Rum seçmen değişim istiyor

"PAPADOPULOS'UN DAHA FAZLA BİR KATKISI OLAMAZ"... KIBRIS'a görüş bildiren güneydeki seçmenler, Rum lideri Tasos Papadopulos'un beş yıl boyunca yapmış olduklarını gördüklerini ve bundan sonraki dönemde ne ekonomiye ne Kıbrıs sorununa ne de diğer alanlara daha fazla bir katkısı olacağına inançları bulunmadığını söyledi

"YENİ LİDER BİR AN EVVEL TALAT'LA GÖRÜŞMELERE BAŞLAMALI"...Adanın bölünmüş olmasını istemediklerini belirten güneydeki seçmenler, adanın yeniden birleşmesinden yana bir lideri istediklerini, yeni liderden en büyük beklentilerinin ise bir an evvel Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorunu görüşmelerine başlaması olduğunu belirtti

Gözde SÜREÇ-Anıl IŞIK

KIBRIS, Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri ile ilgili olarak güneydeki seçmenlerin nabzını tuttu. Görüş bildirenler seçmenlerin çoğunluğu, şu anki Kıbrıs Rum liderliğinin politikasına "artık yeter" diyerek, yeni politikalara ve fikirlere ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Güneydeki seçmenler, Rum lideri Tasos Papadopulos'un beş yıl boyunca yapmış olduklarını gördüklerini ve bundan sonraki dönemde ne ekonomiye ne Kıbrıs sorununa ne de diğer alanlara daha fazla bir katkısı olacağına inançları bulunmadığını ifade etti.

Seçmenler, Rum toplumu liderliğinde mutlaka bir değişiklik olması gerektiğini ve hem iç hem de dış politikada yeni fikirler sunabilecek bir liderin gelmesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Adanın bölünmüş olmasını istemediklerini belirten seçmenler, adanın yeniden birleşmesinden yana bir lider istediklerini kaydetti. Seçmenler, yeni liderden en büyük beklentilerinin ise bir an evvel Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorunu görüşmelerine başlaması olduğunu belirtti.

Fikir bildirenlerin az bir kısmı ise, Papadopulos'un gerek iç gerekse dış politikada yürüttüğü "istikrarlı" politika ile halkın güvenini kazanmış olduğunu belirterek, seçimlerde Papadopulos'u ikinci bir dönem seçilmesi için yeniden destekleyeceklerini kaydetti.

KIBRIS'ın soru yönelttiği ve bazılarının görüntü vermekten kaçındığı Rum seçmenlerin seçimlere ilişkin görüşleri şöyle:

Nikos Hapsis:

"Ben başkanlık seçimlerinde Kasulidis'in kazanmasını istiyorum ve onu destekliyorum. Onun görüşlerinin Klerides'in politikalarını desteklediğine inanıyorum. Eğer seçimler 2. tura kalır da Hristofyas ve Papadopulos arasında bir tercih yapmam gerekirse bu durumda ne yapacağıma henüz karar veremedim ancak oyumu görüşmelerin başlamasını destekleyecek bir adaya vereceğim. Bu görüşlere de Hristofyas'ın daha yakın olduğuna inanıyorum. Yeni başkandan beklentim, en kısa sürede Kıbrıs sorunun çözüm görüşmelerine başlamasını desteklemesidir."

Maria Theofilaktu:

"Seçimlerde kimin kazanacağı konusunda bir tahmin yürütemiyorum. Papadopulos, Hristofyas ve Kasulides arasında çekişmeli bir yarış oluyor. Ben, Kasulides'in en iyisi olduğuna inanıyorum. Avrupalı bir stili var. Ayrıca adada birleşmeden yana olan bir kişi. Ben de ülkemin bölünmüş olmasını istemiyorum. Eğer seçimlerde ikinci tura kalınırsa, Hristofyas'a oy vereceğim çünkü onun, Kasulides'in fikirlerine daha yakın olduğunu düşünüyorum. Ben artık ülkede değişiklik yaşanmasını istiyorum. Bu değişikliği getirebilecek olan kişiye oy vereceğim. Bu değişikliği sağlayabilmesi için. Aynı fikirler ve politikalardan bıktık."

Constantinos Constantinou:

"Her adayın kazanma şansının eşit olduğuna inanıyorum. Ama Papadopulos'un biraz daha şansı olduğunu düşünüyorum. Çünkü o insanların güvendiği biri ve bugüne kadarki politikalarında da başarılı. Birçok Kıbrıslı Rum Annan planını desteklemedi. Papadopulos da desteklemedi ve tavrında da bir değişiklik olmadı. Kasulides'in ise bu konuda çelişkili fikirleri oldu. Eğer ikinci tura Hristofyas ve Kasulides kalırsa, Kasulides'in daha fazla şansı olduğuna inanıyorum. Çünkü Hristofyas'ın komünist fikirleri olduğu biliniyor. AB ülkesi bir ülkenin komünist bir başkanı olması çok garip olur. Bu iş adamlarının da işine gelmez."

Maria Theodoru:

"Ben kesinlikle Kasulides'in kazanmasından yanayım. Bizim gerçekten bir değişikliğe ihtiyacımız var. Özellikle ekonomi konusunda gerçekten farklılığa ve değişikliğe ihtiyaç var. Kıbrıs konusunda ise bu fikirde değilim. Ben iç politikada değişiklik istiyorum. Günlük hayatta karşılaştığımız ve her gün yaşadığımız bazı sorunların çözümünün şu anki politikalarla çözülebileceğine inanmıyorum. Benim değişikliği savunmamın en önemli nedeni de bu. Bu yüzden de genç ve Avrupalı bir aday olan Kasulides'i destekliyorum ve kesinlikle onun kazanmasından yanayım. Hristofyas ve Papadopulos'a oy vermeyeceğim; ikisini de istemiyorum."

Maira Banayi:

"Ben Hristofyas'ın hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumlar için en iyisi olduğuna inanıyorum. Kıbrıs sorununun çözümü için de onun en iyi aday olduğunu düşünüyorum. Onun görüşlerinin barışa katkısı olacağına inanıyorum. Papadopulos'un fikirleri ve politikasını istemiyoruz. Bu kadar yeter. Ben artık değişik politikalar görmek istiyorum. Farklılık olmasını istiyorum. Aynı fikirler ve politikalardan çok sıkıldık. Değişim istiyorum. Bu nedenle de bu değişimi en iyi sağlayabilecek aday olarak da Hristofyas'ı görüyorum. Eğer seçimlerde ikinci tura Papadopulos ve Kasulides kalırsa kesinlikle Papadopulos'a oy vermeyeceğim. Onun dışında birine veririm."

Stella Onisforou:

"Ben pek fazla politika konularıyla ve siyasetle ilgilenmiyorum. Seçimlerle de çok fazla ilgili değilim. Ancak gördüğüm kadarıyla seçimler Papadopulos ve Hristofyas arasında bir yarış şeklinde geçiyor. Kıbrıs konusuna gelindiğinde ise ben her iki taraf için de adil olacak bir çözümü destekliyorum. Bu tür bir çözümü de sağlayacak olacak adayın Papadopulos olacağını düşünüyorum. Papadopulos'un adil bir çözüm için ciddi çabaları olduğuna inanıyorum. Bunda ne kadar başarılı oldu onu bilemiyorum. Ama elinden geleni yaptığına inanıyorum. Seçimlerin büyük ihtimalle 2. tura kalacağı söyleniyor, o durumda ne yaparım bilmiyorum."

Savas Kelesis:

"Ben bu seçimlerde Papadopulos'un büyük farkla kazanacağına inanıyorum. Başka hiçbir adaya da şans vermiyorum. Hiçbir başka aday kazanamaz. Ben oyumu Papadopulos'a vereceğim. Onu her alanda çok başarılı buluyorum. Özellikle Kıbrıs konusundaki politikalarını çok başarılı buluyorum. Ayrıca Kıbrıs'ı uluslararası alanda da çok iyi temsil ettiğine inanıyorum. Eğer seçimlerde 2. tura Kasulides ve Hristofyas kalırsa ben Kasulides'i desteklerim. Benim fikrime göre adaylar içinde en kötüsü Hristofyas."

Marios Costandinou:

"Ben, Hristofyas'ın kazanmasını istiyorum. Hristofyas'ı destekliyorum çünkü Kıbrıs'ta yeni bir durum oluşturulmalı. Papadopoulos'un beş yıl boyunca yaptıklarını gördük, bundan sonra ne ekonomik ne de Kıbrıs sorununa başka bir katkısı olacağına inanmıyorum. Hristofyas'ın sunduğu öneriler ilginç, yeni bir durum yaratılmasından yana. Sadece Kıbrıs sorunu hakkında değil Kıbrıslıların refahı ve ekonomik durumuyla ilgili sunduğu öneriler de çok ilginç. Bence Kıbrıs'ta bir değişiklik sağlanması gerekir. İkinci tura Papadopulos ya da Kasulidis kalırsa, hiçbirini desteklemeyeceğim. Yeni liderin adanın ekonomisine ve tabii ki Kıbrıs sorununun çözümüne odaklanmasını bekliyorum."

Nikos Anaksagorou:

"Ben parti olarak AKEL'i desteklediğim için Hristofyas'a oy vereceğim. AKEL'in Kıbrıs sorunu konusunda ve Kıbrıs'ın iç sorunlarında sürdürdüğü politikasını destekliyorum. Diğerleri, Kıbrıs halkı için yeni bir şey yapmadılar. Öte yandan bizi daha da yoksullaştırdılar. Papadopulos ve Kasulidis'in ikinci tura kalması halinde, AKEL'in hangi adayı desteleyeceği konusundaki karar doğrultusunda oyumu kullanacağım. Yeni seçilecek olan başkandan en büyük beklentim, öncelikle Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması, ayıca yaşadığımız ekonomik sıkıntıların ve sorunların da çözümlenmesi. Yeni seçilecek başkanın öncelikle bu sorunların çözümü için uğraşmasını bekliyorum."

Katherina Hrisantu:

"Seçimlerde Kasulidis'i destekleyeceğim, çünkü Kasulidis'in dürüst bir şekilde Kıbrıs sorununun çözümü için çaba sarf edeceğini ve bunu sağlayacağına inanıyorum. Kasulidis'in ekonomi, eğitim, teknoloji ve diğer günlük konularla ilgili önerilerinde modern bir yaklaşımı var. İkinci tura Hristofyas ve Papadopulos'un kalması halinde ne yapacağıma şu an karar vermiş değilim. Kesinlikle bir değişim olmasını istememe rağmen Hristofyas'ı destekleyip desteklemeyeceğimden emin değilim. İkinci tur öncesindeki süreçte adayların özellikle Kıbrıs sorunu konusundaki politikasına bakarak karar vereceğim."

KIBRIS 26/01/08

 

Fulbright Komisyonu, ABD'de lisans ve lisansüstü eğitim bursları verecek

ABD'nin Lefkoşa'daki ofisinden yapılan açıklamada, burs sayısının, başvuruların başarı düzeyinin belirlenmesinden sonra açıklanacağı kaydedildi. Burs başvuruları, Mayıs başı ile 1 Ağustos tarihleri arasında kabul edilecek.

Lisans eğitimine 2009'da başlamak isteyen adayların en geç 1 Ağustos 2008'e kadar TOEFL veya IELTS, SAT Reasoning Test (daha önce SAT I olarak bilinen) ve üç tane SAT Subject Testi alması gerektiği, "SAT Subject" sınavlarına ise bursa başvurduktan sonra da girilebileceği kaydedilen açıklamada, lisansüstü (master) eğitimine 2009'da başlamak isteyen adayların da en geç 1 Ağustos 2008'e kadar TOEFL, GRE veya GMAT sınavlarını alması gerektiği belirtildi.

TOEFL, IELTS, SAT, GRE veya GMAT sınavlarında puanların esas alınmayacağı, ancak önemli olduğu belirtilen açıklamada, sınav ve Fulbright burs programlarıyla ilgili bilgilere, www.fulbright.org.cy'dan veya 5A Server Somuncuoğlu Sok, Köşklüçiftlik'deki Fulbright ofisinden (Tel: 2271800) ulaşılabileceği ifade edildi.

KIBRIS 26/01/08

 

Kimlik tespiti tamamlanan 6 türkün isimleri açıklandı

Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Rum kesiminde yaptığı kazılarda bulunan 6 Kıbrıslı Türkün kimlik tespiti tamamlandı ve isimleri açıklandı.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Genel Başkanı Ertan Ersan'ın açıklamasına göre, "1974 yılında Rumlar tarafından kaçırılıp şehit edilen" ve DNA testi neticesinde kimlikleri tespit edilen 6 Kıbrıslı Türkün isimler şöyle:

"Fehim Hüseyin, Kamil Hüseyin Kuşuri, İsmail Ali, Ahmet Cemal, Erdoğan Enver ve Ünal Ali."

Ersan, şehitlerin kimlik tespitinin ardından, tespitlerin ailelerine resmen bildirildiğini ifade ederek, şehitlerin kemiklerinin kısa bir süre sonra defnedilmek üzere ailelerine teslim edileceğini kaydetti.

Şehitliğe defnetmek isteyen

aileler derneğe müracaat etsin

Derneğin yaptığı girişimler neticesinde Lefkoşa Mezarlığı'ndaki şehitlikte 6 mezar yerinin ayrıldığını da ifade eden Ertan Ersan, şehitlerinin kemiklerinin bu kabristanlığa defnedilmesini arzu eden ailelerin, derneğe müracaat etmelerini istedi.

KIBRIS 26/01/08

 

Lobicilik faaliyetleri artırılmalı oturup devletten beklemekle olmaz

Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat, kadınların Brüksel'deki etkinliklerinin çok başarılı geçtiğini belirterek, "Bu faaliyetlerin artarak devam etmesini diliyoruz, çünkü artık dünyada lobicilik böyle yapılıyor, ilişkiler bu şekilde geliştiriliyor. Oturup sadece devletten beklemekle olmuyor" dedi.

Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat öncülüğünde, AB Parlamentosu Hollanda Parlamenteri Emine Bozkurt'un ev sahipliğinde Brüksel'de izolasyonlara karşı etkinlikler düzenleyen 30 civarında kadın önceki gece adaya döndü.

Adaya dönüşlerinde Ercan Havalimanı'nda basın toplantısı düzenleyen kadınlar, Brüksel'de düzenledikleri etkinlikler hakkında bilgi vererek gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Basın toplantısında Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat yanında CTP Kadın Kolları Başkanı Emel Kişi, KTAMS temsilcisi Yeşim Kubilay, Kıbrıs Türk Kadınlar Birliği temsilcisi Emine Alagün ve Sanatçı Ayhatun Ateşin, Brüksel'de düzenlenen etkinliklerin amacı hakkında bilgi verdi.

Amaç, Kıbrıslı Türklerin sesini duyurmak

Oya Talat basın toplantısında, Kıbrıs Türklerinin AB üyesi olduğuna dikkat çekerek izolasyonların haksızlığına vurgu amacıyla Brüksel'de bir dizi etkinlik yaptıklarını anlattı.

Bu etkinliklerin Kıbrıslı Türk kadınının bir süreden beri yürüttüğü çalışmaların sonucu olduğuna işaret eden Talat, ilk kez hem kadın hakları konusundaki istemlerini dünyayla buluşturma, hem de siyasi yönüyle de Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyma imkanı bulduklarını kaydetti.

Avrupa'nın nabzının attığı Brüksel'de parlamento binasındaki etkinliklerde çok ilgi gördüklerini anlatan Talat, "Bu aslında bizim bugüne kadar yaptığımız çalışmalardan biraz farklıydı, ama ne bir ilk ne de sondu. Bu yola çıktık hep birlikte devam etmeye kararlıyız" diye konuştu.

Faaliyetlerinin siyasi bir çözüme kadar devam edeceğini belirten Talat, "Avrupa'nın bizi duyması için barışçıl bir etkinlik yaptık. Belki yorgunuz ama yüreklerimiz sevinçle dolu" dedi.

Kadınlarla sınırlı kalmasın,

Lobicilik böyle yapılır

Her alandaki sivil toplum örgütlerinin bu çalışmaya katkı koymasını hedeflediklerini söyleyen Talat, etkinliklere katılarak aktif görev alan kişi ve örgütlere teşekkür etti.

Talat, özetle şunları söyledi:

"Bu faaliyetlerin artarak devam etmesini, kadınlarla sınırlı kalmamasını diliyoruz. Çünkü artık dünyada lobicilik böyle yapılıyor, ilişkiler bu şekilde geliştiriliyor, sadece oturup devletten beklemekle olmuyor. İlişkileri hem kişisel, hem de örgütsel düzeyde tutarak, tüm isteklerimizi ortaya koyarak ve dünyanın anladığını görerek ilerlemek ve lobicilik konusunda daha aktif faaliyetler düzenlemek için dayanışma içerisinde organize çalışmamız gerekiyor..."

Ayakkabılar ihtiyaçlı kadınlara...

Avrupa Parlamento binasında sergiledikleri ve "Kıbrıs Türk halkının ayak izlerini" simgeleyen ayakkabıları, dünyanın değişik ülkelerinde ihtiyaçlı kişilere yardım yapan OXFAM adlı örgüte bağışladıklarını da hatırlatan Talat, "Biliyoruz ki bizim demokratik, barışçıl ve insancıl bu uğraşımızın simgesi olan ayakkabılar bir başka ülkenin ihtiyaçlı kadınına hediye olarak gidecek. Bu da bizim için ayrı bir mutluluktur" diye konuştu.

Kişi: Amaç AB'ye haklarımızı hatırlatmak

Heyetle birlikte Brüksel'deki etkinliklere katılan CTP Kadın Kolları Başkanı Emel Kişi de, bu yola tüm kadın örgütlerinin birlikte girdiğini ve tek amaçlarının AB'ye gasp edilen haklarını hatırlatmak olduğunu söyledi.

Brüksel'deki etkinliklerinde karşılaştıkları tablonun çok sevindirici olduğunu söyleyen Kişi, görüştükleri kişiler arasında süreci bilip kendilerine hak veren kişilerin bulunmasının sevindirici olduğunu belirtti.

Kişi, bire bir görüştüğü kişilerle diyaloglarını anlatarak, "Orada herkes Kıbrıslı Türklerin gerçekten AB'nin üyesi olmasını istiyor" dedi.

Brüksel'de dayanışma içerisinde çok güzel bir organizasyona imza attıklarını ifade eden Kişi, bu güzel gelişmelerin somut yansımalarını görmeyi umduklarını söyledi.

Kubilay: Geri dönüşümler olumlu

KTAMS temsilcisi Yeşim Kubilay da, sadece kadın örgütlerinin değil birçok sivil toplum örgütünün kadın temsilcileriyle yola çıktıklarını anlatarak, Brüksel'de büyük bir güç birliği ve paylaşım içerisinde çalıştıklarını anlattı.

Parlamento binasında yaptıkları etkinliklerde, temasta bulundukları kişilerle bire bir sıkıntıları paylaşma sansı bulduklarını ve çok olumlu geri dönüşümler aldıklarını anlatan Kubilay, kendilerine destek olunacağı yönünde de sözler aldıklarını ifade etti.

Kubilay, destekleyici ve olumlu tepkilerin kendilerini motive ettiğini vurguladı.

Farklı örgütlerden ortak ses...

Kıbrıs Türk Kadınlar Birliği Temsilcisi Emine Alagül de, çok farklı örgütlerden temsilcilerin bir araya gelmesine rağmen uyum içerisinde başarılı bir çalışma yaptıklarını belirtirken; Sanatçı Ayhatun Ateşin ise, "Amaca varmak için yollar, yollara başlamak için adımlar gerekir. Bu adımlar 1'ler 10, 10'lar 100 olarak devam eder" diye konuştu.

KIBRIS 26/01/08

 

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yalçındağ: Kıbrıs sorununun yarattığı sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır

Yunan-Türk Ticaret Odası Başkanı Panagiotis Koutsikos de, "İsteğimiz Kıbrıs konusunda adil ve yaşanabilir bir çözüm" dedi.

Türk-Yunan İş Forumu kapsamında gerçekleştirilen oturumda konuşan Koutsikos, son 10 yılda iki ülkenin girişimci camialarının iş adamlarını daha da yakınlaştırmak konusunda yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

İki ülke ilişkilerinin geliştirilmesi için ortak çıkarlar doğrultusunda hangi eylemlere geçilmesi gerektiğinin tespitinin önemine işaret eden Koutsikos, 1999'da 200 milyon dolar olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2007'de 3 milyar dolar civarına yükseldiğini kaydetti.

Koutsikos, "Ancak bu rakamlar çok daha yükseklerde olabilirdi" dedi.

Yunanistan'daki Türk yatırımlarının çok cüzi miktarda olduğunu, 4 ya da 5 küçük işletmenin faaliyette bulunduğunu ifade eden Koutsikas, ''Burada suçlu kim, ona bakmalıyız. Suçlu bizleriz. Çünkü açıkçası Yunanistan Türk işletmelerin kurulmasını engelliyor'' diye konuştu.

Koutsikos, bu engel ve zorlukların ortadan kaldırılacağına inandığını dile getirerek, bazı Türk iş adamlarının büyük miktarlarda yatırım yapmak için bu engellerin kalkmasını beklediğini anlattı.

Koutsikos, kara taşımacılığı sektöründe mal ve insan ulaşımı konusunda bir dizi kolaylaştırıcı önlem alındığını, yaklaşık 46 bin izin verildiğini, sınır kapılarının iyileştirilmesi ve tam teşekküllü çalıştırılmasının sınır bölgeleri arasındaki işbirliğini geliştireceğini söyledi.

Türk Yunan İş Konseyi ve Yunan-Türk Ticaret Odasının bu problemlerin aşılmasında Türkiye'nin yanında olduğunu dile getiren Koutsikos, her iki tarafın da birbirine katkı sağlayacağı avantajlar bulunduğunu kaydetti.

Koutsikos, ''Girişimci toplum camiaları arasında karşılıklı saygı, Trakya'nın her iki tarafında veya Adalarda komşuluk ilişkilerinin gelişmesi amacıyla yatırımlar yapmak ülkemizin önceliğidir'' diye konuştu.

Konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinen Koutsikos, "İsteğimiz Kıbrıs konusunda adil ve yaşanabilir bir çözümdür" dedi.

Yalçındağ

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntıların daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirterek, ''Özellikle Adanın güneyinde Şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz, Adada her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır'' dedi.

Yalçındağ, Türk-Yunan İş Forumunun son yıllarda giderek gelişen iki ülke ekonomik işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da derinleşmesine katkı sağlayacağına inandığını ifade ederek, ''Türkiye-Yunan ilişkilerinin ikili ekonomik işbirliğinin yanı sıra AB ve bölgesel girişimler çerçevesinde ele alınmasının, Türk-Yunan ortaklığı için yeni fırsatlar doğuracağını düşünüyorum'' diye konuştu.

Türkiye'nin kendisi gibi müzakere aşamasında olan Hırvatistan ve sırada bekleyen diğer bölge ülkeleriyle birlikte AB üyeliği gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına mensubiyet ile birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme olacağını dile getiren Yalçındağ, son 200 yıllık tarih boyunca siyasal, etnik, diplomatik anlamda dünyada en sorunlu bölgelerden birini oluşturan Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük bir şans ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel kalkınma olanağı anlamına geleceğini anlattı.

Yalçındağ, Türk-Yunan ilişkilerinin gerek ekonomik, gerekse siyasal yönden, geride bıraktığımız 10 yıllık dönem içinde hep olumlu yönde geliştiğini, karşılıklı ticaret ve yatırımın arttığını ifade ederek, 1996 yılında son aşaması gerçekleşen Türkiye-AB Gümrük Birliği öncesinde 200-300 milyon dolar seviyesinde seyreden ticaret hacminin bugün 3 milyar doları bulduğunu kaydetti.

Son yıllarda yatırımlarda da artış yaşandığına, Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006 yılında 2,8 milyar dolar, geçen yıl ise 2,3 milyar dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştiğine dikkati çeken Yalçındağ, şöyle dedi:

"Bu dinamiğin Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Türkiye, üyelik yolunda ilerledikçe, müzakere başlıkları açılıp kapandıkça, başta hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke ekonomisinin birbirleriyle entegrasyon düzeyinde ciddi bir artış sağlanacağı açıktır. Her iki tarafın siyasetçilerinin bu alanda gösterecekleri kararlılığın ve ulusal çıkar tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi ortadadır. Ayrıca, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır. Özellikle Adanın güneyinde Şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden, hem de yunan siyasetçilerden beklentimiz adada her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır."

KIBRIS 26/01/08

 

Refugee claims state persecution over land-swap deal
By Jean Christou

A GREEK Cypriot refugee who swapped his property in the north with a Turkish Cypriot for land in Larnaca has told the European Court of Human Rights (ECHR) that the government is persecuting him over the deal.

Mike Tymvios already had an application with the ECHR when he decided to apply to the newly established property commission in the north last year.

His application was approved for a land swap and the ECHR is currently considering whether the deal constitutes a friendly settlement.

The legal and political implications of the pending decision could be devastating for the Greek Cypriot side.

Tymvios said in his recent letter to the ECHR that since his land swap became public knowledge, “the government of the refugees as it likes to call itself” has “maliciously and vindictively” been persecuting him.

“Due to accumulated debts and subsequent bankruptcy procedures, the government of Cyprus has proceeded and sold through the Official Receiver last week a plot of land belonging to me without informing me prior to the sale and at a price much less than its value,” Tymvios said in his letter to the court.

“They are now proceeding to do the same with my clinical lab and all its equipment. This in effect will leave me without work and all this because I accepted the friendly settlement.”

In a further open letter addressed to Greek Cypriot refugees dated Friday, Tymvios, who declared bankruptcy some time ago, said the government through the Official Receiver charged with liquidating his assets, sold a piece of land behind without informing him.
Tymvios said the land was sold on January 17 for £850,000 (€1.45 million). The money would have gone towards paying Tymvios’ creditors.

However, he said, four days later the piece of land was back on the market for £1.3 million (€ 2.2 million). Tymvios said he suspected irregular practices as far as the deal was concerned.
He has taken legal steps to secure full compensation for the property in question, which is in the government-controlled areas.

Tymvios also said the government was now in the process of selling off the medical equipment from the clinical lab he operated in Nicosia.

“All of this persecution began in the past three months after the announcement of the friendly settlement,” Tymvios said in his letter to the refugees.

He also warned them not to try and secure compensation for their land in the north “because the government will hound you like they are hounding me”.

Tymvios has been in financial difficulties for some years and wrote to the government seeking to use his property in the north as collateral for a loan but the government told him that for loan purposes his land was effectively worthless. They did offer him “moral support”. In the end Tymvios resorted to the property commission.

If the ECHR decides to recognise the commission as a means of securing friendly settlements, it will throw into doubt the future of hundreds of pending Greek Cypriot cases before the Court.

In addition to the political ramifications of recognition of an “official” Turkish Cypriot body, it will also raise legal questions as to how Turkish Cypriot properties in the south of the island are managed by the relevant government body.

Another complication arises from the fact that the land Tymvios swapped with the Turkish Cypriot contains two schools, residential homes and businesses.

CYPRUS MAIL 27/01/2008

 

Kıbrıs sorunu, AB üzerinden çözülemez

OLMAYACAĞINI AB DE GÖRDÜ... Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs konusunda ödün vermediklerini vurgulayarak, sorunu AB üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların gördüğünü söyledi. Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasında içerisinde Kıbrıs'ın da yer aldığı konuların çözülmesinin hem Türkiye hem de Yunanistan için iyi olacağını söyledi

ORTAK SİYASİ İRADE VAR... Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye ile Yunanistan arasında güçlü bir ortak siyasal irade var. Sorunu çözmek için tüm tarafların iradesi, isteği olmayınca çözmek mümkün olmuyor. Çoğu zaman da sorunların devamı taraflardan birisine yarıyor. Ege, karşılıklı olarak azınlık konuları ve Kıbrıs sorunu var. Tüm bu konularda sorunun ortadan kalkması, çözüme ulaşması, tarafların yararınadır. Çok çalışmamız gerekiyor. Bir fırsat penceresi açılmış durumda ama bu pencere sonsuza dek böyle açık kalmaz

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs konusunda ödün vermediklerini vurgulayarak, sorunu Avrupa Birliği (AB) üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların gördüğünü söyledi.

Ali Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasında içerisinde Kıbrıs'ın da yer aldığı konuların çözülmesinin hem Türkiye hem de Yunanistan için iyi olacağını söyledi.

Babacan, Dünya Ekonomik Forumu için gittiği Davos'ta, gazetecilere Türk Yunan ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs konusunu da değerlendirdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Dünya Ekonomik Forumu için gittiği Davos'ta, gazetecilere Türk Yunan ilişkilerini değerlendirdi.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik istikşafi görüşmelerin sürdüğünü belirten Babacan, "Toplantılar artık daha çözüme odaklı olacak. Dışişleri bakanları ve başbakanlar da bizzat gelişmeleri takip edecek" dedi.

Babacan, Kıbrıs konusunda ödün vermediklerini de belirterek, sorunu Avrupa Birliği üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların gördüğünü kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Ankara ziyaretiyle iki ülke arasındaki sorunlu alanların yeniden ciddi bir biçimde ele alınacağını ve çözüme odaklı bir çalışma dönemine girildiğini söyleyen Babacan, sorunun çözümü için iki ülke arasında güçlü bir ortak siyasal irade bulunduğunu anlattı.

Ege'yi bir barış denizi durumuna getirmeyi istediklerini anlatan Babacan, yanlışın başka bir yanlışla çözümlenemeyeceğini dile getirdi.

Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye ile Yunanistan arasında güçlü bir ortak siyasal irade bulunduğunu anlatan Babacan, şöyle konuştu:

"Bu hem Türk tarafında hem de Yunan tarafında var. Sorunu çözmek için tüm tarafların iradesi, isteği olmayınca çözmek mümkün olmuyor. Çoğu zaman da sorunların devamı taraflardan birisine yarıyor. Yunanistan ile sorunlu sahalarda pek öyle değil. Ege, karşılıklı olarak azınlık konuları, Kıbrıs var. Tüm bu konularda sorunun ortadan kalkması, çözüme ulaşması, hem onlar için hem de bizler için iyi olacak. Tarih var ortada, kolay değil. Bunların hepsi konuşulacak. Çok çalışmamız gerekiyor. Bir fırsat penceresi açılmış durumda ama bu pencere sonsuza dek böyle açık kalmaz. Yunanistan'da farklı bir iklim oluşur, hükümet bugünkü çözüm iradesini kaybedebilir. Dolayısıyla fırsat penceresi açılmışken bunun çözümü konusunda hızlı bir ilerlemenin iyi olacağını düşünüyorum.

Ege'de bir dizi sorun var. İstikşafi görüşmeler devam ediyor. Bu yeni dönemin ilk turu ve bu bakış açısıyla toplantı yapacağız dedik. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'yi aradım. Toplantılar artık daha çözüme odaklı olacak. Dışişleri bakanları ve başbakanlar da bizzat gelişmeleri takip edecek. İstikşafi görüşmelerin içeriğiyle ilgili artık siyasi düzeyde de karşılıklı konuşabileceğiz.

Önceki dönemde teknik düzeyde karşılıklı arayış olmuştu. Bu diyaloğun olması önemli. Diyaloğun olması belki olası pek çok krizleri önlemiş. Ama bundan sonraki dönemde daha çözüme odaklı bir yaklaşımı önemsiyoruz. Yunan tarafında da bu iradeyi görebiliyoruz."

Ortadoğu barış süreci

Ortadoğu barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, "Kuşkusuz, Gazze'den İsrail'i hedefleyen füzeler son derece yanlış. Ama öte yandan Gazze'deki halka yönelik operasyonlar da bir başka yanlış. Gazze'nin ambargo ve abluka altına alınması da yanlış" dedi.

KIBRIS 27/01/2008

 

Soyer: Kıbrıs'ta çözüm siyasetinden asla taviz vermedik, vermeyeceğiz

Soyer, CTP-BG Gençlik Örgütü'nün dün Yakın Doğu Üniversitesi Kütüphanesi'nde gerçekleşen 8'inci Olağan Kurultayı'nda yaptığı konuşmanın başında, yine dün yapılan Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın Genel Kurulu'nda konuşan Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı'nın, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'a "Birbirimize çok yaklaştık" diye seslendiğini belirtti.

Soyer, "müdahale var" diyerek Meclis'ten istifa etmeyi gündeme getiren DP'ye, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası tarafından destek verildiğini, TDP Genel Başkanı'nın iki partinin yaklaştığını söylediğine işaret ederek, tüm bunların "çok ilginç gelişmeler" olduğunu ifade etti.

"Müdahale var" diyen DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın istifa etmeden bir gün önceki partisinin yetkili organlarının toplantısında yaptığı konuşmada, "BM kapsamında kapsamlı çözümün mümkün olmadığını; çözümün hayal olduğunu" söylediğini kaydeden Soyer, bunu söyleyen bir lidere, çözümden yana olduğunu söyleyen TDP ve KTÖS'ün destek vermesinin ve yakınlaştığını söylemesinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "Bunun tek anlamının 'CTP-BG'ye düşmanlık olsun da ne olursan olsun'dan başka bir anlama gelmediğini" söyleyen Ferdi Sabit Soyer, "yaşanan sürece müdahale var" diye istifa eden DP'nin, KKTC Anayasa Mahkemesi'nin siyasi konulara yönelik ara emri konusunda Türkiye Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarını dikkate almadığı açıklamasıyla yine bir çelişki yarattığını söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, tüm bu açıklamaların, DP'nin Kıbrıs Türk halkının demokratikleşme, Avrupa Birliği üyeliği sürecine karşı olunduğunun açık ifadesi olduğunu belirtti.

"CTP olmak kolay değil. Bu dün de kolay değildi bugün de kolay değil" diyen Soyer, CTP-BG'nin asla unutmaması gereken şeyin, barış, çözüm, demokratikleşme, ekonominin iyileştirilmesi hesabının, hep birlikte dün, bugün ve geleceği kapsayacak şekilde bu dünyada verileceği gerçeği olduğunu vurguladı.

"Umudu iç yok etmedik, etmeyeceğiz..."

CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, barış ve çözümden yana olan partisinin umudu hiç yok etmediğini ve etmeyeceğini vurgulayarak, makam ve iktidarın, barış ve çözüme giden yolda sadece güçlü araçlar olduğunu, bunların asla amaç haline gelmediğini belirtti.

"Umut, en büyük amaç olan barışa, çözüme götürmektir" diye konuşan Soyer, 1970'te kurulan partisinin bu anlayışla hareket ettiği için 1980'lere kadar iktidar ve hükümet olma şansını yakalayamadığını söyledi.

Soyer, gençlerin, CTP'ye umuda sahip olduğu için akın akın geldiğini belirterek, umudun çözüm iradesini ortaya çıkardığını, çözümün gerçekleşmediğini, ancak çözüm ve barış yönünde olumlu gelişmeler yaşandığını kaydetti.

Ferdi Sabit Soyer, çözüm yolunda önemli mesafeler alındığını anlatarak, geçmişte, "12 başlıkta KKTC ile AB arasında AB uyum yasaları görüşüleceğini" açıkladıklarında buna "olmaz" diyenlerin, çok kısa bir süre önce AB uzmanları tarafından 12 başlık konusunda bilgilendirildiklerini hatırlattı. Soyer, bu bilgilendirme sonrası, siyasi parti temsilcilerinin, süreci desteklediklerini açıklayarak, bir anlamda CTP-BG'nin çözüm politikasının yanına geldiğini belirterek, "Hoş geldiler" dedi.

Başbakan Soyer, çözüm siyasetinden vazgeçmeyeceklerini, davalarından asla geri durmayacaklarını vurgulayarak, CTP-BG Gençlik Örgütü Kurultayı'na başarı dileğinde bulundu.

KIBRIS 27/01/2008

 

Yurt dışında yaşayanlar, kesin dönüşe kadar askerliklerini erteleyebilecek

Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, hükümete, Askerlik Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısı teklifini sunduklarını açıkladı. Yasa değişikliğiyle, yurt dışında çalışanlara kesin dönüş yapıncaya kadar askerliğini erteleme ve vatanını rahatlıkla ziyaret edebilme imkanı sağlanacak

Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, hükümete, Askerlik Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısı teklifini sunduklarını açıkladı.

Tümgeneral Mehmet Eröz, Gülseren Eğitim Taburu'nda 30/2'nci Dönem Yedek Subay ve Çavuş adaylarının ant içme töreninde yaptığı konuşmada, teklifin dün itibarıyla hükümete sunulduğunu belirtti.

Değişiklik teklifi hakkında bilgi veren Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, uzun süreden beri beklenen Askerlik Yasası değişikliği sonucunda; çeşitli nedenlerle askerlik yükümlülüğünü yerine getiremeyen, yurt dışında çalışan ve KKTC'nin yüceltilmesine büyük katkı koyan ailelere ve çocuklarına kesin dönüş yapıncaya kadar askerliğini erteleme ve vatanını rahatlıkla ziyaret edebilme imkanı sağlanacağını söyledi.

Bedelli hakkı

Tümgeneral Eröz, çeşitli nedenlerle askerlik yükümlülüğünü yerine getiremeyenlere kolaylık sağlanacağını vurgulayarak, KKTC vatandaşlığına geçen ve 49 yaş üstü olanlara, özel statü hakkı (bedelli askerlik) verileceğini bildirdi.

Tümgeneral Eröz, teklifin; başka ülkelerde askerlik yapan KKTC vatandaşlarına, KKTC'deki yükümlülükleri konusunda da rahatlama getirdiğinin altını çizdi.

Eröz; "KKTC Hükümetine sunulan Askerlik Yasası Değişikliği, tamamen, Kıbrıs Türkü'nün özgürlüğü için evlatlarını feda etmekten kaçınmayan, Kıbrıs'a barış getiren ve 34 yıldan beri Kıbrıs Türkü'nün güvenliğini, KKTC'nin bekasını sağlayan kadirşinas Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın personel zaafiyetini gidermek için alacağı tedbirler sonucunda gerçekleşebilecektir" dedi.

Basın mensuplarına da dağıtılan Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı Teklifi, halen yürürlükteki Askerlik Yasası'nın 5, 16, 33, 36, 37, 38, 61. maddeleri, geçici 3 ve 4'üncü maddeleri ile 4/2004 sayılı Değişiklik Yasası'nın geçici 1. maddesinde değişiklik öngörüyor.

KIBRIS 29/01/08

 

Turgay Avcı, Lordlar Kamarası'nda konuşacak

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Dr. Turgay Avcı, İngiliz Parlamentosu'nda, Kıbrısla ilgili bir toplantıya katılacak.

Lord Maginnis'in ev sahipliğini yapacağı Lordlar Kamarası'ndaki Kıbrıs toplantısı 30 Ocak Çarşamba akşamı gerçekleşecek. Toplantıya katılmak üzere aynı gün Londra'ya gelecek olan Dışişleri Bakanı Avcı, son siyasi gelişmeleri anlatarak, soruları yanıtlayacak.

Yakın tarihte ilk defa KKTC'li bir bakanın İngiliz Parlamentosu'nda konuşma yapması, önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.

Lordlar Kamarası'nda bulunan "The Moses Room" adlı 70 kişilik odada yapılacak toplantıya, KKTC ve Türkiye ile ilgilenen İngiliz milletvekilleri, parlamenterlerin de katılması bekleniyor.

Avcı, Londra'da çeşitli temaslarda da bulunacak. Avcı, KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz tarafından 1 Şubat akşamı Papageno Restaurant'ta verilecek resepsiyona da konuk olacak.

Avcı'nın temasları sırasında Başbakan Gordon Brown'ın Kıbrıs özel elçisi Milletvekili Joan Ryan ile de görüşmesi bekleniyor.

Turgay Avcı'nın, İngiltere'deki Kıbrıs Türk sivil toplum kuruluşları ve basın mensupları ile yapacağı görüşmelerin ardından 3 Şubat günü İngiltere'den ayrılacağı öğrenildi.

KIBRIS 29/01/08

 

Papadopulos Schröder'in ziyaretine üzüldü



30 Ocak, 2008 16:21:00 (TSİ)  CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC'ye yapacağı ziyareti ''çok üzücü bir gelişme'' olarak değerlendirdi.

Rum radyosunun haberine göre, Schröder'in KKTC'yi ziyaret edecek olmasını yorumlayan Papadopulos, bunun kendileri açısından "çok üzücü bir gelişme" olduğunu belirtti.
 
Papadopulos, "Schröder'in şahsi olarak Türkiye ve Kıbrıslı Türkler karşısında hala daha dostane duygular beslemesinin kendileri açısından üzüntü verici olduğunu" kaydetti.
 
Schröder, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in daveti üzerine, 1-2 Şubat'ta KKTC'yi ziyaret edecek.

 

"Kıbrıs sorununun sıkıntıları dikkate alınmalı"



25 Ocak, 2008 12:34:00 (TSİ)  CNN TURK

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntıların daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirtti.

İstanbul'da Türk-Yunan İş Forumu'nda konuşan Yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz, Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır" dedi.
 
Yalçındağ, Türk-Yunan İş Forumu'nun iki ülke ekonomik işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da derinleşmesine katkı sağlayacağına inandığını ifade ederek, "Türkiye-Yunan ilişkilerinin ikili ekonomik işbirliğinin yanı sıra AB ve bölgesel girişimler çerçevesinde ele alınmasının, Türk-Yunan ortaklığı için yeni fırsatlar doğuracağını düşünüyorum" diye konuştu.
 
Yalçındağ, Türkiye'nin müzakere aşamasında olan Hırvatistan ve sırada bekleyen diğer bölge ülkeleriyle birlikte AB üyeliği gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına mensubiyet ile birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme olacağını dile getirdi.
 
Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük bir şans ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel kalkınma olanağı anlamına geleceğini anlattı.
 
Yalçındağ, Türk-Yunan ilişkilerinin ekonomik, siyasal yönden, son 10 yılda olumlu yönde geliştiğini, karşılıklı ticaret ve yatırımın arttığını ifade ederek, 1996 yılında son aşaması gerçekleşen Türkiye-AB Gümrük Birliği öncesinde 200-300 milyon dolar seviyesinde seyreden ticaret hacminin bugün 3 milyar doları bulduğunu kaydetti.
 
"Yatırımlarda artış yaşanıyor
 
Son yıllarda yatırımlarda da artış yaşandığına, Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006 yılında 2.8 milyar dolar, geçen yıl ise 2.3 milyar dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştiğine dikkat çeken Yalçındağ, "Bu dinamiğin Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir" dedi.
 
Yalçındağ, "Türkiye, üyelik yolunda ilerledikçe, müzakere başlıkları açılıp kapandıkça, başta hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke ekonomisinin birbirleriyle entegrasyon düzeyinde ciddi bir artış sağlanacağı açıktır. Her iki tarafın siyasetçilerinin bu alanda gösterecekleri kararlılığın ve ulusal çıkar tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi ortadadır" diye konuştu.
 
"Ayrıca, Kıbrıs sorununun hemTürkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır" diyen yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden, hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır" dedi.
 
"Karadeniz ve Hazar havzasında işbirliği..."

Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye gibi Yunanistan'ın da güçlü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Karadeniz ve Hazar havzasının iki ülkenin ortak projeler geliştirip, işbirliği yapabileceği bir coğrafya haline geldiğini belirtti.
 
Yalçındağ, AB tarafından genişleme sürecine paralel olarak 2003 yılında temelleri atılan Avrupa Komşuluk Politikası ve bu sene içinde AB Komisyonu kanalıyla yayınlanan "Karadeniz Sinerjisi" ve "Orta Asya" stratejilerinin AB'nin artık bölgeyle ilgili politikalarını teoriden pratiğe geçirerek, güçlendirilmiş bölgesel bir işbirliği oluşturmayı amaçladığını ortaya koyduğunu da kaydetti.
 
"Ancak söz konusu coğrafyanın giderek artan önemine ve bölgedeki ülke halklarının sahip olduğu tarih, dil, din, kültür ve etnik yakınlıklarına rağmen bölgesel ekonomik ilişkilerin istenilen seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir" diyen Yalçındağ, "Bölge ülkelerinin mevcut ilişkilerinin daha da ileriye götürülmesi gerekmektedir" dedi.
 
Yalçındağ söz konusu ülkelerin üretim yapılarının, ihracat potansiyellerinin ve ithal ettikleri ürünlerinin birbirlerini tamamladıklarını söyledi.
 
TÜSİAD Başkanı, "Bu kapsamda Türkiye ve Yunanistan'ın özellikle önemli doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olan Orta Asya ile bu ürünlere bağımlılığı gittikçe artan Batı ülkeleri arasında doğal bir köprü olma durumu yakın zamanda açılan Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattı ile kuvvetlenmiştir" dedi.
 
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türk ve Yunan özel sektörünün bu ülkelerle sadece enerji ve ticaret değil aynı zamanda yatırım, hizmet sektörü ve teknoloji alanında işbirliği imkanlarının artırılması için de çaba harcaması gerektiğine işaret etti.
 
Yalçındağ, "Orta Asya'nın dünyanın yükselen iki ekonomisi Çin ve Hindistan ile bağlantıyı sağlayan geçiş noktasında çok stratejik bir yerde bulunduğu unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.

 

Turkish Cypriots say no information on Securitas fugitive
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot police said yesterday they had no information on the whereabouts of British fugitive Sean Lupton, and denied knowledge of British attempts to track him down in the north.

Lupton, a 47 year-old builder, disappeared while on bail after being arrested and accused of taking part in a £53 million heist in February 2006, the biggest in UK history.

Police believe he may have traveled to northern Cyprus, thinking it a safe place in which to launder up to £32 million worth of stolen cash.

Five of Lupton’s accomplices were given hefty jail sentences at the Old Bailey on Monday for the theft, in which a Securitas depot manager, his wife and seven year-old daughter, as well as 14 Securitas staff, were trussed up as the gang made off with £53 million in cash. It is said the gang were forced to leave behind a further £153 million because it would not fit in the 7.5 ton truck being used for the heist.

Following the robbery, nearly all of the gang members were arrested and £21 million of the cash recovered from locations in south east London and Kent. Lupton, however, remains at large, with British police saying they believe “some of the money may have gone with Lupton to northern Cyprus”.

Despite the police claims, Lupton’s wife Theresa said she was “surprised that the police are still going with the line that he is in northern Cyprus”, and that she believed him dead.
Press reports said yesterday British police had travelled to Morocco, Albania and Cyprus in search of the stolen cash. But it remained unclear yesterday whether they had so far been working independently or in co-operation with Cypriot police forces. Statements from a Turkish Cypriot police spokesman to the Cyprus Mail yesterday indicated that the British police had not informed them of Lupton’s escape and possible arrival in the north.
The British High Commission refused to comment on the case yesterday.

Questions were also raised yesterday over the ease with which Lupton would be able to launder millions of pounds of cash in northern Cyprus.

Former ‘economy minister’ of the north Ayse Donmezer told the Mail that trying to pass off the cash in banks in the north would be “all but impossible”.

“Banks in north Cyprus have, since the banking crisis in 2001, been under the close scrutiny of the Turkish Central Bank, which is itself an integral part of the international banking system. There is no way that kind of money would get through,” she said.
She warned, however, that despite ongoing work at restricting the activities of casinos in the north, “restrictions might not yet be tight enough to say with confidence that it couldn’t be done through them”.

CYPRUS MAIL 30/01/08

 

Former German Chancellor in bid to boost business to the north
By Simon Bahceli

FORMER German Chancellor Gerhard Schroder will fly into the north on Friday in an apparent effort to boost business in the breakaway Turkish Cypriot state, the German Embassy confirmed yesterday.

Speaking to the Cyprus Mail, Deputy Head of Mission at the German Embassy Joachim Heidorn said, “I can confirm that he is coming to the island on Friday and that he will be accompanied by a group of businessmen.” Heidorn stressed however that Schroder was visiting the island as a “private citizen” and not as a representative of the German government.

“He is no longer an MP; he is an employee of Gazprom,” Heidorn said.

However, links between the Schroder visit and Gazprom were played down yesterday by head of the north’s Chamber of Commerce Hasan Ince, who said that the planned meetings had more to do with efforts to generate business links between the north and Germany.

“We’ll be holding talks with businessmen involved primarily in tourism, but also some other fields,” Ince told the Mail.

While Ince refused to be drawn on what the “other fields” might be under discussion, attention has focused on wealthy Turkish Cypriot businessman Ali Ozmen Safa, who recently unveiled ambitious plans to bring electricity to the north of the island via underground cables from Turkey. Thoughts of a link between the energy giant and power projects involving the north were further boosted by the fact that Safa’s Star Kibris was first to break the news of Schroeder’s visit yesterday morning.

Spokesman for the Turkish Cypriot leadership Hasan Ercakica yesterday, for his part, focused on the political significance of the visit, saying it would be “positive” as it would attract German media to the north. He added that Schroder’s visit had received the backing of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

CYPRUS MAIL 30/01/08

 

Almanya'nın eski Başbakanı Schröder, cuma günü KKTC'de

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Schröder, cuma günü saat 13.30'da Ercan Havalimanı'nda olacak. Schröder'e ziyaret sırasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik edecek.

Gerhard Schröder aynı gün saat 15.45'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileri ve saat 17.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gerhard Schröder, 2 Şubat Cumartesi günü saat 09.30'da Girne Colony Otel'de ziyaretle ilgili basın toplantısı düzenleyecek. Schröder aynı gün öğleden sonra adadan ayrılacak.

Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Berlin ziyareti sırasında KKTC'ye geleceğini açıklamıştı.

KIBRIS 30/01/08

 

Tasarının, yasalaşması için düğmeye basıldı

UZUN ZAMANDIR ÇALIŞMA YAPILIYORDU ... Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı ve hükümetin yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türkleri askerlik yüzünden etkileyen faktörleri saptayarak GKK'ya ilettiklerini, GKK'nın da yaptığı güzel ve titiz bir çalışma sonucunda hazırladığı tasarıyı kendilerine ilettiğini söyledi.

Soyer, tasarının içeriğiyle ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla özet bir açıklama yapacaklarını bildirdi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak sağlayacak yasal düzenlemenin süratle hayata geçirilmesi için "düğmeye bastıklarını" söyledi.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile uzun zamandır üzerinde çalışılan düzenlemenin belli bir noktaya geldiğini belirten Soyer, konuyla ilgili olarak dün sabah Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le görüştüğünü kaydetti.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafını en fazla zora sokan konunun, sürekli olarak kendisini çözümün tarafı addeden Kıbrıs Rum tarafının gerek silahlanma, gerekse askerlik süresiyle ilgili olarak en küçük bir adım atmaması olduğunu belirterek "Bu da bizi yapmamız gereken diğer pek çok işten de tutuk kılmaktadır" dedi.

Soyer, Kıbrıs Türk halkının en büyük dayanak noktalarından birinin Kıbrıs'ta görev ifa eden KTBK Komutanlığı olduğunu vurguladı.

GKK ile uzun zamandan beri

yapılan çok önemli bir çalışma

Başbakan Soyer dün sabah bir kabulü öncesinde yaptığı açıklamada, askerlik konusunda GKK ile uzun zamandır çok önemli bir çalışma yapıldığını, gerek cumhurbaşkanı gerek hükümetin, askerlik uygulamalarından doğan ve özellikle yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türkleri etkileyen unsurları saptayarak GKK'ya ilettiklerini, GKK'nın da yaptığı güzel ve titiz bir çalışma sonucunda hazırladığı tasarıyı kendilerine ilettiğini anlattı.

Söz konusu düzenleme üstünde önceki gün de çalıştıklarını ifade eden Soyer, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le dün sabah görüştüklerini açıkladı.

Tasarının içeriğiyle ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek, bir kısım yanlış anlaşılma ve beklentileri gidermek amacıyla özet bir açıklama yapacaklarını ifade eden Başbakan Soyer "Bu tasarının süratle yasallaşması için düğmeye basmış bulunuyoruz" dedi.

"GKK KTBK ile birlikte önemli görev yürütüyor"

KKTC'de Kıbrıs Türk halkının bu topraklardaki eşitlik mücadelesinde GKK'nın çok önemli bir görev yürüttüğüne işaret eden Soyer, bu görevin tek başına olmadığını; KTBK ile birlikte yürütüldüğünü belirterek bunun Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde, adadaki Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin, çözüm gelene kadar sağlanabilmesi için yürütülen önemli ve titiz bir görev olduğunu kaydetti.

Rum tarafının tutumu

Soyer, Kıbrıs Türk tarafını en fazla zora sokan konunun, sürekli olarak kendisini çözümün tarafı olarak addeden Kıbrıs Rum tarafının, gerek silahlanma, gerek askerlik süresiyle ilgili olarak en küçük bir adım atmaması olduğunu belirterek "Bu da bizi yapmamız gereken diğer pek çok işten de tutuk kılmaktadır" dedi.

Soyer şöyle konuştu:

"Kıbrıs Rum tarafı askerlik süresini düşürmüyor. Ve bir yıl 15 ay gibi noktalarda askerlik süresini düşürmüş olmamıza rağmen ve önemli ölçüde bu yasa tasarısıyla da, yurttaşlarımızın askerlik görevleriyle ilgili olacak olan sorunlarını aşma konusunda büyük gayretler sarf etmemize rağmen, onlar askerlik süresini hiçbir şekilde düşürmüyorlar. Dolayısıyla askerlik süresinde meydana gelen düşürmelerimiz ya da askerlik göreviyle ilgili karşılaşılan problemleri aşmakta yaptığımız düzenlenmeler sonuçta Güvenlik Kuvvetlerimizin insan kaynaklarında azalmayı getirmektedir. Bu bir gerçektir. Biz buna rağmen bunları gerçekleştiriyoruz ama Kıbrıs Rum tarafı ne askerlik süresini düşürüyor ne de buna bağlı olarak askerlik ve silahlanmayla ilgili herhangi bir geri adım atıyor. Bu yapmamız gereken pek çok işi, atmamız gereken daha birçok adımı engelleyen ana faktördür. Bunu özellikle belirtmek isterim."

"En büyük dayanağımız KTBK komutanlığı"

Kıbrıs Türk halkının en büyük dayanak noktalarından birinin Kıbrıs'ta görev ifa eden KTBK Komutanlığı olduğunu belirten Soyer, "Nitekim askerlik süresiyle ilgili GKK'nın yaptığı titiz çalışma belli bir sonuca ulaşırken burada aldığımız en büyük dayanak noktalarından biri TSK'nin Garanti ve İttifak anlaşmaları çerçevesinde adada görev ifa eden KTBK'nın bize bir kısım yeni yükümlülüklerin de yüklenebileceği noktasında verdiği güvencedir. Bundan ötürü KTBK Komutanına da, değerli komuta heyetine de teşekkür etmeyi bir borç bilirim" şeklinde konuştu.

Başbakan Soyer, GKK'ya da yaptığı güzel çalışma için teşekkür ederken "ilettiğimiz bütün sıkıntıları, problemleri aşmakta gerçekten çok istekli ve gayretli bir çalışma gösterdiler. Cumhurbaşkanlığı olsun hükümetin olsun bu girişimlerine pozitif yaklaşım gösterdiler" dedi.

KIBRIS 30/01/08

 

 

İngiltere, kayıp 32 milyon sterlinin izini KKTC'de sürüyor

SOYGUNCULARDAN 5'İ YAKALANMIŞ, PARANIN 21 MİLYONU ELE GEÇİRİLMİŞTİ...

21 Şubat 2001 tarihinde kaybolan ve İngiltere tarihinin en büyük silahlı soygunu olarak kayıtlara geçen, 32 milyon sterlinin (yaklaşık 75 milyon YTL) KKTC ve Fas'ta olabileceği öne sürüldü. 53 milyon sterlini kamyona yükleyerek kaçan soygunculardan 5'inin yakalanmasının ardından polisin düzenlediği operasyonlarda söz konusu paranın 21 milyon sterlinlik bölümü ele geçirilirken, kalan paranın yurt dışına kaçırıldığı sanılıyor

21 Şubat 2001 tarihinde kaybolan ve İngiltere tarihinin en büyük silahlı soygunu olarak kayıtlara geçen, 32 milyon sterlinin (yaklaşık 75 milyon YTL) KKTC ve Fas'ta olabileceği öne sürüldü.

Securitas adlı güvenlik şirketinin Kent bölgesindeki deposuna, depo müdürü ve ailesini rehin alarak giren ve 53 milyon sterlini kamyona yükleyerek kaçan soygunculardan yakalanan 5 kişi hakkındaki kararların önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Stuart Royle, Jetmir Bucpapa, Roger Coutts, Lea Rusha ve Arnavut asıllı Emir Hysenaj'ın yakalanmasının ardından polisin düzenlediği operasyonlarda söz konusu paranın 21 milyon sterlinlik bölümü ele geçirilirken, kalan paranın yurt dışına kaçırıldığı sanılıyor.

İngiliz basını, kayıp milyonların hiç değilse bir bölümünün soyguna karıştığı belirlenen Sean Lupton adındaki kişi tarafından KKTC'ye kaçırıldığı ihtimali üzerinde durulduğunu yazdı. Basın, paranın bir bölümünün de Fas'ta olabileceği yolundaki iddialara yer verdi.

The Times gazetesi ise soygundan sonra bir ara gözaltına alınan 46 yaşındaki Sean Lupton'un 2006 yılının Aralık ayında gemiyle İngiltere'yi terk ederek KKTC'ye kaçtığını öne sürdü. Gazete, "KKTC ile İngiltere arasında ne diplomatik ilişki, ne iade anlaşması bulunduğunu, ayrıca KKTC'nin AB'nin para aklama kurallarının kapsamına girmediğini" yazdı.

Gazete, olayla ilişkili olduklarını iddia ettiği kardeş 2 Kıbrıs Türkünün de Lupton ile aynı dönemde adaya gittiklerinin tahmin edildiğini yazdı.

İngiltere tarihinin en büyük soygununda, kasalardaki paranın 53 milyon sterlinlik bölümünü kamyona yükleyerek götüren soyguncular, kamyona sığdıramadıkları 153 milyon sterlini artlarında bırakmak zorunda kalmıştı.

KIBRIS 30/01/08

 

Bayan Markulli'yi Kıbrıs Türk halkının uyum sürecine sevinmeye davet ediyorum

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 12 başlık altındaki uyum sürecinin, Kıbrıs Türk tarafını ve Kıbrıs Türklerini çözüme hazırlama temeli üzerindeki Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde şekillendirildiğini belirterek, Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin, 12 başlık altındaki AB'ye uyum sürecine karşı çıkmakla, aslında çözüme karşı çıktığını söyledi.

Markulli'nin özellikle Gazimağusa, Girne ve Gemikonağı Limanlarının uluslararası hukuka göre kapalı olmadığının deklere edilmesine yönelik itirazının da yanlış bir itiraz olduğunu belirten Soyer,

"Meşru olan Kıbrıs Türk halkının gerçekten dünyayla bütünleşmekte en önemli unsuru olan Kuzeydeki limanların uluslararası hukuka göre kapalı olmadığı gerçeğinin, en nihayet 30-40 yıl sonra dünyaya deklere edilmiş olmasıdır. Bayan Markulli'yi bir an önce Kıbrıs Türk halkının uyum sürecine sevinmeye davet ediyorum" dedi.

Başbakan Soyer, Dış Basın Birliği'nin Mesut Günsev başkanlığındaki yeni Yönetim Kurulu

üyelerini kabul etti.

Günsev: "...tarafsız bilgilendirme yapmaya çalışıyoruz"

Ziyarette ilk sözü alan DBB Başkanı Mesut Günsev, bir süre önce gerçekleştirdikleri genel kurullarında yeni yönetim kurulunu belirlediklerini ifade ederek, bu ziyareti yönetimdeki yeni üyeleri Başbakan'a takdim etmek için gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Günsev, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasını, sesini, dünyaya duyurmak için, KKTC'de devletin bekasını ön planda tutarak tarafsız bir bilgilendirme yapmaya çalıştıklarını söyleyerek, görevlerini aynı doğrultuda sürdüreceklerini bildirdi.

Günsev, önceki gün açıklanan askerlik konusundaki yeni düzenlemeye atıfta bulunarak "askerlikte bir devrim yapıldığı" görüşünü de dile getirdi.

"DBB yerel basınla büyük görevler yürütüyor"

Heyeti kabulünde konuşan Soyer ise, Dış Basın Birliği'nin, dünyadan soyutlanmış ve enformasyon alanında büyük sıkıntı yaşayan Kıbrıs Türk halkının dünyaya açılımı ve buluşmasında yerel basınla birlikte büyük görevler yürüttüğüne işaret ederek, özellikle Türkiye medyasının, Kıbrıs Türk halkının sesinin dünyaya duyurulmasında büyük görev ifa ettiğini kaydetti.

"İlgisini eksiltmesin"

Bundan dolayı kendilerini kutlayarak teşekkür eden Soyer, Kıbrıs Rum tarafının askeri konulardaki tutumuna atıfta bulunarak Dış Basın Birliği'nin, Rum tarafının silahlanma ve askerlik süresiyle ilgili herhangi bir esneme içerisine girmemesi konusuna da ilgisini eksiltmemesinin, çok önemli olduğunu söyledi. Soyer, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu'nun ve Rum tarafının hafif silahlar alanında silahlanmada dünyada üçüncü olması, tank sistemlerini geliştirmesi ve diğer başka uygulamalar, Kıbrıs sorununda Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin sürekli attığı adımları daha da ileriye götürmesine engel olan ana faktördür. Bunun bilince çıkmasında büyük fayda vardır kanısındayım."

Soyer, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak sağlayacak yasal düzenleme konusuna da değinerek, ilgili yasal değişikliği çok kısa bir sürede yaşama geçireceklerini kaydetti.

AB'ye uyum çalışmaları

Soyer, Avrupa Birliği'ne uyum konusunda 12 başlık altında yürütülen çalışmalara da değindiği açıklamasında, bu konunun düşünceden fiile doğru gitmeye başladığını, son olarak AB uzmanlarının Bakanlar Kurulu toplantısına girerek kendilerine bu uyum süreciyle ilgili açıklamalar yaptığını, yüz yüze resmi düzeydeki bu toplantıda kendilerinin de görüşlerini aktardıklarını ve uzmanların daha sonra da siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine brifing verdiğini anımsatarak, startın verilmesine bağlı olarak Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin Brüksel'e gittiğine işaret etti.

"Markulli açıklamalarıyla gerçek niyetlerini deşifre etti"

Markulli'nin Brüksel'e giderken verdiği "ateşli ve öfkeli" beyanatlarla, bu uyum sürecini durduracağını ifade ettiğine atıfta bulunan Soyer, Rum Dışişleri Bakanı'nın bu açıklamalarında Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin gerçek niyetini deşifre ettiğine dikkat çekti.

12 başlık altındaki uyum sürecinin, Kıbrıs Türk tarafını ve Kıbrıs Türklerini çözüme hazırlama temeli üzerindeki Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde şekillendirildiğini belirten Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla çözüme hazırlık aşaması olarak görülen bu nokta, çözüme varana kadar Kıbrıs Türk tarafının bütün pozisyonunu AB standartlarına yükseltmeyi temel almaktadır. Bayan Markulli çözüme kadar AB uyumunun gerçekleşeceği bu görüşmelere itiraz etmektedir. Yani çözümü tıkamaya çalışmaktadır. Çözümü hızlandıracak faktör Kıbrıs Türk tarafının AB uyum sürecine hazırlanmasıdır ve bu uyum sürecine hazırlanmasına itiraz, özünde çözümün erken gelmesine dönük olarak itirazı kapsamaktadır. Bunu, bizim ele alıp dünyanın gözleri önüne sermekte büyük fayda vardır."

Limanların kapalı olmadığının deklere edilmesi

Soyer, Markulli'nin özellikle Gazimağusa, Girne ve Gemikonağı Limanlarının uluslararası hukuka göre kapalı olmadığının deklere edilmesine de çok canı sıkıldığını ifade ederek, burada yeni bir durum olduğuna dikkat çekti. Soyer şöyle konuştu:

"Sevineceğine kızması üzüntü verici"

"Geçtiğimiz dönem Sayın Oli Rehn, Genişleme Komiseri olarak bunu kendi görüşü olarak serdetmişti. Sayın Matsakis'in sorusu üzerine bu görüşün cevaba dönüşmesinin önemi, bütün komiserlerin, Sayın Markos Kiprianu dahil, onayından geçerek bu açıklamanın yapılmasıdır. Yani bu dolayısıyla AB'nin bütün kurumlarının ve konsey ile komisyonun tavrına dönüşmüş durumdadır. Bayan Markulli'nin itirazı bunadır, ama bu yanlış bir itirazdır. Meşru olan Kıbrıs Türk halkının gerçekten dünyayla bütünleşmekte en önemli unsuru olan Kuzeydeki limanların uluslararası hukuka göre kapalı olmadığı gerçeğinin en nihayet 30-40 yıl sonra dünyaya deklere edilmiş olmasıdır. Bayan Markulli'yi ben bu vesileyle bir an önce Kıbrıs Türk halkının uyum sürecine sevinmeye davet ediyorum. Sevinmelidir ki Kıbrıs Türk tarafı AB uyumuna hazırlık için niyet deklere etmiştir. Bu çözüme istek demektir ve çözüme hazırlık demektir. Bayan Markulli'nin buna sevineceğine kızması üzüntü verici bir durumdur. Çözümü arzulamadığının göstergesidir."

Basın İş Yasası

Başbakan Soyer, Basın İş Yasası'nın uygulanması konusundaki bir soruya karşılık ise, söz konusu yasanın bir gerçek olarak toplumun gündemine çıktığını belirterek, yasanın uygulanması konusunda en önemli noktanın devletin üstüne düşen görevi yerine getirmesi olduğunu kaydetti.

Ancak diğer bir önemli ayağın ise, basın mensupları, onların örgütleri ve basın organlarının sahip ve yöneticileri olduğuna işaret ederek, bunlarla bu diyaloğu artırmalarının gerekliliğini ifade eden Soyer, "yalnız ülkemizde bir başka sıkıntı konusu daha vardır" dedi ve bir kısım yasalar çıkarken başka yasa ve mevzuatların ise başka konular içerdiğini ve bunların bütünleştirilmesi yönünde bir çalışmaları bulunduğunu bildirdi. Soyer, "Dolayısıyla, buradaki bu yasada olan sıkışıklıkların bazıları, başka yasa ve mevzuatların bu noktada farklı bir kısım düzenlemeler taşıyor olmalarıdır. Bunları da uyumlaştırmak için gayretimiz vardır" dedi.

KIBRIS 30/01/08

 

 

Diyaspora, Kızılderili Türklere fena kızdı

Türklerle Kızılderililer arasındaki bağları ortaya koyan panel Ermeni diyasporasını öfkelendirdi; Ermeniler tepki mektuplarında, 'Kızılderililerle yakınlaşarak soykırımdan kurtulamazsınız' dedi

NEW YORK ANKA

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Üniversitesi Mezunları Amerika Derneği (İÜMEZUSA) tarafından New York'ta düzenlenen bir panelde, Türkler ile Kızılderililer arasında çok sayıda ortak bağ olduğunun ortaya çıkması ve bunun Amerikan kamuoyunda dikkat çekmesi, ABD'deki Ermeni lobisini kızdırdı.
Paneli düzenleyen derneğe, e-posta, fax ve telefon yoluyla ulaşan çok sayıda Ermeni, toplantıda ortaya atılan görüşleri ve paneli eleştirdi. Ermeniler, dernek yöneticilerine tepkilerini dile getirirken, ABD'de Kızılderililer ile Türkler arasındaki yakınlaşmadan duydukları rahatsızlık ve kızgınlıklarını ilettiler.

Kurtulamazsınız

Derneğin web sitesini e-posta yoluyla bombardımına tutan Ermeniler, Kızılderili lobisine yaklaşmak ile Ermeni soykırımı iddiaları konusunda Türklerin kurtuluşunun olmadığını savundular. Gelen e-postaların bazılarında, "Siz elit Türkler olarak eninde sonunda bunu kabul edeceksiniz ve sonra da Osmanlıyı suçlayacaksınız" şeklinde ifadeler yer aldı. Ermeniler, dernek yetkililerine telefon ve e-posta ile ulaşarak, ABD Senatosu'ndaki Kızılderililer Komitesi'nde yer alan senatörlere yakınlaşmanın hiçbir şeyi çözmeyeceğini belirterek, "ABD'de kime yaklaşırsanız yaklaşın, bu yolda yaptığımız çalışmaları asla engelleyemeyeceksiniz. Soykırımı kabul edeceksiniz" diye tepki gösterdiler.
İÜMEZUSA Başkanı Ali Çınar, henüz panelin yeni bitmesine rağmen, Ermenilerden böyle bir tepki aldıkları için çok şaşırmadıklarını belirtti. Çınar, "Türk-Amerikan toplumu için Amerika'da Kızılderililer dahil diğer etnik gruplar ile yakınlaşmak; sosyal, kültürel ve lobicilik anlamında ortak çalışmalar yapmak zorunlu" dedi.

Doğru yoldayız

ABD'nin yüzde 21.6'sının etnik kökenden gelen kişilerden oluştuğunu belirten Çınar, "Her konuyu çok yakından takip ediyoruz. Panel amacına ulaşmıştır ve çalışmalarımız aralıksız olarak devam edecektir. Mart veya nisanda Ermeni iddialarıyla ilgili tasarı tekrar gündeme gelecek. Bu tür tepkiler bizi asla yıldıramayacak. Aslında bu tür tepkiler bizim ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu göstermektedir" diye konuştu.

MILLIYET 31/01/08

 

‘Turkish Cypriots ask for 1974-era rifles back’

A NUMBER OF Turkish Cypriots are said to have written to the Cypriot authorities asking for the return of their hunting rifles which were confiscated in 1974.

According to yesterday’s Phileleftheros, the guns were confiscated by the government as a form of ‘disarmament’ in an effort to avoid possible conflicts. Greek Cypriots also lost their hunting rifles as part of the same process.

But apparently a number of Turkish Cypriots have written to Attorney-general Petros Clerides asking for the return of their rifles on the grounds that the circumstances are now favourable and not what they used to be.

Around 1,800 hunting rifles belonging to Turkish Cypriots are believed to be held in police storage. They are said to be in very good condition, maintained and stored in underground central warehouses with the rest of the police force’s weaponry.

A recent inspection and recording of all the weaponry determined that it was in optimum condition and not one gun was missing. Each one is registered and its owner recorded. It is likely some of the owners have since died, the paper said.

According to Phileleftheros some hunting rifle have already been handed back to their owners.
Police chief Iacovos Papacostas was yesterday abroad and unavailable for comment.

CYPRUS MAIL 31/01/08

 

İngiliz polisi KKTC'de araştırmalar yaptı, bir bağ bulunamadı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İngiltere'de 2001 yılında silahlı soygunla ele geçirilen 32 milyon sterlin (yaklaşık 75 milyon YTL) paranın KKTC'de olabileceği iddialarının doğru olmadığını açıkladı.

Soyer, İngiltere polisinin KKTC'ye gelerek araştırmalar ve polisle görüşmeler yaptığını ifade ederek, söz konusu kişinin ülkeye girip çıkmadığını ve KKTC'yle bir bağı olmadığını söyledi.

Başbakan Soyer, TAK muhabirine yaptığı açıklamada, İngiltere'de 32 milyon sterlinlik kayıp parayla ilgili çeşitli spekülasyonlar yapıldığını belirterek, İngiliz polis servisi ve olayı araştıran dedektiflerin 6 ay önce KKTC'ye geldiğini ve KKTC Polisi'yle görüşmeler yapıldığını, olayla ilgili brifing verildiğini bildirdi.

Soyer, yapılan tüm inceleme ve tahkikatlarda söz konusu paranın KKTC'ye gelmediğinin, söz konusu kişinin de KKTC'ye giriş çıkış yapmadığının, KKTC'nin bu olayla herhangi bir bağı olmadığının anlaşıldığını açıkladı.

İngiltere polisiyle ilişkilerini sürdürdüklerini, karşılıklı bilgi akışının sağlandığını belirten Başbakan Soyer, "Polis örgütümüz de, İngiliz polisinden gelen bütün bilgileri değerlendirip bu konuda gerekli tedbirleri her an alabilecek kabiliyettedir" diye konuştu.

KIBRIS 31/01/08

 

Kıbrıs Türkü'ne uygulanan haksız izolasyonlar kaldırılmalı

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların haksız olduğunu ve bunun giderilmesi gerektiğini söyledi.

Kahire'de yapılan İKÖPAB 5. Konferansında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan İhsanoğlu, konferansın çok hassas bir dönemde gerçekleştirildiğini ifade ederek, ''Gazze'deki hadiseler insanlık dışıdır. Filistin halkı topluca cezalandırılıyor, insanlar aç susuz ve ilaçsız bırakılıyor'' dedi.

Birçok ülkede İslam'a karşı düşmanlığın arttığını, Kuran'ı ve Peygamberi hedef alan saldırıların, hakaret içeren yayınların devam ettiğini dile getiren İhsanoğlu, şöyle konuştu:

''Bu ortamda İslam ülkeleri arasında işbirliğinin artırılması lazım. Parlamenterlerin İKÖ şemsiyesi altında toplanması önemli bir konu. Biz teşkilat olarak hükümetleri temsil ediyoruz. Bu açıdan parlamenterlerin bir araya gelmesini önemsiyoruz. Filistin konusunda İslam ülkelerinin siyasi bakımdan topluca hareket etmeleri lazım. Biz İKÖ olarak BM İnsan Hakları Konseyinde çok önemli bir karar geçirdik. İsrail'in saldırıları kınandı ve uluslararası toplum adına gerekli mesajlar verildi. Fakat BM Güvenlik Konseyi bu kararı geçiremedi. Bu çok üzücü bir durum. Uluslararası anlamda müeyyidesi olan tek kurum BM'dir. Gayretlerin, teşebbüslerin devam etmesi lazım, çünkü bu uluslararası camianın bir sorumluluğudur.

İslam dünyasına iki çağrıda bulunuyorum; bunlardan ilki, ülkelerin siyasi iradelerini bu halkın geçirmekte olduğu sıkıntıyı giderme hususunda topluca kullanmasıdır. İkincisi ise insani kuruluşların yardım elini Filistin'e uzatmalarıdır. İKÖ olarak bu konuda büyük bir koordinasyon gayreti içindeyiz. Bize birçok insani yardımlar geliyor. Gerek maddi, gerek ayni gerekse tıbbi yardımları Filistin halkına gönderiyoruz.''

İhsanoğlu, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması için İKÖ'nün aldığı kararlar doğrultusunda teşebbüsler bulunduğunu belirterek, ''Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar haksızdır.

Bunun giderilmesi lazım. Bunun için teşebbüsler var. İKÖ olarak KKTC ile temaslarımız devam ediyor. Bu konuda konferansımızın elde ettiği başarılar var'' diye konuştu.

Meclis Başkanı Ekenoğlu

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Kıbrıs Türk halkı olarak İstanbul Deklarasyonu'nda izolasyonların kaldırılmasına yönelik alınan kararın uygulanmasını beklediklerini bildirdi. Bu çerçevede Mağusa-Lazkiye arasında gemi seferlerinin başladığını, ancak bu seferlerin beklenen sonucu vermediğini ifade eden Ekenoğlu, şunları söyledi:

''Bu sefer, bir başlangıçtı. Turizm bürolarının açılması ekonomik ilişki henüz başlamış değil. Dolayısıyla bu karar çerçevesinde İslam ülkeleri ile işbirliği yapılmasını bekliyoruz. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında sorunun çözümünün gerçekleştirilebilmesi için izolasyonların kalkması ve Türk toplumunun güçlenmesi gerekmektedir. Ekonomi ve turizm alanında yapılacak işbirliği, çözüme katkı koyacaktır. Çözüm; BM kararları çerçevesinde, BM şemsiyesi altında olacaktır. İki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm şekli olacaktır. Bizim İslam ülkelerinden beklentimiz, daha önce alınan kararların gerçekleşmesi için adımların daha süratli atılmasıdır.''

İzolasyonların kaldırılması için ülkesinin Turizm ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından girişimler yapıldığını, ancak siyasetin çok yavaş işlediğini ifade eden Ekenoğlu, ''Bu süreci hızlandırmak için İslam ülkeleri ile işbirliklerini geliştirmemiz gerekiyor'' dedi.

KIBRIS 31/01/08

 

Rumlar, KKTC tapusunda işlem yapabilecek

Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi , "Anayasanın 159'uncu Maddesinin (1)'inci Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına Giren, KKTC Hukukuna Göre Mülkiyet Hakkı Herhangi Bir Gerçek veya Devlet Dışındaki Tüzel Kişiye Ait Olmayan ve Tasarruf Hakkı Halen Bir Gerçek veya Tüzel Kişiye ya da KKTC Devletine Ait Bulunan Taşınmaz Mallar Üzerindeki Hakların Devri ve Kaydedilmesi Yasa Tasarısı"nı görüştü.

Cumhuriyet Meclisi'nden verilen bilgiye göre, dün saat 10:30'da CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Kadri Fellahoğlu başkanlığında toplanan Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi, gündemindeki tasarıyı görüşmeye bir sonraki toplantıda devam edecek.

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi toplantısına, Komite üyeleri CTP-BG Milletvekilleri Kadri Fellahoğlu, Ahmet Gülle, Mehmet Çağlar ve Ali Gulle katıldı. Komite toplantısına davetli olarak katılan, Başsavcılık'tan Behiç Öztürk, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık ve Tufan Erhürman da konu ile ilgili düşüncelerini aktardı.

Tararının gerekçesiyle ilgili açıklamada, 1974'ten sonra Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm için Birleşmiş Milletler

gözetiminde imzalanan 1977 ve 1979 doruk anlaşmalarının ve Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan tüm kapsamlı çözüm planlarının ortak noktasının iki bölgelilik olduğu belirtilerek Kıbrıs sorununa bulunacak, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal çözümde gerçek bir iki bölgeliliğin hayata geçirilebilmesinin başlıca koşullarından birinin de, 20 Temmuz 1974'ten önceki mal sahiplerinin haklarına da saygı gösterilerek, her toplumun kendi idaresi altındaki bölgede malvarlığının çoğuna sahip olması olduğu kaydedildi.

Bu yasa tasarısı, Anayasa'nın 159'uncu maddesinin 1'inci Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına Giren, Taşınmaz Malların 20 Temmuz 1974 tarihinde kendi adına kayıtlı olan şahsın yasal mirasçısı olduğunu ya da taşınmaz üzerindeki bütün hakları 1974'teki malikten veya onun yasal mirasçısından hukuka uygun bir biçimde devraldığını belgeleri ile ispat eden kişilerin, Anayasanın 159'uncu Maddesinin (4)'üncü Fıkrası çerçevesindeki hakları da dahil olmak üzere taşınmaz mal üzerinde iddia ettikleri bütün hakları kendi iradeleri ile Kıbrıslı Türk gerçek veya tüzel kişilere devredebilmeleri için gerekli usul ve koşullar düzenleniyor.

KIBRIS 31/01/08

 

Turist sayısı arttı

KKTC'ye hava ve deniz yolu ile Türkiye ve diğer ülkelerden gelen yolcu sayısının toplamında 2007 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 10,5 oranında artış olurken; buna paralel turistik konaklama tesislerinde konaklayan kişi sayısı ve toplam geceleme adeti de yükselme gösterdi.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Turizm Planlama Dairesi tarafından, turistik konaklama tesislerinden alınan konaklayan kişi sayısı ve geceleme rakamı ile Polis Genel Müdürlüğü Muhaceret Birimi'nden alınan hava ve deniz liman giriş rakamlarına dayanarak hazırlanan "Turizm İstatistik Raporu" açıklandı.

2006 ile 2007 yılındaki rakamlar kıyaslandığında, KKTC'ye hava ve deniz yolu ile Türkiye ve diğer ülkelerden gelen yolcu sayısının toplamında %10,5 oranında bir artış görüldüğü ifade edilen açıklamaya göre, 2007 yılında Türkiye'den hava ve deniz yolu ile KKTC'ye gelen yolcu sayısı 2006'ya göre yüzde 10,8 oranında artarak 634 bin 580'e ulaşırken, diğer ülkelerden gelen yolcu sayısında ise yüzde 9,3 oranında artış yaşanarak bu rakam da 156 bin 456 olarak gerçekleşti.

Almanya pazarında canlanma

Geçen yıllarda KKTC'ye hava ve deniz yolu ile yıl boyunca gelen toplam yabancı sayısındaki Alman uyrukluların oranı yüzde 4'lerde iken, 2007 yılında Ekonomi ve Turizm Bakanlığının özellikle Alman pazarına yönelik yürüttüğü çalışmalar sonucunda bu oranın yüzde 13'e yükselerek 6 binlerden 20 binlere ulaştığı belirtilen açıklamada, KKTC'yi hava ve deniz yolu ile ziyaret eden yabancı uyruklular arasındaki sıralamada 2006 yılına oranla yüzde 18 düşüşle de olsa, yine İngiltere'den gelen yolcuların başı çektiği kaydedildi.

2007 yılında KKTC'yi hava ve deniz yolu ile ziyaret eden toplam 156 bin 456 yabancı uyruklu yolcu arasından en büyük payı, yüzde 52 oranı ve 81 bin 488 rakamıyla, İngiltere'den gelen ve aralarında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu, İngiliz uyruklu yolcular oluşturuyor.

Geceleme

Açıklamada, turistik konaklama tesislerinde konaklayan kişi sayısı ve toplam geceleme adetinin de KKTC'ye gelen yolcu sayısındaki artışa paralel olarak yükselme gösterdiği ifade edilerek, turistik konaklama tesislerinde konaklayan turist sayısının 2006 yılına göre yüzde 14,8 oranında artarak 423 bin 396 rakamına ulaşırken, geceleme sayısının ise yüzde 8,3 oranında bir artışla 1 milyon 468 bin 570 olarak gerçekleştiği kaydedildi.

KKTC'deki turistik yatak kapasitesinin ise 2006 sonunda 13 bin 453 iken; 2007 yılı sonunda 15 bin 832'ye ulaştığı belirtilerek, geceleme rakamlarına ve yıl içinde turistik yatak kapasitesinde yaşanan artışa bağlı olarak da, 2006 yılı turistik konaklama tesislerindeki doluluk oranı yüzde 33,5 iken, 2007 yılı ortalama doluluk oranının yüzde 32,5 olduğu bildirildi.

KIBRIS 31/01/08

 

Schröder: Bölünmüş Kıbrıs’a ihtiyaç yok

KKTC’yi ziyaret eden eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Avrupa’nın birlikteliğe ihtiyacı olduğunu ifade ederek, “Avrupa’nın bölünmüş bir Ada’ya ihtiyacı yok” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:43 TSİ 01 Şubat 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Almanya’nın eski başbakanı Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in davetlisi olarak KKTC’ye gitti. Schröder’i Ercan Havaalanı’nda Başbakan Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile diğer yetkililer karşıladı. Schröder’e KKTC ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik ediyor.

 

Ercan Havaalanı Şeref Salonu’nda basına kısa bir açıklama yapan Schröder, Avrupa’nın birlikteliğe ihtiyacı olduğunu dile getirerek, Avrupa’nın bölünmüş bir Ada’ya ihtiyacı olmadığını söyledi. Eski Başbakan, ziyaretinden dolayı Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un üzüntü duyduğunun hatırlatılması üzerine, “Onun üzüntüsünü kesinlikle anlamıyorum. Ben buraya davetli olarak geldim” dedi.

Gerhard Schröder, ziyaretinin BM tarafından Kıbrıs konusunda ele alınacak yeni bir girişime ve yeni bir sürece olumlu katkıda bulunmasını da diledi.

KKTC Başbakanı Soyer de Schröder’i KKTC’de ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını dile getirerek, “Bu ziyaretin, Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir bir barışa, çözüme ve Kıbrıs sorununun BM temelinde çözümüne katkı yapacağına inanıyorum” dedi.

Eski Alman Başbakanı, Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle bir araya gelecek. Schröder yarın Ada’dan ayrılacak.

Rum basını, ziyaretin Rum yönetimi üzerinde soğuk duş etkisi yarattığını yazdı. Gazeteler, Papadopulos yönetiminin, ziyareti engellemek için Alman hükümeti nezdinde girişimlerde bulunduğunu, ancak sonuç alamadığını belirtiyor.

 

Schröder tepkilere rağmen KKTC'de



1 Şubat, 2008 15:34:00 (TSİ) CNN TURK

Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Kıbrıs Rum kesiminin tepkilerine rağmen KKTC'yi ziyaret etti. Schröder, Avrupa'nın bölünmüş bir adaya değil, birlikteliğe ihtiyacı olduğunu söyledi.

Schröder, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in resmi davetlisi olarak özel uçakla KKTC'ye geldi.
 
Schröder'i Ercan Havaalanı'nda Başbakan Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile diğer yetkililer karşıladı.
 
Zapsu eşlik ediyor
 
Schröder'e KKTC ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik ediyor.
 
Schröder ve Başbakan Soyer, Ercan Havaalanı Şeref Salonu'nda basına kısa açıklama yaptı. Schröder, ziyaretinin davet üzerine gerçekleştiğini belirterek, Ada'da bulunmaktan mutlu olduğunu söyledi.
 
Schröder, Avrupa'nın birlikteliğe ihtiyacı olduğunu dile getirerek, Avrupa'nın bölünmüş bir Ada'ya ihtiyacı olmadığını söyledi.
 
"Papadopulos'un üzüntüsünü anlamıyorum"
 
Eski Başbakan, ziyaretinden dolayı Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üzüntü duyduğunun hatırlatılması üzerine, "Onun üzüntüsünü kesinlikle anlamıyorum. Ben buraya davetli olarak geldim" dedi.
 
Schröder başka bir soru üzerine, KKTC'ye özel uçakla İstanbul üzerinden geldiğini, ancak İstanbul'a bir işadamı arkadaşını almak için uğradığını, kendisine göre Almanya'dan Ercan'a da direkt uçuş olabileceğini söyledi.
 
Gerhard Schröder, ziyaretinin BM tarafından Kıbrıs konusunda ele alınacak yeni bir girişime ve yeni bir sürece olumlu katkıda bulunmasını da diledi.
 
KKTC Başbakanı Soyer de Schröder'i KKTC'de ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını dile getirerek, "Bu ziyaretin, Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir bir barışa, çözüme ve Kıbrıs sorununun BM temelinde çözümüne katkı yapacağına inanıyorum" dedi.
 
Almanya'dan direkt uçuş
 
Gerhard Schröder, kendi fikrine göre, Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a direkt uçmanın hiçbir sakıncasının olmadığını söyledi.
 
KKTC Başbakanı Soyer de, ne AB'nin, ne de BM'nin KKTC'deki limanlara dönük bir ambargosu olduğunu, Ercan Havaalanı'nın da uluslararası her türlü uçuşa açık bir havalanı olduğunu vurguladı.

 

 

Rum Kesimi'nde Schröder şoku!

Rumlar, Almanya eski Başbakanı'nın bugün KKTC'ye yapacağı ziyarete inanamıyor, hükümeti, geziyi engelleyememekle suçluyor

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in bir grup işadamıyla birlikte KKTC'ye bugün, özel bir uçakla Ercan Devlet Havalimanı'nı kullanarak gelecek olması, Rum tarafında soğuk duş etkisi yarattı.
Rum Alithia gazetesi, Schröder'in ziyaretini "Alman şoku. Schröder'den soğuk duş. Hükümet halen inanmaya çalışıyor" başlıklarıyla verdi. AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Schröder'in KKTC'ye gelmesini "tehlike çanları çalıyor" şeklinde yorumladı. Hristofyas, Rum lider Tasos Papadopulos'u da Schröder'in KKTC'ye gelişini engelleyememekle suçladı.
Rum başkan adaylarından Yannakis Kasulidis de, "Bugünkü gelişmeye baktığımda büyük bir üzüntü duyuyorum. Bu noktaya ulaşmayı nasıl başardık?" sorusunu sordu. DİSİ'nin Basın Sözcüsü Tasos Mitsopulos ise Schröder'in ülkeye gelişinde Ercan Havalimanı'nı kullanacak olmasını "kaygı ve endişe verici" diye tanımladı.
Rum Fileleftheros gazetesi de Schröder'in gelişinin, "KKTC'nin siyasi açıdan yükseltilmesi oyununun" bir parçası olduğu, bu hareketin Alman vatandaşı Türklerden olabildiğince oy alma konusunda Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD) işine yarayacağı ve beraberinde işadamları bulunuyor olması dolayısıyla bu ziyaretin ekonomik boyutu da olduğuna dikkat çekti.

Soyer: Tasos şarap içsin

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer de Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Schröder'in ziyaretini eleştirmesine, "Papadopulos'a tavsiyem, Schröder'den örnek alsın, kalbinin kin derecesini düşürecek, dostluk şarabı içsin" karşılığını verdi.

Zapsu eşlik ediyor

KKTC temasları sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Soyer ve iş dünyasıyla bir araya gelecek olan Schröder'e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu da eşlik edecek. Başbakan Soyer ve Schröder, yarın Girne'de bir basın toplantısıyla ziyareti değerlendirecek. Eski Başbakan Schröder, Rus Gazprom şirketinin de danışmanlığını yapıyor.

MILLIYET 01/01/2008

 

Soyer says heist suspect ‘never entered north’

TURK?SH Cypriot ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer said yesterday that British fugitive Sean Lupton had never entered the north.

Lupton, a 47 year-old builder, disappeared while on bail after being arrested and accused of taking part in a £53 million heist in February 2006, the biggest in UK history.

British police believe he may have travelled to northern Cyprus, thinking it a safe place in which to launder up to £32 million worth of stolen cash.

But Soyer said the allegations that Lupton had laundered the money in the north were not true and that he had never set foot in the ‘TRNC’.

He said British police had gone to the north to investigate and that it had been proven that there was no link with the ‘TRNC’.

Five of Lupton’s accomplices were given hefty jail sentences at the Old Bailey on Monday for the theft, in which a Securitas depot manager, his wife and seven year-old daughter, as well as 14 Securitas staff, were trussed up as the gang made off with £53 million in cash. It is said the gang were forced to leave behind a further £153 million because it would not fit in the 7.5 ton truck being used for the heist.

Following the robbery, nearly all of the gang members were arrested and £21 million of the cash recovered from locations in south east London and Kent. Lupton, however, remains at large, with British police saying they believe “some of the money may have gone with Lupton to northern Cyprus”.

Lupton’s wife says she believes he is dead.

CYPRUS MAIL 01/02/08

 

Turkish Cypriot support for EU slides
By Jean Christou

THE level of Turkish Cypriot support for the EU and its institutions has fallen considerably since last year and only 68 per cent of people in the north are now satisfied with their lives, according to a new eurobarometer published yesterday.

The report said there was a feeling within the Turkish Cypriot community that there would not be a solution to the Cyprus problem in the short term.

“Similarly, an increasing number of Turkish Cypriots now believe that the promises made to the Turkish Cypriot community by the European Union have not been kept and/or carried out,” it said.

Another contributing factor to the ‘negative feeling’ among Turkish Cypriots has been the gradual slowdown of the ‘economic boom’ that had been taking place over the last few years.

“Thus, while there were positive feelings throughout Europe towards the European Union in this Eurobarometer, the level of support among Turkish Cypriots towards this institution continued to fall,” the report added.

Although 67 per cent in the north said their economy was good, 52 per cent complained about unemployment

Over two thirds of Turkish Cypriots polled expect their lives to be better or remain the same in the next 12 months. Around 15 per cent think their lives will get worse. This figure is on the increase compared to previous eurobarometers.

Most were more optimistic about the economic situation in the EU than they were about the economic situation in the north.

Some 45 per cent of Turkish Cypriots listed the Cyprus problem as their main concern.

The survey also showed a low level of trust in the UN among Turkish Cypriots. Only 30 per cent said they trusted the UN, a drop of 12 per cent since the last survey.

“Similarly, the level of trust among Turkish Cypriots towards the European Commission is only 29 per cent, while the EU 27 average is 50 per cent.”

Almost three quarters of Turkish Cypriots think their voice is not taken into account in the European Union and only 29 per cent said they thought the Turkish Cypriot community would have more of a say in the EU in the future.

CYPRUS MAIL 01/02/08

 

AB'nin en büyük hatası

BU HATA, ÇÖZÜME GİDEN YOLDA BÜYÜK BİR ENGEL... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İngiltere Lordlar Kamarası'nda yaptığı konuşmada, 1963 yılında yok edilen ortaklıktan bu yana adada ortak bir yönetimin bir daha asla oluşturulamadığına işaret ederek, "Bu gerçeğe rağmen halen Kıbrıslı Rumların 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal devamı olarak görülmesi büyük bir hatadır" dedi. Avcı, bu hata da adada bir çözüme giden yolda büyük bir engel olmakta ve bu yüzden ilgilenilmesi gerekmektedir" diye konuştu

RUMLAR NEGATİF TUTUMLARINDAN MUTLAKA VAZGEÇİRİLMELİ... Turgay Avcı, Kıbrıs Rum tarafının, geliştirdiği stratejiler ile BM'nin uzlaşma girişimlerini bertaraf edip, izolasyonun kaldırılmasına yönelik girişimleri engellediğini kaydeden Avcı, izolasyonun kaldırılmasının sorunu çözmese de iki taraf arasındaki uçurumu kapatmakta faydalı olacağını söyledi. Avcı, Rumların negatif tutumlarından mutlaka vazgeçirilmeleri gerektiğini vurguladığı konuşmasında, İngiliz Parlamentosu ve hükümetine destek çağrısı yaptı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rumların çözüm olmadan Avrupa Birliği'ne üye yapılmasının AB'nin en büyük hatası olduğunu belirterek, "Rumların çözümsüzlük politikası yüzünden Kıbrıslı Türkler sonsuza kadar izolasyonlara mahkum edilemez" dedi.

Avcı, İngiltere Lordlar Kamarası'nda yaptığı konuşmada, İngiltere Parlamentosu Kuzey Kıbrıs Dostları Grubu'na mensup lordları, son gelişmeler hakkında bilgilendirdi.

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden verilen bilgiye göre, Lord Magginis'in organize ettiği toplantıda, Avcı'nın konuşmasını, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk toplumu mensuplarının yanı sıra çok sayıda politikacı ve gazeteci izledi.

Toplantıya, ev sahipliği yapan Lord Magginis'le birlikte Kuzey Kıbrıs Dostları Parlamenter Grubu Lideri Barroness Knight, İngiliz Milletvekili Bob Laxton, Lord Kılclooney, Lord Harrıson, Lord Roper, Lady Butterworth, Michael Stephen, Enfield Belediye Başkanı Doğan Delman, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı İbrahim Durmuş, Black Rod Sir Michael Wıllcocks, Lord Ahmed ve İngiliz siyasetinde söz sahibi olan kişilikler katıldı.

Konuşmasında, 1963 yılında yok edilen ortaklıktan bu yana adada ortak bir yönetimin bir daha asla oluşturulamadığına işaret eden Avcı, "Bu gerçeğe rağmen halen Kıbrıslı Rumların 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal devamı olarak görülmesi büyük bir hatadır. Bu hata da adada bir çözüme giden yolda büyük bir engel olmakta ve bu yüzden ilgilenilmesi gerekmektedir" diye konuştu.

Avcı, 1968 yılından beri siyasi eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı BM parametreleri temelinde iki tarafın yeni bir ortaklık kurması için Kıbrıslı Türklerin katkılarıyla ortaya konulan çözüm arayışlarına dikkat çekti. Bu girişimlerin sonuncusunu 2004 referandumunun oluşturduğunu belirten Turgay Avcı, referandumda Türk tarafının büyük çoğunlukla verdiği "evet" oyuna karşılık Rumların da yine büyük bir çoğunlukla "hayır" oyu kullandıklarını hatırlattı.

Bunun sonucunda uluslararası topluluk, özellikle de AB'nin, Türk tarafının üzerindeki gereksiz sosyal, ekonomik ve politik izolasyonun kaldırılmasına yönelik kararlar aldığını ve taahhütlerde bulunduğunu belirten Avcı, ancak bugüne kadar pek az sözün yerine getirilebildiğine işaret etti.

İzolasyonun kalkması uçurumu giderir

Kıbrıs Rum tarafının, geliştirdiği stratejiler ile BM'nin uzlaşma girişimlerini bertaraf edip, izolasyonun kaldırılmasına yönelik girişimleri engellediğini kaydeden Avcı, izolasyonun kaldırılmasının sorunu çözmese de iki taraf arasındaki uçurumu kapatmakta faydalı olacağını söyledi.

Turgay Avcı, Rumların negatif tutumlarından mutlaka vazgeçirilmeleri gerektiğini vurguladığı konuşmasında, İngiliz Parlamentosu ve hükümetine destek çağrısı yaptı ve "Tüm dostlarımızdan Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların kaldırılması için güçlü girişimlerde bulunmalarını bekliyoruz" dedi.

İngiliz takımı Luton Town ile Çetinkaya futbol takımı arasında oynanacak dostluk maçının son dakikada Rumların baskısıyla iptaline değinen Avcı, izolasyonun sadece sporla sınırlı kalmadığını bildirdi. Avcı, Kıbrıslı Türklerin uluslararası kuruluş, kurum ve oluşumlarda temsilinin, seyahat özgürlüklerinin, ticaret ve turizmin engellenmesi, kısıtlanması, tüm kültürel ve sportif faaliyetlere engel konulması gibi izolasyona yol açan tutumları sıraladı.

Direkt uçuş için dava hazırlığı

KKTC'ye ve KKTC'den başka ülkelere direkt uçuş yapılamamasının da izolasyonun en önemli ayağını oluşturduğuna dikkat çeken Avcı, bunun yanlışlığının İngiltere eski başbakanı tarafından ve İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu raporunda vurgulandığını, ancak sonuç alınamadığını hatırlattı. Avcı, bu konuda İngiltere'de dava açmaya hazırlandıklarını bildirdi.

AB Komisyonu tarafından hazırlanan Direkt Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleri sonuçlarının başarısız olduğuna işaret eden Bakan Avcı, Kıbrıslı Türklerin AB Komisyonu'nun Temmuz 2004'te hazırladığı tüzüğün ön şart ve değişime uğratılmadan kabul edilerek AB ülkeleri ile KKTC limanlarından ticaret yapılmasını istediklerini anlattı.

Avcı, aksi gelişmelerin Kıbrıslı Türklerin AB'ye olan güvenlerinin tamamen kaybolmasına neden olacağını ifade etti. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, bu konulardaki gecikmelerin Rumlara avantaj sağlamaktan başka işe yaramayacağına dikkat çekti.

Ryan'a övgü

Süreç içinde iyi gelişmelerin de yaşandığını, bunlardan ilkinin Türkiye ile İngiltere arasında Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanması ve anlaşmayla KKTC üzerindeki izolasyonun kaldırılmasının öngörülmesi olduğunu belirten Turgay Avcı, İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan'ın çabalarını övdü.

Avrupa Komisyonu'nun KKTC limanlarının kullanılmasında yasal engel bulunmadığına ilişkin açıklamasını da olumlu gelişmeler arasında sayan bakan Avcı, KKTC ile Suriye arasında başlayan feribot seferlerinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

Beklediğimiz verilen sözlerin tutulması

"Bizim İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinden beklediğimiz, sözlerinde durmaları ve izolasyonun kaldırılması için güçlü bir kararlılık ile Rumlara rağmen kalıcı adım atmalarıdır" diyen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıslı Türklerin çözümden yana olduklarını, Rumların ise sadece sözde böyle bir hedefleri bulunduğunu kaydetti. Avcı sözlerini, şöyle sürdürdü:

"Ancak eylemleri, sorunun çözümüne engel olmak istediklerini gösteriyor. Böylece BM parametrelerinden uzaklaşarak, Kıbrıslı Türkleri eritme yöntemi ile kontrol altına almak istiyorlar. Ama belirtmek isterim ki, bunu asla başaramayacaklar. Rumların gerçek niyetleri, BM genel kurulunda kendilerini göstermiştir. Bir anlaşma için sözde masada oturan Rum tarafı, gerçekte üniter bir devlet istemekte ve Kıbrıslı Türklerle herhangi bir yetki paylaşımı yapmaktan kaçınmaktadır. Kıbrıslı Rumlara ciddi baskı yapılarak, adada herhangi bir çözümün, iki halk gerçeğinin kabulü esasına dayandırılması gerekmektedir.

Yeni girişim beklentileri

Şubat ayında Rum kesiminde yapılacak seçimlerin ardından BM tarafından yeni bir girişim beklenmektedir. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, yıllarca yapılan müzakerelerde ortaya konulan siyasi eşitlik, eşit statü ve iki bölgeliliğin yeni bir ortaklık ve çözüm metninde mutlaka yer alması gerekmektedir."

Avcı, sözlerini tamamlarken, Kıbrıslı Türklerin acil çözüme inançlarının altını çizdi ve "Kıbrıslı Türkler, Rum ihtiraslarına sonuna kadar rehin bırakılamaz. 2008 yılının çözüm için yeni açılımlar ve fırsatlar yaratması gerekmektedir" dedi.

Öncelik eşitlik temelinde kapsamlı çözüm

Daha sonra soruları yanıtlayan Avcı, bir konuğun "KKTC'nin tanınmasını istemiyor musunuz, neden böyle bir talepte bulunmuyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine, önceliklerinin eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüm olduğunu söyledi.

Avcı, dış politikada ileriyi görmek, adım adım ilerlemek, taşları tek tek yerine koymak gerektiğini belirterek, masa başında oturmak yerine bütün dünyaya Kıbrıslı Türklerin tezlerini anlatmaya çalıştıklarını söyledi.

Bir başka soru üzerine, lobi yapmanın önemine değinen Avcı, "Her ülkede lobi yapıp, Kıbrıslı Türklerin gerçeğini herkesin gördüğünden emin olmalıyız. Ne yaptığımızı, nerede durduğumuzu, nereye bastığımızı anlatmalıyız. Biz evimizde otururken, kimse bizi düşünmez, dünyanın tek derdi Kıbrıslı Türklerin durumu değil. Bu nedenle kendimizi ifade etmeye çalışmalıyız" diye konuştu.

Türkiye'nin Kıbrıslı Türklere verdiği desteğin hiçbir zaman unutulamayacağını, AB'nin hala mali yardımlar üzerinde çalıştığını, oysa Türkiye'nin bir yılda KKTC'ye 600-700 milyon dolarlık yardım yaptığını hatırlatan Avcı, bunun için Türkiye'ye büyük şükran duyduklarını ifade etti.

Daveti gerçekleştiren Lordlar Kamarası üyesi Lord Magginis ise, Avcı'yı konuk etmekten duyduğu mutluluğu dile getirirken, konuşması sırasında "KKTC" ifadesine de yer verdi.

Magginis, geçmişte kendisi de bir üniversite yöneticisi olan Avcı'nın KKTC'de yüksek öğretime verdiği hizmete de teşekkür etti.

KIBRIS 01/02/08

 

Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı bir ay içerisinde yasalaşacak

HAKLARDAN YARARLANABİLMEK İÇİN BİR YIL İÇİNDE BAŞVURUDA BULUNULMALI... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak sağladığını belirterek, tasarıda askerlikle ilgili bedelli hakkını kaybetmiş olanlara da af getirildiğini kaydetti. Soyer, söz konusu yasa tasarısında yer alan haklardan yararlanmak isteyenlerin, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın, yasalaşması tarihinden itibaren bir yıl içerisinde müracaat etmesi gerektiğini söyledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak sağladığını belirterek, tasarıda askerlikle ilgili bedelli hakkını kaybetmiş olanlara da af getirildiğini kaydetti.

Soyer, söz konusu yasa tasarısında yer alan haklardan yararlanmak isteyenlerin, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın, yasalaşması tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde müracaat etmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önceki akşam BRT televizyonunda yayınlanan bir programa katılarak, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nı, detaylı şekilde kamuoyunun bilgisine getirdi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir biz çözüm bulunana kadar, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini yakından ilgilendiren Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın görev yapmasının kaçınılmaz bir gerçek olduğunu vurguladı.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın, askerliğin bir yurt ödevi olduğu gerçeğine bağlı olarak bir takım düzenlemeler yaptığını anlatan Soyer, Güney Kıbrıs'ta Rum Milli Muhafız Ordusu'nun, kendi yurttaşlarına dönük olarak askerlik süresini hiç ellememesi ve bunu 24 ay ile düzenlemesi sebebiyle, askerlik ve askerliğin süresi konularında bir takım sıkışıklıkların yaşandığını dile getirdi.

Rum tarafının silahlanması

Güney Kıbrıs'ta insanlara evlerinde silah bulundurması için müsamaha gösterildiğini ve Güney Kıbrıs ile Yunanistan'ın yaptığı anlaşma çerçevesinde, Yunanistan'dan getirilen er, erbaş, astsubay ve subayların, Rum Milli Muhafız Ordusu'nda görev yaptığını anlatan Soyer, Güney Kıbrıs'ta askerlikle ilgili herhangi bir gelişme olmadığını; Rum tarafının silah ve askeri kuvvetlerini geliştirdiği sürece ve Kıbrıs sorunu çözümlenene kadar, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın güçlü bir şekilde idame ettirileceğini söyledi.

Askerlikle ilgili düzenlemelerin çok büyük önem taşıdığını anlatan Başbakan Soyer, askerlikte yedek subaylığın 1 yıla düşürüldüğünü anımsattı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hükümet ile Cumhurbaşkanı'nın, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı hakkındaki görüşlerini, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na ilettiklerini ve Güvenlik Kuvvetleri'nin yaptığı titiz bir çalışma ile bedelli askerlik hakkını kaybedenler konusunda iyileştirici tedbirler alındığını kaydetti.

Süreç içerisinde çeşitli nedenlerle yoklama ve bedelli askerlik yapma hakkını kaybedenlerin Kuzey Kıbrıs'a gelmemeye başladığını ve bunun bir sorun olduğunu anlatan Soyer, bunun Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile paylaşıldığını ve yapılan çalışmalar sonucunda Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın şekillendiğini anlattı.

GKK ve KTBK ile paralel çalışma

Soyer, "Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bu tasarıyı hazırlarken, aynı zamanda Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri ile de paralel bir şekilde çalışma yapıldı. Kıbrıs sorunu çözümlenene kadar, eğer insan kaynaklarımızda bir sıkıntı içerisine girersek, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ile ihtiyaçlarımızı görüşeceğimiz bir zemine sahip olmalıyız. Bu nedenle de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri ile de bir çalışma yapıldı" dedi.

Bakanlar Kurulu'nun, Askerlik Değişiklik Yasa Tasarısı'nı ivedilikle meclise sevk etme kararı aldığını belirten Soyer, Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde tasarının görüşülerek onaylanmasının ardından Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun bilgisine ve onayına getirileceğini söyledi.

Tasarı 1 ay içinde yasalaşacak

Milletvekillerinin tasarının bir an önce yasalaşması için gerekli katkıyı koyacağına inanç belirten Başbakan Soyer, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın bir ay içerisinde yasalaşacağını söyledi.

1 yıl içinde başvuru

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, tasarıdaki haklardan faydalanmak isteyenlerin tasarının yasalaşması tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde ilgili yerlere başvurması gerektiğinin de altını çizdi.

Başka çalışmalar daha yapılıyor

Askerlik görevinin daha iyiye götürülmesi için başka çalışmaların da yapıldığını ifade eden Başbakan Soyer, bu çalışmaların da tamamlanması halinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından kamuoyuna açıklanacağını söyledi.

Soyer, Kıbrıs sorununu çözümlenene kadar, yurt savunmasını aksatmadan, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın kabiliyetini eksiltmeden gençlere en iyi bir şekilde ortam yaratacak pozisyonları geliştirmek amacında olduklarını ifade etti.

49 yaşını tamamlayanlar... 3 bin Sterlin ödeyerek

Soyer, Askerlik (Değişiklik )Yasa Tasarısı hakkında detaylı bilgi de vererek, daha önceleri 49 yaşını tamamlayan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen yabancıların derhal askere alındığını, ancak söz konusu tasarıda bunlarla ilgili bir düzenleme yapıldığını ve bu kişilere 3 bin Sterlin ödeyerek belli bir kısım haklara sahip olunmasının sağlanacağını açıkladı.

Tasarıda, Kıbrıs Türk anne veya babadan yabancı ülkede doğanlara, askerlik ertelemelerini kesin dönüş yapacakları tarihe kadar erteleme hakkı verildiğini açıklayan Başbakan Soyer, bu kişilerin Askerlik (Değişiklik)Yasa Tasarısı'ndan faydalanılabilmesi için, tasarının yasalaşması tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde başvurulması gerektiğini söyledi.

GKK broşür hazırlayacak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın, Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı ile ilgili detaylı bilgilerin yer alacağı bir broşür hazırlayacağını ifade ederek, broşürlerle herkesin daha çok aydınlatılacağını belirtti.

Söz konusu tasarıda askerlikle ilgili bedelli hakkını kaybetmiş olanlara da belli ölçüde bir af getirildiğini dile getiren Başbakan Soyer, "Bedelli askerlik yasası kapsamında olup, yurt dışında 7 yıl çalışma koşulunu yerine getirdikten sonra bazı gençlerimiz yoklama kaçağı durumuna düşmüştür. Bu gençler söz konusu yasa yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde müracaat ederlerse Bedelli Askerlik Yasası'ndaki haktan yararlanabilecekler" dedi.

Yurt dışında yaşayan, ancak bazı nedenlerden dolayı bedelli askerlikleri reddedilenlere de af çıktığını ve af ile bedelli askerlik hakkından faydalanabileceğini ifade eden Soyer, askerlik görevini yurt dışında yerine getiren, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının, bu görevi yaptıklarını belgelemeleri halinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de tekrardan askerlik yapmayacağını söyledi.

Lisansüstü eğitim süresinin iki katından fazla erteleme yok

Başbakan Soyer, "Söz konusu tasarı ile lisans eğitimini yapan ve 32 yaşını tamamlayanlar, lisansüstü eğitimini tamamlayabileceği en erken sürenin iki katından fazla bir erteleme yapamayacak. Yani bu süre dört yıl ise, iki katından fazla erteleme yapamayacak. Bu da, disiplin gelmesi için yapılmış bir başka düzenlemedir" dedi.

24 Nisan referandumlarında Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs'ın askersizleştirilmesine de "evet" dediğini, ancak Rumların "hayır" demesiyle bugünkü sonucun ortaya çıktığını söyleyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs'ta kabul edilebilir bir çözüme ulaşılana kadar askerlik görevinin çok önemli olduğunu vurguladı.

KIBRIS 01/02/08

 

Almanya'nın eski başbakanı Schröder, bugün KKTC'ye geliyor

Almanya'nın eski Başbakanı (Şansölye) Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in davetlisi olarak bugün özel uçakla KKTC'ye geliyor.

Schröder, yarına kadar sürecek ziyaretinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle bir araya gelecek.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre Schröder'in özel uçağı, bugün saat 13.30'da Ercan Havalimanı'nda olacak.

Eski Almanya Başbakanı'na ziyaret sırasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik edecek.

Gerhard Schröder, bugün saat 15.45'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileri ve saat 17.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gerhard Schröder, yarın saat 09.30'da Girne Colony Otel'de ziyaretle ilgili basın toplantısı düzenleyecek.

Schröder, aynı gün öğleden sonra KKTC'den ayrılacak.

Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in geçtiğimiz Ekim ayındaki Berlin ziyareti sırasında KKTC'ye geleceğini açıklamıştı.

Schröder'in gelişini izleyecek basın

mensuplarına kolaylık sağlanacak

Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in bugün KKTC'ye gelişini izleyecek basın mensuplarının, basın kartlarını görevlilere göstermek suretiyle Ercan Devlet Havaalanı araç park yerini ücretsiz olarak kullanabilecekleri bildirildi.

Enformasyon Dairesi'nden yapılan açıklamaya göre, Schröder'in gelişini izleyecek basın mensupları, normal araç park yerinin VIP Salonu'na yakın bölümünde kendilerine ayrılacak yerleri basın kartlarını göstermek suretiyle ücretsiz olarak kullanabilecekler.

Basın mensuplarının en geç saat 13.00'te VIP Salonu'nda hazır bulunmaları istenen açıklamada, basın mensuplarının, Schröder'in gelişinde izlenecek prosedürle ilgili olarak görevli Enformasyon Dairesi memurları tarafından yönlendirilecekleri kaydedildi.

KIBRIS 01/02/08

 

Kıbrıs'ta adım adım...


Gerhard Schröder, savaş sonrasında Almanya'nın yetiştirdiği en önemli liderlerden biri olarak tanınıyor. Sosyal Demokrat Partisi'nin lideri sıfatıyla 1998'de Helmut Kohl'ün 16 yıllık Hıristiyan Demokrat iktidarına son veren Schröder başbakanlık görevini 2005 yılına kadar sürdürdü. O tarihte, seçimlerde yenilince siyasetten çekilmeyi tercih etti.
Ne var ki 63 yaşındaki eski Şansölye'nin adı ve itibarı ne ülkesinde, ne de uluslararası platformda kayboldu. Schröder Rusya'nın dev Gastrom şirketinin danışmanı olarak faaliyetini daha çok enerji ve finans alanına kaydırdı. Ancak uluslararası ilişkilerde sözü geçen bir "akil adam" olarak da etkinliğini korudu...
Schröder Şansölye iken Türkiye'ye önem vermiş, özellikle AB üyeliği konusunda Ankara'yı desteklemişti. Bu tutumunu aktif siyasetten çekildikten sonra da sürdürdü. Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan ile kişisel dostluğu da devam etti. Nitekim kendisi daha birkaç gün önce Erdoğan'ın konuğu olarak Ankara'daydı.
Dün Schröder özel bir uçakla direkt olarak Ercan Havalimanı'na inmek suretiyle KKTC'ye geldi. Bu davranışıyla da Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine olan yakınlığını açıkça göstermiş oldu...

O kadar "izole" değil
Schröder şu anda ülkesi adına resmi bir hüviyet taşımıyor. KKTC'yi bir Alman vatandaşı olarak ziyaret ediyor... Ama, bu kimliğin sahibi Gerhard Schröder gibi bir isim olunca, bu gezi elbet özel bir anlam ve önem taşır.
Nitekim bunu Rum kesimi Başkanı Papadopulos'tan, seçimlerdeki rakibi AKEL lideri Dimitris Hristofyas'a kadar bütün politikacılar da belirtiyorlar.
Papadopulos, "Türkiye Kıbrıs Türkleri lehinde dostça duygular taşımak"la adeta suçladığı Schröder'in bu ziyaretini "çok üzüntü verici" olarak niteliyor. Hristofyas ise "son zamanlarda sıklaşan ve yoğunlaşan bu fenomenin (yani KKTC ile direkt temasların) durdurulması gerektiğini söylüyor...
Gerçekten bu ziyaret, KKTC'ye karşı dikilmek istenen abluka duvarını deliyor. Gerçi pratikte bu, KKTC'nin resmen tanınması (veya yakında tanınacağı) anlamına gelmiyor. Merkel hükümetinin bilinen tutumunda herhangi bir değişiklik yok. AB'nin genel tavrında da öyle...
Ancak bu tür ziyaretler ve temaslar, Kıbrıs Türklerinin "resmi" boykotlara rağmen, sanıldığı kadar "izole" olmadığını da gösteriyor. Daha açık bir deyişle, KKTC bu şekilde, "adım adım" fiili varlığını gösteriyor ve hatta kabul ettirmeye başlıyor. Bunlar "ufak adımlar" dahi olsa...

Strateji belli
Bu tür ufak adımların son zamanlarda sıkça atıldığını görüyoruz. Batı'dan, Doğu'dan Kuzey Kıbrıs'a "resmi temas" veya "iş" ya da "turizm" için gelenlerin sayısı giderek artıyor. KKTC'nin artık dünyanın dört bucağında (Tayvan gibi) çeşitli isimler altında "ofis"leri veya "temsilcilikler"i var...
KKTC yetkilileri Avrupa'da da yoğun bir "lobi" faaliyeti içindeler. Birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Turgay Avcı Londra'da Lordlar Kamarası'nda konuştuktan sonra, kendisine soru soran bir Lord "KKTC" ifadesini kullandı; bir başka Lord ise, "Neden KKTC'nin tanınması için talepte bulunmuyorsunuz?" diye sordu. Buna Avcı'nın verdiği yanıt, sanıyoruz KKTC'nin -ve Ankara'nın- stratejisini açıklayan şu birkaç kelimeyi kapsıyordu: "Dış politikada ilerisini görmek, adım adım ilerlemek ve taşları tek tek yerine oturtmak gerekir"...

SAMI KOHEN MILLIYET 02/02/2008

 

 

Schröder: KKTC'ye uçuşta sakınca yok

02/02/2008 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Almanya'nın bir önceki Sosyal Demokrat Başbakanı Gerhard Schröder dün KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in resmi davetlisi olarak KKTC ziyaretine başladı. Rum Yönetimi'nin tepkisini çeken Schröder, "Avrupa'nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yok" diyerek birlik mesajı verirken, Almanya'dan KKTC'ye direkt uçuş olmasında sakınca görmediğini vurguladı.
Özel uçağıyla İstanbul aktarmalı gittiği Ercan'da Başbakan Soyer tarafından karşılanan Schröder'e, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu ve bazı Alman işadamları eşlik ediyor. Schröder, "Görevim sırasında bu adadaki insanların birlikte yaşamaları için çalıştım. O yüzden Annan Planı'nı destekledim" dedi. Annan Planı'yla başlayan sürecin devamını dileyen Schröder, "Avrupa'nın birlikteliğe çok ihtiyacı var. Avrupa'nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yoktur" vurgusu yaptı, ziyaretinin yeni BM girişimine olumlu katkı yapmasını diledi.

'Rumlar niye üzüldü ki?'
Schröder, Rum lider Tasos Papadopulos'un ziyaretten üzüntü duyduğu anımsatılınca "Üzüntüsünü anlamıyorum. Buraya davetli geldim. Beklentim, iki tarafın da dışarıdan gelenleri karşılamasıdır" dedi. Eski Başbakan "Almanya'dan direkt mi geldiniz?" sorusu üzerine bir girişimci dostunu almak için İstanbul'a uğradığını belirtip, "Bence Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a direkt uçmanın hiçbir sakıncası yok" vurgusu yaptı. Ticaret Odası'nı ziyaret edip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın onuruna verdiği akşam yemeğine katılan Schröder, Alman sermayesinin Kuzey Kıbrıs'a ilgi göstermesini isterken tecridin sürmesinde AB'nin de hatası olduğunu vurguladı.

Schroeder: no reason not to have direct flights

FORMER German Chancellor Gerhard Schroeder said yesterday he saw no reason why direct flights to the north could not take place from Germany.

Schroeder made the statement on arrival in the north for a controversial visit.

The former German Chancellor arrived on a private plane that first landed in Turkey before travelling on to Ercan (Tymbou).

In statements to the press, Schroeder said he hoped to see movement on the Cyprus issue soon, because Europe did not need a “shared island” but needed unity.

He expressed regret that President Tassos Papadopoulos had criticised his visit and had ruled out any possibility of a meeting. “I don’t see any reason not to meet,” said Schroeder.

He said he had accepted the invitation from the Turkish Cypriot leadership “out of respect to those people in the nor north who accepted the Annan plan”.

However, he said that didn’t mean he blamed those Greek Cypriots that rejected the plan.

He said he hoped his visit could contribute positively towards a new UN initiative on Cyprus.

CYPRUS MAIL 02/02/2008

 

 

Schröder KKTC'de

"ERCAN'A DİREKT UÇUŞ YAPMANIN HİÇBİR SAKINCASI YOK"... Almanya'nın eski başbakanı Schröder, Ercan Havalimanı'na direkt uçuş yapmanın hiç bir sakıncası bulunmadığını söyledi. Kuzeydeki insanların Annan planına "Evet" demesine gösterdiği saygıdan dolayı bu ziyareti yaptığını kaydeden Schröder, ziyaretinin BM'nin yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı yapmasını istediğini bildirdi

"ZEMİN ANNAN PLANI OLMALI"... Annan planı döneminde plana başından sonuna kadar destek verdiğini kaydeden Schröder, BM nezdinde yeni bir girişim başlatılması yönündeki umudunu dile getirerek, bunun temelinin ancak Annan planı olabileceğini ve öyle de olması gerektiğini kaydetti. Schröder, "Avrupa'nın birlikteliğe çok ihtiyacı vardır. Avrupa'nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yoktur" dedi

"GERÇEK BALIKLAR DOĞRUDAN TİCARETLE YAKALANABİLECEK"... Schröder, "Gerçek balıkların" ancak Kuzey Kıbrıs ile AB arasındaki doğrudan ticaretle yakalanabileceğini söyleyerek, mali yardım, doğrudan ticaret ve limanların açılmasının hep birlikte hayata geçmesinin önemini bildiğini söyledi.

Schröder, Alman sanayisinin Kuzey Kıbrıs'a daha fazla ilgi göstermesini istediğini de belirtti

Almanya'nın eski başbakanı Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in resmi davetlisi olarak KKTC'ye geldi.

Özel bir uçakla dün saat 13.50'de Ercan Havaalanı'na inen Schröder'i Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma bakanı Salih Usar ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca karşıladı.

Almanya'nın eski başbakanı Schröder, ziyaretinin ilk gününde, sırasıyla Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.

Gerhard Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa'nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi olduğunu söyledi.

Schröder, BM nezdinde yeni bir girişim başlatılması yönündeki umudunu dile getirerek, bunun temelinin ancak Annan planı olabileceğini ve öyle de olması gerektiğini kaydetti.

Schröder, Ercan Havalimanı'na direkt uçuş yapmanın hiç bir sakıncası bulunmadığını da söyledi. Kuzeydeki insanların Annan planına 'evet' demesine gösterdiği saygıdan dolayı bu ziyareti yaptığını kaydeden Schröder, ziyaretinin BM'nin yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı yapmasını istediğini bildirdi

Kuzey Kıbrıs'ta bir dinamizm gördüklerini söyleyen Schröder, bunun hem Kıbrıslı Türkler hem de ada için önemli bir konu olduğunu kaydetti. Schröder, "İzolasyon kalktığında bu dinamizm daha çok ortaya çıkacaktır" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gerhard Schröder bugün saat 09.30'da Girne'deki Colony Otel'de ziyaretle ilgili bir basın toplantısı düzenleyecek.

Schröder, bugün öğleden sonra KKTC'den ayrılacak.

Schröder: Ercan'a direkt uçuş

yapmanın hiç bir sakıncası yok

Başbakan Soyer'le birlikte havaalanında basın toplantısı düzenleyen Schröder, Ercan Havalimanı'na direkt uçuş yapmanın hiç bir sakıncası bulunmadığını söyledi.

Schröder, konuşmasında, Kıbrıslı Türkleri görmekten duyduğu mutluluğu dile getirerek, Başbakan Soyer'in daveti nedeniyle adada bulunduğunu ve kendisinin de Kıbrıs adasını ve içinde bulunduğu sorunu bildiği için daveti kabul ettiğini söyledi.

Başbakanlığı sırasında adadaki insanların bir arada yaşaması için uğraş verdiğini anlatan Schröder, Annan planı döneminde plana başından sonuna kadar destek verdiğini kaydetti. Schröder, Annan planının başlattığı hareketin yeni bir ivmeyle devam etmesini de dileyerek, "Avrupa'nın birlikteliğe çok ihtiyacı vardır. Avrupa'nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yoktur" şeklinde konuştu.

"Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un ziyaretin gerçekleşmesinden duyduğu üzüntüye anlam verip veremediğine" yönelik bir soruyu da Schröder "Hayır üzüntüsünü kesinlikle anlayamıyorum. Buraya davetli olarak geldim ve beklentim her iki tarafın da dışarıdan gelen insanları karşılamaları, kabul edip görüşmeleridir. Görüşmemek için bir neden olduğunu sanmıyorum" şeklinde yanıtladı.

Kuzeydeki insanların Annan Planı'na 'evet' demesine gösterdiği saygıdan dolayı bu ziyareti yaptığını kaydeden Schröder, Güney'i de "Hayır" dediği için eleştirmediğini, fakat bu ziyaretin BM'nin yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı yapmasını istediğini bildirdi.

"Almanya'dan direkt Ercan Havaalanı'na gelip gelmediği" konusundaki soruya da Schröder "Hayır İstanbul üzerinden geldim. Bir girişimci ve dostumu İstanbul'dan almak için İstanbul'a uğramıştım. Bence buraya direkt uçmanın hiçbir sakıncası yoktur" diyerek yanıtladı.

Soyer: KKTC'deki hiçbir liman

uluslararası hukuka göre kapalı değil

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de ziyaretin yapılmasına katkı koyanlara teşekkür ettiği konuşmasında, Ercan Havalimanı'nın uluslararası her türlü uçuşa açık; AB ile Yeşil Hat Tüzüğü'ne uygun olarak AB üyesi ülkelerin her yurttaşının da Ercan'dan adaya gelip serbest dolaşım yapma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

KKTC'deki hiçbir limanın uluslararası hukuka göre kapalı olmadığına, aynı zamanda ne AB ne de BM'nin KKTC'deki limanlara dönük bir ambargosu bulunmadığına dikkat çeken Soyer, KKTC'nin dünyaya açılmak ve dünyayla buluşmak istediğini anlattı.

Alman Sosyal Demokratların kurumsallaşması ve globalleşmesine katkı yapmış, AB'nin genişleme sürecine olumlu etki etmiş Schröder'in, yazdığı kitapta da KKTC üzerindeki izolasyonun kabul edilmez olduğunu vurguladığını kaydeden Soyer, ziyaretin BM zemininde Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir bir barışa, çözüme katkı yapacağına inandığını sözlerine ekledi.

Schröder, başbakanlıkta

Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, dünkü temasları çerçevesinde ilk olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edildi.

Schröder, saat 15.45'te "DM 01" plakalı protokol konuk aracıyla başbakanlığa gelişinde, Başbakan Soyer, müsteşarları ve diğer yetkililer tarafından bina önünde karşılandı. Soyer ve Schröder daha sonra başbakanlığın şeref salonuna çıktılar.

Kalabalık bir basın grubunun izlediği görüşmede, basına açıklama yapılmadı; sadece görüntü imkanı sağlandı.

Schröder'in ziyareti nedeniyle başbakanlık çevresinde, polisin, geniş güvenlik önlemleri aldığı gözlemlendi.

Schröder'in Kıbrıs Türk Ticaret Odası ziyareti

Soyer tarafından kabulünün arından Schröder, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı (KKTO) ziyaret etti.

Schröder, Ticaret Odası'nda Başkan Hasan İnce ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in de katıldığı bir toplantı yaptı. Schröder'e Ticaret Odası ziyaretinde, heyetinde yer alan Özel Kalem Müdürü Albrecht Funk, Almanya Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Gerd Andres, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu ve Zapsu'nun asistanı Gülsen Karanis Ekşioğlu eşlik etti.

Toplantıdan sonra KTTO Başkanı Hasan İnce, Başbakan Ferdi Sabi Soyer ve Gerhard Schröder, Ticaret Odası'ndaki Mustafa Çağatay Konferans Salonu'nda basın mensuplarına açıklamalar yaptılar.

İnce: Doğrudan ticaret tüzüğü önemli...

Hasan İnce Ticaret Odası olarak 2004 yılındaki referandumda 'evet' çıkması için çaba gösterdiklerini söyledi ve Kıbrıs Türklerinin Annan planına onay vermesinin ardından Avrupa Birliği'nin 3 tüzükle Kıbrıslı Türkleri destekleme kararını aldığını ifade etti.

Yeşil Hat ve Mali Yardım Tüzüklerinin Kıbrıslı Türklere katkı yaptığını fakat doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rumların karşı çıkmasından dolayı hayata geçemediğini anlatan İnce, Kıbrıslı Türkler olarak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayat bulmasının kendileri için önemli olduğunu söyledi.

"Kıbrıslı Türk işadamlarına fırsat verilirse..."

Schröder'den bu sürece katkı koymasını istediklerini ve KKTC'ye yapılan bu ziyaretin de bu çerçevede anlamlı olduğunu dile getiren İnce, Kıbrıslı Türk işadamlarının çok dinamik olduklarını ve fırsat verilmesi halinde başarılı olabileceklerini anlattı.

Schröder'in yanında iş çevrelerinden kişileri de getirdiğine işaret eden İnce, bunun KKTC'li işadamları için güzel bir mesaj olduğunu ve Almanya ile ticari ilişkileri daha da geliştirmek istediklerini söyledi.

İnce, KKTC'deki işadamlarının da AB müktesebatı içindeki standartlarda ticaret yapmasını arzuladıklarını söyledi ve şubat ayından sonra başlamasını umdukları çözüm sürecine yine KTTO olarak katkı koyacaklarını belirtti.

Schröder: İzolasyon kalktığında

dinamizminiz daha da ortaya çıkacak

Gerhard Schröder de konuşmasında 2004 yılında KKTC vatandaşlarının çok önemli bir karar verdiklerinin altını çizerek, adanın birliği için verilen bu kararın AB'nin birliğe verdiği önem bakımından siyasi bir önem taşıdığını söyledi.

Ekonomik olarak da Kuzey Kıbrıs'tan geçildiği zaman burada bir dinamizm gördüklerini söyleyen Schröder, bunun hem Kıbrıs Türkleri için hem de ada için önemli bir konu olduğunu kaydetti.

KKTC'deki ekonomik gelişimin kişi başına düşen milli gelirden de anlaşılabileceğini söyleyen Schröder, "İzolasyon kalktığında bu dinamizm daha çok ortaya çıkacaktır" şeklinde konuştu.

Kendisinin tüm müzakerelerde hazır bulunduğunu kaydeden Schröder, Avrupa'nın da ekonomik ve siyasi izolasyonda kabahati bulunduğunu belirtti.

AB dışişleri bakanlarının bir araya gelerek Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonun kalkması gerektiğini söylediklerini de hatırlatan Schröder, kendisinin de Kıbrıslı Türklerin, 259 Milyon Euro'luk mali yardımdan çok izolasyonun kalkması üzerine yoğunlaştıklarını bildiğini ifade etti.

"Gerçek balıklar doğrudan ticaretle"

Schröder, "Gerçek balıkların" ancak Kuzey Kıbrıs ile AB arasındaki doğrudan ticaretle yakalanabileceğini söyleyerek, mali yardım, doğrudan ticaret ve limanların açılmasının hep birlikte hayata geçmesinin önemini bildiğini söyledi.

Schröder Alman sanayisinin Kuzey Kıbrıs'a daha fazla ilgi göstermesini istediğini de sözlerine ekledi.

Soyer: Nikah masasına oturmak istiyoruz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında ziyareti "güzel ve faydalı bir ziyaret" olarak niteleyerek Schröder'le birlikte adaya gelen Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu'ya teşekkür etti.

Başbakan Soyer, Avrupa içerisinde Kıbrıslı Türklerin "hem var hem yok" olduğunu söyledi ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüklerine bakıldığında Kıbrıslı Türklerin var olduğunu, fakat uygulamaya girmesi için gerekli olan yerlerde Kıbrıslı Türklerin olmadığını anlattı.

"Avrupa Birliği ile metres hayatı yaşamak istemiyoruz" diyen Başbakan, bir an önce Kıbrıs sorununun çözüldüğü bir ortamda AB ile aynı ortamda "nikâh masasına" oturmak istediklerini ifade etti.

Schröder: Birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir

Avrupa, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef

0

Ticaret Odası'nı ziyaretinin ardından Schröder, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca, görüşmeciler Özdil Nami ve Kutlay Erk ile diğer bazı yetkililer tarafından kapıda karşılanan Schröder, ilk olarak Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte yan odada kurulan kürsüden basına ortak açıklamada bulundular.

Almanya'nın eski başbakanı Gerhard Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa'nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi olduğunu söyledi.

AB'nin Kuzey Kıbrıs'ı finansal açıdan desteklemesinden memnun olduklarını ifade eden Schröder "Ancak para her şey demek değildir, paradan daha önemli olan ticaretin serbestleştirilmesidir" dedi.

Schröder: AB'nin bir borcu var

Eski Başbakan Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa'nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi olduğunu söyledi.

AB'nin Kuzey Kıbrıs'ı finansal açıdan desteklemesinden memnun olduklarını ifade eden Schröder "Ancak para her şey demek değildir, paradan daha önemli olan ticaretin serbestleştirilmesidir" şeklinde konuştu.

Kuzey Kıbrıs Annan Planı'na evet derken Güney Kıbrıs'ın reddettiği, dolayısıyla Avrupa'nın bir borcu olduğunu kaydeden Schröder "Bu nedenle AB serbest ticareti gerçekleştirmekle yükümlüdür" dedi.

Schröder, siyasi olarak BM nezdinde yeni bir girişim başlatılması yönündeki umudunu da dile getirerek, bunun temelinin ancak Annan Planı olabileceğini ve öyle de olması gerektiğini kaydetti.

Kendisi gibi başka insanların da "insanların birbirine daha fazla yakınlaşmasını arzu ettiklerini" ifade eden Schröder, bunun için tarafların iyi niyet göstermesinin gerekliliğini vurguladı.

Schröder, KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu da ifade ettiği basın toplantısında, hakkında çok şey okuduğu ve duyduğu Kuzey Kıbrıs'a ilk kez geldiğini ve bir hareketliliğin, dinamikliğin olduğunu da kısa süre içinde gördüğünü kaydetti.

Talat: Almanya'nın desteğini almak önemli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da açıklamasında öncelikle Schröder'in ziyaretinden duyduğu mutluluğu ifade ederek, Almanya'nın, Schröder döneminde de Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan kurtulabilmesi için -AB kapsamı içinde elinden gelen çabayı ortaya koyduğunu belirtti.

Almanya'nın AB'nin önder ülkelerinden biri olduğuna işaret eden Talat, "Almanya'nın her yönüyle bizimle ilişkilerimizi geliştirmek; gerek AB gerek ikili ilişkiler bağlamında ve tabii ki Kıbrıs'ta olası bir barış sürecine de desteğini alabilmek bizim için son derece önemlidir" dedi.

Talat, bu ziyaretin, dünyanın Kıbrıs'a yönelik; gerek Kıbrıs sorunu, gerek Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan kurtarılmasına yönelik ilgisinin devamı olarak da değerlendirilebileceğini belirterek bu açıdan da önemli olduğunu vurguladı.

Sorular

Basının sorularını da yanıtlayan Schröder, Kosova ile KKTC'nin benzeştirilmesiyle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, bu iki konuyu benzeştirmemek; birbirine karıştırmamak gerektiğini söyledi, Kosova'daki sorunun konuşularak, uzlaşılarak çözümlenmesi gerektiği inancında olduğunu kaydetti. Schröder,"Acele karar vermek her zaman zarara neden olur" dedi.

Schröder, Hessen eyaletindeki seçimlerle ilgili bir soruya karşılık da, Almanya'da artık kimsenin yabancı düşmanlığı yaparak seçim kazanamadığını belirtti, bunu "çok önemli bir gelişme" olarak değerlendirdi.

Eski Başbakan, Kuzey Kıbrıs'ın potansiyelini nasıl gördüğü ve ekonomik nedenlerle mi burada bulunduğu yönündeki bir soru üzerine, "Benim burada olmamın nedeni, Berlin'de beni ziyaret eden Başbakanın beni davet etmesidir" dedi.

"Ticarete tabii ki yer var.."

Kuzey Kıbrıs'ın piyasasının Çin piyasası kadar büyük olmadığının bilincinde olduğunu belirtirken "Buna rağmen Kuzey Kıbrıs ile Almanya arasında, özellikle tüketim ürünleriyle ilgili olarak ticarete tabii ki yer vardır" diyen Schröder, AB'nin verdiği yardımların burada altyapıya gideceğini ve Alman ekonomisinin de bu konuda yardımcı olmaya niyetli olduğunu kaydetti.

"Yenilenebilir enerji...Turizm"

Schröder, Almanya'nın yenilenebilir enerji konusunda dünya lideri olduğu ve özellikle güneş enerjisi konusunda ileri seviyede olduğuna işaret ederek "sanırım bu konular Kıbrıs için de önemlidir" dedi.

Turizm konusunda da birçok olanakların bulunduğunu belirten Schröder, Almanya'nın Avrupa'da en çok turist gönderen ülke olduğunu ve Almanya'nın en büyük turizm şirketlerinden biri olduğunu belirttiği "TUİ"nin Kuzey Kıbrıs'ta da iş yapmaması için bir neden görmediğini söyledi.

Schröder "Tabii bunlar özel şirketlerin, işadamlarının vereceği kararlar. Ama ben burada olumsuzluk olmasına bir neden görmüyorum" şeklinde konuştu.

"Kıbrıs'ta gidilecek yol birleşme yoludur..."

Schröder, Avrupa'daki Çek ve Slovak örneğine atfen "Avrupa'nın bu iki ülkeye gösterdiği hoşgörüyü KKTC'ye ve Rumlara da gösterip göstermeyeceği" şeklindeki bir soruya karşılık da, Avrupa'da birçok örnekler ve olanaklar bulunduğu ve farklılıkların olmasının Avrupa'yı hoş kılmakta olduğunu belirtirken "Yalnız Kıbrıs'ta benim anladığım kadarıyla ve ben de öyle arzuluyorum ki Kıbrıs'ta gidilecek yol bir birleşme yoludur ve bu da iyi bir yoldur" dedi.

KIBRIS 02/02/2008

 

İsrail ve Avustralya ile işbirliğine giriliyor

Gökhan ALTINER-Eylem ERAYDIN

Yeni temsilciliklerin açılması ve Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımı ile ilgili çalışmaların sürdüğünü belirten Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İsrail ve Avustralya ile çok sıkı çalışmaların bulunduğunu ve çok yakın zamanda kamuoyu ile bunların paylaşılacağını ifade etti

Lordlar Kamarası'nın davetlisi olarak Londra'da bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, temaslarının üçüncü gününde yerli ve yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs sorununda 2008 yılındaki muhtemel gelişmelerin Rum tarafında yapılacak seçimlere endekslendiğini ve seçimlerin ardından seçilecek yeni Rum lideriyle yeni bir sürecin başlayacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Papadopulos'un tekrar seçilmesi durumunda çözüm çalışmalarının sekteye uğrayabileceğini belirterek, "2008 yılında yeni bir hareketlilik bekliyoruz, ancak Papadopulos'un yeniden başkan olması durumunda, uzlaşmaz bir liderle karşı karşıya kalacağız. Bu aşamada yeni alternatifler üretmek zorunda kalabiliriz" dedi.

Dışişleri Bakanı Avcı, "Kuzey Kıbrıs'ın tanıtılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi yönünde durmaksızın çalışıyoruz. İtalya'da açtığımız temsilciğin ardından İsrail ve Avustralya ile bu anlamda yakın temaslarımız devam ediyor" şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, hükümet olarak proaktif bir dış politika sergilediklerini belirterek, Rum tarafının da bunu her şekilde engellemeye çalıştığını söyledi.

Konuşmasında Londra ziyaretine ilişkin düşüncelerini de açıklayan Avcı, Lordlar Kamarası'nın davetini de değerlendirerek şunları kaydetti:

"Parlamentodaki toplantımızdan sonra Lordlar ile yediğimiz yemek sırasında Kıbrıslı Türkler üzerindeki haksız ambargoların kaldırılması ve uluslararası alanda hak ettiğimiz yeri alabilmemiz için bizleri destekleyeceklerini ifade ettiler. Lordlar, ayrıca Kıbrıslı Türkler ile ilgili parlamentoda gerçekleştirilen toplantılar arasında bu toplantının geçtiğimiz 30 yıl içinde yapılan en geniş katılımlı ve en yararlı toplantı olduğunu vurgulamışlardır"

KIBRIS 02/02/2008

 

AB'ye uyum çalışmaları, AB ilişkilerine başka boyut kazandırdı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, AB müktesebatına uyum çalışmalarını, "Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Birliği ile ilişkilerinin bir başka boyut kazandığının göstergesi" olarak değerlendirdi.

İlk etapta 12 başlık altında düşünülen müzakerelerin, gelişmeler ışığında 26 başlığa kadar çoğaltılabileceğini bildiren Avcı, "Çalışmalar en yakın zamanda başlatılacaktır... Bu çalışmaların ülkemizin geleceği için faydalı olacağına inanmaktayım" dedi.

Turgay Avcı, Kıbrıs Türk tarafının Birleşmiş Milletler parametreleri temelinde müzakereye hazır olduğunu da belirterek, "Ancak anlaşılmalıdır ki, sonsuza kadar Rum tarafındın keyfiyetini bekleyemeyiz'' dedi.

Avcı, yoğun dış temaslar sonucunda ileriki günlerde Umman Sultanlığı, Kuveyt ve diğer bazı İKÖ ve AB ülkelerinde de temsilcilik açılması için çalışmaların devam ettiğini de açıkladı.

Londra'daki temaslarını sürdüren Avcı, KKTC Londra Temsilciliği'nde Türk ve Kıbrıslı Türk basın mensuplarına yönelik bir basın toplantısı düzenledi.

Bakanlık Basın Merkezi'nin açıkladığı konuşma metnine göre Avcı, Londra'da Lordlar Kamarası'nın daveti üzerine yaptığı temasları sıraladı ve görüşmeleri hakkında bilgiler verdi.

Avcı, Kıbrıs konusuna doğru teşhis konabilmesi için sorunun nasıl ortaya çıkıp geliştiğini iyi bilmek gerektiğini ifade ederek, 1968'den beri BM gündeminde olan Kıbrıs sorundaki süreci özetledi.

BM ve uluslararası toplum

Rum'a boyun eğdi, sözünü tutamadı

Annan Planı referandumunda Rumların çözümü reddettiğini kaydeden Turgay Avcı, referandumun ardından Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiği konusunda mutabık kalan BM ve uluslararası toplumun, verdiği tüm sözlere rağmen izolasyonların kaldırılması doğrultusunda bazı küçük adımların atılmasının dışında somut bir gelişme olmadığını anlattı.

Turgay Avcı şöyle konuştu:

"Bu olumsuzluğun başlıca nedeni, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılmadan AB üyeliğine kabul edilen Kıbrıs Rum tarafının tavrında yatmaktadır. Bir zamanlar AB üyeliğinin bir anlaşmaya varılmasında katalizör rol oynayacağını iddia eden AB üyesi ülke yetkilileri, artık Kıbrıs Rum tarafının tek taraflı üyeliğinin Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılmasını daha da zora soktuğunu itiraf etmektedirler.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın referandumlar sonrası yayınladığı 24 Mayıs 2004 tarihli raporunun BM Güvenlik Konseyi'nden geçmemiş olması, izolasyonların kaldırılmasında Rum tarafınca uygulanan baskıya uluslararası camianın boyun eğdiğini gösteren önemli bir unsurdur."

Rum tarafı 8 Temmuz sürecini

araç değil amaç olarak kullandı

Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle 8 Temmuz 2006'da başlatılan sürecin Kıbrıs Rum tarafının bloke etme taktikleri yüzünden hayata geçirilemediğini, Rum tarafının süreci bir araç değil, tek yanlı taviz koparmak için bir amaç olarak gördüğünü ifade etti.

Liderlerin uzun bir aradan sonra 5 Eylül 2007'de bir araya geldiğini hatırlatan Avcı, bu görüşmede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 8 Temmuz sürecinin bir takvime bağlanmasını, 2-2.5 aylık bir hazırlık sürecinden sonra tam teşekküllü müzakerelere geçilmesini ve 2008 sonuna kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının hedeflenmesi önerisinin de Rum tavrı yüzünden sonuçsuz kaldığını anlattı.

Avcı, daha sonra Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'yle 16 Ekim 2007'de görüşerek Güven Yaratıcı

Önlemler paketi sunduğunu; bu önerilerin, "dekonfrantasyon, askeri tatbikatlar, Lokmacı Kapısı, uzlaşma komisyonu, yeni geçiş noktaları ve geçitler ve işbirliği" konularını içerdiğini, önerilerin masada olduğunu, kabul görmeleri halinde müzakere sürecine katkıda bulunacaklarının da kuşkusuz olduğunu söyledi.

AB'yle ilişkiler... Tüzükler

Referandumlardan hemen sonra, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te izolasyonların kalkması hususunda bir karar aldığı, bu karar doğrultusunda, Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzükleri'nin hazırlandığı ve Mali Yardım Tüzüğü'nün (MYT) amacından saptırılacak derecede değiştirilerek kabul edildiğini anımsatan Avcı, "Kabul edilmiş olmasına karşın MYT'nin aksaksız uygulamaya geçtiğini söylemek de imkânsızdır" dedi.

Avcı, Kıbrıs Türklerinin AB'yle doğrudan ticaret yapmalarına imkân tanıyacak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün (DTT) ise Rum tarafının engellemeleri nedeniyle halen bekletildiğini belirterek Kıbrıs Türk tarafının, bu tüzüğün AB ülkeleri ile Kuzey Kıbrıs'taki limanlardan ticaret yapılacak şekilde karara bağlanması hususundan taviz vermeyeceğini vurguladı.

AB'nin ayrıca 29 Nisan 2004'te Yeşil Hat Tüzüğü olarak bilinen tüzüğü de yürürlüğe koyduğunu ancak bunun, çeşitli nedenlerle beklentilerin çok altında kaldığını ifade eden Avcı, şunları kaydetti:

"Esasen, adadaki iki taraf arasındaki ticareti düzenlemek amacıyla hazırlanan tüzük kapsamında gerçekleştirilen ticaret, başta GKRY'nin ticari araçlara KKTC makamlarınca verilen seyahate uygunluk belgeleri ve ağır vasıta sürücü belgelerini tanımaması, KKTC menşeli ürünlerin Güney'deki marketlerde raflara yerleştirilememesi, Kuzey'deki firmaların Güney'deki basın yayın organlarına reklâm verememesi ve patates gibi erken bozulan ürünlerin geçiş noktalarında GKRY makamlarınca uzun süre bekletilmesi ile tüzüğün kendinden kaynaklanan Kuzey'de üretilmeyen veya üretiminin son safhası Kuzey'de gerçekleşmeyen ürünlerin dolaşımına izin vermemesi gibi nedenlerle beklentilerin çok altında kalmıştır."

Yeni dönem başkanından beklenen...

Turgay Avcı, tüm bu tüzüklerdeki aksaklıkların, özellikle de DTT'nin yürürlüğe girmesinin sağlanması için girişim başlatan AB dönem başkanlarının sürekli Rum baskısına yenik düşüp gerekeni yapamadığını ifade ederek, yeni dönem başkanı Slovenya'dan beklentilerinin, pragmatik çözümler bularak özellikle DTT'nün onaylanmasını, tüzüklerde var olan aksaklıkların Türk tarafının da görüşleri doğrultusunda giderilmesini sağlaması olduğunu belirtti.

Uyum çalışmaları

Avrupa Birliği cephesindeki diğer bir gelişmenin ise geçen günlerde başlanmasına karar verilen AB müktesebatına uyum çalışmaları olduğunu belirten Avcı, "Bu da göstermektedir ki Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz bir başka boyut kazanmıştır. İlk etapta 12 başlık altında düşünülen müzakereler, gelişmeler ışığında 26 başlığa kadar çoğaltılabilecektir. Çalışmalar en yakın zamanda başlatılacaktır. Müzakere edilecek başlıklar arasında sermayenin serbest dolaşımı, kamu alımları, şirketler hukuku ve rekabet politikası gibi önemli konular bulunmaktadır. Bunlar zaten reformlar çerçevesinde hâlihazırda ele aldığımız ya da öncelikler sırasında önde gelen başlıklardır. Bu çalışmaların ülkemizin geleceği için faydalı olacağına inanmaktayım" şeklinde konuştu.

Avcı, Rum liderliğinin her zamanki gibi buna da karşı çıkmaya, engellemeye çalışmakta olduğuna işaret ederek Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin açıklamalarında "tatsız" ifadelere yer verdiğini söyledi. Avcı, "Ancak bilinmelidir ki her Kıbrıslı Türk AB standartlarında yaşam hakkına sahiptir ve bunun çalışmaları da tüm Rum engelleme çabalarına rağmen yapılacaktır" dedi.

İKÖ'yle ilişkiler

KKTC-İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ilişkilerine de değinen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İKÖ ile KKTC arasındaki ilişkilere verdikleri öneme vurgu yaparak bu çerçevede İKÖ Sekretaryası'yla iyi ilişkiler kurulduğu ve Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu dahil olmak üzere birçok üst düzey İKÖ yetkilisinin KKTC'yi ziyaret ettiğini hatırlattı.

İKÖ Sekretaryası ile KKTC'de uluslararası organizasyonlar düzenlendiği ve ayrıca İKÖ üyesi ülkelerin iş çevreleriyle Kıbrıs Türk işadamlarının da ilişkilerini geliştirmeye başladığını anlatan Avcı, İKÖ'ye üye ülkelerle karşılıklı ziyaretlere ileriki günlerde de devam edileceğini kaydetti.

"Bakanlığımızın yürüttüğü proaktif politikalar çerçevesinde geçmiş dönemlerde görüşmek için bizleri kabul

etmeyen birçok üye ülkeyle karşılıklı temaslar gerçekleştirilmektedir" diyen Avcı, gelişen ilişkiler çerçevesinde İKÖ'ye bağlı faaliyet gösteren Diyalog ve İşbirliği İçin İslam Konferansı Gençlik Forumu'nun Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik Girişimi'nin uluslararası danışma kurulu toplantısının geçen Ağustos ayında ilk kez KKTC'nde düzenlendiğini anımsattı.

Avcı, tüm İKÖ üye ülkelerin, turizmle ilgili yetkilileri ile uluslararası kuruluş temsilcilerinin de katılımıyla, "İslam Dünyası'nda Turizm Gelişimi" konulu Forum'un, Nisan veya Mayıs ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde gerçekleştirileceğini de açıkladı.

Avcı, aynı dönemde İKÖ'ye bağlı bir kuruluş olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi tarafından küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik olarak düzenlenecek "İhracat Düzenleme ve Denetleme" konulu uluslararası nitelikli bir atölye çalışmasının da KKTC'de gerçekleştirilmesinin planlandığını bildirdi.

Yeni temsilcilikler

Yoğun dış temaslar sonucunda Katar'ın Başkenti Doha'da ve İtalya'nın başkenti Roma'da KKTC Temsilcilikleri açıldığını, Umman Sultanlığı, Kuveyt ve diğer bazı İKÖ ve AB ülkelerinde de Temsilcilik açılması için çalışmaların devam ettiğini belirten Avcı, "Önümüzdeki günlerde daha birçok temsilciliğimizin açılması gündemdedir" dedi.

Lazkiye seferleri

Suriye yetkilileriyle yapılan temasların meyve verdiği ve Eylül ayında 28 yıl aradan sonra Gazimağusa-Lazkiye tarifeli feribot seferlerinin başlatıldığını anlatan Avcı, GKRY'nin Suriye makamları nezdinde gerçekleştirmekte olduğu siyasi baskılara rağmen seferlerin devam edeceğini belirterek Lazkiye seferlerini "izolasyonların kırılmasında bir mihenk taşı" olarak değerlendirdi.

"Tüm bu olumlu gelişmeler şüphesiz ki Kıbrıs Türk halkının çözüme bağlılığını içtenlikle ortaya koyması ve Anavatan Türkiye'yle birlikte yürüttüğümüz yoğun çabalarımızın ürünüdür" diyen Avcı, yapılan açılımların Rum tarafında yarattığı rahatsızlığa dikkat çekti.

Avcı şunları kaydetti

"Ellerinden gelse nefes almamızı engellemeye çalışacak olan Rum tarafı girişim yaptığımız, ikili temas kurduğumuz her ülkeye ayrı baskı kurma çabası içerisindedir. Rum Dışişleri Bakanı Markulli, bu ülkelere ziyaretler gerçekleştirmekte, İKÖ'de kendilerinin de söz sahibi olmasını istemektedir. Bu yüzden biz de, önümüzdeki günlerde yılmadan hatta daha bir şevkle çalışmalarımızı sürdürerek çabalarımızın meyvelerini toplamaya devam edeceğiz."

Çözüm arayışlarına katkı

yapıyoruz... Rum tarafının çabası yok

Avcı, Kıbrıs Türk tarafının iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni ortaklık gibi BM parametreleri temelinde çözüm

arayışlarına katkıda bulunmak için çaba gösterdiği, ancak Rum liderliğinin böyle bir gayret içinde olmadığını da ifade ettiği basın toplantısında, GKRY yetkililerinin Kıbrıslı Türkleri Rum toplumu içinde asimile etmek anlamına gelen "osmosis" politikalarını telaffuz etmeyi sürdürdüklerine dikkat çekerek "Ne biz ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir gelişmeye izin vermeyecektir. Halkımızın refahı ve uluslararası arenada hak ettiği yere gelmesi için bugüne kadar yürüttüğümüz gibi bundan sonra da Anavatan Türkiye ile işbirliği içerisinde çabalarımızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.

İzolasyonların kaldırılması...

Kıbrıs Rum tarafının bir anlaşmaya varılması hususundaki uzlaşmaz tavrının ancak izolasyonların kaldırılmasıyla değiştirilebileceğini ifade eden Avcı, ülkelerin bireysel olarak bu doğrultuda atacakları adımların önemli olduğunu, Türkiye ve İngiltere arasında üzerinde mutabakata varılan Stratejik Ortaklık Belgesi de bu açıdan değerlendirildiğinde olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti ve Kıbrıs Türk tarafının izolasyonların kaldırılmasını, uzlaşmaya giden yolda bir araç olarak gördüğünü vurguladı.

Sonsuza kadar Rum tarafını bekleyemeyiz

Avcı, şubat ayında GKRY'nde yapılacak seçimlerin ardından yeni bir müzakere sürecinin başlayabileceğinin tahmin edildiğini yineleyerek "Kıbrıs Türk tarafı BM parametreleri ve bugüne kadar biriken deneyim temelinde yeni bir ortaklığı müzakere etmeye hazırdır. Bugün Kıbrıs Türk tarafı olarak adada bir çözüm olması gerektiği görüşümüzü korumaktayız. Ancak bu da anlaşılmalıdır ki sonsuza kadar Rum tarafının keyfiyetini bekleyemeyiz" dedi.

KIBRIS 02/02/2008