ntvmsnbc
01
Aralık. 2009 Salı
BRÜKSEL - Avrupa
Birliğinin polis teşkilatı Europolün üçüncü ülkelerle
işbirliğinde bulunmasını öneren taslak kararından
Türkiyenin çıkartılmasını talep eden Güney
Kıbrıs Rum Kesimi, Ankaranın Europolün
çalışmalarına katılmasını engellemeye çalıştı.
Bu çerçevede Adalet ve
İçişleri bakanları toplantısında söz alan Güney
Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiyenin Europolün
çalışmalarına katılmamasını sağlamak için
ABye üye diğer ülkelere aleyhte oy kullanmaları
çağrısında bulundu.
Rum kesiminin
çağrısına olumlu yanıt ise sadece Yunanistandan geldi.
Yunanistan İçişleri Bakanı, Rum kesimine destek olmak
gerektiğini dile getirerek, Türkiyenin Europol
çalışmalarına katılmasını engellemek
gerektiğini savundu.
Ancak AB dönem
başkanlığını üstlenen İsveç, Yunanistan ve Rum
kesiminin taleplerine itiraz ederek kararı oylamaya sundu. Nitelikli oy çoğunlu
ile gerçekleşen oylamada Yunanistan ve Rum kesimi dışındaki
ülkeler Türkiyenin Europol çalışmalarına katılmasına
olumlu yönde oy kullandılar.
Bu çerçevede AB polis
teşkilatı Europol başta türkiye olmak üzere ABye üye olmayan
toplam 25 ülke ile işbirliğinde bulunabilecek.
CNN
TURK 01/12/09
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere'nin
garantörlük konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesinde
olduğunu belirterek, "Eğer İngiltere
bu konunun çözüm doğrultusunda bir engel teşkil etmemesini istiyorsa
açık ve net tutum takınmalıdır" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
açıklamada, bugün "Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma" konularıyla ilgili hususları ele
aldıklarını ve önümüzdeki döneme ilişkin görüşme
planları yaptıklarını söyledi.
Bir soru üzerine, "Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma" konuları üzerindeki görüşmenin
tamamlanmadığını, tarafların görüşlerini ortaya
koyduğunu ifade eden Talat, tarafların görüşlerinin birbirinden
farklı olduğunu, bu konuda kısa sürede anlaşmaya
varılmasının beklenmemesi gerektiğini kaydetti.
Talat, başka bir soru üzerine, vatandaşlık konusunun insani bir
mesele olduğunu, bu konunun insani sorun olarak ele alınması
gerektiğini vurguladı.
"Al-ver ver paketi yok"
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara ziyaretinde Kıbrıs
müzakereleriyle ilgili bir "al-ver paketi
hazırlandığına" yönelik haberlerle ilgili bir soru
üzerine, "Öyle bir şey yok. Al-ver paketi diye bir şey söz
konusu değil" dedi.
Üzerinde çalıştıkları birçok konu olduğunu,
bunları Ankara'da paylaştıklarını kaydeden Talat,
"Ama bu bir al-ver paketi biçiminde değil, düşüncelerimizin bir
değerlendirmesi... Bunun sonucunda ama önümüzdeki günlerde bazı
öneriler ortaya koyabiliriz. Konular görüşüldükçe öneriler ortaya
koyabiliriz" dedi.
İngiltere
ziyareti
Talat, başka bir soru üzerine, İngiltere
Başbakanı ile görüşmesinin teyit edildiğini, 4
Aralık'ta görüşeceklerini belirterek, bu buluşmada
"garantörlük" konusunun da olabileceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, "İngiltere'nin
garantörlük konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesinde
olduğunu" belirterek, bu düşüncesini İngiltere
Başbakanına iletebileceğini söyledi.
Garantilerin, sadece Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin bir
meselesi olmadığını, aynı zamanda İngiltere'nin
de meselesi olduğunu dile getiren Talat, şunları söyledi:
"Eğer İngiltere
bu konunun çözüm doğrultusunda bir engel teşkil etmemesini istiyorsa
bu konuda açık ve net tutumunu takınmalıdır. Buraya gelen İngiltere'nin
Avrupa Bakanı Chris Bryant, 'garantilerin ihtiyaç olduğunu ve devam
etmesi gerektiğini' ifade etmiştir. Bunu çok açık olarak en
baştan ifade etmiş olsalardı belki bugün, Kıbrıs
Rum tarafının son derece rahatsız edici şekilde öne
sürdüğü Garanti ve İttifak anlaşmalarıyla ilgili tutumu da
bu noktada olmazdı. Bana göre İngiltere'nin
orada ciddi bir hatası olmuştur."
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu'nun davetlisi olarak, KKTC Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün'le birlikte Ankara'da temaslarda bulundu. Talat,
müzakerelerde gelinen son durumla ilgili Ankara'yı detaylı
bilgilendirdi.
KKTC lideri Talat, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
ile dün akşam yemekte bir araya geldi.
Talat, müzakere başlıklarında tıkanma noktalarını
anlattı.
Bugün ise önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen Talat,
uluslararası toplumun daha güçlü bir şekilde çözüme destek vermesi
gerektiğini hatırlattı.
KKTC liderinin, "Bu, müzakere sürecinin takip edilmesi açısından
önemli" dediği öğrenildi.
Cumhurbaşkanı Gül, Ürdün'e ziyareti öncesi yaptığı
açıklamada, görüşmeye ilişkin olarak "Sayın Talat ile
zaman zaman istişarelerde bulunuyoruz. Bu çerçevede son gelişmelerle
ilgili bilgi verdi" demekle yetindi.
Talat'ın bugünkü en önemli görüşmesi ise Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile oldu. Çünkü Başbakan'ın 7 Aralık'ta ABD
Başkanı Barack Obama ile görüşmesindeki kritik
başlıklardan biri Kıbrıs
olacak.
Talat, temaslarını tamamlamasının ardından Ankara'dan
ayrıldı.
Talat, Esenboğa havaalanında Ankara Valisi Kemal Önal ve diğer
yetkililer tarafından uğurlandı.
CNN TURK 01/12/09
29/11/2009 RADIKAL
Dersim'de durum şöyle: Zaza olan halkı, Dımılî olan dili ve Alevi olan diniyle Dersim çok çok özel bir yer. Şapka giyiyorlar mesela. 1915'te 20 bin Ermeni'yi katliamdan kurtarmışlar. Devletle ilişkileri minimumda
Dersim isyanında idam edilen Seyit Rıza (ortada).

BASKIN ORAN (Arşivi)
Gerçekten, Allah söyletti. Türkiyede sabırların nasıl
taştığını Devlet Partisinden Onur Öymenin (özrü
kabahatinden) büyüklüğü sayesinde anladık. Şimdi de iki şey
söylüyorlar: 1) Atatürk hastaydı, olan bitenden haberi yoktu, 2)
İsyan edeni devlet tabii ki itlaf eder. Birinciye cevap: Dersimin
fetih hazırlığı 1925te başladı, M. Kemal o
tarihten beri mi hastaydı? Koruyacağız diye Atatürkü konu
mankenine çevirdiler. İkinciye cevap aşağıda, özeti:
Cumhuriyet tarihinde Dersim isyanı diye bir olay olmadı. Bu sorun,
Ankaranın Dersimde ıslahat yerine fütuhat yapmayı tercih
ettiği için patladı. Bu fütuhat 12 yıl boyunca santim santim
planlandı ve isyan falan yokken uygulandı. Dersim de canlı
organizmaların ortak özelliğini sergiledi: Savunma refleksi.
İsyan sadece iki tane
PKKya gelene kadar Cumhuriyet tarihinde Kürt sorunu üç farklı türde
patladı:
1) 1925 Şeyh Sait İsyanı ve 1930 Ağrı
İsyanı. İkisi de Kürt kökenli subaylar tarafından
çıkarıldı: Birincisi Azadi örgütü lideri Miralay Cibranlı
Halit Bey (Şeyh Sait burada sadece vitrin), ikincisi Yüzbaşı
İhsan Nuri Paşa. Bunlardan başka isyan falan yok.
2) Asayiş olayları. 1925 ve 30 dışındakiler, birkaç
gün süren asayiş olayları. Sebepleri muhtelif. Fakr-u zaruretten
doğan eşkıyalıktan başlıyor, belden
aşağıya kadar iniyor. Mesela, Tertari Badik adlı
ağaya misafir olan bir jandarma yüzbaşısı evde kimse yokken
geline yaklaşmak istiyor. Kadın bağırıyor. Erkekler koşuyor.
Yüzbaşı geriye ateş ederek askerlerinin yanına
kaçıyor. Köylüler heyetteki diğer memurları öldürüyor. Harekât
emri çıkıyor ve oluyor sana, Genelkurmayın E. Albay Reşat
Hallıya yazdırdığı kitaptaki 18 isyan arasında
4. sırada geçen Sason Ayaklanmalarından bir tanesi. Kaynak:
Korgeneral C. Madanoğlunun anıları (kitaplarım
yanımda yok, ayrıntıları Faik Buluttan aldım,
sağolsun). Unutmayalım: Bu asayişsizlikler, günümüzdeki
Maraş, Çorum, Sivas, Gazi olaylarından bin kere daha masum. Çünkü bu
olaylarda egemen ve silahlı çoğunluk, devletin göz yummasıyla,
mazlum ve silahsız azınlığa saldırdı.
Hallının kitabındaki bazı isyanların ad ve
sürelerine dikkat: Raçkotan ve Raman Tedip [uslandırma] Harekâtı
(9-12 Ağustos 1925), Bicar Tenkil [topluca tepeleme] Harekâtı (07
Ekim-17 Kasım 1927), Savur Tenkil Harekâtı (26 Mayıs-09
Haziran 1930). Peki, niye isyan deniyor? Çünkü o sırada
girişilmiş ulus yaratma (nation building) projesine isyan
lazım. Hem Şark Islahat Planıyla Kürtleri asimile etmek hem de
Takrir-i Sükun Kanunuyla herkesi susturmak için.
3) 1937-38 Dersim. Bu olay ne 1925 ve 1930 gibi isyan ne de bir asayiş
olayı. Ankaranın taammüden yani planlayarak
yarattığı üçüncü bir tür. Dersimde durum şöyle: Zaza olan
halkı, Dımılî olan dili ve Alevi olan diniyle Dersim çok çok
özel bir yer. Şapka giyiyorlar mesela. 1915te 20 bin Ermeniyi katliamdan
kurtardıkları dillerde. Yüksek dağlarla çevrili bu doğal
kalede kapıyı yüzyıllardır içeriden kilitlemişler.
Devletle ilişkileri minimumda. Zaten hep yarı özerk olmuşlar.
Ulus-devlete gelince. Adliye Vekili M. E. Bozkurt konuşuyor: Saf Türk
soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi
olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar
bu hakikati böyle bilsinler (Milliyet, 19.09.1930; dağlara dikkat).
Başvekil İsmet Paşa diyor ki: Bu ülkede sadece Türk ulusu
ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin
böyle bir hakkı yoktur (Milliyet, 31.08. 1930). Tüm gazeteler
alkış. Böyle bir atmosferde, devletin önüne iki farklı öneri
geliyor.
1) Islahat yapalım. Okul ve hastane gibi tesisler götürelim,
tarımı destekleyelim. Dersimlileri kazanalım (Elazığ
Valisi Cemal Bey, tarihçi Murat Bardakçının dedesi).
2) Dersim bir çıbanbaşıdır, derhal halledilmesi gerekir
(ör. Hamdi ve İbrahim Tali beyler). Bunlar, yöntem de öneriyor: Hamdi Bey
Köylerin uçaklarla yoğun biçimde bombalanması suretiyle hayvan ve
ekinlerin telef edilmesi ve köylülerin yüreklerine korku salınması.
Diğer ikisi: Özellikle sarp tepelerde münferit ev ile mezraların
yakılıp yıkılması.
Devletimizin bugüne kadar uygulayacağı reçeteler. Uzun yıllar
sonra ABD kuvvetleri de Vietnamda pirinç tarlalarını bombalayacak.
Dört boyutlu planla fütuhat
Devletin paşaları ıslahat yerine fütuhatı seçmekte pek
tereddüt etmiyorlar ve uygulamaya 1925in hemen ertesinde dört boyutlu bir
planla girişiyorlar.
1) Demiryolu politikası: a) 1923-1950 arasında yapılan 3.578
kmlik demiryolunun 3.208 kmsi, 1940 yılına kadar tamamlanıyor,
b)Cumhuriyet döneminde yapılan tüm demiryollarının yüzde
78,6sı Ankaranın doğusuna döşeniyor (http://www.tcdd.gov.tr/ genel/tarihce.htm).
Fevkalade ilginç. Çünkü: a) 1929 krizi dünyayı kavururken, Hazine
tamtakırken, Düyun-ı Umumiye borçları ödenirken dünyanın en
teknik ve pahalı yatırımına girişiliyor, b)
Düşman yararlanır gerekçesiyle Mareşal F. Çakmak Antalyaya
bile yol yaptırmamakta, c) En önemlisi, Bunların cahiliyle baş
edemiyoruz, bir de okumuşunu düşünün diyen Mareşal, Kürtleri
muasır medeniyetten tamamen tecrit ettirmiş vaziyette. (Hatta, Tek
Parti bile Doğuda örgüt açmıyor da, Kurultayda o illeri o illerden
gösterilmiş ve o illeri ömründe görmemiş milletvekilleri temsil
ediyor). Zaten, TCDDnin veb sitesi olayı şöyle kodlamış:
Milli güvenlik ve bütünlüğün sağlanması amacına dönük
olarak ülkeyi sarması hedeflenmiştir. Batıda nâmevcut
üretimin, alım gücü nâmevcut Doğuya arzı mı olacaktı
yani amaç?
Amaç, devrimciler kolayca barikat kuruyor diye Parisin o daracık
sokaklarını 70 metrelik bulvarlara dönüştüren III.
Napoleonunkiyle aynı: Ordu sevkiyatı. Demir ağlar Dersimi
batıdan (Sivas 1930, Malatya 1931), güneyden (Elazığ 1934,
Diyarbakır 1935) ve kuzeyden (Erzincan 1937) örüyor. Onuncu Yıl
Marşında ilan edilen bu durum, fütuhatın maddi altyapı
boyutu.
2) 1927 ve 1934 İskân Yasaları: Kürtler perperişan Batıya
sürülüyor. Yerlerine muhacirler yerleştiriliyor. Dersimin etrafı
boşaltılıyor. Kürtçe konuşma yasaklanıyor. Bu,
fütuhatın toplumsal boyutu.
3) 1935 Tunceli (Tunç Eli) Kanunu: İlde komple bir askerî diktatörlük
kuruyor. Vali, Korgeneral rütbesinde bir asker (Korkomutan).
İstediği kişiyi ilden sürebilir. Memurların yerine muvazzaf
subay atayabilir. İdam cezalarını TBMMden geçmeden uygular. 12
Eylül dönemindeki OHAL hukuku gibi, artık Dersim bambaşka bir hukuka
tâbi. Örneğin iddianame sanığa tebliğ edilmiyor; yani
sanık neyle itham edildiğini öğrenemiyor. Tercüme falan da
olmadığı için, hükümde mesela ölüm
cezasına...denmişse, insanlar sehpayı görene kadar idama
mahkûm edildiklerini anlamıyorlar. Bu, fütuhatın iç hukuk boyutu.
4) 1937 Sadabad Paktı: Bu antlaşmanın bir tek önemli hükmü var:
Kürt aşiretlerine karşı Irak ve İranla ortak hareket
amaçlayan 7. madde. Bu da fütuhatın uluslararası boyutu.
Dersimin fethi (ve direniş) başlıyor
Sıra, Dersimin içine girmeye geldi: Yol açarak, ahşap köprü ve
karakolları betonarme yaparak. Yukarıda anlattığım
ideolojik ortam bir yana, olay çoktan pratiğe yansımış:
Evde orta direğin dibi paçavralarla beslenir, gaz dökülür diye,
jandarmaya köy yakma talimatnamesi çıkarılmış vaziyette. Bu
seferki gelişin farklı olduğunu gören Dersimlilerin ne karar
verdiğine ilişkin ilginç bir öykü var: Sözü çok dinlenen
yaşlı bir kadına gidiyorlar. Rum leşkeri [Osmanlı
askeri= Türk ordusu] geliyor ana. Direnelim mi direnmeyelim mi? Kadın
şöyle diyor: Bilemem. Bildiğim şudur ki, bir kümeste iki horoz
olmaz!. Bunun üzerine direnme kararı alınıyor. Çünkü Türk
ulus-devletinin gelişi Dersimin tüm farklılığını
bitirecek. Bunun üzerinedir ki, 20-21 Mart 1937 gecesi ahşap Harçik
Köprüsünü yakma, telefon hatlarını kesme, civardaki karakolu basma
vuku buluyor.
Gerisi malum. Tunceli Kanununu en sert biçimde uygulamasıyla meşhur
Korkomutan Abdullah Alpdoğan karadan iki saldırı yapıp
püskürtülünce, Diyarbakırdan (Sabiha Gökçenin de dahil olduğu) uçak
filoları kaldırılıyor. Kurtulanların durumu:
Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı,
mağaraların kapısından. Bunları fare gibi zehirledi.
Ve 7den 70e o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu...
Zehirli gazın savaşlarda kullanımı 1889 Lahey
Sözleşmesinden beri yasak ama, devletin kendi vatandaşına
kullanmasına bir yasak yok.
Fare gibiyi de insanlar Öymen sayesinde duydu, zeval görmesin. Bizzat İ.
S. Çağlayangil, bizzat Tuncelili Kemal Kılıçdaroğluna
verdiği demeçte söylüyor (ses bandı: http://desmalasure.de/09/1227066689/index_html#Bild1).
Uzun yıllar sonra Saddam da kendi vatandaşı Kürtleri gazlayacak.
Seyit Rıza, Pazar günü açtırılan Adliyeye evlerinden getirtilen
yargıçlarca idama mahkûm edilecek. 75ini geçkin olduğu için
yaşı küçültülerek. Sonuçta 13.160 kişi öldürülecek, 11.818
kişi sürgün edilecek (Resmî Raporlarda Dersim Katliamı, Radikal,
19.11.09). Katledilenlerin kız çocukları da subay ailelerinin
yanına evlatlık verilecek. Uzun yıllar önce, 1885ten itibaren,
Avustralya, Aborijin çocuklarını alıp beyaz ailelerin
yanına hizmetçi verdi. O kadar uzağa da gitmeye lüzum yok, 1915te de
Ermeni çocukları...
Dünden bugüne hisse
Dinlediyseniz, Kanlı bir harekât oldu dedikten sonra Çağlayangilin
sesi devam ediyor: ... Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi Dersime
geldi. Huzur şükür. Çağlayangil bu demecini 1987de, üçüncü Kürt
isyanı (PKK) yeni patlamışken vermişti. Aralık 1993te
vefat ettiğine göre, bu söylediğinin pek de
doğrulanmadığını giderayak idrak ettiği tahmin
olunur. Diğer yandan, bandın en sonu, Çağlayangilin de kendini
tatmin zevkinden kendini mahrum edemediğini gösteriyor: ... Yalnız,
son zamanlarda bilhassa sınırlarda, dış tesirlerle, Kürtlerin
bağımsızlık hareketi başlamıştır.
Yanlış yapmışız demiyor da, dış tesirlerle
diyor. Yine o mukaddes dış mihraklar can simidi. Biz
hatasızız, sütten çıkmış kaşığız,
suç hep başkalarında nakaratı. Milli Emniyetçi, vali, bakan ve
cumhurbaşkanı vekili Çağlayangil, koca ülkeyi 80 küsur
yıldır perişan eden en yanlış stratejinin, yani
ıslahat yerine fütuhatın seçildiğini ya göremeden ölüyor, yahut
itiraf edemeden...
Not: Ben İzmirdenim, ama DTP konvoyuna saldıran İzmir benden
değil.
Düzeltme: Geçen haftaki yazımın resimaltına Arika hanım
yerine Zaruk hanım yazılmış, kusura bakmayınız.
Rumlar,
dün, Apostolos Andreas Manastırında ayin yaptı.
Hz. İsanın 12 havarisinden biri olan Apostolos
Andreasın ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen ayin, sabah saat 08.00
sıralarında başladı ve yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Dipkarpaz
Papazı Babazaharias Yeorgiu yönetiminde gerçekleştirilen ayine, Güney
Kıbrıstan gelen ve Karpazda yaşayan Rumlardan oluşan
yaklaşık 700 kişi katıldı.
Ayinde, papazlar tarafından ilahiler okundu, mumlar
yakılarak dua edildi.
Ayine İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile DİSİ
Milletvekili Kriakos Hacıyanni de katıldı.
Kilisenin talimatıyla Dipkarpazdaki Rum ilk ve ortaokulunda
dün eğitim yapılmayarak öğrencilerin müdürler
eşliğinde ayine getirildiği kaydedildi.
Apostolos Andreasın ölüm yıldönümü nedeniyle
manastırın geçtiğimiz gün yoğun şekilde Rum ziyaretçi
akınına uğradığı, iş günü olması
nedeniyle dün, katılımın geçtiğimiz güne oranla daha az
olduğu ifade edildi.
KIBRIS 01/12/09
Haberi
Hristofyasa Yönelik Son Uyarı şeklinde veren ALİTHİA,
Anastasiadisin uyarılarının gerek Kıbrıs sorunu
gerekse iç yönetimle ilgili olduğunu yazdı.
Habere
göre, Anastasiadis, DİSİnin (desteğinin) hiç kimse için kesin
olmadığını ayrıca açık çek armağan
etmediğini söyledi.
Anastasiadis,
kendilerinin; boş gevezelik, popülizm ve sloganlara ilişkin kolay
yolu değil gerçeğe ilişkin zor yolu tercih edip seçtiklerini;
sorumluluklarının da makbul (beğenilen)olmak değil vatan
için yararlı olmak olduğunu
ifade etti.
Kendilerinin,
ileri sürdükleri Türk işgalinin sonlandırılması, ülkenin
yeniden birleşmesi için tutkuyla mücadele ettiklerini dile getiren
Anastasiadis, bu tutkunun kendilerini herhangi bir çözüme sürüklemesinin de söz
konusu olmadığını belirtti. Anastasiadis, gerek olumlu
gerekse olumsuz olacak olan nihai kararlarının, çözümün içeriği
çerçevesinde değerlendirileceğini söyledi.
Anastasiadis,
DİSİnin sorumluluğunun, müzakereler masasına sunulan bir
kısım önerilerin kamu oyu önünde yorumlanmasından kaçınmak
olduğunu; ancak bunun, söz konusu önerilerin kabul edildiği
anlamına da gelmediğini vurgulama istediğini ifade etti.
Anastasiadis,
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa; bugüne kadar olan
taktiğini değiştirmesi, sorumluluklarını
hesaplaması, ayrıca siyasi partiler arasındaki sistematik ve
derin istişareler öncesinde, önerilerle Rum tarafını taahhüt
altında bırakmaması yönünde çağrıda bulundu.
Anastasiadis, Hristofyasın ne DİSİden ne de bu ülkenin
vatandaşlarından açık çekle ilgili bir isteme sahip
olmasının mümkün olmadığını ifade etti.
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın AKEL Genel Sekreteri
olmayı sonlandırması gerektiğini söyleyen Anastasiadis,
Kıbrıs halkının sadece partisinin üyelerinden
oluşmadığını, halkın büyük bir
çoğunluğunun çeşitli ideolojik alanlara ait olduğunu ve
saygı beklediğini belirtti.
Anastasiadis
iç cephedeki durumun nasıl olduğu, (hükümet) ortaklarını,
hükümetten yabancılaştırmayı nasıl
başardıkları konusunda düşünmeleri için de AKEL ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa çağrıda bulundu.
ANASTASİADİS
SÖYLEŞİ
DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis, POLİTİS gazetesinde yer alan
söyleşisinde ise, Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin rolü
teşkil edenlerin, siyasi bedellerden ve iktidar düzeyindeki olumsuz
etkilerden korkmaması gerektiğine dikkati çekti. Anastasiadis,
Kıbrıs sorununun çözümünün mü yoksa hükümet oluşumunun
korunmasının mı önde geldiği sorusunu sordu.
DİSİnin
ötesinde, katı çizgi mensuplarının veya bazı partilerin
perde gerisindeki koordinasyonun geçerli olup olmadığı sorusu
üzerine Anastasiadis, çeşitli partilerin üyeleri tarafından
yapılan açıklamalardan bunun geçerli olduğunun gözükmekte
olduğunu belirtti ve bazılarının, retçi okulunu takip eden
üyeleri koordine ettiğinden bahsetti.
Türkiyenin
Aralık ayındaki değerlendirmesine de değinen Anastasiadis,
gelecek Haziran ayından itibaren Türkiyeye yaptırımlar
uygulanmasına ilişkin önerilerini yineledi.
Bir başka soru üzerine
Anastasiadis, Annan Planına ilişkin 2004 dönemindeki baş rolü
oynamak isteyen bazı şahsiyetlerin, aynı yöntemleri kullanarak
yeniden ortaya çıkmak istediğini de söyledi.
HALKINSESI 01/12/09
ABHaberin aldığı bilgilere
göre bu gelişmeler üzerine Rumlar tek taraflı önlemler almaya çalışıyor.
Rumlar ilk etapta İsveç′in önerisini daha da sertleştirmek için
AB′de diplomatik seferberlik ilan etti. AB Dönem Başkanı İsveçin,Avrupa
Birliğine üye ülkelere sunduğu Türkiyeyle ilgili karar taslağına
Rumlar sert tepki verirken Rum tarafının, büyükelçi Andreas
Mavroyannis aracılığıyla AB Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) toplantısında karar taslağına ilişkin
itirazlarını,özellikle 3 aşamada dile getireceği
bildirildi.Buna göre:
- Ankaranın; Protokolü uygulama ve Kıbrıs Cumhuriyetiyle ilişkilerini
normalleştirme konusunda en küçük bir şey bile yapmadığının
farkında olmasına bağlı olarak, Karar taslağında
Türkiyeye yaptırımlar dayatılması konusunda önerilerde
bulunulmaması,
- Türkiyenin yükümlülükleriyle ilgili ifadenin ve Türkiyenin yükümlülüklerinin
çıkmaz ayın son çarşambasına belirsiz bir şekilde
havale edilmesi,
- Anaranın Kıbrıs sorunundaki suçlarından arındırılması
ve Ankaranın Kıbrıs sorununun adil çözümüne ilişkin sözde
etkin katkısıyla ilgili ifade.
ABHabere AB Dönem Başkanlığından verilen bilgilere göre
konunun diplomatik düzeyde değil fakat ya 7-8 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek
AB Dışişleri Bakanları toplantısı ya da 10-11
Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Zirvesinde siyasi düzeyde çözülmesinin
söz konusu olduğu, bu nedenle çnümüzdeki hafta yapılacak COREPER
toplantısına ilişkin beklentilerin sınırlı olduğu
yönünde.
RUMLAR
AP GENIŞLEME STARATEJISI KARAR TASALIĞINA ATEŞ PÜSKÜYORLAR
Avrupa Parlamentosu AP Dış İlişkiler
Komisyonu Başkanı İtalyan parlamenter Gabriele Albertini tarafından
hazırlanan genişleme stratejsiyle ilgili karar tasarısı
Avrupa Parlamentosunda yapılan oylamada kabul edilmesi sonrası
Rumlar karar tasarısına karşı ateş püsküyorlar.
Avrupa Parlamentosunda genişleme stratejisi çerçevesinde, alınan
kararı bir yüz karası olarak niteyelen Rumlar AB zirvesinde de aynı
sonuçun çıkacağı yorumunda bulunuyorlar.
Avrupa Parlamentosu genel kurulu tarafından onaylanan paragrafın, Türkiyenin,
Ek Protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeye devam etmesinden
dolayı üzüntü belirttiğini ve Türkiyeyi tam anlamıyla ve ayrımlar
gözetmeksizin protokolü uygulamaya çağırdığını
belirten APdeki Rum parlamenterler, metindeki Kıbrıs sorunuyla
ilgili ifadelendirmenin Avrupalı Yeşillerin değişiklik önerisinin
benimsenmesinin ardından olumsuz bir yön aldığını
savunuyorlar.
Rumlar Kıbrıs sorununun çözümüne sadece Türkiyenin değil, fakat
konuya müdahil tüm tarafların katkıda bulunmaya çağrıldıklarını
belirtiyorlar. Bu şekilde dikkatlerin Rum tarafı ve Kıbrıs
Türk tarafının da üzerine çekildiğini ve Üçünün de aynı
sepete konulduklarını altını çiziyorlar.
KASULİDES: TÜRKİYEYE İMTİYAZLI
ORTAKLIK
Avrupa
Parlamentosu Hıristitan Demokrat Grubu üyesi ve eski Rum Dışişleri
Bakanı Kasulides, Avrupada yeni Berlin duvarları oluşturulmaya çalışılmasına
açıklık getirdi.
Kasulides ABHabere verdiği özel mülakatta,AByi din ve kültürel eksende
bir birlik haline getirmek veya bu şekilde algılanmak çok büyük yanlış
olur. Bu tür yaklaşımlar ABde büyük sorunlar oluşmasına
yol açar. Türkiyeye yönelik imtiyazlı ortaklık bir duvar olarak algılanmamalı
AB bunu bu türk duvarların oluşmaması için komşu ülkelerle
Doğu Birliği (Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Ermenistan
vs.) veya Akdeniz Birliği aracılığıyla diyalog
kuruyor.Doğu veya Aldeniz Birliği bir nevi imtiyazlı ortaklık
.Böylece yeni Berlin duvarlarının kurulmasının önü kesilmiş
oluyor dedi.
HALKINSESI 01/12/09
|
|
|
Araştırmacı yazarlar Ahmet An ile Ahmet
Cemal Gazioğlu, Kıbrısın İngiliz yönetimine
geçmesiyle ilk mücadelenin Kavanin Meclisinde
başladığına dikkat çektiler |
Mücadeleden merhaba
Sevgili okurlarımız,
gazeteniz HALKIN SESİ, bugünden itibaren yeni bir çalışmayı
hizmetinize sunuyor. Kıbrıslı Türklerin adada var olmak için
hayatlarını nasıl ortaya koyduğunu anlatacak Mücadele
ekimiz 1910lu yıllardan başlayarak günümüze kadar gelecek.
Tarihsel süreç içerisindeki sözlü
tarih çalışmalarıyla desteklenecek ekimize siz okurlarınız
da yaşam öykülerinizle katkı sağlayabileceksiniz.
Türkiye hükümeti, 1923te Lozan Anlaşmasında
Kıbrıs üzerindeki tüm haklarından vazgeçtiğini ilan
ettikten sonra Kavanin Meclisinde temsil edilen İngiliz atanmış
üye sayısının 9a çıkarıldı. 9 olan Rum üye sayısının
da 12ye yükseltildiğini, ancak Türk
üyelerin sayısının 3 olarak kaldı
Kıbrıslı Rumların
zaman zaman sömürge yönetiminin aleyhine girişimler başlattığını
da belirten Gazioğlu, ancak bu gibi konularda Türk üyelerle birlikte oy
kullanan İngiliz temsilcilerin, valinin desteği ile birlikte bu girişimleri
engellediğini anlattı
Ahmet An iki
toplumun meclis üyelerinin 1903te, Osmanlının borçlarına
mukabil Kıbrısın gelirlerinden kesilerek, İngiltereye gönderilen
vergi paralarının azaltılması yönünde birlikte bir talepte
bulunduğunu da anlattı.
Kıbrıs Kavanin Meclisi üyeleri ile
Kıbrıs Yüksek Komiseri Sir William Haynes Smith, 21 Şubat 1900 tarihindeki
Meclis açılışında birlikte çektirdikleri fotoğraf.
Fotoğraftaki Türk üyeler 1. Sarıklı olan Hacı Hafız
Efendi, 2. Fesli olan Hacı Derviş Paşa, onun yanında 3. Şapkalı
olan Hafız Ramadan Efendi görülmektedir.
Adada var olma mücadelesi
Emin AKKOR
İnsanoğlunun dünyada var olmak için
verdiği mücadele dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak.
Günün koşullarına göre şekillense
ve uğruna mücadele verilen merkezler değişiyor olsa bile Kıbrıslı
Türklerde özellikle Osmanlı İmparatorluğu yönetiminden sonra var
olma mücadelesi daha bir anlamlı olmaya başladı ve bugüne kadar
devam etti. İngilize, Ruma, Türkiyeye, hatta kendi içlerindeki odaklara
karşı da var olma mücadelesi veren Kıbrıs Türk toplumunun
her tarihsel dönemde, günlük yaşam pratikleriyle hem varlığını
hem de güçlülüğünü göstertme çabaları çok anlamlıdır.
Yazılı ve sözlü tarih çalışmasını
harmanlayacağımız Mücadele ekimizi bugünden itibaren yayına
sokuyoruz. Her Pazartesi dört sayfa olarak sunacağımız ekimizle,
Kıbrıslı Türklerin adada var olmak için verdikleri mücadeleyi
1910lu yıllardan başlayarak aktaracağız.
Tarih araştırmacıları ve
görgü tanıklarının anlattıkları ışığında
tarihsel süreç içindeki o anlarıın yer alacağı ekimizdeki
öncelikli amacımız toplumsal mücadelenin sadece bir dönemde değil,
her tarih tarihsel devrede yaşandığını aktarmak. Tabii
bunu yaparken, her şeyin eksiksiz aktarılacağı gibi bir
iddia taşımıyoruz. Tarih kitapları ve tarih araştırmacılarından
faydalanarak çizdiğimiz yol haritamızla Kıbrısın İngiliz
yönetimine geçmesiyle birlikte adadaki Türk toplumun, Kıbrısta var
olduğunu ve ilerleyen yıllarda da var olmak istediğini ortaya
koymak için verdiği mücadeleyi tanıkları yardımıyla
aktarma amacıyla ilk sayımızı bugün yayınlıyoruz.
Kıbrıslı Türk üniversite gençliğinin
Erenköy macerası bana göre, verilen mücadelenin en anlamlısıdır.
Türkiyedeki eğitimini yarıda bırakıp gençliğini vatan
savunması için gözden çıkartan bu gençlerin anılarına ve
neler yaşadıklarına daha ayrıcalıklı bir yer ayırıyoruz.
Arslan Mengüçe Erenköy mücadelesine daha ayrıcalıklı
yer vermemiz için yaptığı katkıdan dolayı teşekkür
ederiz. Arslan Mengüçün Anılarda Erenköy isimli kitabındaki anılar
için ekimizde bir bölüm ayırdık. Her hafta Erenköy mücahitlerinin anılarına
geniş yer vereceğiz.
Özen Çatalın editörlüğünde, Deniz Yakar ve Deniz Gürgözenin araştırma
ve röportajları ekin, bel kemiğini oluşturuyorlar. Dr. Küçük Vakfı Müdürü, araştırmacı
yazar ve değerli çalışma arkadaşımız Altay Sayılın
rehberliğinde çıktığımız bu yolda, Altay Sayılın
eşsiz arşivindeki birçok belgeyi de gün ışığına
çıkaracağız.
HALKIN SESI 01/12/09
AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso′nun yeni dönemde ekonomik
ve parasal işler komiserliğine kaydırdığı mevcut
genişlemeden sorumlu üye Olli Rehn′in koltuğunu devralmaya
hazırlanan Füle, Türkiye′nin AB üyeliği konusunda Çek MF DNES
gazetesine konuştu.
Füle,
"Sizce Türkiye Avrupa′ya ait mi" sorusu üzerine kişisel
görüşünü belirtmekten kaçınarak, "Bence Türkiye′nin
AB′ye katılım müzakereleri devam etmeli. Bu ve benzeri
soruları Avrupa Parlamentosu′nda
cevaplandıracağım" dedi.
Çek
Cumhuriyeti′nde mayıs ayından bu yana üstlendiği AB
İşleri Bakanlığı öncesinde, 2005-2009
yılları arasında NATO daimi temsilciliğini yürüten Stefan
Füle, Türkiye′nin Batılı yapılara uyumlu
davranıp davranmadığının sorulması üzerine,
"Türkiye′nin bir NATO üyesi olarak, diğer üyelerle birlikte
ittifakın dayandığı değerleri koruyabileceğini
gördüm" diye konuştu.
47
yaşındaki Füle, AB Komisyonu′na önerilmeden önce Çek
parlamentosunda yaptığı konuşmada da, "hazır
olması halinde Türkiye′nin AB üyeliğine" destek
verdi.
Diplomasi eğitimini 1981-1986 yılları arasında
Moskova′daki ünlü Uluslararası İlişkiler Sovyet Devlet
Enstitüsünde alan ve bu dönemde Çekoslovakya Komünist Partisi üyesi olan Füle,
NATO daimi temsilciliği öncesinde Litvanya ve İngiltere′de büyükelçilik
yapmıştı.
HALKIN SESI 01/12/09
İngiltere
ile 4 Haziran 1878′de imzalanan muahede hükümlerine göre, 307 yıllık
huzur ve sükûn devrinden sonra Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen
anlaşma şekli ile İngiltere′ye emaneten veriliyordu.
Rusya′nın 1877-1878 harbinde aldığı Türk toprakları
iade edilirse, Kıbrısta sahibine dönecekti.
Fotoğrafta, 23 Eylül 1878′de
Osmanlı Sancağının indirilip, yerine İngiltere Bayrağı′nın
çekilmesi törenini görüyoruz. Zamanının ünlü The Illustrated London
News dergisi, hem bu fotoğrafı sahifelerine alıyor, hem de şöye
diyor:
"-Kıbrıs İngiltere′nin
idaresine geçti. Fakat yapılan tespite göre nüfusun ekseriyeti Türklerde
ve bilhassa tapusu onlarda. Bir bayrak indirilip, bir bayrak çekilirken bu
rakam hakikati tezat değil midir?"
Aslında hiç de yadırganmaması
akıl ve vicdan tasd-kindeki hakikat, İngiliz emperyalizmini öylesine
rahatsız etmişti ki, besledikleri Etniki-Eterya′cılara Yeşil
Ada′nın kapılarını açtılar, Türkleri usta
oldukları tarzlarla zorladılar, yerlerinden söktüler, emlâklarının
Rum-Yunan′a geçmesini sağladılar.
Ötekilerin Megalo-İdeası da,
bu müşterek plânın hamuru idi..
Ve, 1878′de yüzde altmış
sekiz olup, daima elde kalacağı anlaşma ile garantilenmiş Türk
Vakıf gelirini binbir bahane ile vermediler, sonra da Lozan′ın
yirminci maddesi ile inkârlarını tasdik ettirdiler.
Ne oldu milyarları aşan hak?
KIBRIS′IN
Osmanlı Türkleri tarafından
1 Ağustos 1571de Mağusanın alınmsının, yine
Hak′ka dayalı tarihi sebebi vardır. Doğu Akdeniz′in
en büyük adası Kıbrıs, Arap akınları sırasında
üçüncü İslâm Halifesi Hz. Osman′ın devrinde Müslümanların
idaresine geçmiş, elde ettikleri diğer yerlerden çekilmelerine rağmen
burada devam eden İslâm yönetimine 1191′de Haçlı Orduları
son vermişlerdi. Daha sonra Cenevizliler ve Venedikliler zamanında,
Adadaki İslâm mülkiyet ve eserleri zedelenince, Osmanlı Hakanı Sultan
İkinci Selim 200 savaş gemisi, 50 bin piyade, 6 bin Yeniçeri, 6 bin süvârî
ve istihkâmcıyı. Lala Mustafa Paşa′nın serdarlığında
Kıbrıs′ı fetihle vazifelendirmiş, Haçlı Donanması′nın
kendisinden güçlü filolarını yenen Osmanlılar, kanlı çarpışmalardan
sonra 1 Ağustos 1571 ′de Kıbrıs′ı Osmanlı
imparatorluk topraklarına katmışlardı. Aradan uzun zaman
geçmesine devamlı tahriplere rağmen Ada′da cami, medrese, külliyye
gibi eserler, Akdeniz′in bağrındaki stratejik beldede varlığını
sürdürüyordu.
Türk idaresi, 1878′e kadar 307 yıl
sürdü. Mutlak bir TÜRK BELDESİ özellikleri içinde..
Büyük vezîr Sokullu′nun dediği
gibi, Kıbrıs AKDENİZ′İN KALBİ idi ve Osmanlılar,
O′nun bu özelliğine lâyık alaka ve himmet gösterdiler.
Anadolu′ dan getirilen Türk nüfus iskân edildi, Ceneviz ve Venediklilerin
hicreti ile topraklar satın alınarak yeni sakinlerine dağıtıldı,
millî ve dinî" eserler Ada′nın dörtyanını bezendirdi.
Bu devre içinde Kıbrıs,
Akdeniz kıyılarında başını suya daldırdıktan
sonra çıkan Anadolu toprağının devamıydı.
GÖRÜLMEMİŞ
HADİSE: BİR VATAN TOPRAĞININ YABANCIYA EMANET EDİLMESİ...
Oluk gibi kan dökerek aldığımız,
Kıbrıs′ın nasıl elimizden çıktığı
gerçekten ibretlidir. 1877′de başlayan Osmanlı-Rus harbi
yenilgimizle sonuçlanmış, Moskof orduları İstanbul önlerine
gelmişti. Diledikleri anda İmparatorluğumuzun başşehrine
girebilirlerdi. Rusya′nın Boğazlardan Akdeniz′e çıkmasını
HİNT YOLU için büyük tehlike sayan İngiltere, Bab-ı
Ali′ye şu teklifte bulundu:
"Kıbrıs′ın idaresini
bana bırakın, Çar′ı
sulha zorlarım." Sultan Hamid, teklifi prensipte kabul etti, fakat
kendisine hâs tarz ve üslûb içinde savaşta Rusya′nın elde
ettiği Osmanlı toprakları geri alınırsa, İngiltere
ve Ada′yı iade edecekti!
Rusya, Doğu′da
Kars-Ardahan-Sarıkamış′ı, Rumeli′de Eflâk -Boğdan′
a kadar uzanmış yerleri almıştı. Onu bu elde ettiği
yerlerden çıkarabilmenin bizim için tatlı rüya olduğunu Padişah
da elbet biliyordu. Şekil kurtarılmıştı, 4 Haziran
1878′de Osmanlı Hariciye Nazırı (şimdiki bakan yerine
kullanılırdı) Saffet Paşa ile, İngiltere Hariciye Nazırı
Sir Henri Eliot arasında KIBRIS MUAHEDESİ imzalandı
Böylece egemen bir devlet, vatan
topraklarından bir bölümünü, bir başka devlete yenilmiş olmanın
neticelerinden kurtulabilmek için adetâ teminat olarak rehin ediyordu.[1][1]
Uzak değil!. 68 yıl önce...
Yukarıda, 1913te Balkan Savaşı
yenilgisinden sonra, büyük eksikliğin harp filosu olduğu sert gerçeği
önünde, milletin varını-yoğunu Donanma Cemiyeti′ne verdiği
günlerde Kıbrıs′ın onsekiz yerinde kurulan Hürriyet Kulübü
delegelerinin Lefkoşa′ daki toplantısı.. Demek sadece 68
yıl önce Yeşil Ada′nın onsekiz kasabasında, yâni her
köşesinde Türkler, böyle imkâna sahip imişler ve Donanma
Cemiyeti′nin teşekküründen öğreniyoruz ki, Adanadan daha çok
para göndermişler. Çalışmaların devam edeceğini
bildiren yazıda şu dikkate değer cümleler var:
"-Çok büyük meblağlara baliğ
olan ve hâlen Ada İngiliz güvernörü (İngiliz Valisi) ile mahalli
idarenin tasarrufunda bulunan müterakim (birikmiş) vakıflar hâsılatımızın
serbest bırakılarak cemiyet-i mukaddesenize intikali için teşebbusatta
bulunulmuştur."
Bu haberi veren Donanma Mecmuası
1328 (M. 1913) Kânunuevvel (Aralık) Sayı 76, şu açıklamayı
yapıyor:
"-Müterakim Vakıflar varidatının
(gelirinin) büyük bir harp sefinesinin harp gemisi mubayaa edilmesine (satın
alınmasına) kifayet edecek miktarda olduğu, Lefkoşa Hürriyet
Kulübü′nün banilerinden Türk cemaati evkaf hey′et-i mütevelliyesince,
hükümetimizin de teşebbüste bulunması temennisi ile gönderilen
matlup, ilm-ü haberinden anlaşılıyor."
(Yeni Asır Gazetesi, İzmir, 6
Şubat, 1982)
![]()
Güney Kıbrısta haftalık yayımlanan
KATİMERİNİ Gazetesi, Birleşmiş Milletlere ait
olduğunu iddia ettiği bir belgeyi yayınladı.
Gazete, Birleşmiş Milletler tarafından geçtiğimiz yaz
aylarında mülkiyet konusunda hazırlanan bu belgede, Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda kötümser bir tablo çizildiğini yazdı.
Habere göre söz konusu belgede mülkiyet konusu, çözülmesi en zor konu olarak
ifade ediliyor ve Kıbrısta istenen federasyon modelinin çok zor bir
girişim olduğunun geçmişte kanıtlandığı
kaydediliyor.
Kıbrısın durumu, iki toplum arasında uzun
yıllardır var olan karşılıklı güvensizlik,
düşmanlık ve bir toplumun nüfus bakımından diğerinden
fazla olması sebebiyle zor denen belgede, federasyon çözümünün yetkilerin
paylaşımını gerektireceğinden çoğunluğa
sahip toplumda haksızlık duygusu, azınlık olan toplumda ise
çoğunluk tarafından bertaraf edilme olasılığı
endişesi yaratabileceği savunuluyor.
Kıbrısta karşılıklı uzlaşıyla
sağlanacak bir anlaşmanın zor olduğu belirtilirken,
Kıbrısta her iki toplumdaki aşırı uç siyasi güçlerin
siyasi çıkar elde etmek için yeni gerginlikler arayabileceği ve
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde gösterilen çabaların
başarısız olduğu her seferin, bir sonraki çabalar için
engel teşkil ettiği ileri sürülüyor.
Mülkiyet konusunun tek başına dahi korkunç zorluklar
çıkardığı iddia edilen belgede, ayrıca, mülkiyet
konusunun çözülmesinin, bugüne kadar her iki toplumun
politikacılarının güttüğü, tüm göçmenlerin evlerine dönmesi
veya bir kez daha göçmen olmamaları için tüm kullanıcıların
yerlerinde kalması gibi ifadelerin her iki taraf için de müzakere edilemez
ilkeler halini alması, böylece vatandaşların gerçekten gerekli
bir uzlaşıyı kabul etmeye hazır olmamaları sebebiyle
de çok zor olduğu ifade ediliyor.
Gazete, söz konusu belgede, mülkiyet sorununun bütünlüklü çözümünün sadece iki
lider tarafından başarılmasının mümkün
olmadığının, liderlerin temel ilkeler ve kriterler üzerinde
anlaşmaya varmalarının ardından gerisinin uzmanlardan
oluşan bir gruba bırakılması gerektiğinin
savunulduğunu yazdı.
Buna göre, her iki toplumdan oluşacak bu uzman grubu, kamuoyundan ve
mülkiyet konusunun siyasi boyutunun getirdiği sınırlamalardan
uzak bir şekilde konunun teknik boyutunu rakamlar düzeyinde ele alacak.
Uzmanlar grubu, Maraşın yeniden
yapılandırılması, su ve enerji kaynaklarının
kullanılması vs gibi konularda bütünlüklü bir çalışma
hazırlayacaklar.
Belgede ayrıca; Kıbrıs sorununun çözümünün getireceği
siyasi bedelin liderler için çok büyük önem taşıdığı,
statükonun şu anda birçokları için çok daha arzu edilen ve az
zararlı seçenek olduğu savunuluyor.
Gazete, BM belgesinde 2002-2004 döneminde BM tarafından yapılan
hatalara yer verildiğini, öz eleştiri de
yapıldığını yazdı.
Belgede, söz konusu dönemde bütünlüklü bir çözüme
ulaşılamamasının sebebinin, liderlerin yeterli siyasi
öngörüye ve gerçek iradeye sahip olmamalarının yanı sıra,
her iki toplumun da çözümün adaya getireceği faydaların bütününü
göremeyerek, çözümün ekonomik ayağına odaklanmaları olduğu
savunuluyor.
Gazete söz konusu belgede, planın eksikliklerinin olduğunun da kabul
edildiğini, planın Kıbrıslı Rumların ve
Kıbrıslı Türklerin yerlerine dönmeleri sonrasında
yaşanacak önemli sayıda yerinden edilmelerin ekonomik olarak
karşılanması ve bunların yaratacağı demografik ve
toplumsal değişimlerle nasıl başa
çıkılacağı gibi büyük sorunları çözemediğinin
vurgulandığını yazdı.
Söz konusu belgede, planın çözümden sonra kazanımların ve
kayıpların eşit olarak dağılımını
sağlayacak mekanizmalara sahip olmadığı ve kimilerinin
büyük çıkar sağlarken kimilerinin de büyük kayıplara
uğramasına sebep olacağı ifade edildi.
STAR KIBRIS 01/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun davetlisi olarak,
beraberinde bir heyetle dün Ankaraya gitti.
Cumhurbaşkanı Talata Ankara ziyaretinde Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, müzakere heyeti,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Aytuğ Plümer, Dışişleri Bakanlığı Müdürü
Ulaş Kığılcım ile Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik ediyor.
Müzakere heyetinde Özdil Nami, Tufan Erhürman, Reşat Çağlar, Kudret
Özersay, Mehmet Dana, İpek Borman ve Aslı Erkmen bulunuyor.
Heyeti Ercan Havalimanında, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ile
Dışişleri Bakanlığından yetkililer
uğurladı.
Talat ve Özgürgün, dün Türkiye Dışişleri
Bakanlığında Kıbrıs konusunda yapılan
toplantılara katıldı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Dışişleri Bakanı
Özgürgün, bugün saat 09.30da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
10.30da ise TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla
görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talatın, temaslarını
tamamlamasının ardından bugün KKTCye dönmesi bekleniyor.
Dışişleri Bakanı Özgürgün ise, yarın Ankaradan
ayrılarak İstanbul üzerinden Londraya geçecek.
STAR KIBRIS 01/12/09
![]()
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Lort
Maginnisin davetlisi olarak Lortlar Kamarasında konuşma yapmak
amacıyla bugün Londraya gidecek.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile birlikte dün gittiği Ankaradaki
temaslarını tamamlamasının ardından, bugün
İstanbul üzerinden Londraya geçerek akşam saatlerinde Lortlar
Kamarasında bir konuşma yapacak.
Dışişleri Bakanlığından alınan bilgiye,
bugün Ankaradan ayrılıp Londraya gidecek olan Özgürgün, Lortlar
Kamarasının birinci salonunda yer alacak konuşmasını
KKTC saatiyle 19.30da yapacak.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, 3 Aralıkta
Londradan ayrılarak İstanbul üzerinden Ankaraya geçecek.
STAR KIBRIS 01/12/09
![]()
Güney Kıbrıs ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis
beraberindeki bir heyetle, 3 Aralık Perşembe günü KKTCye geçerek
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Derviş
Eroğlu ile görüşecek.
UBP Basın Bürosundan verilen bilgiye göre, Anastasiadis
başkanlığındaki DİSİ heyeti, UBP Genel
Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlunu saat 10.30da
Köşklüçiftlikteki UBP Genel Başkanlık Binasında ziyaret
edecek.
Görüşmede, iki parti arasında bir diyalog sürecinin
başlatılması konusunun ele alınacağı belirtildi.
STAR KIBRIS 01/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakereleri
çerçevesinde bugün yeniden bir araya gelecek.
Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis edilen binada
saat 16.00da başlayacak görüşmede liderler, 3 Aralıktan sonra
yapacakları görüşmelerin tarihlerini belirleyecekler.
İki lider, 24 Kasımda gerçekleştirdikleri son toplantıda,
Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konularını görüşmüştü.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun görüşme sonrasında, liderlerin bugün
gerçekleşecek toplantıda, 3 Aralıktan sonra yapacakları
görüşmelerin tarihlerini belirleyeceklerini; temsilcileri Özdil Nami ile
Yorgos Yakovunun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık Cuma günleri
bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını
açıklamıştı.
Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü ekonomi, 4
Aralık Cuma günü ise mülkiyet konularını ele alma kararı
aldığını da aktarmıştı.
STAR KIBRIS 01/12/09
![]()
Rumlar, dün, Apostolos Andreas Manastırında ayin
gerçekleştirdi.
Hz. İsanın 12 havarisinden biri olan Apostolos Andreasın ölüm
yıldönümü nedeniyle düzenlenen ayin, sabah saat 08.00
sıralarında başladı ve yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Dipkarpaz Papazı Babazaharias Yeorgiu yönetiminde gerçekleştirilen
ayine, Güney Kıbrıstan gelen ve Karpazda yaşayan Rumlardan
oluşan yaklaşık 700 kişi katıldı.
Ayinde, papazlar tarafından ilahiler okundu, mumlar yakılarak dua
edildi.
Ayine İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ile DİSİ Milletvekili
Kriakos Hacıyanni de katıldı.
Kilisenin talimatıyla Dipkarpazdaki Rum ilk ve ortaokulunda dün
eğitim yapılmayarak öğrencilerin müdürler eşliğinde
ayine getirildiği kaydedildi.
Apostolos Andreasın ölüm yıldönümü nedeniyle Manastırın
dün yoğun şekilde Rum ziyaretçi akınına
uğradığı, iş günü olması nedeniyle dün,
katılımın önceki güne oranla daha az olduğu ifade edildi.
STAR KIBRIS 01/12/09
DISY: Christofias is arrogant
By Elias Hazou
OPPOSITION DISY leader
Nicos Anastassiades yesterday accused President Demetris Christofias of being
arrogant in his handling of reunification talks.
The hours and days [to come] are critical, we need to set arrogance aside,
Anastasiades said.
It is arrogance to think that alone, and with a few people, you can manage
such a serious issue, he added, noting It is not the wisest recipe.
The DISY boss was reiterating a call on Christofias to request expert help in
the negotiations process. He suggested the creation of a negotiating team in
cooperation with the Greek government which would enable Athens and Nicosia to
adopt a common strategy and common action.
Maybe the President thinks he does not need additional political and
scientific support. Does the President genuinely believe that he will cope with
the Turkish diplomatic machine alone? Anastassiades remarked.
Anastassiades jibe at Christofias that he was keeping political parties in the
dark was rejected outright by the government spokesman.
Stefanos Stefanou said the President was in consultations with the parties both
at National Council meetings and in private meetings with party leaders.
Similar complaints have been voiced by DIKO, Christofias coalition partner,
who want a representative to sit on the Greek Cypriot negotiating team.
Christofias had a half-hour meeting on Saturday with UN Secretary-General Ban
Ki-moon on the sidelines of the Commonwealth Heads of Government Meeting
(CHOGM) being held in Port of Spain, the capital of Trinidad and Tobago.
The President briefed the UN Secretary General about the latest developments in
the UN led direct negotiations for the solution of the Cyprus problem.
Christofias told the UNSG that the progress achieved so far at the negotiations
is not the one expected by the Greek Cypriot side due to the claims put forward
by the Turkish Cypriot side, which are not in line with the agreed basis
between the two sides for a solution as well as with the UN resolutions and EU
principles and values.
Meanwhile Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was in Ankara yesterday for
contacts with the Turkish leadership. Talat will hold talks with Turkish
President Abdullah Gul, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Foreign
Minister Ahmet Davutoglu.
Talats visit coincides with a top-level meeting at the Turkish Foreign
Ministry today to discuss the Cyprus issue.
CYPRUS MAIL 01/12/09
Bishop prevented from leading
Apostolas Andreas celebrations
By Sebastian Heller
TURKISH
Cypriot police yesterday prevented the Bishop of Karpasia, Christoforos, from
leading the church service at Apostolos Andreas yesterday.
Christoforos was due to lead the annual service to mark the saints feast day,
but after the intervention of the Turkish Cypriot police the celebrations were
instead led by the priest attached to the monastery.
Bishop Christoforos was allowed into the church to be present at the service
and was permitted to perform a blessing at the end.
There was a heavy police presence in the area around the monastery and also
directly outside it. According to state broadcasters, plain clothes TRNC
police were also present inside the church itself during the service, filming
the attendees and the church service.
The services began at around 9:30am at the historic monastery located on the
tip of the Karpas peninsula where the Apostle Andrew was said to have first set
foot on the island.
The service was attended by Peter Millett, the British High Commissioner to
Cyprus, and about 2,000 worshippers.
It is estimated that the name Andreas, along with the other similar names
celebrated on this saints day, is the most common in Cyprus with more than
40,000 people celebrating their name day on November 30.
On Sunday thousands of people, at least fifty buses and hundreds of private
cars created a dense throng around the historical monastery to attend the
festivities being held that day and into the night.
From all over Cyprus people descended on the monastery bearing the large
candles taken to such events and votive offerings. The celebrations were led by
Father Zacharia Georgiou on Sunday and included vespers into the late evening.
CYPRUS MAIL 01/12/09
Bases Deny Plans to Downgrade
Dhekelia Operation
By Anna Hassapi
THE
SBA yesterday rubbished reports claiming to have exclusive information that
the eastern base at Dhekelia was being downgraded and eventually be evacuated.
There are no plans to downgrade military operations in Dhekelia, said Stuart
Bardsley, Head of Media Operations.
The reports, aired on the main CyBC News on Saturday claimed that over the last
few months hundreds of British soldiers who served at Dhekelia have been
permanently repatriated to the UK, as part of a general downsizing of the
military base. The SBA, however, claim that military personnel have been
temporarily relocated to Akrotiri base, while 80 soldiers who worked with
laid-off civilian staff returned to the UK.
It is confirmed that temporary relocation of military manpower from Dhekelia
to Akrotiri has been carried out in order to complete the refurbishment of
Alexandra Barracks, part of the Dhekelia Garrison. When this work is complete
the troops will return back to Dhekelia, said Bardsley.
The only troops from the Dhekelia base to be returned to the UK are 80
military personnel attached to 62 (Cyprus) Support Squadron Engineers that are
being disbanded. The future of civilian staff currently supporting the unit has
been subject to a consultation period with the Trades Unions to agree the way
forward. BFC/SBAA will continue to work with the Trades Union to identify
suitable employment opportunities for effected staff, in line with civilian
employment regulations, he added.
Meanwhile, the SBA clarified that the possibility of making civilian staff
redundant as part of a general outsourcing strategy is in no way linked to the
land offer made to President Demetris Christofias if current talks for the
solution of the Cyprus problem bear fruit. A similar offer had been made by
then special envoy to Cyprus Lord David Hannay, on condition that the Annan
Plan was accepted.
The land offer made by the UK Government on November 11 in support of the
ongoing Cyprus talks is in no way linked to any efficiency measures that may be
implemented across BFC/SBAA or the ongoing operation of the British Bases,
said a bases statement.
CYPRUS MAIL 01/12/09
SELİM SAYARI
ntvmsnbc
02
Aralık. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta müzakere sürecini hızlandırmak isteyen Türk tarafı,
kapsamlı bir öneri paketi açıklamaya hazırlanıyor. Paket,
"yönetim ve güç paylaşımı" konusunda
ayrıntılı öneriler içeriyor.
NTV'nin
ulaştığı bilgilere göre, Ankara ile Lefkoşa'nın
birlikte hazırladığı paket, 9 ana başlık ve çok
sayıda alt başlıktan oluşuyor. Pakette, kurulacak yeni
yönetimde başkan ve yardımcısının seçiminde 2
halkın oyuna başvurulması öneriliyor. Yani Rumlar Türk adaya,
Türkler de Rum adaya oy verebilecek.
Buna
karşılık Türk tarafı Rumlardan dönüşümlü
başkanlık süresinin eşitlenmesini ya da
artırılmasını talep edecek.Kabinede yer alacak Türk bakan
sayısının artırılması da isteniyor.
Başbakan
Erdoğan'ın paketi, 7 Aralık'ta ABD Başkanı Obama ile
yapacağı görüşmede gündeme getirmesi bekleniyor. Erdoğan
Obama'dan müzakere sürecine aktif katılım isteyecek.
BM'nin bu ay gündeminde
Kıbrıs da var
BM Güvenlik
Konseyi'nin (BMGK) bu ayki gündeminde Kıbrıs
da yer alıyor.
BMGK dönem başkanlığının bugün Burkina Faso'ya geçmesi
dolayısıyla Burkina Faso'nun BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Michel
Kafando tarafından verilen bilgiye göre, Kıbrıs'taki
BM Geçici Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresi başta olmak
üzere Kıbrıs
konusu, Konsey tarafından 9 Aralık'ta danışma
toplantısında ele alınacak.
Konsey'in 14 Aralık'ta yapacağı toplantıda ise UNFICYP'nin
görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar kabul etmesi
bekleniyor.
UNFICYP'in görev süresi 15 Aralık'ta sona eriyor.
CNN TURK 02/12/09
Lavrov: "KKTC'yi asla
tanımayacağız"
Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin KKTC'yi asla
tanımayacağını söyledi.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)
dışişleri bakanları toplantısı
dolayısıyla geldiği Yunanistan'ın
başkenti Atina'da Kathimerini gazetesine demeç veren Lavrov, "Kıbrıs
konusundaki temel pozisyonumuz değişmedi; BM Güvenlik Konseyi'nin
kararları temelinde bütün Kıbrıslı Türk ve Rumların
kalıcı ve sürdürebilir çıkarları dahilinde,
yabancıların baskıları olmaksızın, adil bir
çözümden yanayız" ifadesini kullandı.
Lavrov, tarafların görüşmeye devam ettiğine işaret ederek,
"Çözüme yönelik ilkeler üzerinde ilerleyen müzakerelere saygı
gösteriyorlar ve hiçbir şiddet
planı ortaya koymuyorlar" dedi.
Rus Bakan, bu meselenin, Gürcistan'dan tek yanlı
bağımsızlıklarını ilan eden
ayrılıkçı Güney
Osetya ile Abhazya'nın Rusya
tarafından tanınmasıyla bir alakası
olmadığını da ifade etti
CNN TURK 02/12/09
Rumlar
bastırıyor İsveç direniyor
GÜVEN ÖZALP
Brüksel
Avrupa Birliği (AB) liderleri 10-11 Aralıktaki
zirvede Türkiyenin,
limanların Rum
bandıralı gemilere açılmasını öngören, Ek Protokolle
ilgili tavrını masaya yatıracak
Dönem
Başkanı İsveçin hazırladığı ilk taslakta
herhangi bir yaptırım vurgusuna yer verilmiyor. Rumlar belgeyi
değiştirmeye çalışıyor. Türkiyeyle
ilgili taslak paragraflarda, Konsey, yinelenen çağrılara
karşın Türkiyenin Ek Protokolü tam ve ayrımcılık
yapmaksızın uygulama konusundaki yükümlülüklerini yerine
getirmediğini üzüntüyle not eder ifadelerine yer veriliyor. Aynı
durumun Rum
Kesimiyle ilişkileri normalleştirme konusunda da
yaşandığına dikkat çekilen belgede, ABnin gelişmeleri
yakından izlemeyi sürdüreceği belirtilerek, Artık daha fazla
gecikme olmaksızın ilerleme beklenmektedir deniliyor. Belgede,
Türkiyenin Kıbrıs
sorununun çözümüne aktif destek vermesi gereği de müzakere
süreciyle ilişkilendiriliyor.
Rumlar metnin değişmesini sağlamak için yoğun çaba
harcıyor. Yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) toplantısında metinde Rumları tatmin edecek
şekilde değişikliğe gidilmezse konu pazartesi günü AB
dışişleri bakanlarının önüne gidecek. Bakanlar
uzlaşamazsa nihai karar liderler tarafından verilecek.
HURRIYET 02/12/09
![]()
Çözüme dönük kararlılık teyit edildi
Daha
dinamik sürecin zorlanması konusunda mutabık kalındı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Ankarada, başta Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
olmak üzere devlet ve hükümet yetkilileriyle bir dizi görüşmede bulundu.
Cumhurbaşkanı Talatın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ile TC Dışişleri Konutu'ndaki görüşmesi
yaklaşık 45 dakika sürdü.Görüşmede Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün de hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankarada, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşürken,
Başbakanlık Merkez Bina'daki bu görüşme de 35 dakika sürdü.
Türkiye Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Talat'ı
Başbakanlık binası merdivenlerine kadar gelerek
uğurladı.
Her iki görüşme sonrasında da basına açıklama
yapılmazken, diplomatik çevreler görüşmelerin Kıbrıs sorunu
ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde
gerçekleştiğini vurguladı.
MUTABIK KALINDI, TEYİT EDİLDİ
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun davetlisi
olarak resmi ziyaret için önceki gün Ankaraya giden Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Ercana dönüşünde yaptığı
açıklamada, , Türkiye Dışişleri Bakını Ahmet
Davutoğlu ile önceki gün heyetlerin de katılımıyla uzun bir
toplantı yaptıklarını, dün de Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
görüştüklerini anlattı.
Ankara ziyaretinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son
gelişmeler hakkında görüş alışverişinde
bulunulduğunu, AB Zirvesi ve Türkiye Başbakanı
Erdoğanın ABD ziyareti öncesinde durum değerlendirmesi
yapıldığını anlatan Talat, Tüm görüşmelerde
Kıbrıs Türk tarafı olarak çözüme dönük aktif çabalara ara verilmeden
devam etme kararlılığı teyit edildi dedi.
İstişare toplantılarında ileriye dönük hareket
stratejileri üzerinde durduklarını ancak bunun farklı bir
strateji belirlendiği anlamına gelmediğini, aksine çözümün daha
aktif ve dinamik şekilde zorlanması gerekliliği üzerinde mutabık
kalındığını söyleyen Talat, hedefin 2010 başında
yoğunlaştırılmış görüşmelerle çözümün
zorlanması olduğunu yineledi.
TELEFON DİNLENMESİ
SIR DEĞİL
Bir soru üzerine, Rum Yönetiminin kendisinin cep telefonunu dinlediği
yönünde Türkiye gazetelerinin birinde yer alan köşe yazısı için
yorum yapmayacağını da söyleyen Talat, Güney Kıbrısta
telefonların dinlendiğinin sır olmadığını,
ancak Rum telefon şebekesine bağlı telefon
kullanmadığı için dinlendiğini zannetmediğini de
ekledi.
Talat ve beraberindeki heyeti Ercan Havaalanında Meclis Başkanı
Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, Türkiyenin Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat
Atun, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca ile Dışişleri Bakanlığından
yetkililer karşıladı.
Talata Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Aytuğ Plümer, Bakanlık yetkilileri ile Özdil Nami, Tufan Erhürman,
Reşat Çağlar, Kudret Özersay, Mehmet Dana, İpek Borman ve
Aslı Erkmenden oluşan müzakere heyeti eşlik etti.
GÜL: ARZUMUZ MÜZAKERELERİN KISA SÜREDE NETİCELENMESİ
Bu arada, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs
sorununa çözüm bulmak amacıyla devam eden müzakerelerin kısa sürede
neticeye kavuşmasını arzu ettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, resmi ziyaret için Ürdün'e hareketinden önce
Esenboğa Havalimanı'nda basının sorularını
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs müzakerelerinde Rum yönetiminin
baskıları karşısında Türkiye ve KKTC'nin birlikte bir
çözüme ulaşıp ulaşmayacağının sorulması
üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, müzakereler
konusunda yaptığı istişare ziyaretleri çerçevesinde
Türkiye'ye geldiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talatın, son gelişmelerle ilgili bilgiler
verdiğini anlatan Gül, Bizim arzumuz, bu müzakerelerin kısa süre
içinde neticeye kavuşmasıdır diye konuştu.
STAR KIBRIS 02/12/09
![]()
Talat görüşmeden sonra Londrada Brown ile
görüşeceğini açıkladı ve İngiltere
Başbakanı Brownla görüşmede garantörlük konusu da gündeme
gelebilir. İngiltere çözüme engel istemiyorsa net tutum
takınmalı dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dünkü
görüşmede Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma konusunu görüşmeye devam etti.
Talat Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dün de 2
saatlik bir görüşme yaparken, BM kontrolündeki ara bölgede müzakereler
için tahsis edilen binada yapılan görüşmede, BMnin Kıbrıs
Özel Danışmanı Aleksander Downer de hazır bulundu.
Görüşme sonrasında BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downer basına yaptığı
açıklamada, tarafların Yabancılar, Göç, Vatandaşlık
ve Sığınma konusunu görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.
Liderlerin perşembe günkü görüşmede aynı konuyu ele almaya devam
edeceklerini, mülkiyet konusunun ise bugün özel temsilciler seviyesinde ele
alınacağını söyleyen Downer, liderlerin dün ay boyunca
yapılacak görüşmelerin programını da belirlediğini
bildirdi.
Buna göre yarınki toplantıdan sonra 9 Aralık Çarşamba, 14
Aralık Pazartesi ve 21 Aralık Pazartesi liderler bir araya gelecek;
ardından yıl sonuna kadar müzakerelere ara verilecek.
VATANDAŞLIK, GÖÇ VE SIĞINMA
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla görüşmesinin
ardından saat 18.45te Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde basına açıklamalar yaptı ve soruları
yanıtladı.
Görüşmede, vatandaşlık, göç ve sığınma
konularını ele aldıklarını ifade eden Talat,
önümüzdeki günlerin liderler seviyesindeki ve temsilcilerin görüşme
planlamalarını da yaptıklarını bildirdi.
Talat, temsilcilerinin ise mülkiyet ve ekonomi konularında
çalıştığını kaydederek, gelecek
toplantının yapılacağı perşembe günkü gündemi de
temsilcilerinin yarınki buluşmada kararlaştıracağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bugün
bıraktığımız yerden görüşmeye devam ettik.
Önümüzdeki günlerde temsilcilerimizin belirlediği gündem çerçevesinde
müzakereleri sürdüreceğiz dedi.
NİHAİ SONUÇ YOK
Talat, bir soru üzerine, vatandaşlık, göç ve sığınma
konularının henüz kapanmadığını, tarafların
görüşlerini ortaya koyduğunu belirterek, kısa sürede
anlaşma beklenen bir alan olmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, tarafların farklı tutumlar ortaya
koyduğunu ve henüz anlaşmaya varamadıklarını
belirterek, müzakere ettiklerini ama nihai sonuca
varamadıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, bu konuya gelecek toplantıda mı, yoksa
başka bir toplantıda mı devam edileceğini ise henüz belli
olmadığını ama uzlaşmaya varılamayan diğer
konuların olduğu gibi bu konudaki müzakerelerin de süreceğini
bildirdi.
AL VER PAKETİ YOK, BAZI ÖNERİLER ORTAYA KOYABİLİRİZ
Ankarada bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki
haberlerin doğruluğunun sorulması üzerine Talat, Öyle bir
şey yok, al ver paketi diye bir şey söz konusu değil. Üzerinde
çalıştığımız birçok konu var, bu konuları
paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde değil,
düşüncelerimizin bir değerlendirmesi ve bunun sonucunda bazı
öneriler ortaya koyabiliriz önümüzdeki günlerde
Konular görüşüldükçe
öneriler ortaya koyabiliriz diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, vatandaşlık, göç ve
sığınma konularında uluslararası uygulamaları
ortaya koyduklarını belirterek, bu konuda tartışılacak
birçok unsur bulunduğuna işaret etti. Kıbrısta
doğanlar, evlenenler, uzun yıllardır burada yaşayanlar,
hatta atalarının geldiği ülkelerde bağı
kalmamış insanlar gibi konuların insani meseleler olduğunu
kaydeden Talat, Bu sorun insani bir sorun olarak ele alınmalıdır
dedi.
Talat, Hristofyasla bugünkü görüşmesinde
yoğunlaştırılmış müzakereler konusunu da ele
aldıklarını ancak sonuçlandırmadıklarını
belirterek, önümüzdeki dönemde yeniden ele alacaklarını
belirttiği bu konuda iyi bir sonuca varma umudunu dile getirdi.
STAR KIBRIS 02/12/09
![]()
MİHRİŞAH SAFA
Geçtiğimiz hafta Kıbrısta iki toplum lideriyle de görüşen
Bryant, Dışişleri Bakanlığındaki makamında
kabul ettiği Star Kıbrıs Medya grubu muhabirine,
Kıbrıstaki iki toplum, Ankara, Atina ve Londra ile adaya
kalıcı barış getirmek için ideal fırsat
yaratıldığını belirtti.
GEÇTİĞİMİZ hafta Kıbrısa gelerek, iki toplum
lideri ile görüşen Avrupadan sorumlu Dışişleri Bakan
yardımcısı Chris Bryant, makamında Stara verdiği özel
demecinde, iş yapan ve yapmak isteyen iki toplum lideriyle adada
kalıcı barışın yakalanma fırsatının
geldiğini belirterek, Adadaki iki toplum ve çözüme kendini
adamış Ankara, Atina ve Londra beşlisi ile bu fırsat
değerlendirilmeli dedi.
Kıbrıs dönüşü basına ayrı ayrı demeç veren Avrupa
Bakanı Chris Bryant, Cuma günü Londraya gelecek olan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Başbakan Gordon Brownla
görüşmesi konusunda henüz kesin gün belirlenmediğini belirterek,
Brown, Bay Talatı görmek istediğini söyledi. Ancak ne zaman
görüşeceklerini bilmiyorum dedi.
Geçtiğimiz hafta Londraya gelen ve Avam Kamarasında bir araya
geldiği Rum Lider Dimitris Hristofyasın, sürekli Türkiyeyi hedef
alıp, kışkırtıcı mesajlar verdiğine
ilişkin sorumuza Bryant, Türkiyenin Ankara protokolüne uyması
gerektiğini düşünüyorum. Türkiye buna uyacağını
imzalayarak, taahhüt etti. Ancak, bu konuda bir tarafı tutmak boşuna.
Tutacağım tek taraf, adada kalıcı barıştır.
Bu konularda herkes, herkesi kritize edebilir. Bazen her iki tarafta
söylenenlerle, asıl özel görüşmelerde konuşulanlar birbirini
tutmaz. Özel müzakereler, çok daha fazla iş
çıkartıcıdır. yanıtını verdi.
İki liderin birbiriyle iş yaptığını ve daha
fazlasını yapmak istediğini gözlemlediğini, bunun da
adanın geleceği için olumlu olduğunu dile getiren Avrupa
Bakanı, İki tarafın emlak konusunda
anlaşamadığıyla ilgili sorumuza, mal-mülk
konularının her zaman zor olduğunu belirtti.
FİKRİ NEDEN DEĞİŞTİ?
Geçtiğimiz ay göreve getirilen Chris Bryant, Kıbrısa gitmeden
önce bazı tereddütleri bulunduğunu, ancak iki liderle
görüşmesinden sonra bunların çoğunu giderdiğini belirterek,
şunları söyledi;
Fikrimi değiştiren şey, her iki liderle yaptığım
görüşmeler oldu. Her iki liderin sadece birbiriyle iyi geçinip, görüşmesi
değil, barış müzakerelerini hızlandırmak ve sürelerini
uzatmak gibi arzuları olduğunu da gördüm. Onların müzakerelerin
temposunu artırma arzusu beni barışa giden çözümde en fazla
cesaretlendiren konu oldu. Kalıcı çözüme ulaşmak için nihai
barış paketi ve çözümü bulmak zorundayız. Bir başka fikrimi
değiştiren konu da, Lefkoşanın ara bölgesinde gezerken
gördüklerim, Avrupanın tek duvarla ikiye bölünmüş kentinde
dolaşıyor olmamdı. Adanın birleşmesini destekleyen her
kişinin böyle düşündüğünü sanıyorum.
Adadaki kalıcı barışın sadece
Kıbrıslılar tarafından ve iki liderin görüşmelerinden
çıkması gerektiğini vurgulayan Chris Bryant, Sonuç iki lider
ve iki toplumun anlaşabileceği sonuç olmalı dedi.
AMBARGO VE LİMANLAR
Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında Annan Planına
evet demesine rağmen, Avrupa Birliğinin hala ambargoları
kaldırmadığını
hatırlattığımızda ise Bryant, Türkiye de
limanlarını Kıbrıslılara açmaya söz vermişti.
Gerçi ikisi farklı anlaşmalar, benzetmek istemiyorum. Ancak
adanın kuzey ve güneyinin refahı, bir çözüme varılmasında
yorumunu yaptı.
Adayla ilgili ne kadar iyimser ve ümitli olduğuyla ilgili soruya ise
Bakan, Ümitliyim, ancak bir yandan da gerçekçiyim. Çünkü henüz
barış paketinin ne olduğunu bilmeden, görmeden her iki taraftan
da hayır diye çalışanlar var. Bu ana kadar gelinmiş,
bunun kesilmesi çok üzücü olur. İki lider iş yapma arzusunda ve
niyetinde. Adada barışçıl çözümden yana iki hükümet, Ankara,
Atina ve Londra da var. Bu beşli grup, adaya barış getirici
çözüm için ideal.
TALAT-BROWN MEÇHUL
Cuma günü Londraya gelecek olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, Başbakan Gordon Brown ile görüşmesi konusunda henüz
kesin bir gün kararlaştırılmadığını kaydeden
Avrupa Bakanı, Başbakan Brown, TalatI görmek, konuşmak
istediğini söyledi. Ancak kesin bir şey henüz yok. Ben Talatı
daha geçen hafta görüp, konuştum. Eğer seçim bölgeme gitmeseydim,
memnuniyetle kendisini görürdüm. Talatın beni görmek istediğini de
bilmiyorum. Dışişleri Bakanlığında birçok
meslektaşımın Talatı görmek istediğinden eminim.
dedi.
STAR KIBRIS 02/12/09
![]()
Hürriyet Gazetesi Yazarlarından Yalçın Doğan
dünkü köşesinde 'Telefonlarımızı ayrıca Rumlar
dinliyor' başlığıyla yazdığı yazıda, 'O
nedenle, Talatla görüşmek isteyen yabancılar telefon
kullanmıyor, doğrudan kendisine geliyor. Rumları mahkûm eden bir
tavır' diye yazdı. Yalçın Doğan'ın
yazısının tam metni şöyle:
Telefonlarımızı ayrıca Rumlar dinliyor
MEHMET Ali Talatın günlük İngilizcesi idare ediyor. Ahım
şahım değil ama İngilizce konuşurken hiç bir zorluk
çekmiyor.
KKTC Cumhurbaşkanı buna karşılık, Rum lideri
Hristofyas ile yürüttüğü tüm resmi görüşmelerde İngilizce
konuşuyor. Günlük dilde muhteşem değil ama teknik müzakerede tam
tersi, İngilizceye çok hâkim. Hristofyas da öyle. Yanlarında yine de
çevirmen var, ama ikisi de, İngilizcede çok az teknik yardım alıyor.
Talat zor olanı yapıyor. Yabancı dilde günlük konuşma
dilini kullanmak daha kolay. Asıl güçlük teknik deyimlerle dolu resmi
müzakereleri götürmek. Kaldı ki, bu görüşmeler hassas. Talat yine de,
İngilizceden vazgeçmiyor.
YORGO HAZIR
Buna karşılık, Rumların da vazgeçemedikleri
alışkanlıkları var. Ayıp ve kötü bir
alışkanlık.
Telefon dinlemek.
Aralık başı Brüksel yine AB, yine Türkiye, yine tamam mı,
devam mı nakaratı, buna bağlı olarak yine Kıbrıs.
Gerçi, Yunanistanın yeni Başbakanı Yorgo Papandreu KTCye ve
Ankaraya güvence veriyor: Kıbrısta elimden geleni yaparım.
Yunan Başbakanı böyle derken, Kıbrıs Rumları
ellerinden geleni ardına bırakmıyor. Başka ülkelerin dahi
itirazlarına rağmen, KKTC telefonlarını dinliyor.
Telefon dinleme deyince, biraz geriye gitmek gerekiyor. Bu konuda Rumlar
sabıkalı. Bize dönük, tarihte iki büyük örneği var.
LOZAN VE CENEVRE
İlki, Lozanda. 1922, 23te.
Lozan görüşmeleri sırasında telefon yok ama şifreli
telgraflar var. İsmet Paşa ile Mustafa Kemal arasındaki
şifreli yazışmalarda, Rumlar şifreyi kırıyor ve
telefon dinleme gibi, telgrafları okuyor.
Rumların ikinci büyük sabıkası 1974 Kıbrıs
Barış Harekâtı sonrasında Cenevre görüşmeleri
sırasında. Başbakan Bülent Ecevit ile Dışişleri
Bakanı Turan Güneş arasındaki telefon görüşmelerini
dinliyor. Ankara bunu bildiği için, Ecevit ile Güneş aralarında
şifre kullanıyor. Barış görüşmelerinin
tıkandığı bir anda Turan Güneş, Cenevreden Ecevite:
Ayşe tatile çıksın.
Ayşe, Turan Güneşin kızı. Rumlar
şaşırıyor, Bu Türkler galiba aklını
kaçırmış, şimdi bunun sırası mı diyerek.
Oysa bu cümle, görüşmeler tıkandı, ikinci askeri harekât
başlasın anlamına geliyor.
Rumların dinlemesine karşı, bu şifreyi ikisi
dışında kimse bilmiyor.
SAVAŞ VE CASUSLUK
Şimdi Kıbrısta benzer bir durum var.
Rumlar KKTC Cumhurbaşkanı Talatın tüm
konuşmalarını dinliyor. Talat bunu bildiği gibi,
İngilizler ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de biliyor.
O nedenle, Talatla görüşmek isteyen yabancılar telefon
kullanmıyor, doğrudan kendisine geliyor. Rumları mahkûm eden bir
tavır. Bununla birlikte, sanıyorum Talatın şifresi
bilinmeyen, dolayısıyla dinlenmesi mümkün olmayan bir telefonu hâlâ
olabilir.
Devletlerin birbirini dinlemesinin iki hali var. Savaş ve casusluk. Her
ikisi için de, pek çok örnek var. Casusluk deyince, akla Soğuk Savaş
yılları geliyor. Aynı zamanda pek çok filmin konusu.
Rumların şu anda yaptığı casusluk. Aslında çok
gereksiz. Rumların bu haltı yediğini herkes bildiğine göre,
onlara düşen artık bu oyundan vazgeçmek.
Bizde olduğu gibi, huylu huyundan vazgeçer mi?
STAR KIBRIS 02/12/09
![]()
Mihrişah Safa
LORDLAR Kamarasında dün akşam konuşacağı
açıklanan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Ankarada
uçağı sis yüzünden kalkmayınca, yerine Londrada bulunan
Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy konuştu.
Lordlar Kamarasının 1 numaralı komite odasında Lord
Maginnisin ev sahipliğinde düzenlenen 1 saat 40 dakika süren
konuşmaya, Lordlar Kamarasının değişik partilerine
mensup çok sayıda Lord ile diplomatlar, Türk sivil toplum örgütleri
temsilcileri, işadamlarından oluşan 100ü aşkın konuk
katıldı.
Oldukça geniş konuların ele alındığı
toplantıda Ulaştırma Bakanı Taçoy, Kıbrıs
sorununun tarihçesini anlatarak başladığı konuşmada,
günümüzdeki durumu anlatarak, değerlendirmesini yaptı. Soruları
yanıtlayan Ulaştırma Bakanı, görüşmelerin bir kez daha
başarısız olması durumunda, uluslararası toplumun denenmiş
yöntemleri bir kenara bırakıp, Kıbrıs Türk
halkının sonsuza kadar Rumların adadaki gerçekleri Kabul
etmesini bekleyememeklerini teslim etmesi gerekeceğini de sözlerine
ekledi.
Açılış konuşmasını Lord Maginnisin
yaptığı ve ikinci kez Kıbrıslı bir Türk
Bakanın konuşmasına ev sahipliği yapan Lordlar
Kamarasındaki konuşma, büyük ilgiyle dinlendi. Çok sayıda
İngilizin ilgiyle dinlediği konuşmada, Bakan Taçoy,
Uluslararası toplumun görüşmelerden olumlu sonuç alınabilmesi ve
BM parametrelerin temelinde siyasi bir çözüm bulunmasını teminen,
vakit geçirmeden Rum tarafına çağrı yapmasını
isteyerek, yoksa bu yeni sürecin de başarısızlıkla
sonuçlanacağını öne sürdü.
Bakan Taçoy, görüşmelerin başarıya ulaşmaması
durumunda başka planları bulunduğunu, ancak bunu
açıklamanın yeri ve zamanı olmadığını
belirttiği konuşmasında, yurt dışındaki
Kıbrıslı Türklere büyük önem verdiklerini,
Dışişleri Bakanlığında onlarla ilgili Yurt
Dışında Yaşayanlar masası kurduklarını
belirtti, Önümüzdeki yıl sizin gibi ada dışında
yaşayanların seçme-seçilme konularını ele almaya
başlayacağız dedi.
Lordlar Kamarasında, Drumglass Lordu ve Türk dostu Lord Maginnis
dışında, Lord Ahmed, Lord Monson, Lord Harrison, Lord Laird,
milletvekili Jo Swinson, Lord Pilkinton, S,r Michael Craydon T.C
Büyükelçiliği Müsteşarı Erdem Mutaf, Başkonsolos B
ahadır Kaleli, Prof. Clement Dodd, belediye meclis üyeleri Harvey
Marshall, John Oakes, Donald Crawford, John and Sigi Martin, Michael Stephen,
Tansel Fİkri, David Lewis, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü,
temsilcilikten Konsolos Serap Destegül, AYsan Mullahasan, Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgünün oğlu Salih Özgürgün, Bakan Taçoyun
kızı Asena Taçoy, işadamları, sivil toplum örgütleri
başkan, temsilcileri, diplomatlar ve basın mensupları da
katıldı.
Taçoyun konuşması sonunda Türk ve yabancı konuklar
Ulaştırma Bakanını soru yağmuruna tuttular.
Lord Maginnis, tarih boyunca adadaki Türklere adil
davranılmadığının altını çizerek, Türkiye ve
KKTCnin halkla ilişkiler çalışmalarına büyük önem vermesi
gerektiğini ve adada Türk tezinin tanıtılması ve dünya
kamuoyuna iletilmesi konusunda koordineli çalışılması
gerektiğine işaret etti.
Lord Ahmed, Bakan Taçoyun kayıplar konusunda kendi ailesinden
verdiği örneğe değinerek, Sizin davanıza
yakınlık duyanlar veya sizler, eşinizin ailesinde kayıp
büyükanne-büyükbabanız örneğinde olduğu gibi benzeri
konuları Avrupa İnsan Hakları veya Avrupa Adalet Divanına
neden taşımıyorsunuz? Neden Rumlar gibi dava açmıyorsunuz?
Eğer bunu açacak kimse yoksa biz Lordlar Kamarasında veya Avam
Kamarasında bu çatı altında bunu gündeme taşıyabiliriz
dedi.
ACİL B PLANINIZ OLMALI
Lord Pilkington ise adadaki toplu mezarlara, kayıplara değinerek, o
tarihlerde adada bulunduğunu söyledi, Köfünyedeki toplu mezarları
hatırlattı. 1974 harekatında adadaki Türklerin
cezalandırıldığını, Türkiyeye NATOnun dev bir
üye ülkesi olduğu için uygulanamayan ambargoların, küçük
Kıbrıs Türk devletine uygulandığını belirten Lord
Pilkington; Müzakereler başarısızlıkla sonuçlanacak.
Gidişat onu gösteriyor. Sonunda herkes sizi suçlayacak ve yine bu
işten zararlı çıkan sizler olacaksınız. Bir B
planınız mutlaka olmalı, acele edin yorumunda bulundu.
KKTC İÇİN SAVAŞMAK YALNIZLIK İŞİ
Lordlar Kamarasının 26 yıldır üyesi olduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin refahı konusunda derin endişe
taşıdıklarını dile getiren Lord Maginnis, KKTC için
savaşmanın Lordlar Kamarasında çok yalnızlık getiren
bir iş olduğunu belirtti. Bugün burada başta Temsilci Kemal
Köprülü ve ekibinin gayretli çalışmaları sonucu toplanmış
bulunuyoruz. Bizim, Lefkoşadan bize yol gösterecek, ışık
tutacak, fener olacak bir öndere ihtiyacımız var. Yoksa
kafamızı duvarlara çarparız. Akdenizde minicik bir ülke var,
Cebelitarık. Koskoca ülkelere kafa tutuyor ve kendini tanıtmak için
yüz milyonlarca Euro harcıyor. Koordineli çalışma şart. P.R
Halkla İlişkiler çalışması şart. Ciddiyetle ele
alınmalı. Avam ve Lordlar Kamarasında, bize ışık
tutacak, yol gösterecek yönde ilerleyeceğiz mesajını Verdi.
TÜRKİYENİN GARANTÖRLÜĞÜ ŞART
Ulaştırma Bakanı Taçoy, kendisine yöneltilen çeşitli
sorulara verdiği cevaplarda, Rum tarafının bugüne kadar müzakere
masasında sergilemiş olduğu tavrın ümit verici
olduğunun söylenmeyeceğini kaydetti. Kıbrıs Rum
Liderliğinin açıklama ve tavırlarının, verdikleri
mesajların, yerleşmiş B.M parametrelerine dayalı yeni bir
ortaklığı Kabul etmeye hazır olmadığını
açıkça gösterdiğini söyleyen Taçoy, Rum Lider Hristofyasın
geçtiğimiz eylül ayında B.M genel kurulunda yaptığı
konuşmasında, iki tarafın yeni bir ortaklık oluşturmak
için değil, mevcut üniter devleti iki otonom bölgeden oluşacak
federasyona dönüştürmek için müzakere ettiklerini söyleyecek kadar ileri
gittiğini de vurguladı. Kıbrıslı Türklerin,
Türkiyenin garantörlüğünü güvenlikleri için şart olduğu
görüşünde birleştiğinin altını çizen
Ulaştırma Bakanı, Garantiler, gelecekte adada herhangi bir
saldırı olmasına karşı önemli bir
caydırıcı unsur konumundadır dedi.
Taçoy ayrıca adada güvenlik artırıcı önlemler almaya
çalıştıklarını belirirken, adadaki kayıplar
konusundaki bir soruda, soykırım kelimesinin ve kavramının
çok hassas bir konu olduğunu belirtti. Bu konuda her kesimin büyük
etkilenmesi olmuştur ve her taraftan kayıplar vardır. Türk
Hükümeti kayıpların bulunması için bize finansal yardımda
bulunmaktadır. Bu günleri yeniden yaşamamak ve gelecek genç nesillere
bırakmamak için çalışıyoruz diye konuştu.
STAR KIBRIS 02/12/09
![]()
Türk Amerikan Koalisyonu (TCA) ve İstanbul Teknik
Üniversitesinin ortak girişimiyle, ABDde yaşayan
Kızılderili kökenli öğrencilere Türkiyede eğitim görmeleri
için burs verilecek. Ortak girişim çerçevesinde, her yıl 10
Kızılderili öğrenci, ABDden Türkiyeye gönderilecek ve tüm
eğitim masrafları karşılanacak.
İstanbul Teknik Üniversitesi (ITÜ) Rektörü Muhammed Şahin,
TCAnın Türkiyedeki eğitim kurumlarına yönelik olarak
düzenlediği seyahate katılan Kızılderili öğretim
üyelerinin İTÜyu ziyaretinden sonra yaptığı
açıklamada, 10 Kızılderili öğrencinin tüm masrafları
dahil her türlü eğitim ihtiyacını karşılamaktan ve bu
öğrencilere Türkiye'de okuma imkanı verecek olmalarından
dolayı mutlu olduklarını söyledi.
TCA başkanı Lincoln McCurdy ise Kızılderililere yönelik
eğitim programının Türkiye ve Kızılderili kabileleri
arasındaki kültürel bilincin daha da gelişmesine katkı
sağlayacağını kaydetti ve İTÜnin Bahçeşehir
Üniversitesinden sonra Kızılderili öğrencilere burs
sağlayan ikinci eğitim kurumu olduğunu dile getirdi.
TCAnın organize ettiği ve Mandan, Hidatsa, Crow, Cree, Hopi,
İsleta/San Juan Pueblo and Mohawk Kızılderili kabilelerine
mensup akademisyenlerin katıldığı Türkiye gezisine
Kızılderili Yüksek Eğitim Birliği sponsor oldu.
Kızılderili akademisyenler Türkiye ziyaretleri sırasında
Samsun, Ankara, Bolu ve İstanbulda toplam 12 üniversiteyi ziyaret
etmişti. Türk Amerikan Koalisyonu (TCA), Kızılderili kökenli
öğrencilere ek olarak, siyahi, Hispanik ve Ermeni kökenli Amerikalı
öğrencilere de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde
eğitim görmeleri için destek veriyor.
STAR KIBRIS 02/12/09
Ban urges more social contact
By George Psyllides
THE
LEADERS of the islands divided Greek and Turkish communities yesterday
continued discussion of the Turkish settler issue as part of the ongoing talks
to resolve the Cyprus problem.
According to the United Nations, President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat discussed at some length today (yesterday) the
question of citizenship, aliens, immigration and asylum.
UN special envoy Alexander Downer said the two leaders also discussed and
decided the dates for their next meetings.
The two men will meet anew tomorrow. Beyond that they will meet again next
Wednesday and then on December 14, and 21 before the break at the end of the
year.
Downer said the two leaders will continue their discussion on citizenship
issues.
Today, their representatives, George Iacovou and Ozdil Nami, will discuss the
thorny property issue.
In New York, the UN Security Council members yesterday received the UN
Secretary- Generals report on UNFICYP, which will circulate today as a UN
document.
A second report, on Ban Ki-moons good offices will be handed over to the
council on December 3.
In his report on UNFICYP, Ban said UNFICYP continues to play a vital and unique
role on the island, including supporting his good offices mission.
Ban suggested extending the forces mandate for six more months until June 15,
2010.
The UN said military violations from the two sides were relatively level due
to the decrease in violations on behalf of the Turkish forces, after the
positive approach they have taken in recent months.
The situation remained calm though efforts to advance talks on military
confidence building measures have not been fruitful, the report says.
The report repeats the importance of creating financial, social, cultural and
sports contacts and bonds.
Similar contacts would strengthen the feeling of trust between the two
communities and lighten the feeling of isolation felt by the Turkish Cypriots,
the UN said.
And better financial and social equality would make reunification not only
easier but more possible, the report said.
In the framework of an internationally established peace procedure, efforts
toward the other direction could only be counterproductive, the UN said.
Concerning the plan to restructure UNFICYP to better respond to the new
conditions brought about by a solution, there has been significant progress in
the talks but the two sides have not yet studied in depth the role expected
from the UN in supporting the arrangement.
STAR KIBRIS 02/12/09
03
Aralık. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas'la görüşmesinin
ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
yaptığı açıklamada, bugün "vatandaşlık,
yabancılar, göç ve sığınma" konularını
görüştüklerini ve bugüne kadarki görüşmelerine ilişkin değerlendirme
yaptıklarını kaydetti.
Talat, bir soru üzerine,
iki tarafta evde görüşme yapılmasını
karşılıklı konuştuklarını ifade ederek,
"Bunun maksadı, daha uzun süreli görüşme yapmak ve bir miktar
hızlandırmak ve tabii bu arada biraz daha mekanı da
değiştirmiş olmak, yani daha elverişli koşularda
görüşme yapmak" dedi.
Görüşmelerin
karşılıklı olarak üç gün Güney Kıbrıs'ta, üç gün
de KKTC'de evlerde olacağını ifade eden Talat,
"görüşmelerde gece kalınmayacağını, ama
görüşmelerin tam gün sabahtan akşama süreceğini" söyledi.
Ev görüşmelerinin
ocak ayında başlayacağını belirten Talat,
görüşmelere gazetecilerin alınıp
alınmayacağının ve Güney Kıbrıs'a geçemeyen Türk
gazetecilerin durumunun ele alınmadığını kaydetti.
Talat, bir soru üzerine,
Kıbrıs Türkleri açısından Türkiye'nin garantörlüğünün
devamının önemli olduğunu belirterek, bu konudaki
tutumlarının gayet açık olduğunu vurguladı.
RUM
TARAFI AB ZİRVESİNE KADAR CİDDİ MÜZAKERE YAPMIYOR
Talat, başka bir soru üzerine, Kıbrıs Rum
tarafının Avrupa Birliği (AB) zirvesine kadar ciddi şekilde
bir müzakereye hazır görünmediği görüşünde olduğunu ifade
ederek, "Çünkü AB zirvesinde Türkiye ile ilgili 'ne elde edebiliriz'
düşüncesiyle bekliyor" dedi.
"Bu durumda
müzakereleri sürdürmekte farklı bir metot aramak durumunda
olduklarını" kaydeden Talat, "bugüne kadar hemen hemen
bütün konuları görüştüklerini ve bundan sonra görüştükleri
konularla ilgili, farklılıkları azaltacak adımlar
atmaları gerektiğini" söyledi.
"Bu konuda topun
Kıbrıs Türk ve Rum tarafında olduğunu, BM dahil
uluslararası aktörlerin şimdilik uzak durduğunu" ifade eden
Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye'nin sarsılmaz
desteğiyle son derece esnek ve yapıcı politika izlediğini,
yeni öneriler ve düşünceler geliştirdiğini kaydetti.
Talat, ocak ayı
başında daha anlamlı ve sonuç alıcı görüşmeleri
başlatabileceklerini ifade ederek, nisanda yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sonuç elde etmenin, bu
dönemdeki performanslarına bağlı olduğunu kaydetti.
Talat,
Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin bir
soru üzerine de "henüz o konuda bir şey söylemediğini"
belirtti.
Kritik bir yorum
Egemen
Bağış, Yunanistan ve İngiltere Adadaki tüm askerlerini
çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz dedi.
Türkiye Devlet Bakanı
ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiyenin Kıbrıs
sorununun çözümü için askerlerini çekerek jest yapmasını isteyen Rum
ve Yunan milletvekillerine tepki göstererek kritik bir yorumda bulundu.
Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler
Komitesine hitap eden ve milletvekillerinin sorularını cevaplandıran
Egemen Bağış, konuşmasında Kıbrıs konusuna
da değindi.
Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümü için askerlerini
çekerek jest yapmasını isteyen Rum ve Yunan milletvekillerine tepki
gösteren Bağış, Biz 2002den bu yana sürekli jest
yapıyoruz. BMye çözüm için hep bir adım önde olma sözü verdik ve
Annan Planı başta olmak üzere bu yolda çok çaba gösterdik dedi.
Bağış, Eğer Yunanistan ve İngiltere
Adadaki tüm askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz.
Sizin askerlerinizi çekmeye gelince egemenlik hakkınız oluyor,
bizim askerlere gelince jest istiyorsunuz. Gelin jestleri beraber yapalım
diye konuştu.
ABnin taahhüt ettiği şekilde KKTC üzerindeki
izolasyonları kaldırması ve doğrudan ticareti
başlatması halinde Türkiyenin de Rum kesimine limanlarını
açmaya hazır olduğunu belirten Bağış, KKTC ile
ticaret yapan ve serbest dolaşımdan faydalanan tek bir AB üyesi var.
O da Rum kesimi. Rumlar bu ayrıcalıklarını diğer AB
ülkeleriyle paylaşmak istemiyor tespitinde bulundu.
Bağış, Ben Kıbrıslı olsaydım,
Türk ya da Rum, Türkiyenin AB üyeliği için Türk başmüzakereciden
daha fazla çaba gösterirdim dedi.
KIBRIS 03/12/09
Cumhurbaşkanı
Talat, Ankarada bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki
haberleri yalanladı. Talat,
Üzerinde çalıştığımız birçok konu var, bu
konuları paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde
değildir. Düşüncelerimizin
bir değerlendirmesidir ve bunun sonucunda öönümüzdeki günlerde bazı
öneriler ortaya koyabiliriz dedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla Ankarada
yaptığı görüşmede müzakerelerle ilgili birçok konuyu
paylaşıp değerlendirdiklerini, bu değerlendirmeler
sonucunda önümüzdeki günlerde bazı öneriler ortaya koyabileceklerini
söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, 4 Aralıkta gideceği Londrada İngiltere
Başbakanı Gordon Brownla da görüşeceğini ve garantörlük
konusunun da gündeme gelebileceğini ifade etti.
Talat,
İngilterenin garantörlük konusunda doğru çizgide olmadığını
kaydederek, garantörlüğün sadece Kıbrıslı Türklerle
Türkiyenin meselesi olmadığına dikkat çekti. Talat, Eğer
İngiltere bu konunun çözüm doğrultusunda engel teşkil etmesini
istemiyorsa bu konuda net tutumunu takınmalıdır dedi.
VATANDAŞLIK,
GÖÇ VE SIĞINMA
Talat,
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla görüşmesinin
ardından saat 18.45te Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde basına açıklamalar yaptı ve soruları
yanıtladı.
Görüşmede,
vatandaşlık, göç ve sığınma konularını ele
aldıklarını ifade eden Talat, önümüzdeki günlerin liderler
seviyesindeki ve temsilcilerin görüşme planlamalarını da
yaptıklarını bildirdi.
Talat,
temsilcilerinin ise mülkiyet ve ekonomi konularında
çalıştığını kaydederek, gelecek
toplantının yapılacağı perşembe günkü gündemi de
temsilcilerinin yarınki buluşmada
kararlaştıracağını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Bugün bıraktığımız yerden
görüşmeye devam ettik. Önümüzdeki günlerde temsilcilerimizin
belirlediği gündem çerçevesinde müzakereleri sürdüreceğiz dedi.
NİHAİ
SONUÇ YOK
Talat,
bir soru üzerine, vatandaşlık, göç ve sığınma
konularının henüz kapanmadığını, tarafların
görüşlerini ortaya koyduğunu belirterek, kısa sürede
anlaşma beklenen bir alan olmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, tarafların farklı tutumlar ortaya
koyduğunu ve henüz anlaşmaya varamadıklarını
belirterek, müzakere ettiklerini ama nihai sonuca
varamadıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı
Talat, bu konuya gelecek toplantıda mı, yoksa başka bir
toplantıda mı devam edileceğini ise henüz belli
olmadığını ama uzlaşmaya varılamayan diğer
konuların olduğu gibi bu konudaki müzakerelerin de süreceğini
bildirdi.
AL
VER PAKETİ YOK, BAZI ÖNERİLER ORTAYA KOYABİLİRİZ
Ankarada
bir al-ver paketi hazırlandığı yönündeki haberlerin
doğruluğunun sorulması üzerine Talat, Öyle bir şey yok, al
ver paketi diye bir şey söz konusu değil. Üzerinde
çalıştığımız birçok konu var, bu konuları
paylaştık ama bir al ver paketi biçiminde değil,
düşüncelerimizin bir değerlendirmesi ve bunun sonucunda bazı
öneriler ortaya koyabiliriz önümüzdeki günlerde
Konular görüşüldükçe
öneriler ortaya koyabiliriz diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, vatandaşlık, göç ve sığınma
konularında uluslararası uygulamaları ortaya
koyduklarını belirterek, bu konuda tartışılacak birçok
unsur bulunduğuna işaret etti. Kıbrısta doğanlar,
evlenenler, uzun yıllardır burada yaşayanlar, hatta
atalarının geldiği ülkelerde bağı kalmamış
insanlar gibi konuların insani meseleler olduğunu kaydeden Talat, Bu
sorun insani bir sorun olarak ele alınmalıdır dedi.
Talat,
Hristofyasla dünkü görüşmesinde
yoğunlaştırılmış müzakereler konusunu da ele
aldıklarını ancak sonuçlandırmadıklarını
belirterek, önümüzdeki dönemde yeniden ele alacaklarını
belirttiği bu konuda iyi bir sonuca varma umudunu dile getirdi.
İNGİLTERE
GARANTÖRLÜK KONUSUNDA DOĞRU ÇİZGİDE DEĞİL
Bir
başka soruyu yanıtlarken, İngiltere Başbakanı Gordon
Brownla 4 Aralıkta görüşmesinin teyit edildiğini ama yine de
yüzde yüz emin olmamak gerektiğini belirtti.
Talat,
Görüşmenin gündeminde garantörlük meselesi de olacak mı? sorusuna
karşılık Olabilir, çünkü ben İngilterenin garantörlük
konusunda doğru bir çizgi izlemediği düşüncesindeyim. Belki bunu
Sayın Browna aktarırım. Garantiler sadece Türkiyenin, sadece
Kıbrıslı Türklerin meselesi değildir, aynı zamanda
İngilterenin meselesidir. Eğer İngiltere bu konunun çözüm
doğrultusunda engel teşkil etmesini istemiyorsa net tutumunu
takınmalıdır diye konuştu.
İngilterenin Avrupa Bakanı Christ Bryantın
garantilerin ihtiyaç olduğunu ve devam etmesi gerektiğini ifade ettiğine
dikkat çeken Talat, İngiltere bunu en baştan ifade etmiş olsaydı
belki bugün Kıbrıs Rum tarafının son derece rahatsız
edici şekilde öne sürdüğü Garanti ve İttifak Anlaşmalarıyla
ilgili tutumunun böyle olmayacağını, bu konuda İngilterenin
ciddi bir hatası bulunduğunu söyledi.
HALKIN SESI 03/12/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün Ankara dönüşünün hemen ardından
Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ile randevusu için Ara Bölgeye gitti.
Talat
ile Hristofyas, Kıbrıs müzakere süreci kapsamında dünkü
görüşmede Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma konusunu görüşmeye devam etti.
BM
kontrolündeki ara bölgede yapılan görüşme sonrasında BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer
basına yaptığı açıklamada, tarafların
Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konusunu görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.
Liderlerin
perşembe günkü görüşmede aynı konuyu ele almaya devam
edeceklerini, mülkiyet konusunun ise
bugün özel temsilciler seviyesinde ele alınacağını söyleyen
Downer, liderlerin dün ay boyunca yapılacak görüşmelerin programını da belirlediğini
bildirdi.
Buna
göre perşembe günkü toplantıdan sonra 9 Aralık Çarşamba, 14
Aralık Pazartesi ve 21 Aralık Pazartesi liderler bir araya gelecek;
ardından yıl sonuna kadar müzakerelere ara verilecek.
HALKIN SESI 03/12/09
|
|
|
İngiltere ile 4 Haziran 1878′de imzalanan
muahede hükümlerine göre, 307 yıllık huzur ve sükûn devrinden sonra
Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen anlaşma şekli ile
İngiltere′ye emaneten veriliyordu. |
İngiltere
ile 4 Haziran 1878′de imzalanan muahede hükümlerine göre, 307 yıllık
huzur ve sükûn devrinden sonra Kıbrıs, dünya tarihinde görülmeyen
anlaşma şekli ile İngiltere′ye emaneten veriliyordu.
Rusya′nın 1877-1878 harbinde aldığı Türk toprakları
iade edilirse, Kıbrısta sahibine dönecekti.
Fotoğrafta, 23 Eylül 1878′de
Osmanlı Sancağının indirilip, yerine İngiltere Bayrağı′nın
çekilmesi törenini görüyoruz. Zamanının ünlü The Illustrated London
News dergisi, hem bu fotoğrafı sahifelerine alıyor, hem de şöye
diyor:
"-Kıbrıs İngiltere′nin
idaresine geçti. Fakat yapılan tespite göre nüfusun ekseriyeti Türklerde
ve bilhassa tapusu onlarda. Bir bayrak indirilip, bir bayrak çekilirken bu
rakam hakikati tezat değil midir?"
Aslında hiç de yadırganmaması
akıl ve vicdan tasd-kindeki hakikat, İngiliz emperyalizmini öylesine
rahatsız etmişti ki, besledikleri Etniki-Eterya′cılara Yeşil
Ada′nın kapılarını açtılar, Türkleri usta
oldukları tarzlarla zorladılar, yerlerinden söktüler, emlâklarının
Rum-Yunan′a geçmesini sağladılar.
Ötekilerin Megalo-İdeası da,
bu müşterek plânın hamuru idi..
Ve, 1878′de yüzde altmış
sekiz olup, daima elde kalacağı anlaşma ile garantilenmiş Türk
Vakıf gelirini binbir bahane ile vermediler, sonra da Lozan′ın
yirminci maddesi ile inkârlarını tasdik ettirdiler.
Ne oldu milyarları aşan hak?
KIBRIS′IN
Osmanlı Türkleri tarafından
1 Ağustos 1571de Mağusanın alınmsının, yine
Hak′ka dayalı tarihi sebebi vardır. Doğu Akdeniz′in
en büyük adası Kıbrıs, Arap akınları sırasında
üçüncü İslâm Halifesi Hz. Osman′ın devrinde Müslümanların
idaresine geçmiş, elde ettikleri diğer yerlerden çekilmelerine rağmen
burada devam eden İslâm yönetimine 1191′de Haçlı Orduları
son vermişlerdi. Daha sonra Cenevizliler ve Venedikliler zamanında,
Adadaki İslâm mülkiyet ve eserleri zedelenince, Osmanlı Hakanı
Sultan İkinci Selim 200 savaş gemisi, 50 bin piyade, 6 bin Yeniçeri,
6 bin süvârî ve istihkâmcıyı. Lala Mustafa Paşa′nın
serdarlığında Kıbrıs′ı fetihle
vazifelendirmiş, Haçlı Donanması′nın kendisinden güçlü
filolarını yenen Osmanlılar, kanlı çarpışmalardan
sonra 1 Ağustos 1571 ′de Kıbrıs′ı Osmanlı
imparatorluk topraklarına katmışlardı. Aradan uzun zaman
geçmesine devamlı tahriplere rağmen Ada′da cami, medrese, külliyye
gibi eserler, Akdeniz′in bağrındaki stratejik beldede varlığını
sürdürüyordu.
Türk idaresi, 1878′e kadar 307 yıl
sürdü. Mutlak bir TÜRK BELDESİ özellikleri içinde..
Büyük vezîr Sokullu′nun dediği
gibi, Kıbrıs AKDENİZ′İN KALBİ idi ve Osmanlılar,
O′nun bu özelliğine lâyık alaka ve himmet gösterdiler.
Anadolu′ dan getirilen Türk nüfus iskân edildi, Ceneviz ve Venediklilerin
hicreti ile topraklar satın alınarak yeni sakinlerine dağıtıldı,
millî ve dinî" eserler Ada′nın dörtyanını bezendirdi.
Bu devre içinde Kıbrıs,
Akdeniz kıyılarında başını suya daldırdıktan
sonra çıkan Anadolu toprağının devamıydı.
GÖRÜLMEMİŞ
HADİSE: BİR VATAN TOPRAĞININ YABANCIYA EMANET EDİLMESİ...
Oluk gibi kan dökerek aldığımız,
Kıbrıs′ın nasıl elimizden çıktığı
gerçekten ibretlidir. 1877′de başlayan Osmanlı-Rus harbi
yenilgimizle sonuçlanmış, Moskof orduları İstanbul önlerine
gelmişti. Diledikleri anda İmparatorluğumuzun başşehrine
girebilirlerdi. Rusya′nın Boğazlardan Akdeniz′e çıkmasını
HİNT YOLU için büyük tehlike sayan İngiltere, Bab-ı
Ali′ye şu teklifte bulundu:
"Kıbrıs′ın idaresini
bana bırakın, Çar′ı
sulha zorlarım." Sultan Hamid, teklifi prensipte kabul etti, fakat
kendisine hâs tarz ve üslûb içinde savaşta Rusya′nın elde
ettiği Osmanlı toprakları geri alınırsa, İngiltere
ve Ada′yı iade edecekti!
Rusya, Doğu′da
Kars-Ardahan-Sarıkamış′ı, Rumeli′de Eflâk -Boğdan′
a kadar uzanmış yerleri almıştı. Onu bu elde ettiği
yerlerden çıkarabilmenin bizim için tatlı rüya olduğunu Padişah
da elbet biliyordu. Şekil kurtarılmıştı, 4 Haziran
1878′de Osmanlı Hariciye Nazırı (şimdiki bakan yerine
kullanılırdı) Saffet Paşa ile, İngiltere Hariciye Nazırı
Sir Henri Eliot arasında KIBRIS MUAHEDESİ imzalandı
Böylece egemen bir devlet, vatan
topraklarından bir bölümünü, bir başka devlete yenilmiş olmanın
neticelerinden kurtulabilmek için adetâ teminat olarak rehin ediyordu.[2][1]
Uzak değil!. 68 yıl önce...
Yukarıda, 1913te Balkan Savaşı
yenilgisinden sonra, büyük eksikliğin harp filosu olduğu sert gerçeği
önünde, milletin varını-yoğunu Donanma Cemiyeti′ne verdiği
günlerde Kıbrıs′ın onsekiz yerinde kurulan Hürriyet Kulübü
delegelerinin Lefkoşa′ daki toplantısı.. Demek sadece 68
yıl önce Yeşil Ada′nın onsekiz kasabasında, yâni her
köşesinde Türkler, böyle imkâna sahip imişler ve Donanma
Cemiyeti′nin teşekküründen öğreniyoruz ki, Adanadan daha çok
para göndermişler. Çalışmaların devam edeceğini
bildiren yazıda şu dikkate değer cümleler var:
"-Çok büyük meblağlara baliğ
olan ve hâlen Ada İngiliz güvernörü (İngiliz Valisi) ile mahalli
idarenin tasarrufunda bulunan müterakim (birikmiş) vakıflar hâsılatımızın
serbest bırakılarak cemiyet-i mukaddesenize intikali için teşebbusatta
bulunulmuştur."
Bu haberi veren Donanma Mecmuası
1328 (M. 1913) Kânunuevvel (Aralık) Sayı 76, şu açıklamayı
yapıyor:
"-Müterakim Vakıflar varidatının
(gelirinin) büyük bir harp sefinesinin harp gemisi mubayaa edilmesine (satın
alınmasına) kifayet edecek miktarda olduğu, Lefkoşa Hürriyet
Kulübü′nün banilerinden Türk cemaati evkaf hey′et-i mütevelliyesince,
hükümetimizin de teşebbüste bulunması temennisi ile gönderilen
matlup, ilm-ü haberinden anlaşılıyor."
(Yeni Asır Gazetesi, İzmir, 6
Şubat, 1982)
HALKIN SESI 03/12/09
![]()
İngiltere Başbakanıyla saat 15.00de
görüşecek olan Cumhurbaşkanı Talat, Londrada
bulunacağı sürede GAÜnün Canterbury kampusunun
açılışını yapacak, konferanslar verecek, İngiliz
medyasına konuşacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın gideceği Londrada
İngiltere Başbakanı Gordon Brownla görüşecek; Chatham
Houseda konuşacak; Girne Amerikan Üniversitesinin Canterbury Kampusunun
açılışını yapacak; İngiltere Kıbrıs
Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenecek halka açık
toplantıda konuşacak; London School of Economicte konferans verecek
ve birçok ziyaret yapacak.
Cumhurbaşkanlığından verilen bilgiye göre yarın sabah
İngiltere saatiyle 10.30da Londraya varacak Cumhurbaşkanı
Talat, saat 13.00te düşünce kuruluşu Chatham Houseda onuruna
verilecek kokteylden sonra Sir Kieran Prendergastın oturum
başkanlığındaki toplantıda konuşacak ve
soruları yanıtlayacak.
Cumhurbaşkanı Talatın, İngiliz Başbakan Gordon Brown
ile resmi görüşmesi saat 15.00te Parlamento binasında yer alacak.
Talat, Cumartesi günü saat 11.30da Girne Amerikan Üniversitesinin Canterbury
Kampusunun resmi açılışını yapacak.
Aynı gün akşam saatlerinde İngilterede öğrenim gören
Kıbrıslı Türk öğrencilerle bir araya gelecek olan
Cumhurbaşkanı Talat, 19.30da da İngiltere Kıbrıs Türk
Ticaret Odası tarafından verilecek kokteyl ve akşam
yemeğine katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Pazar sabahı kaldığı otelde
Güney Kıbrıstaki DİSİ partisi Genel Başkanı
Nikos Anastasiadesle kahvaltıda görüşecek; öğleyin de Hornsey
Atatürk Türk Okulunu ziyaret edecek.
Talat, Pazar günü saat 14.00te Grand Palace Banqueting Suitete İngiltere
Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından düzenlenecek halka
açık toplantıda konuşacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Londrada bulunacağı sürede bazı
televizyonların canlı yayınlarına da katılacak.
Londradaki ilk günü olan Cuma günü El Cezire televizyonunda canlı
yayın konuğu olacak Cumhurbaşkanı Talat, pazartesi günü de
sırasıyla The Daily Telegraph, The Times, The Guardian ve Reuters
muhabirlerine demeç verecek, sorularını yanıtlayacak.
Cumhurbaşkanı Talat, saat 13.00te ise Londra Türk Radyosundan,
İngilterede yaşayan Kıbrıslı Türklere seslenecek.
Talat, saat 18.30da London School of Economicste Cyprus: The Settlement
Process (Kıbrıs: Çözüm Süreci) konulu konferans verecek.
Cumhurbaşkanı Talat, salı günü yurda dönecek.
STAR KIBRIS 03/12/09
![]()
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakerelerde
daha fazla ve hızlı ilerleme sağlanabilmesi için yöntem
değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyledi. Erçakıca,
Ankarada bu kapsamda çalışmalar yapıldığını
ancak sürecin hız ve yoğunluk kazanabilmesi için Rum
tarafının da katkı koyması gerektiğini belirtti.
Erçakıca, Türk tarafı görüşme sürecini etkinleştirmek için
hazırlık yaparken, Rum tarafı Türkiyenin AB süreci ile
Kıbrıs sorununu ilişkilendirmeye devam ediyor. Rum
tarafının özellikle aralık ayını bu uğurda
harcamaya kararlı olduğunu görüyoruz dedi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde,
müzakere süreci ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Ankaradaki
temasların ilişkin değerlendirmelerde de bulundu, gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
TÜRK TARAFI YÖNTEM DEĞİŞİKLİĞİNDEN YANA
Erçakıca, bugün yeni bir liderler buluşmasıyla devam edecek
Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerde, özel temsilcilerin bugün
mülkiyet konusundaki çalışmaları sürdürdüğünü söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili bütün
konuların yeterince tartışıldığını da
dikkate alarak, görüşmelerin
yoğunlaştırılmış olarak sürdürülebileceği
görüşünde olduğuna işaret etti.
Hasan Erçakıca, Artık yeni bir safha, yeni bir metotla müzakerenin
sürdürülmesi bir zorunluluktur. Ama sanırım bunu aralık ayı
içinde başarmak mümkün olmayacak. Bu süreç içinde
hızlandırmanın nasıl olabileceği konusunda liderler
bir görüş birliğine varabilirlerse, aralık ayından sonra
yeni bir safhaya geçmek mümkün olabilecek dedi.
Ankaradaki görüşmelerde Kıbrıs sorununun çeşitli
yönleriyle ele alınırken, şimdiye kadar görüşülmüş
bulunan konuların da yeniden değerlendirildiğini anlatan
Erçakıca, Önümüzdeki günlerde hangi konularda esneklik
gösterilebileceğinin ve ne gibi yeni taleplerde bulunabileceğimizin
belirlenmesi, yapılması gereken bir hazırlıktı dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
Bu hazırlıkları bir paket olarak mı, yoksa daha
farklı şekillerde mi masaya koyacağımızın
kararı verilmiş değildir. Bu hazırlıkların
hangilerinin masaya konulacağı da kesinleşmiş
değildir. Bu konudaki kararları, görüşmelerin seyri ve elbette Kıbrıs
Rum tarafının tutumu da etkileyecektir. Bugün için bu konuda
alınmış bir karar yoktur.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın bu çabaların bir
parçası olarak, AB Dönem Başkanı İsveç
Başbakanına bir mektup yazarak bu konudaki tutumunu iletip
görüşme sürecinin içinde bulunduğu aşama hakkında bilgi
verdiğini kaydeden Erçakıca, Özel Temsilcisi Özdil Naminin de geçen
hafta İsveçe bir ziyaret gerçekleştirerek, temaslar
yaptığını belirtti.
STAR KIBRIS 03/12/09
![]()
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, dün Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla müzakerelerin durumunu görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün yeniden bir
araya gelecek. Ara Bölgede müzakereler için tahsis edilen binada yer alacak
görüşme, saat 10:00da başlayacak.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışması Alexander
Downerin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek görüşmede, Liderler
Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konusunu görüşmeye devam edecek.
DOWNER-HRİSTOFYAS BULUŞMASI
Bu arada, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla
görüştü.
Rum radyosunun haberine göre Downer görüşme sonrasında yaptığı
açıklamada, Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinde iki
tarafın görüşlerinin birleştiği ve
ayrıldığı noktalar bulunduğunu belirterek,
dinamiğin idame ettirilmesinin önemine işaret etti.
GÖZDEN GEÇİRDİK
Kıbrıs sorununun çözümünün kolay olmadığını,
ancak iki toplum liderinin ilerleme kaydettiğine
inandığını belirten Alexander Downer, Rum Yönetimi
Başkanıyla bugün yaptığı görüşmede;
müzakerelerde kaydedilen ilerlemeyi gözden geçirdiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ve iki liderin danışmanları arasında
yürütülmekte olan ve önümüzdeki günler için planlanan görüşmelere de
değinen Downer, Prosedürün dinamiğinin idame ettirilmesi önemlidir.
Bu görüşmelerin çok yapıcı olduğuna inanıyorum dedi.
KOLAY OLSAYDI
Downer, bir soruya karşılık şunları söyledi:
Detaylı müzakereler doğal olarak kapalı kapılar
arkasındadır ve bunun doğru olduğuna inanıyorum.
Anlaşma sağlanan, görüş birliği sağlanan noktalar da
var, görüş ayrılığı olan noktalar da... İlerleme
kaydedildiğine inanıyorum. Bu; Kıbrıs sorununun
çözüldüğü anlamına gelmiyor. Halen gelecekte zorluklar var. BM de,
liderleri müzakerelere yapıcı şekilde devam etmeye
cesaretlendirmek istiyor.
Kıbrıs sorununun çözümü kolay olsaydı, çok önceden çözülürdü.
Kıbrıs sorununu çözmek isteyen iki lideriniz var. Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda uluslararası camiadan çokça destek
alıyorsunuz ve bu desteği BM aracılığıyla
olabildiğince iyi şekilde sürdürmeye devam etmek istiyoruz ki
liderler sonunda çözüm üzerinde anlaşmaya varsınlar.
HER GÜN GÖRÜŞME GERÇEKÇİ DEĞİL
Kıbrıs müzakerelerinin yoğunlaştırılmasıyla
ilgili bir soruya muhatap olan Downer, Liderler bu hafta iki kere
görüşüyor. Görüşme sıklıklarının
sınırı var, çünkü görüşmeler arasında
hazırlık, istişare yapılması, çeşitli tezlerin
incelemesinin yapılması gerekiyor. Liderlerden her gün
görüşmelerinin beklenmesi gerçekçi değildir. Önemli olan, prosedürün
dinamiğinin idame ettirilmesidir. Doğal olarak programların
önümüzdeki aylarda nasıl gelişeceğine dair görüşmeler oldu
şeklinde konuştu.
Downer, Camp David tipi bir görüşmenin mümkün olup olmadığı
sorusuna karşılık ise şunları söyledi:
Tıpatıp aynı dış politika iyi bir fikir değil,
çünkü vakalar farklıdır. Prosedürün burada Kıbrısta
kalmasına yönelik bir eğilim var. Müzakerelerin yapılmakta
olduğu alan çok güzel. Müzakerelerin Kıbrıs
dışında yapılması yönünde herhangi bir plan yok.
UNFICYPLE İLGİLİ HİÇBİR ŞEY
Müzakereler devam ederken Kıbrıstaki BM Barış Gücünün
(UNFICYP) misyonuyla ilgili hiçbir şey değişmeyecek.
Müzakerelerin yapıldığı bu dönemde ihtiyacımız
olan şey istikrardır. Müzakereler tamamlandıktan sonra ne
yapacakları da liderlere kalmış bir şeydir, ancak kesin
olan; (müzakerelerin) başarılı olacağıdır.
STAR KIBRIS 03/12/09
Downer: progress made in difficult
talks
By Stefanos Evripidou
THE CYPRUS problem is not
easy to solve but the two leaders have made progress, said UN Special Adviser
Alexander Downer, yesterday after talks with President Demetris Christofias.
There were areas of convergence and still some areas of divergence in the
talks, he said. The meeting with Christofias was an opportunity for us to
spend a bit of time together reviewing the progress in the talks, noted
Downer, adding: The important thing is that the process maintains its momentum
and this series of meetings, I think, is very constructive.
While acknowledging the difficult challenges ahead and enormous difficulties
that are involved, the Australian diplomat said the talks were being held in a
constructive way allowing the two leaders to make steady progress.
If the Cyprus problem was so easy to solve, it would have been solved a long
time ago, so people here should not have any illusions about this being an easy
problem to solve, said Downer.
Asked about the two leaders meeting more frequently, Downer said it was not
realistic to expect the leaders to meet every day of the week. He pointed out
that they were meeting twice this week, adding: It is only so often they can
meet, there have to be preparations between the meetings, there has to be
consultation between meetings, they have to think about different positions
between meetings.
Asked whether Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats proposal for a Camp
David type scenario was feasible, Downer said he did not think foreign policy
by analogy was a good idea because every case is different.
The UN diplomat noted there was an inclination to keep the process here in
Cyprus. Where we are having the talks is a very nice place to have them
there
is no plan to have talks outside of Cyprus, he added.
Regarding UNFICYPs future on the island, Downer reassured that while these
negotiations are going on, nothing is going to change. What happens after,
assuming the talks prove successful, is a matter for the leaders to decide, he
added.
The special adviser unsurprisingly stood fully behind UN Secretary-General Ban
Ki-moons reports on Cyprus, saying: He is a very wise man and we can always
count on his descriptions as being wise.
STAR KIBRIS 03/12/09
AKEL defends position on
demilitarisation
By Stefanos Evripidou
AKEL
SPOKESMAN Stavros Evagorou yesterday hit back at criticism from opposition DISY
over the presidents proposal for full demilitarisation of the island, saying this
has been the position of the last five presidents in talks to solve the
islands division.
Evagorou said he was amazed to see how easily DISY could abandon a position of
principle like the long-standing Greek Cypriot position for full demilitarisation
post-solution.
DISY European Affairs commissioner, Tasos Mitsopoulos threw down the gauntlet
on Tuesday when he accused the government of being unprepared for the Lisbon
Treaty, which calls on member states to steadily improve their military
capabilities. He charged President Demetris Christofias with killing off
Cyprus prospects for participation in security and defence structures with his
demilitarisation proposal. The DISY official once again raised the issue of the
governments refusal to apply for membership of NATOs Partnership for Peace
(PfP).
The AKEL spokesman said full demilitarisation was a target set by the National
Council and pursued by five former presidents of the Republic, including DISYs
former leader. Christofias had put this position on the negotiating table a
long time ago, something which was well known to all, said Evagorou,
questioning why the opposition party had not mentioned anything earlier.
It is clear that some forces are prevaricating and flirting with the idea of participation
in military organisations. This is a political position. Let us not invoke
non-existent commitments supposedly imposed on us by the Lisbon Treaty, he
said, adding, The Lisbon treaty does not oblige us to keep an army.
He argued that a change of position now would weaken the Greek Cypriot position
regarding their rejection of guarantees and any military presence on the
island.
Unfortunately, when DISY doesnt have arguments to make, it brings out from
its drawers the much debated issue of Cyprus joining the PfP and doesnt
hesitate to abandon our sides basic position of principle.
Evagorou further argued that if Cyprus joined the PfP it would be obliged to
send all information on military planning, weapons systems and military budgets
to NATO.
Responding to his comments, DISY spokesman Haris Georgiades said AKELs
dogmatism should not deprive Cyprus of effective participation in defence and
security structures which will create the prospects for being free of foreign
guarantees.
AKEL must finally understand that it cannot on the one hand talk of unity and
on the other, with the greatest ease, describe any difference of opinion as an
attack on the domestic front, said Georgiades, adding, Unless they consider
unity to mean obedience to all decisions of AKEL.
Acknowledging that DISYs position in the past was for demilitarisation, the
opposition spokesman said EU accession and the prospects it had brought changed
all that. DISYs clear position was that the departure of the occupation army
was separate from the issue of having a small, mixed professional army which
would allow the United Republic of Cyprus to participate effectively in
European security and defence structures.
He maintained this was the position of all parties bar AKEL, noting that the
ruling party directs its fire only towards DISY for reasons we all
understand.
But AKELs dogmatism should not deprive Cyprus of these opportunities which
didnt exist in 70s, 80s and 90s, he said.
CYPRUS MAIL 03/12/09
DISY and CTP leaders meet to discuss developments
THE LEADERS of opposition
party DISY and the Turkish Republican Party (CTP) met yesterday at the DISY
headquarters in Nicosia to discuss the latest developments on the Cyprus
problem.
DISY leader Nicos Anastassiades and CTP leader Ferdi Sabit Soyer expressed
their common wish for a Cyprus solution that would meet the expectations of the
people of Cyprus. The opposition leader said both parties agreed to continue
supporting the respective leaders of the two communities and encourage them to
work even harder to reach a solution the soonest possible.
Anastassiades announced that a DISY delegation will cross over to the north
today to meet with leader of the National Unity Party (UBP) Dervis Eroglu. The
Turkish Cypriot prime minister is widely expected to run against Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat in the presidential elections next April.
The DISY leader added he would also be meeting with Talat in London this
Sunday.
Mehmet Ali Talat will meet with British Prime Minister Gordon Brown in London
on Friday.
Talat confirmed the meeting will take place at the request of Brown at the
British parliament in London, where the two will discuss ongoing talks aimed at
resolving the Cyprus problem and reuniting the island.
A spokesman said it was expected the two would focus on subjects that are of
interest to both Britain and Cyprus, such as the 1960 treaty of guarantee that
allows Britain, Greece and Turkey to intervene militarily on the island to
quell inter-ethnic conflict between Greek and Turkish Cypriots. Britain
recently said it would be willing to relinquish its guarantor right if Greece
and Turkey were also willing.
STAR KIBRIS 03/12/09
Kıbrıs'ta yeni bir açılım mı
yapılıyor?
Türk
tarafı Kıbrıs'ta
yeni açılım için çalışıyor. Açıklamayı KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün yaptı.
Çalışmanın amacı, kırmızı çizgilerden geri
adım atmadan bazı müzakere başlıklarında esneme
yapmak. Böylece çözüme yaklaşmak. Ancak çalışma KKTC'yi böldü.
UBP hükümeti, "parçasal çözümlere karşıyız diyerek"
öneri paketine itiraz ediyor. Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün 7 Aralık görüşmesini işaret ederek "Erdoğan
bir paket anlatacaksa, o paketi Obama'dan sonra öğreneceğiz"
dedi.
Kıbrıs'ta
yeni bir açılım mı yapılacak? Haftalardır
tartışılan iddiaları KKTC Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün doğruladı. "Bir çalışma var"
dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu
çalışmayı Meclis'teki kapalı oturumda
anlattığını söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı ve Türkiye bir süredir bu öneriler üzerinde
çalışıyor. Amaç, bazı başlıklarda müzakerelerde
esnek davranmak. Ama siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve Türkiye'nin
garantörlüğünden taviz vermeden.
Ancak çalışma KKTC'yi böldü. Ulusal Birlik Partisi böyle bir pakete
karşı.
KKTC Dışişleri Bakanı 1960 garanti ve ittifak
anlaşmalarının gerisine düşülmemesi gerektiğini
söyledi. Özellikle "yönetim ve paylaşım
başlığında ileride dengesizlere yol açacak adımlar
atılmamalı" dedi. Parçasal çözümlere karşıyız
mesajı verdi.
Özgürgün sadece içeriği değil. Talat'ın açılım
çalışmalarını yürütme şeklini de eleştirdi.
Detaya girmedi ancak bazı başlıklarda
ayrıntılı bilgi sahibi olmadıklarından
yakındı.
Erdoğan'ın 7 Aralık'ta açılım paketini Obama ile
paylaşacağı haberlerine ise, "Bitmiş bir
çalışma yok, bir paket anlatacaksa, biz UBP olarak o paketi Obama'dan
sonra öğreneceğiz" dedi.
CNN
TURK 04/12/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak
ayında, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmelerine,
evlerinde üçer kez bir araya gelerek devam edecek.
Ocak
ayı içinde bir birlerine ev sahipliği yapıp 6 kez müzakereleri
evlerine taşıyacak liderlerin gün boyu sürecek bu görüşmelerinin
tarihleri henüz netlik kazanmadı.
Bu arada
Cumhurbaşkanı Talat, bu ay içinde gerçekleştirilecek olan AB
zirvesinde kadar Rum tarafının ciddi müzakereye hazır
görünmediği için müzakereleri yürütmekte farklı bir metot
aranması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar hemen hemen bütün
konuları görüştüklerini ifade eden ve artık
farklılıkları azaltacak adımlar atılması
gerektiğini vurgulayan Talat, bunun için de yeni girişimlere ihtiyaç
duyulduğunu dile getirdi.
Talat,
Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasla dün gerçekleştirdikleri
görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde kısa bir açıklama yaptı ve basının
sorularını yanıtladı.
Talat,
dün Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konularını ele aldıklarını ve bu konularda görüş
alış verişinde bulunduklarını söyledi. Talat, bugüne
kadar görüştükleri konularda bir de değerlendirme
yaptıklarını kaydetti.
LİDERLERİN
EVLERİNDE GÖRÜŞME
Dün bir
gazetede yer alan liderlerin evlerinde görüşmeler
yapılacağı konusundaki
haberin hatırlatılması ve bunun doğru olup
olmadığının sorulması üzerine ise Talat, bunun doğru
olduğunu ve hem
Hristofyasın hem de kendi evinde
görüşülmesinin konuşulduğunu söyledi. Bunun maksadının
daha uzun süreli görüşme yapmak,
müzakere sürecini hızlandırmak ve mekanı
değiştirerek daha elverişli konularda görüşme yapmak
olduğunu ifade eden Talat, her
ikisinin de evinde 3er gün bir araya gelerek görüşeceklerini belirtti.
Görüşmelerin tam gün olacağını ifade eden Talat, bu
görüşmelerin Ocak ayında yapılacağını ancak net
bir tarih veremeyeceğini, basının kabul edilip edilmeyeceği
konusunu ise henüz konuşmadıklarını kaydetti.
FARKLI BİR METOT ARAMAK DURUMUNDAYIZ
Kıbrıs
müzelerinde Aralık ayında farklı bir metot ve ilerleme beklenip
beklenemeyeceğinin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı
Talat, söyleyeceklerinin resmi tutum olarak değil kendi görüşü olarak alınmasını istedi ve Rum tarafının
AB zirvesine kadar ciddi şekilde müzakereye hazır görünmediğini
söyledi.
Rum tarafının
AB zirvesinde Türkiye ile ilgili olarak ne elde edebiliriz düşüncesi ile
beklediğini belirten Talat, Böyle olunca müzakereleri yürütmekte farklı
bir metot aramak durumundayız; çünkü bugüne kadar hemen hemen bütün
konuları görüştük, bundan sonra görüştüğümüz konularla
ilgili farklılıklarımızı
azaltacak adımlar atmalıyız dedi. Bunun için de yeni girişimlere
ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Talat, bu ne kadar başarılabilecek
ve gerçekten bu yeni yöntemle ne kadar
sonuç getirici adımlar atabiliriz, bu biraz da kabiliyetimize kaldı
diye konuştu.
HALKIN SESI
04/12/09
Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ile Güney Kıbrıstaki Demokratik Seferberlik
Partisi (DİSİ), Kıbrısta iki taraf arasında
yaşayabilir bir anlaşma sağlanmasına katkıda bulunmak
amacıyla görüş alış-verişinde bulunmayı sürdürme
kararı aldı.
UBP
Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu
başkanlığındaki UBP heyeti ile Nikos Anastasiadis
başkanlığındaki DİSİ heyeti dün
Köşklüçiftlikteki UBP Genel Başkanlık Binasında
yaklaşık iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.
Görüşme
sonrasında UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş
Eroğlu ile DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis basına açıklamalarda
bulundu.
Eroğlu
açıklamasını Türkçe, Anastasiadis ise Rumca olarak yaptı.
UBP
Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu,
anlamlı olarak nitelendirdiği görüşmenin, iki partinin
görüş ve tezlerini ortaya koyması açısından önemli
olduğunu, bu ziyaretin Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin
devam ettiği bir zamanda gerçekleşmesinin kendilerini memnun
ettiğini dile getirdi.
Bu
ziyarete karşılık olarak Ocak ayı başlarında
DİSİye iade-i ziyarette bulunacaklarını kaydeden
Eroğlu, görüşmede Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerinin
ele alındığını, görüşlerin ortaya
konulduğunu ve doğal olarak bazı fikir
ayrılıklarının da söz konusu olduğunu belirtti.
Görüşmenin
bir başlangıç olarak olumlu ve samimi bir ortamda geçtiğini
söyleyen UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu,
KKTCdeki partiler arasında bile görüş farklılıkları
olur, bir Rum partisiyle de olacaktır ifadelerini kullandı.
Eroğlu, UBP ile DİSİnin siyasi görüş açısından
birbirine yakın sayılabilecek partiler olduklarını da
belirterek, tanışma ve tartışma fırsatı yaratan
ve görüşmelerin devamına olanak veren DİSİ heyetine
teşekkür etti.
ANASTASİADİS
DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis de, UBP heyetiyle yapılan
görüşmeyi oldukça ilgi çekici olarak nitelendirdi. Anastasiadis, görüşmede her iki
tarafın da Kıbrıs ve geleceğine ilişkin
vizyonlarını ortaya koyduklarını belirtti. Görüşmenin iyi bir başlangıç
olduğunu kaydeden DİSİ Başkanı, iki partinin
görüşleri arasında farklılıklar olduğunu söyledi.
Hedeflerinin
birleşik bir vatan olduğunu kaydeden Nikos Anastasiadis,
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması, endişelerin giderilmesi ve
tüm Kıbrıs halkının birleşmesine olanak
tanınması için diyaloğun şart olduğunu söyledi.
ORTAK
AÇIKLAMA
UBP
Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadisin gazetecilere
açıklamalarının ardından, UBP ve DİSİnin ortak
açıklaması Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun tarafından
İngilizce olarak basına okundu.
Ortak
bildiride şu ifadelere yer verildi:
İki
parti bir araya gelerek birbirlerine Kıbrıs sorununa ilişkin
saptamalarını, görüş ve duyarlılıklarını
sunma şansı bulmuşlar ve Kıbrıs sorununa
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulunması
gerekliliği konusunda uzlaşmışlardır.
Cumhurbaşkanı Talat Londrada
THY'nin tarifeli uçağıyla Londra'ya gelen Talat ve
beraberindekileri, Heathrow Havaalanında KKTC Londra Temsilcisi Kemal
Köprülü ve diğer temsilcilik yetkilileri karşıladı.
Talat, bugün İngiliz parlamentosunda Birleşik Krallık
Başbakanı Gordon Brown'la görüşecek, ayrıca düşünce
kuruluşu Chatham House'da bir konuşma yapacak ve onuruna verilecek
kokteyle katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat yarınsa Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ)
Canterbury Kampüsünün resmi açılışını yapacak.
Talat, pazartesi akşamına kadar sürecek İngiltere temasları
çerçevesinde, İngiltere'deki Kuzey Kıbrıslı
öğrencilerle de bir araya gelecek ve London School of Economics'te (LSE)
konferans verecek. Cumhurbaşkanı Talat'ın salı günü adaya
dönmesi bekleniyor.
STAR KIBRIS 04/12/09
Leaders take the talks home
By Simon Bahceli
IN
WHAT appears to be an eleventh-hour attempt to make progress before Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat stands for re-election in April, the leaders
have agreed to meet for two intensive three-day meetings at their respective
homes in Kyrenia and Nicosia next month.
News of the planned meetings came yesterday in the wake of earlier news reports
that after more than 50 meetings at the United Nations Protected Area (UNPA) in
the buffer zone in Nicosia, Christofias and Talat had become bored with
meeting in the same place week in, week out.
While giving few details of exactly how the three-day meetings would
materialise, Talat confirmed yesterday that more meaningful and productive
talks would begin from the beginning of January, and that this would include
the three-day summits at his home and the home of President Demetris
Christofias.
We will meet from morning till night for three days at a time, Talat said. He
added however that Christofias would not be staying overnight in the north, and
that he too would return to the north after meetings in the south in
Christofias home.
There was no comment at all from the Greek Cypriot side on Talats revelation.
Diplomatic sources however confirmed the two leaders had agreed and suggested
there might be some constraints on Christofias part.
According to reports the two leaders would meet at Christofias house first
between January 11 and 13, followed by another three-day session at Talats
residence starting on January 18.
Speaking after his latest round of negotiations with Christofias yesterday, a
cheerful and relaxed Talat said the intensive talks would make up for lost time
and present an opportunity to deal with the final stages of a solution before
Talat stands for re-election against hardliner UBP leader Dervish Eroglu, who
most observers believe will not be willing to resolve the Cyprus problem within
the parameters already agreed between Talat and Christofias.
My personal view is that the Greek Cypriot side is not willing to fully engage
in serious negotiations until they see what they can get from the EU summit
this month, Talat said yesterday. Therefore, we have to look for other
methods and take the appropriate steps [to keep things moving forward].
We hope to get through the EU summit, and that at the end of it Turkeys EU
aspirations are still alive. This is extremely important, Talat said.
A foreign diplomatic source yesterday told the Mail that UN-sponsored talks had
gained a new momentum in recent weeks, and that January was expected to bring
an intensification of the process in preparation for a conclusion before
presidential elections in the north in April. The source also said it was
clear, despite the recent improvement in atmosphere at the talks, that the
Greek Cypriot side was waiting to see what happened at the EU summit before
making solid commitments in negotiations.
Speaking after his meeting with Talat yesterday, Christofias said the two
leaders held a friendly and open discussion on the issue of governance, asylum,
aliens, citizenship and immigration. Next Wednesday, the two leaders will
discuss the economy, for which their respective aides will prepare the ground
in a meeting today.
Christofias said an open discussion improves the climate, but this does not
mean that there is a concrete outcome which we can announce.
According to various press reports, the Turkish Cypriot side is ready to submit
a comprehensive package of proposals on the governance and power sharing
chapter. There is a suggestion that Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
will discuss the new package of proposals with US President Barrack Obama
during his visit to the US next Monday.
Meanwhile, DISY leader Nicos Anastassiades described a meeting he had yesterday
in the north with Eroglu as very interesting.
Both of us gave our vision for Cyprus and its future. I must admit there are
differences but there was a good start, with the intention of having a better
understanding of the others views in time, said Anastassiades. Eroglu
described the meeting as meaningful and honest and said his party would
reciprocate in January.
CYPRUS MAIL 04/12/09
Elders returning to Cyprus next week
THE ELDERS will make a
return visit to Cyprus next Wednesday to open the new Cyprus Community Media
Centre (CCMC), supported by the United Nations Development Programme Action
for Co-operation and Trust (UNDP-ACT).
According to the UNDP, the Elders, Desmond Tutu, Jimmy Carter and Lakhdar
Brahimi, will be in Cyprus to offer their support to individuals and
organisations who seek to build greater trust and dialogue between the
communities of the island.
The aim of the CCMC is to create a more diverse, vibrant and community-led
media landscape through its work with civil society, said the UNDP
announcement. The centre is equipped with training materials, audiovisual
equipment and resources to build capacity in communications and media, with
which the CCMC hopes to increase the ability of civil society organisations to
speak for themselves, to enhance their public communications and encourage
dialogue about reconciliation.
According to the UNDP, the evening will include words from the Elders
themselves, as well as video projections, multimedia installations, photographs
and stories collected from across Cyprus.
During their visit the Elders will also meet the two leaders as well as hosting
a discussion on trust-building with members of civil society, business, unions,
media, youth and womens groups.
This will be the third visit to Cyprus by members of The Elders. In October
2008 Tutu, Brahimi and Carter made their first visit to the island. On that
occasion they met the Greek Cypriot and Turkish Cypriot leaders, political
party leaders, members of civil society and young people.
In September 2009 Brahimi and his fellow Elder, former Norwegian Prime Minister
Gro Brundtland, visited Ankara, Athens and Cyprus in order to better understand
the regional issues affecting the Cyprus problem. They also met groups working
on reconciliation issues, media representatives and leading women from both
communities.
I am delighted to be returning to Cyprus, said Archbishop Tutu, who was
unable to join Brahimi and Brundtland in September due to a back injury. I
look forward to seeing old friends again, and making new ones.
We dont want to interfere in the negotiations in any way, said Brahimi, but
we hope that by demonstrating our support for a solution and by once again
meeting a wide range of people, that we can be of help.
The current situation is deceptive, said President Carter. Life on the
island looks good. But this situation is not sustainable. I hope that our visit
will help to keep the leaders and the people focused on the benefits of
reaching an agreement.
CYPRUS MAIL 04/12/09
Ban: process should not be seen as zero-sum
game
By Elias Hazou
UN SECRETARY General Ban
Ki-moon is cautiously optimistic over prospects for a settlement, but advises
both sides not to view the process as a zero-sum game.
Conversely, in diplomatic language in his latest report on Cyprus, Ban hints
the talks are not moving forward as fast as expected, noting that the momentum
in the second phase of the negotiations needs to be maintained or even
accelerated.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have
held more than 50 meetings since the talks began last year.
Ban said he was encouraged by the commitment, courage and determination shown
by the two leaders despite the considerable challenges posed by the
negotiations and the ongoing domestic criticism in the north and the south
directed at the leaders and the process.
My overall assessment is that the parties are making solid progress, and I am
cautiously optimistic that a solution can be achieved, Ban said.
Implementing in practice the agreed objective of a bizonal, bicommunal
federation with political equality in a united Cyprus in which the concerns of
both parties are taken into account and that is, at the same time, functional
and stable, is a considerable challenge. It is ambitious, but it is
achievable.
Ban said the coming weeks and months would be decisive and urged the leaders to
seize the day.
Ultimately, the two sides must continue to demonstrate flexibility so as to
accommodate each others concerns, as no solution can be perfect for either
side. At the same time, the process of negotiation should not be seen as a
zero-sum game, since both sides will gain in a united Cyprus, the Secretary
General says.
After recapping progress in talks from 10 May to 25 November this year, the
Secretary General notes that considerable convergence has been achieved in the
areas of governance and power-sharing, the economy and EU matters, with more
limited progress being made with regard to property, territory and security.
Mention is made of the agreement to open a crossing point between the
communities at Limnitis, which the Secretary General calls a
confidence-building measure that assists ongoing reunification talks.
Nevertheless, Ban notes that despite agreement on nearly two dozen CBMs during
the preparatory phase of the talks, the parties made little progress in their
implementation of some of those measures during the reporting period.
Ban also stressed the need to create a favourable environment and conditions
conducive to the continued progress of the talks.
In this regard participation and engagement on the part of civil society in
the effort to achieve a solution and in its implementation will be crucial.
Furthermore, the parties will have to be prepared to explain to the people in
the clearest terms the benefits of a solution so that they can make an informed
decision regarding the peace agreement.
He concluded in saying that the leaders needed to maintain their good personal
and working relationship, which is vital for the success of the talks.
CYPRUS MAIL 04/12/09
İngiltere katkı yapmaya
hazır
Talat, Gordon Brown ile görüştü.

Eylem ERAYDIN / LONDRA
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere
Başbakanı Gordon Brown ile İngiltere Parlamentosu Avam
Kamarasındaki ofisinde görüştü.
Talat, görüşmede Başbakan Brownna, müzakere sürecini,
Kıbrısta gelinen aşamayı ve bundan sonraki stratejilerini
anlattığını söyledi. Cumhurbaşkanı, Brownun da
İngiltere olarak yapabilecekleri tüm katkıyı yapacaklarını
söylediğini ifade etti.
Talat, görüşme sonrasında parlamento önünde Türk
basınına açıklama yaptı. Talat, Brownun Kıbrısa
çok ilgili olduğunu belirterek, toplantının yararlı
geçtiğini kaydetti.
Talat görüşme ile ilgili olarak şunları söyledi:
Brown görüşmede bizim dışımızda
başka hangi aktörlerin bize yardımcı olabileceğini
sorguladı. Ben de kendisine şu ana kadar gelen müzakere süreciyle
ilgili bilgi verdim. Yaptıklarımızı, geldiğimiz
noktayı ve ihtiyacımızı ve uluslararası ilginin
Kıbrıs sorununa yönelik olarak yükselmesi gerektiğini
anlattım. Çok yararlı olduğunu düşünüyorum, çünkü
Sayın Brown sorular da sorarak düşüncelerimi neredeyse en ince
ayrıntılarına kadar öğrendi. Hem gelişen süreci, hem
de bundan sonraki stratejimizin ne olması gerektiğini belirttim.
Brown bana çabalarını sürdüreceğini, bütün aktörlerle
görüşmeye devam edeceğini, hem benimle, hem sayın Hristofyasla
hem Sayın Erdoğanla hem de Sayın Papandreu ile temas halinde
olacağını, İngiltere olarak yapabilecekleri
katkıyı yapacaklarını söyledi.
2010un ilk aylarında
başarılı adımlar atabiliriz
Talat, açıklamasında müzakere
sürecinde yoğunlaşan görüşme ve dışardan alınan
desteklerle daha hızlı yol kaydedileceğini belirtti. Talat, 2010
yılının ilk aylarında başarılı
gelişmelerin olacağını umduğunu ifade ederek,
Umarım ki hepimiz başarılı oluruz, amaç Kıbrıs
sorununu çözmektir. Görüşmeleri biraz daha
yoğunlaştırıyoruz. Bu desteklerle iyi bir sonuç
alabileceğimizi umuyorum. 2010un ilk aylarında
başarılı adımlar atabiliriz diye düşünüyorum diye
konuştu
Garanti anlaşmaları
devam etmeli
Görüşmede garantiler konusunda
Browna, Kıbrıslı Türkler açısından garanti
anlaşmalarının devamının son derece önemli
olduğunu anlattığını ifade eden Talat, şöyle
konuştu:
Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyacını
garanti anlaşmalarının devamı ancak
karşılayabilir. Bunu Sayın Brown'a da anlattım.
Kıbrıslı Türkler açısından Kıbrıs sorununun
çözümünde garantilerin devamı son derece önemlidir. Yapılan kamuoyu
yoklamalarında bu konudaki eğilimin ne olduğu çok iyi biliniyor.
O nedenle hayal içinde olmamak lazım, bu pragmatik olarak
yaklaşılması ve çözülmesi gereken bir problemdir.
Kıbrıs Rum tarafı ilk defa bu müzakere sürecinde garanti ve
ittifak anlaşmalarını Kıbrıs sorununun çözümündeki en
önemli konulardan biri haline getirdi. Buna kapılmamak lazım. Çünkü
bu gerçek değildir. Gerçek başka yerlerdedir.
Karşılıklı güvendir. Kıbrıslı Türklerle
ortak yönetimi kabul etmektir. Esas sorunlar orada yatmaktadır. Güvenlik
ve garantiler işin güvenlik boyutunu ilgilendirir ve güvenlik,
Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin sağlama
bağlanması, Kıbrıslı Rumların güvensizliği
demek değildir. Bunu tartışabiliriz ama
tartışılacak yer burası değil.
Cumhurbaşkanı Talat, KIBRISa yaptığı
açıklamada, Gordon Brown ile görüşmesinde Orams Davası ve direk
uçuşlar konularını ele almadıklarını belirtti.
KIBRIS 05/12/09
![]()
Liderler Ocak ayında evlerinde üçer kez
görüşecek. Talat: Müzakereleri yürütmekte farklı bir metot aranması
gerekir
Yeni girişimlere ihtiyaç duyuluyor.
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında dün
sabah gerçekleştirilen görüşmenin olumlu bir atmosferde geçtiği
açıklandı. İki liderin ev görüşmeleri Ocak ayında
başlayacak.
Yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
kısa bir açıklama yaptı.
Downer; liderler, temsilciler ve kendisinin yaklaşık iki buçuk saat süren
bir görüşme yaptıklarını kaydederek,
Vatandaşlık, Göç, Yabancılar ve Sığınma
başlığıyla ilgili çok olumlu bir atmosferde yararlı
bir görüşme gerçekleştirildiğini söyledi.
Alexander Downer, temsilcilerin bugün Ekonomi konusunu ele
alacaklarını, gelecek Çarşamba bir araya gelecek liderlerin de
bu konuyu görüşeceklerini söyledi.
Downer, Türk basınında, liderlerin önümüzdeki haftalarda KKTC ve
Güney Kıbrısta bir dizi görüşme gerçekleştireceklerinin
belirtildiğinin anımsatılarak, bu konudaki değerlendirmesinin
istenmesi üzerine, Bu konu üzerinde bir yorumu
bulunmadığını, bu tür soruların liderlere
sorulması gerektiğini ifade etti.
EV BULUŞMALARI OCAKTA
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Ocak ayında, Kıbrıs müzakereleri
çerçevesindeki görüşmelerine, evlerinde üçer kez bir araya gelerek devam
edecek.
Ocak ayı içinde bir birlerine ev sahipliği yapıp 6 kez
müzakereleri evlerine taşıyacak liderlerin gün boyu sürecek bu
görüşmelerinin tarihleri henüz netlik kazanmadı.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, bu ay içinde gerçekleştirilecek
olan AB zirvesinde kadar Rum tarafının ciddi müzakereye hazır
görünmediği için müzakereleri yürütmekte farklı bir metot
aranması gerektiğini söyledi. Bugüne kadar hemen hemen bütün
konuları görüştüklerini ifade eden ve artık
farklılıkları azaltacak adımlar atılması
gerektiğini vurgulayan Talat, bunun için de yeni girişimlere ihtiyaç
duyulduğunu dile getirdi.
Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasla gerçekleştirdikleri görüşme
sonrasında Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
kısa bir açıklama yaptı ve basının
sorularını yanıtladı.
Talat, Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konularını ele aldıklarını ve bu konularda görüş
alış verişinde bulunduklarını söyledi. Talat, bugüne kadar
görüştükleri konularda bir de değerlendirme
yaptıklarını kaydetti.
Dün bir gazetede yer alan Liderlerin evlerinde görüşmeler
yapılacağı konusundaki haberin hatırlatılması ve
bunun doğru olup olmadığının sorulması üzerine
ise Talat, bunun doğru olduğunu ve hem Hristofyasın hem de
kendi evinde görüşülmesinin konuşulduğunu söyledi. Bunun
maksadının daha uzun süreli görüşme yapmak, müzakere sürecini
hızlandırmak ve mekanı değiştirerek daha elverişli
konularda görüşme yapmak olduğunu ifade eden Talat, her ikisinin de
evinde 3er gün bir araya gelerek görüşeceklerini belirtti.
Görüşmelerin tam gün olacağını ifade eden Talat, bu
görüşmelerin Ocak ayında yapılacağını ancak net
bir tarih veremeyeceğini, basının kabul edilip edilmeyeceği
konusunu ise henüz konuşmadıklarını kaydetti.
BAĞIŞIN DEĞERLENDİRMESİ
TC Başmüzakerecisi Egemen Bağışın,
yaptığı Eğer Yunanistan ve İngiltere Ada'daki tüm
askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz
açıklamasıyla ilgili fikrinin sorulması ve bir
değerlendirme yapmasının istenmesi üzerine de
Cumhurbaşkanı Talat, Bu Egemen Bağışın
değerlendirmesidir. Sn Bağışın söylediklerini benim
değerlendirmem doğru olmaz. Ben ancak Kıbrıs Türkü
açısından Türkiyenin garantörlüğünün devamının önemli
olduğunu söyleyebilirim dedi.
SEÇİM BİR DÖNÜM NOKTASI
Talat, Ocak başı ile birlikte daha anlamlı ve sonuç
alıcı görüşmelerin başlatılabilmesi ümidini de dile
getirdi ve KKTCdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin de bir
dönüm noktası olduğunu söyledi. Talat, Seçimlere kadar bir sonuç
elde etmeyi başarabilir miyiz. Bu o dönemdeki performansımıza
bağlıdır. Umarım gerçekten bir ilerleme sağlarız
ve sonuçlandırırız dedi.
Seçimlerde aday olup olmayacağının sorulması üzerine de
Talat, Malum nedenlerden dolayı henüz bu konuda bir şey söylemiyoruz
yanıtını verdi.
HRİSTOFYAS: ABDE TÜM HAKLARA SAHİBİZ
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum tarafının,
Türkiyenin Aralık ayında gerçekleştirilecek olan Avrupa
Birliği (AB) değerlendirmesiyle ilgili olarak ABye üye her devletin
sahip olduğu tüm haklara sahip olduğunu kaydetti.
Rum radyosu RİKin haberine göre, Kıbrıs doğrudan
müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla dün
gerçekleştirdiği görüşmenin ardından başkanlık
konutuna dönüşünde açıklamalarda bulunan Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Talatla yönetim, vatandaşlık,
sığınma, yabancılar ve göç konularında bugün dostane
bir görüşme yaptıklarını söylediğini belirtti.
Şu veya bu başlıkta bugün yeni bir şey
olmadığını kaydederek, Ortada sonuç gibi bir şey
yok diyen Hristofyas, Talat ile bir sonraki görüşmelerinde Ekonomi
konusunu görüşeceklerini belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun; Avrupa
Birliğinin Ankara karşısında yaptırımlar
dayatması olasılığına ilişkin
açıklamalarını yorumlaması da istenen Dimitris Hristofyas,
Bu; Türkiyenin, Türk siyasetinin bir taktiğidir; ki bu taktik en
azından bugüne kadar değişmedi dedi.
Türkiyenin katılım süreci başlıklarının Rum
Yönetimi tarafından dondurulması hakkının ne oranda geçerli
olmaya devam ettiğinin sorulması üzerine ise Hristofyas, Her üye
ülkenin sahip olduğu haklara sahibiz ifadelerini kullandı.
Açıklamasında, Rum Ulusal Konseyinin bugün
toplanacağını da belirten Hristofyas, kararlar
alındığı zaman bunların kamuoyuna
açıklanacağını kaydetti
STAR KIBRIS 05/12/09
![]()
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankaradaki
temaslarını değerlendirdi. Ankara ziyaretinde konuşulan ve
endişeli olduğumuz konular var dedi.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankaradaki temaslarını
değerlendirdi. Ankara ziyaretinde konuşulan ve endişeli
olduğumuz konular var. Ankarada bazı konuşulan noktalar var ki,
bizleri 1960ın da gerisine götürebilir. Dolayısıyla hem bu
noktada endişeyle takip ediyoruz hem de bazı noktalara gerçekten
itirazımız var. İtirazımızı da dile getirdik
dedi.
Ada Tv yayınlanan Öğlen Ajansı Programının sunucusu
Cem Karın sorularını yanıtlayan Özgürgün,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte gittiği Ankaradaki
temaslarını tamamlamasının ardından, 30 Kasım
Pazartesi günü İstanbul üzerinden Londraya geçerek akşam saatlerinde
Lord Maginnisin davetlisi olarak, Lordlar Kamarasında Kıbrıs
konulu konuşma yapacağının
planlandığını, ancak Ankara-İstanbul
uçağının sis nedeniyle zamanında hareket edememesi
nedeniyle İstanbul-Londra uçağına yetişemediğini
anlattı. Özgürgün, Abdullah Gül ile yapılan görüşmeden erken
çıkmak zorunda kaldığını da ekledi.
ÖNÜMÜZE 1960IN GERİSİNE GÖTÜRECEK PAKET GELEBİLİR
Dışişleri Bakanı Özgürgün, Ankaradaki temasları
çerçevesinde konuşulanlar konusunda, al-ver ile ilgili bir paket
hazırlandığını doğrulayarak, paket üzerinde
anlaşmalar olduğu yönündeki haberler konusunda da şunları
söyledi:
Bu konuya açıkçası ben çok girmek istemiyorum. Al-ver ile ilgili
görüşülen konular var. Metin konusunda bir şey söylemek istemiyorum,
paket mi bilemem ama çok yakında karşımıza bir şey
çıkabilir en azından onu söyleyeyim. Açıkçası Ankara
ziyaretinde konuşulan ve endişeli olduğumuz konular var.
Ankarada bazı konuşulan noktalar var ki, bizleri 1960ın da
gerisine götürebilir. Dolayısıyla hem bu noktada endişeyle takip
ediyoruz hem de bazı noktalara gerçekten itirazımız var.
İtirazımızı da dile getirdik. Bir heyet, bir ekip veya bir
tarafız ve sıkıntıda olduğumuz,
analaşamadığımız noktalar olsa dahi ki bu
sıkıntılar bazen Cumhurbaşkanı ile hükümet
arasında yaşanabiliyor, sonuçta Türkiye ile de yaşanabilir.
Ancak yaşanmaması ve bir noktaya ulaşması için
çalışıyoruz. Dolayısıyla tartışmalar ve yol
üzerindeki bazı düzenlemelerde de anlaşmazlıklar olabilir.
Endişe ve sıkıntılarımızı söylüyoruz. Her
şeye tamam diyebilecek bir durumda değiliz. Aynı şekilde
Cumhurbaşkanı ile de istişare ediyoruz. Bu anlamda endişeye
sevk eden ve sıkıntıya sokabilecek noktalar var. Ancak çok
yakında bir paket denebilecek bir şey önümüze gelebilir.
TAÇOY DURUMU KURTARDI
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Lordlar
Kamarasındaki toplantıyı aylar önce
planladıklarını belirtirken, Ankara ziyaretinin 3- 4 gün önce
ortaya çıktığını ancak çakışma olduğunu
söyledi. Aynı güne denk gelmesi bizi zorda bırakan bir durumdu.
Lordlar Kamarasındaki toplantı bizim önem verdiğimiz bir
toplantıydı ve çok üzüldüm. Hasan Taçoyu arayarak durumu
aktardım. O da yakında bulunduğunu ve kendisinin
katılabileceğini söyledi. Ancak, hükümet adına bir bakan olarak
Hasan Taçoyun katılması durumu kurtardı ve bir sonraki
toplantı için bir referans olmuş oldu dedi.
ELEŞTİRİLERE YANIT
Hüseyin Özgürgün şöyle konuştu; Lordlar Kamarasında
konuşmak demek, Kamaranın kürsüsünden hitap etmek değildir.
Lordlar Kamarasının devlet adamlarına mahsus özel bir
düzenlemesi var. Ayrı salonları var ve bu salonlara Lordlardan
birisinin veya birkaçının girişimiyle konuklar davet ediliyor.
Orada toplantı ve konuşma, hitap etme şansı
sağlanıyor ve buraya katılım da davetiye üzerine
yapılıyor. Lordlar Kamarasındaki konuşma ve toplantı
tamamen İngiliz parlamentosuna özgü bir düzenlemedir. İngiliz
Parlamentosu, Avam ve Lordlar Kamarası diye iki kamaradan oluşuyor ve
ikisi de aynı binanın içerisindedir.
Yenidüzen gazetesinin manşetten verdiği haberine yanıt
niteliğinde konuşan Özgürgün, Rum tarafındaki bir gazete böyle
bir haber yayınlasa anlarım ancak bir Kıbrıs Türk
gazetesinin bunu yapması çok üzücü. Rum tarafındaki bir gazetenin
yapacağı türden bir yayındı. Bunun yalanı olmaz ve iyi
de bir şey çünkü özel konuklar ve devlet adamlarına yapılan bir
düzenlemedir. Lordlar arasında bizim dostlarımız var, aksi
takdirde zaten olmazdı. Kendi devleti ve Kıbrıs Türk
halkının menfaatleri doğrultusunda yapılmış bir
toplantıya, Kıbrıs Türk basınından böyle bir
alaylı yaklaşım gelmesi gerçekten üzücü. Neye hizmet eder
bilemiyorum dedi.
STAR KIBRIS 05/12/09
![]()
Bağış'tan AB'ye Kıbrıs
uyarısı: AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye herhangi bir
yeni yaptırımı halkın Ab motivasyonunu bitirir.
Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,
Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 2002den itibaren
sürekli jest yaptığını vurguladı.
AP Dış İlişkiler Komitesi'ne hitap eden ve
milletvekillerinin sorularını cevaplandıran
Bağış, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü için
askerlerini çekerek jest yapmasını isteyen Rum ve Yunan
milletvekillerine tepki göstererek 'Biz 2002'den bu yana sürekli jest
yapıyoruz. BM'ye çözüm için hep bir adım önde olma sözü verdik ve
Annan Planı başta olmak üzere bu yolda çok çaba gösterdik' dedi.
Bağış, 'Eğer Yunanistan ve İngiltere Ada'daki tüm
askerlerini çekeceklerse bu fikri biz de tartışabiliriz. Sizin
askerlerinizi çekmeye gelince 'egemenlik hakkınız' oluyor, bizim
askerlere gelince jest istiyorsunuz. Gelin jestleri beraber yapalım' diye
konuştu.
ABYE UYARI
Egemen Bağış, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs
Rum kesiminin kullanımına açmaması nedeniyle AB sürecinde yeni
yaptırımlarla karşılaşması halinde, toplumda AB
üyelik iradesinin kalmayacağı uyarısında bulundu.
Düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinin, Türkiye
İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) ile
ortaklaşa düzenlediği toplantıda Türkiye'nin AB üyelik sürecini
anlatan Bağış, limanların açılmaması nedeniyle
Kıbrıs Rum kesiminin AB'de Türkiye'ye yeni yaptırımlar
getirmesi için çaba göstermesi nedeniyle endişeli olup
olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti:
'Bakın, Kıbrıs yüzünden Türkiye'ye zaten çok fazla
yaptırım uygulandı. AB'nin 2006'da aldığı karar
nedeniyle müzakerelerde 8 fasıla hiçbir şekilde dokunamıyoruz,
kalanları da kapatamıyoruz. Bunlar fahiş yaptırımlar.
AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye herhangi bir yeni
yaptırımı halkın AB motivasyonunu tamamen bitirir.'
Egemen Bağış, AB'nin KKTC'ye yönelik taahhütlerini yerine
getirmesi halinde Türkiye'nin de limanlarını açacağını
bildirdi. Bağış, 'Tüm AB üyelerinin KKTC'ye izolasyonları
kaldırma ve doğrudan ticaret sözü vermesine rağmen sadece bir
üyenin (Kıbrıs Rum kesimi) KKTC ile doğrudan ticaret ve serbest
dolaşım yapabildiğini ve bu
ayrıcalığını kimseyle paylaşmak
istemediğini' söyledi.
STAR KIBRIS 05/12/09
THY'nin tarifeli
uçağıyla Londra'ya gelen Talat ve beraberindekileri, Heathrow Havaalanında
KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve diğer temsilcilik yetkilileri
karşıladı.
Talat, bugün İngiliz parlamentosunda Birleşik Krallık
Başbakanı Gordon Brown'la görüşecek, ayrıca düşünce
kuruluşu Chatham House'da bir konuşma yapacak ve onuruna verilecek
kokteyle katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat yarınsa Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ)
Canterbury Kampüsünün resmi açılışını yapacak.
Talat, pazartesi akşamına kadar sürecek İngiltere temasları
çerçevesinde, İngiltere'deki Kuzey Kıbrıslı öğrencilerle
de bir araya gelecek ve London School of Economics'te (LSE) konferans verecek.
Cumhurbaşkanı Talat'ın salı günü adaya dönmesi bekleniyor.
STAR KIBRIS 05/12/09
Tourists find Cypriot infrastructure
unsatisfactory
By Sebastian Heller)
VISITORS TO Cyprus have
singled out the islands infrastructure as the worst defining aspect of their
stay, according to a survey presented yesterday by the Cyprus Tourism
Organisation (CTO).
As a society, as a political system, we seem to lack the will to improve the
infrastructure and services provided. said Panos Pasiardes the Director of the
Centre for Economic Research (CER), which carried out the study.
Parking, pavements, cycle tracks and public toilets are all instances of the
sort of infrastructure which the CTO says is missing from the Cyprus state,
needs improvement, or is in a bad state of cleanliness or repair.
Further, value for money of nearly all the components of the tourist product
appears to be unsatisfactory.
Nevertheless, 55 per cent of visitors to Cyprus reported that, overall, they
were satisfied with their stay, while 40 per cent said they were very
satisfied, with a minority being unsatisfied overall.
Tourists were more likely to return to the island if: they visited in the first
half of the year; they stayed in a 5 star hotel; they stayed in the countryside
or the mountains; they were over 60 years old.
Tourists reported the highest rate of satisfaction with the countryside, Polis
Chrysochou and Larnaca.
The problems wont be solved by themselves but require a period of continued
investment in a quality tourist product. noted Pasiardes. He said that the
Cyprus tourist product has essentially stayed the same for years and, thus, has
fallen behind competitors.
Concerning the slump the tourism sector in recent years Pasiardes said: I
would say the [economic] crisis will pass for those who make the effort to
improve. For those who stay the same, the crisis will never pass.
A breakdown of the survey results showed that Greeks and Russians were the most
satisfied with their holidays on the island and less concerned with the
cost-to-value aspect than those from other countries, while Greek and Irish
visitors were most happy with restaurant prices,
British tourists, the sectors mainstay, were also satisfied but less so than
in previous years and their main complaints centered on lack of public
transportation.
Overall, less educated visitors were more likely to express their satisfaction
although it appears that package tourists were less happy than those who chose
tailor-made holidays.
Tourists with children were generally happier than those who travelled without
children, except when it came to the cost of taxis and restaurants. The areas
that left the best impression were Protaras/Paralimni and Larnaca, with many
tourists complaining that Paphos and Polis were expensive.
The CTO is currently focusing on ways to attract Germans and Scandinavians to
Cyprus in larger numbers once more. The other market they are currently
examining is the French holidaymakers market.
CYPRUS MAIL 05/12/09
Norths property commission not a
legal remedy
By Stefanos Evripidou
THE
COUNTRYS top legal chief yesterday flagged a legal opinion commissioned from
some of the worlds leading international lawyers which says displaced Greek
Cypriot property owners are not required to apply to the immoveable property
commission in the north.
In September, Attorney-general Petros Clerides commissioned a legal opinion
from a group of international jurists, which included members of the
International Law Commission, a former judge of the UN Administrative Tribunal,
an Emeritus Professor of Public International Law at Oxford University and a
former judge at the International Court of Justice. Their mandate was to
examine whether displaced Cypriots were required by international law to apply
to the property commission in the north as part of their obligation to exhaust
all legal remedies.
The question is of great significance to the ongoing battle in the European
Court of Human Rights (ECHR) between Cyprus and Turkey over Cypriots ability
to seek over Turkeys occupation of their land. A decision on the eight pilot
cases currently underway will clarify once and for all whether Greek Cypriots
can seek redress directly at the Court or whether they will be obliged to apply
first to the property commission set up in the north.
According to Clerides, the jurists conclusion is clear: International law
does not require displaced Greek Cypriot owners of property to apply to the
Immoveable Property Commission.
He added: Whether individuals decide to apply is purely a matter of personal
choice. How individuals choose to exercise their property rights is not a
matter subject to interference by the State or by third persons - so as long as
property owners act within the law.
The jurists referred to the general principle of non-recognition of the illegal
use of force against the territorial integrity or political independence of a
state. Citing exceptions to the rule, the jurists concluded that these do not
extend to situations where laws or institutions are created which are designed
to consolidate the control of the authorities over the area in which they
apply.
The experts note it is a well-established rule of customary international law
that local remedies must be exhausted before international proceedings may be
instituted. However, that duty is not applicable in circumstances where the
injury consists in the expropriation of private property by a purported State
or by a body acting on behalf of that purported State, they said.
To impose such a duty would be to recognise as effective the legislative and
administrative acts of the purported State or of a body acting on behalf of
that purported State. Such recognition would be contrary to the principles of
non-recognition.
Effectively, the experts find that imposing recourse to the property commission
would mean demanding respect for the sovereignty of the State that set it up.
Acts that are contrary to international law cannot become a source of legal
rights for the wrongdoer. In a case where the power of the purported organs of
government are imposed upon individuals by an unlawful use of force, there is
no legal duty imposed on those individuals to submit to institutions
established by the purported State or by a body acting on its behalf, said
the legal opinion.
The experts concluded that where there has been no voluntary submission to or
connection with organs of the purported State, it would be unfair or
inappropriate to impose a duty to exhaust local remedies on the individual.
The opinion was signed by Professor Ranjan Amerasinghe, Sir Ian Brownlie QC,
Professor John Dugard, Professor Gerhard Hafner , Professor Alain Pellet, Professor
William Shabas and Professor Christian Tomushat.
CYPRUS MAIL 05/12/09
Will Cyprus rock the EU boat?
By Stefanos Evripidou
IMPLEMENTING a rare oath of silence, the
government and party leaders remained tight-lipped after yesterdays National Council
meeting was convened to discuss what treatment Turkey could expect from Cyprus
at next weeks key EU summit.
Government spokesman Stefanos Stefanou said the top advisory body to the
president had continued consultations on Turkeys EU evaluation due at the
European Council summit next Thursday and Friday.
Refusing to be drawn into details, Stefanou restricted his comments to saying
the council had authorised Foreign Minister Marcos Kyprianou to take the
appropriate action at next Mondays General Affairs Council, where EU foreign
ministers will meet to discuss the latest draft report on Turkeys accession
path.
Cyprus has long warned Turkey that it would face repercussions in December if
the candidate country failed to meet its EU obligations to Cyprus, involving
opening its ports to all member states, normalising relations with the Republic
and contributing positively to the ongoing talks for a solution.
However, as December 10 inches closer, the signs from Europe are that Turkey
will not be pressed into a corner. Brussels and a majority of member states,
whether they support Turkish accession or not, have made it clear they do not
wish to threaten the delicate balance needed to keep Turkish political and
public opinion in favour of continued reform and its pro-West orientation.
Grilled repeatedly by reporters on the direction the council was taking,
Stefanou said he would not enter into dialogue on the possible scenarios that
could take place before next Monday, saying: These are important moments, we
are all obliged to be careful.
There was understanding on a number of issues as the leaders had a good
discussion mainly on Turkeys evaluation but also on the direct talks, said
Stefanou.
At its last meeting, the National Council had warned Turkey could not progress
on its EU accession path unhindered if it failed to meet its obligations to the
EU and Cyprus by December.
In a shift away from standard practice, party leaders yesterday kept a low
profile as they left the presidential palace, refusing to comment on the
councils deliberations. DIKO leader Marios Garoyian said the government
spokesmans statements represented the views of the National Council. Asked
whether the last decision by the council still stood, he replied: It is fully
applicable.
EVROKO leader Demetris Syllouris said the party leaders had pledged not to make
any statements until the General Affairs Council on Monday.
Greek Alternate Foreign Minister Demetris Droutsas was quoted yesterday saying
that Greece and Cyprus were seeking a common EU position on Turkey based on a
strict and objective evaluation of Turkeys EU course.
He noted that Greece and Cyprus wanted the same thing, for the EU 27 partners
to reach a common position on what Ankara has done so far, noting that a
unified voice would have more value and political weight.
The Greek official acknowledged the task ahead, given the differences of
opinion among the 27 on Turkey, adding that all possibilities were open until
Monday, when the foreign ministers will meet. Greece and Cyprus were in contact
on a daily basis, he said, saying he had already been briefed by Kyprianou
about the discussions held at the National Council.
We have made it clear from the first moment that Greece, the Greek government,
will fully support the decisions of the Cyprus government to the end. We will
be side by side on the front line, said Droutsas.
Back in Cyprus, Stefanou was asked to comment on reports that President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had agreed to
have bursts of three-day negotiations at the their respective homes in January.
The spokesman replied that there had been a discussion in the council on
intensifying the talks process.
There is no decision, simply a discussion on the matter and an intention. From
there on, we are waiting to take decisions
lets not hurry, said Stefanou.
The spokesman noted that the UN-controlled Nicosia Airport where talks are
currently held did not have the necessary infrastructure to provide the
opportunity for prolonged talks throughout the day.
Meanwhile, British Prime Minister Gordon Brown said yesterday he hoped to see
further progress in the talks over the coming months, after meeting with Talat
in London.
Having striven for a settlement for many years, Mehmet Ali Talat knows well
how vital a solution in Cyprus is for all Cypriots as well as for the region
and for Europe. I commend both leaders for the perseverance and resolve they
have displayed in their search for a settlement, said the British PM.
The two Cypriot leaders have shown enormous courage and determination to get
this far, he said, adding that with political courage and compromise on both
sides, these talks have every chance of success.
CYPRUS MAIL 05/12/09
06
Aralık. 2009 Pazar
ATİNA - avutoğlu,
Yunan Devlet Televizyonu NET'e verdiği mülakatta, Kıbrıs
meselesine ve çözüm çabalarına değindi.
''Rum kesimi 2004
referandumunda Annan Planına 'Evet' deseydi şu anda herhangi bir
müzakere ve ek protokolle alakalı sorun yaşanmayacaktı'' diyen
Davutoğlu, Rum kesiminin planı reddetme kararından sonra AB'nin
KKTC aleyhine olan ambargonun kaldırılması kararını
aldığını anımsattı.
Davutoğlu, bu
kararın AB'nin bir yükümlülüğü olduğuna, ancak aradan 5 yıl
geçmesine rağmen yerine getirilmediğine işaret etti.
Barışa ve AB'ye
''Evet'' diyen Kıbrıslı Türklerin cezalandırılarak
izole edildiklerini kaydeden Davutoğlu, ''Kıbrıslı Türkler
daha ne yapabilirler? AB tarafından desteklenen, BM tarafından sunulan,
Türkiye ile Yunanistan tarafından eş zamanlı desteklenen
planı kabul ettiler, ama bugün AB kararları çerçevesinde alınan
tüm yükümlülüklere rağmen cezalandırılmaya devam ediliyorlar''
dedi.
Kıbrıs'ta mevcut
duruma bakıldığında çözüm hedefi olan müzakerelerin
sürdüğünü belirten Davutoğlu, herkesin dikkatini tam çözüme
yoğunlaştırması gereğine işaret etti.
Davutoğlu,
Türkiye'nin AB süreci içinde KKTC'ye baskıyı kabul edebileceği
ve bu şekilde müzakerelerde konumunun
zayıflatılabileceğinin düşünülmemesini istedi.
Türkiye'nin tüm bu
konulardaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ifade eden Davutoğlu,
çözüm için daha fazlasını yapmaya da hazır olduğunu
belirtti.
Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıslı Türklerin ''Evet'', Kıbrıslı
Rumların ise ''Hayır'' yanıtına karşı her
şeyi Türkiye'den beklemenin adil olmadığını, tek
taraflı uyum çalışmalarında bir sınır
olduğunu, daha iyi ve yapıcı çözümler bulunması yolunda
ortak şekilde çalışılması gerektiğini sözlerine
ekledi.
Davutoğlu Yunan televizyonuna
konuştu
CNN TURK 06/12/09
Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta
2004 yılındaki referandum sonuçlarının unutulmaması
gerektiğini ve "her şeyi Türkiye'den beklemenin doğru
olmadığını" söyledi.
Davutoğlu, Yunan Devlet Televizyonu NET'e verdiği mülakatta, Kıbrıs
meselesine ve çözüm çabalarına değindi.
"Rum kesimi 2004 referandumunda Annan Planına 'Evet' deseydi şu
anda herhangi bir müzakere ve ek protokolle alakalı sorun
yaşanmayacaktı" diyen Davutoğlu, Rum kesiminin planı
reddetme kararından sonra AB'nin
KKTC aleyhine olan ambargonun kaldırılması kararını
aldığını anımsattı.
Davutoğlu, bu kararın AB'nin
bir yükümlülüğü olduğuna, ancak aradan 5 yıl geçmesine
rağmen yerine getirilmediğine işaret etti.
Barışa ve AB'ye
"Evet" diyen Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılarak izole edildiklerini kaydeden Davutoğlu,
"Kıbrıslı Türkler daha ne yapabilirler? AB
tarafından desteklenen, BM tarafından sunulan, Türkiye ile Yunanistan
tarafından eş zamanlı desteklenen planı kabul ettiler, ama
bugün AB
kararları çerçevesinde alınan tüm yükümlülüklere rağmen
cezalandırılmaya devam ediliyorlar" dedi.
Kıbrıs'ta
mevcut duruma bakıldığında çözüm hedefi olan müzakerelerin
sürdüğünü belirten Davutoğlu, herkesin dikkatini tam çözüme
yoğunlaştırması gereğine işaret etti.
Davutoğlu, Türkiye'nin AB
süreci içinde KKTC'ye baskıyı kabul edebileceği ve bu
şekilde müzakerelerde konumunun zayıflatılabileceğinin
düşünülmemesini istedi.
Türkiye'nin tüm bu konulardaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ifade
eden Davutoğlu, çözüm için daha fazlasını yapmaya da hazır
olduğunu belirtti.
Ahmet Davutoğlu, Kıbrıslı Türklerin "Evet",
Kıbrıslı Rumların ise "Hayır"
yanıtına karşı her şeyi Türkiye'den beklemenin adil
olmadığını, tek taraflı uyum
çalışmalarında bir sınır olduğunu, daha iyi ve
yapıcı çözümler bulunması yolunda ortak şekilde çalışılması
gerektiğini sözlerine ekledi.
![]()
Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ)nün Centerburydaki
kampusu resmi bir törenle açıldı. Açılışta
konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bir KKTC
üniversitesinin başka bir ülkede kampus açmasını, bundan 10
yıl önce hayal bile edemezdik dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ),
İngiltere'nin Canterbury şehrindeki kampusunun resmi
açılışını yaptı. İngiltere'nin başkenti
Londra'ya yaklaşık 200 km uzaklıkta Kent bölgesinde bulunan ve
tarihi katedraliyle bilinen 56 bin nüfuslu Canterbury kasabasındaki GAÜ
kampusunun açılışına, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve eşi Oya Talat, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan,
KKTC'nin Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Canterbury Belediye Başkanı
Lord Dr. Harry Creg'in GAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Memduh Erdal,
GAÜnün kurucusu Serhat Akpınar, Rektör Yıldırım Öner, GAÜ
Canterbury Rektörü Shel Hulac de aralarında bulunduğu çok sayıda
akademisyen, öğrenci ve yetkili katıldı. Canterbury kampusu,
GAÜnün yurt dışında, Singapurdan sonra açtığı
ikinci kampus oluyor. Canterburynin 56 bin nüfusunun 40 binini, kasabadaki
Kent Üniversitesi, Chris Üniversitesi ve Universtity Creative of Artsın
öğrencileri oluşturuyor. 9 öğrenciyle öğrenime
başlayan Canterbury kampusunda bu sayı önümüzdeki ay 39a
çıkacak. GAÜnün hedefi ise bir yılda, şu anki kapasitesi olan
600 öğrenciye, iki yıl içinde de 2500 öğrenciye ulaşmak.
TALATIN KONUŞMASI
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kampusun resmi
açılışında yaptığı konuşmasına,
her zaman üniversitelerin KKTC için özel bir önemi olduğuna
inandığını ve gelecekte de böyle olmasını
umduğunu söyleyerek başladı. 'İzolasyon altında olan
KKTC gibi küçük bir ülkede, dünyanın geri kalanıyla
irtibatlarımızı geliştirmek ve ekonomimizi desteklemek
için, üniversiteler kullanabildiğimiz az sayıdaki kanallar
arasındadır' diyen Talat, yüksek öğrenim alanında GAÜ'nün KKTC'deki
ilk özel üniversite olarak ayrı bir önemi olduğuna dikkati çekti.
Talat, KKTC'de şu anda 6 üniversite bulunduğunu, 90'dan fazla ülkeden
yaklaşık 40 bin öğrencinin bu üniversitelerde eğitim
gördüğünü bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Burada bugün
sağlanan ilerleme, sadece GAÜ için değil, KKTC'deki tüm üniversiteler
için ve KKTC için de önemlidir. Bir KKTC üniversitesinin başka bir ülkede
kampus açmasını, bundan 10 yıl önce hayal bile edemezdik. Bu
açılışa, sevinç ve gururla katılıyoruz.'
TALAT: İLERLEME KAYDEDİLDİ
Konuşmasında adada devam eden müzakere sürecine de değinen
Talat, bir yıldan fazla bir süredir Kıbrıs Rum kesimiyle devam
eden müzakerelerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti. Gelecek
yılın başlarında Kıbrıs sorunuyla ilgili bir
çözüme varılmasını umduğunu ifade eden Talat, 'bazı
konularda iki taraf arasında farklı görüşler olsa da,
bunların siyasi isteklilik ve fedakarlıkla
aşılabileceğini' bildirdi.
ÜNİVERSİTELERİN BAŞARISI KÜÇÜMSENEMEZ
Kıbrıs sorunu ve izolasyonlar sürerken KKTC üniversitelerinin
kaydettiği başarıların küçümsenemeyeceğini bildiren
Talat, 'bu zor koşullar altında ulaşılan
başarıların, Kıbrıs sorununun çözümü halinde KKTC
üniversitelerinin daha da gelişeceğinin göstergesi olduğunu'
söyledi. Talat konuşmasına, GAÜ'nün 25. yıl dönümünü kutlayarak
son verdi.
ZEYTİN FİDANI
Konuşmaların ardından Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Londra
Büyükelçisi Yiğit Alpogan ve Canterbury Belediye Başkanı Dr.
Cragg sembolik olarak kurdele kesti. Üniversite binasını da gezen
Talat, kampüsün bahçesine bir zeytin fidanı dikti. Cumhurbaşkanı
üniversitenin anı defterine ise 'GAÜ Canterbury'e bütün iyi dileklerimi
sunuyorum' yazdı.
ERDOĞAN MESAJ GÖNDERDİ
Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu ile Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan GAÜ Canterbury kampusunun açılışı
dolayısıyla bir tebrik mesajı gönderdi.
ÜNİVERSİTENİN BÖLÜMLERİ
Öğrenci kabullerine başlayan GAÜ'nün Canterbury'deki kampusunda,
işletme, enformasyon teknolojileri, hukuk ve turizm bölümleri bulunuyor.
Kampusta, 2013-14 eğitim yılına kadar 2500 öğrencinin
öğrenim görmesi ve bölüm sayısının
artırılması hedefleniyor.
Girne'deki GAÜ'ye kayıt yaptıran öğrenciler Canterbury'deki
kampusa geçiş yapabilecek, geçiş durumunda öğrenim ücretleri
değişmeyecek, ancak doğrudan İngiltere'de kayıt
yaptıracak öğrenciler yaklaşık 6500 sterlin ücret ödeyecek.
STAR KIBRIS 06/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, Brownnın
Kıbrıs müzakerelerindeki aktörleri tanımak ve
sorunlarını kendi ağızlarından dinlemek
istediğini belirterek, garanti anlaşmalarının
devamının gerektiğini söylediğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, İngiltere
Başbakanı Gordon Brown ile görüşmesini, doyurucu ve memnuniyet
verici bulduğu bildirildi. Her ne kadar da Brown tarafından Toplum
Lideri sıfatıyla, 10 Downing Street yerine İngiliz
Parlamentosunda kabul edilse de görüşmenin içeriği Talatın
istediklerini aldığı şeklinde yorumlandı.
Talat görüşme sonunda, Brownnın Kıbrıs müzakerelerindeki
aktörleri tanımak ve sorunlarını kendi
ağızlarından dinlemek istediğini belirterek, garantiler
konusunun gündeme geldiğini ve Türk tarafının bu konudaki
tutumunu ortaya koyduğunu, Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyacını
nedeniyle garanti anlaşmalarının devamının
gerektiğini söylediğini belirtti.
Gordon Brown Westminster Sarayındaki görüşmede Kıbrıs Türk
tezini ilk kez, bir Kıbrıslı Türk liderden dinlerken,
görüşmelerde başarı sağlanması için harcanan
çabaları övdü.
KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü ile birlikte görüşmeye giden Mehmet
Ali Talat, parlamento çıkışında Türk basın
mensuplarına yaptığı açıklamada, görüşmeden
memnun ayrıldığını belirterek, Brownnın
Kıbrıs sorunundaki aktörleri tanımak istediğini söylediğini
ifade etti.
40 dakikalık görüşmede Kıbrıs Türk tezini ilk kez resmen
anlatma fırsatı yakaladıklarını kaydeden KKTC
Cumhurbaşkanı, garantiler konusunun gündeme geldiğini ve Türk
tarafının tutumunu ortaya koyduğunu belirtti.
Kıbrıslı Türkler için garanti anlaşmalarının
büyük önem taşıdığını ve hayati olduğunu
ilettiğini kaydeden Talat, Garanti anlaşmalarının
devamı gerektiğine yönelik isteğimizi Sayın Browna
ilettim. O da bizim görüşlerimizi dinledi. Britanyanın adadaki
müzakereleri yakından dikkatle izlediğini ve kaydedilen aşamadan
memnun olduklarını dile getirdi. Adaya barışçi çözüm
getirici, iki toplum, iki bölgeli, iki halkın eşitliğine
dayalı çözümü desteklediklerini Brown yineledi dedi.
Brownnın kendisini neden konutu yerine, Westminsterda odasında
Kabul ettiği sorusuna ise Talat, Bilemiyorum. Bize burada görüşme
olacağı bildirildi demekle yetindi.
ÖNCE ANLAŞMA, SONRA GAÖ
KKTC Cumhurbaşkanı Londraya gelir gelmez de saygın düşünce
kurumlarından Chatham Houseda 100ü aşkın İngiliz, Türk,
Rum diplomat, akademisyen, politikacıya konuştu. Kıbrıs
Barış Görüşmeleri, Kıbrıs Türklerinin perspektifi
başlıklı konuşmanın sunumunu İngilterenin eski
Ankara büyükelçisi Sir Kieran Predergast yaptı.
Kıbrıs Barış Görüşmeleri; Kıbrıslı
Türklerin Perspektivi başlıklı konuşmasında, KKTC
Cumhurbaşkanı önemli mesajlar verdi. Güven artırıcı
önlemlerin, ancak anlaşma sağlandıktan sonra
gerçekleşebileceğini vurgulayan Talat,TÜrkiyenin garantisi
olmasının şart olduğunun altını çizdi.
Kıbrıslı Türkler için TürkiyeNin garantisi şarttır,
hayatidir. Kıbrıslı Rum arkadaşlarımız bu konuda
endişelenmesinler dedi.
ULUSLARARASI SORUN
Kıbrısın artık iki toplumun sorunu olmaktan
çıkıp, uluslararası bir sorun, Avrupanın sorunu
olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı, iki liderin mal-mülki
toprak davaları dışında birçok konunda
anlaştığının altını çizdi.
Mal mülk konularının zorluğuna dikkati çeken Talat,
anlaşmanın da herkesi memnun eden bir anlaşma
olamayacağını, ancak anlaşma olacağını
belirtti. Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki güven
artırıcı önlemlerin ancak anlaşma sağlandıktan
sonra uygulanabileceğine dikkati çeken Talat, Kıbrıslılar
için siyasetin bir numara geldiğini, ekonominin ise ikinci derecede önem
taşıdığını söyledi.
İki tarafın ana konularda anlaştığını
kaydeden Talat, Birleşmiş Milletlerin anlaşamadıkları
konuda uzlaştırıcı çalışmalarına ihtiyaç
olduğunu da kaydetti.
RUM BASINI NE YAZDI?
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın İngilterenin
başkenti Londrada gerçekleştirdiği temaslar ve dün
İngiltere Başbakanı Gordon Brownla gerçekleştirdiği
görüşme Rum basınında geniş yankı uyandırdı.
Gazeteler habere şu başlıklarla yer verdiler:
Mahi: Gordon Brown İlerleme Umuyor
Fileleftheros: (Brown) İlerleme ve Hızlandırma Umuyor
Brownun
Talatla
Londrada Görüşmesi- İşgal Lideri 2010 Yılının
İlk Altı Ayında Çözüm Görüyor
Haravgi: Kıbrıstaki İki Lider Çözüm Bulunmasına
Bağlı
Politis: Talat-Brown: Başarı Olasılığı Var
Simerini: Brown Londrada Talatla Görüştü
Alithia: Brown: Süreci Hızlandırın
STAR KIBRIS 06/12/09
![]()
Rumların ret
korosu Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Lider Hristofyasın Home
David tarzı görüşme yapmasını, ne gerek vardı
diyerek yorumladı ve karşı çıktı.
Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında
hızlandırılmış müzakereler yapılmasına Rum
siyasi partilerinin tepki gösterdiklerini belirten haberler
yayımladılar.
Mahi Evlerde Müzakereler Konusunda Anlaşmadım
başlığıyla yansıttığı haberinde
Hristofyasın, Cumhurbaşkanı Talatla evlerinde müzakere etme
konusunda anlaşma yapmadıklarını söylediğini
yazdı.
Gazete Hristofyasın, Rum Ulusal Konseyinin önceki günkü
toplantısı sırasında Konsey üyelerine, liderlerin kendi
evlerinde tam gün hızlandırılmış müzakereler
yapması konusundaki gelişmeleri aktardığını
yazdı.
Edindiği bilgilere dayanarak; Hristofyasın tutumunun neredeyse
neden olmasın şeklinde olduğunu kaydeden gazete devamla
şunları yazdı:
Evlerde müzakere etme önerisi Başkan Hristofyas tarafından, Ulusal
Konsey toplantısından önce kabul edildi, ancak Hükümet Sözcüsü
Stefanos Stefanu Konsey toplantısından sonra yaptığı
açıklamada Bir karar olmadığını söylemem gerek. Ancak
konu görüşüldü ve bu yönde bir niyet de var, dolayısıyla,
kararın alınmasını bekliyoruz dedi.
Bu konunun Ulusal Konsey toplantısında görüşülmesi kısa
sürdü, karar alınmıştı ve incelenmesi olanağı
yoktu.
Siyasi parti başkanlarının değerlendirmeleri; Talat ve
Hristofyasın evlerinde müzakereler yapılması yönündeki
açıklamanın; bakışlarını Avrupa Konseyine
çevirmiş olan Türkiye tarafından istismar edildiği yönündeydi.
Hristofyas Türkiye bu gelişmeyi beklemiyordu ki istismar etmek istesin
şeklinde bir argüman ortaya koydu. Bazı siyasi parti
başkanları, müzakerelerin müzakerecilerin evlerine
taşınmasının ne gereği olduğu sorusunu yönelterek
tepki gösterdiler ancak Hristofyastan aldıkları yanıt neden
olmasın şeklindeydi.
HIZLANDIRMAYA İTİRAZLAR
Simerini Hızlandırmaya İtirazlar... Evlerde Müzakerelerle
Partilerden Farklı Görüşler başlıklı haberinde
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın önceki günkü, resmi olmayan; müzakerelerin şeklini
değiştirme kararlarının biraz
şaşırtıcı olduğunu yazdı.
Gazete bu gelişmenin müzakerelere yeni bir dinamik
kattığını ve konulan hedef açısından bazı
önemli mesajlar verdiğini belirtti, özetle şunları kaydetti:
1- İki liderin; uygun bir çözüme ulaşmada gerçekten irade sahibi
olmadıkları kanaatinde olanları ikna etmek için, engellere ve
zorluklara rağmen, mümkün olan en kısa sürede Kıbrıs
sorununun çözümüne varma istek ve kararlılıklarını
gösterir.
2-Kısır konjonktürlerin ve önceden belirlenmiş
gelişmelerin; Kıbrıs sorununun yıllanmış
çıkmazlarının kısa devre yapma tehlikesi içinde
olacağından uzun soluklu bir müzakere olanağını
kısıtlayarak tayin ettiği gayrı resmi takvimler
olduğunun iki lider tarafından kabul edildiğini doğrular.
3-Türk tarafının müzakerelerin; makul bir zaman içerisinde çok daha
verimli olabilmesi için yoğunlaştırılmasının,
(müzakerelerin) devam etmesinin ön şartı olduğu
ısrarlı tezini tescil eder.
4-İki lider arasında; yüz yüze gelerek çözümün
ağırlığını artık kendi sırtlarına
yüklendiklerini gösteren şahsi bir bahsin referans çerçevesini
oluşturur.
5-Bir zaruri gizlilik şartının güvence altına
alınması söz konusudur çünkü görüşmeler tüm gün
süreceğinden pratikte, iki lideri müzakere günlerinde birbirinden
yalnızca bir yatak ayıracak- basın kameralarından ve
kamuoyunun endişelerinden güvenli bir mesafede olacaklar.
Bunlara paralel olarak, prosedür değişikliğinin Türk
tarafının yeni, yenilenmiş önerilerin sunulmasıyla
aynı zamana denk geleceği not edilmelidir.
Gazete haberinin Partiler İtiraz Ediyor başlığıyla
ayırdığı bölümünde müzakereler prosedürünün bu aşamada
yoğunlaştırılmasının pratikte ve siyasi
açıdan ne anlama geldiği, Kıbrıs sorunu sahnesine özlü veya
tali hangi etkileri olacağı sorusuna Rum siyasi partilerinden gelen
yanıtların birbirinden farklı olduğunu yazdı.
KİM NE DEDİ?
Gazeteye göre EDEK için, süreçte; müzakerelerin
yoğunlaştırılmasını gerekli kılacak gerekli
siyasi şartlar henüz ortaya çıkmadı. Rum Ekologlar ve Çevreciler
Hareketi Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyası, bu
kararın alınmasının arksındaki düşüncenin ne
olduğunu izaha ve yoğunlaştırılmış
müzakerelerin gerekliliğine ikna etmeye çağırdı.
DİSİ yoğunlaştırılmış müzakerelerin;
konulan engellerin kaldırılması ve Kıbrıs sorununun
çözüm yolunun açılabilmesi için doğru yöndeki seçeneklerden biri
olduğu görüşünde. Ancak, özellikle Türk tarafında siyasi irade
olmaması halinde, müzakerelerin hızının
artırılmasının tek başına sonuç getiremeyeceği
uyarısında da bulundu. DİKO müzakerelerin modelinin
değiştirilmesinin, tezlerin içeriğinde hiçbir
değişiklik yapmadığı, BMnin ve uluslararası
camianın müdahil oluşunu da etkisiz hale getirmediği
görüşünü ortaya koydu.
AL-VER BAŞLIYOR
Alithia gazetesi ise Al-Ver Başlıyor... Özdil Namiden Evlerde
Müzakerelerle İlgili Açıklama başlığıyla
manşete çektiği haberinde Cumhurbaşkanı Talatın BM ve
AByle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Naminin
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın ocak ayında kendi evlerinde yapmayı
kararlaştırdıkları yoğunlaştırılmış
müzakerelerle ilgili açıklamasına yer verdi.
Gazete Naminin; liderlerin kendi evlerinde yapacakları
yoğunlaştırılmış müzakereler sırasında
al-ver prosedürünün de başlayacağı sözünü öne çıkardı.
STAR KIBRIS 06/12/09
![]()
İsveç, üzerinde çalıştığı
formülle; bir yandan Rumların Türkiyeye yaptırım uygulama
hakkına sahip olduğu ima edilecek, öte yandan da Kıbrıs
sorununun 2010un ilk yarısında çözüleceğine olan inanç
vurgulanacak.
AB dönem başkanlığını yürütmekte olan İsveçin
yarın yapılacak AB Dışişleri Bakanları
Konseyinde masaya koyacağı bir formül üzerinde
çalıştığı kaydedildi.
Alithia İsveç Formülü... Formül: Yaptırımları Haklı
Gösteriyor Ama 2010 İçinde Çözüm İstiyor... İsveç Dönem
Başkanlığı Bu İkisini
Bağdaştırıyor-Pazartesi Masada başlıklı
haberinde, diplomatik kaynaklara dayanarak alarmda olduğunu ve bütün
olasılıkları incelediğini yazdığı
İsveçin geliştirdiği formülde, şu iki ana meseleyi
bağdaştırıldığını yazdı:
Kıbrıs sorununun çözümü ve Türkiyeye yönelik
yaptırımların haklı gösterilmesi. Bu, Yunan hükümetinin
daha önceki yol haritası önerisiyle bağlantılı bir
formüldür.
İsveç, üzerinde çalıştığı formülle; bir yandan
Kıbrıs Cumhuriyetinin kendi başına Türkiyeye
yaptırım uygulama hakkına sahip olduğunu ima edecek, ancak
öte yandan da Kıbrıs sorununun 2010un ilk yarısında
çözüleceğine olan inancını ifade edecek.
Diplomatik kaynaklara göre İsveç formülünde; Kıbrıs sorununun
çok yakında çözüleceği ümidi dile getirilecek, iki lidere;
çabalarını yoğunlaştırmaları
çağrısı yapılacak, BM Genel Sekreterinin raporunun
ifadelerine de dayanarak; 2010 yılı içerisinde kapsamlı çözüm
olacağı inancını dile getirecek. Kıbrıs sorununun
çözümünü 2010un Nisan veya Haziran ayına kadar şeklinde tayin
ederek, zaman ifadesinin çok daha somut olması ihtimali açıktır.
İsveç, Türkiyeye yaptırım uygulanmasına ilişkin somut
bir öneride bulunmayacak olmasına rağmen diplomatik bir dil
kullanarak; Kıbrıs Cumhuriyetinin, tek başına ilave
yaptırımlar ileri götürmesi halinde bunu haklı gösterecek.
Kıbrıs sorununun çözümü, Kıbrıs Cumhuriyetinin
yaptırım uygulama niyetinin haklı gösterilmesiyle
doğrudan bağlantılı olmayacak ise de bu; dolaylı ancak
net şekilde ima edilecek.
BÜTÜN İHTİMALLER AÇIK
Fileleftheros yarınki AB Dışişleri Bakanları
Toplantısının, Türkiyenin AB üyelik süreci konusunda önceden
kestirilemeyen siyasi oyun şeklinde gelişmesinin beklendiğini
bildirdi.
Gazete ABnin Türkiye aleyhine oy birliğiyle alacağı ortak bir
karar olmazsa, Rum yönetimi tarafından tek taraflı yaptırım
uygulanmasına kadar bütün ihtimallerin açık olduğunu ancak
İsveç dönem başkanlığı, İngiltere ve
Finlandiyanın ve de bu üçlünün katı tavrını takip eden
büyük ülkeler grubunun Türkiye aleyhine oy birliğiyle karar
alınmasını tartışma konusu bile
yapmadığını yazdı.
Daimi Temsilciler Komitesinden (COREPER) sonra bayrağı Pazartesi
günü Dışişleri Bakanlarının alacağını
hatırlatan gazete özetle şunları yazdı:
İsveç dönem başkanlığının, AB zirvesiyle ilgili
ikinci karar taslağına ilişkin ortaya konulan birbirine zıt
tezler nedeniyle COREPERde beklendiği üzere, bir sonuca
varılamadı.
TÜRKİYE YANLISI
İngilterenin başı çektiği ve Finlandiya, İtalya,
Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinin
katıldığı Türkiyenin destekçileri cephesi
yaptırımların olmaması mantığında ısrar
ettiler ki gazetemizin öğrendiğine göre bu kez bunu ifade etmeyi
Polonya ve Romanya üstlendi. Bu iki ülke, 2006da 8 müzakere
başlığının dondurulması ile Türkiyenin,
protokolü uygulamayı reddetmesinin bedelini hali hazırda ödemiş
olduğunu savundular. Bu, bir hafta önce İngiltere tarafından
dile getirilen bir tutumdu.
Gazetemizin edindiği bilgilere göre Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarının rayından çıkmaması amacıyla Almanya
da Türkiyeye yaptırım uygulanmasına karşı
çıkıyor.
Öğrendiğimize göre Lefkoşa COREPER toplantısında,
İsveçin ikinci Karar Taslağının 13 ve 15inci
paragraflarında iki değişiklik talep etti, şöyle ki:
1- 13üncü paragrafta, Avrupa müktesebatına ve BMnin Deniz Hukuku
Sözleşmesi uyarınca yapılan devletler arası anlaşmalar
da dahil olmak üzere üye ülkelerin egemenlik haklarına saygı
gösterilmesi ifadesinin eklenmesini talep ediliyor. Bunun,
Kıbrısın deniz bölgesindeki Türk tehditleri meselesinde
Lefkoşayı kapsayacağı değerlendiriliyor.
2- 15inci paragrafta Türkiyenin yalnız yürütülmekte olan doğrudan
müzakereler prosedürüne ve elverişli ortam yaratılmasına
değil Kıbrıs sorunun çözümüne katkı koymaya çağrılması
isteniyor.
TALEPLERİNİZİ AZALTIN
Politis 26lardan Kıbrısa Türk Yükümlülükleri Konusunda
Uyarı... Şarabınıza Su Katın başlıklı
haberinde Avrupa Konseyi Zirvesinden çıkacak kararla ilgili taslak metnin
Türkiyeyle ilgili ifadelerinin görüşüldüğü COREPER
toplantısında 26 daimi temsilcinin Rum temsilciye yaklaşık
olarak; siz taleplerinizi azaltın, biz de üzerine bir şeyler
koyalım ki Türkiyeyle ilgili ortak kabul görecek bir metne varabilelim
teşvikinde bulunduklarını bildirdi.
STAR KIBRIS 06/12/09
By Stefanos Evripidou Published on December
6, 2009
PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday laid the blame
for the division of Cyprus on the expansionist designs of international circles
that are leading humanity deep into crisis.
We are the victims of international manoeuvres and
expansionist aspirations, he said, adding responsibility for the division of
Cyprus lay not only with Turkey, but also with those who support Turkey over
the years.
These circles are leading humanity deep into a financial
crisis, trade weapons of mass destruction and send children and young people to
become victims of unjust wars under various pretences, said Christofias.
Speaking at the Presidential Palace to mark International
Volunteer Day, Christofias said our society is in need of other societies, to
nurture principles and values because it is in pain for 35 years now.
I consider myself, my whole life, a volunteer. I believe
the volunteer work I do with Mr (Mehmet Ali) Talat is very, very significant.
We work to serve our people and our homeland, he said, adding that this
homeland could be a paradise for all Cypriots, Greek Cypriots and Turkish
Cypriots alike.
He welcomed the three Turkish Cypriots at the event who
are members of KENTHEA (Center for Education about Drugs and Treatment of Drug
Addicted Persons) and expressed hope that more Turkish Cypriots will follow
suit.
Christofias said he and his government considered
themselves servants of our Turkish Cypriot compatriots too, because our
homeland is one, our people, our two communities- Greek Cypriot and Turkish
Cypriot are one.
He also wished that the New Year brings the best news
which Greek Cypriots and Turkish Cypriots are anticipating, the news of the
reunification of our homeland.
During his visit to London on Friday, Turkish Cypriot
leader Talat set mid-February as the cut-off-date for ending direct talks with
Christofias, citing the presidential elections in April and the start of the
election campaign as reasons for the imposed deadline.
Speaking at Chatham House, Talat said there was little
chance of progress in December as the main focus was on Turkeys EU evaluation
report regarding its obligations to the EU and Cyprus.
According to Greek alternate Foreign Minister Demetris
Droutsas yesterday, Cyprus and Greece have not found acceptable the Swedish
Presidencys draft proposals on the evaluation report. He said there was still
scope for making the necessary changes so that the two countries could give their
approval to a more acceptable text.
CYPRUS MAIL 06/12/09
Poor little Cyprus
By Nicos A. Rolandis Published on December 6, 2009
ON FEBRUARY 12, 1981 I accompanied President Kyprianou
during his visit to the Federal Republic of Germany on the invitation of German
President Karl Carstens. We met President Carstens and Chancellor Helmut
Schmidt in Bonn.
The relations between Kyprianou and the Germans and in
particular with Foreign Minister Hans-Dietrich Genscher were no good at all
in the wake of the Great Conspiracy of the summer of 1978.
It was at that time that Kyprianou had charged the
Germans and specifically the Prime Minister of Bavaria, Josef Franz Strauss and
German diplomat in Cyprus Paul Kurbjuhn with conspiracy against Cyprus and
against him personally. According to Kyprianou, Tassos Papadopoulos was the
Chief Conspirator in Cyprus. I rushed to Bonn and extinguished the colossal
political fire but Genscher never forgave Kyprianou.
Genscher, president of the free Democrats, Germany
vice-chancellor and Minister of Foreign Affairs for many years, was one of the
leading personalities of his time. Sharp-minded, with a penetrating and
practical approach, he had a good knowledge of the Cyprus problem.
He was a frequent traveller all over the globe, to such
an extent that there were even jokes circulating in political circles: Two
planes collide over the Atlantic Ocean. Genscher was in both of them.
Our meeting with Chancellor Schmidt and Minister Genscher
took place on February 13, 1981. The Cyprus problem was in the doldrums at the
time. Two years before (December 1978) the Greek Cypriot side had rejected the
Anglo-American-Canadian Plan. Thereafter the Evaluation of UN Secretary
General Waldheim was submitted. It resulted in a long and unproductive
dialogue.
President Kyprianou analysed the Cyprus problem and the
issue of the missing persons. The Germans listened carefully. They were well
known for their realistic stance and their rational approach, stripped of any
vestiges of sentiment: to such an extent that sometimes their position hurt the
soft chords of people around them.
I remember that they played with the notion of time.
The issue of missing persons is one of the large human tragedies, the
Chancellor said. There are hundreds of thousands of missing persons in the
world and Germany has her own experience. Very few cases have been brought to
light thus far worldwide and I do not think that the rest of them will be
resolved.
Unfortunately the missing persons issue will only be
settled when the close relatives, those who remember and suffer, will pass
away he said. Time only will give an end to this tragedy.
On the contrary, the lapse of time will prove disastrous
in the case of your political problem, Schmidt and Genscher indicated. In the
political field as time goes by, the faits-accomplis will be solidified and
will not be reversible any more. Consequently you should take action with no
delay. The solution may be difficult and painful, but it will be much better
than what you may achieve many years later.
The above position coincided with what I believed as
well. I was well conversant with the international and European developments
and balances. I felt that the climate was fertile for a solution at the time.
Kyprianou however was oscillating between the pragmatic approach of his AKEL
allies and his personal wishful thinking.
When Andreas Papandreou was elected as Prime Minister of
Greece in October 1981, he introduced a new dogma, that the Turkish troops
should depart from Cyprus before we could have any intercommunal talks.
Kyprianou adopted the above stance as of the beginning of 1983.
So, the Cyprus problem moved into a complete standstill.
Later on, when Papandreou became more experienced with European affairs, he
realised that he was wrong and he corrected his course. But it was already too
late
I disagreed and resigned as Foreign Minister in September
1983, when the President rejected the UN initiative (Indicators). AKEL
severed its own relations with Kyprianou two decades later in December 2004.
Cyprus has paid and is still paying the bitter price of the above inaction.
In those years, the conditions for a solution were
arguably much better for us than what they are today. The Turkish Republic of
Northern Cyprus had not been declared. The occupation was not yet deep-rooted.
The number of Turkish settlers was very small and they were prepared to depart
on the basis of a compensation scheme which I had proposed. The Greek Cypriot
properties in the north were almost intact. The first UN (Gobbi) map was
favourable for us. The one and only sovereignty was not disputed. The concept
of virgin-birth was non-existent.
Since then, almost thirty sterile years have elapsed.
Years dotted with a lot of rhetoric, populism galore, childish approaches,
primitive political thoughts
and no will to learn from history. I have to confess that
during all those years when I was in politics and in the government, many times
I felt ashamed and embarrassed for my country when I heard some politicians
speaking like three-year-old toddlers.
Now we have to move mountains. We have missed
opportunities and let them slip through our fingers and we watch today Demetris
Christofias (who has himself committed serious mistakes during his presidential
term) to try hard to achieve what is almost impossible.
During his titanic effort he has become the target of
attacks and mudslinging not by the Turks but by his own political allies, who
sit in his cabinet! It is really incomprehensible that all those rejectionist
forces, who through their past actions have brought about the present impasse,
have the audacity to drag through the mud all those who try today to eradicate
the problems that the rejectionists themselves have created over the years.
And it seems that the above is not enough. During the
past three months, through repeated statements and pressures on Christofias,
the allies of the President have created a climate of complete isolation of
Cyprus from the rest of Europe. Naturally, if Turkey does not finally abide by
her European commitments she must be reprimanded and she must pay the price for
her misdeeds. Sanctions must be imposed.
But we must ask: is now the right time for such an
action? Now, that the Cyprus dialogue is at a critical juncture? Now that we
anticipate that the talks may come to fruition by April next year and that
partition (for which unfortunately many politicians and media are studiously
working) may be avoided? We have been rejecting all the proposals and
initiatives of the United Nations and of the international community for half a
century. Must we really impose sanctions now (and probably kill the dialogue)
and not six months later, if the attitude of Turkey in the talks is negative?
Is this the acumen we possess? And how can we explain the
fact that we cannot convince anybody in Europe and that all of them vote
massively contrary to our own position? There are another 25 countries in the
European Union (i.e. all the members of the Union with the exception of Greece
which has to support us) among which we have many friends but they all think
and vote against us in the Commission, in the Council and in the European
Parliament. Do we not appear like thickheads who are always surprised at each
and every development which concerns us in Europe?
If this country had a smaller number of historic leaders
and ethnarchs and a larger number of correct judgments, if what was discussed
on that winter day in Bonn, Germany was implemented, perhaps we might avoid the
separating wall between the two communities, we might live without the
occupation forces, without excessive nationalism and without the Turkish
settlers, whose numbers will soon exceed the number of Cypriots.
We might live today like all other European citizens and
not as a south and a north of a divided country.
CYPRUS MAIL 06/12/09
By Hermes Solomon Published on December 6,
2009
WHY SHOULD it be that two-thirds of the population
benefited financially from the division of the island at the expense of the
remaining third? Are we not all Cypriots? Should we not all have suffered
equally after 1974? You bet we are and you bet we have not! There are those
selling scraps of land at half a million, tax free and those still, after 35
years, with nothing.
I went north last week: not to Alaska but Kyrenia. Over
the mountains, along the coast road, around the western tip of the Pentadaktylos
then back across the Mesaoria towards Nicosia.
I took with me the husband of a cousin. He, like me, lost
property during the invasion, although he, unlike me, suffers from memory loss.
Hes 70 and found the whole experience rather trying. He wouldnt even stop at
what was our local village cafι in Vassilia (now Yermiskaya). saying no
way would he give em another penny.
At the Ayios Dhometios checkpoint, we parted with 25
(20 if a hire car) for a months vehicle insurance cover, the TC official
having first verified the car owners existing policy was valid. We were only
popping over for the morning.
The drive across the mountains to Kyrenia was
exhilarating; tree-lined and emerald green after recent rain, then
precipitously down into the outskirts of the town and westward through the
crowded suburbs, nose-to-tail in traffic all the way to that monument of
Turkish military might erected at 5 Mile Beach, then beyond.
Admittedly, once out of the never-ending, built-up
suburbs solid with second homes, estate agents, glitzy shops and the like, the
roadsides suddenly emptied and the natural beauty of the coastline and
countryside took over. God, how memories of pre-1974 Cyprus came flooding back!
Not for my companion, however...
His expropriated property is situated but a stones throw
from mine near the tiny fishing harbour of Vavylas overshadowed by a steep
peak nestling the sprawling hillside village of Vassilia.
Turning right off the coast road into the lane that leads
down to Vavylas required a modicum of memory so much had changed in 35 years
we could have been in any Turkish coastal resort.
My companions land has yet to be built on, which pleased
him no end, although new properties abound in the vicinity mostly luxury
villas occupied by expats. One in particular, situated majestically on a
promontory with its own plush walled gardens and steps leading down to a
private mooring, confirmed that even the abutting sea and shoreline belonged to
the expropriator see photo.
I discovered my now deceased fathers bungalow, built in
1965 and occupied by a TC policeman, his mainland wife and family since 1974,
recently renovated, enlarged and waiting to take an upper floor: the newly
rendered walls painted a shocking pink and the plot fronted by stonework of
questionable elegance. What was the garden had now become a wasteland.
Frankly, I couldnt live there if it was handed back to
me on a plate, it having lost any semblance of its 1965 aura as have Kyrenia,
Lapithos, Karmi, Vassilia and Vavylas for that matter...
We trampled about on another bit of wasteland, I took
many photographs and spoke to nobody apart from a roaming off-white Cyprus
poodle, undecided and seeming lost. He was in good company.
Our return trip around the mountain and into a deserted
Mesaoria of freshly seeded fields tidy and clean, organised and fertile, the
true wealth of the TRNC was marred only by six intermittently spaced
military camps and an equal number of cabaret/casinos conscripts needing to
expel their youthful ardour somehow.
All that was Cyprus about the north died in 2004 when the
south voted No in that virus of a referendum. There is now simply no going
back, no antidote nor inoculation.
As much as I would love to see a truly reunified island,
I refuse to continue living in cloud cuckoo land. Lets never forget that
Cyprus, before independence in 1960, was never ruled by a Greek Cypriot
majority under British, Ottoman or Venetian rule Greek Cypriots and Turkish
Cypriots lived in abject poverty side by side, simply because both
denominations were ruled by a common master/enemy.
Hate was fomented between the two after 1955 and
succeeded in dividing the island and its people permanently. Whether State,
Church or foreign powers were responsible doesnt matter. What matters is that
we have pursued division for 35 years and little else; those sirens forever
casting reunification into seas of destruction.
Permanent partition, or something like it, will be the
eventual outcome of these latest talks. Existing boundaries will remain and no
refugees will return to their homes. And lets cut the cackle... both
governments should already have exchanged Greek Cypriot land in the north for
Turkish Cypriot in the south and apportioned it justly among long-suffering
refugees or their surviving families. Or has the intention always been to
persist with this grand larceny in the majoritys interest?
Oh for Circe and a handful of wax to plug my ears against
the daily drivel of those prosy politicians! Although this time, at last, I can
sense an outside force or forces at work, intent on a final solution whether we
like it or not.
After all, does anyone really believe that Demetris and
Mehmet are running the show? And a right cabaret act they are every night on TV
news! Redolent of Handels Arrival of the Queen(s) of Sheba outside UN
Headquarters at the old Nicosia Airport... luxury BMWs, handshakes and
ambulating up and down that well-trodden path like retired plus-sized male
models on a stony catwalk.
Stick the music on with that endlessly repeated TV
footage and youll see exactly what I mean... La-lala-la, La-lala-la,
La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la, La-lala-la-la-lala-la! Or something like
it
CYPRUS MAIL 06/12/09
Loose tongues and the events that changed Cyprus forever
By Loucas Charalambous Published on
December 6, 2009
ALTHOUGH the value of TV debates on events that took
place decades ago is always questionable, they do occasionally reveal some
fascinating information.
Last Monday night, the former minister and former Central
Bank governor, Christodoulos Christodoulou was particularly revealing and I
would advise the CyBC to invite him more frequently to its shows.
It does not matter if, in his naivety, Christodoulou does
not understand the significance of his revelations. He comes up with very
enlightening revelations that every Cypriot should hear about the clandestine
Akritas organisation that was set up a couple of years after independence.
He said: We should refer to things with their name. It
was not the Akritas organisation. It was the Makarios organisation.
(Archbishop) Makarios was the real but invisible leader of the organisation
which publicly had (Polycarpos) Yiorkadjis as its leader and Tassos
Papadopoulos as its deputy leader. Glafcos Clerides was a member of the general
staff. Forgive me, I was the deputy chief of staff. Clear stuff.
Clear stuff indeed, as the deputy chief of staff of an
organisation that caused bloodshed and wrought havoc in the Greek Cypriot
community, would have us believe. The human mind is incapable of grasping the
insanity of the situation.
Makarios, the president of the Republic and also the
Archbishop, was the real and invisible leader of an illegal, armed
organisation that was established with the sole purpose of destroying the very
state (as was made clear by the notorious document setting out the
organisations action plan) of which he was head.
And as Christodoulous immediate superior in the
organisation, Nicos Koshis, revealed last July, Makarios himself was issuing
the orders on how the guns would be distributed and the persons who would
receive them. This alone is enough to explain why we are in the situation we
are today.
I found the reason for the establishment of Akritas,
given by Christodoulou, very interesting indeed. As he said, in 1958 there was
a meeting in Ankara, during which a special plan for retaking Cyprus was
decided and (foreign minister Fatin) Zorlu was privy to it.
Readers should take note of the chronology of events. In
1958, we had the EOKA struggle in Cyprus. Two years later, the Republic of
Cyprus was set up. Zorlu and his prime minister Adnan Menderes were executed in
1961 after a trial in which, among the charges they faced, was the incitement
of riots against the Greeks of Constantinople and Smyrna in 1955. The new Turkish
government of Ismet Inonu, not only backed the Cyprus Republic, but also
isolated the Turkish Cypriot terrorist group TMT.
And Makarios we are told by Christodoulou five years
after the meeting in Ankara, set up an underground military organisation in
order to dissolve the Republic of which he was the president because
he
remembered the meeting of 1958 at which Zorlu, who had been dead for two years
in 1963, had undertaken to retake Cyprus.
Quite incredible really, but this was Makarios, the myth of
his greatness debunked and laid bare by his own people.
And the question is obvious. Was there even one chance in
a million for Cyprus to be spared of the misfortunes it suffered, when its fate
was being decided by people like Makarios, Yiorkadjis, Papadopoulos, Koshis and
Christodoulou? Should we not consider ourselves extremely lucky to have
survived with such irresponsible and short-sighted leaders shaping our future
50 years ago?
CYPRUS MAIL 06/12/09
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ), İngiltere'nin Canterbury
şehrindeki kampüsünün resmi açılışını yaptı.
İngiltere'nin başkenti Londra'ya yaklaşık 200
km uzaklıkta Kent bölgesinde bulunan ve tarihi katedraliyle bilinen
Canterbury şehrindeki GAÜ kampüsünün açılışına, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat, Türkiye'nin
Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC'nin Londra Temsilcisi Kemal Köprülü,
Canterbury Belediye Başkanı Dr. Harry Cragg'in de aralarında
bulunduğu çok sayıda akademisyen, öğrenci ve yetkili
katıldı.
Talat kampüsün resmi açılışında
yaptığı konuşmasına, her zaman üniversitelerin KKTC
için özel bir önemi olduğuna inandığını ve gelecekte
de böyle olmasını umduğunu söyleyerek başladı.
"İzolasyon altında olan KKTC gibi küçük bir ülkede,
dünyanın geri kalanıyla irtibatlarımızı
geliştirmek ve ekonomimizi desteklemek için, üniversiteler
kullanabildiğimiz az sayıdaki kanallar arasındadır"
diyen Talat, yüksek öğrenim alanında GAÜ'nün KKTC'deki ilk özel
üniversite olarak ayrı bir önemi olduğuna dikkati çekti.
Talat, KKTC'de şu anda 6 üniversite bulunduğunu, 90'dan
fazla ülkeden yaklaşık 40 bin öğrencinin bu üniversitelerde
eğitim gördüğünü bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Burada bugün sağlanan ilerleme, sadece GAÜ için
değil, KKTC'deki tüm üniversiteler için ve KKTC için de önemlidir. Bir
KKTC üniversitesinin başka bir ülkede kampüs açmasını, bundan 10
yıl önce hayal bile edemezdik. Bu açılışa, sevinç ve
gururla katılıyoruz."
Konuşmasında adada devam eden müzakere sürecine de
değinen Talat, bir yıldan fazla bir süredir Kıbrıs Rum
kesimiyle devam eden müzakerelerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade
etti. Gelecek yılın başlarında Kıbrıs sorunuyla
ilgili bir çözüme varılmasını umduğunu ifade eden Talat,
"bazı konularda iki taraf arasında farklı görüşler
olsa da, bunların siyasi isteklilik ve fedakarlıkla
aşılabileceğini" bildirdi.
Kıbrıs sorunu ve izolasyonlar sürerken KKTC
üniversitelerinin kaydettiği başarıların küçümsenemeyeceğini
bildiren Talat, "bu zor koşullar altında ulaşılan
başarıların, Kıbrıs sorununun çözümü halinde KKTC
üniversitelerinin daha da gelişeceğinin göstergesi
olduğunu" söyledi. Talat konuşmasına, GAÜ'nün 25. yıl
dönümünü kutlayarak son verdi.
Canterbury Belediye Başkanı Dr. Harry Cragg de
yaptığı kısa konuşmada, Canterbury'nin çok güzel bir
yer olduğunu söyleyerek, öğrencilerin burada iyi vakit
geçireceklerinden ve iyi bir eğitim alacaklarından emin olduğunu
ifade etti.
Konuşmaların ardından Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin
Londra Büyükleçisi Yiğit Alpogan ve Canterbury Belediye Başkanı
Dr. Cragg sembolik olarak kurdele kesti. Üniversite binasını da gezen
Talat, kampüsün bahçesine bir zeytin ağacı dikti. KKTC Cumhurbaşkanı
üniversitenin anı defterine ise "GAÜ Canterbury'e bütün iyi
dileklerimi sunuyorum" yazdı.
Bu arada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan GAÜ Canterbury
kampüsünün açılışı dolayısıyla bir tebrik
mesajı gönderdi.
Öğrenci kabullerine başlayan GAÜ'nün Canterbury'deki
kampüsünde, işletme, enformasyon teknolojileri, hukuk ve turizm bölümleri
bulunuyor. Kampüste, 2013-14 eğitim yılına kadar 2500
öğrencinin öğrenim görmesi ve bölüm sayısının
artırılması hedefleniyor.
Girne'deki GAÜ'ye kayıt yaptıran öğrenciler
Canterbury'deki kampüse geçiş yapabilecek, geçiş durumunda
öğrenim ücretleri değişmeyecek, ancak doğrudan
İngiltere'de kayıt yaptıracak öğrenciler yaklaşık
6500 sterlin ücret ödeyecek.
HURRIYET 05/12/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
07
Aralık. 2009 Pazartesi
LONDRA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde
Rum kesimiyle süren müzakerelerde bir anlaşma sağlanamaması durumunda
mutlaka bir B planları olduğunu söyledi.
Londra'daki temasları
çerçevesinde, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası
tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Talat, doğru
olanın dünyayla uyumlu bir politika yürütmek olduğunu söyledi ve
"KKTC'yi tanıyacaklara meydan okursanız, nasıl
tanırlar sizi?" ifadesini kullandı.
Talat, müzakerelerde ana konularda anlaşma olan ve olmayan konuların olduğunu, nihai anlaşmalar için bazı al-verlere ihtiyaç olduğunu söyledi.
Mutlaka bir B planlarının
olduğunu söyleyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı, planı anlatma yerininse toplantı salonu
olmadığını söyledi
Kıbrıs'ta "EOKA" hortladı!
Kıbrıs
Rum kesiminde çalışan Kıbrıslı bir Türkün KKTC
plakalı aracına, Rum kesiminde sprey boyayla "EOKA"
yazıldı.
Güney Kıbrıs'ta
çalıştığı için adının
açıklanmasını istemeyen araç sahibi, akşam saatlerinde
Metehan sınır kapısından KKTC'ye geçerken polise ifade
verdi.
Araç sürücüsü, Güney Kıbrıs'taki
Uluslararası Fuar Alanı yakınlarında
muhasip-murakıplık sınavına girdiğini, sınavdan 3
saat sonra çıktığında arabasında "EOKA"
yazısını gördüğünü anlattı.
Araca mavi renkte ve büyük puntolarla "EOKA" yazısı
yazıldığı görüldü.
Kıbrıs
Rum kesiminde, KKTC plakalı araçlara daha önce de saldırılar
olmuştu
CNN TURK 08/12/09
A.A
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, temaslarını tamamlayarak İngiltere'nin başkenti
Londra'dan ayrıldı.
Mehmet Ali Talat, eşi Oya Talat ve beraberindekileri, Heathrow
Havaalanından KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve diğer
temsilcilik yetkilileri uğurladı.
2005 yılında KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesinin
ardından ilk İngiltere ziyaretini yapan Talat, Londra'da
Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown'la görüştü.
Talat ayrıca, düşünce kuruluşu Chatham House ve London School of
Economics'te (LSE) konuşmalar yaptı.
Girne Amerikan Üniversitesinin (GAÜ) Canterbury şehrindeki
kampüsünün resmi açılışını da yapan Talat,
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından
düzenlenen toplantıda Londra'da yaşayan Kıbrıslı
Türklerle bir araya geldi ve soruları yanıtladı.
HURRIYET 08/12/09
WASHİNGTON
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğana ABD ziyaretinde eşlik eden
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washingtona iner
inmez çalışmaya başladı. Gezi programında hiç
görülmeyen, sürpriz bir görüşme yaptı;
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alexander Downer
ile bir araya geldi.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanın ABD Başkanı Obama ile görüşme
gündeminin başında Afganistan ve PKKyla mücadele var.
Ancak
Davutoğlunun, daha Washingtona gelir gelmez yaptığı bu
sürpriz görüşme, ürk tarafının görüşme sırasında
Kıbrıs sorununu da açacağını gösteriyor.
KIBRIS AÇILIMI
Türk
tarafı, Ermeni açılımı, komşularla sıfır
sorun gibi adımlarından ardından, şimdi de
Kıbrısta harekete geçmeye hazırlanıyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın geçen hafta Ankaraya
yaptığı ziyaret sırasında, Kıbrısta Türk
tarafının kemikleşmiş politikalarına dokunmadan, ne
gibi esneklik yapılabileceği masaya
yatırılmıştı. Ortaya da Adada Kıbrıslı
Türk ve Rumların birlikte yaşamaları halinde yönetimi nasıl
paylaşacaklarına ilişkin başlıkta 9 atılabilecek
adımdan oluşan bir plan çıkmıştı.
Bu
planın ana unsurlarının, gerek BM, gerekse ABD ile
paylaşılması, Türkiye Kıbrısta da esnekliğe
hazır mesajı verilmesi amaçlanıyor.
Nitekim,
Başbakan Erdoğan da Obama ile görüşmede Kıbrısta
dünyanın güçlü ülkesi ABDden beklentiyi, şu ana kadar uzlaşmaz
tutum içinde olan Rumlara baskıyı arttırması olarak ifade
edecek.
HURRIYET 07/12/09
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam saat 19.00da ABD Başkanı Barack Obama′yla Beyaz Saray′da görüşme
yaptı.
Erdoğan
görüşmenin ardından düzenlediği basın
toplantısında, Obamayla Kıbrıs sorununu da
konuştuklarını belirtti.
Erdoğan,
Kıbrısta devam eden kapsamlı müzakerelerde, Mart ayına
kadar verim elde etmek için ABDden destek istediklerini belirtti.
BMnin Kıbrıs
için çalışmalarını hızlandırmasını
istediklerini kaydeden Erdoğan Dörtlü görüşme de yapabiliriz, buna
hazırız dedi.
Görüşmenin
ardından ilk basın açıklamasını ABD Başkanı
Barack Obama yaptı.
Obama,
açıklamasında şunları söyledi:
"Türkiye İran′ın nükleer sorununun
çözümü konusunda önemli bir rol oynayabilir. Türkiye İran konusunun
diplomatik çözümünü gerçekleştirmek için herşeyi yapmaya hazır.
Türkiye ile ABD NATO
müttefiki. Yani ikimiz birbirimizi savunma taahhüdünde bulunmuş
durumdayız. Amerika′da yerleşmiş Türk cemaati sayesinde de çok güçlü
ilişkilerimiz var.
ABD Başkanı
Barack Obama, Türkiye ile ABD arasında kurulabilecek en iyi
ilişkileri kurmak için elinden gelen herşeyi yapmaya hazır
olduğunu söyledi.
Erdoğan ile
görüşmesinde hem ABD′nin hem de Türkiye′nin önem verdiği pek çok konuyu ele alma
fırsatı bulduklarını söyleyen Obama, Afganistan′a istikrarın
getirilmesi konusunda gösterdikleri destekten dolayı, Başbakan
Erdoğan′a ve Türkiye′ye teşekkürlerini
ifade ettiğini kaydetti.
Türkiye ile ABD
arasındaki bağların güçleneceği konusunda son derece ümitli
olduğunu belirten Obama, bunun sadece NATO, askeri ve stratejik
ilişkiler bağlamında değil, ekonomik ilişkileri
güçlendirilmesiyle de sağlanacağını ifade etti.
7 ŞEHİT
İÇİN BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ
Barack
Obama, Türkiye′de dün gerçekleşen
ve 7 askerin şehit olduğu terörist saldırılar için Türk
halkına başsağlığı diledi, bu saldırıların
faillerinin yakalanması konusunda ABD′nin katkıda bulunabileceğini belirtti
ve Türkiye ile ABD′nin her nerede olursa
olsun terörle mücadele konusunda beraber hareket edeceklerini söyledi.
Obama, kendisine verilen
bir soruya karşılık, "Kürt halkı ile gelişmelerin
önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.
ERDOĞAN:
ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPARIZ
Başbakan Erdoğan ise yaptığı açıklamada özetle
şunları söyledi:
"Türkiye ile ABD
arasındaki ilişki model ortaklık düzeyinde. İki
arkadaşımızı bu süreci takip etmek için
görevlendirdik. Bölgesel müşterek
attığımız adımlar var. İran konusu, Afganistan′da
çalışmalarımız sürüyor. Eğitim konusunda
attığımız adımlar ve atacağımız
adımlar var. Bir diğer önemli konu enerji konusu, adımlar atmaya
hazırız. Azerbaycan ve Ermenistan konularını da ele
aldık.
5 Kasım 2005′te bu odada yapılan
açıklama çok önemliydi. Burada Türkiye, ABD ve Irak PKK′yı ortak
düşman ilan etmiştik.
Her ülkede terör
konusundaki hassasiyetimiz budur. Terörün, dini, milleti ve vatanı yoktur.
Bölgedeki nükleer programa ilişkin müşterek
çalışmaları ele aldık. Diplomatik yollarla çözüm için
üzerime düşeni yapmaya hazırız. İsrail-Suriye arasında
üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Küresel barışın
sağlanmasında ABD′nin üzerine görev düşüyor. Zaman düşman
değil, dost kazanma zamanı. Bir kez daha teşekkür ederim."
HALKIN SESI 08/12/09
![]()
Çözümün1974 öncesine dönmesi düşünülemez.
Tarafların ortak çözüm bulma konusunda esnek olması lazım.
MİHRİŞAH SAFA Londradan bildiriyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümden sonra da adada sembolik
sayıda asker kalacağını belirtti, 'Adada bir çözümle Türk
askerlerinin çekileceği açıktır. Birleşik bir
Kıbrıs'ın askerden temizlenmiş olacağı konusunda
zaten karar verdik. Garanti ve ittifak anlaşmalarında yer alacak ve
belirlenecek asker sayısı kadar asker kalacak, gerisi çekilecektir'
dedi.
Kıbrıs Türk Ticaret Odasının davetlisi olarak Londraya
gelen Talat, adaya dönmeden önce LSEde yaptığı konuşmada,
önemli mesajlar vererek, Kıbrıs Türk tarafının anlaşma
olmadan masadan kalkmayacağını söyledi.
Dünyanın en tanınmış üniversitelerinden London School of
Economics and Political Science okulunun Sheik Zayed salonunda yapılan
Kıbrıs; Çözüm Süreci konulu konuşma, bina
dışındaki az sayıdaki Rum öğrencinin protestosuyla
başladı.
Konuklar, toplantı salonuna oldukça sıkı güvenlik araması
yapılarak alınırken, konuşma boyunca salondaki güvenlik
görevlileri de devamlı etrafı kontrol ederek kimseye göz
açtırmadılar.
LSEnin yeni binasında bulunan en geniş toplantı salonu, Talatın
konuşması nedeniyle tıklım tıklım doldu. 400
kişilik sıralar dolduğu için, çok sayıdaki kişi de
salona alınmayarak, bina dışında bekledi.
Konferansı, Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat, Türkiye'nin
Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, Kamerum Büyükelçisi Atılay Ersan,
Başkonsolos Bahadır Kaleli, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü,
Konsolos Serap Destegül ile İngiltere'de bulunan Kıbrıslı
Türk sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çok sayıda yetkili ve öğrenci
dinledi.
LSEdeki konferansı okulda kürsüsü bulunan Prof. Şevket Pamuk sundu.
Talatı, Kıbrıslı Türklerin Lideri olarak tanıtan
Prof. Pamuk, okullarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını
belirterek, kürsüye KKTC Cumhurbaşkanını davet etti.
ALKIŞLAR ARASINDA
Alkışlar arasında kürsüye gelen Talat, konuşmasında
Kıbrıs sorununun kısa bir özgeçmişini anlatarak, iki toplum
lideri arasında sürdürülen müzakerelerle ilgili bilgi Verdi. Birinci tur
konuşmaların başarılı geçtiğini, ikinci turun da
daha yoğunlaştırılmış konularla
başladığına dikkati çeken Talat, 3 ana konuya ek 3 ek
başlık daha açtıklarını ve bunları görüşmeye
başladıklarını söyledi. Yönetim-güç
paylaşımı, mülkiyet, güvenlik ve garantiler konularına AB
ile ilişkiler ve ekonomiyi de kattıklarını belirten Talat,
mülkiyet konusu dışındaki 3 konuda ilerlemeler
sağlandığını söyledi. 1974den günümüzde kadar gelen
dönemin Rumlar tarafından dikkate alınmadığını ve
bu dönemdeki mülkiyetteki değişimlerinin kabullenilmediğini
ifade eden Talat, İkinci turda olumlu bir adım atılarak,
malların kategorilere ayrılmasına mutabık
olduklarını söyledi.
İlk defa görüşmelerde iki tarafın ortak kağıt
hazırladığını ve bunun Kıbrıs müzakere
tarihinde büyük önemi olduğunu ekleyen Talat, Ortak Kabul ettiğimiz
kağıtları siyahla yazdık. Türklerin kabul edip,
Rumların Kabul etmediklerini kırmızı, Rumların kabul
edip, bizim etmediğimiz belgeler de mavi ile yazıldı. En fazla
siyahla yazılmışlar çıktı. Bunlar yönetim ve güç
paylaşımı, ekonomi ve AB ilişkileri konuları.
Diğer 3 konu mülkiyet, garanti ve güvenlik ve konuları ise hala
beklemedi. Çok kapsamlı değil, ancak karışık konular
diye konuştu.
ANLAŞMA OLANA KADAR MASADA
Türk tarafı olarak anlaşmaya olmadan masadan
kalkmayacağız. Anlaşma ihtiyacımız olan olumlu
sonuçları bize kazandıracaktır. Herkesin de buna ihtiyacı
vardır. Kıbrıslı Rumların rahatları yerinde, pek
çözümden yana değiller. Biz buna daha ihtiyaç duyuyor ve istiyoruz. Devam
eden çözümsüzlük, adadaki ayrılığın sonsuza dek sürmesine
yol açabilir, bu apaçıktır.
SEÇİMLER GECİKTİRİLEMEZ
Kapsamlı bir çözüme, Nisan ayında yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar belki kavuşuruz.
Seçimlerin geciktirilmesi söz konusu değildir. Seçim belki müzakerelerin
kesilmesine yol açabilir. Seçimden önce bir çözüm bulmak en iyi sonuçtur.
Seçimlerin ertelenmesi, geciktirilmesi anayasamıza
aykırıdır. Zaman aşımı,
ayrılığın devamıdır.
SORULAR VE CEVAPLAR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunum konuşmasından sonra
sorulara yanıt verdi. Bir soru üzerine, anlaşma
sağlandıktan sonra her iki toplumun da referanduma gideceğini
belirten Talat, Hristofyas ile referanduma gidilmesi konusunda
anlaştık. Ancak zamanlamasını
kararlaştırmadık. Anlaşmanın sonucuna bağlı.
Unutmayınız ki bir çerçeve anlaşma üzerinde değil,
kapsamlı bir anlaşma üzerine çalışıyoruz. dedi.
Seçimler konusunda ise Kuzeydeki başkanlık seçimi var Nisan
ayında. Hala sonuca gidebilmek için nisana kadar zamanımız var.
Seçimleri geciktirmemiz mümkün değildir. Anayasaya
aykırıdır. Seçimden makul bir zaman önce görüşmeleri
durdurabiliriz. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum, daha fazla görüşmelere
yoğunlaşmamız gerek. Seçim öncesi anlaşma yapmamız
hala mümkün. Annan planını hatırlayın, o da bir ay içinde
üzerinde anlaşılmıştı. diyen Talat, İngiltere
gezisinin önemine ilişkin soruya şu yanıtı Verdi;
Cumhurbaşkanı seçildiğimden beri Londraya hiç
gelmemiştim. Buraya Kıbrıs Türk Ticaret Odasının
davetlisi olarak geldim. Bu arada Başbakan Gordon Brown ile de
görüştüm. Garantör devletlerden biri olan Birleşik Krallık
başbakanı ve bu görüşmeden çıkacak sonuçlar elbette ki
önemlidir.
POLİLİTİK EŞİTLİK
Politik eşitlik konusundaki soruya ise Talat, siyasi eşitliğin
eski bir prensip olduğunu ve BM Güvenlik Konseyince benimsendiğini,
1990da da onaylandığını söyledi. Annan Planının
Rumlar tarafından ret, Türkler tarafından Kabul edilmesinin
uluslararası toplum tarafından önemsenmediğinin, dikkate
alınmadığının da altını çizen Talat, Evet
Kabul ediyorum ki bu plana evet dememiz bize yarar sağlamadı, bunun
faydasını göremedik. Kıbrıslı Türklerin duruşu ne
yazık ki uluslararası toplum tarafından
anlaşılmadı. Ama genel anlamda bizim imajımıza olumlu
bir katkı sağladı. Kimse bizim için çözüm istemiyor diyemez.
yanıtını Verdi.
Çözümler konusunda alternatiflerin bulunduğunu bir soru üzerine söyleyen
KKTC Cumhurbaşkanı, En az ağrılı olanı, daha
doğrusu en olumlusu, uygulanabilir olanı ve uluslararası Kabul
göreni pozitif alternatiftir. Bu en iyi seçenektir. Şeklinde
konuştu.
Bir başka soruda, Kıbrıs sorununun iki toplumun problemi
olmaktan çıkıp, uluslararası ve siyasi bir sorun haline
geldiğini belirten Talat, Eğer anlaşmayı sağlarsak,
bunu temel alarak barış artırıcı önlemleri de
alabiliriz dedi.
ÇÖZÜMSÜZLÜK ZEHİRDİR
Çözümsüzlüğün iki toplumun ilişkilerini zehirlediğine dikkati
çeken Talat, Kıbrıslı Rumlar, Türklerin seçimleri için sözde
seçim, sözde polis, sözde cumhurbaşkanı olarak bahsediyor.
Kıbrıslı Türkler için aynı olmasa da onlar da
Kıbrıslı Rumların kendilerini temsil etmediğine
inanıyor. Çözüm, anlaşma olduğu takdirde bu
uyuşmazlık, tartışma devam eder mi? Zannetmiyorum. Her
şey daha netleşir ve o andan itibaren daha çözüm
kolaylaşır. Gerçek bir ilerleme süreci sağlamak için bu zehrin
temizlenmesi şarttır. Bu anlaşma, çözüm sağlandıktan
sonra da zaman alıcı bir süreçtir. İki toplum arasındaki
ilişkiler konusunda çalışmamız gerekir şeklinde
konuştu.
Garantiler konusunun daha önceki dönemlerde hiç gündeme gelmediğini,
Kleridesin 2001de önerdiğini ve garantilerin devamını Kabul
ettiğini, Papadopulosun konuyu hiç masaya getirmediğini kaydeden
Mehmet Ali Talat, Hristofyasın konuyu en önemli gündem maddesi yapma
nedenini şöyle açıkladı;
Annan Planı BM isteğiyle Kıbrıslı Rumlar
tarafından hazırlandı. Hazırlık döneminde,
Kıbrıslı Türkler bu işe hiç
karıştırılmadı, Rumların çıkarları ön plana
çıkarıldı. Rumlar hem hazırladıkları, hem
lehlerine olan planı buna rağmen reddettiler. Kıbrıslı
Rumlardan daha esnek olmalarını istiyorum.
TÜRK ASKERİ ÇEKİLECEK
ADA SİLAHSIZLANDIRILACAK
Türk askeri çözüm sağlandığı takdirde adadan çekilecek. Sonunda
adada sadece sembolik sayıda asker bırakılacak. Şu anda
hiçbir şey değişmediğinden, Annan Planı
reddedildiğinden ve yanlış anlaşılmadan dolayı
Türk askeri hala kalmaya devam ediyor. Birleşik Kıbrıs,
silahsızlandırılacak. Askerler, garanti anlaşmaları
gereği kaç kişi kalacaksa o sayıda kalacak. Diğerleri de
çekilecek.
Bir başka soruda ise Kıbrısın bölünmüş halde AB
birliğine alındığını ve bunun Kabul edilemez
olduğunu kaydeden Talat, Uluslararası arenada Yunanistan ve
Kıbrıs Rum yönetimi ABnin üyesi. Masaya getirilen herhangi bir
siyasi konuda, her davada bloke ettiklerine tanık oluyoruz. 2004
yılında önerilen Mağusa limanlarının
açılması ve Maraşın verilmesiydi. Rumlar her iki yerinde
yönetim ve idaresini istediler dedi.
Başkanlık seçimi konusunda ise Talat, Rumlar için başkanlık
seçiminin hemen hemen kırmızıçizgi oluşturduğunu
belirtti. Cumhurbaşkanının senatoda (mecliste), seçimi Rumlar
için demokratik değildi. Bu onların kırmızıçizgisi
oldu. Bizim için ister halk seçsin, ister meclis, eşit oy olduktan sonra
aynıdır. Her iki tarafın liderlerinin de çözümde rolü oldukça
önemli ve büyüktür. Halklarını ortak bir çözüm konusunda ikna etmek
onların görevidir. Bu olmadığı takdirde, gerçek çözüm ve başarı
sağlanamaz dedi.
Mehmet Ali Talat, geldiği gibi yine alkışlar arasında ve
sıkı güvenlik önlemleri arasında salondan ayrıldı.
RUM PROTESROCULARLA KONUŞTU
Yaklaşık 10 kadar Rum genci konferansın
yapıldığı binanın önünde, protesto gösterisi
yaptı. Ellerinde, 'Talat, yasal olmayan bir rejimin başkanısın',
'Türk askerleri, Kıbrıs'tan dışarı', 'Adil ve uygun
bir çözüm istiyoruz' yazılı pankartlar tutan grup, çeşitli
sloganlar da attı.
Talat konferans sonrasında LSE binasından ayrılırken, Rum
gençlerin sloganlar atması üzerine, makam aracıdan inerek eşi ve
KKTC Londra Temsilcisi ile birlikte göstericilerin yanına gitti ve onlarla
bir süre konuştu. Rum gençlerin bu hareketinin çözüme yardımcı
olmadığını ifade eden Talat, gençlere çözüm için birlikte
çalışmaları çağrısında bulundu. Talat ve
beraberindeki heyetin dün akşam adaya dönmesi bekleniyordu.
Gizli B planı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta barış
için iyi bir fırsatın yakalandığını, iyi
gelişmelerin eşiğinde olunduğunu, ancak bu
fırsatın değerlendirilememesinin ve müzakerelerin başarısızlığa
uğramasının, felakete yol açabileceğini söyledi.
Talat, Londra'da Reuters'a verdiği özel demeçte, Rum kesimi lideri
Dimitris Hristofyas'ın da çözüm istediğini belirterek,
uluslararası toplumun da çözüm için daha büyük destek vermesini talep etti.
Hristofyas ile, ana sorunlarda yakınlaşma
sağladıklarını da belirten Talat, 'Ancak nihai sonucun
alınması için BM'nin daha fazla dahil olması gerekiyor' dedi.
Talat, 'Bazı detayların çözümlenmesi, uluslararası desteğe
bağlı. Bir çok konuda yakınlaşma sağlamamıza
karşın her konuda mutabakata varmamız mümkün değil.
Uluslararası ilgi şart' dedi. Talat, herhangi bir birleşme
antlaşmasına ekonomik destek bağlamında bir
uluslararası donörler toplantısının da gerekli
olduğunu vurguladı.
Talat'ın açıklamasına göre, Hristofyas da müzakerelerin
yoğunlaştırılmasına mutabakat verdi ve ocak
ayında, her biri üçer günlük iki görüşme yapılması
kararlaştırıldı. Bu görüşmeler, Lefkoşa'daki ara
bölgede bulunan BM yerleşkesi yerine, her iki liderin ev sahipliğinde
Rum kesiminde ve KKTC'de yapılacak.
Şubat'ta ise KKTC'de nisan ayında yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla,
görüşmelere ara verilecek.
Talat, müzakerelerin başarısızlığa uğraması
halinde kendisinin 'gizli' bir 'B Planının' olduğunu da
belirtti.
STAR KIBRIS 09/12/09
![]()
Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgenin
yaklaşık 16 ay sonra, yani 2011 Nisan ayına kadar mayından
tamamen temizlenmiş olacağı belirtildi.
Avrupa Birliği finansmanıyla Birleşmiş Milletler
Kalkınma Programı (UNDP) çerçevesinde Kasım 2004den beri ara
bölgede yürütülen mayın temizleme çalışmalarında bugüne
kadar 57 mayın tarlası temizlendi, geriye temizlenmeyi bekleyen 13
mayın tarlası kaldı.
70 MAYIN TARLASI
BM yetkilileri, BM kontrolü dışında KKTC ve Güney
Kıbrısta kalan yaklaşık 70 mayın tarlası
bulunduğunu da ileri sürdü.
UNDP bünyesinde mayın çalışmalarını organize eden
Mayın Hareket Merkezi, mayın temizleme çalışmaları
hakkında bir bilgilendirme toplantısı ve mayın tarlası
ziyareti düzenledi.
Program Yöneticisi Simon Porter, Mayın Temizleme Merkezinde yer alan
toplantıda, ara bölgede bulunan bazı mayın tarlaları
hakkında mevkilerinden dolayı politik sorunlar yaşandığını
ifade etti.
Sorunun söz konusu bölgelerle ilgili yaşanan sorunların bir
kısmının ara bölgede olup olmadıkları ile ilgili
olduğunu belirten Porter, Mayın temizleme
çalışmalarını politize edilmesini önlemeye
çalışıyoruz. Mayınlar herkesin düşmandır...Finansman
sağlandığı takdirde Kıbrısı 3 yılda
mayınlardan tamamen temizleyebiliriz dedi
22 KİŞİ YARALANDI
Mayın Temizleme Merkezi kayıtlarına göre, mayın temizleme
çalışmalarının başladığı 2004ten bu
güne kadar mayın tarlalarına yasa dışı girişler
sırasında 22 kişi yaralanırken, Simon Porter mayın
temizleme çalışmaları sırasında 3 yaralanma ve 1
ölümle sonuçlanan kaza yaşadıklarını anlattı.
Mayınla ilgili kazalarda 1974te bugüne kadar ölenlerin sayısı
ile ilgili herhangi bir rakam ise bulunmuyor.
Mayın çalışmalarının tamamlanması için gereken
yaklaşık 15 milyon Euronun tümünün bulunduğunu kaydeden Porter,
en büyük katkının 11.5 milyonla Avrupa Birliği (AB)
tarafından sağlandığını, geriye
kalanının KKTC, Kıbrıs Rum Yönetimi ve münferit ülkelerden
yapılan bağışlarla
karşılandığını kaydetti.
STAR KIBRIS 09/12/09
![]()
VOLKAN KARACA
Restorasyonu tamamlanan Hisarköy-Gambillideki Meryem Ana Kilisesi dün sabah
ayinler eşliğinde ibadete açıldı.
Hisarköy (Gambilli)deki Meryem Ana Kilisesi yapılan restore
çalışmalarının ardından dün sabah saat 09.30da
ayinlerle açıldı. Maronit Halk Korosunun hep bir ağızdan
söylediği dualar eşliğinde başlayan törende ülkenin dört
bir yanından gelen Maronitler yeni restore edilen kilisede dua etme
fırsatını buldu.
Maronit toplumunun mirasını korumak için faaliyet yürüten Kormakitis
Trust isimli sivil toplum örgütünün organizasyonu ve ABD Uluslararası
Kalkınma Ajansı USAİDin finanse ettiği SAVE projesi
sponsorluğunda restore edilen kilisesinin açılış ayinine,
Maronit Başpiskoposu Youssef Soueif, Save Projesi Başkanı
Barbara Rossmiller, USAİD temsilcisi Elizabeth Kassinis, AKELin sözde
Girne Milletvekili Glavios Mavrohanna, Güzelyurt Metropolitliğinden
temsilciler, Güney Kıbrıstan Maronit Papazları İosif
İoannou ve Joseph Tartak, Özhan Karpaşa Papazı Pavlos Koumi,
Koruçam Papazı Andonis Frangiskou ve 110 Maronit katıldı.
Kilisenin açılışı, Maronit Başpiskoposu Youssef
Soueifin yönettiği ve Maronit Halk Korosu eşliğinde
gerçekleştirilen ayinle başladı. Dini ayinin ardından,
Kormakitis Trust Derneği Başkanı Antouanetta Katsioloude, SAVE
projesi Başkanı Barbara Rossmiller, USAİD yetkilisi Elizabeth Kassinis
birer konuşma yaptı. Yaklaşık 3 saat süren törenin
ardından tören, ülkenin dört bir yanından gelen Maronitlerin
duaları ile sona erdi.
STAR KIBRIS 09/12/09
By George
Psyllides Published on December 8, 2009
MOST European Union countries are unwilling
to impose further sanctions on Turkey for failing to meet its obligations
towards Cyprus, reports said yesterday.
EU foreign ministers met yesterday to
discuss, among other issues, Turkeys draft progress report.
Cyprus has tried to convince its EU
partners to impose sanctions on Turkey for its failure to open its ports and
airports to Cypriot traffic, but by the time the Cyprus Mail went to print,
reports from Brussels said most countries were unwilling to do so.
According to the draft, EU leaders will
just voice regret over Turkeys lack of action.
The EU has already frozen eight out of
Turkeys 35 negotiating chapters that candidates must complete before joining
the bloc.
It is well known that the Republic of
Cyprus is not satisfied with the conclusions, said Foreign Minister Marcos
Kyprianou before his departure for Brussels on Sunday. Our positions are
clear, our red lines are clear, and it is up to the (EU) presidency whether it
will move towards consensus or if it will seek conflict.
Kyprianou said the conclusions ought to
reflect the real picture regarding Turkeys accession course and not beautify
the situation.
Cyprus has long warned that Turkey would
face repercussions for failing to meet its obligations.
But as the Thursday Summit approaches, the
EU appears unwilling to put Turkey in the corner.
The majority of member-states have made it
clear they do not wish to threaten the delicate balance needed to keep Turkish
political and public opinion in favour of continued reform.
The EU leaders, when they meet Thursday and
Friday, are expected to welcome the progress made by Ankara in other important
areas, including the judiciary, civil-military relations and cultural rights,
reports said.
Turkey has opened 11 of its 35 chapters so
far as the process has also been hindered by big EU members such as France and
Germany who believed that the populous Muslim country should be given a special
status and not full EU membership.
CYPRUS MAIL 08/12/09
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Kıbrısta
çözümden sonra Türk askerlerinin Adadan çekilmesinin açık olduğunu
belirterek, Birleşik bir Kıbrısın askerden
temizlenmiş olacağı konusunda zaten karar verdik (Rum lider Dimitris
Hristofyasla) dedi
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, London School of Economicste (LSE) önceki gün
konuşmacı olarak yer aldığı Kıbrıs:
Uzlaşma Süreci başlıklı konferansta Rum
katılımcılardan birinin Türk askerinin Kıbrıstaki
varlığı konusunda sorduğu soruya karşılık
şu cevabı verdi, Çözümden sonra Türk askerlerinin çekileceği
çok açıktır. Birleşik bir Kıbrısın askerden
temizlenmiş olacağı konusunda zaten karar verdik. Garanti ve
ittifak anlaşmalarında yer alacak ve belirlenecek asker
sayısı kadar, sembolik miktarda asker kalacak, gerisi çekilecektir.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD
Başkanı Barack Obama ile önceki gün yaptığı
görüşmenin ardından bu konudaki haberleri magazin haberlerine
benzetmişti. Erdoğan, Kıbrıstan asker çekme konusu,
bunların hepsi magazin haberi diyebilirim. Kıbrıstan asker
çekmek diye bir şey söz konusu değil, böyle bir şey olamaz,
düşünülemez. Bu teklifi bize getirenler önce bu teklifi Güneye
getirsinler demişti.
MILLIYET 09/12/09
![]()
Bir açılışa katılmak üzere adada
bulunan ve Küresel İhtiyar Heyeti olarak da anılan The Elders
heyeti, önceki gün akşamüzeri Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas tarafından kabul edildi.
Fileleftheros gazetesi The Elders Anlaşmaya Ulaşılması
Konusunda İyimser -Tutu, Carter ve Brahimi Yardımcı Olmak
İçin Kıbrısta başlıklarıyla verdiği
haberinde, The Elders heyetinin Kıbrıs sorununa çözüm
bulunacağı inancını dile getirdiklerini yazdı.
Görüşmeden sonra yaptığı açıklamada çözüme mümkün
olan en kısa zamanda ulaşılması ümidini dile getiren
Desmond Tutu, Kıbrıstaki iki liderin Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması konusundaki coşku ve
bağlılıklarının takdir edilmesi gerektiğini ifade
etti.
Kıbrıstaki durumla ilgilendiklerini dile getiren Tutu, bunun
Kıbrısa üçüncü gelişleri olduğunu ve gelmelerindeki esas
nedenin; iyi bir iş yapan insanlara cesaret vermek olduğunu dile
getirdi.
Dünyada birçok çatışma bulunduğuna dikkat çeken Tutu, burada
çözüme yönelik olasılıkların büyük olduğu bir durum
gördüklerini ifade etti. Bundan cesaretlendiklerini kaydeden Tutu,
Kıbrıs sorununda çözüm olacak mı? sorusuna
karşılık evet olacak dedi ve bunun hızlı bir
şekilde gerçekleşmesi umudunu dile getirdi.
STAR KIBRIS 09/12/09
Charles Charalambous CYPRUS MAIL December 9, 2009
CYPRUS raised the stakes in Brussels
yesterday, with Foreign Minister Markos Kyprianou telling a meeting of EU
foreign ministers that Cyprus may block the opening of discussions on six more
policy areas in the negotiations over Turkeys accession unless it meets
certain conditions.
At the same time, the EUs General Affairs
Council used stronger than expected language in its conclusions to yesterdays
meeting, leading Kyprianou to say that under the circumstances, we are
satisfied.
The six policy areas referred to as
chapters are: freedom of movement for workers; energy; judiciary and
fundamental rights; justice, freedom and security; education and culture; and
foreign, security and defence policy.
Kyprianou said that the setting of specific
terms and conditions will certainly affect the progress of negotiations on each
chapter, but stressed that any progress in the negotiations will depend
exclusively on Turkey itself, which would need to meet the conditions that will
be set.
He said that the Cyprus government will
also retain the option of freezing or effectively blocking other chapters not
already specified on a case-by-case basis, as the circumstances demand.
The minister said that Cyprus has
repeatedly stated its firm support for Turkey to join the EU on the clear
understanding that as a candidate country, Turkey would fulfil all of the
preconditions set by the EU, including the commitments it had freely entered
into.
Since the full negotiation process for
accession started in 2005, Turkey has made slow progress, opening 11 out of 35
chapters and completing one. The EU froze negotiations on eight chapters in
2006 to punish Turkey for repeated failure to comply with the condition of opening
its ports and airports to Cypriot traffic. Turkey has also repeatedly vetoed
Cyprus bid for membership of international organisations such as the
Organisation for Economic Cooperation and Development (OECD) and the
International Energy Agency (IEA).
Yesterdays Council conclusions noted that
negotiations have reached a more demanding stage requiring Turkey to step up
its efforts in meeting established conditions. It also underlined that Turkey
needs to commit itself unequivocally to good neighbourly relations and
stresses again all the sovereign rights of EU Member States.
The Council noted with deep regret that
despite repeated calls, Turkey had not fulfilled the obligations set out in
the December 2006 Additional Protocol, and invited the European Commission to
closely monitor and report on Turkeys actions in this direction. It added: On
this basis, the Council will continue to closely follow and review progress
made, in accordance with its conclusions of 11 December 2006. Progress is now expected
without further delay.
Finally, with reference to the ongoing
talks between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet
Ali Talat on a settlement of the Cyprus problem, the conclusions state that
Turkeys commitment and contribution in concrete terms to such a comprehensive
settlement is crucial.
Kyprianou said that we had a fair number
of difficulties but we can say that we are satisfied with the result. He said:
Cyprus objective was to harden the language of the conclusions, and secondly
to ensure they did not contain anything that could pose an obstacle to any
future moves by Cyprus. Kyprianou added that under the circumstances, we are
satisfied.
The EU will assess Turkeys progress at the
December EU Council, which will take place on Thursday and Friday of this week.
CYPRUS MAIL 09/12/09
Elders hopeful of a quick solution but Greek Cypriot side says 'no agreement just for the sake of it'
George Psyllides CYPRUS MAIL December 9, 2009
THE ELDERS - Desmond Tutu, Jimmy Carter and
Lakhdar Brahimi yesterday expressed the conviction that there would be a
solution to the Cyprus problem, and said they hoped it would be soon.
In statements after being received by
Cyprus President Demetris Christofias, Tutu said the possibilities for a
settlement in Cyprus were great and that the two leaders had to be commended
for their keenness and dedication in seeking a solution.
We have been very, very interested in the
situation here. As you know this is our third meeting and we come basically to
give encouragement to people who are doing what we think is a good work.
The world has far too many conflicts and
we see here a situation where the possibilities of a resolution are great and
the two leaders have to be commended for their keenness and dedication in
looking to find a solution. And we come saying that we are encouraged by that
and look forward to the possibilities of a united Cyprus, Tutu said.
Asked if they thought there would be a
solution soon, Tutu added: There will be a solution. We obviously are wishing
that it can happen quickly.
He said it would happen because the two
leaders are serious that they have to consider every concern.
Tutu noted that the fact that they keep
meeting and are now going to be meeting in January over an extended period,
three days instead of just one day, shows how very serious they are
about this and we are very deeply hopeful and want to give encouragement.
He also noted that they met four young
people, two from each community, who are fantastic examples of how when people
come together the things that separated them are not quite as important as the
things that put them together.
Meanwhile the government reiterated
yesterday that it would not accept any strict timeframes.
I do not want to be misunderstood, said
government spokesman Stefanos Stefanou. The Greek Cypriot side is pressed for
a solution, but we will not accept a solution for the sakes of a solution.
Stefanou was responding to comments made by
Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan who said he hoped the negotiations would
conclude by March in a constructive way.
Erdogan was speaking after a meeting with
US President Barak Obama on Monday.
Erdogan said the talks between the Greek
and Turkish Cypriots should speed up.
The procedure must be expedited and the
talks should be completed by March, Erdogan said.
The Turkish Cypriot breakaway state in the
north of the island will hold presidential elections in April and we do not
know who will be elected, the Turkish leader said.
The Turkish Premier said there was a need
for Turkey as a guarantor power and other countries, including the USA to get
involved more actively, under the aegis of the UN Secretary-General and meet
frequently.
The UN Secretary-General should encourage
these meetings because they are important to have from time to time, Erdogan
said.
He accused Cyprus of trying to exclude the
Turkish Cypriots from the European Union and raise obstacles to Ankaras
European prospect.
We are working to find a comprehensive and
peaceful solution with rotating presidency, Erdogan said. The leaders of will
meet today to continue their talks.
Kıbrıs
müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya gelen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, ekonomi konusunu
görüştü.
Liderler,
bundan sonraki toplantılarını 14 Aralık Pazartesi günü yapacak.
Liderler
dünkü toplantılarının büyük bölümünde temsilcileriyle birlikte
dörtlü görüşme yaptılar. Görüşme bir buçuk saat sürerken,
temsilcileri liderler ayrıldıktan sonra da görüşmeye devam etti.
Dünkü
görüşmeye New Yorkta bulunan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun
katılmadıkları için, BM İyi Niyet Misyonu Koordinatörü
Yaser Sabra ev sahipliği yaptı.
Görüşmeden
sonraki basın açıklaması da Sabradan geldi.
Sabra,
liderlerin ekonomik konuları görüştüklerini ve temsilcilerine bu
konuyu ele almaya devam etmeleri direktif verdiklerini kaydetti. Liderlerin
daha önceden programlandığı gibi 14 ve 21 Aralık
tarihlerinde görüşeceklerini kaydeden Sabra, temsilcilerin yarın bir
araya gelerek Ekonomi başlığını görüşmeyi
sürdüreceklerini dile getirdi.
Sabra,
müzakere süreciyle ilgili soruları yanıtsız bırakarak,
Bunlar liderlerin yanıtlaması gereken sorular dedi.
Sabra,
gelecek görüşmenin başlığıyla ilgili soru üzerine,
temsilcilerin yarın Ekonomi konusunu ele alacaklarını;
liderler görüşmesinin konusunun da bu toplantıda
kesinleşeceğini belirtti.
TALAT
Görüşme
sonrasında Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
basına açıklamalarda bulunan Talat, temsilcilerinin de
katılımıyla ekonomi konusunu bir süre ele
aldıklarını, daha sonra
Hristofyasla kendisinin ayrıldığını ve
uzmanlarla temsilcilerin görüşmeye
devam ettiğini söyledi.
Uzmanların
bugün de bir araya geleceğini dile getiren Talat, önlerindeki
konuları görüşebilmeleri için bir programlama yapacaklarını
ifade etti.
HALKIN SESI 10/12/09
Our View: Foreign Minister played his cards right over EU and Turkey
IN THE END, Turkey will go through the eagerly-anticipated European Council
unscathed, despite the local calls for punitive measures. There will be no
sanctions, no deadline for the implementation of the Ankara protocol and no
freezing of the accession chapter on the environment which is set to be opened
on December 21.
The Cyprus government has, however, retained its right to veto the opening
and closing of six chapters, if certain political conditions are not satisfied,
even though initial drafts prepared by the presidency had tried to exclude this
option. On a more theoretical level, Foreign Minister Marcos Kyprianou also
managed to change the wording regarding Turkeys contribution to the peace
talks. The initial draft called on Turkey to create a positive climate for a
solution whereas the final document called on her to contribute to a solution.
Kyprianou did very well under the circumstances, defending the national
interests without insisting on any punitive measures that would have prevented
the taking of a unanimous decision by the Council of General Affairs.
Sanctions, which was the demand of the hardline faction in Nicosia, were
never a real option as they were opposed by the overwhelming majority of the
member states and not just by a couple of states, as certain reports
misleadingly suggested.
Even if Kyprianou held out for sanctions and refused to back the decision of the foreign ministers, the matter would have been referred to today