'BM Kıbrıs özel temsilcisi Downer olacak'
|
30 Haziran, 2008 08:42:00
(TSİ) CNN TURK |
Avustralya eski Dışişleri Bakanı
Alexander Downer, BM Kıbrıs özel temsilciliğine getiriliyor. Bu
iddianın sahibi, bir Avustralya gazetesi.
Avustralya'da, en uzun süre Dışişleri
Bakanlığı görevini sürdüren isim olan Downer'ın,
çarşamba günü yeni rolünü açıklayacağı iddia edildi.
Şimdiki Dışişleri Bakanı Stephen Smith de eski
mevkidaşına destek verdi.
Smith, BM Genek Sekreteri'nin böyle bir teklif yapması halinde, hükümet
olarak buna yüzde 110 destek vereceklerini söyledi.
Alexander Downer, Yeni Zelanda hükümetiyle birlikte, Papua Yeni Gine'de uzun
yıllar devam eden sivil savaşa son veren barış
anlaşmasına katkıda bulunmuştu.
Downer ayrıca, 1999 yılında Doğu Timor'da Cakarta
yanlısı militanların kanlı bağımsızlık
hareketinin BM destekli kuvvetlerle bastırılmasında da etkin rol
oynamıştı.
Birleşmiş Milletler şu anki Kıbrıs özel temsilcisi ise
Etiyopyalı Tayebrook Zerihoun
İSTANBUL Milliyet
Araştırmaya göre, AKPnin Ocak 2008de yüzde 54.2 olan ve mayısta yüzde 39.7ye gerileyen oy oranı, Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde derse türbanla girmenin önünü kesen kararından sonra yüzde 43.4e yükseldi. Araştırma, kararsızlarda önemli bir artış olduğunu da ortaya koydu
Milliyet için A&G Şirketi tarafından
yapılan kamuoyu araştırmasında, AKPnin ocak sonundan
itibaren sürekli oy kaybettiği, ancak Anayasa Mahkemesinin türban
kararından sonra gelen tepki oyları nedeniyle biraz kendini toparladığı
ortaya çıktı. Ankete göre, CHP oylarındaki düşüş
eğilimi sürerken, kararsız oyları artıyor.
Araştırmada elde edilen verilere göre, bugün seçim olsa AKP yüzde
30.3, kararsızlar yüzde 30.2, CHP yüzde 12.7, MHP ise yüzde 11.7
oranında oy alabiliyor. Cevap vermeyenler, kararsızlar ve
sandığa gitmek istemeyenler, partilerin oy oranlarına
ağırlığınca
dağıtıldığında ise ortaya çıkan oy tablosu
şöyle: AKP yüzde 43.4, CHP yüzde 18.1, MHP yüzde 16.8.
Türban kararı AKPye yaradı
AKPnin Ocak 2008deki yüzde 54.2lik oy oranı, 24-25 Mayıs 2008de
yüzde 39.7lere gerilerken, 14-15 Haziran 2008de Anayasa Mahkemesinin
üniversitelerde türbanla derslere girmenin önünü kesen kararıyla yüzde
43.4e çıktığı belirlendi.
Bu arada, Erdoğansız AKPye oy veririm diyenlerin oranı
araştırmaya göre, yüzde 65.9 çıktı.
Eğitimli kapatılsın diyor
Türk seçmeninin çoğunluğu (yüzde 53.3) AKPnin
kapatılmasına karşı. Kapatılsın diyenlerin
oranı yüzde 34.3. Eğitim düzeyi yükseldikçe kapatma
kararını isteyenlerin oranı artmakta, karşı
çıkanların oranı ise düşmekte. Büyükşehirden
kırsala doğru gidildikçe kapatılmasın diyenlerin
oranı ise yükselmekte.
AKP kapatılırsa yeni partinin oyu ne olur? sorusuna Oyları
düşer diyenler yüzde 38le birinci sırada yer aldı. AKP
kapatılırsa ve Erdoğana yasak gelirse Türkiye ekonomik ve
siyasi kaosa girer diyenlerin oranı da yüzde 37.7 çıktı.
AByi isteyen AKPliler arttı
AKP hiç hata yaptı mı? sorusuna, seçmenin yüzde 75i genel olarak
icraatlarına baktığında AKP iktidarının bazı
hataları olduğunu düşünüyor, ancak her 100 kişiden 25i
AKP hiç hata yapmadı diyor. Türban düzenlemesiyle Türkiyeyi gerdi
diyenlerin oranı yüzde 35.6 çıktı.
Avrupa Birliği konusunda, Türkiye ABye mutlaka üye olmalıdır
diyenler yüzde 47.6yla birinci sırada yer aldı.
Ocak 2008de Türkiye ABye mutlaka girmeli diyen AKP seçmeninin oranı
yüzde 29.5 iken, kapatma davası hakkında ABden gelen
açıklamalar bu oranı yüzde 47.1e sonra yüzde 52.4e yükseltti.
ADİL GÜRÜN ANALİZİ
AKP her durumda birinci parti
Araştırmada elde edilen verileri inceledikten sonra bir
değerlendirme yaparsak, özetle şunları söyleyebiliriz:
Ocak sonundan itibaren sürekli oy kaybeden AKP, Anayasa Mahkemesinin türban
kararından sonra gelen tepki oyları nedeniyle biraz
toparlanmış görünüyor.
CHP oylarındaki düşüş eğilimi sürerken,
kararsızların oranı ise artıyor. Kararsızlar ve hiçbir
partiye oy vermeyeceğim diyenler yüzde 30un üzerine çıkmış
durumda. Bu sonuç, geçmiş araştırma raporlarında
belirttiğimiz seçmen oy verecek parti bulamıyor tezini
güçlendiriyor.
Türk seçmeninin çoğunluğu, AKPnin kapatılmasına
karşı çıkmakta, şayet kapatılırsa veya
Başbakan Erdoğana yasak gelirse bunun belki ekonomi
piyasalarında bir süre dalgalanmaya neden olacağına ancak,
zamanla her şeyin yoluna gireceğine ağırlıklı
olarak inanıyor. Kaos olur tezini çoğunlukla AKP seçmeni
dillendiriyor.
Seçmenin yüzde 75i, genel olarak icraatlarına baktığında
AKP iktidarının bazı hataları olduğunu düşünüyor.
Ancak her 100 kişiden 25i AKP hiç hata yapmadı diyor. Bunu, toplam
seçmenin yüzde 25i, muhtemel bir milletvekili seçiminde sandığa
gidecek seçmenin ise yaklaşık yüzde 30u sadık AKP seçmeni diye
yorumlamak yanlış olmaz. Bu seçmenler muhtemel bir kapatma
kararından sonra da AKP yerine kurulacak ve Erdoğanın işaret
edeceği partiye, ülkemizde çok olağanüstü gelişmeler olmaz ise
oy verecek.
Önümüzdeki dönemde siyaset sahnesinde yer alabilecek yeni oluşumlar ve
liderleri, bu sadık AKP seçmeni dışındaki AKP
oylarını ve muhalefetten memnun olmayan seçmenleri kazanmaya
çalışacak.
Görünen o ki, Anayasa Mahkemesinin muhtemel kapatma veya yasak kararından
sonra kurulacak yeni parti, oy kaybedecek olmasına rağmen, çok önemli
gelişmeler olmazsa (partinin bölünmesi-ağır bir ekonomik kriz
vs.) tek başına iktidar olamasa da en büyük parti olacak.
Araştırmanın
künyesi
Araştırma, 14-15 Haziran 2008 günleri Türkiyenin 7 coğrafi
bölgesinde, 34 il ve 112 ilçede, bunlara bağlı 134 mahalle ve köyde,
18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 1195i kadın toplam 2 bin
403 denekle, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı.
Örneklemin seçilmesinde çok aşamalı tabakalı tesadüfi
yöntem; görüşülecek deneklerin belirlenmesinde ise, cinsiyet ve yaş
kotası uygulandı.
Çalışma şu illerde yürütüldü: Adana, Afyon, Ankara, Antalya,
Balıkesir, Batman, Bursa, Balıkesir, Bingöl, Çanakkale, Çorum,
Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, Hatay,
İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa,
Mardin, Ordu, Sakarya, Samsun, Trabzon, Van, Yalova ve Zonguldak.
MILLIYET 30/06/08
Ulusal davamız olsa da Kıbrıs bizde
artık pek ilgi uyandırmıyor. Ancak, mevcut statükonun
korunacağını düşünüp konuyu radarlarından
çıkaranlar yanılıyorlar. Biz içerde birbirimizi yerken öyle
gelişmeler oluyor ki, yakında Bunlar nereden çıktı?
diyeceğiz.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Dimitris
Hristofyas yeni çözüme çabaları çerçevesinde yarın bir araya
geliyorlar. Türk tarafı görüşmeden kapsamlı müzakere
kararının çıkmasını istiyor. Rumların bu süreçte
de zamana oynadıklarına inanarak ucu açık müzakereler istemiyor.
İspat sırası Rumlarda
21 Martta başlayan yeni süreç kapsamında kurulan çalışma
gruplarında hiçbir ilerleme sağlanamadığını
belirten Rumlar da zaten, ABnin konuya daha fazla müdahil olmasını
istemekle kendilerini deşifre ediyorlar.
Özetle, Türk tarafı 2004te çözümden yana tavrını gösterdi.
Şimdi çözüm istediklerini ispat etmesi gerekenler Rumlardır. Bunu ise
henüz somut olarak yapmış değiller. Son Rum seçimlerine dayalı
bazı olumlu varsayımlar var ortada, o kadar.
Geçen hafta, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezinden bir heyetle
Cumhurbaşkanı Talatın davetlisi olarak KKTCdeydik. ASAM
heyetinin dikkat çeken isimleri ise şunlardı:
Güvensizlik hâkim
Eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, eski Washington Büyükelçisi
Faruk Loğoğlu, eski BM Daimi Temsilcisi Ümit Pamir ve halen eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa danışmanlık yapan
emekli Büyükelçi Tugay Özçeri. Hepsi yıllarını
Kıbrısa adamış kişiler.
Kendileriyle birlikte Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer, baba
ve oğul Denktaş, ana muhalefet lideri Ertuğruloğlu ve eski
Rum lideri Glafkos Kleridesin kızı Katie Klerides
başkanlığındaki Rum heyetiyle yaptığımız
görüşmelerden çıkardığımız sonucu tek kelimeyle
özetleyebiliriz.
Güvensizlik. Üstelik sadece Kuzey ve Güney arasında değil. Herkes
arasında bir güven bunalımı yaşanıyor. Özetleyelim:
Denktaşın tepkisi
1- Muhalefeti de içine alan Denktaşçılar kampına göre, Talat
ile Soyer Kıbrısı satmak üzereler. Bu konuda AKPye de
güvenmiyorlar. Dışişleri Bakanı Babacanın
Kıbrısta fırsat penceresi açılmıştır
sözlerine fena içerleyen baba Denktaş, Bu, fırsat penceresi
değil, intihar penceresidir diyor. Oğul Denktaş ise,
Ankaranın adada ağırlığını artık
hissettirmediğini savunuyor. Dışişleri
Bakanlığımızdan da bu yüzden açıkça şikâyetçi.
2- Cumhurbaşkanı Talat ihtiyatlı konuşmak zorunda. Ancak
söylenenlere bakılırsa o da 30 yıllık yoldaşı
Hristofyasa hiç güvenmiyor. İngilterenin Rum kesimiyle 5 Haziranda
imzaladığı Memoranduma da ateş püskürüyor.
İngilterenin, Kuzey Kıbrısta kıyamet koparan bu
memorandumla Türklere karşı taraf tuttuğunu gösterdiğini,
bu yüzden güvenilemez olduğunu söylüyor.
Kaygılar ve KKTC
3- Rumlar ise Türkiyeye güvenmiyorlar. Talat ile Hristofyasın bir
anlaşmaya varmaları halinde bile Ankaranın bunu
bozacağına, hükümet kabul etse bile TSKnın anlaşmayı
yok sayacağına inanıyorlar.
İşin ilginç yanı ise, Kuzey Kıbrısta da bu
kaygıyı paylaşanların olması. Nitekim, Talat da
Türkiyedeki siyasi gelişmelerden endişe duyduğunu birkaç kez
açıkça dile getirdi. Öte yandan, TSKnın Talat ve CTP hükümetine hiç
güvenmediği de malum.
Bu genel güvensizlik ortamında Kıbrısta bir çözümün nasıl
ortaya çıkacağı bir muamma olarak önümüzde duruyor.
SEMIH IDIZ MILLIYET 30/06/08
Oslo'da "gayrı resmi" görüştüler
NAMİ YALANLAMADI... Cumhurbaşkanlığı'nın
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovu, merkezi Cenevre'de bulunan İnsani Diyalog
Merkezi'nin davetlisi olarak 24-26 Haziran tarihleri arasında Oslo
Formu'na katıldı. Özdil Nami, Oslo'da, Yakovu'yla
görüştüğünü ancak bu görüşmede Kıbrıs sorununun
gündeme gelmediğini söyledi
Cumhurbaşkanlığı'nın müzakerelerden sorumlu
temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu,
Oslo'da bir araya geldi
Nami, Rum basınında yer alan Yakovu'yla bir araya geldikleri
yönündeki haberleri doğruladı ancak görüşmenin gayrı resmi
olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanlığı'nın Müzakerelerden Sorumlu
Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu,
merkezi Cenevre'de bulunan İnsani Diyalog Merkezi'nin davetlisi olarak
24-26 Haziran tarihleri arasında Oslo Formu'na katıldı.
Konuyla ilgili BRT'nin sorularını yanıtlayan Özdil Nami,
Oslo'da, Yakovu'yla görüştüğünü ancak bu görüşmede
Kıbrıs sorununun gündeme gelmediğini söyledi.
Nami, Yakovu'yla, iki lider arasında gerçekleşecek
görüşmeye yönelik gayri resmi bazda fikir alışverişinde
bulunduklarını ifade etti.
Nami, Talat ve Hristofyas'ın, 1 Temmuz'da gerçekleşecek
görüşmesine ilişkin ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki
Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'ın daha önce
açıkladığı gibi, görüşmenin,21 Mart mutabakatında
öngörüldüğü gibi olacağını belirtti.
Görüşmede, komitelerin çalışmalarının
değerlendirilmesinin yanı sıra kapsamlı müzakerelere
nasıl geçileceğinin de ele alınacağını söyleyen
Nami, görüşmeye olumlu beklentilerle gideceklerini kaydetti.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ise Oslo'daki
temaslarıyla ilgili değerlendirmesinde, iki liderin
toplantısı öncesinde kendisi ile Özdil Nami arasında bir
görüşme olmayacağını açıkladı.
Beklentileri artırmak ya da endişeleri teşvik edecek bir
görüşme yapmamaya karar verdiklerini bildiren Yakovu, Oslo'da
gerçekleşen görüşmenin planlanmadığını ancak
bazı konuların ele alındığını kaydetti.
KIBRIS
30/06/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:01 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı
PARİS
- Fransız Senatosunun Dışişleri ve Savunma Komisyonu
başkanı Josselin de Rohan, bazı Fransız milletvekillerinin
Türkiyenin gelecekteki AB üyeliğinin Fransada zorunlu halk
oylamasına götürülmesi yönünde başlattıkları girişimin
Senato tarafından geri çevrilişi ve Türk-Fransız
ilişkilerini NTVye değerlendirdi. De Rohan, laiklik ve
Kıbrıs sorununun önemine işaret ederken, Fransızların
Türkiyeyi tanımadığını söylüyor.
Fransız Senatosu, Anayasa değişikliği paketi
çerçevesinde Meclisin kabul ettiği Türkiye maddesini iptal kararı
aldı. İptal kararının gerekçesi nedir?
Söz konusu önerge açık biçimde Türkiyeyi hedef alıyordu. Saygı
duyduğumuz dost ve müttefik bir ülkeye karşı
ayrımcılık yapıldığını gördük.
Yaralayıcı bir madde olarak görülebileceğinden bu metnin
Fransız Anayasasına girmesi kabul edilemez düşüncesindeyiz. Bu
nedenle AB üyeliklerinin onaylanması için hangi yolun seçileceğinin,
cumhurbaşkanının takdirine bırakılmasını
öngören formüle geri döndük.
Karar Senatoda ezici oy çoğunluğuyla alındı. Şimdi
ne olacak?
Ulusal Meclise geri gidecek. Anayasa reformunun geçmesi için, Senato ve
Meclisin Anayasanın tüm düzenlemeleri üzerinde görüş birliğine
varmaları gerekiyor.
Senato ile Meclis bu konuda çarpışabilir mi?
Bir çarpışma olacaktır. Bunun da ne kadar süreceğini
göreceğiz. Sonrası ne olur bilemem.
Anayasa değişikliği için Senato ve Meclisin birleşik
oturumda hangi tarihte toplanacağı şimdiden belli mi?
Şimdilik 21 Temmuz olarak öngörülmüş durumda ama
değişebilir.
Tüm Avrupada olduğu gibi Fransada da bir Türkiye
tartışması var. Ancak Fransadaki tartışma Türkiyeyi
yaralayıcı bir uslupta gerçekleşiyor. Nedir bunun gerekçesi?
Bu izlenimin doğru olduğunu sanmıyorum. Fransa bu tavra
sahip tek ülke değil. Almanya ve Avusturya da aynı çekincelere
sahipler. Sorun, Türkiyenin tam anlamıyla coğrafi olarak Avrupada
olmamasından kaynaklanıyor. Yasal planda Türkiye henüz Avrupa
Birliği ile tam uyum içinde değil. Türkiyenin AB üyeliği
öncesinde gerçekleştirmesi gereken müzakere başlıkları var.
Fransızların, devletin laikliği gibi bazı konularda önem
verdikleri konular var. Laiklik tartışmasının Türkiyede
devam ettiğini de biliyoruz.
Türkiyede aylardır devam eden bu tartışma hakkında ne
düşünüyorsunuz?
AB yasalarıyla uyum dışında Fransızların Türkiye
konusundaki kararlarında iki konunun ağır basacağı
düşüncesindeyim. Birincisi laiklik tartışması. Atatürkten
bu yana Türk devletinin laik olduğunu ve nüfusun önemli bir bölümünün bu
ilkeye bağlı olduğunu biliyoruz. Ancak İslami partinin
iktidara gelmesinden bu yana laiklik konusundaki gelişmeler, hatta
laikliğe çelmeler, kafalarda soru işaretleri yaratıyor.
İkincisi ise Kıbrıs sorunu. Kıbrıs AB üyesi bir
devlet. Türk ordusunun Kıbrısta bulunması bir sorun. Fransa
biliyorsunuz KKTCyi tanımıyor. Bu sorunların mutlaka çözüme
kavuşması gerekiyor.
Bir yanda Fransız Meclisinde yüzde 5 kriterini yaratan
milletvekilleri, diğer yanda ise Senatoda daha akil bir ses var.
Nasıl oluyor da bir parti içinde Türkiye konusunda bu denli geniş bir
uçurum bulunuyor?
Büyük bir siyasi partide her zaman değişik akımlar mevcuttur.
Herkes aynı yönde yürümez, herkesin analizi aynı olacak diye bir
şey yok. Demokrasi böyle. Gayet de normal. Ben partinin, Türkiyeyle
müzakerelerin zaman alacağını düşünen kanadındanım.
Bu müzakereler belki de sonuca ulaşmayacak. Ama bu, ayrımcı bir
tutumda bulunmak ve Fransız Anayasasına yabancı bir ülkeyi hedef
alan düzenleme yerleştirmek için gerekçe olamaz. Olursa da Fransa
tarihinde bir ilke imza atılmış olacak. Bu da kanımca hiç
yerinde bir karar olmaz.
Fransız siyasilerin Türkiyeyi iyi tanıdıklarını
söyleyebilir misiniz?
Birçok önyargı var. İnsanlar Türk tarihini yeterince
tanımıyor. Türk toplumunun karmaşık sorunlarından da
haberleri yok. Tabii bizim de kendi sorunlarımız var. Bizleri
birbirimizden ayıran engelleri nasıl aşabileceğimizi görmek
için AB tarafından çizilmiş çerçevede Türkiyeyle diyalog bizim
çıkarımıza. Belki de söz konusu anlaşmazlıkları
hiçbir zaman aşamayacağız. Türkiyenin Atlantik İttifakının
çok önemli bir parçası olması, uluslararası güvenlik sisteminde
önemli rol oynaması, iyi yönetilen güçlü bir ordusunun bulunması ve
Yakındoğuda istikrar için konumu olağanüstü öneme sahip. Bir
diğer deyişle Avrupanın Yakındoğuya giriş
kapısı. Sonuç itibarıyla, statüsü ne olursa olsun Türkiye bizim
için Atlantik İttifakı işlerinde seçkin rol oynuyor. AB içinde
olası bir ortaklık öncesinde her zaman ortak olmalı ve mümkünden
öte sıkı ilişki kurmalıyız. Fransanın
Türkiyenin dostu olduğunu da eklemek isterim. Fransanın Türkiyede
kültürel çıkarları vardır. Türkiye Franszıların en
tercih ettiği tatil ülkelerinden biridir. Bu da Türkiyeye gösterdiği
ilginin kanıtıdır. Ekonomik çıkarlarımız da var,
saklamamak gerek. Türklerin de öyle. Bu nedenle birbirimizi daha iyi
anlamalı ve dinlemeliyiz. Dolayısıyla bizimki gibi büyük tarihi
olan ve kendisine saygıyı hak eden koca bir ulusun gururunu
yaralayacak her türlü girişime karşıyım.
Türk hükümetine, Türk siyasilere veya Türk sivil toplumuna Türkiyeyi
Fransada daha iyi tanıtmak için ne tavsiyede bulunurdunuz?
Gönderilecek en iyi sinyaller adalet, demokrasi, insan hakları ve
azınlıklara saygı, mesela Kürtler, konularındaki
gelişmeler olacaktır. Laiklik konusunda, Türkiyede İslamizmin
ılımlı olduğunu biliyoruz ama Türkiyenin diğer
dinlere karşı da hoşgörülü davranması arzumuzdur. Bu alanda
bazı ilerlemeler kaydedilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Yasama
konusunda, Türk toplumunun Avrupada yıllar önce kabul edilmiş
kriterlere doğru ilerlemesi mesela. Herkes biliyor ki Avrupada her
ülkenin kendine has özellikleri var. Türkiyenin de öyle. Türkiyeden bu
özelliklerinden vazgeçmesini isteyecek değiliz. Burada gereken, demokrasi,
insan hakları ve dinsel hoşgörü gibi alanlarda örneğin Avrupa
değerlerinin ortalamasıyla arada çok derin uçurumlar olmaması.
AA
Güncelleme: 11:39 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış
Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihounun konutunda yapılacak
görüşmeye Hristofyas saat 11.00de, Talat ise 11.06da geldi. Zerihounun
kapıda karşıladığı liderler, 23 Mayıs
görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü vermeden
görüşmeye geçtiler.Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı
Talatın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum
yönetimi liderliği komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor. İki
liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı
görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık
bulunuyor.
|
Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun,
tam teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak olduğunu
açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, müzakerelerin temelinin
netleştirilmesine çalışılacağını duyurdu. |
|
AA
Güncelleme: 11:39 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı
LEFKOŞA
- Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avusturyada yayımlanan
Kurier gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin sürece değindi. Hristofyas,
Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamaya girilmesinin, iki
tarafın iyi niyetine ve Türkiyedeki gelişmelere bağlı
olduğunu ileri sürdü. Kendisi için 2008 yılının sonu diye
bir takvimin olmadığını ve müzakerelerin sonucu konusunda
kötümser olmak istemediğini ifade eden Hristofyas, Talat ile Türk işgaline
ve ana vatana bağımlılığa karşı mücadele
ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin güvenliğini
arzuladıklarını iddia etti.
|
Hristofyas, Türkiyeden gelerek KKTCye yerleşen nüfusun
sayısı konusunda bir tavizde bulunabileceğini,
sayılarının 200 bin olduğunu iddia ettiği bu
kişilerden 50 bininin Adada kalmasını kabul
edebileceğini söyledi. |
|
AA
Güncelleme: 11:08 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı
CANBERRA
- Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile
dün yaptıkları bir görüşmede Downerın bu göreve
getirilmesini ele aldıklarını belirterek, bunun BM için önemli
bir görev olduğunu düşündüklerini ve kendilerinin de Downerın
bu görevlendirilmesinin tamamen arkasında olduklarını söyledi.
Avustralyada,
1996dan geçen Kasım ayında koalisyon hükümeti yenilgiye
uğrayıncaya kadar dışişleri bakanlığı
görevini yürüten Downer, ülkesinin bugüne kadar en uzun süre görevde kalan
dışişleri bakanı olmuştu.
Avustralya basın yayın organlarında da dün Downerın,
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanacağı yönünde
haberler yer almıştı.
Haberlerde, geçen haftayı ABDde geçiren Downerın, BM özel
temsilciliği için BM ile temas halinde olduğu ve bu hafta siyaseti
bırakacağı kaydedilmişti.
Ziyaret için halen İngilterede bulunan Downerın, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilciliği görevini üstlenmek için milletvekilliğinden
ayrılacağı belirtiliyor
Talat ve Hristofyas yeniden bir araya geldi
|
1 Temmuz, 2008 11:00:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 21 Mart mutabakatı çerçevesine bugün
bir araya geldi.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM
Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un
konutunda yapılan görüşmeye Hristofyas saat 11.00'de, Talat ise
11.06'da geldi.
Zerihoun'un kapıda karşıladığı liderler, 23
Mayıs görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü
vermeden görüşmeye geçti.
Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile
müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği
komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor.
Tarafların beklentileri farklı
İki liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı
görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık
bulunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun, "tam
teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak" olduğunu
açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, "müzakerelerin
temelinin netleştirilmesine
çalışılacağını" duyurdu.
Türk tarafı, "doğrudan müzakerelere hazır
olduğunu" dile getirirken, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü
Stefanos Stefanu, dün yaptığı açıklamada,
"doğrudan müzakerelerin gerekli koşullar oluştuğu
zaman başlayabileceğini" söyledi.
Liderler, bugünkü görüşmede, 21 Nisan'da faaliyetlerine başlayan
çalışma grupları ile teknik komitelerin bugüne kadar olan
çalışmalarını da gözden geçirecek.
Bugünkü görüşmede, çözüm müzakerelerinin başlayıp
başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı ile Rum
tarafının müzakerelerin ertelenmesi yönündeki talebinin netlik
kazanması bekleniyor.
Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs'ta resmi olarak, BM kontrolünde
bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs'taki görüşmede,
çalışma grupları ve teknik komitelerin
çalışmalarını gözden geçirmek üzere haziran
ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi
kararlaştırmış, ancak Hristofyas'ın
yurtdışı ziyareti nedeniyle haziranda görüşme
olmamıştı.
Bu arada, Talat ve Hristofyas'ın 21 Mart'ta yaptığı
görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik
komitelerde üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran'da Nami, Yakovu ve
Zerihoun tarafından açıklanmıştı.
6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik
eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili
çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Talat'la 'işgale' ve anavatana
bağımlılığa karşı mücadele verdiklerini
söyledi.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda 2008 sonunun kendisi için
bir takvim teşkil etmediğini de belirtti.
Rum basınına göre, Hristofyas,
Avusturya'da yayımlanan Kurier gazetesine yaptığı
açıklamada, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin sürece değindi.
Hristofyas, Kıbrıs tarihinde yeni
bir aşamanın düzene girmesinin başarısının iki
tarafın iyi niyetine ve Türkiye'deki gelişmelere bağlı
olduğunu ileri sürdü.
Kendisi için 2008 yılının sonu
diye bir takvimin olmadığını ve müzakerelerin sonucu
konusunda kötümser olmak istemediğini ifade eden Hristofyas, Talat ile
Türk 'işgaline' ve ana vatana bağımlılığa
karşı mücadele ettiklerini, iki toplumun ve kültürlerinin
güvenliğini arzuladıklarını iddia etti.
50 bini kalabilir
Hristofyas, Türkiye'den gelerek KKTC'ye yerleşen nüfusun sayısı
konusunda bir tavizde bulunabileceğini, sayılarının 200
bin olduğunu iddia ettiği bu kişilerden 50 bininin Ada'da
kalmasını kabul edebileceğini söyledi.
"AB Türkiye karşısında
aşırı sabırlı"
Türkiye'nin AB üyesi olan 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımaması konusunun sorulması üzerine ise
Hristofyas, AB'nin bu konuda tarafsız olmadığını
belirterek, bunun, yükümlülüğü olduğunu Türkiye'ye bizzat AB'nin
söylemesi gerektiğini savundu ve AB'nin Türkiye
karşısında aşırı sabırlı
olduğunu öne sürdü.
İki taraf uzlaşamadı
Bu arada, Rum gazeteleri, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB
ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi
liderliği Komiseri Yorgos Yakovu'nun dün yaptığı
görüşmede, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook
Zerihoun'un bir uzlaşı formülü sunduğu, ancak Kıbrıs Türk tarafının bunu
kabul etmediği iddia edildi.
Haberde, Zerihoun'un, Nami-Yakovu
görüşmesinde, bugün yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinden
sonra açıklanacak ve Kıbrıs sorununun çözüm zeminini
oluşturan tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek
uluslararası kimlik unsurları temelinde doğrundan
müzakerelerin başlayacağını duyuracak ortak bir
açıklama yapılmasını önerdiği ileri sürüldü.
Haberde, Kıbrıs Türk tarafının tek
egemenlik unsurunu kabul etmediği ve bu yüzden de
uzlaşıya varılamadığı savunuldu.
HURRIYET 01/07/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 23 Mayıs mutabakatı çerçevesinde bugün tekrar bir araya geliyorlar.
Liderler zirvesi öncesinde iki taraf
arasında farklı açıklamalar yapılıyor. Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, zirve öncesinde,
doğrudan müzakereler konusunda umutsuz konuşurken, Talatın Sözcüsü
Hasan Erçakıca, Kapsamlı müzakerelere başlamak istediklerini
kaydetti.
Talat ve Hristofyas, 21 Martta ilk kez bir araya gelmişti. 21 Martta
varılan mutabakat çerçevesinde görüşmelerin 21 Haziranda
başlaması planlanmıştı. Kıbrıs Rum
tarafının süreçte ayak sürmesi üzerine 21 Haziranda
başlaması gereken müzakereler başlayamamıştı.
23 Mayısta ara bir görüşme için ikinci kez buluşan liderler,
iki kurucu devletin oluşturacağı federal bir çözümü
arzuladıklarını taahhüt etmişlerdi. Liderler, yeni bir değerlendirme
yapmak amacıyla haziran ayının ikinci yarısında
yeniden bir araya gelmeye karar vermişlerdi. Haziran ayında
yapılması planlanan zirve Hristofyasın yurt dışı
seyahatleri gerekçesiyle 1 Temmuza (bugüne) ertelenmişti.
Yeni şartlar!
Milliyete konuşan üst düzey bir Türk yetkili, Kıbrıs Rum
tarafının 21 Mart mutabakatına bağlı kalmayarak, yeni
şartlar ortaya koymaya çalıştığını söyledi.
21 Mart mutabakatı nedeniyle, müzakerelerin 21 Haziranda
başlaması gerektiğine dikkat çeken yetkili, Rumlar ortak dil
yok diyor. Bizim açımızdan böyle bir sorun yok dedi.
Rum dayatması
Talatın Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafının, Rum basınını kullanarak kendi isteklerini
dayatma gayretine girdiğini belirterek, bunun görüşme sürecine zarar
verici bir davranış olduğunu vurguladı.
MILLIYET 01/07/08
Talat ile Hristofyas, zemini görüşecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün saat 11.00'de bir araya geliyor.
Kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmayı amaçlayan görüşme,
BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook
Zerihoun'un, BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutunda
gerçekleşecek.
İki lider 21 Mart mutabakatı çerçevesinde görüşecek.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık
Komiseri Yorgo Yakovu, bugün yapılacak olan görüşmenin biçimini
belirlemek amacıyla dün saat 16.00'da bir araya geldi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'dan
alınan bilgiye göre görüşmede, bugünkü toplantıda
Cumhurbaşkanı Talat'a Nami'nin, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'a da
Yakovu eşlik etmesi kararlaştırıldı.
Cumhurbaşkanı Talat, hazırlıklar çerçevesinde dün
saat 12.00'de de siyasi parti temsilcileriyle görüşmelerde bulundu.
Talat, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen 5 siyasi partiye,
Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı'ndan elde
ettiği bilgiye göre, dün saat 12.00'de başlayan toplantıya,
genel başkanlar başkanlığında Cumhuriyetçi Türk
Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG), Ulusal Birlik Partisi (UBP), Özgürlük ve
Reform Partisi (ÖRP), Demokrat Parti (DP) ile Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP)
heyetleri katıldı.
Toplantıyla ilgili başka bir açıklama
yapılmadı.
KIBRIS 01/07/08
Ara bölgede "İşbirliği Evi"
Sembolik olarak açılışı da yapılan merkezin
tanıtım törenine İsveç, İsviçre ve Slovakya'nın Güney
Kıbrıs'taki
büyükelçilerinin yanı sıra Norveç Hükümet Sözcüsü Elizabeth
Valas, Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal
Bulutoğluları, Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ve diğer
UNFICYP yetkilileri ve komutanları, dernek yönetimi ve diğer
ilgililer katıldı.
Zerihoun: Barış sürecine destek
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Tayé-Brook
Zerihoun törende yaptığı konuşmada tarihsel eğitim,
araştırma ve fikir alışverişinin
yapılacağı bir merkez kurulmasının önemli
olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler olarak iki toplumu
yakınlaştırıcı bu tür projeler yanında
barış süreci ve kapsamlı görüşmelerin başlamasına
destek olduklarını ifade eden Zerihoun, Kıbrıs'ta iki
liderin süreci sürdürerek barışa ulaşmalarını diledi.
Zerihoun derneğin gösterdiği cesaret ve
kararlılıktan dolayı kutladı.
Lindahl: Bir rüya gerçek oldu
İsveç'in Güney Kıbrıs Büyükelçisi Ingemar Lindahl da
"bir rüyanın gerçek olduğunu" ifade ederek, iki toplumun
işbirliğini güçlendirecek bir merkezin kuruluşunun önemine
dikkat çekti ve derneği kutladı.
Vogler: Sivil toplumun rolü büyük
İsviçre'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Peter Vogler de
"İşbirliği Evi"nin bir sivil toplum girişimi
olmasının sevindirici olduğunu ifade ederek, dünyada
sorunları çözmede sivil toplumun büyük rol oynadığına
dikkat çekti.
Merkezin önünde önemli ve uzun bir yol bulunduğunu kaydeden
Vogler, büyükelçilik ve İsviçre olarak projeye gereken her türlü
desteği vermeye devam edeceklerini dile getirdi.
Bulutoğluları: Ülke ve kuruluşlara teşekkürler
Lefkoşa Türk belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları da bir süre önce kendisine projede yer alması için
teklif götürüldüğünü söyledi, iki toplumu bir araya getirecek ve
Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak merkezin
kurulmasına maddi yardım sağlayan ülke ve kuruluşlara
teşekkür etti
Mavru: Olumlu hava barış sürecine de yansısın
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru da
"Lefkoşa ve ada için önemli bir adım" olarak
nitelediği merkezin bağışçılarına teşekkür
etti ve derneğin kararlı ve azimli olarak barış tohumları
atılmasına katkı yaptığını belirtti.
Gelecek aylarda binanın bakımının
yapılacağını söyleyen Mavru, mutlu ve olumlu havanın
Kıbrıs'taki barış sürecine de yansımasını
diledi.
Valas: 'İşbirliği Evi' önemli
Norveç hükümeti adına konuşan Sözcü Elizabeth Valas da Norveç
Dışişleri Bakanı'nın başarı ve şans
dileklerini ilettiği konuşmasında, karşılıklı
diyalog ve anlayışın geliştirilmesi için
"İşbirliği Evi"nin önemli olduğunu belirtti.
Valas, Ledra Palace bölgesindeki ayrılığı simgeleyen
öğeleri, işbirliği sembollerine dönüştürmek istediklerini
kaydetti.
Valas daha sonra saksı içindeki zeytin ağacını bina
önüne koydu.
Dernek sekreterlerinden Mete Oğuz da binanın ön
kısmında bulunan ve daha sonra "İşbirliği
Evi"nde sergilenecek olan dikenli teli sökerek açılışı
yaptı.
İşbirliği Evi
İşbirliği Evi projesi hakkında şu bilgiler
verildi:
"İşbirliği Evi projesi
başlangıcını ve ölü bölgeyi yeniden canlandırmak için
kalıcı bir miras bırakmak ve Kıbrıs'ta
kültürlerarası eğitimin ilk örneğini geliştirmek
amacıyla çıkılan tarihsel yolculuğun ilk
adımını temsil ediyor.
Masrafların büyük kısmını karşılayacak
olan Norveç, İzlanda ve Liehchtenstein tarafından EEA Finansal
Mekanizmaları'na uygun bulunan İşbirliği Evi, ayrıca
bireyler, örgütler, Kıbrıs'taki ve yurtdışındaki yerel
yönetimler, elçilikler ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü
tarafından destekleniyor.
İsviçre ve İsveç de ayrıca İşbirliği Evi
projesine önemli miktarda bağışta bulundu.
Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği üyeleri ve
yardımcıları, Kıbrıs, Almanya, Danimarka, Hollanda,
İngiltere ve ABD'deki pek çok sivil toplum örgütü ve aydın çevrelerin
bu projeye katkı sağladığı açıklandı.
İşbirliği Evi projesiyle BM'nin kontrolündeki ara
bölgede bir Eğitim ve Araştırma Merkezi kurulması
amaçlanıyor.
Merkezin kuruluşu, çocuklar, eğitimciler ve ortak vizyonla
çalışan örgütlerin kullanabileceği ortak ve toplumlararası bir
alan yaratarak ara bölgede müze, sergi ve konferans salonu, arşiv ve
kütüphaneden oluşan çok fonksiyonlu ve toplumlararası bir Eğitim
Merkezi kurma çabalarına dayanıyor.
Ara bölgedeki Eğitim Merkezi ve İşbirliği Evinin
ara bölgeye yeni bir anlam ve rol kazandırması ve bölgeyi ayrım
sembolü olmaktan çıkarıp işbirliği sembolüne
dönüştürmesi, kültürel mirası korumak ve insanların eğitim
programları, araştırma ve diyalog ile bilgilerini
artırmalarını ve düşünürlerin Avrupa
vatandaşlarıyla ilişkiye geçmelerini sağlaması da
hedefleniyor.
Merkezin aynı zamanda Kıbrıs kamuoyunda eğitim ve
tarih öğretimi gibi hassas konularda karşılıklı
saygı üzerine kurulmuş başarılı işbirliği
örneklerine duyulan ihtiyaca cevap vermesi de amaçlanıyor."
KIBRIS 01/07/08
Talat ve Hristofyas prensipte anlaştı
|
1 Temmuz, 2008 16:40:00
(TSİ) CNN TURK |
Lefkoşa ara bölgede bugün 4.5 saat görüşen KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitiris
Hristofyas'ın, ''tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda
prensipte anlaştığı'' açıklandı.
Talat ile Hristofyas'ın, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon
Şefi Taye-Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında
yapılan görüşmesi sona erdi.
Zerihoun, 4.5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, görüşmenin "pozitif ve işbirliği
havasında geçtiğini" belirterek, liderlerin, "tek egemenlik
ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını"
bildirdi.
Temsilci, liderlerin, bu konuları uygulama detaylarını,
kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da
uzlaştığını açıkladı.
Liderlerin 25 Temmuz'da yeniden bir araya geleceğini kaydeden BM
yetkilisi, bugünkü görüşmede ilk kez teknik komite ve çalışma
gruplarının faaliyetlerinin gözden geçirildiğini, 25 Temmuz'daki
görüşmede ise bu konuda son kez değerlendirme
yapılacağını belirtti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Talat ve Hristofyas el
sıkışarak basına görüntü verdi. Zerihoun'un
ikametgahından önce Talat, sonra da Hristofyas ayrıldı.
İlk kez 21 Mart'ta görüşmüşlerdi
Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayıs'ta resmi olarak, BM kontrolünde
bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıs'taki görüşmede,
çalışma grupları ve teknik komitelerin
çalışmalarını gözden geçirmek üzere haziran
ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi
kararlaştırmış, ancak Hristofyas'ın
yurtdışı ziyareti nedeniyle haziranda görüşme
olmamıştı.
Bu arada, Talat ve Hristofyas'ın 21 Mart'ta yaptığı
görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik
komitelerde üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziran'da Nami, Yakovu ve
Zerihoun tarafından açıklanmıştı.
6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik
eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili
çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Yeni Kıbrıs özel danışmanı
BM Sözcüsü Michelle Montas, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un yeni
Kıbrıs özel danışmanı atamasıyla ilgili olarak
henüz bir açıklama olmadığını bildirdi.
Montas, eski Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander
Downer'in yeni Kıbrıs
özel danışmanı olarak kendisine önerilen görevi kabul
ettiğine dair
Avustralya medyasında çıkan haberlerin doğru olup
olmadığının sorulması
üzerine "Bu konuda henüz bir açıklama yok" demekle yetindi.
Avustralya'nın 1996-2007 yılları arasında
dışişleri bakanlığını yapan ve ülkenin en
uzun süreli dışişleri bakanı olan Downer aynı zamanda
deneyimli bir politikacı.
Eski Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs özel
danışmanlığını yapan
Alvaro De Soto'nun görevi 2004 yılında Annan planının
Kıbrıs Rum kesimi tarafından reddedilmesinin ardından sona
ermişti.
AA
Güncelleme: 13:13 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış
Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihounun konutunda yapılacak
görüşmeye Hristofyas saat 11.00de, Talat ise 11.06da geldi. Zerihounun
kapıda karşıladığı liderler, 23 Mayıs
görüşmesinde olduğu gibi, basına birlikte görüntü vermeden
görüşmeye geçtiler.Görüşmede liderlere, Cumhurbaşkanı
Talatın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum
yönetimi liderliği komiseri Yorgo Yakovu eşlik ediyor. İki
liderin 21 Mart mutabakatı uyarınca yaptığı
görüşmeden tarafların beklentileri arasında farklılık
bulunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı, bugünkü görüşmenin konusunun,
tam teşekküllü çözüm müzakerelerini başlatmak olduğunu
açıklarken, Kıbrıs Rum tarafı, müzakerelerin temelinin
netleştirilmesine çalışılacağını duyurdu.
Türk tarafı, doğrudan müzakerelere hazır olduğunu dile
getirirken, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, dün
yaptığı açıklamada, doğrudan müzakerelerin gerekli
koşullar oluştuğu zaman başlayabileceğini söyledi.
Liderler, bugünkü görüşmede, 21 Nisanda faaliyetlerine başlayan
çalışma grupları ile teknik komitelerin bugüne kadar olan
çalışmalarını da gözden geçirecek.
Bugünkü görüşmede, çözüm müzakerelerinin başlayıp
başlamayacağı ya da ne zaman başlayacağı ile Rum
tarafının müzakerelerin ertelenmesi yönündeki talebinin netlik
kazanması bekleniyor.
Talat ve Hristofyas, 21 Mart ve 23 Mayısta resmi olarak, BM kontrolünde
bir araya gelmişti. Liderler 23 Mayıstaki görüşmede, Haziran
ayının ikinci yarısında yeniden bir araya gelmeyi
kararlaştırmış, ancak Hristofyasın yurt
dışı ziyareti nedeniyle Haziran ayında görüşme
olmamıştı.
Bu arada, 21 Marttaki görüşmede sağlanan mutabakat uyarınca
üzerinde anlaşılan önlemler 20 Haziranda Nami, Yakovu ve Zerihoun
tarafından açıklanmıştı. 6 maddeden oluşan
önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim
programları, yol güvenliği, ambulansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili
çalışmalar yapılmasını içeriyor.
AA
Güncelleme: 09:08 TSİ 02 Temmuz 2008 Çarşamba
Liderlerin 25 Temmuzda yeniden bir araya geleceğini kaydeden BM
yetkilisi, bugünkü görüşmede ilk kez teknik komite ve çalışma
gruplarının faaliyetlerinin gözden geçirildiğini, 25 Temmuzdaki
görüşmede ise bu konuda son kez değerlendirme
yapılacağını belirtti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Talat ve Hristofyas el
sıkışarak basına görüntü verdi. Zerihounun
ikametgahından önce Talat, sonra da Hristofyas ayrıldı.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Hristofyas ve Talat, dün üçüncü kez buluştu. Hristofyas, bir sonucun çıkmadığı toplantıdan önce Avusturya basınına, işgale karşı mücadele ettiklerini söyledi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dün üçüncü kez bir
araya geldi. Rum lider Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile, Türk işgaline ve ana vatana
bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini
söyledi.
Talat ve Hristofyasın, BM Genel Sekreterinin Özel Temsilcisi ve BM
Misyon Şefi Taye-Brook Zerihounun BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi
konutundaki görüşmesi yaklaşık 4.5 saat sürdü. Görüşme
sonrasında Zerihoun tarafından ortak açıklama yapıldı.
Ortak açıklamaya göre, liderler 25 Temmuzda yeniden bir araya gelecek ve
çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını değerlendirecek.
Tek egemenlik konusu
Talat ve Hristofyasın görüşmede, tek egemenlik ve tek
vatandaşlık konularını tartıştığı
da belirtilen açıklamada, bu konuların kapsamlı müzakerelerde
ele alınmasının kararlaştırıldığı
kaydedildi. Görüşmede kapsamlı müzakerelerin ne zaman
başlayacağıyla ilgili bir tarih belirlenemedi.
Öte yandan, Avusturyada yayımlanan Kurier gazetesine açıklama
yapan Hristofyas, Kıbrıs tarihinde yeni bir aşamanın
düzene girmesinin başarısının iki tarafın iyi niyetine
ve Türkiyedeki gelişmelere bağlı olduğunu söyledi.
Hristofyas, Talat ile, Türk işgaline ve ana vatana
bağımlılığa karşı mücadele ettiklerini, iki
toplumun ve kültürlerinin güvenliğini arzuladıklarını
iddia etti. Türkiyeden gelerek KKTCye yerleşen TC kökenli
vatandaşların sayısı konusunda bir tavizde
bulunabileceğini söyleyen Hristofyas, sayılarının 200 bin
olduğunu iddia ettiği bu kişilerden 50 bininin Adada
kalmasını kabul edebileceğini belirtti.
Türkiyenin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat üzerindeki nüfuzunun
sorulması üzerine Hristofyas, Talatın, Kıbrısın
Kuzeyinin Türkiyenin kontrolünde bulunamayacağını
açıklaması ve Türk yerleşiklere (TC kökenli vatandaşlar),
Kıbrıs Rum taşınmazlarının kullanımına
ve en önemlisi de Türk askeri varlığına yol açan Türk
işgalinin sonuçlarını dile getirmesi gerektiğini savundu.
Takvim belli değil
Hristofyas, doğrudan müzakereler konusunda da 2008 sonunun kendisi için
bir takvim teşkil etmediğini belirtti ve müzakerelerin sonucu
konusunda kötümser olmak istemediğini ifade etti.
Hristofyasın açıklamaları, Talat ile görüşmesine de
yansıdı. Daha önce tokalaşarak görüşmeye başlayan
liderler, dün ilk kez basına ortak poz vermedi. Görüşme
sonrasında da iki liderin bir birine mesafeli durduğu gözlendi.
MILLIYET 02/07/08
Vatandaşlık
ve egemenlik pazarlığı
4.5 SAAT GÖRÜŞTÜLER, PRENSİPTE ANLAŞTILAR...
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas, kapsamlı
müzakereleri başlatma amacıyla dün yeniden bir araya gelerek,
yaklaşık 4.5 saat süren bir görüşme yaptı. Talat ve
Hristofyas, tek egemenlik ve vatandaşlık konusunu görüştü. BM
Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun'un
okuduğu ortak açıklamaya göre, "İki lider, bu konular
üzerinde prensipte anlaşmaya vardı ve bu konuların
uygulanmasının detaylarını, kapsamlı müzakereler
çerçevesinde görüşme konusunda uzlaştı."
LİDERLER, 25 TEMMUZ'DA YENİDEN BİRARAYA GELECEK... BM
Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Zerihoun,
görüşmeyle ilgili basına ortak bir açıklama yaparak, iki
liderin, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelip, çalışma grupları
ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden
geçireceğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, dünkü buluşmasında, tek egemenlik ve
vatandaşlık konusunu görüştü.
BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon
Şefi Zerihoun'un okuduğu ortak açıklamaya göre, "İki
lider, bu konular üzerinde prensipte anlaşmaya vardı ve bu
konuların uygulanmasının detaylarını, kapsamlı
müzakereler çerçevesinde görüşme konusunda uzlaştı."
İki lider, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelerek,
çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını son kez gözden geçirecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı müzakereleri başlatma
amacıyla dün yeniden bir araya geldi. 21 Mart mutabakatı çerçevesinde
yeniden bir araya gelen iki lider, yaklaşık 4.5 saat süren bir
görüşme yaptı.
BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki resmi konutunda
gerçekleşen görüşmede, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum
Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu da hazır bulundu.
BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Zerihoun, iki liderin görüşmesiyle ilgili basına ortak bir
açıklama yaptı.
Zerihoun'un açıklaması sırasında
hazır bulunan iki lider de el sıkışarak, basına poz
verdi.
Ortak açıklama Zerihoun'dan
BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun'un okuduğu ortak açıklama aynen şöyle:
"İki lider, pozitif ve yapıcı bir ortamda
toplandı. Çalışma grupları ile teknik komitelerin
yaptıkları çalışmaları ilk kez ele aldılar.
İki lider, prensipte anlaştıkları tek egemenlik
ve vatandaşlık konusunu görüştü. Bunların
uygulanmasının kapsamlı müzakerelerde ele
alınmasını karara bağladılar.
Liderler, 25 Temmuz'da yeniden bir araya gelme ve
çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını son kez gözden geçirme konusunda
anlaştılar."
KIBRIS 02/07/08
Way cleared for talks
By
Jean Christou
THE WAY was
cleared yesterday for full-fledged negotiations on the Cyprus issue when a
major concern of the Greek Cypriot side was addressed and agreed in principle
between the two leaders.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met
for four and a half hours yesterday morning at the residence of UN Special
Representative for Cyprus Taye-Brook Zerihoun to review progress in the working
groups and technical committees and to clarify the basis for new talks.
Although a date was not fixed for the beginning of new negotiations, the
leaders pledged to meet again on July 25 for a final review of the working
groups and technical committees. It is widely expected that a date for talks in
the autumn will be announced then.
The fact that former Australian Foreign Minister Alexander Downer revealed he
would be taking up the post of UN special Cyprus envoy has also come as
confirmation that direct talks are around the corner.
But more importantly, Christofias, who had some concerns, now appears to be on
board after clarifying the importance of including sovereignty and citizenship
in the framework of new talks with Talat.
The issue had strained relations somewhat since the leaders last met on May 23,
an encounter that had led to different interpretations of what had been agreed
that day.
Zerihoun read out a brief statement after yesterdays meeting saying the
atmosphere had been positive and cooperative. He said the leaders had
undertaken a first review of the working groups and technical committees.
They had also discussed the issue of single sovereignty and citizenship and
they agreed in principle, Zerihoun said. They agreed to discuss the details
of their implementation during the full-fledged negotiations, he added.
Diplomatic sources told the Cyprus Mail yesterday that the new joint statement
had gone a long way to easing the concerns of the Greek Cypriot side on what
the basis of new talks would be.
The May 23 joint statement by the leaders had left a sour taste on the Greek
Cypriot side. The new joint statement does not supersede the agreement of May
23. It augments and clarifies it, said the sources.
It will form part of the basis of what the talks will be about. It satisfies
Greek Cypriot concerns over the basis for negotiations or at least goes a long
way towards doing that.
The general impression was that the two leaders left the meeting satisfied.
Christofias said as much when he returned to the Presidential Palace.
The leaders also discussed the memorandum signed recently between Nicosia and
London, which had left the Turkish Cypriot side angry.
Christofias said he would be informing the National Council later today on the
meeting with Talat.
All that remains is for the UN Secretary General to officially announce
Downers appointment as special envoy, which he is expected to do as soon as a
date for the talks is fixed.
Speaking to an Australian newspaper, Downer said he was looking forward to the
challenge.
It's not going to be a cakewalk, he told The Australian, pointing to the many
failed attempts to solve the Cyprus issue in the past. These things are always
untidy. It's never easy to do. We ended the civil war in Bougainville. We
played our part in Iraq and Afghanistan. Why not try to fix up Cyprus as
well?"
CYPRUS MAIL 02/07/08
Turkish Cypriot wins
2008 Courage In Journalism award
By
Maria-Christina Doulami
TURKISH
CYPRIOT investigative reporter, Sevgul Uludag, is one of the winners of the
2008 Courage in Journalism Awards.
The awards were presented by the International Womens Media Foundation (IWMF)
which is based in the US.
Uludag, 49, has been a journalist for nearly three decades. She specialises in
investigative reporting and in 2002 she began writing about missing peoples and
mass graves in Cyprus. Her reporting started a public debate about the issue
and led to official searches and exhumations, said the IWMF. It further stated
that through her reporting she attempts to ease the segregation between the
Greek and Turkish communities, but in doing so she has faced many obstacles,
including death threats and violent attacks.
In April 2003, the daily paper Volkan, mouthpiece of the nationalist movement,
pronounced threats of murder against Uludag and called upon readers to cut off
the tongue of Sevgul Uludag. But neither hate campaigns nor psychological
terror kept Uludag from publishing her articles.
The Cyprus Journalists Union yesterday congratulated the Turkish Cypriot
journalist for the Courage Award received and wishes her strength and courage
to continue her important work in investigative journalism.
Farida Nekzad, 31, editor-in-chief of the Pajhwok News Agency in Afghanistan is
the other winner of the IWMF Awards. She frequently receives messages
threatening her life, asserts the IWMF, while in 2003 she narrowly escaped a
kidnapping attempt.
Nevertheless, she is committed to staying in her country to work toward a free
press and greater equality for women journalists. A third woman journalist has
also won a Courage Award but her name will be released on a later date due to
concerns for her safety.
The Press Release from the IWMF stated yesterday that these extraordinary
journalists have shown bravery amidst threats and intimidation. They are
heroines of a free press and provide us with role models for the very best
journalism in the world today.
The Courage in Journalism Awards were established in 1990 to honour women
journalists who have shown extraordinary strength of character and integrity
while reporting the news under dangerous or difficult circumstances.
Maria-Christina Doulami
CYPRUS MAIL 02/07/08
AA
Güncelleme: 09:05 TSİ 03 Temmuz 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Genç
TVde yayımlanan Basın Kulübü programında gazetecilerin
sorularını yanıtladı. Yabancıların, fırsat
penceresi açıldı, bu iş artık olur havasını her
dönem yarattığını, bunların aldatmaca olduğunu
dile getiren Denktaş, sürece bakınca, barış resmi
göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir resim
gördüğünü kaydetti. Yaşananlardan endişeli olduğunu dile
getirerek Teslimiyete gidiyoruz diyen Denktaş, Hapishanede
yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım dedi.
Çözüme dair hiç umutlu olmadığını belirten
Denktaş, çünkü, Rumun kilisesi ile Yunanistanın hiç
değişmediklerini söyledi.
Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın, kendilerini Ruma
mahkum edeceğini savunan Denktaş, endişelerini, fırsat
buldukça KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile
paylaştığını, yazılı olarak da
ilettiğini anlatarak, Kendileri benim bu korkularımın
gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam
ediyor dedi.
KKTCden vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, devlet ilan
etmiş ve 25 yıl bu devleti yaşatmış insanların
devletinden vazgeçmeyeceğini gençlere anlatmak gerektiğini söyledi.
Acele edilmesin. Türkiyenin de acele etmemesi lazım diyen Denktaş,
Kıbrısta ABnin her dediğini yapmakla AB
kapılarının açılmayacağının bilinmesi
gerektiğini bildirdi.
AA
Güncelleme: 16:19 TSİ 03 Temmuz 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni seçilen KKTC Futbol
Federasyonu yönetimini kabulü sırasında, tek egemenlik ve tek
vatandaşlık konularında prensipte
anlaşıldığı yönündeki ifadeler ile ilgili olarak,
Kıbrıs sorununun çözümü eğer federal birleşik
Kıbrıs olacaksa, bunun tek egemenliği ve tek
yurttaşlığı olacağı tartışma götürmez.
yorumunda bulundu. Talat, iki egemenlikli ve iki
yurttaşlığı olan bir devletin dünyada
olmadığını söyledi. Yeni devletin egemenliğini ve
yurttaşlığını konuştuğumuzu unutmayalım.
Biz KKTC olarak ne egemenliğimizi, ne
yurttaşlığımızı birilerine teslim etmiyoruz.
diyen Talat, kurulacak yeni devletin egemenliğine Kıbrıslı
Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak olacağını
söyledi.
Egemenliğin
ve uluslararası kimliğin tek olacağının herhangi bir
çözümde tartışma konusu olmadığını, geçmişte
de olmadığını kaydeden Talat, egemenlik ve
yurttaşlığın tek olacağının, bir çözümde
nasıl uygulanacağının tam teşekküllü müzakerelerde
tartışılacağını belirtti.
EGEMENLİĞİ VERMİYORUZ, ORTAK OLUYORUZ
Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuzda Hristofyas ile vardıkları
anlaşmanın, tamamen uluslararası sisteme uygun, kurulacak olan
yeni devletin nasıl olacağını tarif eden bir açıklama
olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: Egemenlik birine
verilmiyor, egemenlik yeni ortaklığın çerçevesinde
paylaşıyor. Egemenliği kimseye vermiyoruz, ortak oluyoruz. Hele
azınlık oluyoruz gibi şeyler duydum. Onlar sanıyorum
biraz da komik duruyor. Çünkü, hiçbir alakası yok; siyasi eşitlik
olacak, egemenlik ortak olacak ve bu şartlarda biz azınlık
olacağız. Bunun nasıl olacağını bize
anlatmaları lazım.
HRİSTOFYAS YALAN SÖYLÜYOR
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın,
bir Avusturya gazetesine verdiği demeçte, Talat ile ana vatanlara
bağlılığa karşı mücadele ediyoruz
şeklindeki demecinin hatırlatılması üzerine,
Hristofyasın yalan söylediğini vurguladı. Hristofyasın,
kendisinin Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı olduğu
dönemden bahsettiğini ifade eden Talat, O dönemde Sayın Hristofyas
ile bu konuda şimdi görüş farklılığımız ne
ise aynı görüş farklılığına sahiptik. Hangi anlaşmamızda,
hangi sözleşmemizde, hangi deklarasyonumuzda böyle bir şey var, onu
söylemesi lazım. Böyle bir şey yok. Beni zor durumda
bırakabilmek için, Türkiye ile belki çatışırım diye
plan yaparak yaptığı çirkin bir saldırıdır dedi.
Talat, spor ambargosuna da değinerek, bu alanda en acımasız
ambargonun uygulandığını ifade ederek, bu yöndeki Rum
uğraşlarının görüşmeler sürerken dahi devam
ettiğine işaret etti.
Talat: "Hristofyas yalan söylüyor"
|
3 Temmuz, 2008 16:11:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum lider
Dimitris Hristofyas'ın, 'anavatanlara bağlılıktan kurtulma
yönünde kendisiyle anlaşma yaptığı'na dair demeçlerle
ilgili olarak, ''Hristofyas yalan söylüyor'' dedi.
KKTC lideri Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünü
istiyorsak ve murat ediyorsak, eğer bir 'Birleşik Kıbrıs'
olacaksa, tek egemenlik, tek yurttaşlık olacağı
kesindir" dedi.
Talat, Hristofyas ile CTP Genel Başkanlığı döneminde de
şimdi de aynı görüş ayrılıklarına sahip
olduğunu söyleyerek, hiçbir deklarasyonda bu yönde bir açıklama
yapılmadığını ve Hristofyas'ın kendisini zor
durumda bırakmak veya Türkiye ile arasını açmak için bu tür
çirkin saldırılar yaptığını sözlerine ekledi.
"Dünyada iki egemenliğe sahip devlet yok"
Talat, dünyada iki egemenliğe veya iki vatandaşlığa sahip
devlet olmadığını belirterek, egemenliğin ve
yurttaşlığın tek olacağı bir çözümün nasıl
uygulanacağının, kapsamlı müzakerelerde görüşüleceğini
söyledi.
Talat, yeni kurulacak devletin egemenlik ve yurttaşlığından
bahsedildiğinin ve bu yeni devlette egemenliğin
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından eşit iki siyasi
ortak olarak kullanılacağının unutulmamasını
istedi.
"Kıbrıs Türkleri azınlık olmayacak"
Mehmet Ali Talat, Rum lider Hristofyas ile yaptıkları son
görüşmeden sonraki "tek egemenlik ve tek kimlik"
açıklamasının çok eleştirildiğinin
hatırlatılması üzerine, yeni oluşacak devlette
egemenliğin ortaklık çerçevesinde paylaşılacağını
ve Kıbrıs Türklerinin azınlık olmayacağını
vurguladı.
1 Eylül'de başlıyorlar
.5 SAATLİK GÖRÜŞMEDE ANLAŞTILAR...
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi başkanı
Hristofyas'ın, önceki gün BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM
Misyon Şefi Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki ikametgahında
gerçekleşen yaklaşık 4.5 saatlik görüşmede, kapsamlı
müzakere sürecinin 1 Eylül'de başlaması konusunda mutabık
kaldıkları, ancak bu kararlarını 25 Temmuz'da
yapacakları görüşmede açıklayacakları öğrenildi
L DOWNER'İN HUZURUNDA AÇIKLAYACAKLAR... Cumhurbaşkanı
Talat ile Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın, temmuz ayı
sonunda adaya gelmesi beklenen BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni
Kıbrıs Özel Temsilcisi, Avustralya Dışişleri eski
bakanı Aleksander Downer'in huzurunda doğrudan görüşmelerin 1
Eylül'de başlayacağını açıklaması bekleniyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununun
kapsamlı çözüm müzakerelerinin 1 Eylül'de başlaması konusunda
uzlaştıkları öğrenildi.
İki liderin, bu kararlarını temmuz ayı
sonunda adaya gelmesi beklenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, Avustralya
Dışişleri eski bakanı Aleksander Downer'in huzurunda 25
Temmuz'da yapacakları görüşmede ilan etmesi bekleniyor.
Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi başkanı Hristofyas,
önceki gün BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgedeki ikametgahında
gerçekleşen yaklaşık 4.5 saatlik görüşmede, kapsamlı
müzakere sürecinin 1 Eylül'de başlaması konusunda mutabık
kaldı. İki liderin, ayrıca 25 Temmuz'da yapacakları
görüşmede doğrudan görüşmelerin 1 Eylül'de
başlayacağını açıklamaları konusunda da uzlaştığı
da öğrenildi.
İki toplum liderinin dünkü üçüncü görüşmesinin
ardından yapılan ortak açıklamada, iki liderin tek egemenlik ve
vatandaşlık konularını ele alarak, bu konuların
uygulamasının detaylarını özlü müzakerelerde ele alma
konusunda bir "ilke anlaşmasına" vardıkları
bildirildi. Açıklamada ayrıca, liderlerin 25 Temmuz'da yeniden bir
araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını nihai değerlendirme konusunda
uzlaştıkları da belirtildi.
Siyasi gözlemciler, dünkü liderler görüşmesi
sonrasında yapılan bu ortak açıklamayı, sonbaharda
doğrudan müzakerelerin başlama yolunun açılması
şeklinde yorumluyor.
Doğrudan müzakerelerin sonbaharda
başlayacağı yönündeki en güçlü belirtinin ise BM'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi ataması olduğunu ifade eden siyasi
gözlemciler, müzakerelerin başlayacağı yönünde güçlü belirtiler
olmasa BM'nin böyle bir atama yapmayacağı inancını dile
getirdi.
Sonbaharda müzakerelerin başlama
olasılığının yüksek olduğu görüşünü bildiren
siyasi gözlemciler, bunun, taraflar arasında önemli konulardaki görüş
ayrılıklarının giderildiği anlamına
gelmediğin, görüş ayrılıklarını giderme
görevinin, doğrudan müzakerelerde liderlere ait olacağını
ifade ettiler.
Görüşmenin Rum basınına yansıması
Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
yönetimi başkanı Hristofyas'ın önceki gün
gerçekleştirdikleri 3'üncü görüşme sonrasında okunan ortak
açıklamayla ilgili haberlere genellikle manşetlerinde geniş yer
verdiler.
Fileleftheros gazetesi; "Ok Yaydan Çıktı -
Doğrudan Müzakereler Başlıyor, Lefkoşa Müzakere Zemininde
Netleşme Görüyor" başlıklı manşet haberinde,
Kıbrıs sorunundaki zorlukların ve önemli meselelerin
netleşeceği doğrudan müzakerelerin eylül ayında
başlayacağını, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in ise temmuz
ayı içerisinde gelmesinin beklendiğini bildirdi.
Önceki günkü görüşmede Kıbrıs Rum
tarafının, ilk baştan talep edilen ve Kıbrıs sorununun
çözümüyle alakalı olan iki temel mesele olan tek egemenlik ve vatandaşlık
konularını ortaya koyduğunu yazan gazete, bu konunun
görüşüldüğünü ve 'uygulanmasının detaylarının
doğrudan müzakereler sırasında görüşülmesi'ne göndermede
bulunan bir 'ilke anlaşması'na varıldığını
ifade etti.
Diplomatik kaynakların, bir sonraki görüşmede,
eylül ayına tarihlenen; doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin
de belirleneceğini söylediğini yazan gazete, bunu 21 Mart'ta elde
ettiğine inanan Türk tarafının da, bunda ısrar ettiğini
kaydetti.
Politis gazetesi; "Downer'in Huzurunda Doğrudan
Müzakere Prömiyeri - Hristofyas ve Talat Eylül'de Müzakereler Konusunda
Uzlaştı - 'Nihai Değerlendirme' İçin Yeni Randevu 25
Temmuz" başlıklı manşet haberinde, Talat ile
Hristofyas'ın, önceki gün, 25 Temmuz'daki görüşmelerinde
doğrudan müzakerelerin Eylül ayında başlamasını ilan
etme konusunda anlaştıklarını yazdı.
Doğrudan müzakerelerin başlamasının,
Genel Sekreter'in yeni Kıbrıs Danışmanı, Avustralya
Dışişleri eski Bakanı Downer'in huzurunda
açıklanacağını belirten gazete, önceki günkü görüşmenin
hiç de kolay olmadığını, 4 saatten uzun süren
görüşmeden; taraflardan her birinin istediğinden bir parçayı
alması sonucunun çıktığını yazdı. Gazete,
şunları yazdı:
"Dünkü görüşme; oldukça düşük beklentilerle
başladı, çünkü Mehmet Ali Talat saatlerce; Kıbrıs sorununa
çözüm zemini olarak tek egemenliği, tek vatandaşlığı
ve tek uluslararası temsiliyeti olan iki bölgeli iki toplumlu federasyonun
yeniden teyit edileceği yazılı açıklamayı kabul
edemeyeceğinde ısrar etti. Sürekli olarak; Kıbrıs Türk
tarafının bu şartları Annan Planı'nda kabul
ettiğini ve yinelenmelerinin gereği olmadığını
söyledi.
Hristofyas ise, çözüm zemini olarak yukarıdaki teyidi
yazılı olarak almaması halinde doğrudan müzakerelere
gidemeyeceğinde ısrar etmekten vazgeçmedi. Çıkmazın ilan
edilmesi ve prosedürün kesilmesi tehlikesi karşısında
Kıbrıs Türk tarafı; doğrudan müzakereleri gündeme getiren
alternatif senaryoyu uyguladı. Sonunda, prosedürün ilerlemesine olanak
sağlayan ver-al 'takasını' kabul etti.
Bu değiş-tokuşun önceki günlerde perde
gerisinde yoğun şekilde tartışıldığına
ve Hristofyas'ın çözüm zemininin belirlenmesi talebini çok
mantıklı bulan gerek ABD, gerekse İngiltere tarafından
uygun bulunduğuna işaret ediliyor.
İki lider, yarım saat boyunca,
danışmanları olmaksızın, baş başa
görüştüler. Gazetemiz; bu baş başa görüşmede birbirlerine
ihtiyaç duydukları bütün teyitleri verdiklerini anlıyor.
Dünkü görüşmede cereyan edenleri birinci elden
bilebilecek durumda olan diplomatik kaynaklar gazetemize; Hristofyas ve Talat'ın
25 Temmuz'da doğrudan müzakerelerin Eylül ayında
başlayacağını ilan etmeyi taahhüt ettiklerini
söylediler."
Simerini gazetesi de; "Öze İlişkin
Konularda Yorum Çok - Sonbaharda Doğrudan Müzakerelere Doğru"
başlıklı manşet haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın önceki günkü uzun
görüşmelerinin ardından yapılan ortak açıklamanın,
farklı yorumları gündeme getirebilecek belirsizlikler içerdiğini
yazdı.
Gazeteye göre, ortak açıklamanın, iki
tarafın bu kritik randevu öncesinde ortaya koydukları ilkeleri
diplomatik üslupla bir dereceye kadar kapsamasına
çalışıldı.
KIBRIS 03/07/08
Hristofyas, Talat'la görüşmesinden memnun
KÖPRÜ KURULMASI GEREKİYOR"... AKEL Basın Sözcüsü
Kiprianu, doğrudan müzakerelere gidilebilmesi için iki toplumun
yaklaşımları arsındaki uçurumun üzerine köprü
kurulması gerektiğini söyledi. Kiprianu önceki günkü açıklamada
"Siyasi eşitlik temelinde iki bölgeli iki toplumlu federasyon
ifadesinin ötesinde şimdi -23 Mayıs ve 1 Temmuz ortak
açıklamalarında- yaratılacak devletin tek uluslararası
temsiliyeti, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı
olacağına işaret ediliyor" ifadesini kullandı
l DOĞRUDAN MÜZAKERELERE GİDİLİP
GİDİLMEYECEĞİ 25 TEMMUZ'DA BELİRLENECEK... Andros
Kiprianu, çalışma gruplarında yapılacak çalışmanın
gözden geçirileceğini ve doğrudan müzakerelere mi gidileceği,
yoksa çalışma gruplarında daha fazla çalışma
yapılması mı gerektiğinin 25 Temmuz'da yapılacak
4'üncü görüşmede belirleneceği görüşünü ortaya koydu
Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın önceki günkü
görüşme ve sonrasında yapılan ortak açıklamayla ilgili Rum
tarafında yapılan ilk yorum ve değerlendirmelere yer verdi.
Haravgi gazetesi, Rum yönetimi başkanı Dimitris
Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
görüşmesinden memnun olduğunu belirterek, daha geniş
açıklamayı; iktidardaki 120 gününü tamamlaması
dolayısıyla yarın düzenleyeceği basın toplantısında
yapacağını söylediğini yazdı.
Uçuruma köprü
Gazeteye göre, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu,
"Doğrudan müzakerelere gidebilmemiz için iki toplumun
yaklaşımları arsındaki uçurumun üzerine köprü
kurulması gerekir" dedi. Önceki günkü ortak açıklamada
işaret edilen ifadelerin 8 Temmuz Anlaşması'nda bile
bulunmadığını hatırlatan Kiprianu "Siyasi
eşitlik temelinde iki bölgeli iki toplumlu federasyon ifadesinin ötesinde
şimdi -23 Mayıs ve 1 Temmuz ortak açıklamalarında-
yaratılacak devletin tek uluslararası temsiliyeti, tek
egemenliği ve tek vatandaşlığı olacağına
işaret ediliyor" ifadesini kullandı.
Andros Kiprianu, çalışma gruplarında
yapılacak çalışmanın gözden geçirileceğini ve
doğrudan müzakerelere mi gidileceği, yoksa çalışma
gruplarında daha fazla çalışma yapılması mı
gerektiğinin 25 Temmuz'da yapılacak 4'üncü görüşmede
belirleneceği görüşünü ortaya koydu.
DİSİ beklemede
Habere göre, tam bilgiyi dün toplanacak Rum Ulusal Konsey
toplantısında almayı bekleyen DİSİ, herkesi sorumlu,
ciddi ve ılımlı olmaya çağırırken; EDEK
Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis, yazılı açıklamasında
şu görüşleri ortaya koydu :
"Herhangi önemli bir gelişme olmuş
görünmüyor. Tek egemenlik ve vatandaşlığa ilişkin ilke
anlaşması; Kıbrıs Türk tarafının, bunları
kabul ettiğini kesin ve net şekilde açıklığa
kavuşturmuyor. Doğrudan müzakerelerin ön şartının;
çalışma gruplarında özlü ilerleme ve yeterli müzakere zemini
olması olduğu inancımızı sürdürüyoruz."
DİKO'da kanlar tutuştu
Fileleftheros gazetesi ise haberinde, Talat - Hristofyas
3'üncü görüşmesi sonrasında yapılan ortak açıklamanın
DİKO'da "fırtına etkisi
yarattığını" bildirdi.
Dünkü ortak açıklamaya gösterilen tepkinin küçük
ölçekli olduğunu, 25 Temmuz görüşmesinin ardından DİKO'dan
daha büyük tepki gelmesinin beklenmekte olduğunu yazan gazete, parti
başkanı Marios Karoyan'dan DİKO'nun önceki günkü ortak
açıklamayla ilgili endişelerinin ortaya konulmasının talep
edildiği DİKO Yürütme Bürosu'nda gerginlik
yaşandığını haber verdi.
Gazeteye göre Nikolas Papadopulos'un başını
çektiği tepki selinde Zaharias Kulias, Antigonis Papadopulos, Nikos
Pittokopidis, Kiriakos Kenevezos ve Athina Kiriakidu Hristofyas'ın
icraatlarını eleştirdi. DİKO'nun bilinen endişelerini
ise Andreas Angelidis dile getirdi. DİKO'nun ortak görüşü, çalışma
gruplarında ilerleme kaydedilmemesi halinde doğrudan müzakerelerin
başlayamayacağı yönündedir. Tepkili DİKOlular; 25
Temmuz'daki 4'üncü yüz-yüze görüşmede Rum tarafının ilke
konularında indirime gideceğini veya Kıbrıs sorununda kesin
çıkmaz olacağını değerlendiriyor.
DİKO içerisindeki diğer bir grup ise;
toplantı öncesinde; herkesi görüş belirtmeden önce, dünkü Rum Ulusal
Konsey toplantında yapılacak bilgilendirmeyi beklemeye
çağıran Karoyan'ı destekleyen görüşü ortaya koydu.
Gazeteye göre nihayetinde, DİKO Yürütme Bürosu'ndan; Rum Ulusal Konsey toplantısında
yapılacak bilgilendirmeye kadar alenî açıklama yapmama kararı
çıktı.
"Yoğun çatışmalar"
Politis gazetesi de haberi; "DİKO'da
Kıbrıs Sorunu Nedeniyle Yoğun Çatışmalar - Hard Rock'a
Hazırlanıyorlar - DİKO'dan Bir Grup Yetkili Hükümet İcraatlarına
Karşı Katı Çizgi Talep Ediyor"
başlığıyla yansıttı.
Gazeteye göre, önceki günkü DİKO Yürütme Bürosu
toplantısında, Güney Kıbrıs'ın yaşamakta
olduğu susuzluk sorunundaki sorumluluğuna dikkat çekilen Fotis
Fotiu'nun, Karoyan tarafından parti basın sözcülüğüne
atanması konusuna da sert tepki gösterildi.
Simerini gazetesi ise; AKEL, DİSİ ve EDEK
tarafından yapılan açıklamaları "İlk
Tepkiler" başlığı altında yansıttı.
Gazete, "BM'de Memnuniyet" başlıklı haberinde ise, BM
Genel Sekreteri'nin Sözcüsü Michael Montas'ın; Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
"Gelecekteki birleşik Kıbrıs'ın tek bir
egemenliği ve vatandaşlığı konularında ilke
anlaşmasına vardıklarını" açıklayarak
memnuniyet dile getirdiğini yazdı.
Amerikalılar umutlu
Fileleftheros gazetesi; ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın; Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın doğrudan müzakerelerin
yolunu açmış gibi görünen önceki günkü görüşmelerinden
memnuniyet belirttiğini bildirdi. Gazete, edindiği bilgilere
dayanarak Amerikalıların, "iki liderin; eylül ayının
ilk haftası BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un huzurunda
başlaması beklenen doğrudan müzakerelere bağlı
olduklarına inandıklarını" yazdı.
Gazeteye göre, ABD Dışişleri
Bakanlığı Güney Avrupa Bürosu Sözcüsü; ABD'nin, BM himayesindeki
doğrudan müzakerelerin başlaması yönündeki çabalardan
cesaretlendiğini söyledi. Sözcü, "Şu ana kadar, liderlerin üç
görüşmesinden, teknik komitelerdeki çalışmalarda kaydedilen
ilerlemeden ve Ledra Caddesi'ndeki (Lokmacı) barikatın
açılmasından memnunuz" dedi.
KIBRIS 03/07/08
Looking to Ireland for
notes on reconciliation
By
Jacqueline Theodoulou
EXPERTS FROM
Ireland and Northern Ireland are in Cyprus today to offer their experiences in
dealing with their political division.
They hope to use the knowledge they have gained by resolving their own
situation as a means of assisting efforts to find a solution to the Cyprus
problem.
Kicking off tonight at 8.30am, at the Melina Mercouri Hall in Nicosia, the seminar
will be hosted by the Reconstruction and Resettlement Council (RRC) and
attended among others by President Demetris Christofias, economic and
development experts from Belfast and Nicosia Mayor Eleni Mavrou.
As RRC Chairman Nicos Mesaritis explained, Northern Ireland was chosen as the
most appropriate example with the most similar situation to Cyprus.
It is not just the reunification of the island, but how its society went from
blood-shed to co-existence, he said. We see this example and realise that
putting the burden of history behind us and living together is feasible.
One issue the RRC is currently occupied with is preparing the ground work in
case the fenced-off part of Famagusta is released and returned to its
residents.
They are working on issues such as how the community will operate if they
return, and the safety of the buildings, which have been abandoned since the
1974 invasion.
Famagusta is the most expensive experiment of the plan, due to the
abandonment, lack of life and maintenance. The area has been taken over by
nature, Mesaritis explained.
One of the speakers today will be Kate Burns, Expert-Consultant and Coordinator
of the Irish mission.
One of the reasons we are here is that we feel we have been given so much
support internationally in the Northern Ireland situation, we have the
obligation to give something back, Burns explained. Its certainly not the
same for every country, but there are some parallels.
Her experience has taught her that putting up boarders is not a solution.
There are no simple solutions; no quick fix. And there are many unaddressed
issues.
Burns hoped her team would have a role to play in assisting a resolution to the
Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 03/07/08
National Council concern
over agreement with Talat
By
Jean Christou
PARTY leaders
declined to comment after yesterdays National Council session but statements
made earlier revealed the majority were not happy with the result of the
leaders` meeting on Tuesday.
The Council met for two hours yesterday afternoon when President Demetris
Christofias briefed the party leaders on his meeting with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat.
Discussions and an exchange of views will take place when the Council meets
again tomorrow afternoon, it was announced after the meeting.
Party leaders and other members of the Council filed out of the Presidential
Palace around 7pm but declined to comment.
However yesterday morning, a day after Christofias and Talat opened the road
for new Cyprus negotiations to take place in September, the mood among the
majority of the parties was negative.
This was despite the fact that Christofias had managed to secure from Talat a
commitment in principle to a single sovereignty and citizenship that would be
discussed in the new negotiations, and for which Talat faced harsh criticism
from factions on the Turkish Cypriot side yesterday.
Christofias needed the sovereignty and citizenship clarification to ease the
parties` earlier concerns over his agreement with Talat on May 23, which made
no reference to the term.
Despite now securing the reference, only ruling AKEL opposition DISY and the
United Democrats seemed happy with the outcome of Tuesdays meeting.
Socialist EDEK said it appeared the objective of the meeting, which he said was
to review progress in the working groups and technical committees, had not been
achieved. Neither had the common language sought.
The European Partys Nicos Koutsou said it was obvious no progress had been
made either at the working groups, or between Christofias and Talat while the
Green Party said the new joint statement was unclear.
The situation has not been clarified, said party leader George Perdikis.
The statement had enough gloss to give the picture of a good climate but the substance
is sparse, which indicates precisely what we are up against.
In the north, Talat faced a barrage of criticism, some of which went as far as
to call him a traitor. Single sovereignty meant Turkish Cypriots would end up
as part of the Republic of Cyprus, some critics said.
Prime Minister Ferdi Sabit Soyer said Tuesdays meeting had not been fruitful
while Talats own party, the Republican Turkish Party, said the results were
not satisfactory for the start of negotiations because no date has been fixed
for talks.
The leaders are due to meet again on July 25 and a date is expected to be
announced then.
The TMT organisation called for an end to all discussions on the Cyprus issue
or it would instigate a resistance.
CYPRUS MAIL 03/07/08
AA
Güncelleme: 16:44 TSİ 04 Temmuz 2008 Cuma
LEFKOŞA - Fener
Rum Patrikhanesinde kendisini ziyaret eden Rumlara hitap eden Bartholomeosun
konuşması Baf Radyosunda yayımlandı. Rum
basınında yer alan haberlere göre, ilk kez İstanbul ve
Kıbrıstaki Rumların durumuna değinen Bartholomeos,
İstanbul, Gökçeada ve Bozcaadadaki Rumların bu kadar az
olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu
olduğunu öne sürdü. Kıbrıslıların doğal olarak
Türkiyede yaşayan soydaşlarına sorun çıkarmak
istemediğini, ancak durumun, Kıbrıs sorununun bir etkisi olarak
geliştiğini, nüfusun daraldığını ifade eden
Bartholomeos şu iddiada bulundu. Binlerce soydaşımız ya
kaçtı ya da kovuldu. Çünkü Kıbrıs sorununun en kritik
aşamalarından biri olan 1964te Türk makamları 12 bin Rumu
sınır dışı etmeye karar verdi.
Bartholomeos, küçük yaşından itibaren Kıbrıs
sorununu dinlediğini, bugün 70 yaşına gelmesine rağmen
halen aynı sorunu işittiğini kaydetti.
Patrik Bartholomeos şunları söyledi: Bugün farklı
aşamalara giriliyor. Kıbrısın yeni başkanı (Rum
yönetimi lideri) Sayın Dimitris Hristofyas ve diğer tarafta
Sayın Talatın (KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat)
aldığı inisiyatiflerle şimdi ümitlerimiz kanatlandı.
En azından bu sefer bölünmüş adanın birleşmesi ve
insanların barış, uyum ve sevgi içinde yaşaması için
kesin ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik bir anlaşmaya
varılmasını diliyoruz.
TÜRKİYEDEN
GELENLER UYUM SAĞLAYAMADILAR
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri çok
iyi olarak niteleyen Bartholomeos, Türkiyeden gelerek KKTCye yerleşen
kişilerin, uyum sağlayamadığı ve adanın
ananeleriyle uyuşamadığı, sonuç olarak da sorun
yarattığı iddiasında bulundu.
Rumların, adanın Kuzey bölümüne geçişlerine izin verilmesinin
olumlu bir gelişme olduğunu ve bu gidiş-gelişlerin
karşılıklı duygularda iyileşme
sağlayacağını umduğunu ifade eden Bartholomeos,
Rumların, Kuzey kesimdeki mabet ve manastırları ziyaret
ettiğini de belirterek şunları söyledi: Uzun
yıllardır kendisiyle bağlantı içinde olduğum
Başpiskopos 2. Hrisostomosun da Kuzey kesimdeki Hristiyan
anıtlarının restorasyon, tamir ve bakımlarını
üstlenmek istediğini izliyorum. Burada (Anadoluda) olduğu gibi,
orada da çoğu kilise müzeye veya camiye çevrildi.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomosun geçen yıl
Mayıs ayında Patrikhaneye resmi bir ziyarette bulunmasının
söz konusu olduğunu hatırlatan Bartholomeos, Ancak son anda ilgili
makamlar tarafından istenmeyen kişi ilan edildi ve ziyaret ertelendi.
Ziyaretin kesin olarak iptal edilmediğini ummak istiyorum dedi.
"Rum nüfusunda daralmanın nedeni Kıbrıs
sorunu"
|
4 Temmuz, 2008 16:45:00 (TSİ)
CNN TURK |
Fener Rum Patriği Bartholomeos, ''İstanbul,
Gökçeada ve Bozcaada'daki Rumların bu kadar az olmasının
sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu olduğunu'' öne sürerek,
''Nüfus daraldı'' dedi.
Rum basınına göre, kendisini Fener Rum Patrikhanesi'nde
ziyaret eden Rumlara hitap eden Bartholomeos'un bu konuşması Baf
Radyosu'nda yayınlandı.
Rum basınına göre, "ilk kez İstanbul ve
Kıbrıs'taki Rumların durumuna değinen" Bartholomeos,
"İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'daki Rumların bu kadar az
olmasının sebebinin büyük bölümünün Kıbrıs sorunu
olduğunu" öne sürdü.
"Kıbrıslıların doğal olarak Türkiye'de
yaşayan soydaşlarına sorun çıkarmak istemediğini,
ancak durumun, Kıbrıs sorununun bir etkisi olarak
geliştiğini, nüfusun daraldığını" ifade
etti.
Bartholomeos, "Binlerce soydaşımız ya kaçtı ya da
kovuldu. Çünkü Kıbrıs sorununun en kritik aşamalarından
biri olan 1964'te Türk makamları 12 bin Rumu sınır
dışı etmeye karar verdi" dedi.
Bartholomeos, küçük yaşından itibaren Kıbrıs sorununu
dinlediğini, bugün 70 yaşına gelmesine rağmen halen
aynı sorunu işittiğini kaydetti.
"Ümitlerimiz kanatlandı"
Bartholomeos, "Bugün farklı aşamalara giriliyor.
'Kıbrıs'ın yeni başkanı (Rum yönetimi lideri)
Sayın Dimitris Hristofyas ve diğer tarafta Sayın Talat'ın
(KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat) aldığı
inisiyatiflerle şimdi ümitlerimiz kanatlandı. En azından bu
sefer bölünmüş adanın birleşmesi ve insanların
barış, uyum ve sevgi içinde yaşaması için kesin ve
yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik bir anlaşmaya
varılmasını diliyoruz" diye konuştu.
"Uyum sağlayamadılar"
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri
"çok iyi" olarak niteleyen Bartholomeos, Türkiye'den gelerek KKTC'ye
yerleşen kişilerin, "uyum sağlayamadığı ve
adanın ananeleriyle uyuşamadığı, sonuç olarak da sorun
yarattığı" iddiasında bulundu.
Rumların, adanın kuzey bölümüne geçişlerine izin verilmesinin
olumlu bir gelişme olduğunu ve bu gidiş-gelişlerin
karşılıklı duygularda iyileşme
sağlayacağını umduğunu ifade eden Bartholomeos,
Rumların, kuzey kesimdeki mabet ve manastırları ziyaret
ettiğini de belirtti.
Bartholomeos, "Uzun yıllardır kendisiyle bağlantı
içinde olduğum Başpiskopos 2'nci Hrisostomos'un da kuzey kesimdeki Hristiyan
anıtlarının restorasyon, tamir ve bakımlarını
üstlenmek istediğini izliyorum. Burada (Anadolu'da) olduğu gibi,
orada da çoğu kilise müzeye veya camiye çevrildi" dedi.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'un geçen yıl
mayıs ayında patrikhaneye resmi bir ziyarette bulunmasının
söz konusu olduğunu hatırlatan Bartholomeos, "Ancak son anda
ilgili makamlar tarafından istenmeyen kişi ilan edildi ve ziyaret
ertelendi. Ziyaretin kesin olarak iptal edilmediğini ummak istiyorum"
diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyasın bir
araya gelmeleri artık rutin sayıldığı için,
Kıbrıs dışında dikkatleri fazla çekmiyor. Hele tamamen
iç siyasal olaylara odaklanan Türkiyede açıkçası bu toplantılar
pek ilgi görmüyor.
Geçen salı günü Talat ile Hristofyasın buluşması, medya
açısından da sönük geçti. İki liderin o eski hararetli el
sıkışması, şakalaşması, gazetecilere demeç
vermesi gibi sahneler bu kez yaşanmadı. Sadece uzun görüşmeden
sonra, kısa bir açıklama yayımlandı.
Bu toplantıdan usul bağlamında çıkan somut sonuç, bu
sürecin devamıyla ilgili: İki lider bu kez, yeni atanan BM
Kıbrıs Özel Temsilcisi Avustralyalı diplomat Alexander Downerin
katılımıyla 25 Temmuzda bir araya gelecek. Bunu büyük
olasılıkla eylül başlarında doğrudan kapsamlı
müzakereler izleyecek.
Salı günkü toplantıdan içerik bağlamında çıkan somut
sonuca gelince, resmi açıklamaya göre, iki taraf prensip olarak kabul
edilen tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunu görüştüler ve
uygulama ile ilgili detayları ileride (yani eylülde) yapılacak
müzakerelerde ele almaya karar verdiler.
İki ayrı prensip
Şimdi Kıbrısta açıklamanın bu tek cümlelik
kısmı tartışılıyor.
Rumlar, Talatın yarım saati baş başa cereyan eden 4.5
saatlik toplantının sonunda bu tek egemenlik, tek
vatandaşlık kavramını prensip olarak kabul etmesini çok
önemsiyor. BM ve ABD resmi çevreleri de bu konuda memnuniyetlerini ifade ediyorlar.
Ancak Türk kesiminde, bu açıklama bir tartışma
başlatmış bulunuyor. Muhalefet Talatı Hristofyasın
isteğini kabul ettiği ve önemli bir taviz verdiği için
eleştiriyor. İktidara yakın çevreler dahi, bu konuda
kaygılarını dile getiriyorlar.
Oysa bundan önce 23 Mayısta yapılan toplantıdan sonraki
açıklama, Türk tarafını memnun etmiş, Rumları
endişelendirmişti. Buna göre, Rum tarafı ilk kez net biçimde,
çözümün siyasal eşitlik ve iki kurucu devletin ortaklığı
temelinde gerçekleşmesi prensibini kabul etmişti.
Bu terimler, KKTCnin öteden beri ısrarla üstünde durduğu
şartları ifade ediyor. Şimdi resmi açıklamada yer alan
sözcükler ise (tek egemenlik, tek vatandaşlık) Rum
tarafının savunduğu politikayı yansıtıyor.
Mesele şudur: İki tarafın temel pozisyonlarını ortaya
koyan bu ifadeler yani siyasal eşitlik ve ortaklık ile tek
egemenlik ve vatandaşlık kavramı, çelişir mi, örtüşür
mü?
Ortak anlayış
Resmi açıklamada da belirtildiği gibi, tek egemenlik ve tek
vatandaşlık sadece prensip olarak kabul edildi. Bunun pratikte
uygulanabilirliği, ileride yapılacak esas müzakerelerde
tartışılacak. Diğer bir deyişle, bu konu, ancak
kapsamlı müzakerelerde nihai bir anlaşmaya
varıldığı zaman kesinlik kazanacak.
Aslında tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramını
Türk tarafının savunduğu siyasi eşitlik ve iki kurucu
tarafın ortaklığı teziyle bağdaştırmak
mümkün. Bu, Annan Planının öngördüğü ölçütlere de vardı.
İlgili devlet ve kurumların konuya bakışı da bu
doğrultudadır.
Kaldı ki, federal veya konfederal düzene sahip devletlerde uygulanan
sistem de budur.
Bununla beraber, Türk tarafı, özellikle tek egemenlik kavramının
ileride (çözüm olduğu takdirde) kendi çıkarları aleyhinde
kullanılmayacağını garantilemek durumundadır. Prensip
olarak kabul edilen bu kavramın hayata geçirilmesi, esas müzakereler
sırasında Rum tarafının da bu konuda ortak bir
anlayışa katılmasıyla mümkündür...
SAMI KOHEN MILLIYET 04/07/08
Sefa Karahasan
Kıbrısta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın görüşmelerinde 1 Eylülde kapsamlı müzakerelerin başlaması konusunda anlaştığı öğrenildi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında 1 Temmuzda yapılan
görüşmede, kapsamlı müzakerelerin 1 Eylülde başlaması
konusunda prensip anlaşması yapıldığı
öğrenildi. 21 Martta başlayan yeni süreçte, kapsamlı
müzakerelerin 21 Haziranda başlaması gerekiyordu.
Talat ve Hristofyasın üçüncü kez bir araya geldiği toplantıda,
uzun tartışmalar yaşandı. Zirve bu yüzden 4.5 saat sürdü.
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafı olarak kapsamlı
müzakerelerin başlaması konusunda, Rum liderle uzun uzun
tartıştı. Görüşmede Hristofyas, kapsamlı müzakereler
konusunda olumsuz tavır takındı.
Tek egemenlik...
Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin başlaması için tek egemenlik,
tek vatandaşlık vurgusunun ortak açıklamada belirtilmesini
isterken, Talat da bu konunun zaten Annan Planında
açıklığa kavuştuğunu hatırlattı. Buna
rağmen Hristofyas, Talata, Eğer bu cümleler açıklamaya
girmezse, kapsamlı müzakereler konusunda, adım atmam
mesajını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı da sürecin sekteye uğramaması için, Rum
liderin isteğine, evet dedi. Ardından da 1 Eylülde kapsamlı
müzakerelerin başlamasını önerdi.
BM not etti
Talat, 1 Eylül konusunda BM diplomatları önünde olumlu yanıt veren
Hristofyastan, kapsamlı müzakerelerin 1 Eylülde
başlayacağının ortak açıklamaya konulmasını
talep etti.
Rum lider bu öneriye de sıcak bakmadı. Bunun üzerine BM
diplomatları, 1 Eylül konusunu not ettiler. Rum tarafı, 25 Temmuzda
yapılacak dördüncü zirvede 1 Eylül tarihinin açıklanması
konusunda Türk tarafından istekte bulundu. Türk tarafı da bu
isteğe olumlu yaklaştı.
Bu arada Mehmet Ali Talat, Hristofyasın bir Avusturya gazetesine
verdiği demeçte, Talat ile işgale ve ana vatanlara
bağlılığa karşı mücadele ediyoruz
şeklindeki demecine, Hristofyas yalan söylüyor diye tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyasın, kendisini zor durumda
bırakabilmek için, Türkiye ile belki çatışır diye çirkin
saldırı yaptığını söyledi.
Rauf Denktaş tedirgin
KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin süreçle ilgili olarak, Hapishanede
yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım dedi.
Denktaş, süreçten umutlu olmadığını ifade ederek,
Teslimiyete gidiyoruz. Bir çıkmaza gidiyoruz dedi.
Denktaş, 1964 yılında, Makarios yönetimi tarafından
istenmeyen adam ilan edilmiş ve Adaya girişi
yasaklanmıştı. 1967de gizlice Adaya çıkarken yakalanan
Denktaş, 15 gün tutuklu kalmıştı.
Kıbrıs Genç TVde önceki gece yayımlanan
Basın Kulübü programında gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Denktaş, sürece bakınca, barış resmi
göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir
resim gördüğünü kaydetti.
Çözüme dair hiç umutlu olmadığını belirten Denktaş,
endişelerini, fırsat buldukça Cumhurbaşkanı Talatla
paylaştığını, yazılı olarak da
ilettiğini anlatarak, Kendileri benim bu korkularımın
gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam
ediyor dedi.
MILLIYET 04/07/08
Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek
yurttaşlık kesindir
DÜNYADA 2 EGEMENLİK VE 2 VATANDAŞLIĞA SAHİP DEVLET
YOK"...Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs
sorununun çözümünü istiyorsak ve murat ediyorsak, eğer bir 'Birleşik
Kıbrıs' olacaksa, tek egemenlik, tek yurttaşlık
olacağı kesindir" dedi. Talat, dünyada, iki egemenliğe veya
iki vatandaşlığa sahip devlet olmadığını
belirterek, egemenliğin ve yurttaşlığın tek
olacağı bir çözümün nasıl uygulanacağının, kapsamlı
müzakerelerde görüşüleceğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsak ve murat ediyorsak,
eğer bir 'Birleşik Kıbrıs' olacaksa, tek egemenlik, tek
yurttaşlık olacağı kesindir" dedi.
Talat, dünyada iki egemenliğe veya iki
vatandaşlığa sahip devlet olmadığını
belirterek, egemenliğin ve yurttaşlığın tek olacağı
bir çözümün nasıl uygulanacağının, kapsamlı
müzakerelerde görüşüleceğini söyledi.
Talat, yeni kurulacak devletin egemenlik ve
yurttaşlığından bahsedildiğinin ve bu yeni devlette
egemenliğin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından
eşit iki siyasi ortak olarak kullanılacağının
unutulmamasını istedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün bir kabulü
sırasında, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la
yaptıkları son görüşmeden sonraki "tek egemenlik ve tek
kimlik" açıklamasının çok eleştirildiğinin
hatırlatılması üzerine, yeni oluşacak devlette
egemenliğin ortaklık çerçevesinde
paylaşılacağını ve Kıbrıs Türklerinin
azınlık olmayacağını vurguladı.
"Hristofyas yalan söylüyor"
"Hristofyas'ın, anavatanlara
bağlılıktan kurtulma yönünde kendisiyle anlaşma
yaptığına dair demeçler verdiğiyle" ilgili soru
üzerine ise Talat, Hristofyas'ın yalan söylediğini belirtti.
Talat, Hristofyas'la, CTP Genel
Başkanlığı döneminde de şimdi de aynı görüş
ayrılıklarına sahip olduğunu söyleyerek, hiçbir
deklarasyonda bu yönde bir açıklama yapılmadığını
ve Hristofyas'ın kendisini zor durumda bırakmak veya Türkiye ile
arasını açmak için bu tür çirkin saldırılar
yaptığını sözlerine ekledi.
KIBRIS 04/07/08
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Teslimiyete
gidiyoruz
Bir çıkmaza gidiyoruz" dedi.
Rauf Denktaş, Kıbrıs Genç TV'de
yayımlanan bir programda gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Yabancıların, "fırsat penceresi
açıldı, bu iş artık olur" havasını her dönem
yarattığını, bunların aldatmaca olduğunu dile
getiren Denktaş, sürece bakınca, "barış resmi
göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir
resim gördüğünü" kaydetti.
Çözüme dair "hiç umutlu
olmadığını" belirten Denktaş, "çünkü Rum'un
kilisesi ile Yunanistan'ın hiç değişmediklerini" söyledi.
Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın,
kendilerini Rum'a mahkum edeceğini savunan Denktaş,
endişelerini, fırsat buldukça Cumhurbaşkanı Talat ile
paylaştığını, yazılı olarak da
ilettiğini anlatarak, "Kendileri benim bu korkularımın
gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam
ediyor" dedi.
KKTC'den vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan
Denktaş, "devlet ilan etmiş ve 25 yıl bu devleti
yaşatmış insanların devletinden vazgeçmeyeceğini
gençlere anlatmak gerektiğini" söyledi.
"Acele edilmesin. Türkiye'nin de acele etmemesi
lazım" diyen Denktaş, "Kıbrıs'ta Avrupa
Birliği'nin (AB) her dediğini yapmakla AB kapılarının
açılmayacağının bilinmesi gerektiğini" bildirdi.
Kıbrıs konusunda yaşananlardan endişeli
olduğunu dile getirerek "Teslimiyete gidiyoruz" diyen
Denktaş, "Hapishanede yattığım günlerde dahi bu kadar
tedirgin olmadım" dedi.
KIBRIS 04/07/08
Irish experts advice
Cypriots at peace conference
By
Stefanos Evripidou
PEACE
REQUIRES vision, commitment, community involvement and the passion of
possibility, concluded a group of Irish experts at a peace conference in
Nicosia yesterday.
The Reconstruction and Resettlement Council (RRC) invited experts from Ireland
and Northern Ireland to share their experiences on the regeneration and
rebuilding of the divided cities of Derry and Belfast.
Opening the seminar, Nicosia Mayor Eleni Mavrou said Cyprus had to be prepared
for a period of smooth transition post-settlement. We should take from the
experiences of Belfast and Derry rather than try to reinvent the wheel. Our
efforts will need local, national and international support, she said.
Kate Burns, an expert-consultant and coordinator of the Irish mission, noted
that Cyprus had a lot of symbolism to deal with as part of the peace process.
I noticed youve got five flags in Cyprus. People often lean on symbols to
cover their fear of dialogue and change, she said.
Kyle Alexander, a strategic advisor on urban regeneration, said the rebuilding
of divided communities had to include social inclusion, environmental
responsibility and economic competiveness.
Respecting heritage, linking key destinations in a people-friendly way and
creating shared spaces were also key aspects. You need to be innovative and
visionary.
Tony Monaghan, a Regeneration Officer at Derry City Council explained how the
citys sensitive history was transformed into a viable tourism product, helping
to bring the two communities together.
Three quarters of Derry is made of Catholics, the remainder Protestant. Around
25 per cent of the city was destroyed during the Troubles by bombing and
neglect.
The citys historic walls built in 1688 by Londoners were previously symbols of
division but are now used to attract tourism.
We used the new political climate to generate tourism, he said.
History is sensitive and emotive. A key challenge is recognising the past, he
added.
Derrys communities were invited to join the tourism industry by telling their
own stories of the city using their own content, which was then offered to the
tourism market.
This gives the community confidence, and includes them, while promoting
cross-community partnership and engagement. A shared outlook can overcome false
views of history, said Monaghan.
Sean Brennan, a senior development officer at Intercomm, described his efforts
to develop leadership within the North Belfast community.
He highlighted that many residents of North Belfast had never finished school.
There were more deaths per square mile in North Belfast than any other area in
Northern Ireland. The majority were killed within three metres of their front
door. This creates a problem with community confidence, he said.
Brennan warned that peace was a long process which didnt occur overnight,
quoting from Irish poet, W.B. Yeats, who said: Peace comes drifting slow.
Intercomm provides forums where current and former members of paramilitary
organisations can meet and cooperate to avoid potential flare-ups between the
two communities. It was started by two former inmates who belonged to opposite
sides of the camp.
We provide leadership skills to those looking up, very often from the
gutters, said, Brennan, adding, Politicians sign peace accords, but its the
people who make the peace on a daily basis.
Brennan highlighted the importance of engaging with the other in peacetime,
quoting from Liam Maskey: In war you need weak enemies; in peace you need
strong partners.
For those heard saying, Our community is not ready to move forward, Brennan
argued this usually meant that they were not ready and were taking their
community with them.
Alexander gave the participants further food for thought when he quoted from
Danish philosopher Soren Kierkegaard: If I could wish for something, I would
wish for neither wealth nor power, but the passion of possibility; I would wish
only for an eye which, eternally young, eternally burns with the longing to see
possibility.
CYPRUS MAIL
04/07/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:40 TSİ 04 Temmuz 2008 Cuma
LEFKOŞA - 56 sandalyeli
Rum meclisinde, oylamaya katılan 49 milletvekilinden 31i evet, 17
komünist milletvekili hayır oyu verdi. Oylamada bir milletvekili çekimser
oy kullandı. 2004te AB üyesi olan Kıbrıs Rum kesimi,
İrlanda tarafından 12 Haziranda reddedilen Lizbon
anlaşmasını onaylayan 20. üye ülke oldu.
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
AP'DE KKTC'NİN VARLIĞINI İNKAR EDEN BİR ZEMİN
VAR"... UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu,
Brüksel'deki görüşmeleri ışığında Avrupa
Parlamentosu'ndaki hakim havanın "Rum'un üyeliğini
tartışmanın anlamı yok, Kıbrıs Türkleri bundan
nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu belirtti.
Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk insanının Avrupa
Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini
vurgulayarak, orada "KKTC'nin varlığını inkar eden bir
zeminin" bulunduğuna işaret etti
"TALEPKAR DEĞİLİZ"... Ertuğruloğlu,
ziyarette "Kıbrıs konusuyla ilgili bilgilendirmeye ihtiyaç
duyduğunu belirten milletvekilleri" ile "Konfederasyon tezini
destekleyen milletvekilleriyle" karşılaştıklarını
belirtti. Bazı milletvekillerinin "Türkçenin AB'nin resmi dillerinden
biri olması ve sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda
tanınan 6 sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması" gibi
noktalarda yardımcı olmak istediklerini belirttiklerini söyleyen Ertuğruloğlu,
söz konusu hususlara talepkar olmadıklarının ilgililere
anlatıldığını kaydetti
Ergül ERNUR
Brüksel temasları çerçevesinde Avrupa Parlamentosu'nda
çeşitli ülkelerin milletvekilleriyle görüşen ve grup
toplantılarına katılan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk
insanının Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması
gerektiğini vurguladı.
Avrupa Parlamentosu'nda KKTC'nin varlığını inkar
eden bir zemin olduğuna dikkat çeken Ertuğruloğlu,
parlamentodaki hakim havanın "Güney Kıbrıs'ın
üyeliğini tartışmanın anlamı yok, Kıbrıs
Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu
açıkladı.
Bu görüşteki milletvekillerinin "Türkçenin AB'nin resmi
dillerinden biri olması ve
sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6
sandalyeden 2'sinin Türklere ayrılması" gibi noktalarda
yardımcı olmak istediklerini belirttiklerini söyleyen
Ertuğruloğlu, söz konusu hususlara talepkar
olmadıklarının anlatıldığını kaydetti.
AB mevzuatına göre, Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri
olabilmesi için Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
AB'ye talepkar olması gerektiğinin altını çizen
Ertuğruloğlu, şöyle konuştu:
"Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Brüksel'e son
ziyaretinde, "AB, Türkçeyi resmi dil yapacaksa buna bir itirazım
yok" dedi. Bu samimiyetsizlik ve yalancılıktır. AB
mevzuatına göre, AB bir dili kendi başına resmi dil yapmaz. Bir
ülkenin kendi üyeliği kapsamında bunu talep etmesi gerekiyor. Ama
Hristofyas, her zaman yaptığı gibi aldatmaca içerisinde bu sözleri
Brüksel'de üstelik AB'nin parlamentosunda diyebiliyor".
Ertuğruloğlu, Brüksel'deki ziyaretlerin faydalı
geçtiğini belirterek bundan sonraki ziyaretlerin Almanya ve İtalya'ya
gerçekleştirileceğini de söyledi.
"Rum'un üyeliğini tartışmanın anlamı yok,
Kıbrıs Türkleri bundan nemalanmaya bakmalı"
Yapılan görüşmeler ışığında Avrupa
Parlamentosu'ndaki hakim havanın "Rum'un üyeliğini
tartışmanın anlamı yok. Kıbrıs Türkleri bundan
nemalanmaya bakmalı" şeklinde olduğunu belirten
Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk insanının Avrupa
Parlamentosu'ndan fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini çünkü
orada "KKTC'nin varlığını inkar eden bir zeminin"
bulunduğunu kaydetti.
Brüksel'de yaklaşık 15 Avrupa parlamenteriyle bir araya
gelerek Kıbrıs konusunu görüşen UBP heyeti, parlamenterlerin
görüş ve düşüncelerini dinleyerek milletvekillerine de kendi
görüşlerini anlattı.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, ziyarette
iki önemli görüşün öne çıktığını belirterek
birincisinin "Kıbrıs konusuyla ilgili bilgilendirmeye ihtiyaç
duyduğunu belirten milletvekilleri" ikincisinin ise "UBP olarak
savundukları konfederasyon tezini (iki egemen devletin
varlığına dayalı egemen eşitlik temelinde
ortaklık) destekleyen milletvekilleri" olduğunu söyledi.
Belçika'nın da konfederasyona doğru bir süreç içerisinde
olduğu gerçeğinin bazı milletvekillerinin bu öneriye sıcak
bakmasının nedeni olduğunu belirten Ertuğruloğlu,
"Avrupa'nın ve Belçika'nın başkenti Brüksel'de
bunların yaşanması Kıbrıs'ta bizlerin konfederal
çatıda birleşilmesi önerimiz sempati buldu" dedi.
"Türkçenin resmi dillerden biri olması
ve parlamentoda 2 sandalye hakkı"
Bir diğer grubun ise Kıbrıs Cumhuriyeti denen bir Rum
devletinin AB'ye üye yapılmasının yanlış olduğunu
ancak bunun artık tartışılmasının bir anlamı
olmadığını ifade ettiğini belirten UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, "Kıbrıs AB'ye
üyedir ve bu kapsamda sizlerin alması gereken bazı haklar
vardır. Biz bunların alınmasında size yardımcı olmak
isteriz" düşüncesini aktardıklarını söyledi.
Belirtilen yardımı hangi kapsamda yapmayı
düşündüklerini izah ettiklerinde UBP olarak pek tatmin
olmadıkları bir zeminin ortaya çıktığını
kaydeden Ertuğruloğlu, yardımcı olunmak istenen
konuların Türkçenin AB'nin resmi dillerinden biri olması ve sözde
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden 2'sinin
Türklere ayrılması noktaları olduğunu belirtti.
Ertuğruloğlu, şöyle devam etti:
"Bu görüşe sıcak bakmadığımızı
ve bizim için temel olanın Kıbrıs denen yasal bir cumhuriyetin
olmadığı tamamen bir Rum devleti adına Kıbrıs
Cumhuriyeti denen devletin bizim adımıza üye
yapılmasının, Kıbrıs adasının bütünü
adına yapılmasının kabul edilemez bir hata olduğunu
belirttik. Bunun artık yapılmış bir hatadır diye
tartışması olmaz diyerek bundan artık ne kaparız
şeklindeki bir yaklaşım içinde
olmayacağımızı söyledik. Parti olarak belirtilen hususlara
talepkar olmadığımızı söz konusu milletvekillerine
vurguladık".
"Hristofyas, aldatmaca içerisinde konuşuyor"
Türkçenin AB'nin resmi dili olmasının güzel olduğunu
ancak bunun gerekçelerinin araştırılması gerektiğini
ifade eden Tahsin Ertuğruloğlu, "Türkiye AB üyesi değil,
Yunanistan, Almanya ve Bulgaristan'daki Türk azınlık yüzünden Türkçe
resmi dil olmuyor. Ama Kıbrıs Cumhuriyeti sözde üye olduğu için
böyle bir konu gündeme geliyor" dedi.
"Türkçe resmi dillerden biri olacak diye, Rum'un yasal olmayan
Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla ve bizim adımıza AB
üyesi olmasını onaylamamız, bundan medet ummamız söz konusu
olamaz" şeklinde konuşan Ertuğruloğlu, AB
mevzuatına göre Türkçenin resmi dillerden biri olabilmesi için Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın talep etmesi gerektiğini
kaydetti. Ertuğruloğlu şöyle konuştu:
"Hristofyas, Brüksel'e son ziyaretinde, "AB, Türkçeyi resmi
dil yapacaksa buna bir itirazım yok" dedi. Bu samimiyetsizlik ve
yalancılıktır. AB mevzuatına göre, AB bir dili kendi
başına resmi dil yapmaz. Bir ülkenin kendi üyeliği
kapsamında bunu talep etmesi gerekiyor. Ama Hristofyas, her zaman
yaptığı gibi aldatmaca içerisinde bu sözleri Brüksel'de üstelik
AB'nin parlamentosunda diyebiliyor".
"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs nüfusunda
hesaba katıldı"
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne parlamentoda tanınan 6 sandalyeden
2'sinin Türklere ayrılması konusunun da aynı kapsamda
olduğuna dikkat çeken UBP Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu, bu öneriyi kabul etmeleri durumunda "tutarsızlık"
örneği sergileyeceklerini söyledi.
Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne 6 sandalye
tanınmasının bir nedeninin de adadaki Türk nüfusun
Kıbrıs nüfusunun ortaya çıkarılmasında hesaba
katıldığı yönünde olduğunu kaydeden Ertuğruloğlu,
Kıbrıs Türkü'nün de nüfusunun dikkate
alındığından bu teklifi "hak" olarak gördüklerini
ifade etti.
"Böyle bir hesap yapılmasını talep eden biz
olmadık. Zaten bunun yapılması da çok yanlış"
şeklinde konuşan Ertuğruloğlu, "Kıbrıs diye
üye aldıkları ülke, sadece Güney Kıbrıs'taki Rum
halkıdır. Kıbrıs Türklerinin hesaba katılarak
Kıbrıs denen üyeye 6 sandalye verilmesini biz talep etmedik. O da
kendi içinde bir yanlış" dedi.
Ertuğruloğlu, kısa vadeli fırsatçı tekliflere
yönelik bir duruşları olmadığının da
altını çizdi.
"Türkiye'yle olan ilişkiler bağımlılık
olarak yorumlanıyor"
Brüksel'deki temaslarda 'Türkiye'nin Kıbrıs'tan
çıkartılması, Türkiye'nin Kıbrıs Türküyle olan
ilişkisinin yıpratılarak sona erdirilmesi ve Türkiye'yle
Kıbrıs Türkü arasına uçurumlar konması' gibi heveslerin de
ortaya çıktığını kaydeden Ertuğruloğlu,
Türkiye'den ülkemize getirtilecek su ile ilgili dahi farklı yorumlarda
bulunduğunu söyledi.
Ertuğruloğlu, Avrupa'da ülkemize suyun Türkiye'den gelmesini
bile Kıbrıs Türkünü rahatsız eden bir gelişme olarak
değerlendiren kişilerin bulunduğuna işaret ederek
Kıbrıs Türkünün Türkiye'yle olan ilişkilerinin
devamını "bağımlılık" olarak yorumlayan
kişilerin varlığına dikkat çekti.
KIBRIS 05/07/08
Lets just get to next
round without fighting
By
Jean Christou
AS TIME moves
closer to new Cyprus negotiations, the pressure is mounting on both leaders
from factions on their respective sides after a five-year sabbatical when the
Cyprus issue went nowhere.
Mediators see the planned July 25 meeting of President Demetris Christofias and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat as the last hurdle before full-fledged
negotiations.
A date for new talks beginning in September is due to be announced at the
meeting in three weeks time.
As long as we can get them to the 25th without them falling out
, said one
mediation source yesterday.
Since they met on Tuesday both leaders have faced criticism over the latest
joint statement they made. The statement, committing in principle to a single
sovereignty and citizenship as part of a solution, was aimed as easing Greek
Cypriot concerns, which emerged from the previous leaders meeting on May 23.
The two major political parties, ruling AKEL and opposition DISY hailed the
move but the smaller parties disparaged the effort.
In the north, criticism against Talat was even stronger, particularly after his
comment on Thursday that there was no state in the world with two sovereignties
or two citizenships.
If we desire a solution in Cyprus, and if there shall be a united Cyprus than
surely there shall be single sovereignty and single citizenship, he said.
The other issue that drew criticism in the north was the fact that Talat did
not leave the meeting with a date for new talks.
But he will deliver on the talks, said the mediator. There is a give and
take [between the leaders[. The mentality here has always tended towards a zero
sum game
a winner and loser. This has always been a problem.
Some factions of the Turkish Cypriot press called on Talat to resign, while
political parties were also critical. The National Unity Party (UBP) also
called on him to resign.
Serdar Denktash said a single sovereignty would mean Turkish Cypriots becoming
a minority. He said it would never be accepted.
He said the process began by Talat and Christofias was without hope.
We are heading to submission, Denktash said.
Meanwhile, according to reports in the Greek Cypriot press yesterday,
Christofias is getting ready to prepare people for new negotiations and would
be addressing the public after the July 25 meeting with Talat.
The public address to the nation is to inform the public about the realistic
expectations, framework and timeframe for the talks that will begin in
September.
CYPRUS MAIL
05/07/08
Cypriots split down the
middle over future predictions
By
Rula Aweidah
THE GLASS is
neither half-empty or half-full, according to a new poll measuring Cypriots
predictions for the future. Answering the question on how they saw their lives
in 2028, half of all Cypriots said they though life would be better, with the
other half predicting a downturn.
In a recent Eurobarometer, citizens were asked how they feel life would be in
20 years. Concerning working lives, 70 per cent of Cypriots expect that peoples
working lives would be extended in the future. Just over 70 per cent of
Cypriots agree that young peoples chances in life will depend much more on
their own efforts and less on their family and social background than it does
today.
Along with Cypriots, Ireland, Spain, Denmark and Malta expect that access to
education would be easier in 20 years Only 20 per cent of Cypriots disagree
with this expectation.
A big issue that many of us face in our daily lives is the cost of living. A
majority of member states expects a worsening of this situation. Almost 90 per
cent of Cypriots expect it will be harder to find affordable housing in the
future then it is today.
The roles of women and men have changed over the years. Today men have started
to help around the house, while woman are more in the work field. Cypriot
respondents expect that in 20 years, men will take more equal share of the
daily tasks at home.
Cyprus holds the highest percentage (83%) who expect that family ties will be
weaker in the future.
Only half of the Cypriots that took part agree that everyone should pay higher
taxes in the future, for better public services, an improved infrastructure and
support for people in need.
Cyprus (with 94 per cent) was almost undivided in agreeing that there will be
stricter rules in 20 years, to ensure that peoples lifestyles will be more
respectful of the environment.
In the future it is expected that the elderly will be cared for by the society
rather than the individual family. Both Cyprus (with 89 per cent) and Greece
(with 88 per cent) were the most likely to agree with policies that increased
the role of society as a whole in caring for the sick and elderly.
CYPRUS MAIL
05/07/08
European Commission
awards 5m in scholarships to Turkish Cypriots
By
Maria-Christina Doulami
AROUND 120
Turkish Cypriot students and teachers have been awarded scholarships by the
European Commission, a press release announced yesterday.
This allows them to study an undergraduate or postgraduate programme or engage
in research in any of the other 26 Member States of the EU for the duration of
maximum one year.
The EU Scholarship programme will run for three consecutive academic years,
from 2007-2010 and its total value amounts to 5 million. The grants are
financed from the European Union Aid Programme for the Turkish Cypriot
community.
The aim of the programme is to give Turkish Cypriot students and teachers
additional educational opportunities that will increase their knowledge in
their own technical field while giving them the experience of studying and
living in another EU Member State said the announcement.
The main objective stated by the press release is to bring the Turkish
Cypriots closer to the EU and Europe closer to the Turkish Cypriot community.
This opportunity will allow the 122 grantees to return to Cyprus after the
completion of their studies and contribute to the social and economic
development of the Turkish Cypriot community said the press release.
A former grantee summarises this unforgettable experience as a new world and
says that this scholarship gives me the opportunity of living at the standards
of any other European citizen, makes me feel financially secure and lets me
concentrate fully on my studies.
I feel that I am exploring new horizons, questioning, gaining new
perspectives, making new friends.
CYPRUS MAIL
05/07/08
National Council gets
behind Christofas on reconciliation
By
Jacqueline Theodoulou
THE MEMBERS
of the National Council yesterday announced their support to President Demetris
Christofias and his efforts to start direct negotiations over the Cyprus
problem.
Despite reservations expressed by DIKO, EDEK, EVROKO and the Green Party, all
members agreed to a joint statement read by Government Spokesman Stefanos
Stefanou following the three-hour meeting,
According to the statement, The members of the National Council, after
expressing their opinions on the developments, and some reservations, stated
their support to the handlings of the President of the Republic and the
continuation of efforts to open the way for direct negotiations, based on the
biggest possible progress.
Stefanou added: This will be judged by the President of the Republic and a
collective consultation with the parties before a final decision is made.
The Government Spokesman repeated that prior to the July 25 meeting between
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, the President will
have a clear decision on whether he should move ahead into direct negotiations
or not.
All political leaders expressed their concern over the political crisis in
Turkey and how this may affect the developments of the Cyprus problem.
DIKO, EDEK, EVROKO and the Green Party all agreed that they werent impressed
with the progress the technical committees and working groups were making. They
also maintained that the basis of the solution had not yet been made clear.
DIKO President Marios Garoyian said his partys aim was to help Christofias in
his efforts. He added that Christofias had assured the National Council that he
would be requesting an intensification of the working groups and technical
committees operations.
The aim of the Democratic Party [DIKO] is not to gnaw at the President of the
Republic but to reinforce his negotiating abilities and position, and therefore
we will continue with all our powers, in efforts to realise our sides aims. It
needs patience, persistence, calmness and correct dealings, said Garoyian.
Yiannakis Omirou, the president of EDEK, added: Our position is very well
known regarding the preconditions for the beginning of direct talks. We believe
that there needs to be satisfactory progress, a negotiated basis so that the
talks can become productive, fruitful and operational.
EVROKO leader Demetris Syllouris said direct talks without further progress
would lead to dead ends or to a bad solution.
President Christofias left the meeting without making statements, as did DISY
leader Nicos Anastassiades and Vice-president Averoff Neophytou.
CYPRUS MAIL
05/07/08
NTV
Güncelleme: 01:48 TSİ 06 Temmuz 2008 Pazar
ERİVAN -
Ermenistan Cumhurbaşkanlığından yapılan resmi açıklamaya
göre, Türkiye ve Ermenistanın 6 Eylül tarihinde oynayacakları Dünya
Kupası eleme karşılaşması için Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün davet edildiği duyuruldu.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, daha önce
yaptığı açıklamada Türk-Ermeni ilişkilerini
iyileştirmek için yeni adım atacağını ve milli maç
daveti yapacağını dile getirmişti.
Halen Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki bulunmuyor.
Türkiye, Ermenistanla diplomatik ilişkilerini 1991 yılında
Ermenistanın Azerbaycan toprağı olan Dağlık
Karabağı işgal etmesinin ardından kesmişti.
Ermenistanın 1915 yılındaki Ermeni techirini soykırım
olarak nitelendirmesi ve Türkiyeye bu konuda baskı yapması da
ilişkileri olumsuz yönde etkiliyor.
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün de katıldığı Astananın
Kazakistanın başkenti oluşunun 10. yıl dönümünün
kutlamalarında özlenen barış tabloşu yaşandı.
Törende bir araya gelerek sohbet eden
Cumhurbaşkanı Gül, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham
Aliyev ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan arasında
ilginç diyaloglar yaşandı. Aliyev ve Sarkisyanın kollarına
girerek bir süre yürüyen Güle, Aliyevin tercümanlık yapmak istedi. Ancak
Sarkisyan araya girerek "Ben Türkçe biliyorum" diyerek söze girdi. Ancak
Türkçesinin yeterli olmaması nedeniyle Aliyev, tercümanlık yapmaya
devam etti. Koyu sohbete dalan düşman(!)kardeşler törende özlenen
barış tablosu oluşturdu. Bu gelişmelerin meydana geldi
saatlerde Ermenistan Cumhurbaşkanlığı Basın
Merkezinden yapılan açıklamada ise, Dünya Kupası Eleme Grubunda
başkent Erivanda oyananacak Türkiye-Ermenistan milli maçına
Cumhurbaşkanı Gülün davet edildiği bildirildi.
Cumhurbaşkanı Gül dün ayrıca Rusya
Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile biraraya geldi. Medvedevin
konakladığı otelde gerçekleşen görüşmede Gül,
"Türkiye ve Rusya komşu, dost ve her bakımdan
ilişkileri ileriye giden iki ülkedir. İnanıyorum ki
ilişkilerimizin daha ileri düzeye ulaşması için hepimiz el
birliği içerisinde çalışacağız. Bunu
gerçekleştirebileceğimize inanıyorum" dedi. Medvedev de
görüşmeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke
ilişkilerinin son dönemde büyük gelişme kaydettiğine dikkati
çekti. Gül, Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Şaakaşvili ve
Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov ile ayrı
ayrı görüştü. Gül, Astanada yapımı süren Türkiye
Büyükelçiliği inşaatını gezerek yetkililerden bilgi
aldı.
HURRIYET 06/07/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTCde, alım gücündeki gerilemeyi önlemek için maaşlarda 2 ayda bir düzenleme yapılması anlamına gelen eşel-mobil sisteminde, söz konusu periyodu 4 veya 6 aya çıkartarak düzenleme yapmak isteyen hükümet, sendikaların sert tepkisiyle karşılaşınca kendisini, Türkiye bize daha fazla kaynak ayırmıyor diyerek savundu.
Söz konusu kararın eşel-mobili sulandırmak
ve ortadan kaldırmak anlamına geldiğini iddia eden sendikalar,
yarın genel grev yapma kararı aldı. Maliye Bakanı Ahmet
Uzun, uygulamayı eski haliyle sürdürebilmek için 80-90 milyon YTLye
ihtiyaç duyduklarını, ancak Türkiyenin bunu kendilerine vermeye
yanaşmadığını söyledi.
Türkiyenin kendilerine 2008 yılı için 600 milyon YTL bütçe
verdiğini, ancak ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar
nedeniyle geçtiğimiz aylarda ek bütçe istemek için Ankaraya gittiklerini
söyleyen KKTC hükümeti yetkilileri, Türkiyenin cevabının, Ben
vereceğimi verdim, daha fazla vermiyorum olduğunu aktardı.
Ankaranın KKTC hükümetinden, ek bütçe talep etmek yerine ekonomik
tedbirler almasını istediğini söyleyen yetkililer,
eşel-mobil sisteminde yeniden düzenlemeye geçirilmesinin sadece bu
amacı taşıdığını vurguladı.
Soyer:?Gerçeklerle yüzleşmeliyiz
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Başbakan Ferdi Sabit Soyer de,
Türkiyeden para talep etmek, iç borcu artırmak veya ekstra vergi gibi
düzenlemeler yapmak istemiyoruz. Zaten Türkiyeden para istesek de vermeyecek
dedi. Soyer, Kıbrıs Türk halkının gerçeklerle
yüzleşmesi gerektiğini ifade etti.
MILLIYET
06/07/08
AA
Güncelleme: 10:24 TSİ 07 Temmuz 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - Talat, Güney Kıbrısta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını ifade ederek, Bunun tam olarak ABDdeki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir tabu olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden oluşacağı gayet açık bir unsurdur dedi.
Bunun partenojenez (bakir doğum) ve
Kıbrıs Cumhuriyetinin dağılması anlamına
mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat
şunları söyledi:
Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını
söylemedim. BMye ve ABye katılmak için yeniden
başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni
uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim.
Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu
devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından
oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyetinden hem
de KKTCden bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi
makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de
aynılarına sahip. Yeni devleti, benim eyaletimden (state) bazı
unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyetinden bazı unsurlarla
yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da
oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu
söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur.
(MÜZAKARELERE)
HİÇ KİMSEYE 1 EYLÜLDE BAŞLAYACAĞIMIZI SÖYLEMEDİM
Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun
olup olmadığının sorulması üzerine, bu
görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin başlama
tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu
başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde
yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını belirtti.
Talat, Kıbrıs Türk parti başkanlarıyla
yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında
doğrudan müzakerelerin 1 Eylülde başlayacağını
söylediğinin doğru olmadığını ifade ederek
şöyle devam etti:
Karara varmadık, ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık.
Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylülde
başlayacağımızı söylemedim.
Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da
geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve
çalışma gruplarıyla teknik komitelerde yeterli
çalışmanın yapıldığını kaydeden Talat,
Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri
olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü
müzakerelere geçilebileceğini ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Hristofyasın
hükümetteki ortaklarının baskısı altında
bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, kendisinin de
Ankaranın baskısı altında olduğunun
düşünüldüğü şeklindeki yorum soruya ise şu
yanıtı verdi:
Ne yapmak için Türkiyenin baskısı altında olabilirim?
Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs
sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer
Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan
müzakerelerin başlamasıdır.
Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin
sorulması üzerine ise Talat, şunları söyledi:
Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek
istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını
söyledim. Sayın Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz
de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini
anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da
budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü
karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak
vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir.
"Kıbrıs'ta
tek millet görmek istiyoruz"
|
7 Temmuz, 2008 17:43:00 (TSİ) CNN TURK |
ABD'nin Avrupa
ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı
Daniel Fried, ''(Kıbrıs'ta) tek millet, tek vatandaşlık ve
bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz'' dedi.
Fried, Kıbrıs'ta kapsamlı
müzakerelerin en kısa sürede başlamasını desteklediklerini
ifade etti.
Ada'ya yaptığı ziyaret çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın yanı sıra BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel
Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye
Brook-Zerihoun ile görüşen Fried, temaslarının sonunda
Lefkoşa ara bölgedeki Fullbright Merkezi'nde basın
toplantısı düzenledi.
Fried, Kıbrıs ziyaretinin ABD'nin Kıbrıs'ta çözüm
çabalarını desteklediğinin bir kanıtı olduğunu
kaydetti. "İki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek millet, tek
vatandaşlık ve bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz" diyen
Fried, liderlerin ilerleme sağlamasını ve kapsamlı
görüşmelere başlamasını umduklarını söyledi.
Bir Amerikan planı olmadığını, ancak ABD'nin açık
desteği olduğunu kaydeden Fried, bunun, liderlere dayatılacak
bir konu olmadığını, yolu liderlerin göstermesi
gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs'ta ilerleme olduğunu belirten ve Ledra Caddesi'nin (Lokmacı
Kapısı) açılmasını buna örnek gösteren Fried,
Lokmacı'nın açılması konusunda, "Liderlerin sözel
bağlılığının elle tutulur ifadesidir.
İlerlemenin mümkün olduğunun göstergesidir" dedi.
"Liderler çözüme bağlı"
Her iki liderin de çözüme bağlı olduğunu kaydeden Fried,
"Kıbrıs halkı, sorunsuz geçişlere
baktığımızda, çözüme hazırdır" ifadesini
kullandı.
Fried, görüşmelerin bir an önce başlaması ve ilerleme
olması temennisinde bulundu.
Ada'nın birleştirilmesi çabalarını desteklediklerini,
BM'nin de bu çabaların içinde yer aldığını kaydeden
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, iki liderin
"uzlaşma" sözü verdiğini vurgulayarak, "Umarız
ilerleme sağlanır ve bir anlaşma olur, kapsamla müzakerelerle
bir çözüme varılır" dedi.
"Müzakerelere liderler karar verecek"
Fried, "Nasıl bir zaman çerçevesi öngörüyorsunuz?" sorusuna
karşılık, iki liderin 25 Temmuz'da görüşeceğini
anımsatarak, "bunun orada belli olacağını"
söyledi.
Kapsamlı müzakerelerin ne zaman başlayacağına
Kıbrıs'ta liderlerin karar vereceğini belirten Fried, ABD olarak
mümkün olan en kısa sürede kapsamlı müzakerelerin
başlamasını desteklediklerini kaydetti.
Fried, "Türkiye'deki gelişmelerin Kıbrıs'taki sürece
olumsuz etkisinin olup olamayacağı" yönündeki bir soru üzerine
de, Türkiye'nin de Kıbrıs'ta çözümü desteklediğini ifade ederek,
Türkiye'deki siyasilerle defalarca görüştüğünü ve onların
Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu savunduğunu belirtti.
Daniel Fried, "Umarız Türkiye'deki siyasi gelişmeler demokrasi
içinde çözüme kavuşur ve bu süreç aşılır. Umarım
Türkiye'deki durum Kıbrıs'taki çözüm çabalarını olumsuz
etkilemez" dedi.
Avrupa Birliğinin (AB) sürece teknik olarak destek verebileceğini
kaydeden Fried, Kıbrıs'taki sorunu liderlerin çözeceğini,
ilerlemenin de liderlerden geleceğini belirtti.
Fried, bir soru üzerine, Kıbrıs sorununun çözümü için yıllar
içinde çok şey yapıldığını, liderlerin bundan
faydalanabileceğini söyledi.
Merve
LOĞMANOĞULLARI/LONDRA, (DHA)
NGİLTERE'nin önde gelen gazetelerinden
The Independent, Türk kadınlar kapanıyor, bikinisiz tatillerde
patlama yaşanıyor başlığıyla verdiği tam
sayfa haberde Türkiye sahillerinde hızla artan eğilime dikkat çekerek,
turizmcilerin Gerçek para bırakanlar onlar olduğu için biz de
İslamcı turizme döndük ifadelerine yer verdi.
10 milyar Sterlinlik turizm sektöründe en hızlı
artışı gösteren İslamcı turizm olması
nedeniyle, üstsüz de güneşlenebilinen normal otellerin İslamcı
otellere dönüştürüldüğünü kaydeden Independent, bunun örneği
olarak Şerafettin Ulukent'in 1980'li yıllarda Çeşme'de
açtığı tatil köyüne işaret etti. Turizmcilerin bu sektöre
olan eğiliminin ise Türkiyede farklı yorum ve eleştirilere yol
açtığını öne sürdü.
AKP'nin dindar bir parti olduğunu, fakat parti duruşunun laik
güçlerle çatıştığında öne sürülen
tartışmanın türban ve kapalı giyim üzerinde
yoğunlaştığını yazan Independent, Birçok Türk,
bu tatil köylerini, muhafazakar İslamcı siyasetin doğurduğu
sonuçları olarak görüyor diye ifade etti. Türk toplumunun patriarkal
(erkeğe öncelik) yapısına da dikkat çeken İngiliz gazete,
İslamcı turizme bu nedenle rağbetin
arttığını da öne sürdü.
Gazete, 1997de kapatılan İslamcı otellerin yeniden
artışta olduğunu ifade ederken, bu tür tatil yerlerinin
özellikle ayrı kadın-erkek plajlarının, alkol
yasağının ve ezan sesinin en çekici unsurları
olduğunun altını çizdi.
MILLIYET 07/07/08
KKTCde sendikalar, hükümetin eşel mobil sistemindeki
değişiklik çalışmalarına tepki göstererek, ülke
genelinde
genel greve gitti.
Grev, 35 sendikanın katılımıyla, iş yerlerine göre
esnek saatler arasında uygulanıyor. Grev, 4 ile 24 saatlik sürelerle
yapılacak. Grevin limanlarda 24 saat, havaalanında 08.00-18.00
saatleri arasında ve hastanelerde 08.00-12.00 saatleri arasında
yapılması kararlaştırıldı. Sendikalar, hükümetin
eşel mobil sistemindeki değişiklik konusunda
ısrarcı olması halinde daha etkili eylemlerde bulunacakları
uyarısında bulunuyor. Yaptıkları açıklamalarda ve
gazetelere verdikleri ilanlarda, "çalışanlara yönelik
saldırılara müsaade etmeyeceklerini" belirten sendikalar,
"Ya yasanız gidecek, ya da siz" sloganını
kullanıyor.
Genel grev nedeniyle, Kıbrıs Türk Hava
Yolları (KTHY), Atlasjet ve Pegasus, seferlerinin saatlerinde
değişiklik yaptı. KTHY, Ercan Havaalanında örgütlü
sendikaların 08.00-18.00 saatleri arasında uyguladığı
grev nedeniyle yolcu mağduriyetini asgariye düşürmek için Ercan
çıkışlı ve Ercan varışlı seferlerinin
saatlerinde değişikliğe gitti. Buna göre, KTHY ve Atlasjetin bugünkü
tüm uçuşları grev saatleri öncesi ve sonrasına alındı.
Pegasus ise bugünkü
seferlerinin birçoğunu iptal ederek, yolcuları diğer
uçuşlara aktardı. Greve, devlete bağlı Bayrak Radyo
Televizyon Kurumu (BTR) ile Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) da
katılıyor. TAK, "Abonelerin dikkatine"
başlığıyla yayımladığı açıklamada,
"Türk-Ajansı Kıbrıs (TAK) çalışanları bugün
(7 Temmuz 2008) grevde olduğundan, kurum bugün hizmetlerini yerine
getiremeyecektir" dedi.
Emekliler Cemiyetinin de destek verdiği greve
"KTÖS, KTOEÖS, DEV-İŞ, DEVRİMCİ GENEL İŞ,
DEVLET-İŞ, EMEK-İŞ, PETROL-İŞ, MAĞUSA TÜRK
GENEL İŞ, HÜR-İŞ, KAMU-İŞ, BÜRO-İŞ,
HAVA-SEN, BAY-SEN, BEL-SEN, MEMUR-SEN,
TÜRK-SEN, EL-SEN, TEL-SEN, BANK-SEN, GIDA-SEN, SAĞLIK-SEN, KTAMS,
KAMU-SEN, GÜÇ-SEN, TIP-İŞ, BES, MEC-SEN, TUR-İŞ,
DAÜ-BİR-SEN, VERGİ-SEN, ÇAĞ-SEN, ATES, BASIN-SEN, BASS,
VET-TEK-SEN" katılıyor.
MILLIYET 07/07/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasla doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda neredeyse anlaşmaya vardıklarını söyledi.
İki kurucu eyalete sahip, iki
toplumlu, iki kesimli federasyonda da anlaştıklarını
yineleyen Talat, Bunun tam olarak ABDdeki gibi olacağını
söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegâne bir sistemdir.
Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde
bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir tabu olduğunu
biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve
KKTCden oluşacağı gayet açık bir unsurdur dedi.
Rum Alithia gazetesine konuşan Talat, 1 Temmuz görüşmesinin
sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine,
kendisinin bu görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin
başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu
başaramadıklarını ve sonunda 25 Temmuz tarihinde yeniden
bir araya gelme kararına vardıklarını belirtti.
Talat, Kıbrıs Türk parti başkanları ile görüşmesinde
doğrudan müzakerelerin 1 Eylülde başlayacağını
söylediğinin doğru olmadığını ifade etti ve
şunları söyledi: Karara varmadık, ancak takvim konusunda
neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak
hiç kimseye 1 Eylülde başlayacağımızı söylemedim.
Ankaranın baskısı
Hristofyasın hükümetteki ortaklarının baskısı
altında bulunduğuna inandığını söyleyen Talata,
kendisinin de Ankaranın baskısı altında olduğunun
düşünüldüğü şeklindeki bir yorum soruya ise şu
yanıtı verdi: Ne yapmak için Türkiyenin baskısı
altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım
şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin
başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için
baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin
başlamasıdır.
MILLIYET 07/07/08
'Müzakere takviminde Hristofyasla neredeyse anlaştık'
07/07/2008
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrısta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını belirtti
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "neredeyse anlaşmaya vardıklarını" söyledi. Talat, Güney Kıbrısta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, "iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştıklarını" ifade ederek, "Bunun tam olarak ABDdeki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir tabu olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi.
"Bunun partenojenez (bakir doğum) ve Kıbrıs Cumhuriyetinin dağılması" anlamına mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat şunları söyledi:
"Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını söylemedim. BMye ve ABye katılmak için yeniden başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim. Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyetinden hem de KKTCden bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de aynılarına sahip. Yeni devleti, benim eyaletimden (state) bazı unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyetinden bazı unsurlarla yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur."
"1 Eylülde müzakerelere başlayacağımızı söylemedim"
Cumhurbaşkanı Talat, 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine, "bu görüşmeden beklentisinin doğrudan müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını" belirtti.
Talat, Kıbrıs Türk parti başkanlarıyla yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında doğrudan müzakerelerin 1 Eylülde başlayacağını söylediğinin "doğru olmadığını" ifade ederek şöyle devam etti:
"Karara varmadık, ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylülde başlayacağımızı söylemedim."
"Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma gruplarıyla teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını" kaydeden Talat, "Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini" ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Hristofyasın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, "kendisinin de Ankaranın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü" şeklindeki yorum soruya ise şu yanıtı verdi:
"Ne yapmak için Türkiyenin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır."
Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin sorulması üzerine ise Talat, şunları söyledi:
"Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını söyledim. Sayın Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir." (aa)
FEDERASYON, KIBRIS CUMHURİYETİ VE KKTC'DEN OLUŞACAK... Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "nerdeyse" anlaşmaya vardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderle iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda da anlaştıklarını yinelerken, "benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi
l MÜZAKERELERE GEÇİLEBİLİR... Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma grupları ile teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını vurgulayan Talat; hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini ifade etti. Kendisinin Ankara'nın baskısı altına olmadığını kaydeden Talat, Hristofyas'ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti
Güney Kıbrıs'taki Alithia gazetesi, söyleşi yaptığı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda "nerdeyse" anlaşmaya vardıklarını bildirdiğini belirtti.
Gazeteye göre, "İki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda" da anlaştıklarını yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bunun tam olarak ABD'deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir 'tabu' olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat; 1 Temmuz görüşmesinin sonucundan memnun olup olmadığının sorulması üzerine "kendisinin bu görüşmeden beklentisinin doğrunda müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesi yönünde olduğunu, ancak bunu başaramadıklarını ve nihayetinde 25 Temmuz tarihinde yeniden bir araya gelme kararına vardıklarını" belirtti.
Talat; Kıbrıs Türk parti başkanları ile yaptığı bilgilendirme görüşmeleri sırasında doğrudan müzakerelerin 1 Eylül'de başlayacağını söylediğinin, "doğru olmadığını" ifade etti ve şunları söyledi:
"Karara varmadık ancak takvim konusunda neredeyse anlaştık. Evet bunu açıklamamaya karar verdik, ancak hiç kimseye 1 Eylül'de başlayacağımızı söylemedim."
"Doğrudan müzakerelerin başlamasını ertelemek ya da geciktirmek için geçerli bir sebep olmadığını ve çalışma grupları ile teknik komitelerde yeterli çalışmanın yapıldığını" vurgulayan Talat; "Kıbrıs sorununun dünyanın en eski sorunlarından biri olduğunu ve hali hazırda mevcut olan hazırlıkla bütünlüklü müzakerelere geçilebileceğini" ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat; Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın hükümetteki ortaklarının baskısı altında bulunduğuna inandığını belirtti. Talat, "kendisinin de Ankara'nın baskısı altında olduğunun düşünüldüğü" şeklindeki yorum soruya ise şu yanıtı verdi:
"Ne yapmak için Türkiye'nin baskısı altında olabilirim? Başarmaya çalıştığım şey Kıbrıs sorununda doğrudan müzakerelerin başlamasıdır. Eğer Türkiye bana bir şey için baskıda bulunuyorsa bu doğrudan müzakerelerin başlamasıdır."
Kıbrıs Türk siyasi partilerinden kendisine yönelik tepkilerin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:
"Evet bu gerçektir. Ancak onlara, eğer bu ülkeyi yeniden birleştirmek istiyorsak bunun sadece federal bir çözümle mümkün olacağını söyledim. Sn. Hristofyas ile temel anlaşmamız, ortak zeminimiz de budur. Çözüm bulmak için iyi ortamı korumamız gerektiğini anlamayanlara bunu söyledim. Şimdi yaptığımız da budur. Eleştiriler beni şaşırtmıyor, çünkü karşı gelenler en baştan beridir tek ve ortak vatandaşlığı ve uyruğu istemeyenlerdir."
"Federasyonun Kıbrıs cumhuriyeti ve KKTC'den oluşacağı açıktır"
Cumhurbaşkanı Talat; "two states" terimini kullandığında tam olarak neyi, "ABD'deki eyaletleri mi yoksa bağımsız bir devleti mi" kastettiği şeklindeki soruyu ise şu şekilde yanıtladı:
"Bağımsız devlet derken neyi kastediyorsunuz. İki kurucu eyalete sahip olacak iki toplumlu, iki kesimli federasyonda anlaştık. Tam olarak ABD'deki gibi olacağını söylemedik, çünkü bildiğiniz üzere buradaki sistem yegane bir sistemdir. Kıbrıslı Rum politikacılarla çeşitli görüşmelerde bu konu gündeme geliyor. Bu konunun onlar için bir 'tabu' olduğunu biliyorum. Ancak benim için bu federasyonun Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur."
Bunun partenojenez (bakir doğum) ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dağılması" anlamına mı geldiği sorusuna karşılık ise, Talat şunları söyledi:
"Yeni devletin yeni bir belge üzerinde oluşacağını söylemedim. BM'ye ve AB'ye katılmak için yeniden başvuracağımızı ya da yeni devletin yeni uluslararası anlaşmalar imzalayacağını da söylemedim. Devlet yok olup baştan ortaya çıkamaz. Söylemek istediğim; bu devletin Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasından oluşmayacağıdır. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti'nden hem de KKTC'den bazı unsurları içerecektir. Şu anda kendi makamlarım, yargıçlarım var. Kıbrıs Cumhuriyeti de aynılarına sahip. Yeni devleti benim eyaletimden (state) bazı unsurlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bazı unsurlarla yaratacağız. Yeni bir devlet yaratacaksak her iki taraftan da oluşacak ve hiç kimse devletin taraflardan birine ait olduğunu söyleyemeyecek. Yeni bir ortaklık olacak. Benim arzum budur."
Cumhurbaşkanı Talat, söyleşisinde ayrıca; "yeni devletin bölünmez olacağını öngören bir anlaşmaya imza koymaya hazır olduklarını, yıllardan beridir söylemekte olduğunu" da belirtti.
Alithia, Cumhurbaşkanı Talat'ın söyleşisinin ikinci bölümünün bugün yayımlanacağını ve söyleşisinin bu bölümünde Talat'ın, mülkiyet, 2004 sonrası dönem gibi konulara değineceğini de yazdı.
KIBRIS 07/07/08