'UTANMAZLIK'

   

Lord Maginnis’den KTHY kararına sert tepki: Utanmazlık...

Kıbrıslı Türklere yakınlığıyla yanınan Drumglass Lord’u Maginnis, “Birleşik Krallık mahkemesinin utanmadan aldığı bu karar, Kıbrıslı Türklerin insan haklarının inkarını yasallaştırdığı için hepimizi küçük duruma düşürdü.”

MİHRİŞAH SAFA

KTHY’na Britanya Yüksek İdare Mahkemesinden çıkan, KKTC’ye direkt uçuş için “red” kararına en sert tepki, İskoç asıllı Lord Maginnis’den geldi.


Kıbrıslı Türklere yakınlığıyla tanınan Drumglass Lord’u Maginnis, yayınladığı bildiride, “Birleşik Krallık mahkemesinin aldığı kararı “utanmazlık” olarak niteledi, “Kıbrıslı Türklerin insan haklarını inkar etmemizi yasallaştırdığı için bizleri küçük duruma düşürdü” dedi.


Oldukça ağır bir dil kullanılarak yazılan bildiri, İngiliz yasal sistemini de sert şekilde eleştirdi.


Drumglass Lord’u Maginnis, bildirisinde, Mahkeme kararının sürpriz olmadığını, çünkü Britanya Hükümetinin 2004 yılında Birleşmiş Milletler’in Annan Planı’na karşı Kıbrıslı Türklerin “ Evet” oylamasında verdiği sözü yerine getirmediğini vurguladı. “ Öyle bir hükümet ki Afganistan’da savaşan ve ölümcül yara alan askerlerine sözünü yerine getirmeyen, onlara ihanet eden bir yönetim. Bunların, çeyrek milyon Kıbrıslı Türkün insan hakları konusuna ilgi göstermesi zaten ihtimal dışı” ifadesini kullandı.

“KIBRIS RUM TERÖRİZMİNE İZİN VERİLMEMELİ”

Lord Maginnis’in yayınladığı bildiride şunlar yer aldı;
“Birleşik Krallık mahkemelerinden birinin, KKTC’de Ercan Havaalanına direkt uçuş hakkına utanmadan, terbiyesizce izin vermemesi, Kıbrıslı Türklerin insan haklarının inkarını yasallaştırma ve kabul etme anlamına geldiğinden, hepimizi ufaltıp, küçültmüştür.


Ancak bu karar, Hükümetimiz, 2004 yılında B.M Annan Planına evet diyen Kıbrıslı Türklere verilen sözleri yerine getirmediğinden sürpriz olmamıştır. Öyle bir hükümet ki Afganistan’da ağır şekilde yaralanan askerlerine tekliflerini yerine getirmemiş, onlara ihanet etmiştir. Böyle bir hükümetin, çeyrek milyonluk Kıbrıs Türklerinin insan haklarını gözetmesi, ilgilenmesi beklenemez.


Böyle olmakla birlikte, yasal sistemimizin kanunların kökünü, esasını teşkil eden konularda hiçbir açık ortaya koyucu tutumunun olmaması, Kanun ve yasaların antitezini teşkil etmektedir. Bu konular, başkalarının başına geldiği için gözardı edilmemelidir. Konuyla ilgili davanın yargıcı, oldukça karışık bu konuda yetersiz kalmıştır ve 35 yıldır Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlalini, elinden alınmasını ve inkar edilmesini algılayamamaktadır. Bu yargıç, uluslararası benzeri örnek teşkil eden teamülleri arka arkaya görmemezlikten gelmiş, ihmal etmiştir.


Hükümetimiz ve mahkemelerimizin sözlü ve idari olarak Kıbrıs Rum terörizminden kendi amaçları doğrultusunda yararlanmasına göz yumulamaz, izin verilemez. Eğer kendi askerlerimizden bizim için özgürlükler adına savaşmasını istiyorsak , bunların hiçbir anlamı kalmamış olur.


Konu oldukça acil önemdedir. Parlamento Ekim ayında yeniden açıldığında, konuyla ilgili tam ve doğru dürüst bir soru önergesi vermeye niyetliyim.”

STAR KIBRIS 01/08/09

 

 

EYLÜL’DE ROTA DEĞİŞİKLİĞİ

   

Fileleftheros Gazetesi; “Farklı Bir Okumayla İkinci Tur... Başkan Mantıklı Önerilerden Bahsediyor” başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın; bugüne kadar gerçekleştirilen görüşmeler sürecini değerlendirerek; Eylül ayından itibaren “rota değişikliğine gidilmesi” konusunu ele aldıklarını belirtti 

Fileleftheros Gazetesi; “Farklı Bir Okumayla İkinci Tur... Başkan Mantıklı Önerilerden Bahsediyor” başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın; Kıbrıs müzakerelerinin birinci turunun önümüzdeki Perşembe günü tamamlanması ve müzakerelerin başlamasından bu yana bir yıl geçmesinin ışığında, bugüne kadar gerçekleştirilen görüşmeler sürecini değerlendirerek; Eylül ayından itibaren “rota değişikliğine gidilmesi” konusunu ele aldıklarını bildirdi.
Konuyu iyi bilen kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak, Hristofyas’ın; “Cumhurbaşkanı Talat’ın teklif ettiği sürecin hızlanması olasılığını, görüşmelerin içeriğine bağladığını” kaydeden gazete, Kıbrıs Rum kesiminin; “Eğer görüşülebilir ve mantıklı olan tezler ortaya konulursa, o halde hızlanma da olabilir” şeklinde bir teze sahip olduğunu ifade etti.

Talat zemin kazandı
Cumhurbaşkanı Talat’ın, ortaya mantıklı tezler koyması gereken tarafın Rum kesimi olduğunu düşündüğünü belirten gazete, Talat’ın söz konusu önerisinin yabancılar arasında zemin kazandığının göründüğünü; yabancı unsurların müzakerelerin ritim kazanması gerektiğini düşündüklerini belirtti.
Hristofyas ile Talat’ın dünkü görüşmede, bugüne kadar olan müzakereler sürecini değerlendirmelerinin yanında “yerleşik yabancılar” konusunu görüştüklerini de yazan gazete, elde ettiği bilgilere dayanarak Türk tarafının; “yerleşik yabancıların” sayısının Kıbrıslı Rumların savunduğu gibi “tahammül edilemez” olduğunu düşünmediğini ileri sürdü.

‘Anlaştık’ demek değil
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise görüşmenin ardından dün yaptığı açıklamada, “vatandaşlık, soydaşlık ve yerleşik yabancılar” konularını görüşmeye devam ettiklerini ve bu konuları görüşmeyi önümüzdeki hafta tamamlayacaklarını söyledi.
Bu konuları önümüzdeki hafta tamamlayacak olmalarının, iki tarafın bu konular üzerinde anlaşacağı anlamına gelmediğini kaydeden Hristofyas, önümüzdeki hafta gerçekleştirecekleri görüşmede Cumhurbaşkanı Talat ile müzakerelerin ikinci turunda nasıl ilerleyecekleri konusunu da görüşeceklerini sözlerine ekledi.
Adada kalacak olan “yerleşiklerin” sayısı konusunda herhangi bir rakam telaffuz edilip edilmediğine ilişkin soruya karşılık Hristofyas, buna olumsuz yanıt vererek bu tarz konuları görüşmediklerini söyledi.

Liderler karar verecek
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın; “sürecin devamında takip edilecek olan prosedür konusunda (Rum tarafından) yanıt beklendiği” şeklindeki açıklamasını da yorumlayan Hristofyas, Hasan Erçakıca’nın sürecin bir parçası olmadığını ve istediği şeyi söyleyebileceğini kaydetti.
Hristofyas, süreci iki müzakerecinin yönettiğini ve ilerisi için iki müzakerecinin birlikte karar vereceklerini söyledi.
Gazete; “Yeşilırmak Konusu: Anlaşma mı? Hangi Anlaşma…?” başlığıyla devam ettiği haberinde ise Yeşilırmak kapısının açılması konusunda yaşanan gelişmelere yer verdi.
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda Türk tarafının problemler ve engeller öne sürdüğünü savunan gazete, “Avrupa Komisyonu’yla uzlaşma içerisinde, Yeşil Hat Tüzüğü’nün geçersiz kılınması teşebbüsünde bulunulduğunu” iddia etti.

Yeşilırmak gündemde
Önceki gün gerçekleştirilen Hristofyas-Talat görüşmesinde Yeşilırmak kapısının açılması konusunun da ele alındığını yazan gazete, Hristofyas’ın dünkü görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Yeşilırmak kapısının açılması konusunda yaşanan gecikmelerle ilgili endişesini dile getirdiğini belirtti ve şöyle devam etti;
“Yeşilırmak kapısının açılması konusunda alınan kararın uygulama yolunda olduğu kabul ediliyor. Günün sonunda, hem bölge sakinlerine hem de genel anlamda problemler ortaya çıkarabilecek gelişmeler yaşanır mı acaba diye endişeliyim. Gerek Birleşmiş Milletler (BM), gerek Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarının ihaleye çıkılması, çalışmanın üstlenilmesi ve işin teslim edilmesi sürecinin hızlandırılması amacıyla yardımcı olacaklarına inanmak istiyorum.”

ABD yardımcı olmak istiyor
Bu arada Politis Gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Lefkoşa’daki Büyükelçisi Frank Urbancic’in, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen müzakereler sürecine ilişkin yaptığı açıklamalara yer verdi. Gazeteye göre bir toplantı çerçevesinde yaptığı konuşmada “Kıbrıs sorunuyla ilgili açılan fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalmayacağını” belirten Urbancic, şu anda Kıbrıs sorununun çözümü için yoğun çabalar gerçekleştiriliyor olması gerektiğini söyledi.
ABD’nin adadaki iki tarafa çözüm planı empoze etme niyetinde olmadığını söyleyen Urbancic, Washington’un sadece sürecin hızlanması ve kolaylaştırılmasına yardımcı olmak istediğini belirtti.

STAR KIBRIS 01/08/09

 

DENKTAŞ, KURAN KURSLARINI SORDU

   

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst’ü ziyaret edip “kuran kursları karmaşası” hakkında bilgi istedi.

Bakan Dürüst, din bilgisi kurslarının, bakanlığın çizdiği koşullar çerçevesinde ve denetiminde, Din İşleri Dairesi tarafından düzenleneceğini belirterek “Bizler sonuna kadar Atatürkçüyüz, herkese örnek olacak kadar da Atatürk ilkelerinden taviz vermemekte azimli ve kararlıyız” deyince; Denktaş, “duymak istediğim buydu” şeklinde konuştu. Denktaş, Din İşleri Başkanı’nın “genç, dinamik” olduğunu, düşüncelerini bildiğini ve bakanlığın denetimi dışına çıkılmasına müsaade etmeyeceğini bildiğini de ekledi.

STAR KIBRIS 01/08/09

 

KAPIDAN HABERİMİZ YOK

   

Özgürgün: Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili bilgimiz yok, gelişmeleri basından takip ediyoruz!

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili hükümetin bilgisinin olmadığını, gelişmeleri basından takip ettiklerini ve merkezden uzak olan Yeşilırmak için dikkatli davranılması gerektiğini kaydetti. Hüseyin Özgürgün, hükümetten bir temsilcinin kesinlikle görüşmelerde bulunması gerektiğini vurgulayarak, cumhurbaşkanı ve Türkiye ile herhangi bir sorununun olmadığını, görüşmeci olarak hükümetten bir temsilcinin olmasıyla Ankara olayı gibi krizlerin bir daha yaşanmayacağını iddia etti. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, ADA TV’deki Günaydın ADA Programı yapımcısı Didem Tavukçu’ya önemli açıklamalarda bulundu.

YEŞİLIRMAK’TAN HÜKÜMETİN BİLGİSİ YOK
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Dışişleri Bakanlığı olarak Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili bilgilerinin olmadığını, gelişmeleri basından takip ettiklerini söyledi. Özgürgün, kapının açılmasıyla ilgili henüz hükümetle konuşulmuş bir şey olmadığından dolayı çalışmalara başlanmadığını açıkladı. Kapının açılması için birçok birimin koordineli bir şekilde çalışması gerektiğini vurgulayan Özgürgün, merkezden uzak olan Yeşilırmak için dikkatli davranılması gerektiğini kaydetti.

HÜKÜMETTEN TEMSİLCİ ŞART
Hüseyin Özgürgün, cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri de yanıtladı. Özgürgün, hükümetten bir temsilcinin kesinlikle görüşmelerde bulunması gerektiğini vurgulayarak, cumhurbaşkanı Talat’ın görüşmelerde hükümetten bir temsilci bulunması hakkında henüz görüş bildirmediğini belirtti. Ankara’ya gitmemesini TAK haber ajansının yanlış aktardığını ifade eden bakan Özgürgün, cumhurbaşkanı ve Türkiye ile herhangi bir sorununun olmadığını, görüşmeci olarak hükümetten bir temsilcinin olmasıyla Ankara olayı gibi krizlerin bir daha yaşanmayacağını iddia etti.

STAR KIBRIS 01/08/09

 

‘FIR HATTININ TAMAMI GÜNEY’İN’

   

Rum Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, tüm Kıbrıs FIR hattının kendilerine ait olduğu ileri sürdü.


Kıbrıs Türk Havayolları Şirketi’nin, KKTC ile İngiltere arasında direkt uçuş yapmasına izin vermeyen İngiltere Taşımacılık Bakanlığı’na karşı açtığı davada İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin verdiği kararla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Ercan Hava Trafik Kontrol Merkezi’nin yasadışı olduğunu ve Türkiye’nin “Kıbrıs Sivil Havacılık Dairesi”yle işbirliği yapmak zorunda olduğunu iddia etti.


Haravgi; Rum Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nın İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin verdiği kararla ilgili açıklamasını “Timbu’daki ‘Kontrol Kulesi’ Yasadışı – Türkiye yasal Kıbrıs Sivil Havacılık Dairesi’yle İşbirliği Yapmak Zorunda” başlığıyla yansıttı.

‘BİZİM SORUMLULUĞUMUZDA’

Gazeteye göre Rum Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nca yapılan açıklamada, İngiliz Yüksek Mahkemesi kararının, Güney Kıbrıs’ın “Kıbrıs hava sahasındaki egemenliğini” teyit etmesinin ötesinde “Lefkoşa FIR Hattı’nın (Uçuş Kontrol Bölgesi) tamamını yönetmenin Rum Yönetimi’nin sorumluluğunda olduğunu” tanıdığı savunuldu.
İngiliz mahkemesinin kararı nedeniyle Ercan Havaalanı yanında, burada faaliyet göstermekte olan Hava Trafik Kontrol Merkezi’ni de “yasadışı hale getirdiği” iddia edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

ÇOK ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ

“Bu, bir o kadar önemlidir çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hava sahasındaki egemenliği dışında, Lefkoşa FIR Hattı’nın tamamında denetim sorumlusu olarak Kıbrıs Sivil Havacılık Makamları’nı tanıyor. Bu şekilde, Türkiye’nin işbirliği yapmaması; yasadışıdır ve ICAO Sözleşmesi maddelerine, AB’nin Üniter Avrupa Semaları ve EUROCONTROL’ün güvenliğin artırılması, rötarların azaltılmasıyla ilgili kurallarına aykırıdır.”


Gazeteye göre Rum Ulaştırma Bakanlığı açıklamasında, Ercan Havaalanı’nda faaliyet gösteren Hava Trafik Kontrol Merkezi’nin kısa süre önce yeni teknolojik altyapıyla donatıldığına işaret edilerek, bu merkezin, Lefkoşa FIR Hattı’ndan yapılan (transit) uçuşlara “sürekli müdahale ettiği” öne sürüldü.

TÜRKİYE İŞBİRLİĞİ YAPSIN

Türk Sivil Havacılık makamlarının; Rum tarafındakiyle değil, Ercan’daki kontrol merkezi ile işbirliği yaptığı da belirtilen açıklamada Türkiye’ye “Lefkoşa ve Ankara uçuş kontrol bölgelerine (FIR) giriş-çıkış yapan uçuşların güvenli ve normal şekilde yönetilmesi için” Rum Yönetimi’yle işbirliği yapması çağrısında bulunuldu.


Açıklamada, “Kıbrıs, Avrupa ve uluslararası örgütler önünde de defalarca beyan ettiği üzere böyle bir işbirliğine hazırdır” ifadesi de kullanıldı.

STAR KIBRIS 01/08/09

 

‘Christofias left us with no choice’
By Stefanos Evripidou

THE GLARING absence of DIKO members in the chairmanships and vice-chairmanships of the semi-government organisations (SGOs) announced yesterday leaves a gaping hole in the government coalition whose future now stands on a precipice.

After ruling AKEL and third coalition partner EDEK counted out the spoils at an extraordinary party meeting, Government spokesman Stefanos Stefanou said President Demetris Christofias had been “saddened” by DIKO’s stance.

Stefanou also did not beat around the bush when it came to the issue of DIKO’s effective boycott. “Unfortunately, before the appointment, reactions arose, and in the name of {DIKO’s] party dignity it put in doubt whether consciously or not the right of the cabinet to appoint governing boards, thus, undermining the dignity of the President himself”

DIKO spokesman Fotis Fotiou made it abundantly clear yesterday that his party was particularly unhappy with President Demetris Christofias’ handling of the SGO appointments.

The coalition partner pulled out of the SGO race late on Thursday when the party organs decided not to have any member taking the chairmanship or vice-chairmanship of any SGO.

In protest at Christofias’ alleged lack of fairness and objectivity in deciding on the new boards, DIKO instead submitted lists with three members proposed for each SGO board, of which the president was only supposed to select a single member.

Given that this is the same tactic followed by right-wing DISY as a member of the opposition, the latest spat between the government and its partner leads the most cautious observer to suspect that DIKO has shifted into warp speed with its final destination, the opposition.

Fotiou spent half the day yesterday trying to convince reporters that it was not a question of not getting enough DIKO members in top positions or on the boards, but a “matter of principle”.

Speculation was rife, however, that DIKO had placed a high priority on keeping the chairmanships of certain key SGOs after the terms of most boards were due to expire yesterday. The SGOs as bodies which implement government policy were mainly chaired by DIKO members, appointed under the previous government.

Among the most coveted bodies are the Cyprus Telecommunications Authority, the Cyprus Broadcasting Corporation and the Cyprus Tourism Organisation (CTO), which DIKO particularly wanted to hang on to.

Fotiou rejected claims that DIKO threw its toys out the pram on learning that they were going to lose the CTO, among others. He insisted that there were “very serious reasons” for pulling out of the race, adding that the president left the party with little choice. “His approach was not fair and objective,” said Fotiou.

The spokesman maintained that his party did not wish to push things to breaking point, but neither wanted to be held responsible for things it did not control, hence, the decision to include only one member on each board. “Our goal is to return our collaboration (with the government) to the right foundations and principles,” he added.

However, with virtually zero participation in the highly-coveted SGOs as most of the spoils went to AKEL and EDEK, it remains to be seen how Christofias can prevent his coalition partner from jumping ship, barring a cabinet reshuffle to DIKO’s liking or a major policy shift on the Cyprus problem. This then begs the question how long will this government alliance last.

Fotiou dismissed as “lies” suggestions that the party was seeking a greater share of the pie or wanted to keep the same share that it had under the Tassos Papadopoulos government.

Instead of trying to insult DIKO, people would “do well to focus on the essence of the issue, and finally understand that proper, constructive and beneficial political cooperation should have as its basic foundation mutual respect and understanding”, he said.

Fotiou fended off a barrage of questions as to how to achieve mutual respect or “principled” foundations, but he did drop a hint that perhaps not enough appreciation was shown for DIKO’s support of Christofias as presidential candidate in the second week of the elections. He also questioned the correctness of giving certain parties a majority on the boards. DIKO’s beef appeared to be the appointment of board members from minority movements or organisations that supported Christofias in the first round of the presidential elections, the fear being that they were effectively in AKEL’s pockets.

AKEL spokesman Stavros Evagorou expressed regret for DIKO’s position, and called on the party to explain what matters of principle led it down this path. He said that the president had been “particularly generous” with DIKO, regarding the seats it would have had on the SGO boards, had it stayed on board.

“If reasons of principles are massive political differences, or problems on the national issue or differences in philosophy on domestic governance, let’s sit down and discuss. If reasons of principles are the CTO, CyBC, or Ports Authority, tell us,” said Evagorou, adding: “They say that’s not it. If not, then what is?”

AKEL political bureau member, Yiannakis Kolocassides rejected criticism that the president showed no respect to DIKO. “I am still trying to understand which principles have been violated to justify this reaction. Which canons of political ethics and how are they being violated by the president?” he asked.

CYPRUS MAIL 01/08/09

 

Too many unsolved issues
By Stefanos Evripidou

THERE ARE too many unsolved issues in the Cyprus problem for the bulk of the talks to be left to the aides of the two leaders, said Presidential Commissioner Georgios Iacovou yesterday.

Iacovou ruled out adopting the Turkish Cypriot proposal on how to go about the second reading of the chapters under discussion in the talks. Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had suggested that the two leaders discuss the issues of executive powers and property while leaving the rest for the two aides, Iacovou and Ozdil Nami.

“Mr Talat said the two leaders deal only with two issues and all other issues be directed towards the aides. There are so many serious issues that such an issue would confuse the process,” said Iacovou.

The commissioner highlighted it wasn’t just executive power or property issues where no progress had been made. “There are whole chapters where there has been no progress, many issues.”

He gave as an example the question of political equality which the Turkish Cypriots argue should also mean some kind of numerical equality. “This is a big issue,” said Iacovou, adding that the Greek Cypriot side did not believe such issues could go to the two aides to sort out.

Talat’s spokesman Hasan Ercakica has stressed that the Turkish Cypriot side were keen to move ahead with the talks and were trying to come up with ways to make the process more speedy and efficient.

CYPRUS MAIL 01/08/09

Limnitis opening appears still distant
By Jacqueline Agathocleous

PLANS to open the Limnitis checkpoint in coming months were yesterday thwarted by Presidential Commissioner George Iacovou, who announced that the connecting road would take much longer to restore.

“The expectation and desire for Limnitis checkpoint to open within the next four to five months cannot be fulfilled and this is due to the state of the road, which was built under specifications of the 1960s,” he said.

“We will effectively have to build a new road”.

Another obstacle, he added, was the matter of funding, in which the European Union and United Nations are both involved, though Iacovou described plans to open joint tenders for the road as a “positive development”.

“All agreements are made in good faith and I personally inform the communities on the agreements that concern them,” said Iacovou.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat finally agreed to open the crossing point on June 26, following a year of negotiations.

However, the Community Leader of Kato Pyrgos, one of the communities directly connected to the checkpoint, has expressed his concerns over the two leaders’ agreement.

Costas Michaelides yesterday said the settlement was flawed. “On one hand, the UN’s Special Representative in Cyprus, Taye Brook Zerihoun, announced that tenders would be opened for the road on Monday; on the other, President Christofias expressed his concerns over a possible delay.”

“This means something is wrong and if the President of the Republic is slightly concerned, I am hugely concerned,” he added.

If the road’s condition is just a ruse by the other side to gnaw away at time until Turkey’s EU accession is evaluated, said Michaelides, the government was wrong to make a deal.

The Greek Cypriot side was hoping the road would be opened this month in time for residents to be able to cross to the north for the anniversary of Ayios Mammas in Morphou. Without the road they must drive towards Nicosia to cross and then drive all the way back on the other side of the buffer zone.
CYPRUS MAIL 01/08/09

 

Ban Ki-Moon Kıbrıs’a geliyor

Rum basını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin, devam eden görüşmelere destek amacıyla adayı  ziyaret edeceğini yazdı.

AA

02 Ağustos. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Kathimerini gazetesi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasındaki doğrudan müzakerelere destek vermek için Eylül veya Ekim ayında Kıbrıs'a gelmesini beklendiğini iddi etii.

Ziyaretin hedeflerinden birinin, "liderlerin daha büyük taahhütlerinin teminat altına alınması olduğunu belirten gazete, "BM'nin görüşmelerin hızının her şekilde korunmasını istediğini" kaydetti.

Gazete, Ban'ın ziyaretini halihazırda programlandığını, kesin tarihin müzakereler masasındaki gelişmelere göre belirleneceğini ifade etti.

Bu arada liderler, 6 Ağustostaki görüşmede müzakerelerin ilk turunu tamamlayacak ve müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde yapacakları görüşmede başlayacak.

GÜNEY’DE KALAN KIBRIS. ERENKÖY

   

“Erenköy, Kıbrıs Türkü’nün denize sahili olan birkaç sayılı köyünden biri. O nedenle, çakı taşımanın bile hapislik olduğu İngiliz döneminde 4,5 metrelik sandallarla, Anadolu’dan silahı ilk getirenlerin köyü, Erenköy.”


Her yıl 8 Ağustos’ta sabahın ilk saatlerinde otobüslere dolan Erenköy ve çevre köy halkı, Kuzey’de yaşadıkları Yeni Erenköy’den yola çıkar. Bozdağ, Alevkaya, Selçuklu ve Mansuralılar, bir zamanlar kendilerine kucak açan Erenköy’ün havasını yeniden solumak, kendine özgü kekiklerini toplamak için Erenköylülerle birlikte yola koyulurlar. Erenköy Mücahitleri de uğruna kan akıtmaya geldikleri, Güney’de bıraktıkları vatan toprağına yeniden ayak basmak, eski anılarını tazelemek için otobüsler kervanına katılır.

Bin küsur insan ve bir o kadar yürek Erenköy Direnişini, ölümden kurtulup yeniden dirildikleri günü anmak için Erenköy’e gelir.

Erenköy Şehitliği’nde yapılan tören, askerlerin saygı atışı, konuşmaların kırkbeş yıl önce yaşananları ne oranda yansıttığını bilebilmek çok güç. Ancak, Erenköy Mücahidi Hüseyin Laptalı 8 Ağustos 1964 ile ilgili bir şiiri son derece anlamlı:

“Gelirseniz kurtuluruz, gelmezseniz vatan sağolsun!”
O da taktı miğferi başına.Yürüdü cepheye vardı
Savaşacak, savaşacak, savaşacaktı
Onun da vardı tek kurşunu saklı
O öğretmişti bizlere bu aklı
Ben gibi arkadaşlarım gibi
O da beynine sıkacaktı
Kararlıydı asla teslim olmayacaktı
Geldiler kurtulduk


Kadri Fellahoğlu, CTP milletvekili:
38.04
“Buraya çok gelmek istedim ama fırsatını bulamadım. 1974’den sonra ilk kez bu tarafa geçiyorum. Sabah erkenden geldiğimden birçok insanla konuşma fırsatı buldum. Burada yaşananlar tabii ki, tarihimizin gerçekleridir. Bu olayları iyi bilmek, gerçekleri insancıl, barışçı duygularla dinlemek ve değerlendirmek gerekir. Hepimizin bunlardan dersler çıkartmalı. Bugün varmış olduğumuz durumun da kıymetini de çok iyi bilmemiz gerekir, diye düşünüyorum.

40.24 Muhtar Vehibe Özkasırga
Vehibe Özkasırga 8 Ağustos’daki Rum/Yunan saldırısını hiç unutamayanlardan biri.
“Biz çok çektik. Mağaralarda kaldık. Aç, ekmeksiz ve susuz kaldık. Her gece ateş açarlardı. Biz de acaba ne oldu; birinin başına bir şey geldi mi, diye merak eder sabahlara kadar uyuyamazdık. “


Erenköy’e 44 yıl sonra yeniden gelenlerden biri de, İskân eski Bakanı Dr. Mehmet Albayrak. O da, gençlik yıllarını geçirdiği topraklara yeniden dönmenin heyecanını yaşıyor. Kendisi gibi 573 üniversiteli gencin çeşitli vasıtalarla oraya gelmesini hatırlıyor; eski anıları canlandırıyor.

Neleri hatırlıyorsun, diye sorduğumda gözleri buğulanıyor?
Eli silâh tutan ama askerlikten anlamayan gençlerin, kısacası eli silah tutan 800 kişinin tam teçhizatlı 10 bin Yunan askeri karşısında direnmesini hatırladığını söylüyor. Albayrak’ın unutamadığı bir başka anı da üstün Yunan ateşi karşısında dört köy halkının Erenköy’e göç etmesini.

“Neyi hatırlıyorum? 8 Ağustos’taki, o muhteşem günü, tam ümitlerimiz kesildi, öldük derken uçakların gelişini hatırlıyorum. Bunları unutmamız mümkün değil.
Bir de BM Barış gücü askerinin kamplarında gördüğüm, o günlerdeki İngiliz gazetelerinde yer alan haberleri hatırlıyorum.”
Dr. Albayrak’ın o gazete haberini unutamamasının nedeni, Erenköy’de yaşananların tüm dünyanın bilgisinde olması.

“İngiliz gazetesinde Bu bir savaş değil; bu Yunanistan ve Makarios’un üniversite öğrencilerine karşı uyguladığı katliamdır, diye yazıyordu.
Erenköy Mücahitleri ve Erenköy halkı için 8 Ağustos bir doğum günü tarihi. Türk uçakları sayesinde yeniden yaşama kavuştukları gün. Tabii, o gün Türkiye’nin en ünlü şehidi, Yüzbaşı Cengiz Topel’in şimdiki Cengizköy yakınlarında düşürüldüğü ve hastanede yaşamını yitirdiği gün.

8 Ağustos, denize dökülmek istenen Erenköylülerin, ölüme meydan okuduğu gün. Zaten o nedenle, tam 45 yıldır, yeniden hayata dönmek 8 Ağustoslarda bir bayram olarak kutlanıyor.

STAR KIBRIS 02/08/09

 

Yeşilırmak ziyaretleri ertelendi

   

Politis Gazetesi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu ile Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un, dün, Yeşilırmak bölgesine gerçekleştirmeleri planlanan ziyaretin başka bir zamana ertelendiğini bildirdi.

Nami, Yakovu ve Zerihoun’un; yapılması gereken çalışmaları yerinde değerlendirmek için önümüzdeki hafta bölgeye gideceklerini yazan gazete, ziyaretin 6 Ağustos’tan önce gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti.

Aylarca sürecek gibi

Yeşilırmak kapısının açılması konusunda izlenecek sürecin aylarca sürecek gibi göründüğünü de yazan gazete, konuyla ilgili yapılan ilk tespitlere göre, sürecin muhtemelen 8 ay kadar süreceğinden söz edilmesine neden olduğunu kaydetti.
Gazete, elde ettiği bilgilere dayanarak, liderlerin geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği görüşme, liderlerin temsilcileri Nami ve Yakovu’nun konuyla ilgili temasları ve BM’nin konuya ilişkin tezinden ortaya çıktığı üzere, Yeşilırmak kapısının açılması sürecinin iki aşamada gerçekleştirilmesinin öngörüldüğünü ve iki aşamadan her birinin 4 ay kadar sürebileceğini belirtti.
6.5 kilometrelik Yeşilırmak-Pirgo yolunun yapımı için çıkılacak olan ihalenin sadece yapım/inşa planlarıyla ilgili projeler hakkında olduğunu belirten gazete, yapım/inşa planlarıyla ilgili olarak 3 proje seçilmesi gerektiğini, bunlardan birinin yolun ara bölgede kalan parçası, diğerinin yolun Kuzey’de kalan parçası ve üçüncüsünün de yolun Rum kesiminde kalan tarafıyla ilgili olacağını ifade etti.

Çok zaman gerekli

Öte yandan HARAVGİ gazetesi, yukarıdaki başlıkla okuyucuya sunduğu haberinde, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun konuyla ilgili açıklamalarına yer verdi.
Başkanlık Komiseri Yakovu, açıklamasında, Yeşilırmak kapısının en geç 10 aya kadar açılması konusunda Kıbrıs Türk tarafının sergilediğini öne sürdüğü “iyimserliği”, anlaşılmaz bulduğunu söyledi.
Rum radyosuna yaptığı açıklamada, Rum tarafının arzusunun kapının yakın zamanda açılmasının mümkün hale gelmesi olduğunu belirten Yakovu, problemin BM ve Avrupa Birliği’nin de dahil olduğu yolun finanse edilmesi konusundan kaynaklandığını belirtti.

Esas mesele para

İhalelerle ilgili belgelerin hazırlandığını ve önümüzdeki günlerde teslim edileceğini söyleyen Yakovu, esas problemin para eksikliği olduğunu belirtti ve üç esas finans kaynağının Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği (AB’nin sınır kapılarıyla ilgili Kıbrıslı Türklere yönelik yardımından arta kalanlar) ve ABD Hükümeti tarafından sağlanan 900 bin dolar olduğunu kaydetti.
Yakovu, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso’nun yakın zamanlarda Adaya gerçekleştirdiği ziyaretinde Avrupa Birliği’nin kapının açılması konusunda para yardımında bulunacağı sözleri hakkında ortada herhangi bir bilgi bulunmadığını da ifade etti.
Rum Hükümeti’nin yolun mümkün olan en kısa zamanda açılmasını istediğini, fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin sıkı finansal prosedürlerinin yol yapımını geciktirdiğini söyleyen Yakovu, şöyle devam etti:

Beklentiler berhava oldu

“Yolun 4-5 aya kadar açılabileceğine dair bir umudumuz vardı fakat bu beklentinin gerçekleşmesi söz konusu değil. Yani bunun olamayacağı açıktır. Çünkü esasen ortada bir yol yoktur, yeni bir tane yapılacak.”
Yakovu, bu uzun dönem süresince birtakım olayların allak bullak olması ihtimaline dair endişesini dile getirmekten de kaçınmadı.
Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ise, konuyla ilgili açıklamasında, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda varılan anlaşma konusundaki “şiddetli” endişesini belirtirken, “Kıbrıs Türk tarafının belki de Ankara’nın Aralık değerlendirmesi ışığında; zamanı kemirmek için yolun uygunsuz olmasını engel olarak öne sürdüğünü” iddia etti.

Teknik problemler

Alithia Gazetesi ise, “Teknik Problemler Yüzünden Gecikme” başlığıyla yayımladığı haberinde, ambulansların Aşağı Pirgo-Yeşilırmak yolundan dün deneme amaçlı olarak geçmelerinin planlandığını, fakat bu planlamanın yolun uygunsuz olduğu gerekçesiyle ertelendiğini yazdı.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ise, açıklamasında, ambulansların dün yoldan geçişinin ertelendiğini, çünkü Kıbrıs Türk tarafının yolun birtakım problemlere sahip olduğunu ifade ettiğini belirtti.

STAR KIBRIS 02/08/09

 

"Yararımıza olan şeyleri Türkiye reddediyor"

Akbil Center Direktörü Ahmet Akbil, ülkedeki bürokratik sıkıntılara bir türlü çözüm bulunamamasından yakındı.
KKTC
deki müşterisinin gümrükte uygulanan fahiş vergiler yüzünden Türkiye ve Güneye kaydığı üzerinde duran Akbil, KKTCnin pasta payının düştüğünü söyledi. Türkiyenin buraya yavruvatan dediğini ancak kendi politikalarını izlediğini kaydeden Akbil, "Her ne kadar Türk vatandaşı isek de şu anda Türkiyenin bize uyguladığı politikalar var. Anavatan-yavruvatan diyo-ruz ama aslında gelen ürünlerde yüzde 30dan yüzde 50ye kadar kadar bir gümrük oranı var" şeklinde konuştu.
Türkiye firmalarının ürünlerini sattığını ancak müşterinin Türkiye
deki indirimi burada da beklediğini kaydeden Akbil, gümrük vergilerinden dolayı bu indirimleri yapamadıklarını kaydetti.
Bu haftaki "Ekonomik Gündem" köşemi-zin konuğu Akbil Center Direktörü Ahmet Akbil önemli açıklamalarda bulundu. İşte röportajımızın tam metni:
HALKIN SESİ: Geçmişten bugüne nasıl geldiniz?
Ahmet Akbil: Bu işe biz eşim ve bir ortağımla başladık. Başlamamızdaki sebep de hanımlarımızın boş oturmamasıydı. İlk olarak Ali Gültiken gömleklerini getirdik.
Daha sonra işimizi büyütmek istedik, çünkü artık bu işi profesyonelce yapmak istiyorduk. Ülkemizde park sorunu olması nedeniyle Lefkoşa dışında bir mağaza açtık. İlk başladığımızda 50 metrekarelik bir alan vardı, bu alanı 300 metrekarelik bir alana taşıdığımızda çok bocaladık çünkü yeterli ürün yelpazemiz yoktu. Ve bu da bizi sürekli bir arayışa itti. 2000 yılında yaşanan krize rağmen mağazamızı biraz daha ileriye götürmeye çalıştık. 2002 yılında müşterilerimizin isteği doğrultusunda başka markalara yöneldik. Bu dönemde Türkiye
de Ali Gültekin mağazası battı. Bu dönemde bir arayış içerisindeydik ve 4-5 firma ile bayilik işine girdik. Fakat dünyada kıskançlık olmazsa işler olmaz diye iş olmaz deniliyor. Bu sebepten dolayı iki tanesini bırakmak zorunda kaldık çünkü bayanlar başka mağazalara gitmeden alışveriş yapmıyor. Benim bir büyüğüm "Trenin peşinden koşmayacaksın, treni yakalayacaksın" derdi. Bizim o treni yakalayarak içerisine bindiğimize inanıyorum. Gelinlik ve abiye tamamen farklı ve tamamen uğraş isteyen bir sektör. Kişiye özel dikim yaptırabildiği-miz bir firma ile yaklaşık 4.5 senedir sürekli çalışıyoruz. Bize kesinlikle firma olarak değil aile olarak yaklaştılar. Her istediğimizi bizi kırmadan yapabiliyorlar çünkü insanların ihtiyaçları farklıdır. KKTC de küçük bir yer olduğu için özellikle abiye ve gelinlikte bir kişinin giydiğini bir başkası giymek istemiyor. Biz de buna itina ile yaklaşıyoruz. Şu anda üç yüzden fazla gelinliğimiz var. Dört yıl gibi bir sürede çok ilgi gördük. Damatlık da ilgi gördüğümüz bir bölümdür.
Yeni projeleriniz var mı?
Çocuklarımın geleceğini düşünerek başka sektörlere de kaymayı düşünüyorum. Bölümüm elektronik olduğu için o alanda birşeyler yapmayı düşünüyorum.
Yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Rum tarafının uyguladığı politikalardan dolayı elimiz kolumuz bağlı. Her ne kadar
Türk vatandaşı isek de şu anda Türkiye
nin bize uyguladığı politikalar var. Şu anda benim çalıştığım Kiğılı firması Türkiyede %60 indirimde ve her 100 TLlik alışve-rişte 50 TLlik de hediye çeki veriyorlar. Aynı ürün bana aynı şartlarda geliyor ama o fiyata satamıyoruz. Türkiyedeki fiyat politikası ile bizim fiyat politikamız farklı oluyor. Herkes bunu biliyor ama müşteri buraya geldiği zaman aynı indirimi bekli-yor. Devletin uyguladığı bazı yanlış politik savaşlardan dolayı biz bunu müşterimize yansıtamıyoruz. Bunun yanı sıra herkes ticareti dışarıdan görüp bu mesleğe atılmaya çalışıyor. Bütün ürünlerde %100 kâr ediyoruz sanıyorlar oysa kazancımız ne olursa olsun kazandığımız paranın %42sini biz devlete geri ödüyoruz.
Kaldı ki günümüz şartlarında vatandaşlarımızın çoğu memurdur. Bu vatandaşlarımızın kredi kartıyla alışveriş yapmasından dolayı ve bu kartların bankalara bağlı olmasından dolayı ve de bunlar yetmezmiş gibi taksitli alışveriş yapılması duırumunda bunların banka masraflarını da hesaplamak zorundayız. Bugün bir ürüne 6 taksit yaptığımız zaman %5-6 arası bankaya bir kesinti oluyor. Bazen bunları düşündüğüm zaman biz nasıl geçiniyoruz diye kendime soruyorum. Benim mağazamı kapatıp bir devlet dairesine girme sorunum yok. Özel sektörde çalışan insanlara devletin de katkısı olması gerekirken devlet hem geçmişte hem de bugün kösteği oluyor. Devlet bize daha fazla yardımcı olabilir.

Yani kredi isteyen ya da kredi talep eden bir şirket değilim ama bize yapılacak tek birşey bırakıyorlar o da işçilerimizi birer birer kısıtlamaya gitmek... Biz işçilerimizi işten çıkarmadan nasıl mücadele edebiliriz onu düşünüyoruz. Ama Rum tarafının uygulamış olduğu politika ve indirimlerden kötü yönde etkileniyoruz. ABye girmiş bir ülke ile girmemiş bir ülkenin kıyaslamasını yapmak istiyorum. Bugün aynı yerden aynı ürünü Rum tarafı getirdiği zaman herhangi bir gümrük ödemeden satışa sunabiliyor ve sattığı ürünün gümrük oranını devlete iade edi-yor. Halbuki biz bir ürünü getirdiğimiz zaman sanki hepsini satmış gibi gümrüğü ödüyoruz; bunun yanında aksattığımız zaman aradaki farkı ödemekle mükellefiz. Bu da Rum tarafından alışveriş yapma isteği doğuruyor. Devlet buna pek baskı kuramadı. Bugün ABye girmiş bir ülkenin yapacağı alışverişte belli bir oran vardır. Bu da bizim ekonomimizin daha da aşağıya çekilmesine neden olur. Biz her zaman söyledik ve ‘gümrük oranlarında düşüşler olsun’ dedik. Devlet bazı ürünlerde indirim yaptı ama temel ihtiyaç maddelerinde yeterince indirim yaptığına inanmıyorum.
Sizler için yeterli kredi imkanı sağlanıyor mu?
Ben bugüne kadar devletten kredi talebinde bulunmadım. Kredi talebinde bulunsam da vereceklerini sanmıyorum. Birçok insana kredi verildi ve ne yazık ki bu kredilerin geri dönüşü olmadı. Rum tarafı bizi ekonomik yönden ve inşaat sektöründen yoksun bırakmak istediler ve başardılar. Bu defa inşaatçılar yapacakları inşaatları yapamadılar, yapmış olduklarının parasını alamadılar. Bu yüzden de bankaların vermiş olduğu krediler geri dönmedi. Verilen bu krediler geri dönme-yince bizim ve bizim gibi sektör temsilcilerinin talepleri karşılıksız kaldı. Kredi verseler bile bizim sektör ticari sektördür. Annemizin kızlık soyadından tutun da ayağımızdaki çoraba kadar ipotek etme-mizi isterler. Ben hep yetkililerden üniversite mezunu insan çalıştırmayı talep ettim ve devlete yük olacak kişileri çalıştırayım diyorum. Bunun sadece Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı’nı devlet karşılasın. Hem devletin üzerindeki yük kalkmış olur hem ben de daha bilinçli insanlarla çalışabili-rim. Bu konuyla ilgili Ticaret Odası
na yazılar yazdım. Bugün ekonomik yönden savaş açılsa herhalde Rum tarafı yine bizi ekonomik yönden yaşatmayacaktır. Çünkü onların arkasında dev gibi kiliseleri ve dev gibi ABleri var. Ben Ticaret Odasına gittim ve sordum; "ABye geçersem benim mağazam buna yeterli mi?" dedim; bana bir tane kitapçık verdiler. Bu kitapçıkta da bir sürü madde vardı. Bunların içerisinden bana uyan sadece tek bir madde vardı; o da sadece bilgisayar sistemine geçmiş olmamdı. Ama Rum tarafındaki çalışanlara her türlü destek veriliyor. Biz bunu da istemedik. Kredi talebinde bulunmadan bir savaş verelim dedik ama o da olmadı. Bu konuda devleti de suçlamıyorum çünkü Türkiyeye açılmış bir avuç vardı. Ama kredi olayında çok büyük yanlışlıklar yapıldı, kredi verilmemesi gereken insanlara kredi imkanı sağlandı. Bize imkan verilsin, biz her türlü ekonomik şartlarda yaşarız. Bizim büyüklerimiz de Rumlarla yaşadı ve bu zorlukları gördü. Gerekirse zeytin-ekmek yedi yaşadı. Şu anda bakıldığında herşeyimiz var ama bu defa da ekonomik yönden bazı sıkıntılarımız var. Krediyi alan yurtdışına kaçtı. Bu da ekonominin çökmesine neden oldu. Siyasi yatırımlar bu kredilerden olmamalıydı.
Ekonomik kriz sizi nasıl etkiledi?
Ekonomik yönden en büyük sıkıntı du-yacağımız konulardan biri inşaattır. İşim gereği evlenen çiftleri düşünüyorum, iş sahibi olması gerekir, eşya alması gerekir ve düğün yapması gerekir. Bunlar için de ailenin durumunun çok iyi olması gerekir ya da memur çocuğu ise aileden birinin emekli olmasını beklemesi gerekir ki rahat bir düğün yapabilsin. Önceden herkes "Ben bir defa evleneceğim, en iyisini yapayım" diye düşünürken bugün en ucuzunu almak için uğraşıyor. Bu da alış-verişin Türkiye
ye kaymasına, hatta beyaz eşyasına kadar Türkiyeden getirtme durumuna getiriyor. Bu da ülkemizdeki pastanın daha da küçülmesine sebep oldu. Ülkemizde fabrika yok. Olanlar da politik durumlardan dolayı kapatıldı. Hükümetlerin uygulamış olduğu politika bana göre yanlış.
Hükümetin, KDV indirimine gitmesini nasıl karşılıyorsunuz?
İnsanların temel ihtiyaçları vardır. Bizim sektörümüzde KDV %8
e düştü. Stopaj kaldırılıyor denildi, ki bu stopajın kaldırılması taraftarı değilim. Çünkü stopaj sene sonunda ödenir ve stopajı ödediğimiz için sene sonunda ödenen vergiden düşürülüp ödeniyordu. Bugün stopaj kalkmış olsa, sene sonunda ben inanıyorum ki sektörlerin birçoğu batar, ben de dahil. Düşen KDV oranları içerisinde bu sıcaklarda bir klimanın KDVsi düşmedi ama bir ütünün düştü veya bir dikiş makinesinin KDVsi düştü. Sanki fabrikalarımız var ve her gün dikiş makinası alıyoruz! Yani temel ihtiyaçlarda bana göre gümrük oranları yeterince düşmedi. Bugün bizim hükümetimiz tek başına karar verecek durumda veya "Ben bunu böyle yaparsam benim insanıma yararlı olacak" diyecek durumda değildir.
Yalnız acı bir gerçek var. KKTC
nin yararına olabilecek kararların Türkiye tarafından reddedildiğine inanıyorum. Ben küçükken bağımsızlığımızı ilan ettiğimiz söylendi ama bu ne biçim bağımsızlık anlamadım. Hem Rum tarafından hem de Türkiye tarafından. Zamanında gümrük sorunu yaşadık, şimdi de ‘Türkiye; Ruma limanlarını açacak’ söylemleri var. Bunlar bize yaşadıkça görmeyi öğretti. Ben inanıyorum ki bazı yerlerden bazı kişiler ellerini çekerse biz eski sisteme dönebiliriz. Eski derken 10-15 yıl öncesini kastediyorum. En azından çalışan fabrika-larımız vardı, narenciyemizi dışarıya ihraç ettiğimiz dönemlerimiz vardı. Ama bugün bakıldığında onların hepsi kapandı.
Düğün turizmine nasıl bakıyorsunuz?
Kuzey’deki düğün salonları bir fiyasko. İsteyen istediği yere istediği büyüklükte yer yapıyor. Lefkoşa
da iki veya üç tane düğün salonu var. Anayol üzerinde düğün salonları var, park etmeye yer yok. Ben düğün turizmine sıcak bakmıyorum. Yurtdışından gelenler, gelinliklerini veya abiyelerini yanlarında getiriyorlar. Burada sadece organizasyon gerçekleşiyor. Özellikle Lefkoşada biz turistin yüzünü bile görmüyoruz. Gelenler casinolara geliyor ve casino sahiplerinin imkanları olsa yatsın kalksın kumara devam etsin diye yatak koyacak. Rum tarafından gelip alışveriş yapan müşterilerimiz var. Onlar da korkudan ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü bizim gibi rahat alışveriş yapamıyorlar.
İthalatta sorun yaşıyor musunuz?
Parasını verdikten sonra ithalatta sorun yok. Parasını ödedikten sonra gümrükten de çıkarabiliyoruz. Ama en büyük sorunumuz gelen ürünün hepsine birlikte gümrük ödememiz.

HALKIN SESI 02/08/09

 

İngiliz ve İskoçları birbirine düşürdü

Mustafa Karakuş/hurriyet.com.tr

İşkembe zarı içine bulgur, üzüm, fıstık ve ince doğranmış sakatatlar konularak yapılan Haggis adlı yemek İngilizler ile İskoçları karşı karşıya getirdi.

Kıbrıs Rum kesimi baklavanın milli tatlıları olduğunu iddia ederek Avrupa Birliği patent kurumuna başvurmuştu. Rum kesimi aynı şeyi geçen hafta helim peyniri için de yaptı. Bu günlerde Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında helim peyniri kimin tartışması yaşanırken, benzer bir tartışmada İngiltere'de gündemi meşgul ediyor.         

İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, işkembe zarı içine bulgur, üzüm, fıstık ve ince doğranmış sakatatlar konularak yapılan Haggis adlı yemek İngiliz ve İskoçluları karşı karşıya getirdi. İngilizler Haggis'in kendi yemekleri olduğunu iddia ederken, İskoçlar da Haggis'in yüzyıllardır İskoçya'da yapılan milli bir yemek olduğunu belirtiyor. Tarihçiler ise Haggis yemeğinin Büyük Britanya adasına ait olduğunu ancak bu yemeği ilk kez hangi milletin yaptığı konusunda kesin bir bilgi veremiyor. 

BELGESELİ YAPILDI

İngiliz tarihçi Catherine Brown Haggis'in 1616 yılında İngiliz ev kadınları tarafından keşfedilen bir yemek olduğunu iddia etti. Brown, İskoçları bu yemeği sahiplenmekle suçladı. Brown bu yemekle ilgili bir belgesel hazırladı. Belgesel bu hafta içinde televizyonda gösterilecek ancak İskoçlar şimdiden tepki göstermeye başladı. 
 
HAGGİS NASIL YAPILIR

İşkembe zarının içine, bulgur, üzüm, fıstık, ince doğranmış sakatatlar ve bol baharat karışımına iç yağ ilave edilerek doldurulması İle yapılır. Şalgam ve patates ile servis edilir.

HURRIYET 03/08/09

 

BAN SONBAHARDA GELİYOR

   

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Kathimerini, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrudan müzakerelere destek belirtmek için Eylül veya Ekim’de Kıbrıs’a gelmesinin beklendiğini yazdı.


Gazete, bu tarihleri kapsayan dönemin, iki liderin; anlaşmazlıkların ikinci okumasının tamamlanması aşaması ile üçüncü ve özlü aşamaya girilmesinden önceki dönem olduğuna dikkati çekti.


Gazete, Ban’ın ziyaretinin hedeflerinden birinin; liderlerin daha büyük taahhütlerinin teminat altına alınması olduğunu da belirtti.


Diplomatik kaynakların, BM’nin; görüşmelerin momentumunun her şekilde korunmasını istediğine işaret ettiklerini yazan gazete, aynı kaynakların, müzakerelerin tüm başlıkların ikinci okumasının yapılacağı bir sonraki aşamasının ise belirleyici öneme sahip olduğunu ifade ettiklerini belirtti.


Habere göre bir diplomatik kaynak gazeteye yaptığı açıklamada, BM’nin; açıklamalar düzeyinde yetinmeyeceğini, daha etkin bir şekilde sürece yönelik desteğini ifade etmek istediğini belirtti ve BM’nin; Talat-Hristofyas arasındaki bir görüşmeye de katılması ihtimal dışı olmayan Ban’ın ziyaretini halihazırda programladığını söyledi.
Gazete, Ban’ın tam ziyaret tarihinin; BM’nin; görüşmelerin ikinci aşamasındaki mesajların cesaret kırıcı olması durumunda yeniden düşünmesi olasılığı ihtimal dışı bırakılmaksızın, tam olarak müzakereler masasındaki gelişmelere göre belirleneceğini de yazdı.

STAR KIBRIS 03/08/09

KİPRİANU: ÇÖZÜM İÇİN ÇABA GEREKLİ

   

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülen müzakerelerde Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bazı konularda uzlaşı bulunduğunu, ancak üzerinde görüş ayrılıkları bulunan pek çok konu da olduğunu açıkladı.


Haravgi gazetesinde yer alan söyleşisinde Kiprianu, liderlerin görüş ayrılığına düştükleri konuların çok önemli konular olmasından ve bir tanesinin bile çözüme gidecek yolu engelleyebilecek nitelik taşımasından ötürü, çözüme ulaşmak için çok büyük çaba sarf edilmesi gerekeceğini savundu.


Kiprianu, “Türk tarafının, müzakere masasına sunmuş olduğu tezlerin Kıbrıs sorununun üzerinde uzlaşıya varılmış çözüm temeline uygun olmasının şart olduğunu anlaması gerektiği” görüşünü kaydetti ve Türk tarafının bu çerçevede öneriler sunması durumunda Aralık ayına kadar çözümün gerçekleşebileceğini söyledi.

EVAGORU: DİĞER TARAFA BAĞLI

Haravgi’ye göre AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik istikrarlı ve bilindik tezlerinin ilkelere dayandığını savundu.


Kendilerinin Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini, önerileri temelinde çözümü ileriye götürmeye çalıştıklarını kaydeden Evagoru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın gerek bunaltıcı takvimleri gerekse hakemliği ret ettiğini yineledi.


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Rum tarafının 2009 yılı sonundan önce referandum yapılmasına ilişkin tutumu konusundaki açıklamasını yorumlayan Evagoru, “birçok içten pazarlıklı kişiden bu konuda çeşitli sesler duyulduğunu” ileri sürdü.
“Çözümün kısa zamanda sağlanıp sağlanmayacağının diğer tarafın masaya koyacağı tezlere bağlı olduğunu” savunan Evagoru, kamuoyu önünde de dile getirildiği üzere, Kıbrıs Türk tarafının şu andaki tezlerinin çözüme yol açmadığını ve sürece yardımcı olmadığını iddia etti.


“Limnidi” (Yeşilırmak) barikatının açılmasıyla ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafınca bir “oyalamanın” söz konusu olup olmadığı şeklindeki soru üzerine Evagoru, bu konuda bir oylama olduğunu bu aşamada söylemek istemediğini kaydetti.

STAR KIBRIS 03/08/09

Koalisyon neden çatırdıyor?

   

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ile iktidar ortağı DİKO arasındaki KİT kavgasının ardında Kıbrıs sorununda yaşanan anlaşmazlıklar olduğu ileri sürüldü.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın KİT (kamu iktisadi teşebbüsleri) atamaları konusundaki tavır ve davranışının, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarındaki icraatlarıyla doğrudan ilişkili oldu iddia edildi.


ALİTHİA; “Şimdi De Kıbrıs Sorunu... Kıbrıs İçine ve Dışına Mesajlar… Çözüm İçin Zemin Hazırlıyor… ” başlığıyla manşete çektiği haberinde, Hristofyas’ın KİT atamalarında, hükümetteki ortaklarıyla arasında çatışmaya neden olacağını bildiği halde, kendisinden istenenleri görmezden gelmekte tereddüt etmediğini, bu uygulamasının içe ve özellikle dışa; yakın gelecekte istenilen çözüme ulaşmaktaki kararlılığıyla ilgili mesaj olarak yorumlandığını belirtti.


Gazete; “KİT’lerden Sonra Kıbrıs Sorunu… Şimdi Koalisyon Hükümeti Nereye Gidiyor” başlığıyla iç sayfasında devam ettirdiği haberinde özetle şunları yazdı:


“Başkan Hristofyas’ın hareketleri, çözümün kaderinin belirleneceği ay olan Aralık’a bakmakta olduğunu gösteriyor. Bu tavır ve hareketlerinden edinilen kanaat, Başkan Hristofyas’ın istenilen çözümün; iki bölgeli, iki toplumlu ve öteki tarafla merkezi bir ortaklık şeklinde olacağı artık bilinen federasyonun kabul edilmesi için olumlu orta yaratmaya çalışarak olası referandum için zemin hazırladığı şeklindedir.


Aralık ayı yaklaştıkça, zamansal olanakların tehlikeli şekilde daralmakta olduğunu, her şeyin alaşağı olması ve çıkmaza düşülmesi tehlikesi içerdiğini biliyor. Çıkmaz da; sorunu zamana yayacak, sahte devletin aşamalı olarak tanınması ve vatanın taksimi tehlikesini gündeme getirecek. Bu düşünce ile, siyasi geleceği açısından ne kadar acı olursa olsun, Kıbrıs sorununun çözümünü tek hedef görerek, köklü kararlara ve hareketlere yöneliyor.


Hristofyas’ın hareketlerinin bu çaba üzerinde yoğunlaştığı değerlendiriliyor.
Yani; yabancıları; Kıbrıs sorununun çözülebileceğini ve bunu gerçekten istediğine ikna etmek için; bu çabalara itiraz eden ortaklarıyla arasını açmakta tereddüt etmiyor. İlk hareketin; dönüşümlü başkanlığı ve 50 bin yerleşiğin kalmasını kabul ettiğine ilişkin malum açıklamasını yaptığında tepki seline neden olarak özellikle DİKO’yla ve ‘Ohi’ (hayır) güçleriyle ciddi bir çatışma olduğu değerlendiriliyor.”

STAR KIBRIS 03/08/09

Hristofyas: Çözümün anahtarı Türkiye'de

Rum lider Hristofyas, Kıbrıs sorununda ''çözüm anahtarının Türkiye'nin elinde'' olduğunu söyledi.

AA

04 Ağustos. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Türkiye'nin elinde olduğunu'' iddia ederek, ''uluslararası topluluğun Türkiye'yi 'Kıbrıslıların' çıkarına olacak bir çözüm için işbirliği yapmaya çağırması gerektiğini'' savundu.

Rum haber ajansına göre, Başpiskopos Makarios'u anma etkinliğinde konuşan Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının en kısa sürede iyi bir anlaşmaya varılması için iyi niyetli olduğunu iddia ederek, ''bir çözüme engel olan ya da çözüm anahtarını elinde tutan Kıbrıs Rum tarafı değil, Türkiye'dir'' dedi.

''Uluslararası topluluğun Türkiye'yi 'Kıbrıslıların' çıkarına olacak bir çözüm için işbirliği yapmaya çağırması gerektiği'' görüşünü yineleyen Rum lider, ''AB'nin, Türkiye'nin katılım süreci çerçevesinde Türk liderliğine, AB'ye ve üyelerine yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesine ve bir çözüm için işbirliği yapmasına yönelik baskı uygulayabileceğini ve uygulaması gerektiğini'' savundu.

Kıbrıs müzakerelerine de değinen Hristofyas, ''şu ana kadar müzakerelerin gidişatının bir çözümün zor, ancak mümkün olduğunu gösterdiğini'' kaydetti. Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki bölgeli federasyon zemininde çözüm bulunması gerektiğini yineleyen Hristofyas, ''müzakerelerin, Başpiskopos Makarios'un kendilerine bıraktığı miras zemininde yapıldığını, ayrıca önerilerini de bu zemin üzerinde sunduklarını'' dile getirdi.

 

KKTC'de 'başkasının donörüyle bebek'e son

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde artık başkasının sperm ve yumurtasıyla bebek sahibi olunamayacak.

 KKTC Bakanlar Kurulu'nun, yarın oylayacağı tüzük ile adada tüp bebek için donör alımı ya da ithali yasaklanacak.

CNN TURK 04/08/09

 

Bu da Rum itirafı: "Türkleri uçuruma attık"

Tiyatrocu Atilla Olgaç'ın, "Rum esir öldürdüm" sözleri ortalığı karıştırmıştı. Hürriye Gazetesinin haberine göre, şimdi de bir grup Rum komando, 1974'te 20 Kıbrıslı Türk mücahidin esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma atıldığı baskına katıldıklarını itiraf etti.

HÜRRİYET Gazetesi'nde yer alan haber:

Rum komandolardan Türk katliamı itirafı

Rum yazar Panikos Neokleus’un Kıbrıs Barış Harekátı sırasında askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç bir katliamın itirafına da sahne oldu. Tiyatrocu Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözleri üzerine Türkiye’yi AB’ye şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları, 20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar Türk mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı baskına katıldıklarını söyledi.

TİYATROCU Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözü üzerine Türkiye’yi AB’ye ve BM’ye şikáyet eden Kıbrıs Rum yönetiminde, Kıbrıs Barış Harekátı’nın yapıldığı 20 Temmuz 1974’te asker olan bir grup Rum komando, Kıbrıslı Türk mücahitlerin, esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma atıldığı Doğruyol baskınına katıldıklarını itiraf etti.

Hedefteki tepeye sızma operasyonu

Kıbrıs Barış Harekátı’nın kader anı olarak adlandırılan Doğruyol muharebeleri, Türk Ordusu’nun Girne’den çıkarma yaptığı ve aynı anda Beşparmak Dağları’nın ardına paraşütçü komandoları indirdiği 20 Temmuz 1974 gecesi yaşandı.

Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır elinde bulunan Doğruyol tepesindeki mevziler, 20 Temmuz gecesi, Rumların Girne’nin Bellapais (Beylerbeyi) bölgesindeki komando taburuna bağlı birliklerin baskınına uğradı.

Mevzilere sızma operasyonu düzenleyen Rum komandolar, kısa bir süre de olsa Barış Harekátı planlarını tehlikeye düşürdü. Tepe ve mevziler şiddetli çatışmaların ardından geri alındı ancak Rum komandolar, baskın sırasında esir aldıkları 20’ye yakın mücahidi canlı canlı uçuruma atarak katletti.

50 Rum askerin itirafları kitaplaştı

Türklerin Doğruyol, Rumların ise Kocakaya adı verdikleri tepedeki katliama katılan askerlerin isimleri, Rum yazar Panikos Neokleus’un 20 Temmuz günü askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitapta yayınlandı.

50 Rum askerin savaşın başladığı gün yaşadıklarının anlatıldığı kitapta, 3 asker Doğruyol baskınına bizzat katıldıklarını ve Türkleri esir aldıklarını itiraf etti. Rum askerler, esirleri öldürdüklerini gizledi ancak katliamın yapıldığı saldırıya katıldıklarını vurguladı.

Baskın kader anı oldu

BARIŞ Harekátı’nın başladığı 20 Temmuz günü, paraşütçü komandoların indiği Boğaz Köyü’ne harekátın ünlü komutanı Nurettin Ersin Paşa üs kurdu. Nurettin Ersin’in irtibat subaylığını yapan Kıbrıslı Türk Emekli Binbaşı Hasan Kutay, Doğruyol mevzilerinin düştüğü gün yaşananları şöyle anlattı:

Komutan ateş altında

"Nurettin Ersin Paşa, kurmaylarıyla birlikte Boğaz’da karargáhını kurdu. Doğruyol mevzileri, çıkarma yapan birlikler ile paraşütle inen birliklerin tam ortasındaydı. Rumların saldırısıyla Doğruyol düşünce, doğrudan komutanlığımız da ateş altında kaldı. Bir anda harekát planları aksadı.

Gece boyu çatışma

Gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda tepe geri alındı. Alınmasaydı, çıkarma yapan birliklerimiz ile ikiye bölünmüş olacaktık. Doğruyol’u tutan mücahitlerimiz uçuruma atılıp şehit edilmişti. Derin uçurumdan şehitlerimizin bedenlerini bir hafta sonra çıkartabildik."

Rumlar: Türkleri çok gafil avladık

O korkunç gecede baskına katılan Rum askerleri, yaşananları şöyle anlattı:

DİMOS Dimitriu: 1954 Limasol doğumlu. Lefkoşa Rum Kesimi 3’üncü Teknik Lisesi’nde halen öğretmenlik yapıyor. Evli 2 kız çocuğu babası: "20 Temmuz günü askerdim. 31. Komando Taburu’nun görevi, Kocakaya (Doğruyol) tepesinin ele geçirmekti. Diğer tepeler de Türklerin elindeydi, aralarından sızdık. Tepe, gerek Lefkoşa gerekse Girne tarafından görülüyordu. Gece saat 20.00’de hedefe doğru yola çıktık. 120 kadar komandoyduk. Bölüğün komutanı Üsteğmen Karahalios’tu. Türkleri gafil avladık. Kaçmayı başaramayanlar ya öldürüldüler ya da esir düştüler. Esirler yaklaşık 30 kişiydi. Akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyorum."

Komutan ’Öldür’ dedi

Mihalikis Kiprianu: 1955 Kaminarya doğumlu. Hellenic Bank’ın Limasol şube müdürlüğünü yapıyor. Evli 3 kız çocuğu babası: "20 Temmuz gecesi Doğruyol’a saldırdık. Önce destek için havan topu ateşi açıldı. Bizi beklemiyorlardı. Baskınımız tam anlamıyla başarılı olmuştu. Ertesi gün başka bir noktada elleri arkadan bağlanmış bir Türk bulduk. Komutanımız Karahalios öldürün emri verdi ama ben öldürmedim."

Pieris Hacikulas:
1953 Karava doğumlu. İngiltere’de inşaat eğitimi aldı ve 1983’ten bu yana Kıbrıs Rum Kesimi’nde müteahhitlik yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası. "Bellapais’teki (Beylerbeyi) 33. Komando Taburu’nda askerlik yaptım. Taburum St.Hillarion karşısındaki Kocakaya’ya (Doğruyol tepesi) saldırı emri aldı. Gece ilerlerken, Girne-Lefkoşa anayolunda BM’nin Finlandiya askerlerini taşıyan aracına rastladık. Sıradaki son askerlerimiz görevimizi ihbar etmemeleri için BM askerlerini alıkoydu."

Şehitleri uçurumdan ellerimle çıkardım

20 Temmuz gecesi kurtulanlardan biri de, silah arkadaşlarını korkunç bir katliama şehit veren mücahit Vedat Toksoy’du. Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz diye ayaklarına taş bağlayıp isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi.

VAHŞETİN yaşandığı 20 Temmuz gecesi Doğruyol tepesine yapılan Rum baskınından sağ kurtulan Vedat Toksoy, silah arkadaşlarının cesetlerini günler sonra uçurumunun dibine inerek bulduğunu anlattı. Bulduğunda silah arkadaşlarının cesetlerinin sıcaktan şişmeye başladığını söyleyen Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz düşüncesiyle, ayaklarına taş bağlayıp üzerlerine tanıyabildiklerimin isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi.

Gelenler Türkçe seslenince kandık


Vedat Toksoy, baskını şöyle anlattı: "Beşparmak Dağları’na hakim bu mevziler, 1964 yılından bu yana Kıbrıslı Türklerin elindeydi. Baskın gecesi Rum askerlerin arkamızdan sızacaklarını beklemiyorduk. Çevremizdeki St.Hillarion Kalesi, Ada Tepe ve şahin Tepe yine bizim elimizdeydi; bu nedenle gerimizi güvenli kabul ediyorduk. Mevzilerimiz de tam aksi yöne bakıyordu.

Rumlar, geride tuttuğumuz tepelerdeki askerlere görünmeden geldiler. Gelenleri çıkartma yapan Türk askeri zannettik. Çünkü Rumlar Türkçe sesleniyordu. İlk önce geride yer alan ATAK kod adlı Kıbrıs’taki Türk alayına mensup 4 askerin bulunduğu telsiz istasyonu düştü. Baskın günü, çevremizdeki ormanlık alan da alev alev yanıyordu. Mevzilerimizin biraz ilerisindeydim. Yoğun ateş altında Rumlar önce sarı ardından da yeşil işaret fişeği attı. Yeşil fişek atılınca, mevzilerimizin düştüğünü anladım komutanımızın emriyle hemen üst taraftaki St.Hillarion’daki atış poligonunda üslenen Türk komandoları komutanı Cemal Oruç Yarbay’a giderek, Doğruyol’un düştüğünü anlattım. Derhal karşı taaruz emri verdi. Bölgeyi iyi biliyordum. Askerlere öncülük yaparak yol gösterdim.

Taş bağlayıp tek tek isim yazdım


Günler sonra, silah arkadaşlarımın cesetlerini uçurumun dibinde gördük. Büyük güçlükle indim. Üst üste yığılmış şehitlerimizin cesetleri sıcaktan şişmeye başlamıştı. Çoğunun bedeninde kurşun yarası da yoktu. ’Ben de ölürsem kim tanıyacak bu şehitlerimizi’ düşüncesiyle tanıyabildiklerimin ayaklarına taş bağlayarak isimlerini yazdım; Osman Benli, İsmet Mustafa, Alpay Raif, Fevzi Mehmet, Mustafa Behiç, Mustafa Abdullah, Erol İsmail..."

Şehit komutanın soyadını aldı


Vedat Toksoy, savaş sonrası, Türk komandoların tepeyi geri almak için başlattığı saldırıda yanında şehit olan Asteğmen Sıtkı Toksoy’un soyadını aldı

CNN TURK 04/08/09

Downer, ümidini koruyor

Cumhurbaşkanlığında basına kapalı yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel Danışman Downer, Cumhurbaşkanı Talatla çok iyi bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Müzakerelerin birinci aşamasının sonuna gelindiğini, eylülde başlayacak ikinci aşamanın görüşmeler açısından çok önem taşıdığını belirten Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon gibi kendisinin de olumlu beklenti içinde olduğunu kaydetti. BM Genel Sekreteri Ban
ın konuyla ilgili geçen hafta ümit ifade eden açıklama yaptığını, kendisinin de ihtiyatlı iyimserlik içerisinde olduğunu söyleyen Downer, liderlerin istekli bir tavır içerisinde olduğunu kaydetti ve görüşmelerin ikinci aşamasında olumlu adımlar atılması temennisinde bulundu.

HALKIN SESI 04/08/09

Girneye İngiliz anıtı

Emre DİNER

Ülkemizde tartışmalara neden olan anıt krizine bir yenisi daha eklendi.
Girne Belediye Başkanı
nın haberi olmamasına karşın ve Cumhurbaşkanı Talatın onay verdiği Girneye inşa edilecek olan İngiliz Anıtı, İngiltere ile Rum tarafını karşı karşıya getirdi.
1955-59 yılları arasında EOKA
ya karşı mücadele eden ve Rum askerleri tarafından öldürülen 371 İngiliz askeri anısına dikilmesi istenen anıta Rum tarafının karşı çıktığı iddia ediliyor.
İngiltere
de yayınlanan Daily Telegraph gazetesinin düzenlediği kampanya ile toplanan 80 bin sterlin ile inşa edilmesi planlanan anıt için Rum yönetiminin izin vermediği iddia edildi. Rum tarafının şiddetle karşı çıkmasından sonra İngilizler, KKTC ile temasa geçti. İngilizlerin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüşmesi üzerine, anıtın Girne Kalesinin yanına dikilmesi kararı çıktığı bildirildi.
ANIT, 371 İNGİLİZ ASKERİNİN ANISINA DİKİLECEK
İngiliz Hava Kuvvetleri eski Komutanı Sir Michael Graydon, 80 bin sterline inşa edilecek anıtın, ara bölgedeki "Wayne
s Keep" adlı İngiliz mezarlığında yatan askeri perso-nelin anısına yapılacağını açıkladı.
80 BİN STG
LİK ANIT 8 KASIM 2009DA AÇILACAK
Anıtın, tüm İngiltere
de "Armitace Day" olarak bilinen, "savaşlarda ölen İngiliz askerlerini anma günü" olan, 8 Kasım 2009da açılacağı bildirilirken, inşa edilecek anıt için 80 bin Stg. harcanacağı belirtildi.
ANIT DUYURUSU İNGİLİZ                  SAVUNMA BAKANLIĞI RESMİ WEB ADRESİNDEN YAPILDI
İngiliz Savunma Bakanlığı
nın resmi sitesinde konuyla ilgili olarak yer alan duyuruda, Hava Kuvvetlerinin eski komutanı ve Britanya Savaş Anma Vakfı Başkanı, 1960larda Kıbrısta asker olarak görev yapan Sir Michael Graydonun, şu sözlerine yer verildi;
"1950
lerde Kıbrısta EOKAcıların öldürdüğü askerlerimizi şimdi hatırlamazsak, onların ülkeleri için hayatlarını kaybettiği hiçbir zaman tanınamayacak. Bu askerleri-miz, ulusal askeri güçlerimizin, hayatını kaybeden en son askerleri. Bu askerlerimizin ailelerinin birçoğu, sevdiklerinin mezarını bugüne kadar ziyaret edip, onları anabilmiş, mezarları başında dua edebilmiş değiller. Askerlerin yattığı mezarlık, KKTC ve Güney Rum yönetimi arasındaki, "Buffer Zone" ara bölgesinde Waynes Keep olarak bilinen bu yerde. Ancak bu mezarlığa gidip, gelmek, ulaşımı oldukça zor. Onların anısına, Girnedeki eski İngiliz mezarlığı olarak bilinen yerde anıtı dikeceğiz. Onları hiç unutmadığımızı, unutmayacağımızı göstereceğiz. Yeni anıt, Girnede olacak. Waynes Keepdeki bir kiliseye de anı defteri koyacağız. Waynes Keep, ne yazık ki herkesin unuttuğu bir yer. EOKAcılar İngiliz askerlerine karşı bombalı terör kampanyası başlatmıştı. Bu savaş 4 yıl sürdü ve 1959a bitmişti. Ancak, 371 askerimiz de yaşamını kaybetti. Bu anıtı onların aziz hatırası için yapacağız"
İngiliz Savunma Bakanlığı
nın resmi sitesinde yer alan duyuruda da, anıtı yaptırtan vakfın sekreteri Donald Crawfordun şu sözleri de yer aldı:
"O dönemdeki çatışmalar, vahşi terörist stili savaştı. Eğer Britanyalıysanız, otomatikman onların hedefiydiniz. İnsanlar, güpegündüz, herkesin gözü önünde kaçırılıp, öldürülüyordu. O zamanlar eğer aileniz bir şey planlamadıysa, ölenlerin öldüğü yere gömüldüğü günlerdi. Bu kampanyamız bu nedenle oldukça önemli. Ayrıca o tarihlerde ölen askerlerimiz, yurtdışında vatanı için görev yapıp, canını kaybeden en son askerlerimizdi. Ölenlerin birçoğu askerdi, 20
li yaşların içinde, çok gençtiler. "
AYGIN: İLK DEFA SİZDEN DUYDUM, HABERİM YOK
Konuyla ilgili HALKIN SESİ
nin sorularını cevaplayan Girne Belediyesi Başkanı Sümer Aygın, "Böyle bir anıtın dikileceğini ilk defa sizden duydum, haberim yok" diye konuştu.
Aygın, Rum tarafının şiddetle karşı çıktığı, Girne Kalesi
nin yanı başına dikilmesi planlanan ve 1955 yılında EOKA tarafından öldürülen 371 İngiliz askerin anısına dikilecek olan anıtın yerinin dolu olduğunu belirtti.
Aygın, "TC Lefkoşa Elçiliği tarafından finanse edilen ve Girne Kalesi
nin etrafına düşünülen proje var, burada zaten bir anıt var. Buraya, yanı başına dikilmesi hoş olmaz. Sayın Cumhurbaşkanımız Talat, bana böyle bir bilgi vermedi" dedi.
371 İNGİLİZ ASKERİ NASIL ÖLMÜŞTÜ?
Kıbrıs
ın Yunanistana bağlanmasını isteyen ve "Kıbrıslı Savaşçılar Ulusal Çeteleri" adını taşıyan EOKAcıların 1 Nisan 1955 yılında Britanya yönetimindeki adada başlattığı kanlı olaylar, Larnaka, Limasol ve Lefkoşada hükümet binaları ve resmi dairelere yaptıkları sayısız olayla başladı. Bombalı kampan-yalar sonunda 371 İngiliz asker, polis ve askeri personeli öldürüldü. Bunların hepsi Kıbrısta toprağa verildi. İngiliz Mareşal Sir John Harding, 27 Kasım 1955de adaya ge-lerek, "olağanüstü hâl" ilan etti. Ancak EOKAcı teröristler 1959 yılı Aralık ayına kadar adada kanlı eylemlerini sürdürdüler. Daha sonra Zürih Anlaşması’yla sonuçlanacak ateşkes ilan edildi. Kıbrıs, 1960 yılında İngiltereden bağımsızlığını kazandı. İngiltere adada "hükümran üsler" olarak Dikelya ve Akrotiri askeri üslerinin yönetimini aldı. Ancak bu cumhuriyet koşulları da EOKAcıların, adanın tümüyle Yunanistana ilhak istemi nedeniyle defalarca çiğnendi. EOKAcıların öldürdüğü 371 askeri personelden 28i donanma ve kara kuvvetlerinden, 69u RAF Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden, 274ü de ordudandı. Kıbrısta 4 yılda ölen Britanya askerlerinin, yurtdışında o tarihlerde vatanı için ölen en son askerler olduğu bildirildi.

HALKIN SESI 04/08/09

 

AMAÇLARI FARKLIYMIŞ

   

Independent Diplomat grubunun KKTC için Kosova benzeri bir tanıtma için değil farklı bir amaçla çalıştığı öğrenildi.

Star Kıbrıs yazarlarından Cem Kar’ın Cumhurbaşkanlığına yakın çevrelerden edindiği bilgilere göre basında çıkan “Kosova’nın Mimarları KKTC için İşbaşında” başlıklı haber sonrasında, kamuoyunda tartışılan “bu grup bizi de Kosova gibi tanıtacak mı?” tartışmalarının aksine, KKTC Cumhurbaşkanlığı için farklı bir çalışma yürütüyor.

Tanıtma için çalışmıyorlar!

Kosova’nın Birleşmiş Milletler (BM) desteğinde tanınması için büyük başarı ve tanınmışlık elde eden grup, KKTC Cumhurbaşkanlığı ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, Kosova için yürüttüğü çalışmadan farklı bir çalışma yürütüyor. Grup KKTC Cumhurbaşkanlığı için uluslararası düzeyde aracılık görevini yürütüyor.

Ücret yüksek değil

‘Independent Diplomat’ (Bağımsız Diplomat) grubuna ödenen ücreti net olarak belirtmeyen Cumhurbaşkanlığına yakın çevreler, bu işler için profesyonel hizmet veren diğer şirketlere nazaran miktarın çok yüksek olmadığını ve gruptan Cumhurbaşkanlığının istediği düzeyde hizmet alındığını söylüyorlar.

Sözleşme çerçevesinde çalışılıyor

Böyle bir grupla çalışıldığını doğrulayan Cumhurbaşkanlığına yakın çevreler, ‘Independent Diplomat’ grubunun yaklaşık iki yıldır KKTC Cumhurbaşkanlığına ‘bir sözleşme’ çerçevesinde hizmet verdiğini söylüyorlar.

“Elmalarla Armutları Birbirine Karıştırmamak Lazım”

Independent Diplomat grubu ile KKTC Cumhurbaşkanlığı’nın çalıştığının duyurulması sonrasında kamuoyunda yer alan “Kosava gibi tanınacak mıyız” tartışmasının anlamsız olduğunu söyleyen çevreler, “elmalarla armutları birbirine karıştırmamak lazım, bu grup bizi tanıtmak için değil, uluslararası düzeyde aracılık yapmak için çalışıyor” diyor.

Carne Ross tarafından 2005 yılında kurulan Independent Diplomat grubu, ticari danışmanlık şirketleri, uluslararası hukuk firmaları, üniversiteler (özellikle Uluslarası İlişkiler Fakülteleri), araştırma enstitüleri gibi çeşitli örgütlerle birlikte çalışıyor.
Kurucu Carne Ross’un “İndependent Diplomat” isminde birde kitabı bulunuyor.

STAR KIBRIS 04/08/09

MİLLET GİDİYOR, KİDD GELİYOR

   

İngiltere Yüksek Komiseri yılsonu değişiyor...


Mihrişah Safa

İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’a yeni büyükelçi atadı. Bakanlıktan bu konuda yapılan açıklamada, Kıbrıs Yüksek Komiserliğine John Christopher William Kidd’in atandığı bildirildi.


Önümüzdeki yılın başında adaya giderek, Kıbrıs’taki İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet’ten görevi devralacağı bildirilen 52 yaşındaki Kidd, İngiliz Dışişlerinin deneyimli diplomatlarından biri.


Halen NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer’in karargâh reformundan sorumlu özel temsilcilik görevini yürüten Kidd, 1980–1983 yılları arasında Lefkoşa’da Yüksek Komiserlikte üçüncü kâtip olarak görev yapmıştı.


Evli, ikiz kızları bulunan 1957 doğumlu yeni yüksek komiser, 1978 yılından bu yana İngiliz Dışişleri ve Commenwealth Ofisinde görev yapıyor. Kıbrıs, İngiliz Uluslar Topluluğu olarak bilinen “Commenwealth”in üyesi olduğu için, buraya üye ülkelerdeki Birleşik Krallık büyükelçileri, “Yüksek Komiser” olarak adlandırılıyor.


Yeni Kıbrıs Yüksek Komiseri, Güney Asya, Afrika, ABD, Almanya, Fransa, Avrupa Komisyonu, NATO Merkezi olmak üzere çeşitli ülkelerde değişik görevlerde bulundu. Lefkoşa ataması, Kidd’in ilk büyükelçilik görevi.


İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Peter Millet’in “Diplomatik Serviste” başka bir göreve atandığını bildirdi.

STAR KIBRIS 04/08/09

   

Cumhurbaşkanı Talat ile görüşen Downer: Sonuçtan ümitliyiz ...

Özel Danışman Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon gibi kendisinin de olumlu beklenti içinde olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile bir araya gelerek müzakelerdeki son durumu görüştü.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla devam eden görüşmelerin birinci turunun tamamlanacağı 6 Ağustos öncesi yer alan kabulde, BM Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da hazır bulundu.
Cumhurbaşkanlığı’nda basına kapalı yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel Danışman Downer, Cumhurbaşkanı Talat’la çok iyi bir görüşme yaptıklarını söyledi.


Müzakerelerin birinci aşamasının sonuna gelindiğini, eylülde başlayacak ikinci aşamanın görüşmeler açısından çok önem taşıdığını belirten Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon gibi kendisinin de olumlu beklenti içinde olduğunu kaydetti. BM Genel Sekreteri Ban’ın konuyla ilgili geçen hafta ümit ifade eden açıklama yaptığını, kendisinin de ihtiyatlı iyimserlik içerisinde olduğunu söyleyen Downer, liderlerin istekli bir tavır içerisinde olduğunu kaydetti ve görüşmelerin ikinci aşamasında olumlu adımlar atılması temennisinde bulundu.

DOWNER VE İKİNCİ TUR

Öte yandan Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Fileleftheros gazetesi, “Downer Git Gele Başladı” başlıklı haberinde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la da görüşmesinin beklendiğini belirtti.


Bu görüşmelerin, 6 Ağustos’da doğrudan müzakereler çerçevesinde yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin öncesinde yapılacağına dikkati çeken gazete, (Downer’ın yapacağı) görüşmelerde; doğrudan müzakerelerin ikinci turunun program ve metodunun belirleneceğini belirtti.


Gazete, BM ve Türk tarafının, sürecin hızlandırılmasını arzuladığının; Rum tarafının ise, ilk önce sonuç ve somut hareketler istediğinin belirtildiğini kaydetti.
Gazete, “Garantilerde ‘Bağımsız (özgür-serbest) Eller’ ” başlıklı haberinde ise, doğrudan müzakereler sürecinin, müdahil tarafların dikenli konulara dokunmaksızın, ikinci turun adımlanması (adım atma) aşamasına girdiğini yazdı.


Gazete, Türk tarafının ayrıca, büyük farklılıklar nedeniyle ileriye götürülemeyen garantiler ve güvenlik başlığında, Annan Planı mantığında hareket ettiğini ve kazanımlar elde etmeye çalıştığını savundu.


Ankara’nın, ortaya çıkacak olan anlaşmanın hayata geçirilmesinde, “bağımsız ellere” sahip olmaya çaba gösterdiğini savunan gazete, güvenlik başlığına ilişkin Türk taleplerinin arasında “14 yıllık bir geçiş dönemi boyunca anlaşmanın öngöreceği şekilde askerlerin çekilmesi (Annan Planı da bunu öngörüyordu), rolü ve misyonu konusunda açıklık getirilmeyen askeri birliklerin kalması, Türk garantilerinin muhafaza edilmesi, Kıbrıslı Türklerin yeniden iskânına kadar ve iade edilecek bölgelerde Türkiye tarafından garanti sağlanması, BM’nin bölgelerde sembolik olarak kalması, BM’nin anlaşmanın hayata geçirilmemesi durumunda herhangi bir müdahalede bulunmasının hatta tedbir almasının mümkün olmayacağı gözlemci durumunda kalmasının” bulunduğunu da ileri sürdü.

STAR KIBRIS 04/08/09

 

BOTHOREL, TALAT’A VEDA ETTİ

   

KKTC’deki görev süresini tamamlayan AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a veda ziyaretinde bulundu.

 
Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, görev süresini tamamlayan Bothorel Brüksel’e dönecek.

STAR KIBRIS 04/08/09

 

Memorials mark anniversary of Makarios’ death
By Daniel Thomas

MEMORIAL services were held across Cyprus on Sunday to mark 32 years since Archbishop Makarios III’s death. Churches, monasteries and community centres across the island paid homage to the Republic’s first president.

An imposing figure that gained reverence worldwide for his activity in the global political arena and was hailed by many as the individual whose actions contributed most in realising the nation’s independence, Makarios nevertheless remains a name that evokes strong emotions of reflection for Cypriots who lived during his time.

The main service was held at Kykkos Monastery and was attended by members of the religious hierarchy and President of the Republic Demetris Christofias. Christofias, speaking to a packed service, told his audience that “the Cypriot People have lost a great leader. We continue to support and work using his ideas so that the attainable visions determined by him can be realised.”

Drawing attention to the fact that Cyprus will next year be marking half a century of independence, Christofias highlighted that this date would be bittersweet.

He highlighted that during the time that has elapsed since Makarios was proclaimed the first president of the Republic in 1960, many national sentiments have undergone drastic changes: “In these fifty years, hope and optimism have been replaced by disappointment and pessimism; betrayal has given way to a tough struggle and continuous challenge.”

Christofias said that Makarios had worked tirelessly both before and after the invasion until his death in 1977 in pursuing his aims for a viable and independent Cypriot state. He also made reference to the controversy that surrounds Makarios’ legacy, which he said had exerted a personal effect on the man himself.

“Makarios died bitter that he was not able to offset the harm to Cyprus that he had warned of so many times, witnessing the toils of his people lost in the fire and iron of war.” He added that Makarios symbolised the resistance to both home-grown and foreign attempts to harm Cyprus, and it is in this frame that he is justifiably remembered in the consciousness of the Cypriot people.

Cyprus Mail 04/08/09

 

Rum komandolardan Türk katliamı itirafı

Ömer BİLGE

Rum komandolardan Türk katliamı itirafı Rum yazar Panikos Neokleus’un Kıbrıs Barış Harekátı sırasında askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç bir katliamın itirafına da sahne oldu. Tiyatrocu Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözleri üzerine Türkiye’yi AB’ye şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları, 20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar Türk mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı baskına katıldıklarını söyledi.

TİYATROCU Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözü üzerine Türkiye’yi AB’ye ve BM’ye şikáyet eden Kıbrıs Rum yönetiminde, Kıbrıs Barış Harekátı’nın yapıldığı 20 Temmuz 1974’te asker olan bir grup Rum komando, Kıbrıslı Türk mücahitlerin, esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma atıldığı Doğruyol baskınına katıldıklarını itiraf etti.   

Hedefteki tepeye sızma operasyonu

Kıbrıs Barış Harekátı’nın kader anı olarak adlandırılan Doğruyol muharebeleri, Türk Ordusu’nun Girne’den çıkarma yaptığı ve aynı anda Beşparmak Dağları’nın ardına paraşütçü komandoları indirdiği 20 Temmuz 1974 gecesi yaşandı.

Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır elinde bulunan Doğruyol tepesindeki mevziler, 20 Temmuz gecesi, Rumların Girne’nin Bellapais (Beylerbeyi) bölgesindeki komando taburuna bağlı birliklerin baskınına uğradı.

Mevzilere sızma operasyonu düzenleyen Rum komandolar, kısa bir süre de olsa Barış Harekátı planlarını tehlikeye düşürdü. Tepe ve mevziler şiddetli çatışmaların ardından geri alındı ancak Rum komandolar, baskın sırasında esir aldıkları 20’ye yakın mücahidi canlı canlı uçuruma atarak katletti.

50 Rum askerin itirafları kitaplaştı

Türklerin Doğruyol, Rumların ise Kocakaya adı verdikleri tepedeki katliama katılan askerlerin isimleri, Rum yazar Panikos Neokleus’un 20 Temmuz günü askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitapta yayınlandı.

50 Rum askerin savaşın başladığı gün yaşadıklarının anlatıldığı kitapta, 3 asker Doğruyol baskınına bizzat katıldıklarını ve Türkleri esir aldıklarını itiraf etti. Rum askerler, esirleri öldürdüklerini gizledi ancak katliamın yapıldığı saldırıya katıldıklarını vurguladı.

Baskın kader anı oldu

BARIŞ Harekátı’nın başladığı 20 Temmuz günü, paraşütçü komandoların indiği Boğaz Köyü’ne harekátın ünlü komutanı Nurettin Ersin Paşa üs kurdu. Nurettin Ersin’in irtibat subaylığını yapan Kıbrıslı Türk Emekli Binbaşı Hasan Kutay, Doğruyol mevzilerinin düştüğü gün yaşananları şöyle anlattı:

Komutan ateş altında

"Nurettin Ersin Paşa, kurmaylarıyla birlikte Boğaz’da karargáhını kurdu. Doğruyol mevzileri, çıkarma yapan birlikler ile paraşütle inen birliklerin tam ortasındaydı. Rumların saldırısıyla Doğruyol düşünce, doğrudan komutanlığımız da ateş altında kaldı. Bir anda harekát planları aksadı.

Gece boyu çatışma

Gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda tepe geri alındı. Alınmasaydı, çıkarma yapan birliklerimiz ile ikiye bölünmüş olacaktık. Doğruyol’u tutan mücahitlerimiz uçuruma atılıp şehit edilmişti. Derin uçurumdan şehitlerimizin bedenlerini bir hafta sonra çıkartabildik."

Rumlar:Türkleri çok gafil avladık

O korkunç gecede baskına katılan Rum askerleri, yaşananları şöyle anlattı:
/_np/4937/8534937.jpg
DİMOS Dimitriu: 1954 Limasol doğumlu. Lefkoşa Rum Kesimi 3’üncü Teknik Lisesi’nde halen öğretmenlik yapıyor. Evli 2 kız çocuğu babası: "20 Temmuz günü askerdim. 31. Komando Taburu’nun görevi, Kocakaya (Doğruyol) tepesinin ele geçirmekti. Diğer tepeler de Türklerin elindeydi, aralarından sızdık. Tepe, gerek Lefkoşa gerekse Girne tarafından görülüyordu. Gece saat 20.00’de hedefe doğru yola çıktık. 120 kadar komandoyduk. Bölüğün komutanı Üsteğmen Karahalios’tu. Türkleri gafil avladık. Kaçmayı başaramayanlar ya öldürüldüler ya da esir düştüler. Esirler yaklaşık 30 kişiydi. Akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyorum."

Komutan ’Öldür’ dedi

Mihalikis Kiprianu: 1955 Kaminarya doğumlu. Hellenic Bank’ın Limasol şube müdürlüğünü yapıyor. Evli 3 kız çocuğu babası: "20 Temmuz gecesi Doğruyol’a saldırdık. Önce destek için havan topu ateşi açıldı. Bizi beklemiyorlardı. Baskınımız tam anlamıyla başarılı olmuştu. Ertesi gün başka bir noktada elleri arkadan bağlanmış bir Türk bulduk. Komutanımız Karahalios öldürün emri verdi ama ben öldürmedim."

Pieris Hacikulas: 1953 Karava doğumlu. İngiltere’de inşaat eğitimi aldı ve 1983’ten bu yana Kıbrıs Rum Kesimi’nde müteahhitlik yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası. "Bellapais’teki (Beylerbeyi) 33. Komando Taburu’nda askerlik yaptım. Taburum St.Hillarion karşısındaki Kocakaya’ya (Doğruyol tepesi) saldırı emri aldı. Gece ilerlerken, Girne-Lefkoşa anayolunda BM’nin Finlandiya askerlerini taşıyan aracına rastladık. Sıradaki son askerlerimiz görevimizi ihbar etmemeleri için BM askerlerini alıkoydu."

Şehitleri uçurumdan ellerimle çıkardım
/_np/4911/8534911.jpg
20 Temmuz gecesi kurtulanlardan biri de, silah arkadaşlarını korkunç bir katliama şehit veren mücahit Vedat Toksoy’du. Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz diye ayaklarına taş bağlayıp isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi.

VAHŞETİN yaşandığı 20 Temmuz gecesi Doğruyol tepesine yapılan Rum baskınından sağ kurtulan Vedat Toksoy, silah arkadaşlarının cesetlerini günler sonra uçurumunun dibine inerek bulduğunu anlattı. Bulduğunda silah arkadaşlarının cesetlerinin sıcaktan şişmeye başladığını söyleyen Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz düşüncesiyle, ayaklarına taş bağlayıp üzerlerine tanıyabildiklerimin isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi.

Gelenler Türkçe seslenince kandık

Vedat Toksoy, baskını şöyle anlattı: "Beşparmak Dağları’na hakim bu mevziler, 1964 yılından bu yana Kıbrıslı Türklerin elindeydi. Baskın gecesi Rum askerlerin arkamızdan sızacaklarını beklemiyorduk. Çevremizdeki St.Hillarion Kalesi, Ada Tepe ve şahin Tepe yine bizim elimizdeydi; bu nedenle gerimizi güvenli kabul ediyorduk. Mevzilerimiz de tam aksi yöne bakıyordu.

Rumlar, geride tuttuğumuz tepelerdeki askerlere görünmeden geldiler. Gelenleri çıkartma yapan Türk askeri zannettik. Çünkü Rumlar Türkçe sesleniyordu. İlk önce geride yer alan ATAK kod adlı Kıbrıs’taki Türk alayına mensup 4 askerin bulunduğu telsiz istasyonu düştü. Baskın günü, çevremizdeki ormanlık alan da alev alev yanıyordu. Mevzilerimizin biraz ilerisindeydim. Yoğun ateş altında Rumlar önce sarı ardından da yeşil işaret fişeği attı. Yeşil fişek atılınca, mevzilerimizin düştüğünü anladım komutanımızın emriyle hemen üst taraftaki St.Hillarion’daki atış poligonunda üslenen Türk komandoları komutanı Cemal Oruç Yarbay’a giderek, Doğruyol’un düştüğünü anlattım. Derhal karşı taaruz emri verdi. Bölgeyi iyi biliyordum. Askerlere öncülük yaparak yol gösterdim.

Taş bağlayıp tek tek isim yazdım

Günler sonra, silah arkadaşlarımın cesetlerini uçurumun dibinde gördük. Büyük güçlükle indim. Üst üste yığılmış şehitlerimizin cesetleri sıcaktan şişmeye başlamıştı. Çoğunun bedeninde kurşun yarası da yoktu. ’Ben de ölürsem kim tanıyacak bu şehitlerimizi’ düşüncesiyle tanıyabildiklerimin ayaklarına taş bağlayarak isimlerini yazdım; Osman Benli, İsmet Mustafa, Alpay Raif, Fevzi Mehmet, Mustafa Behiç, Mustafa Abdullah, Erol İsmail..."

Şehit komutanın soyadını aldı

Vedat Toksoy, savaş sonrası, Türk komandoların tepeyi geri almak için başlattığı saldırıda yanında şehit olan Asteğmen Sıtkı Toksoy’un soyadını aldı.

HURRIYET 04/08/09

Rumlar baklavada gol yedi!

Baklavayı sahiplenen Rumların en büyük bankası Güllüoğlu baklavaları sunuyor.

AB’ye üye ülkelerin ‘milli yemekleri’nin yeraldığı kitapçıkta baklavayı Kıbrıs Rum tatlısı gibi gösterip sahiplenen Rumlar, kendi kalelerine gol atarak baklava tartışmasına noktayı koydu.

Güney Kıbrıs’ın en büyük bankası sayılan ve çeşitli ülkelerde bankacılık faaliyetleri olan ‘Bank of Cyprus’, Yunan başkenti Atina’nın merkezindeki Mitropoleos Caddesi dokuz nolu binada açtığı şubesinde, müşterilerine Rum değil Türk baklavası ikram etti.

Radikal Gazetesi'nden Yorgo Kırbaki'nin haberine göre; bankanın gişeler bölümünde ‘Karaköy Güllüoğlu Baklavacısı’ yazan kutudan arzu eden müşterilere baklava sunuluyor. Atina’da Paleon Faliron, Glifada, Sintagma ve Kifiasia semtlerinde Nadir Güllü’nün sahibi olduğu ‘Karaköy Güllüoğlu baklavacısı’nın, İstanbullu Rum Aris Prodoromidis tarafından işletilen mağazaları var.

2006’da Güney Kıbrıs’ta düzenlenen Avrupa Günü etkinliğinde dağıtılan tatlı kitabında ilk kez baklava Rumların ‘milli tatlısı’ olarak tanıtılmıştı. Rumların baklavayı sahiplenmelerine Gaziantepli baklava ustaları sert tepki göstermişti.

MILLIYET 05/08/09

'Milli tatlı' baklava tartışmasına son nokta

05/08/2009 11:00 RADIKAL

Baklavayı 'milli tatlı' ilan eden Rumların en büyük bankası, müşterilere Güllüoğlu baklavası sunuyor

 

YORGO KIRBAKİ 

ATİNA - AB’ye üye ülkelerin ‘milli yemekleri’nin yeraldığı kitapçıkta baklavayı Kıbrıs Rum tatlısı gibi gösterip sahiplenen Rumlar, kendi kalelerine gol atarak baklava tartışmasına noktayı koydu. Güney Kıbrıs’ın en büyük bankası sayılan ve çeşitli ülkelerde bankacılık faaliyetleri olan ‘Bank of Cyprus’, Yunan başkenti Atina’nın merkezindeki Mitropoleos Caddesi dokuz nolu binada açtığı şubesinde, müşterilerine Rum değil Türk baklavası ikram etti.
Bankanın gişeler bölümünde ‘Karaköy Güllüoğlu Baklavacısı’ yazan kutudan arzu eden müşterilere baklava sunuluyor. Atina’da Paleon Faliron, Glifada, Sintagma ve Kifiasia semtlerinde Nadir Güllü’nün sahibi olduğu ‘Karaköy Güllüoğlu baklavacısı’nın, İstanbullu Rum Aris Prodoromidis tarafından işletilen mağazaları var. 2006’da Güney Kıbrıs’ta düzenlenen Avrupa Günü etkinliğinde dağıtılan tatlı kitabında ilk kez baklava Rumların ‘milli tatlısı’ olarak tanıtılmıştı. Rumların baklavayı sahiplenmelerine Gaziantepli baklava ustaları sert tepki göstermişti.

 

Ban Ki Moon, ekimde gelecek

İkinci turun 3 Eylül 2009da başlaması bekleniyor.
Taraflar, yaklaşık 1 aylık arayı, 2
nci tura hazırlıkla geçirecek.
2
nci tura doğru giderken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moonun, taraflarla görüşmesi gündeme geldi.
Hatta, bu görüşmenin, ikinci turu başlatma amaçlı olarak, New York
ta gerçekleştirilmesi görüşü de ortaya atıldı. Kıbrıs Türk tarafı, buna yeşil ışık yaktı.
Birleşmiş Milletler
e yakın kaynaklar ise, görüşmenin Lefkoşada yapılmasının, daha iyi sonuç vereceğine inandıklarını bildirdiler.
Birleşmiş Milletler kaynakları, New York
un yoğun gündemi içerisinde, Kıbrıs kaybolup gidebileceği görüşünü öne çıkardılar ve bunun için "görüşme Lefkoşada olsun" dediler.
Bu nedenle görüşmenin büyük bir olasılıkla ekim ayında Lefkoşa
da gerçekleşmesi bekleniyor.
Genel Sekreter’in ziyaretiyle, sürecin ivme kazanacağına kesin gözüyle bakılırken, bu konuda, hem takvim hem de hakemliğe karşı çıkan Rum tarafının tavrı merakla bekleniyor.

HALKIN SESI 05/08/09

 

Arapça ders aparatları

İlkokullarda başlatılan din derslerine karşı çıkan KTÖS ile bir grup örgüt, önceki gün Akovadaki eylemin ardından dün de Değirmenlikte eylem yaptı.
Örgütler ortak açıklamalarında, "Din, vicdan ve ibadet özgürlüğünü bertaraf etmeye çalışan ve laik kültürü hiçe sayan anlayışla, imamları okullara  taşımak isteyen zihniyetin karşısında olmaya devam edeceklerini" duyurdular.
KTÖS, KTOEÖS, KTAMS, GÜÇ-SEN, ÇAĞ-SEN, Baraka Kültür Merkezi, BES, El-Sen, Tel-Sen, Vergi-Sen, Bilimsel ve Demokratik Eğitim İnisiyatifi, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Derneği, DAÜ Bir-Sen, Mec-Sen, BKP, TDP ile YKP
nin ortak açıklamasında, özetle şu ifadelere yer verildi:
 "UBP
nin AKPye şirin görünme adına onay verdiği fakat tamamen Kuran kursu olarak işlev gören bu kursların çocuklarımız üzerinde empoze edici bir anlayışla verildiği gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Çeşitli yaş gruplarına dahil yaklaşık 40 öğrencinin bir sınıfta ellerinde Arapça yazılmış Kur
an, birkaç kız çocuğunun başı bağlı şekilde kurs aldıkları tespit edilmiştir.
Sınıf içerisinde Atatürk resminin altında asılmış Arap alfabesi ile yazılmış ders aparatları laik eğitimin önüne engel teşkil etmiş konumdaydı. Kur
an kursları olduğunu ispatlayıcı fotoğraflar, kitaplar ve CDler mevcut olmakla beraber, bilgisayardan kara tahtaya projeksiyonla yansıtılan namaz, Kuran bilgisi ve Arapça alfabe, sıralarda buluna Arapça kitaplar ve Kuran, bu kursların amacının din bilgisi değil Kur’an kursları olduğunu ispatlamıştır"
 Açıklamada, Din İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı da, "kursların asıl amacını gizleyerek yobaz anlayışa kılıf uydurmaya çalışmakla" suçlandı.
Açıklamada, "Bu kursların
din kursu olduğunu iddia edenlerin Kıbrıslı Türklerden derhal özür dilemesi gerekir" ifadesine de yer verildi.

HALKIN SESI 05/08/09

 

ŞOK, ORAMSLAR AVUKATSIZ KALDI

   

İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (SRA), David ve Linda Orams’ı temsil eden “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin durduğunu açıkladı.


Kerem Hasan
Kıbrıs’taki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik Orams davasında, David ve Linda Orams’ı temsil eden İngiltere’deki “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durdu. Bu konudaki açıklama, İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (Solicitors Regulatory Authority – SRA) tarafından yapıldı. Ancak SRA, firmanın faaliyetlerini kendilerinin mi durduğunu, yoksa firmanın kendisinin mi böyle bir karar aldığını açıklamadı.

Londra’da Kıbrıslı Türklere ait avukatlık bürolarından olan ve Avrupa Adalet Divanı’nda da son olarak Orams davasındaki karar ile birlikte anımsanan “Vahib & Co” avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durdurulması şok etkisi yarattı.

11-12 Kasım’da İngiltere Temyiz Mahkemesi’nde görülecek olan Orams davasına hazırlanması gereken Vahib & Co’nun yerine davayı kimin alacağı merak konusu olurken, şu anda İngiltere’de bulunan David ve Linda Orams çifti, kötü haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.

STAR KIBRIS’ın konuyla ilgili olarak SRA’den elde ettiği bilgiye göre, 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren Vahib & Co’nun elindeki hukuk davaları, başka hukuk şirketlerine devredildi. SRA yetkilileri söz konusu devir işleminin büronun müvekkillerinin bilgisi ve rızasıyla yapıldığını söylerken, Orams çiftinin, bu konudan haberinin bulunmaması ilginç bir nokta olarak karşımıza çıktı. SRA ayrıca, Vahib & Co’nun kapanan veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyalarıın ise depolara kaldırıldığını bildirdi.

Vahib & co’dan açıklama yok

Konuyla ilgili olarak Kuzey Londra’daki ofislerini telefonla aradığımız Vahib & Co avukatlık bürosundan ise herhangi bir açıklama çıkmadı. Büronun yöneticilerinden Hasan Vahib ile görüşmeye çalışan STAR KIBRIS sorularına yanıt bulamadı.
Avukat şirketinde “Pınar” isimli personelle görüşen ve “Orası Vahib and Co mu?” sorusuna, “Evet, daha önce Vahib and Co olarak bilineniz” diye cevap alan gazetemize, ofis Menajeri Hasan Vahib’in “içeride olmadığı” cevabı verildi. “Telefona hangi şirket adına cevap verildiğini” soran muhabirimize, “daha önce Hasan Vahib olarak bilinen şirket adına cevap veriyorum. Şu an her hangi bir ismi yok” denildi. Avukat İşin Vahib ile konuşmak isteyen STAR KIBRIS muhabirine yine “içeride değil” cevabı verildi. “Orams davasına kimin baktığı” yönündeki sorumuza ise “Bu soru için Hasan Bey ile görüşmeniz gerekiyor” cevabını aldık.

Oramslar şokta

Şu anda İngiltere’de bulunan David ve Linda Orams çifti ise kötü haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.
Telefonla ulaştığımız Orams çifti, “SRA’dan alınan bilgilere göre, Vahib avukatlık bürosu 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren faaliyet göstermiyor, bu durumdan haberdar mısınız?” sorumuza, “Hayır haberimiz yok. Böyle bir şey var mı, bunu ilk kez sizden duyuyoruz. Nereden öğrendiniz, bize bu bilgileri verebilir misiniz?” diyerek şok yaşadıklarını söylediler.
Ne yapacakları konusunda bir fikirleri bulunmadığını kaydeden Linda Orams, “Gereken araştırmaları yapmamız lazım. Çünkü böyle bir durumdan gerçekten haberimiz yoktu. Bilgimize getirdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Biz de büroyu arayıp, cevap alamıyorduk” dediler.



Karar Kasım’da

Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz Mahkemesi’nde görüşülüyor.
Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolides’in, KKTC’de yaşayan ve Lapta’da mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı davada ATAD’dan görüş istemişti. ATAD ise açıkladığı görüşünde KKTC’de mülk satın alan yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de uygulanabileceğini bildirmişti.
2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTC’deki emlak sektörünü yakında ilgilendiriyor.

STAR KIBRIS 05/08/09

YEŞİLIRMAK İÇİN AMBULANSLI DENEME

   

Pirgo Hastanesi’ne ait ambulans, Cuma gününe kadar, deneme amaçlı olarak “barikatı” kullanarak, 1964’den beridir Kıbrıs Rum araçlarına kapalı olan yolu geçecek.

Yeşilırmak (Limnidi) barikatının açılmasına ilişkin çalışmalar çerçevesinde, bir ambulansın deneme amaçlı olarak buradan geçişine hafta içerisinde izin verilmesinin beklendiği bildirildi.


Deneme amaçlı olarak “Limnidi barikatından” geçecek olan ambulansın, “Lefkoşa”ya gideceğini yazan Politis gazetesi, bu şekilde, ambulansların ve itfaiye araçlarının geçişiyle ilgili olarak iki liderin vardığı anlaşmanın öngörüsünün hayata geçirileceğini belirtti.


Habere göre, Pirgo Hastanesi’ne ait ambulans, Cuma gününe kadar, deneme amaçlı olarak “barikatı” kullanarak, 1964’den beridir Kıbrıs Rum araçlarına kapalı olan yolu geçecek.


Ambulansın deneme amaçlı geçişinin, Kıbrıslı Türklerin, Erenköy’deki 8 Ağustos etkinlikleri için geçişine olanak sağlanması koşulunu ortaya da çıkardığını yazan gazete, iki lider temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun ileriki günlerde bölgeyi ziyaret etmesinin de beklendiğini; ziyaret çerçevesinde Pirgo’dan, “Limnidi”ye kadar olan yolu teftiş edeceklerini ve Dillirga bölgesine bağlı İhtiyar Meclisi üyeleriyle toplantıya katılacaklarını belirtti.


Gazete, Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis’in, önceki güne kadar görüşmenin ne zaman gerçekleştirileceği konusunda bilgilendirilmediğini de yazdı.


Habere göre, Mihailidis, söz konusu yolun güvenli bir şekilde kullanıldığının tespit edilmesi halinde, iki lider arasındaki anlaşmanın tümünün hayata geçirilmesini talep edeceklerini söyledi.


Gazete, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un Pirgo’yu, “Limnidi”ye bağlayan yolun yapım çalışmalarına ilişkin ihaleyi duyurmasının beklendiğini de yazdı.


Fileleftheros ise, Rum Yönetimi’nin, 8 Ağutos’ta Kıbrıslı Türklerin Erenköy cebine geçişine izin vereceğini yazdı.


Gazete, aynı zamanda Türk tarafının ise, ambulanslar tarafından kullanılması mümkün olması amacıyla bölgeye giden yoldaki çalışmaların ileriye götürüldüğü konusunda Rum Yönetimi’ne bilgi verdiğini belirtti.


Alithia’ya göre ise, Dillirga bölgesi barikatlarının açılmasıyla ilgili Komite Başkanı Andreas Karos, Nami ile Yakovu’nun bölgeye ziyaretinin geçtiğimiz hafta yapılacağını; ancak BM’nin “Limnidi”-Pirgo yolunun temizlenmesi çalışmalarının tamamlamaması nedeniyle son anda ertelendiğini söyledi.


Karos’a göre, temizlenme çalışmaları tamamlandığı zaman, Nami, Yakovu ve Zerihoun’un da hazır bulunmasıyla, yol deneme amaçlı olarak ambulans tarafından kullanılacak.


“Türklerin, Erenköy limanın derinleştirilmesi çalışmaları” iddiasına ilişkin olarak ise Karos, “işgal makamlarının, şu anda demirleyen gemilerden daha büyük gemilerin demirlemesi maksadıyla, limanı derinleştirdiğini” savundu.


Karos, yapılan bu çalışmaların büyük öneminin olmadığını bölge sakinlerinin bu çalışmalarla ilgilenmediğini de söyledi.

ANASTASİADİS

Fileleftheros’a göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de, “Limnidi barikatının” açılması konusundaki anlaşma ile “işgal ordusunun, kabul edilemez, yasa dışı ve kışkırtıcı faaliyetleri” diye nitelediği Erenköy limanındaki çalışmaları bağdaştırmak istemediğini söyledi.


Anastasiadis, yapılan anlaşmanın harfi harfine hayata geçirilmesi temennisinde de bulundu.


EVRO.KO ise, yaptığı açıklamada, ileri sürdükleri “Türklerin Erenköy limanını derinleştirmeye başlamasının”, bir yandan “Limnidi’yi, Ledra Caddesi’yle (Lokmacı Barikatı) ilgili anlaşmadan bağlantısını koparan diğer yandan da Türk tarafının “Ledra”yla ilgili koşulları yerine getirmemesini kabul eden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yanlış icraatlarını kanıtladığını savundu.


EVRO.KO ayrıca, “Türk işgal kuvvetlerinin Ledra bölgesinde düşüncelerini empoze ettiğini, Türk işgal ordusunun, barikat ile ilgili herhangi bir taahhütte bulunmaksızın kışlalarına elektrik sağlanmasını teminat altına aldığını, şimdi ise kışkırtıcı bir biçimde limanı derinleştirdiğini” ileri sürdü.

STAR KIBRIS 05/08/09

 

Downer meets both leaders

THE UN secretary-general’s special envoy in Cyprus, Alexander Downer, yesterday met with the two community leaders to be briefed on the progress being made in negotiations to resolve the Cyprus problem.

Though no statements were made by President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Downer informed reporters that they had briefed him on the issues that were preoccupying them, as well as the problems being faced during direct talks.

The first evaluation of the talks so far will take place tomorrow, the last of the two leaders’ meetings until September 3; the anniversary of the first day the talks started.

Following the meeting, Downer expressed the UN’s reserved optimism that the two leaders can reach a solution. He said there was good will on both parts.

“I use these meetings to talk through the issues with the two leaders so that I understand very well their perspectives and the issues that they’re dealing with,” said Downer. “Of course we are coming to the end of what is sometimes called the first reading here of the negotiations of the chapters and the next meeting on Thursday will be the last meeting before the summer break.”

Meanwhile, Presidential Commissioner George Iacovou and Talat’s special advisor Ozdil Nami will decide tomorrow when they will be visiting the Pyrgos of Tylliria area, where preparations are underway to open the Limnitis checkpoint.

CYPRUS MAIL 05/08/09

Coalition’s future ‘by no means a certainty’
By Nassos Stylianou

AS RULING AKEL tried to draw the line over the recent SGO saga yesterday, comments from coalition partner DIKO suggested that the future of the government coalition was still hanging in the balance.

The ongoing spat between communist AKEL and centre right DIKO regarding the president’s handling of the participation in semi-governmental organisations that saw the latter pull out of the running for chairmanships and vice-chairmanships of semi-state bodies renewed speculation hinting at DIKO’s exit from the government coalition.

AKEL spokesman Andros Kyprianou yesterday refuted allegations of a lack of respect towards DIKO, saying that his party was trying to find ways to put their partnership back on track.

“I want to believe that we will find the power and the way to overcome these difficulties,” he said.

While the official line emanating from both parties is that they are prepared to put the issue behind them and attempt to resume a working relationship, DIKO President Marios Garoyian yesterday implied that his party’s continued participation in the government was by no means a certainty.

“They have insulted the dignity of our party. DIKO will observe matters and evaluate the course of events before formulating its positions and giving its verdict,” he told reporters yesterday.

This latest statement indicates that relationships between the two coalition partners have reached an all-time low, with DIKO siding with opposition party DISY in criticising the government for having too much political power and confusing the distinction between state and government.

Asked what course of action DIKO would follow should further disagreements arise with AKEL over the Cyprus problem, Garoyian refused to be drawn into making rash statements but instead said that “should there be a divergence of views, our response will be appropriate”.

CYPRUS MAIL 05/08/09

Kıbrıs görüşmelerinde ilk tur tamamlandı

Liderlerin 40 kez biraraya geldiği 11 ay süren ilk turda hayati konuların hiçbirinde uzlaşma sağlanamadı.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

06 Ağustos. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - İlk turun tamamlanmasının ardından açıklama yapan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uzlaşılan ve uzlaşılamayan konuların ortaya konduğu ilk turda Kıbrıs müzakereleri tarihinde bir ilki başararak ortak bir metin hazırladıklarını söyledi. Talat’ın ortak metin diye adlandırdığı 30’a yakın belgede, tarafların pozisyonları yer alıyor, uzlaşılan ve uzlaşılamayan konular sıralanıyor.

"Daha zor bir aşama olan Al-Ver sürecine gelebilirsek bu metin sayesinde ilerleme sağlayabileceğiz" diye konuşan Talat, ikinci turda anlaşılan konuları çoğaltmayı hedeflediklerini belirtti.

Türk tarafı yıl sonundan önce müzakereleri tamamlayıp yeni yılda referanduma gitmeyi hedefliyor. Talat, 2008 Eylül’ünde başlayan görüşmelerde çözümün 2009 başında mümkün olduğunu söylemişti. Ancak aradan geçen 11 ayda taraflar arasında yakınlaşma dahi sağlanamadı.

Rum tarafı ise Türkiye ve KKTC’nin tutum değiştirmemesi halinde referanduma sunulacak bir çözüm planına ulaşılamayacağnı savunuyor. Rum lider Dimitris Hristofyas yıl sonuna kadar çözümün mümkün olmadığını ileri sürüyor.

Liderler ilk turda Kıbrıs sorununu oluşturan "Yönetim ve Yetki Paylaşımı", "Mülkiyet", "AB ile İlişkiler", "Ekonomi", "Toprak" , "Güvenlik ve Garantiler" başlıkları üzerinde ilk gözden geçirmeyi tamamladı. Taraflar bu başlıklar hakkında pozisyonlarını ve beklentilerini ortaya koydu.

AB ile ilişkiler başlığında bazı yakınlaşmalar sağlansa da “kırmızı çizgiler” diye de adlandırılan hayati konuların hiçbirinde uzlaşılamadı. Olası çözümün işleyişinin temeli olarak kabul edilen “Yönetim ve Yetki Paylaşımı” konusunda neredeyse hiçbir uzlaşmaya varılamadı. Mülkiyet, Türkiye’nin garantörlüğü ve göçmenler gibi son derece kritik konulardaysa yakınlaşma dahi sağlanamadı.

TÜRK TARAFININ İSTEKLERİ
Türk tarafı, siyasi eşitlik temelinde, gerçek anlamda iki bölgeli, Kuzey’de mutlak Türk egemenliğinin olacağı, Türkiye’nin garantörlüğünün korunacağı, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının büyük bir bölümünün adada kalabileceği yeni bir ortaklık devleti istiyor. Türk tarafı ayrıca devletin her kademesinde Rumlarla eşit siyasi statüde dönüşümlü olarak yer almayı savunuyor. Türk tarafı çözüm çabalarının en geç 2010 yılı başında sonuçlanmasını istiyor.

RUM TARAFININ İSTEKLERİ
Rum tarafıysa, başta Türkiye’nin garantörlüğüne karşı çıkıyor, Türk askerinin ve yerleşikler diye adlandırdığı Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının tümünün adadan çıkmasını istiyor. Hristofyas sayıları 200 bini aşan Rum göçmenlerin mülklerinin tamamının iadesini ve topyekün Kuzey’e yerleşme hakkı verilmesini talep ediyor. Rumlar ayrıca Karpaz, Güzelyurt ve Maraş da dahil olmak üzere KKTC topraklarının yaklaşık yüzde 8’ini istiyor.

Rum tarafı müzakerelerin takvime bağlanmasına karşı çıkıyor, hiçbir şekilde hakemliği de kabul etmiyor. Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin sürece müdahil olmasını da reddediyor.

TOPRAK PAZARLIĞI ÜÇÜNCÜ TURDA
Liderlerin müzakerelerin Eylül ayındaki ikinci aşamasında bugüne kadar görüşülen konuların üzerinden bir kez daha geçmeleri ve böylece uzlaşılamayan konularda anlaşma sağlamaları hedefleniyor. Üçüncü aşamadaysa anlaşmazlıkların ‘al-ver’ yöntemiyle aşılması hedefleniyor. Bu noktada toprak pazarlığı gündeme gelecek.

Soruna yön veren ülkeler, tarafların cesaretlendirilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un süreçte aktif rol alması için çaba sarfediyor. Bu çerçevede Genel Sekreter’in Kıbrıs’a gelmesi ya da liderlerin New York’a gitmesi planlanıyor.

‘MÜLKİYET YİNE EN ZOR KONU’
İkinci turda da mülkiyet meselesinin yine en zor konu olacağını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider Hristofyas’la en az anlaşma sağladıkları başlığının "Yönetim ve Güç Paylaşımı" olduğunu kaydetti.

Kibrıs müzakerelerinin 3 Eylül'deki ikinci turuna, "Yönetim ve Yetki Paylaşımı" ana başlığı altında yer alan "yürütme" konusuyla devam edilecek.

 

KKTC'de Kur'an kursu tartışması

Geçtiğimiz günlerde KKTC'de Akova İlkokulu'nda Kur'an kursu verildiği ihbarı üzerine baskın yapan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), dün de Değirmenlik İlkokulu'ndaydı. Yapılan baskında imam eşliğinde öğrencilere Kur'an kursu verildiği ortaya çıktı.

(DHA) -- Sendika temsilcileri imamı sınıftan dışarı çıkararak okul kapısını kilitledi.

Sendika yetkilileri bu baskınlar sonrasında basına yaptıkları açıklamada “UBP'nin AKP'ye şirin görünme adına onay verdiği fakat tamamen Kur'an kursu olarak işlev gören bu kursların çocuklarımız üzerinde empoze edici bir anlayışla verildiği gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Çeşitli yaş gruplarına dahil yaklaşık 40 öğrencinin bir sınıfta ellerinde Arapça yazılmış Kur'an, birkaç kız çocuğunun başı bağlı şekilde kurs aldıkları tespit edilmiştir" denildi.

Açıklamada ayrıca, "Sınıf içerisinde Atatürk resminin altında asılmış Arap alfabesi ile yazılmış ders aparatları laik eğitimin önüne engel teşkil etmiş konumdaydı. Kur'an kursları olduğunu ispatlayıcı fotoğraflar, kitaplar ve CD'ler mevcut olmakla beraber, bilgisayardan kara tahtaya projeksiyonla yansıtılan namaz, Kur'an bilgisi ve Arapça alfabe, sıralarda buluna Arapça kitaplar ve Kur'an, bu kursların amacının din bilgisi değil Kuran kursları olduğunu ispatlamıştır" ifadesi yer aldı.

Açıklamada, KKTC Din İşleri Başkanlığı ile KKTC Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı da, “kursların asıl amacını gizleyerek yobaz anlayışa kılıf uydurmaya çalışmakla" suçlandı.

CNN TURK 06/08/09

 

Talat: "Her konuda anlaşmadan anlaşma olmaz"

Haberi Paylaş ğ Facebook ğ Google ğ Twitter ğ Mixx ğ Digg ğ del.icio.us ğ reddit ğ MySpace ğ Stumble Upon

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Eylül 2008'de başlayan Kıbrıs müzakerelerinin ilk turu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün yapılan 40. görüşme ile tamamlandı. Talat, "Sonuçta her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış olmayacağımız için, belki bu bugün çok fazla bir şey ifade etmeyebilir" dedi.

Talat ve Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona erdi. Liderler her zamanki gibi açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.

Talat, Hristofyas'la görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün "nüfus, göç ve sığınma" konularını ele aldıklarını ve müzakerelerin ilk turunu tamamladıklarını, genel değerlendirme yaptıklarını ve Yeşilırmak kapısıyla ilgili son durumu görüştüklerini kaydetti.

Müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altında "Yürütmeyi" ele alarak başlayacaklarını açıklayan Talat, bu başlığın ardından "mülkiyet"e geçileceğini bildirdi.

Görüşmelerin ekim ayına kadar programlandığını anımsatan Talat, Ekim ayı içinde de haftada bir toplantı yapmayı kararlaştırdıklarını söyledi.

İkinci turda ne yapılacak?


İkinci turu hızlı bir şekilde tamamlamak için gayret etmek gerektiğini ifade eden Talat, "İkinci turda anlaşılan konuları çoğaltmaya ve aslında bütün konularda anlaşmaya varmaya çalışacağız. Yani karşılıklı esneklik göstererek, ortak noktalarda buluşmaya çalışacağız ikinci turda. Bunu ne kadar çok başarabilirsek, o kadar önemli bir mesafe almış olacağız. Yani 'al-ver'e veya üçüncü tura daha az şey bırakmış olacağız ve daha kolay ilerleyeceğiz" dedi.

Birinci turda oldukça önemli şeyler yaptıklarını düşündüğünü kaydeden Talat, "Kıbrıs müzakerelerinde ilk defa", anlaşılan ve anlaşılamayan konuları belirleyen ortak metinler hazırlandığını belirtti.

"Sonuçta her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış olmayacağımız için, belki bu bugün çok fazla bir şey ifade etmeyebilir" diyen Talat, al-ver sürecine gelindiğinde ve bir ilerleme sağlanırsa bunun, anlaştıkları ve anlaşamadıkları konuları belirlemiş olmaları sayesinde olacağını kaydetti.

"Downer'in açıklaması bizim görüşümüz değil"


BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in, "anlaşma için belirli bir zaman sınırlaması koymanın sürece zarar verebileceği" yönündeki açıklamasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, "Bizim görüşümüz öyle değil" diyen Talat, "Takvimsiz bu işin sonuç getireceği konusunda benim kuşkularım var" ifadesini kullandı.

Talat, Downer'in bunu Rum tarafını üzmemek için yapmış olmasının önemli olduğunu kaydetti. 3 Eylül'de ikinci turun başlayacak olması ve önce "Yürütme"nin ele alınacak olmasının da bir takvim olduğuna işaret eden Talat, katı takvim olmaması gibi bir yakalaşım bulunduğunu, zaten kendilerinin de katı takvimde ısrar etmediklerini, ama müzakerelerin takvime bağlanmasında yarar olduğunu düşündüklerini söyledi.

"En kritik konu mülkiyet"

Talat, "Sizce ikinci turun en kritik konusu nedir" sorusuna "En kritik konu mülkiyettir" karşılığını vererek, mülkiyetin herkesi ilgiledirdiğini vurguladı. "Yönetim ve Güç Paylaşımı"nda tartıştıkları birçok konunun birçok insan için teorik olduğunu, kendisi için "Yönetim ve Güç Paylaşımı"ndaki düzenlemelerin mülkiyetten de önemli olduğunu ifade eden Talat, ama mülkiyetin pratik olduğunu ve insanların mülkiyete ağırlık verdiğini söyledi.

Talat, halkı bilgilendirme toplantılarında, halktan gelen soruların tamamına yakınının mülkiyet konusunda olduğuna işaret etti.

Hristofyas: "İkinci turda daha çok çaba gösterilecek"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas da, bugün ilk turu tamamlanan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turunun, daha çok görüş birliğinin sağlanmasına çaba gösterilecek bir süreç olacağını söyledi.

Hristofyas, Rum radyosunun haberine göre, Talat ile görüşmesinin ardından Rum başkanlık binasına dönüşünde yaptığı açıklamada, "İlk turda daha çok (ilerleme) beklerdim, ancak bu ilerleme olmadığı anlamına da gelmez" dedi.

Hristofyas, 3 Eylül'de "Yönetim ve Güç Paylaşımı"yla başlayacak ikinci turda, arzu edilen çözümün sağlanması için iki taraf arasında daha çok anlayışın var olması temennisinde de bulundu

CNN TURK 06/08/09

 

Müzakerelerde birinci tur tamamlanıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, sürdürdükleri Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden bir araya gelecek. Bugünkü görüşmeden sonra liderler müzake-relere bir süre ara verecek ve Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turu eylül ayı içinde başlayacak.
"Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma" konularında birbirlerine sundukları resmi yanıtları değerlendiren liderlerin, yarın bu konularla ilgili görüşmeyi tamamlaması ve müzakerelerin ikinci turuyla ilgili bir görüşme programı yapması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik müzakerelere geçen yıl 3 Eylül
de başlamıştı.
BM
nin, Lefkoşadaki ara bölgede yer alan tesislerinde buluşan iki lider, yaklaşık 11 aylık süreçte 39 kez bir araya geldi. İki lider, buluşmalarında zaman zaman baş başa görüşürken, zaman zaman heyetler ve BM yetkilileriyle birlikte toplantı yaptı.
Talat-Hristofyas görüşmelerinin dışında, Talat
ın BM ve AByle İlişki-lerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu da, görüşmeler yapıp liderlere ve müzakerelere katkı sağlıyor.
HALKIN SESI 06/08/09

RUMLARIN “TAPU” İTİRAFI

   

“Kıbrıs Emlak Magazin”in araştırması, Güney’de mal sahiplerinin sadece %17’sinin tapu almayı başardığını ortaya koydu. Emlak sahiplerinin yüzde 83’ü hala tapu bekliyor. 

Magazin’in internette yaptığı mini-kamu oyu yoklaması acı gerçeği bir kere daha gözler önüne serdi. Müteahhitlerin gayrimenkulleri garanti gösterip kredi alması, tapuların gecikme nedeni.

Emlak Magazin, “Bina affı”nın yolda olduğunu, mal sahiplerinin izinsiz yaptıkları inşaatlar için ceza ödeyip, tapuya kavuşacaklarını bildirdi.


Mihrişah Safa

GÜNEY Kıbrıs’ta, emlak alan ve sayıları 100 bini aşan yabancının sadece yüzde 17’sinin tapusunu aldığı, geri kalan yüzde 83 mal sahibinin hala tapu almak için beklediği yapılan bir kamu oyu araştırmasıyla ortaya kondu.
“Kıbrıs Emlak Magazin”in , internet üzerinden yaptığı mini kamuoyu araştırmasına katılanların oylarından, adanın güneyindeki tapu sorununun sanılandan daha da ciddi ve derin olduğu anlaşıldı. Emlak Magazin, bu konuda yayınladığı yorumunda tapuların verilmeme nedenlerini tek tek sıralayarak, müteahhitlerin özellikle tapu alımını geciktirdiğini de vurguladı.

Magazin, Rum İçişleri Bakanı Neoclis Sylikiotis’in, “bina affı” çıkartma sözü verdiğini de hatırlatarak, tapu almaya engel durumu bulunan ev sahiplerinin “ ceza” ödeyerek, tapularını alabileceklerini de yazdı.
“Tapu alınmama nedenleri herkes tarafından biliniyor” diyen Emlak Magazin, bürokratik engel, Tapu Dairesinin yeterli çalışmaması,merkezi hükümet ve yerel belediyelerin planlama bölümlerindeki aksamaları sayan dergi, şunları yazdı;
“- Müteahhitler, inşaatlarına finansal desteği yaptıkları arsa üzerine aldıkları mortgage ile sağlıyorlar. Tapu Dairesi, üzerinde borcu olan arsaya inşaa edilen yapılara , borç ödenene kadar tapu vermiyor.
Müteahhitler, inşaat proje tamamlanma işlemini tapuların verilmesini geciktirme amacıyla , gerekli belgeleri vermeyerek uzatıyorlar
Ayrıca, merkezi hükümet ve yerel yönetimlerdeki bürokratik engeller de tapu geciktirmede rol oynuyor.

Yasal izin almadan yapım inşaata başlayan müteahhitlere tapu verilmiyor.
Ayrıca, izin almak için verilen planları, daha sonra değiştiren, ekleme yapan, izin verilen bina yüksekliğini geçen, planlama makamlarının onayladığı bina sayısından fazla emlak yapanlara da tapu verilmiyor.
Ayrıca, mal sahiplerinin evlerine izinsiz, plansız garaj, yüzme havuzu, balkon gibi eklemeler yapması halinde de tapu verilmiyor”

STAR KIBRIS 06/08/09

LİDERLER 1’NCİ TURU TAMAMLIYOR

   

Liderler bugün yeniden bir araya gelip birinci turu tamamlayacak. Müzakerelerin ikinci turu Eylül’de başlayacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, sürdürdükleri Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden bir araya gelecek. Bugünkü görüşmeden sonra liderler müzakerelere bir süre ara verecek ve Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turu Eylül ayı içinde başlayacak. “Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma” konularında birbirlerine sundukları resmi yanıtları değerlendiren liderlerin, bugün bu konularla ilgili görüşmeyi tamamlaması ve müzakerelerin ikinci turuyla ilgili bir görüşme programı yapması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı, Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik müzakerelere geçen yıl 3 Eylül’de başlamıştı.

BM’nin, Lefkoşa’daki ara bölgede yer alan tesislerinde buluşan iki lider, yaklaşık 11 aylık süreçte 39 kez bir araya geldi. İki lider, buluşmalarında zaman zaman baş başa görüşürken, zaman zaman heyetler ve BM yetkilileriyle birlikte toplantı yaptı. Talat-Hristofyas görüşmelerinin dışında, Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu da, görüşmeler yapıp liderlere ve dolayısıyla müzakerelere katkı sağlıyor.

Arada ikinci safha hazırlıkları var

Bu arada, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs müzakerelerine bugün “vatandaşlık, göç, yabancılar ve sığınma” başlığının görüşülmesiyle devam edileceğini ve birinci safhanın tamamlanacağını; müzakerelere ara verilecek dönem boyunca ise ikinci safhayla ilgili hazırlıklar yapılacağını söyledi. Erçakıca, bu süre içinde çeşitli bilgilendirme ve değerlendirme toplantıları yapılacağını dile getirdi. Bunun bir parçası olarak gelecek hafta başında, Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerle bir değerlendirme toplantısı yapacaklarını açıklayan Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile de değerlendirmeler yapılacağını belirtti. Erçakıca, siyasi partilerle gerçekleştirilecek olan toplantının tarih ve saatinin henüz kesinleşmediğini de kaydetti. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bugün, haftalık basın brifingini gerçekleştirdi. Haftalık basın brifinginde, müzakerelere ara verilecek dönem boyunca yapılacaklarla ilgili bilgiler veren Erçakıca, bugünkü Talat-Hristofyas görüşmesiyle ilgili öngörülerini de, basına mensuplarına aktardı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün gerçekleştirilecek olan görüşmede “vatandaşlık, göç, yabancılar ve sığınma” başlığının tamamlanmasının ve 3 Eylül’de müzakerelerin ikinci safhasına geçilmesinin beklendiğini kaydeden Sözcü Erçakıca, yarın 2. tur görüşmelerin yöntem ve programının saptanmasını da ümit ettiklerini ifade etti.

Ban Ki Moon gelmiyor

Öte yandan, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs’a gelip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüşeceği iddiaları üzerine hem BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer hem de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca açıklama yaptı.

Downer, LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları’nı ziyareti sırasındaki bir soru üzerine, Ban’ın Eylül ayında Kıbrıs’a gelmesinin söz konusu olmadığını; çünkü New York’ta BM Genel Kurul çalışmalarının olacağını söyledi. Downer, Ban’ın Kıbrıs’a gelişinin belki daha sonra olabileceğini kaydetti. Erçakıca ise, haftalık basın brifinginde soruları yanıtlarken, Ban’ın Kıbrıs’a gelişi veya Talat ve Hristofyas’la New York’ta görüşmesi seçeneklerinin var olduğunu; ancak iki seçenek için de kesinleşmiş birşey bulunmadığını belirtti. Kendilerinin BM’nin daha aktif bir şekilde müzakerelere katılımını istediklerini yineleyen Erçakıca, bundan dolayı Ban’ın Talat ve Hristofyas’la bir araya gelmesine önem verdiklerini söyledi. Kıbrıs’ta ve New York’ta görüşme seçeneklerinin mevcut olduğunu dile getiren Sözcü Erçakıca, iki seçeneğin dışında üçüncü bir seçeneğin bile çıkıp başka bir yerde görüşme olabileceğini ifade

STAR KIBRIS 06/08/09

ŞOK, ORAMSLAR AVUKATSIZ KALDI

   

İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (SRA), David ve Linda Orams’ı temsil eden “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin durduğunu açıkladı.


Kerem Hasan
Kıbrıs’taki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik Orams davasında, David ve Linda Orams’ı temsil eden İngiltere’deki “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durdu. Bu konudaki açıklama, İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (Solicitors Regulatory Authority – SRA) tarafından yapıldı. Ancak SRA, firmanın faaliyetlerini kendilerinin mi durduğunu, yoksa firmanın kendisinin mi böyle bir karar aldığını açıklamadı.

Londra’da Kıbrıslı Türklere ait avukatlık bürolarından olan ve Avrupa Adalet Divanı’nda da son olarak Orams davasındaki karar ile birlikte anımsanan “Vahib & Co” avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durdurulması şok etkisi yarattı.

11-12 Kasım’da İngiltere Temyiz Mahkemesi’nde görülecek olan Orams davasına hazırlanması gereken Vahib & Co’nun yerine davayı kimin alacağı merak konusu olurken, şu anda İngiltere’de bulunan David ve Linda Orams çifti, kötü haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.

STAR KIBRIS’ın konuyla ilgili olarak SRA’den elde ettiği bilgiye göre, 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren Vahib & Co’nun elindeki hukuk davaları, başka hukuk şirketlerine devredildi. SRA yetkilileri söz konusu devir işleminin büronun müvekkillerinin bilgisi ve rızasıyla yapıldığını söylerken, Orams çiftinin, bu konudan haberinin bulunmaması ilginç bir nokta olarak karşımıza çıktı. SRA ayrıca, Vahib & Co’nun kapanan veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyalarıın ise depolara kaldırıldığını bildirdi.

Vahib & co’dan açıklama yok

Konuyla ilgili olarak Kuzey Londra’daki ofislerini telefonla aradığımız Vahib & Co avukatlık bürosundan ise herhangi bir açıklama çıkmadı. Büronun yöneticilerinden Hasan Vahib ile görüşmeye çalışan STAR KIBRIS sorularına yanıt bulamadı.
Avukat şirketinde “Pınar” isimli personelle görüşen ve “Orası Vahib and Co mu?” sorusuna, “Evet, daha önce Vahib and Co olarak bilineniz” diye cevap alan gazetemize, ofis Menajeri Hasan Vahib’in “içeride olmadığı” cevabı verildi. “Telefona hangi şirket adına cevap verildiğini” soran muhabirimize, “daha önce Hasan Vahib olarak bilinen şirket adına cevap veriyorum. Şu an her hangi bir ismi yok” denildi. Avukat İşin Vahib ile konuşmak isteyen STAR KIBRIS muhabirine yine “içeride değil” cevabı verildi. “Orams davasına kimin baktığı” yönündeki sorumuza ise “Bu soru için Hasan Bey ile görüşmeniz gerekiyor” cevabını aldık.

Oramslar şokta

Şu anda İngiltere’de bulunan David ve Linda Orams çifti ise kötü haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.
Telefonla ulaştığımız Orams çifti, “SRA’dan alınan bilgilere göre, Vahib avukatlık bürosu 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren faaliyet göstermiyor, bu durumdan haberdar mısınız?” sorumuza, “Hayır haberimiz yok. Böyle bir şey var mı, bunu ilk kez sizden duyuyoruz. Nereden öğrendiniz, bize bu bilgileri verebilir misiniz?” diyerek şok yaşadıklarını söylediler.
Ne yapacakları konusunda bir fikirleri bulunmadığını kaydeden Linda Orams, “Gereken araştırmaları yapmamız lazım. Çünkü böyle bir durumdan gerçekten haberimiz yoktu. Bilgimize getirdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Biz de büroyu arayıp, cevap alamıyorduk” dediler.



Karar Kasım’da

Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz Mahkemesi’nde görüşülüyor.
Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolides’in, KKTC’de yaşayan ve Lapta’da mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı davada ATAD’dan görüş istemişti. ATAD ise açıkladığı görüşünde KKTC’de mülk satın alan yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de uygulanabileceğini bildirmişti.
2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTC’deki emlak sektörünü yakında ilgilendiriyor.

STAR KIBRIS 06/08/09

‘Nothing is agreed until everything is agreed’
By Jacqueline Agathocleous

UN envoy Alexander Downer yesterday echoed his predecessor Alvaro de Soto when he said nothing would be agreed until everything was agreed in a Cyprus solution.

In an interview with CyBC, Downer said there was partial agreement on certain chapters; on others there was none at all. But he added: “Nothing is agreed until everything is agreed, as they say”.

In view of the completion of the first phase of direct talks today, Downer said there were matters where the two leaders had significant disagreement. He continued, however, to express his “reserved optimism”.

He said there were still huge challenges, however he felt the talks were heading in the right direction.

“The Turkish Cypriots definitely are more on the strong state side and the Greek Cypriots more on the strong federal government side,” he said. “But that’s not to say that the two sides don’t agree in these talks on a bizonal, bicommunal federation. They do; they do agree that. And they are, as I observed, in the process of building a federation.”

Asked about a new referendum, Downer said: “That’s not a matter for me. That’s a matter for the leaders. If and when the leaders reach an agreement, they’ll work out the timing of the referenda... working out the timing...would be a matter of great sensitivity for the leaders, and that’s not something that I’ll work out for them.”

“I think it’s important also, in terms of the overall timing of the process, that it has good momentum; that it keeps moving forward; that it doesn’t stall. But you can’t make it go any faster than is practical, otherwise they’ll start missing out things and you’ll end up with an incomplete agreement,” he said.

According to Downer, in the Governance chapter there is partial agreement, though there were still points of dispute. In the Security and Guarantees Chapter there was complete disagreement, but on EU and the economy there was most agreemet.

“Clearly the Greek Cypriots don’t want the Treaty of Guarantee to continue, the Turkish Cypriots do want it to continue, there’s clearly a difference there, so they will have to deal with that at some stage, probably later on. They probably won’t be dealing with that at the beginning of the second round [of talks],” he said.

“All chapters need to be agreed. Nothing is agreed until everything is agreed, as they say. Regarding the opening of the Limnitis checkpoint, Downer said the UN was in the process of tenders and added that the procedure needed to be sped up and the checkpoint opened as soon as possible. The entire interview will be aired on CyBC on Friday night.

CYPRUS MAIL 06/08/09

Halloumi making a big splash in the US
By Lucy Millett

AMERICANS are eating halloumi faster than it can be imported, according to the

The Cyprus Association for the Promotion of Milk Products.

Two years ago the Association launched the ‘CheesEU’ campaign, which it said had drastically increased sales of halloumi in the US

“The goal of the CheesEU campaign is to assist our partners in the US food industry at the retail level to increase awareness and sales of halloumi among the American consumer,” North American managing Director Dennis Dhoushiotis said

He said the two-year campaign recently concluded with positive results in that the United States Department of Agriculture (USDA) reported that halloumi cheese imports to the US had increased by 37 per cent in the first quarter of 2009, compared to the same period of 2008.

Halloumi is protected with a US certification mark which ensures it is produced by traditional Cypriot methods.

Droushiotis said: “Our trademark in US helps to ensure that the American consumer will enjoy halloumi from Cyprus made in the unique traditional method, which uses sheep’s and goat’s milk and folding the cheese by hand”.

During the two-year campaign extensive and strategic promotional methods were executed. CheesEU featured in six national speciality food tradeshows and in educational symposiums and press luncheons. The campaign included national advertising in major consumer and trade publications and 400 in-store tastings in national supermarket chains.

CheesEU also joined efforts with world renowned culinary institutes in New York, introducing halloumi to rising chefs. This tactic created a snowball effect as students spread their knowledge of the cheese.

The campaign also partnered with celebrity chef Christine Cushing to demonstrate halloumi recipes for consumers to prepare at home. Traditional national promotions were performed, which included distributing recipe brochures and CheesEU information kits to restaurants in the USA and Canada, to encourage their kitchens to include halloumi on their menus.

Halloumi also repeatedly appears on TV programmes on the Food Network, such as the Rachel Ray Show. Michael Psilakas, New York City chef and restaurateur said: “Halloumi is a strange and lovely cheese with its squeaky texture and high melting point, it maintains its bounce even if you grill it or sauté it to a golden crust.”

Although the promotional campaign has ended, press and media coverage continue and sales remain high.

The Cyprus Association for the Promotion of Milk Products is a joint undertaking between The Republic of Cyprus and the European Union. It was formed in January 2007 to increase consumer awareness and sales of Cyprus sheep and goats milk products in the US and Canadian markets.

Halloumi is currently registered in the US as a trademark product but its registration for a Protected Designation of Origin (PDO) in the EU is still ongoing. Earlier this week, Agriculture Minister Michalis Polynikis said that it would take three years for the PDO to come through.

CYPRUS MAIL 06/08/09

EU official aware of extra immigration burden on Cyprus
By Lucy Millett

THE EXECUTIVE director of FRONTEX arrived in Cyprus yesterday on an official visit to listen to Cyprus’ concerns over the flow of illegal immigration from the north.

Ikka Laitinen is visiting Cyprus accompanied by associates, and over the next two days will hold a series of meetings focusing on illegal immigration and how to combat it.

FRONTEX is the European agency for the management of operational co-operation at the external borders of EU member states.

The delegation will meeting the Permanent Secretary of the Ministry of Foreign Affairs, The Chief of Police and the Head of the Aliens and Immigration Department. They visited the Ledra Street checkpoint yesterday and will also visit both Larnaca and Paphos airports.

While visiting the Ledra Street checkpoint Laitinen told the Cyprus Mail

“Basically this is a standard trip for me. I visit all the member states in order to get to know the situation and to meet my colleagues in each state and hear their concerns. We are seeking for possible ways of European co-operation to facilitate the immigration situation in Cyprus.”

He added: “I was also here three years ago and my impression is that the police are doing a very professional job. Everything they do is according to the criteria at a European scale. The co-operation between customs, immigration and police runs very well which is very important.”

Concerning the situation in Cyprus, Laitinen said: “We are fully aware of the concerns and challenges we are facing. Here we are at the checkpoint and I know that this represents an additional challenge in fighting irregular immigration and organised crime.”

Authorities have repeatedly said that the majority of illegal immigrants arrive in the government-controlled areas through the occupied North.

Cyprus has sought EU assistance with the problem of illegal immigration since its accession to the EU in May 2004.

CYPRUS MAIL 06/08/09

Ve birinci tur tamamlandı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yaklaşık 11 aydır  süren müzakerelerin birinci turu tamamlandı.
Liderler, BM Genel Sekreteri
nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downerın ev sahipliğinde ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada birinci tur görüşmeler çerçevesinde  dün son kez bir araya geldi. Liderler, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce yaklaşık  bir buçuk saat baş başa görüştüler.
Yaklaşık 2.5 saat süren dünkü görüşme sonrasında liderler herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, Downer kısa bir açıklama yaptı. Görüşmelerin birinci turunda önemli bir ilerleme kaydedildiğini söyleyen Downer, yönetim ve güç paylaşımı altında, "yürütme" konusunun ele alınacağı ikinci tur görüşmelerin ilkinin, 3 Eylül
de gerçekleştirileceğini söyledi. Liderlerin dün "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında "Göç, vatandaşlık, yabancılar ve sığınma" konularını ele aldıklarını dile getiren Downer, birinci tur görüşmelerin sona ermesinin müzakerelerde ilerleme kaydedildiğinin bir göstergesi olduğunu kaydetti 
Downer, verilecek aradan sonra başlayacak olan ikinci tur görüşmelerin ilkinde, Liderlerin, Yönetim ve Güç paylaşımı başlığı altında "yürütme" konusuna odaklanacağını ifade etti.
Downer, "yürütme" konusu üzerindeki tartışmayı sonlandırdıktan sonra "Mülkiyet" konusuna geçecek olan liderlerin,   daha sonra ise  geriye kalan konuları ele alacağını belirtti.
"NAMİ YAKOVU VE ZERİHOUN YEŞİLIRMAK
A..."
Downer, Liderlerin temsilcileri Yorgo Yakovu ve Özdil Nami
nin  BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun eşliğinde 10 Ağustos Pazartesi günü Yeşilırmak bölgesine bir ziyaret gerçekleştireceklerini de duyurdu.
HALKIN SESI 07/08/09

ORAMSLAR’A YENİ AVUKAT

   

Avukatsız kalan Oramslar, “Herbert Smith” isimli avukat firmasıyla anlaştıklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cherie Blair ve ekibinin görevine aynen devam edeceğini söyledi.

Ziya NASIFOĞLU
Kerem HASAN

Kıbrıs’taki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik Orams davasında yeni gelişmeler yaşanıyor. David ve Linda Orams’ı temsil eden İngiltere’deki “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin durmasının ardından Oramslar, “Herbert Smith” isimli avukat firmasıyla anlaştıklarını açıkladı.


KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Cherie Blair ve ekibinin görevine aynen devam edeceğini, Vahib & Co isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durmadan, dosyaların geri alındığını, Oramslar’ın yeni avukat arayışı içinde, avukat firmalarıyla temasa geçtiğini söyledi. Hasan Erçakıca STAR KIBRIS’a yaptığı açıklamada, “Bu gelişmeyi bekliyorduk, tamam olmadığı izlenimini almıştık” diye konuştu. ‘Vahib’ten mi bahsediyorsunuz?’ sorusunu “Evet” diye yanıtladı.

HERBERT SMITH’LE ANLAŞTIK

“Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin durmasını geçtiğimiz gün STAR KIBRIS muhabirinden öğrenerek şok olan David ve Linda Orams çifti, dün yeniden gazetemizle konuşarak, “Herbert Smith” isimli avukat firmasıyla anlaştıklarını açıkladı.

 Linda Orams, yaptığı açıklamada birçok ülkede ofisleri bulunan “Herbert Smith” avukatlık firmasıyla çalışmaya başladıklarını söyleyerek, “Her şey tamamdır. Davamızda herhangi bir olumsuzluk olmayacak. İngiltere’de 11 ve 12 Kasım tarihinde yapılacak olan Temyiz Mahkemesi’ne hazırlanıyoruz” diye konuştu.


CHERRIE’YLE DEVAM
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, STAR KIBRIS’a açıklamasında
“Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durmadan, Oramslar’ın avukat arayışı içerisine girdiklerini ve temasa geçtikleri şirketlerin bulunduğunu söyledi. Hasan Erçakıca, Oramslar’ın “Herbert Smith” isimli avukat firmasıyla anlaşmak üzere olduğunu belirterek, mahkemede savunma yapan QC’lerde (Barrister) herhangi bir değişiklik yapılmadığını açıkladı. Cherrie Blair ve ekibinin görevine aynen devam edeceğini ifade eden Erçakıca, “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durmadan dosyaların geri alındığını da ileri sürdü.

SRA AÇIKLADI

İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (Solicitors Regulatory Authority – SRA) David ve Linda Orams’ı temsil eden İngiltere’deki “Vahib & Co” isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin durduğunu açıklamış, ancak SRA, firmanın faaliyetlerini kendilerinin mi durduğunu, yoksa firmanın kendisinin mi böyle bir karar aldığını açıklamamıştı.
İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi, 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren Vahib & Co’nun elindeki hukuk davalarının, başka hukuk şirketlerine devredildiğini, söz konusu devir işleminin büronun müvekkillerinin bilgisi ve rızasıyla yapıldığını söyleyerek, Vahib & Co’nun kapanan veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyaların ise depolara kaldırıldığını bildirmişti.

KARAR KASIM’DA

Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz Mahkemesi’nde görüşülüyor.


Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolides’in, KKTC’de yaşayan ve Lapta’da mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı davada ATAD’dan görüş istemişti. ATAD ise açıkladığı görüşünde KKTC’de mülk satın alan yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de uygulanabileceğini bildirmişti. 2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTC’deki emlak sektörünü yakından ilgilendiriyor.

STAR KIBRIS 07/08/09

2. TUR, 3 EYLÜL’DE

   

Kıbrıs müzakerelerin birinci turu tamamlandı. İkinci tur 3 Eylül’de “Yürütme” konusuyla başlayacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yaklaşık 11 aydır süren müzakerelerin birinci turu 40’ıncı görüşmeyle tamamlandı.


Liderler, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın ev sahipliğinde ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada birinci tur görüşmeler çerçevesinde dün son kez bir araya geldi. Liderler, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce yaklaşık bir buçuk saat baş başa görüştüler.


Yaklaşık 2.5 saat süren dünkü görüşme sonrasında liderler herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, Downer kısa bir açıklama yaptı.
Görüşmelerin birinci turunda önemli bir ilerleme kaydedildiğini söyleyen Downer, yönetim ve güç paylaşımı altında, “yürütme” konusunun ele alınacağı ikinci tur görüşmelerin ilkinin, 3 Eylül’de gerçekleştirileceğini söyledi.


Liderlerin dün “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “Göç, vatandaşlık, yabancılar ve sığınma” konularını ele aldıklarını dile getiren Downer, birinci tur görüşmelerin sona ermesinin müzakerelerde ilerleme kaydedildiğinin bir göstergesi olduğunu kaydetti. Downer, “yürütme” konusu üzerindeki tartışmayı sonlandırdıktan sonra “Mülkiyet” konusuna geçecek olan liderlerin, daha sonra ise geriye kalan konuları ele alacağını belirtti.


Açıklamalarının ardından Kıbrıs Türk tarafının, ikinci tur görüşmelerin bir kısmının liderler seviyesinde olması yönündeki bir teklifinin olduğunun söylenmesi ve bunun kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının sorulması üzerine, Downer, Liderlerin ilk görüşmelerden başlayarak yönetim ve güç paylaşımı başlığını ele almaya ve yürütme konusu üzerinde odaklanmaya karar verdiklerini söyledi.


Temsilcilerinin de Liderlere eşlik edeceğini ifade eden Downer, Nami ile Yakovu’nun da zaman zaman bir araya gelerek liderlerin tartıştıkları bazı konuların detaylarını ele alacaklarını kaydetti.

ZAMAN SINIRLAMASI SÜRECE ZARAR VERİR

Öte yandan Alexander Downer, anlaşma için belirli bir zaman sınırlaması koymanın sürece zarar verebileceğini söyledi. İki liderin dün yaptıkları yeni tur görüşme öncesinde AP'ye bir demeç veren Downer, bir an önce anlaşmaya varılması için baskı yapılırsa, bir yıldır sağlanan ilerlemenin de boşa gidebileceğini ifade etti.


Downer, 'belirli bir takvim ortaya koymadık. Eğer belirli bir tarih ile kendinizi bağlarsanız, nitelikli bir anlaşmaya varılamaması gibi bir durumla karşı karşıya kalabilirsiniz ve o zaman da, daha sonraki dönemde her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız' diye konuştu.


İki liderin, çözüm sürecine ilişkin olarak kamuoyunun fikirlerinin iniş çıkışlar göstermesine aldırmaması gerektiğini, görüşmeleri sürdürmenin esas olduğunu ifade eden Downer, 'Haftanın her günü kamuoyunu ikna etmek zorunda değiller' dedi. Downer, Kıbrıs sorununda 40-50 yıllık bir sürecin sonunda her şeyin bir haftada toparlanamayacağını, konuyu bilmeyen insanların kısa sürede aydınlatılamayacağını ifade etti.


Downer, müzakerelerde 'ciddi bir ilerleme sağlandığını' belirtmesine karşın, 'karşı tarafta kalan gayrimenkuller', 'Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlük hakları' gibi 'daha çetrefil konuların' hala durduğuna dikkati çekti.


Downer, 'Her şey üzerinde anlaşmaya varılıncaya kadar hiç bir şey üzerinde anlaşmaya varılmış sayılmaz ve her şey üzerinde anlaşmaya varmak şart' dedi.
Downer, iki liderin görüş ayrılıklarının yakınlaştırılmasında BM'nin nasıl bir rol oynayabileceğine ilişkin bilgi vermekten kaçınırken, 'Müzakerelerde ele alınan konular üzerinde BM'nin de kesinleşmiş bir tutumu yok' dedi.


BM yetkilisi, Genel Sekreter Ban Ki-moon'un Ada'ya geliş tarihi konusunda da, 'Eylül'deki BM Genel Kurul toplantısından sonraki bir tarihte olabilir' dedi. Downer, Genel Sekreterin ziyaretinin amacının, müzakere sürecini desteklemek olduğunu ifade etti.


Talat: 2. tur önemli

Cumhurbaşkanı Talat: Önemli olan ikinci turun tamamlanması; bu al-ver veya üçüncü tur denilebilecek sürecin başlaması için önemli.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik yüz yüze görüşmelerin birinci turunun dünkü görüşmeyle tamamlandığını, ikinci görüşmelerin 3 Eylül Çarşamba günü başlayacağını söyleyerek, önemli olanın ikinci tur görüşmelerin süratle tamamlanması olduğuna işaret etti ve bunun al-ver veya üçüncü tur denilebilecek sürecin başlaması için önemli olduğunu belirtti.


Talat, dünkü görüşmeden sonra Cumhurbaşkanlığı’na dönüşte gazetecilerin sorularını yanıtladı. Talat, görüşmede Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında nüfus, göç ve sığınma konularını ela aldıklarını anlatarak, Yeşilırmak Kapısı’nın açılmasıyla ilgili son durumun da ele alındığını kaydetti.


Liderlerin temsilcileri Nami ve Yakovu’nun 10 Ağustos Pazartesi günü bölgeye bir ziyaret gerçekleştirerek bir anlamda yerinde inceleme yapacağını ifade eden Talat, temsilcilerin, ara verilen dönemde de zaman zaman bir araya geleceklerini belirtti.

YÜRÜTMEYLE BAŞLAYACAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ikinci turun Yürütme konusuyla başlayacağına işaret ederek, görüşmelerin sürdürülme şekli konusundaki önerilerine, dolaylı olumlu yanıt aldıklarını kaydetti.

Talat, önemli olanın ikinci turun hızlı bir şekilde tamamlanması; anlaşılan konuların artırılması, anlaşılamayan kısmın azaltılması, hatta mümkünse tüm konularda uzlaşma sağlanması olduğunu vurgulayarak, bunun başarılması al-ver sürecini daha kolay hale getireceğini söyledi.


Hangi konularda anlaşılıp anlaşılmadığının ortak metinler haline getirilmesinin Kıbrıs görüşme süreci tarihinde bir ilk olduğunu ifade eden Talat, bir soru üzerine en kritik konunun mülkiyet olduğunu belirtti.


Mehmet Ali Talat, mülkiyetin önemli olmasının temel nedeninin vatandaşları doğrudan ilgilendirmesinden kaynaklandığını; yoksa bunu söylerken yönetim ve güç paylaşımı konusunun önemsizliğini anlatmak istemediğini söyledi.


Talat, yönetim ve güç paylaşımının kendisi için en önemli konulardan biri olmasına karşın, bunların halk için teorik tartışmalar olarak algılandığını belirterek, bir teorik tartışma gibi görülse de siyasi eşitliği ve bunun her olayda nasıl uygulanacağının hayati önemde olduğunu belirtti.

TAKVİMSİZ SONUÇ ZOR

Bir gazetecinin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Dovner’in görüşmelerin takvimlendirilmesinin olumsuz sonuç yaratacağı yönündeki açıklamasını değerlendirmesini istemesi üzerine Talat, Rum tarafının katı tarihlendirmeye karşı çıktığını, bu açıklamanın da taraflardan birini üzmemeye yönelik yapılmış olmasının mümkün olduğunu söyledi.


Talat, sonuç olarak 3 Eylülde görüşmelerin şu konuyla başlayacak olmasının da bir takvim ve program olduğunu kaydetti. Katı olmasa da program olmadan özellikle al-ver sürecinde sonuç alabilmenin zor olacağına inandığını ifade eden Talat, “Takvimsiz, bu işin sonuç getireceğine inanmıyorum” dedi.


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, önümüzdeki günlerde, hafta sonları dışında ailesiyle birlikte yurtiçinde 2-3 günlük kısa bir tatil yapabileceğini, bunun dışında bir aile düğünü için yurtdışına çıkmasının söz konusu olabileceğini de söyledi.

% 70 ÇÖZÜM İSTİYOR

Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat önceki gece Dikmen’de yaptığı bir açıklamada, Kıbrıs’ta çözümü bireysel olarak kendisi değil, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin birlikte istediğini anlatarak, Kıbrıs Türk halkının çözüm isteğinin anketlere göre yüzde 70’lerden fazla olduğunu kaydetti.


Talat, yüz yüze görüşme sürecinde başarılan ikinci şeyin görüşülen, üzerinde uzlaşılan ve uzlaşılmayan konuların kayıt altına alınması olduğunu belirterek, bunun ilk kez olduğunu, bunun doğal sonucunun yeni anlaşmanın önemli bölümünün iki tarafın uzlaştığı konulardan oluşacağını söyledi.

Daha çok görüş birliği

Hristofyas: “2. Tur daha çok görüş birliğinin sağlanmasına çaba gösterilecek bir süreç olacak.”

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakerelerin ikinci turunun, daha çok görüş birliğinin sağlanmasına çaba gösterilecek bir süreç olacağını söyledi.
Rum radyosu RIK’in haberine göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile doğrudan müzakereler kapsamında bugün yaptığı görüşme sonrasında Rum Başkanlık binasına dönüşünde açıklamalarda bulunan Hristofyas, “ilk turda daha çok beklerdim, ancak bu ilerleme olmadığı anlamına da gelmez” şeklinde konuştu.


Hristofyas, ayrıca, 3 Eylül’de, yönetim ve güç paylaşımıyla başlayacak olan ikinci turda, arzu edilen Kıbrıs sorunun çözümünün sağlanması için iki taraf arasında daha çok anlayışın var olması temennisinde bulundu.

STAR KIBRIS 07/08/09

Historic ambulance journey from Limnitis to Nicosia
By Bejay Browne

AN AMBULANCE travelled from Kato Pyrgos medical centre in the district of Paphos to Nicosia General Hospital for the first time yesterday since 1964.The vehicle made the historic journey covering the distance by passing through Limnitis, then onto the villages of Xeros, Potamos, and Morfou, before finally arriving at Nicosia general hospital.

The purpose of the journey was a ‘dry run’ to determine if the narrow road, which was constructed in colonial times, was fit for vehicles. Parts of the stretch of road were recently cleared, as had been agreed between President Demitris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The temporary road will be used prior to the construction of a new road, which will be wider and have a more permanent surface of premix.

The historic event was also used to time how long the journey for emergency vehicles would take. Andreas Karos the President of the committee for the opening of Limnitis check point said on Radio Pafos, "this is an historic day for residents of Pyrgos, as after 40 years an ambulance has left our medical centre headed for Nicosia." He added that in return, two Turkish ambulances would cross Pyrgos and head towards the Turkish Cypriot enclave of Kokkina.

Yesterday’s trial run from the Kato Pyrgos Medical Center to Nicosia general took 1 hour and 42 minutes exactly, as the ambulance was traveling at a speed of 50km/h for most of the journey and ran into traffic after crossing into the south.

For a 2km stretch in the buffer zone, the ambulance was escorted by a UN vehicle. Once it was inside territory controlled by the breakaway regime, the ambulance shadowed a police car of the ‘TRNC’ until reaching the Zodhia-Astromeritis checkpoint near Nicosia.

Presidential Commissioner George Iacovou, Talat’s chief adviser Ozdil Nami and the UN’s Special Representative in Cyprus Taye-Brook Zerihoun will be visiting the Limnitis crossing point on Monday for an on-site inspection.

CYPRUS MAIL 07/08/09

Leaders look to second round for progress
By Elias Hazou

PROGRESS in reunification talks between the two communities has fallen short of expectations, President Christofias said yesterday following his latest meeting with the Turkish Cypriot leadership in the UN Protected Zone.

“Personally, I had been expecting greater progress…but that does not mean that no progress at all has been achieved,” Christofias told newsmen when asked to assess the course of negotiations to the present day.

“It has been a round of both convergences and differences,” he added. “There are matters where I really had expected us to move forward with greater speed…and with more mutual understanding. Therefore, the second round will be an attempt at greater mutual understanding, and I hope we will achieve this.”

Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat began peace talks in September 2008, and have held 40 meetings so far during what it was called a ‘first reading’ of the subjects on the table.

The second reading, or round, of talks starts in early September, giving the two leaders some downtime before they get back to business. It will give the two leaders a second chance to go over the same aspects, or chapters, of a settlement.

Alexander Downer, the UN Secretary-General’s Special Adviser on Cyprus, said the first meeting of the second reading would take place on September 3, and would focus on the issue of governance and in particular the executive.

Once the leaders had finished discussing that issue, they would move on to the question of property “and then beyond property they will discuss other outstanding issues,” Downer said.

“The leaders will be moving from now onwards into the second reading, revisiting areas where there have been points of disagreement and addressing and endeavouring to resolve those differences.”

The two leaders have also agreed to meet once a week during this second round, which officially has no deadline despite persistent reports that the international community anticipates some sort of breakthrough by the end of the year.

In response to a question, Christofias said the UN would retain its role of ‘facilitator’ during the second round of talks.

Talat sounded more upbeat in his own appraisal of the talks, noting that “important things” had been achieved during the first reading.

Though no timeframe had been set for the conclusion of negotiations, Talat said the aim was to speed through the second round of talks.

That the two sides had—for the first time in the history of negotiations since 1974—prepared joint documents was significant, he added.

Asked which issue he ranked as the most crucial for the second round, Talat said it was the property issue, “because this is what concerns people the most, compared to other matters, which are more theoretical.

“People [in the north] keep asking me about the property issue…unfortunately, I cannot give them updates, because progress on this matter has been the least.”

CYPRUS MAIL 07/08/09

 

"Rumlar KKTC'lileri robocop gibi görüyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimin, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarını güvenlik sorunu yaratabilecek 'robocop' gibi gördüğünü söyledi.

Talat, Rum tarafının, BM'nin Kıbrıs'taki iki kesimlilik parametresini reddettiğini de belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, yaklaşık 11 aydır süren ve ilk turu tamamlanan müzakerelerde, özellikle Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın Orams davası kararı ve İngiltere'ye direkt uçuşların engellenmesinin ardından kendisini masada 'güçsüz ve öfkeli' hissettiğini söyledi.

Süreç boyunca birçok kriz yaşanmasına rağmen görüşmelerin kopmaması nedeniyle 1 yıl öncesine göre 'daha umutlu' olduğunu dile getiren Talat, "Bizi en çok rahatlatan Türkiye'nin çok açık desteğidir. Bizi dünyada tek destekleyen ülke Türkiye. Bizi desteklerken, iradenin Kıbrıs Türkünün elinde olduğunu belirterek yapıyor. Bu da tabii Rumların, 'Türkiye sizi kukla gibi kullanıyor' argümanını çürütüyor" dedi.

"Tıkanıklık mülkiyet başlığında olabilir" diyen Talat, BM'nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik siyasi eşitlikle beraber iki temel parametresinden biri olan iki kesimliliği Rum tarafının kabul etmediğini söyledi.

Talat, BM Genel Sekreteri'nin New York'taki üçlü zirve önerisinin de, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas tarafından, BM'nin çözüm sürecindeki ağırlığının artmasını engellemek gerekçesiyle reddedildiğini belirtti.

Rumların adada istemediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarından neden korktukları sorusuna karşılık Talat, "Onlar bizim eşit vatandaşımızdır. Neden korkuyorlar? Söyledikleri komiktir aslında; Türk ordusunda iyi eğitim almış ve ileride güvenlik sorunu yaratabilecek 'robocoplar', o tür yaratıklar gibi görüyorlar" cevabını verdi.

1974'te Güney Kıbrıs'ta bir Amerikan büyükelçisinin öldürüldüğünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Talat, asıl sebebin ırkçılığa varan yabancı düşmanlığı olduğunu söyledi.

CNN TURK 08/08/09

VAHİB’İN AVUKATLIĞINA AĞIR ŞARTLAR

   

Law Society, Orams davasında adı duyulan Vahib & Co’nun, 10 Temmuz’da firma yetkililerince kendi istekleriyle kapatıldığını, Işın Vahib’in “19 Şubat’tan beri avukatlık sertifikası” bulunmadığını ancak, isterse yeniden başvurabileceğini söyledi.

Mihrişah Safa

ORAMS Davasında ön plana çıkan Vahib and Co avukatlık firmasının avukatlarından Işın Vahib’in, “İngiltere ve Galler’de avukat olarak çalışamayacağı” ortaya çıktı.
Londra’da Chancery Lane’de bulunan “Law Society” (İngiltere ve Galler Hukukçular Birliği) gazetemizin yaptığı araştırmada sorularımızı yanıtlayarak, “Işın Vahib’in avukat olarak çalışma sertifikasının bulunmadığını”, “İngiltere ve Galler’de avukatlık yapamayacağını” , “Firmanın, sahiplerince kapatıldığını” açıkladı.

Gazetemizin “Solicitors Regulation Authority’de” (Avukatları Denetleme Makamı) aynı konuda yaptığı araştırma ise; Işın Vahib’in mesleğini yönetme biçiminin, 13 Ekim 2008’de

“Solicitors Diciplinary” (Avukatlar Disiplin Makamı)nın dikkatine sunulduğunu, 12 Ocak 2009 tarihinde ise Işın Vahib’in avukatlık çalışma sertifikasına acilen uygulanmak üzere “ağır şartlar” getirildiğini ortaya koydu. Vahib’in çalışma lisansına getirilen iki şarttan biri, mali konulardaki hesap yükümlülüğü, diğeri ise 18 yıllık ceza-aile hukuku avukatının, iki aylık hukuk kurslarına katılmasını kapsıyor.

Orams davasında kilit adam haline gelen Hasan Vahip gazetemize yaptığı açıklamada, eşi Işın Hanım’ı, “ Asıl patron Işın Hanımdır. 18 yıllık deneyimli ceza avukatıdır” diye tanıtmıştı.

Işın Vahib’in “Avukatlık sertifikasına” konan şartların, SRA (Avukatları Denetleme Makamı) tarafından, “Avukatlar Yasası 1974” dayanılarak uygulandığı belirtildi.

Şartlar 12 Ocak 2009’da getirildi

“159592” numaralı sicil kaydıyla “Solicitor” olarak İngiltere ve Galler Hukuk Kayıtlarında geçen Işın Vahib için, önce avukatlık mesleğini icrası konusunda, 13 Ekim 2008 tarihinde Solicitors Diciplinary makamları harekete geçtiler. Bu konuda, en ciddi durumlarda görülen vakalara uygulanan, avukat olarak çalışabilmek için lisansın üzerine bazı şartların konması durumunun geçerli olduğu uygun bulundu.

Işın Vahib’le ilgili incelemede, “çalışma sertifikası”na 12 Ocak 2009 tarihinde, derhal uygulanmaya başlamak üzere, Avukatlar Yasası 1974’e göre bazı şartların getirilmesi, kararlaştırıldı. Buna göre Bayan Vahib’in, her yılın yarısına ait müşteri hesaplarını hazırlayıp sunması, konuyla ilgili sürenin bitiminden 2 ay sonra da hesapları teslim etmesi istendi. Genelde İngiltere’de avukatların bir yeminli mali müşavir tarafından hazırlanan hesapları, yılda 2 defa rapor olarak sunulur. Ancak bu durumda, yılda 2 defa hesap istendiği ve sürenin bitiminden 2 ay içinde de verilmesi şartı konuldu.
Işın Vahib’in çalışma sertifikasına konan ikinci şart ise Avukatları Denetleme Makamı’nın vereceği 2 aylık kursa katılması, katıldığına dair belge ve sertifikayı sunması.

Law Society, Işın Vahib’in adının hala “Avukatlar” listesinde yer aldığını, ancak avukat sertifikası bulunmadığı için “İngiltere ve Galler”de” avukat olarak çalışamayacağını, isterse yeniden başvurabileceğini de gazetemize açıkladı.

STAR KIBRIS 08/08/09

HASAN VAHİB’TEN AÇIKLAMA

   

Londra’da STAR KIBRIS’ın sorularını yanıtlayan Hasan Vahib, Oramsların hukuk ekibinde hiçbir değişikliğin bulunmadığını ileri sürdü ve biz çok uluslu bir hukuk çalışması oluşumuna giriştik. Bu nedenle Vahib and Co’yu kapattık” dedi.

Mihrişah Safa

ORAMS DAVASIYLA ilgili kilit isimlerden Hasan Vahib, Londra’da İngiltere temsilcimiz Mihrişah Safa’ya konuşarak, Linda ve David Orams çiftinin avukatsız kalmadığını söyledi, “Hukuk ekibi, biz de dahil aynen devam. Hiçbir değişiklik yok” dedi.
STAR KIBRIS’ta yer alan “ Vahib and Co” firmasının kapatıldığına ilişkin haberlerin (bu yönde gazetemizde ifade yer almamasına rağmen) gerçek dışı olduğunu öne süren Vahib, çok uluslu, uluslararası bir oluşum kurma aşamasına girdiklerini ve işlerini büyütme adına kendilerinin yeni müşteri almayarak firmayı kendilerinin kapattığını bildirdi. “Biz kendimiz, işimiz açısından daha güçlü adım atabilmek için bu kararı aldık. Zaten biz company de değildik.” diye konuştu.

“Asıl patron Işın hanım”

Son günlerin olay adamı Hasan Vahib, asıl avukatın eşi Işın Vahib olduğunu vurgulayarak, “Asıl patron Işın Hanımdır. Bizde bir anlayış var. Kadın patron olamaz anlayışı. Eşim 18 yıllık son derece başarılı, deneyimli bir ceza, aile hukuku avukatıdır. Bir işte karı-koca birlikte çalışıyorsa sanki kadın üstün olamaz varsayımı hakim. Asıl patol Işın Hanım. Bu durumlara Işın hanımın da canı sıkılıyor. Ancak en fazla biz müvekkellerimizin haklarını korumakla sorumluyuz. Oramslar hiçbir zaman avukatsız kalmadı” dedi.

Orams Davasında Linda ve David Orams çiftinin dosyalarını hazırlayan firmanın önde gelen ismi Hasan Vahib, Türk basınında ilk kez STAR KIBRIS’a konuşarak, akıllardaki birçok konuya da açıklık getirdi.

Vahib and CO’nun bir firma da olmadığını söyleyen Hasan Vahib, bu konudaki sorularımıza şu yanıtları verdi;
“Şirketimizin Law Society tarafından alınan bir kararla kapatıldığı yazıldı (gazetemizde böyle bir ifade yer almadı). Kapatma kararı çıkmadı. Kesinlikle böyle bir karar yok. Yalnız bizim uzun zamandır üzerinde çalıştığımız, firmamızı daha uluslararası alan sokmayı amaçlayan, çok uluslu yapmayi hedefleyen bir çalışmamız vardı. O nedenle Vahib and CO’yu kapatma kararını biz kendimiz aldık. 10 Temmuz’da da bitti. Yine müşterilerimizin işleriyle ilgileniyoruz. Ancak yeni müşteri almıyoruz. Çok uluslu firmamızla ilgili açıklamayı Ağustos ayı sonunda yapacaktık, ancak haberler bundan önce çıktı.”

Orams davası Herbert Smith, Cherie Blair ve Nicholas Green’le

KKTC’deki emlak konusunda hayati önem taşıyan, Orams’lar gibi önemli bir davada, Linda-David Orams çiftinin “Avukatsız” kalması gibi bir olasılığın bulunmayacağını, bunu “ saçma” olarak değerlendiren Hasan Vahib, şöyle devam etti;
“Biz zaten önceden de 2 firmayla çalışıyorduk. Bunlardan biri Herbert Smith.. Diğeri Cherie Blair ve Nicholas Green’in firmasıydı. Önemli bir davada Oramsların avukatsız kalmasını söylemek bile çok yanlış. Yeni avukat atanmadı. Herbert Smith firması zaten vardı. Hatta Avrupa Adalet Divanı’na da onlarla gitmiştik. Ekip aynen devam ediyor. Yeni avukat atanması söz konusu değil. Herbert Smith ile yine birlikte çalışacağız.Önemli olan biz değiliz. Oramslar açısından durum üzücü. Müvekkillerimize karşı sorumluluğumuz var ve onların üzülmesini asla istemeyiz. Onlara durumu izah edici e-mail gönderdim. Bugun de kendileriyle İngiltere’deki evlerinden telefonla görüşeceğim. “

“Orams davasında mantık üstün gelecek”

Eşi Işın Vahib avukat olduğu halde daha çok kendisinin ön plana çıktığını, hatta gazetemizdeki ilgili haberde bile kendisinin adı ve fotoğrafının ön planda bulunduğumu söylediğimde, Hasan Vahib, “Asıl işin patronu Işın Hanımdır” diyerek, yeniden vurguda bulundu.

Orams’ların avukatsız kalmasının mantığa uygun olmadığını kaydeden Vahib, “ 11-12 Kasım tarihlerinde Londra’da Temyiz’de görüşülecek davadan mantığın üstün geleceği kararının çıkacağına inandıklarını belirterek, “ Mal-mülk davalarında siyasi bir bütünlük içinde, siyasi anlaşma bütünlüğü içinde karar çıkacaktır. “ dedi.
Vahib and Co’nun öne plana çıkmak istemediğini, artık çok daha güçlü bir şekilde uluslararası alana girmeye hazırlandıklarını ifade eden Hasan Vahib, şöyle devam etti;
“Biz daha güçlenmek, çok uluslu şirket haline gelme aşamasındayız.Ağustos sonunda açıklamamızı yapacağız. Türkiye, Kıbrıs, İngiltere ve Orta Doğu’da hizmet verip, oradaki hukuk bürolarıyla işbirliği yapacağız. Çalışmalarımız da bitmek üzere. Marble Arch’daki yerimiz merkez büro olacak.”

STAR KIBRIS 08/08/09

YEŞİLIRMAK 45 YIL BEKLEDİ

   

Yeşilırmak kapısından ambulansların karşılıklı geçişleri Rum basınında, “Yeşilırmak’la İlgili Prova... Yaralı ‘Barış’ Hastaneye Gitti” başlığıyla duyuruldu.

Yeşilırmak (Limnidi) kapısı, 1964 yılından bu yana ilk kez önceki gün deneme amaçlı olarak açıldı. Pirgo-Dillirga sağlık ocağından çıkan bir ambulans deneme amaçlı olarak Yeşilırmak kapısından geçip Lefkoşa Genel Hastanesi’ne ulaşırken, yapılan denemeye bağlı olarak Kuzey Kıbrıs’tan çıkan iki ambulans da Güney’e geçip Erenköy’e gitti.
Rum basını konuya oldukça geniş yer ayırırken, Politis haberini ilk sayfadan “Yeşilırmak’la İlgili Prova... Yaralı ‘Barış’ Hastaneye Gitti” başlıklarıyla okuyucuya sundu.

Haberini iç sayfalardan “Yeşilırmak Duvarı Yıkılıyor... Dün Dillirga Sakinleri İçin Tarihi Bir Gündü” başlıklarıyla yayımlayan gazete, ambulansların Yeşilırmak kapısından dünkü geçişlerini “1964 yılından beri iki toplumu ayıran ve Adayı bölen duvarın yıkılmasının başlangıcı” olarak niteledi.

Dillirga bölgesi sakinlerinin de geçişi “tarihi” olarak nitelendirdiğini belirten gazete, Pirgo’dan Ksero’ya kadar olan yol hattının kötü olmasına rağmen ambulansın bir saat 45 dakikada Lefkoşa Genel Hastanesine ulaştığını, Dillirga sakinlerinin de artık Lefkoşa’ya gitmek için bu yolu kullanacaklarına inanmaya başladıklarını yazdı.
Gazete, ambulansın Trodos’tan giden yolu kullanması halinde Pirgo’dan Lefkoşa’ya ulaşmak için en azından bir saat daha fazla zaman gerekeceğine de dikkat çekti. Rum Sağlık Bakanı Hristos Patsalidis’in de konuya ilişkin memnuniyetini belirttiği ifade edildi.

Kapıdan ilk Kıbrıslı Türkler geçti

Yeşilırmak kapısından ilk olarak Kuzey Kıbrıs’tan çıkan ambulansın geçtiğini ve BM eşliğinde Erenköy cebine yöneldiğini yazan gazete, 15 dakika sonra ise (10.30) Rum tarafından çıkan ambulansın şoförü ve hastabakıcısıyla kapıdan geçtiğini yazdı.
Haberde, 11:15 civarında ilk ambulansın Erenköy cebinden dönmesinin ardından Kuzey Kıbrıs’tan ikinci bir ambulansın kapıyı geçtiği ifade edildi.

Ambulansın Pirgo’dan Yeşilırmak’a kadar olan 6 kilometreyi yaklaşık 30 dakikada geçtiğini belirten gazete, Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ve Barikatların Açılması Komitesi Başkanı Andreas Karos’un söylediklerine yer verdi.
Ambulansın geçişinin ardından açıklama yapan Mihailidis ve Karos, yolun bugünkü haliyle hastaların taşınması için kullanılabildiğine göre, şahsi araçlar tarafından da kullanılabileceğini belirtti.

Karos ile Mihailidis, iyileştirme çalışmalarının tamamlanmasından önce bölge sakinlerinin de aynı yoldan geçişlerine izin verilmesi için talepte bulunacaklarını ifade etti.

Mihailidis, Türk tarafının tarafından dile getirilen problemin, yolun üst kısmındaki belirli noktalarda bulunan askeri nöbetçi kulübeleri olduğunu da ekledi.
Poli Hastanesi Müdürü Spiros Georgiu de, sağlığın sınır tanımadığını belirtti.

Nami ve Yakovu Pazartesi bölgede

Gazete, başka bir haberinde ise, yolun yeniden inşa edilmesi sürecinin hızlandırılması ve Yeşilırmak kapısının açılması konusunda iki taraf arasında varılan anlaşmanın eksiksiz uygulanması için liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun Pazartesi günü bölgeye gideceklerini bildirdi.

Nami ve Yakovu’nun BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Taye Brook Zerihoun ile birlikte yolu teftiş edeceğini ve problemlerin aşılmasına ilişkin yöntemleri inceleyeceklerini yazan gazete, özel temsilcilerin yerel mercilerle bir araya geleceklerini de kaydetti.

Haravgi gazetesi ise Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın konuya ilişkin açıklamasına yer verdi.

Ambulansların deneme amaçlı olarak dün kapıdan geçmesini yorumlayan Hristofyas, “bu insancıl seferlerin başlamasının olumlu bir gelişmeden ibaret olduğunu” belirtti.

STAR KIBRIS 08/08/09

SORUNLAR DİYALOGLA ÇÖZÜMLENEBİLİR

   

Din İşleri Başkanı Suiçmez ‘Din Bilgisi’ kurslarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi...


“Yaz dönemi dini bilgiler kuru konusunda yaşanan sorunlar karşılıklı saygı içerisinde diyalogla çözümlenebilir. Kurslar Kıbrıs Türk kültürüne aykırıdır denmesi bilim dışı bir yargı ve gerçeği görmemedir”...

Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, “Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kursu” konusunda yaşanan sıkıntı ve sorunların, demokratik ve çağdaş toplumlarda olduğu gibi karşılıklı saygı içerisinde, diyalogla çözümlenebileceğini kaydetti. Suiçmez, söz konusu kursların “Kıbrıs Türk kültürüyle bağdaşmaması” iddialarına karşılık, dinin Müslüman Kıbrıs Türk toplumunun hayatında 1571’den beridir olduğunu belirtti ve din kurslarının “Kıbrıs Türk kültürüne aykırıdır” denmesinin, bilim dışı bir yargı, Kıbrıs Türk kültürünün gerçeğini görmemek ve kültürünü farklı bir yöne çekmek olduğunu savundu.
Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, bugün, Din İşleri Başkanlığı’ndaki makamında son zamanlarda gündemi meşgul eden “Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kursu” konusuna açıklık getirmek amacıyla bir basın toplantısı düzenledi.

KATILIM GÖNÜLLÜLÜĞE BAĞLI

Suiçmez, kursların Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokolün ardından açıldığını belirterek, bu kurslara katılımın gönüllülük esasına bağlı olduğunu kaydetti. Kurslara KKTC vatandaşı olan ve ilkokul 4. sınıfa giden çocukların katılabileceğini anlatan Suiçmez, kurslara ayrıca vatandaş olmayan çocukların da, Din İşleri Başkanlığı’nın izniyle katılabildiğini ifade etti. Bakanlıkla yapılan protokole göre kursları bazı şartları yerine getirerek açtıklarını dile getiren Suiçmez, bu şartların kursun verileceği mekânın uygun olması, yaş sınırı, kursları ehli insanların vermesi ve müfredat olduğunu kaydetti.

“HER TÜRLÜ YAPICI ELEŞTİRİYE VE DENETİME AÇIĞIZ

Suiçmez, yapıcı her türlü eleştiriye açık olduklarını, kursların denetiminin kolay olduğunu, isteyen herkesin de bu kursları izleyebileceğini ifade ederek, sendikaların tutumunu eleştirdi. Sendikaları, yapılan kurslarla ilgili olarak ortak düşünce alanı yaratmak için bir süre önce gerçekleştirilen “Çağımızda Din Eğitimi (Kıbrıs Özeli)” başlığı altındaki panele davet ettiklerini, ancak sendikalardan bu konuda olumlu yanıt alamadıklarını savunan Suçimez, ayrıca sendikalara görüşlerini almak üzere hazırlanan ve yollanan “Yaz Dönemi Dini Bilgiler” program ve müfredatına katkı ve eleştiriler yapılmasını istediklerini, fakat buna da cevap alamadıklarını dile getirdi.

ANAYASAYA UYGUN

Suiçmez, Din İşleri Başkanlığı’nın kurslar konusunda Anayasaya uygun bir şekilde görevini yerine getirdiğini kaydetti. Sendikaların Akova ve Değirmenlik okullarındaki kursları “işgal ederek” derslerin yapılmasını engellediklerini savunan Suçimez, bu konuda bakanlıkta sendikalarla bir toplantı yaptıklarını ve tansiyonun yükseltilmemesi için Akova ve Değirmenlik kurslarının yerlerinin değiştirilmesi kararını aldıklarını söyledi. Öğrencileri kurslar çerçevesinde kültür gezilerine çıkardıklarını ve Kıbrıs Türk kültürü yanında diğer kültürleri de tanıttıklarını anlatan Suiçmez, Başkanlık olarak yasa dışı bir şey yapmadıklarını, sadece Anayasa’yla kendilerine verilen görevi yerine getirdiklerini belirtti.

KIBRIS TÜRK HALKI MÜSLÜMANDIR


Suiçmez, Kıbrıs Türk halkının Müslüman bir halk olduğunu, dinin ve müftülüğün de 1571’den beridir burada bulunduğunu ifade ederek, bunun Rum kesiminde kalan 125 cami ve Kuzey’de bulunan 1974 öncesi camilerden görülebileceğini söyledi. Kıbrıs Türk halkının bu gerçeğini görmemenin, kültürü farklı yöne çekmek olduğunu söyleyen Suiçmez, bir soruya karşılık, Alevi ve sunilik ayrımının dini değil siyasi bir ayrım olduğunu, burada sadece yorum ayrılığı bulunduğunu ileri sürdü. Suiçmez, ancak herkesin Allaha inandığını kaydetti. Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, kurslara katılanların sayısıyla ilgili sorulan soruya karşılık ise, bu sayıları istatistikleriyle kursların tamamlanmasının ardından açıklayacaklarını söyledi.

STAR KIBRI S 08/08/09

Cyprus Russia ties safe
By Patrick Dewhurst and Daniel Thomas

A DEAL between Ankara and Moscow to run a gas pipeline from Turkey to Israel via the north within the next five years should not be a problem if a Cyprus solution is found by then, Russia said yesterday.

The multi-faceted deal includes the possibility of extending the already existing Blue Stream pipeline, which runs from Samsun on Turkey’s Black Sea coast to Ceyhan on the Mediterranean.

This would pave the way for natural gas to be delivered to Israel, Syria and Lebanon through the breakaway Turkish Cypriot state in the north.

The news of the pipeline, and comments made by Russian Prime Minister Putin could not have failed to have caused some consternation within the Cyprus government given Nicosia’s close political relationship with Russia.

Speaking in Ankara Vladimir Putin said Russia would try to strengthen economic ties with both the Greek Cypriots and the Turkish Cypriots, which he said was an “appropriate step leading to a settlement”

"We will make efforts to maintain relations with both parts of Cyprus and develop economic relations, including with the Turkish part," Putin was quoted as saying.

Russian Ambassador to Cyprus, Viacheslav Shumskiy sought yesterday to play down any possible repercussions for Cyprus from the Moscow-Ankara deal. He said the Blue Stream II pipeline could see Russian oil reaching the government-controlled areas of Cyprus within five years. “The Blue Stream II protocol has been signed, but it is a protocol of intention,” he said. “We will have to see about its viability. We know you are desperate for this because you are paying fines; if we start negotiating and find it’s viable, then why not?”

By viability Shumskiy likely meant whether or not a Cyprus solution was found within that time.

Asked about the issue of the pipeline passing through the occupied north, Shumskly said: “I assure you, when we finalise the economic and technical aspects of the pipeline, the solution to the Cyprus problem will be solved”. He added “We are not talking about one or two years for the realisation of this project, but three to five years, maybe more”.

Shumskiy was at pains to assure Cyprus that nothing would change in the relationship between Cyprus and Russia, which has always been Cyprus’ staunchest ally in the UN Security Council, even though the energy deals made in Ankara were “vital” for Russia, he added.

The Russian ambassador also distanced himself somewhat from Putin’s reported comments saying: 'Very often there are instances when what is said by the politician is taken out of context,” he said, adding that he suspected ''some distortions there.''

He said his country's position to the Cyprus problem was “clearly stated” in the declaration signed between Cypriot President Demetris Christofias and Russian President Dimitry Medvedev in Moscow in November 2008.

“This position did not change and it is still very valid and we, as a Permanent Member of the Security Council, are doing everything possible to bring this settlement.” Shumskiy said.

“I do not think there is any linkage between the relations between Russia and Turkey and the very cordial and close relations of Russia with Cyprus and our approach to an international issue, which is the solution of the Cyprus problem. These are very distant issues you know.”

Political analyst Costas Apostolides agreed. “While the deals will definitely increase Turkey’s economic influence and the common interest of the two countries, Russia’s stance on the Cyprus problem is tied to different issues that it has with Turkey,” he said.

“One of the primary points is Russia’s sensitivity to Turkish involvement in Chechnya.” He also argued that while economic cooperation between the Erdogan government and Russia was one aspect, the fact that Erdogan was at such loggerheads with the Turkish military establishment showed that relations between the two countries were far from forthright.

“The Turkish military continues to view Russia with an element of suspicion, as do the Russians over a perceived support from elements in Turkey for the independence movements in its southern regions,” he said.

“The deals will definitely bring the two countries into greater economic cooperation and it will also bolster Turkey’s attempts at EU accession; however, the fact that Turkey has been wooed by both Russia and Europe in making energy agreements displays how its allegiance to either cannot be as total as it would be for one.”

CYPRUS MAIL 08/08/09