'BM Kıbrıs özel temsilcisi Downer olacak'

 



30 Haziran, 2008 08:42:00 (TSİ) CNN TURK

 

Avustralya eski Dışişleri Bakanı Alexander Downer, BM Kıbrıs özel temsilciliğine getiriliyor. Bu iddianın sahibi, bir Avustralya gazetesi.

Avustralya'da, en uzun süre Dışişleri Bakanlığı görevini sürdüren isim olan Downer'ın, çarşamba günü yeni rolünü açıklayacağı iddia edildi.
 
Şimdiki Dışişleri Bakanı Stephen Smith de eski mevkidaşına destek verdi.
 
Smith, BM Genek Sekreteri'nin böyle bir teklif yapması halinde, hükümet olarak buna yüzde 110 destek vereceklerini söyledi.
 
Alexander Downer, Yeni Zelanda hükümetiyle birlikte, Papua Yeni Gine'de uzun yıllar devam eden sivil savaşa son veren barış anlaşmasına katkıda bulunmuştu.
 
Downer ayrıca, 1999 yılında Doğu Timor'da Cakarta yanlısı militanların kanlı bağımsızlık hareketinin BM destekli kuvvetlerle bastırılmasında da etkin rol oynamıştı.
 
Birleşmiş Milletler şu anki Kıbrıs özel temsilcisi ise Etiyopyalı Tayebrook Zerihoun

 

Kapatma sürecinde siyasi durum

İSTANBUL Milliyet

Araştırmaya göre, AKP’nin Ocak 2008’de yüzde 54.2 olan ve mayısta yüzde 39.7’ye gerileyen oy oranı, Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde derse türbanla girmenin önünü kesen kararından sonra yüzde 43.4’e yükseldi. Araştırma, kararsızlarda önemli bir artış olduğunu da ortaya koydu

Milliyet için A&G Şirketi tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında, AKP’nin ocak sonundan itibaren sürekli oy kaybettiği, ancak Anayasa Mahkemesi’nin türban kararından sonra gelen tepki oyları nedeniyle biraz kendini toparladığı ortaya çıktı. Ankete göre, CHP oylarındaki düşüş eğilimi sürerken, kararsız oyları artıyor.
Araştırmada elde edilen verilere göre, bugün seçim olsa AKP yüzde 30.3, kararsızlar yüzde 30.2, CHP yüzde 12.7, MHP ise  yüzde 11.7 oranında oy alabiliyor. Cevap vermeyenler, kararsızlar ve sandığa gitmek istemeyenler, partilerin oy oranlarına ağırlığınca dağıtıldığında ise ortaya çıkan oy tablosu şöyle: AKP yüzde 43.4, CHP yüzde 18.1, MHP yüzde 16.8.

Türban kararı AKP’ye yaradı

AKP’nin Ocak 2008’deki yüzde 54.2’lik oy oranı, 24-25 Mayıs 2008’de yüzde 39.7’lere gerilerken, 14-15 Haziran 2008’de Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde türbanla derslere girmenin önünü kesen kararıyla yüzde 43.4’e çıktığı belirlendi.
Bu arada, “Erdoğansız AKP’ye oy veririm” diyenlerin oranı araştırmaya göre, yüzde 65.9 çıktı. 

Eğitimli kapatılsın diyor

Türk seçmeninin çoğunluğu (yüzde 53.3) AKP’nin kapatılmasına karşı. “Kapatılsın” diyenlerin oranı yüzde 34.3. Eğitim düzeyi yükseldikçe kapatma kararını isteyenlerin oranı artmakta, karşı çıkanların oranı ise düşmekte. Büyükşehirden kırsala doğru gidildikçe “kapatılmasın” diyenlerin oranı ise yükselmekte.
“AKP kapatılırsa yeni partinin oyu ne olur?” sorusuna “Oyları düşer” diyenler yüzde 38’le birinci sırada yer aldı. “AKP kapatılırsa ve Erdoğan’a yasak gelirse Türkiye ekonomik ve siyasi kaosa girer” diyenlerin oranı da yüzde 37.7 çıktı. 

AB’yi isteyen AKP’liler arttı

“AKP hiç hata yaptı mı?” sorusuna, seçmenin yüzde 75’i genel olarak icraatlarına baktığında AKP iktidarının bazı hataları olduğunu düşünüyor, ancak her 100 kişiden 25’i “AKP hiç hata yapmadı” diyor. “Türban düzenlemesiyle Türkiye’yi gerdi” diyenlerin oranı yüzde 35.6 çıktı.
Avrupa Birliği konusunda, “Türkiye AB’ye mutlaka üye olmalıdır” diyenler yüzde 47.6’yla birinci sırada yer aldı.
Ocak 2008’de “Türkiye AB’ye mutlaka girmeli” diyen AKP seçmeninin oranı yüzde 29.5 iken, kapatma davası hakkında AB’den gelen açıklamalar bu oranı yüzde 47.1’e sonra yüzde 52.4’e yükseltti.

ADİL GÜR’ÜN ANALİZİ
AKP her durumda birinci parti
Araştırmada elde edilen verileri inceledikten sonra bir değerlendirme yaparsak, özetle şunları söyleyebiliriz:
Ocak sonundan itibaren sürekli oy kaybeden AKP, Anayasa Mahkemesi’nin türban kararından sonra gelen tepki oyları nedeniyle biraz toparlanmış görünüyor. 
CHP oylarındaki düşüş eğilimi sürerken, kararsızların oranı ise artıyor. Kararsızlar ve hiçbir partiye oy vermeyeceğim diyenler yüzde 30’un üzerine çıkmış durumda. Bu sonuç, geçmiş araştırma raporlarında belirttiğimiz “seçmen oy verecek parti bulamıyor“ tezini güçlendiriyor.
Türk seçmeninin çoğunluğu, AKP’nin kapatılmasına karşı çıkmakta, şayet kapatılırsa veya Başbakan Erdoğan’a yasak gelirse bunun belki ekonomi piyasalarında bir süre dalgalanmaya neden olacağına ancak, zamanla her şeyin yoluna gireceğine ağırlıklı olarak inanıyor. Kaos olur tezini çoğunlukla AKP seçmeni dillendiriyor.
Seçmenin yüzde 75’i, genel olarak icraatlarına baktığında AKP iktidarının bazı hataları olduğunu düşünüyor. Ancak her 100 kişiden 25’i AKP hiç hata yapmadı diyor. Bunu, “toplam seçmenin yüzde 25’i, muhtemel bir milletvekili seçiminde sandığa gidecek seçmenin ise yaklaşık yüzde 30’u sadık AKP seçmeni” diye yorumlamak yanlış olmaz. Bu seçmenler muhtemel bir kapatma kararından sonra da AKP yerine kurulacak ve Erdoğan’ın işaret edeceği partiye, ülkemizde çok olağanüstü gelişmeler olmaz ise oy verecek.
Önümüzdeki dönemde siyaset sahnesinde yer alabilecek yeni oluşumlar ve liderleri, bu sadık AKP seçmeni dışındaki AKP oylarını ve muhalefetten memnun olmayan seçmenleri kazanmaya çalışacak.
Görünen o ki, Anayasa Mahkemesi’nin muhtemel kapatma veya yasak kararından sonra kurulacak yeni parti, oy kaybedecek olmasına rağmen, çok önemli gelişmeler olmazsa (partinin bölünmesi-ağır bir ekonomik kriz vs.) tek başına iktidar olamasa da en büyük parti olacak.

Araştırmanın künyesi
Araştırma, 14-15 Haziran 2008 günleri Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 34 il ve 112 ilçede, bunlara bağlı 134 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 1195’i kadın toplam 2 bin 403 denekle, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı. Örneklemin seçilmesinde çok aşamalı  tabakalı tesadüfi yöntem; görüşülecek deneklerin belirlenmesinde ise, cinsiyet ve yaş kotası uygulandı.
Çalışma şu illerde yürütüldü: “Adana, Afyon, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bursa, Balıkesir, Bingöl, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Ordu, Sakarya, Samsun, Trabzon, Van, Yalova ve Zonguldak.”

MILLIYET 30/06/08

 

 

Kıbrıs’ta derin güven bunalımı

Ulusal davamız” olsa da Kıbrıs bizde artık pek ilgi uyandırmıyor. Ancak, mevcut statükonun korunacağını düşünüp konuyu radarlarından çıkaranlar yanılıyorlar. Biz içerde birbirimizi yerken öyle gelişmeler oluyor ki, yakında “Bunlar nereden çıktı?” diyeceğiz.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Dimitris Hristofyas yeni çözüme çabaları çerçevesinde yarın bir araya geliyorlar. Türk tarafı görüşmeden kapsamlı müzakere kararının çıkmasını istiyor. Rumların bu süreçte de zamana oynadıklarına inanarak ucu açık müzakereler istemiyor.

İspat sırası Rumlarda
21 Mart’ta başlayan yeni süreç kapsamında kurulan “çalışma grupları”nda hiçbir ilerleme sağlanamadığını belirten Rumlar da zaten, “AB’nin konuya daha fazla müdahil olmasını” istemekle kendilerini deşifre ediyorlar.
Özetle, Türk tarafı 2004’te çözümden yana tavrını gösterdi. Şimdi çözüm istediklerini ispat etmesi gerekenler Rumlardır. Bunu ise henüz somut olarak yapmış değiller. Son Rum seçimlerine dayalı bazı olumlu varsayımlar var ortada, o kadar.
Geçen hafta, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden bir heyetle Cumhurbaşkanı Talat’ın davetlisi olarak KKTC’deydik. ASAM heyetinin dikkat çeken isimleri ise şunlardı: 

Güvensizlik hâkim

Eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, eski BM Daimi Temsilcisi Ümit Pamir ve halen eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a danışmanlık yapan emekli Büyükelçi Tugay Özçeri. Hepsi yıllarını Kıbrıs’a adamış kişiler.
Kendileriyle birlikte Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer, baba ve oğul Denktaş, ana muhalefet lideri Ertuğruloğlu ve eski Rum lideri Glafkos Klerides’in kızı Katie Klerides başkanlığındaki Rum heyetiyle yaptığımız görüşmelerden çıkardığımız sonucu tek kelimeyle özetleyebiliriz.
“Güvensizlik.” Üstelik sadece Kuzey ve Güney arasında değil. Herkes arasında bir güven bunalımı yaşanıyor. Özetleyelim:

Denktaş’ın tepkisi

1- Muhalefeti de içine alan “Denktaşçılar kampı”na göre, Talat ile Soyer “Kıbrıs’ı satmak” üzereler. Bu konuda AKP’ye de güvenmiyorlar. Dışişleri Bakanı Babacan’ın “Kıbrıs’ta fırsat penceresi açılmıştır” sözlerine fena içerleyen baba Denktaş, “Bu, fırsat penceresi değil, intihar penceresidir” diyor. Oğul Denktaş ise, Ankara’nın adada ağırlığını artık hissettirmediğini savunuyor. Dışişleri Bakanlığımızdan da bu yüzden açıkça şikâyetçi.
2- Cumhurbaşkanı Talat ihtiyatlı konuşmak zorunda. Ancak söylenenlere bakılırsa o da “30 yıllık yoldaşı” Hristofyas’a hiç güvenmiyor. İngiltere’nin Rum kesimiyle 5 Haziran’da imzaladığı “Memorandum”a da ateş püskürüyor. İngiltere’nin, Kuzey Kıbrıs’ta kıyamet koparan bu memorandumla Türklere karşı taraf tuttuğunu gösterdiğini, bu yüzden güvenilemez olduğunu söylüyor.

Kaygılar ve KKTC

3- Rumlar ise Türkiye’ye güvenmiyorlar. Talat ile Hristofyas’ın bir anlaşmaya varmaları halinde bile Ankara’nın bunu bozacağına, hükümet kabul etse bile TSK’nın anlaşmayı yok sayacağına inanıyorlar. 
İşin ilginç yanı ise, Kuzey Kıbrıs’ta da bu kaygıyı paylaşanların olması. Nitekim, Talat da Türkiye’deki siyasi gelişmelerden endişe duyduğunu birkaç kez açıkça dile getirdi. Öte yandan, TSK’nın Talat ve CTP hükümetine hiç güvenmediği de malum.
Bu genel güvensizlik ortamında Kıbrıs’ta bir çözümün nasıl ortaya çıkacağı bir muamma olarak önümüzde duruyor.

SEMIH IDIZ MILLIYET 30/06/08

 

Oslo'da "gayrı resmi" görüştüler

NAMİ YALANLAMADI... Cumhurbaşkanlığı'nın Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, merkezi Cenevre'de bulunan İnsani Diyalog Merkezi'nin davetlisi olarak 24-26 Haziran tarihleri arasında Oslo Formu'na katıldı. Özdil Nami, Oslo'da, Yakovu'yla görüştüğünü ancak bu görüşmede Kıbrıs sorununun gündeme gelmediğini söyledi

Cumhurbaşkanlığı'nın müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, Oslo'da bir araya geldi

Nami, Rum basınında yer alan Yakovu'yla bir araya geldikleri yönündeki haberleri doğruladı ancak görüşmenin gayrı resmi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanlığı'nın Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, merkezi Cenevre'de bulunan İnsani Diyalog Merkezi'nin davetlisi olarak 24-26 Haziran tarihleri arasında Oslo Formu'na katıldı.

Konuyla ilgili BRT'nin sorularını yanıtlayan Özdil Nami, Oslo'da, Yakovu'yla görüştüğünü ancak bu görüşmede Kıbrıs sorununun gündeme gelmediğini söyledi.

Nami, Yakovu'yla, iki lider arasında gerçekleşecek görüşmeye yönelik gayri resmi bazda fikir alışverişinde bulunduklarını ifade etti.

Nami, Talat ve Hristofyas'ın, 1 Temmuz'da gerçekleşecek görüşmesine ilişkin ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'ın daha önce açıkladığı gibi, görüşmenin,21 Mart mutabakatında öngörüldüğü gibi olacağını belirtti.

Görüşmede, komitelerin çalışmalarının değerlendirilmesinin yanı sıra kapsamlı müzakerelere nasıl geçileceğinin de ele alınacağını söyleyen Nami, görüşmeye olumlu beklentilerle gideceklerini kaydetti.

Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ise Oslo'daki temaslarıyla ilgili değerlendirmesinde, iki liderin toplantısı öncesinde kendisi ile Özdil Nami arasında bir görüşme olmayacağını açıkladı.

Beklentileri artırmak ya da endişeleri teşvik edecek bir görüşme yapmamaya karar verdiklerini bildiren Yakovu, Oslo'da gerçekleşen görüşmenin planlanmadığını ancak bazı konuların ele alındığını kaydetti.

KIBRIS 30/06/08

 

 

 

Laiklik ve Kıbrıs konuları ağır basacak

Fransız Senatosu’nun Dışişleri ve Savunma Komisyonu başkanı Josselin de Rohan, laiklik ve Kıbrıs sorununun Türkiye konusunda Fransızların kafalarındaki soru işaretlerinin giderilmesi bakımından öncelikli konular olduğunu savunuyor

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:01 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı

 

PARİS - Fransız Senatosu’nun Dışişleri ve Savunma Komisyonu başkanı Josselin de Rohan, bazı Fransız milletvekillerinin Türkiye’nin gelecekteki AB üyeliğinin Fransa’da zorunlu halk oylamasına götürülmesi yönünde başlattıkları girişimin Senato tarafından geri çevrilişi ve Türk-Fransız ilişkilerini NTV’ye değerlendirdi. De Rohan, laiklik ve Kıbrıs sorununun önemine işaret ederken, Fransızların Türkiye’yi tanımadığını söylüyor.

 

Fransız Senatosu, Anayasa değişikliği paketi çerçevesinde Meclis’in kabul ettiği Türkiye maddesini iptal kararı aldı. İptal kararının gerekçesi nedir?
Söz konusu önerge açık biçimde Türkiye’yi hedef alıyordu. Saygı duyduğumuz dost ve müttefik bir ülkeye karşı ayrımcılık yapıldığını gördük. Yaralayıcı bir madde olarak görülebileceğinden bu metnin Fransız Anayasasına girmesi kabul edilemez düşüncesindeyiz. Bu nedenle AB üyeliklerinin onaylanması için hangi yolun seçileceğinin, cumhurbaşkanının takdirine bırakılmasını öngören formüle geri döndük.

Karar Senato’da ezici oy çoğunluğuyla alındı. Şimdi ne olacak?
Ulusal Meclis’e geri gidecek. Anayasa reformunun geçmesi için, Senato ve Meclis’in Anayasa’nın tüm düzenlemeleri üzerinde görüş birliğine varmaları gerekiyor.

Senato ile Meclis bu konuda çarpışabilir mi?
Bir çarpışma olacaktır. Bunun da ne kadar süreceğini göreceğiz. Sonrası ne olur bilemem.

Anayasa değişikliği için Senato ve Meclis’in birleşik oturumda hangi tarihte toplanacağı şimdiden belli mi?
Şimdilik 21 Temmuz olarak öngörülmüş durumda ama değişebilir.

Tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da bir Türkiye tartışması var. Ancak Fransa’daki tartışma Türkiye’yi yaralayıcı bir uslupta gerçekleşiyor. Nedir bunun gerekçesi?
Bu izlenimin doğru olduğunu sanmıyorum. Fransa bu tavra sahip tek ülke değil. Almanya ve Avusturya da aynı çekincelere sahipler. Sorun, Türkiye’nin tam anlamıyla coğrafi olarak Avrupa’da olmamasından kaynaklanıyor. Yasal planda Türkiye henüz Avrupa Birliği ile tam uyum içinde değil. Türkiye’nin AB üyeliği öncesinde gerçekleştirmesi gereken müzakere başlıkları var. Fransızların, devletin laikliği gibi bazı konularda önem verdikleri konular var. Laiklik tartışmasının Türkiye’de devam ettiğini de biliyoruz.

Türkiye’de aylardır devam eden bu tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?
AB yasalarıyla uyum dışında Fransızların Türkiye konusundaki kararlarında iki konunun ağır basacağı düşüncesindeyim. Birincisi laiklik tartışması. Atatürk’ten bu yana Türk devletinin laik olduğunu ve nüfusun önemli bir bölümünün bu ilkeye bağlı olduğunu biliyoruz. Ancak İslami partinin iktidara gelmesinden bu yana laiklik konusundaki gelişmeler, hatta laikliğe çelmeler, kafalarda soru işaretleri yaratıyor. İkincisi ise Kıbrıs sorunu. Kıbrıs AB üyesi bir devlet. Türk ordusunun Kıbrıs’ta bulunması bir sorun. Fransa biliyorsunuz KKTC’yi tanımıyor. Bu sorunların mutlaka çözüme kavuşması gerekiyor.

Bir yanda Fransız Meclisi’nde yüzde 5 kriterini yaratan milletvekilleri, diğer yanda ise Senato’da daha akil bir ses var. Nasıl oluyor da bir parti içinde Türkiye konusunda bu denli geniş bir uçurum bulunuyor?
Büyük bir siyasi partide her zaman değişik akımlar mevcuttur. Herkes aynı yönde yürümez, herkesin analizi aynı olacak diye bir şey yok. Demokrasi böyle. Gayet de normal. Ben partinin, Türkiye’yle müzakerelerin zaman alacağını düşünen kanadındanım. Bu müzakereler belki de sonuca ulaşmayacak. Ama bu, ayrımcı bir tutumda bulunmak ve Fransız Anayasasına yabancı bir ülkeyi hedef alan düzenleme yerleştirmek için gerekçe olamaz. Olursa da Fransa tarihinde bir ilke imza atılmış olacak. Bu da kanımca hiç yerinde bir karar olmaz.

Fransız siyasilerin Türkiye’yi iyi tanıdıklarını söyleyebilir misiniz?
Birçok önyargı var. İnsanlar Türk tarihini yeterince tanımıyor. Türk toplumunun karmaşık sorunlarından da haberleri yok. Tabii bizim de kendi sorunlarımız var. Bizleri birbirimizden ayıran engelleri nasıl aşabileceğimizi görmek için AB tarafından çizilmiş çerçevede Türkiye’yle diyalog bizim çıkarımıza. Belki de söz konusu anlaşmazlıkları hiçbir zaman aşamayacağız. Türkiye’nin Atlantik İttifakı’nın çok önemli bir parçası olması, uluslararası güvenlik sisteminde önemli rol oynaması, iyi yönetilen güçlü bir ordusunun bulunması ve Yakındoğu’da istikrar için konumu olağanüstü öneme sahip. Bir diğer deyişle Avrupa’nın Yakındoğu’ya giriş kapısı. Sonuç itibarıyla, statüsü ne olursa olsun Türkiye bizim için Atlantik İttifakı işlerinde seçkin rol oynuyor. AB içinde olası bir ortaklık öncesinde her zaman ortak olmalı ve mümkünden öte sıkı ilişki kurmalıyız. Fransa’nın Türkiye’nin dostu olduğunu da eklemek isterim. Fransa’nın Türkiye’de kültürel çıkarları vardır. Türkiye Franszıların en tercih ettiği tatil ülkelerinden biridir. Bu da Türkiye’ye gösterdiği ilginin kanıtıdır. Ekonomik çıkarlarımız da var, saklamamak gerek. Türklerin de öyle. Bu nedenle birbirimizi daha iyi anlamalı ve dinlemeliyiz. Dolayısıyla bizimki gibi büyük tarihi olan ve kendisine saygıyı hak eden koca bir ulusun gururunu yaralayacak her türlü girişime karşıyım.

Türk hükümetine, Türk siyasilere veya Türk sivil toplumuna Türkiye’yi Fransa’da daha iyi tanıtmak için ne tavsiyede bulunurdunuz?
Gönderilecek en iyi sinyaller adalet, demokrasi, insan hakları ve azınlıklara saygı, mesela Kürtler, konularındaki gelişmeler olacaktır. Laiklik konusunda, Türkiye’de İslamizm’in ılımlı olduğunu biliyoruz ama Türkiye’nin diğer dinlere karşı da hoşgörülü davranması arzumuzdur. Bu alanda bazı ilerlemeler kaydedilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Yasama konusunda, Türk toplumunun Avrupa’da yıllar önce kabul edilmiş kriterlere doğru ilerlemesi mesela. Herkes biliyor ki Avrupa’da her ülkenin kendine has özellikleri var. Türkiye’nin de öyle. Türkiye’den bu özelliklerinden vazgeçmesini isteyecek değiliz. Burada gereken, demokrasi, insan hakları ve dinsel hoşgörü gibi alanlarda örneğin Avrupa değerlerinin ortalamasıyla arada çok derin uçurumlar olmaması.

Talat ve Hristofyas bir araya geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak amacıyla Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya geldiler.

AA

Güncelleme: 11:39 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un konutunda yapılacak görüşmeye Hristofyas saat 11.00’de, Talat ise 11.06’da geldi. Zerihoun’un kapıda karşıladığı liderler, 23 Mayıs görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü vermeden görüşmeye geçtiler.Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor. İki liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık bulunuyor.

 

Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun, “tam teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak” olduğunu açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, “müzakerelerin temelinin netleştirilmesine çalışılacağını” duyurdu.

Türk tarafı, “doğrudan müzakerelere hazır olduğunu” dile getirirken, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, dün yaptığı açıklamada, “doğrudan müzakerelerin gerekli koşullar oluştuğu zaman başlayabileceğini” söyledi.

Liderler, bugünkü görüşmede, 21 Nisan’da faaliyetlerine başlayan çalışma grupları ile teknik komitelerin bugüne kadar olan çalışmalarını da gözden geçirecek.

Bugünkü görüşmede, çözüm müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı ile Rum tarafının müzakerelerin ertelenmesi yönündeki talebinin netlik kazanması bekleniyor.

Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs’ta resmi olarak, BM kontrolünde bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs’taki görüşmede, Haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırmış, ancak Hristofyas’ın yurt dışı ziyareti nedeniyle Haziran ayında görüşme olmamıştı.

Bu arada, 21 Mart’taki görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran’da Nami, Yakovu ve Zerihoun tarafından açıklanmıştı. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor.

 

 

 

 

Talat’la anavatana bağımlılığa karşı uğraşıyoruz

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda 2008 sonunun kendisi için “bir takvim teşkil etmediğini” açıkladı.

AA

Güncelleme: 11:39 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avusturya’da yayımlanan “Kurier” gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin sürece değindi. Hristofyas, “Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamaya girilmesinin, iki tarafın iyi niyetine ve Türkiye’deki gelişmelere bağlı olduğunu” ileri sürdü. “Kendisi için 2008 yılının sonu diye bir takvimin olmadığını ve müzakerelerin sonucu konusunda kötümser olmak istemediğini” ifade eden Hristofyas, “Talat ile ‘Türk işgaline’ ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin güvenliğini arzuladıklarını” iddia etti.

 

Hristofyas, Türkiye’den gelerek KKTC’ye yerleşen nüfusun sayısı konusunda bir “tavizde bulunabileceğini”, sayılarının 200 bin olduğunu iddia ettiği bu kişilerden “50 bininin Ada’da kalmasını kabul edebileceğini” söyledi.

AB TÜRKİYE’YE KARŞI FAZLA SABIRLI
Türkiye’nin “AB üyesi olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması” konusunun sorulması üzerine ise Hristofyas, “AB’nin bu konuda tarafsız olmadığını” belirterek, bunun, yükümlülüğü olduğunu Türkiye’ye bizzat AB’nin söylemesi gerektiğini savundu ve AB’nin Türkiye karşısında “aşırı sabırlı olduğunu” öne sürdü.

Bu arada, Rum gazetelerinde, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu’nun dün yaptığı görüşmede, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun’un bir “uzlaşı formülü” sunduğu, ancak Kıbrıs Türk tarafının bunu kabul etmediği iddia edildi.

Haberde, Kıbrıs Türk tarafının “tek egemenlik” unsurunu kabul etmediği ve bu yüzden de uzlaşıya varılamadığı savunuldu.

 

 

 

 

BM’nin yeni Kıbrıs özel temsilcisi Downer

Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, eski Dışişleri Bakanı Alexander Downer’ın (56), BM Genel Sekreterinin Kıbrıs özel temsilciliği görevini kabul ettiğini söyledi

AA

Güncelleme: 11:08 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı

 

CANBERRA - Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile dün yaptıkları bir görüşmede Downer’ın bu göreve getirilmesini ele aldıklarını belirterek, bunun BM için önemli bir görev olduğunu düşündüklerini ve kendilerinin de Downer’ın bu görevlendirilmesinin tamamen arkasında olduklarını söyledi.

 

Avustralya’da, 1996’dan geçen Kasım ayında koalisyon hükümeti yenilgiye uğrayıncaya kadar dışişleri bakanlığı görevini yürüten Downer, ülkesinin bugüne kadar en uzun süre görevde kalan dışişleri bakanı olmuştu.

Avustralya basın yayın organlarında da dün Downer’ın, BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanacağı yönünde haberler yer almıştı.

Haberlerde, geçen haftayı ABD’de geçiren Downer’ın, BM özel temsilciliği için BM ile temas halinde olduğu ve bu hafta siyaseti bırakacağı kaydedilmişti.

Ziyaret için halen İngiltere’de bulunan Downer’ın, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilciliği görevini üstlenmek için milletvekilliğinden ayrılacağı belirtiliyor

 

 

Talat ve Hristofyas yeniden bir araya geldi

 



1 Temmuz, 2008 11:00:00 (TSİ)  CNN TURK

 

KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 21 Mart mutabakatı çerçevesine bugün bir araya geldi.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un konutunda yapılan görüşmeye Hristofyas saat 11.00'de, Talat ise 11.06'da geldi.
 
Zerihoun'un kapıda karşıladığı liderler, 23 Mayıs görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü vermeden görüşmeye geçti.
 
Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor.
 
Tarafların beklentileri farklı
 
İki liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık bulunuyor.
 
Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun, "tam teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak" olduğunu açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, "müzakerelerin temelinin netleştirilmesine çalışılacağını" duyurdu.
 
Türk tarafı, "doğrudan müzakerelere hazır olduğunu" dile getirirken, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, dün yaptığı açıklamada, "doğrudan müzakerelerin gerekli koşullar oluştuğu zaman başlayabileceğini" söyledi.
 
Liderler, bugünkü görüşmede, 21 Nisan'da faaliyetlerine başlayan çalışma grupları ile teknik komitelerin bugüne kadar olan çalışmalarını da gözden geçirecek.
 
Bugünkü görüşmede, çözüm müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı ile Rum tarafının müzakerelerin ertelenmesi yönündeki talebinin netlik kazanması bekleniyor.
 
Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs'ta resmi olarak, BM kontrolünde bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs'taki görüşmede, çalışma grupları ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek üzere haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırmış, ancak Hristofyas'ın yurtdışı ziyareti nedeniyle haziranda görüşme olmamıştı.
 
Bu arada, Talat ve Hristofyas'ın 21 Mart'ta yaptığı görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran'da Nami, Yakovu ve Zerihoun tarafından açıklanmıştı.
 
6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor.

 

 

Talat'la 'işgale' karşı mücadele ediyoruz

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Talat'la 'işgale' ve anavatana bağımlılığa karşı mücadele verdiklerini söyledi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda 2008 sonunun kendisi için  “bir takvim teşkil etmediğini” de belirtti.

Rum basınına göre, Hristofyas, Avusturya'da yayımlanan “Kurier”  gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin sürece değindi.

Hristofyas, “Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamanın düzene girmesinin başarısının iki tarafın iyi niyetine ve Türkiye'deki gelişmelere bağlı olduğunu” ileri sürdü.

“Kendisi için 2008 yılının sonu diye bir takvimin olmadığını ve müzakerelerin sonucu konusunda kötümser olmak istemediğini” ifade eden Hristofyas, “Talat ile Türk 'işgaline' ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin güvenliğini arzuladıklarını” iddia etti.
        
“50 bini kalabilir”
        
Hristofyas, Türkiye'den gelerek KKTC'ye yerleşen nüfusun sayısı konusunda bir “tavizde bulunabileceğini”, sayılarının 200 bin olduğunu iddia ettiği bu kişilerden “50 bininin Ada'da kalmasını kabul edebileceğini” söyledi.

"AB Türkiye karşısında aşırı sabırlı"

Türkiye'nin “AB üyesi olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması”  konusunun sorulması üzerine ise Hristofyas, “AB'nin bu konuda tarafsız olmadığını” belirterek, bunun, yükümlülüğü olduğunu Türkiye'ye bizzat AB'nin söylemesi gerektiğini savundu ve AB'nin Türkiye karşısında  “aşırı sabırlı olduğunu” öne sürdü.
        
İki taraf uzlaşamadı 
      
Bu arada, Rum gazeteleri, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu'nun dün yaptığı görüşmede, BM Genel Sekreteri'nin  Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un bir “uzlaşı formülü”  sunduğu, ancak Kıbrıs Türk tarafının bunu kabul etmediği iddia edildi.

Haberde, Zerihoun'un, Nami-Yakovu görüşmesinde, bugün yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinden sonra açıklanacak ve “Kıbrıs sorununun  çözüm zeminini oluşturan tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek  uluslararası kimlik” unsurları temelinde doğrundan müzakerelerin  başlayacağını duyuracak ortak bir açıklama yapılmasını önerdiği ileri sürüldü.

Haberde, Kıbrıs Türk tarafının “tek egemenlik” unsurunu kabul etmediği  ve bu yüzden de uzlaşıya varılamadığı savunuldu.

HURRIYET 01/07/08

 

 

Kıbrıs’ta üçüncü zirve

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 23 Mayıs mutabakatı çerçevesinde bugün tekrar bir araya geliyorlar.

Liderler zirvesi öncesinde iki taraf arasında farklı açıklamalar yapılıyor. Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, zirve öncesinde, doğrudan müzakereler konusunda umutsuz konuşurken, Talat’ın Sözcüsü Hasan Erçakıca, “Kapsamlı müzakerelere başlamak istediklerini” kaydetti.
Talat ve Hristofyas, 21 Mart’ta ilk kez bir araya gelmişti. 21 Mart’ta varılan mutabakat çerçevesinde görüşmelerin 21 Haziran’da başlaması planlanmıştı. Kıbrıs Rum tarafının süreçte ayak sürmesi üzerine 21 Haziran’da başlaması gereken müzakereler başlayamamıştı.
23 Mayıs’ta ara bir görüşme için ikinci kez buluşan liderler, “iki kurucu devletin oluşturacağı federal bir çözümü arzuladıklarını taahhüt” etmişlerdi. Liderler, yeni bir değerlendirme yapmak amacıyla haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeye karar vermişlerdi. Haziran ayında yapılması planlanan zirve Hristofyas’ın yurt dışı seyahatleri gerekçesiyle 1 Temmuz’a (bugüne) ertelenmişti.

Yeni şartlar!
Milliyet’e konuşan üst düzey bir Türk yetkili, “Kıbrıs Rum tarafının 21 Mart mutabakatına bağlı kalmayarak, yeni şartlar ortaya koymaya çalıştığını” söyledi. 21 Mart mutabakatı nedeniyle, müzakerelerin 21 Haziran’da başlaması gerektiğine dikkat çeken yetkili, “Rumlar ortak dil yok diyor. Bizim açımızdan böyle bir sorun yok” dedi.

Rum dayatması
Talat’ın Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, Rum basınını kullanarak kendi isteklerini dayatma gayretine girdiğini belirterek, bunun görüşme sürecine zarar verici bir davranış olduğunu vurguladı.

MILLIYET 01/07/08

 

 

Talat ile Hristofyas, zemini görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün saat 11.00'de bir araya geliyor.

Kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmayı amaçlayan görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un, BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutunda gerçekleşecek.

İki lider 21 Mart mutabakatı çerçevesinde görüşecek.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu, bugün yapılacak olan görüşmenin biçimini belirlemek amacıyla dün saat 16.00'da bir araya geldi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'dan alınan bilgiye göre görüşmede, bugünkü toplantıda Cumhurbaşkanı Talat'a Nami'nin, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'a da Yakovu eşlik etmesi kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Talat, hazırlıklar çerçevesinde dün saat 12.00'de de siyasi parti temsilcileriyle görüşmelerde bulundu.

Talat, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen 5 siyasi partiye, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı'ndan elde ettiği bilgiye göre, dün saat 12.00'de başlayan toplantıya, genel başkanlar başkanlığında Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG), Ulusal Birlik Partisi (UBP), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP), Demokrat Parti (DP) ile Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) heyetleri katıldı.

Toplantıyla ilgili başka bir açıklama yapılmadı.

KIBRIS 01/07/08

 

Ara bölgede "İşbirliği Evi"

Sembolik olarak açılışı da yapılan merkezin tanıtım törenine İsveç, İsviçre ve Slovakya'nın Güney Kıbrıs'taki

büyükelçilerinin yanı sıra Norveç Hükümet Sözcüsü Elizabeth Valas, Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ve diğer UNFICYP yetkilileri ve komutanları, dernek yönetimi ve diğer ilgililer katıldı.

Zerihoun: Barış sürecine destek

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Tayé-Brook Zerihoun törende yaptığı konuşmada tarihsel eğitim, araştırma ve fikir alışverişinin yapılacağı bir merkez kurulmasının önemli olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler olarak iki toplumu yakınlaştırıcı bu tür projeler yanında barış süreci ve kapsamlı görüşmelerin başlamasına destek olduklarını ifade eden Zerihoun, Kıbrıs'ta iki liderin süreci sürdürerek barışa ulaşmalarını diledi.

Zerihoun derneğin gösterdiği cesaret ve kararlılıktan dolayı kutladı.

Lindahl: Bir rüya gerçek oldu

İsveç'in Güney Kıbrıs Büyükelçisi Ingemar Lindahl da "bir rüyanın gerçek olduğunu" ifade ederek, iki toplumun işbirliğini güçlendirecek bir merkezin kuruluşunun önemine dikkat çekti ve derneği kutladı.

Vogler: Sivil toplumun rolü büyük

İsviçre'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Peter Vogler de "İşbirliği Evi"nin bir sivil toplum girişimi olmasının sevindirici olduğunu ifade ederek, dünyada sorunları çözmede sivil toplumun büyük rol oynadığına dikkat çekti.

Merkezin önünde önemli ve uzun bir yol bulunduğunu kaydeden Vogler, büyükelçilik ve İsviçre olarak projeye gereken her türlü desteği vermeye devam edeceklerini dile getirdi.

Bulutoğluları: Ülke ve kuruluşlara teşekkürler

Lefkoşa Türk belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları da bir süre önce kendisine projede yer alması için teklif götürüldüğünü söyledi, iki toplumu bir araya getirecek ve Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak merkezin kurulmasına maddi yardım sağlayan ülke ve kuruluşlara teşekkür etti

Mavru: Olumlu hava barış sürecine de yansısın

 

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru da "Lefkoşa ve ada için önemli bir adım" olarak nitelediği merkezin bağışçılarına teşekkür etti ve derneğin kararlı ve azimli olarak barış tohumları atılmasına katkı yaptığını belirtti.

Gelecek aylarda binanın bakımının yapılacağını söyleyen Mavru, mutlu ve olumlu havanın Kıbrıs'taki barış sürecine de yansımasını diledi.

Valas: 'İşbirliği Evi' önemli

Norveç hükümeti adına konuşan Sözcü Elizabeth Valas da Norveç Dışişleri Bakanı'nın başarı ve şans dileklerini ilettiği konuşmasında, karşılıklı diyalog ve anlayışın geliştirilmesi için "İşbirliği Evi"nin önemli olduğunu belirtti. Valas, Ledra Palace bölgesindeki ayrılığı simgeleyen öğeleri, işbirliği sembollerine dönüştürmek istediklerini kaydetti.

Valas daha sonra saksı içindeki zeytin ağacını bina önüne koydu.

Dernek sekreterlerinden Mete Oğuz da binanın ön kısmında bulunan ve daha sonra "İşbirliği Evi"nde sergilenecek olan dikenli teli sökerek açılışı yaptı.

İşbirliği Evi

İşbirliği Evi projesi hakkında şu bilgiler verildi:

"İşbirliği Evi projesi başlangıcını ve ölü bölgeyi yeniden canlandırmak için kalıcı bir miras bırakmak ve Kıbrıs'ta kültürlerarası eğitimin ilk örneğini geliştirmek amacıyla çıkılan tarihsel yolculuğun ilk adımını temsil ediyor.

Masrafların büyük kısmını karşılayacak olan Norveç, İzlanda ve Liehchtenstein tarafından EEA Finansal Mekanizmaları'na uygun bulunan İşbirliği Evi, ayrıca bireyler, örgütler, Kıbrıs'taki ve yurtdışındaki yerel yönetimler, elçilikler ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü tarafından destekleniyor.

İsviçre ve İsveç de ayrıca İşbirliği Evi projesine önemli miktarda bağışta bulundu.

Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği üyeleri ve yardımcıları, Kıbrıs, Almanya, Danimarka, Hollanda, İngiltere ve ABD'deki pek çok sivil toplum örgütü ve aydın çevrelerin bu projeye katkı sağladığı açıklandı.

İşbirliği Evi projesiyle BM'nin kontrolündeki ara bölgede bir Eğitim ve Araştırma Merkezi kurulması amaçlanıyor.

Merkezin kuruluşu, çocuklar, eğitimciler ve ortak vizyonla çalışan örgütlerin kullanabileceği ortak ve toplumlararası bir alan yaratarak ara bölgede müze, sergi ve konferans salonu, arşiv ve kütüphaneden oluşan çok fonksiyonlu ve toplumlararası bir Eğitim Merkezi kurma çabalarına dayanıyor.

Ara bölgedeki Eğitim Merkezi ve İşbirliği Evinin ara bölgeye yeni bir anlam ve rol kazandırması ve bölgeyi ayrım sembolü olmaktan çıkarıp işbirliği sembolüne dönüştürmesi, kültürel mirası korumak ve insanların eğitim programları, araştırma ve diyalog ile bilgilerini artırmalarını ve düşünürlerin Avrupa vatandaşlarıyla ilişkiye geçmelerini sağlaması da hedefleniyor.

Merkezin aynı zamanda Kıbrıs kamuoyunda eğitim ve tarih öğretimi gibi hassas konularda karşılıklı saygı üzerine kurulmuş başarılı işbirliği örneklerine duyulan ihtiyaca cevap vermesi de amaçlanıyor."

KIBRIS 01/07/08

 

Talat ve Hristofyas prensipte anlaştı

 



1 Temmuz, 2008 16:40:00 (TSİ)  CNN TURK

 

Lefkoşa ara bölgede bugün 4.5 saat görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitiris Hristofyas'ın, ''tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığı'' açıklandı.

Talat ile Hristofyas'ın, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında yapılan görüşmesi sona erdi.
 
Zerihoun, 4.5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin "pozitif ve işbirliği havasında geçtiğini" belirterek, liderlerin, "tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını" bildirdi.
 
Temsilci, liderlerin, bu konuları uygulama detaylarını, kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da uzlaştığını açıkladı.
 
Liderlerin 25 Temmuz'da yeniden bir araya geleceğini kaydeden BM yetkilisi, bugünkü görüşmede ilk kez teknik komite ve çalışma gruplarının faaliyetlerinin gözden geçirildiğini, 25 Temmuz'daki görüşmede ise bu konuda son kez değerlendirme yapılacağını belirtti.
 
Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Talat ve Hristofyas el sıkışarak basına görüntü verdi. Zerihoun'un ikametgahından önce Talat, sonra da Hristofyas ayrıldı.
 
İlk kez 21 Mart'ta görüşmüşlerdi
 
Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs'ta resmi olarak, BM kontrolünde bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs'taki görüşmede, çalışma grupları ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek üzere haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırmış, ancak Hristofyas'ın yurtdışı ziyareti nedeniyle haziranda görüşme olmamıştı.
 
Bu arada, Talat ve Hristofyas'ın 21 Mart'ta yaptığı görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran'da Nami, Yakovu ve Zerihoun tarafından açıklanmıştı.
 
6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor.

Yeni Kıbrıs özel danışmanı
 
BM Sözcüsü Michelle Montas, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un yeni Kıbrıs özel danışmanı atamasıyla ilgili olarak henüz bir açıklama olmadığını bildirdi.

Montas, eski Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer'in yeni Kıbrıs
özel danışmanı olarak kendisine önerilen görevi kabul ettiğine dair
Avustralya medyasında çıkan haberlerin doğru olup olmadığının sorulması
üzerine "Bu konuda henüz bir açıklama yok" demekle yetindi.

Avustralya'nın 1996-2007 yılları arasında dışişleri bakanlığını yapan ve ülkenin en uzun süreli dışişleri bakanı olan Downer aynı zamanda deneyimli bir politikacı.
Eski Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs özel danışmanlığını yapan

Alvaro De Soto'nun görevi 2004 yılında Annan planının Kıbrıs Rum kesimi tarafından reddedilmesinin ardından sona ermişti.

 

 

Talat ve Hristofyas bir araya geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak amacıyla Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya geldiler.

AA

Güncelleme: 13:13 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un konutunda yapılacak görüşmeye Hristofyas saat 11.00’de, Talat ise 11.06’da geldi. Zerihoun’un kapıda karşıladığı liderler, 23 Mayıs görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü vermeden görüşmeye geçtiler.Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor. İki liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık bulunuyor.

 

Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun, “tam teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak” olduğunu açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, “müzakerelerin temelinin netleştirilmesine çalışılacağını” duyurdu.

Türk tarafı, “doğrudan müzakerelere hazır olduğunu” dile getirirken, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, dün yaptığı açıklamada, “doğrudan müzakerelerin gerekli koşullar oluştuğu zaman başlayabileceğini” söyledi.

Liderler, bugünkü görüşmede, 21 Nisan’da faaliyetlerine başlayan çalışma grupları ile teknik komitelerin bugüne kadar olan çalışmalarını da gözden geçirecek.

Bugünkü görüşmede, çözüm müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı ile Rum tarafının müzakerelerin ertelenmesi yönündeki talebinin netlik kazanması bekleniyor.

Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs’ta resmi olarak, BM kontrolünde bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs’taki görüşmede, Haziran ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırmış, ancak Hristofyas’ın yurt dışı ziyareti nedeniyle Haziran ayında görüşme olmamıştı.

Bu arada, 21 Mart’taki görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran’da Nami, Yakovu ve Zerihoun tarafından açıklanmıştı. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor.

 

Tek egemenlik konusunda anlaşma var

Lefkoşa ara bölgede bugün 4.5 saat görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitiris Hritofyas’ın, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığı” açıkland

AA

Güncelleme: 09:08 TSİ 02 Temmuz 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında yapılan görüşmesi sona erdi. Zerihoun, 4,5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin “pozitif ve işbirliği havasında geçtiğini” belirterek, liderlerin, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını” bildirdi. Temsilci, liderlerin, bu konuları uygulama detaylarını, kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da uzlaştığını açıkladı.ı.

Liderlerin 25 Temmuz’da yeniden bir araya geleceğini kaydeden BM yetkilisi, bugünkü görüşmede ilk kez teknik komite ve çalışma gruplarının faaliyetlerinin gözden geçirildiğini, 25 Temmuz’daki görüşmede ise bu konuda son kez değerlendirme yapılacağını belirtti.

Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Talat ve Hristofyas el sıkışarak basına görüntü verdi. Zerihoun’un ikametgahından önce Talat, sonra da Hristofyas ayrıldı.

 

 

Müzakere tarihi yine yok

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Hristofyas ve Talat, dün üçüncü kez buluştu. Hristofyas, bir sonucun çıkmadığı toplantıdan önce Avusturya basınına, ‘işgale karşı mücadele ettiklerini’ söyledi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dün üçüncü kez bir araya geldi. Rum lider Hristofyas, “KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, Türk işgaline ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini” söyledi.
Talat ve Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutundaki görüşmesi yaklaşık 4.5 saat sürdü. Görüşme sonrasında Zerihoun tarafından ortak açıklama yapıldı. Ortak açıklamaya göre, liderler 25 Temmuz’da yeniden bir araya gelecek ve çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını değerlendirecek.

Tek egemenlik konusu
Talat ve Hristofyas’ın görüşmede, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık” konularını tartıştığı da belirtilen açıklamada, bu konuların kapsamlı müzakerelerde ele alınmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Görüşmede kapsamlı müzakerelerin ne zaman başlayacağıyla ilgili bir tarih belirlenemedi.
Öte yandan, Avusturya’da yayımlanan “Kurier” gazetesine açıklama yapan Hristofyas, “Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamanın düzene girmesinin başarısının iki tarafın iyi niyetine ve Türkiye’deki gelişmelere bağlı olduğunu” söyledi. Hristofyas, “Talat ile, Türk işgaline ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin güvenliğini arzuladıklarını” iddia etti. Türkiye’den gelerek KKTC’ye yerleşen TC kökenli vatandaşların sayısı konusunda bir “tavizde bulunabileceğini” söyleyen Hristofyas, sayılarının 200 bin olduğunu iddia ettiği bu kişilerden 50 bininin Ada’da kalmasını kabul edebileceğini belirtti.
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat “üzerindeki nüfuzunun” sorulması üzerine Hristofyas, “Talat’ın, Kıbrıs’ın Kuzeyi’nin Türkiye’nin kontrolünde bulunamayacağını açıklaması ve Türk yerleşiklere (TC kökenli vatandaşlar), Kıbrıs Rum taşınmazlarının kullanımına ve en önemlisi de Türk askeri varlığına yol açan Türk işgalinin sonuçlarını dile getirmesi gerektiğini” savundu.

Takvim belli değil
Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda da 2008 sonunun kendisi için bir takvim teşkil etmediğini belirtti ve “müzakerelerin sonucu konusunda kötümser olmak istemediğini” ifade etti.
Hristofyas’ın açıklamaları, Talat ile görüşmesine de yansıdı. Daha önce tokalaşarak görüşmeye başlayan liderler, dün ilk kez basına ortak poz vermedi. Görüşme sonrasında da iki liderin bir birine mesafeli durduğu gözlendi.

MILLIYET 02/07/08

 

Vatandaşlık ve egemenlik pazarlığı

4.5 SAAT GÖRÜŞTÜLER, PRENSİPTE ANLAŞTILAR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas, kapsamlı müzakereleri başlatma amacıyla dün yeniden bir araya gelerek, yaklaşık 4.5 saat süren bir görüşme yaptı.  Talat ve Hristofyas, tek egemenlik ve vatandaşlık konusunu görüştü. BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun'un okuduğu ortak açıklamaya göre, "İki lider, bu konular üzerinde prensipte anlaşmaya vardı ve bu konuların uygulanmasının detaylarını, kapsamlı müzakereler çerçevesinde görüşme konusunda uzlaştı."

 

 

LİDERLER, 25 TEMMUZ'DA YENİDEN BİRARAYA GELECEK... BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun, görüşmeyle ilgili basına ortak bir açıklama yaparak, iki liderin, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelip, çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden geçireceğini söyledi

 

 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dünkü buluşmasında, tek egemenlik ve vatandaşlık konusunu görüştü.

    BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun'un okuduğu ortak açıklamaya göre, "İki lider, bu konular üzerinde prensipte anlaşmaya vardı ve bu konuların uygulanmasının detaylarını, kapsamlı müzakereler çerçevesinde görüşme konusunda uzlaştı."

   İki lider, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden geçirecek.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı müzakereleri başlatma amacıyla dün yeniden bir araya geldi. 21 Mart mutabakatı çerçevesinde yeniden bir araya gelen iki lider, yaklaşık 4.5 saat süren bir görüşme yaptı.

  BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki resmi konutunda gerçekleşen görüşmede, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu da hazır bulundu.

  BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun, iki liderin görüşmesiyle ilgili basına ortak bir açıklama yaptı.

   Zerihoun'un açıklaması sırasında hazır bulunan iki lider de el sıkışarak, basına poz verdi.

 

Ortak açıklama Zerihoun'dan

 

  BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un okuduğu ortak açıklama aynen şöyle:

  "İki lider, pozitif ve yapıcı bir ortamda toplandı. Çalışma grupları ile teknik komitelerin yaptıkları çalışmaları ilk kez ele aldılar.

  İki lider, prensipte anlaştıkları tek egemenlik ve vatandaşlık konusunu görüştü. Bunların uygulanmasının kapsamlı müzakerelerde ele alınmasını karara bağladılar.

  Liderler, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelme ve çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden geçirme konusunda anlaştılar."

KIBRIS 02/07/08

 

Way cleared for talks
By Jean Christou

THE WAY was cleared yesterday for full-fledged negotiations on the Cyprus issue when a major concern of the Greek Cypriot side was addressed and agreed in principle between the two leaders.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met for four and a half hours yesterday morning at the residence of UN Special Representative for Cyprus Taye-Brook Zerihoun to review progress in the working groups and technical committees and to clarify the basis for new talks.

Although a date was not fixed for the beginning of new negotiations, the leaders pledged to meet again on July 25 for a final review of the working groups and technical committees. It is widely expected that a date for talks in the autumn will be announced then.

The fact that former Australian Foreign Minister Alexander Downer revealed he would be taking up the post of UN special Cyprus envoy has also come as confirmation that direct talks are around the corner.

But more importantly, Christofias, who had some concerns, now appears to be on board after clarifying the importance of including sovereignty and citizenship in the framework of new talks with Talat.

The issue had strained relations somewhat since the leaders last met on May 23, an encounter that had led to different interpretations of what had been agreed that day.

Zerihoun read out a brief statement after yesterday’s meeting saying the atmosphere had been positive and cooperative. He said the leaders had undertaken a first review of the working groups and technical committees.

They had also discussed the issue of single sovereignty and citizenship “and they agreed in principle”, Zerihoun said. “They agreed to discuss the details of their implementation during the full-fledged negotiations,” he added.

Diplomatic sources told the Cyprus Mail yesterday that the new joint statement had gone a long way to easing the concerns of the Greek Cypriot side on what the basis of new talks would be.

The May 23 joint statement by the leaders had left a sour taste on the Greek Cypriot side. “The new joint statement does not supersede the agreement of May 23. It augments and clarifies it,” said the sources.

“It will form part of the basis of what the talks will be about. It satisfies Greek Cypriot concerns over the basis for negotiations or at least goes a long way towards doing that.”

The general impression was that the two leaders left the meeting satisfied.

Christofias said as much when he returned to the Presidential Palace.

The leaders also discussed the memorandum signed recently between Nicosia and London, which had left the Turkish Cypriot side angry.

Christofias said he would be informing the National Council later today on the meeting with Talat.

All that remains is for the UN Secretary General to officially announce Downer’s appointment as special envoy, which he is expected to do as soon as a date for the talks is fixed.

Speaking to an Australian newspaper, Downer said he was looking forward to the challenge.

“It's not going to be a cakewalk,” he told The Australian, pointing to the many failed attempts to solve the Cyprus issue in the past. “These things are always untidy. It's never easy to do. We ended the civil war in Bougainville. We played our part in Iraq and Afghanistan. Why not try to fix up Cyprus as well?"

CYPRUS MAIL 02/07/08

 

Turkish Cypriot wins 2008 Courage In Journalism award
By Maria-Christina Doulami

TURKISH CYPRIOT investigative reporter, Sevgul Uludag, is one of the winners of the 2008 Courage in Journalism Awards.

The awards were presented by the International Women’s Media Foundation (IWMF) which is based in the US.

Uludag, 49, has been a journalist for nearly three decades. She specialises in investigative reporting and in 2002 she began writing about missing peoples and mass graves in Cyprus. “Her reporting started a public debate about the issue and led to official searches and exhumations,” said the IWMF. It further stated that “through her reporting she attempts to ease the segregation between the Greek and Turkish communities, but in doing so she has faced many obstacles, including death threats and violent attacks.”

In April 2003, the daily paper Volkan, mouthpiece of the nationalist movement, pronounced threats of murder against Uludag and called upon readers to “cut off the tongue of Sevgul Uludag.” But neither hate campaigns nor psychological terror kept Uludag from publishing her articles.

The Cyprus Journalists Union yesterday congratulated the Turkish Cypriot journalist for the Courage Award received and wishes her “strength and courage to continue her important work in investigative journalism.”

Farida Nekzad, 31, editor-in-chief of the Pajhwok News Agency in Afghanistan is the other winner of the IWMF Awards. She frequently receives messages threatening her life, asserts the IWMF, while in 2003 she narrowly escaped a kidnapping attempt.

Nevertheless, she is committed to staying in her country to work toward a free press and greater equality for women journalists. A third woman journalist has also won a Courage Award but her name will be released on a later date due to concerns for her safety.

The Press Release from the IWMF stated yesterday that “these extraordinary journalists have shown bravery amidst threats and intimidation. They are heroines of a free press and provide us with role models for the very best journalism in the world today.”

The Courage in Journalism Awards were established in 1990 to honour women journalists who have shown extraordinary strength of character and integrity while reporting the news under dangerous or difficult circumstances.
Maria-Christina Doulami

CYPRUS MAIL 02/07/08

 

 

Denktaş: Teslimiyete gidiyoruz

Rauf Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 21 Mart’ta yaptıkları görüşmeyle başlayan süreçten umutlu olmadığını ifade ederek, “Teslimiyete gidiyoruz. Bir çıkmaza gidiyoruz” dedi.

AA

Güncelleme: 09:05 TSİ 03 Temmuz 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Genç TV’de yayımlanan Basın Kulübü programında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yabancıların, “fırsat penceresi açıldı, bu iş artık olur” havasını her dönem yarattığını, bunların aldatmaca olduğunu dile getiren Denktaş, sürece bakınca, “barış resmi göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir resim gördüğünü” kaydetti. Yaşananlardan endişeli olduğunu dile getirerek “Teslimiyete gidiyoruz” diyen Denktaş, “Hapishanede yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım” dedi.

 

Çözüme dair “hiç umutlu olmadığını” belirten Denktaş, “çünkü, Rum’un kilisesi ile Yunanistan’ın hiç değişmediklerini” söyledi.

Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın, kendilerini Rum’a mahkum edeceğini savunan Denktaş, endişelerini, fırsat buldukça KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile paylaştığını, yazılı olarak da ilettiğini anlatarak, “Kendileri benim bu korkularımın gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam ediyor” dedi.

KKTC’den vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, “devlet ilan etmiş ve 25 yıl bu devleti yaşatmış insanların devletinden vazgeçmeyeceğini gençlere anlatmak gerektiğini” söyledi.

“Acele edilmesin. Türkiye’nin de acele etmemesi lazım” diyen Denktaş, “Kıbrıs’ta AB’nin her dediğini yapmakla AB kapılarının açılmayacağının bilinmesi gerektiğini” bildirdi.

 

Talat: Egemenlik verdiğimiz yok!

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC olarak egemenliği ve yurttaşlığı birilerine teslim etmediklerini belirterek, “Egemenlik birine verilmiyor, egemenlik yeni ortaklığın çerçevesinde paylaşılıyor” dedi.

AA

Güncelleme: 16:19 TSİ 03 Temmuz 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni seçilen KKTC Futbol Federasyonu yönetimini kabulü sırasında, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında prensipte anlaşıldığı” yönündeki ifadeler ile ilgili olarak, “Kıbrıs sorununun çözümü eğer federal birleşik Kıbrıs olacaksa, bunun tek egemenliği ve tek yurttaşlığı olacağı tartışma götürmez.” yorumunda bulundu. Talat, iki egemenlikli ve iki yurttaşlığı olan bir devletin dünyada olmadığını söyledi. “Yeni devletin egemenliğini ve yurttaşlığını konuştuğumuzu unutmayalım. Biz KKTC olarak ne egemenliğimizi, ne yurttaşlığımızı birilerine teslim etmiyoruz.” diyen Talat, kurulacak yeni devletin egemenliğine Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak olacağını söyledi.

 

Egemenliğin ve uluslararası kimliğin tek olacağının herhangi bir çözümde tartışma konusu olmadığını, geçmişte de olmadığını kaydeden Talat, “egemenlik ve yurttaşlığın tek olacağının, bir çözümde nasıl uygulanacağının tam teşekküllü müzakerelerde tartışılacağını” belirtti.

EGEMENLİĞİ VERMİYORUZ, ORTAK OLUYORUZ
Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuz’da Hristofyas ile vardıkları anlaşmanın, “tamamen uluslararası sisteme uygun, kurulacak olan yeni devletin nasıl olacağını tarif eden bir açıklama” olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: “Egemenlik birine verilmiyor, egemenlik yeni ortaklığın çerçevesinde paylaşıyor. Egemenliği kimseye vermiyoruz, ortak oluyoruz. Hele ‘azınlık oluyoruz’ gibi şeyler duydum. Onlar sanıyorum biraz da komik duruyor. Çünkü, hiçbir alakası yok; siyasi eşitlik olacak, egemenlik ortak olacak ve bu şartlarda biz azınlık olacağız. Bunun nasıl olacağını bize anlatmaları lazım.”

 

HRİSTOFYAS YALAN SÖYLÜYOR
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, bir Avusturya gazetesine verdiği demeçte, “Talat ile ana vatanlara bağlılığa karşı mücadele ediyoruz” şeklindeki demecinin hatırlatılması üzerine, “Hristofyas’ın yalan söylediğini” vurguladı. Hristofyas’ın, kendisinin Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı olduğu dönemden bahsettiğini ifade eden Talat, “O dönemde Sayın Hristofyas ile bu konuda şimdi görüş farklılığımız ne ise aynı görüş farklılığına sahiptik. Hangi anlaşmamızda, hangi sözleşmemizde, hangi deklarasyonumuzda böyle bir şey var, onu söylemesi lazım. Böyle bir şey yok. Beni zor durumda bırakabilmek için, Türkiye ile belki çatışırım diye plan yaparak yaptığı çirkin bir saldırıdır” dedi.

Talat, spor ambargosuna da değinerek, bu alanda “en acımasız ambargonun uygulandığını” ifade ederek, bu yöndeki Rum uğraşlarının görüşmeler sürerken dahi devam ettiğine işaret etti.

 

Talat: "Hristofyas yalan söylüyor"

 



3 Temmuz, 2008 16:11:00 (TSİ)  CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas'ın, 'anavatanlara bağlılıktan kurtulma yönünde kendisiyle anlaşma yaptığı'na dair demeçlerle ilgili olarak, ''Hristofyas yalan söylüyor'' dedi.

KKTC lideri Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsak ve murat ediyorsak, eğer bir 'Birleşik Kıbrıs' olacaksa, tek egemenlik, tek yurttaşlık olacağı kesindir" dedi.
 
Talat, Hristofyas ile CTP Genel Başkanlığı döneminde de şimdi de aynı görüş ayrılıklarına sahip olduğunu söyleyerek, hiçbir deklarasyonda bu yönde bir açıklama yapılmadığını ve Hristofyas'ın kendisini zor durumda bırakmak veya Türkiye ile arasını açmak için bu tür çirkin saldırılar yaptığını sözlerine ekledi.
 
"Dünyada iki egemenliğe sahip devlet yok"

Talat, dünyada iki egemenliğe veya iki vatandaşlığa sahip devlet olmadığını belirterek, egemenliğin ve yurttaşlığın tek olacağı bir çözümün nasıl uygulanacağının, kapsamlı müzakerelerde görüşüleceğini söyledi.
 
Talat, yeni kurulacak devletin egemenlik ve yurttaşlığından bahsedildiğinin ve bu yeni devlette egemenliğin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından eşit iki siyasi ortak olarak kullanılacağının unutulmamasını istedi.
 
"Kıbrıs Türkleri azınlık olmayacak"
 
Mehmet Ali Talat, Rum lider Hristofyas ile yaptıkları son görüşmeden sonraki "tek egemenlik ve tek kimlik" açıklamasının çok eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine, yeni oluşacak devlette egemenliğin ortaklık çerçevesinde paylaşılacağını ve Kıbrıs Türklerinin azınlık olmayacağını vurguladı.

 

 

1 Eylül'de başlıyorlar

.5 SAATLİK GÖRÜŞMEDE ANLAŞTILAR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın, önceki gün BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki ikametgahında gerçekleşen yaklaşık 4.5 saatlik görüşmede, kapsamlı müzakere sürecinin 1 Eylül'de başlaması konusunda mutabık kaldıkları, ancak bu kararlarını 25 Temmuz'da yapacakları görüşmede açıklayacakları öğrenildi

 

L DOWNER'İN HUZURUNDA AÇIKLAYACAKLAR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın, temmuz ayı sonunda adaya gelmesi beklenen BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi, Avustralya Dışişleri eski bakanı Aleksander Downer'in huzurunda doğrudan görüşmelerin 1 Eylül'de başlayacağını açıklaması bekleniyor

 

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm müzakerelerinin 1 Eylül'de başlaması konusunda uzlaştıkları öğrenildi.

   İki liderin, bu kararlarını temmuz ayı sonunda adaya gelmesi beklenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, Avustralya Dışişleri eski bakanı Aleksander Downer'in huzurunda 25 Temmuz'da yapacakları görüşmede ilan etmesi bekleniyor.

   Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi başkanı Hristofyas, önceki gün BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki ikametgahında gerçekleşen yaklaşık 4.5 saatlik görüşmede, kapsamlı müzakere sürecinin 1 Eylül'de başlaması konusunda mutabık kaldı. İki liderin, ayrıca 25 Temmuz'da yapacakları görüşmede doğrudan görüşmelerin 1 Eylül'de başlayacağını açıklamaları konusunda da uzlaştığı da öğrenildi.

   İki toplum liderinin dünkü üçüncü görüşmesinin ardından yapılan ortak açıklamada, iki liderin tek egemenlik ve vatandaşlık konularını ele alarak, bu konuların uygulamasının detaylarını özlü müzakerelerde ele alma konusunda bir "ilke anlaşmasına" vardıkları bildirildi. Açıklamada ayrıca, liderlerin 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını nihai değerlendirme konusunda uzlaştıkları da belirtildi.

   Siyasi gözlemciler, dünkü liderler görüşmesi sonrasında yapılan bu ortak açıklamayı, sonbaharda doğrudan müzakerelerin başlama yolunun açılması şeklinde yorumluyor.

   Doğrudan müzakerelerin sonbaharda başlayacağı yönündeki en güçlü belirtinin ise BM'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ataması olduğunu ifade eden siyasi gözlemciler, müzakerelerin başlayacağı yönünde güçlü belirtiler olmasa BM'nin böyle bir atama yapmayacağı inancını dile getirdi.

   Sonbaharda müzakerelerin başlama olasılığının yüksek olduğu görüşünü bildiren siyasi gözlemciler, bunun, taraflar arasında önemli konulardaki görüş ayrılıklarının giderildiği anlamına gelmediğin, görüş ayrılıklarını giderme görevinin, doğrudan müzakerelerde liderlere ait olacağını ifade ettiler.

 

Görüşmenin Rum basınına yansıması

 

   Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın önceki gün gerçekleştirdikleri 3'üncü görüşme sonrasında okunan ortak açıklamayla ilgili haberlere genellikle manşetlerinde geniş yer verdiler.

   Fileleftheros gazetesi; "Ok Yaydan Çıktı - Doğrudan Müzakereler Başlıyor, Lefkoşa Müzakere Zemininde Netleşme Görüyor" başlıklı manşet haberinde, Kıbrıs sorunundaki zorlukların ve önemli meselelerin netleşeceği doğrudan müzakerelerin eylül ayında başlayacağını, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in ise temmuz ayı içerisinde gelmesinin beklendiğini bildirdi.

   Önceki günkü görüşmede Kıbrıs Rum tarafının, ilk baştan talep edilen ve Kıbrıs sorununun çözümüyle alakalı olan iki temel mesele olan tek egemenlik ve vatandaşlık konularını ortaya koyduğunu yazan gazete, bu konunun görüşüldüğünü ve 'uygulanmasının detaylarının doğrudan müzakereler sırasında görüşülmesi'ne göndermede bulunan bir 'ilke anlaşması'na varıldığını ifade etti.

   Diplomatik kaynakların, bir sonraki görüşmede, eylül ayına tarihlenen; doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin de belirleneceğini söylediğini yazan gazete, bunu 21 Mart'ta elde ettiğine inanan Türk tarafının da, bunda ısrar ettiğini kaydetti.

   Politis gazetesi; "Downer'in Huzurunda Doğrudan Müzakere Prömiyeri - Hristofyas ve Talat Eylül'de Müzakereler Konusunda Uzlaştı - 'Nihai Değerlendirme' İçin Yeni Randevu 25 Temmuz" başlıklı manşet haberinde, Talat ile Hristofyas'ın, önceki gün, 25 Temmuz'daki görüşmelerinde doğrudan müzakerelerin Eylül ayında başlamasını ilan etme konusunda anlaştıklarını yazdı.

   Doğrudan müzakerelerin başlamasının, Genel Sekreter'in yeni Kıbrıs Danışmanı, Avustralya Dışişleri eski Bakanı Downer'in huzurunda açıklanacağını belirten gazete, önceki günkü görüşmenin hiç de kolay olmadığını, 4 saatten uzun süren görüşmeden; taraflardan her birinin istediğinden bir parçayı alması sonucunun çıktığını yazdı. Gazete, şunları yazdı:

   "Dünkü görüşme; oldukça düşük beklentilerle başladı, çünkü Mehmet Ali Talat saatlerce; Kıbrıs sorununa çözüm zemini olarak tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti olan iki bölgeli iki toplumlu federasyonun yeniden teyit edileceği yazılı açıklamayı kabul edemeyeceğinde ısrar etti. Sürekli olarak; Kıbrıs Türk tarafının bu şartları Annan Planı'nda kabul ettiğini ve yinelenmelerinin gereği olmadığını söyledi.

   Hristofyas ise, çözüm zemini olarak yukarıdaki teyidi yazılı olarak almaması halinde doğrudan müzakerelere gidemeyeceğinde ısrar etmekten vazgeçmedi. Çıkmazın ilan edilmesi ve prosedürün kesilmesi tehlikesi karşısında Kıbrıs Türk tarafı; doğrudan müzakereleri gündeme getiren alternatif senaryoyu uyguladı. Sonunda, prosedürün ilerlemesine olanak sağlayan ver-al 'takasını' kabul etti.

   Bu değiş-tokuşun önceki günlerde perde gerisinde yoğun şekilde tartışıldığına ve Hristofyas'ın çözüm zemininin belirlenmesi talebini çok mantıklı bulan gerek ABD, gerekse İngiltere tarafından uygun bulunduğuna işaret ediliyor.

   İki lider, yarım saat boyunca, danışmanları olmaksızın, baş başa görüştüler. Gazetemiz; bu baş başa görüşmede birbirlerine ihtiyaç duydukları bütün teyitleri verdiklerini anlıyor.

   Dünkü görüşmede cereyan edenleri birinci elden bilebilecek durumda olan diplomatik kaynaklar gazetemize; Hristofyas ve Talat'ın 25 Temmuz'da doğrudan müzakerelerin Eylül ayında başlayacağını ilan etmeyi taahhüt ettiklerini söylediler."

   Simerini gazetesi de; "Öze İlişkin Konularda Yorum Çok - Sonbaharda Doğrudan Müzakerelere Doğru" başlıklı manşet haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın önceki günkü uzun görüşmelerinin ardından yapılan ortak açıklamanın, farklı yorumları gündeme getirebilecek belirsizlikler içerdiğini yazdı.

   Gazeteye göre, ortak açıklamanın, iki tarafın bu kritik randevu öncesinde ortaya koydukları ilkeleri diplomatik üslupla bir dereceye kadar kapsamasına çalışıldı.

KIBRIS 03/07/08

 

 

Hristofyas, Talat'la görüşmesinden memnun

KÖPRÜ KURULMASI GEREKİYOR"... AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu, doğrudan müzakerelere gidilebilmesi için iki toplumun yaklaşımları arsındaki uçurumun üzerine köprü kurulması gerektiğini söyledi. Kiprianu önceki günkü açıklamada "Siyasi eşitlik temelinde iki bölgeli iki toplumlu federasyon ifadesinin ötesinde şimdi -23 Mayıs ve 1 Temmuz ortak açıklamalarında- yaratılacak devletin tek uluslararası temsiliyeti, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı olacağına işaret ediliyor" ifadesini kullandı

 

l DOĞRUDAN MÜZAKERELERE GİDİLİP GİDİLMEYECEĞİ 25 TEMMUZ'DA BELİRLENECEK... Andros Kiprianu, çalışma gruplarında yapılacak çalışmanın gözden geçirileceğini ve doğrudan müzakerelere mi gidileceği, yoksa çalışma gruplarında daha fazla çalışma yapılması mı gerektiğinin 25 Temmuz'da yapılacak 4'üncü görüşmede belirleneceği görüşünü ortaya koydu

 

 

   Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın önceki günkü görüşme ve sonrasında yapılan ortak açıklamayla ilgili Rum tarafında yapılan ilk yorum ve değerlendirmelere yer verdi.

   Haravgi gazetesi, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinden memnun olduğunu belirterek, daha geniş açıklamayı; iktidardaki 120 gününü tamamlaması dolayısıyla yarın düzenleyeceği basın toplantısında yapacağını söylediğini yazdı.

 

Uçuruma köprü

 

   Gazeteye göre, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu, "Doğrudan müzakerelere gidebilmemiz için iki toplumun yaklaşımları arsındaki uçurumun üzerine köprü kurulması gerekir" dedi. Önceki günkü ortak açıklamada işaret edilen ifadelerin 8 Temmuz Anlaşması'nda bile bulunmadığını hatırlatan Kiprianu "Siyasi eşitlik temelinde iki bölgeli iki toplumlu federasyon ifadesinin ötesinde şimdi -23 Mayıs ve 1 Temmuz ortak açıklamalarında- yaratılacak devletin tek uluslararası temsiliyeti, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı olacağına işaret ediliyor" ifadesini kullandı.

   Andros Kiprianu, çalışma gruplarında yapılacak çalışmanın gözden geçirileceğini ve doğrudan müzakerelere mi gidileceği, yoksa çalışma gruplarında daha fazla çalışma yapılması mı gerektiğinin 25 Temmuz'da yapılacak 4'üncü görüşmede belirleneceği görüşünü ortaya koydu.

 

DİSİ beklemede

 

   Habere göre, tam bilgiyi dün toplanacak Rum Ulusal Konsey toplantısında almayı bekleyen DİSİ, herkesi sorumlu, ciddi ve ılımlı olmaya çağırırken; EDEK Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis, yazılı açıklamasında şu görüşleri ortaya koydu :

   "Herhangi önemli bir gelişme olmuş görünmüyor. Tek egemenlik ve vatandaşlığa ilişkin ilke anlaşması; Kıbrıs Türk tarafının, bunları kabul ettiğini kesin ve net şekilde açıklığa kavuşturmuyor. Doğrudan müzakerelerin ön şartının; çalışma gruplarında özlü ilerleme ve yeterli müzakere zemini olması olduğu inancımızı sürdürüyoruz."

 

DİKO'da kanlar tutuştu

 

   Fileleftheros gazetesi ise haberinde, Talat - Hristofyas 3'üncü görüşmesi sonrasında yapılan ortak açıklamanın DİKO'da "fırtına etkisi yarattığını" bildirdi.

   Dünkü ortak açıklamaya gösterilen tepkinin küçük ölçekli olduğunu, 25 Temmuz görüşmesinin ardından DİKO'dan daha büyük tepki gelmesinin beklenmekte olduğunu yazan gazete, parti başkanı Marios Karoyan'dan DİKO'nun önceki günkü ortak açıklamayla ilgili endişelerinin ortaya konulmasının talep edildiği DİKO Yürütme Bürosu'nda gerginlik yaşandığını haber verdi.

   Gazeteye göre Nikolas Papadopulos'un başını çektiği tepki selinde Zaharias Kulias, Antigonis Papadopulos, Nikos Pittokopidis, Kiriakos Kenevezos ve Athina Kiriakidu Hristofyas'ın icraatlarını eleştirdi. DİKO'nun bilinen endişelerini ise Andreas Angelidis dile getirdi. DİKO'nun ortak görüşü, çalışma gruplarında ilerleme kaydedilmemesi halinde doğrudan müzakerelerin başlayamayacağı yönündedir. Tepkili DİKOlular; 25 Temmuz'daki 4'üncü yüz-yüze görüşmede Rum tarafının ilke konularında indirime gideceğini veya Kıbrıs sorununda kesin çıkmaz olacağını değerlendiriyor.

   DİKO içerisindeki diğer bir grup ise; toplantı öncesinde; herkesi görüş belirtmeden önce, dünkü Rum Ulusal Konsey toplantında yapılacak bilgilendirmeyi beklemeye çağıran Karoyan'ı destekleyen görüşü ortaya koydu.  Gazeteye göre nihayetinde, DİKO Yürütme Bürosu'ndan; Rum Ulusal Konsey toplantısında yapılacak bilgilendirmeye kadar alenî açıklama yapmama kararı çıktı.

 

"Yoğun çatışmalar"

 

   Politis gazetesi de haberi; "DİKO'da Kıbrıs Sorunu Nedeniyle Yoğun Çatışmalar - Hard Rock'a Hazırlanıyorlar - DİKO'dan Bir Grup Yetkili Hükümet İcraatlarına Karşı Katı Çizgi Talep Ediyor" başlığıyla yansıttı.

   Gazeteye göre, önceki günkü DİKO Yürütme Bürosu toplantısında, Güney Kıbrıs'ın yaşamakta olduğu susuzluk sorunundaki sorumluluğuna dikkat çekilen Fotis Fotiu'nun, Karoyan tarafından parti basın sözcülüğüne atanması konusuna da sert tepki gösterildi.

   Simerini gazetesi ise; AKEL, DİSİ ve EDEK tarafından yapılan açıklamaları "İlk Tepkiler" başlığı altında yansıttı. Gazete, "BM'de Memnuniyet" başlıklı haberinde ise, BM Genel Sekreteri'nin Sözcüsü Michael Montas'ın; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "Gelecekteki birleşik Kıbrıs'ın tek bir egemenliği ve vatandaşlığı konularında ilke anlaşmasına vardıklarını" açıklayarak memnuniyet dile getirdiğini yazdı.

 

Amerikalılar umutlu

 

   Fileleftheros gazetesi; ABD Dışişleri Bakanlığı'nın; Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın doğrudan müzakerelerin yolunu açmış gibi görünen önceki günkü görüşmelerinden memnuniyet belirttiğini bildirdi. Gazete, edindiği bilgilere dayanarak Amerikalıların, "iki liderin; eylül ayının ilk haftası BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un huzurunda başlaması beklenen doğrudan müzakerelere bağlı olduklarına inandıklarını" yazdı.

   Gazeteye göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Güney Avrupa Bürosu Sözcüsü; ABD'nin, BM himayesindeki doğrudan müzakerelerin başlaması yönündeki çabalardan cesaretlendiğini söyledi. Sözcü, "Şu ana kadar, liderlerin üç görüşmesinden, teknik komitelerdeki çalışmalarda kaydedilen ilerlemeden ve Ledra Caddesi'ndeki (Lokmacı) barikatın açılmasından memnunuz" dedi.

KIBRIS 03/07/08

 

Looking to Ireland for notes on reconciliation
By Jacqueline Theodoulou

EXPERTS FROM Ireland and Northern Ireland are in Cyprus today to offer their experiences in dealing with their political division.

They hope to use the knowledge they have gained by resolving their own situation as a means of assisting efforts to find a solution to the Cyprus problem.

Kicking off tonight at 8.30am, at the Melina Mercouri Hall in Nicosia, the seminar will be hosted by the Reconstruction and Resettlement Council (RRC) and attended among others by President Demetris Christofias, economic and development experts from Belfast and Nicosia Mayor Eleni Mavrou.

As RRC Chairman Nicos Mesaritis explained, Northern Ireland was chosen as the most appropriate example with the most similar situation to Cyprus.

“It is not just the reunification of the island, but how its society went from blood-shed to co-existence,” he said. “We see this example and realise that putting the burden of history behind us and living together is feasible.”

One issue the RRC is currently occupied with is preparing the ground work in case the fenced-off part of Famagusta is released and returned to its residents.

They are working on issues such as how the community will operate if they return, and the safety of the buildings, which have been abandoned since the 1974 invasion.

“Famagusta is the most expensive experiment of the plan, due to the abandonment, lack of life and maintenance. The area has been taken over by nature,” Mesaritis explained.

One of the speakers today will be Kate Burns, Expert-Consultant and Coordinator of the Irish mission.

“One of the reasons we are here is that we feel we have been given so much support internationally in the Northern Ireland situation, we have the obligation to give something back,” Burns explained. “It’s certainly not the same for every country, but there are some parallels.”

Her experience has taught her that putting up boarders is not a solution. “There are no simple solutions; no quick fix. And there are many unaddressed issues.”

Burns hoped her team would have a role to play in assisting a resolution to the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 03/07/08

 

National Council concern over agreement with Talat
By Jean Christou

PARTY leaders declined to comment after yesterday’s National Council session but statements made earlier revealed the majority were not happy with the result of the leaders` meeting on Tuesday.

The Council met for two hours yesterday afternoon when President Demetris Christofias briefed the party leaders on his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Discussions and an exchange of views will take place when the Council meets again tomorrow afternoon, it was announced after the meeting.

Party leaders and other members of the Council filed out of the Presidential Palace around 7pm but declined to comment.

However yesterday morning, a day after Christofias and Talat opened the road for new Cyprus negotiations to take place in September, the mood among the majority of the parties was negative.

This was despite the fact that Christofias had managed to secure from Talat a commitment in principle to a “single sovereignty and citizenship” that would be discussed in the new negotiations, and for which Talat faced harsh criticism from factions on the Turkish Cypriot side yesterday.

Christofias needed the ‘sovereignty and citizenship’ clarification to ease the parties` earlier concerns over his agreement with Talat on May 23, which made no reference to the term.

Despite now securing the reference, only ruling AKEL opposition DISY and the United Democrats seemed happy with the outcome of Tuesday’s meeting.

Socialist EDEK said it appeared the objective of the meeting, which he said was to review progress in the working groups and technical committees, had not been achieved. Neither had the ‘common language’ sought.

The European Party’s Nicos Koutsou said it was obvious no progress had been made either at the working groups, or between Christofias and Talat while the Green Party said the new joint statement was unclear.

“The situation has not been clarified,” said party leader George Perdikis.

“The statement had enough gloss to give the picture of a good climate but the substance is sparse, which indicates precisely what we are up against.”

In the north, Talat faced a barrage of criticism, some of which went as far as to call him a traitor. Single sovereignty meant Turkish Cypriots would end up as part of the Republic of Cyprus, some critics said.

“Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer said Tuesday’s meeting had not been fruitful while Talat’s own party, the Republican Turkish Party, said the results were not satisfactory for the start of negotiations because no date has been fixed for talks.

The leaders are due to meet again on July 25 and a date is expected to be announced then.

The TMT organisation called for an end to all discussions on the Cyprus issue or it would “instigate a resistance”.

CYPRUS MAIL 03/07/08

 

 

Bartholomeos: Rumların azlığının sebebi Kıbrıs

Fener Rum Patriği Bartholomeos, “İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumların bu kadar az olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu” öne sürerek, “Nüfus daraldı” dedi.

AA

Güncelleme: 16:44 TSİ 04 Temmuz 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Fener Rum Patrikhanesi’nde kendisini ziyaret eden Rumlara hitap eden Bartholomeos’un konuşması Baf Radyosu’nda yayımlandı. Rum basınında yer alan haberlere göre, “ilk kez İstanbul ve Kıbrıs’taki Rumların durumuna değinen” Bartholomeos, “İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumların bu kadar az olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu” öne sürdü. “Kıbrıslıların doğal olarak Türkiye’de yaşayan soydaşlarına sorun çıkarmak istemediğini, ancak durumun, Kıbrıs sorununun bir etkisi olarak geliştiğini, nüfusun daraldığını” ifade eden Bartholomeos şu iddiada bulundu. “Binlerce soydaşımız ya kaçtı ya da kovuldu. Çünkü Kıbrıs sorununun en kritik aşamalarından biri olan 1964’te Türk makamları 12 bin Rumu sınır dışı etmeye karar verdi.”

 

Bartholomeos, küçük yaşından itibaren Kıbrıs sorununu dinlediğini, bugün 70 yaşına gelmesine rağmen halen aynı sorunu işittiğini kaydetti.

Patrik Bartholomeos şunları söyledi: “Bugün farklı aşamalara giriliyor. ‘Kıbrıs’ın yeni başkanı (Rum yönetimi lideri) Sayın Dimitris Hristofyas ve diğer tarafta Sayın Talat’ın (KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat) aldığı inisiyatiflerle şimdi ümitlerimiz kanatlandı. En azından bu sefer bölünmüş adanın birleşmesi ve insanların barış, uyum ve sevgi içinde yaşaması için kesin ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik bir anlaşmaya varılmasını diliyoruz.”

TÜRKİYE’DEN GELENLER UYUM SAĞLAYAMADILAR
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri “çok iyi” olarak niteleyen Bartholomeos, Türkiye’den gelerek KKTC’ye yerleşen kişilerin, “uyum sağlayamadığı ve adanın ananeleriyle uyuşamadığı, sonuç olarak da sorun yarattığı” iddiasında bulundu.

Rumların, adanın Kuzey bölümüne geçişlerine izin verilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu ve bu gidiş-gelişlerin karşılıklı duygularda iyileşme sağlayacağını umduğunu ifade eden Bartholomeos, Rumların, Kuzey kesimdeki mabet ve manastırları ziyaret ettiğini de belirterek şunları söyledi: “Uzun yıllardır kendisiyle bağlantı içinde olduğum Başpiskopos 2. Hrisostomos’un da Kuzey kesimdeki Hristiyan anıtlarının restorasyon, tamir ve bakımlarını üstlenmek istediğini izliyorum. Burada (Anadolu’da) olduğu gibi, orada da çoğu kilise müzeye veya camiye çevrildi.”

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’un geçen yıl Mayıs ayında Patrikhaneye resmi bir ziyarette bulunmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Bartholomeos, “Ancak son anda ilgili makamlar tarafından istenmeyen kişi ilan edildi ve ziyaret ertelendi. Ziyaretin kesin olarak iptal edilmediğini ummak istiyorum” dedi.

 

"Rum nüfusunda daralmanın nedeni Kıbrıs sorunu"

 



4 Temmuz, 2008 16:45:00 (TSİ) CNN TURK

Fener Rum Patriği Bartholomeos, ''İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'daki Rumların bu kadar az olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu'' öne sürerek, ''Nüfus daraldı'' dedi.

Rum basınına göre, kendisini Fener Rum Patrikhanesi'nde ziyaret eden Rumlara hitap eden Bartholomeos'un bu konuşması Baf Radyosu'nda yayınlandı.

Rum basınına göre, "ilk kez İstanbul ve Kıbrıs'taki Rumların durumuna değinen" Bartholomeos, "İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'daki Rumların bu kadar az olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu" öne sürdü.

"Kıbrıslıların doğal olarak Türkiye'de yaşayan soydaşlarına sorun çıkarmak istemediğini, ancak durumun, Kıbrıs sorununun bir etkisi olarak geliştiğini, nüfusun daraldığını" ifade etti.

Bartholomeos, "Binlerce soydaşımız ya kaçtı ya da kovuldu. Çünkü Kıbrıs sorununun en kritik aşamalarından biri olan 1964'te Türk makamları 12 bin Rumu sınır dışı etmeye karar verdi" dedi.

Bartholomeos, küçük yaşından itibaren Kıbrıs sorununu dinlediğini, bugün 70 yaşına gelmesine rağmen halen aynı sorunu işittiğini kaydetti.

"Ümitlerimiz kanatlandı"

Bartholomeos, "Bugün farklı aşamalara giriliyor. 'Kıbrıs'ın yeni başkanı (Rum yönetimi lideri) Sayın Dimitris Hristofyas ve diğer tarafta Sayın Talat'ın (KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat) aldığı inisiyatiflerle şimdi ümitlerimiz kanatlandı. En azından bu sefer bölünmüş adanın birleşmesi ve insanların barış, uyum ve sevgi içinde yaşaması için kesin ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik bir anlaşmaya varılmasını diliyoruz" diye konuştu.

"Uyum sağlayamadılar"

Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri "çok iyi" olarak niteleyen Bartholomeos, Türkiye'den gelerek KKTC'ye yerleşen kişilerin, "uyum sağlayamadığı ve adanın ananeleriyle uyuşamadığı, sonuç olarak da sorun yarattığı" iddiasında bulundu.

Rumların, adanın kuzey bölümüne geçişlerine izin verilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu ve bu gidiş-gelişlerin karşılıklı duygularda iyileşme sağlayacağını umduğunu ifade eden Bartholomeos, Rumların, kuzey kesimdeki mabet ve manastırları ziyaret ettiğini de belirtti.

Bartholomeos, "Uzun yıllardır kendisiyle bağlantı içinde olduğum Başpiskopos 2'nci Hrisostomos'un da kuzey kesimdeki Hristiyan anıtlarının restorasyon, tamir ve bakımlarını üstlenmek istediğini izliyorum. Burada (Anadolu'da) olduğu gibi, orada da çoğu kilise müzeye veya camiye çevrildi" dedi.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'un geçen yıl mayıs ayında patrikhaneye resmi bir ziyarette bulunmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Bartholomeos, "Ancak son anda ilgili makamlar tarafından istenmeyen kişi ilan edildi ve ziyaret ertelendi. Ziyaretin kesin olarak iptal edilmediğini ummak istiyorum" diye konuştu.

 

 

Kıbrıs’ta “tek egemenlik” tartışması

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın bir araya gelmeleri artık rutin sayıldığı için, Kıbrıs dışında dikkatleri fazla çekmiyor. Hele tamamen iç siyasal olaylara odaklanan Türkiye’de açıkçası bu toplantılar pek ilgi görmüyor.
Geçen salı günü Talat ile Hristofyas’ın buluşması, medya açısından da sönük geçti. İki liderin o eski hararetli el sıkışması, şakalaşması, gazetecilere demeç vermesi gibi sahneler bu kez yaşanmadı. Sadece uzun görüşmeden sonra, kısa bir açıklama yayımlandı.
Bu toplantıdan “usul” bağlamında çıkan somut sonuç, bu sürecin devamıyla ilgili: İki lider bu kez, yeni atanan BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Avustralyalı diplomat Alexander Downer’in katılımıyla 25 Temmuz’da bir araya gelecek. Bunu büyük olasılıkla eylül başlarında “doğrudan” kapsamlı müzakereler izleyecek.
Salı günkü toplantıdan “içerik” bağlamında çıkan somut sonuca gelince, resmi açıklamaya göre, iki taraf “prensip olarak kabul edilen tek egemenlik ve tek vatandaşlık” konusunu görüştüler ve “uygulama ile ilgili detayları” ileride (yani eylülde) yapılacak müzakerelerde ele almaya karar verdiler.

İki ayrı prensip
Şimdi Kıbrıs’ta açıklamanın bu tek cümlelik kısmı tartışılıyor.
Rumlar, Talat’ın yarım saati baş başa cereyan eden 4.5 saatlik toplantının sonunda bu “tek egemenlik, tek vatandaşlık” kavramını prensip olarak kabul etmesini çok önemsiyor. BM ve ABD resmi çevreleri de bu konuda memnuniyetlerini ifade ediyorlar.
Ancak Türk kesiminde, bu açıklama bir tartışma başlatmış bulunuyor. Muhalefet Talat’ı Hristofyas’ın isteğini kabul ettiği ve önemli bir taviz verdiği için eleştiriyor. İktidara yakın çevreler dahi, bu konuda kaygılarını dile getiriyorlar.
Oysa bundan önce 23 Mayıs’ta yapılan toplantıdan sonraki açıklama, Türk tarafını memnun etmiş, Rumları endişelendirmişti. Buna göre, Rum tarafı ilk kez net biçimde, çözümün “siyasal eşitlik ve iki kurucu devletin ortaklığı” temelinde gerçekleşmesi prensibini kabul etmişti.
Bu terimler, KKTC’nin öteden beri ısrarla üstünde durduğu şartları ifade ediyor. Şimdi resmi açıklamada yer alan sözcükler ise (“tek egemenlik, tek vatandaşlık”) Rum tarafının savunduğu politikayı yansıtıyor.
Mesele şudur: İki tarafın temel pozisyonlarını ortaya koyan bu ifadeler yani “siyasal eşitlik ve ortaklık” ile “tek egemenlik ve vatandaşlık” kavramı, çelişir mi, örtüşür mü?

Ortak anlayış
Resmi açıklamada da belirtildiği gibi, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık” sadece “prensip olarak” kabul edildi. Bunun pratikte uygulanabilirliği, ileride yapılacak esas müzakerelerde tartışılacak. Diğer bir deyişle, bu konu, ancak kapsamlı müzakerelerde nihai bir anlaşmaya varıldığı zaman kesinlik kazanacak.
Aslında “tek egemenlik ve tek vatandaşlık” kavramını Türk tarafının savunduğu siyasi eşitlik ve iki kurucu tarafın ortaklığı teziyle bağdaştırmak mümkün. Bu, Annan Planı’nın öngördüğü ölçütlere de vardı. İlgili devlet ve kurumların konuya bakışı da bu doğrultudadır.
Kaldı ki, federal veya konfederal düzene sahip devletlerde uygulanan sistem de budur.
Bununla beraber, Türk tarafı, özellikle tek egemenlik kavramının ileride (çözüm olduğu takdirde) kendi çıkarları aleyhinde kullanılmayacağını garantilemek durumundadır. Prensip olarak kabul edilen bu kavramın hayata geçirilmesi, esas müzakereler sırasında Rum tarafının da bu konuda ortak bir anlayışa katılmasıyla mümkündür...

 

SAMI KOHEN MILLIYET 04/07/08

 

 

Müzakere 1 Eylül’de

Sefa Karahasan

Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın görüşmelerinde 1 Eylül’de kapsamlı müzakerelerin başlaması konusunda anlaştığı öğrenildi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında 1 Temmuz’da yapılan görüşmede, kapsamlı müzakerelerin 1 Eylül’de başlaması konusunda prensip anlaşması yapıldığı öğrenildi. 21 Mart’ta başlayan yeni süreçte, kapsamlı müzakerelerin 21 Haziran’da başlaması gerekiyordu.
Talat ve Hristofyas’ın üçüncü kez bir araya geldiği toplantıda, uzun tartışmalar yaşandı. Zirve bu yüzden 4.5 saat sürdü. Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafı olarak kapsamlı müzakerelerin başlaması konusunda, Rum liderle uzun uzun tartıştı. Görüşmede Hristofyas, kapsamlı müzakereler konusunda olumsuz tavır takındı.

Tek egemenlik...
Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin başlaması için “tek egemenlik, tek vatandaşlık” vurgusunun ortak açıklamada belirtilmesini isterken, Talat da bu konunun zaten Annan Planı’nda açıklığa kavuştuğunu hatırlattı. Buna rağmen Hristofyas, Talat’a, “Eğer bu cümleler açıklamaya girmezse, kapsamlı müzakereler konusunda, adım atmam” mesajını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı da sürecin sekteye uğramaması için, Rum liderin isteğine, “evet” dedi. Ardından da 1 Eylül’de kapsamlı müzakerelerin başlamasını önerdi.

BM not etti
Talat, 1 Eylül konusunda BM diplomatları önünde olumlu yanıt veren Hristofyas’tan, kapsamlı müzakerelerin 1 Eylül’de başlayacağının ortak açıklamaya konulmasını talep etti.
Rum lider bu öneriye de sıcak bakmadı. Bunun üzerine BM diplomatları, 1 Eylül konusunu not ettiler. Rum tarafı, 25 Temmuz’da yapılacak dördüncü zirvede 1 Eylül tarihinin açıklanması konusunda Türk tarafından istekte bulundu. Türk tarafı da bu isteğe olumlu yaklaştı.
Bu arada Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın bir Avusturya gazetesine verdiği demeçte, “Talat ile işgale ve ana vatanlara bağlılığa karşı mücadele ediyoruz” şeklindeki demecine, “Hristofyas yalan söylüyor” diye tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’ın, kendisini zor durumda bırakabilmek için, “Türkiye ile belki çatışır” diye çirkin saldırı yaptığını söyledi.

 

Rauf Denktaş tedirgin
KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin süreçle ilgili olarak, “Hapishanede yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım” dedi. Denktaş, süreçten umutlu olmadığını ifade ederek, “Teslimiyete gidiyoruz. Bir çıkmaza gidiyoruz” dedi.
Denktaş, 1964 yılında, Makarios yönetimi tarafından “istenmeyen adam” ilan edilmiş ve Ada’ya girişi yasaklanmıştı. 1967’de gizlice Ada’ya çıkarken yakalanan Denktaş, 15 gün tutuklu kalmıştı.
Kıbrıs Genç TV’de önceki     gece yayımlanan Basın Kulübü programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, sürece bakınca, “barış resmi göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir resim gördüğünü” kaydetti.
Çözüme dair hiç umutlu olmadığını belirten Denktaş, endişelerini, fırsat buldukça Cumhurbaşkanı Talat’la paylaştığını, yazılı olarak da ilettiğini anlatarak, “Kendileri benim bu korkularımın gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam ediyor” dedi.

MILLIYET 04/07/08

 

 

Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek yurttaşlık kesindir

DÜNYADA 2 EGEMENLİK VE 2 VATANDAŞLIĞA SAHİP DEVLET YOK"...Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsak ve murat ediyorsak, eğer bir 'Birleşik Kıbrıs' olacaksa, tek egemenlik, tek yurttaşlık olacağı kesindir" dedi. Talat, dünyada, iki egemenliğe veya iki vatandaşlığa sahip devlet olmadığını belirterek, egemenliğin ve yurttaşlığın tek olacağı bir çözümün nasıl uygulanacağının, kapsamlı müzakerelerde görüşüleceğini söyledi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsak ve murat ediyorsak, eğer bir 'Birleşik Kıbrıs' olacaksa, tek egemenlik, tek yurttaşlık olacağı kesindir" dedi.

   Talat, dünyada iki egemenliğe veya iki vatandaşlığa sahip devlet olmadığını belirterek, egemenliğin ve yurttaşlığın tek olacağı bir çözümün nasıl uygulanacağının, kapsamlı müzakerelerde görüşüleceğini söyledi.

   Talat, yeni kurulacak devletin egemenlik ve yurttaşlığından bahsedildiğinin ve bu yeni devlette egemenliğin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından eşit iki siyasi ortak olarak kullanılacağının unutulmamasını istedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, dün bir kabulü sırasında, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la yaptıkları son görüşmeden sonraki "tek egemenlik ve tek kimlik" açıklamasının çok eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine, yeni oluşacak devlette egemenliğin ortaklık çerçevesinde paylaşılacağını ve Kıbrıs Türklerinin azınlık olmayacağını vurguladı.

 

"Hristofyas yalan söylüyor"

 

   "Hristofyas'ın, anavatanlara bağlılıktan kurtulma yönünde kendisiyle anlaşma yaptığına dair demeçler verdiğiyle" ilgili soru üzerine ise Talat, Hristofyas'ın yalan söylediğini belirtti.

   Talat, Hristofyas'la, CTP Genel Başkanlığı döneminde de şimdi de aynı görüş ayrılıklarına sahip olduğunu söyleyerek, hiçbir deklarasyonda bu yönde bir açıklama yapılmadığını ve Hristofyas'ın kendisini zor durumda bırakmak veya Türkiye ile arasını açmak için bu tür çirkin saldırılar yaptığını sözlerine ekledi.

KIBRIS 04/07/08

 

 

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Teslimiyete gidiyoruz

Bir çıkmaza gidiyoruz" dedi.

   Rauf Denktaş, Kıbrıs Genç TV'de yayımlanan bir programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

   Yabancıların, "fırsat penceresi açıldı, bu iş artık olur" havasını her dönem yarattığını, bunların aldatmaca olduğunu dile getiren Denktaş, sürece bakınca, "barış resmi göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir resim gördüğünü" kaydetti.

   Çözüme dair "hiç umutlu olmadığını" belirten Denktaş, "çünkü Rum'un kilisesi ile Yunanistan'ın hiç değişmediklerini" söyledi.

   Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın, kendilerini Rum'a mahkum edeceğini savunan Denktaş, endişelerini, fırsat buldukça Cumhurbaşkanı Talat ile paylaştığını, yazılı olarak da ilettiğini anlatarak, "Kendileri benim bu korkularımın gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam ediyor" dedi.

   KKTC'den vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, "devlet ilan etmiş ve 25 yıl bu devleti yaşatmış insanların devletinden vazgeçmeyeceğini gençlere anlatmak gerektiğini" söyledi.

   "Acele edilmesin. Türkiye'nin de acele etmemesi lazım" diyen Denktaş, "Kıbrıs'ta Avrupa Birliği'nin (AB) her dediğini yapmakla AB kapılarının açılmayacağının bilinmesi gerektiğini" bildirdi.

Kıbrıs konusunda yaşananlardan endişeli olduğunu dile getirerek "Teslimiyete gidiyoruz" diyen Denktaş, "Hapishanede yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım" dedi.

KIBRIS 04/07/08

 

Irish experts advice Cypriots at peace conference
By Stefanos Evripidou

PEACE REQUIRES vision, commitment, community involvement and the “passion of possibility”, concluded a group of Irish experts at a peace conference in Nicosia yesterday.

The Reconstruction and Resettlement Council (RRC) invited experts from Ireland and Northern Ireland to share their experiences on the regeneration and rebuilding of the divided cities of Derry and Belfast.

Opening the seminar, Nicosia Mayor Eleni Mavrou said Cyprus had to be prepared for a period of smooth transition post-settlement. “We should take from the experiences of Belfast and Derry rather than try to reinvent the wheel. Our efforts will need local, national and international support,” she said.

Kate Burns, an expert-consultant and coordinator of the Irish mission, noted that Cyprus had a lot of symbolism to deal with as part of the peace process.

“I noticed you’ve got five flags in Cyprus. People often lean on symbols to cover their fear of dialogue and change,” she said.

Kyle Alexander, a strategic advisor on urban regeneration, said the rebuilding of divided communities had to include social inclusion, environmental responsibility and economic competiveness.

Respecting heritage, linking key destinations in a people-friendly way and creating shared spaces were also key aspects. “You need to be innovative and visionary.”

Tony Monaghan, a Regeneration Officer at Derry City Council explained how the city’s sensitive history was transformed into a viable tourism product, helping to bring the two communities together.

Three quarters of Derry is made of Catholics, the remainder Protestant. Around 25 per cent of the city was destroyed during the Troubles by bombing and neglect.

The city’s historic walls built in 1688 by Londoners were previously symbols of division but are now used to attract tourism.

“We used the new political climate to generate tourism,” he said.

“History is sensitive and emotive. A key challenge is recognising the past,” he added.

Derry’s communities were invited to join the tourism industry by telling their own stories of the city using their own content, which was then offered to the tourism market.

“This gives the community confidence, and includes them, while promoting cross-community partnership and engagement. A shared outlook can overcome false views of history,” said Monaghan.

Sean Brennan, a senior development officer at Intercomm, described his efforts to develop leadership within the North Belfast community.

He highlighted that many residents of North Belfast had never finished school.

“There were more deaths per square mile in North Belfast than any other area in Northern Ireland. The majority were killed within three metres of their front door. This creates a problem with community confidence,” he said.

Brennan warned that peace was a long process which didn’t occur overnight, quoting from Irish poet, W.B. Yeats, who said: “Peace comes drifting slow.”

Intercomm provides forums where current and former members of paramilitary organisations can meet and cooperate to avoid potential flare-ups between the two communities. It was started by two former inmates who belonged to opposite sides of the camp.

“We provide leadership skills to those looking up, very often from the gutters,” said, Brennan, adding, “Politicians sign peace accords, but it’s the people who make the peace on a daily basis.”

Brennan highlighted the importance of engaging with the “other” in peacetime, quoting from Liam Maskey: “In war you need weak enemies; in peace you need strong partners.”

For those heard saying, “Our community is not ready to move forward”, Brennan argued this usually meant that they were not ready and were taking their community with them.

Alexander gave the participants further food for thought when he quoted from Danish philosopher Soren Kierkegaard: “If I could wish for something, I would wish for neither wealth nor power, but the passion of possibility; I would wish only for an eye which, eternally young, eternally burns with the longing to see possibility.”

CYPRUS MAIL 04/07/08

 

Rum yönetiminden Lizbon anlaşmasına onay

Kıbrıs Rum yönetimi meclisi, AB karşıtı komünist partinin muhalefetine rağmen AB’nin yeni anayasası sayılan Lizbon anlaşmasını onayladı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:40 TSİ 04 Temmuz 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - 56 sandalyeli Rum meclisinde, oylamaya katılan 49 milletvekilinden 31’i evet, 17 komünist milletvekili hayır oyu verdi. Oylamada bir milletvekili çekimser oy kullandı. 2004’te AB üyesi olan Kıbrıs Rum kesimi, İrlanda tarafından 12 Haziran’da reddedilen Lizbon anlaşmasını onaylayan 20. üye ülke oldu.

 

 

Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı

AP'DE KKTC'NİN VARLIĞINI İNKAR EDEN BİR ZEMİN VAR"... UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Brüksel'deki görüşmeleri ışığında Avrupa Parlamentosu'ndaki hakim havanın "Rum'un üyeliğini tartışmanın anlamı yok, Kıbrıs Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu belirtti. Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk insanının Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini vurgulayarak, orada "KKTC'nin varlığını inkar eden bir zeminin" bulunduğuna işaret etti

"TALEPKAR DEĞİLİZ"... Ertuğruloğlu, ziyarette "Kıbrıs konusuyla ilgili bilgilendirmeye ihtiyaç duyduğunu belirten milletvekilleri" ile "Konfederasyon tezini destekleyen milletvekilleriyle" karşılaştıklarını belirtti. Bazı milletvekillerinin "Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri olması ve sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması" gibi noktalarda yardımcı olmak istediklerini belirttiklerini söyleyen Ertuğruloğlu, söz konusu hususlara talepkar olmadıklarının ilgililere anlatıldığını kaydetti

Ergül ERNUR

Brüksel temasları çerçevesinde Avrupa Parlamentosu'nda çeşitli ülkelerin milletvekilleriyle görüşen ve grup toplantılarına katılan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk insanının Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Parlamentosu'nda KKTC'nin varlığını inkar eden bir zemin olduğuna dikkat çeken Ertuğruloğlu, parlamentodaki hakim havanın "Güney Kıbrıs'ın üyeliğini tartışmanın anlamı yok, Kıbrıs Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu açıkladı.

Bu görüşteki milletvekillerinin "Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri olması ve

sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması" gibi noktalarda yardımcı olmak istediklerini belirttiklerini söyleyen Ertuğruloğlu, söz konusu hususlara talepkar olmadıklarının anlatıldığını kaydetti.

AB mevzuatına göre, Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri olabilmesi için Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın AB'ye talepkar olması gerektiğinin altını çizen Ertuğruloğlu, şöyle konuştu:

"Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Brüksel'e son ziyaretinde, "AB, Türkçeyi resmi dil yapacaksa buna bir itirazım yok" dedi. Bu samimiyetsizlik ve yalancılıktır. AB mevzuatına göre, AB bir dili kendi başına resmi dil yapmaz. Bir ülkenin kendi üyeliği kapsamında bunu talep etmesi gerekiyor. Ama Hristofyas, her zaman yaptığı gibi aldatmaca içerisinde bu sözleri Brüksel'de üstelik AB'nin parlamentosunda diyebiliyor".

Ertuğruloğlu, Brüksel'deki ziyaretlerin faydalı geçtiğini belirterek bundan sonraki ziyaretlerin Almanya ve İtalya'ya gerçekleştirileceğini de söyledi.

"Rum'un üyeliğini tartışmanın anlamı yok,

Kıbrıs Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı"

Yapılan görüşmeler ışığında Avrupa Parlamentosu'ndaki hakim havanın "Rum'un üyeliğini tartışmanın anlamı yok. Kıbrıs Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu belirten Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk insanının Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini çünkü orada "KKTC'nin varlığını inkar eden bir zeminin" bulunduğunu kaydetti.

Brüksel'de yaklaşık 15 Avrupa parlamenteriyle bir araya gelerek Kıbrıs konusunu görüşen UBP heyeti, parlamenterlerin görüş ve düşüncelerini dinleyerek milletvekillerine de kendi görüşlerini anlattı.

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, ziyarette iki önemli görüşün öne çıktığını belirterek birincisinin "Kıbrıs konusuyla ilgili bilgilendirmeye ihtiyaç duyduğunu belirten milletvekilleri" ikincisinin ise "UBP olarak savundukları konfederasyon tezini (iki egemen devletin varlığına dayalı egemen eşitlik temelinde ortaklık) destekleyen milletvekilleri" olduğunu söyledi.

Belçika'nın da konfederasyona doğru bir süreç içerisinde olduğu gerçeğinin bazı milletvekillerinin bu öneriye sıcak bakmasının nedeni olduğunu belirten Ertuğruloğlu, "Avrupa'nın ve Belçika'nın başkenti Brüksel'de bunların yaşanması Kıbrıs'ta bizlerin konfederal çatıda birleşilmesi önerimiz sempati buldu" dedi.

"Türkçenin resmi dillerden biri olması

ve parlamentoda 2 sandalye hakkı"

Bir diğer grubun ise Kıbrıs Cumhuriyeti denen bir Rum devletinin AB'ye üye yapılmasının yanlış olduğunu ancak bunun artık tartışılmasının bir anlamı olmadığını ifade ettiğini belirten UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, "Kıbrıs AB'ye üyedir ve bu kapsamda sizlerin alması gereken bazı haklar vardır. Biz bunların alınmasında size yardımcı olmak isteriz" düşüncesini aktardıklarını söyledi.

Belirtilen yardımı hangi kapsamda yapmayı düşündüklerini izah ettiklerinde UBP olarak pek tatmin olmadıkları bir zeminin ortaya çıktığını kaydeden Ertuğruloğlu, yardımcı olunmak istenen konuların Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri olması ve sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması noktaları olduğunu belirtti.

Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:

"Bu görüşe sıcak bakmadığımızı ve bizim için temel olanın Kıbrıs denen yasal bir cumhuriyetin olmadığı tamamen bir Rum devleti adına Kıbrıs Cumhuriyeti denen devletin bizim adımıza üye yapılmasının, Kıbrıs adasının bütünü adına yapılmasının kabul edilemez bir hata olduğunu belirttik. Bunun artık yapılmış bir hatadır diye tartışması olmaz diyerek bundan artık ne kaparız şeklindeki bir yaklaşım içinde olmayacağımızı söyledik. Parti olarak belirtilen hususlara talepkar olmadığımızı söz konusu milletvekillerine vurguladık".

"Hristofyas, aldatmaca içerisinde konuşuyor"

Türkçenin AB'nin resmi dili olmasının güzel olduğunu ancak bunun gerekçelerinin araştırılması gerektiğini ifade eden Tahsin Ertuğruloğlu, "Türkiye AB üyesi değil, Yunanistan, Almanya ve Bulgaristan'daki Türk azınlık yüzünden Türkçe resmi dil olmuyor. Ama Kıbrıs Cumhuriyeti sözde üye olduğu için böyle bir konu gündeme geliyor" dedi.

"Türkçe resmi dillerden biri olacak diye, Rum'un yasal olmayan Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla ve bizim adımıza AB üyesi olmasını onaylamamız, bundan medet ummamız söz konusu olamaz" şeklinde konuşan Ertuğruloğlu, AB mevzuatına göre Türkçenin resmi dillerden biri olabilmesi için Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın talep etmesi gerektiğini kaydetti. Ertuğruloğlu şöyle konuştu:

"Hristofyas, Brüksel'e son ziyaretinde, "AB, Türkçeyi resmi dil yapacaksa buna bir itirazım yok" dedi. Bu samimiyetsizlik ve yalancılıktır. AB mevzuatına göre, AB bir dili kendi başına resmi dil yapmaz. Bir ülkenin kendi üyeliği kapsamında bunu talep etmesi gerekiyor. Ama Hristofyas, her zaman yaptığı gibi aldatmaca içerisinde bu sözleri Brüksel'de üstelik AB'nin parlamentosunda diyebiliyor".

"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs nüfusunda hesaba katıldı"

Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması konusunun da aynı kapsamda olduğuna dikkat çeken UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, bu öneriyi kabul etmeleri durumunda "tutarsızlık" örneği sergileyeceklerini söyledi.

Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne 6 sandalye tanınmasının bir nedeninin de adadaki Türk nüfusun Kıbrıs nüfusunun ortaya çıkarılmasında hesaba katıldığı yönünde olduğunu kaydeden Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türkü'nün de nüfusunun dikkate alındığından bu teklifi "hak" olarak gördüklerini ifade etti.

"Böyle bir hesap yapılmasını talep eden biz olmadık. Zaten bunun yapılması da çok yanlış" şeklinde konuşan Ertuğruloğlu, "Kıbrıs diye üye aldıkları ülke, sadece Güney Kıbrıs'taki Rum halkıdır. Kıbrıs Türklerinin hesaba katılarak Kıbrıs denen üyeye 6 sandalye verilmesini biz talep etmedik. O da kendi içinde bir yanlış" dedi.

Ertuğruloğlu, kısa vadeli fırsatçı tekliflere yönelik bir duruşları olmadığının da altını çizdi.

"Türkiye'yle olan ilişkiler bağımlılık olarak yorumlanıyor"

Brüksel'deki temaslarda 'Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkartılması, Türkiye'nin Kıbrıs Türküyle olan ilişkisinin yıpratılarak sona erdirilmesi ve Türkiye'yle Kıbrıs Türkü arasına uçurumlar konması' gibi heveslerin de ortaya çıktığını kaydeden Ertuğruloğlu, Türkiye'den ülkemize getirtilecek su ile ilgili dahi farklı yorumlarda bulunduğunu söyledi.

Ertuğruloğlu, Avrupa'da ülkemize suyun Türkiye'den gelmesini bile Kıbrıs Türkünü rahatsız eden bir gelişme olarak değerlendiren kişilerin bulunduğuna işaret ederek Kıbrıs Türkünün Türkiye'yle olan ilişkilerinin devamını "bağımlılık" olarak yorumlayan kişilerin varlığına dikkat çekti.

KIBRIS 05/07/08

 

 

Let’s just get to next round without fighting’
By Jean Christou

AS TIME moves closer to new Cyprus negotiations, the pressure is mounting on both leaders from factions on their respective sides after a five-year sabbatical when the Cyprus issue went nowhere.

Mediators see the planned July 25 meeting of President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat as the last hurdle before full-fledged negotiations.

A date for new talks beginning in September is due to be announced at the meeting in three weeks time.

“As long as we can get them to the 25th without them falling out…,” said one mediation source yesterday.

Since they met on Tuesday both leaders have faced criticism over the latest joint statement they made. The statement, committing in principle to a “single sovereignty and citizenship” as part of a solution, was aimed as easing Greek Cypriot concerns, which emerged from the previous leaders’ meeting on May 23.

The two major political parties, ruling AKEL and opposition DISY hailed the move but the smaller parties disparaged the effort.

In the north, criticism against Talat was even stronger, particularly after his comment on Thursday that there was no state in the world with two sovereignties or two citizenships.

“If we desire a solution in Cyprus, and if there shall be a united Cyprus than surely there shall be single sovereignty and single citizenship,” he said.

The other issue that drew criticism in the north was the fact that Talat did not leave the meeting with a date for new talks.

“But he will deliver on the talks,” said the mediator. “There is a give and take [between the leaders[. The mentality here has always tended towards a zero sum game…a winner and loser. This has always been a problem.”

Some factions of the Turkish Cypriot press called on Talat to resign, while political parties were also critical. The National Unity Party (UBP) also called on him to resign.

Serdar Denktash said a single sovereignty would mean Turkish Cypriots becoming a minority. He said it would never be accepted.

He said the process began by Talat and Christofias was without hope.

“We are heading to submission,” Denktash said.

Meanwhile, according to reports in the Greek Cypriot press yesterday, Christofias is getting ready to prepare people for new negotiations and would be addressing the public after the July 25 meeting with Talat.

The public address to the nation is to inform the public about the realistic expectations, framework and timeframe for the talks that will begin in September.

CYPRUS MAIL 05/07/08

 

 

Cypriots split down the middle over future predictions
By Rula Aweidah

THE GLASS is neither half-empty or half-full, according to a new poll measuring Cypriots’ predictions for the future. Answering the question on how they saw their lives in 2028, half of all Cypriots said they though life would be better, with the other half predicting a downturn.

In a recent Eurobarometer, citizens were asked how they feel life would be in 20 years. Concerning working lives, 70 per cent of Cypriots expect that peoples working lives would be extended in the future. Just over 70 per cent of Cypriots agree that young people’s chances in life will depend much more on their own efforts and less on their family and social background than it does today.

Along with Cypriots, Ireland, Spain, Denmark and Malta expect that access to education would be easier in 20 years Only 20 per cent of Cypriots disagree with this expectation.

A big issue that many of us face in our daily lives is the cost of living. A majority of member states expects a worsening of this situation. Almost 90 per cent of Cypriots expect it will be harder to find affordable housing in the future then it is today.

The roles of women and men have changed over the years. Today men have started to help around the house, while woman are more in the work field. Cypriot respondents expect that in 20 years, men will take more equal share of the daily tasks at home.

Cyprus holds the highest percentage (83%) who expect that family ties will be weaker in the future.

Only half of the Cypriots that took part agree that everyone should pay higher taxes in the future, for better public services, an improved infrastructure and support for people in need.

Cyprus (with 94 per cent) was almost undivided in agreeing that there will be stricter rules in 20 years, to ensure that people’s lifestyles’ will be more respectful of the environment.

In the future it is expected that the elderly will be cared for by the society rather than the individual family. Both Cyprus (with 89 per cent) and Greece (with 88 per cent) were the most likely to agree with policies that increased the role of society as a whole in caring for the sick and elderly.

CYPRUS MAIL 05/07/08

 

 

European Commission awards €5m in scholarships to Turkish Cypriots
By Maria-Christina Doulami

AROUND 120 Turkish Cypriot students and teachers have been awarded scholarships by the European Commission, a press release announced yesterday.

This allows them to study an undergraduate or postgraduate programme or engage in research in any of the other 26 Member States of the EU for the duration of maximum one year.

The EU Scholarship programme will run for three consecutive academic years, from 2007-2010 and its total value amounts to €5 million. The grants are financed from the European Union Aid Programme for the Turkish Cypriot community.

The aim of the programme is “to give Turkish Cypriot students and teachers additional educational opportunities that will increase their knowledge in their own technical field while giving them the experience of studying and living in another EU Member State” said the announcement.

The main objective stated by the press release is “to bring the Turkish Cypriots closer to the EU and Europe closer to the Turkish Cypriot community.”

This opportunity will allow the 122 grantees to return to Cyprus after the completion of their studies and “contribute to the social and economic development of the Turkish Cypriot community” said the press release.

A former grantee summarises this unforgettable experience as “a new world” and says that “this scholarship gives me the opportunity of living at the standards of any other European citizen, makes me feel financially secure and lets me concentrate fully on my studies”.

“I feel that I am exploring new horizons, questioning, gaining new perspectives, making new friends.”

CYPRUS MAIL 05/07/08

 

 

National Council gets behind Christofas on reconciliation
By Jacqueline Theodoulou

THE MEMBERS of the National Council yesterday announced their support to President Demetris Christofias and his efforts to start direct negotiations over the Cyprus problem.

Despite reservations expressed by DIKO, EDEK, EVROKO and the Green Party, all members agreed to a joint statement – read by Government Spokesman Stefanos Stefanou following the three-hour meeting,

According to the statement, “The members of the National Council, after expressing their opinions on the developments, and some reservations, stated their support to the handlings of the President of the Republic and the continuation of efforts to open the way for direct negotiations, based on the biggest possible progress”.

Stefanou added: “This will be judged by the President of the Republic and a collective consultation with the parties before a final decision is made.”

The Government Spokesman repeated that prior to the July 25 meeting between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, the President will have a clear decision on whether he should move ahead into direct negotiations or not.

All political leaders expressed their concern over the political crisis in Turkey and how this may affect the developments of the Cyprus problem.

DIKO, EDEK, EVROKO and the Green Party all agreed that they weren’t impressed with the progress the technical committees and working groups were making. They also maintained that the basis of the solution had not yet been made clear.

DIKO President Marios Garoyian said his party’s aim was to help Christofias in his efforts. He added that Christofias had assured the National Council that he would be requesting an intensification of the working groups and technical committees’ operations.

“The aim of the Democratic Party [DIKO] is not to gnaw at the President of the Republic but to reinforce his negotiating abilities and position, and therefore we will continue with all our powers, in efforts to realise our side’s aims. It needs patience, persistence, calmness and correct dealings,” said Garoyian.

Yiannakis Omirou, the president of EDEK, added: “Our position is very well known regarding the preconditions for the beginning of direct talks. We believe that there needs to be satisfactory progress, a negotiated basis so that the talks can become productive, fruitful and operational.”

EVROKO leader Demetris Syllouris said direct talks without further progress would “lead to dead ends or to a bad solution”.

President Christofias left the meeting without making statements, as did DISY leader Nicos Anastassiades and Vice-president Averoff Neophytou.

CYPRUS MAIL 05/07/08

 

 

Ermenistan’dan Gül’e milli maç daveti

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü 6 Eylül tarihinde oynanacak Türkiye-Ermenistan Dünya Kupası eleme karşılaşması için Ermenistan’ın başkenti Erivan’a davet etti.

NTV

Güncelleme: 01:48 TSİ 06 Temmuz 2008 Pazar

 

ERİVAN - Ermenistan Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan resmi açıklamaya göre, Türkiye ve Ermenistan’ın 6 Eylül tarihinde oynayacakları Dünya Kupası eleme karşılaşması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davet edildiği duyuruldu.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, daha önce yaptığı açıklamada Türk-Ermeni ilişkilerini iyileştirmek için yeni adım atacağını ve milli maç daveti yapacağını dile getirmişti.

Halen Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki bulunmuyor. Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilerini 1991 yılında Ermenistan’ın Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ’ı işgal etmesinin ardından kesmişti.

Ermenistan’ın 1915 yılındaki Ermeni techirini soykırım olarak nitelendirmesi ve Türkiye’ye bu konuda baskı yapması da ilişkileri olumsuz yönde etkiliyor.

 

Özlenen tablo

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı Astana’nın Kazakistan’ın başkenti oluşunun 10. yıl dönümünün kutlamalarında özlenen barış tabloşu yaşandı.

Törende bir araya gelerek sohbet eden Cumhurbaşkanı Gül, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan arasında ilginç diyaloglar yaşandı. Aliyev ve Sarkisyan’ın kollarına girerek bir süre yürüyen Gül’e, Aliyev’in tercümanlık yapmak istedi. Ancak Sarkisyan araya girerek "Ben Türkçe biliyorum" diyerek söze girdi. Ancak Türkçe’sinin yeterli olmaması nedeniyle Aliyev, tercümanlık yapmaya devam etti. Koyu sohbete dalan düşman(!)kardeşler törende özlenen barış tablosu oluşturdu. Bu gelişmelerin meydana geldi saatlerde Ermenistan Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada ise, Dünya Kupası Eleme Grubu’nda başkent Erivan’da oyananacak Türkiye-Ermenistan milli maçına Cumhurbaşkanı Gül’ün davet edildiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Gül dün ayrıca Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile biraraya geldi. Medvedev’in konakladığı otelde gerçekleşen görüşmede Gül, "Türkiye ve Rusya komşu, dost ve her bakımdan ilişkileri ileriye giden iki ülkedir. İnanıyorum ki ilişkilerimizin daha ileri düzeye ulaşması için hepimiz el birliği içerisinde çalışacağız. Bunu gerçekleştirebileceğimize inanıyorum" dedi. Medvedev de görüşmeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke ilişkilerinin son dönemde büyük gelişme kaydettiğine dikkati çekti. Gül, Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Şaakaşvili ve Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov ile ayrı ayrı görüştü. Gül, Astana’da yapımı süren Türkiye Büyükelçiliği inşaatını gezerek yetkililerden bilgi aldı.

HURRIYET 06/07/08

 

 

Ankara, KKTC’ye ‘daha fazla para yok’ diyor

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’de, alım gücündeki gerilemeyi önlemek için maaşlarda 2 ayda bir düzenleme yapılması anlamına gelen “eşel-mobil” sisteminde, söz konusu periyodu 4 veya 6 aya çıkartarak düzenleme yapmak isteyen hükümet, sendikaların sert tepkisiyle karşılaşınca kendisini, “Türkiye bize daha fazla kaynak ayırmıyor” diyerek savundu.

Söz konusu kararın “eşel-mobili sulandırmak” ve ortadan kaldırmak anlamına geldiğini iddia eden sendikalar, yarın genel grev yapma kararı aldı. Maliye Bakanı Ahmet Uzun, uygulamayı eski haliyle sürdürebilmek için 80-90 milyon YTL’ye ihtiyaç duyduklarını, ancak Türkiye’nin bunu kendilerine vermeye yanaşmadığını söyledi.
Türkiye’nin kendilerine 2008 yılı için 600 milyon YTL bütçe verdiğini, ancak ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle geçtiğimiz aylarda ek bütçe istemek için Ankara’ya gittiklerini söyleyen KKTC hükümeti yetkilileri, Türkiye’nin cevabının, “Ben vereceğimi verdim, daha fazla vermiyorum” olduğunu aktardı.
Ankara’nın KKTC hükümetinden, ek bütçe talep etmek yerine ekonomik tedbirler almasını istediğini söyleyen yetkililer, eşel-mobil sisteminde yeniden düzenlemeye geçirilmesinin sadece bu amacı taşıdığını vurguladı. 

Soyer:?Gerçeklerle yüzleşmeliyiz
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, “Türkiye’den para talep etmek, iç borcu artırmak veya ekstra vergi gibi düzenlemeler yapmak istemiyoruz. Zaten Türkiye’den para istesek de vermeyecek” dedi. Soyer, Kıbrıs Türk halkının gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini ifade etti.

MILLIYET 06/07/08

 

 

Talat: Müzakere takviminde anlaştık

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda “neredeyse anlaşmaya vardıklarını” söyledi.

 

AA

Güncelleme: 10:24 TSİ 07 Temmuz 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Talat, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, “iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını” ifade ederek, “Bunun tam olarak ABD’deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir ‘tabu’ olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur” dedi.

“Bunun partenojenez (bakir doğum) ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dağılması” anlamına mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat şunları söyledi:

“Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını söylemedim. BM’ye ve AB’ye katılmak için yeniden başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim. Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti’nden hem de KKTC’den bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de aynılarına sahip. Yeni devleti, benim eyaletimden (state) bazı unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nden bazı unsurlarla yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur.”

“(MÜZAKARELERE) HİÇ KİMSEYE 1 EYLÜL’DE BAŞLAYACAĞIMIZI SÖYLEMEDİM”
Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine, “bu görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını” belirtti.

Talat, Kıbrıs Türk parti başkanlarıyla yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında doğrudan müzakerelerin 1 Eylül’de başlayacağını söylediğinin “doğru olmadığını” ifade ederek şöyle devam etti:

“Karara varmadık, ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylül’de başlayacağımızı söylemedim.”

“Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma gruplarıyla teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını” kaydeden Talat, “Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini” ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, “kendisinin de Ankara’nın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü” şeklindeki yorum soruya ise şu yanıtı verdi:

“Ne yapmak için Türkiye’nin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır.”

Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin sorulması üzerine ise Talat, şunları söyledi:

“Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını söyledim. Sayın Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir.”

 

 

"Kıbrıs'ta tek millet görmek istiyoruz"

 



7 Temmuz, 2008 17:43:00 (TSİ) CNN TURK

ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, ''(Kıbrıs'ta) tek millet, tek vatandaşlık ve bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz'' dedi.

Fried, Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelerin en kısa sürede başlamasını desteklediklerini ifade etti.
 
Ada'ya yaptığı ziyaret çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın yanı sıra BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook-Zerihoun ile görüşen Fried, temaslarının sonunda Lefkoşa ara bölgedeki Fullbright Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi.
 
Fried, Kıbrıs ziyaretinin ABD'nin Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediğinin bir kanıtı olduğunu kaydetti. "İki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek millet, tek vatandaşlık ve bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz" diyen Fried, liderlerin ilerleme sağlamasını ve kapsamlı görüşmelere başlamasını umduklarını söyledi.
 
Bir Amerikan planı olmadığını, ancak ABD'nin açık desteği olduğunu kaydeden Fried, bunun, liderlere dayatılacak bir konu olmadığını, yolu liderlerin göstermesi gerektiğini kaydetti.
 
Kıbrıs'ta ilerleme olduğunu belirten ve Ledra Caddesi'nin (Lokmacı Kapısı) açılmasını buna örnek gösteren Fried, Lokmacı'nın açılması konusunda, "Liderlerin sözel bağlılığının elle tutulur ifadesidir. İlerlemenin mümkün olduğunun göstergesidir" dedi.
 
"Liderler çözüme bağlı"
 
Her iki liderin de çözüme bağlı olduğunu kaydeden Fried, "Kıbrıs halkı, sorunsuz geçişlere baktığımızda, çözüme hazırdır" ifadesini kullandı.
 
Fried, görüşmelerin bir an önce başlaması ve ilerleme olması temennisinde bulundu.
 
Ada'nın birleştirilmesi çabalarını desteklediklerini, BM'nin de bu çabaların içinde yer aldığını kaydeden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, iki liderin "uzlaşma" sözü verdiğini vurgulayarak, "Umarız ilerleme sağlanır ve bir anlaşma olur, kapsamla müzakerelerle bir çözüme varılır" dedi.
 
"Müzakerelere liderler karar verecek"
 
Fried, "Nasıl bir zaman çerçevesi öngörüyorsunuz?" sorusuna karşılık, iki liderin 25 Temmuz'da görüşeceğini anımsatarak, "bunun orada belli olacağını" söyledi.
 
Kapsamlı müzakerelerin ne zaman başlayacağına Kıbrıs'ta liderlerin karar vereceğini belirten Fried, ABD olarak mümkün olan en kısa sürede kapsamlı müzakerelerin başlamasını desteklediklerini kaydetti.
 
Fried, "Türkiye'deki gelişmelerin Kıbrıs'taki sürece olumsuz etkisinin olup olamayacağı" yönündeki bir soru üzerine de, Türkiye'nin de Kıbrıs'ta çözümü desteklediğini ifade ederek, Türkiye'deki siyasilerle defalarca görüştüğünü ve onların Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu savunduğunu belirtti.
 
Daniel Fried, "Umarız Türkiye'deki siyasi gelişmeler demokrasi içinde çözüme kavuşur ve bu süreç aşılır. Umarım Türkiye'deki durum Kıbrıs'taki çözüm çabalarını olumsuz etkilemez" dedi.
 
Avrupa Birliğinin (AB) sürece teknik olarak destek verebileceğini kaydeden Fried, Kıbrıs'taki sorunu liderlerin çözeceğini, ilerlemenin de liderlerden geleceğini belirtti.
 
Fried, bir soru üzerine, Kıbrıs sorununun çözümü için yıllar içinde çok şey yapıldığını, liderlerin bundan faydalanabileceğini söyledi.

 

 

Independent: Üstsüz turistlerin yerini haşemalı İslamcılar aldı

 Merve LOĞMANOĞULLARI/LONDRA, (DHA)

NGİLTERE'nin önde gelen gazetelerinden The Independent, ‘Türk kadınlar kapanıyor, bikinisiz tatillerde patlama yaşanıyor’ başlığıyla verdiği tam sayfa haberde Türkiye sahillerinde hızla artan eğilime dikkat çekerek, turizmcilerin ‘Gerçek para bırakanlar onlar olduğu için biz de İslamcı turizme döndük’ ifadelerine yer verdi.
10 milyar Sterlin’lik turizm sektöründe en hızlı artışı gösteren ‘İslamcı turizm’ olması nedeniyle, üstsüz de güneşlenebilinen normal otellerin ‘İslamcı oteller’e dönüştürüldüğünü kaydeden Independent, bunun örneği olarak Şerafettin Ulukent'in 1980'li yıllarda Çeşme'de açtığı tatil köyüne işaret etti. Turizmcilerin bu sektöre olan eğiliminin ise Türkiye’de farklı yorum ve eleştirilere yol açtığını öne sürdü.
AKP'nin ‘dindar’ bir parti olduğunu, fakat parti duruşunun laik güçlerle çatıştığında öne sürülen tartışmanın türban ve kapalı giyim üzerinde yoğunlaştığını yazan Independent, ‘Birçok Türk, bu tatil köylerini, muhafazakar İslamcı siyasetin doğurduğu sonuçları olarak görüyor’ diye ifade etti. Türk toplumunun ‘patriarkal’ (erkeğe öncelik) yapısına da dikkat çeken İngiliz gazete, ‘İslamcı turizm’e bu nedenle rağbetin arttığını da öne sürdü.
Gazete, 1997’de kapatılan İslamcı otellerin yeniden artışta olduğunu ifade ederken, bu tür tatil yerlerinin özellikle ayrı kadın-erkek plajlarının, alkol yasağının ve ezan sesinin en çekici unsurları olduğunun altını çizdi.

MILLIYET 07/07/08

 

 

KKTC’de genel grev

KKTC’de sendikalar, hükümetin eşel mobil sistemindeki değişiklik çalışmalarına tepki göstererek, ülke genelinde
genel greve gitti.
Grev, 35 sendikanın katılımıyla, iş yerlerine göre esnek saatler arasında uygulanıyor. Grev, 4 ile 24 saatlik sürelerle yapılacak. Grevin limanlarda 24 saat, havaalanında 08.00-18.00 saatleri arasında ve hastanelerde 08.00-12.00 saatleri arasında yapılması kararlaştırıldı. Sendikalar, hükümetin eşel mobil sistemindeki değişiklik konusunda
ısrarcı olması halinde daha etkili eylemlerde bulunacakları uyarısında bulunuyor. Yaptıkları açıklamalarda ve gazetelere verdikleri ilanlarda, "çalışanlara yönelik saldırılara müsaade etmeyeceklerini" belirten sendikalar, "Ya yasanız gidecek, ya da siz" sloganını kullanıyor.

Genel grev nedeniyle, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY), Atlasjet ve Pegasus, seferlerinin saatlerinde değişiklik yaptı. KTHY, Ercan Havaalanı’nda örgütlü sendikaların 08.00-18.00 saatleri arasında uyguladığı grev nedeniyle yolcu mağduriyetini asgariye düşürmek için Ercan çıkışlı ve Ercan varışlı seferlerinin saatlerinde değişikliğe gitti. Buna göre, KTHY ve Atlasjet’in bugünkü tüm uçuşları grev saatleri öncesi ve sonrasına alındı. Pegasus ise bugünkü
seferlerinin birçoğunu iptal ederek, yolcuları diğer uçuşlara aktardı. Greve, devlete bağlı Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BTR) ile Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) da katılıyor. TAK, "Abonelerin dikkatine" başlığıyla yayımladığı açıklamada, "Türk-Ajansı Kıbrıs (TAK) çalışanları bugün (7 Temmuz 2008) grevde olduğundan, kurum bugün hizmetlerini yerine getiremeyecektir" dedi.

Emekliler Cemiyetinin de destek verdiği greve "KTÖS, KTOEÖS, DEV-İŞ, DEVRİMCİ GENEL İŞ, DEVLET-İŞ, EMEK-İŞ, PETROL-İŞ, MAĞUSA TÜRK GENEL İŞ, HÜR-İŞ, KAMU-İŞ, BÜRO-İŞ, HAVA-SEN, BAY-SEN, BEL-SEN, MEMUR-SEN,
TÜRK-SEN, EL-SEN, TEL-SEN, BANK-SEN, GIDA-SEN, SAĞLIK-SEN, KTAMS, KAMU-SEN, GÜÇ-SEN, TIP-İŞ, BES, MEC-SEN, TUR-İŞ, DAÜ-BİR-SEN, VERGİ-SEN, ÇAĞ-SEN, ATES, BASIN-SEN, BASS, VET-TEK-SEN" katılıyor.

MILLIYET 07/07/08

 

 

Talat: Neredeyse anlaştık

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda “neredeyse” anlaşmaya vardıklarını söyledi.

“İki kurucu eyalete sahip, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda” da anlaştıklarını yineleyen Talat, “Bunun tam olarak ABD’deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegâne bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir ‘tabu’ olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC’den oluşacağı gayet açık bir unsurdur” dedi.
Rum Alithia gazetesine konuşan Talat, 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine, kendisinin bu görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve sonunda 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını belirtti.
Talat, Kıbrıs Türk parti başkanları ile görüşmesinde doğrudan müzakerelerin 1 Eylül’de başlayacağını söylediğinin doğru olmadığını ifade etti ve şunları söyledi: “Karara varmadık, ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylül’de başlayacağımızı söylemedim.”
Ankara’nın baskısı
Hristofyas’ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını söyleyen Talat’a, kendisinin de Ankara’nın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü şeklindeki bir yorum soruya ise şu yanıtı verdi:  “Ne yapmak için Türkiye’nin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır.”

MILLIYET 07/07/08

 

 

'Müzakere takviminde Hristofyas’la neredeyse anlaştık'

07/07/2008

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını belirtti

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "neredeyse anlaşmaya vardıklarını" söyledi. Talat, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, "iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını" ifade ederek, "Bunun tam olarak ABD’deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir ’tabu’ olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi.

"Bunun partenojenez (bakir doğum) ve ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dağılması" anlamına mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat şunları söyledi:

"Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını söylemedim. BM’ye ve AB’ye katılmak için yeniden başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim. Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti’nden hem de KKTC’den bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de aynılarına sahip. Yeni devleti, benim eyaletimden (state) bazı unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nden bazı unsurlarla yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur."

 

"1 Eylül’de müzakerelere başlayacağımızı söylemedim"

 

Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine, "bu görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını" belirtti.

Talat, Kıbrıs Türk parti başkanlarıyla yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında doğrudan müzakerelerin 1 Eylül’de başlayacağını söylediğinin "doğru olmadığını" ifade ederek şöyle devam etti:

"Karara varmadık, ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylül’de başlayacağımızı söylemedim."

"Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma gruplarıyla teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını" kaydeden Talat, "Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini" ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, "kendisinin de Ankara’nın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü" şeklindeki yorum soruya ise şu yanıtı verdi:

"Ne yapmak için Türkiye’nin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır."

Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin sorulması üzerine ise Talat, şunları söyledi:

"Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını söyledim. Sayın Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir." (aa)

Takvimde anlaştılar

FEDERASYON, KIBRIS CUMHURİYETİ VE KKTC'DEN OLUŞACAK... Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "nerdeyse" anlaşmaya vardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderle iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda da anlaştıklarını yinelerken, "benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi

 

 

l MÜZAKERELERE GEÇİLEBİLİR... Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma grupları ile teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını vurgulayan Talat; hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini ifade etti. Kendisinin Ankara'nın baskısı altına olmadığını kaydeden Talat, Hristofyas'ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti

 

 

 

   Güney Kıbrıs'taki Alithia gazetesi, söyleşi yaptığı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "nerdeyse" anlaşmaya vardıklarını bildirdiğini belirtti.

   Gazeteye göre, "İki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda" da anlaştıklarını yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bunun tam olarak ABD'deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir 'tabu' olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat; 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine "kendisinin bu görüşmeden beklentisinin doğrunda müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını" belirtti.

   Talat; Kıbrıs Türk parti başkanları ile yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında doğrudan müzakerelerin 1 Eylül'de başlayacağını söylediğinin, "doğru olmadığını" ifade etti ve şunları söyledi:

   "Karara varmadık ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylül'de başlayacağımızı söylemedim."

   "Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma grupları ile teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını" vurgulayan Talat; "Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini" ifade etti.

   Cumhurbaşkanı Talat; Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, "kendisinin de Ankara'nın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü" şeklindeki yorum soruya ise şu yanıtı verdi:

   "Ne yapmak için Türkiye'nin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır."

   Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:

   "Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını söyledim. Sn. Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir."

 

"Federasyonun Kıbrıs cumhuriyeti ve KKTC'den oluşacağı açıktır"

 

  Cumhurbaşkanı Talat; "two states" terimini kullandığında tam olarak neyi, "ABD'deki eyaletleri mi yoksa bağımsız bir devleti mi" kastettiği şeklindeki soruyu ise şu şekilde yanıtladı:

   "Bağımsız devlet derken neyi kastediyorsunuz. İki kurucu eyalete sahip olacak iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştık. Tam olarak ABD'deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir 'tabu' olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur."

   Bunun partenojenez (bakir doğum) ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dağılması" anlamına mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat şunları söyledi:

   "Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını söylemedim. BM'ye ve AB'ye katılmak için yeniden başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim. Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti'nden hem de KKTC'den bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de aynılarına sahip. Yeni devleti benim eyaletimden (state) bazı unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bazı unsurlarla yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur."

    Cumhurbaşkanı Talat, söyleşisinde ayrıca; "yeni devletin bölünmez olacağını öngören bir anlaşmaya imza koymaya hazır olduklarını, yıllardan beridir söylemekte olduğunu" da belirtti.

   Alithia, Cumhurbaşkanı Talat'ın söyleşisinin ikinci bölümünün bugün yayımlanacağını ve söyleşisinin bu bölümünde Talat'ın, mülkiyet, 2004 sonrası dönem gibi konulara değineceğini de yazdı.

KIBRIS 07/07/08