"PAPADOPULOS'UN DAHA
FAZLA BİR KATKISI OLAMAZ"... KIBRIS'a görüş bildiren güneydeki
seçmenler, Rum lideri Tasos Papadopulos'un beş yıl boyunca
yapmış olduklarını gördüklerini ve bundan sonraki dönemde
ne ekonomiye ne Kıbrıs sorununa ne de diğer alanlara daha fazla
bir katkısı olacağına inançları
bulunmadığını söyledi
"YENİ LİDER
BİR AN EVVEL TALAT'LA GÖRÜŞMELERE BAŞLAMALI"...Adanın
bölünmüş olmasını istemediklerini belirten güneydeki seçmenler,
adanın yeniden birleşmesinden yana bir lideri istediklerini, yeni
liderden en büyük beklentilerinin ise bir an evvel Kıbrıs Türk
toplumu lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorunu görüşmelerine
başlaması olduğunu belirtti
Gözde SÜREÇ-Anıl
IŞIK
KIBRIS, Güney
Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık
seçimleri ile ilgili olarak güneydeki seçmenlerin nabzını tuttu.
Görüş bildirenler seçmenlerin çoğunluğu, şu anki
Kıbrıs Rum liderliğinin politikasına "artık
yeter" diyerek, yeni politikalara ve fikirlere ihtiyaç olduğunu
vurguladı.
Güneydeki seçmenler, Rum
lideri Tasos Papadopulos'un beş yıl boyunca yapmış
olduklarını gördüklerini ve bundan sonraki dönemde ne ekonomiye ne
Kıbrıs sorununa ne de diğer alanlara daha fazla bir
katkısı olacağına inançları
bulunmadığını ifade etti.
Seçmenler, Rum toplumu
liderliğinde mutlaka bir değişiklik olması gerektiğini
ve hem iç hem de dış politikada yeni fikirler sunabilecek bir liderin
gelmesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Adanın bölünmüş
olmasını istemediklerini belirten seçmenler, adanın yeniden
birleşmesinden yana bir lider istediklerini kaydetti. Seçmenler, yeni
liderden en büyük beklentilerinin ise bir an evvel Kıbrıs Türk
toplumu lideri Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorunu görüşmelerine
başlaması olduğunu belirtti.
Fikir bildirenlerin az bir
kısmı ise, Papadopulos'un gerek iç gerekse dış politikada
yürüttüğü "istikrarlı" politika ile halkın güvenini
kazanmış olduğunu belirterek, seçimlerde Papadopulos'u ikinci
bir dönem seçilmesi için yeniden destekleyeceklerini kaydetti.
KIBRIS'ın soru
yönelttiği ve bazılarının görüntü vermekten
kaçındığı Rum seçmenlerin seçimlere ilişkin
görüşleri şöyle:
Nikos Hapsis:
"Ben
başkanlık seçimlerinde Kasulidis'in kazanmasını istiyorum
ve onu destekliyorum. Onun görüşlerinin Klerides'in
politikalarını desteklediğine inanıyorum. Eğer
seçimler 2. tura kalır da Hristofyas ve Papadopulos arasında bir
tercih yapmam gerekirse bu durumda ne yapacağıma henüz karar
veremedim ancak oyumu görüşmelerin başlamasını
destekleyecek bir adaya vereceğim. Bu görüşlere de Hristofyas'ın
daha yakın olduğuna inanıyorum. Yeni başkandan beklentim,
en kısa sürede Kıbrıs sorunun çözüm görüşmelerine
başlamasını desteklemesidir."
Maria Theofilaktu:
"Seçimlerde kimin
kazanacağı konusunda bir tahmin yürütemiyorum. Papadopulos,
Hristofyas ve Kasulides arasında çekişmeli bir yarış
oluyor. Ben, Kasulides'in en iyisi olduğuna inanıyorum. Avrupalı
bir stili var. Ayrıca adada birleşmeden yana olan bir kişi. Ben
de ülkemin bölünmüş olmasını istemiyorum. Eğer seçimlerde
ikinci tura kalınırsa, Hristofyas'a oy vereceğim çünkü onun,
Kasulides'in fikirlerine daha yakın olduğunu düşünüyorum. Ben
artık ülkede değişiklik yaşanmasını istiyorum. Bu
değişikliği getirebilecek olan kişiye oy vereceğim. Bu
değişikliği sağlayabilmesi için. Aynı fikirler ve
politikalardan bıktık."
Constantinos Constantinou:
"Her adayın
kazanma şansının eşit olduğuna inanıyorum. Ama
Papadopulos'un biraz daha şansı olduğunu düşünüyorum. Çünkü
o insanların güvendiği biri ve bugüne kadarki politikalarında da
başarılı. Birçok Kıbrıslı Rum Annan
planını desteklemedi. Papadopulos da desteklemedi ve tavrında da
bir değişiklik olmadı. Kasulides'in ise bu konuda çelişkili
fikirleri oldu. Eğer ikinci tura Hristofyas ve Kasulides kalırsa,
Kasulides'in daha fazla şansı olduğuna inanıyorum. Çünkü
Hristofyas'ın komünist fikirleri olduğu biliniyor. AB ülkesi bir
ülkenin komünist bir başkanı olması çok garip olur. Bu iş
adamlarının da işine gelmez."
Maria Theodoru:
"Ben kesinlikle
Kasulides'in kazanmasından yanayım. Bizim gerçekten bir
değişikliğe ihtiyacımız var. Özellikle ekonomi
konusunda gerçekten farklılığa ve değişikliğe
ihtiyaç var. Kıbrıs konusunda ise bu fikirde değilim. Ben iç
politikada değişiklik istiyorum. Günlük hayatta
karşılaştığımız ve her gün
yaşadığımız bazı sorunların çözümünün
şu anki politikalarla çözülebileceğine inanmıyorum. Benim
değişikliği savunmamın en önemli nedeni de bu. Bu yüzden de
genç ve Avrupalı bir aday olan Kasulides'i destekliyorum ve kesinlikle
onun kazanmasından yanayım. Hristofyas ve Papadopulos'a oy
vermeyeceğim; ikisini de istemiyorum."
Maira Banayi:
"Ben
Hristofyas'ın hem Kıbrıslı Türkler hem de Rumlar için en
iyisi olduğuna inanıyorum. Kıbrıs sorununun çözümü için de
onun en iyi aday olduğunu düşünüyorum. Onun görüşlerinin
barışa katkısı olacağına inanıyorum.
Papadopulos'un fikirleri ve politikasını istemiyoruz. Bu kadar yeter.
Ben artık değişik politikalar görmek istiyorum.
Farklılık olmasını istiyorum. Aynı fikirler ve
politikalardan çok sıkıldık. Değişim istiyorum. Bu
nedenle de bu değişimi en iyi sağlayabilecek aday olarak da
Hristofyas'ı görüyorum. Eğer seçimlerde ikinci tura Papadopulos ve
Kasulides kalırsa kesinlikle Papadopulos'a oy vermeyeceğim. Onun
dışında birine veririm."
Stella Onisforou:
"Ben pek fazla
politika konularıyla ve siyasetle ilgilenmiyorum. Seçimlerle de çok fazla
ilgili değilim. Ancak gördüğüm kadarıyla seçimler Papadopulos ve
Hristofyas arasında bir yarış şeklinde geçiyor.
Kıbrıs konusuna gelindiğinde ise ben her iki taraf için de adil
olacak bir çözümü destekliyorum. Bu tür bir çözümü de sağlayacak olacak
adayın Papadopulos olacağını düşünüyorum.
Papadopulos'un adil bir çözüm için ciddi çabaları olduğuna
inanıyorum. Bunda ne kadar başarılı oldu onu bilemiyorum.
Ama elinden geleni yaptığına inanıyorum. Seçimlerin büyük
ihtimalle 2. tura kalacağı söyleniyor, o durumda ne yaparım
bilmiyorum."
Savas Kelesis:
"Ben bu seçimlerde
Papadopulos'un büyük farkla kazanacağına inanıyorum. Başka
hiçbir adaya da şans vermiyorum. Hiçbir başka aday kazanamaz. Ben
oyumu Papadopulos'a vereceğim. Onu her alanda çok başarılı
buluyorum. Özellikle Kıbrıs konusundaki politikalarını çok
başarılı buluyorum. Ayrıca Kıbrıs'ı
uluslararası alanda da çok iyi temsil ettiğine inanıyorum.
Eğer seçimlerde 2. tura Kasulides ve Hristofyas kalırsa ben
Kasulides'i desteklerim. Benim fikrime göre adaylar içinde en kötüsü
Hristofyas."
Marios Costandinou:
"Ben,
Hristofyas'ın kazanmasını istiyorum. Hristofyas'ı
destekliyorum çünkü Kıbrıs'ta yeni bir durum oluşturulmalı.
Papadopoulos'un beş yıl boyunca yaptıklarını gördük,
bundan sonra ne ekonomik ne de Kıbrıs sorununa başka bir
katkısı olacağına inanmıyorum. Hristofyas'ın
sunduğu öneriler ilginç, yeni bir durum yaratılmasından yana.
Sadece Kıbrıs sorunu hakkında değil
Kıbrıslıların refahı ve ekonomik durumuyla ilgili
sunduğu öneriler de çok ilginç. Bence Kıbrıs'ta bir
değişiklik sağlanması gerekir. İkinci tura Papadopulos
ya da Kasulidis kalırsa, hiçbirini desteklemeyeceğim. Yeni liderin
adanın ekonomisine ve tabii ki Kıbrıs sorununun çözümüne
odaklanmasını bekliyorum."
Nikos Anaksagorou:
"Ben parti olarak
AKEL'i desteklediğim için Hristofyas'a oy vereceğim. AKEL'in
Kıbrıs sorunu konusunda ve Kıbrıs'ın iç
sorunlarında sürdürdüğü politikasını destekliyorum.
Diğerleri, Kıbrıs halkı için yeni bir şey
yapmadılar. Öte yandan bizi daha da yoksullaştırdılar.
Papadopulos ve Kasulidis'in ikinci tura kalması halinde, AKEL'in hangi
adayı desteleyeceği konusundaki karar doğrultusunda oyumu
kullanacağım. Yeni seçilecek olan başkandan en büyük beklentim,
öncelikle Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması, ayıca
yaşadığımız ekonomik sıkıntıların
ve sorunların da çözümlenmesi. Yeni seçilecek başkanın öncelikle
bu sorunların çözümü için uğraşmasını
bekliyorum."
Katherina Hrisantu:
"Seçimlerde
Kasulidis'i destekleyeceğim, çünkü Kasulidis'in dürüst bir şekilde
Kıbrıs sorununun çözümü için çaba sarf edeceğini ve bunu
sağlayacağına inanıyorum. Kasulidis'in ekonomi,
eğitim, teknoloji ve diğer günlük konularla ilgili önerilerinde
modern bir yaklaşımı var. İkinci tura Hristofyas ve
Papadopulos'un kalması halinde ne yapacağıma şu an karar
vermiş değilim. Kesinlikle bir değişim olmasını
istememe rağmen Hristofyas'ı destekleyip desteklemeyeceğimden
emin değilim. İkinci tur öncesindeki süreçte adayların özellikle
Kıbrıs sorunu konusundaki politikasına bakarak karar
vereceğim."
KIBRIS 26/01/08
Fulbright Komisyonu, ABD'de lisans ve lisansüstü eğitim bursları verecek
ABD'nin Lefkoşa'daki
ofisinden yapılan açıklamada, burs sayısının,
başvuruların başarı düzeyinin belirlenmesinden sonra
açıklanacağı kaydedildi. Burs başvuruları, Mayıs
başı ile 1 Ağustos tarihleri arasında kabul edilecek.
Lisans eğitimine
2009'da başlamak isteyen adayların en geç 1 Ağustos 2008'e kadar
TOEFL veya IELTS, SAT Reasoning Test (daha önce SAT I olarak bilinen) ve üç
tane SAT Subject Testi alması gerektiği, "SAT Subject"
sınavlarına ise bursa başvurduktan sonra da girilebileceği
kaydedilen açıklamada, lisansüstü (master) eğitimine 2009'da
başlamak isteyen adayların da en geç 1 Ağustos 2008'e kadar
TOEFL, GRE veya GMAT sınavlarını alması gerektiği
belirtildi.
TOEFL, IELTS, SAT, GRE
veya GMAT sınavlarında puanların esas
alınmayacağı, ancak önemli olduğu belirtilen
açıklamada, sınav ve Fulbright burs programlarıyla ilgili
bilgilere, www.fulbright.org.cy'dan veya 5A Server Somuncuoğlu Sok,
Köşklüçiftlik'deki Fulbright ofisinden (Tel: 2271800)
ulaşılabileceği ifade edildi.
KIBRIS
26/01/08
Kimlik tespiti tamamlanan
6 türkün isimleri açıklandı
Kıbrıs'taki Türk
ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve
kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin Rum kesiminde yaptığı
kazılarda bulunan 6 Kıbrıslı Türkün kimlik tespiti
tamamlandı ve isimleri açıklandı.
Şehit Aileleri ve
Malul Gaziler Derneği Genel Başkanı Ertan Ersan'ın
açıklamasına göre, "1974 yılında Rumlar
tarafından kaçırılıp şehit edilen" ve DNA testi
neticesinde kimlikleri tespit edilen 6 Kıbrıslı Türkün isimler
şöyle:
"Fehim Hüseyin, Kamil
Hüseyin Kuşuri, İsmail Ali, Ahmet Cemal, Erdoğan Enver ve Ünal
Ali."
Ersan, şehitlerin
kimlik tespitinin ardından, tespitlerin ailelerine resmen
bildirildiğini ifade ederek, şehitlerin kemiklerinin kısa bir
süre sonra defnedilmek üzere ailelerine teslim edileceğini kaydetti.
Şehitliğe
defnetmek isteyen
aileler derneğe
müracaat etsin
Derneğin
yaptığı girişimler neticesinde Lefkoşa
Mezarlığı'ndaki şehitlikte 6 mezar yerinin
ayrıldığını da ifade eden Ertan Ersan,
şehitlerinin kemiklerinin bu kabristanlığa defnedilmesini arzu
eden ailelerin, derneğe müracaat etmelerini istedi.
KIBRIS
26/01/08
Lobicilik faaliyetleri
artırılmalı oturup devletten beklemekle olmaz
Yurtsever Kadınlar
Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın eşi Oya Talat, kadınların Brüksel'deki
etkinliklerinin çok başarılı geçtiğini belirterek, "Bu
faaliyetlerin artarak devam etmesini diliyoruz, çünkü artık dünyada lobicilik
böyle yapılıyor, ilişkiler bu şekilde geliştiriliyor.
Oturup sadece devletten beklemekle olmuyor" dedi.
Yurtsever Kadınlar
Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın eşi Oya Talat öncülüğünde, AB Parlamentosu Hollanda
Parlamenteri Emine Bozkurt'un ev sahipliğinde Brüksel'de izolasyonlara
karşı etkinlikler düzenleyen 30 civarında kadın önceki gece
adaya döndü.
Adaya dönüşlerinde
Ercan Havalimanı'nda basın toplantısı düzenleyen
kadınlar, Brüksel'de düzenledikleri etkinlikler hakkında bilgi vererek
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Basın
toplantısında Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı
ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat
yanında CTP Kadın Kolları Başkanı Emel Kişi,
KTAMS temsilcisi Yeşim Kubilay, Kıbrıs Türk Kadınlar
Birliği temsilcisi Emine Alagün ve Sanatçı Ayhatun Ateşin,
Brüksel'de düzenlenen etkinliklerin amacı hakkında bilgi verdi.
Amaç,
Kıbrıslı Türklerin sesini duyurmak
Oya Talat basın
toplantısında, Kıbrıs Türklerinin AB üyesi olduğuna
dikkat çekerek izolasyonların haksızlığına vurgu
amacıyla Brüksel'de bir dizi etkinlik yaptıklarını
anlattı.
Bu etkinliklerin
Kıbrıslı Türk kadınının bir süreden beri
yürüttüğü çalışmaların sonucu olduğuna işaret
eden Talat, ilk kez hem kadın hakları konusundaki istemlerini
dünyayla buluşturma, hem de siyasi yönüyle de Kıbrıs sorununun
çözümüne katkı koyma imkanı bulduklarını kaydetti.
Avrupa'nın
nabzının attığı Brüksel'de parlamento binasındaki
etkinliklerde çok ilgi gördüklerini anlatan Talat, "Bu aslında bizim
bugüne kadar yaptığımız çalışmalardan biraz
farklıydı, ama ne bir ilk ne de sondu. Bu yola çıktık hep
birlikte devam etmeye kararlıyız" diye konuştu.
Faaliyetlerinin siyasi bir
çözüme kadar devam edeceğini belirten Talat, "Avrupa'nın bizi
duyması için barışçıl bir etkinlik yaptık. Belki
yorgunuz ama yüreklerimiz sevinçle dolu" dedi.
Kadınlarla
sınırlı kalmasın,
Lobicilik böyle
yapılır
Her alandaki sivil toplum
örgütlerinin bu çalışmaya katkı koymasını
hedeflediklerini söyleyen Talat, etkinliklere katılarak aktif görev alan
kişi ve örgütlere teşekkür etti.
Talat, özetle
şunları söyledi:
"Bu faaliyetlerin
artarak devam etmesini, kadınlarla sınırlı
kalmamasını diliyoruz. Çünkü artık dünyada lobicilik böyle
yapılıyor, ilişkiler bu şekilde geliştiriliyor, sadece
oturup devletten beklemekle olmuyor. İlişkileri hem kişisel, hem
de örgütsel düzeyde tutarak, tüm isteklerimizi ortaya koyarak ve dünyanın
anladığını görerek ilerlemek ve lobicilik konusunda daha
aktif faaliyetler düzenlemek için dayanışma içerisinde organize
çalışmamız gerekiyor..."
Ayakkabılar
ihtiyaçlı kadınlara...
Avrupa Parlamento
binasında sergiledikleri ve "Kıbrıs Türk halkının
ayak izlerini" simgeleyen ayakkabıları, dünyanın
değişik ülkelerinde ihtiyaçlı kişilere yardım yapan
OXFAM adlı örgüte bağışladıklarını da
hatırlatan Talat, "Biliyoruz ki bizim demokratik,
barışçıl ve insancıl bu
uğraşımızın simgesi olan ayakkabılar bir
başka ülkenin ihtiyaçlı kadınına hediye olarak gidecek. Bu
da bizim için ayrı bir mutluluktur" diye konuştu.
Kişi: Amaç AB'ye
haklarımızı hatırlatmak
Heyetle birlikte
Brüksel'deki etkinliklere katılan CTP Kadın Kolları
Başkanı Emel Kişi de, bu yola tüm kadın örgütlerinin
birlikte girdiğini ve tek amaçlarının AB'ye gasp edilen
haklarını hatırlatmak olduğunu söyledi.
Brüksel'deki
etkinliklerinde karşılaştıkları tablonun çok
sevindirici olduğunu söyleyen Kişi, görüştükleri kişiler
arasında süreci bilip kendilerine hak veren kişilerin
bulunmasının sevindirici olduğunu belirtti.
Kişi, bire bir
görüştüğü kişilerle diyaloglarını anlatarak,
"Orada herkes Kıbrıslı Türklerin gerçekten AB'nin üyesi
olmasını istiyor" dedi.
Brüksel'de
dayanışma içerisinde çok güzel bir organizasyona imza
attıklarını ifade eden Kişi, bu güzel gelişmelerin
somut yansımalarını görmeyi umduklarını söyledi.
Kubilay: Geri
dönüşümler olumlu
KTAMS temsilcisi
Yeşim Kubilay da, sadece kadın örgütlerinin değil birçok sivil
toplum örgütünün kadın temsilcileriyle yola
çıktıklarını anlatarak, Brüksel'de büyük bir güç
birliği ve paylaşım içerisinde
çalıştıklarını anlattı.
Parlamento binasında
yaptıkları etkinliklerde, temasta bulundukları kişilerle
bire bir sıkıntıları paylaşma sansı
bulduklarını ve çok olumlu geri dönüşümler
aldıklarını anlatan Kubilay, kendilerine destek olunacağı
yönünde de sözler aldıklarını ifade etti.
Kubilay, destekleyici ve olumlu
tepkilerin kendilerini motive ettiğini vurguladı.
Farklı örgütlerden
ortak ses...
Kıbrıs Türk
Kadınlar Birliği Temsilcisi Emine Alagül de, çok farklı
örgütlerden temsilcilerin bir araya gelmesine rağmen uyum içerisinde
başarılı bir çalışma yaptıklarını
belirtirken; Sanatçı Ayhatun Ateşin ise, "Amaca varmak için
yollar, yollara başlamak için adımlar gerekir. Bu adımlar 1'ler
10, 10'lar 100 olarak devam eder" diye konuştu.
KIBRIS
26/01/08
TÜSİAD Yönetim
Kurulu Başkanı Yalçındağ: Kıbrıs sorununun yarattığı
sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır
Yunan-Türk Ticaret
Odası Başkanı Panagiotis Koutsikos de, "İsteğimiz
Kıbrıs konusunda adil ve yaşanabilir bir çözüm" dedi.
Türk-Yunan İş
Forumu kapsamında gerçekleştirilen oturumda konuşan Koutsikos,
son 10 yılda iki ülkenin girişimci camialarının iş
adamlarını daha da yakınlaştırmak konusunda yoğun
çaba sarf ettiklerini söyledi.
İki ülke
ilişkilerinin geliştirilmesi için ortak çıkarlar
doğrultusunda hangi eylemlere geçilmesi gerektiğinin tespitinin
önemine işaret eden Koutsikos, 1999'da 200 milyon dolar olan Türkiye ve
Yunanistan arasındaki ticaret hacminin 2007'de 3 milyar dolar
civarına yükseldiğini kaydetti.
Koutsikos, "Ancak bu
rakamlar çok daha yükseklerde olabilirdi" dedi.
Yunanistan'daki Türk
yatırımlarının çok cüzi miktarda olduğunu, 4 ya da 5
küçük işletmenin faaliyette bulunduğunu ifade eden Koutsikas,
''Burada suçlu kim, ona bakmalıyız. Suçlu bizleriz. Çünkü
açıkçası Yunanistan Türk işletmelerin kurulmasını
engelliyor'' diye konuştu.
Koutsikos, bu engel ve
zorlukların ortadan kaldırılacağına
inandığını dile getirerek, bazı Türk iş
adamlarının büyük miktarlarda yatırım yapmak için bu
engellerin kalkmasını beklediğini anlattı.
Koutsikos, kara
taşımacılığı sektöründe mal ve insan
ulaşımı konusunda bir dizi kolaylaştırıcı
önlem alındığını, yaklaşık 46 bin izin
verildiğini, sınır kapılarının
iyileştirilmesi ve tam teşekküllü çalıştırılmasının
sınır bölgeleri arasındaki işbirliğini
geliştireceğini söyledi.
Türk Yunan İş
Konseyi ve Yunan-Türk Ticaret Odasının bu problemlerin
aşılmasında Türkiye'nin yanında olduğunu dile getiren
Koutsikos, her iki tarafın da birbirine katkı
sağlayacağı avantajlar bulunduğunu kaydetti.
Koutsikos,
''Girişimci toplum camiaları arasında
karşılıklı saygı, Trakya'nın her iki tarafında
veya Adalarda komşuluk ilişkilerinin gelişmesi amacıyla
yatırımlar yapmak ülkemizin önceliğidir'' diye konuştu.
Konuşmasında
Kıbrıs konusuna da değinen Koutsikos, "İsteğimiz
Kıbrıs konusunda adil ve yaşanabilir bir çözümdür" dedi.
Yalçındağ
TÜSİAD Yönetim Kurulu
Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Kıbrıs
sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler
açısından yarattığı sıkıntıların
daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirterek, ''Özellikle
Adanın güneyinde Şubat ayında gerçekleşecek başkanlık
seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden hem de Yunan
siyasetçilerden beklentimiz, Adada her iki tarafın temsilcilerinin de
popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı
altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek
bir siyasal tavır alınmasıdır'' dedi.
Yalçındağ,
Türk-Yunan İş Forumunun son yıllarda giderek gelişen iki
ülke ekonomik işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da
derinleşmesine katkı sağlayacağına inandığını
ifade ederek, ''Türkiye-Yunan ilişkilerinin ikili ekonomik işbirliğinin
yanı sıra AB ve bölgesel girişimler çerçevesinde ele
alınmasının, Türk-Yunan ortaklığı için yeni
fırsatlar doğuracağını düşünüyorum'' diye
konuştu.
Türkiye'nin kendisi gibi
müzakere aşamasında olan Hırvatistan ve sırada bekleyen
diğer bölge ülkeleriyle birlikte AB üyeliği
gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına mensubiyet ile
birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme olacağını
dile getiren Yalçındağ, son 200 yıllık tarih boyunca
siyasal, etnik, diplomatik anlamda dünyada en sorunlu bölgelerden birini
oluşturan Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük
bir şans ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel
kalkınma olanağı anlamına geleceğini anlattı.
Yalçındağ,
Türk-Yunan ilişkilerinin gerek ekonomik, gerekse siyasal yönden, geride
bıraktığımız 10 yıllık dönem içinde hep
olumlu yönde geliştiğini, karşılıklı ticaret ve
yatırımın arttığını ifade ederek, 1996
yılında son aşaması gerçekleşen Türkiye-AB Gümrük
Birliği öncesinde 200-300 milyon dolar seviyesinde seyreden ticaret
hacminin bugün 3 milyar doları bulduğunu kaydetti.
Son yıllarda
yatırımlarda da artış yaşandığına,
Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006 yılında 2,8 milyar dolar, geçen
yıl ise 2,3 milyar dolarlık doğrudan yatırım
gerçekleştiğine dikkati çeken Yalçındağ, şöyle dedi:
"Bu dinamiğin
Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinden bağımsız
olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Türkiye, üyelik yolunda
ilerledikçe, müzakere başlıkları açılıp
kapandıkça, başta hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke
ekonomisinin birbirleriyle entegrasyon düzeyinde ciddi bir artış
sağlanacağı açıktır. Her iki tarafın
siyasetçilerinin bu alanda gösterecekleri kararlılığın ve
ulusal çıkar tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi
ortadadır. Ayrıca, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB
ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından
yarattığı sıkıntılar daha fazla dikkate
alınmalıdır. Özellikle Adanın güneyinde Şubat
ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem
kendi yöneticilerimizden, hem de yunan siyasetçilerden beklentimiz adada her
iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir
şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı
çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır
alınmasıdır."
KIBRIS
26/01/08
Refugee claims state persecution
over land-swap deal
By Jean Christou
A GREEK Cypriot refugee who
swapped his property in the north with a Turkish Cypriot for land in Larnaca
has told the European Court of Human Rights (ECHR) that the government is
persecuting him over the deal.
Mike Tymvios already had an application with the ECHR when he decided to apply
to the newly established property commission in the north last year.
His application was approved for a land swap and the ECHR is currently
considering whether the deal constitutes a friendly settlement.
The legal and political implications of the pending decision could be
devastating for the Greek Cypriot side.
Tymvios said in his recent letter to the ECHR that since his land swap became
public knowledge, the government of the refugees as it likes to call itself
has maliciously and vindictively been persecuting him.
Due to accumulated debts and subsequent bankruptcy procedures, the government
of Cyprus has proceeded and sold through the Official Receiver last week a plot
of land belonging to me without informing me prior to the sale and at a price
much less than its value, Tymvios said in his letter to the court.
They are now proceeding to do the same with my clinical lab and all its
equipment. This in effect will leave me without work and all this because I
accepted the friendly settlement.
In a further open letter addressed to Greek Cypriot refugees dated Friday,
Tymvios, who declared bankruptcy some time ago, said the government through the
Official Receiver charged with liquidating his assets, sold a piece of land
behind without informing him.
Tymvios said the land was sold on January 17 for £850,000 (1.45 million). The
money would have gone towards paying Tymvios creditors.
However, he said, four days later the piece of land was back on the market for
£1.3 million ( 2.2 million). Tymvios said he suspected irregular practices as
far as the deal was concerned.
He has taken legal steps to secure full compensation for the property in
question, which is in the government-controlled areas.
Tymvios also said the government was now in the process of selling off the
medical equipment from the clinical lab he operated in Nicosia.
All of this persecution began in the past three months after the announcement
of the friendly settlement, Tymvios said in his letter to the refugees.
He also warned them not to try and secure compensation for their land in the
north because the government will hound you like they are hounding me.
Tymvios has been in financial difficulties for some years and wrote to the
government seeking to use his property in the north as collateral for a loan
but the government told him that for loan purposes his land was effectively
worthless. They did offer him moral support. In the end Tymvios resorted to
the property commission.
If the ECHR decides to recognise the commission as a means of securing friendly
settlements, it will throw into doubt the future of hundreds of pending Greek
Cypriot cases before the Court.
In addition to the political ramifications of recognition of an official
Turkish Cypriot body, it will also raise legal questions as to how Turkish
Cypriot properties in the south of the island are managed by the relevant
government body.
Another complication arises from the fact that the land Tymvios swapped with
the Turkish Cypriot contains two schools, residential homes and businesses.
CYPRUS
MAIL 27/01/2008
Kıbrıs sorunu,
AB üzerinden çözülemez
OLMAYACAĞINI AB DE
GÖRDÜ... Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan,
Kıbrıs konusunda ödün vermediklerini vurgulayarak, sorunu AB
üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa
Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların
gördüğünü söyledi. Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasında
içerisinde Kıbrıs'ın da yer aldığı konuların
çözülmesinin hem Türkiye hem de Yunanistan için iyi olacağını
söyledi
ORTAK SİYASİ
İRADE VAR... Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye ile Yunanistan
arasında güçlü bir ortak siyasal irade var. Sorunu çözmek için tüm
tarafların iradesi, isteği olmayınca çözmek mümkün olmuyor.
Çoğu zaman da sorunların devamı taraflardan birisine
yarıyor. Ege, karşılıklı olarak azınlık
konuları ve Kıbrıs sorunu var. Tüm bu konularda sorunun ortadan
kalkması, çözüme ulaşması, tarafların
yararınadır. Çok çalışmamız gerekiyor. Bir fırsat
penceresi açılmış durumda ama bu pencere sonsuza dek böyle
açık kalmaz
Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs konusunda
ödün vermediklerini vurgulayarak, sorunu Avrupa Birliği (AB) üzerinden
çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa
Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların
gördüğünü söyledi.
Ali Babacan, Türkiye ile
Yunanistan arasında içerisinde Kıbrıs'ın da yer
aldığı konuların çözülmesinin hem Türkiye hem de Yunanistan
için iyi olacağını söyledi.
Babacan, Dünya Ekonomik
Forumu için gittiği Davos'ta, gazetecilere Türk Yunan ilişkilerinin
yanı sıra Kıbrıs konusunu da değerlendirdi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Dünya Ekonomik Forumu için
gittiği Davos'ta, gazetecilere Türk Yunan ilişkilerini
değerlendirdi.
Türkiye ile Yunanistan
arasındaki sorunların çözümüne yönelik istikşafi
görüşmelerin sürdüğünü belirten Babacan, "Toplantılar
artık daha çözüme odaklı olacak. Dışişleri
bakanları ve başbakanlar da bizzat gelişmeleri takip
edecek" dedi.
Babacan, Kıbrıs
konusunda ödün vermediklerini de belirterek, sorunu Avrupa Birliği
üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem Avrupa
Birliği'nin hem de diğer karşı tarafların
gördüğünü kaydetti.
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in Ankara ziyaretiyle iki ülke
arasındaki sorunlu alanların yeniden ciddi bir biçimde ele
alınacağını ve çözüme odaklı bir çalışma
dönemine girildiğini söyleyen Babacan, sorunun çözümü için iki ülke
arasında güçlü bir ortak siyasal irade bulunduğunu anlattı.
Ege'yi bir barış
denizi durumuna getirmeyi istediklerini anlatan Babacan,
yanlışın başka bir yanlışla
çözümlenemeyeceğini dile getirdi.
Kıbrıs sorununun
çözümü için Türkiye ile Yunanistan arasında güçlü bir ortak siyasal irade
bulunduğunu anlatan Babacan, şöyle konuştu:
"Bu hem Türk
tarafında hem de Yunan tarafında var. Sorunu çözmek için tüm
tarafların iradesi, isteği olmayınca çözmek mümkün olmuyor.
Çoğu zaman da sorunların devamı taraflardan birisine
yarıyor. Yunanistan ile sorunlu sahalarda pek öyle değil. Ege,
karşılıklı olarak azınlık konuları,
Kıbrıs var. Tüm bu konularda sorunun ortadan kalkması, çözüme
ulaşması, hem onlar için hem de bizler için iyi olacak. Tarih var
ortada, kolay değil. Bunların hepsi konuşulacak. Çok
çalışmamız gerekiyor. Bir fırsat penceresi
açılmış durumda ama bu pencere sonsuza dek böyle açık
kalmaz. Yunanistan'da farklı bir iklim oluşur, hükümet bugünkü çözüm
iradesini kaybedebilir. Dolayısıyla fırsat penceresi
açılmışken bunun çözümü konusunda hızlı bir
ilerlemenin iyi olacağını düşünüyorum.
Ege'de bir dizi sorun var.
İstikşafi görüşmeler devam ediyor. Bu yeni dönemin ilk turu ve
bu bakış açısıyla toplantı yapacağız dedik.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'yi aradım.
Toplantılar artık daha çözüme odaklı olacak.
Dışişleri bakanları ve başbakanlar da bizzat
gelişmeleri takip edecek. İstikşafi görüşmelerin
içeriğiyle ilgili artık siyasi düzeyde de
karşılıklı konuşabileceğiz.
Önceki dönemde teknik
düzeyde karşılıklı arayış olmuştu. Bu
diyaloğun olması önemli. Diyaloğun olması belki olası
pek çok krizleri önlemiş. Ama bundan sonraki dönemde daha çözüme odaklı
bir yaklaşımı önemsiyoruz. Yunan tarafında da bu iradeyi
görebiliyoruz."
Ortadoğu
barış süreci
Ortadoğu
barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan
Babacan, "Kuşkusuz, Gazze'den İsrail'i hedefleyen füzeler son
derece yanlış. Ama öte yandan Gazze'deki halka yönelik operasyonlar
da bir başka yanlış. Gazze'nin ambargo ve abluka altına
alınması da yanlış" dedi.
KIBRIS
27/01/2008
Soyer: Kıbrıs'ta çözüm siyasetinden asla taviz vermedik, vermeyeceğiz
Soyer, CTP-BG Gençlik
Örgütü'nün dün Yakın Doğu Üniversitesi Kütüphanesi'nde
gerçekleşen 8'inci Olağan Kurultayı'nda yaptığı
konuşmanın başında, yine dün yapılan Kıbrıs
Türk Sanayi Odası'nın Genel Kurulu'nda konuşan Toplumcu
Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı'nın,
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'a
"Birbirimize çok yaklaştık" diye seslendiğini
belirtti.
Soyer, "müdahale
var" diyerek Meclis'ten istifa etmeyi gündeme getiren DP'ye,
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası tarafından destek
verildiğini, TDP Genel Başkanı'nın iki partinin
yaklaştığını söylediğine işaret ederek, tüm
bunların "çok ilginç gelişmeler" olduğunu ifade etti.
"Müdahale var"
diyen DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın istifa etmeden bir
gün önceki partisinin yetkili organlarının toplantısında
yaptığı konuşmada, "BM kapsamında kapsamlı
çözümün mümkün olmadığını; çözümün hayal
olduğunu" söylediğini kaydeden Soyer, bunu söyleyen bir lidere,
çözümden yana olduğunu söyleyen TDP ve KTÖS'ün destek vermesinin ve
yakınlaştığını söylemesinin iyi
değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "Bunun tek
anlamının 'CTP-BG'ye düşmanlık olsun da ne olursan
olsun'dan başka bir anlama gelmediğini" söyleyen Ferdi Sabit
Soyer, "yaşanan sürece müdahale var" diye istifa eden DP'nin,
KKTC Anayasa Mahkemesi'nin siyasi konulara yönelik ara emri konusunda Türkiye
Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarını dikkate almadığı
açıklamasıyla yine bir çelişki yarattığını
söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, tüm bu açıklamaların, DP'nin Kıbrıs Türk
halkının demokratikleşme, Avrupa Birliği üyeliği
sürecine karşı olunduğunun açık ifadesi olduğunu
belirtti.
"CTP olmak kolay
değil. Bu dün de kolay değildi bugün de kolay değil" diyen
Soyer, CTP-BG'nin asla unutmaması gereken şeyin, barış,
çözüm, demokratikleşme, ekonominin iyileştirilmesi
hesabının, hep birlikte dün, bugün ve geleceği kapsayacak
şekilde bu dünyada verileceği gerçeği olduğunu
vurguladı.
"Umudu iç yok
etmedik, etmeyeceğiz..."
CTP/BG Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, barış ve
çözümden yana olan partisinin umudu hiç yok etmediğini ve
etmeyeceğini vurgulayarak, makam ve iktidarın, barış ve
çözüme giden yolda sadece güçlü araçlar olduğunu, bunların asla amaç
haline gelmediğini belirtti.
"Umut, en büyük amaç
olan barışa, çözüme götürmektir" diye konuşan Soyer,
1970'te kurulan partisinin bu anlayışla hareket ettiği için
1980'lere kadar iktidar ve hükümet olma şansını
yakalayamadığını söyledi.
Soyer, gençlerin, CTP'ye
umuda sahip olduğu için akın akın geldiğini belirterek,
umudun çözüm iradesini ortaya çıkardığını, çözümün
gerçekleşmediğini, ancak çözüm ve barış yönünde olumlu gelişmeler
yaşandığını kaydetti.
Ferdi Sabit Soyer, çözüm
yolunda önemli mesafeler alındığını anlatarak,
geçmişte, "12 başlıkta KKTC ile AB arasında AB uyum
yasaları görüşüleceğini" açıkladıklarında
buna "olmaz" diyenlerin, çok kısa bir süre önce AB
uzmanları tarafından 12 başlık konusunda
bilgilendirildiklerini hatırlattı. Soyer, bu bilgilendirme
sonrası, siyasi parti temsilcilerinin, süreci desteklediklerini
açıklayarak, bir anlamda CTP-BG'nin çözüm politikasının
yanına geldiğini belirterek, "Hoş geldiler" dedi.
Başbakan Soyer, çözüm
siyasetinden vazgeçmeyeceklerini, davalarından asla geri
durmayacaklarını vurgulayarak, CTP-BG Gençlik Örgütü
Kurultayı'na başarı dileğinde bulundu.
KIBRIS
27/01/2008
Yurt dışında yaşayanlar, kesin dönüşe kadar askerliklerini erteleyebilecek
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, hükümete,
Askerlik Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısı
teklifini sunduklarını açıkladı. Yasa
değişikliğiyle, yurt dışında çalışanlara
kesin dönüş yapıncaya kadar askerliğini erteleme ve
vatanını rahatlıkla ziyaret edebilme imkanı sağlanacak
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, hükümete,
Askerlik Yasası'nda değişiklik öngören yasa tasarısı
teklifini sunduklarını açıkladı.
Tümgeneral Mehmet Eröz, Gülseren Eğitim Taburu'nda 30/2'nci Dönem
Yedek Subay ve Çavuş adaylarının ant içme töreninde
yaptığı konuşmada, teklifin dün itibarıyla hükümete
sunulduğunu belirtti.
Değişiklik teklifi hakkında bilgi veren Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, uzun süreden beri beklenen
Askerlik Yasası değişikliği sonucunda; çeşitli
nedenlerle askerlik yükümlülüğünü yerine getiremeyen, yurt
dışında çalışan ve KKTC'nin yüceltilmesine büyük
katkı koyan ailelere ve çocuklarına kesin dönüş yapıncaya
kadar askerliğini erteleme ve vatanını rahatlıkla ziyaret edebilme
imkanı sağlanacağını söyledi.
Bedelli hakkı
Tümgeneral Eröz, çeşitli nedenlerle askerlik yükümlülüğünü
yerine getiremeyenlere kolaylık sağlanacağını
vurgulayarak, KKTC vatandaşlığına geçen ve 49 yaş üstü
olanlara, özel statü hakkı (bedelli askerlik) verileceğini bildirdi.
Tümgeneral Eröz, teklifin; başka ülkelerde askerlik yapan KKTC
vatandaşlarına, KKTC'deki yükümlülükleri konusunda da rahatlama
getirdiğinin altını çizdi.
Eröz; "KKTC Hükümetine sunulan Askerlik Yasası
Değişikliği, tamamen, Kıbrıs Türkü'nün özgürlüğü
için evlatlarını feda etmekten kaçınmayan, Kıbrıs'a
barış getiren ve 34 yıldan beri Kıbrıs Türkü'nün
güvenliğini, KKTC'nin bekasını sağlayan kadirşinas Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nın personel zaafiyetini gidermek için
alacağı tedbirler sonucunda gerçekleşebilecektir" dedi.
Basın mensuplarına da dağıtılan Askerlik
(Değişiklik) Yasa Tasarısı Teklifi, halen yürürlükteki
Askerlik Yasası'nın 5, 16, 33, 36, 37, 38, 61. maddeleri, geçici 3 ve
4'üncü maddeleri ile 4/2004 sayılı Değişiklik
Yasası'nın geçici 1. maddesinde değişiklik öngörüyor.
KIBRIS 29/01/08
Turgay Avcı, Lordlar Kamarası'nda konuşacak
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Dr. Turgay Avcı, İngiliz Parlamentosu'nda,
Kıbrısla ilgili bir toplantıya katılacak.
Lord Maginnis'in ev sahipliğini yapacağı Lordlar
Kamarası'ndaki Kıbrıs toplantısı 30 Ocak Çarşamba
akşamı gerçekleşecek. Toplantıya katılmak üzere
aynı gün Londra'ya gelecek olan Dışişleri Bakanı
Avcı, son siyasi gelişmeleri anlatarak, soruları
yanıtlayacak.
Yakın tarihte ilk defa KKTC'li bir bakanın İngiliz
Parlamentosu'nda konuşma yapması, önemli bir gelişme olarak
kabul ediliyor.
Lordlar Kamarası'nda bulunan "The Moses Room" adlı
70 kişilik odada yapılacak toplantıya, KKTC ve Türkiye ile
ilgilenen İngiliz milletvekilleri, parlamenterlerin de katılması
bekleniyor.
Avcı, Londra'da çeşitli temaslarda da bulunacak. Avcı,
KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz tarafından 1 Şubat
akşamı Papageno Restaurant'ta verilecek resepsiyona da konuk olacak.
Avcı'nın temasları sırasında Başbakan
Gordon Brown'ın Kıbrıs özel elçisi Milletvekili Joan Ryan ile de
görüşmesi bekleniyor.
Turgay Avcı'nın, İngiltere'deki Kıbrıs Türk sivil toplum kuruluşları ve basın mensupları ile yapacağı görüşmelerin ardından 3 Şubat günü İngiltere'den ayrılacağı öğrenildi.
KIBRIS
29/01/08
Papadopulos Schröder'in ziyaretine üzüldü
|
30 Ocak, 2008 16:21:00 (TSİ) CNN TURK |
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, eski
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC'ye yapacağı
ziyareti ''çok üzücü bir gelişme'' olarak değerlendirdi.
Rum
radyosunun haberine göre, Schröder'in KKTC'yi ziyaret edecek
olmasını yorumlayan Papadopulos, bunun kendileri açısından
"çok üzücü bir gelişme" olduğunu belirtti.
Papadopulos, "Schröder'in şahsi olarak Türkiye ve
Kıbrıslı Türkler karşısında hala daha dostane
duygular beslemesinin kendileri açısından üzüntü verici
olduğunu" kaydetti.
Schröder, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in daveti üzerine, 1-2
Şubat'ta KKTC'yi ziyaret edecek.
"Kıbrıs sorununun sıkıntıları
dikkate alınmalı"
|
25 Ocak, 2008 12:34:00 (TSİ) CNN TURK |
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan
Yalçındağ, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri
hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı
sıkıntıların daha fazla dikkate alınması
gerektiğini belirtti.
İstanbul'da
Türk-Yunan İş Forumu'nda konuşan Yalçındağ,
"Özellikle Ada'nın güneyinde şubat ayında
gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi
yöneticilerimizden hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz, Ada'da her iki
tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde
BM çatısı altında çözüm odaklı
çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır
alınmasıdır" dedi.
Yalçındağ, Türk-Yunan İş Forumu'nun iki ülke ekonomik
işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da
derinleşmesine katkı sağlayacağına
inandığını ifade ederek, "Türkiye-Yunan
ilişkilerinin ikili ekonomik işbirliğinin yanı sıra AB
ve bölgesel girişimler çerçevesinde ele alınmasının,
Türk-Yunan ortaklığı için yeni fırsatlar doğuracağını
düşünüyorum" diye konuştu.
Yalçındağ, Türkiye'nin müzakere aşamasında olan
Hırvatistan ve sırada bekleyen diğer bölge ülkeleriyle birlikte
AB üyeliği gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına
mensubiyet ile birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme
olacağını dile getirdi.
Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük bir şans
ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel kalkınma
olanağı anlamına geleceğini anlattı.
Yalçındağ, Türk-Yunan ilişkilerinin ekonomik, siyasal yönden,
son 10 yılda olumlu yönde geliştiğini,
karşılıklı ticaret ve yatırımın
arttığını ifade ederek, 1996 yılında son
aşaması gerçekleşen Türkiye-AB Gümrük Birliği öncesinde
200-300 milyon dolar seviyesinde seyreden ticaret hacminin bugün 3 milyar
doları bulduğunu kaydetti.
"Yatırımlarda artış yaşanıyor"
Son yıllarda yatırımlarda da artış
yaşandığına, Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006
yılında 2.8 milyar dolar, geçen yıl ise 2.3 milyar dolarlık
doğrudan yatırım gerçekleştiğine dikkat çeken
Yalçındağ, "Bu dinamiğin Türkiye'nin AB üyeliği
perspektifinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün
değildir" dedi.
Yalçındağ, "Türkiye, üyelik yolunda ilerledikçe, müzakere
başlıkları açılıp kapandıkça, başta
hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke ekonomisinin birbirleriyle entegrasyon
düzeyinde ciddi bir artış sağlanacağı
açıktır. Her iki tarafın siyasetçilerinin bu alanda
gösterecekleri kararlılığın ve ulusal çıkar
tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi
ortadadır" diye konuştu.
"Ayrıca, Kıbrıs sorununun hemTürkiye-AB ilişkileri hem
de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı
sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır"
diyen yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde
şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin
ertesinde hem kendi yöneticilerimizden, hem de Yunan siyasetçilerden
beklentimiz Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist
baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm
odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal
tavır alınmasıdır" dedi.
"Karadeniz ve Hazar havzasında işbirliği..."
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye gibi Yunanistan'ın da
güçlü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Karadeniz ve
Hazar havzasının iki ülkenin ortak projeler geliştirip,
işbirliği yapabileceği bir coğrafya haline geldiğini
belirtti.
Yalçındağ, AB tarafından genişleme sürecine paralel olarak
2003 yılında temelleri atılan Avrupa Komşuluk
Politikası ve bu sene içinde AB Komisyonu kanalıyla yayınlanan
"Karadeniz Sinerjisi" ve "Orta Asya" stratejilerinin AB'nin
artık bölgeyle ilgili politikalarını teoriden pratiğe
geçirerek, güçlendirilmiş bölgesel bir işbirliği
oluşturmayı amaçladığını ortaya koyduğunu da
kaydetti.
"Ancak söz konusu coğrafyanın giderek artan önemine ve bölgedeki
ülke halklarının sahip olduğu tarih, dil, din, kültür ve etnik
yakınlıklarına rağmen bölgesel ekonomik ilişkilerin
istenilen seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir" diyen
Yalçındağ, "Bölge ülkelerinin mevcut ilişkilerinin daha da
ileriye götürülmesi gerekmektedir" dedi.
Yalçındağ söz konusu ülkelerin üretim yapılarının,
ihracat potansiyellerinin ve ithal ettikleri ürünlerinin birbirlerini
tamamladıklarını söyledi.
TÜSİAD Başkanı, "Bu kapsamda Türkiye ve Yunanistan'ın
özellikle önemli doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olan Orta Asya ile
bu ürünlere bağımlılığı gittikçe artan Batı
ülkeleri arasında doğal bir köprü olma durumu yakın zamanda
açılan Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattı ile
kuvvetlenmiştir" dedi.
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türk ve Yunan özel sektörünün bu
ülkelerle sadece enerji ve ticaret değil aynı zamanda
yatırım, hizmet sektörü ve teknoloji alanında
işbirliği imkanlarının artırılması için de
çaba harcaması gerektiğine işaret etti.
Yalçındağ, "Orta Asya'nın dünyanın yükselen iki
ekonomisi Çin ve Hindistan ile bağlantıyı sağlayan
geçiş noktasında çok stratejik bir yerde bulunduğu
unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Turkish Cypriots say no
information on Securitas fugitive
By Simon
Bahceli
TURKISH Cypriot police
said yesterday they had no information on the whereabouts of British fugitive
Sean Lupton, and denied knowledge of British attempts to track him down in the
north.
Lupton, a 47 year-old builder, disappeared while on bail after being arrested
and accused of taking part in a £53 million heist in February 2006, the biggest
in UK history.
Police believe he may have traveled to northern Cyprus, thinking it a safe
place in which to launder up to £32 million worth of stolen cash.
Five of Luptons accomplices were given hefty jail sentences at the Old Bailey
on Monday for the theft, in which a Securitas depot manager, his wife and seven
year-old daughter, as well as 14 Securitas staff, were trussed up as the gang
made off with £53 million in cash. It is said the gang were forced to leave
behind a further £153 million because it would not fit in the 7.5 ton truck
being used for the heist.
Following the robbery, nearly all of the gang members were arrested and £21
million of the cash recovered from locations in south east London and Kent.
Lupton, however, remains at large, with British police saying they believe
some of the money may have gone with Lupton to northern Cyprus.
Despite the police claims, Luptons wife Theresa said she was surprised that
the police are still going with the line that he is in northern Cyprus, and
that she believed him dead.
Press reports said yesterday British police had travelled to Morocco, Albania
and Cyprus in search of the stolen cash. But it remained unclear yesterday
whether they had so far been working independently or in co-operation with
Cypriot police forces. Statements from a Turkish Cypriot police spokesman to
the Cyprus Mail yesterday indicated that the British police had not informed
them of Luptons escape and possible arrival in the north.
The British High Commission refused to comment on the case yesterday.
Questions were also raised yesterday over the ease with which Lupton would be
able to launder millions of pounds of cash in northern Cyprus.
Former economy minister of the north Ayse Donmezer told the Mail that trying
to pass off the cash in banks in the north would be all but impossible.
Banks in north Cyprus have, since the banking crisis in 2001, been under the
close scrutiny of the Turkish Central Bank, which is itself an integral part of
the international banking system. There is no way that kind of money would get
through, she said.
She warned, however, that despite ongoing work at restricting the activities of
casinos in the north, restrictions might not yet be tight enough to say with
confidence that it couldnt be done through them.
CYPRUS MAIL 30/01/08
Former German Chancellor
in bid to boost business to the north
By Simon
Bahceli
FORMER German Chancellor
Gerhard Schroder will fly into the north on Friday in an apparent effort to
boost business in the breakaway Turkish Cypriot state, the German Embassy
confirmed yesterday.
Speaking to the Cyprus Mail, Deputy Head of Mission at the German Embassy
Joachim Heidorn said, I can confirm that he is coming to the island on Friday
and that he will be accompanied by a group of businessmen. Heidorn stressed
however that Schroder was visiting the island as a private citizen and not as
a representative of the German government.
He is no longer an MP; he is an employee of Gazprom, Heidorn said.
However, links between the Schroder visit and Gazprom were played down
yesterday by head of the norths Chamber of Commerce Hasan Ince, who said that
the planned meetings had more to do with efforts to generate business links
between the north and Germany.
Well be holding talks with businessmen involved primarily in tourism, but
also some other fields, Ince told the Mail.
While Ince refused to be drawn on what the other fields might be under
discussion, attention has focused on wealthy Turkish Cypriot businessman Ali
Ozmen Safa, who recently unveiled ambitious plans to bring electricity to the
north of the island via underground cables from Turkey. Thoughts of a link
between the energy giant and power projects involving the north were further
boosted by the fact that Safas Star Kibris was first to break the news of
Schroeders visit yesterday morning.
Spokesman for the Turkish Cypriot leadership Hasan Ercakica yesterday, for his
part, focused on the political significance of the visit, saying it would be
positive as it would attract German media to the north. He added that
Schroders visit had received the backing of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
CYPRUS MAIL 30/01/08
Almanya'nın eski Başbakanı Schröder, cuma günü
KKTC'de
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Schröder, cuma günü saat
13.30'da Ercan Havalimanı'nda olacak. Schröder'e ziyaret
sırasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik edecek.
Gerhard Schröder aynı gün saat 15.45'te Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, saat 17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileri ve
saat 17.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gerhard Schröder, 2 Şubat
Cumartesi günü saat 09.30'da Girne Colony Otel'de ziyaretle ilgili basın
toplantısı düzenleyecek. Schröder aynı gün öğleden sonra
adadan ayrılacak.
Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Berlin ziyareti
sırasında KKTC'ye geleceğini açıklamıştı.
KIBRIS 30/01/08
Tasarının, yasalaşması için düğmeye
basıldı
UZUN ZAMANDIR ÇALIŞMA YAPILIYORDU ... Başbakan Soyer,
Cumhurbaşkanı ve hükümetin yurt dışında yaşayan
Kıbrıslı Türkleri askerlik yüzünden etkileyen faktörleri
saptayarak GKK'ya ilettiklerini, GKK'nın da yaptığı güzel
ve titiz bir çalışma sonucunda hazırladığı
tasarıyı kendilerine ilettiğini söyledi.
Soyer, tasarının içeriğiyle ilgili olarak kamuoyunu
bilgilendirmek amacıyla özet bir açıklama yapacaklarını
bildirdi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yurt dışında
yaşayan Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine
olanak sağlayacak yasal düzenlemenin süratle hayata geçirilmesi için
"düğmeye bastıklarını" söyledi.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile uzun
zamandır üzerinde çalışılan düzenlemenin belli bir noktaya
geldiğini belirten Soyer, konuyla ilgili olarak dün sabah Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le görüştüğünü
kaydetti.
Soyer, Kıbrıs Türk tarafını en fazla zora sokan
konunun, sürekli olarak kendisini çözümün tarafı addeden Kıbrıs
Rum tarafının gerek silahlanma, gerekse askerlik süresiyle ilgili
olarak en küçük bir adım atmaması olduğunu belirterek "Bu
da bizi yapmamız gereken diğer pek çok işten de tutuk
kılmaktadır" dedi.
Soyer, Kıbrıs Türk halkının en büyük dayanak
noktalarından birinin Kıbrıs'ta görev ifa eden KTBK
Komutanlığı olduğunu vurguladı.
GKK ile uzun zamandan beri
yapılan çok önemli bir çalışma
Başbakan Soyer dün sabah bir kabulü öncesinde
yaptığı açıklamada, askerlik konusunda GKK ile uzun
zamandır çok önemli bir çalışma
yapıldığını, gerek cumhurbaşkanı gerek
hükümetin, askerlik uygulamalarından doğan ve özellikle yurt
dışında yaşayan Kıbrıslı Türkleri etkileyen
unsurları saptayarak GKK'ya ilettiklerini, GKK'nın da yaptığı
güzel ve titiz bir çalışma sonucunda hazırladığı
tasarıyı kendilerine ilettiğini anlattı.
Söz konusu düzenleme üstünde önceki gün de
çalıştıklarını ifade eden Soyer, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le dün sabah görüştüklerini açıkladı.
Tasarının içeriğiyle ilgili olarak kamuoyunu
bilgilendirmek, bir kısım yanlış anlaşılma ve
beklentileri gidermek amacıyla özet bir açıklama
yapacaklarını ifade eden Başbakan Soyer "Bu
tasarının süratle yasallaşması için düğmeye
basmış bulunuyoruz" dedi.
"GKK KTBK ile birlikte önemli görev yürütüyor"
KKTC'de Kıbrıs Türk halkının bu topraklardaki
eşitlik mücadelesinde GKK'nın çok önemli bir görev yürüttüğüne
işaret eden Soyer, bu görevin tek başına
olmadığını; KTBK ile birlikte yürütüldüğünü belirterek
bunun Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde, adadaki
Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin, çözüm gelene kadar
sağlanabilmesi için yürütülen önemli ve titiz bir görev olduğunu
kaydetti.
Rum tarafının tutumu
Soyer, Kıbrıs Türk tarafını en fazla zora sokan
konunun, sürekli olarak kendisini çözümün tarafı olarak addeden
Kıbrıs Rum tarafının, gerek silahlanma, gerek askerlik
süresiyle ilgili olarak en küçük bir adım atmaması olduğunu
belirterek "Bu da bizi yapmamız gereken diğer pek çok işten
de tutuk kılmaktadır" dedi.
Soyer şöyle konuştu:
"Kıbrıs Rum tarafı askerlik süresini
düşürmüyor. Ve bir yıl 15 ay gibi noktalarda askerlik süresini
düşürmüş olmamıza rağmen ve önemli ölçüde bu yasa
tasarısıyla da, yurttaşlarımızın askerlik
görevleriyle ilgili olacak olan sorunlarını aşma konusunda büyük
gayretler sarf etmemize rağmen, onlar askerlik süresini hiçbir
şekilde düşürmüyorlar. Dolayısıyla askerlik süresinde
meydana gelen düşürmelerimiz ya da askerlik göreviyle ilgili
karşılaşılan problemleri aşmakta yaptığımız
düzenlenmeler sonuçta Güvenlik Kuvvetlerimizin insan kaynaklarında
azalmayı getirmektedir. Bu bir gerçektir. Biz buna rağmen
bunları gerçekleştiriyoruz ama Kıbrıs Rum tarafı ne
askerlik süresini düşürüyor ne de buna bağlı olarak askerlik ve
silahlanmayla ilgili herhangi bir geri adım atıyor. Bu yapmamız
gereken pek çok işi, atmamız gereken daha birçok adımı
engelleyen ana faktördür. Bunu özellikle belirtmek isterim."
"En büyük dayanağımız KTBK
komutanlığı"
Kıbrıs Türk halkının en büyük dayanak noktalarından
birinin Kıbrıs'ta görev ifa eden KTBK Komutanlığı
olduğunu belirten Soyer, "Nitekim askerlik süresiyle ilgili
GKK'nın yaptığı titiz çalışma belli bir sonuca
ulaşırken burada aldığımız en büyük dayanak
noktalarından biri TSK'nin Garanti ve İttifak anlaşmaları
çerçevesinde adada görev ifa eden KTBK'nın bize bir kısım yeni
yükümlülüklerin de yüklenebileceği noktasında verdiği
güvencedir. Bundan ötürü KTBK Komutanına da, değerli komuta heyetine
de teşekkür etmeyi bir borç bilirim" şeklinde konuştu.
Başbakan Soyer, GKK'ya da yaptığı güzel
çalışma için teşekkür ederken "ilettiğimiz bütün
sıkıntıları, problemleri aşmakta gerçekten çok istekli
ve gayretli bir çalışma gösterdiler. Cumhurbaşkanlığı
olsun hükümetin olsun bu girişimlerine pozitif yaklaşım gösterdiler"
dedi.
KIBRIS 30/01/08
İngiltere, kayıp 32 milyon sterlinin izini KKTC'de
sürüyor
SOYGUNCULARDAN 5'İ YAKALANMIŞ, PARANIN 21 MİLYONU ELE
GEÇİRİLMİŞTİ...
21 Şubat 2001 tarihinde kaybolan ve İngiltere tarihinin en
büyük silahlı soygunu olarak kayıtlara geçen, 32 milyon sterlinin
(yaklaşık 75 milyon YTL) KKTC ve Fas'ta olabileceği öne sürüldü.
53 milyon sterlini kamyona yükleyerek kaçan soygunculardan 5'inin
yakalanmasının ardından polisin düzenlediği operasyonlarda
söz konusu paranın 21 milyon sterlinlik bölümü ele geçirilirken, kalan
paranın yurt dışına kaçırıldığı
sanılıyor
21 Şubat 2001 tarihinde kaybolan ve İngiltere tarihinin en
büyük silahlı soygunu olarak kayıtlara geçen, 32 milyon sterlinin
(yaklaşık 75 milyon YTL) KKTC ve Fas'ta olabileceği öne sürüldü.
Securitas adlı güvenlik şirketinin Kent bölgesindeki
deposuna, depo müdürü ve ailesini rehin alarak giren ve 53 milyon sterlini
kamyona yükleyerek kaçan soygunculardan yakalanan 5 kişi hakkındaki
kararların önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.
Stuart Royle, Jetmir Bucpapa, Roger Coutts, Lea Rusha ve Arnavut
asıllı Emir Hysenaj'ın yakalanmasının ardından
polisin düzenlediği operasyonlarda söz konusu paranın 21 milyon
sterlinlik bölümü ele geçirilirken, kalan paranın yurt
dışına kaçırıldığı sanılıyor.
İngiliz basını, kayıp milyonların hiç
değilse bir bölümünün soyguna karıştığı
belirlenen Sean Lupton adındaki kişi tarafından KKTC'ye
kaçırıldığı ihtimali üzerinde durulduğunu
yazdı. Basın, paranın bir bölümünün de Fas'ta olabileceği
yolundaki iddialara yer verdi.
The Times gazetesi ise soygundan sonra bir ara gözaltına
alınan 46 yaşındaki Sean Lupton'un 2006 yılının
Aralık ayında gemiyle İngiltere'yi terk ederek KKTC'ye
kaçtığını öne sürdü. Gazete, "KKTC ile İngiltere
arasında ne diplomatik ilişki, ne iade anlaşması
bulunduğunu, ayrıca KKTC'nin AB'nin para aklama
kurallarının kapsamına girmediğini" yazdı.
Gazete, olayla ilişkili olduklarını iddia ettiği
kardeş 2 Kıbrıs Türkünün de Lupton ile aynı dönemde adaya
gittiklerinin tahmin edildiğini yazdı.
İngiltere tarihinin en büyük soygununda, kasalardaki paranın
53 milyon sterlinlik bölümünü kamyona yükleyerek götüren soyguncular, kamyona
sığdıramadıkları 153 milyon sterlini artlarında
bırakmak zorunda kalmıştı.
KIBRIS 30/01/08
Bayan Markulli'yi Kıbrıs Türk halkının uyum
sürecine sevinmeye davet ediyorum
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 12 başlık altındaki
uyum sürecinin, Kıbrıs Türk tarafını ve Kıbrıs
Türklerini çözüme hazırlama temeli üzerindeki Mali Yardım Tüzüğü
çerçevesinde şekillendirildiğini belirterek, Rum
Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin, 12 başlık
altındaki AB'ye uyum sürecine karşı çıkmakla, aslında
çözüme karşı çıktığını söyledi.
Markulli'nin özellikle Gazimağusa, Girne ve Gemikonağı
Limanlarının uluslararası hukuka göre kapalı
olmadığının deklere edilmesine yönelik itirazının
da yanlış bir itiraz olduğunu belirten Soyer,
"Meşru olan Kıbrıs Türk halkının
gerçekten dünyayla bütünleşmekte en önemli unsuru olan Kuzeydeki
limanların uluslararası hukuka göre kapalı
olmadığı gerçeğinin, en nihayet 30-40 yıl sonra
dünyaya deklere edilmiş olmasıdır. Bayan Markulli'yi bir an önce
Kıbrıs Türk halkının uyum sürecine sevinmeye davet
ediyorum" dedi.
Başbakan Soyer, Dış Basın Birliği'nin Mesut
Günsev başkanlığındaki yeni Yönetim Kurulu
üyelerini kabul etti.
Günsev: "...tarafsız bilgilendirme yapmaya
çalışıyoruz"
Ziyarette ilk sözü alan DBB Başkanı Mesut Günsev, bir süre
önce gerçekleştirdikleri genel kurullarında yeni yönetim kurulunu
belirlediklerini ifade ederek, bu ziyareti yönetimdeki yeni üyeleri Başbakan'a
takdim etmek için gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Günsev, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasını,
sesini, dünyaya duyurmak için, KKTC'de devletin bekasını ön planda
tutarak tarafsız bir bilgilendirme yapmaya
çalıştıklarını söyleyerek, görevlerini aynı doğrultuda
sürdüreceklerini bildirdi.
Günsev, önceki gün açıklanan askerlik konusundaki yeni düzenlemeye
atıfta bulunarak "askerlikte bir devrim
yapıldığı" görüşünü de dile getirdi.
"DBB yerel basınla büyük görevler yürütüyor"
Heyeti kabulünde konuşan Soyer ise, Dış Basın
Birliği'nin, dünyadan soyutlanmış ve enformasyon alanında
büyük sıkıntı yaşayan Kıbrıs Türk
halkının dünyaya açılımı ve buluşmasında
yerel basınla birlikte büyük görevler yürüttüğüne işaret ederek,
özellikle Türkiye medyasının, Kıbrıs Türk
halkının sesinin dünyaya duyurulmasında büyük görev ifa
ettiğini kaydetti.
"İlgisini eksiltmesin"
Bundan dolayı kendilerini kutlayarak teşekkür eden Soyer,
Kıbrıs Rum tarafının askeri konulardaki tutumuna
atıfta bulunarak Dış Basın Birliği'nin, Rum tarafının
silahlanma ve askerlik süresiyle ilgili herhangi bir esneme içerisine girmemesi
konusuna da ilgisini eksiltmemesinin, çok önemli olduğunu söyledi. Soyer,
şöyle konuştu:
"Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu'nun ve Rum
tarafının hafif silahlar alanında silahlanmada dünyada üçüncü
olması, tank sistemlerini geliştirmesi ve diğer başka
uygulamalar, Kıbrıs sorununda Kıbrıs Türk
tarafının ve Türkiye'nin sürekli attığı
adımları daha da ileriye götürmesine engel olan ana faktördür. Bunun
bilince çıkmasında büyük fayda vardır
kanısındayım."
Soyer, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı
Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak sağlayacak yasal düzenleme
konusuna da değinerek, ilgili yasal değişikliği çok
kısa bir sürede yaşama geçireceklerini kaydetti.
AB'ye uyum çalışmaları
Soyer, Avrupa Birliği'ne uyum konusunda 12 başlık
altında yürütülen çalışmalara da değindiği
açıklamasında, bu konunun düşünceden fiile doğru gitmeye
başladığını, son olarak AB uzmanlarının
Bakanlar Kurulu toplantısına girerek kendilerine bu uyum süreciyle
ilgili açıklamalar yaptığını, yüz yüze resmi düzeydeki
bu toplantıda kendilerinin de görüşlerini
aktardıklarını ve uzmanların daha sonra da siyasi parti ve
sivil toplum örgütlerine brifing verdiğini anımsatarak, startın
verilmesine bağlı olarak Rum Dışişleri Bakanı
Erato Markulli'nin Brüksel'e gittiğine işaret etti.
"Markulli açıklamalarıyla gerçek niyetlerini
deşifre etti"
Markulli'nin Brüksel'e giderken verdiği "ateşli ve
öfkeli" beyanatlarla, bu uyum sürecini durduracağını ifade
ettiğine atıfta bulunan Soyer, Rum Dışişleri
Bakanı'nın bu açıklamalarında Kıbrıs Rum siyasi
liderliğinin gerçek niyetini deşifre ettiğine dikkat çekti.
12 başlık altındaki uyum sürecinin, Kıbrıs
Türk tarafını ve Kıbrıs Türklerini çözüme hazırlama
temeli üzerindeki Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde
şekillendirildiğini belirten Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dolayısıyla çözüme hazırlık aşaması
olarak görülen bu nokta, çözüme varana kadar Kıbrıs Türk
tarafının bütün pozisyonunu AB standartlarına yükseltmeyi temel
almaktadır. Bayan Markulli çözüme kadar AB uyumunun
gerçekleşeceği bu görüşmelere itiraz etmektedir. Yani çözümü
tıkamaya çalışmaktadır. Çözümü hızlandıracak
faktör Kıbrıs Türk tarafının AB uyum sürecine
hazırlanmasıdır ve bu uyum sürecine hazırlanmasına
itiraz, özünde çözümün erken gelmesine dönük olarak itirazı
kapsamaktadır. Bunu, bizim ele alıp dünyanın gözleri önüne
sermekte büyük fayda vardır."
Limanların kapalı olmadığının deklere
edilmesi
Soyer, Markulli'nin özellikle Gazimağusa, Girne ve
Gemikonağı Limanlarının uluslararası hukuka göre
kapalı olmadığının deklere edilmesine de çok canı
sıkıldığını ifade ederek, burada yeni bir durum
olduğuna dikkat çekti. Soyer şöyle konuştu:
"Sevineceğine kızması üzüntü verici"
"Geçtiğimiz dönem Sayın Oli Rehn, Genişleme Komiseri
olarak bunu kendi görüşü olarak serdetmişti. Sayın Matsakis'in
sorusu üzerine bu görüşün cevaba dönüşmesinin önemi, bütün
komiserlerin, Sayın Markos Kiprianu dahil, onayından geçerek bu
açıklamanın yapılmasıdır. Yani bu
dolayısıyla AB'nin bütün kurumlarının ve konsey ile
komisyonun tavrına dönüşmüş durumdadır. Bayan Markulli'nin
itirazı bunadır, ama bu yanlış bir itirazdır.
Meşru olan Kıbrıs Türk halkının gerçekten dünyayla
bütünleşmekte en önemli unsuru olan Kuzeydeki limanların
uluslararası hukuka göre kapalı olmadığı
gerçeğinin en nihayet 30-40 yıl sonra dünyaya deklere edilmiş
olmasıdır. Bayan Markulli'yi ben bu vesileyle bir an önce
Kıbrıs Türk halkının uyum sürecine sevinmeye davet
ediyorum. Sevinmelidir ki Kıbrıs Türk tarafı AB uyumuna
hazırlık için niyet deklere etmiştir. Bu çözüme istek demektir
ve çözüme hazırlık demektir. Bayan Markulli'nin buna
sevineceğine kızması üzüntü verici bir durumdur. Çözümü
arzulamadığının göstergesidir."
Basın İş Yasası
Başbakan Soyer, Basın İş Yasası'nın uygulanması
konusundaki bir soruya karşılık ise, söz konusu yasanın bir
gerçek olarak toplumun gündemine çıktığını belirterek,
yasanın uygulanması konusunda en önemli noktanın devletin üstüne
düşen görevi yerine getirmesi olduğunu kaydetti.
Ancak diğer bir önemli ayağın ise, basın
mensupları, onların örgütleri ve basın organlarının
sahip ve yöneticileri olduğuna işaret ederek, bunlarla bu
diyaloğu artırmalarının gerekliliğini ifade eden
Soyer, "yalnız ülkemizde bir başka sıkıntı konusu
daha vardır" dedi ve bir kısım yasalar çıkarken
başka yasa ve mevzuatların ise başka konular içerdiğini ve
bunların bütünleştirilmesi yönünde bir çalışmaları
bulunduğunu bildirdi. Soyer, "Dolayısıyla, buradaki bu
yasada olan sıkışıklıkların bazıları,
başka yasa ve mevzuatların bu noktada farklı bir kısım
düzenlemeler taşıyor olmalarıdır. Bunları da
uyumlaştırmak için gayretimiz vardır" dedi.
KIBRIS 30/01/08
Diyaspora, Kızılderili Türklere fena
kızdı
Türklerle Kızılderililer arasındaki
bağları ortaya koyan panel Ermeni diyasporasını
öfkelendirdi; Ermeniler tepki mektuplarında, 'Kızılderililerle
yakınlaşarak soykırımdan kurtulamazsınız' dedi
NEW YORK ANKA
Geçtiğimiz günlerde,
İstanbul Üniversitesi Mezunları Amerika Derneği (İÜMEZUSA)
tarafından New York'ta düzenlenen bir panelde, Türkler ile
Kızılderililer arasında çok sayıda ortak bağ
olduğunun ortaya çıkması ve bunun Amerikan kamuoyunda dikkat
çekmesi, ABD'deki Ermeni lobisini kızdırdı.
Paneli düzenleyen derneğe, e-posta, fax ve telefon yoluyla ulaşan çok
sayıda Ermeni, toplantıda ortaya atılan görüşleri ve paneli
eleştirdi. Ermeniler, dernek yöneticilerine tepkilerini dile getirirken,
ABD'de Kızılderililer ile Türkler arasındaki
yakınlaşmadan duydukları rahatsızlık ve kızgınlıklarını
ilettiler.
Kurtulamazsınız
Derneğin web
sitesini e-posta yoluyla bombardımına tutan Ermeniler,
Kızılderili lobisine yaklaşmak ile Ermeni
soykırımı iddiaları konusunda Türklerin kurtuluşunun
olmadığını savundular. Gelen e-postaların
bazılarında, "Siz elit Türkler olarak eninde sonunda bunu kabul
edeceksiniz ve sonra da Osmanlıyı suçlayacaksınız"
şeklinde ifadeler yer aldı. Ermeniler, dernek yetkililerine telefon
ve e-posta ile ulaşarak, ABD Senatosu'ndaki Kızılderililer
Komitesi'nde yer alan senatörlere yakınlaşmanın hiçbir şeyi
çözmeyeceğini belirterek, "ABD'de kime yaklaşırsanız
yaklaşın, bu yolda yaptığımız
çalışmaları asla engelleyemeyeceksiniz. Soykırımı
kabul edeceksiniz" diye tepki gösterdiler.
İÜMEZUSA Başkanı Ali Çınar, henüz panelin yeni bitmesine
rağmen, Ermenilerden böyle bir tepki aldıkları için çok
şaşırmadıklarını belirtti. Çınar,
"Türk-Amerikan toplumu için Amerika'da Kızılderililer dahil
diğer etnik gruplar ile yakınlaşmak; sosyal, kültürel ve
lobicilik anlamında ortak çalışmalar yapmak zorunlu" dedi.
Doğru yoldayız
ABD'nin
yüzde 21.6'sının etnik kökenden gelen kişilerden
oluştuğunu belirten Çınar, "Her konuyu çok yakından
takip ediyoruz. Panel amacına ulaşmıştır ve
çalışmalarımız aralıksız olarak devam edecektir.
Mart veya nisanda Ermeni iddialarıyla ilgili tasarı tekrar gündeme
gelecek. Bu tür tepkiler bizi asla yıldıramayacak. Aslında bu
tür tepkiler bizim ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu
göstermektedir" diye konuştu.
MILLIYET
31/01/08
Turkish Cypriots ask
for 1974-era rifles back
A NUMBER OF Turkish
Cypriots are said to have written to the Cypriot authorities asking for the
return of their hunting rifles which were confiscated in 1974.
According to yesterdays Phileleftheros, the guns were confiscated by the
government as a form of disarmament in an effort to avoid possible conflicts.
Greek Cypriots also lost their hunting rifles as part of the same process.
But apparently a number of Turkish Cypriots have written to Attorney-general
Petros Clerides asking for the return of their rifles on the grounds that the
circumstances are now favourable and not what they used to be.
Around 1,800 hunting rifles belonging to Turkish Cypriots are believed to be
held in police storage. They are said to be in very good condition, maintained
and stored in underground central warehouses with the rest of the police
forces weaponry.
A recent inspection and recording of all the weaponry determined that it was in
optimum condition and not one gun was missing. Each one is registered and its
owner recorded. It is likely some of the owners have since died, the paper
said.
According to Phileleftheros some hunting rifle have already been handed back to
their owners.
Police chief Iacovos Papacostas was yesterday abroad and unavailable for
comment.
CYPRUS MAIL 31/01/08
İngiliz polisi KKTC'de araştırmalar yaptı, bir
bağ bulunamadı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İngiltere'de 2001
yılında silahlı soygunla ele geçirilen 32 milyon sterlin
(yaklaşık 75 milyon YTL) paranın KKTC'de olabileceği
iddialarının doğru olmadığını
açıkladı.
Soyer, İngiltere polisinin KKTC'ye gelerek araştırmalar
ve polisle görüşmeler yaptığını ifade ederek, söz
konusu kişinin ülkeye girip çıkmadığını ve
KKTC'yle bir bağı olmadığını söyledi.
Başbakan Soyer, TAK muhabirine yaptığı
açıklamada, İngiltere'de 32 milyon sterlinlik kayıp parayla ilgili
çeşitli spekülasyonlar yapıldığını belirterek,
İngiliz polis servisi ve olayı araştıran dedektiflerin 6 ay
önce KKTC'ye geldiğini ve KKTC Polisi'yle görüşmeler
yapıldığını, olayla ilgili brifing verildiğini
bildirdi.
Soyer, yapılan tüm inceleme ve tahkikatlarda söz konusu
paranın KKTC'ye gelmediğinin, söz konusu kişinin de KKTC'ye
giriş çıkış yapmadığının, KKTC'nin bu
olayla herhangi bir bağı olmadığının anlaşıldığını
açıkladı.
İngiltere polisiyle ilişkilerini sürdürdüklerini,
karşılıklı bilgi akışının sağlandığını
belirten Başbakan Soyer, "Polis örgütümüz de, İngiliz polisinden
gelen bütün bilgileri değerlendirip bu konuda gerekli tedbirleri her an
alabilecek kabiliyettedir" diye konuştu.
KIBRIS 31/01/08
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan haksız izolasyonlar kaldırılmalı
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu, Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların haksız olduğunu ve bunun giderilmesi
gerektiğini söyledi.
Kahire'de yapılan İKÖPAB 5. Konferansında AA muhabirinin
sorularını yanıtlayan İhsanoğlu, konferansın çok
hassas bir dönemde gerçekleştirildiğini ifade ederek, ''Gazze'deki
hadiseler insanlık dışıdır. Filistin halkı
topluca cezalandırılıyor, insanlar aç susuz ve ilaçsız
bırakılıyor'' dedi.
Birçok ülkede İslam'a karşı
düşmanlığın arttığını, Kuran'ı ve
Peygamberi hedef alan saldırıların, hakaret içeren
yayınların devam ettiğini dile getiren İhsanoğlu,
şöyle konuştu:
''Bu ortamda İslam ülkeleri arasında işbirliğinin
artırılması lazım. Parlamenterlerin İKÖ şemsiyesi
altında toplanması önemli bir konu. Biz teşkilat olarak
hükümetleri temsil ediyoruz. Bu açıdan parlamenterlerin bir araya
gelmesini önemsiyoruz. Filistin konusunda İslam ülkelerinin siyasi
bakımdan topluca hareket etmeleri lazım. Biz İKÖ olarak BM
İnsan Hakları Konseyinde çok önemli bir karar geçirdik.
İsrail'in saldırıları kınandı ve
uluslararası toplum adına gerekli mesajlar verildi. Fakat BM Güvenlik
Konseyi bu kararı geçiremedi. Bu çok üzücü bir durum. Uluslararası anlamda
müeyyidesi olan tek kurum BM'dir. Gayretlerin, teşebbüslerin devam etmesi
lazım, çünkü bu uluslararası camianın bir sorumluluğudur.
İslam dünyasına iki çağrıda bulunuyorum; bunlardan
ilki, ülkelerin siyasi iradelerini bu halkın geçirmekte olduğu
sıkıntıyı giderme hususunda topluca
kullanmasıdır. İkincisi ise insani kuruluşların
yardım elini Filistin'e uzatmalarıdır. İKÖ olarak bu konuda
büyük bir koordinasyon gayreti içindeyiz. Bize birçok insani yardımlar
geliyor. Gerek maddi, gerek ayni gerekse tıbbi yardımları
Filistin halkına gönderiyoruz.''
İhsanoğlu, Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması için İKÖ'nün
aldığı kararlar doğrultusunda teşebbüsler
bulunduğunu belirterek, ''Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonlar haksızdır.
Bunun giderilmesi lazım. Bunun için teşebbüsler var. İKÖ
olarak KKTC ile temaslarımız devam ediyor. Bu konuda
konferansımızın elde ettiği başarılar var'' diye
konuştu.
Meclis Başkanı Ekenoğlu
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da
Kıbrıs Türk halkı olarak İstanbul Deklarasyonu'nda
izolasyonların kaldırılmasına yönelik alınan
kararın uygulanmasını beklediklerini bildirdi. Bu çerçevede
Mağusa-Lazkiye arasında gemi seferlerinin
başladığını, ancak bu seferlerin beklenen sonucu
vermediğini ifade eden Ekenoğlu, şunları söyledi:
''Bu sefer, bir başlangıçtı. Turizm
bürolarının açılması ekonomik ilişki henüz
başlamış değil. Dolayısıyla bu karar çerçevesinde
İslam ülkeleri ile işbirliği yapılmasını
bekliyoruz. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları
arasında sorunun çözümünün gerçekleştirilebilmesi için
izolasyonların kalkması ve Türk toplumunun güçlenmesi gerekmektedir.
Ekonomi ve turizm alanında yapılacak işbirliği, çözüme
katkı koyacaktır. Çözüm; BM kararları çerçevesinde, BM
şemsiyesi altında olacaktır. İki bölgeli, iki toplumlu
siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm şekli olacaktır.
Bizim İslam ülkelerinden beklentimiz, daha önce alınan
kararların gerçekleşmesi için adımların daha süratli
atılmasıdır.''
İzolasyonların kaldırılması için ülkesinin
Turizm ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından
girişimler yapıldığını, ancak siyasetin çok
yavaş işlediğini ifade eden Ekenoğlu, ''Bu süreci
hızlandırmak için İslam ülkeleri ile işbirliklerini
geliştirmemiz gerekiyor'' dedi.
KIBRIS 31/01/08
Rumlar, KKTC tapusunda işlem yapabilecek
Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi , "Anayasanın
159'uncu Maddesinin (1)'inci Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına
Giren, KKTC Hukukuna Göre Mülkiyet Hakkı Herhangi Bir Gerçek veya Devlet
Dışındaki Tüzel Kişiye Ait Olmayan ve Tasarruf Hakkı
Halen Bir Gerçek veya Tüzel Kişiye ya da KKTC Devletine Ait Bulunan
Taşınmaz Mallar Üzerindeki Hakların Devri ve Kaydedilmesi Yasa
Tasarısı"nı görüştü.
Cumhuriyet Meclisi'nden verilen bilgiye göre, dün saat 10:30'da CTP-BG
Lefkoşa Milletvekili Kadri Fellahoğlu
başkanlığında toplanan Hukuk ve Siyasi İşler
Komitesi, gündemindeki tasarıyı görüşmeye bir sonraki
toplantıda devam edecek.
Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi toplantısına, Komite
üyeleri CTP-BG Milletvekilleri Kadri Fellahoğlu, Ahmet Gülle, Mehmet
Çağlar ve Ali Gulle katıldı. Komite toplantısına
davetli olarak katılan, Başsavcılık'tan Behiç Öztürk,
İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan
Fındık ve Tufan Erhürman da konu ile ilgili düşüncelerini
aktardı.
Tararının gerekçesiyle ilgili açıklamada, 1974'ten sonra
Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm için Birleşmiş Milletler
gözetiminde imzalanan 1977 ve 1979 doruk anlaşmalarının
ve Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan tüm
kapsamlı çözüm planlarının ortak noktasının iki
bölgelilik olduğu belirtilerek Kıbrıs sorununa bulunacak, iki
toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal çözümde gerçek bir iki
bölgeliliğin hayata geçirilebilmesinin başlıca
koşullarından birinin de, 20 Temmuz 1974'ten önceki mal sahiplerinin
haklarına da saygı gösterilerek, her toplumun kendi idaresi
altındaki bölgede malvarlığının çoğuna sahip
olması olduğu kaydedildi.
Bu yasa tasarısı, Anayasa'nın 159'uncu maddesinin 1'inci
Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına Giren, Taşınmaz
Malların 20 Temmuz 1974 tarihinde kendi adına kayıtlı olan
şahsın yasal mirasçısı olduğunu ya da
taşınmaz üzerindeki bütün hakları 1974'teki malikten veya onun
yasal mirasçısından hukuka uygun bir biçimde
devraldığını belgeleri ile ispat eden kişilerin,
Anayasanın 159'uncu Maddesinin (4)'üncü Fıkrası çerçevesindeki
hakları da dahil olmak üzere taşınmaz mal üzerinde iddia
ettikleri bütün hakları kendi iradeleri ile Kıbrıslı Türk
gerçek veya tüzel kişilere devredebilmeleri için gerekli usul ve
koşullar düzenleniyor.
KIBRIS 31/01/08
Turist sayısı arttı
KKTC'ye hava ve deniz yolu ile Türkiye ve diğer ülkelerden gelen
yolcu sayısının toplamında 2007 yılında, bir
önceki yıla göre yüzde 10,5 oranında artış olurken; buna
paralel turistik konaklama tesislerinde konaklayan kişi sayısı
ve toplam geceleme adeti de yükselme gösterdi.
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Basın Bürosu'ndan
yapılan açıklamaya göre, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'na bağlı Turizm Planlama Dairesi
tarafından, turistik konaklama tesislerinden alınan konaklayan
kişi sayısı ve geceleme rakamı ile Polis Genel
Müdürlüğü Muhaceret Birimi'nden alınan hava ve deniz liman giriş
rakamlarına dayanarak hazırlanan "Turizm İstatistik
Raporu" açıklandı.
2006 ile 2007 yılındaki rakamlar
kıyaslandığında, KKTC'ye hava ve deniz yolu ile Türkiye ve
diğer ülkelerden gelen yolcu sayısının toplamında
%10,5 oranında bir artış görüldüğü ifade edilen
açıklamaya göre, 2007 yılında Türkiye'den hava ve deniz yolu ile
KKTC'ye gelen yolcu sayısı 2006'ya göre yüzde 10,8 oranında
artarak 634 bin 580'e ulaşırken, diğer ülkelerden gelen yolcu
sayısında ise yüzde 9,3 oranında artış yaşanarak
bu rakam da 156 bin 456 olarak gerçekleşti.
Almanya pazarında canlanma
Geçen yıllarda KKTC'ye hava ve deniz yolu ile yıl boyunca
gelen toplam yabancı sayısındaki Alman uyrukluların
oranı yüzde 4'lerde iken, 2007 yılında Ekonomi ve Turizm
Bakanlığının özellikle Alman pazarına yönelik
yürüttüğü çalışmalar sonucunda bu oranın yüzde 13'e
yükselerek 6 binlerden 20 binlere ulaştığı belirtilen
açıklamada, KKTC'yi hava ve deniz yolu ile ziyaret eden yabancı
uyruklular arasındaki sıralamada 2006 yılına oranla yüzde
18 düşüşle de olsa, yine İngiltere'den gelen yolcuların
başı çektiği kaydedildi.
2007 yılında KKTC'yi hava ve deniz yolu ile ziyaret eden
toplam 156 bin 456 yabancı uyruklu yolcu arasından en büyük
payı, yüzde 52 oranı ve 81 bin 488 rakamıyla, İngiltere'den
gelen ve aralarında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu,
İngiliz uyruklu yolcular oluşturuyor.
Geceleme
Açıklamada, turistik konaklama tesislerinde konaklayan kişi
sayısı ve toplam geceleme adetinin de KKTC'ye gelen yolcu
sayısındaki artışa paralel olarak yükselme gösterdiği
ifade edilerek, turistik konaklama tesislerinde konaklayan turist
sayısının 2006 yılına göre yüzde 14,8 oranında
artarak 423 bin 396 rakamına ulaşırken, geceleme
sayısının ise yüzde 8,3 oranında bir artışla 1
milyon 468 bin 570 olarak gerçekleştiği kaydedildi.
KKTC'deki turistik yatak kapasitesinin ise 2006 sonunda 13 bin 453
iken; 2007 yılı sonunda 15 bin 832'ye ulaştığı
belirtilerek, geceleme rakamlarına ve yıl içinde turistik yatak
kapasitesinde yaşanan artışa bağlı olarak da, 2006
yılı turistik konaklama tesislerindeki doluluk oranı yüzde 33,5
iken, 2007 yılı ortalama doluluk oranının yüzde 32,5
olduğu bildirildi.
KIBRIS 31/01/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:43 TSİ 01 Şubat 2008 Cuma
LEFKOŞA -
Almanyanın eski başbakanı Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi
Sabit Soyerin davetlisi olarak KKTCye gitti. Schröderi Ercan
Havaalanında Başbakan Soyer, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile diğer yetkililer
karşıladı. Schrödere KKTC ziyaretinde Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik
ediyor.
Ercan
Havaalanı Şeref Salonunda basına kısa bir açıklama
yapan Schröder, Avrupanın birlikteliğe ihtiyacı olduğunu
dile getirerek, Avrupanın bölünmüş bir Adaya ihtiyacı
olmadığını söyledi. Eski Başbakan, ziyaretinden
dolayı Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosun üzüntü duyduğunun
hatırlatılması üzerine, Onun üzüntüsünü kesinlikle
anlamıyorum. Ben buraya davetli olarak geldim dedi.
Gerhard Schröder, ziyaretinin BM tarafından Kıbrıs konusunda ele
alınacak yeni bir girişime ve yeni bir sürece olumlu katkıda
bulunmasını da diledi.
KKTC Başbakanı Soyer de Schröderi KKTCde ağırlamaktan
büyük mutluluk duyduklarını dile getirerek, Bu ziyaretin,
Kıbrısta karşılıklı kabul edilebilir bir
barışa, çözüme ve Kıbrıs sorununun BM temelinde çözümüne
katkı yapacağına inanıyorum dedi.
Eski Alman Başbakanı, Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan
Soyer ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileriyle bir araya
gelecek. Schröder yarın Adadan ayrılacak.
Rum basını, ziyaretin Rum yönetimi üzerinde soğuk duş
etkisi yarattığını yazdı. Gazeteler, Papadopulos
yönetiminin, ziyareti engellemek için Alman hükümeti nezdinde girişimlerde
bulunduğunu, ancak sonuç alamadığını belirtiyor.
Schröder tepkilere rağmen KKTC'de
|
1 Şubat, 2008 15:34:00 (TSİ) CNN TURK |
Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder,
Kıbrıs Rum kesiminin tepkilerine rağmen KKTC'yi ziyaret etti.
Schröder, Avrupa'nın bölünmüş bir adaya değil, birlikteliğe
ihtiyacı olduğunu söyledi.
Schröder,
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in resmi davetlisi olarak özel
uçakla KKTC'ye geldi.
Schröder'i Ercan Havaalanı'nda Başbakan Soyer,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile
diğer yetkililer karşıladı.
Zapsu eşlik ediyor
Schröder'e KKTC ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik ediyor.
Schröder ve Başbakan Soyer, Ercan Havaalanı Şeref Salonu'nda
basına kısa açıklama yaptı. Schröder, ziyaretinin davet
üzerine gerçekleştiğini belirterek, Ada'da bulunmaktan mutlu
olduğunu söyledi.
Schröder, Avrupa'nın birlikteliğe ihtiyacı olduğunu dile
getirerek, Avrupa'nın bölünmüş bir Ada'ya ihtiyacı olmadığını
söyledi.
"Papadopulos'un üzüntüsünü anlamıyorum"
Eski Başbakan, ziyaretinden dolayı Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un üzüntü duyduğunun
hatırlatılması üzerine, "Onun üzüntüsünü kesinlikle
anlamıyorum. Ben buraya davetli olarak geldim" dedi.
Schröder başka bir soru üzerine, KKTC'ye özel uçakla İstanbul
üzerinden geldiğini, ancak İstanbul'a bir işadamı
arkadaşını almak için uğradığını,
kendisine göre Almanya'dan Ercan'a da direkt uçuş olabileceğini
söyledi.
Gerhard Schröder, ziyaretinin BM tarafından Kıbrıs konusunda ele
alınacak yeni bir girişime ve yeni bir sürece olumlu katkıda
bulunmasını da diledi.
KKTC Başbakanı Soyer de Schröder'i KKTC'de ağırlamaktan
büyük mutluluk duyduklarını dile getirerek, "Bu ziyaretin,
Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir bir
barışa, çözüme ve Kıbrıs sorununun BM temelinde çözümüne
katkı yapacağına inanıyorum" dedi.
Almanya'dan direkt uçuş
Gerhard Schröder, kendi fikrine göre, Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a
direkt uçmanın hiçbir sakıncasının olmadığını
söyledi.
KKTC Başbakanı Soyer de, ne AB'nin, ne de BM'nin KKTC'deki limanlara
dönük bir ambargosu olduğunu, Ercan Havaalanı'nın da
uluslararası her türlü uçuşa açık bir havalanı
olduğunu vurguladı.
Rum Kesimi'nde Schröder şoku!
Rumlar, Almanya eski Başbakanı'nın bugün KKTC'ye
yapacağı ziyarete inanamıyor, hükümeti, geziyi engelleyememekle
suçluyor
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in bir grup
işadamıyla birlikte KKTC'ye bugün, özel bir uçakla Ercan Devlet
Havalimanı'nı kullanarak gelecek olması, Rum tarafında
soğuk duş etkisi yarattı.
Rum Alithia gazetesi, Schröder'in ziyaretini "Alman şoku.
Schröder'den soğuk duş. Hükümet halen inanmaya
çalışıyor" başlıklarıyla verdi. AKEL Partisi
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Schröder'in KKTC'ye gelmesini
"tehlike çanları çalıyor" şeklinde yorumladı.
Hristofyas, Rum lider Tasos Papadopulos'u da Schröder'in KKTC'ye gelişini
engelleyememekle suçladı.
Rum başkan adaylarından Yannakis Kasulidis de, "Bugünkü
gelişmeye baktığımda büyük bir üzüntü duyuyorum. Bu noktaya
ulaşmayı nasıl başardık?" sorusunu sordu.
DİSİ'nin Basın Sözcüsü Tasos Mitsopulos ise Schröder'in ülkeye
gelişinde Ercan Havalimanı'nı kullanacak olmasını
"kaygı ve endişe verici" diye tanımladı.
Rum Fileleftheros gazetesi de Schröder'in gelişinin, "KKTC'nin siyasi
açıdan yükseltilmesi oyununun" bir parçası olduğu, bu
hareketin Alman vatandaşı Türklerden olabildiğince oy alma
konusunda Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD) işine
yarayacağı ve beraberinde işadamları bulunuyor olması
dolayısıyla bu ziyaretin ekonomik boyutu da olduğuna dikkat
çekti.
Soyer: Tasos şarap içsin
KKTC Başbakanı
Ferdi Sabit Soyer de Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Schröder'in
ziyaretini eleştirmesine, "Papadopulos'a tavsiyem, Schröder'den örnek
alsın, kalbinin kin derecesini düşürecek, dostluk şarabı
içsin" karşılığını verdi.
Zapsu eşlik ediyor
KKTC
temasları sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Başbakan Soyer ve iş dünyasıyla bir araya gelecek olan
Schröder'e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
danışmanı Cüneyd Zapsu da eşlik edecek. Başbakan Soyer
ve Schröder, yarın Girne'de bir basın toplantısıyla
ziyareti değerlendirecek. Eski Başbakan Schröder, Rus Gazprom şirketinin
de danışmanlığını yapıyor.
MILLIYET 01/01/2008
Soyer says heist suspect
never entered north
TURK?SH Cypriot Prime
Minister Ferdi Sabit Soyer said yesterday that British fugitive Sean Lupton
had never entered the north.
Lupton, a 47 year-old builder, disappeared while on bail after being arrested
and accused of taking part in a £53 million heist in February 2006, the biggest
in UK history.
British police believe he may have travelled to northern Cyprus, thinking it a
safe place in which to launder up to £32 million worth of stolen cash.
But Soyer said the allegations that Lupton had laundered the money in the north
were not true and that he had never set foot in the TRNC.
He said British police had gone to the north to investigate and that it had
been proven that there was no link with the TRNC.
Five of Luptons accomplices were given hefty jail sentences at the Old Bailey
on Monday for the theft, in which a Securitas depot manager, his wife and seven
year-old daughter, as well as 14 Securitas staff, were trussed up as the gang
made off with £53 million in cash. It is said the gang were forced to leave
behind a further £153 million because it would not fit in the 7.5 ton truck
being used for the heist.
Following the robbery, nearly all of the gang members were arrested and £21
million of the cash recovered from locations in south east London and Kent.
Lupton, however, remains at large, with British police saying they believe
some of the money may have gone with Lupton to northern Cyprus.
Luptons wife says she believes he is dead.
CYPRUS MAIL 01/02/08
Turkish Cypriot support
for EU slides
By Jean
Christou
THE level of Turkish
Cypriot support for the EU and its institutions has fallen considerably since
last year and only 68 per cent of people in the north are now satisfied with
their lives, according to a new eurobarometer published yesterday.
The report said there was a feeling within the Turkish Cypriot community that
there would not be a solution to the Cyprus problem in the short term.
Similarly, an increasing number of Turkish Cypriots now believe that the
promises made to the Turkish Cypriot community by the European Union have not
been kept and/or carried out, it said.
Another contributing factor to the negative feeling among Turkish Cypriots
has been the gradual slowdown of the economic boom that had been taking place
over the last few years.
Thus, while there were positive feelings throughout Europe towards the
European Union in this Eurobarometer, the level of support among Turkish
Cypriots towards this institution continued to fall, the report added.
Although 67 per cent in the north said their economy was good, 52 per cent
complained about unemployment
Over two thirds of Turkish Cypriots polled expect their lives to be better or
remain the same in the next 12 months. Around 15 per cent think their lives
will get worse. This figure is on the increase compared to previous
eurobarometers.
Most were more optimistic about the economic situation in the EU than they were
about the economic situation in the north.
Some 45 per cent of Turkish Cypriots listed the Cyprus problem as their main
concern.
The survey also showed a low level of trust in the UN among Turkish Cypriots.
Only 30 per cent said they trusted the UN, a drop of 12 per cent since the last
survey.
Similarly, the level of trust among Turkish Cypriots towards the European
Commission is only 29 per cent, while the EU 27 average is 50 per cent.
Almost three quarters of Turkish Cypriots think their voice is not taken into
account in the European Union and only 29 per cent said they thought the
Turkish Cypriot community would have more of a say in the EU in the future.
CYPRUS MAIL 01/02/08
AB'nin en büyük hatası
BU HATA, ÇÖZÜME GİDEN YOLDA BÜYÜK BİR ENGEL... Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, İngiltere Lordlar Kamarası'nda yaptığı
konuşmada, 1963 yılında yok edilen ortaklıktan bu yana
adada ortak bir yönetimin bir daha asla oluşturulamadığına
işaret ederek, "Bu gerçeğe rağmen halen
Kıbrıslı Rumların 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal
devamı olarak görülmesi büyük bir hatadır" dedi. Avcı, bu
hata da adada bir çözüme giden yolda büyük bir engel olmakta ve bu yüzden
ilgilenilmesi gerekmektedir" diye konuştu
RUMLAR NEGATİF TUTUMLARINDAN MUTLAKA
VAZGEÇİRİLMELİ... Turgay Avcı, Kıbrıs Rum
tarafının, geliştirdiği stratejiler ile BM'nin uzlaşma
girişimlerini bertaraf edip, izolasyonun kaldırılmasına
yönelik girişimleri engellediğini kaydeden Avcı, izolasyonun
kaldırılmasının sorunu çözmese de iki taraf arasındaki
uçurumu kapatmakta faydalı olacağını söyledi. Avcı, Rumların
negatif tutumlarından mutlaka vazgeçirilmeleri gerektiğini
vurguladığı konuşmasında, İngiliz Parlamentosu ve
hükümetine destek çağrısı yaptı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Rumların çözüm olmadan Avrupa
Birliği'ne üye yapılmasının AB'nin en büyük hatası
olduğunu belirterek, "Rumların çözümsüzlük politikası
yüzünden Kıbrıslı Türkler sonsuza kadar izolasyonlara mahkum
edilemez" dedi.
Avcı, İngiltere Lordlar Kamarası'nda
yaptığı konuşmada, İngiltere Parlamentosu Kuzey
Kıbrıs Dostları Grubu'na mensup lordları, son
gelişmeler hakkında bilgilendirdi.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden verilen bilgiye göre, Lord Magginis'in organize ettiği
toplantıda, Avcı'nın konuşmasını,
İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk toplumu
mensuplarının yanı sıra çok sayıda politikacı ve
gazeteci izledi.
Toplantıya, ev sahipliği yapan Lord Magginis'le birlikte
Kuzey Kıbrıs Dostları Parlamenter Grubu Lideri Barroness Knight,
İngiliz Milletvekili Bob Laxton, Lord Kılclooney, Lord Harrıson,
Lord Roper, Lady Butterworth, Michael Stephen, Enfield Belediye
Başkanı Doğan Delman, İngiltere Kıbrıs Türk
Ticaret Odası Başkanı İbrahim Durmuş, Black Rod Sir
Michael Wıllcocks, Lord Ahmed ve İngiliz siyasetinde söz sahibi olan
kişilikler katıldı.
Konuşmasında, 1963 yılında yok edilen
ortaklıktan bu yana adada ortak bir yönetimin bir daha asla
oluşturulamadığına işaret eden Avcı, "Bu
gerçeğe rağmen halen Kıbrıslı Rumların
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal devamı olarak görülmesi büyük bir
hatadır. Bu hata da adada bir çözüme giden yolda büyük bir engel olmakta
ve bu yüzden ilgilenilmesi gerekmektedir" diye konuştu.
Avcı, 1968 yılından beri siyasi eşitlik ve iki
bölgeliliğe dayalı BM parametreleri temelinde iki tarafın yeni
bir ortaklık kurması için Kıbrıslı Türklerin
katkılarıyla ortaya konulan çözüm arayışlarına dikkat
çekti. Bu girişimlerin sonuncusunu 2004 referandumunun
oluşturduğunu belirten Turgay Avcı, referandumda Türk
tarafının büyük çoğunlukla verdiği "evet" oyuna
karşılık Rumların da yine büyük bir çoğunlukla
"hayır" oyu kullandıklarını hatırlattı.
Bunun sonucunda uluslararası topluluk, özellikle de AB'nin, Türk
tarafının üzerindeki gereksiz sosyal, ekonomik ve politik izolasyonun
kaldırılmasına yönelik kararlar aldığını ve
taahhütlerde bulunduğunu belirten Avcı, ancak bugüne kadar pek az
sözün yerine getirilebildiğine işaret etti.
İzolasyonun kalkması uçurumu giderir
Kıbrıs Rum tarafının, geliştirdiği
stratejiler ile BM'nin uzlaşma girişimlerini bertaraf edip,
izolasyonun kaldırılmasına yönelik girişimleri
engellediğini kaydeden Avcı, izolasyonun
kaldırılmasının sorunu çözmese de iki taraf arasındaki
uçurumu kapatmakta faydalı olacağını söyledi.
Turgay Avcı, Rumların negatif tutumlarından mutlaka
vazgeçirilmeleri gerektiğini vurguladığı
konuşmasında, İngiliz Parlamentosu ve hükümetine destek
çağrısı yaptı ve "Tüm dostlarımızdan
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların
kaldırılması için güçlü girişimlerde
bulunmalarını bekliyoruz" dedi.
İngiliz takımı Luton Town ile Çetinkaya futbol
takımı arasında oynanacak dostluk maçının son dakikada
Rumların baskısıyla iptaline değinen Avcı, izolasyonun
sadece sporla sınırlı kalmadığını bildirdi.
Avcı, Kıbrıslı Türklerin uluslararası kuruluş,
kurum ve oluşumlarda temsilinin, seyahat özgürlüklerinin, ticaret ve
turizmin engellenmesi, kısıtlanması, tüm kültürel ve sportif
faaliyetlere engel konulması gibi izolasyona yol açan tutumları
sıraladı.
Direkt uçuş için dava hazırlığı
KKTC'ye ve KKTC'den başka ülkelere direkt uçuş
yapılamamasının da izolasyonun en önemli ayağını
oluşturduğuna dikkat çeken Avcı, bunun
yanlışlığının İngiltere eski
başbakanı tarafından ve İngiltere Parlamentosu
Dış İlişkiler Komisyonu raporunda
vurgulandığını, ancak sonuç
alınamadığını hatırlattı. Avcı, bu
konuda İngiltere'de dava açmaya hazırlandıklarını
bildirdi.
AB Komisyonu tarafından hazırlanan Direkt Ticaret ve Mali
Yardım Tüzükleri sonuçlarının başarısız
olduğuna işaret eden Bakan Avcı, Kıbrıslı
Türklerin AB Komisyonu'nun Temmuz 2004'te hazırladığı
tüzüğün ön şart ve değişime uğratılmadan kabul
edilerek AB ülkeleri ile KKTC limanlarından ticaret
yapılmasını istediklerini anlattı.
Avcı, aksi gelişmelerin Kıbrıslı Türklerin
AB'ye olan güvenlerinin tamamen kaybolmasına neden
olacağını ifade etti. Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı, bu konulardaki gecikmelerin
Rumlara avantaj sağlamaktan başka işe yaramayacağına
dikkat çekti.
Ryan'a övgü
Süreç içinde iyi gelişmelerin de
yaşandığını, bunlardan ilkinin Türkiye ile
İngiltere arasında Stratejik Ortaklık Anlaşması
imzalanması ve anlaşmayla KKTC üzerindeki izolasyonun
kaldırılmasının öngörülmesi olduğunu belirten Turgay
Avcı, İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan
Ryan'ın çabalarını övdü.
Avrupa Komisyonu'nun KKTC limanlarının
kullanılmasında yasal engel bulunmadığına ilişkin
açıklamasını da olumlu gelişmeler arasında sayan bakan
Avcı, KKTC ile Suriye arasında başlayan feribot seferlerinin
önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
Beklediğimiz verilen sözlerin tutulması
"Bizim İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinden
beklediğimiz, sözlerinde durmaları ve izolasyonun
kaldırılması için güçlü bir kararlılık ile Rumlara
rağmen kalıcı adım atmalarıdır" diyen
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Avcı, Kıbrıslı Türklerin çözümden yana
olduklarını, Rumların ise sadece sözde böyle bir hedefleri
bulunduğunu kaydetti. Avcı sözlerini, şöyle sürdürdü:
"Ancak eylemleri, sorunun çözümüne engel olmak istediklerini
gösteriyor. Böylece BM parametrelerinden uzaklaşarak,
Kıbrıslı Türkleri eritme yöntemi ile kontrol altına almak
istiyorlar. Ama belirtmek isterim ki, bunu asla başaramayacaklar.
Rumların gerçek niyetleri, BM genel kurulunda kendilerini
göstermiştir. Bir anlaşma için sözde masada oturan Rum tarafı,
gerçekte üniter bir devlet istemekte ve Kıbrıslı Türklerle
herhangi bir yetki paylaşımı yapmaktan kaçınmaktadır.
Kıbrıslı Rumlara ciddi baskı yapılarak, adada herhangi
bir çözümün, iki halk gerçeğinin kabulü esasına
dayandırılması gerekmektedir.
Yeni girişim beklentileri
Şubat ayında Rum kesiminde yapılacak seçimlerin
ardından BM tarafından yeni bir girişim beklenmektedir. Seçimlerin
sonucu ne olursa olsun, yıllarca yapılan müzakerelerde ortaya konulan
siyasi eşitlik, eşit statü ve iki bölgeliliğin yeni bir
ortaklık ve çözüm metninde mutlaka yer alması gerekmektedir."
Avcı, sözlerini tamamlarken, Kıbrıslı Türklerin
acil çözüme inançlarının altını çizdi ve
"Kıbrıslı Türkler, Rum ihtiraslarına sonuna kadar
rehin bırakılamaz. 2008 yılının çözüm için yeni
açılımlar ve fırsatlar yaratması gerekmektedir" dedi.
Öncelik eşitlik temelinde kapsamlı çözüm
Daha sonra soruları yanıtlayan Avcı, bir konuğun
"KKTC'nin tanınmasını istemiyor musunuz, neden böyle bir
talepte bulunmuyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine, önceliklerinin
eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüm olduğunu söyledi.
Avcı, dış politikada ileriyi görmek, adım adım
ilerlemek, taşları tek tek yerine koymak gerektiğini belirterek,
masa başında oturmak yerine bütün dünyaya Kıbrıslı
Türklerin tezlerini anlatmaya çalıştıklarını söyledi.
Bir başka soru üzerine, lobi yapmanın önemine değinen
Avcı, "Her ülkede lobi yapıp, Kıbrıslı Türklerin
gerçeğini herkesin gördüğünden emin olmalıyız. Ne
yaptığımızı, nerede durduğumuzu, nereye
bastığımızı anlatmalıyız. Biz evimizde
otururken, kimse bizi düşünmez, dünyanın tek derdi
Kıbrıslı Türklerin durumu değil. Bu nedenle kendimizi ifade
etmeye çalışmalıyız" diye konuştu.
Türkiye'nin Kıbrıslı Türklere verdiği desteğin
hiçbir zaman unutulamayacağını, AB'nin hala mali yardımlar
üzerinde çalıştığını, oysa Türkiye'nin bir
yılda KKTC'ye 600-700 milyon dolarlık yardım
yaptığını hatırlatan Avcı, bunun için Türkiye'ye
büyük şükran duyduklarını ifade etti.
Daveti gerçekleştiren Lordlar Kamarası üyesi Lord Magginis
ise, Avcı'yı konuk etmekten duyduğu mutluluğu dile
getirirken, konuşması sırasında "KKTC" ifadesine
de yer verdi.
Magginis, geçmişte kendisi de bir üniversite yöneticisi olan
Avcı'nın KKTC'de yüksek öğretime verdiği hizmete de
teşekkür etti.
KIBRIS 01/02/08
Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı bir ay
içerisinde yasalaşacak
HAKLARDAN YARARLANABİLMEK İÇİN BİR YIL
İÇİNDE BAŞVURUDA BULUNULMALI... Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın, yurt
dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin
askerliklerini ertelemelerine olanak sağladığını
belirterek, tasarıda askerlikle ilgili bedelli hakkını
kaybetmiş olanlara da af getirildiğini kaydetti. Soyer, söz konusu
yasa tasarısında yer alan haklardan yararlanmak isteyenlerin,
Askerlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı'nın,
yasalaşması tarihinden itibaren bir yıl içerisinde müracaat
etmesi gerektiğini söyledi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı'nın, yurt dışında yaşayan
Kıbrıslı Türklerin askerliklerini ertelemelerine olanak
sağladığını belirterek, tasarıda askerlikle
ilgili bedelli hakkını kaybetmiş olanlara da af
getirildiğini kaydetti.
Soyer, söz konusu yasa tasarısında yer alan haklardan
yararlanmak isteyenlerin, Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı'nın, yasalaşması tarihinden itibaren 1
yıl içerisinde müracaat etmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önceki akşam BRT televizyonunda
yayınlanan bir programa katılarak, Askerlik (Değişiklik)
Yasa Tasarısı'nı, detaylı şekilde kamuoyunun bilgisine
getirdi.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre Başbakan Soyer, Kıbrıs
sorununa karşılıklı kabul edilebilir biz çözüm bulunana
kadar, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini yakından
ilgilendiren Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın görev
yapmasının kaçınılmaz bir gerçek olduğunu
vurguladı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın,
askerliğin bir yurt ödevi olduğu gerçeğine bağlı
olarak bir takım düzenlemeler yaptığını anlatan Soyer,
Güney Kıbrıs'ta Rum Milli Muhafız Ordusu'nun, kendi
yurttaşlarına dönük olarak askerlik süresini hiç ellememesi ve bunu
24 ay ile düzenlemesi sebebiyle, askerlik ve askerliğin süresi
konularında bir takım sıkışıklıkların
yaşandığını dile getirdi.
Rum tarafının silahlanması
Güney Kıbrıs'ta insanlara evlerinde silah bulundurması
için müsamaha gösterildiğini ve Güney Kıbrıs ile
Yunanistan'ın yaptığı anlaşma çerçevesinde,
Yunanistan'dan getirilen er, erbaş, astsubay ve subayların, Rum Milli
Muhafız Ordusu'nda görev yaptığını anlatan Soyer,
Güney Kıbrıs'ta askerlikle ilgili herhangi bir gelişme
olmadığını; Rum tarafının silah ve askeri
kuvvetlerini geliştirdiği sürece ve Kıbrıs sorunu
çözümlenene kadar, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın
güçlü bir şekilde idame ettirileceğini söyledi.
Askerlikle ilgili düzenlemelerin çok büyük önem
taşıdığını anlatan Başbakan Soyer,
askerlikte yedek subaylığın 1 yıla düşürüldüğünü
anımsattı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hükümet ile
Cumhurbaşkanı'nın, Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı hakkındaki görüşlerini, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'na ilettiklerini ve Güvenlik Kuvvetleri'nin
yaptığı titiz bir çalışma ile bedelli askerlik hakkını
kaybedenler konusunda iyileştirici tedbirler
alındığını kaydetti.
Süreç içerisinde çeşitli nedenlerle yoklama ve bedelli askerlik
yapma hakkını kaybedenlerin Kuzey Kıbrıs'a gelmemeye
başladığını ve bunun bir sorun olduğunu anlatan
Soyer, bunun Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile
paylaşıldığını ve yapılan
çalışmalar sonucunda Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı'nın şekillendiğini anlattı.
GKK ve KTBK ile paralel çalışma
Soyer, "Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bu
tasarıyı hazırlarken, aynı zamanda Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri ile de paralel bir şekilde çalışma
yapıldı. Kıbrıs sorunu çözümlenene kadar, eğer insan
kaynaklarımızda bir sıkıntı içerisine girersek,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ile
ihtiyaçlarımızı görüşeceğimiz bir zemine sahip
olmalıyız. Bu nedenle de Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri ile de bir çalışma yapıldı" dedi.
Bakanlar Kurulu'nun, Askerlik Değişiklik Yasa
Tasarısı'nı ivedilikle meclise sevk etme kararı
aldığını belirten Soyer, Hukuk ve Siyasi İşler
Komitesi'nde tasarının görüşülerek onaylanmasının
ardından Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun bilgisine ve onayına
getirileceğini söyledi.
Tasarı 1 ay içinde yasalaşacak
Milletvekillerinin tasarının bir an önce
yasalaşması için gerekli katkıyı koyacağına inanç
belirten Başbakan Soyer, Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı'nın bir ay içerisinde yasalaşacağını
söyledi.
1 yıl içinde başvuru
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, tasarıdaki haklardan faydalanmak
isteyenlerin tasarının yasalaşması tarihinden itibaren 1
yıl içerisinde ilgili yerlere başvurması gerektiğinin de
altını çizdi.
Başka çalışmalar daha yapılıyor
Askerlik görevinin daha iyiye götürülmesi için başka
çalışmaların da yapıldığını ifade eden
Başbakan Soyer, bu çalışmaların da tamamlanması
halinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından
kamuoyuna açıklanacağını söyledi.
Soyer, Kıbrıs sorununu çözümlenene kadar, yurt
savunmasını aksatmadan, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nın kabiliyetini eksiltmeden gençlere en iyi
bir şekilde ortam yaratacak pozisyonları geliştirmek
amacında olduklarını ifade etti.
49 yaşını tamamlayanlar... 3 bin Sterlin ödeyerek
Soyer, Askerlik (Değişiklik )Yasa Tasarısı
hakkında detaylı bilgi de vererek, daha önceleri 49
yaşını tamamlayan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
vatandaşlığına geçen yabancıların derhal askere
alındığını, ancak söz konusu tasarıda bunlarla
ilgili bir düzenleme yapıldığını ve bu kişilere 3
bin Sterlin ödeyerek belli bir kısım haklara sahip
olunmasının sağlanacağını açıkladı.
Tasarıda, Kıbrıs Türk anne veya babadan yabancı
ülkede doğanlara, askerlik ertelemelerini kesin dönüş
yapacakları tarihe kadar erteleme hakkı verildiğini
açıklayan Başbakan Soyer, bu kişilerin Askerlik
(Değişiklik)Yasa Tasarısı'ndan faydalanılabilmesi
için, tasarının yasalaşması tarihinden itibaren 1 yıl
içerisinde başvurulması gerektiğini söyledi.
GKK broşür hazırlayacak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nın, Askerlik (Değişiklik) Yasa
Tasarısı ile ilgili detaylı bilgilerin yer alacağı bir
broşür hazırlayacağını ifade ederek, broşürlerle
herkesin daha çok aydınlatılacağını belirtti.
Söz konusu tasarıda askerlikle ilgili bedelli hakkını
kaybetmiş olanlara da belli ölçüde bir af getirildiğini dile getiren
Başbakan Soyer, "Bedelli askerlik yasası kapsamında olup,
yurt dışında 7 yıl çalışma koşulunu yerine
getirdikten sonra bazı gençlerimiz yoklama kaçağı durumuna
düşmüştür. Bu gençler söz konusu yasa yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren 1 yıl içerisinde müracaat ederlerse Bedelli Askerlik
Yasası'ndaki haktan yararlanabilecekler" dedi.
Yurt dışında yaşayan, ancak bazı nedenlerden
dolayı bedelli askerlikleri reddedilenlere de af
çıktığını ve af ile bedelli askerlik hakkından
faydalanabileceğini ifade eden Soyer, askerlik görevini yurt
dışında yerine getiren, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
vatandaşlarının, bu görevi yaptıklarını
belgelemeleri halinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de tekrardan
askerlik yapmayacağını söyledi.
Lisansüstü eğitim süresinin iki katından fazla erteleme yok
Başbakan Soyer, "Söz konusu tasarı ile lisans
eğitimini yapan ve 32 yaşını tamamlayanlar, lisansüstü
eğitimini tamamlayabileceği en erken sürenin iki katından fazla
bir erteleme yapamayacak. Yani bu süre dört yıl ise, iki katından
fazla erteleme yapamayacak. Bu da, disiplin gelmesi için
yapılmış bir başka düzenlemedir" dedi.
24 Nisan referandumlarında Kıbrıs Türklerinin
Kıbrıs'ın askersizleştirilmesine de "evet"
dediğini, ancak Rumların "hayır" demesiyle bugünkü
sonucun ortaya çıktığını söyleyen Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Kıbrıs'ta kabul edilebilir bir çözüme ulaşılana
kadar askerlik görevinin çok önemli olduğunu vurguladı.
KIBRIS 01/02/08
Almanya'nın eski başbakanı Schröder, bugün KKTC'ye
geliyor
Almanya'nın eski Başbakanı (Şansölye) Gerhard
Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in davetlisi olarak bugün özel uçakla
KKTC'ye geliyor.
Schröder, yarına kadar sürecek ziyaretinde Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Kıbrıs Türk
Ticaret Odası yetkilileriyle bir araya gelecek.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre Schröder'in özel
uçağı, bugün saat 13.30'da Ercan Havalimanı'nda olacak.
Eski Almanya Başbakanı'na ziyaret sırasında Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
Danışmanı Cüneyd Zapsu eşlik edecek.
Gerhard Schröder, bugün saat 15.45'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
saat 17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilileri ve saat
17.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gerhard Schröder, yarın saat
09.30'da Girne Colony Otel'de ziyaretle ilgili basın toplantısı
düzenleyecek.
Schröder, aynı gün öğleden sonra KKTC'den ayrılacak.
Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in geçtiğimiz
Ekim ayındaki Berlin ziyareti sırasında KKTC'ye geleceğini
açıklamıştı.
Schröder'in gelişini izleyecek basın
mensuplarına kolaylık sağlanacak
Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in bugün KKTC'ye
gelişini izleyecek basın mensuplarının, basın
kartlarını görevlilere göstermek suretiyle Ercan Devlet
Havaalanı araç park yerini ücretsiz olarak kullanabilecekleri bildirildi.
Enformasyon Dairesi'nden yapılan açıklamaya göre, Schröder'in
gelişini izleyecek basın mensupları, normal araç park yerinin
VIP Salonu'na yakın bölümünde kendilerine ayrılacak yerleri
basın kartlarını göstermek suretiyle ücretsiz olarak
kullanabilecekler.
Basın mensuplarının en geç saat 13.00'te VIP Salonu'nda
hazır bulunmaları istenen açıklamada, basın
mensuplarının, Schröder'in gelişinde izlenecek prosedürle ilgili
olarak görevli Enformasyon Dairesi memurları tarafından
yönlendirilecekleri kaydedildi.
KIBRIS 01/02/08
Gerhard Schröder, savaş sonrasında Almanya'nın
yetiştirdiği en önemli liderlerden biri olarak tanınıyor.
Sosyal Demokrat Partisi'nin lideri sıfatıyla 1998'de Helmut Kohl'ün
16 yıllık Hıristiyan Demokrat iktidarına son veren Schröder
başbakanlık görevini 2005 yılına kadar sürdürdü. O tarihte,
seçimlerde yenilince siyasetten çekilmeyi tercih etti.
Ne var ki 63 yaşındaki eski Şansölye'nin adı ve
itibarı ne ülkesinde, ne de uluslararası platformda kayboldu.
Schröder Rusya'nın dev Gastrom şirketinin danışmanı
olarak faaliyetini daha çok enerji ve finans alanına kaydırdı.
Ancak uluslararası ilişkilerde sözü geçen bir "akil adam"
olarak da etkinliğini korudu...
Schröder Şansölye iken Türkiye'ye önem vermiş, özellikle AB
üyeliği konusunda Ankara'yı desteklemişti. Bu tutumunu aktif
siyasetten çekildikten sonra da sürdürdü. Bu arada Başbakan Tayyip
Erdoğan ile kişisel dostluğu da devam etti. Nitekim kendisi daha
birkaç gün önce Erdoğan'ın konuğu olarak Ankara'daydı.
Dün Schröder özel bir uçakla direkt olarak Ercan Havalimanı'na inmek
suretiyle KKTC'ye geldi. Bu davranışıyla da Türkiye'ye ve
Kıbrıs Türklerine olan yakınlığını
açıkça göstermiş oldu...
O kadar "izole" değil
Schröder şu anda ülkesi adına resmi bir hüviyet
taşımıyor. KKTC'yi bir Alman vatandaşı olarak ziyaret
ediyor... Ama, bu kimliğin sahibi Gerhard Schröder gibi bir isim olunca,
bu gezi elbet özel bir anlam ve önem taşır.
Nitekim bunu Rum kesimi Başkanı Papadopulos'tan, seçimlerdeki rakibi
AKEL lideri Dimitris Hristofyas'a kadar bütün politikacılar da
belirtiyorlar.
Papadopulos, "Türkiye Kıbrıs Türkleri lehinde dostça duygular
taşımak"la adeta suçladığı Schröder'in bu
ziyaretini "çok üzüntü verici" olarak niteliyor. Hristofyas ise
"son zamanlarda sıklaşan ve yoğunlaşan bu fenomenin
(yani KKTC ile direkt temasların) durdurulması gerektiğini
söylüyor...
Gerçekten bu ziyaret, KKTC'ye karşı dikilmek istenen abluka
duvarını deliyor. Gerçi pratikte bu, KKTC'nin resmen
tanınması (veya yakında tanınacağı) anlamına
gelmiyor. Merkel hükümetinin bilinen tutumunda herhangi bir
değişiklik yok. AB'nin genel tavrında da öyle...
Ancak bu tür ziyaretler ve temaslar, Kıbrıs Türklerinin
"resmi" boykotlara rağmen, sanıldığı kadar
"izole" olmadığını da gösteriyor. Daha açık
bir deyişle, KKTC bu şekilde, "adım adım" fiili
varlığını gösteriyor ve hatta kabul ettirmeye
başlıyor. Bunlar "ufak adımlar" dahi olsa...
Strateji belli
Bu tür ufak adımların son zamanlarda sıkça
atıldığını görüyoruz. Batı'dan, Doğu'dan
Kuzey Kıbrıs'a "resmi temas" veya "iş" ya da
"turizm" için gelenlerin sayısı giderek artıyor.
KKTC'nin artık dünyanın dört bucağında (Tayvan gibi)
çeşitli isimler altında "ofis"leri veya
"temsilcilikler"i var...
KKTC yetkilileri Avrupa'da da yoğun bir "lobi" faaliyeti
içindeler. Birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı Londra'da Lordlar Kamarası'nda konuştuktan sonra, kendisine
soru soran bir Lord "KKTC" ifadesini kullandı; bir başka
Lord ise, "Neden KKTC'nin tanınması için talepte
bulunmuyorsunuz?" diye sordu. Buna Avcı'nın verdiği
yanıt, sanıyoruz KKTC'nin -ve Ankara'nın- stratejisini
açıklayan şu birkaç kelimeyi kapsıyordu: "Dış
politikada ilerisini görmek, adım adım ilerlemek ve taşları
tek tek yerine oturtmak gerekir"...
SAMI KOHEN MILLIYET 02/02/2008
Schröder:
KKTC'ye uçuşta sakınca yok
02/02/2008
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Almanya'nın
bir önceki Sosyal Demokrat Başbakanı Gerhard Schröder dün KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in resmi davetlisi olarak KKTC ziyaretine
başladı. Rum Yönetimi'nin tepkisini çeken Schröder,
"Avrupa'nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yok" diyerek
birlik mesajı verirken, Almanya'dan KKTC'ye direkt uçuş
olmasında sakınca görmediğini vurguladı.
Özel uçağıyla İstanbul aktarmalı gittiği Ercan'da
Başbakan Soyer tarafından karşılanan Schröder'e,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu
ve bazı Alman işadamları eşlik ediyor. Schröder,
"Görevim sırasında bu adadaki insanların birlikte
yaşamaları için çalıştım. O yüzden Annan
Planı'nı destekledim" dedi. Annan Planı'yla başlayan
sürecin devamını dileyen Schröder, "Avrupa'nın
birlikteliğe çok ihtiyacı var. Avrupa'nın bölünmüş bir
adaya ihtiyacı yoktur" vurgusu yaptı, ziyaretinin yeni BM
girişimine olumlu katkı yapmasını diledi.
'Rumlar niye üzüldü
ki?'
Schröder, Rum lider Tasos Papadopulos'un ziyaretten üzüntü duyduğu
anımsatılınca "Üzüntüsünü anlamıyorum. Buraya davetli
geldim. Beklentim, iki tarafın da dışarıdan gelenleri
karşılamasıdır" dedi. Eski Başbakan
"Almanya'dan direkt mi geldiniz?" sorusu üzerine bir girişimci
dostunu almak için İstanbul'a uğradığını
belirtip, "Bence Almanya'dan Kuzey Kıbrıs'a direkt uçmanın
hiçbir sakıncası yok" vurgusu yaptı. Ticaret
Odası'nı ziyaret edip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın onuruna verdiği akşam yemeğine katılan
Schröder, Alman sermayesinin Kuzey Kıbrıs'a ilgi göstermesini isterken
tecridin sürmesinde AB'nin de hatası olduğunu vurguladı.
Schroeder: no reason not to have direct flights
FORMER German Chancellor
Gerhard Schroeder said yesterday he saw no reason why direct flights to the
north could not take place from Germany.
Schroeder made the statement on arrival in the north for a controversial visit.
The former German Chancellor arrived on a private plane that first landed in
Turkey before travelling on to Ercan (Tymbou).
In statements to the press, Schroeder said he hoped to see movement on the
Cyprus issue soon, because Europe did not need a shared island but needed
unity.
He expressed regret that President Tassos Papadopoulos had criticised his visit
and had ruled out any possibility of a meeting. I dont see any reason not to
meet, said Schroeder.
He said he had accepted the invitation from the Turkish Cypriot leadership out
of respect to those people in the nor north who accepted the Annan plan.
However, he said that didnt mean he blamed those Greek Cypriots that rejected
the plan.
He said he hoped his visit could contribute positively towards a new UN
initiative on Cyprus.
CYPRUS MAIL 02/02/2008
"ERCAN'A DİREKT
UÇUŞ YAPMANIN HİÇBİR SAKINCASI YOK"... Almanya'nın
eski başbakanı Schröder, Ercan Havalimanı'na direkt uçuş
yapmanın hiç bir sakıncası bulunmadığını
söyledi. Kuzeydeki insanların Annan planına "Evet" demesine
gösterdiği saygıdan dolayı bu ziyareti
yaptığını kaydeden Schröder, ziyaretinin BM'nin
yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı
yapmasını istediğini bildirdi
"ZEMİN ANNAN
PLANI OLMALI"... Annan planı döneminde plana başından
sonuna kadar destek verdiğini kaydeden Schröder, BM nezdinde yeni bir
girişim başlatılması yönündeki umudunu dile getirerek,
bunun temelinin ancak Annan planı olabileceğini ve öyle de
olması gerektiğini kaydetti. Schröder, "Avrupa'nın
birlikteliğe çok ihtiyacı vardır. Avrupa'nın bölünmüş
bir adaya ihtiyacı yoktur" dedi
"GERÇEK BALIKLAR
DOĞRUDAN TİCARETLE YAKALANABİLECEK"... Schröder,
"Gerçek balıkların" ancak Kuzey Kıbrıs ile AB
arasındaki doğrudan ticaretle yakalanabileceğini söyleyerek,
mali yardım, doğrudan ticaret ve limanların
açılmasının hep birlikte hayata geçmesinin önemini
bildiğini söyledi.
Schröder, Alman
sanayisinin Kuzey Kıbrıs'a daha fazla ilgi göstermesini
istediğini de belirtti
Almanya'nın eski
başbakanı Gerhard Schröder, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in resmi
davetlisi olarak KKTC'ye geldi.
Özel bir uçakla dün saat
13.50'de Ercan Havaalanı'na inen Schröder'i Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma bakanı Salih Usar
ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca
karşıladı.
Almanya'nın eski
başbakanı Schröder, ziyaretinin ilk gününde, sırasıyla
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Ticaret Odası
temsilcileri ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.
Gerhard Schröder,
birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa'nın,
gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu belirterek ekonomik
olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı ile AB ülkeleri
arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi olduğunu söyledi.
Schröder, BM nezdinde yeni
bir girişim başlatılması yönündeki umudunu dile getirerek,
bunun temelinin ancak Annan planı olabileceğini ve öyle de
olması gerektiğini kaydetti.
Schröder, Ercan
Havalimanı'na direkt uçuş yapmanın hiç bir sakıncası
bulunmadığını da söyledi. Kuzeydeki insanların Annan
planına 'evet' demesine gösterdiği saygıdan dolayı bu
ziyareti yaptığını kaydeden Schröder, ziyaretinin BM'nin
yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı
yapmasını istediğini bildirdi
Kuzey Kıbrıs'ta
bir dinamizm gördüklerini söyleyen Schröder, bunun hem Kıbrıslı
Türkler hem de ada için önemli bir konu olduğunu kaydetti. Schröder,
"İzolasyon kalktığında bu dinamizm daha çok ortaya
çıkacaktır" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile Gerhard Schröder bugün saat 09.30'da Girne'deki Colony Otel'de
ziyaretle ilgili bir basın toplantısı düzenleyecek.
Schröder, bugün
öğleden sonra KKTC'den ayrılacak.
Schröder: Ercan'a direkt
uçuş
yapmanın hiç bir
sakıncası yok
Başbakan Soyer'le
birlikte havaalanında basın toplantısı düzenleyen Schröder,
Ercan Havalimanı'na direkt uçuş yapmanın hiç bir
sakıncası bulunmadığını söyledi.
Schröder,
konuşmasında, Kıbrıslı Türkleri görmekten duyduğu
mutluluğu dile getirerek, Başbakan Soyer'in daveti nedeniyle adada
bulunduğunu ve kendisinin de Kıbrıs adasını ve içinde
bulunduğu sorunu bildiği için daveti kabul ettiğini söyledi.
Başbakanlığı
sırasında adadaki insanların bir arada yaşaması için
uğraş verdiğini anlatan Schröder, Annan planı döneminde
plana başından sonuna kadar destek verdiğini kaydetti. Schröder,
Annan planının başlattığı hareketin yeni bir
ivmeyle devam etmesini de dileyerek, "Avrupa'nın birlikteliğe
çok ihtiyacı vardır. Avrupa'nın bölünmüş bir adaya
ihtiyacı yoktur" şeklinde konuştu.
"Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos'un ziyaretin gerçekleşmesinden
duyduğu üzüntüye anlam verip veremediğine" yönelik bir soruyu da
Schröder "Hayır üzüntüsünü kesinlikle anlayamıyorum. Buraya
davetli olarak geldim ve beklentim her iki tarafın da
dışarıdan gelen insanları karşılamaları,
kabul edip görüşmeleridir. Görüşmemek için bir neden olduğunu sanmıyorum"
şeklinde yanıtladı.
Kuzeydeki insanların
Annan Planı'na 'evet' demesine gösterdiği saygıdan dolayı
bu ziyareti yaptığını kaydeden Schröder, Güney'i de
"Hayır" dediği için eleştirmediğini, fakat bu ziyaretin
BM'nin yapacağı yeni bir girişime ve sürece olumlu katkı
yapmasını istediğini bildirdi.
"Almanya'dan direkt
Ercan Havaalanı'na gelip gelmediği" konusundaki soruya da
Schröder "Hayır İstanbul üzerinden geldim. Bir girişimci ve
dostumu İstanbul'dan almak için İstanbul'a uğramıştım.
Bence buraya direkt uçmanın hiçbir sakıncası yoktur"
diyerek yanıtladı.
Soyer: KKTC'deki hiçbir
liman
uluslararası hukuka
göre kapalı değil
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer de ziyaretin yapılmasına katkı koyanlara teşekkür
ettiği konuşmasında, Ercan Havalimanı'nın uluslararası
her türlü uçuşa açık; AB ile Yeşil Hat Tüzüğü'ne uygun
olarak AB üyesi ülkelerin her yurttaşının da Ercan'dan adaya
gelip serbest dolaşım yapma hakkına sahip olduğunu
vurguladı.
KKTC'deki hiçbir
limanın uluslararası hukuka göre kapalı
olmadığına, aynı zamanda ne AB ne de BM'nin KKTC'deki
limanlara dönük bir ambargosu bulunmadığına dikkat çeken Soyer,
KKTC'nin dünyaya açılmak ve dünyayla buluşmak istediğini
anlattı.
Alman Sosyal
Demokratların kurumsallaşması ve globalleşmesine katkı
yapmış, AB'nin genişleme sürecine olumlu etki etmiş
Schröder'in, yazdığı kitapta da KKTC üzerindeki izolasyonun
kabul edilmez olduğunu vurguladığını kaydeden Soyer,
ziyaretin BM zemininde Kıbrıs'ta karşılıklı kabul
edilebilir bir barışa, çözüme katkı yapacağına
inandığını sözlerine ekledi.
Schröder,
başbakanlıkta
Almanya'nın eski
Başbakanı Gerhard Schröder, dünkü temasları çerçevesinde ilk
olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edildi.
Schröder, saat 15.45'te
"DM 01" plakalı protokol konuk aracıyla
başbakanlığa gelişinde, Başbakan Soyer,
müsteşarları ve diğer yetkililer tarafından bina önünde
karşılandı. Soyer ve Schröder daha sonra
başbakanlığın şeref salonuna çıktılar.
Kalabalık bir
basın grubunun izlediği görüşmede, basına açıklama
yapılmadı; sadece görüntü imkanı sağlandı.
Schröder'in ziyareti
nedeniyle başbakanlık çevresinde, polisin, geniş güvenlik
önlemleri aldığı gözlemlendi.
Schröder'in
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ziyareti
Soyer tarafından
kabulünün arından Schröder, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'nı (KKTO) ziyaret etti.
Schröder, Ticaret
Odası'nda Başkan Hasan İnce ile Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in de katıldığı bir toplantı yaptı.
Schröder'e Ticaret Odası ziyaretinde, heyetinde yer alan Özel Kalem Müdürü
Albrecht Funk, Almanya Çalışma Bakanlığı
Müsteşarı Gerd Andres, Türkiye Başbakanı Recep Tayip
Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu ve Zapsu'nun
asistanı Gülsen Karanis Ekşioğlu eşlik etti.
Toplantıdan sonra
KTTO Başkanı Hasan İnce, Başbakan Ferdi Sabi Soyer ve
Gerhard Schröder, Ticaret Odası'ndaki Mustafa Çağatay Konferans
Salonu'nda basın mensuplarına açıklamalar yaptılar.
İnce: Doğrudan
ticaret tüzüğü önemli...
Hasan İnce Ticaret
Odası olarak 2004 yılındaki referandumda 'evet'
çıkması için çaba gösterdiklerini söyledi ve Kıbrıs
Türklerinin Annan planına onay vermesinin ardından Avrupa
Birliği'nin 3 tüzükle Kıbrıslı Türkleri destekleme
kararını aldığını ifade etti.
Yeşil Hat ve Mali
Yardım Tüzüklerinin Kıbrıslı Türklere katkı
yaptığını fakat doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
Rumların karşı çıkmasından dolayı hayata geçemediğini
anlatan İnce, Kıbrıslı Türkler olarak Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün hayat bulmasının kendileri için önemli olduğunu
söyledi.
"Kıbrıslı
Türk işadamlarına fırsat verilirse..."
Schröder'den bu sürece
katkı koymasını istediklerini ve KKTC'ye yapılan bu ziyaretin
de bu çerçevede anlamlı olduğunu dile getiren İnce,
Kıbrıslı Türk işadamlarının çok dinamik
olduklarını ve fırsat verilmesi halinde başarılı
olabileceklerini anlattı.
Schröder'in yanında
iş çevrelerinden kişileri de getirdiğine işaret eden
İnce, bunun KKTC'li işadamları için güzel bir mesaj
olduğunu ve Almanya ile ticari ilişkileri daha da geliştirmek
istediklerini söyledi.
İnce, KKTC'deki
işadamlarının da AB müktesebatı içindeki standartlarda
ticaret yapmasını arzuladıklarını söyledi ve
şubat ayından sonra başlamasını umdukları çözüm
sürecine yine KTTO olarak katkı koyacaklarını belirtti.
Schröder: İzolasyon
kalktığında
dinamizminiz daha da
ortaya çıkacak
Gerhard Schröder de
konuşmasında 2004 yılında KKTC
vatandaşlarının çok önemli bir karar verdiklerinin
altını çizerek, adanın birliği için verilen bu kararın
AB'nin birliğe verdiği önem bakımından siyasi bir önem
taşıdığını söyledi.
Ekonomik olarak da Kuzey
Kıbrıs'tan geçildiği zaman burada bir dinamizm gördüklerini
söyleyen Schröder, bunun hem Kıbrıs Türkleri için hem de ada için
önemli bir konu olduğunu kaydetti.
KKTC'deki ekonomik
gelişimin kişi başına düşen milli gelirden de
anlaşılabileceğini söyleyen Schröder, "İzolasyon
kalktığında bu dinamizm daha çok ortaya
çıkacaktır" şeklinde konuştu.
Kendisinin tüm
müzakerelerde hazır bulunduğunu kaydeden Schröder, Avrupa'nın da
ekonomik ve siyasi izolasyonda kabahati bulunduğunu belirtti.
AB
dışişleri bakanlarının bir araya gelerek Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonun kalkması gerektiğini
söylediklerini de hatırlatan Schröder, kendisinin de
Kıbrıslı Türklerin, 259 Milyon Euro'luk mali yardımdan çok
izolasyonun kalkması üzerine yoğunlaştıklarını
bildiğini ifade etti.
"Gerçek balıklar
doğrudan ticaretle"
Schröder, "Gerçek
balıkların" ancak Kuzey Kıbrıs ile AB arasındaki
doğrudan ticaretle yakalanabileceğini söyleyerek, mali yardım,
doğrudan ticaret ve limanların açılmasının hep
birlikte hayata geçmesinin önemini bildiğini söyledi.
Schröder Alman sanayisinin
Kuzey Kıbrıs'a daha fazla ilgi göstermesini istediğini de
sözlerine ekledi.
Soyer: Nikah masasına
oturmak istiyoruz
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer de konuşmasında ziyareti "güzel ve faydalı bir
ziyaret" olarak niteleyerek Schröder'le birlikte adaya gelen Türkiye
Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın danışmanı
Cüneyt Zapsu'ya teşekkür etti.
Başbakan Soyer,
Avrupa içerisinde Kıbrıslı Türklerin "hem var hem yok"
olduğunu söyledi ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım
Tüzüklerine bakıldığında Kıbrıslı Türklerin
var olduğunu, fakat uygulamaya girmesi için gerekli olan yerlerde
Kıbrıslı Türklerin olmadığını anlattı.
"Avrupa Birliği
ile metres hayatı yaşamak istemiyoruz" diyen Başbakan, bir
an önce Kıbrıs sorununun çözüldüğü bir ortamda AB ile aynı
ortamda "nikâh masasına" oturmak istediklerini ifade etti.
Schröder: Birleşik
bir Kıbrıs ve birleşik bir
Avrupa,
gerçekleştirilmesi gereken bir hedef
0
Ticaret Odası'nı
ziyaretinin ardından Schröder, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından kabul edildi.
Cumhurbaşkanlığı'na
gelişinde Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca, görüşmeciler Özdil Nami ve Kutlay Erk ile diğer
bazı yetkililer tarafından kapıda karşılanan Schröder,
ilk olarak Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte yan odada kurulan
kürsüden basına ortak açıklamada bulundular.
Almanya'nın eski
başbakanı Gerhard Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve
birleşik bir Avrupa'nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef
olduğunu belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs
Türk tarafı ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin
gerçekleşmesi olduğunu söyledi.
AB'nin Kuzey
Kıbrıs'ı finansal açıdan desteklemesinden memnun
olduklarını ifade eden Schröder "Ancak para her şey demek
değildir, paradan daha önemli olan ticaretin
serbestleştirilmesidir" dedi.
Schröder: AB'nin bir borcu
var
Eski Başbakan
Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir
Avrupa'nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu
belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı
ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi
olduğunu söyledi.
AB'nin Kuzey
Kıbrıs'ı finansal açıdan desteklemesinden memnun
olduklarını ifade eden Schröder "Ancak para her şey demek
değildir, paradan daha önemli olan ticaretin
serbestleştirilmesidir" şeklinde konuştu.
Kuzey Kıbrıs
Annan Planı'na evet derken Güney Kıbrıs'ın reddettiği,
dolayısıyla Avrupa'nın bir borcu olduğunu kaydeden Schröder
"Bu nedenle AB serbest ticareti gerçekleştirmekle yükümlüdür"
dedi.
Schröder, siyasi olarak BM
nezdinde yeni bir girişim başlatılması yönündeki umudunu da
dile getirerek, bunun temelinin ancak Annan Planı olabileceğini ve
öyle de olması gerektiğini kaydetti.
Kendisi gibi başka
insanların da "insanların birbirine daha fazla
yakınlaşmasını arzu ettiklerini" ifade eden Schröder,
bunun için tarafların iyi niyet göstermesinin gerekliliğini
vurguladı.
Schröder, KKTC'de
bulunmaktan duyduğu mutluluğu da ifade ettiği basın
toplantısında, hakkında çok şey okuduğu ve
duyduğu Kuzey Kıbrıs'a ilk kez geldiğini ve bir
hareketliliğin, dinamikliğin olduğunu da kısa süre içinde
gördüğünü kaydetti.
Talat: Almanya'nın
desteğini almak önemli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da açıklamasında öncelikle Schröder'in ziyaretinden
duyduğu mutluluğu ifade ederek, Almanya'nın, Schröder döneminde
de Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan kurtulabilmesi için
-AB kapsamı içinde elinden gelen çabayı ortaya koyduğunu belirtti.
Almanya'nın AB'nin
önder ülkelerinden biri olduğuna işaret eden Talat,
"Almanya'nın her yönüyle bizimle ilişkilerimizi
geliştirmek; gerek AB gerek ikili ilişkiler bağlamında ve
tabii ki Kıbrıs'ta olası bir barış sürecine de
desteğini alabilmek bizim için son derece önemlidir" dedi.
Talat, bu ziyaretin,
dünyanın Kıbrıs'a yönelik; gerek Kıbrıs sorunu, gerek
Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan
kurtarılmasına yönelik ilgisinin devamı olarak da
değerlendirilebileceğini belirterek bu açıdan da önemli olduğunu
vurguladı.
Sorular
Basının
sorularını da yanıtlayan Schröder, Kosova ile KKTC'nin
benzeştirilmesiyle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine,
bu iki konuyu benzeştirmemek; birbirine karıştırmamak
gerektiğini söyledi, Kosova'daki sorunun konuşularak,
uzlaşılarak çözümlenmesi gerektiği inancında olduğunu
kaydetti. Schröder,"Acele karar vermek her zaman zarara neden olur"
dedi.
Schröder, Hessen
eyaletindeki seçimlerle ilgili bir soruya karşılık da,
Almanya'da artık kimsenin yabancı düşmanlığı
yaparak seçim kazanamadığını belirtti, bunu "çok
önemli bir gelişme" olarak değerlendirdi.
Eski Başbakan, Kuzey
Kıbrıs'ın potansiyelini nasıl gördüğü ve ekonomik
nedenlerle mi burada bulunduğu yönündeki bir soru üzerine, "Benim
burada olmamın nedeni, Berlin'de beni ziyaret eden Başbakanın
beni davet etmesidir" dedi.
"Ticarete tabii ki
yer var.."
Kuzey
Kıbrıs'ın piyasasının Çin piyasası kadar büyük
olmadığının bilincinde olduğunu belirtirken "Buna
rağmen Kuzey Kıbrıs ile Almanya arasında, özellikle tüketim
ürünleriyle ilgili olarak ticarete tabii ki yer vardır" diyen
Schröder, AB'nin verdiği yardımların burada altyapıya
gideceğini ve Alman ekonomisinin de bu konuda yardımcı olmaya
niyetli olduğunu kaydetti.
"Yenilenebilir
enerji...Turizm"
Schröder, Almanya'nın
yenilenebilir enerji konusunda dünya lideri olduğu ve özellikle güneş
enerjisi konusunda ileri seviyede olduğuna işaret ederek
"sanırım bu konular Kıbrıs için de önemlidir"
dedi.
Turizm konusunda da birçok
olanakların bulunduğunu belirten Schröder, Almanya'nın Avrupa'da
en çok turist gönderen ülke olduğunu ve Almanya'nın en büyük turizm
şirketlerinden biri olduğunu belirttiği "TUİ"nin
Kuzey Kıbrıs'ta da iş yapmaması için bir neden görmediğini
söyledi.
Schröder "Tabii
bunlar özel şirketlerin, işadamlarının vereceği
kararlar. Ama ben burada olumsuzluk olmasına bir neden görmüyorum"
şeklinde konuştu.
"Kıbrıs'ta
gidilecek yol birleşme yoludur..."
Schröder, Avrupa'daki Çek
ve Slovak örneğine atfen "Avrupa'nın bu iki ülkeye
gösterdiği hoşgörüyü KKTC'ye ve Rumlara da gösterip
göstermeyeceği" şeklindeki bir soruya karşılık
da, Avrupa'da birçok örnekler ve olanaklar bulunduğu ve
farklılıkların olmasının Avrupa'yı hoş
kılmakta olduğunu belirtirken "Yalnız Kıbrıs'ta
benim anladığım kadarıyla ve ben de öyle arzuluyorum ki
Kıbrıs'ta gidilecek yol bir birleşme yoludur ve bu da iyi bir
yoldur" dedi.
KIBRIS 02/02/2008
İsrail ve Avustralya ile işbirliğine giriliyor
Gökhan ALTINER-Eylem
ERAYDIN
Yeni temsilciliklerin
açılması ve Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımı
ile ilgili çalışmaların sürdüğünü belirten Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, İsrail ve Avustralya ile çok sıkı
çalışmaların bulunduğunu ve çok yakın zamanda kamuoyu
ile bunların paylaşılacağını ifade etti
Lordlar
Kamarası'nın davetlisi olarak Londra'da bulunan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, temaslarının üçüncü gününde yerli ve yabancı
basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs sorununda 2008
yılındaki muhtemel gelişmelerin Rum tarafında
yapılacak seçimlere endekslendiğini ve seçimlerin ardından
seçilecek yeni Rum lideriyle yeni bir sürecin başlayacağını
söyledi.
Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Papadopulos'un tekrar seçilmesi durumunda çözüm
çalışmalarının sekteye uğrayabileceğini
belirterek, "2008 yılında yeni bir hareketlilik bekliyoruz,
ancak Papadopulos'un yeniden başkan olması durumunda, uzlaşmaz
bir liderle karşı karşıya kalacağız. Bu
aşamada yeni alternatifler üretmek zorunda kalabiliriz" dedi.
Dışişleri
Bakanı Avcı, "Kuzey Kıbrıs'ın
tanıtılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi yönünde
durmaksızın çalışıyoruz. İtalya'da
açtığımız temsilciğin ardından İsrail ve
Avustralya ile bu anlamda yakın temaslarımız devam ediyor" şeklinde
konuştu.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, hükümet olarak proaktif bir dış politika sergilediklerini
belirterek, Rum tarafının da bunu her şekilde engellemeye
çalıştığını söyledi.
Konuşmasında
Londra ziyaretine ilişkin düşüncelerini de açıklayan Avcı,
Lordlar Kamarası'nın davetini de değerlendirerek
şunları kaydetti:
"Parlamentodaki
toplantımızdan sonra Lordlar ile yediğimiz yemek
sırasında Kıbrıslı Türkler üzerindeki haksız
ambargoların kaldırılması ve uluslararası alanda hak
ettiğimiz yeri alabilmemiz için bizleri destekleyeceklerini ifade ettiler.
Lordlar, ayrıca Kıbrıslı Türkler ile ilgili parlamentoda
gerçekleştirilen toplantılar arasında bu toplantının
geçtiğimiz 30 yıl içinde yapılan en geniş
katılımlı ve en yararlı toplantı olduğunu
vurgulamışlardır"
KIBRIS 02/02/2008
AB'ye uyum çalışmaları, AB ilişkilerine başka boyut kazandırdı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, AB müktesebatına uyum çalışmalarını,
"Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Birliği ile
ilişkilerinin bir başka boyut kazandığının
göstergesi" olarak değerlendirdi.
İlk etapta 12
başlık altında düşünülen müzakerelerin, gelişmeler
ışığında 26 başlığa kadar
çoğaltılabileceğini bildiren Avcı,
"Çalışmalar en yakın zamanda başlatılacaktır...
Bu çalışmaların ülkemizin geleceği için faydalı
olacağına inanmaktayım" dedi.
Turgay Avcı,
Kıbrıs Türk tarafının Birleşmiş Milletler
parametreleri temelinde müzakereye hazır olduğunu da belirterek,
"Ancak anlaşılmalıdır ki, sonsuza kadar Rum
tarafındın keyfiyetini bekleyemeyiz'' dedi.
Avcı, yoğun
dış temaslar sonucunda ileriki günlerde Umman
Sultanlığı, Kuveyt ve diğer bazı İKÖ ve AB
ülkelerinde de temsilcilik açılması için çalışmaların
devam ettiğini de açıkladı.
Londra'daki
temaslarını sürdüren Avcı, KKTC Londra Temsilciliği'nde
Türk ve Kıbrıslı Türk basın mensuplarına yönelik bir
basın toplantısı düzenledi.
Bakanlık Basın
Merkezi'nin açıkladığı konuşma metnine göre Avcı,
Londra'da Lordlar Kamarası'nın daveti üzerine yaptığı
temasları sıraladı ve görüşmeleri hakkında bilgiler
verdi.
Avcı,
Kıbrıs konusuna doğru teşhis konabilmesi için sorunun
nasıl ortaya çıkıp geliştiğini iyi bilmek
gerektiğini ifade ederek, 1968'den beri BM gündeminde olan
Kıbrıs sorundaki süreci özetledi.
BM ve uluslararası
toplum
Rum'a boyun eğdi,
sözünü tutamadı
Annan Planı
referandumunda Rumların çözümü reddettiğini kaydeden Turgay Avcı,
referandumun ardından Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması gerektiği konusunda
mutabık kalan BM ve uluslararası toplumun, verdiği tüm sözlere
rağmen izolasyonların kaldırılması doğrultusunda
bazı küçük adımların atılmasının
dışında somut bir gelişme olmadığını
anlattı.
Turgay Avcı
şöyle konuştu:
"Bu olumsuzluğun
başlıca nedeni, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya
varılmadan AB üyeliğine kabul edilen Kıbrıs Rum
tarafının tavrında yatmaktadır. Bir zamanlar AB
üyeliğinin bir anlaşmaya varılmasında katalizör rol
oynayacağını iddia eden AB üyesi ülke yetkilileri, artık
Kıbrıs Rum tarafının tek taraflı üyeliğinin
Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılmasını daha da zora
soktuğunu itiraf etmektedirler.
BM eski Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın referandumlar sonrası yayınladığı
24 Mayıs 2004 tarihli raporunun BM Güvenlik Konseyi'nden geçmemiş
olması, izolasyonların kaldırılmasında Rum
tarafınca uygulanan baskıya uluslararası camianın boyun
eğdiğini gösteren önemli bir unsurdur."
Rum tarafı 8 Temmuz
sürecini
araç değil amaç
olarak kullandı
Dışişleri
Bakanı Avcı, Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle
8 Temmuz 2006'da başlatılan sürecin Kıbrıs Rum
tarafının bloke etme taktikleri yüzünden hayata
geçirilemediğini, Rum tarafının süreci bir araç değil, tek
yanlı taviz koparmak için bir amaç olarak gördüğünü ifade etti.
Liderlerin uzun bir aradan
sonra 5 Eylül 2007'de bir araya geldiğini hatırlatan Avcı, bu
görüşmede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 8 Temmuz
sürecinin bir takvime bağlanmasını, 2-2.5 aylık bir hazırlık
sürecinden sonra tam teşekküllü müzakerelere geçilmesini ve 2008 sonuna
kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının hedeflenmesi
önerisinin de Rum tavrı yüzünden sonuçsuz kaldığını
anlattı.
Avcı, daha sonra
Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'yle 16 Ekim 2007'de
görüşerek Güven Yaratıcı
Önlemler paketi
sunduğunu; bu önerilerin, "dekonfrantasyon, askeri tatbikatlar,
Lokmacı Kapısı, uzlaşma komisyonu, yeni geçiş
noktaları ve geçitler ve işbirliği" konularını
içerdiğini, önerilerin masada olduğunu, kabul görmeleri halinde
müzakere sürecine katkıda bulunacaklarının da kuşkusuz
olduğunu söyledi.
AB'yle ilişkiler...
Tüzükler
Referandumlardan hemen
sonra, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te izolasyonların kalkması
hususunda bir karar aldığı, bu karar doğrultusunda, Mali Yardım
ile Doğrudan Ticaret Tüzükleri'nin hazırlandığı ve
Mali Yardım Tüzüğü'nün (MYT) amacından saptırılacak
derecede değiştirilerek kabul edildiğini anımsatan
Avcı, "Kabul edilmiş olmasına karşın MYT'nin
aksaksız uygulamaya geçtiğini söylemek de imkânsızdır"
dedi.
Avcı,
Kıbrıs Türklerinin AB'yle doğrudan ticaret yapmalarına
imkân tanıyacak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün (DTT) ise Rum
tarafının engellemeleri nedeniyle halen bekletildiğini
belirterek Kıbrıs Türk tarafının, bu tüzüğün AB
ülkeleri ile Kuzey Kıbrıs'taki limanlardan ticaret yapılacak
şekilde karara bağlanması hususundan taviz vermeyeceğini
vurguladı.
AB'nin ayrıca 29
Nisan 2004'te Yeşil Hat Tüzüğü olarak bilinen tüzüğü de
yürürlüğe koyduğunu ancak bunun, çeşitli nedenlerle
beklentilerin çok altında kaldığını ifade eden
Avcı, şunları kaydetti:
"Esasen, adadaki iki
taraf arasındaki ticareti düzenlemek amacıyla hazırlanan tüzük
kapsamında gerçekleştirilen ticaret, başta GKRY'nin ticari
araçlara KKTC makamlarınca verilen seyahate uygunluk belgeleri ve ağır
vasıta sürücü belgelerini tanımaması, KKTC menşeli
ürünlerin Güney'deki marketlerde raflara yerleştirilememesi, Kuzey'deki
firmaların Güney'deki basın yayın organlarına reklâm
verememesi ve patates gibi erken bozulan ürünlerin geçiş noktalarında
GKRY makamlarınca uzun süre bekletilmesi ile tüzüğün kendinden
kaynaklanan Kuzey'de üretilmeyen veya üretiminin son safhası Kuzey'de
gerçekleşmeyen ürünlerin dolaşımına izin vermemesi gibi
nedenlerle beklentilerin çok altında kalmıştır."
Yeni dönem
başkanından beklenen...
Turgay Avcı, tüm bu
tüzüklerdeki aksaklıkların, özellikle de DTT'nin yürürlüğe
girmesinin sağlanması için girişim başlatan AB dönem
başkanlarının sürekli Rum baskısına yenik düşüp
gerekeni yapamadığını ifade ederek, yeni dönem
başkanı Slovenya'dan beklentilerinin, pragmatik çözümler bularak
özellikle DTT'nün onaylanmasını, tüzüklerde var olan
aksaklıkların Türk tarafının da görüşleri
doğrultusunda giderilmesini sağlaması olduğunu belirtti.
Uyum
çalışmaları
Avrupa Birliği
cephesindeki diğer bir gelişmenin ise geçen günlerde
başlanmasına karar verilen AB müktesebatına uyum
çalışmaları olduğunu belirten Avcı, "Bu da
göstermektedir ki Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz bir başka
boyut kazanmıştır. İlk etapta 12 başlık
altında düşünülen müzakereler, gelişmeler
ışığında 26 başlığa kadar
çoğaltılabilecektir. Çalışmalar en yakın zamanda
başlatılacaktır. Müzakere edilecek başlıklar
arasında sermayenin serbest dolaşımı, kamu
alımları, şirketler hukuku ve rekabet politikası gibi
önemli konular bulunmaktadır. Bunlar zaten reformlar çerçevesinde
hâlihazırda ele aldığımız ya da öncelikler
sırasında önde gelen başlıklardır. Bu
çalışmaların ülkemizin geleceği için faydalı
olacağına inanmaktayım" şeklinde konuştu.
Avcı, Rum
liderliğinin her zamanki gibi buna da karşı çıkmaya,
engellemeye çalışmakta olduğuna işaret ederek
Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin
açıklamalarında "tatsız" ifadelere yer verdiğini
söyledi. Avcı, "Ancak bilinmelidir ki her Kıbrıslı
Türk AB standartlarında yaşam hakkına sahiptir ve bunun
çalışmaları da tüm Rum engelleme çabalarına rağmen
yapılacaktır" dedi.
İKÖ'yle
ilişkiler
KKTC-İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) ilişkilerine de değinen
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, İKÖ ile KKTC arasındaki ilişkilere verdikleri
öneme vurgu yaparak bu çerçevede İKÖ Sekretaryası'yla iyi
ilişkiler kurulduğu ve Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu
dahil olmak üzere birçok üst düzey İKÖ yetkilisinin KKTC'yi ziyaret
ettiğini hatırlattı.
İKÖ Sekretaryası
ile KKTC'de uluslararası organizasyonlar düzenlendiği ve ayrıca
İKÖ üyesi ülkelerin iş çevreleriyle Kıbrıs Türk
işadamlarının da ilişkilerini geliştirmeye
başladığını anlatan Avcı, İKÖ'ye üye
ülkelerle karşılıklı ziyaretlere ileriki günlerde de devam
edileceğini kaydetti.
"Bakanlığımızın
yürüttüğü proaktif politikalar çerçevesinde geçmiş dönemlerde
görüşmek için bizleri kabul
etmeyen birçok üye ülkeyle
karşılıklı temaslar gerçekleştirilmektedir" diyen
Avcı, gelişen ilişkiler çerçevesinde İKÖ'ye bağlı
faaliyet gösteren Diyalog ve İşbirliği İçin İslam Konferansı
Gençlik Forumu'nun Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik
Girişimi'nin uluslararası danışma kurulu
toplantısının geçen Ağustos ayında ilk kez KKTC'nde
düzenlendiğini anımsattı.
Avcı, tüm İKÖ
üye ülkelerin, turizmle ilgili yetkilileri ile uluslararası kuruluş
temsilcilerinin de katılımıyla, "İslam
Dünyası'nda Turizm Gelişimi" konulu Forum'un, Nisan veya
Mayıs ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
gerçekleştirileceğini de açıkladı.
Avcı, aynı
dönemde İKÖ'ye bağlı bir kuruluş olan İslam Ticareti
Geliştirme Merkezi tarafından küçük ve orta ölçekli işletmelere
yönelik olarak düzenlenecek "İhracat Düzenleme ve Denetleme"
konulu uluslararası nitelikli bir atölye çalışmasının
da KKTC'de gerçekleştirilmesinin planlandığını
bildirdi.
Yeni temsilcilikler
Yoğun dış
temaslar sonucunda Katar'ın Başkenti Doha'da ve İtalya'nın
başkenti Roma'da KKTC Temsilcilikleri açıldığını,
Umman Sultanlığı, Kuveyt ve diğer bazı İKÖ ve AB ülkelerinde
de Temsilcilik açılması için çalışmaların devam
ettiğini belirten Avcı, "Önümüzdeki günlerde daha birçok
temsilciliğimizin açılması gündemdedir" dedi.
Lazkiye seferleri
Suriye yetkilileriyle
yapılan temasların meyve verdiği ve Eylül ayında 28
yıl aradan sonra Gazimağusa-Lazkiye tarifeli feribot seferlerinin
başlatıldığını anlatan Avcı, GKRY'nin Suriye
makamları nezdinde gerçekleştirmekte olduğu siyasi
baskılara rağmen seferlerin devam edeceğini belirterek Lazkiye
seferlerini "izolasyonların kırılmasında bir mihenk
taşı" olarak değerlendirdi.
"Tüm bu olumlu
gelişmeler şüphesiz ki Kıbrıs Türk halkının
çözüme bağlılığını içtenlikle ortaya koyması
ve Anavatan Türkiye'yle birlikte yürüttüğümüz yoğun
çabalarımızın ürünüdür" diyen Avcı, yapılan
açılımların Rum tarafında yarattığı
rahatsızlığa dikkat çekti.
Avcı
şunları kaydetti
"Ellerinden gelse
nefes almamızı engellemeye çalışacak olan Rum tarafı
girişim yaptığımız, ikili temas kurduğumuz her
ülkeye ayrı baskı kurma çabası içerisindedir. Rum
Dışişleri Bakanı Markulli, bu ülkelere ziyaretler
gerçekleştirmekte, İKÖ'de kendilerinin de söz sahibi
olmasını istemektedir. Bu yüzden biz de, önümüzdeki günlerde
yılmadan hatta daha bir şevkle
çalışmalarımızı sürdürerek
çabalarımızın meyvelerini toplamaya devam edeceğiz."
Çözüm
arayışlarına katkı
yapıyoruz... Rum
tarafının çabası yok
Avcı,
Kıbrıs Türk tarafının iki kesimlilik, siyasi eşitlik
ve yeni ortaklık gibi BM parametreleri temelinde çözüm
arayışlarına
katkıda bulunmak için çaba gösterdiği, ancak Rum liderliğinin
böyle bir gayret içinde olmadığını da ifade ettiği
basın toplantısında, GKRY yetkililerinin Kıbrıslı
Türkleri Rum toplumu içinde asimile etmek anlamına gelen
"osmosis" politikalarını telaffuz etmeyi sürdürdüklerine
dikkat çekerek "Ne biz ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir gelişmeye
izin vermeyecektir. Halkımızın refahı ve uluslararası
arenada hak ettiği yere gelmesi için bugüne kadar yürüttüğümüz gibi
bundan sonra da Anavatan Türkiye ile işbirliği içerisinde
çabalarımızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.
İzolasyonların
kaldırılması...
Kıbrıs Rum
tarafının bir anlaşmaya varılması hususundaki
uzlaşmaz tavrının ancak izolasyonların
kaldırılmasıyla değiştirilebileceğini ifade eden
Avcı, ülkelerin bireysel olarak bu doğrultuda atacakları
adımların önemli olduğunu, Türkiye ve İngiltere
arasında üzerinde mutabakata varılan Stratejik Ortaklık Belgesi
de bu açıdan değerlendirildiğinde olumlu bir gelişme
olduğunu kaydetti ve Kıbrıs Türk tarafının
izolasyonların kaldırılmasını, uzlaşmaya giden
yolda bir araç olarak gördüğünü vurguladı.
Sonsuza kadar Rum
tarafını bekleyemeyiz
Avcı, şubat
ayında GKRY'nde yapılacak seçimlerin ardından yeni bir müzakere
sürecinin başlayabileceğinin tahmin edildiğini yineleyerek
"Kıbrıs Türk tarafı BM parametreleri ve bugüne kadar
biriken deneyim temelinde yeni bir ortaklığı müzakere etmeye
hazırdır. Bugün Kıbrıs Türk tarafı olarak adada bir
çözüm olması gerektiği görüşümüzü korumaktayız. Ancak bu da
anlaşılmalıdır ki sonsuza kadar Rum tarafının
keyfiyetini bekleyemeyiz" dedi.
KIBRIS
02/02/2008