![]()
Lord
Maginnisden KTHY kararına sert tepki: Utanmazlık...
Kıbrıslı Türklere yakınlığıyla yanınan
Drumglass Lordu Maginnis, Birleşik Krallık mahkemesinin utanmadan
aldığı bu karar, Kıbrıslı Türklerin insan
haklarının inkarını
yasallaştırdığı için hepimizi küçük duruma
düşürdü.
MİHRİŞAH SAFA
KTHYna Britanya Yüksek İdare Mahkemesinden çıkan, KKTCye direkt
uçuş için red kararına en sert tepki, İskoç asıllı
Lord Maginnisden geldi.
Kıbrıslı Türklere yakınlığıyla tanınan
Drumglass Lordu Maginnis, yayınladığı bildiride,
Birleşik Krallık mahkemesinin aldığı kararı
utanmazlık olarak niteledi, Kıbrıslı Türklerin insan
haklarını inkar etmemizi yasallaştırdığı
için bizleri küçük duruma düşürdü dedi.
Oldukça ağır bir dil kullanılarak yazılan bildiri,
İngiliz yasal sistemini de sert şekilde eleştirdi.
Drumglass Lordu Maginnis, bildirisinde, Mahkeme kararının sürpriz
olmadığını, çünkü Britanya Hükümetinin 2004
yılında Birleşmiş Milletlerin Annan Planına
karşı Kıbrıslı Türklerin Evet oylamasında
verdiği sözü yerine getirmediğini vurguladı. Öyle bir hükümet
ki Afganistanda savaşan ve ölümcül yara alan askerlerine sözünü yerine
getirmeyen, onlara ihanet eden bir yönetim. Bunların, çeyrek milyon
Kıbrıslı Türkün insan hakları konusuna ilgi göstermesi
zaten ihtimal dışı ifadesini kullandı.
KIBRIS RUM TERÖRİZMİNE İZİN VERİLMEMELİ
Lord Maginnisin yayınladığı bildiride şunlar yer
aldı;
Birleşik Krallık mahkemelerinden birinin, KKTCde Ercan
Havaalanına direkt uçuş hakkına utanmadan, terbiyesizce izin
vermemesi, Kıbrıslı Türklerin insan haklarının
inkarını yasallaştırma ve kabul etme anlamına
geldiğinden, hepimizi ufaltıp, küçültmüştür.
Ancak bu karar, Hükümetimiz, 2004 yılında B.M Annan Planına evet
diyen Kıbrıslı Türklere verilen sözleri yerine
getirmediğinden sürpriz olmamıştır. Öyle bir hükümet ki
Afganistanda ağır şekilde yaralanan askerlerine tekliflerini
yerine getirmemiş, onlara ihanet etmiştir. Böyle bir hükümetin,
çeyrek milyonluk Kıbrıs Türklerinin insan haklarını
gözetmesi, ilgilenmesi beklenemez.
Böyle olmakla birlikte, yasal sistemimizin kanunların kökünü,
esasını teşkil eden konularda hiçbir açık ortaya koyucu
tutumunun olmaması, Kanun ve yasaların antitezini teşkil
etmektedir. Bu konular, başkalarının başına
geldiği için gözardı edilmemelidir. Konuyla ilgili davanın
yargıcı, oldukça karışık bu konuda yetersiz
kalmıştır ve 35 yıldır Kıbrıslı
Türklerin insan haklarının ihlalini, elinden
alınmasını ve inkar edilmesini algılayamamaktadır. Bu
yargıç, uluslararası benzeri örnek teşkil eden teamülleri arka
arkaya görmemezlikten gelmiş, ihmal etmiştir.
Hükümetimiz ve mahkemelerimizin sözlü ve idari olarak Kıbrıs Rum
terörizminden kendi amaçları doğrultusunda yararlanmasına göz
yumulamaz, izin verilemez. Eğer kendi askerlerimizden bizim için
özgürlükler adına savaşmasını istiyorsak , bunların
hiçbir anlamı kalmamış olur.
Konu oldukça acil önemdedir. Parlamento Ekim ayında yeniden açıldığında,
konuyla ilgili tam ve doğru dürüst bir soru önergesi vermeye niyetliyim.
STAR KIBRIS 01/08/09
![]()
Fileleftheros Gazetesi; Farklı Bir Okumayla
İkinci Tur... Başkan Mantıklı Önerilerden Bahsediyor
başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyasın; bugüne kadar
gerçekleştirilen görüşmeler sürecini değerlendirerek; Eylül
ayından itibaren rota değişikliğine gidilmesi konusunu
ele aldıklarını belirtti
Fileleftheros Gazetesi; Farklı Bir Okumayla İkinci Tur...
Başkan Mantıklı Önerilerden Bahsediyor başlıklı
haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın; Kıbrıs müzakerelerinin birinci turunun önümüzdeki
Perşembe günü tamamlanması ve müzakerelerin başlamasından
bu yana bir yıl geçmesinin ışığında, bugüne kadar
gerçekleştirilen görüşmeler sürecini değerlendirerek; Eylül
ayından itibaren rota değişikliğine gidilmesi konusunu
ele aldıklarını bildirdi.
Konuyu iyi bilen kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak,
Hristofyasın; Cumhurbaşkanı Talatın teklif ettiği
sürecin hızlanması olasılığını,
görüşmelerin içeriğine bağladığını kaydeden
gazete, Kıbrıs Rum kesiminin; Eğer görüşülebilir ve
mantıklı olan tezler ortaya konulursa, o halde hızlanma da
olabilir şeklinde bir teze sahip olduğunu ifade etti.
Talat zemin kazandı
Cumhurbaşkanı Talatın, ortaya mantıklı tezler
koyması gereken tarafın Rum kesimi olduğunu
düşündüğünü belirten gazete, Talatın söz konusu önerisinin
yabancılar arasında zemin kazandığının
göründüğünü; yabancı unsurların müzakerelerin ritim
kazanması gerektiğini düşündüklerini belirtti.
Hristofyas ile Talatın dünkü görüşmede, bugüne kadar olan
müzakereler sürecini değerlendirmelerinin yanında yerleşik
yabancılar konusunu görüştüklerini de yazan gazete, elde ettiği
bilgilere dayanarak Türk tarafının; yerleşik
yabancıların sayısının Kıbrıslı
Rumların savunduğu gibi tahammül edilemez olduğunu
düşünmediğini ileri sürdü.
Anlaştık demek değil
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise görüşmenin
ardından dün yaptığı açıklamada,
vatandaşlık, soydaşlık ve yerleşik yabancılar
konularını görüşmeye devam ettiklerini ve bu konuları
görüşmeyi önümüzdeki hafta tamamlayacaklarını söyledi.
Bu konuları önümüzdeki hafta tamamlayacak olmalarının, iki
tarafın bu konular üzerinde anlaşacağı anlamına
gelmediğini kaydeden Hristofyas, önümüzdeki hafta
gerçekleştirecekleri görüşmede Cumhurbaşkanı Talat ile
müzakerelerin ikinci turunda nasıl ilerleyecekleri konusunu da
görüşeceklerini sözlerine ekledi.
Adada kalacak olan yerleşiklerin sayısı konusunda herhangi bir
rakam telaffuz edilip edilmediğine ilişkin soruya
karşılık Hristofyas, buna olumsuz yanıt vererek bu tarz
konuları görüşmediklerini söyledi.
Liderler karar verecek
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın;
sürecin devamında takip edilecek olan prosedür konusunda (Rum
tarafından) yanıt beklendiği şeklindeki
açıklamasını da yorumlayan Hristofyas, Hasan Erçakıcanın
sürecin bir parçası olmadığını ve istediği
şeyi söyleyebileceğini kaydetti.
Hristofyas, süreci iki müzakerecinin yönettiğini ve ilerisi için iki
müzakerecinin birlikte karar vereceklerini söyledi.
Gazete; Yeşilırmak Konusu: Anlaşma mı? Hangi Anlaşma
?
başlığıyla devam ettiği haberinde ise
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
yaşanan gelişmelere yer verdi.
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda Türk
tarafının problemler ve engeller öne sürdüğünü savunan gazete,
Avrupa Komisyonuyla uzlaşma içerisinde, Yeşil Hat Tüzüğünün
geçersiz kılınması teşebbüsünde bulunulduğunu iddia
etti.
Yeşilırmak gündemde
Önceki gün gerçekleştirilen Hristofyas-Talat görüşmesinde
Yeşilırmak kapısının açılması konusunun da
ele alındığını yazan gazete, Hristofyasın dünkü
görüşmenin ardından yaptığı açıklamada
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
yaşanan gecikmelerle ilgili endişesini dile getirdiğini belirtti
ve şöyle devam etti;
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
alınan kararın uygulama yolunda olduğu kabul ediliyor. Günün
sonunda, hem bölge sakinlerine hem de genel anlamda problemler ortaya
çıkarabilecek gelişmeler yaşanır mı acaba diye
endişeliyim. Gerek Birleşmiş Milletler (BM), gerek
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarının ihaleye
çıkılması, çalışmanın üstlenilmesi ve işin
teslim edilmesi sürecinin hızlandırılması amacıyla
yardımcı olacaklarına inanmak istiyorum.
ABD yardımcı olmak istiyor
Bu arada Politis Gazetesi, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD)
Lefkoşadaki Büyükelçisi Frank Urbancicin, Kıbrıs sorununun
çözümü amacıyla gerçekleştirilen müzakereler sürecine ilişkin
yaptığı açıklamalara yer verdi. Gazeteye göre bir
toplantı çerçevesinde yaptığı konuşmada
Kıbrıs sorunuyla ilgili açılan fırsat penceresinin sonsuza
kadar açık kalmayacağını belirten Urbancic, şu anda
Kıbrıs sorununun çözümü için yoğun çabalar
gerçekleştiriliyor olması gerektiğini söyledi.
ABDnin adadaki iki tarafa çözüm planı empoze etme niyetinde
olmadığını söyleyen Urbancic, Washingtonun sadece sürecin
hızlanması ve kolaylaştırılmasına
yardımcı olmak istediğini belirtti.
STAR KIBRIS 01/08/09
![]()
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüstü ziyaret edip kuran kursları karmaşası hakkında bilgi istedi.
Bakan Dürüst, din bilgisi kurslarının, bakanlığın çizdiği koşullar çerçevesinde ve denetiminde, Din İşleri Dairesi tarafından düzenleneceğini belirterek Bizler sonuna kadar Atatürkçüyüz, herkese örnek olacak kadar da Atatürk ilkelerinden taviz vermemekte azimli ve kararlıyız deyince; Denktaş, duymak istediğim buydu şeklinde konuştu. Denktaş, Din İşleri Başkanının genç, dinamik olduğunu, düşüncelerini bildiğini ve bakanlığın denetimi dışına çıkılmasına müsaade etmeyeceğini bildiğini de ekledi.
STAR KIBRIS 01/08/09
![]()
Özgürgün: Yeşilırmak
kapısının açılmasıyla ilgili bilgimiz yok,
gelişmeleri basından takip ediyoruz!
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Yeşilırmak
kapısının açılmasıyla ilgili hükümetin bilgisinin
olmadığını, gelişmeleri basından takip
ettiklerini ve merkezden uzak olan Yeşilırmak için dikkatli
davranılması gerektiğini kaydetti. Hüseyin Özgürgün, hükümetten
bir temsilcinin kesinlikle görüşmelerde bulunması gerektiğini
vurgulayarak, cumhurbaşkanı ve Türkiye ile herhangi bir sorununun
olmadığını, görüşmeci olarak hükümetten bir
temsilcinin olmasıyla Ankara olayı gibi krizlerin bir daha
yaşanmayacağını iddia etti. Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, ADA TVdeki Günaydın ADA Programı
yapımcısı Didem Tavukçuya önemli açıklamalarda bulundu.
YEŞİLIRMAKTAN HÜKÜMETİN BİLGİSİ YOK
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Dışişleri
Bakanlığı olarak Yeşilırmak kapısının
açılmasıyla ilgili bilgilerinin olmadığını,
gelişmeleri basından takip ettiklerini söyledi. Özgürgün,
kapının açılmasıyla ilgili henüz hükümetle
konuşulmuş bir şey olmadığından dolayı
çalışmalara başlanmadığını açıkladı.
Kapının açılması için birçok birimin koordineli bir
şekilde çalışması gerektiğini vurgulayan Özgürgün,
merkezden uzak olan Yeşilırmak için dikkatli davranılması
gerektiğini kaydetti.
HÜKÜMETTEN TEMSİLCİ ŞART
Hüseyin Özgürgün, cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye
Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri de yanıtladı. Özgürgün,
hükümetten bir temsilcinin kesinlikle görüşmelerde bulunması
gerektiğini vurgulayarak, cumhurbaşkanı Talatın
görüşmelerde hükümetten bir temsilci bulunması hakkında henüz görüş
bildirmediğini belirtti. Ankaraya gitmemesini TAK haber
ajansının yanlış aktardığını ifade eden
bakan Özgürgün, cumhurbaşkanı ve Türkiye ile herhangi bir sorununun
olmadığını, görüşmeci olarak hükümetten bir
temsilcinin olmasıyla Ankara olayı gibi krizlerin bir daha
yaşanmayacağını iddia etti.
STAR KIBRIS 01/08/09
![]()
Rum Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, tüm Kıbrıs FIR hattının kendilerine ait olduğu ileri sürdü.
Kıbrıs Türk Havayolları Şirketinin, KKTC ile
İngiltere arasında direkt uçuş yapmasına izin vermeyen
İngiltere Taşımacılık Bakanlığına
karşı açtığı davada İngiltere Yüksek
Mahkemesinin verdiği kararla ilgili olarak yaptığı
açıklamada, Ercan Hava Trafik Kontrol Merkezinin yasadışı
olduğunu ve Türkiyenin Kıbrıs Sivil Havacılık
Dairesiyle işbirliği yapmak zorunda olduğunu iddia etti.
Haravgi; Rum Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığının İngiltere Yüksek Mahkemesinin verdiği
kararla ilgili açıklamasını Timbudaki Kontrol Kulesi
Yasadışı Türkiye yasal Kıbrıs Sivil
Havacılık Dairesiyle İşbirliği Yapmak Zorunda
başlığıyla yansıttı.
BİZİM SORUMLULUĞUMUZDA
Gazeteye göre Rum Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığınca yapılan açıklamada, İngiliz Yüksek
Mahkemesi kararının, Güney Kıbrısın Kıbrıs
hava sahasındaki egemenliğini teyit etmesinin ötesinde Lefkoşa
FIR Hattının (Uçuş Kontrol Bölgesi) tamamını
yönetmenin Rum Yönetiminin sorumluluğunda olduğunu
tanıdığı savunuldu.
İngiliz mahkemesinin kararı nedeniyle Ercan Havaalanı
yanında, burada faaliyet göstermekte olan Hava Trafik Kontrol Merkezini
de yasadışı hale getirdiği iddia edilen açıklamada
şu ifadelere yer verildi:
ÇOK ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ
Bu, bir o kadar önemlidir çünkü Kıbrıs Cumhuriyetinin hava
sahasındaki egemenliği dışında, Lefkoşa FIR
Hattının tamamında denetim sorumlusu olarak Kıbrıs
Sivil Havacılık Makamlarını tanıyor. Bu şekilde,
Türkiyenin işbirliği yapmaması; yasadışıdır
ve ICAO Sözleşmesi maddelerine, ABnin Üniter Avrupa Semaları ve
EUROCONTROLün güvenliğin artırılması, rötarların
azaltılmasıyla ilgili kurallarına aykırıdır.
Gazeteye göre Rum Ulaştırma Bakanlığı
açıklamasında, Ercan Havaalanında faaliyet gösteren Hava Trafik
Kontrol Merkezinin kısa süre önce yeni teknolojik altyapıyla
donatıldığına işaret edilerek, bu merkezin,
Lefkoşa FIR Hattından yapılan (transit) uçuşlara sürekli
müdahale ettiği öne sürüldü.
TÜRKİYE İŞBİRLİĞİ YAPSIN
Türk Sivil Havacılık makamlarının; Rum tarafındakiyle
değil, Ercandaki kontrol merkezi ile işbirliği
yaptığı da belirtilen açıklamada Türkiyeye Lefkoşa
ve Ankara uçuş kontrol bölgelerine (FIR) giriş-çıkış
yapan uçuşların güvenli ve normal şekilde yönetilmesi için Rum
Yönetimiyle işbirliği yapması çağrısında
bulunuldu.
Açıklamada, Kıbrıs, Avrupa ve uluslararası örgütler önünde
de defalarca beyan ettiği üzere böyle bir işbirliğine
hazırdır ifadesi de kullanıldı.
STAR KIBRIS 01/08/09
Christofias left us with no choice
By Stefanos Evripidou
THE GLARING
absence of DIKO members in the chairmanships and vice-chairmanships of the
semi-government organisations (SGOs) announced yesterday leaves a gaping hole
in the government coalition whose future now stands on a precipice.
After ruling AKEL and third coalition partner EDEK counted out the spoils at an
extraordinary party meeting, Government spokesman Stefanos Stefanou said
President Demetris Christofias had been saddened by DIKOs stance.
Stefanou also did not beat around the bush when it came to the issue of DIKOs
effective boycott. Unfortunately, before the appointment, reactions arose, and
in the name of {DIKOs] party dignity it put in doubt whether consciously or
not the right of the cabinet to appoint governing boards, thus, undermining the
dignity of the President himself
DIKO spokesman Fotis Fotiou made it abundantly clear yesterday that his party
was particularly unhappy with President Demetris Christofias handling of the
SGO appointments.
The coalition partner pulled out of the SGO race late on Thursday when the
party organs decided not to have any member taking the chairmanship or
vice-chairmanship of any SGO.
In protest at Christofias alleged lack of fairness and objectivity in deciding
on the new boards, DIKO instead submitted lists with three members proposed for
each SGO board, of which the president was only supposed to select a single
member.
Given that this is the same tactic followed by right-wing DISY as a member of
the opposition, the latest spat between the government and its partner leads
the most cautious observer to suspect that DIKO has shifted into warp speed
with its final destination, the opposition.
Fotiou spent half the day yesterday trying to convince reporters that it was
not a question of not getting enough DIKO members in top positions or on the
boards, but a matter of principle.
Speculation was rife, however, that DIKO had placed a high priority on keeping
the chairmanships of certain key SGOs after the terms of most boards were due
to expire yesterday. The SGOs as bodies which implement government policy were
mainly chaired by DIKO members, appointed under the previous government.
Among the most coveted bodies are the Cyprus Telecommunications Authority, the
Cyprus Broadcasting Corporation and the Cyprus Tourism Organisation (CTO),
which DIKO particularly wanted to hang on to.
Fotiou rejected claims that DIKO threw its toys out the pram on learning that
they were going to lose the CTO, among others. He insisted that there were
very serious reasons for pulling out of the race, adding that the president
left the party with little choice. His approach was not fair and objective,
said Fotiou.
The spokesman maintained that his party did not wish to push things to breaking
point, but neither wanted to be held responsible for things it did not control,
hence, the decision to include only one member on each board. Our goal is to
return our collaboration (with the government) to the right foundations and
principles, he added.
However, with virtually zero participation in the highly-coveted SGOs as most
of the spoils went to AKEL and EDEK, it remains to be seen how Christofias can
prevent his coalition partner from jumping ship, barring a cabinet reshuffle to
DIKOs liking or a major policy shift on the Cyprus problem. This then begs the
question how long will this government alliance last.
Fotiou dismissed as lies suggestions that the party was seeking a greater
share of the pie or wanted to keep the same share that it had under the Tassos Papadopoulos
government.
Instead of trying to insult DIKO, people would do well to focus on the essence
of the issue, and finally understand that proper, constructive and beneficial
political cooperation should have as its basic foundation mutual respect and
understanding, he said.
Fotiou fended off a barrage of questions as to how to achieve mutual respect or
principled foundations, but he did drop a hint that perhaps not enough
appreciation was shown for DIKOs support of Christofias as presidential
candidate in the second week of the elections. He also questioned the
correctness of giving certain parties a majority on the boards. DIKOs beef
appeared to be the appointment of board members from minority movements or
organisations that supported Christofias in the first round of the presidential
elections, the fear being that they were effectively in AKELs pockets.
AKEL spokesman Stavros Evagorou expressed regret for DIKOs position, and
called on the party to explain what matters of principle led it down this path.
He said that the president had been particularly generous with DIKO,
regarding the seats it would have had on the SGO boards, had it stayed on
board.
If reasons of principles are massive political differences, or problems on the
national issue or differences in philosophy on domestic governance, lets sit
down and discuss. If reasons of principles are the CTO, CyBC, or Ports
Authority, tell us, said Evagorou, adding: They say thats not it. If not,
then what is?
AKEL political bureau member, Yiannakis Kolocassides rejected criticism that
the president showed no respect to DIKO. I am still trying to understand which
principles have been violated to justify this reaction. Which canons of
political ethics and how are they being violated by the president? he asked.
CYPRUS MAIL 01/08/09
Too many unsolved issues
By Stefanos Evripidou
THERE ARE too many unsolved issues in the
Cyprus problem for the bulk of the talks to be left to the aides of the two
leaders, said Presidential Commissioner Georgios Iacovou yesterday.
Iacovou ruled out adopting the Turkish Cypriot proposal on how to go about the
second reading of the chapters under discussion in the talks. Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat had suggested that the two leaders discuss the issues
of executive powers and property while leaving the rest for the two aides,
Iacovou and Ozdil Nami.
Mr Talat said the two leaders deal only with two issues and all other issues
be directed towards the aides. There are so many serious issues that such an
issue would confuse the process, said Iacovou.
The commissioner highlighted it wasnt just executive power or property issues
where no progress had been made. There are whole chapters where there has been
no progress, many issues.
He gave as an example the question of political equality which the Turkish
Cypriots argue should also mean some kind of numerical equality. This is a big
issue, said Iacovou, adding that the Greek Cypriot side did not believe such
issues could go to the two aides to sort out.
Talats spokesman Hasan Ercakica has stressed that the Turkish Cypriot side
were keen to move ahead with the talks and were trying to come up with ways to
make the process more speedy and efficient.
CYPRUS MAIL 01/08/09
Limnitis opening appears still
distant
By Jacqueline Agathocleous
PLANS to open
the Limnitis checkpoint in coming months were yesterday thwarted by
Presidential Commissioner George Iacovou, who announced that the connecting
road would take much longer to restore.
The expectation and desire for Limnitis checkpoint to open within the next
four to five months cannot be fulfilled and this is due to the state of the
road, which was built under specifications of the 1960s, he said.
We will effectively have to build a new road.
Another obstacle, he added, was the matter of funding, in which the European
Union and United Nations are both involved, though Iacovou described plans to
open joint tenders for the road as a positive development.
All agreements are made in good faith and I personally inform the communities
on the agreements that concern them, said Iacovou.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
finally agreed to open the crossing point on June 26, following a year of negotiations.
However, the Community Leader of Kato Pyrgos, one of the communities directly
connected to the checkpoint, has expressed his concerns over the two leaders
agreement.
Costas Michaelides yesterday said the settlement was flawed. On one hand, the
UNs Special Representative in Cyprus, Taye Brook Zerihoun, announced that
tenders would be opened for the road on Monday; on the other, President
Christofias expressed his concerns over a possible delay.
This means something is wrong and if the President of the Republic is slightly
concerned, I am hugely concerned, he added.
If the roads condition is just a ruse by the other side to gnaw away at time
until Turkeys EU accession is evaluated, said Michaelides, the government was
wrong to make a deal.
The Greek Cypriot side was hoping the road would be opened this month in time
for residents to be able to cross to the north for the anniversary of Ayios
Mammas in Morphou. Without the road they must drive towards Nicosia to cross
and then drive all the way back on the other side of the buffer zone.
CYPRUS MAIL 01/08/09
02
Ağustos. 2009 Pazar
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Kathimerini gazetesi, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasındaki
doğrudan müzakerelere destek vermek için Eylül veya Ekim ayında
Kıbrıs'a gelmesini beklendiğini iddi etii.
Ziyaretin hedeflerinden
birinin, "liderlerin daha büyük taahhütlerinin teminat altına
alınması olduğunu belirten gazete, "BM'nin
görüşmelerin hızının her şekilde korunmasını
istediğini" kaydetti.
Gazete, Ban'ın
ziyaretini halihazırda programlandığını, kesin tarihin
müzakereler masasındaki gelişmelere göre belirleneceğini ifade
etti.
Bu arada liderler, 6
Ağustostaki görüşmede müzakerelerin ilk turunu tamamlayacak ve
müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde yapacakları görüşmede
başlayacak.
![]()
Erenköy,
Kıbrıs Türkünün denize sahili olan birkaç sayılı köyünden
biri. O nedenle, çakı taşımanın bile hapislik olduğu
İngiliz döneminde 4,5 metrelik sandallarla, Anadoludan silahı ilk
getirenlerin köyü, Erenköy.
Her yıl 8 Ağustosta sabahın ilk saatlerinde otobüslere dolan
Erenköy ve çevre köy halkı, Kuzeyde yaşadıkları Yeni
Erenköyden yola çıkar. Bozdağ, Alevkaya, Selçuklu ve
Mansuralılar, bir zamanlar kendilerine kucak açan Erenköyün
havasını yeniden solumak, kendine özgü kekiklerini toplamak için
Erenköylülerle birlikte yola koyulurlar. Erenköy Mücahitleri de uğruna kan
akıtmaya geldikleri, Güneyde bıraktıkları vatan
toprağına yeniden ayak basmak, eski anılarını tazelemek
için otobüsler kervanına katılır.
Bin küsur insan ve bir o kadar yürek Erenköy Direnişini, ölümden kurtulup
yeniden dirildikleri günü anmak için Erenköye gelir.
Erenköy Şehitliğinde yapılan tören, askerlerin saygı
atışı, konuşmaların kırkbeş yıl önce
yaşananları ne oranda yansıttığını
bilebilmek çok güç. Ancak, Erenköy Mücahidi Hüseyin Laptalı 8 Ağustos
1964 ile ilgili bir şiiri son derece anlamlı:
Gelirseniz kurtuluruz, gelmezseniz vatan sağolsun!
O da taktı miğferi başına.Yürüdü cepheye vardı
Savaşacak, savaşacak, savaşacaktı
Onun da vardı tek kurşunu saklı
O öğretmişti bizlere bu aklı
Ben gibi arkadaşlarım gibi
O da beynine sıkacaktı
Kararlıydı asla teslim olmayacaktı
Geldiler kurtulduk
Kadri Fellahoğlu, CTP milletvekili:
38.04
Buraya çok gelmek istedim ama fırsatını bulamadım.
1974den sonra ilk kez bu tarafa geçiyorum. Sabah erkenden geldiğimden
birçok insanla konuşma fırsatı buldum. Burada yaşananlar
tabii ki, tarihimizin gerçekleridir. Bu olayları iyi bilmek, gerçekleri
insancıl, barışçı duygularla dinlemek ve
değerlendirmek gerekir. Hepimizin bunlardan dersler çıkartmalı.
Bugün varmış olduğumuz durumun da kıymetini de çok iyi
bilmemiz gerekir, diye düşünüyorum.
40.24 Muhtar Vehibe Özkasırga
Vehibe Özkasırga 8 Ağustosdaki Rum/Yunan
saldırısını hiç unutamayanlardan biri.
Biz çok çektik. Mağaralarda kaldık. Aç, ekmeksiz ve susuz
kaldık. Her gece ateş açarlardı. Biz de acaba ne oldu; birinin
başına bir şey geldi mi, diye merak eder sabahlara kadar
uyuyamazdık.
Erenköye 44 yıl sonra yeniden gelenlerden biri de, İskân eski
Bakanı Dr. Mehmet Albayrak. O da, gençlik yıllarını
geçirdiği topraklara yeniden dönmenin heyecanını
yaşıyor. Kendisi gibi 573 üniversiteli gencin çeşitli
vasıtalarla oraya gelmesini hatırlıyor; eski anıları
canlandırıyor.
Neleri hatırlıyorsun, diye sorduğumda gözleri
buğulanıyor?
Eli silâh tutan ama askerlikten anlamayan gençlerin, kısacası eli
silah tutan 800 kişinin tam teçhizatlı 10 bin Yunan askeri
karşısında direnmesini hatırladığını
söylüyor. Albayrakın unutamadığı bir başka anı
da üstün Yunan ateşi karşısında dört köy halkının
Erenköye göç etmesini.
Neyi hatırlıyorum? 8 Ağustostaki, o muhteşem günü, tam
ümitlerimiz kesildi, öldük derken uçakların gelişini
hatırlıyorum. Bunları unutmamız mümkün değil.
Bir de BM Barış gücü askerinin kamplarında gördüğüm, o
günlerdeki İngiliz gazetelerinde yer alan haberleri
hatırlıyorum.
Dr. Albayrakın o gazete haberini unutamamasının nedeni,
Erenköyde yaşananların tüm dünyanın bilgisinde olması.
İngiliz gazetesinde Bu bir savaş değil; bu Yunanistan ve
Makariosun üniversite öğrencilerine karşı
uyguladığı katliamdır, diye yazıyordu.
Erenköy Mücahitleri ve Erenköy halkı için 8 Ağustos bir doğum
günü tarihi. Türk uçakları sayesinde yeniden yaşama kavuştukları
gün. Tabii, o gün Türkiyenin en ünlü şehidi, Yüzbaşı Cengiz
Topelin şimdiki Cengizköy yakınlarında düşürüldüğü ve
hastanede yaşamını yitirdiği gün.
8 Ağustos, denize dökülmek istenen Erenköylülerin, ölüme meydan
okuduğu gün. Zaten o nedenle, tam 45 yıldır, yeniden hayata
dönmek 8 Ağustoslarda bir bayram olarak kutlanıyor.
STAR KIBRIS 02/08/09
![]()
Politis Gazetesi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve
Yorgos Yakovu ile Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun, dün,
Yeşilırmak bölgesine gerçekleştirmeleri planlanan ziyaretin
başka bir zamana ertelendiğini bildirdi.
Nami, Yakovu ve Zerihounun; yapılması gereken
çalışmaları yerinde değerlendirmek için önümüzdeki hafta
bölgeye gideceklerini yazan gazete, ziyaretin 6 Ağustostan önce
gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti.
Aylarca sürecek gibi
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
izlenecek sürecin aylarca sürecek gibi göründüğünü de yazan gazete,
konuyla ilgili yapılan ilk tespitlere göre, sürecin muhtemelen 8 ay kadar
süreceğinden söz edilmesine neden olduğunu kaydetti.
Gazete, elde ettiği bilgilere dayanarak, liderlerin geçtiğimiz gün
gerçekleştirdiği görüşme, liderlerin temsilcileri Nami ve
Yakovunun konuyla ilgili temasları ve BMnin konuya ilişkin tezinden
ortaya çıktığı üzere, Yeşilırmak kapısının
açılması sürecinin iki aşamada gerçekleştirilmesinin
öngörüldüğünü ve iki aşamadan her birinin 4 ay kadar
sürebileceğini belirtti.
6.5 kilometrelik Yeşilırmak-Pirgo yolunun yapımı için
çıkılacak olan ihalenin sadece yapım/inşa planlarıyla
ilgili projeler hakkında olduğunu belirten gazete,
yapım/inşa planlarıyla ilgili olarak 3 proje seçilmesi
gerektiğini, bunlardan birinin yolun ara bölgede kalan parçası,
diğerinin yolun Kuzeyde kalan parçası ve üçüncüsünün de yolun Rum
kesiminde kalan tarafıyla ilgili olacağını ifade etti.
Çok zaman gerekli
Öte yandan HARAVGİ gazetesi, yukarıdaki başlıkla okuyucuya
sunduğu haberinde, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovunun
konuyla ilgili açıklamalarına yer verdi.
Başkanlık Komiseri Yakovu, açıklamasında,
Yeşilırmak kapısının en geç 10 aya kadar
açılması konusunda Kıbrıs Türk tarafının
sergilediğini öne sürdüğü iyimserliği, anlaşılmaz
bulduğunu söyledi.
Rum radyosuna yaptığı açıklamada, Rum tarafının
arzusunun kapının yakın zamanda açılmasının
mümkün hale gelmesi olduğunu belirten Yakovu, problemin BM ve Avrupa
Birliğinin de dahil olduğu yolun finanse edilmesi konusundan
kaynaklandığını belirtti.
Esas mesele para
İhalelerle ilgili belgelerin hazırlandığını ve
önümüzdeki günlerde teslim edileceğini söyleyen Yakovu, esas problemin
para eksikliği olduğunu belirtti ve üç esas finans
kaynağının Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği
(ABnin sınır kapılarıyla ilgili Kıbrıslı
Türklere yönelik yardımından arta kalanlar) ve ABD Hükümeti
tarafından sağlanan 900 bin dolar olduğunu kaydetti.
Yakovu, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barossonun yakın
zamanlarda Adaya gerçekleştirdiği ziyaretinde Avrupa Birliğinin
kapının açılması konusunda para yardımında
bulunacağı sözleri hakkında ortada herhangi bir bilgi
bulunmadığını da ifade etti.
Rum Hükümetinin yolun mümkün olan en kısa zamanda açılmasını
istediğini, fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğinin
sıkı finansal prosedürlerinin yol yapımını
geciktirdiğini söyleyen Yakovu, şöyle devam etti:
Beklentiler berhava oldu
Yolun 4-5 aya kadar açılabileceğine dair bir umudumuz vardı fakat
bu beklentinin gerçekleşmesi söz konusu değil. Yani bunun
olamayacağı açıktır. Çünkü esasen ortada bir yol yoktur,
yeni bir tane yapılacak.
Yakovu, bu uzun dönem süresince birtakım olayların allak bullak
olması ihtimaline dair endişesini dile getirmekten de
kaçınmadı.
Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ise, konuyla ilgili
açıklamasında, Yeşilırmak kapısının
açılması konusunda varılan anlaşma konusundaki
şiddetli endişesini belirtirken, Kıbrıs Türk
tarafının belki de Ankaranın Aralık değerlendirmesi
ışığında; zamanı kemirmek için yolun uygunsuz
olmasını engel olarak öne sürdüğünü iddia etti.
Teknik problemler
Alithia Gazetesi ise, Teknik Problemler Yüzünden Gecikme
başlığıyla yayımladığı haberinde,
ambulansların Aşağı Pirgo-Yeşilırmak yolundan dün
deneme amaçlı olarak geçmelerinin planlandığını, fakat
bu planlamanın yolun uygunsuz olduğu gerekçesiyle ertelendiğini
yazdı.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ise, açıklamasında,
ambulansların dün yoldan geçişinin ertelendiğini, çünkü
Kıbrıs Türk tarafının yolun birtakım problemlere sahip
olduğunu ifade ettiğini belirtti.
STAR KIBRIS 02/08/09
Akbil Center Direktörü
Ahmet Akbil, ülkedeki bürokratik sıkıntılara bir türlü çözüm
bulunamamasından yakındı.
KKTC′deki
müşterisinin gümrükte uygulanan fahiş vergiler yüzünden Türkiye ve
Güney′e
kaydığı üzerinde duran Akbil, KKTC′nin pasta payının
düştüğünü söyledi. Türkiye′nin buraya yavruvatan dediğini ancak kendi
politikalarını izlediğini kaydeden Akbil, "Her ne kadar
Türk vatandaşı isek de şu anda Türkiye′nin bize uyguladığı
politikalar var. Anavatan-yavruvatan diyo-ruz ama aslında gelen ürünlerde
yüzde 30′dan yüzde
50′ye kadar
kadar bir gümrük oranı var" şeklinde konuştu.
Türkiye firmalarının ürünlerini sattığını ancak
müşterinin Türkiye′deki indirimi burada da beklediğini kaydeden Akbil,
gümrük vergilerinden dolayı bu indirimleri yapamadıklarını
kaydetti.
Bu haftaki "Ekonomik Gündem" köşemi-zin konuğu Akbil Center
Direktörü Ahmet Akbil önemli açıklamalarda bulundu. İşte
röportajımızın tam metni:
HALKIN SESİ: Geçmişten bugüne nasıl geldiniz?
Ahmet Akbil: Bu işe biz eşim ve bir ortağımla
başladık. Başlamamızdaki sebep de
hanımlarımızın boş oturmamasıydı. İlk
olarak Ali Gültiken gömleklerini getirdik.
Daha sonra işimizi büyütmek istedik, çünkü artık bu işi
profesyonelce yapmak istiyorduk. Ülkemizde park sorunu olması nedeniyle
Lefkoşa dışında bir mağaza açtık. İlk
başladığımızda 50 metrekarelik bir alan vardı, bu
alanı 300 metrekarelik bir alana
taşıdığımızda çok bocaladık çünkü yeterli
ürün yelpazemiz yoktu. Ve bu da bizi sürekli bir arayışa itti. 2000
yılında yaşanan krize rağmen mağazamızı
biraz daha ileriye götürmeye çalıştık. 2002 yılında
müşterilerimizin isteği doğrultusunda başka markalara yöneldik.
Bu dönemde Türkiye′de Ali Gültekin mağazası battı. Bu dönemde
bir arayış içerisindeydik ve 4-5 firma ile bayilik işine girdik.
Fakat dünyada kıskançlık olmazsa işler olmaz diye iş olmaz
deniliyor. Bu sebepten dolayı iki tanesini bırakmak zorunda
kaldık çünkü bayanlar başka mağazalara gitmeden
alışveriş yapmıyor. Benim bir büyüğüm "Trenin
peşinden koşmayacaksın, treni yakalayacaksın" derdi.
Bizim o treni yakalayarak içerisine bindiğimize inanıyorum. Gelinlik
ve abiye tamamen farklı ve tamamen uğraş isteyen bir sektör.
Kişiye özel dikim yaptırabildiği-miz bir firma ile
yaklaşık 4.5 senedir sürekli çalışıyoruz. Bize
kesinlikle firma olarak değil aile olarak yaklaştılar. Her
istediğimizi bizi kırmadan yapabiliyorlar çünkü insanların
ihtiyaçları farklıdır. KKTC de küçük bir yer olduğu için
özellikle abiye ve gelinlikte bir kişinin giydiğini bir
başkası giymek istemiyor. Biz de buna itina ile
yaklaşıyoruz. Şu anda üç yüzden fazla gelinliğimiz var.
Dört yıl gibi bir sürede çok ilgi gördük. Damatlık da ilgi
gördüğümüz bir bölümdür.
Yeni projeleriniz var mı?
Çocuklarımın geleceğini düşünerek başka sektörlere de
kaymayı düşünüyorum. Bölümüm elektronik olduğu için o alanda
birşeyler yapmayı düşünüyorum.
Yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Rum tarafının uyguladığı politikalardan dolayı
elimiz kolumuz bağlı. Her ne kadar
Türk vatandaşı isek de şu anda Türkiye′nin bize uyguladığı
politikalar var. Şu anda benim çalıştığım Kiğılı
firması Türkiye′de %60 indirimde ve her 100 TL′lik alışve-rişte 50
TL′lik de
hediye çeki veriyorlar. Aynı ürün bana aynı şartlarda geliyor
ama o fiyata satamıyoruz. Türkiye′deki fiyat politikası ile bizim fiyat politikamız
farklı oluyor. Herkes bunu biliyor ama müşteri buraya geldiği
zaman aynı indirimi bekli-yor. Devletin uyguladığı
bazı yanlış politik savaşlardan dolayı biz bunu
müşterimize yansıtamıyoruz. Bunun yanı sıra herkes
ticareti dışarıdan görüp bu mesleğe atılmaya
çalışıyor. Bütün ürünlerde %100 kâr ediyoruz sanıyorlar
oysa kazancımız ne olursa olsun kazandığımız
paranın %42′sini biz devlete geri ödüyoruz.
Kaldı ki günümüz şartlarında
vatandaşlarımızın çoğu memurdur. Bu
vatandaşlarımızın kredi kartıyla
alışveriş yapmasından dolayı ve bu kartların
bankalara bağlı olmasından dolayı ve de bunlar
yetmezmiş gibi taksitli alışveriş yapılması
duırumunda bunların banka masraflarını da hesaplamak
zorundayız. Bugün bir ürüne 6 taksit yaptığımız zaman
%5-6 arası bankaya bir kesinti oluyor. Bazen bunları
düşündüğüm zaman biz nasıl geçiniyoruz diye kendime soruyorum.
Benim mağazamı kapatıp bir devlet dairesine girme sorunum yok.
Özel sektörde çalışan insanlara devletin de katkısı
olması gerekirken devlet hem geçmişte hem de bugün kösteği
oluyor. Devlet bize daha fazla yardımcı olabilir.
Yani kredi isteyen ya da
kredi talep eden bir şirket değilim ama bize yapılacak tek
birşey bırakıyorlar o da işçilerimizi birer birer
kısıtlamaya gitmek... Biz işçilerimizi işten
çıkarmadan nasıl mücadele edebiliriz onu düşünüyoruz. Ama Rum
tarafının uygulamış olduğu politika ve indirimlerden
kötü yönde etkileniyoruz. AB′ye girmiş bir ülke ile girmemiş bir ülkenin
kıyaslamasını yapmak istiyorum. Bugün aynı yerden aynı
ürünü Rum tarafı getirdiği zaman herhangi bir gümrük ödemeden
satışa sunabiliyor ve sattığı ürünün gümrük
oranını devlete iade edi-yor. Halbuki biz bir ürünü getirdiğimiz
zaman sanki hepsini satmış gibi gümrüğü ödüyoruz; bunun
yanında aksattığımız zaman aradaki farkı ödemekle
mükellefiz. Bu da Rum tarafından alışveriş yapma isteği
doğuruyor. Devlet buna pek baskı kuramadı. Bugün AB′ye girmiş bir ülkenin
yapacağı alışverişte belli bir oran vardır. Bu da
bizim ekonomimizin daha da aşağıya çekilmesine neden olur. Biz
her zaman söyledik ve gümrük oranlarında düşüşler olsun dedik.
Devlet bazı ürünlerde indirim yaptı ama temel ihtiyaç maddelerinde
yeterince indirim yaptığına inanmıyorum.
Sizler için yeterli kredi imkanı sağlanıyor mu?
Ben bugüne kadar devletten kredi talebinde bulunmadım. Kredi talebinde
bulunsam da vereceklerini sanmıyorum. Birçok insana kredi verildi ve ne
yazık ki bu kredilerin geri dönüşü olmadı. Rum tarafı bizi
ekonomik yönden ve inşaat sektöründen yoksun bırakmak istediler ve
başardılar. Bu defa inşaatçılar yapacakları
inşaatları yapamadılar, yapmış olduklarının
parasını alamadılar. Bu yüzden de bankaların vermiş
olduğu krediler geri dönmedi. Verilen bu krediler geri dönme-yince bizim
ve bizim gibi sektör temsilcilerinin talepleri karşılıksız
kaldı. Kredi verseler bile bizim sektör ticari sektördür. Annemizin
kızlık soyadından tutun da ayağımızdaki çoraba
kadar ipotek etme-mizi isterler. Ben hep yetkililerden üniversite mezunu insan
çalıştırmayı talep ettim ve devlete yük olacak
kişileri çalıştırayım diyorum. Bunun sadece Sosyal
Sigorta ve İhtiyat Sandığını devlet karşılasın.
Hem devletin üzerindeki yük kalkmış olur hem ben de daha bilinçli
insanlarla çalışabili-rim. Bu konuyla ilgili Ticaret Odası′na yazılar yazdım. Bugün
ekonomik yönden savaş açılsa herhalde Rum tarafı yine bizi
ekonomik yönden yaşatmayacaktır. Çünkü onların arkasında
dev gibi kiliseleri ve dev gibi AB′leri var. Ben Ticaret Odası′na gittim ve sordum; "AB′ye geçersem benim mağazam buna
yeterli mi?" dedim; bana bir tane kitapçık verdiler. Bu
kitapçıkta da bir sürü madde vardı. Bunların içerisinden bana
uyan sadece tek bir madde vardı; o da sadece bilgisayar sistemine
geçmiş olmamdı. Ama Rum tarafındaki çalışanlara her
türlü destek veriliyor. Biz bunu da istemedik. Kredi talebinde bulunmadan bir
savaş verelim dedik ama o da olmadı. Bu konuda devleti de
suçlamıyorum çünkü Türkiye′ye açılmış bir avuç vardı. Ama kredi
olayında çok büyük yanlışlıklar yapıldı, kredi
verilmemesi gereken insanlara kredi imkanı sağlandı. Bize imkan
verilsin, biz her türlü ekonomik şartlarda yaşarız. Bizim
büyüklerimiz de Rumlarla yaşadı ve bu zorlukları gördü. Gerekirse
zeytin-ekmek yedi yaşadı. Şu anda bakıldığında
herşeyimiz var ama bu defa da ekonomik yönden bazı
sıkıntılarımız var. Krediyi alan
yurtdışına kaçtı. Bu da ekonominin çökmesine neden oldu.
Siyasi yatırımlar bu kredilerden olmamalıydı.
Ekonomik kriz sizi nasıl etkiledi?
Ekonomik yönden en büyük sıkıntı du-yacağımız
konulardan biri inşaattır. İşim gereği evlenen
çiftleri düşünüyorum, iş sahibi olması gerekir, eşya
alması gerekir ve düğün yapması gerekir. Bunlar için de ailenin
durumunun çok iyi olması gerekir ya da memur çocuğu ise aileden
birinin emekli olmasını beklemesi gerekir ki rahat bir düğün
yapabilsin. Önceden herkes "Ben bir defa evleneceğim, en iyisini
yapayım" diye düşünürken bugün en ucuzunu almak için uğraşıyor.
Bu da alış-verişin Türkiye′ye kaymasına, hatta beyaz
eşyasına kadar Türkiye′den getirtme durumuna getiriyor. Bu da ülkemizdeki
pastanın daha da küçülmesine sebep oldu. Ülkemizde fabrika yok. Olanlar da
politik durumlardan dolayı kapatıldı. Hükümetlerin
uygulamış olduğu politika bana göre yanlış.
Hükümetin, KDV indirimine gitmesini nasıl karşılıyorsunuz?
İnsanların temel ihtiyaçları vardır. Bizim sektörümüzde KDV
%8′e
düştü. Stopaj kaldırılıyor denildi, ki bu stopajın
kaldırılması taraftarı değilim. Çünkü stopaj sene
sonunda ödenir ve stopajı ödediğimiz için sene sonunda ödenen vergiden
düşürülüp ödeniyordu. Bugün stopaj kalkmış olsa, sene sonunda
ben inanıyorum ki sektörlerin birçoğu batar, ben de dahil. Düşen
KDV oranları içerisinde bu sıcaklarda bir klimanın KDV′si düşmedi ama bir ütünün
düştü veya bir dikiş makinesinin KDV′si düştü. Sanki
fabrikalarımız var ve her gün dikiş makinası alıyoruz!
Yani temel ihtiyaçlarda bana göre gümrük oranları yeterince düşmedi.
Bugün bizim hükümetimiz tek başına karar verecek durumda veya
"Ben bunu böyle yaparsam benim insanıma yararlı olacak"
diyecek durumda değildir.
Yalnız acı bir gerçek var. KKTC′nin yararına olabilecek
kararların Türkiye tarafından reddedildiğine inanıyorum.
Ben küçükken bağımsızlığımızı ilan
ettiğimiz söylendi ama bu ne biçim bağımsızlık
anlamadım. Hem Rum tarafından hem de Türkiye tarafından.
Zamanında gümrük sorunu yaşadık, şimdi de Türkiye; Rum′a limanlarını açacak
söylemleri var. Bunlar bize yaşadıkça görmeyi öğretti. Ben
inanıyorum ki bazı yerlerden bazı kişiler ellerini çekerse
biz eski sisteme dönebiliriz. Eski derken 10-15 yıl öncesini kastediyorum.
En azından çalışan fabrika-larımız vardı,
narenciyemizi dışarıya ihraç ettiğimiz dönemlerimiz
vardı. Ama bugün bakıldığında onların hepsi
kapandı.
Düğün turizmine nasıl bakıyorsunuz?
Kuzeydeki düğün salonları bir fiyasko. İsteyen istediği
yere istediği büyüklükte yer yapıyor. Lefkoşa′da iki veya üç tane düğün
salonu var. Anayol üzerinde düğün salonları var, park etmeye yer yok.
Ben düğün turizmine sıcak bakmıyorum.
Yurtdışından gelenler, gelinliklerini veya abiyelerini yanlarında
getiriyorlar. Burada sadece organizasyon gerçekleşiyor. Özellikle Lefkoşa′da biz turistin yüzünü bile
görmüyoruz. Gelenler casinolara geliyor ve casino sahiplerinin imkanları
olsa yatsın kalksın kumara devam etsin diye yatak koyacak. Rum
tarafından gelip alışveriş yapan müşterilerimiz var.
Onlar da korkudan ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü bizim gibi
rahat alışveriş yapamıyorlar.
İthalatta sorun yaşıyor musunuz?
Parasını verdikten sonra ithalatta sorun yok. Parasını
ödedikten sonra gümrükten de çıkarabiliyoruz. Ama en büyük sorunumuz gelen
ürünün hepsine birlikte gümrük ödememiz.
HALKIN SESI 02/08/09
Mustafa Karakuş/hurriyet.com.tr
İşkembe
zarı içine bulgur, üzüm, fıstık ve ince doğranmış
sakatatlar konularak yapılan Haggis adlı yemek İngilizler ile
İskoçları karşı karşıya getirdi.
Kıbrıs Rum kesimi baklavanın
milli tatlıları olduğunu iddia ederek Avrupa Birliği patent
kurumuna başvurmuştu. Rum kesimi aynı şeyi geçen hafta
helim peyniri için de yaptı. Bu günlerde Kıbrıslı Türkler
ile Rumlar arasında helim peyniri kimin tartışması
yaşanırken, benzer bir tartışmada İngiltere'de gündemi
meşgul ediyor.
İngiliz
Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, işkembe zarı içine bulgur,
üzüm, fıstık ve ince doğranmış sakatatlar konularak
yapılan Haggis adlı yemek İngiliz ve İskoçluları
karşı karşıya getirdi. İngilizler Haggis'in kendi
yemekleri olduğunu iddia ederken, İskoçlar da Haggis'in yüzyıllardır
İskoçya'da yapılan milli bir yemek olduğunu belirtiyor.
Tarihçiler ise Haggis yemeğinin Büyük Britanya adasına ait
olduğunu ancak bu yemeği ilk kez hangi milletin
yaptığı konusunda kesin bir bilgi veremiyor.
BELGESELİ
YAPILDI
İngiliz
tarihçi Catherine Brown Haggis'in 1616 yılında İngiliz ev
kadınları tarafından keşfedilen bir yemek olduğunu
iddia etti. Brown, İskoçları bu yemeği sahiplenmekle
suçladı. Brown bu yemekle ilgili bir belgesel hazırladı.
Belgesel bu hafta içinde televizyonda gösterilecek ancak İskoçlar
şimdiden tepki göstermeye başladı.
HAGGİS NASIL YAPILIR
İşkembe
zarının içine, bulgur, üzüm, fıstık, ince
doğranmış sakatatlar ve bol baharat
karışımına iç yağ ilave edilerek doldurulması
İle yapılır. Şalgam ve patates ile servis edilir.
HURRIYET 03/08/09
![]()
Güney Kıbrısta yayınlanan Kathimerini, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki doğrudan müzakerelere destek belirtmek için Eylül veya Ekimde Kıbrısa gelmesinin beklendiğini yazdı.
Gazete, bu tarihleri kapsayan dönemin, iki liderin;
anlaşmazlıkların ikinci okumasının tamamlanması
aşaması ile üçüncü ve özlü aşamaya girilmesinden önceki dönem
olduğuna dikkati çekti.
Gazete, Banın ziyaretinin hedeflerinden birinin; liderlerin daha büyük
taahhütlerinin teminat altına alınması olduğunu da
belirtti.
Diplomatik kaynakların, BMnin; görüşmelerin momentumunun her
şekilde korunmasını istediğine işaret ettiklerini
yazan gazete, aynı kaynakların, müzakerelerin tüm
başlıkların ikinci okumasının
yapılacağı bir sonraki aşamasının ise belirleyici
öneme sahip olduğunu ifade ettiklerini belirtti.
Habere göre bir diplomatik kaynak gazeteye yaptığı
açıklamada, BMnin; açıklamalar düzeyinde yetinmeyeceğini, daha
etkin bir şekilde sürece yönelik desteğini ifade etmek
istediğini belirtti ve BMnin; Talat-Hristofyas arasındaki bir
görüşmeye de katılması ihtimal dışı olmayan
Banın ziyaretini halihazırda programladığını
söyledi.
Gazete, Banın tam ziyaret tarihinin; BMnin; görüşmelerin ikinci
aşamasındaki mesajların cesaret kırıcı
olması durumunda yeniden düşünmesi olasılığı
ihtimal dışı bırakılmaksızın, tam olarak
müzakereler masasındaki gelişmelere göre belirleneceğini de
yazdı.
STAR KIBRIS 03/08/09
![]()
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülen müzakerelerde Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bazı konularda uzlaşı bulunduğunu, ancak üzerinde görüş ayrılıkları bulunan pek çok konu da olduğunu açıkladı.
Haravgi gazetesinde yer alan söyleşisinde Kiprianu, liderlerin görüş
ayrılığına düştükleri konuların çok önemli
konular olmasından ve bir tanesinin bile çözüme gidecek yolu
engelleyebilecek nitelik taşımasından ötürü, çözüme ulaşmak
için çok büyük çaba sarf edilmesi gerekeceğini savundu.
Kiprianu, Türk tarafının, müzakere masasına sunmuş
olduğu tezlerin Kıbrıs sorununun üzerinde uzlaşıya
varılmış çözüm temeline uygun olmasının şart
olduğunu anlaması gerektiği görüşünü kaydetti ve Türk
tarafının bu çerçevede öneriler sunması durumunda Aralık
ayına kadar çözümün gerçekleşebileceğini söyledi.
EVAGORU: DİĞER TARAFA BAĞLI
Haravgiye göre AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru, Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik istikrarlı
ve bilindik tezlerinin ilkelere dayandığını savundu.
Kendilerinin Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini, önerileri
temelinde çözümü ileriye götürmeye çalıştıklarını
kaydeden Evagoru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
gerek bunaltıcı takvimleri gerekse hakemliği ret ettiğini
yineledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Rum tarafının 2009
yılı sonundan önce referandum yapılmasına ilişkin
tutumu konusundaki açıklamasını yorumlayan Evagoru, birçok
içten pazarlıklı kişiden bu konuda çeşitli sesler
duyulduğunu ileri sürdü.
Çözümün kısa zamanda sağlanıp
sağlanmayacağının diğer tarafın masaya
koyacağı tezlere bağlı olduğunu savunan Evagoru,
kamuoyu önünde de dile getirildiği üzere, Kıbrıs Türk
tarafının şu andaki tezlerinin çözüme yol
açmadığını ve sürece yardımcı
olmadığını iddia etti.
Limnidi (Yeşilırmak) barikatının açılmasıyla
ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafınca bir oyalamanın söz
konusu olup olmadığı şeklindeki soru üzerine Evagoru, bu
konuda bir oylama olduğunu bu aşamada söylemek istemediğini kaydetti.
STAR KIBRIS 03/08/09
![]()
Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas ile iktidar ortağı DİKO
arasındaki KİT kavgasının ardında Kıbrıs
sorununda yaşanan anlaşmazlıklar olduğu ileri sürüldü.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın KİT (kamu
iktisadi teşebbüsleri) atamaları konusundaki tavır ve
davranışının, Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarındaki icraatlarıyla doğrudan ilişkili oldu iddia
edildi.
ALİTHİA; Şimdi De Kıbrıs Sorunu... Kıbrıs
İçine ve Dışına Mesajlar
Çözüm İçin Zemin
Hazırlıyor
başlığıyla manşete
çektiği haberinde, Hristofyasın KİT atamalarında,
hükümetteki ortaklarıyla arasında çatışmaya neden
olacağını bildiği halde, kendisinden istenenleri görmezden
gelmekte tereddüt etmediğini, bu uygulamasının içe ve özellikle
dışa; yakın gelecekte istenilen çözüme ulaşmaktaki
kararlılığıyla ilgili mesaj olarak yorumlandığını
belirtti.
Gazete; KİTlerden Sonra Kıbrıs Sorunu
Şimdi Koalisyon
Hükümeti Nereye Gidiyor başlığıyla iç sayfasında
devam ettirdiği haberinde özetle şunları yazdı:
Başkan Hristofyasın hareketleri, çözümün kaderinin
belirleneceği ay olan Aralıka bakmakta olduğunu gösteriyor. Bu
tavır ve hareketlerinden edinilen kanaat, Başkan Hristofyasın
istenilen çözümün; iki bölgeli, iki toplumlu ve öteki tarafla merkezi bir
ortaklık şeklinde olacağı artık bilinen federasyonun
kabul edilmesi için olumlu orta yaratmaya çalışarak olası
referandum için zemin hazırladığı şeklindedir.
Aralık ayı yaklaştıkça, zamansal olanakların tehlikeli
şekilde daralmakta olduğunu, her şeyin alaşağı
olması ve çıkmaza düşülmesi tehlikesi içerdiğini biliyor.
Çıkmaz da; sorunu zamana yayacak, sahte devletin aşamalı olarak
tanınması ve vatanın taksimi tehlikesini gündeme getirecek. Bu
düşünce ile, siyasi geleceği açısından ne kadar acı
olursa olsun, Kıbrıs sorununun çözümünü tek hedef görerek, köklü
kararlara ve hareketlere yöneliyor.
Hristofyasın hareketlerinin bu çaba üzerinde
yoğunlaştığı değerlendiriliyor.
Yani; yabancıları; Kıbrıs sorununun çözülebileceğini
ve bunu gerçekten istediğine ikna etmek için; bu çabalara itiraz eden
ortaklarıyla arasını açmakta tereddüt etmiyor. İlk
hareketin; dönüşümlü başkanlığı ve 50 bin
yerleşiğin kalmasını kabul ettiğine ilişkin malum
açıklamasını yaptığında tepki seline neden olarak
özellikle DİKOyla ve Ohi (hayır) güçleriyle ciddi bir
çatışma olduğu değerlendiriliyor.
STAR KIBRIS 03/08/09
04
Ağustos. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Kıbrıs
sorununun çözüm anahtarının Türkiye'nin elinde olduğunu'' iddia
ederek, ''uluslararası topluluğun Türkiye'yi
'Kıbrıslıların' çıkarına olacak bir çözüm için
işbirliği yapmaya çağırması gerektiğini''
savundu.
Rum haber ajansına
göre, Başpiskopos Makarios'u anma etkinliğinde konuşan
Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının en kısa sürede iyi
bir anlaşmaya varılması için iyi niyetli olduğunu iddia
ederek, ''bir çözüme engel olan ya da çözüm anahtarını elinde tutan
Kıbrıs Rum tarafı değil, Türkiye'dir'' dedi.
''Uluslararası
topluluğun Türkiye'yi 'Kıbrıslıların'
çıkarına olacak bir çözüm için işbirliği yapmaya
çağırması gerektiği'' görüşünü yineleyen Rum lider,
''AB'nin, Türkiye'nin katılım süreci çerçevesinde Türk
liderliğine, AB'ye ve üyelerine yönelik yükümlülüklerini yerine
getirmesine ve bir çözüm için işbirliği yapmasına yönelik
baskı uygulayabileceğini ve uygulaması gerektiğini''
savundu.
Kıbrıs
müzakerelerine de değinen Hristofyas, ''şu ana kadar müzakerelerin
gidişatının bir çözümün zor, ancak mümkün olduğunu
gösterdiğini'' kaydetti. Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki
bölgeli federasyon zemininde çözüm bulunması gerektiğini yineleyen
Hristofyas, ''müzakerelerin, Başpiskopos Makarios'un kendilerine
bıraktığı miras zemininde
yapıldığını, ayrıca önerilerini de bu zemin
üzerinde sunduklarını'' dile getirdi.
KKTC'de
'başkasının donörüyle bebek'e son
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nde artık başkasının sperm ve
yumurtasıyla bebek sahibi olunamayacak.
KKTC Bakanlar Kurulu'nun, yarın oylayacağı tüzük ile adada
tüp bebek için donör alımı ya da ithali yasaklanacak.
CNN TURK 04/08/09
Bu da Rum itirafı:
"Türkleri uçuruma attık"
Tiyatrocu Atilla Olgaç'ın, "Rum esir
öldürdüm" sözleri ortalığı
karıştırmıştı. Hürriye Gazetesinin haberine göre,
şimdi de bir grup Rum komando, 1974'te 20 Kıbrıslı Türk
mücahidin esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma
atıldığı baskına katıldıklarını
itiraf etti.
HÜRRİYET Gazetesi'nde yer alan haber:
Rum komandolardan Türk katliamı itirafı
Rum yazar Panikos Neokleusun Kıbrıs
Barış Harekátı sırasında askerlik
yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrısta
1974te göz ardı edilenler" adlı kitap,
savaşta yaşanan korkunç bir katliamın itirafına da sahne
oldu. Tiyatrocu Atilla Olgaçın "Rum esir öldürdüm" sözleri
üzerine Türkiyeyi ABye
şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları,
20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar Türk
mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı
baskına katıldıklarını söyledi.
TİYATROCU Atilla Olgaçın "Rum esir öldürdüm" sözü üzerine
Türkiyeyi ABye
ve BMye şikáyet eden Kıbrıs
Rum yönetiminde, Kıbrıs
Barış Harekátının yapıldığı 20 Temmuz
1974te asker olan bir grup Rum komando, Kıbrıslı Türk
mücahitlerin, esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma
atıldığı Doğruyol baskınına
katıldıklarını itiraf etti.
Hedefteki tepeye sızma operasyonu
Kıbrıs
Barış Harekátının kader anı olarak
adlandırılan Doğruyol muharebeleri, Türk Ordusunun Girneden
çıkarma yaptığı ve aynı anda Beşparmak
Dağlarının ardına paraşütçü komandoları
indirdiği 20 Temmuz 1974 gecesi yaşandı.
Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır elinde bulunan
Doğruyol tepesindeki mevziler, 20 Temmuz gecesi, Rumların Girnenin
Bellapais (Beylerbeyi) bölgesindeki komando taburuna bağlı
birliklerin baskınına uğradı.
Mevzilere sızma operasyonu düzenleyen Rum komandolar, kısa bir süre
de olsa Barış Harekátı planlarını tehlikeye
düşürdü. Tepe ve mevziler şiddetli çatışmaların
ardından geri alındı ancak Rum komandolar, baskın
sırasında esir aldıkları 20ye yakın mücahidi canlı
canlı uçuruma atarak katletti.
50 Rum askerin itirafları kitaplaştı
Türklerin Doğruyol, Rumların ise Kocakaya adı verdikleri
tepedeki katliama katılan askerlerin isimleri, Rum yazar Panikos
Neokleusun 20 Temmuz günü askerlik
yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrısta
1974te göz ardı edilenler" adlı kitapta yayınlandı.
50 Rum askerin savaşın başladığı gün
yaşadıklarının anlatıldığı kitapta, 3
asker Doğruyol baskınına bizzat katıldıklarını
ve Türkleri esir aldıklarını itiraf etti. Rum askerler, esirleri
öldürdüklerini gizledi ancak katliamın yapıldığı
saldırıya katıldıklarını vurguladı.
Baskın kader anı oldu
BARIŞ Harekátının başladığı 20 Temmuz günü,
paraşütçü komandoların indiği Boğaz Köyüne harekátın
ünlü komutanı Nurettin Ersin Paşa üs kurdu. Nurettin Ersinin irtibat
subaylığını yapan Kıbrıslı Türk Emekli
Binbaşı Hasan Kutay, Doğruyol mevzilerinin düştüğü gün
yaşananları şöyle anlattı:
Komutan ateş altında
"Nurettin Ersin Paşa, kurmaylarıyla birlikte Boğazda
karargáhını kurdu. Doğruyol mevzileri, çıkarma yapan
birlikler ile paraşütle inen birliklerin tam ortasındaydı.
Rumların saldırısıyla Doğruyol düşünce,
doğrudan komutanlığımız da ateş altında
kaldı. Bir anda harekát planları aksadı.
Gece boyu çatışma
Gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda tepe
geri alındı. Alınmasaydı, çıkarma yapan birliklerimiz
ile ikiye bölünmüş olacaktık. Doğruyolu tutan mücahitlerimiz
uçuruma atılıp şehit edilmişti. Derin uçurumdan
şehitlerimizin bedenlerini bir hafta sonra çıkartabildik."
Rumlar: Türkleri çok gafil avladık
O korkunç gecede baskına katılan Rum askerleri, yaşananları
şöyle anlattı:
DİMOS Dimitriu: 1954 Limasol doğumlu. Lefkoşa
Rum Kesimi 3üncü Teknik Lisesinde halen öğretmenlik yapıyor. Evli 2
kız çocuğu babası: "20 Temmuz günü askerdim. 31. Komando
Taburunun görevi, Kocakaya (Doğruyol) tepesinin ele geçirmekti.
Diğer tepeler de Türklerin elindeydi, aralarından sızdık.
Tepe, gerek Lefkoşa gerekse Girne tarafından görülüyordu. Gece saat
20.00de hedefe doğru yola çıktık. 120 kadar komandoyduk.
Bölüğün komutanı Üsteğmen Karahaliostu. Türkleri gafil
avladık. Kaçmayı başaramayanlar ya öldürüldüler ya da esir
düştüler. Esirler yaklaşık 30 kişiydi. Akıbetlerinin
ne olduğunu bilmiyorum."
Komutan Öldür dedi
Mihalikis Kiprianu: 1955 Kaminarya doğumlu. Hellenic
Bankın Limasol şube müdürlüğünü yapıyor. Evli 3 kız
çocuğu babası: "20 Temmuz gecesi Doğruyola
saldırdık. Önce destek için havan topu ateşi açıldı.
Bizi beklemiyorlardı. Baskınımız tam anlamıyla
başarılı olmuştu. Ertesi gün başka bir noktada elleri
arkadan bağlanmış bir Türk bulduk. Komutanımız
Karahalios öldürün emri verdi ama ben öldürmedim."
Pieris Hacikulas: 1953 Karava doğumlu. İngilterede
inşaat eğitimi aldı ve 1983ten bu yana Kıbrıs
Rum Kesiminde müteahhitlik yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası. "Bellapaisteki
(Beylerbeyi) 33. Komando Taburunda askerlik
yaptım. Taburum St.Hillarion karşısındaki Kocakayaya
(Doğruyol tepesi) saldırı emri aldı. Gece ilerlerken,
Girne-Lefkoşa anayolunda BMnin Finlandiya askerlerini taşıyan
aracına rastladık. Sıradaki son askerlerimiz görevimizi ihbar
etmemeleri için BM askerlerini alıkoydu."
Şehitleri uçurumdan ellerimle çıkardım
20 Temmuz gecesi kurtulanlardan biri de, silah arkadaşlarını
korkunç bir katliama şehit veren mücahit Vedat Toksoydu. Toksoy,
"Ben de ölürsem onları kimse tanımaz diye ayaklarına
taş bağlayıp isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde
kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı
atılmışlardı" dedi.
VAHŞETİN yaşandığı 20 Temmuz gecesi Doğruyol
tepesine yapılan Rum baskınından sağ kurtulan Vedat Toksoy,
silah arkadaşlarının cesetlerini günler sonra uçurumunun dibine
inerek bulduğunu anlattı. Bulduğunda silah
arkadaşlarının cesetlerinin sıcaktan şişmeye
başladığını söyleyen Toksoy, "Ben de ölürsem
onları kimse tanımaz düşüncesiyle, ayaklarına taş
bağlayıp üzerlerine tanıyabildiklerimin isimlerini yazdım.
Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra
canlı canlı atılmışlardı" dedi.
Gelenler Türkçe seslenince kandık
Vedat Toksoy, baskını şöyle anlattı: "Beşparmak
Dağlarına hakim bu mevziler, 1964 yılından bu yana
Kıbrıslı Türklerin elindeydi. Baskın gecesi Rum askerlerin
arkamızdan sızacaklarını beklemiyorduk. Çevremizdeki
St.Hillarion Kalesi, Ada Tepe ve şahin Tepe yine bizim elimizdeydi; bu
nedenle gerimizi güvenli kabul ediyorduk. Mevzilerimiz de tam aksi yöne
bakıyordu.
Rumlar, geride tuttuğumuz tepelerdeki askerlere görünmeden geldiler.
Gelenleri çıkartma yapan Türk askeri zannettik. Çünkü Rumlar Türkçe
sesleniyordu. İlk önce geride yer alan ATAK kod adlı Kıbrıstaki
Türk alayına mensup 4 askerin bulunduğu telsiz istasyonu düştü.
Baskın günü, çevremizdeki ormanlık alan da alev alev yanıyordu.
Mevzilerimizin biraz ilerisindeydim. Yoğun ateş altında Rumlar
önce sarı ardından da yeşil işaret fişeği
attı. Yeşil fişek atılınca, mevzilerimizin düştüğünü
anladım komutanımızın emriyle hemen üst taraftaki
St.Hillariondaki atış poligonunda üslenen Türk komandoları
komutanı Cemal Oruç Yarbaya giderek, Doğruyolun düştüğünü
anlattım. Derhal karşı taaruz emri verdi. Bölgeyi iyi
biliyordum. Askerlere öncülük yaparak yol gösterdim.
Taş bağlayıp tek tek isim yazdım
Günler sonra, silah arkadaşlarımın cesetlerini uçurumun dibinde
gördük. Büyük güçlükle indim. Üst üste yığılmış
şehitlerimizin cesetleri sıcaktan şişmeye
başlamıştı. Çoğunun bedeninde kurşun yarası
da yoktu. Ben de ölürsem kim tanıyacak bu şehitlerimizi
düşüncesiyle tanıyabildiklerimin ayaklarına taş
bağlayarak isimlerini yazdım; Osman Benli, İsmet Mustafa, Alpay
Raif, Fevzi Mehmet, Mustafa Behiç, Mustafa Abdullah, Erol İsmail..."
Şehit komutanın soyadını aldı
Vedat Toksoy, savaş sonrası, Türk komandoların tepeyi geri almak
için başlattığı saldırıda yanında şehit
olan Asteğmen Sıtkı Toksoyun soyadını aldı
CNN TURK 04/08/09
Cumhurbaşkanlığı′nda basına kapalı
yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Özel Danışman Downer,
Cumhurbaşkanı Talat′la çok iyi bir görüşme yaptıklarını
söyledi.
Müzakerelerin birinci aşamasının sonuna gelindiğini,
eylülde başlayacak ikinci aşamanın görüşmeler
açısından çok önem taşıdığını belirten
Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon gibi kendisinin de olumlu
beklenti içinde olduğunu kaydetti. BM Genel Sekreteri Ban′ın konuyla ilgili geçen hafta
ümit ifade eden açıklama yaptığını, kendisinin de
ihtiyatlı iyimserlik içerisinde olduğunu söyleyen Downer, liderlerin
istekli bir tavır içerisinde olduğunu kaydetti ve görüşmelerin
ikinci aşamasında olumlu adımlar atılması temennisinde
bulundu.
HALKIN SESI 04/08/09
Emre DİNER
Ülkemizde
tartışmalara neden olan anıt krizine bir yenisi daha eklendi.
Girne Belediye Başkanı′nın haberi olmamasına karşın ve
Cumhurbaşkanı Talat′ın onay verdiği Girne′ye inşa edilecek olan
İngiliz Anıtı, İngiltere ile Rum tarafını
karşı karşıya getirdi.
1955-59 yılları arasında EOKA′ya karşı mücadele eden ve
Rum askerleri tarafından öldürülen 371 İngiliz askeri
anısına dikilmesi istenen anıta Rum tarafının
karşı çıktığı iddia ediliyor.
İngiltere′de
yayınlanan Daily Telegraph gazetesinin düzenlediği kampanya ile
toplanan 80 bin sterlin ile inşa edilmesi planlanan anıt için Rum
yönetiminin izin vermediği iddia edildi. Rum tarafının
şiddetle karşı çıkmasından sonra İngilizler, KKTC
ile temasa geçti. İngilizler′in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′la görüşmesi üzerine,
anıtın Girne Kalesi′nin yanına dikilmesi kararı
çıktığı bildirildi.
ANIT, 371 İNGİLİZ ASKERİNİN ANISINA
DİKİLECEK
İngiliz Hava Kuvvetleri eski Komutanı Sir Michael Graydon, 80 bin sterline
inşa edilecek anıtın, ara bölgedeki "Wayne′s Keep" adlı İngiliz
mezarlığında yatan askeri perso-nelin anısına
yapılacağını açıkladı.
80 BİN STG′LİK ANIT 8 KASIM 2009′DA AÇILACAK
Anıtın, tüm İngiltere′de "Armitace Day" olarak bilinen,
"savaşlarda ölen İngiliz askerlerini anma günü" olan, 8
Kasım 2009′da açılacağı bildirilirken, inşa
edilecek anıt için 80 bin Stg. harcanacağı belirtildi.
ANIT DUYURUSU
İNGİLİZ
SAVUNMA BAKANLIĞI RESMİ WEB ADRESİNDEN YAPILDI
İngiliz Savunma Bakanlığı′nın resmi sitesinde konuyla ilgili
olarak yer alan duyuruda, Hava Kuvvetleri′nin eski komutanı ve Britanya Savaş
Anma Vakfı Başkanı, 1960′larda Kıbrıs′ta asker olarak görev yapan Sir Michael
Graydon′un,
şu sözlerine yer verildi;
"1950′lerde
Kıbrıs′ta EOKA′cıların öldürdüğü askerlerimizi şimdi
hatırlamazsak, onların ülkeleri için hayatlarını
kaybettiği hiçbir zaman tanınamayacak. Bu askerleri-miz, ulusal askeri
güçlerimizin, hayatını kaybeden en son askerleri. Bu askerlerimizin
ailelerinin birçoğu, sevdiklerinin mezarını bugüne kadar ziyaret
edip, onları anabilmiş, mezarları başında dua
edebilmiş değiller. Askerlerin yattığı mezarlık,
KKTC ve Güney Rum yönetimi arasındaki, "Buffer Zone" ara
bölgesinde Wayne′s Keep olarak bilinen bu yerde. Ancak bu mezarlığa
gidip, gelmek, ulaşımı oldukça zor. Onların
anısına, Girne′deki eski İngiliz mezarlığı olarak
bilinen yerde anıtı dikeceğiz. Onları hiç
unutmadığımızı, unutmayacağımızı
göstereceğiz. Yeni anıt, Girne′de olacak. Wayne′s Keep′deki bir kiliseye de anı
defteri koyacağız. Wayne′s Keep, ne yazık ki herkesin unuttuğu bir yer.
EOKA′cılar
İngiliz askerlerine karşı bombalı terör kampanyası
başlatmıştı. Bu savaş 4 yıl sürdü ve 1959′a bitmişti. Ancak, 371
askerimiz de yaşamını kaybetti. Bu anıtı onların
aziz hatırası için yapacağız"
İngiliz Savunma Bakanlığı′nın resmi sitesinde yer alan
duyuruda da, anıtı yaptırtan vakfın sekreteri Donald Crawford′un şu sözleri de yer aldı:
"O dönemdeki çatışmalar, vahşi terörist stili
savaştı. Eğer Britanyalıysanız, otomatikman
onların hedefiydiniz. İnsanlar, güpegündüz, herkesin gözü önünde
kaçırılıp, öldürülüyordu. O zamanlar eğer aileniz bir
şey planlamadıysa, ölenlerin öldüğü yere gömüldüğü
günlerdi. Bu kampanyamız bu nedenle oldukça önemli. Ayrıca o
tarihlerde ölen askerlerimiz, yurtdışında vatanı için görev
yapıp, canını kaybeden en son askerlerimizdi. Ölenlerin
birçoğu askerdi, 20′li yaşların içinde, çok gençtiler. "
AYGIN: İLK DEFA SİZDEN DUYDUM, HABERİM YOK
Konuyla ilgili HALKIN SESİ′nin sorularını cevaplayan Girne Belediyesi
Başkanı Sümer Aygın, "Böyle bir anıtın
dikileceğini ilk defa sizden duydum, haberim yok" diye konuştu.
Aygın, Rum tarafının şiddetle karşı
çıktığı, Girne Kalesi′nin yanı başına
dikilmesi planlanan ve 1955 yılında EOKA tarafından öldürülen
371 İngiliz askerin anısına dikilecek olan anıtın
yerinin dolu olduğunu belirtti.
Aygın, "TC Lefkoşa Elçiliği tarafından finanse edilen
ve Girne Kalesi′nin etrafına düşünülen proje var, burada zaten bir
anıt var. Buraya, yanı başına dikilmesi hoş olmaz.
Sayın Cumhurbaşkanımız Talat, bana böyle bir bilgi
vermedi" dedi.
371 İNGİLİZ ASKERİ NASIL ÖLMÜŞTÜ?
Kıbrıs′ın Yunanistan′a bağlanmasını isteyen ve "Kıbrıslı
Savaşçılar Ulusal Çeteleri" adını taşıyan
EOKA′cıların
1 Nisan 1955 yılında Britanya yönetimindeki adada
başlattığı kanlı olaylar, Larnaka, Limasol ve
Lefkoşa′da
hükümet binaları ve resmi dairelere yaptıkları sayısız
olayla başladı. Bombalı kampan-yalar sonunda 371 İngiliz
asker, polis ve askeri personeli öldürüldü. Bunların hepsi
Kıbrıs′ta toprağa verildi. İngiliz Mareşal Sir John
Harding, 27 Kasım 1955′de adaya ge-lerek, "olağanüstü hâl" ilan
etti. Ancak EOKA′cı teröristler 1959 yılı Aralık
ayına kadar adada kanlı eylemlerini sürdürdüler. Daha sonra Zürih
Anlaşmasıyla sonuçlanacak ateşkes ilan edildi. Kıbrıs,
1960 yılında İngiltere′den bağımsızlığını
kazandı. İngiltere adada "hükümran üsler" olarak Dikelya ve
Akrotiri askeri üslerinin yönetimini aldı. Ancak bu cumhuriyet koşulları
da EOKA′cıların,
adanın tümüyle Yunanistan′a ilhak istemi nedeniyle defalarca çiğnendi. EOKA′cıların öldürdüğü 371
askeri personelden 28′i donanma ve kara kuvvetlerinden, 69′u RAF Kraliyet Hava Kuvvetlerinden, 274′ü de ordudandı.
Kıbrıs′ta 4 yılda ölen Britanya askerlerinin,
yurtdışında o tarihlerde vatanı için ölen en son askerler
olduğu bildirildi.
![]()
Independent Diplomat grubunun KKTC için Kosova benzeri bir
tanıtma için değil farklı bir amaçla
çalıştığı öğrenildi.
Star Kıbrıs yazarlarından Cem Karın
Cumhurbaşkanlığına yakın çevrelerden edindiği
bilgilere göre basında çıkan Kosovanın Mimarları KKTC
için İşbaşında başlıklı haber
sonrasında, kamuoyunda tartışılan bu grup bizi de Kosova
gibi tanıtacak mı? tartışmalarının aksine, KKTC
Cumhurbaşkanlığı için farklı bir çalışma
yürütüyor.
Tanıtma için çalışmıyorlar!
Kosovanın Birleşmiş Milletler (BM) desteğinde
tanınması için büyük başarı ve
tanınmışlık elde eden grup, KKTC
Cumhurbaşkanlığı ile yaptığı anlaşma
çerçevesinde, Kosova için yürüttüğü çalışmadan farklı bir
çalışma yürütüyor. Grup KKTC Cumhurbaşkanlığı
için uluslararası düzeyde aracılık görevini yürütüyor.
Ücret yüksek değil
Independent Diplomat (Bağımsız Diplomat) grubuna ödenen ücreti
net olarak belirtmeyen Cumhurbaşkanlığına yakın
çevreler, bu işler için profesyonel hizmet veren diğer
şirketlere nazaran miktarın çok yüksek olmadığını
ve gruptan Cumhurbaşkanlığının istediği düzeyde
hizmet alındığını söylüyorlar.
Sözleşme çerçevesinde çalışılıyor
Böyle bir grupla çalışıldığını
doğrulayan Cumhurbaşkanlığına yakın çevreler,
Independent Diplomat grubunun yaklaşık iki yıldır KKTC
Cumhurbaşkanlığına bir sözleşme çerçevesinde hizmet
verdiğini söylüyorlar.
Elmalarla Armutları Birbirine Karıştırmamak Lazım
Independent Diplomat grubu ile KKTC
Cumhurbaşkanlığının
çalıştığının duyurulması sonrasında
kamuoyunda yer alan Kosava gibi tanınacak mıyız
tartışmasının anlamsız olduğunu söyleyen
çevreler, elmalarla armutları birbirine karıştırmamak
lazım, bu grup bizi tanıtmak için değil, uluslararası
düzeyde aracılık yapmak için çalışıyor diyor.
Carne Ross tarafından 2005 yılında kurulan Independent Diplomat
grubu, ticari danışmanlık şirketleri, uluslararası
hukuk firmaları, üniversiteler (özellikle Uluslarası
İlişkiler Fakülteleri), araştırma enstitüleri gibi
çeşitli örgütlerle birlikte çalışıyor.
Kurucu Carne Rossun İndependent Diplomat isminde birde kitabı
bulunuyor.
![]()
İngiltere Yüksek Komiseri yılsonu değişiyor...
Mihrişah Safa
İngiliz Dışişleri Bakanlığı,
Kıbrısa yeni büyükelçi atadı. Bakanlıktan bu konuda
yapılan açıklamada, Kıbrıs Yüksek Komiserliğine John
Christopher William Kiddin atandığı bildirildi.
Önümüzdeki yılın başında adaya giderek,
Kıbrıstaki İngiliz Yüksek Komiseri Peter Milletten görevi
devralacağı bildirilen 52 yaşındaki Kidd, İngiliz
Dışişlerinin deneyimli diplomatlarından biri.
Halen NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Schefferin karargâh reformundan
sorumlu özel temsilcilik görevini yürüten Kidd, 19801983 yılları
arasında Lefkoşada Yüksek Komiserlikte üçüncü kâtip olarak görev
yapmıştı.
Evli, ikiz kızları bulunan 1957 doğumlu yeni yüksek komiser,
1978 yılından bu yana İngiliz Dışişleri ve
Commenwealth Ofisinde görev yapıyor. Kıbrıs, İngiliz
Uluslar Topluluğu olarak bilinen Commenwealthin üyesi olduğu için,
buraya üye ülkelerdeki Birleşik Krallık büyükelçileri, Yüksek
Komiser olarak adlandırılıyor.
Yeni Kıbrıs Yüksek Komiseri, Güney Asya, Afrika, ABD, Almanya,
Fransa, Avrupa Komisyonu, NATO Merkezi olmak üzere çeşitli ülkelerde
değişik görevlerde bulundu. Lefkoşa ataması, Kiddin ilk
büyükelçilik görevi.
İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Peter Milletin
Diplomatik Serviste başka bir göreve atandığını
bildirdi.
![]()
Cumhurbaşkanı
Talat ile görüşen Downer: Sonuçtan ümitliyiz ...
Özel Danışman Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon
gibi kendisinin de olumlu beklenti içinde olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile bir araya
gelerek müzakelerdeki son durumu görüştü.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla devam eden
görüşmelerin birinci turunun tamamlanacağı 6 Ağustos öncesi
yer alan kabulde, BM Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da
hazır bulundu.
Cumhurbaşkanlığında basına kapalı
yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Özel Danışman Downer,
Cumhurbaşkanı Talatla çok iyi bir görüşme
yaptıklarını söyledi.
Müzakerelerin birinci aşamasının sonuna gelindiğini,
eylülde başlayacak ikinci aşamanın görüşmeler
açısından çok önem taşıdığını belirten
Downer, görüşmelerden Genel Sekreter Ban Ki-Moon gibi kendisinin de olumlu
beklenti içinde olduğunu kaydetti. BM Genel Sekreteri Banın konuyla
ilgili geçen hafta ümit ifade eden açıklama yaptığını,
kendisinin de ihtiyatlı iyimserlik içerisinde olduğunu söyleyen
Downer, liderlerin istekli bir tavır içerisinde olduğunu kaydetti ve
görüşmelerin ikinci aşamasında olumlu adımlar
atılması temennisinde bulundu.
DOWNER VE İKİNCİ TUR
Öte yandan Güney Kıbrısta yayınlanan Fileleftheros gazetesi,
Downer Git Gele Başladı başlıklı haberinde, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downerin, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla da
görüşmesinin beklendiğini belirtti.
Bu görüşmelerin, 6 Ağustosda doğrudan müzakereler çerçevesinde
yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin öncesinde yapılacağına
dikkati çeken gazete, (Downerın yapacağı) görüşmelerde;
doğrudan müzakerelerin ikinci turunun program ve metodunun
belirleneceğini belirtti.
Gazete, BM ve Türk tarafının, sürecin
hızlandırılmasını arzuladığının;
Rum tarafının ise, ilk önce sonuç ve somut hareketler
istediğinin belirtildiğini kaydetti.
Gazete, Garantilerde Bağımsız (özgür-serbest) Eller
başlıklı haberinde ise, doğrudan müzakereler sürecinin,
müdahil tarafların dikenli konulara dokunmaksızın, ikinci turun
adımlanması (adım atma) aşamasına girdiğini
yazdı.
Gazete, Türk tarafının ayrıca, büyük farklılıklar
nedeniyle ileriye götürülemeyen garantiler ve güvenlik
başlığında, Annan Planı mantığında
hareket ettiğini ve kazanımlar elde etmeye
çalıştığını savundu.
Ankaranın, ortaya çıkacak olan anlaşmanın hayata
geçirilmesinde, bağımsız ellere sahip olmaya çaba
gösterdiğini savunan gazete, güvenlik başlığına
ilişkin Türk taleplerinin arasında 14 yıllık bir
geçiş dönemi boyunca anlaşmanın öngöreceği şekilde
askerlerin çekilmesi (Annan Planı da bunu öngörüyordu), rolü ve misyonu
konusunda açıklık getirilmeyen askeri birliklerin kalması, Türk
garantilerinin muhafaza edilmesi, Kıbrıslı Türklerin yeniden
iskânına kadar ve iade edilecek bölgelerde Türkiye tarafından garanti
sağlanması, BMnin bölgelerde sembolik olarak kalması, BMnin
anlaşmanın hayata geçirilmemesi durumunda herhangi bir müdahalede
bulunmasının hatta tedbir almasının mümkün
olmayacağı gözlemci durumunda kalmasının bulunduğunu
da ileri sürdü.
![]()
KKTCdeki görev süresini tamamlayan AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata veda ziyaretinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre,
görev süresini tamamlayan Bothorel Brüksele dönecek.
Memorials mark anniversary of
Makarios death
By Daniel Thomas
MEMORIAL
services were held across Cyprus on Sunday to mark 32 years since Archbishop
Makarios IIIs death. Churches, monasteries and community centres across the
island paid homage to the Republics first president.
An imposing figure that gained reverence worldwide for his activity in the
global political arena and was hailed by many as the individual whose actions
contributed most in realising the nations independence, Makarios nevertheless
remains a name that evokes strong emotions of reflection for Cypriots who lived
during his time.
The main service was held at Kykkos Monastery and was attended by members of
the religious hierarchy and President of the Republic Demetris Christofias.
Christofias, speaking to a packed service, told his audience that the Cypriot
People have lost a great leader. We continue to support and work using his
ideas so that the attainable visions determined by him can be realised.
Drawing attention to the fact that Cyprus will next year be marking half a
century of independence, Christofias highlighted that this date would be
bittersweet.
He highlighted that during the time that has elapsed since Makarios was
proclaimed the first president of the Republic in 1960, many national
sentiments have undergone drastic changes: In these fifty years, hope and
optimism have been replaced by disappointment and pessimism; betrayal has given
way to a tough struggle and continuous challenge.
Christofias said that Makarios had worked tirelessly both before and after the
invasion until his death in 1977 in pursuing his aims for a viable and
independent Cypriot state. He also made reference to the controversy that
surrounds Makarios legacy, which he said had exerted a personal effect on the
man himself.
Makarios died bitter that he was not able to offset the harm to Cyprus that he
had warned of so many times, witnessing the toils of his people lost in the
fire and iron of war. He added that Makarios symbolised the resistance to both
home-grown and foreign attempts to harm Cyprus, and it is in this frame that he
is justifiably remembered in the consciousness of the Cypriot people.
|
Rum komandolardan Türk katliamı
itirafı Rum yazar Panikos Neokleusun Kıbrıs Barış
Harekátı sırasında askerlik yapan Rumların
anılarını derlediği "Kıbrısta 1974te göz
ardı edilenler" adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç
bir katliamın itirafına da sahne oldu. Tiyatrocu Atilla
Olgaçın "Rum esir öldürdüm" sözleri üzerine Türkiyeyi ABye
şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları,
20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar
Türk mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı
baskına katıldıklarını söyledi. |
Baklavayı sahiplenen Rumların en büyük bankası
Güllüoğlu baklavaları sunuyor.
ABye
üye ülkelerin milli yemeklerinin yeraldığı kitapçıkta
baklavayı Kıbrıs Rum
tatlısı gibi gösterip sahiplenen Rumlar, kendi kalelerine gol
atarak baklava tartışmasına noktayı koydu.
Güney Kıbrısın en büyük bankası
sayılan ve çeşitli ülkelerde bankacılık faaliyetleri olan
Bank of Cyprus, Yunan başkenti Atinanın
merkezindeki Mitropoleos Caddesi dokuz nolu binada açtığı
şubesinde, müşterilerine Rum değil Türk baklavası ikram
etti.
Radikal Gazetesi'nden Yorgo Kırbaki'nin haberine göre;
bankanın gişeler bölümünde Karaköy
Güllüoğlu Baklavacısı yazan kutudan arzu eden müşterilere
baklava sunuluyor. Atinada Paleon Faliron, Glifada, Sintagma ve Kifiasia
semtlerinde Nadir Güllünün sahibi olduğu Karaköy Güllüoğlu
baklavacısının, İstanbullu Rum Aris Prodoromidis
tarafından işletilen mağazaları var.
2006da Güney Kıbrısta düzenlenen Avrupa
Günü etkinliğinde dağıtılan tatlı kitabında ilk
kez baklava Rumların milli tatlısı olarak
tanıtılmıştı. Rumların baklavayı
sahiplenmelerine Gaziantepli baklava ustaları sert tepki göstermişti.
05/08/2009 11:00 RADIKAL
Baklavayı 'milli tatlı' ilan eden Rumların en büyük bankası, müşterilere Güllüoğlu baklavası sunuyor
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - ABye üye ülkelerin milli yemeklerinin yeraldığı
kitapçıkta baklavayı Kıbrıs Rum tatlısı gibi
gösterip sahiplenen Rumlar, kendi kalelerine gol atarak baklava tartışmasına
noktayı koydu. Güney Kıbrısın en büyük bankası
sayılan ve çeşitli ülkelerde bankacılık faaliyetleri olan
Bank of Cyprus, Yunan başkenti Atinanın merkezindeki Mitropoleos
Caddesi dokuz nolu binada açtığı şubesinde,
müşterilerine Rum değil Türk baklavası ikram etti.
Bankanın gişeler bölümünde Karaköy Güllüoğlu
Baklavacısı yazan kutudan arzu eden müşterilere baklava
sunuluyor. Atinada Paleon Faliron, Glifada, Sintagma ve Kifiasia semtlerinde
Nadir Güllünün sahibi olduğu Karaköy Güllüoğlu baklavacısının,
İstanbullu Rum Aris Prodoromidis tarafından işletilen
mağazaları var. 2006da Güney Kıbrısta düzenlenen Avrupa
Günü etkinliğinde dağıtılan tatlı kitabında ilk
kez baklava Rumların milli tatlısı olarak
tanıtılmıştı. Rumların baklavayı sahiplenmelerine
Gaziantepli baklava ustaları sert tepki göstermişti.
![]()
İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (SRA),
David ve Linda Oramsı temsil eden Vahib & Co isimli avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durduğunu açıkladı.
Kerem Hasan
Kıbrıstaki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik
Orams davasında, David ve Linda Oramsı temsil eden İngilteredeki
Vahib & Co isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durdu.
Bu konudaki açıklama, İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi
(Solicitors Regulatory Authority SRA) tarafından yapıldı.
Ancak SRA, firmanın faaliyetlerini kendilerinin mi durduğunu, yoksa
firmanın kendisinin mi böyle bir karar aldığını
açıklamadı.
Londrada Kıbrıslı Türklere ait avukatlık bürolarından
olan ve Avrupa Adalet Divanında da son olarak Orams davasındaki
karar ile birlikte anımsanan Vahib & Co avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durdurulması şok etkisi
yarattı.
11-12 Kasımda İngiltere Temyiz Mahkemesinde görülecek olan Orams
davasına hazırlanması gereken Vahib & Conun yerine
davayı kimin alacağı merak konusu olurken, şu anda
İngilterede bulunan David ve Linda Orams çifti, kötü haberi STAR KIBRIS
muhabirinden öğrendi.
STAR KIBRISın konuyla ilgili olarak SRAden elde ettiği bilgiye
göre, 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren Vahib & Conun elindeki hukuk
davaları, başka hukuk şirketlerine devredildi. SRA yetkilileri
söz konusu devir işleminin büronun müvekkillerinin bilgisi ve
rızasıyla yapıldığını söylerken, Orams
çiftinin, bu konudan haberinin bulunmaması ilginç bir nokta olarak
karşımıza çıktı. SRA ayrıca, Vahib & Conun
kapanan veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyalarıın ise
depolara kaldırıldığını bildirdi.
Vahib & codan açıklama yok
Konuyla ilgili olarak Kuzey Londradaki ofislerini telefonla
aradığımız Vahib & Co avukatlık bürosundan ise
herhangi bir açıklama çıkmadı. Büronun yöneticilerinden Hasan Vahib
ile görüşmeye çalışan STAR KIBRIS sorularına yanıt
bulamadı.
Avukat şirketinde Pınar isimli personelle görüşen ve
Orası Vahib and Co mu? sorusuna, Evet, daha önce Vahib and Co olarak
bilineniz diye cevap alan gazetemize, ofis Menajeri Hasan Vahibin içeride
olmadığı cevabı verildi. Telefona hangi şirket
adına cevap verildiğini soran muhabirimize, daha önce Hasan Vahib
olarak bilinen şirket adına cevap veriyorum. Şu an her hangi bir
ismi yok denildi. Avukat İşin Vahib ile konuşmak isteyen STAR
KIBRIS muhabirine yine içeride değil cevabı verildi. Orams
davasına kimin baktığı yönündeki sorumuza ise Bu soru
için Hasan Bey ile görüşmeniz gerekiyor cevabını aldık.
Oramslar şokta
Şu anda İngilterede bulunan David ve Linda Orams çifti ise kötü
haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.
Telefonla ulaştığımız Orams çifti, SRAdan
alınan bilgilere göre, Vahib avukatlık bürosu 10 Temmuz 2009
tarihinden itibaren faaliyet göstermiyor, bu durumdan haberdar
mısınız? sorumuza, Hayır haberimiz yok. Böyle bir
şey var mı, bunu ilk kez sizden duyuyoruz. Nereden öğrendiniz,
bize bu bilgileri verebilir misiniz? diyerek şok
yaşadıklarını söylediler.
Ne yapacakları konusunda bir fikirleri bulunmadığını
kaydeden Linda Orams, Gereken araştırmaları yapmamız
lazım. Çünkü böyle bir durumdan gerçekten haberimiz yoktu. Bilgimize
getirdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Biz de büroyu arayıp, cevap
alamıyorduk dediler.
Karar Kasımda
Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz
Mahkemesinde görüşülüyor.
Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolidesin, KKTCde
yaşayan ve Laptada mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı
davada ATADdan görüş istemişti. ATAD ise
açıkladığı görüşünde KKTCde mülk satın alan
yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum
mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de
uygulanabileceğini bildirmişti.
2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTCdeki emlak sektörünü
yakında ilgilendiriyor.
![]()
Pirgo
Hastanesine ait ambulans, Cuma gününe kadar, deneme amaçlı olarak
barikatı kullanarak, 1964den beridir Kıbrıs Rum
araçlarına kapalı olan yolu geçecek.
Yeşilırmak (Limnidi) barikatının açılmasına
ilişkin çalışmalar çerçevesinde, bir ambulansın deneme
amaçlı olarak buradan geçişine hafta içerisinde izin verilmesinin
beklendiği bildirildi.
Deneme amaçlı olarak Limnidi barikatından geçecek olan ambulansın,
Lefkoşaya gideceğini yazan Politis gazetesi, bu şekilde,
ambulansların ve itfaiye araçlarının geçişiyle ilgili
olarak iki liderin vardığı anlaşmanın öngörüsünün
hayata geçirileceğini belirtti.
Habere göre, Pirgo Hastanesine ait ambulans, Cuma gününe kadar, deneme
amaçlı olarak barikatı kullanarak, 1964den beridir
Kıbrıs Rum araçlarına kapalı olan yolu geçecek.
Ambulansın deneme amaçlı geçişinin, Kıbrıslı
Türklerin, Erenköydeki 8 Ağustos etkinlikleri için geçişine olanak
sağlanması koşulunu ortaya da
çıkardığını yazan gazete, iki lider temsilcileri Özdil
Nami ve Yorgos Yakovunun ileriki günlerde bölgeyi ziyaret etmesinin de
beklendiğini; ziyaret çerçevesinde Pirgodan, Limnidiye kadar olan yolu
teftiş edeceklerini ve Dillirga bölgesine bağlı İhtiyar
Meclisi üyeleriyle toplantıya katılacaklarını belirtti.
Gazete, Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidisin, önceki
güne kadar görüşmenin ne zaman gerçekleştirileceği konusunda
bilgilendirilmediğini de yazdı.
Habere göre, Mihailidis, söz konusu yolun güvenli bir şekilde
kullanıldığının tespit edilmesi halinde, iki lider
arasındaki anlaşmanın tümünün hayata geçirilmesini talep
edeceklerini söyledi.
Gazete, BM Genel Sekreterinin Kıbrıstaki Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihounun Pirgoyu, Limnidiye bağlayan yolun yapım
çalışmalarına ilişkin ihaleyi duyurmasının
beklendiğini de yazdı.
Fileleftheros ise, Rum Yönetiminin, 8 Ağutosta Kıbrıslı
Türklerin Erenköy cebine geçişine izin vereceğini yazdı.
Gazete, aynı zamanda Türk tarafının ise, ambulanslar
tarafından kullanılması mümkün olması amacıyla bölgeye
giden yoldaki çalışmaların ileriye götürüldüğü konusunda
Rum Yönetimine bilgi verdiğini belirtti.
Alithiaya göre ise, Dillirga bölgesi barikatlarının
açılmasıyla ilgili Komite Başkanı Andreas Karos, Nami ile
Yakovunun bölgeye ziyaretinin geçtiğimiz hafta
yapılacağını; ancak BMnin Limnidi-Pirgo yolunun
temizlenmesi çalışmalarının tamamlamaması nedeniyle
son anda ertelendiğini söyledi.
Karosa göre, temizlenme çalışmaları tamamlandığı
zaman, Nami, Yakovu ve Zerihounun da hazır bulunmasıyla, yol deneme
amaçlı olarak ambulans tarafından kullanılacak.
Türklerin, Erenköy limanın derinleştirilmesi
çalışmaları iddiasına ilişkin olarak ise Karos,
işgal makamlarının, şu anda demirleyen gemilerden daha
büyük gemilerin demirlemesi maksadıyla, limanı
derinleştirdiğini savundu.
Karos, yapılan bu çalışmaların büyük öneminin
olmadığını bölge sakinlerinin bu çalışmalarla
ilgilenmediğini de söyledi.
ANASTASİADİS
Fileleftherosa göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de,
Limnidi barikatının açılması konusundaki anlaşma ile
işgal ordusunun, kabul edilemez, yasa dışı ve
kışkırtıcı faaliyetleri diye nitelediği Erenköy
limanındaki çalışmaları bağdaştırmak
istemediğini söyledi.
Anastasiadis, yapılan anlaşmanın harfi harfine hayata
geçirilmesi temennisinde de bulundu.
EVRO.KO ise, yaptığı açıklamada, ileri sürdükleri
Türklerin Erenköy limanını derinleştirmeye
başlamasının, bir yandan Limnidiyi, Ledra Caddesiyle
(Lokmacı Barikatı) ilgili anlaşmadan
bağlantısını koparan diğer yandan da Türk
tarafının Ledrayla ilgili koşulları yerine getirmemesini
kabul eden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
yanlış icraatlarını kanıtladığını
savundu.
EVRO.KO ayrıca, Türk işgal kuvvetlerinin Ledra bölgesinde
düşüncelerini empoze ettiğini, Türk işgal ordusunun, barikat ile
ilgili herhangi bir taahhütte bulunmaksızın
kışlalarına elektrik sağlanmasını teminat
altına aldığını, şimdi ise
kışkırtıcı bir biçimde limanı
derinleştirdiğini ileri sürdü.
Downer meets both leaders
THE UN secretary-generals special envoy in
Cyprus, Alexander Downer, yesterday met with the two community leaders to be
briefed on the progress being made in negotiations to resolve the Cyprus
problem.
Though no statements were made by President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Downer informed reporters that they had
briefed him on the issues that were preoccupying them, as well as the problems
being faced during direct talks.
The first evaluation of the talks so far will take place tomorrow, the last of
the two leaders meetings until September 3; the anniversary of the first day
the talks started.
Following the meeting, Downer expressed the UNs reserved optimism that the two
leaders can reach a solution. He said there was good will on both parts.
I use these meetings to talk through the issues with the two leaders so that I
understand very well their perspectives and the issues that theyre dealing
with, said Downer. Of course we are coming to the end of what is sometimes
called the first reading here of the negotiations of the chapters and the next
meeting on Thursday will be the last meeting before the summer break.
Meanwhile, Presidential Commissioner George Iacovou and Talats special advisor
Ozdil Nami will decide tomorrow when they will be visiting the Pyrgos of
Tylliria area, where preparations are underway to open the Limnitis checkpoint.
Coalitions future by no means a
certainty
By Nassos Stylianou
AS RULING AKEL
tried to draw the line over the recent SGO saga yesterday, comments from
coalition partner DIKO suggested that the future of the government coalition
was still hanging in the balance.
The ongoing spat between communist AKEL and centre right DIKO regarding the
presidents handling of the participation in semi-governmental organisations
that saw the latter pull out of the running for chairmanships and
vice-chairmanships of semi-state bodies renewed speculation hinting at DIKOs exit
from the government coalition.
AKEL spokesman Andros Kyprianou yesterday refuted allegations of a lack of
respect towards DIKO, saying that his party was trying to find ways to put
their partnership back on track.
I want to believe that we will find the power and the way to overcome these
difficulties, he said.
While the official line emanating from both parties is that they are prepared
to put the issue behind them and attempt to resume a working relationship, DIKO
President Marios Garoyian yesterday implied that his partys continued
participation in the government was by no means a certainty.
They have insulted the dignity of our party. DIKO will observe matters and
evaluate the course of events before formulating its positions and giving its verdict,
he told reporters yesterday.
This latest statement indicates that relationships between the two coalition
partners have reached an all-time low, with DIKO siding with opposition party
DISY in criticising the government for having too much political power and
confusing the distinction between state and government.
Asked what course of action DIKO would follow should further disagreements
arise with AKEL over the Cyprus problem, Garoyian refused to be drawn into
making rash statements but instead said that should there be a divergence of
views, our response will be appropriate.
ntvmsnbc
06
Ağustos. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - İlk
turun tamamlanmasının ardından açıklama yapan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uzlaşılan ve
uzlaşılamayan konuların ortaya konduğu ilk turda
Kıbrıs müzakereleri tarihinde bir ilki başararak ortak bir metin
hazırladıklarını söyledi. Talatın ortak metin diye
adlandırdığı 30a yakın belgede, tarafların
pozisyonları yer alıyor, uzlaşılan ve
uzlaşılamayan konular sıralanıyor.
"Daha zor bir
aşama olan Al-Ver sürecine gelebilirsek bu metin sayesinde ilerleme
sağlayabileceğiz" diye konuşan Talat, ikinci turda
anlaşılan konuları çoğaltmayı hedeflediklerini
belirtti.
Türk tarafı yıl
sonundan önce müzakereleri tamamlayıp yeni yılda referanduma gitmeyi
hedefliyor. Talat, 2008 Eylülünde başlayan görüşmelerde çözümün 2009
başında mümkün olduğunu söylemişti. Ancak aradan geçen 11
ayda taraflar arasında yakınlaşma dahi sağlanamadı.
Rum tarafı ise
Türkiye ve KKTCnin tutum değiştirmemesi halinde referanduma
sunulacak bir çözüm planına ulaşılamayacağnı
savunuyor. Rum lider Dimitris Hristofyas yıl sonuna kadar çözümün mümkün
olmadığını ileri sürüyor.
Liderler ilk turda
Kıbrıs sorununu oluşturan "Yönetim ve Yetki
Paylaşımı", "Mülkiyet", "AB ile
İlişkiler", "Ekonomi", "Toprak" ,
"Güvenlik ve Garantiler" başlıkları üzerinde ilk
gözden geçirmeyi tamamladı. Taraflar bu başlıklar hakkında
pozisyonlarını ve beklentilerini ortaya koydu.
AB ile ilişkiler
başlığında bazı yakınlaşmalar sağlansa
da kırmızı çizgiler diye de adlandırılan hayati
konuların hiçbirinde uzlaşılamadı. Olası çözümün işleyişinin
temeli olarak kabul edilen Yönetim ve Yetki Paylaşımı
konusunda neredeyse hiçbir uzlaşmaya varılamadı. Mülkiyet,
Türkiyenin garantörlüğü ve göçmenler gibi son derece kritik konulardaysa
yakınlaşma dahi sağlanamadı.
TÜRK
TARAFININ İSTEKLERİ
Türk tarafı, siyasi eşitlik temelinde, gerçek anlamda iki bölgeli,
Kuzeyde mutlak Türk egemenliğinin olacağı, Türkiyenin
garantörlüğünün korunacağı, Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının büyük bir bölümünün adada kalabileceği yeni
bir ortaklık devleti istiyor. Türk tarafı ayrıca devletin her
kademesinde Rumlarla eşit siyasi statüde dönüşümlü olarak yer
almayı savunuyor. Türk tarafı çözüm çabalarının en geç 2010
yılı başında sonuçlanmasını istiyor.
RUM
TARAFININ İSTEKLERİ
Rum tarafıysa, başta Türkiyenin garantörlüğüne karşı
çıkıyor, Türk askerinin ve yerleşikler diye
adlandırdığı Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının tümünün adadan çıkmasını istiyor.
Hristofyas sayıları 200 bini aşan Rum göçmenlerin mülklerinin
tamamının iadesini ve topyekün Kuzeye yerleşme hakkı
verilmesini talep ediyor. Rumlar ayrıca Karpaz, Güzelyurt ve Maraş da
dahil olmak üzere KKTC topraklarının yaklaşık yüzde 8ini
istiyor.
Rum tarafı
müzakerelerin takvime bağlanmasına karşı çıkıyor,
hiçbir şekilde hakemliği de kabul etmiyor. Garantör ülkeler Türkiye,
Yunanistan ve İngilterenin sürece müdahil olmasını da reddediyor.
TOPRAK PAZARLIĞI
ÜÇÜNCÜ TURDA
Liderlerin müzakerelerin Eylül ayındaki ikinci aşamasında bugüne
kadar görüşülen konuların üzerinden bir kez daha geçmeleri ve böylece
uzlaşılamayan konularda anlaşma sağlamaları
hedefleniyor. Üçüncü aşamadaysa anlaşmazlıkların al-ver
yöntemiyle aşılması hedefleniyor. Bu noktada toprak
pazarlığı gündeme gelecek.
Soruna yön veren ülkeler,
tarafların cesaretlendirilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Ban Ki Moonun süreçte aktif rol alması için çaba sarfediyor.
Bu çerçevede Genel Sekreterin Kıbrısa gelmesi ya da liderlerin New
Yorka gitmesi planlanıyor.
MÜLKİYET
YİNE EN ZOR KONU
İkinci turda da mülkiyet meselesinin yine en zor konu
olacağını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider
Hristofyasla en az anlaşma sağladıkları
başlığının "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" olduğunu kaydetti.
Kibrıs
müzakerelerinin 3 Eylül'deki ikinci turuna, "Yönetim ve Yetki
Paylaşımı" ana başlığı altında yer
alan "yürütme" konusuyla devam edilecek.
Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Eylül 2008'de başlayan Kıbrıs
müzakerelerinin ilk turu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün yapılan 40.
görüşme ile tamamlandı. Talat, "Sonuçta her konuda
anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış
olmayacağımız için, belki bu bugün çok fazla bir şey ifade
etmeyebilir" dedi.
Talat ve Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona
erdi. Liderler her zamanki gibi açıklama yapmadan bölgeden
ayrıldı.
Talat, Hristofyas'la görüşmesinden sonra
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
açıklamada, bugün "nüfus, göç ve sığınma"
konularını ele aldıklarını ve müzakerelerin ilk turunu
tamamladıklarını, genel değerlendirme
yaptıklarını ve Yeşilırmak kapısıyla ilgili
son durumu görüştüklerini kaydetti.
Müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altında
"Yürütmeyi" ele alarak başlayacaklarını açıklayan
Talat, bu başlığın ardından "mülkiyet"e
geçileceğini bildirdi.
Görüşmelerin ekim ayına kadar programlandığını
anımsatan Talat, Ekim ayı içinde de haftada bir toplantı
yapmayı kararlaştırdıklarını söyledi.
İkinci turda ne yapılacak?
İkinci turu hızlı bir şekilde tamamlamak için gayret etmek
gerektiğini ifade eden Talat, "İkinci turda anlaşılan
konuları çoğaltmaya ve aslında bütün konularda anlaşmaya
varmaya çalışacağız. Yani karşılıklı
esneklik göstererek, ortak noktalarda buluşmaya
çalışacağız ikinci turda. Bunu ne kadar çok
başarabilirsek, o kadar önemli bir mesafe almış
olacağız. Yani 'al-ver'e veya üçüncü tura daha az şey
bırakmış olacağız ve daha kolay
ilerleyeceğiz" dedi.
Birinci turda oldukça önemli şeyler yaptıklarını
düşündüğünü kaydeden Talat, "Kıbrıs
müzakerelerinde ilk defa", anlaşılan ve anlaşılamayan
konuları belirleyen ortak metinler hazırlandığını
belirtti.
"Sonuçta her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış
olmayacağımız için, belki bu bugün çok fazla bir şey ifade
etmeyebilir" diyen Talat, al-ver sürecine gelindiğinde ve bir
ilerleme sağlanırsa bunun, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları konuları belirlemiş olmaları
sayesinde olacağını kaydetti.
"Downer'in açıklaması bizim görüşümüz değil"
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer'in, "anlaşma için
belirli bir zaman sınırlaması koymanın sürece zarar
verebileceği" yönündeki açıklamasını nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine, "Bizim görüşümüz
öyle değil" diyen Talat, "Takvimsiz bu işin sonuç getireceği
konusunda benim kuşkularım var" ifadesini kullandı.
Talat, Downer'in bunu Rum tarafını üzmemek için yapmış
olmasının önemli olduğunu kaydetti. 3 Eylül'de ikinci turun
başlayacak olması ve önce "Yürütme"nin ele alınacak
olmasının da bir takvim olduğuna işaret eden Talat,
katı takvim olmaması gibi bir yakalaşım bulunduğunu,
zaten kendilerinin de katı takvimde ısrar etmediklerini, ama
müzakerelerin takvime bağlanmasında yarar olduğunu
düşündüklerini söyledi.
"En kritik konu mülkiyet"
Talat, "Sizce ikinci turun en kritik konusu nedir" sorusuna "En
kritik konu mülkiyettir" karşılığını
vererek, mülkiyetin herkesi ilgiledirdiğini vurguladı. "Yönetim
ve Güç Paylaşımı"nda tartıştıkları
birçok konunun birçok insan için teorik olduğunu, kendisi için
"Yönetim ve Güç Paylaşımı"ndaki düzenlemelerin
mülkiyetten de önemli olduğunu ifade eden Talat, ama mülkiyetin pratik
olduğunu ve insanların mülkiyete ağırlık
verdiğini söyledi.
Talat, halkı bilgilendirme toplantılarında, halktan gelen
soruların tamamına yakınının mülkiyet konusunda
olduğuna işaret etti.
Hristofyas: "İkinci turda daha çok çaba gösterilecek"
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Hristofyas da, bugün ilk turu tamamlanan Kıbrıs
müzakerelerinin ikinci turunun, daha çok görüş birliğinin
sağlanmasına çaba gösterilecek bir süreç olacağını
söyledi.
Hristofyas, Rum radyosunun haberine göre, Talat ile görüşmesinin
ardından Rum başkanlık binasına dönüşünde
yaptığı açıklamada, "İlk turda daha çok
(ilerleme) beklerdim, ancak bu ilerleme olmadığı anlamına
da gelmez" dedi.
Hristofyas, 3 Eylül'de "Yönetim ve Güç Paylaşımı"yla
başlayacak ikinci turda, arzu edilen çözümün sağlanması için iki
taraf arasında daha çok anlayışın var olması
temennisinde de bulundu
![]()
Kıbrıs Emlak Magazinin
araştırması, Güneyde mal sahiplerinin sadece %17sinin tapu
almayı başardığını ortaya koydu. Emlak
sahiplerinin yüzde 83ü hala tapu bekliyor.
Magazinin internette yaptığı mini-kamu oyu yoklaması
acı gerçeği bir kere daha gözler önüne serdi. Müteahhitlerin
gayrimenkulleri garanti gösterip kredi alması, tapuların gecikme
nedeni.
Emlak Magazin, Bina affının yolda olduğunu, mal sahiplerinin
izinsiz yaptıkları inşaatlar için ceza ödeyip, tapuya
kavuşacaklarını bildirdi.
Mihrişah Safa
GÜNEY Kıbrısta, emlak alan ve sayıları 100 bini aşan
yabancının sadece yüzde 17sinin tapusunu aldığı, geri
kalan yüzde 83 mal sahibinin hala tapu almak için beklediği yapılan
bir kamu oyu araştırmasıyla ortaya kondu.
Kıbrıs Emlak Magazinin , internet üzerinden yaptığı
mini kamuoyu araştırmasına katılanların
oylarından, adanın güneyindeki tapu sorununun sanılandan daha da
ciddi ve derin olduğu anlaşıldı. Emlak Magazin, bu konuda
yayınladığı yorumunda tapuların verilmeme nedenlerini
tek tek sıralayarak, müteahhitlerin özellikle tapu alımını
geciktirdiğini de vurguladı.
Magazin, Rum İçişleri Bakanı Neoclis Sylikiotisin, bina
affı çıkartma sözü verdiğini de hatırlatarak, tapu almaya
engel durumu bulunan ev sahiplerinin ceza ödeyerek, tapularını
alabileceklerini de yazdı.
Tapu alınmama nedenleri herkes tarafından biliniyor diyen Emlak
Magazin, bürokratik engel, Tapu Dairesinin yeterli
çalışmaması,merkezi hükümet ve yerel belediyelerin planlama
bölümlerindeki aksamaları sayan dergi, şunları yazdı;
- Müteahhitler, inşaatlarına finansal desteği
yaptıkları arsa üzerine aldıkları mortgage ile
sağlıyorlar. Tapu Dairesi, üzerinde borcu olan arsaya inşaa
edilen yapılara , borç ödenene kadar tapu vermiyor.
Müteahhitler, inşaat proje tamamlanma işlemini tapuların
verilmesini geciktirme amacıyla , gerekli belgeleri vermeyerek
uzatıyorlar
Ayrıca, merkezi hükümet ve yerel yönetimlerdeki bürokratik engeller de
tapu geciktirmede rol oynuyor.
Yasal izin almadan yapım inşaata başlayan müteahhitlere tapu
verilmiyor.
Ayrıca, izin almak için verilen planları, daha sonra
değiştiren, ekleme yapan, izin verilen bina yüksekliğini geçen,
planlama makamlarının onayladığı bina
sayısından fazla emlak yapanlara da tapu verilmiyor.
Ayrıca, mal sahiplerinin evlerine izinsiz, plansız garaj, yüzme
havuzu, balkon gibi eklemeler yapması halinde de tapu verilmiyor
![]()
Liderler bugün yeniden bir araya gelip birinci turu
tamamlayacak. Müzakerelerin ikinci turu Eylülde başlayacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, sürdürdükleri Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
bugün yeniden bir araya gelecek. Bugünkü görüşmeden sonra liderler
müzakerelere bir süre ara verecek ve Kıbrıs müzakerelerinin ikinci
turu Eylül ayı içinde başlayacak. Göç, Vatandaşlık,
Yabancılar ve Sığınma konularında birbirlerine
sundukları resmi yanıtları değerlendiren liderlerin, bugün
bu konularla ilgili görüşmeyi tamamlaması ve müzakerelerin ikinci
turuyla ilgili bir görüşme programı yapması bekleniyor. Cumhurbaşkanı
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı, Kıbrıs sorununa çözüm
bulmaya yönelik müzakerelere geçen yıl 3 Eylülde
başlamıştı.
BMnin, Lefkoşadaki ara bölgede yer alan tesislerinde buluşan iki
lider, yaklaşık 11 aylık süreçte 39 kez bir araya geldi.
İki lider, buluşmalarında zaman zaman baş başa
görüşürken, zaman zaman heyetler ve BM yetkilileriyle birlikte
toplantı yaptı. Talat-Hristofyas görüşmelerinin
dışında, Talatın BM ve AByle İlişkilerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu
da, görüşmeler yapıp liderlere ve dolayısıyla müzakerelere
katkı sağlıyor.
Arada ikinci safha hazırlıkları var
Bu arada, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs müzakerelerine bugün vatandaşlık, göç,
yabancılar ve sığınma başlığının
görüşülmesiyle devam edileceğini ve birinci safhanın
tamamlanacağını; müzakerelere ara verilecek dönem boyunca ise
ikinci safhayla ilgili hazırlıklar yapılacağını
söyledi. Erçakıca, bu süre içinde çeşitli bilgilendirme ve
değerlendirme toplantıları yapılacağını dile
getirdi. Bunun bir parçası olarak gelecek hafta başında,
Cumhuriyet Meclisinde temsil edilen siyasi partilerle bir değerlendirme
toplantısı yapacaklarını açıklayan Erçakıca,
Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile de değerlendirmeler yapılacağını
belirtti. Erçakıca, siyasi partilerle gerçekleştirilecek olan
toplantının tarih ve saatinin henüz kesinleşmediğini de
kaydetti. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
bugün, haftalık basın brifingini gerçekleştirdi. Haftalık
basın brifinginde, müzakerelere ara verilecek dönem boyunca
yapılacaklarla ilgili bilgiler veren Erçakıca, bugünkü
Talat-Hristofyas görüşmesiyle ilgili öngörülerini de, basına
mensuplarına aktardı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas arasında bugün gerçekleştirilecek olan görüşmede
vatandaşlık, göç, yabancılar ve sığınma
başlığının tamamlanmasının ve 3 Eylülde
müzakerelerin ikinci safhasına geçilmesinin beklendiğini kaydeden
Sözcü Erçakıca, yarın 2. tur görüşmelerin yöntem ve
programının saptanmasını da ümit ettiklerini ifade etti.
Ban Ki Moon gelmiyor
Öte yandan, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrısa gelip
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla görüşeceği iddiaları üzerine hem BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
hem de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca
açıklama yaptı.
Downer, LTB Başkanı Cemal Bulutoğlularını ziyareti
sırasındaki bir soru üzerine, Banın Eylül ayında
Kıbrısa gelmesinin söz konusu olmadığını; çünkü
New Yorkta BM Genel Kurul çalışmalarının olacağını
söyledi. Downer, Banın Kıbrısa gelişinin belki daha sonra
olabileceğini kaydetti. Erçakıca ise, haftalık basın
brifinginde soruları yanıtlarken, Banın Kıbrısa gelişi
veya Talat ve Hristofyasla New Yorkta görüşmesi seçeneklerinin var
olduğunu; ancak iki seçenek için de kesinleşmiş birşey
bulunmadığını belirtti. Kendilerinin BMnin daha aktif bir
şekilde müzakerelere katılımını istediklerini
yineleyen Erçakıca, bundan dolayı Banın Talat ve Hristofyasla
bir araya gelmesine önem verdiklerini söyledi. Kıbrısta ve New
Yorkta görüşme seçeneklerinin mevcut olduğunu dile getiren Sözcü
Erçakıca, iki seçeneğin dışında üçüncü bir
seçeneğin bile çıkıp başka bir yerde görüşme olabileceğini
ifade
![]()
İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (SRA),
David ve Linda Oramsı temsil eden Vahib & Co isimli avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durduğunu açıkladı.
Kerem Hasan
Kıbrıstaki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik
Orams davasında, David ve Linda Oramsı temsil eden
İngilteredeki Vahib & Co isimli avukatlık firmasının
faaliyetleri durdu. Bu konudaki açıklama, İngiltere Avukatlık
Düzenleme Otoritesi (Solicitors Regulatory Authority SRA) tarafından
yapıldı. Ancak SRA, firmanın faaliyetlerini kendilerinin mi
durduğunu, yoksa firmanın kendisinin mi böyle bir karar
aldığını açıklamadı.
Londrada Kıbrıslı Türklere ait avukatlık bürolarından
olan ve Avrupa Adalet Divanında da son olarak Orams davasındaki
karar ile birlikte anımsanan Vahib & Co avukatlık
firmasının faaliyetlerinin durdurulması şok etkisi
yarattı.
11-12 Kasımda İngiltere Temyiz Mahkemesinde görülecek olan Orams
davasına hazırlanması gereken Vahib & Conun yerine
davayı kimin alacağı merak konusu olurken, şu anda
İngilterede bulunan David ve Linda Orams çifti, kötü haberi STAR KIBRIS
muhabirinden öğrendi.
STAR KIBRISın konuyla ilgili olarak SRAden elde ettiği bilgiye
göre, 10 Temmuz 2009 tarihinden itibaren Vahib & Conun elindeki hukuk
davaları, başka hukuk şirketlerine devredildi. SRA yetkilileri
söz konusu devir işleminin büronun müvekkillerinin bilgisi ve
rızasıyla yapıldığını söylerken, Orams
çiftinin, bu konudan haberinin bulunmaması ilginç bir nokta olarak
karşımıza çıktı. SRA ayrıca, Vahib & Conun
kapanan veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyalarıın ise
depolara kaldırıldığını bildirdi.
Vahib & codan açıklama yok
Konuyla ilgili olarak Kuzey Londradaki ofislerini telefonla
aradığımız Vahib & Co avukatlık bürosundan ise
herhangi bir açıklama çıkmadı. Büronun yöneticilerinden Hasan
Vahib ile görüşmeye çalışan STAR KIBRIS sorularına
yanıt bulamadı.
Avukat şirketinde Pınar isimli personelle görüşen ve
Orası Vahib and Co mu? sorusuna, Evet, daha önce Vahib and Co olarak
bilineniz diye cevap alan gazetemize, ofis Menajeri Hasan Vahibin içeride
olmadığı cevabı verildi. Telefona hangi şirket
adına cevap verildiğini soran muhabirimize, daha önce Hasan Vahib
olarak bilinen şirket adına cevap veriyorum. Şu an her hangi bir
ismi yok denildi. Avukat İşin Vahib ile konuşmak isteyen STAR
KIBRIS muhabirine yine içeride değil cevabı verildi. Orams
davasına kimin baktığı yönündeki sorumuza ise Bu soru
için Hasan Bey ile görüşmeniz gerekiyor cevabını aldık.
Oramslar şokta
Şu anda İngilterede bulunan David ve Linda Orams çifti ise kötü
haberi STAR KIBRIS muhabirinden öğrendi.
Telefonla ulaştığımız Orams çifti, SRAdan
alınan bilgilere göre, Vahib avukatlık bürosu 10 Temmuz 2009
tarihinden itibaren faaliyet göstermiyor, bu durumdan haberdar
mısınız? sorumuza, Hayır haberimiz yok. Böyle bir
şey var mı, bunu ilk kez sizden duyuyoruz. Nereden öğrendiniz,
bize bu bilgileri verebilir misiniz? diyerek şok
yaşadıklarını söylediler.
Ne yapacakları konusunda bir fikirleri bulunmadığını
kaydeden Linda Orams, Gereken araştırmaları yapmamız
lazım. Çünkü böyle bir durumdan gerçekten haberimiz yoktu. Bilgimize
getirdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Biz de büroyu arayıp, cevap
alamıyorduk dediler.
Karar Kasımda
Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz
Mahkemesinde görüşülüyor.
Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolidesin, KKTCde
yaşayan ve Laptada mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı
davada ATADdan görüş istemişti. ATAD ise
açıkladığı görüşünde KKTCde mülk satın alan
yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum
mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de
uygulanabileceğini bildirmişti.
2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTCdeki emlak sektörünü
yakında ilgilendiriyor.
Nothing is agreed until everything
is agreed
By Jacqueline Agathocleous
UN envoy
Alexander Downer yesterday echoed his predecessor Alvaro de Soto when he said
nothing would be agreed until everything was agreed in a Cyprus solution.
In an interview with CyBC, Downer said there was partial agreement on certain
chapters; on others there was none at all. But he added: Nothing is agreed
until everything is agreed, as they say.
In view of the completion of the first phase of direct talks today, Downer said
there were matters where the two leaders had significant disagreement. He
continued, however, to express his reserved optimism.
He said there were still huge challenges, however he felt the talks were
heading in the right direction.
The Turkish Cypriots definitely are more on the strong state side and the
Greek Cypriots more on the strong federal government side, he said. But
thats not to say that the two sides dont agree in these talks on a bizonal,
bicommunal federation. They do; they do agree that. And they are, as I
observed, in the process of building a federation.
Asked about a new referendum, Downer said: Thats not a matter for me. Thats
a matter for the leaders. If and when the leaders reach an agreement, theyll
work out the timing of the referenda... working out the timing...would be a
matter of great sensitivity for the leaders, and thats not something that Ill
work out for them.
I think its important also, in terms of the overall timing of the process,
that it has good momentum; that it keeps moving forward; that it doesnt stall.
But you cant make it go any faster than is practical, otherwise theyll start
missing out things and youll end up with an incomplete agreement, he said.
According to Downer, in the Governance chapter there is partial agreement,
though there were still points of dispute. In the Security and Guarantees
Chapter there was complete disagreement, but on EU and the economy there was
most agreemet.
Clearly the Greek Cypriots dont want the Treaty of Guarantee to continue, the
Turkish Cypriots do want it to continue, theres clearly a difference there, so
they will have to deal with that at some stage, probably later on. They
probably wont be dealing with that at the beginning of the second round [of
talks], he said.
All chapters need to be agreed. Nothing is agreed until everything is agreed,
as they say. Regarding the opening of the Limnitis checkpoint, Downer said the
UN was in the process of tenders and added that the procedure needed to be sped
up and the checkpoint opened as soon as possible. The entire interview will be
aired on CyBC on Friday night.
Halloumi making a big splash in the
US
By Lucy Millett
AMERICANS are eating halloumi faster than it
can be imported, according to the
The Cyprus Association for the Promotion of Milk Products.
Two years ago the Association launched the CheesEU campaign, which it said
had drastically increased sales of halloumi in the US
The goal of the CheesEU campaign is to assist our partners in the US food
industry at the retail level to increase awareness and sales of halloumi among
the American consumer, North American managing Director Dennis Dhoushiotis
said
He said the two-year campaign recently concluded with positive results in that
the United States Department of Agriculture (USDA) reported that halloumi
cheese imports to the US had increased by 37 per cent in the first quarter of
2009, compared to the same period of 2008.
Halloumi is protected with a US certification mark which ensures it is produced
by traditional Cypriot methods.
Droushiotis said: Our trademark in US helps to ensure that the American
consumer will enjoy halloumi from Cyprus made in the unique traditional method,
which uses sheeps and goats milk and folding the cheese by hand.
During the two-year campaign extensive and strategic promotional methods were
executed. CheesEU featured in six national speciality food tradeshows and in
educational symposiums and press luncheons. The campaign included national
advertising in major consumer and trade publications and 400 in-store tastings
in national supermarket chains.
CheesEU also joined efforts with world renowned culinary institutes in New
York, introducing halloumi to rising chefs. This tactic created a snowball
effect as students spread their knowledge of the cheese.
The campaign also partnered with celebrity chef Christine Cushing to
demonstrate halloumi recipes for consumers to prepare at home. Traditional
national promotions were performed, which included distributing recipe
brochures and CheesEU information kits to restaurants in the USA and Canada, to
encourage their kitchens to include halloumi on their menus.
Halloumi also repeatedly appears on TV programmes on the Food Network, such as
the Rachel Ray Show. Michael Psilakas, New York City chef and restaurateur
said: Halloumi is a strange and lovely cheese with its squeaky texture and
high melting point, it maintains its bounce even if you grill it or sauté it to
a golden crust.
Although the promotional campaign has ended, press and media coverage continue
and sales remain high.
The Cyprus Association for the Promotion of Milk Products is a joint
undertaking between The Republic of Cyprus and the European Union. It was
formed in January 2007 to increase consumer awareness and sales of Cyprus sheep
and goats milk products in the US and Canadian markets.
Halloumi is currently registered in the US as a trademark product but its
registration for a Protected Designation of Origin (PDO) in the EU is still
ongoing. Earlier this week, Agriculture Minister Michalis Polynikis said that
it would take three years for the PDO to come through.
EU official aware of extra
immigration burden on Cyprus
By Lucy Millett
THE EXECUTIVE
director of FRONTEX arrived in Cyprus yesterday on an official visit to listen
to Cyprus concerns over the flow of illegal immigration from the north.
Ikka Laitinen is visiting Cyprus accompanied by associates, and over the next
two days will hold a series of meetings focusing on illegal immigration and how
to combat it.
FRONTEX is the European agency for the management of operational co-operation
at the external borders of EU member states.
The delegation will meeting the Permanent Secretary of the Ministry of Foreign
Affairs, The Chief of Police and the Head of the Aliens and Immigration
Department. They visited the Ledra Street checkpoint yesterday and will also
visit both Larnaca and Paphos airports.
While visiting the Ledra Street checkpoint Laitinen told the Cyprus Mail
Basically this is a standard trip for me. I visit all the member states in
order to get to know the situation and to meet my colleagues in each state and
hear their concerns. We are seeking for possible ways of European co-operation
to facilitate the immigration situation in Cyprus.
He added: I was also here three years ago and my impression is that the police
are doing a very professional job. Everything they do is according to the
criteria at a European scale. The co-operation between customs, immigration and
police runs very well which is very important.
Concerning the situation in Cyprus, Laitinen said: We are fully aware of the
concerns and challenges we are facing. Here we are at the checkpoint and I know
that this represents an additional challenge in fighting irregular immigration
and organised crime.
Authorities have repeatedly said that the majority of illegal immigrants arrive
in the government-controlled areas through the occupied North.
Cyprus has sought EU assistance with the problem of illegal immigration since
its accession to the EU in May 2004.
![]()
Avukatsız
kalan Oramslar, Herbert Smith isimli avukat firmasıyla
anlaştıklarını açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cherie Blair ve
ekibinin görevine aynen devam edeceğini söyledi.
Ziya NASIFOĞLU
Kerem HASAN
Kıbrıstaki mülkiyet sorunuyla çok yakından ilgili olan kritik
Orams davasında yeni gelişmeler yaşanıyor. David ve Linda
Oramsı temsil eden İngilteredeki Vahib & Co isimli
avukatlık firmasının faaliyetlerinin durmasının
ardından Oramslar, Herbert Smith isimli avukat firmasıyla
anlaştıklarını açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da,
Cherie Blair ve ekibinin görevine aynen devam edeceğini, Vahib & Co
isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durmadan,
dosyaların geri alındığını, Oramsların yeni
avukat arayışı içinde, avukat firmalarıyla temasa
geçtiğini söyledi. Hasan Erçakıca STAR KIBRISa yaptığı
açıklamada, Bu gelişmeyi bekliyorduk, tamam olmadığı
izlenimini almıştık diye konuştu. Vahibten mi
bahsediyorsunuz? sorusunu Evet diye yanıtladı.
HERBERT SMITHLE ANLAŞTIK
Vahib & Co isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin
durmasını geçtiğimiz gün STAR KIBRIS muhabirinden öğrenerek
şok olan David ve Linda Orams çifti, dün yeniden gazetemizle
konuşarak, Herbert Smith isimli avukat firmasıyla
anlaştıklarını açıkladı.
Linda
Orams, yaptığı açıklamada birçok ülkede ofisleri bulunan
Herbert Smith avukatlık firmasıyla çalışmaya
başladıklarını söyleyerek, Her şey tamamdır.
Davamızda herhangi bir olumsuzluk olmayacak. İngilterede 11 ve 12
Kasım tarihinde yapılacak olan Temyiz Mahkemesine
hazırlanıyoruz diye konuştu.
CHERRIEYLE DEVAM
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, STAR
KIBRISa açıklamasında
Vahib & Co isimli avukatlık firmasının faaliyetleri
durmadan, Oramsların avukat arayışı içerisine girdiklerini
ve temasa geçtikleri şirketlerin bulunduğunu söyledi. Hasan
Erçakıca, Oramsların Herbert Smith isimli avukat firmasıyla
anlaşmak üzere olduğunu belirterek, mahkemede savunma yapan QClerde
(Barrister) herhangi bir değişiklik
yapılmadığını açıkladı. Cherrie Blair ve
ekibinin görevine aynen devam edeceğini ifade eden Erçakıca, Vahib
& Co isimli avukatlık firmasının faaliyetleri durmadan
dosyaların geri alındığını da ileri sürdü.
SRA AÇIKLADI
İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi (Solicitors Regulatory
Authority SRA) David ve Linda Oramsı temsil eden İngilteredeki
Vahib & Co isimli avukatlık firmasının faaliyetlerinin
durduğunu açıklamış, ancak SRA, firmanın
faaliyetlerini kendilerinin mi durduğunu, yoksa firmanın kendisinin
mi böyle bir karar aldığını
açıklamamıştı.
İngiltere Avukatlık Düzenleme Otoritesi, 10 Temmuz 2009 tarihinden
itibaren Vahib & Conun elindeki hukuk davalarının, başka
hukuk şirketlerine devredildiğini, söz konusu devir işleminin
büronun müvekkillerinin bilgisi ve rızasıyla
yapıldığını söyleyerek, Vahib & Conun kapanan
veya sonuçlanan davalarına ilişkin dosyaların ise depolara
kaldırıldığını bildirmişti.
KARAR KASIMDA
Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere Temyiz
Mahkemesinde görüşülüyor.
Hatırlanacağı üzere mahkeme, Rum Apostolidesin, KKTCde
yaşayan ve Laptada mülk sahibi olan Orams çiftine açtığı
davada ATADdan görüş istemişti. ATAD ise açıkladığı
görüşünde KKTCde mülk satın alan yabancı uyrukluları
mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum mahkemelerinin verdiği
kararların diğer AB ülkelerinde de uygulanabileceğini bildirmişti.
2 gün üst üste görüşülecek davanın sonucu, KKTCdeki emlak sektörünü
yakından ilgilendiriyor.
![]()
Kıbrıs
müzakerelerin birinci turu tamamlandı. İkinci tur 3 Eylülde
Yürütme konusuyla başlayacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında yaklaşık 11 aydır süren
müzakerelerin birinci turu 40ıncı görüşmeyle tamamlandı.
Liderler, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downerın ev sahipliğinde ara bölgede müzakereler için
tahsis edilen binada birinci tur görüşmeler çerçevesinde dün son kez bir
araya geldi. Liderler, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce
yaklaşık bir buçuk saat baş başa görüştüler.
Yaklaşık 2.5 saat süren dünkü görüşme sonrasında liderler
herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken,
Downer kısa bir açıklama yaptı.
Görüşmelerin birinci turunda önemli bir ilerleme kaydedildiğini
söyleyen Downer, yönetim ve güç paylaşımı altında,
yürütme konusunun ele alınacağı ikinci tur görüşmelerin
ilkinin, 3 Eylülde gerçekleştirileceğini söyledi.
Liderlerin dün Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında Göç, vatandaşlık,
yabancılar ve sığınma konularını ele
aldıklarını dile getiren Downer, birinci tur görüşmelerin
sona ermesinin müzakerelerde ilerleme kaydedildiğinin bir göstergesi
olduğunu kaydetti. Downer, yürütme konusu üzerindeki
tartışmayı sonlandırdıktan sonra Mülkiyet konusuna
geçecek olan liderlerin, daha sonra ise geriye kalan konuları ele
alacağını belirtti.
Açıklamalarının ardından Kıbrıs Türk
tarafının, ikinci tur görüşmelerin bir kısmının
liderler seviyesinde olması yönündeki bir teklifinin olduğunun
söylenmesi ve bunun kararlaştırılıp
kararlaştırılmadığının sorulması
üzerine, Downer, Liderlerin ilk görüşmelerden başlayarak yönetim ve
güç paylaşımı başlığını ele almaya ve
yürütme konusu üzerinde odaklanmaya karar verdiklerini söyledi.
Temsilcilerinin de Liderlere eşlik edeceğini ifade eden Downer, Nami
ile Yakovunun da zaman zaman bir araya gelerek liderlerin
tartıştıkları bazı konuların
detaylarını ele alacaklarını kaydetti.
ZAMAN SINIRLAMASI SÜRECE ZARAR VERİR
Öte yandan Alexander Downer, anlaşma için belirli bir zaman
sınırlaması koymanın sürece zarar verebileceğini
söyledi. İki liderin dün yaptıkları yeni tur görüşme
öncesinde AP'ye bir demeç veren Downer, bir an önce anlaşmaya
varılması için baskı yapılırsa, bir yıldır
sağlanan ilerlemenin de boşa gidebileceğini ifade etti.
Downer, 'belirli bir takvim ortaya koymadık. Eğer belirli bir tarih
ile kendinizi bağlarsanız, nitelikli bir anlaşmaya
varılamaması gibi bir durumla karşı karşıya
kalabilirsiniz ve o zaman da, daha sonraki dönemde her şeye yeniden
başlamak zorunda kalırsınız' diye konuştu.
İki liderin, çözüm sürecine ilişkin olarak kamuoyunun fikirlerinin
iniş çıkışlar göstermesine aldırmaması
gerektiğini, görüşmeleri sürdürmenin esas olduğunu ifade eden
Downer, 'Haftanın her günü kamuoyunu ikna etmek zorunda değiller' dedi.
Downer, Kıbrıs sorununda 40-50 yıllık bir sürecin sonunda
her şeyin bir haftada toparlanamayacağını, konuyu bilmeyen
insanların kısa sürede aydınlatılamayacağını
ifade etti.
Downer, müzakerelerde 'ciddi bir ilerleme
sağlandığını' belirtmesine karşın,
'karşı tarafta kalan gayrimenkuller', 'Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere'nin garantörlük hakları' gibi 'daha çetrefil
konuların' hala durduğuna dikkati çekti.
Downer, 'Her şey üzerinde anlaşmaya varılıncaya kadar hiç
bir şey üzerinde anlaşmaya varılmış sayılmaz ve
her şey üzerinde anlaşmaya varmak şart' dedi.
Downer, iki liderin görüş ayrılıklarının
yakınlaştırılmasında BM'nin nasıl bir rol
oynayabileceğine ilişkin bilgi vermekten kaçınırken,
'Müzakerelerde ele alınan konular üzerinde BM'nin de kesinleşmiş
bir tutumu yok' dedi.
BM yetkilisi, Genel Sekreter Ban Ki-moon'un Ada'ya geliş tarihi konusunda
da, 'Eylül'deki BM Genel Kurul toplantısından sonraki bir tarihte
olabilir' dedi. Downer, Genel Sekreterin ziyaretinin amacının,
müzakere sürecini desteklemek olduğunu ifade etti.
Talat: 2. tur önemli
Cumhurbaşkanı Talat: Önemli olan ikinci turun tamamlanması; bu
al-ver veya üçüncü tur denilebilecek sürecin başlaması için önemli.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm
bulmaya yönelik yüz yüze görüşmelerin birinci turunun dünkü
görüşmeyle tamamlandığını, ikinci görüşmelerin 3
Eylül Çarşamba günü başlayacağını söyleyerek, önemli
olanın ikinci tur görüşmelerin süratle tamamlanması
olduğuna işaret etti ve bunun al-ver veya üçüncü tur denilebilecek
sürecin başlaması için önemli olduğunu belirtti.
Talat, dünkü görüşmeden sonra Cumhurbaşkanlığına
dönüşte gazetecilerin sorularını yanıtladı. Talat,
görüşmede Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında nüfus, göç ve sığınma
konularını ela aldıklarını anlatarak,
Yeşilırmak Kapısının açılmasıyla ilgili son
durumun da ele alındığını kaydetti.
Liderlerin temsilcileri Nami ve Yakovunun 10 Ağustos Pazartesi günü
bölgeye bir ziyaret gerçekleştirerek bir anlamda yerinde inceleme
yapacağını ifade eden Talat, temsilcilerin, ara verilen dönemde
de zaman zaman bir araya geleceklerini belirtti.
YÜRÜTMEYLE BAŞLAYACAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ikinci turun Yürütme konusuyla
başlayacağına işaret ederek, görüşmelerin sürdürülme
şekli konusundaki önerilerine, dolaylı olumlu yanıt
aldıklarını kaydetti.
Talat, önemli olanın ikinci turun hızlı bir şekilde tamamlanması; anlaşılan konuların artırılması, anlaşılamayan kısmın azaltılması, hatta mümkünse tüm konularda uzlaşma sağlanması olduğunu vurgulayarak, bunun başarılması al-ver sürecini daha kolay hale getireceğini söyledi.
Hangi konularda anlaşılıp
anlaşılmadığının ortak metinler haline
getirilmesinin Kıbrıs görüşme süreci tarihinde bir ilk
olduğunu ifade eden Talat, bir soru üzerine en kritik konunun mülkiyet
olduğunu belirtti.
Mehmet Ali Talat, mülkiyetin önemli olmasının temel nedeninin
vatandaşları doğrudan ilgilendirmesinden
kaynaklandığını; yoksa bunu söylerken yönetim ve güç
paylaşımı konusunun önemsizliğini anlatmak
istemediğini söyledi.
Talat, yönetim ve güç paylaşımının kendisi için en önemli
konulardan biri olmasına karşın, bunların halk için teorik
tartışmalar olarak algılandığını belirterek,
bir teorik tartışma gibi görülse de siyasi eşitliği ve
bunun her olayda nasıl uygulanacağının hayati önemde
olduğunu belirtti.
TAKVİMSİZ SONUÇ ZOR
Bir gazetecinin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Dovnerin
görüşmelerin takvimlendirilmesinin olumsuz sonuç yaratacağı
yönündeki açıklamasını değerlendirmesini istemesi üzerine
Talat, Rum tarafının katı tarihlendirmeye karşı
çıktığını, bu açıklamanın da taraflardan
birini üzmemeye yönelik yapılmış olmasının mümkün
olduğunu söyledi.
Talat, sonuç olarak 3 Eylülde görüşmelerin şu konuyla başlayacak
olmasının da bir takvim ve program olduğunu kaydetti. Katı
olmasa da program olmadan özellikle al-ver sürecinde sonuç alabilmenin zor
olacağına inandığını ifade eden Talat,
Takvimsiz, bu işin sonuç getireceğine inanmıyorum dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, önümüzdeki
günlerde, hafta sonları dışında ailesiyle birlikte
yurtiçinde 2-3 günlük kısa bir tatil yapabileceğini, bunun
dışında bir aile düğünü için yurtdışına
çıkmasının söz konusu olabileceğini de söyledi.
% 70 ÇÖZÜM İSTİYOR
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat önceki gece Dikmende
yaptığı bir açıklamada, Kıbrısta çözümü bireysel
olarak kendisi değil, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiyenin
birlikte istediğini anlatarak, Kıbrıs Türk halkının
çözüm isteğinin anketlere göre yüzde 70lerden fazla olduğunu
kaydetti.
Talat, yüz yüze görüşme sürecinde başarılan ikinci şeyin
görüşülen, üzerinde uzlaşılan ve uzlaşılmayan
konuların kayıt altına alınması olduğunu
belirterek, bunun ilk kez olduğunu, bunun doğal sonucunun yeni
anlaşmanın önemli bölümünün iki tarafın
uzlaştığı konulardan oluşacağını
söyledi.
Daha çok görüş birliği
Hristofyas: 2. Tur daha çok görüş birliğinin sağlanmasına
çaba gösterilecek bir süreç olacak.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakerelerin
ikinci turunun, daha çok görüş birliğinin sağlanmasına çaba
gösterilecek bir süreç olacağını söyledi.
Rum radyosu RIKin haberine göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
doğrudan müzakereler kapsamında bugün yaptığı
görüşme sonrasında Rum Başkanlık binasına
dönüşünde açıklamalarda bulunan Hristofyas, ilk turda daha çok
beklerdim, ancak bu ilerleme olmadığı anlamına da gelmez
şeklinde konuştu.
Hristofyas, ayrıca, 3 Eylülde, yönetim ve güç paylaşımıyla
başlayacak olan ikinci turda, arzu edilen Kıbrıs sorunun
çözümünün sağlanması için iki taraf arasında daha çok
anlayışın var olması temennisinde bulundu.
Historic ambulance journey from
Limnitis to Nicosia
By Bejay Browne
AN AMBULANCE
travelled from Kato Pyrgos medical centre in the district of Paphos to Nicosia
General Hospital for the first time yesterday since 1964.The vehicle made the
historic journey covering the distance by passing through Limnitis, then onto
the villages of Xeros, Potamos, and Morfou, before finally arriving at Nicosia
general hospital.
The purpose of the journey was a dry run to determine if the narrow road,
which was constructed in colonial times, was fit for vehicles. Parts of the
stretch of road were recently cleared, as had been agreed between President
Demitris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The temporary road will be used prior to the construction of a new road, which
will be wider and have a more permanent surface of premix.
The historic event was also used to time how long the journey for emergency
vehicles would take. Andreas Karos the President of the committee for the
opening of Limnitis check point said on Radio Pafos, "this is an historic
day for residents of Pyrgos, as after 40 years an ambulance has left our
medical centre headed for Nicosia." He added that in return, two Turkish
ambulances would cross Pyrgos and head towards the Turkish Cypriot enclave of
Kokkina.
Yesterdays trial run from the Kato Pyrgos Medical Center to Nicosia general
took 1 hour and 42 minutes exactly, as the ambulance was traveling at a speed
of 50km/h for most of the journey and ran into traffic after crossing into the
south.
For a 2km stretch in the buffer zone, the ambulance was escorted by a UN
vehicle. Once it was inside territory controlled by the breakaway regime, the
ambulance shadowed a police car of the TRNC until reaching the
Zodhia-Astromeritis checkpoint near Nicosia.
Presidential Commissioner George Iacovou, Talats chief adviser Ozdil Nami and
the UNs Special Representative in Cyprus Taye-Brook Zerihoun will be visiting
the Limnitis crossing point on Monday for an on-site inspection.
Leaders look to second round for
progress
By Elias Hazou
PROGRESS in reunification talks between the
two communities has fallen short of expectations, President Christofias said
yesterday following his latest meeting with the Turkish Cypriot leadership in
the UN Protected Zone.
Personally, I had been expecting greater progress
but that does not mean that
no progress at all has been achieved, Christofias told newsmen when asked to
assess the course of negotiations to the present day.
It has been a round of both convergences and differences, he added. There
are matters where I really had expected us to move forward with greater
speed
and with more mutual understanding. Therefore, the second round will be
an attempt at greater mutual understanding, and I hope we will achieve this.
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat began peace talks in
September 2008, and have held 40 meetings so far during what it was called a
first reading of the subjects on the table.
The second reading, or round, of talks starts in early September, giving the
two leaders some downtime before they get back to business. It will give the
two leaders a second chance to go over the same aspects, or chapters, of a
settlement.
Alexander Downer, the UN Secretary-Generals Special Adviser on Cyprus, said
the first meeting of the second reading would take place on September 3, and
would focus on the issue of governance and in particular the executive.
Once the leaders had finished discussing that issue, they would move on to the
question of property and then beyond property they will discuss other
outstanding issues, Downer said.
The leaders will be moving from now onwards into the second reading, revisiting
areas where there have been points of disagreement and addressing and
endeavouring to resolve those differences.
The two leaders have also agreed to meet once a week during this second round,
which officially has no deadline despite persistent reports that the
international community anticipates some sort of breakthrough by the end of the
year.
In response to a question, Christofias said the UN would retain its role of
facilitator during the second round of talks.
Talat sounded more upbeat in his own appraisal of the talks, noting that
important things had been achieved during the first reading.
Though no timeframe had been set for the conclusion of negotiations, Talat said
the aim was to speed through the second round of talks.
That the two sides hadfor the first time in the history of negotiations since
1974prepared joint documents was significant, he added.
Asked which issue he ranked as the most crucial for the second round, Talat
said it was the property issue, because this is what concerns people the most,
compared to other matters, which are more theoretical.
People [in the north] keep asking me about the property issue
unfortunately, I
cannot give them updates, because progress on this matter has been the least.
![]()
Law Society, Orams davasında adı duyulan Vahib
& Conun, 10 Temmuzda firma yetkililerince kendi istekleriyle
kapatıldığını, Işın Vahibin 19
Şubattan beri avukatlık sertifikası
bulunmadığını ancak, isterse yeniden
başvurabileceğini söyledi.
Mihrişah Safa
ORAMS Davasında ön plana çıkan Vahib and Co avukatlık
firmasının avukatlarından Işın Vahibin, İngiltere
ve Gallerde avukat olarak çalışamayacağı ortaya
çıktı.
Londrada Chancery Lanede bulunan Law Society (İngiltere ve Galler
Hukukçular Birliği) gazetemizin yaptığı
araştırmada sorularımızı yanıtlayarak,
Işın Vahibin avukat olarak çalışma sertifikasının
bulunmadığını, İngiltere ve Gallerde avukatlık
yapamayacağını , Firmanın, sahiplerince
kapatıldığını açıkladı.
Gazetemizin Solicitors Regulation Authorityde (Avukatları Denetleme
Makamı) aynı konuda yaptığı araştırma ise;
Işın Vahibin mesleğini yönetme biçiminin, 13 Ekim 2008de
Solicitors Diciplinary (Avukatlar Disiplin Makamı)nın dikkatine
sunulduğunu, 12 Ocak 2009 tarihinde ise Işın Vahibin
avukatlık çalışma sertifikasına acilen uygulanmak üzere
ağır şartlar getirildiğini ortaya koydu. Vahibin
çalışma lisansına getirilen iki şarttan biri, mali
konulardaki hesap yükümlülüğü, diğeri ise 18 yıllık
ceza-aile hukuku avukatının, iki aylık hukuk kurslarına
katılmasını kapsıyor.
Orams davasında kilit adam haline gelen Hasan Vahip gazetemize
yaptığı açıklamada, eşi Işın
Hanımı, Asıl patron Işın Hanımdır. 18
yıllık deneyimli ceza avukatıdır diye
tanıtmıştı.
Işın Vahibin Avukatlık sertifikasına konan
şartların, SRA (Avukatları Denetleme Makamı)
tarafından, Avukatlar Yasası 1974 dayanılarak
uygulandığı belirtildi.
Şartlar 12 Ocak 2009da getirildi
159592 numaralı sicil kaydıyla Solicitor olarak İngiltere ve
Galler Hukuk Kayıtlarında geçen Işın Vahib için, önce
avukatlık mesleğini icrası konusunda, 13 Ekim 2008 tarihinde
Solicitors Diciplinary makamları harekete geçtiler. Bu konuda, en ciddi
durumlarda görülen vakalara uygulanan, avukat olarak çalışabilmek
için lisansın üzerine bazı şartların konması durumunun
geçerli olduğu uygun bulundu.
Işın Vahible ilgili incelemede, çalışma
sertifikasına 12 Ocak 2009 tarihinde, derhal uygulanmaya başlamak
üzere, Avukatlar Yasası 1974e göre bazı şartların
getirilmesi, kararlaştırıldı. Buna göre Bayan Vahibin, her
yılın yarısına ait müşteri hesaplarını
hazırlayıp sunması, konuyla ilgili sürenin bitiminden 2 ay sonra
da hesapları teslim etmesi istendi. Genelde İngilterede
avukatların bir yeminli mali müşavir tarafından hazırlanan
hesapları, yılda 2 defa rapor olarak sunulur. Ancak bu durumda,
yılda 2 defa hesap istendiği ve sürenin bitiminden 2 ay içinde de
verilmesi şartı konuldu.
Işın Vahibin çalışma sertifikasına konan ikinci
şart ise Avukatları Denetleme Makamının vereceği 2
aylık kursa katılması, katıldığına dair
belge ve sertifikayı sunması.
Law Society, Işın Vahibin adının hala Avukatlar
listesinde yer aldığını, ancak avukat sertifikası
bulunmadığı için İngiltere ve Gallerde avukat olarak
çalışamayacağını, isterse yeniden başvurabileceğini
de gazetemize açıkladı.
![]()
Londrada STAR KIBRISın sorularını
yanıtlayan Hasan Vahib, Oramsların hukuk ekibinde hiçbir
değişikliğin bulunmadığını ileri sürdü ve
biz çok uluslu bir hukuk çalışması oluşumuna giriştik.
Bu nedenle Vahib and Coyu kapattık dedi.
Mihrişah Safa
ORAMS DAVASIYLA ilgili kilit isimlerden Hasan Vahib, Londrada İngiltere
temsilcimiz Mihrişah Safaya konuşarak, Linda ve David Orams çiftinin
avukatsız kalmadığını söyledi, Hukuk ekibi, biz de
dahil aynen devam. Hiçbir değişiklik yok dedi.
STAR KIBRISta yer alan Vahib and Co firmasının
kapatıldığına ilişkin haberlerin (bu yönde gazetemizde
ifade yer almamasına rağmen) gerçek dışı olduğunu
öne süren Vahib, çok uluslu, uluslararası bir oluşum kurma
aşamasına girdiklerini ve işlerini büyütme adına
kendilerinin yeni müşteri almayarak firmayı kendilerinin
kapattığını bildirdi. Biz kendimiz, işimiz açısından
daha güçlü adım atabilmek için bu kararı aldık. Zaten biz
company de değildik. diye konuştu.
Asıl patron Işın hanım
Son günlerin olay adamı Hasan Vahib, asıl avukatın eşi
Işın Vahib olduğunu vurgulayarak, Asıl patron
Işın Hanımdır. Bizde bir anlayış var. Kadın
patron olamaz anlayışı. Eşim 18 yıllık son derece
başarılı, deneyimli bir ceza, aile hukuku avukatıdır.
Bir işte karı-koca birlikte çalışıyorsa sanki
kadın üstün olamaz varsayımı hakim. Asıl patol
Işın Hanım. Bu durumlara Işın hanımın da
canı sıkılıyor. Ancak en fazla biz müvekkellerimizin
haklarını korumakla sorumluyuz. Oramslar hiçbir zaman avukatsız
kalmadı dedi.
Orams Davasında Linda ve David Orams çiftinin dosyalarını
hazırlayan firmanın önde gelen ismi Hasan Vahib, Türk
basınında ilk kez STAR KIBRISa konuşarak, akıllardaki
birçok konuya da açıklık getirdi.
Vahib and COnun bir firma da olmadığını söyleyen Hasan
Vahib, bu konudaki sorularımıza şu yanıtları verdi;
Şirketimizin Law Society tarafından alınan bir kararla
kapatıldığı yazıldı (gazetemizde böyle bir ifade
yer almadı). Kapatma kararı çıkmadı. Kesinlikle böyle bir
karar yok. Yalnız bizim uzun zamandır üzerinde
çalıştığımız, firmamızı daha
uluslararası alan sokmayı amaçlayan, çok uluslu yapmayi hedefleyen
bir çalışmamız vardı. O nedenle Vahib and COyu kapatma
kararını biz kendimiz aldık. 10 Temmuzda da bitti. Yine
müşterilerimizin işleriyle ilgileniyoruz. Ancak yeni müşteri
almıyoruz. Çok uluslu firmamızla ilgili açıklamayı
Ağustos ayı sonunda yapacaktık, ancak haberler bundan önce çıktı.
Orams davası Herbert Smith, Cherie Blair ve Nicholas Greenle
KKTCdeki emlak konusunda hayati önem taşıyan, Oramslar gibi önemli
bir davada, Linda-David Orams çiftinin Avukatsız kalması gibi bir
olasılığın bulunmayacağını, bunu saçma
olarak değerlendiren Hasan Vahib, şöyle devam etti;
Biz zaten önceden de 2 firmayla çalışıyorduk. Bunlardan biri
Herbert Smith.. Diğeri Cherie Blair ve Nicholas Greenin
firmasıydı. Önemli bir davada Oramsların avukatsız
kalmasını söylemek bile çok yanlış. Yeni avukat
atanmadı. Herbert Smith firması zaten vardı. Hatta Avrupa Adalet
Divanına da onlarla gitmiştik. Ekip aynen devam ediyor. Yeni avukat
atanması söz konusu değil. Herbert Smith ile yine birlikte
çalışacağız.Önemli olan biz değiliz. Oramslar
açısından durum üzücü. Müvekkillerimize karşı
sorumluluğumuz var ve onların üzülmesini asla istemeyiz. Onlara
durumu izah edici e-mail gönderdim. Bugun de kendileriyle İngilteredeki
evlerinden telefonla görüşeceğim.
Orams davasında mantık üstün gelecek
Eşi Işın Vahib avukat olduğu halde daha çok kendisinin ön
plana çıktığını, hatta gazetemizdeki ilgili haberde
bile kendisinin adı ve fotoğrafının ön planda
bulunduğumu söylediğimde, Hasan Vahib, Asıl işin patronu
Işın Hanımdır diyerek, yeniden vurguda bulundu.
Oramsların avukatsız kalmasının mantığa uygun olmadığını
kaydeden Vahib, 11-12 Kasım tarihlerinde Londrada Temyizde
görüşülecek davadan mantığın üstün geleceği
kararının çıkacağına inandıklarını
belirterek, Mal-mülk davalarında siyasi bir bütünlük içinde, siyasi
anlaşma bütünlüğü içinde karar çıkacaktır. dedi.
Vahib and Conun öne plana çıkmak istemediğini, artık çok daha
güçlü bir şekilde uluslararası alana girmeye
hazırlandıklarını ifade eden Hasan Vahib, şöyle devam
etti;
Biz daha güçlenmek, çok uluslu şirket haline gelme
aşamasındayız.Ağustos sonunda açıklamamızı
yapacağız. Türkiye, Kıbrıs, İngiltere ve Orta
Doğuda hizmet verip, oradaki hukuk bürolarıyla işbirliği
yapacağız. Çalışmalarımız da bitmek üzere. Marble
Archdaki yerimiz merkez büro olacak.
![]()
Yeşilırmak kapısından
ambulansların karşılıklı geçişleri Rum
basınında, Yeşilırmakla İlgili Prova... Yaralı
Barış Hastaneye Gitti başlığıyla duyuruldu.
Yeşilırmak (Limnidi) kapısı, 1964 yılından bu
yana ilk kez önceki gün deneme amaçlı olarak açıldı.
Pirgo-Dillirga sağlık ocağından çıkan bir ambulans
deneme amaçlı olarak Yeşilırmak kapısından geçip
Lefkoşa Genel Hastanesine ulaşırken, yapılan denemeye
bağlı olarak Kuzey Kıbrıstan çıkan iki ambulans da
Güneye geçip Erenköye gitti.
Rum basını konuya oldukça geniş yer ayırırken, Politis
haberini ilk sayfadan Yeşilırmakla İlgili Prova... Yaralı
Barış Hastaneye Gitti başlıklarıyla okuyucuya sundu.
Haberini iç sayfalardan Yeşilırmak Duvarı
Yıkılıyor... Dün Dillirga Sakinleri İçin Tarihi Bir Gündü
başlıklarıyla yayımlayan gazete, ambulansların
Yeşilırmak kapısından dünkü geçişlerini 1964
yılından beri iki toplumu ayıran ve Adayı bölen
duvarın yıkılmasının başlangıcı olarak
niteledi.
Dillirga bölgesi sakinlerinin de geçişi tarihi olarak
nitelendirdiğini belirten gazete, Pirgodan Kseroya kadar olan yol
hattının kötü olmasına rağmen ambulansın bir saat 45
dakikada Lefkoşa Genel Hastanesine ulaştığını,
Dillirga sakinlerinin de artık Lefkoşaya gitmek için bu yolu
kullanacaklarına inanmaya başladıklarını yazdı.
Gazete, ambulansın Trodostan giden yolu kullanması halinde Pirgodan
Lefkoşaya ulaşmak için en azından bir saat daha fazla zaman gerekeceğine
de dikkat çekti. Rum Sağlık Bakanı Hristos Patsalidisin de
konuya ilişkin memnuniyetini belirttiği ifade edildi.
Kapıdan ilk Kıbrıslı Türkler geçti
Yeşilırmak kapısından ilk olarak Kuzey Kıbrıstan
çıkan ambulansın geçtiğini ve BM eşliğinde Erenköy
cebine yöneldiğini yazan gazete, 15 dakika sonra ise (10.30) Rum
tarafından çıkan ambulansın şoförü ve
hastabakıcısıyla kapıdan geçtiğini yazdı.
Haberde, 11:15 civarında ilk ambulansın Erenköy cebinden dönmesinin
ardından Kuzey Kıbrıstan ikinci bir ambulansın
kapıyı geçtiği ifade edildi.
Ambulansın Pirgodan Yeşilırmaka kadar olan 6 kilometreyi
yaklaşık 30 dakikada geçtiğini belirten gazete,
Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ve Barikatların
Açılması Komitesi Başkanı Andreas Karosun söylediklerine
yer verdi.
Ambulansın geçişinin ardından açıklama yapan Mihailidis ve
Karos, yolun bugünkü haliyle hastaların taşınması için
kullanılabildiğine göre, şahsi araçlar tarafından da
kullanılabileceğini belirtti.
Karos ile Mihailidis, iyileştirme çalışmalarının
tamamlanmasından önce bölge sakinlerinin de aynı yoldan
geçişlerine izin verilmesi için talepte bulunacaklarını ifade
etti.
Mihailidis, Türk tarafının tarafından dile getirilen problemin,
yolun üst kısmındaki belirli noktalarda bulunan askeri nöbetçi
kulübeleri olduğunu da ekledi.
Poli Hastanesi Müdürü Spiros Georgiu de, sağlığın
sınır tanımadığını belirtti.
Nami ve Yakovu Pazartesi bölgede
Gazete, başka bir haberinde ise, yolun yeniden inşa edilmesi
sürecinin hızlandırılması ve Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda iki taraf arasında
varılan anlaşmanın eksiksiz uygulanması için liderlerin
temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovunun Pazartesi günü bölgeye
gideceklerini bildirdi.
Nami ve Yakovunun BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Taye Brook Zerihoun ile birlikte yolu teftiş edeceğini ve
problemlerin aşılmasına ilişkin yöntemleri
inceleyeceklerini yazan gazete, özel temsilcilerin yerel mercilerle bir araya
geleceklerini de kaydetti.
Haravgi gazetesi ise Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
konuya ilişkin açıklamasına yer verdi.
Ambulansların deneme amaçlı olarak dün kapıdan geçmesini
yorumlayan Hristofyas, bu insancıl seferlerin başlamasının
olumlu bir gelişmeden ibaret olduğunu belirtti.
![]()
Din
İşleri Başkanı Suiçmez Din Bilgisi kurslarıyla
ilgili basın toplantısı düzenledi...
Yaz dönemi dini bilgiler kuru konusunda yaşanan sorunlar
karşılıklı saygı içerisinde diyalogla çözümlenebilir.
Kurslar Kıbrıs Türk kültürüne aykırıdır denmesi bilim
dışı bir yargı ve gerçeği görmemedir...
Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, Yaz Dönemi Dini Bilgiler
Kursu konusunda yaşanan sıkıntı ve sorunların,
demokratik ve çağdaş toplumlarda olduğu gibi
karşılıklı saygı içerisinde, diyalogla
çözümlenebileceğini kaydetti. Suiçmez, söz konusu kursların
Kıbrıs Türk kültürüyle bağdaşmaması iddialarına
karşılık, dinin Müslüman Kıbrıs Türk toplumunun
hayatında 1571den beridir olduğunu belirtti ve din
kurslarının Kıbrıs Türk kültürüne
aykırıdır denmesinin, bilim dışı bir yargı,
Kıbrıs Türk kültürünün gerçeğini görmemek ve kültürünü
farklı bir yöne çekmek olduğunu savundu.
Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, bugün, Din
İşleri Başkanlığındaki makamında son
zamanlarda gündemi meşgul eden Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kursu konusuna
açıklık getirmek amacıyla bir basın toplantısı düzenledi.
KATILIM GÖNÜLLÜLÜĞE BAĞLI
Suiçmez, kursların Milli Eğitim, Gençlik ve Spor
Bakanlığı ile yapılan protokolün ardından
açıldığını belirterek, bu kurslara
katılımın gönüllülük esasına bağlı olduğunu
kaydetti. Kurslara KKTC vatandaşı olan ve ilkokul 4. sınıfa
giden çocukların katılabileceğini anlatan Suiçmez, kurslara
ayrıca vatandaş olmayan çocukların da, Din İşleri
Başkanlığının izniyle katılabildiğini ifade
etti. Bakanlıkla yapılan protokole göre kursları bazı
şartları yerine getirerek açtıklarını dile getiren
Suiçmez, bu şartların kursun verileceği mekânın uygun
olması, yaş sınırı, kursları ehli insanların
vermesi ve müfredat olduğunu kaydetti.
HER TÜRLÜ YAPICI ELEŞTİRİYE VE DENETİME AÇIĞIZ
Suiçmez, yapıcı her türlü eleştiriye açık
olduklarını, kursların denetiminin kolay olduğunu, isteyen
herkesin de bu kursları izleyebileceğini ifade ederek,
sendikaların tutumunu eleştirdi. Sendikaları, yapılan
kurslarla ilgili olarak ortak düşünce alanı yaratmak için bir süre
önce gerçekleştirilen Çağımızda Din Eğitimi
(Kıbrıs Özeli) başlığı altındaki panele
davet ettiklerini, ancak sendikalardan bu konuda olumlu yanıt
alamadıklarını savunan Suçimez, ayrıca sendikalara
görüşlerini almak üzere hazırlanan ve yollanan Yaz Dönemi Dini
Bilgiler program ve müfredatına katkı ve eleştiriler
yapılmasını istediklerini, fakat buna da cevap
alamadıklarını dile getirdi.
ANAYASAYA UYGUN
Suiçmez, Din İşleri Başkanlığının kurslar
konusunda Anayasaya uygun bir şekilde görevini yerine getirdiğini
kaydetti. Sendikaların Akova ve Değirmenlik okullarındaki
kursları işgal ederek derslerin yapılmasını
engellediklerini savunan Suçimez, bu konuda bakanlıkta sendikalarla bir
toplantı yaptıklarını ve tansiyonun yükseltilmemesi için
Akova ve Değirmenlik kurslarının yerlerinin değiştirilmesi
kararını aldıklarını söyledi. Öğrencileri kurslar
çerçevesinde kültür gezilerine çıkardıklarını ve
Kıbrıs Türk kültürü yanında diğer kültürleri de
tanıttıklarını anlatan Suiçmez, Başkanlık olarak
yasa dışı bir şey yapmadıklarını, sadece
Anayasayla kendilerine verilen görevi yerine getirdiklerini belirtti.
KIBRIS TÜRK HALKI MÜSLÜMANDIR
Suiçmez, Kıbrıs Türk halkının Müslüman bir halk
olduğunu, dinin ve müftülüğün de 1571den beridir burada
bulunduğunu ifade ederek, bunun Rum kesiminde kalan 125 cami ve Kuzeyde
bulunan 1974 öncesi camilerden görülebileceğini söyledi. Kıbrıs
Türk halkının bu gerçeğini görmemenin, kültürü farklı yöne
çekmek olduğunu söyleyen Suiçmez, bir soruya karşılık,
Alevi ve sunilik ayrımının dini değil siyasi bir ayrım
olduğunu, burada sadece yorum ayrılığı
bulunduğunu ileri sürdü. Suiçmez, ancak herkesin Allaha
inandığını kaydetti. Din İşleri Başkanı
Yusuf Suiçmez, kurslara katılanların sayısıyla ilgili
sorulan soruya karşılık ise, bu sayıları istatistikleriyle
kursların tamamlanmasının ardından
açıklayacaklarını söyledi.
Cyprus Russia ties safe
By Patrick Dewhurst and Daniel
Thomas
A DEAL between
Ankara and Moscow to run a gas pipeline from Turkey to Israel via the north
within the next five years should not be a problem if a Cyprus solution is
found by then, Russia said yesterday.
The multi-faceted deal includes the possibility of extending the already
existing Blue Stream pipeline, which runs from Samsun on Turkeys Black Sea
coast to Ceyhan on the Mediterranean.
This would pave the way for natural gas to be delivered to Israel, Syria and
Lebanon through the breakaway Turkish Cypriot state in the north.
The news of the pipeline, and comments made by Russian Prime Minister Putin
could not have failed to have caused some consternation within the Cyprus
government given Nicosias close political relationship with Russia.
Speaking in Ankara Vladimir Putin said Russia would try to strengthen economic
ties with both the Greek Cypriots and the Turkish Cypriots, which he said was
an appropriate step leading to a settlement
"We will make efforts to maintain relations with both parts of Cyprus and
develop economic relations, including with the Turkish part," Putin was
quoted as saying.
Russian Ambassador to Cyprus, Viacheslav Shumskiy sought yesterday to play down
any possible repercussions for Cyprus from the Moscow-Ankara deal. He said the
Blue Stream II pipeline could see Russian oil reaching the
government-controlled areas of Cyprus within five years. The Blue Stream II
protocol has been signed, but it is a protocol of intention, he said. We will
have to see about its viability. We know you are desperate for this because you
are paying fines; if we start negotiating and find its viable, then why not?
By viability Shumskiy likely meant whether or not a Cyprus solution was found
within that time.
Asked about the issue of the pipeline passing through the occupied north,
Shumskly said: I assure you, when we finalise the economic and technical
aspects of the pipeline, the solution to the Cyprus problem will be solved. He
added We are not talking about one or two years for the realisation of this
project, but three to five years, maybe more.
Shumskiy was at pains to assure Cyprus that nothing would change in the
relationship between Cyprus and Russia, which has always been Cyprus
staunchest ally in the UN Security Council, even though the energy deals made
in Ankara were vital for Russia, he added.
The Russian ambassador also distanced himself somewhat from Putins reported
comments saying: 'Very often there are instances when what is said by the
politician is taken out of context, he said, adding that he suspected ''some
distortions there.''
He said his country's position to the Cyprus problem was clearly stated in
the declaration signed between Cypriot President Demetris Christofias and
Russian President Dimitry Medvedev in Moscow in November 2008.
This position did not change and it is still very valid and we, as a Permanent
Member of the Security Council, are doing everything possible to bring this
settlement. Shumskiy said.
I do not think there is any linkage between the relations between Russia and
Turkey and the very cordial and close relations of Russia with Cyprus and our
approach to an international issue, which is the solution of the Cyprus
problem. These are very distant issues you know.
Political analyst Costas Apostolides agreed. While the deals will definitely
increase Turkeys economic influence and the common interest of the two
countries, Russias stance on the Cyprus problem is tied to different issues
that it has with Turkey, he said.
One of the primary points is Russias sensitivity to Turkish involvement in
Chechnya. He also argued that while economic cooperation between the Erdogan
government and Russia was one aspect, the fact that Erdogan was at such
loggerheads with the Turkish military establishment showed that relations
between the two countries were far from forthright.
The Turkish military continues to view Russia with an element of suspicion, as
do the Russians over a perceived support from elements in Turkey for the
independence movements in its southern regions, he said.
The deals will definitely bring the two countries into greater economic
cooperation and it will also bolster Turkeys attempts at EU accession;
however, the fact that Turkey has been wooed by both Russia and Europe in
making energy agreements displays how its allegiance to either cannot be as
total as it would be for one.