Hristofyas, Papadopulos’a 4 bakanlık verecek

Kıbrıs Rum kesiminde başkanlığı kazanan Hristofyas, yeni hükümet için partilerle görüşmelere başlıyor. Hristofyas’ın, ikinci turda kendisini destekleyen Papadopulos’un partisi DİKO’ya dışişleri bakanlığıyla birlikte 3 bakanlık vermesi bekleniyor.

AA

Güncelleme: 13:40 TSİ 25 Şubat 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde dün ikinci turu yapılan ve komünist AKEL partisi, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas’ın kazandığı “başkanlık” seçimlerinin ardından, hükümet senaryoları gündeme geldi. AKEL’in tarihinde ilk kez aday olan ve seçimi kazanan Hristofyas’ın, yeni bakanlar kurlunun oluşumu için bugünden itibaren siyasi partilerle görüşmelere başlıyor.

 

Rum basınında yer alan haberlere göre, Hristofyas’ın, ikinci tur seçimde kendisini destekleyen şimdiki Rum lider Tasos Papadopulos’un onursal başkanı olduğu Demokratik Partiye (DİKO) dışişleri bakanlığıyla birlikte 3 bakanlık ve meclis başkanlığını vermesi bekleniyor.

Rum Meclis Başkanlığı görevini de yürüten Hristofyas’ın “başkan” seçilmesi nedeniyle boşalacak bu makama DİKO Başkanı Marios Karoyan’ın gelmesi bekleniyor. Rum Meclis Başkanlığı seçimi 6 mart tarihinde yapılacak.

Dışişleri Bakanlığına ise DİKO’lu, eski Rum liderlerden Spiros Kiprianu’nun oğlu, şimdiki AB Sağlık Komiseri Markos Kiprianu’nun getirilmesine büyük olasılık olarak bakılıyor.

İkinci turda Hristofyas’ı destekleyen ve Türkiye karşıtı çıkışlarıyla tanınan şimdiki Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin de Tasos Papadopulos’un Siyasi Büro Şefi Tasos Conis’in yerini almasının olası olduğu yorumları yapılıyor.

İkinci tur seçimde Hristofyas’ı destekleyen sosyalist EDEK partisine de 2 bakanlık verilmesi öngörülüyor.

Perşembe günü Rum meclisinde “başkanlığı” onaylanacak Hristofyas’ın gelecek çarşamba günü yeni bakanlar kurulunu açıklaması bekleniyor.

 

Rumlara AB çağrısı: "Müzakereler başlamalı"



25 Şubat, 2008 12:14:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Kıbrıs Rum kesimindeki başkanlık seçimini kazanan Dimitris Hristofyas'ı kutladı ve ''müzakerelerin BM gözetiminde geciktirilmeden başlatılması'' çağrısı yaptı.

Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Barroso, Hristofyas'la geçtiğimiz aralık ayında bir araya geldiğini hatırlattı.
 
Barroso, bu görüşmede Hristofyas'ın kendisine "Avrupa'nın entegrasyonu projesine inancını ve Kıbrıs sorununa çözüm için çalışma kararlılığını aktardığını" anlattı.

"Seçilmeniz Kıbrıs sorununda uzun süren tıkanıklığın aşılması fırsatını sunuyor" diyen Barroso, "Sizi, bu şansı iyi kullanarak Kıbrıs Türk toplumu (KKTC) lideriyle BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya şiddetle teşvik ediyorum. AB Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm) çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim" dedi.
 
Seçim Yunan ve İngiliz basınında
 
Bu arada Rum başkanlık seçiminin Komünist AKEL partisi lideri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle sonuçlanması, Yunan basını tarafından "Kıbrıs'ta yeni bir sayfa açıldığı", İngiliz basını tarafından da "birleşme umutlarının arttığı" şeklinde değerlendirildi.
 
YUNAN BASINI
 
Yunan basını, Avrupa'nın tek Komünist başkanı Hristofyas'ın "net bir zafer kazandığı" görüşünde birleşti.
 
Apoyevmatini gazetesi:
Atina'da yayımlanan Apoyevmatini gazetesi, Kıbrıs tarihinde ilk kez Komünist bir liderin başa geldiğini ve görüşünü dile getirmekten de kaçınmadığını kaydetti.
 
Apoyevmatini, geçen hafta yapılan 1'inci tur başkanlık seçiminde Tassos Papadopulos'u "oyun dışı" bırakan Kıbrıslı Rumlar'ın akıllarında şu anda bulunan sorunun, "Hristofyas'ın Papadopulos'u Kıbrıs konusunda arka kapıdan içeri alıp almayacağı" olduğunu belirttiği haberinde, Papadopulos'un seçimi kaybetmiş olmasına rağmen, oyunu kaybetmediği yorumunu yaptı.
 
Eleftheros Tipos gazetesi:
Gazete, Hristofyas'ın halkına, Kıbrıs sorununa Annan planından daha iyi bir çözüm getirebileceğini kanıtlamasının yanı sıra Marksist çizgide bir liderin ruhunu kaybetmeden başkanlık yapabileceğini, gerek taraftarlarına gerekse Avrupa Sol'una göstermesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
 
Ethnos gazetesi:
Gazete Kıbrıs tarihinde ilk kez Komünist bir liderin "başkan" seçilme başarısını gösterdiğini, Hristofyas'ın önündeki zor adımınsa Komünist bir liderin AB içinde küçük ülkesinin çıkarlarını temsil edebileceğini kanıtlaması, Kıbrıs sorununda adil bir çözüm için temel kurarak, Türk tarafıyla iyi ilişkilerinden faydalanması ve bu çerçevede iki toplumu yakınlaştırması olduğunu yazdı.
 
Ta Nea gazetesi:
Ta Nea, iki toplumun siyasi eşitliğini destekleyen Hristofyas'ın galibiyetinin, bir devri kapatarak yenisini başlattığını yazdı.
 
Hristofyas'ın başlıca hedefinin Kıbrıs sorunun çözümüne yeni bir ivme kazandırmak olduğunu kaydeden gazete, Hristofyas'ın seçilmesinin Atina'da da memnuniyet yarattığını belirtti.
 
Eleftherotipiya gazetesi:
Gazete, "Kızıl lidere yeşil ışık yakıldığı" şeklindeki haberinde, Hristofyas'ın seçilmesinin değil, seçimlerde aldığı yüksek oranın sürpriz olduğunu kaydetti.
 
Gazete, gündemdeki sorunun Hristofyas'ın Kıbrıs konusuna nasıl bir çözüm getireceği ve ne şekilde iki toplumu birleştireceği olduğunu belirterek, Hristofyas'ın seçimlerde diğer partilerin de desteğini de aldığını bu çerçevede söz konusu partilerin Rum liderin her türlü çabasına katkıda bulunacaklarını yazdı.
 
İNGİLİZ BASINI
 
The Guardian gazetesi:
Gazete, Kıbrıs'ın Rum kesiminin ilk komünist liderini seçtiği başlığıyla yayımladığı haberde, Hristofyas'ın bu göreve gelmesiyle Ada'da birleşme umutlarının arttığı belirtildi.
 
Gazete, komünist politikacıların Ada'daki İngiliz üslerine yönelik eleştirel tutumununsa İngiltere'de önümüzdeki dönemin muhtemel gelişmelerine ilişkin kaygı yarattığını yazdı.
 
The Daily Telegraph gazetesi:
Gazete, Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçimin galibi olan Hristofyas'ın, Ada'daki bölünmeyi ortadan kaldırma yaraları sarma yolunda hedefleri bulunduğunu bildirdi.
 
Ada'daki bölünmeyi Avrupa'daki en eski "çatışmalardan biri" olarak adlandıran gazete, müzakerelerin yakın zamanda başlayabileceğine işaret etti.
 
Gazete, Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile en kısa zamanda görüşmek için girişimde bulunacağını kaydetti.
 
The Times:
The Times da birleşmenin Kıbrıs Rum kesiminde nöbeti devralan "geçimli komünist liderin" gündeminde ilk sırada bulunduğunu duyurdu.
 
Hristofyas'ın AB'nin ilk komünist "devlet başkanı" olduğunu vurgulayan gazete, 34 yıllık bölünmenin Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki önemli engel durumunda bulunduğunu hatırlattı.
 
Seçimin ardından BM'nin gelecek ay Ada'ya bir heyet göndererek "nabız yoklayacağını" da kaydeden gazete, 2004 yılında yapılan referandum sonucunda verilen sözlerin tutulmaması, Rum kesiminin AB üyeliği ve benzeri gelişmelerle Kıbrıslı Türklerin "ayazda bırakıldıklarını" da yazdı.
 
Independent gazetesi:
Independent ise solun galibiyetinin Kıbrıs'ta barış umutlarını canlandırdığını yazdı ve varılacak çözümün olumlu etkilerinin Ada'nın çok ötesinden hissedileceğini kaydetti.
 
Rum kesiminde yapılan son kamuoyu yoklamalarının, 2004 referandumunda büyük çoğunlukla hayır diyen Rum halkının bugün artık çözümü desteklediğini ortaya koyduğu vurgulanan haberde, çözümün Türkiye'nin AB çabalarında da önemli bir itici güç oluşturacağı belirtildi.
 
FRANSIZ BASINI
 
Liberation:
Gazete, Rum "başkanlık" seçiminin dün yapılan ikinci turunun Komünist AKEL partisi lideri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle sonuçlanmasını, "yeni 'başkan', Türk tarafına el uzatıyor" yorumuyla okuyucularına duyurdu.
 
Gazete, "Hristofyas'ın, diğer adaylar içinde Kıbrıs sorununa acil biçimde çözüm bulunması konusunda en istekli siyasetçilerin başında geldiğini" yazdı.
 
Geçen hafta yapılan 1'inci tur "başkanlık" seçiminde Tassos Papadopulos'un "oyun dışı" kaldığını hatırlatan gazete, "Papadopulos'un hiçbir şekilde Kıbrıs konusunda tavize yanaşmayan bir lider olduğu" değerlendirmesinde bulundu.
 
"Kıbrıs'ın iki kesiminde yaşayan halkın, tek bir Kıbrıs çatısı altında yaşama umudunu uzun zamandır taşımadığını" yazan gazete, "özellikle Kosova sorunununu ortaya çıkmasından sonra, iki kesim liderlerinin, bir an önce Kıbrıs sorununun çözümünü hızlandırmak istediği" yorumunu yaptı.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyas'ın en kısa zamanda bir araya geleceğini kaydeden gazete, iki liderin, Ada'nın alt yapı, yasa dışı göç, kuraklık ve mafya gibi iç sorunlarına da acilen çözüm bulmak istediklerini belirtti.
 
Rumlarda komünist başkan dönemi
 
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubat'ta ikinci turu yapılan 'başkanlık' seçimini AKEL Genel Sekreteri ve Dimitris Hristofyas oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı.

 

"Gerçek niyet saklanmamalı"



25 Şubat, 2008 15:38:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözme zamanının geldiğini belirterek, ''Önümüzdeki dönemi imaj yaratma çabasına çevirmemeliyiz. Gerçek niyetimizi saklayarak, son anda tavır belirlemek en yıkıcı sonucu verir'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Rum kesiminde dün yapılan ve komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın kazandığı başkanlık seçimlerini değerlendirdi.
 
Talat, seçimin galibi Hristofyas'ı yeniden kutlayarak, en kısa sürede müzakere için birlikte olmaya çağırdı.
 
Hristofyas'la farklı zorlukları olduğunu dile getiren Talat, hedefinin iki halkın kabul edeceği yeni bir ortaklık devleti olduğunu kaydetti.
 
Talat, yeni dönemde, imaj yaratma çalışmalarından uzak durulması uyarısında bulunarak, Kıbrıs sorunun çözümüne ağırlık verilmesini istedi.
 
Kıbrıs Rum halkının birinci turda değişimde karar kıldığını ve bunca yıldır süren zaman kaybının ortadan kaldırılması için değişime ilk adımı attığını belirten Talat, dünkü seçimde de Rum halkının Dimitris Hristofyas'ı Rum yönetimi liderliğine getirdiğini kaydetti.
 
Talat, bu değişimin yeni bir dönem olduğunu belirtti. Gelecek dönemin zor olacağına işaret eden Talat, iki halkın da kabul edeceği bir anlaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
 
Kendisinin ve Hristofyas'ın sorumluluklarının çok ağır olduğunu ifade eden Talat, iki halkın kabul edeceği bir anlaşmaya varmanın temel hedef olması ve bu yönde hareket etmeleri gerektiğini belirtti.
 
"Son anda tavır belirlemek yıkıcı olur"
 
"Önümüzdeki dönemi imaj yaratma çabasına çevirmemeliyiz. Gerçek niyetimizi saklayarak, son anda tavır belirlemek en yıkıcı sonucu verir" diyen Talat, bunun kesin olarak Kıbrıs'ın bölünmesine neden olacağını söyledi.
 
Gelecek dönemin imaj yaratma değil, Kıbrıs sorununu çözme zamanı olduğunu dile getiren Talat, Türk tarafı olarak, yeni dönemi fırsat bilerek, Kıbrıs sorununun çözümü için elden gelen çabayı ortaya koyacaklarını, zaten bu konuda rüştlerini ispat ettiklerini kaydetti.
 
Rum halkının değişimden yana olan tavrını, yeni dönemin başlangıcı olarak sayacaklarını ifade eden Talat, çözümün BM parametreleri çerçevesinde gerçekleşeceğinin altını çizdi.
 
"Ada'nın bütünü AB'de değil"
 
Talat, Avrupa Birliği'nin de hedefleri olmaya devam edeceğini belirtti. Ada'nın bütünün AB'de olduğunun söylendiğini bunun yalan olduğunu kaydeden Talat, Ada'nın bütününün AB'ye girmesini istediklerini belirtti.
 
Cumhurbaşkanı Talat, çözümle birlikte bu sorunun da ortadan kalkacağını söyledi."Yeni bir ortam yeni bir dönem" diyen Talat, çözümden umutlu olduğunu dile getirdi.
 
Talat, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelere hazır olduğunu yineledi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, Hristofyas'la bir araya gelme konusunda tarih ortaya koyduklarını, bunun, Hristofyas'ın 8 Mart'ta Atina'ya yapacağı ziyaretten önce mi, sonra mı olacağını bilmediğini söyledi.
 
Talat, dün akşam Hristofyas'ı tebrik için aradığında karşılıklı bir araya gelme arzularını ilettiklerini kaydetti.

 

 

'Türk tarafı müzakerelere hazır'

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat kısa bir hazırlık sürecinden sonra müzarekelere yeniden başlamak için hazırlıklı hale gelebileceklerini söyledi.

Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki seçim sonrası basın toplantısı düzenleyen Talat, seçimi kazanan Rum lider Hristofyas ile ortak bir anlayış yakalamayı umduğunu belirtti. Talat, "Benim umudum Hristofyas ile aynı yolu yürümektir. Önümüzdeki süreç kolay olmayacak. Yeni dönemde Hristofyas işi benimkinden daha zor" dedi.

Seçim döneminde söylenenlere değil geleceğe baktığını dile getiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Seçim döneminde söylenenleri geçmişe yazmak gerekir. Seçim döneminde söylenenler geçmişte kaldığı için ben önümüzdeki sürece bakıyorum" dedi.

"İMAJ YARATMA ÇABASINA GİRMEMELİYİZ"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet  Ali Talat, gelecek dönemim imaj yaratma değil, Kıbrıs sorununu çözme  zamanı olduğunu ifade ederek, “Önümüzdeki dönemi imaj yaratma çabasına  çevirmemeliyiz. Gerçek niyetimizi saklayarak, son anda tavır belirlemek  en yıkıcı sonucu verir” dedi.

Seçimin galibi Hristofyas'ı kutlayan Talat en kısa sürede müzakere için birlikte olma çağrısı yaptı.

Hristofyas'la farklı zorlukları olduğunu dile getiren Talat, hedefinin iki halkın kabul edeceği yeni bir ortaklık devleti olduğunu kaydetti.  Talat, yeni dönemde, imaj yaratma çalışmalarından uzak durulması  uyarısında bulunarak, Kıbrıs sorunun çözümüne ağırlık verilmesini istedi.

Kıbrıs Rum halkının birinci turda değişimde karar kıldığını ve bunca yıldır süren zaman kaybının ortadan kaldırılması için değişime ilk adımı attığını belirten Talat, dünkü seçimde de Rum halkının Dimitris  Hristofyas'ı Rum yönetimi liderliğine getirdiğini kaydetti. Talat, bu  değişimin yeni bir dönem olduğunu belirtti.

Gelecek dönemin zor olacağına işaret eden Talat, iki halkın da kabul edeceği bir anlaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Kendisinin ve Hristofyas'ın sorumluluklarının çok ağır olduğunu ifade  eden Talat, iki halkın kabul edeceği bir anlaşmaya varmanın temel hedef olması ve bu yönde hareket etmeleri gerektiğini belirtti.
        
İki halkın siyasi eşitliğinin temel parametre olduğunu ve bunu hep göz önünde bulunduracaklarını belirten Talat, ortaya çıkacak birleşik Kıbrıs'ta devletlerin eşit statüsünün önemli olduğunu söyledi.

“Bu sürecin elbette yeni bir devlet doğuracağını” kaydeden Talat, iki  halkın eşitliğine ve iki kurucu devlerin eşit statüsüne dayalı yeni bir  devlet oluşturma hedefinde olduklarını belirtti. Talat, yeni ortaklık devletinin referanduma sunulacağını ve her iki halkın da onayının alınacağını kaydetti.
        
HEDEFİMİZ AB ÜYELİĞİ

Talat, Avrupa Birliği'nin de hedefleri olmaya devam edeceğini belirtti.  Ada'nın bütünün AB'de olduğunun söylendiğini bunun yalan olduğunu kaydeden Talat, Ada'nın bütününün AB'ye girmesini istediklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, çözümle birlikte bu sorunun da ortadan kalkacağını söyledi. “Yeni bir ortam yeni bir dönem” diyen Talat, çözümden umutlu olduğunu dile getirdi.

Talat, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelere hazır olduğunu yineledi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, Hristofyas'la bir araya  geleme konusunda tarih ortaya koyduklarını, bunun Hristofyas'ın 8 Mart'ta Atina'ya yapacağı ziyaretten önce mi, sonra mı olacağını bilmediğini söyledi. Talat, dün akşam Hristofyas'ı tebrik için aradığında karşılıklı bir araya gelme arzularını ilettiklerini kaydetti.

HURRIYET  25/02/08

 

 

Pilot kalp krizi geçirdi uçak İstanbul'a indi

İSTANBUL AA


İngiltere'nin Manchester kentinden havalanarak Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne gitmekte olan Air Britain Havayolları'na ait uçağın ikinci kaptanı Michael Warren, uçak Türk hava sahası üzerinden geçtiği sırada kalp krizi geçirdi. Pilotun rahatsızlanması üzerine Atatürk Havalimanı'na acil iniş yapan uçağın ikinci kaptanına müdahale eden sağlık ekipleri, Warren'ın öldüğünü belirledi.
Warren'ın cesedi, International Hospital Hastanesi'ne gönderildi. Atatürk Havalimanı yetkilileri, havaalanında bekleyen yolcuların, İngiltere'den gelecek yeni bir uçuş ekibinin devralacağı uçakla bu sabah saatlerinde Güney Kıbrıs'a hareket edeceklerini bildirdi.

MILLIYET 25/02/2008

 

Rumlar ilk kez bir 'komünist'i seçti

Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki başkanlık seçimlerinin ikinci turunda komünist AKEL'in Genel Sekreteri Hristofyas, oyların yüzde 53.36'sını alarak merkez sağdaki rakibi Kasulides'i geride bıraktı

Sefa Karahasan

Kıbrıs Rum Kesimi'nde dün ikinci turu yapılan başkanlık seçimlerini Meclis Başkanı ve komünist AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı. Hristofyas'ın rakibi, merkez sağdaki Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) desteklediği Yannakis Kasulides yüzde 46.64 oy alabildi.
516 bin Rum seçmen dün saat 07.00'den itibaren oy kullanmaya başladı. Oy verme işlemi, saat 12.00'de verilen bir saatlik aradan sonra saat 17.00'ye kadar sürdü. Saatler 18'i gösterdiğinde ise seçimi Hristofyas'ın kazandığı kesinleşmişti.

Çözüm mesajları

Hristofyas ile Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Kasulides sandık başında Kıbrıs sorununun çözümü için "iyi niyet mesajları" verdi.
Lefkoşa'da oy kullanacağı seçim merkezine ailesiyle birlikte alkışlar arasında gelen Hristofyas, oyunu kullandıktan sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Kıbrıs sorununu en erken zamanda çözüme kavuşturacağız. Bunun için Kıbrıs Türkleri ile Rumlar el ele vermeli. Federal bir çözüm bulunması için gayret edeceğiz. Ada'da yabancı askerler olmadan, kendi kaderimizi barış içinde çizmemiz gerekiyor" dedi.
Seçilmesi halinde, "ertesi günle ilgili vizyonunun ne olacağının" sorulması üzerine Hristofyas, "ülkenin yeniden birleşmesi için sıkı bir biçimde çalışacağını" belirterek, "Taksimin sabitleştirilmesi ülkemiz ve halkımız için yıkıcı olur" ifadelerini kullandı. Hristofyas, seçimi kazanması ardından dün gece halka hitaben yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerle işbirliği içinde olacağını bildirerek, "Kıbrıslı Türk halkına ve yönetimine bir dostluk eli uzatıyorum" dedi. Hristofyas, kendisini telefonla arayarak kutlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la kısa sürede bir araya gelme konusunda görüş birliğine vardı.

Talat'ı arayacaktı

Lefkoşa'daki sandığa eşi, kızı ve annesiyle birlikte gelen Kasulides de oyunu kullandıktan sonra yaptığı açıklamada, seçimleri kazanması halinde, yarın (bugün) sabah yapacağı ilk işin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı aramak olacağını söyledi.
BM, adaylardan kim kazanırsa kazansın, 35 yıldır süregelen Kıbrıs sorununun çözümü için son bir girişimde bulunarak mart ayında Ada'ya göndereceği bir temsilciyle Rum ve Türk taraflarının nabzını yoklayacak. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Milliyet'e yaptığı açıklamada, "2008'in çözüm yılı olmasını" dilemiş ve, "İster Kasulides kazansın, isterse Hristofyas. Bizim için fark etmez. Bizler çözüm istiyoruz" demişti.

Kilisede vaaz

Güney Kıbrıs'ta geçen pazar günü yapılan ilk tur başkanlık seçiminde hiçbir adayın yüzde 50'nin üzerinde oy alamaması nedeniyle en çok oyu alan Kasulides ile Hristofyas ikinci tura kalmıştı. İlk turda elenen Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un partisi Demokratik Parti (DİKO), AKEL'in tarihindeki ilk başkan adayı olan Dimitris Hristofyas'ı destekledi. Kasulides'e de siyasetle iç içe olan Rum Ortodoks Kilisesi ve EOKA dernekleri destek verdi. Rum kiliselerinde geçen hafta Kasulides lehine vaazlar verilmişti..

 

'Yeni Küba olur muyuz' endişesi

Kıbrıs Rum Kesimi'nde dün yapılan 2. tur başkanlık seçimleri öncesinde 2 adaydan birinin Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri olan komünist kökenli Dimitris Hristofyas olması, Kıbrıslı Rumlar arasında, "Yeni bir Küba olur muyuz?" endişesi yarattı.
İngiliz The Observer gazetesinin haberine göre, Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) desteklediği Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Yannakis Kasulides taraftarları geçen hafta boyunca binlerce Rum seçmene, Hristofyas'ın "gizliden gizliye Kıbrıs'ı Küba'ya dönüştürmeyi amaçladığı" uyarısını yapan e-mail ve SMS mesajları attı.

MILLIYET 25/02/08

 

Rumlardaki nöbet değişimi Ankara'nın huzurunu mu kaçırdı?


Bu yazı kaleme alındığında Kıbrıs Rum kesiminde dün yapılan başkanlık seçimlerini kimin kazandığı henüz belli değildi. İbre Dimitris Hristofyas'tan yana görünüyordu. Fakat burada asıl önemli olan, Papadopulos döneminin kapanıyor olmasıdır.
Nitekim, Hristofyas ve Yannakis Kasulides'in seçimlerin ilk turunda gösterdikleri başarı, Kıbrıs sorununun çözümü açısından taze umutların doğmasına neden olmuştur. Kıbrıslı Türkler bu gelişmelerden memnun olsalar da ihtiyatı, haklı olarak, elden bırakmıyorlar.
Nedeni ise malum. Hristofyas'ın Annan Planı sürecinde son dakikada tutum değiştirerek oynadığı olumsuz rol unutulmuş değil. Bu nedenle Hristofyas ve Kasulides'in çözüm için çalışma konusunda verdikleri sözleri kanıtlamaları gerekecek.

Türkiye memnun mu?
Bu arada, seçimleri kaybeden adayın diğerine çözüm konusunda destek vermesi de gerekecek. Kaybeden tarafın bu açıdan göstereceği çaba da ayrı bir "samimiyet göstergesi" olacak.
Öte yandan, Papadopulos'un gitmesi hem adada, hem de Avrupa'da memnuniyetle karşılanırken, Türkiye'nin ne denli memnun olduğu meçhul. Zira, hafta içinde Financial Times'ın da belirttiği gibi, Ankara bu konuda çok fazla renk vermiş değil.
Nitekim, Kıbrıslı Türk olan kıdemli yazarlarımızdan Metin Münir, seçimlerin ilk turundan sonraki yazısında önemli bir noktaya işaret etmişti. Çözüm konusunda ciddi sayılacak herhangi bir hareketliliğin yaşanmadığı son beş yıl zarfında KKTC, Münir'in ifadesiyle, gözle görünür bir şekilde "Türkiyeleşti."

Kıbrıs sıkıntısı önemsiz mi?
AB'nin kapıyı yüzüne kapatmasıyla da iyice Türkiye ekonomisinin bir uzantısı oldu. Anadolu'dan gelen göçmenler ise bugün KKTC nüfusunun çoğunluğunu teşkil ediyor. 1974 operasyonuna bir "restorasyon" girişimi olarak değil de "fetih" gözüyle bakan Türk tarafındaki şahinler açısından bu tabii ki memnuniyet verici bir durum.
Onun için Papadopulos, son günlerde Batı'da çok dillendirilen lakabıyla, "Mr. No" olarak iş başında kalsaydı, bu, statükonun sürmesi anlamına gelecekti. Adanın resmen bölünmesi ve KKTC'nin, Kosova'nın yolundan ilerleyerek, zamanla bağımsızlık perspektifi kazanması da menzile girecekti.
Türkiye'nin AB'de Kıbrıs sorunu nedeniyle yaşadığı sıkıntılara gelince, bunlar da çok önemli değil, zira, Münir'in de yazısında ifade ettiği gibi, hükümetin AB hevesi zaten sönmüş durumda.

Birleşik Kıbrıs seçeneği
Fakat, Rum kesimindeki seçimlerden sonra, Kıbrıs müzakerelerinin Güvenlik Konseyi, ABD ve AB'nin de baskılarıyla, yeniden başlaması olasılığı yüksek. Bu da Annan Planı sürecinde Türkiye'de yaşanan sıkıntılarla sert tartışmaların hortlaması anlamına gelecektir.
Ankara bu yeni süreci yapıcı bir şekilde yönetemezse, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na "evet" demeleriyle elde ettiği moral avantajı da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Oysa Papadopulos "Mr. No" olarak işbaşında kalsaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
Onun için Rum kesimindeki başkanlık seçimlerinin beklenmedik sonucu, statükodan memnun görünen Ankara'nın huzurunu kaçırmış gibi. Çünkü bu gelişme "bölünmüş Kıbrıs" yerine "birleşik Kıbrıs" seçeneğini tekrar perspektife sokmuş bulunuyor.

SEMIH IDIZ MILLIYET 25/02/08

 

Kıbrıs'ta yeni dönem

Kıbrıs'ta başkanlığı merkez sağcı Kasulidis'i yüzde 46.7'ye yüzde 53.3'le yenen 'komünist' AKEL'in lideri Hristofyas kazandı. 'Kıbrıs'ın birleşmesi için derhal işe koyulma' sözü veren Hristofyas, Kıbrıslı Türklere 'Kaderimizi elimize alalım' çağrısı yaptı. Yeni dönemde adanın ya birleşeceği ya da bölüneceği görüşü hâkim

25/02/2008 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

LEFKOŞA - Annan Planı'nı dört yıl önce reddetmiş Kıbrıslı Rumlar, 'Mr. No' lakaplı Tasos Papadopulos'lu yılların ardından dün hem 'komünist' etiketli hem de dini vecibelerini yerine getiren bir lider seçti. Başkanlık seçiminin ikinci turunda 'komünist' AKEL'in genel sekreteri Dimitris Hristofyas merkez sağcı DİSİ'nin kilise destekli adayı eski Dışişleri Bakanı Yianikis Kasulidis'i yüzde 46.7'ye yüzde 53.3 oranında oyla yenerek yeni başkan seçildi. AB'nin tek 'komünist' etiketli lideri unvanını da alan Hristofyas, Rum halkına 'Kıbrıs'ın birleşmesi için çalışma' sözü verdi.

Kasulidis: Yanındayım
Yarım milyon seçmenin bulunduğu adada sandıklar saat 17.00'de kapanırken, 19.00'da her şey bitmişti. Sovyet eğitimli bir tarih profesörü olan 61 yaşındaki Hristofyas, 15 dakika sonra AKEL'in Lefkoşa'daki merkezinde taraftarlarına seslenişinde, "Vatanımızın yeniden birleşmesi için yarından itibaren işe koyulacağım. Vizyonumuz Kıbrıs'dır. Yaşasın Kıbrıs'ın birliği" dedi. Yenilgisini sandıklar kapandıktan 90 dakika geçmeden kabul eden Kasulides, Hristofyas'ı telefonla kutlarken, "Ulusal davamıza çözüm çabasında yanında olacağım" mesajı verdi. Hristofyas 28 Şubat'ta beş yıllık süre için görevi devralacak.
AKEL liderinin zaferinde, 17 Şubat'taki ilk turda elenen Papadopulos'un onursal başkanı olduğu sağcı DİKO'nun yanı sıra Sosyalist EDEK'e vaat ettiği bakanlıklar etkili oldu. Ama DİKO desteğiyle kazandığından bir çözüm önerisine 'evet' diyebilmesi kolay olmayacak. Son mitinginde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ancak ara bölgede görüşeceğini söyleyen Hristofyas dün oyunu kullandıktan sonra Kıbrıslı Türklere şu mesajı yollamıştı: "Anavatanı birleştirmeye yönelik dostluk mesajı yolluyorum. Böylece yabancı müdahalesi olmaksızın kaderlerimizi ellerimize alıp ortak mücadele edebiliriz."
Atina ve Lefkoşa'daki kanı adanın Hristofyas döneminde ya birleşeceği ya da bölüneceği. 2004 Nisan'ındaki referandum için kararsızlığın ardından 'Hayır'cı cephede yer alan Hristofyas, yine de KKTC'ye yaklaşımda güçlük çekmeyecek. CTP ile AKEL'in geleneksel dostluğu bunda etkili olacak. Talat dün Hristofyas'ı telefonla arayarak kutladı.

BMharekete geçecek
Atina ve Lefkoşa'daki haberlere göre, bundan sonraki süreçte BM önce Papadopulos ile Talat'ın imzaladığı 8 Temmuz 2006 mutabakatından yola çıkıp çıkılamayacağını araştıracak. Kurulacak BM heyeti yakınlaşma ve müzakere yolunun açılmasını hedefleyen bu mutabakatın işlevsel olup olmadığına bakacak. Sonuç olumsuz çıkarsa BM yeni Kıbrıs koordinatörü atayıp işe sıfırdan başlayacak. Hristofyas seçim öncesi Rumlara "Annan Planı asla geri gelmeyecek" sözü verse de olası BM önerisinin bu plana çok da uzak olmayacağı görüşü hâkim.
Karşıtlarının 'komünistliğine' dair eleştirel kampanyalarını boşa çıkaran Hristofyas'ın ideolojik olarak AB karşıtı olması nedeniyle Avrupa politikası da merak konusu. Yeni kabinede dışişlerine Avrupa Komisyonu üyesi ve DİKO üyesi Marios Kiprianu'nun (eski lider Spiros Kiprianu'nun oğlu) adı geçiyor.

Güney'de Hristofyas dönemi

Güney'de Hristofyas dönemi

46 BİN 934 SEÇMEN SANDIĞA GİTMEDİ... Güney Kıbrıs'ta dün başkanlık seçimi AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle tamamlandı. Ana Muhalefet DİSİ partisinin desteklediği Yannakis Kasulidis ile AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın yarıştığı seçimin ikinci turunda oyların yüzde 53,36'sını alan Hristofyas Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yeni başkanı oldu. Kasulidis ise Rum halkının % 46,64'ünün oyunu alabildi. Seçimlere katılımın % 90.87 olduğu belirtilirken, 46 bin 934 kişinin ise sandığa gitmediği kaydedildi

HRİSTOFYAS: GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİRECEĞİZ... Hristofyas, seçimi kazandığının kesinleşmesinden sonra halka hitaben yaptığı konuşmada, "bugün halkın konuştuğunu, bu zaferin sadece AKEL'e ait olmadığını, AKEL'in bunu yalnız başına başarmadığını, bu başarının hep birlikte, partiler, şahsiyetler ve halkla sağlandığını" söyledi. Bugün yeni bir günün başlayacağına, önlerinde zor günler olduğuna işaret eden Hristofyas, "yarından (bugünden) itibaren güçlerini birleştireceklerini, kolektif ve birlik içerisinde vatanın yeniden birleşmesi için çalışacaklarını" ifade etti

Güney Kıbrıs'ta dün başkanlık seçimi AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın zaferiyle tamamlandı.

Ana Muhalefet DİSİ partisinin desteklediği Yannakis Kasulidis ile AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın yarıştığı seçimin ikinci turunda oyların yüzde 53,36'sını alan Hristofyas Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yeni başkanı oldu. Kasulidis ise Rum halkının % 46,64'ünün oyunu alabildi.

Seçimlere katılımın % 90.87 olduğu belirtilirken, 46 bin 934 kişinin ise sandığa gitmediği kaydedildi.

Güney Kıbrıs'ta geçen hafta yapılan başkanlık seçimlerinin birinci turunun galibi Kasulidis ile Hristofyas olurken, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ikinci tura kalamamıştı. Birinci turda Yannakis Kasulidis % 33,51, Hristofyas % 33,29 ve Papadopulos da % 31,79 oranında oy almışlardı.

Papadopulos'un partisi DİKO, birinci tur seçim sonuçlarının ardından, uzun süren tartışmalardan sonra oy çokluğuyla AKEL'in tarihindeki ilk başkan adayı Dimitris Hristofyas'ı destekleyeceğini açıklamıştı.

Öte yandan Güney Kıbrıs'ta en etkili güçlerden olan Kilise, bir kez daha siyasete karışarak açık bir şekilde Yannakis Kasulidis'i destekleyeceğini ilan etmişti.

Hristofyas'ın ilk ziyareti Atina'ya olacak

Rum Yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas ilk ziyaretinin Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Yunanistan siyasileriyle görüşmelerde bulunmak üzere Atina'ya olacağı belirtildi

Fileleftheros, söz konusu ziyaret sırasında, Kıbrıs sorununda yaşanması beklenen gelişmeler ile öte yandan Üsküp'teki gelişmeler sebebiyle Atina ve Güney Lefkoşa'nın faaliyetlerini koordine edeceklerini ve taktik belirleyeceklerini kaydetti.

Gazete, iki ülke hükümetlerinin, Kosova konusuyla ilgili olarak meydana gelen gelişmeleri de takip edeceklerini belirtti.

Haberde, Rum Yönetimi yeni başkanı Hristofyas'ın Atina'nın ardından Brüksel'e gitmesinin beklendiği de ifade edildi.

Gazete, Rum Yönetimi başkanlığı için yarışan Dimitris Hristofyas'ın, başkan olmaları halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşmek isteyeceklerini ifade ettiklerini de aktardı.

Seçimler için 3 bin polis görevlendirildi

Simerini gazetesi; "Polis Alarmda" başlığıyla verdiği haberinde, dün gerçekleştirilen Rum başkanlık seçimlerinin ikinci turu için Rum Polis Birimi tarafından olağanüstü güvenlik önlemleri alındığını bildirdi.

Gazete, dün, istenmeyen bir durum yaşanmaması için 3 bin polisin özel olarak görevlendirildiğini kaydetti.

Rum polisinin, iki anahtar noktaya özel önem vereceğinin belirtildiği haberde, bunların birisinin oyların seçim merkezlerinde sayılmasından sonra tüm seçim sandıklarının nakledileceği Rum Uluslararası Fuar Alanı; diğerinin de yeni Rum Yönetimi başkanının ilan edileceği kapalı "Elefteria" stadı olacağı ifade edildi.

"Elefteria" stadının bulunduğu Engomi bölgesinin akşam 20.30'dan bugün sabahın ilk saatlerine kadar polis çemberinde olacağını aktaran gazete, bu sebepten dolayı Lefkoşa Rum Polis Müdürlüğü'nün alarmda olacağını; 850 polisin özel olarak görevlendirileceğini kaydetti.

Gazeteler seçim yasaklarını yine ihlal etti

Bu arada, Rum başkanlık seçimleri nedeniyle cuma gece yarısı sona eren seçim propagandalarının ardından önceki gün itibarıyla başlayan seçim yasaklarını Rum gazetelerinin yine ihlal ettiği bildirildi.

Simerini, bazı Rum gazetelerinin (aralarında kendisinin olmadığını ifade ediyor) önceki günkü yayınlarıyla yine seçim yasaklarını ihlal ettiklerini belirtti.

Rum Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Lazaros Savvidis açıklamasında, bu durumla ilgili olarak Rum Başsavcısı Petros Kliridis'e yönelik yeni bir mektup hazırladıklarını kaydetti.

Güney Kıbrıs genelinde resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:

Toplam seçmen sayısı: 516,448

Seçim Merkezleri: 1,157

Oy kullananlar: 469,285 (% 90,87)

Seçime katılmayanlar: 47,163 (% 9,13)

Geçersiz oy sayısı: 10,572 (% 2,25)

Çekimser oylar sayısı: 7,771 (% 1,66)

Geçerli oy sayısı: 450,942 (% 96,09)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Dimitris Hristofyas 240,622 % 53,36

Yannakis Kasulidis 210,320 % 46,64

Lefkoşa Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:

Toplam seçmen sayısı: 210,272

Seçim Merkezleri: 438

Oy kullananlar: 189,029 (% 89,90)

Seçime katılmayanlar: 21,243 (% 10,10)

Geçersiz oy sayısı: 4,314 (% 2,28)

Çekimser oylar sayısı: 3,594 (% 1,90)

Geçerli oy sayısı: 181,121 (% 95,82)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Dimitris Hristofyas 94,153 % 51,98

Yannakis Kasulidis 86,968 % 48,02

Mağusa Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:

Toplam seçmen sayısı: 28,190

Seçim Merkezleri: 55

Oy kullananlar: 26,285 (% 93,24)

Seçime katılmayanlar: 1,905 (% 6,76)

Geçersiz oy sayısı: 489 (% 1,86)

Çekimser oylar sayısı: 266 (% 1,01)

Geçerli oy sayısı: : 25,530 (% 97,13)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Yannakis Kasulidis 14,551 % 57,00

Dimitris Hristofyas 10,979 % 43,00

Larnaka Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları şöyle:

Toplam seçmen sayısı: 86,868

Seçim Merkezi: 190

Oy kullananlar: 79,855 (%91,93)

Seçime katılmayanlar: 7,013 (%8,07)

Geçersiz oy sayısı: 1,460 (%1,83)

Çekimser oylar sayısı: 1,064 (%1,33)

Geçerli oy sayısı: 77,331(%96,84)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Dimitris Hristofyas 41,665 % 53,88

Yannakis Kasulidis 35,666 % 46,12

Baf Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:

Toplam seçmen sayısı: 45,649

Seçim Merkezleri: 134

Oy kullananlar: 41,279 (%90,43)

Seçime katılmayanlar: 4,370 (%9,57)

Geçersiz oy sayısı: 940 (%2,28)

Çekimser oylar sayısı: 801 (%1,94)

Geçerli oy sayısı: : 39,538 (%95,78)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Dimitris Hristofyas 23,678 % 59,89

Yannakis Kasulidis 15,860 % 40,11

Limasol Kazası resmi olmayan kesin seçim sonuçları söyle:

Toplam seçmen sayısı: 144,861

Seçim Merkezleri: 339

Oy kullananlar: 132,290 (% 91,32)

Seçime katılmayanlar: 12,571 (% 8,68)

Geçersiz oy sayısı: 3,358 (% 2,54)

Çekimser oylar sayısı: 2,042 (% 1,54)

Geçerli oy sayısı: 126,890 (% 95,92)

Adayların aldığı oy sayısı ve oranı

Dimitris Hristofyas 69,844 % 55,04

Yannakis Kasulidis 57,046 % 44,96

KIBRIS 25/02/08

 

 

Talat, Hristofyas'ı kutladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesiminde bugün 2. turu yapılan "başkanlık" seçimini kazanan AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı telefonla arayarak seçim başarısından dolayı kutladı.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Talat ve Hristofyas, görüşmede, karşılıklı olarak, erken zamanda bir araya gelme isteklerini bildirdiler.

KIBRIS 25/02/08

 

 

Görüşmeler hemen başlamalı

ADALET DİVANI'NDA AÇILAN DAVALAR GERİ ÇEKİLSİN... Başbakan Soyer, Hristofyas'ı, Kıbrıs Türk halkına Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum başlığının, Papadopulos tarafından AB Adalet Divanı'nda açılan davaların geri çekilmesi çağrısında bulunan Soyer, "Papadopulos'un giderayak yaptığı bu provokasyonu bozmak görevi, Hristofyas'ın kısa vadede önündeki en önemli konudur" diye konuştu

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'ta başkanlık seçimlerini kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris

Hristofyas'ın önünde iki önemli konu olduğunu, bunların, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM parametreleri temelinde bir an önce görüşme masasına oturması ve Kıbrıs Türk halkına Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum başlığının, Papadopulos tarafından AB Adalet Divanı'nda açılan davalar olduğunu belirtti.

Başbakan Soyer, "Şimdi artık diyalog içerisinde bütün Kıbrıs'a siyasi eşitlik temelinde çözüm bulmak lazım. Temel hedef budur. Hristofyas, Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile görüşme sürecini bir an önce başlatmalıdır" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hristofyas'ın seçimleri kazanmasının ardından yaptığı açıklamada, Rum halkının iradesine saygı duyduklarını söyledi.

Rum halkının iradesini sandığa yansıtması sonucunda Hristofyas'ın Kıbrıs Rum toplumu lideri olarak seçilmiş olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, önümüzdeki sürecin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, Hristofyas'ın, Tasos Papadopulos'un izlediği çözümsüzlük siyasetini değiştirmesini ümit ettiklerini belirtti.

Dimitris Hristofyas'ın, koalisyon hükümetini, aralarında Papadopulos'un partisi DİKO'nun da bulunduğu eski

ortaklarıyla devam ettireceğinin ortada olduğunu, ancak Hristofyas'ın seçim döneminde yaptığı açıklamalarda, Papadopulos'un izlediği uzlaşmaz siyaseti eleştirdiğine, böyle bir siyasetin Kıbrıs'a çözüm getiremeyeceğine vurgu yaptığına işaret eden Başbakan Soyer, Kıbrıs konusunda zaman kaybedilmesine tahammül bulunmadığına, bir an önce Ada'nın çözüme kavuşması gerektiğine işaret etti.

Başbakan Soyer; Hristofyas'ın da, seçim sürecinde vurguladığının bu olduğunu, zaman geçtikçe bölünmenin artacağı uyarısında bulunarak, Papadopulos'u izlediği siyasetten dolayı eleştirdiğini ve böylece Rum halkının desteğini aldığını kaydetti.

"Görüşme sürecinin başlaması artık kaçınılmazdır"

Bu durumda Rum başkanlık seçimini kazanan Dimitris Hristofyas'a düşen görevin, hiç zaman kaybetmeden BM parametreleri ve inisiyatifi doğrultusunda Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak için Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la bir araya gelerek, görüşme sürecini hemen hızlandırması olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, görüşme sürecinin başlatılmasının artık kaçınılmaz olduğunun altını çizdi.

Başbakan Soyer, "Bundan ötürü Hristofyas'a büyük görev düşüyor. Görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Şimdi hükümetini kuracak, programını açılayacaktır. Ama BM görüşme sürecine bir an önce başlamak şarttır ve kaçınılmazdır, gerçekten zaman kaybetmeye tahammül yoktur. Papadopulos, herkese yeterince zaman kaybettirdi. Gerginlikler ve çatışmalar dönemi geride kalsın" şeklinde konuştu.

"Hristofyas, Papadopulos'un giderayak

yaptığı provokasyonu bozmalı"

8 Temmuz Anlaşması'nın da önemli olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, BM parametrelerini göz ardı etmesi durumunda, Dimitris Hristofyas'ın da, Tasos Papadopulos'un pozisyonuna sürükleneceğine işaret etti.

Soyer, Hristofyas'ı bekleyen başka bir süreç daha olduğunu bunun da, Kıbrıs Türk halkına Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde, AB'den 12 uyum başlığının, Papadopulos tarafından AB Adalet Divanı'nda açılan davalar olduğunu belirtti.

Papadopulos'un, bu projeleri AB Adalet Divanı'na başvurarak engelleme teşebbüsünde bulunduğunu ve Kıbrıs Türk halkını AB uyum sürecinden uzak tutmaya çalışan hakimiyetçi anlayışın kabul edilemeyeceğini ifade ederek "Aldığımız bilgilere göre, önümüzdeki hafta Mali Yardım Tüzüğü konusunda AB'nin projelendirdiği ve karar altına aldığı, Kıbrıs Türk halkına açılım getirecek adımları, Tasos Papadopulos dava açarak bozmaya çalıştı. Papadopulos'un giderayak yaptığı bu provokasyonu bozmak görevi, Hristofyas'ın kısa vadede önündeki en önemli konudur" diye konuştu.

Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi en büyük beklentimiz; Hristofyas'ın bu yanlış siyasetten bir an önce vazgeçerek, Kıbrıs Türk halkının ekonomisini geliştirecek, çözüme hazırlayacak noktaya dönük hareket ederek, Papadopulos'un girdiği yola girmemesi, düştüğü hataya düşmemesidir. Hristofyas'ın, bütün eski oyunları bertaraf etmesi lazım; Papadopulos'un yaptığı ayıp ve rezilliği aşmak için diyalog içerisinde bütün Kıbrıs'a siyasi eşitlik temelinde çözüm bulmak lazım. Temel hedef budur; Hristofyas, Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile görüşme sürecini bir an önce başlatmalıdır."

KIBRIS 25/02/08

 

 

Kasulidis: Kıbrıs sorununun çözümünde Hristofyas'ın yanında olacağım

Kasulidis, % 46,63 oy alarak sadece % 7 oy farkla kaybettiği başkanlık seçimi sonrasında yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi başkanlığına seçilen AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı arayarak, tebrik ettiğini ve çalışmalarında başarılar dilediğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Kasulidis, Kıbrıs sorununun çözümünde Hristofyas'ın yanında olacağını belirterek, çağdaş Avrupai Kıbrıs vizyonunu destekleyen herkese teşekkür etti.

Kasulidis, gerek birinci, gerekse ikinci turda kendisine oy verenlere de teşekkürlerini sundu.

Yannakis Kasulidis, siyasi yolda, ulusal çıkarların ileriye götürülmesi, ülkenin "işgalden" kurtulması için, somut öneriler ve değerlerle sorumluluk, tutarlılık ve dürüstlükle mücadele ettiklerini belirtti.

Kasulidis konuşmasının sonunda, kendisine destek verenlere bir kez daha teşekkür etti.

KIBRIS 25/02/08

 

TÜRK NE DEMEKTİR?
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, batıda Balkanlar"a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa kıtalarının yani Avrasya olarak adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği 12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar, meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.
Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama gelmektedir? Bunu, eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan"daki Orhun Abidelerinden öğreniyoruz.(Resim-5)


Resim-5
Bu yazıtta Türk, yaratana inanan anlamında kullanılmıştır. Fin Uygur Derneği Coğrafya Cemiyetinin 1890 yılında yayınladığı, Orhun yazıtlarının ilk çözümünü kapsayan, tahrif edilmemiş, aslına en uygun olan "Fin Atlası" kitabında birinci taş, doğu yüzü 38. satırda “Ökük Türök” yani "Rabbani Türük ", "Tanrı Türü" denilmektedir. Türklerin Orhun Yazıtlarından önceki binlerce yıllık tarihinde, Asya'nın milyonlarca kilometre kare topraklarına yayılmış yaşarlarken kendilerine verdikleri ad; "töreye uyan" "yaratanını bilir", "Rabbani Türk", "Tanrısını tanır", "Yaratanına bağlı" anlamlarında "Ökük Türök" dür. "Ökük Türök " deki "Ök" (tanrı, yaratan) Türkçe deki ses uyumundan dolayı "ük" olmuş ve kelime böylece "türük" olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir. “Ök” ekinin günümüzdeki kullanımına “Öksüz ve Ökkeş“ kelimelerinde rastlayabiliriz. Yaratan anlamında kullanılan “Ök” eki ile Öksüz, yaratanını yitirmiş, yetim anlamında, Ökkeş ise yaratanına bağlı anlamında kullanılmaktadır.


Yani günümüzden binlerce sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm dünyaya yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.


O zamanın anlayışına göre, günümüzde de olduğu gibi Türk olmak için Türk ana ve babadan da türemek gerekmiyordu. Zaten 18 yy. a kadar savaşların amaç ve yöntemlerini anımsarsak pratikte de bunun böyle olamayacağını anlarız. Bir birleriyle savaşan iki taraftan yenen, yenilen tarafın erkeklerini öldürmüş kadınlarını ise kendilerine eş olarak almış, bu şekilde de neslini devam ettirmiştir. Dolayısıyla saf, arı bir ırktan bahsetmek mümkün değildir.
Göçlerin uğrak yeri olan Türk"lerin yaşam yeri olan Orta Asya için de durum böyledir. Bu bölge içerisinde ve sonrasında dünyanın dört bir tarafına yapılan göçler (Resim–6) neticesinde ırklar, insanlar, medeniyetler karışmıştır, hakim kültür egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde ise ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep Türk olarak tarih boyu yaşamıştır. Bu büyük göçlerin neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Tanrısına inanan grupların adı hep Türk olarak kalmıştır.

 

 

Ey türk kendini tanı

 

Gönderenin  Notu: BU bölüm yazını için de var. Fakat yazının tamamını okumaya üşenenler olabilir diye bana göre önemli olan bu bölümü başa aldım.

ATATÜRK'ÜN TARİH ARAŞTIRMALARI

ATATÜRK'ÜN TARİH ARAŞTIRMALARINA GEÇMEDEN ÖNCE SİZİ AVRASYA'DA ORTAYA ÇIKARTILAN BİR GELİŞMEDEN HABERDAR ETMEK İSTEDİK ! ! !

AY YILDIZ İSLAMİYET ÖNCESİNDE DE TÜRKLERİN SİMGESİYDİ !






Türklere ait ilk parayı Göktürkler bastırmış. Kazılarda ortaya çıkan ay-yıldızlı Göktürk paralarının bulunuşu ‘Orhun yazıtları kadar değerli’ diye yorumlandı

Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan arkeolojik kazılarda ilk büyük Türk uygarlığı olan Göktürklere ait paralar bulunduğu ortaya çıktı. Paralar, ‘Türk uygarlığında önemli keşif’ olarak değerlendirildi.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin 4-6 Ekim 2004′te Bişkek’te düzenlediği İkinci Uluslararası Türk Uygarlığı Kongresi’ne katılan Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlu, burada tanıştığı Özbek tarihçi Gaybullah Dr. Babayar’ın eski Türk devletleri paraları üzerinde yaptığı çalışmayı inceledi. Daloğlu, bu paralar arasında daha önce hiç duymadığı, görmediği Göktürk paralarıyla karşılaştı. Dr. Daloğlu, Dr. Babayar’la yaptığı çalışma sonunda, Göktürk paralarının bulunuşunu ‘Türk uygarlığında önemli bir keşif’ olarak açıkladı.
Sikkelerden birinde ortada kağan kabartması ve kenarlarda üç tane ay-yıldız olduğunu söyleyen Daloğlu, bu sikkenin Türk uygarlığı açısından çok büyük önemi olduğunu belirtti. Daloğlu, şöyle dedi:
“Göktürklerden sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar onlardan 150-200 sene daha önceye, 576-600 yıllarına ait. En önemlisi, bu sikkelerin Türk toplumuna dayatılan ‘Türkler barbardı, Türklerin uygarlığı yoktu, göçerlerdi’ gibi Avrupa merkezli anlayışı çürütmesi. Göktürk sikkelerinin bulunuşu, Orhun Yazıtları’nın bulunuşu kadar önemlidir. Ayrıca ay-yıldızın bize İslam’da Semavi anlayıştan miras kaldığını biliyorduk. Ancak, yeni bulunan Göktürk paralarında da ay-yıldızlı figürler var.”


Orta Asya’da yapılan kazılarda Göktürkler’e ait sikkeler bulundu. Sikkelerdeki ay-yıldız motofi, Türkler’in ay yıldızı İslamiyetten önce de kullandığının en somut kanıtı olarak gösteriliyor.


Arkeologlar tarafından Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan toplam 104 sikke, ilk olarak geçen yıl Kırgızistan’da yapılan uluslararası bir konferansta kamuoyuna duyuruldu.

Altıncı ve yedinci yüzyılda basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli sikkelerin, Türk tarihindeki en eski paralar olduğu bildirildi.

Sikkelerdeki ay yıldız motifleri ise, Türkler’in ay yıldızı İslamiyetten önce de kullandığının somut kanıtı olarak gösteriliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERÇEK TÜRK TARİHİ VE ATATÜRK'ÜN BİZZAT KENDİSİ TARAFINDAN YAPMIŞ OLDUĞU TÜRK TARİH ARAŞTIRMALARI

 

TARİH TÜRKLERLE BAŞLAR.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

74 bin yıl önce başlayan ve bugün Almanya"nın Berlin şehrine kadar uzanan buzul döneminin 12 bin yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4-5 C° artmaya başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak buzulların erimesi ve şiddetli yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki su seviyesi 125 metre kadar yükselmiş, dünya iklim ve coğrafyasında büyük değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklere Anadolu topraklarından bir örnek verecek olursak; şu anki Tuz gölü, o tarihlerde Konya-Ereğli Havzasını kaplayan büyük bir göldür ve Çatalhöyük de bu gölün kıyısında kurulmuştur. Anadolu"dan çok daha büyük yüzölçüme sahip olan Asya topraklarında da bu iklim değişikliği neticesinde çok sayıda su havzaları; akarsular, göller, ve iç denizler meydana gelmiştir.

Coğrafi koşulların içinde barındırdığı medeniyetler üzerindeki büyük etkisi vardır. Özellikle yaşamsal değeri olan suyun, uygun yaşam koşullarının sağlanmasında çok önemli bir faktör olduğu için de uygarlıkların var olması ve büyümesi bu su havzalarının bol olduğu yerlerde olmuştur.

Türklerin ana vatanı olan Orta Asya toprakları için de durum böyledir ve Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler suyun bol olduğu bu topraklarda yerleşerek, tarım yapmışlar, hayvanları ehlileştirmişler, yeraltı madenlerini bularak işlemesini öğrenmişler ve kültürel gelişmelerinin sonucunda da yazıyı bulmuşlardır.
Çok uzun sürece dayanan yazının bulunması ve kullanılması, bilgi ve belgelerin gelecek nesillere aktarılmasını mümkün kılmıştır. Bilim adamlarının Asya ve Avrupa topraklarında milyon yaşında kafatasları bulmuş olmaları insanlık tarihini milyonlarca yıl öteye götürmesine karşın, tarih yazının bulunması ile başlamıştır. Medeniyet, modernleşme, yaşam tarzındaki değişiklikler, yazının bulunması ve evrimleşmesi ile gerçekleşmiştir. Dünyada yazıyı ilk kullanan Türkler olduğu için de tarih, Türk"lerin yazıyı kullanması ile başlamıştır.
Asya kıtasının ortasında Baykal ve Balkaş, Issık göllerini, Ala Tau (Tanrı dağlarını) ve en eski yerleşim bölgesi olan Yedi Su"yu da içine alıp kucaklayan ve Hazar Denizine kadar uzanan bugünkü Altay, Tuva, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilk yazının ortaya çıktığı yerlerdir. Mağara resimleri ve Sıntaşlar"dan (anlam ifade eden heykelcik) sonra piktogramlar (resim vasıtası ile düşünceyi belirten yazı) 20.000 yıl önce, petroglifler (Kaya resimlerinin değişmiş ve yazılardaki sembol şekillere dönüşmüş biçimi ) 15.000 yıl önce, tamgalar (ilk harf sembolleri) 10.000 yıl önce, harfler ve sonunda alfabeye geçişin dünyada ilk örneklerinin olduğu yer Türkistan topraklardır.

Resim-1(Altın elbiseli adamın parmağındaki altın yüzükte, kafasına on adet tüy takılı bir insan kafası bulunmaktadır. On sayısı Türkler için kutsaldır. Resmin yanında bulunan yazıt kurgandan çıkarılan gümüş kap üzerinde yazılıdır.)Altın elbiseli adama ait bir kurgan çizimi (Kazakistan topraklarında halen açılmamış birçok kurgan (mezar) mevcuttur.
 
 Kurgandan çıkan Altın Elbiseli Adama ait başlık



Altın elbiseli adam, kıyafeti ve kuşandığı kılıç
Türklerin bilinen tarih boyunca Orta Asya topraklarında ve sonrasında bu bölgeden tufanlar başta olmak üzere çeşitli etkilerle dağıldıkları yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında üstün medeniyetler kurduklarının kanıtını geride bıraktıkları binlerce eserde bulabiliriz. Kırgızistan"ın Talas bölgesinde Çiğimtaş (Çizgili Taş) ve Narın Bölgesindeki Saymalı Taş (nakışlı taş) (3500m yükseklikte, 90.000 kaya resmi), Talas Yazıtı,

Kazakistan"da Essik Kurganlarındaki Altın Elbiseli Adam (Resim-1), Tamgalı"da Tamgalısay (ilk Türk tamgaları,10.000 yıllık 1.000 piktoğraf), Ceti - Yedi Su yazıtları, Yakutistan"da Baykal-Lena yazıtları, Tuva"da Uluğ-Kem Sülyek Köyü-Karayüz yazıtı, İtalya"da Etrüks yazıtları, Moğolistan"da Kül Tigin yazıtları, Yenisey yazıtları (şimdilik bilineni 107 tanedir), Rusya Uluğ Kem, Şülyek Köyündeki Yazılıkaya Karayüz yazıtı, Altaylar"daki Pazırık Kurganı ve yazıtları, Anadolu"da; Antalya Side yazıtı, Eskişehir"in Han İlçesinde Yazılıkaya (Resim–3) ve Uçuz yazıtları, Ankara Polatlı Yassı Höyük yazıtları, Erenköy yazıtı (Resim-4) , Ergani yakınındaki Çayönü yerleşmesi, Gevaruk yaylası Özalp ilçesinde Pegan köyü Resimleri, Salyamaç Köyü yakınındaki Cunni Mağarası yazıtları, Sat köyü civarındaki Sat Dağı resimleri, Side Harabeleri yazıtları, Van Tirşin yaylası Çilgir köyü yazıtları, Konya Çatalhöyük yazıtları, Ankara Polatlı da Yassı Höyük"teki Erken Türk yazıtları, Hakkari de Gevaruk yaylası Sat Köyü tamğaları, Antalya da Beldibi mağarasındaki tamğalar, Şanlıurfa Göbekli Tepedeki tamğalar, Hakkari Çelo Dağı Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih kaya üstü resimleri, Van Bölgesinde Cilo dağı Put Köyünde Kızların Mağarasında ki resimler, Başet Dağında Kaya üstü yazıtları, Erzurum ili Karayazı ilçesi Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları, Burdur Hacılar Höyüğünde kaya yazıtları, Çatalhöyük yazıtları, Van Tirşin alanı Çilgiri Köyü yazıtları, İstanbul Erenköy yazıtları, Antalya"da Beldibi"nde Side Yazıtları, Sinop kalesinde kapı yazıtları, Trabzon Mağara Yazıtları, Suriye Lazkiye"de Ras Şamra" da Ugarit yazıtları, Ege denizi Lemnos Adası yazıtları(….), şu ana  kadar bulunan ve bilinen eserlerden bazılarıdır.

1789 yılında Fransız Komutan Napolyon Doğu hakimiyetini sağlamak için Osmanlı"lara ait Filistindeki Akka kalesi önlerine gelir. Savaşı izlemek amacıyla da bir İngiliz İstihbarat subayı Akka"ya Anadolu topraklarından (İstanbul-Halep) geçerken Eskişehir Yazılı Kaya"ya rastlar. Bizans Kültürü ile yetişmiş bu İngiliz subayı Yazılı Kaya"yı Bizans kültürüne ait olduğunu ve metin içerisinde geçen “Midai” ibaresinden dolayı da, tarihte yaşadığına şüphe ile bakılan, menkıbe kral Midas"a ait olduğunu iddia eder ve literatüre de bu şekilde geçer. Aynı şekilde Gordion diye anılan ve Ankara-Polatlı"da bulunan Yassı Höyük"ün de Kral Midas"a ait olduğu söylenmektedir. Bu da gerçek değildir. Kanıt olarak da, bu mezarın yapılan karbon testi neticesinde yaşının M.Ö.740 a ait olmasından anlamaktayız. Oysa bu tarihlerde Yunan Uygarlığı diye bir uygarlık (Yunan"a ait hiçbir yazılı eser) bulunmadığını Yunan"lı tarihçi Herotot"da belirtmiştir.

Erken Türk yazıtlarını okumadan o zamanki yaşam ve medeniyet hakkında fikir yürütmek mümkün değildir. Bu sebeple de bu eserlerin ve yazıların Türklere ait olduğunu, Erken Türk tarihi konusunda yaptığı araştırmalardan tanıdığımız Sn. Kâzım MİRŞAN tarafından bu yazıların okunması ile anlıyoruz. Fakat bu çalışmalar bazı tarihçiler tarafından kabul edilmemektedir. Zira bulunan eserlerin Türkçe okunarak, Türklere ait olduğunun kabul edilmesinin ne kadar büyük bir hadise olduğunu Atatürk"ün henüz daha genç bir subayken Sinop"ta yazmış olduğu şiirden anlıyoruz.

 

 

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak.
Dinleyin sesini, doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak,
Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.
Asya"nın ortasında Oğuz Oğulları
Avrupa"nın Alplerinde Oğuz Oğulları,
Doğudan çıkan biz, batı"da yine biz,
Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri,
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek,
Hakikat nerede, hakikat nerede?
              
Mustafa Kemal Atatürk


2. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK"ÜN TÜRK TARİH TEZİ
Mustafa Kemal ATATÜRK"ün, Türk Tarih Tezinde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getirmiştir. Atatürk 1922"de Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130ncu toplantısının açılış konuşmasının birinci oturumunda yaptığı konuşmada bu hususla alakalı şunları söylemiştir. “Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef"in oğlu olan kişidir...”
Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde yapılan Türk Tarih Kurultayları o devrin en ünlü yerli ve yabancı bilim adamlarının katılımlarıyla yapılmıştır. Fakat ne yazık ki Türk Tarihinin araştırılmasını amaçlayan bu çalışmalar Atatürk"ün ölümünden sonra durdurulmuştur.

3. TÜRK NE DEMEKTİR?
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, batıda Balkanlar"a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa kıtalarının yani Avrasya olarak adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği 12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar, meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.
Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir? Türk kelimesi ne anlama gelmektedir? Bunu, eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan"daki Orhun Abidelerinden öğreniyoruz.(Resim-5)


Resim-5
Bu yazıtta Türk, yaratana inanan anlamında kullanılmıştır. Fin Uygur Derneği Coğrafya Cemiyetinin 1890 yılında yayınladığı, Orhun yazıtlarının ilk çözümünü kapsayan, tahrif edilmemiş, aslına en uygun olan "Fin Atlası" kitabında birinci taş, doğu yüzü 38. satırda “Ökük Türök” yani "Rabbani Türük ", "Tanrı Türü" denilmektedir. Türklerin Orhun Yazıtlarından önceki binlerce yıllık tarihinde, Asya'nın milyonlarca kilometre kare topraklarına yayılmış yaşarlarken kendilerine verdikleri ad; "töreye uyan" "yaratanını bilir", "Rabbani Türk", "Tanrısını tanır", "Yaratanına bağlı" anlamlarında "Ökük Türök" dür. "Ökük Türök " deki "Ök" (tanrı, yaratan) Türkçe deki ses uyumundan dolayı "ük" olmuş ve kelime böylece "türük" olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir. “Ök” ekinin günümüzdeki kullanımına “Öksüz ve Ökkeş“ kelimelerinde rastlayabiliriz. Yaratan anlamında kullanılan “Ök” eki ile Öksüz, yaratanını yitirmiş, yetim anlamında, Ökkeş ise yaratanına bağlı anlamında kullanılmaktadır.

Yani günümüzden binlerce sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm dünyaya yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.

O zamanın anlayışına göre, günümüzde de olduğu gibi Türk olmak için Türk ana ve babadan da türemek gerekmiyordu. Zaten 18 yy. a kadar savaşların amaç ve yöntemlerini anımsarsak pratikte de bunun böyle olamayacağını anlarız. Bir birleriyle savaşan iki taraftan yenen, yenilen tarafın erkeklerini öldürmüş kadınlarını ise kendilerine eş olarak almış, bu şekilde de neslini devam ettirmiştir. Dolayısıyla saf, arı bir ırktan bahsetmek mümkün değildir.
Göçlerin uğrak yeri olan Türk"lerin yaşam yeri olan Orta Asya için de durum böyledir. Bu bölge içerisinde ve sonrasında dünyanın dört bir tarafına yapılan göçler (Resim–6) neticesinde ırklar, insanlar, medeniyetler karışmıştır, hakim kültür egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde ise ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep Türk olarak tarih boyu yaşamıştır. Bu büyük göçlerin neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Tanrısına inanan grupların adı hep Türk olarak kalmıştır.

Resim-6 (M.Ö.14.000 den M.S. 1200 yıllarına kadar devam eden göçler.)

4. ETRÜSKLER, TÜRK MÜDÜR?
Orta Asya"dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine yapılan göçler sonucunda, Orta Asya"da gelişen medeniyet ve özellikle de yazı Avrupa"ya taşınmıştır. Binlerce sene süren göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000"lerde İskandinav ülkelerine doğru başlamıştır. ETRÜSK olarak adlandırılan bu toplum İtalya"ya gelmeden önce, Fransa"da, Glozel"de ve Avusturya"da (M.Ö. 4.000) yaşamışlardır. Etrüskler"in M.Ö. 1.500"lerde Po ovasına oradan da maden bakımından zengin olan Etrürye denilen Toskana bölgesine yerleştikleri buralarda bulunan kalıntılardan anlaşılmıştır.(Resim-7)

Etrüsklerin hâkimiyeti kuzeyde Po ovasından Roma şehrinin güneyine kadar hem karada hem de denizde üstün bir medeniyet olarak sürmüştür. M.Ö. 600 yıllarında en güçlü oldukları dönemde Roma şehri M.Ö. 743 de Etrüsk" lü Romulus tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan ve Roma şehrinin değişik yerlerinde bulunan heykel, Türk"lere Ergenekon"da yol gösteren efsanevi hayvan dişi kurt Asena"nın memelerinden süt emen iki çocuk simgesidir. (Resim-8 )

Resim-8

Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve bunların da Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki kemiklerin genetik araştırmalarından da anlaşılmıştır. İtalya"da Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Firenze İtalya"da Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Firenze Üniversitesinden Prof. Davit CARAMELLİ, Bologna Üniversitesi Prof. Loredana CASTRY, Parma Üniversitesi Prof. Antonella CASOLİ, Pisa Üniversitesi Prof. Francesco MALLEGNİ, İspanya Barselona"da Pompeu Farba Üniversitesi Prof. Carles LALUEZA imzalı raporda yaşları 2700 ile 2300 arasında değişen 80 Etrüks iskeletinin genetik araştırması sonucunda Etrüsklerin Doğulu olduğu sonucu açıklanmıştır. Ayrıca, Etrüsklerin Orta Asya"dan gelen ama Hazar kuzeyinden gelip Avusturya"daki İnsburg bölgesi üzerinden İtalya"nın Po ovası bölgesine inen bir halk olduğunu, Sn.Kazım MİRŞAN"ın Etrüsklerden kalma üzeri yazılı belgeleri okumasından da anlaşılmaktadır.
İtalya"da 1995 yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan Floransa"dan Prof.Dr. Giovannangelo CAMPOREALE, Sn Mirşan ile bir hafta süren görüşmeleri sonrasında Etrüsk yazıtlarının Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.
Ayrıca araştırmacı yazar rahmetli Adile AYDA, “Etrüskler Türk mü idi?” (Ankara 1974), kitabında da aynı konu işlenmiştir. Adile AYDA bu araştırmalarında özellikle Türkçe ve Etrüskçe arasında söz benzetmeleri yapmıştır. Adile AYDA ayrıca,“Herodot (M.Ö. 484-425 ) Attika halkının Helen asıllı olmadığını söylemekte” diyerek, Etrüsk"lerin Türk olduğunu belirtmektedir.
Roma"yı Kuran Etrüsklerin M.Ö. 100 yılına kadar bu bölgede üstünlüklerinin sürmesine karşın bir süre sonra kendi dillerini konuşmayı bırakarak Latince konuşmaya başlamışlar, sonrasında da kültürlerini kaybederek tarih sahnesinden yok olmuşlardır.

5. TÜRKLER İLK DEFA ANADOLU"YA NE ZAMAN GİRMİŞLERDİR.
Türklerin Anadolu"ya ilk defa 1071 de Malazgirt zaferi ile girdiğini iddia etmek doğru değildir! Türklerin Orta Asya"dan başlayıp Avrupa içlerine kadar uzanan izlerine rastlanmasından anlaşılacağı üzere Anadolu topraklarının 7000 yıllık sahibi Türk"lerdir ve en köklü medeniyete sahip olan Türkler Orta Asya"dan Avrupa ve Anadolu" ya, bir kısmı yine Avrupa"dan tekrar Anadolu"ya gelmişlerdir.
Bunu İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Romanya, Fransa gibi coğrafyalarda, bırakmış oldukları birçok tarihi eserlerde yer alan yazıların okunmasından biliyoruz.

Milattan önce Anadolu"da yaşamış ve çok gelişmiş kültürleri ile çevrelerindeki insanlara medeniyet aşılamış bir topluluk olan ve bugün "Frigler" olarak adlandırılanlar, Erken Türklerdir. Bunların AFYON-ESKİŞEHİR-ANKARA-UŞAK çevresinde bıraktıkları eserler hala ayaktadır. Frig"lerin günümüze kadar kalan en büyük eserlerinden biri Eskişehir ili Han Kazası Yazılıkaya Köyündeki "Yazılıkaya" anıtıdır. Etrüskçeye benzeyen Erken Türkçe ile yazılan Yazılıkaya Yazıtı 1965 yılında Etrüsk yazıtlarını okuyup 1970 yılında “Proto-Türkçe Yazıtlar” adlı kitabını yayınlayan Sn. Kazım Mirşan tarafından 1994 yılında okunmuştur. Etrüsk yazıtlarının Etrüsk alfabesine göre (Resim-9) Türkçe okumasının yanı sıra 1998 Yılında “Etrüsklerin Tarihleri, Yazıları ve Dilleri” kitabını yazan Sn. Mirşan, Etrüsklerin dil ve inanç yapılarını da inceleyerek Etrüsklerin Türklüğü konusunu açıkça ortaya koymuştur.

Resim-9 (Etrüsk Alfabesi)
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Sn. Kazım MİRŞAN"ın yeni kitabını olan “İSKANDİNAVYA"DAKİ TÜRK YAZITLARI” kitabını yayınlamıştır. Bu kitap, İskandinav coğrafyasında M.Ö.2300-2700 yıllarına ait eserler üzerlerinde “FUTHARK” yazısı olarak bilinen yazıların Sn. Kazım MİRŞAN tarafından “ERKEN TÜRK YAZITLARI” olarak okunmasını kapsamaktadır.

6. ÇİN"DEKİ BEYAZ PİRAMİTLER.
Doğu Türkistan"da Himalaya Dağı eteklerinde Tibet sınırına yakın Shensi Bölgesinde Çin hükümeti tarafından dünyadan gizlenen Beyaz Piramit (Resim-10) ve civarındaki 100 kadar diğer piramitler Türk"ün Orta Asya"daki geçmiş tarihinin birçok sırlarını içlerinde saklamaktadır. Meksika"daki ve Mısır"daki piramitlerin bazı araştırmacılar tarafından atası kabul edilen bu Beyaz Piramit"in Mısır"daki büyük piramitten iki misli büyüklükte ve yaşının 5000 yıl dan fazla olduğu bilinmektedir.

Resim-10 (Beyaz Piramit bölgesinden dünya ilk defa 1912"de iki Avusturyalı gezgin sayesinde haberdar oldu, bunu 1957"de Life dergisindeki II.Dünya Savaşı"nda uçaktan çekilmiş resminin yayınlanması takip etti. En sonunda da yasaklanan bu bölgeye girmeyi başaran Alman araştırmacı Harwig Hausdort"ın fotoğrafları yayınlandı.)

7. PSİKOLOJİK SAVAŞ FAALİYETLERİ ALTINDA BATININ TÜRK TARİHİNE BAKIŞI


1000 yıldan fazla süren İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu düşmanlık duygusu içindeki tutucu tarihçiler, bu davalarda asırlarca İslâm"ın öncülüğünü yapan Türklerin tarihini, kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye çalıştılar. Türk ve İslâm tarihçiler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslâmlık ve İslâm medeniyeti ile kaynaştırdılar; İslâmlıktan önceki binlerce yıla ait devreleri unutturmayı Ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bütün unsurlardan tek bir millet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, milli tarihin yalnız ihmal değil, yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda üçüncü bir etken halinde diğerlerine eklenmiştir. Bütün bu olumsuz cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde bile etkisini göstermiş ve Türklüğün, çadır, aşiret, at, silah ve savaş kavramlarıyla eş anlamlı tutulması geleneği mektep kitaplarımıza kadar girmiştir.
18. yüzyıldan sonra üretilen Avrupa merkezci tarih teorisi, insanlık tarihini, eski Yunan-Roma uygarlıkları ekseninde açıklamış ve uygarlık mirasını da Asyalı ve Ortadoğulu kaynaklardan kopararak, Avrupa" nın tekelinde göstermiştir. Batı Avrupa dışındaki halklar, bu arada Türkler uygarlık yaratan değil, uygarlık yağmalayan ikinci sınıf “barbar” ırklardan sayılmıştır.
Bu hususta 8. Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL"ın 1988 yılında, kaleme aldırdığı “La Turquie İn Europe” isimli eserinde şu ifade yer almaktadır. ”Bizi Türk sayarak dışlıyorsanız bilin ki, bizim Türk denecek bir şeyimiz yoktur, uygarlık adına neyimiz varsa hepsini Yunanlılardan aldık, bizim kültürümüz Yunan kültürüdür, oğlumun adı olan Efe bile, Yunancadır; Bu nedenle, Avrupa Birliğine girmemiz için kültürel engel yoktur(….) Biz tepemizde Türk olmayan yöneticiler bulunmasını yadırgayan bir toplum değiliz, Avrupa Birliğine alınmamıza bu açıdan da herhangi bir engel yoktur”
Bu kapsamda yapılan hata ilk değildir son da olmayacaktır. Atatürk"ün ölümünden sonra iktidardaki CHP nin sözcüsü durumundaki Nurullah ATAÇ, batı kültürünün mutlak ve eksiksiz alınmasının, bunun için de Yunanca ve Latince"nin mecburi ders olarak Türk okullarında Türk çocuklarına okutulması gereğini savunmuştur. O devirlerde Yunan Latin eserleri okullarda ders olarak okutulmaya başlamış, hatta Latince eğitim veren liseler açılmıştır. Tüm bu çabaların mantığında aslında ana dilimiz Türkçeyi unutturarak Türk kültürünü yozlaştırmak, değiştirmek ve yok etmek hedeflenmiştir.
Likya"nın Yunan medeniyetinin temeli olduğunu göstermek amacıyla Likya uygarlığı konusunda ilki Akdeniz Medeniyetleri Enstitüsü (AKMED) tarafından 1977"de İstanbulda,1990 da Viyana"da yapılan Likya sempozyumlarının bir üçüncüsü 7-10 Kasım 2005 tarihinde en geniş katılımla (350 katılımcı) Antalya"da yapılmıştır. AKMED" in kurucusu ve sempozyumun (Bilgi Şöleni) şeref başkanları Suna KIRAÇ ve İnan KIRAÇ"ın düzenlediği ve Antalya valisi Alaaddin Yüksel"in açılış konuşmasını yaptığı sempozyumda İnan Kıraç Bizans ile ilgili “Bazı şeyleri dışlıyoruz. Bizim değil diyoruz. Oysa Bizans bizim. 1100 yıl birileri yaşamış, sonra ben Osmanlı olarak bunun bir parçası olmuşum. Sonra Cumhuriyet olarak devam etmişiz. Dolayısıyla Bizans"ı, 1100 yılı silip atamayız.” demiştir.
Oysaki bu bilgi şöleninde “Likya medeniyeti Yunan medeniyetinin temelini meydana getirir.” iddialarına verilecek cevap, Likya konusunda Prof. Dr. Cevdet BAYBURTLUOĞLU ve diğer araştırmacılar yıllardır yaptıkları çalışmalardır. Bu araştırmaların ışığında diyoruz ki, günümüze kadar ulaşan yüzlerce Likya yazıları mademki eski Yunancadır, neden Yunanca temel alınarak hala okunamamaktadır! Batılı bilim adamlarının Etrüsk yazılarını okunmaya muvaffak olamadıkları gibi, söz konusu olan Likya yazısı da Etrüsk yazısının bir türevi olduğundan okunamamaktadır. Etrüsk, Pelas, Attika ve Firik yazısı ile Likya yazısı aynı kökten doğan alfabenin farklı zaman ve coğrafyalarda çok az değişmiş halleridir ama ana kök aynıdır ve bu yazılar Tarihçi Doç.Dr.Haluk Berkmen tarafından okunabilmektedir.
Tarihçi Dr. Serhat Kunar “Antalya ve yakın çevresi” adlı kitabında, Midilli"de oturan Yunan"lıların Anadolu"da yaşayan Türklere, bayraklarındaki Kurt başından dolayı, Yunancada Kurt anlamına gelen Likos diye hitap ettiklerini belirterek Likya"lıların bıraktıkları yazılardan da bunların Erken Türk olduklarının anlaşıldığı yazmaktadır.
1977 den beri Likya medeniyeti ile Yunan medeniyeti arasında ilgi kurmak için AKMED bünyesinde yapılan çalışmaların hiçbir bilimsel temeli yoktur.

8. SONUÇ
Dünyada en eski uygarlığa sahip olan biz Türkler, bunun bilincinde olarak dünyanın neresinde olursa olsun atalarımızın bırakmış oldukları eserlere sahip çıkmak zorundayız!

a. Gerçek Türk tarihi bize şunu söylemektedir:
· İlk Alfabetik yazıyı Türkler buldu.
· 12 Hayvanlı Türk Takvimi Dünyadaki ilk takvimdir.
· İlk Ödüsleri (Devletleri) Türkler kurmuştur.
· Pusulayı, anahtarı, saati, kağıdı ve matbaayı Türkler bulmuştur.
· Avrupa medeniyetinin temelini oluşturan Etrüskler Türk"tür.
· Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir.

 

Anadolu topraklarının eski Yunan medeniyeti ile hiçbir alakası yoktur! Anadolu topraklarının en eski sahipleri Atatürk"ün de dediği gidi Türklerdir! Bizlerden önce bu topraklarda başkalarının olduğunu kabul etmek, büyük bir yanılgıdır! Aksi takdirde herhangi bir milletin ve medeniyetin kültürel üstünlüğünü kabul etme ezikliği içerisinde olmamız, kültürel değerlerimizi zamanla kaybetmeye, sonuçta da tarih sahnesinden yok olmamıza sebep olacaktır!
Bütün bu gaflet, delalet ve hıyanet içerisinde yapılan saldırılar karşısında bilimsel araştırmalar kaldığı yerden devam ettirilmelidir. Kabul edilmelidir ki, Atatürk inkılâpları Türk Uygarlık tarihin bir ürünüdür!
Atatürk önderliğinde, dört yıl olan lise eğitimi için hazırlanan, fakat Atatürk"ün ölümüyle 1939 (yeni kitapların hazırlanıncaya kadar bu kitaplar 1941 yılına kadar okutulmaya devam edilmiştir) yılında müfredattan kaldırılan tarih kitapları yeniden müfredatlara ilave edilmelidir.
Ulusal birliğin en önemli öğelerinden biri tarih bilincidir. Uluslar, tarihlerine güvenerek geleceklerine yön verirler. Tarih bilinci olmayan ve bağımsızlıktan ödün veren milletlerin hayat hakkı yoktur. Bilinmeli ve hiç unutulmamalıdır ki Bu devletin temelinde “Bağımsızlık benim karakterimdir!” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.

 

 

 

İSVEÇ'İN TARİHİ

İSVEÇ'LİLERİN İŞTE BİZİM ATALARIMIZ DEDİĞİ MÖ.3 İLE MS 17. YÜZYILLAR ARASINA AİT VE HEMEN HEMEN TÜM AVRUPA KITASINDA VE ANADOLU'DA BULUNAN YAZITLAR TÜRKÇE'DİR.

YAZITLARI OKUMAK İSTEYEN ARAŞTIRMACI ARKADAŞLARIMA KISA BİR NOT : BU YAZILAR KAZIM MİRŞAN TARAFINDAN OKUNMUŞTUR.GÖKTÜRK ALFABESİYLE YAZILMIŞTIR VE SAĞDAN SOLA DOĞRU OKUNUR.

The Futhark alphabet was used by the North European Germanic peoples (the Swedish, Norwegian and Danish) between the 3rd and 17th centuries A.D. About 3500 stone monuments in Europe, concentrated mostly in Sweden and Norway, are claimed to have been inscribed with this writing.

This Futhark alphabet, which is also called the Runic stemmed from the very same origin as did the ancient Turkish  inscriptions with the Gokturk  alphabet.
We solely read the alphabet known as "the primitive futhark", found inscribed on a rock in Kylver on Gotland Island, Sweden, in addition to the other two stone monuments, namely the Mojbro stone in Uppland, and the Istaby stone in Blekinge, with their photographs available, and which are considered to belong to the group classified as the oldest runic inscriptions, by matching their characters with those in the Gokturk inscriptions, and thus being able to decipher them in Turkish.

There is a claim is that the alphabets of these monuments found in both Europe and the Central Asia have stemmed from a common origin in a very remote past. Then, it was only a natural development for the Turkish, and the Germanic tribes that, although in locations so far away from each other, they could seperately carry on with this heritage of writing.
The Orhun  monuments were discovered by a Swedish officer named Strahlenberg, and his finding was made known by publications in 1730. In 1893, the Danish scholar Thomsen was able to decipher these inscriptions and declare that they were written in Turkish .The monuments of Kultigin and Bilge Kagan, situated near the Kosho-Tsaydam lake in the Orhun River valley to the south of the Lake Baykal, and that of Sage Tonyukuk, the Deputy-Khan  a little farther, are the three important memorials which make up what is known in general as the Orhun Monuments. The inscription used on them consists
38 characters. Numerous stone monuments are also found around the Yenisei River, but they belong to a period much earlier than that of the Orhun pieces, and there are in excess of 150 Skyturkish character-forms used on. The ancient Turkish script was written vertically with the lines running from top left downwards to the bottom right, and read accordingly, that is from right to left when the text is laid down on its right side. The individual marks are not joined, and the full or partial sentences are seperated with a column mark " : " in between.
 

The eight vowel sounds of Turkish, are represented in couples by 4 marks, and they usually are not employed in the beginning and the middle syllables of a word, but are shown in the last syllable, or if they occur at the end. For example:

a ferocious bull, or a fire-breathing dragon .

The "god", or "a deity".

As for the Futhark alphabet employed on the stones found in Sweden, the monuments bearing this inscription are studied in
two main chapters in Prof.Jansson's study:

a) The oldest runic inscriptions

b) The 16-rune Futhark and Runic inscriptions from the Viking Age.

The oldest runic inscriptions are written with an alphabet of 24 characters .\
 

- The stone from Kylver farm in Stanga (Gotland). This is the oldest relic found in Sweden, dating back to the fifth century.
 

- The Mojbro stone from Uppland.

- The Istaby stone from Blekinge.
Although these three monuments are declared as not deciphered yet, the author is attempting at some unfounded assumptions in relation to their contents. According to the map supplied at the end of this book, there happens to be numerous stones, which
are inscribed with the same alphabet and belong to the same period of history, in more than 70 locations in the north and northwest of Europe.

The monuments considered to be in the 16-rune futhark group belong to a later period called the Viking Age which started at about AD. 800. During this period, the 24-characters of the Primitive Norse runes became simplified and reduced to 16-rune series.The pages 25-30 and the rest of the book in Jansson's study are allocated to this subject.

The Europen scholars have come to recognize from the very beginning the obvious similarity between the character forms of the Primitive Norse stones and those of the C.Asian Gokturk monuments, but for certain various reasons have refrained from
tackling this point by denying all kinds of plausible relations. All throughout the period of 160 years that elapsed between the years of 1730 and 1893, that is between the discovery of Orhun monuments and their definitely final decipherment, fanciful
theories were fabricated about the Vikings' (or Indo-Germans', or Celts', or Goths') prehistoric emigrations into C.Asia, and the erection of Orhun stones as landmarks of their presence and civilization dating back to several thousands of years BC in that
region. Only when in 1893, it was understood that these inscriptions were not written in any other tongue but pure Turkish, then those fanciful theories were discarded, and the proposed pre-historic datings were revised to be not earlier than AD 700. Even
today, a number of academicians are still straining at finding a Sogdian, Persian or Aramaic origin for Turkish inscriptions, but their efforts at proving their claims all end in vain. A casual comparision of ancient scripts is all needed to see that the characters
used in Orhun monuments are more identical with the futhark than any of those alleged originals. Besides this close resemblance, it is an exciting fact that the Primitive Norse runes declared to have ambiguous contexts can be rendered meaningfully when they are exposed to our novel method of read-ing ancient Turkish scripts.

It must be kept in mind that the ancient Turkish script used in Central Asia and the Primitive Norse futhark in Europe, as well as those other scripts mentioned in passing above, have all stemmed from a common origin in a very remote past. Then, the Turkish, Germanic, and other tribes have independently relied on this common
legacy of writing for the monuments in their own tongues.
 

The Kylver stone from Stanga (Gotland) SWEDEN

The stone from Kylver farm in Stanga (Gotland) .

Now, we can take a closer look at the photograph supplied on page 13 in Prof. Jansson's book: The whole Primitive Norse rune-row is recorded on a stone, used as a side-slab in a sarcophagus, and found in Kylver farm in Gotland.

 Since the characters from the 1st to the 6th spell out futhark, this word is used to denote the runic script. However, some characters are cut slightly different on the stone than what is shown within the text above:

 

An identical form of the futhark character shown under #23 is also found in the Tonyukuk inscription,  although it is not given in the main list of symbols. It is stated to mean "head". But it could also signify k+l. kel kelle, which is a synonim for the same word, and a composite form of these two distinct characters.
The same thing can be said for the character #13: It is a composite form of the symbols
meaning (to) talk, (to) speak in English. It is also interesting if we consider the form as a pictoglyph of an open mouth.

Now, we shall venture to read this 24-character rune row, from right to left, by applying the rules of reading Gokturk inscriptions:

The meaning obtained thru reading the above piece, as if it were written in ancient Turkish, can roughly be rendered in today's English as follows:

The light of wisdom arrived/descended, he himself carved onto this erect stone, with ( the pointed tip of ) his
arrow/dagger, the words he uttered/spoke through his own mouth.

We will refrain from venturing into any philological or philosophical interpretations here. But, please draw your attention to the emergence of the word O.d.ng, when the characters numbered 24, 23, 22 are considered in their runic namesakes. In the Scandinavian mythology, it was Odin, the Norse God who brought the gift of divine script to mankind. Then, the very name of the god in these three symbols read out as the light of wisdom (alias the divine reason), or the sage/lord of light in ancient Turkish..

The Mojbro stone from Uppland SWEDEN

The Mojbro stone from Uppland, which is a memorial monument:

 

In this script, our attention is drawn to the placement of some characters backwards. Especially, the rune R, read as "op", is peculiar. For this reason, it has been read as "po". Reading from right to left, starting with the bottom line:

The meaning obtained thru reading the above piece, as if it were written in ancient Turkish, can roughly be rendered in today's English as follows:

(May both of) the dog(s) charge well; so that the sacred sky-spirit acknowledges their boldness..
 

On this stone, under the inscription, there is a carving of a rider on his horse, holding up a round shield in his left hand while brandishing his weapon in his right. There are two dogs running beside the horse, as if all of them are engaged in an attack.

Also, the writing style of the symbols and the density of symbols, means the less character spacing, on the left corner, proves the original writing style was from right to left.
 
 

The Istaby stone from Blekinge SWEDEN


 
 


 

The Istaby stone from Blekinge, which was carved in the transition period between the Primitive Norse period and Viking Age:
 

Reading the inscription from right to left:
 

he (who was) brave (and) lived through many hardships (of) army, committed not flight (or did not desert his post of
duty) lies herein...

Truly a fitting epitaph for a soul who endured much in his wordly life.

These three stones are supplied within the chapter titled "The Oldest Runic Inscriptions" in Prof. Jansson's book.
There maybe some minor mistakes and errors in the treatment of the subject. However, there is the opinion held  that these stones do contain the messages of similar meanings in more or less the same way as I have striven to put forward.
The purpose is to initiate a new interest in this ancient inscriptions and be of help in starting up a fresh discussion in regard to their contents.

The Primitive Norse futhark or the rune alphabet have stemmed from a much older common origin as that of the Gokturks.

Hristofyas ile çözüm olur mu?


Eğer Soğuk Savaş döneminde olsaydık, Doğu Akdeniz'de stratejik bir konumda bulunan Kıbrıs'ın başına bir komünistin gelmesi büyük gürültü koparırdı. Hatta açıkçası, önceden böyle bir olasılığın önlenmesi için her şey yapılırdı.
Şimdi Güney Kıbrıs'ta AKEL partisinin lideri Dimitris Hristofyas Cumhurbaşkanı koltuğuna oturuyor ve kimse buna tepki göstermiyor.
Neden desin ki? Ne bugünkü dünya Soğuk Savaş'ın dünyası, ne de Hristofyas o eski katı komünist... Gerçi 61 yaşındaki politikacı Moskova'da eğitim gördü, Ruslara sempatisi var, ama Güney Kıbrıs'ın üyesi olduğu AB'ye ve Batı dünyasına meydan okumak, içeride de yüksek refah düzeyini sağlayan sistemi bozmak niyetinde değil...
Rum kesiminin başına AKEL liderinin gelmesinin bizi direkt ilgilendiren yanı daha da önemli. AKEL öteden beri Türklerle Rumların adada barış için birlikte yaşamalarını savunur. Her ne kadar Hristofyas, 2004 referandumunda Annan Planı'na "hayır" diyenlerin safında yer almışsa da, özellikle son zamanlarda, olayların "taksim" yönünde geliştiğini görmüştür. Bu nedenle seçim kampanyasında "Birleşik Kıbrıs" tezini savunmuştur.
Nitekim seçildikten sonraki ilk konuşmalarında da, Türk tarafına elini uzatmış, çözüm sürecini başlatacağını söylemiştir.

Nasıl bir çözüm?
Selefi Papadopulos'a kıyasla Hristofyas'ın çözüm konusunda çok daha istekli olduğu açık. Üstelik AKEL'in yıllardan beri Türk kesimindeki solcu CTP ile temaslarını sürdürdüğü, ayrıca Mehmet Ali Talat ile Hristofyas arasında iyi bir diyaloğun bulunduğu da biliniyor.
Bunlar, yeni bir müzakere sürecinin başlaması için önemli avantajlar. Ama Hristofyas ile, çözüm şansları gerçekten ne kadar artıyor?
AKEL lideri hep çözümden söz ediyor. Ancak onun da -doğal olarak- kendine göre bir çözüm anlayışı vardır.
Seçim kampanyası sırasında verdiği çeşitli demeçlere bakılırsa, Hristofyas'ın arzuladığı çözüm şu esasları içeriyor: Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kurulacak... İki taraf arasında, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, siyasi eşitlik sağlanacak... Yabancı askeri güçler (Türk askeri) çekilecek. Türk "yerleşikler" geri dönecek...
Tabii bunlar, seçim ortamı içinde "başlangıç pozisyonu" olarak öne sürülen genel şartlar. Diyalog kurulunca ve esas müzakereler başlayınca, kuşkusuz bu pozisyonlarda bazı esneklikler görülecek, pazarlıklar ilerledikçe karşılıklı ödünler de verilecektir.

Son fırsat mı?
Bunda önemli olan, iki liderin çözüm için yeni bir süreç başlatmak arzusunu ve iradesini taşımasıdır. (Papadopulos'ta eksik olan da buydu)...
Bu süreç için ilgili kurum ve ülkeler (BM'den ABD'ye kadar) şimdi devreye girmeye hazırlanıyorlar. Büyük olasılıkla ilk temaslar önümüzdeki haftalarda gerçekleşecek, esas müzakerelerin parametreleri ve diğer ayrıntıları belirlenecek.
Bu yeni sürecin hedefi, "Birleşik Kıbrıs" temelinde bir anlaşma sağlamaktır. Aslında öteden beri Talat'ın da (son zamanlarda uğradığı bazı düş kırıklıklarına rağmen) gönlünde yatan da budur.
Bir bakıma Güney Kıbrıs'taki iktidar değişikliği ile, bu yönde yeni adımların atılması şansı artmış bulunuyor. Bu konuda şimdi iki taraf da umutlu. Ama Mehmet Ali Talat'ın belirttiği gibi, bu fırsat penceresi çözüm ufuklarını açarsa ne âlâ. Yoksa artık birleşme hayal olur...

SAMI KOHEN MILLIYET 26/02/08

 

Hristofyas çözüm kıvılcımını çaktı

Hristofyas'ın Rum Başkanı seçilmesi Kıbrıs'ta çözüm umudu yarattı. ABile ABD'den ilk günden 'Müzakereleri çabuk başlat' uyarısı alan Hristofyas, 'Talat'la araştırma toplantısı ayarlanması için BM'yle temasa geçtim bile' dedi. Ama zaferi borçlu olduğu DİKO'nun nefesi ensesinde

26/02/2008 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

LEFKOŞA/ATİNA/BRÜKSEL - Kıbrıs Rum Yönetimi'nde 'komünist' AKEL'in lideri Dimitris Hristofyas'ın başkan seçilmesiyle adada çözüm yolunda ümit kıvılcımı çakarken, yeni lider ilk günden AB ve ABD'nin müzakereleri acilen başlatma çağrılarıyla karşılaştı. Hristofyas da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la olası müzakereleri görüşmek üzere, BM'den tarih belirlemesini istediğini açıkladı. "BM temsilcisiyle temasa geçtim bile" diyen yeni Rum lideri, "İlk adım Talat ile araştırma nitelikli bir toplantı olacak" vurgusu yaptı.
Ama 'Mr. No' lakaplı eski başkan Tasos Papadopulos'un çizgisindeki DİKO'nun desteğiyle seçilmesi, Hristofyas'ın hareket alanını sınırlıyor. Hristofyas, zaferi sonrası Talat ile ilk teması telefonda kurarken, ilk görüşme, önümüzdeki hafta Atina ve Brüksel'i kapsayan ilk dış gezisini tamamladığında, muhtemelen mart ortasında olacak. Hristofyas'ın, AB zirvesinde Kosova'nın bağımsızlığını tanımama kararıyla ilgili baskılara da muhatap kalması bekleniyor.
Yeni lider ilk iş yeni kabinesini belirleyecek. Kabine'de AKEL'in yanı sıra, DİKO ve sosyalist EDEK'ten bakanlar yer alacak. Dışişleri bakanlığı ve parlamento başkanlığının DİKO'ya verilmesine mutlak gözle bakılıyor. Dışişleri için eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun oğlu Markos Kipriyanu, meclis başkanlığı için DİKO lideri Marios Karoyan öne çıkıyor. Siyasi dengeleri gözetmek zorunda olan Hristofyas, DİKO'nun nefesini ensesinde hissedecek. Seçim gecesi DİKO'nun 'Zafer yine bizim' sloganı bunun kanıtı. Atina'da da Lefkoşa'da da Hristofyas'ın Kıbrıs için yeni bir plan karşısında son sözü söylerken DİKO'dan çok ana muhalefetteki merkez sağcı DİSİ'nin desteğine umut bağlayacağı belirtiliyor.

'Türkiye kabul etmezse çıkmaz olur'
Hristofyas, seçim sonrası Reuters'e ilk demecinde Talat'la görüşme toplantısı için BM'ye çağrı yaptığını belirtirken, "Tıkanıklığı aşmak için iyi niyet doluyuz. Ancak Türkiye işgal gücüdür ve Kıbrıs sorununun düğümünü oluşturuyor" demeyi ihmal etmedi. Türkiye'nin de çözümü kabul etmesi gerektiğini belirten Rum lideri, "Aksi halde ben, Talat ya da başkası ne kadar iyi niyetli olsa da yine çıkmaza saplanırız" ifadelerini kullandı.

Atina da müzakere çağrısı yaptı
Hristofyas ilk gününde Batı'nın müzakereleri çabucak başlatma çağrısıyla karşılaştı. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "Seçilmeniz Kıbrıs sorununda uzun süren tıkanıklığın aşılması fırsatı sunuyor. Sizi, bu şansı iyi kullanıp Kıbrıs Türk toplumu lideriyle BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya şiddetle teşvik ediyorum" dedi. ABD elçiliğinin tebrik mesajında '2008'in önemli ilerleme fırsatı yarattığı" belirtilirken, Britanya Dışişleri Bakanı David Miliband Hristofyas'la 'ümit tazelendiğini' söyledi. Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis de tebrik mesajında müzakerelerin 'mümkün olan en kısa sürede' başlatılması çağrısı yaptı.


 

'Kıbrıs'ta yeni dönem'
Simerini: 'Hristofyas'ın, hem ülkenin hem de Avrupa'nın ilk 'komünist' başkanı olarak imkânsız görüneni başardığı yorumunu yaptı.
Fileleftheros: 'Pasaportu zaten vardı, halktan da vize aldı - Hristofyas tarih yazdı' başlığını attı ve Kıbrıs'da yeni dönem başladığı tespitinde bulundu.
Politis: 'Çözüm Görevi İle Tarihi Değişim - İlk Kez Sol İktidarda.
Haravgi: 'Tarihi Gün - Halk Konuştu Kıbrıs Kazandı' başlığını attı.
Ta Nea: Gazete, başlıca hedefini 'Kıbrıs sorununun çözümüne ivme kazandırmak' diye nitelediği Hristofyas'ın zaferinin yeni bir devri başlattığı yorumu yaptı.
Eleftherotipiya: 'Kızıl lidere yeşil ışık yakıldı' diyen gazete Hristofyas'ın seçilmesi değil aldığı yüksek oy oranının sürpriz olduğunu yazdı.
Ethnos: Hristofyas'ın komünist bir lider olarak AB'de küçük ülkesinin çıkarlarını temsil ve Kıbrıs'ta adil çözüm için temel atma sınavı vereceğini belirtti.
Apoyevmatini: Rumların aklında 'Hristofyas'ın ilk turda elenen Papadopulos'u Kıbrıs konusunda arka kapıdan içeri alıp almayacağı' sorusu olduğunu yazdı. Papadopulos'un seçimi yitirse de oyunu yitirmediği yazdı.
Guardian: Hristofyas'ın seçilmesiyle adada birleşme umudunun arttığını yazdı.
Times: Birleşmenin Hristofyas'ın gündeminde ilk sırada olduğunu yazıp BM'nin yeni girişimde bulunabileceğini aktardı.
Independent: Solun galibiyetinin barış umudunu canlandırdığını ve çözümün olumlu etkisinin adanın ötesini etkileyeceğini belirtti.
Liberation: Hristofyas'ın zaferini 'Yeni 'başkan' Türk tarafına el uzatıyor' yorumuyla duyurdu.

Talat umutlu, Ankara temkinli

26/02/2008 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA/ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nde 'komünist' AKEL lideri Dimitris Hristofyas'ın başkan seçilmesi KKTC'yi umutlandırırken, Ankara bekle-gör pozisyonu aldı.
Dün Rum seçimini basın toplantısıyla değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "2008 sonuna dek çözüm mümkün" derken, yine başarısız olunursa adanın birleşemeyeceği uyarısı yaptı. "Rum halkı değişime karar verdi. Bu değişimi yapacak kişiyi seçti" diyen Talat, çözüm dinamiğini güçlü gördüğünü "Umutsuz olmak için neden yok. 'Kıbrıs sorununu çözmek istiyorum, bunu Kıbrıslı Türklerle müzakere ederek yapacağım' diyen bir lider seçildi" diye dile getirdi. Rumların ezici çoğunlukla Annan Planı'nı reddettiği 2004 referandumu öncesi Rum tarafının 'evet', Türk tarafının 'hayır' diyeceği imajı yaratıldığını anımsatan Talat, şu uyarıyı yaptı: "İmaj oyunlarından uzak durulmalı. Çünkü tekrarlanırsa onarılması mümkün değil. Yani Kıbrıslı Türkleri tekrar bu kürsüde, bu kapsamda bulmaz kimse. Bir halk kaç defa kandırılabilir. Çok kritik bir dönemdeyiz, bu sefer de başarıya ulaşamazsak Kıbrıs'ın birleştirilmesi çok zorlaşacak." Talat, müzakerelerin ne zaman ve nasıl başlayacağını bilmediğini, ama martta bir BM heyetinin adada nabız yoklayacağını anımsatırken, çok kısa sürede müzakerelere hazır olacaklarını ekledi.
Hristofyas'ın Annan Planı için son anda 'Hayır' cephesine geçtiğini anımsayan Türkiye ise temkinli. Dışişleri kaynakları, Türkiye'nin adil ve kalıcı çözümden yana hiç bir adımı yanıtsız bırakmayacağını belirterek, "Hristofyas samimiyet sınavında. Çözümü ne kadar desteklediğini birlikte göreceğiz" dedi.

İngiltere'de yakalandılar, KKTC'de tutuklandılar
KKTC'DE YARDIM EDENLER VAR... Ercan'dan 17 Şubat'ta çıkış yapıp, İngiltere'ye sahte kimliklerle giriş yapmaya çalışırken yakalanıp, 22 Şubat'ta KKTC'ye iade edilen Musa Türkmenoğlu, Cumhur Değirmenci, Yusuf Arslan ve Emin Bal isimli zanlılara sahte kimlik kartları hazırlamakta KKTC'deki bazı kişilerin de yardım ettiğine inanılıyor

Erol UYSAL

Ercan Havalimanı'ndan 17 Şubat tarihinde çıkış yaptıktan sonra, İngiltere'ye giriş yaptıkları sırada tasarruflarındaki Rum kimlik kartlarının sahte olduğu anlaşılması üzerine gözaltına alınarak 22 Şubat'ta KKTC'ye geri iade edilen 4 kişinin tutukluluk süreleri dün soruşturma amaçlı 8 gün daha uzatıldı. Olayı soruşturan polis, Musa Türkmenoğlu, Cumhur Değirmenci, Yusuf Arslan ve Emin Bal isimli zanlılara sahte kimlik kartlarının hazırlanmasına KKTC'deki bazı kişilerinde yardımcı olduğuna inanıyor.

Konuyla ilgili soruşturmasını sürdüren polis dün 4 zanlıyı mahkemeye çıkararak aleyhlerindeki tutukluluk süresini 8 gün daha uzattı.

Meriç Polis Karakolu'nda görev yapan ve olayın tahkikat memuru olan Hüseyin Ergüleç mahkemede yeminli şahadet vererek, zanlıların 17 Şubat 2008 tarihinde Ercan Devlet Havalimanı'ndan çıkış yaparak İngiltere'ye sahte Rum kimlik kartlarıyla giriş yapmaya çalıştıkları esnada, İngiliz görevliler tarafından fark edilerek gözaltına alındıklarını anlattı.

Zanlıların İngiltere'den 22 Şubat 2008 tarihinde KKTC'ye geri gönderildiklerini belirten Ergüleç, cuma günü zanlıların mahkemeye çıkarılarak aleyhlerine 3'er gün tutukluluk kararı alındığını ifade etti.

Ergüleç, alınan 3'er günlük tutukluluk süresi boyunca yapılan soruşturmada, zanlıların verdiği gönüllü ifadelerinde başka KKTC vatandaşlarının da kimlik sahteleme olayında yardımcı olduğunu belirttiklerini, bu beyanlar ışığında işlenen suçun organize olarak yapılmış bir iş olduğu düşündüklerini söyledi.

Tahkikatın devam ettiğini, aranan kişiler, emareler ve alınacak ifadelerin olduğunu söyleyen Ergüleç, zanlıların serbest kalması durumunda tüm bunlara etki edebileceklerini belirterek soruşturmanın salimen yürütülebilmesi için zanlıların 8'er gün daha poliste tutuklu kalması talebinde bulundu.

Zanlılar aleyhlerine talep edilen tutukluluk süresine herhangi bir itirazda bulunmadı.

Verilen şahadet ışığında ve zanlıların da tutukluluk süresine itirazda bulunmamasını göz önünde bulunduran Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin, adaletin tecellisi ve soruşturmanın selameti açısından 4 zanlının da 8'er gün daha poliste tutuklu kalmasına karar verdi.

KIBRIS 26/02/08

 

Başlamaya hazırız

HRİSTOFYAS'A İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI... Yeni dönemde Kıbrıs Türk tarafının her çabayı ortaya koyacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, iki halkın siyasi eşitliği ve kurucu devletlerin eşit statüsü olmasının yeni süreçte temel parametreler olacağını kaydetti. "Yeni bir ortam, yeni bir dönem, umutluyuz" diyen Talat, Rum yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas'ı kutladı ve işbirliğine davet etti

"GERÇEK NİYETİNİN GİZLENMESİ ADANIN BÖLÜNMESİNE YOL AÇABİLİR"...

2004 referandumundaki durumla asla karşılaşılmaması gerektiğini ifade eden Talat, yeni müzakere sürecinde, "Gerçek hedefin gizlenerek, gözden uzak tutularak, saklanarak son anda tavır belirlemenin yıkıcı sonuç getireceğini ve bunun Kıbrıs'ın bölünmesi anlamına geleceğini" söyledi

"OLDUKÇA UMUTLUYUM..." Çözüm konusunda oldukça umutlu olduğunu vurgulayan Talat, bunun da nedeninin, Rum liderliğine "müzakere edeceğim, Kıbrıslı Türklerle sorunu çözmek istiyorum" diyen bir lider seçilmesi olduğunu söyledi. Önlerinde zor bir dönem olacağını, iki halkın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak gerektiğini belirten Talat, hem kendisinin hem de Hristofyas'ın işinin zor olduğunu kaydetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimlerin tamamlanmasıyla başlaması beklenen müzakere sürecinin 2008 sonuna kadar çözüme ulaşmasını beklediğini belirterek, "Yılsonuna kadar çözüm sürpriz değil" dedi.

Güney Kıbrıs'taki seçimlerin yeni bir dönemi başlatmasını arzuladıklarını kaydeden Talat, "zor olacak" diye nitelediği bu dönemde adada iki halkın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmanın temel hedef olması gerektiğini vurguladı.

Yeni dönemde Kıbrıs Türk tarafının her çabayı ortaya koyacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, iki halkın siyasi eşitliği ve kurucu devletlerin eşit statüsü olmasının yeni süreçte temel parametreler olacağını kaydetti. "Yeni bir ortam, yeni bir dönem, umutluyuz" diyen Talat, Rum yönetiminin yeni başkanı Dimitris Hristofyas'ı kutladı ve işbirliğine davet etti.

Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra Cumhurbaşkanlığı'nda bir basın toplantısı düzenleyerek, Güney Kıbrıs'taki seçimlerin ardından Kıbrıs konusunda başlaması beklenen süreçle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanlığının üst düzey yetkililerinin de izlediği basın toplantısı BRTK tarafından canlı olarak yayınlanırken, KKTC ve TC basını yanında Rum basınıyla birçok Avrupa ülkesinden medya mensupları da büyük ilgi gösterdi.

"Rum halkı değişimde karar kıldı"

Cumhurbaşkanı Talat, Rum halkının değişimde karar kılarak bunca yıldır süren zaman kaybını ortadan kaldırmak için ilk adımı attığını kaydederek, Dimitris Hristofyas'ın Rum yönetimi başkanı seçilmesiyle yeni dönem başlatmasını arzuladıklarını kaydetti.

Önlerinde zor bir dönem olacağını, iki halkın da kabul edebileceği bir anlaşmaya varmak gerektiğini belirten Talat, hem kendisinin hem de Hristofyas'ın işinin zor olduğunu belirtti.

2004 referandumundaki durumla asla karşılaşılmaması gerektiğini ifade eden Talat, yeni müzakere sürecinde, "Gerçek hedefin gizlenerek, gözden uzak tutularak, saklanarak son anda tavır belirlemenin yıkıcı sonuç getireceğini ve bunun Kıbrıs'ın bölünmesi anlamına geleceğini" kaydetti.

Böyle bir şeyin tekrarlanmasının onarılması mümkün olmayan sonuçlar doğuracağını ifade eden Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak önümüzdeki dönemde her çabayı ortaya koyacaklarını, Kıbrıs Türkü'nün bu konuda rüştünü ispat ettiğini söyledi.

"Zor koşullarda dahi çözüm istedik ve çözüm için çalıştık" diyen Talat, önlerindeki dönemi yeni bir dönemin başlangıcı görerek çalışacaklarını ve çözümün BM parametreleri çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.

"Yeni bir devlet..."

Talat, bugüne kadarki müzakereler çerçevesinde bir birikim oluştuğunu, bu birikimin temel unsurları çerçevesinde bir çözümü başarmak istediklerini, iki halkın siyasi eşitliğinin ve kurucu devletlerin eşit statüsünün son derece önemli olduğunu vurguladı.

Başlayacak sürecin iki halkın ve kurucu devletlerin eşitliğine dayalı yeni bir devlet doğuracağını ifade eden Talat, bu yeni ortaklık devleti için de her iki halkın onayının alınacağını belirtti.

AB'nin her zamanki gibi Kıbrıs Türk halkının hedefi olduğunu söyleyen Talat, "Maalesef adanın bütünü AB üyesi değil. Biz bütünün AB'ye girmesini istiyoruz" dedi.

"Yeni bir ortam, yeni bir dönem, umutluyuz" diyen Talat, bu umudun bütünlüklü çözümle sonuçlanmasını istediklerini, bunun için çalışacaklarını söyledi.

Hristofyas'ı kutlayarak işbirliği çağrısında bulunan Talat, istek olursa bu dönemin Kıbrıs sorunun çözümlenebileceği bir dönem olduğunu vurguladı.

"En kısa zamanda..."

Cumhurbaşkanı Talat bir soru üzerine, Hristofyas ile önceki gece telefonda görüştüğünü ve en kısa zamanda görüşmek üzere karşılıklı niyet belirttiklerini ama tarih verilmediğini de ifade etti.

Talat, müzakere sürecinin başlamasına ilişkin öngörüsünün sorulması üzerine de, BM heyetinin mart sonunda Kıbrıs'ta "sondajlarda" bulunacağını, görüşmelerin marttan sonra söz konusu heyetin BM Genel Sekreteri'ne vereceği rapordan ve yapılacak hazırlıktan sonra başlamasını beklediğini kaydetti.

Bugüne kadarki çözüm müktesebatının hiçbirinde "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin evrimleşmesinden" bahsedilmediğini, tüm antlaşmalarda iki halkın referandumunun öngörüldüğünü belirten Talat, bunun da yeni bir devlet öngörüsünden kaynaklandığını kaydetti ve ön şart içermediğini vurguladı.

Çözüm konusunda oldukça umutlu olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bunun da nedeninin, Rum yönetimi başkanlığına "müzakere edeceğim, Kıbrıslı Türklerle sorunu çözmek istiyorum" diyen bir lider seçilmesi olduğunu söyledi.

"İmaj yarışı olmasın..."

Yeni bir dönem başladığını, bu dönemde imaj yarışı yapılmasına karşı olduğunu kaydeden Talat, referandumdan birkaç ay öncesine kadar tüm dünyanın Türklerin "hayır" Rumların "evet" diyeceğine inandırılması örneğini verdi.

"Bir halk kaç defa kandırılabilir" diyen Talat, bu nedenle imaj oyunları olmaması gerektiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, bir gazetecinin, "İki çok yakın yoldaş olarak önünüzde bir anlaşmayı engelleyecek ne olabilir" sorusunu yanıtlarken de, "aynı yolu yürüyenlerin yoldaş olabileceklerini, umudunun Hristofyas ile aynı yolu yürümek, yani Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu" kaydetti.

Talat, "Hristofyas'ın yüzde 75 'hayır', ben ise yüzde 65 'evet'ten başlayacağım. Hristofyas'ın işi daha zor...Ancak sizi sevmeyen biri varsa siz de soğursunuz. Örneğin Kıbrıs Türkü'nün AB'ye güveni çok düştü. Referandum öncesi AB'ye üyelik arzusu yüzde 95'ti, bugün bu oranlar düştü" ifadelerini kullandı.

Hristofyas'ın seçim dönemindeki söylemlerinin anımsatılması üzerine de Talat, "Seçim meydanlarında söylenenler geçmişe yazıldı. Geleceğe de mutlaka etkisi olacak ancak önemli olan önümüzdeki süreçtir. Ortada sorunu diyalog yoluyla çözmeye hazır iki lider var" dedi.

Talat, başka bir soru üzerine ise, çok kısa bir hazırlık döneminden sonra müzakerelere başlayabileceklerini belirterek, BM'nin nasıl bir süreçte karar kılacağını bilemediğini söyledi.

Rum halkı neyi reddetti

Talat, "Rum halkının çözümü mü, yoksa Annan Planı'nı mı reddettiğine" ilişkin bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin 2004'teki raporunda, Kıbrıs Rum tarafının çözümü reddettiğini vurguladığını, çünkü planın bizzat BM ile Rum tarafınca hazırlandığını söyledi.

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un 2003 Aralık ayında "harekete geçelim" demesine karşın, 3 ay içinde ret çağrısı yaparak gözyaşı döktüğünü anımsatan Talat, buradaki esas eleştirisinin Rum halkına değil, Rum liderliğine olduğunu kaydetti.

Talat, Rum halkının "çözümü mü, Annan Planını mı reddettiğinin" artık gereksiz bir tartışma olduğunu da kaydetti.

Talat, bir iyi niyet adımı atıp atmayacağının sorulması üzerine de, "imaj yaratmak için atılacak adımlardan kaçınmak gerektiğini" yineleyerek, güven yaratıcı önlemler paketini ele alarak bu çerçevede adımlar atmanın daha doğru olduğunu vurguladı.

"Bölünme"

"Sürecin sonunda bir başarısızlık durumunda tek taraflı olarak adanın bölündüğünü ilan edip etmeyeceği" yönündeki bir soru üzerine ise Talat, bu sorunu çözeceklerini düşündüklerini, bunun için objektif şartların mevcut olduğunu, şimdi görevlerinin sübjektif şartları da hazırlamak olduğunu kaydetti. Talat, çözüme iyimser baktığını belirtti.

AB müdahil olur mu?...

Talat, AB'nin teknik yardımını isteyebileceklerini, şu anda da teknik işbirliği bulunduğunu ancak müzakerelere doğrudan bir AB katılımı beklemediklerini de söyledi.

Cumhurbaşkanı, bunun, AB'nin tarafsız olmaması, Yunanistan ve Rum yönetiminin AB'ye üye olmasından kaynaklandığını vurguladı.

İki tarafın da kabul edeceği bir çözüme ulaşmanın gerekliliğini yineleyen Talat, "halkların bir akıl bir yürek" olarak hareket etmesinin çok zor olduğunu, Kıbrıs Türkü'nün bunu 2002'de başardığını ancak bunun her zaman tekrarlanmayacağını vurguladı. Talat, "Bu nedenle çözüme ulaşmak için liderlerin 'liderlik' yapması gerekir" dedi.

Değişiklik umut verici

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan "Politis" gazetesine yaptığı açıklamada da Hrsitofyas'ın kazandığı başkanlık seçiminin sonuçları için, "Değişiklik umut verici" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Dimitris Hristofyas'ın kazanmasıyla gelen değişikliğin önemli ve umut verici olduğunu" kaydetti.

Talat, seçimlerin ikinci turuna katılan Yannakis Kasulidis ve Dimitris Hristofyas'ın seçim kampanyası sırasında Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarının kendilerine ümit verdiğini ifade etti.

Hristofyas'ın niyetlerinin, eskiden beri bilindiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "İki toplumun eşitlik politikasını ve yönetimdeki payımızı kabul etmesi durumunda, sanırım herhangi bir sorunumuz olmayacak. Yalnız, ortaya bir soru çıkmaktadır ki bu soru; Hristofyas'ın, kendisini destekleyen ittifaktan hangi şekilde etkileneceği veya etkilenip etkilenmeyeceğidir" dedi.

KIBRIS 26/02/08

 

Barroso: Hristofyas, Talat ile BM gözetiminde müzakerelere başlamalı

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Güney Kıbrıs'ta önceki gün yapılan başkanlık seçimini kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı kutlayarak, BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerinin geciktirilmeden başlatılması çağrısı yaptı.

Hristofyas'ı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya teşvik eden Barroso, "Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm) çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim" dedi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bugün yaptığı yazılı açıklamada, Hristofyas ile aralık ayında bir araya geldiğini hatırlatarak, bu görüşmede Hristofyas'ın kendisine "Avrupa'nın entegrasyonu projesine inancını ve Kıbrıs sorununa çözüm için çalışma kararlılığını aktardığını" anlattı.

"Seçilmeniz, Kıbrıs sorununda uzun süren tıkanıklığın aşılması fırsatını sunuyor" diyen Barroso, "Sizi, bu şansı iyi kullanarak Kıbrıs Türk toplumu lideriyle BM gözetiminde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaya şiddetle teşvik ediyorum. Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ortak (çözüm) çabalarınızı güçlü bir şekilde destekleyeceğim" ifadesine yer verdi.

KIBRIS 26/02/08

 

Foreign powers hail new hope for talks
By Jean Christou

THE international community moved quickly yesterday in urging President elect Demetris Christofias to start talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The UN, Britain, the US and the EU all called for an early meeting between the two leaders in the hope of kick-starting negotiations that have been effectively stalled for nearly four years.

Diplomats are cautiously optimistic that Christofias’ election will provide momentum for new Cyprus talks. It is no secret that Kasoulides was the preferred choice of the international community, but in their opinion, any change in the Greek Cypriot leadership was a move forward.

“He [Christofias] is a pro-solution person and for the first time ever Cyprus will have two moderates facing each other across the table,” said one diplomat, referring to the period when moderate Greek Cypriot leaders were forced to negotiate with hardliner Rauf Denktash. Then, with Denktash finally out of the picture, Talat was faced with President Tassos Papadopoulos.

London and Washington yesterday appeared happy to ignore Christofias’ communist background and his history of rhetoric against “Anglo-American imperialism”, with the US congratulating him on his election and looking forward to continuing the “close relations between our two countries and governments”.

Taking advantage of the new paradigm, the first thing Britain did was invite Christofias for official talks with Prime Minister Gordon Brown in London, in stark contrast to the diplomatic isolation in which Papadopoulos was kept.

A similar invitation issued from Greece, and Christofias is expected in Athens early next week, on his way to Brussels.

The Special Representative of the Secretary-general in Cyprus, Michael Moller, in a written statement, welcomed Christofias’ intention to move quickly to start talks. The statement said Moller looked forward to an early meeting of the leaders and was ready to assist them.

“The United Nations remains committed to providing support to Mr Christofias and Mr Mehmet Ali Talat in their common search for a solution,” the statement said.

UNFICYP spokesman Jose Luis Diaz told the Cyprus Mail it was clear that Christofias wanted to get the process moving and was reaching out to the Turkish Cypriots.

“All of this is positive,” said Diaz. “It augurs well for the process.”

Diaz said no meeting had been arranged as yet between the two leaders but they expect one soon. “He’s indicated publicly that he wants Mr Moller to facilitate a meeting,” Diaz said.

Christofias later told Reuters he had contacted the UN to facilitate a meeting.

“I have already contacted the UN representative,” he said. “The very first step will be an exploratory meeting with Talat.”

In Brussels, EU President Jose Manuel Barroso said he was confident that under Christofias’ leadership Cyprus would further enhance its contribution to the European Union's priorities and the successful achievement of its goals for the coming future.

“Your election offers the opportunity to overcome the longstanding stalemate on the Cyprus issue. I would strongly encourage you to grasp this chance and without delay start negotiations under United Nations auspices with the leader of the Turkish Cypriot community on a comprehensive settlement,” said Barroso.

He added that as President of the European Commission, he would strongly support the joint effort.

British Foreign Secretary David Miliband said the elections in Cyprus had generated a renewed sense of hope among both communities on the island that progress towards a comprehensive settlement could be achieved during 2008.

“I hope we can build on this momentum through early efforts to build trust and confidence between the two communities,” said Milliband.
He said that for its part, the UK would support the efforts of the UN in its search for a comprehensive settlement.

Christofias met earlier yesterday with British High Commissioner Peter Millett, who gave him a letter inviting him to the UK for talks Gordon Brown.

“We look forward to constructive co-operation with the new government of Cyprus,” Millett said after meeting the new President. Millett welcomed Christofias’ commitment to work for a Cyprus settlement and the reunification of Cyprus.

“We assured him that he will have our undivided support to achieve this aim,” the High Commissioner said, adding that a meeting with Talat would contribute towards improving the atmosphere.

“I would like to stress that neither Great Britain nor the international community want to impose a solution on Cyprus. It is up to the two communities to work amicably under UN auspices,” Millett said.

A press statement from Downing Street said 2008 represented a real opportunity for progress to be made towards a comprehensive Cyprus settlement.

“We trust that all parties will demonstrate the necessary political will to allow negotiations to get underway at the earliest possible date. It will be essential for the communities to take early steps in order to build trust between the two communities,” it said.

The US embassy also added its voice saying: “Like other members of the international community, we remain committed to utilising our good offices in the quest for a comprehensive solution to the Cyprus problem, and believe 2008 offers a window of opportunity for significant progress.”

CYPRUS MAIL 26/02/08

 

Wave of optimism welcomes Christofias in the north
By Simon Bahceli

AN AIR of optimism swept through the north yesterday in the wake of Dimitris Christofias’ victory in Sunday’s presidential election.

“I am more than happy,” Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told reporters at his Nicosia residence. “If I were not so happy, I would not have called this press conference,” he added.

The optimism was not limited to the leadership. Yesterday, most Turkish Cypriot dailies hailed Christofias’ victory as grounds for hope.

“Solution now” demanded the front page of left-wing daily Afrika. In his daily editorial, editor-in-chief Sener Levent said, “There can be no more excuses for non-solution of the Cyprus problem. Denktash is gone; Papadopoulos is gone too, and on one side we have Christofias and AKEL; on the other we have Talat and the CTP (Republican Turkish Party). There is no one left on the stage to obstruct a solution.”

The mouthpiece of Talat’s CTP also expressed optimism yesterday, announcing on its front page that Cyprus had entered “A new era with new actors”. Inside, columnist Sami Ozuslu proclaimed, “Welcome Comrade Christofias” and highlighted AKEL’s tradition of good relations with the Turkish Cypriots.

Political analysts were also optimistic, including Mete Hatay, a Turkish Cypriot researcher with the Peace Research Institute of Oslo (PRIO), who said, “If these two former political allies [Christofias and Talat] cannot solve the Cyprus problem, no one can.”

On the streets too, there was an air of hope, absent since 2004 when Turkish Cypriot, having voted ‘yes’ to the UN’s unification plan for the island, believed decades of isolation would soon be at an end.

“I think it’s really good news,” building contractor Imail Ozemek told the Mail.

“Papadopoulos was very hard and dictatorial, like [former Turkish Cypriot leader Rauf] Denktash. Christofias seems to be willing to make moves towards peace,” he added.

Turkish Cypriot businessman Devrim Celal, however, expressed fears that Christofias may have “already tied his hands” in the process of gaining the backing of other political parties, but added more optimistically, “I hope I’m proven wrong”.

While upbeat about the prospects for a solution yesterday, Talat nevertheless warned that the road to a solution would not be an easy one.

“There are many obstacles on the way,” he said, adding that the hardest part would be finding a solution acceptable to both communities. While Christofias would need to convince his electorate of the need to compromise and move away from the attitude of saying ‘no’ to a deal, Talat said he would need to rebuild Turkish Cypriot trust in the EU.
“We have to accept the wishes of the two peoples and bring them together in one agreement.”

Talat also warned that if either side sought to use the peace process simply as a means of improving its image in the international community, while doing little of substance to solve the longstanding impasse, relations between the two communities could be “irrevocably damaged”, and chances of a solution could be permanently lost.

However shaky Turkish Cypriot trust in the new Greek Cypriot leader may be, most in the north were hoping yesterday they would be pleasantly surprised at what AKEL and Christofias had to offer.

“AKEL has always been a party of surprises. Let’s hope that this time it’s a pleasant one,” said Hatay.

CYPRUS MAIL 26/02/08

 

Right-wing thugs on election night hooligan rampage
By Stefanos Evripidou

THE ELECTION victory of left-wing candidate Demetris Christofias on Sunday night sparked off violent reactions as hooded right-wing thugs went on the rampage in Nicosia and Limassol, attacking five moving cars, including a police car, and setting alight rubbish bins, cardboard boxes, skips and wild scrub.

A little after 7pm, following the defeat of right-wing presidential candidate Ioannis Kasoulides, the Fire Service was on constant call as fires broke out across Nicosia.
According to a police press officer, hooligans set fire to rubbish bins on Saripolou Street in Nicosia, Ayios Pavlos Street in Ayios Dhometios, and Vyzantiou Street in Engomi. Two skips were burnt in Vasileos Pavlou and Tagmatarchi Poliou streets, while a patch of wild scrub also bore the brunt of election mania in Tagmatarchi Poliou.

At around 8pm, cardboard boxes were set alight in Telepeniou Street which spread to a broken down car left outside Subaru garage in the Engomi industrial area. Just after midnight, another rubbish bin was set alight by a lit cigarette on Kennedy Avenue, while a deliberate fire was also started on Anexartisias Street. All fires were put out by the Fire Service.

The wrath of election losers was not restricted to pyrotechnics, but manifested itself in violent attacks on motorists. At around 6.30pm, a 20-year old student driving his car on Ayios Antoniou Street behind the Apoel football club was attacked by 20 hooded hooligans wearing Apoel scarves. They stopped the car, and began hitting it with iron bars and clubs, causing €3,000 worth of damage.

Nicosia CID, Ayios Dhometios and Lykavitos police stations are investigating the crimes.

On the same night in Limassol, more football hooligans went on the rampage, but this time representing Apollonas football club.

At around 9pm, a 39-year-old driving on Anexartisias Street was attacked by hooded youth wielding clubs. They damaged the front and back of the car.

Half an hour later, a 20-year-old on the same street was attacked by hooded youths wearing Apollonas t-shirts, waving Greek flags and wooden clubs. They caused €2,500 worth of damage to the car.

When a police patrol car was called to investigate a report at 11pm that hooded youths were throwing stones at passing cars on Pasteur Street, the unit was targeted by the unruly mob who threw a hail of stones, causing the windshield to crack.

At around the same time, a 27-year-old driving his car on Gladstone Street was also attacked by Apollonas fans, who damaged his car using their hands and feet.

No arrests were made. The Limassol Minor Crimes Unit is investigating.

CYPRUS MAIL 26/02/08

 

 

Irish company ditches mortgages for north after storm of protest
By Jean Christou

A COMPANY in Ireland that last month began offering mortgages to Irish and British citizens to buy property in the north has withdrawn the service, Irish media have reported.

Global Mortgages Direct, which describes itself as Ireland’s first international mortgage brokerage specialist, began advertising the offers earlier this month.

But according to the reports, the company had second thoughts and withdrew the service little more than a day later.

The Irish newspaper the Sunday Tribune reported that Global Mortgages Direct had taken the decision to withdraw after considering the implications and the Irish government's stance on the issue. The company said the service had been withdrawn the day after its launch.

The decision was made following discussions with Cypriot officials in Ireland, and having taken account of the Irish government's strong warnings about buying property in the Turkish Cypriot breakaway state.

Director Mark Gannon told the Sunday Tribune the company had arranged a facility to source mortgages with a respected Turkish bank after "regular requests" from people interested in buying property in northern Cyprus.

He said the reaction to the decision to offer mortgages on the north of the island "took us from left field".

"We didn't expect the fall-out. . . It was pretty full-on."

Gannon said the decision to withdraw the facility immediately "relates to the Irish government's stance".

The Tribune said many Irish citizens had purchased property in northern Cyprus.

However, like Britain, the Irish government issues a warning to prospective buyers on its website strongly advising them to seek qualified independent legal advice due to potential claims related to title and ownership from Cypriots displaced in 1974, “which may lead to serious financial and legal repercussions”.

It adds that potential buyers may face legal proceedings in the courts of the Republic of Cyprus, decisions of which can be executed elsewhere in the EU, including Ireland. Cypriot law was also recently amended making it a criminal offence, with penalties of up to seven years imprisonment, to purchase, sell, rent or promote or advertise the sale of property in Northern Cyprus owned by Greek Cypriots, the website says.

“Any attempt to undertake such a transaction is also a criminal offence under Cypriot law. The law is not retrospective and took effect on October 20, 2006,” it advises.

When the advertisement first went out, Gannon told the Cyprus Mail he had received some queries about the legal implications for buyers purchasing in the north, but he said: “What we do is facilitate mortgages,” not sell or buy the properties. Gannon said that for the company it was an issue of “Buyer Beware”.

CYPRUS MAIL 26/02/08

 

 

Hristofyas: Sorunları çözmemiz gerekiyor

Kıbrıs Rum yönetimi liderliğine seçilen AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, “Kıbrıs sorununun çözümünde Türkiye’ye de iş düştüğüne inandığını” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 23:30 TSİ 26 Şubat 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Rum yönetimi liderliğine seçilmesi nedeniyle Rum Meclisi’nde düzenlenen uğurlama töreninde konuşan Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin beklentileri olduğuna da inandığını” ifade ederek, hem kendisinin, hem de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “sonuca ulaşmak için sorumluluğu olduğunu” belirtti

Rum haber ajansına göre, Talat’la birlikte sorunları halletmeleri gerektiğini söyleyen Hristofyas şöyle konuştu:

“Kıbrıs Türk toplumunda da bir beklenti var. Talat ve benim sorunları halletmemiz gerekiyor. Onlarla aynı görüşteyim. Gerekli anlayışı bulmamız gerekiyor. Ancak şu bir gerçek ki Türkiye’ye de çok iş düşüyor. Halka daha adil toplum sözü verdim. Bu doğrultuda epey yol katedildi, ancak ben inanıyorum daha çok şeyler yapılabilir, geliştirilebilir ve benim de hükümet programında söylediğim halkın da onayladığı budur.”

Kıbrıs sorununu çözmek için her çabayı göstereceğini belirten Hristofyas, “Prensipler esasında ülkeyi yeniden birleştirmek ve Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, Maruni, Ermeni ve Latin tüm Kıbrıslıların insan haklarının elde edilmesi için her çabayı göstereceğim” dedi.

Hrsitofyas, perşembe günü mecliste yemin ederek yeni görevine başlayacak.

HRİSTOFYAS’TAN TALAT’LA GÖRÜŞMEK İÇİN GİRİŞİM
Bu arada Hristofyas, seçildikten bir gün sonra, Ada’daki Birleşmiş Milletler temsilcisi ile görüşerek, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bir araya gelme talebini iletti.

Kıbrıs Rum kesiminin yeni lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile biraraya gelmek istediğini belirtti.

 

Kıbrıs’ın birleşmesi yönünde atılacak ilk adımın Talat ile yapılacak hazırlık toplantısı olduğunu söyleyen Hristofyas, “Bu konuda Birleşmiş Milletler temsilcisi ile temas kurdum bile” dedi.

Öte yandan İngiltere Başbakanı’nın Kıbrıs temsilcisi İşçi Partisi milletvekili Joan Ryan, Avam Kamarası Türk Dostluk Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, Ada’daki son seçimin ardından daha adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması için eşsiz bir fırsat yakalandığını, iki tarafın bu yıl içinde çözüm için tekrar harekete geçmesini umduğunu söyledi.

 

Talat: Umudum Hristofyas’la yoldaş olmak

Güney Kıbrıs’ta Hristofyas’ın başkan seçilmesinin ardından yeni dönemi değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, “Aynı yolda yürüyenler yoldaş olur. Benim umudum aynı yolu yürümek” dedi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:12 TSİ 25 Şubat 2008 Pazartesi

 

İSTANBUL - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dimitris Hristofyas’ın Rum halkının değişim isteği sonucunda iktidara geldiğini belirterek, “Bu seçimin yeni bir dönemi başlatmasını arzu ediyoruz” diye konuştu. Talat, “Hristofyas’ın seçim döneminde söylediklerini geçmişe yazalım” dedi.

 

Lefkoşa’da basın toplantısı düzenleyen Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafında “çok iyi ve uzun yıllar tanıdığı” bir liderin seçildiğini belirterek, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda oldukça umutlu olduğunu ve yeni süreçte her türlü çabayı ortaya koyacaklarını söyledi. Talat, seçimin galibi Hristofyas’ı yeniden kutlayarak, en kısa sürede müzakere için birlikte olmaya çağırdı.

Cumhurbaşkanı Talat, 2008 yılı sonuna kadar çözümün mümkün olduğunu ve bunun sürpriz olmayacağını belirterek, bu sefer de başarıya ulaşılamaması halinde Kıbrıs’ın birleştirilmesinin çok zorlaşacağını vurguladı.

UMUTLUYUM
Umutsuz olması için bir neden olmadığını bildiren Talat, Rum tarafında “Müzakere edeceğim, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorum, bunu Kıbrıslı Türklerle müzakere ederek yapacağım” diyen bir liderin seçildiğini belirtti.

Yeni bir dönem başladığını ve bunun imaj yarışı olmaması gerektiğini kaydederek, 24 Nisan 2004 Annan planı referandumlarına atıfta bulunan Talat, referandumdan birkaç ay önce, Rum tarafının “evet”, Türk tarafının da “hayır” diyeceği imajının yaratıldığını hatırlattı. Talat, şunları söyledi:

“İmaj oyunlarından uzak durulmasından yanayım. Bu son derece önemlidir. Çünkü bu tekrarlanırsa artık onarılması mümkün değil. Yani Kıbrıslı Türkleri tekrar bu kürsüde, burada, bu kapsamda bulmaz kimse o zaman. Bir halk kaç defa kandırılabilir. Çok kritik bir dönemdeyiz, eğer bu sefer de başarıya ulaşamazsak Kıbrıs’ın birleştirilmesi çok çok zorlaşacak.”

İKİMİZİN DE ÇOK ENGELİ VAR
“Hristofyas ile eski yoldaşlar olarak çözüm için Rum ve Türk tarafının önündeki en büyük sorun ne olabilir?” sorusuna Talat, “Bir kere aynı yolu yürüyenler yoldaş olurlar, benim umudum aynı yolu yürümek, Kıbrıs sorununu çözmektir. İkimizin de çok engeli var. Altını çizerek vurgulamalıyım, iki halkı da aynı hedefte bütünleştirebilmek gerekiyor. Süreç iki taraf için de kolay olmayacak. Hristofyas yüzde 75 ‘hayır’dan başlayacak, ben yüzde 65 ‘evet’ten başlayacağım. O yüzden kendisine başarılar diliyorum. Çok iyi çalışmak lazım. Sizi sevmeyen birisi varsa karşınızda, ona tepki olarak siz de yavaş yavaş soğursunuz. Yapılan anketlerde AB’ye güven çok büyük oranlarda düştü. Referandumdan önce AB arzusu yüzde 95’ti” şeklinde cevap verdi.

“Hristofyasın seçim döneminde söylediklerini geçmişe yazalım” diyen Talat, sorunun diyalog yoluyla çözüleceğine inanan iki lider bulunduğunu dile getirdi.

Müzakere sürecinin nasıl başlayacağının öngörüsünü gazetecilere bırakan Talat, KKTC tarafının kısa bir hazırlık süresinin ardından müzakerelere hazır olabileceğini ifade etti.

MART AYINDA BM HEYETİ GELECEK
Mart ayı sonunda BM’den bir değerlendirme misyonunun adaya geleceğini ifade eden Talat, bu değerlendirmeden sonra BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyine rapor sunulacağını ve tarafların pozisyonlarının belirleneceğini söyledi. Talat, müzakerelerin bundan sonra başlayacağını bildirdi.

Beklentisinin, başlayacak müzakere sürecinin, 2008 yılı sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözümüne yol açması olduğunu belirten Talat, yıl sonuna kadar çözümün mümkün olduğunu ifade etti ve “Bu sürpriz olmaz” dedi.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın üye olduğu AB’nin Kıbrıs sorununun çözümünde tarafsız olmadığını kaydeden Talat, bu şekliyle AB’nin sorunun çözümünde ara bulucu olmasının zor olduğunu, ancak uyum sürecinde AB’nin teknik katkısına ihtiyaç olduğunu söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, Hristofyas’ın kendisinden görüşme isteminde bulunmadığını, ancak dün akşam telefonla görüştüklerinde, kısa sürede bir araya gelme konusunda niyet belirtiklerini ve tarih ortaya koymadıklarını söyledi.

"Hristofyas geciken barış için umut"



27 Şubat, 2008 10:38:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz The Independent gazetesi, AKEL başkanı Dimitris Hristofyas'ın Rum liderliğine seçilmesinin ''bölünmüş Kıbrıs'ta zaten çok gecikmiş olan barış için büyük umut olduğu'' yorumunda bulundu.

Gazetenin baş makalesinde, "Hristofyas'ın seçiminin, Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığın giderilmesi için son yıllardaki en büyük şans olduğu" belirtildi.
 
Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazırlandığı ifade edilen yazıda, geçmişte pek çok kez çözüm umudunun doğduğu, ancak bir sonuç alınamadığı hatırlatıldı.
 
Annan planına tepkileri göz önüne alınmadan Rumlara AB'ye tam üyelik sözü verilmesinin BM planını baltaladığı ifade edilen yazıda, bu uzlaşmazlıktan sorumlu olan Tasos Papadopulos'un liderlikten uzaklaştırıldığı belirtildi.
 
Yazıda, Kıbrıs sorununun, "İslam ile Batı'nın uzlaşmasına yardım edebilecek Türkiye'nin AB üyeliği önünde uzun zamandır engel oluşturduğu" da ifade edildi.
 
"Rumların, Kosova'nın bağımsızlığının çok sayıda ülke tarafından tanınmasıyla, Soğuk Savaş döneminden sonra büyük güçlerin, etnik, din,dil ve kültürel olarak farklı toplumlar açısından tek çözüm olarak ayrılmayı gördüğünü fark ettiği" görüşü dile getirilen yazıda, "Rumların kalıcı bölünmeye daima karşı çıktıkları, ancak çözüm için ihtiyaç duyulanın siyasi iradenin şimdi ortaya çıkabileceği" belirtildi.
 
Rumlarda komünist başkan dönemi
 
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubat'ta ikinci turu yapılan 'başkanlık' seçimini AKEL Genel Sekreteri ve Dimitris Hristofyas oyların yüzde 53.36'sını alarak kazandı.

 

 

Leading article: A reconciliation long overdue

 

Wednesday, 27 February 2008 THE INDEPENDENT

The election of a new president in Cyprus brings the best chance in years to break the deadlock that has divided Cyprus since 1974 when a coup by Greek Cypriots, who wanted union with Greece, was countered by the invasion of the island by Turkish troops. In advance of this week's election, the man who won, Demetris Christofias, had signalled that change was a priority. He has already arranged a meeting with Mehmet Ali Talat, the leader of the Turkish Cypriots in the north of the partitioned island. The two men have had friendly relations for a number of years.

The world will not hold its breath. There have been many false dawns over the years. There are big problems to solve in a conflict that has brought Greece and Turkey, both members of Nato, close to war three times in as many decades. Turkish Cypriots accounted for just 18 per cent of the population before Turkish forces seized 37 per cent of the island. There are thorny issues about the recovery of Greek property in the north, about the return home of refugees, and about whether some Turkish troops should remain on the island. There are 80,000 Turks who settled on the island after the invasion who want to stay. There is Turkey's refusal to open up its trade to southern Cyprus, and Greek opposition to EU efforts to establish direct trade and economic links with northern Cyprus.

The last, complicated, UN peace plan was scuppered in 2004 by Greek Cypriots who had been foolishly promised admission to the EU regardless of how they voted on the plan. But the man who masterminded their intransigence, Tassos Papadopoulos – a hard-line nationalist who fought the British for independence in the 1950s, and in the 1990s set up companies through the Milosevic regime circumvented a UN embargo – has now been ousted as President.

A solution is important, for Cyprus is a key piece in the international jigsaw. The island's partition has long stood as an obstacle to Turkey's bid to join the EU, a development that could help bring Islam into cohabitation with the West – a task given added urgency as Turkey teeters on the brink of war in the Kurdish regions.

The widespread international recognition of the independence of Kosovo has concentrated Greek Cypriot minds on the fact that the centrifugal forces of the post-Cold War world suggest that separation is the solution for ethnically, religiously, linguistically and culturally different communities. Permanent partition is a solution the Greek Cypriots have always abhorred. Political will has been the missing ingredient in Cyprus for many years. That may now be about to change.

 

Diyanet'in hadis yorumlama çalışması FT'de



27 Şubat, 2008 11:02:00 (TSİ)  CNN TURK

Financial Times, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ''hadisleri yeniden yorumlama'' çalışmasının sona yaklaştığını, projenin İslam dünyası ve Batı'da ateşli bir tartışma yaratmasının beklendiğini yazdı.

İngiltere'de yayımlanan gazetenin Ankara Temsilcisi Vincent Boland'ın imzasını taşıyan "Peygambere yeni bakış çalışması sona yaklaşıyor" başlıklı haberde dikkat çeken satırlar şöyle:
 
"Türkiye'deki dini yetkililer, Muhammed Peygamber'in yaptıkları ve söylediklerinin yeniden yorumlanması çalışmasını tamamlamaya yakın.

Projenin İslam dünyasında ve Batı'da ateşli bir tartışma yaratması bekleniyor.
 
Projenin amacı, şeriat hukukundaki diğer unsurların yanı sıra kadına baskıyı meşrulaştırmakta kullanılan hadisleri yeniden yorumlamak, uydurma olduğu düşünülenleri de atmak.
 
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, yeniden yorumun amacının hadisleri bilimsel ve tarihi anlamda daha doğru ve 21'inci yüzyıl Türk insanına daha uygun hale getirmek olduğunu söylüyor."

Gazete, çalışmanın 3 yıldır sürdüğünü bildirdi.

 

Turkey's fresh look at Prophet nears end

By Vincent Boland in Ankara

February 27 2008

Turkey's religious authorities are close to completing a significant revision of the reports and interpretations of what the Prophet Mohammed said and did, in a project likely to generate fierce debate in the Muslim world and the west.

The three-year project to reinterpret the hadith - reports and commentary on the words, deeds and opinions of Mohammed - is expected to be completed this year. Its aim is to edit out those hadiths that are used as justification, among other things, for the oppression of women in Sharia law.

Mehmet Gormez, deputy director of the Diyanet, Turkey's state body for religious affairs, said yesterday the "reinterpretation" was aimed at making the proverbs, sayings and commentary that constitute the hadith more suitable to 21st century Turkish people and more scientifically and historically accurate.

"The main idea is to make the hadith more understandable by today's people with a new interpretation, which is the correct term for what we are doing," he said in a telephone interview. He said a team of 35 scholars was working on the project, which began in 2006 but has received little attention so far. Turkey is 99 per cent Muslim but has a strict constitutional separation of religion and the state.

Much of Sharia law is based on the hadith and not on the Koran, which is the literal word of God for Muslim believers. A substantial body of hadith is used to justify the oppression of women, the stoning of adulterers and other controversial aspects of Sharia law. Compilations of hadith were collated two centuries after the Prophet's death in the 7th century.

Turkey's socially and religiously conservative government, which won a landslide re-election victory in July last year after a fierce clash with the country's hardline secular establishment, ap-pears keen to show its reformist credentials in the area of religious belief by encouraging the Diyanet project.

Mustafa Akyol, a commentator who has written about religion in modern Turkey, said the project reflected the fact that "people who speak on behalf of Islam [in Turkey] have to take on board modern notions of equality in society".

Much of the government's reform initiative is based on its initial goal of getting the country into the European Union, though this ambition may be fading somewhat. However, it has done more than its secular predecessors, for example, to stamp out honour killings in rural Turkey and to ensure that girls get an equal education to boys.

This month, parliament passed by an overwhelming majority legislation to allow girls at state universities to wear the Muslim headscarf, which had been banned on campus after a military coup in 1980. The headscarf move has caused a furore and split the academic establishment into those fiercely opposed to lifting the ban and those who argue that the issue is one of civil rights for individuals.

Prof Gormez said the reinterpretation of the hadith now under way was the second to have been carried out by Turkey. The new republic's first parliament revised the hadith after the country was founded in 1923.

İlk jesti Rumlar yapmalı

 

İlk jesti Rumlar yapmalı

Yeniden birleşme yanlısı Hristofyas'ı seçen Kıbrıslı Rumların yeni bir fırsat istediği ortada. Türklerle müzakere için ilk jesti Rumların yapması gerektiğinde de neredeyse herkes hemfikir

27/02/2008 RADIKAL

Helena Smıth

Korku tacirliği, Türklere haksızlık ve yalanlarla geçen beş kasvetli yılın ardından Kıbrıslı Rumların nihayet yeni bir devlet başkanı var. Sovyet tedrisatından geçmiş kalıplı bir 'halk adamı' olan Hristofyas, hem adanın ilk komünist lideri hem de 27 üyeli AB'nin ilk komünist devlet başkanı olarak çifte unvan kazandı.
61 yaşındaki emektar siyasetçinin muhafazakâr rakibi Kasulidis'e karşı açık ara kazandığı zaferin közü daha soğumamışken, Kıbrıs'ı tekrar birleştirme yeteneğine övgüler yağmaya başladı. 'Umudun dirilmesinden' dem vuran Britanya Dışişleri Bakanı Miliband'dan, sonucu 'çıkmazın aşılması için en güzel fırsat' diye değerlendiren Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'ya kadar herkes az rastlanır bir iyimserliğe kapıldı ve Kıbrıs'ta aniden bir heyecan fırtınası esmeye başladı.
Kıbrıs Türk lideri Talat bile adanın 34 yıllık bölünmüşlüğünü ortadan kaldıracak bir çözümün nihayet belirdiğine dair coşkulu beyanlar vermekte vakit kaybetmedi. Talat'a göre masanın karşı tarafında ılımlı Hristofyas'ın oturmasıyla, Doğu Akdeniz'in bu netameli köşesinin '2008 sonuna doğru' tekrar birleşmesi mümkün olabilirdi.
Kıbrıs'ın hayati bir dönüm noktasında olduğu inkâr edilemez. Çoğunluğu teşkil eden Rumlar vaktin düşman olduğunu, geçen her yılla birlikte, kum torbaları ve mermi delikleriyle dolu BM kontrolündeki 'ölü bölge'nin (1974'ten beri Türklerle Rumları bu bölge ayırıyor) daha da kalıcı hale geldiğini ve oraya baktıkça bir savaşın kaybedildiğini ve topraklarının üçte birinin o savaşla alındığını hatırlayacaklarını açıkça anladı.
Bu tatsız bölünmenin iki tarafındaki Kıbrıs vatandaşları her zamankinden daha fazla yorulmuş halde. Ve dört yıl önce, şimdi koltuğa veda eden milliyetçi lider Papadopulos'un çağrısıyla BM'nin yeniden birleşme planını ezici bir oranla reddeden Rumların, bir ikinci şans verilmesini istedikleri alenen ortada.
Seçimsiz geçecek 2008, Lefkoşa, Atina ve Ankara'da olumsuz bir siyasi gelişme de yaşanmazsa, çıkmazın aşılması açısından kusursuz bir fırsat. Hristofyas, partisi AKEL'in kuzeydeki sendikalarla geleneksel bağlarından dolayı, Kıbrıslı Türklerle diğer Kıbrıslı Rum siyasetçilerden daha iyi ilişkilere sahip.
Fakat bu kadarı yeterli olmayabilir. Sonucun belli olmasının üzerinden daha birkaç saat geçmişken, kuzeydeki devletin mali destekçisi Türkiye, AKEL'in seçimi Papadopulos'un taviz vermeyen DİKO partisinin desteğiyle kazandığına dikkat çekerek haliyle şu soruyu sordu: Yoksa aynı sertlik yanlısı siyaset 'farklı bir yüzle' mi sürdürülecekti?
Umutların boşa çıktığı on yılların ardından Lefkoşa'daki diplomatlar, gerek BM'nin gerekse Brüksel'in 'görüşmeler hakkında görüşüp durmaya' hiç arzulu olmadığını söylüyor. Müzakerelerin yüksek maliyetini göze almadan önce sorunun özüne inen gerçek bir kararlılık görmek istiyorlar. Hemen hemen herkes, bu kez ilk jesti yapma görevinin Rumlara düştüğünde hemfikir -güvenilirliklerini geri kazandıracak ve boşa harcanan beş yılın ardından gerçekten çözüm istediklerini gösterecek bir jest.

Lefkoşa'daki hattan başlayabilir
Hristofyas'ın güven artırıcı bir tedbiri hayata geçirerek ilk adımı atması gayet iyi olur; sözgelimi Lefkoşa'yı ortadan bölen ateşkes hattının askerden arındırılmasına izin verebilir. Bu kuşku hattının iki tarafında üniformalı askerler hâlâ birbirlerine top namlularının üzerinden bakıyor. Yani her an vahim bir olay patlak verebilir.
Elbette hâlâ üstesinden gelinmesi gereken büyük engeller var. Adada 'iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon'un yaşayabilmesi için idare, güvenlik, toprak ve mülk gibi çetrefilli meseleler çözülmeli. Kuzeyde 40 bin askeri bulunan ve AB hedefleri de doğrudan doğruya Kıbrıs'ta başarıyla bağlantılı olan Türkiye'ye de büyük iş düşüyor.
Fakat Hristofyas ve Talat şeytanın bacağını kırıp anlaşabilirse, Kıbrıs dünyanın sorunlu bir bölgesinde iki halkın barış içinde bir arada yaşamasının örneği haline gelebilir. (25 Şubat 2008)

Hristofyas'la yepyeni bir fırsat doğdu

Hristofyas'la yepyeni bir fırsat doğdu

Kıbrıslı Rumların, bölünmüşlüğe son vereceğini vaat eden Hristofyas'ı seçmesi, federal çözümün hâlâ masada olduğunun göstergesi. Hristofyas Papadopulos'tan destek almış olsa da, yepyeni bir çözüm fırsatı doğdu

27/02/2008 RADIKAL

Doğu Akdeniz'deki netameli bir adada yapılan seçimden komünistlerin galip çıkması normalde pek de hayra âlamet sayılmaz. Karşımızda bir istisna var: Kıbrıslı Rumların solcu AKEL partisinin lideri Hristofyas'ı ezici bir çoğunlukla devlet başkanlığına seçmesi, bölünmüş adayı tekrar birleştirmek ve AB'nin Türkiye'yle giderek sarpa saran ilişkilerini düzeltmek bakımından önemli bir fırsat teşkil ediyor.
Hristofyas 'soluk pembe' programından dolayı değil, daha önce destek verdiği sertlik yanlısı milliyetçi devlet başkanı Papadopulos liderliğindeki hükümetin Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüne çözüm getirme çabalarına ayak diremesinden dolayı kazandı. Papadopulos seçimin ilk turunda aşağılayıcı bir üçüncülük aldı. Rum liderin sahneden silinmesi, anlaşmanın önünde aşılmaz bir duvar gibi duran Kıbrıslı Türk lider Denktaş'ın dört yıl önce bertaraf olmasının siyasi muadiliydi.
Denktaş'ın düşüşü Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'ye AB üyeliği yolunu açmaya kararlı Ankara hükümetinin de çağrısıyla BM Genel Sekreteri Annan'ın hazırladığı birleşme planına destek vermesinin ardından gerçekleşti.
Ne var ki AB'den üyelik garantisi alan (ki büyük bir hataydı) Kıbrıslı Rumlar BM planını reddetti. Bu reddi telafi etmek kolay olmayacak. Hristofyas dört yıl önce ret yanlılarını destekledi. Bunun nedeni Annan planının bazı kısımlarının (toprakların geri verilmesi ve mültecilerin dönüşü, Türk birliklerinin Kuzey Kıbrıs'taki varlığının devamı veya anayasa gibi konular), Kıbrıslı Rumlar arasında rahatsızlık yaratmasıydı ve bu rahatsızlık sürüyor. Ayrıca AKEL lideri pazar günkü zaferini kazanırken Papadopulos'tan da destek aldı.
Bununla birlikte, Hristofyas'ın zaferi adanın her iki kesimindeki Kıbrıslıların federal bir çözümü hâlâ istediğini gösteriyor; mevcut durum Kuzey Kıbrıs'ı tecrid edip AB'yle Türkiye arasında gerilim yaratmakla kalmıyor, Brüksel'in Lefkoşa'dan duyduğu rahatsızlığın artmasına da yol açıyor.

AB de şansın farkında
Şimdi gelinen noktada AB, bile isteye katkıda bulunduğu Kıbrıs çıkmazından kurtulma şansını yakalamış durumda; Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'nun hemen yeni görüşmeler için çağrıda bulunması, söz konusu şansın farkına varıldığının göstergesi.
Yeni Kıbrıs Rum liderliği temkinli davranacak ve Annan planını satabilmek için gözle görünür değişikliklerin peşine düşecektir.
Fakat Rum yönetimi en azından anlaşmaya ilkesel olarak itiraz etmiyor artık. (Başyazı, 25 Şubat 2008)

AB Kıbrıslı Türklere borçlu

AB Kıbrıslı Türklere borçlu

Kıbrıs'ta anlaşma sağlanması, AB'nin taraflara yapacağı baskıya bağlı. AB, Annan Planı referandumu sonrası Türklere borçlu kaldı...

27/02/2008 RADIKAL

Bir komünistin iktidara gelişinde fayda gördüğümüz seyrektir, ama Hristofyas'ın Kıbrıs Rum cumhurbaşkanlığı seçimindeki zaferi, Rum ve Türkleri 30 küsur yıldır ayıran duvarı yıkmak için tam da gereken etken olabilir. Eski Sovyet eğitimli siyasetçi kampanyasını, bölünmüş adanın kuzeyindeki Türklerle barış görüşmelerini yeniden başlatmaya dayandırmıştı. Zafer konuşmasında da "Halklarımızı yeniden birleştirmek gibi ortak bir vizyonumuz var" dedi. Rum liderin görüşmeleri hemen başlatma vaadine, Kıbrıslı Türk muhatabı Devlet Başkanı Talat da benzer yanıt verdi: "Kıbrıslı Rumlar değişime karar verdi. Bunu gerçekleştirebilecek birini seçtiler."
Türk askerlerinin, adayı Yunanistan'la birleştirme tehlikesi yaratan Atina destekli bir darbe sonrası kuzeyi istila ettiği 1974'den beri ilk kez, Kıbrıs'ın her iki bölümü de taviz vermeye istekli görünen liderlerce yönetiliyor. İhtilafın sonlandırılması, bu adanın sınırlarını kat kat aşacak faydalar sağlayabilir. Türkiye'nin AB'ye girişini kolaylaştırabilir, Yunanistan'la Türkiye arasındaki ilişkileri de iyileştirebilir.
Ayrıca AB'nin Kosova'nın bağımsızlığı konusunda ortak duruş belirlemesine de yardım edebilir. Türk bölümünün uluslararası alanda tanınmasına yol açacağı korkusuyla Kıbrıs Rumları, birkaç AB ülkesiyle birlikte Priştine'nin hareketine itiraz etmişti. Kim bilir belki Kosova'nın, Rumları kendi evlerinde 'değişime' oy vermeye ikna etmede etkisi olmuştur. Kosova'nın bağımsızlığını gören Kıbrıs Rum halkı, Türk kısmın adada kalıcılık kazanmasını önlemeye odaklanmış olabilir.
Adanın iki tarafında ılımlı liderlerin bir araya gelmesi ümit verse de, Kıbrıs'ın en uzun süredir çözülmemiş sorunlardan biri olarak kalması boşuna değil.
İktidar paylaşımı, mültecilerin tazminatı ve Türk askerlerinin çekilmesi konularında uzlaşma kolay sağlanmayacak. Bir anlaşmaya varılabilmesi AB'nin her iki tarafa uygulayacağı baskıya bağlı olacak, ama AB'nin bilhassa Kıbrıs Türklerine özel bir borcu var. Brüksel 2004'te Rumları, BM'nin adayı birleştirecek barış planını reddetmelerinden sadece bir hafta sonra AB'ye almak gibi tarihi ve aptalca bir hata işlemiş, Kıbrıslı Türkleriyse, anlaşmayı kabul etmelerine rağmen yüzüstü bırakmıştı.
Hristofyas'ın ekonomik politikaları nasıl peki? Parti merkezinde gururla gösterilen Lenin büstüne ve kırmızı bayraklara rağmen, pazar ekonomisini sürdüreceğine, kamulaştırma veya vergi artırma gibi sosyalist fikirlerden uzak duracağına yemin ediyor. Eski komünistlerden ziyade eski Britanya İşçi Partisi'yle uyuşmaya çalışıyor.
Kıbrıslı Rumlar AB üyeliğinden büyük yarar sağladı. Büyümeleri dış yatırıma bağlı, Hristofyas bunu gözden kaçırmasa iyi eder. Partisi yeterince pragmatik ve bir sürü kârlı şirkete sahip, bu yüzden girişimcilere sert davranmayacak. Başkanın komünist dogmatizmi kendini ekonomiden ziyade dış politikada gösterebilir. Hristofyas bölgedeki NATO ve ABD etkisine karşı temkinli. Sovyetler Birliği Sosyal Bilimler Akademisi'nde doktorasını verdiği yıllardan kalma akıcı Rusçası olan Hristofyas, Batı'dan ziyade Kremlin'e yakın gibi. Yeni başkan, yol tıkayıcılığıyla nam salan Kıbrıslı Rumları temize çıkarmak için görüşmeleri yeniden başlatır, ama bunu yaparken AB'de Moskova yanlısı bir çizgiyi savunup ülkesini yine tecrit ederse yazık olur. (Başyazı, 26 Şubat 2008)

Möller'den Talat ve Hristofyas'a çağrı: Erken zamanda bir araya geliniz

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas'ın erken zamanda bir araya gelmesi çağrısında bulundu.

Möller, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Basın Sözcüsü Jose Diaz aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, Rum başkanlık seçimini kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı kutladı.

Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması yönünde müzakerelere süratle başlama niyetini memnuniyetle karşıladığını belirten Möller, "Bu bağlamda liderlerin erken zamanda bir araya gelmesini ümit ediyorum. Bunun için liderlere yardımcı olmaya hazırım" dedi.

BM'nin; soruna çözüm bulma arayışlarında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas'a destek verme taahhüdünü sürdürdüğünü ifade eden Möller "Birleşmiş Milletler, Sayın Hristofyas ve Sayın Mehmet Ali Talat'ın soruna çözüm bulma çabalarına destek verme taahhüdünü tutmaya devam etmektedir" dedi.

Danimarkalı diplomat Michael Möller'in Kıbrıs'taki görev süresinin mart ayı sonunda sona ermesi ve yerine yeni bir temsilci atanması bekleniyor.

KIBRIS 27/02/08

 

Straw: Kıbrıs'ta adil ve eşit bir çözüm istiyoruz

Ryan: Kıbrıs konusunda çok önemli bir noktadayız

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Türkiye'nin İşçi Partili Dostları Grubu, Avam Kamarası'nda düzenlediği resepsiyonla kuruluşunun birinci yıl dönümünü kutladı.

Resepsiyona katılan İngiltere Adalet Bakanı Jack Straw ve İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi Enfield Milletvekili Joan Ryan, Kıbrıs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Adalet Bakanı ve Eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, gecede yaptığı konuşmada Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçim sonucunun önemini vurguladı.

Jack Straw, Güney Kıbrıs'ta çözümden yana istekli bir yönetimin göreve gelmesinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Straw, Kıbrıslı Türklerin adada uzlaşmanın sağlanması yolunda çok sıkıntılar yaşadıklarını vurgularken, "Gerçekten değişim isteyen iyi niyetli insanların arkasında durmamız ve onların ihtiyacı olan desteği vermemiz gerekir. Biz adada adil ve eşit bir çözüm istiyoruz" diye konuştu.

Kıbrıs'ta bir barışın sağlanması durumunda Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde önemli bir engelin sona ereceğini ifade eden Straw, İşçi Partisi'nin her zaman Türkiye'nin AB sürecini desteklediğini söyledi.

İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi ve İşçi Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan ise konuşmasında Türkiye'nin İşçi Partili Dostları Grubu'nun birinci yıldönümünü kutluyor olmasından büyük mutluluk duyduğunu, Türkiye ve İngiltere'de yaşayan Türk toplumunun kendileri için çok önemli olduğunu kaydetti.

Joan Ryan, Kıbrıs ile ilgili de açıklamalarda bulunurken, Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçim sonuçlarını değerlendirdi. Ryan, seçim sonucunun olumlu olduğunu belirterek, "Kıbrıs konusunda çok önemli bir noktadayız. Adada çözüm yolunda ilerlemek ve birleşmeyi sağlamak için önümüzde büyük bir fırsat var" dedi.

Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin çözüm için istekli olduklarını referandumda gösterdiklerini, artık bu seçimlerden sonra Rum kesiminin de bu istekliliğe katıldığını ifade eden Ryan, "Önümüzdeki 10 ay çok önemli. Bu konuda yapılacak çok iş var" diye konuştu.

Seçim sonucunun büyük bir güçle desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Joan Ryan, bu durumun Türkiye'nin AB sürecinde de büyük fark yaratacağını sözlerine ekledi.

Ev sahipliğini Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan'nın yaptığı resepsiyona, Adalet Bakanı Jack Straw'ın yanısıra İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Harriat Harman, Toplumlar ve Yerel Yönetimler Bakanı Hazel Blears, İşçi Partili milletvekilleri David Lammy ( Tottenham), Andy Love

(Edmonton), AP milletvekili Richard Howitt, Lord Ahmed, TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan, KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık, TC Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, Türk belediye meclis üyeleri ve çok sayıda işadamı katıldı.

Gece sonunda konuşan ve resepsiyona Joan Ryan ile birlikte ev sahipliği yapan Türkiye'nin İşçi Partili Dostları Grubu'nun kurucusu Harringey Belediye Meclis Üyesi Nilgün Canver, lobi grubunun bir yıldır yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. Etkinliğe katılarak destek veren herkese teşekkür eden Canver, grubun yakın bir zamanda Brüksel'de de bir şube açacağını söyledi.

KIBRIS 27/02/08

 

 

Hristofyas, perşembe günü yemin ederek göreve başlayacak

Rum Meclisi Başkan Vekili Kostas Papakostas yaptığı açıklamada, Hristofyas'ın yemin törenine ilişkin hazırlıklara başlandığını, meclisin, perşembe günü saat 16.00'da yemin töreni için özel oturumla toplanacağını vurguladı.

Hristofyas, 56 parlamenter ve hükümet yetkilileriyle yabancı diplomatlardan oluşan 250 davetli önünde, anayasaya, kanunlara, bağlı kalacağına ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğüyle bağımsızlığını koruyacağına" yemin edecek.

Hristofyas, yeminin ardından parlamentoya hitap edecek ve geleneksel olarak tek tek parlamenterlerin tebriklerini kabul edecek.

Bu arada Rum Meclisi, olağan oturumlarına 6 Mart'ta başlayacak. Öte yandan, yeni kabineye atanan parlamenterler, yasa gereği meclisten istifa edecekler ve yerlerine, seçimde onlardan sonra en fazla oyu alan adaylar meclise girecek.

İlk kabine toplantısı

Bu arada Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Andreas Moleskis de yaptığı açıklamada, yeni bakanlar atanır atanmaz ilk kabine toplantısının yapılacağını açıkladı.

İlk kabine toplantısında, geleneksel olarak yeni başkan, daha sonraki toplantılarda nasıl yöntem izleneceğine dair bir yol çiziyor.

Moleskis'in açıklamasına göre, eski başkan Tasos Papadopulos'un kabinesinin görev süresi 29 Şubat'ta dolacağı için en geç 1 Mart'ta yeni bakanların "yemin etmesi" gerekiyor.

Hristofyas, ikinci tur seçimleri geçerli oyların yüzde 53.36'sını alarak kazanmıştı.

AKEL, tarihinde ilk kez, kendi başkan adayını çıkararak, genel sekreteri Dimitris Hristofyas'ı aday göstermişti.

İlk kabuller

Hristofyas, önceki gün, başkan seçildikten sonra ilk kabullerini gerçekleştirdi.

Yeni başkan, Yunanistan'ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Dimitris Rallis ile İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet'i kabul etti.

Yunanistan'ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Dimitris Rallis görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Yunan siyasi liderliğinin tebrik mesajını Hristofyas'a ilettiğini söyledi.

Dimitris Rallis, Hristofyas'ın Atina ziyareti konusunda ise, "mümkün olan en kısa zamanda" yanıtını vererek, ziyaret zamanının diplomatik yolla belirleneceğini ifade etti.

İngilizler'den davet

Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilen Dimitris Hristofyas'ı kurmaylığında ziyaret eden İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet ise, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un, Hristofyas'ı İngiltere'yi davet eden mektubunu kendisine iletti.

Hristofyas'ın; Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için çalışma iradesi ve taahhüdünden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Millet, bu hedefin hayata geçirilmesi konusunda İngiltere'nin tam destek vereceğini Hristofyas'a ilettiğini söyledi.

Talat ile görüşme ve yurt dışı ziyaretleri

Bu arada Hristofyas, önceki gün Reuters'e verdiği özel demeçte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme ayarlaması için "BM temsilcisiyle" görüştüğünü belirtti.

TAK muhabirinin, bu çerçevede bir girişim olup olmadığı konusunda Cumhurbaşkanlığı'ndan aldığı bilgiye göre, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Michael Möller'e, kendi talebi üzerine, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesi için Perşembe gününe randevu verildi.

KIBRIS 27/02/08

 

Maraş'la ilgili rapor nisanda görüşülecek

Avrupa Parlamentosu'nda (AP) temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e giden Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, AP Dilekçeler Komitesi Başkanı Marcin Libicki ile görüştü.

Komitenin dünkü oturumuna da katılan Oktay Kayalp, bazı komite üyelerinin, Maraş'la ilgili raporu gereğince inceleme fırsatı bulmadıkları gerekçesiyle görüşülmesini engellediklerini açıkladı. Taslak raporun nisan ayındaki oturumda ele alınacağının belli olduğunu açıklayan Kayalp, Komite'nin Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarının duyarlılıklarını ve adadaki gerçekleri gözeterek dengeli ve adil bir rapor hazırlaması gerektiğini söyledi.

"Dengeli olmalı"

Belediyeden verilen bilgiye göre, gündemindeki Maraş hakkındaki başvuruyu incelemek üzere geçen kasım ayında Kıbrıs'ı ziyaret eden ve ardından da taslak bir rapor hazırlayan AP Dilekçeler Komitesi Başkanı Libicki ile yaptığı görüşmede Kayalp, kendilerini rahatsız eden unsurların varlığına karşın, raporu "dengeli ve adil" olarak nitelediklerini dile getirerek, bu dengenin nihai raporda da yer almasını istediklerini belirtti.

Marcin Libicki'den AP Dilekçeler Komitesi üyelerinin Kıbrıs'taki mevcut durumu gözeterek davranmalarını sağlamasını isteyen Kayalp, Maraş'ın bütünlüklü bir çözümün unsurları arasında gördüklerini yineleyerek, bu yaklaşımlarının taslak raporda yer almasının kendilerini memnun ettiğini ifade etti, ancak bu yaklaşımın raporun son şekline de yansımasını beklediklerine dikkat çekti.

Diğer Temaslar

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Brüksel'deki temasları sırasında AP Dilekçeler Komitesi'nin bazı üyeleri yanında diğer AB milletvekilleri ve yetkililerle de görüşmeler yaptı.

Temaslarında Gazimağusa'nın dünyanın önde gelen kültür varlıklarına ev sahipliği yaptığının altını çizen Oktay Kayalp, kenti fiilen yöneten belediye başkanı olarak tüm olanaklarını seferber ederek hem bunları, hem de Avrupalı bir kent olarak Gazimağusa'yı geleceğe taşımak için gayret sarf ettiklerini dile getirdi. Bu çalışmalarını yürütürken AB fonlarından da yararlandıklarını anlatan Belediye Başkanı Oktay Kayalp, sadece 259 milyon Euro tutarındaki destek paketinden değil bundan önce de 2003 yılından beridir AB Komisyonu'nun sağladığı mali yardımlarla çok önemli projeleri yaşama geçirdiklerini söyledi.

Görüşmelerinde çok olumlu mesajlar aldıklarını söyleyen Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, en genelde Kıbrıs sorununun, özelde de Gazimağusa'nın Avrupalılar tarafından çok daha iyi bilinmesi gerektiğinin altını çizerek, bu konuda kendilerini şaşırtan pek çok dezenformasyon çabasına şahit olduklarını ve ellerinden geldiğince bunları düzeltme gayreti gösterdiklerini belirtti. Avrupai bir tavırla gerçekleri anlatabilmek için yapılması gereken çok şey olduğuna dikkat çeken Kayalp, bu konuda daha planlı ve sürekli bir çaba içinde olunması gerektiğinin altını çizdi.

Brüksel'deki temaslarını tamamlayan Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve beraberindekiler yarın sabah İstanbul üzerinden Kıbrıs'a dönecek.

KIBRIS 27/02/08

 

Londra temaslarını tamamlayan Oya Talat adaya döndü

Oya Talat, pazar günü "Embargoed" sivil toplum örgütü üyelerinin yanı sıra Londra'daki Kıbrıslı Türk belediye meclis üyeleriyle; önceki gün de Cherie Blair ile bir araya geldi.

Embargoed sivil toplum örgütüyle yaklaşık bir saat süren görüşmede, yaptıkları faaliyetler hakkında bilgi alan Oya Talat toplantıda, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına yönelik çalışmaların önemine değinerek, aynı ortak amaçla yapılan çalışmalarda sivil toplum örgütlerinin ortak proje üreterek daha başarılı olacaklarına inandığını belirtti.

Geçtiğimiz ay, Brüksel'de gerçekleştirdikleri "Yüzlerce Ayak İzi: Kıbrıslı Tür Kadınların İzolasyonlara Karşı Yürüyüşü" adlı projeyle bu anlamda önemli bir çalışmaya imza attıklarını belirten Oya Talat, benzer çalışmaların yapılabilmesi için de ekonomik örgütlerin, işkadınlarının ve işadamlarının bu tarz çalışmalara maddi manevi destek vermesi gerektiğinin altını çizdi ve herkesi bu amaçla dayanışmaya çağırdı.

Daha sonra Londra'da yaşayan ve belediye başkanlığının yanı sıra belediye meclis üyesi olarak da görev alan Kıbrıslı Türklerle öğle yemeğinde bir araya gelen Oya Talat, çok iyi eğitimli ve başarılı kariyerlere sahip olan insanımızın Londra'da karar alma mekanizmalarında yer almasının son derece gurur verdiğini, umudunun en yakın zamanda milletvekilliği gibi daha üst mevkilerde de Kıbrıs Türk insanının yer alması olduğunu belirtti.

Ardından Londra Türk Radyosu'nda "Serbest kürsü" adlı canlı yayınlanan sohbet programına katılan Oya Talat, Londra ziyareti ile ilgili açıklamalarda bulunmanın yanı sıra Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle yapmayı diledikleri projelere ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Cherie Blair'e teşekkür

Londra'da bulunma amaçlarından biri de Kıbrıs sorununun kalıcı ve barışçıl bir çözümüne yönelik çalışmalara katkı koymak olduğu ifade edilen Oya Talat, bu süreçte özellikle Orams davasında katkıları olan ve kazanılan yeni adımla mülkiyet problemlerinin çözümlenmesine yönelik oldukça önemli bir ileri adım kazandıran Cherie Blair ve ekibi ile de görüştü.

Talat, görüşmede Kıbrıs sorunu konusundaki son gelişmeleri değerlendirerek; Kıbrıs Türk halkının 2008 yılına yönelik barış ve çözüm umudunun halen canlı olduğunu, ama bu iyi niyet ve çabalarının artık karşılık bulması gerektiğini dile getirdi.

Oya Talat, sadece Birleşmiş Milletler'in değil, İngiltere'nin de Kıbrıs sorununun çözümlenmesinde geçmişten gelen önemli bir sorumluluğu bulunduğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin söz verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü yürürlüğe koyması gerektiğinin altını çizdi.

Orams davası sırasında Kıbrıslı Türklere önemli destek verdiği için Cherie Blair'e de teşekkür eden Oya Talat, 2008 yılının Kıbrıs halkı için barış ve çözüm yılı olmasını dilediğini vurguladı.

Cherie Blair de Kıbrıslı Türklerin adada kalıcı bir barış ve çözüm için iradesini 2004 yılında ortaya koyduğunu; Güney'de gerçekleştirilen seçimlerin sonunda bu iradenin karşılık bularak adanın barışa kavuşmasını dilediğini belirtti. Akşam yemeğine Cherie Blair'in yanı sıra Mick Jagger'in eski eşi insan hakları savunucusu Bianca Jagger, ünlü televizyon yıldızı ve gazeteci Daphne Barak, KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık, Basın Ataşesi Hüseyin Özel, Kıbrıslı Türk avukatlar Hasan Vahib, eşi Işın Vahib ve Ramiz Gürsoy, Cumhurbaşkanlığı Görevlileri Gül Güresun ve Süreyya Çelmen Değer katıldı.

Yemeğe katılan yabancı konukların Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların, en temel insan haklarının ihlali anlamına geldiğini belirterek, izolasyonların bir an önce kaldırılmasının çok önemli olduğuna yönelik inançlarını ifade ettikleri; bu konuda Kıbrıslı Türklerin yanında olduklarını vurguladıkları belirtildi.

Londra ziyaretleri kapsamında son olarak dün Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan'a nezaket ziyaretinde bulunan Oya Talat, Kıbrıs sorunu konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Oya Talat ve heyeti, dün akşam saat 22.45'te adaya döndü.

KIBRIS 27/02/08

 

Talat: we expect a solution this year
By Simon Bahceli and Dina Kyriakidou

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday the election of a new Cypriot president offered a last chance for reunification and he believed a "solution" could be found by the end of 2008.

President elect Demetris Christofias has pledged to relaunch efforts to reunite the island, and has already made contact with the UN with a view to arranging a first meeting with Talat.

"A new phase of negotiations may start by about April," Talat told Reuters in an interview. "We have every reason to expect a solution by the end of the year."

A communist party leader who says he will not tamper with the island's market economy, Christofias rode a wave of discontent with his predecessor Tassos Papadoupoulos' hardline policies towards Turkish Cypriots to win Sunday's runoff election.

But there is concern at his renewed alliance with Papadopoulos’ party DIKO, and any deals he may have made to secure their support.

Talat said his victory offered hope after five wasted years during which the two sides grew further apart. A UN team was due on Cyprus by April to assess how willing the two sides were to negotiate.

"Time is very limited," Talat said. "In the next couple of years we must use this window of opportunity because it may be the last one. I really believe that."

Talat said a solution hinged on the willingness of Greek Cypriots to share power with Turkish Cypriots on an equal basis.

"We must show our real intentions," he said. "For us, political equality is a top priority."

And he warned that as the years go by, even Turkish Cypriots are becoming more used to their status and may not offer popular support to a solution.

Talat said the 2004 Annan plan, which Turkish Cypriots approved but Greek Cypriots rejected in a referendum, was the last proposal on the table and things would have to start from there.

"Any negotiation process starts from where it was last left," Talat said.

Christofias has said the plan is history. On Monday, he told Reuters the Annan plan was off the table and the two sides must discuss all aspects of the division.

"We are committed to a bizonal, bicommunal federation, based on UN resolutions, international law, European law and high level agreements between the two communities," he said.

Christofias did promise good will to break the deadlock. “Turkey, however, is the occupying force and that is the crux of the Cyprus problem," he said, adding Turkey should allow a solution.

"Otherwise, as much good will as Christofias and Talat and anyone else here has, we will again remain in a deadlock."

Christofias said he would attempt to build on the traditionally close relations his communist party, AKEL, has built up with the Turkish Cypriot side.

"The party, and people from this party, have never harmed our Turkish Cypriot compatriots," Christofias said. "We are bound by the blood of our heroes, Greek and Turkish Cypriots, who were victims of the nationalists and chauvinists of both sides."

"We owe it to these people to do whatever we can to revive the friendship and cooperation and build a united, federated Cyprus," he added.

CYPRUS MAIL 27/02/08

 

Cabinet speculation in full flow
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT elect Demetris Christofias yesterday continued negotiations in preparation for his new government.

Starting early in the morning, Christofias spoke to DIKO leader Marios Karoyian over the phone and later met with EDEK president Yiannakis Omirou, both of whom have been presented with a list of ministries they will be given.

The night before, the incoming President repeated his plan to create a government of “broad acceptance”, which would include the participation of all political powers that supported his candidacy.

Yesterday, Christofias failed to confirm Karoyian’s claims that his party had been promised the House Presidency as well as the Foreign Ministry in return for DIKO’s support for his candidacy.

Although no names were officially announced by any party involved, media speculation continued to mount and a number of political personalities were linked to the new Cabinet.

According to CyBC and online newsletter Offsite yesterday, AKEL official and campaign spokesman Stefanos Stefanou is being hotly tipped for taking on duties as the new Government Spokesman. EU Commissioner Markos Kyprianou is still favourite to take over the Foreign Ministry, but plans to replace him with Omirou were yesterday foiled when the EDEK leader officially turned the offer down.

Electricity Authority chairman Charilaos Stavrakis and Neoklis Silikiotis are estimated to take over the Finance and Interior Ministries respectively, while the Defence Ministry is expected to go to either Antonis Koutalianos or Kypros Chrysostomides.

Justice Minister Sophocles Sophocleous is said to be after maintaining his position, but the position is also said to be open for Chrysostomides.

Sotiroulla Charalambous, Androulla Vassiliou and Praxoula Antoniadou have all been linked to the Labour Ministry, while former Health Minister Charis Charalambous is expected to take on his old duties.

The Agriculture Ministry is expected to go to EDEK, while former Government Spokesman Vasilis Palmas and Antonis Koutalianos are being tipped for Communications Minister.

The CyBC yesterday said the Education Ministry was being linked to Akis Kleanthous and Vasilis Palmas, but Offsite also mentions the Cyprus University of Technology (TEPAK) dean, Andreas Demetriou.

The Trade Ministry is expected to be given to DIKO, but no names have been referred to yet.

Regarding DISY leader Nicos Anastassiades’ announcement that his party planned to return to the National Council – DISY withdrew from in 2006 in protest at its “dysfunctional operation” – AKEL Spokesman Andros Kyprianou said DISY had been inexcusable for leaving and would be even more inexcusable if they failed to return.

He also said that some of the names being touted in the media for various ministerial posts were so ridiculous they made him “laugh out loud”.

CYPRUS MAIL 27/02/08

 

Hüseyin Çağlayan Puma’nın kreatif direktörü oluyor

Dünyanın en iyi tasarımcılarından biri olan Hüseyin Çağlayan'ın Puma ile yaptığı işbirliği karşılıklı. Çağlayan Puma'nın kreatif direktörü olurken, Puma'da Çağlayan'ın "Hussein Chalayan" markasının ana hissedarı oluyor.

 

Güncelleme Zamanı : 28.02.2008 18:09:00

 

Dünyaca ünlü spor ve günlük giyim markası PUMA, bugün uluslararası tasarımcı, sanatçı ve aynı zamanda film yönetmeni olan Hüseyin Çağlayan’ın, PUMA’nın yaratıcı yönetmenliğine getirildiğini, Paris’te yapılan bir basın toplantısı ile duyurdu.

Yapılan işbirliğinde, Hüseyin Çağlayan, PUMA’nın günlük giyim koleksiyonlarının yaratılmasından ve geliştirilmesinden sorumlu olurken, PUMA, Çağlayan’ın Londra’da bulunan şirketinin ve “Hussein Chalayan” adındaki markasının ana hissedarı oluyor. PUMA ile yapılan uzun soluklu işbirliği çerçevesinde Hüseyin Çağlayan, hazır giyim sektöründe de başarısını gösterecek. 

PUMA’nın Ceo’su Jochen Zeitz yaptığı açıklamada; “Hüseyin Çağlayan, moda, tasarım ve tekstil dünyasına kendini ispatlamış biridir. Günlük giyim koleksiyonlarımızın kreatif direktörü olarak Çağlayan, PUMA’ya ileri teknolojiyi kullanış şeklini, tasarım alanındaki ileri görüşlüğünü ve provakatif bakış açısını getirecektir. “Hussein Chalayan” markasının ana hissedarı olmak ise PUMA’nın yeni bir alana girmesini sağlayarak pazardaki erişimimizi genişleterek dünyadaki en çok arzu edilen spor ve günlük giyim markası olmamızı sağlayacaktır.” dedi. 

 

Çağlayan, Londra’da PUMA’nın spor ve günlük giyim koleksiyonlarına tasarım yönünü verirken, aynı zamanda tüm kategorilerdeki ayakkabı, aksesuar ve tekstil ürünleri ile de ilgilenecek ve PUMA’nın dünya çapındaki tasarım ekipleri ile birebir. PUMA, dâhil olduğu PPR grubunun kaynaklarını, altyapısını ve rehberliğini kullanarak Çağlayan’ın kendi markasının da dünya çapında büyümesini sağlayacak ve “Hussein Chalayan” markasının satış alanını geliştirmek amacıyla çok daha iyi imkânlar sunacak. Çağlayan’ın etkisi PUMA 2009 Sonbahar Koleksiyonu’nda kendini gösterecek.

 

Hüseyin Çağlayan "PUMA’nın spor modası ve günlük giyim alanlarında kreatif direktör olmamın  “Chalayan” - PUMA işbirliğinin, devrim yaratıcı bir model olduğunu hissediyorum. PUMA'nın içyapısını ve teknolojik platformunu PPR imkânları ile birleştirerek deneysel fikirleri hem PUMA hem de Chalayan koleksiyonları için gerçeğe dönüştürebileceğiz. Umuyorum ki tüketiciler bizim işlemlerimizden geçerek oluşturulan ürünleri defilelerde görmenin ötesinde PUMA aracılığı ile onlara ulaşma imkânına sahip olacaklar." dedi. 

 

İşbirliği PUMA’nın başta moda alanına daha sonra da performans kategorisinde bulunan futbol, motor sporları, koşu ve yelken koleksiyonlarına büyük bir güç katacak. “Hussein Chalayan” markası, PUMA Grubu’nda bulunan spor ve günlük giyim markası olan PUMA’nın ve 2001 yılında aldığı Tretorn markasının bir parçası olacak.

 

Kıbrıs doğumlu olan Çağlayan, gençlik yıllarını Kuzey Kıbrıs’ta yaşayarak geçirdi. Central Saint Martins Sanat Okulu’nun moda bölümünü derece ile bitirdi. Yenilikçi koleksiyonları ve başarılı moda ürünleri ile İngiltere’de iki kez 

“Yılın Tasarımcısı” ödülünü aldı. Modanın sınırlarını teknoloji ile zorlayan tasarımcı olarak bilinen Çağlayan’ın yeteneği, üzerinde çaba sarf ettiği birçok sanat eseri ile modanın çok ötesinde. 2003 yılında “Place to Passage” adlı ilk kısa filmini çevirdi. Film, Londra’da Truman Brewery’de gösterime girdi. Sinema alanındaki kariyerine “ Absent Presence” ve “Compasssion Fatique”  gibi filmlerle devam etti. Filmleri ile Türkiye’yi 2005 yılında Venedik Bienali’nde temsil etti.

 

Sanatçı, tasarımcı ve film yönetmeni olarak Çağlayan, kültür ve hayata karşı tutkuya sahip olmasının yanında ilhamını felsefe, mimari ve antropolojiden almaktadır.

 

Diyanet: "İslam'da reform haberleri yalan"



28 Şubat, 2008 16:26:00 (TSİ) CNN TURK

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, ''İslamda reform'' şeklinde çıkan haberlerle ilgili olarak, ''Bu son derece yanlıştır. İslamda reform diye bir şey söz konusu olamaz. Yapılan hadisleri daha iyi anlama çalışmasıdır'' dedi.

Hac çalışmaları için Suudi Arabistan'a giden Bardakoğlu, hareketinden önce Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, bazı gazetelerde "İslamda reform" şeklinde haberler çıktığını belirterek,özellikle dış basının kendi isteği doğrultusunda bu tür haberleri "yalan yanlış yazdığını" kaydetti.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak yaklaşık 40 kişilik bir ekiple bir çalışma başlattıklarının doğru olduğunu ifade eden Bardakoğlu, "Yurtdışında bazı gazeteler, konuyu iyice araştırmadan, yürüttüğümüz bir çalışmayı anlayamadan 'İslamda reform' diye yazdılar. Bazı hadislerin yeniden yazılması veya ayıklanması olarak algıladılar. Bu son derece yanlıştır" dedi.
 
Çalışmanın henüz tamamlanmadığını belirten Bardakoğlu, yapılan incelemenin ilmi usullere göre öğretim üyelerinin yaptığı bir değerlendirme olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
 
"Bu asla ve asla bir reform hareketi değildir. İslamda reform diye bir şey söz konusu olamaz" diyen Bardakoğlu, hiçbir dindarın İslam dinine reform yapma gibi bir çağrısı da olamayacağını kaydetti.
 
Bardakoğlu, "Yapılan çalışma da peygamber efendimizin hadislerini 21'inci yüzyılda yaşayan biz Müslümanlar nasıl anlamalıyız, bu hadisler bize ne diyor, bizim ticari ilişkilerimize, aile hayatımıza, ibadetlerimize, gönül dünyamıza ne getiriyor konusundadır. Yani yapılan peygamber efendimizin hadislerini anlama çabasıdır" dedi.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın siyasetten bağımsız bir kurum olduğunu da belirten Bardakoğlu, "Yaptığımız her işi günlük polemiklerden ve siyasetten uzak yapıyoruz. Yaptığımız her işi ülkemiz için, geleceğimiz ve dinimiz için yapıyoruz" dedi.
 
Sahte din adamı
 
Bardakoğlu, İslam dininin teröre bulaştırılmasının yakışık almadığını da ifade ederek, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan bir mitingte kendisini din adamı olarak tanıtan kişinin, Diyanet İşleri Başkanlığı ile bir ilgisinin bulunmadığını kaydetti.
 
Tarihte olduğu gibi bu zamanda da İslam dinini kullanmak isteyen kişilerin bulunduğunu ifade eden Bardakoğlu, "Halkımızın Kur'an hakkındaki sağlam bilgisi, bu tür insanlara fırsat vermeyecektir" dedi.
 
Diyanet'ten yazılı açıklama
 
Diyanet İşleri Başkanlığı da, "Konulu Hadis Projesi" ile ilgili çalışmanın, "reform", "revizyon" veya "devrim" gibi nitelendirmelerle tanımlanmasının yanlış olduğunu belirtti.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, proje hakkında son günlerde başta BBC olmak üzere Batı'da ve Türkiye medyasında çıkan haberler üzerine açıklama yapılmasının uygun görüldüğü ifade edildi.
 
"Türkiye'de din eğitimi ve hizmeti veren çevrelerde, Hz. Peygamber'in vermek istediği mesajın sade ve anlaşılır bir dil ile sunulduğu yetkin bir esere ihtiyaç bulunduğu çeşitli vesilelerle dile getirilmektedir" denilen açıklamada, Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Kurulu'nun konuyla ilgili somut ve kapsamlı bir adım attığı ve "Konulu Hadis Projesi" ismiyle özgün bir çalışma başlattığı belirtildi.
 
Projede, 7 Bilim Kurulu üyesi, 10 veri hazırlama ve kontrol görevlisi ve farklı ilahiyat fakültelerinde hadis alanında görev yapan 85 akademisyenin yazar olarak çalıştığı ifade edilen açıklamada, amaçlarının Hazreti Peygamber'in mesajının, günümüz insanına anlayabileceği bir dil ile sunulmasının hedeflendiği belirtildi.
 
Yapılan çalışmada tarihsel süreç içerisindeki rivayetler üzerine yapılan yorumların dikakte alındığı ifade edilen Diyanet açıklamasında yanlış anlamaların bulunması durumunda tashih yoluna gidildiği kaydedildi.
 
Çalışmada, İslam geleneğinin kendine özgü anlama ve yorumlama metodolojisinin esas alındığı, rivayetlerin güncel düşünce ve bilimsel verilerle ilgilerinin kurulduğu belirtilen açıklamada, bugünün algısıyla geçmişi tasavvur etmekten ya da aşırı yorumlardan sakınıldığı ifade edildi.
 
Açıklamada, "Belirtilen amaç ve yöntemle sürdürülen bu çalışmanın, 'reform', 'revizyon' veya 'devrim' gibi nitelendirmelerle tanımlanması yanlıştır. Öyle anlaşılıyor ki, bu yanlışlık Müslümanlığı ve İslam dünyasındaki bilimsel dinamizmi, Hristiyanlığın tarihi ve kültür hafızasıyla tanımlamadan kaynaklanmaktadır" denildi.
 
Açıklamada bu konuda yerli ve yabancı basında çıkan 'Hadislerin ayıklanması', 'Hadislerin ılımlı İslam çerçevesinde yorumlanması', 'Siyasetle ilişkilendirilmesi', 'Bir yabancının danışman olarak takdimi', 'Hadis alanında reform yapılması', 'Hadislerin 21'nci yüzyıla uyumlu hale getirilmesi' gibi haberlerin Başkanlık tarafından teesürle karşılandığı belirtildi.
 
2-3 sene önce başlatılan bir çalışma
 
"Çalışmanın, özgün, akademik ve bilimsel nitelikte olduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından iç ve dış siyasetten bağımsız olarak yürütüldüğü ifade edilen açıklamada, "Projenin, Hz. Peygamber'in evrensel mesajını 21'inci yüzyıla taşımada önemli bir adım olacağına inanmaktayız" denildi.
 
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu çalışmanın bilimsel ve akademik bir çalışma olduğunu vurgulayarak, reform ve devrim olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını söyledi.
 
Görmez, "Bu çalışmanın siyasetle ilişkilendirilmesi kabul edilemez" dedi.
 
"Konulu Hadis Projesi"nin 2-3 sene önce başlatıldığını belirten Görmez, 2008 yılı sonunda çalışmayı tamamlamayı planladıklarını bildirdi.

Financial Times gazetesi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ''hadisleri yeniden yorumlama'' çalışmasının sona yaklaştığını, projenin İslam dünyası ve Batı'da ateşli bir tartışma yaratmasının beklendiğini yazmıştı.

 

 

Kıbrıs'ta nihayet çözüm için irade var

Kıbrıs'ta nihayet çözüm için irade var

28/02/2008 RADIKAL

Kıbrıs'ta yeni bir devlet başkanının seçilmesi, adayı 1974'ten beri bölen kördüğümü çözmek bakımından yıllardır elde edilen en büyük fırsat. Seçimin galibi Hristofyas da, sonucun belli olmasının hemen ardından önceliğinin değişim olduğunun sinyalini verdi. Bölünmüş adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Türklerin lideri Talat'la bir görüşme ayarladı bile.
Dünya şimdilik pek heyecanlanmış değil. Geçmişte bu tür umutlu başlangıçlar boşa çıktı. On yıllardır ikisi de NATO üyesi olan Türkiye'yle Yunanistan'ı üç kez savaşın eşiğine getiren bu ihtilafta çözülmesi gereken büyük sorunlar var. Türk güçleri adanın yüzde 37'sini ele geçirmeden önce Kıbrıslı Türkler nüfusun sadece yüzde 18'ini oluşturuyordu.
Kuzeydeki Rum mülklerinin geri verilmesi, mültecilerin dönüşü ve Türk güçlerinin bir kısmının adada kalmasının gerekip gerekmediği gibi çetrefilli meseleler söz konusu. İşgal sonrası adaya yerleştirilen 80 bin Türk kalmak istiyor. Türkiye liman ve hava-alanlarını güneye açmayı reddediyor, Rumlarsa AB'nin kuzey Kıbrıs'la doğrudan ticari ve ekonomik ilişkiler kurmasına karşı.
En son gündeme gelen karmaşık BM barış planı, 2004'te Kıbrıslı Rumlar tarafından geri çevrildi ve AB'nin referandum sonucunu beklemeden onlara üyelik sözü vermesi aptalcaydı. Fakat Rumları redde sevk eden (1950'lerde Britanya'yla bağımsızlık için savaşmış ve 90'larda da BM ambargosunu delerek Miloşeviç rejimi üzerinden şirketler kurmuş biri olan) katı milliyetçi Papadopulos artık başkanlık koltuğunda oturmuyor.
Bir çözüm önemli, zira Kıbrıs uluslararası denklemin kilit bir parçası. Adanın bölünmüşlüğü uzun zamandır Türkiye'nin Batı'yla İslam'ın birlikte yaşayabilmesi açısından büyük önem taşıyan AB üyeliği sürecini engelliyor -Türkiye'nin Kürt bölgelerinde savaşın eşiğine geldiği bir dönemde çözüm daha da acil.
Kosova'nın bağımsızlığının yaygın uluslararası tanınmaya mazhar olması, Kıbrıslı Rumların şu olguya odaklanmasına yol açtı: Soğuk Savaş sonrası dünyanın merkezkaç kuvvetleri, ayrılmayı etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan farklı topluluklar için çözüm görüyor. Kalıcı bölünme Kıbrıslı Rumların daima karşı çıktığı bir çözüm. Yıllardır Kıbrıs'ta eksik olan unsur siyasi iradeydi. Belki artık bu durum değişmek üzere.
(Başyazı, 27 Şubat 2008)

Türk-Ermeni tarih komisyonunun kurulma vakti

Türk-Ermeni tarih komisyonunun kurulma vakti

'Ermeni soykırımı' meselesini, lobi ve yasama faaliyetlerinden önce tarihçiler araştırma ve tartışmaya konu etmeli. Tarihsel gerçeği tutarlı bir biçimde ortaya çıkarmak için, ortak, bağımsız, arşivlere tam anlamıyla girebilen bir Türk-Ermeni tarih komisyonu kurulmasının vakti geldi

28/02/2008 RADIKAL

TImothy W. Ryback

Elazar Barkan

Geçen hafta üst düzey bir Fransız yetkili Türkiye'nin Gaz de France'ı 12 milyar dolarlık bir boru hattı projesinden dışlamasını görüşmek için İstanbul'a gitti. Bu kararın nedeni, Fransa'nın 1915'te uygulanan soykırımda yüz binlerce Ermeni'nin öldüğünü inkâr etmeyi suç sayan bir yasayı kabul etmesiydi.
Türk hükümetinin tarihi ciddiye aldığı ortada. Daha ekimde ABD Kongresi Fransa'daki yasaya benzer (ama cezai yaptırım içermeyen) bir tasarıyı gündeme alınca, Türkiye ABD'nin Irak'taki askeri faaliyetleri açısından hayati önemdeki hava sahasını kapatma tehdidi savurdu. Bunun üzerine ABD geri adım attı.
Türkiye bu tarihsel trajediyi '1915 olayları' diye tanımlıyor ve 'soykırım' kavramına itiraz ediyor.
Ankara bu tutumu tavizsiz savunuyor ve Fransa'daki yasanın tersinden muadili mahiyetinde 'soykırım' kavramının kullanılmasını suç sayıyor. Türkiye sarp dağlarla kaplı bir bölgedeki bir dizi nüfus transferinde yüz binlerce insanın hayatını kaybettiğini inkâr etmiyor ama can kayıplarını bürokratik yetersizlikle sert iklim koşullarının biraraya gelmesine bağlıyor.
İki düzine ülkenin yanı sıra Ermeniler için bu, son derece basit ve açık biçimde 'soykırım'dı. Tarihsel anlatılar arasındaki bu çatışma, Fransa ve ABD'nin son dönemde öğrendiği gibi, akademik bir meseleden fazlası haline geldi. George Orwell tarihle siyaseti karıştırmamak konusunda bizi uyarmıştı, fakat neredeyse bir asır sonra hükümetlerle akademisyenlerin bu ihtilafı çözmek için işbirliği yapmasının vakti belki gelmiştir; uluslararası bir komisyon kurulup tutarlı ve işbirliğine dayalı bir biçimde bu meseleler araştırılabilir. Benzer nedenlerle gerilim yaşayan Çekler ve Almanlar, 1990'larda ortak tarih komisyonu kurmuştu.
Nürnberg'deki uluslararası mahkemenin kesin bir biçimde soykırım olduğuna hükmettiği (buna Ruanda ve Srebrenitsa'ya dair verilen soykırım kararları da eklenebilir) Yahudilere yönelik Nazi kıyımından farklı olarak, Ermeni soykırımı veya '1915 olayları' uluslararası çapta benzer bir tarihsel veya hukuki incelemeye konu edilmedi. Trajediyi tanımlamak için Uluslararası Adalet Merkezi ve Uluslararası Soykırım Akademisyenleri Birliği gibi kuruluşlar belli tespitler yaptı. Fakat resmiyet taşıyan, arşivlere tam olarak girebilen veya Türk ve Ermeni akademisyenleri içeren bağımsız bir tarih komisyonu olmadı.
Son yıllarda Türkler ve Ermeniler meseleyi ortaklaşa ele almak yönünde bazı teşebbüslerde bulundu. 2001'te büyük bir tantanayla bir Türk-Ermeni uzlaşma komisyonu kuruldu, fakat ömrü sadece bir yıl oldu. 2005'te Hrant Dink Salzburg Küresel Semineri'nde 30 Türk ve Ermeni akademisyen ve gazeteciyle, Türk-Ermeni diyaloğunu geliştirmenin yollarını tartıştı. Geçen nisandaysa Elie Wiesel'in başını çektiği bir grup Nobel ödüllü şahsiyet, 'karşılıklı anlayış ve uzlaşma' çağrısı yapan bir bildiri yayımladı ve bildiri Türk akademisyenlerce açık bir mektupla selamlandı.
Diyalog yönünde bir jest mahiyetinde Türk hükümeti gazetelere tam sayfa ilanlar vererek ortak bir Türk-Ermeni tarih komisyonu oluşturulması çağrısı yaptı. Türkiye Başbakanı Erdoğan da daha bu ay, Münih'teki güvenlik konferansında bu tutumu tekrarladı.
Belki de Türkiye'nin önerisine kulak verip bağımsız, uluslararası bir tarih komisyonu kurmanın vakti geldi; bu komisyon tarihsel gerçekleri ve hukuki tanımları tarafsız ve tutarlı bir biçimde araştırabilir, böylece bağımsız ve bilgiye dayalı bir kanı oluşturabilir.
Böyle bir komisyon, tarihsel gerçekleri ortaya koyup hukuki tesirleri konusunda hüküm verebilmesi için tarihi otoriteye ve hukuki uzmanlığa sahip olmalı. Ayrıca Türkiye ve Ermenistan'ın yanı sıra, Rusya, Fransa, ABD ve ilgili arşivlerini açabilecek diğer ülkelerin işbirliği gerekecektir. Ve komisyon, konuya dair bilgileri içeren özel arşivlerden de yararlanacaktır.
Tarih, lobi ve yasama faaliyetlerinden önce araştırma ve tartışmaya konu edildiğinde en iyi şekilde anlaşılabilir. Zaman ve kaynak açısından kuşkusuz maliyetli olacaktır bu, fakat ABD ve Fransa'nın da bildiği gibi, çözülmemiş tarihsel meseleler genellikle çok daha yüksek bir fiyat etiketiyle çıkıp gelir. (Tarihsel Adalet ve Uzlaşma Enstitüsü'nün eşbaşkanları, 25 Şubat 2008)

 

Lokmacı Kapısı'nın açılması, çok önemli bir adım olacak

"BUNUN OLMAMASI İÇİN BİR NEDEN GÖREMİYORUM... İngiliz Yüksek Komiseri Millet, Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, esas konuya destek için çok önemli bir adım olacağını kaydetti. Millet, kapının açılması ve iki liderin Lefkoşa'nın ortasında buluşmasının çok önemli bir "güven patlaması" yaratacağını savunarak, "Son birkaç yılda karşımıza çıkan kötümserlik havasını silecektir" dedi. Millet, bunun olmaması için bir neden göremediğini ve ilk buluşmadan sonra liderlerin buna dair siyasi irade göstermesini dilediğini ifade etti

"SORUN SİZİNDİR, ÇÖZECEK OLAN SİZSİNİZ"... Peter Millet, iki tarafın da tek amacının yeniden birleşmenin ileriye götürülmesi olduğunu söyleyerek, "Sorun siz Kıbrıslılarındır, çözecek olan Kıbrıslılardır" dedi. Özlü konularda sorunlar olabileceğini belirten Millet, ancak diyalog olmazsa uzlaşma olmayacağını, uzlaşma olmazsa da anlaşma olmayacağını belirtti. Bir plan veya çözüm empoze etmeyeceklerini vurgulayan Millet, rollerinin iki lideri bir anlaşmaya ulaşmak için cesaretlendirmek olduğunu ifade etti

İngiltere'nin Kıbrıs'taki Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs'ta iki liderin (Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas) gelecek hafta başında görüşmesini beklediklerini söyledi.

Millet, özlü konularda sorunlar olabileceğini ancak diyalog olmazsa uzlaşma olmayacağını, uzlaşma olmazsa da anlaşma olmayacağını belirtti. "Gerçekçi olmak lazım çözüm kolay olmayacak" diyen Millet, sorunun "Kıbrıslıların" olduğunu ve bunu "Kıbrıslıların" çözeceğini kaydetti.

İngiliz Yüksek Komiseri Millet, iki liderin yakınlaşmaya katkı için ne yapabileceklerinin sorulması üzerine, Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, esas konuya destek için bu konuda çok önemli bir adım olacağını kaydetti.

Millet, bunun açılması ve iki liderin Lefkoşa'nın ortasında burada buluşmasının çok önemli bir "güven patlaması" yaratacağını savunarak, "Son birkaç yılda karşımıza çıkan kötümserlik havasını silecektir" dedi.

Ortaya çıkan fırsatın bugüne kadarkilerin en iyisi olduğunu savunan Millet, yeni Rum liderin Kıbrıslı Türklerle diyalog taahhüdü bulunduğunu, Kıbrıs Türk tarafının da buna olumlu yaklaşacağına emin olduğunu kaydetti.

İngiltere'nin Kıbrıs'taki Yüksek Komiseri Millet, İngiliz Yüksek Komiserliği'nde bir basın toplantısı düzenleyerek, Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirdi.

"Hayati önemde haftalar..."

Millet, açıklamasında, gelecek birkaç haftanın Kıbrıs için hayati önemi olacağını belirterek, adanın bölünmüşlüğü konusunu çözme ve yeniden birleşme amacıyla bir fırsat bulunduğunu kaydetti. Millet, "Yeni bir başlangıç yapabiliriz" dedi. Millet, bu yılın geriye kalanında ilgili taraflarda seçim bulunmamasının önemine işaret etti.

İngiliz diplomat, iki tarafın da liderlerinin, bu fırsata, açık yüreklilik ve esnek bir şekilde yaklaşmasının önemli olduğunu vurguladı.

İki tarafın da tek amacının yeniden birleşmenin ileriye götürülmesi olduğunu söyleyen Millet, "Sorun siz Kıbrıslılarındır, çözecek olan Kıbrıslılardır" dedi.

Millet, BM'nin kolaylaştırıcı rol oynayacağını, İngiltere'nin de garantör ülke olarak BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve AB ile birlikte, yeni bir çabayı aktif şekilde desteklemek için hazır olacağını kaydetti.

"Çözüm empoze etmeyeceğiz"

Bir plan veya çözüm empoze etmeyeceklerini vurgulayan Millet, rollerinin iki lideri bir anlaşmaya ulaşmak için cesaretlendirmek olduğunu ifade etti.

Bir çözümden "gerçek yararlar" elde edileceğini söyleyen Millet, ekonomik gelişme, siyasi istikrar, tüm Kıbrıs için AB'ye tam üyeliğin geleceğini kaydetti. Bunların büyük ödüller olduğunu belirten Millet, öte yandan devam eden bölünmüşlüğün kimseye bir faydasının olmayacağını, bunun, tüm ada için siyasi ve ekonomik gelişmeyi önlediğini savundu.

Millet, ilk adımın iki lider arasındaki görüşme olması gerektiğini belirterek, bunun gelecek hafta başlarında olmasını ümit ettiğini söyledi.

İngiliz diplomat, iki liderin, "8 Temmuz anlaşması temelinde" konuyu ileriye götürecek bir yol için uzlaşmaya varmalarını diledi.

Millet, bu adımdan sonra liderlerin meselenin özüne geçebileceklerini kaydetti. Bu adımın BM iyi niyet misyonunun yenilenmesine yol açacak ve gerçek ilerleme için ivme yaratacak bir adım olması gerektiğini söyleyen Millet, eğer yeni bir çaba başarılacaksa gerçek bir güven atmosferinin önemli olduğunu, bunun da toplumlararası temaslarla gerçekleşebileceğini ifade etti.

Bunu yapmanın bir yolunun Lokmacı Kapısı'nın erken zamanda açılması olduğunu söyleyen Millet, kapının martta açılmasını ümit ettiğini dile getirdi.

Millet, gerçekçi olmak gerektiğini, çözümün kolay olmayacağını belirterek, bunun müzakere ve uzlaşma istediğini, liderlerin de cesur olması ve risk almaları, kararlı olmaları gerektiğini ifade etti.

Millet, tüm "Kıbrıslıların" bu fırsatı kullanarak yeni bir çabayı destekleyecekleri konusunda iyimser olduğunu kaydetti.

Sorular

Millet, konuşmasından sonra "herkesteki bu çözüm heyecanının nedeni ve anlamı nedir" şeklindeki bir soru üzerine, Hristofyas'ın seçim çalışmaları sırasında Kıbrıslı Türklerin dostluk elini tutacağına dair açıklamaları olduğunu, bu yeni ortamdan mümkün olduğu kadar yararlanılması gerektiğini, çünkü bu fırsatın çok uzun süre ortada duramayabileceğini ifade etti.

"Kosova ile ilgisi yok..."

Millet, Hristofyas'ın seçilmesi ve Kosova arasında bir ilişkilendirme yapılıp yapılamayacağına ve bunun Kıbrıs konusunda çözüm için son fırsat olup olmadığına dair sorular üzerine, Kosova ile Kıbrıs'taki durumun hiçbir şekilde ilgisi olmadığını belirtti.

Millet, Kosova'da olanların başka hiçbir yer için örnek teşkil etmeyeceğini ifade etti. Millet, seçim sonuçlarındaki motivasyonun bir parçasını da Kosova'nın oluşturduğunu düşünmediğini, kimsenin de bunu Kıbrıs ile paralelleştirmemesi gerektiğini, bunun zarar verici olabileceğini kaydetti. İngiliz diplomat, son şans olup olmadığı konusunda ise, basın toplantısında olanların "son şans" söylemini daha önce de duyduklarını, ancak yakalananın "en iyi şans" olduğunu, çünkü konuyu gerçekten ileri götürmeye niyetli liderler bulunduğunu söyledi.

Millet, yeniden başlayacak görüşmelerin sorunlar dolayısıyla durması halinde ne yapacaklarının sorulması üzerine, garantör ülke olarak bölünmeyi engellemek için her türlü imkanı kullanarak ellerinden geleni yapacaklarını ve çözüme ulaşılması için çaba göstereceklerini kaydetti.

İngiliz diplomat, 8 Temmuz sürecinin devamından yana olup olmadıkları sorusu üzerine de Güvenlik Konseyi'nin tüm üyelerinin 8 Temmuz anlaşmasını desteklediğine işaret ederek, bu anlaşmanın ulaşılmak istenen noktanın ana hatlarını taşıdığını ancak kimsenin yeni süreç "şuna dayanacak" demediğini aktardı.

Millet, Annan Planı'nın yeniden masaya konulup konulmayacağına ilişkin bir soru üzerine, başlama noktasının ne olacağını söyleyemeyeceklerini, ancak 8 Temmuz anlaşmasının iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı bir anlaşmadan bahsettiğini, iki kurucu devletin bir araya gelerek dışarıya karşı tek ses olmasından bahsettiğini ifade etti. Bunun nasıl işleyeceğinin liderlerin varacakları uzlaşmaya bağlı bulunduğunu söyleyen Millet, iki liderin konuya esnek ve açık fikirli yaklaşmasının önem taşıdığını yineledi.

"İki lider lokmacıda buluşsun..."

İngiliz Yüksek Komiseri Millet, iki liderin yakınlaşmaya katkı için ne yapabileceklerinin sorulması üzerine, Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, esas konuya destek için bu konuda çok önemli bir adım olacağını kaydetti.

Millet, bunun açılması ve iki liderin Lefkoşa'nın ortasında burada buluşmasının çok önemli bir "güven patlaması" yaratacağını savunarak, "Son birkaç yılda karşımıza çıkan kötümserlik havasını silecektir" dedi. Millet, bunun olmaması için bir neden göremediğini ve ilk buluşmadan sonra liderlerin buna dair siyasi irade göstermesini dilediğini ifade etti.

Millet, konuşmasının sonunda, müzakere sürecinde bazı özlü konularda sıkıntılar yaşanabileceğini ancak "diyalog olmadan uzlaşma olmayacağını, uzlaşma olmazsa da anlaşma olmayacağını" kaydetti.

KIBRIS 28/02/08

 

BM inisiyatifinde bu iş Ya biter, ya biter

 

ANNAN PLANI TEMEL REFERANS... Cumhurbaşkanı Talat, mart ayı sonuna doğru BM'den bir hazırlık ekibinin adaya geleceğini ve temaslarının sonrasında BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendireceğini belirterek, BM misyonunun gelip gitmesi ve BM'nin inisiyatif alması halinde kapsamlı görüşmelerin nisan ayında başlayabileceğini söyledi. Talat, görüşmelerde, Annan Planı'nın kendileri için temel referans olacağını vurguladı

AB, GARANTÖR OLAMAZ... AB'nin kimsenin garantörü olmadığını belirterek, AB'nin Kıbrıs'ta da garantör olamayacağını vurgulayan cumhurbaşkanı Talat, AB'nin yaklaşık 3 yıldan beri Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündemine alıp geçiremediğini, bir tüzüğü geçiremeyen AB'nin garantör olamayacağını kaydetti. AB'nin de böyle bir talebi olmadığını ifade eden Talat, "AB'nin garantörlüğü ne bizim, ne Türkiye açısından muteberdir" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler'in (BM) inisiyatif alması halinde kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin nisan ayında başlayabileceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, BRT'de yayımlanan bir programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Talat, mart ayı sonuna doğru BM'den bir hazırlık ekibinin adaya geleceğini ve temaslarının sonunda BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendireceğini belirterek, BM misyonunun gelip gitmesi ve BM'nin inisiyatif alması halinde kapsamlı görüşmelerin nisan ayında başlayabileceğini söyledi.

Talat, görüşmelerde, Annan Planı'nın kendileri için temel referans olacağını vurguladı.

Çözüm olacaksa, BM Genel Sekreteri'nin bir inisiyatif alacağını ifade eden Talat, "BM Genel Sekreteri inisiyatif alırsa bu iş ya biter ya biter" dedi. Cumhurbaşkanı Talat, çözüm olmazsa adada bölünmenin kalıcı olacağını yineledi.

Rum yönetimi liderliğine seçilen AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ekibini ve politikasını oluşturmasını beklediğini ifade eden Talat, Hristofyas ile ne zaman bir araya geleceğine ilişkin bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in yarın kendisiyle, muhtemelen pazartesi günü de Hristofyas'la görüşeceğini belirterek, görüşme için ortaya bir tarih konmadığını söyledi.

Talat, "İki liderin birbirine nasıl güven vereceği" yönündeki bir soruya, "Bu somut tavırlarla belli olacak" karşılığını verdi.

"AB garantör olamaz"

Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruya karşılık, Avrupa Birliği'nin (AB) bir işbirliği mekanizması olduğunu, kimsenin garantörü olmadığını belirterek, AB'nin kendilerinin garantörü olamayacağını vurguladı.

"AB'nin garantörlüğünü görüyoruz" diyen Talat, AB'nin yaklaşık 3 yıldan beri Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü gündemine alıp geçiremediğini, bir tüzüğü geçiremeyen AB'nin garantör olamayacağını kaydetti.

AB'nin de böyle bir talebi olmadığını ifade eden Talat, "AB'nin garantörlüğü ne bizim açımızdan, ne Türkiye açısından muteberdir. Türkiye, AB üyesi değildir" dedi.

"Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nı

değiştirme, Rum tarafının boyunu aşar"

Seçim öncesi, Hristofyas'ın "Türk askeri ve Türkiye'nin garantisini istemediğinin" anımsatılması üzerine Talat, "Bir tek Türk askeri bile istemem, Türkiye'nin garantisini istemem" demenin, "anlaşma istemiyorum" demek olduğunu belirterek, Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın uluslararası anlaşma olduğunu, uluslararası bir anlaşmayı değiştirmenin, "Rum tarafının boyunu aşacağını" söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı, Garanti ve İttifak Anlaşması'nı değiştirmek için anlaşsa bile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin onayı gerektiğine işaret ederek, "Bir uluslararası anlaşmanın maddelerine meydan okumanın anlaşma istememek olduğunu" ifade etti.

Mülkiyet Meselesi

Mülkiyet meselesi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken ise Cumhurbaşkanı Talat, konunun karmaşık bir hal aldığı için daha kolay çözüleceğini söyledi.

Rumlar tarafından ortaya konulan "34 yıl önce güçlü geldi ve onu evinden atıp, evini bir başkasına verdi" yaklaşımının doğru olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

34 yıl önceden beş gün önce Enosis ilan edilmek üzereydi. Ve ondan önce 11 yıl boyunca da Kıbrıslı Türkler büyük eziyetler çektiler. Güçlüler, evlerinden attı onları. Bazı Türk köyleri yok oldu. Örneğin Yağmuralan. Ve daha birçok şey söylenebilir. Hani derler bize "tarihe saplanmayın". Tarihe saplanmayalım. Önümüze bakalım. Bunlar oldu, şimdi ne yapacağız? Şimdi bundan sonra bu sorunu çözümleyeceğiz. Nasıl? Şimdi, ev veya bir arazide iki tane insan var. Biri Kıbrıslı Türk, diğeri Kıbrıslı Rum. Kıbrıslı Türk, KKTC yasalarına göre mülkiyet sahibi, Kıbrıslı Rum Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına göre mülkiyet sahibi. Fiili durum nedeniyle bu iki insanın buradaki hakları var ve geçerlidir, tartışılacaktır. Uluslararası hukukta da var. Uluslararası hukukta bir adam 34 yıl sonra kulağından tutulup atılmaz ve mal diğerine verilmez. Yapılması gereken şey, bu ikisini uzlaştırmak. Tazminat var, değişim var, takas var. Zaten Taşınmaz Mal Komisyonu'nu niçin kurduk ve zaten o nedenle kabul görüyor. Keşke bu duruma gelinmeseydi. Bu ülke bu hale gelmeseydi, ama geldi. Keşke 1960'ta kurulan cumhuriyeti yaşatabilseydik. Keşke, 1963'de bu hadiseler olmasaydı. 1974'teki olmasaydı. 1963 olduktan sonra 1974'deki olmasaydı diyemem. Çünkü 1963'te olandır esas olan, 1974 onun devamıdır. Kıbrıs Türkü hükümetten 1963'te dışlandı.

Barış Platformunun yaklaşımı barışa hizmet etmiyor

Cumhurbaşkanı Talat, Barış Platformuna da tepki gösterdi. Talat şunları söyledi:

"Çok ilginç bir vakadır. Ne olduğu hangi saikle kurulduğunu ben bilmiyorum.Ancak barışa hiçbir katkısı yoktur. Neden? Çünkü doğru ve gerçekçi tespitleri yok. Verdikleri metni okuduğumuzda Kıbrıs Türk halkının oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanına Türkiye'nin alt yönetimi diyor, bir de diğer konu, yazıda bahsedilen Türkiye yetkililerinin tümüne unvanları ile hitap ederken, bana Sayın Talat demekle yetiniyor.

Beni, KKTC'nin Cumhurbaşkanı ya da Kıbrıs Türk halkının lideri olarak görmüyor. Şimdi bu anlayış barışa nasıl hizmet edebilir.

Benim bütün yazılarım Sayın Denktaş'a Cumhurbaşkanı diye yazıldı. CTP arşivlerini karıştırsınlar bulsunlar. Benim yazılarım hep böyledir. Ancak kavganın en yüksek olduğu ve Sayın Denktaş'ın 'halk kabul etse de ben imzalamam' dediği dönemde benim değil, yine bu şekilde bir platformun yazdığı, 'Bu Memleket Bizim Platformu'nun' yazdığı bir mektuptur söz konusu edilen. Orada CTP'den bir temsilci belki okumuştur. İmza yoktur, isimler vardır altında. Orada CTP'nin bilinçli bir yaklaşımı değil, o öfkenin içinde yazılmış bir metnin altında adı var. Ama burada böyle bir durum yok. Burada benim barış karşıtı bir tutumum yok. Kimse bunu iddia etmiyor. Uluslararası camia bunu iddia etmiyor. Buradan birileri ederse bunun bir anlamı olduğunu kimse kabul edemez tabii ki. Dünya kabul etmiyor bunu. Ve bana şunu desinler o zaman, "Sayın Talat, Kıbrıs Türk halkının iradesini temsil etmiyor" diyebilirler mi? Desinler... O zaman rahatlarım, nedenlerini anlarım. Ama şimdi anlamıyorum. Bence, barışı sabote etme sonucunu getirir bu tür yaklaşımlar. Böyle bir niyetlerinin olduğunu söylemiyorum. Ama eğer Kıbrıs'ta bir barış gerçekleşecekse, bu barışın iki halkın onayından geçeceğini düşünerek, iki halkın çoğunluğunun kabul edebileceği bir anlaşmayı hazırlamamız gerekiyor. Bunun için de liderlerin, liderlik yapması gerekiyor. Beni Kıbrıs Türk halkının lideri olarak görmeyen bir anlayışın barışa hizmet ettiğini söylemek bu şartlar altında ne yazık ki mümkün değil. Bunu her platformda da her aşamada da söyleyebilirim."

"Sivil toplum örgütlerinin desteği arkanızdan çekildi mi?" şeklindeki soruya karşılık ise Cumhurbaşkanı Talat şunları söyledi:

"Öyle bir şey yok. Etkilemez. Mahcup olacak olan ben değilim, mahcup olacak olanlar böyle bir tavrı takınanlardır. Hiç de umurumda değil. Herhangi bir şekilde üyelerinin düşüncelerini yansıtmıyor. Sonuçta bu sürece, barış sürecine katkı yapacak olan katkı yapar, köstek olacak olan varsa da köstek olur. Sonuçta kararı halk verecek. İradeyi halk ortaya koyacak. Ve bu tür yaklaşımları çil yavrusu gibi dağıtacak. Ben ne olduğunu bildiğim, programımı, hedefimi yürüttükten sonra, bir kısım unsurların buna tepki göstermesinden etkilenerek vazgeçecek değilim. Ne yaptığımı biliyorum.

Diyalog eksikliğim yoktur sivil toplumla. Onlarla toplantı yaptım."

Devlet sadece memurların devleti değil

"Cumhurbaşkanı Talat, ülke ekonomisinin bir durgunluk dönemine girdiğine işaret ederek sendikalarla hükümet arasında yaşanan gerginlikleri şu sözlerle yorumladı:

Hükümet, devlet, herkesin devletidir. Sadece kamuda çalışanların değil. Dikkat ederseniz eylemde bulunan sendikalar sadece kamuda çalışanlardır. Dediler ki, asgari ücreti 2 bin YTL yapın da biz artış istemeyelim. Asgari ücreti 2 bin YTL yaparsanız kendi kitlelerinin maaşı şimdiki taleplerinden daha fazla artar. Orada bile ciddi tartışma kaldıran bir öneri değil. Ben taraf olmamaya çalışıyorum. Ama benim için önemli olan devlet ve hükümet herkes içindir ve ben bütün vatandaşlarımı düşünmek zorundayım. İş bulamayan, işsiz olan, ücretler düşük olduğu için geçinemeyen, çok uzun süreler çalışan insanlar. Yatırım yapıp ülkede ekonomiyi öne çıkaracak olan illa ki büyük demiyorum, küçük yatırımcıların desteklenmesi ve bütün kesimlerin sonuçta ekonomiyi bir bütün olarak geliştirmeleri, bütçenin güçlenmesi ve bütçenin güçlenmesiyle kamu görevlilerinin daha müreffeh bir hale gelmesi en doğru yöntemdir. Bunu anlayan, bunu ileri götürecek bir kültür oluşturmamız lazım. Sıkıntı oradadır. Hem az çalışmak, ya da çalışmamak, hem çok para almak, böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Arzulanan bu! Ülkenin sadece memurların olmadığını anlamamız lazım. Devlet, sadece memurların devleti değil. Hükümet, sadece memurlara hizmet etmez. Bunu anlamamız lazım. Benim en büyük sıkıntım budur. Dünya Bankası'nın raporu için "emperyalistlerin raporudur" diyorlar. Öyle yapmayın. Bu ekonomik bir rapordur. İncelenmiştir. Verim kamuda son derece düşüktür. Korkunç düşüktür. İnsanımıza hizmet son derece düşüktür. Şikayetler ayyuka çıkmakta. Hükümetin dahi eli kolu bağlı kalmaktadır. Bürokrasi insanları perişan etmektedir. Çok yerde yanlışlık vardır. Sistemde ve kültürde problemler vardır.

Çok para isteyeni anlarım. Saygı duyarım. Verebilirsem veririm. Ama az çalışana hiçbir sempatim yoktur. Sıfır tolerans gösteririm. Az çalışayım ama parayı alayım. Böyle bir şey olmaz."

KIBRIS 28/02/08

 

 

The Independent: Hristofyas'ın seçilmesi çok geciken barış için umut

 

Gazetenin baş makalesinde, "Hristofyas'ın seçiminin, Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığın giderilmesi için son yıllardaki en büyük şans olduğu" belirtildi.

Hristofyas'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazırlandığı ifade edilen yazıda, geçmişte pek çok kez çözüm umudunun doğduğu, ancak bir sonuç alınamadığı kaydedildi.

Annan planına tepkileri göz önüne alınmadan Rumlara, AB'ye tam üyelik sözü verilmesinin BM planını baltaladığı ifade edilen yazıda, bu uzlaşmazlıktan sorumlu olan Tasos Papadopulos'un liderlikten uzaklaştırıldığı belirtildi.

Yazıda, Kıbrıs sorununun, "İslam ile batının uzlaşmasına yardım edebilecek Türkiye'nin AB üyeliği önünde uzun zamandır engel oluşturduğu" da ifade edildi.

"Rumların, Kosova'nın bağımsızlığının çok sayıda ülke tarafından tanınmasıyla, soğuk savaş

döneminden sonra büyük güçlerin, etnik, din, dil ve kültürel olarak farklı toplumlar açısından tek çözüm olarak ayrılmayı gördüğünü fark ettiği" görüşü dile getirilen yazıda, "Rumların kalıcı bölünmeye daima karşı çıktıkları, ancak çözüm için ihtiyaç duyulanın siyasi iradenin şimdi ortaya çıkabileceği" belirtildi.

KIBRIS 28/02/08

 

Hristofyas, bugün yemin ederek göreve başlayacak

DİKO VE EDEK'İN TALEPLERİ HÜKÜMET KURMA ÇALIŞMALARINI ZORA SOKUYOR...

Hristofyas'ın, yeni Bakanlar Kurulu'nun oluşturulması konusunun en kısa zamanda sonuçlandırılması için acele ettiği, ancak DİKO ve EDEK'in taleplerinin bunu engellediği belirtiliyor. DİKO'nun, kendisine verilmesi önerilen ticaret ve tarım bakanlıklarını istemediği ve dışişleri bakanlığı yanında savunma veya adalet bakanlıklarından birinde de ısrar ettiği belirtiliyor. EDEK ve EPALKSİ de, savunma ve adalet bakanlıklarını talep ediyor

MÖLLER, CUMA GÜNÜ TALAT, PAZARTESİ DE HRİSTOFYAS'LA GÖRÜŞECEK...

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi Michael Möller, yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi günü ise Kıbrıs Rum toplumu yeni lideri Dimtiris Hristofyas ile görüşecek

Rum Yönetimi'nin yeni Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün yemin ederek göreve başlayacak.

Rum Meclisi, Hristofyas'ın yemin töreni için, bugün saat 16.00'da özel oturumla toplanacak. Hristofyas, yeminin ardından milletvekillerinin tebriğini kabul edecek ve daha sonra Başkanlığa giderek burada, görevi Tasos Papadopulos'tan devralacak.

Bu arada, Hristofyas'ın, yeni Bakanlar Kurulu'nun oluşturulması konusunun en kısa zamanda sonuçlandırılması için acele ettiği, ancak DİKO ve EDEK'in taleplerinin bunu engellediği belirtiliyor.

Rum basınına göre, Hristofyas'ın yeni bakanlar için iki temel kriter belirlediği, bunlardan bir tanesinin, Papadopulos hükümetinin devamının olduğunun düşünülmemesi için yeni yüzler olması; ikincisinin ise, bakanların, hükümet programını hayata geçirmesi konusunda taahhütte bulunması olduğu kaydedildi.

DİKO'nun, kendisine verilmesi önerilen ticaret ve tarım bakanlıklarını istemediği ve dışişleri bakanlığı yanında savunma veya adalet bakanlıklarından birinde de ısrar ettiği belirtiliyor.

EDEK ve EPALKSİ olarak bilinen Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketi de, savunma ve adalet bakanlıklarını talep ediyor.

Hristofyas'ın yeni yüzlerde ısrarlı olması; Fotis Fotiu (Tarım, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı) ve Akis Kleanthus (Eğitim Bakanı) gibi isimlerin yeni Bakanlar Kurulu'nda da yer almasını ve Vasilis Palmas'ın (Hükümet Sözcüsü) da bakan olmasını isteyen DİKO'nun tepkisine neden oldu.

Dışişleri Bakanlığı için Markos Kiprianu, İçişleri Bakanlığı için Neoklis Silikiotis, Maliye Bakanlığı için Harilaos Stavrakis, Eğitim Bakanlığı için Andreas Dimitriu, Çalışma Bakanlığı için Sotiris Haralambus ve Hükümet Sözcülüğü için ise Stefanos Stefanu'nun ismi geçiyor.

Öte yandan, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu, Rum Yönetimi Başkanı'nın vesayet altında olmayacağını söyledi. Kiprianu, Bakanlar Kurulu'nun oluşturulması kararının "Başkan"a ait olduğunu ifade etti.

AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis ise, Bakanlar Kurulu ile ilgili bir soru üzerine yaptığı açıklamada, seçilmiş Başkan'ın, bakanlarda AKEL'e düşen payı, AKEL ile istişare edeceğini dile getirdi.

Öte yandan bazı gazeteler, Rum Yönetimi Başkanlığı'ndaki görevlendirmelerde de değişikliğe gidileceğini, Rum Yönetimi Başkanı Müdürlüğü'ne Vasos Georgiu'nun, eski Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'nun ise Başkanlık Danışmanı görevine atanacağını yazdı.

Bakanlar yarın yemin edecek

Bu arada, yeni atanacak bakanlar, yarın saat 10.00'da yemin ederek görevlerini devralacaklar.

Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilen Dimitris Hristofyas'ın, AB Sağlık ve Tüketicilerin Korunması Komiseri olan Markos Kiprianu'nun kendisine tevdi edilmesi düşünülen bakanlık görevini üstlenebilmesi ve yemin töreninde hazır olabilmesi için, Kiprianu aracılığıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'ya gerekli kolaylığın gösterilmesini talep eden bir mesaj gönderdiği belirtildi.

Hristofyas, meclis personeline veda etti

Dimitris Hristofyas, önceki gün, Meclis binasına giderek buradaki personele veda etti.

Hristofyas, önceki gün ayrıca, Meclis Başkanlığı'na vekalet eden Kostas Papakostas'a istifa mektubunu sundu.

Başkanlık muhafızlığı da değişti

Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı'nın muhafızlığını yürüten Başkanlık Muhafızlığı'nda, Hristofyas'ın seçilmesinin ardından değişikliğe gidildi.

Başkanlık Muhafızlığı Komutanlığı'na, Limasol Polis Müdür Yardımcılığı'nı yürüten Andreas Kiriaku, Komutan Yardımcılığı'na ise Likavitu Polis Karakolu'nda görev yapan Dimitris Dimitriu atandı.

Hristofyas'ın kahvecisi: Seni özleyeceğim Dimitris

Öte yandan Rum gazetelerinden Simerini, AKEL binasında 20 yıldır Dimitris Hristofyas'a kahve yapan 70 yaşındaki İlektra Eleftheriadu'nun, Hristofyas'ın Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilmesine ilişkin düşüncelerine yer verdi.

Habere göre, Eleftheriadu, 20 yıldır her sabah saat 08.00'de Hristofyas'a ilk kahvesini pişiren kişi olarak, gözyaşları içerisinde Hristofyas'a duyduğu sevgiyi dile getirdi. Eleftheriadu, "Dimitris'i özleyeceğim" ifadesini kullandı.

AKEL binasında 30 yıldır çalıştığını belirten Eleftheriadu, emekli olma zamanın geldiğini de söyledi.

Möller, iki liderle ayrı ayrı görüşecek

Bu arada BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi Michael Möller, yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi günü de Dimitris Hristofyas ile görüşecek.

KIBRIS 28/02/08

 

 

Kayalp: Maraş raporu, dengeler açısından memnuniyet verici

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Avrupa Parlamentosu (AP) Dilekçeler Komitesi'nin Maraş ile ilgili hazırladığı taslak raporun, itiraz noktaları bulunmasına karşın, temel noktalarda dengeli olduğunu belirterek, bu dengenin nihai rapora yansımasını beklediklerini ifade etti.

Kayalp, taslak raporda Maraş'ın iadesi konusunda bütünlüklü bir çözüme atıfta bulunulduğuna işaret ederek, bunun memnuniyet verici bir gelişme olduğunu kaydetti.

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, AP Dilekçeler Komitesi'nin raporuyla ilgili olarak Brüksel'de yaptığı temasları tamamlayarak dün sabah yurda döndü.

Brüksel'deki temaslarını ve taslakla ilgili gelişmeleri TAK muhabirine değerlendiren Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, rapora muhalefet eden bir kısım parlamenterin değişiklikleri yeterince incelemediklerini söyleyerek görüşmenin ertelenmesini talep ettiklerini, bunun sonucunda da raporun görüşülmesinin ve karara bağlanmasının usul gereği nisan ayına ertelendiğini ifade etti.

"Nisanda olumlu sonuç alacağımızı düşünüyoruz"

Kayalp, Komite'de taslak raporun mevcut haliyle oylanarak kabul edilmesinden çekinen Rum lobisinin, raporun görüşülmesini zaman kazanmak için erteleterek, politik manevrada bulunduğunu belirtti.

Kayalp, "Rapor konusu tam bir propaganda ve lobi savaşı olacak. Günün sonunda nisanda olumlu bir sonuç alacağımızı düşünüyoruz" dedi.

"Rapor, Rum beklentilerinin dışında"

Taslak raporun, Maraş'ın hemen iadesini isteyen Rum tarafının beklentilerinin dışında geliştiğini söyleyen Kayalp, Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi'ne Kıbrıs'a ziyaretlerinde sözde "Mağusa Belediye Başkanı" Aleksis Galanos'un sonsuz güven beyan ettiğini, raporun ortaya çıkmasının ardından da Rumlar'ın Komite'ye çok ağır saldırılarda bulunduklarını ifade etti.

Rumlar'ın, raporda, BM'nin 550 sayılı kararı çerçevesinde Maraş'ın Rumlara hemen iadesini ve Türk askerinin Maraş'tan çekilmesini öngören ifadenin yer almasını beklediklerini kaydeden Oktay Kayalp, "Rapor tam aksine Maraş'ın bütünlüklü çözüm çerçevesinde eski sahiplerine iadesini öngörüyor" dedi.

Kayalp, "Raporda bizim de kabul edemeyeceğimiz şeyler var. Ama dengeli bir rapor olması açısından bu dengenin korunmasını istedik" diye konuştu.

"AP Rum tezine sıcak bakmıyor"

Gazimağusa Belediye Başkanı Kayalp, kendilerinin de girişimleri sonucunda AP'nin raporda Maraş'ın bütünlüklü bir çözümün parçası olarak ele alınması konusunda ısrarını sürdürdüğünü kaydederek, "Halbuki Rumların talebi, bütünlüklü çözümden önce kendi deyimleriyle bir akvaryum olarak Maraş'ın iadesi ve Mağusa'nın iki toplumlu bir yapıya döndürülmesidir. AP Dilekçeler Komitesi, buna sıcak bakmadı. Görüşme nisana ertelendi. Nisan ayında son şekil verilerek, rapor oylanacak" dedi.

Raporun önemi

Raporun AP'de onaylanmasının önemine işaret eden Kayalp, şunları kaydetti:

Parlamentoda oylanan, karar olarak kalacak; yaptırım gücü olan bir rapor değil. Ancak parlamentoda böyle bir kararın alınmış olması AB'nin gelecekte Mağusa ve Maraş konusuna bakışına temel teşkil edecek" dedi.

"Temaslar olumlu"

Brüksel'deki temaslarına da değinen Kayalp, AP Dilekçeler Komitesi Başkanı Marcin Libicki, Yeşiller Grubu'nun İspanyol milletvekili ve bir kısım başka komite üyesi parlamenterlere görüştüklerini belirterek,

Hristiyan Demokrat Grubu dışındaki diğer tüm parti gruplarının rapordaki dengeye destek verdiklerini belirtmelerinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Oktay Kayalp, görüşmelerinde parlamenterlerin Mağusa ve Kıbrıs Türk toplumuyla ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaçları olduğunu kendisine aktardıklarını belirterek, bu talebi dikkate alarak önümüzdeki günlerde belediyede buna ilişkin çalışmalar yaparak örgütlenmeye gideceklerini söyledi.

Kayalp, raporun mevcut haliyle kabul edilmesi için çalışmaları sürdüreceklerini, bütün komite üyeleriyle ilişki kurarak Mağusa'yla ilgili bilgilendireceklerini sözlerine ekledi.

Rapor nasıl ortaya çıktı?

Söz konusu rapor süreci, Rum "Mağusalı Göçmenler Hareketi"nin Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi'ne Maraş'ın Rumlara hemen iadesini öngören dilekçe başvurusu sonucunda başlamıştı.

Konuyu incelemek üzere geçen Kasım ayında Kıbrıs'a gelen AP Dilekçeler Komitesi heyeti, incelemelerde bulunmuş, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp'ın dilekçesini de kabul ederek, Kayalp'la görüşme gerçekleştirmiş ve ardından taslak raporu hazırlamıştı.

KIBRIS 28/02/08

 

 

Hope for deal on Ledra Street
By Jean Christou

GREEK and Turkish Cypriot municipal officials met yesterday to make sure everything was in place for the expected opening of Ledra Street once the two leaders give the green light, Nicosia Mayor Eleni Mavrou said.

Mavrou said that as soon as President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat make the political decision to open the crossing point, it will take only four or five days to set in motion.

“We had a meeting between both sides to make sure everything is ready for whenever the political decision is taken,” Mavrou told the Cyprus Mail yesterday. “After that, it will take four of five days and Ledra can be opened.”

Asked if the preparations were being made on the assumption that the crossing would be opened shortly, Mavrou said she was optimistic.

“Most of the political problems have been solved. Now it’s up to them [the two leaders] to take the decision,” she added.

Mavrou said even though a lot of work still needed to be done to make safe the crossing area, which is littered with derelict buildings, this would not impede an early opening.

“The work on the buildings will take much longer,” said Mavrou.

“We are working on a two-phase plan for the support of the buildings. To complete these works will take three of four months, but it will not interfere with the opening of the street.”

There has been speculation for days that the issue of the Ledra Street crossing would be one of the first things Christofias and Talat would discuss when they meet. A meeting between the two leaders is in the pipeline and the opening of Ledra would be a first step in showing good will for the resumption of talks at a later date.

The saga of the Ledra Street crossing has been going on since December 2004 when it was hoped it would open in time for Christmas that year. However, three years later, despite the fact that both sides had torn down the walls on their respective sides, neither side could agree on the presence of Turkish troops in the area.

Outgoing President Tassos Papadopoulos refused to agree to any opening unless Turkish troops were completely removed from the area.

A Perspex glass barrier was substituted for the brick wall and the issue of Turkish troops was handed over to UNFICYP to resolve. With the new hope generated by the election of Christofias, it is hoped the problem will now be resolved more quickly.

Both Greek and Turkish Cypriot media have been full of speculation this week that the first thing Christofias and Talat will agree to will be the opening of the crossing point.

One report said the two leaders had already agreed on the phone that the move would go ahead within the next few weeks. Turkish Cypriot newspaper Afrika said the two men had also said they would be there on the day the crossing is opened.

Talat is due to meet Moller tomorrow.

CYPRUS MAIL 28/02/08

 

Hristofyas’ın kabinesi yemin etti

İlk bakanlar kurulu toplantısında konuşan Hristofyas, hükümet programının herkes için bağlayıcı olduğunu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve adil bir toplum yaratılması için çalışmak gerektiğini söyledi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 06:53 ET 29 Şubat 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın kabinesinde yer alan, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu dışındaki bakanlar, Hristofyas’ın huzurunda yemin ederek görevlerine başladı.

Yeni kabine, ilk Bakanlar Kurulu toplantısını da yaptı. Hristofyas, hükümet programının hayata geçirilmesinin önemine değinerek, hükümet programının herkes için bağlayıcı olduğunu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve adil bir toplum yaratılması için çalışmak gerektiğini söyledi.

Kabinede AKEL’den 5, Demokratik Parti DİKO’dan 3, sosyalist EDEK’ten 2 ve Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketi EPALKSİ’den 1 bakan bulunuyor.

Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun Pazartesi günü yemin edeceği belirtildi.

YENİ RUM KABİNESİ
*Markos Kiprianu-Dışişleri Bakanı (DİKO): 22/1/1960’ta Limasol’da doğdu. Atina ve Cambridge Üniversitelerinde hukuk öğrenimi gördü. 1991-2003 tarihleri arasında, Ekonomi Bakanı olarak atanana kadar, DİKO’dan milletvekilliği görevini yürüttü. 2004’te AB Sağlık Komiseri olarak atandı.
*Neoklis Silikiotis-İçişleri Bakanı (AKEL): 24/1/1959’da Limasol’da doğdu. Almanya’nın Aahen Üniversitesi Teknik Okulu’nda Makine Bilimi öğrenimi gördü. AKEL’in merkez komitesinde görev aldı ve Ağustos 2006-Haziran 2007 tarihleri arasından İçişleri Bakanlığı görevini yürüttü.
*Nikos Nikolaidis-Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı (EDEK): 2/11/1953 yılında Limasol’da doğdu. ABD’de Elektronik Mühendisliği eğitimi gördü. EDEK Siyasi Büro ve Merkezi Komitesi üyesi.
*Hristos Patsalidis-Sağlık Bakanı (DİKO): 13/12/1973 yılında Baf’ta doğdu. İngiltere’de hukuk eğitimi aldı. Avrupa Siyasi Bilimler Kurumu’nun müdürü ve Cyprus College’te hukuk bölümü öğretim görevlisi. 17 Temmuz 2007’den beridir İçişleri Bakanlığı’nda görev yapmaktaydı.
*Sotirula Haralambus-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı (AKEL): 25/12/1963’te Mağusa’da doğdu. Sofya’daki Kamu İdaresi ve Sosyal Bilimler Fakültesinde Siyasi Bilimler öğrenimi gördü. 2001’den beridir AKEL milletvekili.
*Andonis Pashalidis-Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı (DİKO): 15/7/1952’de Londra’da doğdu. 1955’te Kıbrıs’a yerleşti ve İngiltere’de hukuk öğrenimi gördü. Hukuk Bürosu sahibi.
*Mihalis Polinikis-Tarım Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı (EDEK): 6/11/1948’de Aşağı Baf’ta doğdu. Atina Üniversitesi’nde Tıp öğrenimi gördü. EDEK Baf Bölge Komitesi başkanı.
*Kipros Hrisostomidis-Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı (EPALKSİ): 5/7/1942 yılında Baf’ın Katiha köyünde doğdu. Atina ve Lüksemburg’da hukuk okudu. Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketi’nin (EPALKSİ) başkanı. 2003-2006 yılları arasında hükümet sözcülüğü görevinde bulundu, 2006’da AKEL’den milletvekili seçildi.
*Harilaos Stavrakis-Ekonomi Bakanı (AKEL): 1956’da doğdu. Harward ve Cambirdge’de ekonomi okudu. Bankalarda 20 yıllık tecrübesi bulunmaktadır ve Haziran 2005 tarihinde Rum Elektrik Kurumu (AİK) Yönetim Kurulu başkanlığına atandı.
*Kostas Papakostas-Savunma Bakanı (AKEL): 12/11/1939’da “Ayia Triada” (Sipahi) köyünde doğdu. 1955-59 EOKA örgütünde ve 1963-1964 döneminde, ileri sürüdükleri “Türk ayaklanmasına” karşı mücadelede yer aldı. 18 yıl boyunca RMMO’da hizmet etti ve 1978’te Rum polis çevik birliğine katıldı. 1996’dan beri AKEL milletvekili.
*Andreas Dimitriu-Eğitim ve Kültür Bakanı (AKEL): 1950’de “Strongilos’ta” (Turunçlu) doğdu. Selanik Üniversitesi’nde Psikoloji öğrenimi gördü ve 1996 yılına kadar burada öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Rum Kıbrıs Üniversitesi’nde dekan.
*Stefanos Stefanu-Hükümet Sözcüsü (AKEL): 21/1/1965 tarihinde “Yerolakko’da” (Alayköy) doğdu. Sofya Üniversitesi’nde Siyasi Bilimler öğrenimi gördü. 1996 yılında EDON’un genel sekreteri seçildi. Seçimler döneminde Hristofyas’ın sözcülüğünü yaptı.

Hristofyas, yemin ederek göreve başladı

ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ ÇÖZÜM"...Rum Yönetimi Başkanlığı'na, hayatının amacına ulaşmak için aday olduğunu, bu amacının da "Kıbrıs sorununa adil çözüm bulunması" olduğunu söyleyen Hristofyas, yeni atadığı Bakanlar Kurulu'yla birlikte, seçim öncesinde verdiği taahhütleri yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağını kaydetti ve hükümetinin birinci önceliğinin Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu aktardı

KIBRISLI TÜRKLERE MESAJ.... Kıbrıslı Türklerin "Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olarak bütün haklarından yararlanmaları yönünde çalışacağı" tezini yineleyen Hristofyas, "Açıklıkla yinelemek isterim ki; Kıbrıslı Türklerin haklarının; Kıbrıslı Rum, Maronit, Ermeni ve Latin vatandaşlarımızın hakları aleyhine olacak şekilde yeniden tesis edilmesi mümkün değildir" vurgusunu da yaptı

Rum Yönetimi'nin yeni Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum Meclisi'nin "yeni başkanın yemin etmesi" gündemiyle dün öğleden sonra gerçekleşen birleşiminde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü koruyacağına" dair yemin ederek görevine başladı.

Rum Meclisi salonunda hazır bulunanlar Hristofyas'ın yeminini ayakta dinledi.

Yeminin ardından Rum Meclisi toplantı salonunda hazır bulunanlara hitap eden Hristofyas, Rum halkının verdiği yetkiyle Güney Kıbrıs için yeni bir dönemi başlatacaklarını, yeni dönemin niteliğinin; Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulma yönündeki çabaların yoğunlaştırılması olacağını söyledi.

Dün itibarıyla 7 yıl süren Rum Meclisi Başkanlığı görevinin de sona erdiğine işaret eden Dimitris Hristofyas, bu süre içerisinde Güney Kıbrıs'ın Avrupa müktesebatına uyumu ve AB üyeliği için çalıştıklarını, Kıbrıs sorununun uluslararası alanda ileri götürülmesi yönünde diplomatik çalışmalar yaptıklarını hatırlattı.

Rum Yönetimi Başkanlığı'na, hayatının amacına ulaşmak için aday olduğunu, bu amacının da "Kıbrıs sorununa adil çözüm bulunması" olduğunu söyleyen Hristofyas, yeni atadığı Bakanlar Kurulu ile birlikte, seçim öncesinde verdiği taahhütleri yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağını kaydetti ve hükümetinin birinci önceliğinin Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu aktardı.

Rum Yönetimi Başkanlığı'na adaylığını koymasındaki en temel nedenin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olduğunu tekrarlayan Hristofyas, talep ettiği çözümü şu sözlerle anlattı:

"Başkanlığımızın hedefi..."

"Başkanlığımız'ın hedefi; işgale ve kolonizasyona son verecek adil, yaşayabilir ve işleyebilir çözümü başarmaktır. Egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğini yeniden tesis edecek; yabancı güçlerin iç meselelerimize askeri müdahale hakkını eleyecek; toprağı, halkı, ülkemizin kurumlarını ve ekonomisini; 1977 Makarios-Denktaş ve 1979 Kiprianu-Denktaş Doruk Anlaşmaları'nda öngörülen iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde birleştirecek bir çözüm.

İki bölgeli, iki toplumlu Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek bir egemenliği, uluslararası temsiliyeti ve vatandaşlığı olmalıdır. Çözüm; BM'nin Kıbrıs'la ilgili kararlarına dayanmalı, Uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna ve de insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelere uygun olmalıdır.

Göçmenlerin mülklerine geri dönme hakları da dahil; halkın tamamının -Kıbrıslı Türklerin, Rumların, Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin- insan haklarını ve temel özgürlüklerini tesis edecek bir çözüm istiyoruz.

Türk işgal ordularının çekilmesini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin askersizleştirilmesini öngörecek bir çözüm istiyoruz. Nihai hedef; Kıbrıs'ın tamamının askersizleştirilmesi olmaya devam ediyor."

"İki toplumun siyasi eşitliği..."

Dimitris Hristofyas, iki toplumun federasyon çerçevesindeki siyasi eşitliğini; Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında belirlenen şekliyle desteklediklerine dikkat çekti. Çaba harcanmasına rağmen Kıbrıs sorununun 34 yıldır çözülemediğini hatırlatan Hristofyas, "Çözümsüzlüğün nedeni, Türkiye'nin, Kıbrıs halkının çıkarına olacak bir çözümü kabul etmemesidir" iddiasında bulundu ve "sorunun adil, yaşayabilir ve işleyebilir şekilde kapanması ve uluslararası hukuk ilkelerinin yeniden tesis edilmesi zamanının geldiği inancındayım" dedi.

Rum Yönetimi Başkanı, Türkiye'nin 1974'te gerçekleştirdiği Barış Harekâtı'nı "istila" olarak niteledi ve Türkiye'nin "Ada'nın büyük bölümündeki mevcudiyeti ile uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ettiğini" savundu.

Kıbrıs sorunundaki çıkmazın kırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü yönünde kapsamlı müzakerelerin başlaması şartlarının yaratılmasının başlangıç noktası olarak 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesini gösteren Hristofyas, söz konusu anlaşmanın, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri ve genel olarak Güvenlik Konseyi tarafından benimsenip desteklenmekte olduğunu söyledi. Hristofyas, "8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesi yönünde diyaloğa hazır olduğumuzu beyan ediyorum ve Kıbrıs Türk tarafından da karşılık bulacağımızı umuyorum" ifadesini kullandı.

"Kıbrıslı Türklerin hakları..."

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, konuşmasının devamında Kıbrıslı Türklere hitap ederken "dostluk ve barışçıl şekilde bir arada yaşama konusunda daha iyi niyetler taşıdıklarını" söyledi. Kıbrıslı Türklerin "Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olarak bütün haklarından yararlanmaları yönünde çalışacağı" tezini yineleyen Hristofyas, "Açıklıkla yinelemek isterim ki; Kıbrıslı Türklerin haklarının; Kıbrıslı Rum, Maronit, Ermeni ve Latin vatandaşlarımızın hakları aleyhine olacak şekilde yeniden tesis edilmesi mümkün değildir" vurgusunu da yaptı.

Rum halkına; Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası alanda çeşitli yönlerde yoğun faaliyet göstereceklerine dair söz verdiklerini hatırlatan Dimitris Hristofyas, Rum başkanlık seçimlerinin hemen ardından uluslararası unsurun; Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında birlikte yürümeye hazır olduğunu beyan etmesinden memnuniyet duyduğunu söyledi. Hristofyas, verdiği sözü yerine getirmek için BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi nezdinde faaliyet göstereceği vaadinde bulundu ve şunları söyledi:

"Güvenlik Konseyi'nin, son kararında yer alan ve iki toplumu, çözümün yine Kıbrıslılar tarafından bulunması için çabalara yapıcı şekilde dahil olmaya çağırdığı tutumunu kutluyoruz. Biz bu işbirliğinin geliştirilmesi için sebatla; Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla yeniden yakınlaşmayla ve onlarla kurduğumuz tarihî ilişkileri de değerlendirerek çalışacağız."

"Çözüm çabalarında AB de

rol oynayabilir ve oynamalıdır"

BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu yerine getirirken; iki taraf arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve ileri götürülmesine katkıda bulunmasının ve Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin beşinin birden, Kıbrıs sorununu, BM'nin Kıbrıs'la ilgili kararlarına uygun olarak topluca yürütmelerinin önemine dikkat çeken Dimitris Hristofyas, "AB'nin de çözüm çabalarında rol oynayabileceğini ve oynaması gerektiğini" savundu. Hristofyas, "Biz Avrupalı ortaklarımızın desteğini bekliyor, çıkmazın aşılması ve Kıbrıs sorununun çözülmesine katkı yapmalarını bekliyoruz" dedi.

Hristofyas, Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasının kolay bir şey olmadığına dikkat çekti, zorlukların bilincinde, sürekli çalışmak gerektiğinin de farkında olduğunu ifade etti. Dimitris Hristofyas, "Çözümün anahtarı Ankara'nın elinde bulunuyor. Çözüm için işbirliği yapmaya karar vermesi gereken Türkiye'dir" iddiasında bulundu.

Çözüm çabalarının önemli şartı ve olmazsa olmazının iç cephede birlik ve bütünlük olduğunun altını çizen Hristofyas, herkesin, ortak hedef olan çözüm için seferber olması gerektiğini, iç cephede birliğin inşa edilmesinin ve diyaloğun, hükümetinin birinci önceliklerinden olduğuna işaret etti.

Dimitris Hristofyas, konuşmasını tamamlamasının ardından Rum Yönetimi eski Başkanı Tasos Papadopulos ve eşini uğurladı; tebrikleri kabul etmek için Meclis'teki ofisine geçti. Tebrik kabulünün ardından da, Papadopulos'tan görevi devralmak için Rum Başkanlık Köşkü'ne geçti.

Hristofyas'ın özgeçmişi

Dimitris Hristofyas, 1946 yılında Aşağı Dikomo'da doğdu.

Hristofyas, Moskova Sosyal Eğitim Fakültesinde eğitim gördü. 1982 yılında AKEL'in Merkez Komitesine, 1986 yılında AKEL'in Politbürosu üyeliğine seçildi ve 1988 yılından itibaren partinin genel sekreterliği görevini yürütüyor.

Hristofyas, 1991'de Rum Temsilciler Meclisi'ne AKEL milletvekili olarak girdi ve 2001 yılında Rum Meclis'in başkanlığına seçildi.

İngilizce ve Rusça bilen Hristofyas. Evli ve üç çocuk babasıdır.

KIBRIS 29/02/08

 

 

Umudunuzu kaybetmeyin ve Avrupa'ya güvenin

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere Avrupa Parlamentosu milletvekili Richard Howitt, Kıbrıslı Türkleri referanduma evet değdi için tekrar kutladığını belirterek, "Umudunuzu kaybetmeyin ve Avrupa'ya güvenin" dedi.

Kıbrıs'ta barışın ve iki tarafın uzlaşmasının mümkün olduğunu kaydeden Howitt, çözüm için Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın politik cesareti olması gerektiğine işaret etti.

İngiltere Parlamentosu'nun AP Milletvekili Howitt, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ta yapılan seçimlerin sonucunda Hristofyas'ın başkanlığını olumlu karşıladığını belirterek, "Kıbrıs'taki bu değişikliği hoş karşılıyorum. Kıbrıs'ta bir çözüm ve uzlaşmanın sağlanması için seçim sonucunun olumlu yönde fayda sağlayacağını düşünüyorum" dedi.

Kıbrıs sorununun hem ada halkı hem de Avrupa Birliği için önemli bir konu olduğunu belirten AP Milletvekili Richard Howitt, "Seçim sonucunun olumlu yönde Kıbrıs'ın geleceğini değiştireceğini umuyorum. Kıbrıs'ta uzlaşmanın ve barışın sağlanması hem ülke halkı hem de Avrupa'nın yararına olacaktır" diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının referandumda 'evet' diyerek adada çözümün sağlanması için barış ve anlaşmadan yana olduğunu gösterdiğini ve bu durumun AB için çok önemli olduğunu vurgulayan AP Milletvekili Howitt, "Avrupa'nın referandum sonrası Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmesi çok önemli. Bu konuda çok çalışıyorum.Bu sözlerin tutulması, Ada da ki tüm insanlara AB'nin ciddiyetini gösterir.Biz iki toplum arasında ki farklılıkların ve ayrımın sonsuza kadar devam etmesini değil, iki tarafında tekrar çözüm için müzakerelere başlamasını istiyoruz."diye konuştu.

AP Milletvekili Howitt, 'biz ayrımcılık yapmıyoruz' diyerek, müzakere sürecinin tekrar başlaması durumunda Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın görüş, düşünce ve beklentilerinin kendileri için önemli olduğunu ifade etti.

Kuzey Kıbrıs Türklerine bir mesaj gönderen AP Milletvekili Howitt, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türk Toplumundan umutlarını kaybetmemelerini ve Avrupa'ya güvenmelerini istiyorum.Kuzey Kıbrıs'da ki insanları referanduma evet dedikleri ve çözümden yana olduklarıni gösterdikleri için tekrar tebrik ediyorum."

Kıbrıs'ta barışın ve iki tarafın uzlaşmasının mümkün olduğunu belirten AP Milletvekili Richard Howitt, Kıbrıs'ta çözüm için Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın politik cesareti olması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 29/02/08

 

Christofias: a new presidency for all
By Andreas Avgousti

Solution to Cyprus problem and a fairer society are part of new president’s vision

“MY PRESIDENCY will be a presidency for all Cypriots”: these were Demetris Christofias’ concluding words in his first speech as President of the Republic of Cyprus.

In his half-hour long address to the House of Representatives at the ceremony for his investiture, the new President skimmed over the major issues his government would concern itself with.

“I ran for the Presidency of the Republic inspired by a life-long vision: the achievement of a just solution to the Cyprus problem and the building of a fairer society”, he said.

His “top priority” is the solution to the Cyprus problem, which persists, “due to Turkey’s refusal to accept a solution that would be to the benefit of the people of Cyprus.”

Christofias identified the July 8 agreement as, “the starting point to break the deadlock”.

He went on to assure Turkish Cypriots of his best intentions, while in the same breath emphasising that, “the restoration of the rights of the Turkish Cypriots cannot take place at the expense of the rights of the Greek Cypriot and of our Maronite, Armenian and Latin compatriots.”

He promised to, “promote unity and collective leadership in the handling of the Cyprus problem, through the upgrading and more effective operation of the National Council.”

Indeed, DISY is poised to return to the National Council following a party decision on Wednesday.

Above and beyond European foreign policy decisions which are taken collectively by the member-states, Christofias said that “Cyprus can become a bridge between Europe and the countries in our region as well as those of the non-aligned movement.”

On the domestic scene, social justice was the watchword.

Christofias said that both his personal history and AKEL’s history constituted “a guarantee for an anthropocentric policy.”

The mixed economic model which he stands for is in line for an upgrade over the next five years.

The model is “based on the cooperation between the initiatives of the private, the public and the cooperative sectors”, he said.

The successful track record of the model and its individual merits have “convinced [us] that his model has not exhausted its possibilities.”

He lauded the entirety of the electorate because “with their massive participation, away from fanaticism, bigotry and excesses, they have confirmed that democracy in our country has matured.”

“We can all be proud of” the fact that “the citizens trust the political process and the politicians.”

Christofias buried the hatchet of election skirmishes between himself and outgoing President Tassos Papadopoulos over the achievements of the government.

“We can certify that during Mr. Tassos Papadopoulos’ term in office a great deal has been accomplished.”

He also spoke of the achievements of the House of Representatives during his tenure as House President from May 2001 until now.

He singled out the harmonisation of Cyprus with the acquis communautaire and the strengthening of parliamentary diplomacy as the two greatest achievements of his House Presidency.

“Cyprus can do better”, Christofias said thus inaugurating the “new era which will be marked by the renewal of the political life of the country and the modernisation of our society.”

CYPRUS MAIL 29/02/08

 

Christofias’ new Cabinet offers few surprises
By Andreas Avgousti

PRESIDENT Demetris Christofias followed an expected route in appointing his new Cabinet yesterday.

Five ministries went to AKEL, four to DIKO and two to EDEK suggesting that the tripartite alliance has been revived, if unofficially, despite previous denials.

MEP and European Union Health Commissioner Markos Kyprianou has been appointed Foreign Minister.

DIKO’s Kyprianou had already handed in his resignation from his post to EU Commission President Jose Manuel Barroso yesterday.

The remainder of the term of Kyprianou’s Commission post will be served by United Democrat Androulla Vassiliou, wife of former AKEL-backed President George Vassiliou.

Chief Executive Officer of the Bank of Cyprus Charilaos Stavrakis was appointed Finance Minister.

In 2006, President Tassos Papadopoulos had appointed Stavrakis at the helm of the Electricity Authority.

Stavrakis’ appointment sees a continuation of the policy of placing a technocrat at the helm of the economy, rather than a politician.

Outgoing Finance Minister Michalis Sarris did not have any political affiliations and had in fact offered his services to both remaining presidential candidates, Ioannis Kasoulides and Demetris Christofias, prior to the second round of the presidential elections last week.

“We must work in harmony to secure a competitive economy,” said Stavrakis.
“There is room for improvement in the mixed economy, so as to perfect its services in the interests of the simple Cypriot citizen.”

AKEL’s Neoklis Sylikiotis returns to the Cabinet as Interior Minister.

In the outgoing government Sylikiotis had briefly served as Education Minister after the sudden death of Pefkios Georgiades.

Sylikiotis was terse and to the point: “We begin work at once. Our aim is to implement the governmental programme, as announced by Demetris Christofias in the election season.”

Former Chief of Police and Acting President of the House, Costas Papacostas is the new Defence Minister.

“I will do what I can and I will do what I should,” Papacostas said.

Sporting a career in the National Guard, the Police and the House of Representatives, Papacostas said that his new post is, “a return to my roots.”

Rector of the new Technical University of Cyprus and AKEL man Andreas Demetriou has been appointed Education Minister.

Lawyer and DIKO MP Antonis Paschalides is the new Minister for Commerce Industry and Tourism.

EDEK’s Nicos Nicolaides is the new Communications and Works Minister, while
the Ministry of Agriculture, Natural Resources and the Environment was also given to Socialist EDEK man Michalis Polynikis.

PEO trade union activist Sotiroulla Charalambous, the only woman in the new Cabinet, takes over as Labour Minister.

Kypros Chrysostomides, who had formerly served as government spokesman in the Papadopoulos administration, will be the new Minister of Justice and Public Order.
Chrysostomides, the leader of the Front for the Reconstruction of the Centre, was elected as an independent MP on the AKEL ticket in May 2006.

Interior Minister Christos Patsalides is the only current minister who remains in the Cabinet, albeit at a new post.

He is now Health Minister and will oversee the implementation of the General Health Plan promised by Christofias.

“I will co-operate fully in the attempts to implement the new government’s programme, while I will also respect the party (DIKO) which has suggested my appointment”, he said.

“Hard work is the order of the day. I’m honoured to serve two different governments.”

Four non-Cabinet appointments saw an equivalent number of AKEL supporters assume positions around the President.

The ministerial-level Cabinet post of Government spokesman was given to Christofias’ press officer Stefanos Stefanou.

Titos Christofides has been appointed the Undersecretary to the President, while Vassos Georgiou is the new director of the President’s Office.

Former Foreign Minister and High Commissioner to London, George Iacovou, is the new Presidential Commissioner

The move sees the revival of a post abolished by Papadopoulos five years ago.
“Ever since 1974, I have devoted the majority of my time to the Cyprus problem,” Iacovou said.

“I hope to be one of the President’s closest associates.”

Finally, former Green MP and HTI lecturer Charalambos Theopemptou can resume his work as Environment Commissioner.

The post was first established by Papadopoulos in an effort to upgrade environmental policies.

At 10am today, confirmation of the new Cabinet will take place at the Presidential Palace, and will be followed by the first Cabinet meeting.

CYPRUS MAIL 29/02/08