AA
Güncelleme: 10:18 TSİ 22 Eylül 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa,
Rum haber ajansına verdiği demeçte, ayrıca mahkemenin
kararlarının herhangi bir sorunun çözüm çabaları üzerinde etkisi
olmaması gerektiğini ifade ederek, sorunların çözümünün siyasi
bir süreç olduğunu, mahkeme kararlarının ise tamamen hukuksal
bir konu olduğunu kaydetti. AİHM Başkanı Costa, ancak,
Kıbrısta bir çözümün, askıda olan davaların
sayısının azalmasına yol açacağı konusunda
iyimser olduğunu ifade etti.
Bir siyasi çözüm bulunması halinde askıda olan davalara ne
olacağıyla ilgili bir soru üzerine Costa, şöyle konuştu:
Tahminlerde bulunmak imkansızdır, ancak öngörüde bulunulabilirim ve
ben bunu söylerken çok ihtiyatlıyım. Kıbrısta toplumlar
arasında siyasi bir anlaşma, birçok davada bir tür dostça anlaşma
sonucunu doğurabilir ve bu durumda mahkemenin bu anlaşmaların
doğru formül olup olmadığını kontrol edebilmesi ve
böyle olması halinde davaları mahkemenin dava listesinden
düşürmesi mümkün olabilecektir.
AİHM Başkanı, Yeşil Hattı ziyaretinin kendisine
Berlin Duvarını hatırlattığını da ifade
ederek, tek bölgeli ve tek kimliği olabilecek bir ada görmeye
başlıyoruz dedi.
AA
Güncelleme: 10:18 TSİ 22 Eylül 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Rum haber ajansına göre, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitiris
Hristofyas, bu akşam bir etkinlikte yaptığı konuşmada,
Mağusa (Maraş) konusu uygun zamanda masaya getirilecek dedi ve
Kıbrıs Türk tarafının bu meseleye iyi niyetle
bakması temennisinde bulunduğunu ifade etti.
Kapsamlı Kıbrıs müzakerelerine de değinen
Hristofyas, Kıbrısta siyasi güçlerin doğrudan müzakerelerden
olumlu bir sonucun çıkmasını beklediklerini kaydetti ve
Kıbrıs Rum tarafının doğrudan müzakerelere iyi
niyetle katıldığını söyledi.
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu da,
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünde
her zaman önceliğinin Maraş olması gerektiği konusunda
ısrarlı olduğunu söyledi.
Kiprianu, devam etmekte olan doğrudan müzakerelerin yeni sürecinde,
Maraşın, güven yaratıcı önlemler çerçevesinde Rumlara
verileceğini umduğunu kaydetti.
Beyinlerdeki duvarlar yıkılmalı
Zamanla beyinlerde bazı düşüncelerin yerleştiğini
ve bunların değişmesinin kolay olmadığını
söyleyen Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru,
Lokmacı'daki duvarın yıkılmadığını,
önemli olanın beyinlerdeki duvarları yıkmak olduğunu
vurguladı
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas'ın başlattığı yeni çözüm sürecinden umutlu
olduğunu söyledi.
İki liderin kendi aralarında iyi ilişkileri
olduğunu ifade eden Mavru, ancak çözüme ulaşmanın zor
olduğunu kaydetti.
Zamanla beyinlerde bazı düşüncelerin
yerleştiğini ve bunların değişmesinin kolay
olmadığını dile getiren Eleni Mavru, Lokmacı'daki
duvarın yıkılmadığını önemli olanın
beyinlerdeki duvarları yıkmak olduğunu vurguladı.
KIBRIS TV Genel Müdürü Hüseyin Ekmekçi ve Haber
Koordinatörü Aytuğ Türkkan, Güney Kıbrıs'ın
nabzını tutmaya devam ediyor. Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Eleni Mavru, KIBRIS TV'ye özel açıklamalarda bulundu...
"Hoş geldiniz" diyerek karşılandık
Sempatik tavırlarıyla dikkat çeken Eleni Mavru,
KIBRIS TV ekibini Türkçe "hoş geldiniz" diyerek
karşıladı. 2004 referandumu öncesi İstanbul'da bir ay kalan
Mavru, burada Türkçeyi de öğrenme gayreti içerisine girmiş...
"Biraz anlıyorum ama zorlanıyorum çünkü pratik
yapmıyorum" diyen Mavru'yla çevirmen aracılığıyla
röportajımızı gerçekleştirdik...
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru,
yeni süreçten umutlu olduğunu çünkü Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Lider Hristofyas'ın arasında iyi ilişkiler olduğunu
söyledi. Kıbrıs'ı birleştirmek ve çözüme
ulaşmanın oldukça zor olduğunu da ifade eden Mavru, "Çözüm
için bunca zamandır yapılan ve başarısız olunan
girişimler işleri zorlaştırıyor" dedi.
"Önemli olan sürecin başarıya ulaşması"
Beyinlerde bazı düşüncelerin
yerleştiğini ve değişmesinin de kolay
olmadığını ifade eden Mavru, bu konuda Lokmacı
duvarını örnek gösterdi.
Lokmacı barikatının
açılmasının önemine vurgu yapan Mavru, bunun önemli ve sembolik
bir adım olduğunu söyledi.
Mavru, "Önümüzde uzun bir yol var. Aslında Lokmacı
duvarı yıkılmadı. Yeryüzünde duvarların
yıkılması kolaydır ama önemli olan beyinlerdeki
duvarların yıkılmasıdır" diye konuştu.
Mavru her şeyden önemlisinin ise; yeni başlayan
müzakerelerin başarıya ulaşması olduğunun
altını çizdi.
"Liderler endişeleri dikkate almalı"
Çözüm çalışmalarında liderlerin üzerinde
mutabakata vardıkları iki toplumlu iki bölgeli çözüm modelinin her
iki toplumun endişelerine yanıt verdiğini dile getiren Mavru,
liderlerin her iki toplumun hassasiyetlerini gözetecek bir çözüm planında
anlaşmaları gerektiğini de vurguladı.
Gerek Talat gerekse Hristofyas'ın iki halkın
endişelerini dikkate alması gerektiğinin altını çizen
Mavru, konunun ne sonu gelmez bir müzakere sürecine, ne de dar bir zaman
çerçevesine sıkıştırılmaması gerektiği
uyarısında bulundu.
Günlük sorunların çözümü konusunda LTB'yle işbirliğimiz
var
Kıbrıs sorunu yanında Lefkoşa'yla
ilgili gelişmelere de değinen Eleni Mavru, Lefkoşa Türk
Belediyesi'yle (LTB) iyi ilişkiler içerisinde olduklarını söyledi.
Günlük sorunların çözülmesi konusunda
işbirliği yaptıklarını özellikle tarihi ve kültürel
mirasın korunmasına ilişkin çalışmalar ve
kanalizasyon, katı atık projesiyle ilgili çalışmalarda yol
aldıklarına dikkat çeken Mavru, "Ancak bu işbirliği
kolay değil. Ne zaman Kıbrıs sorununda bir çıkmaza
girilirse işbirliği de sıkıntıya giriyor" dedi.
Belediyelerin işbirliğinin önemine işaret
eden Mavru, bu çalışmaların çözüme yönelik olumlu mesajlar
verdiğini vurguladı.
Çözümsüzlük sorunlar yaratıyor
Büyük projelerde çözümsüzlüğün
yarattığı konjöktür nedeniyle sıkıntılar
yaşadıklarını kaydeden Rum Belediye Başkanı
Mavru, buna çöp işlem merkezini örnek gösterdi.
Mavru, yapılması planlanan çöp işlem merkezinin
Kıbrıs sorununun sürmesi nedeniyle bir Kuzey'de bir de Güney'de
olmasının planlandığını bunun da ekonomik yükü
iki katına çıkardığını sözlerine ekledi.
KIBRIS 22/09/08
ODTÜ, enerjiyi vücuttan çıkardı
23/09/2008 RADIKAL
ODTÜ'de vücuttaki el-kol hareketlerinden yüksek oranda elektrik enerjisi üreten bir metot geliştirildi
ANKARA - ODTÜlü araştırmacılar, el-kol hareketleri gibi düşük frekanslı sarsıntılardan yüksek oranda elektrik enerjisi üreten bilimsel bir metot geliştirdi.
ABDde patentle korumaya alınan yöntemde, düşük frekanslı sarsıntılar önce yüksek frekansa, sonra da elektrik enerjisine çevriliyor. Türk araştırmacıların geliştirdiği sistem, dünyadaki örneklerinden düşük frekanslarda bile yüksek enerji elde etme özelliğiyle öne çıkıyor. ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Külah, son dönemlerde popüler olan mikroelektromekanik sistemler (MEMS) ile nem, sıcaklık, basınç ve sarsıntıyı enerjiye çeviren yüksek performanslı algılayıcıların çok düşük maliyetlerle üretilebildiğini belirtti.
-ELEKTRONİK CİHAZLAR KÜÇÜLDÜ-
MEMSin yanısıra gelişen kablosuz iletişim teknolojisinin de çevresel gözlem gibi pek çok askeri ve sivil uygulamada yeni kullanım alanları yarattığını anlatan Külah, bu teknolojiyle günlük hayatta kullanılan cep telefonu, avuç içi bilgisayar, müzik çalar gibi elektronik cihazların da artık daha küçük boyutlarda üretilebildiğini ve daha az enerjiye ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Isı, ışık, akustik gibi alternatif enerji kaynakları arasındaki sarsıntının her ortamda bulunabilir olmasının ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Külah, çevresel sarsıntıya, kalabalık bir yol kenarında bulunan pencere sarsıntıları, insan vücudunun hareketiyle oluşan sarsıntılar ya da otomobilin yüzeyindeki sarsıntıları örnek gösterdi.
Bugüne kadar sarsıntıdan mikroçip seviyesinde enerji üretmek üzere çeşitli araştırma gruplarının bir takım çevirim yöntemleri sunduğunu anımsatan Külah, ODTÜ MEMS Merkezinde geliştirdikleri projeleriyle ilgili şu bilgileri verdi: "TÜBİTAK destekli araştırma projemizde MEMS teknolojisi kullanarak çevresel titreşimlerden yani hareket enerjisinden elektriksel enerji üretebilen yapılar geliştirdik. Bu yapılar rezonans bir kol, bu kol üzerindeki metal sarımlar ve sabit bir mıknatıstan oluşuyor. Rezonans kol ve üzerindeki metal sarımlar, çevresel titreşimlerle, sabit mıknatısa göre hareket ederek elektriksel enerji üretiyor. Üretilen enerji, bu kollardan birden fazla yapılarak, seri olarak bağlanmasıyla artırılabiliyor."
Külah, geliştirdikleri sistemde düşük frekanslı sarsıntıların yüksek frekanslı sarsıntılara, daha sonra da elektrik enerjisine çevrildiğini belirtti.
-ELEKTRİĞİ DEPOLAYABİLİYOR-
Üretilen enerjinin daha sonra kullanılmak üzere depolanabileceğini aktaran Külah, ayrıca 8x9.5x0.5 mm boyutları ve 200 mg ağırlığı ile kolay tanışabildiğini belirten Külah, sistemin özellikle mikro algılayıcılar, kablosuz iletişim ve askeri uygulamalarda kullanılabileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Gelecekte ortam sıcaklığını, bu ortamda biyolojik bir silahın bulunup bulunmadığını ya da bir bölgede hareketin bulunup bulunmadığını ölçen minik toz şeklinde mikroçipler olacak. Böyle bir sistemde pil kullanılamayacak. Ortamın hareketinden enerjiyi depolayacak, günde bir defa bilgiyi ilgili birime iletebilecek sistemler gerekecek. Bu teknoloji günlük hayatta da cep telefonu, MP3ve IPhone ve giyilebilen bilgisayar gibi elektronik cihazlara da enerji sağlayacak. Sistem, mikro boyutlarda olduğundan görünmezlik teknolojilerinde de kullanılabilecek. Özellikle savunma sanayinde de çok popüler kullanımları söz konusu olabilecek. Örneğin bir askerin kol saatinde kimyasal ve biyolojik sensörlere enerji sağlayabilecek."
-DİĞERLERİNDEN FARKI-
Külah, yaptıkları çalışmanın dünyada pek çok araştırma kuruluşunun geliştirdiği sistemlerden farkını ise "Dünyada çok düşük frekanslarda kullanılabilir seviyede enerji üretebilen sistemler bildiğimiz kadarıyla bulunmuyor. Bizim çalışmamız diğer çalışmalardan el ve kol gibi çok düşük frekanslı bir sarsıntıdan bile bir mikroçipi çalıştırabilecek yeterli enerji üretmesiyle ayrılıyor" sözleriyle özetledi. (aa)
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm ihtimali uzun
zamandır olmadığı kadar fazla
ZERİHOUN'DAN ORTAK YURDU YENİDEN YARATILMASI
TEMENNİSİ... Zerihoun, "Kapsamlı çözüm ihtimali uzun
zamandır olmadığı kadar fazladır" dedi. İki
toplum liderinin tam teşekküllü müzakerelere
başladığını söyleyen Zerihoun, iki toplum
arasında güven yaratmasını umut ettikleri bir dizi önlemin ilki
olan Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, her iki
taraftaki Kıbrıslıları daha fazla bir araya gelip ortak bir
yurdu yeniden yaratmaya teşvik etmesi temennisinde bulundu
BM'nin 2002 yılında aldığı karar
çerçevesinde geleneksel olarak kutlanan "21 Eylül Uluslararası
Barış Günü" çerçevesinde bu akşam ara bölgede BM
Barış Gücü (UNFICYP) tarafından bir etkinlik düzenlendi.
İkinci Dünya Savaşı'nda yer alan Türk ve
Rum gazilerin katılımıyla gerçekleşen etkinlik BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun'un konuşmasıyla başladı. Ardından
İkinci Dünya Savaşı Gaziler Derneği Başkanı Loizos
Demetriu konuşma yaptı.
Barış adına mum yakılması ve
saygı duruşundan sonra tören sona erdi.
Barış ille de savaş olmaması değil...
Uluslararası Barış Günü'nün,
barış ve refahı teşvik etme çabalarının ortaya
konduğu bir etkinlik olduğuna işaret eden Zerihoun, böyle bir
günde halklar ve uluslar arasındaki barış ideallerini
güçlendirmekten büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.
Zerihoun, halkların da bu fırsatı
kullanarak bu yolda başarılanlara değer biçme ve geriye kalan
yapılacaklar için kararlılığını tazelemek
amacıyla kullandığını belirtti. Yapılacak daha
çok şey bulunduğuna dikkat çeken Zerihoun, barış günü
kutlamalarına rağmen savaş ve silahlı
çatışmaların dünyanın birçok yerinde devam ettiğini
söyledi.
Taye-Brook Zerihoun, barışın sadece
savaşın yokluğu anlamına gelmediğine işaret
ederek, milyonlarca insanın zulüm ve baskı altında, aç ya da
evsiz bir halde yaşadığını belirtti. Zerihoun, bu
trajik gerçeğe rağmen umudun bulunduğunu da kaydetti.
Kıbrıs'ta umut bugüne kadar olmadığı kadar...
Özellikle Kıbrıs'ta dünyanın hiçbir yerinde
olmadığı kadar umudun var olduğunu söyleyen Zerihoun,
"Kapsamlı çözüm ihtimali uzun zamandır olmadığı
kadar fazladır" dedi.
İki toplum liderinin adayı yeniden
birleştirmek için tam teşekküllü müzakerelere
başladığını söyleyen Zerihoun, iki toplum
arasında güven yaratmasını umut ettikleri bir dizi önlemin ilki
olan Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, her iki
taraftaki Kıbrıslıları daha fazla bir araya gelip ortak bir
yurdu yeniden yaratmaya teşvik etmesi temennisinde bulundu.
Zerihoun, 2. Dünya Savaşı'nda dünya
barışı için savaşan Kıbrıslıların bu
ortak tarihinin adadaki zorlukları aşmada onları bir arada
tuttuğunu söyledi.
Konuşmasının sonunda gazilere seslenen
Zerihoun, barış mumunun ışığının
Kıbrıs'ta kalıcı barış ve yeniden birleşmeye
taahhütlerini sembolize ettiğini belirterek, "Burada bulunarak bize
güven gösterdiğiniz için teşekkür ederim" dedi.
Demetriu
İkinci Dünya Savaşı Gaziler Derneği
Başkanı Loizos Demetriu ise konuşmasında, etkinliği
düzenleyerek kendilerini davet ettikleri için Zerihoun'a teşekkür etti.
Demetriu, BM'nin gün ile ilgili kararı alma
amaçlarından bahsettiği konuşmasında, örgütün en
azından söz konusu günde çatışmanın devam ettiği
bölgelerde ateşkes çağrısı yaptığını
anımsattı.
Demetriu, ülke ve bölge için daha çok barış
diledi.
Savaş gazisi Klerides katılmadı
Kıbrıslı Türk ve Rumlar İkinci Dünya
Savaşı sırasında İngiliz Kuvvetleri arasında
faşist İtalyanlara ve Nazi Almanya'sına karşı
çarpışmış, Avrupa'nın çeşitli yerlerinde görev
yapmışlardı.
Etkinliğe geçmiş yıllarda sürekli
katılan İkinci Dünya Savaşı Gazisi Rum Yönetimi eski
başkanlarından Glafkos Klerides, bu yılki etkinlikte yer
almadı. Klerides, İkinci Dünya Savaşı'nda
İngiltere'nin Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde (RAF) pilot olarak görev
yapmış ve 1942'de Almanya topraklarına yönelik bir operasyon
sırasında uçağının düşmesi sonucu
savaşın bittiği 1945 yılına kadar Almanya'da esir
kampında kalmıştı.
KIBRIS
23/09/08
Gül, Ban Ki-moon ile görüşecek
Birleşmiş Milletler'in 63. Dönem Genel Kurul
toplantıları çerçevesinde genel görüşmeler bugün
başlayacak.
Gül, dün 63. dönem BM Genel Kurulu genel görüşmeleri
için gittiği New York'ta, Genel Kurulun yeni başkanı Miguel
D'Escoto Brockmann ile görüştü.
Cumhurbaşkanı Gül ile D'Escoto arasındaki
görüşme, D'Escoto'nun BM'deki ofisinde basına kapalı
yapıldı.
Gül, görüşmenin ardından BM Genel Kurulunda
düzenlenen ''Afrika'nın Kalkınma İhtiyaçları'' adlı
toplantının açılışına katıldı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un da
katıldığı toplantıya Genel Kurul Başkanı
D'Escoto başkanlık ediyor.
Cumhurbaşkanı Gül, bu toplantının
ardından yine Afrika konulu yuvarlak masa toplantısında
konuşacak. Gül'ün daha sonra BM'de devlet başkanlarıyla ikili
görüşmeleri başlayacak.
Gül'ün İslam Konferansı Teşkilatı
(İKT) Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu ile de Türkevinde
görüşme yapması bekleniyor.
KIBRIS
23/09/08
Historic house bulldozed
over weekend
By
Paul Malaos
Blame game
starts as Dr Ihsan Alis house razed
FAMILY members and supporters of Dr Ihsan Ali were yesterday stunned to find
out that the peace activists family home had been demolished at the weekend.
Dr Ali, who served as counsellor to President Makarios, is known as a pioneer
of bi-communal relations during the 1960s.
His Paphos home which hosted significant political meetings during these times
was considered landmark of his political achievements.
Despite efforts to bring the demolition of the house to a halt; contractors
last Saturday set to work tearing down the property.
Dr Ihsan Alis daughter sold the house in 2002 under the verbal agreement it
would be preserved in its original form, only to find out recently that the new
owners planned to tear it down and an erect an office block in its place.
Interior Minister Neoklis Sylikiotis said the demolition took place before the
authorities could deem the house as a listed property on the grounds of its
cultural and historical value.
He added that once the Interior Ministry had been informed of the new owners
plans to demolish the property they contacted the Municipality Engineer of
Paphos.
The Interior Ministry does not have the authority to seize a demolition
permit, said Sylikiotis as the town planning authority in this case was the
Paphos municipality.
Mayor of Paphos Savvas Vergas said that he had personally not been made aware
that the property had changed ownership.
He added that the company that purchased the house had applied for a demolition
and building permit through the official channels, which Paphos municipality
approved as the house had been deemed unfit for habitation.
Georgos Perdikis Permanent Secretary of the Green Party expressed his extreme
disappointment with the authorities failure to intervene in the demolition of
Dr Alis house.
He continued to say that even though the building had been demolished, the
state should take measures to prevent building on the land, which he said
should be used instead as a memorial to the late doctors personal
achievements.
This man fought against the Dentash regime, said Perdikis, Supporting
President Makarios and the Republic.
He noted that the Green Party had submitted a legal proposal in 2003 calling
for November 8 (the date Dr Ihsan died) to be declared as the official day of
reconciliation and peaceful unity between the two communities.
CYPRUS MAIL 23/09/08
EU to bring solar power
to the north
THE EU is
ready to invest 4 million in a solar energy project in the north as part of
its aid programme for the Turkish Cypriot community.
The European Commission has started a project to build a pilot solar power
plant for the Turkish Cypriot community that will deliver electricity to the
grid in 2009. Experts are currently preparing a concept study to determine the
best location and most efficient method of exploiting sunlight to produce
electrical energy in the north.
The pilot power plant, which will generate a maximum 1MW of electricity, should
be up and running by summer 2009, and is expected to produce over 1.5 million
kWh per year.
The energy experts will discuss the opportunities and technologies available
for Cyprus in renewable energies this Thursday at the EU Programme Support
Office, 38-44 Kyrenia Avenue in Nicosia at 9am.
The two topics presented will be The Global Energy (R)evolution and
Solar Power Generation - State of the Art and Prospects for Cyprus.Both
presentations will be followed by an open discussion. The event is open to all
interested parties, subject to seating availability.
CYPRUS MAIL 23/09/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:43 TSİ 24 Eylül 2008 Çarşamba
PARİS
- Diaspora Ermenileri adına bir grup, Osmanlı İmparatorluğu
döneminde Ermenilere sigorta poliçeleri satan Norwich Union&Commercial
Union grubunun bugünkü devamı olan Aviva sigorta grubuna karşı
yüklü tazminat davası açtı.
Davacılar, şu anda dünyanın en büyük beşinci
sigorta kuruluşu olan İngiliz şirketini, 1880-1915
yılları arasında Osmanlı İmparatorluğunun
batısında yaşayan Ermenilere sattığı yaşam ve
yangın sigortaları için ödenen primlere 1915 sonrası haksız
yere el koymakla suçluyorlar.
Diaspora Ermenileri daha önce de Amerikan New-York-Life Insurance, Fransız
Axa ve Alman Deutsche Bank ve Dresdner Banktan aynı suçlamalarla
davacı olmuşlardı. Açılan davalar sonunda New-York-Life
Insurance ve Axa şirketleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde
sigortalanan Ermenilerin varisi olduğunu kanıtlayanlara tazminat
ödemeyi kabul etti.
AXA
17,5 MİLYON DOLAR TAZMİNAT ÖDEYECEK
New-York-Life şirketine tazminat için bugüne kadar yaklaşık 6
bin Ermeni varis ya da hak sahibinin başvurduğu, bunların 3 bin
700üne tazminat ödendiği bildiriliyor.
Fransız AXA şirketiyle varılan dostane çözüm çerçevesinde de AXA
varislere 17,5 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etmiş durumda. Bu
miktarın 3 milyon dolarlık bölümü bir vakıf
aracılığıyla Fransadaki Ermeni derneklerine
dağıtılacak.
Alman bankalarına açılan dava ise sürüyor.
AA
Güncelleme: 14:44 TSİ 24 Eylül 2008 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum basınına göre, Hristofyas, 63. BM Genel Kurul
Toplantısı için bulunduğu New Yorkda yaptığı
açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün Genel Kurulda
yaptığı konuşmanın Kıbrıs ile ilgili
bölümünü kışkırtıcı olarak niteledi. Hristofyas,
Bize söylemek istedikleri gibi yeni ortaklık yoktur, yeni devlet yoktur.
Yeni bir devlet haline dönüşecek olan Kıbrıs Cumhuriyetidir
dedi.
Cumhurbaşkanı Gülün BM Genel Kurulunda
yaptığı konuşmaya Rum yönetiminin BMdeki daimi temsilcisi
tarafından resmi yanıtın verileceğini ifade eden
Hristofyas, şöyle konuştu: Yeni ortaklık yoktur, yeni devlet
yoktur. Sadece, yeni devlet haline dönüşecek olan Kıbrıs
Cumhuriyeti vardır. Bu itibarla bir kez daha vurgulamamız gerekir
ki, iki toplum lideri arasında BM kararları temelinde müzakereler
yapılıyor, herhangi bir anlaşma devlet tarafından
imzalanmayacak. Kıbrıs Cumhuriyeti vardır, iki toplum
vardır ve bunlar anlaşmaya varacak. Bu nedenle iki toplumlu iki
bölgeli federasyondan söz ediyoruz.
Cumhurbaşkanı Gül, 63. dönem BM Genel Kurulu genel
görüşmelerinin açılışında yaptığı
konuşmada, Türkiyenin, Kıbrısta siyasi bir çözümü
sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini
belirterek, Kıbrısta çözümün eşit statüye sahip iki kurucu
devletten müteşekkil yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından
geçtiğini söylemiş ve Bu hedefe yönelik süreç iki kesimliliği
ve iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM parametrelerine
dayanmalıdır demişti.
AB istatistik kurumu Eurostat, Avrupa kentlerinin en kurak
10 kentinden 6'sının Türkiye'de olduğunu açıkladı.
Avrupa kentlerindeki yaşam kalitesini incelerken kentleri iklim yönünden
de ele alan Eurostat, en az yağmur alan 10 kent arasında İzmir,
Manisa, Adana, Antalya,
Konya ve Gaziantep'i sıraladı.
Portekiz'in Faro kenti sıralamada en kurak kent olarak ortaya
çıkarken, Faro'yu sırasıyla İzmir,
Portekiz'in Setubal, Yunanistan'ın
başkenti Atina, Manisa, Adana, Antalya,
Lefkoşa, Konya ve Gaziantep takip etti.
En çok yağmur alan 10 kent sıralamasında İngiliz ve
İrlanda kentleri ilk onda çoğunlukta yer aldı, ancak ilk iki
sırayı Alman kentleri Halle a. d. Saale ve Köln öne çıktı.
NÜFUS ARTIŞI
Avrupa kentlerinin nüfus artışı bakımından da
istatistiklerini yayımlayan Eurostat, nüfus artışının
en hızlı olduğu 10 kent içinde 5 Türk kentini
sıralandı.
Hollanda'nın Almere kentinin bu konuda başı çektiği
listede, Van 2'inci, Antalya
4'üncü, İstanbul
8'inci, Erzurum 9'uncu ve Bursa 10'uncu sırada yer aldı.
Nüfus artışının en az olduğu 10 ülkenin 3'ünü ise
Rumen kentleri oluştururken, bu listede başı Slovenya'nın
Maribor kenti başı çekti.
YAŞ GRUPLARINA GÖRE NÜFUS
Kentlerin yaş gruplarına göre nüfusu göz önüne
alındığında ise en yaşlı nüfusun İtalya'da
olduğu, bu sıralamada 10 kentten 9'unu İtalyan kentlerinin
oluşturduğu belirtildi.
0-14 yaş grubunun nüfusa oranı göz önüne
alındığında en genç nüfusun da Hollanda'nın Almere
kentinde olduğu, iki İngiliz kentinin bunu takip ettiği ifade
edilirken, çoğu kentlerde nüfusun büyük bölümünü 0-14 yaşın
oluşturduğu Türkiye'nin bu listenin dışında bırakıldığı
kaydedildi.
Eurostat'ın raporunda, "Türkiye 0-14 yaş listesine dahil
edilseydi liste sadece Türk kentlerinden oluşurdu" ifadesi
kullanıldı.
HURRIYET 24/09/08
15 bin asker kobay olarak kullanıldı
24/09/2008 RADIKAL
Birinci Dünya Savaşı sırasında Mısırda esir düşen 15 bin Osmanlı askeri üzerinde İngilizlerin deney yaptığı iddia edildi
ADANA - Tarihçi-yazar Cezmi Yurtsever, Osmanlı askerleri için 1920
yılında Mısırda esir kampı oluşturulduğunu
ve kobay olarak kullanılan 15 bin Türk askerinin kimyasal madde
konulmuş su tanklarında zorla banyo yaptırılarak kör edildiğini
öne sürdü.
Yurtsever, düzenlediği basın toplantısında, 1917
yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun
Gazze-Birüssebi savaşında ağır bir yenilgi
aldığını belirtti.
Osmanlı ordusundan Arabistan cephesinde 150 bin askerin esir
düştüğünü ve Türk askerleri için Mısırda esir
kampları kurulduğunu anlatan Yurtsever, şöyle konuştu:
"TBMMnin 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtlarında, Edirne
mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürke sundukları takrir
belgesinde Mısırda İngilizlerin fenni temizlik bahanesiyle
miktarından fazla cerasol banyosuna sokarak kör ettikleri 15 bin
evladı kobay olarak kullandıkları, bu cinayetin mutemed failleri
olan İngiliz doktorlarıyla garnizon kumandan ve zabitlerinin de
cezalandırılmasını isteriz sözleri yer almaktadır.
İnsanlık tarihinde eşi duyulmamış böyle bir olayla 15
bin Türk askerinin kör edilerek en hayati insani fonksiyonlarını
kaybetmeleri savaş suçu olduğu kadar, insanlık onurunu ayaklar
altına alan vahşi bir uygulamadır."
Yurtsever, bu olayların Ermeni doktorların gözetiminde
gerçekleştirildiğini, konunun farklı boyutlarıyla ilgili
belge ve bilgilerin Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinde
de bulunduğunu saptadığını öne sürdü.
Mondros anlaşmasına göre Osmanlı ve karşı taraf
arasında esirlerin serbest bırakılması maddesi yer
aldığına dikkati çeken Yurtsever, şöyle devam etti:
"Ancak, Anadoludaki milli mücadelede direncini yok etmek için savaş
hukuku çiğnenerek kitle halinde Türk askerlerinin gözleri kör edildi.
Mısırdaki esir kamplarında yaşanan savaş suçundan
dolayı İngiltere ve Avustralya özür dilemelidir. Bu hususta Türkiye
Büyük millet Meclis Başkanlığını göreve
çağırıyorum."(aa)
Bilge Kağanın heykeli bulundu
24/09/2008 RADIKAL
Moğol arkeologların Orhun Yazıtlarının bulunduğu alanda Bilge Kağanın heykelini buldukları iddia edildi
ULAN BATOR - Orhun Anıtlarının bulunduğu bölgedeki bir
kurganda kazı çalışmalarını sürdüren Moğol bilim
adamları, Bilge Kağanın heykelini bulduklarını öne
sürüyor.
Yaklaşık 1.5 milyon kilometrelik alanı ile Türkiyenin iki
katı büyüklüğünde coğrfyaya sahip olan Moğolistanın
çeşitli bölgelerinde arkeolojik kazı izni bulunan Kül Tigin
Derneğine bağlı kazı ekipleri,
araştırmalarından birini, başkent Ulan Batorun 365
kilometre kuzeybatısında, Orhun Anıtlarının bulunduğu
Orhun Vadisinde sürdürüyor.
Kazı çalışmaları, başkanlığını,
ülkenin önemli bankalarından Anod Bankın yönetim kurulu
başkanı Davaa Myamaanın yürüttüğü Kül Tigin
Derneğince finanse ediliyor.
Moğolistan Milli Üniversitesi Arkeoloji-Antropoloji Bölümünden 30
kişinin katıldığı, aralarında ülkenin
tanınmış arkeologlarından Prof. Dr. Batsaikhan Zagdın
da yer aldığı kazı ekibine, yine tanınmış
Moğol arkeolog Prof. Dr. Bor Cugder başkanlık ediyor.
Prof. Dr. Bor Cugder, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
Orhun Irmağı yakınlarındaki Bilge Kağan ve Kül Tigin
anıtlarının batısında, anıtlara
yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki bir kurganda kazı
çalışmalarını sürdürdükleri anlattı.
Ekibin, Arhangai vilayeti Haşat ilçesi sınırları içindeki
Şevit kurganında kazılara 18 Haziranda
başladığını belirten Moğol bilim adamı,
kurganın iç içe iki bölümden oluştuğunu söyledi. Dış
duvarların bir kenarının uzunluğunun 36 metre, iç duvarların
bir kenarının uzunluğunun 24 metre olduğunu açıklayan
Prof. Dr. Cugder, "Şevit kurganı, şimdiye kadar dünyada
bulunan en büyük kurgan" dedi.
Kazı çalışmaları için hükümetten izinlerin
alınmasının ardından önce çevre çalışması
yaptıklarını belirten Prof. Dr. Cugder, arkasından jeofizik
araştırmaları tamamladıklarını, bunların
olumlu sonuçlanması üzerine de haziran ayında kazı
çalışmalarına başladıklarını anlattı.
BİLGE KAĞAN HEYKELİ
Prof. Dr. Bor Cugder, Şevit kurganında süren çalışmalar
sırasında buldukları heykelin Bilge Kağana ait
olduğunu öne sürdü.
Kazı çalışmaları sürerken, kurganın ana
duvarlarının açılmasının ardından önce heykelin
ayak kısmını bulduklarını anlatan Moğol bilim
adamı, ilk aşamada, bulunan bu parçadan, heykelin kime ve hangi
döneme ait olduğu konusunda bir sonuca varamadıklarını dile
getirdi.
Kısa bir süre sonra heykelin diğer parçalarını bulan
kazı ekibinin başkanı Prof. Dr. Cugder, "Diğer
parçaları da birleştirince, heykelin Bilge Kağanın heykeli
olduğu sonucuna vardık" dedi.
Prof. Dr. Cugder, bu sonuca nasıl vardıkları konusunda ise
şöyle konuştu:
"Öncelikle Orhun Vadisi, Göktürklerin anayurdu. Bulduğumuz heykel,
Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarına çok yakın mesafede.
Kazı yaptığımız Şevit kurganı ile
anıtlar arasında sadece 2 kilometrelik bir mesafe var.
Heykelde, Tabgaç işçiliği de görünüyor. Buradan, heykelin
yapımında, bir başka Türk soyu olan Tabgaçların da
yardımının olduğu ortaya çıkıyor.
Heykelin Bilge Kağana ait olduğu sonucuna varmamızın bir
başka sebebi de heykelde şapka olmamasıdır."
Prof. Dr. Cugder, Bilge Kağan heykelinin bulunduğuna yönelik ilk kez
açıklama yaptıklarını da kaydetti.
Öte yandan, Moğol arkeoloji ekibinin bulduğu heykel 3 parça halinde.
Ayaklarının olduğu kısım halen kazı alanında
bulunuyor. Baş ve gövdesi ise kazı alanına yakın kampta
muhafaza ediliyor. Heykelin boyu ise yaklaşık 140 santimetre.
HUN, TÜRK VE MOĞOL İMPARATORLUKLARINI KURANLAR AYNI KÖKTEN
Kazı çalışmalarını organize eden Kül Tigin
Derneği Başkanı Davaa Nyamaa ise AA muhabirine
yaptığı açıklamada, "tarih
araştırıldığında Türk ve Moğolların
birlikteliğinin, aynılığının
görüldüğünü" söyledi.
"Hun, Türk ve Moğol imparatorluklarını kuranlar aynı
kökten geliyor" diyen Nyamaa, gerek daha önce ortaya çıkarılan
buluntuların, gerekse yeni bulunan Bilge Kağan heykelinin, bu durumu
kesinleştirdiğini vurguladı.
"Moğolistan, kapalı bir mücevher kutusudur" diyen Davaa
Nyamaa, bu kutunun açılmasında Moğolistan ve Türkiyenin
elbirliği içinde olması gerektiğini, bunun da sadece tarihi ve
kültürel alanlarda değil, tüm alanlarda gerçekleştirilmesi
gerektiğine dikkati çekti.
BİLGE KAĞAN
Bilge Kağan, 683 yılında doğdu. Babası, Göktürk
Devletini yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan, annesi
İlbilge Hatundur.
8 yaşında babasını kaybeden Bilge Kağan, 24 yıl
boyunca Göktürk Kağanlığı yapan amcası Kapagan
Kağanın elinde büyüdü. Amcası öldüğünde yerine geçen
oğlu İnalı devirerek 32 yaşında Göktürklerin
başına geçti.
Devletin yönetimine alan Bilge Kağan, önce iyi bir yönetim
oluşturmayı hedefledi. Bu amaçla ordunun başına, 31
yaşındaki kardeşi Kül Tigini, vezirliğe de Tonyukuku getirdi.
Gerek milletini yerleşik hayata geçirme, gerekse Türkler arasında
Budizmi yayma düşüncelerinden, Tonyukukun, "yerleşik hayata
geçen Türklerin güçlü Çine karşı güçsüz kalacağı ve
yenilerek Çinlilere tutsak olacağı", "Budizmin de Türk
insanındaki hükmetme ve iktidar duygusunu
zayıflatacağını, bu dinin ve tapınaklarının
ülkeye sokulması halinde Türk milletinin yaşamının sona
ereceği" uyarıları üzerine vazgeçer.
Kağanlığı döneminde Göktürk Devletinin
sınırları Çinin Şun-Tung Ovasından İç Asyada
Karaşar bölgesine, kuzeyde Bayırku sahasından Ani
Irmağı havalisi ve Batı Demir Kapıya ulaştı.
Önce veziri Tonyukuku, ardından da kardeşi Kül Tigini kaybeden
Bilge Kağanı, Çinlilerle iş birliği yapan bakanı
Buyrak Cor zehirledi. Yatağında hasta yatarken, kendisini zehirleten
bakan ve yardımcısını öldürten Bilge Kağan 25
Kasım 734te öldü.
BİLGE KAĞAN ANITI
Orhun anıtlarından biri olan Bilge Kağan anıtı,
ölümünden sonra 735 yılında oğlu Tenri Kağan
tarafından dikildi. Diğer anıt olan Kül Tigin anıtı
ile aralarında bir kilometre mesafe bulunuyor.
Göktürk yazısı kullanılan anıtın yüksekliği 3.80
metredir. Doğu yüzünde 41 satır, güney ve kuzey yüzlerinde 15er
satır yer almaktadır. Batı yüzünde ise Çince bir yazı
bulunmaktadır.
Anıttaki yazıların bazı bölümleri Kül Tigin
anıtından aktarılmıştır. Kül Tigin
anıtından farklı olarak Kül Tiginin ölümünden sonraki olaylar
da anlatılmaktadır. Yollug Tigin tarafından
yazılmıştır.
Anıttaki yazılarda, Bilge Kağanın, yönetimde olduğu
süre içinde yaptıkları, halkına öğütleri,
savaşları, Türk kültürü ve toplum hayatı
yansıtılmaktadır.
BİLGE KAĞANIN HAZİNESİ 7 YIL ÖNCE BULUNMUŞTU
Moğol arkeologlarının heykelini bulduklarını öne
sürdükleri Bilge Kağanın hazineleri de Türk İşbirliği
ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının
(TİKA) sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, 2001
yılında bulunmuştu.
Amerikadan Japonyaya dünyanın tüm arkeologlarının
peşinden koştuğu Bilge Kağan hazinesini bulmak için
Amerikalılar uyduları da devreye sokmuş ama bir sonuç
alamamıştı.
TİKAnın desteğiyle 1997 yılında başlatılan
"Moğolistandaki Türk Anıtları Projesi"
çalışmalarına katılan Türk arkeolog ve tarihçiler, 2001
yılında, Bilge Kağan külliyesindeki sunak civarında
yaklaşık 4 bin 500 altın ve gümüş parçadan oluşan
eserler ortaya çıkarmıştı.
Eserler arasında Bilge Kağanın anka kuşu motifleriyle
süslü tacı da bulunuyor.
Tek parçasına bile değer biçilemeyen hazine "dünya
mirasları" listesinde yer alıyor.(aa)
Çözüm çabalarına tam destek veriyoruz
YENİ BİR ORTAKLIK DEVLETİ KURULMALI... Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi
çözümü sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini ve
Kıbrıs'ta çözümün, eşit statüye sahip iki kurucu devletten
oluşan yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından geçtiğini
söyledi
BM PARAMETRELERİNE DAYANMALI... Gül: Çözüm hedefine yönelik süreç
iki kesimliliği ve iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM
parametrelerine dayanmalıdır. Öte yandan, 2004'teki referandumda
çözüm planı lehinde oy kullanmış olan Kıbrıs
Türklerine yönelik haksız kısıtlamalar da artık
kaldırılmalıdır
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi çözümü sağlamaya yönelik
diplomatik çabalara tam destek verdiğini ve Kıbrıs'ta çözümün,
eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşan yeni bir ortaklık
devletinin kurulmasından geçtiğini söyledi.
Gül, 63. dönem BM Genel Kurulu genel görüşmelerinin
açılışında İngilizce yaptığı
konuşmada, Kıbrıs konusuna ilişkin de açıklamalarda
bulundu.
Türkiye'nin, Kıbrıs'ta siyasi bir çözümü
sağlamaya yönelik diplomatik çabalara tam destek verdiğini belirten
Gül, Kıbrıs'ta çözümün eşit statüye sahip iki kurucu devletten
müteşekkil yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından
geçtiğini belirtti. Gül ''Bu hedefe yönelik süreç iki kesimliliği ve
iki tarafın siyasi eşitliğini öngören BM parametrelerine
dayanmalıdır'' dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:
''BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu altında iki lider
arasında, kısa bir süre önce kapsamlı çözüm müzakerelerinin
başlamış olmasını memnuniyetle
karşılıyor ve bu süreci kuvvetle destekliyoruz. Öte yandan, 2004
yılındaki referandumda BM Kapsamlı Çözüm Planını
diğer taraf ne yazık ki reddederken, cesurca plan lehinde oy
kullanmış olan Kıbrıs Türklerine yönelik haksız
kısıtlamaların da artık kaldırılması
gerekmektedir.''
BM'nin rolü
Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında söz
ettiği tüm sorunların çözümünde BM'nin vazgeçilmez bir role sahip
olduğunu belirterek, etkin ve iyi işleyen bir dünya örgütü
olmaksızın ulusların ümit ve beklentilerini gerçekleştirmenin
imkansız olduğunu vurguladı.
BM sisteminin reformlar yoluyla bir bütün olarak daha da
güçlendirilmesine büyük önem verdiğini kaydeden Gül, Türkiye'nin
kalkınma, barışın korunması ve insan haklarına
kadar BM'nin gündemindeki bütün konularda katılımcılığını
ve katkılarını sürekli arttırdığını
ifade etti.
Türkiye'nin adaylığı
Gül, Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nde yaklaşık
yarım yüzyıldır temsil edilmediğini de belirterek, Genel
Kuruldan, Türkiye'nin, 2009-2010 dönemi Konsey geçici üyeliği
adaylığına destek istedi.
Gül, konuşmasının sonunda Türkiye'nin bu kapsamda
hissettiği sorumluluk duygusuyla 2009-2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi
geçici üyeliğine adaylığını koyduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
''Türkiye, Konsey'de yaklaşık yarım
yüzyıldır temsil edilmemektedir. İnanıyoruz ki,
dış politikamızın temel akideleri ile ekonomik, sosyal ve
kültürel vasıflarımız, Konsey'in çalışmalarına
bir katma değer sağlamamızı mümkün kılacaktır.''
Gül, bu konuda Genel Kurulun desteğini istediklerini
belirterek, ''Genel Kurulun değerli desteği ile Türkiye'ye bunu
gerçekleştirme fırsatını bahşedeceğini ümit
ediyorum'' dedi.
KIBRIS
24/09/08
AA
Güncelleme: 14:19 TSİ 25 Eylül 2008 Perşembe
STRASBOURG
- Talat, 1 Ekim Çarşamba günü, Hristofyas ise 30 Eylül Salı günü
genel kurula hitap ederek, AKPM üyelerinin sorularını
yanıtlayacak. Böylece ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı AKPM genel
kuruluna hitap etmiş olacak. Talatın Strasbourg temaslarında
Avrupa Konseyi yetkilileri ile de bir araya gelmesi bekleniyor.
AKPM, Rum kesiminin BMnin barış planını
referandumla reddetmesinin ardından KKTCli parlamenterlerin genel kurul
ve komisyon toplantılarına gözlemci statüsüyle
katılmasına onay vermişti.
AKPM genel kurul toplantılarında salı günü Kafkasyadaki kriz
ile ilgili bir tartışma da yapılacak.
FT: Türkiyede nükleer fiyasko
25/09/2008 RADIKAL
Financial Times gazetesi, nükleer santral ihalesinde sadece bir teklif yapılmasının Türkiyeyi mahcup ettiğini savundu
LONDRA - Türkiyede ilk nükleer santral ihalesinde umulan ilgi gösterilmemesi,
yurt dışında da yankılandı. Financial Times gazetesi,
ihalede sadece bir teklif yapılmasının, mahcup edici" bir
gelişme olduğunu savundu. Gazete, Türkiyenin fazla acele
ettiğini, ek süre taleplerini geri çevirdiğini, bunun da geri
teptiğini öne sürdü.
Ekonomi gazetesi Financial Times, Delphine Strauss imzasıyla
yayımlanan Ankara kaynaklı haberinde Türkiyenin nükleer ihalesinin
fiyasko ile sonuçlandığını belirterek Türkiyenin
pahalı enerji ithalatına bağımlılığını
azaltma çabalarında terslik yaşandıö değerlendirmesini
yaptı.
OECD Nükleer Enerji Ajansı Direktörü Luis Echevarrinin Nükleer (enerji)
Türkiye için çok iyi bir seçenekö değerlendirmesine yer verildiği
haberde şöyle denildi:
Ancak ilk başta yabancı ve yerli gruplar arasında yaygın
bir ilgi uyandıran projeye sönük yanıt, Türkiyenin ilk santralini
2015 yılına kadar devreye sokma iddiası açısından
kuşku yaratacak mahcup edici bir gelişme.
KÜRESEL TÜRBÜLANSA RAĞMEN EK SÜRE VERİLMEDİ
İngiliz gazetesi, Türk hükümetinin bazı şirketlerden
hazırlıklar için daha fazla süre verilmesi talebine karşın
ihale tarihini değiştirmediğini, küresel piyasalardaki
türbülansa rağmen geçen Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın da ek süre verilmeyeceğini tekrarladığını
kaydetti. Gazete şu görüşleri dile getirdi:
Türkiyede iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, dikkatleri başka
tarafa çeken siyasi olaylarla geçen bir yıldan sonra ekonomik
programında ilerleme göstermeye istekli. Aynı zamanda küresel piyasalarda
çalkantılar ve yurt içi gerginliklerin, Türkiyenin yabancı
yatırımcıları çekme kabiliyetine zarar vermeyeceğini
de kanıtlaması lazım.
İHALE REFERANS GİBİ GÖRÜLEN ŞİRKETLERİ
ÇEKMEDİ
Ancak nükleer santral projesinde acele edilmesinin geri teptiğiöni öne
süren gazete İhale, sektör için referans gibi görülen, merkezi ABDde
olan Westinghouse veya Fransız Areva gibi şirketlerin ilgisini
çekmeye başarmadı. Başka gruplar da, ihale belgelerini
satın aldı ancak teklif vermedi diye yazdı.
Financial Timese konuşan bir uzman da, Nükleer alanda 2015 yarın
demektir. Tedarikçiler, daha fazla süre talep ettiğinde kulak verilir
şeklinde konuştu.
Bu arada gazete, İstanbuldaki bir analiste dayanarak gerçek rekabet
yokluğu nedeniyle nükleer santral karşıtlarının, daha
kolayca hukuki yollara başvurabileceğini belirterek ihalenin
askıya alınabileceğini veya iptal edilebileceğini de
belirtti.(anka)
Türk ve Rum partiler Ledra Palace'ta toplandı, karar
çıkmadı
Ledra Palace Otel'de yer alan toplantının ev sahipliğini
Demokrat Parti (DP) yaptı.
Toplantıya KKTC'den Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP),
Demokrat Parti (DP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Kıbrıs
Sosyalist Partisi (KSP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ve Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP); Güney Kıbrıs'tan da Mücadeleci
Demokrasi Hareketi (ADIK), Çalışan Halkın İlerici Partisi
(AKEL), Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, Demokratik Parti (DIKO),
Birleşik Demokratlar (EDİ), Demokratik Seferberlik Partisi (DISI),
Sosyal Demokrat Hareketi (EDEK) ve Merkezin Yeniden
Yapılandırılması Hareketi'nden (EPALKSİ) başkan
veya temsilciler katıldı
Slovakya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Anna
Turenicova, toplantının açılışında
yaptığı konuşmada, toplantılara ara verilen yaz tatili
süresince bazı gelişmelere şahit olunduğunu kaydetti.
İki liderin kapsamlı görüşmelere
başlaması yanında siyasi partilerin de parti düzeyinde iki
toplumlu bazı aktivitelere imza attığını kaydeden
Turenicova, "Bu partiler arası ilişkiler kanaatimce
sağlıklı ilişkilerin gelişmesine yardımcı
olduğundan çok yaralı ve faydalıdır" dedi.
Slovakya Büyükelçiliği'nin toplantıya
katılan partilerle işbirliği içerisinde ara bölgede iki toplumlu
gençlik etkinliği de düzenlediğini hatırlatan Turenicova,
"Kolay değildi. Çok ilgi isteyen bir etkinlikti. Ancak sonuç çok
özeldi. Pek çok elektronik posta ve telefon aldım. İnsanlar çok
takdir etti" dedi.
Ledra Palace'ta yer alan etkinliğe 500 yüzden çok
gencin katıldığını kaydeden Turenicova, "İki
liderin de etkinlikte bulunması, vermek istediğimiz mesajı
güçlendirdi. Gençler, benzersiz bir atmosfer oluşturdu" dedi.
Turenicova, etkinlikte yer alan tüm kesimlere teşekkürlerini iletti.
Karar yok
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rum siyasi partilerin ara bölgede gerçekleştirdiği dünkü
toplantıda ortak bir karar çıkmadı.
Toplantı sonunda Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova
tarafından okunan ortak bildiriye göre, toplantıda ev sahibi Demokrat
Parti (DP)'nin önerisiyle "ortak noktaların ortaya
çıkarılması için komite kurulması" ve
"egemenliğin kaynağı ile bunun geleceğe
yansımaları" konuları tartışıldı.
Toplantı sonrasında basına açıklama
yapan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ise, "Ne egemenlik
konusunda, ne komite konusunda olumlu bir yaklaşım ortaya
çıkmadı" dedi.
Toplantıda, "1960'taki Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum haklarının devam eden
görüşmelerde gözetilmesi, korunması ve saygı
duyulması" şeklinde bir öneride bulunduğunu, ancak bu
konunun kabul görmediğini söyleyen Denktaş, bu nedenle toplantının
başlıklarından ibaret ortak bir açıklamanın ortaya
çıktığını kaydetti.
Bir sonraki toplantı 17 Ekim'de yine ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'de yapılacak.
KIBRIS 25/09/08
The Economist: Atatürk yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu
kurtardı
Prestijli The Economist dergisi, Erivandaki
Soykırım" müzesindeki belgelere dikkat çekerek Modern
Türkiyenin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı
sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve
çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak
katledilmekten kurtardı" diye yazdı.
Prestijli İngiliz dergisi The Economist, son sayısında Türkiye
ile Ermenistanın yakınlaşma çabalarını
değerlendirdiği Dost ve Komşu" başlıklı
analizinde İki tarihi düşman" arasındaki ilişkilerde
iyileşme umudunun doğduğunu vurguladı. Analizin
başında Atatürkün Ermenilere yönelik tutumuna dikkat çekerek
şunları yazdı:
Modern Türkiyenin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı
sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve
çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak
katledilmekten kurtardı. Şimdiye kadar anlatılmayan ve herhalde
bugünkü Türklerin birçoğu için bir sürpriz olacak bu hikaye, Erivandaki
Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk
Demoyanın yakında sitemizde açıklanacak diye söz verdiği
birçok belgeden biridir."
Dergi, bu projenin Türkiye ile Ermenistan arasında değişen
ilişkilerin yeni bir örneği olduğunu belirtirken
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün dünya kupası elemeleri
çerçevesindeki iki ülke milli takımları arasında oynanan
maçı izlemek üzere Erivana gittiğine dikkat çekerek Gülün
Ermenistanı ziyaret eden ilk Türk devlet başkanı olduğunu
vurguladı.
SINIR
AÇILMASI BEKLENTİSİ DOĞDU
Gülün Erivana gitme kararının Türkiyenin Ermenistan ile diplomatik
ilişkileri kurabileceği ve sınırını
açabileceği beklentilerine neden olduğunu kaydeden dergi, iki ülke
Dışişleri Bakanlarının New Yorktaki görüşmesine
dikkat çekti. Analizde Ermenistan da, Türkiyenin
sınırlarını tanımaya ve Osmanlı dönemindeki
Ermenilerin kaderini araştıracak bir tarihçiler komisyonunun
kurulmasına izin vermeye söz veriyorö denildi.
BARIŞMA
KAFKASLARDA GÜÇ DENGESİNİ ETKİLEYEBİLİR
The Economist, Türkiye ile Ermenistanın barışması halinde
bunun Kafkaslardaki güç dengesini etkileyebileceğine işaret
ettiği analizinde Rusyanın Ermenistanın en yakın
müttefiki olduğunu, ülkedeki iki üssü ve 2 bin kadar asker
bulundurduğunu anımsattı.
Gürcistandaki savaşın Ermenistanın tutumunu gözden geçirmeye
zorlandığını kaydeden dergi, ülkenin ticaretinin yüzde
70inin Gürcistan üzerinde yapıldığını ve
Rusyanın bombardımanı sırasında altüst olduğunu
belirtti.
Türkiye ile barışmanın Ermenistan için yeni bir kapı
açacağı belirtilen analizde bazı uzmanlarının da bunun
da Gürcistana daha çok baskı yapılmasına olanak
sağlayacağı için Rusyayı memnun edeceğini
düşündüklerine işaret etti.
DİASPORA
MUTSUZ
İngiliz dergisi, Ermenistan ile barışmanın Türkiyenin
bölgesel gücünü artıracağını belirtirken de şu
değerlendirmeyi yaptı:
Amerikan Kongresince sunulan ve 1915 yılındaki Ermenilerin
katliamını soykırım olarak adlandırmaya
çağıran bir karar tasarısına etkisiz hale getirilmesine
katkısı da olabilir. Bu da, soykırımın
tanınması için kampanya yapan Ermeni diasporasını mutsuz
ediyor. Bazıları da, Türkiyeyi aklanmak için tarihin yeniden
yazılmasına amaçlayan bir Türk tuzağından söz ediyor.
Gerçekten, Türkiyedeki şahinler, soykırımdan söz etmekten
vazgeçmesi için Ermenistana baskı yapıyor."
Türkiyedeki şahinler"in Ermenistan ile ilişkilerin
iyileştirilmesinin Yukarı Karabağ sorununda ilerlemeye
bağlanmasını istedikleri belirtilen analizde Ancak en azından
Sayın Gül, yolunu sürdürmeye kararlı görünüyor" denildi.
MILLIYET 26/09/08
Mali kriz kiliseye Marx haklı dedirtti
26/09/2008 RADIKAL
Mali krizden kapitalizmi sorumlu tutan Latin
solcu liderlere Anglikanlar eklendi. Anglikan Kilisesi Başkanı Williams
Marx haklı derken, yardımcısı hisseleri ucuza
kapatanları banka soyguncusu diye niteledi.
LONDRA - ABDdeki mali krizden vahşi kapitalizmi sorumlu tutanlar sadece
Latin Amerikan solcu liderleri değil. Britanyadaki kilise liderleri,
ekonomi politiğe iyi çalıştıklarını
kanıtlarcasına, Karl Marxtan alıntılar yapıp tüm
yoksul çocukların ihtiyacı olan paranın 140 katıyla finans
kurumlarının kurtarıldığına dikkat çekti.
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise, bu kez baş
düşmanı ABD Başkanı George W. Busha ekonomik sistemdeki
sorunları kabul ettiği için Napoliten şarkıyla serenat
yaptı: Öyle benim gibisin ki!
Tüm Anglikanların lideri Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams,
sağcı Spectator dergisinde yayımlanan makalesinde, mali
piyasanın sıkı disipline edilmesi çağrısı
yaparken, Tahayyül edilemeyecek düzeyde bir kurmacayla bir o kadar tahayyül
edilemeyecek çapta servet elde edildi. Marx varolmayan şeylere gerçeklik,
güç ve aracılık atfedilmesiyle vahşi kapitalizmin bir tür
mitolojiye dönüştüğünü gözlemlemişti. Başka şeylerde
değilse bile bunda haklıydı. Bu putperestliktir dedi.
York Başpiskoposu John Sentamu, uluslararası bankerlere
hitabında, düşen hisseleri ucuza kapatanları banka soyguncusu
diye niteledi. Mortgage piyasasına en büyük kredi vericisi HBOSun
açıktan satış yapan simsarlar yüzünden rakibi Lloyds TSB
tarafından ucuza kapatılması için HBOS hisselerini kasten ucuza
satıp 380 milyon dolar kazananlar benim için banka soyguncusu ve mal-mülk
hırsızıdır diyen Sentamu, Serbest piyasa kuralları
Alis Harikalar Diyarından alınmış gibi diye
çıkıştı. Uganda doğumlu başpiskopos, hükümetlerin
finans kurumlarını kurtarmak için açtığı yüz
milyarlarca dolarlık kurtarma paketleriyle BMnin 2015 itibarıyla
yoksulluğu yarıya indirme fonuna bağış yapılmamasını
kıyasladı: Mali krizin ironilerinden biri yoksullukla mücadelenin
başarılabilir olduğunu göstermesi. 6 milyon çocuğun
hayatının kurtarılması için sadece beş milyar dolar
gerekiyor. Dünya liderleri bankacılık sistemi için bir haftada bunun
140 katı parayı bulabiliyor. Nasıl bize yoksullukla mücadelenin
çok pahalı olduğunu söylerler?
Chavezden Busha serenat
Chavez ise, ABD Başkanı nihayet kriz
yaşandığını ve çöküşün sorumlularının
kendileri olduğunu fark etti dedi. Venezüella lideri, Aşağı
yukarı Bush gibi konuşuyorum. Ne yenilik ama! esprisinin
ardından Bush için Napoliten tarzda bir şarkı tutturdu:
Öylesine benim gibisin ki! BM kürsüsünde Brezilya lideri Lula da
Silvanın ekonominin etiğe ihtiyacı olduğu
uyarısının ardından Honduras lideri Manuel Zelaya, Bushun
700 milyar dolarlık paketinin üçte biriyle bile Afrika, Asya ve Latin
Amerikada yoksulluğun sona erdirilebileceğine dikkat çekti.
Şili lideri Michelle Bachelet O paketle açlık sorununu çözebilirdik
diye eşlik ederken, papazlıktan gelme solcu Paraguay lideri Fernando
Lugo da mali krizden ahlaksız spekülasyonu sorumlu tuttu. (Dış
Haberler)
Avrupa Komisyonu'ndan enerjiye 14 milyon Euro
ENERJİYE ÖNEMLİ PARA... AB Program Destek Ofisi
Başkanı Alain Bothorel, Kıbrıs Türk toplumunun
desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve adanın
birleşmesi için ayrılan 259 milyon Euro'luk mali yardım
paketinin, 14 milyon Euro'sunun enerji sektörünün yönetimine ve enerji
altyapısının geliştirilmesine
ayrıldığını söyledi
Avrupa Komisyonu'nun, KKTC'de pilot güneş enerjisi
santrali kurmak için başlattığı proje çerçevesinde
düzenlenen "Yenilenebilir Enerji Semineri" dün sabah,
Lefkoşa'daki AB Program Destek Ofisi'nde başladı.
AB Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel,
259 milyon Euro'luk mali yardım paketinin, Kıbrıs Türk
toplumunun desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve
adanın birleşmesi için kullanılması yönünde
çalışmalar yürüttüğünü, bunun 14 milyon Euro'sunun enerji
sektörünün yönetimine ve enerji altyapısının geliştirilmesine
ayrıldığını anlattı
Avrupa Komisyonu yetkililerinin yanı sıra
KIB-TEK sorumlularının da hazır bulunduğu seminerde, yurt
dışından gelen enerji uzmanları tarafından,
yenilenebilir enerji alanında Kıbrıs'a özgü fırsatlar ve
ilgili teknolojiler anlatıldı.
Ofisin Saray Otel karşısındaki yeni
binasında yer alan seminerde, AB Program Destek Ofisi Başkanı
Alain Bothorel'in açılış konuşmasının
ardından sunumlara geçildi.
Öğle saatlerine kadar süren seminerde, yenilenebilir
enerji konusunda danışmanlık da yapan Elektrik Mühendisi Dr.
Fulcieri Maltini, "Küresel Enerji Devrimi"; Güneş Enerjisi
konusunda uzman, fizikçi Dr. Rudolf Minder de, "Güneş Enerjisi
Üretimi - Bilim Dalının Mevcut Durumu ve Kıbrıs İçin
Gözlemler, Beklenenler" başlıklı sunumlarını
gerçekleştirdi ve katılımcıların sorularını
yanıtladı.
14 milyon Euro enerjiye
Seminerin açılışında konuşan AB
Program Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, seminer ve
başkanı olduğu ofisin çalışmalarıyla ilgili
bilgiler verdi.
40 kişinin çalıştığı ofisin,
259 milyon Euro'luk mali yardım paketinin, Kıbrıs Türk
toplumunun desteklenmesi, ekonomik gelişiminin sağlanması ve
adanın birleşmesi için kullanılması yönünde çalışmalar
yürüttüğünü kaydeden Bothorel, bunun 14 milyon Euro'sunun enerji sektörünün
yönetimine ve enerji altyapısının geliştirilmesine
ayrıldığını anlattı.
Enerji üretim sistemlerinin daha güvenilir ve
sürdürülebilir olmasının önemi üzerinde duran Alain Bothorel, bu
konudaki çalışmalarıyla ilgili olarak da bilgiler aktardı.
"Güneş adanın avantajı"
Bothorel, adanın bol güneş alması
açısından büyük avantaja sahip olduğuna işaret ederek,
güneş enerjisinden elektrik üretilmesi için 4 milyon Euro'luk bir
güneş enerjisi projesi başlattıklarını
anımsattı.
Projenin 2006 yılında
tasarlandığını ve çalışmaların şu anda
süratle sürdürüldüğünü anlatan Alain Bothorel, bu projenin,
Kıbrıs'ın kuzeyinde yenilenebilir enerji alanında bir
başlangıç olacağını vurguladı.
Adanın enerji üretimine yönelik çabaların, AB
politikalarıyla uyumlu şekilde sürdürülmesi düşüncesinde
olduklarını kaydeden Alain Bothorel, güneş enerjisinden elektrik
üretilmesinin ada için öncelikli olduğunun altını çizdi.
1 MW civarında elektrik üretecek olan pilot santralin
ileriki yıllarda yapılacak yeni yatırımlarla
geliştirilebileceğini ve üretilecek elektrik miktarının da
artırılabileceğini belirten Bothorel, bu süreçte bilgi
alınabilecek bir de merkez oluşturmayı düşündüklerini
kaydetti.
KIBRIS
26/09/08
Text books must do away
with the good, the bad and the ugly
By
Stefanos Evripidou
A STUDY of
history school books on the island has concluded that current Greek Cypriot
schoolbooks and older Turkish Cypriot ones share the same form of ethnic
nationalism that stress common links with the respective motherlands.
The findings of the report launched by peace research institute PRIO and
conducted by social anthropologist Dr Yiannis Papadakis were presented last
night at the Ledra Palace Hotel.
Papadakis highlighted that both Greek Cypriot school books currently in use and
older Turkish Cypriot ones used before 2004 employed similar models of ethnic
nationalism.
In contrast, the new Turkish Cypriot history books represent a radical change
in content and methodology, highlighting not just conflict, internal divisions
and discontinuities, but also social and cultural interactions and
cooperation.
Regarding current Greek Cypriot books and older Turkish Cypriot books,
Papadakis said: It is a classic scenario of history, which you see in Cyprus,
the Balkans and many other places. You have the Good (the self, moral centre),
the Bad (arch enemy) and the Ugly (usually Western powers who you expect to be
good but are usually bad).
He gave examples from the old Turkish Cypriot history books which depicted the
Greek Cypriots as the obvious bad guys in photographs, specifically the
notorious photo of murdered children in a bathtub. Turkish soldiers shooting
guns fills the role of the good, while a 1958 photo of British soldiers
killing Turkish Cypriot demonstrators calling for partition (taksim) covers the
ugly.
Incidentally, there is no mention of the latter in Greek Cypriot textbooks,
said Papadakis.
Greek Cypriots are referred to as Rums, the old term for subjects of the
Ottoman Empire while Turkish Cypriots are equated with Turks.
The book gives the impression there are no real Greeks on the island and as
such no connection to Greece. History starts in 1571 with the Ottoman victory
over the Venetians in Cyprus and ends in 1974 with the Happy Peace Operation.
In between, the focus is on the years 1963-1974 and the barbaric acts of the
Greek Cypriots.
Meanwhile, todays Greek Cypriot history books have on the cover bellicose
looking Greeks ready to fight Turks who appear in the background ready to chop
off their heads.
Inside, the book says: Cypriots were and are Christian Orthodox. The term
Cypriots is equated with Greeks of Cyprus, excluding all other groups on the
island. The main characters in the books are Greeks and Turks, while Turkish
Cypriots are hardly mentioned, represented simply as Islamicised Greeks. They
dont exist in the books as a political community, said Papadakis.
History for the Greek Cypriots starts with the arrival of the Greeks in 14th
century BC and ends in 1974 with the tragic and barbaric Turkish invasion.
In contrast, the new Turkish Cypriot history books introduced in 2004 move away
from ethnic nationalism to a more civic nationalism which encourages patriotism
more for the geographic space of Cyprus, as opposed to Turkey, the motherland.
Its Cyprio-centric, said Papadakis.
The cover of the book has a picture of the whole island, rather than the north
and bits of southern Turkey. It tells the history of the British policy of
divide and rule. One illustration shows a British man talking to a Greek and
Turkish Cypriot, where both Cypriots look like identical twins. You cant tell
the difference, he said.
When telling the history of the 1960s, there is a picture of the island of
Cyprus crying and asking: How has Cyprus come to this?
Papadakis noted that the new books were more balanced than the old where
everything was blamed on the Greek Cypriots though there was still some bias on
certain topics. And there was little mention of gender issues or minorities.
There are problems in that it is still ethno-centric, though not from a
Turkish perspective but a Turkish Cypriot one, he added.
In summing up, the anthropologist listed the three main viewpoints of history:
I grew up in school with a map of Greece which had Cyprus blown up in a box
west of Crete. I never questioned this, because I had no other perspective.
A second viewpoint is represented by the website of former Turkish Cypriot
leader Rauf Denktash. This shows a map of Cyprus originally part of Anatolia,
which breaks off to form Cyprus, with the northern part coloured red and
Ataturk looking over from the top left-hand corner.
The third viewpoint is the current view adopted by the new Turkish Cypriot
leadership where the map of Cyprus is shown as a whole island on its own and
independent.
CYPRUS MAIL 26/09/08
Obama promises US
leadership for settlement
By
Jean Christou
US DEMOCRATIC
presidential candidate Barack Obama and his candidate for the Vice-Presidency,
Senator Joe Biden have said Cyprus should remain a single country.
A statement issued yesterday from the candidates` policy plan for a stronger
partnership with Europe, said: Obama and Biden believe strongly that Cyprus
should remain a single country in which each of the two communities on the
island is able to exercise substantial political authority in its own
geographical zone with a just and mutually agreed settlement of difficult
issues like property refugees, land and security.
Seeking a just and lasting political settlement on Cyprus : Barack Obama and
Joe Biden will show US leadership in seeking to negotiate a political
settlement on Cyprus, it added.
The statement said that a negotiated political settlement on Cyprus would not
only end the islands tragic division but would pave the way to prosperity and
peace throughout the entire region.
It would finally repose to the people of Cyprus after many years of division
and uncertainty. It would help foster better Greek-Turkish relations, strengthen
Turkish democracy, reduce the risk of military conflict, and remove a major
obstacle to Turkish membership in the EU, the statement said.
Meanwhile on the domestic front, ruling AKEL said yesterday that President
Demetris Christofias had made it quite clear that he would not budge on the
issue on timetables in the new negotiating process.
The Turkish Cypriot side has been accusing Christofias of dragging his feet
during the talks. Yesterday Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat urged
Christofias to prove that he wanted a solution.
Talat said Christofias had supported former President Tassos Papadopoulos who
had destroyed the greatest opportunity for a solution in Cyprus.
Now he must prove his desire for a solution, Talat was quoted as saying. If
he can prove this it will be possible to solve the Cyprus problem. Similar
comments came from Turkish Cypriot Foreign Minister Turgut Avic in New York
where he was due to meet the UNs Lynn Pascoe, and Alain Le Roy, a deputy UN
Secretary General.
But AKEL spokesman Andros Kyprianou, commenting on Christofias` speech to the
UN General Assembly on Wednesday, said: 'The President of the Republic made
clear in the clearest manner the basis upon which to pursue the solution of the
Cyprus problem.
He made it clear that this process is from Cypriots and for Cypriots and that
it would exclude stifling timetables, arbitration and other impositions.
He said Christofias had managed to reverse the negative international climate
for Greek Cypriots by insisting on fair and just demands.
We are confident that in this process, Demetris Christofias will proceed with
determination and the necessary flexibility in the negotiating process,
Kyprianou added.
Statement by the President of the Republic Mr Demetris Christofias
to the General Debate of the 63rd Session
of the General Assembly of the United Nations
Mr. President,
I wish first to extend to you sincere congratulations on your election as
President of the 63rd session of the General Assembly of the United Nations and
also to express appreciation for the work done by your predecessor Mr. Srgjan
Kerim.
I would like also to thank the Secretary-General for his report on the work of
the Organisation and welcome his comprehensive approach to threats as well as
his focus on recently emerged challenges.
It is an honour for me to address the General Assembly for the first time as
the President of the Republic of Cyprus. Maintaining the effectiveness of
multilateral diplomacy and strengthening the relevance of the United Nations is
one of the cornerstones of the foreign policy of Cyprus since its independence
in 1960.
Mr. President,
The United Nations is important to the international community and it is
particularly important to Cyprus.
It is an essential institution for our global survival and for the further
development of humanity in a balanced and fair way in increasingly difficult
conditions. Our peoples look to the United Nations as the best forum for
addressing global problems such as poverty, climate change, rising energy and
food prices, diseases, natural disasters, human rights abuses and many other
pressing global problems. Either we do things together in a collective,
coordinated way or the problems will persist and become even less manageable.
This week two vitally important issues are being given particular attention,
namely the achievement of the Millennium Development Goals and special needs
for Africa. I applaud the focus being given to both, highlighting the
imperative for collective action by the international community. We must
however match our words with deeds.
Mr. President,
Cyprus emerged from colonialism as an impoverished independent state in 1960.
Its prospects did not seem good. Short on natural resources, suffering
persistent, recurring droughts, a small island state with the inherent problems
of distance from major markets, did not augur well for the young Republic. But
we worked hard to redress the balance against us and managed to achieve growth
and economic development.
The Turkish invasion of 1974 was a major economic and human catastrophe. One
third of our people became refugees in their own country. But we persevered to
overcome this disaster. We provided the refugees not only with the means for
survival but also with the means for economic re-activation. Our experience
engenders solidarity for all those who are struggling for their survival and
their own development.
Cyprus is firmly committed to the achievement of the Millennium Development
Goals and maintains an emphasis on Africa in its overseas development
assistance projects. Our approach is to focus on a small number of countries
concentrating our efforts on infrastructural development in the health and
education sectors.
Cyprus gradually intensifies its efforts by increasing the level of assistance
to additional countries.
Mr. President,
Small states have higher stakes in multilateral diplomacy and in a fair and
functional system of collective security based on the principles of sovereign
equality and respect of territorial integrity.
There is no clearer example of this than Cyprus. From the earliest days of its
independence, Cyprus was forced to appeal to the world community for support in
order to defend and preserve its independence, its sovereignty and its
territorial integrity. It became a victim of foreign interference which sowed
the seeds for domestic problems for the new state. These difficulties were
exploited in the service of strategic interests alien to our independence and
our territorial integrity. The culmination was the military coup instigated by
the military junta of Athens and the Turkish military invasion of July-August
1974.
But Cyprus survived. The will of the international community for Cyprus to
survive is found in the plethora of Security Council and General Assembly
Resolutions, regrettably most of them not implemented. But the moral support
and resolute stance provided Cyprus with the sword and shield that has ensured
that it has remained and will continue to remain an undivided independent
country, with a single sovereignty, single citizenship and single international
personality.
In addition, the United Nations Resolutions for Cyprus contain two other
elements. They provide for a process of negotiations in the form of a Good
Offices Mission of the Secretary-General and - very importantly - they define
the legal/political framework on which the discussions for the federal
architecture of the Cyprus state will be built. Both of these elements are
crucial and our success in the new effort which is beginning now -I firmly
believe - will depend on respecting these essential conditions.
As regards the process, Good Offices Mission of the Secretary-General means
negotiations in which the Cypriots themselves are the principal players. They
are the owners of the process. The Cypriots themselves must build the state
they envision for their society. The role of the Secretary-General and of the
international community is to assist and to support. Good Offices is not
arbitration. It is not mediation. Recent experience has shown that any attempt
to impose - even to import - non-Cypriot inspired and improvised models will
meet with rejection by the Cypriot people.
The relevant United Nations Security Council Resolutions are also important for
the new effort because they provide the legal political framework within which
the effort must move. This framework prescribes a bizonal, bicommunal
federation with single international personality, single indivisible
sovereignty and single citizenship. The federal institutions will embody the
principle of political equality as defined by relevant UN Security Council
resolutions not as numerical equality but as effective participation of the
Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities in all organs of the federal
state.
It is important to remind ourselves that a bizonal, bicommunal federation has
been the only mutually agreed basis dating back to 1977 and reaffirmed as
recently as a few weeks ago. It represents a compromise and indeed the only
possible compromise on which a political arrangement can be built. Relevant
Resolutions of the Security Council as well as the Constitution of Cyprus
exclude partition, secession or union with any other country.
The kind of solution we agree to must not only take into account our history
and international legality. It must also take into account what kind of society
we are and what kind of society we want to bequeath to our children. In this
society, all Cypriot children must be born free and equal. Human rights and the
fair satisfaction of human needs must take precedence to strategic
considerations dictated by political expediencies.
Mr. President,
On September 3, a new intensive effort started with the aim of overcoming the
impasses of the past and achieving progress that would lead to the
reunification of Cyprus under mutually agreed terms and to the withdrawal of
foreign troops after 34 years of division and foreign occupation. For this
effort to succeed what is needed is political will on the part of the Cypriots,
but also the positive engagement of other important players which for
historical reasons have been part of the problem and need to become part of the
solution.
For my part, I want to assure you from this podium that my political will to do
what is necessary to solve the problem is firm and deep-rooted. My origins are
in the popular movement of Cyprus which prides itself of a long history of
struggles and indeed sacrifices in defence of friendship, cooperation and
peaceful coexistence between Turkish Cypriots and Greek Cypriots. On the other
hand, I am one of those Cypriots that were deeply and directly affected by the
foreign military invasion of 1974 because I myself and my family are internally
displaced persons, refugees in our own country.
The role of the Cypriots is to agree on what they want. This we must try to
achieve with the leader of the Turkish Cypriot community, Mehmet Ali Talat. And
I believe that we could achieve it.
But this is not enough for achieving a solution. Turkey should contribute to
the process in a positive way. Turkey still maintains over 40,000 troops and
tens of thousands of settlers in Cyprus and can, without doubt, determine the
outcome of the issues under discussion. We believe that the solution should
benefit everybody and will benefit everybody. It would allow the Cypriots,
Greek Cypriots and Turkish Cypriots, to live together and work together in an
independent prosperous country, within the family of the European Union,
without the presence of foreign armies and illegal colonists, under conditions
of security and respect for their identity and their rights.
Mr President,
Our world faces many problems which are increasingly becoming more complex. It
is our conviction that these problems can be solved and new threats can be
prevented only through effective multilateral collective action.
Peace must prevail. A true peace based on respect of international law and not
the right of might. A response to the problem of international terrorism will
only be effective if our world becomes less unjust. Without tackling hunger and
poverty, without solving regional disputes on the basis of international
legitimacy and without a more fair distribution of global wealth, peace can not
grow firm roots.
The United Nations is an achievement of our fathers and a necessary tool for
insuring a more stable, fair and prosperous world. Ultimately the UN is only as
successful as we, the member states, allow it to be.
I wish our community of nations a successful 63rd General Assembly session.
Thank you.
CYPRUS MAIL 26/09/08
Denenmişler Deneniyor
|
|
Rauf R. DENKTAŞ |
1986da BM Genel
Sekreteri Perez de Cuellar Türk ve Rum liderler ile yapılan müzakereler
sonunda bir taslak anlaşma metni hazırlamış ve taraflara
sunmuştu. Bizim kabul ettiğimiz bu taslak Rum lideri Kipriyanu tarafından
son anda ret edilmişti. Genel Sekreter Cuellar iki tarafın
müzakereleri sonucunda Kıbrıs davasının kapsamlı bir
çözüme kavuşmuş olacağından o kadar emin hale
gelmişti ki, bu değerlendirmesini Güvenlik Konseyine ve Türkiye ile
Yunanistana da yazılı olarak duyurmuştu.24 Nisanda da Güvenlik
Konseyi üyelerine konu hakkında kapsamlı bilgi vermişti.
Artık taraflar iki kesimli, iki toplumlu federal bir formülün
içeriğini aylarca konuşmuşlar hemen hemen her konuda
mutabık kalmışlardı. Türk tarafı olurunu ve imzaya
hazır olduğunu duyurmuştu bile. Kipriyanunun oluru
beklenmekteydi.
Ancak bu gerçekleşmedi. Genel Sekreter Cuellar Haziran 1986 Raporunda
(S/18102) 20 Nisanda Kipriyanudan bir mektup aldım. Kipriyanu taslak
anlaşma hakkında görüşünü duyurabilmesi için öncelikle Türk
askerleri ile yerleşiklerin adadan çıkışları ve etkin
Uluslararası garantiler konusu ile üç özgürlüğün yani
dolaşım,yerleşim ve mülkiyet hakları konusunda ivedilikle
ve öncelikle ön anlaşma gerektiğini duyurdu der. Bu da yetmedi
Kipriyanu Genel Sekreterden bu konuları görüşmek üzere bir
Uluslararası Konferans tertip etmesini, eğer bu mümkün olmayacaksa o
zaman iki taraf arasında bu konuların ele alınmasını
sağlamasını istemektedir. Kipriyanunun bu son anda geri vites
takmasının nedeni, 1968den başlayan tüm görüşmelerde
Garanti Anlaşması ve Türk Alayının Kıbrısta
devamı hiçbir zaman gündem maddesi yapılmamış,
bunların kalıcılığı müzakere konusu
yapılmamıştı. Bunlar 1960 Antlaşmaları ile
İngilizlerin elde ettikleri egemen üsler kadar somut ve
tartışmaya açılması mümkün olmayan konulardı. Rumlar,
her defasında bu konuları gündeme getirmekle esas milli hedeflerine
giden yolda gördükleri engelleri kaldırmaya
çalışıyorlardı. Genel Sekreter de bunları masada
tutmak için günü geldiğinde bunlar da gündeme alınabilir diye
teskin etmeye çalışıyordu. Nasıl ki Rumların
devamlı ısrarları karşısında Annan Planında
nihayet bu konular da gündeme getirildi ve bu kez Türk tarafı güle oynaya
bu plana olurunu verdi. Allahtan Papadopullosun sayesinde boynumuzu
Annanın giyotininden kurtarmış olduk.
Şimdi
Talat-Hristofyas görüşmelerinde Rum tarafı ayni oyunu
oynamaktadır. Görüşmelere Federasyon istedikleri için değil,
Türk askerinden,Garantilerden ve yerleşikler dedikleri
insanlarımızdan kurtularak, yeniden insan hakkıdır, AB
normlarıdır diyerek eski topraklarına dönmek için
başlamışlardır. Bu gün Hristofyasın Sn. Talattan
istedikleri, Kipriyanunun benimle on bir yıl federasyon görüşür
gibi yapıp benden istediklerinin aynidir. Vasiliyu ve Klerides de bütün
görüşmelerimizde bunlardan başka bir şey istememişlerdir:
ASKER VE YERLEŞİKLER DIŞARI, GARANTİLERE GEREK YOK,
GÖÇMENLER YERLERİNE, SERBEST DOLAŞIM, SERBST YERLEŞİM.
Haklı
olarak TEK EGEMENLİK-TEK DEVLET üzerinde durmaktayız. Bunlar
kadar önemli ve hayati olan TEK HALK konusu da vardır. Rum liderlerinin
iki kesimliliği ortadan kaldırmak için buldukları formül TEK
HALK formülünün doğal bir sonucudur. TEK DEVLET-TEK EGEMNLİK ile de
TEK HALKI perçinledikten sonra bizim kendi varlığımızı
korumak için muhtaç olduğumuz ayrıcalıkları AB
makamlarının takdir etmesi pek zordur. Bu nedenledir ki BM
kuruluşları, ABD ve AB el ele vermişler KIBRISTA TEK HALK
VARDIR- KIBRISLILAR BİRLEŞME İSTEMEKTEDİRLER görüntüsünü
sergilemek için dünyanın parasını harcamakta, gençlerimizi bir
araya getirerek KIBRISLILIK aşısı vurmak suretiyle bol bol beyin
yıkamaktadırlar. Bu beyin yıkamalar Türk ve Rum olarak dost
olmayı öğreniniz çizgisinde olsa söyleyecek bir şey
bulamayacağız, hatta bunları teşvik de edeceğiz.
Halbuki yapılan, gençlere askersiz bir Kıbrısta Türkiyeden
kopmuş Kıbrıslılar olmaları telkin edilmekte, Rumun
milli davası meşru Kıbrıs Hükümeti kalıbı
içinde kamufle edilirken bizim gençlerimize Türkiyeden kopma eğitimi
yapılmaktadır. Bu arada Rum tarafının Federasyon
görüşmelerinden ne anladığı ve bu görüşmelerde neleri
elde etmek istediği denenmiş, kanıtlanmış bir gerçek
iken ayni oyun yeniden sahnelenmiş bulunmaktadır. Bunca yıl
teslim etmediklerimizi teslim almak oyunudur bu! İKİ TOPLUMLU
FEDERASYON SAHNELENDİĞİNE GÖRE ENDİŞELERİMİZ
DEVAM ETMEKTEDİR
KIBRIS POSTASI 26/09/08
AA
Güncelleme: 20:52 TSİ 26 Eylül 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Başkent Lefkoşadaki Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ)
Kampüsü içerisindeki soygun, dün 18.00-08.00 saatleri arasında meydana
geldi.
Bankanın
müdür odasının duvarını delerek içeri giren
hırsızlar, para kasasından yaklaşık 137 bin YTL, 10
bin ABD doları, 42 bin sterlin ile 10 bin Euro çaldı.
Polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor.
KKTC'de 260 bin YTL'lik banka soygunu
KKTC Yakın Doğu Bankası'nın Lefkoşa'daki Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Kampüsü içerisinde bulunan şubesine giren kimliği belirsiz kişi veya kişiler yaklaşık 260 bin YTL çaldı.
KKTC Polis Basın
Subaylığı'ndan verilen bilgiye göre olay, dün 18.00-08.00
saatleri arasında meydana geldi.
Polis açıklamasına göre, bankanın müdür odasının
duvarı, meçhul şahıs veya şahıslar tarafından
delinerek içeri girildi ve para kasasından yaklaşık 137 bin YTL,
10 bin ABD doları, 42 bin sterlin ile 10 bin avro çalındı.
Polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor.
CNN TURK 27/09/08
Mehmet Ali Talat'tan tüm dünyaya çağrı
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin adada uzun yıllar devam eden Kıbrıs sorununun çözümü ve barış için üzerine düşeni yaptığını ve bundan sonra da yapacağını ifade ederek, artık bundan sonra Rum tarafı ve uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, tüm dünyaya,
Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız, insanlık
dışı izolasyonu sona erdirin çağrısı da
yaptı.
10. Uluslararası Dr. Fazıl Küçük Oyunları, bu akşam,
Lefkoşa Atatürk Stadyumu'nda düzenlenen açılış töreniyle
başladı. Saygı duruşu ve İstiklal
Marşı'nın okunması ile başlayan törene,
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ile
diğer yetkililer katıldı. 13 branşta düzenlenen ve 28
Eylül'e kadar sürecek oyunlara bu yıl 22 ülkeden 400'ün üzerinde sporcu ve
idareci katılıyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, törende yaptığı
konuşmada, spor ambargosunun "en insanlık dış
ambargo" olduğunu ifade ederek, "Kıbrıslı Türkler
açısından belki en haksız, en insafsız, en insanlık
dışı izolasyon spor alanında olan izolasyondur" dedi.
Talat, oyunlara katılan sporcuların, kendilerinin geleceğe dair
umutlarını güçlendirdiğini belirtti.
Talat, Kıbrıs Türkünün "özgürlük lideri" Dr. Fazıl
Küçük'ü bu spor oyunları ile anmanın Kıbrıs Türkünün vefa
borcu olduğunu kaydetti.
Bugün sporcular için heyecanlı bir gün olduğunu, kazanmak için
mücadele edeceklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu.
"Zaten spor; barış, dostluk ve kardeşlik demektir. Bunu
biliyoruz ve tüm dünyaya buradan Kıbrıs Türkünün barış
arzusunu, dünyaya ile bütünleşme arzusunu haykırıyoruz.
Kıbrıs Türkünün barış için, Kıbrıs'ta
yıllardır devam eden sorunun çözümü için üzerine düşen her
şeyi yaptığını ve artık bundan sonra
karşı tarafın (Kıbrıs Rum tarafı) ve
uluslararası toplumun harekete geçmesini bir kere daha
çağırıyoruz. Biz üzerimize düşen her şeyi bundan sonra
da yapacağımızı vurgulayarak tüm dünyayı, tüm
uluslararası toplumu, Kıbrıslı Türklerin haksız,
insanlık dışı izolasyonunu sona erdirmeye
çağırıyoruz. Özellikle spor alanında devam ettirilmekte
olan insanlık dışı ambargonun bir an önce kalkabilmesi için
desteğini bekliyoruz."
Talat, oyunlara katılan sporculara, Kıbrıs Türkünün,
"barış ve dünya ile bütünleşme özlemlerine
yaptıkları katkılardan" dolayı teşekkür etti.
Oyunlara katılan kafilelerin geçit yaptığı tören,
paraşüt ve hava unsurları gösterisi ve halk oyunları
gösterileriyle sona erdi.
CNN TURK 25/09/08
Yakın Doğu Bank'ı soydular
DELİCİ- KESİCİ ALETLE DUVARI DELDİLER...
Polis, bankayı soyan kişi veya kişilerin bankanın müdür
odasının duvarını delici-kesici alet ile delip içeriye
girdiklerini ve para kasasında muhafaza edilen çok miktarda YTL ve döviz
olarak bulunan nakit parayı çaldıklarını belirtti
Elmas TOKAY
KKTC'de tarihinde önceki gün bir ilk yaşandı ve
ülkede faaliyet gösteren bir banka kimliği meçhul kişi veya
kişilerce soyuldu..
Yakın Doğu Üniversitesi kampusu içerisinde
bulunan Yakın Doğu Bank, önceki akşam henüz belirlenemeyen bir
saatte meçhul kişi veya kişiler tarafından soyuldu.
Polis ekiplerinin dün olay yerinde yaptığı
inceleme sonucu, bankanın müdür odasının duvarının
delici-kesici alet ile delinerek içeriye girildiği ve para
kasasının açıldığı tespit edildi.
Para kasasında muhafaza edilen 136.681,40 YTL,
9819 ABD doları, 42.025 Sterlin ile 10.040 Euro nakit paranın
çalındığı belirtildi.
Polis Basın Subaylığı tarafından
yapılan açıklamada, 25-26.09.2008 tarihleri, 18.00-08.00 saatleri
arasında, Y.D.Ü. kampusu içerisinde faaliyet gösteren Yakın Doğu
Bank'ın müdür odası duvarının meçhul şahıs ya da
şahıslar tarafından muhtemelen delici-kesici aletle delinerek
içeriye girildiği ve para kasası açılarak içerisinde muhafaza
edilen 136.681,40 YTL, 9819 ABD doları, 42.025 Stg ile 10.040 Euro nakit
para çalındığı belirtilerek soruşturmanın devam
ettiği kaydedildi.
KIBRIS 17/09/08
UN sends in the
diplomatic heavyweights
By
Jean Christou
Elders Tutu,
Carter and Brahimi head to Cyprus to promote talks process
ELDER STATESMEN Jimmy Carter, Desmond Tutu and Lakhdar Brahimi will visit
Cyprus on October 8 and 9 to support and bring more international attention to
the new negotiations process, it was announced yesterday.
The three distinguished personalities belong to a group of 12 roving
ambassadors called The Elders, an organisation set up last year by Nelson
Mandela on his 89th birthday. The Elders hope to offer their collective
experience and independent voices to support co-operative approaches to
addressing global challenges.
During their two-day visit to Cyprus, the three men will meet President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat who are due to
hold their next meeting on October 10.
The Elders are to urge the international community to embrace the fact that a
lasting settlement is within reach in Cyprus and to actively support the
leaders and the peace process.
They also want to commend Christofias and Talat for their efforts to reunify
the island.
After decades of division, this is a time of hope for the people of this beautiful
island. These opportunities dont come around very often, said Archbishop
Tutu, chairman of The Elders.
The Elders will not be involved in the negotiations themselves; that is for
the Cypriots to do, he said. However, we will do what we can to ensure that
the foresight and courage of Mr Talat and Mr Christofias are acknowledged and
supported in Cyprus, in the region and around the world.
A spokesman for the British High Commission said yesterday the visit was very
positive.
I think its a sign that the international community is taking the current
process very seriously, and it is keen to encourage them, the spokesman said.
The high-profile trio also hopes to meet political and civil society
representatives from both communities, as well as the UN officials who are
facilitating and assisting the peace process.
UNFICYP spokesman Jose Diaz said yesterday The Elders had contacted the UN on
Thursday about the visit. He said UNFICYP would also be facilitating the three
statesmen during their stay.
The visit was their idea and their initiative, he said. What they want is to
marshal more international support for the (Cyprus) process.
Diaz said the three men all had distinguished track records in other situations
of conflict and resolution. They definitely can bring their influence and
prestige to the process, he said.
Archbishop Tutu, 77, is known for his long struggle against apartheid in South
Africa. In 1994, after the end of apartheid and the election of Nelson Mandela,
he was appointed as Chairman of South Africas Truth and Reconciliation
Commission.
Jimmy Carter, 84, a democrat, served as US President from 1977 to 1981, and
since then has been a champion of human rights around the world.
Lakhdar Brahimi, 74, a former Algerian ambassador, has spent 40 years helping
to keep the peace across the world. Now at the Institute for Advanced Study in
Princeton, he lectures regularly in the US, Europe, Africa and the Arab world
on international relations, conflict and conflict resolution.
The remainder of the 12 Elders include former UN Secretary General Kofi Annan,
former Irish President Mary Robinson, and Ela Bhatt, lawyer and founder of
Indias Self-Employed Womens Association.
The Elders global mission is to offer their skills and experience to support
peaceful resolution to conflicts, to articulate new approaches to global issues
that cause human suffering, and to share wisdom by helping to connect voices
all over the world.
We are moving to a global village and yet we dont have our global elders,
The Elders state on their website.
The elders can be a group who have the trust of the world, who can speak
freely, be fiercely independent and respond fast and flexibly in conflict
situations, it adds.
CYPRUS MAIL 29/09/08
NTV
Güncelleme: 12:24 TSİ 28 Eylül 2008 Pazar
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bunun 2004 yılında,
Kıbrıslı Rumların Annan Planına hayır demesiyle
tarihi bir fırsatın kaçtığını söyledi. Talat
bunun sorumlusu olarak Rum Yönetiminin eski başkanı Tasos
Papadopulos ve onu destekleyen bugünkü başkan Dimitris Hristofyası
gösterdi.
Mehmet Ali Talat, Yunanistanın başkenti Atinada yayın
yapan özel Flash 96 radyosuna verdiği demeçte, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik yeni müzakerelerin, Rum Yönetiminin yeni lideri
Dimitris Hristofyasın başkanlık döneminde
başlatılmasını olumlu bir gelişme olarak
değerlendirdi.
Talat, adadaki sorunun çözümü konusunda ölçülü bir iyimserlik
taşıdığını belirtti.
Hristofyasın, kendisine yönelik müzakerelerde başka,
dışarıda başka konuşuyor biçimindeki
açıklamalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Talat,
Hristofyasın, bu konudaki iddialarını
kanıtlamasını istedi.
Hristofyas, Gül ile ayaküstü görüştü
BM'nin 63'üncü Genel Kurul çalışmaları nedeniyle New
York'ta bulunan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, BM
merkezindeki temaslarını tamamlaması vesilesiyle önceki gün
basın toplantısı düzenledi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre Hristofyas;
Türkiye'nin önerdiği yeni ortaklığı kabul etmediğinin
altını çizdi ve "Referandum öncesindeki aylar acı bir
deneyimdi" diyerek hakemliği de reddettiğini söyledi.
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le kısa bir görüşme
yaptığını Kıbrıs sorununu ele
aldıklarını da belirten Hristofyas, New York'taki temasları
sırasında; Rum tarafının "niyetlerine ilişkin
işaretler verdiğini, Türkiye'nin tavrından kaynaklanan sorunlara
da işaret ettiğini" kaydetti.
Gazete, "Hedef, Yeniden
Birleşme-Askersizleştirme -Hristofyas-Gül Kısa
Görüşmesi" başlığıyla iç sayfasına
aktardığı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın,
"hedeflerinin Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek ve
adanın askersizleştirilmesi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le, Kıbrıs sorununu ele
aldıkları kısa bir görüşme
yaptıklarını" açıkladığını
yazdı.
Gazeteye göre Hristofyas, ulaşılacak herhangi
bir anlaşmanın, insan haklarına saygı göstermesi, Güvenlik
Konseyi ve BM Genel Kurulu'nun ilgili kararlarına dayanması
gerektiğini söyledi. Özellikle de Güvenlik Konseyi Daimi üyelerine hitaben
"kendi aldıkları kararlara saygı göstermeleri" talebinde
bulundu.
Hristofyas şunları söyledi:
"Hedefimiz, bölünmüşlüğe son vermek,
Kıbrıslı Türklerle yaşamak ve birlikte
çalışmaktır. İradem ve isteğim; çözümün mümkün
olduğunca çabuk bulunmasıdır. Türkiye'nin önerdiği yeni
ortaklığı kabul etmiyoruz. Referandumdan önceki aylar acı
bir deneyimdi, hakemliği de reddediyoruz. Son plan (Annan planı)
Kıbrıs halkını tatmin etmedi, çıkarlarına
uymadı. Türkiye'nin bütün taleplerini tatmin eden daha önceki hakemlik
dengeli değildi. Kıbrıslıların geleceklerinin sorumluluğu
yabancılarda değil kendilerinde olmalı."
Politis gazetesi haberi, "Ayaküstü Konuştular
-Hristofyas Gül'den; Müzakerelere Etkin Destek İstedi - Başkan
Hristofyas Abdullah Gül'ü; Kıbrıs Sorununun Çözümü Prosedürüne Somut
Hareketlerle Yardımcı Olmaya Teşvik Etti"
başlığıyla yansıttı.
Gazeteye göre Hristofyas, TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'le sosyal nitelikli kısa bir görüşme
yaptığını "Cumhurbaşkanı Gül'ün elini
sıkma ve kendisiyle bazı görüş alış verişlerinde
bulunma fırsatı yakaladım, kendisi centilmendi" ifadesiyle
açıkladı.
Hristofyas, bu ayaküstü görüşme sırasında
Gül'e; "Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünün
tamamında olumlu hareketlerle eşlik etmesi, yalnız şifahi
ilanlarda bulunmakla yetinmemesi gerektiğini" söylediğini savundu.
Rum Yönetimi Başkanı, Cumhurbaşkanı Gül'den yardım
etmesini istediğini söyledi ve gerekçesini de şu ifadesiyle ortaya
koydu :
"Çünkü Türkiye 40 binin üzerinde asker ve 160 binin
üzerinde de yerleşik bulundurduğuna göre, kararlı bir rol
oynayabileceğine inanıyorum."
Gazete Hristofyas'ın BM merkezinde düzenlediği
basın toplantısına ilişkin haberini şöyle sürdürdü:
"Görüşmelerini 'iyi' olarak niteleyen Hristofyas
Gül'ün; müzakereleri destekler göründüğünü söyledi ve şunları
söyledi: 'Ancak; nihai çözüme yönelik en iyi şartların
yaratılması için hareketlere, olumlu hareketlere
ihtiyacımız var. Gerçekten çözüm istiyorsak, bu isteğimiz
gerçeklere; yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığına ve iki
bölgeli, iki toplumlu federasyon devletine dönüşeceği gerçeğine
dayanması gerekir. Devam edecek olan eski ortaklıktır.'
Gazetecilerden; Gül'le yaptığı kısa
görüşmeyi abartmamalarını da isteyen Hristofyas 'yalnız
Cumhurbaşkanı Gül'le değil Başbakan Erdoğan'la da
normal görüşme yapmayı çok arzu ederdim. Türkiye Kıbrıs
sorununu çözerek, AB'ne üyeliğinin önündeki büyük bir engeli
kaldıracak' dedi.
Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğine ilişkin
bir soruya karşılık; 'Elbette, başka bir ülkenin büyük bir
parçasını 34 yıl yasadışı olarak elinde
bulunduran bir ülkenin Güvenlik Konseyi üyesi olması doğru
değildir. Ancak bu BM üyelerinin değerlendireceği bir
şeydir' diyen Hristofyas Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına
kararlılıkla bağlı olduğunu, bu taahhüdünün
gereğini yapmayı hedeflediğini yineledi.
BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada;
'hakemlik olmayacağı ve dayatılacak herhangi bir
Kıbrıs-dışı modelin çözümün reddedilmesini gündeme
getireceği' ifadesini daha da geliştirerek; Güvenlik Konseyi'nin
hiçbir kararında hakemliğin öngörülmediğini ve hâlihazırda
Rum toplumunun; BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hakemliğini
neden kabul ettiği konusunda özeleştiri yapmakta olduğunu
belirtti."
Papandreu - Hristofyas görüşmesi
Gazete, Hristofyas'ın, basın
toplantısından kısa süre önce de, Yunanistan Ana Muhalefet (PASOK)
lideri Yorgos Papandreu'yla görüştüğünü yazdı. Papandreu'yla
Kıbrıs sorunundaki tezlerini yeniden teyit ettiklerini söyleyen
Hristofyas, bu görüşmelerinin, her zaman olduğu gibi içten bir havada
gerçekleştiğini söyledi. Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin ilkeleri ve desteklerinden dolayı PASOK'a ve Sosyalist
Enternasyonal'e teşekkür etti. Papandreu da "dostum" diye
nitelediği Hristofyas'la görüş alışverişinde bulunma
fırsatı yakalamış olmaktan memnun olduğunu söyledi.
Haravgi gazetesi haberi manşetten, "Dimitris
Hristofyas: Çözüm ve Kıbrıs'ı Yeniden Birleştirme
Taahhüdümün Gereğini Yapacağım -Başkan Hristofyas Abdullah
Gül'ü Kıbrıs Sorununda Olumlu Hareketlerde Bulunmaya Çağırdı"
başlık ve spotlarıyla yansıttı.
Gazete, Hristofyas'ın basın
toplantısında muhatap olduğu bir soruyu yanıtlarken;
Cumhurbaşkanı Talat'ın müzakere masasına Kıbrıs
sorununu çözmek için ciddiyetle oturduğu umudunu dile getirdiğini
yazdı. Gazeteye göre, "bu sefer beklentileri arasındaki
farklılığın, kendisinin ve Talat'ın mücadele
arkadaşları olarak birlikte tarih yaratmış
olmalarından kaynaklandığını" da söyleyen
Hristofyas, Türk tarafının "yeni ortaklık" derken iki
devletin var olduğunu kastettiğini belirtti ve şunları
söyledi:
"Kıbrıs'ta iki toplumun bir ortaklığı
ve bir devlet vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na ve
Garanti Anlaşmaları'na göre Cumhuriyet, Kıbrıslı
Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ortaklığından
oluşur. Bugün gereken; üniter devletten iki bölgeli iki toplumlu
federasyon haline dönüşmesidir. Sahte devlet yasadışı, yok,
geçersiz olarak görüldü ve Kıbrıslı Türklerin sözüm ona
izolasyonlarının kökleri tam olarak bu kararlardadır.
Acaba, bu ayrılıkçı varlığı neden hiç kimse
tanımıyor?"
KIBRIS
28/09/08
Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı,
yeniden AIHM'e gidiyor
SANA MADALYA MI VERECEKLER?... "Kızının doğum
gününe gelmiyorsun, bunlarla uğraşıp duruyorsun, sana madalya
mı verecekler diye çıkıştım ve aslında
kırgın ayrıldık. Biz sabah hareket ettik, gecesi ise Kutlu
Adalı'yı vurdular..."
SİLAHIN UZİ OLDUĞUNU DENKTAŞ SÖYLEDİ...
"Biz silahın uzi olduğunu ilk kez Denktaş'tan
öğrendik. Ölümünden bir ay önce, 14 Ağustos'ta Temiz Eller
programında, İsrail yapımı uzi silahla Rumlar
tarafından vuruldu diyor, Denktaş Bey. Aynı programda Emniyet
Genel Müdürü ve Mehmet Ali Talat silahın türü belli değil,
diyor..."
Kutlu Adalı, 1996'da öldürüldü.
Aradan geçen 12 yıl boyunca, cinayetin failleri
bulunamadı.
Ama 12 yıl boyunca, Kutlu Adalı cinayeti ile
ilgili çok şey yazılıp söylendi. Gerek ailenin
yaptığı faaliyetler, gerek ise, AİHM'indeki dava süreci,
konuyu her zaman taze tuttu.
Ve faili meçhul kaldığını hep
hatırlattı.
Cinayetten bir yıl sonra gerekli
araştırmanın yapılmadığı gerekçesiyle aile,
AİHM'e başvurdu. 2006 yılında sonuçlanan mahkeme, gereken
soruşturmanın yapılmadığı kararıyla,
Türkiye'yi 20 bin euro para cezasına çarptırdı.
Aile şimdi araştırmanın
yapılması için tanınan 2 yıllık sürenin de
dolmasının ardından komisyondan çıkacak kararı
bekliyor ve bu karar doğrultusunda yeni bir dava sürecine
hazırlanıyor.
6 Temmuz gecesi kimliği bilinmeyen kişi ya da
kişilerce vurulan Kutlu Adalı'nın vücudundan çıkarılan
kurşunlar hala tetkik için Türkiye'de bulunuyor. Vurulmadan hemen önce
cinayetin üzerindeki sır perdesini kaldıracağı
düşünülen bir telefon görüşmesi yaptığına inanan aile,
o gecenin telefon kayıtlarına hala ulaşamadı.
Ölümünden önce çeşitli tehditler alan ve uzi silahla
öldürülen Kutlu Adalı, ölümüyle, Kuzey Kıbrıs'ın
demokratikleşemediği ve sivilleşemediğinin bir
kanıtı olarak hayatta kalmaya devam ediyor.
12 yıl sonra bugün hem Adalı cinayeti, hem de
ölümünden kısa bir süre önce mercek altına aldığı
Saint Barnabas baskını sır perdesini koruyor.
Yıllarca cinayeti aydınlığa
kavuşturmak için birçok zorluğa katlanan ailenin
yaşadıklarını Kutlu Adalı'nın en
yakını, eşi İlkay Adalı ile konuştuk.
İlkay Adalı, 36 yıllık hayat
arkadaşını kaybettiğinde, 52 yaşındaydı.
Aradan geçen 12 yıl boyunca yaşadığı korku ve
acının ağır yüküne rağmen, hala güçlü.
Bizi güler yüzle karşılıyor.
Sohbet boyunca ikisinin de çok sevdiği yaseminler,
kokusuyla odayı dolduruyor.
Önce mahkeme kararını ve sonrasını
soruyoruz;
KIBRIS: AİHM'deki dava sürecini anlatır
mısınız biraz. Şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?
İ. ADALI: AİHM'deki dava sonuçlandı ve
gerekli araştırma yapılmadığı sonucuyla, Türkiye
mahkum edildi. Bize yapılan psikolojik işkence ve baskılar için
de 30 milyar TL tutarında, Euro ödendi. Dava sonucunda gerekli
araştırma yapılması için 2 yılık bir süre
tanındı, şimdi o süre de doldu, ama gereken araştırma
hala yapılmadı. Avrupa Komisyonu, neden araştırma
yapılmadığı üzerine karar alacak. Çünkü, Kutlu
Adalı'nın vücudundan çıkarılan 2 kurşun hala
Türkiye'de bulunuyor, tetkik için. Ama henüz bir cevap almadık. Şimdi,
tekrar mahkemeye başvuracağız, ama önce komisyon
kararını bekleyeceğiz.
KIBRIS: Mahkeme sürecinde sıkıntı
yaşadınız mı?
İ. ADALI: Tazminat çıktığında
oğlum Er'in dükkanına ödeyemeyeceği kadar büyük bir vergi kondu,
geriye dönük. Ödemesi için baskı yapıldı. Ödeyemediği için
evine haciz geldi. Bütün eşyaları, arabası alındı. Biz
tazminat parasını da gönderdik, ama yetmedi, dükkan gitmişti,
artık. Bunun üzerine O da kesin dönüş yaptı. Ama olduğu
gibi geldi, eşyası bile yoktu, karısı da hamileydi. Bir
yıl benim yanımda kaldılar. İş için müracaat etti. Dil
tarih mezunu öğretmendi. Fakat işe alınmadı. Herhalde bu
nedenden dolayı. Ve serbest bir iş buldu, şimdi orda
çalışıyor. Eşyalı da bir ev tuttuk. Mahkemeye gitmeden
önce, Boğaz'da bir arsamız vardı, onu sattık ve gidiş
gelişlerde, onu kullandık. Bir miktarını da mahkeme
karşılıyor. Avukatlarla da anlaşmamız benim onlara
para ödemeyeceğim üzerineydi.
"Bize, psikolojik baskı uyguluyorlar ve çok
yıpranıyoruz" diyen İlkay Adalı, özellikle çocuklarının
soyadlarından dolayı, iş bulamadığını ve hem
maddi hem de manevi olarak yıpratıldıklarını
anlatıyor. Geçen yıl evlenen kızı, Kut Adalı'nın
eşinin de düğünden bir ay sonra işten
çıkarıldığını ve ancak 1 yıl sonra iş
bulabildiğini söyleyen İlkay Adalı, son günlerde de askeri
nöbetten duydukları sıkıntılara dikkat çekiyor. On gün
önce, Adalı cinayetini Ergenekon olayları ile
bağdaştıran ATV ekibinin, gelerek çekim
yaptığını söyleyen İlkay Adalı, bu çekimden
sonra, askerlerin makineli tüfekle Adalı'nın vurulduğu yerde
nöbet tutmaya başladığını anlatıyor. Konuyu,
Emniyet Genel Müdürlüğü ile de konuştuğunu söyleyen Adalı,
"Pervin Gürler, haberimiz var, Kemal Coşkun'un evini bekliyorlar,
dedi", şeklinde konuşuyor. Ancak bir yıl önce ölen
Coşkun'un evininin önünde neden nöbet tutulduğu konusunda ikna
olamadığını da belirten Adalı, konu Afrika gazetesinde
çıktıktan sonra, nöbetlerin sona erdiğine dikkat çekiyor.
Aradan geçen 12 yılda hem eşinin ölüm
acısını yaşayan, maddi manevi baskı altında
olduğunu hisseden, hem de cinayetin faillerinin cezasını
çekmemesinin sıkıntısını duyan İlkay Adalı
ile cinayet zamanına gidiyoruz.
Tam 12 yıl önceye.
Kutlu Adalı'nın öldürüldüğü güne.
İlkay Adalı anlatıyor;
"9 Temmuz'da İstanbul'da yaşayan
kızım İl'in doğum günüydü. 6 Temmuz'da Kut ile birlikte, bu
yüzden İstanbul'a gittik. İstanbul'a giderken Kutlu Adalı'ya da
bizimle gelmesi için yalvardım. Ama o gelmek istemedi. Hatta ölümünden bir
gün önce yazdığı Sıpa, Sopa yazısı yüzünden de
tartıştık. Yazı Türkiye'ye karşı çok sert bir
yazıydı. Kızının doğum gününe gelmiyorsun,
bunlarla uğraşıp duruyorsun, sana madalya mı verecekler
diye çıkıştım ve aslında kırgın ayrıldık.
Biz sabah hareket ettik, gecesi ise Kutlu Adalı'yı vurdular. Kutlu
Adalı, 14 Mart'ta Saint Barnabas ile ilgili yazdığı
yazılardan dolayı sivil savunma teşkilatı başkanı
tarafından tehdit almıştı. Her gün eve telefon ediyorlar ve
küfrediyorlardı. 13 Nisan'da yazdığı yazıda da bu
tehditlerden bahsediyor. Galip Mendi'nin şahadetinde de teyit ediliyor, bu
telefonların sivil savunmadan geldiğini, yazıdan dolayı. O
dönemde gazeteyi de tehdit ettiler. Burhan Eraslan, mesela, Show TV'nin
"Temiz Eller" programında, bunu teyit ediyor. Barnabas
olayı ile ilgili ise, Mendi ifadesinde, sivil savunmanın PKK'ya ait silah
arandığını anlatıyor, Saint Barnabas
baskınında. Ve bir operasyon olduğunu, kendisinin de iki tane
araç gönderdiğini söylüyor.
AİHM Hakimi sordu, mesela Mendi'ye, sivil
savunmanın görevi ne diye. O da afet zamanlarında bunu bunu
yapmaktır, dedi. Görevinde PKK silahlarını aramak, ya da böyle
bir operasyon düzenlemek var mı diye tekrar sorduğunda ise çok
sinirlendi. Ama benden araç istendiğinde vermeye mecbur oldum dedi.
Kutlu Adalı'nın ölümünü kız kardeşim
Sevgül Uludağ'dan öğrendik. Önce O'na gitti haber, sonra O bizi
aradı. O gece uçakta bize yer verilmedi. Ancak Pazar gece, ölümünden bir
gün sonra gelebildik.
Vurulmadan birkaç dakika önce telefonda
görüşmüştük. "Eve kimse gelmedi" dedi. Demek ki,
Adalı'yı evden çıkaran bir kişi geldi ve son dakika oraya
götürdü. Kız kardeşine yemeğe gidecekti, o gece, ama gitmedi.
Bir arkadaşı da o gün kendisine telefon ettiğini kabul ediyor,
Altay Sayıl. Ama ne konuştuğunu, neden telefon ettiğini
söylemiyor. Polis de sorgulamadı, zaten. Kutlu Adalı'nın oturduğu
yerde, Kıbrıs Gazetesi'nin çektiği fotoğraflarda bir
başka sandalye duruyor. Ve 2 bardak var. Yani biri ile bir şey içti.
Oturup konuştu. Ayrıca evde bir fotoğraf bulduk. O gece geldi
belli ki o fotoğraf da. Emekli bir polisin fotoğrafı. Mahmut
Şevket. Bu emekli polis ile ilgili yazması için getirdiler herhalde,
ama o yazıyı yazamadı. O fotoğrafı mahkemeye sunduk.
Biz silahın uzi olduğunu ilk kez
Denktaş'tan öğrendik. Ölümünden bir ay önce, 14 Ağustos'ta Temiz
Eller programında, İsrail yapımı uzi silahla Rumlar
tarafından vuruldu diyor, Denktaş Bey. Aynı programda Emniyet
Genel Müdürü ve Mehmet Ali Talat silahın türü belli değil, diyor.
Adalı öldüğünde görevde olan Galip Mendi ile de ancak, 5 sene sonra
Boğazda görevliyken görüştük. Bizimle konuşurken kekeliyordu,
Mendi."
İlkay Adalı devam ediyor;
"Havaalanından geldikten sonra, sorguya
alındık, emniyette. Ama İstanbul'daki kızım ve
oğlumun ifadeleri AİHM'e hiç gönderilmedi. Oysa, o gece alınan
ifade önemliydi. Zaten o şahsın adını söylediğimizde
de onu koruma altına aldılar. Telefon ettiğini söylüyor, ama
rutin şeyler diyor. Telefon kayıtları da verilmedi bize. Oysa
alsak, o gece saat kaçta, kimin aradığı ortaya
çıkacaktı. O zaman Atilla Sav'dı, genel müdür. O gece çekilen
fotoğraflarını da vermediler, bize. Ancak, AİHM isteyince
verdiler. Adli tahkikat da Kasım'da başladı. 50-60 şahit
varken, sadece 5 şahit dinlendi. Ve biz ailesi olarak
çağrılmadık, dosya da rafa kaldırıldı. Zaten o
tahkikat da AİHM'de dava açtığım için alelacele
açılmıştı, yoksa hiç açılmayacaktı, bence."
Mahkemeye giderken de korkular
yaşadığını söyleyen İlkay Adalı, ailesini
korumak için avukatların KKTC ve Türkiye makamlarına bir mektup
göndererek, Adalı ailesinin başına gelecek her şeyden KKTC
ve Türkiye sorumlu olacak dediklerini söylüyor.
İlkay Adalı, babasının ölümünden hemen
sonra işten çıkarılan Kut Adalı'nın 5 yıl
işsiz kaldığını, daha sonra dönemin büyükelçisi Hayati
Güven'in girişimleriyle, BRT'de işe
alındığını, ancak bunun da mahkemede yardım diye
önlerine getirildiğine dikkat çekiyor.
Mahkemeden hemen önce çok sevdiği köpeğinin
işkenceyle öldürülüp kapıya bırakılmasını ise
hala büyük acıyla anlatıyor, İlkay Adalı.
Bir dönem 1. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
en yakınında çalışan Kutlu Adalı, devletin kilit noktalarında
da görev yapmış. Özellikle, Kıbrıs Cumhuriyeti
karşıtlığı yapan Nacak Gazetesi'nde de takma isimlerle
yazılar yazan Kutlu Adalı ile İlkay Hanım'ın
beraberliklerinin ilk yıları da o dönemlere denk geliyor.
İlkay Adalı'ya ilk
tanışmalarını soruyoruz, şöyle anlatıyor;
"Ben lisede öğrenciydim. İkimiz de
şiir yazıyorduk. Şiir geceleri düzenleniyordu. İşte o
gecelerden birinde tanıştık, Kutlu Adalı ile. Sene 1957. O
zaman Beşparmak dergisini çıkarıyordu. Ben de
yayımlanması için şiir gönderiyordum. Mapolar'ın
dükkanının tam karşısındaydı, yayın evi de.
Sonra mektuplaşmaya başladık. 9 yaş büyüktü benden. 1960'da
evlendik. Evlendiğimizde gazeteciydi. Ama babam gazeteci olursa, kabul
etmeyeceğine dair şart koşmuştu. Çünkü maaşı
azdı, gazetecilerin. Ve O da rahmetli Burhan Nalbantoğlu ve Cavit
Ramadan ile Denktaş'a gidip, cemaat meclisine basın irtibat bürosunda
işe girdi, yardımlarıyla. Maaşı da o zamana göre
yüksek sayılıyordu. Mesela, normal bir memur 35 lira alırken, O
75 lira alıyordu. İşte o zaman evlenmemize babam razı oldu.
Ben 16 yaşında olduğum için mutlaka babamın imzası
gerekiyordu. O dönemde, köyleri dolaştı, Dağarcık
kitabını yazdı. Dr. Şemsi Kazım, Cemaat Meclisi
Başkanı idi. Onun yanında müsteşarlık ve genel
sekreterlik yaptı. Denktaş Bey sürgünden döndüğünde, Kutlu
Adalı'yı özel kalem müdürü olarak kendisi almak istedi. Şemsi
bey de istiyordu kendisini, ama Kutlu Adalı Denktaş'ı tercih
etti."
Kutlu Adalı'nın Rauf Denktaş ile
ilişkilerinin nasıl bozulduğunu soruyoruz İlkay
Adalı'ya.
Şöyle devam ediyor;
"Denktaş ile Kutlu Adalı'nın
ilişkileri, 1972'ye kadar çok iyiydi. Devlet organizmaları
kokuşmaya başladığında, Kutlu Adalı bunu fark
etti. Bir müteahite, yüklü miktarda para verilmişti. O müteahit de Tuna
Sokakta ev yapmıştı. Kutlu Adalı, Türkiye'den gelen paradan
neden sadece O'na verildiğini sordu ve oradan aralarında kopukluk
başladı. Daha sonra Denktaş onu uzaklaştırmak için
askere yollamak istedi. Halbuki, Kutlu Adalı'nın elinde, Denktaş
imzası yaptığı iş gereği üniformalı asker
sayıldığına dair mektup vardı. Adalı, Cemaat
Meclisi ile elçilik arasındaki kuryeydi ve Türkiye'ye eğitime
gidenlerin ikmalini de O organize diyordu. Bir sürü gizli işi o
yönetiyordu. Ve bu görevlerle terhis kağıdı
almıştı. Denktaş, askere gitmesi için baskı
yapıp, O da direnince, Bayraktardaki kışlaya hapsedildi. 3 gün
açlık grevi yaptı. Zamanın sancaktarı ikna etmem için bana
geldi. Sonra maaşını kestiler. O da istemeyerek, denetleme
kurulu üyesi olarak BRT'de işe başladı."
Denktaş ile arası açıldıktan sonra
Kutlu Adalı çeşitli zorluklar yaşamaya ve Denktaş ile daha
da çatışmaya başlıyor. Eşi İlkay Adalı,
Kutlu Adalı'nın 50 yaşına geldiğinde mecburen emekliye
ayrıldığını söylerken, emekli olmadan önce TKP'nin
yayın organı Ortam Gazetesi'nde yazan Adalı'nın, o dönem
TKP'de olan İsmail Bozkurt'un da kararı imzalamasının
ardından, Yenidüzen Gazetesi'nde yazmaya
başladığını anlatıyor.
"Son dönemlerde tehditler
çoğaldığında kendisini uyarmıştım"
diyen İlkay Adalı, eşinin çok inatçı olduğunu ve inandığı
bir şeyden kesinlikle vazgeçmediğini anlatıyor.
Arkadaşı Ahmet An, sıklaşan tehditler nedeniyle
AİHM'den koruma talep etmesini önerirken, Allaha bir can borcum var ne
olursa olsun sözlerini hatırlıyor İlkay Hanım.
Yıllardır ölüm nedeni olarak görülen Saint
Barnabas baskınını da soruyoruz, İlkay Hanım'a.
İhbarı aldıklarında beraber olduklarını anlatan,
İlkay Hanım, olay yerine de beraber gittiklerini söylüyor.
Oraya gittiğimizde mezarın
kazılmış olduğunu ve televizyon büyüklüğünde bir
taşın oradan alındığını gördük. Bunun
fotoğrafını çekti Kutlu Adalı. Zamanında oraya belli
ki, birşey gömüldü, ganimet gibi. Karargahtı, orası ve o
karargahın komutanı Albay Koparan Türkiye'den geldi, o dönem. Ve
Ahmet Derya, AİHM'de ifadesinde, bunu söyledi. Albay Koparan o zaman
burada komutandı, ben kaç sene sonra gömdüğü şeyleri geri almak
için geldiğini düşünüyorum. Bu olay yaşandıktan sonra,
meclis araştırma komitesi kuruldu. Bunun üzerine, Kundakçı
görevden alındı, terfi verilmedi ve istifa edip, emekli oldu. Büyükelçi
merkeze alındı. Sivil savunma teşkilat başkanı da
terfi almadı. Hatta Denktaş'ın terfi almaması çok üzücüdür
dediği açıklaması vardır. Bütün bu olaylar birilerini
kızdırmış olacak ki, Kutlu Adalı'dan aldılar
hınçlarını. Düşünün alınan her neyse, çıkarıldığı
yeri sıvadılar. Yani tarihi eserin üzerini. Sivil savunmanın
aracının orada işi neydi? Bekçiler neden etkisiz hale getirildi?
Bu bir operasyon olsaydı, onları bağlarlar mıydı?
KIBRIS
28/09/08
Christofias accused of
psychological warfare
By
Jean Christou
INSULTS
continued to fly between the two sides yesterday fewer then two weeks before
the leaders are to meet again.
President Demetris Christofias, during a policy speech he gave to Greek and
Cypriot organisations in New York, said he had tried to make an honest attempt
to persuade Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to join with him in
speaking a common language.
But the behaviour of the occupying forces and sometimes the conduct of Mr
Talat is a challenge to our feelings and emotions, he said.
And because we often operate with emotion first and then the logic, we must
reverse this, he added.
Christofias did not elaborate further on that aspect but it was not the first
time he has made statements about Talats attitude at the talks.
He has accused Talat in recent weeks of saying one thing inside the talks and
another when he emerges.
Meanwhile accusations have also continued to flow from north to south. Talat
was quoted yesterday accusing Christofias of psychological warfare.
Their (Greek Cypriot) aims are obvious. They are trying to stir up troubles
between me and my people. However, they will not succeed on this, Talat said.
The Turkish Cypriot leader said he had asked Christofias to explain what he
meant by the accusations of differing statements inside and outside the talks.
He said it was obvious Christofias was trying to discredit him in the eyes of
the Turkish Cypriots, and to make Talat appear unreliable in the eyes of the
international community.
This is a more dangerous game than the one played by Papadooulos, said Talat,
adding that if this continues, he doesnt know how the Cyprus problem will ever
be solved.
The leaders are due to meet again on October 10. Christofias returns to the
island today after his New York trip to attend the UN General Assembly.
On Friday night he managed to pass a few words with Turkish President Abdullah
Gul on the sidelines of the assembly.
Christofias said he had asked Gul to assist in finding a settlement.
It was a good conversation, said Christofias. He (Gul) said that he backs
the negotiations but of course this is not enough. We need positive moves from
Turkey in order to create the conditions for the final solution of the problem.
If we really want a solution, the solution must be based on this reality, I
mean on the reality of the existence of the Republic of Cyprus and the
evolution of this Republic into a bizonal, bicommunal federal state, the
Cypriot President said.
CYPRUS MAIL 29/09/08
TALAT'I ORTAK KIBRIS LİSANINDA KONUŞMAYA İKNA ETMEK
İÇİN..."... Hristofyas, "Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin ortak mücadeleler ve ortak tezler konusunda uyumlu
görüldüğümüz Sayın Talat'ı, kendi küçük isyanını
yapmaya, bizimle ortak Kıbrıs lisanında konuşmaya ve onurlu
bir uzlaşıya varmaya ikna etmek için, Kıbrıs Rum
tarafı olarak çok onurlu bir çaba harcamalıyız"
şeklinde konuştu
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
"Hiç kimse Kıbrıslı göçmenin; mülkünü ne
yapacağını tercih etme hakkını reddedemez. Mülkiyet,
kapışacağımız bir meseledir. Tahrikler çekilmez
olursa, biz de, her zaman ilkelere dayalı olan
cevaplarımızı vereceğiz" dedi.
Haravgi, "İlkelerde Tavizsiz -Başkan
Hristofyas New York'tan 'Mülkiyette Kapışacağız'
Uyarısında Bulundu" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın, BM Genel Kurul çalışmaları nedeniyle
gittiği New York'ta, 'Amerika Kıbrıs Federasyonu' ve
'Kıbrıs Mücadelesi Dünya Eşgüdüm Komitesi' (PSEKA)
tarafından cuma gecesi düzenlenen etkinlikte yaptığı
konuşmaya yer verdi.
Gazeteye göre, cuma geceki etkinlikte
yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun çözüm
diyalogu yolunun "güllerle bezenmediği, dikenler ve engellerle dolu
olacağı" görüşünü ortaya koyan Hristofyas,
"Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının davranışının;
"Rum halkının talepleri ve duygularına yönelik
kışkırtma olduğunu" iddia etti.
Hristofyas "Her şeyden önce, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin ortak mücadeleler ve ortak tezler konusunda
uyumlu görüldüğümüz Sayın Talat'ı, kendi küçük
isyanını yapmaya, bizimle ortak Kıbrıs lisanında
konuşmaya ve onurlu bir uzlaşıya varmaya ikna etmek için
Kıbrıs Rum tarafı olarak çok onurlu bir çaba
harcamalıyız" dedi.
Savunma hattında değil, saldırı
hattındayız
Cuma geceki etkinlikte yaptığı
konuşmada, BM Genel Kurulu çerçevesinde New York'ta
gerçekleştirdiği temasları hakkında detaylı bilgi
veren Hristofyas, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasının, Rum
liderlerin önceki konuşmalarından biraz farklı olduğunu,
çünkü darbeden ve cuntadan, özellikle de "Kıbrıslı Türk
vatandaşların Rumlarla aynı haklara sahip olduğundan"
söz ettiğine işaret etti. Hristofyas "Bunun burada, New York'ta
işitilmesi ve her yere yayılması çok önemlidir. Bunlar, savunma
hattında değil saldırı hattında olmamıza olanak
tanıyan politikamızın unsurlarıdır" dedi.
Erdoğan'dan bir adım önde olmalıyız
New York'ta gerçekleştirdiği temaslardan çok
memnun olduğunu belirten ve "çünkü bu politika bizi
sıkıştığımız köşeden
çıkartıyor" diyen Rum Yönetimi Başkanı, Annan
planına; egemenlik haklarını kullanarak "hayır"
dediklerinin altını çizdi. Hristofyas "Çıkmazı
kırmanın yolunu nihayet bulmalı ve Erdoğan'ın oyalama
yapmaması için biz bir adım önde olmalıyız" ifadesini
kullandı.
"Kıbrıs sorunu her ne pahasına olursa
olsunla çözülemez, yani; Kıbrıslıların malum
çıkarlarını feda ederek, başkalarının
çıkarlarına hizmet ederek çözülemez. Daha ilerisine
gidemeyeceğimiz sınırlarımız var" ifadesini
kullanan Hristofyas, uygulamakta olduğu politikanın Rum
tarafını köşeye sıkışmışlıktan
kurtardığını söyledi. Hristofyas şu ifadeleri de
kullandı:
"Size büyük bir memnuniyetle söylemem gerekir ki BM
Genel Sekreteri bize yatırım yaptığını söylüyor
ve aldığımız inisiyatiflerden memnundur. Genel Sekreter;
başkan olarak müzakerelerin şu ana kadarki gidişatına ilişkin
hislerimi anlıyor olmasına rağmen, benden, çabayı aynı
hararet ve tutarlılıkla sürdürmemi rica etti.
İşgalden kurtulmak için yapılması gerekenler
İşgalden kurtulmak, vatanımızı BM
kararları, Doruk Anlaşması ve Avrupa ilke ve değerleri
temelinde yeniden birleştirme şartlarını yaratmak
amacıyla; AB üyesi olarak Avrupa Birliği'nin, BM üyesi olarak da
Birleşmiş Milletler'in bize sağladığı olanaklar
çerçevesi içerisinde manevra yapmalı, sıkı
çalışmalıyız. Aynı ilkeler çizgisini izlemeye tutarlılıkla
devam edeceğiz. Zaman zaman tahriklere yanıt vermekten
kaçınırsak; bu çaresizlik olarak algılanmasın. Eğer
tahrikler kaldırılamaz hale gelirse cevabımızı, her
zaman ilkelere dayalı olarak vereceğiz."
Gazete, cuma akşamki etkinlikte Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı G.
Valinakis ve Başpiskopos Dimitrios'un da birer konuşma yaparak;
Yunanistan'ın ve Dış Rumların "Kıbrıs
mücadelesine" desteğini belirttiğini yazdı.
Kıbrıs güçlüler kulübündedir... Daha iyi bir savaş
pozisyonundadır
Habere göre, Valinakis, "Kıbrıs artık
güçlü bir demokrasidir, güçlüler kulübünün yanındadır ve
Kıbrıs sorununun çözümü için daha iyi bir savaş
pozisyonundadır" dedi. Etkinlikte söz alan PSEKA Başkanı
Philip Christopher ve "Amerika Kıbrıs Federasyonu"
Başkanı Panikos Papanikolau da düzenledikleri etkinliğe
katılan kalabalığın, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'a verilen desteğin göstergesi olduğunu söyledi.
Haravgi "Değerlendirme Çok Olumlu -Başkan
Hristofyas İradesi Konusunda İkna Etti, Şimdi Uluslar Arası
Camiadan ve Türkiye'den; Olumlu Gelişmelere Katkı
Koymalarını Bekliyor" başlıklı manşet
haberinde ise Dimitris Hristofyas'ın, BM Genel Kurul toplantısı
için New York'a gidişini; Kıbrıs sorununu enternasyonalize etmek
ve uluslar arası camianın dikkatini sorumluluklarına çekmek için
kullandığını yazdı.
Gazete "siyasi gözlemcilerin" Hristofyas'ın
New York temaslarının sonuçlarını "çok olumlu"
olarak değerlendirdiklerini ve şu anda bu sonuçların
doğrudan müzakerelere aynı şekilde yansımasını
beklediklerini yazdı.
Gazete, Hristofyas'ın, BM Genel Kurulu'ndaki
konuşmasında, BM merkezinde gerçekleştirdiği temaslarda,
Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülke büyükelçileriyle ve diğerleriyle
görüşmelerinde; Rum tarafının taleplerini net şekilde
ortaya koyduğunu belirtti.
Politis, haberi, "Sizi Anlıyorum Ama Devam Edin
-BM Genel Sekreteri Kendisinden; Davetlileri Onuruna Verdiği Yemekte Kendi
Masasına Oturmasını İstedi"
başlığıyla yansıttı.
Gazete, Hristofyas'ın, cuma gecesi ABD'de
yaşayan Rumlara yaptığı konuşma ile New York'taki
temaslarını tamamladığını, Rum radyosu da dün
sabahın erken saatlerinde Rum tarafına döndüğünü bildirdi.
Habere göre gerek Hristofyas, gerek Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu New York'ta, denkleriyle,
BM yetkilileriyle ve Kıbrıs sorununa müdahil ülkelerin
diplomatlarıyla bir dizi temasta bulundu. Gazete, Hristofyas ve
Kiprianu'nun temaslarından şu sonuçları çıkardı:
"1-BM, Hristofyas'ı destekliyor, bu aşamada
dinamiği idame ettirmesini ve prosedürün BM'nin müdahale etmesini
gerektirmeyecek şekilde kolaylaştırmasını istiyor.
2-Uluslararası camia Türkiye'nin bir çözüm sürecinde
oynadığı rolün önemli olduğunu teslim ediyor ama niyetinin
ne olacağını bilmiyor.
3-Lefkoşa müzakereler sürecinde yalnız
Brüksel'den ve Avrupa müktesebatına riayet edilmesinden medet ummakla
kalmıyor, Güvenlik Konseyi'nin bütün daimi üyelerinin Kıbrıs
sorununda aktif rol almaları stratejik talebi de vardır.
4-Bir B planı yoktur, orta vadeli hedef; Türkiye'nin
uluslararası camia tarafından uzlaşmaz kabul edilmesi ve
suçlanmasıdır.
5-Rum diplomasisi, Mehmet Ali Talat'ın ve müzakere heyetinin
kışkırtıcı tavrıyla tam olarak ne istediği
konusunda bir karara varamadı."
Fileleftheros haberine "Hristofyas: 'Artık
Köşeye Sıkışmış Değiliz' -'Dünya
Maestroların Planına Hayır Deme Cesaretini Gösterdik -Mülkiyet
Meselesinde Kapışacağız -Genel Sekreter Benden, Devam
Etmemi İstedi" başlığını attı.
Alithia "Hristofyas'ın Dış Rumlar
Huzurundaki Konuşması -Ağır Tahriklere Cevap
Vereceğiz" başlığını kullandı.
Heyetler arası yapılan görüşmede Bakan
Avcı'nın heyetinde Dışişleri Bakanlığı
Genel Müdürü Ahmet Erdengiz, KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri, Washington
Temsilcisi Hilmi Akil de hazır bulundu.
Dışişleri Bakanlığı'ndan
verilen bilgiye göre, görüşmede, Kıbrıs konusundaki son
gelişmeler, Dışişleri Bakanlığı'nın
Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde gerçekleştirdiği
açılımlar ile KKTC-İsrail arasındaki sosyal, ekonomik ve
ticari ilişkiler ele alındı.
New York Halk Kütüphanesi'ne KKTC kitapları
Bakan Avcı, ABD'nin en büyük kütüphanelerinden biri
olan New York Halk Kütüphanesi'ni de ziyaret ederek KKTC hakkında
çeşitli konularda yayınlanmış kitaplardan oluşan bir
bağış yaptı.
Kitap bağışını büyük bir
memnuniyetle karşılayan kütüphane yetkililerinin, 50 milyona
yakın basılı, sözlü ve görsel eserin yer aldığı
kütüphanenin çevre üniversiteleri, yabancı misyonlar ve yüz binlerce
okuyucu ve araştırmacı tarafından
kullanıldığını, bağış yapılan
kitapların Kıbrıs ile ilgili koleksiyonu
zenginleştireceğini ifade ettikleri bildirildi.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da kitap
bağışı sonrasında yaptığı
açıklamada Kıbrıs hakkında büyük emek ve masraflarla
hazırlanıp yayınlanan kitapların ambarlarda çürümeye terk
edilemeyeceğini, Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı olarak bu eserlerin
dünyanın önemli araştırma kütüphanelerine
ulaştırılması için planlı bir şekilde
çalışma başlattıklarını ifade etti.
Avcı, New York Halk Kütüphanesi'nin yanı
sıra önümüzdeki günlerde pek çok ABD, Avrupa ve Uzakdoğu kütüphanesine
benzeri bağışların
ulaştırılacağını belirtti.
New York'taki temaslarını tamamlayan Bakan
Avcı'nın bugün KKTC'de olması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi (AKPM) genel kurulunun gelecek hafta başlayacak
toplantılarında konuşma yapmak üzere AKPM Başkanı
Lluis Maria de Puig'in davetiyle Fransa'nın Strasbourg kentine gidecek.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın sabah
Strasbourg'a gitmek üzere KKTC'den ayrılacak. Aynı gün Yerel ve
Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon'la görüşecek
Talat, ardından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis'le bir araya
gelecek.
AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig ile ikili
görüşme yapacak Talat, akşam da Puig'in,onuruna vereceği
yemeğe katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çarşamba
sabahı Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas
Hammarberg'le görüşecek.
Talat, yerel saatle 10.00'da AKPM'de Kıbrıs
sorunu konusunda konuşma yapacak. Avrupalı parlamenterlere Türkçe
hitap edecek Cumhurbaşkanı Talat, ardından soruları da
yanıtlayacak.
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da Türkiye'nin
Strasbourg Büyükelçisi'nin, onuruna vereceği akşam yemeğine
katılacak. Talat, 2 Ekim Perşembe sabahı da Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa'yla görüşecek ve
ardından KKTC'ye dönmek üzere Strasbourg'dan ayrılacak.
Cumhurbaşkanı Talat'a Strasbourg
temaslarında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise
salı günü AKPM'de konuşacak.
Avrupa'nın önde gelen halkla ilişkiler ve
danışmanlık sitelerinden EuropeanVoice.com (Avrupa'nın
Sesi) tarafından düzenlenen ankette, Talat için "KKTC Cumhurbaşkanı",
Hristofyas için de "Kıbrıs Cumhurbaşkanı"
unvanları kullanıldı.
AB ve Avrupa'yla ilgili güncel haberler, olaylar, özel
raporlar ve gündem maddelerinin de yayınlandığı web
sitesi tarafından "2008 Yılının
Avrupalıları" ana başlığıyla
"Yılın Ulusal Politikacısı",
"Yılın Avrupa Parlamentosu Üyesi", "Yılın
Komisyon Üyesi", "Yılın AB Memuru" ve
"Yılın İlham Uyandıran Kişisi" şeklindeki
5 kategoride düzenlenen ankette, Talat ile Hristofyas'a birlikte oy
atılabiliyor.
Kıbrıslı liderlerin bulunduğu
kategoride Almanya Enerji Bakanı Sigmar Gabriel, Fransa
Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, Sırbistan Cumhurbaşkanı
Boris Tadiç, Polonya Başbakanı Donald Tusk da yer alıyor.
Ankete katılanlar 5 ayrı kategoride oylama
yaptıktan sonra bütün kategorilerdeki adayların bulunduğu
"Yılın Avrupalısı" için oy verecek.
16 Kasım'a kadar oy atılabilir
İnternet kullanıcılarının isim,
soy isim, ülke, meslek ve e posta adreslerini yazarak 16 Kasım'a kadar oy
atabilecekleri anketin sonuçları, 2 Aralık Salı günü Brüksel'de
düzenlenecek gala yemeğinde açıklanacak.
EuropeanVoice sitesi 2007 yılına kadar anketten
elde ettiği 200 bin Euro ve geçen yıl elde ettiği 32 bin Euro'yu
hayır işleri için bağışladı. Geçen yıl elde
edilen miktar BM Nüfus Fonu'na (UNFPA) bağışlanmıştı.
Kıbrıslı Türklerin yaşadığı insan
hakları ihlalleri ve sorunları, Polonya'daki uluslararası
toplantılarda bir kez daha gündeme getirilecek.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı (AGİT) tarafından düzenlenen ve insan
haklarının ele alındığı toplantılarda ilk
kez geçen yıl temsil edilen Kıbrıslı Türkler bu yıl
Varşova'da da hazır bulunacak.
Kıbrıs Türk İnsan Hakları
Vakfı'ndan verilen bilgiye göre, bugün başlayıp 10 Ekim'de
tamamlanacak zirvede insan hakları ana başlığı
altında çeşitli konularda konuşmalar ve sunumlar yapılacak.
İki hafta sürecek AGİT İnsan Hakları
toplantılarında Kıbrıslı Türkler adına
çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri konuşmalar yapacak.
Ayrıca "Kıbrıslı Türkler: Avrupa'nın
Dışlanmış Yurttaşları" adlı
kitapçık da yaygın biçimde dağıtılacak.
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları
Vakfı'nın (KTİHV) koordinasyonunda, Doğu Akdeniz
Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Eğitimi Merkezi
(DAÜ-KAEM), Mülteci Hakları Derneği ile Londra'dan Ambargolular
Derneği temsilcileri AGİT "İnsani Boyut"
toplantılarına katılacak.
Toplantılarda dünyanın çeşitli bölgelerinde
yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında bilgi
alış-verişinde bulunuluyor. Toplantılara katılan sivil
toplum örgütlerine de ilgi duydukları alanlarda görüş ortaya koyma
fırsatı sağlanıyor ve sivil toplum örgütleri
temsilcilerinin yapacağı sunumlar, AGİT İnsan Hakları
toplantıları için açılan web sayfasında da aynen
yayımlanıyor.
İki ayrı heyet
"İnsani Boyut" adı verilen
toplantılara katılacak Kıbrıslı Türk sivil toplum
örgütleri iki ayrı heyet halinde Varşova'ya gidecek. AGİT
İnsan Hakları toplantısına Kıbrıs'tan
katılacak örgütler, kendi çalışma alanlarını
ilgilendiren konularda sunumlar yapmak üzere görev bölümü yaptı. Buna göre
her örgüt, sunum yapacağı toplantı tarihine göre Varşova'da
bulunacak.
İki hafta boyunca devam edecek toplantılar
sırasında sivil toplum örgütü yöneticileri çeşitli ikili
temaslarda da bulunacak.
Dünyanın en önemli insan hakları
toplantılarından biri olarak gösterilen Varşova zirvesine
katılacak uluslararası örgütler arasında Avrupa Birliği,
Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Irkçılık ve Yabancı
Düşmanlığı İzleme Merkezi, Birleşmiş
Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile BM Mülteciler Yüksek
Komiserliği de bulunuyor.
Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet
temsilcileri, uluslararası örgüt yöneticileri, AGİT nezdindeki
büyükelçiler ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirecek olan
Varşova'daki zirvede "insan hakları" ana
başlığı altında çeşitli konularda konuşmalar
ve sunumlar yapılacak.
"İnsani Boyut 2008"
toplantıları 10 Ekim günü kapanış töreniyle sona erecek.
Erk: Orada olmak önemli
KTİHV Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Erk,
AGİT tarafından düzenlenen "İnsani Boyut"
toplantılarına ilk kez geçen yıl
katıldıklarını ve son derece olumlu sonuçlar elde
ettiklerini belirtti.
Kıbrıs'ta olup bitenlerin bu tür
toplantılarda Kıbrıslı Rumlar tarafından
anlatıldığını ve ortaya dengesiz bir resim
çıktığını anlatan Erk, geçen yılki
toplantıda bu dengesizliğin giderildiğini vurguladı. Emine
Erk, bu tür uluslararası mekanizmalarda sürekliliğin önemine dikkati
çekerek, katılımın sürekli olması için çalışmaya
devam ettiklerini belirtti.
EN İYİ SAVUNMA YAPILDI... Kıbrıslı Türk
İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey
Kıbrıs'ta 1974 öncesinde Rum malı olan Lapta'daki arsası
üzerine villa inşa ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan
İngiliz David-Linda Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet
Divanı'na havale edilen davasının çok iyi gittiğini
söyledi. Erk, "Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu
İngiliz çiftin davasında en üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman,
ön hazırlık ve gayret sarf edilmiştir. O bakımdan rahat
olalım" dedi
Fezile Atüf ÖKSÜZ-TAK
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları
Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey Kıbrıs'ta 1974
öncesinde Rum malı olan Lapta'daki arsası üzerine villa inşa
ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan İngiliz David-Linda
Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet Divanı'na havale edilen
davasının çok iyi gittiğini söyledi. Erk, "Kıbrıs
Türk tarafını da etkileyen bu İngiliz çiftin davasında en
üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman, ön hazırlık ve gayret
sarf edilmiştir. O bakımdan rahat olalım" dedi.
KKTC'nin taraf olmadığını söyleyen,
bunun zaten mümkün olmadığına işaret ederek, devletin Orams
çiftine her türlü desteği vererek davaya gereken hassasiyeti
gösterdiğini kaydeden Erk, başından beri yakından takip
ettikleri Orams davasının, bütün zorluklara rağmen iyi bir
avukat ekibi ve iyi bir argümanla çok iyi bir noktaya getirildiğini, ancak
yapılacak girişimlerle mevcut hassas dengelerin bozulma tehlikesi
bulunduğunu belirtti.
Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet
Divanı'nın Orams davası ile ilgili oturumlarında hazır
bulunan Erk, hem ekonomi, hem de görüntü açısından Kıbrıs
Türkü için büyük önem taşıyan Orams davasını yakından
takip ettiklerini söyledi.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını
yanıtlayan Emine Erk, ABAD'ın 16 Eylül'deki Orams davasıyla
ilgili oturumu hakkında da bilgi verdi.
ABAD'dan görüş bekleniyor
Emine Erk, Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinde Rum
malı olan bir araziyi alan İngiliz Orams çifti aleyhinde Güney
Kıbrıs'taki mahkemelerde alınan "evi tahliye edip, araziyi
eski haline getirme ve tazminat ödeme" kararının AB
üyeliğinden kaynaklanan hukuk kullanılarak icra edilmesi
amacıyla Rum davacı tarafından İngiltere'ye
götürüldüğünü belirtti.
Orams çiftinin avukatları
aracılığıyla yaptığı itirazın itibar
görmesi nedeniyle davanın kazanıldığını kaydeden
Erk, karara karşı istinaf yapıldığı için
davanın İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne götürüldüğünü
hatırattı.
Erk, şöyle devam etti:
"İngiltere'de ve bütün üye devletlerde, kendi iç
hukukundaki mahkemede konu Avrupa Birliği'nin mevzuatını
yorumlamanın gerektiği durumlarda, o devletin mahkemesi, o konuyu
Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı'na havale edip de,
sorularla 'AB hukuku nasıl yorumlanmalı' diye görüş alır. O
yorum üye ülkenin mahkemesine geri gelir ve davaya uygulanır."
Nihai karar gelecek yılın ikinci yarısı
Emine Erk, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın
davayla ilgili nihai kararını, raportörü konumundaki uzman hukukçunun
hazırladığı raporu 18 Aralık'ta sunmasından sonra
en az 8-10 ay içinde açıklamasının beklendiğini belirtti.
Raportörün görüşünün karara denk
olmadığını, "ancak bir ipucu olabileceğini"
belirten Erk, nihai kararın açıklanmasının 2009'un ikinci
yarısını bulabileceğini söyledi.
"ABAD'ın kararı diğer AB ülkelerinde de
bağlayıcı olacak"
Emine Erk, İngiliz Yüksek Mahkemesi
yargıcının "yorum için ABAD'a gitmek gerekir" yönünde
görüş ortaya koymasından sonra davanın divana gidişinin
kaçınılmaz olduğunu söyledi. Erk, taraflardan birinin konunun
İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde çözümlenmesinde ısrarı durumunda
dahi, mahkemenin resen davayı kesin ABAD'a götüreceğine işaret
etti.
Davanın ABAD'a götürülmemesi halinde elde edilecek
sonucun sadece İngiliz mahkemelerini bağlayacağını
belirten Erk, ABAD'dan çıkacak bir kararın, diğer AB ülkelerinde
açılacak davalarda da bağlayıcı olacağına dikkat
çekti.
"Avrupa Komisyonu'nun görüşleri destek niteliğinde"
Emine Erk, ABAD'daki oturumda, Orams çifti ve davacı
Rum Meletis Apostolidis'in yanı sıra üye ülkelere de görüş sunma
şansı tanınan oturumda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi ve Avrupa Komisyonu'nun görüş verdiğini belirtti.
Erk, bütün zorluklara rağmen çok iyi bir
müdafaanın yapıldığı Orams davasının iyi gittiğini
söyledi. Erk, "Yapabileceğimiz en iyi müdafaayı yürütüyoruz.
Avrupa Komisyonu'nun sunduğu görüşte bizim iddialarımıza
destek bulduğumuzu düşünüyoruz" dedi.
"Yapılabilecek en iyi savunma"
Türk tarafının mülkiyet konusunda iç hukuk yolu
yarattığına ve Kıbrıs'ta tarafların soruna
kapsamlı çözüm bulma amacıyla masaya oturmuş olmasına
dikkat çekildiğini kaydeden Erk, "Bu davada, politikaya boğmak
için bir şeyler yapmak yerine hukuki yönden bütün gücümüzü
yoğunlaştırıp, siyasi implikasyonlarını uygun
ölçüde aktaracak şekilde bir müdafaa yürütüyoruz. Orams adına
yapılabilecek en iyi savunma yapıldı" dedi.
Rum tarafının bireysel haklar
bağlamında, sığ bir argüman geliştirdiğini
kaydeden Erk, Avrupa Komisyonu'nun da başlayan görüşme sürecine ve
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarına dikkat
çektiğini belirtti.
"Başıboş" suçlamalar hakaret
Orams davasıyla ilgili
"başıboş" suçlamalarının kesinlikle
doğru olmadığını söyleyen Erk, "Bu Orams çiftine,
KKTC yetkililerine hakarettir" dedi. Erk, herkesin davanın öneminin
bilincinde olduğunu ve Orams çiftinin avukatının
başvurduğu sürece devletin her türlü yardım ve desteği
verdiğini kaydetti.
Ciddi neticeler doğurabilir
Davanın, çok sayıda kişiyi etkileyecek çok
yönleri bulunduğunun gerek İngiltere Yüksek Mahkemesi'ndeki, gerek
ABAD'daki yargıçlar tarafından defalarca dile getirildiğine
işaret eden Erk, bu durumun, Avrupa Komisyonu'nun yazılı
görüşünde de açık ve net bir şekilde yer aldığını
belirtti. Erk, "Bu dava, aleladede iki kişinin meselesi
değildir. Bu, Kıbrıs'ta çok önemli, çok can alıcı
Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bir unsurun, bireylerle
uğraşarak, mahkemede bazı kazanımlar elde etmeye
çalışılan bir davadır. Mahkemede elde edilecek sonuçlar,
çok ciddi neticeler doğurabilir" dedi.
"Tarafların bulabileceği en iyi hukukçular"
ABAD'daki duruşmada, tarafların
bulabileceği en iyi hukukçuların
çarpıştığını belirten Erk, Orams çiftinin de bu
davada temin ettiği hukuki hizmetin, Avrupa çapındaki en yüksek seviyede
olduğunu kaydetti.
En iyi, en deneyimli, en uzman hukukçuların istihdam
edildiğini söyleyen Erk, Londra'daki aşamada başarı elde
edilmesinde rol oynayan Cherie Blair'in yanı sıra AB hukuku,
özellikle ABAD konusunda uzman Nickholas Green'in iyi bir ekip
çalışması ortaya koyduğunu anlattı.
Erk, Kıbrıs'tan da her türlü desteğin
sağlandığı avukatların çok güçlü bir müdafaa
yaptığını belirtti.
"KKTC taraf değil, ancak her türlü desteği veriyor"
Emine Erk, KKTC'nin taraf olmadığını,
bunun zaten mümkün olmadığını, ancak devlet olarak her
türlü desteği, gücü, önemi verdiğini, hassasiyeti gösterdiğini
kaydetti.
Erk, kimlerin taraf olacağının büyük önem
taşıdığını ve bir birey ya da örgütün taraf
olmasının davaya ne getirip, ne götüreceğinin göz önünde
bulundurulduğunu söyledi.
"İyi gidiyor sabote etmemek lazım"
Yapılacak girişimlerle iyiye giden davadaki
hassas dengelerin bozulabileceği tehlikesi bulunduğunu kaydeden Erk,
iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla bu noktaya getirilen davanın bir
nevi sabote edilebileceğini söyledi.
Erk, adadaki gerçeklerin İngiliz Yüksek
Mahkemesi'nin, Avrupa Adalet Divanı'nın, Avrupa Komisyonu'nun
anlayacağı bir şekilde ifade edilmesi gereğine işaret
ederek, "Körü körüne, 'biz bütün Rum mallarını alır,
istediğimiz gibi de geliştirir, Rum'un da bütün iddialarını
reddederiz' şeklindeki yaklaşımdan kaçınıldı.
Aksi bir anlama gelecek bir girişimi çok tehlikeli bulurum. Dava iyi
gidiyor ve bunu bozmamak lazım" dedi.
Rum yargıcın varlığına dikkat çekildi
Erk, Yunan ve Rum yargıçların bir AB
mahkemesinde görev almasının kendileri için sürpriz
olmadığını ve Orams çiftinin avukatlarının bunu
engelleme girişiminde bulunduğunu söyledi.
Emine Erk, Orams çiftinin avukatının, ABAD'daki
Rum yargıcın varlığını İngiliz Yüksek
Mahkemesi'nin dikkatine getirmesi üzerine, söz konusu yargıcın
oturumda yer almadığını, ancak başkanın Yunan
olduğunu söyledi.
Erk, "Bu bir AB mahkemesidir. Bu heyetin içinde Yunan
bir yargıcın olması çok normal... Tesadüf eder, bu yargıç
başkan da olabilir. Bu bir sürpriz değil. Şu an AB içinde biz
yokuz ama Yunanistan var. Kıbrıs Cumhuriyeti de, Rum yargıç da
var. Bu durum bizi rahatsız etse bile, bu unsurların
varlığı bizim için sürpriz değil" dedi.
Rum avukat ve savcılarını
tanıdığı için kendisine yöneltilen eleştirilere
değinen Erk, Orams davasını çok yakından takip etmesinden
dolayı önceden karşılaştığı davacı,
avukat ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" savcılarını
tanımasının çok normal olduğunu söyledi.
|
Orams Davası yakın takipte |
|
|
28/09/2008 - tak |
|
Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Kuzey Kıbrısta 1974 öncesinde Rum malı olan Laptadaki arsası üzerine villa inşa ettikleri gerekçesiyle aleyhlerine dava açılan İngiliz David-Linda Orams çiftinin, Avrupa Birliği Adalet Divanına havale edilen davasının çok iyi gittiğini söyledi. Erk, Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu İngiliz çiftin davasında en üst düzeyde bilirkişi, hizmet, argüman, ön hazırlık ve gayret sarf edilmiştir. O bakımdan rahat olalım dedi.
KKTCnin taraf olmadığını söyleyen, bunun zaten mümkün olmadığına işaret ederek, devletin Orams çiftine her türlü desteği vererek davaya gereken hassasiyeti gösterdiğini kaydeden Erk, başından beri yakından takip ettikleri Orams Davasının, bütün zorluklara rağmen iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla çok iyi bir noktaya getirildiğini, ancak yapılacak girişimlerle mevcut hassas dengelerin bozulma tehlikesi bulunduğunu belirtti.
Lüksemburgdaki Avrupa Birliği Adalet Divanının Orams Davası ile ilgili oturumlarında hazır bulunan Erk, hem ekonomi, hem de görüntü açısından Kıbrıs Türkü için büyük önem taşıyan Orams Davasını yakından takip ettiklerini söyledi.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Emine Erk, ABADın 16 Eylüldeki Orams Davasıyla ilgili oturumu hakkında da bilgi verdi.
ABADdan görüş bekleniyor
Emine Erk, Kuzey Kıbrısta 1974 öncesinde Rum malı olan bir araziyi alan İngiliz Orams çifti aleyhinde Güney Kıbrıstaki mahkemelerde alınan evi tahliye edip, araziyi eski haline getirme ve tazminat ödeme kararının AB üyeliğinden kaynaklanan hukuk kullanılarak icra edilmesi amacıyla Rum davacı tarafından İngiltereye götürüldüğünü belirtti.
Orams çiftinin avukatları aracılığıyla yaptığı itirazın itibar görmesi nedeniyle davanın kazanıldığını kaydeden Erk, karara karşı istinaf yapıldığı için davanın İngiliz Yüksek Mahkemesine götürüldüğünü hatırattı.
Erk, şöyle devam etti: İngilterede ve bütün üye devletlerde, kendi iç hukukundaki mahkemede konu Avrupa Birliğinin mevzuatını yorumlamanın gerektiği durumlarda, o devletin mahkemesi, o konuyu Lüksemburgdaki Avrupa Birliği Adalet Divanına havale edip de, sorularla AB hukuku nasıl yorumlanmalı diye görüş alır. O yorum üye ülkenin mahkemesine geri gelir ve davaya uygulanır.
Nihai karar gelecek yılın ikinci yarısı
Emine Erk, Avrupa Birliği Adalet Divanının davayla ilgili nihai kararını, raportörü konumundaki uzman hukukçunun hazırladığı raporu 18 Aralıkta sunmasından sonra en az 8-10 ay içinde açıklamasının beklendiğini belirtti.
Raportörün görüşünün karara denk olmadığını, ancak bir ipucu olabileceğini belirten Erk, nihai kararın açıklanmasının 2009un ikinci yarısını bulabileceğini söyledi.
ABADın kararı diğer AB ülkelerinde de bağlayıcı olacak
Emine Erk, İngiliz Yüksek Mahkemesi yargıcının yorum için ABADa gitmek gerekir yönünde görüş ortaya koymasından sonra davanın Divana gidişinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Erk, taraflardan birinin konunun İngiliz Yüksek Mahkemesinde çözümlenmesinde ısrarı durumunda dahi, mahkemenin resen davayı kesin ABADa götüreceğine işaret etti.
Davanın ABADa götürülmemesi halinde elde edilecek sonucun sadece İngiliz mahkemelerini bağlayacağını belirten Erk, ABADdan çıkacak bir kararın, diğer AB ülkelerinde açılacak davalarda da bağlayıcı olacağına dikkat çekti.
İyi gidiyor Avrupa Komisyonunun görüşleri destek niteliğinde
Emine Erk, ABADdaki oturumda, Orams çifti ve davacı Rum Meletis Apostolidisin yanı sıra üye ülkelere de görüş sunma şansı tanınan oturumda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Avrupa Komisyonunun görüş verdiğini belirtti.
Erk, bütün zorluklara rağmen çok iyi bir müdafaanın yapıldığı Orams Davasının iyi gittiğini söyledi. Erk, Yapabileceğimiz en iyi müdafaayı yürütüyoruz. Avrupa Komisyonunun sunduğu görüşte bizim iddialarımıza destek bulduğumuzu düşünüyoruz dedi.
Yapılabilecek en iyi savunma
Türk tarafının mülkiyet konusunda iç hukuk yolu yarattığına ve Kıbrısta tarafların soruna kapsamlı çözüm bulma amacıyla masaya oturmuş olmasına dikkat çekildiğini kaydeden Erk, Bu davada, politikaya boğmak için bir şeyler yapmak yerine hukuki yönden bütün gücümüzü yoğunlaştırıp, siyasi implikasyonlarını uygun ölçüde aktaracak şekilde bir müdafaa yürütüyoruz. Orams adına yapılabilecek en iyi savunma yapıldı dedi.
Rum tarafının bireysel haklar bağlamında, sığ bir argüman geliştirdiğini kaydeden Erk, Avrupa Komisyonunun da başlayan görüşme sürecine ve Taşınmaz Mal Komisyonunun çalışmalarına dikkat çektiğini belirtti.
Başıboş suçlamaları hakaret
Orams davasıyla ilgili başıboş suçlamalarının kesinlikle doğru olmadığını söyleyen Erk, Bu Orams çiftine, KKTC yetkililerine hakarettir dedi. Erk, herkesin davanın öneminin bilincinde olduğunu ve Orams çiftinin avukatının başvurduğu sürece devletin her türlü yardım ve desteği verdiğini kaydetti.
Çok sayıda kişiyi etkileyecek Ciddi neticeler doğurabilir
Davanın, çok sayıda kişiyi etkileyecek çok yönleri bulunduğunun gerek İngiltere Yüksek Mahkemesindeki, gerek ABADdaki yargıçlar tarafından defalarca dile getirildiğine işaret eden Erk, bu durumun, Avrupa Komisyonunun yazılı görüşünde de açık ve net bir şekilde yer aldığını belirtti. Erk, Bu dava, aleladede iki kişinin meselesi değildir. Bu, Kıbrısta çok önemli, çok can alıcı Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bir unsurun, bireylerle uğraşarak, mahkemede bazı kazanımlar elde etmeye çalışılan bir davadır. Mahkemede elde edilecek sonuçlar, çok ciddi neticeler doğurabilir dedi.
Tarafların bulabileceği en iyi hukukçular
ABADdaki duruşmada, tarafların bulabileceği en iyi hukukçuların çarpıştığını belirten Erk, Orams çiftinin de bu davada temin ettiği hukuki hizmetin, Avrupa çapındaki en yüksek seviyede olduğunu kaydetti.
En iyi, en deneyimli, en uzman hukukçuların istihdam edildiğini söyleyen Erk, Londradaki aşamada başarı elde edilmesinde rol oynayan Cherie Blairin yanı sıra AB hukuku, özellikle ABAD konusunda uzman Nickholas Greenin iyi bir ekip çalışması ortaya koyduğunu anlattı.
Erk, Kıbrıstan da her türlü desteğin sağlandığı avukatların çok güçlü bir müdafaa yaptığını belirtti.
KKTC taraf değil, ancak her türlü desteği veriyor
Emine Erk, KKTCnin taraf olmadığını, bunun zaten mümkün olmadığını, ancak devlet olarak her türlü desteği, gücü, önemi verdiğini, hassasiyeti gösterdiğini kaydetti.
Erk, kimlerin taraf olacağının büyük önem taşıdığını ve bir birey ya da örgütün taraf olmasının davaya ne getirip, ne götüreceğinin göz önünde bulundurulduğunu söyledi.
İyi gidiyor sabote etmemek lazım
Yapılacak girişimlerle iyiye giden davadaki hassas dengelerin bozulabileceği tehlikesi bulunduğunu kaydeden Erk, iyi bir avukat ekibi ve iyi bir argümanla bu noktaya getirilen davanın bir nevi sabote edilebileceğini söyledi.
Erk, adadaki gerçeklerin İngiliz Yüksek Mahkemesinin, Avrupa Adalet Divanının, Avrupa Komisyonunun anlayacağı bir şekilde ifade edilmesi gereğine işaret ederek, Körü körüne, biz bütün Rum mallarını alır, istediğimiz gibi de geliştirir, Rumun da bütün iddialarını reddederiz şeklindeki yaklaşımdan kaçınıldı. Aksi bir anlama gelecek bir girişimi çok tehlikeli bulurum. Dava iyi gidiyor ve bunu bozmamak lazım dedi.
Rum yargıcın varlığına dikkat çekildi
Erk, Yunan ve Rum yargıçların bir AB mahkemesinde görev almasının kendileri için sürpriz olmadığını ve Orams çiftinin avukatlarının bunu engelleme girişiminde bulunduğunu söyledi.
Emine Erk, Orams çiftinin avukatının, ABADdaki Rum yargıcın varlığını İngiliz Yüksek Mahkemesinin dikkatine getirmesi üzerine, söz konusu yargıcın oturumda yer almadığını, ancak başkanın Yunan olduğunu söyledi.
Erk, Bu bir AB mahkemesidir. Bu heyetin içinde Yunan bir yargıcın olması çok normal... Tesadüf eder, bu yargıç başkan da olabilir. Bu bir sürpriz değil. Şu an AB içinde biz yokuz ama Yunanistan var. Kıbrıs Cumhuriyeti de, Rum yargıç da var. Bu durum bizi rahatsız etse bile, bu unsurların varlığı bizim için sürpriz değil dedi.
Rum avukat ve savcılarını tanıdığı için kendisine yöneltilen eleştirilere değinen Erk, Orams davasını çok yakından takip etmesinden dolayı önceden karşılaştığı davacı, avukat ve Kıbrıs Cumhuriyeti savcılarını tanımasının çok normal olduğunu söyledi.
NTV
Güncelleme: 16:36 TSİ 30 Eylül 2008 Salı
STRASBOURG
- Hristofyas, Strasbourgda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel
Kurulunda yaptığı konuşmada, yeni müzakere sürecinde
başarısızlık lükslerinin bulunmadığını
vurguladı. Şimdi de çözüme ulaşamazsak ada muhtemelen daimi
olarak bölünecek diyen Hristofyas, bunun Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türkler için en kötü sonuç olacağını
savundu.
Hristofyas,
buna karşılık, adada çözümün Türkiyenin ABye katılım
çabalarını hızlandıracağını söyledi.
Rum lider, adanın bugünkü bölünmüşlüğünden dış güçleri
sorumlu tuttu; Kıbrısın içişlerine
dışarıdan müdahaleler, Yunan cuntasının askeri darbesi
ve Türkiyenin 1974 işgaliyle zirve yapmıştır. dedi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:34 TSİ 30 Eylül 2008 Salı
STRASBOURG
- AKPMnin 1 Ekim çarşamba günü Strasbourgda düzenleyeceği
Kıbrıs oturumunda görüşülüp oylanacak rapor ve karar
tasarısında, iki toplum arasında yeniden başlatılan
müzakerelerin, yıllardır yakalanan en iyi fırsat olduğu
ifade ediliyor ve tüm aktörlere sürece destek vermeleri
çağrısında bulunuluyor.
RUMLAR DERS KİATPLARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan AB Komisyonunun
Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret
öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür,
spor ve gençlik alanlarında politik amaçlı olmayan uluslararası
temaslarına engel olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk
ilişkileri kurmak için aktif olarak çalışmaları,
barış için tarih eğitimi konusunda Avrupa Konseyinin deneyim ve
yardımından faydalanmaları ve kine teşvik edici
söylemlerden kaçınmak için ders kitaplarını gözden geçirmeleri
isteniyor.
TÜRKLER
BAĞIMSIZ DEVLET EMELLERİNDEN VAZGEÇMELİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde
bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri,
Kıbrısın yeniden birleşmesi için
çalışmaları, Kuzey Kıbrısta Kıbrıslı
Rumlara ait taşınmazların satışını
askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa
etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların
orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları
çağrısında bulunuyor.
Karar taslağında Yunanistandan Kıbrıslı Rumlarla olan
geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiyeyle
ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara
ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu
kolaylaştırması isteniyor.
TÜRKİYE
ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALTMALI
İngiltere ise Kıbrısta askeri üs olarak
kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte söz
verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet ediliyor.
Türkiyeden de adadaki askeri varlığını azaltması,
Kıbrıs Rum Kesimi ile iyi komşuluk ilişkileri kurması,
limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması, Dünya
Ticaret Örgütü ve ABye karşı yükümlülükleri çerçevesinde Rum Kesimi
ile ticari anlaşma imzalaması talep ediliyor.
İZOLASYON
YÜZEYSEL ŞEKİLDE ELE ALINIYOR
AKPMnin bu yeni Kıbrıs raporunda izolasyonlar konusuna yüzeysel
biçimde değinmesi Strasbourgda düzenlenecek oturumun
Kıbrıslı Türkler açısından olumsuz yanını
oluşturuyor. AKPM 2004 yılında aldığı son
Kıbrıs kararında Kıbrıslı Türklere yöneklik her
türlü izolasyonun kaldırılması gerektiği görüşünü dile
getirmişti. Bu hafta oylayacağı karar taslağında ise
konuyu daha dar bir çerçevede ele alıyor.
TALAT
DA AKPMYE SESLENECEK
Oturum çerçevesinde Kıbrısta iki tarafın liderleri de bu hafta
Strasbourgda olacaklar. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas bugün AKPM
genel kuruluna hitap edecek ve Avrupalı parlamenterlerin kendisine
yönelteceği soruları yanıtlayacak. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise Kıbrıs Türk toplumu lideri sıfatıyla
Kıbrıs oturumununun hemen öncesinde AKPM genel kurulunda kısa
bir konuşma yapacak.
Talatın konuşması ilk defa bir Kıbrıslı Tük
liderin bu derecede uluslararası bir platforma seslenecek olması
bakımından önem taşısa da, AKPM Talata devlet
başkanı muamelesi yapmayacak ve genel kurulda soru-cevap seansı
düzenlenmeyecek.
İKİ
LİDER GÖRÜŞMEYECEK
Hristofyas ve Talat arasında Strasbourgda görüşme olmayacak. Her iki
lider buna karşılık AKPM başkanı Luis Maria de Puig,
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, AİHM başkanı
Jean-Paul Costa ve Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg
iler ayrı ayrı bir araya gelecekler.
AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil
edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki
Kıbrıslı Türk parlamenter 2004 yılından bu yana
Strasbourgdaki AKPM oturumlarına -oy hakkı olmaksızın-
düzenli olarak katılabiliyor.
"Rum-Yunan ortak savunma doktrini soldu"
Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasındaki ortak savunma doktrininin, "son birkaç yıldır solduğunu" söyledi.
Rum basın haberlerine göre Papakostas,
Rum radyosuna (RİK) yaptığı açıklamada, ortak savunma
doktrininin "oy kapma amaçlı" kullanıldığını
savundu.
Rum Bakan, doktrini, "aslında pratik uygulaması olmayan bir
seçim öncesi gösteri hareketi" olarak nitelendirdi.
Güney Kıbrıs ile Yunanistan tarafından ortaklaşa
yapılan tatbikatlara Yunan uçak ve gemilerinin
katılımının "gösteri hareketi mi olduğu"
yönündeki bir soruya ise Papakostas, bu tür tatbikatların
"ortamı bozma ve çatışma havası yaratmaktan başka
bir işe yaramadığını" söyledi.
Papakostas, "bugün geçerli olan şeyin Güney Kıbrıs ile
Yunanistan arasında tam bir savunma işbirliği olduğunu"
ifade etti.
Rum Savunma Bakanı ayrıca, "adada yeni bir askeri kriz
olması durumunda Yunanistan'ın tepkisiz kalacağına inanan
kimsenin bulunmadığını" sözlerine ekledi.
Eski bakandan yanıt: "Siz öldürdünüz"
Rum kesiminde Glafkos Klerides'in yönetimi sırasında savunma
bakanı olan Sokratis Hasikos, Papakostas'ın söz konusu
açıklamasına sert tepki göstererek, Rum-Yunan ortak savunma
doktrininin, önceki Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile AKEL hükümeti
tarafından "öldürüldüğünü" savundu.
Hasikos, ortak doktrinin "gereksiz olduğu" şeklindeki
görüşlerin sorulması üzerine ise "Doktrin ile askeri alanda
neleri başardığımızı ve Yunanistan'dan kimleri ve
hangi teçhizatı aldığımızı söylemeye yetkim
yoktur" dedi.
CNN TURK
30/09/08
Dimitris Hristofyas'tan sürpriz teklif
Ada'da yürütülen müzakerelerin bir ayağı olan Kıbrıs Rum Kesimi'nin lideri Dimitris Hristofyas'tan sürpriz bir teklif geldi. Rum lider, "Limanlarımızı ve havaalanlarını Kıbrıslı Türklerin kullanımına açmaya hazırız" dedi.
Dimitris Hristofyas, Strasbourg'da, Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne, "Kıbrıs Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı" sıfatıyla hitap etti.
Rum lider, "İthalat ve ihracat yapmak isteyen Kıbrıslı
Türklere Kıbrıs Cumhuriyeti'nin liman ve havaalanları üzerinden
ticaret yapmayı teklif ediyoruz" ifadesini kullandı.
Güney Kıbrıs lideri, konuşmasında bölgede düzenli olarak
Türk ve Rum tarafının yaptığı askeri
tatbikatların da kaldırılması ve bölgenin askerden
arındırılması çağrısında bulundu.
Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerde
başarısız olma lükslerinin olmadığını"
söyledi. Hristofyas, "Çözümün kolay olmadığını
biliyoruz. Çözümsüzlük çözüm değildir. Çözümsüzlük kesin
ayrılık, daimi ayrılık demektir. Seçmenler bizi seçti,
çözüm önerdiğimiz için. Onları hayal
kırıklığına uğratamayız" diye
konuştu.
Hristofyas, çözümün iki tarafın da kazanmasıyla gerçekleşmesi
gerektiğini belirterek, sorunun çözümü halinde Türkiye'ye AB'ye tam
üyeliği yolunun da açılacağını söyledi. Rum lideri,
"Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerde başarısız
olma lüksümüz yok" dedi.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, önceki gün hazırlanan bir raporda,
Kıbrıs'ta çözüm için ortaya çıkan fırsatın
kaçırılmaması çağrısı yaptı. Rapor
yarın genel kurulda oylanacak.
Aynı gün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da genel kurula
hitap edecek. Böylece ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı genel kurulda
konuşmuş olacak.
CNN TURK
30/09/08
Kuzey Kıbrıs'ın suyu Türkiye'den
gidecek

Türkiye - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Denizaltı İçme Suyu Boru Hattı Projesi önümüzdeki yıl hizmete giriyor.
Proje kapsamında, Anamur Dragon
çayı üzerinde tesis edilecek Alaköprü Barajı'ndan su alınıp
Girne yakınlarında yapılacak Geçitköy Barajı'na
aktarılacak.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün en büyük yatırım
projeleri arasında yer alan boru hattının devreye girmesi ile
Türkiye'den KKTC'ye yılda 75 milyon metreküp su taşınacak.
Bu miktarın yaklaşık 15 milyon metreküpü içme suyu olarak
kullanılacak. Geri kalan 60 milyon metreküp ise sulama için
kullanılacak.
Böylece KKTC'nin hem içme suyu hem de sulama ihtiyacının önemli bir
kısmı karşılanmış olacak. Projenin, 14
Haziran 2009 tarihinde tamamlanması planlanıyor.
CNN TURK
30/09/08
Kıbrıs
Rum lideri Hıristofyas Rum liman ve havaalanlarını
Kıbrıslı Türklerin kullanımına açmaya hazır
olduklarını söyledi.
Avrupa Konseyi'nde bir konuşma yapan Rum
lider Hıristofyas, Rum liman ve havaalanlarını
Kıbrıslı Türklerin ticari faaliyetlerine açmaya hazır
olduklarını belirtti.
"Ortak savunma soldu"
Kıbrıs
Rum yönetimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas da bugün
yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs
ile Yunanistan
arasındaki ortak savunma doktrininin, son birkaç yıldır
solduğunu söyledi.
Rum basın haberlerine göre Papakostas, Rum
radyosuna (RİK) yaptığı açıklamada, ortak savunma
doktrininin oy kapma amaçlı kullanıldığını
savundu. Rum Bakan, doktrini, aslında pratik uygulaması
olmayan bir seçim öncesi gösteri hareketi olarak nitelendirdi.
HURRIYET 30/09/08
AKPM: Kıbrısta fırsat kaçmasın
GÜVEN ÖZALP Strasbourg
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kıbrıs konusunu masaya yatırıyor. Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrısta Durum" başlıklı raporu yarın onaylayacak olan AKPM, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı da ağırlayacak
İlk kez bir Avrupa platformuna "genel kurul"
düzeyinde hitap edecek olan Talatla Hristofyas arasında protokol
uygulamaları açısından "simetri kurulması" da
dikkat çekiyor.
Hörster tarafından hazırlanan raporda, Rum Kesiminden beklentiler,
Avrupa Birliği tarafından devereye sokulmaya çalışılan
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki itirazlarını çekmesi;
Kıbrıslı Türklerin özellikle kültür, eğitim ve spor
alanında giderek artan uluslararası temaslarına karşı
çıkmaması ve Türkiyeyle iyi komşuluk ilişkileri kurma
arayışına girilmesi olarak sıralanıyor.
Türkiyeden ise güven artırıcı bir önlem olarak adadaki askeri
varlığında indirime gitmesi talep ediliyor. Rum Kesimiyle iyi
komşuluk ilişkileri arayışına girilmesi ve Türk
limanlarında Rum bandıralı gemilere yönelik olarak uygulanan
yasağın kaldırılması da taslak rapordaki talepler
arasında yer alıyor. Ayrı devlet arayışına
gidilmeyerek, birleşik bir Kıbrıs konusundaki taahhüde
bağlı kalınması ve Rum mallarının
satılmasının ya da bunların üzerine inşaat
yapılmasının engellenmesi ise KKTCye yönelik
çağrıları oluşturuyor.
Türk diplomasisi, bugün konuşacak olan Hristofyasla yarın
konuşacak olan Talata hemen hemen aynı protokol kurallarının
uygulanacak olmasından memnun. AKPM Genel Kuruluna hitap eden her lider
için soru-cevap oturumu yapılmasına karşın bu kuralın
Talat için devreye sokulmayacak olması ise sıkıntı
yaratıyor.
MILLIYET 30/09/08
Kıbrıs Strasbourg'a taşınıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda Kıbrıs'la ilgili rapor görülürken
konuşma yapmak üzere, AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in
davetiyle bugün Fransa'nın Strasbourg kentine gidiyor.
Cumhurbaşkanı Talat, bu sabah Strasburg'a gitmek
üzere KKTC'den ayrılacak. Strasbourg'daki ilk görüşmesini Yerel ve
Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon'la yapacak
Cumhurbaşkanı Talat, ardından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri
Terry Davis'le bir araya gelecek.
Akşam saatlerinde AKPM Başkanı Lluis Maria
de Puig ile ikili görüşme yapacak Cumhurbaşkanı Talat,
ardından Puig'in onuruna vereceği yemeğe katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın sabah
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg'le görüşecek.
Talat, yerel saatle 10.00'da AKPM'de Kıbrıs
sorunu konusunda konuşma yapacak. Talat, Avrupalı parlamenterlere
Türkçe hitap edecek.
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Türkiye'nin
Strasbourg Büyükelçisi'nin onuruna vereceği akşam yemeğine
katılacak.
2 Ekim Perşembe sabahı Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Jean Paul Costa'yla
görüşecek olan Cumhurbaşkanı Talat, ardından, KKTC'ye
dönmek üzere Strasbourg'dan ayrılacak.
Cumhurbaşkanı Talat'a Strasbourg
temaslarında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas da yarın AKPM'de konuşacak.
KIBRIS 30/09/08
Paul Newman spent summer
of 1960 living in Cyprus
By
Nathan Morley
HOLLYWOOD
legend Paul Newman, who died of cancer at the weekend, aged 83, was no stranger
to Cyprus. He spent several months living and working on the island in 1960
during the production of the epic Hollywood movie Exodus.
In the film, Paul Newman gives a stirring performance as a resistance fighter
who leads 600 Jews from the detention camps of Cyprus to the shores of
Palestine.
Newman, along with Eva Marie Saint, Ralph Richardson and Peter Lawford was
primarily based in the old town of Famagusta during the films production, which
stretched from April till August.
The entire cast became regular faces at restaurants and cafés in Cyprus and the
film, which was made in the first year of Cyprus independence, received
assistance from the new government of President Makarios.
Some locals recalled Paul Newman filming several long scenes near Othellos
Tower and at the Famagusta Harbour, he is reported to have spent much of his
free time motoring in Troodos Mountains and relaxing on the beach near occupied
Varosha.
Director Otto Preminger, invited many locals to work as extras in the movie,
which was based on the events that happened on the ship Exodus in 1947 and
dealing with the founding of the state of Israel around 1948.
Die hard movie buffs from all over the world still make the journey to many of
the movies locations in Cyprus, which remain almost unchanged after 48 years.
Newman never returned to the island after filming wrapped up, but it is
understood that his portrayal of Ari Ben Canaan in Exodus, ranked as one of his
personal favourite performances.
CYPRUS MAIL 30/09/08
Christofias and Talat:
Europeans of the year?
By
Jean Christou
PRESIDENT
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have been
nominated with four other candidates for European Man of the Year.
The award is given annually by the newspaper European Voice. The nominees are
chosen by European Voice senior editors, together with a strategically-selected
panel of advisors drawn from the European Union community.
A list is collectively drawn up of the people to be honoured. Those nominated
include commissioners, MEPs, heads of state, politicians, EU officials,
representatives of businesses and NGOs, campaigners, and also European
citizens.
Christofias and Talat have been nominated for reviving hope of an end to the
dispute over Cyprus, according to the organisers. They are competing for the
title against Sigmar Gabriel, Germany's energy minister for committing
Germany to cut 40 per cent of its emissions of carbon dioxide, beyond the EU
targets for combatting climate change and French President Nicolas Sarkozy
for helping to broker a deal that put an end to the war between Russia and
Georgia.
Boris Tadic, Serbia's reformist president, has also been nominated for bringing
his country closer to EU membership with the handing over of alleged war
criminal Radovan Karadzic to the international court.
The final nominee in the category is Donald Tusk, Poland's prime minister for
re-establishing Poland's position in the firmament of EU nations.
There are also a categories for EU Commissioner of the Year, Member of the
European Parliament of the Year, EU Official of the Year, Inspiration of
the Year and European of the Year. No other Cypriots have been nominated in
any of the categories.
Out of the nominees, seven will be chosen via a public
vote, both online and by completing a ballot form in the newspaper.
The awards will be given during a gala evening at the Brussels Stock
Exchange on December 2.
CYPRUS MAIL 30/09/08