başmüzakereciden oluşan Reform İzleme Grubunun iki ayda bir düzenli toplanarak AB reformlarına büyük destek verdiği ifade edilen belgede, "Buna karşın (hükümet tarafındaki) bu tür çabalar daha somut ilerlemeyle sonuçlanmalı. TBMM'deki büyük çoğunluğu ve halktan aldığı güçlü yetkiye rağmen hükümet, genel olarak siyasi reformlarda sınırlı somut ilerleme sağladı" görüşü savunuldu.

Sivil-asker ilişkileri
Belgede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin "siyaseti etkilemeyi sürdürdüğü" iddia edilirken, "üst düzey ordu mensuplarının birçok fırsatta etnisite, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi iç ve dış politika konularında görüş açıklaması" eleştirildi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın birçok fırsatta siyasetçilere ve basına kamuoyu önünde tepki gösterdiği kaydedilen belgede, "Nisan ayındaki bir basın toplantısında Genelkurmay, Ergenekon davası ve iddianamesi hakkında yorum yaparak yargıyı baskı altına aldı. Üst düzey bazı ordu mensupları yargılanan askeri personele destek verdi" ifadelerine yer verildi.

Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün "Güneydoğu'da 1990'lı yıllarda yargısız infazlar yaptırdığı suçlamasıyla" tutuklanmasına da yer verilen raporda, "ulusal güvenlik konusunda geniş tanımlama yaparak orduya geniş hareket alanı sağlayan TSK İç Hizmet ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kanunlarının değiştirilmesi talep edildi.

1997 tarihli gizli Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA) protokolünün de hala yürürlükte olduğu kaydedilen raporda, sivil-asker ilişkileri kapsamında askeri mahkemelerin yargılama yetkisinin daraltılmasında bazı ilerlemeler sağlansa da "üst düzey ordu mensupları yetkilerini aşan konularda açıklamalar yapmayı sürdürdüğü ve TBMM'nin savunma harcamaları üzerinde tam denetiminin sağlanamadığı" ileri sürüldü.

AB raporunda, "Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkarıldığı gibi (bazı) askeri personelin hükümet karşıtı eylemlerde rol aldığı iddiaları ciddi endişe uyandırmaktadır" denildi.

Yargının tarafsızlığı tehlikede
AB raporunda, "yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve yeterliliği hakkındaki endişelerin sürdüğü" belirtilerek, "Üst düzey yargı ve ordu mensuplarıyla bir yargıçlar ve savcılar derneği, önemli davalarda yargının tarafsızlığını tehlikeye sokabilecek açıklamalarda bulunuyorlar" görüşü savunuldu.

İlerleme Raporunda Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya'nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından meslekten ihraç edildiği hatırlatılarak, "bu orantısız kararın HSYK'nın bağımsızlığı hakkında şüpheler uyandırdığı" kaydedildi.

Hükümetin Ağustos ayında onay verdiği yargı reformu stratejisini, "herkesin görüşü alınarak hazırlanması ve doğru yönde reformlar içermesi" nedeniyle memnuniyetle karşılayan AB Komisyonu, kapsamlı stratejinin, yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı, verimliliği ve etkinliği, mesleki uzmanlaşması ve yargıya güvenin artırılması sorunlarına çözümler içerdiğini bildirdi.

DTP'nin kapatılması
Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılması istemiyle 2 yıl önce açılan davanın Anayasa Mahkemesinde görülmekte olduğu hatırlatılan raporda, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonunun, Anayasa'nın 68 ve 69'uncu maddeleriyle Siyasi Partiler Kanunu'ndaki ilgili maddelerin değiştirilmesi talebinin henüz karşılanmadığı ifade edildi.

YSK'nın "tartışmalı" kararları
İlerleme Raporunda, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 29 Mart yerel seçimlerinde, "seçmen olabilmek için gereken belgeler ve engellilerin oy kullanabilmesi konularında ve sandık görevlilerine başörtüsü yasağı getirerek, birçok tartışmalı karara imza attığı" gerekçesiyle eleştirildi.

Bununla birlikte, yerel seçimlerin ülke genelinde "serbest ve adil" gerçekleştirildiği kaydedilen raporda, yüzde 85 olan seçimlere katılım oranının "seçmenin seçim sürecine güvenini gösterdiği" belirtildi.

İfade özgürlüğü
"Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları tercih ettikleri" savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü sınırlayan birçok yasa bulunduğu ileri sürüldü.

Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni, (214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik (226) sayıldı. AB belgesinde, "Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkumiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler" denildi.

Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında "Kürt sorunu, azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk'ün mirası gibi Türk kamuoyunda hassas kabul edilen birçok konuda yoğun tartışmalar yaşandığı" ve "200 Türk aydını" tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için başlatılan sanal imza kampanyasına 30 bine yakın katılım olduğu ve devamında geniş bir tartışma başladığı hatırlatıldı.

DYH'ye kesilen vergi cezası
İlerleme Raporunda, Doğan Yayın Holding'e kesilen "yüksek vergi cezalarının ekonomik açıdan grubun yaşayabilirliğini tehlikeye düşürme potansiyeli taşıdığı ve bu nedenle uygulamada ifade özgürlüğünü etkileyebileceği" savunularak, vergiyle ilgili işlemlerde "orantılı ve adil" davranılması istendi.

Demokratik açılım
Hükümetin "Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için geniş kapsamlı bir danışma süreci başlattığı ve kapsamlı bir plan hazırladığı" anlatılan İlerleme Raporunda, içeriği henüz açıklanmasa da "demokratik açılım" sürecini "somut önlemlerin takip etmesinin hayati önem taşıdığı" vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Gül'ün Irak ziyareti ve kuzey Irak bölgesel yönetimiyle Türkiye arasındaki yakınlaşmanın "Kürt sorununun çözümünde olumlu atmosfere katkı yaptığı" anlatılan raporda, çözüm konusunda muhalefet ve sivil toplumun da dahil olduğu heyecan verici bir tartışmanın yaşandığı ifade edildi.

Kürtçe yayın: TRT 6
Bu kapsamdaki olumlu gelişmeler arasında; TRT 6'nın Kürtçe yayına başlaması ve açılışta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "birkaç kelime Kürtçe konuşması", yerel seçimlerde partilerin siyasi faaliyetlerinde kısmen Kürtçe kullanması, Güneydoğu'daki bazı valiliklerde Kürtçe kamu hizmetleri verilmesi ve bu yılki Nevruz kutlamalarının geçen yıllara göre sakin geçmesine yer verilen raporda, özel televizyon kanalları ve radyoların Kürtçe yayını önündeki kısıtlamaların kaldırılması, anadili Türkçe olmayan öğrencilerin okullarda anadillerini öğrenebilmesi, anadili Türkçe olmayanların kamu hizmetlerinden faydalanmalarının kolaylaştırılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güçlendirilmesi, Güneydoğu'nun sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılması, kara mayınların temizlenmesi ve koruculuk sisteminin kaldırılması üzerinde duruldu.

Alevilerin sorunları
Raporda, Alevilerin cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınması ve zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muafiyet taleplerinden de bahsedilerek Aleviler ve gayrı Müslimlerin dini özgürlüklerine tam saygı gösterilmesi istendi.

Hükümetin Alevilerin sorunlarını çözmek ve beklentilerini karşılamak için çalışma başlattığı ve olumlu tepkiler aldığı hatırlatılan AB belgesinde, Aralık 2008'de Alevilik Araştırma, Dokümantasyon ve Uygulama Enstitüsünün açılışına katılan Kültür ve Turizm Bakanı Bakanı Ertuğrul Günay'ın geçmişte yapılan yanlışlar nedeniyle devlet adına özür dilediği, Başbakan Erdoğan'ın bu yıl ikinci kez Alevilerin Muharrem ayı iftarına katıldığı, TRT'nin Alevilerin Muharrem ayındaki birçok etkinliğini yayınladığı ve Kültür Bakanlığının 1993 yılındaki olayların kurbanlarının anısına Sivas'taki Madımak Otelini kültür merkezine dönüştürmek için çaba gösterdiği ifade edildi.

Kıbrıs meselesi
İlerleme Raporunda Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine desteğini sürdürdüğü belirtilerek, "Buna karşın Türkiye'nin süren müzakereleri aktif şekilde desteklemesinin ve kapsamlı çözüm için uygun iklim yaratılmasına katkıda bulunacak adımlar atmasının beklendiği" kaydedildi.

Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunulan raporda, "Şimdi Türkiye, Ek Protokol'ün tam ve ayrım yapmadan uygulanmasını güvence altına alma yükümlülüğünü acil olarak yerine getirmelidir" denildi.

Belgede, Kıbrıs Rum kesimi adına petrol arayan sivil gemilerin son bir yılda "Türk donanması tarafından defalarca engellendiği" de ileri sürüldü.

Dış pollitika
AB Komisyonu, Türkiye'nin "bölgesel istikrar, enerji arzı ve medeniyetler arası diyaloğun teşvikinde kilit rol oynadığını" bildirdi. Genişleme Stratejisinde, Türkiye'nin kuzeydeki bölgesel yönetimle temaslar dahil Irak ile diplomatik ilişkilerini güçlendirdiği ifade edildi.

Nabucco projesi
AB'nin doğalgazda Rusya'ya bağımlılığını azaltacak Nobucco boru hattı projesine de değinilen belgede, Türkiye'de imzalanan Nobucco anlaşmasının "hızlıca hayata geçirilmesinin AB'nin enerji güvenliğinde en önemli öncelikleri arasında bulunduğu" vurgulandı.

Belgede, "Türkiye (AB'ye) üyelik yükümlülükleri yerine getirme kapasitesini geliştirmeyi sürdürdü" denilerek, bilim ve araştırma, malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hakları, rekabet, enerji, işletmeler ve sanayi politikası, tüketicinin korunması, istatistik ve trans-Avrupa ağları fasıllarında Türkiye'nin AB müktesebatına ileri düzeyde uyum sağladığı bildirildi.

CNN TURK 14/10/09

 

Kıbrıs'ta liderlerden zeytin fidanı

Kıbrız müzakereleri çerçevesinde 45. kez buluşan Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas, zeytin fidanları dikti.

AA

NTV 15 Ekim. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün 45. kez bir araya geldi.

Lefkoşa ara bölgedeki görüşmede, ''federal yürütme'' konusunun müzakeresine devam edildi ve ''yürütme'' kapsamında bulunan ''dış ilişkiler'' konusu ele alındı.

Rum tarafı dünkü görüşmede, ''yürütme'' konusunda, eski önerisini revize ederek, ancak özünü değiştirmeden öneri sunmuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum tarafının önerisiyle ilgili olarak, daha önceki önerilerin gözden geçirilmiş hali olduğunu belirterek, ''Bazı endişelerimizi giderme yönünde adım attılar'' demişti.

Talat ayrıca, tüm önerilerinin masada olduğunu ve tartışacaklarını ifade ederek, ''federal yürütme'' konusunda varılacak anlaşmayla çözümün olup olamayacağının da daha net ortaya çıkacağını söylemişti.

Görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katılıyor.

SİVİL TOPLUMDAN DESTEK
Liiderler görüşmenin sonunda, müzakerelerin yapıldığı BM binasının bahçesinde zeytin fidanı dikti. Talat'ın diktiği fidana Hristofyas, Hristofyas'ın diktiği fidana da Talat toprak attı. Fidanlara suyu ise Zerihoun verdi.

Liderler fidan dikerken, liderlere destek için bazı sivil toplum örgütü temsilcileri de hazır bulundu. Liderler, fidan dikiminden sonra açıklama yaptı.

Bu arada 50 Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütü adına hazırlanan ortak bildiri, görüşmeden önce Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lideri Hristofyas'a verildi.

Sivil toplum örgütleri, "birleşik Kıbrıs için çaba sarf eden liderlerin cesaret ve girişimlerini desteklediğini'' belirtti.

Müzakerelerin yapıldığı binaya gelen sivil toplum örgütü temsilcileri, üzerinde ''barış sürecine biz de katılıyoruz'' ve örgütlerin isimlerinin yazılı olduğu pankart açtı.

"Devam etmekte olan görüşme sürecini sorgulayan bakış açıları ve genel endişeleri de göz önünde bulundurarak, liderlerimizden süreç hakkındaki gelişmeleri açık ve net bir şekilde toplumlara aktarmalarını rica ediyoruz'' denilen ortak bildiride, toplumun, müzakereler hakkında bilgi sahibi olmasının, görüşme sürecine ve karar alma mekanizmalarına olumlu ve yapıcı bir şekilde yaklaşma fırsatı vereceği kaydedildi.

Ortak bildiride, "Sivil toplum, sürükleyici bir rol üstlenerek, görüşme sürecine katkı koymayı ve karar alma mekanizmalarına kenetlenmeyi hedeflemektedir. Böylelikle sivil toplum örgütleri iki toplumlu ve iki bölgeli bir federal Kıbrıs'a gidilirken, sürece ileriye doğru bir ivme kazandıracaktır'' ifadesine yer verildi.

Ortak bildiri, Türkçe ve Rumca olarak basına da okundu.

 

Ara bölgeye “barış” umuduyla zeytin fidanı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya geldi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un ev sahipliğinde gerçekleşen görüşme öncesinde ise liderler,  müzakere binası önüne iki  zeytin fidanı diktiler.

İki taraftan sivil toplum örgütü temsilcileri de, toplantı öncesinde ara bölgede müzakerelerin sürdürüldüğü bina önüne gelerek İngilizce, Türkçe ve Yunanca olarak “Barış Sürecine Biz De Katılıyoruz” yazılı bir pankart açtılar ve hazırladıkları ortak bildiriyi liderlere sundular.

Etkinlikte, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum STÖ temsileri, lidere sunulan bildiriyi okudular. Ardından liderlere birer buket sundular.

Bildirilerin okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, birer konuşma yaparak, müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için ellerinden gelenin en iyisini yapma sözü verdiler ve hedefe ulaşmak için çok çalıştıklarını vurguladılar.

ST֒LERİN LİDERLERE SUNDUĞU BİLDİRİ

Toplam 50 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil toplum örgütü tarafından imza konulan ve liderlere sunulan bildiride, her iki toplumdan ST֒nün bir araya gelerek görüşme sürecine toplum seviyesinde katkı koyabilecek fikir alışverişinde bulunmak amacıyla ortak bir hareket başlattığı ifade edildi ve liderlere müzakere sürecinde destek belirtildi.

Sürdürülebilir barışa ulaşmak için herkesin kabul edebileceği bir uzlaşıya varmanın şimdi zamanı olduğu dile getirilen bildiride, “Biz sivil toplum örgütleri masa başında birleşik federal Kıbrıs için çaba sarf eden liderlerimizin cesaretlerini ve girişimlerini desteklediğimizi belirtmek ve bu sürece olan inancımızın altını çizmek istiyoruz” denildi.

“Sivil toplumun sürükleyici bir rol üstlenerek görüşme sürecine katkı koymayı ve karar alma mekanizmalarını kenetlenmeyi hedeflediği, böylelikle ST֒lerin iki toplumlu, iki bölgeli federal bir Kıbrıs’a giderken sürece ileriye doğru bir ivme kazandıracağı” belirtilen bildiride, şöyle denildi:

“Devam etmekte olan bir görüşme sürecini sorgulayan bakış açıları ve genel endişeleri de göz önünde bulundurarak, liderlerimizden süreç hakkındaki gelişmeleri açık ve net bir şekilde toplumlara aktarmalarını rica ediyoruz. Toplumun, gelişmeler hakkında düzenli bir şekilde bilgilendirilmesinin ve bunun paralelinde ise tarihi görüşmelerde varılan son nokta hakkında doğru bilgi sahibi olup, bu bilgiler doğrultusunda tartışıp fikir beyan edebilmesinin ve geleceğe dair fırsatları değerlendirebilmesinin gereksinim ve önemini vurgulamakta büyük yarar görüyoruz. Böylelikle toplum olarak görüşme sürecine ve karar alma mekanizmalarına olumlu ve yapıcı bir şekilde yaklaşabilme fırsatına sahip olup bu tarihi sürecin kaderini kötü yönde etkilememiş olacağız. Bu doğrultuda toplumun, görüşme süreci hakkında daha fazla bilgi talep etmesini doğal karşılamakla beraber akıl karışıklığı, belirsizlik ve bilinçsiz eleştirileri de engellemiş olacağımıza inanıyoruz.”

 

HALKIN SESI15/10/09

 

TÜRKİYE’YE ‘LİMAN’ BASKISI

   

AB ilerleme raporunda Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine desteğini sürdürdüğü belirtildi. Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediğine dikkat çekildi.


Katılım süreci başta olmak üzere Türkiye'de son bir yıldaki gelişmeleri değerlendiren İlerleme Raporunu ve Genişleme Stratejisini açıklayan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM gözetimindeki kapsamlı çözüm müzakerelerine desteğini sürdürdüğü belirtti. Buna karşın Türkiye'nin süren müzakereleri aktif şekilde desteklemesinin ve kapsamlı çözüm için uygun iklim yaratılmasına katkıda bulunacak adımlar atmasının beklendiği' kaydedildi.
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunulan raporda, 'Şimdi Türkiye, Ek Protokol'ün tam ve ayrım yapmadan uygulanmasını güvence altına alma yükümlülüğünü acil olarak yerine getirmelidir' denildi.
Belgede, Kıbrıs Rum kesimi adına petrol arayan sivil gemilerin son bir yılda 'Türk donanması tarafından defalarca engellendiği' de ileri sürüldü.

ERGENEKON TÜRKİYE’YE BİR FIRSAT
Raporda, Türkiye'nin 'Ergenekon' davasıyla 'tarihinde ilk kez bir darbe girişimini soruşturduğu' belirtilerek, 'bu davanın demokratik kurumların doğru işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni artırmak için Türkiye'ye bir fırsat sunduğu' görüşüne yer verildi.
İlerleme Raporunda, söz konusu oluşuma ait cephane ve silahların ele geçirildiği ve 'Türkiye tarihinin en kapsamlı soruşturmasında' eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün 'kendi isteğiyle tanık olarak ifade verdiği' hatırlatıldı. AB Komisyonu, geçen yılki raporunda 'Ergenekon' davasına değinirken sadece gelişmeleri aktarmayı tercih ederek, yorum yapmaktan kaçınmıştı.

SİVİL ANAYASA BEKLENTİSİ
Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen 'sivil anayasa' çalışmalarına desteğini yineleyen AB Komisyonu, '1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa'nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığını' bildirdi.

TC CUMHURBAŞKANI GÜL'E ÖVGÜ
Raporda TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'siyasi partiler ve devlet kurumları arasında diyaloğu teşvik etmesi ve dış politikada oynadığı aktif rol' nedeniyle övüldü.
AB belgesinde 'Önde gelen siyasi partiler arasındaki kavgacı siyasi atmosfer ortamında Cumhurbaşkanı, devlet kurumlarının doğru işleyişi yanında siyasi partiler arasında ve sivil toplumda diyalogu teşvik etmeye çalıştı' denildi.

HÜMETİN OLUMLU ADIMLARI
İlerleme Raporunda AB sürecinde hükümetin olumlu adımları arasında Ocak ayında Ulusal Programın kabul edilmesi ve 'tam zamanlı başmüzakereci' atanması öne çıkarıldı.
Raporda, TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın Türkiye'nin AB üyeliği hazırlıklarını daha etkin hale getirerek katılım müzakerelerinde bakanlıklar arası işbirliğini geliştirdiği belirtildi.
Türkiye'de son bir yıldaki siyasi gelişmeleri ve reformları değerlendiren AB belgesinde Bağış, sivil toplum örgütleri dahil ilgili tüm taraflarla toplantılar düzenleyerek AB sürecinin daha iyi anlaşılması ve buna herkesin katılması yönünde çalışmakla övüldü.

SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ
Belgede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 'siyaseti etkilemeyi sürdürdüğü' iddia edilirken, 'üst düzey ordu mensuplarının birçok fırsatta etnisite, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi iç ve dış politika konularında görüş açıklaması' eleştirildi.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
'Türkiye'deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence sağlayamadığı ve bunun sonucunda savcı ve yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları tercih ettikleri' savunulan raporda, Türkiye'de ifade özgürlüğünü sınırlayan birçok yasa bulunduğu ileri sürüldü.
Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301'inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK'da ifade özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında şerefe karşı suçlar, (125'ten 131'e kadar) kamu düzeni, (214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik (226) sayıldı.
AB belgesinde, 'Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı düzenleyen TCK'nin 318'nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkûmiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler' denildi.
istendi.

DEMOKRATİK AÇILIM
Hükümetin 'Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için geniş kapsamlı bir danışma süreci başlattığı ve kapsamlı bir plan hazırladığı' anlatılan İlerleme Raporunda, içeriği henüz açıklanmasa da 'demokratik açılım' sürecini 'somut önlemlerin takip etmesinin hayati önem taşıdığı' vurgulandı.
Cumhurbaşkanı Gül'ün Irak ziyareti ve kuzey Irak bölgesel yönetimiyle Türkiye arasındaki yakınlaşmanın 'Kürt sorununun çözümünde olumlu atmosfere katkı yaptığı' anlatılan raporda, çözüm konusunda muhalefet ve sivil toplumun da dahil olduğu heyecan verici bir tartışmanın yaşandığı ifade edildi.

TÜRK DIŞ POLİTİKASINA ÖVGÜ
AB Komisyonu, Türkiye'nin 'bölgesel istikrar, enerji arzı ve medeniyetler arası diyaloğun teşvikinde kilit rol oynadığını' bildirdi.
AB Komisyonunun üye devletlerin onayına sunduğu Genişleme Stratejisi belgesinde, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kafkaslar gibi sorunlu bölgelerde istikrara daha fazla katkı yapmaya başladığı vurgulandı.
Belgede, Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmek için 'ciddi çaba gösterdiği' ve bu amaca hizmet eden iki tarihi protokolün 10 Ekimde İsviçre'nin Zürih kentinde imzalandığı hatırlatıldı.

STAR KIBRIS 15/10/09

LİDERLER ZEYTİN AĞACI DİKECEK

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “Yürütme” konusunu görüştü. İki lider bugün barışa ulaşma umuduyla müzakere binası önüne zeytin fidanı dikecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakereler kapsamında dün bir araya gelerek, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “Yürütme” konusunu görüştü. Talat ile Hristofyas’ın aynı konuya devam edeceği bugünkü görüşmesi, yine saat 10.00’da başlayacak.

Liderler, dün, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce her zamanki gibi baş başa bir görüşme gerçekleştirdi.

Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yaklaşık 3 saat süren bir görüşme gerçekleştiren liderler, görüşme yerinden açıklama yapmadan ayrılırken; BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmeyle ilgili kısa bir açıklama yaptı.

Liderlerin Kıbrıs Rum tarafının sunduğu yürütmeyle ilgili önerileri gözden geçirdiğini ifade eden Zerihoun, yürütme konusunun diğer yönleriyle de ele alındığını belirtti.
Görüşmenin iyi bir atmosferde geçtiğini söyleyen Zerihoun, liderlerin yürütme konusunu yarınki görüşmede de ele almaya devam edeceğini belirtti ve “Umarım ilerleme kaydedilir ve diğer konulara geçilir” dedi.

Tarafları ellerinden geldiğince desteklediklerini söyleyen Zerihoun, liderlerin mümkün olduğunca hızlı hareket etmek istediklerini, ancak konuların karmaşık olduğunu belirtti.

Zerihoun, görüşmelerin ikinci tutunda birinci turda var olan farklılıkları azaltmak ve ilk turda elde edilenden daha fazla yakınlaşma sağlamak hedefinde olduklarını da kaydetti.

BUGÜN ZEYTİN FİDANI DİKİLECEK

Zerihoun, liderlerin, bugün, müzakere binası önüne zeytin fidanı dikeceğini de açıkladı.

İki taraftan sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yarın ara bölgeye gelerek müzakerelerle ilgili olarak liderlere destek belirteceğini ve çözüm çağrısı yapacağını ifade eden Zerihoun, müzakere binası önünde gerçekleştirilecek olan etkinlikle ilgili olarak basına görüntü olanağı tanınacağını kaydetti.

TALAT: BAZI ENDİŞELER…

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakereleri konusunda yapılan görüşmede “Yürütme” konusunu ele almaya devam ettiklerini ve Rum tarafının dün, daha önce yaptığı bir öneriyi gözden geçirerek tekrar masaya koyduğunu açıkladı.
Talat, Hristofyas’la görüşmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı’nda basına yaptığı açıklamada, Türk tarafının da “Yürütme” konusundaki önerisinin gündeme geldiğini söyleyerek, bugün aynı konuya devam edileceğini, ayrıca “Dış İlişkiler” konusunun gündemde olacağını belirtti.

Rum tarafınca “Yürütme” konusunda yapılan öneriyi açıklamayacağını, fakat geçmiş öneriye paralel olarak başkan ve başkan yardımcısının doğrudan halkoyuyla seçilmesine dayalı bir öneri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat; Rum tarafının, yeni önerisiyle, Türk tarafının bazı endişelerini giderme yönünde cevap verildiğini ifade etti.

“Bütün öneriler masadadır, bizim önerilerimiz de masadadır” diyen Talat; “Maksat; çalışabilir, iki toplumluluğa, siyasi eşitliğe bağlı yaşayabilir bir çözüm bulmaktır, çünkü sanıyorum Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra anlaşmanın bozulacağı bir Kıbrıs’a kimsenin tahammülü yoktur” dedi.

“Federal Yürütme” konusunun ikinci turda bağlanıp bağlanamayacağı konusundaki soruya Cumhurbaşkanı Talat, hedeflerinin bu yönde olduğunu, bunun önemli bir adım teşkil etmesini umduklarını, bununla çözümün olup olamayacağının daha net ortaya çıkacağını kaydetti.

Yurttaşlarla yaptığı temaslarda çözüm konusunda “Rum tarafı çözüm istiyor mu?” gibi ciddi kuşkular olduğunu gördüğünü anlatan Talat, “Çözümü eğer başarabileceksek, bu konuda ilerleme olması halk arasında daha fazla güven sağlar, bu konuda anlaşırsak önemli bir merhaleyi aşmış olacağız” dedi.

“Biz, (başkan ve başkan yardımcısının) halk tarafından seçilmesi tutumunu gözden geçirecek miyiz?” sorusunu ise Cumhurbaşkanı Talat, şu şekilde yanıtladı:
“Biz, halk tarafından seçilmesine karşı değiliz, ama biz en iyi çalışabilir mekanizmayı böyle bulduk. Malum halk büyük bir nüfus, bir tarafta 400 küsur bin seçmen diğer tarafta 150–170 bin seçmen var. Bu seçmenlerin, bir araya gelip uzlaşma yapması, koalisyon çalışması yapması mümkün değil. O nedenle biz, bu çalışmaların senatoda yapılabileceğini, siyasi eşitliğin de olduğu yer olması nedeniyle, başkanlık üyelerinin orada seçilmesini uygun gördük. Maksadımız budur. Yoksa halkoyuna karşı değiliz, ama eğer halk kendi iradesini ortaya koyacak şekilde seçerse ve bu sonuçta başarılı bir federal hükümete yol açacaksa buna da varız. Bizim reddimiz prensipten değil, iki toplumluluk, siyasi eşitlik gibi kriterleri karşılamamasıdır. İkincisi, bu yolla seçilecek kişilerin (başka tür önerilerde yani) federasyonun dağılmamasını sağlama eğilimleri veya motivasyonlarının olmayabileceğidir. Bundan endişe ediyoruz. O yüzden en doğrusu diyoruz bizim önerimize göre 24–24 kişinin olduğu senatoda bu konuları tartışmak, değerlendirmek ve en iyi çözümü orada bulmak.”
Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı kabul edip etmediği yönündeki soruyu karşılık ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunu Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın da daha önce açıkladığını ve kabul ettiğini söyledi.

HRİSTOFYAS: İLERLEME ÜMİDİ VAR

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise doğrudan müzakerelerin ikinci turu kapsamında dün gerçekleştirilen görüşmenin ardından, “yürütme” konusunda ilerleme ümidi bulunduğunu açıkladı

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, görüşme sonrasında Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Yürütme erki konusunda çabaların sürdürülmesi ve daha ileriye götürülmesi konusunda ilerleme olup olmadığı” sorulan Hristofyas, “Elbette, ilerleme ümidi var. Aksi halde müzakere etmezdik” yanıtını verdi.

Görüşmede müzakere masasına uzlaşıcı öneriler konulup konulmadığı sorusuna karşılık ise Hristofyas, “Biz kendi revize edilmiş ancak özde değişmeyen önerimizi masaya koyduk. Bir tepki oldu, ikimiz de görüşlerimizi yarın detaylandıracağız” ifadelerini kullandı.

Hristofyas, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brouk Zerihoun’un görüşme sonrasında yaptığı açıklamaya atıf yaparak, daha fazla açıklama yapmak istemedi.

STAR KIBRIS 15/10/09

TALAT: ÇÖZÜME İHTİYACIMIZ VAR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistan’da yapılan son genel seçimlerin sonucunun Kıbrıs sorununun çözümü için son derece önemli olduğunu vurgulayarak, Yunanistan’ın yeni Başbakanı Yorgos Papandreu’nun istemesi halinde çözümde Türkiye hükümeti gibi olumlu bir rol oynayabileceğini vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin çözüme ihtiyacı olduğunu yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, “Çözülmezse yok olacak değiliz tabii ama, çözülmediği taktirde alacağımız yol daha zahmetlidir, daha zordur. Yıllarca daha zorluklarla mücadele demektir. Halbuki çözüm olursa kısa zamanda kısa yoldan sorunlarımızın ortadan kalkması sağlanacak. Bunu sağcısının da solcusunun da, çözümü gönülden isteyenin de istemeyenin de anlaması lazım” dedi.

Alaniçi köyünde halka hitap eden Talat, “Bazı çevreler size sürekli ‘çözüm olmaz, mümkün değildir, çok uzaktır’ derlerse, anlayın ki o çevreler çözümü çok istemiyor” diyerek “Dervişin fikri neyse zikri de odur” sözünü tekrarladı.

Vatandaşa birinci ağızdan bilgi

Köy meydanında önceki gece düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunu konusunda herkesin kendine göre değerlendirmeler yaptığını belirterek, vatandaşlara birinci ağızdan bilgi vermek için bu ziyaretleri yaptığını söyledi.

Talat, uzun bir zamandır görüşmelere odaklandıklarını ve halka çok fazla bilgi veremediklerini, basına açıklamalarının da “basının kendi çapında aktarımıyla” halka ulaştığını belirtti.

Kıbrıs müzakerelerinde bir yıllık süre içerisinde geçilen safhaları, görüşülen başlıkları ve ortaya çıkan son durumu köy halkına anlatan Talat, 6 başlığın ele alındığı müzakerelerde ikinci turun başladığını kaydetti.
Talat, bu 6 başlıktan ikisi olan “toprak-harita” ve “güvenlik-garantiler” konusunun görüşmelerin sonunda diğer başlıklarda mutabakata bağlı olarak ele alınacağını, “mülkiyet” konusunda ise tarafların birbirlerine hiç yanaşamadıklarını kaydetti.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne Kıbrıslı Türkler olarak ihtiyaçlarının olduğunu ve en iyi gelişmenin sorunun çözümü olacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çözülmezse yok olacak değiliz tabii ki, ama çözülmediği takdirde alacağımız yol daha zahmetlidir, daha zordur. Yıllarca daha zorluklarla mücadele demektir. Çözüm bir ihtiyaçtır, zorunluluktur. Kıbrıs Türkü bunu anladığı için 2004’te dünyayı şaşkına çevirdi.

Bu ihtiyaç aynı zamanda Rum tarafı için de geçerli. Zaman zaman çözüm istemeyen Rum liderler var, bizde de olabilir, ama toplumsal ihtiyaç Rumların da bir çözüme ihtiyacı olduğunu gösterir.

Size sürekli ‘çözüm olmaz, mümkün değildir, çok uzaktır’ derlerse bazı çevreler, anlayın ki o çevreler çözümü de çok istemiyor. Yani o meşhur sözümüz var ‘Dervişin fikri neyse zikri de odur.’ Yani neyse aklında olan söylediği de, zikrettiği de o doğrultuda olur...”

STAR KIBRIS 15/10/09

 

EC to Turkey: more confidence, less blame
By Charles Charalambous in Brussels

THE EUROPEAN Commission (EC) thinks it is “urgent” that Turkey fulfils its current obligations under its EU accession negotiations and expects her to actively support the ongoing reunification talks.

Ankara must also take “practical steps to contribute to creating a climate favourable to a fair, comprehensive and viable settlement of the Cyprus problem”.

Presenting the long-awaited – and leaked – EC progress report on Turkey’s accession yesterday, Enlargement Commissioner Olli Rehn also called for “confidence-building measures rather than starting any kind of blame game” over the possibility of the talks’ failure, adding: “We have a real chance, let’s capitalise on it, and let’s all contribute... to this very cherished objective.”

The official publication of the progress report held few real surprises in terms of content, but stated in strong diplomatic language the EU’s wish to see action from Turkey in terms of its obligations after years of non-compliance.

Rehn said that the EC supports the efforts of the leaders of the two sides in their negotiations under the auspices of the United Nations, adding that the EC “calls on both leaders to strengthen their efforts to bring the settlement talks to a successful end as soon as possible and on Turkey to contribute in concrete terms to such a comprehensive settlement of the Cyprus issue.”

Answering a question from a reporter referring to Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu’s statement ten days ago that Turkey will not open its ports and airports to Cypriot vessels, Rehn said that “the Commission’s view is very clear”.

“We expect full and non-discriminatory implementation of the Ankara Protocol by Turkey and I would say that I see it as a confidence-building measure towards contributing to a comprehensive settlement. I appeal to both Turkey and the two leaders of the two communities on the island that everybody would now engage in confidence-building measures rather than starting any kind of blame game if we finally reach a dead-end in the negotiations.

“It’s really an anachronism that we have something like a Berlin Wall dividing Nicosia, dividing Cyprus. I always have the feeling that I’m back at Checkpoint Charlie when I visit Nicosia, and that’s not the way a member state of the European Union should be – it should be at peace and united.”

The report notes that since the EU’s decision in December 2006 to freeze eight negotiating chapters due to Turkey’s non-compliance with its obligations, “Turkey has made no progress towards fully implementing the Additional Protocol to the Association Agreement and has kept its ports closed to vessels from the Republic of Cyprus despite several calls by the EU”.

Similarly, noting the lack of progress on normalising bilateral relations with Cyprus, the report says that Turkey “continues to veto Cyprus’ membership of several international organisations”, and that civilian vessels prospecting for oil on Cyprus’ behalf “were hindered by the Turkish navy on several occasions during the reporting period.”

It adds: “It is urgent that Turkey fulfils its obligation of full non-discriminatory implementation of the Additional Protocol and makes progress towards normalisation of bilateral relations with the Republic of Cyprus.”

The report also makes clear that Turkey has a positive role to play in the peace process. “In line with the negotiating framework, Turkey is expected to support actively the ongoing negotiations and to take practical steps to contribute to creating a climate favourable to a fair, comprehensive and viable settlement of the Cyprus problem within the UN framework, in accordance with the relevant UNSC resolutions and in line with the principles on which the Union is founded.”

Rehn also recapitulated some of the main points of the EC’s official Communication to the European Parliament and Council on “Enlargement Strategy and Main Challenges 2009-2010”, which contains the usual mixture of encouragement and diplomatically-expressed criticism.

Rehn said that “Turkey plays a key role in regional security, for instance in the Middle East and Southern Caucasus, it plays a key role in terms of the security of energy supplies for Europe as well as in terms of promoting dialogue between civilisations.”

Rehn then welcomed “the normalisation of relations with Armenia, which is a historic milestone”, and “the democratic opening to resolve the Kurdish question by wide consultation and concrete measures.”

However, he said, “we expect Turkey now to revitalise its legislative and democratic reforms, especially with regard to freedom of expression and press freedom, as well as religious freedoms, women’s rights and trade union rights.”

The communication states the issue in terms which, diplomatically-speaking are blunt: “The accession negotiations have reached a more demanding stage requiring Turkey to step up its efforts in meeting relevant conditions.”

CYPRUS MAIL 15/10/09

‘Of course there is hope in the talks process’
By Stefanos Evripidou

THERE IS hope for progress in the talks or else the two leaders wouldn’t be talking, said President Demetris Christofias yesterday.

Speaking after a meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat where the two leaders discussed issues of governance, Christofias told reporters: “Of course there is hope for progress, otherwise we wouldn’t be talking.”

The Greek Cypriot side submitted their revised proposal on the ‘executive’, he said, adding that the new proposal did not change the essence of their position. The Turkish Cypriot side responded and the two leaders will meet again today to analyse both positions.

According to the UN Special Representative in Cyprus Tayé-Brook Zerihoun, the two leaders met in a “good atmosphere” and should make progress in the coming weeks.

“The atmosphere was good. They will continue their discussions (today) and hopefully move ahead on these issues,” said Zerihoun.

The UN official said he had a discussion with Christofias on the future timetable of the process, noting that both leaders have committed to accelerate the pace of discussions.

“We are no more in a hurry on this than they are. Both of them want to move as fast as they could but these are issues, as you know, that are quite complicated and quite emotive, so we are hopeful that they will make advances in the next few weeks and move the process forward,” he said.

Asked if the two sides were moving towards some kind of convergence on the executive, he replied: “That’s a very fair assumption because the whole effort in this second round was to narrow differences and to seek more convergence than they have done in the first reading.”

Today’s meeting will also coincide with a symbolic planting of olive trees while civil society representatives from both sides of the divide will also be present “to express solidarity and support for the process and for the leaders and the negotiators”.

As part of a wider process of updating and meeting all party leaders, Christofias also had a 40-minute meeting with EVROKO leader Demetris Syllouris before the talks at the UN offices.

CYPRUS MAIL 15/10/09

‘Report should have had sanctions’
By George Psyllides

THE EUROPEAN Commission should suggest specific measures against Turkey if it continues not to fulfil its commitments towards Cyprus, the government said yesterday.

Government spokesman Stefanos Stefanou said an initial review of the EU Commission’s progress report for Turkey and the strategy document for enlargement showed that they “record the complete lack of progress regarding the fulfilment of Turkish obligations.”

In 2007, The EU froze eight of the 33 negotiating chapters as a result of Ankara’s refusal to opens its ports and airports to Cypriot traffic.

But this time the Commission did not recommend new sanctions.

“The government thinks that the European Commission should propose specific measures against Turkey if it continues not to meet its obligations,” Stefanou said.

He added that the government would continue to work so that measures were taken.

Stefanou said there was still time for the Commission to suggest measures ahead of the EU Summit in December.

He said there were findings in the report, which were correct.

Earlier yesterday, Foreign Minister Markos Kyprianou said he had expected the Commission to recommend measures.

“We are disappointed by the fact that, based on the Commission’s findings, one would have expected that it would have made recommendations for measures,” Kyprianou said. “We think this would have been a natural consequence of the positions described in the Commission’s report.”

Kyprianou said there were points which Cyprus did not agree with, like the one that Turkey supports the current negotiations.

“We consider this a superficial approach because they did not study in depth the Turkish side’s positions,” Kyprianou said.

He said Turkey only supported the procedure in verbally but essentially it did not support a federation “but it refers to a two-state solution and a two-state confederation.”

Kyprianou reiterated that the final decisions are taken by the member-states at the Council “and we will present our views there.”

CYPRUS MAIL 15/10/09