Rum kesiminin Türkiye vetosu başarılı olamadı

Güney Kıbrıs Rum Kesimi Türkiye’nin Europol çalışmalarına katılımını veto edemedi.

Güldener SONUMUT

ntvmsnbc

01 Aralık. 2009 Salı

BRÜKSEL - Avrupa Birliği’nin polis teşkilatı Europol’ün üçüncü ülkelerle işbirliğinde bulunmasını öneren taslak kararından Türkiye’nin çıkartılmasını talep eden Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Ankara’nın Europol’ün çalışmalarına katılmasını engellemeye çalıştı.

Bu çerçevede Adalet ve İçişleri bakanları toplantısında söz alan Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’nin Europol’ün çalışmalarına katılmamasını sağlamak için AB’ye üye diğer ülkelere aleyhte oy kullanmaları çağrısında bulundu.

Rum kesiminin çağrısına olumlu yanıt ise sadece Yunanistan’dan geldi. Yunanistan İçişleri Bakanı, Rum kesimine destek olmak gerektiğini dile getirerek, Türkiye’nin Europol çalışmalarına katılmasını engellemek gerektiğini savundu.

Ancak AB dönem başkanlığını üstlenen İsveç, Yunanistan ve Rum kesiminin taleplerine itiraz ederek kararı oylamaya sundu. Nitelikli oy çoğunlu ile gerçekleşen oylamada Yunanistan ve Rum kesimi dışındaki ülkeler Türkiye’nin Europol çalışmalarına katılmasına olumlu yönde oy kullandılar.

Bu çerçevede AB polis teşkilatı Europol başta türkiye olmak üzere AB’ye üye olmayan toplam 25 ülke ile işbirliğinde bulunabilecek.

 

Talat garantörlük konusunda İngiltere'ye çattı

CNN TURK 01/12/09

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere'nin garantörlük konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesinde olduğunu belirterek, "Eğer İngiltere bu konunun çözüm doğrultusunda bir engel teşkil etmemesini istiyorsa açık ve net tutum takınmalıdır" dedi.


KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün "Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma" konularıyla ilgili hususları ele aldıklarını ve önümüzdeki döneme ilişkin görüşme planları yaptıklarını söyledi.

Bir soru üzerine, "Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma" konuları üzerindeki görüşmenin tamamlanmadığını, tarafların görüşlerini ortaya koyduğunu ifade eden Talat, tarafların görüşlerinin birbirinden farklı olduğunu, bu konuda kısa sürede anlaşmaya varılmasının beklenmemesi gerektiğini kaydetti.

Talat, başka bir soru üzerine, vatandaşlık konusunun insani bir mesele olduğunu, bu konunun insani sorun olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

"Al-ver ver paketi yok"

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara ziyaretinde Kıbrıs müzakereleriyle ilgili bir "al-ver paketi hazırlandığına" yönelik haberlerle ilgili bir soru üzerine, "Öyle bir şey yok. Al-ver paketi diye bir şey söz konusu değil" dedi.

Üzerinde çalıştıkları birçok konu olduğunu, bunları Ankara'da paylaştıklarını kaydeden Talat, "Ama bu bir al-ver paketi biçiminde değil, düşüncelerimizin bir değerlendirmesi... Bunun sonucunda ama önümüzdeki günlerde bazı öneriler ortaya koyabiliriz. Konular görüşüldükçe öneriler ortaya koyabiliriz" dedi.

İngiltere ziyareti

Talat, başka bir soru üzerine, İngiltere Başbakanı ile görüşmesinin teyit edildiğini, 4 Aralık'ta görüşeceklerini belirterek, bu buluşmada "garantörlük" konusunun da olabileceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, "İngiltere'nin garantörlük konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesinde olduğunu" belirterek, bu düşüncesini İngiltere Başbakanına iletebileceğini söyledi.

Garantilerin, sadece Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin bir meselesi olmadığını, aynı zamanda İngiltere'nin de meselesi olduğunu dile getiren Talat, şunları söyledi:

"Eğer İngiltere bu konunun çözüm doğrultusunda bir engel teşkil etmemesini istiyorsa bu konuda açık ve net tutumunu takınmalıdır. Buraya gelen İngiltere'nin Avrupa Bakanı Chris Bryant, 'garantilerin ihtiyaç olduğunu ve devam etmesi gerektiğini' ifade etmiştir. Bunu çok açık olarak en baştan ifade etmiş olsalardı belki bugün, Kıbrıs Rum tarafının son derece rahatsız edici şekilde öne sürdüğü Garanti ve İttifak anlaşmalarıyla ilgili tutumu da bu noktada olmazdı. Bana göre İngiltere'nin orada ciddi bir hatası olmuştur."

 

 

KKTC lideri Talat Ankara'da Kıbrıs'ı görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun davetlisi olarak, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'le birlikte Ankara'da temaslarda bulundu. Talat, müzakerelerde gelinen son durumla ilgili Ankara'yı detaylı bilgilendirdi.


KKTC lideri Talat, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile dün akşam yemekte bir araya geldi.

Talat, müzakere başlıklarında tıkanma noktalarını anlattı.

Bugün ise önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen Talat, uluslararası toplumun daha güçlü bir şekilde çözüme destek vermesi gerektiğini hatırlattı.
KKTC liderinin, "Bu, müzakere sürecinin takip edilmesi açısından önemli" dediği öğrenildi.

Cumhurbaşkanı Gül, Ürdün'e ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, görüşmeye ilişkin olarak "Sayın Talat ile zaman zaman istişarelerde bulunuyoruz. Bu çerçevede son gelişmelerle ilgili bilgi verdi" demekle yetindi.

Talat'ın bugünkü en önemli görüşmesi ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oldu. Çünkü Başbakan'ın 7 Aralık'ta ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesindeki kritik başlıklardan biri Kıbrıs olacak.

Talat, temaslarını tamamlamasının ardından Ankara'dan ayrıldı.

Talat, Esenboğa havaalanında Ankara Valisi Kemal Önal ve diğer yetkililer tarafından uğurlandı.

CNN TURK 01/12/09

 

 

Dersim isyan etmedi

29/11/2009 RADIKAL

Dersim'de durum şöyle: Zaza olan halkı, Dımılî olan dili ve Alevi olan diniyle Dersim çok çok özel bir yer. Şapka giyiyorlar mesela. 1915'te 20 bin Ermeni'yi katliamdan kurtarmışlar. Devletle ilişkileri minimumda

 

Dersim isyanında idam edilen Seyit Rıza (ortada).

 

Dersim isyan etmedi

BASKIN ORAN (Arşivi)

Gerçekten, Allah söyletti. Türkiye’de sabırların nasıl taştığını Devlet Partisi’nden Onur Öymen’in (özrü kabahatinden) büyüklüğü sayesinde anladık. Şimdi de iki şey söylüyorlar: 1) “Atatürk hastaydı, olan bitenden haberi yoktu”, 2) “İsyan edeni devlet tabii ki itlaf eder”. Birinciye cevap: Dersim’in “fetih” hazırlığı 1925’te başladı, M. Kemal o tarihten beri mi “hasta”ydı? Koruyacağız diye Atatürk’ü konu mankenine çevirdiler. İkinciye cevap aşağıda, özeti: Cumhuriyet tarihinde Dersim isyanı diye bir olay olmadı. Bu sorun, Ankara’nın Dersim’de ıslahat yerine fütuhat yapmayı tercih ettiği için patladı. Bu fütuhat 12 yıl boyunca santim santim planlandı ve isyan falan yokken uygulandı. Dersim de canlı organizmaların ortak özelliğini sergiledi: Savunma refleksi. 

“İsyan” sadece iki tane
PKK’ya gelene kadar Cumhuriyet tarihinde Kürt sorunu üç farklı türde patladı:
1) 1925 Şeyh Sait İsyanı ve 1930 Ağrı İsyanı. İkisi de Kürt kökenli subaylar tarafından çıkarıldı: Birincisi Azadi örgütü lideri Miralay Cibranlı Halit Bey (Şeyh Sait burada sadece vitrin), ikincisi Yüzbaşı İhsan Nuri “Paşa”. Bunlardan başka “isyan” falan yok.
2) Asayiş olayları. 1925 ve 30 dışındakiler, birkaç gün süren asayiş olayları. Sebepleri muhtelif. Fakr-u zaruretten doğan eşkıyalıktan başlıyor, “belden aşağı”ya kadar iniyor. Mesela, Tertari Badik adlı ağaya misafir olan bir jandarma yüzbaşısı evde kimse yokken geline yaklaşmak istiyor. Kadın bağırıyor. Erkekler koşuyor. Yüzbaşı geriye ateş ederek askerlerinin yanına kaçıyor. Köylüler heyetteki diğer memurları öldürüyor. Harekât emri çıkıyor ve oluyor sana, Genelkurmay’ın E. Albay Reşat Hallı’ya yazdırdığı kitaptaki 18 “isyan” arasında 4. sırada geçen “Sason Ayaklanmaları”ndan bir tanesi. Kaynak: Korgeneral C. Madanoğlu’nun anıları (kitaplarım yanımda yok, ayrıntıları Faik Bulut’tan aldım, sağolsun). Unutmayalım: Bu asayişsizlikler, günümüzdeki Maraş, Çorum, Sivas, Gazi olaylarından bin kere daha masum. Çünkü bu olaylarda egemen ve silahlı çoğunluk, devletin göz yummasıyla, mazlum ve silahsız azınlığa saldırdı.
Hallı’nın kitabındaki bazı “isyan”ların ad ve sürelerine dikkat: “Raçkotan ve Raman Tedip [uslandırma] Harekâtı (9-12 Ağustos 1925)”, “Bicar Tenkil [topluca tepeleme] Harekâtı (07 Ekim-17 Kasım 1927)”, “Savur Tenkil Harekâtı (26 Mayıs-09 Haziran 1930). Peki, niye “isyan” deniyor? Çünkü o sırada girişilmiş ulus yaratma (nation building) projesine “isyan” lazım. Hem Şark Islahat Planı’yla Kürtleri asimile etmek hem de Takrir-i Sükun Kanunu’yla herkesi susturmak için.
3) 1937-38 Dersim. Bu olay ne 1925 ve 1930 gibi isyan ne de bir asayiş olayı. Ankara’nın taammüd’en yani planlayarak yarattığı üçüncü bir tür. Dersim’de durum şöyle: Zaza olan halkı, Dımılî olan dili ve Alevi olan diniyle Dersim çok çok özel bir yer. Şapka giyiyorlar mesela. 1915’te 20 bin Ermeni’yi katliamdan kurtardıkları dillerde. Yüksek dağlarla çevrili bu doğal kalede kapıyı yüzyıllardır içeriden kilitlemişler. Devletle ilişkileri minimumda. Zaten hep yarı özerk olmuşlar.
Ulus-devlete gelince. Adliye Vekili M. E. Bozkurt konuşuyor: “Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler” (Milliyet, 19.09.1930; “dağlar”a dikkat). Başvekil İsmet Paşa diyor ki: “Bu ülkede sadece Türk ulusu ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” (Milliyet, 31.08. 1930). Tüm gazeteler alkış. Böyle bir atmosferde, devletin önüne iki farklı öneri geliyor.
1) Islahat yapalım. Okul ve hastane gibi tesisler götürelim, tarımı destekleyelim. Dersimlileri kazanalım (Elazığ Valisi Cemal Bey, “tarihçi” Murat Bardakçı’nın dedesi).
2) Dersim bir çıbanbaşıdır, derhal halledilmesi gerekir (ör. Hamdi ve İbrahim Tali beyler). Bunlar, yöntem de öneriyor: Hamdi Bey “Köylerin uçaklarla yoğun biçimde bombalanması suretiyle hayvan ve ekinlerin telef edilmesi ve köylülerin yüreklerine korku salınması”. Diğer ikisi: “Özellikle sarp tepelerde münferit ev ile mezraların yakılıp yıkılması”. 
Devletimizin bugüne kadar uygulayacağı reçeteler. Uzun yıllar sonra ABD kuvvetleri de Vietnam’da pirinç tarlalarını bombalayacak.

Dört boyutlu planla fütuhat
Devletin paşaları ıslahat yerine fütuhat’ı seçmekte pek tereddüt etmiyorlar ve uygulamaya 1925’in hemen ertesinde dört boyutlu bir planla girişiyorlar.
1) Demiryolu politikası: a) 1923-1950 arasında yapılan 3.578 km’lik demiryolunun 3.208 km’si, 1940 yılına kadar tamamlanıyor, b)Cumhuriyet döneminde yapılan tüm demiryollarının yüzde 78,6’sı Ankara’nın doğusuna döşeniyor (http://www.tcdd.gov.tr/ genel/tarihce.htm). Fevkalade ilginç. Çünkü: a) 1929 krizi dünyayı kavururken, Hazine tamtakırken, Düyun-ı Umumiye borçları ödenirken dünyanın en teknik ve pahalı yatırımına girişiliyor, b) “Düşman yararlanır” gerekçesiyle Mareşal F. Çakmak Antalya’ya bile yol yaptırmamakta, c) En önemlisi, “Bunların cahiliyle baş edemiyoruz, bir de okumuşunu düşünün” diyen Mareşal, Kürtleri “muasır medeniyet”ten tamamen tecrit ettirmiş vaziyette. (Hatta, Tek Parti bile Doğu’da örgüt açmıyor da, Kurultay’da o illeri o illerden gösterilmiş ve o illeri ömründe görmemiş milletvekilleri temsil ediyor). Zaten, TCDD’nin veb sitesi olayı şöyle kodlamış: “Milli güvenlik ve bütünlüğün sağlanması amacına dönük olarak ülkeyi sarması hedeflenmiştir.” Batı’da nâmevcut üretimin, alım gücü nâmevcut Doğu’ya arzı mı olacaktı yani amaç?
Amaç, devrimciler kolayca barikat kuruyor diye Paris’in o daracık sokaklarını 70 metrelik bulvarlara dönüştüren III. Napoleon’unkiyle aynı: Ordu sevkiyatı. Demir ağlar Dersim’i batıdan (Sivas 1930, Malatya 1931), güneyden (Elazığ 1934, Diyarbakır 1935) ve kuzeyden (Erzincan 1937) örüyor. Onuncu Yıl Marşı’nda ilan edilen bu durum, fütuhatın maddi altyapı boyutu.
2) 1927 ve 1934 İskân Yasaları: Kürtler perperişan Batı’ya sürülüyor. Yerlerine muhacirler yerleştiriliyor. Dersim’in etrafı boşaltılıyor. Kürtçe konuşma yasaklanıyor. Bu, fütuhatın toplumsal boyutu.
3) 1935 Tunceli (“Tunç Eli”) Kanunu: İlde komple bir askerî diktatörlük kuruyor. Vali, Korgeneral rütbesinde bir asker (“Korkomutan”). İstediği kişiyi ilden sürebilir. Memurların yerine muvazzaf subay atayabilir. İdam cezalarını TBMM’den geçmeden uygular. 12 Eylül dönemindeki OHAL hukuku gibi, artık Dersim bambaşka bir hukuka tâbi. Örneğin iddianame sanığa tebliğ edilmiyor; yani sanık neyle itham edildiğini öğrenemiyor. Tercüme falan da olmadığı için, hükümde mesela “ölüm cezasına...”denmişse, insanlar sehpayı görene kadar “idam”a mahkûm edildiklerini anlamıyorlar. Bu, fütuhatın iç hukuk boyutu.
4) 1937 Sadabad Paktı: Bu antlaşmanın bir tek önemli hükmü var: Kürt aşiretlerine karşı Irak ve İran’la ortak hareket amaçlayan 7. madde. Bu da fütuhatın uluslararası boyutu. 

Dersim’in fethi (ve direniş) başlıyor
Sıra, Dersim’in içine girmeye geldi: Yol açarak, ahşap köprü ve karakolları betonarme yaparak. Yukarıda anlattığım ideolojik ortam bir yana, olay çoktan pratiğe yansımış: “Evde orta direğin dibi paçavralarla beslenir, gaz dökülür” diye, jandarmaya köy yakma talimatnamesi çıkarılmış vaziyette. Bu seferki gelişin farklı olduğunu gören Dersimlilerin ne karar verdiğine ilişkin ilginç bir öykü var: Sözü çok dinlenen yaşlı bir kadına gidiyorlar. “Rum leşkeri [Osmanlı askeri= Türk ordusu] geliyor ana. Direnelim mi direnmeyelim mi?” Kadın şöyle diyor: “Bilemem. Bildiğim şudur ki, bir kümeste iki horoz olmaz!”. Bunun üzerine direnme kararı alınıyor. Çünkü Türk ulus-devletinin gelişi Dersim’in tüm farklılığını bitirecek. Bunun üzerinedir ki, 20-21 Mart 1937 gecesi ahşap Harçik Köprüsü’nü yakma, telefon hatlarını kesme, civardaki karakolu basma vuku buluyor.
Gerisi malum. Tunceli Kanunu’nu en sert biçimde uygulamasıyla meşhur Korkomutan Abdullah Alpdoğan karadan iki saldırı yapıp püskürtülünce, Diyarbakır’dan (Sabiha Gökçen’in de dahil olduğu) uçak filoları kaldırılıyor. Kurtulanların durumu: “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı, mağaraların kapısından. Bunları fare gibi zehirledi. Ve 7’den 70’e o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu...” Zehirli gazın savaşlarda kullanımı 1889 Lahey Sözleşmesi’nden beri yasak ama, devletin kendi vatandaşına kullanmasına bir yasak yok.
“Fare gibi”yi de insanlar Öymen sayesinde duydu, zeval görmesin. Bizzat İ. S. Çağlayangil, bizzat Tuncelili Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği demeçte söylüyor (ses bandı: http://desmalasure.de/09/1227066689/index_html#Bild1). Uzun yıllar sonra Saddam da kendi vatandaşı Kürtleri gazlayacak.
Seyit Rıza, Pazar günü açtırılan Adliye’ye evlerinden getirtilen yargıçlarca idama mahkûm edilecek. 75’ini geçkin olduğu için yaşı küçültülerek. Sonuçta 13.160 kişi öldürülecek, 11.818 kişi sürgün edilecek (Resmî Raporlarda Dersim Katliamı, Radikal, 19.11.09). Katledilenlerin kız çocukları da subay ailelerinin yanına evlatlık verilecek. Uzun yıllar önce, 1885’ten itibaren, Avustralya, Aborijin çocuklarını alıp beyaz ailelerin yanına hizmetçi verdi. O kadar uzağa da gitmeye lüzum yok, 1915’te de Ermeni çocukları...

Dünden bugüne hisse
Dinlediyseniz, “Kanlı bir harekât oldu” dedikten sonra Çağlayangil’in sesi devam ediyor: “... Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi Dersim’e geldi.” Huzur şükür. Çağlayangil bu demecini 1987’de, üçüncü Kürt isyanı (PKK) yeni patlamışken vermişti. Aralık 1993’te vefat ettiğine göre, bu söylediğinin pek de doğrulanmadığını giderayak idrak ettiği tahmin olunur. Diğer yandan, bandın en sonu, Çağlayangil’in de kendini tatmin zevkinden kendini mahrum edemediğini gösteriyor: “... Yalnız, son zamanlarda bilhassa sınırlarda, dış tesirlerle, Kürtlerin bağımsızlık hareketi başlamıştır.” Yanlış yapmışız demiyor da, “dış tesirlerle” diyor. Yine o mukaddes “dış mihraklar” can simidi. “Biz hatasızız, sütten çıkmış kaşığız, suç hep başkalarında” nakaratı. Milli Emniyetçi, vali, bakan ve cumhurbaşkanı vekili Çağlayangil, koca ülkeyi 80 küsur yıldır perişan eden en yanlış stratejinin, yani ıslahat yerine fütuhat’ın seçildiğini ya göremeden ölüyor, yahut itiraf edemeden...
Not: Ben İzmir’denim, ama DTP konvoyuna saldıran İzmir benden değil.
Düzeltme: Geçen haftaki yazımın resimaltına Arika hanım yerine Zaruk hanım yazılmış, kusura bakmayınız.

 

Rumlar, Apostolos Andreas’ta ayin yaptı

Rumlar, dün, Apostolos Andreas Manastırı’nda ayin yaptı.
   Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Apostolos Andreas’ın ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen ayin, sabah saat 08.00 sıralarında başladı ve yaklaşık 2,5 saat sürdü.

Dipkarpaz Papazı Babazaharias Yeorgiu yönetiminde gerçekleştirilen ayine, Güney Kıbrıs’tan gelen ve Karpaz’da yaşayan Rumlardan oluşan yaklaşık 700 kişi katıldı.
   Ayinde, papazlar tarafından ilahiler okundu, mumlar yakılarak dua edildi.
   Ayine İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile DİSİ Milletvekili Kriakos Hacıyanni de katıldı.
   Kilisenin talimatıyla Dipkarpaz’daki Rum ilk ve ortaokulunda dün eğitim yapılmayarak öğrencilerin müdürler eşliğinde ayine getirildiği kaydedildi.
   Apostolos Andreas’ın ölüm yıldönümü nedeniyle manastırın geçtiğimiz gün yoğun şekilde Rum ziyaretçi akınına uğradığı, iş günü olması nedeniyle dün, katılımın geçtiğimiz güne oranla daha az olduğu ifade edildi.

KIBRIS 01/12/09

 

 

Anastasiadis’ten Hristofyas’a ‘desteği çekebileceği’ uyarısı

Haberi “Hristofyas’a Yönelik Son Uyarı” şeklinde veren ALİTHİA, Anastasiadis’in uyarılarının gerek Kıbrıs sorunu gerekse iç yönetimle ilgili olduğunu yazdı.

Habere göre, Anastasiadis, DİSİ’nin (desteğinin) hiç kimse için kesin olmadığını ayrıca açık çek armağan etmediğini söyledi.

Anastasiadis, kendilerinin; boş gevezelik, popülizm ve sloganlara ilişkin kolay yolu değil gerçeğe ilişkin zor yolu tercih edip seçtiklerini; sorumluluklarının da makbul (beğenilen)olmak değil vatan için yararlı olmak  olduğunu ifade etti.

Kendilerinin, ileri sürdükleri “Türk işgalinin” sonlandırılması, ülkenin yeniden birleşmesi için tutkuyla mücadele ettiklerini dile getiren Anastasiadis, bu tutkunun kendilerini herhangi bir çözüme sürüklemesinin de söz konusu olmadığını belirtti. Anastasiadis, gerek olumlu gerekse olumsuz olacak olan nihai kararlarının, çözümün içeriği çerçevesinde değerlendirileceğini söyledi.

Anastasiadis, DİSİ’nin sorumluluğunun, müzakereler masasına sunulan bir kısım önerilerin kamu oyu önünde yorumlanmasından kaçınmak olduğunu; ancak bunun, söz konusu önerilerin kabul edildiği anlamına da gelmediğini vurgulama istediğini ifade etti.

Anastasiadis, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a; bugüne kadar olan taktiğini değiştirmesi, sorumluluklarını hesaplaması, ayrıca siyasi partiler arasındaki sistematik ve derin istişareler öncesinde, önerilerle Rum tarafını taahhüt altında bırakmaması yönünde çağrıda bulundu. Anastasiadis, Hristofyas’ın ne DİSİ’den ne de bu ülkenin vatandaşlarından açık çekle ilgili bir isteme sahip olmasının mümkün olmadığını ifade etti.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “AKEL Genel Sekreteri olmayı” sonlandırması gerektiğini söyleyen Anastasiadis, “Kıbrıs” halkının sadece partisinin üyelerinden oluşmadığını, halkın büyük bir çoğunluğunun çeşitli ideolojik alanlara ait olduğunu ve saygı beklediğini belirtti.

Anastasiadis “iç cephedeki durumun nasıl olduğu, (hükümet) ortaklarını, hükümetten yabancılaştırmayı nasıl başardıkları” konusunda düşünmeleri için de AKEL ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a çağrıda bulundu.

ANASTASİADİS SÖYLEŞİ

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, POLİTİS gazetesinde yer alan söyleşisinde ise, Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin rolü teşkil edenlerin, siyasi bedellerden ve iktidar düzeyindeki olumsuz etkilerden korkmaması gerektiğine dikkati çekti. Anastasiadis, Kıbrıs sorununun çözümünün mü yoksa hükümet oluşumunun korunmasının mı önde geldiği sorusunu sordu.

DİSİ’nin ötesinde, katı çizgi mensuplarının veya bazı partilerin perde gerisindeki koordinasyonun geçerli olup olmadığı sorusu üzerine Anastasiadis, çeşitli partilerin üyeleri tarafından yapılan açıklamalardan bunun geçerli olduğunun gözükmekte olduğunu belirtti ve “bazılarının, retçi okulunu takip eden üyeleri koordine ettiğinden” bahsetti.

Türkiye’nin Aralık ayındaki değerlendirmesine de değinen Anastasiadis, gelecek Haziran ayından itibaren Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasına ilişkin önerilerini yineledi.

Bir başka soru üzerine Anastasiadis, Annan Planı’na ilişkin 2004 dönemindeki baş rolü oynamak isteyen bazı şahsiyetlerin, aynı yöntemleri kullanarak yeniden ortaya çıkmak istediğini de söyledi.

HALKINSESI 01/12/09

 

AB’nin, Türkiye’den yaptırım istememesi Rumları çıldırttı

ABHaber’in aldığı bilgilere göre bu gelişmeler üzerine Rumlar tek taraflı önlemler almaya çalışıyor. Rumlar ilk etapta İsveç′in önerisini daha da sertleştirmek için AB′de diplomatik seferberlik ilan etti. AB Dönem Başkanı İsveç’in,Avrupa Birliği’ne üye ülkelere sunduğu Türkiye’yle ilgili karar taslağına Rumlar sert tepki verirken Rum tarafının, büyükelçi Andreas Mavroyannis aracılığıyla AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında karar taslağına ilişkin itirazlarını,özellikle 3 aşamada dile getireceği bildirildi.Buna göre:
- “Ankara’nın; Protokolü uygulama ve Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini normalleştirme konusunda en küçük bir şey bile yapmadığının farkında olmasına bağlı olarak, Karar taslağında Türkiye’ye yaptırımlar dayatılması konusunda önerilerde bulunulmaması,
- Türkiye’nin yükümlülükleriyle ilgili ifadenin ve Türkiye’nin yükümlülüklerinin ‘çıkmaz ayın son çarşambasına’ belirsiz bir şekilde havale edilmesi,
- Anara’nın Kıbrıs sorunundaki suçlarından arındırılması ve Ankara’nın Kıbrıs sorununun adil çözümüne ilişkin sözde etkin katkısıyla ilgili ifade.”
ABHaber’e AB Dönem Başkanlığından verilen bilgilere göre konunun diplomatik düzeyde değil fakat ya 7-8 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları toplantısı ya da 10-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Zirvesinde siyasi düzeyde çözülmesinin söz konusu olduğu, bu nedenle çnümüzdeki hafta yapılacak COREPER toplantısına ilişkin beklentilerin sınırlı olduğu yönünde.

RUMLAR AP GENIŞLEME STARATEJISI KARAR TASALIĞINA ATEŞ PÜSKÜYORLAR

 

Avrupa Parlamentosu AP Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı İtalyan parlamenter Gabriele Albertini tarafından hazırlanan genişleme stratejsiyle ilgili karar tasarısı Avrupa Parlamentosu’nda yapılan oylamada kabul edilmesi sonrası Rumlar karar tasarısına karşı ateş püsküyorlar.
Avrupa Parlamentosu’nda genişleme stratejisi çerçevesinde, alınan kararı bir yüz karası olarak niteyelen Rumlar AB zirvesinde de aynı sonuçun çıkacağı yorumunda bulunuyorlar.
Avrupa Parlamentosu genel kurulu tarafından onaylanan paragrafın, Türkiye’nin, “Ek Protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeye devam etmesinden dolayı üzüntü belirttiğini ve Türkiye’yi tam anlamıyla ve ayrımlar gözetmeksizin protokolü uygulamaya çağırdığını” belirten AP’deki Rum parlamenterler, metindeki Kıbrıs sorunuyla ilgili ifadelendirmenin Avrupalı Yeşillerin değişiklik önerisinin benimsenmesinin ardından “olumsuz bir yön aldığını” savunuyorlar.
Rumlar Kıbrıs sorununun çözümüne sadece Türkiye’nin değil, fakat konuya müdahil tüm tarafların katkıda bulunmaya çağrıldıklarını belirtiyorlar. Bu şekilde dikkatlerin Rum tarafı ve Kıbrıs Türk tarafının da üzerine çekildiğini ve “Üçünün de aynı sepete konulduklarını” altını çiziyorlar.

KASULİDES: TÜRKİYE’YE İMTİYAZLI ORTAKLIK

Avrupa Parlamentosu Hıristitan Demokrat Grubu üyesi ve eski Rum Dışişleri Bakanı Kasulides, Avrupa’da yeni Berlin duvarları oluşturulmaya çalışılmasına açıklık getirdi.

Kasulides ABHaber’e verdiği özel mülakatta,’’AB’yi din ve kültürel eksende bir birlik haline getirmek veya bu şekilde algılanmak çok büyük yanlış olur. Bu tür yaklaşımlar AB’de büyük sorunlar oluşmasına yol açar. Türkiye’ye yönelik imtiyazlı ortaklık bir duvar olarak algılanmamalı AB bunu bu türk duvarların oluşmaması için komşu ülkelerle Doğu Birliği (Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Ermenistan vs.) veya Akdeniz Birliği aracılığıyla diyalog kuruyor.Doğu veya Aldeniz Birliği bir nevi imtiyazlı ortaklık .Böylece yeni Berlin duvarlarının kurulmasının önü kesilmiş oluyor’’ dedi.

HALKINSESI 01/12/09

 

 

İlk mücadele, mecliste kaybedilen temsiliyet için

 

Araştırmacı yazarlar Ahmet An ile Ahmet Cemal Gazioğlu, Kıbrıs’ın İngiliz yönetimine geçmesiyle ilk mücadelenin Kavanin Meclisi’nde başladığına dikkat çektiler

 

Mücadele’den merhaba

 

Sevgili okurlarımız, gazeteniz HALKIN SESİ, bugünden itibaren yeni bir çalışmayı hizmetinize sunuyor. Kıbrıslı Türklerin adada var olmak için hayatlarını nasıl ortaya koyduğunu anlatacak “Mücadele” ekimiz 1910’lu yıllardan başlayarak günümüze kadar gelecek.

Tarihsel süreç içerisindeki sözlü tarih çalışmalarıyla desteklenecek ekimize siz okurlarınız da yaşam öykülerinizle katkı sağlayabileceksiniz.

 

Türkiye hükümeti, 1923’te Lozan Anlaşması’nda Kıbrıs üzerindeki tüm haklarından vazgeçtiğini ilan ettikten sonra Kavanin Meclisi’nde temsil edilen İngiliz atanmış üye sayısının 9’a çıkarıldı. 9 olan Rum üye sayısının da 12’ye  yükseltildiğini, ancak Türk üyelerin sayısının 3 olarak kaldı

Kıbrıslı Rumlar’ın zaman zaman sömürge yönetiminin aleyhine girişimler başlattığını da belirten Gazioğlu, ancak bu gibi konularda Türk üyelerle birlikte oy kullanan İngiliz temsilcilerin, valinin desteği ile birlikte bu girişimleri engellediğini anlattı

Ahmet An iki toplumun meclis üyelerinin 1903’te, Osmanlının borçlarına mukabil Kıbrıs’ın gelirlerinden kesilerek, İngiltere’ye gönderilen vergi paralarının azaltılması yönünde birlikte bir talepte bulunduğunu da anlattı.

Kıbrıs Kavanin Meclisi üyeleri ile Kıbrıs Yüksek Komiseri Sir William Haynes Smith, 21 Şubat 1900 tarihindeki Meclis açılışında birlikte çektirdikleri fotoğraf. Fotoğraftaki Türk üyeler 1. Sarıklı olan Hacı Hafız Efendi, 2. Fesli olan Hacı Derviş Paşa, onun yanında 3. Şapkalı olan Hafız Ramadan Efendi görülmektedir.

Ada’da var olma mücadelesi

 Emin AKKOR

İnsanoğlunun dünyada var olmak için verdiği mücadele dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak.

Günün koşullarına göre şekillense ve uğruna mücadele verilen merkezler değişiyor olsa bile Kıbrıslı Türklerde özellikle Osmanlı İmparatorluğu yönetiminden sonra var olma mücadelesi daha bir anlamlı olmaya başladı ve bugüne kadar devam etti. İngiliz’e, Rum’a, Türkiye’ye, hatta kendi içlerindeki odaklara karşı da var olma mücadelesi veren Kıbrıs Türk toplumunun her tarihsel dönemde, günlük yaşam pratikleriyle hem varlığını hem de güçlülüğünü göstertme çabaları çok anlamlıdır.

Yazılı ve sözlü tarih çalışmasını harmanlayacağımız “Mücadele” ekimizi bugünden itibaren yayına sokuyoruz. Her Pazartesi dört sayfa olarak sunacağımız ekimizle, Kıbrıslı Türklerin adada var olmak için verdikleri mücadeleyi 1910’lu yıllardan başlayarak aktaracağız.

Tarih araştırmacıları ve görgü tanıklarının anlattıkları ışığında tarihsel süreç içindeki “o anları”ın yer alacağı ekimizdeki öncelikli amacımız toplumsal mücadelenin sadece bir dönemde değil, her tarih tarihsel devrede yaşandığını aktarmak. Tabii bunu yaparken, her şeyin eksiksiz aktarılacağı gibi bir iddia taşımıyoruz. Tarih kitapları ve tarih araştırmacılarından faydalanarak çizdiğimiz yol haritamızla Kıbrıs’ın İngiliz yönetimine geçmesiyle birlikte adadaki Türk toplumun, Kıbrıs’ta var olduğunu ve ilerleyen yıllarda da var olmak istediğini ortaya koymak için verdiği mücadeleyi tanıkları yardımıyla aktarma amacıyla ilk sayımızı bugün yayınlıyoruz.

Kıbrıslı Türk üniversite gençliğinin Erenköy macerası bana göre, verilen mücadelenin en anlamlısıdır. Türkiye’deki eğitimini yarıda bırakıp gençliğini vatan savunması için gözden çıkartan bu gençlerin anılarına ve neler yaşadıklarına daha ayrıcalıklı bir yer ayırıyoruz.

Arslan Mengüç’e Erenköy mücadelesine daha ayrıcalıklı yer vermemiz için yaptığı katkıdan dolayı teşekkür ederiz. Arslan Mengüç’ün “Anılarda Erenköy” isimli kitabındaki anılar için ekimizde bir bölüm ayırdık. Her hafta Erenköy mücahitlerinin anılarına geniş yer vereceğiz.

Özen Çatal’ın editörlüğünde, Deniz Yakar ve Deniz Gürgöze’nin araştırma ve röportajları ekin, bel kemiğini oluşturuyorlar.  Dr. Küçük Vakfı Müdürü, araştırmacı yazar ve değerli çalışma arkadaşımız Altay Sayıl’ın rehberliğinde çıktığımız bu yolda, Altay Sayıl’ın eşsiz arşivindeki birçok belgeyi de gün ışığına çıkaracağız.  

 

HALKIN SESI 01/12/09

 

 

Füle: Türkiye′nin AB Katılım müzakereleri devam etmeli

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso′nun yeni dönemde ekonomik ve parasal işler komiserliğine kaydırdığı mevcut genişlemeden sorumlu üye Olli Rehn′in koltuğunu devralmaya hazırlanan Füle, Türkiye′nin AB üyeliği konusunda Çek MF DNES gazetesine konuştu.

Füle, "Sizce Türkiye Avrupa′ya ait mi" sorusu üzerine kişisel görüşünü belirtmekten kaçınarak, "Bence Türkiye′nin AB′ye katılım müzakereleri devam etmeli. Bu ve benzeri soruları Avrupa Parlamentosu′nda cevaplandıracağım" dedi.

Çek Cumhuriyeti′nde mayıs ayından bu yana üstlendiği AB İşleri Bakanlığı öncesinde, 2005-2009 yılları arasında NATO daimi temsilciliğini yürüten Stefan Füle, Türkiye′nin Batılı yapılara uyumlu davranıp davranmadığının sorulması üzerine, "Türkiye′nin bir NATO üyesi olarak, diğer üyelerle birlikte ittifakın dayandığı değerleri koruyabileceğini gördüm" diye konuştu.

47 yaşındaki Füle, AB Komisyonu′na önerilmeden önce Çek parlamentosunda yaptığı konuşmada da, "hazır olması halinde Türkiye′nin AB üyeliğine" destek verdi. 

Diplomasi eğitimini 1981-1986 yılları arasında Moskova′daki ünlü Uluslararası İlişkiler Sovyet Devlet Enstitüsünde alan ve bu dönemde Çekoslovakya Komünist Partisi üyesi olan Füle, NATO daimi temsilciliği öncesinde Litvanya ve İngiltere′de büyükelçilik yapmıştı.

HALKIN SESI 01/12/09

 

 

Bayrak iner, bayrak çıkarken...

İngiltere ile 4 Haziran 1878′de imzalanan muahede hükümlerine göre, 307 yıllık huzur ve sükûn devrinden sonra Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen anlaşma şekli ile İngiltere′ye emaneten veriliyordu. Rusya′nın 1877-1878 harbinde aldığı Türk toprakları iade edilirse, Kıbrıs’ta sahibine dönecekti.

Fotoğrafta, 23 Eylül 1878′de Osmanlı Sancağının in­dirilip, yerine İngiltere Bayrağı′nın çekilmesi törenini görüyoruz. Zamanının ünlü The Illustrated London News dergisi, hem bu fotoğrafı sahifelerine alıyor, hem de şöye diyor:

"-Kıbrıs İngiltere′nin idaresine geçti. Fakat yapılan tespite göre nüfusun ekseriyeti Türklerde ve bilhassa tapusu onlarda. Bir bayrak indirilip, bir bayrak çekilir­ken bu rakam hakikati tezat değil midir?"

Aslında hiç de yadırganmaması akıl ve vicdan tasd-kindeki hakikat, İngiliz emperyalizmini öylesine rahatsız etmişti ki, besledikleri Etniki-Eterya′cılara Yeşil Ada′nın kapılarını açtılar, Türkleri usta oldukları tarzlarla zorladılar, yerlerinden söktüler, emlâklarının Rum-Yunan′a geçmesini sağladılar.

Ötekilerin Megalo-İdeası da, bu müşterek plânın ha­muru idi..

Ve, 1878′de yüzde altmış sekiz olup, daima elde kalacağı anlaşma ile garantilenmiş Türk Vakıf gelirini binbir bahane ile vermediler, sonra da Lozan′ın yirminci maddesi ile inkârlarını tasdik ettirdiler.

Ne oldu milyarları aşan hak?                        

KIBRIS′IN Osmanlı Türkleri tara­fından 1 Ağustos 1571’de Mağusa’nın alınmsının, yine Hak′ka dayalı tarihi sebebi vardır. Doğu Akde­niz′in en büyük adası Kıbrıs, Arap akınları sırasında üçüncü İs­lâm Halifesi Hz. Osman′ın devrinde Müslümanların idaresine geçmiş, elde ettikleri diğer yerlerden çekilmelerine rağmen burada devam eden İslâm yö­netimine 1191′de Haçlı Orduları son vermişlerdi. Daha sonra Cenevizliler ve Venedikliler zamanında, Adadaki İslâm mülkiyet ve eserleri zedelenince, Osmanlı Hakanı Sultan İkinci Selim 200 savaş gemisi, 50 bin piyade, 6 bin Yeniçeri, 6 bin süvârî ve istihkâmcıyı. Lala Mustafa Paşa′nın serdarlığında Kıbrıs′ı fetihle vazifelendirmiş, Haçlı Donanması′nın kendisinden güçlü filo­larını yenen Osmanlılar, kanlı çarpış­malardan sonra 1 Ağustos 1571 ′de Kıbrıs′ı Osmanlı imparatorluk topraklarına katmışlar­dı. Aradan uzun zaman geçmesine de­vamlı tahriplere rağmen Ada′da cami, medrese, külliyye gibi eserler, Akde­niz′in bağrındaki stratejik beldede var­lığını sürdürüyordu.

Türk idaresi, 1878′e kadar 307 yıl sürdü. Mutlak bir TÜRK BELDESİ özel­likleri içinde..

Büyük vezîr Sokullu′nun dediği gi­bi, Kıbrıs AKDENİZ′İN KALBİ idi ve Osmanlılar, O′nun bu özelliğine lâyık alaka ve himmet gösterdiler. Anadolu′ dan getirilen Türk nüfus iskân edildi, Ceneviz ve Venediklilerin hicreti ile topraklar satın alınarak yeni sakinleri­ne dağıtıldı, millî ve dinî" eserler Ada′nın dörtyanını bezendirdi.

Bu devre içinde Kıbrıs, Akdeniz kıyı­larında başını suya daldırdıktan sonra çıkan Anadolu toprağının devamıydı.

GÖRÜLMEMİŞ HADİSE: BİR VATAN TOPRAĞININ YABANCIYA EMANET EDİLMESİ...

Oluk gibi kan dökerek aldığımız, Kıbrıs′ın nasıl elimizden çıktığı gerçek­ten ibretlidir. 1877′de başlayan Osmanlı-Rus harbi yenilgimizle sonuç­lanmış, Moskof orduları İstanbul önle­rine gelmişti. Diledikleri anda İmpara­torluğumuzun başşehrine girebilirler­di. Rusya′nın Boğazlardan Akdeniz′e çıkmasını HİNT YOLU için büyük tehli­ke sayan İngiltere, Bab-ı Ali′ye şu tek­lifte bulundu:

"Kıbrıs′ın  idaresini  bana  bırakın, Çar′ı sulha zorlarım." Sultan Hamid, teklifi prensipte kabul etti, fakat kendisine hâs tarz ve üslûb içinde savaşta Rusya′nın elde ettiği Osmanlı toprakları geri alınırsa, İngil­tere ve Ada′yı iade edecekti!

Rusya, Doğu′da Kars-Ardahan-Sarıkamış′ı, Rumeli′de Eflâk -Boğdan′ a kadar uzanmış yerleri almıştı. Onu bu elde ettiği yerlerden çıkarabilmenin bizim için tatlı rüya olduğunu Padişah da elbet biliyordu. Şekil kurtarılmıştı, 4 Haziran 1878′de Osmanlı Hariciye Nazırı (şimdiki bakan yerine kullanılırdı) Saffet Paşa ile, İngiltere Hariciye Nazırı Sir Henri Eliot arasında KIBRIS MUAHEDESİ imzalandı

Böylece egemen bir devlet, vatan topraklarından bir bölümünü, bir baş­ka devlete yenilmiş olmanın neticele­rinden kurtulabilmek için adetâ temi­nat olarak rehin ediyordu.[1][1]

Uzak değil!. 68 yıl önce...

Yukarıda, 1913’te Balkan Savaşı yenil­gisinden sonra, büyük eksikliğin harp filosu olduğu sert gerçeği önünde, milletin varını-yoğunu Donanma Cemiyeti′ne verdiği günlerde Kıbrıs′ın onsekiz yerinde kurulan Hürriyet Kulübü delegelerinin Lefkoşa′ da­ki toplantısı.. Demek sadece 68 yıl önce Yeşil Ada′nın onsekiz kasabasında, yâni her köşe­sinde Türkler, böyle imkâna sahip imişler ve Donanma Cemiyeti′nin teşekküründen öğre­niyoruz ki, Adana’dan daha çok para göndermiş­ler. Çalışmaların devam edeceğini bildiren yazıda şu dikkate değer cümleler var:

"-Çok büyük meblağlara baliğ olan ve hâ­len Ada İngiliz güvernörü (İngiliz Valisi) ile mahalli idarenin tasarrufunda bulunan müterakim (birikmiş) vakıflar hâsılatımızın serbest bırakılarak cemiyet-i mukaddesenize intikali için teşebbusatta bulunulmuştur."

Bu haberi veren Donanma Mecmuası 1328 (M. 1913) Kânunuevvel (Aralık) Sayı 76, şu açıklamayı yapıyor:

"-Müterakim Vakıflar varidatı­nın (gelirinin) büyük bir harp sefinesinin harp gemisi mu­bayaa edilmesine (satın alınmasına) kifayet edecek miktarda olduğu, Lefkoşa Hürriyet Kulübü′nün banilerinden Türk cemaati evkaf hey′et-i mütevelliyesince, hükümetimizin de teşebbüste bulunması temennisi ile gönderilen matlup, ilm-ü haberinden anlaşılıyor."

(Yeni Asır Gazetesi, İzmir, 6 Şubat, 1982)

HALKIN SESI 01/12/09

GÜNEY BASININDA, “BM BELGELERİ”

   

Güney Kıbrıs’ta haftalık yayımlanan “KATİMERİNİ” Gazetesi, Birleşmiş Milletler’e ait olduğunu iddia ettiği bir belgeyi yayınladı.

Gazete, Birleşmiş Milletler tarafından geçtiğimiz yaz aylarında mülkiyet konusunda hazırlanan bu belgede, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kötümser bir tablo çizildiğini yazdı.

Habere göre söz konusu belgede mülkiyet konusu, çözülmesi en zor konu olarak ifade ediliyor ve Kıbrıs’ta istenen federasyon modelinin çok zor bir girişim olduğunun geçmişte kanıtlandığı kaydediliyor.
“Kıbrıs’ın durumu, iki toplum arasında uzun yıllardır var olan karşılıklı güvensizlik, düşmanlık ve bir toplumun nüfus bakımından diğerinden fazla olması sebebiyle zor” denen belgede, federasyon çözümünün yetkilerin paylaşımını gerektireceğinden çoğunluğa sahip toplumda haksızlık duygusu, azınlık olan toplumda ise çoğunluk tarafından bertaraf edilme olasılığı endişesi yaratabileceği savunuluyor.
Kıbrıs’ta karşılıklı uzlaşıyla sağlanacak bir anlaşmanın zor olduğu belirtilirken, Kıbrıs’ta her iki toplumdaki aşırı uç siyasi güçlerin siyasi çıkar elde etmek için yeni gerginlikler arayabileceği ve Kıbrıs sorununun çözümü yönünde gösterilen çabaların başarısız olduğu her seferin, bir sonraki çabalar için engel teşkil ettiği ileri sürülüyor.
Mülkiyet konusunun tek başına dahi “korkunç zorluklar” çıkardığı iddia edilen belgede, ayrıca, mülkiyet konusunun çözülmesinin, bugüne kadar her iki toplumun politikacılarının güttüğü, tüm göçmenlerin evlerine dönmesi veya bir kez daha göçmen olmamaları için tüm kullanıcıların yerlerinde kalması gibi ifadelerin her iki taraf için de müzakere edilemez ilkeler halini alması, böylece vatandaşların gerçekten gerekli bir uzlaşıyı kabul etmeye hazır olmamaları sebebiyle de çok zor olduğu ifade ediliyor.

Gazete, söz konusu belgede, mülkiyet sorununun bütünlüklü çözümünün sadece iki lider tarafından başarılmasının mümkün olmadığının, liderlerin temel ilkeler ve kriterler üzerinde anlaşmaya varmalarının ardından gerisinin uzmanlardan oluşan bir gruba bırakılması gerektiğinin savunulduğunu yazdı.
Buna göre, her iki toplumdan oluşacak bu uzman grubu, kamuoyundan ve mülkiyet konusunun siyasi boyutunun getirdiği sınırlamalardan uzak bir şekilde konunun teknik boyutunu rakamlar düzeyinde ele alacak.

Uzmanlar grubu, Maraş’ın yeniden yapılandırılması, su ve enerji kaynaklarının kullanılması vs gibi konularda bütünlüklü bir çalışma hazırlayacaklar.
Belgede ayrıca; “Kıbrıs sorununun çözümünün getireceği siyasi bedelin liderler için çok büyük önem taşıdığı, statükonun şu anda birçokları için çok daha arzu edilen ve az zararlı seçenek olduğu” savunuluyor.
Gazete, BM belgesinde 2002-2004 döneminde BM tarafından yapılan hatalara yer verildiğini, öz eleştiri de yapıldığını yazdı.

Belgede, söz konusu dönemde bütünlüklü bir çözüme ulaşılamamasının sebebinin, liderlerin yeterli siyasi öngörüye ve gerçek iradeye sahip olmamalarının yanı sıra, her iki toplumun da çözümün adaya getireceği faydaların bütününü göremeyerek, çözümün ekonomik ayağına odaklanmaları olduğu savunuluyor.
Gazete söz konusu belgede, planın eksikliklerinin olduğunun da kabul edildiğini, planın Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin yerlerine dönmeleri sonrasında yaşanacak önemli sayıda yerinden edilmelerin ekonomik olarak karşılanması ve bunların yaratacağı demografik ve toplumsal değişimlerle nasıl başa çıkılacağı gibi büyük sorunları çözemediğinin vurgulandığını yazdı.

Söz konusu belgede, planın çözümden sonra kazanımların ve kayıpların eşit olarak dağılımını sağlayacak mekanizmalara sahip olmadığı ve kimilerinin büyük çıkar sağlarken kimilerinin de büyük kayıplara uğramasına sebep olacağı ifade edildi.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

KRİTİK ANKARA BULUŞMASI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak, beraberinde bir heyetle dün Ankara’ya gitti.

Cumhurbaşkanı Talat’a Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, müzakere heyeti,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Aytuğ Plümer, Dışişleri Bakanlığı Müdürü Ulaş Kığılcım ile Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik ediyor.
Müzakere heyetinde Özdil Nami, Tufan Erhürman, Reşat Çağlar, Kudret Özersay, Mehmet Dana, İpek Borman ve Aslı Erkmen bulunuyor.
Heyeti Ercan Havalimanı’nda, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ile Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkililer uğurladı.

Talat ve Özgürgün, dün Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda Kıbrıs konusunda yapılan toplantılara katıldı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Dışişleri Bakanı Özgürgün, bugün saat 09.30’da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 10.30’da ise TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talat’ın, temaslarını tamamlamasının ardından bugün KKTC’ye dönmesi bekleniyor.
Dışişleri Bakanı Özgürgün ise, yarın Ankara’dan ayrılarak İstanbul üzerinden Londra’ya geçecek.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

ÖZGÜRGÜN LORTLAR KAMARASI’NDA KONUŞACAK

   

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Lort Maginnis’in davetlisi olarak Lortlar Kamarası’nda konuşma yapmak amacıyla bugün Londra’ya gidecek.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte dün gittiği Ankara’daki temaslarını tamamlamasının ardından, bugün İstanbul üzerinden Londra’ya geçerek akşam saatlerinde Lortlar Kamarası’nda bir konuşma yapacak.
Dışişleri Bakanlığı’ndan alınan bilgiye, bugün Ankara’dan ayrılıp Londra’ya gidecek olan Özgürgün, Lortlar Kamarası’nın birinci salonunda yer alacak konuşmasını KKTC saatiyle 19.30’da yapacak.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, 3 Aralık’ta Londra’dan ayrılarak İstanbul üzerinden Ankara’ya geçecek.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

ANASTASİADİS EROĞLU’NA GELİYOR

   

Güney Kıbrıs ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis beraberindeki bir heyetle, 3 Aralık Perşembe günü KKTC’ye geçerek Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşecek.

UBP Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre, Anastasiadis başkanlığındaki DİSİ heyeti, UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu’nu saat 10.30’da Köşklüçiftlik’teki UBP Genel Başkanlık Binası’nda ziyaret edecek.

Görüşmede, iki parti arasında bir diyalog sürecinin başlatılması konusunun ele alınacağı belirtildi.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

BUGÜN TARİH BELİRLEME VAR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden bir araya gelecek.
Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis edilen binada saat 16.00’da başlayacak görüşmede liderler, 3 Aralık’tan sonra yapacakları görüşmelerin tarihlerini belirleyecekler.

İki lider, 24 Kasım’da gerçekleştirdikleri son toplantıda, “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını görüşmüştü.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun görüşme sonrasında, liderlerin bugün gerçekleşecek toplantıda, 3 Aralık’tan sonra yapacakları görüşmelerin tarihlerini belirleyeceklerini; temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık Cuma günleri bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını açıklamıştı.

Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü “ekonomi”, 4 Aralık Cuma günü ise “mülkiyet” konularını ele alma kararı aldığını da aktarmıştı.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

RUMLAR AYİN YAPTI

   

Rumlar, dün, Apostolos Andreas Manastırı’nda ayin gerçekleştirdi.
Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Apostolos Andreas’ın ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen ayin, sabah saat 08.00 sıralarında başladı ve yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Dipkarpaz Papazı Babazaharias Yeorgiu yönetiminde gerçekleştirilen ayine, Güney Kıbrıs’tan gelen ve Karpaz’da yaşayan Rumlardan oluşan yaklaşık 700 kişi katıldı.
Ayinde, papazlar tarafından ilahiler okundu, mumlar yakılarak dua edildi.
Ayine İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile DİSİ Milletvekili Kriakos Hacıyanni de katıldı.

Kilisenin talimatıyla Dipkarpaz’daki Rum ilk ve ortaokulunda dün eğitim yapılmayarak öğrencilerin müdürler eşliğinde ayine getirildiği kaydedildi.
Apostolos Andreas’ın ölüm yıldönümü nedeniyle Manastır’ın dün yoğun şekilde Rum ziyaretçi akınına uğradığı, iş günü olması nedeniyle dün, katılımın önceki güne oranla daha az olduğu ifade edildi.

STAR KIBRIS 01/12/09

 

DISY: Christofias is arrogant
By Elias Hazou

OPPOSITION DISY leader Nicos Anastassiades yesterday accused President Demetris Christofias of being arrogant in his handling of reunification talks.

“The hours and days [to come] are critical, we need to set arrogance aside,” Anastasiades said.

“It is arrogance to think that alone, and with a few people, you can manage such a serious issue,” he added, noting “It is not the wisest recipe.”

The DISY boss was reiterating a call on Christofias to request expert help in the negotiations process. He suggested the creation of a negotiating team in cooperation with the Greek government which would enable Athens and Nicosia to adopt a common strategy and common action.

“Maybe the President thinks he does not need additional political and scientific support. Does the President genuinely believe that he will cope with the Turkish diplomatic machine alone?” Anastassiades remarked.

Anastassiades’ jibe at Christofias that he was keeping political parties in the dark was rejected outright by the government spokesman.

Stefanos Stefanou said the President was in consultations with the parties both at National Council meetings and in private meetings with party leaders.

Similar complaints have been voiced by DIKO, Christofias’ coalition partner, who want a representative to sit on the Greek Cypriot negotiating team.

Christofias had a half-hour meeting on Saturday with UN Secretary-General Ban Ki-moon on the sidelines of the Commonwealth Heads of Government Meeting (CHOGM) being held in Port of Spain, the capital of Trinidad and Tobago.

The President briefed the UN Secretary General about the latest developments in the UN – led direct negotiations for the solution of the Cyprus problem. Christofias told the UNSG that the progress achieved so far at the negotiations is not the one expected by the Greek Cypriot side due to the claims put forward by the Turkish Cypriot side, which are not in line with the agreed basis between the two sides for a solution as well as with the UN resolutions and EU principles and values.

Meanwhile Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was in Ankara yesterday for contacts with the Turkish leadership. Talat will hold talks with Turkish President Abdullah Gul, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Foreign Minister Ahmet Davutoglu.

Talat’s visit coincides with a top-level meeting at the Turkish Foreign Ministry today to discuss the Cyprus issue.

CYPRUS MAIL 01/12/09

 

Bishop prevented from leading Apostolas Andreas celebrations
By Sebastian Heller

TURKISH Cypriot police yesterday prevented the Bishop of Karpasia, Christoforos, from leading the church service at Apostolos Andreas yesterday.

Christoforos was due to lead the annual service to mark the saint’s feast day, but after the intervention of the Turkish Cypriot police the celebrations were instead led by the priest attached to the monastery.

Bishop Christoforos was allowed into the church to be present at the service and was permitted to perform a blessing at the end.

There was a heavy police presence in the area around the monastery and also directly outside it. According to state broadcasters, plain clothes ‘TRNC’ police were also present inside the church itself during the service, filming the attendees and the church service.

The services began at around 9:30am at the historic monastery located on the tip of the Karpas peninsula where the Apostle Andrew was said to have first set foot on the island.

The service was attended by Peter Millett, the British High Commissioner to Cyprus, and about 2,000 worshippers.

It is estimated that the name Andreas, along with the other similar names celebrated on this saint’s day, is the most common in Cyprus with more than 40,000 people celebrating their name day on November 30.

On Sunday thousands of people, at least fifty buses and hundreds of private cars created a dense throng around the historical monastery to attend the festivities being held that day and into the night.

From all over Cyprus people descended on the monastery bearing the large candles taken to such events and votive offerings. The celebrations were led by Father Zacharia Georgiou on Sunday and included vespers into the late evening.

CYPRUS MAIL 01/12/09

 

Bases Deny Plans to Downgrade Dhekelia Operation
By Anna Hassapi

THE SBA yesterday rubbished reports claiming to have ‘exclusive information’ that the eastern base at Dhekelia was being downgraded and eventually be evacuated.

“There are no plans to downgrade military operations in Dhekelia,” said Stuart Bardsley, Head of Media Operations.

The reports, aired on the main CyBC News on Saturday claimed that over the last few months hundreds of British soldiers who served at Dhekelia have been permanently repatriated to the UK, as part of a general downsizing of the military base. The SBA, however, claim that military personnel have been temporarily relocated to Akrotiri base, while 80 soldiers who worked with laid-off civilian staff returned to the UK.

“It is confirmed that temporary relocation of military manpower from Dhekelia to Akrotiri has been carried out in order to complete the refurbishment of Alexandra Barracks, part of the Dhekelia Garrison. When this work is complete the troops will return back to Dhekelia,” said Bardsley.

“The only troops from the Dhekelia base to be returned to the UK are 80 military personnel attached to 62 (Cyprus) Support Squadron Engineers that are being disbanded. The future of civilian staff currently supporting the unit has been subject to a consultation period with the Trades Unions to agree the way forward. BFC/SBAA will continue to work with the Trades Union to identify suitable employment opportunities for effected staff, in line with civilian employment regulations,” he added.

Meanwhile, the SBA clarified that the possibility of making civilian staff redundant as part of a general outsourcing strategy is in no way linked to the land offer made to President Demetris Christofias if current talks for the solution of the Cyprus problem bear fruit. A similar offer had been made by then special envoy to Cyprus Lord David Hannay, on condition that the Annan Plan was accepted.

“The land offer made by the UK Government on November 11 in support of the ongoing Cyprus talks is in no way linked to any efficiency measures that may be implemented across BFC/SBAA or the ongoing operation of the British Bases,” said a bases statement.

CYPRUS MAIL 01/12/09

 

Kıbrıs için Türk tarafından yeni paket

Türk tarafının önereceği pakette Rumlar'ın Türk adaya, Türkler'in de Rum adaya oy veremesi öngörülüyor.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

02 Aralık. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs'ta müzakere sürecini hızlandırmak isteyen Türk tarafı, kapsamlı bir öneri paketi açıklamaya hazırlanıyor. Paket, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunda ayrıntılı öneriler içeriyor.

NTV'nin ulaştığı bilgilere göre, Ankara ile Lefkoşa'nın birlikte hazırladığı paket, 9 ana başlık ve çok sayıda alt başlıktan oluşuyor. Pakette, kurulacak yeni yönetimde başkan ve yardımcısının seçiminde 2 halkın oyuna başvurulması öneriliyor. Yani Rumlar Türk adaya, Türkler de Rum adaya oy verebilecek.

Buna karşılık Türk tarafı Rumlardan dönüşümlü başkanlık süresinin eşitlenmesini ya da artırılmasını talep edecek.Kabinede yer alacak Türk bakan sayısının artırılması da isteniyor.

Başbakan Erdoğan'ın paketi, 7 Aralık'ta ABD Başkanı Obama ile yapacağı görüşmede gündeme getirmesi bekleniyor. Erdoğan Obama'dan müzakere sürecine aktif katılım isteyecek.

 

BM'nin bu ay gündeminde Kıbrıs da var

BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) bu ayki gündeminde Kıbrıs da yer alıyor.


BMGK dönem başkanlığının bugün Burkina Faso'ya geçmesi dolayısıyla Burkina Faso'nun BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Michel Kafando tarafından verilen bilgiye göre, Kıbrıs'taki BM Geçici Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresi başta olmak üzere Kıbrıs konusu, Konsey tarafından 9 Aralık'ta danışma toplantısında ele alınacak.

Konsey'in 14 Aralık'ta yapacağı toplantıda ise UNFICYP'nin görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar kabul etmesi bekleniyor.

UNFICYP'in görev süresi 15 Aralık'ta sona eriyor.

CNN TURK 02/12/09

 

Lavrov: "KKTC'yi asla tanımayacağız"

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin KKTC'yi asla tanımayacağını söyledi.


Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dışişleri bakanları toplantısı dolayısıyla geldiği Yunanistan'ın başkenti Atina'da Kathimerini gazetesine demeç veren Lavrov, "Kıbrıs konusundaki temel pozisyonumuz değişmedi; BM Güvenlik Konseyi'nin kararları temelinde bütün Kıbrıslı Türk ve Rumların kalıcı ve sürdürebilir çıkarları dahilinde, yabancıların baskıları olmaksızın, adil bir çözümden yanayız" ifadesini kullandı.

Lavrov, tarafların görüşmeye devam ettiğine işaret ederek, "Çözüme yönelik ilkeler üzerinde ilerleyen müzakerelere saygı gösteriyorlar ve hiçbir şiddet planı ortaya koymuyorlar" dedi.

Rus Bakan, bu meselenin, Gürcistan'dan tek yanlı bağımsızlıklarını ilan eden ayrılıkçı Güney Osetya ile Abhazya'nın Rusya tarafından tanınmasıyla bir alakası olmadığını da ifade etti

CNN TURK 02/12/09

 

 

Rumlar bastırıyor İsveç direniyor

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Avrupa Birliği (AB) liderleri 10-11 Aralık’taki zirvede Türkiye’nin, limanların Rum bandıralı gemilere açılmasını öngören, Ek Protokol’le ilgili tavrını masaya yatıracak

 Dönem Başkanı İsveç’in hazırladığı ilk taslakta herhangi bir yaptırım vurgusuna yer verilmiyor. Rumlar belgeyi değiştirmeye çalışıyor. Türkiye’yle ilgili taslak paragraflarda, “Konsey, yinelenen çağrılara karşın Türkiye’nin Ek Protokol’ü tam ve ayrımcılık yapmaksızın uygulama konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini üzüntüyle not eder” ifadelerine yer veriliyor. Aynı durumun Rum Kesimi’yle ilişkileri normalleştirme konusunda da yaşandığına dikkat çekilen belgede, AB’nin gelişmeleri yakından izlemeyi sürdüreceği belirtilerek, “Artık daha fazla gecikme olmaksızın ilerleme beklenmektedir” deniliyor. Belgede, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümüne aktif destek vermesi gereği de müzakere süreciyle ilişkilendiriliyor.
Rumlar metnin değişmesini sağlamak için yoğun çaba harcıyor. Yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında metinde Rumları tatmin edecek şekilde değişikliğe gidilmezse konu pazartesi günü AB dışişleri bakanlarının önüne gidecek. Bakanlar uzlaşamazsa nihai karar liderler tarafından verilecek.

HURRIYET 02/12/09

 

 

KIBRIS, ANKARA’DA MASAYA YATIRILDI

   

“Çözüme dönük kararlılık teyit edildi… Daha dinamik sürecin zorlanması konusunda mutabık kalındı.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Ankara’da, başta Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devlet ve hükümet yetkilileriyle bir dizi görüşmede bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile TC Dışişleri Konutu'ndaki görüşmesi yaklaşık 45 dakika sürdü.Görüşmede Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara’da, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşürken, Başbakanlık Merkez Bina'daki bu görüşme de 35 dakika sürdü.
Türkiye Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Talat'ı Başbakanlık binası merdivenlerine kadar gelerek uğurladı.
Her iki görüşme sonrasında da basına açıklama yapılmazken, diplomatik çevreler görüşmelerin Kıbrıs sorunu ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde gerçekleştiğini vurguladı.

MUTABIK KALINDI, TEYİT EDİLDİ

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak resmi ziyaret için önceki gün Ankara’ya giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ercan’a dönüşünde yaptığı açıklamada, , Türkiye Dışişleri Bakını Ahmet Davutoğlu ile önceki gün heyetlerin de katılımıyla uzun bir toplantı yaptıklarını, dün de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüklerini anlattı.
Ankara ziyaretinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu, AB Zirvesi ve Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde durum değerlendirmesi yapıldığını anlatan Talat, “Tüm görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı olarak çözüme dönük aktif çabalara ara verilmeden devam etme kararlılığı teyit edildi” dedi.

“İstişare toplantılarında ileriye dönük hareket stratejileri üzerinde durduklarını ancak bunun farklı bir strateji belirlendiği anlamına gelmediğini, aksine çözümün daha aktif ve dinamik şekilde zorlanması gerekliliği üzerinde mutabık kalındığını” söyleyen Talat, hedefin 2010 başında yoğunlaştırılmış görüşmelerle çözümün zorlanması olduğunu yineledi.

TELEFON DİNLENMESİ…SIR DEĞİL…

Bir soru üzerine, Rum Yönetimi’nin kendisinin cep telefonunu dinlediği yönünde Türkiye gazetelerinin birinde yer alan köşe yazısı için yorum yapmayacağını da söyleyen Talat, Güney Kıbrıs’ta telefonların dinlendiğinin sır olmadığını, ancak Rum telefon şebekesine bağlı telefon kullanmadığı için dinlendiğini zannetmediğini de ekledi.

Talat ve beraberindeki heyeti Ercan Havaalanı’nda Meclis Başkanı Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ile Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkililer karşıladı.

Talat’a Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Aytuğ Plümer, Bakanlık yetkilileri ile Özdil Nami, Tufan Erhürman, Reşat Çağlar, Kudret Özersay, Mehmet Dana, İpek Borman ve Aslı Erkmen’den oluşan müzakere heyeti eşlik etti.

GÜL: ARZUMUZ MÜZAKERELERİN KISA SÜREDE NETİCELENMESİ

Bu arada, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla devam eden müzakerelerin kısa sürede neticeye kavuşmasını arzu ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, resmi ziyaret için Ürdün'e hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda basının sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Gül, “Kıbrıs müzakerelerinde Rum yönetiminin baskıları karşısında Türkiye ve KKTC'nin birlikte bir çözüme ulaşıp ulaşmayacağının” sorulması üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, müzakereler konusunda yaptığı istişare ziyaretleri çerçevesinde Türkiye'ye geldiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat’ın, son gelişmelerle ilgili bilgiler verdiğini anlatan Gül, “Bizim arzumuz, bu müzakerelerin kısa süre içinde neticeye kavuşmasıdır” diye konuştu.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

YENİ ÖNERİLER GÜNDEMDE

   

Talat görüşmeden sonra Londra’da Brown ile görüşeceğini açıkladı ve “İngiltere Başbakanı Brown’la görüşmede garantörlük konusu da gündeme gelebilir. İngiltere çözüme engel istemiyorsa net tutum takınmalı” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dünkü görüşmede “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konusunu görüşmeye devam etti.

Talat Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dün de 2 saatlik bir görüşme yaparken, BM kontrolündeki ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yapılan görüşmede, BM’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer de hazır bulundu.
Görüşme sonrasında BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer basına yaptığı açıklamada, tarafların “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konusunu görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.

Liderlerin perşembe günkü görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edeceklerini, mülkiyet konusunun ise bugün özel temsilciler seviyesinde ele alınacağını söyleyen Downer, liderlerin dün ay boyunca yapılacak görüşmelerin programını da belirlediğini bildirdi.

Buna göre yarınki toplantıdan sonra 9 Aralık Çarşamba, 14 Aralık Pazartesi ve 21 Aralık Pazartesi liderler bir araya gelecek; ardından yıl sonuna kadar müzakerelere ara verilecek.

VATANDAŞLIK, GÖÇ VE SIĞINMA

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüşmesinin ardından saat 18.45’te Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde basına açıklamalar yaptı ve soruları yanıtladı.
Görüşmede, “vatandaşlık, göç ve sığınma” konularını ele aldıklarını ifade eden Talat, önümüzdeki günlerin liderler seviyesindeki ve temsilcilerin görüşme planlamalarını da yaptıklarını bildirdi.

Talat, temsilcilerinin ise “mülkiyet ve ekonomi” konularında çalıştığını kaydederek, gelecek toplantının yapılacağı perşembe günkü gündemi de temsilcilerinin yarınki buluşmada kararlaştıracağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Bugün bıraktığımız yerden görüşmeye devam ettik. Önümüzdeki günlerde temsilcilerimizin belirlediği gündem çerçevesinde müzakereleri sürdüreceğiz” dedi.

NİHAİ SONUÇ YOK

Talat, bir soru üzerine, vatandaşlık, göç ve sığınma konularının henüz kapanmadığını, tarafların görüşlerini ortaya koyduğunu belirterek, kısa sürede anlaşma beklenen bir alan olmadığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, tarafların farklı tutumlar ortaya koyduğunu ve henüz anlaşmaya varamadıklarını belirterek, müzakere ettiklerini ama nihai sonuca varamadıklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, bu konuya gelecek toplantıda mı, yoksa başka bir toplantıda mı devam edileceğini ise henüz belli olmadığını ama uzlaşmaya varılamayan diğer konuların olduğu gibi bu konudaki müzakerelerin de süreceğini bildirdi.

AL VER PAKETİ YOK, BAZI ÖNERİLER ORTAYA KOYABİLİRİZ

Ankara’da bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki haberlerin doğruluğunun sorulması üzerine Talat, “Öyle bir şey yok, al ver paketi diye bir şey söz konusu değil. Üzerinde çalıştığımız birçok konu var, bu konuları paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde değil, düşüncelerimizin bir değerlendirmesi ve bunun sonucunda bazı öneriler ortaya koyabiliriz önümüzdeki günlerde… Konular görüşüldükçe öneriler ortaya koyabiliriz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, vatandaşlık, göç ve sığınma konularında uluslararası uygulamaları ortaya koyduklarını belirterek, bu konuda tartışılacak birçok unsur bulunduğuna işaret etti. Kıbrıs’ta doğanlar, evlenenler, uzun yıllardır burada yaşayanlar, hatta atalarının geldiği ülkelerde bağı kalmamış insanlar gibi konuların insani meseleler olduğunu kaydeden Talat, “Bu sorun insani bir sorun olarak ele alınmalıdır” dedi.

Talat, Hristofyas’la bugünkü görüşmesinde “yoğunlaştırılmış müzakereler” konusunu da ele aldıklarını ancak sonuçlandırmadıklarını belirterek, önümüzdeki dönemde yeniden ele alacaklarını belirttiği bu konuda iyi bir sonuca varma umudunu dile getirdi.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

İDEAL FIRSAT’

   

MİHRİŞAH SAFA

Geçtiğimiz hafta Kıbrıs’ta iki toplum lideriyle de görüşen Bryant, Dışişleri Bakanlığı’ndaki makamında kabul ettiği Star Kıbrıs Medya grubu muhabirine, Kıbrıs’taki iki toplum, Ankara, Atina ve Londra ile adaya kalıcı barış getirmek için ideal fırsat yaratıldığını belirtti.

GEÇTİĞİMİZ hafta Kıbrıs’a gelerek, iki toplum lideri ile görüşen Avrupa’dan sorumlu Dışişleri Bakan yardımcısı Chris Bryant, makamında Star’a verdiği özel demecinde, iş yapan ve yapmak isteyen iki toplum lideriyle adada kalıcı barışın yakalanma fırsatının geldiğini belirterek, “ Adadaki iki toplum ve çözüme kendini adamış Ankara, Atina ve Londra beşlisi ile bu fırsat değerlendirilmeli” dedi.

Kıbrıs dönüşü basına ayrı ayrı demeç veren Avrupa Bakanı Chris Bryant, Cuma günü Londra’ya gelecek olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Başbakan Gordon Brown’la görüşmesi konusunda henüz kesin gün belirlenmediğini belirterek, “Brown, Bay Talat’ı görmek istediğini söyledi. Ancak ne zaman görüşeceklerini bilmiyorum” dedi.

Geçtiğimiz hafta Londra’ya gelen ve Avam Kamarasında bir araya geldiği Rum Lider Dimitris Hristofyas’ın, sürekli Türkiye’yi hedef alıp, kışkırtıcı mesajlar verdiğine ilişkin sorumuza Bryant, “Türkiye’nin Ankara protokolüne uyması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye buna uyacağını imzalayarak, taahhüt etti. Ancak, bu konuda bir tarafı tutmak boşuna. Tutacağım tek taraf, adada kalıcı barıştır. Bu konularda herkes, herkesi kritize edebilir. Bazen her iki tarafta söylenenlerle, asıl özel görüşmelerde konuşulanlar birbirini tutmaz. Özel müzakereler, çok daha fazla iş çıkartıcıdır. “ yanıtını verdi.

İki liderin birbiriyle iş yaptığını ve daha fazlasını yapmak istediğini gözlemlediğini, bunun da adanın geleceği için olumlu olduğunu dile getiren Avrupa Bakanı, “ İki tarafın emlak konusunda anlaşamadığıyla” ilgili sorumuza, mal-mülk konularının her zaman zor olduğunu belirtti.

FİKRİ NEDEN DEĞİŞTİ?

Geçtiğimiz ay göreve getirilen Chris Bryant, Kıbrıs’a gitmeden önce bazı tereddütleri bulunduğunu, ancak iki liderle görüşmesinden sonra bunların çoğunu giderdiğini belirterek, şunları söyledi;
“Fikrimi değiştiren şey, her iki liderle yaptığım görüşmeler oldu. Her iki liderin sadece birbiriyle iyi geçinip, görüşmesi değil, barış müzakerelerini hızlandırmak ve sürelerini uzatmak gibi arzuları olduğunu da gördüm. Onların müzakerelerin temposunu artırma arzusu beni barışa giden çözümde en fazla cesaretlendiren konu oldu. Kalıcı çözüme ulaşmak için nihai barış paketi ve çözümü bulmak zorundayız. Bir başka fikrimi değiştiren konu da, Lefkoşa’nın ara bölgesinde gezerken gördüklerim, Avrupa’nın tek duvarla ikiye bölünmüş kentinde dolaşıyor olmamdı. Adanın birleşmesini destekleyen her kişinin böyle düşündüğünü sanıyorum. “
Adadaki kalıcı barışın sadece Kıbrıslılar tarafından ve iki liderin görüşmelerinden çıkması gerektiğini vurgulayan Chris Bryant, “ Sonuç iki lider ve iki toplumun anlaşabileceği sonuç olmalı” dedi.

AMBARGO VE LİMANLAR

Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında Annan Planına “ evet” demesine rağmen, Avrupa Birliğinin hala “ambargoları” kaldırmadığını hatırlattığımızda ise Bryant, “ Türkiye de limanlarını Kıbrıslılara açmaya söz vermişti. Gerçi ikisi farklı anlaşmalar, benzetmek istemiyorum. Ancak adanın kuzey ve güneyinin refahı, bir çözüme varılmasında” yorumunu yaptı.

Adayla ilgili ne kadar iyimser ve ümitli olduğuyla ilgili soruya ise Bakan, “ Ümitliyim, ancak bir yandan da gerçekçiyim. Çünkü henüz barış paketinin ne olduğunu bilmeden, görmeden her iki taraftan da “hayır” diye çalışanlar var. Bu ana kadar gelinmiş, bunun kesilmesi çok üzücü olur. İki lider iş yapma arzusunda ve niyetinde. Adada barışçıl çözümden yana iki hükümet, Ankara, Atina ve Londra da var. Bu beşli grup, adaya barış getirici çözüm için ideal.”

TALAT-BROWN MEÇHUL

Cuma günü Londra’ya gelecek olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Başbakan Gordon Brown ile görüşmesi konusunda henüz kesin bir gün kararlaştırılmadığını kaydeden Avrupa Bakanı, “ Başbakan Brown, Talat’I görmek, konuşmak istediğini söyledi. Ancak kesin bir şey henüz yok. Ben Talat’ı daha geçen hafta görüp, konuştum. Eğer seçim bölgeme gitmeseydim, memnuniyetle kendisini görürdüm. Talat’ın beni görmek istediğini de bilmiyorum. Dışişleri Bakanlığında birçok meslektaşımın Talat’ı görmek istediğinden eminim.” dedi.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

RUMLAR TALAT'IN TELEFONLARINI MI DİNLİYOR?

   

Hürriyet Gazetesi Yazarlarından Yalçın Doğan dünkü köşesinde 'Telefonlarımızı ayrıca Rumlar dinliyor' başlığıyla yazdığı yazıda, 'O nedenle, Talat’la görüşmek isteyen yabancılar telefon kullanmıyor, doğrudan kendisine geliyor. Rumları mahkûm eden bir tavır' diye yazdı. Yalçın Doğan'ın yazısının tam metni şöyle:

Telefonlarımızı ayrıca Rumlar dinliyor

MEHMET Ali Talat’ın günlük İngilizcesi idare ediyor. Ahım şahım değil ama İngilizce konuşurken hiç bir zorluk çekmiyor.
KKTC Cumhurbaşkanı buna karşılık, Rum lideri Hristofyas ile yürüttüğü tüm resmi görüşmelerde İngilizce konuşuyor. Günlük dilde muhteşem değil ama teknik müzakerede tam tersi, İngilizceye çok hâkim. Hristofyas da öyle. Yanlarında yine de çevirmen var, ama ikisi de, İngilizcede çok az teknik yardım alıyor.
Talat zor olanı yapıyor. Yabancı dilde günlük konuşma dilini kullanmak daha kolay. Asıl güçlük teknik deyimlerle dolu resmi müzakereleri götürmek. Kaldı ki, bu görüşmeler hassas. Talat yine de, İngilizceden vazgeçmiyor.

YORGO HAZIR
Buna karşılık, Rumların da vazgeçemedikleri alışkanlıkları var. Ayıp ve kötü bir alışkanlık.
Telefon dinlemek.
Aralık başı Brüksel yine AB, yine Türkiye, yine tamam mı, devam mı nakaratı, buna bağlı olarak yine Kıbrıs.
Gerçi, Yunanistan’ın yeni Başbakanı Yorgo Papandreu KTC’ye ve Ankara’ya güvence veriyor: “Kıbrıs’ta elimden geleni yaparım.”
Yunan Başbakanı böyle derken, Kıbrıs Rumları ellerinden geleni ardına bırakmıyor. Başka ülkelerin dahi itirazlarına rağmen, KKTC telefonlarını dinliyor.
Telefon dinleme deyince, biraz geriye gitmek gerekiyor. Bu konuda Rumlar sabıkalı. Bize dönük, tarihte iki büyük örneği var.

LOZAN VE CENEVRE
İlki, Lozan’da. 1922, 23’te.
Lozan görüşmeleri sırasında telefon yok ama şifreli telgraflar var. İsmet Paşa ile Mustafa Kemal arasındaki şifreli yazışmalarda, Rumlar şifreyi kırıyor ve telefon dinleme gibi, telgrafları okuyor.
Rumların ikinci büyük sabıkası 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Cenevre görüşmeleri sırasında. Başbakan Bülent Ecevit ile Dışişleri Bakanı Turan Güneş arasındaki telefon görüşmelerini dinliyor. Ankara bunu bildiği için, Ecevit ile Güneş aralarında şifre kullanıyor. Barış görüşmelerinin tıkandığı bir anda Turan Güneş, Cenevre’den Ecevit’e:
“Ayşe tatile çıksın.”
Ayşe, Turan Güneş’in kızı. Rumlar şaşırıyor, “Bu Türkler galiba aklını kaçırmış, şimdi bunun sırası mı” diyerek.
Oysa bu cümle, “görüşmeler tıkandı, ikinci askeri harekât başlasın” anlamına geliyor.
Rumların dinlemesine karşı, bu şifreyi ikisi dışında kimse bilmiyor.

SAVAŞ VE CASUSLUK
Şimdi Kıbrıs’ta benzer bir durum var.
Rumlar KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın tüm konuşmalarını dinliyor. Talat bunu bildiği gibi, İngilizler ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de biliyor.
O nedenle, Talat’la görüşmek isteyen yabancılar telefon kullanmıyor, doğrudan kendisine geliyor. Rumları mahkûm eden bir tavır. Bununla birlikte, sanıyorum Talat’ın şifresi bilinmeyen, dolayısıyla dinlenmesi mümkün olmayan bir telefonu hâlâ olabilir.
Devletlerin birbirini dinlemesinin iki hali var. Savaş ve casusluk. Her ikisi için de, pek çok örnek var. Casusluk deyince, akla Soğuk Savaş yılları geliyor. Aynı zamanda pek çok filmin konusu.
Rumların şu anda yaptığı casusluk. Aslında çok gereksiz. Rumların bu haltı yediğini herkes bildiğine göre, onlara düşen artık bu oyundan vazgeçmek.
Bizde olduğu gibi, huylu huyundan vazgeçer mi?

STAR KIBRIS 02/12/09

 

TAÇOY LORDLARA SESLENDİ

   

Mihrişah Safa

LORDLAR Kamarası’nda dün akşam konuşacağı açıklanan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Ankara’da uçağı sis yüzünden kalkmayınca, yerine Londra’da bulunan Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy konuştu.

Lordlar Kamarası’nın 1 numaralı komite odasında Lord Maginnis’in ev sahipliğinde düzenlenen 1 saat 40 dakika süren konuşmaya, Lordlar Kamarası’nın değişik partilerine mensup çok sayıda Lord ile diplomatlar, Türk sivil toplum örgütleri temsilcileri, işadamlarından oluşan 100’ü aşkın konuk katıldı.

Oldukça geniş konuların ele alındığı toplantıda Ulaştırma Bakanı Taçoy, Kıbrıs sorununun tarihçesini anlatarak başladığı konuşmada, günümüzdeki durumu anlatarak, değerlendirmesini yaptı. Soruları yanıtlayan Ulaştırma Bakanı, görüşmelerin bir kez daha başarısız olması durumunda, uluslararası toplumun denenmiş yöntemleri bir kenara bırakıp, Kıbrıs Türk halkının sonsuza kadar Rumların adadaki gerçekleri Kabul etmesini bekleyememeklerini teslim etmesi gerekeceğini de sözlerine ekledi.
Açılış konuşmasını Lord Maginnis’in yaptığı ve ikinci kez Kıbrıslı bir Türk Bakanın konuşmasına ev sahipliği yapan Lordlar Kamarası’ndaki konuşma, büyük ilgiyle dinlendi. Çok sayıda İngiliz’in ilgiyle dinlediği konuşmada, Bakan Taçoy, Uluslararası toplumun görüşmelerden olumlu sonuç alınabilmesi ve BM parametrelerin temelinde siyasi bir çözüm bulunmasını teminen, vakit geçirmeden Rum tarafına çağrı yapmasını isteyerek, yoksa bu yeni sürecin de başarısızlıkla sonuçlanacağını öne sürdü.
Bakan Taçoy, görüşmelerin başarıya ulaşmaması durumunda başka planları bulunduğunu, ancak bunu açıklamanın yeri ve zamanı olmadığını belirttiği konuşmasında, yurt dışındaki Kıbrıslı Türklere büyük önem verdiklerini, Dışişleri Bakanlığında onlarla ilgili “Yurt Dışında Yaşayanlar” masası kurduklarını belirtti, “Önümüzdeki yıl sizin gibi ada dışında yaşayanların seçme-seçilme konularını ele almaya başlayacağız” dedi.

Lordlar Kamarasında, Drumglass Lordu ve Türk dostu Lord Maginnis dışında, Lord Ahmed, Lord Monson, Lord Harrison, Lord Laird, milletvekili Jo Swinson, Lord Pilkinton, S,r Michael Craydon T.C Büyükelçiliği Müsteşarı Erdem Mutaf, Başkonsolos B ahadır Kaleli, Prof. Clement Dodd, belediye meclis üyeleri Harvey Marshall, John Oakes, Donald Crawford, John and Sigi Martin, Michael Stephen, Tansel Fİkri, David Lewis, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, temsilcilikten Konsolos Serap Destegül, AYsan Mullahasan, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün oğlu Salih Özgürgün, Bakan Taçoy’un kızı Asena Taçoy, işadamları, sivil toplum örgütleri başkan, temsilcileri, diplomatlar ve basın mensupları da katıldı.
Taçoy’un konuşması sonunda Türk ve yabancı konuklar Ulaştırma Bakanını soru yağmuruna tuttular.

Lord Maginnis, tarih boyunca adadaki Türklere adil davranılmadığının altını çizerek, Türkiye ve KKTC’nin halkla ilişkiler çalışmalarına büyük önem vermesi gerektiğini ve adada Türk tezinin tanıtılması ve dünya kamuoyuna iletilmesi konusunda koordineli çalışılması gerektiğine işaret etti.

Lord Ahmed, Bakan Taçoy’un kayıplar konusunda kendi ailesinden verdiği örneğe değinerek, “ Sizin davanıza yakınlık duyanlar veya sizler, eşinizin ailesinde kayıp büyükanne-büyükbabanız örneğinde olduğu gibi benzeri konuları Avrupa İnsan Hakları veya Avrupa Adalet Divanına neden taşımıyorsunuz? Neden Rumlar gibi dava açmıyorsunuz? Eğer bunu açacak kimse yoksa biz Lordlar Kamarası’nda veya Avam Kamarasında bu çatı altında bunu gündeme taşıyabiliriz” dedi.

“ACİL B PLANINIZ OLMALI”
Lord Pilkington ise adadaki toplu mezarlara, kayıplara değinerek, o tarihlerde adada bulunduğunu söyledi, Köfünye’deki toplu mezarları hatırlattı. 1974 harekatında adadaki Türklerin cezalandırıldığını, Türkiye’ye NATO’nun dev bir üye ülkesi olduğu için uygulanamayan ambargoların, küçük Kıbrıs Türk devletine uygulandığını belirten Lord Pilkington; “Müzakereler başarısızlıkla sonuçlanacak. Gidişat onu gösteriyor. Sonunda herkes sizi suçlayacak ve yine bu işten zararlı çıkan sizler olacaksınız. Bir B planınız mutlaka olmalı, acele edin” yorumunda bulundu.


“KKTC İÇİN SAVAŞMAK YALNIZLIK İŞİ”


Lordlar Kamarası’nın 26 yıldır üyesi olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin refahı konusunda derin endişe taşıdıklarını dile getiren Lord Maginnis, KKTC için savaşmanın Lordlar Kamarasında çok yalnızlık getiren bir iş olduğunu belirtti. “Bugün burada başta Temsilci Kemal Köprülü ve ekibinin gayretli çalışmaları sonucu toplanmış bulunuyoruz. Bizim, Lefkoşa’dan bize yol gösterecek, ışık tutacak, fener olacak bir öndere ihtiyacımız var. Yoksa kafamızı duvarlara çarparız. Akdeniz’de minicik bir ülke var, Cebelitarık. Koskoca ülkelere kafa tutuyor ve kendini tanıtmak için yüz milyonlarca Euro harcıyor. Koordineli çalışma şart. P.R Halkla İlişkiler çalışması şart. Ciddiyetle ele alınmalı. Avam ve Lordlar Kamarası’nda, bize ışık tutacak, yol gösterecek yönde ilerleyeceğiz” mesajını Verdi.

“TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜ ŞART”
Ulaştırma Bakanı Taçoy, kendisine yöneltilen çeşitli sorulara verdiği cevaplarda, Rum tarafının bugüne kadar müzakere masasında sergilemiş olduğu tavrın ümit verici olduğunun söylenmeyeceğini kaydetti. Kıbrıs Rum Liderliğinin açıklama ve tavırlarının, verdikleri mesajların, yerleşmiş B.M parametrelerine dayalı yeni bir ortaklığı Kabul etmeye hazır olmadığını açıkça gösterdiğini söyleyen Taçoy, Rum Lider Hristofyas’ın geçtiğimiz eylül ayında B.M genel kurulunda yaptığı konuşmasında, iki tarafın yeni bir ortaklık oluşturmak için değil, mevcut üniter devleti iki otonom bölgeden oluşacak federasyona dönüştürmek için müzakere ettiklerini söyleyecek kadar ileri gittiğini de vurguladı. Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin garantörlüğünü güvenlikleri için şart olduğu görüşünde birleştiğinin altını çizen Ulaştırma Bakanı, “Garantiler, gelecekte adada herhangi bir saldırı olmasına karşı önemli bir caydırıcı unsur konumundadır” dedi.

Taçoy ayrıca adada güvenlik artırıcı önlemler almaya çalıştıklarını belirirken, adadaki kayıplar konusundaki bir soruda, soykırım kelimesinin ve kavramının çok hassas bir konu olduğunu belirtti. “ Bu konuda her kesimin büyük etkilenmesi olmuştur ve her taraftan kayıplar vardır. Türk Hükümeti kayıpların bulunması için bize finansal yardımda bulunmaktadır. Bu günleri yeniden yaşamamak ve gelecek genç nesillere bırakmamak için çalışıyoruz” diye konuştu.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

Kızılderililer Türkiye'de okuyacak

   

Türk Amerikan Koalisyonu (TCA) ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ortak girişimiyle, ABD’de yaşayan Kızılderili kökenli öğrencilere Türkiye’de eğitim görmeleri için burs verilecek. Ortak girişim çerçevesinde, her yıl 10 Kızılderili öğrenci, ABD’den Türkiye’ye gönderilecek ve tüm eğitim masrafları karşılanacak.


İstanbul Teknik Üniversitesi (ITÜ) Rektörü Muhammed Şahin, TCA’nın Türkiye’deki eğitim kurumlarına yönelik olarak düzenlediği seyahate katılan Kızılderili öğretim üyelerinin İTܒyu ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada, 10 Kızılderili öğrencinin tüm masrafları dahil her türlü eğitim ihtiyacını karşılamaktan ve bu öğrencilere Türkiye'de okuma imkanı verecek olmalarından dolayı mutlu olduklarını söyledi.

TCA başkanı Lincoln McCurdy ise Kızılderililere yönelik eğitim programının Türkiye ve Kızılderili kabileleri arasındaki kültürel bilincin daha da gelişmesine katkı sağlayacağını kaydetti ve İTܒnin Bahçeşehir Üniversitesinden sonra Kızılderili öğrencilere burs sağlayan ikinci eğitim kurumu olduğunu dile getirdi. TCA’nın organize ettiği ve Mandan, Hidatsa, Crow, Cree, Hopi, İsleta/San Juan Pueblo and Mohawk Kızılderili kabilelerine mensup akademisyenlerin katıldığı Türkiye gezisine Kızılderili Yüksek Eğitim Birliği sponsor oldu.

Kızılderili akademisyenler Türkiye ziyaretleri sırasında Samsun, Ankara, Bolu ve İstanbul’da toplam 12 üniversiteyi ziyaret etmişti. Türk Amerikan Koalisyonu (TCA), Kızılderili kökenli öğrencilere ek olarak, siyahi, Hispanik ve Ermeni kökenli Amerikalı öğrencilere de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim görmeleri için destek veriyor.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

Ban urges more social contact
By George Psyllides

THE LEADERS of the island’s divided Greek and Turkish communities yesterday continued discussion of the Turkish settler issue as part of the ongoing talks to resolve the Cyprus problem.

According to the United Nations, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat “discussed at some length today (yesterday) the question of citizenship, aliens, immigration and asylum.”

UN special envoy Alexander Downer said the two leaders also discussed and decided the dates for their next meetings.

The two men will meet anew tomorrow. Beyond that they will meet again next Wednesday and then on December 14, and 21 before the break at the end of the year.

Downer said the two leaders will continue their discussion on citizenship issues.

Today, their representatives, George Iacovou and Ozdil Nami, will discuss the thorny property issue.

In New York, the UN Security Council members yesterday received the UN Secretary- General’s report on UNFICYP, which will circulate today as a UN document.

A second report, on Ban Ki-moon’s good offices will be handed over to the council on December 3.

In his report on UNFICYP, Ban said UNFICYP continues to play a vital and unique role on the island, including supporting his good offices mission.

Ban suggested extending the force’s mandate for six more months until June 15, 2010.

The UN said military violations from the two sides were relatively level “due to the decrease in violations on behalf of the Turkish forces, after the positive approach they have taken in recent months.”

The situation remained calm though efforts to advance talks on military confidence building measures have not been fruitful, the report says.

The report repeats the importance of creating financial, social, cultural and sports contacts and bonds.

“Similar contacts would strengthen the feeling of trust between the two communities and lighten the feeling of isolation felt by the Turkish Cypriots,” the UN said.

And better financial and social equality would make reunification not only easier but more possible, the report said.

“In the framework of an internationally established peace procedure, efforts toward the other direction could only be counterproductive,” the UN said.

Concerning the plan to restructure UNFICYP to better respond to the new conditions brought about by a solution, there has been significant progress in the talks but the two sides have not yet studied in depth the role expected from the UN in supporting the arrangement.

STAR KIBRIS 02/12/09

 

Talat ve Hristofyas diplomasiyi eve taşıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas'la Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde birbirlerinin evinde görüşeceklerini açıkladı.

AA

03 Aralık. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas'la görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün "vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma" konularını görüştüklerini ve bugüne kadarki görüşmelerine ilişkin değerlendirme yaptıklarını kaydetti.

Talat, bir soru üzerine, iki tarafta evde görüşme yapılmasını karşılıklı konuştuklarını ifade ederek, "Bunun maksadı, daha uzun süreli görüşme yapmak ve bir miktar hızlandırmak ve tabii bu arada biraz daha mekanı da değiştirmiş olmak, yani daha elverişli koşularda görüşme yapmak" dedi.

Görüşmelerin karşılıklı olarak üç gün Güney Kıbrıs'ta, üç gün de KKTC'de evlerde olacağını ifade eden Talat, "görüşmelerde gece kalınmayacağını, ama görüşmelerin tam gün sabahtan akşama süreceğini" söyledi.

Ev görüşmelerinin ocak ayında başlayacağını belirten Talat, görüşmelere gazetecilerin alınıp alınmayacağının ve Güney Kıbrıs'a geçemeyen Türk gazetecilerin durumunun ele alınmadığını kaydetti.

Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs Türkleri açısından Türkiye'nin garantörlüğünün devamının önemli olduğunu belirterek, bu konudaki tutumlarının gayet açık olduğunu vurguladı.

RUM TARAFI AB ZİRVESİNE KADAR CİDDİ MÜZAKERE YAPMIYOR
Talat, başka bir soru üzerine, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği (AB) zirvesine kadar ciddi şekilde bir müzakereye hazır görünmediği görüşünde olduğunu ifade ederek, "Çünkü AB zirvesinde Türkiye ile ilgili 'ne elde edebiliriz' düşüncesiyle bekliyor" dedi.

"Bu durumda müzakereleri sürdürmekte farklı bir metot aramak durumunda olduklarını" kaydeden Talat, "bugüne kadar hemen hemen bütün konuları görüştüklerini ve bundan sonra görüştükleri konularla ilgili, farklılıkları azaltacak adımlar atmaları gerektiğini" söyledi.

"Bu konuda topun Kıbrıs Türk ve Rum tarafında olduğunu, BM dahil uluslararası aktörlerin şimdilik uzak durduğunu" ifade eden Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye'nin sarsılmaz desteğiyle son derece esnek ve yapıcı politika izlediğini, yeni öneriler ve düşünceler geliştirdiğini kaydetti.

Talat, ocak ayı başında daha anlamlı ve sonuç alıcı görüşmeleri başlatabileceklerini ifade ederek, nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sonuç elde etmenin, bu dönemdeki performanslarına bağlı olduğunu kaydetti.

Talat, Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin bir soru üzerine de "henüz o konuda bir şey söylemediğini" belirtti.

 

 

Kritik bir yorum

Egemen Bağış, “Yunanistan ve İngiltere Ada’daki tüm askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz” dedi.

Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü için askerlerini çekerek jest yapmasını isteyen Rum ve Yunan milletvekillerine tepki göstererek kritik bir yorumda bulundu.
   Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesi’ne hitap eden ve milletvekillerinin sorularını cevaplandıran Egemen Bağış, konuşmasında Kıbrıs konusuna da değindi.
   Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü için askerlerini çekerek jest yapmasını isteyen Rum ve Yunan milletvekillerine tepki gösteren Bağış, “Biz 2002’den bu yana sürekli jest yapıyoruz. BM’ye çözüm için hep bir adım önde olma sözü verdik ve Annan Planı başta olmak üzere bu yolda çok çaba gösterdik” dedi.
   Bağış, “Eğer Yunanistan ve İngiltere Ada’daki tüm askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz. Sizin askerlerinizi çekmeye gelince ‘egemenlik hakkınız’ oluyor, bizim askerlere gelince jest istiyorsunuz. Gelin jestleri beraber yapalım” diye konuştu.
   AB’nin taahhüt ettiği şekilde KKTC üzerindeki izolasyonları kaldırması ve doğrudan ticareti başlatması halinde Türkiye’nin de Rum kesimine limanlarını açmaya hazır olduğunu belirten Bağış, “KKTC ile ticaret yapan ve serbest dolaşımdan faydalanan tek bir AB üyesi var. O da Rum kesimi. Rumlar bu ayrıcalıklarını diğer AB ülkeleriyle paylaşmak istemiyor” tespitinde bulundu.
   Bağış, “Ben Kıbrıslı olsaydım, Türk ya da Rum, Türkiye’nin AB üyeliği için Türk başmüzakereciden daha fazla çaba gösterirdim” dedi.

KIBRIS 03/12/09

 

 

Türk tarafı yeni öneriler hazırlıyor

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara’da bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki haberleri yalanladı. Talat,  “Üzerinde çalıştığımız birçok konu var, bu konuları paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde değildir.  Düşüncelerimizin bir değerlendirmesidir ve bunun sonucunda öönümüzdeki günlerde bazı öneriler ortaya koyabiliriz” dedi

 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la Ankara’da yaptığı görüşmede müzakerelerle ilgili birçok konuyu paylaşıp değerlendirdiklerini, bu değerlendirmeler sonucunda önümüzdeki günlerde bazı öneriler ortaya koyabileceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, 4 Aralık’ta gideceği Londra’da İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la da görüşeceğini ve garantörlük konusunun da gündeme gelebileceğini ifade etti.

Talat, İngiltere’nin garantörlük konusunda doğru çizgide olmadığını kaydederek, garantörlüğün sadece Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin meselesi olmadığına dikkat çekti. Talat, “Eğer İngiltere bu konunun çözüm doğrultusunda engel teşkil etmesini istemiyorsa bu konuda net tutumunu takınmalıdır” dedi.

VATANDAŞLIK, GÖÇ VE SIĞINMA

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüşmesinin ardından saat 18.45’te Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde basına açıklamalar yaptı ve soruları yanıtladı.

Görüşmede, “vatandaşlık, göç ve sığınma” konularını ele aldıklarını ifade eden Talat, önümüzdeki günlerin liderler seviyesindeki ve temsilcilerin görüşme planlamalarını da yaptıklarını bildirdi.

Talat, temsilcilerinin ise “mülkiyet ve ekonomi” konularında çalıştığını kaydederek, gelecek toplantının yapılacağı perşembe günkü gündemi de temsilcilerinin yarınki buluşmada kararlaştıracağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Bugün bıraktığımız yerden görüşmeye devam ettik. Önümüzdeki günlerde temsilcilerimizin belirlediği gündem çerçevesinde müzakereleri sürdüreceğiz” dedi.

NİHAİ SONUÇ YOK

Talat, bir soru üzerine, vatandaşlık, göç ve sığınma konularının henüz kapanmadığını, tarafların görüşlerini ortaya koyduğunu belirterek, kısa sürede anlaşma beklenen bir alan olmadığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, tarafların farklı tutumlar ortaya koyduğunu ve henüz anlaşmaya varamadıklarını belirterek, müzakere ettiklerini ama nihai sonuca varamadıklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, bu konuya gelecek toplantıda mı, yoksa başka bir toplantıda mı devam edileceğini ise henüz belli olmadığını ama uzlaşmaya varılamayan diğer konuların olduğu gibi bu konudaki müzakerelerin de süreceğini bildirdi.

“AL VER PAKETİ YOK, BAZI ÖNERİLER ORTAYA KOYABİLİRİZ”

Ankara’da bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki haberlerin doğruluğunun sorulması üzerine Talat, “Öyle bir şey yok, al ver paketi diye bir şey söz konusu değil. Üzerinde çalıştığımız birçok konu var, bu konuları paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde değil, düşüncelerimizin bir değerlendirmesi ve bunun sonucunda bazı öneriler ortaya koyabiliriz önümüzdeki günlerde… Konular görüşüldükçe öneriler ortaya koyabiliriz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, vatandaşlık, göç ve sığınma konularında uluslararası uygulamaları ortaya koyduklarını belirterek, bu konuda tartışılacak birçok unsur bulunduğuna işaret etti. Kıbrıs’ta doğanlar, evlenenler, uzun yıllardır burada yaşayanlar, hatta atalarının geldiği ülkelerde bağı kalmamış insanlar gibi konuların insani meseleler olduğunu kaydeden Talat, “Bu sorun insani bir sorun olarak ele alınmalıdır” dedi.

Talat, Hristofyas’la dünkü görüşmesinde “yoğunlaştırılmış müzakereler” konusunu da ele aldıklarını ancak sonuçlandırmadıklarını belirterek, önümüzdeki dönemde yeniden ele alacaklarını belirttiği bu konuda iyi bir sonuca varma umudunu dile getirdi.

“İNGİLTERE GARANTÖRLÜK KONUSUNDA DOĞRU ÇİZGİDE DEĞİL”

Bir başka soruyu yanıtlarken, İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la 4 Aralık’ta görüşmesinin teyit edildiğini ama yine de yüzde yüz emin olmamak gerektiğini belirtti.

Talat, “Görüşmenin gündeminde garantörlük meselesi de olacak mı?” sorusuna karşılık “Olabilir, çünkü ben İngiltere’nin garantörlük konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesindeyim. Belki bunu Sayın Brown’a aktarırım. Garantiler sadece Türkiye’nin, sadece Kıbrıslı Türklerin meselesi değildir, aynı zamanda İngiltere’nin meselesidir. Eğer İngiltere bu konunun çözüm doğrultusunda engel teşkil etmesini istemiyorsa net tutumunu takınmalıdır” diye konuştu.

İngiltere’nin Avrupa Bakanı Christ Bryant’ın garantilerin ihtiyaç olduğunu ve devam etmesi gerektiğini ifade ettiğine dikkat çeken Talat, İngiltere bunu en baştan ifade etmiş olsaydı belki bugün Kıbrıs Rum tarafının son derece rahatsız edici şekilde öne sürdüğü Garanti ve İttifak Anlaşmalarıyla ilgili tutumunun böyle olmayacağını, bu konuda İngiltere’nin ciddi bir hatası bulunduğunu söyledi.

HALKIN SESI 03/12/09

 

 

Gündem, “Yabancılar, Göç ve Vatandaşlık’tı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Ankara dönüşünün hemen ardından Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile randevusu için Ara Bölge’ye gitti.

Talat ile Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dünkü görüşmede “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konusunu görüşmeye devam etti.

BM kontrolündeki ara bölgede yapılan görüşme sonrasında BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer basına yaptığı açıklamada, tarafların “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konusunu görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.

Liderlerin perşembe günkü görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edeceklerini, mülkiyet konusunun  ise bugün özel temsilciler seviyesinde ele alınacağını söyleyen Downer, liderlerin dün ay boyunca yapılacak görüşmelerin  programını da belirlediğini bildirdi.

Buna göre perşembe günkü toplantıdan sonra 9 Aralık Çarşamba, 14 Aralık Pazartesi ve 21 Aralık Pazartesi liderler bir araya gelecek; ardından yıl sonuna kadar müzakerelere ara verilecek.

HALKIN SESI 03/12/09

 

Bayrak iner, bayrak çıkarken...

 

 

İngiltere ile 4 Haziran 1878′de imzalanan muahede hükümlerine göre, 307 yıllık huzur ve sükûn devrinden sonra Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen anlaşma şekli ile İngiltere′ye emaneten veriliyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiltere ile 4 Haziran 1878′de imzalanan muahede hükümlerine göre, 307 yıllık huzur ve sükûn devrinden sonra Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen anlaşma şekli ile İngiltere′ye emaneten veriliyordu. Rusya′nın 1877-1878 harbinde aldığı Türk toprakları iade edilirse, Kıbrıs’ta sahibine dönecekti.

Fotoğrafta, 23 Eylül 1878′de Osmanlı Sancağının in­dirilip, yerine İngiltere Bayrağı′nın çekilmesi törenini görüyoruz. Zamanının ünlü The Illustrated London News dergisi, hem bu fotoğrafı sahifelerine alıyor, hem de şöye diyor:

"-Kıbrıs İngiltere′nin idaresine geçti. Fakat yapılan tespite göre nüfusun ekseriyeti Türklerde ve bilhassa tapusu onlarda. Bir bayrak indirilip, bir bayrak çekilir­ken bu rakam hakikati tezat değil midir?"

Aslında hiç de yadırganmaması akıl ve vicdan tasd-kindeki hakikat, İngiliz emperyalizmini öylesine rahatsız etmişti ki, besledikleri Etniki-Eterya′cılara Yeşil Ada′nın kapılarını açtılar, Türkleri usta oldukları tarzlarla zorladılar, yerlerinden söktüler, emlâklarının Rum-Yunan′a geçmesini sağladılar.

Ötekilerin Megalo-İdeası da, bu müşterek plânın ha­muru idi..

Ve, 1878′de yüzde altmış sekiz olup, daima elde kalacağı anlaşma ile garantilenmiş Türk Vakıf gelirini binbir bahane ile vermediler, sonra da Lozan′ın yirminci maddesi ile inkârlarını tasdik ettirdiler.

Ne oldu milyarları aşan hak?                       

KIBRIS′IN Osmanlı Türkleri tara­fından 1 Ağustos 1571’de Mağusa’nın alınmsının, yine Hak′ka dayalı tarihi sebebi vardır. Doğu Akde­niz′in en büyük adası Kıbrıs, Arap akınları sırasında üçüncü İs­lâm Halifesi Hz. Osman′ın devrinde Müslümanların idaresine geçmiş, elde ettikleri diğer yerlerden çekilmelerine rağmen burada devam eden İslâm yö­netimine 1191′de Haçlı Orduları son vermişlerdi. Daha sonra Cenevizliler ve Venedikliler zamanında, Adadaki İslâm mülkiyet ve eserleri zedelenince, Osmanlı Hakanı Sultan İkinci Selim 200 savaş gemisi, 50 bin piyade, 6 bin Yeniçeri, 6 bin süvârî ve istihkâmcıyı. Lala Mustafa Paşa′nın serdarlığında Kıbrıs′ı fetihle vazifelendirmiş, Haçlı Donanması′nın kendisinden güçlü filo­larını yenen Osmanlılar, kanlı çarpış­malardan sonra 1 Ağustos 1571 ′de Kıbrıs′ı Osmanlı imparatorluk topraklarına katmışlar­dı. Aradan uzun zaman geçmesine de­vamlı tahriplere rağmen Ada′da cami, medrese, külliyye gibi eserler, Akde­niz′in bağrındaki stratejik beldede var­lığını sürdürüyordu.

Türk idaresi, 1878′e kadar 307 yıl sürdü. Mutlak bir TÜRK BELDESİ özel­likleri içinde..

Büyük vezîr Sokullu′nun dediği gi­bi, Kıbrıs AKDENİZ′İN KALBİ idi ve Osmanlılar, O′nun bu özelliğine lâyık alaka ve himmet gösterdiler. Anadolu′ dan getirilen Türk nüfus iskân edildi, Ceneviz ve Venediklilerin hicreti ile topraklar satın alınarak yeni sakinleri­ne dağıtıldı, millî ve dinî" eserler Ada′nın dörtyanını bezendirdi.

Bu devre içinde Kıbrıs, Akdeniz kıyı­larında başını suya daldırdıktan sonra çıkan Anadolu toprağının devamıydı.

GÖRÜLMEMİŞ HADİSE: BİR VATAN TOPRAĞININ YABANCIYA EMANET EDİLMESİ...

Oluk gibi kan dökerek aldığımız, Kıbrıs′ın nasıl elimizden çıktığı gerçek­ten ibretlidir. 1877′de başlayan Osmanlı-Rus harbi yenilgimizle sonuç­lanmış, Moskof orduları İstanbul önle­rine gelmişti. Diledikleri anda İmpara­torluğumuzun başşehrine girebilirler­di. Rusya′nın Boğazlardan Akdeniz′e çıkmasını HİNT YOLU için büyük tehli­ke sayan İngiltere, Bab-ı Ali′ye şu tek­lifte bulundu:

"Kıbrıs′ın  idaresini  bana  bırakın, Çar′ı sulha zorlarım." Sultan Hamid, teklifi prensipte kabul etti, fakat kendisine hâs tarz ve üslûb içinde savaşta Rusya′nın elde ettiği Osmanlı toprakları geri alınırsa, İngil­tere ve Ada′yı iade edecekti!

Rusya, Doğu′da Kars-Ardahan-Sarıkamış′ı, Rumeli′de Eflâk -Boğdan′ a kadar uzanmış yerleri almıştı. Onu bu elde ettiği yerlerden çıkarabilmenin bizim için tatlı rüya olduğunu Padişah da elbet biliyordu. Şekil kurtarılmıştı, 4 Haziran 1878′de Osmanlı Hariciye Nazırı (şimdiki bakan yerine kullanılırdı) Saffet Paşa ile, İngiltere Hariciye Nazırı Sir Henri Eliot arasında KIBRIS MUAHEDESİ imzalandı

Böylece egemen bir devlet, vatan topraklarından bir bölümünü, bir baş­ka devlete yenilmiş olmanın neticele­rinden kurtulabilmek için adetâ temi­nat olarak rehin ediyordu.[2][1]

Uzak değil!. 68 yıl önce...

Yukarıda, 1913’te Balkan Savaşı yenil­gisinden sonra, büyük eksikliğin harp filosu olduğu sert gerçeği önünde, milletin varını-yoğunu Donanma Cemiyeti′ne verdiği günlerde Kıbrıs′ın onsekiz yerinde kurulan Hürriyet Kulübü delegelerinin Lefkoşa′ da­ki toplantısı.. Demek sadece 68 yıl önce Yeşil Ada′nın onsekiz kasabasında, yâni her köşe­sinde Türkler, böyle imkâna sahip imişler ve Donanma Cemiyeti′nin teşekküründen öğre­niyoruz ki, Adana’dan daha çok para göndermiş­ler. Çalışmaların devam edeceğini bildiren yazıda şu dikkate değer cümleler var:

"-Çok büyük meblağlara baliğ olan ve hâ­len Ada İngiliz güvernörü (İngiliz Valisi) ile mahalli idarenin tasarrufunda bulunan müterakim (birikmiş) vakıflar hâsılatımızın serbest bırakılarak cemiyet-i mukaddesenize intikali için teşebbusatta bulunulmuştur."

Bu haberi veren Donanma Mecmuası 1328 (M. 1913) Kânunuevvel (Aralık) Sayı 76, şu açıklamayı yapıyor:

"-Müterakim Vakıflar varidatı­nın (gelirinin) büyük bir harp sefinesinin harp gemisi mu­bayaa edilmesine (satın alınmasına) kifayet edecek miktarda olduğu, Lefkoşa Hürriyet Kulübü′nün banilerinden Türk cemaati evkaf hey′et-i mütevelliyesince, hükümetimizin de teşebbüste bulunması temennisi ile gönderilen matlup, ilm-ü haberinden anlaşılıyor."

(Yeni Asır Gazetesi, İzmir, 6 Şubat, 1982)

HALKIN SESI 03/12/09

 

TALAT-BROWN GÖRÜŞMESİ YARIN

   

İngiltere Başbakanı’yla saat 15.00’de görüşecek olan Cumhurbaşkanı Talat, Londra’da bulunacağı sürede GAܒnün Canterbury kampusunun açılışını yapacak, konferanslar verecek, İngiliz medyasına konuşacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın gideceği Londra’da İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la görüşecek; Chatham House’da konuşacak; Girne Amerikan Üniversitesi’nin Canterbury Kampusu’nun açılışını yapacak; İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenecek halka açık toplantıda konuşacak; London School of Economic’te konferans verecek ve birçok ziyaret yapacak.

Cumhurbaşkanlığı’ndan verilen bilgiye göre yarın sabah İngiltere saatiyle 10.30’da Londra’ya varacak Cumhurbaşkanı Talat, saat 13.00’te düşünce kuruluşu Chatham House’da onuruna verilecek kokteylden sonra Sir Kieran Prendergast’ın oturum başkanlığındaki toplantıda konuşacak ve soruları yanıtlayacak.
Cumhurbaşkanı Talat’ın, İngiliz Başbakan Gordon Brown ile resmi görüşmesi saat 15.00’te Parlamento binasında yer alacak.
Talat, Cumartesi günü saat 11.30’da Girne Amerikan Üniversitesi’nin Canterbury Kampusu’nun resmi açılışını yapacak.

Aynı gün akşam saatlerinde İngiltere’de öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrencilerle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Talat, 19.30’da da İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından verilecek kokteyl ve akşam yemeğine katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Pazar sabahı kaldığı otelde Güney Kıbrıs’taki DİSİ partisi Genel Başkanı Nikos Anastasiades’le kahvaltıda görüşecek; öğleyin de Hornsey Atatürk Türk Okulu’nu ziyaret edecek.

Talat, Pazar günü saat 14.00’te Grand Palace Banqueting Suite’te İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenecek halka açık toplantıda konuşacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Londra’da bulunacağı sürede bazı televizyonların canlı yayınlarına da katılacak.

Londra’daki ilk günü olan Cuma günü El Cezire televizyonunda canlı yayın konuğu olacak Cumhurbaşkanı Talat, pazartesi günü de sırasıyla The Daily Telegraph, The Times, The Guardian ve Reuters muhabirlerine demeç verecek, sorularını yanıtlayacak. Cumhurbaşkanı Talat, saat 13.00’te ise Londra Türk Radyosu’ndan, İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türklere seslenecek.
Talat, saat 18.30’da London School of Economics’te “Cyprus: The Settlement Process” (Kıbrıs: Çözüm Süreci) konulu konferans verecek.
Cumhurbaşkanı Talat, salı günü yurda dönecek.

STAR KIBRIS 03/12/09

 

HIZLANMA ÖNEMLİ

   

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakerelerde daha fazla ve hızlı ilerleme sağlanabilmesi için yöntem değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyledi. Erçakıca, Ankara’da bu kapsamda çalışmalar yapıldığını ancak sürecin hız ve yoğunluk kazanabilmesi için Rum tarafının da katkı koyması gerektiğini belirtti.

Erçakıca, “Türk tarafı görüşme sürecini etkinleştirmek için hazırlık yaparken, Rum tarafı Türkiye’nin AB süreci ile Kıbrıs sorununu ilişkilendirmeye devam ediyor. Rum tarafının özellikle aralık ayını bu uğurda harcamaya kararlı olduğunu görüyoruz” dedi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, müzakere süreci ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara’daki temasların ilişkin değerlendirmelerde de bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

TÜRK TARAFI YÖNTEM DEĞİŞİKLİĞİNDEN YANA

Erçakıca, bugün yeni bir liderler buluşmasıyla devam edecek Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerde, özel temsilcilerin bugün mülkiyet konusundaki çalışmaları sürdürdüğünü söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili bütün konuların yeterince tartışıldığını da dikkate alarak, görüşmelerin yoğunlaştırılmış olarak sürdürülebileceği görüşünde olduğuna işaret etti.

Hasan Erçakıca, “Artık yeni bir safha, yeni bir metotla müzakerenin sürdürülmesi bir zorunluluktur. Ama sanırım bunu aralık ayı içinde başarmak mümkün olmayacak. Bu süreç içinde hızlandırmanın nasıl olabileceği konusunda liderler bir görüş birliğine varabilirlerse, aralık ayından sonra yeni bir safhaya geçmek mümkün olabilecek” dedi.
Ankara’daki görüşmelerde Kıbrıs sorununun çeşitli yönleriyle ele alınırken, şimdiye kadar görüşülmüş bulunan konuların da yeniden değerlendirildiğini anlatan Erçakıca, “Önümüzdeki günlerde hangi konularda esneklik gösterilebileceğinin ve ne gibi yeni taleplerde bulunabileceğimizin belirlenmesi, yapılması gereken bir hazırlıktı” dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
“Bu hazırlıkları bir ‘paket’ olarak mı, yoksa daha farklı şekillerde mi masaya koyacağımızın kararı verilmiş değildir. Bu hazırlıkların hangilerinin masaya konulacağı da kesinleşmiş değildir. Bu konudaki kararları, görüşmelerin seyri ve elbette Kıbrıs Rum tarafının tutumu da etkileyecektir. Bugün için bu konuda alınmış bir karar yoktur.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bu çabaların bir parçası olarak, AB Dönem Başkanı İsveç Başbakanı’na bir mektup yazarak bu konudaki tutumunu iletip görüşme sürecinin içinde bulunduğu aşama hakkında bilgi verdiğini kaydeden Erçakıca, Özel Temsilcisi Özdil Nami’nin de geçen hafta İsveç’e bir ziyaret gerçekleştirerek, temaslar yaptığını belirtti.

STAR KIBRIS 03/12/09

 

56. GÖRÜŞME BUGÜN

   

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la müzakerelerin durumunu görüştü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün yeniden bir araya gelecek. Ara Bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yer alacak görüşme, saat 10:00’da başlayacak.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışması Alexander Downer’in ev sahipliğinde gerçekleştirilecek görüşmede, Liderler “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konusunu görüşmeye devam edecek.

DOWNER-HRİSTOFYAS BULUŞMASI

Bu arada, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüştü.
Rum radyosunun haberine göre Downer görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinde iki tarafın görüşlerinin birleştiği ve ayrıldığı noktalar bulunduğunu belirterek, dinamiğin idame ettirilmesinin önemine işaret etti.

GÖZDEN GEÇİRDİK

Kıbrıs sorununun çözümünün kolay olmadığını, ancak iki toplum liderinin ilerleme kaydettiğine inandığını belirten Alexander Downer, Rum Yönetimi Başkanı’yla bugün yaptığı görüşmede; müzakerelerde kaydedilen ilerlemeyi gözden geçirdiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve iki liderin danışmanları arasında yürütülmekte olan ve önümüzdeki günler için planlanan görüşmelere de değinen Downer, “Prosedürün dinamiğinin idame ettirilmesi önemlidir. Bu görüşmelerin çok yapıcı olduğuna inanıyorum” dedi.

KOLAY OLSAYDI…

Downer, bir soruya karşılık şunları söyledi:
“Detaylı müzakereler doğal olarak kapalı kapılar arkasındadır ve bunun doğru olduğuna inanıyorum. Anlaşma sağlanan, görüş birliği sağlanan noktalar da var, görüş ayrılığı olan noktalar da... İlerleme kaydedildiğine inanıyorum. Bu; Kıbrıs sorununun çözüldüğü anlamına gelmiyor. Halen gelecekte zorluklar var. BM de, liderleri müzakerelere yapıcı şekilde devam etmeye cesaretlendirmek istiyor.
Kıbrıs sorununun çözümü kolay olsaydı, çok önceden çözülürdü. Kıbrıs sorununu çözmek isteyen iki lideriniz var. Kıbrıs sorununun çözümü konusunda uluslararası camiadan çokça destek alıyorsunuz ve bu desteği BM aracılığıyla olabildiğince iyi şekilde sürdürmeye devam etmek istiyoruz ki liderler sonunda çözüm üzerinde anlaşmaya varsınlar.”

HER GÜN GÖRÜŞME GERÇEKÇİ DEĞİL

Kıbrıs müzakerelerinin yoğunlaştırılmasıyla ilgili bir soruya muhatap olan Downer, “Liderler bu hafta iki kere görüşüyor. Görüşme sıklıklarının sınırı var, çünkü görüşmeler arasında hazırlık, istişare yapılması, çeşitli tezlerin incelemesinin yapılması gerekiyor. Liderlerden her gün görüşmelerinin beklenmesi gerçekçi değildir. Önemli olan, prosedürün dinamiğinin idame ettirilmesidir. Doğal olarak programların önümüzdeki aylarda nasıl gelişeceğine dair görüşmeler oldu” şeklinde konuştu.
Downer, Camp David tipi bir görüşmenin mümkün olup olmadığı sorusuna karşılık ise şunları söyledi:
“Tıpatıp aynı dış politika iyi bir fikir değil, çünkü vakalar farklıdır. Prosedürün burada Kıbrıs’ta kalmasına yönelik bir eğilim var. Müzakerelerin yapılmakta olduğu alan çok güzel. Müzakerelerin Kıbrıs dışında yapılması yönünde herhangi bir plan yok.

UNFICYP’LE İLGİLİ HİÇBİR ŞEY…

Müzakereler devam ederken Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) misyonuyla ilgili hiçbir şey değişmeyecek. Müzakerelerin yapıldığı bu dönemde ihtiyacımız olan şey istikrardır. Müzakereler tamamlandıktan sonra ne yapacakları da liderlere kalmış bir şeydir, ancak kesin olan; (müzakerelerin) başarılı olacağıdır.”

STAR KIBRIS 03/12/09

 

Downer: progress made in difficult talks
By Stefanos Evripidou

THE CYPRUS problem is not easy to solve but the two leaders have made progress, said UN Special Adviser Alexander Downer, yesterday after talks with President Demetris Christofias.

There were areas of convergence and still some areas of divergence in the talks, he said. The meeting with Christofias was “an opportunity for us to spend a bit of time together reviewing the progress in the talks”, noted Downer, adding: “The important thing is that the process maintains its momentum and this series of meetings, I think, is very constructive.”

While acknowledging the “difficult challenges ahead” and “enormous difficulties that are involved”, the Australian diplomat said the talks were being held in a “constructive way” allowing the two leaders to make “steady progress”.

“If the Cyprus problem was so easy to solve, it would have been solved a long time ago, so people here should not have any illusions about this being an easy problem to solve,” said Downer.

Asked about the two leaders meeting more frequently, Downer said it was “not realistic” to expect the leaders to meet every day of the week. He pointed out that they were meeting twice this week, adding: “It is only so often they can meet, there have to be preparations between the meetings, there has to be consultation between meetings, they have to think about different positions between meetings.”

Asked whether Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s proposal for a Camp David type scenario was feasible, Downer said he did not think “foreign policy by analogy” was a good idea because “every case is different”.

The UN diplomat noted there was an inclination to keep the process here in Cyprus. “Where we are having the talks is a very nice place to have them…there is no plan to have talks outside of Cyprus,” he added.

Regarding UNFICYP’s future on the island, Downer reassured that “while these negotiations are going on, nothing is going to change”. What happens after, assuming the talks prove successful, is a matter for the leaders to decide, he added.

The special adviser unsurprisingly stood fully behind UN Secretary-General Ban Ki-moon’s reports on Cyprus, saying: “He is a very wise man and we can always count on his descriptions as being wise”.

STAR KIBRIS 03/12/09

 

AKEL defends position on demilitarisation
By Stefanos Evripidou

AKEL SPOKESMAN Stavros Evagorou yesterday hit back at criticism from opposition DISY over the president’s proposal for full demilitarisation of the island, saying this has been the position of the last five presidents in talks to solve the island’s division.

Evagorou said he was amazed to see how easily DISY could abandon a position of principle like the long-standing Greek Cypriot position for full demilitarisation post-solution.

DISY European Affairs commissioner, Tasos Mitsopoulos threw down the gauntlet on Tuesday when he accused the government of being unprepared for the Lisbon Treaty, which calls on member states to steadily improve their military capabilities. He charged President Demetris Christofias with killing off Cyprus’ prospects for participation in security and defence structures with his demilitarisation proposal. The DISY official once again raised the issue of the government’s refusal to apply for membership of NATO’s Partnership for Peace (PfP).

The AKEL spokesman said full demilitarisation was a target set by the National Council and pursued by five former presidents of the Republic, including DISY’s former leader. Christofias had put this position on the negotiating table a long time ago, “something which was well known to all”, said Evagorou, questioning why the opposition party had not mentioned anything earlier.

“It is clear that some forces are prevaricating and flirting with the idea of participation in military organisations. This is a political position. Let us not invoke non-existent commitments supposedly imposed on us by the Lisbon Treaty,” he said, adding, “The Lisbon treaty does not oblige us to keep an army.”

He argued that a change of position now would weaken the Greek Cypriot position regarding their rejection of guarantees and any military presence on the island.

“Unfortunately, when DISY doesn’t have arguments to make, it brings out from its drawers the much debated issue of Cyprus joining the PfP and doesn’t hesitate to abandon our side’s basic position of principle.”

Evagorou further argued that if Cyprus joined the PfP it would be obliged to send all information on military planning, weapons systems and military budgets to NATO.

Responding to his comments, DISY spokesman Haris Georgiades said AKEL’s dogmatism should not deprive Cyprus of effective participation in defence and security structures which will create the prospects for being free of foreign guarantees.

“AKEL must finally understand that it cannot on the one hand talk of unity and on the other, with the greatest ease, describe any difference of opinion as an attack on the domestic front,” said Georgiades, adding, “Unless they consider unity to mean obedience to all decisions of AKEL.”

Acknowledging that DISY’s position in the past was for demilitarisation, the opposition spokesman said EU accession and the prospects it had brought changed all that. DISY’s clear position was that the departure of the occupation army was separate from the issue of having a small, mixed professional army which would allow the United Republic of Cyprus to participate effectively in European security and defence structures.

He maintained this was the position of all parties bar AKEL, noting that the ruling party directs its fire only towards DISY “for reasons we all understand”.

“But AKEL’s dogmatism should not deprive Cyprus of these opportunities” which didn’t exist in 70s, 80s and 90s, he said.
CYPRUS MAIL 03/12/09

 

DISY and CTP leaders meet to discuss developments

THE LEADERS of opposition party DISY and the Turkish Republican Party (CTP) met yesterday at the DISY headquarters in Nicosia to discuss the latest developments on the Cyprus problem.

DISY leader Nicos Anastassiades and CTP leader Ferdi Sabit Soyer expressed their common wish for a Cyprus solution that would meet the expectations of the people of Cyprus. The opposition leader said both parties agreed to continue supporting the respective leaders of the two communities and encourage them to work even harder to reach a solution the soonest possible.

Anastassiades announced that a DISY delegation will cross over to the north today to meet with leader of the National Unity Party (UBP) Dervis Eroglu. The Turkish Cypriot ‘prime minister’ is widely expected to run against Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat in the ‘presidential’ elections next April.

The DISY leader added he would also be meeting with Talat in London this Sunday.

Mehmet Ali Talat will meet with British Prime Minister Gordon Brown in London on Friday.

Talat confirmed the meeting will take place at the request of Brown at the British parliament in London, where the two will discuss ongoing talks aimed at resolving the Cyprus problem and reuniting the island.

A spokesman said it was expected the two would focus on subjects that are of interest to both Britain and Cyprus, such as the 1960 treaty of guarantee that allows Britain, Greece and Turkey to intervene militarily on the island to quell inter-ethnic conflict between Greek and Turkish Cypriots. Britain recently said it would be willing to relinquish its guarantor right if Greece and Turkey were also willing.

STAR KIBRIS 03/12/09

Kıbrıs'ta yeni bir açılım mı yapılıyor?

Türk tarafı Kıbrıs'ta yeni açılım için çalışıyor. Açıklamayı KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün yaptı. Çalışmanın amacı, kırmızı çizgilerden geri adım atmadan bazı müzakere başlıklarında esneme yapmak. Böylece çözüme yaklaşmak. Ancak çalışma KKTC'yi böldü. UBP hükümeti, "parçasal çözümlere karşıyız diyerek" öneri paketine itiraz ediyor. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün 7 Aralık görüşmesini işaret ederek "Erdoğan bir paket anlatacaksa, o paketi Obama'dan sonra öğreneceğiz" dedi.

Kıbrıs'ta yeni bir açılım mı yapılacak? Haftalardır tartışılan iddiaları KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün doğruladı. "Bir çalışma var" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu çalışmayı Meclis'teki kapalı oturumda anlattığını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı ve Türkiye bir süredir bu öneriler üzerinde çalışıyor. Amaç, bazı başlıklarda müzakerelerde esnek davranmak. Ama siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve Türkiye'nin garantörlüğünden taviz vermeden.

Ancak çalışma KKTC'yi böldü. Ulusal Birlik Partisi böyle bir pakete karşı.

KKTC Dışişleri Bakanı 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının gerisine düşülmemesi gerektiğini söyledi. Özellikle "yönetim ve paylaşım başlığında ileride dengesizlere yol açacak adımlar atılmamalı" dedi. Parçasal çözümlere karşıyız mesajı verdi.

Özgürgün sadece içeriği değil. Talat'ın açılım çalışmalarını yürütme şeklini de eleştirdi.

Detaya girmedi ancak bazı başlıklarda ayrıntılı  bilgi sahibi olmadıklarından yakındı.

Erdoğan'ın 7 Aralık'ta açılım paketini Obama ile paylaşacağı haberlerine ise, "Bitmiş bir çalışma yok, bir paket anlatacaksa, biz UBP olarak o paketi Obama'dan sonra öğreneceğiz" dedi.

CNN TURK 04/12/09

 

Görüşmeler, ara bölgeden evlere taşınıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak ayında, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmelerine, evlerinde üçer kez bir araya gelerek devam edecek.

Ocak ayı içinde bir birlerine ev sahipliği yapıp 6 kez müzakereleri evlerine taşıyacak liderlerin gün boyu sürecek bu görüşmelerinin tarihleri henüz netlik kazanmadı.

Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, bu ay içinde gerçekleştirilecek olan AB zirvesinde kadar Rum tarafının ciddi müzakereye hazır görünmediği için müzakereleri yürütmekte farklı bir metot aranması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar hemen hemen bütün konuları görüştüklerini ifade eden ve artık farklılıkları azaltacak adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Talat, bunun için de yeni girişimlere ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.

Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la dün gerçekleştirdikleri görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde kısa bir açıklama yaptı ve basının sorularını yanıtladı.

Talat, dün “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını ele aldıklarını ve bu konularda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi. Talat, bugüne kadar görüştükleri konularda bir de değerlendirme yaptıklarını kaydetti.

LİDERLERİN EVLERİNDE GÖRÜŞME

Dün bir gazetede yer alan liderlerin evlerinde görüşmeler yapılacağı konusundaki  haberin hatırlatılması ve bunun doğru olup olmadığının sorulması üzerine ise Talat, bunun  doğru  olduğunu ve  hem Hristofyas’ın hem de  kendi evinde görüşülmesinin konuşulduğunu söyledi. Bunun maksadının daha uzun süreli görüşme yapmak,  müzakere sürecini hızlandırmak ve mekanı değiştirerek daha elverişli konularda görüşme yapmak olduğunu ifade eden Talat,  her ikisinin de evinde 3’er gün bir araya gelerek görüşeceklerini belirtti. Görüşmelerin tam gün olacağını ifade eden Talat, bu görüşmelerin Ocak ayında yapılacağını ancak net bir tarih veremeyeceğini, basının kabul edilip edilmeyeceği konusunu ise henüz konuşmadıklarını kaydetti.

 “FARKLI BİR METOT ARAMAK DURUMUNDAYIZ”

Kıbrıs müzelerinde Aralık ayında farklı bir metot ve ilerleme beklenip beklenemeyeceğinin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, söyleyeceklerinin resmi tutum olarak değil kendi görüşü olarak  alınmasını istedi ve Rum tarafının AB zirvesine kadar ciddi şekilde müzakereye hazır görünmediğini söyledi.

Rum tarafının AB zirvesinde Türkiye ile ilgili olarak ne elde edebiliriz düşüncesi ile beklediğini belirten Talat, “Böyle olunca müzakereleri yürütmekte farklı bir metot aramak durumundayız; çünkü bugüne kadar hemen hemen bütün konuları görüştük, bundan sonra görüştüğümüz konularla ilgili  farklılıklarımızı azaltacak adımlar atmalıyız” dedi. Bunun için de yeni girişimlere ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Talat, “bu ne kadar başarılabilecek ve gerçekten bu yeni yöntemle  ne kadar sonuç getirici adımlar atabiliriz, bu biraz da kabiliyetimize kaldı” diye konuştu.

HALKIN SESI 04/12/09

 

UBP ve DİSİ işbirliğini artıracak

Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Güney Kıbrıs’taki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ), Kıbrıs’ta iki taraf arasında yaşayabilir bir anlaşma sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla görüş alış-verişinde bulunmayı sürdürme kararı aldı.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığındaki UBP heyeti ile Nikos Anastasiadis başkanlığındaki DİSİ heyeti dün Köşklüçiftlik’teki UBP Genel Başkanlık Binası’nda yaklaşık iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşme sonrasında UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile DİSİ Başkanı Nikos  Anastasiadis basına açıklamalarda bulundu.

Eroğlu açıklamasını Türkçe, Anastasiadis ise Rumca olarak yaptı.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, “anlamlı” olarak nitelendirdiği görüşmenin, iki partinin görüş ve tezlerini ortaya koyması açısından önemli olduğunu, bu ziyaretin Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin devam ettiği bir zamanda gerçekleşmesinin kendilerini memnun ettiğini dile getirdi.

Bu ziyarete karşılık olarak Ocak ayı başlarında DİSİ’ye iade-i ziyarette bulunacaklarını kaydeden Eroğlu, görüşmede Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerinin ele alındığını, görüşlerin ortaya konulduğunu ve doğal olarak bazı fikir ayrılıklarının da söz konusu olduğunu belirtti.

Görüşmenin “bir başlangıç olarak” olumlu ve samimi bir ortamda geçtiğini söyleyen UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, “KKTC’deki partiler arasında bile görüş farklılıkları olur, bir Rum partisiyle de olacaktır” ifadelerini kullandı. Eroğlu, UBP ile DİSİ’nin siyasi görüş açısından birbirine yakın sayılabilecek partiler olduklarını da belirterek, tanışma ve tartışma fırsatı yaratan ve görüşmelerin devamına olanak veren DİSİ heyetine teşekkür etti.

ANASTASİADİS

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de, UBP heyetiyle yapılan görüşmeyi “oldukça ilgi çekici” olarak nitelendirdi.  Anastasiadis, görüşmede her iki tarafın da Kıbrıs ve geleceğine ilişkin vizyonlarını ortaya koyduklarını belirtti.  Görüşmenin iyi bir başlangıç olduğunu kaydeden DİSİ Başkanı, iki partinin görüşleri arasında farklılıklar olduğunu söyledi.

Hedeflerinin birleşik bir vatan olduğunu kaydeden Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması, endişelerin giderilmesi ve tüm “Kıbrıs halkının” birleşmesine olanak tanınması için diyaloğun şart olduğunu söyledi.

ORTAK AÇIKLAMA

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in gazetecilere açıklamalarının ardından, UBP ve DİSİ’nin ortak açıklaması Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun tarafından İngilizce olarak basına okundu.

Ortak bildiride şu ifadelere yer verildi:

“İki parti bir araya gelerek birbirlerine Kıbrıs sorununa ilişkin saptamalarını, görüş ve duyarlılıklarını sunma şansı bulmuşlar ve Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulunması gerekliliği konusunda uzlaşmışlardır.

Liberal demokrasi ve Avrupa Birliği değerlerine ortak bağlılıkları olan iki parti, Kıbrıs’taki iki taraf arasında yaşayabilir bir anlaşma sağlanmasına katkıda bulunmak için temaslarını sürdürme karara almışlardır”.

HALKIN SESI 04/12/09

 

Cumhurbaşkanı Talat Londra’da

THY'nin tarifeli uçağıyla Londra'ya gelen Talat ve beraberindekileri, Heathrow Havaalanında KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve diğer temsilcilik yetkilileri karşıladı.

Talat, bugün İngiliz parlamentosunda Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown'la görüşecek, ayrıca düşünce kuruluşu Chatham House'da bir konuşma yapacak ve onuruna verilecek kokteyle katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat yarınsa Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ) Canterbury Kampüsünün resmi açılışını yapacak.

Talat, pazartesi akşamına kadar sürecek İngiltere temasları çerçevesinde, İngiltere'deki Kuzey Kıbrıslı öğrencilerle de bir araya gelecek ve London School of Economics'te (LSE) konferans verecek. Cumhurbaşkanı Talat'ın salı günü adaya dönmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 04/12/09

Leaders take the talks home
By Simon Bahceli

IN WHAT appears to be an eleventh-hour attempt to make progress before Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat stands for re-election in April, the leaders have agreed to meet for two intensive three-day meetings at their respective homes in Kyrenia and Nicosia next month.

News of the planned meetings came yesterday in the wake of earlier news reports that after more than 50 meetings at the United Nations Protected Area (UNPA) in the buffer zone in Nicosia, Christofias and Talat had become “bored” with meeting in the same place week in, week out.

While giving few details of exactly how the three-day meetings would materialise, Talat confirmed yesterday that “more meaningful and productive talks” would begin from the beginning of January, and that this would include the three-day summits at his home and the home of President Demetris Christofias.

“We will meet from morning till night for three days at a time,” Talat said. He added however that Christofias would not be staying overnight in the north, and that he too would return to the north after meetings in the south in Christofias’ home.

There was no comment at all from the Greek Cypriot side on Talat’s revelation. Diplomatic sources however confirmed the two leaders had agreed and suggested there might be “some constraints’ on Christofias’ part.

According to reports the two leaders would meet at Christofias’ house first between January 11 and 13, followed by another three-day session at Talat’s residence starting on January 18.

Speaking after his latest round of negotiations with Christofias yesterday, a cheerful and relaxed Talat said the intensive talks would make up for lost time and present an opportunity to deal with the final stages of a solution before Talat stands for re-election against hardliner UBP leader Dervish Eroglu, who most observers believe will not be willing to resolve the Cyprus problem within the parameters already agreed between Talat and Christofias.

“My personal view is that the Greek Cypriot side is not willing to fully engage in serious negotiations until they see what they can get from the EU summit this month,” Talat said yesterday. “Therefore, we have to look for other methods and take the appropriate steps [to keep things moving forward]”.

“We hope to get through the EU summit, and that at the end of it Turkey’s EU aspirations are still alive. This is extremely important,” Talat said.

A foreign diplomatic source yesterday told the Mail that UN-sponsored talks had gained “a new momentum” in recent weeks, and that January was expected to bring an intensification of the process in preparation for a conclusion before ‘presidential’ elections in the north in April. The source also said it was clear, despite the recent improvement in atmosphere at the talks, that the Greek Cypriot side was waiting to see what happened at the EU summit before making solid commitments in negotiations.

Speaking after his meeting with Talat yesterday, Christofias said the two leaders held a friendly and open discussion on the issue of governance, asylum, aliens, citizenship and immigration. Next Wednesday, the two leaders will discuss the economy, for which their respective aides will prepare the ground in a meeting today.

Christofias said an open discussion “improves the climate, but this does not mean that there is a concrete outcome which we can announce”.

According to various press reports, the Turkish Cypriot side is ready to submit a comprehensive package of proposals on the governance and power sharing chapter. There is a suggestion that Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan will discuss the new package of proposals with US President Barrack Obama during his visit to the US next Monday.

Meanwhile, DISY leader Nicos Anastassiades described a meeting he had yesterday in the north with Eroglu as “very interesting”.

“Both of us gave our vision for Cyprus and its future. I must admit there are differences but there was a good start, with the intention of having a better understanding of the other’s views in time,” said Anastassiades. Eroglu described the meeting as “meaningful and honest” and said his party would reciprocate in January.
CYPRUS MAIL 04/12/09

 

Elders returning to Cyprus next week

THE ELDERS will make a return visit to Cyprus next Wednesday to open the new Cyprus Community Media Centre (CCMC), supported by the United Nations Development Programme – Action for Co-operation and Trust (UNDP-ACT).

According to the UNDP, the Elders, Desmond Tutu, Jimmy Carter and Lakhdar Brahimi, will be in Cyprus to offer their support to individuals and organisations who seek to build greater trust and dialogue between the communities of the island.

The aim of the CCMC is to create a more diverse, vibrant and community-led media landscape through its work with civil society, said the UNDP announcement. The centre is equipped with training materials, audiovisual equipment and resources to build capacity in communications and media, with which the CCMC hopes to increase the ability of civil society organisations to speak for themselves, to enhance their public communications and encourage dialogue about reconciliation.

According to the UNDP, the evening will include words from the Elders themselves, as well as video projections, multimedia installations, photographs and stories collected from across Cyprus.

During their visit the Elders will also meet the two leaders as well as hosting a discussion on trust-building with members of civil society, business, unions, media, youth and women’s groups.

This will be the third visit to Cyprus by members of The Elders. In October 2008 Tutu, Brahimi and Carter made their first visit to the island. On that occasion they met the Greek Cypriot and Turkish Cypriot leaders, political party leaders, members of civil society and young people.

In September 2009 Brahimi and his fellow Elder, former Norwegian Prime Minister Gro Brundtland, visited Ankara, Athens and Cyprus in order to better understand the regional issues affecting the Cyprus problem. They also met groups working on reconciliation issues, media representatives and leading women from both communities.

“I am delighted to be returning to Cyprus,” said Archbishop Tutu, who was unable to join Brahimi and Brundtland in September due to a back injury. “I look forward to seeing old friends again, and making new ones.”

“We don’t want to interfere in the negotiations in any way,” said Brahimi, “but we hope that by demonstrating our support for a solution and by once again meeting a wide range of people, that we can be of help.”

“The current situation is deceptive,” said President Carter. “Life on the island looks good. But this situation is not sustainable. I hope that our visit will help to keep the leaders and the people focused on the benefits of reaching an agreement.”

CYPRUS MAIL 04/12/09

 

Ban: process should not be seen as zero-sum game’
By Elias Hazou

UN SECRETARY General Ban Ki-moon is “cautiously optimistic” over prospects for a settlement, but advises both sides not to view the process as a “zero-sum game.”

Conversely, in diplomatic language in his latest report on Cyprus, Ban hints the talks are not moving forward as fast as expected, noting that the momentum in the second phase of the negotiations “needs to be maintained or even accelerated.”

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have held more than 50 meetings since the talks began last year.

Ban said he was “encouraged by the commitment, courage and determination shown by the two leaders despite the considerable challenges posed by the negotiations and the ongoing domestic criticism in the north and the south directed at the leaders and the process.”

“My overall assessment is that the parties are making solid progress, and I am cautiously optimistic that a solution can be achieved,” Ban said.

“Implementing in practice the agreed objective of a bizonal, bicommunal federation with political equality in a united Cyprus in which the concerns of both parties are taken into account and that is, at the same time, functional and stable, is a considerable challenge. It is ambitious, but it is achievable.”

Ban said the coming weeks and months would be decisive and urged the leaders to seize the day.

“Ultimately, the two sides must continue to demonstrate flexibility so as to accommodate each other’s concerns, as no solution can be perfect for either side. At the same time, the process of negotiation should not be seen as a ‘zero-sum game’, since both sides will gain in a united Cyprus,” the Secretary General says.

After recapping progress in talks from 10 May to 25 November this year, the Secretary General notes that considerable convergence has been achieved in the areas of governance and power-sharing, the economy and EU matters, “with more limited progress being made with regard to property, territory and security.”

Mention is made of the agreement to open a crossing point between the communities at Limnitis, which the Secretary General calls a confidence-building measure that assists ongoing reunification talks.

Nevertheless, Ban notes that despite agreement on nearly two dozen CBMs during the preparatory phase of the talks, “the parties made little progress in their implementation of some of those measures during the reporting period.”

Ban also stressed the need to create “a favourable environment and conditions conducive” to the continued progress of the talks.

“In this regard participation and engagement on the part of civil society in the effort to achieve a solution and in its implementation will be crucial. Furthermore, the parties will have to be prepared to explain to the people in the clearest terms the benefits of a solution so that they can make an informed decision regarding the peace agreement.”

He concluded in saying that the leaders needed to maintain “their good personal and working relationship, which is vital for the success of the talks.”

CYPRUS MAIL 04/12/09

İngiltere katkı yapmaya hazır

Talat, Gordon Brown ile görüştü.

 

 

 

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile İngiltere Parlamentosu Avam Kamarası’ndaki ofisinde görüştü.
   Talat, görüşmede Başbakan Brown’na, müzakere sürecini, Kıbrıs’ta gelinen aşamayı ve bundan sonraki stratejilerini anlattığını söyledi. Cumhurbaşkanı, Brown’un da İngiltere olarak yapabilecekleri tüm katkıyı yapacaklarını söylediğini ifade etti.
   Talat, görüşme sonrasında parlamento önünde Türk basınına açıklama yaptı. Talat, Brown’un Kıbrıs’a çok ilgili olduğunu belirterek, toplantının yararlı geçtiğini kaydetti. 
   Talat görüşme ile ilgili olarak şunları söyledi:
   “Brown görüşmede bizim dışımızda başka hangi aktörlerin bize yardımcı olabileceğini sorguladı. Ben de kendisine şu ana kadar gelen müzakere süreciyle ilgili bilgi verdim. Yaptıklarımızı, geldiğimiz noktayı ve ihtiyacımızı ve uluslararası ilginin Kıbrıs sorununa yönelik olarak yükselmesi gerektiğini anlattım. Çok yararlı olduğunu düşünüyorum, çünkü Sayın Brown sorular da sorarak düşüncelerimi neredeyse en ince ayrıntılarına kadar öğrendi. Hem gelişen süreci, hem de bundan sonraki stratejimizin ne olması gerektiğini belirttim. Brown bana çabalarını sürdüreceğini, bütün aktörlerle görüşmeye devam edeceğini, hem benimle, hem sayın Hristofyas’la hem Sayın Erdoğan’la hem de Sayın Papandreu ile temas halinde olacağını, İngiltere olarak yapabilecekleri katkıyı yapacaklarını söyledi.”

“2010’un ilk aylarında
başarılı adımlar atabiliriz”

   Talat, açıklamasında müzakere sürecinde yoğunlaşan görüşme ve dışardan alınan desteklerle daha hızlı yol kaydedileceğini belirtti. Talat, 2010 yılının ilk aylarında başarılı gelişmelerin olacağını umduğunu ifade ederek, “Umarım ki hepimiz başarılı oluruz, amaç Kıbrıs sorununu çözmektir. Görüşmeleri biraz daha yoğunlaştırıyoruz. Bu desteklerle iyi bir sonuç alabileceğimizi umuyorum. 2010’un ilk aylarında başarılı adımlar atabiliriz diye düşünüyorum” diye konuştu

“Garanti anlaşmaları
devam etmeli”

   Görüşmede garantiler konusunda Brown’a, Kıbrıslı Türkler açısından garanti anlaşmalarının devamının son derece önemli olduğunu anlattığını ifade eden Talat, şöyle konuştu:
   “Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyacını garanti anlaşmalarının devamı ancak karşılayabilir. Bunu Sayın Brown'a da anlattım. Kıbrıslı Türkler açısından Kıbrıs sorununun çözümünde garantilerin devamı son derece önemlidir. Yapılan kamuoyu yoklamalarında bu konudaki eğilimin ne olduğu çok iyi biliniyor. O nedenle hayal içinde olmamak lazım, bu pragmatik olarak yaklaşılması ve çözülmesi gereken bir problemdir. Kıbrıs Rum tarafı ilk defa bu müzakere sürecinde garanti ve ittifak anlaşmalarını Kıbrıs sorununun çözümündeki en önemli konulardan biri haline getirdi. Buna kapılmamak lazım. Çünkü bu gerçek değildir. Gerçek başka yerlerdedir. Karşılıklı güvendir. Kıbrıslı Türklerle ortak yönetimi kabul etmektir. Esas sorunlar orada yatmaktadır. Güvenlik ve garantiler işin güvenlik boyutunu ilgilendirir ve güvenlik, Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin sağlama bağlanması, Kıbrıslı Rumların güvensizliği demek değildir. Bunu tartışabiliriz ama tartışılacak yer burası değil.”
   Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS’a yaptığı açıklamada, Gordon Brown ile görüşmesinde Orams Davası ve direk uçuşlar konularını ele almadıklarını belirtti.

KIBRIS 05/12/09

DOWNER: ATMOSFER OLUMLUYDU

   

Liderler Ocak ayında evlerinde üçer kez görüşecek. Talat: Müzakereleri yürütmekte farklı bir metot aranması gerekir… Yeni girişimlere ihtiyaç duyuluyor.

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında dün sabah gerçekleştirilen görüşmenin olumlu bir atmosferde geçtiği açıklandı. İki liderin ev görüşmeleri Ocak ayında başlayacak.
Yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer kısa bir açıklama yaptı.

Downer; liderler, temsilciler ve kendisinin yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme yaptıklarını kaydederek, “Vatandaşlık, Göç, Yabancılar ve Sığınma” başlığıyla ilgili “çok olumlu bir atmosferde” yararlı bir görüşme gerçekleştirildiğini söyledi.
Alexander Downer, temsilcilerin bugün “Ekonomi” konusunu ele alacaklarını, gelecek Çarşamba bir araya gelecek liderlerin de bu konuyu görüşeceklerini söyledi.
Downer, Türk basınında, liderlerin önümüzdeki haftalarda KKTC ve Güney Kıbrıs’ta bir dizi görüşme gerçekleştireceklerinin belirtildiğinin anımsatılarak, bu konudaki değerlendirmesinin istenmesi üzerine, “Bu konu üzerinde bir yorumu bulunmadığını”, bu tür soruların liderlere sorulması gerektiğini ifade etti.

EV BULUŞMALARI OCAK’TA

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak ayında, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmelerine, evlerinde üçer kez bir araya gelerek devam edecek.
Ocak ayı içinde bir birlerine ev sahipliği yapıp 6 kez müzakereleri evlerine taşıyacak liderlerin gün boyu sürecek bu görüşmelerinin tarihleri henüz netlik kazanmadı.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, bu ay içinde gerçekleştirilecek olan AB zirvesinde kadar Rum tarafının ciddi müzakereye hazır görünmediği için müzakereleri yürütmekte farklı bir metot aranması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar hemen hemen bütün konuları görüştüklerini ifade eden ve artık farklılıkları azaltacak adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Talat, bunun için de yeni girişimlere ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.

Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la gerçekleştirdikleri görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde kısa bir açıklama yaptı ve basının sorularını yanıtladı.
Talat, “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını ele aldıklarını ve bu konularda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi. Talat, bugüne kadar görüştükleri konularda bir de değerlendirme yaptıklarını kaydetti.
Dün bir gazetede yer alan Liderlerin evlerinde görüşmeler yapılacağı konusundaki haberin hatırlatılması ve bunun doğru olup olmadığının sorulması üzerine ise Talat, bunun doğru olduğunu ve hem Hristofyas’ın hem de kendi evinde görüşülmesinin konuşulduğunu söyledi. Bunun maksadının daha uzun süreli görüşme yapmak, müzakere sürecini hızlandırmak ve mekanı değiştirerek daha elverişli konularda görüşme yapmak olduğunu ifade eden Talat, her ikisinin de evinde 3’er gün bir araya gelerek görüşeceklerini belirtti. Görüşmelerin tam gün olacağını ifade eden Talat, bu görüşmelerin Ocak ayında yapılacağını ancak net bir tarih veremeyeceğini, basının kabul edilip edilmeyeceği konusunu ise henüz konuşmadıklarını kaydetti.

BAĞIŞ’IN DEĞERLENDİRMESİ

TC Başmüzakerecisi Egemen Bağış’ın, yaptığı “Eğer Yunanistan ve İngiltere Ada'daki tüm askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz” açıklamasıyla ilgili fikrinin sorulması ve bir değerlendirme yapmasının istenmesi üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, “Bu Egemen Bağış’ın değerlendirmesidir. Sn Bağış’ın söylediklerini benim değerlendirmem doğru olmaz. Ben ancak Kıbrıs Türkü açısından Türkiye’nin garantörlüğünün devamının önemli olduğunu söyleyebilirim” dedi.

SEÇİM BİR DÖNÜM NOKTASI

Talat, Ocak başı ile birlikte daha anlamlı ve sonuç alıcı görüşmelerin başlatılabilmesi ümidini de dile getirdi ve KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin de bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Talat, “Seçimlere kadar bir sonuç elde etmeyi başarabilir miyiz. Bu o dönemdeki performansımıza bağlıdır. Umarım gerçekten bir ilerleme sağlarız ve sonuçlandırırız” dedi.
Seçimlerde aday olup olmayacağının sorulması üzerine de Talat, “Malum nedenlerden dolayı henüz bu konuda bir şey söylemiyoruz” yanıtını verdi.

HRİSTOFYAS: AB’DE TÜM HAKLARA SAHİBİZ

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum tarafının, Türkiye’nin Aralık ayında gerçekleştirilecek olan Avrupa Birliği (AB) değerlendirmesiyle ilgili olarak AB’ye üye her devletin sahip olduğu tüm haklara sahip olduğunu kaydetti.
Rum radyosu RİK’in haberine göre, Kıbrıs doğrudan müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la dün gerçekleştirdiği görüşmenin ardından başkanlık konutuna dönüşünde açıklamalarda bulunan Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat’la “yönetim, vatandaşlık, sığınma, yabancılar ve göç” konularında bugün dostane bir görüşme yaptıklarını söylediğini belirtti.
“Şu veya bu başlıkta bugün yeni bir şey olmadığını” kaydederek, “Ortada sonuç gibi bir şey yok” diyen Hristofyas, Talat ile bir sonraki görüşmelerinde “Ekonomi” konusunu görüşeceklerini belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun; “Avrupa Birliği’nin Ankara karşısında yaptırımlar dayatması olasılığına” ilişkin açıklamalarını yorumlaması da istenen Dimitris Hristofyas, “Bu; Türkiye’nin, Türk siyasetinin bir taktiğidir; ki bu taktik en azından bugüne kadar değişmedi” dedi.
Türkiye’nin katılım süreci başlıklarının Rum Yönetimi tarafından dondurulması hakkının ne oranda geçerli olmaya devam ettiğinin sorulması üzerine ise Hristofyas, “Her üye ülkenin sahip olduğu haklara sahibiz” ifadelerini kullandı.
Açıklamasında, Rum Ulusal Konseyi’nin bugün toplanacağını da belirten Hristofyas, kararlar alındığı zaman bunların kamuoyuna açıklanacağını kaydetti

STAR KIBRIS 05/12/09

 

ANKARA TEMASLARI TEDİRGİN ETTİ

   

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankara’daki temaslarını değerlendirdi. “Ankara ziyaretinde konuşulan ve endişeli olduğumuz konular var” dedi.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankara’daki temaslarını değerlendirdi. “Ankara ziyaretinde konuşulan ve endişeli olduğumuz konular var. Ankara’da bazı konuşulan noktalar var ki, bizleri 1960’ın da gerisine götürebilir. Dolayısıyla hem bu noktada endişeyle takip ediyoruz hem de bazı noktalara gerçekten itirazımız var. İtirazımızı da dile getirdik” dedi.

Ada Tv yayınlanan Öğlen Ajansı Programı’nın sunucusu Cem Kar’ın sorularını yanıtlayan Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankara’daki temaslarını tamamlamasının ardından, 30 Kasım Pazartesi günü İstanbul üzerinden Londra’ya geçerek akşam saatlerinde Lord Maginnis’in davetlisi olarak, Lordlar Kamarası’nda Kıbrıs konulu konuşma yapacağının planlandığını, ancak Ankara-İstanbul uçağının sis nedeniyle zamanında hareket edememesi nedeniyle İstanbul-Londra uçağına yetişemediğini anlattı. Özgürgün, Abdullah Gül ile yapılan görüşmeden erken çıkmak zorunda kaldığını da ekledi.

ÖNÜMÜZE 1960’IN GERİSİNE GÖTÜRECEK PAKET GELEBİLİR

Dışişleri Bakanı Özgürgün, Ankara’daki temasları çerçevesinde konuşulanlar konusunda, al-ver ile ilgili bir paket hazırlandığını doğrulayarak, paket üzerinde anlaşmalar olduğu yönündeki haberler konusunda da şunları söyledi:
“Bu konuya açıkçası ben çok girmek istemiyorum. Al-ver ile ilgili görüşülen konular var. Metin konusunda bir şey söylemek istemiyorum, paket mi bilemem ama çok yakında karşımıza bir şey çıkabilir en azından onu söyleyeyim. Açıkçası Ankara ziyaretinde konuşulan ve endişeli olduğumuz konular var. Ankara’da bazı konuşulan noktalar var ki, bizleri 1960’ın da gerisine götürebilir. Dolayısıyla hem bu noktada endişeyle takip ediyoruz hem de bazı noktalara gerçekten itirazımız var. İtirazımızı da dile getirdik. Bir heyet, bir ekip veya bir tarafız ve sıkıntıda olduğumuz, analaşamadığımız noktalar olsa dahi ki bu sıkıntılar bazen Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında yaşanabiliyor, sonuçta Türkiye ile de yaşanabilir. Ancak yaşanmaması ve bir noktaya ulaşması için çalışıyoruz. Dolayısıyla tartışmalar ve yol üzerindeki bazı düzenlemelerde de anlaşmazlıklar olabilir. Endişe ve sıkıntılarımızı söylüyoruz. Her şeye tamam diyebilecek bir durumda değiliz. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı ile de istişare ediyoruz. Bu anlamda endişeye sevk eden ve sıkıntıya sokabilecek noktalar var. Ancak çok yakında bir paket denebilecek bir şey önümüze gelebilir.”

TAÇOY DURUMU KURTARDI

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Lordlar Kamarası’ndaki toplantıyı aylar önce planladıklarını belirtirken, Ankara ziyaretinin 3- 4 gün önce ortaya çıktığını ancak çakışma olduğunu söyledi. “Aynı güne denk gelmesi bizi zorda bırakan bir durumdu. Lordlar Kamarası’ndaki toplantı bizim önem verdiğimiz bir toplantıydı ve çok üzüldüm. Hasan Taçoy’u arayarak durumu aktardım. O da yakında bulunduğunu ve kendisinin katılabileceğini söyledi. Ancak, hükümet adına bir bakan olarak Hasan Taçoy’un katılması durumu kurtardı ve bir sonraki toplantı için bir referans olmuş oldu” dedi.

ELEŞTİRİLERE YANIT
Hüseyin Özgürgün şöyle konuştu; “Lordlar Kamarası’nda konuşmak demek, Kamara’nın kürsüsünden hitap etmek değildir. Lordlar Kamarası’nın devlet adamlarına mahsus özel bir düzenlemesi var. Ayrı salonları var ve bu salonlara Lordlardan birisinin veya birkaçının girişimiyle konuklar davet ediliyor. Orada toplantı ve konuşma, hitap etme şansı sağlanıyor ve buraya katılım da davetiye üzerine yapılıyor. Lordlar Kamarası’ndaki konuşma ve toplantı tamamen İngiliz parlamentosuna özgü bir düzenlemedir. İngiliz Parlamentosu, Avam ve Lordlar Kamarası diye iki kamaradan oluşuyor ve ikisi de aynı binanın içerisindedir.”
Yenidüzen gazetesinin manşetten verdiği haberine yanıt niteliğinde konuşan Özgürgün, “Rum tarafındaki bir gazete böyle bir haber yayınlasa anlarım ancak bir Kıbrıs Türk gazetesinin bunu yapması çok üzücü. Rum tarafındaki bir gazetenin yapacağı türden bir yayındı. Bunun yalanı olmaz ve iyi de bir şey çünkü özel konuklar ve devlet adamlarına yapılan bir düzenlemedir. Lordlar arasında bizim dostlarımız var, aksi takdirde zaten olmazdı. Kendi devleti ve Kıbrıs Türk halkının menfaatleri doğrultusunda yapılmış bir toplantıya, Kıbrıs Türk basınından böyle bir alaylı yaklaşım gelmesi gerçekten üzücü. Neye hizmet eder bilemiyorum” dedi.

STAR KIBRIS 05/12/09

 

ÇÖZÜM İÇİN SÜREKLİ JEST YAPTIK

   

Bağış'tan AB'ye Kıbrıs uyarısı: AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye herhangi bir yeni yaptırımı halkın Ab motivasyonunu bitirir.

Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 2002’den itibaren sürekli jest yaptığını vurguladı.
AP Dış İlişkiler Komitesi'ne hitap eden ve milletvekillerinin sorularını cevaplandıran Bağış, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü için askerlerini çekerek jest yapmasını isteyen Rum ve Yunan milletvekillerine tepki göstererek 'Biz 2002'den bu yana sürekli jest yapıyoruz. BM'ye çözüm için hep bir adım önde olma sözü verdik ve Annan Planı başta olmak üzere bu yolda çok çaba gösterdik' dedi.
Bağış, 'Eğer Yunanistan ve İngiltere Ada'daki tüm askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz. Sizin askerlerinizi çekmeye gelince 'egemenlik hakkınız' oluyor, bizim askerlere gelince jest istiyorsunuz. Gelin jestleri beraber yapalım' diye konuştu.

AB’YE UYARI

Egemen Bağış, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesiminin kullanımına açmaması nedeniyle AB sürecinde yeni yaptırımlarla karşılaşması halinde, toplumda AB üyelik iradesinin kalmayacağı uyarısında bulundu.
Düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinin, Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) ile ortaklaşa düzenlediği toplantıda Türkiye'nin AB üyelik sürecini anlatan Bağış, limanların açılmaması nedeniyle Kıbrıs Rum kesiminin AB'de Türkiye'ye yeni yaptırımlar getirmesi için çaba göstermesi nedeniyle endişeli olup olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti:
'Bakın, Kıbrıs yüzünden Türkiye'ye zaten çok fazla yaptırım uygulandı. AB'nin 2006'da aldığı karar nedeniyle müzakerelerde 8 fasıla hiçbir şekilde dokunamıyoruz, kalanları da kapatamıyoruz. Bunlar fahiş yaptırımlar. AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye herhangi bir yeni yaptırımı halkın AB motivasyonunu tamamen bitirir.'
Egemen Bağış, AB'nin KKTC'ye yönelik taahhütlerini yerine getirmesi halinde Türkiye'nin de limanlarını açacağını bildirdi. Bağış, 'Tüm AB üyelerinin KKTC'ye izolasyonları kaldırma ve doğrudan ticaret sözü vermesine rağmen sadece bir üyenin (Kıbrıs Rum kesimi) KKTC ile doğrudan ticaret ve serbest dolaşım yapabildiğini ve bu ayrıcalığını kimseyle paylaşmak istemediğini' söyledi.

STAR KIBRIS 05/12/09

 

Cumhurbaşkanı Talat Londra'da

THY'nin tarifeli uçağıyla Londra'ya gelen Talat ve beraberindekileri, Heathrow Havaalanında KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve diğer temsilcilik yetkilileri karşıladı.

Talat, bugün İngiliz parlamentosunda Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown'la görüşecek, ayrıca düşünce kuruluşu Chatham House'da bir konuşma yapacak ve onuruna verilecek kokteyle katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat yarınsa Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ) Canterbury Kampüsünün resmi açılışını yapacak.

Talat, pazartesi akşamına kadar sürecek İngiltere temasları çerçevesinde, İngiltere'deki Kuzey Kıbrıslı öğrencilerle de bir araya gelecek ve London School of Economics'te (LSE) konferans verecek. Cumhurbaşkanı Talat'ın salı günü adaya dönmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 05/12/09

 

Tourists find Cypriot infrastructure unsatisfactory
By Sebastian Heller)

VISITORS TO Cyprus have singled out the island’s infrastructure as the worst defining aspect of their stay, according to a survey presented yesterday by the Cyprus Tourism Organisation (CTO).

“As a society, as a political system, we seem to lack the will to improve the infrastructure and services provided.” said Panos Pasiardes the Director of the Centre for Economic Research (CER), which carried out the study.

Parking, pavements, cycle tracks and public toilets are all instances of the sort of infrastructure which the CTO says is missing from the Cyprus state, needs improvement, or is in a bad state of cleanliness or repair.

Further, “value for money of nearly all the components of the tourist product appears to be unsatisfactory.”

Nevertheless, 55 per cent of visitors to Cyprus reported that, overall, they were satisfied with their stay, while 40 per cent said they were very satisfied, with a minority being unsatisfied overall.

Tourists were more likely to return to the island if: they visited in the first half of the year; they stayed in a 5 star hotel; they stayed in the countryside or the mountains; they were over 60 years old.

Tourists reported the highest rate of satisfaction with the countryside, Polis Chrysochou and Larnaca.

“The problems won’t be solved by themselves but require a period of continued investment in a quality tourist product.” noted Pasiardes. He said that the Cyprus tourist product has essentially stayed the same for years and, thus, has fallen behind competitors.

Concerning the slump the tourism sector in recent years Pasiardes said: “I would say the [economic] crisis will pass for those who make the effort to improve. For those who stay the same, the crisis will never pass.”

A breakdown of the survey results showed that Greeks and Russians were the most satisfied with their holidays on the island and less concerned with the cost-to-value aspect than those from other countries, while Greek and Irish visitors were most happy with restaurant prices,

British tourists, the sector’s mainstay, were also satisfied but less so than in previous years and their main complaints centered on lack of public transportation.

Overall, less educated visitors were more likely to express their satisfaction although it appears that package tourists were less happy than those who chose tailor-made holidays.

Tourists with children were generally happier than those who travelled without children, except when it came to the cost of taxis and restaurants. The areas that left the best impression were Protaras/Paralimni and Larnaca, with many tourists complaining that Paphos and Polis were expensive.

The CTO is currently focusing on ways to attract Germans and Scandinavians to Cyprus in larger numbers once more. The other market they are currently examining is the French holidaymakers’ market.
CYPRUS MAIL 05/12/09

North’s ‘property commission not a legal remedy’
By Stefanos Evripidou

THE COUNTRY’S top legal chief yesterday flagged a legal opinion commissioned from some of the world’s leading international lawyers which says displaced Greek Cypriot property owners are not required to apply to the “immoveable property commission” in the north.

In September, Attorney-general Petros Clerides commissioned a legal opinion from a group of international jurists, which included members of the International Law Commission, a former judge of the UN Administrative Tribunal, an Emeritus Professor of Public International Law at Oxford University and a former judge at the International Court of Justice. Their mandate was to examine whether displaced Cypriots were required by international law to apply to the property commission in the north as part of their obligation to exhaust all legal remedies.

The question is of great significance to the ongoing battle in the European Court of Human Rights (ECHR) between Cyprus and Turkey over Cypriots’ ability to seek over Turkey’s occupation of their land. A decision on the eight pilot cases currently underway will clarify once and for all whether Greek Cypriots can seek redress directly at the Court or whether they will be obliged to apply first to the property commission set up in the north.

According to Clerides, the jurists’ conclusion is clear: “International law does not require displaced Greek Cypriot owners of property to apply to the ‘Immoveable Property Commission’.”

He added: “Whether individuals decide to apply is purely a matter of personal choice. How individuals choose to exercise their property rights is not a matter subject to interference by the State or by third persons - so as long as property owners act within the law.”

The jurists referred to the general principle of non-recognition of the illegal use of force against the territorial integrity or political independence of a state. Citing exceptions to the rule, the jurists concluded that these do not extend to situations where laws or institutions are created which are designed “to consolidate the control of the authorities over the area in which they apply”.

The experts note it is a well-established rule of customary international law that local remedies must be exhausted before international proceedings may be instituted. “However, that duty is not applicable in circumstances where the injury consists in the expropriation of private property by a purported ‘State’ or by a body acting on behalf of that purported ‘State’,” they said.

“To impose such a duty would be to recognise as effective the legislative and administrative acts of the purported ‘State’ or of a body acting on behalf of that purported ‘State’. Such recognition would be contrary to the principles of non-recognition.”

Effectively, the experts find that imposing recourse to the property commission would mean demanding respect for the sovereignty of the ‘State’ that set it up.

“Acts that are contrary to international law cannot become a source of legal rights for the wrongdoer. In a case where the power of the purported organs of government are imposed upon individuals by an unlawful use of force, there is no legal duty imposed on those individuals to submit to institutions established by the purported ‘State’ or by a body acting on its behalf,” said the legal opinion.

The experts concluded that where there has been no voluntary submission to or connection with organs of the purported ‘State’, it would be unfair or inappropriate to impose a duty to exhaust local remedies on the individual.

The opinion was signed by Professor Ranjan Amerasinghe, Sir Ian Brownlie QC, Professor John Dugard, Professor Gerhard Hafner , Professor Alain Pellet, Professor William Shabas and Professor Christian Tomushat.

CYPRUS MAIL 05/12/09

 

 

‘Will Cyprus rock the EU boat?’
By Stefanos Evripidou

IMPLEMENTING a rare oath of silence, the government and party leaders remained tight-lipped after yesterday’s National Council meeting was convened to discuss what treatment Turkey could expect from Cyprus at next week’s key EU summit.

Government spokesman Stefanos Stefanou said the top advisory body to the president had continued consultations on Turkey’s EU evaluation due at the European Council summit next Thursday and Friday.

Refusing to be drawn into details, Stefanou restricted his comments to saying the council had authorised Foreign Minister Marcos Kyprianou to take the appropriate action at next Monday’s General Affairs Council, where EU foreign ministers will meet to discuss the latest draft report on Turkey’s accession path.

Cyprus has long warned Turkey that it would face repercussions in December if the candidate country failed to meet its EU obligations to Cyprus, involving opening its ports to all member states, normalising relations with the Republic and contributing positively to the ongoing talks for a solution.

However, as December 10 inches closer, the signs from Europe are that Turkey will not be pressed into a corner. Brussels and a majority of member states, whether they support Turkish accession or not, have made it clear they do not wish to threaten the delicate balance needed to keep Turkish political and public opinion in favour of continued reform and its pro-West orientation.

Grilled repeatedly by reporters on the direction the council was taking, Stefanou said he would not enter into dialogue on the possible scenarios that could take place before next Monday, saying: “These are important moments, we are all obliged to be careful.”

There was understanding on a number of issues as the leaders had a “good discussion” mainly on Turkey’s evaluation but also on the direct talks, said Stefanou.

At its last meeting, the National Council had warned Turkey could not progress on its EU accession path unhindered if it failed to meet its obligations to the EU and Cyprus by December.

In a shift away from standard practice, party leaders yesterday kept a low profile as they left the presidential palace, refusing to comment on the council’s deliberations. DIKO leader Marios Garoyian said the government spokesman’s statements represented the views of the National Council. Asked whether the last decision by the council still stood, he replied: “It is fully applicable.”

EVROKO leader Demetris Syllouris said the party leaders had pledged not to make any statements until the General Affairs Council on Monday.

Greek Alternate Foreign Minister Demetris Droutsas was quoted yesterday saying that Greece and Cyprus were seeking a common EU position on Turkey based on a strict and objective evaluation of Turkey’s EU course.

He noted that Greece and Cyprus wanted the same thing, for the EU 27 partners to reach a common position on what Ankara has done so far, noting that a unified voice would have more value and political weight.

The Greek official acknowledged the task ahead, given the differences of opinion among the 27 on Turkey, adding that all possibilities were open until Monday, when the foreign ministers will meet. Greece and Cyprus were in contact on a daily basis, he said, saying he had already been briefed by Kyprianou about the discussions held at the National Council.

“We have made it clear from the first moment that Greece, the Greek government, will fully support the decisions of the Cyprus government to the end. We will be side by side on the front line,” said Droutsas.

Back in Cyprus, Stefanou was asked to comment on reports that President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had agreed to have bursts of three-day negotiations at the their respective homes in January. The spokesman replied that there had been a discussion in the council on intensifying the talks process.

“There is no decision, simply a discussion on the matter and an intention. From there on, we are waiting to take decisions…let’s not hurry,” said Stefanou.

The spokesman noted that the UN-controlled Nicosia Airport where talks are currently held did not have the necessary infrastructure to provide the opportunity for prolonged talks throughout the day.

Meanwhile, British Prime Minister Gordon Brown said yesterday he hoped to see further progress in the talks over the coming months, after meeting with Talat in London.

“Having striven for a settlement for many years, Mehmet Ali Talat knows well how vital a solution in Cyprus is for all Cypriots as well as for the region and for Europe. I commend both leaders for the perseverance and resolve they have displayed in their search for a settlement,” said the British PM.

“The two Cypriot leaders have shown enormous courage and determination to get this far,” he said, adding that “with political courage and compromise on both sides, these talks have every chance of success”.
CYPRUS MAIL 05/12/09

‘Kıbrıs'ta 2004'de olanları unutmamamız gerek’

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta 2004 yılındaki referandum sonuçlarının unutulmaması gerektiğini ve "her şeyi Türkiye'den beklemenin doğru olmadığını" söyledi

AA

06 Aralık. 2009 Pazar

ATİNA - avutoğlu, Yunan Devlet Televizyonu NET'e verdiği mülakatta, Kıbrıs meselesine ve çözüm çabalarına değindi.

''Rum kesimi 2004 referandumunda Annan Planına 'Evet' deseydi şu anda herhangi bir müzakere ve ek protokolle alakalı sorun yaşanmayacaktı'' diyen Davutoğlu, Rum kesiminin planı reddetme kararından sonra AB'nin KKTC aleyhine olan ambargonun kaldırılması kararını aldığını anımsattı.

Davutoğlu, bu kararın AB'nin bir yükümlülüğü olduğuna, ancak aradan 5 yıl geçmesine rağmen yerine getirilmediğine işaret etti.

Barışa ve AB'ye ''Evet'' diyen Kıbrıslı Türklerin cezalandırılarak izole edildiklerini kaydeden Davutoğlu, ''Kıbrıslı Türkler daha ne yapabilirler? AB tarafından desteklenen, BM tarafından sunulan, Türkiye ile Yunanistan tarafından eş zamanlı desteklenen planı kabul ettiler, ama bugün AB kararları çerçevesinde alınan tüm yükümlülüklere rağmen cezalandırılmaya devam ediliyorlar'' dedi.

Kıbrıs'ta mevcut duruma bakıldığında çözüm hedefi olan müzakerelerin sürdüğünü belirten Davutoğlu, herkesin dikkatini tam çözüme yoğunlaştırması gereğine işaret etti.

Davutoğlu, Türkiye'nin AB süreci içinde KKTC'ye baskıyı kabul edebileceği ve bu şekilde müzakerelerde konumunun zayıflatılabileceğinin düşünülmemesini istedi.

Türkiye'nin tüm bu konulardaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ifade eden Davutoğlu, çözüm için daha fazlasını yapmaya da hazır olduğunu belirtti.

Ahmet Davutoğlu, Kıbrıslı Türklerin ''Evet'', Kıbrıslı Rumların ise ''Hayır'' yanıtına karşı her şeyi Türkiye'den beklemenin adil olmadığını, tek taraflı uyum çalışmalarında bir sınır olduğunu, daha iyi ve yapıcı çözümler bulunması yolunda ortak şekilde çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Davutoğlu Yunan televizyonuna konuştu

CNN TURK 06/12/09

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta 2004 yılındaki referandum sonuçlarının unutulmaması gerektiğini ve "her şeyi Türkiye'den beklemenin doğru olmadığını" söyledi.


Davutoğlu, Yunan Devlet Televizyonu NET'e verdiği mülakatta, Kıbrıs meselesine ve çözüm çabalarına değindi.

"Rum kesimi 2004 referandumunda Annan Planına 'Evet' deseydi şu anda herhangi bir müzakere ve ek protokolle alakalı sorun yaşanmayacaktı" diyen Davutoğlu, Rum kesiminin planı reddetme kararından sonra AB'nin KKTC aleyhine olan ambargonun kaldırılması kararını aldığını anımsattı.

Davutoğlu, bu kararın AB'nin bir yükümlülüğü olduğuna, ancak aradan 5 yıl geçmesine rağmen yerine getirilmediğine işaret etti.

Barışa ve AB'ye "Evet" diyen Kıbrıslı Türklerin cezalandırılarak izole edildiklerini kaydeden Davutoğlu, "Kıbrıslı Türkler daha ne yapabilirler? AB tarafından desteklenen, BM tarafından sunulan, Türkiye ile Yunanistan tarafından eş zamanlı desteklenen planı kabul ettiler, ama bugün AB kararları çerçevesinde alınan tüm yükümlülüklere rağmen cezalandırılmaya devam ediliyorlar" dedi.

Kıbrıs'ta mevcut duruma bakıldığında çözüm hedefi olan müzakerelerin sürdüğünü belirten Davutoğlu, herkesin dikkatini tam çözüme yoğunlaştırması gereğine işaret etti.

Davutoğlu, Türkiye'nin AB süreci içinde KKTC'ye baskıyı kabul edebileceği ve bu şekilde müzakerelerde konumunun zayıflatılabileceğinin düşünülmemesini istedi.

Türkiye'nin tüm bu konulardaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ifade eden Davutoğlu, çözüm için daha fazlasını yapmaya da hazır olduğunu belirtti.

Ahmet Davutoğlu, Kıbrıslı Türklerin "Evet", Kıbrıslı Rumların ise "Hayır" yanıtına karşı her şeyi Türkiye'den beklemenin adil olmadığını, tek taraflı uyum çalışmalarında bir sınır olduğunu, daha iyi ve yapıcı çözümler bulunması yolunda ortak şekilde çalışılması gerektiğini sözlerine ekledi.

GAÜ CENTERBURY KAMPUSU AÇILDI

   

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ)’nün Centerbury’daki kampusu resmi bir törenle açıldı. Açılışta konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Bir KKTC üniversitesinin başka bir ülkede kampus açmasını, bundan 10 yıl önce hayal bile edemezdik” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ), İngiltere'nin Canterbury şehrindeki kampusunun resmi açılışını yaptı. İngiltere'nin başkenti Londra'ya yaklaşık 200 km uzaklıkta Kent bölgesinde bulunan ve tarihi katedraliyle bilinen 56 bin nüfuslu Canterbury kasabasındaki GAÜ kampusunun açılışına, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC'nin Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Canterbury Belediye Başkanı Lord Dr. Harry Creg'in GAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Memduh Erdal, GAܒnün kurucusu Serhat Akpınar, Rektör Yıldırım Öner, GAÜ Canterbury Rektörü Shel Hulac de aralarında bulunduğu çok sayıda akademisyen, öğrenci ve yetkili katıldı. Canterbury kampusu, GAܒnün yurt dışında, Singapur’dan sonra açtığı ikinci kampus oluyor. Canterbury’nin 56 bin nüfusunun 40 binini, kasabadaki Kent Üniversitesi, Chris Üniversitesi ve Universtity Creative of Arts’ın öğrencileri oluşturuyor. 9 öğrenciyle öğrenime başlayan Canterbury kampusunda bu sayı önümüzdeki ay 39’a çıkacak. GAܒnün hedefi ise bir yılda, şu anki kapasitesi olan 600 öğrenciye, iki yıl içinde de 2500 öğrenciye ulaşmak.

TALAT’IN KONUŞMASI
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kampusun resmi açılışında yaptığı konuşmasına, her zaman üniversitelerin KKTC için özel bir önemi olduğuna inandığını ve gelecekte de böyle olmasını umduğunu söyleyerek başladı. 'İzolasyon altında olan KKTC gibi küçük bir ülkede, dünyanın geri kalanıyla irtibatlarımızı geliştirmek ve ekonomimizi desteklemek için, üniversiteler kullanabildiğimiz az sayıdaki kanallar arasındadır' diyen Talat, yüksek öğrenim alanında GAÜ'nün KKTC'deki ilk özel üniversite olarak ayrı bir önemi olduğuna dikkati çekti. Talat, KKTC'de şu anda 6 üniversite bulunduğunu, 90'dan fazla ülkeden yaklaşık 40 bin öğrencinin bu üniversitelerde eğitim gördüğünü bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Burada bugün sağlanan ilerleme, sadece GAÜ için değil, KKTC'deki tüm üniversiteler için ve KKTC için de önemlidir. Bir KKTC üniversitesinin başka bir ülkede kampus açmasını, bundan 10 yıl önce hayal bile edemezdik. Bu açılışa, sevinç ve gururla katılıyoruz.'

TALAT: İLERLEME KAYDEDİLDİ
Konuşmasında adada devam eden müzakere sürecine de değinen Talat, bir yıldan fazla bir süredir Kıbrıs Rum kesimiyle devam eden müzakerelerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti. Gelecek yılın başlarında Kıbrıs sorunuyla ilgili bir çözüme varılmasını umduğunu ifade eden Talat, 'bazı konularda iki taraf arasında farklı görüşler olsa da, bunların siyasi isteklilik ve fedakarlıkla aşılabileceğini' bildirdi.

ÜNİVERSİTELERİN BAŞARISI KÜÇÜMSENEMEZ
Kıbrıs sorunu ve izolasyonlar sürerken KKTC üniversitelerinin kaydettiği başarıların küçümsenemeyeceğini bildiren Talat, 'bu zor koşullar altında ulaşılan başarıların, Kıbrıs sorununun çözümü halinde KKTC üniversitelerinin daha da gelişeceğinin göstergesi olduğunu' söyledi. Talat konuşmasına, GAÜ'nün 25. yıl dönümünü kutlayarak son verdi.

ZEYTİN FİDANI
Konuşmaların ardından Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan ve Canterbury Belediye Başkanı Dr. Cragg sembolik olarak kurdele kesti. Üniversite binasını da gezen Talat, kampüsün bahçesine bir zeytin fidanı dikti. Cumhurbaşkanı üniversitenin anı defterine ise 'GAÜ Canterbury'e bütün iyi dileklerimi sunuyorum' yazdı.

ERDOĞAN MESAJ GÖNDERDİ
Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan GAÜ Canterbury kampusunun açılışı dolayısıyla bir tebrik mesajı gönderdi.

ÜNİVERSİTENİN BÖLÜMLERİ
Öğrenci kabullerine başlayan GAÜ'nün Canterbury'deki kampusunda, işletme, enformasyon teknolojileri, hukuk ve turizm bölümleri bulunuyor. Kampusta, 2013-14 eğitim yılına kadar 2500 öğrencinin öğrenim görmesi ve bölüm sayısının artırılması hedefleniyor.
Girne'deki GAÜ'ye kayıt yaptıran öğrenciler Canterbury'deki kampusa geçiş yapabilecek, geçiş durumunda öğrenim ücretleri değişmeyecek, ancak doğrudan İngiltere'de kayıt yaptıracak öğrenciler yaklaşık 6500 sterlin ücret ödeyecek.

STAR KIBRIS 06/12/09

 

TALAT İSTEDİĞİNİ ALDI

   

Cumhurbaşkanı Talat, Brown’nın Kıbrıs müzakerelerindeki aktörleri tanımak ve sorunlarını kendi ağızlarından dinlemek istediğini belirterek, garanti anlaşmalarının devamının gerektiğini söylediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile görüşmesini, doyurucu ve memnuniyet verici bulduğu bildirildi. Her ne kadar da Brown tarafından “Toplum Lideri” sıfatıyla, 10 Downing Street yerine İngiliz Parlamentosu’nda kabul edilse de görüşmenin içeriği Talat’ın istediklerini aldığı şeklinde yorumlandı.

Talat görüşme sonunda, Brown’nın Kıbrıs müzakerelerindeki aktörleri tanımak ve sorunlarını kendi ağızlarından dinlemek istediğini belirterek, garantiler konusunun gündeme geldiğini ve Türk tarafının bu konudaki tutumunu ortaya koyduğunu, Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyacını nedeniyle garanti anlaşmalarının devamının gerektiğini söylediğini belirtti.

Gordon Brown Westminster Sarayı’ndaki görüşmede Kıbrıs Türk tezini ilk kez, bir Kıbrıslı Türk liderden dinlerken, görüşmelerde başarı sağlanması için harcanan çabaları övdü.
KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü ile birlikte görüşmeye giden Mehmet Ali Talat, parlamento çıkışında Türk basın mensuplarına yaptığı açıklamada, görüşmeden memnun ayrıldığını belirterek, Brown’nın Kıbrıs sorunundaki aktörleri tanımak istediğini söylediğini ifade etti.

40 dakikalık görüşmede Kıbrıs Türk tezini ilk kez resmen anlatma fırsatı yakaladıklarını kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı, garantiler konusunun gündeme geldiğini ve Türk tarafının tutumunu ortaya koyduğunu belirtti. Kıbrıslı Türkler için garanti anlaşmalarının büyük önem taşıdığını ve hayati olduğunu ilettiğini kaydeden Talat, “Garanti anlaşmalarının devamı gerektiğine yönelik isteğimizi Sayın Brown’a ilettim. O da bizim görüşlerimizi dinledi. Britanya’nın adadaki müzakereleri yakından dikkatle izlediğini ve kaydedilen aşamadan memnun olduklarını dile getirdi. Adaya barışçi çözüm getirici, iki toplum, iki bölgeli, iki halkın eşitliğine dayalı çözümü desteklediklerini Brown yineledi” dedi.
Brown’nın kendisini neden konutu yerine, Westminster’da odasında Kabul ettiği sorusuna ise Talat, “Bilemiyorum. Bize burada görüşme olacağı bildirildi” demekle yetindi.

ÖNCE ANLAŞMA, SONRA GAÖ

KKTC Cumhurbaşkanı Londra’ya gelir gelmez de saygın düşünce kurumlarından Chatham House’da 100’ü aşkın İngiliz, Türk, Rum diplomat, akademisyen, politikacıya konuştu. “Kıbrıs Barış Görüşmeleri, Kıbrıs Türklerinin perspektifi” başlıklı konuşmanın sunumunu İngiltere’nin eski Ankara büyükelçisi Sir Kieran Predergast yaptı.
“Kıbrıs Barış Görüşmeleri; Kıbrıslı Türklerin Perspektivi” başlıklı konuşmasında, KKTC Cumhurbaşkanı önemli mesajlar verdi. Güven artırıcı önlemlerin, ancak anlaşma sağlandıktan sonra gerçekleşebileceğini vurgulayan Talat,TÜrkiye’nin garantisi olmasının şart olduğunun altını çizdi. “Kıbrıslı Türkler için Türkiye’Nin garantisi şarttır, hayatidir. Kıbrıslı Rum arkadaşlarımız bu konuda endişelenmesinler” dedi.

ULUSLARARASI SORUN

Kıbrıs’ın artık iki toplumun sorunu olmaktan çıkıp, uluslararası bir sorun, Avrupa’nın sorunu olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı, iki liderin mal-mülki toprak davaları dışında birçok konunda anlaştığının altını çizdi.
Mal mülk konularının zorluğuna dikkati çeken Talat, anlaşmanın da herkesi memnun eden bir anlaşma olamayacağını, ancak anlaşma olacağını belirtti. Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki güven artırıcı önlemlerin ancak anlaşma sağlandıktan sonra uygulanabileceğine dikkati çeken Talat, Kıbrıslılar için siyasetin bir numara geldiğini, ekonominin ise ikinci derecede önem taşıdığını söyledi.
İki tarafın ana konularda anlaştığını kaydeden Talat, Birleşmiş Milletlerin anlaşamadıkları konuda uzlaştırıcı çalışmalarına ihtiyaç olduğunu da kaydetti.

RUM BASINI NE YAZDI?

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirdiği temaslar ve dün İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la gerçekleştirdiği görüşme Rum basınında geniş yankı uyandırdı.
Gazeteler habere şu başlıklarla yer verdiler:
Mahi: “Gordon Brown İlerleme Umuyor”
Fileleftheros: “(Brown) İlerleme ve Hızlandırma Umuyor… Brown’un Talat’la
Londra’da Görüşmesi- İşgal Lideri 2010 Yılının İlk Altı Ayında Çözüm Görüyor”
Haravgi: “Kıbrıs’taki İki Lider Çözüm Bulunmasına Bağlı”
Politis: “Talat-Brown: Başarı Olasılığı Var”
Simerini: “Brown Londra’da Talat’la Görüştü”
Alithia: “Brown: Süreci Hızlandırın…”

STAR KIBRIS 06/12/09

EVLERDE MÜZAKEREYE TEPKİ

   

Rumların “ret korosu” Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Lider Hristofyas’ın “Home David” tarzı görüşme yapmasını, “ne gerek vardı” diyerek yorumladı ve karşı çıktı.

Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında hızlandırılmış müzakereler yapılmasına Rum siyasi partilerinin tepki gösterdiklerini belirten haberler yayımladılar.
Mahi “Evlerde Müzakereler Konusunda Anlaşmadım” başlığıyla yansıttığı haberinde Hristofyas’ın, Cumhurbaşkanı Talat’la evlerinde müzakere etme konusunda “anlaşma yapmadıklarını” söylediğini yazdı.

Gazete Hristofyas’ın, Rum Ulusal Konseyi’nin önceki günkü toplantısı sırasında Konsey üyelerine, liderlerin kendi evlerinde tam gün hızlandırılmış müzakereler yapması konusundaki gelişmeleri aktardığını yazdı.
Edindiği bilgilere dayanarak; Hristofyas’ın tutumunun neredeyse ‘neden olmasın’ şeklinde olduğunu kaydeden gazete devamla şunları yazdı:
“Evlerde müzakere etme önerisi Başkan Hristofyas tarafından, Ulusal Konsey toplantısından önce kabul edildi, ancak Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu Konsey toplantısından sonra yaptığı açıklamada ‘Bir karar olmadığını söylemem gerek. Ancak konu görüşüldü ve bu yönde bir niyet de var, dolayısıyla, kararın alınmasını bekliyoruz’ dedi.

Bu konunun Ulusal Konsey toplantısında görüşülmesi kısa sürdü, karar alınmıştı ve incelenmesi olanağı yoktu.
Siyasi parti başkanlarının değerlendirmeleri; Talat ve Hristofyas’ın evlerinde müzakereler yapılması yönündeki açıklamanın; bakışlarını Avrupa Konseyi’ne çevirmiş olan Türkiye tarafından istismar edildiği yönündeydi.
Hristofyas ‘Türkiye bu gelişmeyi beklemiyordu ki istismar etmek istesin’ şeklinde bir argüman ortaya koydu. Bazı siyasi parti başkanları, müzakerelerin müzakerecilerin evlerine taşınmasının ne gereği olduğu sorusunu yönelterek tepki gösterdiler ancak Hristofyas’tan aldıkları yanıt ‘neden olmasın’ şeklindeydi.”

HIZLANDIRMAYA İTİRAZLAR

Simerini “Hızlandırmaya İtirazlar... Evlerde Müzakerelerle Partilerden Farklı Görüşler” başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın önceki günkü, resmi olmayan; müzakerelerin şeklini değiştirme kararlarının biraz şaşırtıcı olduğunu yazdı.

Gazete bu gelişmenin müzakerelere yeni bir dinamik kattığını ve konulan hedef açısından bazı önemli mesajlar verdiğini belirtti, özetle şunları kaydetti:
“1- İki liderin; uygun bir çözüme ulaşmada gerçekten irade sahibi olmadıkları kanaatinde olanları ikna etmek için, engellere ve zorluklara rağmen, mümkün olan en kısa sürede Kıbrıs sorununun çözümüne varma istek ve kararlılıklarını gösterir.
2-Kısır ‘konjonktürlerin’ ve önceden belirlenmiş gelişmelerin; Kıbrıs sorununun yıllanmış çıkmazlarının kısa devre yapma tehlikesi içinde olacağından uzun soluklu bir müzakere olanağını kısıtlayarak tayin ettiği gayrı resmi takvimler olduğunun iki lider tarafından kabul edildiğini doğrular.
3-Türk tarafının müzakerelerin; makul bir zaman içerisinde çok daha verimli olabilmesi için yoğunlaştırılmasının, (müzakerelerin) devam etmesinin ön şartı olduğu ısrarlı tezini tescil eder.
4-İki lider arasında; yüz yüze gelerek çözümün ağırlığını artık kendi sırtlarına yüklendiklerini gösteren şahsi bir bahsin referans çerçevesini oluşturur.
5-Bir zaruri gizlilik şartının güvence altına alınması söz konusudur çünkü görüşmeler tüm gün süreceğinden –pratikte, iki lideri müzakere günlerinde birbirinden yalnızca bir yatak ayıracak- basın kameralarından ve kamuoyunun endişelerinden güvenli bir mesafede olacaklar.
Bunlara paralel olarak, prosedür değişikliğinin Türk tarafının yeni, yenilenmiş önerilerin sunulmasıyla aynı zamana denk geleceği not edilmelidir.”
Gazete haberinin “Partiler İtiraz Ediyor” başlığıyla ayırdığı bölümünde müzakereler prosedürünün bu aşamada yoğunlaştırılmasının pratikte ve siyasi açıdan ne anlama geldiği, Kıbrıs sorunu sahnesine özlü veya tali hangi etkileri olacağı sorusuna Rum siyasi partilerinden gelen yanıtların birbirinden farklı olduğunu yazdı.

KİM NE DEDİ?

Gazeteye göre EDEK için, süreçte; müzakerelerin yoğunlaştırılmasını gerekli kılacak gerekli siyasi şartlar henüz ortaya çıkmadı. Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı, bu kararın alınmasının arksındaki düşüncenin ne olduğunu izaha ve yoğunlaştırılmış müzakerelerin gerekliliğine ikna etmeye çağırdı. DİSİ yoğunlaştırılmış müzakerelerin; konulan engellerin kaldırılması ve Kıbrıs sorununun çözüm yolunun açılabilmesi için doğru yöndeki seçeneklerden biri olduğu görüşünde. Ancak, özellikle Türk tarafında siyasi irade olmaması halinde, müzakerelerin hızının artırılmasının tek başına sonuç getiremeyeceği uyarısında da bulundu. DİKO müzakerelerin modelinin değiştirilmesinin, tezlerin içeriğinde hiçbir değişiklik yapmadığı, BM’nin ve uluslararası camianın müdahil oluşunu da etkisiz hale getirmediği görüşünü ortaya koydu.”

AL-VER BAŞLIYOR

Alithia gazetesi ise “Al-Ver Başlıyor... Özdil Nami’den Evlerde Müzakerelerle İlgili Açıklama” başlığıyla manşete çektiği haberinde Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB’yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami’nin Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın ocak ayında kendi evlerinde yapmayı kararlaştırdıkları yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili açıklamasına yer verdi.
Gazete Nami’nin; liderlerin kendi evlerinde yapacakları yoğunlaştırılmış müzakereler sırasında al-ver prosedürünün de başlayacağı sözünü öne çıkardı.

STAR KIBRIS 06/12/09

 

TÜRKİYE’YE İSVEÇ FORMÜLÜ

   

İsveç, üzerinde çalıştığı formülle; bir yandan Rumların Türkiye’ye yaptırım uygulama hakkına sahip olduğu ima edilecek, öte yandan da Kıbrıs sorununun 2010’un ilk yarısında çözüleceğine olan inanç vurgulanacak.

AB dönem başkanlığını yürütmekte olan İsveç’in yarın yapılacak AB Dışişleri Bakanları Konseyi’nde masaya koyacağı bir formül üzerinde çalıştığı kaydedildi.
Alithia “İsveç Formülü... Formül: Yaptırımları ‘Haklı Gösteriyor’ Ama 2010 İçinde Çözüm İstiyor... İsveç Dönem Başkanlığı Bu İkisini Bağdaştırıyor-Pazartesi Masada” başlıklı haberinde, diplomatik kaynaklara dayanarak alarmda olduğunu ve bütün olasılıkları incelediğini yazdığı İsveç’in geliştirdiği formülde, şu iki ana meseleyi bağdaştırıldığını yazdı:

“Kıbrıs sorununun çözümü ve Türkiye’ye yönelik yaptırımların ‘haklı gösterilmesi’. Bu, Yunan hükümetinin daha önceki yol haritası önerisiyle ‘bağlantılı’ bir formüldür.
İsveç, üzerinde çalıştığı formülle; bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendi başına Türkiye’ye yaptırım uygulama hakkına sahip olduğunu ima edecek, ancak öte yandan da Kıbrıs sorununun 2010’un ilk yarısında çözüleceğine olan inancını ifade edecek.
Diplomatik kaynaklara göre İsveç formülünde; Kıbrıs sorununun çok yakında çözüleceği ümidi dile getirilecek, iki lidere; çabalarını yoğunlaştırmaları çağrısı yapılacak, BM Genel Sekreteri’nin raporunun ifadelerine de dayanarak; 2010 yılı içerisinde kapsamlı çözüm olacağı inancını dile getirecek. Kıbrıs sorununun çözümünü 2010’un Nisan veya Haziran ayına kadar şeklinde tayin ederek, zaman ifadesinin çok daha somut olması ihtimali açıktır.

İsveç, Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına ilişkin somut bir öneride bulunmayacak olmasına rağmen diplomatik bir dil kullanarak; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, tek başına ilave yaptırımlar ileri götürmesi halinde bunu haklı gösterecek. Kıbrıs sorununun çözümü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaptırım uygulama niyetinin ‘haklı gösterilmesiyle’ doğrudan bağlantılı olmayacak ise de bu; dolaylı ancak net şekilde ima edilecek.

BÜTÜN İHTİMALLER AÇIK

Fileleftheros yarınki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın, Türkiye’nin AB üyelik süreci konusunda önceden kestirilemeyen siyasi oyun şeklinde gelişmesinin beklendiğini bildirdi.
Gazete AB’nin Türkiye aleyhine oy birliğiyle alacağı ortak bir karar olmazsa, Rum yönetimi tarafından tek taraflı yaptırım uygulanmasına kadar bütün ihtimallerin açık olduğunu ancak İsveç dönem başkanlığı, İngiltere ve Finlandiya’nın ve de bu üçlünün ‘katı tavrını’ takip eden büyük ülkeler grubunun Türkiye aleyhine oy birliğiyle karar alınmasını tartışma konusu bile yapmadığını yazdı.

Daimi Temsilciler Komitesi’nden (COREPER) sonra bayrağı Pazartesi günü Dışişleri Bakanları’nın alacağını hatırlatan gazete özetle şunları yazdı:
“İsveç dönem başkanlığının, AB zirvesiyle ilgili ikinci karar taslağına ilişkin ortaya konulan birbirine zıt tezler nedeniyle COREPER’de beklendiği üzere, bir sonuca varılamadı.

TÜRKİYE YANLISI

İngiltere’nin başı çektiği ve Finlandiya, İtalya, Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinin katıldığı Türkiye’nin destekçileri cephesi yaptırımların olmaması mantığında ısrar ettiler ki gazetemizin öğrendiğine göre bu kez bunu ifade etmeyi Polonya ve Romanya üstlendi. Bu iki ülke, 2006’da 8 müzakere başlığının dondurulması ile Türkiye’nin, protokolü uygulamayı reddetmesinin bedelini hali hazırda ödemiş olduğunu savundular. Bu, bir hafta önce İngiltere tarafından dile getirilen bir tutumdu.

Gazetemizin edindiği bilgilere göre Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının rayından çıkmaması amacıyla Almanya da Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına karşı çıkıyor.
Öğrendiğimize göre Lefkoşa COREPER toplantısında, İsveç’in ikinci Karar Taslağı’nın 13 ve 15’inci paragraflarında iki değişiklik talep etti, şöyle ki:
1- 13’üncü paragrafta, Avrupa müktesebatına ve BM’nin Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca yapılan devletler arası anlaşmalar da dahil olmak üzere üye ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi ifadesinin eklenmesini talep ediliyor. Bunun, Kıbrıs’ın deniz bölgesindeki Türk tehditleri meselesinde Lefkoşa’yı kapsayacağı değerlendiriliyor.
2- 15’inci paragrafta Türkiye’nin yalnız yürütülmekte olan doğrudan müzakereler prosedürüne ve elverişli ortam yaratılmasına değil Kıbrıs sorunun çözümüne katkı koymaya çağrılması isteniyor.

TALEPLERİNİZİ AZALTIN

Politis “26’lardan Kıbrıs’a Türk Yükümlülükleri Konusunda Uyarı... Şarabınıza Su Katın” başlıklı haberinde Avrupa Konseyi Zirvesinden çıkacak kararla ilgili taslak metnin Türkiye’yle ilgili ifadelerinin görüşüldüğü COREPER toplantısında 26 daimi temsilcinin Rum temsilciye yaklaşık olarak; “siz taleplerinizi azaltın, biz de üzerine bir şeyler koyalım ki Türkiye’yle ilgili ortak kabul görecek bir metne varabilelim” teşvikinde bulunduklarını bildirdi.

STAR KIBRIS 06/12/09

 

Cyprus a victim of foreign manoeuvres

By Stefanos Evripidou Published on December 6, 2009

PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday laid the blame for the division of Cyprus on the expansionist designs of international circles that are leading humanity deep into crisis.

“We are the victims of international manoeuvres and expansionist aspirations,” he said, adding responsibility for the division of Cyprus lay not only with Turkey, but also with “those who support Turkey over the years”.

These circles are “leading humanity deep into a financial crisis, trade weapons of mass destruction and send children and young people to become victims of unjust wars under various pretences,” said Christofias.

Speaking at the Presidential Palace to mark International Volunteer Day, Christofias said “our society is in need of other societies, to nurture principles and values because it is in pain for 35 years now”.

“I consider myself, my whole life, a volunteer. I believe the volunteer work I do with Mr (Mehmet Ali) Talat is very, very significant. We work to serve our people and our homeland,” he said, adding that this homeland could be a paradise for all Cypriots, Greek Cypriots and Turkish Cypriots alike.

He welcomed the three Turkish Cypriots at the event who are members of KENTHEA (Center for Education about Drugs and Treatment of Drug Addicted Persons) and expressed hope that more Turkish Cypriots will follow suit.

Christofias said he and his government considered themselves “servants of our Turkish Cypriot compatriots too, because our homeland is one, our people, our two communities- Greek Cypriot and Turkish Cypriot– are one”.

He also wished that the New Year brings “the best news which Greek Cypriots and Turkish Cypriots are anticipating, the news of the reunification of our homeland”.

During his visit to London on Friday, Turkish Cypriot leader Talat set mid-February as the cut-off-date for ending direct talks with Christofias, citing the ‘presidential’ elections in April and the start of the election campaign as reasons for the imposed deadline.

Speaking at Chatham House, Talat said there was little chance of progress in December as the main focus was on Turkey’s EU evaluation report regarding its obligations to the EU and Cyprus.

According to Greek alternate Foreign Minister Demetris Droutsas yesterday, Cyprus and Greece have not found acceptable the Swedish Presidency’s draft proposals on the evaluation report. He said there was still scope for making the necessary changes so that the two countries could give their approval to a more acceptable text.

CYPRUS MAIL 06/12/09

Poor little Cyprus…

By Nicos A. Rolandis Published on December 6, 2009

ON FEBRUARY 12, 1981 I accompanied President Kyprianou during his visit to the Federal Republic of Germany on the invitation of German President Karl Carstens. We met President Carstens and Chancellor Helmut Schmidt in Bonn.

The relations between Kyprianou and the Germans – and in particular with Foreign Minister Hans-Dietrich Genscher – were no good at all in the wake of the “Great Conspiracy” of the summer of 1978.

It was at that time that Kyprianou had charged the Germans and specifically the Prime Minister of Bavaria, Josef Franz Strauss and German diplomat in Cyprus Paul Kurbjuhn with conspiracy against Cyprus and against him personally. According to Kyprianou, Tassos Papadopoulos was the Chief Conspirator in Cyprus. I rushed to Bonn and extinguished the colossal political fire but Genscher never forgave Kyprianou.

Genscher, president of the free Democrats, Germany vice-chancellor and Minister of Foreign Affairs for many years, was one of the leading personalities of his time. Sharp-minded, with a penetrating and practical approach, he had a good knowledge of the Cyprus problem.

He was a frequent traveller all over the globe, to such an extent that there were even jokes circulating in political circles: “Two planes collide over the Atlantic Ocean. Genscher was in both of them.”

Our meeting with Chancellor Schmidt and Minister Genscher took place on February 13, 1981. The Cyprus problem was in the doldrums at the time. Two years before (December 1978) the Greek Cypriot side had rejected the Anglo-American-Canadian Plan. Thereafter the “Evaluation” of UN Secretary – General Waldheim was submitted. It resulted in a long and unproductive dialogue.

President Kyprianou analysed the Cyprus problem and the issue of the missing persons. The Germans listened carefully. They were well known for their realistic stance and their rational approach, stripped of any vestiges of sentiment: to such an extent that sometimes their position hurt the soft chords of people around them.

I remember that they “played” with the notion of time. “The issue of missing persons is one of the large human tragedies,” the Chancellor said. “There are hundreds of thousands of missing persons in the world and Germany has her own experience. Very few cases have been brought to light thus far worldwide and I do not think that the rest of them will be resolved.

“Unfortunately the missing persons issue will only be settled when the close relatives, those who remember and suffer, will pass away” he said. “Time only will give an end to this tragedy”.

“On the contrary, the lapse of time will prove disastrous in the case of your political problem,” Schmidt and Genscher indicated. “In the political field as time goes by, the faits-accomplis will be solidified and will not be reversible any more. Consequently you should take action with no delay. The solution may be difficult and painful, but it will be much better than what you may achieve many years later.”

The above position coincided with what I believed as well. I was well conversant with the international and European developments and balances. I felt that the climate was fertile for a solution at the time. Kyprianou however was oscillating between the pragmatic approach of his AKEL allies and his personal wishful thinking.

When Andreas Papandreou was elected as Prime Minister of Greece in October 1981, he introduced a new dogma, that the Turkish troops should depart from Cyprus before we could have any intercommunal talks. Kyprianou adopted the above stance as of the beginning of 1983.

So, the Cyprus problem moved into a complete standstill. Later on, when Papandreou became more experienced with European affairs, he realised that he was wrong and he corrected his course. But it was already too late…

I disagreed and resigned as Foreign Minister in September 1983, when the President rejected the UN initiative (“Indicators”). AKEL severed its own relations with Kyprianou two decades later in December 2004. Cyprus has paid and is still paying the bitter price of the above inaction.

In those years, the conditions for a solution were arguably much better for us than what they are today. The “Turkish Republic of Northern Cyprus” had not been declared. The occupation was not yet deep-rooted. The number of Turkish settlers was very small and they were prepared to depart on the basis of a compensation scheme which I had proposed. The Greek Cypriot properties in the north were almost intact. The first UN (Gobbi) map was favourable for us. The one and only sovereignty was not disputed. The concept of virgin-birth was non-existent.

Since then, almost thirty sterile years have elapsed. Years dotted with a lot of rhetoric, populism galore, childish approaches, primitive political thoughts

and no will to learn from history. I have to confess that during all those years when I was in politics and in the government, many times I felt ashamed and embarrassed for my country when I heard some politicians speaking like three-year-old toddlers.

Now we have to move mountains. We have missed opportunities and let them slip through our fingers and we watch today Demetris Christofias (who has himself committed serious mistakes during his presidential term) to try hard to achieve what is almost impossible.

During his titanic effort he has become the target of attacks and mudslinging – not by the Turks but by his own political allies, who sit in his cabinet! It is really incomprehensible that all those rejectionist forces, who through their past actions have brought about the present impasse, have the audacity to drag through the mud all those who try today to eradicate the problems that the rejectionists themselves have created over the years.

And it seems that the above is not enough. During the past three months, through repeated statements and pressures on Christofias, the allies of the President have created a climate of complete isolation of Cyprus from the rest of Europe. Naturally, if Turkey does not finally abide by her European commitments she must be reprimanded and she must pay the price for her misdeeds. Sanctions must be imposed.

But we must ask: is now the right time for such an action? Now, that the Cyprus dialogue is at a critical juncture? Now that we anticipate that the talks may come to fruition by April next year and that partition (for which unfortunately many politicians and media are studiously working) may be avoided? We have been rejecting all the proposals and initiatives of the United Nations and of the international community for half a century. Must we really impose sanctions now (and probably “kill” the dialogue) and not six months later, if the attitude of Turkey in the talks is negative?

Is this the acumen we possess? And how can we explain the fact that we cannot convince anybody in Europe and that all of them vote massively contrary to our own position? There are another 25 countries in the European Union (i.e. all the members of the Union with the exception of Greece which has to support us) among which we have many friends but they all think and vote against us in the Commission, in the Council and in the European Parliament. Do we not appear like thickheads who are always surprised at each and every development which concerns us in Europe?

If this country had a smaller number of historic leaders and ethnarchs and a larger number of correct judgments, if what was discussed on that winter day in Bonn, Germany was implemented, perhaps we might avoid the separating wall between the two communities, we might live without the occupation forces, without excessive nationalism and without the Turkish settlers, whose numbers will soon exceed the number of Cypriots.

We might live today like all other European citizens and not as a “south” and a “north” of a divided country. 

CYPRUS MAIL 06/12/09

 

Riches for some – frustration for others

By Hermes Solomon Published on December 6, 2009

WHY SHOULD it be that two-thirds of the population benefited financially from the division of the island at the expense of the remaining third? Are we not all Cypriots? Should we not all have suffered equally after 1974? You bet we are and you bet we have not! There are those selling scraps of land at half a million, tax free and those still, after 35 years, with nothing.

I went north last week: not to Alaska but Kyrenia. Over the mountains, along the coast road, around the western tip of the Pentadaktylos then back across the Mesaoria towards Nicosia.

I took with me the husband of a cousin. He, like me, lost property during the invasion, although he, unlike me, suffers from memory loss. He’s 70 and found the whole experience rather trying. He wouldn’t even stop at what was our local village cafι in Vassilia (now Yermiskaya). saying ‘no way would he give ’em another penny’.

At the Ayios Dhometios checkpoint, we parted with €25 (€20 if a hire car) for a month’s vehicle insurance cover, the TC official having first verified the car owner’s existing policy was valid. We were only popping over for the morning.

The drive across the mountains to Kyrenia was exhilarating; tree-lined and emerald green after recent rain, then precipitously down into the outskirts of the town and westward through the crowded suburbs, nose-to-tail in traffic all the way to that monument of Turkish military might erected at 5 Mile Beach, then beyond.

Admittedly, once out of the never-ending, built-up suburbs solid with second homes, estate agents, glitzy shops and the like, the roadsides suddenly emptied and the natural beauty of the coastline and countryside took over. God, how memories of pre-1974 Cyprus came flooding back! Not for my companion, however...

His expropriated property is situated but a stone’s throw from mine near the tiny fishing harbour of Vavylas – overshadowed by a steep peak nestling the sprawling hillside village of Vassilia.

Turning right off the coast road into the lane that leads down to Vavylas required a modicum of memory – so much had changed in 35 years – we could have been in any Turkish coastal resort.

My companion’s land has yet to be built on, which pleased him no end, although new properties abound in the vicinity – mostly luxury villas occupied by expats. One in particular, situated majestically on a promontory with its own plush walled gardens and steps leading down to a private mooring, confirmed that even the abutting sea and shoreline belonged to the expropriator – see photo.

I discovered my now deceased father’s bungalow, built in 1965 and occupied by a TC policeman, his mainland wife and family since 1974, recently renovated, enlarged and waiting to take an upper floor: the newly rendered walls painted a shocking pink and the plot fronted by stonework of questionable elegance. What was the garden had now become a wasteland.

Frankly, I couldn’t live there if it was handed back to me on a plate, it having lost any semblance of its 1965 aura – as have Kyrenia, Lapithos, Karmi, Vassilia and Vavylas for that matter...

We trampled about on another bit of wasteland, I took many photographs and spoke to nobody apart from a roaming off-white Cyprus poodle, undecided and seeming lost. He was in good company.

Our return trip around the mountain and into a deserted Mesaoria of freshly seeded fields – tidy and clean, organised and fertile, the true wealth of the ‘TRNC’ – was marred only by six intermittently spaced military camps and an equal number of cabaret/casinos – conscripts needing to expel their youthful ardour somehow.

All that was Cyprus about the north died in 2004 when the south voted ‘No’ in that virus of a referendum. There is now simply no going back, no antidote nor inoculation.

As much as I would love to see a truly reunified island, I refuse to continue living in cloud cuckoo land. Let’s never forget that Cyprus, before independence in 1960, was never ruled by a Greek Cypriot majority – under British, Ottoman or Venetian rule – Greek Cypriots and Turkish Cypriots lived in abject poverty side by side, simply because both denominations were ruled by a common master/enemy.

Hate was fomented between the two after 1955 and succeeded in dividing the island and its people permanently. Whether State, Church or foreign powers were responsible doesn’t matter. What matters is that we have pursued division for 35 years and little else; those sirens forever casting reunification into seas of destruction.

Permanent partition, or something like it, will be the eventual outcome of these latest talks. Existing boundaries will remain and no refugees will return to their homes. And let’s cut the cackle... both governments should already have exchanged Greek Cypriot land in the north for Turkish Cypriot in the south and apportioned it justly among long-suffering refugees or their surviving families. Or has the intention always been to persist with this grand larceny in the majority’s interest?

Oh for Circe and a handful of wax to plug my ears against the daily drivel of those prosy politicians! Although this time, at last, I can sense an outside force or forces at work, intent on a final solution whether we like it or not.

After all, does anyone really believe that Demetris and Mehmet are running the show? And a right cabaret act they are every night on TV news! Redolent of Handel’s Arrival of the Queen(s) of Sheba outside UN Headquarters at the old Nicosia Airport... luxury BMW’s, handshakes and ambulating up and down that well-trodden path like retired plus-sized male models on a stony catwalk.

Stick the music on with that endlessly repeated TV footage and you’ll see exactly what I mean... La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la-la-lala-la! Or something like it…

CYPRUS MAIL 06/12/09

 

Loose tongues and the events that changed Cyprus forever

changed Cyprus forever

By Loucas Charalambous Published on December 6, 2009

ALTHOUGH the value of TV debates on events that took place decades ago is always questionable, they do occasionally reveal some fascinating information.

Last Monday night, the former minister and former Central Bank governor, Christodoulos Christodoulou was particularly revealing and I would advise the CyBC to invite him more frequently to its shows.

It does not matter if, in his naivety, Christodoulou does not understand the significance of his revelations. He comes up with very enlightening revelations that every Cypriot should hear about the clandestine Akritas organisation that was set up a couple of years after independence.

He said: “We should refer to things with their name. It was not the ‘Akritas’ organisation. It was the Makarios organisation. (Archbishop) Makarios was the real but invisible leader of the organisation which publicly had (Polycarpos) Yiorkadjis as its leader and Tassos Papadopoulos as its deputy leader. Glafcos Clerides was a member of the general staff. Forgive me, I was the deputy chief of staff. Clear stuff.”

Clear stuff indeed, as the deputy chief of staff of an organisation that caused bloodshed and wrought havoc in the Greek Cypriot community, would have us believe. The human mind is incapable of grasping the insanity of the situation.

Makarios, the president of the Republic and also the Archbishop, was the “real and invisible” leader of an illegal, armed organisation that was established with the sole purpose of destroying the very state (as was made clear by the notorious document setting out the organisation’s action plan) of which he was head.

And as Christodoulou’s immediate superior in the organisation, Nicos Koshis, revealed last July, Makarios himself was issuing the orders on how the guns would be distributed and the persons who would receive them. This alone is enough to explain why we are in the situation we are today.

I found the reason for the establishment of Akritas, given by Christodoulou, very interesting indeed. As he said, in 1958 there was a meeting in Ankara, “during which a special plan for retaking Cyprus was decided and (foreign minister Fatin) Zorlu was privy to it.”

Readers should take note of the chronology of events. In 1958, we had the EOKA struggle in Cyprus. Two years later, the Republic of Cyprus was set up. Zorlu and his prime minister Adnan Menderes were executed in 1961 after a trial in which, among the charges they faced, was the incitement of riots against the Greeks of Constantinople and Smyrna in 1955. The new Turkish government of Ismet Inonu, not only backed the Cyprus Republic, but also isolated the Turkish Cypriot terrorist group TMT.

And Makarios – we are told by Christodoulou – five years after the meeting in Ankara, set up an underground military organisation in order to dissolve the Republic of which he was the president because… he remembered the meeting of 1958 at which Zorlu, who had been dead for two years in 1963, had undertaken to “retake Cyprus”.

Quite incredible really, but this was Makarios, the myth of his greatness debunked and laid bare by his own people.

And the question is obvious. Was there even one chance in a million for Cyprus to be spared of the misfortunes it suffered, when its fate was being decided by people like Makarios, Yiorkadjis, Papadopoulos, Koshis and Christodoulou? Should we not consider ourselves extremely lucky to have survived with such irresponsible and short-sighted leaders shaping our future 50 years ago?

CYPRUS MAIL 06/12/09

Avrupa’da ilk Türk üniversitesi
Ömer BİLGE / LONDRA
Avrupa Birliği toprakları içinde kurulan ilk Türk okulu Girne Amerikan Üniversitesi dün İngiltere’nin Canterbury kentinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın katıldığı törenle açıldı. YÖK bünyesinde faaliyet gösteren üniversite İngiliz akreditasyon kurumuna üye olarak KKTC’ye uygulanan izolasyonu da aşmış oldu.

Açılış törenine Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Yigit Alpagon ve Canterbury Belediye Başkanı Lord Harry Cragg de katıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kutlama mesajı gönderdiği törende Talat, KKTC üniversitelerinin ambargo ve izolasyonları aşmada büyük başarı gösterdiğini söyledi.

Türk öğrenciye AB indirimi

YÖK bünyesinde faaliyet gösteren GAܒnün açtığı kampus, Türk öğrencilerinin İngiltere’de AB üyesi ülke öğrencilerine uygulanan düşük ücretli eğitim imkanını sağlıyor. 25 milyon Sterlin’lik yatırımla açılan okul 2 bin üzerinde öğrenciye hizmet verecek. Okul, hukuk, turizm, enformasyon teknolojileri ve işletme bölümlerinde eğitim verecek.
HURRIYET 05/12/09

Girne Amerikan Üniversitesi, İngiltere'de kampüs açtı

A.A

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ), İngiltere'nin Canterbury şehrindeki kampüsünün resmi açılışını yaptı.


İngiltere'nin başkenti Londra'ya yaklaşık 200 km uzaklıkta Kent bölgesinde bulunan ve tarihi katedraliyle bilinen Canterbury şehrindeki GAÜ kampüsünün açılışına, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC'nin Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Canterbury Belediye Başkanı Dr. Harry Cragg'in de aralarında bulunduğu çok sayıda akademisyen, öğrenci ve yetkili katıldı.

Talat kampüsün resmi açılışında yaptığı konuşmasına, her zaman üniversitelerin KKTC için özel bir önemi olduğuna inandığını ve gelecekte de böyle olmasını umduğunu söyleyerek başladı. 

"İzolasyon altında olan KKTC gibi küçük bir ülkede, dünyanın geri kalanıyla irtibatlarımızı geliştirmek ve ekonomimizi desteklemek için, üniversiteler kullanabildiğimiz az sayıdaki kanallar arasındadır" diyen Talat, yüksek öğrenim alanında GAÜ'nün KKTC'deki ilk özel üniversite olarak ayrı bir önemi olduğuna dikkati çekti.

Talat, KKTC'de şu anda 6 üniversite bulunduğunu, 90'dan fazla ülkeden yaklaşık 40 bin öğrencinin bu üniversitelerde eğitim gördüğünü bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada bugün sağlanan ilerleme, sadece GAÜ için değil, KKTC'deki tüm üniversiteler için ve KKTC için de önemlidir. Bir KKTC üniversitesinin başka bir ülkede kampüs açmasını, bundan 10 yıl önce hayal bile edemezdik. Bu açılışa, sevinç ve gururla katılıyoruz."

Konuşmasında adada devam eden müzakere sürecine de değinen Talat, bir yıldan fazla bir süredir Kıbrıs Rum kesimiyle devam eden müzakerelerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti. Gelecek yılın başlarında Kıbrıs sorunuyla ilgili bir çözüme varılmasını umduğunu ifade eden Talat, "bazı konularda iki taraf arasında farklı görüşler olsa da, bunların siyasi isteklilik ve fedakarlıkla aşılabileceğini" bildirdi.

Kıbrıs sorunu ve izolasyonlar sürerken KKTC üniversitelerinin kaydettiği başarıların küçümsenemeyeceğini bildiren Talat, "bu zor koşullar altında ulaşılan başarıların, Kıbrıs sorununun çözümü halinde KKTC üniversitelerinin daha da gelişeceğinin göstergesi olduğunu" söyledi. Talat konuşmasına, GAÜ'nün 25. yıl dönümünü kutlayarak son verdi.

Canterbury Belediye Başkanı Dr. Harry Cragg de yaptığı kısa konuşmada, Canterbury'nin çok güzel bir yer olduğunu söyleyerek, öğrencilerin burada iyi vakit geçireceklerinden ve iyi bir eğitim alacaklarından emin olduğunu ifade etti.

Konuşmaların ardından Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Londra Büyükleçisi Yiğit Alpogan ve Canterbury Belediye Başkanı Dr. Cragg sembolik olarak kurdele kesti. Üniversite binasını da gezen Talat, kampüsün bahçesine bir zeytin ağacı dikti. KKTC Cumhurbaşkanı üniversitenin anı defterine ise "GAÜ Canterbury'e bütün iyi dileklerimi sunuyorum" yazdı.

Bu arada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan GAÜ Canterbury kampüsünün açılışı dolayısıyla bir tebrik mesajı gönderdi.

Öğrenci kabullerine başlayan GAÜ'nün Canterbury'deki kampüsünde, işletme, enformasyon teknolojileri, hukuk ve turizm bölümleri bulunuyor. Kampüste, 2013-14 eğitim yılına kadar 2500 öğrencinin öğrenim görmesi ve bölüm sayısının artırılması hedefleniyor.

Girne'deki GAÜ'ye kayıt yaptıran öğrenciler Canterbury'deki kampüse geçiş yapabilecek, geçiş durumunda öğrenim ücretleri değişmeyecek, ancak doğrudan İngiltere'de kayıt yaptıracak öğrenciler yaklaşık 6500 sterlin ücret ödeyecek.
HURRIYET 05/12/09

 

Talat: Anlaşma olmazsa, B planımız var

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde bir anlaşma sağlanamaması durumunda B planları olduğunu söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

07 Aralık. 2009 Pazartesi

LONDRA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde Rum kesimiyle süren müzakerelerde bir anlaşma sağlanamaması durumunda mutlaka bir B planları olduğunu söyledi.

Londra'daki temasları çerçevesinde, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Talat, doğru olanın dünyayla uyumlu bir politika yürütmek olduğunu söyledi ve "KKTC'yi tanıyacaklara meydan okursanız, nasıl tanırlar sizi?" ifadesini kullandı.

Talat, müzakerelerde ana konularda anlaşma olan ve olmayan konuların olduğunu, nihai anlaşmalar için bazı al-verlere ihtiyaç olduğunu söyledi.

Mutlaka bir B planlarının olduğunu söyleyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, planı anlatma yerininse toplantı salonu olmadığını söyledi

 

 

Kıbrıs'ta "EOKA" hortladı!

 

Kıbrıs Rum kesiminde çalışan Kıbrıslı bir Türkün KKTC plakalı aracına, Rum kesiminde sprey boyayla "EOKA" yazıldı.


Güney Kıbrıs'ta çalıştığı için adının açıklanmasını istemeyen araç sahibi, akşam saatlerinde Metehan sınır kapısından KKTC'ye geçerken polise ifade verdi.

Araç sürücüsü, Güney Kıbrıs'taki Uluslararası Fuar Alanı yakınlarında muhasip-murakıplık sınavına girdiğini, sınavdan 3 saat sonra çıktığında arabasında "EOKA" yazısını gördüğünü anlattı.

Araca mavi renkte ve büyük puntolarla "EOKA" yazısı yazıldığı görüldü.

Kıbrıs Rum kesiminde, KKTC plakalı araçlara daha önce de saldırılar olmuştu

CNN TURK 08/12/09

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat Londra'dan ayrıldı

A.A

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını tamamlayarak İngiltere'nin başkenti Londra'dan ayrıldı.


Mehmet Ali Talat, eşi Oya Talat ve beraberindekileri, Heathrow Havaalanından KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve diğer temsilcilik yetkilileri uğurladı.

2005 yılında KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk İngiltere ziyaretini yapan Talat, Londra'da Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown'la görüştü. Talat ayrıca, düşünce kuruluşu Chatham House ve London School of Economics'te (LSE) konuşmalar yaptı.

Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ) Canterbury şehrindeki kampüsünün resmi açılışını da yapan Talat, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenen toplantıda Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya geldi ve soruları yanıtladı.

HURRIYET 08/12/09

 

Washington'da sürpriz Kıbrıs görüşmesi

Zeynep GÜRCANLI

WASHİNGTON - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ABD ziyaretinde eşlik eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washington’a iner inmez çalışmaya başladı. Gezi programında hiç görülmeyen, sürpriz bir görüşme yaptı;

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Alexander Downer ile bir araya geldi. 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile görüşme gündeminin başında Afganistan ve PKK’yla mücadele var.

 

Ancak Davutoğlu’nun, daha Washington’a gelir gelmez yaptığı bu sürpriz görüşme, ürk tarafının görüşme sırasında Kıbrıs sorununu da açacağını gösteriyor. 

 

KIBRIS AÇILIMI

Türk tarafı, Ermeni açılımı, komşularla sıfır sorun gibi adımlarından ardından, şimdi de Kıbrıs’ta harekete geçmeye hazırlanıyor.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın geçen hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında, Kıbrıs’ta Türk tarafının kemikleşmiş politikalarına dokunmadan, “ne gibi esneklik yapılabileceği” masaya yatırılmıştı. Ortaya da Ada’da Kıbrıslı Türk ve Rumların birlikte yaşamaları halinde yönetimi nasıl paylaşacaklarına ilişkin başlıkta 9 atılabilecek adımdan oluşan bir plan çıkmıştı.

 

Bu planın ana unsurlarının, gerek BM, gerekse ABD ile paylaşılması, “Türkiye Kıbrıs’ta da esnekliğe hazır” mesajı verilmesi amaçlanıyor.

 

Nitekim, Başbakan Erdoğan da Obama ile görüşmede Kıbrıs’ta dünyanın güçlü ülkesi ABD’den beklentiyi, şu ana kadar uzlaşmaz tutum içinde olan Rumlara baskıyı arttırması olarak ifade edecek.

 

HURRIYET 07/12/09

 

ABD’den Kıbrıs için destek talebi

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam saat 19.00’da ABD Başkanı Barack Obamayla Beyaz Sarayda görüşme yaptı.

Erdoğan görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, Obama’yla Kıbrıs sorununu da konuştuklarını belirtti.

Erdoğan, Kıbrıs’ta devam eden kapsamlı müzakerelerde, Mart ayına kadar verim elde etmek için ABD’den destek istediklerini belirtti.

BM’nin Kıbrıs için çalışmalarını hızlandırmasını istediklerini kaydeden Erdoğan “Dörtlü görüşme de yapabiliriz, buna hazırız” dedi.

Görüşmenin ardından ilk basın açıklamasını ABD Başkanı Barack Obama yaptı.

Obama, açıklamasında şunları söyledi:

"Türkiye İranın nükleer sorununun çözümü konusunda önemli bir rol oynayabilir. Türkiye İran konusunun diplomatik çözümünü gerçekleştirmek için herşeyi yapmaya hazır.

Türkiye ile ABD NATO müttefiki. Yani ikimiz birbirimizi savunma taahhüdünde bulunmuş durumdayız. Amerikada yerleşmiş Türk cemaati sayesinde de çok güçlü ilişkilerimiz var.

ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye ile ABD arasında kurulabilecek en iyi ilişkileri kurmak için elinden gelen herşeyi yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Erdoğan ile görüşmesinde hem ABDnin hem de Türkiyenin önem verdiği pek çok konuyu ele alma fırsatı bulduklarını söyleyen Obama, Afganistana istikrarın getirilmesi konusunda gösterdikleri destekten dolayı, Başbakan Erdoğana ve Türkiyeye teşekkürlerini ifade ettiğini kaydetti.

Türkiye ile ABD arasındaki bağların güçleneceği konusunda son derece ümitli olduğunu belirten Obama, bunun sadece NATO, askeri ve stratejik ilişkiler bağlamında değil, ekonomik ilişkileri güçlendirilmesiyle de sağlanacağını ifade etti.

7 ŞEHİT İÇİN BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ
Barack Obama, Türkiyede dün gerçekleşen ve 7 askerin şehit olduğu terörist saldırılar için Türk halkına başsağlığı diledi, bu saldırıların faillerinin yakalanması konusunda ABDnin katkıda bulunabileceğini belirtti ve Türkiye ile ABDnin her nerede olursa olsun terörle mücadele konusunda beraber hareket edeceklerini söyledi.

Obama, kendisine verilen bir soruya karşılık, "Kürt halkı ile gelişmelerin önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.

ERDOĞAN: ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPARIZ
Başbakan Erdoğan ise yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

"Türkiye ile ABD arasındaki ilişki model ortaklık düzeyinde. İki arkadaşımızı bu süreci takip etmek için görevlendirdik.  Bölgesel müşterek attığımız adımlar var. İran konusu, Afganistanda çalışmalarımız sürüyor. Eğitim konusunda attığımız adımlar ve atacağımız adımlar var. Bir diğer önemli konu enerji konusu, adımlar atmaya hazırız. Azerbaycan ve Ermenistan konularını da ele aldık.

5 Kasım 2005te bu odada yapılan açıklama çok önemliydi. Burada Türkiye, ABD ve Irak PKKyı ortak düşman ilan etmiştik.

Her ülkede terör konusundaki hassasiyetimiz budur. Terörün, dini, milleti ve vatanı yoktur. Bölgedeki nükleer programa ilişkin müşterek çalışmaları ele aldık. Diplomatik yollarla çözüm için üzerime düşeni yapmaya hazırız. İsrail-Suriye arasında üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Küresel barışın sağlanmasında ABDnin üzerine görev düşüyor. Zaman düşman değil, dost kazanma zamanı. Bir kez daha teşekkür ederim."

HALKIN SESI 08/12/09

 

ANLAŞMA OLDUĞUNDA ADA SİLAHSIZLANACAK TÜRK ASKERİ ÇEKİLECEK

   

Çözümün1974 öncesine dönmesi düşünülemez. Tarafların ortak çözüm bulma konusunda esnek olması lazım.

MİHRİŞAH SAFA Londra’dan bildiriyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümden sonra da adada sembolik sayıda asker kalacağını belirtti, 'Adada bir çözümle Türk askerlerinin çekileceği açıktır. Birleşik bir Kıbrıs'ın askerden temizlenmiş olacağı konusunda zaten karar verdik. Garanti ve ittifak anlaşmalarında yer alacak ve belirlenecek asker sayısı kadar asker kalacak, gerisi çekilecektir' dedi.

Kıbrıs Türk Ticaret Odasının davetlisi olarak Londra’ya gelen Talat, adaya dönmeden önce LSE’de yaptığı konuşmada, önemli mesajlar vererek, Kıbrıs Türk tarafının anlaşma olmadan masadan kalkmayacağını söyledi.

Dünyanın en tanınmış üniversitelerinden London School of Economics and Political Science okulunun Sheik Zayed salonunda yapılan “Kıbrıs; Çözüm Süreci” konulu konuşma, bina dışındaki az sayıdaki Rum öğrencinin protestosuyla başladı.
Konuklar, toplantı salonuna oldukça sıkı güvenlik araması yapılarak alınırken, konuşma boyunca salondaki güvenlik görevlileri de devamlı etrafı kontrol ederek kimseye göz açtırmadılar.

LSE’nin yeni binasında bulunan en geniş toplantı salonu, Talat’ın konuşması nedeniyle tıklım tıklım doldu. 400 kişilik sıralar dolduğu için, çok sayıdaki kişi de salona alınmayarak, bina dışında bekledi.
Konferansı, Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, Kamerum Büyükelçisi Atılay Ersan, Başkonsolos Bahadır Kaleli, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Konsolos Serap Destegül ile İngiltere'de bulunan Kıbrıslı Türk sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çok sayıda yetkili ve öğrenci dinledi.
LSE’deki konferansı okulda kürsüsü bulunan Prof. Şevket Pamuk sundu. Talat’ı, “Kıbrıslı Türklerin Lideri” olarak tanıtan Prof. Pamuk, okullarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, kürsüye KKTC Cumhurbaşkanını davet etti.

ALKIŞLAR ARASINDA

Alkışlar arasında kürsüye gelen Talat, konuşmasında Kıbrıs sorununun kısa bir özgeçmişini anlatarak, iki toplum lideri arasında sürdürülen müzakerelerle ilgili bilgi Verdi. Birinci tur konuşmaların başarılı geçtiğini, ikinci turun da daha yoğunlaştırılmış konularla başladığına dikkati çeken Talat, 3 ana konuya ek 3 ek başlık daha açtıklarını ve bunları görüşmeye başladıklarını söyledi. Yönetim-güç paylaşımı, mülkiyet, güvenlik ve garantiler konularına AB ile ilişkiler ve ekonomiyi de kattıklarını belirten Talat, mülkiyet konusu dışındaki 3 konuda ilerlemeler sağlandığını söyledi. 1974’den günümüzde kadar gelen dönemin Rumlar tarafından dikkate alınmadığını ve bu dönemdeki mülkiyetteki değişimlerinin kabullenilmediğini ifade eden Talat, “ İkinci turda olumlu bir adım atılarak, malların kategorilere ayrılmasına mutabık olduklarını “ söyledi.

İlk defa görüşmelerde iki tarafın ortak kağıt hazırladığını ve bunun Kıbrıs müzakere tarihinde büyük önemi olduğunu ekleyen Talat, “ Ortak Kabul ettiğimiz kağıtları siyahla yazdık. Türklerin kabul edip, Rumların Kabul etmediklerini kırmızı, Rumların kabul edip, bizim etmediğimiz belgeler de mavi ile yazıldı. En fazla siyahla yazılmışlar çıktı. Bunlar yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve AB ilişkileri konuları. Diğer 3 konu mülkiyet, garanti ve güvenlik ve konuları ise hala beklemedi. Çok kapsamlı değil, ancak karışık konular” diye konuştu.

ANLAŞMA OLANA KADAR MASADA

“Türk tarafı olarak anlaşmaya olmadan masadan kalkmayacağız. Anlaşma ihtiyacımız olan olumlu sonuçları bize kazandıracaktır. Herkesin de buna ihtiyacı vardır. Kıbrıslı Rumların rahatları yerinde, pek çözümden yana değiller. Biz buna daha ihtiyaç duyuyor ve istiyoruz. Devam eden çözümsüzlük, adadaki ayrılığın sonsuza dek sürmesine yol açabilir, bu apaçıktır. “

SEÇİMLER GECİKTİRİLEMEZ

“Kapsamlı bir çözüme, Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar belki kavuşuruz. Seçimlerin geciktirilmesi söz konusu değildir. Seçim belki müzakerelerin kesilmesine yol açabilir. Seçimden önce bir çözüm bulmak en iyi sonuçtur. Seçimlerin ertelenmesi, geciktirilmesi anayasamıza aykırıdır. Zaman aşımı, ayrılığın devamıdır.“

SORULAR VE CEVAPLAR

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunum konuşmasından sonra sorulara yanıt verdi. Bir soru üzerine, anlaşma sağlandıktan sonra her iki toplumun da referanduma gideceğini belirten Talat, “ Hristofyas ile referanduma gidilmesi konusunda anlaştık. Ancak zamanlamasını kararlaştırmadık. Anlaşmanın sonucuna bağlı. Unutmayınız ki bir çerçeve anlaşma üzerinde değil, kapsamlı bir anlaşma üzerine çalışıyoruz. “ dedi.
Seçimler konusunda ise “ Kuzeydeki başkanlık seçimi var Nisan ayında. Hala sonuca gidebilmek için nisana kadar zamanımız var. Seçimleri geciktirmemiz mümkün değildir. Anayasaya aykırıdır. Seçimden makul bir zaman önce görüşmeleri durdurabiliriz. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum, daha fazla görüşmelere yoğunlaşmamız gerek. Seçim öncesi anlaşma yapmamız hala mümkün. Annan planını hatırlayın, o da bir ay içinde üzerinde anlaşılmıştı. “ diyen Talat, İngiltere gezisinin önemine ilişkin soruya şu yanıtı Verdi;
“Cumhurbaşkanı seçildiğimden beri Londra’ya hiç gelmemiştim. Buraya Kıbrıs Türk Ticaret Odasının davetlisi olarak geldim. Bu arada Başbakan Gordon Brown ile de görüştüm. Garantör devletlerden biri olan Birleşik Krallık başbakanı ve bu görüşmeden çıkacak sonuçlar elbette ki önemlidir.”

POLİLİTİK EŞİTLİK

Politik eşitlik konusundaki soruya ise Talat, siyasi eşitliğin eski bir prensip olduğunu ve BM Güvenlik Konseyince benimsendiğini, 1990’da da onaylandığını söyledi. Annan Planının Rumlar tarafından ret, Türkler tarafından Kabul edilmesinin uluslararası toplum tarafından önemsenmediğinin, dikkate alınmadığının da altını çizen Talat, “ Evet Kabul ediyorum ki bu plana evet dememiz bize yarar sağlamadı, bunun faydasını göremedik. Kıbrıslı Türklerin duruşu ne yazık ki uluslararası toplum tarafından anlaşılmadı. Ama genel anlamda bizim imajımıza olumlu bir katkı sağladı. Kimse bizim için çözüm istemiyor diyemez. “ yanıtını Verdi.

Çözümler konusunda alternatiflerin bulunduğunu bir soru üzerine söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, “ En az ağrılı olanı, daha doğrusu en olumlusu, uygulanabilir olanı ve uluslararası Kabul göreni pozitif alternatiftir. Bu en iyi seçenektir.” Şeklinde konuştu.
Bir başka soruda, Kıbrıs sorununun iki toplumun problemi olmaktan çıkıp, uluslararası ve siyasi bir sorun haline geldiğini belirten Talat, “Eğer anlaşmayı sağlarsak, bunu temel alarak barış artırıcı önlemleri de alabiliriz” dedi.

ÇÖZÜMSÜZLÜK ZEHİRDİR

Çözümsüzlüğün iki toplumun ilişkilerini zehirlediğine dikkati çeken Talat, “Kıbrıslı Rumlar, Türklerin seçimleri için sözde seçim, sözde polis, sözde cumhurbaşkanı olarak bahsediyor. Kıbrıslı Türkler için aynı olmasa da onlar da Kıbrıslı Rumların kendilerini temsil etmediğine inanıyor. Çözüm, anlaşma olduğu takdirde bu uyuşmazlık, tartışma devam eder mi? Zannetmiyorum. Her şey daha netleşir ve o andan itibaren daha çözüm kolaylaşır. Gerçek bir ilerleme süreci sağlamak için bu zehrin temizlenmesi şarttır. Bu anlaşma, çözüm sağlandıktan sonra da zaman alıcı bir süreçtir. İki toplum arasındaki ilişkiler konusunda çalışmamız gerekir” şeklinde konuştu.
Garantiler konusunun daha önceki dönemlerde hiç gündeme gelmediğini, Klerides’in 2001’de önerdiğini ve garantilerin devamını Kabul ettiğini, Papadopulos’un konuyu hiç masaya getirmediğini kaydeden Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın konuyu en önemli gündem maddesi yapma nedenini şöyle açıkladı;
“Annan Planı BM isteğiyle Kıbrıslı Rumlar tarafından hazırlandı. Hazırlık döneminde, Kıbrıslı Türkler bu işe hiç karıştırılmadı, Rumların çıkarları ön plana çıkarıldı. Rumlar hem hazırladıkları, hem lehlerine olan planı buna rağmen reddettiler. Kıbrıslı Rumlardan daha esnek olmalarını istiyorum.”

TÜRK ASKERİ ÇEKİLECEK
ADA SİLAHSIZLANDIRILACAK

“Türk askeri çözüm sağlandığı takdirde adadan çekilecek. Sonunda adada sadece sembolik sayıda asker bırakılacak. Şu anda hiçbir şey değişmediğinden, Annan Planı reddedildiğinden ve yanlış anlaşılmadan dolayı Türk askeri hala kalmaya devam ediyor. Birleşik Kıbrıs, silahsızlandırılacak. Askerler, garanti anlaşmaları gereği kaç kişi kalacaksa o sayıda kalacak. Diğerleri de çekilecek.”

Bir başka soruda ise Kıbrıs’ın bölünmüş halde AB birliğine alındığını ve bunun Kabul edilemez olduğunu kaydeden Talat, “Uluslararası arenada Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi AB’nin üyesi. Masaya getirilen herhangi bir siyasi konuda, her davada bloke ettiklerine tanık oluyoruz. 2004 yılında önerilen Mağusa limanlarının açılması ve Maraş’ın verilmesiydi. Rumlar her iki yerinde yönetim ve idaresini istediler” dedi.
Başkanlık seçimi konusunda ise Talat, Rumlar için başkanlık seçiminin hemen hemen “kırmızıçizgi” oluşturduğunu belirtti. “Cumhurbaşkanının senatoda (mecliste), seçimi Rumlar için demokratik değildi. Bu onların kırmızıçizgisi oldu. Bizim için ister halk seçsin, ister meclis, eşit oy olduktan sonra aynıdır. Her iki tarafın liderlerinin de çözümde rolü oldukça önemli ve büyüktür. Halklarını ortak bir çözüm konusunda ikna etmek onların görevidir. Bu olmadığı takdirde, gerçek çözüm ve başarı sağlanamaz” dedi.
Mehmet Ali Talat, geldiği gibi yine alkışlar arasında ve sıkı güvenlik önlemleri arasında salondan ayrıldı.

RUM PROTESROCULARLA KONUŞTU

Yaklaşık 10 kadar Rum genci konferansın yapıldığı binanın önünde, protesto gösterisi yaptı. Ellerinde, 'Talat, yasal olmayan bir rejimin başkanısın', 'Türk askerleri, Kıbrıs'tan dışarı', 'Adil ve uygun bir çözüm istiyoruz' yazılı pankartlar tutan grup, çeşitli sloganlar da attı.
Talat konferans sonrasında LSE binasından ayrılırken, Rum gençlerin sloganlar atması üzerine, makam aracıdan inerek eşi ve KKTC Londra Temsilcisi ile birlikte göstericilerin yanına gitti ve onlarla bir süre konuştu. Rum gençlerin bu hareketinin çözüme yardımcı olmadığını ifade eden Talat, gençlere çözüm için birlikte çalışmaları çağrısında bulundu. Talat ve beraberindeki heyetin dün akşam adaya dönmesi bekleniyordu.

“Gizli B” planı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta barış için iyi bir fırsatın yakalandığını, iyi gelişmelerin eşiğinde olunduğunu, ancak bu fırsatın değerlendirilememesinin ve müzakerelerin başarısızlığa uğramasının, felakete yol açabileceğini söyledi.
Talat, Londra'da Reuters'a verdiği özel demeçte, Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın da çözüm istediğini belirterek, uluslararası toplumun da çözüm için daha büyük destek vermesini talep etti. Hristofyas ile, ana sorunlarda yakınlaşma sağladıklarını da belirten Talat, 'Ancak nihai sonucun alınması için BM'nin daha fazla dahil olması gerekiyor' dedi. Talat, 'Bazı detayların çözümlenmesi, uluslararası desteğe bağlı. Bir çok konuda yakınlaşma sağlamamıza karşın her konuda mutabakata varmamız mümkün değil. Uluslararası ilgi şart' dedi. Talat, herhangi bir birleşme antlaşmasına ekonomik destek bağlamında bir uluslararası donörler toplantısının da gerekli olduğunu vurguladı.

Talat'ın açıklamasına göre, Hristofyas da müzakerelerin yoğunlaştırılmasına mutabakat verdi ve ocak ayında, her biri üçer günlük iki görüşme yapılması kararlaştırıldı. Bu görüşmeler, Lefkoşa'daki ara bölgede bulunan BM yerleşkesi yerine, her iki liderin ev sahipliğinde Rum kesiminde ve KKTC'de yapılacak.
Şubat'ta ise KKTC'de nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla, görüşmelere ara verilecek.

Talat, müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde kendisinin 'gizli' bir 'B Planının' olduğunu da belirtti.

STAR KIBRIS 09/12/09

 

2011’DE MAYIN KALMAYACAK!

   

Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgenin yaklaşık 16 ay sonra, yani 2011 Nisan ayına kadar mayından tamamen temizlenmiş olacağı belirtildi.
Avrupa Birliği finansmanıyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) çerçevesinde Kasım 2004’den beri ara bölgede yürütülen mayın temizleme çalışmalarında bugüne kadar 57 mayın tarlası temizlendi, geriye temizlenmeyi bekleyen 13 mayın tarlası kaldı.

70 MAYIN TARLASI
BM yetkilileri, BM kontrolü dışında KKTC ve Güney Kıbrıs’ta kalan yaklaşık 70 mayın tarlası bulunduğunu da ileri sürdü.
UNDP bünyesinde mayın çalışmalarını organize eden Mayın Hareket Merkezi, mayın temizleme çalışmaları hakkında bir bilgilendirme toplantısı ve mayın tarlası ziyareti düzenledi.

Program Yöneticisi Simon Porter, Mayın Temizleme Merkezi’nde yer alan toplantıda, ara bölgede bulunan bazı mayın tarlaları hakkında mevkilerinden dolayı politik sorunlar yaşandığını ifade etti.

Sorunun söz konusu bölgelerle ilgili yaşanan sorunların bir kısmının ara bölgede olup olmadıkları ile ilgili olduğunu belirten Porter, “Mayın temizleme çalışmalarını politize edilmesini önlemeye çalışıyoruz. Mayınlar herkesin düşmandır...Finansman sağlandığı takdirde Kıbrıs’ı 3 yılda mayınlardan tamamen temizleyebiliriz” dedi

22 KİŞİ YARALANDI
Mayın Temizleme Merkezi kayıtlarına göre, mayın temizleme çalışmalarının başladığı 2004’ten bu güne kadar mayın tarlalarına yasa dışı girişler sırasında 22 kişi yaralanırken, Simon Porter mayın temizleme çalışmaları sırasında 3 yaralanma ve 1 ölümle sonuçlanan kaza yaşadıklarını anlattı.
Mayınla ilgili kazalarda 1974’te bugüne kadar ölenlerin sayısı ile ilgili herhangi bir rakam ise bulunmuyor.

Mayın çalışmalarının tamamlanması için gereken yaklaşık 15 milyon Euro’nun tümünün bulunduğunu kaydeden Porter, en büyük katkının 11.5 milyonla Avrupa Birliği (AB) tarafından sağlandığını, geriye kalanının KKTC, Kıbrıs Rum Yönetimi ve münferit ülkelerden yapılan bağışlarla karşılandığını kaydetti.

STAR KIBRIS 09/12/09

 

AYİNLER EŞLİĞİNDE AÇILDI

   

VOLKAN KARACA

Restorasyonu tamamlanan Hisarköy-Gambilli’deki Meryem Ana Kilisesi dün sabah ayinler eşliğinde ibadete açıldı. 

Hisarköy (Gambilli)’deki Meryem Ana Kilisesi yapılan restore çalışmalarının ardından dün sabah saat 09.30’da ayinlerle açıldı. Maronit Halk Korosu’nun hep bir ağızdan söylediği dualar eşliğinde başlayan törende ülkenin dört bir yanından gelen Maronitler yeni restore edilen kilisede dua etme fırsatını buldu.

Maronit toplumunun mirasını korumak için faaliyet yürüten Kormakitis Trust isimli sivil toplum örgütünün organizasyonu ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı USAİD’in finanse ettiği SAVE projesi sponsorluğunda restore edilen kilisesinin açılış ayinine, Maronit Başpiskoposu Youssef Soueif, Save Projesi Başkanı Barbara Rossmiller, USAİD temsilcisi Elizabeth Kassinis, AKEL’in sözde Girne Milletvekili Glavios Mavrohanna, Güzelyurt Metropolitliği’nden temsilciler, Güney Kıbrıs’tan Maronit Papazları İosif İoannou ve Joseph Tartak, Özhan –Karpaşa Papazı Pavlos Koumi, Koruçam Papazı Andonis Frangiskou ve 110 Maronit katıldı.

Kilisenin açılışı, Maronit Başpiskoposu Youssef Soueif’in yönettiği ve Maronit Halk Korosu eşliğinde gerçekleştirilen ayinle başladı. Dini ayinin ardından, Kormakitis Trust Derneği Başkanı Antouanetta Katsioloude, SAVE projesi Başkanı Barbara Rossmiller, USAİD yetkilisi Elizabeth Kassinis birer konuşma yaptı. Yaklaşık 3 saat süren törenin ardından tören, ülkenin dört bir yanından gelen Maronitlerin duaları ile sona erdi.

STAR KIBRIS 09/12/09

 

EU poised to ignore failure to act

By George Psyllides Published on December 8, 2009

MOST European Union countries are unwilling to impose further sanctions on Turkey for failing to meet its obligations towards Cyprus, reports said yesterday.

EU foreign ministers met yesterday to discuss, among other issues, Turkey’s draft progress report.

Cyprus has tried to convince its EU partners to impose sanctions on Turkey for its failure to open its ports and airports to Cypriot traffic, but by the time the Cyprus Mail went to print, reports from Brussels said most countries were unwilling to do so.

According to the draft, EU leaders will just voice regret over Turkey’s lack of action.

The EU has already frozen eight out of Turkey’s 35 negotiating chapters that candidates must complete before joining the bloc.

“It is well known that the Republic of Cyprus is not satisfied with the conclusions,” said Foreign Minister Marcos Kyprianou before his departure for Brussels on Sunday. “Our positions are clear, our red lines are clear, and it is up to the (EU) presidency whether it will move towards consensus or if it will seek conflict.”

Kyprianou said the conclusions ought to reflect the real picture regarding Turkey’s accession course and not beautify the situation.

Cyprus has long warned that Turkey would face repercussions for failing to meet its obligations.

But as the Thursday Summit approaches, the EU appears unwilling to put Turkey in the corner.

The majority of member-states have made it clear they do not wish to threaten the delicate balance needed to keep Turkish political and public opinion in favour of continued reform.

The EU leaders, when they meet Thursday and Friday, are expected to welcome the progress made by Ankara in other important areas, including the judiciary, civil-military relations and cultural rights, reports said.

Turkey has opened 11 of its 35 chapters so far as the process has also been hindered by big EU members such as France and Germany who believed that the populous Muslim country should be given a special status and not full EU membership.

CYPRUS MAIL 08/12/09

 

Kıbrıs askerden temizlenecek

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözümden sonra Türk askerlerinin Ada’dan çekilmesinin açık olduğunu belirterek, “Birleşik bir Kıbrıs’ın askerden temizlenmiş olacağı konusunda zaten karar verdik (Rum lider Dimitris Hristofyas’la)” dedi

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, London School of Economics’te (LSE) önceki gün konuşmacı olarak yer aldığı “Kıbrıs: Uzlaşma Süreci” başlıklı konferansta Rum katılımcılardan birinin Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı konusunda sorduğu soruya karşılık şu cevabı verdi, “Çözümden sonra Türk askerlerinin çekileceği çok açıktır. Birleşik bir Kıbrıs’ın askerden temizlenmiş olacağı konusunda zaten karar verdik. Garanti ve ittifak anlaşmalarında yer alacak ve belirlenecek asker sayısı kadar, sembolik miktarda asker kalacak, gerisi çekilecektir.”
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile önceki gün yaptığı görüşmenin ardından bu konudaki haberleri “magazin haberlerine” benzetmişti. Erdoğan, “Kıbrıs’tan asker çekme konusu, bunların hepsi magazin haberi diyebilirim. Kıbrıs’tan asker çekmek diye bir şey söz konusu değil, böyle bir şey olamaz, düşünülemez. Bu teklifi bize getirenler önce bu teklifi Güney’e getirsinler” demişti.

MILLIYET 09/12/09

 

TUTU: EVET, ÇÖZÜM OLACAK

   

Bir açılışa katılmak üzere adada bulunan ve “Küresel İhtiyar Heyeti” olarak da anılan “The Elders” heyeti, önceki gün akşamüzeri Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından kabul edildi.

Fileleftheros gazetesi “The Elders Anlaşmaya Ulaşılması Konusunda İyimser -Tutu, Carter ve Brahimi Yardımcı Olmak İçin Kıbrıs’ta” başlıklarıyla verdiği haberinde, The Elders heyetinin “Kıbrıs sorununa çözüm bulunacağı inancını dile getirdiklerini” yazdı.
Görüşmeden sonra yaptığı açıklamada “çözüme mümkün olan en kısa zamanda ulaşılması ümidini dile getiren” Desmond Tutu, Kıbrıs’taki iki liderin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması konusundaki coşku ve bağlılıklarının takdir edilmesi gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs’taki durumla ilgilendiklerini dile getiren Tutu, bunun Kıbrıs’a üçüncü gelişleri olduğunu ve gelmelerindeki esas nedenin; “iyi bir iş yapan insanlara cesaret vermek olduğunu” dile getirdi.

Dünyada birçok çatışma bulunduğuna dikkat çeken Tutu, burada “çözüme yönelik olasılıkların büyük olduğu bir durum gördüklerini” ifade etti. Bundan cesaretlendiklerini kaydeden Tutu, “Kıbrıs sorununda çözüm olacak mı?” sorusuna karşılık “evet olacak” dedi ve bunun hızlı bir şekilde gerçekleşmesi umudunu dile getirdi.

STAR KIBRIS 09/12/09

 

Cyprus raises stakes with veto threat

Charles Charalambous CYPRUS MAIL December 9, 2009

CYPRUS raised the stakes in Brussels yesterday, with Foreign Minister Markos Kyprianou telling a meeting of EU foreign ministers that Cyprus may block the opening of discussions on six more policy areas in the negotiations over Turkey’s accession unless it meets certain conditions.

At the same time, the EU’s General Affairs Council used stronger than expected language in its conclusions to yesterday’s meeting, leading Kyprianou to say that “under the circumstances, we are satisfied”.

The six policy areas – referred to as chapters – are: freedom of movement for workers; energy; judiciary and fundamental rights; justice, freedom and security; education and culture; and foreign, security and defence policy.

Kyprianou said that the setting of specific terms and conditions will certainly affect the progress of negotiations on each chapter, but stressed that any progress in the negotiations will depend exclusively on Turkey itself, which would need to meet the conditions that will be set.

He said that the Cyprus government will also retain the option of freezing or effectively blocking other chapters not already specified on a case-by-case basis, as the circumstances demand.

The minister said that Cyprus has repeatedly stated its firm support for Turkey to join the EU on the clear understanding that as a candidate country, Turkey would fulfil all of the preconditions set by the EU, including the commitments it had freely entered into.

Since the full negotiation process for accession started in 2005, Turkey has made slow progress, opening 11 out of 35 chapters and completing one. The EU froze negotiations on eight chapters in 2006 to punish Turkey for repeated failure to comply with the condition of opening its ports and airports to Cypriot traffic. Turkey has also repeatedly vetoed Cyprus’ bid for membership of international organisations such as the Organisation for Economic Cooperation and Development (OECD) and the International Energy Agency (IEA).

Yesterday’s Council conclusions noted that “negotiations have reached a more demanding stage requiring Turkey to step up its efforts in meeting established conditions”. It also underlined “that Turkey needs to commit itself unequivocally to good neighbourly relations” and “stresses again all the sovereign rights of EU Member States”.

The Council noted “with deep regret” that “despite repeated calls”, Turkey had not fulfilled the obligations set out in the December 2006 Additional Protocol, and invited the European Commission to closely monitor and report on Turkey’s actions in this direction. It added: “On this basis, the Council will continue to closely follow and review progress made, in accordance with its conclusions of 11 December 2006. Progress is now expected without further delay.”

Finally, with reference to the ongoing talks between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on a settlement of the Cyprus problem, the conclusions state that “Turkey’s commitment and contribution in concrete terms to such a comprehensive settlement is crucial.”

Kyprianou said that “we had a fair number of difficulties but we can say that we are satisfied with the result”. He said: “Cyprus’ objective was to harden the language of the conclusions, and secondly to ensure they did not contain anything that could pose an obstacle to any future moves by Cyprus”. Kyprianou added that “under the circumstances, we are satisfied”.

The EU will assess Turkey’s progress at the December EU Council, which will take place on Thursday and Friday of this week.

CYPRUS MAIL 09/12/09

 

Elders hopeful of a quick solution but Greek Cypriot side says 'no agreement just for the sake of it'

George Psyllides CYPRUS MAIL  December 9, 2009

THE ELDERS - Desmond Tutu, Jimmy Carter and Lakhdar Brahimi – yesterday expressed the conviction that there would be a solution to the Cyprus problem, and said they hoped it would be soon.

In statements after being received by Cyprus President Demetris Christofias, Tutu said the possibilities for a settlement in Cyprus were great and that the two leaders had to be commended for their keenness and dedication in seeking a solution.

“We have been very, very interested in the situation here. As you know this is our third meeting and we come basically to give encouragement to people who are doing what we think is a good work.

“The world has far too many conflicts and we see here a situation where the possibilities of a resolution are great and the two leaders have to be commended for their keenness and dedication in looking to find a solution. And we come saying that we are encouraged by that and look forward to the possibilities of a united Cyprus,” Tutu said.

Asked if they thought there would be a solution soon, Tutu added: “There will be a solution. We obviously are wishing that it can happen quickly.”

He said it would happen because the two leaders “are serious that they have to consider every concern.”

Tutu noted that the fact that they keep meeting and are now going to be meeting in January over an extended period,  three days instead of just one day, “shows how very serious they are about this and we are very deeply hopeful and want to give encouragement.”

He also noted that they met four young people, two from each community, “who are fantastic examples of how when people come together the things that separated them are not quite as important as the things that put them together.”

Meanwhile the government reiterated yesterday that it would not accept any strict timeframes.

“I do not want to be misunderstood,” said government spokesman Stefanos Stefanou. “The Greek Cypriot side is pressed for a solution, but we will not accept a solution for the sakes of a solution.”

Stefanou was responding to comments made by Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan who said he hoped the negotiations would conclude by March in a constructive way.

Erdogan was speaking after a meeting with US President Barak Obama on Monday.

Erdogan said the talks between the Greek and Turkish Cypriots “should speed up.”

“The procedure must be expedited and the talks should be completed by March,” Erdogan said.

The Turkish Cypriot breakaway state in the north of the island will hold ‘presidential elections’ in April “and we do not know who will be elected,” the Turkish leader said.

The Turkish Premier said there was a need for Turkey as a guarantor power and other countries, including the USA to get involved more actively, under the aegis of the UN Secretary-General and meet frequently.

“The UN Secretary-General should encourage these meetings because they are important to have from time to time,” Erdogan said.

He accused Cyprus of trying to exclude the Turkish Cypriots from the European Union and raise obstacles to Ankara’s European prospect.

“We are working to find a comprehensive and peaceful solution with rotating presidency,” Erdogan said. The leaders of will meet today to continue their talks.

 

Liderler “Ekonomi”yi görüştü

Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas,  ekonomi konusunu görüştü.

Liderler, bundan sonraki toplantılarını 14 Aralık Pazartesi günü yapacak.

Liderler dünkü toplantılarının büyük bölümünde temsilcileriyle birlikte dörtlü görüşme yaptılar. Görüşme bir buçuk saat sürerken, temsilcileri liderler ayrıldıktan sonra da görüşmeye devam etti.

Dünkü görüşmeye New York’ta bulunan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun katılmadıkları için, BM İyi Niyet Misyonu Koordinatörü Yaser Sabra ev sahipliği yaptı.

Görüşmeden sonraki basın açıklaması da Sabra’dan geldi.

Sabra, liderlerin ekonomik konuları görüştüklerini ve temsilcilerine bu konuyu ele almaya devam etmeleri direktif verdiklerini kaydetti. Liderlerin daha önceden programlandığı gibi 14 ve 21 Aralık tarihlerinde görüşeceklerini kaydeden Sabra, temsilcilerin yarın bir araya gelerek “Ekonomi” başlığını görüşmeyi sürdüreceklerini dile getirdi.

Sabra, müzakere süreciyle ilgili soruları yanıtsız bırakarak, “Bunlar liderlerin yanıtlaması gereken sorular” dedi.

Sabra, gelecek görüşmenin başlığıyla ilgili soru üzerine, temsilcilerin yarın “Ekonomi” konusunu ele alacaklarını; liderler görüşmesinin konusunun da bu toplantıda kesinleşeceğini belirtti.

TALAT

Görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde basına açıklamalarda bulunan Talat, temsilcilerinin de katılımıyla ekonomi konusunu bir süre ele aldıklarını, daha sonra  Hristofyas’la kendisinin ayrıldığını ve uzmanlarla temsilcilerin  görüşmeye devam ettiğini söyledi.

Uzmanların bugün de bir araya geleceğini dile getiren Talat, önlerindeki konuları görüşebilmeleri için bir programlama yapacaklarını ifade etti.

HALKIN SESI 10/12/09

 

Our View: Foreign Minister played his cards right over EU and Turkey

IN THE END, Turkey will go through the eagerly-anticipated European Council ‘unscathed’, despite the local calls for punitive measures. There will be no sanctions, no deadline for the implementation of the Ankara protocol and no freezing of the accession chapter on the environment which is set to be opened on December 21.

The Cyprus government has, however, retained its right to veto the opening and closing of six chapters, if certain political conditions are not satisfied, even though initial drafts prepared by the presidency had tried to exclude this option. On a more theoretical level, Foreign Minister Marcos Kyprianou also managed to change the wording regarding Turkey’s contribution to the peace talks. The initial draft called on Turkey to “create a positive climate” for a solution whereas the final document called on her to contribute to a solution.

Kyprianou did very well under the circumstances, defending the national interests without insisting on any punitive measures that would have prevented the taking of a unanimous decision by the Council of General Affairs.

Sanctions, which was the demand of the hardline faction in Nicosia, were never a real option as they were opposed by the overwhelming majority of the member states and not just by a couple of states, as certain reports misleadingly suggested.

Even if Kyprianou held out for sanctions and refused to back the decision of the foreign ministers, the matter would have been referred to today’