AA
Güncelleme: 13:40 TSİ 25 Şubat 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum kesiminde dün ikinci turu yapılan ve komünist AKEL
partisi, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyasın
kazandığı başkanlık seçimlerinin ardından, hükümet
senaryoları gündeme geldi. AKELin tarihinde ilk kez aday olan ve seçimi
kazanan Hristofyasın, yeni bakanlar kurlunun oluşumu için bugünden
itibaren siyasi partilerle görüşmelere başlıyor.
Rum basınında yer alan haberlere göre, Hristofyasın,
ikinci tur seçimde kendisini destekleyen şimdiki Rum lider Tasos
Papadopulosun onursal başkanı olduğu Demokratik Partiye
(DİKO) dışişleri bakanlığıyla birlikte 3
bakanlık ve meclis başkanlığını vermesi
bekleniyor.
Rum Meclis Başkanlığı görevini de yürüten Hristofyasın
başkan seçilmesi nedeniyle boşalacak bu makama DİKO
Başkanı Marios Karoyanın gelmesi bekleniyor. Rum Meclis
Başkanlığı seçimi 6 mart tarihinde yapılacak.
Dışişleri Bakanlığına ise DİKOlu, eski Rum
liderlerden Spiros Kiprianunun oğlu, şimdiki AB Sağlık
Komiseri Markos Kiprianunun getirilmesine büyük olasılık olarak
bakılıyor.
İkinci turda Hristofyası destekleyen ve Türkiye
karşıtı çıkışlarıyla tanınan
şimdiki Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markullinin
de Tasos Papadopulosun Siyasi Büro Şefi Tasos Conisin yerini
almasının olası olduğu yorumları yapılıyor.
İkinci tur seçimde Hristofyası destekleyen sosyalist EDEK partisine
de 2 bakanlık verilmesi öngörülüyor.
Perşembe günü Rum meclisinde başkanlığı onaylanacak
Hristofyasın gelecek çarşamba günü yeni bakanlar kurulunu
açıklaması bekleniyor.
Rumlara AB çağrısı: "Müzakereler
başlamalı"
|
25 Şubat, 2008 12:14:00
(TSİ) CNN TURK |
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
Kıbrıs Rum kesimindeki başkanlık seçimini kazanan Dimitris
Hristofyas'ı kutladı ve ''müzakerelerin BM gözetiminde
geciktirilmeden başlatılması'' çağrısı
yaptı.
Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Barroso,
Hristofyas'la geçtiğimiz aralık ayında bir araya geldiğini
hatırlattı.
Barroso, bu görüşmede Hristofyas'ın kendisine "Avrupa'nın
entegrasyonu projesine inancını ve Kıbrıs sorununa çözüm
için çalışma kararlılığını
aktardığını" anlattı.
"Seçilmeniz Kıbrıs sorununda uzun süren
tıkanıklığın aşılması
fırsatını sunuyor" diyen Barroso, "Sizi, bu
şansı iyi kullanarak Kıbrıs Türk toplumu (KKTC) lideriyle
BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya şiddetle
teşvik ediyorum. AB Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm)
çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim"
dedi.
Seçim Yunan ve İngiliz basınında
Bu arada Rum başkanlık seçiminin Komünist AKEL partisi lideri
Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle sonuçlanması, Yunan basını
tarafından "Kıbrıs'ta yeni bir sayfa
açıldığı", İngiliz basını
tarafından da "birleşme umutlarının
arttığı" şeklinde değerlendirildi.
YUNAN BASINI
Yunan basını, Avrupa'nın tek Komünist başkanı
Hristofyas'ın "net bir zafer kazandığı"
görüşünde birleşti.
Apoyevmatini gazetesi:
Atina'da yayımlanan Apoyevmatini gazetesi, Kıbrıs tarihinde ilk
kez Komünist bir liderin başa geldiğini ve görüşünü dile
getirmekten de kaçınmadığını kaydetti.
Apoyevmatini, geçen hafta yapılan 1'inci tur başkanlık seçiminde
Tassos Papadopulos'u "oyun dışı" bırakan
Kıbrıslı Rumlar'ın akıllarında şu anda
bulunan sorunun, "Hristofyas'ın Papadopulos'u Kıbrıs
konusunda arka kapıdan içeri alıp almayacağı"
olduğunu belirttiği haberinde, Papadopulos'un seçimi kaybetmiş
olmasına rağmen, oyunu kaybetmediği yorumunu yaptı.
Eleftheros Tipos gazetesi:
Gazete, Hristofyas'ın halkına, Kıbrıs sorununa Annan
planından daha iyi bir çözüm getirebileceğini
kanıtlamasının yanı sıra Marksist çizgide bir liderin
ruhunu kaybetmeden başkanlık yapabileceğini, gerek
taraftarlarına gerekse Avrupa Sol'una göstermesi gerektiği
değerlendirmesinde bulundu.
Ethnos gazetesi:
Gazete Kıbrıs tarihinde ilk kez Komünist bir liderin
"başkan" seçilme başarısını
gösterdiğini, Hristofyas'ın önündeki zor adımınsa Komünist
bir liderin AB içinde küçük ülkesinin çıkarlarını temsil
edebileceğini kanıtlaması, Kıbrıs sorununda adil bir
çözüm için temel kurarak, Türk tarafıyla iyi ilişkilerinden
faydalanması ve bu çerçevede iki toplumu
yakınlaştırması olduğunu yazdı.
Ta Nea gazetesi:
Ta Nea, iki toplumun siyasi eşitliğini destekleyen Hristofyas'ın
galibiyetinin, bir devri kapatarak yenisini
başlattığını yazdı.
Hristofyas'ın başlıca hedefinin Kıbrıs sorunun
çözümüne yeni bir ivme kazandırmak olduğunu kaydeden gazete,
Hristofyas'ın seçilmesinin Atina'da da memnuniyet
yarattığını belirtti.
Eleftherotipiya gazetesi:
Gazete, "Kızıl lidere yeşil ışık
yakıldığı" şeklindeki haberinde,
Hristofyas'ın seçilmesinin değil, seçimlerde aldığı
yüksek oranın sürpriz olduğunu kaydetti.
Gazete, gündemdeki sorunun Hristofyas'ın Kıbrıs konusuna
nasıl bir çözüm getireceği ve ne şekilde iki toplumu
birleştireceği olduğunu belirterek, Hristofyas'ın
seçimlerde diğer partilerin de desteğini de
aldığını bu çerçevede söz konusu partilerin Rum liderin her
türlü çabasına katkıda bulunacaklarını yazdı.
İNGİLİZ BASINI
The Guardian gazetesi:
Gazete,
Kıbrıs'ın Rum kesiminin ilk komünist liderini seçtiği
başlığıyla yayımladığı haberde,
Hristofyas'ın bu göreve gelmesiyle Ada'da birleşme
umutlarının arttığı belirtildi.
Gazete, komünist politikacıların Ada'daki İngiliz üslerine
yönelik eleştirel tutumununsa İngiltere'de önümüzdeki dönemin
muhtemel gelişmelerine ilişkin kaygı
yarattığını yazdı.
The Daily Telegraph gazetesi:
Gazete,
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçimin galibi olan
Hristofyas'ın, Ada'daki bölünmeyi ortadan kaldırma yaraları
sarma yolunda hedefleri bulunduğunu bildirdi.
Ada'daki bölünmeyi Avrupa'daki en eski "çatışmalardan biri"
olarak adlandıran gazete, müzakerelerin yakın zamanda
başlayabileceğine işaret etti.
Gazete, Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM
Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile en kısa zamanda görüşmek için
girişimde bulunacağını kaydetti.
The Times:
The Times
da birleşmenin Kıbrıs Rum kesiminde nöbeti devralan
"geçimli komünist liderin" gündeminde ilk sırada
bulunduğunu duyurdu.
Hristofyas'ın AB'nin ilk komünist "devlet başkanı"
olduğunu vurgulayan gazete, 34 yıllık bölünmenin Türkiye'nin AB
üyeliğinin önündeki önemli engel durumunda bulunduğunu
hatırlattı.
Seçimin ardından BM'nin gelecek ay Ada'ya bir heyet göndererek
"nabız yoklayacağını" da kaydeden gazete, 2004
yılında yapılan referandum sonucunda verilen sözlerin
tutulmaması, Rum kesiminin AB üyeliği ve benzeri gelişmelerle
Kıbrıslı Türklerin "ayazda
bırakıldıklarını" da yazdı.
Independent gazetesi:
Independent
ise solun galibiyetinin Kıbrıs'ta barış
umutlarını canlandırdığını yazdı ve
varılacak çözümün olumlu etkilerinin Ada'nın çok ötesinden
hissedileceğini kaydetti.
Rum kesiminde yapılan son kamuoyu yoklamalarının, 2004
referandumunda büyük çoğunlukla hayır diyen Rum halkının
bugün artık çözümü desteklediğini ortaya koyduğu vurgulanan
haberde, çözümün Türkiye'nin AB çabalarında da önemli bir itici güç
oluşturacağı belirtildi.
FRANSIZ BASINI
Liberation:
Gazete, Rum "başkanlık" seçiminin dün yapılan ikinci
turunun Komünist AKEL partisi lideri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle
sonuçlanmasını, "yeni 'başkan', Türk tarafına el
uzatıyor" yorumuyla okuyucularına duyurdu.
Gazete, "Hristofyas'ın, diğer adaylar içinde Kıbrıs
sorununa acil biçimde çözüm bulunması konusunda en istekli siyasetçilerin
başında geldiğini" yazdı.
Geçen hafta yapılan 1'inci tur "başkanlık" seçiminde
Tassos Papadopulos'un "oyun dışı"
kaldığını hatırlatan gazete, "Papadopulos'un
hiçbir şekilde Kıbrıs konusunda tavize yanaşmayan bir lider
olduğu" değerlendirmesinde bulundu.
"Kıbrıs'ın iki kesiminde yaşayan halkın, tek bir
Kıbrıs çatısı altında yaşama umudunu uzun
zamandır taşımadığını" yazan gazete,
"özellikle Kosova sorunununu ortaya çıkmasından sonra, iki kesim
liderlerinin, bir an önce Kıbrıs sorununun çözümünü
hızlandırmak istediği" yorumunu yaptı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyas'ın en
kısa zamanda bir araya geleceğini kaydeden gazete, iki liderin,
Ada'nın alt yapı, yasa dışı göç, kuraklık ve
mafya gibi iç sorunlarına da acilen çözüm bulmak istediklerini belirtti.
Rumlarda komünist başkan dönemi
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubat'ta ikinci turu yapılan
'başkanlık' seçimini AKEL Genel Sekreteri ve Dimitris Hristofyas
oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı.
"Gerçek niyet saklanmamalı"
|
25 Şubat, 2008 15:38:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu
çözme zamanının geldiğini belirterek, ''Önümüzdeki dönemi imaj
yaratma çabasına çevirmemeliyiz. Gerçek niyetimizi saklayarak, son anda
tavır belirlemek en yıkıcı sonucu verir'' dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı'nda
düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Rum
kesiminde dün yapılan ve komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın kazandığı başkanlık seçimlerini
değerlendirdi.
Talat, seçimin galibi Hristofyas'ı yeniden kutlayarak, en kısa sürede
müzakere için birlikte olmaya çağırdı.
Hristofyas'la farklı zorlukları olduğunu dile getiren Talat,
hedefinin iki halkın kabul edeceği yeni bir ortaklık devleti
olduğunu kaydetti.
Talat, yeni dönemde, imaj yaratma çalışmalarından uzak
durulması uyarısında bulunarak, Kıbrıs sorunun
çözümüne ağırlık verilmesini istedi.
Kıbrıs Rum halkının birinci turda değişimde karar
kıldığını ve bunca yıldır süren zaman
kaybının ortadan kaldırılması için değişime
ilk adımı attığını belirten Talat, dünkü seçimde
de Rum halkının Dimitris Hristofyas'ı Rum yönetimi
liderliğine getirdiğini kaydetti.
Talat, bu değişimin yeni bir dönem olduğunu belirtti. Gelecek
dönemin zor olacağına işaret eden Talat, iki halkın da
kabul edeceği bir anlaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kendisinin ve Hristofyas'ın sorumluluklarının çok ağır
olduğunu ifade eden Talat, iki halkın kabul edeceği bir
anlaşmaya varmanın temel hedef olması ve bu yönde hareket
etmeleri gerektiğini belirtti.
"Son anda tavır belirlemek yıkıcı olur"
"Önümüzdeki dönemi imaj yaratma çabasına çevirmemeliyiz. Gerçek
niyetimizi saklayarak, son anda tavır belirlemek en yıkıcı
sonucu verir" diyen Talat, bunun kesin olarak Kıbrıs'ın
bölünmesine neden olacağını söyledi.
Gelecek dönemin imaj yaratma değil, Kıbrıs sorununu çözme
zamanı olduğunu dile getiren Talat, Türk tarafı olarak, yeni
dönemi fırsat bilerek, Kıbrıs sorununun çözümü için elden gelen
çabayı ortaya koyacaklarını, zaten bu konuda rüştlerini
ispat ettiklerini kaydetti.
Rum halkının değişimden yana olan tavrını, yeni
dönemin başlangıcı olarak sayacaklarını ifade eden
Talat, çözümün BM parametreleri çerçevesinde gerçekleşeceğinin
altını çizdi.
"Ada'nın bütünü AB'de değil"
Talat, Avrupa Birliği'nin de hedefleri olmaya devam edeceğini
belirtti. Ada'nın bütünün AB'de olduğunun söylendiğini bunun
yalan olduğunu kaydeden Talat, Ada'nın bütününün AB'ye girmesini
istediklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözümle birlikte bu sorunun da ortadan
kalkacağını söyledi."Yeni bir ortam yeni bir dönem"
diyen Talat, çözümden umutlu olduğunu dile getirdi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelere hazır
olduğunu yineledi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
Talat, Hristofyas'la bir araya gelme konusunda tarih ortaya
koyduklarını, bunun, Hristofyas'ın 8 Mart'ta Atina'ya
yapacağı ziyaretten önce mi, sonra mı olacağını
bilmediğini söyledi.
Talat, dün akşam Hristofyas'ı tebrik için aradığında
karşılıklı bir araya gelme arzularını
ilettiklerini kaydetti.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat kısa bir hazırlık
sürecinden sonra müzarekelere yeniden başlamak için
hazırlıklı hale gelebileceklerini söyledi.
Kıbrıs
Rum Kesimi'ndeki seçim sonrası basın toplantısı düzenleyen
Talat, seçimi kazanan Rum lider Hristofyas ile ortak bir anlayış
yakalamayı umduğunu belirtti. Talat, "Benim umudum Hristofyas
ile aynı yolu yürümektir. Önümüzdeki süreç kolay olmayacak. Yeni dönemde
Hristofyas işi benimkinden daha zor" dedi.
Seçim döneminde söylenenlere değil
geleceğe baktığını dile getiren KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, "Seçim döneminde söylenenleri geçmişe
yazmak gerekir. Seçim döneminde söylenenler geçmişte
kaldığı için ben önümüzdeki sürece bakıyorum" dedi.
"İMAJ YARATMA ÇABASINA GİRMEMELİYİZ"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, gelecek dönemim imaj yaratma değil, Kıbrıs
sorununu çözme zamanı olduğunu ifade ederek, Önümüzdeki dönemi
imaj yaratma çabasına çevirmemeliyiz. Gerçek niyetimizi saklayarak,
son anda tavır belirlemek en yıkıcı sonucu verir
dedi.
Seçimin galibi Hristofyas'ı kutlayan
Talat en kısa sürede müzakere için birlikte olma çağrısı
yaptı.
Hristofyas'la farklı zorlukları
olduğunu dile getiren Talat, hedefinin iki halkın kabul edeceği
yeni bir ortaklık devleti olduğunu kaydetti. Talat, yeni
dönemde, imaj yaratma çalışmalarından uzak durulması
uyarısında bulunarak, Kıbrıs
sorunun çözümüne ağırlık verilmesini istedi.
Kıbrıs
Rum halkının birinci turda değişimde karar
kıldığını ve bunca yıldır süren zaman
kaybının ortadan kaldırılması için değişime
ilk adımı attığını belirten Talat, dünkü seçimde
de Rum halkının Dimitris Hristofyas'ı Rum yönetimi
liderliğine getirdiğini kaydetti. Talat, bu değişimin
yeni bir dönem olduğunu belirtti.
Gelecek dönemin zor olacağına
işaret eden Talat, iki halkın da kabul edeceği bir anlaşmaya
ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kendisinin ve Hristofyas'ın
sorumluluklarının çok ağır olduğunu ifade eden
Talat, iki halkın kabul edeceği bir anlaşmaya varmanın
temel hedef olması ve bu yönde hareket etmeleri gerektiğini belirtti.
İki halkın siyasi eşitliğinin temel parametre olduğunu
ve bunu hep göz önünde bulunduracaklarını belirten Talat, ortaya
çıkacak birleşik Kıbrıs'ta
devletlerin eşit statüsünün önemli olduğunu söyledi.
Bu sürecin elbette yeni bir devlet
doğuracağını kaydeden Talat, iki halkın
eşitliğine ve iki kurucu devlerin eşit statüsüne dayalı
yeni bir devlet oluşturma hedefinde olduklarını belirtti.
Talat, yeni ortaklık devletinin referanduma sunulacağını ve
her iki halkın da onayının alınacağını
kaydetti.
HEDEFİMİZ AB ÜYELİĞİ
Talat, Avrupa Birliği'nin de hedefleri
olmaya devam edeceğini belirtti. Ada'nın bütünün AB'de
olduğunun söylendiğini bunun yalan olduğunu kaydeden Talat,
Ada'nın bütününün AB'ye girmesini istediklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözümle
birlikte bu sorunun da ortadan kalkacağını söyledi. Yeni bir
ortam yeni bir dönem diyen Talat, çözümden umutlu olduğunu dile getirdi.
Talat, Kıbrıs
Türk tarafının müzakerelere hazır olduğunu yineledi.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, Hristofyas'la bir
araya geleme konusunda tarih ortaya koyduklarını, bunun
Hristofyas'ın 8 Mart'ta Atina'ya yapacağı ziyaretten önce mi,
sonra mı olacağını bilmediğini söyledi. Talat, dün
akşam Hristofyas'ı tebrik için aradığında
karşılıklı bir araya gelme arzularını
ilettiklerini kaydetti.
HURRIYET 25/02/08
Pilot kalp krizi geçirdi uçak İstanbul'a indi
İSTANBUL AA
İngiltere'nin Manchester kentinden havalanarak Güney Kıbrıs Rum
Kesimi'ne gitmekte olan Air Britain Havayolları'na ait uçağın
ikinci kaptanı Michael Warren, uçak Türk hava sahası üzerinden
geçtiği sırada kalp krizi geçirdi. Pilotun rahatsızlanması
üzerine Atatürk Havalimanı'na acil iniş yapan uçağın ikinci
kaptanına müdahale eden sağlık ekipleri, Warren'ın
öldüğünü belirledi.
Warren'ın cesedi, International Hospital Hastanesi'ne gönderildi. Atatürk
Havalimanı yetkilileri, havaalanında bekleyen yolcuların,
İngiltere'den gelecek yeni bir uçuş ekibinin devralacağı
uçakla bu sabah saatlerinde Güney Kıbrıs'a hareket edeceklerini
bildirdi.
MILLIYET 25/02/2008
Rumlar ilk kez bir 'komünist'i seçti
Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki başkanlık seçimlerinin
ikinci turunda komünist AKEL'in Genel Sekreteri Hristofyas, oyların yüzde
53.36'sını alarak merkez sağdaki rakibi Kasulides'i geride
bıraktı
Sefa Karahasan
Kıbrıs
Rum Kesimi'nde dün ikinci turu yapılan başkanlık seçimlerini
Meclis Başkanı ve komünist AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas
oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı. Hristofyas'ın
rakibi, merkez sağdaki Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ)
desteklediği Yannakis Kasulides yüzde 46.64 oy alabildi.
516 bin Rum seçmen dün saat 07.00'den itibaren oy kullanmaya başladı.
Oy verme işlemi, saat 12.00'de verilen bir saatlik aradan sonra saat
17.00'ye kadar sürdü. Saatler 18'i gösterdiğinde ise seçimi
Hristofyas'ın kazandığı kesinleşmişti.
Çözüm mesajları
Hristofyas ile
Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Kasulides sandık başında
Kıbrıs sorununun çözümü için "iyi niyet mesajları"
verdi.
Lefkoşa'da oy kullanacağı seçim merkezine ailesiyle birlikte
alkışlar arasında gelen Hristofyas, oyunu kullandıktan
sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs sorununu en erken zamanda çözüme
kavuşturacağız. Bunun için Kıbrıs Türkleri ile Rumlar
el ele vermeli. Federal bir çözüm bulunması için gayret edeceğiz.
Ada'da yabancı askerler olmadan, kendi kaderimizi barış içinde
çizmemiz gerekiyor" dedi.
Seçilmesi halinde, "ertesi günle ilgili vizyonunun ne
olacağının" sorulması üzerine Hristofyas,
"ülkenin yeniden birleşmesi için sıkı bir biçimde
çalışacağını" belirterek, "Taksimin
sabitleştirilmesi ülkemiz ve halkımız için yıkıcı
olur" ifadelerini kullandı. Hristofyas, seçimi kazanması
ardından dün gece halka hitaben yaptığı konuşmada,
Kıbrıslı Türklerle işbirliği içinde
olacağını bildirerek, "Kıbrıslı Türk
halkına ve yönetimine bir dostluk eli uzatıyorum" dedi.
Hristofyas, kendisini telefonla arayarak kutlayan KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la kısa sürede bir araya gelme konusunda görüş
birliğine vardı.
Talat'ı arayacaktı
Lefkoşa'daki
sandığa eşi, kızı ve annesiyle birlikte gelen
Kasulides de oyunu kullandıktan sonra yaptığı
açıklamada, seçimleri kazanması halinde, yarın (bugün) sabah yapacağı
ilk işin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı aramak
olacağını söyledi.
BM, adaylardan kim kazanırsa kazansın, 35 yıldır süregelen
Kıbrıs sorununun çözümü için son bir girişimde bulunarak mart
ayında Ada'ya göndereceği bir temsilciyle Rum ve Türk
taraflarının nabzını yoklayacak. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Milliyet'e yaptığı
açıklamada, "2008'in çözüm yılı olmasını"
dilemiş ve, "İster Kasulides kazansın, isterse Hristofyas.
Bizim için fark etmez. Bizler çözüm istiyoruz" demişti.
Kilisede vaaz
Güney Kıbrıs'ta geçen pazar günü yapılan ilk tur
başkanlık seçiminde hiçbir adayın yüzde 50'nin üzerinde oy
alamaması nedeniyle en çok oyu alan Kasulides ile Hristofyas ikinci tura
kalmıştı. İlk turda elenen Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un partisi Demokratik Parti (DİKO), AKEL'in tarihindeki ilk
başkan adayı olan Dimitris Hristofyas'ı destekledi. Kasulides'e
de siyasetle iç içe olan Rum Ortodoks Kilisesi ve EOKA dernekleri destek verdi.
Rum kiliselerinde geçen hafta Kasulides lehine vaazlar verilmişti..
'Yeni Küba
olur muyuz' endişesi
Kıbrıs Rum Kesimi'nde dün yapılan 2. tur
başkanlık seçimleri öncesinde 2 adaydan birinin Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri olan komünist kökenli Dimitris
Hristofyas olması, Kıbrıslı Rumlar arasında, "Yeni
bir Küba olur muyuz?" endişesi yarattı.
İngiliz The Observer gazetesinin haberine göre, Demokratik Seferberlik
Partisi'nin (DİSİ) desteklediği Avrupa Parlamentosu (AP)
Milletvekili Yannakis Kasulides taraftarları geçen hafta boyunca binlerce
Rum seçmene, Hristofyas'ın "gizliden gizliye Kıbrıs'ı
Küba'ya dönüştürmeyi amaçladığı"
uyarısını yapan e-mail ve SMS mesajları attı.
MILLIYET 25/02/08
Rumlardaki nöbet değişimi Ankara'nın huzurunu
mu kaçırdı?
Bu yazı kaleme alındığında Kıbrıs Rum
kesiminde dün yapılan başkanlık seçimlerini kimin
kazandığı henüz belli değildi. İbre Dimitris
Hristofyas'tan yana görünüyordu. Fakat burada asıl önemli olan,
Papadopulos döneminin kapanıyor olmasıdır.
Nitekim, Hristofyas ve Yannakis Kasulides'in seçimlerin ilk turunda gösterdikleri
başarı, Kıbrıs sorununun çözümü açısından taze
umutların doğmasına neden olmuştur. Kıbrıslı
Türkler bu gelişmelerden memnun olsalar da ihtiyatı, haklı
olarak, elden bırakmıyorlar.
Nedeni ise malum. Hristofyas'ın Annan Planı sürecinde son dakikada
tutum değiştirerek oynadığı olumsuz rol unutulmuş
değil. Bu nedenle Hristofyas ve Kasulides'in çözüm için çalışma
konusunda verdikleri sözleri kanıtlamaları gerekecek.
Türkiye memnun mu?
Bu arada, seçimleri kaybeden adayın diğerine çözüm konusunda destek
vermesi de gerekecek. Kaybeden tarafın bu açıdan göstereceği
çaba da ayrı bir "samimiyet göstergesi" olacak.
Öte yandan, Papadopulos'un gitmesi hem adada, hem de Avrupa'da memnuniyetle
karşılanırken, Türkiye'nin ne denli memnun olduğu meçhul.
Zira, hafta içinde Financial Times'ın da belirttiği gibi, Ankara bu
konuda çok fazla renk vermiş değil.
Nitekim, Kıbrıslı Türk olan kıdemli
yazarlarımızdan Metin Münir, seçimlerin ilk turundan sonraki
yazısında önemli bir noktaya işaret etmişti. Çözüm
konusunda ciddi sayılacak herhangi bir hareketliliğin
yaşanmadığı son beş yıl zarfında KKTC,
Münir'in ifadesiyle, gözle görünür bir şekilde
"Türkiyeleşti."
Kıbrıs sıkıntısı önemsiz mi?
AB'nin kapıyı yüzüne kapatmasıyla da iyice Türkiye ekonomisinin
bir uzantısı oldu. Anadolu'dan gelen göçmenler ise bugün KKTC
nüfusunun çoğunluğunu teşkil ediyor. 1974 operasyonuna bir
"restorasyon" girişimi olarak değil de "fetih"
gözüyle bakan Türk tarafındaki şahinler açısından bu tabii
ki memnuniyet verici bir durum.
Onun için Papadopulos, son günlerde Batı'da çok dillendirilen
lakabıyla, "Mr. No" olarak iş başında
kalsaydı, bu, statükonun sürmesi anlamına gelecekti. Adanın
resmen bölünmesi ve KKTC'nin, Kosova'nın yolundan ilerleyerek, zamanla
bağımsızlık perspektifi kazanması da menzile
girecekti.
Türkiye'nin AB'de Kıbrıs sorunu nedeniyle
yaşadığı sıkıntılara gelince, bunlar da çok
önemli değil, zira, Münir'in de yazısında ifade ettiği
gibi, hükümetin AB hevesi zaten sönmüş durumda.
Birleşik Kıbrıs seçeneği
Fakat, Rum kesimindeki seçimlerden sonra, Kıbrıs müzakerelerinin
Güvenlik Konseyi, ABD ve AB'nin de baskılarıyla, yeniden
başlaması olasılığı yüksek. Bu da Annan
Planı sürecinde Türkiye'de yaşanan sıkıntılarla sert
tartışmaların hortlaması anlamına gelecektir.
Ankara bu yeni süreci yapıcı bir şekilde yönetemezse,
Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na "evet"
demeleriyle elde ettiği moral avantajı da kaybetme riskiyle
karşı karşıya kalacaktır.
Oysa Papadopulos "Mr. No" olarak işbaşında
kalsaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
Onun için Rum kesimindeki başkanlık seçimlerinin beklenmedik sonucu,
statükodan memnun görünen Ankara'nın huzurunu kaçırmış
gibi. Çünkü bu gelişme "bölünmüş Kıbrıs" yerine
"birleşik Kıbrıs" seçeneğini tekrar perspektife
sokmuş bulunuyor.
SEMIH IDIZ MILLIYET 25/02/08
Kıbrıs'ta yeni dönem
Kıbrıs'ta
başkanlığı merkez sağcı Kasulidis'i yüzde 46.7'ye
yüzde 53.3'le yenen 'komünist' AKEL'in lideri Hristofyas kazandı.
'Kıbrıs'ın birleşmesi için derhal işe koyulma' sözü
veren Hristofyas, Kıbrıslı Türklere 'Kaderimizi elimize
alalım' çağrısı yaptı. Yeni dönemde adanın ya
birleşeceği ya da bölüneceği görüşü hâkim
25/02/2008
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
LEFKOŞA
- Annan Planı'nı dört yıl önce reddetmiş
Kıbrıslı Rumlar, 'Mr. No' lakaplı Tasos Papadopulos'lu
yılların ardından dün hem 'komünist' etiketli hem de dini
vecibelerini yerine getiren bir lider seçti. Başkanlık seçiminin
ikinci turunda 'komünist' AKEL'in genel sekreteri Dimitris Hristofyas merkez
sağcı DİSİ'nin kilise destekli adayı eski
Dışişleri Bakanı Yianikis Kasulidis'i yüzde 46.7'ye yüzde
53.3 oranında oyla yenerek yeni başkan seçildi. AB'nin tek 'komünist'
etiketli lideri unvanını da alan Hristofyas, Rum halkına
'Kıbrıs'ın birleşmesi için çalışma' sözü verdi.
Kasulidis:
Yanındayım
Yarım milyon seçmenin bulunduğu adada sandıklar saat 17.00'de
kapanırken, 19.00'da her şey bitmişti. Sovyet eğitimli bir
tarih profesörü olan 61 yaşındaki Hristofyas, 15 dakika sonra AKEL'in
Lefkoşa'daki merkezinde taraftarlarına seslenişinde,
"Vatanımızın yeniden birleşmesi için yarından
itibaren işe koyulacağım. Vizyonumuz Kıbrıs'dır.
Yaşasın Kıbrıs'ın birliği" dedi. Yenilgisini
sandıklar kapandıktan 90 dakika geçmeden kabul eden Kasulides,
Hristofyas'ı telefonla kutlarken, "Ulusal davamıza çözüm
çabasında yanında olacağım" mesajı verdi.
Hristofyas 28 Şubat'ta beş yıllık süre için görevi
devralacak.
AKEL liderinin zaferinde, 17 Şubat'taki ilk turda elenen Papadopulos'un
onursal başkanı olduğu sağcı DİKO'nun yanı
sıra Sosyalist EDEK'e vaat ettiği bakanlıklar etkili oldu. Ama
DİKO desteğiyle kazandığından bir çözüm önerisine
'evet' diyebilmesi kolay olmayacak. Son mitinginde KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile ancak ara bölgede görüşeceğini söyleyen
Hristofyas dün oyunu kullandıktan sonra Kıbrıslı Türklere
şu mesajı yollamıştı: "Anavatanı
birleştirmeye yönelik dostluk mesajı yolluyorum. Böylece yabancı
müdahalesi olmaksızın kaderlerimizi ellerimize alıp ortak
mücadele edebiliriz."
Atina ve Lefkoşa'daki kanı adanın Hristofyas döneminde ya
birleşeceği ya da bölüneceği. 2004 Nisan'ındaki referandum
için kararsızlığın ardından 'Hayır'cı
cephede yer alan Hristofyas, yine de KKTC'ye yaklaşımda güçlük
çekmeyecek. CTP ile AKEL'in geleneksel dostluğu bunda etkili olacak. Talat
dün Hristofyas'ı telefonla arayarak kutladı.
BM harekete geçecek
Atina ve Lefkoşa'daki haberlere göre, bundan sonraki süreçte BM önce
Papadopulos ile Talat'ın imzaladığı 8 Temmuz 2006
mutabakatından yola çıkıp
çıkılamayacağını araştıracak. Kurulacak BM
heyeti yakınlaşma ve müzakere yolunun açılmasını
hedefleyen bu mutabakatın işlevsel olup olmadığına
bakacak. Sonuç olumsuz çıkarsa BM yeni Kıbrıs koordinatörü
atayıp işe sıfırdan başlayacak. Hristofyas seçim
öncesi Rumlara "Annan Planı asla geri gelmeyecek" sözü verse de
olası BM önerisinin bu plana çok da uzak olmayacağı görüşü
hâkim.
Karşıtlarının 'komünistliğine' dair eleştirel
kampanyalarını boşa çıkaran Hristofyas'ın ideolojik
olarak AB karşıtı olması nedeniyle Avrupa politikası
da merak konusu. Yeni kabinede dışişlerine Avrupa Komisyonu
üyesi ve DİKO üyesi Marios Kiprianu'nun (eski lider Spiros Kiprianu'nun
oğlu) adı geçiyor.
Güney'de Hristofyas dönemi
Güney'de Hristofyas dönemi
46 BİN 934 SEÇMEN SANDIĞA GİTMEDİ... Güney
Kıbrıs'ta dün başkanlık seçimi AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle tamamlandı. Ana Muhalefet
DİSİ partisinin desteklediği Yannakis Kasulidis ile AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın yarıştığı
seçimin ikinci turunda oyların yüzde 53,36'sını alan Hristofyas
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yeni başkanı oldu. Kasulidis ise
Rum halkının % 46,64'ünün oyunu alabildi. Seçimlere
katılımın % 90.87 olduğu belirtilirken, 46 bin 934
kişinin ise sandığa gitmediği kaydedildi
HRİSTOFYAS: GÜÇLERİMİZİ
BİRLEŞTİRECEĞİZ... Hristofyas, seçimi
kazandığının kesinleşmesinden sonra halka hitaben
yaptığı konuşmada, "bugün halkın
konuştuğunu, bu zaferin sadece AKEL'e ait
olmadığını, AKEL'in bunu yalnız başına
başarmadığını, bu başarının hep
birlikte, partiler, şahsiyetler ve halkla
sağlandığını" söyledi. Bugün yeni bir günün
başlayacağına, önlerinde zor günler olduğuna işaret
eden Hristofyas, "yarından (bugünden) itibaren güçlerini
birleştireceklerini, kolektif ve birlik içerisinde vatanın yeniden
birleşmesi için çalışacaklarını" ifade etti
Güney Kıbrıs'ta dün başkanlık seçimi AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle tamamlandı.
Ana Muhalefet DİSİ partisinin desteklediği Yannakis
Kasulidis ile AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın
yarıştığı seçimin ikinci turunda oyların yüzde
53,36'sını alan Hristofyas Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yeni
başkanı oldu. Kasulidis ise Rum halkının % 46,64'ünün oyunu
alabildi.
Seçimlere katılımın % 90.87 olduğu belirtilirken,
46 bin 934 kişinin ise sandığa gitmediği kaydedildi.
Güney Kıbrıs'ta geçen hafta yapılan başkanlık
seçimlerinin birinci turunun galibi Kasulidis ile Hristofyas olurken, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ikinci tura
kalamamıştı. Birinci turda Yannakis Kasulidis % 33,51,
Hristofyas % 33,29 ve Papadopulos da % 31,79 oranında oy
almışlardı.
Papadopulos'un partisi DİKO, birinci tur seçim
sonuçlarının ardından, uzun süren tartışmalardan sonra
oy çokluğuyla AKEL'in tarihindeki ilk başkan adayı Dimitris
Hristofyas'ı destekleyeceğini açıklamıştı.
Öte yandan Güney Kıbrıs'ta en etkili güçlerden olan Kilise,
bir kez daha siyasete karışarak açık bir şekilde Yannakis
Kasulidis'i destekleyeceğini ilan etmişti.
Hristofyas'ın ilk ziyareti Atina'ya olacak
Rum Yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas ilk ziyaretinin
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Yunanistan siyasileriyle
görüşmelerde bulunmak üzere Atina'ya olacağı belirtildi
Fileleftheros, söz konusu ziyaret sırasında, Kıbrıs
sorununda yaşanması beklenen gelişmeler ile öte yandan
Üsküp'teki gelişmeler sebebiyle Atina ve Güney Lefkoşa'nın
faaliyetlerini koordine edeceklerini ve taktik belirleyeceklerini kaydetti.
Gazete, iki ülke hükümetlerinin, Kosova konusuyla ilgili olarak meydana
gelen gelişmeleri de takip edeceklerini belirtti.
Haberde, Rum Yönetimi yeni başkanı Hristofyas'ın
Atina'nın ardından Brüksel'e gitmesinin beklendiği de ifade
edildi.
Gazete, Rum Yönetimi başkanlığı için
yarışan Dimitris Hristofyas'ın, başkan olmaları
halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile
görüşmek isteyeceklerini ifade ettiklerini de aktardı.
Seçimler için 3 bin polis görevlendirildi
Simerini gazetesi; "Polis Alarmda"
başlığıyla verdiği haberinde, dün
gerçekleştirilen Rum başkanlık seçimlerinin ikinci turu için Rum
Polis Birimi tarafından olağanüstü güvenlik önlemleri
alındığını bildirdi.
Gazete, dün, istenmeyen bir durum yaşanmaması için 3 bin
polisin özel olarak görevlendirildiğini kaydetti.
Rum polisinin, iki anahtar noktaya özel önem vereceğinin
belirtildiği haberde, bunların birisinin oyların seçim
merkezlerinde sayılmasından sonra tüm seçim
sandıklarının nakledileceği Rum Uluslararası Fuar
Alanı; diğerinin de yeni Rum Yönetimi başkanının ilan
edileceği kapalı "Elefteria" stadı olacağı
ifade edildi.
"Elefteria" stadının bulunduğu Engomi
bölgesinin akşam 20.30'dan bugün sabahın ilk saatlerine kadar polis
çemberinde olacağını aktaran gazete, bu sebepten dolayı
Lefkoşa Rum Polis Müdürlüğü'nün alarmda olacağını; 850
polisin özel olarak görevlendirileceğini kaydetti.
Gazeteler seçim yasaklarını yine ihlal etti
Bu arada, Rum başkanlık seçimleri nedeniyle cuma gece
yarısı sona eren seçim propagandalarının ardından
önceki gün itibarıyla başlayan seçim yasaklarını Rum
gazetelerinin yine ihlal ettiği bildirildi.
Simerini, bazı Rum gazetelerinin (aralarında kendisinin
olmadığını ifade ediyor) önceki günkü
yayınlarıyla yine seçim yasaklarını ihlal ettiklerini
belirtti.
Rum Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Lazaros Savvidis
açıklamasında, bu durumla ilgili olarak Rum Başsavcısı
Petros Kliridis'e yönelik yeni bir mektup hazırladıklarını
kaydetti.
Güney Kıbrıs genelinde resmi olmayan kesin seçim
sonuçları söyle:
Toplam seçmen sayısı: 516,448
Seçim Merkezleri: 1,157
Oy kullananlar: 469,285 (% 90,87)
Seçime katılmayanlar: 47,163 (% 9,13)
Geçersiz oy sayısı: 10,572 (% 2,25)
Çekimser oylar sayısı: 7,771 (% 1,66)
Geçerli oy sayısı: 450,942 (% 96,09)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Dimitris Hristofyas 240,622 % 53,36
Yannakis Kasulidis 210,320 % 46,64
Lefkoşa Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları
söyle:
Toplam seçmen sayısı: 210,272
Seçim Merkezleri: 438
Oy kullananlar: 189,029 (% 89,90)
Seçime katılmayanlar: 21,243 (% 10,10)
Geçersiz oy sayısı: 4,314 (% 2,28)
Çekimser oylar sayısı: 3,594 (% 1,90)
Geçerli oy sayısı: 181,121 (% 95,82)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Dimitris Hristofyas 94,153 % 51,98
Yannakis Kasulidis 86,968 % 48,02
Mağusa Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:
Toplam seçmen sayısı: 28,190
Seçim Merkezleri: 55
Oy kullananlar: 26,285 (% 93,24)
Seçime katılmayanlar: 1,905 (% 6,76)
Geçersiz oy sayısı: 489 (% 1,86)
Çekimser oylar sayısı: 266 (% 1,01)
Geçerli oy sayısı: : 25,530 (% 97,13)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Yannakis Kasulidis 14,551 % 57,00
Dimitris Hristofyas 10,979 % 43,00
Larnaka Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları
şöyle:
Toplam seçmen sayısı: 86,868
Seçim Merkezi: 190
Oy kullananlar: 79,855 (%91,93)
Seçime katılmayanlar: 7,013 (%8,07)
Geçersiz oy sayısı: 1,460 (%1,83)
Çekimser oylar sayısı: 1,064 (%1,33)
Geçerli oy sayısı: 77,331(%96,84)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Dimitris Hristofyas 41,665 % 53,88
Yannakis Kasulidis 35,666 % 46,12
Baf Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:
Toplam seçmen sayısı: 45,649
Seçim Merkezleri: 134
Oy kullananlar: 41,279 (%90,43)
Seçime katılmayanlar: 4,370 (%9,57)
Geçersiz oy sayısı: 940 (%2,28)
Çekimser oylar sayısı: 801 (%1,94)
Geçerli oy sayısı: : 39,538 (%95,78)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Dimitris Hristofyas 23,678 % 59,89
Yannakis Kasulidis 15,860 % 40,11
Limasol Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:
Toplam seçmen sayısı: 144,861
Seçim Merkezleri: 339
Oy kullananlar: 132,290 (% 91,32)
Seçime katılmayanlar: 12,571 (% 8,68)
Geçersiz oy sayısı: 3,358 (% 2,54)
Çekimser oylar sayısı: 2,042 (% 1,54)
Geçerli oy sayısı: 126,890 (% 95,92)
Adayların aldığı oy sayısı ve oranı
Dimitris Hristofyas 69,844 % 55,04
Yannakis Kasulidis 57,046 % 44,96
KIBRIS
25/02/08
Talat, Hristofyas'ı kutladı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesiminde bugün 2. turu yapılan
"başkanlık" seçimini kazanan AKEL Partisi Genel Sekreteri
ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı telefonla arayarak
seçim başarısından dolayı kutladı.
Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Talat ve Hristofyas,
görüşmede, karşılıklı olarak, erken zamanda bir araya
gelme isteklerini bildirdiler.
KIBRIS
25/02/08
Görüşmeler hemen başlamalı
ADALET DİVANI'NDA AÇILAN DAVALAR GERİ ÇEKİLSİN...
Başbakan Soyer, Hristofyas'ı, Kıbrıs Türk halkına Mali
Yardım Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum
başlığının, Papadopulos tarafından AB Adalet
Divanı'nda açılan davaların geri çekilmesi çağrısında
bulunan Soyer, "Papadopulos'un giderayak yaptığı bu
provokasyonu bozmak görevi, Hristofyas'ın kısa vadede önündeki en
önemli konudur" diye konuştu
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'ta
başkanlık seçimlerini kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın önünde iki önemli konu olduğunu, bunların,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM parametreleri temelinde bir an
önce görüşme masasına oturması ve Kıbrıs Türk
halkına Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum
başlığının, Papadopulos tarafından AB Adalet
Divanı'nda açılan davalar olduğunu belirtti.
Başbakan Soyer, "Şimdi artık diyalog içerisinde
bütün Kıbrıs'a siyasi eşitlik temelinde çözüm bulmak lazım.
Temel hedef budur. Hristofyas, Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat
ile görüşme sürecini bir an önce başlatmalıdır" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hristofyas'ın seçimleri kazanmasının
ardından yaptığı açıklamada, Rum halkının
iradesine saygı duyduklarını söyledi.
Rum halkının iradesini sandığa yansıtması
sonucunda Hristofyas'ın Kıbrıs Rum toplumu lideri olarak
seçilmiş olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, önümüzdeki sürecin
son derece önemli olduğunu vurgulayarak, Hristofyas'ın, Tasos
Papadopulos'un izlediği çözümsüzlük siyasetini değiştirmesini
ümit ettiklerini belirtti.
Dimitris Hristofyas'ın, koalisyon hükümetini, aralarında
Papadopulos'un partisi DİKO'nun da bulunduğu eski
ortaklarıyla devam ettireceğinin ortada olduğunu, ancak
Hristofyas'ın seçim döneminde yaptığı açıklamalarda,
Papadopulos'un izlediği uzlaşmaz siyaseti eleştirdiğine,
böyle bir siyasetin Kıbrıs'a çözüm getiremeyeceğine vurgu
yaptığına işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs
konusunda zaman kaybedilmesine tahammül bulunmadığına, bir an
önce Ada'nın çözüme kavuşması gerektiğine işaret etti.
Başbakan Soyer; Hristofyas'ın da, seçim sürecinde
vurguladığının bu olduğunu, zaman geçtikçe bölünmenin
artacağı uyarısında bulunarak, Papadopulos'u izlediği
siyasetten dolayı eleştirdiğini ve böylece Rum
halkının desteğini aldığını kaydetti.
"Görüşme sürecinin başlaması artık
kaçınılmazdır"
Bu durumda Rum başkanlık seçimini kazanan Dimitris
Hristofyas'a düşen görevin, hiç zaman kaybetmeden BM parametreleri ve
inisiyatifi doğrultusunda Kıbrıs sorununu çözüme
kavuşturmak için Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la bir araya
gelerek, görüşme sürecini hemen hızlandırması olduğunu
kaydeden Başbakan Soyer, görüşme sürecinin
başlatılmasının artık kaçınılmaz
olduğunun altını çizdi.
Başbakan Soyer, "Bundan ötürü Hristofyas'a büyük görev
düşüyor. Görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Şimdi
hükümetini kuracak, programını açılayacaktır. Ama BM
görüşme sürecine bir an önce başlamak şarttır ve
kaçınılmazdır, gerçekten zaman kaybetmeye tahammül yoktur.
Papadopulos, herkese yeterince zaman kaybettirdi. Gerginlikler ve
çatışmalar dönemi geride kalsın" şeklinde
konuştu.
"Hristofyas, Papadopulos'un giderayak
yaptığı provokasyonu bozmalı"
8 Temmuz Anlaşması'nın da önemli olduğunu kaydeden
Başbakan Soyer, BM parametrelerini göz ardı etmesi durumunda,
Dimitris Hristofyas'ın da, Tasos Papadopulos'un pozisyonuna
sürükleneceğine işaret etti.
Soyer, Hristofyas'ı bekleyen başka bir süreç daha
olduğunu bunun da, Kıbrıs Türk halkına Mali Yardım
Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum başlığının,
Papadopulos tarafından AB Adalet Divanı'nda açılan davalar
olduğunu belirtti.
Papadopulos'un, bu projeleri AB Adalet Divanı'na başvurarak
engelleme teşebbüsünde bulunduğunu ve Kıbrıs Türk
halkını AB uyum sürecinden uzak tutmaya çalışan hakimiyetçi
anlayışın kabul edilemeyeceğini ifade ederek
"Aldığımız bilgilere göre, önümüzdeki hafta Mali
Yardım Tüzüğü konusunda AB'nin projelendirdiği ve karar
altına aldığı, Kıbrıs Türk halkına açılım
getirecek adımları, Tasos Papadopulos dava açarak bozmaya
çalıştı. Papadopulos'un giderayak yaptığı bu
provokasyonu bozmak görevi, Hristofyas'ın kısa vadede önündeki en
önemli konudur" diye konuştu.
Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi en büyük beklentimiz; Hristofyas'ın bu
yanlış siyasetten bir an önce vazgeçerek, Kıbrıs Türk
halkının ekonomisini geliştirecek, çözüme hazırlayacak
noktaya dönük hareket ederek, Papadopulos'un girdiği yola girmemesi, düştüğü
hataya düşmemesidir. Hristofyas'ın, bütün eski oyunları bertaraf
etmesi lazım; Papadopulos'un yaptığı ayıp ve
rezilliği aşmak için diyalog içerisinde bütün Kıbrıs'a
siyasi eşitlik temelinde çözüm bulmak lazım. Temel hedef budur;
Hristofyas, Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile görüşme
sürecini bir an önce başlatmalıdır."
KIBRIS
25/02/08
Kasulidis: Kıbrıs sorununun çözümünde
Hristofyas'ın yanında olacağım
Kasulidis, % 46,63 oy alarak sadece % 7 oy farkla kaybettiği
başkanlık seçimi sonrasında yaptığı
açıklamada, Rum Yönetimi başkanlığına seçilen AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı arayarak, tebrik ettiğini ve
çalışmalarında başarılar dilediğini söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Kasulidis, Kıbrıs sorununun
çözümünde Hristofyas'ın yanında olacağını belirterek,
çağdaş Avrupai Kıbrıs vizyonunu destekleyen herkese
teşekkür etti.
Kasulidis, gerek birinci, gerekse ikinci turda kendisine oy verenlere
de teşekkürlerini sundu.
Yannakis Kasulidis, siyasi yolda, ulusal çıkarların ileriye
götürülmesi, ülkenin "işgalden" kurtulması için, somut
öneriler ve değerlerle sorumluluk, tutarlılık ve dürüstlükle
mücadele ettiklerini belirtti.
Kasulidis konuşmasının sonunda, kendisine destek
verenlere bir kez daha teşekkür etti.
KIBRIS
25/02/08
TÜRK NE
DEMEKTİR?
Güneyde
Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi,
batıda Balkanlar"a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa
kıtalarının yani Avrasya olarak
adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre
karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği
12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar,
meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak
adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi
kullanmışlardır.
Bu insanlar neden kendilerine Türk
demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama gelmektedir? Bunu, eski Türkçe
yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan"daki Orhun
Abidelerinden öğreniyoruz.(Resim-5)

Resim-5
Bu yazıtta Türk, yaratana inanan anlamında
kullanılmıştır. Fin Uygur Derneği Coğrafya
Cemiyetinin 1890 yılında yayınladığı, Orhun
yazıtlarının ilk çözümünü kapsayan, tahrif edilmemiş,
aslına en uygun olan "Fin Atlası" kitabında birinci taş,
doğu yüzü 38. satırda Ökük Türök yani "Rabbani Türük ",
"Tanrı Türü" denilmektedir. Türklerin Orhun
Yazıtlarından önceki binlerce yıllık tarihinde, Asya'nın milyonlarca kilometre kare
topraklarına yayılmış yaşarlarken kendilerine
verdikleri ad; "töreye uyan"
"yaratanını bilir", "Rabbani Türk",
"Tanrısını tanır", "Yaratanına
bağlı" anlamlarında "Ökük Türök" dür. "Ökük Türök " deki "Ök"
(tanrı, yaratan) Türkçe deki ses uyumundan dolayı "ük"
olmuş ve kelime böylece "türük"
olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir. Ök ekinin
günümüzdeki kullanımına Öksüz ve Ökkeş kelimelerinde rastlayabiliriz.
Yaratan anlamında kullanılan Ök eki ile Öksüz, yaratanını
yitirmiş, yetim anlamında, Ökkeş ise yaratanına
bağlı anlamında kullanılmaktadır.
Yani
günümüzden binlerce sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm
dünyaya yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak
amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir
ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.
O
zamanın anlayışına göre, günümüzde de olduğu gibi Türk
olmak için Türk ana ve babadan da türemek gerekmiyordu. Zaten 18 yy. a
kadar savaşların amaç ve yöntemlerini anımsarsak pratikte de
bunun böyle olamayacağını anlarız. Bir birleriyle
savaşan iki taraftan yenen, yenilen tarafın erkeklerini öldürmüş
kadınlarını ise kendilerine eş olarak almış, bu
şekilde de neslini devam ettirmiştir. Dolayısıyla saf, arı bir ırktan bahsetmek mümkün
değildir.
Göçlerin uğrak yeri olan Türk"lerin yaşam yeri olan Orta
Asya için de durum böyledir. Bu bölge içerisinde ve sonrasında
dünyanın dört bir tarafına yapılan göçler (Resim6) neticesinde
ırklar, insanlar, medeniyetler karışmıştır, hakim
kültür egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde
ise ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep
Türk olarak tarih boyu yaşamıştır. Bu büyük göçlerin
neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Tanrısına inanan grupların adı hep Türk olarak
kalmıştır.
Ey türk kendini tanı
Gönderenin Notu: BU bölüm yazını için de var.
Fakat yazının tamamını okumaya üşenenler olabilir diye
bana göre önemli olan bu bölümü başa aldım.
ATATÜRK'ÜN TARİH ARAŞTIRMALARI
ATATÜRK'ÜN TARİH ARAŞTIRMALARINA GEÇMEDEN ÖNCE SİZİ
AVRASYA'DA ORTAYA ÇIKARTILAN BİR GELİŞMEDEN HABERDAR ETMEK
İSTEDİK ! ! !
AY YILDIZ İSLAMİYET ÖNCESİNDE DE TÜRKLERİN
SİMGESİYDİ !



Türklere ait ilk parayı Göktürkler
bastırmış. Kazılarda ortaya çıkan
ay-yıldızlı Göktürk paralarının bulunuşu Orhun
yazıtları kadar değerli diye yorumlandı
Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistanda yapılan arkeolojik
kazılarda ilk büyük Türk uygarlığı olan Göktürklere ait
paralar bulunduğu ortaya çıktı. Paralar, Türk
uygarlığında önemli keşif olarak değerlendirildi.
Kırgızistan-Türkiye
Manas Üniversitesinin 4-6 Ekim 2004′te Bişkekte düzenlediği
İkinci Uluslararası Türk Uygarlığı Kongresine
katılan Dokuz Eylül Üniversitesi
öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlu, burada
tanıştığı Özbek
tarihçi Gaybullah Dr. Babayarın eski Türk devletleri paraları
üzerinde yaptığı çalışmayı inceledi.
Daloğlu, bu paralar arasında daha önce hiç duymadığı,
görmediği Göktürk paralarıyla karşılaştı. Dr.
Daloğlu, Dr. Babayarla yaptığı çalışma sonunda,
Göktürk paralarının bulunuşunu Türk uygarlığında
önemli bir keşif olarak açıkladı.
Sikkelerden birinde ortada kağan kabartması ve kenarlarda üç tane
ay-yıldız olduğunu söyleyen Daloğlu, bu sikkenin Türk
uygarlığı açısından çok büyük önemi olduğunu
belirtti. Daloğlu, şöyle dedi:
Göktürklerden sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar
bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar onlardan 150-200 sene daha
önceye, 576-600 yıllarına ait. En önemlisi, bu sikkelerin Türk
toplumuna dayatılan Türkler barbardı, Türklerin
uygarlığı yoktu, göçerlerdi gibi Avrupa merkezli
anlayışı çürütmesi. Göktürk sikkelerinin bulunuşu, Orhun
Yazıtlarının bulunuşu kadar önemlidir. Ayrıca
ay-yıldızın bize İslamda Semavi anlayıştan miras
kaldığını biliyorduk. Ancak, yeni bulunan Göktürk
paralarında da ay-yıldızlı figürler var.
Orta Asyada yapılan kazılarda Göktürklere ait sikkeler bulundu.
Sikkelerdeki ay-yıldız motofi, Türklerin ay yıldızı
İslamiyetten önce de kullandığının en somut
kanıtı olarak gösteriliyor.
Arkeologlar tarafından Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistanda
yapılan kazılarda ortaya çıkarılan toplam 104 sikke, ilk
olarak geçen yıl Kırgızistanda yapılan uluslararası
bir konferansta kamuoyuna duyuruldu.
Altıncı ve yedinci yüzyılda
basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli
sikkelerin, Türk tarihindeki en eski paralar olduğu bildirildi.
Sikkelerdeki ay yıldız motifleri ise, Türklerin ay
yıldızı İslamiyetten önce de
kullandığının somut kanıtı olarak gösteriliyor.
GERÇEK
TÜRK TARİHİ VE ATATÜRK'ÜN BİZZAT KENDİSİ TARAFINDAN
YAPMIŞ OLDUĞU TÜRK TARİH ARAŞTIRMALARI
TARİH TÜRKLERLE BAŞLAR.

74 bin yıl önce başlayan ve bugün
Almanya"nın Berlin şehrine kadar uzanan buzul döneminin 12 bin
yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4-5 C° artmaya
başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak
buzulların erimesi ve şiddetli yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki
su seviyesi 125 metre kadar yükselmiş, dünya iklim ve
coğrafyasında büyük değişiklikler olmuştur. Bu
değişikliklere Anadolu topraklarından bir örnek verecek olursak;
şu anki Tuz gölü, o tarihlerde Konya-Ereğli Havzasını
kaplayan büyük bir göldür ve Çatalhöyük de bu gölün kıyısında
kurulmuştur. Anadolu"dan çok daha büyük yüzölçüme sahip olan Asya
topraklarında da bu iklim değişikliği neticesinde çok
sayıda su havzaları; akarsular, göller, ve iç denizler meydana
gelmiştir.
Coğrafi koşulların içinde
barındırdığı medeniyetler üzerindeki büyük etkisi
vardır. Özellikle yaşamsal değeri olan suyun, uygun yaşam
koşullarının sağlanmasında çok önemli bir faktör
olduğu için de uygarlıkların var olması ve büyümesi bu su
havzalarının bol olduğu yerlerde olmuştur.
Türklerin ana vatanı olan Orta Asya
toprakları için de durum böyledir ve Orta Asya topraklarında
yaşayan Türkler suyun bol olduğu bu topraklarda yerleşerek,
tarım yapmışlar, hayvanları ehlileştirmişler,
yeraltı madenlerini bularak işlemesini öğrenmişler ve kültürel
gelişmelerinin sonucunda da yazıyı bulmuşlardır.
Çok uzun sürece dayanan yazının bulunması ve
kullanılması, bilgi ve belgelerin gelecek nesillere
aktarılmasını mümkün kılmıştır. Bilim
adamlarının Asya ve Avrupa topraklarında milyon yaşında
kafatasları bulmuş olmaları insanlık tarihini milyonlarca
yıl öteye götürmesine karşın, tarih yazının
bulunması ile başlamıştır. Medeniyet,
modernleşme, yaşam tarzındaki değişiklikler,
yazının bulunması ve evrimleşmesi ile
gerçekleşmiştir. Dünyada yazıyı ilk kullanan Türkler
olduğu için de tarih, Türk"lerin yazıyı kullanması ile
başlamıştır.
Asya kıtasının
ortasında Baykal ve Balkaş, Issık göllerini, Ala Tau (Tanrı
dağlarını) ve en eski yerleşim bölgesi olan Yedi Su"yu
da içine alıp kucaklayan ve Hazar Denizine kadar uzanan bugünkü Altay,
Tuva, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilk yazının
ortaya çıktığı yerlerdir. Mağara resimleri ve
Sıntaşlar"dan (anlam ifade eden heykelcik) sonra piktogramlar
(resim vasıtası ile düşünceyi belirten yazı) 20.000
yıl önce, petroglifler (Kaya resimlerinin değişmiş ve yazılardaki
sembol şekillere dönüşmüş biçimi ) 15.000 yıl önce,
tamgalar (ilk harf sembolleri) 10.000 yıl önce, harfler ve sonunda
alfabeye geçişin dünyada ilk örneklerinin olduğu yer Türkistan
topraklardır.

Resim-1(Altın elbiseli
adamın parmağındaki altın yüzükte, kafasına on adet
tüy takılı bir insan kafası bulunmaktadır. On
sayısı Türkler için kutsaldır. Resmin yanında bulunan
yazıt kurgandan çıkarılan gümüş kap üzerinde
yazılıdır.)Altın elbiseli adama ait bir kurgan çizimi
(Kazakistan topraklarında halen açılmamış birçok kurgan
(mezar) mevcuttur.
Kurgandan çıkan Altın Elbiseli
Adama ait başlık

Altın elbiseli adam,
kıyafeti ve kuşandığı kılıç
Türklerin bilinen tarih boyunca Orta Asya topraklarında ve sonrasında
bu bölgeden tufanlar başta olmak üzere çeşitli etkilerle
dağıldıkları yeryüzünün çeşitli
coğrafyalarında üstün medeniyetler kurduklarının
kanıtını geride bıraktıkları binlerce eserde
bulabiliriz. Kırgızistan"ın Talas bölgesinde
Çiğimtaş (Çizgili Taş) ve Narın Bölgesindeki Saymalı
Taş (nakışlı taş) (3500m yükseklikte, 90.000 kaya
resmi), Talas Yazıtı,
Kazakistan"da Essik
Kurganlarındaki Altın Elbiseli Adam (Resim-1), Tamgalı"da
Tamgalısay (ilk Türk tamgaları,10.000 yıllık 1.000
piktoğraf), Ceti - Yedi Su yazıtları, Yakutistan"da
Baykal-Lena yazıtları, Tuva"da Uluğ-Kem Sülyek Köyü-Karayüz
yazıtı, İtalya"da Etrüks yazıtları,
Moğolistan"da Kül Tigin yazıtları, Yenisey
yazıtları (şimdilik bilineni 107 tanedir), Rusya Uluğ Kem,
Şülyek Köyündeki Yazılıkaya Karayüz yazıtı,
Altaylar"daki Pazırık Kurganı ve yazıtları,
Anadolu"da; Antalya Side yazıtı, Eskişehir"in Han
İlçesinde Yazılıkaya (Resim3) ve Uçuz yazıtları,
Ankara Polatlı Yassı Höyük yazıtları, Erenköy yazıtı
(Resim-4) , Ergani yakınındaki Çayönü yerleşmesi, Gevaruk
yaylası Özalp ilçesinde Pegan köyü Resimleri, Salyamaç Köyü
yakınındaki Cunni Mağarası yazıtları, Sat köyü
civarındaki Sat Dağı resimleri, Side Harabeleri
yazıtları, Van Tirşin yaylası Çilgir köyü
yazıtları, Konya Çatalhöyük yazıtları, Ankara Polatlı
da Yassı Höyük"teki Erken Türk yazıtları, Hakkari de
Gevaruk yaylası Sat Köyü tamğaları, Antalya da Beldibi
mağarasındaki tamğalar, Şanlıurfa Göbekli Tepedeki
tamğalar, Hakkari Çelo Dağı Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih
kaya üstü resimleri, Van Bölgesinde Cilo dağı Put Köyünde
Kızların Mağarasında ki resimler, Başet
Dağında Kaya üstü yazıtları, Erzurum ili Karayazı
ilçesi Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları, Burdur
Hacılar Höyüğünde kaya yazıtları, Çatalhöyük yazıtları,
Van Tirşin alanı Çilgiri Köyü yazıtları, İstanbul
Erenköy yazıtları, Antalya"da Beldibi"nde Side
Yazıtları, Sinop kalesinde kapı yazıtları, Trabzon
Mağara Yazıtları, Suriye Lazkiye"de Ras Şamra" da
Ugarit yazıtları, Ege denizi Lemnos Adası yazıtları(
.),
şu ana kadar bulunan ve bilinen
eserlerden bazılarıdır.

1789 yılında
Fransız Komutan Napolyon Doğu hakimiyetini sağlamak için
Osmanlı"lara ait Filistindeki Akka kalesi önlerine gelir.
Savaşı izlemek amacıyla da bir İngiliz İstihbarat
subayı Akka"ya Anadolu topraklarından (İstanbul-Halep)
geçerken Eskişehir Yazılı Kaya"ya rastlar. Bizans Kültürü
ile yetişmiş bu İngiliz subayı Yazılı
Kaya"yı Bizans kültürüne ait olduğunu ve metin içerisinde geçen
Midai ibaresinden dolayı da, tarihte yaşadığına
şüphe ile bakılan, menkıbe kral Midas"a ait olduğunu
iddia eder ve literatüre de bu şekilde geçer. Aynı şekilde
Gordion diye anılan ve Ankara-Polatlı"da bulunan Yassı
Höyük"ün de Kral Midas"a ait olduğu söylenmektedir. Bu da gerçek
değildir. Kanıt olarak da, bu mezarın yapılan karbon testi
neticesinde yaşının M.Ö.740 a ait olmasından
anlamaktayız. Oysa bu tarihlerde Yunan Uygarlığı diye bir
uygarlık (Yunan"a ait hiçbir yazılı eser)
bulunmadığını Yunan"lı tarihçi Herotot"da
belirtmiştir.
Erken Türk yazıtlarını okumadan o
zamanki yaşam ve medeniyet hakkında fikir yürütmek mümkün
değildir. Bu sebeple de bu eserlerin ve yazıların Türklere ait
olduğunu, Erken Türk tarihi konusunda yaptığı
araştırmalardan tanıdığımız Sn. Kâzım
MİRŞAN tarafından bu yazıların okunması ile
anlıyoruz. Fakat bu çalışmalar bazı tarihçiler
tarafından kabul edilmemektedir. Zira bulunan eserlerin Türkçe okunarak,
Türklere ait olduğunun kabul edilmesinin ne kadar büyük bir hadise
olduğunu Atatürk"ün henüz daha genç bir subayken Sinop"ta
yazmış olduğu şiirden anlıyoruz.
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak.
Dinleyin sesini, doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak,
Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.
Asya"nın ortasında Oğuz Oğulları
Avrupa"nın Alplerinde Oğuz Oğulları,
Doğudan çıkan biz, batı"da yine biz,
Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri,
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek,
Hakikat nerede, hakikat nerede?
Mustafa Kemal Atatürk
2. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK"ÜN TÜRK
TARİH TEZİ
Mustafa Kemal ATATÜRK"ün, Türk Tarih Tezinde Türklerin kökeninin Orta Asya
olduğu resmen dile getirmiştir. Atatürk 1922"de Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 130ncu toplantısının açılış
konuşmasının birinci oturumunda yaptığı
konuşmada bu hususla alakalı şunları söylemiştir.
Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın
nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu milletin
yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir
derinliği vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı
Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh
Aleyhisselamın oğlu Yasef"in oğlu olan kişidir...
Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde
yapılan Türk Tarih Kurultayları o devrin en ünlü yerli ve
yabancı bilim adamlarının katılımlarıyla
yapılmıştır. Fakat ne yazık ki Türk Tarihinin
araştırılmasını amaçlayan bu çalışmalar
Atatürk"ün ölümünden sonra durdurulmuştur.
3. TÜRK NE DEMEKTİR?
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda
Kore Denizi, batıda Balkanlar"a kadar uzanan coğrafya ile Asya
ve Avrupa kıtalarının yani Avrasya olarak
adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre
karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği
12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar, meydana
getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak
adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi
kullanmışlardır.
Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama
gelmektedir? Bunu, eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan
Türkistan"daki Orhun Abidelerinden öğreniyoruz.(Resim-5)

Resim-5
Bu yazıtta Türk, yaratana inanan
anlamında kullanılmıştır. Fin Uygur Derneği
Coğrafya Cemiyetinin 1890 yılında
yayınladığı, Orhun yazıtlarının ilk çözümünü
kapsayan, tahrif edilmemiş, aslına en uygun olan "Fin
Atlası" kitabında birinci taş, doğu yüzü 38.
satırda Ökük Türök yani "Rabbani Türük ", "Tanrı
Türü" denilmektedir. Türklerin Orhun Yazıtlarından önceki
binlerce yıllık tarihinde, Asya'nın
milyonlarca kilometre kare topraklarına yayılmış
yaşarlarken kendilerine verdikleri ad; "töreye uyan"
"yaratanını bilir", "Rabbani Türk",
"Tanrısını tanır", "Yaratanına
bağlı" anlamlarında "Ökük Türök" dür. "Ökük
Türök " deki "Ök" (tanrı, yaratan) Türkçe deki ses
uyumundan dolayı "ük" olmuş ve kelime böylece
"türük" olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir.
Ök ekinin günümüzdeki kullanımına Öksüz ve Ökkeş
kelimelerinde rastlayabiliriz. Yaratan anlamında kullanılan Ök eki
ile Öksüz, yaratanını yitirmiş, yetim anlamında, Ökkeş
ise yaratanına bağlı anlamında kullanılmaktadır.
Yani günümüzden binlerce
sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm dünyaya
yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak
amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir
ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.
O zamanın
anlayışına göre, günümüzde de olduğu gibi Türk olmak için
Türk ana ve babadan da türemek gerekmiyordu. Zaten 18 yy. a kadar
savaşların amaç ve yöntemlerini anımsarsak pratikte de bunun
böyle olamayacağını anlarız. Bir birleriyle savaşan
iki taraftan yenen, yenilen tarafın erkeklerini öldürmüş
kadınlarını ise kendilerine eş olarak almış, bu
şekilde de neslini devam ettirmiştir. Dolayısıyla saf,
arı bir ırktan bahsetmek mümkün değildir.
Göçlerin uğrak yeri olan Türk"lerin yaşam yeri olan Orta Asya
için de durum böyledir. Bu bölge içerisinde ve sonrasında dünyanın
dört bir tarafına yapılan göçler (Resim6) neticesinde ırklar,
insanlar, medeniyetler karışmıştır, hakim kültür
egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde ise
ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep
Türk olarak tarih boyu yaşamıştır. Bu büyük göçlerin
neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Tanrısına inanan
grupların adı hep Türk olarak kalmıştır.

Resim-6 (M.Ö.14.000 den M.S. 1200 yıllarına kadar devam eden göçler.)
4. ETRÜSKLER, TÜRK MÜDÜR?
Orta Asya"dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine
yapılan göçler sonucunda, Orta Asya"da gelişen medeniyet ve
özellikle de yazı Avrupa"ya taşınmıştır.
Binlerce sene süren göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000"lerde İskandinav
ülkelerine doğru başlamıştır. ETRÜSK olarak
adlandırılan bu toplum İtalya"ya gelmeden önce,
Fransa"da, Glozel"de ve Avusturya"da (M.Ö. 4.000)
yaşamışlardır. Etrüskler"in M.Ö. 1.500"lerde Po
ovasına oradan da maden bakımından zengin olan Etrürye denilen
Toskana bölgesine yerleştikleri buralarda bulunan kalıntılardan
anlaşılmıştır.(Resim-7)

Etrüsklerin hâkimiyeti kuzeyde
Po ovasından Roma şehrinin güneyine kadar hem karada hem de denizde üstün
bir medeniyet olarak sürmüştür. M.Ö. 600 yıllarında en güçlü
oldukları dönemde Roma şehri M.Ö. 743 de Etrüsk" lü Romulus
tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan ve Roma
şehrinin değişik yerlerinde bulunan heykel, Türk"lere
Ergenekon"da yol gösteren efsanevi hayvan dişi kurt
Asena"nın memelerinden süt emen iki çocuk simgesidir. (Resim-8 )

Resim-8
Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve bunların da
Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki
kemiklerin genetik araştırmalarından da
anlaşılmıştır. İtalya"da Ferrara
Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Firenze İtalya"da
Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Firenze
Üniversitesinden Prof. Davit CARAMELLİ, Bologna Üniversitesi Prof.
Loredana CASTRY, Parma Üniversitesi Prof. Antonella CASOLİ, Pisa
Üniversitesi Prof. Francesco MALLEGNİ, İspanya Barselona"da
Pompeu Farba Üniversitesi Prof. Carles LALUEZA imzalı raporda
yaşları 2700 ile 2300 arasında değişen 80 Etrüks
iskeletinin genetik araştırması sonucunda Etrüsklerin
Doğulu olduğu sonucu açıklanmıştır. Ayrıca,
Etrüsklerin Orta Asya"dan gelen ama Hazar kuzeyinden gelip
Avusturya"daki İnsburg bölgesi üzerinden İtalya"nın Po
ovası bölgesine inen bir halk olduğunu, Sn.Kazım
MİRŞAN"ın Etrüsklerden kalma üzeri yazılı
belgeleri okumasından da anlaşılmaktadır.
İtalya"da 1995
yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan
Floransa"dan Prof.Dr. Giovannangelo CAMPOREALE, Sn Mirşan ile bir
hafta süren görüşmeleri sonrasında Etrüsk yazıtlarının
Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.
Ayrıca araştırmacı yazar rahmetli Adile AYDA,
Etrüskler Türk mü idi? (Ankara 1974), kitabında da aynı konu
işlenmiştir. Adile AYDA bu araştırmalarında özellikle
Türkçe ve Etrüskçe arasında söz benzetmeleri yapmıştır.
Adile AYDA ayrıca,Herodot (M.Ö. 484-425 ) Attika halkının Helen
asıllı olmadığını söylemekte diyerek,
Etrüsk"lerin Türk olduğunu belirtmektedir.
Roma"yı Kuran Etrüsklerin M.Ö. 100 yılına kadar bu bölgede
üstünlüklerinin sürmesine karşın bir süre sonra kendi dillerini
konuşmayı bırakarak Latince konuşmaya
başlamışlar, sonrasında da kültürlerini kaybederek tarih
sahnesinden yok olmuşlardır.
5. TÜRKLER İLK DEFA ANADOLU"YA
NE ZAMAN GİRMİŞLERDİR.
Türklerin Anadolu"ya ilk defa 1071 de Malazgirt zaferi ile girdiğini
iddia etmek doğru değildir! Türklerin Orta Asya"dan
başlayıp Avrupa içlerine kadar uzanan izlerine rastlanmasından
anlaşılacağı üzere Anadolu topraklarının 7000
yıllık sahibi Türk"lerdir ve en köklü medeniyete sahip olan
Türkler Orta Asya"dan Avrupa ve Anadolu" ya, bir kısmı yine
Avrupa"dan tekrar Anadolu"ya gelmişlerdir. Bunu İsveç,
Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Romanya, Fransa gibi
coğrafyalarda, bırakmış oldukları birçok tarihi
eserlerde yer alan yazıların okunmasından biliyoruz.
Milattan önce Anadolu"da yaşamış ve çok
gelişmiş kültürleri ile çevrelerindeki insanlara medeniyet
aşılamış bir topluluk olan ve bugün "Frigler"
olarak adlandırılanlar, Erken Türklerdir. Bunların
AFYON-ESKİŞEHİR-ANKARA-UŞAK çevresinde
bıraktıkları eserler hala ayaktadır. Frig"lerin günümüze kadar kalan en
büyük eserlerinden biri Eskişehir ili Han Kazası Yazılıkaya
Köyündeki "Yazılıkaya" anıtıdır. Etrüskçeye
benzeyen Erken Türkçe ile yazılan Yazılıkaya Yazıtı
1965 yılında Etrüsk yazıtlarını okuyup 1970
yılında Proto-Türkçe Yazıtlar adlı kitabını
yayınlayan Sn. Kazım Mirşan tarafından 1994 yılında
okunmuştur. Etrüsk yazıtlarının Etrüsk alfabesine göre
(Resim-9) Türkçe okumasının yanı sıra 1998 Yılında Etrüsklerin Tarihleri, Yazıları ve
Dilleri kitabını yazan Sn. Mirşan, Etrüsklerin dil ve inanç
yapılarını da inceleyerek Etrüsklerin Türklüğü konusunu
açıkça ortaya koymuştur.

Resim-9 (Etrüsk Alfabesi)
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Sn. Kazım
MİRŞAN"ın yeni kitabını olan
İSKANDİNAVYA"DAKİ TÜRK YAZITLARI kitabını
yayınlamıştır. Bu kitap, İskandinav
coğrafyasında M.Ö.2300-2700 yıllarına ait eserler üzerlerinde
FUTHARK yazısı olarak bilinen yazıların Sn. Kazım
MİRŞAN tarafından ERKEN TÜRK YAZITLARI olarak
okunmasını kapsamaktadır.
6. ÇİN"DEKİ BEYAZ PİRAMİTLER.
Doğu
Türkistan"da Himalaya Dağı eteklerinde Tibet
sınırına yakın Shensi Bölgesinde Çin hükümeti
tarafından dünyadan gizlenen Beyaz Piramit (Resim-10) ve civarındaki
100 kadar diğer piramitler Türk"ün Orta Asya"daki geçmiş
tarihinin birçok sırlarını içlerinde saklamaktadır.
Meksika"daki ve Mısır"daki piramitlerin bazı
araştırmacılar tarafından atası kabul edilen bu Beyaz
Piramit"in Mısır"daki büyük piramitten iki misli büyüklükte
ve yaşının 5000 yıl dan fazla olduğu bilinmektedir.

Resim-10 (Beyaz Piramit bölgesinden dünya ilk defa 1912"de iki
Avusturyalı gezgin sayesinde haberdar oldu, bunu 1957"de Life
dergisindeki II.Dünya Savaşı"nda uçaktan çekilmiş resminin
yayınlanması takip etti. En sonunda da yasaklanan bu bölgeye girmeyi
başaran Alman araştırmacı Harwig Hausdort"ın
fotoğrafları yayınlandı.)
7. PSİKOLOJİK SAVAŞ FAALİYETLERİ ALTINDA
BATININ TÜRK TARİHİNE BAKIŞI
1000 yıldan fazla süren
İslamlık-Hıristiyanlık davalarının
doğurduğu düşmanlık duygusu içindeki tutucu tarihçiler, bu
davalarda asırlarca İslâm"ın öncülüğünü yapan
Türklerin tarihini, kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye
çalıştılar. Türk ve İslâm tarihçiler de Türklüğü
ve Türk medeniyetini İslâmlık ve İslâm medeniyeti ile
kaynaştırdılar; İslâmlıktan önceki binlerce yıla
ait devreleri unutturmayı Ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti
vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı
İmparatorluğuna bağlı bütün unsurlardan tek bir millet
yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk
adının anılmaması, milli tarihin yalnız ihmal
değil, yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp
silinmesi yolunda üçüncü bir etken halinde diğerlerine eklenmiştir.
Bütün bu olumsuz cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep
kitapları üzerinde bile etkisini göstermiş ve Türklüğün,
çadır, aşiret, at, silah ve savaş kavramlarıyla eş
anlamlı tutulması geleneği mektep kitaplarımıza kadar
girmiştir.
18.
yüzyıldan sonra üretilen Avrupa merkezci tarih teorisi, insanlık
tarihini, eski Yunan-Roma uygarlıkları ekseninde
açıklamış ve uygarlık mirasını da Asyalı ve
Ortadoğulu kaynaklardan kopararak, Avrupa" nın tekelinde
göstermiştir. Batı Avrupa dışındaki halklar, bu arada
Türkler uygarlık yaratan değil, uygarlık yağmalayan ikinci
sınıf barbar ırklardan sayılmıştır.
Bu hususta 8. Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL"ın 1988
yılında, kaleme aldırdığı La Turquie İn
Europe isimli eserinde şu ifade yer almaktadır. Bizi Türk sayarak
dışlıyorsanız bilin ki, bizim Türk denecek bir şeyimiz
yoktur, uygarlık adına neyimiz varsa hepsini Yunanlılardan
aldık, bizim kültürümüz Yunan kültürüdür, oğlumun adı olan Efe
bile, Yunancadır; Bu nedenle, Avrupa Birliğine girmemiz için kültürel
engel yoktur(
.) Biz tepemizde Türk olmayan yöneticiler bulunmasını
yadırgayan bir toplum değiliz, Avrupa Birliğine
alınmamıza bu açıdan da herhangi bir engel yoktur
Bu kapsamda yapılan hata ilk değildir son da olmayacaktır.
Atatürk"ün ölümünden sonra iktidardaki CHP nin sözcüsü durumundaki
Nurullah ATAÇ, batı kültürünün mutlak ve eksiksiz
alınmasının, bunun için de Yunanca ve Latince"nin mecburi ders
olarak Türk okullarında Türk çocuklarına okutulması
gereğini savunmuştur. O devirlerde Yunan Latin eserleri okullarda
ders olarak okutulmaya başlamış, hatta Latince eğitim veren
liseler açılmıştır. Tüm bu çabaların
mantığında aslında ana dilimiz Türkçeyi unutturarak Türk
kültürünü yozlaştırmak, değiştirmek ve yok etmek
hedeflenmiştir.
Likya"nın Yunan medeniyetinin temeli olduğunu göstermek
amacıyla Likya uygarlığı konusunda ilki Akdeniz
Medeniyetleri Enstitüsü (AKMED) tarafından 1977"de
İstanbulda,1990 da Viyana"da yapılan Likya
sempozyumlarının bir üçüncüsü 7-10 Kasım 2005 tarihinde en
geniş katılımla (350 katılımcı) Antalya"da
yapılmıştır. AKMED" in kurucusu ve sempozyumun (Bilgi
Şöleni) şeref başkanları Suna KIRAÇ ve İnan
KIRAÇ"ın düzenlediği ve Antalya valisi Alaaddin Yüksel"in
açılış konuşmasını yaptığı
sempozyumda İnan Kıraç Bizans ile ilgili Bazı şeyleri
dışlıyoruz. Bizim değil diyoruz. Oysa Bizans bizim. 1100
yıl birileri yaşamış, sonra ben Osmanlı olarak bunun
bir parçası olmuşum. Sonra Cumhuriyet olarak devam etmişiz.
Dolayısıyla Bizans"ı, 1100 yılı silip
atamayız. demiştir.
Oysaki bu bilgi şöleninde Likya medeniyeti Yunan medeniyetinin temelini
meydana getirir. iddialarına verilecek cevap, Likya konusunda Prof. Dr.
Cevdet BAYBURTLUOĞLU ve diğer araştırmacılar
yıllardır yaptıkları çalışmalardır. Bu
araştırmaların ışığında diyoruz ki,
günümüze kadar ulaşan yüzlerce Likya yazıları mademki eski
Yunancadır, neden Yunanca temel alınarak hala okunamamaktadır!
Batılı bilim adamlarının Etrüsk yazılarını
okunmaya muvaffak olamadıkları gibi, söz konusu olan Likya
yazısı da Etrüsk yazısının bir türevi olduğundan
okunamamaktadır. Etrüsk, Pelas, Attika ve Firik
yazısı ile Likya yazısı aynı kökten doğan
alfabenin farklı zaman ve coğrafyalarda çok az değişmiş
halleridir ama ana kök aynıdır ve bu yazılar Tarihçi
Doç.Dr.Haluk Berkmen tarafından okunabilmektedir.
Tarihçi Dr. Serhat Kunar Antalya ve yakın çevresi adlı
kitabında, Midilli"de oturan Yunan"lıların
Anadolu"da yaşayan Türklere, bayraklarındaki Kurt başından
dolayı, Yunancada Kurt anlamına gelen Likos diye hitap ettiklerini
belirterek Likya"lıların bıraktıkları
yazılardan da bunların Erken Türk olduklarının
anlaşıldığı yazmaktadır.
1977 den beri Likya medeniyeti ile Yunan
medeniyeti arasında ilgi kurmak için AKMED bünyesinde yapılan
çalışmaların hiçbir bilimsel temeli yoktur.
8. SONUÇ
Dünyada en eski uygarlığa sahip olan biz Türkler, bunun bilincinde
olarak dünyanın neresinde olursa olsun atalarımızın
bırakmış oldukları eserlere sahip çıkmak zorundayız!
a. Gerçek Türk tarihi bize şunu söylemektedir:
· İlk
Alfabetik yazıyı Türkler buldu.
· 12 Hayvanlı Türk Takvimi Dünyadaki ilk takvimdir.
· İlk Ödüsleri (Devletleri) Türkler kurmuştur.
· Pusulayı, anahtarı, saati, kağıdı ve matbaayı
Türkler bulmuştur.
· Avrupa medeniyetinin temelini oluşturan Etrüskler Türk"tür.
· Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir.

Anadolu topraklarının eski Yunan medeniyeti ile hiçbir
alakası yoktur! Anadolu topraklarının en eski sahipleri
Atatürk"ün de dediği gidi Türklerdir! Bizlerden önce bu topraklarda
başkalarının olduğunu kabul etmek, büyük bir
yanılgıdır! Aksi takdirde herhangi bir milletin ve medeniyetin
kültürel üstünlüğünü kabul etme ezikliği içerisinde olmamız,
kültürel değerlerimizi zamanla kaybetmeye, sonuçta da tarih sahnesinden
yok olmamıza sebep olacaktır!
Bütün bu gaflet,
delalet ve hıyanet içerisinde yapılan saldırılar
karşısında bilimsel araştırmalar
kaldığı yerden devam ettirilmelidir. Kabul edilmelidir ki,
Atatürk inkılâpları Türk Uygarlık tarihin bir ürünüdür!
Atatürk önderliğinde, dört yıl olan lise eğitimi için
hazırlanan, fakat Atatürk"ün ölümüyle 1939 (yeni kitapların
hazırlanıncaya kadar bu kitaplar 1941 yılına kadar
okutulmaya devam edilmiştir) yılında müfredattan
kaldırılan tarih kitapları yeniden müfredatlara ilave
edilmelidir.
Ulusal birliğin en önemli
öğelerinden biri tarih bilincidir. Uluslar, tarihlerine güvenerek
geleceklerine yön verirler. Tarih bilinci
olmayan ve bağımsızlıktan ödün veren milletlerin hayat
hakkı yoktur. Bilinmeli ve hiç unutulmamalıdır ki Bu devletin
temelinde Bağımsızlık benim karakterimdir! diyen Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.
İSVEÇ'İN TARİHİ
İSVEÇ'LİLERİN İŞTE BİZİM ATALARIMIZ DEDİĞİ MÖ.3 İLE MS 17. YÜZYILLAR ARASINA AİT VE HEMEN HEMEN TÜM AVRUPA KITASINDA VE ANADOLU'DA BULUNAN YAZITLAR TÜRKÇE'DİR.
YAZITLARI OKUMAK İSTEYEN ARAŞTIRMACI ARKADAŞLARIMA KISA BİR NOT : BU YAZILAR KAZIM MİRŞAN TARAFINDAN OKUNMUŞTUR.GÖKTÜRK ALFABESİYLE YAZILMIŞTIR VE SAĞDAN SOLA DOĞRU OKUNUR.
The Futhark alphabet was used by the North European Germanic peoples (the Swedish, Norwegian and Danish) between the 3rd and 17th centuries A.D. About 3500 stone monuments in Europe, concentrated mostly in Sweden and Norway, are claimed to have been inscribed with this writing.
This Futhark alphabet, which is also called the Runic
stemmed from the very same origin as did the ancient Turkish inscriptions
with the Gokturk alphabet.
We solely read the alphabet known as "the primitive futhark",
found inscribed on a rock in Kylver on Gotland Island, Sweden, in addition to
the other two stone monuments, namely the Mojbro stone in Uppland, and the
Istaby stone in Blekinge, with their photographs available, and which are
considered to belong to the group classified as the oldest runic inscriptions,
by matching their characters with those in the Gokturk inscriptions, and thus
being able to decipher them in Turkish.
There is a claim is that the alphabets
of these monuments found in both Europe and the Central Asia have stemmed from
a common origin in a very remote past. Then, it was only a natural development
for the Turkish, and the Germanic tribes that, although in locations so far
away from each other, they could seperately carry on with this heritage of
writing.
The Orhun monuments were discovered by a Swedish officer named
Strahlenberg, and his finding was made known by publications in 1730. In 1893,
the Danish scholar Thomsen was able to decipher these inscriptions and declare
that they were written in Turkish .The monuments of Kultigin and Bilge Kagan,
situated near the Kosho-Tsaydam lake in the Orhun River valley to the south of
the Lake Baykal, and that of Sage Tonyukuk, the Deputy-Khan a little
farther, are the three important memorials which make up what is known in
general as the Orhun Monuments. The inscription used on them consists
38 characters. Numerous stone monuments are also found around the Yenisei
River, but they belong to a period much earlier than that of the Orhun pieces,
and there are in excess of 150 Skyturkish character-forms used on. The ancient
Turkish script was written vertically with the lines running from top left
downwards to the bottom right, and read accordingly, that is from right to left
when the text is laid down on its right side. The individual marks are not
joined, and the full or partial sentences are seperated with a column mark
" : " in between.
The eight vowel sounds of Turkish, are represented in couples by 4 marks, and they usually are not employed in the beginning and the middle syllables of a word, but are shown in the last syllable, or if they occur at the end. For example:
a ferocious bull, or a fire-breathing dragon .
The "god", or "a deity".
As for the Futhark alphabet employed on the stones found
in Sweden, the monuments bearing this inscription are studied in
two main chapters in Prof.Jansson's study:
a) The oldest runic inscriptions
b) The 16-rune Futhark and Runic inscriptions from the Viking Age.
The oldest runic inscriptions are written with an
alphabet of 24 characters .\
- The stone from Kylver farm in Stanga (Gotland). This
is the oldest relic found in Sweden, dating back to the fifth century.
- The Mojbro stone from Uppland.
- The Istaby stone from Blekinge.
Although these three monuments are declared as not deciphered yet, the
author is attempting at some unfounded assumptions in relation to their
contents. According to the map supplied at the end of this book, there happens
to be numerous stones, which
are inscribed with the same alphabet and belong to the same period of
history, in more than 70 locations in the north and northwest of Europe.
The monuments considered to be in the 16-rune futhark group belong to a later period called the Viking Age which started at about AD. 800. During this period, the 24-characters of the Primitive Norse runes became simplified and reduced to 16-rune series.The pages 25-30 and the rest of the book in Jansson's study are allocated to this subject.
The Europen scholars have come to recognize from the
very beginning the obvious similarity between the character forms of the
Primitive Norse stones and those of the C.Asian Gokturk monuments, but for
certain various reasons have refrained from
tackling this point by denying all kinds of plausible relations. All
throughout the period of 160 years that elapsed between the years of 1730 and
1893, that is between the discovery of Orhun monuments and their definitely
final decipherment, fanciful
theories were fabricated about the Vikings' (or Indo-Germans', or Celts', or
Goths') prehistoric emigrations into C.Asia, and the erection of Orhun stones
as landmarks of their presence and civilization dating back to several
thousands of years BC in that
region. Only when in 1893, it was understood that these inscriptions were
not written in any other tongue but pure Turkish, then those fanciful theories
were discarded, and the proposed pre-historic datings were revised to be not
earlier than AD 700. Even
today, a number of academicians are still straining at finding a Sogdian,
Persian or Aramaic origin for Turkish inscriptions, but their efforts at
proving their claims all end in vain. A casual comparision of ancient scripts
is all needed to see that the characters
used in Orhun monuments are more identical with the futhark than any of
those alleged originals. Besides this close resemblance, it is an exciting fact
that the Primitive Norse runes declared to have ambiguous contexts can be
rendered meaningfully when they are exposed to our novel method of read-ing
ancient Turkish scripts.
It must be kept in mind that the ancient Turkish script
used in Central Asia and the Primitive Norse futhark in Europe, as well as
those other scripts mentioned in passing above, have all stemmed from a common
origin in a very remote past. Then, the Turkish, Germanic, and other tribes
have independently relied on this common
legacy of writing for the monuments in their own tongues.
The
Kylver stone from Stanga (Gotland) SWEDEN

The stone from Kylver farm in Stanga (Gotland) .
Now, we can take a closer look at the photograph
supplied on page 13 in Prof. Jansson's book: The whole Primitive Norse rune-row
is recorded on a stone, used as a side-slab in a sarcophagus, and found in
Kylver farm in Gotland.
Since the characters from the 1st to the 6th
spell out futhark, this word is used to denote the runic script. However, some
characters are cut slightly different on the stone than what is shown within
the text above:

An identical form of the futhark character shown under
#23 is also found in the Tonyukuk inscription, although it is not given
in the main list of symbols. It is stated to mean "head". But it
could also signify k+l. kel kelle, which is a synonim for the same word, and a
composite form of these two distinct characters.
The same thing can be said for the character #13: It is a composite form of
the symbols
meaning (to) talk, (to) speak in English. It is also interesting if we
consider the form as a pictoglyph of an open mouth.
Now, we shall venture to read this 24-character rune
row, from right to left, by applying the rules of reading Gokturk inscriptions:

The meaning obtained thru reading the above piece, as if
it were written in ancient Turkish, can roughly be rendered in today's English
as follows:

The light of wisdom arrived/descended, he himself carved
onto this erect stone, with ( the pointed tip of ) his
arrow/dagger, the words he uttered/spoke through his own mouth.
We will refrain from venturing into any philological or
philosophical interpretations here. But, please draw your attention to the
emergence of the word O.d.ng, when the characters numbered 24, 23, 22 are
considered in their runic namesakes. In the Scandinavian mythology, it was
Odin, the Norse God who brought the gift of divine script to mankind. Then, the
very name of the god in these three symbols read out as the light of wisdom
(alias the divine reason), or the sage/lord of light in ancient Turkish..
The Mojbro stone from Uppland SWEDEN

The Mojbro stone from Uppland, which is a memorial monument:
|
|
In this script, our attention is drawn to the placement of some characters backwards. Especially, the rune R, read as "op", is peculiar. For this reason, it has been read as "po". Reading from right to left, starting with the bottom line:
The meaning obtained thru reading the above piece, as if it were written in ancient Turkish, can roughly be rendered in today's English as follows:
(May both of) the dog(s) charge well; so that the sacred
sky-spirit acknowledges their boldness..
|
|
On this stone, under the inscription, there is a carving of a rider on his horse, holding up a round shield in his left hand while brandishing his weapon in his right. There are two dogs running beside the horse, as if all of them are engaged in an attack.
Also, the writing style of the symbols and the density
of symbols, means the less character spacing, on the left corner, proves the
original writing style was from right to left.
|
The Istaby stone from Blekinge SWEDEN |
|
|
The Istaby stone from Blekinge,
which was carved in the transition period between the Primitive Norse period
and Viking Age:
|
|
Reading the inscription from right to left:
|
|
he (who was) brave (and) lived through many hardships
(of) army, committed not flight (or did not desert his post of
duty) lies herein...
Truly a fitting epitaph for a soul who endured much in his wordly life.
These three stones are supplied within the chapter
titled "The Oldest Runic Inscriptions" in Prof. Jansson's book.
There maybe some minor mistakes and errors in the treatment of the subject.
However, there is the opinion held that these stones do contain the
messages of similar meanings in more or less the same way as I have striven to
put forward.
The purpose is to initiate a new interest in this ancient inscriptions and
be of help in starting up a fresh discussion in regard to their contents.
The Primitive Norse futhark or the rune alphabet have stemmed from a much older common origin as that of the Gokturks.
Hristofyas ile çözüm olur mu?
Eğer Soğuk Savaş döneminde olsaydık, Doğu Akdeniz'de
stratejik bir konumda bulunan Kıbrıs'ın başına bir
komünistin gelmesi büyük gürültü koparırdı. Hatta açıkçası,
önceden böyle bir olasılığın önlenmesi için her şey
yapılırdı.
Şimdi Güney Kıbrıs'ta AKEL partisinin lideri Dimitris Hristofyas
Cumhurbaşkanı koltuğuna oturuyor ve kimse buna tepki
göstermiyor.
Neden desin ki? Ne bugünkü dünya Soğuk Savaş'ın dünyası, ne
de Hristofyas o eski katı komünist... Gerçi 61 yaşındaki
politikacı Moskova'da eğitim gördü, Ruslara sempatisi var, ama Güney
Kıbrıs'ın üyesi olduğu AB'ye ve Batı dünyasına
meydan okumak, içeride de yüksek refah düzeyini sağlayan sistemi bozmak
niyetinde değil...
Rum kesiminin başına AKEL liderinin gelmesinin bizi direkt
ilgilendiren yanı daha da önemli. AKEL öteden beri Türklerle Rumların
adada barış için birlikte yaşamalarını savunur. Her ne
kadar Hristofyas, 2004 referandumunda Annan Planı'na
"hayır" diyenlerin safında yer almışsa da,
özellikle son zamanlarda, olayların "taksim" yönünde
geliştiğini görmüştür. Bu nedenle seçim kampanyasında
"Birleşik Kıbrıs" tezini savunmuştur.
Nitekim seçildikten sonraki ilk konuşmalarında da, Türk tarafına
elini uzatmış, çözüm sürecini başlatacağını
söylemiştir.
Nasıl bir çözüm?
Selefi Papadopulos'a kıyasla Hristofyas'ın çözüm konusunda çok daha
istekli olduğu açık. Üstelik AKEL'in yıllardan beri Türk
kesimindeki solcu CTP ile temaslarını sürdürdüğü, ayrıca
Mehmet Ali Talat ile Hristofyas arasında iyi bir diyaloğun
bulunduğu da biliniyor.
Bunlar, yeni bir müzakere sürecinin başlaması için önemli avantajlar.
Ama Hristofyas ile, çözüm şansları gerçekten ne kadar artıyor?
AKEL lideri hep çözümden söz ediyor. Ancak onun da -doğal olarak- kendine
göre bir çözüm anlayışı vardır.
Seçim kampanyası sırasında verdiği çeşitli demeçlere
bakılırsa, Hristofyas'ın arzuladığı çözüm şu
esasları içeriyor: Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu bir
federasyon kurulacak... İki taraf arasında, BM Güvenlik Konseyi
kararları çerçevesinde, siyasi eşitlik sağlanacak...
Yabancı askeri güçler (Türk askeri) çekilecek. Türk
"yerleşikler" geri dönecek...
Tabii bunlar, seçim ortamı içinde "başlangıç
pozisyonu" olarak öne sürülen genel şartlar. Diyalog kurulunca ve
esas müzakereler başlayınca, kuşkusuz bu pozisyonlarda bazı
esneklikler görülecek, pazarlıklar ilerledikçe
karşılıklı ödünler de verilecektir.
Son fırsat mı?
Bunda önemli olan, iki liderin çözüm için yeni bir süreç başlatmak
arzusunu ve iradesini taşımasıdır. (Papadopulos'ta eksik
olan da buydu)...
Bu süreç için ilgili kurum ve ülkeler (BM'den ABD'ye kadar) şimdi devreye
girmeye hazırlanıyorlar. Büyük olasılıkla ilk temaslar
önümüzdeki haftalarda gerçekleşecek, esas müzakerelerin parametreleri ve
diğer ayrıntıları belirlenecek.
Bu yeni sürecin hedefi, "Birleşik Kıbrıs" temelinde
bir anlaşma sağlamaktır. Aslında öteden beri Talat'ın
da (son zamanlarda uğradığı bazı düş
kırıklıklarına rağmen) gönlünde yatan da budur.
Bir bakıma Güney Kıbrıs'taki iktidar değişikliği
ile, bu yönde yeni adımların atılması şansı
artmış bulunuyor. Bu konuda şimdi iki taraf da umutlu. Ama
Mehmet Ali Talat'ın belirttiği gibi, bu fırsat penceresi çözüm
ufuklarını açarsa ne âlâ. Yoksa artık birleşme hayal
olur...
SAMI KOHEN MILLIYET 26/02/08
Hristofyas çözüm
kıvılcımını çaktı
Hristofyas'ın
Rum Başkanı seçilmesi Kıbrıs'ta çözüm umudu yarattı.
AB ile ABD'den ilk günden
'Müzakereleri çabuk başlat' uyarısı alan Hristofyas, 'Talat'la
araştırma toplantısı ayarlanması için BM'yle temasa
geçtim bile' dedi. Ama zaferi borçlu olduğu DİKO'nun nefesi ensesinde
26/02/2008
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
LEFKOŞA/ATİNA/BRÜKSEL
- Kıbrıs Rum Yönetimi'nde 'komünist' AKEL'in lideri Dimitris
Hristofyas'ın başkan seçilmesiyle adada çözüm yolunda ümit
kıvılcımı çakarken, yeni lider ilk günden AB ve ABD'nin
müzakereleri acilen başlatma çağrılarıyla karşılaştı.
Hristofyas da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la olası
müzakereleri görüşmek üzere, BM'den tarih belirlemesini istediğini
açıkladı. "BM temsilcisiyle temasa geçtim bile" diyen yeni
Rum lideri, "İlk adım Talat ile araştırma nitelikli
bir toplantı olacak" vurgusu yaptı.
Ama 'Mr. No' lakaplı eski başkan Tasos Papadopulos'un çizgisindeki
DİKO'nun desteğiyle seçilmesi, Hristofyas'ın hareket
alanını sınırlıyor. Hristofyas, zaferi sonrası
Talat ile ilk teması telefonda kurarken, ilk görüşme, önümüzdeki
hafta Atina ve Brüksel'i kapsayan ilk dış gezisini
tamamladığında, muhtemelen mart ortasında olacak.
Hristofyas'ın, AB zirvesinde Kosova'nın
bağımsızlığını tanımama kararıyla
ilgili baskılara da muhatap kalması bekleniyor.
Yeni lider ilk iş yeni kabinesini belirleyecek. Kabine'de AKEL'in
yanı sıra, DİKO ve sosyalist EDEK'ten bakanlar yer alacak.
Dışişleri bakanlığı ve parlamento
başkanlığının DİKO'ya verilmesine mutlak gözle
bakılıyor. Dışişleri için eski Rum lider Spiros
Kiprianu'nun oğlu Markos Kipriyanu, meclis başkanlığı
için DİKO lideri Marios Karoyan öne çıkıyor. Siyasi dengeleri
gözetmek zorunda olan Hristofyas, DİKO'nun nefesini ensesinde hissedecek.
Seçim gecesi DİKO'nun 'Zafer yine bizim' sloganı bunun
kanıtı. Atina'da da Lefkoşa'da da Hristofyas'ın
Kıbrıs için yeni bir plan karşısında son sözü
söylerken DİKO'dan çok ana muhalefetteki merkez sağcı
DİSİ'nin desteğine umut bağlayacağı belirtiliyor.
'Türkiye
kabul etmezse çıkmaz olur'
Hristofyas, seçim sonrası Reuters'e ilk demecinde Talat'la görüşme
toplantısı için BM'ye çağrı yaptığını
belirtirken, "Tıkanıklığı aşmak için iyi
niyet doluyuz. Ancak Türkiye işgal gücüdür ve Kıbrıs sorununun
düğümünü oluşturuyor" demeyi ihmal etmedi. Türkiye'nin de çözümü
kabul etmesi gerektiğini belirten Rum lideri, "Aksi halde ben, Talat
ya da başkası ne kadar iyi niyetli olsa da yine çıkmaza
saplanırız" ifadelerini kullandı.
Atina da
müzakere çağrısı yaptı
Hristofyas ilk gününde Batı'nın müzakereleri çabucak başlatma
çağrısıyla karşılaştı. Avrupa Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso, "Seçilmeniz Kıbrıs sorununda uzun süren
tıkanıklığın aşılması fırsatı
sunuyor. Sizi, bu şansı iyi kullanıp Kıbrıs Türk
toplumu lideriyle BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini
başlatmaya şiddetle teşvik ediyorum" dedi. ABD elçiliğinin
tebrik mesajında '2008'in önemli ilerleme fırsatı
yarattığı" belirtilirken, Britanya Dışişleri
Bakanı David Miliband Hristofyas'la 'ümit tazelendiğini' söyledi.
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis de tebrik mesajında
müzakerelerin 'mümkün olan en kısa sürede' başlatılması
çağrısı yaptı.
'Kıbrıs'ta
yeni dönem'
Simerini: 'Hristofyas'ın, hem ülkenin hem de Avrupa'nın ilk
'komünist' başkanı olarak imkânsız görüneni
başardığı yorumunu yaptı.
Fileleftheros: 'Pasaportu zaten vardı, halktan da vize aldı -
Hristofyas tarih yazdı' başlığını attı ve
Kıbrıs'da yeni dönem başladığı tespitinde
bulundu.
Politis: 'Çözüm Görevi İle Tarihi Değişim - İlk Kez
Sol İktidarda.
Haravgi: 'Tarihi Gün - Halk Konuştu Kıbrıs Kazandı'
başlığını attı.
Ta Nea: Gazete, başlıca hedefini 'Kıbrıs sorununun
çözümüne ivme kazandırmak' diye nitelediği Hristofyas'ın
zaferinin yeni bir devri başlattığı yorumu yaptı.
Eleftherotipiya: 'Kızıl lidere yeşil ışık
yakıldı' diyen gazete Hristofyas'ın seçilmesi değil
aldığı yüksek oy oranının sürpriz olduğunu
yazdı.
Ethnos: Hristofyas'ın komünist bir lider olarak AB'de küçük
ülkesinin çıkarlarını temsil ve Kıbrıs'ta adil çözüm
için temel atma sınavı vereceğini belirtti.
Apoyevmatini: Rumların aklında 'Hristofyas'ın ilk turda
elenen Papadopulos'u Kıbrıs konusunda arka kapıdan içeri
alıp almayacağı' sorusu olduğunu yazdı. Papadopulos'un
seçimi yitirse de oyunu yitirmediği yazdı.
Guardian: Hristofyas'ın seçilmesiyle adada birleşme umudunun
arttığını yazdı.
Times: Birleşmenin Hristofyas'ın gündeminde ilk sırada
olduğunu yazıp BM'nin yeni girişimde bulunabileceğini
aktardı.
Independent: Solun galibiyetinin barış umudunu
canlandırdığını ve çözümün olumlu etkisinin
adanın ötesini etkileyeceğini belirtti.
Liberation: Hristofyas'ın zaferini 'Yeni 'başkan' Türk
tarafına el uzatıyor' yorumuyla duyurdu.
Talat umutlu, Ankara temkinli
26/02/2008 RADIKAL
RADİKAL -
LEFKOŞA/ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nde 'komünist' AKEL lideri
Dimitris Hristofyas'ın başkan seçilmesi KKTC'yi
umutlandırırken, Ankara bekle-gör pozisyonu aldı.
Dün Rum seçimini basın toplantısıyla değerlendiren KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "2008 sonuna dek çözüm
mümkün" derken, yine başarısız olunursa adanın
birleşemeyeceği uyarısı yaptı. "Rum halkı
değişime karar verdi. Bu değişimi yapacak kişiyi
seçti" diyen Talat, çözüm dinamiğini güçlü gördüğünü
"Umutsuz olmak için neden yok. 'Kıbrıs sorununu çözmek
istiyorum, bunu Kıbrıslı Türklerle müzakere ederek
yapacağım' diyen bir lider seçildi" diye dile getirdi.
Rumların ezici çoğunlukla Annan Planı'nı reddettiği
2004 referandumu öncesi Rum tarafının 'evet', Türk
tarafının 'hayır' diyeceği imajı
yaratıldığını anımsatan Talat, şu
uyarıyı yaptı: "İmaj oyunlarından uzak
durulmalı. Çünkü tekrarlanırsa onarılması mümkün
değil. Yani Kıbrıslı Türkleri tekrar bu kürsüde, bu
kapsamda bulmaz kimse. Bir halk kaç defa kandırılabilir. Çok kritik
bir dönemdeyiz, bu sefer de başarıya ulaşamazsak
Kıbrıs'ın birleştirilmesi çok zorlaşacak." Talat,
müzakerelerin ne zaman ve nasıl başlayacağını
bilmediğini, ama martta bir BM heyetinin adada nabız
yoklayacağını anımsatırken, çok kısa sürede
müzakerelere hazır olacaklarını ekledi.
Hristofyas'ın Annan Planı için son anda 'Hayır' cephesine
geçtiğini anımsayan Türkiye ise temkinli. Dışişleri
kaynakları, Türkiye'nin adil ve kalıcı çözümden yana hiç bir
adımı yanıtsız bırakmayacağını
belirterek, "Hristofyas samimiyet sınavında. Çözümü ne kadar
desteklediğini birlikte göreceğiz" dedi.
İngiltere'de yakalandılar, KKTC'de
tutuklandılar
KKTC'DE YARDIM EDENLER VAR...
Ercan'dan 17 Şubat'ta çıkış yapıp, İngiltere'ye
sahte kimliklerle giriş yapmaya çalışırken yakalanıp,
22 Şubat'ta KKTC'ye iade edilen Musa Türkmenoğlu, Cumhur
Değirmenci, Yusuf Arslan ve Emin Bal isimli zanlılara sahte kimlik
kartları hazırlamakta KKTC'deki bazı kişilerin de
yardım ettiğine inanılıyor
Erol UYSAL
Ercan Havalimanı'ndan 17 Şubat tarihinde çıkış
yaptıktan sonra, İngiltere'ye giriş yaptıkları
sırada tasarruflarındaki Rum kimlik kartlarının sahte
olduğu anlaşılması üzerine gözaltına alınarak 22
Şubat'ta KKTC'ye geri iade edilen 4 kişinin tutukluluk süreleri dün
soruşturma amaçlı 8 gün daha uzatıldı. Olayı
soruşturan polis, Musa Türkmenoğlu, Cumhur Değirmenci, Yusuf
Arslan ve Emin Bal isimli zanlılara sahte kimlik kartlarının
hazırlanmasına KKTC'deki bazı kişilerinde
yardımcı olduğuna inanıyor.
Konuyla ilgili soruşturmasını sürdüren polis dün 4
zanlıyı mahkemeye çıkararak aleyhlerindeki tutukluluk süresini 8
gün daha uzattı.
Meriç Polis Karakolu'nda görev yapan ve olayın tahkikat memuru
olan Hüseyin Ergüleç mahkemede yeminli şahadet vererek,
zanlıların 17 Şubat 2008 tarihinde Ercan Devlet
Havalimanı'ndan çıkış yaparak İngiltere'ye sahte Rum
kimlik kartlarıyla giriş yapmaya çalıştıkları
esnada, İngiliz görevliler tarafından fark edilerek gözaltına
alındıklarını anlattı.
Zanlıların İngiltere'den 22 Şubat 2008 tarihinde
KKTC'ye geri gönderildiklerini belirten Ergüleç, cuma günü zanlıların
mahkemeye çıkarılarak aleyhlerine 3'er gün tutukluluk kararı
alındığını ifade etti.
Ergüleç, alınan 3'er günlük tutukluluk süresi boyunca yapılan
soruşturmada, zanlıların verdiği gönüllü ifadelerinde
başka KKTC vatandaşlarının da kimlik sahteleme
olayında yardımcı olduğunu belirttiklerini, bu beyanlar
ışığında işlenen suçun organize olarak
yapılmış bir iş olduğu düşündüklerini söyledi.
Tahkikatın devam ettiğini, aranan kişiler, emareler ve
alınacak ifadelerin olduğunu söyleyen Ergüleç, zanlıların
serbest kalması durumunda tüm bunlara etki edebileceklerini belirterek
soruşturmanın salimen yürütülebilmesi için zanlıların 8'er
gün daha poliste tutuklu kalması talebinde bulundu.
Zanlılar aleyhlerine talep edilen tutukluluk süresine herhangi bir
itirazda bulunmadı.
Verilen şahadet ışığında ve
zanlıların da tutukluluk süresine itirazda bulunmamasını
göz önünde bulunduran Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları
Yargıcı Fügen Ulutekin, adaletin tecellisi ve soruşturmanın
selameti açısından 4 zanlının da 8'er gün daha poliste
tutuklu kalmasına karar verdi.
KIBRIS 26/02/08
Başlamaya
hazırız
HRİSTOFYAS'A İŞBİRLİĞİ
ÇAĞRISI... Yeni dönemde Kıbrıs Türk tarafının her
çabayı ortaya koyacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı
Talat, iki halkın siyasi eşitliği ve kurucu devletlerin
eşit statüsü olmasının yeni süreçte temel parametreler
olacağını kaydetti. "Yeni bir ortam, yeni bir dönem,
umutluyuz" diyen Talat, Rum yönetimi yeni başkanı Dimitris
Hristofyas'ı kutladı ve işbirliğine davet etti
"GERÇEK NİYETİNİN GİZLENMESİ ADANIN
BÖLÜNMESİNE YOL AÇABİLİR"...
2004 referandumundaki durumla asla
karşılaşılmaması gerektiğini ifade eden Talat,
yeni müzakere sürecinde, "Gerçek hedefin gizlenerek, gözden uzak
tutularak, saklanarak son anda tavır belirlemenin yıkıcı
sonuç getireceğini ve bunun Kıbrıs'ın bölünmesi
anlamına geleceğini" söyledi
"OLDUKÇA UMUTLUYUM..." Çözüm konusunda oldukça umutlu
olduğunu vurgulayan Talat, bunun da nedeninin, Rum liderliğine
"müzakere edeceğim, Kıbrıslı Türklerle sorunu çözmek
istiyorum" diyen bir lider seçilmesi olduğunu söyledi. Önlerinde zor
bir dönem olacağını, iki halkın da kabul edebileceği
bir anlaşmaya varmak gerektiğini belirten Talat, hem kendisinin hem
de Hristofyas'ın işinin zor olduğunu kaydetti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'taki
seçimlerin tamamlanmasıyla başlaması beklenen müzakere sürecinin
2008 sonuna kadar çözüme ulaşmasını beklediğini belirterek,
"Yılsonuna kadar çözüm sürpriz değil" dedi.
Güney Kıbrıs'taki seçimlerin yeni bir dönemi
başlatmasını arzuladıklarını kaydeden Talat,
"zor olacak" diye nitelediği bu dönemde adada iki halkın da
kabul edebileceği bir anlaşmaya varmanın temel hedef olması
gerektiğini vurguladı.
Yeni dönemde Kıbrıs Türk tarafının her çabayı
ortaya koyacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, iki
halkın siyasi eşitliği ve kurucu devletlerin eşit statüsü
olmasının yeni süreçte temel parametreler olacağını
kaydetti. "Yeni bir ortam, yeni bir dönem, umutluyuz" diyen Talat,
Rum yönetiminin yeni başkanı Dimitris Hristofyas'ı kutladı
ve işbirliğine davet etti.
Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra
Cumhurbaşkanlığı'nda bir basın toplantısı
düzenleyerek, Güney Kıbrıs'taki seçimlerin ardından Kıbrıs
konusunda başlaması beklenen süreçle ilgili değerlendirmelerde
bulundu. Cumhurbaşkanlığının üst düzey yetkililerinin
de izlediği basın toplantısı BRTK tarafından
canlı olarak yayınlanırken, KKTC ve TC basını
yanında Rum basınıyla birçok Avrupa ülkesinden medya
mensupları da büyük ilgi gösterdi.
"Rum halkı değişimde karar kıldı"
Cumhurbaşkanı Talat, Rum halkının
değişimde karar kılarak bunca yıldır süren zaman
kaybını ortadan kaldırmak için ilk adımı
attığını kaydederek, Dimitris Hristofyas'ın Rum yönetimi
başkanı seçilmesiyle yeni dönem başlatmasını
arzuladıklarını kaydetti.
Önlerinde zor bir dönem olacağını, iki halkın da
kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak gerektiğini belirten
Talat, hem kendisinin hem de Hristofyas'ın işinin zor olduğunu
belirtti.
2004 referandumundaki durumla asla
karşılaşılmaması gerektiğini ifade eden Talat,
yeni müzakere sürecinde, "Gerçek hedefin gizlenerek, gözden uzak
tutularak, saklanarak son anda tavır belirlemenin yıkıcı
sonuç getireceğini ve bunun Kıbrıs'ın bölünmesi anlamına
geleceğini" kaydetti.
Böyle bir şeyin tekrarlanmasının onarılması
mümkün olmayan sonuçlar doğuracağını ifade eden Talat,
Kıbrıs Türk tarafı olarak önümüzdeki dönemde her çabayı
ortaya koyacaklarını, Kıbrıs Türkü'nün bu konuda
rüştünü ispat ettiğini söyledi.
"Zor koşullarda dahi çözüm istedik ve çözüm için
çalıştık" diyen Talat, önlerindeki dönemi yeni bir dönemin
başlangıcı görerek çalışacaklarını ve
çözümün BM parametreleri çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.
"Yeni bir devlet..."
Talat, bugüne kadarki müzakereler çerçevesinde bir birikim
oluştuğunu, bu birikimin temel unsurları çerçevesinde bir çözümü
başarmak istediklerini, iki halkın siyasi eşitliğinin ve
kurucu devletlerin eşit statüsünün son derece önemli olduğunu
vurguladı.
Başlayacak sürecin iki halkın ve kurucu devletlerin
eşitliğine dayalı yeni bir devlet
doğuracağını ifade eden Talat, bu yeni ortaklık
devleti için de her iki halkın onayının
alınacağını belirtti.
AB'nin her zamanki gibi Kıbrıs Türk halkının hedefi
olduğunu söyleyen Talat, "Maalesef adanın bütünü AB üyesi
değil. Biz bütünün AB'ye girmesini istiyoruz" dedi.
"Yeni bir ortam, yeni bir dönem, umutluyuz" diyen Talat, bu
umudun bütünlüklü çözümle sonuçlanmasını istediklerini, bunun için
çalışacaklarını söyledi.
Hristofyas'ı kutlayarak işbirliği
çağrısında bulunan Talat, istek olursa bu dönemin
Kıbrıs sorunun çözümlenebileceği bir dönem olduğunu
vurguladı.
"En kısa zamanda..."
Cumhurbaşkanı Talat bir soru üzerine, Hristofyas ile önceki
gece telefonda görüştüğünü ve en kısa zamanda görüşmek
üzere karşılıklı niyet belirttiklerini ama tarih
verilmediğini de ifade etti.
Talat, müzakere sürecinin başlamasına ilişkin
öngörüsünün sorulması üzerine de, BM heyetinin mart sonunda
Kıbrıs'ta "sondajlarda" bulunacağını,
görüşmelerin marttan sonra söz konusu heyetin BM Genel Sekreteri'ne
vereceği rapordan ve yapılacak hazırlıktan sonra
başlamasını beklediğini kaydetti.
Bugüne kadarki çözüm müktesebatının hiçbirinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin evrimleşmesinden"
bahsedilmediğini, tüm antlaşmalarda iki halkın referandumunun
öngörüldüğünü belirten Talat, bunun da yeni bir devlet öngörüsünden
kaynaklandığını kaydetti ve ön şart içermediğini
vurguladı.
Çözüm konusunda oldukça umutlu olduğunu vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, bunun da nedeninin, Rum yönetimi başkanlığına
"müzakere edeceğim, Kıbrıslı Türklerle sorunu çözmek
istiyorum" diyen bir lider seçilmesi olduğunu söyledi.
"İmaj yarışı olmasın..."
Yeni bir dönem başladığını, bu dönemde imaj
yarışı yapılmasına karşı olduğunu
kaydeden Talat, referandumdan birkaç ay öncesine kadar tüm dünyanın
Türklerin "hayır" Rumların "evet" diyeceğine
inandırılması örneğini verdi.
"Bir halk kaç defa kandırılabilir" diyen Talat, bu
nedenle imaj oyunları olmaması gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı, bir gazetecinin, "İki çok yakın
yoldaş olarak önünüzde bir anlaşmayı engelleyecek ne
olabilir" sorusunu yanıtlarken de, "aynı yolu yürüyenlerin
yoldaş olabileceklerini, umudunun Hristofyas ile aynı yolu yürümek,
yani Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu" kaydetti.
Talat, "Hristofyas'ın yüzde 75 'hayır', ben ise yüzde 65
'evet'ten başlayacağım. Hristofyas'ın işi daha
zor...Ancak sizi sevmeyen biri varsa siz de soğursunuz. Örneğin
Kıbrıs Türkü'nün AB'ye güveni çok düştü. Referandum öncesi AB'ye
üyelik arzusu yüzde 95'ti, bugün bu oranlar düştü" ifadelerini
kullandı.
Hristofyas'ın seçim dönemindeki söylemlerinin
anımsatılması üzerine de Talat, "Seçim meydanlarında
söylenenler geçmişe yazıldı. Geleceğe de mutlaka etkisi
olacak ancak önemli olan önümüzdeki süreçtir. Ortada sorunu diyalog yoluyla çözmeye
hazır iki lider var" dedi.
Talat, başka bir soru üzerine ise, çok kısa bir
hazırlık döneminden sonra müzakerelere başlayabileceklerini
belirterek, BM'nin nasıl bir süreçte karar kılacağını
bilemediğini söyledi.
Rum halkı neyi reddetti
Talat, "Rum halkının çözümü mü, yoksa Annan
Planı'nı mı reddettiğine" ilişkin bir soru
üzerine, BM Genel Sekreteri'nin 2004'teki raporunda, Kıbrıs Rum
tarafının çözümü reddettiğini vurguladığını,
çünkü planın bizzat BM ile Rum tarafınca
hazırlandığını söyledi.
Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un 2003 Aralık
ayında "harekete geçelim" demesine karşın, 3 ay içinde
ret çağrısı yaparak gözyaşı döktüğünü
anımsatan Talat, buradaki esas eleştirisinin Rum halkına
değil, Rum liderliğine olduğunu kaydetti.
Talat, Rum halkının "çözümü mü, Annan Planını
mı reddettiğinin" artık gereksiz bir tartışma
olduğunu da kaydetti.
Talat, bir iyi niyet adımı atıp
atmayacağının sorulması üzerine de, "imaj yaratmak
için atılacak adımlardan kaçınmak gerektiğini"
yineleyerek, güven yaratıcı önlemler paketini ele alarak bu çerçevede
adımlar atmanın daha doğru olduğunu vurguladı.
"Bölünme"
"Sürecin sonunda bir başarısızlık durumunda
tek taraflı olarak adanın bölündüğünü ilan edip
etmeyeceği" yönündeki bir soru üzerine ise Talat, bu sorunu çözeceklerini
düşündüklerini, bunun için objektif şartların mevcut
olduğunu, şimdi görevlerinin sübjektif şartları da
hazırlamak olduğunu kaydetti. Talat, çözüme iyimser
baktığını belirtti.
AB müdahil olur mu?...
Talat, AB'nin teknik yardımını isteyebileceklerini,
şu anda da teknik işbirliği bulunduğunu ancak müzakerelere
doğrudan bir AB katılımı beklemediklerini de söyledi.
Cumhurbaşkanı, bunun, AB'nin tarafsız olmaması,
Yunanistan ve Rum yönetiminin AB'ye üye olmasından
kaynaklandığını vurguladı.
İki tarafın da kabul edeceği bir çözüme
ulaşmanın gerekliliğini yineleyen Talat, "halkların
bir akıl bir yürek" olarak hareket etmesinin çok zor olduğunu,
Kıbrıs Türkü'nün bunu 2002'de başardığını
ancak bunun her zaman tekrarlanmayacağını vurguladı. Talat,
"Bu nedenle çözüme ulaşmak için liderlerin 'liderlik' yapması
gerekir" dedi.
Değişiklik umut verici
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'ta
yayımlanan "Politis" gazetesine yaptığı
açıklamada da Hrsitofyas'ın kazandığı
başkanlık seçiminin sonuçları için, "Değişiklik
umut verici" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Dimitris Hristofyas'ın
kazanmasıyla gelen değişikliğin önemli ve umut verici
olduğunu" kaydetti.
Talat, seçimlerin ikinci turuna katılan Yannakis Kasulidis ve
Dimitris Hristofyas'ın seçim kampanyası sırasında
Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarının
kendilerine ümit verdiğini ifade etti.
Hristofyas'ın niyetlerinin, eskiden beri bilindiğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, "İki toplumun eşitlik
politikasını ve yönetimdeki payımızı kabul etmesi
durumunda, sanırım herhangi bir sorunumuz olmayacak. Yalnız, ortaya
bir soru çıkmaktadır ki bu soru; Hristofyas'ın, kendisini
destekleyen ittifaktan hangi şekilde etkileneceği veya etkilenip
etkilenmeyeceğidir" dedi.
KIBRIS 26/02/08
Barroso: Hristofyas,
Talat ile BM gözetiminde müzakerelere başlamalı
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Güney
Kıbrıs'ta önceki gün yapılan başkanlık seçimini
kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı kutlayarak, BM
gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerinin geciktirilmeden başlatılması
çağrısı yaptı.
Hristofyas'ı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM
gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya teşvik eden
Barroso, "Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm)
çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim"
dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bugün
yaptığı yazılı açıklamada, Hristofyas ile
aralık ayında bir araya geldiğini hatırlatarak, bu
görüşmede Hristofyas'ın kendisine "Avrupa'nın entegrasyonu
projesine inancını ve Kıbrıs sorununa çözüm için
çalışma kararlılığını
aktardığını" anlattı.
"Seçilmeniz, Kıbrıs sorununda uzun süren
tıkanıklığın aşılması
fırsatını sunuyor" diyen Barroso, "Sizi, bu
şansı iyi kullanarak Kıbrıs Türk toplumu lideriyle BM
gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya şiddetle
teşvik ediyorum. Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm)
çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim"
ifadesine yer verdi.
KIBRIS 26/02/08
Foreign powers hail new
hope for talks
By
Jean Christou
THE
international community moved quickly yesterday in urging President elect
Demetris Christofias to start talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
The UN, Britain, the US and the EU all called for an early meeting between the
two leaders in the hope of kick-starting negotiations that have been
effectively stalled for nearly four years.
Diplomats are cautiously optimistic that Christofias election will provide
momentum for new Cyprus talks. It is no secret that Kasoulides was the
preferred choice of the international community, but in their opinion, any
change in the Greek Cypriot leadership was a move forward.
He [Christofias] is a pro-solution person and for the first time ever Cyprus
will have two moderates facing each other across the table, said one diplomat,
referring to the period when moderate Greek Cypriot leaders were forced to
negotiate with hardliner Rauf Denktash. Then, with Denktash finally out of the
picture, Talat was faced with President Tassos Papadopoulos.
London and Washington yesterday appeared happy to ignore Christofias communist
background and his history of rhetoric against Anglo-American imperialism,
with the US congratulating him on his election and looking forward to
continuing the close relations between our two countries and governments.
Taking advantage of the new paradigm, the first thing Britain did was invite
Christofias for official talks with Prime Minister Gordon Brown in London, in
stark contrast to the diplomatic isolation in which Papadopoulos was kept.
A similar invitation issued from Greece, and Christofias is expected in Athens
early next week, on his way to Brussels.
The Special Representative of the Secretary-general in Cyprus, Michael Moller,
in a written statement, welcomed Christofias intention to move quickly to
start talks. The statement said Moller looked forward to an early meeting of
the leaders and was ready to assist them.
The United Nations remains committed to providing support to Mr Christofias
and Mr Mehmet Ali Talat in their common search for a solution, the statement
said.
UNFICYP spokesman Jose Luis Diaz told the Cyprus Mail it was clear that
Christofias wanted to get the process moving and was reaching out to the
Turkish Cypriots.
All of this is positive, said Diaz. It augurs well for the process.
Diaz said no meeting had been arranged as yet between the two leaders but they
expect one soon. Hes indicated publicly that he wants Mr Moller to facilitate
a meeting, Diaz said.
Christofias later told Reuters he had contacted the UN to facilitate a meeting.
I have already contacted the UN representative, he said. The very first step
will be an exploratory meeting with Talat.
In Brussels, EU President Jose Manuel Barroso said he was confident that under
Christofias leadership Cyprus would further enhance its contribution to the
European Union's priorities and the successful achievement of its goals for the
coming future.
Your election offers the opportunity to overcome the longstanding stalemate on
the Cyprus issue. I would strongly encourage you to grasp this chance and
without delay start negotiations under United Nations auspices with the leader
of the Turkish Cypriot community on a comprehensive settlement, said Barroso.
He added that as President of the European Commission, he would strongly support
the joint effort.
British Foreign Secretary David Miliband said the elections in Cyprus had
generated a renewed sense of hope among both communities on the island that
progress towards a comprehensive settlement could be achieved during 2008.
I hope we can build on this momentum through early efforts to build trust and
confidence between the two communities, said Milliband.
He said that for its part, the UK would support the efforts of the UN in its
search for a comprehensive settlement.
Christofias met earlier yesterday with British High Commissioner Peter Millett,
who gave him a letter inviting him to the UK for talks Gordon Brown.
We look forward to constructive co-operation with the new government of
Cyprus, Millett said after meeting the new President. Millett welcomed
Christofias commitment to work for a Cyprus settlement and the reunification
of Cyprus.
We assured him that he will have our undivided support to achieve this aim,
the High Commissioner said, adding that a meeting with Talat would contribute
towards improving the atmosphere.
I would like to stress that neither Great Britain nor the international
community want to impose a solution on Cyprus. It is up to the two communities
to work amicably under UN auspices, Millett said.
A press statement from Downing Street said 2008 represented a real opportunity
for progress to be made towards a comprehensive Cyprus settlement.
We trust that all parties will demonstrate the necessary political will to
allow negotiations to get underway at the earliest possible date. It will be
essential for the communities to take early steps in order to build trust
between the two communities, it said.
The US embassy also added its voice saying: Like other members of the
international community, we remain committed to utilising our good offices in
the quest for a comprehensive solution to the Cyprus problem, and believe 2008
offers a window of opportunity for significant progress.
CYPRUS MAIL 26/02/08
Wave of optimism
welcomes Christofias in the north
By
Simon Bahceli
AN AIR of
optimism swept through the north yesterday in the wake of Dimitris Christofias
victory in Sundays presidential election.
I am more than happy, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told reporters
at his Nicosia residence. If I were not so happy, I would not have called this
press conference, he added.
The optimism was not limited to the leadership. Yesterday, most Turkish Cypriot
dailies hailed Christofias victory as grounds for hope.
Solution now demanded the front page of left-wing daily Afrika. In his daily
editorial, editor-in-chief Sener Levent said, There can be no more excuses for
non-solution of the Cyprus problem. Denktash is gone; Papadopoulos is gone too,
and on one side we have Christofias and AKEL; on the other we have Talat and
the CTP (Republican Turkish Party). There is no one left on the stage to
obstruct a solution.
The mouthpiece of Talats CTP also expressed optimism yesterday, announcing on
its front page that Cyprus had entered A new era with new actors. Inside,
columnist Sami Ozuslu proclaimed, Welcome Comrade Christofias and highlighted
AKELs tradition of good relations with the Turkish Cypriots.
Political analysts were also optimistic, including Mete Hatay, a Turkish Cypriot
researcher with the Peace Research Institute of Oslo (PRIO), who said, If
these two former political allies [Christofias and Talat] cannot solve the
Cyprus problem, no one can.
On the streets too, there was an air of hope, absent since 2004 when Turkish
Cypriot, having voted yes to the UNs unification plan for the island,
believed decades of isolation would soon be at an end.
I think its really good news, building contractor Imail Ozemek told the
Mail.
Papadopoulos was very hard and dictatorial, like [former Turkish Cypriot
leader Rauf] Denktash. Christofias seems to be willing to make moves towards
peace, he added.
Turkish Cypriot businessman Devrim Celal, however, expressed fears that
Christofias may have already tied his hands in the process of gaining the
backing of other political parties, but added more optimistically, I hope Im
proven wrong.
While upbeat about the prospects for a solution yesterday, Talat nevertheless
warned that the road to a solution would not be an easy one.
There are many obstacles on the way, he said, adding that the hardest part
would be finding a solution acceptable to both communities. While Christofias
would need to convince his electorate of the need to compromise and move away
from the attitude of saying no to a deal, Talat said he would need to rebuild
Turkish Cypriot trust in the EU.
We have to accept the wishes of the two peoples and bring them together in one
agreement.
Talat also warned that if either side sought to use the peace process simply as
a means of improving its image in the international community, while doing
little of substance to solve the longstanding impasse, relations between the
two communities could be irrevocably damaged, and chances of a solution could
be permanently lost.
However shaky Turkish Cypriot trust in the new Greek Cypriot leader may be,
most in the north were hoping yesterday they would be pleasantly surprised at
what AKEL and Christofias had to offer.
AKEL has always been a party of surprises. Lets hope that this time its a
pleasant one, said Hatay.
CYPRUS MAIL 26/02/08
Right-wing thugs on
election night hooligan rampage
By
Stefanos Evripidou
THE ELECTION
victory of left-wing candidate Demetris Christofias on Sunday night sparked off
violent reactions as hooded right-wing thugs went on the rampage in Nicosia and
Limassol, attacking five moving cars, including a police car, and setting
alight rubbish bins, cardboard boxes, skips and wild scrub.
A little after 7pm, following the defeat of right-wing presidential candidate
Ioannis Kasoulides, the Fire Service was on constant call as fires broke out
across Nicosia.
According to a police press officer, hooligans set fire to rubbish bins on
Saripolou Street in Nicosia, Ayios Pavlos Street in Ayios Dhometios, and
Vyzantiou Street in Engomi. Two skips were burnt in Vasileos Pavlou and
Tagmatarchi Poliou streets, while a patch of wild scrub also bore the brunt of
election mania in Tagmatarchi Poliou.
At around 8pm, cardboard boxes were set alight in Telepeniou Street which
spread to a broken down car left outside Subaru garage in the Engomi industrial
area. Just after midnight, another rubbish bin was set alight by a lit
cigarette on Kennedy Avenue, while a deliberate fire was also started on Anexartisias
Street. All fires were put out by the Fire Service.
The wrath of election losers was not restricted to pyrotechnics, but manifested
itself in violent attacks on motorists. At around 6.30pm, a 20-year old student
driving his car on Ayios Antoniou Street behind the Apoel football club was
attacked by 20 hooded hooligans wearing Apoel scarves. They stopped the car,
and began hitting it with iron bars and clubs, causing 3,000 worth of damage.
Nicosia CID, Ayios Dhometios and Lykavitos police stations are investigating
the crimes.
On the same night in Limassol, more football hooligans went on the rampage, but
this time representing Apollonas football club.
At around 9pm, a 39-year-old driving on Anexartisias Street was attacked by
hooded youth wielding clubs. They damaged the front and back of the car.
Half an hour later, a 20-year-old on the same street was attacked by hooded
youths wearing Apollonas t-shirts, waving Greek flags and wooden clubs. They caused
2,500 worth of damage to the car.
When a police patrol car was called to investigate a report at 11pm that hooded
youths were throwing stones at passing cars on Pasteur Street, the unit was
targeted by the unruly mob who threw a hail of stones, causing the windshield
to crack.
At around the same time, a 27-year-old driving his car on Gladstone Street was
also attacked by Apollonas fans, who damaged his car using their hands and
feet.
No arrests were made. The Limassol Minor Crimes Unit is investigating.
CYPRUS MAIL 26/02/08
Irish company ditches
mortgages for north after storm of protest
By
Jean Christou
A COMPANY in
Ireland that last month began offering mortgages to Irish and British citizens
to buy property in the north has withdrawn the service, Irish media have
reported.
Global Mortgages Direct, which describes itself as Irelands first
international mortgage brokerage specialist, began advertising the offers
earlier this month.
But according to the reports, the company had second thoughts and withdrew the
service little more than a day later.
The Irish newspaper the Sunday Tribune reported that Global
Mortgages Direct had taken the decision to withdraw after considering the
implications and the Irish government's stance on the issue. The company said
the service had been withdrawn the day after its launch.
The decision was made following discussions with Cypriot officials in Ireland,
and having taken account of the Irish government's strong warnings about buying
property in the Turkish Cypriot breakaway state.
Director Mark Gannon told the Sunday Tribune the company had arranged a
facility to source mortgages with a respected Turkish bank after "regular
requests" from people interested in buying property in northern Cyprus.
He said the reaction to the decision to offer mortgages on the north of the
island "took us from left field".
"We didn't expect the fall-out. . . It was pretty full-on."
Gannon said the decision to withdraw the facility immediately "relates to
the Irish government's stance".
The Tribune said many Irish citizens had purchased property in northern Cyprus.
However, like Britain, the Irish government issues a warning to prospective
buyers on its website strongly advising them to seek qualified independent
legal advice due to potential claims related to title and ownership from
Cypriots displaced in 1974, which may lead to serious financial and legal
repercussions.
It adds that potential buyers may face legal proceedings in the courts of the
Republic of Cyprus, decisions of which can be executed elsewhere in the EU,
including Ireland. Cypriot law was also recently amended making it a criminal
offence, with penalties of up to seven years imprisonment, to purchase, sell,
rent or promote or advertise the sale of property in Northern Cyprus owned by
Greek Cypriots, the website says.
Any attempt to undertake such a transaction is also a criminal offence under
Cypriot law. The law is not retrospective and took effect on October 20, 2006,
it advises.
When the advertisement first went out, Gannon told the Cyprus Mail he had
received some queries about the legal implications for buyers purchasing in the
north, but he said: What we do is facilitate mortgages, not sell or buy the
properties. Gannon said that for the company it was an issue of Buyer Beware.
CYPRUS MAIL 26/02/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 23:30 TSİ 26 Şubat 2008 Salı
LEFKOŞA
- Rum yönetimi liderliğine seçilmesi nedeniyle Rum Meclisinde düzenlenen
uğurlama töreninde konuşan Hristofyas, Kıbrıslı
Türklerin beklentileri olduğuna da inandığını ifade
ederek, hem kendisinin, hem de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın sonuca ulaşmak için sorumluluğu olduğunu
belirtti
Rum
haber ajansına göre, Talatla birlikte sorunları halletmeleri
gerektiğini söyleyen Hristofyas şöyle konuştu:
Kıbrıs Türk toplumunda da bir beklenti var. Talat ve benim
sorunları halletmemiz gerekiyor. Onlarla aynı görüşteyim.
Gerekli anlayışı bulmamız gerekiyor. Ancak şu bir
gerçek ki Türkiyeye de çok iş düşüyor. Halka daha adil toplum sözü
verdim. Bu doğrultuda epey yol katedildi, ancak ben inanıyorum daha
çok şeyler yapılabilir, geliştirilebilir ve benim de hükümet
programında söylediğim halkın da onayladığı
budur.
Kıbrıs sorununu çözmek için her çabayı göstereceğini
belirten Hristofyas, Prensipler esasında ülkeyi yeniden birleştirmek
ve Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, Maruni, Ermeni ve
Latin tüm Kıbrıslıların insan haklarının elde
edilmesi için her çabayı göstereceğim dedi.
Hrsitofyas, perşembe günü mecliste yemin ederek yeni görevine
başlayacak.
HRİSTOFYASTAN TALATLA GÖRÜŞMEK İÇİN
GİRİŞİM
Bu arada Hristofyas, seçildikten bir gün sonra, Adadaki Birleşmiş
Milletler temsilcisi ile görüşerek, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatla bir araya gelme talebini iletti.
Kıbrıs Rum kesiminin yeni lideri Dimitris Hristofyas, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile biraraya gelmek istediğini
belirtti.
Kıbrısın
birleşmesi yönünde atılacak ilk adımın Talat ile
yapılacak hazırlık toplantısı olduğunu söyleyen
Hristofyas, Bu konuda Birleşmiş Milletler temsilcisi ile temas
kurdum bile dedi.
Öte
yandan İngiltere Başbakanının Kıbrıs temsilcisi
İşçi Partisi milletvekili Joan Ryan, Avam Kamarası Türk Dostluk
Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, Adadaki
son seçimin ardından daha adil ve kalıcı bir çözüme
ulaşılması için eşsiz bir fırsat
yakalandığını, iki tarafın bu yıl içinde çözüm
için tekrar harekete geçmesini umduğunu söyledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:12 TSİ 25 Şubat 2008 Pazartesi
İSTANBUL
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dimitris Hristofyasın
Rum halkının değişim isteği sonucunda iktidara
geldiğini belirterek, Bu seçimin yeni bir dönemi
başlatmasını arzu ediyoruz diye konuştu. Talat,
Hristofyasın seçim döneminde söylediklerini geçmişe yazalım
dedi.
Lefkoşada basın toplantısı düzenleyen Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Rum tarafında çok iyi ve uzun yıllar
tanıdığı bir liderin seçildiğini belirterek,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda oldukça umutlu olduğunu ve
yeni süreçte her türlü çabayı ortaya koyacaklarını söyledi.
Talat, seçimin galibi Hristofyası yeniden kutlayarak, en kısa sürede
müzakere için birlikte olmaya çağırdı.
Cumhurbaşkanı Talat, 2008 yılı sonuna kadar çözümün mümkün
olduğunu ve bunun sürpriz olmayacağını belirterek, bu sefer
de başarıya ulaşılamaması halinde
Kıbrısın birleştirilmesinin çok
zorlaşacağını vurguladı.
UMUTLUYUM
Umutsuz olması için bir neden olmadığını bildiren
Talat, Rum tarafında Müzakere edeceğim, Kıbrıs sorununu
çözmek istiyorum, bunu Kıbrıslı Türklerle müzakere ederek
yapacağım diyen bir liderin seçildiğini belirtti.
Yeni bir dönem başladığını ve bunun imaj
yarışı olmaması gerektiğini kaydederek, 24 Nisan 2004
Annan planı referandumlarına atıfta bulunan Talat, referandumdan
birkaç ay önce, Rum tarafının evet, Türk tarafının da
hayır diyeceği imajının
yaratıldığını hatırlattı. Talat,
şunları söyledi:
İmaj oyunlarından uzak durulmasından yanayım. Bu son
derece önemlidir. Çünkü bu tekrarlanırsa artık onarılması
mümkün değil. Yani Kıbrıslı Türkleri tekrar bu kürsüde,
burada, bu kapsamda bulmaz kimse o zaman. Bir halk kaç defa
kandırılabilir. Çok kritik bir dönemdeyiz, eğer bu sefer de
başarıya ulaşamazsak Kıbrısın
birleştirilmesi çok çok zorlaşacak.
İKİMİZİN
DE ÇOK ENGELİ VAR
Hristofyas ile eski yoldaşlar olarak çözüm için Rum ve Türk
tarafının önündeki en büyük sorun ne olabilir? sorusuna Talat, Bir
kere aynı yolu yürüyenler yoldaş olurlar, benim umudum aynı yolu
yürümek, Kıbrıs sorununu çözmektir. İkimizin de çok engeli var.
Altını çizerek vurgulamalıyım, iki halkı da aynı
hedefte bütünleştirebilmek gerekiyor. Süreç iki taraf için de kolay olmayacak.
Hristofyas yüzde 75 hayırdan başlayacak, ben yüzde 65 evetten
başlayacağım. O yüzden kendisine başarılar diliyorum.
Çok iyi çalışmak lazım. Sizi sevmeyen birisi varsa
karşınızda, ona tepki olarak siz de yavaş yavaş
soğursunuz. Yapılan anketlerde ABye güven çok büyük oranlarda
düştü. Referandumdan önce AB arzusu yüzde 95ti şeklinde cevap
verdi.
Hristofyasın seçim döneminde söylediklerini geçmişe yazalım
diyen Talat, sorunun diyalog yoluyla çözüleceğine inanan iki lider
bulunduğunu dile getirdi.
Müzakere sürecinin nasıl başlayacağının öngörüsünü
gazetecilere bırakan Talat, KKTC tarafının kısa bir
hazırlık süresinin ardından müzakerelere hazır
olabileceğini ifade etti.
MART
AYINDA BM HEYETİ GELECEK
Mart ayı sonunda BMden bir değerlendirme misyonunun adaya
geleceğini ifade eden Talat, bu değerlendirmeden sonra BM Genel
Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyine rapor sunulacağını ve
tarafların pozisyonlarının belirleneceğini söyledi. Talat,
müzakerelerin bundan sonra başlayacağını bildirdi.
Beklentisinin, başlayacak müzakere sürecinin, 2008 yılı sonuna
kadar Kıbrıs sorununun çözümüne yol açması olduğunu
belirten Talat, yıl sonuna kadar çözümün mümkün olduğunu ifade etti
ve Bu sürpriz olmaz dedi.
Yunanistan ve Güney Kıbrısın üye olduğu ABnin Kıbrıs
sorununun çözümünde tarafsız olmadığını kaydeden
Talat, bu şekliyle ABnin sorunun çözümünde ara bulucu olmasının
zor olduğunu, ancak uyum sürecinde ABnin teknik katkısına
ihtiyaç olduğunu söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, Hristofyasın
kendisinden görüşme isteminde bulunmadığını, ancak dün
akşam telefonla görüştüklerinde, kısa sürede bir araya gelme
konusunda niyet belirtiklerini ve tarih ortaya koymadıklarını
söyledi.
"Hristofyas geciken barış için umut"
|
27 Şubat, 2008 10:38:00 (TSİ)
CNN TURK |
İngiliz The Independent gazetesi, AKEL
başkanı Dimitris Hristofyas'ın Rum liderliğine seçilmesinin
''bölünmüş Kıbrıs'ta zaten çok gecikmiş olan
barış için büyük umut olduğu'' yorumunda bulundu.
Gazetenin
baş makalesinde, "Hristofyas'ın seçiminin, Kıbrıs
sorunundaki tıkanıklığın giderilmesi için son
yıllardaki en büyük şans olduğu" belirtildi.
Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmeye hazırlandığı ifade edilen yazıda,
geçmişte pek çok kez çözüm umudunun doğduğu, ancak bir sonuç
alınamadığı hatırlatıldı.
Annan planına tepkileri göz önüne alınmadan Rumlara AB'ye tam üyelik
sözü verilmesinin BM planını baltaladığı ifade edilen
yazıda, bu uzlaşmazlıktan sorumlu olan Tasos Papadopulos'un
liderlikten uzaklaştırıldığı belirtildi.
Yazıda, Kıbrıs sorununun, "İslam ile
Batı'nın uzlaşmasına yardım edebilecek Türkiye'nin AB
üyeliği önünde uzun zamandır engel oluşturduğu" da
ifade edildi.
"Rumların, Kosova'nın
bağımsızlığının çok sayıda ülke
tarafından tanınmasıyla, Soğuk Savaş döneminden sonra
büyük güçlerin, etnik, din,dil ve kültürel olarak farklı toplumlar
açısından tek çözüm olarak ayrılmayı gördüğünü fark
ettiği" görüşü dile getirilen yazıda, "Rumların
kalıcı bölünmeye daima karşı çıktıkları,
ancak çözüm için ihtiyaç duyulanın siyasi iradenin şimdi ortaya
çıkabileceği" belirtildi.
Rumlarda komünist başkan dönemi
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubat'ta ikinci turu yapılan
'başkanlık' seçimini AKEL Genel Sekreteri ve Dimitris Hristofyas
oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı.
Leading article: A reconciliation long overdue
Wednesday, 27 February 2008 THE INDEPENDENT
The election of
a new president in Cyprus brings the best chance in years to break the deadlock
that has divided Cyprus since 1974 when a coup by Greek Cypriots, who wanted union
with Greece, was countered by the invasion of the island by Turkish troops. In
advance of this week's election, the man who won, Demetris Christofias, had
signalled that change was a priority. He has already arranged a meeting with
Mehmet Ali Talat, the leader of the Turkish Cypriots in the north of the
partitioned island. The two men have had friendly relations for a number of
years.
The world will
not hold its breath. There have been many false dawns over the years. There are
big problems to solve in a conflict that has brought Greece and Turkey, both
members of Nato, close to war three times in as many decades. Turkish Cypriots
accounted for just 18 per cent of the population before Turkish forces seized
37 per cent of the island. There are thorny issues about the recovery of Greek
property in the north, about the return home of refugees, and about whether
some Turkish troops should remain on the island. There are 80,000 Turks who
settled on the island after the invasion who want to stay. There is Turkey's
refusal to open up its trade to southern Cyprus, and Greek opposition to EU
efforts to establish direct trade and economic links with northern Cyprus.
The last,
complicated, UN peace plan was scuppered in 2004 by Greek Cypriots who had been
foolishly promised admission to the EU regardless of how they voted on the
plan. But the man who masterminded their intransigence, Tassos Papadopoulos a
hard-line nationalist who fought the British for independence in the 1950s, and
in the 1990s set up companies through the Milosevic regime circumvented a UN
embargo has now been ousted as President.
A solution is
important, for Cyprus is a key piece in the international jigsaw. The island's
partition has long stood as an obstacle to Turkey's bid to join the EU, a
development that could help bring Islam into cohabitation with the West a
task given added urgency as Turkey teeters on the brink of war in the Kurdish
regions.
The widespread international
recognition of the independence of Kosovo has concentrated Greek Cypriot minds
on the fact that the centrifugal forces of the post-Cold War world suggest that
separation is the solution for ethnically, religiously, linguistically and
culturally different communities. Permanent partition is a solution the Greek
Cypriots have always abhorred. Political will has been the missing ingredient
in Cyprus for many years. That may now be about to change.
Diyanet'in hadis yorumlama çalışması FT'de
|
27 Şubat, 2008 11:02:00
(TSİ) CNN TURK |
Financial Times, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın
''hadisleri yeniden yorumlama'' çalışmasının sona
yaklaştığını, projenin İslam dünyası ve
Batı'da ateşli bir tartışma yaratmasının beklendiğini
yazdı.
İngiltere'de yayımlanan gazetenin Ankara Temsilcisi
Vincent Boland'ın imzasını taşıyan "Peygambere
yeni bakış çalışması sona yaklaşıyor"
başlıklı haberde dikkat çeken satırlar şöyle:
"Türkiye'deki dini yetkililer, Muhammed Peygamber'in yaptıkları
ve söylediklerinin yeniden yorumlanması çalışmasını
tamamlamaya yakın.
Projenin İslam dünyasında ve Batı'da ateşli bir
tartışma yaratması bekleniyor.
Projenin amacı, şeriat hukukundaki diğer unsurların
yanı sıra kadına baskıyı
meşrulaştırmakta kullanılan hadisleri yeniden yorumlamak,
uydurma olduğu düşünülenleri de atmak.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez,
yeniden yorumun amacının hadisleri bilimsel ve tarihi anlamda daha
doğru ve 21'inci yüzyıl Türk insanına daha uygun hale getirmek
olduğunu söylüyor."
Gazete, çalışmanın 3 yıldır sürdüğünü bildirdi.
Turkey's fresh look at Prophet
nears end
By Vincent Boland in Ankara
February 27 2008
Turkey's religious authorities are close to
completing a significant revision of the reports and interpretations of what
the Prophet Mohammed said and did, in a project likely to generate fierce
debate in the Muslim world and the west.
The three-year project to reinterpret the hadith -
reports and commentary on the words, deeds and opinions of Mohammed - is
expected to be completed this year. Its aim is to edit out those hadiths that
are used as justification, among other things, for the oppression of women in
Sharia law.
Mehmet Gormez, deputy director of the Diyanet,
Turkey's state body for religious affairs, said yesterday the
"reinterpretation" was aimed at making the proverbs, sayings and
commentary that constitute the hadith more suitable to 21st century
Turkish people and more scientifically and historically accurate.
"The main idea is to make the hadith more
understandable by today's people with a new interpretation, which is the
correct term for what we are doing," he said in a telephone interview. He
said a team of 35 scholars was working on the project, which began in 2006 but
has received little attention so far. Turkey is 99 per cent Muslim but has a
strict constitutional separation of religion and the state.
Much of Sharia law is based on the hadith and
not on the Koran, which is the literal word of God for Muslim believers. A
substantial body of hadith is used to justify the oppression of women,
the stoning of adulterers and other controversial aspects of Sharia law.
Compilations of hadith were collated two centuries after the Prophet's
death in the 7th century.
Turkey's socially and religiously conservative
government, which won a landslide re-election victory in July last year after a
fierce clash with the country's hardline secular establishment, ap-pears keen
to show its reformist credentials in the area of religious belief by
encouraging the Diyanet project.
Mustafa Akyol, a commentator who has written about
religion in modern Turkey, said the project reflected the fact that
"people who speak on behalf of Islam [in Turkey] have to take on board
modern notions of equality in society".
Much of the government's reform initiative is based
on its initial goal of getting the country into the European Union, though this
ambition may be fading somewhat. However, it has done more than its secular
predecessors, for example, to stamp out honour killings in rural Turkey and to
ensure that girls get an equal education to boys.
This month, parliament passed by an overwhelming
majority legislation to allow girls at state universities to wear the Muslim
headscarf, which had been banned on campus after a military coup in 1980. The
headscarf move has caused a furore and split the academic establishment into
those fiercely opposed to lifting the ban and those who argue that the issue is
one of civil rights for individuals.
Prof Gormez said the reinterpretation of the hadith
now under way was the second to have been carried out by Turkey. The new
republic's first parliament revised the hadith after the country was
founded in 1923.
İlk jesti Rumlar yapmalı
|
|
Yeniden
birleşme yanlısı Hristofyas'ı seçen Kıbrıslı
Rumların yeni bir fırsat istediği ortada. Türklerle müzakere
için ilk jesti Rumların yapması gerektiğinde de neredeyse herkes
hemfikir
27/02/2008
RADIKAL
Helena
Smıth
Korku
tacirliği, Türklere haksızlık ve yalanlarla geçen beş
kasvetli yılın ardından Kıbrıslı Rumların
nihayet yeni bir devlet başkanı var. Sovyet tedrisatından
geçmiş kalıplı bir 'halk adamı' olan Hristofyas, hem
adanın ilk komünist lideri hem de 27 üyeli AB'nin ilk komünist devlet
başkanı olarak çifte unvan kazandı.
61 yaşındaki emektar siyasetçinin muhafazakâr rakibi Kasulidis'e
karşı açık ara kazandığı zaferin közü daha
soğumamışken, Kıbrıs'ı tekrar birleştirme
yeteneğine övgüler yağmaya başladı. 'Umudun dirilmesinden'
dem vuran Britanya Dışişleri Bakanı Miliband'dan, sonucu
'çıkmazın aşılması için en güzel fırsat' diye
değerlendiren Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'ya kadar herkes
az rastlanır bir iyimserliğe kapıldı ve Kıbrıs'ta
aniden bir heyecan fırtınası esmeye başladı.
Kıbrıs Türk lideri Talat bile adanın 34 yıllık
bölünmüşlüğünü ortadan kaldıracak bir çözümün nihayet
belirdiğine dair coşkulu beyanlar vermekte vakit kaybetmedi. Talat'a
göre masanın karşı tarafında ılımlı
Hristofyas'ın oturmasıyla, Doğu Akdeniz'in bu netameli
köşesinin '2008 sonuna doğru' tekrar birleşmesi mümkün
olabilirdi.
Kıbrıs'ın hayati bir dönüm noktasında olduğu inkâr
edilemez. Çoğunluğu teşkil eden Rumlar vaktin düşman
olduğunu, geçen her yılla birlikte, kum torbaları ve mermi
delikleriyle dolu BM kontrolündeki 'ölü bölge'nin (1974'ten beri Türklerle
Rumları bu bölge ayırıyor) daha da kalıcı hale
geldiğini ve oraya baktıkça bir savaşın kaybedildiğini
ve topraklarının üçte birinin o savaşla
alındığını hatırlayacaklarını
açıkça anladı.
Bu tatsız bölünmenin iki tarafındaki Kıbrıs
vatandaşları her zamankinden daha fazla yorulmuş halde. Ve dört
yıl önce, şimdi koltuğa veda eden milliyetçi lider
Papadopulos'un çağrısıyla BM'nin yeniden birleşme
planını ezici bir oranla reddeden Rumların, bir ikinci şans
verilmesini istedikleri alenen ortada.
Seçimsiz geçecek 2008, Lefkoşa, Atina ve Ankara'da olumsuz bir siyasi
gelişme de yaşanmazsa, çıkmazın aşılması
açısından kusursuz bir fırsat. Hristofyas, partisi AKEL'in
kuzeydeki sendikalarla geleneksel bağlarından dolayı,
Kıbrıslı Türklerle diğer Kıbrıslı Rum
siyasetçilerden daha iyi ilişkilere sahip.
Fakat bu kadarı yeterli olmayabilir. Sonucun belli olmasının
üzerinden daha birkaç saat geçmişken, kuzeydeki devletin mali destekçisi
Türkiye, AKEL'in seçimi Papadopulos'un taviz vermeyen DİKO partisinin
desteğiyle kazandığına dikkat çekerek haliyle şu
soruyu sordu: Yoksa aynı sertlik yanlısı siyaset 'farklı
bir yüzle' mi sürdürülecekti?
Umutların boşa çıktığı on yılların
ardından Lefkoşa'daki diplomatlar, gerek BM'nin gerekse Brüksel'in
'görüşmeler hakkında görüşüp durmaya' hiç arzulu
olmadığını söylüyor. Müzakerelerin yüksek maliyetini göze
almadan önce sorunun özüne inen gerçek bir kararlılık görmek
istiyorlar. Hemen hemen herkes, bu kez ilk jesti yapma görevinin Rumlara
düştüğünde hemfikir -güvenilirliklerini geri kazandıracak ve
boşa harcanan beş yılın ardından gerçekten çözüm istediklerini
gösterecek bir jest.
Lefkoşa'daki
hattan başlayabilir
Hristofyas'ın güven artırıcı bir tedbiri hayata geçirerek
ilk adımı atması gayet iyi olur; sözgelimi Lefkoşa'yı
ortadan bölen ateşkes hattının askerden
arındırılmasına izin verebilir. Bu kuşku
hattının iki tarafında üniformalı askerler hâlâ birbirlerine
top namlularının üzerinden bakıyor. Yani her an vahim bir olay
patlak verebilir.
Elbette hâlâ üstesinden gelinmesi gereken büyük engeller var. Adada 'iki
bölgeli, iki toplumlu bir federasyon'un yaşayabilmesi için idare,
güvenlik, toprak ve mülk gibi çetrefilli meseleler çözülmeli. Kuzeyde 40 bin
askeri bulunan ve AB hedefleri de doğrudan doğruya
Kıbrıs'ta başarıyla bağlantılı olan
Türkiye'ye de büyük iş düşüyor.
Fakat Hristofyas ve Talat şeytanın bacağını
kırıp anlaşabilirse, Kıbrıs dünyanın sorunlu bir
bölgesinde iki halkın barış içinde bir arada
yaşamasının örneği haline gelebilir. (25 Şubat 2008)
Hristofyas'la yepyeni bir fırsat doğdu
|
|
Kıbrıslı
Rumların, bölünmüşlüğe son vereceğini vaat eden
Hristofyas'ı seçmesi, federal çözümün hâlâ masada olduğunun
göstergesi. Hristofyas Papadopulos'tan destek almış olsa da, yepyeni
bir çözüm fırsatı doğdu
27/02/2008 RADIKAL
Doğu
Akdeniz'deki netameli bir adada yapılan seçimden komünistlerin galip
çıkması normalde pek de hayra âlamet sayılmaz.
Karşımızda bir istisna var: Kıbrıslı
Rumların solcu AKEL partisinin lideri Hristofyas'ı ezici bir
çoğunlukla devlet başkanlığına seçmesi, bölünmüş
adayı tekrar birleştirmek ve AB'nin Türkiye'yle giderek sarpa saran
ilişkilerini düzeltmek bakımından önemli bir fırsat
teşkil ediyor.
Hristofyas 'soluk pembe' programından dolayı değil, daha önce
destek verdiği sertlik yanlısı milliyetçi devlet
başkanı Papadopulos liderliğindeki hükümetin
Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüne çözüm getirme çabalarına
ayak diremesinden dolayı kazandı. Papadopulos seçimin ilk turunda
aşağılayıcı bir üçüncülük aldı. Rum liderin
sahneden silinmesi, anlaşmanın önünde aşılmaz bir duvar
gibi duran Kıbrıslı Türk lider Denktaş'ın dört
yıl önce bertaraf olmasının siyasi muadiliydi.
Denktaş'ın düşüşü Kıbrıslı Türklerin,
Türkiye'ye AB üyeliği yolunu açmaya kararlı Ankara hükümetinin de
çağrısıyla BM Genel Sekreteri Annan'ın
hazırladığı birleşme planına destek vermesinin
ardından gerçekleşti.
Ne var ki AB'den üyelik garantisi alan (ki büyük bir hataydı)
Kıbrıslı Rumlar BM planını reddetti. Bu reddi telafi
etmek kolay olmayacak. Hristofyas dört yıl önce ret
yanlılarını destekledi. Bunun nedeni Annan planının
bazı kısımlarının (toprakların geri verilmesi ve
mültecilerin dönüşü, Türk birliklerinin Kuzey Kıbrıs'taki varlığının
devamı veya anayasa gibi konular), Kıbrıslı Rumlar
arasında rahatsızlık yaratmasıydı ve bu
rahatsızlık sürüyor. Ayrıca AKEL lideri pazar günkü zaferini
kazanırken Papadopulos'tan da destek aldı.
Bununla birlikte, Hristofyas'ın zaferi adanın her iki kesimindeki
Kıbrıslıların federal bir çözümü hâlâ istediğini
gösteriyor; mevcut durum Kuzey Kıbrıs'ı tecrid edip AB'yle
Türkiye arasında gerilim yaratmakla kalmıyor, Brüksel'in
Lefkoşa'dan duyduğu rahatsızlığın artmasına
da yol açıyor.
AB de şansın farkında
Şimdi gelinen noktada AB, bile isteye katkıda bulunduğu
Kıbrıs çıkmazından kurtulma şansını
yakalamış durumda; Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'nun
hemen yeni görüşmeler için çağrıda bulunması, söz konusu
şansın farkına varıldığının göstergesi.
Yeni Kıbrıs Rum liderliği temkinli davranacak ve Annan
planını satabilmek için gözle görünür değişikliklerin
peşine düşecektir.
Fakat Rum yönetimi en azından anlaşmaya ilkesel olarak itiraz etmiyor
artık. (Başyazı, 25 Şubat 2008)
AB Kıbrıslı Türklere borçlu
|
|
Kıbrıs'ta
anlaşma sağlanması, AB'nin taraflara yapacağı
baskıya bağlı. AB, Annan Planı referandumu sonrası
Türklere borçlu kaldı...
27/02/2008 RADIKAL
Bir
komünistin iktidara gelişinde fayda gördüğümüz seyrektir, ama
Hristofyas'ın Kıbrıs Rum cumhurbaşkanlığı
seçimindeki zaferi, Rum ve Türkleri 30 küsur yıldır ayıran
duvarı yıkmak için tam da gereken etken olabilir. Eski Sovyet
eğitimli siyasetçi kampanyasını, bölünmüş adanın kuzeyindeki
Türklerle barış görüşmelerini yeniden başlatmaya
dayandırmıştı. Zafer konuşmasında da
"Halklarımızı yeniden birleştirmek gibi ortak bir
vizyonumuz var" dedi. Rum liderin görüşmeleri hemen başlatma
vaadine, Kıbrıslı Türk muhatabı Devlet Başkanı
Talat da benzer yanıt verdi: "Kıbrıslı Rumlar
değişime karar verdi. Bunu gerçekleştirebilecek birini
seçtiler."
Türk askerlerinin, adayı Yunanistan'la birleştirme tehlikesi yaratan
Atina destekli bir darbe sonrası kuzeyi istila ettiği 1974'den beri
ilk kez, Kıbrıs'ın her iki bölümü de taviz vermeye istekli
görünen liderlerce yönetiliyor. İhtilafın
sonlandırılması, bu adanın sınırlarını
kat kat aşacak faydalar sağlayabilir. Türkiye'nin AB'ye girişini
kolaylaştırabilir, Yunanistan'la Türkiye arasındaki
ilişkileri de iyileştirebilir.
Ayrıca AB'nin Kosova'nın bağımsızlığı
konusunda ortak duruş belirlemesine de yardım edebilir. Türk
bölümünün uluslararası alanda tanınmasına yol açacağı
korkusuyla Kıbrıs Rumları, birkaç AB ülkesiyle birlikte
Priştine'nin hareketine itiraz etmişti. Kim bilir belki
Kosova'nın, Rumları kendi evlerinde 'değişime' oy vermeye
ikna etmede etkisi olmuştur. Kosova'nın
bağımsızlığını gören Kıbrıs Rum
halkı, Türk kısmın adada kalıcılık
kazanmasını önlemeye odaklanmış olabilir.
Adanın iki tarafında ılımlı liderlerin bir araya
gelmesi ümit verse de, Kıbrıs'ın en uzun süredir çözülmemiş
sorunlardan biri olarak kalması boşuna değil.
İktidar paylaşımı, mültecilerin tazminatı ve Türk
askerlerinin çekilmesi konularında uzlaşma kolay sağlanmayacak.
Bir anlaşmaya varılabilmesi AB'nin her iki tarafa
uygulayacağı baskıya bağlı olacak, ama AB'nin bilhassa
Kıbrıs Türklerine özel bir borcu var. Brüksel 2004'te Rumları,
BM'nin adayı birleştirecek barış planını
reddetmelerinden sadece bir hafta sonra AB'ye almak gibi tarihi ve aptalca bir
hata işlemiş, Kıbrıslı Türkleriyse, anlaşmayı
kabul etmelerine rağmen yüzüstü bırakmıştı.
Hristofyas'ın ekonomik politikaları nasıl peki? Parti merkezinde
gururla gösterilen Lenin büstüne ve kırmızı bayraklara
rağmen, pazar ekonomisini sürdüreceğine, kamulaştırma veya
vergi artırma gibi sosyalist fikirlerden uzak duracağına yemin
ediyor. Eski komünistlerden ziyade eski Britanya İşçi Partisi'yle
uyuşmaya çalışıyor.
Kıbrıslı Rumlar AB üyeliğinden büyük yarar
sağladı. Büyümeleri dış yatırıma bağlı,
Hristofyas bunu gözden kaçırmasa iyi eder. Partisi yeterince pragmatik ve
bir sürü kârlı şirkete sahip, bu yüzden girişimcilere sert
davranmayacak. Başkanın komünist dogmatizmi kendini ekonomiden ziyade
dış politikada gösterebilir. Hristofyas bölgedeki NATO ve ABD etkisine
karşı temkinli. Sovyetler Birliği Sosyal Bilimler Akademisi'nde
doktorasını verdiği yıllardan kalma akıcı
Rusçası olan Hristofyas, Batı'dan ziyade Kremlin'e yakın gibi.
Yeni başkan, yol tıkayıcılığıyla nam salan
Kıbrıslı Rumları temize çıkarmak için görüşmeleri
yeniden başlatır, ama bunu yaparken AB'de Moskova yanlısı
bir çizgiyi savunup ülkesini yine tecrit ederse yazık olur.
(Başyazı, 26 Şubat 2008)
Möller'den Talat ve Hristofyas'a çağrı: Erken
zamanda bir araya geliniz
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Möller, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi yeni
başkanı Dimitris Hristofyas'ın erken zamanda bir araya gelmesi
çağrısında bulundu.
Möller, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP)
Basın Sözcüsü Jose Diaz aracılığıyla
yaptığı yazılı açıklamada, Rum
başkanlık seçimini kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ı kutladı.
Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunması yönünde müzakerelere süratle başlama niyetini memnuniyetle
karşıladığını belirten Möller, "Bu
bağlamda liderlerin erken zamanda bir araya gelmesini ümit ediyorum. Bunun
için liderlere yardımcı olmaya hazırım" dedi.
BM'nin; soruna çözüm bulma arayışlarında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi yeni
başkanı Dimitris Hristofyas'a destek verme taahhüdünü
sürdürdüğünü ifade eden Möller "Birleşmiş Milletler,
Sayın Hristofyas ve Sayın Mehmet Ali Talat'ın soruna çözüm bulma
çabalarına destek verme taahhüdünü tutmaya devam etmektedir" dedi.
Danimarkalı diplomat Michael Möller'in Kıbrıs'taki görev
süresinin mart ayı sonunda sona ermesi ve yerine yeni bir temsilci
atanması bekleniyor.
KIBRIS 27/02/08
Straw: Kıbrıs'ta adil ve eşit bir çözüm
istiyoruz
Ryan: Kıbrıs konusunda çok önemli bir noktadayız
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Türkiye'nin İşçi Partili Dostları Grubu, Avam
Kamarası'nda düzenlediği resepsiyonla kuruluşunun birinci
yıl dönümünü kutladı.
Resepsiyona katılan İngiltere Adalet Bakanı Jack Straw
ve İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi Enfield Milletvekili Joan
Ryan, Kıbrıs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Adalet Bakanı ve Eski Dışişleri Bakanı Jack
Straw, gecede yaptığı konuşmada Kıbrıs Rum
kesiminde yapılan seçim sonucunun önemini vurguladı.
Jack Straw, Güney Kıbrıs'ta çözümden yana istekli bir
yönetimin göreve gelmesinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
Straw, Kıbrıslı Türklerin adada uzlaşmanın
sağlanması yolunda çok sıkıntılar
yaşadıklarını vurgularken, "Gerçekten
değişim isteyen iyi niyetli insanların arkasında durmamız
ve onların ihtiyacı olan desteği vermemiz gerekir. Biz adada
adil ve eşit bir çözüm istiyoruz" diye konuştu.
Kıbrıs'ta bir barışın sağlanması
durumunda Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde önemli bir engelin sona
ereceğini ifade eden Straw, İşçi Partisi'nin her zaman
Türkiye'nin AB sürecini desteklediğini söyledi.
İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi ve İşçi
Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan ise konuşmasında Türkiye'nin
İşçi Partili Dostları Grubu'nun birinci yıldönümünü
kutluyor olmasından büyük mutluluk duyduğunu, Türkiye ve
İngiltere'de yaşayan Türk toplumunun kendileri için çok önemli
olduğunu kaydetti.
Joan Ryan, Kıbrıs ile ilgili de açıklamalarda
bulunurken, Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçim
sonuçlarını değerlendirdi. Ryan, seçim sonucunun olumlu
olduğunu belirterek, "Kıbrıs konusunda çok önemli bir
noktadayız. Adada çözüm yolunda ilerlemek ve birleşmeyi sağlamak
için önümüzde büyük bir fırsat var" dedi.
Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin çözüm için istekli
olduklarını referandumda gösterdiklerini, artık bu seçimlerden
sonra Rum kesiminin de bu istekliliğe katıldığını
ifade eden Ryan, "Önümüzdeki 10 ay çok önemli. Bu konuda yapılacak
çok iş var" diye konuştu.
Seçim sonucunun büyük bir güçle desteklenmesi gerektiğinin
altını çizen Joan Ryan, bu durumun Türkiye'nin AB sürecinde de büyük
fark yaratacağını sözlerine ekledi.
Ev sahipliğini Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan'nın
yaptığı resepsiyona, Adalet Bakanı Jack Straw'ın
yanısıra İşçi Partisi Genel Başkan
Yardımcısı Harriat Harman, Toplumlar ve Yerel Yönetimler
Bakanı Hazel Blears, İşçi Partili milletvekilleri David Lammy (
Tottenham), Andy Love
(Edmonton), AP milletvekili Richard Howitt, Lord Ahmed, TC Londra
Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık,
TC Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, Türk belediye meclis üyeleri
ve çok sayıda işadamı katıldı.
Gece sonunda konuşan ve resepsiyona Joan Ryan ile birlikte ev
sahipliği yapan Türkiye'nin İşçi Partili Dostları Grubu'nun
kurucusu Harringey Belediye Meclis Üyesi Nilgün Canver, lobi grubunun bir
yıldır yaptığı çalışmalar hakkında
bilgi verdi. Etkinliğe katılarak destek veren herkese teşekkür
eden Canver, grubun yakın bir zamanda Brüksel'de de bir şube
açacağını söyledi.
KIBRIS 27/02/08
Hristofyas, perşembe günü yemin ederek göreve
başlayacak
Rum Meclisi Başkan Vekili Kostas Papakostas yaptığı
açıklamada, Hristofyas'ın yemin törenine ilişkin
hazırlıklara başlandığını, meclisin,
perşembe günü saat 16.00'da yemin töreni için özel oturumla
toplanacağını vurguladı.
Hristofyas, 56 parlamenter ve hükümet yetkilileriyle yabancı
diplomatlardan oluşan 250 davetli önünde, anayasaya, kanunlara,
bağlı kalacağına ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
toprak bütünlüğüyle bağımsızlığını
koruyacağına" yemin edecek.
Hristofyas, yeminin ardından parlamentoya hitap edecek ve
geleneksel olarak tek tek parlamenterlerin tebriklerini kabul edecek.
Bu arada Rum Meclisi, olağan oturumlarına 6 Mart'ta
başlayacak. Öte yandan, yeni kabineye atanan parlamenterler, yasa
gereği meclisten istifa edecekler ve yerlerine, seçimde onlardan sonra en
fazla oyu alan adaylar meclise girecek.
İlk kabine toplantısı
Bu arada Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Andreas Moleskis de
yaptığı açıklamada, yeni bakanlar atanır atanmaz ilk
kabine toplantısının yapılacağını
açıkladı.
İlk kabine toplantısında, geleneksel olarak yeni
başkan, daha sonraki toplantılarda nasıl yöntem
izleneceğine dair bir yol çiziyor.
Moleskis'in açıklamasına göre, eski başkan Tasos
Papadopulos'un kabinesinin görev süresi 29 Şubat'ta dolacağı
için en geç 1 Mart'ta yeni bakanların "yemin etmesi" gerekiyor.
Hristofyas, ikinci tur seçimleri geçerli oyların yüzde 53.36'sını
alarak kazanmıştı.
AKEL, tarihinde ilk kez, kendi başkan adayını
çıkararak, genel sekreteri Dimitris Hristofyas'ı aday
göstermişti.
İlk kabuller
Hristofyas, önceki gün, başkan seçildikten sonra ilk kabullerini
gerçekleştirdi.
Yeni başkan, Yunanistan'ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi
Dimitris Rallis ile İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet'i kabul etti.
Yunanistan'ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Dimitris Rallis
görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Yunan
siyasi liderliğinin tebrik mesajını Hristofyas'a ilettiğini
söyledi.
Dimitris Rallis, Hristofyas'ın Atina ziyareti konusunda ise,
"mümkün olan en kısa zamanda" yanıtını vererek,
ziyaret zamanının diplomatik yolla belirleneceğini ifade etti.
İngilizler'den davet
Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilen Dimitris Hristofyas'ı
kurmaylığında ziyaret eden İngiliz Yüksek Komiseri Peter
Millet ise, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un,
Hristofyas'ı İngiltere'yi davet eden mektubunu kendisine iletti.
Hristofyas'ın; Kıbrıs sorununun çözümü ve
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için çalışma iradesi
ve taahhüdünden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Millet, bu
hedefin hayata geçirilmesi konusunda İngiltere'nin tam destek
vereceğini Hristofyas'a ilettiğini söyledi.
Talat ile görüşme ve yurt dışı ziyaretleri
Bu arada Hristofyas, önceki gün Reuters'e verdiği özel demeçte,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme ayarlaması için
"BM temsilcisiyle" görüştüğünü belirtti.
TAK muhabirinin, bu çerçevede bir girişim olup
olmadığı konusunda Cumhurbaşkanlığı'ndan
aldığı bilgiye göre, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Möller'e,
kendi talebi üzerine, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesi için
Perşembe gününe randevu verildi.
KIBRIS 27/02/08
Maraş'la ilgili rapor nisanda görüşülecek
Avrupa Parlamentosu'nda (AP) temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e giden
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, AP Dilekçeler Komitesi
Başkanı Marcin Libicki ile görüştü.
Komitenin dünkü oturumuna da katılan Oktay Kayalp, bazı
komite üyelerinin, Maraş'la ilgili raporu gereğince inceleme
fırsatı bulmadıkları gerekçesiyle görüşülmesini
engellediklerini açıkladı. Taslak raporun nisan ayındaki
oturumda ele alınacağının belli olduğunu
açıklayan Kayalp, Komite'nin Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
toplumlarının duyarlılıklarını ve adadaki gerçekleri
gözeterek dengeli ve adil bir rapor hazırlaması gerektiğini
söyledi.
"Dengeli olmalı"
Belediyeden verilen bilgiye göre, gündemindeki Maraş
hakkındaki başvuruyu incelemek üzere geçen kasım ayında
Kıbrıs'ı ziyaret eden ve ardından da taslak bir rapor
hazırlayan AP Dilekçeler Komitesi Başkanı Libicki ile
yaptığı görüşmede Kayalp, kendilerini rahatsız eden
unsurların varlığına karşın, raporu "dengeli
ve adil" olarak nitelediklerini dile getirerek, bu dengenin nihai raporda
da yer almasını istediklerini belirtti.
Marcin Libicki'den AP Dilekçeler Komitesi üyelerinin
Kıbrıs'taki mevcut durumu gözeterek davranmalarını
sağlamasını isteyen Kayalp, Maraş'ın bütünlüklü bir
çözümün unsurları arasında gördüklerini yineleyerek, bu
yaklaşımlarının taslak raporda yer almasının
kendilerini memnun ettiğini ifade etti, ancak bu yaklaşımın
raporun son şekline de yansımasını beklediklerine dikkat
çekti.
Diğer Temaslar
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Brüksel'deki
temasları sırasında AP Dilekçeler Komitesi'nin bazı üyeleri
yanında diğer AB milletvekilleri ve yetkililerle de görüşmeler
yaptı.
Temaslarında Gazimağusa'nın dünyanın önde gelen
kültür varlıklarına ev sahipliği yaptığının
altını çizen Oktay Kayalp, kenti fiilen yöneten belediye
başkanı olarak tüm olanaklarını seferber ederek hem
bunları, hem de Avrupalı bir kent olarak Gazimağusa'yı
geleceğe taşımak için gayret sarf ettiklerini dile getirdi. Bu
çalışmalarını yürütürken AB fonlarından da
yararlandıklarını anlatan Belediye Başkanı Oktay
Kayalp, sadece 259 milyon Euro tutarındaki destek paketinden değil
bundan önce de 2003 yılından beridir AB Komisyonu'nun
sağladığı mali yardımlarla çok önemli projeleri
yaşama geçirdiklerini söyledi.
Görüşmelerinde çok olumlu mesajlar aldıklarını
söyleyen Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, en genelde
Kıbrıs sorununun, özelde de Gazimağusa'nın Avrupalılar
tarafından çok daha iyi bilinmesi gerektiğinin altını
çizerek, bu konuda kendilerini şaşırtan pek çok dezenformasyon
çabasına şahit olduklarını ve ellerinden geldiğince
bunları düzeltme gayreti gösterdiklerini belirtti. Avrupai bir
tavırla gerçekleri anlatabilmek için yapılması gereken çok
şey olduğuna dikkat çeken Kayalp, bu konuda daha planlı ve
sürekli bir çaba içinde olunması gerektiğinin altını çizdi.
Brüksel'deki temaslarını tamamlayan Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp ve beraberindekiler yarın sabah
İstanbul üzerinden Kıbrıs'a dönecek.
KIBRIS 27/02/08
Londra temaslarını tamamlayan Oya Talat adaya
döndü
Oya Talat, pazar günü "Embargoed" sivil toplum örgütü üyelerinin
yanı sıra Londra'daki Kıbrıslı Türk belediye meclis
üyeleriyle; önceki gün de Cherie Blair ile bir araya geldi.
Embargoed sivil toplum örgütüyle yaklaşık bir saat süren
görüşmede, yaptıkları faaliyetler hakkında bilgi alan Oya
Talat toplantıda, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki
izolasyonların kaldırılmasına yönelik
çalışmaların önemine değinerek, aynı ortak amaçla
yapılan çalışmalarda sivil toplum örgütlerinin ortak proje üreterek
daha başarılı olacaklarına inandığını
belirtti.
Geçtiğimiz ay, Brüksel'de gerçekleştirdikleri "Yüzlerce
Ayak İzi: Kıbrıslı Tür Kadınların
İzolasyonlara Karşı Yürüyüşü" adlı projeyle bu
anlamda önemli bir çalışmaya imza attıklarını belirten
Oya Talat, benzer çalışmaların yapılabilmesi için de
ekonomik örgütlerin, işkadınlarının ve
işadamlarının bu tarz çalışmalara maddi manevi destek
vermesi gerektiğinin altını çizdi ve herkesi bu amaçla
dayanışmaya çağırdı.
Daha sonra Londra'da yaşayan ve belediye
başkanlığının yanı sıra belediye meclis
üyesi olarak da görev alan Kıbrıslı Türklerle öğle
yemeğinde bir araya gelen Oya Talat, çok iyi eğitimli ve
başarılı kariyerlere sahip olan insanımızın
Londra'da karar alma mekanizmalarında yer almasının son derece
gurur verdiğini, umudunun en yakın zamanda milletvekilliği gibi
daha üst mevkilerde de Kıbrıs Türk insanının yer
alması olduğunu belirtti.
Ardından Londra Türk Radyosu'nda "Serbest kürsü"
adlı canlı yayınlanan sohbet programına katılan Oya
Talat, Londra ziyareti ile ilgili açıklamalarda bulunmanın yanı
sıra Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle yapmayı
diledikleri projelere ilişkin de açıklamalarda bulundu.
Cherie Blair'e teşekkür
Londra'da bulunma amaçlarından biri de Kıbrıs sorununun
kalıcı ve barışçıl bir çözümüne yönelik
çalışmalara katkı koymak olduğu ifade edilen Oya Talat, bu
süreçte özellikle Orams davasında katkıları olan ve
kazanılan yeni adımla mülkiyet problemlerinin çözümlenmesine yönelik
oldukça önemli bir ileri adım kazandıran Cherie Blair ve ekibi ile de
görüştü.
Talat, görüşmede Kıbrıs sorunu konusundaki son
gelişmeleri değerlendirerek; Kıbrıs Türk halkının
2008 yılına yönelik barış ve çözüm umudunun halen
canlı olduğunu, ama bu iyi niyet ve çabalarının artık
karşılık bulması gerektiğini dile getirdi.
Oya Talat, sadece Birleşmiş Milletler'in değil,
İngiltere'nin de Kıbrıs sorununun çözümlenmesinde geçmişten
gelen önemli bir sorumluluğu bulunduğunu belirterek, Avrupa
Birliği'nin söz verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
yürürlüğe koyması gerektiğinin altını çizdi.
Orams davası sırasında Kıbrıslı Türklere
önemli destek verdiği için Cherie Blair'e de teşekkür eden Oya Talat,
2008 yılının Kıbrıs halkı için barış ve
çözüm yılı olmasını dilediğini vurguladı.
Cherie Blair de Kıbrıslı Türklerin adada
kalıcı bir barış ve çözüm için iradesini 2004
yılında ortaya koyduğunu; Güney'de gerçekleştirilen
seçimlerin sonunda bu iradenin karşılık bularak adanın
barışa kavuşmasını dilediğini belirtti.
Akşam yemeğine Cherie Blair'in yanı sıra Mick Jagger'in
eski eşi insan hakları savunucusu Bianca Jagger, ünlü televizyon
yıldızı ve gazeteci Daphne Barak, KKTC Londra Temsilcisi Dilek
Yavuz Yanık, Basın Ataşesi Hüseyin Özel, Kıbrıslı
Türk avukatlar Hasan Vahib, eşi Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy,
Cumhurbaşkanlığı Görevlileri Gül Güresun ve Süreyya Çelmen
Değer katıldı.
Yemeğe katılan yabancı konukların
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların, en temel insan
haklarının ihlali anlamına geldiğini belirterek,
izolasyonların bir an önce kaldırılmasının çok önemli
olduğuna yönelik inançlarını ifade ettikleri; bu konuda
Kıbrıslı Türklerin yanında olduklarını
vurguladıkları belirtildi.
Londra ziyaretleri kapsamında son olarak dün Türkiye'nin Londra
Büyükelçisi Yiğit Alpogan'a nezaket ziyaretinde bulunan Oya Talat,
Kıbrıs sorunu konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.
Oya Talat ve heyeti, dün akşam saat 22.45'te adaya döndü.
KIBRIS 27/02/08
Talat: we expect a
solution this year
By
Simon Bahceli and Dina Kyriakidou
TURKISH
Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday the election of a new Cypriot
president offered a last chance for reunification and he believed a
"solution" could be found by the end of 2008.
President elect Demetris Christofias has pledged to relaunch efforts to reunite
the island, and has already made contact with the UN with a view to arranging a
first meeting with Talat.
"A new phase of negotiations may start by about April," Talat told
Reuters in an interview. "We have every reason to expect a solution by the
end of the year."
A communist party leader who says he will not tamper with the island's market
economy, Christofias rode a wave of discontent with his predecessor Tassos
Papadoupoulos' hardline policies towards Turkish Cypriots to win Sunday's
runoff election.
But there is concern at his renewed alliance with Papadopoulos party DIKO, and
any deals he may have made to secure their support.
Talat said his victory offered hope after five wasted years during which the
two sides grew further apart. A UN team was due on Cyprus by April to assess
how willing the two sides were to negotiate.
"Time is very limited," Talat said. "In the next couple of years
we must use this window of opportunity because it may be the last one. I really
believe that."
Talat said a solution hinged on the willingness of Greek Cypriots to share
power with Turkish Cypriots on an equal basis.
"We must show our real intentions," he said. "For us, political
equality is a top priority."
And he warned that as the years go by, even Turkish Cypriots are becoming more
used to their status and may not offer popular support to a solution.
Talat said the 2004 Annan plan, which Turkish Cypriots approved but Greek
Cypriots rejected in a referendum, was the last proposal on the table and
things would have to start from there.
"Any negotiation process starts from where it was last left," Talat
said.
Christofias has said the plan is history. On Monday, he told Reuters the Annan
plan was off the table and the two sides must discuss all aspects of the
division.
"We are committed to a bizonal, bicommunal federation, based on UN
resolutions, international law, European law and high level agreements between
the two communities," he said.
Christofias did promise good will to break the deadlock. Turkey, however, is
the occupying force and that is the crux of the Cyprus problem," he said,
adding Turkey should allow a solution.
"Otherwise, as much good will as Christofias and Talat and anyone else
here has, we will again remain in a deadlock."
Christofias said he would attempt to build on the traditionally close relations
his communist party, AKEL, has built up with the Turkish Cypriot side.
"The party, and people from this party, have never harmed our Turkish
Cypriot compatriots," Christofias said. "We are bound by the blood of
our heroes, Greek and Turkish Cypriots, who were victims of the nationalists
and chauvinists of both sides."
"We owe it to these people to do whatever we can to revive the friendship
and cooperation and build a united, federated Cyprus," he added.
CYPRUS MAIL 27/02/08
Cabinet speculation in
full flow
By
Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT
elect Demetris Christofias yesterday continued negotiations in preparation for
his new government.
Starting early in the morning, Christofias spoke to DIKO leader Marios Karoyian
over the phone and later met with EDEK president Yiannakis Omirou, both of whom
have been presented with a list of ministries they will be given.
The night before, the incoming President repeated his plan to create a
government of broad acceptance, which would include the participation of all
political powers that supported his candidacy.
Yesterday, Christofias failed to confirm Karoyians claims that his party had
been promised the House Presidency as well as the Foreign Ministry in return
for DIKOs support for his candidacy.
Although no names were officially announced by any party involved, media
speculation continued to mount and a number of political personalities were
linked to the new Cabinet.
According to CyBC and online newsletter Offsite yesterday, AKEL official and
campaign spokesman Stefanos Stefanou is being hotly tipped for taking on duties
as the new Government Spokesman. EU Commissioner Markos Kyprianou is still
favourite to take over the Foreign Ministry, but plans to replace him with
Omirou were yesterday foiled when the EDEK leader officially turned the offer
down.
Electricity Authority chairman Charilaos Stavrakis and Neoklis Silikiotis are
estimated to take over the Finance and Interior Ministries respectively, while
the Defence Ministry is expected to go to either Antonis Koutalianos or Kypros
Chrysostomides.
Justice Minister Sophocles Sophocleous is said to be after maintaining his
position, but the position is also said to be open for Chrysostomides.
Sotiroulla Charalambous, Androulla Vassiliou and Praxoula Antoniadou have all
been linked to the Labour Ministry, while former Health Minister Charis
Charalambous is expected to take on his old duties.
The Agriculture Ministry is expected to go to EDEK, while former Government
Spokesman Vasilis Palmas and Antonis Koutalianos are being tipped for
Communications Minister.
The CyBC yesterday said the Education Ministry was being linked to Akis
Kleanthous and Vasilis Palmas, but Offsite also mentions the Cyprus University
of Technology (TEPAK) dean, Andreas Demetriou.
The Trade Ministry is expected to be given to DIKO, but no names have been
referred to yet.
Regarding DISY leader Nicos Anastassiades announcement that his party planned
to return to the National Council DISY withdrew from in 2006 in protest at
its dysfunctional operation AKEL Spokesman Andros Kyprianou said DISY had
been inexcusable for leaving and would be even more inexcusable if they failed
to return.
He also said that some of the names being touted in the media for various
ministerial posts were so ridiculous they made him laugh out loud.
CYPRUS MAIL 27/02/08
Hüseyin Çağlayan
Pumanın kreatif direktörü oluyor
Dünyanın en iyi tasarımcılarından
biri olan Hüseyin Çağlayan'ın Puma ile yaptığı
işbirliği karşılıklı. Çağlayan Puma'nın
kreatif direktörü olurken, Puma'da Çağlayan'ın "Hussein Chalayan"
markasının ana hissedarı oluyor.
Dünyaca ünlü spor ve günlük giyim markası PUMA, bugün
uluslararası tasarımcı, sanatçı ve aynı zamanda film
yönetmeni olan Hüseyin Çağlayanın, PUMAnın yaratıcı
yönetmenliğine getirildiğini, Pariste yapılan bir basın
toplantısı ile duyurdu.
Yapılan işbirliğinde, Hüseyin
Çağlayan, PUMAnın günlük giyim koleksiyonlarının
yaratılmasından ve geliştirilmesinden sorumlu olurken, PUMA,
Çağlayanın Londrada bulunan şirketinin ve Hussein Chalayan
adındaki markasının ana hissedarı oluyor. PUMA ile
yapılan uzun soluklu işbirliği çerçevesinde Hüseyin
Çağlayan, hazır giyim sektöründe de başarısını
gösterecek.
PUMAnın Ceosu Jochen Zeitz
yaptığı açıklamada; Hüseyin Çağlayan, moda,
tasarım ve tekstil dünyasına kendini ispatlamış biridir.
Günlük giyim koleksiyonlarımızın kreatif direktörü olarak
Çağlayan, PUMAya ileri teknolojiyi kullanış şeklini,
tasarım alanındaki ileri görüşlüğünü ve provakatif
bakış açısını getirecektir. Hussein Chalayan
markasının ana hissedarı olmak ise PUMAnın yeni bir alana
girmesini sağlayarak pazardaki erişimimizi genişleterek
dünyadaki en çok arzu edilen spor ve günlük giyim markası
olmamızı sağlayacaktır. dedi.
Çağlayan, Londrada PUMAnın spor
ve günlük giyim koleksiyonlarına tasarım yönünü verirken, aynı
zamanda tüm kategorilerdeki ayakkabı, aksesuar ve tekstil ürünleri ile de
ilgilenecek ve PUMAnın dünya çapındaki tasarım ekipleri ile
birebir. PUMA, dâhil olduğu PPR grubunun kaynaklarını,
altyapısını ve rehberliğini kullanarak
Çağlayanın kendi markasının da dünya çapında
büyümesini sağlayacak ve Hussein Chalayan markasının
satış alanını geliştirmek amacıyla çok daha iyi
imkânlar sunacak. Çağlayanın etkisi PUMA 2009 Sonbahar
Koleksiyonunda kendini gösterecek.
Hüseyin Çağlayan "PUMAnın
spor modası ve günlük giyim alanlarında kreatif direktör
olmamın Chalayan - PUMA
işbirliğinin, devrim yaratıcı bir model olduğunu hissediyorum.
PUMA'nın içyapısını ve teknolojik platformunu PPR
imkânları ile birleştirerek deneysel fikirleri hem PUMA hem de
Chalayan koleksiyonları için gerçeğe dönüştürebileceğiz.
Umuyorum ki tüketiciler bizim işlemlerimizden geçerek oluşturulan
ürünleri defilelerde görmenin ötesinde PUMA aracılığı ile
onlara ulaşma imkânına sahip olacaklar." dedi.
İşbirliği PUMAnın
başta moda alanına daha sonra da performans kategorisinde bulunan
futbol, motor sporları, koşu ve yelken koleksiyonlarına büyük
bir güç katacak. Hussein Chalayan markası, PUMA Grubunda bulunan spor
ve günlük giyim markası olan PUMAnın ve 2001 yılında
aldığı Tretorn markasının bir parçası olacak.
Kıbrıs doğumlu olan
Çağlayan, gençlik yıllarını Kuzey Kıbrısta
yaşayarak geçirdi. Central Saint Martins Sanat Okulunun moda bölümünü
derece ile bitirdi. Yenilikçi koleksiyonları ve başarılı
moda ürünleri ile İngilterede iki kez
Yılın Tasarımcısı
ödülünü aldı. Modanın sınırlarını teknoloji ile
zorlayan tasarımcı olarak bilinen Çağlayanın
yeteneği, üzerinde çaba sarf ettiği birçok sanat eseri ile
modanın çok ötesinde. 2003 yılında Place to Passage adlı
ilk kısa filmini çevirdi. Film, Londrada Truman Breweryde gösterime
girdi. Sinema alanındaki kariyerine Absent Presence ve Compasssion
Fatique gibi filmlerle devam etti.
Filmleri ile Türkiyeyi 2005 yılında Venedik Bienalinde temsil etti.
Sanatçı, tasarımcı ve film
yönetmeni olarak Çağlayan, kültür ve hayata karşı tutkuya sahip
olmasının yanında ilhamını felsefe, mimari ve
antropolojiden almaktadır.
Diyanet: "İslam'da reform haberleri yalan"
|
28 Şubat, 2008 16:26:00
(TSİ) CNN TURK |
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali
Bardakoğlu, ''İslamda reform'' şeklinde çıkan haberlerle
ilgili olarak, ''Bu son derece yanlıştır. İslamda reform
diye bir şey söz konusu olamaz. Yapılan hadisleri daha iyi anlama
çalışmasıdır'' dedi.
Hac çalışmaları için Suudi Arabistan'a
giden Bardakoğlu, hareketinden önce Atatürk Havalimanı'nda
yaptığı açıklamada, bazı gazetelerde
"İslamda reform" şeklinde haberler çıktığını
belirterek,özellikle dış basının kendi isteği
doğrultusunda bu tür haberleri "yalan yanlış
yazdığını" kaydetti.
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak
yaklaşık 40 kişilik bir ekiple bir çalışma
başlattıklarının doğru olduğunu ifade eden
Bardakoğlu, "Yurtdışında bazı gazeteler, konuyu
iyice araştırmadan, yürüttüğümüz bir çalışmayı
anlayamadan 'İslamda reform' diye yazdılar. Bazı hadislerin
yeniden yazılması veya ayıklanması olarak
algıladılar. Bu son derece yanlıştır" dedi.
Çalışmanın henüz tamamlanmadığını belirten
Bardakoğlu, yapılan incelemenin ilmi usullere göre öğretim
üyelerinin yaptığı bir değerlendirme olarak görülmesi
gerektiğini söyledi.
"Bu asla ve asla bir reform hareketi değildir. İslamda reform
diye bir şey söz konusu olamaz" diyen Bardakoğlu, hiçbir
dindarın İslam dinine reform yapma gibi bir
çağrısı da olamayacağını kaydetti.
Bardakoğlu, "Yapılan çalışma da peygamber efendimizin
hadislerini 21'inci yüzyılda yaşayan biz Müslümanlar nasıl
anlamalıyız, bu hadisler bize ne diyor, bizim ticari
ilişkilerimize, aile hayatımıza, ibadetlerimize, gönül
dünyamıza ne getiriyor konusundadır. Yani yapılan peygamber
efendimizin hadislerini anlama çabasıdır" dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın siyasetten
bağımsız bir kurum olduğunu da belirten Bardakoğlu,
"Yaptığımız her işi günlük polemiklerden ve
siyasetten uzak yapıyoruz. Yaptığımız her işi
ülkemiz için, geleceğimiz ve dinimiz için yapıyoruz" dedi.
Sahte din adamı
Bardakoğlu, İslam dininin teröre
bulaştırılmasının yakışık
almadığını da ifade ederek, Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde yapılan bir mitingte kendisini din adamı olarak
tanıtan kişinin, Diyanet İşleri
Başkanlığı ile bir ilgisinin
bulunmadığını kaydetti.
Tarihte olduğu gibi bu zamanda da İslam dinini kullanmak isteyen
kişilerin bulunduğunu ifade eden
Bardakoğlu, "Halkımızın Kur'an hakkındaki
sağlam bilgisi, bu tür insanlara fırsat vermeyecektir" dedi.
Diyanet'ten yazılı açıklama
Diyanet İşleri Başkanlığı da, "Konulu Hadis
Projesi" ile ilgili çalışmanın, "reform",
"revizyon" veya "devrim" gibi nitelendirmelerle
tanımlanmasının yanlış olduğunu belirtti.
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yapılan
yazılı açıklamada, proje hakkında son günlerde başta
BBC olmak üzere Batı'da ve Türkiye medyasında çıkan haberler
üzerine açıklama yapılmasının uygun görüldüğü ifade
edildi.
"Türkiye'de din eğitimi ve hizmeti veren çevrelerde, Hz. Peygamber'in
vermek istediği mesajın sade ve anlaşılır bir dil ile
sunulduğu yetkin bir esere ihtiyaç bulunduğu çeşitli vesilelerle
dile getirilmektedir" denilen açıklamada, Başkanlık ve
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Kurulu'nun konuyla ilgili somut ve
kapsamlı bir adım attığı ve "Konulu Hadis
Projesi" ismiyle özgün bir çalışma
başlattığı belirtildi.
Projede, 7 Bilim Kurulu üyesi, 10 veri hazırlama ve kontrol görevlisi ve
farklı ilahiyat fakültelerinde hadis alanında görev yapan 85
akademisyenin yazar olarak çalıştığı ifade edilen
açıklamada, amaçlarının Hazreti Peygamber'in
mesajının, günümüz insanına anlayabileceği bir dil ile
sunulmasının hedeflendiği belirtildi.
Yapılan çalışmada tarihsel süreç içerisindeki rivayetler
üzerine yapılan yorumların dikakte alındığı ifade
edilen Diyanet açıklamasında yanlış anlamaların
bulunması durumunda tashih yoluna gidildiği kaydedildi.
Çalışmada, İslam geleneğinin kendine özgü anlama ve
yorumlama metodolojisinin esas alındığı, rivayetlerin
güncel düşünce ve bilimsel verilerle ilgilerinin kurulduğu belirtilen
açıklamada, bugünün algısıyla geçmişi tasavvur etmekten ya
da aşırı yorumlardan sakınıldığı ifade
edildi.
Açıklamada, "Belirtilen amaç ve yöntemle sürdürülen bu
çalışmanın, 'reform', 'revizyon' veya 'devrim' gibi
nitelendirmelerle tanımlanması yanlıştır. Öyle
anlaşılıyor ki, bu yanlışlık
Müslümanlığı ve İslam dünyasındaki bilimsel dinamizmi,
Hristiyanlığın tarihi ve kültür hafızasıyla
tanımlamadan kaynaklanmaktadır" denildi.
Açıklamada bu konuda yerli ve yabancı basında çıkan
'Hadislerin ayıklanması', 'Hadislerin ılımlı
İslam çerçevesinde yorumlanması', 'Siyasetle
ilişkilendirilmesi', 'Bir yabancının danışman olarak
takdimi', 'Hadis alanında reform yapılması', 'Hadislerin 21'nci
yüzyıla uyumlu hale getirilmesi' gibi haberlerin Başkanlık
tarafından teesürle karşılandığı belirtildi.
2-3 sene önce başlatılan bir çalışma
"Çalışmanın, özgün, akademik ve bilimsel nitelikte
olduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığı
tarafından iç ve dış siyasetten bağımsız olarak
yürütüldüğü ifade edilen açıklamada, "Projenin, Hz. Peygamber'in
evrensel mesajını 21'inci yüzyıla taşımada önemli
bir adım olacağına inanmaktayız" denildi.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez,
konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu
çalışmanın bilimsel ve akademik bir çalışma
olduğunu vurgulayarak, reform ve devrim olarak nitelendirilmesinin mümkün
olmadığını söyledi.
Görmez, "Bu çalışmanın siyasetle ilişkilendirilmesi
kabul edilemez" dedi.
"Konulu Hadis Projesi"nin 2-3 sene önce başlatıldığını
belirten Görmez, 2008 yılı sonunda çalışmayı
tamamlamayı planladıklarını bildirdi.
Financial Times gazetesi, Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın ''hadisleri yeniden yorumlama''
çalışmasının sona yaklaştığını,
projenin İslam dünyası ve Batı'da ateşli bir
tartışma yaratmasının beklendiğini yazmıştı.
Kıbrıs'ta nihayet çözüm için irade var
|
|
28/02/2008 RADIKAL
Kıbrıs'ta
yeni bir devlet başkanının seçilmesi, adayı 1974'ten beri
bölen kördüğümü çözmek bakımından yıllardır elde
edilen en büyük fırsat. Seçimin galibi Hristofyas da, sonucun belli
olmasının hemen ardından önceliğinin değişim olduğunun
sinyalini verdi. Bölünmüş adanın kuzeyindeki Kıbrıslı
Türklerin lideri Talat'la bir görüşme ayarladı bile.
Dünya şimdilik pek heyecanlanmış değil. Geçmişte bu
tür umutlu başlangıçlar boşa çıktı. On
yıllardır ikisi de NATO üyesi olan Türkiye'yle Yunanistan'ı üç
kez savaşın eşiğine getiren bu ihtilafta çözülmesi gereken
büyük sorunlar var. Türk güçleri adanın yüzde 37'sini ele geçirmeden önce
Kıbrıslı Türkler nüfusun sadece yüzde 18'ini oluşturuyordu.
Kuzeydeki Rum mülklerinin geri verilmesi, mültecilerin dönüşü ve Türk
güçlerinin bir kısmının adada kalmasının gerekip
gerekmediği gibi çetrefilli meseleler söz konusu. İşgal
sonrası adaya yerleştirilen 80 bin Türk kalmak istiyor. Türkiye liman
ve hava-alanlarını güneye açmayı reddediyor, Rumlarsa AB'nin
kuzey Kıbrıs'la doğrudan ticari ve ekonomik ilişkiler
kurmasına karşı.
En son gündeme gelen karmaşık BM barış planı, 2004'te
Kıbrıslı Rumlar tarafından geri çevrildi ve AB'nin
referandum sonucunu beklemeden onlara üyelik sözü vermesi aptalcaydı.
Fakat Rumları redde sevk eden (1950'lerde Britanya'yla
bağımsızlık için savaşmış ve 90'larda da BM
ambargosunu delerek Miloşeviç rejimi üzerinden şirketler kurmuş
biri olan) katı milliyetçi Papadopulos artık başkanlık
koltuğunda oturmuyor.
Bir çözüm önemli, zira Kıbrıs uluslararası denklemin kilit bir
parçası. Adanın bölünmüşlüğü uzun zamandır Türkiye'nin
Batı'yla İslam'ın birlikte yaşayabilmesi
açısından büyük önem taşıyan AB üyeliği sürecini
engelliyor -Türkiye'nin Kürt bölgelerinde savaşın eşiğine
geldiği bir dönemde çözüm daha da acil.
Kosova'nın bağımsızlığının yaygın
uluslararası tanınmaya mazhar olması, Kıbrıslı
Rumların şu olguya odaklanmasına yol açtı: Soğuk
Savaş sonrası dünyanın merkezkaç kuvvetleri, ayrılmayı
etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan farklı topluluklar için
çözüm görüyor. Kalıcı bölünme Kıbrıslı Rumların
daima karşı çıktığı bir çözüm.
Yıllardır Kıbrıs'ta eksik olan unsur siyasi iradeydi. Belki
artık bu durum değişmek üzere.
(Başyazı, 27 Şubat 2008)
Türk-Ermeni tarih komisyonunun kurulma vakti
|
|
'Ermeni
soykırımı' meselesini, lobi ve yasama faaliyetlerinden önce
tarihçiler araştırma ve tartışmaya konu etmeli. Tarihsel
gerçeği tutarlı bir biçimde ortaya çıkarmak için, ortak,
bağımsız, arşivlere tam anlamıyla girebilen bir
Türk-Ermeni tarih komisyonu kurulmasının vakti geldi
28/02/2008
RADIKAL
TImothy
W. Ryback
Elazar
Barkan
Geçen
hafta üst düzey bir Fransız yetkili Türkiye'nin Gaz de France'ı 12
milyar dolarlık bir boru hattı projesinden
dışlamasını görüşmek için İstanbul'a gitti. Bu
kararın nedeni, Fransa'nın 1915'te uygulanan soykırımda yüz
binlerce Ermeni'nin öldüğünü inkâr etmeyi suç sayan bir yasayı kabul
etmesiydi.
Türk hükümetinin tarihi ciddiye aldığı ortada. Daha ekimde ABD
Kongresi Fransa'daki yasaya benzer (ama cezai yaptırım içermeyen) bir
tasarıyı gündeme alınca, Türkiye ABD'nin Irak'taki askeri
faaliyetleri açısından hayati önemdeki hava sahasını
kapatma tehdidi savurdu. Bunun üzerine ABD geri adım attı.
Türkiye bu tarihsel trajediyi '1915 olayları' diye tanımlıyor ve
'soykırım' kavramına itiraz ediyor.
Ankara bu tutumu tavizsiz savunuyor ve Fransa'daki yasanın tersinden
muadili mahiyetinde 'soykırım' kavramının
kullanılmasını suç sayıyor. Türkiye sarp dağlarla
kaplı bir bölgedeki bir dizi nüfus transferinde yüz binlerce insanın
hayatını kaybettiğini inkâr etmiyor ama can
kayıplarını bürokratik yetersizlikle sert iklim
koşullarının biraraya gelmesine bağlıyor.
İki düzine ülkenin yanı sıra Ermeniler için bu, son derece basit
ve açık biçimde 'soykırım'dı. Tarihsel anlatılar
arasındaki bu çatışma, Fransa ve ABD'nin son dönemde
öğrendiği gibi, akademik bir meseleden fazlası haline geldi.
George Orwell tarihle siyaseti karıştırmamak konusunda bizi
uyarmıştı, fakat neredeyse bir asır sonra hükümetlerle
akademisyenlerin bu ihtilafı çözmek için işbirliği
yapmasının vakti belki gelmiştir; uluslararası bir komisyon
kurulup tutarlı ve işbirliğine dayalı bir biçimde bu
meseleler araştırılabilir. Benzer nedenlerle gerilim
yaşayan Çekler ve Almanlar, 1990'larda ortak tarih komisyonu
kurmuştu.
Nürnberg'deki uluslararası mahkemenin kesin bir biçimde soykırım
olduğuna hükmettiği (buna Ruanda ve Srebrenitsa'ya dair verilen
soykırım kararları da eklenebilir) Yahudilere yönelik Nazi
kıyımından farklı olarak, Ermeni soykırımı
veya '1915 olayları' uluslararası çapta benzer bir tarihsel veya
hukuki incelemeye konu edilmedi. Trajediyi tanımlamak için
Uluslararası Adalet Merkezi ve Uluslararası Soykırım
Akademisyenleri Birliği gibi kuruluşlar belli tespitler yaptı.
Fakat resmiyet taşıyan, arşivlere tam olarak girebilen veya Türk
ve Ermeni akademisyenleri içeren bağımsız bir tarih komisyonu
olmadı.
Son yıllarda Türkler ve Ermeniler meseleyi ortaklaşa ele almak
yönünde bazı teşebbüslerde bulundu. 2001'te büyük bir tantanayla bir
Türk-Ermeni uzlaşma komisyonu kuruldu, fakat ömrü sadece bir yıl
oldu. 2005'te Hrant Dink Salzburg Küresel Semineri'nde 30 Türk ve Ermeni
akademisyen ve gazeteciyle, Türk-Ermeni diyaloğunu geliştirmenin
yollarını tartıştı. Geçen nisandaysa Elie Wiesel'in
başını çektiği bir grup Nobel ödüllü şahsiyet,
'karşılıklı anlayış ve uzlaşma'
çağrısı yapan bir bildiri yayımladı ve bildiri Türk
akademisyenlerce açık bir mektupla selamlandı.
Diyalog yönünde bir jest mahiyetinde Türk hükümeti gazetelere tam sayfa ilanlar
vererek ortak bir Türk-Ermeni tarih komisyonu oluşturulması
çağrısı yaptı. Türkiye Başbakanı Erdoğan da
daha bu ay, Münih'teki güvenlik konferansında bu tutumu tekrarladı.
Belki de Türkiye'nin önerisine kulak verip bağımsız,
uluslararası bir tarih komisyonu kurmanın vakti geldi; bu komisyon
tarihsel gerçekleri ve hukuki tanımları tarafsız ve tutarlı
bir biçimde araştırabilir, böylece bağımsız ve bilgiye
dayalı bir kanı oluşturabilir.
Böyle bir komisyon, tarihsel gerçekleri ortaya koyup hukuki tesirleri konusunda
hüküm verebilmesi için tarihi otoriteye ve hukuki uzmanlığa sahip
olmalı. Ayrıca Türkiye ve Ermenistan'ın yanı sıra,
Rusya, Fransa, ABD ve ilgili arşivlerini açabilecek diğer ülkelerin
işbirliği gerekecektir. Ve komisyon, konuya dair bilgileri içeren
özel arşivlerden de yararlanacaktır.
Tarih, lobi ve yasama faaliyetlerinden önce araştırma ve
tartışmaya konu edildiğinde en iyi şekilde
anlaşılabilir. Zaman ve kaynak açısından kuşkusuz
maliyetli olacaktır bu, fakat ABD ve Fransa'nın da bildiği gibi,
çözülmemiş tarihsel meseleler genellikle çok daha yüksek bir fiyat
etiketiyle çıkıp gelir. (Tarihsel Adalet ve Uzlaşma
Enstitüsü'nün eşbaşkanları, 25 Şubat 2008)
Lokmacı Kapısı'nın açılması,
çok önemli bir adım olacak
"BUNUN OLMAMASI İÇİN BİR NEDEN GÖREMİYORUM...
İngiliz Yüksek Komiseri Millet, Lokmacı Kapısı'nın
açılmasının, esas konuya destek için çok önemli bir adım
olacağını kaydetti. Millet, kapının açılması
ve iki liderin Lefkoşa'nın ortasında buluşmasının
çok önemli bir "güven patlaması" yaratacağını
savunarak, "Son birkaç yılda karşımıza çıkan
kötümserlik havasını silecektir" dedi. Millet, bunun
olmaması için bir neden göremediğini ve ilk buluşmadan sonra
liderlerin buna dair siyasi irade göstermesini dilediğini ifade etti
"SORUN SİZİNDİR, ÇÖZECEK OLAN
SİZSİNİZ"... Peter Millet, iki tarafın da tek
amacının yeniden birleşmenin ileriye götürülmesi olduğunu
söyleyerek, "Sorun siz Kıbrıslılarındır, çözecek
olan Kıbrıslılardır" dedi. Özlü konularda sorunlar
olabileceğini belirten Millet, ancak diyalog olmazsa uzlaşma olmayacağını,
uzlaşma olmazsa da anlaşma olmayacağını belirtti. Bir
plan veya çözüm empoze etmeyeceklerini vurgulayan Millet, rollerinin iki lideri
bir anlaşmaya ulaşmak için cesaretlendirmek olduğunu ifade etti
İngiltere'nin Kıbrıs'taki Yüksek Komiseri Peter Millet,
Kıbrıs'ta iki liderin (Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas) gelecek hafta
başında görüşmesini beklediklerini söyledi.
Millet, özlü konularda sorunlar olabileceğini ancak diyalog
olmazsa uzlaşma olmayacağını, uzlaşma olmazsa da
anlaşma olmayacağını belirtti. "Gerçekçi olmak lazım
çözüm kolay olmayacak" diyen Millet, sorunun
"Kıbrıslıların" olduğunu ve bunu
"Kıbrıslıların" çözeceğini kaydetti.
İngiliz Yüksek Komiseri Millet, iki liderin yakınlaşmaya
katkı için ne yapabileceklerinin sorulması üzerine, Lokmacı
Kapısı'nın açılmasının, esas konuya destek için
bu konuda çok önemli bir adım olacağını kaydetti.
Millet, bunun açılması ve iki liderin Lefkoşa'nın
ortasında burada buluşmasının çok önemli bir "güven
patlaması" yaratacağını savunarak, "Son birkaç
yılda karşımıza çıkan kötümserlik havasını
silecektir" dedi.
Ortaya çıkan fırsatın bugüne kadarkilerin en iyisi
olduğunu savunan Millet, yeni Rum liderin Kıbrıslı
Türklerle diyalog taahhüdü bulunduğunu, Kıbrıs Türk
tarafının da buna olumlu yaklaşacağına emin
olduğunu kaydetti.
İngiltere'nin Kıbrıs'taki Yüksek Komiseri Millet,
İngiliz Yüksek Komiserliği'nde bir basın toplantısı
düzenleyerek, Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirdi.
"Hayati önemde haftalar..."
Millet, açıklamasında, gelecek birkaç haftanın
Kıbrıs için hayati önemi olacağını belirterek,
adanın bölünmüşlüğü konusunu çözme ve yeniden birleşme
amacıyla bir fırsat bulunduğunu kaydetti. Millet, "Yeni bir
başlangıç yapabiliriz" dedi. Millet, bu yılın geriye
kalanında ilgili taraflarda seçim bulunmamasının önemine
işaret etti.
İngiliz diplomat, iki tarafın da liderlerinin, bu
fırsata, açık yüreklilik ve esnek bir şekilde
yaklaşmasının önemli olduğunu vurguladı.
İki tarafın da tek amacının yeniden
birleşmenin ileriye götürülmesi olduğunu söyleyen Millet, "Sorun
siz Kıbrıslılarındır, çözecek olan
Kıbrıslılardır" dedi.
Millet, BM'nin kolaylaştırıcı rol
oynayacağını, İngiltere'nin de garantör ülke olarak BM
Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve AB ile birlikte, yeni bir çabayı
aktif şekilde desteklemek için hazır olacağını kaydetti.
"Çözüm empoze etmeyeceğiz"
Bir plan veya çözüm empoze etmeyeceklerini vurgulayan Millet,
rollerinin iki lideri bir anlaşmaya ulaşmak için cesaretlendirmek
olduğunu ifade etti.
Bir çözümden "gerçek yararlar" elde edileceğini söyleyen
Millet, ekonomik gelişme, siyasi istikrar, tüm Kıbrıs için AB'ye
tam üyeliğin geleceğini kaydetti. Bunların büyük ödüller
olduğunu belirten Millet, öte yandan devam eden bölünmüşlüğün
kimseye bir faydasının olmayacağını, bunun, tüm ada
için siyasi ve ekonomik gelişmeyi önlediğini savundu.
Millet, ilk adımın iki lider arasındaki görüşme
olması gerektiğini belirterek, bunun gelecek hafta
başlarında olmasını ümit ettiğini söyledi.
İngiliz diplomat, iki liderin, "8 Temmuz anlaşması
temelinde" konuyu ileriye götürecek bir yol için uzlaşmaya
varmalarını diledi.
Millet, bu adımdan sonra liderlerin meselenin özüne
geçebileceklerini kaydetti. Bu adımın BM iyi niyet misyonunun
yenilenmesine yol açacak ve gerçek ilerleme için ivme yaratacak bir adım
olması gerektiğini söyleyen Millet, eğer yeni bir çaba
başarılacaksa gerçek bir güven atmosferinin önemli olduğunu,
bunun da toplumlararası temaslarla gerçekleşebileceğini ifade
etti.
Bunu yapmanın bir yolunun Lokmacı Kapısı'nın
erken zamanda açılması olduğunu söyleyen Millet,
kapının martta açılmasını ümit ettiğini dile
getirdi.
Millet, gerçekçi olmak gerektiğini, çözümün kolay
olmayacağını belirterek, bunun müzakere ve uzlaşma
istediğini, liderlerin de cesur olması ve risk almaları,
kararlı olmaları gerektiğini ifade etti.
Millet, tüm "Kıbrıslıların" bu
fırsatı kullanarak yeni bir çabayı destekleyecekleri konusunda
iyimser olduğunu kaydetti.
Sorular
Millet, konuşmasından sonra "herkesteki bu çözüm
heyecanının nedeni ve anlamı nedir" şeklindeki bir
soru üzerine, Hristofyas'ın seçim çalışmaları
sırasında Kıbrıslı Türklerin dostluk elini
tutacağına dair açıklamaları olduğunu, bu yeni
ortamdan mümkün olduğu kadar yararlanılması gerektiğini,
çünkü bu fırsatın çok uzun süre ortada duramayabileceğini ifade
etti.
"Kosova ile ilgisi yok..."
Millet, Hristofyas'ın seçilmesi ve Kosova arasında bir
ilişkilendirme yapılıp yapılamayacağına ve bunun
Kıbrıs konusunda çözüm için son fırsat olup
olmadığına dair sorular üzerine, Kosova ile Kıbrıs'taki
durumun hiçbir şekilde ilgisi olmadığını belirtti.
Millet, Kosova'da olanların başka hiçbir yer için örnek
teşkil etmeyeceğini ifade etti. Millet, seçim sonuçlarındaki
motivasyonun bir parçasını da Kosova'nın oluşturduğunu
düşünmediğini, kimsenin de bunu Kıbrıs ile
paralelleştirmemesi gerektiğini, bunun zarar verici olabileceğini
kaydetti. İngiliz diplomat, son şans olup olmadığı
konusunda ise, basın toplantısında olanların "son
şans" söylemini daha önce de duyduklarını, ancak
yakalananın "en iyi şans" olduğunu, çünkü konuyu
gerçekten ileri götürmeye niyetli liderler bulunduğunu söyledi.
Millet, yeniden başlayacak görüşmelerin sorunlar
dolayısıyla durması halinde ne yapacaklarının
sorulması üzerine, garantör ülke olarak bölünmeyi engellemek için her
türlü imkanı kullanarak ellerinden geleni yapacaklarını ve
çözüme ulaşılması için çaba göstereceklerini kaydetti.
İngiliz diplomat, 8 Temmuz sürecinin devamından yana olup
olmadıkları sorusu üzerine de Güvenlik Konseyi'nin tüm üyelerinin 8
Temmuz anlaşmasını desteklediğine işaret ederek, bu
anlaşmanın ulaşılmak istenen noktanın ana
hatlarını taşıdığını ancak kimsenin
yeni süreç "şuna dayanacak" demediğini aktardı.
Millet, Annan Planı'nın yeniden masaya konulup
konulmayacağına ilişkin bir soru üzerine, başlama
noktasının ne olacağını söyleyemeyeceklerini, ancak 8
Temmuz anlaşmasının iki toplumlu, iki bölgeli federasyona
dayalı bir anlaşmadan bahsettiğini, iki kurucu devletin bir
araya gelerek dışarıya karşı tek ses olmasından
bahsettiğini ifade etti. Bunun nasıl işleyeceğinin
liderlerin varacakları uzlaşmaya bağlı bulunduğunu
söyleyen Millet, iki liderin konuya esnek ve açık fikirli
yaklaşmasının önem taşıdığını
yineledi.
"İki lider lokmacıda buluşsun..."
İngiliz Yüksek Komiseri Millet, iki liderin yakınlaşmaya
katkı için ne yapabileceklerinin sorulması üzerine, Lokmacı
Kapısı'nın açılmasının, esas konuya destek için
bu konuda çok önemli bir adım olacağını kaydetti.
Millet, bunun açılması ve iki liderin Lefkoşa'nın
ortasında burada buluşmasının çok önemli bir "güven
patlaması" yaratacağını savunarak, "Son birkaç
yılda karşımıza çıkan kötümserlik havasını
silecektir" dedi. Millet, bunun olmaması için bir neden
göremediğini ve ilk buluşmadan sonra liderlerin buna dair siyasi
irade göstermesini dilediğini ifade etti.
Millet, konuşmasının sonunda, müzakere sürecinde
bazı özlü konularda sıkıntılar yaşanabileceğini
ancak "diyalog olmadan uzlaşma olmayacağını,
uzlaşma olmazsa da anlaşma olmayacağını"
kaydetti.
KIBRIS 28/02/08
BM inisiyatifinde bu iş Ya biter, ya biter
ANNAN PLANI TEMEL REFERANS...
Cumhurbaşkanı Talat, mart ayı sonuna doğru BM'den bir
hazırlık ekibinin adaya geleceğini ve temaslarının
sonrasında BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'ni
bilgilendireceğini belirterek, BM misyonunun gelip gitmesi ve BM'nin
inisiyatif alması halinde kapsamlı görüşmelerin nisan ayında
başlayabileceğini söyledi. Talat, görüşmelerde, Annan
Planı'nın kendileri için temel referans olacağını
vurguladı
AB, GARANTÖR OLAMAZ... AB'nin kimsenin garantörü
olmadığını belirterek, AB'nin Kıbrıs'ta da
garantör olamayacağını vurgulayan cumhurbaşkanı Talat,
AB'nin yaklaşık 3 yıldan beri Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nü gündemine alıp geçiremediğini, bir tüzüğü
geçiremeyen AB'nin garantör olamayacağını kaydetti. AB'nin de
böyle bir talebi olmadığını ifade eden Talat, "AB'nin
garantörlüğü ne bizim, ne Türkiye açısından muteberdir"
dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Birleşmiş
Milletler'in (BM) inisiyatif alması halinde kapsamlı Kıbrıs
müzakerelerinin nisan ayında başlayabileceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, BRT'de yayımlanan bir programda
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Talat, mart ayı sonuna doğru BM'den bir hazırlık
ekibinin adaya geleceğini ve temaslarının sonunda BM Genel
Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendireceğini belirterek, BM
misyonunun gelip gitmesi ve BM'nin inisiyatif alması halinde kapsamlı
görüşmelerin nisan ayında başlayabileceğini söyledi.
Talat, görüşmelerde, Annan Planı'nın kendileri için
temel referans olacağını vurguladı.
Çözüm olacaksa, BM Genel Sekreteri'nin bir inisiyatif
alacağını ifade eden Talat, "BM Genel Sekreteri inisiyatif
alırsa bu iş ya biter ya biter" dedi. Cumhurbaşkanı
Talat, çözüm olmazsa adada bölünmenin kalıcı olacağını
yineledi.
Rum yönetimi liderliğine seçilen AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın ekibini ve politikasını
oluşturmasını beklediğini ifade eden Talat, Hristofyas ile
ne zaman bir araya geleceğine ilişkin bir soru üzerine, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in yarın
kendisiyle, muhtemelen pazartesi günü de Hristofyas'la görüşeceğini
belirterek, görüşme için ortaya bir tarih konmadığını
söyledi.
Talat, "İki liderin birbirine nasıl güven
vereceği" yönündeki bir soruya, "Bu somut tavırlarla belli
olacak" karşılığını verdi.
"AB garantör olamaz"
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruya
karşılık, Avrupa Birliği'nin (AB) bir işbirliği
mekanizması olduğunu, kimsenin garantörü
olmadığını belirterek, AB'nin kendilerinin garantörü
olamayacağını vurguladı.
"AB'nin garantörlüğünü görüyoruz" diyen Talat, AB'nin
yaklaşık 3 yıldan beri Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
gündemine alıp geçiremediğini, bir tüzüğü geçiremeyen AB'nin
garantör olamayacağını kaydetti.
AB'nin de böyle bir talebi olmadığını ifade eden
Talat, "AB'nin garantörlüğü ne bizim açımızdan, ne Türkiye
açısından muteberdir. Türkiye, AB üyesi değildir" dedi.
"Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nı
değiştirme, Rum tarafının boyunu aşar"
Seçim öncesi, Hristofyas'ın "Türk askeri ve Türkiye'nin
garantisini istemediğinin" anımsatılması üzerine
Talat, "Bir tek Türk askeri bile istemem, Türkiye'nin garantisini
istemem" demenin, "anlaşma istemiyorum" demek olduğunu
belirterek, Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın
uluslararası anlaşma olduğunu, uluslararası bir
anlaşmayı değiştirmenin, "Rum tarafının
boyunu aşacağını" söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı,
Garanti ve İttifak Anlaşması'nı değiştirmek için
anlaşsa bile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin onayı
gerektiğine işaret ederek, "Bir uluslararası
anlaşmanın maddelerine meydan okumanın anlaşma istememek
olduğunu" ifade etti.
Mülkiyet Meselesi
Mülkiyet meselesi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken ise
Cumhurbaşkanı Talat, konunun karmaşık bir hal
aldığı için daha kolay çözüleceğini söyledi.
Rumlar tarafından ortaya konulan "34 yıl önce güçlü
geldi ve onu evinden atıp, evini bir başkasına verdi"
yaklaşımının doğru olmadığının
altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
34 yıl önceden beş gün önce Enosis ilan edilmek üzereydi. Ve
ondan önce 11 yıl boyunca da Kıbrıslı Türkler büyük
eziyetler çektiler. Güçlüler, evlerinden attı onları. Bazı Türk
köyleri yok oldu. Örneğin Yağmuralan. Ve daha birçok şey
söylenebilir. Hani derler bize "tarihe saplanmayın". Tarihe
saplanmayalım. Önümüze bakalım. Bunlar oldu, şimdi ne
yapacağız? Şimdi bundan sonra bu sorunu çözümleyeceğiz.
Nasıl? Şimdi, ev veya bir arazide iki tane insan var. Biri
Kıbrıslı Türk, diğeri Kıbrıslı Rum.
Kıbrıslı Türk, KKTC yasalarına göre mülkiyet sahibi,
Kıbrıslı Rum Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına göre
mülkiyet sahibi. Fiili durum nedeniyle bu iki insanın buradaki
hakları var ve geçerlidir, tartışılacaktır.
Uluslararası hukukta da var. Uluslararası hukukta bir adam 34
yıl sonra kulağından tutulup atılmaz ve mal diğerine
verilmez. Yapılması gereken şey, bu ikisini
uzlaştırmak. Tazminat var, değişim var, takas var. Zaten
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu niçin kurduk ve zaten o nedenle kabul
görüyor. Keşke bu duruma gelinmeseydi. Bu ülke bu hale gelmeseydi, ama
geldi. Keşke 1960'ta kurulan cumhuriyeti yaşatabilseydik. Keşke,
1963'de bu hadiseler olmasaydı. 1974'teki olmasaydı. 1963 olduktan
sonra 1974'deki olmasaydı diyemem. Çünkü 1963'te olandır esas olan,
1974 onun devamıdır. Kıbrıs Türkü hükümetten 1963'te
dışlandı.
Barış Platformunun yaklaşımı barışa
hizmet etmiyor
Cumhurbaşkanı Talat, Barış Platformuna da tepki
gösterdi. Talat şunları söyledi:
"Çok ilginç bir vakadır. Ne olduğu hangi saikle
kurulduğunu ben bilmiyorum.Ancak barışa hiçbir katkısı
yoktur. Neden? Çünkü doğru ve gerçekçi tespitleri yok. Verdikleri metni
okuduğumuzda Kıbrıs Türk halkının oyuyla seçilmiş
Cumhurbaşkanına Türkiye'nin alt yönetimi diyor, bir de diğer
konu, yazıda bahsedilen Türkiye yetkililerinin tümüne unvanları ile
hitap ederken, bana Sayın Talat demekle yetiniyor.
Beni, KKTC'nin Cumhurbaşkanı ya da Kıbrıs Türk
halkının lideri olarak görmüyor. Şimdi bu anlayış
barışa nasıl hizmet edebilir.
Benim bütün yazılarım Sayın Denktaş'a
Cumhurbaşkanı diye yazıldı. CTP arşivlerini
karıştırsınlar bulsunlar. Benim yazılarım hep
böyledir. Ancak kavganın en yüksek olduğu ve Sayın Denktaş'ın
'halk kabul etse de ben imzalamam' dediği dönemde benim değil, yine
bu şekilde bir platformun yazdığı, 'Bu Memleket Bizim
Platformu'nun' yazdığı bir mektuptur söz konusu edilen. Orada
CTP'den bir temsilci belki okumuştur. İmza yoktur, isimler
vardır altında. Orada CTP'nin bilinçli bir yaklaşımı
değil, o öfkenin içinde yazılmış bir metnin altında
adı var. Ama burada böyle bir durum yok. Burada benim barış
karşıtı bir tutumum yok. Kimse bunu iddia etmiyor.
Uluslararası camia bunu iddia etmiyor. Buradan birileri ederse bunun bir
anlamı olduğunu kimse kabul edemez tabii ki. Dünya kabul etmiyor bunu.
Ve bana şunu desinler o zaman, "Sayın Talat, Kıbrıs
Türk halkının iradesini temsil etmiyor" diyebilirler mi?
Desinler... O zaman rahatlarım, nedenlerini anlarım. Ama şimdi
anlamıyorum. Bence, barışı sabote etme sonucunu getirir bu
tür yaklaşımlar. Böyle bir niyetlerinin olduğunu söylemiyorum.
Ama eğer Kıbrıs'ta bir barış gerçekleşecekse, bu
barışın iki halkın onayından geçeceğini
düşünerek, iki halkın çoğunluğunun kabul edebileceği
bir anlaşmayı hazırlamamız gerekiyor. Bunun için de
liderlerin, liderlik yapması gerekiyor. Beni Kıbrıs Türk
halkının lideri olarak görmeyen bir anlayışın
barışa hizmet ettiğini söylemek bu şartlar altında ne
yazık ki mümkün değil. Bunu her platformda da her aşamada da
söyleyebilirim."
"Sivil toplum örgütlerinin desteği arkanızdan çekildi
mi?" şeklindeki soruya karşılık ise
Cumhurbaşkanı Talat şunları söyledi:
"Öyle bir şey yok. Etkilemez. Mahcup olacak olan ben
değilim, mahcup olacak olanlar böyle bir tavrı
takınanlardır. Hiç de umurumda değil. Herhangi bir şekilde
üyelerinin düşüncelerini yansıtmıyor. Sonuçta bu sürece,
barış sürecine katkı yapacak olan katkı yapar, köstek
olacak olan varsa da köstek olur. Sonuçta kararı halk verecek.
İradeyi halk ortaya koyacak. Ve bu tür yaklaşımları çil
yavrusu gibi dağıtacak. Ben ne olduğunu bildiğim,
programımı, hedefimi yürüttükten sonra, bir kısım
unsurların buna tepki göstermesinden etkilenerek vazgeçecek değilim.
Ne yaptığımı biliyorum.
Diyalog eksikliğim yoktur sivil toplumla. Onlarla toplantı
yaptım."
Devlet sadece memurların devleti değil
"Cumhurbaşkanı Talat, ülke ekonomisinin bir durgunluk
dönemine girdiğine işaret ederek sendikalarla hükümet arasında
yaşanan gerginlikleri şu sözlerle yorumladı:
Hükümet, devlet, herkesin devletidir. Sadece kamuda
çalışanların değil. Dikkat ederseniz eylemde bulunan
sendikalar sadece kamuda çalışanlardır. Dediler ki, asgari
ücreti 2 bin YTL yapın da biz artış istemeyelim. Asgari ücreti 2
bin YTL yaparsanız kendi kitlelerinin maaşı şimdiki
taleplerinden daha fazla artar. Orada bile ciddi tartışma kaldıran
bir öneri değil. Ben taraf olmamaya çalışıyorum. Ama benim
için önemli olan devlet ve hükümet herkes içindir ve ben bütün
vatandaşlarımı düşünmek zorundayım. İş
bulamayan, işsiz olan, ücretler düşük olduğu için geçinemeyen,
çok uzun süreler çalışan insanlar. Yatırım yapıp
ülkede ekonomiyi öne çıkaracak olan illa ki büyük demiyorum, küçük
yatırımcıların desteklenmesi ve bütün kesimlerin sonuçta
ekonomiyi bir bütün olarak geliştirmeleri, bütçenin güçlenmesi ve bütçenin
güçlenmesiyle kamu görevlilerinin daha müreffeh bir hale gelmesi en doğru
yöntemdir. Bunu anlayan, bunu ileri götürecek bir kültür oluşturmamız
lazım. Sıkıntı oradadır. Hem az çalışmak, ya
da çalışmamak, hem çok para almak, böyle bir şey dünyanın
hiçbir yerinde yoktur. Arzulanan bu! Ülkenin sadece memurların
olmadığını anlamamız lazım. Devlet, sadece
memurların devleti değil. Hükümet, sadece memurlara hizmet etmez.
Bunu anlamamız lazım. Benim en büyük sıkıntım budur.
Dünya Bankası'nın raporu için "emperyalistlerin raporudur"
diyorlar. Öyle yapmayın. Bu ekonomik bir rapordur.
İncelenmiştir. Verim kamuda son derece düşüktür. Korkunç
düşüktür. İnsanımıza hizmet son derece düşüktür.
Şikayetler ayyuka çıkmakta. Hükümetin dahi eli kolu bağlı
kalmaktadır. Bürokrasi insanları perişan etmektedir. Çok yerde
yanlışlık vardır. Sistemde ve kültürde problemler
vardır.
Çok para isteyeni anlarım. Saygı duyarım. Verebilirsem
veririm. Ama az çalışana hiçbir sempatim yoktur. Sıfır
tolerans gösteririm. Az çalışayım ama parayı alayım.
Böyle bir şey olmaz."
KIBRIS 28/02/08
The Independent: Hristofyas'ın seçilmesi çok geciken
barış için umut
Gazetenin baş makalesinde, "Hristofyas'ın seçiminin,
Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığın giderilmesi
için son yıllardaki en büyük şans olduğu" belirtildi.
Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmeye hazırlandığı ifade edilen yazıda,
geçmişte pek çok kez çözüm umudunun doğduğu, ancak bir sonuç
alınamadığı kaydedildi.
Annan planına tepkileri göz önüne alınmadan Rumlara, AB'ye
tam üyelik sözü verilmesinin BM planını baltaladığı
ifade edilen yazıda, bu uzlaşmazlıktan sorumlu olan Tasos
Papadopulos'un liderlikten uzaklaştırıldığı
belirtildi.
Yazıda, Kıbrıs sorununun, "İslam ile
batının uzlaşmasına yardım edebilecek Türkiye'nin AB
üyeliği önünde uzun zamandır engel oluşturduğu" da
ifade edildi.
"Rumların, Kosova'nın
bağımsızlığının çok sayıda ülke
tarafından tanınmasıyla, soğuk savaş
döneminden sonra büyük güçlerin, etnik, din, dil ve kültürel olarak
farklı toplumlar açısından tek çözüm olarak ayrılmayı
gördüğünü fark ettiği" görüşü dile getirilen yazıda,
"Rumların kalıcı bölünmeye daima karşı
çıktıkları, ancak çözüm için ihtiyaç duyulanın siyasi
iradenin şimdi ortaya çıkabileceği" belirtildi.
KIBRIS 28/02/08
Hristofyas, bugün yemin ederek göreve başlayacak
DİKO VE EDEK'İN TALEPLERİ HÜKÜMET KURMA
ÇALIŞMALARINI ZORA SOKUYOR...
Hristofyas'ın, yeni Bakanlar Kurulu'nun oluşturulması
konusunun en kısa zamanda sonuçlandırılması için acele
ettiği, ancak DİKO ve EDEK'in taleplerinin bunu engellediği
belirtiliyor. DİKO'nun, kendisine verilmesi önerilen ticaret ve tarım
bakanlıklarını istemediği ve dışişleri
bakanlığı yanında savunma veya adalet
bakanlıklarından birinde de ısrar ettiği belirtiliyor. EDEK
ve EPALKSİ de, savunma ve adalet bakanlıklarını talep
ediyor
MÖLLER, CUMA GÜNÜ TALAT, PAZARTESİ DE HRİSTOFYAS'LA
GÖRÜŞECEK...
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel temsilcisi Michael Möller, yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, pazartesi günü ise Kıbrıs Rum toplumu yeni lideri Dimtiris
Hristofyas ile görüşecek
Rum Yönetimi'nin yeni Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün
yemin ederek göreve başlayacak.
Rum Meclisi, Hristofyas'ın yemin töreni için, bugün saat 16.00'da
özel oturumla toplanacak. Hristofyas, yeminin ardından milletvekillerinin
tebriğini kabul edecek ve daha sonra Başkanlığa giderek
burada, görevi Tasos Papadopulos'tan devralacak.
Bu arada, Hristofyas'ın, yeni Bakanlar Kurulu'nun
oluşturulması konusunun en kısa zamanda
sonuçlandırılması için acele ettiği, ancak DİKO ve
EDEK'in taleplerinin bunu engellediği belirtiliyor.
Rum basınına göre, Hristofyas'ın yeni bakanlar için iki
temel kriter belirlediği, bunlardan bir tanesinin, Papadopulos hükümetinin
devamının olduğunun düşünülmemesi için yeni yüzler
olması; ikincisinin ise, bakanların, hükümet programını
hayata geçirmesi konusunda taahhütte bulunması olduğu kaydedildi.
DİKO'nun, kendisine verilmesi önerilen ticaret ve tarım
bakanlıklarını istemediği ve dışişleri
bakanlığı yanında savunma veya adalet
bakanlıklarından birinde de ısrar ettiği belirtiliyor.
EDEK ve EPALKSİ olarak bilinen Merkezin Yeniden
Yapılandırılması Hareketi de, savunma ve adalet
bakanlıklarını talep ediyor.
Hristofyas'ın yeni yüzlerde ısrarlı olması; Fotis
Fotiu (Tarım, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı) ve Akis Kleanthus
(Eğitim Bakanı) gibi isimlerin yeni Bakanlar Kurulu'nda da yer
almasını ve Vasilis Palmas'ın (Hükümet Sözcüsü) da bakan
olmasını isteyen DİKO'nun tepkisine neden oldu.
Dışişleri Bakanlığı için Markos Kiprianu,
İçişleri Bakanlığı için Neoklis Silikiotis, Maliye
Bakanlığı için Harilaos Stavrakis, Eğitim
Bakanlığı için Andreas Dimitriu, Çalışma
Bakanlığı için Sotiris Haralambus ve Hükümet Sözcülüğü için
ise Stefanos Stefanu'nun ismi geçiyor.
Öte yandan, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu, Rum Yönetimi
Başkanı'nın vesayet altında olmayacağını
söyledi. Kiprianu, Bakanlar Kurulu'nun oluşturulması
kararının "Başkan"a ait olduğunu ifade etti.
AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis ise, Bakanlar Kurulu ile
ilgili bir soru üzerine yaptığı açıklamada, seçilmiş
Başkan'ın, bakanlarda AKEL'e düşen payı, AKEL ile
istişare edeceğini dile getirdi.
Öte yandan bazı gazeteler, Rum Yönetimi
Başkanlığı'ndaki görevlendirmelerde de
değişikliğe gidileceğini, Rum Yönetimi Başkanı
Müdürlüğü'ne Vasos Georgiu'nun, eski Dışişleri Bakanı
Yorgos Yakovu'nun ise Başkanlık Danışmanı görevine
atanacağını yazdı.
Bakanlar yarın yemin edecek
Bu arada, yeni atanacak bakanlar, yarın saat 10.00'da yemin ederek
görevlerini devralacaklar.
Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilen Dimitris
Hristofyas'ın, AB Sağlık ve Tüketicilerin Korunması
Komiseri olan Markos Kiprianu'nun kendisine tevdi edilmesi düşünülen
bakanlık görevini üstlenebilmesi ve yemin töreninde hazır olabilmesi
için, Kiprianu aracılığıyla Avrupa Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso'ya gerekli kolaylığın gösterilmesini talep
eden bir mesaj gönderdiği belirtildi.
Hristofyas, meclis personeline veda etti
Dimitris Hristofyas, önceki gün, Meclis binasına giderek buradaki
personele veda etti.
Hristofyas, önceki gün ayrıca, Meclis
Başkanlığı'na vekalet eden Kostas Papakostas'a istifa
mektubunu sundu.
Başkanlık muhafızlığı da
değişti
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı'nın
muhafızlığını yürüten Başkanlık
Muhafızlığı'nda, Hristofyas'ın seçilmesinin
ardından değişikliğe gidildi.
Başkanlık Muhafızlığı
Komutanlığı'na, Limasol Polis Müdür
Yardımcılığı'nı yürüten Andreas Kiriaku, Komutan
Yardımcılığı'na ise Likavitu Polis Karakolu'nda görev
yapan Dimitris Dimitriu atandı.
Hristofyas'ın kahvecisi: Seni özleyeceğim Dimitris
Öte yandan Rum gazetelerinden Simerini, AKEL binasında 20
yıldır Dimitris Hristofyas'a kahve yapan 70 yaşındaki
İlektra Eleftheriadu'nun, Hristofyas'ın Rum Yönetimi
Başkanlığı'na seçilmesine ilişkin düşüncelerine
yer verdi.
Habere göre, Eleftheriadu, 20 yıldır her sabah saat 08.00'de
Hristofyas'a ilk kahvesini pişiren kişi olarak, gözyaşları
içerisinde Hristofyas'a duyduğu sevgiyi dile getirdi. Eleftheriadu,
"Dimitris'i özleyeceğim" ifadesini kullandı.
AKEL binasında 30 yıldır
çalıştığını belirten Eleftheriadu, emekli olma
zamanın geldiğini de söyledi.
Möller, iki liderle ayrı ayrı görüşecek
Bu arada BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi
Michael Möller, yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi
günü de Dimitris Hristofyas ile görüşecek.
KIBRIS 28/02/08
Kayalp: Maraş raporu, dengeler açısından
memnuniyet verici
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Avrupa
Parlamentosu (AP) Dilekçeler Komitesi'nin Maraş ile ilgili
hazırladığı taslak raporun, itiraz noktaları
bulunmasına karşın, temel noktalarda dengeli olduğunu
belirterek, bu dengenin nihai rapora yansımasını beklediklerini
ifade etti.
Kayalp, taslak raporda Maraş'ın iadesi konusunda bütünlüklü
bir çözüme atıfta bulunulduğuna işaret ederek, bunun memnuniyet
verici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, AP Dilekçeler
Komitesi'nin raporuyla ilgili olarak Brüksel'de yaptığı
temasları tamamlayarak dün sabah yurda döndü.
Brüksel'deki temaslarını ve taslakla ilgili gelişmeleri
TAK muhabirine değerlendiren Gazimağusa Belediye Başkanı
Oktay Kayalp, rapora muhalefet eden bir kısım parlamenterin
değişiklikleri yeterince incelemediklerini söyleyerek görüşmenin
ertelenmesini talep ettiklerini, bunun sonucunda da raporun görüşülmesinin
ve karara bağlanmasının usul gereği nisan ayına
ertelendiğini ifade etti.
"Nisanda olumlu sonuç alacağımızı
düşünüyoruz"
Kayalp, Komite'de taslak raporun mevcut haliyle oylanarak kabul
edilmesinden çekinen Rum lobisinin, raporun görüşülmesini zaman kazanmak
için erteleterek, politik manevrada bulunduğunu belirtti.
Kayalp, "Rapor konusu tam bir propaganda ve lobi savaşı
olacak. Günün sonunda nisanda olumlu bir sonuç alacağımızı
düşünüyoruz" dedi.
"Rapor, Rum beklentilerinin dışında"
Taslak raporun, Maraş'ın hemen iadesini isteyen Rum
tarafının beklentilerinin dışında
geliştiğini söyleyen Kayalp, Avrupa Parlamentosu Dilekçeler
Komitesi'ne Kıbrıs'a ziyaretlerinde sözde "Mağusa Belediye
Başkanı" Aleksis Galanos'un sonsuz güven beyan ettiğini,
raporun ortaya çıkmasının ardından da Rumlar'ın
Komite'ye çok ağır saldırılarda bulunduklarını
ifade etti.
Rumlar'ın, raporda, BM'nin 550 sayılı kararı
çerçevesinde Maraş'ın Rumlara hemen iadesini ve Türk askerinin
Maraş'tan çekilmesini öngören ifadenin yer almasını
beklediklerini kaydeden Oktay Kayalp, "Rapor tam aksine Maraş'ın
bütünlüklü çözüm çerçevesinde eski sahiplerine iadesini öngörüyor" dedi.
Kayalp, "Raporda bizim de kabul edemeyeceğimiz şeyler
var. Ama dengeli bir rapor olması açısından bu dengenin
korunmasını istedik" diye konuştu.
"AP Rum tezine sıcak bakmıyor"
Gazimağusa Belediye Başkanı Kayalp, kendilerinin de
girişimleri sonucunda AP'nin raporda Maraş'ın bütünlüklü bir
çözümün parçası olarak ele alınması konusunda
ısrarını sürdürdüğünü kaydederek, "Halbuki
Rumların talebi, bütünlüklü çözümden önce kendi deyimleriyle bir akvaryum
olarak Maraş'ın iadesi ve Mağusa'nın iki toplumlu bir
yapıya döndürülmesidir. AP Dilekçeler Komitesi, buna sıcak
bakmadı. Görüşme nisana ertelendi. Nisan ayında son şekil
verilerek, rapor oylanacak" dedi.
Raporun önemi
Raporun AP'de onaylanmasının önemine işaret eden Kayalp,
şunları kaydetti:
Parlamentoda oylanan, karar olarak kalacak; yaptırım gücü
olan bir rapor değil. Ancak parlamentoda böyle bir kararın
alınmış olması AB'nin gelecekte Mağusa ve Maraş
konusuna bakışına temel teşkil edecek" dedi.
"Temaslar olumlu"
Brüksel'deki temaslarına da değinen Kayalp, AP Dilekçeler
Komitesi Başkanı Marcin Libicki, Yeşiller Grubu'nun
İspanyol milletvekili ve bir kısım başka komite üyesi
parlamenterlere görüştüklerini belirterek,
Hristiyan Demokrat Grubu dışındaki diğer tüm parti
gruplarının rapordaki dengeye destek verdiklerini belirtmelerinin
memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Oktay Kayalp, görüşmelerinde parlamenterlerin Mağusa ve
Kıbrıs Türk toplumuyla ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaçları
olduğunu kendisine aktardıklarını belirterek, bu talebi
dikkate alarak önümüzdeki günlerde belediyede buna ilişkin
çalışmalar yaparak örgütlenmeye gideceklerini söyledi.
Kayalp, raporun mevcut haliyle kabul edilmesi için
çalışmaları sürdüreceklerini, bütün komite üyeleriyle
ilişki kurarak Mağusa'yla ilgili bilgilendireceklerini sözlerine
ekledi.
Rapor nasıl ortaya çıktı?
Söz konusu rapor süreci, Rum "Mağusalı Göçmenler
Hareketi"nin Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi'ne Maraş'ın
Rumlara hemen iadesini öngören dilekçe başvurusu sonucunda
başlamıştı.
Konuyu incelemek üzere geçen Kasım ayında Kıbrıs'a
gelen AP Dilekçeler Komitesi heyeti, incelemelerde bulunmuş,
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp'ın dilekçesini de
kabul ederek, Kayalp'la görüşme gerçekleştirmiş ve ardından
taslak raporu hazırlamıştı.
KIBRIS 28/02/08
Hope for deal on Ledra
Street
By
Jean Christou
GREEK and
Turkish Cypriot municipal officials met yesterday to make sure everything was
in place for the expected opening of Ledra Street once the two leaders give the
green light, Nicosia Mayor Eleni Mavrou said.
Mavrou said that as soon as President Demetris Christofias and Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat make the political decision to open the crossing point,
it will take only four or five days to set in motion.
We had a meeting between both sides to make sure everything is ready for
whenever the political decision is taken, Mavrou told the Cyprus Mail
yesterday. After that, it will take four of five days and Ledra can be
opened.
Asked if the preparations were being made on the assumption that the crossing
would be opened shortly, Mavrou said she was optimistic.
Most of the political problems have been solved. Now its up to them [the two
leaders] to take the decision, she added.
Mavrou said even though a lot of work still needed to be done to make safe the
crossing area, which is littered with derelict buildings, this would not impede
an early opening.
The work on the buildings will take much longer, said Mavrou.
We are working on a two-phase plan for the support of the buildings. To
complete these works will take three of four months, but it will not interfere
with the opening of the street.
There has been speculation for days that the issue of the Ledra Street crossing
would be one of the first things Christofias and Talat would discuss when they
meet. A meeting between the two leaders is in the pipeline and the opening of
Ledra would be a first step in showing good will for the resumption of talks at
a later date.
The saga of the Ledra Street crossing has been going on since December 2004
when it was hoped it would open in time for Christmas that year. However, three
years later, despite the fact that both sides had torn down the walls on their
respective sides, neither side could agree on the presence of Turkish troops in
the area.
Outgoing President Tassos Papadopoulos refused to agree to any opening unless
Turkish troops were completely removed from the area.
A Perspex glass barrier was substituted for the brick wall and the issue of
Turkish troops was handed over to UNFICYP to resolve. With the new hope
generated by the election of Christofias, it is hoped the problem will now be
resolved more quickly.
Both Greek and Turkish Cypriot media have been full of speculation this week
that the first thing Christofias and Talat will agree to will be the opening of
the crossing point.
One report said the two leaders had already agreed on the phone that the move
would go ahead within the next few weeks. Turkish Cypriot newspaper Afrika said
the two men had also said they would be there on the day the crossing is
opened.
Talat is due to meet Moller tomorrow.
CYPRUS MAIL 28/02/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 06:53 ET 29 Şubat 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın kabinesinde
yer alan, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu
dışındaki bakanlar, Hristofyasın huzurunda yemin ederek
görevlerine başladı.
Yeni kabine, ilk Bakanlar Kurulu toplantısını da
yaptı. Hristofyas, hükümet programının hayata geçirilmesinin
önemine değinerek, hükümet programının herkes için bağlayıcı
olduğunu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve adil bir
toplum yaratılması için çalışmak gerektiğini söyledi.
Kabinede AKELden 5, Demokratik Parti DİKOdan 3, sosyalist EDEKten 2 ve
Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketi EPALKSİden
1 bakan bulunuyor.
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianunun Pazartesi günü yemin
edeceği belirtildi.
YENİ
RUM KABİNESİ
Markos
Kiprianu-Dışişleri Bakanı (DİKO): 22/1/1960ta Limasolda
doğdu. Atina ve Cambridge Üniversitelerinde hukuk öğrenimi gördü.
1991-2003 tarihleri arasında, Ekonomi Bakanı olarak atanana kadar,
DİKOdan milletvekilliği görevini yürüttü. 2004te AB
Sağlık Komiseri olarak atandı.
Neoklis
Silikiotis-İçişleri Bakanı (AKEL): 24/1/1959da Limasolda
doğdu. Almanyanın Aahen Üniversitesi Teknik Okulunda Makine Bilimi
öğrenimi gördü. AKELin merkez komitesinde görev aldı ve Ağustos
2006-Haziran 2007 tarihleri arasından İçişleri
Bakanlığı görevini yürüttü.
Nikos
Nikolaidis-Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
(EDEK): 2/11/1953 yılında Limasolda doğdu. ABDde Elektronik
Mühendisliği eğitimi gördü. EDEK Siyasi Büro ve Merkezi Komitesi
üyesi.
Hristos
Patsalidis-Sağlık Bakanı (DİKO): 13/12/1973
yılında Bafta doğdu. İngilterede hukuk eğitimi
aldı. Avrupa Siyasi Bilimler Kurumunun müdürü ve Cyprus Collegete hukuk
bölümü öğretim görevlisi. 17 Temmuz 2007den beridir İçişleri
Bakanlığında görev yapmaktaydı.
Sotirula
Haralambus-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı (AKEL):
25/12/1963te Mağusada doğdu. Sofyadaki Kamu İdaresi ve Sosyal
Bilimler Fakültesinde Siyasi Bilimler öğrenimi gördü. 2001den beridir
AKEL milletvekili.
Andonis
Pashalidis-Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı (DİKO): 15/7/1952de
Londrada doğdu. 1955te Kıbrısa yerleşti ve
İngilterede hukuk öğrenimi gördü. Hukuk Bürosu sahibi.
Mihalis
Polinikis-Tarım Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı (EDEK):
6/11/1948de Aşağı Bafta doğdu. Atina Üniversitesinde
Tıp öğrenimi gördü. EDEK Baf Bölge Komitesi başkanı.
Kipros
Hrisostomidis-Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı (EPALKSİ): 5/7/1942
yılında Bafın Katiha köyünde doğdu. Atina ve Lüksemburgda
hukuk okudu. Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketinin
(EPALKSİ) başkanı. 2003-2006 yılları arasında
hükümet sözcülüğü görevinde bulundu, 2006da AKELden milletvekili
seçildi.
Harilaos
Stavrakis-Ekonomi Bakanı (AKEL): 1956da doğdu. Harward ve
Cambirdgede ekonomi okudu. Bankalarda 20 yıllık tecrübesi
bulunmaktadır ve Haziran 2005 tarihinde Rum Elektrik Kurumu (AİK)
Yönetim Kurulu başkanlığına atandı.
Kostas
Papakostas-Savunma Bakanı (AKEL): 12/11/1939da Ayia Triada (Sipahi)
köyünde doğdu. 1955-59 EOKA örgütünde ve 1963-1964 döneminde, ileri
sürüdükleri Türk ayaklanmasına karşı mücadelede yer aldı.
18 yıl boyunca RMMOda hizmet etti ve 1978te Rum polis çevik
birliğine katıldı. 1996dan beri AKEL milletvekili.
Andreas
Dimitriu-Eğitim ve Kültür Bakanı (AKEL): 1950de Strongilosta
(Turunçlu) doğdu. Selanik Üniversitesinde Psikoloji öğrenimi gördü
ve 1996 yılına kadar burada öğretim görevlisi olarak görev
yaptı. Rum Kıbrıs Üniversitesinde dekan.
Stefanos
Stefanu-Hükümet Sözcüsü (AKEL): 21/1/1965 tarihinde Yerolakkoda (Alayköy)
doğdu. Sofya Üniversitesinde Siyasi Bilimler öğrenimi gördü. 1996
yılında EDONun genel sekreteri seçildi. Seçimler döneminde
Hristofyasın sözcülüğünü yaptı.
Hristofyas, yemin ederek göreve başladı
ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ ÇÖZÜM"...Rum Yönetimi
Başkanlığı'na, hayatının amacına
ulaşmak için aday olduğunu, bu amacının da
"Kıbrıs sorununa adil çözüm bulunması" olduğunu
söyleyen Hristofyas, yeni atadığı Bakanlar Kurulu'yla birlikte,
seçim öncesinde verdiği taahhütleri yerine getirmek için bütün gücüyle
çalışacağını kaydetti ve hükümetinin birinci
önceliğinin Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu aktardı
KIBRISLI TÜRKLERE MESAJ.... Kıbrıslı Türklerin
"Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit
vatandaşları olarak bütün haklarından yararlanmaları
yönünde çalışacağı" tezini yineleyen Hristofyas,
"Açıklıkla yinelemek isterim ki; Kıbrıslı
Türklerin haklarının; Kıbrıslı Rum, Maronit, Ermeni ve
Latin vatandaşlarımızın hakları aleyhine olacak
şekilde yeniden tesis edilmesi mümkün değildir" vurgusunu da
yaptı
Rum Yönetimi'nin yeni Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum
Meclisi'nin "yeni başkanın yemin etmesi" gündemiyle dün
öğleden sonra gerçekleşen birleşiminde, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve toprak
bütünlüğünü koruyacağına" dair yemin ederek görevine
başladı.
Rum Meclisi salonunda hazır bulunanlar Hristofyas'ın yeminini
ayakta dinledi.
Yeminin ardından Rum Meclisi toplantı salonunda hazır
bulunanlara hitap eden Hristofyas, Rum halkının verdiği yetkiyle
Güney Kıbrıs için yeni bir dönemi başlatacaklarını,
yeni dönemin niteliğinin; Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir
ve işleyebilir bir çözüm bulma yönündeki çabaların
yoğunlaştırılması olacağını söyledi.
Dün itibarıyla 7 yıl süren Rum Meclisi
Başkanlığı görevinin de sona erdiğine işaret eden
Dimitris Hristofyas, bu süre içerisinde Güney Kıbrıs'ın Avrupa
müktesebatına uyumu ve AB üyeliği için
çalıştıklarını, Kıbrıs sorununun
uluslararası alanda ileri götürülmesi yönünde diplomatik
çalışmalar yaptıklarını hatırlattı.
Rum Yönetimi Başkanlığı'na, hayatının
amacına ulaşmak için aday olduğunu, bu amacının da
"Kıbrıs sorununa adil çözüm bulunması" olduğunu
söyleyen Hristofyas, yeni atadığı Bakanlar Kurulu ile birlikte,
seçim öncesinde verdiği taahhütleri yerine getirmek için bütün gücüyle
çalışacağını kaydetti ve hükümetinin birinci
önceliğinin Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu aktardı.
Rum Yönetimi Başkanlığı'na
adaylığını koymasındaki en temel nedenin
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olduğunu tekrarlayan
Hristofyas, talep ettiği çözümü şu sözlerle anlattı:
"Başkanlığımızın hedefi..."
"Başkanlığımız'ın hedefi;
işgale ve kolonizasyona son verecek adil, yaşayabilir ve
işleyebilir çözümü başarmaktır. Egemenliği,
bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğini yeniden tesis edecek;
yabancı güçlerin iç meselelerimize askeri müdahale hakkını
eleyecek; toprağı, halkı, ülkemizin kurumlarını ve
ekonomisini; 1977 Makarios-Denktaş ve 1979 Kiprianu-Denktaş Doruk
Anlaşmaları'nda öngörülen iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon
çerçevesinde birleştirecek bir çözüm.
İki bölgeli, iki toplumlu Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tek bir egemenliği, uluslararası temsiliyeti ve
vatandaşlığı olmalıdır. Çözüm; BM'nin
Kıbrıs'la ilgili kararlarına dayanmalı, Uluslararası
hukuka ve Avrupa hukukuna ve de insan haklarıyla ilgili uluslararası
sözleşmelere uygun olmalıdır.
Göçmenlerin mülklerine geri dönme hakları da dahil; halkın
tamamının -Kıbrıslı Türklerin, Rumların,
Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin- insan haklarını ve temel
özgürlüklerini tesis edecek bir çözüm istiyoruz.
Türk işgal ordularının çekilmesini ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin askersizleştirilmesini öngörecek bir çözüm istiyoruz.
Nihai hedef; Kıbrıs'ın tamamının
askersizleştirilmesi olmaya devam ediyor."
"İki toplumun siyasi eşitliği..."
Dimitris Hristofyas, iki toplumun federasyon çerçevesindeki siyasi
eşitliğini; Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında belirlenen
şekliyle desteklediklerine dikkat çekti. Çaba harcanmasına
rağmen Kıbrıs sorununun 34 yıldır çözülemediğini
hatırlatan Hristofyas, "Çözümsüzlüğün nedeni, Türkiye'nin,
Kıbrıs halkının çıkarına olacak bir çözümü kabul
etmemesidir" iddiasında bulundu ve "sorunun adil,
yaşayabilir ve işleyebilir şekilde kapanması ve
uluslararası hukuk ilkelerinin yeniden tesis edilmesi zamanının
geldiği inancındayım" dedi.
Rum Yönetimi Başkanı, Türkiye'nin 1974'te
gerçekleştirdiği Barış Harekâtı'nı
"istila" olarak niteledi ve Türkiye'nin "Ada'nın büyük
bölümündeki mevcudiyeti ile uluslararası hukuk ilkelerini ihlal
ettiğini" savundu.
Kıbrıs sorunundaki çıkmazın
kırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
kapsamlı müzakerelerin başlaması şartlarının
yaratılmasının başlangıç noktası olarak 8 Temmuz
Anlaşması'nın hayata geçirilmesini gösteren Hristofyas, söz
konusu anlaşmanın, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri ve genel olarak
Güvenlik Konseyi tarafından benimsenip desteklenmekte olduğunu
söyledi. Hristofyas, "8 Temmuz Anlaşması'nın hayata
geçirilmesi yönünde diyaloğa hazır olduğumuzu beyan ediyorum ve
Kıbrıs Türk tarafından da karşılık
bulacağımızı umuyorum" ifadesini kullandı.
"Kıbrıslı Türklerin hakları..."
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, konuşmasının
devamında Kıbrıslı Türklere hitap ederken "dostluk ve
barışçıl şekilde bir arada yaşama konusunda daha iyi
niyetler taşıdıklarını" söyledi.
Kıbrıslı Türklerin "Birleşik Federal Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olarak bütün haklarından
yararlanmaları yönünde çalışacağı" tezini
yineleyen Hristofyas, "Açıklıkla yinelemek isterim ki;
Kıbrıslı Türklerin haklarının; Kıbrıslı
Rum, Maronit, Ermeni ve Latin vatandaşlarımızın
hakları aleyhine olacak şekilde yeniden tesis edilmesi mümkün
değildir" vurgusunu da yaptı.
Rum halkına; Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası
alanda çeşitli yönlerde yoğun faaliyet göstereceklerine dair söz
verdiklerini hatırlatan Dimitris Hristofyas, Rum başkanlık
seçimlerinin hemen ardından uluslararası unsurun; Kıbrıs
sorununun çözümü çabalarında birlikte yürümeye hazır olduğunu
beyan etmesinden memnuniyet duyduğunu söyledi. Hristofyas, verdiği
sözü yerine getirmek için BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi nezdinde
faaliyet göstereceği vaadinde bulundu ve şunları söyledi:
"Güvenlik Konseyi'nin, son kararında yer alan ve iki toplumu,
çözümün yine Kıbrıslılar tarafından bulunması için
çabalara yapıcı şekilde dahil olmaya
çağırdığı tutumunu kutluyoruz. Biz bu
işbirliğinin geliştirilmesi için sebatla; Kıbrıslı
Türk vatandaşlarımızla yeniden yakınlaşmayla ve
onlarla kurduğumuz tarihî ilişkileri de değerlendirerek
çalışacağız."
"Çözüm çabalarında AB de
rol oynayabilir ve oynamalıdır"
BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu yerine getirirken; iki taraf
arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve ileri götürülmesine
katkıda bulunmasının ve Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin
beşinin birden, Kıbrıs sorununu, BM'nin Kıbrıs'la
ilgili kararlarına uygun olarak topluca yürütmelerinin önemine dikkat
çeken Dimitris Hristofyas, "AB'nin de çözüm çabalarında rol oynayabileceğini
ve oynaması gerektiğini" savundu. Hristofyas, "Biz
Avrupalı ortaklarımızın desteğini bekliyor,
çıkmazın aşılması ve Kıbrıs sorununun
çözülmesine katkı yapmalarını bekliyoruz" dedi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir bir
çözüm bulunmasının kolay bir şey olmadığına
dikkat çekti, zorlukların bilincinde, sürekli çalışmak
gerektiğinin de farkında olduğunu ifade etti. Dimitris
Hristofyas, "Çözümün anahtarı Ankara'nın elinde bulunuyor. Çözüm
için işbirliği yapmaya karar vermesi gereken Türkiye'dir"
iddiasında bulundu.
Çözüm çabalarının önemli şartı ve olmazsa
olmazının iç cephede birlik ve bütünlük olduğunun
altını çizen Hristofyas, herkesin, ortak hedef olan çözüm için
seferber olması gerektiğini, iç cephede birliğin inşa
edilmesinin ve diyaloğun, hükümetinin birinci önceliklerinden
olduğuna işaret etti.
Dimitris Hristofyas, konuşmasını
tamamlamasının ardından Rum Yönetimi eski Başkanı
Tasos Papadopulos ve eşini uğurladı; tebrikleri kabul etmek için
Meclis'teki ofisine geçti. Tebrik kabulünün ardından da, Papadopulos'tan
görevi devralmak için Rum Başkanlık Köşkü'ne geçti.
Hristofyas'ın özgeçmişi
Dimitris Hristofyas, 1946 yılında Aşağı
Dikomo'da doğdu.
Hristofyas, Moskova Sosyal Eğitim Fakültesinde eğitim gördü.
1982 yılında AKEL'in Merkez Komitesine, 1986 yılında
AKEL'in Politbürosu üyeliğine seçildi ve 1988 yılından itibaren
partinin genel sekreterliği görevini yürütüyor.
Hristofyas, 1991'de Rum Temsilciler Meclisi'ne AKEL milletvekili olarak
girdi ve 2001 yılında Rum Meclis'in başkanlığına
seçildi.
İngilizce ve Rusça bilen Hristofyas. Evli ve üç çocuk
babasıdır.
KIBRIS 29/02/08
Umudunuzu kaybetmeyin ve Avrupa'ya güvenin
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Avrupa Parlamentosu milletvekili Richard Howitt,
Kıbrıslı Türkleri referanduma evet değdi için tekrar
kutladığını belirterek, "Umudunuzu kaybetmeyin ve
Avrupa'ya güvenin" dedi.
Kıbrıs'ta barışın ve iki tarafın
uzlaşmasının mümkün olduğunu kaydeden Howitt, çözüm için
Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın politik cesareti olması
gerektiğine işaret etti.
İngiltere Parlamentosu'nun AP Milletvekili Howitt, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ta yapılan
seçimlerin sonucunda Hristofyas'ın başkanlığını
olumlu karşıladığını belirterek, "Kıbrıs'taki
bu değişikliği hoş karşılıyorum.
Kıbrıs'ta bir çözüm ve uzlaşmanın sağlanması için
seçim sonucunun olumlu yönde fayda sağlayacağını
düşünüyorum" dedi.
Kıbrıs sorununun hem ada halkı hem de Avrupa
Birliği için önemli bir konu olduğunu belirten AP Milletvekili
Richard Howitt, "Seçim sonucunun olumlu yönde Kıbrıs'ın
geleceğini değiştireceğini umuyorum. Kıbrıs'ta
uzlaşmanın ve barışın sağlanması hem ülke
halkı hem de Avrupa'nın yararına olacaktır" diye
konuştu.
Kıbrıs Türk halkının referandumda 'evet' diyerek
adada çözümün sağlanması için barış ve anlaşmadan yana
olduğunu gösterdiğini ve bu durumun AB için çok önemli olduğunu
vurgulayan AP Milletvekili Howitt, "Avrupa'nın referandum
sonrası Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine
getirmesi çok önemli. Bu konuda çok çalışıyorum.Bu sözlerin
tutulması, Ada da ki tüm insanlara AB'nin ciddiyetini gösterir.Biz iki
toplum arasında ki farklılıkların ve ayrımın
sonsuza kadar devam etmesini değil, iki tarafında tekrar çözüm için
müzakerelere başlamasını istiyoruz."diye konuştu.
AP Milletvekili Howitt, 'biz ayrımcılık yapmıyoruz'
diyerek, müzakere sürecinin tekrar başlaması durumunda Kuzey ve Güney
Kıbrıs'ın görüş, düşünce ve beklentilerinin kendileri
için önemli olduğunu ifade etti.
Kuzey Kıbrıs Türklerine bir mesaj gönderen AP Milletvekili
Howitt, şöyle konuştu:
"Kıbrıs Türk Toplumundan umutlarını
kaybetmemelerini ve Avrupa'ya güvenmelerini istiyorum.Kuzey Kıbrıs'da
ki insanları referanduma evet dedikleri ve çözümden yana olduklarıni
gösterdikleri için tekrar tebrik ediyorum."
Kıbrıs'ta barışın ve iki tarafın
uzlaşmasının mümkün olduğunu belirten AP Milletvekili Richard
Howitt, Kıbrıs'ta çözüm için Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın
politik cesareti olması gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 29/02/08
Christofias: a new
presidency for all
By
Andreas Avgousti
Solution to
Cyprus problem and a fairer society are part of new presidents vision
MY PRESIDENCY will be a presidency for all Cypriots: these were Demetris
Christofias concluding words in his first speech as President of the Republic
of Cyprus.
In his half-hour long address to the House of Representatives at the ceremony
for his investiture, the new President skimmed over the major issues his
government would concern itself with.
I ran for the Presidency of the Republic inspired by a life-long vision: the
achievement of a just solution to the Cyprus problem and the building of a
fairer society, he said.
His top priority is the solution to the Cyprus problem, which persists, due
to Turkeys refusal to accept a solution that would be to the benefit of the
people of Cyprus.
Christofias identified the July 8 agreement as, the starting point to break
the deadlock.
He went on to assure Turkish Cypriots of his best intentions, while in the same
breath emphasising that, the restoration of the rights of the Turkish Cypriots
cannot take place at the expense of the rights of the Greek Cypriot and of our
Maronite, Armenian and Latin compatriots.
He promised to, promote unity and collective leadership in the handling of the
Cyprus problem, through the upgrading and more effective operation of the
National Council.
Indeed, DISY is poised to return to the National Council following a party
decision on Wednesday.
Above and beyond European foreign policy decisions which are taken collectively
by the member-states, Christofias said that Cyprus can become a bridge between
Europe and the countries in our region as well as those of the non-aligned
movement.
On the domestic scene, social justice was the watchword.
Christofias said that both his personal history and AKELs history constituted
a guarantee for an anthropocentric policy.
The mixed economic model which he stands for is in line for an upgrade over the
next five years.
The model is based on the cooperation between the initiatives of the private,
the public and the cooperative sectors, he said.
The successful track record of the model and its individual merits have
convinced [us] that his model has not exhausted its possibilities.
He lauded the entirety of the electorate because with their massive
participation, away from fanaticism, bigotry and excesses, they have confirmed
that democracy in our country has matured.
We can all be proud of the fact that the citizens trust the political
process and the politicians.
Christofias buried the hatchet of election skirmishes between himself and
outgoing President Tassos Papadopoulos over the achievements of the government.
We can certify that during Mr. Tassos Papadopoulos term in office a great
deal has been accomplished.
He also spoke of the achievements of the House of Representatives during his
tenure as House President from May 2001 until now.
He singled out the harmonisation of Cyprus with the acquis communautaire and
the strengthening of parliamentary diplomacy as the two greatest achievements
of his House Presidency.
Cyprus can do better, Christofias said thus inaugurating the new era which
will be marked by the renewal of the political life of the country and the
modernisation of our society.
CYPRUS MAIL 29/02/08
Christofias new Cabinet
offers few surprises
By
Andreas Avgousti
PRESIDENT
Demetris Christofias followed an expected route in appointing his new Cabinet
yesterday.
Five ministries went to AKEL, four to DIKO and two to EDEK suggesting that the
tripartite alliance has been revived, if unofficially, despite previous
denials.
MEP and European Union Health Commissioner Markos Kyprianou has been appointed
Foreign Minister.
DIKOs Kyprianou had already handed in his resignation from his post to EU
Commission President Jose Manuel Barroso yesterday.
The remainder of the term of Kyprianous Commission post will be served by
United Democrat Androulla Vassiliou, wife of former AKEL-backed President
George Vassiliou.
Chief Executive Officer of the Bank of Cyprus Charilaos Stavrakis was appointed
Finance Minister.
In 2006, President Tassos Papadopoulos had appointed Stavrakis at the helm of
the Electricity Authority.
Stavrakis appointment sees a continuation of the policy of placing a
technocrat at the helm of the economy, rather than a politician.
Outgoing Finance Minister Michalis Sarris did not have any political
affiliations and had in fact offered his services to both remaining
presidential candidates, Ioannis Kasoulides and Demetris Christofias, prior to
the second round of the presidential elections last week.
We must work in harmony to secure a competitive economy, said Stavrakis.
There is room for improvement in the mixed economy, so as to perfect its
services in the interests of the simple Cypriot citizen.
AKELs Neoklis Sylikiotis returns to the Cabinet as Interior Minister.
In the outgoing government Sylikiotis had briefly served as Education Minister
after the sudden death of Pefkios Georgiades.
Sylikiotis was terse and to the point: We begin work at once. Our aim is to
implement the governmental programme, as announced by Demetris Christofias in
the election season.
Former Chief of Police and Acting President of the House, Costas Papacostas is
the new Defence Minister.
I will do what I can and I will do what I should, Papacostas said.
Sporting a career in the National Guard, the Police and the House of
Representatives, Papacostas said that his new post is, a return to my roots.
Rector of the new Technical University of Cyprus and AKEL man Andreas Demetriou
has been appointed Education Minister.
Lawyer and DIKO MP Antonis Paschalides is the new Minister for Commerce
Industry and Tourism.
EDEKs Nicos Nicolaides is the new Communications and Works Minister, while
the Ministry of Agriculture, Natural Resources and the Environment was also
given to Socialist EDEK man Michalis Polynikis.
PEO trade union activist Sotiroulla Charalambous, the only woman in the new
Cabinet, takes over as Labour Minister.
Kypros Chrysostomides, who had formerly served as government spokesman in the
Papadopoulos administration, will be the new Minister of Justice and Public
Order.
Chrysostomides, the leader of the Front for the Reconstruction of the Centre,
was elected as an independent MP on the AKEL ticket in May 2006.
Interior Minister Christos Patsalides is the only current minister who remains
in the Cabinet, albeit at a new post.
He is now Health Minister and will oversee the implementation of the General
Health Plan promised by Christofias.
I will co-operate fully in the attempts to implement the new governments
programme, while I will also respect the party (DIKO) which has suggested my
appointment, he said.
Hard work is the order of the day. Im honoured to serve two different
governments.
Four non-Cabinet appointments saw an equivalent number of AKEL supporters
assume positions around the President.
The ministerial-level Cabinet post of Government spokesman was given to
Christofias press officer Stefanos Stefanou.
Titos Christofides has been appointed the Undersecretary to the President,
while Vassos Georgiou is the new director of the Presidents Office.
Former Foreign Minister and High Commissioner to London, George Iacovou, is the
new Presidential Commissioner
The move sees the revival of a post abolished by Papadopoulos five years ago.
Ever since 1974, I have devoted the majority of my time to the Cyprus
problem, Iacovou said.
I hope to be one of the Presidents closest associates.
Finally, former Green MP and HTI lecturer Charalambos Theopemptou can resume
his work as Environment Commissioner.
The post was first established by Papadopoulos in an effort to upgrade
environmental policies.
At 10am today, confirmation of the new Cabinet will take place at the
Presidential Palace, and will be followed by the first Cabinet meeting.
CYPRUS MAIL 29/02/08