AİHM: Kıbrıs’ta çözüm olursa davalar düşer

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa, Kıbrıs’ta çözümün sağlanması durumunda mahkemenin davaları düşürebileceğini söyledi

AA

Güncelleme: 10:18 TSİ 22 Eylül 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa, Rum haber ajansına verdiği demeçte, “ayrıca mahkemenin kararlarının herhangi bir sorunun çözüm çabaları üzerinde etkisi olmaması gerektiğini” ifade ederek, “sorunların çözümünün siyasi bir süreç olduğunu, mahkeme kararlarının ise tamamen hukuksal bir konu olduğunu” kaydetti. AİHM Başkanı Costa, ancak, Kıbrıs’ta bir çözümün, askıda olan davaların sayısının azalmasına yol açacağı konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

 

“Bir siyasi çözüm bulunması halinde askıda olan davalara ne olacağıyla” ilgili bir soru üzerine Costa, şöyle konuştu: “Tahminlerde bulunmak imkansızdır, ancak öngörüde bulunulabilirim ve ben bunu söylerken çok ihtiyatlıyım. Kıbrıs’ta toplumlar arasında siyasi bir anlaşma, birçok davada bir tür dostça anlaşma sonucunu doğurabilir ve bu durumda mahkemenin bu anlaşmaların doğru formül olup olmadığını kontrol edebilmesi ve böyle olması halinde davaları mahkemenin dava listesinden düşürmesi mümkün olabilecektir.”

AİHM Başkanı, “Yeşil Hat’tı ziyaretinin kendisine ‘Berlin Duvarı’nı hatırlattığını” da ifade ederek, “tek bölgeli ve tek kimliği olabilecek bir ada görmeye başlıyoruz” dedi.

 

Hristofyas: Maraş önceliğimiz

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristofyas, KKTC’nin yönetimi altında olan Maraş’ın Rumlara iadesinin hükümetleri için önceliklerden biri olduğunu söyledi.

AA

Güncelleme: 10:18 TSİ 22 Eylül 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum haber ajansına göre, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitiris Hristofyas, bu akşam bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Mağusa (Maraş) konusu uygun zamanda masaya getirilecek” dedi ve Kıbrıs Türk tarafının bu meseleye “iyi niyetle” bakması temennisinde bulunduğunu ifade etti.

 

Kapsamlı Kıbrıs müzakerelerine de değinen Hristofyas, “Kıbrıs’ta siyasi güçlerin doğrudan müzakerelerden olumlu bir sonucun çıkmasını beklediklerini” kaydetti ve Kıbrıs Rum tarafının doğrudan müzakerelere “iyi niyetle katıldığını” söyledi.

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu da, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünde her zaman önceliğinin Maraş olması gerektiği konusunda ısrarlı olduğunu söyledi.

Kiprianu, “devam etmekte olan doğrudan müzakerelerin yeni sürecinde, Maraş’ın, güven yaratıcı önlemler çerçevesinde Rumlar’a verileceğini umduğunu” kaydetti.

Beyinlerdeki duvarlar yıkılmalı

Zamanla beyinlerde bazı düşüncelerin yerleştiğini ve bunların değişmesinin kolay olmadığını söyleyen Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, Lokmacı'daki duvarın yıkılmadığını, önemli olanın beyinlerdeki duvarları yıkmak olduğunu vurguladı

 

   Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın başlattığı yeni çözüm sürecinden umutlu olduğunu söyledi.

   İki liderin kendi aralarında iyi ilişkileri olduğunu ifade eden Mavru, ancak çözüme ulaşmanın zor olduğunu kaydetti.

   Zamanla beyinlerde bazı düşüncelerin yerleştiğini ve bunların değişmesinin kolay olmadığını dile getiren Eleni Mavru, Lokmacı'daki duvarın yıkılmadığını önemli olanın beyinlerdeki duvarları yıkmak olduğunu vurguladı.

   KIBRIS TV Genel Müdürü Hüseyin Ekmekçi ve Haber Koordinatörü Aytuğ Türkkan, Güney Kıbrıs'ın nabzını tutmaya devam ediyor. Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, KIBRIS TV'ye özel açıklamalarda bulundu...

 

"Hoş geldiniz" diyerek karşılandık

 

   Sempatik tavırlarıyla dikkat çeken Eleni Mavru, KIBRIS TV ekibini Türkçe "hoş geldiniz" diyerek karşıladı. 2004 referandumu öncesi İstanbul'da bir ay kalan Mavru, burada Türkçeyi de öğrenme gayreti içerisine girmiş... "Biraz anlıyorum ama zorlanıyorum çünkü pratik yapmıyorum" diyen Mavru'yla çevirmen aracılığıyla röportajımızı gerçekleştirdik...

   Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, yeni süreçten umutlu olduğunu çünkü Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Lider Hristofyas'ın arasında iyi ilişkiler olduğunu söyledi. Kıbrıs'ı birleştirmek ve çözüme ulaşmanın oldukça zor olduğunu da ifade eden Mavru, "Çözüm için bunca zamandır yapılan ve başarısız olunan girişimler işleri zorlaştırıyor" dedi.

 

"Önemli olan sürecin başarıya ulaşması"

 

   Beyinlerde bazı düşüncelerin yerleştiğini ve değişmesinin de kolay olmadığını ifade eden Mavru, bu konuda Lokmacı duvarını örnek gösterdi.

   Lokmacı barikatının açılmasının önemine vurgu yapan Mavru, bunun önemli ve sembolik bir adım olduğunu söyledi.

   Mavru, "Önümüzde uzun bir yol var. Aslında Lokmacı duvarı yıkılmadı. Yeryüzünde duvarların yıkılması kolaydır ama önemli olan beyinlerdeki duvarların yıkılmasıdır" diye konuştu.

   Mavru her şeyden önemlisinin ise; yeni başlayan müzakerelerin başarıya ulaşması olduğunun altını çizdi.

 

"Liderler endişeleri dikkate almalı"

 

   Çözüm çalışmalarında liderlerin üzerinde mutabakata vardıkları iki toplumlu iki bölgeli çözüm modelinin her iki toplumun endişelerine yanıt verdiğini dile getiren Mavru, liderlerin her iki toplumun hassasiyetlerini gözetecek bir çözüm planında anlaşmaları gerektiğini de vurguladı.

   Gerek Talat gerekse Hristofyas'ın iki halkın endişelerini dikkate alması gerektiğinin altını çizen Mavru, konunun ne sonu gelmez bir müzakere sürecine, ne de dar bir zaman çerçevesine sıkıştırılmaması gerektiği uyarısında bulundu.

 

Günlük sorunların çözümü konusunda LTB'yle işbirliğimiz var

 

   Kıbrıs sorunu yanında Lefkoşa'yla ilgili gelişmelere de değinen Eleni Mavru, Lefkoşa Türk Belediyesi'yle (LTB) iyi ilişkiler içerisinde olduklarını söyledi.

   Günlük sorunların çözülmesi konusunda işbirliği yaptıklarını özellikle tarihi ve kültürel mirasın korunmasına ilişkin çalışmalar ve kanalizasyon, katı atık projesiyle ilgili çalışmalarda yol aldıklarına dikkat çeken Mavru, "Ancak bu işbirliği kolay değil. Ne zaman Kıbrıs sorununda bir çıkmaza girilirse işbirliği de sıkıntıya giriyor" dedi.

   Belediyelerin işbirliğinin önemine işaret eden Mavru, bu çalışmaların çözüme yönelik olumlu mesajlar verdiğini vurguladı.

 

Çözümsüzlük sorunlar yaratıyor

 

   Büyük projelerde çözümsüzlüğün yarattığı konjöktür nedeniyle sıkıntılar yaşadıklarını kaydeden Rum Belediye Başkanı Mavru, buna çöp işlem merkezini örnek gösterdi.

Mavru, yapılması planlanan çöp işlem merkezinin Kıbrıs sorununun sürmesi nedeniyle bir Kuzey'de bir de Güney'de olmasının planlandığını bunun da ekonomik yükü iki katına çıkardığını sözlerine ekledi.

KIBRIS 22/09/08

 

 

ODTÜ, enerjiyi vücuttan çıkardı

 

23/09/2008 RADIKAL

ODTÜ'de vücuttaki el-kol hareketlerinden yüksek oranda elektrik enerjisi üreten bir metot geliştirildi

 ANKARA - ODTܒlü araştırmacılar, el-kol hareketleri gibi düşük frekanslı sarsıntılardan yüksek oranda elektrik enerjisi üreten bilimsel bir metot geliştirdi.

ABD’de patentle korumaya alınan yöntemde, düşük frekanslı sarsıntılar önce yüksek frekansa, sonra da elektrik enerjisine çevriliyor. Türk araştırmacıların geliştirdiği sistem, dünyadaki örneklerinden düşük frekanslarda bile yüksek enerji elde etme özelliğiyle öne çıkıyor. ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Külah, son dönemlerde popüler olan mikroelektromekanik sistemler (MEMS) ile nem, sıcaklık, basınç ve sarsıntıyı enerjiye çeviren yüksek performanslı algılayıcıların çok düşük maliyetlerle üretilebildiğini belirtti.

 

-ELEKTRONİK CİHAZLAR KÜÇÜLDÜ-

MEMS’in yanısıra gelişen kablosuz iletişim teknolojisinin de çevresel gözlem gibi pek çok askeri ve sivil uygulamada yeni kullanım alanları yarattığını anlatan Külah, bu teknolojiyle günlük hayatta kullanılan cep telefonu, avuç içi bilgisayar, müzik çalar gibi elektronik cihazların da artık daha küçük boyutlarda üretilebildiğini ve daha az enerjiye ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Isı, ışık, akustik gibi alternatif enerji kaynakları arasındaki sarsıntının her ortamda bulunabilir olmasının ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Külah, çevresel sarsıntıya, kalabalık bir yol kenarında bulunan pencere sarsıntıları, insan vücudunun hareketiyle oluşan sarsıntılar ya da otomobilin yüzeyindeki sarsıntıları örnek gösterdi.

Bugüne kadar sarsıntıdan mikroçip seviyesinde enerji üretmek üzere çeşitli araştırma gruplarının bir takım çevirim yöntemleri sunduğunu anımsatan Külah, ODTÜ MEMS Merkezi’nde geliştirdikleri projeleriyle ilgili şu bilgileri verdi: "TÜBİTAK destekli araştırma projemizde MEMS teknolojisi kullanarak çevresel titreşimlerden yani hareket enerjisinden elektriksel enerji üretebilen yapılar geliştirdik. Bu yapılar rezonans bir kol, bu kol üzerindeki metal sarımlar ve sabit bir mıknatıstan oluşuyor. Rezonans kol ve üzerindeki metal sarımlar, çevresel titreşimlerle, sabit mıknatısa göre hareket ederek elektriksel enerji üretiyor. Üretilen enerji, bu kollardan birden fazla yapılarak, seri olarak bağlanmasıyla artırılabiliyor."

Külah, geliştirdikleri sistemde düşük frekanslı sarsıntıların yüksek frekanslı sarsıntılara, daha sonra da elektrik enerjisine çevrildiğini belirtti.

 

-ELEKTRİĞİ DEPOLAYABİLİYOR-

Üretilen enerjinin daha sonra kullanılmak üzere depolanabileceğini aktaran Külah, ayrıca 8x9.5x0.5 mm boyutları ve 200 mg ağırlığı ile kolay tanışabildiğini belirten Külah, sistemin özellikle mikro algılayıcılar, kablosuz iletişim ve askeri uygulamalarda kullanılabileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Gelecekte ortam sıcaklığını, bu ortamda biyolojik bir silahın bulunup bulunmadığını ya da bir bölgede hareketin bulunup bulunmadığını ölçen minik toz şeklinde mikroçipler olacak. Böyle bir sistemde pil kullanılamayacak. Ortamın hareketinden enerjiyi depolayacak, günde bir defa bilgiyi ilgili birime iletebilecek sistemler gerekecek. Bu teknoloji günlük hayatta da cep telefonu, MP3ve IPhone ve giyilebilen bilgisayar gibi elektronik cihazlara da enerji sağlayacak. Sistem, mikro boyutlarda olduğundan görünmezlik teknolojilerinde de kullanılabilecek. Özellikle savunma sanayinde de çok popüler kullanımları söz konusu olabilecek. Örneğin bir askerin kol saatinde kimyasal ve biyolojik sensörlere enerji sağlayabilecek."

 

-DİĞERLERİNDEN FARKI-

Külah, yaptıkları çalışmanın dünyada pek çok araştırma kuruluşunun geliştirdiği sistemlerden farkını ise "Dünyada çok düşük frekanslarda kullanılabilir seviyede enerji üretebilen sistemler bildiğimiz kadarıyla bulunmuyor. Bizim çalışmamız diğer çalışmalardan el ve kol gibi çok düşük frekanslı bir sarsıntıdan bile bir mikroçipi çalıştırabilecek yeterli enerji üretmesiyle ayrılıyor" sözleriyle özetledi. (aa)

 

Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm ihtimali uzun zamandır olmadığı kadar fazla

ZERİHOUN'DAN ORTAK YURDU YENİDEN YARATILMASI TEMENNİSİ... Zerihoun, "Kapsamlı çözüm ihtimali uzun zamandır olmadığı kadar fazladır" dedi. İki toplum liderinin tam teşekküllü müzakerelere başladığını söyleyen Zerihoun, iki toplum arasında güven yaratmasını umut ettikleri bir dizi önlemin ilki olan Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, her iki taraftaki Kıbrıslıları daha fazla bir araya gelip ortak bir yurdu yeniden yaratmaya teşvik etmesi temennisinde bulundu

  

   BM'nin 2002 yılında aldığı karar çerçevesinde geleneksel olarak kutlanan "21 Eylül Uluslararası Barış Günü" çerçevesinde bu akşam ara bölgede BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından bir etkinlik düzenlendi.

   İkinci Dünya Savaşı'nda yer alan Türk ve Rum gazilerin katılımıyla gerçekleşen etkinlik BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un konuşmasıyla başladı. Ardından İkinci Dünya Savaşı Gaziler Derneği Başkanı Loizos Demetriu konuşma yaptı.

   Barış adına mum yakılması ve saygı duruşundan sonra tören sona erdi.

 

Barış ille de savaş olmaması değil...

 

   Uluslararası Barış Günü'nün, barış ve refahı teşvik etme çabalarının ortaya konduğu bir etkinlik olduğuna işaret eden Zerihoun, böyle bir günde halklar ve uluslar arasındaki barış ideallerini güçlendirmekten büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.

   Zerihoun, halkların da bu fırsatı kullanarak bu yolda başarılanlara değer biçme ve geriye kalan yapılacaklar için kararlılığını tazelemek amacıyla kullandığını belirtti. Yapılacak daha çok şey bulunduğuna dikkat çeken Zerihoun, barış günü kutlamalarına rağmen savaş ve silahlı çatışmaların dünyanın birçok yerinde devam ettiğini söyledi.

   Taye-Brook Zerihoun, barışın sadece savaşın yokluğu anlamına gelmediğine işaret ederek, milyonlarca insanın zulüm ve baskı altında, aç ya da evsiz bir halde yaşadığını belirtti. Zerihoun, bu trajik gerçeğe rağmen umudun bulunduğunu da kaydetti.

 

Kıbrıs'ta umut bugüne kadar olmadığı kadar...

 

   Özellikle Kıbrıs'ta dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar umudun var olduğunu söyleyen Zerihoun, "Kapsamlı çözüm ihtimali uzun zamandır olmadığı kadar fazladır" dedi.  

   İki toplum liderinin adayı yeniden birleştirmek için tam teşekküllü müzakerelere başladığını söyleyen Zerihoun, iki toplum arasında güven yaratmasını umut ettikleri bir dizi önlemin ilki olan Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, her iki taraftaki Kıbrıslıları daha fazla bir araya gelip ortak bir yurdu yeniden yaratmaya teşvik etmesi temennisinde bulundu.

   Zerihoun, 2. Dünya Savaşı'nda dünya barışı için savaşan Kıbrıslıların bu ortak tarihinin adadaki zorlukları aşmada onları bir arada tuttuğunu söyledi.

   Konuşmasının sonunda gazilere seslenen Zerihoun, barış mumunun ışığının Kıbrıs'ta kalıcı barış ve yeniden birleşmeye taahhütlerini sembolize ettiğini belirterek, "Burada bulunarak bize güven gösterdiğiniz için teşekkür ederim" dedi.

 

Demetriu

 

   İkinci Dünya Savaşı Gaziler Derneği Başkanı Loizos Demetriu ise konuşmasında, etkinliği düzenleyerek kendilerini davet ettikleri için Zerihoun'a teşekkür etti.

   Demetriu, BM'nin gün ile ilgili kararı alma amaçlarından bahsettiği konuşmasında, örgütün en azından söz konusu günde çatışmanın devam ettiği bölgelerde ateşkes çağrısı yaptığını anımsattı.

   Demetriu, ülke ve bölge için daha çok barış diledi.

 

Savaş gazisi Klerides katılmadı

 

   Kıbrıslı Türk ve Rumlar İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Kuvvetleri arasında faşist İtalyanlara ve Nazi Almanya'sına karşı çarpışmış, Avrupa'nın çeşitli yerlerinde görev yapmışlardı.

   Etkinliğe geçmiş yıllarda sürekli katılan İkinci Dünya Savaşı Gazisi Rum Yönetimi eski başkanlarından Glafkos Klerides, bu yılki etkinlikte yer almadı. Klerides, İkinci Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde (RAF) pilot olarak görev yapmış ve 1942'de Almanya topraklarına yönelik bir operasyon sırasında uçağının düşmesi sonucu savaşın bittiği 1945 yılına kadar Almanya'da esir kampında kalmıştı.

KIBRIS 23/09/08

 

 

Gül, Ban Ki-moon ile görüşecek

Birleşmiş Milletler'in 63. Dönem Genel Kurul toplantıları çerçevesinde genel görüşmeler bugün başlayacak.

   Gül, dün 63. dönem BM Genel Kurulu genel görüşmeleri için gittiği New York'ta, Genel Kurulun yeni başkanı Miguel D'Escoto Brockmann ile görüştü.

   Cumhurbaşkanı Gül ile D'Escoto arasındaki görüşme, D'Escoto'nun BM'deki ofisinde basına kapalı yapıldı.

   Gül, görüşmenin ardından BM Genel Kurulunda düzenlenen ''Afrika'nın Kalkınma İhtiyaçları'' adlı toplantının açılışına katıldı.

   BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un da katıldığı toplantıya Genel Kurul Başkanı D'Escoto başkanlık ediyor.

   Cumhurbaşkanı Gül, bu toplantının ardından yine Afrika konulu yuvarlak masa toplantısında konuşacak. Gül'ün daha sonra BM'de devlet başkanlarıyla ikili görüşmeleri başlayacak.

   Gül'ün İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu ile de Türkevinde görüşme yapması bekleniyor.

KIBRIS 23/09/08

 

Historic house bulldozed over weekend
By Paul Malaos

Blame game starts as Dr Ihsan Ali’s house razed

FAMILY members and supporters of Dr Ihsan Ali were yesterday stunned to find out that the peace activist’s family home had been demolished at the weekend.

Dr Ali, who served as counsellor to President Makarios, is known as a pioneer of bi-communal relations during the 1960s.

His Paphos home which hosted significant political meetings during these times was considered landmark of his political achievements.

Despite efforts to bring the demolition of the house to a halt; contractors last Saturday set to work tearing down the property.

Dr Ihsan Ali’s daughter sold the house in 2002 under the verbal agreement it would be preserved in its original form, only to find out recently that the new owners planned to tear it down and an erect an office block in its place.

Interior Minister Neoklis Sylikiotis said the demolition took place before the authorities could deem the house as a listed property on the grounds of its cultural and historical value.

He added that once the Interior Ministry had been informed of the new owner’s plans to demolish the property they contacted the Municipality Engineer of Paphos.

“The Interior Ministry does not have the authority to seize a demolition permit,” said Sylikiotis as the town planning authority in this case was the Paphos municipality”.

Mayor of Paphos Savvas Vergas said that he had personally not been made aware that the property had changed ownership.

He added that the company that purchased the house had applied for a demolition and building permit through the official channels, which Paphos municipality approved as the house had been deemed unfit for habitation.

Georgos Perdikis Permanent Secretary of the Green Party expressed his extreme disappointment with the authorities’ failure to intervene in the demolition of Dr Ali’s house.

He continued to say that even though the building had been demolished, the state should take measures to prevent building on the land, which he said should be used instead as a memorial to the late doctor’s personal achievements.

“This man fought against the Dentash regime,” said Perdikis, “Supporting President Makarios and the Republic.”

He noted that the Green Party had submitted a legal proposal in 2003 calling for November 8 (the date Dr Ihsan died) to be declared as the official day of reconciliation and peaceful unity between the two communities.

CYPRUS MAIL 23/09/08

 

EU to bring solar power to the north

THE EU is ready to invest €4 million in a solar energy project in the north as part of its aid programme for the Turkish Cypriot community.

The European Commission has started a project to build a pilot solar power plant for the Turkish Cypriot community that will deliver electricity to the grid in 2009. Experts are currently preparing a concept study to determine the best location and most efficient method of exploiting sunlight to produce electrical energy in the north.

The pilot power plant, which will generate a maximum 1MW of electricity, should be up and running by summer 2009, and is expected to produce over 1.5 million kWh per year.

The energy experts will discuss the opportunities and technologies available for Cyprus in renewable energies this Thursday at the EU Programme Support Office, 38-44 Kyrenia Avenue in Nicosia at 9am.

The two topics presented will be ‘The Global Energy (R)evolution’ and ‘Solar Power Generation - State of the Art and Prospects for Cyprus’.Both presentations will be followed by an open discussion. The event is open to all interested parties, subject to seating availability.

CYPRUS MAIL 23/09/08

 

Diaspora Ermenilerinin yeni hedefi Aviva

Diaspora Ermenileri, Amerikan, Fransız ve Alman sigorta şirketlerinin ardından, şimdi de İngiliz sigorta şirketlerinden davacı olmaya hazırlanıyor.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:43 TSİ 24 Eylül 2008 Çarşamba

 

PARİS - Diaspora Ermenileri adına bir grup, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere sigorta poliçeleri satan Norwich Union&Commercial Union grubunun bugünkü devamı olan Aviva sigorta grubuna karşı yüklü tazminat davası açtı.

 

Davacılar, şu anda dünyanın en büyük beşinci sigorta kuruluşu olan İngiliz şirketini, 1880-1915 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun batısında yaşayan Ermenilere sattığı yaşam ve yangın sigortaları için ödenen primlere 1915 sonrası haksız yere el koymakla suçluyorlar.

Diaspora Ermenileri daha önce de Amerikan New-York-Life Insurance, Fransız Axa ve Alman Deutsche Bank ve Dresdner Bank’tan aynı suçlamalarla davacı olmuşlardı. Açılan davalar sonunda New-York-Life Insurance ve Axa şirketleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde sigortalanan Ermenilerin varisi olduğunu kanıtlayanlara tazminat ödemeyi kabul etti.

AXA 17,5 MİLYON DOLAR TAZMİNAT ÖDEYECEK
New-York-Life şirketine tazminat için bugüne kadar yaklaşık 6 bin Ermeni varis ya da hak sahibinin başvurduğu, bunların 3 bin 700’üne tazminat ödendiği bildiriliyor.

Fransız AXA şirketiyle varılan dostane çözüm çerçevesinde de AXA varislere 17,5 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etmiş durumda. Bu miktarın 3 milyon dolarlık bölümü bir vakıf aracılığıyla Fransa’daki Ermeni derneklerine dağıtılacak.

Alman bankalarına açılan dava ise sürüyor.

 

Hristofyas: Yeni bir devlet olmayacak

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta “yeni ortaklık ve yeni devlet olmayacağını, ‘Kıbrıs cumhuriyeti’nin yeni bir devlet haline dönüşeceğini” söyledi.

AA

Güncelleme: 14:44 TSİ 24 Eylül 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum basınına göre, Hristofyas, 63. BM Genel Kurul Toplantısı için bulunduğu New York’da yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Genel Kurul’da yaptığı konuşmanın Kıbrıs ile ilgili bölümünü “kışkırtıcı” olarak niteledi. Hristofyas, “Bize söylemek istedikleri gibi yeni ortaklık yoktur, yeni devlet yoktur. Yeni bir devlet haline dönüşecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’dir” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Gül’ün BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaya Rum yönetiminin BM’deki daimi temsilcisi tarafından “resmi yanıtın verileceğini” ifade eden Hristofyas, şöyle konuştu: “Yeni ortaklık yoktur, yeni devlet yoktur. Sadece, yeni devlet haline dönüşecek olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ vardır. Bu itibarla bir kez daha vurgulamamız gerekir ki, iki toplum lideri arasında BM kararları temelinde müzakereler yapılıyor, herhangi bir anlaşma devlet tarafından imzalanmayacak. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ vardır, iki toplum vardır ve bunlar anlaşmaya varacak. Bu nedenle iki toplumlu iki bölgeli federasyondan söz ediyoruz.”

Cumhurbaşkanı Gül, 63. dönem BM Genel Kurulu genel görüşmelerinin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, Kıbrıs’ta siyasi bir çözümü sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini belirterek, “Kıbrıs’ta çözümün eşit statüye sahip iki kurucu devletten müteşekkil yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından geçtiğini” söylemiş ve “Bu hedefe yönelik süreç iki kesimliliği ve iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM parametrelerine dayanmalıdır” demişti.

 

Avrupa'nın kurak 10 kentinden 6'sı Türkiye'de

AB istatistik kurumu Eurostat, Avrupa kentlerinin en kurak 10 kentinden 6'sının Türkiye'de olduğunu açıkladı.

Avrupa kentlerindeki yaşam kalitesini incelerken kentleri iklim yönünden de ele alan Eurostat, en az yağmur alan 10 kent arasında İzmir, Manisa, Adana, Antalya, Konya ve Gaziantep'i sıraladı.

Portekiz'in Faro kenti sıralamada en kurak kent olarak ortaya çıkarken, Faro'yu sırasıyla İzmir, Portekiz'in Setubal, Yunanistan'ın başkenti Atina, Manisa, Adana, Antalya, Lefkoşa, Konya ve Gaziantep takip etti.

En çok yağmur alan 10 kent sıralamasında İngiliz ve İrlanda kentleri ilk onda çoğunlukta yer aldı, ancak ilk iki sırayı Alman kentleri Halle a. d. Saale ve Köln öne çıktı.

NÜFUS ARTIŞI

Avrupa kentlerinin nüfus artışı bakımından da istatistiklerini yayımlayan Eurostat, nüfus artışının en hızlı olduğu 10 kent içinde 5 Türk kentini sıralandı.

Hollanda'nın Almere kentinin bu konuda başı çektiği listede, Van 2'inci, Antalya 4'üncü, İstanbul 8'inci, Erzurum 9'uncu ve Bursa 10'uncu sırada yer aldı.

Nüfus artışının en az olduğu 10 ülkenin 3'ünü ise Rumen kentleri oluştururken, bu listede başı Slovenya'nın Maribor kenti başı çekti.

YAŞ GRUPLARINA GÖRE NÜFUS

Kentlerin yaş gruplarına göre nüfusu göz önüne alındığında ise en yaşlı nüfusun İtalya'da olduğu, bu sıralamada 10 kentten 9'unu İtalyan kentlerinin oluşturduğu belirtildi.

0-14 yaş grubunun nüfusa oranı göz önüne alındığında en genç nüfusun da Hollanda'nın Almere kentinde olduğu, iki İngiliz kentinin bunu takip ettiği ifade edilirken, çoğu kentlerde nüfusun büyük bölümünü 0-14 yaşın oluşturduğu Türkiye'nin bu listenin dışında bırakıldığı kaydedildi.

Eurostat'ın raporunda, "Türkiye 0-14 yaş listesine dahil edilseydi liste sadece Türk kentlerinden oluşurdu" ifadesi kullanıldı.

HURRIYET 24/09/08

 

15 bin asker kobay olarak kullanıldı

 

24/09/2008 RADIKAL

Birinci Dünya Savaşı sırasında Mısır’da esir düşen 15 bin Osmanlı askeri üzerinde İngilizlerin deney yaptığı iddia edildi


ADANA - Tarihçi-yazar Cezmi Yurtsever, Osmanlı askerleri için 1920 yılında Mısır’da esir kampı oluşturulduğunu ve kobay olarak kullanılan 15 bin Türk askerinin kimyasal madde konulmuş su tanklarında zorla banyo yaptırılarak kör edildiğini öne sürdü.
Yurtsever, düzenlediği basın toplantısında, 1917 yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun Gazze-Birüssebi savaşında ağır bir yenilgi aldığını belirtti.
Osmanlı ordusundan Arabistan cephesinde 150 bin askerin esir düştüğünü ve Türk askerleri için Mısır’da esir kampları kurulduğunu anlatan Yurtsever, şöyle konuştu:
"TBMM’nin 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtlarında, Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk’e sundukları takrir belgesinde ’Mısır’da İngilizlerin fenni temizlik bahanesiyle miktarından fazla ’cerasol’ banyosuna sokarak kör ettikleri 15 bin evladı kobay olarak kullandıkları, bu cinayetin mutemed failleri olan İngiliz doktorlarıyla garnizon kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz’ sözleri yer almaktadır.
İnsanlık tarihinde eşi duyulmamış böyle bir olayla 15 bin Türk askerinin kör edilerek en hayati insani fonksiyonlarını kaybetmeleri ’savaş suçu’ olduğu kadar, insanlık onurunu ayaklar altına alan vahşi bir uygulamadır."
Yurtsever, bu olayların Ermeni doktorların gözetiminde gerçekleştirildiğini, konunun farklı boyutlarıyla ilgili belge ve bilgilerin Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinde de bulunduğunu saptadığını öne sürdü.
Mondros anlaşmasına göre Osmanlı ve karşı taraf arasında esirlerin serbest bırakılması maddesi yer aldığına dikkati çeken Yurtsever, şöyle devam etti:
"Ancak, Anadolu’daki milli mücadelede direncini yok etmek için savaş hukuku çiğnenerek kitle halinde Türk askerlerinin gözleri kör edildi. Mısır’daki esir kamplarında yaşanan savaş suçundan dolayı İngiltere ve Avustralya özür dilemelidir. Bu hususta Türkiye Büyük millet Meclis Başkanlığını göreve çağırıyorum."(aa)

Bilge Kağan’ın heykeli bulundu

 

24/09/2008 RADIKAL

Moğol arkeologların Orhun Yazıtlarının bulunduğu alanda Bilge Kağan’ın heykelini buldukları iddia edildi



ULAN BATOR - Orhun Anıtları’nın bulunduğu bölgedeki bir kurganda kazı çalışmalarını sürdüren Moğol bilim adamları, Bilge Kağan’ın heykelini bulduklarını öne sürüyor.
Yaklaşık 1.5 milyon kilometrelik alanı ile Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde coğrfyaya sahip olan Moğolistan’ın çeşitli bölgelerinde arkeolojik kazı izni bulunan Kül Tigin Derneği’ne bağlı kazı ekipleri, araştırmalarından birini, başkent Ulan Bator’un 365 kilometre kuzeybatısında, Orhun Anıtları’nın bulunduğu Orhun Vadisi’nde sürdürüyor.
Kazı çalışmaları, başkanlığını, ülkenin önemli bankalarından Anod Bank’ın yönetim kurulu başkanı Davaa Myamaa’nın yürüttüğü Kül Tigin Derneğince finanse ediliyor.
Moğolistan Milli Üniversitesi Arkeoloji-Antropoloji Bölümü’nden 30 kişinin katıldığı, aralarında ülkenin tanınmış arkeologlarından Prof. Dr. Batsaikhan Zagd’ın da yer aldığı kazı ekibine, yine tanınmış Moğol arkeolog Prof. Dr. Bor Cugder başkanlık ediyor.
Prof. Dr. Bor Cugder, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Orhun Irmağı yakınlarındaki Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarının batısında, anıtlara yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki bir kurganda kazı çalışmalarını sürdürdükleri anlattı.
Ekibin, Arhangai vilayeti Haşat ilçesi sınırları içindeki Şevit kurganında kazılara 18 Haziranda başladığını belirten Moğol bilim adamı, kurganın iç içe iki bölümden oluştuğunu söyledi. Dış duvarların bir kenarının uzunluğunun 36 metre, iç duvarların bir kenarının uzunluğunun 24 metre olduğunu açıklayan Prof. Dr. Cugder, "Şevit kurganı, şimdiye kadar dünyada bulunan en büyük kurgan" dedi.
Kazı çalışmaları için hükümetten izinlerin alınmasının ardından önce çevre çalışması yaptıklarını belirten Prof. Dr. Cugder, arkasından jeofizik araştırmaları tamamladıklarını, bunların olumlu sonuçlanması üzerine de haziran ayında kazı çalışmalarına başladıklarını anlattı.


BİLGE KAĞAN HEYKELİ
Prof. Dr. Bor Cugder, Şevit kurganında süren çalışmalar sırasında buldukları heykelin Bilge Kağan’a ait olduğunu öne sürdü.
Kazı çalışmaları sürerken, kurganın ana duvarlarının açılmasının ardından önce heykelin ayak kısmını bulduklarını anlatan Moğol bilim adamı, ilk aşamada, bulunan bu parçadan, heykelin kime ve hangi döneme ait olduğu konusunda bir sonuca varamadıklarını dile getirdi.
Kısa bir süre sonra heykelin diğer parçalarını bulan kazı ekibinin başkanı Prof. Dr. Cugder, "Diğer parçaları da birleştirince, heykelin Bilge Kağan’ın heykeli olduğu sonucuna vardık" dedi.
Prof. Dr. Cugder, bu sonuca nasıl vardıkları konusunda ise şöyle konuştu:
"Öncelikle Orhun Vadisi, Göktürklerin anayurdu. Bulduğumuz heykel, Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarına çok yakın mesafede. Kazı yaptığımız Şevit kurganı ile anıtlar arasında sadece 2 kilometrelik bir mesafe var.
Heykelde, Tabgaç işçiliği de görünüyor. Buradan, heykelin yapımında, bir başka Türk soyu olan Tabgaçların da yardımının olduğu ortaya çıkıyor.
Heykelin Bilge Kağan’a ait olduğu sonucuna varmamızın bir başka sebebi de heykelde şapka olmamasıdır."
Prof. Dr. Cugder, Bilge Kağan heykelinin bulunduğuna yönelik ilk kez açıklama yaptıklarını da kaydetti.
Öte yandan, Moğol arkeoloji ekibinin bulduğu heykel 3 parça halinde. Ayaklarının olduğu kısım halen kazı alanında bulunuyor. Baş ve gövdesi ise kazı alanına yakın kampta muhafaza ediliyor. Heykelin boyu ise yaklaşık 140 santimetre.

HUN, TÜRK VE MOĞOL İMPARATORLUKLARINI KURANLAR AYNI KÖKTEN
Kazı çalışmalarını organize eden Kül Tigin Derneği Başkanı Davaa Nyamaa ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, "tarih araştırıldığında Türk ve Moğolların birlikteliğinin, aynılığının görüldüğünü" söyledi.
"Hun, Türk ve Moğol imparatorluklarını kuranlar aynı kökten geliyor" diyen Nyamaa, gerek daha önce ortaya çıkarılan buluntuların, gerekse yeni bulunan Bilge Kağan heykelinin, bu durumu kesinleştirdiğini vurguladı.
"Moğolistan, kapalı bir mücevher kutusudur" diyen Davaa Nyamaa, bu kutunun açılmasında Moğolistan ve Türkiye’nin elbirliği içinde olması gerektiğini, bunun da sadece tarihi ve kültürel alanlarda değil, tüm alanlarda gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkati çekti.

BİLGE KAĞAN
Bilge Kağan, 683 yılında doğdu. Babası, Göktürk Devleti’ni yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan, annesi İlbilge Hatun’dur.
8 yaşında babasını kaybeden Bilge Kağan, 24 yıl boyunca Göktürk Kağanlığı yapan amcası Kapagan Kağan’ın elinde büyüdü. Amcası öldüğünde yerine geçen oğlu İnal’ı devirerek 32 yaşında Göktürklerin başına geçti.
Devletin yönetimine alan Bilge Kağan, önce iyi bir yönetim oluşturmayı hedefledi. Bu amaçla ordunun başına, 31 yaşındaki kardeşi Kül Tigin’i, vezirliğe de Tonyukuk’u getirdi.
Gerek milletini yerleşik hayata geçirme, gerekse Türkler arasında Budizm’i yayma düşüncelerinden, Tonyukuk’un, "yerleşik hayata geçen Türklerin güçlü Çin’e karşı güçsüz kalacağı ve yenilerek Çinlilere tutsak olacağı", "Budizmin de Türk insanındaki hükmetme ve iktidar duygusunu zayıflatacağını, bu dinin ve tapınaklarının ülkeye sokulması halinde Türk milletinin yaşamının sona ereceği" uyarıları üzerine vazgeçer.
Kağanlığı döneminde Göktürk Devleti’nin sınırları Çin’in Şun-Tung Ovası’ndan İç Asya’da Karaşar bölgesine, kuzeyde Bayırku sahasından Ani Irmağı havalisi ve Batı Demir Kapı’ya ulaştı.
Önce veziri Tonyukuk’u, ardından da kardeşi Kül Tigin’i kaybeden Bilge Kağan’ı, Çinlilerle iş birliği yapan bakanı Buyrak Cor zehirledi. Yatağında hasta yatarken, kendisini zehirleten bakan ve yardımcısını öldürten Bilge Kağan 25 Kasım 734’te öldü.

BİLGE KAĞAN ANITI
Orhun anıtlarından biri olan Bilge Kağan anıtı, ölümünden sonra 735 yılında oğlu Tenri Kağan tarafından dikildi. Diğer anıt olan Kül Tigin anıtı ile aralarında bir kilometre mesafe bulunuyor.
Göktürk yazısı kullanılan anıtın yüksekliği 3.80 metredir. Doğu yüzünde 41 satır, güney ve kuzey yüzlerinde 15’er satır yer almaktadır. Batı yüzünde ise Çince bir yazı bulunmaktadır.
Anıttaki yazıların bazı bölümleri Kül Tigin anıtından aktarılmıştır. Kül Tigin anıtından farklı olarak Kül Tigin’in ölümünden sonraki olaylar da anlatılmaktadır. Yollug Tigin tarafından yazılmıştır.
Anıttaki yazılarda, Bilge Kağan’ın, yönetimde olduğu süre içinde yaptıkları, halkına öğütleri, savaşları, Türk kültürü ve toplum hayatı yansıtılmaktadır.

BİLGE KAĞAN’IN HAZİNESİ 7 YIL ÖNCE BULUNMUŞTU
Moğol arkeologlarının heykelini bulduklarını öne sürdükleri Bilge Kağan’ın hazineleri de Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın (TİKA) sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, 2001 yılında bulunmuştu.
Amerika’dan Japonya’ya dünyanın tüm arkeologlarının peşinden koştuğu Bilge Kağan hazinesini bulmak için Amerikalılar uyduları da devreye sokmuş ama bir sonuç alamamıştı.
TİKA’nın desteğiyle 1997 yılında başlatılan "Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi" çalışmalarına katılan Türk arkeolog ve tarihçiler, 2001 yılında, Bilge Kağan külliyesindeki sunak civarında yaklaşık 4 bin 500 altın ve gümüş parçadan oluşan eserler ortaya çıkarmıştı.
Eserler arasında Bilge Kağan’ın anka kuşu motifleriyle süslü tacı da bulunuyor.
Tek parçasına bile değer biçilemeyen hazine "dünya mirasları" listesinde yer alıyor.(aa)

 

Çözüm çabalarına tam destek veriyoruz

YENİ BİR ORTAKLIK DEVLETİ KURULMALI... Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi çözümü sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini ve Kıbrıs'ta çözümün, eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşan yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından geçtiğini söyledi

 

BM PARAMETRELERİNE DAYANMALI... Gül: Çözüm hedefine yönelik süreç iki kesimliliği ve iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM parametrelerine dayanmalıdır. Öte yandan, 2004'teki referandumda çözüm planı lehinde oy kullanmış olan Kıbrıs Türklerine yönelik haksız kısıtlamalar da artık kaldırılmalıdır 

    Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi çözümü sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini ve Kıbrıs'ta çözümün, eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşan yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından geçtiğini söyledi.

   Gül, 63. dönem BM Genel Kurulu genel görüşmelerinin açılışında İngilizce yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusuna ilişkin de açıklamalarda bulundu.

   Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi bir çözümü sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini belirten Gül, Kıbrıs'ta çözümün eşit statüye sahip iki kurucu devletten müteşekkil yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından geçtiğini belirtti. Gül ''Bu hedefe yönelik süreç iki kesimliliği ve iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM parametrelerine dayanmalıdır'' dedi.

  Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:

  ''BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu altında iki lider arasında, kısa bir süre önce kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamış olmasını memnuniyetle karşılıyor ve bu süreci kuvvetle destekliyoruz. Öte yandan, 2004 yılındaki referandumda BM Kapsamlı Çözüm Planını diğer taraf ne yazık ki reddederken, cesurca plan lehinde oy kullanmış olan Kıbrıs Türklerine yönelik haksız kısıtlamaların da artık kaldırılması gerekmektedir.''

 

BM'nin rolü

 

   Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında söz ettiği tüm sorunların çözümünde BM'nin vazgeçilmez bir role sahip olduğunu belirterek, etkin ve iyi işleyen bir dünya örgütü olmaksızın ulusların ümit ve beklentilerini gerçekleştirmenin imkansız olduğunu vurguladı.

  BM sisteminin reformlar yoluyla bir bütün olarak daha da güçlendirilmesine büyük önem verdiğini kaydeden Gül, Türkiye'nin kalkınma, barışın korunması ve insan haklarına kadar BM'nin gündemindeki bütün konularda katılımcılığını ve katkılarını sürekli arttırdığını ifade etti.

 

Türkiye'nin adaylığı

 

  Gül, Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nde yaklaşık yarım yüzyıldır temsil edilmediğini de belirterek, Genel Kuruldan, Türkiye'nin, 2009-2010 dönemi Konsey geçici üyeliği adaylığına destek istedi.

  Gül, konuşmasının sonunda Türkiye'nin bu kapsamda hissettiği sorumluluk duygusuyla 2009-2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığını koyduğunu söyledi.

  Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:

  ''Türkiye, Konsey'de yaklaşık yarım yüzyıldır temsil edilmemektedir. İnanıyoruz ki, dış politikamızın temel akideleri ile ekonomik, sosyal ve kültürel vasıflarımız, Konsey'in çalışmalarına bir katma değer sağlamamızı mümkün kılacaktır.''

  Gül, bu konuda Genel Kurulun desteğini istediklerini belirterek, ''Genel Kurulun değerli desteği ile Türkiye'ye bunu gerçekleştirme fırsatını bahşedeceğini ümit ediyorum'' dedi.

KIBRIS 24/09/08

 

 

 

Talat ve Hristofyas AKPM’de konuşacak

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulunun gelecek hafta başlayacak toplantılarında, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas konuşma yapacak.

AA

Güncelleme: 14:19 TSİ 25 Eylül 2008 Perşembe

 

STRASBOURG - Talat, 1 Ekim Çarşamba günü, Hristofyas ise 30 Eylül Salı günü genel kurula hitap ederek, AKPM üyelerinin sorularını yanıtlayacak. Böylece ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı AKPM genel kuruluna hitap etmiş olacak. Talat’ın Strasbourg temaslarında Avrupa Konseyi yetkilileri ile de bir araya gelmesi bekleniyor.

 

AKPM, Rum kesiminin BM’nin barış planını referandumla reddetmesinin ardından KKTC’li parlamenterlerin genel kurul ve komisyon toplantılarına “gözlemci statüsüyle” katılmasına onay vermişti.

AKPM genel kurul toplantılarında salı günü Kafkasya’daki kriz ile ilgili bir tartışma da yapılacak.

 

FT: Türkiye’de nükleer fiyasko

 

25/09/2008 RADIKAL

Financial Times gazetesi, nükleer santral ihalesinde sadece bir teklif yapılmasının Türkiye’yi mahcup ettiğini savundu


LONDRA - Türkiye’de ilk nükleer santral ihalesinde umulan ilgi gösterilmemesi, yurt dışında da yankılandı. Financial Times gazetesi, ihalede sadece bir teklif yapılmasının, “mahcup edici" bir gelişme olduğunu savundu. Gazete, Türkiye’nin fazla acele ettiğini, ek süre taleplerini geri çevirdiğini, bunun da “geri teptiği”ni öne sürdü.
Ekonomi gazetesi Financial Times, Delphine Strauss imzasıyla yayımlanan Ankara kaynaklı haberinde Türkiye’nin nükleer ihalesinin fiyasko ile sonuçlandığını belirterek “Türkiye’nin pahalı enerji ithalatına bağımlılığını azaltma çabalarında terslik yaşandıö değerlendirmesini yaptı.
OECD Nükleer Enerji Ajansı Direktörü Luis Echevarri’nin “Nükleer (enerji) Türkiye için çok iyi bir seçenekö değerlendirmesine yer verildiği haberde şöyle denildi:
“Ancak ilk başta yabancı ve yerli gruplar arasında yaygın bir ilgi uyandıran projeye sönük yanıt, Türkiye’nin ilk santralini 2015 yılına kadar devreye sokma iddiası açısından kuşku yaratacak mahcup edici bir gelişme.

“KÜRESEL TÜRBÜLANSA RAĞMEN EK SÜRE VERİLMEDİ”
İngiliz gazetesi, Türk hükümetinin bazı şirketlerden hazırlıklar için daha fazla süre verilmesi talebine karşın ihale tarihini değiştirmediğini, küresel piyasalardaki türbülansa rağmen geçen Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da ek süre verilmeyeceğini tekrarladığını kaydetti. Gazete şu görüşleri dile getirdi:
“Türkiye’de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, dikkatleri başka tarafa çeken siyasi olaylarla geçen bir yıldan sonra ekonomik programında ilerleme göstermeye istekli. Aynı zamanda küresel piyasalarda çalkantılar ve yurt içi gerginliklerin, Türkiye’nin yabancı yatırımcıları çekme kabiliyetine zarar vermeyeceğini de kanıtlaması lazım.”

“İHALE REFERANS GİBİ GÖRÜLEN ŞİRKETLERİ ÇEKMEDİ”
Ancak nükleer santral projesinde acele edilmesinin “geri teptiğiöni öne süren gazete “İhale, sektör için referans gibi görülen, merkezi ABD’de olan Westinghouse veya Fransız Areva gibi şirketlerin ilgisini çekmeye başarmadı. Başka gruplar da, ihale belgelerini satın aldı ancak teklif vermedi” diye yazdı.
Financial Times’e konuşan bir uzman da, “Nükleer alanda 2015 yarın demektir. Tedarikçiler, daha fazla süre talep ettiğinde kulak verilir” şeklinde konuştu.
Bu arada gazete, İstanbul’daki bir analiste dayanarak gerçek rekabet yokluğu nedeniyle nükleer santral karşıtlarının, daha kolayca hukuki yollara başvurabileceğini belirterek ihalenin askıya alınabileceğini veya iptal edilebileceğini de belirtti.(anka)

 

Türk ve Rum partiler Ledra Palace'ta toplandı, karar çıkmadı

Ledra Palace Otel'de yer alan toplantının ev sahipliğini Demokrat Parti (DP) yaptı.

   Toplantıya KKTC'den Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP); Güney Kıbrıs'tan da Mücadeleci Demokrasi Hareketi (ADIK), Çalışan Halkın İlerici Partisi (AKEL), Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, Demokratik Parti (DIKO), Birleşik Demokratlar (EDİ), Demokratik Seferberlik Partisi (DISI), Sosyal Demokrat Hareketi (EDEK) ve Merkezin Yeniden Yapılandırılması Hareketi'nden (EPALKSİ) başkan veya temsilciler katıldı

   Slovakya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, toplantılara ara verilen yaz tatili süresince bazı gelişmelere şahit olunduğunu kaydetti.

   İki liderin kapsamlı görüşmelere başlaması yanında siyasi partilerin de parti düzeyinde iki toplumlu bazı aktivitelere imza attığını kaydeden Turenicova, "Bu partiler arası ilişkiler kanaatimce sağlıklı ilişkilerin gelişmesine yardımcı olduğundan çok yaralı ve faydalıdır" dedi.

   Slovakya Büyükelçiliği'nin toplantıya katılan partilerle işbirliği içerisinde ara bölgede iki toplumlu gençlik etkinliği de düzenlediğini hatırlatan Turenicova, "Kolay değildi. Çok ilgi isteyen bir etkinlikti. Ancak sonuç çok özeldi. Pek çok elektronik posta ve telefon aldım. İnsanlar çok takdir etti" dedi.

   Ledra Palace'ta yer alan etkinliğe 500 yüzden çok gencin katıldığını kaydeden Turenicova, "İki liderin de etkinlikte bulunması, vermek istediğimiz mesajı güçlendirdi. Gençler, benzersiz bir atmosfer oluşturdu" dedi. Turenicova, etkinlikte yer alan tüm kesimlere teşekkürlerini iletti.

 

Karar yok

     

   Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin ara bölgede gerçekleştirdiği dünkü toplantıda ortak bir karar çıkmadı.

   Toplantı sonunda Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova tarafından okunan ortak bildiriye göre, toplantıda ev sahibi Demokrat Parti (DP)'nin önerisiyle "ortak noktaların ortaya çıkarılması için komite kurulması" ve "egemenliğin kaynağı ile bunun geleceğe yansımaları" konuları tartışıldı.

   Toplantı sonrasında basına açıklama yapan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ise, "Ne egemenlik konusunda, ne komite konusunda olumlu bir yaklaşım ortaya çıkmadı" dedi.

   Toplantıda, "1960'taki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum haklarının devam eden görüşmelerde gözetilmesi, korunması ve saygı duyulması" şeklinde bir öneride bulunduğunu, ancak bu konunun kabul görmediğini söyleyen Denktaş, bu nedenle toplantının başlıklarından ibaret ortak bir açıklamanın ortaya çıktığını kaydetti.

   Bir sonraki toplantı 17 Ekim'de yine ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yapılacak.

KIBRIS 25/09/08

 

 

The Economist: Atatürk yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu kurtardı

 

Prestijli The Economist dergisi, Erivan’daki “Soykırım" müzesindeki belgelere dikkat çekerek “Modern Türkiye’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı" diye yazdı.
Prestijli İngiliz dergisi The Economist, son sayısında Türkiye ile Ermenistan’ın yakınlaşma çabalarını değerlendirdiği “Dost ve Komşu" başlıklı analizinde “İki tarihi düşman" arasındaki ilişkilerde iyileşme umudunun doğduğunu vurguladı. Analizin başında Atatürk’ün Ermenilere yönelik tutumuna dikkat çekerek şunları yazdı:
“Modern Türkiye’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı. Şimdiye kadar anlatılmayan ve herhalde bugünkü Türklerin birçoğu için bir sürpriz olacak bu hikaye, Erivan’daki Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk Demoyan’ın ‘yakında sitemizde açıklanacak’ diye söz verdiği birçok belgeden biridir."
Dergi, bu projenin Türkiye ile Ermenistan arasında değişen ilişkilerin yeni bir örneği olduğunu belirtirken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünya kupası elemeleri çerçevesindeki iki ülke milli takımları arasında oynanan maçı izlemek üzere Erivan’a gittiğine dikkat çekerek Gül’ün Ermenistan’ı ziyaret eden ilk Türk devlet başkanı olduğunu vurguladı.

SINIR AÇILMASI BEKLENTİSİ DOĞDU
Gül’ün Erivan’a gitme kararının Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişkileri kurabileceği ve sınırını açabileceği beklentilerine neden olduğunu kaydeden dergi, iki ülke Dışişleri Bakanları’nın New York’taki görüşmesine dikkat çekti. Analizde “Ermenistan da, Türkiye’nin sınırlarını tanımaya ve Osmanlı dönemindeki Ermenilerin kaderini araştıracak bir tarihçiler komisyonunun kurulmasına izin vermeye söz veriyorö denildi.

BARIŞMA KAFKASLARDA GÜÇ DENGESİNİ ETKİLEYEBİLİR
The Economist, Türkiye ile Ermenistan’ın barışması halinde bunun Kafkaslardaki güç dengesini etkileyebileceğine işaret ettiği analizinde Rusya’nın Ermenistan’ın en yakın müttefiki olduğunu, ülkedeki iki üssü ve 2 bin kadar asker bulundurduğunu anımsattı.
Gürcistan’daki savaşın Ermenistan’ın tutumunu gözden geçirmeye zorlandığını kaydeden dergi, ülkenin ticaretinin yüzde 70’inin Gürcistan üzerinde yapıldığını ve Rusya’nın bombardımanı sırasında altüst olduğunu belirtti.
Türkiye ile barışmanın Ermenistan için yeni bir kapı açacağı belirtilen analizde bazı uzmanlarının da bunun da Gürcistan’a daha çok baskı yapılmasına olanak sağlayacağı için Rusya’yı memnun edeceğini düşündüklerine işaret etti.

DİASPORA MUTSUZ
İngiliz dergisi, Ermenistan ile barışmanın Türkiye’nin bölgesel gücünü artıracağını belirtirken de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Amerikan Kongresince sunulan ve 1915 yılındaki Ermenilerin katliamını soykırım olarak adlandırmaya çağıran bir karar tasarısına etkisiz hale getirilmesine katkısı da olabilir. Bu da, soykırımın tanınması için kampanya yapan Ermeni diasporasını mutsuz ediyor. Bazıları da, Türkiye’yi aklanmak için tarihin yeniden yazılmasına amaçlayan bir ‘Türk tuzağı’ndan söz ediyor. Gerçekten, Türkiye’deki şahinler, soykırımdan söz etmekten vazgeçmesi için Ermenistan’a baskı yapıyor."
Türkiye’deki “şahinler"in Ermenistan ile ilişkilerin iyileştirilmesinin Yukarı Karabağ sorununda ilerlemeye bağlanmasını istedikleri belirtilen analizde “Ancak en azından Sayın Gül, yolunu sürdürmeye kararlı görünüyor" denildi.

MILLIYET 26/09/08

 

 

Mali kriz kiliseye ‘Marx haklı’ dedirtti

 

26/09/2008 RADIKAL

Mali krizden kapitalizmi sorumlu tutan Latin solcu liderlere Anglikanlar eklendi. Anglikan Kilisesi Başkanı Williams ‘Marx haklı’ derken, yardımcısı hisseleri ucuza kapatanları ‘banka soyguncusu’ diye niteledi.

LONDRA - ABD’deki mali krizden vahşi kapitalizmi sorumlu tutanlar sadece Latin Amerikan solcu liderleri değil. Britanya’daki kilise liderleri, ekonomi politiğe iyi çalıştıklarını kanıtlarcasına, Karl Marx’tan alıntılar yapıp tüm yoksul çocukların ihtiyacı olan paranın 140 katıyla finans kurumlarının kurtarıldığına dikkat çekti. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise, bu kez baş düşmanı ABD Başkanı George W. Bush’a ekonomik sistemdeki sorunları kabul ettiği için Napoliten şarkıyla serenat yaptı: ‘Öyle benim gibisin ki!’
Tüm Anglikanların lideri Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams, sağcı Spectator dergisinde yayımlanan makalesinde, mali piyasanın sıkı disipline edilmesi çağrısı yaparken, “Tahayyül edilemeyecek düzeyde bir kurmacayla bir o kadar tahayyül edilemeyecek çapta servet elde edildi. Marx varolmayan şeylere gerçeklik, güç ve aracılık atfedilmesiyle vahşi kapitalizmin bir tür mitolojiye dönüştüğünü gözlemlemişti. Başka şeylerde değilse bile bunda haklıydı. Bu putperestliktir” dedi.
York Başpiskoposu John Sentamu, uluslararası bankerlere hitabında, düşen hisseleri ucuza kapatanları ‘banka soyguncusu’ diye niteledi. Mortgage piyasasına en büyük kredi vericisi HBOS’un açıktan satış yapan simsarlar yüzünden rakibi Lloyds TSB tarafından ucuza kapatılması için “HBOS hisselerini kasten ucuza satıp 380 milyon dolar kazananlar benim için banka soyguncusu ve mal-mülk hırsızıdır” diyen Sentamu, “Serbest piyasa kuralları Alis Harikalar Diyarı’ndan alınmış gibi” diye çıkıştı. Uganda doğumlu başpiskopos, hükümetlerin finans kurumlarını kurtarmak için açtığı yüz milyarlarca dolarlık kurtarma paketleriyle BM’nin 2015 itibarıyla yoksulluğu yarıya indirme fonuna bağış yapılmamasını kıyasladı: “Mali krizin ironilerinden biri yoksullukla mücadelenin başarılabilir olduğunu göstermesi. 6 milyon çocuğun hayatının kurtarılması için sadece beş milyar dolar gerekiyor. Dünya liderleri bankacılık sistemi için bir haftada bunun 140 katı parayı bulabiliyor. Nasıl bize yoksullukla mücadelenin çok pahalı olduğunu söylerler?”

Chavez’den Bush’a serenat
Chavez ise, “ABD Başkanı nihayet kriz yaşandığını ve çöküşün sorumlularının kendileri olduğunu fark etti” dedi. Venezüella lideri, “Aşağı yukarı Bush gibi konuşuyorum. Ne yenilik ama!” esprisinin ardından Bush için Napoliten tarzda bir şarkı tutturdu: ‘Öylesine benim gibisin ki!’ BM kürsüsünde Brezilya lideri Lula da Silva’nın ekonominin etiğe ihtiyacı olduğu uyarısının ardından Honduras lideri Manuel Zelaya, Bush’un 700 milyar dolarlık paketinin üçte biriyle bile Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yoksulluğun sona erdirilebileceğine dikkat çekti. Şili lideri Michelle Bachelet “O paketle açlık sorununu çözebilirdik” diye eşlik ederken, papazlıktan gelme solcu Paraguay lideri Fernando Lugo da mali krizden ahlaksız spekülasyonu sorumlu tuttu. (Dış Haberler)

 

Avrupa Komisyonu'ndan enerjiye 14 milyon Euro

ENERJİYE ÖNEMLİ PARA... AB Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, Kıbrıs Türk toplumunun desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve adanın birleşmesi için ayrılan 259 milyon Euro'luk mali yardım paketinin, 14 milyon Euro'sunun enerji sektörünün yönetimine ve enerji altyapısının geliştirilmesine ayrıldığını söyledi

 

   Avrupa Komisyonu'nun, KKTC'de pilot güneş enerjisi santrali kurmak için başlattığı proje çerçevesinde düzenlenen "Yenilenebilir Enerji Semineri" dün sabah, Lefkoşa'daki AB Program Destek Ofisi'nde başladı.

   AB Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, 259 milyon Euro'luk mali yardım paketinin, Kıbrıs Türk toplumunun desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve adanın birleşmesi için kullanılması yönünde çalışmalar yürüttüğünü, bunun 14 milyon Euro'sunun enerji sektörünün yönetimine ve enerji altyapısının geliştirilmesine ayrıldığını anlattı

   Avrupa Komisyonu yetkililerinin yanı sıra KIB-TEK sorumlularının da hazır bulunduğu seminerde, yurt dışından gelen enerji uzmanları tarafından, yenilenebilir enerji alanında Kıbrıs'a özgü fırsatlar ve ilgili teknolojiler anlatıldı.

   Ofisin Saray Otel karşısındaki yeni binasında yer alan seminerde, AB Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel'in açılış konuşmasının ardından sunumlara geçildi.

   Öğle saatlerine kadar süren seminerde, yenilenebilir enerji konusunda danışmanlık da yapan Elektrik Mühendisi Dr. Fulcieri Maltini, "Küresel Enerji Devrimi"; Güneş Enerjisi konusunda uzman, fizikçi Dr. Rudolf Minder de, "Güneş Enerjisi Üretimi - Bilim Dalının Mevcut Durumu ve Kıbrıs İçin Gözlemler, Beklenenler" başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

 

14 milyon Euro enerjiye

 

   Seminerin açılışında konuşan AB Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, seminer ve başkanı olduğu ofisin çalışmalarıyla ilgili bilgiler verdi.

   40 kişinin çalıştığı ofisin, 259 milyon Euro'luk mali yardım paketinin, Kıbrıs Türk toplumunun desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve adanın birleşmesi için kullanılması yönünde çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Bothorel, bunun 14 milyon Euro'sunun enerji sektörünün yönetimine ve enerji altyapısının geliştirilmesine ayrıldığını anlattı.

   Enerji üretim sistemlerinin daha güvenilir ve sürdürülebilir olmasının önemi üzerinde duran Alain Bothorel, bu konudaki çalışmalarıyla ilgili olarak da bilgiler aktardı.

 

 "Güneş adanın avantajı"

 

 

   Bothorel, adanın bol güneş alması açısından büyük avantaja sahip olduğuna işaret ederek, güneş enerjisinden elektrik üretilmesi için 4 milyon Euro'luk bir güneş enerjisi projesi başlattıklarını anımsattı.

   Projenin 2006 yılında tasarlandığını ve çalışmaların şu anda süratle sürdürüldüğünü anlatan Alain Bothorel, bu projenin, Kıbrıs'ın kuzeyinde yenilenebilir enerji alanında bir başlangıç olacağını vurguladı.

   Adanın enerji üretimine yönelik çabaların, AB politikalarıyla uyumlu şekilde sürdürülmesi düşüncesinde olduklarını kaydeden Alain Bothorel, güneş enerjisinden elektrik üretilmesinin ada için öncelikli olduğunun altını çizdi.

   1 MW civarında elektrik üretecek olan pilot santralin ileriki yıllarda yapılacak yeni yatırımlarla geliştirilebileceğini ve üretilecek elektrik miktarının da artırılabileceğini belirten Bothorel, bu süreçte bilgi alınabilecek bir de merkez oluşturmayı düşündüklerini kaydetti.

 

KIBRIS 26/09/08

 

Text books must do away with the good, the bad and the ugly
By Stefanos Evripidou

A STUDY of history school books on the island has concluded that current Greek Cypriot schoolbooks and older Turkish Cypriot ones share the same form of “ethnic nationalism” that stress common links with the respective “motherlands”.

The findings of the report launched by peace research institute PRIO and conducted by social anthropologist Dr Yiannis Papadakis were presented last night at the Ledra Palace Hotel.

Papadakis highlighted that both Greek Cypriot school books currently in use and older Turkish Cypriot ones used before 2004 employed similar models of ethnic nationalism.

In contrast, the new Turkish Cypriot history books represent a “radical change” in content and methodology, “highlighting not just conflict, internal divisions and discontinuities, but also social and cultural interactions and cooperation”.

Regarding current Greek Cypriot books and older Turkish Cypriot books, Papadakis said: “It is a classic scenario of history, which you see in Cyprus, the Balkans and many other places. You have the Good (the self, moral centre), the Bad (arch enemy) and the Ugly (usually Western powers who you expect to be good but are usually bad).”

He gave examples from the old Turkish Cypriot history books which depicted the Greek Cypriots as the obvious ‘bad’ guys in photographs, specifically the notorious photo of murdered children in a bathtub. Turkish soldiers shooting guns fills the role of the ‘good’, while a 1958 photo of British soldiers killing Turkish Cypriot demonstrators calling for partition (taksim) covers the ‘ugly’.

“Incidentally, there is no mention of the latter in Greek Cypriot textbooks,” said Papadakis.

Greek Cypriots are referred to as “Rums”, the old term for subjects of the Ottoman Empire while Turkish Cypriots are equated with Turks.

The book gives the impression there are no real Greeks on the island and as such no connection to Greece. History starts in 1571 with the Ottoman victory over the Venetians in Cyprus and ends in 1974 with the “Happy Peace Operation”. In between, the focus is on the years 1963-1974 and the “barbaric acts” of the Greek Cypriots.

Meanwhile, today’s Greek Cypriot history books have on the cover bellicose looking Greeks ready to fight Turks who appear in the background ready to chop off their heads.

Inside, the book says: “Cypriots were and are Christian Orthodox.” The term Cypriots is equated with Greeks of Cyprus, excluding all other groups on the island. The main characters in the books are Greeks and Turks, while Turkish Cypriots are hardly mentioned, represented simply as Islamicised Greeks. “They don’t exist in the books as a political community,” said Papadakis.

History for the Greek Cypriots starts with the arrival of the Greeks in 14th century BC and ends in 1974 with the “tragic” and “barbaric Turkish invasion”.

In contrast, the new Turkish Cypriot history books introduced in 2004 move away from ethnic nationalism to a more civic nationalism which encourages patriotism more for the geographic space of Cyprus, as opposed to Turkey, the motherland.

“It’s Cyprio-centric,” said Papadakis.

The cover of the book has a picture of the whole island, rather than the north and bits of southern Turkey. It tells the history of the British policy of “divide and rule”. One illustration shows a British man talking to a Greek and Turkish Cypriot, where both Cypriots look like identical twins. “You can’t tell the difference,” he said.

When telling the history of the 1960s, there is a picture of the island of Cyprus crying and asking: “How has Cyprus come to this?”

Papadakis noted that the new books were more balanced than the old where everything was blamed on the Greek Cypriots though there was still some bias on certain topics. And there was little mention of gender issues or minorities.

“There are problems in that it is still ethno-centric, though not from a Turkish perspective but a Turkish Cypriot one,” he added.

In summing up, the anthropologist listed the three main viewpoints of history:

“I grew up in school with a map of Greece which had Cyprus blown up in a box west of Crete. I never questioned this, because I had no other perspective.”

A second viewpoint is represented by the website of former Turkish Cypriot leader Rauf Denktash. This shows a map of Cyprus originally part of Anatolia, which breaks off to form Cyprus, with the northern part coloured red and Ataturk looking over from the top left-hand corner.

The third viewpoint is the current view adopted by the new Turkish Cypriot leadership where the map of Cyprus is shown as a whole island on its own and independent.

CYPRUS MAIL 26/09/08

 

Obama promises US leadership for settlement
By Jean Christou

US DEMOCRATIC presidential candidate Barack Obama and his candidate for the Vice-Presidency, Senator Joe Biden have said Cyprus should remain a single country.

A statement issued yesterday from the candidates` policy plan for a stronger partnership with Europe, said: Obama and Biden “believe strongly that Cyprus should remain a single country in which each of the two communities on the island is able to exercise substantial political authority in its own geographical zone – with a just and mutually agreed settlement of difficult issues like property refugees, land and security”.

“Seeking a just and lasting political settlement on Cyprus : Barack Obama and Joe Biden will show US leadership in seeking to negotiate a political settlement on Cyprus,” it added.

The statement said that a negotiated political settlement on Cyprus would not only end the island’s tragic division but would pave the way to prosperity and peace throughout the entire region.

“It would finally repose to the people of Cyprus after many years of division and uncertainty. It would help foster better Greek-Turkish relations, strengthen Turkish democracy, reduce the risk of military conflict, and remove a major obstacle to Turkish membership in the EU,” the statement said.

Meanwhile on the domestic front, ruling AKEL said yesterday that President Demetris Christofias had made it quite clear that he would not budge on the issue on timetables in the new negotiating process.

The Turkish Cypriot side has been accusing Christofias of dragging his feet during the talks. Yesterday Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat urged Christofias to prove that he wanted a solution.

Talat said Christofias had supported former President Tassos Papadopoulos who had “destroyed the greatest opportunity for a solution in Cyprus”.

“Now he must prove his desire for a solution,” Talat was quoted as saying. “If he can prove this it will be possible to solve the Cyprus problem.” Similar comments came from Turkish Cypriot “Foreign Minister” Turgut Avic in New York where he was due to meet the UN’s Lynn Pascoe, and Alain Le Roy, a deputy UN Secretary General.

But AKEL spokesman Andros Kyprianou, commenting on Christofias` speech to the UN General Assembly on Wednesday, said: '”The President of the Republic made clear in the clearest manner the basis upon which to pursue the solution of the Cyprus problem.”

“He made it clear that this process is from Cypriots and for Cypriots and that it would exclude stifling timetables, arbitration and other impositions.”

He said Christofias had managed to reverse the negative international climate for Greek Cypriots by insisting on fair and just demands.

“We are confident that in this process, Demetris Christofias will proceed with determination and the necessary flexibility in the negotiating process,” Kyprianou added.


Statement by the President of the Republic Mr Demetris Christofias
to the General Debate of the 63rd Session
of the General Assembly of the United Nations

Mr. President,

I wish first to extend to you sincere congratulations on your election as President of the 63rd session of the General Assembly of the United Nations and also to express appreciation for the work done by your predecessor Mr. Srgjan Kerim.

I would like also to thank the Secretary-General for his report on the work of the Organisation and welcome his comprehensive approach to threats as well as his focus on recently emerged challenges.

It is an honour for me to address the General Assembly for the first time as the President of the Republic of Cyprus. Maintaining the effectiveness of multilateral diplomacy and strengthening the relevance of the United Nations is one of the cornerstones of the foreign policy of Cyprus since its independence in 1960.

Mr. President,

The United Nations is important to the international community and it is particularly important to Cyprus.

It is an essential institution for our global survival and for the further development of humanity in a balanced and fair way in increasingly difficult conditions. Our peoples look to the United Nations as the best forum for addressing global problems such as poverty, climate change, rising energy and food prices, diseases, natural disasters, human rights abuses and many other pressing global problems. Either we do things together in a collective, coordinated way or the problems will persist and become even less manageable.

This week two vitally important issues are being given particular attention, namely the achievement of the Millennium Development Goals and special needs for Africa. I applaud the focus being given to both, highlighting the imperative for collective action by the international community. We must however match our words with deeds.

Mr. President,

Cyprus emerged from colonialism as an impoverished independent state in 1960. Its prospects did not seem good. Short on natural resources, suffering persistent, recurring droughts, a small island state with the inherent problems of distance from major markets, did not augur well for the young Republic. But we worked hard to redress the balance against us and managed to achieve growth and economic development.

The Turkish invasion of 1974 was a major economic and human catastrophe. One third of our people became refugees in their own country. But we persevered to overcome this disaster. We provided the refugees not only with the means for survival but also with the means for economic re-activation. Our experience engenders solidarity for all those who are struggling for their survival and their own development.

Cyprus is firmly committed to the achievement of the Millennium Development Goals and maintains an emphasis on Africa in its overseas development assistance projects. Our approach is to focus on a small number of countries concentrating our efforts on infrastructural development in the health and education sectors.

Cyprus gradually intensifies its efforts by increasing the level of assistance to additional countries.

Mr. President,

Small states have higher stakes in multilateral diplomacy and in a fair and functional system of collective security based on the principles of sovereign equality and respect of territorial integrity.

There is no clearer example of this than Cyprus. From the earliest days of its independence, Cyprus was forced to appeal to the world community for support in order to defend and preserve its independence, its sovereignty and its territorial integrity. It became a victim of foreign interference which sowed the seeds for domestic problems for the new state. These difficulties were exploited in the service of strategic interests alien to our independence and our territorial integrity. The culmination was the military coup instigated by the military junta of Athens and the Turkish military invasion of July-August 1974.

But Cyprus survived. The will of the international community for Cyprus to survive is found in the plethora of Security Council and General Assembly Resolutions, regrettably most of them not implemented. But the moral support and resolute stance provided Cyprus with the sword and shield that has ensured that it has remained and will continue to remain an undivided independent country, with a single sovereignty, single citizenship and single international personality.

In addition, the United Nations Resolutions for Cyprus contain two other elements. They provide for a process of negotiations in the form of a Good Offices Mission of the Secretary-General and - very importantly - they define the legal/political framework on which the discussions for the federal architecture of the Cyprus state will be built. Both of these elements are crucial and our success in the new effort which is beginning now -I firmly believe - will depend on respecting these essential conditions.

As regards the process, Good Offices Mission of the Secretary-General means negotiations in which the Cypriots themselves are the principal players. They are the owners of the process. The Cypriots themselves must build the state they envision for their society. The role of the Secretary-General and of the international community is to assist and to support. Good Offices is not arbitration. It is not mediation. Recent experience has shown that any attempt to impose - even to import - non-Cypriot inspired and improvised models will meet with rejection by the Cypriot people.

The relevant United Nations Security Council Resolutions are also important for the new effort because they provide the legal political framework within which the effort must move. This framework prescribes a bizonal, bicommunal federation with single international personality, single indivisible sovereignty and single citizenship. The federal institutions will embody the principle of political equality as defined by relevant UN Security Council resolutions not as numerical equality but as effective participation of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities in all organs of the federal state.

It is important to remind ourselves that a bizonal, bicommunal federation has been the only mutually agreed basis dating back to 1977 and reaffirmed as recently as a few weeks ago. It represents a compromise and indeed the only possible compromise on which a political arrangement can be built. Relevant Resolutions of the Security Council as well as the Constitution of Cyprus exclude partition, secession or union with any other country.

The kind of solution we agree to must not only take into account our history and international legality. It must also take into account what kind of society we are and what kind of society we want to bequeath to our children. In this society, all Cypriot children must be born free and equal. Human rights and the fair satisfaction of human needs must take precedence to strategic considerations dictated by political expediencies.

Mr. President,

On September 3, a new intensive effort started with the aim of overcoming the impasses of the past and achieving progress that would lead to the reunification of Cyprus under mutually agreed terms and to the withdrawal of foreign troops after 34 years of division and foreign occupation. For this effort to succeed what is needed is political will on the part of the Cypriots, but also the positive engagement of other important players which for historical reasons have been part of the problem and need to become part of the solution.

For my part, I want to assure you from this podium that my political will to do what is necessary to solve the problem is firm and deep-rooted. My origins are in the popular movement of Cyprus which prides itself of a long history of struggles and indeed sacrifices in defence of friendship, cooperation and peaceful coexistence between Turkish Cypriots and Greek Cypriots. On the other hand, I am one of those Cypriots that were deeply and directly affected by the foreign military invasion of 1974 because I myself and my family are internally displaced persons, refugees in our own country.

The role of the Cypriots is to agree on what they want. This we must try to achieve with the leader of the Turkish Cypriot community, Mehmet Ali Talat. And I believe that we could achieve it.

But this is not enough for achieving a solution. Turkey should contribute to the process in a positive way. Turkey still maintains over 40,000 troops and tens of thousands of settlers in Cyprus and can, without doubt, determine the outcome of the issues under discussion. We believe that the solution should benefit everybody and will benefit everybody. It would allow the Cypriots, Greek Cypriots and Turkish Cypriots, to live together and work together in an independent prosperous country, within the family of the European Union, without the presence of foreign armies and illegal colonists, under conditions of security and respect for their identity and their rights.

Mr President,

Our world faces many problems which are increasingly becoming more complex. It is our conviction that these problems can be solved and new threats can be prevented only through effective multilateral collective action.

Peace must prevail. A true peace based on respect of international law and not the right of might. A response to the problem of international terrorism will only be effective if our world becomes less unjust. Without tackling hunger and poverty, without solving regional disputes on the basis of international legitimacy and without a more fair distribution of global wealth, peace can not grow firm roots.

The United Nations is an achievement of our fathers and a necessary tool for insuring a more stable, fair and prosperous world. Ultimately the UN is only as successful as we, the member states, allow it to be.

I wish our community of nations a successful 63rd General Assembly session.

Thank you.

CYPRUS MAIL 26/09/08

 

Denenmişler Deneniyor

 

Rauf R. DENKTAŞ

 

1986’da BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar Türk ve Rum liderler ile yapılan müzakereler sonunda bir taslak anlaşma metni hazırlamış ve taraflara sunmuştu. Bizim kabul ettiğimiz bu taslak Rum lideri Kipriyanu tarafından son anda ret edilmişti. Genel Sekreter Cuellar “iki tarafın müzakereleri sonucunda Kıbrıs davasının kapsamlı bir çözüme kavuşmuş olacağından” o kadar emin hale gelmişti ki, bu değerlendirmesini Güvenlik Konseyine ve Türkiye ile Yunanistan’a da yazılı olarak duyurmuştu.24 Nisanda da Güvenlik Konseyi üyelerine konu hakkında kapsamlı bilgi vermişti. Artık taraflar iki kesimli, iki toplumlu federal bir formülün içeriğini aylarca konuşmuşlar hemen hemen her konuda mutabık kalmışlardı. Türk tarafı olurunu ve imzaya hazır olduğunu duyurmuştu bile. Kipriyanu’nun oluru beklenmekteydi.
 
Ancak bu gerçekleşmedi. Genel Sekreter Cuellar Haziran 1986 Raporunda (S/18102) “20 Nisanda Kipriyanu’dan bir mektup aldım. Kipriyanu taslak anlaşma hakkında görüşünü duyurabilmesi için öncelikle Türk askerleri ile yerleşiklerin adadan çıkışları ve etkin Uluslararası garantiler konusu ile üç özgürlüğün yani dolaşım,yerleşim ve mülkiyet hakları konusunda ivedilikle ve öncelikle ön anlaşma gerektiğini duyurdu” der. Bu da yetmedi Kipriyanu Genel Sekreterden bu konuları görüşmek üzere bir Uluslararası Konferans tertip etmesini, eğer bu mümkün olmayacaksa o zaman iki taraf arasında bu konuların ele alınmasını sağlamasını istemektedir. Kipriyanu’nun bu son anda geri vites takmasının nedeni, 1968’den başlayan tüm görüşmelerde Garanti Anlaşması ve Türk Alayının Kıbrıs’’ta devamı hiçbir zaman gündem maddesi yapılmamış, bunların kalıcılığı müzakere konusu yapılmamıştı. Bunlar 1960 Antlaşmaları ile İngilizlerin elde ettikleri egemen üsler kadar somut ve tartışmaya açılması mümkün olmayan konulardı. Rumlar, her defasında bu konuları gündeme getirmekle esas milli hedeflerine giden yolda gördükleri engelleri kaldırmaya çalışıyorlardı. Genel Sekreter de bunları masada tutmak için “günü geldiğinde bunlar da gündeme alınabilir” diye teskin etmeye çalışıyordu. Nasıl ki Rumların devamlı ısrarları karşısında Annan Planında nihayet bu konular da gündeme getirildi ve bu kez Türk tarafı güle oynaya bu plana olurunu verdi. Allah’tan Papadopullos’un sayesinde boynumuzu Annan’ın giyotininden kurtarmış olduk.

Şimdi Talat-Hristofyas görüşmelerinde Rum tarafı ayni oyunu oynamaktadır. Görüşmelere Federasyon istedikleri için değil, Türk askerinden,Garantilerden ve yerleşikler dedikleri insanlarımızdan kurtularak, yeniden “insan hakkıdır, AB normlarıdır” diyerek eski topraklarına dönmek için başlamışlardır. Bu gün Hristofyas’ın Sn. Talat’tan istedikleri, Kipriyanu’nun benimle on bir yıl “federasyon görüşür gibi” yapıp benden istediklerinin aynidir. Vasiliyu ve Klerides de bütün görüşmelerimizde bunlardan başka bir şey istememişlerdir: ASKER VE YERLEŞİKLER DIŞARI, GARANTİLERE GEREK YOK, GÖÇMENLER YERLERİNE, SERBEST DOLAŞIM, SERBST YERLEŞİM.

Haklı olarak TEK EGEMENLİK-TEK DEVLET üzerinde durmaktayız.  Bunlar kadar önemli ve hayati olan TEK HALK konusu da vardır. Rum liderlerinin iki kesimliliği ortadan kaldırmak için buldukları formül TEK HALK formülünün doğal bir sonucudur. TEK DEVLET-TEK EGEMNLİK ile de TEK HALKI perçinledikten sonra bizim kendi varlığımızı korumak için muhtaç olduğumuz ayrıcalıkları AB makamlarının takdir etmesi pek zordur. Bu nedenledir ki BM kuruluşları, ABD ve AB el ele vermişler “KIBRIS’TA TEK HALK VARDIR- KIBRISLILAR BİRLEŞME İSTEMEKTEDİRLER” görüntüsünü sergilemek için dünyanın parasını harcamakta, gençlerimizi bir araya getirerek KIBRISLILIK aşısı vurmak suretiyle bol bol beyin yıkamaktadırlar. Bu beyin yıkamalar “Türk ve Rum olarak dost olmayı öğreniniz” çizgisinde olsa söyleyecek bir şey bulamayacağız, hatta bunları teşvik de edeceğiz. Halbuki yapılan, gençlere “askersiz bir Kıbrıs’ta Türkiye’den kopmuş Kıbrıslılar olmaları” telkin edilmekte, Rum’un milli davası “meşru Kıbrıs Hükümeti” kalıbı içinde kamufle edilirken bizim gençlerimize Türkiye’den kopma eğitimi yapılmaktadır. Bu arada Rum tarafının Federasyon görüşmelerinden ne anladığı ve bu görüşmelerde neleri elde etmek istediği denenmiş, kanıtlanmış bir gerçek iken ayni oyun yeniden sahnelenmiş bulunmaktadır. Bunca yıl teslim etmediklerimizi teslim almak oyunudur bu! İKİ TOPLUMLU FEDERASYON SAHNELENDİĞİNE GÖRE ENDİŞELERİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR

KIBRIS POSTASI 26/09/08

 

KKTC’de Yakın Doğu Bankası soyuldu

KKTC Yakın Doğu Bankası’nın Lefkoşa’daki Yakın Doğu Üniversitesi Kampüsü içerisinde bulunan şubesine giren hırsızlar yaklaşık 260 bin YTL çaldı.

AA

Güncelleme: 20:52 TSİ 26 Eylül 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Başkent Lefkoşa’daki Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Kampüsü içerisindeki soygun, dün 18.00-08.00 saatleri arasında meydana geldi.

 

Bankanın müdür odasının duvarını delerek içeri giren hırsızlar, para kasasından yaklaşık 137 bin YTL, 10 bin ABD doları, 42 bin sterlin ile 10 bin Euro çaldı.

Polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor.

 

 

KKTC'de 260 bin YTL'lik banka soygunu

 

KKTC Yakın Doğu Bankası'nın Lefkoşa'daki Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Kampüsü içerisinde bulunan şubesine giren kimliği belirsiz kişi veya kişiler yaklaşık 260 bin YTL çaldı.

 

KKTC Polis Basın Subaylığı'ndan verilen bilgiye göre olay, dün 18.00-08.00 saatleri arasında meydana geldi.

Polis açıklamasına göre, bankanın müdür odasının duvarı, meçhul şahıs veya şahıslar tarafından delinerek içeri girildi ve para kasasından yaklaşık 137 bin YTL, 10 bin ABD doları, 42 bin sterlin ile 10 bin avro çalındı.

Polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor.

CNN TURK 27/09/08

 

Mehmet Ali Talat'tan tüm dünyaya çağrı

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin adada uzun yıllar devam eden Kıbrıs sorununun çözümü ve barış için üzerine düşeni yaptığını ve bundan sonra da yapacağını ifade ederek, artık bundan sonra Rum tarafı ve uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, tüm dünyaya, Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız, insanlık dışı izolasyonu sona erdirin çağrısı da yaptı.

10. Uluslararası Dr. Fazıl Küçük Oyunları, bu akşam, Lefkoşa Atatürk Stadyumu'nda düzenlenen açılış töreniyle başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan törene, Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ile diğer yetkililer katıldı. 13 branşta düzenlenen ve 28 Eylül'e kadar sürecek oyunlara bu yıl 22 ülkeden 400'ün üzerinde sporcu ve idareci katılıyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, törende yaptığı konuşmada, spor ambargosunun "en insanlık dış ambargo" olduğunu ifade ederek, "Kıbrıslı Türkler açısından belki en haksız, en insafsız, en insanlık dışı izolasyon spor alanında olan izolasyondur" dedi. Talat, oyunlara katılan sporcuların, kendilerinin geleceğe dair umutlarını güçlendirdiğini belirtti.

Talat, Kıbrıs Türkünün "özgürlük lideri" Dr. Fazıl Küçük'ü bu spor oyunları ile anmanın Kıbrıs Türkünün vefa borcu olduğunu kaydetti.
Bugün sporcular için heyecanlı bir gün olduğunu, kazanmak için mücadele edeceklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu.

"Zaten spor; barış, dostluk ve kardeşlik demektir. Bunu biliyoruz ve tüm dünyaya buradan Kıbrıs Türkünün barış arzusunu, dünyaya ile bütünleşme arzusunu haykırıyoruz. Kıbrıs Türkünün barış için, Kıbrıs'ta yıllardır devam eden sorunun çözümü için üzerine düşen her şeyi yaptığını ve artık bundan sonra karşı tarafın (Kıbrıs Rum tarafı) ve uluslararası toplumun harekete geçmesini bir kere daha çağırıyoruz. Biz üzerimize düşen her şeyi bundan sonra da yapacağımızı vurgulayarak tüm dünyayı, tüm uluslararası toplumu, Kıbrıslı Türklerin haksız, insanlık dışı izolasyonunu sona erdirmeye çağırıyoruz. Özellikle spor alanında devam ettirilmekte olan insanlık dışı ambargonun bir an önce kalkabilmesi için desteğini bekliyoruz."

Talat, oyunlara katılan sporculara, Kıbrıs Türkünün, "barış ve dünya ile bütünleşme özlemlerine yaptıkları katkılardan" dolayı teşekkür etti. Oyunlara katılan kafilelerin geçit yaptığı tören, paraşüt ve hava unsurları gösterisi ve halk oyunları gösterileriyle sona erdi.

 

CNN TURK 25/09/08

 

Yakın Doğu Bank'ı soydular

DELİCİ- KESİCİ ALETLE DUVARI DELDİLER... Polis, bankayı soyan kişi veya kişilerin bankanın müdür odasının duvarını delici-kesici alet ile delip içeriye girdiklerini ve para kasasında muhafaza edilen çok miktarda YTL ve döviz olarak bulunan nakit parayı çaldıklarını belirtti

 

Elmas TOKAY

 

   KKTC'de tarihinde önceki gün bir ilk yaşandı ve ülkede faaliyet gösteren bir banka kimliği meçhul kişi veya kişilerce soyuldu..

   Yakın Doğu Üniversitesi kampusu içerisinde bulunan Yakın Doğu Bank, önceki akşam henüz belirlenemeyen bir saatte meçhul kişi veya kişiler tarafından soyuldu.

   Polis ekiplerinin dün olay yerinde yaptığı inceleme sonucu, bankanın müdür odasının duvarının delici-kesici alet ile delinerek içeriye girildiği ve para kasasının açıldığı tespit edildi.

    Para kasasında muhafaza edilen 136.681,40 YTL, 9819 ABD doları, 42.025 Sterlin ile 10.040 Euro nakit paranın çalındığı belirtildi.

   Polis Basın Subaylığı tarafından yapılan açıklamada, 25-26.09.2008 tarihleri, 18.00-08.00 saatleri arasında, Y.D.Ü. kampusu içerisinde faaliyet gösteren Yakın Doğu Bank'ın müdür odası duvarının meçhul şahıs ya da şahıslar tarafından muhtemelen delici-kesici aletle delinerek içeriye girildiği ve para kasası açılarak içerisinde muhafaza edilen 136.681,40 YTL, 9819 ABD doları, 42.025 Stg ile 10.040 Euro nakit para çalındığı belirtilerek soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.

KIBRIS 17/09/08

 

 

UN sends in the diplomatic heavyweights
By Jean Christou

Elders Tutu, Carter and Brahimi head to Cyprus to promote talks process

ELDER STATESMEN Jimmy Carter, Desmond Tutu and Lakhdar Brahimi will visit Cyprus on October 8 and 9 to support and bring more international attention to the new negotiations process, it was announced yesterday.

The three distinguished personalities belong to a group of 12 roving ambassadors called The Elders, an organisation set up last year by Nelson Mandela on his 89th birthday. The Elders hope to offer their collective experience and independent voices to support co-operative approaches to addressing global challenges.

During their two-day visit to Cyprus, the three men will meet President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat who are due to hold their next meeting on October 10.

The Elders are to urge the international community to embrace the fact that a lasting settlement is within reach in Cyprus and to actively support the leaders and the peace process.

They also want to commend Christofias and Talat for their efforts to reunify the island.

“After decades of division, this is a time of hope for the people of this beautiful island. These opportunities don’t come around very often,” said Archbishop Tutu, chairman of The Elders.

“The Elders will not be involved in the negotiations themselves; that is for the Cypriots to do,” he said. “However, we will do what we can to ensure that the foresight and courage of Mr Talat and Mr Christofias are acknowledged and supported in Cyprus, in the region and around the world.”

A spokesman for the British High Commission said yesterday the visit was very positive.

“I think it’s a sign that the international community is taking the current process very seriously, and it is keen to encourage them,” the spokesman said.

The high-profile trio also hopes to meet political and civil society representatives from both communities, as well as the UN officials who are facilitating and assisting the peace process.

UNFICYP spokesman Jose Diaz said yesterday The Elders had contacted the UN on Thursday about the visit. He said UNFICYP would also be facilitating the three statesmen during their stay.

“The visit was their idea and their initiative,” he said. “What they want is to marshal more international support for the (Cyprus) process.

Diaz said the three men all had distinguished track records in other situations of conflict and resolution. “They definitely can bring their influence and prestige to the process,” he said.

Archbishop Tutu, 77, is known for his long struggle against apartheid in South Africa. In 1994, after the end of apartheid and the election of Nelson Mandela, he was appointed as Chairman of South Africa’s Truth and Reconciliation Commission.

Jimmy Carter, 84, a democrat, served as US President from 1977 to 1981, and since then has been a champion of human rights around the world.

Lakhdar Brahimi, 74, a former Algerian ambassador, has spent 40 years helping to keep the peace across the world. Now at the Institute for Advanced Study in Princeton, he lectures regularly in the US, Europe, Africa and the Arab world on international relations, conflict and conflict resolution.

The remainder of the 12 Elders include former UN Secretary General Kofi Annan, former Irish President Mary Robinson, and Ela Bhatt, lawyer and founder of India’s Self-Employed Women’s Association.

The Elders global mission is to offer their skills and experience to support peaceful resolution to conflicts, to articulate new approaches to global issues that cause human suffering, and to share wisdom by helping to connect voices all over the world.

“We are moving to a global village and yet we don’t have our global elders,” The Elders state on their website.

“The elders can be a group who have the trust of the world, who can speak freely, be fiercely independent and respond fast and flexibly in conflict situations,” it adds.

CYPRUS MAIL 29/09/08

 

 

Talat: Annan Planı ile tarihi bir fırsat kaçtı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs Rum tarafının, 2004 yılında Annan Planı’nı reddetmesiyle, adadaki sorunun çözümü için tarihi bir fırsatın yitirildiğini” söyledi.

NTV

Güncelleme: 12:24 TSİ 28 Eylül 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bunun 2004 yılında, Kıbrıslı Rumların Annan Planı’na hayır demesiyle tarihi bir fırsatın kaçtığını söyledi. Talat bunun sorumlusu olarak Rum Yönetimi’nin eski başkanı Tasos Papadopulos ve onu destekleyen bugünkü başkan Dimitris Hristofyas’ı gösterdi.

 

Mehmet Ali Talat, Yunanistan’ın başkenti Atina’da yayın yapan özel “Flash 96” radyosuna verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni müzakerelerin, Rum Yönetimi’nin yeni lideri Dimitris Hristofyas’ın başkanlık döneminde başlatılmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

Talat, adadaki sorunun çözümü konusunda “ölçülü bir iyimserlik” taşıdığını belirtti.

Hristofyas’ın, kendisine yönelik “müzakerelerde başka, dışarıda başka konuşuyor” biçimindeki açıklamalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Talat, Hristofyas’ın, bu konudaki iddialarını kanıtlamasını istedi.

 

Hristofyas, Gül ile ayaküstü görüştü

 

BM'nin 63'üncü Genel Kurul çalışmaları nedeniyle New York'ta bulunan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, BM merkezindeki temaslarını tamamlaması vesilesiyle önceki gün basın toplantısı düzenledi.

   Fileleftheros gazetesinin haberine göre Hristofyas; Türkiye'nin önerdiği yeni ortaklığı kabul etmediğinin altını çizdi ve "Referandum öncesindeki aylar acı bir deneyimdi" diyerek hakemliği de reddettiğini söyledi.

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le kısa bir görüşme yaptığını Kıbrıs sorununu ele aldıklarını da belirten Hristofyas, New York'taki temasları sırasında; Rum tarafının "niyetlerine ilişkin işaretler verdiğini, Türkiye'nin tavrından kaynaklanan sorunlara da işaret ettiğini" kaydetti.

   Gazete, "Hedef, Yeniden Birleşme-Askersizleştirme -Hristofyas-Gül Kısa Görüşmesi" başlığıyla iç sayfasına aktardığı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, "hedeflerinin Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek ve adanın askersizleştirilmesi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le, Kıbrıs sorununu ele aldıkları kısa bir görüşme yaptıklarını" açıkladığını yazdı.

   Gazeteye göre Hristofyas, ulaşılacak herhangi bir anlaşmanın, insan haklarına saygı göstermesi, Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu'nun ilgili kararlarına dayanması gerektiğini söyledi. Özellikle de Güvenlik Konseyi Daimi üyelerine hitaben "kendi aldıkları kararlara saygı göstermeleri" talebinde bulundu.

   Hristofyas şunları söyledi:

   "Hedefimiz, bölünmüşlüğe son vermek, Kıbrıslı Türklerle yaşamak ve birlikte çalışmaktır. İradem ve isteğim; çözümün mümkün olduğunca çabuk bulunmasıdır. Türkiye'nin önerdiği yeni ortaklığı kabul etmiyoruz. Referandumdan önceki aylar acı bir deneyimdi, hakemliği de reddediyoruz. Son plan (Annan planı) Kıbrıs halkını tatmin etmedi, çıkarlarına uymadı. Türkiye'nin bütün taleplerini tatmin eden daha önceki hakemlik dengeli değildi. Kıbrıslıların geleceklerinin sorumluluğu yabancılarda değil kendilerinde olmalı."

   Politis gazetesi haberi, "Ayaküstü Konuştular -Hristofyas Gül'den; Müzakerelere Etkin Destek İstedi - Başkan Hristofyas Abdullah Gül'ü; Kıbrıs Sorununun Çözümü Prosedürüne Somut Hareketlerle Yardımcı Olmaya Teşvik Etti" başlığıyla yansıttı.

   Gazeteye göre Hristofyas, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le sosyal nitelikli kısa bir görüşme yaptığını "Cumhurbaşkanı Gül'ün elini sıkma ve kendisiyle bazı görüş alış verişlerinde bulunma fırsatı yakaladım, kendisi centilmendi" ifadesiyle açıkladı.

   Hristofyas, bu ayaküstü görüşme sırasında Gül'e; "Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünün tamamında olumlu hareketlerle eşlik etmesi, yalnız şifahi ilanlarda bulunmakla yetinmemesi gerektiğini" söylediğini savundu. Rum Yönetimi Başkanı, Cumhurbaşkanı Gül'den yardım etmesini istediğini söyledi ve gerekçesini de şu ifadesiyle ortaya koydu :

   "Çünkü Türkiye 40 binin üzerinde asker ve 160 binin üzerinde de yerleşik bulundurduğuna göre, kararlı bir rol oynayabileceğine inanıyorum."

   Gazete Hristofyas'ın BM merkezinde düzenlediği basın toplantısına ilişkin haberini şöyle sürdürdü:

   "Görüşmelerini 'iyi' olarak niteleyen Hristofyas Gül'ün; müzakereleri destekler göründüğünü söyledi ve şunları söyledi: 'Ancak; nihai çözüme yönelik en iyi şartların yaratılması için hareketlere, olumlu hareketlere ihtiyacımız var. Gerçekten çözüm istiyorsak, bu isteğimiz gerçeklere; yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığına ve iki bölgeli, iki toplumlu federasyon devletine dönüşeceği gerçeğine dayanması gerekir. Devam edecek olan eski ortaklıktır.'

   Gazetecilerden; Gül'le yaptığı kısa görüşmeyi abartmamalarını da isteyen Hristofyas 'yalnız Cumhurbaşkanı Gül'le değil Başbakan Erdoğan'la da normal görüşme yapmayı çok arzu ederdim. Türkiye Kıbrıs sorununu çözerek, AB'ne üyeliğinin önündeki büyük bir engeli kaldıracak' dedi.

   Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğine ilişkin bir soruya karşılık; 'Elbette, başka bir ülkenin büyük bir parçasını 34 yıl yasadışı olarak elinde bulunduran bir ülkenin Güvenlik Konseyi üyesi olması doğru değildir. Ancak bu BM üyelerinin değerlendireceği bir şeydir' diyen Hristofyas Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına kararlılıkla bağlı olduğunu, bu taahhüdünün gereğini yapmayı hedeflediğini yineledi.

   BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada; 'hakemlik olmayacağı ve dayatılacak herhangi bir Kıbrıs-dışı modelin çözümün reddedilmesini gündeme getireceği' ifadesini daha da geliştirerek; Güvenlik Konseyi'nin hiçbir kararında hakemliğin öngörülmediğini ve hâlihazırda Rum toplumunun; BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hakemliğini neden kabul ettiği konusunda özeleştiri yapmakta olduğunu belirtti."

 

Papandreu - Hristofyas görüşmesi

 

   Gazete, Hristofyas'ın, basın toplantısından kısa süre önce de, Yunanistan Ana Muhalefet (PASOK) lideri Yorgos Papandreu'yla görüştüğünü yazdı. Papandreu'yla Kıbrıs sorunundaki tezlerini yeniden teyit ettiklerini söyleyen Hristofyas, bu görüşmelerinin, her zaman olduğu gibi içten bir havada gerçekleştiğini söyledi. Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ilkeleri ve desteklerinden dolayı PASOK'a ve Sosyalist Enternasyonal'e teşekkür etti. Papandreu da "dostum" diye nitelediği Hristofyas'la görüş alışverişinde bulunma fırsatı yakalamış olmaktan memnun olduğunu söyledi.

   Haravgi gazetesi haberi manşetten, "Dimitris Hristofyas: Çözüm ve Kıbrıs'ı Yeniden Birleştirme Taahhüdümün Gereğini Yapacağım -Başkan Hristofyas Abdullah Gül'ü Kıbrıs Sorununda Olumlu Hareketlerde Bulunmaya Çağırdı" başlık ve spotlarıyla yansıttı.

   Gazete, Hristofyas'ın basın toplantısında muhatap olduğu bir soruyu yanıtlarken; Cumhurbaşkanı Talat'ın müzakere masasına Kıbrıs sorununu çözmek için ciddiyetle oturduğu umudunu dile getirdiğini yazdı. Gazeteye göre, "bu sefer beklentileri arasındaki farklılığın, kendisinin ve Talat'ın mücadele arkadaşları olarak birlikte tarih yaratmış olmalarından kaynaklandığını" da söyleyen Hristofyas, Türk tarafının "yeni ortaklık" derken iki devletin var olduğunu kastettiğini belirtti ve şunları söyledi:

   "Kıbrıs'ta iki toplumun bir ortaklığı ve bir devlet vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na ve Garanti Anlaşmaları'na göre Cumhuriyet, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ortaklığından oluşur.  Bugün gereken; üniter devletten iki bölgeli iki toplumlu federasyon haline dönüşmesidir. Sahte devlet yasadışı, yok, geçersiz olarak görüldü ve Kıbrıslı Türklerin sözüm ona izolasyonlarının kökleri tam olarak bu kararlardadır.  Acaba, bu ayrılıkçı varlığı neden hiç kimse tanımıyor?"

KIBRIS 28/09/08

 

Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı, yeniden AIHM'e gidiyor

SANA MADALYA MI VERECEKLER?... "Kızının doğum gününe gelmiyorsun, bunlarla uğraşıp duruyorsun, sana madalya mı verecekler diye çıkıştım ve aslında kırgın ayrıldık. Biz sabah hareket ettik, gecesi ise Kutlu Adalı'yı vurdular..."

 

SİLAHIN UZİ OLDUĞUNU DENKTAŞ SÖYLEDİ... "Biz silahın uzi olduğunu ilk kez Denktaş'tan öğrendik. Ölümünden bir ay önce, 14 Ağustos'ta Temiz Eller programında, İsrail yapımı uzi silahla Rumlar tarafından vuruldu diyor, Denktaş Bey. Aynı programda Emniyet Genel Müdürü ve Mehmet Ali Talat silahın türü belli değil, diyor..."

 

 

   Kutlu Adalı, 1996'da öldürüldü.

   Aradan geçen 12 yıl boyunca, cinayetin failleri bulunamadı.

   Ama 12 yıl boyunca, Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili çok şey yazılıp söylendi. Gerek ailenin yaptığı faaliyetler, gerek ise, AİHM'indeki dava süreci, konuyu her zaman taze tuttu.

   Ve faili meçhul kaldığını hep hatırlattı.

   Cinayetten bir yıl sonra gerekli araştırmanın yapılmadığı gerekçesiyle aile, AİHM'e başvurdu. 2006 yılında sonuçlanan mahkeme, gereken soruşturmanın yapılmadığı kararıyla, Türkiye'yi 20 bin euro para cezasına çarptırdı.

   Aile şimdi araştırmanın yapılması için tanınan 2 yıllık sürenin de dolmasının ardından komisyondan çıkacak kararı bekliyor ve bu karar doğrultusunda yeni bir dava sürecine hazırlanıyor.

   6 Temmuz gecesi kimliği bilinmeyen kişi ya da kişilerce vurulan Kutlu Adalı'nın vücudundan çıkarılan kurşunlar hala tetkik için Türkiye'de bulunuyor. Vurulmadan hemen önce cinayetin üzerindeki sır perdesini kaldıracağı düşünülen bir telefon görüşmesi yaptığına inanan aile, o gecenin telefon kayıtlarına hala ulaşamadı.

   Ölümünden önce çeşitli tehditler alan ve uzi silahla öldürülen Kutlu Adalı, ölümüyle, Kuzey Kıbrıs'ın demokratikleşemediği ve sivilleşemediğinin bir kanıtı olarak hayatta kalmaya devam ediyor.

   12 yıl sonra bugün hem Adalı cinayeti, hem de ölümünden kısa bir süre önce mercek altına aldığı Saint Barnabas baskını sır perdesini koruyor.

   Yıllarca cinayeti aydınlığa kavuşturmak için birçok zorluğa katlanan ailenin yaşadıklarını Kutlu Adalı'nın en yakını, eşi İlkay Adalı ile konuştuk.

   İlkay Adalı, 36 yıllık hayat arkadaşını kaybettiğinde, 52 yaşındaydı. Aradan geçen 12 yıl boyunca yaşadığı korku ve acının ağır yüküne rağmen, hala güçlü.

   Bizi güler yüzle karşılıyor.

   Sohbet boyunca ikisinin de çok sevdiği yaseminler, kokusuyla odayı dolduruyor.

   Önce mahkeme kararını ve sonrasını soruyoruz;

 

   KIBRIS: AİHM'deki dava sürecini anlatır mısınız biraz. Şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?

   İ. ADALI: AİHM'deki dava sonuçlandı ve gerekli araştırma yapılmadığı sonucuyla, Türkiye mahkum edildi. Bize yapılan psikolojik işkence ve baskılar için de 30 milyar TL tutarında, Euro ödendi. Dava sonucunda gerekli araştırma yapılması için 2 yılık bir süre tanındı, şimdi o süre de doldu, ama gereken araştırma hala yapılmadı. Avrupa Komisyonu, neden araştırma yapılmadığı üzerine karar alacak. Çünkü, Kutlu Adalı'nın vücudundan çıkarılan 2 kurşun hala Türkiye'de bulunuyor, tetkik için. Ama henüz bir cevap almadık. Şimdi, tekrar mahkemeye başvuracağız, ama önce komisyon kararını bekleyeceğiz.

 

   KIBRIS: Mahkeme sürecinde sıkıntı yaşadınız mı?

   İ. ADALI: Tazminat çıktığında oğlum Er'in dükkanına ödeyemeyeceği kadar büyük bir vergi kondu, geriye dönük. Ödemesi için baskı yapıldı. Ödeyemediği için evine haciz geldi. Bütün eşyaları, arabası alındı. Biz tazminat parasını da gönderdik, ama yetmedi, dükkan gitmişti, artık. Bunun üzerine O da kesin dönüş yaptı. Ama olduğu gibi geldi, eşyası bile yoktu, karısı da hamileydi. Bir yıl benim yanımda kaldılar. İş için müracaat etti. Dil tarih mezunu öğretmendi. Fakat işe alınmadı. Herhalde bu nedenden dolayı. Ve serbest bir iş buldu, şimdi orda çalışıyor. Eşyalı da bir ev tuttuk. Mahkemeye gitmeden önce, Boğaz'da bir arsamız vardı, onu sattık ve gidiş gelişlerde, onu kullandık. Bir miktarını da mahkeme karşılıyor. Avukatlarla da anlaşmamız benim onlara para ödemeyeceğim üzerineydi.

   "Bize, psikolojik baskı uyguluyorlar ve çok yıpranıyoruz" diyen İlkay Adalı, özellikle çocuklarının soyadlarından dolayı, iş bulamadığını ve hem maddi hem de manevi olarak yıpratıldıklarını anlatıyor. Geçen yıl evlenen kızı, Kut Adalı'nın eşinin de düğünden bir ay sonra işten çıkarıldığını ve ancak 1 yıl sonra iş bulabildiğini söyleyen İlkay Adalı, son günlerde de askeri nöbetten duydukları sıkıntılara dikkat çekiyor. On gün önce, Adalı cinayetini Ergenekon olayları ile bağdaştıran ATV ekibinin, gelerek çekim yaptığını söyleyen İlkay Adalı, bu çekimden sonra, askerlerin makineli tüfekle Adalı'nın vurulduğu yerde nöbet tutmaya başladığını anlatıyor. Konuyu, Emniyet Genel Müdürlüğü ile de konuştuğunu söyleyen Adalı, "Pervin Gürler, haberimiz var, Kemal Coşkun'un evini bekliyorlar, dedi", şeklinde konuşuyor. Ancak bir yıl önce ölen Coşkun'un evininin önünde neden nöbet tutulduğu konusunda ikna olamadığını da belirten Adalı, konu Afrika gazetesinde çıktıktan sonra, nöbetlerin sona erdiğine dikkat çekiyor.

   Aradan geçen 12 yılda hem eşinin ölüm acısını yaşayan, maddi manevi baskı altında olduğunu hisseden, hem de cinayetin faillerinin cezasını çekmemesinin sıkıntısını duyan İlkay Adalı ile cinayet zamanına gidiyoruz.

   Tam 12 yıl önceye.

   Kutlu Adalı'nın öldürüldüğü güne.

   İlkay Adalı anlatıyor;

   "9 Temmuz'da İstanbul'da yaşayan kızım İl'in doğum günüydü. 6 Temmuz'da Kut ile birlikte, bu yüzden İstanbul'a gittik. İstanbul'a giderken Kutlu Adalı'ya da bizimle gelmesi için yalvardım. Ama o gelmek istemedi. Hatta ölümünden bir gün önce yazdığı Sıpa, Sopa yazısı yüzünden de tartıştık. Yazı Türkiye'ye karşı çok sert bir yazıydı. Kızının doğum gününe gelmiyorsun, bunlarla uğraşıp duruyorsun, sana madalya mı verecekler diye çıkıştım ve aslında kırgın ayrıldık. Biz sabah hareket ettik, gecesi ise Kutlu Adalı'yı vurdular. Kutlu Adalı, 14 Mart'ta Saint Barnabas ile ilgili yazdığı yazılardan dolayı sivil savunma teşkilatı başkanı tarafından tehdit almıştı. Her gün eve telefon ediyorlar ve küfrediyorlardı. 13 Nisan'da yazdığı yazıda da bu tehditlerden bahsediyor. Galip Mendi'nin şahadetinde de teyit ediliyor, bu telefonların sivil savunmadan geldiğini, yazıdan dolayı. O dönemde gazeteyi de tehdit ettiler. Burhan Eraslan, mesela, Show TV'nin "Temiz Eller" programında, bunu teyit ediyor. Barnabas olayı ile ilgili ise, Mendi ifadesinde, sivil savunmanın PKK'ya ait silah arandığını anlatıyor, Saint Barnabas baskınında. Ve bir operasyon olduğunu, kendisinin de iki tane araç gönderdiğini söylüyor.

   AİHM Hakimi sordu, mesela Mendi'ye, sivil savunmanın görevi ne diye. O da afet zamanlarında bunu bunu yapmaktır, dedi. Görevinde PKK silahlarını aramak, ya da böyle bir operasyon düzenlemek var mı diye tekrar sorduğunda ise çok sinirlendi. Ama benden araç istendiğinde vermeye mecbur oldum dedi.

   Kutlu Adalı'nın ölümünü kız kardeşim Sevgül Uludağ'dan öğrendik. Önce O'na gitti haber, sonra O bizi aradı. O gece uçakta bize yer verilmedi. Ancak Pazar gece, ölümünden bir gün sonra gelebildik.

   Vurulmadan birkaç dakika önce telefonda görüşmüştük. "Eve kimse gelmedi" dedi. Demek ki, Adalı'yı evden çıkaran bir kişi geldi ve son dakika oraya götürdü. Kız kardeşine yemeğe gidecekti, o gece, ama gitmedi. Bir arkadaşı da o gün kendisine telefon ettiğini kabul ediyor, Altay Sayıl. Ama ne konuştuğunu, neden telefon ettiğini söylemiyor. Polis de sorgulamadı, zaten. Kutlu Adalı'nın oturduğu yerde, Kıbrıs Gazetesi'nin çektiği fotoğraflarda bir başka sandalye duruyor. Ve 2 bardak var. Yani biri ile bir şey içti. Oturup konuştu. Ayrıca evde bir fotoğraf bulduk. O gece geldi belli ki o fotoğraf da. Emekli bir polisin fotoğrafı. Mahmut Şevket. Bu emekli polis ile ilgili yazması için getirdiler herhalde, ama o yazıyı yazamadı. O fotoğrafı mahkemeye sunduk.

   Biz silahın uzi olduğunu ilk kez Denktaş'tan öğrendik. Ölümünden bir ay önce, 14 Ağustos'ta Temiz Eller programında, İsrail yapımı uzi silahla Rumlar tarafından vuruldu diyor, Denktaş Bey. Aynı programda Emniyet Genel Müdürü ve Mehmet Ali Talat silahın türü belli değil, diyor. Adalı öldüğünde görevde olan Galip Mendi ile de ancak, 5 sene sonra Boğazda görevliyken görüştük. Bizimle konuşurken kekeliyordu, Mendi."

   İlkay Adalı devam ediyor;

   "Havaalanından geldikten sonra, sorguya alındık, emniyette. Ama İstanbul'daki kızım ve oğlumun ifadeleri AİHM'e hiç gönderilmedi. Oysa, o gece alınan ifade önemliydi. Zaten o şahsın adını söylediğimizde de onu koruma altına aldılar. Telefon ettiğini söylüyor, ama rutin şeyler diyor. Telefon kayıtları da verilmedi bize. Oysa alsak, o gece saat kaçta, kimin aradığı ortaya çıkacaktı. O zaman Atilla Sav'dı, genel müdür. O gece çekilen fotoğraflarını da vermediler, bize. Ancak, AİHM isteyince verdiler. Adli tahkikat da Kasım'da başladı. 50-60 şahit varken, sadece 5 şahit dinlendi. Ve biz ailesi olarak çağrılmadık, dosya da rafa kaldırıldı. Zaten o tahkikat da AİHM'de dava açtığım için alelacele açılmıştı, yoksa hiç açılmayacaktı, bence."

   Mahkemeye giderken de korkular yaşadığını söyleyen İlkay Adalı, ailesini korumak için avukatların KKTC ve Türkiye makamlarına bir mektup göndererek, Adalı ailesinin başına gelecek her şeyden KKTC ve Türkiye sorumlu olacak dediklerini söylüyor.

   İlkay Adalı, babasının ölümünden hemen sonra işten çıkarılan Kut Adalı'nın 5 yıl işsiz kaldığını, daha sonra dönemin büyükelçisi Hayati Güven'in girişimleriyle, BRT'de işe alındığını, ancak bunun da mahkemede yardım diye önlerine getirildiğine dikkat çekiyor.

   Mahkemeden hemen önce çok sevdiği köpeğinin işkenceyle öldürülüp kapıya bırakılmasını ise hala büyük acıyla anlatıyor, İlkay Adalı.

   Bir dönem 1. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın en yakınında çalışan Kutlu Adalı, devletin kilit noktalarında da görev yapmış. Özellikle, Kıbrıs Cumhuriyeti karşıtlığı yapan Nacak Gazetesi'nde de takma isimlerle yazılar yazan Kutlu Adalı ile İlkay Hanım'ın beraberliklerinin ilk yıları da o dönemlere denk geliyor.

   İlkay Adalı'ya ilk tanışmalarını soruyoruz, şöyle anlatıyor;

   "Ben lisede öğrenciydim. İkimiz de şiir yazıyorduk. Şiir geceleri düzenleniyordu. İşte o gecelerden birinde tanıştık, Kutlu Adalı ile. Sene 1957. O zaman Beşparmak dergisini çıkarıyordu. Ben de yayımlanması için şiir gönderiyordum. Mapolar'ın dükkanının tam karşısındaydı, yayın evi de. Sonra mektuplaşmaya başladık. 9 yaş büyüktü benden. 1960'da evlendik. Evlendiğimizde gazeteciydi. Ama babam gazeteci olursa, kabul etmeyeceğine dair şart koşmuştu. Çünkü maaşı azdı, gazetecilerin. Ve O da rahmetli Burhan Nalbantoğlu ve Cavit Ramadan ile Denktaş'a gidip, cemaat meclisine basın irtibat bürosunda işe girdi, yardımlarıyla. Maaşı da o zamana göre yüksek sayılıyordu. Mesela, normal bir memur 35 lira alırken, O 75 lira alıyordu. İşte o zaman evlenmemize babam razı oldu. Ben 16 yaşında olduğum için mutlaka babamın imzası gerekiyordu. O dönemde, köyleri dolaştı, Dağarcık kitabını yazdı. Dr. Şemsi Kazım, Cemaat Meclisi Başkanı idi. Onun yanında müsteşarlık ve genel sekreterlik yaptı. Denktaş Bey sürgünden döndüğünde, Kutlu Adalı'yı özel kalem müdürü olarak kendisi almak istedi. Şemsi bey de istiyordu kendisini, ama Kutlu Adalı Denktaş'ı tercih etti."

   Kutlu Adalı'nın Rauf Denktaş ile ilişkilerinin nasıl bozulduğunu soruyoruz İlkay Adalı'ya.

   Şöyle devam ediyor;

   "Denktaş ile Kutlu Adalı'nın ilişkileri, 1972'ye kadar çok iyiydi. Devlet organizmaları kokuşmaya başladığında, Kutlu Adalı bunu fark etti. Bir müteahite, yüklü miktarda para verilmişti. O müteahit de Tuna Sokakta ev yapmıştı. Kutlu Adalı, Türkiye'den gelen paradan neden sadece O'na verildiğini sordu ve oradan aralarında kopukluk başladı. Daha sonra Denktaş onu uzaklaştırmak için askere yollamak istedi. Halbuki, Kutlu Adalı'nın elinde, Denktaş imzası yaptığı iş gereği üniformalı asker sayıldığına dair mektup vardı. Adalı, Cemaat Meclisi ile elçilik arasındaki kuryeydi ve Türkiye'ye eğitime gidenlerin ikmalini de O organize diyordu. Bir sürü gizli işi o yönetiyordu. Ve bu görevlerle terhis kağıdı almıştı. Denktaş, askere gitmesi için baskı yapıp, O da direnince, Bayraktardaki kışlaya hapsedildi. 3 gün açlık grevi yaptı. Zamanın sancaktarı ikna etmem için bana geldi. Sonra maaşını kestiler. O da istemeyerek, denetleme kurulu üyesi olarak BRT'de işe başladı."

   Denktaş ile arası açıldıktan sonra Kutlu Adalı çeşitli zorluklar yaşamaya ve Denktaş ile daha da çatışmaya başlıyor. Eşi İlkay Adalı, Kutlu Adalı'nın 50 yaşına geldiğinde mecburen emekliye ayrıldığını söylerken, emekli olmadan önce TKP'nin yayın organı Ortam Gazetesi'nde yazan Adalı'nın, o dönem TKP'de olan İsmail Bozkurt'un da kararı imzalamasının ardından, Yenidüzen Gazetesi'nde yazmaya başladığını anlatıyor.

   "Son dönemlerde tehditler çoğaldığında kendisini uyarmıştım" diyen İlkay Adalı, eşinin çok inatçı olduğunu ve inandığı bir şeyden kesinlikle vazgeçmediğini anlatıyor. Arkadaşı Ahmet An, sıklaşan tehditler nedeniyle AİHM'den koruma talep etmesini önerirken, Allaha bir can borcum var ne olursa olsun sözlerini hatırlıyor İlkay Hanım.

   Yıllardır ölüm nedeni olarak görülen Saint Barnabas baskınını da soruyoruz, İlkay Hanım'a. İhbarı aldıklarında beraber olduklarını anlatan, İlkay Hanım, olay yerine de beraber gittiklerini söylüyor.

   Oraya gittiğimizde mezarın kazılmış olduğunu ve televizyon büyüklüğünde bir taşın oradan alındığını gördük. Bunun fotoğrafını çekti Kutlu Adalı. Zamanında oraya belli ki, birşey gömüldü, ganimet gibi. Karargahtı, orası ve o karargahın komutanı Albay Koparan Türkiye'den geldi, o dönem. Ve Ahmet Derya, AİHM'de ifadesinde, bunu söyledi. Albay Koparan o zaman burada komutandı, ben kaç sene sonra gömdüğü şeyleri geri almak için geldiğini düşünüyorum. Bu olay yaşandıktan sonra, meclis araştırma komitesi kuruldu. Bunun üzerine, Kundakçı görevden alındı, terfi verilmedi ve istifa edip, emekli oldu. Büyükelçi merkeze alındı. Sivil savunma teşkilat başkanı da terfi almadı. Hatta Denktaş'ın terfi almaması çok üzücüdür dediği açıklaması vardır. Bütün bu olaylar birilerini kızdırmış olacak ki, Kutlu Adalı'dan aldılar hınçlarını. Düşünün alınan her neyse, çıkarıldığı yeri sıvadılar. Yani tarihi eserin üzerini. Sivil savunmanın aracının orada işi neydi? Bekçiler neden etkisiz hale getirildi? Bu bir operasyon olsaydı, onları bağlarlar mıydı?

KIBRIS 28/09/08

 

 

Christofias accused of psychological warfare
By Jean Christou

INSULTS continued to fly between the two sides yesterday fewer then two weeks before the leaders are to meet again.

President Demetris Christofias, during a policy speech he gave to Greek and Cypriot organisations in New York, said he had tried to make an honest attempt to persuade Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to join with him in speaking a common language.

“But the behaviour of the occupying forces and sometimes the conduct of Mr Talat is a challenge to our feelings and emotions,” he said.

“And because we often operate with emotion first and then the logic, we must reverse this,” he added.

Christofias did not elaborate further on that aspect but it was not the first time he has made statements about Talat’s attitude at the talks.

He has accused Talat in recent weeks of saying one thing inside the talks and another when he emerges.

Meanwhile accusations have also continued to flow from north to south. Talat was quoted yesterday accusing Christofias of psychological warfare.

“Their (Greek Cypriot) aims are obvious. They are trying to stir up troubles between me and my people. However, they will not succeed on this,” Talat said.

The Turkish Cypriot leader said he had asked Christofias to explain what he meant by the accusations of differing statements inside and outside the talks.

He said it was obvious Christofias was trying to discredit him in the eyes of the Turkish Cypriots, and to make Talat appear unreliable in the eyes of the international community.

“This is a more dangerous game than the one played by Papadooulos,” said Talat, adding that if this continues, he doesn’t know how the Cyprus problem will ever be solved.

The leaders are due to meet again on October 10. Christofias returns to the island today after his New York trip to attend the UN General Assembly.

On Friday night he managed to pass a few words with Turkish President Abdullah Gul on the sidelines of the assembly.

Christofias said he had asked Gul to assist in finding a settlement.

“It was a good conversation,” said Christofias. “He (Gul) said that he backs the negotiations but of course this is not enough. We need positive moves from Turkey in order to create the conditions for the final solution of the problem. If we really want a solution, the solution must be based on this reality, I mean on the reality of the existence of the Republic of Cyprus and the evolution of this Republic into a bizonal, bicommunal federal state,” the Cypriot President said.

CYPRUS MAIL 29/09/08

 

Hıristofyas’ın elini geri çeviremezdim

Doğan ULUÇ / NEW YORK - Nafiz ALBAYRAK, DHA

BM Genel Kurulu’nun 63’üncü dönem toplantılarına katılan Abdullah Gül, bir haftadır yaptığı görüşmeler, temaslar ve katıldığı toplantıları Hürriyet’e özetledi.

Gül, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hıristofyas ile el sıkışması konusunda, "Hıristofyas davette elini uzattı. Elimi geri çekmem doğru olmazdı" dedi. Hıristofyas, Hürriyet’e yaptığı açıklamada "Türk delegasyonu BM Genel Kurulu’nda konuşacağım zaman topluca salonu terkediyor. Oysa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül BM’de bir davette benimle el sıkıştı. Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye’de. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan’la karşıklı görüşmeyi çok isterim" demişti. Hıristofyas’ın bu isteğini kendisine ilettiğimiz Gül şunları söyledi: "Hıristofyas davette elini uzattı. Elimi geri çekmem doğru olmazdı, el sıkıştık. Kıbrıs sorununda ise muhatabı Mehmet Ali Talat. Onlar Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rumlarını temsil ediyor. Anlaşmaları için gerekli desteği veriririz. Biz garantör ülkeyiz, Yunanistan da öyle. Anavatanlar ve yavru vatanların çözüme yeni bir ivme için biraraya gelmesine ihtiyaç varsa Türkiye, Yunanistan, KKTC ile Kıbrıs Rum Yönetimi toplanabilir."

Ahıskalı Abdullah

New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD’de yaşayan Türk vatandaşlarıyla bir araya gelerek bayramlaştı. Türkevi’nde gerçekleşen törene vatandaşlar yoğun bir ilgi gösterdi. Ahıska Türkleri ile de biraraya gelen Gül, kendi adı verilen yeni doğmuş bebeğe altın taktı. Gül, bebeği kucağına alarak "Maşallah. İnşallah büyüyecek, Ahıska Türkleri’nin burada en önemli insanı olacak" dedi.

HURRIYET 29/09/08

Mülkiyette kapışacağız

TALAT'I ORTAK KIBRIS LİSANINDA KONUŞMAYA İKNA ETMEK İÇİN..."... Hristofyas, "Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ortak mücadeleler ve ortak tezler konusunda uyumlu görüldüğümüz Sayın Talat'ı, kendi küçük isyanını yapmaya, bizimle ortak Kıbrıs lisanında konuşmaya ve onurlu bir uzlaşıya varmaya ikna etmek için, Kıbrıs Rum tarafı olarak çok onurlu bir çaba harcamalıyız" şeklinde konuştu

  

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, "Hiç kimse Kıbrıslı göçmenin; mülkünü ne yapacağını tercih etme hakkını reddedemez. Mülkiyet, kapışacağımız bir meseledir. Tahrikler çekilmez olursa, biz de, her zaman ilkelere dayalı olan cevaplarımızı vereceğiz" dedi.

   Haravgi, "İlkelerde Tavizsiz -Başkan Hristofyas New York'tan 'Mülkiyette Kapışacağız' Uyarısında Bulundu" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, BM Genel Kurul çalışmaları nedeniyle gittiği New York'ta, 'Amerika Kıbrıs Federasyonu' ve 'Kıbrıs Mücadelesi Dünya Eşgüdüm Komitesi' (PSEKA) tarafından cuma gecesi düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmaya yer verdi.

   Gazeteye göre, cuma geceki etkinlikte yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun çözüm diyalogu yolunun "güllerle bezenmediği, dikenler ve engellerle dolu olacağı" görüşünü ortaya koyan Hristofyas, "Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının davranışının; "Rum halkının talepleri ve duygularına yönelik kışkırtma olduğunu" iddia etti.

   Hristofyas "Her şeyden önce, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ortak mücadeleler ve ortak tezler konusunda uyumlu görüldüğümüz Sayın Talat'ı, kendi küçük isyanını yapmaya, bizimle ortak Kıbrıs lisanında konuşmaya ve onurlu bir uzlaşıya varmaya ikna etmek için Kıbrıs Rum tarafı olarak çok onurlu bir çaba harcamalıyız" dedi.

 

Savunma hattında değil, saldırı hattındayız

 

   Cuma geceki etkinlikte yaptığı konuşmada, BM Genel Kurulu çerçevesinde New York'ta gerçekleştirdiği temasları hakkında detaylı bilgi veren Hristofyas, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasının, Rum liderlerin önceki konuşmalarından biraz farklı olduğunu, çünkü darbeden ve cuntadan, özellikle de "Kıbrıslı Türk vatandaşların Rumlarla aynı haklara sahip olduğundan" söz ettiğine işaret etti. Hristofyas "Bunun burada, New York'ta işitilmesi ve her yere yayılması çok önemlidir. Bunlar, savunma hattında değil saldırı hattında olmamıza olanak tanıyan politikamızın unsurlarıdır" dedi.

 

Erdoğan'dan bir adım önde olmalıyız

 

   New York'ta gerçekleştirdiği temaslardan çok memnun olduğunu belirten ve "çünkü bu politika bizi sıkıştığımız köşeden çıkartıyor" diyen Rum Yönetimi Başkanı, Annan planına; egemenlik haklarını kullanarak "hayır" dediklerinin altını çizdi. Hristofyas "Çıkmazı kırmanın yolunu nihayet bulmalı ve Erdoğan'ın oyalama yapmaması için biz bir adım önde olmalıyız" ifadesini kullandı.

   "Kıbrıs sorunu her ne pahasına olursa olsunla çözülemez, yani; Kıbrıslıların malum çıkarlarını feda ederek, başkalarının çıkarlarına hizmet ederek çözülemez. Daha ilerisine gidemeyeceğimiz sınırlarımız var" ifadesini kullanan Hristofyas, uygulamakta olduğu politikanın Rum tarafını köşeye sıkışmışlıktan kurtardığını söyledi. Hristofyas şu ifadeleri de kullandı:

   "Size büyük bir memnuniyetle söylemem gerekir ki BM Genel Sekreteri bize yatırım yaptığını söylüyor ve aldığımız inisiyatiflerden memnundur. Genel Sekreter; başkan olarak müzakerelerin şu ana kadarki gidişatına ilişkin hislerimi anlıyor olmasına rağmen, benden, çabayı aynı hararet ve tutarlılıkla sürdürmemi rica etti.

 

İşgalden kurtulmak için yapılması gerekenler

 

   İşgalden kurtulmak, vatanımızı BM kararları, Doruk Anlaşması ve Avrupa ilke ve değerleri temelinde yeniden birleştirme şartlarını yaratmak amacıyla; AB üyesi olarak Avrupa Birliği'nin, BM üyesi olarak da Birleşmiş Milletler'in bize sağladığı olanaklar çerçevesi içerisinde manevra yapmalı, sıkı çalışmalıyız. Aynı ilkeler çizgisini izlemeye tutarlılıkla devam edeceğiz. Zaman zaman tahriklere yanıt vermekten kaçınırsak; bu çaresizlik olarak algılanmasın. Eğer tahrikler kaldırılamaz hale gelirse cevabımızı, her zaman ilkelere dayalı olarak vereceğiz."

   Gazete, cuma akşamki etkinlikte Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı G. Valinakis ve Başpiskopos Dimitrios'un da birer konuşma yaparak; Yunanistan'ın ve Dış Rumların "Kıbrıs mücadelesine" desteğini belirttiğini yazdı.

 

Kıbrıs güçlüler kulübündedir... Daha iyi bir savaş pozisyonundadır

 

   Habere göre, Valinakis, "Kıbrıs artık güçlü bir demokrasidir, güçlüler kulübünün yanındadır ve Kıbrıs sorununun çözümü için daha iyi bir savaş pozisyonundadır" dedi. Etkinlikte söz alan PSEKA Başkanı Philip Christopher ve "Amerika Kıbrıs Federasyonu" Başkanı Panikos Papanikolau da düzenledikleri etkinliğe katılan kalabalığın, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'a verilen desteğin göstergesi olduğunu söyledi.

   Haravgi "Değerlendirme Çok Olumlu -Başkan Hristofyas İradesi Konusunda İkna Etti, Şimdi Uluslar Arası Camiadan ve Türkiye'den; Olumlu Gelişmelere Katkı Koymalarını Bekliyor" başlıklı manşet haberinde ise Dimitris Hristofyas'ın, BM Genel Kurul toplantısı için New York'a gidişini; Kıbrıs sorununu enternasyonalize etmek ve uluslar arası camianın dikkatini sorumluluklarına çekmek için kullandığını yazdı.

   Gazete "siyasi gözlemcilerin" Hristofyas'ın New York temaslarının sonuçlarını "çok olumlu" olarak değerlendirdiklerini ve şu anda bu sonuçların doğrudan müzakerelere aynı şekilde yansımasını beklediklerini yazdı.

   Gazete, Hristofyas'ın, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, BM merkezinde gerçekleştirdiği temaslarda, Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülke büyükelçileriyle ve diğerleriyle görüşmelerinde; Rum tarafının taleplerini net şekilde ortaya koyduğunu belirtti.

   Politis, haberi, "Sizi Anlıyorum Ama Devam Edin -BM Genel Sekreteri Kendisinden; Davetlileri Onuruna Verdiği Yemekte Kendi Masasına Oturmasını İstedi" başlığıyla yansıttı.

   Gazete, Hristofyas'ın, cuma gecesi ABD'de yaşayan Rumlara yaptığı konuşma ile New York'taki temaslarını tamamladığını, Rum radyosu da dün sabahın erken saatlerinde Rum tarafına döndüğünü bildirdi.

   Habere göre gerek Hristofyas, gerek Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu New York'ta, denkleriyle, BM yetkilileriyle ve Kıbrıs sorununa müdahil ülkelerin diplomatlarıyla bir dizi temasta bulundu. Gazete, Hristofyas ve Kiprianu'nun temaslarından şu sonuçları çıkardı:

   "1-BM, Hristofyas'ı destekliyor, bu aşamada dinamiği idame ettirmesini ve prosedürün BM'nin müdahale etmesini gerektirmeyecek şekilde kolaylaştırmasını istiyor.

   2-Uluslararası camia Türkiye'nin bir çözüm sürecinde oynadığı rolün önemli olduğunu teslim ediyor ama niyetinin ne olacağını bilmiyor.

   3-Lefkoşa müzakereler sürecinde yalnız Brüksel'den ve Avrupa müktesebatına riayet edilmesinden medet ummakla kalmıyor, Güvenlik Konseyi'nin bütün daimi üyelerinin Kıbrıs sorununda aktif rol almaları stratejik talebi de vardır.

   4-Bir B planı yoktur, orta vadeli hedef; Türkiye'nin uluslararası camia tarafından uzlaşmaz kabul edilmesi ve suçlanmasıdır.

   5-Rum diplomasisi, Mehmet Ali Talat'ın ve müzakere heyetinin kışkırtıcı tavrıyla tam olarak ne istediği konusunda bir karara varamadı."

   Fileleftheros haberine "Hristofyas: 'Artık Köşeye Sıkışmış Değiliz' -'Dünya Maestroların Planına Hayır Deme Cesaretini Gösterdik -Mülkiyet Meselesinde Kapışacağız -Genel Sekreter Benden, Devam Etmemi İstedi" başlığını attı.

   Alithia "Hristofyas'ın Dış Rumlar Huzurundaki Konuşması -Ağır Tahriklere Cevap Vereceğiz" başlığını kullandı.

KIBRIS 29/09/08

 

Bakan Avcı, New York'ta Yahudi lobisiyle görüştü

Heyetler arası yapılan görüşmede Bakan Avcı'nın heyetinde Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Ahmet Erdengiz, KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri, Washington Temsilcisi Hilmi Akil de hazır bulundu.

   Dışişleri Bakanlığı'ndan verilen bilgiye göre, görüşmede, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler, Dışişleri Bakanlığı'nın Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde gerçekleştirdiği açılımlar ile KKTC-İsrail arasındaki sosyal, ekonomik ve ticari ilişkiler ele alındı.

 

New York Halk Kütüphanesi'ne KKTC kitapları

 

   Bakan Avcı, ABD'nin en büyük kütüphanelerinden biri olan New York Halk Kütüphanesi'ni de ziyaret ederek KKTC hakkında çeşitli konularda yayınlanmış kitaplardan oluşan bir bağış yaptı.

   Kitap bağışını büyük bir memnuniyetle karşılayan kütüphane yetkililerinin, 50 milyona yakın basılı, sözlü ve görsel eserin yer aldığı kütüphanenin çevre üniversiteleri, yabancı misyonlar ve yüz binlerce okuyucu ve araştırmacı tarafından kullanıldığını, bağış yapılan kitapların Kıbrıs ile ilgili koleksiyonu zenginleştireceğini ifade ettikleri bildirildi.

   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da kitap bağışı sonrasında yaptığı açıklamada Kıbrıs hakkında büyük emek ve masraflarla hazırlanıp yayınlanan kitapların ambarlarda çürümeye terk edilemeyeceğini, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı olarak bu eserlerin dünyanın önemli araştırma kütüphanelerine ulaştırılması için planlı bir şekilde çalışma başlattıklarını ifade etti.

   Avcı, New York Halk Kütüphanesi'nin yanı sıra önümüzdeki günlerde pek çok ABD, Avrupa ve Uzakdoğu kütüphanesine benzeri bağışların ulaştırılacağını belirtti.

   New York'taki temaslarını tamamlayan Bakan Avcı'nın bugün KKTC'de olması bekleniyor.

KIBRIS 29/09/08

 

Talat, AKPM Genel Kurulu'nda Türkçe konuşma yapacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulunun gelecek hafta başlayacak toplantılarında konuşma yapmak üzere AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in davetiyle Fransa'nın Strasbourg kentine gidecek.

   Cumhurbaşkanı Talat, yarın sabah Strasbourg'a gitmek üzere KKTC'den ayrılacak. Aynı gün Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon'la görüşecek Talat, ardından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis'le bir araya gelecek.

   AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig ile ikili görüşme yapacak Talat, akşam da Puig'in,onuruna vereceği yemeğe katılacak.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çarşamba sabahı Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg'le görüşecek.

   Talat, yerel saatle 10.00'da AKPM'de Kıbrıs sorunu konusunda konuşma yapacak. Avrupalı parlamenterlere Türkçe hitap edecek Cumhurbaşkanı Talat, ardından soruları da yanıtlayacak.

   Cumhurbaşkanı Talat, akşam da Türkiye'nin Strasbourg Büyükelçisi'nin, onuruna vereceği akşam yemeğine katılacak. Talat, 2 Ekim Perşembe sabahı da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa'yla görüşecek ve ardından KKTC'ye dönmek üzere Strasbourg'dan ayrılacak.

   Cumhurbaşkanı Talat'a Strasbourg temaslarında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise salı günü AKPM'de konuşacak.

KIBRIS 29/09/08

Talat ile Hristofyas, "Yılın Avrupalısı" olmaya aday

Avrupa'nın önde gelen halkla ilişkiler ve danışmanlık sitelerinden EuropeanVoice.com (Avrupa'nın Sesi) tarafından düzenlenen ankette, Talat için "KKTC Cumhurbaşkanı",  Hristofyas için de "Kıbrıs Cumhurbaşkanı" unvanları kullanıldı.

   AB ve Avrupa'yla ilgili güncel haberler, olaylar, özel raporlar ve gündem maddelerinin de yayınlandığı web

sitesi tarafından "2008 Yılının Avrupalıları" ana başlığıyla "Yılın Ulusal Politikacısı", "Yılın Avrupa Parlamentosu Üyesi", "Yılın Komisyon Üyesi",  "Yılın AB Memuru" ve "Yılın İlham Uyandıran Kişisi" şeklindeki 5 kategoride düzenlenen ankette, Talat ile Hristofyas'a birlikte oy atılabiliyor.

   Kıbrıslı liderlerin bulunduğu kategoride Almanya Enerji Bakanı Sigmar Gabriel, Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, Polonya Başbakanı Donald Tusk da yer alıyor.

   Ankete katılanlar 5 ayrı kategoride oylama yaptıktan sonra bütün kategorilerdeki adayların bulunduğu "Yılın Avrupalısı" için oy verecek.

 

16 Kasım'a kadar oy atılabilir

 

   İnternet kullanıcılarının isim, soy isim, ülke, meslek ve e posta adreslerini yazarak 16 Kasım'a kadar oy atabilecekleri anketin sonuçları, 2 Aralık Salı günü Brüksel'de düzenlenecek gala yemeğinde açıklanacak.

   EuropeanVoice sitesi 2007 yılına kadar anketten elde ettiği 200 bin Euro ve geçen yıl elde ettiği 32 bin Euro'yu hayır işleri için bağışladı. Geçen yıl elde edilen miktar BM Nüfus Fonu'na (UNFPA) bağışlanmıştı.

KIBRIS 29/09/08

 

Kıbrıslı Türklerin yaşadığı insan hakları ihlalleri Avrupa'ya taşınıyor

Kıbrıslı Türklerin yaşadığı insan hakları ihlalleri ve sorunları, Polonya'daki uluslararası toplantılarda bir kez daha gündeme getirilecek.

   Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından düzenlenen ve insan haklarının ele alındığı toplantılarda ilk kez geçen yıl temsil edilen Kıbrıslı Türkler bu yıl Varşova'da da hazır bulunacak.

   Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'ndan verilen bilgiye göre, bugün başlayıp 10 Ekim'de tamamlanacak zirvede insan hakları ana başlığı altında çeşitli konularda konuşmalar ve sunumlar yapılacak.

   İki hafta sürecek AGİT İnsan Hakları toplantılarında Kıbrıslı Türkler adına çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri konuşmalar yapacak. Ayrıca "Kıbrıslı Türkler: Avrupa'nın Dışlanmış Yurttaşları" adlı kitapçık da yaygın biçimde dağıtılacak.

   Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı'nın (KTİHV) koordinasyonunda, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Eğitimi Merkezi (DAÜ-KAEM), Mülteci Hakları Derneği ile Londra'dan Ambargolular Derneği temsilcileri AGİT "İnsani Boyut" toplantılarına katılacak.

   Toplantılarda dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında bilgi alış-verişinde bulunuluyor. Toplantılara katılan sivil toplum örgütlerine de ilgi duydukları alanlarda görüş ortaya koyma fırsatı sağlanıyor ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yapacağı sunumlar, AGİT İnsan Hakları toplantıları için açılan web sayfasında da aynen yayımlanıyor.

 

İki ayrı heyet

 

   "İnsani Boyut" adı verilen toplantılara katılacak Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütleri iki ayrı heyet halinde Varşova'ya gidecek. AGİT İnsan Hakları toplantısına Kıbrıs'tan katılacak örgütler, kendi çalışma alanlarını ilgilendiren konularda sunumlar yapmak üzere görev bölümü yaptı. Buna göre her örgüt, sunum yapacağı toplantı tarihine göre Varşova'da bulunacak.

   İki hafta boyunca devam edecek toplantılar sırasında sivil toplum örgütü yöneticileri çeşitli ikili temaslarda da bulunacak.

   Dünyanın en önemli insan hakları toplantılarından biri olarak gösterilen Varşova zirvesine katılacak uluslararası örgütler arasında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile BM Mülteciler Yüksek Komiserliği de bulunuyor.

   Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet temsilcileri, uluslararası örgüt yöneticileri, AGİT nezdindeki büyükelçiler ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirecek olan Varşova'daki zirvede "insan hakları" ana başlığı altında çeşitli konularda konuşmalar ve sunumlar yapılacak.

    "İnsani Boyut 2008" toplantıları 10 Ekim günü kapanış töreniyle sona erecek.

 

Erk: Orada olmak önemli

 

   KTİHV Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Erk, AGİT tarafından düzenlenen "İnsani Boyut" toplantılarına ilk kez geçen yıl katıldıklarını ve son derece olumlu sonuçlar elde ettiklerini belirtti.

   Kıbrıs'ta olup bitenlerin bu tür toplantılarda Kıbrıslı Rumlar tarafından anlatıldığını ve ortaya dengesiz bir resim çıktığını anlatan Erk, geçen yılki toplantıda bu dengesizliğin giderildiğini vurguladı. Emine Erk, bu tür uluslararası mekanizmalarda sürekliliğin önemine dikkati çekerek, katılımın sürekli olması için çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

KIBRIS 29/09/08

 

Orams davasında nihai karar 2009'un ikinci yarısında

EN İYİ SAVUNMA YAPILDI... Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinde Rum malı olan Lapta'daki arsası üzerine villa inşa ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan İngiliz David-Linda Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet Divanı'na havale edilen davasının çok iyi gittiğini söyledi. Erk, "Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu İngiliz çiftin davasında en üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman, ön hazırlık ve gayret sarf edilmiştir. O bakımdan rahat olalım" dedi

 

Fezile Atüf ÖKSÜZ-TAK

 

   Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinde Rum malı olan Lapta'daki arsası üzerine villa inşa ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan İngiliz David-Linda Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet Divanı'na havale edilen davasının çok iyi gittiğini söyledi. Erk, "Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu İngiliz çiftin davasında en üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman, ön hazırlık ve gayret sarf edilmiştir. O bakımdan rahat olalım" dedi.

   KKTC'nin taraf olmadığını söyleyen, bunun zaten mümkün olmadığına işaret ederek, devletin Orams çiftine her türlü desteği vererek davaya gereken hassasiyeti gösterdiğini kaydeden Erk, başından beri yakından takip ettikleri Orams davasının, bütün zorluklara rağmen iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla çok iyi bir noktaya getirildiğini, ancak yapılacak girişimlerle mevcut hassas dengelerin bozulma tehlikesi bulunduğunu belirtti.

   Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın Orams davası ile ilgili oturumlarında hazır bulunan Erk, hem ekonomi, hem de görüntü açısından Kıbrıs Türkü için büyük önem taşıyan Orams davasını yakından takip ettiklerini söyledi.

   TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Emine Erk, ABAD'ın 16 Eylül'deki Orams davasıyla ilgili oturumu hakkında da bilgi verdi.

 

ABAD'dan görüş bekleniyor

 

   Emine Erk, Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinde Rum malı olan bir araziyi alan İngiliz Orams çifti aleyhinde Güney Kıbrıs'taki mahkemelerde alınan "evi tahliye edip, araziyi eski haline getirme ve tazminat ödeme" kararının AB üyeliğinden kaynaklanan hukuk kullanılarak icra edilmesi amacıyla Rum davacı tarafından İngiltere'ye götürüldüğünü belirtti.

   Orams çiftinin avukatları aracılığıyla yaptığı itirazın itibar görmesi nedeniyle davanın kazanıldığını kaydeden Erk, karara karşı istinaf yapıldığı için davanın İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne götürüldüğünü hatırattı.

   Erk, şöyle devam etti:

   "İngiltere'de ve bütün üye devletlerde, kendi iç hukukundaki mahkemede konu Avrupa Birliği'nin mevzuatını yorumlamanın gerektiği durumlarda, o devletin mahkemesi, o konuyu Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı'na havale edip de, sorularla 'AB hukuku nasıl yorumlanmalı' diye görüş alır. O yorum üye ülkenin mahkemesine geri gelir ve davaya uygulanır."

 

Nihai karar gelecek yılın ikinci yarısı

 

   Emine Erk, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın davayla ilgili nihai kararını, raportörü konumundaki uzman hukukçunun hazırladığı raporu 18 Aralık'ta sunmasından sonra en az 8-10 ay içinde açıklamasının beklendiğini belirtti.

   Raportörün görüşünün karara denk olmadığını, "ancak bir ipucu olabileceğini" belirten Erk, nihai kararın açıklanmasının 2009'un ikinci yarısını bulabileceğini söyledi.

 

"ABAD'ın kararı diğer AB ülkelerinde de bağlayıcı olacak"

 

   Emine Erk, İngiliz Yüksek Mahkemesi yargıcının "yorum için ABAD'a gitmek gerekir" yönünde görüş ortaya koymasından sonra davanın divana gidişinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Erk, taraflardan birinin konunun İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde çözümlenmesinde ısrarı durumunda dahi, mahkemenin resen davayı kesin ABAD'a götüreceğine işaret etti.

   Davanın ABAD'a götürülmemesi halinde elde edilecek sonucun sadece İngiliz mahkemelerini bağlayacağını belirten Erk, ABAD'dan çıkacak bir kararın, diğer AB ülkelerinde açılacak davalarda da bağlayıcı olacağına dikkat çekti.

 

"Avrupa Komisyonu'nun görüşleri destek niteliğinde"

 

   Emine Erk, ABAD'daki oturumda, Orams çifti ve davacı Rum Meletis Apostolidis'in yanı sıra üye ülkelere de görüş sunma şansı tanınan oturumda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Avrupa Komisyonu'nun görüş verdiğini belirtti.

   Erk, bütün zorluklara rağmen çok iyi bir müdafaanın yapıldığı Orams davasının iyi gittiğini söyledi. Erk, "Yapabileceğimiz en iyi müdafaayı yürütüyoruz. Avrupa Komisyonu'nun sunduğu görüşte bizim iddialarımıza destek bulduğumuzu düşünüyoruz" dedi.

 

"Yapılabilecek en iyi savunma"

 

   Türk tarafının mülkiyet konusunda iç hukuk yolu yarattığına ve Kıbrıs'ta tarafların soruna kapsamlı çözüm bulma amacıyla masaya oturmuş olmasına dikkat çekildiğini kaydeden Erk, "Bu davada, politikaya boğmak için bir şeyler yapmak yerine hukuki yönden bütün gücümüzü yoğunlaştırıp, siyasi implikasyonlarını uygun ölçüde aktaracak şekilde bir müdafaa yürütüyoruz. Orams adına yapılabilecek en iyi savunma yapıldı" dedi.

   Rum tarafının bireysel haklar bağlamında, sığ bir argüman geliştirdiğini kaydeden Erk, Avrupa Komisyonu'nun da başlayan görüşme sürecine ve Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarına dikkat çektiğini belirtti.

 

"Başıboş" suçlamalar hakaret

 

   Orams davasıyla ilgili "başıboş" suçlamalarının kesinlikle doğru olmadığını söyleyen Erk, "Bu Orams çiftine, KKTC yetkililerine hakarettir" dedi. Erk, herkesin davanın öneminin bilincinde olduğunu ve Orams çiftinin avukatının başvurduğu sürece devletin her türlü yardım ve desteği verdiğini kaydetti.

 

Ciddi neticeler doğurabilir

 

   Davanın, çok sayıda kişiyi etkileyecek çok yönleri bulunduğunun gerek İngiltere Yüksek Mahkemesi'ndeki, gerek ABAD'daki yargıçlar tarafından defalarca dile getirildiğine işaret eden Erk, bu durumun, Avrupa Komisyonu'nun yazılı görüşünde de açık ve net bir şekilde yer aldığını belirtti. Erk, "Bu dava, aleladede iki kişinin meselesi değildir. Bu, Kıbrıs'ta çok önemli, çok can alıcı Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bir unsurun, bireylerle uğraşarak, mahkemede bazı kazanımlar elde etmeye çalışılan bir davadır. Mahkemede elde edilecek sonuçlar, çok ciddi neticeler doğurabilir" dedi.

 

"Tarafların bulabileceği en iyi hukukçular"

 

   ABAD'daki duruşmada, tarafların bulabileceği en iyi hukukçuların çarpıştığını belirten Erk, Orams çiftinin de bu davada temin ettiği hukuki hizmetin, Avrupa çapındaki en yüksek seviyede olduğunu kaydetti.

   En iyi, en deneyimli, en uzman hukukçuların istihdam edildiğini söyleyen Erk, Londra'daki aşamada başarı elde edilmesinde rol oynayan Cherie Blair'in yanı sıra AB hukuku, özellikle ABAD konusunda uzman Nickholas Green'in iyi bir ekip çalışması ortaya koyduğunu anlattı.

   Erk, Kıbrıs'tan da her türlü desteğin sağlandığı avukatların çok güçlü bir müdafaa yaptığını belirtti.

 

"KKTC taraf değil, ancak her türlü desteği veriyor"

 

   Emine Erk, KKTC'nin taraf olmadığını, bunun zaten mümkün olmadığını, ancak devlet olarak her türlü desteği, gücü, önemi verdiğini, hassasiyeti gösterdiğini kaydetti.

   Erk, kimlerin taraf olacağının büyük önem taşıdığını ve bir birey ya da örgütün taraf olmasının davaya ne getirip, ne götüreceğinin göz önünde bulundurulduğunu söyledi.

 

"İyi gidiyor sabote etmemek lazım"

 

   Yapılacak girişimlerle iyiye giden davadaki hassas dengelerin bozulabileceği tehlikesi bulunduğunu kaydeden Erk, iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla bu noktaya getirilen davanın bir nevi sabote edilebileceğini söyledi.

   Erk, adadaki gerçeklerin İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin, Avrupa Adalet Divanı'nın, Avrupa Komisyonu'nun anlayacağı bir şekilde ifade edilmesi gereğine işaret ederek, "Körü körüne, 'biz bütün Rum mallarını alır, istediğimiz gibi de geliştirir, Rum'un da bütün iddialarını reddederiz' şeklindeki yaklaşımdan kaçınıldı. Aksi bir anlama gelecek bir girişimi çok tehlikeli bulurum. Dava iyi gidiyor ve bunu bozmamak lazım" dedi.

 

Rum yargıcın varlığına dikkat çekildi

 

   Erk, Yunan ve Rum yargıçların bir AB mahkemesinde görev almasının kendileri için sürpriz olmadığını ve Orams çiftinin avukatlarının bunu engelleme girişiminde bulunduğunu söyledi.

   Emine Erk, Orams çiftinin avukatının, ABAD'daki Rum yargıcın varlığını İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin dikkatine getirmesi üzerine, söz konusu yargıcın oturumda yer almadığını, ancak başkanın Yunan olduğunu söyledi.

   Erk, "Bu bir AB mahkemesidir. Bu heyetin içinde Yunan bir yargıcın olması çok normal... Tesadüf eder, bu yargıç başkan da olabilir. Bu bir sürpriz değil. Şu an AB içinde biz yokuz ama Yunanistan var. Kıbrıs Cumhuriyeti de, Rum yargıç da var. Bu durum bizi rahatsız etse bile, bu unsurların varlığı bizim için sürpriz değil" dedi.

   Rum avukat ve savcılarını tanıdığı için kendisine yöneltilen eleştirilere değinen Erk, Orams davasını çok yakından takip etmesinden dolayı önceden karşılaştığı davacı, avukat ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" savcılarını tanımasının çok normal olduğunu söyledi.

KIBRIS 29/09/08

Orams Davası yakın takipte

28/09/2008 - tak

 

Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey Kıbrıs’ta 1974 öncesinde Rum malı olan Lapta’daki arsası üzerine villa inşa ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan İngiliz David-Linda Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na havale edilen davasının çok iyi gittiğini söyledi. Erk, “Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu İngiliz çiftin davasında en üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman, ön hazırlık ve gayret sarf edilmiştir. O bakımdan rahat olalım” dedi.

 

KKTC’nin taraf olmadığını söyleyen, bunun zaten mümkün olmadığına işaret ederek, devletin Orams çiftine her türlü desteği vererek davaya gereken hassasiyeti gösterdiğini kaydeden Erk, başından beri yakından takip ettikleri Orams Davası’nın, bütün zorluklara rağmen iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla çok iyi bir noktaya getirildiğini, ancak yapılacak girişimlerle mevcut hassas dengelerin bozulma tehlikesi bulunduğunu belirtti.

 

Lüksemburg’daki Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Orams Davası ile ilgili oturumlarında hazır bulunan Erk, hem ekonomi, hem de görüntü açısından Kıbrıs Türkü için büyük önem taşıyan Orams Davası’nı yakından takip ettiklerini söyledi.

 

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Emine Erk, ABAD’ın 16 Eylül’deki Orams Davası’yla ilgili oturumu hakkında da bilgi verdi.

 

ABAD’dan görüş bekleniyor

Emine Erk, Kuzey Kıbrıs’ta 1974 öncesinde Rum malı olan bir araziyi alan İngiliz Orams çifti aleyhinde Güney Kıbrıs’taki mahkemelerde alınan “evi tahliye edip, araziyi eski haline getirme ve tazminat ödeme” kararının AB üyeliğinden kaynaklanan hukuk kullanılarak icra edilmesi amacıyla Rum davacı tarafından İngiltere’ye götürüldüğünü belirtti.

 

Orams çiftinin avukatları aracılığıyla yaptığı itirazın itibar görmesi nedeniyle davanın kazanıldığını kaydeden Erk, karara karşı istinaf yapıldığı için davanın İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne götürüldüğünü hatırattı.

 

Erk, şöyle devam etti: “İngiltere’de ve bütün üye devletlerde, kendi iç hukukundaki mahkemede konu Avrupa Birliği’nin mevzuatını yorumlamanın gerektiği durumlarda, o devletin mahkemesi, o konuyu Lüksemburg’daki Avrupa Birliği Adalet Divanı’na havale edip de, sorularla ‘AB hukuku nasıl yorumlanmalı’ diye görüş alır. O yorum üye ülkenin mahkemesine geri gelir ve davaya uygulanır.”

 

Nihai karar gelecek yılın ikinci yarısı

Emine Erk, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın davayla ilgili nihai kararını, raportörü konumundaki uzman hukukçunun hazırladığı raporu 18 Aralık’ta sunmasından sonra en az 8-10 ay içinde açıklamasının beklendiğini belirtti.

 

Raportörün görüşünün karara denk olmadığını, “ancak bir ipucu olabileceğini” belirten Erk, nihai kararın açıklanmasının 2009’un ikinci yarısını bulabileceğini söyledi.

 

“ABAD’ın kararı diğer AB ülkelerinde de bağlayıcı olacak”

Emine Erk, İngiliz Yüksek Mahkemesi yargıcının “yorum için ABAD’a gitmek gerekir” yönünde görüş ortaya koymasından sonra davanın Divan’a gidişinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Erk, taraflardan birinin konunun İngiliz Yüksek Mahkemesi’nde çözümlenmesinde ısrarı durumunda dahi, mahkemenin resen davayı kesin ABAD’a götüreceğine işaret etti.

 

Davanın ABAD’a götürülmemesi halinde elde edilecek sonucun sadece İngiliz mahkemelerini bağlayacağını belirten Erk, ABAD’dan çıkacak bir kararın, diğer AB ülkelerinde açılacak davalarda da bağlayıcı olacağına dikkat çekti.

 

“İyi gidiyor… Avrupa Komisyonu’nun görüşleri destek niteliğinde”

Emine Erk, ABAD’daki oturumda, Orams çifti ve davacı Rum Meletis Apostolidis’in yanı sıra üye ülkelere de görüş sunma şansı tanınan oturumda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Avrupa Komisyonu’nun görüş verdiğini belirtti.

 

Erk, bütün zorluklara rağmen çok iyi bir müdafaanın yapıldığı Orams Davası’nın iyi gittiğini söyledi. Erk, “Yapabileceğimiz en iyi müdafaayı yürütüyoruz. Avrupa Komisyonu’nun sunduğu görüşte bizim iddialarımıza destek bulduğumuzu düşünüyoruz” dedi.

 

“Yapılabilecek en iyi savunma”

Türk tarafının mülkiyet konusunda iç hukuk yolu yarattığına ve Kıbrıs’ta tarafların soruna kapsamlı çözüm bulma amacıyla masaya oturmuş olmasına dikkat çekildiğini kaydeden Erk, “Bu davada, politikaya boğmak için bir şeyler yapmak yerine hukuki yönden bütün gücümüzü yoğunlaştırıp, siyasi implikasyonlarını uygun ölçüde aktaracak şekilde bir müdafaa yürütüyoruz. Orams adına yapılabilecek en iyi savunma yapıldı” dedi.

 

Rum tarafının bireysel haklar bağlamında, sığ bir argüman geliştirdiğini kaydeden Erk, Avrupa Komisyonu’nun da başlayan görüşme sürecine ve Taşınmaz Mal Komisyonu’nun çalışmalarına dikkat çektiğini belirtti.

 

“Başıboş” suçlamaları hakaret”

Orams davasıyla ilgili “başıboş” suçlamalarının kesinlikle doğru olmadığını söyleyen Erk, “Bu Orams çiftine, KKTC yetkililerine hakarettir” dedi. Erk, herkesin davanın öneminin bilincinde olduğunu ve Orams çiftinin avukatının başvurduğu sürece devletin her türlü yardım ve desteği verdiğini kaydetti.

 

Çok sayıda kişiyi etkileyecek… Ciddi neticeler doğurabilir

Davanın, çok sayıda kişiyi etkileyecek çok yönleri bulunduğunun gerek İngiltere Yüksek Mahkemesi’ndeki, gerek ABAD’daki yargıçlar tarafından defalarca dile getirildiğine işaret eden Erk, bu durumun, Avrupa Komisyonu’nun yazılı görüşünde de açık ve net bir şekilde yer aldığını belirtti. Erk, “Bu dava, aleladede iki kişinin meselesi değildir. Bu, Kıbrıs’ta çok önemli, çok can alıcı Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bir unsurun, bireylerle uğraşarak, mahkemede bazı kazanımlar elde etmeye çalışılan bir davadır. Mahkemede elde edilecek sonuçlar, çok ciddi neticeler doğurabilir” dedi.

 

“Tarafların bulabileceği en iyi hukukçular”

ABAD’daki duruşmada, tarafların bulabileceği en iyi hukukçuların çarpıştığını belirten Erk, Orams çiftinin de bu davada temin ettiği hukuki hizmetin, Avrupa çapındaki en yüksek seviyede olduğunu kaydetti.

 

En iyi, en deneyimli, en uzman hukukçuların istihdam edildiğini söyleyen Erk, Londra’daki aşamada başarı elde edilmesinde rol oynayan Cherie Blair’in yanı sıra AB hukuku, özellikle ABAD konusunda uzman Nickholas Green’in iyi bir ekip çalışması ortaya koyduğunu anlattı.

 

Erk, Kıbrıs’tan da her türlü desteğin sağlandığı avukatların çok güçlü bir müdafaa yaptığını belirtti.

 

“KKTC taraf değil, ancak her türlü desteği veriyor”

Emine Erk, KKTC’nin taraf olmadığını, bunun zaten mümkün olmadığını, ancak devlet olarak her türlü desteği, gücü, önemi verdiğini, hassasiyeti gösterdiğini kaydetti.

 

Erk, kimlerin taraf olacağının büyük önem taşıdığını ve bir birey ya da örgütün taraf olmasının davaya ne getirip, ne götüreceğinin göz önünde bulundurulduğunu söyledi.

 

“İyi gidiyor sabote etmemek lazım”

Yapılacak girişimlerle iyiye giden davadaki hassas dengelerin bozulabileceği tehlikesi bulunduğunu kaydeden Erk, iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla bu noktaya getirilen davanın bir nevi sabote edilebileceğini söyledi.

 

Erk, adadaki gerçeklerin İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin, Avrupa Adalet Divanı’nın, Avrupa Komisyonu’nun anlayacağı bir şekilde ifade edilmesi gereğine işaret ederek, “Körü körüne, ‘biz bütün Rum mallarını alır, istediğimiz gibi de geliştirir, Rum’un da bütün iddialarını reddederiz’ şeklindeki yaklaşımdan kaçınıldı. Aksi bir anlama gelecek bir girişimi çok tehlikeli bulurum. Dava iyi gidiyor ve bunu bozmamak lazım” dedi.

 

Rum yargıcın varlığına dikkat çekildi

Erk, Yunan ve Rum yargıçların bir AB mahkemesinde görev almasının kendileri için sürpriz olmadığını ve Orams çiftinin avukatlarının bunu engelleme girişiminde bulunduğunu söyledi.

 

Emine Erk, Orams çiftinin avukatının, ABAD’daki Rum yargıcın varlığını İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin dikkatine getirmesi üzerine, söz konusu yargıcın oturumda yer almadığını, ancak başkanın Yunan olduğunu söyledi.

 

Erk, “Bu bir AB mahkemesidir. Bu heyetin içinde Yunan bir yargıcın olması çok normal... Tesadüf eder, bu yargıç başkan da olabilir. Bu bir sürpriz değil. Şu an AB içinde biz yokuz ama Yunanistan var. Kıbrıs Cumhuriyeti de, Rum yargıç da var. Bu durum bizi rahatsız etse bile, bu unsurların varlığı bizim için sürpriz değil” dedi.

 

Rum avukat ve savcılarını tanıdığı için kendisine yöneltilen eleştirilere değinen Erk, Orams davasını çok yakından takip etmesinden dolayı önceden karşılaştığı davacı, avukat ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” savcılarını tanımasının çok normal olduğunu söyledi.

 

 

Hristofyas: Çözüm şimdi olmazsa, hiç olmaz

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, adada yeniden başlayan müzakere sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, Kıbrıs’ın muhtemelen daimi olarak bölüneceğini söyledi.

NTV

Güncelleme: 16:36 TSİ 30 Eylül 2008 Salı

 

STRASBOURG - Hristofyas, Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, yeni müzakere sürecinde başarısızlık lükslerinin bulunmadığını vurguladı. “Şimdi de çözüme ulaşamazsak ada muhtemelen daimi olarak bölünecek” diyen Hristofyas, bunun Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için en kötü sonuç olacağını savundu.

 

Hristofyas, buna karşılık, adada çözümün Türkiye’nin AB’ye katılım çabalarını hızlandıracağını söyledi.

Rum lider, adanın bugünkü bölünmüşlüğünden dış güçleri sorumlu tuttu; “Kıbrıs’ın içişlerine dışarıdan müdahaleler, Yunan cuntasının askeri darbesi ve Türkiye’nin 1974 işgaliyle zirve yapmıştır.” dedi.

 

AKPM’de Talat’lı Kıbrıs oturumu

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Kıbrıs’ta çözüm için adadaki iki toplum ve garantör ülkelerden çabalarını artırmalarını isteyen bir rapor ve karar tasarısı hazırladı

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 12:34 TSİ 30 Eylül 2008 Salı

 

STRASBOURG - AKPM’nin 1 Ekim çarşamba günü Strasbourg’da düzenleyeceği Kıbrıs oturumunda görüşülüp oylanacak rapor ve karar tasarısında, iki toplum arasında yeniden başlatılan müzakerelerin, yıllardır yakalanan en iyi fırsat olduğu ifade ediliyor ve tüm aktörlere sürece destek vermeleri çağrısında bulunuluyor.

 

RUMLAR DERS KİATPLARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür, spor ve gençlik alanlarında politik amaçlı olmayan uluslararası temaslarına engel olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmak için aktif olarak çalışmaları, barış için tarih eğitimi konusunda Avrupa Konseyi’nin deneyim ve yardımından faydalanmaları ve kine teşvik edici söylemlerden kaçınmak için ders kitaplarını gözden geçirmeleri isteniyor.

TÜRKLER BAĞIMSIZ DEVLET EMELLERİNDEN VAZGEÇMELİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için çalışmaları, Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazların satışını askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları çağrısında bulunuyor.

Karar taslağında Yunanistan’dan Kıbrıslı Rumlarla olan geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu kolaylaştırması isteniyor.

TÜRKİYE ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALTMALI
İngiltere ise Kıbrıs’ta askeri üs olarak kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte söz verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet ediliyor.

Türkiye’den de adadaki askeri varlığını azaltması, Kıbrıs Rum Kesimi ile iyi komşuluk ilişkileri kurması, limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması, Dünya Ticaret Örgütü ve AB’ye karşı yükümlülükleri çerçevesinde Rum Kesimi ile ticari anlaşma imzalaması talep ediliyor.

İZOLASYON YÜZEYSEL ŞEKİLDE ELE ALINIYOR
AKPM’nin bu yeni Kıbrıs raporunda izolasyonlar konusuna yüzeysel biçimde değinmesi Strasbourg’da düzenlenecek oturumun Kıbrıslı Türkler açısından olumsuz yanını oluşturuyor. AKPM 2004 yılında aldığı son Kıbrıs kararında Kıbrıslı Türklere yöneklik her türlü izolasyonun kaldırılması gerektiği görüşünü dile getirmişti. Bu hafta oylayacağı karar taslağında ise konuyu daha dar bir çerçevede ele alıyor.

TALAT DA AKPM’YE SESLENECEK
Oturum çerçevesinde Kıbrıs’ta iki tarafın liderleri de bu hafta Strasbourg’da olacaklar. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas bugün AKPM genel kuruluna hitap edecek ve Avrupalı parlamenterlerin kendisine yönelteceği soruları yanıtlayacak. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise “Kıbrıs Türk toplumu lideri” sıfatıyla Kıbrıs oturumununun hemen öncesinde AKPM genel kurulunda kısa bir konuşma yapacak.

Talat’ın konuşması ilk defa bir Kıbrıslı Tük liderin bu derecede uluslararası bir platforma seslenecek olması bakımından önem taşısa da, AKPM Talat’a devlet başkanı muamelesi yapmayacak ve genel kurulda soru-cevap seansı düzenlenmeyecek.

İKİ LİDER GÖRÜŞMEYECEK
Hristofyas ve Talat arasında Strasbourg’da görüşme olmayacak. Her iki lider buna karşılık AKPM başkanı Luis Maria de Puig, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, AİHM başkanı Jean-Paul Costa ve Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg iler ayrı ayrı bir araya gelecekler.

AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki Kıbrıslı Türk parlamenter 2004 yılından bu yana Strasbourg’daki AKPM oturumlarına -oy hakkı olmaksızın- düzenli olarak katılabiliyor.

 

"Rum-Yunan ortak savunma doktrini soldu"

 

Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasındaki ortak savunma doktrininin, "son birkaç yıldır solduğunu" söyledi.

Rum basın haberlerine göre Papakostas, Rum radyosuna (RİK) yaptığı açıklamada, ortak savunma doktrininin "oy kapma amaçlı" kullanıldığını savundu.

Rum Bakan, doktrini, "aslında pratik uygulaması olmayan bir seçim öncesi gösteri hareketi" olarak nitelendirdi.

Güney Kıbrıs ile Yunanistan tarafından ortaklaşa yapılan tatbikatlara Yunan uçak ve gemilerinin katılımının "gösteri hareketi mi olduğu" yönündeki bir soruya ise Papakostas, bu tür tatbikatların "ortamı bozma ve çatışma havası yaratmaktan başka bir işe yaramadığını" söyledi.

Papakostas, "bugün geçerli olan şeyin Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasında tam bir savunma işbirliği olduğunu" ifade etti.

Rum Savunma Bakanı ayrıca, "adada yeni bir askeri kriz olması durumunda Yunanistan'ın tepkisiz kalacağına inanan kimsenin  bulunmadığını" sözlerine ekledi.

Eski bakandan yanıt: "Siz öldürdünüz"

Rum kesiminde Glafkos Klerides'in yönetimi sırasında savunma bakanı olan Sokratis Hasikos, Papakostas'ın söz konusu açıklamasına sert tepki göstererek, Rum-Yunan ortak savunma doktrininin, önceki Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile AKEL hükümeti tarafından "öldürüldüğünü" savundu.

Hasikos, ortak doktrinin "gereksiz olduğu" şeklindeki görüşlerin sorulması üzerine ise "Doktrin ile askeri alanda neleri başardığımızı ve Yunanistan'dan kimleri ve hangi teçhizatı aldığımızı söylemeye yetkim yoktur" dedi.

CNN TURK 30/09/08

 

Dimitris Hristofyas'tan sürpriz teklif

Ada'da yürütülen müzakerelerin bir ayağı olan Kıbrıs Rum Kesimi'nin lideri Dimitris Hristofyas'tan sürpriz bir teklif geldi. Rum lider, "Limanlarımızı ve havaalanlarını Kıbrıslı Türklerin kullanımına açmaya hazırız" dedi.

Dimitris Hristofyas, Strasbourg'da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne, "Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı" sıfatıyla hitap etti.

Rum lider, "İthalat ve ihracat yapmak isteyen Kıbrıslı Türklere Kıbrıs Cumhuriyeti'nin liman ve havaalanları üzerinden ticaret yapmayı teklif ediyoruz" ifadesini kullandı.

Güney Kıbrıs lideri, konuşmasında bölgede düzenli olarak Türk ve Rum tarafının yaptığı askeri tatbikatların da kaldırılması ve bölgenin askerden arındırılması çağrısında bulundu.

Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerde başarısız olma lükslerinin olmadığını" söyledi. Hristofyas, "Çözümün kolay olmadığını biliyoruz. Çözümsüzlük çözüm değildir. Çözümsüzlük kesin ayrılık, daimi ayrılık demektir. Seçmenler bizi seçti, çözüm önerdiğimiz için. Onları hayal kırıklığına uğratamayız" diye konuştu.

Hristofyas, çözümün iki tarafın da kazanmasıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirterek, sorunun çözümü halinde Türkiye'ye AB'ye tam üyeliği yolunun da açılacağını söyledi. Rum lideri, "Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerde başarısız olma lüksümüz yok" dedi.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, önceki gün hazırlanan bir raporda, Kıbrıs'ta çözüm için ortaya çıkan fırsatın kaçırılmaması çağrısı yaptı. Rapor yarın genel kurulda oylanacak.

Aynı gün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da genel kurula hitap edecek. Böylece ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı genel kurulda konuşmuş olacak.

CNN TURK 30/09/08

 

Kuzey Kıbrıs'ın suyu Türkiye'den gidecek

 

Türkiye - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Denizaltı İçme Suyu Boru Hattı Projesi önümüzdeki yıl hizmete giriyor.

Proje kapsamında, Anamur Dragon çayı üzerinde tesis edilecek Alaköprü Barajı'ndan su alınıp Girne yakınlarında yapılacak Geçitköy Barajı'na aktarılacak.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün en büyük yatırım projeleri arasında yer alan boru hattının devreye girmesi ile Türkiye'den KKTC'ye yılda 75 milyon metreküp su taşınacak.

Bu miktarın yaklaşık 15 milyon metreküpü içme suyu olarak kullanılacak. Geri kalan 60 milyon metreküp ise sulama için kullanılacak.

Böylece KKTC'nin hem içme suyu hem de sulama ihtiyacının önemli bir kısmı  karşılanmış olacak. Projenin, 14 Haziran 2009 tarihinde tamamlanması planlanıyor.

CNN TURK 30/09/08

 

Rumlarda müthiş teklif

Kıbrıs Rum lideri Hıristofyas Rum liman ve havaalanlarını Kıbrıslı Türklerin kullanımına açmaya hazır olduklarını söyledi.

Avrupa Konseyi'nde bir konuşma yapan Rum lider Hıristofyas, Rum liman ve havaalanlarını Kıbrıslı Türklerin ticari faaliyetlerine açmaya hazır olduklarını belirtti.

"Ortak savunma soldu"

Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas da bugün yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasındaki ortak savunma doktrininin,  “son birkaç yıldır solduğunu” söyledi.

Rum basın haberlerine göre Papakostas, Rum radyosuna (RİK) yaptığı açıklamada, ortak savunma doktrininin “oy kapma amaçlı” kullanıldığını savundu.  Rum Bakan, doktrini, “aslında pratik uygulaması olmayan bir seçim öncesi gösteri hareketi” olarak nitelendirdi.

HURRIYET 30/09/08

 

AKPM: Kıbrıs’ta fırsat kaçmasın

GÜVEN ÖZALP Strasbourg

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kıbrıs konusunu masaya yatırıyor. Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs’ta Durum" başlıklı raporu yarın onaylayacak olan AKPM, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı da ağırlayacak

İlk kez bir Avrupa platformuna "genel kurul" düzeyinde hitap edecek olan Talat’la Hristofyas arasında protokol uygulamaları açısından "simetri kurulması" da dikkat çekiyor.
Hörster tarafından hazırlanan raporda, Rum Kesimi’nden beklentiler, Avrupa Birliği tarafından devereye sokulmaya çalışılan Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki itirazlarını çekmesi; Kıbrıslı Türklerin özellikle kültür, eğitim ve spor alanında giderek artan uluslararası temaslarına karşı çıkmaması ve Türkiye’yle iyi komşuluk ilişkileri kurma arayışına girilmesi olarak sıralanıyor.
Türkiye’den ise güven artırıcı bir önlem olarak adadaki askeri varlığında indirime gitmesi talep ediliyor. Rum Kesimi’yle iyi komşuluk ilişkileri arayışına girilmesi ve Türk limanlarında Rum bandıralı gemilere yönelik olarak uygulanan yasağın kaldırılması da taslak rapordaki talepler arasında yer alıyor. Ayrı devlet arayışına gidilmeyerek, birleşik bir Kıbrıs konusundaki taahhüde bağlı kalınması ve Rum mallarının satılmasının ya da bunların üzerine inşaat yapılmasının engellenmesi ise KKTC’ye yönelik çağrıları oluşturuyor.
Türk diplomasisi, bugün konuşacak olan Hristofyas’la yarın konuşacak olan Talat’a hemen hemen aynı protokol kurallarının uygulanacak olmasından memnun. AKPM Genel Kurulu’na hitap eden her lider için soru-cevap oturumu yapılmasına karşın bu kuralın Talat için devreye sokulmayacak olması ise sıkıntı yaratıyor. 

MILLIYET 30/09/08

 

Kıbrıs Strasbourg'a taşınıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda Kıbrıs'la ilgili rapor görülürken konuşma yapmak üzere, AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in davetiyle bugün Fransa'nın Strasbourg kentine gidiyor.

   Cumhurbaşkanı Talat, bu sabah Strasburg'a gitmek üzere KKTC'den ayrılacak. Strasbourg'daki ilk görüşmesini Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon'la yapacak Cumhurbaşkanı Talat, ardından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis'le bir araya gelecek.

   Akşam saatlerinde AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig ile ikili görüşme yapacak Cumhurbaşkanı Talat, ardından Puig'in onuruna vereceği yemeğe katılacak.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın sabah Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg'le görüşecek.

   Talat, yerel saatle 10.00'da AKPM'de Kıbrıs sorunu konusunda konuşma yapacak. Talat, Avrupalı parlamenterlere Türkçe hitap edecek.

   Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Türkiye'nin Strasbourg Büyükelçisi'nin onuruna vereceği akşam yemeğine katılacak.

   2 Ekim Perşembe sabahı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Jean Paul Costa'yla görüşecek olan Cumhurbaşkanı Talat, ardından, KKTC'ye dönmek üzere Strasbourg'dan ayrılacak.

   Cumhurbaşkanı Talat'a Strasbourg temaslarında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

   Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da yarın AKPM'de konuşacak.

KIBRIS 30/09/08

 

 

Paul Newman spent summer of 1960 living in Cyprus
By Nathan Morley

HOLLYWOOD legend Paul Newman, who died of cancer at the weekend, aged 83, was no stranger to Cyprus. He spent several months living and working on the island in 1960 during the production of the epic Hollywood movie Exodus.

In the film, Paul Newman gives a stirring performance as a resistance fighter who leads 600 Jews from the detention camps of Cyprus to the shores of Palestine.

Newman, along with Eva Marie Saint, Ralph Richardson and Peter Lawford was primarily based in the old town of Famagusta during the films production, which stretched from April till August.

The entire cast became regular faces at restaurants and cafés in Cyprus and the film, which was made in the first year of Cyprus independence, received assistance from the new government of President Makarios.

Some locals recalled Paul Newman filming several long scenes near Othello’s Tower and at the Famagusta Harbour, he is reported to have spent much of his free time motoring in Troodos Mountains and relaxing on the beach near occupied Varosha.

Director Otto Preminger, invited many locals to work as extras in the movie, which was based on the events that happened on the ship Exodus in 1947 and dealing with the founding of the state of Israel around 1948.

Die hard movie buffs from all over the world still make the journey to many of the movies locations in Cyprus, which remain almost unchanged after 48 years.

Newman never returned to the island after filming wrapped up, but it is understood that his portrayal of Ari Ben Canaan in Exodus, ranked as one of his personal favourite performances.

CYPRUS MAIL 30/09/08

 

Christofias and Talat: Europeans of the year?
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have been nominated with four other candidates for ‘European Man of the Year’.

The award is given annually by the newspaper European Voice. The nominees are chosen by European Voice senior editors, together with a strategically-selected panel of advisors drawn from the European Union community.

A list is collectively drawn up of the people to be honoured. Those nominated include commissioners, MEPs, heads of state, politicians, EU officials, representatives of businesses and NGOs, campaigners, and also European citizens.

Christofias and Talat have been nominated “for reviving hope of an end to the dispute over Cyprus”, according to the organisers. They are competing for the title against Sigmar Gabriel, Germany's energy minister – for committing Germany to cut 40 per cent of its emissions of carbon dioxide, beyond the EU targets for combatting climate change – and French President Nicolas Sarkozy for helping to broker a deal that put an end to the war between Russia and Georgia.

Boris Tadic, Serbia's reformist president, has also been nominated for bringing his country closer to EU membership with the handing over of alleged war criminal Radovan Karadzic to the international court.

The final nominee in the category is Donald Tusk, Poland's prime minister for re-establishing Poland's position in the firmament of EU nations.

There are also a categories for’ EU Commissioner of the Year’, ‘ Member of the European Parliament of the Year’, ‘EU Official of the Year’, ‘Inspiration of the Year’ and ‘European of the Year’. No other Cypriots have been nominated in any of the categories.

Out of the nominees, seven will be chosen via a public vote, both online and by completing a ballot form in the newspaper.

The awards will be given during a gala evening at the Brussels Stock Exchange on December 2.

CYPRUS MAIL 30/09/08