Kıbrıs’ta müzakere kararına tepkiler olumlu

Türkiye, Birleşmiş Milletler, Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri, Kıbrıs’ta müzakerelerin 3 Eylül’de başlayacak olmasından memnun

NTV

Güncelleme: 11:05 TSİ 28 Temmuz 2008 Pazartesi

 

ANKARA - Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Talat-Hristofyas görüşmesinden çıkan müzakarere tarihini olumlu olarak değerlendirdi.

 

Ankara, Kıbrıs’ta kurulacak yeni bir ortaklık devletinin, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanmasını istiyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, “İki liderin, Kıbrıs’ın, iki toplum, tek kimlik, tek vatandaşlık ve tek egemenlik çerçevesinde tekrar birleşmesi için müzakerelere başlama kararı almasından memnunuz” dedi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsüyse, müzakerelere başlama kararını alkışladıklarını söyledi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da Kıbrıs’ta kapsamlı müzakerelerin başlatılması kararından büyük memnuniyet duyduğunu açıkladı.

 

Downer, Talat ve Hristofyas ile görüştü

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile ayrı ayrı makamlarında görüştü.

AA

Güncelleme: 14:37 TSİ 29 Temmuz 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Alexander Downer’ın Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas ziyaretlerinde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.

Görüşmelerden sonra açıklama yapılmadı. Downer, bugün düzenleyeceği basın toplantısında temaslarını değerlendirecek

 

 

Downer: Liderler çözüm sözü verdi

Kıbrıs’ta 3 Eylül’de başlayacak kapsamlı görüşmelerde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri adına arabuluculuk yapacak olan Avusturalyalı diplomat Alexander Downer, Talat’la Hristofyas’ın çözüm sözü verdiğini belirterek bundan cesaret aldıklarını söyledi.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:25 TSİ 30 Temmuz 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüşen BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, iki liderin de çözüm konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Downer “Talat ve Hristofyas samimi bir yaklaşımla çözüm sözü verdi bu durum beni cesaretlendiriyor” dedi.

 

Adadaki temaslarında Kıbrıs sorunu hakkında bilgi aldığını belirten BM arabulucusu Downer, liderlerle yaptığı görüşmelerde de çalışma gruplarıyla teknik komitelerin faaliyetlerini değerlendirdiklerini söyledi. Avustralyalı arabulucu Downer, liderlerle görüşmesinde müzakerelerin yöntemi ve sıklığı hakkında değerlendirmeler de yaptıklarını ancak bunların detayını açıklamayacağını belirtti.

LİDERLER HAFTADA BİR KEZ GÖRÜŞECEK
Edinilen bilgilere göre liderler haftada bir kez görüşecek ve tüm konular masada olacak. Liderler üzerinde uzlaşamadığı konuları çalışma gruplarına havale edecek. Müzakerelerin ileri aşamalarında uzlaşma sağlanamayan konular yeniden masaya yatırılacak. Bu aşamada BM’nin arabuluculuğuna ve hakemliğine başvurulacak.

“Liderler çözüme ulaşılması konusunda bir takvim belirlemedi ama müzakereler sonsuza kadar süremez” diye konuşan Downer, ortada umut verici bir çerçeve bulunduğunu söyledi. BM arabulucusu, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir fırsat bulunduğunu belirterek “Kıbrıslılar için kapsamlı çözüme ulaşma ihtimali belki de hiçbir zaman bu kadar yüksek olmamıştı” dedi.

DOWNER: ZAMANIMIN ÇOĞU KIBRIS’TA GEÇECEK
Kıbrıs sorununun liderler tarafından çözüleceğini vurgulayan Alexander Downer, BM’nin taraflara yardımcı olmak ve süreci kolaylaştırmak için çaba sarfedeceğini söyledi. Downer, “Kalıcı çözüme ulaşılması için elimizden geleni yapacağız, bizim rolümüz taraflara yardımcı olmak. Liderlerle çalışmak için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.

Kıbrıs sorununun karmaşıklığından ötürü görüşmelerin de zorlu olacağını belirten Downer, müzakereler süresince adada olacağını açıkladı. Avustralyalı diplomat, zaman zaman ülkesine gidip geleceğini ancak zamanının çoğunu Kıbrıs’ta geçireceğini sözlerine

 

 

In Cyprus, warm words conceal dark intentions

 

John Torode

Wednesday, 30th July 2008

SPECTATOR.CO.UK

 

Don’t be misled by the notional amicability between North and South, says John Torode. Many Cypriots believe that Turkey is determined to annex the North, with our tacit approval

 

Something is stirring on Aphrodite’s Isle. For the first time since Turkey seized Northern Cyprus in 1974, thousands of Greek and Turkish Cypriots, forcibly segregated for decades, are in amicable daily contact across the great divide. The new president of Cyprus and his unrecognised Turkish-Cypriot opposite number met recently, and actually agreed to start formal peace talks in September. So why are senior politicians on both sides privately warning that a new disaster, as dangerous as the original invasion and partition, is now a real possibility?

Recently I sought clues on bullet-scarred Ledra Street, in old Nicosia. This the place which half a century ago colonial Brits called Murder Mile. Greek Cypriot sixth-former boys on their way home from school allegedly shot British troops in the back here, then unsportingly slipped the guns to schoolgirls and trainee priests who would hide them in their inviolable underwear. Post-independence in 1960, it was the venue for periodic inter-communal violence. Then came professional fighting in 1974 as mainland Turkish troops partitioned Cyprus, supposedly to create a temporary safe haven for the vulnerable Turkish Cypriot minority. Next the ‘Green Line’ went up, closing Ledra Street, dividing both town and island. Until this April, central Ledra Street was pretty much deserted — a place of wrecked and abandoned buildings and rusting, burned-out cars. Tourists, hacks and do-gooding dignitaries came to gawk at armed UN patrols, and at the two communities’ barbed wire barricades, machine-gun posts, watchtowers and sandbag emplacements, complete with provocative Turkish and Greek flags.

Now the battered buildings are discreetly shielded by smart blue curtaining, hymning the joys of EU redevelopment money. The wall has been breached (but certainly not pulled down) and checkpoints inserted. Locals cross in thousands — Turkish Cypriots to work in the prosperous Greek south, and Greek Cypriots to gaze longingly at abandoned homes, to shop, or just have a Turkish coffee and a chat with long-lost neighbours. Ledra Street is abuzz with smart new coffee shops, cafés and boutiques.

Even so, the British Foreign Office, the US State Department and assorted Eurocrats and UN bagmen insist that much more is required, of Greek Cypriots. If they do not progress from informal fraternising to agreement on the details of a ‘bicommunal, bi-zonal federation’, in pretty short order, we global do-gooders might well take our bat and ball — and our moneybags — and go home. The implied threat is that Greek Cyprus will be presented as the obstructive guilty party in any breakdown. In which case Turkey — desperately unstable and unpredictable, as events this week have demonstrated — might feel encouraged to take a gamble and formally annex the Turkish Republic of North Cyprus. Certainly there is a sense of private pessimism and fear in both communities which challenges the upbeat public rhetoric used by the new president of Cyprus Demetris Christofias when he paid his first official visit to Gordon Brown earlier this month, as well as the relaxed way Greek and Turkish Cypriots are intermingling.

Since 9/11, the (increasingly anxious and utterly unrealistic) aim of Britain and America has been to lever Turkey into the EU, so anchoring her to the West and immunising her against Islamofascism. But that can’t happen while Turkey still occupies a great hunk of Cyprus, a member of the EU. Hence the determination to force through a solution acceptable to Turkey — or to place the blame for continued failure on the intransigence of their Greek Cypriot victims.

The last Western attempt to impose a settlement failed in 2004. The pro-Turkish Annan plan, drawn up in secret by assorted Western diplomats was — on a take-it or leave-it basis — put to referenda in both communities. The Greek Cypriots, led by the then President Tassos Papadopoulos chose to leave it. So the Foreign Office, the EU and the Americans devoted themselves to bullying Papadopoulos and undermining his administration. In January the Greek Cypriot community voted Papadopoulos, a pro-Western, mildly right-of-centre commercial lawyer, out of office, replacing him with Christofias, a communist party apparatchik — to great rejoicing in London, Brussels and Washington. (Don’t ask — Cyprus is a logic-free zone.) At which point the global great and good graciously returned to the people of Cyprus ‘ownership of the peace process’. So it is that in the past three months official, cross-community working parties have been discussing, inter alia, a new constitution, the right of return (or not) for hundreds of thousands of displaced people of both races, the restoration (or not) of abandoned property, and the fate of more than 100,000 backward, aggressively nationalistic and devoutly Islamic Turkish settlers. They were shipped in from the mainland and given citizenship to tilt the demographic balance in Turkey’s favour, and to keep the more secular and democratically-minded Turkish Cypriots in their place. (There are already more Turks than Turkish Cypriots living in the North, and, boy, do the Turkish Cypriots hate it.)

I recently spent a few days talking to key players. None asked to go off the record and all held astonishingly similar views. Among them was Papadopoulos. He is convinced that Turkey no longer wants a negotiated settlement, and has lost interest in the idea of the bi-zonal, bicommunal federal solution — the declared goal of all parties for 30 years. He says the Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali Talat, ‘takes his dictation from Turkey’. Now you could, wrongly in my view, dismiss Papadopoulos’s comments as sniping by a rejected president. But George Iacovou, a former foreign secretary and the new President’s man in charge of negotiations, expresses similar doubts and fears. Talet is ‘Ankara’s man’ and he suspects that Ankara ‘lacks the will to settle’. He fears that the West — which sees Christofias as ‘malleable’ — is setting the stage for Turkey to ‘look good’ when and if the talks break down.

Then I took myself across the Ledra Street checkpoint, to Mr Talet’s unrecognised mini-state. There I bounced these worries off Ali Erel, the nearest thing the North has to a leader of the opposition. (If it were not for the swamping votes of the settlers he could well have been president by now.) He too insists that Turkey no longer wants a negotiated settlement; it is simply playing for time, hoping to avoid blame if the peace talks collapse. Then, astonishingly, Ali Erel predicts, tens of thousands of Turkish Cypriots will flee their ‘safe haven’ to resettle in the more liberal, prosperous — and now more genuinely Cypriot — Greek area from which many of them fled in 1974. More sensational still, he feels that Turkey would secretly welcome such an exodus, although it would ‘put an end to the pretence that the Turkish armed forces are here us to protect us, because those they claim to protect are escaping from them’. It is a bizarre suggestion, but it makes a mad sort of sense if you believe, as, apparently a growing number of worldly-wise Cypriots do, that Turkey really is bent on annexing the North, and that — as happened in 1974 — a hypocritical West would shed precious few tears.

 

Kıbrıs’ta günün konusu: Talat’ın kızının düğünü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kızı Ayşenur Talat, Tunuslu nişanlısı Rauf Zrilli ile dünya evine girdi. Halka açık düğüne yaklaşık 5 bin kişi katıldı.

 

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:24 TSİ 01 Ağustos 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Mehmet Ali Talat’ın kızı sosyolog Ayşenur Talat ile Tunuslu elektrik mühendisi Rauf Zrilli, Girne’de gerçekleşen mütevazı düğün için özel davetiye dağıtılmadı, gazetelere ilan verildi. Genç çiftin, damadın memleketinde yapılacak ikinci düğünü 12 Ağustos’ta gerçekleşecek.

 

Girne’de deniz kıyısındaki bir otelde yapılan düğüne, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yanı sıra Rum kesiminin eski devlet başkanı Yorgo Vasiliu, ana muhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi’nin lideri Nikos Anastasiadis ve bazı tanınmış Rum siyaset adamları katıldı.

Rum medyası da düğüne ilgi gösterdi.

DENKTAŞ: TANRI ONA BİR RAUF DAHA VERDİ
Tunuslu damadın adının Rauf olması, düğünün en çok konuşulan konusu oldu. Törene katılan kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Talat’ın kendisiyle uzun yıllar mücadele ettiğini hatırlattı ve “Tanrı ona Rauf adında bir damat verdi, şimdi onunla uğraşacak.” dedi.

Genç çiftin nikahının kıyılmasının ardından kısa bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Talat, siyasi yaşamında birçok olay yaşadığını ancak hiç bu kadar heyecan duymadığını söyledi. Talat konuşması sırasında duygusal anlar yaşadı. Nikahta barışı simgeleyen iki beyaz güvercin uçuruldu.

Nikahtan sonra uzun kuyruklar oluşturan vatandaşlar çifti ve aileleri tebrik etti. Davetliler gelin ve damada para taktı, hediyeler sundu. Konuklara Kıbrıs düğünlerine özgü pastiş adı verilen badem kurabiyesi ikram edildi. Genç çiftin evliliğinin uzun olması için bir zeytin fidanı dikildi Düğüne gelen birçok vatandaşa da zeytin fidanı dağıtlıdı.

HRİSTOFYAS KATILMADI
Rum lider Dimitris Hristofyas da nikaha davet edildi, ancak Hristofyas, düğünün yapıldığı otelinin 1974’ten önce Rumlara ait bir arazi üzerine inşaa edilmiş olmasından ötürü davete katılmama kararı aldı.

Rum lider Pazar günü Talatları Girne’deki evinde ziyaret edeceğini açıklamıştı, ancak bu kararını da değiştirdi. Hristofyas’ın ay sonuna doğru Talatları ziyaret edeceği belirtiliyor.

Almanya’da üniversitede okurken tanışan Ayşenur-Rauf çifti, staj için iki yıl Ankara’da oturacak, ardından Kıbrıs’a yerleşecek. Bu nedenle “Talat gelin vermedi, Tunus’tan damat aldı” yorumu yapılıyor.

 

KKTC müzakerelere hazır

Kıbrıs’ta 3 Eylül’de başlayacak kapsamlı müzakerelere hazırlanan KKTC, müzakerelerde tam kapasiteyle çalışacak. Taraflar arasındaki müzakereler yönetim ve güç paylaşımından başlayacak.

 

AA

Güncelleme: 17:40 TSİ 06 Ağustos 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının önümüzdeki ay başlayacak kapsamlı müzakereler için hazır olduğunu söyledi. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın taraflar arasında 3 Eylülde başlayacak müzakere sürecinin verimli geçmesi için gerekli ortamın var olduğu kanısı taşıdığını belirtti.

 

Erçakıca, “Cumhurbaşkanımızın daha önce ısrarla üzerinde durduğu 2008 yılı içinde çözüm hedefinin gerçekçi bir hedef olduğu, bu sürecin en fazla 2009 yılının ilk aylarına kadar uzaması gerektiği açıktır” dedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Türk tarafının müzakere sürecinin başarıyla sonuçlanması ve son müzakere süreci olması için tam kapasiteyle çalışacağını ifade etti.

Erçakıca, müzakerelerdeki en kolay ve en zor konu başlıklarının ne olduğu sorusuna karşılık olarak, mülkiyet sorununun oldukça karmaşık bir hal aldığını, Kıbrıs sorununun uzaması yüzünden insan hayatının gerektirdiği uygulamaların mülkiyet sorununu karmaşık hale getirdiğini kaydetti.

Çözme niyeti varsa en karmaşık problemleri bile pragmatik şekilde ve basite indirgeyerek çözmenin mümkün olduğuna işaret eden Erçakıca, “Örneğin mülkiyet sorununda tazminat, takas, iade gibi tüm araçlar kullanılabilirse, bu sorun da çözümlenebilir. Fakat siyasi olarak belki çeşitli zorluklar içerebilir, oysa teknik olarak mülkiyet sorununun da nasıl çözümlenebileceği bilinmez bir şey değildir, açık seçik ortadadır” diye konuştu.

Erçakıca, kolay diye nitelenen konulardaki çözümlerin diğer konuların çözümünü kolaylaştıracağını belirterek, 3 Eylül’de veya ikinci görüşmenin yapılacağı 11 Eylülde yönetim ve güç paylaşımından başlanması konusunda bir anlayış birliği olduğunu belirtti.

 

 

412 kayba ulaşıldı

412 KAYBA ULAŞMAK BÜYÜK BAŞARI" ... Kayıp Kişiler Komitesi Kıbrıslı Türk Üyesi Küçük, komitenin son iki yıldır yürüttüğü "Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi"nde şu ana kadar 412 kayba ulaşıldığını, bunların 76'sı Kıbrıslı Rum ve 29'u Kıbrıs Türk olmak üzere toplam 105 kaybın yakınlarına teslim edildiğini söyledi. Küçük, 412 kayba ulaşmanın büyük bir başarı olduğunu ifade etti

"ULAŞILAN KAYIPLARIN SAYISI ARTABİLİR"... Antropoloji laboratuarında şu anda 412 kayıp kişiye ait kemik kalıntısı bulunduğunu ancak kuzey ve güneyde kazı çalışmalarının sürdüğünü ve bu rakamın 422'ye yükselebileceğini ifade eden Küçük, "şu anda kazı çalışmaları devam eden yerler var, ancak bunlar henüz antropoloji laboratuarına raporlanıp yollanmamıştır" dedi 

 "750-800 ADET KEMİK ÖRNEĞİ İNCELEME ALTINDA"... Gülden Plümer Küçük, teslim dilen 105 kayıptan Antropoloji Laboratuarında, geriye kalan diğer kayıplara ait kemiklerden 750-800 adet kemik örneğinin kimlik tespiti yapılmak üzere DNA laboratuarına gönderilmiş olduğunu da belirtirken, kimlik tespiti çalışmalarının ne zaman tamamlanacağı konusunda kesin bir öngörüde bulunmadı

Anıl IŞIK

Kayıp Kişiler Komitesi Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, komitenin son iki yıldır yürüttüğü "Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi"nde şu ana kadar 412 kayba ulaşıldığını, bunların 76'sı Kıbrıslı Rum ve 29'u Kıbrıs Türk olmak üzere toplam 105 kaybın yakınlarına teslim edildiğini söyledi.

Komitenin son iki yılda yaptığı çalışmaları değerlendiren Küçük, bu iki yıllık süre içerisinde bayağı yol kat ettiklerini belirterek, şu anda antropoloji laboratuarında olan 412 kayba ulaşmanın büyük bir başarı olduğunu ifade etti. Küçük, ayrıca danışman bilim adamlarının uluslararası standartlar çerçevesinde bu rakama ulaşılmış olmasını büyük bir başarı olarak nitelendirdiğini de kaydetti.

Antropoloji laboratuarında şu anda 412 kayıp kişiye ait kemik kalıntısı bulunduğunu ancak kuzey ve güneyde kazı çalışmalarının sürdüğünü ve bu rakamın on artarak 422'ye yükselebileceğini ifade eden Küçük, "şu anda kazı çalışmaları devam eden yerler var, ancak bunlar henüz antropoloji laboratuarına raporlanıp yollanmamıştır" diye konuştu.

Gömü yerlerinden kemik kalıntılarının çıkarılmasının ardından uygulanan süreçle ilgili de bilgi veren Küçük, kemik kalıntılarının kimlik tespitinin yapılması için belli bir süreçten geçmesi gerektiğini söyledi. Gülden Plümer Küçük, şöyle devam etti:

"Kemikler ilk olarak antropoloji laboratuarına gönderiliyor, kayıp yakınlarından alınan ante mortem dediğimiz kaybımızın ölüm öncesi detayları ile karşılaştırılıyor ve analizleri yapılıyor. Sonra bu kayıplardan alınan kemik örnekleri DNA laboratuarına gönderiliyor ve burada da daha önce ailelerden topladığımız kan örnekleriyle birlikte eşleştirilmek üzere DNA testi yapılıyor. İki laboratuar - Antropoloji ve DNA laboratuarı- oturup toplantı yapıyor ve yüzde 99 kesinlikle kimlik tespiti yapıyorlar. Şu ana kadar ulaşılan 412 kaybın 76'sı Kıbrıslı Rum ve 29'u Kıbrıslı Türk olmak üzere toplam 105 kişinin kemik kalıntısı tespit edilmiştir. Bunlar ailelere teslim edilerek defnedilmiştir" dedi.

Antropoloji laboratuarında bulunan diğer kayıplara ait kemiklerden 750-800 adet kemik örneğinin kimlik tespiti yapılmak üzere DNA laboratuarına gönderilmiş olduğunu da belirten Gülden Plümer Küçük, kimlik tespiti çalışmalarının tamamlanmasının ne zaman tamamlanacağı konusunda kesin bir öngörüde bulunmadı.

Son açılan gömü yerlerindeki kayıpların çok karışık olduğunu kaydeden Küçük şöyle konuştu:

"Kayıpların gömü yerlerindeki durumları ne kadar karışık olursa kimlik tespiti o kadar zorlaşmaktadır. Daha çok DNA çıkarılmalı ve daha büyük bir titizlikle çalışmak lazım. Bu nedenle de süreçler daha uzamaktadır. Mesela Güney Kıbrıs'ta Limasol'un Yerasa (Gerasa) bölgesinde Taşkent (Dohni) kayıplarına ait gömü yerinde yapılan çalışmalar bir seneyi geçmiştir, burası çok dağınık ve karışık bir yerdir. Bu da kazının bize ne kadar uzayabileceğini gösteriyor. Kazı çalışmalarının ne kadar uzun olabileceğini kestiremezsiniz."

Kayıplarla ilgili çalışmaların ne kadar süre daha alacağı ve tüm kayıplara ulaşılma ihtimaliyle ilgili bir soru üzerine Küçük, "geçmiş iki seneye bakarak diyoruz ki iki sene içinde 412 kişiye ulaştıysak ve toplam 1970 kaybımız varsa, bizim en az iki üç yıla daha ihtiyacımız vardır. Ancak yine de kayıpların hepsini bulmamız mümkün değildir... Ya göz tanıkları ölmüştür ya da gömü yeri üzerinde inşaat yapılmıştır. Kayıplarımızın yaklaşık yüzde 65'ini bulacağız, ancak yine de daha başarılı olacağımızı umuyoruz" diye konuştu.

"Ne kadar bilgi gelirse o

kadar gömü yeri bulabiliriz"

Gülden Plümer Küçük, komitenin çalışmalarının gömü yerlerini bildiren insanlara bağlı olduğunu ifade ederek, "ne kadar çok bilgi gelirse o kadar çok gömü yerini onların yardımıyla bulabiliriz" dedi.

Küçük, şöyle devam etti:

"Göz şahitlerinin ya da gömü yerleri ile ilgili bilgiye sahip olan insanların bize yardım etmesi çok önemli. Aradan çok uzun zaman geçti. 63 ve 74'ten bu yana yeryüzü şekillerinin değişmesi ve bu insanların yaşlanıp ölmesi en büyük zorluklardır. Bize bilgi veren kişilerin isimlerini kesinlikle kayıt altına almıyoruz. Bizim her şeyimiz kayıtlıdır, bir tek bu kayıtlı değildir. Bu bilgi veren insanların kayıtları hiçbir şekilde yapılmamaktadır. Temel prensibimiz budur ve insanlar bu yüzden güven duyuyorlar. Biz bu güveni sarsacak hiçbir şey yapmıyoruz. Onların yardımı bizim için çok önemli."

Küçük, kayıplarla ilgili son gelişmelere ulaşılabilecek üç lisanda - Türkçe, Yunanca ve İngilizce - olan bir süre önce hizmete giren web sitesinden isteyenlerin mesaj gönderebileceklerini belirterek, bu web sitesinin insanlarla komite arasında bir iletişim imkânı sağladığını ifade etti. Küçük, "ancak insanlar yine de en çok yüz yüze görüşmelerde bilgi veriyorlar" diye konuştu.

Komitenin bütçesinde artış

Kayıplarla ilgili çalışmaların sürecinin daha da hızlandırılıp hızlandırılamayacağı ve süreçte ne gibi güçlüklerin bulunduğu ile ilgili bir soru üzerine Küçük, "iki toplumlu ekipler- antropolog ve genetikçiler- oldukça özverili çalışıyor. Süreci bundan daha hızlı kılabilir miyiz diye bakıyorum. Maddi konularda limitlerimiz var. Bunun dışında bazı süreçleri daha fazla kısaltmak mümkün değildir. Bir DNA sürecini, bir gömü sürecini, gömü yerinin kazılma sürecini, bunları isteseniz de kısaltamazsınız" diye konuştu.

Komitenin ilk seneki bütçesi 2,6 milyon dolarken, önümüzdeki dönemin bütçesini 3 milyon dolar olarak öngördüklerini belirten Küçük, "Gömü yerlerinin kazılması çok pahalıya mal oluyor. Limasolu bir seneye yakın kazıyoruz. Bazen kuyu kazmak lazım ya da bazı yerlerin yıkılıp tekrar yapılması gerekiyor. O nedenle bütçemizi artırdık" dedi.

Mevcut kazı çalışmaları

Gülden Plümer Küçük, kazı çalışmalarının yaz döneminde devam ettiğini belirterek, "ne kadar organize bir şekilde çalışırsak o kadar iş çıkaracağız" dedi.

"Şu anda Kuzey Kıbrıs'ta Mesarya bölgesindeki bazı köylerde iki yerde kazı yapılmaktadır. Bu arada güneyde Limasol'daki kazının son aşaması bitirilecek ve yeni bir yerin kazılması için bir program yapılıyor. Ancak ismini şu anda açıklayamam" diye konuşan Küçük, salı günü itibarıyla bir ihbar değerlendirerek Değirmenlik'te bir eski kilise avlusunda su deposu kazısında rastlanan kemik kalıntılarıyla ilgili araştırma başlattıklarını da belirtti.

Uzman ekiplere eğitim

Küçük, ayrıca uzman ekiplere yılan ısırmalarına karşı ilk eğitimi ve fotoğraf çekme eğitimi vermekte olduklarını ifade ederek, ekiplerin biraz rahatlamaları için eğitim dönemlerini yaz aylarına denk getirmeye çalıştıklarını belirti. Küçük, ekiplerin eğitimlerinin tamamlanmak üzere olduğunu da kaydetti.

Çalışmalar 2-3 yıl daha sürebilir

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Chirostopher Girod'un komitenin çalışmaların 2-3 yıl daha almasının beklendiği yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Gülden Plümer Küçük, Girod'un görüşüne katıldığını ifade ederek, çalışmaların ne zaman tamamlanacağını tam olarak kestirmenin mümkün olmadığını da kaydetti.

Komitenin bütçesinde herhangi bir sıkıntı söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Küçük, maddi zorluk yaşayıp yaşamayacağımızı henüz bilemiyorum ancak Avrupa Parlamentosu'nun raportörü Ewa Klamt'ın kayıplarla ilgili sunduğu raporda AP komiteye 2 milyon Avro civarında yardım yapılmasını onayladı. Bu 2009 bütçesine katkı yapacaktır. Başarılı bir proje olduğu için destek bulacağımıza inanıyoruz" diye konuştu.

İki toplumdan kayıp şahıs örgütlerinin

buluşmasında ortak acılar paylaşıldı

İki toplumdan kayıp şahıs örgütlerinin - Kıbrıs Türk Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneği ile Rum Kayıp Yakınları Komitesi- temsilcilerinin komitenin bünyesinde kurulan Antropoloji Laboratuarı'na ilk kez bir ortak ziyaret düzenlemiş olduklarının hatırlatılması üzerine Küçük, ziyaretin iyi bir buluşma olduğunu söyledi.

İki toplumdan örgüt temsilcilerinin laboratuarı gezdiklerini Küçük, bazı sıkıntıları karşılıklı olarak paylaştıklarını ve bir birlerini daha iyi anladıklarını gözlemlediklerini belirtti.

Küçük, "bir örgüt Kıbrıslı Türkleri diğeri ise Kıbrıslı Rumları temsil ediyor ve buluşmada her iki tarafın acılarının aynı olduğu görüldü" diye konuştu.

Gülden Plümer Küçük, ayrıca kayıp yakınlarının acısını anladıklarını ancak sabırlı olmaları çağrısında bulunarak, "Ailelerin acısını çok iyi anlıyoruz ancak bu süreçler bizim kontrolümüzde değil, bilim adamlarının kontrolünde. Biraz sabırlı olmalarını istiyoruz" dedi.

Küçük ayrıca komite bünyesinde kayıp yakınlarına psikolojik destek hizmeti verdiklerini de hatırlatarak, iki psikologun ailelere yardım için hazır olduğunu söyledi.

 

KIBRIS 11/08/08

 

Nobel seçici komite üyesi Prof. Larsson tatil için KKTC'de

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Nobel Ödülü Seçici Kurul üyesi, İsviçre Karolinska Üniversitesi'nde genetik ve DNA üzerindeki araştırmalarını yürüten biliminsanı Prof. Nils Göran Larsson'un yaz tatilini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geçirmekte olduğunu bildirdi.

Bakanlık Özel Kalem Müdürü Savaş Uğurlu, dünyanın pek çok ülkesini ziyaret eden Larsson'un ilk kez KKTC'ye geldiğini ve KKTC tatilinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

KIBRIS 11/08/08

 

Hrisi Avgi, mezarlıkta hortladı

Rum basını, 1996 yılında Derinya'da yaşanan olaylarda hayatını kaybeden Kıbrıslı Rum Tasos İsak ve Solomos Solomu'nun, önceki gün Güney Kıbrıs'ta düzenlenen birtakım etkinliklerle olaylı şekilde anıldığını yazdı.

Politis; "İsak ve Solomu'nun Anılması... Hakaret ve Yuhalamalar" başlıklı haberinde, İsak ve Solomu için önceki gün Paralimni'de gerçekleştirilen anma törenine katılan aşırı sağcı Hrisi Avgi (Altın Şafak) Örgütü üyelerinin, Rum milletvekilleri aleyhinde hakaret ve yuhalamalarda bulunduklarını yazdı.

Gazete, İsak ve Solomu'nun hayatlarını kaybetmelerinin ardından 12 yıl geçmesine rağmen Hrisi Avgi üyeleri, bazı öğrenci örgütleri üyeleri ve motosikletçilerin Paralimni'deki mezara çelenk konulması sırasında AKEL ve DİSİ milletvekillerine hakaret ettiklerini ve milletvekilleri aleyhinde yuhalamalarda bulunduklarını kaydetti.

Gazeteye göre Rum siyasi dünyası, Türkler ayrıca federasyon aleyhine sloganlar atan Hrisi Avgi'ciler bunun yanında Yunanistan'la birleşme lehinde de sloganlar attı.

Kilisede gerçekleştirilen duanın ardından bir grup motosikletçi ve Hrisi Avgi üyesinin, Derinya sınır kapısına çelenk bırakmak istediğini ifade eden gazete, söz konusu kişilerin bölgede sıkı güvenlik önlemleri alan Rum Çevik Kuvveti tarafından ilk başta engellendiğini belirtti.

Gazete, gerginlik yaşanmasının ardından Birleşmiş Milletler'in (BM), motosikletçilerden 3 kişilik bir heyete İsak ve Solomu'nun öldürüldükleri yere çelenk bırakma izni verdiğini aktardı.

Simerini ise; "İsak ve Solomu'nun Anma Törenlerinde Olaylar - Milletvekilleri Aleyhinde Hakaret" başlıklı haberinde, etkinlikler için Derinya'ya giden 100 civarında motosikletçi ve 300 civarında öğrencinin, "Hain politikacılar, Kıbrıs Yunan'dır" şeklinde sloganlar attıklarını kaydetti.

Gazete, Paralimni'deki Ay. Dimitriyu Kilisesi'nde gerçekleştirilen anma törenini Tamasu Metropoliti İsaya'nın yönettiğini, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Andonis Pashalidis'in bir konuşma yaptığını, anma konuşmasını eski AİHM yargıçlarından Lukas Lukayidis'in yaptığını belirtti.

Haber, diğer Rum gazetelerinde ise şu başlıklarla yer aldı:

Fileleftheros: "İsak ve Solomu Anıldı- Federasyon Aleyhinde Sloganlar İşitildi"

Alithia: "İsak ve Solomu'nun Anılması- Motosikletçiler ve Öğrenciler Siyasi Şahsiyetler Aleyhinde Sloganlar Attılar"

Haravgi: "İsak ve Solomu'nun Anısı Silinmiyor"

Tharros: "İsak ve Solomu'nun Hatırası Anıldı - Motosikletçiler ve Öğrenciler Milletvekilleri ve Parti Temsilcilerini Yuhaladılar."

KIBRIS 12/08/08

 

Questions raised over poll of Turkish Cypriot attitudes
By Jean Christou

TURKISH Cypriot newspapers yesterday questioned the widely different results of two polls, one in the north and one in the south, carried out by the same research company.

The two polls, one for the Turkish Cypriot National Unity Party (UBP) and one for Greek Cypriot newspaper Simerini, were both carried out by KADEM.

What they had in common ended there, however.

The poll for the UBP, in addition to giving the party the majority of the support of those polled, concluded that 62 per cent of Turkish Cypriots supported two separate states.

In the Simerini poll by the same company, this percentage was 42.7.

The UBP survey said supporters of a federal solution were 14 per cent compared to 30 per cent in the Simerini poll.

Answering a question on a continuation of the status quo, the UBP said 7.0 per cent preferred this option compared to 15.8 per cent in the Simerini poll.

The UBP poll also gave the party, headed by Tahsin Ertugruloglu, 40.5 per cent support compared to only 30.3 per cent for the Republican Turkish Party of Mehmet Ali Talat.

On the Cyprus issue, the UBP survey found that 71 per cent believe that the new Cyprus negotiation would not end positively, while 67 per cent said that they would vote against the Annan Plan if the 2004 referendum was to be repeated in Cyprus. Only 6.7 per cent said they trusted the Republic of Cyprus.

The majority of Turkish Cypriot papers referred to the two polls on their front pages yesterday.

Ortam’s headline read: “Manipulation” with reference to the result of the UBP poll and Kibrisli asked: “Is the opinion poll of KADEM fraudulent?’

“It is not possible to understand how KADEM reached to these results so different from each other during meetings in the same days with the same people. ...The results put forward recently by KADEM are not fitting for a serious and reliable institution,” the paper said.

Meanwhile Simerini published the second part of their poll yesterday.

Highlights included the fact hat 82 per cent of Turkish Cypriots did not want to live under a Greek Cypriot administration, 46 per cent do not want to return any territory to the Republic of Cyprus, although 50 per cent said some territory should be returned varying from five per cent to 15 per cent.

Some 46 per cent also say they have no confidence at all in Greek Cypriots while 38 per cent trust them “somewhat” and 16 per cent said they have a “fair amount” of trust in Greek Cypriots.

Over 50 per cent said they would have no problem with Greek Cypriots living among them as long as the Greek Cypriots were a minority.

The vast majority would also have a problem if their children married a Greek Cypriot. Only 15 per cent said it would not bother them at all.

In a section relating to the popularity of Greek and Turkish Cypriot politicians, 44.3 per cent said they viewed Talat favourable while 26 per cent viewed him negatively.

Only 25.4 per cent viewed the UBP’s Ertugruloglu positively compared to 43 per cent who viewed him negatively.

Over 30 per cent of Turkish Cypriots felt favourable towards President Demetris Christofias compared to 43.5 per cent who viewed him negatively.

The remainder of Greek Cypriot politicians got short shrift from the Turkish Cypriots. Although over half of those polled said they didn’t know enough about them, between one quarter and one third said they had negative impressions of House President Marios Karoyian, EDEK leader Yiannakis Omirou and European Party leader Demetris Syllouris.

Only opposition DISY leader Nicos Anastassiades came close to being remotely positive in the view of 15 per cent of Turkish Cypriots. And even then, 35 per cent said they viewed him negatively.

CYPRUS MAIL 12/08/08

 

 

Talat flies to Tunisia for daughter’s second wedding

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday flew to Tunisia to attend his daughter’s wedding ceremony, the second in two weeks.

On July 31, Talat’s daughter Aisenour married her Tunisian groom at a wedding ceremony in Kyrenia. Now a second wedding ceremony will be held in his homeland.

Talat, who left yesterday morning, will return on Friday.

Senior Greek Cypriot politicians and diplomats attended the Kyrenia wedding, including former President George Vassiliou, opposition DISY chairman Nicos Anastassiades, United Denocrats Michalis Papapetrou, Katy Clerides and others.

President Demetris Christofias was invited, but said he could not attend due to a heavy schedule, although it is believed the reason he stayed away was because the wedding reception was held at a hotel built on Greek Cypriot land.

Christofias has said he will visit Talat and pay his respects to the newlyweds in Kyrenia at a future date prior to the start of Cyprus negotiations between the two leaders on September 3.

CYPRUS MAIL 12/08/08

 

Downer, müzakerelerin başlangıcında hazır bulunacak

DOWNER'İN AVRUPA TURU... Downer'in, 11 Eylül'de başlayacak olan özlü müzakerelerin başlangıcına katılmak üzere 10 Eylül'de adaya döneceği de kaydedildi. Downer'in, ilk ve ikinci ziyareti arasında, Avrupa başkentlerini, büyük olasılıkla Atina, Ankara, Londra ve Brüksel'i ziyaret edeceği de belirtiliyor

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in, 3 Eylül'de Lefkoşa'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas ile arasında yapılacak doğrudan müzakerelerin başlangıcında hazır bulunacağı belirtildi.

Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Sözcüsü (UNFICYP) Yüzbaşı Thomas Pavlik, Kıbrıs Haber Ajansı'na dün yaptığı açıklamada, Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Downer'in iki lider arasındaki müzakerelerin başlangıcında hazır olacağını söyledi.

Diplomatik kaynaklar da ayrıca KHA'ya Downer'in liderlerin özlü konuları ele almayacakları, ancak müzakerelerde takip edilecek süreç hakkında mutabık kalacakları görüşmelerin başlangıcında hazır bulunacağını belirtti.

Aynı kaynaklar, Downer'in, 11 Eylül'de başlayacak olan özlü müzakerelerin başlangıcına katılmak üzere 10 Eylül'de adaya döneceğini kaydettiler.

Downer, ilk ve ikinci ziyareti arasında, Avrupa başkentlerini, büyük olasılıkla Atina, Ankara, Londra ve Brüksel'i ziyaret edecek.

Aynı Kaynaklar, "liderlerin haftada bir buluşacaklarını ancak daha sık görüşmelerde bulunmaları ya da Hrstitofyas'ın programına bağlı olarak bazen bir hafta içinde hiçbir görüşme olmaması olasılığı bulunduğunu" da ifade ettiler.

Hristofyas'ın müzakere ekibinde Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu bulunuyor, ancak aynı kaynaklar bu ekibe daha fazla kişinin katılmasının olası olduğunu belirttiler.

İki toplum lideri, 25 Temmuz'da Kıbrıs sorununa mutabık kalınmış bir çözüm bulunması amacıyla doğrudan görüşmelerin 3 Eylül'de başlamasını kararlaştırdı.

KIBRIS 13/08/08

 

Komitenin çalışmaları hızlandırılmalı

"EK FONLARA İHTİYAÇ VAR"... Kayıp Kişiler Komitesi'nin Kıbrıslı Rum üyesi, Kıbrıs'taki kayıp kişilerin kalıntılarının gömü yerlerinden çıkarılması ve kimliklerinin tespit edilmesiyle ilgili iki toplumlu projede ek fonlara ihtiyaç olduğunu ve komitenin çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Kayıp Kişiler Komitesi'nin Kıbrıslı Rum üyesi Elias Georgiades, Kıbrıs'taki kayıp kişilerin kalıntılarının gömü yerlerinden çıkarılması ve kimliklerinin tespit edilmesiyle ilgili iki toplumlu projede ek fonlara ihtiyaç olduğunu ve komitenin çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Rum temsilcisi Georgiades, Kıbrıs Haber Ajansı'na dün yaptığı açıklamada, iki toplumdan kayıp kişilerin kalıntılarının gömü yerlerinden çıkarılması sürecinin hızlandırılması için mali yardımın gerekli olduğunu vurguladı.

Georgiades, KHA'ya, Limasol'daki Gerasa bölgesinde yürütülmekte olan gömü yerlerinden çıkarma çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ifade etti. Georgiades, söz konusu bölgede gömü yerlerinde 33 kayba ait kalıntıların çıkarıldığına inanıldığını söyledi.

Georgiades, şu ana kadar gömü yerlerinden çıkarma çalışmalarının 150'den fazla bölgede yer aldığını ve ulaşılan 410'dan fazla kalıntının, kimliklerinin tespit edilmesi için DNA testlerinin yapıldığı antropoloji laboratuarına gönderildiğini belirti.

Georgiades, ayarıca 76'sı Kıbrıslı Rum ve 29'u Kıbrıslı Türk olmak üzere 105 kişinin kalıntılarının tespit edilerek ailelerine teslim edildiğini de ifade etti.

Elias Georgiades, güz ortası başka kalıntıların kimliklerinin tespit edilmesinin beklendiğini de belirtti.

Georgiades, gömü yerlerinden çıkarma sürecinin hızlandırılması gerektiğini aksi takdirde bu çalışmaların tamamlanmasının yıllar alabileceğini söyledi.

Komitenin Kıbrıslı Rum üyesi Elias Georgiades, bunun başarılması için Avrupa ve Kıbrıs hükümetinden daha fazla fonun sağlanması gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Demetris Christofias'ın konuyu olumlu bir şekilde ele aldığını söyledi.

Komite üyesi, "Eğer bugün 3 milyon Euro'luk bütçe ikiye katlanabilirse, komitenin verimliliği iki kat artacaktır" dedi.

Georgiades, gömü yerlerinden çıkarma çalışmalarının gelecek beş yılda tamamlanmasının beklendiğini ancak komitenin çalışmalarının yapısının düşünülerek bunun daha fazla zaman alabileceğini de belirtti.

Elias Georgiades, komitenin bir sonraki toplantısının ağustos ayının sonunda yapılacağını da söyledi.

KIBRIS 13/08/08

 

 

Kıbrıs Rum yönetiminden Türkiye'ye protesto

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilciliği Maslahatgüzarı Louis Telemachou tarafından 1 Ağustos, 2008'de Genel Sekreterliğe ve Güvenlik Konseyi'ne bir mektup gönderildi.

Mektupta, Güney Kıbrıs'ın ulusal hava sahasının ve Lefkoşa FIR hattının Türk Hava Kuvvetleri askeri uçakları tarafından 2 Haziran-29 Temmuz tarihleri arasında ihlal edildiğinin savunulduğu belirtiliyor.

Mektupta, Telemachou "güçlü bir şekilde ihlalleri protesto ederek, bu ihlallerin ivedilikle durdurulması çağrısında" bulundu. Kıbrıslı Rum yetkili, ayrıca hava trafiğini düzenleyen kurallara ve düzenlemelere Türkiye'nin uymamasının bölgedeki hava uçuşlarının güvenliğine ciddi bir tehlike teşkil ettiğini ve Ankara'nın bu alandaki uluslararası yükümlülüklerinin bir ihlali olduğunu savundu.

Mektup, 11 Ağustos 2008'de BM belgesi olarak BM'de dağıtıldı.

KIBRIS 13/08/08

 

Missing Committee needs more cash to speed up exhumations
By Jean Christou

THE BICOMMUNAL initiative to exhume the remains of missing persons needs to be speeded up and requires more funding, the Greek Cypriot member of the tripartite Committee (CMP) on Missing Persons said yesterday.

Elias Georgiades said that more than 150 sites had been excavated so far, and the remains of 410 people exhumed. Of the 105 identified so far, 76 were Greek Cypriot and 29 Turkish Cypriot, he said. After the summer holiday period, many more graves would be opened, he added.

“Although the pace of work is considered normal by international standards, the fact is we must find ways to speed up the process because otherwise it will take many years to complete,” Georgiades said.

“One way would be to allocate more funds. If today’s €3 million budget could be doubled, the efficiency of the Committee would be doubled.”

Over 1,400 Greek Cypriots and around 500 Turkish Cypriots are officially listed as missing.

The most recent excavations have been at Yerasa in Limassol, where the remains of 33 people have been found.


And in the north, remains were found last week in a churchyard in occupied Kythrea close to the old secondary school. Authorities have ruled out the area being an old cemetery because the way the bodies were found is consistent with a multiple grave rather than cemetery burials.

The remains were discovered by workers who found human remains and notified the CMP, which sent a team to the area. The remains are currently being analysed.

CYPRUS MAIL 13/08/08

 

Ermenistan’dan Türklere futbol jesti

Ermenistan hükümeti 2010 Dünya Kupası eleme grubunda oynanacak Türkiye-Ermenistan maçını izlemek için ülkeye gelecek Türklere vize uygulamayacağını açıkladı.

Ramin Abdullayev

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:01 TSİ 14 Ağustos 2008 Perşembe

 

BAKÜ - Ermenistan hükümeti bugün çıkardığı bir kararla, 6 Eylül’de Erivan’da oynanacak 2010 Dünya Kupası eleme grubu Türkiye-Ermenistan maçını izlemek isteyen Türkler için önemli bir karar aldı. Ermenistan Razdan Stadyumu’nda oynanacak maç için ülkeye gelecek Türk vatandaşlarından vize talep etmeyecek.

1-6 Eylül arasında geçerli olacak kararın gerekçelerini açıklayan Ermenistan İçişleri Bakanı Alik Sarkisyan, “Türkiye vatandaşları önündeki olası engelleri kaldırmak amacıyla alınan karar ‘Yabancılar Hakkında Yasa’ya dayanıyor. Güvenlik önlemleri de maksimum düzeye çıkarıldı.” diye konuştu.

 

 

Avrupa Komisyonu, köyler için 5 milyon Euro ayırdı

259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Programı tarafından finanse edilecek projeyle ilgili tekliflerin 15 Ekim Çarşamba günü saat 16:00'ya kadar sunulması gerekiyor.

Avrupa Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre, söz konusu proje, kırsal toplumlar tarafından en fazla karşılaşılan problemlere karşılık vermeyi amaçlıyor.

Program için yerel toplumlar ve sivil toplum örgütleri, ortak olarak veya iştirakçi olarak kendi aralarında ve diğer yerel aktörlerle başvuruda bulunabilirler.

Önerilecek olan projelerin; var olanı geliştirmek, yeni yerel toplum hizmetlerinden ekonomik olanakları geliştirmek, çiftçilik dışında diğer ekonomik aktiviteleri çeşitlendirilmek ve bazı köylerde doğayı iyileştirme amacı taşıması gerekiyor.

Başvuru kılavuzunun tam metnine http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl web adresinden ulaşılabilineceği belirtilen açıklamada, teklif çağrısına ulaşmak için "By country" ve "Cyprus"un seçilmesi ve "Status"un altında "Open" ve "Grants" seçeneklerinin tıklanmasının gerektiği kaydedildi.

Bilgilendirme toplantıları 5 büyük kazada 25 Ağustos'ta

AB destekli "Kırsal Gelişim Destek Ekibi"nin, başvuru sürecinde adaylara destek ve danışmanlık hizmeti de sağlayacağı ifade edilen açıklamada, programla ilgili bilgilendirme toplantılarının 25 Ağustos'ta başlayacağı ve Kuzey Kıbrıs'taki 5 büyük kazada gerçekleştirileceği vurgulandı.

Eylül ve Ekim aylarında da proje döngüsü yönetimi ile ilgili kapsamlı eğitim verileceği belirtilen açıklamada, daha fazla bilginin 229 18 08 numaralı telefondan elde edilebileceği kaydedildi.

Bu arada açıklamada, Avrupa Komisyonu yetkililerinin ve Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerinin de hazır bulunacağı proje bilgilendirme toplantısının, 10 Eylül Çarşamba günü saat 11.00-12.30 saatleri arasında Avrupa Birliği Program Destek Ofisi Binası'nda gerçekleştirileceği bildirildi.

KIBRIS 14/08/08

 

Foreign interest keeps Cyprus property market stable
By Nassos Stylianou

CYPRUS was one of only three European countries showing a stable property market for the last financial quarter, but experts have warned of tough times ahead for house prices on the island.

Based on a survey on global commercial properties carried out by the Royal Institution of Chartered Surveyors (RICS), most European countries are feeling the pinch of the economic slowdown on their property markets by showing weaker levels of investment activity.

This has subsequently led to the increase in property return for the months of April, May and June for the majority of Europe, but despite these trends, Cyprus, Austria and the Netherlands as well as Turkey have demonstrated a continued fall on the return on property in the last financial quarter.

Following the downward pressure on capital values, property returns have been pushed up accordingly in most global markets at a faster pace in the second quarter of 2008, forcing many buyers to bid at lower values as economic signals have set alarm bells ringing, raising the possibility of tenant defaults.

In Cyprus the situation has remained relatively stable, but the trend is expected to change as evidence points to an imminent decrease in property prices and a drop in the number of property sales.

Varnavas Pashoulis, President of the Cyprus Association of Valuers and Property Consultants, warned that the strength of the property market on the island could be undermined.

“In the last nine months there has been a 20 per cent reduction in the number of sales in all districts except Limassol, while it is also expected that the number of building permits has also gone down throughout Cyprus,” he said.

“We can see that we may have problems as now in Protaras or areas of high development there are many properties for sale, whereas in the last few years this did not really happen [as] they were snapped up immediately.

“For the moment possibly property owners and developers are saying that they will not sell and hold on, but how long can they last? Interest rates are on the rise and developers with problems will have to lower their prices in order to sell.”

According to RICS member and Bank of Cyprus Valuation Department representative Kyriacos Makrides, the report showing a continued fall on the return on property in the last financial quarter in Cyprus did not necessarily mean that the market on the island was safe.

“Cyprus may not have yet recorded reductions in prices but it could be because they are not as obvious. There is a general oversupply in immovable properties and a decreasing demand, especially in coastal towns such as Paphos which has been seriously hit by the recession in the UK, where a number of Britons are either not investing any more or are trying to sell their properties in order to cash in on the favourable exchange rate because of the devaluation of the sterling in relation to the euro,” he told the Cyprus Mail.

A representative of a large developing company in Paphos who wished to remain unnamed said that there was a noticeable decrease in the demand for smaller properties, something that would force developers to look to other markets if they wished to keep their prices at current levels.

“In respect to the customer, the property market here has gone back 10 years. While there is less demand for apartments for example, larger properties remain in demand. This basically demonstrates that people willing to buy now are those who had money in the past and not those who made equity in the last ten years looking to invest in Cyprus,” he said. “In effect, this means that the more professional developers will change their target market to involve more Russians and Scandinavians and less Britons.”

The developer added that another changing trend was that more people were now purchasing resale and not new properties.

While Makrides predicted that the decreasing demand would most probably account for a rise in demand for rentals, Pashoulis believed that it is not all doom and gloom for the property market on the island.

“Cyprus has its advantages that we are a small country and the demand can easily catch up, we are not like Spain where there is a need for a saturation period in the market for example. Also, the capacity to build in Cyprus is not that big. Unlike elsewhere, developers here do not start to build unless they sign a contract in most cases. What happened in the UK was that many houses were being built while demand was still high and remain unsellable as the demand dropped. We do have things going for us,” he said.

CYPRUS MAIL 14/08/08

 

Decades of silence in Famagusta
By Nathan Morley

“THE GREEK half of Famagusta is empty,” was the first line of a report sent out by a US news agency correspondent 34 years ago today.

The bulletin was transmitted just hours after the Turkish invasion army swept across the Messaroia plain and entered Famagusta. Within a day, the town was deserted.

As terrified locals fled the columns of approaching Turkish tanks, a band of foreign journalists moved into the town, setting up shop in a deserted swanky five-star hotel.

“We checked ourselves into the Markos, a multi-storey hotel with a well-stocked bar and a clear view of the city. The beds were neatly made; towels and soap were in the bathroom. But there wasn’t another soul in the hotel. The staff had fled, leaving the front door open,” one report stated.

Journalist Peter Arnett, who later gained fame with his CNN reports from Iraq, witnessed Turkish troops roll into Famagusta.

“The first half-dozen tanks reached the Greek Cypriot buildings suburbs before I drove through the deserted city to reach a telephone. As the tanks closed in on Famagusta the third air strike of the day crashed into the centre of the town, where Greek Cypriot troops were dug in,” he wrote.

Alexis Galanos, who is now the Mayor-in-exile of Famagusta, was working in the town providing foodstuffs and supplies to hospitals when the invasion started.

“We had been under bombardment for some time, so we knew what was happening, even though it did come as a great surprise to everyone,” he told the Cyprus Mail.

“The only thing I recall vividly is that as we moved out of the town we expected to return soon afterwards. There was a feeling that the Turkish troops were just moving in temporarily. We thought we would go back”

Despite the town being completely empty by early evening, journalists reported that electric and telephone circuits were still connected.

“At dusk, even the oldest Greeks were heading south toward the sanctuary of the British base at Dhekelia. Famagusta tonight is silent and dark. The only glow of light comes from a smouldering fire left over from the day’s fighting,” an AP report stated.

Most residents and reporters thought the events of the day were a simple short-term gain by the Turkish army. Many refugees camped near the town waiting for the green light to back home.

Three years later in 1977, journalist Jan-Olof Bengtsson coined the term “ghost town” when he visited the Swedish UN battalion based at Famagusta port and saw the sealed-off part of the Varosha from the observation post.

“The asphalt on the roads has cracked in the warm sun and along the sidewalks bushes are growing. Today, September 1977, the breakfast tables are still set, the laundry still hanging and the lamps still burning. Famagusta is a ghost-town,” he wrote in the Kvallsposten newspaper.

Speaking to the Cyprus Mail from Stockholm yesterday, Jan-Olof Bengtsson said that even by 1977 there was a certain amount of hope that residents would return to Famagusta and displaced residents would pick up the pieces.

“When I was standing there in 1977 people thought there would be a solution. We are talking about 31 years ago since I was there, aren’t we? I never realised then that the situation would be the same three decades later.”

Bengtsson had no idea his ‘ghost town’ comment would quickly become a term universally associated with Famagusta.

“I can see now why it was used a lot, it was a very straightforward remark,” he said

Now, as it was in on this evening 34 years ago, most of the town is a deserted concrete jungle; hundreds of acres of abandoned hotels, holiday apartments, villas and houses have been left to the mercy of the elements.

Silence reigns in Famagusta. It is like Chernobyl, a town frozen in time.

The Famagusta skyline, which has not changed, is a constant reminder to those who fled to nearby Dheryneia and Paralimni of the life-changing events of that day.

Alexis Galanos holds out hope that its inhabitants will return.

“I don’t have the luxury of being pessimistic; in my view the upcoming peace process is the last chance; not just for us, but also for the Turkish Cypriots. There is no plan B,” he said.

“The problem of rebuilding Famagusta is enormous; most of the town would have to be rebuilt. This would be a combined effort between both communities, working together,” he said.

Famagusta Municipal Council will hold a public meeting on Saturday August 16, during which it will adopt a resolution calling for the return of Famagusta to its lawful inhabitants.

CYPRUS MAIL 14/08/08

 

http://www.number10.gov.uk/Page16516

 

Thursday 14 August 2008

TRNC-Independent - epetition response

We received a petition asking:

“We the undersigned petition the Prime Minister to internationally recognise northern cyprus as the Turkish Republic Of North Cyprus.”

Details of Petition:

“Cyprus has been divided since 1974 into the Turkish Cypriot north and the Greek Cypriot south. Only Turkey recognises the North Cypriot independence since 1983. It is now time that The north enjoys the same international recognised status as the south of Cyprus does and I ask the British prime minister to take the first step to recognise the north part of the island as an independent state and end the isolation of the Turkish Cypriots.”

Read the Government’s response

The UK Government, along with the rest of the international community except Turkey, has a long-standing policy of not recognising the “Turkish Republic of Northern Cyprus” (“TRNC”).  This is in line with UN Security Council resolutions.  The Government agrees with the Turkish Cypriot and Greek Cypriot leaders that reunification is the best solution for both Greek and Turkish Cypriots.  Consequently we welcome the recent good progress that has been made in working towards a settlement, and applaud the agreement between the Greek Cypriot and Turkish Cypriot leaders on 21 March.  We also welcome their joint statements of 23 May and 1 July, which we endorse in full.  The Government supports both leaders in working towards their goal of a reunited, indivisible Cyprus that is acceptable to both communities and encourages them to move forward towards fully fledged negotiations as soon as possible.

The Government supports the commitment made by the EU in 2004, and re-affirmed in 2007, to take measures aimed at reducing the isolation of the Turkish Cypriot community of northern Cyprus in pursuit of a settlement.  Reducing this isolation, by working towards the economic integration of the island, lessening the economic disparity between the two sides and bringing the Turkish Cypriot community closer to the EU, will contribute to creating the conditions in which re-unification is more likely.

 

Rum Başpiskoposu: Sponsorla gezi günah değil

Başpiskopos 2. Hrisostomos, bankanın sponsorluğundaki Çin ziyaretine yönelik eleştirilere “Günah değil” diye cevap verdi.

AA

Güncelleme: 16:24 TSİ 15 Ağustos 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’un, “Alpha Bank”ın daveti üzerine 17 Ağustos’ta Çin’e yapacağı 4 günlük ziyaret Kıbrıs Rum kesiminde eleştirilere hedef oldu.

 

Başpiskopos 2. Hrisostomos, bankanın sponsorluğundaki Çin ziyaretine yönelik eleştirilere “Günah değil” diye cevap verdi.

Rum basınında yer alan haberler göre, 2. Hrisostomos’un Çin’e yapacağı ziyaretin “Alpha Bank”ın daveti üzerine gerçekleştirilecek olması kilise meclisi çevrelerinde tartışmaya neden oldu.

“Bunun bir günah teşkil etmediğini” ifade eden 2. Hrisostomos, kilisenin söz konusu bankayla alışverişi bulunup bulunmadığı sorusuna karşılık, kilisenin ilgili bankada ne hissesi ne de mevduatı bulunduğunu kaydetti.

2. Hrisostomos’un 4 günlük Çin ziyaretinde Olimpiyat Oyunlarının bir bölümünü izleyeceği ve Çin Seddi gibi görülmeye değer yerleri ziyaret edeceği aktarıldı.

 

Serdarlı'nın 34'üncü kurtuluş yıldönümü törenle kutlandı

Serdarlı Atatürk Anıtı önünde saat 19.15'de başlayan törene Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Müsteşarı İbrahim Mete Yağlı, Türk Silahlı Kuvvetleri Gazimağusa Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Abdulkadir Cüneyt Giray, Güvenlik Kuvvetleri adına Piyade Kurmay Albay Cemal Volkan, Gazimağusa Kaymakam Muavini Mehmet Nurettin, UBP İlçe Başkanı Suat Bora Durdu, siyasi parti temsilcileri, Gazimağusa Polis Müdür Yardımcısı Kadir Kayıkçı, Serdarlı Belediye Başkanı Mehmet Kerimoğlu, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Ufuk Taneri, kurum ve kuruluşlar ile dernek yetkilileri ve köy halkı katıldı.

Serdarlı'nın kurtuluşunun 34'üncü yıldönümünü kutlama töreni, protokol sırasına göre çelenklerin anıta konmasıyla başladı. Şehitler ve Atatürk anısına saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.

Serdarlı Belediye Başkanı Mehmet Kerimoğlu'nun günün anlam ve önemini belirten konuşmasının ardından ortaokul öğrencisi Laden Kasım "14 Ağustos Şehitlerine" isimli şiirini okudu. Tören, Kerimoğlu'nun konuşmasının ardından tören geçişi, Serdarlı Belediyesi Halk Dansları Ekibinin gösterisi ve izaz-ı ikramla sona erdi.

Kerimoğlu: Türkiye'nin garantörlüğü altında bir çözüm önerdik

Serdarlı Belediye Başkanı Kerimoğlu konuşmasında, 34 yıldan beri Serdarlı köyünün kurtuluşunu artan bir güçle kutladıklarını dile getirerek, 34 yıl önce bugün başlayan ve 3 gün süren çatışmaların ardından 17 şehit verdiklerini, Türk ordusunun zamanında müdahale etmemesi halinde şehit sayısının daha da artacağını kaydetti.

Özüne ve kültürüne sahip çıkan Kıbrıs Türkü'nün gelecekte güvenli ve kendi ayakları üzerinde durmasının en büyük arzuları olduğunu dile getiren Kerimoğlu, Türkiye'nin garantörlüğü altında bir çözüm önerdiklerini belirtti.

Mehmetçik büstü açıldı

Bugün ayrıca Gönendere köyü girişinde "Mehmetçik" büstü de Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Sivil Savunma Teşkilat Başkanı Ömer Faruk Bozdemir ve TC Büyükelçisi Müsteşarı İbrahim Mete Yağlı tarafından açıldı.

Törene Gazimağusa Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Abdülkadir Cüneyt Giray, Gazimağusa Ulaştırma Terminal Birlik Komutanı Albay Arif Kaşar, Gazimağusa Deniz Komutanı Albay Haluk Başlayıcı ve muharip dernekler ile bölge halkı da katıldı.

Açılışın ardından protokol sırasına göre büste çelenklerin konmasının ardından saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekildi.

Muharip Dernekler adına Esen Ömürlü yaptığı konuşmada, tarih boyunca Türk olmanın onurunu yaşamış bir halk olduklarını dile getirerek, "Mehmetçikle Mücahidimizin kahramanlıklarıyla ikinci Barış Harekatı sonrasında KKTC devletinin bugünkü sınırları çizilmiştir, halkımız özgürlüğüne kavuşmuştur" dedi.

Açılışı yapılan "Mehmetçik" heykelinin anlamının büyük olduğunu kaydeden Ömürlü, 1974 yılında adaya barış getiren ve 34 yıldır barışı koruyan tek gücün Türk ordusu olduğunu söyledi. Ömürlü, gelecekte olası bir siyasi çözümde Türkiye'nin etkin, fiili ve denetleyici garantörlüğü dışında hiçbir garanti sistemini kabul etmeyeceklerini de belirtti.

Kozaklı: Kimse bizleri sahipsiz sanmasın

KKTC Kültür ve Dayanışma Derneği adına konuşan Hakan Kozaklı da, "Mehmetçik" heykelini "öldüreceğiz" diyenlere karşı "ölmeyeceğiz" dedikleri bir simge olarak diktiklerini kaydetti.

Kozaklı, "Kimse bizleri sahipsiz sanmasın. Çok ihtiyaç olursa bir Mustafa Kemal daha çıkartırız" diye konuştu.

KIBRIS 15/08/08

 

 

Cyprus marks anniversary of second invasion

CYPRUS yesterday marked the 34th anniversary of Turkey's second offensive against the island in the summer of 1974, resulting in the occupation of the island’s northern third.

It was August 14, 1974 when Ankara's representatives to the Geneva peace talks refused to give the Greek Cypriot representative time to consider their proposals and effectively presented Glafcos Clerides with an ultimatum.

Turkish troops first invaded Cyprus on July 20, 1974, five days after the legal government of the late Archbishop Makarios III was toppled by a military coup engineered by the military junta then ruling Greece.

Two unproductive conferences in Geneva followed; the first between Britain, Greece and Turkey and the second with the additional attendance of Greek Cypriot and Turkish Cypriot representatives.

Three weeks after a ceasefire was declared on July 22, and despite the fact that talks were still being held and just as agreement seemed about to be reached, the Turkish army mounted a second full-scale offensive.

As a result, Turkey increased its hold to include the booming tourist resort of Famagusta in the east and the rich citrus-growing area of Morphou in the west. In total, almost 37 per cent of the island ended up under Turkish occupation.

CYPRUS MAIL 15/08/08

 

Rumlar çözüme psikolojik olarak hazırlanmalı

Kıbrıslı Rum psikolog Vasilis Hristodulu, bunca yıl dini ve siyasi liderlerin ninnileriyle fantezide yaşayan Rumların, Kuzey’deki gerçekleri görünce şok yaşadığını ve Rum yönetiminin, halkını psikolojik yönden çözüme hazırlaması gerektiğini söyledi.

AA

Güncelleme: 16:53 TSİ 15 Ağustos 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum psikolog Vasilis Hristodulu, Alithia gazetesine verdiği demeçte, 23 Nisan 2003’te KKTC ile Güney Kıbrıs arasında kapıların açılmasının ardından kuzeye geçen Rum göçmenlerin bazılarının, KKTC’deki durumu görünce şok yaşadıklarını ve çoğunun “psikolojik hastalığa yakalandığını” belirtti. Hristodulu çözümün gerçekleşmesi için Rum yönetiminin, halkını psikolojik yönden hazırlaması gerektiğini söyledi.

 

Hristodulu açıklamasında şunları söyledi: “Konuyu incelersek, insanların bunca yıl göstermelik bir görüntüyle ve sahte bir durumla yaşadıklarını görürüz. Dini ve siyasi liderlerin ninnileriyle bir fantezide yaşadılar. Kimse kendilerine gerçeklerden bahsetmedi ve olası çözüme hazırlamadı. Çoğu göçmen gerçeklere dayanamadı, barikatların açılmasıyla ‘işgal’ bölgelerini ziyarete gittiğinde şok yaşadı ve psikolojik hastalığa yakalandı.”

KIBRISLI TÜRKLERİ BİZDEN BİR BASAMAK AŞAĞIDA GÖRDÜK
Psikolog Hristodulu, “Kıbrıslı Türkler için gerçek, 1960 öncesinde ilişkilerin farklı olduğudur. Çünkü o zamanlar yetkileri paylaşmak diye bir mesele yoktu, yalnızca aynı gündelik sorunlar vardı. Durum 1960’tan sonra değişti” diye devam etti.

Rum psikolog, “1960’tan sonra durum değişti, ancak yine gerçeği görmek istemedik. Yetkinin Kıbrıslı Rumlar olarak bize ait olduğuna inandık. Kıbrıslı Türkleri yetkiyi gasp edenler olarak gördük. Toplumsal açıdan bizden bir basamak aşağıda gördük” diye konuştu ve Rum halkının psikolojik yönden çözüme hazırlanması gereğine vurgu yaptı.

 

Soyer: "KKTC üniversitelerine ilgi arttı"

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavları (ÖSYM) sonuçlarındaki tercihlere göre bu yıl 8 bin 638 öğrencinin KKTC'deki üniversitelere yerleştirildiğini, bu rakamın geçen yıla oranla yüzde 80 arttığını açıkladı.

 

CNN TURK 16/08/08

 

KKTC Başbakanı Soyer, halka da, KKTC'deki öğrencileri kendi evlatları gibi kabul edip, onlara sahip çıkmaları çağrısında bulundu.

Başbakan Soyer bugün yaptığı yazılı açıklamada, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ), Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ) Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs'ın hızlı ve sürekli gelişen yeni bir trend içine girdiğini kaydetti.

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde üniversitelerimiz, gerek hükümetimizin desteği, gerek kendi girişim ve yeteneklerini geliştirmeleri, gerekse de halkımızın her kesiminin desteği ile hızlı ve sürekli gelişen yeni bir trend içine girmiştir" diyen Soyer, KKTC'deki üniversitelere yerleştirilen öğrenci sayısında 2007'de 2006'ya oranla yüzde 40'lık bir artış olduğunu, bu yılki artışın ise yüzde 80 olduğunu belirtti.

Bu rakamın içinde özel yetenek, ek yerleştirim ve 3. ülkelerden geçiş ve direkt geçişlerin olmadığına işaret eden Soyer, bunlar da eklenince rakamın artacağını kaydetti.

Bütün spekülatif davranışlardan uzak durulmasını ve öğrencilere yardımcı olunmasını isteyen KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, halka, "Bütün yurttaşlara çağrı yapıyorum, bu öğrencileri kendi evladımız gibi kabul edelim. Bu öğrencilerin yerleşmesi, ülkemizi tanıması için onlara hep birlikte yardımcı olalım ve sahip çıkalım. Üniversitelerimize destek olalım.Spekülatif kısa günün karından uzak durmamız gerekmektedir. Bütün insanlarımızın, ülkemize her yönde katkı getirecek olan bu yeni sürece desteğini artıracağına inanırım. Spekülatif bütün davranışlardan uzak
duralım" çağrısında bulundu.

İlerleyen günlerde ek kontenjanlar ve 3. ülkelerden gelecek öğrencilerin sayısını artırmak için yapacakları girişimlere herkesin destek olması gerektiğini de belirten Soyer, "Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs'ta, 43 bin 709 olan öğrenci sayısını, 60 bine çıkarmaktır" ifadesini kullandı.

 

KKTC'yi tercih eden öğrenci sayısında geçen yıla oranla yüzde 80 artış var

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavları (ÖSYM) sonuçlarındaki tercihlere göre bu yıl 8 bin 638 öğrencinin KKTC'deki üniversitelere yerleştirildiğini açıkladı ve bu rakamın geçen yıla oranla yüzde 80 arttığını vurguladı.

Soyer, halka, KKTC'deki öğrencileri kendi evlatları gibi kabul edip, onlara sahip çıkmaları çağrısında bulundu.

Başbakan Soyer dün yaptığı yazılı açıklamada, DAÜ, YDÜ, GAÜ, LAÜ UKÜ ve ODTÜ Kuzey Kıbrıs'ın hızlı ve sürekli gelişen yeni bir trend içine girdiğini vurguladı.

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde üniversitelerimiz, gerek hükümetimizin desteği, gerek kendi girişim ve yeteneklerini geliştirmeleri, gerekse de halkımızın her kesiminin desteği ile hızlı ve sürekli gelişen yeni bir trend içine girmiştir" diyen Başbakan Soyer, KKTC'deki üniversitelere yerleştirilen öğrenci sayısında 2007'de 2006'ya oranla yüzde 40'lık bir artış gerçekleştiğini, bu yılki artışın ise yüzde 80 olduğunu ifade etti.

Bu rakamın içerisinde özel yetenek, ek yerleştirim ve 3. ülkelerden geçiş ve direkt geçişlerin olmadığına işaret eden Soyer, bunlar da eklenince rakamın artacağını kaydetti.

Hükümet, üniversiteler, YÖDAK ve diğer kesimlerin birlikte çalışması, halk ve basının desteğiyle ulaşılan bu noktanın kendilerini yeniden düşünmeye götürmesi gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, bu artışın üniversite ve üniversite sektörüne yönelik dikkatlerini artırma zorunluluğu getirdiğini vurguladı.

"Gerekli destek verilmeli"

Bütün spekülatif davranışlardan uzak durulmasını ve öğrencilere yardımcı olunmasını isteyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, halka çağrısında şöyle dedi:

"Bütün yurttaşlara çağrı yapıyorum; bu öğrencileri kendi evladımız gibi kabul edelim. Bu öğrencilerin yerleşmesi, ülkemizi tanıması için onlara hep birlikte yardımcı olalım ve sahip çıkalım. Üniversitelerimize destek olalım.

Spekülatif kısa günün karından uzak durmamız gerekmektedir. Bütün insanlarımızın, ülkemize her yönde katkı getirecek olan bu yeni sürece desteğini artıracağına inanırım. Spekülatif bütün davranışlardan uzak duralım.

Bütün yörelerde yerel yönetimlerimiz, devletin ilgili birimleri ve tüm halkımızın, ev kiralarından yurtlara, öğrencilerin zamanlarını geçireceği mekanların düzenlenmesinden fiyat kontrolüne ve ulaşımdan her türlü noktaya kadar üniversitelere gerekli desteği vermesi ve bu olaya sahip çıkması gerekiyor."

İlerleyen günlerde ek kontenjanlar ve 3'üncü ülkelerden gelecek öğrencilerin sayısını artırmak için yapacakları girişimlere herkesin destek olması gerektiğinin altını çizen Başbakan Soyer, "Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs'ta, 43 bin 709 olan öğrenci sayısını, 60 bine çıkarmaktır" dedi.

KIBRIS 16/08/08

 

 

Mağusa'nın kurtuluşu törenlerle kutlandı

Zafer Anıtı'nda yer alan ilk törende, Gazimağusa Kaymakamlığı adına Kaymakam Vekili Mehmet Nurettin, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği adına 1. Müsteşar İbrahim Mete Yağlı, TSK adına Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Abdülkadir Cüneyt Giray, GKK adına Piyade Yarbay Muzaffer Aydemir, Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Gazimağusa Polis Müdürü Erdal Emanet, siyasi parti, DAÜ, kurum, kuruluş vakıf ve okul temsilcileri tarafından çelenk konuldu.

Zafer Anıtı'ndaki tören, saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle tamamlandı.

Başbakan Yardımcısı Avcı da izledi

Polatpaşa Bulvarı'nda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da izlediği ikinci tören Kaymakam Vekili, Belediye Başkanı ve komutanların tören birliklerini denetlemeleriyle başladı.

İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ile İstihkam Savaş Tabur Komutanlığı mensuplarından İstihkam Teğmen Samet Örenlier birer konuşma yaptılar.

Belediye Başkanı Oktay Kayalp'ın, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'na iletilmek üzere Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Abdülkadir Cünet Giray'a şükran plaketi vermesinin ardından tören Canbulat Özgürlük Ortaokulu öğrencisi Emine Ersöz'ün şiir okuması ve tören geçişiyle sona erdi.

Kayalp: İnancın ve kararlılığın ürünü

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp törende, Mağusa halkının çok sıkıntılı günlerden geçtikten sonra 15 Ağustos 1974'te Mehmetçik'le kucaklaşıp mücadelesini "gazi" unvanını kazanarak başarıya ulaştırdığını ifade etti.

Kayalp, gerektiğinde canını de vermeyi bilen kent halkının, hiçbir zaman yılmadığını, umutsuzluğa kapılmadığını, zor günlerin sona ereceğinden emin olarak inançla mücadelesini sürdürdüğünü, özgürlüğün değerini asla unutmadığını vurguladı.

Oktay Kayalp, "Bugün kutladığımız kurtuluş günü, aslında inancın ve kararlılığın ürünü olarak değerlendirilmelidir" dedi.

Kayalp, 15 Ağustos 1974'te hak edilmiş "gazi" unvanını adına ekleyen Mağusa'nın bu gururu ilk günkü heyecanla yaşamakta olduğunu belirtti.

Kayalp, 1963'te başlayıp 1974 yılının 15 Ağustos'una kadar süren faşist Rum-Yunan saldırılarına inanç ve kararlılıkla karşı koyan Mağusalıların, elde edilen kurtuluşun yarattığı coşku ve azimle yeniden ayağa kalkarak kalkınma ve uygarlaşma mücadelesi başlattıklarını söyledi.

"Toplumun gelişmesinde Gazimağusa ön planda"

Kayalp, bugün toplum olarak sağlanan gelişmelerde Gazimağusa'nın ön planda yer aldığını belirterek, "Gazimağusa, 1974'e kadarki süreçte oluşan yıkımın izlerinin silinmesinde en gözde konumdadır. 1974'ten

sonra ülkemizin en hızlı kalkınan ve gelişen kenti olan Gazimağusa'da bugün dünyaya açılan en büyük liman ve ülkemizin gururu olan üniversitelerimizin en büyüğü Doğu Akdeniz Üniversitesi yer alıyor" dedi.

Kayalp, Gazimağusa halkının, yılların birikimi olan çöküntü ve yıkıntının altından kalkmasını bildiği gibi şimdi de dünyaya entegre olabilmek için uğraş verdiğini vurguladı.

Kıbrıs sorunundaki yeni süreç

Gazimağusa Belediye Başkan Oktay Kayalp, Kıbrıs sorununa çözüm arama çabaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın liderliğinde yeni bir sürecin şekillendiğini ve görüşmelerin 3 Eylül'de başlayacağını hatırlatarak, şunları söyledi:

"Dünyanın saygıyla selamladığı bu yeni süreçte Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli, eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşacak yeni ortaklık devletinin kurulması Gazimağusalılar için yeni bir başlangıç noktası olacaktır.

Gazimağusa halkı bu başlangıçla elde edilecek olumlu sonuçları ekonomik, sosyal, kültürel ve sportif alanlarda dünyayla bütünleşebilmek için en akılcı biçimde değerlendirecektir."

Kayalp, halkın; Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte haklı davanın ileriye götürülmesi konusunda kendisini yönetenlere yetki ve sorumluluk yüklediğini belirterek," Bizler, bu sorumluluğu yerine getirmede, halkımızın çizdiği yoldan emin adımlarla ve kararlılıkla ilerlemekteyiz" dedi.

"Kararlılık Şart... AB bizim de hakkımız"

Gazimağusa Belediye Başkanı Kayalp, Kıbrıs sorununa yaşayabilir bir çözüm bulunması için tüm dünyaya gösterilen kararlılığın devamının şart olduğunu vurgulayarak, "Avrupa Birliği üyeliği, sadece Rumların değil, bizim de hakkımızdır. Bu hakkın er geç yerine getirilmesi gerektiğini bu anlamlı günde bir kez daha vurgularım" diye konuştu.

"Kıbrıs Türk halkı onurlu bir halk"

Kayalp, Kıbrıs Türk halkının özgürlük savaşını kazandığı gibi, yaşam koşullarını daha yukarı taşımayı bilecek kadar onurlu, yetenekli ve çalışkan bir halk olduğunu, Gazimağusalıların canıyla ve kanıyla kazandığı gazilik unvanına gönülden bağlanıp, bu unvanı koruyabilmek için gerektiğinde yine direnebilecek kadar asil bir halk olduğunu belirtti.

Örenlier

İstihkam Savaş Tabur Komutanlığı mensuplarından İstihkam Teğmen Samet Örenlier de, kahraman Mücahitlerle Mağusa halkının Barış Harekatı'nda Mehmetçik ile birleşinceye kadar surlar bölgesini kuşatan Rumlara karşı 27 gün direndiğini, 8 kapısı bulunan kaleye Rumların girmemesi için inanılmaz bir mücadele verildiğini kaydetti.

"Ecdada yakışır şekilde..."

Örenlier, kendi toprağı, bağımsızlığı ve hürriyeti için canını feda etmekten kaçınmayan Mağusa halkının, 400 yıl önce aldığı emaneti tüm yokluk ve eksiklere rağmen canı ve kanı pahasına, ecdadına yakışır bir şekilde savunduğunu belirtti.

Samet Örenlier,"Mağusa halkının gösterdiği bu kahramanlık, özveri ve kararlılık, Türk milletinin övünç, güven ve sevgisine mazhar olmuştur" dedi.

Örenlier, Kıbrıs Türk halkının, 34 yıl önce özverili ve kahramanca savunması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçekleştirdiği Barış Harekatı ile kazandığı özgür yaşamı, barış içerisinde devam ettirme azim ve kararlılığında olduğunu vurguladı.

KIBRIS 16/08/08

 

 

KKTC üniversitelerine yeni kayıt % 79.7 oranında arttı

Yükseköğrenim, Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK), Türkiye'nin 2008 ÖSYS Merkezi Yerleştirme Sınavı sonuçlarıyla KKTC üniversitelerine yerleşme hakkı kazanan öğrencilerin sayısı, geçen yıla oranla yüzde 79.7 oranında arttığını açıkladı.

   YÖDAK Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa İlkan, yaptığı yazılı açıklamada, KKTC üniversiteleri, YÖDAK ve KKTC hükümetinin işbirliğinin meyvesini verdiğini söyleyerek, şimdiki hedefin, yerleştirilen öğrencilerin tümünün, üniversitelere kayıt yapmalarının sağlanması olduğunu vurguladı.

   KKTC üniversitelerinin bu artışın avantajlarını iyi değerlendirmesi ve bir bütün olarak hareket etmeye devam etmesi gerektiğine dikkat çeken İlkan, "üniversitelerimizin kendi tanıtımları çerçevesinde bu birlik ve bütünlüğe vurgu yapmaları, KKTC yükseköğretim sisteminin kazandığı ivmeyi daha ileriye taşıyacaktır. Üniversitelerimize yönelen talepteki artış da, tanıtımda kullanılacak en çarpıcı faktörlerden biridir. Kontenjanların boş kalmadığı üniversitelerimizin, gelecek yıllarda daha seçici olacakları aşikardır" dedi.

   Tanıtımda kullanılacak diğer önemli faktörün ise; üniversite mezunlarının piyasa ve akademik ortamlarda geldikleri yerlerin ve başarılarının kamuoyu ile paylaşılması olduğuna işaret eden İlkan, okullara öğrenci talebinin artması ve mezunların hem akademik ortamda, hem de piyasalarda aranır konuma gelmesinin yükseköğretimin sürdürülebilir olmasının iki temel dayanağı olduğunu, bunun anahtarının da birlikte çalışma ve akılcı politikalar üretmek olduğunu söyledi.

   Eğitimde kalitenin, talebi arttırıcı, aynı zamanda da mezunlarının aranır olmasıyla doğru orantılı olduğuna dikkat çeken Mustafa İlkan, "ülkemizde yükseköğretim alanı ile halkımızın, belediyelerimizin, sivil toplum örgütlerimizin ve meslek örgütlerimizin entegrasyonu, sağlıklı bir yükseköğretim politikası geliştirmede çok önemli bir faktördür. Yeni dönemde ilgili tüm tarafların hükümetimiz ve YÖDAK koordinasyonunda gerekli çalışmaları yapmaları ana hedeftir" dedi.

KIBRIS 17/08/08

 

 

Hükümet, "köylerin belediyelere bağlanması uygulamasında" ısrarlı

TÜM VATANDAŞLARA HİZMET... İçişleri Bakanı Özkan Murat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisindeki tüm yerleşim birimlerini, belediyelere bağlayarak, Anayasa'nın gereği olarak tüm vatandaşlara bu hizmetlerden yararlanma hakkını teslim ettiklerini vurguladı

 

 

   İçişleri Bakanlığı'nca yürütülen ve "Yerel Yönetim Reformu"nun ilk ayağı olan, "köylerin belediyelere bağlanması uygulamasına", 1 Eylül Salı günü geçiliyor.

   Tüm köylerin belediyelere bağlanması çalışmaları yüzde 99 oranında tamamlanırken, bakanlık; reformun ikinci ayağı olan belediyelerin sayısını makul bir seviyeye indirip güçlendirmek için çalışmalarını önümüzdeki yerel seçimlere kadar tamamlamayı hedefliyor.

   Reformun son adımında ise, ülkede bürokrasinin yarattığı olumsuzlukları gidermek için, Merkezi idarenin bazı görevleri yerel idareye devredilecek.

   Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG)-Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) hükümet programında da yer alan "Yerel Yönetim Reformu" uygulaması çerçevesinde ülke sınırlarındaki tüm yerleşim birimleri, belediye sınırlarına alınıyor.

   İçişleri Bakanı Özkan Murat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisindeki tüm yerleşim birimlerini, belediyelere bağlayarak, Anayasa'nın gereği olarak tüm vatandaşlara bu hizmetlerden yararlanma hakkını teslim ettiklerini vurguladı...

   BRT muhabirine çalışmalarla ilgili son durumu değerlendiren Bakan Murat, belediye sınırları içindeki köyler ile dışındaki köyler arasında hizmet farkının bulunduğunu anlattı.

   "Yerel Yönetim Reformu"nun iki aşaması bulunduğunu dile getiren Bakan Murat, köylerin belediye sınırları içerisinde alınmasının ardından, 28 belediyenin sayısının makul bir seviyeye indirilerek güçlerinin birleştirileceğini, ileriki dönemde ise merkezi idarenin bazı görevlerini yerel yönetimlere devredileceğini söyledi.

   116 köyün hangi belediyeye bağlanacağı ya da bağlanmaması konusunda şikayet ve isteklerin bulunduğuna dikkati çekerken Bakan Murat, "Şu an itibarı ile köylerin 28 belediyeye bağlanması konusu yüzde 99 oranında karara bağlandı. Dört beş köyümüzde farklı düşünceler olduğundan, önümüzdeki günlerde onların kararlarını da alıp yolumuza devam edeceğiz" dedi.

   Belediyelerin maddi durumlarının nasıl güçlendirileceğiyle ilgili soruyu da yanıtlayan Bakan Murat, 11 yıldır bekleyen "Belediyeler Personel Yasası"nı geçirdiklerini, devletin tüm belediyelerin 270 civarındaki emeklisini devraldığını, sırada bekleyen 300 emekliyi daha devralacağını, emlak vergilerindeki artış ve sağlık harcıyla katkı yapıldığını, sokak ışıklarının elektrik giderlerinin tamamen devlet tarafından karşılandığını söyledi.

   Önümüzdeki dönemde projenin ikinci aşaması olan belediyelerin sayısının azaltılarak güçlendirilmesinin ise, gelecek yerel yönetim seçimlerine kadar tamamlamayı planladıklarını kaydeden Murat, "Dönüşüm gerçekleşirken farklı görüşler de olacak. Şu ana kadar gelen tepkiler hangi belediyeye bağlanılacağıyla ilgilidir" dedi.

   Bakan Murat, bazı bölgelerden gelen itirazlara değinirken ise, süreç içerisinde bu itirazların değerlendirileceğini ve gerekmesi halinde değişiklikler olabileceğini kaydederek, bu yetkinin bakanlar kurulunun elinde bulunduğunu dile getirdi.

   Bakan Murat, Çamlıbel bölgesinin itirazlarıyla ilgili olarak ise, köyün bağlanacağı belediyenin coğrafik olarak uzak göründüğünü ancak projenin birinci aşaması çerçevesinde bu köyün Lapta'ya bağlanacağını ifade etti.

   Projenin ikinci aşamasında, belediye sayısını asgariye indireceklerini anımsatan Murat, "Bir belediyeyi diğeriyle birleştirirken, bir bölgede de birçok köyden oluşacak yeni bir belediye oluşturulması mümkün.

   Zaten köy heyeti ile de görüştük. İtirazları belediye olma değil, bağlanma konusudur. Kendileri belediye olmak istiyor. Şu anda 28 varken bunu 29'a çıkarmamız mümkün görünmüyor. İleriki aşamada bunlar tartışılır" dedi.

   Köylerin belediyelere bağlanması konusunda muhtarların da bazı tepkileri olduğunun hatırlatılması üzerinde ise Bakan Murat, belediyeler yasasına konulan bir madde ile tüm muhtarların oluşturulan  "Muhtarlar Kurulu Heyeti"nde gerçekleştirilecek toplantılarda demokratik kararlar alabileceğini söyledi.

   Murat, "Muhtarlar en küçük yerleşim biriminin yerel yöneticileridir. Muhtarlar da belediye yöneticileri ile, yöre halkına hizmet edecek" dedi.

KIBRIS 17/08/08

 

Turkey seeks handover of wanted fugitive held in Cyprus
By Jean Christou

TURKEY is asking indirectly for Cyprus to hand over a wanted senior member of the far-left Revolutionary People’s Liberation Party/Front (DHKP/C), who was arrested on the island earlier in the week.

Police said yesterday the issue was with the Attorney-general. Cyprus and Turkey do not have relations, as Ankara does not recognise the Republic of Cyprus, so it is believed the request for extradition has been channelled through Interpol.

Aslan Tayfun Ozkok was arrested at Larnaca airport on August 9 on suspicion of having a fake Bulgarian passport. He has since been jailed in Nicosia for eight months, police in Larnaca said yesterday.

“He was jailed for possession of a false passport,” a police spokesman said, adding that the extradition issue was with the Attorney-general’s office.

Ozkok, who was on death row for the assassinations of former Prime Minister Nihat Erim and former Istanbul security chief aid Mahmut Dikler, had escaped from prison and assumed the codename Musa. He was being sought by Turkey under an Interpol red alert.

The DHKP/C has been designated as a terrorist organisation by the US State Department since October 1997 and is also on UK and EU terror lists.

According to the Anatolia News Agency, the DHKP/C has since the late 1980s targeted current and retired Turkish security and military officials. In 1990, it launched a further round of attacks, which included US military and diplomatic personnel and facilities. The group has not staged any attacks since the assassination of influential businessman Özdemir Sabanc? on January 9, 1996, Anatolia said.

Ozkok was believed to have been on his way to the Netherlands to see ailing DHKP/C leader Dursun Karatas, who died of liver cancer on Monday. It was thought Ozkok was earmarked to succeed him. Karatas was buried in Istanbul on Friday, the Turkish Daily News (TDN) reported yesterday.

TDN said the lack of relations between Turkey and Cyprus was “weakening Ankara’s hand”.

A Turkish diplomat told TDN that Ankara was seeking extradition through “indirect” channels, namely Interpol. “We only have a demand and hope to get positive consequences,” he said. “So far allegations circulating have revealed that criminals and terrorists wanted by Turkey would rather flee to the south of the Mediterranean island due to Ankara's lack of diplomatic ties with the Cyprus government.”

The same lack of ties has hindered the arrest and trial of the murderers of two Greek Cypriots along the buffer zone in 1996, despite outstanding international arrest warrants pending against them.

One of the wanted men, former ‘Agriculture Minister’ in the north Kenan Akin was arrested in Turkey in 2004 for smuggling, but was released by Turkish authorities despite the Interpol warrant.

CYPRUS MAIL 17/08/08

 

Hristofyas, Çin'den dönüşünde açıkladı: Omorfo kesinlikle verilmeli

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, "Rum tarafı için; Omorfo'nun (Güzelyurt) Kıbrıs Rum idaresine verilmesinin kesinlikle gerekli olduğunu" söyledi.

Olimpiyat Oyunları'nın bir kısmını izlemek ve temaslarda bulunmak amacıyla Çin'e giden Rum Yönetimi Hristofyas, dün Güney Kıbrıs'a döndü

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, doğrudan müzakereler çerçevesinde 3 Eylül'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la gerçekleştireceği ilk görüşmenin, daha çok sürece ilişkin olacağını, özlü bir görüşme yapılmayacağını ifade etti.

Hristofyas, "Özlü görüşmeyi 11 Eylül'de yapılacak ilk verimli görüşmeye bırakacağız" dedi.

Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs Rum tarafı için, Omorfo'nun (Güzelyurt) Kıbrıs Rum idaresine iade edilmesi gerektiği kesindir. Ciddi bir prosedür başlıyor. Kıbrıs Rum, Kıbrıs Türk ve Türkiye; herkesin çok dikkatli olması gerek" dedi.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın; Rum tarafında tepkilere neden olan; Güzelyurt'un geleceğiyle ilgili açıklamasının sorulmasına karşılık Hristofyas, şunları söyledi:

"Eğer, öyle bir açıklama olduysa... Ne doğrulayabilirim, ne de yalanlayabilirim. Kıbrıs Türk gazeteleri; bunları bir partiyle görüşmesi sırasında yaptığını yazdı. Ne Türk Dışişleri Bakanlığı'nın ne Sayın Erdoğan'ın ne de herhangi bir Türk resmî şahsiyetinin hiçbir resmî açıklamasını görmedim. Dolayısıyla bizim için Omorfo'nun Kıbrıs Rum idaresine iade edilmesi gerektiği kesindir. Şimdi başka senaryolar yaratmamak için şimdilik (Güzelyurt'tan) ne daha azı ne de daha fazlası..."

KIBRIS 18/08/08

 

Kıbrıs: Güzelyurt olmadan çözüm olmaz

 

19/08/2008 RADIKAL

Rum yönetimi başkanlık komiseri Yakovu, "Güzelyurt’un Kıbrıslı Rumlara iade edilmesinin öncelikleri arasında bulunduğunu, Güzelyurt ve bölgesinin kendilerine verilmemesi durumunda çözümün söz konusu olamayacağını açıkladı

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi başkanlık komiseri Yorgos Yakovu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında başlayacak doğrudan görüşmelerin ilk konusunun yönetim şekli olacağını ve Güzelyurt Rumlara verilmeden bir çözümün bulunmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Yakovu, Rum devlet radyo-televizyon kurumuna (RIK) dün yaptığı açıklamada, "Güzelyurt’un Kıbrıslı Rumlara iade edilmesinin öncelikleri arasında bulunduğunu, bir çözüm bulunması durumunda Güzelyurt kenti ve bölgesinin Kıbrıs Rum tarafına verilmemesinin söz konusu olmadığını" belirtti.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının, "Birleşik Federal Kıbrıs"ın başkanlığı konusuna farklı önerilerle yaklaştıklarını kaydeden Yakovu, Kıbrıs Türk tarafının "tüm üyelerinin dönüşümlü başkanlık yapacağı bir başkanlık konseyi" öngördüğünü iddia etti.

Rum tarafının "başkan ve başkan yardımcısının dönüşümlü olarak başkanlığı üstlenmesi" şeklindeki önerisinin Türk tarafınca "tamamen reddedilmediğini ve Kıbrıs Türk tarafının bu öneriyi görüşmekte olduğunu" ifade eden Yakovu, şunları söyledi:

"Ancak Kıbrıs Türk tarafı farklı bir sisteme yönelmektedir. Bizim ciddi eksiklikleri olduğuna inandığımız İsviçre tipi ortak bir sistemden bahsediyorlar."

Müzakerelerin zorlu geçeceğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın arzuladığı gibi 31 Aralık 2008’e kadar tamamlanmasının mümkün olmadığını savunan Yakovu, bu öngörünün "abartılı olduğunu" iddia etti. (aa)

 

Nami-Yakovu görüşmesi haftaya

Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm için 3 Eylül'de başlayacak müzakereler öncesinde, iki liderin temsilcilerinin önümüzdeki hafta yeniden bir araya geleceği belirtildi.

TAK muhabirinin sorusu üzerine açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun önümüzdeki hafta görüşeceklerini söyledi.

KIBRIS 19/08/08

 

Avcı: Toprak konusunun ele alınma yeri müzakere masasıdır

Avcı, Güney Kıbrıs'ta Güzelyurt'un, Karpaz'ın ve Maraş'ın talep edilmesinin tesadüf değil, görüşmeleri etkilemeye yönelik örgütlü bir çabanın göstergesi olduğunu da belirtti.

Avcı, bakanlığının basın merkezi aracılığıyla yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve bir takım Rum yetkililerin, özlü görüşmelere günler kala toprak meselesini gündeme taşıyarak akıllarınca önşartlar öne sürerek görüşme masasını etkilemeye çalıştıklarını kaydetti.

Hristofyas ve sözde "Mağusa Belediye Başkanı" Aleksis Galanos'un açıklamalarını eleştiren Turgay Avcı, "Rum tarafı görüşmeler başlamadan bu tür spekülatif talepler öne sürerek Kıbrıs Türk halkı arasında kaos, tartışma ve ekonomik sıkıntı yaratarak süreci baltalamak ve elimizi zayıflatmak istemektedir. Ancak bu sinsi girişimler beyhude çabalardır. Demokratik gelenekleri sağlam ve en zor konuları bile olgunlukla tartışabilen KKTC halkı ve hükümeti, bu temelsiz söylem ve talepler karşısında vakur duruşunu koruyacaktır" dedi.

Avcı, Annan Planı'nı reddeden Hristofyas'ın aklınca Kıbrıs Türk halkının plana verdiği lehte oyu kullanarak ek tavizler koparmaya yeltendiğini ifade ederek, en hassas konulardan biri olan toprak konusunun müzakere masasında ele alınması gerektiğini vurguladı.

Toprak ayarlamasının yapılıp yapılmayacağının ve yapılacaksa ne kadar olacağının da görüşmelere ve Rum tarafının bu süreçte sergileyeceği iyi niyete ve tutuma bağlı olacağını kaydeden Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, şöyle devam etti:

"Basın yoluyla talepler öne sürmek, kamuoyunda beklentiler yaratmak ve kemikleşecek pozisyonlar üzerinden oldubittiler yaratmak sürece yarar sağlamayacaktır. Hristofyas, bu tür mantıksız talepler öne sürerek, Papadopulos dönemini aratmamakta ve selefi ile ayni görüşleri paylaştığını ortaya koymaktadır.

Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, bu tür açıklamalar, görüşmeler arifesinde havayı yumuşatmak yerine germeyi hedeflemektedir."

Avcı açıklamasında, başta Hristofyas'a ve tüm Rum liderliğine çözümü müzakere masasında aramaları, basın yoluyla pozisyon belirleyerek oldu-bittiler elde etmeye yeltenmemeleri tavsiyesinde bulundu ve "Rum liderliği sürece yoğunlaşmalı, Kıbrıs Türk halkı ile güven köprüleri inşa edecek adımlar atmalıdır" dedi.

KIBRIS 19/08/08

 

"Güzelyurt olmadan çözüm olmaz"

Kıbrıs Rum yönetimi başkanlık komiseri Yorgos Yakovu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında başlayacak doğrudan görüşmelerin ilk konusunun yönetim şekli olacağını ve Güzelyurt Rumlara verilmeden bir çözümün bulunmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Yakovu, Rum devlet radyo-televizyon kurumuna (RIK) dün yaptığı açıklamada, "Güzelyurt'un Kıbrıslı Rumlara iade edilmesinin öncelikleri arasında bulunduğunu, bir çözüm bulunması durumunda Güzelyurt kenti ve bölgesinin Kıbrıs Rum tarafına verilmemesinin söz konusu olmadığını" belirtti.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının, "Birleşik Federal Kıbrıs"ın başkanlığı konusuna farklı önerilerle yaklaştıklarını kaydeden Yakovu, Kıbrıs Türk tarafının "tüm üyelerinin dönüşümlü başkanlık yapacağı bir başkanlık konseyi" öngördüğünü iddia etti.

Rum tarafının "başkan ve başkan yardımcısının dönüşümlü olarak başkanlığı üstlenmesi" şeklindeki önerisinin Türk tarafınca "tamamen reddedilmediğini ve Kıbrıs Türk tarafının bu öneriyi görüşmekte olduğunu" ifade etti.

Yakovu, "Ancak Kıbrıs Türk tarafı farklı bir sisteme yönelmektedir. Bizim ciddi eksiklikleri olduğuna inandığımız İsviçre tipi ortak bir sistemden bahsediyorlar" dedi.

Müzakerelerin zorlu geçeceğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın arzuladığı gibi 31 Aralık 2008'e kadar tamamlanmasının mümkün olmadığını savunan Yakovu, bu öngörünün "abartılı olduğunu" iddia etti.

CNN TURK 19/08/08

KKTC'den Güzelyurt, Karpaz ve Maraş tepkisi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafı ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın görüşmeler başlamadan Güzelyurt, Karpaz ve Maraş'ı "cebine koymak" istediğini, ancak böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söyledi.

Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, 3 Eylül'de başlayacak müzakerelerin içeriğiyle ilgili olarak Rum yetkililerin sıkça konuşmaya başladığına dikkati çekerek, Rum tarafının "hayır" dediği Annan Planı'ndan daha ileriye gitmek isteyebileceğini, ancak böyle bir yöntemle Kıbrıs Türk halkının kabul edebileceği bir anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını kaydetti.

İki halkın da "evet" diyebileceği bir çözüm planı üretmek gerektiğini ifade eden Erçakıca, Kıbrıs Türk halkının 2004 sonrasında yaşananlar nedeniyle önemli bir hayal kırıklığı içinde olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Erçakıca, Rum yetkililerin
Güzelyurt ve diğer bölgelerle ilgili erken veya gereksiz açıklamalarının görüşme sürecini olumsuz etkilediğini ve bunların "sorumsuz davranışlar" olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs sorunundaki süreçle ilgili olarak Türk basının bilgileri Rum basınından almak zorunda kaldığı eleştirisi üzerine, "Kıbrıs Türk tarafının kısıtlaması yok, Rum tarafının uydurması var" dedi.

Kıbrıs Rum liderliğinin de Kıbrıs Rum basınını manipüle ettiğini belirten Erçakıca, "Biz, pozitif etkilere sahip olmak istediğimiz için bu konuda sıkıntı yaşıyoruz. Gizli bir şey yok. Uydurulan şeyler var" ifadesini kullandı.

Süreci Rum liderliği yönetiyormuş gibi bir izlenim yaratıldığını, bunun sürece negatif etki yaptığını kaydeden Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, "sürecin motor gücü olduğunu ve sürece pozitif etki yaptığını" söyledi. Erçakıca, "Biz gaz pedalıyız, onlar fren" dedi.

CNN TURK 19/08/08

Ermeniler Erdoğan’ın açıklamasından memnun

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu konusunda Ermenistan’la da görüşmeler yapılacak” açıklaması, Erivan’da olumlu yankı buldu.

Ramin Abdullayev

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:09 TSİ 20 Ağustos 2008 Çarşamba

 

BAKÜ - Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, Başbakan Erdoğan’ın açıklamasını ‘olumlu sinyal’ olarak nitelerken, “Ermenistan her zaman bölgesel istikrar ve işbirliği konularında diyalog ve görüşmelerin taraftarı oldu” diye konuştu.

Ermeni bakan “Erivan hükumeti, Türkiye Başbakanı’nın Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu ile ilgili tutumunu tam destekliyor” dedi.

 

 

Yüzde 56.5, "iki ayrı devlet" istiyor

 

Lefkoşa Psikiyatri Merkezi (LEPİM) tarafından Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) için yapılan "Siyasi Eğilimler Araştırması"nın sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 56.5'i Kıbrıs sorununun çözüm şekli olarak "iki ayrı devlet" modelini tercih ediyor.

 

Anket sonuçları, LEPİM Direktörü Ebru Çakıcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı tarafından açıklandı.

LEPİM Direktörü Ebru Çakıcı, mayıs sonu ve haziran başında evlerinde ziyaret edilen vatandaşlarla yüz yüze görüşme yapılarak uygulanan anket çalışmasına 854 kişinin katıldığını ve deneyimli 27 anketörün kullanıldığını belirterek, örnekleme seçiminde hassas davrandıklarını, doğruya en yakın sonuçlara ulaşmak için titizlikle çalıştıklarını anlattı.

Sonuçlara göre, ana muhlefet Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) destekleyenlerin yüzde 22.2 olduğunu, bunu yüzde 20.6 ile Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), yüzde 10.2 ile TDP ve yüzde 9.8 ile Demokrat Parti'nin (DP) izlediğini, Özgürlük ve Reform Partisi'ne (ÖRP) destek oranının ise yüzde 5.3 olarak çıktığını belirten Çakıcı, yüzde 3'lük bir oranın boykot eğiliminde olduğunun görüldüğünü ifade etti. Çakıcı, kararsızların oranının ise yüzde 22.2 çıktığı kaydetti.

 

Ebru Çakıcı, "bu sonuç üzerine kararsızların oranını, partilerin aldıkları oran doğrultusunda dağıtarak partilerin dağılımına bakınca, şu sonuçlara ulaştıklarını" belirtti:

* UBP yüzde 30.4,
* CTP yüzde 28.2,
* TDP yüzde 13.9,
* DP yüzde 13.5,
* ÖRP yüzde 7.2.

Anket sonuçlarını, geçmiş dönemlerde yapılan başka anketlerle kıyaslamalarını da aktaran Ebru Çakıcı, 2005'ten bugüne UBP ile DP'nin oranları yükselirken, CTP, ÖRP ve TDP'nin düşüş gösterdiğini söyledi.

Çözüm şekli yüzde 56.5 ile "iki ayrı devlet"

Kıbrıs'ta tercih edilen çözüm şekline yüzde 56.5 oranında "iki ayrı devlet"; yüzde 13 oranında "üniter devlet", yüzde 6.6 "federasyon", yüzde 5.7 "konfederasyon" ve yüzde 18 oranında "bilmiyorum" yanıtının verildiği ankette, vatandaşlar yüzde 72.4 ile hükümetin icraatından memnun olmadıklarını ortaya koydu.

Yüzde 15.6'lık bir kesim ise hükümetin icraatından memnun olduğunu belirtti.

Kıbrıs sorunu birinci sırada


Ankette, vatandaşların değerlendirme sırasına göre önem verdiği sorunlar da soruldu. Birinci sorun olarak vatandaşların yüzde 41.6'sı Kıbrıs sorununu; yüzde 25'i işsizliği; yüzde 7.4'ü sağlığı; yüzde 6.9'u partizanlığı; yüzde 6.2'si ekonomiyi; yüzde 4.1'i yolsuzluğu; yüzde 4'ü eğitimi; yüzde 3.3'ü göçü; yüzde 2.4'ü ise çevreyi gösterdi.

Çakıcı: "Üçlü koalisyonlar dönemine doğru"

Ebru Çakıcı'nın ardından söz alan TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı da anketten çıkan başlıca sonucun, "ikili değil üçlü koalisyonlar dönemine doğru gidildiği ve her partinin de koalisyonda yer alabileceği saptaması olduğunu" kaydetti.

Çakıcı, "anket sonucuna göre, kırılan kesimin ağırlıkla sol partililer olduğu, dolayısıyla seçime gitmeyerek boykot etmenin sağ partilere yarayacağı" yorumunu yaptı.

Mehmet Çakıcı, anketten çıkan ve önemli gördüğü bir gerçeğin ise "iki devlet" kavramının karıştırıldığı şeklinde olduğunu, bu kavramların daha netleşmesi gerektiğini kaydetti.

 

CNN TURK 20/08/08

Erçakıca: Rumlar, Güzelyurt, Maraş ve Karpaz'ı cebine koymak istiyor

Rum tarafının Annan Planı'na "hayır" dediğini, bu "hayır"ı "evet"e dönüştürmek için çalışmak gerektiğini kaydeden Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının da ortaya çıkacak plana "evet" deme gerekliliğinin unutulmaması gerektiğini söyledi. Erçakıca, ancak bunun olabilmesi için de, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının "evet" diyeceği bir çözüm planının ortaya konması gerektiğini vurguladı.

İki halkın "evet" diyebileceği çözüm

Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde 3 Eylül'de başlayacak müzakerelerin içeriği ile ilgili olarak Rum yetkililerin sıkça konuşmaya başladığına dikkat çekerek, Rum tarafının "hayır" dediği Annan Planı'ndan daha ileriye gitmek isteyebileceğini, ancak böyle bir yöntemle Kıbrıs Türk halkının kabul edebileceği bir anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını ifade etti.

Kıbrıs Rum halkı kadar Kıbrıs Türk halkının da "evet " diyebileceği bir çözüm planı üretmek gerektiğini ve Kıbrıs Türk halkının 2004 sonrasında yaşananlar nedeniyle önemli bir hayal kırıklığı içinde olduğunun unutulmaması gerektiğini vurgulayan Erçakıca, "Kıbrıs Rum halkına 'hayır' deyişinin bedelini ödetmenin değil, çözümü sağlamanın peşindeyiz. Ama Kıbrıs Türk halkının 'evet' dediği için yeni bedeller ödemeye hazır olduğu da düşünülmemeli" dedi.

Nami ile Yakovu müzakerelerin hazırlığını yapacak

3 Eylül'de başlayacak müzakere sürecinin hazırlık çalışmalarının gelecek hafta Nami-Yakovu görüşmeleri ile yapılacağına dikkat çeken Sözcü Erçakıca, Rum basınında bu konuda çıkan farklı haberlerin spekülatif olduğunu belirtti.

Rum basınında, Yeşilırmak Kapısı'nın açılması konusunu liderlerin temsilcilerinin ele almasının istendiğini gördüğünü ifade eden Hasan Erçakıca, bunun olabileceğini, liderlerin bu konularda temsilcilerini görevlendirdiklerini söyledi.

Erçakıca, temsilcilerin Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasında ortaya çıkabilecek teknik sorunların giderilmesi için çalışma yapabileceğini, Pirgo köylülerinin yalıtımına son verirken, Pileli Türklerin de yalıtımına son vermek için gerekli tedbirleri gündeme getireceklerini vurguladı.

Gürcistan'daki gelişmeler ve etkileri

Hasan Erçakıca, Gürcistan'da yaşanan gelişmelerin yakından takip edilmekte olduğunu ifade ederek, dünyanın yeni bir soğuk savaş veya iki kutupluluğa sürüklenmekte olduğunu dikkatle izlediklerini söyledi.

Erçakıca, "Bu gelişmelerin Kıbrıs sorununa da etkileri olabileceğini ve hatta bölgemizin gelecekteki siyasi şekillenmesinde önemli olabileceğini dikkate almak zorundayız" dedi.

Kıbrıs sorununa 1959-60 yıllarında bulunan çözüm veya daha sonra yaşanan Rum saldırılarının yarattığı siyasi sorunların da uluslararası ortamdan etkilendiğini ifade eden Sözcü Erçakıca, bugünkü durumun o zamanlardaki uluslararası ortamın sonucu olduğunun bile söylenebileceğini vurguladı.

Kıbrıs sorununun dünyadaki gelişmelerden etkilenmekte olduğunu kaydeden Erçakıca, dünya siyasi arenası yeniden şekillenecekse Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının ve var oluş koşullarının bu ortam içinde korunması ve geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Hasan Erçakıca şöyle konuştu:

"Aslında bu gelişmeler, Kıbrıs sorununa neden erken ve adil bir çözüm aramakta olduğumuzu da yeterince izah etmektedir. Bu tür gelişmelerden mümkün olduğunca az etkilenmemiz için antlaşmalarla desteklenmiş istikrarlı siyasi bir yapıya sahip olmak önemlidir. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların, adamızın ve dünyanın gerçeklerini dikkate alarak adil bir anlaşmaya varmaları, gelecek günlerde bölgemizde yaşanabilecek altüstlüklerden en az etkilenmeleri için de gereklidir."

Erçakıca, 2004 referandumunda Rumların da "evet" demiş olması ve referandumun başarıya ulaşmış olması halinde Kıbrıs'ın bugün daha istikrarlı olmuş olacağını ve dünyadaki gelişmelerden daha az etkileniyor olmuş olacağını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafı motor güç

Basın brifinginde Kıbrıs sorunundaki süreçle ilgili olarak Türk basının bilgileri Rum basınından almak zorunda kaldığı eleştirisi üzerine Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafının kısıtlaması yok, Rum tarafının uydurması var" dedi.

Kıbrıs Rum liderliğinin de, Kıbrıs Rum basınını manipüle etmekte olduğunu belirten Erçakıca, "Biz, pozitif etkilere sahip olmak istediğimiz için bu konuda sıkıntı yaşıyoruz" şeklinde konuştu.

"Gizli bir şey yok. Uydurulan şeyler var" diyen Hasan Erçakıca, Rum tarafının engellemek istedikleri şeyleri Rum basınına vermekte olduğunu, bunun Rum Yönetimi liderliğinden kaynaklandığını, negatif tutum sergilediklerini kaydetti.

"Kıbrıs Türk tarafının, sürecin kendi dışında yönlendirildiği konumunda kalmakta olduğu gibi göründüğünü, ancak aslında bunun göründüğü gibi olmadığını" ifade eden Sözcü Erçakıca, "Sürecin motor gücü, pozitif etkileyicisi biziz... Biz gaz pedalıyız, onlar fren" dedi.

KKTC benzetmesi

Rusya ile Güney Osetya konusunda Türkiye-KKTC benzetmesi yapılmakta olduğunun hatırlatılması üzerine ise Erçakıca, böyle bir paralellik olamayacağını, Türkiye'nin Kıbrıs'a 1974 yılında gerçekleştirdiği harekâtta yasal gerekçeler ve uluslararası hukuka uygunluk bulunduğunu söyledi.

Türkiye'ye üs verilmesi

Türkiye veya Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs'ta Türkiye'ye üs verilmesi gibi bir duruşu bulunmadığını da belirten Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Bizim istediğimiz; garanti sisteminin korunması. Bu mütevazi bir duruş" dedi.

KIBRIS 20/08/08

 

 

Tıp Merkezi laboratuarı, uluslar arası standart sertifikasını yeniledi

Biyokimya Uzmanı Doç. Dr. Güldal Mehmetçik, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi;

"Genel olarak hastanemizin ISO 9001:2000 kalite programı kapsamında olan laboratuarımız, ayrıca EQAS kapsamında da bulunuyor. EQAS sertifikası, her yıl aylık olarak Amerika'ya gönderilen test sonuçlarının değerlendirilerek güvenilirliğinin kanıtlanması esasına dayanmaktadır. Temmuz 2007 ile Temmuz 2008 döneminde, Amerika'da bulunan BIO-RAD laboratuarlarına gönderdiğimiz test sonuçlarının güvenirliğinin EQAS gibi uluslar arası bir kalite değerlendirme programı tarafından onaylanmasından dolayı gurur duyuyoruz.

Bilindiği gibi laboratuarımızda biyokimya, mikrobiyoloji, alerji, hematoloji, endokrinoloji, tümör belirleyicileri ve patoloji tetkikleri uygulanabilmektedir. Bununla birlikte çocuk, kadın doğum, kalp ve genel check up programları ile ilgili testlerin güvenilir bir şekilde çalışıldığı laboratuarımızda erkek hormon düzeylerinin değerlendirildiği androloji testleri de yapılabilmektedir. 10 kişilik deneyimli bir kadrodan oluşan laboratuarımızda, halkımıza doğru, güvenilir, kaliteli ve hızlı sonuçlar verebilmek için çalışıyoruz. Almış olduğumuz bu sertifikalar da bizlere doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor. Amacımız bu uluslararası standartlardaki kalite çalışmaların devamlılığını sağlamaktır."

Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi Personel ve Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Midem ise; KKTC'de sağlık sektörünün öncüsü, toplam 13 yıllık başarılı bir geçmişe ve önemli tecrübeye sahip olan Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi'nin, yasal olarak zorunlu olmadığı halde, sağlık hizmetlerinde uluslararası standartları takip etmek için çeşitli kalite programlarına dahil olduğunu belirtti. Midem, hastanenin temmuz ayı sonunda, poliklinik, ameliyathane, yataklı tedavi, acil servis ve ambulans, morg, radyolojik tanı ve laboratuar hizmetlerinin dahil olduğu ISO 9001:2000 denetlemesinde başarılı olmasının hemen ardından, EQAS sertifikasını yenilemesiyle çalışmalarının bir kez daha uluslararası platformda ödüllendirildiğini belirtti ve emeği geçen tüm personele teşekkür etti.

KIBRIS 21/08/08

 

Provokasyon

ATATÜRK BÜSTÜ BOYANDI, 3 MAĞAZA VE BİR ARAÇ TAŞLANDI... Pile köyünde dün sabaha karşı 04.00 sıralarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler Kıbrıslı Türklere ait bazı mağazalarla bir araca taşlı saldırıda bulundu, Türk İlkokulu'ndaki Atatürk Büstü'nü kireçle boyadı. Saldırganlar, okulda bulunan Türk bayrağını da direkten indirmeye teşebbüs etti

BARIŞ GÜCÜ EKİPLERİ DE OLAY YERİNDEYDİ... KKTC ve Rum polisi olay yerinde incelemelerde bulundu. Rum polisi, ellerinde şüpheli şahıslar bulunduğu gerekçesiyle Pile Türk İlkokulu'ndaki Atatürk büstüne yapılan saldırıdan parmak izi alma talebinde bulundu. Başbakanlıktan gelen yetkili aracılığıyla, ilgili birimlerle istişare sağlanarak Rum polisinin talebi üzerine Barış Gücü'ne ait Olay Yeri İnceleme Ekibi okula gelerek gerekli çalışmaları yaptı

Ergül ERNUR

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas arasında 3 Eylül'de başlayacak görüşmeler öncesinde Pile'de Kıbrıslı Türklere ait bazı mağazalarla bir araca taşlı saldırıda bulunuldu. Saat 04.00 sıralarında meydana geldiği sanılan çirkin olayda, kimliği henüz belirlenemeyen saldırganlar, Türk ilkokulundaki Atatürk Büstü'nü de kireçle boyadı, Türk bayrağını bir merdiven kullanarak direkten indirmeye teşebbüs etti.

Büyük taş parçaları kullanılarak gerçekleştirilen saldırıda, yol üstüne bulunan Paradise Shop, Doğan Kuyumculuk, Değer Collection isimli mağazaların vitrinleriyle Soner Öncü'ye ait EM 670 plakalı aracın arka camı da kırıldı.

Saldırının ardından KKTC polisiyle Rum polisi olay yerine gitti ve saldırganların kullandığı taşlar emarw olarak alındı.

Başbakanlıktan gelen yetkililer aracılığıyla, Rum polisinin talebi üzerine olay yerine Barış Gücü'ne ait Olay Yeri İnceleme Ekibi de getirtildi.

Edinilen bilgiye göre, Barış Gücü'ne ait Olay Yeri İnceleme Ekibi, elde ettiği tüm bulguları hem KKTC hem de Rum polisine verecek.

Olayla ilgili açıklamada bulunan Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü, Pile Koordinasyon Komitesi Başkanı Ahmet Muratoğlu, Pile'nin karma bir köy olduğuna dikkat çekerek bir takım münferit olayların bu birlikteliği bozamayacağını söyledi.

3 Eylül'de başlayacak barış sürecinin bu tür olaylara neden olduğuyla ilgili iddiaların da yersiz olduğunu vurgulayan Muratoğlu, Pile'de meydana gelen taşlı saldırıya siyasi bir anlam yüklenmemesi gerektiğini kaydetti.

Pile Muhtarı Necdet Ermetal da, ilk bilginin saat 07.45 sıralarında Birleşmiş Milletler tarafından geldiğini ancak bilgi kaynağının Kıbrıs polisi (CYPOL) olarak gösterildiğini belirtti.

Ermetal, Rum polisinin ellerinde şüpheli şahıslar bulunduğu gerekçesiyle Pile Türk İlkokulu'ndaki Atatürk büstüne yapılan saldırıdan parmak izi almak istediklerini ifade etti.

Bu talep üzerine yetkili birimlerle istişare ettiklerini söyleyen Ermetal, Barış Gücü'ne ait Olay Yeri İnceleme Ekibi'nin okula gelerek gerekli çalışmaları yaptığını belirtti.

3 mağaza ve bir araca taşlı saldırı

Pile'de dün meydana gelen taşlı saldırı olayı köy halkını huzursuz etti.

Köy sakinleri, ilkokula, mağazalara ve bir araca yapılan saldırının, 3 Eylül'de başlayacak barış süreci görüşmelerinden kaynaklandığını ileri sürdü.

Dün sabaha karşı 04.00 sıralarında meydana geldiği sanılan olayda, Pile Türk İlkokulu'ndaki Atatürk büstü kireçle boyandı. Saldırıda, okulda bulunan Türk bayrağı da bir merdiven kullanılarak direkten indirilmek istendi.

İlkokula yapılan saldırının ardından Hüseyin Tekünlü'ye ait Paradise Shop, Doğan ile Değer Celal'e ait Doğan Kuyumculuk, Yusuf Özduran'a ait Değer Collection'ın vitrinlerine taşlı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda, vitrin camları kırılarak maddi hasar meydana geldi.

Mağazalara yapılan saldırıların yanı sıra Soner Öncü'ye ait EM 670 plakalı aracın da arka camı taşla kırıldı.

KKTC polisi, olay yerinde yaptığı incelemelerde elde ettiği emarelere el koydu ve Pile Türk İlkokulu'na, mağazalara ve kişiye ait bir araca yapılan taşlı saldırıda, herhangi bir hırsızlık olayı yaşanmadığı tespit edildi.

Muratoğlu: Siyasi bir anlam yüklenmemeli

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü, Pile Koordinasyon Komitesi Başkanı Ahmet Muratoğlu, Pile'deki bir takım münferit olayların birlikteliği bozamayacağını söyledi.

3 Eylül'de başlayacak barış sürecinin bu tür olaylara neden olduğuyla ilgili iddiaların da yersiz olduğunu vurgulayan Muratoğlu, Pile'de meydana gelen taşlı saldırıya siyasi bir anlam yüklenmemesi gerektiğini kaydetti.

Muratoğlu, şu anda ülkemizin önemli süreç içerisinden geçtiğine de işaret ederek Cumhurbaşkanı ve hükümetin çözüm için çalıştığını belirtti.

Pile'de gerçekleştirilen saldırının barışı engelleyici bir eylem niteliği taşımadığına inanç belirten Muratoğlu, "Saldırı bilinçli şekilde yapıldıysa kınıyoruz" dedi.

Ermetal: Rum polisinin elinde şüpheli şahıslar var

Pile Muhtarı Necdet Ermetal de, ilk ihbarın saat 07.45 sıralarında Birleşmiş Milletler tarafından geldiğini ancak bilgi kaynağının Kıbrıs polisi (CYPOL) olarak gösterildiğini belirtti.

Ermetal, ilk ihbarın dün saat 22.00 sıralarında Rum kaynaklı, ikinci ihbarın ise sabaha karşı 04.30 sıralarında Türk kaynaklı olarak geldiğini kaydetti.

Ermetal, saldırı olayının bilgisine gelmesinin ardından incelemelerde bulunduğunu belirterek konuyu Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'na ilettiğini söyledi.

Pile Türk İlkokulu'na yapılan saldırı başta olmak üzere KKTC ve Rum polisinin olay yerlerinde incelemeler yaptığını kaydeden Ermetal, Rum polisinin ellerinde şüpheli şahıslar bulunduğu gerekçesiyle Pile Türk İlkokulu'ndaki Atatürk büstüne yapılan saldırıdan parmak izi alma talebinde bulunduklarını belirtti.

Bu talebin üzerine yetkili birimlerle istişare ettiklerini söyleyen Ermetal, Barış Gücü'ne ait Olay Yeri İnceleme ekibinin okula gelerek gerekli çalışmalarını yaptığını belirtti.

Ermetal, Barış Gücü tarafından elde edilen bilgilerin hem KKTC hem de Rum polisine verileceğini söyledi.

 

KIBRIS 21/08/08

 

 

Pile'deki saldırı atmosfere gölge düşürme girişimidir

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önceki akşam Pile Türk okuluna ve köydeki üç dükkânla bir arabaya yapılan saldırının, iki liderin 3 Eylül'deki buluşmaları öncesinde Güney Kıbrıs'taki bir takım mihrakların tahrikleri artırarak, olumlu atmosfere gölge düşürme girişimi olduğunu söyledi.

Soyer, Pile'deki saldırıların üzücü ve kabul edilemez olduğunu ifade ederek, köylüleri ve tüm halkı soğukkanlı olmaya, provokasyonlara gelmemeye çağırdı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısı öncesinde basına çeşitli konularda açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Pile Türk İlkokulu'na ve Atatürk büstüne çok çirkin bir saldırıda bulunulduğunu, aynı zamanda 3 Kıbrıslı Türk'ün dükkanlarının ve birinin de arabasının camlarının kırıldığını kaydeden Soyer, "Bu oldukça üzücü ve kabul edilemez bir durumdur" dedi.

Pile Türk Muhtarı Necdet Ertemel'in, kendilerine verdiği bilgi üzerine Başbakanlık ve Polis Genel Müdürlüğü'nün gerekli girişimleri yaptığını bildiren Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk polisinin ve BM olay yeri soruşturma sorumlularının soruşturma yaptığını; Rum polisinin de BM'nin gözetimi altında olay yerinde gözlemci olarak bulunduğunu anlattı.

Başbakan Soyer, 3 Eylül'de iki liderin buluşması öncesinde Güney Kıbrıs'taki bir takım mihrakların tahrikleri artırarak, çatışmaları körükleyerek, olumlu atmosfere gölge düşürmeye çalıştıklarını kaydetti ve bunun olumsuzluğunu vurguladı.

Pile'deki Kıbrıslı Türklere ve tüm insanlara kararlı ve soğukkanlı olmaları çağrısı yapan Başbakan Soyer, olayları yakından izlediklerini, Kıbrıs Türk halkının kendi demokratik birlikteliğini, kararlılığını ve sağduyusunu sürdürmesinin önemine işaret etti.

Bütün provokasyon odaklarının bugünlerde yapmak istediklerinde oyuna gelmeden kendi konumlarını koruyup geliştirmek gerektiğini kaydeden Başbakan Soyer, gerekli soruşturmaların yapılacağını ve sonuçlarının halka açıklanacağını söyledi.

KIBRIS 21/08/08

 

 

Güney Kıbrıs'taki fanatik Rum örgütleri cesaretlendiriliyor

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Pile köyünde kimliği belirlenemeyen bazı kişilerin, Kıbrıslı Türklere ait çeşitli işyerlerine ve Pile Türk İlkokulu'ndaki Atatürk büstüne çirkin saldırılarda bulunduğunu bildirerek, bakanlığın olayın yakın takibinde olduğunu belirtti.

Pileli soydaşlara ve halka itidal çağrısında bulunan Avcı, Rum Yönetimi'ni de bu menfur saldırıların sorumlularını süratle tespit etmeye ve yargı önüne çıkartarak gerekli cezayı vermeye çağırdı.

Avcı, bakanlık basın bürosu aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, "Olayların öğrenilmesi üzerine Bakanlığımız süratle Birleşmiş Milletler Barış Gücü ile irtibata geçerek, polisimizle bilistişare, gerekli girişimleri başlatmış bulunmaktadır" denildi.

Bakan Avcı, uzun zamandan beri Pile'deki KKTC vatandaşları üzerinde ve Türk İlkokul binasına karşı çeşitli Rum saldırıları ve taciz girişimlerinin meydana geldiğinin kamuoyunca bilindiğini belirterek Rum tarafında genel olarak Kıbrıslı Türklere karşı yapılan saldırıların sorumlularının bugüne kadar hiçbirinin tutuklanarak cezalandırılmamasının Güney Kıbrıs'taki fanatik Rum örgütlerini daha da cesaretlendirmekte olduğunu vurguladı.

Açıklamasında; "Bakanlığımız haklı bir infial içerisinde bulunan Pileli soydaşlarımıza ve halkımıza itidal çağrısında bulunurken, Rum yönetimini de bu menfur saldırıların sorumlularını süratle tespit etmeye ve yargı önüne çıkartarak gerekli cezayı vermeye davet ediyoruz" ifadelerine yer verdi.

Dışişleri Bakanı Avcı, bakanlığın olayları yakından takip etmeyi, suçluların yakalanarak yargı önüne çıkartılması ve benzeri saldırıların bir kez daha yaşanmaması için BM Barış Gücü ile bilistişare alınması gereken tedbirlerin süratle saptanarak yürürlüğe konulması için yoğun şekilde girişimlerini sürdüreceğini kaydetti.

KIBRIS 21/08/08

 

Theocracy or totalitarian regime? Church and State in furious row
By Marcos Charalambides

CHURCH and State yesterday squared off in a furious row over the government’s handling of the Cyprus problem.

The sniping began on Tuesday night, when the Bishop of Paphos directly attacked the government’s handling of the Cyprus problem, bringing the smoldering hostilities between Archbishop Chrysostomos II and President Dimitris Christofias to a festering climax.

In a speech given as part of this year’s International Conference for Overseas Cypriots – the Bishop of Paphos Georgios, speaking on behalf of the Archbishop who was abroad visiting China, vehemently criticised the President for his proceedings concerning the new negotiations due to start next month.

The Bishop challenged the government’s proposals regarding the form of the state and the system of rotating presidency, asserted that the island’s problem was being degraded and, furthermore, rebuked the government’s decision to allow Turkish Cypriots to cross over to Kokkina on August 8.

“Simple common sense is evoking questions and anxiety,” observed the Bishop while reciting the Archbishop’s speech. “We are seeking convincing information and are requesting elucidations even for that which all politicians consider obvious: that the solution will come from the Cypriots and will be for the Cypriots.”

He claimed that the current handlings “degrade [the Cyprus problem] from an invasion problem to a bicommunal dispute,” and wondered whether “the acceptance of a rotating presidency conforms to the principles and values of the European Union.”

He further criticised the government for allowing Turkish Cypriots to cross over to Kokkina “to celebrate the murders of unarmed people”, and questioned whether it was necessary to pass it over in silence, adding that remaining silent does not aid the negotiations. The Turkish Cypriots were commemorating Turkish air strikes in 1964 that relieved the besieged enclave of Kokkina, about to be overrun by Greek Cypriot forces in heavy intercommunal fighting. A number of Greek Cypriot civilians were killed in the attacks.

The President returned fire soon enough, immediately retaliating before the same audience. He emphasised that the state “is not theocratic. It is a modern state which emerged from the Zurich-London agreements in 1960 and it is a partnership with our Turkish Cypriot compatriots.” Christofias added that the Greek Cypriots needed to realise that if they continued to pursue patriotism “in the name of religion, in the name of our cultural heritage and our heroes then we will be completely destroyed”.

In a pointed jibe against the Archbishop, the President pointed out that he was elected President by 53 per cent of the people, not, like the Archbishop “by 8 per cent, not by 10 per cent, nor by 15 per cent”, before apologising for his tone. “I won’t accept lessons in patriotism,” he protested.

By morning, battle was resumed: “[The state] may not be not theocratic, but neither is it totalitarian,” responded the Bishop of Paphos yesterday. “Everyone is entitled to have an opinion and to express a different point of view.” He supported that Christofias’ outburst must have been a result of the President either misunderstanding the Archbishop’s intentions or having a lot on his mind that evening. “We are simply asking for elucidations,” explained the Bishop, who emphasised, “we never said that [the President] is acting erroneously.”

Yet, when a reporter asked him whether these statements weren’t actually strong accusations that the Greek Cypriot side was adopting Turkish positions, he replied “but aren’t we?” He observed that the Archbishop speaks for the entire Holy Synod, at least the majority of which share his view.

The Bishop admitted that the Archbishop “didn’t give [him] a written document” but that instead left him in charge with specific instructions on how to compose the speech.

Nicos Anastassiades, leader of opposition DISY, threw his weight behind Christofias, observing that there is a “responsible political authority” in power and, although the Church has every right to express its opinions, it must not do so “through quarreling”.

“I would like to remind everyone that the Cyprus problem, a predominantly political problem, is being handled by the President who is also the negotiator for the Greek Cypriot side,” stated Stefanos Stefanou, the Government Spokesman, yesterday. He reproached the Archbishop for giving “disuniting messages” at a time when it is imperative that “everyone remains calm, serious and focused on the goal at hand.”

Stephanou expressed his astonishment at the Archbishop’s statements, maintaining that only a little while ago, “the Archbishop himself had stated that he was perfectly satisfied” with the answers the President had given him regarding the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 21/08/08

 

Christofias’ message to overseas Cypriots

PRESIDENT Demetris Christofias has said that overseas Cypriots have a role to play in efforts to reach a Cyprus settlement, noting that the government would be reviewing its policy, in order to strengthen overseas Cypriots and facilitate their role.

Opening the 22nd Conference of the Central Council of the World Federation for Overseas Cypriots (POMAK) and the International Co-ordinating Committee ‘Justice for Cyprus’ (PSEKA), and the 4th Conference of the World Organisation for Young Overseas Cypriots (NEPOMAK) in Nicosia, the President expressed the hope that the Turkish Cypriot side would attend talks with good will and reasonable positions.

He noted that “negotiations will not be easy, because we will come across the implacable positions rooted in the Turkish establishment for control over Cyprus, with the excuse of protecting the Turkish Cypriots.”

He added: “We wish once again to clarify that with the solution of the Cyprus problem we are aiming at the creation of a reunited Federal Republic of Cyprus, which will be a continuation and evolvement of the Republic of Cyprus, which was established in 1960, as the common state of Greek Cypriots and Turkish Cypriots. Our aim is for the solution to terminate the occupation and the influx of Turkish settlers, to reunite our people, the land, the institutions and the economy of our state. Our immovable aim is for the solution to restore and guarantee the human rights and fundamental freedoms of all the people.”

President Christofias assured that efforts were focusing on a solution that would “make the people of Cyprus the real masters of their land and that no foreign power can have the right or the capacity to intervene at will in the internal affairs of our country. We are struggling for an independent Cyprus for the Cypriots which will neither be a second Greek state nor a state under guardianship, an extension of Anatolia.”

He also said that the government would continue its policy of undertaking initiatives. “You, our overseas friends and your organisations, also have a position and role in this policy, through the relationships you have established over the years in the countries you live and work in. The best ever climate that exists regarding Cyprus creates conducive ground to activate the international community in the direction of contributing towards a solution.”

Concluding his speech, President Christofias said that “this is the main duty for all of us during this period,” and expressed certainty that overseas Cypriots are ready to undertake their own share of the responsibility, “so that together we can manage to fulfil this duty and pave the way for a solution.”

Also commenting was Foreign Minister Marcos Kyprianou, who said that the efforts of overseas Cypriots “awaken and activate the forces and factors necessary to achieve our great aim, which is the reunification of our homeland.”

Referring to POMAK and PSEKA, he said their work strengthens Cyprus internationally, noting that the youth especially are “the golden hope of the future.”

CYPRUS MAIL 21/08/08

 

Can we bring the Peace train to Cyprus?

A GROUP of online Cypriots have launched a campaign to get legendary music star Yusuf Islam, aka Cat Stevens, to perform a peace concert on the buffer zone in Cyprus.

The initiative was started by London-based Cypriot Emine Ibrahim on the online social networking site, Facebook. Ibrahim set up a group called ‘Peace Train Concert for Cyprus’ where she hopes enough interest will be raised to attract Yusuf’s attention to the island.

The singer/songwriter, born to a Cypriot father and Swedish mother, was originally called Steven Demetri Georgiou, before adopting the stage name Cat Stevens. He became a huge music sensation at an early age, writing songs from his London home. His early hits include ‘Matthew and Son’ and ‘I Love My Dog’. He went on to sell over 60 million albums around the world.

At the height of his fame in 1977, Cat Stevens, converted to Islam, changing his name to Yusuf Islam. He turned his back on his musical career for decades, focusing his efforts on educational and philanthropic endeavours. More recently, Yusuf performed at the Nobel Peace Prize Concert in Oslo, singing his aptly titled hit “Peace Train”.

The group’s organisers, the Peace Train Collective, now hope the talented songwriter will bring his peace and goodwill to Cyprus, at a time when reunification talks are set to start next month.

They have launched the initiative to bring Yusuf to Cyprus “to perform his beautiful timeless music which has inspired generations for the people of our island”.

“We need Yusuf aka Cat to get the people of his roots aboard his Peace Train. A divided island that needs his spirituality and guidance into a united future,” writes the Collective.

The group hope to get UN backing to hold the peace concert on the football pitch opposite the Ledra Palace Hotel in Nicosia.

One of the group’s administrators, Haji Mike, described Yusuf as the perfect man for such a concert.

“If there’s anyone who’s a symbol of tolerance, humility and peace, it’s him, and he’s part Cypriot,” said the local musician, lecturer and poet, adding, “A lot of Cypriots identify with him.”

“He was the first person to incorporate the Greek language and the bouzouki into pop music. ‘Ruby My Love’ was a pioneering song.

“In the early 1970s, a lot of people from Island Records, like him and Bob Marley, were exploring their identity. They were all looking for something, and he’s up there with them. His songs have written history, and been covered by lots of people. No one’s ever done what he did,” said Haji Mike.

The local artist said many Cypriots living abroad related to Cat Stevens’ music because they grew up in the same multicultural streets.

“We grew up in a place like Green Lanes in Harringay,” he said, referring to one of the longest streets in London, home to Greeks, Turks, Cypriots, Kurds and Jamaicans.

“Cypriots in the UK always co-existed, went to school, worked and lived together. They don’t bring the Green Line into it. Well, Yusuf’s been talking co-existence all along. He’s got something to contribute to Cyprus,” said Haji Mike

CYPRUS MAIL 21/08/08

 

Subject: Cazim GÜRBÜZ'den IBRETLIK YAZI
Date: Tue, 19 Aug 2008 21:11:05 +0000

 

Ege adalarında unuttuğumuz Türkler

“Oniki Ada Türkleri’nin varlığından habersiziz” diyor kitabında Bahadır Selim Dilek. Bahadır Selim Dilek bir gazeteci. Ege adalarında unuttuğumuz Türklerin öyküsünü ve çilesini dile getirmiş “Ege’nin Unutulan Türkleri” adlı yapıtında (Cumhuriyet Kitapları).

Önce çok kısa bir tarihçe vereyim, sonra 262 sayfalık bu kitabın önemli bulduğum yerlerini özet olarak dikkatinize sunacağım.

“Onikiada” deyimi, adaların sayısından değil, Osmanlı’nın yönetim tarzından kaynaklanıyor. Bu adalar 1911-12 Trablusgarp Savaşları sırasında İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Amaç, oralara denizden yapılacak yardımımızı engellemek. Lozan’da bu fiili durumu onaylamışız. Adalar böylece, 2. Dünya Savaşı sonuna dek İtalyan yönetiminde kalmış. Savaşın mağluplarından olan İtalya’dan alınmış 1947 Paris Antlaşması’yla adalar, gelgelelim bize değil Yunanistan’a verilmiş. Gerekçe: Rum nüfusun fazlalığı. Atatürk döneminde bu adalarla yakından ilgilenilmiş, kitapta belgeleri var. Fakat daha sonra ne Türkiye, Onikiada Türkleri’nin haklarını savunabilmiş, ne de bu Türkler kendi haklarına sahip çıkabilmişler. Ada Türkleri, Batı Trakya Türkleri gibi azınlık statüsünde değiller. Son yıllarda Genelkurmay’ımızın internet sitesinde yaptığı yayınlar ve buna koşut diplomatik kimi girişimler nedeniyle Yunanlılar bizi adalarda (özellikle Rodos ve İstanköy’de) “azınlık yaratmakla” suçluyorlar. Rodos kökenli Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Türklerin sorunlarını İK֒ye taşıması, fena ürkütüyor Yunanlıları. Konu zaman zaman AB organlarının gündemine de taşınıyor, ancak Ankara-Brüksel arasındaki temaslarda konu başlığı bile olamıyor. AB bu adalarda sayıları 5 bini bulan Türklerle değil, Türk vakıfları ile ilgileniyor, oradaki eserleri onartıp amaç dışı kullanıma sunulmasına önayak oluyor. Yunan tarafı, Pontus ve Helen Soykırımı diye yeni yeni başlıklar bulurken, biz son senelerde Türk-Yunan dostluğundan dem vurup sirtaki oynuyoruz onlarla.
Evet şimdi gelelim bu kitaptan derlediğim önemli özet bilgilere:
- Rodos Türklerinin cenaze işlerini yapacak din görevlileri bile yok. Cenaze yıkanan gasilhanede dev lağım fareleri cirit atıyor. İbadete açık tek cami var. Öbürleri ya bakımsız ya da amaç dışı kullanılıyor. Bunların ibadete açılmasına Yunanlılar izin vermiyor. Türk çocuklarına din dersi verilemiyor. Enderun Camii, ikona müzesi oldu, tepki yok.
- Türkler doğrudan işyeri açamıyorlar. Mutlaka Yunanlı bir ortak gerek.
- Türkçe eğitim veren okullar bir bir kapatılıyor. Amaç Türkleri eritmek. Girit’ten Rodos’a göçen Türkler bakımından bunu neredeyse başarmışlar. Bu Türklerden vaftiz olanlar var. Oysa Osmanlı, adalara dil ve din özgürlüğü vermiş, Rodos ve İstanköy dışındakilere Türk nüfusu yerleştirmemişti.
- Murat Reis Türbe ve Külliyesi üzerine oynanan Yunan-ABD ortak oyunu. Murat Reis Türk değil, Osmanlı’ymış. Yunanlılar Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazi ve malları sattırmaya zorluyorlar. Vakıf gelirlerinden ağır vergiler alıyorlar. (AB baskısıyla özel yasalar çıkararak bizdeki azınlık vakıflarını ihya edenler utansınlar).
- Fethi Paşa Vakfı ve Kütüphanesi, bu adalardaki Türk mührünün alamet-i farikası. Arapça, Farsça, Türkçe 2 bin dolayında el yazması eser var bu kütüphanede. Fatih devrinden kalma altın yazmalı 4 adet Kur’an-ı Kerim de var bu eserlerin arasında. İlk fizik, ilk cebir ve ilk astroloji kitapları da burada. Namık Kemal, Rodos valisiyken 3 yıl bu kütüphanedeki eserler üzerinde çalışmış.
Cazim GÜRBÜZ
zim GÜRBÜZ Cazim GÜRBÜZ

 

 

Pile'deki provokasyona henüz tutuklama yok

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas arasında 3 Eylül'de başlayacak görüşmeler öncesinde,  Pile'de yaşanan provokasyonla ilgili henüz tutuklama yapılmadı.

   Türk ve Rumların birlikte yaşadığı karma köy Pile'deki provokasyonu yapan saldırgan veya saldırganların bulunmasıyla ilgili Türk ve Rum polisinin soruşturma ve incelemelerinin sürdüğü bildirildi.

   Pile'de önceki gün sabaha karşı harekete geçen bazı çevreler, Türk ilkokulundaki Atatürk büstünü kireçle boyadı; Türk bayrağını direkten indirilmeye teşebbüs etti; 3 mağazanın ve 1 aracın da camlarını kırdı. Bu çirkin saldırı "provokasyon" olarak nitelendirildi.

 

Türk polisinden Pile açıklaması

 

   Polis, Pile'de 19 Ağustos sabahı yaşanan olayla ilgili açıklama yaptı.

   Polis Basın Bülteni'yle verilen bilgilere göre, Pile'de, 19 Ağustos günü, Mehmet Öncü adına kayıtlı EM 670 plakalı salon araç ile Serdar Tekünlü'ye ait ER 740 plakalı jeep araç ikametgahları önünde park halindeyken taş atılarak hasara uğratıldı.

   "Doğan Kuyumculuk" ve "Değer Collection" isimli iş yerlerinin vitrin camları sert bir cisimle vurulup kırıldı. Pile Türk İlkokulu'nun avlusu içerisinde bulunan Atatürk Büstü'ne de alçı tozu dökülerek, uygunsuz tavır ve harekette bulunuldu.

   Bu arada, olay hakkındaki polis soruşturmasının devam ettiği belirtildi.

 

Rum polisi, Rum muhtarı

 

   Öte yandan Rum polisi konuyla ilgili dün yaptığı açıklamada, Pile köyünde yaşandığı söylenen olaylar konusunda Larnaka Polis Müdürlülüğü'nün incelemelerde bulunduğunu söyledi.

   Larnaka Polis Müdür Yardımcısı Hıristakis Papadopulos, Kıbrıs Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, "Pile'de ne olduğunu ortaya çıkarmak için polis inceleme yapıyor" demekle yetindi.

   Pile Rum Muhtarı Hristakis Andoniu da dün RIK radyosuna yaptığı açıklamada, Pile köyünde Kıbrıslı Türklere ait bazı dükkanların camlarının kırılmış olduğunun görüldüğünü ancak bu hasarın nasıl meydana geldiğinin henüz tespit edilemediğini söyledi.

   Kıbrıs Türk ilkokulundaki Atatürk büstüyle ilgili olarak ise Rum Muhtar Antoniu, büstte herhangi bir hasar meydana gelmediğini, sadece büstün altında bir miktar toprak bulunduğunu ifade etti.

   Muhtarın öğle saatlerinde Pile Kıbrıs Türk muhtarı ile görüşüp konuyu ele alması bekleniyordu.

 

Hükümet bugün Pile'de

 

   Pile'deki provokasyona tepkiler sürerken, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ve İçişleri Bakanı Özkan Murat bugün bölgede incelemelerde bulunacak.

   Soyer, Avcı ve Murat'ın bugün saat 17.00'de bölgeye gideceği bildirildi.

    Bu arada eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun dün Pile'ye giderek incelemeler yaptığı öğrenildi.

KIBRIS 22/08/08

 

Rum tarafı karıştı

Baf Metropoliti Georgios'un "Dış Rumlar" Konferansı'nda Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos adına okuduğu ve Kıbrıs sorunundaki icraatları nedeniyle Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a ağır eleştirilerde bulunduğu konuşmasının ardından, gerek Kilise-Rum yönetimi, gerek Rum siyasi partileri ve gerekse papazların birbirlerine girdikleri bildirildi.

      Fileleftheros gazetesi haberi; "Hristofyas-Baf (Metropoliti) Çatışması Ciddi Yan Etkiler Getirdi - Müzakerelerin Arifesinde İç Cephede Saatli Bomba - Başkan Hristofyas ve Baf Metropoliti'nin Arasındaki Sürtüşmenin Arkası Geldi - Hükümet Georgios'un Açıklamasının Rastlantı Olmadığı Görüşünde" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.

   Gazete, Rum yönetiminin ve Rum siyasi partilerinin uzun zamandır; doğrudan müzakerelerin başlaması arifesinde Rum iç cephesindeki barutu yok etmeye çabaladıkları, ancak Baf Metropoliti'nin yaptığı konuşmanın; Rum yönetimi-Kilise, Rum siyasi partileri ve papazlar arasındaki çok cepheli ve çok yönlü çatışmayı fitillemeye yettiği yorumunu yaptı.

   Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ı rahatsız eden şey; bu çatışmanın fitillenmesi için seçilen zamandır, çünkü II. Hrisostomos'la görüşmelerinde Başpiskopos'un gündeme getirdiği bütün soru ve endişelere yanıt verdiği inancındadır.

   Gazeteye göre Rum Başkanlık Köşkü'nde; Baf Metropoliti'nin tam da bu zamanda; II. Hrisostomos'un gündeme getirdiği ve Hristofyas'ın da yanıtladığı soru ve endişelerin tıpatıp aynısını gündeme getirmesinin tesadüf olmadığı görüşü hâkimdir.

   Gazete, Baf Metropoliti'nin dün; daha önce yaptığı açıklamanın yanlış anlaşıldığı mesajını verme çabasının Rum yönetimini tatmin etmediğini, çünkü yeni açıklamasında da şu soru ve endişeleri tekrarladığını yazdı:

   "Bu kadar yerleşik varken, Kıbrıslılar için Kıbrıslılar tarafından çözüm nasıl bulunabilir? Erdoğan; iki devlet, iki halk ve partenojenezden söz ederken, Talat'ın hangi müzakere şartları ve çerçevesi olabilir? Kıbrıs sorunu toplumlararası anlaşmazlığa mı indirgeniyor? Dönüşümlü başkanlık bir kişi, bir oy ilkesine aykırıdır. Dirayetsizlik ve etnik duygusuzlaştırma var."

   Habere göre Georgios dün bir radyo programında, ihtilaf konusu metni kendisinin yazdığını itiraf etti ancak, Hristofyas'ın tepkisi üzerine II. Hrisostomos'u telefonla arayarak, yaptığı konuşmanın içeriğini yeniden teyit ettirdiğini söyledi. II. Hrisostomos'un metnin içeriğine katıldığını, Başpiskopos'un söylemlerinin Sen Sinod Meclisi'nin çoğunluğunun görüşünü yansıttığını ve II. Hrisostomos'un Sen Sinod adına konuştuğunu da söyledi.

        

Rum siyasi partiler

 

   Gazete devamla, Rum siyasi partilerinin açıklamalarına şu şekilde yer verdi:

   "AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, 'Kıbrıs sorununun müzakerelere gitmeden çözüleceği; yani yerleşiklerin gideceği ve garantiler konusunun halledileceği izlenimine sahip olanları ve Kıbrıs halkının geriye kalanını; Türk tarafı ne zaman Kıbrıs'ta ayrılıkçı bir hareket yapsa bunu, Kıbrıs Rum tarafının benzer bir mantığa girdiği zaman yaptığını hatırlamaya çağırıyorum' dedi.

   Katsuridis, 'Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için Kıbrıslı Türklerin de rıza göstermesi gerekir. Çözüm; Kıbrıs'ın haklarını ve geleceğini güvence altına alacak bir uzlaşı çözümü olacak.'

   DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, çatışma mantığına girmek istemediğini söylemesine rağmen Dış Rumlar Konseyi çerçevesinde yaptığı konuşmada, Baf Metropoliti tarafından söylenenlere şu sözlerle yanıt vermeye özen gösterdi.

   'Gene yıllar ve zamanlar, yine bize ait olanlar diyerek diretirsek; betonlaştıracağımız ve sağlamlaştıracağımız tek şey taksime sürükleyen işgal olguları olur. İçinde bulunduğumuz zamanlar hepimizin sorumluluk ve birlik duygusu içerisinde hareket etmemizi gerektiren zamanlardır. Herkesin; talep ettiklerimizi kavgayla kazanamayacağımızı anlamasını diliyorum.'

   EURO.KO, Dış Rumlar Konferansı'nda cereyan edenlerden sonra Başkan Hristofyas'ın doğrudan müzakerelere; bütün özlü konular açık olarak ve uzlaşı hedefleri üzerinde mümkün olduğunca birlik sağlayamadan gitmekte olduğunu ortaya çıkardığına dikkat çekti.

   Öte yandan DİKO, EDEK ve Ekologlar; Kilise'nin Kıbrıs sorunundaki gelişmelere ilişkin görüşlerini ifade etme hakkını bir dereceye kadar teslim ettiler, ancak aynı zamanda gerek üstlendiği çabalarda gerekse Kıbrıs sorununu yönetmesi konusunda Başkan Hristofyas'a destek çıktılar.

   DİKO adına konuşan Fotis Fotiu, 'Partimiz; Kilise ve Kilise liderliği de dahil olmak üzere herkesin kaygı ve endişelerini dinler ve saygı duyar. Bu dönemde asıl istenilenin; iç cephede birlik olduğuna inanır. Kıbrıs sorununu yönetme sorumluluğu Başkan'a ve siyasi liderliğe aittir' dedi.

   EDEK Başkanı Yannakis Omiru, 'Her Kıbrıs vatandaşı gibi Kilise'nin de, görüşlerini belirtmeye yalnız hakkı değil sorumluluğu da vardır. Hepimizin; Kıbrıs tarihinin bu kritik aşamasında soğukkanlı olması, öncelikle milli birliğe sahip, kararlı ve talepkâr olması lazım' dedi.

   Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis de şunları söyledi: 'Bize göre, Kilise tarafından dile getirilenlerin çoğunun kendi ciddiyeti vardır. Elbette yanlış şekilde, yanlış yerde ve yanlış bir tonda söylendi. Başkan Hristofyas da bunları gereken soğukkanlılıkla karşılamadı.' "

 

"Din devleti değilse, kapsamlı da değil"

 

   Mahi de; "Baf Metropoliti Georgios'tan Başkan'ın Yanıtlarına Ağız Kapatan Yanıt - Hristofyas Azarlamayı Dinledi - Kilise Net Şekilde Ortaya Koydu: 'Devlet; Din Devleti Değil Ama Bütünlüklü De Değil" başlığıyla manşete çektiği haberinde Baf Metropoliti Georgios'un, Hristofyas'ın tepkisini "aşırı" diye nitelediğini ve "Devlet; din devleti değilse, bütünlüklü de değil, herkes görüşünü ifade etme hakkına sahip değil" dediğini yazdı.

   Gazeteye göre Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, dün Rum Başkanlık Köşkü'nde yaptığı açıklamada, bu açıklamaların Türk tarafınca, Rum Kilisesi'nin Rum toplumunun Kıbrıs sorunundaki idarecisi olarak göstermek amacıyla kullanıldığını iddia etti.

   Baf Metropoliti'nin birleştirici olması gerekirken, bölücü içerikli ifadeler kullandığını söyleyen Stefanu; salı günkü gibi açıklamaların arkasının gelmemesi gerektiğini söyledi.

   Fileleftheros; Stefanu'nun, "Türk tarafının doğrudan müzakerelere beş kala gerginlik yaratmaya çalıştıklarını" iddia ettiğini ve herkesi açıklamalarında dikkatli olmaya çağırdığını yazdı.

   Gazeteye göre Stefanu şunları söyledi:

   "Kısa bir süredir iktidarda bulunan bu hükümet ve Başkan, iyi ortama ve Kıbrıs sorununu çözüme götürecek müzakerelerin başlaması çabalarına yardımcı olmak için açıklamalarında çok dikkatli olduğunu gösterdi.

   Biz, ne havada müzakere etmek ne de iki toplum lideri arasında gerçekleştirilecek müzakerelerin önüne geçmek istiyoruz. Uluslararası hukuk, Avrupa hukuku, BM kararları; Kıbrıs Rum toplumunun elindeki silahlardır ve Başkan Hristofyas, Kıbrıs sorununu mümkün olduğunca çözme mücadelesine bu ilkeler üzerine devam ediyor."

        

Din adamları da karıştı

 

   Mahi, Baf Metropoliti'nin salı günkü konuşmasında Kıbrıslı Türklerin Yeşilırmak üzerinden Erenköy'e gitmelerine izin verilmesi konusundaki eleştirilerinin Cikko ve Dillirga Metropoliti Nikiforos ve sözde "Omorfo (Güzelyurt) Metropoliti" Neofitu'yu da rahatsız ettiğini yazdı.

   Gazeteye göre Nikiforos yazılı açıklamasında; din adamlarının söylemlerinin bölgesel neo-faşistlikten ve kindarlıktan uzak, birleştirici ve dostane yaşamı teşvik edici olması gerektiği görüşünü ortaya koydu. Nikiforos, salı günkü açıklamanın Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki her yeni çabayı mayınladığını da kaydetti.

   Politis haberi; "Cepheler Yükseliyor - EDEK ve EURO.KO Başpiskopos'un Yanında -Koalisyon Ortaklığı Yeniden; Kilise'ye, Kıbrıs Sorununu Başkan'ın Yönettiğini Söyleyen DİSİ'ye Kaldı, Benzer Tavrı DİKO da Takındı Ancak Partinin Tamamının Bu Tutumu Benimseyip Benimsemediği Şüpheli" başlık ve spotlarıyla aktardı.

   Neofitu, Baf Metropoliti'nin söylediklerinin yalnızca kendi görüşleri olduğunu, muhtemelen Başpiskopos II. Hrisostomos'u da ifade etmediği görüşünü ortaya koydu.

   Neofitu; Baf Metropoliti'nin kendi görüşlerini söyleyebileceğini, ancak bunları Kilise'ye mal edemeyeceğini belirtti.

   Simerini manşet haberine; "Hristofyas-Başpiskopos Çatışmasının Ardından Tepkiler ve Soğukkanlılığın Bozulması"; HARAVGİ ise manşetine; "Kıbrıs İçin Çözüm - Başkan ve AKEL'in Kıbrıslıların Çıkarlarının Aleyhine Bir Çözümü Kabul Etmeleri Söz Konusu Değil" başlığını attı.

   Alithia da, "Baf Metropoliti Kilise'yi ve Partileri Böldü - Cikko ve Omorfo Metropolitlerinden Tepkiler" başlığını kullandı.

KIBRIS 22/08/08

 

 

MGK'nın gündeminde Kıbrıs da vardı

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirisinde, "Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak, kapsamlı müzakerelerin 3 Eylül 2008 tarihinde başlatılması kararı ışığında, çözümün temel unsurları ayrıntılı biçimde ele alınmıştır'' denildi.

   Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında İstanbul'da toplanan Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nda Kafkasya'daki gelişmeler, Kıbrıs, Irak'la ilişkiler ve terörle mücadele konuları ele alındı.

   4 saat süren MGK toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği ifade edildi. Açıklamada, Kafkasya'daki ihtilafların toprak bütünlüğü ve barışçı yöntemlerle çözümüne de dikkat çekildi. 

   MGK bildirisinde, "Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak, kapsamlı müzakerelerin 3 Eylül 2008 tarihinde başlatılması kararı ışığında, çözümün temel unsurları ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. KKTC ile sürdürülen yakın işbirliği ve dayanışmanın, müzakere sürecinde de büyük bir hassasiyetle devam ettirilmesi kararlaştırılmıştır" denildi.

   Açıklamada, ayrıca Irak'la kurulan stratejik işbirliği konseyi çerçevesinde somut projelerin hayata geçirilmesine ve karşılıklı ziyaretlerin artırılmasına karar verildiği duyuruldu.

KIBRIS 22/08/08

 

Officials seek to play down Pyla incidents
By Maria-Christina Doulami

OFFICIALS yesterday sought to play down an incident in the mixed buffer zone village of Pyla, which saw Turkish Cypriot properties vandalised and a bust of Ataturk daubed in paint.

Yesterday, Turkish Cypriot papers splashed the incident across their front pages, accusing the Greek Cypriots of “provocation” on the eve of reunification talks

According to the Turkish Cypriot press, stones were thrown at shops as well as a car belonging to Turkish Cypriots, while the bust of Ataturk outside the village’s Turkish primary school was daubed in plaster.

The perpetrators also allegedly attempted to haul down the school’s Turkish flag.

The incident is said to have occurred at around 4am on Wednesday and both Cyprus and Turkish Cypriot police, together with United Nations police, rushed to the scene.

Last Tuesday, nationalist slogans had been painted on the walls of the community multi-use hall, which a council crew was called to remove.

The President of the Pyla Community Council, Christakis Antoniou, said yesterday that “the situation was defused as soon as it was realised that no Greek Cypriot or Turkish Cypriot village residents were involved in the incident”.

Calm was reported to have returned to the village yesterday.

Ahmet Muratoglu, president of the Pyla Co-ordinating Committee, yesterday insisted that “no political connotations should be given to this episode and similar isolated incidents should not be allowed to spoil the atmosphere ahead of the start of the direct talks”.

Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer described the attack as “unfortunate and unacceptable” and called Turkish Cypriots to stay calm, claiming that “this is the action of some Greek Cypriot organisations which have recently increased their provocations ahead of the meeting of the two community leaders”.

The attack, he said, aimed “to overshadow the atmosphere” ahead of the September 3 meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

‘Foreign Minister’ Turkai Avtzi said that the incident was being examined and called Turkish Cypriots to stay calm, while he called the Greek Cypriot side to identify the culprits and bring them to justice.

Turkish Cypriot newspaper Kibris yesterday dedicated most of its front page to the episode under the banner headline “Provocations”.

It said incidents such as this were serious and claimed it the act of the ultranationalist neo-Nazi organisation Golden Dawn.

Halkin Sesi headlined “Greek Cypriot provocations continue in Pyla”, while Volkan said “Behold united Cyprus”. Ortam’s main headline is “Agent provocateurs are resuscitated”, while Yeni Duzen wrote “Provocations in Pyla”.

Kibrisli questioned the extent to which the daily lives of the residents of Pyla would serve as a model for the lives of Cypriots after a solution of the Cyprus problem.

It added there was a continuous increase in the number of people who wanted each side to confine itself to its own territory, and held up as an example the Turkish and Greek children of Pyla who do not argue with each other simply because they do not play together.

A representative of the United Nations said yesterday that “the peace-keeping force based in the village is continuing its investigations on the incident”.

Residents of the bi-communal village said yesterday that there were no problems in relations between them. They said that the coverage was sensationalist and that the whole incident was a provocation from unknown persons in an attempt to degrade the good relations between Turkish Cypriots and Greek Cypriots, especially in Pyla.

Pyla is a bi-communal village in the Larnaca district, located in the eastern part of the island in the United Nations Buffer Zone set up since 1974. It is under 24-hour surveillance by UNFICYP. Pyla is the only settlement in Cyprus still inhabited by its original Greek Cypriot and Turkish Cypriot residents.

CYPRUS MAIL 22/08/08

 

 

İşte Atatürk’ün yasaklı Ankara belgeseli

Atatürk’ün 1934’te Ruslara çektirdiği ve TRT’nin yasakladığı belgesel NTVMSNBC’de

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:20 TSİ 25 Ağustos 2008 Pazartesi

 

İSTANBUL - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü’nde bir ilke daha imza attı. Atatürk’ün isteği üzerine 1934 yılında Rus yapımcılarca çektirilen, ancak 1969’da TRT’de gösterildiği sırada dönemin TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak’ın gece baskınıyla yayından kaldırılan ‘Türkiye’nin Kalbi Ankara’ belgeseli, Köşk’ün internet sitesinde yayımlanmaya başladı. Belgeselde Sosyalist Enternasyonal Marşı da çalınıyor.

 

Yukarıya tıkladığınızda izleyeceğiniz 1934 yılında Atatürk’ün isteğiyle Rus yönetmen Sergey Yutkoviç çektirilen “Türkiye’nin Kalbi Ankara” belgeselinden. Cumhuriyetin ilk yıllarına ait en önemli görsel materyallerden biri olan belgeselin ilginç bir hikayesi var:

‘KOMÜNİZM PROPAGANDASI YAPILIYOR’ DİYE...
Çekildikten sonra yıllarca tozlu raflarda unutulan belgesel, Atatürk’ün ölümünün 31’inci yılında dönemin TRT Program Daire Başkanı Mahmut Tali Öngören tarafından bulunarak yayına verilmiş. Ancak belgesel, daha yayın devam ederken dönemin TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak’ın hışmına uğramış ve komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle yayından kaldırılmış. Sosyalist Enternasyonal Marşı’nın da yer aldığı belgesel yüzünden Mahmut Tali Öngören de görevden alınmış.

Bu olayın ardından tekrar tozlu raflardaki yerini alan belgesel bugünlerde yine gündemde. Nedeni de belgeselin Çankaya Köşkü’nün resmi internet sitesine koyulmuş olması. Bilgisayarlarından www.cankaya.gov.tr adresini açanlar belgeselin tamamını izleyebiliyor.

BOZKIRLAR, GAZİLER VE DEVRİMCİ COŞKUSU
Belgeselde, bozkırın ortasında henüz yapım halindeki Başkent Ankara’ya ilişkin görüntüler yer alıyor. Bu görüntüler eşliğinde devrimlerin coşkusu bozkırın dört bir yanından Ankara’ya yürüyen izci kızlar, gaziler, köylü kadınlar ve askerlerin gülen yüzleriyle yansıtılıyor.

 

Kızlar Bursa'ya Erkekler İstanbul'a

2 UÇAK DOLUSU ÇOCUK... Aileler, özellikle Mağusa ve Karpaz bölgeleri köylerindeki cami imamlarınca ikna edilerek, çocuklarının Türkiye'de ücretsiz tatil yapmasına izin verdi. 2 uçak dolusu çocuk, temmuz ve ağustos aylarında hem tatil yapmak, hem de dinini öğrenmek için Türkiye'ye gitti. Din dersleri, imamların dediği gibi günde 3 değil, 9 saat olunca, öğrenciler bunalıma girdi. Çok sayıda aile, çocuğunu geri almak için Türkiye'nin yolunu tuttu

 

Sevgi YALMAN

 

   Organizasyonu kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen ancak bazı köy ve bölge imamlarının öncülüğünde başlatılan bir kampanya sonucu, yaşları 11 ile 16 arasında değişen çok sayıda çocuk, 'tatil yapsın, bu arada dinini öğrensin' denilerek Türkiye'ye gönderildi.

   Özellikle Mağusa ve Karpaz bölgelerinde, belirledikleri evleri tek tek gezen cami imamları, ailelere 'ücretsizdir, siz çocuklarınıza yalnız harçlık vereceksiniz, biz onları Türkiye'de yedirip yatıracak yer de bulacağız. Çocuklar sokaklarda oynamasın, Türkiye'deki tarihi ve turistik yerleri gezsinler, bu arada günde 3 saat din dersi de alsınlar, dinlerini öğrensinler' diyerek teklif götürdü.

   Yüzme havuzlu binalarda, ücretsiz tatil ve günde 3 saat din eğitimi önerisini cazip bulan bazı aileler, çocuklarının bu programa katılmasına izin verdi.

  Program çerçevesinde 2 uçak dolusu çocuğun, temmuz ve ağustos aylarında Türkiye'ye gönderildiği belirtildi.

   Kızlar Bursa'da, erkekler de İstanbul'da belirlenen yerlere yerleştirildi.

 

Günde 9 saat Kur'an kursu

 

   Ancak imamların günde 3 saat dediği din dersleri, Türkiye'de Kur'an kursuna dönüştü ve çocuklar günde 3 saat değil, 9 saat din eğitimi almaya başladılar.

  Bunalıma giren çocuklar, sürekli ağlamaya ve ailelerine haber gönderip ayrılmak istediklerini söyleyince aileler harekete geçti.

   Elde edilen bilgiye göre, Kur'an kurslarının yetkilileri, çocukları gönderemeyeceklerini ancak aile fertlerinden birinin Türkiye'ye gitmesi ile çocuklarını teslim edeceklerini söyledi.

   Bunun üzerine çok sayıda aile, çocuğunu geri almak için Türkiye'nin yolunu tuttu.

KIBRIS 26/08/08

 

Greek lobby’s joy at Obama choice for running mate
By Marcos Charalambides

BARACK Obama’s choice of Senator Joseph Biden as his vice presidential running mate has sparked hopes among Greek lobbyists in the United States that the promotion of the Cyprus problem will take on a more substantial profile.

Leaders of the Greek American community as well as deputies in Washington who deal with promoting Greek national issues praised Biden’s consistent philhellenic views throughout his 35 years in the Senate and considered his selection the best thing that Greece and Cyprus could hope for.

As far back as 1997, the Athens News Agency reported, Biden had firmly asserted, speaking to the then newly appointed US ambassador to Ankara, that the Turkish government had violated international law by invading Cyprus in 1974 and continued to violate international law by keeping its troops there. “Our policy is that [the Turkish invasion and occupation] was illegal,” he had stated.

More recently, according to yesterday’s Phileleftheros, he appeared with his fellow Democrats, Barack Obama and Hillary Clinton, during the 23rd conference of the International Co-ordinating Committee Justice for Cyprus (PSEKA) in 2007, where he expressed the view that, while he supported Turkey’s EU accession, the United States’ position should depend on Turkey’s adherence to improving its citizens’ human rights and religious freedom and its attitude regarding its differences with Greece over the Aegean dispute and the Cyprus problem. He went on to comment that the United States should demand and make perfectly clear that the foundations of their relations with Turkey would depend directly on the way the Cyprus problem would be resolved, on the complete withdrawal of Turkish forces and on whether Turkey would continue its claims regarding its right to the oil that had been discovered two years ago in the waters between Cyprus and Egypt.

During this year’s PSEKA conference, he announced his satisfaction with Demetris Christofias’ election as President and stated that he was hopeful about the possibility of a resolution to the Cyprus problem since the two sides’ interests were now beginning to converge.

Biden cautioned his audience not to expect much from George W. Bush and further expressed his hopes that, in this year’s presidential elections, the United States would elect a truly committed president who would be willing to take on some risks so that the procedure can actually progress.

Biden, who heads the Senate’s Foreign Relations Committee, is also known to have voiced positions against Turkey with regards to both the Armenian and Kurdish disputes, according to Phileleftheros.

Unsurprisingly, the Democrats’ choice of Senator Joseph Biden was met unfavourably by the Turkish press.

According to the English-speaking version of Zaman, a leading deputy of the ruling Justice and Development Party commented that “it is not easy to be happy with this selection when looking from Turkey and considering Biden’s almost two-decade-long firm support of the Armenian diaspora’s efforts for recognition of their allegations of a genocide,” and further asserted that he believes the Turkish public opinion will follow McCain’s strategies “more closely than before given the disappointment over Biden’s selection.”

The daily also pointed to the front page of the leading Turkish newspaper, Hürriyet, which criticised Biden’s selection and labelled him as “inconsiderate” following a 1999 conversation between Biden and the then prime minister of Turkey, Bülent Ecevit, when the senator had reportedly told Ecevit, “if you do not solve the Cyprus problem then I will not approve the financial aid package of $5 billion which you expect from us, from the Congress” in a bid to put pressure on the Turkish government.

Despite the overall contentment with Biden’s selection prevalent among the Cypriot media, some have expressed worries that the senator may now decide to loosen his firm positions regarding Turkey following his newly-appointed role as Barack Obama’s right hand man.

Furthermore, as reported by the Washington Post earlier this year, although Obama doesn’t reject their advice, he is not a big fan of lobbies, declaring, “they won’t run my White House, and they won’t set the agenda in Washington.” Nonetheless, according to a recent ABC News article, although Obama may decry taking cash from federal lobbyists, Biden doesn’t seem to share this opinion and has taken $344,400 from lobbyists since 1997, indicating he may be more open to lobbies, including ones favouring Greek and Cypriot national interests.

CYPRUS MAIL 26/08/08

 

 

Talat’tan ‘tahriklere kapılmayın’ uyarısı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türk ve Rumlara, 3 Eylül’de başlayacak çözüm müzakereleri öncesinde tahriklere kapılmamaları çağrısında bulundu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 20:01 TSİ 24 Ağustos 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - Kıbrıslı Türk ve Rumların bir arada yaşadığı karma köy Pile’de 19 Ağustos akşamı bazı KKTC vatandaşlarının mülklerine ve Atatürk büstüne yapılan saldırıların ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile İçişleri Bakanı Özkan Murat, Pile’yi ziyaret etti.

 

Talat, “eğer Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsak bu konuya özen göstermek, her türlü provokasyonu engellemek ve tahriklere kapılmamak gerekir” dedi.

 

Yılan trafoya girdi, 10 köy elektriksiz kaldı

KKTC’de trafo merkezine giren yılan 200 bin dolarlık zarara neden oldu ve sekiz saatlik elektrik kesintisi yaşandı.

AA

Güncelleme: 20:01 TSİ 24 Ağustos 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’na (KIB-TEK) bağlı Çamlıbel Trafo Merkezi’nde, bölgeyi besleyen trafo merkezinin içine giren 2 metre büyüklüğündeki yılan kısa devreye yol açtı ve yaklaşık 10 köy ile su pompalama tesisleri ve askeri tesislerin uzun süre elektriksiz kalmasına neden oldu.

 

Çamlıbel Trafo Merkezi’ndeki 11 kilowattlık iç ihtiyaç hücresi içerisine giren yılan saat 08.00 itibarıyla Çamlıbel Trafo Merkezi’nden beslenen civar köyleri ve tesisleri 8 saat boyunca elektriksiz bıraktı.

KKTC Maliye Bakanlığı Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre, yılanın çok teknik bir bölgede neden olduğu hasar ve arızanın giderilmesi için KIBTEK’in uzman elektrik mühendisleri de yoğun çaba sarf etti. Bakanlık Basın Bürosu, arızanın tahmini maliyetini 200 bin dolar olarak açıkladı.

Arızadan dolayı Çamlıbel, Tepebaşı, Akdeniz, Koruçam, Sadrazamköy, Geçitköy, Kayalar, Hisarköy, Yılmazköy, Gökhan köyleri ve su pompalama tesisleri ile askeri tesisler yaklaşık 8 saat elektriksiz kaldı.

KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun da, uzman personelin ellerinden geldiğince sorunu gidermek için uğraş verdiğini belirti. Uzun, “Sıcak yaz günlerinde yaşanmasını istemediğimiz ancak elde olmayan sebeplerden dolayı ortaya çıkan sorun o merkezden beslenen köylerde yaşayan halkımızı elektriksiz bırakmıştır” dedi.

 

Rumlar 2009’da petrol aramaya başlıyor

Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs adası ile Mısır arasındaki bölgede petrol yataklarının araştırılması çalışmalarına 2009 başlarında başlayacağı ve iki şirketle bu yönde sürdürdüğü müzakerelerde son aşamaya geldiği bildirildi.

 

AA

Güncelleme: 09:16 TSİ 26 Ağustos 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Rum Fileleftheros gazetesi, petrol yataklarının bulunduğuna inanılan bölge için Rum hükümetinin daha önce açtığı ihale sonucunda seçilen üç şirketten ikisiyle anlaşılmak üzere olunduğunu yazdı. Bu aşamadan sonra şirketlerin 2009 yılında bölgeye gemilerini getirerek, ilgili deniz parsellerinde kazılara başlayabileceğini belirten gazete, birkaç gün önce ikinci bir ihalenin ilan edildiğini ve bu ihalenin süresinin Aralık ayında sona ereceğini kaydetti.

 

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, yaptığı yazılı açıklamada, Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’de petrol aramasının KKTC ve Türkiye’nin bölgedeki münhasır ekonomik alanlar üzerindeki yasal haklarının çiğnenmesi demek olduğunu ve bunun Türk tarafınca asla onaylanmayacağını vurguladı.

RUMLARIN SORUMSUZLUĞUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ
“Görüşmeler arifesinde yeni bir Rum kışkırtmacılığı ve sorumsuzluğuyla karşı karşıya geldiklerini” ifade eden Avcı, Güney Kıbrıs ve Mısır’dan iki şirketin, Rum yönetiminin izniyle, Kıbrıs Türklerinin uluslararası anlaşmalarla saptanmış haklarını çiğneyerek 2009’da petrol arama çalışmalarına başlayacağının duyurulduğunu kaydetti.

Avcı, “bu sorumsuzca girişimlerin, Dimitris Hristofyas yönetiminin görüşmelerle ilgili samimiyetinin ve Kıbrıs Türklerinin haklarına olan saygısının ciddi olarak sorgulanmasına yol açtığını” kaydetti.

 

Talat: Kıbrıs sorunu birkaç ayda çözülebilir

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun birkaç ayda çözülebileceğini belirterek “Basın yoluyla pazarlık yapmaması için Rum lider Hristofyası defalarca uyardım. Pazarlık yeri müzakere masası” dedi.

 

AA

Güncelleme: 11:17 TSİ 26 Ağustos 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Talat, Kıbrıs sorununda yeni bir sürecin başlayacağına işaret ederek, “Bu süre bizim beklentimize göre çok uzun olmamalı. Çünkü Kıbrıs sorununun bilinmedik bir yanı yok. Bütün unsurları, uzlaşmazlık ve yakınlık noktaları bugüne dek çok incelendi” diye konuştu.

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ı basın yoluyla pazarlık yapmaması için defalarca uyardığını ve pazarlık yerinin müzakere masası olduğunu vurgulayan Talat, şunları söyledi:

“Bunu belki yavaş yavaş onlara da anlatırız. Anlatamazsak, bu iş olumsuza gider ve sonuçta tıkanıklık olursa, o zaman günah bizden gider. Biz, sonsuza kadar hep en üstün esnekliği göstermek durumunda değiliz. Biz iyiniyetli olacağız, esneklik göstereceğiz ama aynısının karşıdan da gelmesini bekleyeceğiz. Onun için pazarlık masasına oturuncaya kadar pazarlık yapmıyoruz. O masaya oturduğumuzda, iyi bir pazarlık yapacağız. O yüzden şimdi 3 Eylül’ü bekliyoruz.”

Kıbrıs sorununu çözmek için istek, siyasal irade ve iyiniyet gerektiğine işaret eden Talat, “Şeytan ayrıntıda gizli olsa da bizce mesele birkaç ay içinde çözülebilir” dedi.

RUMLAR’IN BİR ELİ YAĞDA, BİR ELİ BALDA
Talat, AB ve BM üyesi Rum tarafının bir eli yağda, bir eli balda olduğu ve bütün Kıbrıs’ı temsil ettiği için sorunu bulunmadığını ifade ederek, bu yüzden acele etmediklerini ama Kıbrıslı Türkler’in izolasyonlar, doğrudan uçuşların yapılamaması, ürettiklerini Avrupa’ya satamaması, Türk takımlarıyla bile maç yapamadığı için birçok şeyden yoksun kaldıklarını vurguladı.

Talat, “Sonuçta bize herşey yasak. Türkiye yardımcı olup ’00-90-392’ kodunu vermeseydi haberleşmemiz, ‘Mersin 10 Turkey’ kodunu vermeseydi mektuplaşma imkanımız olmayacaktı. Onun için çözüme gerçekten ihtiyaç var ve çözüm için çalışıyoruz” dedi.

RUM SİYASİLER ÇOK KONUŞUYOR
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın gerçekten çözüm isteyip istemediğinin masaya oturduklarında görüleceğini belirten Talat, Rum siyasilerin basına yansıyan demeçlerinin fazlalığını eleştirdi. Rum siyasilerin çok konuştuklarını hatırlatan Talat, Rumlar’ın, Kıbrıs Türk tarafıyla basın aracılığıyla pazarlık yapmaya çalıştıklarına dikkati çekti.

Talat, 3 Eylül’de Hristofyas yurtdışına gideceği için kısa bir görüşme yapacaklarını, prosedürle ilgili kimi hususları ele alacaklarını ve 11 Eylül’de tam teşekküllü müzakerelerin daha yoğun hızda süreceğini bildirdi.

 

Ankara'da 3 Eylül hazırlığı

TALAT, GÜL, ERDOĞAN VE BABACAN'LA GÖRÜŞECEK... Cumhurbaşkanı Talat, yarın saat 10.30'da TC Cumhurbaşkanı Gül'le bir araya gelecek. İki Cumhurbaşkanı saat 12.30'da ortak basın toplantısı düzenleyecek. Talat, TC Başbakanı Erdoğan, TC Dışişleri Bakanı Babacan ve TC Devlet Bakanı Çiçek'le de görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bazı temaslar için bugün İstanbul'a; ardından Genelkurmay Başkanlığı'ndaki devir teslim törenine katılmak, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'la görüşmek üzere de yarın Ankara'ya gidiyor.

Cumhurbaşkanlığı'ndan alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, bu sabah 07.00'de İstanbul'a gidecek. Saat 13.00-15.00 arasında İstanbul Ticaret Odası'nı ziyaret edecek olan Talat, saat 18.30'da İstanbul Kültür Üniversitesi yöneticileriyle görüşecek ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) kitap tanıtımı etkinliğine katılacak.

Yarın da Ankara'ya geçecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 10.30'da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le bir araya gelecek. İki Cumhurbaşkanı saat 12.30'da ortak basın toplantısı düzenleyecek ve ardından Cumhurbaşkanı Gül, Cumhurbaşkanı Talat onuruna öğle yemeği verecek.

Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün yapacağı görüşmede, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da hazır bulunacak.

Cumhurbaşkanı Talat, saat 14.45'te Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'la görüşecek.

Talat, saat 17.00'de, Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın görevini Orgeneral İlker Başbuğ'a devredeceği törene katılarak Türkiye'deki temaslarını tamamlayacak.

Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'un eşlik edeceği Cumhurbaşkanı Talat, yurda özel uçakla dönecek. Talat'ın, yarın akşam saatlerinde gerçekleşecek yurda dönüşünün saati henüz kesinleşmedi.

KIBRIS 27/08/08

 

Bu işi kim yaptı !

GAZETELERDEN ÖĞRENDİK"... Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Türkiye'de dini eğitimle ilgili bilgileri olmadığını, olayı gazetelerden öğrendiklerini, konuyu değerlendirip gerekli açıklamayı yapacaklarını söylerken, Din İşleri Dairesi de böyle bir organizasyondan bilgi sahibi olmadığını belirtti

l "BİLGİ ALMADIK, GÖRÜŞME YAPMADIK"... Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın, öğrencilere Türkiye'de eğitim verilmesi ile ilgili hiçbir bilgilerinin olmadığını belirterek, "Bize hiçbir bilgi verilmedi, başvuru yapılmadı, görüşme yapmadık, olayı gazetelerde okuduk" dedi

l DİN İŞLERİ, DEVRE DIŞI... Din İşleri Dairesi'nin de Türkiye'de dini eğitim ve tatil konusundan haberi olmadığı bildirildi. Elde edilen bilgiye göre, Din İşleri Dairesi yetkilileri, Türkiye'de dini eğitim ve tatil konusunda devre dışı bırakıldı. Organizasyonu yapanlar, Türkiye'den gelen imamlarla çalıştılar

 

 

Sevgi YALMAN

Bazı köy ve bölge imamlarının öncülüğünde başlatılan kampanya sonucu, yaşları 11 ile 16 arasında değişen 400 kadar çocuğun "tatil yapsın, bu arada dinini öğrensin" denilerek, Türkiye'ye gönderilmesinden, yetkili makamların haberinin olmadığı ortaya çıktı.

Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Türkiye'de dini eğitimle ilgili bilgileri olmadığını, olayı gazetelerden öğrendiklerini, konuyu değerlendirip gerekli açıklamayı yapacaklarını söylerken, Din İşleri Dairesi de böyle bir organizasyondan bilgi sahibi olmadığını belirtti.

Gazeteniz 'KIBRIS'ın dünkü manşetinde yer alan 'Kızlar Bursa'ya, erkekler İstanbul'a' başlıklı haberle ilgili olarak açıklama yapan Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın, öğrencilere Türkiye'de eğitim verilmesi ile ilgili hiçbir bilgilerinin olmadığını belirterek, "Bize hiçbir bilgi verilmedi, başvuru yapılmadı, görüşme yapmadık, olayı gazetelerde okuduk" dedi.

Sorakın, KKTC'de düzenlenecek dini eğitim kursları için Eğitim Ortak Hizmetler Dairesi'nden izin alınması gerektiğini hatırlatarak, Din İşleri Dairesi'nin birtakım başvuruları olduğunu, bu konuda değerlendirmelerinin sürdüğünü de söyledi.

Sorakın, Türkiye'de dini eğitim konusunun değerlendirileceğini ve kamuoyuna bir açıklama yapılacağını kaydetti.

Din İşlerinin Dairesi'nin de haberi yok

Bu arada Din İşleri Dairesi'nin de Türkiye'de dini eğitim ve tatil konusundan haberi olmadığı bildirildi.

Elde edilen bilgiye göre, Din İşleri Dairesi yetkilileri, Türkiye'de dini eğitim ve tatil konusunda devre dışı bırakıldı. Organizasyonu yapanlar, Türkiye'den gelen imamlarla çalıştılar.

 

Olay neydi?

Bilindiği gibi özellikle Gazimağusa, Karpaz ve bölge köylerinde bazı imamlar, ev ev gezerek, ailelere 'çocuklarınız Türkiye'de tatil yapsın, bu arada da dinini öğrensin, ücretsizdir, siz yalnız çocuklarınıza cep harçlığı vereceksiniz, onun dışında biz onları yedirip içirip, kalacak yer bulacağız. Çocuklar yaz tatilinde sokaklarda oynamasın, hem tarihi yerleri gezsinler, hem de günde 3 saat dinlerini öğrensinler' diyerek teklif götürmüştü.

Temmuz ve ağustos aylarını kapsayan dönemde 400 kadar çocuk, uçakla, Türkiye'ye götürülmüş ve kızlar Bursa'da, erkekler de İstanbul'da belirlenen yerlere yerleştirilmişti.

Ancak imamların günde 3 saat dediği din dersleri günde 9 saat verilmeye başlayınca, çocukların büyük bir kısmı bunalıma girmiş ve ailelerine haber göndererek geri dönmek istediklerini söylemişlerdi.

Aileler de Türkiye'ye gidip çocuklarını almıştı.

Söz konusu haber, gazetemizin dünkü sayısında "manşetten" yayımlanmıştı.

KIBRIS 27/08/08

 

 

Preparing the ground for talks

PRESIDENTIAL Commissioner George Iacovou and Turkish Cypriot special representative Ozdil Nami will meet today to review preparations ahead of next week’s peace talks.

The duo are due to meet at the Ledra Palace in Nicosia at 10am.

Iacovou said the pair planned to discuss issues that had come up during their last meeting and the July 25 meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Iacovou said he and Nami would discuss the Limnitis checkpoint, which he hoped would be ready to open by September 3.

They will also talk about the procedure for the direct negotiations, which will actually begin during the two leaders’ second meeting on September 11.

The first meeting on September 3 is expected to deal with procedural matters.

Christofias and Talat are scheduled to meet next Wednesday for the first direct talks since the UN-brokered process collapsed in 2004.

Iacovou said that on average the two leaders would meet once a week and that their advisers as well as the working groups would also have a role to play in the negotiations.

CYPRUS MAIL 27/08/08

 

 

Hopes expressed for Syrian ferry solution

SYRIAN Foreign Minister Walid al-Muallem yesterday arrived on the island on a two-day visit.

He held official talks with his counterpart Markos Kyprianou and was also received by President Demetris Christofias.

During their talks, the two Ministers discussed bilateral relations, developments in the Middle East and the cooperation between Cyprus and Syria in the framework of international organisations. Kyprianou also briefed his Syrian counterpart on developments on the Cyprus problem.

Commenting, he described Syria as a friendly country which has stood by Cyprus during difficult times.

He added that the issue of the illegal Latakia-Famagusta ferry link was discussed and said that a solution to the problem will be found soon.

Kyprianou and al-Muallem will sign an agreement between the Cyprus and Syrian governments on the abolition of visa requirements for holders of diplomatic and service passports, as well as sign a Memorandum of Understanding on Bilateral Political Consultations between the two countries.

Plans for today include a visit to Larnaca Castle, the Jami Kebir and Umm Haram mosques and the Byzantine Church of Saint Lazaros

A more detailed statement is expected later today

CYPRUS MAIL 27/08/08

 

Peace vigil
By Stefanos Evripidou

A GROUP of Turkish Cypriot NGOs is holding a candlelight vigil at Ledra Palace Hotel on September 1 to mark World Peace Day.

September 1, 1939 was the first day of the most destructive war in recent history, the Second World War. It is now chosen as the date to reflect on the hope for world peace.

The Cyprus Turkish Teachers’ Trade Union, under the umbrella of the Cyprus Peace Platform, is calling on all Cypriots to gather at 7pm on September 1, at Ku?ulu Park or Eleftheria Square on either side of divided Nicosia and walk towards Ledra Palace Hotel.

“We will cry out for peace together in chorus. We will sing songs and celebrate the beginning of our common struggle for peace. Therefore we are happy to invite the Greek Cypriots, Turkish Cypriots, Armenians, Maronites and Latins to light a candle for peace and for the common struggle for a unified Cyprus,” said the Cyprus Peace Platform press release.

CYPRUS MAIL 27/08/08

 

 

 

Talat: 2008 sonuna kadar çözüme ulaşılır

3 Eylül’de başlayacak doğrudan müzakereler öncesi KKTC Cumhurbaşkanı Talat Ankara’ya geldi. Müzakereler öncesi umutlu konuşan Talat, 2008 yılı sonuna kadar çözüme ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.

NTV

Güncelleme: 15:27 TSİ 28 Ağustos 2008 Perşembe

 

ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile bir araya geldi.

 

Talat görüşme sonrasında Kıbrıs sorunun çözümü için iyi niyetli ve yapıcı girişimlerin süreceğini söyledi. Mehmet Ali Talat, “Türkiye’nin desteğinin yaşamsal olduğunun farkındayız ve onsuz birşey yapamayacağımızın bilincindeyiz” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı, bir soru üzerine “Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının Kıbrıs sorununu etkileyeceğini düşünüyorum ama etkinin hangi yönde olacağını bilmiyorum” diye konuştu.

Rum Lider Dimitris Hristofyas’ın, “Güzelyurt verilmeden çözüm olmaz” şeklindeki açıklamasının süreci torpilleyeceğini belirten Talat, “Verilecek cevap belli ama verirsem günahkar olurum” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül ise iyi niyetin sadece Türkiye’den beklenmemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilemez” dedi.

 

"Güney Osetya ile KKTC ayrı konular"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Osetya, Abhazya, Kosova ve Kıbrıs'ın her birinin ayrı konular olduğunu ve ayrı şekilde ele alınmaları gerektiğini söyledi.

 

Cumhurbaşkanı Gül ve çalışma ziyareti için Ankara'da bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın da katıldığı görüşmenin ardından Çankaya Köşkü'nde ortak basın toplantısı düzenledi.

"Biz KKTC olarak özellikle dünyada devam etmekte olan, çifte diyorlar ama daha fazla standarttan mustarip bir halkız. Güney Osetya, Abhazya, Kosova, daha önce Timor vb... Hep birlikte izledik. Herbirine değişik davranılmış ve Kıbrıs Türkünün uzun yıllardır verdiği mücadelede yaşadığı sıkıntılar dikkate alınmadan, Kıbrıs sorununun çözümü için Kıbrıs Türk halkı sandık başına gidip oy verdiği halde karşı oy kullananları destekleyen tavırlar takınılabilmiştir. Bu tabii ki, Kıbrıs Türkü'ne çok büyük haksızlık yapıldığının bir göstergesidir" dedi.

Kafkasya'daki gelişmelerin Kıbrıs'ın konumuna olası etkisine dair de Talat, "Samimiyetle cevap vermek gerekirse ben etkisi olabileceğini düşünüyorum ama bunun ne yönde olacağını şu anda kestiremiyorum" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Gül de konuyla ilgili yaptığı yorumda, "Kıbrıs meselesinin kendine nevi, daha pozitif, daha avantajlı yanları var. Öncelikle soğuk savaş dönemlerinin bir neticesi değil bu mesele. Bu son ortaya çıkan krizlerden tamamen ayrı. İkincisi, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken ortak olarak kurmuşlardır. Devlet kurulurken ortaklardır. Ortaklık işlemediği, ortaklığın şartları yerine getirilmediği için problem çıkmıştır ve ayrılık buradandır" ifadesini kullandı.

Abdullah Gül sözlerine, "Dikkat edilmesi gereken ayrı bir nokta da BM'de uzun yıllardan beri bir müzakere süreci vardır. Yani bir hukuk, müktesebat oluşmuştur. Her iki tarafın iradesiyle bir referandum yapılmıştır. Bütün bunlar dikkate alındığında Kıbrıs meselesinin Kıbrıs Türkleri açısından çok daha haklı, çok daha meşru bir mesele olduğunu herkes görecektir ümit ediyorum" diye devam etti.

Kıbrıs sorunu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, "Kıbrıs'ta çözüm; BM çatısı altında, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, adadaki gerçekler temelinde, iki eşit halk ve iki kurucu devlet tarafından oluşturulacak yeni bir ortaklıkla bulunacaktır" dedi.

Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devam edeceğini vurgulayan Gül, adada ve tüm bölgede barış ve istikrarın yerleşmesini sağlamak için ilgili tüm tarafların çaba göstermesini, uluslararası toplumun da bu yönde adımlar atmasını istediklerini ifade etti.

Gül, Türkiye'nin 3 Eylül'de başlayacak müzakere sürecinin başarıya ulaşması için her türlü desteği sağlayacağını bildirdi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın sergilediği yapıcı tutumu takdirle karşıladığını dile getiren Gül, "Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türkü'nün huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla sürdürecektir" şeklinde konuştu.
.
Gül, "Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Türk halkının çözüm çabalarını desteklerken diğer yandan da Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz. KKTC halkı üzerindeki haksız, gayri insani kısıtlamaların kaldırılması her zamanki gibi önceliğimizi teşkil edecektir" ifadesini kullandı.

"Ada'nın gerçekleri açık"

Bir başka soru üzerine de Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs meselesinin sadece Kıbrıs Türkleri'nin değil, Türkiye'nin de meselesi olduğunu tekrarladı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın en çok bu konuya zaman ayırdığını, 5 yıllık Dışişleri Bakanlığı döneminde kendisinin de üzerinde en çok üzerinde durduğu konulardan birinin Kıbrıs olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk ziyaretini de KKTC'ye yaptığını hatırlatan Gül, "Bu önceliğimiz hepimiz için devam edecektir. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de iyi niyetli" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül,  "Eğer bu müzakere başlıyorsa bu, Sayın Talat'ın ısrarlı, samimi ve yapıcı tavırlarıyla başlamıştır. Başta BM olmak üzere bunu bütün dünya biliyor. Eğer burada samimi ve ısrarcı olunmasaydı, bu noktaya gelinmezdi ve bu süreç kapanırdı. Müzakereler başladıktan sonra ciddi ve önemli meseleler ele alınacaktır, bundan önce nasıl alındıysa... Muhakkak ki herkesin bir ilkesi vardır. Burada adil, hakçı olmak önemlidir ve yeni kurulacak düzenin çalışabilir olması, devam edebilir olması önemlidir. Eski meselelerin, eski problemlerin tekrar ortaya çıkmaması, buna fırsat vermemek önemlidir. Bütün bunlar için de adanın gerçeğinin dikkate alınması gereklidir. Adanın gerçeklerinin ne olduğu gayet açıktır, bellidir" diye konuştu.

"Garantörlükte ısrarlıyız"


Cumhurbaşkanı Gül, "Rum tarafı Türkiye'nin garantörlüğüne karşı çıkıyor, garantörlükte ısrarlı mısınız?" sorusu üzerine de, "Israrlıyız. Bu işin vazgeçilmez bir parçasıdır garantörlük. Daha önce hatırlayacaksınız Annan Planı'nda da böyleydi. Sadece Türkiye değil, Yunanistan da adanın garantörüdür, uluslararası bir anlaşmadır. Garantörlüğün devam etmesinin kesinlikle doğru olduğu kanaatindeyiz" dedi.

Gül, "Ada'da yeni problemlerin ortaya çıkmaması için, biz gerçekten barıştan ve işbirliğinden yanayız. Hatta bu işbirliğinin Doğu Akdeniz'de çok daha geliştirilmesinden yanayız. Türkler, Rumlar, Türkiye, Yunanistan, hep beraber Doğu Akdeniz'i barış ve işbirliği için ayrı bir alan haline getirebiliriz. O açıdan iyi niyetliyiz ve yapıcıyız ama iyi niyet ve yapıcılığın sadece bizlerden beklenmemesi gerekir. Aslında Türkler ne kadar iyi niyetli olduğunu referandumla bütün dünyaya göstermişlerdir. Referandum dünyadaki yanılgıyı, yanlış inanışları ve dünyada Kıbrıs Türklerine karşı suçlamanın ne kadar yanlış ve haksızlık olduğunu göstermiştir. Bunları dikkate alarak hareket etmek gerekir" ifadesini kullandı.

Hristofyas'a çağrı

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, "Güzelyurt verilmeden çözüme ulaşılamayacağı" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de Hristofyas'ın müzakereler başlamadan müzakere unsurlarını masaya getirmesini son derece yanlış ve görüşme sürecini torpilleyici bir tavır olarak gördüğünü belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Çünkü buna verilecek cevabın ne olduğunu herkes tahmin edebilir.  Eğer ben o cevabı verirsem bugün burada, görüşme sürecinin önüne önemli bir engel konulmuş olur, günahkar ben olmasam da, ama sonuç o olur. O yüzden müzakere ve pazarlık masada olacaktır. Müzakere ve pazarlık masada olacağına göre, basın yoluyla bir şeyleri önceden kotarıp, cebine koyup, avantajlı durumda yola başlama taktiği görüşme sürecine büyük zarar verir. O yüzden ben Hristofyas'ı basın yoluyla değil yüz yüze müzakere etmeye çağırıyorum... " dedi.

Talat sözlerine, "Eğer bir çözüme varabileceksek bunu müzakerelerle gerçekleştireceğiz. Alıp kaçarak, cebine koyupgöstermeden bir yerlere giderek bu iş olmaz" diye devam etti.

Talat, bir başka soru üzerine de resmi tutumlarının, garanti ve ittifak anlaşmalarının değişmeden korunması ve yeni düzeni garanti etmesi olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk halkı açısından da Türkiye'nin garantörlüğünün vazgeçilmeznitelik taşıdığının altını çizen Talat, "Resmi tutumumuzun dışında söylüyorum bunu; yani Kıbrıslı Türklere sorarsanız yolda, sokakta, sizediyeceklerdir ki, 'biz Türkiye'nin garantörlüğünden vazgeçmeyiz. Onun tezahürü, resmi duruşu benim ifade ettiğim resmi duruştur. O yüzden uluslararası anlaşma boyutu vesaire ayrı konular ama Kıbrıs Türküa çısından Türkiye'nin garantörlüğü böylesine hayati ve önemlidir" dedi.

CNN TURK 28/08/08

 

Mehmet Ali Talat İstanbul'a geldi

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bazı temaslar için bugün İstanbul'a geldi.

 

Kıbrıs Türk Hava Yollarının tarifeli uçağıyla saat 08.45'te Atatürk Havalimanı'na gelen Cumhurbaşkanı Talat'ı İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Ali Ulutaş ve öteki yetkililer karşıladı.

VIP salonunda bir süre dinlenen Talat, daha sonra havalimanından ayrıldı. Talat, temasları kapsamında İstanbul Ticaret Odasını (İTO) ziyaret edecek, Kültür Üniversitesi yöneticileriyle görüşecek ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfının (TESEV) kitap tanıtımı etkinliğine katılacak.

Talat, Genelkurmay Başkanlığı'ndaki devir teslim törenine katılmak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşmek üzere de yarın İstanbul'dan Ankara'ya geçecek.

Talat yarın, saat 10.30'da Cumhurbaşkanı Gül'le bir araya gelecek. İki Cumhurbaşkanı saat 12.30'da ortak basın toplantısı düzenleyecek ve ardından Gül, Talat onuruna öğle yemeği verecek.

Talat, saat 14.45'te Dışişleri Bakanı Babacan'la görüşecek. Talat, saat 17.00'da, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın görevini Orgeneral İlker Başbuğ'a devredeceği törene katılacak.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, "Bu ziyaret vesilesiyle, Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacak
görüşmelerde Türkiye-KKTC ilişkileri tüm veçheleriyle ele alınacak ve Kıbrıs konusunda bulunulan aşama ile önümüzdeki dönemde meydana gelebilecek gelişmeler değerlendirilecektir" denildi.

Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'un eşlik edeceği Talat, KKTC'ye özel uçakla dönecek.

CNN TURK 27/08/08

 

 

Mehmet Ali Talat'tan barış şartı

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin kazanılmış haklarını ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kendileri için düşünülemeyeceğini söyledi.

 

Talat, İstanbul Ticaret Odası'nı (İTO) ziyaret ederek, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş ve yönetim kurulu üyeleriyle öğle yemeğinde bir araya geldi. Yemekten önce konuşma yapan Talat, İTO'da bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, İTO'nun KKTC'nin ekonomik kalkınmasına destek verebilecek nadir kuruluşlardan biri olduğunu kaydetti.

Talat, İTO'nun desteğini her zaman yanlarında bulduklarını ifade ederek, "Barış yapmak kolay bir iş değil. Savaşmak daha kolaydır. Birçok insan değişik görüşler ortaya koyar. Büyük tartışmalar, abartılar olur. Sonuçta haksız yere sadece halkınızın mutluluğunu ve refahını istediğiniz için çeşitli biçimlerde suçlanırsınız" dedi.

Kıbrıs'ta yeni bir sürecin başlayacağını belirten Talat, yeni bir çözüm planı hazırlayacaklarını fakat kendilerini zor günlerin beklidğini söyledi.

Talat, "Elbette ki Kıbrıslı Türklerin kazanılmış haklarını ortadan kaldıracak bir anlaşma bizim için düşünülemez. Sonuçta haklarımızı koruyan, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'ta gelecekte de güven içinde, müreffeh bir yaşam sürmesini sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmak için çalışacağız. Biz iyi niyetle hareket edeceğiz. Aynı iyi niyeti karşı taraftan da bekliyoruz" diye konuştu.

Talat, bu sürecin Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yürütüldüğünü ve her koşulda KKTC'yi destekleyen Türkiye'nin bu desteğinin devam edeceğinden emin olduklarını belirtti.

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, "Güzelyurt verilmeden çözüme ulaşılamayacağı" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Bu konular masada konuşulur. Masa dışında pazarlık unsurlarını konuşmamaktan yanayım. En azından şimdilik. Eğer Rum tarafı bu tutumunu sürdürürse tabii ki tılsım bozulur. Ama şimdilik masa dışında pazarlık konularını konuşmamakta kararlıyım" dedi.

"3 Eylül'de törensel bir görüşme olacak"

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 3 Eylül'de nasıl bir görüşme sürecinin olacağının sorulması üzerine, bu görüşmenin biraz törensel olacağını, çünkü Hristofyas'ın o gün öğleden sonra yurt dışına gideceğini kaydetti.

Talat, 3 Eylül'de yapılacak görüşmede yöntem üzerinde konuşulacağını ifade ederek, "Bunlar belirlendikten sonra esas tam hızlı görüşme süreci 11'i gibi başlayacak. İlk toplantı prosedürle ilgili, biraz da törensel olacak" dedi.

Pile köyündeki olaylarla ilgili soru üzerine de Talat, bu tür olayların geçmişte daha fazla olduğunu kaydetti. Bu olayları Güney Kıbrıs'taki fanatik unsurların yaptığını ifade eden Talat, "Bunu yapan belli provokasyon amacıyla kışkırtma amacıyla yapıyor. Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra da bu olaylar olacak. Bu kesin. Ama bunu yönetebilmemiz lazım. Maalesef her yerde olduğu gibi Kıbrıs'ta da fanatizm var ve olacak. Bunu ortadan kaldırmak zaman alacak" diye konuştu.

"Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ve bunun bölgede nasıl bir değişikliğe yol açacağı konusundaki görüşlerinin sorulması" üzerine Mehmet Ali Talat, hiçbir halkın zorla, başka bir ülkenin boyunduruğu altında yaşatılamayacağını, bu yüzden de Güney Osetya ve Abhazya halkının iradesine saygılı olduktlarını kaydetti.

Talat, "Kıbrıslı Türkler olarak biz de benzer olayları yaşadık. Bize yardım elini uzatan ve tanıyan Türkiye oldu. Kıbrıslı Türkler, kendilerine saldıran Kıbrıslı Rumların boyunduruğu altında yaşamama kararlılığını birçok defa ortaya koydu. Dolayısıyla biz Güney Osetya ve Abhazya halkını çok iyi anlıyoruz ve saygı duyuyoruz" dedi.

Talat, bu bağımsızlık ilanının bölgeyi nasıl etkileyeceğinin şimdiden bilmenin zor olduğunu da söyledi.

Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlık ilanından sonra KKTC'nin bağımsızlığının tanınması yönünde bir çağrıda bulunup bulunmayacağının sorulması üzerine Talat, "Biz bir çözüm sürecindeyiz. Çözüm sürecinde hedefimiz iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, iki kurucu devlete dayalı federal bir yapı oluşturmak. Dolayısıyla bizim hedefimiz çözümle dünya ile bütünleşen federal birleşik Kıbrıs yaratmak. Şu andaki politikamız bu" dedi.

CNN TURK 27/08/08

 

 

Rumlardan feribot seferlerini engelleme çabası

 

Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC ile Suriye arasında yapılan feribot seferlerini engellemek için girişimlerini sürdürüyor.

 

Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim'in temaslarında da feribot seferleri konusu gündeme geldi.

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, "iki ülkenin bu konuda yakın işbirliği kuracağını" söyledi. Kıbrıs Rum yönetimi ile Suriye, iki ülkenin siyasi istişarelerde bulunmasını ile diplomatik ve hizmetli pasaportlarında vizenin
kaldırılmasını öngören iki anlaşma da imzaladı. Bu anlaşmalar, Muallim ve Kiprianu tarafından imzalandı.

Muallim ile yaptığı görüşmeleri önemli olarak nitelendiren Kiprianu, görüşmelerin gündemini, ikili konularla AB ve bölgeyle ilgili uluslararası konuların oluşturduğunu söyledi.

Rum basınına göre, Güney Kıbrıs'ın Suriye'ye yönelik "dostluğunu" yeniden teyit eden Kiprianu, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olarak sadece AB ve bölge arasında köprü değil, AB ülkelerinin elçisi olabileceğini söyledi.

Muallim'le kaçak göç konusunu da ele aldıklarını ifade eden Kiprianu, bu konunun, iki ülkenin içişleri bakanları tarafından ele alınması için mutabakata vardıklarını kaydetti.

Lazkiye ve KKTC arasındaki feribot seferlerine ilişkin bir soru üzerine Kiprianu, "konunun net bir şekilde masaya konduğunu ve sorunların çözümlenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını" belirtti.

Muallim de, "Güney Kıbrıs'a ilk ziyaretinin, ikili ilişkilerin geliştirilmesine ve gelecekteki işbirliğinin güçlendirilmesine katkı sağlayacağını" söyledi.

Görüşmede ayrıca, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın planlanan Suriye ziyareti ele aldı

CNN TURK 27/08/08

 

 

Aşkı için tren yolunu kesmiş

 

 

 

 

Aşkı için tren yolunu kesmişTürk Sinemasının "Çirkin Kral"ı Yılmaz Güney aşkı için İstanbul-Eskişehir tren yolunu kestiğini biliyor muydunuz.

 

Aşkı için tren yolunu kesmişAşkı için tren yolunu kesmişÇirkin Kral" Yılmaz Güney, filmleri kadar kişiliğiyle ve sansasyonlarıyla da Türk sinemasında derin izler bıraktı. Deli dolu tavırlarıyla çoğu zaman başına iş açan Güney'in maceraları bugün bile arkadaşlarını heyecanlandırıyor. Bunlardan biri de Tuncel Kurtiz. Deneyimli aktör, Karakalem Dergisi'ne hayatını anlatırken Yılmaz Güney'le ilgili bir anısını anlatmadan geçmedi. Kurtiz'in "Bunu pek kimse bilmez" dediği olayın başrolünde dönemin Türkiyes güzellerinden Nebahat Çehre var.
İşte Kurtiz'in ağzından Çirkin Kral'ın treni durdurmaya kadar varan macerası:
"Nebahat Çehre'nin kafasına koyduğu rakı kadehine 25 metreden silahla ateş ediyor bir kulüpte. Ve Nebahat taş gibi duruyor karşısında. Bu olaylardan sıkılan Nebahat kaçıyor evden, Eskişehir trenine biniyor. Yılmaz arabayla takip ediyor treni ve bir yerde yakalıyor.

Treni geçiyor, bir makas bulup arabayı rayların üzerine koyuyor. Açıyor farları, yakıyor sigarayı, bekliyor. Tabii tren bağırarak geliyor. Yılmaz Güney hiç istifini bozmadan duruyor rayların üzerinde. Makinisler zor bela, çarpmaya ramak kala durdurabiliyor treni. Kim bu i.ne diyerek hışımla iniyorlar aşağı. Yılmaz Güney'i görünce şaşırıp, 'Hayrola ağabey', diyorlar. 
Yılmaz 'İçerde bir emanetim var,onu almaya geldim" diyor.Nebahat Çehre'yi trenden inip götürüyor.

Hurriyet.com.tr'ye konuşan Nebahat Çehre ise bu ilginç olayı şöyle anlattı:
"Biz kardeşimle birlikte Eskişehir trenindeydik. Teyzemlere gidiyorduk. Eskişehir'e varmaya da az kalmıştı. Birden tren durdu. Bir süre sonra bizim kapı çalındı ve içeri Yılmaz Güney girdi. Çok şaşırdık. Bize " Sizi ben götüreceğim. Eskişehir'e mi gidelim yoksa İstanbul'a mı dönelim" dedi. Sonra hep birlikte İstanbul'a döndük..."

HURRIYET 28/08/08

 

 

Atatürk'ün Amerikan halkına hitabı Köşk'ün internet sitesinde

 ANKARA (ANKA)-

 

Çankaya Köşkü, Türk devrimi ile Sovyet devrimi arasındaki benzerliklere dikkat çeken Sovyetler Birliği yapımı "Türkiye’nin Kalbi Ankara" belgeselinin ardından şimdi de Atatürk’ün Amerikalılara hitabını içeren bir görsel dokümanı internet sitesinde yayınlamaya başladı.

Şimdiye kadar ender yayınlanan 2 dakika 19 saniyelik görsel doküman, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, ABD’in ilk Türkiye Büyükelçisi Joseph C. Grew’i kabulünü içeriyor. ABD Büyükelçisi’nin de yanında hazır bulunduğu görsel dokümanda Atatürk, ABD halkına hitap ediyor. Atatürk, 1925 yılında çekilen bu görüntüsünde aynen şöyle diyor:

“Türk milletiyle Amerika milleti ve karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim. Türk milleti tab’en demokrattır. Eğer bu hakikat şimdiye kadar medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa bunun sebeplerini muhterem sefirimiz Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerine işaret ederek çok güzel ima ettiler. Diğer taraftan Amerika milletinin benliğini hissettiği dakikada istinat ettiği i’la ettiği demokrasidir. Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak beşeriyet dünyasında arz-ı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk Milleti Amerika milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasında mevcut olan muhabbeti kökleştirecektir. Yalnız bu kadarla da kalmayacak belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye dünyayı sulh ve huzur sahasına sokmaya medar olacaktır.

Muhterem Amerikalılar,

Temsil etmekle mübahi olduğum Türk milletinin yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin insani gayesi işte bundan ibarettir. Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin Türk milletiyle beraber olduğunda şüphem yoktur.ö

-SOVYETLERİN ARDINDAN AMERİKA-

Çankaya Köşkü daha önce de Sovyetler Birliği yapımı Türkiye’nin Kalbi Ankara belgeselini yine internet sitesinde yayınlamıştı. 1934 yapımı belgeselde Türkiye Cumhuriyeti, Ankara özelinde anlatılıyor ve belgeselde Türk devrimi ile Sovyet devrimi arasındaki benzerliklere dikkat çekilerek iki ülke arasındaki işbirliği öne çıkarılıyordu. Belgesel 10 Kasım 1969’da TRT’de gösterildiği sırada dönemin TRT Genel Müdürü tarafından bir gece baskınıyla yayından ve uzun yıllar yasaklı muamelesi görmüştü. Belgesel yıllar sonda Çankaya Köşkü’nün internet sitesinde Atatürk Özel bölümünde yayınlanmaya başlamıştı.

Bunun yankıları henüz devam ederken Çankaya Köşkü’nün bu defa da Atatürk’ün ABD’lilere hitabını yayınlaması dikkat çekti.

MILLIYET 28/08/08

 

Talat: Bağımsızlık kararına saygılıyız

İSTANBUL Milliyet

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Osetya ve Abhazya halkının iradesine saygı duyduklarını söyledi.

İstanbul Ticaret Odası’nı (İTO) dün ziyaret eden Talat, burada yaptığı konuşmadan sonra “Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ve bunun bölgede nasıl bir değişikliğe yol açacağı konusundaki görüşleri sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
“Bizim görüşümüz bu konuda şu: Bir kere hiçbir halk zorla, başka bir ülkenin boyunduruğu altında yaşatılamaz. Bunun çok açık ve net olarak bilinmesi lazım. Bu yüzden Güney Osetya ve Abhazya halkının iradesine saygılıyız. Kıbrıslı Türkler olarak biz de benzer olayları yaşadık. Bize yardım elini uzatan ve tanıyan Türkiye oldu. Kıbrıslı Türkler, kendilerine saldıran Kıbrıslı Rumların boyunduruğu altında yaşamama kararlılığını birçok defa ortaya koydu. Dolayısıyla biz Güney Osetya ve Abhazya halkını çok iyi anlıyoruz ve saygı duyuyoruz.”

MILLIYET 28/08/08

 

 

Rusya KKTC’yi ne zaman tanıyacak?

 

Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’yı, “bağımsızlık” kisvesi altında, “ilhak etmesi” uluslararası yasaların Moskova’da yok sayıldığını gösteriyor. Burada geleceğini tahmin ettiğimiz, “Peki, ABD’nin Irak’ta yaptığı neydi?” sorusunun önünü de hemen kesmekte yarar var.
ABD’nin de Irak’ı yasadışı bir şekilde işgal ettiğini inkâr eden yok. Fakat nasıl ki iki yanlıştan bir doğru çıkmazsa, ABD’nin Irak adımı Rusya’yı haklı çıkarmıyor. Bu arada, Moskova’nın Türkiye açısından bir tutarlılık sorunu da var. Zira Rusya’nın bu durumda KKTC’yi de tanıması gerekiyor.
Nitekim Vladimir Putin, Kosova'nın bağımsızlığını tanımayı planlayan Avrupa ülkelerini, "Kuzey Kıbrıs aslında 40 yıldır bağımsız. Niye tanımıyorsunuz? Avrupalılar, çifte standart uygulamaktan utanmıyor musunuz?" diye eleştirmişti. 

Moskova’nın adımının bedeli

Sonuçta Rusya, “Kosova’nın rövanşı” ve Kafkaslar'daki çıkarları uğruna, Gürcistan’ı yasadışı bir şekilde bölerek Abhazya ve Güney Osetya’ya yerleşti. Moskova, kuşkusuz, bu oldubittisiyle Kafkaslar'da aleyhine gelişen denklemi de bozdu.
“İstediğim zaman, istediğim yeri, istediğim gibi işgal eder, böler ve ilhak ederim” demekle de, Talin’den Varşova’ya ve Prag’dan Bakü’ye uzanan bir coğrafyayı titretti. Ancak, bu adımın bir maliyeti de olacaktır.
Rusya, her şeyden önce, Batı’yı ve özellikle de Avrupa’daki eski Varşova Paktı ülkelerini aleyhinde birleştirmiş oldu. NATO bu ülkeler için şimdi çok daha önemli oldu. Bu arada Moskova’nın G-8‘ler, Dünya Ticaret Örgütü ve AGİT çerçevesinde tecrit edilmesi için baskıları da artıyor.
Rusya’nın yakın geçmişte Ukrayna ve Gürcistan’a karşı “enerji silahı"nı kullanması da Batı’da not edilmişti. Rusya’nın bu aşamada, enerji açısından, “zorunlu” olsa bile, “güvenilir” bir ortak olarak görülmesi mümkün değil. Batı’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışları da bu durumda hızlanacaktır.

Türkiye arada kaldı

Rus yayılmacılığının getireceği ekonomik olumsuzlukların baş göstermesi de çok zaman almayacaktır. Nitekim bunu aklı başındaki Ruslar bile görüyor. Moscow Times’ın yazarlarından Yula Latynina “Kafkasların Filistin’i” başlıklı dünkü yazısında şunları belirtiyordu:
“Gürcistan artık ikiye bölündü. Bir tarafı yakında zengin ve bağımsız bir devlet olarak Avrupa, NATO ve küresel ekonomiyle bütünleşecektir. Diğer taraf ise, yani Abhazya ve Güney Osetya, Gürcistan’daki Filistin olacak.”
Türkiye’ye gelince, bu krizde tam anlamıyla arada kaldı. “Toprak bütünlüğü” kavramını çok önemsemesine rağmen, Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’yı ilhak etmesini kınayamadı bile. Hükümetin “Kafkasya İşbirliği Platformu” girişiminin bir yere gitmeyeceği ise daha şimdiden belli oldu. 

Karadeniz’de NATO varlığı

Ankara’nın, Rusya’ya karşı NATO çerçevesinde benimsenecek sert politikalar açısından yalnız kalma olasılığı da giderek artıyor. Sadece Montrö Antlaşması'nı ele alırsak şöyle bir gerçek çıkıyor ortaya.
Şu anda Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ile Gürcistan Karadeniz’de Rus gücünü dengeleyecek bir NATO varlığı istiyorlar. Özetle, bu denizde NATO’yu görmek isteyen ülkelerin sayısı,  istemeyenlerden fazla. Kıyıdaş olup da istemeyen bir tek “NATO üyesi” Türkiye ve Rusya var.
Bu örnek bile, arada kalan Türkiye’nin yakında kendi ittifakı içinde nasıl zorlanacağını göstermeye yetiyor.

SEMIH IDIZ MILLIYET 28/08/08

 

Gül ve Talat’tan Kıbrıs için ortak tavır

 

28/08/2008 RADIKAL

Cumhurbaşkanı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat ortak bir basın açıklaması yaparak Kıbrıs’ta çözümün ancak kurucu iki devletin eşit ortaklığında bulunabileceğini vurgulayarak Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesinden yana olduklarını açıkladılar

 ANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Kıbrıs’ta çözüm; BM çatısı altında, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, adadaki gerçekler temelinde, iki eşit halk ve iki kurucu devlet tarafından oluşturulacak yeni bir ortaklıkla bulunacaktır" dedi.
Gül ve çalışma ziyareti için Ankara’da bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın da katıldığı görüşmenin ardından Çankaya Köşkü’nde ortak basın toplantısı düzenledi.
Cumhurbaşkanı Gül, Talat’ı Türkiye’de bir kez daha ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kıbrıs meselesine, Kıbrıs Türkü’nün haklı mücadelesine verdiği desteği her vesileyle vurguladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, 21 Martta başlayan görüşme sürecinin olumlu sonuçlanmasını temenni ettiğini belirtti. Gül görüşmede, adada 3 Eylülde başlayacak kapsamlı müzakere sürecinde Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin adadaki çıkarlarının korunması, Türkiye ve KKTC arasındaki dayanışma ve yakın işbirliğinin daha da güçlendirilmesi konularında görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Gül, "Kıbrıs’ta çözüm; BM çatısı altında, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, adadaki gerçekler temelinde, iki eşit halk ve iki kurucu devlet tarafından oluşturulacak yeni bir ortaklıkla bulunacaktır" dedi.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devam edeceğini vurgulayan Gül, adada ve tüm bölgede barış ve istikrarın yerleşmesini sağlamak için ilgili tüm tarafların çaba göstermesini, uluslararası toplumun da bu yönde adımlar atmasını istediklerini ifade etti.
Gül, Türkiye’nin 3 Eylülde başlayacak müzakere sürecinin başarıya ulaşması için her türlü desteği sağlayacağını bildirdi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın sergilediği yapıcı tutumu takdirle karşıladığını dile getiren Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türkü’nün huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla sürdürecektir.
Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Türk halkının çözüm çabalarını desteklerken diğer yandan da Kıbrıs Türkü’nün mutluluk ve refahı, KKTC’nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz. KKTC halkı üzerindeki haksız, gayri insani kısıtlamaların kaldırılması her zamanki gibi önceliğimizi teşkil edecektir."

"KIBRIS MESELESİ GÜNEY OSETYA’DAN FARKLI"
Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, Güney Osetya ve Abhazya’nın Rusya tarafından tanınmasının Kıbrıs’ın konumunu etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi:
"Kıbrıs meselesinin kendine nevi, daha pozitif, daha avantajlı yanları var. Öncelikle soğuk savaş dönemlerinin bir neticesi değil bu mesele. Bu son ortaya çıkan krizlerden tamamen ayrı. İkincisi, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken ortak olarak kurmuşlardır. Devlet kurulurken ortaklardır. Ortaklık işlemediği, ortaklığın şartları yerine getirilmediği için problem çıkmıştır ve ayrılık buradandır.
Dikkat edilmesi gereken ayrı bir nokta da BM’de uzun yıllardan beri bir müzakere süreci vardır. Yani bir hukuk, müktesebat oluşmuştur. Her iki tarafın iradesiyle bir referandum yapılmıştır. Bütün bunlar dikkate alındığında Kıbrıs meselesinin Kıbrıs Türkleri açısından çok daha haklı, çok daha meşru bir mesele olduğunu herkes görecektir ümit ediyorum."

"ADANIN GERÇEKLERİ AÇIKTIR"
Bir başka soru üzerine de Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs meselesinin sadece Kıbrıs Türkleri’nin değil, Türkiye’nin de meselesi olduğunu tekrarladı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın en çok bu konuya zaman ayırdığını, 5 yıllık Dışişleri Bakanlığı döneminde kendisinin de üzerinde en çok üzerinde durduğu konulardan birinin Kıbrıs olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk ziyaretini de KKTC’ye yaptığını hatırlatan Gül, "Bu önceliğimiz hepimiz için devam edecektir. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de iyi niyetli" dedi. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
"Eğer bu müzakere başlıyorsa bu, Sayın Talat’ın ısrarlı, samimi ve yapıcı tavırlarıyla başlamıştır. Başta BM olmak üzere bunu bütün dünya biliyor. Eğer burada samimi ve ısrarcı olunmasaydı, bu noktaya gelinmezdi ve bu süreç kapanırdı.
Müzakereler başladıktan sonra ciddi ve önemli meseleler ele alınacaktır, bundan önce nasıl alındıysa... Muhakkak ki herkesin bir ilkesi vardır. Burada adil, hakçı olmak önemlidir ve yeni kurulacak düzenin çalışabilir olması, devam edebilir olması önemlidir. Eski meselelerin, eski problemlerin tekrar ortaya çıkmaması, buna fırsat vermemek önemlidir. Bütün bunlar için de adanın gerçeğinin dikkate alınması gereklidir. Adanın gerçeklerinin ne olduğu gayet açıktır, bellidir.
O açıdan, ilkeler ve tutumuzun altını çizdim. Bunların müzakereler süresi içerisinde en iyi şekilde götürüleceğine eminiz."

"GARANTÖRLÜKTE ISRARLIYIZ"

Cumhurbaşkanı Gül, "Rum tarafı Türkiye’nin garantörlüğüne karşı çıkıyor, garantörlükte ısrarlı mısınız?" soru üzerine de şöyle konuştu:
"Israrlıyız. Bu işin vazgeçilmez bir parçasıdır garantörlük. Daha önce hatırlayacaksınız Annan Planında da böyleydi.
Sadece Türkiye değil, Yunanistan da adanın garantörüdür, uluslararası bir anlaşmadır. Garantörlüğün devam etmesinin kesinlikle doğru olduğu kanaatindeyiz. Adada yeni problemlerin ortaya çıkmaması için, biz gerçekten barıştan ve işbirliğinden yanayız. Hatta bu işbirliğinin Doğu Akdeniz’de çok daha geliştirilmesinden yanayız. Türkler, Rumlar, Türkiye, Yunanistan, hep beraber Doğu Akdeniz’i barış ve işbirliği için ayrı bir alan haline getirebiliriz. O açıdan iyi niyetliyiz ve yapıcıyız ama iyi niyet ve yapıcılığın sadece bizlerden beklenmemesi gerekir. Aslında Türkler ne kadar iyi niyetli olduğunu referandumla bütün dünyaya göstermişlerdir. Referandum dünyadaki yanılgıyı, yanlış inanışları ve dünyada Kıbrıs Türklerine karşı suçlamanın ne kadar yanlış ve haksızlık olduğunu göstermiştir. Bunları dikkate alarak hareket etmek gerekir."

TALAT: "HEDEFİMİZ 2008 YILI İÇİNDE ÇÖZÜM

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda bu yıl içinde çözüme ulaşmayı hedeflediklerini, bunun için ellerinden gelen her gayreti gösterdiklerini söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiye’nin KKTC’ye desteğinin her zaman ve her koşul altında devam ettiğini, bu desteğin devamının kendilerini daha güçlü kıldığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’la yaptıkları değerlendirmenin, özellikle 3 Eylül müzakere sürecinin öncesinde içinde bulundukları konuları gözden geçirme fırsatı yarattığına değinen Talat, "Bize yönelik hüsnükabul ve bize destek yönünde ortaya konan tutum bizi elbette ki mutlu etmektedir ve gücümüze güç katmaktadır" dedi.
KKTC ve Kıbrıs Türk halkı olarak dünyada sadece Türkiye’nin desteğini alan bir halk olduklarına işaret eden Talat, bu nedenle Türkiye’nin desteğinin kendileri için bir yaşam kaynağı olduğunu ifade etti.
"Türkiye’nin desteğinin olmadığı şartlarda yapabileceğimiz fazla bir şey yoktur" diyen Talat, bunun bilinci içinde hareket ettiklerini, bu desteği aldıkları için kararlılıkla yollarına devam ettiklerini belirtti.
Talat, sorunun çözümü için esnek ve iyi niyetli olduklarını, ancak Kıbrıs Türkü’nün uzun yıllar verdiği mücadelelerle elde ettiği kazanımlarının kendileri açısından kutsal olduğunu vurgulayarak, "Kazanımlarımızı, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini, Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığının güvenceye bağlanmasını her zaman için temel hedef olarak tespit ettik. Bu temelleri korumaya devam edeceğiz" diye konuştu.
3 Eylülde başlayacak sürecin, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde ve Genel Sekreterin atadığı özel danışmanın katılımıyla, uzun süredir devam eden sorunun kısa sürede çözümüne yol açmasını umduğunu kaydeden Talat, "Bizim hedefimiz 2008 yılı içinde çözüme erişmektir. Bunun için de yeterli birikim vardır" ifadesini kullandı.
Talat, hakkında en fazla araştırma yapılmış olan, tüm unsurları bilinen ender sorunlardan biri olan Kıbrıs sorununu bu kısa süre içinde çözmenin mümkün olduğunu düşündüklerini, bunun için ellerinden gelen her gayreti ortaya koyduklarını söyledi.
Türkiye’nin desteğiyle Kıbrıs sorununun çözümü için tüm iyi niyetleriyle masada olacaklarını yineleyen Talat, şöyle devam etti:
"Kıbrıs sorununu müzakereler yoluyla çözüme ulaştırıp, iki kurucu devlete dayalı, Kıbrıs Türk halkıyla Kıbrıs Rum halkının siyasi eşitliğine dayalı bir yeni ortaklık devletini oluşturacağız. Hedefimiz budur. Bunun için çalışacağız. Ancak tabii ki, Kıbrıs Türkü kazanılmış ve tescil edilmiş haklarını sonuna kadar koruyacaktır. Bu çerçevede biz yeniden Türkiye’nin desteğini alan KKTC tarafı olarak teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz. Bize olan destek, bizim için hem bir güven kaynağıdır hem de en önemli ihtiyacımızdır. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti ve yetkililerine, Sayın Cumhurbaşkanı Gül’e ve onun nezdinde Türk halkına, Türk milletine içtenlikle teşekkür ederim."
Talat, Güney Osetya ve Abhazya’nın Rusya tarafından tanınmasının Kıbrıs’ın konumunu etkileyip etkilemeyeceğine dair soru üzerine, Güney Osetya, Abhazya, hatta bundan önce Kosova ve Kıbrıs’ın her birinin ayrı konular olduğuna ve ayrı şekilde ele alınmaları gerektiğine dikkati çekti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bu konuya ilişkin şunları söyledi:
"Biz KKTC olarak özellikle dünyada devam etmekte olan, çifte diyorlar ama daha fazla standarttan mustarip bir halkız. Güney Osetya, Abhazya, Kosova, daha önce Timor vb... Hep birlikte izledik. Her birine değişik davranılmış ve Kıbrıs Türkü’nün uzun yıllardır verdiği mücadelede yaşadığı sıkıntılar dikkate alınmadan, Kıbrıs sorununun çözümü için Kıbrıs Türk halkı sandık başına gidip oy verdiği halde karşı oy kullananları destekleyen tavırlar takınılabilmiştir. Bu tabii ki, Kıbrıs Türkü’ne çok büyük haksızlık yapıldığının bir göstergesidir. Bugün belki Kıbrıslı Türkler bu saydığım ülkelerden ve oranın halklarından çok daha uzun süre sıkıntılarla karşılaşmış, ancak farklı bir muameleye tabi tutulmuştur."
Kafkasya’daki gelişmelerin Kıbrıs’ın konumuna olası etkisine dair de Talat, "Samimiyetle cevap vermek gerekirse ben etkisi olabileceğini düşünüyorum ama bunun ne yönde olacağını şu anda kestiremiyorum" ifadesini kullandı.

HRİSTOFYAS’A ÇAĞRI
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, "Güzelyurt verilmeden çözüme ulaşılamayacağı" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de Hristofyas’ın müzakereler başlamadan müzakere unsurlarını masaya getirmesini son derece yanlış ve görüşme sürecini torpilleyici bir tavır olarak gördüğünü belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Çünkü buna verilecek cevabın ne olduğunu herkes tahmin edebilir. Eğer ben o cevabı verirsem bugün burada, görüşme sürecinin önüne önemli bir engel konulmuş olur, günahkar ben olmasam da, ama sonuç o olur. O yüzden müzakere ve pazarlık masada olacaktır. Müzakere ve pazarlık masada olacağına göre, basın yoluyla bir şeyleri önceden kotarıp, cebine koyup, avantajlı durumda yola başlama taktiği görüşme sürecine büyük zarar verir. O yüzden ben Hristofyas’ı basın yoluyla değil yüz yüze müzakere etmeye çağırıyorum... Eğer bir çözüme varabileceksek bunu müzakerelerle gerçekleştireceğiz. Alıp kaçarak, cebine koyup göstermeden bir yerlere giderek bu iş olmaz."
Talat, bir başka soru üzerine de resmi tutumlarının, garanti ve ittifak anlaşmalarının değişmeden korunması ve yeni düzeni garanti etmesi olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk halkı açısından da Türkiye’nin garantörlüğünün vazgeçilmez nitelik taşıdığının altını çizen Talat, "Resmi tutumumuzun dışında söylüyorum bunu; yani Kıbrıslı Türklere sorarsanız yolda, sokakta, size diyeceklerdir ki, ’biz Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçmeyiz. Onun tezahürü, resmi duruşu benim ifade ettiğim resmi duruştur. O yüzden uluslararası anlaşma boyutu vesaire ayrı konular ama Kıbrıs Türkü açısından Türkiye’nin garantörlüğü böylesine hayati ve önemlidir" dedi.

 

Adres: Din Hizmetleri Müşavirliği

İMAMLAR AİLELERE SÖYLEDİ... Çocuklarını Türkiye'ye gönderen ailelerden edinilen bilgilere göre, bu işe soyunan imamların kendilerine söz konusu organizasyonu TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin yaptığını söylediği iddia ediliyor

 

TALİMAT ALDILAR... Güvenilir resmi ve gayrı resmi kaynaklar da, öğrencilerin TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin talimatı doğrultusunda, KKTC Din İşleri Dairesi'nin Türkiye'den talep ettiği ve maaşları da TC tarafından ödenen imamlarca toplanarak Türkiye'ye gönderildiğini belirtiyor

  

Sevgi YALMAN

 

   Bazı köy ve bölge imamlarının öncülüğünde başlatılan kampanya sonucu, yaşları 11 ile 16 arasında değişen 400 kadar çocuğun "tatil yapsın, bu arada dinini öğrensin" denilerek Türkiye'ye gönderilmesi olayında bilgiler, TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'ni işaret ediyor.

    Çocuklarını Türkiye'ye gönderen ailelerden edinilen bilgilere göre, bu işe soyunan imamların kendilerine söz konusu organizasyonu TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin yaptığını söylediği iddia ediliyor.

   Güvenilir resmi ve gayrı resmi kaynaklar da, öğrencilerin TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin talimatı doğrultusunda, KKTC Din İşleri Dairesi'nin Türkiye'den talep ettiği ve maaşları da TC tarafından ödenen imamlarca toplanarak Türkiye'ye gönderildiğini belirtiyor.

   TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği'nin, hem Eğitim Bakanlığı'nı, hem de KKTC Din İşleri Dairesi'ni devre dışı bırakarak, dini eğitim ve tatil programı yaparken konaklama ve etüt saatleri ile çocukların tüm masraflarını da üstlendiği bildirildi.

    Bu arada söz konusu organizasyondan hem Eğitim Bakanlığı, hem de KKTC Din İşleri Dairesi, haberdar olmadıklarını açıklamıştı.

 

Müşavir: İzin almadan konuşamam

 

   Konuyla ilgili olarak dün görüşüne başvurduğumuz TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri İbrahim Duman'dan bilgi almak mümkün olmadı.

   Duman, iddiaları ne doğruladı, ne de yalandı ve 'Elçiliğimizle görüşün, onlardan izinsiz konuşmam doğru olmaz' dedi.

   Bunun üzerine TC Büyükelçiliği Basın Müşaviri Züleyha Karaoğlu'na ulaştık. Karaoğlu da 'Bu konuda herhangi bir bilgim yok' şeklinde konuştu.

   Züleyha Karaoğlu, açıklama talebimizi Büyükelçilik makamına ilettiğini söylemekle yetindi.

 

Olay neydi?

 

   Gazeteniz KIBRIS, 2 günden beri sürdürdüğü yayınlarında özellikle Gazimağusa ve Karpaz  bölgelerindeki köylerde bazı imamların ev ev gezerek ailelere 'çocuklarınız Türkiye'de tatil yapsın, bu arada dinini öğrensin, ücretsizdir, siz yalnız çocuklarınıza cep harçlığı vereceksiniz, onun dışında biz onları yedirip içirip kalacak yer bulacağız. Çocuklar yaz tatilinde sokaklarda oynamasın, hem tarihi yerleri gezsinler, hem de günde 3 saat dinlerini öğrensinler' diyerek, ailelerden izin aldığını yazmıştı.

  Temmuz ve ağustos aylarında yaklaşık 400 kadar çocuğun uçakla Türkiye'ye götürüldüğü, ancak imamların dediği gibi din derslerinin günde 3 saat değil 9 saat verilmesi nedeniyle çocukların bunalıma girdiği ve aileleriyle temasa geçerek geri dönmek istedikleri, bir kısmının da aileleri tarafından alındığı belirtilmişti.

   Haberin yayınlanmasının ardından Eğitim Bakanlığı ve KKTC Din İşleri Dairesi, bu organizasyondan haberdar olmadığını bildirmişti.

KIBRIS 28/08/08

 

 

Cyprus and Syria upgrade ties
By Stefanos Evripidou

CYPRUS AND Syria signed a memorandum of understanding yesterday at the end of a two-day official visit to the island by Syrian foreign minister Walid al-Muallem.

His Cypriot counterpart Markos Kyprianou described the visit as “opening a new window of co-operation and enhancing relations between the two countries.”

The two ministers signed an agreement on the abolition of visa requirements for holders of diplomatic and service passports and a memorandum of understanding on Bilateral Political Consultations. More agreements are planned for the future to implement in a more practical way co-operation between the two countries.

“We consider this a very important meeting,” said Kyprianou after the talks, noting the two countries have “very long standing relations since the beginning of the Republic of Cyprus and even before then between the peoples of the two countries”.

Kyprianou noted that Cyprus’ geographic location and position as an EU member meant it could act as a bridge between the EU and the region, but also as an “ambassador of the countries of the region” within the EU.

“We understand, know the issues better than any other country in the EU,” said Kyprianou.

The Cypriot FM said “both countries are facing issues of occupation,” referring to the Cyprus problem and the Golan Heights occupied by Israel in the 1967 Six-Day War.

“The position of Cyprus is firm on the territorial integrity of all countries and against occupation, against illegal settlements,” said Kyprianou.

The two also discussed President Demetris Christofias’ future visit to Syria, for which Kyprianou will travel to Damascus in advance to prepare.

The two ministers also discussed the steady stream of Syrian illegal immigrants entering the government-controlled areas from the occupied north and the illegal ferry route between Latakia and occupied Famagusta.

“We exchanged views. There is a willingness on both sides to resolve the issue. Cyprus is open to legal immigration and we believe the illegal one negatively affects the possibility of Syrian people to work in Cyprus. There is a common interest in finding a solution to this”, said Kyprianou.

The Syrian FM said: “It is not Syrian government policy to encourage illegal immigrants.”

CYPRUS MAIL 28/08/08

 

Aides meet again ahead of talks
By Stefanos Evripidou

THE AIDES of the Greek and Turkish Cypriot leaders met yesterday to work out the final details before next week’s start of direct talks on the Cyprus problem.

Presidential Commissioner George Iacovou and Mehmet Ali Talat’s advisor, Ozdil Nami, discussed procedural matters for two hours, ahead of the start of direct negotiations between the two leaders on September 3.

Iacovou told reporters after the meeting that the UN Secretary-General’s special adviser for Cyprus, Alexander Downer, would be present for the start of negotiations next Wednesday.

The Presidential Commissioner noted that the talks would not differ much from previous meetings the two leaders held since President Demetris Christofias assumed office in February 2008. He noted that a variety of issues would be discussed during negotiations, some of which would be “quite difficult”.

Regarding the opening of a crossing point at Limnitis, northwest of the island, Iacovou said no decision had been reached yet.

“The effort is to have an agreement and to announce it on September 3,” said Iacovou.

He did not rule out meeting with Nami again before the start of talks.

CYPRUS MAIL 28/08/08

 

 

 

Talat’ın eli güçlendi

KOSOVA’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, Rus lideri Vladimir Putin, Batı’nın bu yeni devleti tanımasına karşı duyduğu öfkeyi dile getiren konuşmasında aynen şunları söylemişti: “Kimseyi incitmek istemem, ama Kuzey Kıbrıs 40 yıldan beri bağımsızlığını sürdürüyor. Onu neden tanımıyorsunuz? Siz Avrupalılar çifte standardı uygulamaktan utanmıyor musunuz?”
Şimdi devlet başkanlığından başbakanlık koltuğuna geçen Putin’e şu soruyu sormak gerek: “Siz, Rusya olarak, Kuzey Kıbrıs’ın 40 yıllık bağımsızlığına hep karşı çıktınız. Bu hafta ise G. Osetya ile Abhazya’yı resmen tanıdınız. Bu durumda şimdi KKTC‘yi tanıyacak mısınız, yoksa siz de çifte standart mı uygulayacaksınız?”
Kosova’yı destekleyenlere çatan ama kendi bölgesindeki iki “devletçiği” tanımakta tereddüt etmeyen Ruslar, “toprak bütünlüğü” ilkesi üzerinde çifte standart uygulayan tek ülke değil tabii. Aslında uluslararası ilişkilerde, kendi çıkarları ve görüşleri doğrultusunda, böyle bir uygulamaya başvurmayan ülke yok gibi!..

Benzerlik var

Tabii bu olayda da Ruslar (diğer olaylarda başkalarının yaptığı gibi), G. Osetya ve Abhazya’daki durumun farklı olduğunu iddia ediyorlar ve bunu destekleyecek argümanlar öne sürüyorlar. Bu bakımdan, KKTC konusunda Rus diplomatlarının “o farklı bir olay” demesine şaşmamalı...
Tabii ki ayrılıkçılık ve toprak bütünlüğüyle ilgili uyuşmazlıklarda her olay aynı değildir. Ancak farkların yanı sıra bazı önemli benzerlikler de vardır. Nitekim Putin de Kosova’yı tanıdıkları için Batılılara çatarken, Abhazya ve G. Osetya’nın da tanınabileceğini söylemekle bir paralellik çizmemiş miydi? Ve Kuzey Kıbrıs’ı da bu çerçeve içine almamış mıydı?
Şimdi tabii bizi ilgilendiren nokta, Rusya’nın KKTC’yi tanıması veya tanımaması konusundan çok, Moskova’nın G. Osetya ve Abhazya’yı tanımasının Kıbrıs sorunu üzerindeki olası etkileridir.
Zamanlama olarak bu olayın, Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas’ın önümüzdeki çarşamba yapacakları ilk “doğrudan” görüşmeye rastlaması Türk tarafının lehinde.
Daha açık bir deyişle, Batı’nın Kosova’yı tanımasının ardından, şimdi Rusya’nın da Abhazya ve G. Osetya’yı tanımış olması, yeni müzakere sürecinin başında, Talat’ın elini güçlendiriyor.

Birleşme olmazsa...

Önceki akşam, İstanbul Kültür Üniversitesi’ndeki bir toplantıda konuşan Talat’ın şu sözleri anlamlıdır: “Dünyanın birçok yerinde ayrılıkçı cereyanlar hüküm sürerken, biz Kıbrıs’ta yeniden birleşme egzersizi yapıyoruz. Ancak bunun başarılı olması için gerçekçi ve sorumlu hareket edilmesi gerekir”...
Yani, bu müzakere sürecinde eşitlik ve ortaklık esasına dayalı bir çözüm bulunursa, ne âlâ. Aksi halde, “bölünme” ve dolayısıyla KKTC’nin tam bağımsızlığının tescili kaçınılmaz olur...
O noktaya gelindiğinde, Türk tarafı daha güçlü bir pozisyondan Batılılara da, Ruslara da “Siz öbürlerini tanıdığınız gibi, bizi de tanımalısınız” diyebilecek...
Rum tarafına gelince, Hristofyas, Batı’nın Kosova’yı tanımasına ateş püskürmüştü. Bu, Kıbrıs için de “emsal” olur diye... Şimdi Hristofyas, Rus “yoldaş”larının Abhazya ve G. Osetya konusundaki davranışlarından ötürü aynı rahatsızlığı duyuyor. Bu, KKTC’yi cesaretlendirir diye...
Belki bu gelişmeler Rum tarafını müzakerelerde daha gerçekçi davranmaya iter. Veya görüşmelerden sonuç çıkmazsa, Batılıları ve Rumları kendi “favorileri” için yaptıkları gibi, KKTC’yi de tanımalarına yol açar...

SAMI KOHEN MILLIYET 29/08/08

 

Garantörlükten vazgeçilemez

GARANTÖRLÜK, KIBRISLI TÜRKLER AÇISINDAN HAYATİDİR... Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs'ta olası bir çözümde Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçilmeyeceğini vurguladı. Talat, Türkiye'nin garantörlüğünün Kıbrıslı Türkler açısından vazgeçilmez ve hayati olduğunu söylerken, Gül de, Türkiye'nin garantörlüğünün devamında ısrarlı olduklarını ve bunun doğru olduğu kanaati taşıdıklarını belirtti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, müzakere sürecine ilişkin yaptıkları açıklamada, olası çözümde Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçilmeyeceğini vurguladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta bir çözümün Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında sağlanması gerektiğini söyledi. Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, hedeflerinin 2008'de bir çözüme ulaşmak olduğunu yineleyerek, "Çözüm için bütün iyi niyetimizle masada olacağız. İki kurucu devlete, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliğine dayalı bir yeni ortaklık devleti hedefimizidir. Bunun için çalışacağız ama Kıbrıs Türk halkı kazanılmış, tescil edilmiş haklarını sonuna kadar koruyacaktır" dedi.

Genelkurmay Başkanlığı devir teslim törenine katılmak üzere Ankara'da bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'le görüşmelerinin ardından ortak basın açıklaması yaptı.

Müzakerelerin hedefe ulaşması için destek

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devam edeceğini, adada barış ve istikrarın yerleşmesi için ilgili tüm tarafların çaba göstermesini beklediklerini söyledi. Garantörlerden biri olan Türkiye'nin müzakere sürecinin hedefe ulaşması için her bakımdan destek sağlayacağını vurgulayan Gül, Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın yapıcı tutumunu takdirle karşıladığını bir kez daha vurgulamak istediğini ifade etti.

Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.

"Tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam"

Türk tarafının çözüm çabalarını desteklerken, Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahı; KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerlerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini söyleyen Abdullah Gül, KKTC halkı üzerindeki haksız, gayrı insani, hukuk dışı kısıtlamaların kaldırılmasının her zamanki gibi önceliklerini teşkil edeceğini ve ortak çabaların süreceğini belirtti.

Gül, Cumhurbaşkanı Talat'la kritik bir dönemde, içerikli, detaylı, kapsamlı istişarelerde bulunmalarının faydasını gördüklerini ve bundan mutluluk duyduklarını ifade etti.

Talat: Kazanımlarımız ve varlığımızın güvenceye bağlanması temel hedef

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Türkiye'nin Kıbrıslı Türklere her zaman ve her koşul altında devam eden desteğinin, kendilerini daha güçlü kıldığını belirtti.

3 Eylül'de başlayacak müzakere süreci öncesinde Cumhurbaşkanı Gül ve heyetiyle yaptıkları değerlendirmelerde, izledikleri politikaların kabulünden ve destek görmesinden mutluluk duyduklarını ifade eden Talat, bunun güçlerine güç kattığını söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk halkının dünyada sadece Türkiye'nin desteğini aldığına işaret ederek, tek yaşam kaynaklarının bu olduğunu, bu bilinçle yollarında yürüdüklerini kaydetti.

Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılması için enek ve iyi niyetli olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, kazanımlarının ve adadaki varlıklarının güvenceye bağlanmasını da temel hedef tespit ettiklerini dile getirdi. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuyla 3 Eylül'de başlayacak sürecin Kıbrıs sorununun çözümüne yol açmasın dileyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hedeflerinin 2008 yılında bir çözüme ulaşılması olduğunu yineledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun, hakkında çok araştırma yapılmış, her yönü bilinen bir sorun olduğunu hatırlatarak, şöyle dedi:

"Bu sorunu kısa zamanda çözmek mümkündür diye düşünüyoruz. Bunun için elimizden gelen her gayreti ortaya koyuyoruz. Türkiye'nin desteğiyle çözüm için bütün iyi niyetimizle masada olacağız. Kıbrıs sorununu müzakereler yoluyla çözüme ulaştırıp, iki kurucu devlete, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliğine dayalı yeni bir ortaklık devleti hedefimizdir. Bunun için çok çalışacağız Ancak tabi ki Kıbrıs Türkü, kazanılmış ve tescil edilmiş haklarını sonuna kadar koruyacaktır."

Türkiye'nin desteğine yeniden teşekkür eden Cumhurbaşkanı Talat, bunun hem güven kaynağı, hem de en önemli ihtiyaçları olduğunu belirtti.

"Türkiye'nin garantörlüğü Kıbrıslı Türkler açısından vazgeçilmez ve hayati"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin garantörlüğünün Kıbrıslı Türkler açısından vazgeçilmez ve hayati olduğunu söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "kurallara aykırı olarak bazı şeyleri cebine koyduğunu" belirten Talat, ancak müzakerelerin masada ve yüz yüze olacağını vurguladı. Talat, Hristofyas'ı basın yoluyla değil, yüz yüze görüşmeye çağırdı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül de, Kıbrıs meselesinin Kıbrıslı Türkler açısından çok daha haklı ve meşru olduğunu anlatarak, Türkiye'nin adada yeni problemler çıkmasını istemediği için garantörlükte ısrar ettiğini kaydetti. Gül, 3 Eylül'de başlayacak müzakere sürecinde, Cumhurbaşkanı Talat'ın ısrarlı, samimi ve yapıcı tavrının rolüne de işaret etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara'daki görüşmelerinin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Kafkaslar'daki gelişmeler nasıl etkiler

Cumhurbaşkanı Talat, "Güney Osetya ve Abhazya'nın Rusya tarafından tanınmasının Kıbrıs'ı nasıl etkileyeceği" sorusunu yanıtlarken, Kıbrıslı Türklerin birden çok standartla karşılaştığını ve uzun yıllardır haksızlıklarla ve sorunlarla yaşadığını anlattı.

Bu gelişmelerin Kıbrıs'a etkisi olacağını kaydeden Talat, ancak bu etkinin ne yönde olacağını kestiremediğini belirtti.

"Müzakere ve pazarlık masada olacak"

Bir soru üzerine Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın görüşme unsuru olan konulardaki demeçlerini "Son derece yanlış ve görüşme sürecini torpilleyen davranışlar" diye niteleyen Talat, müzakere ve pazarlığın masada olacağını vurguladı.

Talat, "basın yoluyla bir şeyleri önceden kotarıp cebine koyup avantajlı durumda olarak yola başlama taktiğinin" görüşme sürecine zarar vereceğine işaret etti ve Hristofyas'ı basın yoluyla değil, yüz yüze görüşmeye davet etti.

"Türkiye'nin garantörlüğü vazgeçilmezdir"

Resmi tutumlarının Garanti ve İttifak Anlaşmalarının değişmeden korunması ve yeni düzeni garanti etmesi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk halkı açısından Türkiye'nin garantörlüğü vazgeçilmez ve hayatidir" diye konuştu.

"Hristofyas cebine bir şeyler koydu. Çıkarması, eksiltmesi gerekecek. Geçmişte de böyle oldu, sabırlar tükendi, masadan anlaşma olmadan ayrıldılar. Siz o sabrı gösterebilecek misiniz? Hristofyas'ın cebindekileri masaya dökmesinden sonra onlardan almak için göstereceğiniz sabır, görüşmelerin sonuna kadar yetecek mi, geçmişe benzemeyecek mi..." sorusuna karşılık da Talat, şunları dile getirdi:

"Ben cebine koyduğunu gördüm. Onları oradan kurallara aykırı olarak alıp koydu. O halde onlar masadadır, cebinde kabul etmeyin. Müzakere yüz yüze olacaktır. Masada olacaktır ve eğer bir çözüme varabileceksek, bunu müzakerelerle gerçekleştireceğiz. Alıp kaçarak, cebine koyup göstermeden bir yerlere giderek bu iş olmaz."

Gül: Kıbrıs meselesi Kıbrıslı Türkler açısından daha haklı ve meşru

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Güney Osetya ve Abhazya'nın tanınmasının Kıbrıs'a etkileri konusundaki görüşlerini dile getirirken, Kıbrıs meselesinin kendine özgü, daha pozitif ve avantajlı yanları bulunan bir sorun olduğunu, soğuk savaş neticesi doğmadığını söyledi.

Gül, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ortak kurduğunu, ortaklık işlemediği için problemler çıktığını ve ayrılığın da bundan kaynaklandığını kaydederek, BM'de uzun yıllardır müzakerelerin sürdüğünü, bir hukuk ve müktesebat oluştuğunu, son olarak da her iki tarafın iradesiyle referandumlar yapıldığını anlattı.

Abdullah Gül, tüm bunlar dikkate alındığında Kıbrıs meselesinin Kıbrıs Türkleri açısından çok daha haklı ve meşru bir mesele olduğunun görüleceğini vurguladı.

Gül, bir başka soruyu yanıtlarken, Dışişleri Bakanı iken de şimdi de Kıbrıs meselesinin en önemli zamanını alan konu olduğunu söyledi ve Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra ilk ziyareti de KKTC'ye yaptığını hatırlattı.

"Müzakereler Talat'ın yapıcı tavrıyla başlıyor"

Türkiye'nin de Kıbrıs Türklerinin de iyi niyetli olduğunu vurgulayan Abdullah Gül, "Eğer bu müzakere başlıyorsa bu Sayın Cumhurbaşkanı Talat'ın ısrarlı, samimi ve yapıcı tavırlarıyla başlamıştır. Bunu başta BM olmak üzere bütün dünya biliyor. Samimi ve ısrarcı olunmasaydı, bu süreç bu noktaya gelinmezdi" diye konuştu.

Gül şöyle devam etti:

"Müzakereler başladıktan sonra çok ciddi ve önemli meseleler ele alınacaktır. Bundan önce nasıl alındıysa... Muhakkak ki herkesin ilkesi vardır. Burada adil, hakçı olmak önemlidir ve yeni kurulacak düzenin çalışabilir olması önemlidir. Devam edebilir olması, eski meselelerin ortaya çıkmaması, buna fırsat vermemek önemlidir. Bütün bunlar için de adanın gerçeğinin dikkate alınması gerekmektedir. Adanın gerçeklerinin ne olduğu da gayet açıktır, bellidir. İlkeler ve tutumumuzun altını çizdim. Bunların müzakerelerde en iyi şekilde götürüleceğinden eminim."

"Garantörlüğün devamından yanayız"

Gül, adada yeni problemlerin çıkmaması için Türkiye'nin garantörlüğünün devamında ısrarlı olduklarını ve bunun doğru olduğu kanaati taşıdıklarını da belirterek, Yunanistan'ın da garantör olduğuna işaret etti.

"Biz gerçekten barıştan, işbirliğinden yanayız. Bu işbirliğinin Doğu Akdeniz'de çok daha geliştirilmesinden yanayız" diyen Gül, iyi niyet ve yapıcılığın sadece kendilerinden beklenmemesini istedi. Türklerin ne kadar iyi niyetli olduğunu referandumda gösterdiğini, referandumun dünyadaki yanlış inanışları, Türkiye ve Kıbrıslı Türklere karşı suçlamaların ne kadar yanlış olduğunu ortaya çıkardığını kaydeden Abdullah Gül, bunları dikkate alarak hareket etmek gerektiğini söyledi.

KIBRIS 29/08/08

 

 

TC Büyükelçiliği'nden "bilgi notu":Kur'an kursları, TC Başbakanlık

İSTANBUL, İZMİR, BURSA... Açıklamada, ailelerinin talebiyle 115 erkek öğrencinin İstanbul, 25 erkek öğrencinin İzmir, 60 kız öğrencinin de Bursa İl Müftülükleri'nce düzenlenen Kur'an kurslarına katıldığı belirtildi. Kurslara katılan öğrencilerden 25'inin kendi isteği, ailelerinin talebi, sağlık nedenleri ve kolej sınavına katılma gibi nedenlerle kurs tarihinin sona ermesinden önce KKTC ye döndüğü kaydedildi

Sevgi YALMAN

Bazı imamların öncülüğünde başlatılan kampanya sonucu yaşları 11 ile 16 arasında değişen KKTC uyruklu 400 kadar öğrencinin hem tatil yapmak, hem de dinini öğrenmek üzere Türkiye'ye gönderilmesiyle ilgili TC Lefkoşa Büyükelçiliği'nden 'bilgi notu' adı altında açıklama geldi.

Açıklamada, Kur'an kurslarının, TC Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlendiği ve KKTC'li toplam 200 öğrencinin 23 Haziran-22 Ağustos 2008 tarihleri arasında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur'an kurslarında eğitim gördüğü belirtildi.

TC Büyükelçiliği Basın Müşavirliği'nden, Gazimağusa büromuza yapılan yazılı açıklamada, ailelerin talebiyle 115 erkek öğrencinin İstanbul, 25 erkek öğrencinin İzmir ve 60 kız öğrencinin de Bursa İl Müftülükleri'nce düzenlenen Kur'an kurslarına katıldığı ifade edildi.

Aynı açıklamada, kurslara katılan 200 öğrenciden 25'inin, kendi istekleri, ailelerinin talebi, sağlık nedenleri ve kolej sınavına katılma gibi nedenlerle kurs tarihinin sona ermesinden önce KKTC'ye döndüğü kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, Türkiye'ye gönderilen öğrencilerin masraflarının da Türkiye Diyanet Vakfı'nca karşılandığı bildirildi.

Açıklamanın tam metni

'TC Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kursları programına katılan KKTC'li öğrencilere ilişkin bilgi notu' başlıklı açıklama aynen şöyle:

"KKTC'li toplam 200 öğrencinin 23 Haziran-22 Ağustos 2008 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur'an kurslarında eğitim görmeleri amacıyla gerçekleştirilen organizasyon kapsamında;

-Aileleri tarafından söz konusu kurslara katılmaları için dilekçeyle talepte bulunulan 115 erkek öğrenci İstanbul, 25 erkek öğrenci İzmir, 60 kız öğrenci ise Bursa İl Müftülükleri tarafından düzenlenen Kur'an kurslarına katılmak üzere anılan tarihlerde Türkiye'ye gönderilmişlerdir.

-Türkiye'ye gönderilen öğrencilerin masrafları Türkiye Diyanet Vakfınca karşılanmıştır.

- Kurslara katılan 200 öğrencinin toplam 25'i kendi istekleri, ailelerinin talebi, sağlık nedenleri, kolej sınavına katılmak gibi nedenlerle, kurs tarihinin sona ermesinden önce KKTC'ye dönmüştür.

-Kurslara katılmak üzere Türkiye'ye gönderilen öğrencilerin tamamının aileleri, Türkiye'de gerçekleştirilecek Kur'an kursları ve gezi programı hakkında önceden bilgilendirilmiştir".

KIBRIS 29/08/08

 

Confusion over ID card travel
By Leo Leonidou

ONLY Cypriots are permitted to travel using a Cypriot ID card, the Director of the Civil Registry and Migration Department clarified yesterday.

Anny Shakalli was responding after a woman contacted the Mail saying she had been detained at Larnaca Airport by the authorities.

Madeleine Papadaki lost out on her holidays as well as €600 when she was stopped, along with her two daughters, by immigration officers at Larnaca Airport last Sunday.

“We were prevented from flying out of Cyprus because we were Brits travelling on Cypriot ID cards,” she explained. “The girls’ passports had expired.”

According to Papadaki, the family was cleared by Aegean Airlines to go through, before being stopped and having their luggage removed from the flight to Athens.

“I heard that the regulations were changed by the Interior Ministry, with only Cypriots or those with dual Cypriot nationality now permitted to travel on Cypriot ID cards,” she said.

“The authorities didn’t even bother to inform people about the changes though. If a Cypriot ID card is not valid enough to travel with, one would wonder what the use of it is anyway. If they don’t recognise their own cards, it’s like saying they don’t trust their own processes for verification of identity.”

Papadaki explained that the outgoing tickets were flexible, meaning she can get a refund, but that she will lose out on around €600 on the return tickets.

“I wasn’t treated badly by Immigration but they didn’t seem to care what happened to us and were doing their job.

“They told us that the Greek Immigration Service would have stopped us from entering the country even though we have dual British/Greek nationality, but somebody at Aegean informed us that there would have been a problem on our return to Cyprus,” she said. “There was a lot of confusion, with different people all having varying opinions on the matter.

“While most of the country has been on holiday recently, mine, courtesy of this situation, is being spent at home with a pile of DVDs.”

Responding, Shakalli explained that the law has been in place since Cyprus’ EU accession.

“Yes, there has been some confusion, as we were allowing foreign nationals to leave using ID cards stating that they were third country nationals and this created visa problems,” she said.

“Even an ID card showing dual Cypriot nationality can pose a problem at the airports as this form of card was not sent to the EU as a travel document specimen.”

According to the Director, “instructions have been given to the relevant authorities, while the Interior Ministry is in the process of preparing a clear public announcement on the matter.”

CYPRUS MAIL 29/08/2008

 

 

Talat aims for solution this year

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday he hoped a solution to the division of Cyprus could be found by the end of the year.

"We aim to solve the Cyprus problem within 2008. We think that a solution is possible in this short time frame. We will be at the table with all our good will," Talat told a news conference in Ankara ahead of peace talks on the island next week.

Talat and President Demetris Christofias are to launch comprehensive reunification talks on September 3 after decades of separation, raising hopes of ending a deadlock that has been harming Turkey's ambition to join the European Union.

Talat was speaking after talks with Turkish President Abdullah Gul.

CYPRUS MAIL 29/08/2008

 

 

Government in a tight corner over refugee land case
By Stefanos Evripidou

THE GOVERNMENT could find itself turning from ‘victim’ to ‘aggressor’ in the Council of Europe next month over a controversial land swap between a Greek Cypriot and a Turkish Cypriot.

Last April, the European Court of Human Rights (ECHR) endorsed a friendly settlement between Greek Cypriot refugee Mike Tymvios and Turkey. The deal entailed a $1 million pay out to Tymvios by Turkey and a land swap.

Tymvios agreed to exchange 51 plots of land in the north with a large tract in Larnaca owned by a Turkish Cypriot, but under the guardianship of the Cyprus government since 1974.

According to yesterday’s Politis, Tymvios went to the Larnaca land registry office with the Turkish Cypriot owner of the land to carry out a legal swap but was unable to push it through.

The issue is complicated in more ways than one, since the Larnaca property in question contains two schools, residential homes and businesses.

If the government goes ahead and transfers ownership to Tymvios, the state would then probably be forced to requisition the land through a compulsory acquisition.

If the authorities refuse to do the paperwork, the government may be liable for not enforcing the settlement between Tymvios and Turkey as endorsed by the ECHR.

What happens next could have significant implications for the Guardianship of Turkish Cypriot properties in the south, as well as political and legal implications for the government and future Greek Cypriot cases against Turkey.

The Committee of Ministers, responsible for supervising ECHR judgments, will meet next month between September 16 and 18. It remains to be seen whether the alleged refusal to approve Tymvios’ land swap will be raised during the meeting.

Government spokesman Stefanos Stefanou yesterday refused to be drawn on the controversial issue.

“It’s a matter for the Legal Service to handle. We don’t know if the issue will be raised in September. The government won’t comment on speculation,” he said.

When the ECHR endorsed the friendly settlement last April, Stefanou had highlighted that the court was not the place to solve the Cyprus problem.

“The Cyprus problem is primarily a political problem, a problem of invasion and occupation, with aspects relating to property, and it cannot be solved comprehensively through the courts,” he said.

The spokesman maintained this was always the view of AKEL, the party now in government.

According to a legal source, if Cyprus refuses to enact the transfer, the Turkish government could turn around and say in the Committee of Ministers, ‘we did what we could’. The Cyprus government would then have to answer to that.

“There are two routes this case could go. Tymvios could start a new case against the Republic in the domestic courts, challenging the legality of the Guardian law. This will take a long time. Or it could go the political route where the matter could be raised by Turkey in the Committee of Ministers, which could issue a resolution,” said the source.

“It’s a bizarre situation where a Greek Cypriot brought an action against Turkey and they settled for an exchange of property. And now, Turkey will be promoting the position of the Greek Cypriot in the Committee of Ministers because the Cyprus government has not given effect to the settlement,” said the source.

He noted that the issue was very complicated, opening a new legal area in the Cyprus problem.

“We are entering unchartered territory. No one knows what to do. On the one hand, we have a judgment against Turkey. On the other hand, Cyprus also has to transfer land as part of that judgment. There’s an overlap, creating confusion.”

The case has the potential of turning the tables on the Cyprus government, which so far has been on the winning side of judgments regarding Greek Cypriot refugees and their rights to property occupied by Turkey.

CYPRUS MAIL 29/08/2008

 

 

EU urges Cyprus to step up immigration controls on the Green Line
By (Maria-Christina Doulami

THE European Commission has criticised Cyprus for not implementing stricter control at the Green Line crossing points and for not restricting the crossing of illegal immigrants into the Republic.

The annual Green Line Report issued by the European Commission reveals that the “the number of third country nationals crossing the Line illegally remains an area of serious concern”. In fact, according to data submitted by authorities of the Republic of Cyprus, in the period May 2007 to April 2008 “the total number of detected (or apprehended) illegal immigrants more than doubled (increase from 2,919 to 5,844), reaching the highest level ever”.

“CYPOL reported that out of these, 5,710 illegal immigrants entered the government controlled areas across the Line, whereas 128 entered via the Sovereign Base Area and only six directly into the government-controlled areas”. In addition, CYPOL reported that the main countries of origin of the illegal immigrants were Syria (37 per cent), West Bank (16 per cent) and Iran (9 per cent).

A large number of third country nationals illegally entering later apply for asylum (3,470 out of 5,844).

The report also mentions that “according to the Republic of Cyprus authorities, the part of the Line most vulnerable to illegal migration is in the Sovereign Base Area”, with 128 illegal immigrants reported to have been intercepted by the SBA police.

The Commission also noted the fact that “the Republic of Cyprus remained reluctant to take any measure which possibly could lead to the Line taking on the appearance of an external border. No exchange of information with the Turkish Cypriot community took place”.

The Commission further expressed its opinion on the “worryingly high numbers of illegal immigrants” by saying that “the surveillance of the Line between the crossing points conducted by the Republic of Cyprus…and by the Sovereign Base Area Administration…needs substantial strengthening”.

“The Commission recommends that in particular the authorities of the Republic of Cyprus take concrete steps without delay in order to comply with their obligation as regards the surveillance of the Line as defined in the Green Line Regulation also in view of the future participation of Cyprus in the Schengen area.”

The report continues, “while the Green Line does not constitute an external border, the surveillance obligations of the Republic of Cyprus on the government-controlled side of the Line should be met effectively while at the same time minimising any hindrance to contacts between the two Communities.”

Responding, Foreign Minister Marcos Kyprianou said that “we are not talking about a border, but about a dividing line, a cease-fire line. All of the Cyprus Republic is a single country, part of the EU. There are these specific conditions that require a particular approach.”

He said Cyprus was “taking all necessary measures to impede illegal immigration, but one can say that the main responsibility lies with Turkey, which not only encourages by giving the so-called visas for the pseudostate, but also allows (not to say promotes) this illegal migration”.

“We expected the European Union to turn its attention to this direction as well,” he concluded.

THE GREEN Line report showed that trade between the two communities had increased by almost a third in the 12 months from May 2007, compared to the corresponding period the previous year. However, the number of people crossing the Green Line was down, despite the opening of a new crossing on Ledra Street in Nicosia.

According to the reports provided by the Republic of Cyprus, the total trade value of goods which actually crossed the Line increased by almost a third to €4,473,408, compared to € 3,380,805 in the previous reporting period. Trade in potatoes accounted for almost 30 per cent of the overall trade value and is the main component of the increase in Green Line trade.

Trade in the other direction was less than a quarter of the value, reaching just €1,015,340 in the reporting period, compared to € 1,027,688 in the previous one.

In terms of people crossing the line, 633,163 Greek Cypriots crossed from the

government-controlled areas to the northern part of Cyprus (down from 788,823) and 1,162,739 Turkish Cypriots came in the other direction (down from 788,823).

The report said that more than 106,500 people (amongst these more than 41,000 other EU citizens and third country nationals) used the Ledra Streeet crossing from the day it opened on April 3 this year, until the end of the month

CYPRUS MAIL 29/08/08

 

Rumlardan iki kurucu devlet ifadesine tepki

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türk tarafının, yeni kurulacak yapının iki kurucu devlete dayanması gerektiği yönündeki ifadesine tepki gösterdi.

NTV

Güncelleme: 21:33 TSİ 29 Ağustos 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum yönetimi sözcüsü, Cumhurbaşkanı Talat’ın, Ankara’da Cumhurbaşkanı Gül’le düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamaların kabul edilemeyeceğini belirtti. Sözcü, “Kıbrıs’ta iki kurucu devlete, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliğine dayanan” tezlerin, çözüm sürecine katkı sağlamayacağını iddia etti.

 

Rum sözcü, “ada’da uluslararası alanda tanınmış tek bir Kıbrıs cumhuriyeti devletiyle Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarından oluşan tek bir halk, Kıbrıs halkı vardır” dedi.

Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın temsilcisi Yakovu ise Cumhurbaşkanı Talat’ın temsilcisi Özdil Nami ile yaptığı toplantıyı yarıda kesti.

Yakovu’nun gerekçesi, Rumların ayin yapmak için henüz açılmayan bir kapıdan Kuzey Kıbrıs’a geçmesine izin verilmemesiydi.

 

 

Yılmaz Güney filmleri artık bakanlık arşivinde

 

30/08/2008 RADIKAL

Kültür Bakanlığı’nın 6 bin 700 filmlik arşivinde hiçbir Yılmaz Güney filmi yok haberleri üzerine Bakanlık harekete geçti. Güney’in 11 filmi ve 3 belgeseli artık bakanlık arşivindeki yerini alacak

ANKARA - Kültür ve Turizm Bakanlığı, arşivinin önemli eksik parçalarından birini tamamlıyor. Sinemanın "Çirkin Kral"ı Yılmaz Güney’in "Umut", "Sürü" ve "Duvar" gibi 11 başyapıtı ile 3 belgeseli, arşivdeki yerini alacak.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünün Türk sinema tarihine ışık tutan arşivi, Yılmaz Güney’in filmleriyle daha da zenginleşecek. Yeşilçam klişelerini sarsarak, başarılı yönetmenliğiyle sinemada kilometre taşlarından olan "Çirkin Kral" Yılmaz Güney’in 11 uzun metrajlı filmi ile 3 belgeseli, bakanlık arşivindeki yaklaşık 6 bin 700 sinema filminin yanında yerini alacak.
Bakanlığın Güney’in eşi Fatoş Güney’le görüştüğü, filmlerin kopyalarının Fatoş Güney tarafından verileceği bildirildi. Bu filmler şöyle:
-1979 Locarno Film Festivali-Altın Leopar, 1979 Antwerp Film Festivali Büyük Ödülü, 1979 Berlin Film Festivali-Uluslararası Protestan Film Jürisi Ödülü, Katolik Film Organizasyonu Ödülü, 1979 SİYAD Ödülleri, 1980 Londra Film Festivali BFI Ödülü, 1980 Valencia Film Festivali Büyük Ödülü ve 1980 Belçika Film Festivali Büyük Ödülü alan "Sürü",
-2. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde en iyi yönetmen, senaryo erkek oyuncu ödülü ile Grenoble Film Şenliği Şeçiciler Kurul Özel Ödülü’nü hak eden "Umut" -1975 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü alan "Endişe", -Uluslararası 30. Berlin Film Şenliği’nde En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen "Düşman", -1971 Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi 3. Film olan "Ağıt", -1975 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin En İyi 3. Filmi "Zavallılar", -1975 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi 2. Film seçilen "Arkadaş",
-1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü alan "Yol". Bunun yanında, "Duvar", "Seyithan" ve "Aç Kurtlar" da arşive kazandırılan filmler arasında bulunuyor.
Filmler, alt yazı hazırlanarak çeşitli ulusal ve uluslararası festivallere gönderilecek ve buralarda Türkiye’yi temsil edecek.

104 FİLMİ KAYIP...
Fatoş Güney, Yılmaz Güney’in baş rolünü oynadığı 104 filmin kayıp olduğuna dikkati çekti.
Güney, "Biz ancak 11 tanesinin negatiflerini bizimle birlikte yurt dışına çıkarabilmiştik. Onun için sadece onlar hayatta kalabildi. Diğerleri, biliyorsunuz 12 Eylül döneminde toplattırıldı ve yok edildi. Bugüne kadar da bunun hesabını kimse ne sordu ne verebildi" dedi.
Bakanlığın, Güney’in elde kalan filmlerini arşivine istemesini çok olumlu karşıladığını belirten Güney, şöyle devam etti: "Kültür ve Turizm Bakanlığının arşivinde Yılmaz Güney filmlerinin olduğunu sanmıyorum. Ancak bir kaç tane kopya vardır kendilerinde. Çünkü, bir kaç tane canını kurtardığımızın kopyasını Fikri Sağlar döneminde oraya vermiştik. Onun dışında hiçbir dönemde, hiçbir kültür bakanlığından bir yardım, destek ya da istek görmedik. Kopyalar da zamanla yıpranıp yok olmaya mahkum. Onun için de bu girişimi çok olumlu karşılıyorum. Bundan sonra Kültür Bakanlığının bünyesinde Yılmaz Güney’in son döneminde, yani 1968’den bu yana çektiği ’Seyithan’, ’Aç Kurtlar’ ve ’Umut’la başlayarak devam eden 11 tane filminin kopyası bulunacak. Bu, sevindirici oldu. Çünkü Türkiye sinema tarihi Yılmaz Güney’le anılır, onun çok önemli, ayrıcalıklı bir yeri vardır. Özellikle bazı (Umut), (Sürü) gibi filmleri dünya sinema tarihine geçmiştir."

"DÜNYADAKİ FESTİVALLER TALEP EDİYOR"
Fatoş Güney, eşi Yılmaz Güney’in filmlerine hala dünya festivallerinden talep geldiğini belirterek, bakanlığın filmleri yurt içi ve yurt dışı festivallere göndermesinin önemine de değindi.
Güney, "Öyle sanıyorum ki yurt dışından talepler oluyordur. Çünkü yurt dışındaki çeşitli festivaller çoğu zaman Kültür bakanlıklarıyla ilişki kurarlar ve bazı filmler talep ederler, bu filmlerin başında da Yılmaz Güney filmleri gelmektedir. O yüzden de böyle bir talep olmuş olabilir" dedi.
Tüm ülkelerde gerçek sinemaseverlerin O’nu tanıdığını ifade eden Güney, "Gerçek bir sinemaseverle kıtaların öbür ucunda da karşılaşırsanız Yılmaz Güney’i bilir. Zaten o dönem içinde en çok ödüle sahip kişiydi. Şimdi bakıyorum sürekli Venedik Festivalinden söz ediliyor, bizde o aslandan bir tane var "Sürü" filmiyle" diye konuştu.
Güney, "kurtarabildikleri" filmlerinin topluma kazandırılmasında kimsenin kendilerine destek olmadığından da yakınarak, şunları kaydetti:
"Bir takım faaliyetlerde bulunuyorduk fakat elimizde kopya yoktu. Negatifler tamire muhtaçtı ve bu konuda hiçbir destek alamamıştık hiç bir yerden. Ne bir sponsorluk ne bir bakanlık, bunlar gerçekten çok maliyetli işler. Ama biz vakıf olarak 11 filmin negatifini Londra’daki National Film Archive’de iki yılda restore ettirdik.
Artık, bu negatiflerden kopya basılabilir duruma geldi. Bu kopyalardan bakanlığa gönderiyoruz. Ayrıca, bundan sonra hem kendi vakfımız hem de belediyelerin yardımıyla bu filmleri daha geniş kitlelere zaman zaman gösterme olanağını bulmuş olacağız."(aa)

 

 

37 Rum'a tazminat verildi

BAŞVURU SAYISI 353'E YÜKSELDİ... Taşınmaz Mal Komisyonu'na dün itibarıyla başvuru yapan Rumların sayısı 353'e ulaştığı açıklandı. Komisyon, bu başvurulardan 43'ünü sonuçlandırdı, geri kalan ise görüşülmeyi bekliyor. Çoğunluğu karşılıklı anlaşmaya bağlı olarak karara bağlanan 43 dosyadan 37'si için tazminat kararı alındı

BİR RUM KUZEYDEKİ MALINI SATIYOR... Kuzey'deki malı satacak Rum ile satın alacak Kıbrıslı Türk anlaşarak Komisyon'a başvuruda bulundu. Komisyon'un bu konudaki işlemleri tamamlamasının ardından devir işlemleri ilgili yasa uyarınca KKTC Tapu Dairesi'nde yapılacak

Kuzey'de kalan eski malları için Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunan Rumların sayısı 353'e ulaştı. Bu başvurulardan 43'ünü sonuçlandıran Komisyon, 37 dosya için tazminat kararı aldı. Tazminatın ödenmesiyle 37 taşınmaz mal üzerindeki mülkiyet hakkı da ortadan kalkmış oldu.

Öte yandan, Rumlara Kuzey'de kalan eski mallarını tasarruf sahibi Türk'e satma hakkı veren yasa uyarınca Taşınmaz Mal Komisyonu'na ilk başvuru da yapıldı.

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, Taşınmaz Mal Komisyonu'na dün itibarıyla başvuru yapan Rumların sayısı 353.

Anayasa altında yapılan mülkiyet yasası uyarınca mahkeme statüsüyle çalışan Taşınmaz Mal Komisyonu, bu başvurulardan 43'ünü sonuçlandırdı, geri kalan ise görüşülmeyi bekliyor.

Çoğunluğu karşılıklı anlaşmaya bağlı olarak karara bağlanan 43 dosyadan 37'si için tazminat kararı alındı. Rumların çoğunluğunun başvuru yaparken tazminat talebinde bulunduğunu dikkate alan Komisyon, 37 ayrı taşınmaz için tazminat ödedi. Böylece tazminatlarını alan Rumların ilgili taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakları da ortadan kalkmış oldu.

Mahkeme statüsüyle gizlilik prensibiyle çalışan Komisyon, 37 taşınmaza ödenen tazminat miktarı hakkında ise bilgi vermiyor.

İade ve takaslar

Komisyon'da karara bağlanan 43 dosyadan geri kalanlar için ise takas ve iade kararı alındı.

Komisyon, 1'i çözümden sonra olmak üzere 4 dosya için iade kararı alırken, 2'si için de takas kararı verilmişti. Komisyon'un faaliyete geçtiği günlerden bugüne iade ve takas kararları bu sayıyla sınırlı kalırken, başvuru yapan Rumların çoğunluğunun bu yönde talepte bulunmadıkları öğrenildi.

Takas kararlarının her ikisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'e başvuran Mike Timvios'a ait. Komisyon'un bu kararının Timvios davası çerçevesinde AİHM tarafından da onaylanmasıyla, takas kararı bir ilk olarak kayıtlara geçmiş, Komisyon da "iç hukuk" yolu olarak AİHM tarafından onaylanmıştı.

Bir ilk daha, Kuzey'deki malını satıyor

Bu arada, Rumlara Kuzey'deki eski mallarını satma olanağı veren yasa uyarınca ilk başvuru da Komisyon'un gündemine geldi.

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, Kuzey'deki malı satacak Rum ile satın alacak Kıbrıslı Türk anlaşarak Komisyon'a başvuruda bulundu. Komisyon'un bu konudaki işlemleri tamamlamasının ardından devir işlemleri ilgili yasa uyarınca KKTC Tapu Dairesi'nde yapılacak.

Anayasa altında bu yılın başlarında çıkarılan ilgili yasa uyarınca, tapusu olmayan, tahsis veya kira yöntemiyle tasarruf edilen eski Rum malları, tarafların anlaşmasıyla mal sahibi tarafından tasarruf edene satılabiliyor.

İlgili yasa uyarınca söz konusu taşınmaz, kayıtlı olduğu ilçenin tapu dairesinde devir işlemine tabi tutuluyor.

Yasa ne öngörüyor

Taşınmaz Mal Komisyonu, uzun tartışmalarına ardından 19 Aralık 2005'te yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasası uyarınca oluşturulmuştu. Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey'de kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.

İlgili yasa uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.

Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.

Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminatı alan Rum'un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.

Komisyon Erkmen başkanlığında

Yasa uyarınca toplam 7 kişilik Taşınmaz Mal Komisyonu, Sümer Erkmen başkanlığında Lefkoşa'da Mahkemeler karşısındaki binada faaliyet gösteriyor. Taşınmaz Mal Komisyonu'nda Güngör Günkan Başkan Yardımcısı, Ayfer Erkmen ve Romans Mapolar da üye olarak görev yapıyor. Hans Cristian Kruger ve Daniel Jarschys isminde iki de yabancı üyesi bulunan Komisyon'da, bir üyelik ise boş bulunuyor.

KIBRIS 30/08/08

 


Talat: Müzakere sürecinin başarıya ulaşacağına samimiyetle inanıyorum

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3 Eylül'de başlayacak kapsamlı görüşmelerde tarafların iyi niyetli olması durumunda çözüme erken bir zamanda ulaşılabileceğini söyledi.

Lefkoşa'daki AB Destek Ofisi, Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Euro'luk Mali Yardım Programı çerçevesinde yer alan Avrupa Birliği Burs Programı kapsamında AB üye ülkelerinde eğitim görmek için burs alan 122 öğrenci, öğretmen ve mezunlara yönelik bir resepsiyon düzenledi.

Lefkoşa Surlar İçerisinde bulunan AB Destek Ofisi'nde düzenlenen resepsiyona Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ve AB Destek Program Ekibinin Başı Alain Botherel de katıldı.

Cumhurbaşkanı Talat resepsiyonda yaptığı konuşmasında, Kıbrıs sorunu üzerinde birçok diplomatik çalışmalar yapıldığını, BM'nin konu halkında engin bir bilgi sahip olduğunu ve konunun birçok yönü ile iyi bilindiğine işaret ederek "Karşılıklı iyi niyet ortaya koyabilirsek Kıbrıs sorununu kısa sürede çözmemiz mümkün olacaktır... Başlatacağımız müzakere sürecinin başarıya ulaşabileceğine samimiyetle inanıyorum" dedi.

2007-2008 öğretim yılı için açılan burs programında daha az öğrenciye burs verilmesinden dolayı üzüntü duyduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, geçen yıl burs programının daha yaygın bir şekilde tanıtılması gerektiğini ifade ettiğini hatırlatarak, bugün bu sayının geçen dönem verilen burs sayısının kat kat üzerinde olmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Yetişmiş insan gücüne ihtiyacımız var

Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum halkı ile AB bağlamında eşitlenebilmesi için yetişmiş insan gücüne ihtiyacı olduğunu belirterek burs programının önemine vurgu yapan Talat, AB ve dünyayla ilişkilerin sınırlı olması nedeniyle yetişmiş insan gücüne olan ihtiyacın bugün görülemeyebileceğini, ancak yarın engeller kalktığı zaman uluslararası ilişkileri yürütecek, AB sistemini anlayacak, AB müktesebatsını uygulayabilecek insan gücüne olan ihtiyacın ortaya çıkacağını söyledi.

Şu anda sunulan fırsatın, AB ülkelerinde uygulanan öğrenci değişim programlarında bulunamayabileceğini de kaydeden Talat, "Kendinizi geliştirebilmek için bu fırsattan yararlanın. Böyle fırsatlar her zaman ele geçmez" dedi. Burada mali yükün AB tarafından karşılandığına işaret eden Talat, öğrenci değişim programlarında bazen harcamaların öğrenci ve ailelere bırakıldığını kaydetti.

Burslar önemli bir fırsat

2004'te sunulan çözüm planı kabul edilmiş olsaydı Kıbrıs Türk üniversitelerinin sadece AB üniversitesi olmakla kalmayacak aynı zamanda Erasmus ve Sokrates programlarında da yer almış olacağını anlatan Talat, şimdi KKTC üniversitelerinin üniversiteler arası uyumu sağlayan Bologna sürecinin dışında bırakıldığını, ancak Avrupa Komisyonu'nun verdiği burslarla Kıbrıslı Türk öğrenci, öğretmen ve mezunlarının AB üniversitelerinden yararlanma fırsatı sunduğunu ifade etti. Talat "Bu gerçekten önemli bir olanaktır" dedi.

2009-2010 eğitim dönemini de kapsayacak olan Avrupa Birliği Burs Programı'nın sona erecek olmasından duyduğu üzüntüyü dile getiren Talat, demokraside çareler tükenmediği gibi AB'de de çarelerin tükenmeyeceğini beklediğini kaydetti. Talat, "Umarım, başlattığımız yeni süreç Kıbrıs sorununun çözümüne yol açar ve artık bundan böyle -küçümsemek anlamında söylemiyorum ama- palyatif olan bu türden önemlere ihtiyaç duymayız" dedi.

Alain Botherel

AB Destek Program Ekibinin Başı Alain Botherel resepsiyonda yaptığı konuşmada, 2007-2008 eğitim yılı için toplam 30 burs verildiğini hatırlatarak, bu yıl önemli bir gelişme kaydederek 122 kişiye burs verdiklerini söyledi.

Botherel, "Bu burslar sadece teknik açıdan gelişmenize olanak sağlamayacaktır, farklı yaşam şekillerini görme olanağı da sunacaktır. Bu eğitiminiz kadar önemlidir. Size yeni bakış açıları kazandıracaktır" dedi.

2008-2009 eğitim yılı için 16 lisans öğrencisine, 83 üniversite mezununa ve 23 öğretmen veya öğretim elemanına istenilen AB üye ülkesindeki bir üniversitede bir yıllık eğitim için burs verildiğini anlatan Botherel, AB ülkelerinde öğrenim görmenin burs kazananlar için "yeni bir hayat" anlama geldiğini ifade etti.

Bu yılki burs programı için 200 başvuru yapıldığını ve 145 burs için bütçe ayrıldığını ifade eden Alain Botherel, başvuruların Kıbrıs Türk toplumunda ihtiyaç duyulan alanlar göze alınarak değerlendirildiğini kaydetti. Kıbrıs Türk toplumunda en çok ihtiyaç duyulan eğitimin AB konuları, özelde ise AB yasaları olduğunun tespit edildiğini anlatan Botherel, 7 öğrencinin AB yasaları, 8'inin AB Konuları ve 7'sinin de uluslararası ilişkiler üzerinde eğitim alacak olmasından dolayı memnuniyet duyulduğunu kaydetti.

Kariyerleri hakkında karar vermeleri açısından değerli bir tecrübe olacağından programa başvuranlar arasında daha çok lisans öğrencisi görmek istediklerini belirten Botherel, "Üniversite mezunlarına göre üniversite öğrencilerinin daha çok teşvike ihtiyaç duyduğunu görüyoruz" dedi.

Bu yıl burs kazananların tercihlerinde de genişleme olduğunu kaydeden Botherel, büyük bir çoğunluğunun yine İngiltere'ye gideceğini, ancak bu yıl Hollanda, Fransa, Finlandiya, Belçika, Almanya, İtaya, İspanya, Macaristan ve Estonya'yı tercih edenler de bulunduğunu ifade etti.

Alain Botherel, AB üye ülkelerinde eğitimlerini tamamlayan kişilerin Kuzey Kıbrıs'ın sosyal ve ekonomik gelişimi için çalışacaklarını kaydetti.

AB'nin çok kültürlü bir yer olduğunu, kültürler arası diyalogun önemli olduğunu ifade Botherel, burs kazananlara gittikleri ülkede mümkün olduğu kadar fazla insanla tanışma tavsiyesinde bulundu.

Lisans öğrencileri, üniversite mezunları ve öğretmen ile öğretim görevlileri adına yapılan konuşmalardan sonra Cumhurbaşkanı Talat ile Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, burs almaya hak kazananlara bilgi dosyaları dağıttı.

Burs programı

Kıbrıslı Türkleri AB Birliği'ne, AB'yi de Kıbrıslı Türklere yakınlaştırma hedefi ile hazırlanan Avrupa Birliği Burs Programı, 2007/2008, 2008/2009 ve 2009/2010 öğrenim dönemli için hazırlandı.

5 milyon Euro'luk bu programın son ayağı olan 2009-2010 dönemi için teklif duyuruları ekim ayında yapılmaya başlanacak.

KIBRIS 30/08/08

 

KRİZ

"KIŞKIRTICI BİR KARAR"... Yakovu, Nami'yle dün Ledra Palace'ta gerçekleştirilmesi gereken görüşmeyi; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Brook Zerihoun'nun Kıbrıs Türk tarafının Rum ibadetçilerin Yeşilırmak geçidini kullanarak Güzelyurt'taki Ay. Mamas Kilisesi'ne ulaşmalarına izin vermediğini bildirmesi üzerine, kendi kararıyla terk etti. Yakovu, kararı "kışkırtıcı" olarak nitelendirdi

 "SOĞUKKANLILIĞIMIZI KORUMAYA DEVAM ETMELİYİZ"... Bu gelişmenin, iki toplum lideri arasında 3 Eylül'de yapılacak doğrudan görüşmeler öncesinde kötü bir işaret olup olmadığıyla ilgili olarak Yakovu, "Soğukkanlılığımızı korumaya devam etmeliyiz" dedi. Rum temsilci, dünkü görüşmeyi kendi iradesiyle terk ettiğini Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas'a ilettiğini, Hristofyas'ın da bu hareketi onayladığını ifade etti

"AYİNİ YAPMALARINDA HERHANGİ BİR ZORLUK YOK"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca ise, Yeşilırmak'ta bir geçiş kapısı bulunmadığını, Rumların Ay Mamas ayini için Kuzey Kıbrıs'a kontrolsüz geçiş talepleri bulunduğunu, bunun Türk tarafının taşıdığı sorumluluklar nedeniyle maalesef mümkün olmadığını belirtti. Erçakıca, ayin için geçen yıl sağlanan ek kolaylıklarla diğer kapılar kullanılarak geçiş yapılabileceğini ve bu konuda herhangi bir zorluk olmadığını vurguladı

"3 EYLÜL GÖRÜŞMESİ TEHLİKEDE DEĞİL"... Nami-Yakovu görüşmesinin dünkü esas gündeminin 3 Eylül hazırlıklarının gözden geçirilmesi ve iki lider tarafından iki temsilciye verilmiş olan yeni kapılar açılması çalışmasını devam ettirmek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, 3 Eylül'de yapılacak olan görüşmenin tehlikede olduğunu düşünmediğini söyledi

Kıbrıs Türk tarafının, 2 Eylül'de Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde yapılacak ayine katılacak olan Kıbrıslı Rumların kuzeye geçişte Yeşilırmak Kapısı'nı (Limnidi) kullanması için yapılan başvuruyu reddetmesi kararı, Cumhurbaşkanı'nın AB ve BM'yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun dünkü görüşmesinde krize yol açtı.

Yorgos Yakovu, Nami'yle dün Ledra Palace'ta gerçekleştirilmesi gereken görüşmeyi; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Brook Zerihoun'nun Kıbrıs Türk tarafının Rum ibadetçilerin Yeşilırmak geçidini kullanarak Güzelyurt'taki Ay. Mamas Kilisesi'ne ulaşmalarına izin vermediğini bildirmesi üzerine, kendi kararıyla terk etti.

Yakovu, Rum Başkanlık Sarayı'nda yaptığı açıklamada, kararı "kışkırtıcı bir karar" olarak nitelendirerek, Nami ile programlanmış toplantısına devam edemeyeceğine karar verdiğini ve toplantıyı terk ettiğini açıkladı.

Bunun, iki toplum lideri arasında 3 Eylül'de yapılacak doğrudan görüşmeler öncesinde kötü bir işaret olup olmadığıyla ilgili olarak Yakovu, "Soğukkanlılığımızı korumaya devam etmeliyiz" dedi.

Yakovu, dünkü görüşmeyi kendi iradesiyle terk ettiğini Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas'a ilettiğini, Hristofyas'ın da bu hareketi onayladığını söyledi.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, konuyla ilgili açıklamada bulunarak, Yeşilırmak'ta bir geçiş kapısı bulunmadığını, Rumların Ay Mamas ayini için Kuzey Kıbrıs'a kontrolsüz geçiş talepleri bulunduğunu, bunun Türk tarafının taşıdığı sorumluluklar nedeniyle maalesef mümkün olmadığını belirtti. Erçakıca, ayin için geçen yıl sağlanan ek kolaylıklarla diğer kapılar kullanılarak yapılabileceğini ve bu konuda herhangi bir zorluk olmadığını vurguladı.

Nami-Yakovu görüşmesinin dünkü esas gündeminin 3 Eylül hazırlıklarının gözden geçirilmesi ve iki lider tarafından iki temsilciye verilmiş olan, yeni kapılar açılması çalışmasını devam ettirmek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, 3 Eylül'de yapılacak olan görüşmenin tehlikede olduğunu düşünmediğini söyledi.

Yakovu: Kıbrıs Türk

tarafının kararı kışkırtıcı

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Rum Başkanlık Sarayı'nda açıklamalarda bulunan Rum Başkanlık Komiseri Yakovu, Zerihoun'un kendisini toplantıya gelmesinden kısa bir süre sonra, Kıbrıs Türk tarafının Rum ibadetçilerin Yeşilırmak geçidini kullanarak Güzelyurt'taki Ay. Mamas Kilisesi'ne ulaşmalarıyla ilgili başvuruyu reddettiğini belirten bir mektup almış olduğu konusunda bilgilendirdiğini söyledi.

Yakovu, "tabii ki bu kötü bir haber" dedi ve bunu "kışkırtıcı bir karar" olarak nitelendirerek, Nami ile programlanmış toplantısına devam edemeyeceğine karar verdiğini ve toplantıyı kendi kararıyla terk ettiğini açıkladı.

Zerihoun'un bu konuyu ikisinin baş başa görüşmesini teklif ettiğini de açıklayan Yakovu, "Sadece bugünden (dünden) değil, ancak önceki günden ortaya çıkan sorunları ve Limnidi geçiş noktasının açılmasıyla ilgili diğer birçok konuyu ne zaman isterse kendisiyle görüşebileceği" yanıtını verdiğini söyledi. Yakovu, Zerihoun'la muhtemelen bugün görüşeceklerini de kaydetti.

Rum Başkanlık Komiseri, ''Sayın Nami, ben toplantıya gittiğimde oradaydı ve aslında ön görüşmeye başlamıştık, ancak Sayın Nami, bu gelişmeyle ilgili olarak beni bilgilendirmesi gerektiğini hissetmiş olacak ki, durdu ve beni bilgilendirdi" diye devam etti.

Nami'nin bu kararın nedenini açıklayıp açıklamamış olmaması ile ilgili olarak Yorgos Yakovu, bunu bilmediğini ifade etti, ancak bunun iki lider arasında 3 Eylül'de yer alacak doğrudan müzakereleri etkilemeyeceği ümidini dile getirdi.

Bunun iki toplum lideri arasında 3 Eylül'de yapılacak doğrudan görüşmeler öncesinde kötü bir işaret olup olmadığının sorulması üzerine Yakovu, "Soğukkanlılığımızı korumaya devam etmeliyiz" diye yanıt verdi.

"Ben çok soğukkanlıydım. Görüşmenin devam edemeyeceğim kanısına varmamın nedenleri hakkında bir açıklama yaptım" diyen Yakovu, doğru adımı attığına inandığını söyledi.

Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu "Ne zaman gerçekten görüşmeye hazır olurlarsa, ne yapabileceğimize bakacağız" dedi.

Limnidi geçiş noktasının açılması konusunun liderler tarafından ele alınıp alınmayacağının sorulması üzerine Yakovu, bunu ihtimal dışı bırakmadığını ve Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimtiris Hristofyas'ı bu durum hakkında hemen bilgilendirdiğini kaydetti.

Soruları yanıtlayan Yakovu, Hristofyas'ın kararını onayladığını, çünkü böyle bir koşul altında görüşme yapmanın olası olmadığını söyledi.

Erçakıca: Ayini yapmalarında

herhangi bir zorluk yok

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, KIBRIS TV'ye yaptığı açıklamada, Rumların Ay Mamas ayinini geçen yıllardaki gibi yapmaları konusunda herhangi bir zorluk olmadığını vurguladı.

Türk tarafında bu konuda herhangi bir tutum değişikliği olmadığına işaret eden Erçakıca, Ay Mamas ayinine Kıbrıslı Rumların aynen geçen yıl olduğu gibi çeşitli geçiş kolaylıklarından yararlanarak katılabileceklerine dikkat çekti. Erçakıca, "Bunun için herhangi bir zorluk çıkarılmış değil" dedi.

"3 Eylül görüşmesi tehlikede yok"

Nami-Yakovu görüşmesinin dünkü esas gündeminin 3 Eylül hazırlıklarının gözden geçirilmesi ve iki lider tarafından iki temsilciye verilmiş olan yeni kapılar açılması çalışmasını devam ettirmek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, 3 Eylül'de yapılacak olan görüşmenin tehlikede olduğunu düşünmediğini söyledi.

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatma tarihinin oldukça uzun bir süre içerisinde çeşitli görüşmelerle Cumhurbaşkanı Talat'ın Rum yönetimi başkanı Hristofyas'la yaptığı görüşmelerle hazırlanmış bir tarih olduğuna da işaret eden Erçakıca, "Bunun için yoğun emek harcanmıştır. Bu nedenle 3 Eylül'de planlandığı gibi görüşmenin olacağını düşünüyoruz" dedi.

"Yeşilırmak'ta geçiş kapısı yok"

Erçakıca, Yeşilırmak yolunun kullanılmasına izin verilmemesinin gerekçelerine değinirken ise Yeşilırmak'ta bir geçiş kapısı olmadığına, kayıt yapılmadığına ve orada uzun geniş bir askeri bölge bulunmasına vurgu yaptı.

"Ortada çeşitli zorluklar vardır. O güzergahı kullanarak Kuzey Kıbrıs'a gelecek olan Kıbrıslı Rumların (bir kayıt yapılmadığı için) Kuzey Kıbrıs'tan nasıl geri çıkacakları gibi sorunlar vardır.

Kuzey Kıbrıs'a Kıbrıslı Rumların kontrolsüz, kayıtsız geçişi talep ediliyor. Ama maalesef bu mümkün değildir. Çünkü Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir olaydan biz sorumluyuz, güvenlik kuvvetlerimiz sorumludurlar. Hesabını hem kendi halkımıza, hem bütün dünyaya verebilmek durumundayız. Bunun için gerekli güvenlik önlemlerini almak, gerekli düzenlemeleri yapmak da bizim boynumuzun borcudur."

Erçakıca, tarafların ve liderlerin soğukkanlılıklarını korumak durumunda olduklarını söyledi.

 

KIBRIS 30/08/08

 

Talat under fire for ‘undermining talks climate’
By Alexia Saoulli

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday came under harsh criticism for upsetting the climate ahead of next week’s peace talks, when he referred to a Cyprus solution based on two founder states and political equality of both communities.

“These positions do not help maintain the appropriate climate at all, in view on the start of direct negotiations between the two communities on September 3,” Government Spokesman Stephanos Stephanou said.

Talat was speaking at a joint news conference on Thursday with Turkish President Abdullah Gul in Ankara.

Presidential Commissioner George Iacovou said Talat’s statements went against everything he and President Demetris Christofias had agreed upon during four previous meetings, which was a bizonal, bicommunal federation with a single sovereignty, citizenship and international identity.

“What Mr Talat said is very concerning,” he said.

Iacovou said Talat had used terms that were unacceptable to the Greek Cypriot side and which had not been agreed on.

Stephanou added: “In Cyprus, there is only one state, the internationally recognised state of the Republic of Cyprus and only one people, the Cypriot people, comprising two communities, the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot community. In view of the commencement of direct negotiations between the two communities, we underline once again the need to avoid remarks that dynamite the climate and sow doubt regarding the intentions of either community.”

Talat also came under fire from EDEK, AKEL, DIKO and DISY. Each political party took it in turn to condemn the Turkish Cypriot leader’s statements which came into direct conflict with UN resolutions.

DISY leader Nicos Anastassiades said that the Turkish Cypriot side could say whatever it wanted but that the government should continue to reiterate its positions both locally and abroad.

EDEK said the Talat’s statements highlighted the Turkish side’s intransigence which subverted the talks’ prospects.

AKEL spokesman Nikos Katsourides said the Turkish Cypriot leader’s comments had been “unacceptable” at a time when Christofias was working towards creating a positive climate ahead of September 3.

Katsourides said it was not for Talat to interpret his understanding of political equality as that had been established by the United Nations.

Reiterating well known positions publicly did nothing to achieve the best climate for talks, the AKEL deputy added.

DIKO spokesman Photis Photiou accused the Turkish side of attempting to create a crisis instead of a positive climate and said Talat and Gul’s statements had been particularly provocative.

The issue came to rise following Thursday’s news conference.

Talat said the Turkish Cypriot side’s plan was to achieve a solution through negotiations, and form a new partnership state based on two founder states and political equality of Turkish and Greek Cypriot sides.

Talat also said Turkey would not be made to give up its guarantor status and that the support of Turkey added strength to the occupied areas.

Furthermore, the Turkish Cypriot leader set a timeframe for the talks’ conclusion.

“We aim to solve the Cyprus problem within 2008. We think that a solution is possible in this short time frame. We will be at the table with all our good will.”

Additionally the Turkish Cypriot leader also made reference to the political implications of Moscow’s recognition of Georgia’s two breakaway provinces and whether or not this could serve as a model for Cyprus.

“South Ossetia, Abkhazia and Cyprus are separate issues. Will the [Russian decision] have an impact on Cyprus? I believe it could have, but I cannot predict in which direction,” Talat said.

For his part, Gul said the Cyprus problem was essentially different from the latest Caucasus crisis. He said Turkish and Greek Cypriots originally founded the state of Cyprus as partners, but the island was divided because the conditions of that partnership were not fulfilled.

“This makes the Cyprus problem a more just and legitimate cause for the Turkish Cypriots,” he said.

President Demetris Christofias and Talat are to launch comprehensive reunification talks on Wednesday. The initiative raises fresh hopes of ending a deadlock that has been harming Turkey’s ambition to join the European Union.

CYPRUS MAIL 30/08/08

 

 

Why won’t the north let pilgrims cross?
By Jacqueline Theodoulou

Iacovou walks out of meeting over Limnitis crossing impasse

PRESIDENTIAL Commissioner George Iacovou yesterday walked out of his scheduled meeting with his Turkish Cypriot counterpart after being informed of the north’s decision to reject a request by Kato Pyrgos residents to go on an organised pilgrimage via the Limnitis checkpoint.

The request for easy access to the church of Saint Mamas, in occupied Morphou, came as President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat prepare to begin full-fledged negotiations in early September.

Iacovou visited Talat’s adviser Ozdil Nami at the Ledra Palace Hotel yesterday for a meeting to discuss the specific checkpoint, among other issues. He left after he was informed of the Turkish Cypriot side’s decision by the UN Special Representative in Cyprus, Taye-Brook Zerihoun just before the meeting.

The Presidential Commissioner said he deemed it necessary to cut the scheduled talks short and rush back to the Presidential Palace to inform President Christofias on the latest development.

“I arrived at Ledra Palace at 3pm and after the initial compliments, Mr Zerihoun informed me that he had received a letter from the Turkish Cypriots informing him that they would deny entry to the Kato Pyrgos residents for an organised pilgrimage through the Limnitis road,” Iacovou told reporters at the Presidential Palace.

“This, of course, is very sad news, it is truly a small-hearted and provocative decision,” he pointed out. “In view of this, I made the decision that I couldn’t go ahead with my scheduled meeting with Mr Nami.”

The Limnitis crossing in the far west of the island is proving to be something of a sticking point for both sides: Turkish Cypriots have been allowed to cross south for two years now but the north refuses to open their side, citing ‘technical issues’.

In early August, over 1,000 Turkish Cypriots in 58 buses crossed through Limnitis to the former Kokkina enclave to mark the anniversary of what they term a victory over Greek Cypriots in 1964, when Turkey carried out an aerial bombardment of the area.

Some 300 Greek Cypriots from Kato Pyrgos staged a peaceful protest at the same time. The residents had planned to block the road but were talked out of it by the government and the Church in the longer term interests of having the Limnitis crossing opened permanently.

For the past 45 years, residents in the area of Limnitis have to travel to Nicosia via Paphos and Limassol. Opening a crossing point at Limnitis would make this journey far shorter.

Iacovou said he had made an extensive statement over the reasons that led to his decision, before walking out. He added that Zerihoun had expressed his desire to meet Iacovou in person and discuss the developments.

“I responded that I was definitely willing [to meet] whenever he wanted to discuss these issues, which not only are a result of today’s meeting but also the many others that preceded this one, regarding the opening of the Limnitis checkpoint,” Iacovou explained.

According to the Commissioner, Nami was present during his departure.

“Mr Nami was there when I arrived. And indeed we started a preliminary discussion, but I think Mr Nami felt the need to inform me of this development, so he interrupted and told me about it,” said Iacovou.

He added that Nami had not offered any reasons for the Turkish Cypriots’ rejection of the Kato Pyrgos residents’ request. “But he did express the hope that this would not affect the talks that will begin on September 3.”

Iacovou said he didn’t feel this was a bad omen in view of the beginning of direct talks between the two community leaders.

“We must stay calm; I was completely calm. I state the reasons why I couldn’t continue discussions. I think it was a calm and correct decision. When they are ready to truly talk, then we will see what to do.”

He said he had informed President Christofias on the events at Ledra Palace, who applauded his decision to leave, “because it is not possible for negotiations to be taking place under such shadows and provocative actions”.

According to Iacovou, a series of issues put forward by Nami over the Limnitis checkpoint were meant to be discussed during yesterday’s meeting.

“For two days I had been preparing to comment, discuss and negotiate these issues,” he concluded.

In the last five years, several crossing points to and from the island’s northern areas have opened to facilitate the movement of people from both sides.

At their meeting, in late July, the two community leaders decided to instruct their representatives to take up the issue of Limnitis/Yesilirmak and other crossings.

CYPRUS MAIL 30/08/08

 

 

"Kıbrıs'ta tek devlet ve tek halk var"

Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ankara'da dün düzenledikleri ortak basın toplantısında Kıbrıs'ta yeni ortaklık devleti kurulması ve siyasi eşitlik ifadelerini kullanmalarına tepki göstererek, "Kıbrıs'ta tek devlet ve tek halk olduğu" iddiasında bulundu.

Kıbrıs Rum yönetimi, sözcüsü Stefanos Stefanu aracılığıyla yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'ta yalnız bir devlet, uluslar arasında tanınmış 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devleti ve Kıbrıslı Türklerden ve Rumlardan oluşan tek halk olduğu" görüşünü yineledi.

Stefanu, Cumhurbaşkanı Talat'ın ortak basın toplantısında ifade ettiği, Kıbrıs'ta yeni ortaklık devleti kurulması ve siyasi eşitlik gibi tezlerin "kabul edilemez" diye niteledi.

"Bu tezlerin ifade edilmesinin, doğrudan müzakerelerin başlaması arifesinde zaruri olan iyi ortamın korunmasına hiç yardımcı olmadığını" ileri süren sözcü, "Doğrudan müzakereler arifesinde ortamı dinamitleyen ve toplumların niyetleri konusunda kuşku yaratan açıklamalardan kaçınılması gerek" ifadesini kullandı.

Stefanu, yazılı açıklamasında şu iddialarda bulundu:

"Kıbrıslı Türk lider, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında yaptığı açıklamalarla kabul edilmedikleri bilinen; Kıbrıs'ta iki kurucu devlete, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliğine vb. dayanan yeni bir ortaklık devleti kurulmasına dair tezleri tekrarladı.

Bu tezlerin, iki toplum arasında 3 Eylülde başlayacak doğrudan müzakerelerin arifesinde iyi ortamın korunmasına hiç yardımcı olmadığına işaret ediyoruz.

Dahası bu tezler, iki toplum liderinin müzakerelerin zemini konusunda anlaşmaya vardıkları her şeyi şüpheli kılar, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs sorununa istenilen çözüm olarak, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu belirlediği kararına taban tabana zıttır. Kıbrıs'ta tek bir devlet, uluslararasında tanınmış 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devleti ve Kıbrıslı Türk ve Rum iki toplumdan oluşan tek bir halk; Kıbrıs halkı vardır."

CNN TURK 29/08/08

"Yeşilırmak" Yakovu'yu masadan kaldırdı!

Kıbrıs Rum yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile bugün yaptığı görüşmeyi, KKTC'nin, Aşağı Pirgos Rumlarının Güzelyurt'taki Ay Mamas Manastırı'nda yapılacak ayine, Yeşilırmak Kapısı'ndan geçerek gitmelerinin, "teknik olarak mümkün olmadığı" yanıtını vermesinin ardından, yarıda bıraktı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bu gelişmenin,3 Eylül'de başlayacak kapsamlı müzakereleri" tehdit edeceğini düşünmediğini" ifade ederek, "3 Eylül tarihi uzun ve yoğun çabaların sonunda tespit edilebildi. Böyle küçük olaylarla tehlikeye atılmaması gereken bir süreç" dedi.

Nami ve Yakovu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül'de yapacağı görüşmenin hazırlığını yapmak üzere bugün Lefkoşa ara bölgede biraya geldi.

Görüşmede, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Kıbrıs Türk tarafının, Aşağı Pirgos Rumlarının Ay Mamas manastırı'nda ayin yapmak için Yeşilırmak'tan geçme taleplerine olumsuz yanıt verdiğini açıklamasının ardından, Yakovu, toplantıyı terk etti.

"Bu tabii ki üzücü bir haber" diyen Yakovu, bunu "kışkırtıcı bir karar" olarak nitelendirdi ve "Nami ile programlanmış toplantısına devam edemeyeceğine karar verdiğini ve toplantıyı terk ettiğini" söyledi.

Yakovu, Rum gazetecilerin, "bunun iki lider arasında 3 Eylül'de yapılacak doğrudan görüşmeler öncesinde kötü bir işaret olup olmadığı" yönündeki sorusuna,"Soğukkanlı olmaya devam etmeliyiz" karşılığını verdi. Yakovu, Hristofyas'ın bu durum hakkında bilgilendirildiğini de kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, "Ay Mamas Manastırı'ndaki ayine Pirgo Rumlarının Yeşilırmak güzergahından geçiş yaparak gelmeleri teknik olarak mümkün olmadı. Biz bu konuda pozitif düşündüğümüzü, teknik zorluklar olduğunu daha önce açıklamıştık" dedi.

Rumların Yeşilırmak'tan geçmesi halinde, güzergahın uzun olması nedeniyle, eskort sağlanması, kayıt işlemleri, KKTC'de dolaşımları ve geri dönüşleri gibi teknik konularda sorunlar olduğunu ve buna imkan bulunamadığını kaydeden Erçakıca, ancak Ay Mamas ayinin geçen yıl yapılan koşullarda yapılacağını ve ek kolaylıklar da sağlandığını bildirdi.

Bugünkü Nami-Yakovu görüşmesinin gündeminin bu olmadığını, esas gündemin 3 Eylül görüşmesinin ön hazırlığını yapmak ve iki lider tarafından kendilerine görev olarak verilen yeni kapıların açılması için çalışma yapmak olduğunu kaydeden Erçakıca, bu kapılar arasında Yeşilırmak kapısının da bulunduğunu söyledi.

Bu gelişmenin, 3 Eylül görüşmesini "tehdit edeceğini düşünmed