Kıbrıslı, eşek katline karşı birleşti

Karpaz'ın 'hür eşekleri' silahla öldürülmüş halde bulunmaya başlanınca Kıbrıslı Türklerle Rumlar facebook ve e-posta gruplarında bir araya gelip eşekleri kurtarma kampanyası başlattı. Dipkarpaz'daki protestoda eşeklerin öldürülüp milli parkın yapılaşmaya açılmasının amaçlandığı belirtildi

21/04/2008 RADIKAL

AFP - DİPKARPAZ - Meşhur Kıbrıs eşekleri kuzeydeki yaşam alanları olan Karpaz'da katliama kurban giderken, Türk ve Rum gençleri bunu önlemek için birlikte harekete geçti. 'Hür' lakaplı yabani eşekler artık eskisi gibi Karpaz'da sürüler halinde görülmezken, Karpaz Milli Parkı'ndaki eşeklerden 10'u mart sonunda silahla öldürülmüş bulundu. Facebook ve e-posta gruplarını kullanarak 'Kıbrıs Eşeğini Kurtarın' kampanyasını başlatan yüzlerce Türk genci ile 10 Rum genci, Dipkarpaz'daki Altınkumsal'da protesto gösterisi düzenledi.

Türkiyeliye eylem yasağı
KKTC vatandaşı olmayanlara eylem yasağı gerekçesiyle güneyden gelen hayvanseverlerle Türkiyeli üniversite öğrencilerinin katılmasına izin verilmedi. Eşekler için düzenledikleri temsili cenaze töreni için 15 araçlık konvoyla 50 km yol kat eden eylemciler, 'Doğanın düşmanı insanın düşmanıdır', 'Bu topraklar, dağlar, ormanlar hepimizindir', 'Hür eşekler vardır, var olacaktır', 'Eşeklerden sonra sıra kimde?' yazılı pankartlar açtı.
20 yaşındaki üneversite öğrencisi Deniz Direkçi'nin okuduğu basın bildirisinde, eşeklerin doğal çevrelerinde özgürce yaşama hakları olduğu, çok sayıda öldürülmelerinin soykırım anlamına geldiği, hayvan haklarının da insan hakları gibi yasayla korunması gerektiği belirtildi. Bildiride milli parkta barındırılan eşeklerin buradan çeşitli sebeplerle ayrılmaları sonucu halkın ekinlerine zarar vermelerinin ölümlerini getirdiğine dikkat çekildi.
Eylemciler, milli park yasası çıkarılması, parkta giriş-çıkışların kontrol edilmesi, güvenliğin sağlanması, av ve yapılaşmanın yasaklması, park sınırının uzun vadede eşek nüfusu dikkate alınarak belirlenmesi, kalan eşeklerin hayatlarını sürdürebilmeleri için çözüm bulunmasını talep etti. Şair yazar Jenan Selçuk, öğle yemeğinde eylemcilere hitabında meseleyi şöyle özetledi: "Burada sadece eşekler değil, yaşam biçimimizi ve geleneklerimizi korumak söz konusu. Bölgeye elektrik hattı getiriyorlar, sonra lüks villalar inşa edecekler, milli parktan geriye bir şey kalmayacak. Eşekler de buna engel olarak görülüyor."
Milli parkta av yasağı çağrısına destek veren Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirciler, piyasada yem, adada su sıkıntısı olduğunu, eşeklerin azalmalarının vurulmaya bağlı olmadığını, yiyecek ve su bulamayan eşeklerin yok olmaya mahkum olduklarını savundu. Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, "Eşek ölümleri faili meçhul kaldığı sürece devam edecek" diyerek, bu bölgede doğanın sahipsiz olduğunu, eşeklerde salgın hastalık çıksa bile kimsenin haberi olmayacağını, eşeklerin ne yiyip içtiğini bilen birinin olmadığını anlattı.
Çevre Bakanlığı, eşek ölümlerinin organize iş olduğunu kabullenmeye yanaşmıyor. Ama çiftçilerin ekinlere zarar veriyor diye eşeklerin yanı sıra muflon yabankoyunlarını da öldürdüğü, tarla açmak için ardıç ve şinya ağaçlarını kestiği suçlamaları ayyuka çıktı. Diğer şüpheliler de kuzeyin el değmemiş nadir bölgelerinden olan Karpaz'da yapılaşma için kolları sıvayan müteahhitler. Pek çok kesim bu duruma tepkisini Facebook'ta dile getiriyor.
19 yaşındaki hukuk öğrencisi Aysun Yücel "Yaz tatilinde buraya geldiğimizde gece uyurken eşek sürülerinin bungolovumuzun yanından geçtiğini duyardık. Çok üzücü çünkü artık bunlar olmuyor" derken, Yunan belgesel filmci Tony Angastiniotis "Belki barışa giden yol eşeklerden geçecek. Ne de olsa onlar tek gerçek Kıbrıslılar" diye ekledi. Iraklı şair filozof Raad Abdül Cevad de, Kuzey Irak'ta Eşek Partisi kurulduğunu hatırlatıp 'Hür eşekleri' koruyacak bölgesel örgüt kurulması ve para toplanmasını önerdi.

'Kıbrıs'ın Mercedesleri'
100 kilodan fazla yük taşıyabilen Kıbrıs eşekleri, geçmişte tüm Ortadoğu'da büyüklükleri, güçleri ve dayanıklıkları yüzünden çok aranan hayvanlardı. İki dünya savaşında Britanya sömürgecilerine de çok hizmet etmiş, bir dönem Türkiye'ye ihraç edilmiş ve 'Kıbrıs'ın Mercedesleri' lakabı almıştı.

'Ermeni soykırımı yalan'

ABD'li tarihçi Guenter Lewy İngiliz, Alman ve Amerikan arşivlerinde yaptığı araştırmalarda, Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin 'soykırım' iddialarının doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi.

ABD'nin önde gelen tarihçi ve siyaset bilimcilerinden Guenter Lewy, İngiliz, Alman ve Amerikan arşivlerinde yaptığı araştırmalar sonucunda, Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin iddialarının doğru olmadığı sonucuna vardığını belirtti.

New Jersey'deki Stevens Teknoloji Enstitüsü'nde konuşan Lewy, 1915 olaylarına ilişkin 2005 yılında yayımlanan kitabıyla ilgili konferans verdi.

Merkezi Washington'da bulunan Türk Çalışmaları Enstitüsü Müdürü Dr. David Cuthell tarafından takdim edilen Lewy, 1915 yılında ve sonraki dönemde ölümlerin, dönemin şartları ve savaş ortamındaki yokluk içinde meydana geldiğini söyled

Lewy, İttihat ve Terakki'nin "tecrübesiz yönetiminin" ve savaş dönemindeki ekonomik koşulların, olaylarda önemli bir etken olduğunun altını çizdi. O dönemde, Osmanlı ordusu askerlerinin yüzde 40'ının, salgın hastalıklar ve bakımsızlık yüzünden hayatını kaybettiğini anlatan Lewy, "kendi askerlerinin yiyecek ve giyecek ihtiyacını gerektiği gibi karşılayamayan bir yönetimin, yer değiştirme sırasında Ermenilere iyi bakamamış olduğunu" söylemenin anlamsız olacağını ifade etti.

Yer değiştirme sırasında parası olan Ermenilerin, gidecekleri yere trenle gitmelerine izin verildiğini kaydeden Lewy, "Osmanlıların soykırım gibi bir niyetleri olsaydı böyle bir şeye izin verilmeyeceğini" vurguladı.

Lewy, Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz, Fransız, ve Rus ordularında önemli sayıda Ermeni bulunduğunu ve Ermenilerin bu hizmetleri dolayısıyla kendilerine ait bağımsız devlet beklentisine girdiğini de belirtti.

Lewy, konunun siyasi arenadan alınarak uluslararası mahkemede  görüşülmesine ilişkin bir soruya ise "Bu çok güzel bir fikir, ama  Ermenilerin buna yanaşacağını zannetmiyorum" yanıtını verdi. HURRIYET 22/04/08

Guenter Lewy kimdir?

Guenter Lewy (1923-)Guenter Lewy 1923 yılında Almanya'da doğdu. Sonra ABD'ye yerleşti. Columbia Üniversitesi Smith Koleji ve Massachusetts Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. 2005 yılında Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili yayımladığı kitabında soykırım tezini eleştirdi, tehcir tezini savundu.

HURRIYET 22/04/08

Tarikat toplantısından inciler...

Hangi şehrin satanisti fazla, ne zaman Osmanlı olacağız...


Kuşadası´nda konferans veren, Mihr tarikatına bağlı olduğu ileri sürülen Medeniyet İrfan Hayır ve Ref Derneği´nin Başkanı Fazıl Emre, Osmanlı dönemini överek, ``İnşallah kısa sürede Osmanlı devleti olacağız'' dedi.

Kuşadası Belediye Düğün Salonu´nda, önceki gün yapılan ``Ey İnsanoğlu Düşün? Mutluluğumuz İçin'' adlı konferansta kadın ve erkekler haremlik selamlık şeklinde oturdu.

Konferans öncesi DHA´ya konuşan Medeniyet İrfan Hayır ve Ref Derneği Başkanı Fazıl Emre, Osmanlı İmparatorluğu dönemine övgüler yağdırdı. Osmanlı´nın 300 yıl boyunca dünya medeniyetlerinin önünde ilerlediğini, Türkiye´nin de Osmanlı devleti gibi yönetileceğini savunan Emre, ``İnşallah kısa sürede Osmanlı devleti olacağız'' dedi.

Türkiye´de bu konferansın 25.´sini yaptıklarını aktaran Fazıl Emre, ``Osmanlı devleti 600 yıl boyunca sadece Kuran- ı Kerim´e bağlı kalıp, Kuran - ı Kerim´e göre karar verdi. Ve hep kazanan taraf oldu. Biz de inşallah, Allah izin verirse, kısa süre sonra Allah´ın istediği standartlara gelirsek biz bu ülkede tekrar Osmanlı devleti olacağız. Osmanlı deyince sadece hilafet anlaşılmasın, şeriat gelecek diye anlaşılmasın; Osmanlı, adaleti, teknolojik sistemi ile 300 yıl medeniyetler önünde ilerleyen bir devletti. Bu şekle gelebileceğimize inanıyoruz. Bizler Türkiye Cumhuriyeti´nin Allah tarafından yer yüzünün hakimi olacağına inanıyoruz. Ama ne zamanki ona yönelirsek o zaman hakim oluruz'' diye konuştu.

Emre, konferansta ise sık sık Kuran- ı Kerim´den verdiği örneklerle insan ve yaradılış konusunu ele aldı.

Medeniyet İrfan Hayır ve Ref Derneği´nin, liderliğini İskender Erol Evrenosoğlu´nun yürüttüğü Mihr tarikatına bağlı olduğu ileri sürüldü.

MILLIYET 22/04/08

AKEL and DISY defend right to appoint Annan plan supporters
By Alexia Saoulli

AKEL and DISY yesterday hit back at criticisms that the appointment of certain individuals to the working groups and technical committees was sending out the wrong message.

DISY leader Nicos Anastassiades said the people who had been appointed to the groups and committees were highly capable and able to handle the issues at hand.
The opposition leader, who has given President Demetris Christofias his full backing in his drive to solve the Cyprus problem, hit back at innuendos made regarding the appointment of supporters of the Annan plan to the groups and committees. He said people could not be judged based on their position “in a democratic procedure, which, according to the regulations of democracy, had the right to take a positive or negative position in the [2004 Annan plan] referendum”.

He said what had to prevail was whether they could be of service for the good of the country, which he believed they could.

Asked about DIKO and EDEK’s reaction to appointments, AKEL spokesman Nicos Katsourides said every party had a right to its opinion.

Nevertheless, like Anastassiades, he said it was wrong to judge individuals based on positions they’d taken in the past. He also said it would be hard to find an individual who had not taken a stand during the April 2004 referendum and that public figures in particular had to take a stand on such critical issues.

“If the reasoning is that someone who was persistent in one opinion or another should not be used then we will face problems not just in the composition of these committees and working groups, but in any other kind of organ in this country,” he said.
Katsourides added that a number of people who had been advisers or participants under the previous government were also involved now.

“There are people in Cyprus who were advisers during the Clerides government and the Tassos Papadopoulos government…. I am saying this not to judge those people but because I want to say that technocrats operate with the political reasoning they must follow and that is the main thing,” he said.

Nevertheless, House president Marios Karoyan said he had reiterated DIKO’s reservations regarding the appointments in yesterday’s meeting with President Demetris Christofias.

Karoyian said although he did not doubt the president’s right to appoint who he wanted, nor the individuals’ knowledge, there were certain appointments that could have been avoided “because they send the wrong messages”.

Nevertheless he said what was most important was that none of the 13 teams would do anything with which Christofias disagreed.

“The president is the one who will control, examine and know what policy will emerge from these Working Groups and what direction these Working Groups and Technical Committees will take,” he said.

A number of working groups and technical committees will hold their first meeting today. A second meeting will be held on Thursday.

CYPRUS MAIL 22/04/08

Greek and Turkish Cypriots join up to save the Cyprus donkey
By Leo Leonidou

OVER 2,000 Greek and Turkish Cypriots have joined forces in order to protect a rare breed of feral donkey, once labelled by President Makarios as “the only true Cypriots on Cyprus”.

The animals could be under threat of extinction from reckless hunters, disgruntled farmers and drought, environmental activists have warned.

Using a Facebook group entitled ‘Save The Cyprus Donkey’, the people have come together after ten of the brown animals were found shot dead in Karpasia at the end of March.

They describe the donkey as the symbol of Cyprus and say that it is their responsibility to protect one of the world’s last wild colonies.

“The ones that belong to us are murdered by the ones who do not belong to us. If we stay silent, that makes us a part of this murder,” their message states.

A fortnight ago, members met at Monarga village from where they headed off to the Karpas peninsula’s ‘Golden Beach’ to commemorate the dead animals and discuss what to do.

“Hunters are shooting at them for fun, and farmers are killing them because they say they damage their crops,” the head of the Turkish Cypriot branch of the Green Action group, Dogan Sahir, told the Mail following the shootings.

“The enemy of nature is the enemy of humans,” read a banner unfurled by a small group of demonstrators at a sandy beach near Rizokarpaso village, that has for decades been a donkey sanctuary.

According to news agency Agence France Presse, a 20-year-old primary school employee who addressed the rally said the main suspects in the unsolved deaths were farmers angered by crop damage.

But fingers have also been pointed at hunters and developers eager to exploit the Karpas peninsula, one of the last unspoilt parts of the island.

Ironically, the Karpas donkey colony has been boosted by the 1974 Turkish invasion.
The vast majority of the area’s Greek Cypriot farmers fled south during the fighting, abandoning their animals.

And as agriculture declined amid the growing urbanisation, the ‘freed’ donkeys were replaced by tractors and pick-ups.

A 2003 study found that about 800 donkeys were roaming the olive orchards and wheat fields, and along the beaches of the relatively unspoilt Karpas landscape.
Sahir believes the number of the indigenous donkeys living there has been falling rapidly since the last census was carried out. The breed is believed to be unique because it has managed to survive unassisted by humans in the wild since escaping from its owners centuries ago.

“We cannot know how many are left, but we do know that many have been killed since the count,” Sahir said.

Commenting, a spokesman for the Veterinary Services described the shootings as “unacceptable”.

He called on various environmental groups to exert pressure on the authorities in order to protect the donkeys.

“It’s a real shame what’s happening,” he said, adding that the Services cannot intervene as they do not have any jurisdiction in the north.

Many years ago, the donkeys and mules of Cyprus were renowned throughout the Middle East for their size, strength and endurance.

They were also valuable to the island’s British colonial rulers during both world wars.
Cyprus donkeys were exported throughout the region for cross-breeding with horses to produce a mighty strain of mule.

According to the 1931 Handbook of Cyprus, “the Cyprus donkeys are of good quality being able to carry a load from 168 pounds (75 kilos) to 224 pounds and over.”

CYPRUS MAIL 22/04/08

 

 

Tazmin için uzlaşmaya onay

23/04/2008 RADIKAL

AA - STRASBOURG - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Rum Kesimi'nden 'mülkiyet hakkının ihlal edildiği' gerekçesiyle Türkiye aleyhine yapılan üç başvuruyu karara bağladı. Mahkeme, KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurarak, KKTC'deki eski malına karşılık Güney Kıbrıs'ta Türklere ait malı alma konusunda uzlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un uzlaşmasını onayladı. AİHM'nin 4. Dairesi'nin kararına göre, Timvios, Kuzey Kıbrıs'ta bıraktığı mala karşılık, Larnaka'da Kıbrıslı Türklere ait 22 dönüm taşınmaz malın sahibi olacak. Ayrıca dostane çözüm gereği Timvios'a 1 milyon dolar tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. AİHM'nin KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nu 'iç hukuk' olarak kabul etmesi, diğer davalara emsal teşkil etmesi açısından önemli.
Demades soyadlı kişinin başvurusunda ise mahkeme masrafları dahil Türkiye'nin 835 bin avro ödemesine karar verildi. Mahkeme, Demetriou soyadlı kişinin başvurusunu da, davacının davayı daha fazla sürdürmek istememesi üzerine kayıtlardan çıkarttığını açıkladı.

 

ECHR deals new blow to Turkey
By Alexia Saoulli

TURKEY must pay €835,000 to the family of Greek Cypriot refugee Ioannis Demades for loss of use of his Kyrenia property, the European Court of Human Rights (ECHR) has ruled.

Failure to do so within six months will result in an eight per cent interest rate on the total amount for every year delayed.

Turkey has three months within which to appeal the decision from today. If there is no appeal, within three months thereafter it must pay the amount.

The judgement, published by the ECHR yesterday, was hailed by Demades’ lawyer Achilleas Demetriades.

“The judgement is of great importance because it reaffirms [Titina] Loizidou and [Myra Xenides] Arestis’ ownership and only deals with the compensation for loss of use of property and not expropriation,” he said.

Specifically, according to the decision: “…displaced Greek Cypriots, like the applicant, cannot be deemed to have lost title to their property and the compensation to be awarded by this Court in such cases is confined to losses emanating from the denial of access and loss of control, use and enjoyment of his property.”

The judgement specifically refers to the cases of Loizidou and Xenides-Arestis. In those cases the ECHR awarded the applicants £230,000 plus costs and €850,000 plus costs, respectively. Loizidou finally received payment in 2003 of more than £640,000 (due to interests added to the total amount because of Turkey’s failure to pay up when the judgement was finalised in 1998) and the Xenides-Arestis case is still pending.

In this case, the ECHR awarded Demades €785,000 for lose of use of property, €45,000 in moral damages and €5,000 for expenses.

This was almost double the amount Turkey had put on the table several years ago and did not involve expropriation, Demetriades said.

Although Demades himself died in September 2006, his family decided to reject Turkey’s offer and to stand firm with its claim.

“This is significant because we can claim the properties and only get compensation for rents lost because we believe that in light of a Cyprus problem solution we will get those properties back,” Demetriades said.

Xenides-Arestis’ property is in the fenced off city of Varosha and Demades’ is in a military zone; in case of a settlement, the army would pull out, effectively freeing up the property for return to its rightful owners.

“It’s not like Turkey can say the properties are being used to house Turkish Cypriots,” the lawyer said.

Demetriades said the ECHR had also accepted the Greek Cypriot side’s property evaluator, Andreas Pantazis, rather than Turkey’s evaluation of the Kyrenia residence.

The latter had attempted to undervalue the land, claiming the property was located in a military zone and used by the Turkish army and thus was of lower value.

“This trilogy of cases concludes the first cycle of property compensation cases,” he said.

From now on, he said, it could be taken as a given that the ECHR recognised Greek Cypriot refugees as the rightful owners of their properties and that what it dealt with was compensation for loss of use in rents of that property since 1987.

In 1987, Turkey started accepting claims from individuals on property issues at the ECHR. The year coincides with Ankara’s formal application to join the European Union.

“In the past, something like this would have been unheard of. Now what is interesting about this case is that it’s as if we are now talking about property as if it was in Nicosia,” said Demetriades.

Furthermore, in its judgement the court did not deal with the “property commission” set up in the occupied areas.

“This matter will be taken on in eight cases that have so designated and for which Turkey has been given until June 30 to provide its comments on the set up in the occupied areas and its effectiveness,” he said.

“Also the court has frozen all remaining cases other than 32 which have already been declared admissible and for which the pleadings have closed and we are awaiting judgement,” Demetriades concluded.

Meanwhile in a separate case, the ECHR yesterday formally accepted the friendly settlement between Greek Cypriot refugee Mike Tymvios and Turkey, without making reference to the north’s “property commission”. Ankara will pay Tymvios $1 million in exchange for his land.

CYPRUS MAIL 23/04/08

 

Should Nicosia be the only EU capital without a Culture Centre?
By Anna Hassapi

‘The centre of Nicosia is a barracks’

THE ANNOUNCEMENT of plans for the construction of a €100 million National Cultural Centre in Nicosia has enraged cultural stakeholders, particularly from Limassol, who argue that the money could be used more wisely to support Cyprus’ ailing cultural infrastructure.

They have launched an organised campaign in a bid to prevent the project from coming to fruition. But now, the Cyprus Cultural Foundation (CCF), which initiated the project, has hit back, arguing it will act as the catalyst for the island’s cultural development.

“It is a shame for our country to be the only European state without a Culture Centre. We are underdeveloped and do not possess the necessary infrastructure. When EU representatives came to Cyprus to discuss funding this project, they were stunned by the lack of cultural infrastructure in our capital. Their exact words were ‘Oh my God, the centre of Nicosia is a barracks. Our pockets are open and we will give you any assistance you require’,” Tassos Angelis, General Director of the CCF, told the Cyprus Mail.

Angelis believes the centre will be the nucleus of Cyprus’ cultural development. “The Culture Centre will be the steam-engine, a catalyst for cultural development in Cyprus, and will completely transform the culture scene. We expected the participation of all stakeholders, but it seems that some have chosen not to,” he said.

Not only have some stakeholders chosen not to participate in the centre’s creation, they have declared open war on the centre, blasting the lack of transparency in the decision-making process and the extravagance with which money is spent, while local cultural centres and theatres are struggling to survive.

Last week, Limassol culture stakeholders gathered at the Panikos Mavrellis arts centre in Limassol to discuss action on the Culture Centre. They agreed that the decision to go through with the project was unacceptable. “At the meeting there was a universal realization that the construction of such a large-scale Centre, with a budgeted cost of at least €100 million should NOT at this time be an immediate or necessary priority in the development of our extremely weak basic cultural infrastructure,” read the statement circulated by the stakeholders after their meeting.

Limassol’s culture stakeholders have already started collecting signatures at national level in opposition of the Centre. Notable personalities, including Anna Marangou, Titos Kolotas and Costas Kafkarides have already signed. The stakeholders also agreed to organise a general meeting in Nicosia, which is taking place today at 7pm at the Journalists’ House.

Angelis said that no-one from the CCF had been invited to this meeting. “When major projects are created, some agree and some disagree. Some disagreements are voiced in good will, some are not. The people who disagree are not basing their opinion on proper information. They have never come to us to get information on the project. They are basing their unfounded views on assumptions. We are at their disposal if they want to come to us to get information,” he explained.

Those opposing the Culture Centre, however, argue that it is the CCF that excluded stakeholders from the decision-making process, which lacked transparency. “The procedure was totally transparent from the outset,” Angelis replied. “Ten national cultural organisations, representing all segments of Cyprus’ cultural scene, were always invited and participated in all the events, meetings and so on organised by our foundation.

We set up a special committee, headed by the General Director of our foundation to inform these organisations of the plans for the Cultural Centre and discuss it with them. Even in Limassol, the major cultural stakeholders are supporting us and are eagerly waiting for the creation of the centre,” said Angelis.

Culture Centre opponents are also criticising its huge cost, although Angelis said that most of this will be covered by an EU fund that is not traditionally assigned for cultural infrastructure. “In terms of financing the project, we should have been credited with finding funds from an EU fund that is not assigned for culture. Eighty per cent of the project will be funded by the EU’s Enterprise, Sustainable Development and Competitiveness Fund. The remaining 20 per cent will come from the state,” he said.

Still, Centre opponents are not convinced, arguing that the running and administrative costs will be heavily absorbing state funds, leaving nothing behind for smaller cultural initiatives. The CCF argues that the Centre’s operation will not cost the state as much as some may think. “We are in the process of completing a study on administrative costs and its findings will soon be publicised. Its findings will come as a surprise to many,” he said.

A recent statement by Angelis that the Culture Centre could be used as conference venue for Cyprus’ EU Presidency in 2012 was also criticised; it was taken as an indication that the Centre will be used for purposes other than culture. “The centre will also operate as a conference centre, which will provide some income to cover administration costs,” said Angelis. “What I had said was that the Culture Centre would be ready by March 2012 and that if the government asked us to use its conference space for the European Presidency, then we would be in a position to undertake the task.”

Although its main purpose will be to act as a venue for the performing arts, the Culture Centre will be a multi-faceted venue. Its main auditorium will have 1,400 seats and will house symphonic music, chamber music, opera, ballet, modern dance and conferences. There will also be a recital hall with 500 seats for chamber music, world music, dance, cinema, lectures and conferences, an Education Centre which will act as library, e-library, music library, workshop, and training centre, a Rehearsal Space, a Main Foyer and auxiliary spaces including an open square and park as well as entertainment and dining facilities. Its underground parking will accommodate 600 cars.

Following a competition, architectural house Hopkins Architects have been commissioned for the building’s design. Project consultants include Ove Arup and Partners (Engineers), Kirkegaard Associates (Acousticians) and Auerbach Pollock Friedlander (Theatre Designers).

CYPRUS MAIL 23/04/08

 

Tourist train barred from Ledra Street at weekends
By Leo Leonidou

THE DRIVER of Ledra Street’s famous tourist train has criticised shopkeepers and Nicosia Municipality after he claims he was ordered not to take the train through the street during weekends.

Several Ledra restaurant and caf? owners have said that following the opening of the checkpoint, pedestrian traffic has drastically increased and they want to put more tables outside in order to accommodate the extra business.

“However, when the train passes, there is not enough room, so we have to take the tables away,” one caf? owner explained.

The owner of a restaurant described the train as dangerous.

“There are so many people walking up and down Ledra Street now that it’s totally inappropriate to have this outdated train going past every day,” he said.

“I realise that it’s not travelling very fast, but it can easily break somebody’s foot if it runs over them.

Not everybody was in agreement though.

Costas Mavrikios who runs a jewellery store on the capital’s famous street laughed off the others’ complaints.

“Of course it’s not dangerous as it goes so slowly,” he said.

“The train is part of the street’s culture and is great for bringing business to the area.

People against it are simply being selfish and are trying to maximise their profits.”

Mavrikios added that the opening of the checkpoint “is fantastic news as business is booming. I’ve seen many Turkish Cypriots ride the train and it’s obvious that everybody loves it.”

Nicosia’s only operational train is rail-less and chugs along at a leisurely pace ideal for sightseeing, at about two or three miles per hour.

Iacovos Charitou is simultaneously Nicosia’s only conductor, signalman and stationmaster. His station, Eleftheria Square, is the first, last and all the intermediate stops on his line.

We found Charitou taking refuge from the midday sun in one of the train’s cars and asked for his views.

“I was summoned by the Municipality this morning, who told me that I shouldn’t go down Ledra Street when it’s too busy,” he said. “They said that during peak times, I should only take the Onasagorou Street route or not set off at all.”

When told of the criticisms, he sadly shook his head.

“Anybody with a shred of common sense can see that it’s not dangerous,” he said. “As for the argument that Ledra Street has become too overcrowded, well… I’ve had to deal with children, prams and animals running around for years. Now is no different.”

However, a Municipality spokesman told the Mail that they had not ‘ordered’ Charitou to do anything.

“We all sat down together to discuss the issue and it was agreed, by all parties, that the train from now on will only go down Onasagorou Street on Fridays, Saturdays and Sundays,” he said.

“Ledra Street is extremely busy with pedestrian traffic over the weekend so it’s better to be safe than sorry.”

A consortium of local shops had conceived of the idea of running the train when Ledra Street went pedestrian in 1998. Entrepreneur Nicolas Shacolas bought the train, with the proceeds now used for the improvement of the area.

You can find the train seven days a week at Eleftheria Square. It works mornings, afternoons and evenings with a break from 1 to 3pm. On Wednesdays, there is no afternoon service.

A half-hour ride costs €1.50.

CYPRUS MAIL 23/04/08

 

Talat, Kıbrıs gündemi için Ankara’da

Ankara’ya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Baykal ile görüştü.

NTV

Güncelleme: 16:02 TSİ 24 Nisan 2008 Perşembe

 

ANKARA - Talat’ın, Ankara temaslarında Kıbrıs sorunu konusunda önümüzdeki dönemde izlenecek politikaları değerlendirdiği belirtiliyor

Mehmet Ali Talat’ın Başbakanlık resmi konutunda Erdoğan’la yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da katıldı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat daha sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile öğle yemeğinde bir araya geldi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bugünkü temasları çerçevesinde Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (ASAM) “Kıbrıs’a çözüm arayışları” konulu konferans verecek.

KKTC Cumhurbaşkanı’nın yarın da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmesi bekleniyor.

 

 

Cumhurbaşkanı Talat, bugün TC Başbakanı Erdoğan'la görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün Ankara'ya gidiyor.

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşecek, "Kıbrıs'ta Çözüm Arayışları" konulu konferans verecek.

Talat, bugün saat 07.30'da gideceği Ankara'da, ilk olarak Erdoğan'la bir araya gelecek. Talat-Erdoğan görüşmesi, saat 10.00'da başlayacak.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Kıbrıs'ta Çözüm Arayışları" konulu basına açık bir konferansı, bugün saat 15:00'te Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde yer alacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın saat 10.00'da, köşe yazarları, akademisyenler, emekli diplomatlar ve siyasilerle toplantı yapacak ve saat 17.30'da Gül'le buluşacak.

Yarın gece yurda dönmesi beklenen Talat'a, Ankara ziyaretinde, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik edecek.

KIBRIS 24/04/08

Karar, güneydeki vasilik sistemini çökertebilir

BİR AŞAMA KATEDİLDİ... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, komisyon vasıtasıyla yapılan uzlaşıyı onaylamasının bir aşama olduğuna dikkat çeken Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Erk, Rum tarafında var olan vasilik sistemi nedeniyle Kıbrıslı Türklerin mallarının o vasinin kontrolünde olduğunu belirterek, bu kararın vasilik sisteminin çökmesine yol açabileceğine vurgu yaptı

Aral MORAL

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla mülk takası konusunda anlaşan Kıbrıslı Rum Timvios'la ilgili kararı onaylamasının, Rum kesimindeki vasilik sisteminin ciddi şekilde sorgulanmasına ve çöküşüne yol açabileceğini belirtti.

AİHM'in, Güney Kıbrıs'taki vasilik sistemi olmasından dolayı, takas anlaşmasının bir işe yaramayacağı gibi bir sonuca varmadığına da dikkat çeken Emine Erk, "Bu kısmı güneyin iç hukukunda halledin demek istiyor. Bu bizim açımızdan önemlidir" dedi.

Erk ayrıca, mahkemenin, takasın fiiliyatta mümkün olmayacağı gibi bir argümana girmediğini de söyledi.

Mahkemenin aldığı bu kararın, diğer davalara da emsal teşkil edip etmeyeceği sorusu üzerine Erk, "Bu davanın esasına bağlı bir karar değil. Yani bunu abartmamak lazım" yanıtını verdi.

AİHM'in, 'komisyonun verdiği karar dört dörtlüktür, iç hukuk yolu vardır, dolayısıyla bütün davalar komisyona gitsin' noktasına henüz gelmediğine dikkat çeken Emine Erk, önümüzdeki süreçlerde başka davalarla iç hukuk noktasına gelinebileceğine dikkat çekti.

Erk: AİHM memnun

Hatırlanacağı üzere Timvios'un KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak kendisine yapılan teklifi kabul ettiğini hatırlatan Emine Erk, "Dostane çözüm dediğimiz teklifi bir uzlaşı yoluyla kabul etti. O da teklifin içinde maddi tazminat ve takas vardı. Yani kuzeyde bıraktığı mala karşılık güneyde Kıbrıslı Türklere ait malın takası vardı. Timvios bu teklifi kabul etti ve komisyon tarafından uzlaşı kaydedilerek, gerekli işlemler devlet tarafından yapıldı" dedi.

AİHM'in, varılan kararın gerçekten hür iradeyle alındığına ve adil olup olmadığına baktığını kaydeden Erk, kararda da, böyle bir anlaşmaya varılmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.

"Mahkeme, güneydeki vasilik sistemini göz önünde bulundurmadı"

Çıkan kararda, Timvios'a teklifi yapan taraf olarak Türkiye'nin kendi üstüne düşen kısmı tamamladığının belirtildiğini kaydeden Emine Erk sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, ödemeyle ilgili taahhüttür. Türk tarafı, Timvios'ın malını alabilmesi için üzerine düşeni yapmıştır. Bu bizim için neden önemlidir? Rum tarafında vasilik sistemi var. Kıbrıslı Türklerin malları o vasinin kontrolündedir. Kıbrıslı Türklere gidip mallarını istediği gibi alıp devretme, takas yapma hakkı verilmiyor. Mahkeme bu vasilik sistemini hiç göz önünde bulundurmadı."

"Mahkeme, takas fiiliyatta mümkün

değil gibi argümanlara girmedi"

AİHM'in, Güney Kıbrıs'taki vasilik sistemi olmasından dolayı, takas anlaşmasının bir işe yaramayacağı gibi bir sonuca varmadığına dikkat çeken Avukat Emine Erk, "Bu kısmı güneyin iç hukukunda halledin demek istiyor. Bu bizim açımızdan önemlidir. Çünkü güneydeki vasilik sisteminin de ciddi bir şekilde sorgulanması ve bence çöküşüne de yol açabilir" dedi.

Erk ayrıca, mahkemenin, takasın fiiliyatta mümkün olmayacağı gibi bir argümana girmediğini de söyledi.

"Güney Kıbrıs'ın argümanları itibar görmedi"

Timvios'un iflas ettiği ve komisyonla anlaşma yapamayacağı yönünde Rumların anlaşmayı bozmak için öne sürdükleri argümanların AİHM tarafından itibar görmediğine de dikkat çeken Erk, AİHM'in "bu sizin iç hukukunuzdur ve bu mahkemeyi ve süreci etkilemez" dediğini ifade etti.

"Bu davanın esasına bağlı bir kara

değil; bunu abartmamak lazım"

AİHM'in aldığı bu kararın, diğer davalara da emsal teşkil edip etmeyeceği sorusu üzerine Emine Erk, "Bu davanın esasına bağlı bir karar değil, yani bunu abartmamak lazım. Çünkü neticede bu aşamada, Timvios davasından vazgeçiyor ve o geri çekilmesini mahkeme inceler ve izin verirse çekilir. Öyle bir hakkı da var mahkemenin. Bizim açımızdan önemi, mahkeme o incelemeyi yaparken, komisyonu göz önünde bulundurdu. Ona bir itibar gösterdi. Yapılan anlaşmayı inceledi ve ona da bir itibar gösterdi. Bu anlaşmanın insan haklarına uygun buldu. Karşı argümanlara çok itibar etmedi. Güneyde, Timvios'un yaşayabileceği sıkıntıları da ayrı bir konu diye bıraktı. Gerek iflas etmiş olması iddiası, gerekse takası fiiliyatta acaba nasıl yapacak diye herkes merak ediyor. Timvios güneyde bir mücadele yürütecek. Gerekirse dava açacak, gerekirse AİHM'e tekrar gidecek veya belki de, AİHM'e, mahkemenin onayladığı bir uzlaşıyı yürürlüğe koymayı engelleyen devleti şikayet edecek. Bunları süreç gösterecek. Esasa ilişkin bir dava olmadığı için herhangi başka bir davanın kararına içtihat değil" yanıtını verdi.

"İç hukuk yoluna gelinmedi"

AİHM'in, komisyonun verdiği karar dört dörtlüktür, iç hukuk yolu vardır, dolayısıyla bütün davalar komisyona gitsin noktasına henüz gelmediğine dikkat çeken Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Erk, beklentisinin, önümüzdeki süreçlerde başka davalarla iç hukuk noktasına gelinebileceğine dikkat çekti.

Erk sözlerini tamamlarken, "Bizim beklentimiz odur. AİHM komisyon vasıtasıyla yapılan uzlaşıyı da onayladı. Tüm bunlar bir aşamadır. Esas beklentimiz ve ümidimiz, bir kararın çıkarak, iç hukuk yolunun açılmasıdır. Adım adım o yola gidiyoruz. Komisyon bir duruşma yapıp bir kara üretseydi ve o karar AİHM'e gitseydi, o zaman bir emsal olacaktı" dedi.

KIBRIS 24/04/08

 

 

Güneydeki vasiliğin insan haklarına aykırı olduğu ortaya çıktı

GÜNEYDEKİ TÜRK EMLAKİ DE MÜLKİYET MESELESİNİN ÇOK ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR... Vasilik sisteminin, güneydeki Türk emlakinin gaspına dönük bir tutum olduğunun açık olarak görüldüğünü ifade eden Soyer, "Bu yeni bir unsur olarak vasi sisteminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu da orta yere koymaktadır. Mülkiyet meselesi yalnızca kuzeydeki Rumların mülkiyet meselesi olarak dünyada tartışıldığı bir aşamada, bunun yanında güneydeki Türk emlakinin de Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok önemli bir parçası olduğu olgusu da ortaya çıkmıştır" dedi

ÇÖZÜMDEN BAŞKA ALTERNATİF YOK... "Kıbrıs Rum tarafı büyük ölçüde Annan Planı tartışmalarında mülkiyet meselesini tartışmama gerekçesi olarak AİHM'in vereceği kararları önce çıkarıyordu. Louzidi davasıyla başlayan süreçte Kıbrıs Rum tarafı, bütün kararların kendi lehine çıkacağını ümit ediyordu. Dolayısıyla şimdi AİHM'den çıkan karar meselenin tek yanlı olmadığını ortaya koyan bir durumdur" diye konuşan Başbakan Soyer, mahkemenin aldığı kararın, güneydeki vasi sisteminin hukuken çöktüğü anlamına geldiği ve mülkiyet sorununun bütünüyle görüşme sürecinde ele alınacak bir konu olduğunu pekiştirdiğini ifade etti

Aral MORAL

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Timvios davasıyla ilgili aldığı kararın son derece önemli olduğunu belirten Başbakan ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum kesimindeki vasilik sisteminin insan haklarına aykırı olduğunun ortaya çıktığını vurguladı.

Vasilik sisteminin, güneydeki Türk emlakinin gaspına dönük bir tutum olduğunun açık olarak görüldüğünü ifade eden Soyer, "Bu yeni bir unsur olarak vasi sisteminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu da orta yere koymaktadır. Mülkiyet meselesi yalnızca kuzeydeki Rumların mülkiyet meselesi olarak dünyada tartışıldığı bir aşamada, bunun yanında güneydeki Türk emlakinin da Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok önemli bir parçası olduğu olgusu da ortaya çıkmıştır" dedi.

Kıbrıs Türk tarafı olarak hem Kıbrıs sorununun çözümüne, hem de bu çözüme, temel insan haklarına bağlı

özellikler doğrultusunda iki bölgelilik yapısına bağlı bir siyasi çözüme de açık olduklarını ortaya koyduklarını belirten Başbakan Soyer, mülkiyet meselesinin çözümü için bütünlüklü görüşme sürecinden ve bütünlüklü bir çözüme topyekün gitmekten başka bir önemli alternatifin olmadığının ortaya çıktığına dikkat çekti.

 

"AİHM, komisyonun kararlarını

dikkate alan bir sürece girdi"

AİHM'in aldığı kararın son derece önemli olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Kıbrıs sorunun çözümünde bütünlüklü çözüm sürecinde mülkiyet meselesinin siyasal çözüme bağlı olduğuna inanıyorduk. Ancak Kıbrıs Rum tarafı çözümsüzlüğe oynarken AİHM yolunu kullanarak, iki bölgeliliği ortadan kaldırma metoduna gitti. Bu alanda uzun süre boşluk kaldı" dedi.

Sonuçta, KKTC meclisinde tartışarak, hükümetin cumhurbaşkanlığı ile birlikte Mal Tazmin Komisyonu'nu gerçekleştirdiğini belirten Soyer, komisyonun yasası ve oluşturulan komisyonun, insan halklarına, mülkiyetin özelliklerine, Kıbrıs Türk halkının çözüm sürecinde iki bölgeli BM parametrelerine bağlı bir çözümdeki temel prensiplerini göz önünde bulunduracak bir yaklaşımla bu alana eğildiğini kaydetti.

Soyer, sonuç olarak AİHM'in, komisyonun kararlarını dikkate alan bir sürece girdiğini ve bu sürece bağlı olarak tazminat ve kısmi iade konularında pek çok olay gerçekleştiğini söyledi.

"Mahkeme, Rumların itirazlarına

karşın pozitif karar üretti"

Timvios davasıyla Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümündeki bir diğer teorik unsur olan takasın gündeme geldiğine de dikkat çeken Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Buna AİHM, Kıbrıs Rum tarafının açtığı itiraza karşın pozitif bir karar üretti. İşte bu noktada bir kısım unsurlar çıkıyor" diye konuştu.

Bu unsurların birinin, Kıbrıs Rum tarafının Timvios davasıyla ilgili AİHM'e istinaf ederken, bugüne kadar gizli kalan vasilik konusunun ortaya çıktığının altını çizen Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:

"Rum tarafının itirazında, güneyde kalan Türk emlakinin üstünde kendisinin atadığı vasinin sorumlu olduğu, takasa konu olan toprakla ilgili olarak Rum hükümetinin karar verebileceği tezi işleniyordu. Bu insan haklarına ve mülkiyete aykırı bir konudur. Vasliğin insan haklarına aykırı bir konu olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun güneydeki Türk emlakinin gaspına dönük bir tutum olduğu nettir. Dolayısıyla bu yeni bir unsur olarak vasi sisteminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu da orta yere koymaktadır. Dolayısıyla mülkiyet meselesi yalnızca kuzeydeki Rumların mülkiyet meselesi olarak dünyada tartışıldığı bir aşamada, bunun yanında güneydeki Türk emlakinin da Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok önemli bir parçası olduğu olgusu da ortaya çıkmıştır"

"Bütünlüklü bir çözüme topyekun gitmekten

başka alternatif olmadığı ortaya çıktı"

Kıbrıs Türk tarafı olarak hem Kıbrıs sorununun çözümüne, hem de bu çözüme temel insan haklarına bağlı

özellikler doğrultusunda iki bölgelilik yapısına bağlı bir siyasi çözme de açık olduklarını ortaya koyduklarını belirten Başbakan Soyer, mülkiyet meselesinin çözümü için bütünlüklü görüşme sürecinden başka ve bütünlüklü bir çözüme topyekün gitmekten başka bir önemli alternatifin olmadığının ortaya çıktığına dikkat çekti.

"Kıbrıs Rum tarafı büyük ölçüde Annan Planı tartışmalarında mülkiyet meselesini tartışmama gerekçesi olarak AİHM'in vereceği kararları önce çıkarıyordu. Louzidi davasıyla başlayan süreçte Kıbrıs Rum tarafı, bütün kararların kendi lehine çıkacağını ümit ediyordu. Dolayısıyla şimdi AİHM'den çıkan karar meselenin tek yanlı olmadığını ortaya koyan bir durumdur" diye konuşan Soyer, mahkemenin aldığı kararın, güneydeki vasi sisteminin hukuken çöktüğü anlamına geldiği ve mülkiyet sorununun bütünüyle görüşme sürecinde ele alınacak bir konu olduğunu pekiştirdiğini ifade etti.

KIBRIS 24/04/08

 

 

Turks claim precedent in Tymvios land swap ruling
By Jean Christou

GREEK and Turkish Cypriot sides yesterday took differing views on the European Court of Human Rights’ (ECHR) decision on the controversial land swap between a Greek and Turkish Cypriot.

The Turkish Cypriot side saw the Court’s acceptance of a friendly settlement between Greek Cypriot Mike Tymvios and Turkey as a recognition of the property commission in the north.

The Cyprus government said the Court did no such thing.

In its judgement published on Tuesday, the ECHR officially endorsed the swap that saw Tymvios exchange 51 plots of land in the north with a large tract in Larnaca owned by a Turkish Cypriot, but under the guardianship of the Cyprus government since 1974.

While accepting the friendly settlement between Tymvios and Turkey, the ECHR decision made no mention of the property commission.

The Court simply welcomed the agreement reached between the parties and noted the “conditional nature of the agreement insofar as it concerned a possible exchange of property”

“It [the Court] is satisfied that the settlement is based on respect for human rights as defined in the Convention or its Protocols,” the decision said.

The government’s argument that Tymvios was a bankrupt and had no right to dispose of his property in the north was dismissed by the ECHR as a domestic issue irrelevant to the case before it.

The ECHR decision was hailed in the north as an important precedent recognising the property commission as a means of domestic friendly settlement.

Although former Attorney-general Alecos Markides agreed with the estimate that the decision could prove problematic for the eight refugee test cases still outstanding at the ECHR, current Attorney-general Petros Clerides said the decision had been satisfactory from the point of view of the Republic.

“The decision was better than expected,” he told state radio yesterday.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday the Tymvios decision would be studied in depth with the Attorney-general.

“Should anything in this judgment clash with our legislation or contradict the interests of the Republic of Cyprus, the government will defend its interests,” he said.

The spokesman refused to be drawn on whether the government would refuse the land swap.

“The Cyprus problem is primarily a political problem, a problem of invasion and occupation, and with aspects relating to property, and it cannot be solved comprehensively through the courts,” he said.

AKEL spokesman Andros Kyprianou said it was positive that the status of the property commission was not included in the ECHR decision.

“But the danger has not disappeared,” he said.

Tymvios’ lawyer Yiannakis Erotokritou said yesterday he agreed with the estimation that although the ECHR had not ruled on the property commission, it was likely to cause problems for future cases before the European Court.

“All of this was a result of mistakes made by the previous government,” he said. Speaking as the president of the association for Greek Cypriot refugee landowners, Erotokritou added: “It is a bad decision for us.”

The next step for Tymvios is to go to the Larnaca land registry office with the Turkish Cypriot owner of the land to carry out a legal swap.

The large tract already contains two schools and a number of shops and businesses, which makes the issue more complicated.

If the authorities refuse to do the paperwork, the government will be liable for not enforcing an ECHR decision.

If they do go ahead and transfer ownership to Tymvios, the state would then probably be forced to requisition the land through a compulsory acquisition.

4 EUGENIA MICHAELIDOU DEVELOPMENTS LTD AND MICHAEL TYMVIOS
v. TURKEY (FRIENDLY SETTLEMENT) JUDGMENT

EUGENIA MICHAELIDOU DEVELOPMENTS LTD AND MICHAEL TYMVIOS
v. TURKEY (FRIENDLY SETTLEMENT) JUDGMENT 3

CYPRUS MAIL 24/04/08

 

Talat: Masadan kalkmayacağız

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözmek için “ciddi bir müzakere süreci içine gireceklerini” belirterek, “Biz masadan kalkmayacağız” dedi.

AA

Güncelleme: 13:57 TSİ 22 Nisan 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ada’daki son gelişmeleri değerlendirmek amacıyla sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle biraraya geldi. Talat, 21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan ve ilk toplantısını geçen cuma günü yapan teknik komite ve çalışma guplarının bugün öğleden sonra çalışmaya başlayacaklarını söyledi. Talat, “Rum tarafıyla anlaştıkları en temel ilkelerden birinin komite ve çalışma gruplarının müzakere yapmayacakları, müzakereyi liderlerin yapacağı” ilkesine dikkati çekti.

Talat, çalışma gruplarının, durumun fotoğrafını çekeceğini, Kıbrıs Türk ve Rum tarafının duruşunun ne olduğu, ne gibi seçenekler düşünülebileceğini konuşacağını kaydederken, teknik komitelerin ise günlük yaşamla ilgili ortaya çıkabilecek veya çıkan, varolan sorunları ele alacağını ve bulunan çözümlerin liderlerin onayından sonra hemen yaşama geçeceğini anlattı.

Komiteler ve çalışma gruplarının, üyelerini belirlerlerken ağırlığı devlet çalışanlarına verdiklerini ve belirlenen, yürütülen politikaları ortaya koyabilecek ve tartışılabilecek kişileri seçtiklerini belirten Talat, her komitenin üye sayısının 5 kişiyi aşmaması ve üyelerin değişken olabileceğini de karara bağladıklarını dile getirdi.

Talat, ihtiyaç ortaya çıkması durumunda, bu çalışmalarda sivil toplum örgütlerinin de katkısının istenebileceğini belirterek, belli konulardaki ilgili örgütlerin görüşlerinin alınabileceğini söyledi.

CİDDİ BİR MÜZAKERE SÜRECİNE GİRECEĞİZ
Talat, “gerçek bir müzakere sürecinin hazırlıkları içinde olunduğunu ve bu müzakerelerin başlayacak gibi göründüğünü” ifade ederek, şöyle konuştu: “Gerçek bir müzakere sürecinin hazırlıkları içindeyiz. Bu müzakereler başlayacak gibi görünüyor. Geçmişteki durumdan farklı olarak bizim izlenimimiz, gerçekten ciddi bir müzakere sürecine gireceğiz. Bu müzakere sürecinde tabii ki halkımızın desteği yanında katkısına da ihtiyacımız olacak. En başta da sivil toplum örgütlerinin katkısına ihtiyacımız olacak. Görüşlerimiz farklı olabilir. Bakın burada her görüşten insan var, her görüşten sivil toplum örgütü var. Yalnız bir şeyi çok iyi bilmemiz lazım, biz yürüyeceğiz, biz müzakere edeceğiz. Biz masadan kalkmayacağız. Biz, Kıbrıs sorununu çözmek için bütün iyiniyetimizle çalışmaya devam edeceğiz.”

“Hayati derecede önem verdiğimiz, kesinlikle vazgeçmemizin söz konusu olmadığı hususlar vardır ve varolmaya devam edecektir” diyen Talat, yeni bir ortaklık devleti kurmanın temel hedef olmayı sürdüreceğini ifade ederken, “Bileceğiz ki Kıbrıs sorununu çözerken bizim için, halkımız için mutlaka en iyisinin olmasına çalışacağız ve buna hep beraber çalışmamız lazım. Yani, ‘aman çözüm olmasın, aman anlaşmaya gitmeyelim’ değil. ‘Aman şöyle bir anlaşmaya gidelim. Aman doğru olan böyle bir anlaşma olsun’ yaklaşımı içinde olmalıyız” dedi.

 

Kıbrıs’ta barış için umut ışığı

The Economist dergisi, Kıbrıs’ta barış için umut ışığı bulunduğunu yazdı. Dergi Mehmet Ali Talat’ın Rum kesiminde “sokaktaki adamın kalbini kazanmayı hedeflediğini belirtti.

AA

Güncelleme: 10:48 ET 25 Nisan 2008 Cuma

 

LONDRA - İngiltere’de yayımlanan haftalık “The Economist” dergisi, Kıbrıs’ta olumlu bir değişim ve barış için umut ışığının olduğunu yazdı. Derginin yayınladığı makalede, gevşek bir federasyon temelinde adayı birleştirecek bir anlaşmanın sağlanması ihtimalinin, Tassos Papadopoulos’un seçim yenilgisi sayesinde arttığını yazdı.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bir süre önce Rum kesiminde bir dondurmacıya giderek, sokaktaki adamın kalbini kazanmayı hedeflediği belirtilen yazıda, Talat’ın Rum kesiminde geçirdiği yaklaşık bir saat içinde halkla sohbet ettiği hatırlatıldı.

Adadaki sorunun tarihine de değinilen makalede, Papadopulos’un seçim yenilgisinin önemli bir dönüm noktası olduğu ve onun yerine gelen Dimitris Hristofyas’ın yalnızca daha ılımlı olmakla kalmadığı, Talat gibi sol görüşe ve geçmişte ortak bir sendikal harekete mensup olduğu da belirtildi. Yazıda, Rumların bir bölümünün iki bölgeli, iki toplumlu yapıyı reddederek, birleşik bir Kıbrıs üzerinde ısrar ettiği de hatırlatıldı ve onları ikna etmenin Hristofyas’ın barış için çözmesi gereken sorunlardan sadece biri olacağına işaret edildi.

2004 yılındaki referanduma da değinen makalede, evet oyu kullanan Kıbrıslı Türklerin, Rumların AB üyeliğinin getirilerini elde etmek üzereyken kendileriyle güç ve parayı paylaşmak istemediğini düşündükleri söylendi.

Makalenin son bölümünde, Hriftosyas ile Talat’ın bir diğer ortak özelliğinin, anavatanlarındaki aşırı milliyetçiler izin verirse ada halkının iyi anlaşabileceğine inanmaları olduğu belirtildi ve dünyanın en zor problemlerinden birini çözmek için aşılacak mesafenin uzun olduğu savunuldu.

 

 

 

Erivan'da Türk bayrağı çiğnediler!

 

Ermenistan’ın başkenti Erivan’da sözde “Ermeni soykırımı” için anma merasimi düzenlendi. Tören sırasında bazı radikal Ermenilerin Türk bayrağını yere koyarak ayakları ile çiğnedikleri görüldü. Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve Başbakan Tigran Sarkisyan’ın da katıldığı törende, Erivan’daki sözde “Soykırım Anıtı” ziyaret edildi. Ermeniler, 24 Nisan 1915’te 1,5 milyon Ermeni’nin katledildiğini iddia ederek bugünü “Soykırım Günü” ilan etmişti.

Sarkisyan, soykırım iddialarının kınanması konusunun ülkesinin dış politika gündeminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyerek, “Ermenistan, tarihi adaletin yerini bulması yönündeki çabalarını ikiye katlamalı

MILLIYET 25/04/08

 

İngiliz milliyetçiliğinin 'Türk damarı'

 

Britanya'da İskoç ve Gal milliyetçiliğine nispet İngiliz milliyetçiliğini geliştirme çabasıyla 23 Nisan'da 'Aziz George Günü' kutlandı. Amerikan haber ajansı AP, İngilizlerin ilk kez coşkuyla kutladığı 'Aziz George' için 'Britanya'ya ayak bile basmamış Türk askeri' diyerek alay etti: 'İngilizlerin kimlik krizine şaşmamak lazım'

 

25/04/2008 RADIKAL

AP - LONDRA - Britanya Başbakanı Gordon Brown bir zamanların 'üzerinde güneş batmayan imparatorluğunda' milli hisleri canlandırmak için Amerikan tarzı vatanseverlik törenlerine sarılmayı değerlendirirken, 60 milyonluk Britanya nüfusunun 50 milyonunu oluşturan İngiliz halkının kimlik krizi AP haber ajansının diline düştü. İngilizlerin 23 Nisan'da 'Aziz George Günü'nü ulusal gün olarak kutlamalarını, AP şöyle duyurdu: "Londralılar, Trafalgar Meydanı'nda imparatorluk aslanı ve askeri kahramanların heykellerinin altında İngiltere'nin koruyucu azizini kutlamak için toplandı ki, bu, ejderha öldürme gücüne sahip olduğu iddia edilen, asla Britanya'ya ayak basmamış, 3. yüzyıldan kalma bir Türk askerinden başkası değildi." Ve ekledi: "İngiliz halkını kimlik krizi çekmesine şaşmamak lazım."

'Babası Türk'tü'
AP, 'Türk askeri' yaftası yapıştırdığı Aziz George'u şöyle tanıttı: "Hayatı hakkında az şey biliniyor. Bugün Türkiye'de bulunan Kapadokya'da, Roma İmparatorluğu'nun bir askeri olarak Hıristiyanlara zulmetmeyi reddedince idam edildiği sanılıyor. Bir köye dehşet saçan ejderhayı öldürmesi hikâyesi Orta Çağ'dan beri dillerde. Başka yerlerde de koruyucu aziz kabul ediliyor. Bunlara adını ondan alan Gürcistan, Almanya, Portekiz, İspanya'nın Katalonya bölgesi, Lübnan'ın başkenti Beyrut ve izci hareketi de dahil..." AP'ye konuşan önde gelen eşcinsel ve sivil haklar savunucusu Peter Tatchell, "O Ortadoğulu bir asiydi. Babası Türk, annesi muhtemelen Filistinliydi. Ailesi çokkültürlülüğü, yaşamı İngiliz liberal ve muhalif değerlerini ifade ediyor" dedi.
Resmi tatil olmayan ve eskiden kimsenin fark etmediği Aziz George Günü, İrlandalıların ünlü Aziz Patrick Günü'ne nazaran sönük kalıyordu. Ama önceki gün kitleler kırmızı beyaz Aziz George bayrağıyla Trafalgar Meydanı'na koştu. Geçmişte liberal Britanyalılar, Aziz George bayrağına 'küçük İngilizlerin sağcılığının yansıması' diye bakardı. Siyasiler, İngiliz, Gal, İskoç halklarıyla yabancı kökenli vatandaşları da kucaklayan 'Britanyalılık' fikrinin propagandasını yapardı. Ancak Brown'ın selefi Tony Blair'in İskoçya ve Galler'e yetki devriyle iki yeni parlamento ortaya çıkarken, Britanyalılık inişe geçti. İskoç ve Gal milliyetçiliğine nispet, İngilizler artık kimliklerini yüceltmek istiyor, ama bunun ne olduğunu bilemiyor.

Brown da bayrak çektirdi
Trafalgar'dakilerden 75 yaşındaki Pamela Ealham'ın "İngiliz halkı ülkesiyle yeterince gurur duymuyor. İngilizliğimizi kutlamalıyız" görüşünü, İskoç Brown da paylaşıyor olmalı ki, tarihte ilk kez başbakanlık konutuna 'Aziz George' bayrağı çektirdi. Sözcüsü "Elbette Britanyalılığımız kutlanmalı. Ama bu İngiliz, İskoç, Gal ve Kuzey İrlandalılığımızı kutlamamıza engel değil" açıklamasını getirdi.
Olay resmiyeti aşınca, önceki gün kırmızı-beyaz şapka ve flama satışında patlama oldu, tüm publarda kutlama onuruna rozbif servis edildi. İngiliz Mirası adlı grup, 'Aziz George Günü'nü nasıl kutlarsınız' kılavuzu yayımlayıp, geleneksel İngiliz yemek tariflerini de verdi. Aralarında Hintlilerin getirdiği tikka masala soslu tavuk da vardı. Son dönemde İngilizler, geleneksel yiyecekleri olan domuz etli börek ve sosis, frenküzümü reçeli, Stilton ve Leicester peynirleri, istridye, yengeç ve tarağa büyük rağbet gösteriyor.
Göçmen ve etnik azınlıklar ise, İngiliz taraftarların elinde boy gösteren Aziz George bayrağı başta olmak üzere bu yeni dalgadan kaygılı. 'İngilizlik nedir' tartışması da sürüyor: İngiliz kültürü geleneksel bahar dansı Morris midir yoksa Britpop mu? İngilizler Anglo-Sakson mu yoksa Viking, Norman, Hintli, Pakistanlı, Jamaikalı, Polonyalı göçmen dalgalarının üst üste bindiği çokırklı bir ulus mu?

 

Ya çözüm ya bölünme

HAZİRAN AYI SONUNDA BAŞLATMAYI HEDEFLEDİĞİMİZ MÜZAKERELER SON ŞANS... Ankara'da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Baykal ile bir araya geldi. Talat, müzakereleri haziran ayı sonunda başlatmayı hedeflediklerini belirterek, bu müzakereleri "son şans" olarak niteledi. Cumhurbaşkanı Talat, "Hristofyas'la ya Kıbrıs'ta çözümün altına imza atacağız ya da Kıbrıs'ın resmen ikiye bölünmüşlüğüne mühür koyacağız" dedi

"2012'YE KADAR ÇÖZÜLMEZSE O ZAMAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL SONUCUNA BİLE VARILACAKTIR"... Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz, iyi niyetliyiz, elimizden geleni yapacağız ve iyimser olacağız" dedi. Talat, "Eğer 2012'ye kadar çözülmez, ilerleme dahi olmazsa o zaman çözüm mümkün değil sonucuna bile varılacaktır. O takdirde herhalde yeniden, uluslararası toplum başını ellerinin arasına alıp düşünecektir" diye konuştu

Ankara'da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakereleri haziran ayı sonunda başlatmayı hedeflediklerini belirterek, bu müzakereleri "son şans" olarak niteledi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Hristofyas'la ya Kıbrıs'ta çözümün altına imza atacağız ya da Kıbrıs'ın resmen ikiye bölünmüşlüğüne mühür koyacağız" dedi

Avrasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde (ASAM) konferans veren Talat, "Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz, iyi niyetliyiz, elimizden geleni yapacağız ve iyimser olacağız" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin başlaması halinde artık masadan kalkmanın iki taraf için de çok zor olduğunu söyleyerek, 'Biz vazgeçtik, biz bu görüşme sürecini kesintiye uğratıyoruz, masadan ayrılıyoruz' demek kolay olmayacak, çünkü artık bu son şanstır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün Ankara'daki temasları çerçevesinde ilk olarak TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile TC Başbakanlık konutunda görüştü. Görüşmede TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da hazır bulundu. Talat, daha sonra ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile öğle yemeğinde bir araya geldi. Görüşmelerden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün ise saat 10.00'da köşe yazarları, akademisyenler, emekli diplomatlar ve siyasilerle toplantı yapacak ve saat 17.30'da da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le buluşacak.

Bu gece yurda dönmesi beklenen Talat'a, Ankara ziyaretinde, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik ediyor.

Talat: Elimizden geleni yapacağız

Avrasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde (ASAM) "Kıbrıs'ta Çözüm Arayışları" konulu konferans veren Cumhurbaşkanı Talat, müzakereleri haziran ayı sonunda başlatmayı hedeflediklerini belirterek, bu müzakereleri "son şans" olarak niteledi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz, iyi niyetliyiz, elimizden geleni yapacağız ve iyimser olacağız" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin başlaması halinde artık masadan kalkmanın iki taraf için de çok zor olduğunu söyleyerek, "(Biz vazgeçtik, biz bu görüşme sürecini kesintiye uğratıyoruz, masadan ayrılıyoruz) demek kolay olmayacak, çünkü artık bu son şanstır" dedi.

Rum Yönetimi esi Başkanı Tasos Papadopulos dönemiyle karşılaştırıldığında koşullarda farklılıklar olduğunu kaydeden Talat, Papadopulos zamanında adada iki halk arasındaki yakınlaşmanın düşmanlığa dönüştüğüne, şimdi ise özellikle Lokmacı Kapısı açıldıktan sonra giderek daha çok sayıda Rum vatandaşının KKTC'ye geçtiğine dikkat çekti.

Talat, önemli birikimler olduğu için, eğer siyasi irade varsa Kıbrıs sorununun kısa sürede çözülebileceğini inandığını söyledi.

Talat, "Rumların kendi anlayışlarına göre en ciddi sorun olan 'kalıcı bölünmenin' gerçekleşeceği endişesinin Rum tarafında ilk defa bu kadar güçlü bir şekilde hissedildiğini ve Rum tarafında bağımsız ve tanınmış bir KKTC ihtimalinin ilk defa konuşulduğunu" kaydetti.

Papadopulos döneminde çalışma grupları ve teknik komitelerin gündem başlıklarını dahi saptayamadıklarını, ancak şimdi bunları saptayıp çalışmalara başladıklarını, bunun önemli bir gelişme olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Tabii bu, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu göstermiyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Bu, bundan sonraki sürecin de böyle yapıcı bir şekilde ve bizi sonuca götürecek biçimde ilerleyeceğini göstermiyor. Bunu söylemek için daha çok erken. Çünkü Rum tarafı, hala Annan Planı'na karşıtlığın esiri durumundadır. İkincisi, Papadopulos'un Güney Kıbrıs'ta yarattığı havanın, Rum yönetimi üzerindeki etkisi henüz bilinmemektedir.

O nedenle de bu konuda şimdiden bir şey söylemek mümkün değildir."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin müzakerelerde takınacağı pozisyona ilişkin de şunları söyledi:

"İki kurucu devlete dayalı

yeni bir ortaklık devleti..."

"Bizim genel yaklaşımımız, iki kurucu devlete dayalı, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı yeni bir ortaklık devleti olduğu, bu ortaklık devletinin uluslararası alanda yürüteceği fonksiyonların Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit katılımıyla olacağı, bu devletin bir 'bakir doğum' yoluyla faaliyete geçeceği gibi bir çizgidir."

Talat, önemli birikimler olduğu için, eğer siyasi irade varsa Kıbrıs sorununun kısa sürede çözülebileceğine inandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:

"Bu çerçevede iyi niyetle çalışmaya devam edeceğiz, umarız ki başarılı oluruz. Çünkü başarılı olursak hem Kıbrıslı Türklerin gelecek belirsizliğini ortadan kaldırırız, hem Kıbrıslı Rumların endişelerini, korkularını ortadan kaldırırız, hem de Türkiye'nin gerek AB süreci gerekse uluslararası ilişkilerinde ciddi bir sorun olan Kıbrıs sorununu bitirmiş oluruz.

En önemlisi de bölgede barış ve istikrarı sağlamak için önemli bir adım atmış oluruz.

"Süreci Türkiye ile birlikte yürütüyoruz"

Bizim bu konuda siyasi irademiz vardır. KKTC yönetimi olarak, Türkiye ile birlikte elimizden gelen gayreti ortaya koymaya devam edeceğiz. Ortaya koyduğumuz görüşler mutabık kaldığımız görüşlerdir. Süreci Türkiye ile birlikte yürütüyoruz."

Türkiye'nin KKTC'yi her konuda kayıtsız şartsız destekleyen tek ülke olduğuna dikkat çeken Talat, "Tüm dünyanın desteklediği Kıbrıs Rum tarafının karşısında, bir tek Türkiye'nin desteği bize çok görülmesin" dedi.

Talat, Kıbrıs sorununun, Rum tarafının ve AB ülkelerinin bazısı ya da tümünün, Türkiye ile ilgili düşüncelerini hayata geçirebilmeleri için kullanabildikleri bir enstrüman olduğunu da söyledi.

Bir soru üzerine, Rum yönetiminin AB dönem başkanlığını devralacağı 2012'ye kadar Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde durumun daha da vahim hale geleceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Eğer 2012'ye kadar çözülmez, ilerleme dahi olmazsa o zaman çözüm mümkün değil sonucuna bile varılacaktır. O takdirde herhalde yeniden, uluslararası toplum başını ellerinin arasına alıp düşünecektir" diye konuştu.

KIBRIS 25/04/08

 

 

Soyer: Kıbrıs Türk halkını her bakımdan çözüme hazırlamalıyız

Anadolu Hayat Emeklilik'in yeni binası, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından açıldı.

Köşklüçiftlik'teki yeni binanın açılışına Başbakan Ferdi Sabit Soyer yanında, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü Mete Uğurlu, bazı yetkililer ve konuklar katıldı.

Açılışın ardından gökyüzüne rengârenk balonlar bırakıldı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer açılışta yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkını, ekonomik ve siyasi bakımdan olduğu kadar sigortacılık ve bankacılık bakımlarından da her yönüyle çözüme hazırlamak gerektiğini söyledi.

Başbakan Soyer, Türk ulusunun kurtuluş savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişmesi ve güçlenmesi için Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye İş Bankası'nın, Türkiye'nin gelişmesinde büyük başarılara imza attığını belirtti.

Yalnız Türkiye ve Türk halkının değil, Kıbrıs Türk halkının hayatında da İş Bankası'nın önemli rol oynadığını kaydeden Soyer, Kıbrıs Türk halkının ekonomik mücadele sürdürdüğü 1950 ve 1960'lı yıllarda Lefkoşa Türk Bankası ve Kooperatif Merkez Bankası gibi temel bankaların yanında Lefkoşa'da Türkiye İş Bankası'nın varlığının önemli bir dayanak olduğunu söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye İş Bankası'nın o yıllarda çocuklara dağıttığı kumbaraların her pazartesi okullarda tasarruf olarak yapılan öğrenci yatırımlarına önemli katkısı olduğunu ifade etti.

Türkiye İş Bankası'nın da, diğer bankalar gibi, Kıbrıs Türkü'nün var oluş mücadelesinde büyük emek harcadığını kaydeden Başbakan Soyer, buna bağlı olarak Anadolu Hayat Sigorta ve Anadolu Hayat Emekliliğin yeni konjonktürde Kıbrıs Türkü'ne önemli bir ilerleme sağlamakta olduğunu söyledi.

KKTC'de sigortacılığın bir kültür olarak bulunduğunu, ancak bunu yeterli görmediğini belirten Başbakan Soyer, sigortacılığın, hayatın başka alanlarında da yayılarak gelişmesi gerektiğini vurguladı.

Sigortacılığı teşvik için, ev yangını gibi bazı felaketlerin devlet kasasından karşılanması uygulamasına "dur" deme kararı verdiklerini ifade eden Başbakan Soyer, konut sigortası gibi unsurların öne çıkması gerektiğini kaydetti.

Sigortacılığın gelişimi üzerindeki çalışmaların devam etmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkını çözüme; ekonomik ve siyasi bakımdan olduğu kadar sigortacılık, bankacılık bakımından da her yönüyle hazırlamak gerektiğini söyledi.

Soyer, "Böylece 21. yüzyıl içinde Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı, eşit unsurlar olarak yarışan ve başka uluslarla dünyada paylaşan bir güce erişebilir" dedi.

Bulutoğluları

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları da, İş Bankası'nın bir kuruluşunun KKTC'ye gelerek yatırım yapmasının önemli olduğunu belirtti.

Özel sektörde çalışırken eşiyle birlikte Anadolu Hayat'ın KKTC'deki ilk müşterilerinden olduklarını kaydeden Bulutoğluları, her şeyi devletten beklemenin doğru olmadığını, KKTC ekonomisinin zora girmesinin en büyük nedenlerinden birinin de emeklilerin aldığı iştiraklar olduğunu söyledi.

Bulutoğluları, halkın geleceğinin güvence altına alınmasının önemli olduğunu da vurguladı.

Uğurlu

Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü Mete Uğurlu da, Türkiye İş Bankası'nın bir kuruluşu olan Anadolu Hayat'ın Türkiye'de halka açık bir kuruluş olduğunu belirtti.

"Sektörün lideriyiz" diyen Uğurlu, hayat branşında müşteri varlığının üçte birinin kendilerinde olduğunu söyledi.

Bireysel emeklilik alanında da lider olduklarını ve 325 bin müşterileri bulunduğunu anlatan Mete Uğurlu, bireysel emekliliğin Türkiye ekonomisi için önemli bir sistem olduğunu ve büyük ilgi gördüğünü kaydetti.

KKTC'de 40 bin poliçe düzenlediklerini ifade eden Uğurlu, KKTC ekonomisine katkılarının süreceğini belirtti.

 

KIBRIS 25/04/08

 

Melkonian issue raised at Western Armenian conference in Cyprus

BUSINESSMEN and academics of the Armenian Diaspora met in Cyprus last weekend where they raised the issue of the closure of the historic Melkonian School, calling for the US-based charity responsible to reopen the school in Nicosia.
Anoushavan Danielyan, Chairman of the Organising Committee of the Western Armenian National Council, said he would raise the issue with the leadership of the AGBU in New York.

“If there are 1,200 schools in Armenia, adding one more would simply bring the total to 1,201, while closing a school in the diaspora will have dire consequences for Western Armenians that would also impact on present-day Armenia,” Danielyan said. He was commenting on the AGBU announcement that plans are under way to start a ‘Melkonian Summer School’ near the capital Yerevan to teach the Armenian language and culture to about 400 diaspora youths for three months each year.
Six speakers were invited by the 40-member central committee meeting held at the Holiday Inn in Nicosia to elaborate on the history of the school and the reasons behind its closure, as well as to explain whether there was any hope or grounds for the school to reopen.

Ambassador Nicholas Makris, a member of the Council of Europe committee that drafted the Charter for European Minority Languages, said that the Melkonian should reopen, otherwise the whole of the Armenian community of Cyprus would disappear. He said the government of Cyprus had an obligation to implement the Charter, and this was best done through the reopening of the school.
Dr Akabie Nassibian-Ekmekdjian, historian and director of the school in the 1980s gave a historical overview of the school, saying that the Melkonian Education Institute, initially established in 1926 for orphans that survived the genocide, has produced hundreds of scientists, doctors, lawyers, artists, teachers and other professionals, who moved on from their studies to excel in their fields and become community leaders.

Yeran Kouyoumdjian, editor of a community newspaper, and Armen Urneshlian, an educator from Lebanon, argued that the closure of the Melkonian was not for financial reasons and was already having a negative effect on the Armenian diaspora. Vartan Tashjian, former headmaster of the Nareg elementary schools, spoke of his personal experiences and explained how Cypriots in general were opposed to the school’s closure and how they supported the struggle to reopen it.

The final speakers of the session included Masis der Parthogh, journalist and alumnus, who said that the school’s closure was planned years in advance with the intention to exploit the land, and Manouk Yildizian, journalist, who explained the legal aspects of community and minority rights in Cyprus and gave an overview of the government’s pledge to support the school, both financially and academically.

Present among the few seats reserved for observers from the community was former AGBU Central Board member Benon Sevan, who said that it was “unfair” that only one side of the argument was heard.

The session’s chairman argued that the AGBU’s positions were very clear and that the committee members wanted to hear about the prospects of reopening the historic school.

Dr Ekmekdjian added that the worldwide Melkonian alumni and friends had always wanted a dialogue, but it was the AGBU that refused for years to discuss keeping the school open.

The three-day meeting ended on Sunday with the central committee members visiting the Melkonian School grounds and laying wreaths at the founders’ monument.
This was the sixth meeting of the Organising Committee of the Western Armenian National Council that is expected to reconvene later this year to discuss several issues related to the Armenian Diaspora, such as social, community and historic aspects of the Western Armenian language, history and heritage.

CYPRUS MAIL 25/04/08

 

 

 

Iacovou hails ‘smooth progress’ in talks
By Jean Christou

THE TECHNICAL and working groups on the Cyprus issue held their second meeting yesterday and will continue on a daily basis until the end of May, Presidential Commissioner George Iacovou said.
Iacovou also announced that the new UN Secretary-General’s Special Representative Taye-Brook Zerihoun would arrive on the island between May 7 and 12.

The Presidential Commissioner met Acting Special Representative Elizabeth Spehar yesterday. Spehar will leave Cyprus as soon as Zeirhoun arrives.

Iacovou said Secretary-General Ban Ko-moon had not yet decided whether to appoint a special Cyprus envoy. This would depend on the progress made at the working groups and technical committees, he said.
The two sides agreed last month to set up six working groups and seven technical committees. The six working groups include governance and power-sharing, EU, security and guarantees, territory, property and economy.

The technical committees will focus on crime, commerce, cultural heritage, crisis management, humanitarian issues, health and environment.

They are designed to tackle everyday concerns, while the working groups are to handle substantive issues of the Cyprus question
After meeting separately with Spehar, Iacovou met Ozdil Nami, the adviser to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, and the two aides evaluated progress so far with the UN Representative.
“Our common assessment of the situation is that everything has evolved very smoothly,” Iacovou said.

The Presidential Commissioner said he meets and talks with the committee heads frequently and was receiving constant updates and if necessary requests for guidance.

“What they need is clarifications, how to react to specific challenges from the other side and this is very natural in such an exchange of views,” Iacovou said.

He said he was satisfied with the done work so far but cautioned that it was too soon to jump to any conclusions.

He also stressed that his use of the word “challenges” should not be misinterpreted as an obstacle to progress. “Just that they [the Turkish Cypriot side] may say something terribly clever that we had not thought of,” he added.

The main shadow over the process has been the shadow of the failed Annan plan, which was rejected by the Greek Cypriots in referendum four years ago yesterday. The Turkish side keeps referring to the UN blueprint as a basis for negotiations, while the Greek Cypriot side continues to reject the notion.

The most recent such comment from the Turkish side came from Nami.
But Iacovou said that during his meeting with Talat in September last year, then President Tassos Papadopoulos, a fierce opponent of the plan
“had accepted the principle that Mr Talat can bring to the negotiating table pieces of the Annan plan”.

“We cannot go back, and we have made no effort to change this, because Mr Talat said to President Christofias ‘are you tougher than Papadopoulos and will not allow me to negotiate in this manner?’ What is important is that it cannot be brought to the table as a document for negotiation, because the plan does not exist,” Iacovou said.
He did say, however, that the Turkish Cypriot side could raise aspects of the plan. “There may be aspects which we will not object to, but this document can simply not be a basis for negotiation,” Iacovou said.
Iacovou also said that next week the two sides would look at establishing more committees and groups once some progress was being made on the current 13 panels.

There was also a possibility that Talat and President Demetris Christofias could meet socially on May 7 at a reception hosted by the Slovak embassy, Iacovou said.

It will be the third meeting between them inside two months. They last met at a reception during the visit by UN Undersecretary Lynn Pascoe at the beginning of the month, and before that met officially on March 21.
Talat also crossed to the Greek Cypriot side to take a walk on Ledra Street on April 11.

Yesterday, Christofias sent the Turkish Cypriot leader an Easter basket filled with Easter eggs, flaounes and zivania.

CYPRUS MAIL 25/04/08

 

 

Cyprus marks Armenian genocide

THE ARMENIAN community in Cyprus yesterday marked the anniversary of the 1915 genocide by Turkey, with a call to Ankara to recognise its historical crimes.

The 93rd anniversary was marked by a series of events under the auspices of House President Marios Karoyan, who is Armenian.
Yesterday’s event involved a service at the Armenian church, and a march in Nicosia.

Vartkes Mahdessian, the Armenian Representative at the House, said that the message the Armenian people wanted to send was one of continuous struggle to internationalise and resolve the Armenian question, and also to receive acknowledgement and condemnation of the genocide.

“The Armenians will continue their struggle until the final justification, a duty owed to the victims of the genocide,” Mahdessian said. “It is time that the political leadership of Turkey found the courage to recognise the crimes the previous Turkish governments committed, justifying the victims of not only the Armenian genocide but of the Greeks, Cypriots, Kurds, Arabs, Pontic Greeks and other peoples, in the hope that it will at some point join the European Union.”

Karoyan, in an official statement, reiterated the support of the House to the demand of the Armenian people for the recognition of the genocide.
He called on Turkey to recognise and admit its crime and to apologise to the Armenian people and humanity as a whole.

“We do not beg, we do not implore. We demand justice from the contemporary democratic humanity, the entire international community, all the nations and all the peoples. Nothing more, nothing less,” he said.

CYPRUS MAIL 25/04/08

 

 

RADIKAL YORUM 25 Şubat 2008

 

BAHADIR KALEAĞASI

KIBRIS’TA DANSA DAVET

Dünya değişiyor ve AB gelişiyor. Kıbrıs’ın her iki kesiminin ortak çıkarı, siyasal huzur içinde bir ekonomik istikrar ve turizm merkezi olmak.

Başarılı bir çözüme kavuşmuş Kıbrıs, AB içinde Türkiye için bir siyasal müttefik, ekonomik açıdan ise doğal bir özel etki alanı konumuna gelebilir.

 

 

      AB yolunda Türkiye tıkandı mı?

      − Hayır, yalnızca yavaşladı. Ritim, uyum ve koreografi sorunu var.

 

Göreceli bir yavaşlama söz konusu. Türkiye mevcut potansiyellerini daha iyi yönetemediği, kendi gereksinimi olan reformları gerçekleştiremediği ve uluslararası rekabet koşullarını daha iyi kavrayamadığı için AB sürecinde yavaşladı. Fakat yine de ilerliyor. Devletin bir çok birimi yoğun bir çalışma içinde. Brüksel-Ankara hattı sanıldığından daha iyi işliyor.

Bu arada bazı AB ülkelerindeki bazı siyasetçiler Türkiye konusunda iç siyaset demagojisiyle gürültü yapmaya devam ediyor. Bunun üzerine Türkiye’de de bazı siyasetçiler Avrupa’nın çok sesli yapısını algılamakta zorlanıyor; karamsarlaşıyor ya da efeleniyor, sonuçta alınıyor ve yanılıyorlar.

Türkiye’nin AB üyeliği hedefi yine teyit oldu. AB Resmi Gazetesi’inde yayınlandı.

Fakat bu arada çok önemli bir gelişme oldu: AB Bakanlar Konseyi 13 Şubat 2008 günü "Türkiye için Yenilenmiş Katılım Ortaklığı Belgesi"ni (KOB) onayladı. Yirmiyedi ülkenin oybirliği ile hiçbir tartşıma olmaksızın alınan bir karar bu. Altında tüm AB ülkelerin imzası var. Fransa’nın da, Almanya’nın da, Güney Kıbrıs’ın da …. Böylece Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin sağlam ve işleyen bir kurumsal çerçeveye sahip olduğu bir kere daha teyit oldu.

AB Resmi Gazetesi'nde yayınlanan ve yasal bağlayıcılığı olan bu metin Türkiye'nin tam üyelik hedefini sorgulayanların meşru bir zeminden yoksun olduğunu bir kere daha vurguluyor. Yenilenmiş KOB, daha öncekiler gibi Türkiye’nin üyelik için geçmesi gereken aşamaların somut bir yol haritası.

Ayrıca, Türkiye'nin ekonomik büyümesine özel bir önem veriyor. Bu aynı zamanda bir çok AB siyasetçisi ve AB Komisyonu tarafından sık sık altı çizilen bir gerçeğe işaret ediyor: “Türkiye'nin AB üyeliği, 21. yüzyılın küresel ortamında Avrupa'nın gereksinim duyduğu rekabet gücü açısından önemli bir artı değerdir".

Örneğin Şubat başında Fransa özel sektörünün temsil kuruluşu Medef’in Brüksel’deki bir davetinde AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Verheugen hem özel sohbetlerinde, hem de onur konuğu olarak yaptığı konuşmada bu mesajı üzerine basarak verdi. KOB’un yayınlanmasının hemen sonrasında Fransa’da Le Monde gazetesinde yayınlanan bildirilerinde bir çok ülkeden parlamenter de “Türkiye’ye evet” mesajlarında bu gerçeği hatırlatmaktaydılar.

Türkiye’nin tam üyeliğine olan taahhüt AB Resmi Gazetesi’nde tekrar yayınlandı. Hangi AB siyasetçisi ne derse desin, son zamanlarda Berlin’den Madrid’e, Stockholm’den Lahey’e hep duyduğumuz bir gerçek bir kere daha resmen teyit oldu: “Türkiye kendini daha güçlü bir demokrasi, ekonomi ve toplum olarak dünya sahnesinde yükselttikçe, AB üyeliği zaten sahip olduğu kurumsal zeminde ilerleyecektir”.

Stratejik çerçeve bu kadar açık. Fakat yolda ilerlerken Kıbrıs dosyası önümüzdeki zemini kayganlaştırmaya devam ediyor. Masada müzakeresi bekletilen başlıklar ve Türkiye’nin şimdilik elinde tuttuğu deniz ve hava limanlarını Güney’e açma kartı var.

Kıbrıs ve Kıbrıs

Kıbrıs bir muammadır. Türkiye’nin AB yoluna açılan bir kapı mıdır? Yoksa içeride ve dışarıda Türkiye’yi bu yolda istemeyenlerin son kalesi midir? Kıbrıs’ta siyaset dansı çoğu zaman tangodur İki kişi gerekir. Fakat dansçıları piste aynı anda çıkarmak zordur. Çıksalar da ne birbirlerine uyarlar ne de müziğe.

Adanın güneyinde çatlak sesi ile müziği sürekli bozan Papadopulos cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda elendi. Yeni bir barış bestesi umudu doğdu. Bir-iki yıl içinde Kıbrıs’ta çözüm ve akabinde Türkiye-AB


Y O R U M B A H A D I R K A L E A Ğ A S I - 2 -

müzakerelerindeki kısmi tıkanıklığın aşılması olasılığı belirdi. Fakat yine de geçmişin dersleri azami temkine işaret etmekte. Kıbrıs söz konusu olduğunda ne yazık ki bir türlü eskimeyen eski yorumları hatırlamakta yarar var.

24 Nisan 2004 :

Adada referandum. Annan Planı ile adanın birleşerek AB’ye üye olması, toprak ve mülkiyet hakkı düzenlemeleri, Türk askerinin adada varlığını sürdürmesi gibi bir çok konu gündemde. Sonuç: Kuzey’de %65 “evet”, Güney’de %76 “hayır”.

Yorgos Vasiliou, eski G. Kıbrıs Cumhurbaşkanı, Kıbrıs’ın AB üyeliği sürecinde Başmüzakereci:

- “Biz AB’ye yıllar boyu Kıbrıs sorunun çözümünü önkoşul yaparsanız, adanın Türkiye yüzünden bölünmüş olmasından dolayı bizi cezalandırmış olursunuz dedik. Şimdi ise Türkler aynı haklı konuma geldi.”.

Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı:

- “Avrupa Parlamentosu’nun değerli üyeleri, bugün size Rum dostlar gibi, ben de kendi anadilimde Türkçe hitap ediyor olabilmeyi isterdim. Fakat, çözümsüzlük yüzünden bunu yapamıyorum”.

Tasos Papadopulos, G. Kıbrıs Cumhurbaşkanı, AB Konseyi üyesi :

- “Hayır dedik diye ne kaybedeceğiz ki? Bizi dışlayacaklar mı? AB zirvelerine katıldığımda, yemekte garson bana servis mi yapmayacak?”

Günter Verheugen, Genişlemeden sorumlu AB Komisyonu Üyesi:

- “Rumlar bizi aldattı”.

Aldanan ve aldatanlar

AB aldatıldı, çünkü Rumlar kendilerinin önceliğinin AB’ye birleşik bir ülke olarak girmek olduğunu savunmaktaydılar. Aldandı, çünkü Kıbrıs’ta çözüm için gerekli iç ve dış etkenlerin analizini yanlış yaptı. Kendi kendini aldattı, çünkü bu politikasının zayıflığını görmezden gelmeyi tercih etti. Klerides’in çözüme destek olacağını hesaplarken, Papadopulos’un iktidara gelmesiyle AB’nin Kıbrıs politikası bulanıklaştı.

Hiç kuşku yok ki, 1974 Kıbrıs harekatı haklı gerekçelerle yapıldı ve adada kanlı bir . Yunanistan içeride unanistan AB olarak tanımlanan öznenin bir parçası olarak alınan kararlara yön verebiliyor. AB’nin siyasal . Türkiye dışarıda ürkiye’nin hatası yalnızca Yunanistan’ın AB’ye doğru ilerlediği yıllarda, Brüksel’e mesafe almasında değil.

etnik temizlik girişimini engelledi. İki ayrı ülkeye aidiyet duygusu ile bağlı iki farklı etnik grubun olduğu bir kara parçasında, 1960 yılında başlayan yapay bir bağımsız devlet kurma denemesi başarısız olmuştu. Belki o zaman taksime gidecek koşulları planlayabilirdik. Değişik olasılıklara dayalı tutarlı stratejileri geliştirebilirdik. Türkiye’nin kaderi çok farklı olurdu. Ne var ki dizi nedenden dolayı barışı her iki taraf da kazanamadı:

1

Y

sistemi, kurulduğundan beri Lüksemburg gibi küçücük bir ülkenin bile çıkarlarını savunabilmesi esasına göre tasarlanmıştır. Yunanistan 1981’de üye olduktan sonra bu konumunu çok iyi kullandı. İstediği zaman bir çok dosyada veto yetkisini kullanabilirdi. Dolayısıyla, Atina AB içinde hukuksal zırh ve siyasal meşruiyete sahip bir şantaj aracına sahip oldu. Yunanistan’ın AB üyeliğine doğru ilerlediği dönemlerde Ankara’nın gafletleri malum. Türkiye yirmi-otuz yıl önceki dönemdeki hükümetlerin, tarihe ulusal çıkar katliamı olarak geçmesi gereken tarihsel hatalarının cezasını çekmekten henüz kurtulmadı. Üstelik artık G. Kıbrıs da içeride.

2

T

İlişkileri dondurmalar, Brüksel’den gelen davetleri reddetmeler, AB’ye başvuru hazırlığı yapan dışişleri bakanının gensoru ile düşürülmesine göz yummalar ... Sonra askıya alınan demokrasi, çığırından çıkmış insan hakları ihlalleri, Kürt sorunun kötü yönetimi, dinsel eğitime teşvik... AB üyesi demokratik Yunanistan karşısında, görüntüsü bozuk bir Türkiye, haklı olduğu davayı iyi savunamadı. Zaman aleyhimize işlerken, bir çok yetkili yanlış söylemler ve politikalarla Kıbrıs sorununu çıkmaza sürükledi. En son olarak, referandumda elde ettiğimiz siyasi hareket alanını bir iletişim artı değerine de dönüştüremedik.


Y O R U M B A H A D I R K A L E A Ğ A S I - 3 -

Örneğin hala resmi makamların basılı ve dijital olarak uluslararası dağıtıma tabi tutacağı, bir sayfalık, renkli, . AB etkisiz u dönemde Birleşmiş Milletler ve AB zaman zaman Rum tarafının kısır döngülerini kırmak için Türkiye’ye fırsat ürkiye stratejik düşünmeli ünya değişiyor ve Avrupa Birliği gelişiyor. Kıbrıs’ın her iki kesiminin ortak çıkarı, siyasal huzur içinde bir u genel değerlendirmeler ışığında, Türkiye açısından kazanılmış uluslararası zemini kaybetmeden AB . Son derece yapıcı ve Avrupalı bir söylem: << Barış, Avrupa’nın güvenliği, AB’nin küresel rolü, Doğu 2. n 3. e olabildiğince uygulanmasını sağlayarak Avrupa değerlerine ve hakkaniyete 4. aşlarının Güney’de haklarını kullanmalarını 5. klı mali yardımı ve açılacak olan ekonomik ilişkileri birer iletişim aracı olarak da 6. yönelik politikasına kısa vadede münhasıran hakim olan Irak 7. erhal tamamlayarak Türkiye aleyhine tutumların hareket 8. im. ıbrıs’ta siyaset dansı tango olmaktan çıkalı çok oluyor. Bahadır Kaleağası

fotoğraflı, insan odaklı, iletişim diliyle yazılmış bir “Kıbrıs bilgi notu” veya broşürü yoktur. İletişim çağı” gerçeğini özümseyememiş olmanın Türkiye’ye vahim maddi zararlarının yanı sıra ciddi bir siyasal maliyeti de var.

3

B

pencereleri açtı. Aralık 2002 ve Mart 2003’de Türk tarafı Annan Planı’nı ret ederek Güney Kıbrıs’ın AB üyeliği yolunu açtı. Böylece 24 Nisan 2004’teki referandumlarda artık çok geçti. 1 Mayıs’ta Kıbrıs’ın AB üyeliği gerçekleşti. Kıbrıs dosyası zaten dış politikada ortak hareket edemeyen, bu nedenle kurumsal reform için kıvranan AB’nin yumuşak karnına gömüldü. AB’nin “Doğrudan Ticaret” tüzüklerini G. Kıbrıs’ın vetosu yüzünden onaylayamayıp, bir de Türkiye’den hala Kıbrıs konusunda talepleri olması, Avrupa değerleri açısından son derece tutarsız bir politika. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye “barışa, Avrupa’ya ve birleşik Kıbrıs’a evet” dediler. AB de zaten bunu talep ediyordu. Sonra da, G. Kıbrıs’ın vetosu nedeniyle AB kendi ortak politikasına uyan Türk tarafını cezalandırır duruma düştü. Bu arada AB’nin bu etkisizliği Türkiye’de AB karşıtı akımları güçlendirdi.

T

D

ekonomik istikrar ve turizm merkezi olmak. Etnik çatışmaların nüksetmesi Kıbrıs’ın refahının sonu olur. Başarılı bir çözüme kavuşmuş Kıbrıs ise, AB içinde Türkiye için bir siyasal müttefik, ekonomik açıdan ise doğal bir özel etki alanı konumuna gelebilir.

B

perspektifini güçlendirebilecek duyarlı bir politikanın bazı anahatları şu şekilde beliriyor:

1

            Akdeniz’de istikrar ve ekonomik kalkınma, halkların Avrupa’sı ülküsü, Türk-Yunan uzlaşması, AB projesinin saygınlığı, demokrasi ve insan haklarının evrenselliği, bilgi toplumu çağında halklar arası bütünleşme, ... >> Deniz ve hava limanları için çözüm sürecini başlatıp, sonuçlanmasını müzakere sürecindeki tıkanıkları

            aşılmasıyla eşzamanlı kılmak. AB müktesebatının Kuzey’de d

            uygun bir şekilde “AB üyesi bir Kuzey Kıbrıs” durumu yaratmak. Kıbrıs’ın AB üyeliği sonucunda, KKTC ve Türk kökenli AB vatand

            teşvik etmek (örneğin Alman vatandaşı Türkler birer AB’li olarak G. Kıbrıs’a yerleşebilir, iş kurabilir, yerel seçimlere katılabilir). Avrupa Parlamentosu’nun 2009 seçimlerinde Kuzey Kıbrıslılar için seçme ve seçilme hakkı talep etmek. Kuzey’e AB kayna

            değerlendirmek. ABD’nin bölgeye

            sorununa ve Kosova’nın ilk etkileri olumlu olan bağımsızlık sürecine dikkat etmek. Bu durumun Kıbrıs bağlamında olumsuz etkileri olmaması için AB ile ilişkilerde uyarıcı bir rol oynamak. Demokratik reformları d

            alanını ve Kıbrıs dosyası ile etkileşim olasılıklarını asgariye indirmek İletişim. İç iletişim. Uluslararası iletişim. Çağdaş, yaratıcı ve etkili iletiş

             

K

 

Artık herkesin piste fırladığı, sesi artan ve ritmi giderek hızlanan bir çiftetelli çalmakta.

 

Dr Bahadir Kaleagasi

Brüksel

kaleagasi @tusiad.org

 

Talat’tan Hristofyas’a davet

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ı Kuzey Kıbrıs’a davet etti. NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’e konuşan Talat, Hristofyas’ın böyle bir jest yapmasının son derece yararlı olacağını söyledi.

NTV

Güncelleme: 20:05 TSİ 27 Nisan 2008 Pazar

 

ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, birçok kez güney Kıbrıs’ta bulunduğunu hatırlattı. Son olarak eşi Oya Talat’ın güneye geçerek Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın eşini ziyaret ettiğini söyleyen Talat, sıranın Hristofyas’ta olduğunu dile getirerek, “Hristofyas’ı Kuzey Kıbrıs’a bekliyoruz. Bir jest yapması son derece yararlı olur” diye konuştu.

 

3 ay içinde tam teşekküllü müzakerelerin başlayacağını belirten Talat, iyimser olduğunu ifade etti. KKTC Cumhurbaşkanı, Annan Planı’nın kendileri açısından zemin olmaya devam ettiğini kaydederek, “Benim hedefim 2008 yılı sonuna kadar çözümdür” dedi.

Talat, Hristofyas’ı bu süreçte Türkiye’nin aleyhine konuşmaması konusunda uyardığını da açıkladı.

Talat, Türkiye’nin Kıbrıs’tan asker çekmesinin ya da limanlarını tek taraflı olarak Rumlara açmasının hiçbir yararı olmayacağını ifade ederken, Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılması gerektiğine işaret etti.

Talat, Ankara’daki ikinci gününde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le bir araya gelerek durum değerlendirmesi de yaptı.

HİSARCIKLIOĞLU’YLA GÖRÜŞME
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni (TOBB) ziyaret ederek Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu ile de görüştü.

Görüşme öncesi bir açıklama yapan Talat, Kıbrıs sorunu konusunda, Kıbrıs Türk tarafının çözüm iradesini sürdürdüğünü kaydetti. Kıbrıs Türk tarafının bu konuda 2004 yılında ortaya koyduğu iradesinin bütün dünya tarafından gözlemlendiğini belirten Talat, bugün de aynı iradenin gözlenmeye devam ettiğini söyledi.

 

 

"Yeni süreçten hem umutlu hem endişeliyim”

ANNAN PLANI SÜRECİNDEKİ ORTAM ENDİŞELENDİRİYOR... Cumhurbaşkanı Talat, yeni başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan da Annan Planı'nda ortaya çıkan manzaradan ve Hristofyas'ın da "hayırcılar" içerisinde olmasından, ayrıca "Bugün nasıl bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve Rum halkı kabul edebilecek mi?" gibi sorulardan dolayı endişeli olduklarını belirterek belirtti.

Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin (KTMMOB) 48'inci Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Talat, "Biz iki halkın da kabul edebileceği bir plan hazırlamakla yükümlüyüz" dedi.

Talat, yeni başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan endişeli olduklarını belirterek, endişenin; Annan Planı'nda ortaya çıkan durum ve Hristofyas'ın bu planı reddedenlerin arasında olmasından, ayrıca "Bugün nasıl bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve Rum halkı kabul edebilecek mi?" gibi sorulardan kaynaklandığını belirtti.

Talat, liderlerin, bu kapsamda iki halkın kabul edebileceği bir plan hazırlamakla yükümlü olduklarını, bu çalışmalar yanında da adım başında insanları çözüme hazırlamaları gerektiğini, bunun etkilerini de Güney'de gördüğünü belirterek, halkın görüşme süreci içerisinde bilgilendirilmesi, planı kabul edebilir bir düzeye getirilmesi ve çözüme hazırlanmasının önemine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, dün KTMMOB Konferans Salonu'nda saat 10.30'da yapılan KTMMOB 48'inci Olağan Genel Kurulu'na katılarak, başta Kıbrıs konusu olmak üzere Kıbrıs'taki kuraklık ve su sorununa değindi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de Genel Kurul'a katıldı ve konuşma yaptı.

Genel kurula ayrıca milletvekilleri, sivil toplum örgütü, dernek, kurum kuruluş ve sendika yetkilileri katıldı.

Divan Başkanlığı'na Bektaş Göze'nin seçilmesiyle başlayan genel kurul, KTMMOB Başkanı Ahmet Ulaş'ın yaptığı açılış konuşmasıyla devam etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Soyer'in konuşmalarının ardından genel kurula Rum kesiminden katılan Kıbrıs Teknik Odası Başkanı Hristos Eftivulu ile Kıbrıs İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar Örgütü Andonis Belganos da birer konuşma yaptı.

Genel kurul, faaliyet ve mali raporların sunulması, raporların tartışılıp aklanması, birlik organlarının seçimi, dilek ve temennilerin ardından tamamlandı.

Talat

Talat, konuşmasına ilk olarak kuraklık ve su sorununa dikkat çekerek, özellikle iklim değişiklikleriyle gelen kuraklığın insanlığı tehdit ettiğini belirtti.

Kuraklığın su sıkıntısını da beraberinde getirdiğini ifade eden Talat, ülkede içme suyu probleminin yaşanmayacağını, ancak şimdiden etkisini göstermeye başlayan kullanım suyu eksikliğinin, etkisini yaz aylarının ortalarına doğru daha da hissettireceğini belirtti.

Talat, bu çerçevede çevre, su ve doğa alanında faaliyet gösteren odaların ve kurumların ülke yönetimlerine bilimsel alandaki çalışmalarıyla destek olması gerektiğine vurgu yaparak, odaların yapacakları çalışmalarla vatandaşları su kullanımı konusunda bilinçlendirmesi gerektiğini söyledi.

"Önüne gelen delik açıyor"

Suyun devletin malı olduğunu, ancak "her önüne gelenin bir delik açarak su çıkarıp sattığını" ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Su hala daha beleştir, çok ucuzdur. Bu yüzden insanoğlu suyu tasarruflu kullanmıyor" diyerek, "Şimdi 'Cumhurbaşkanı suya zam yapın' dedi olacak, ama dedim" şeklinde konuştu.

Talat, Rum kesiminin bu konuda çoktan önlemlerini aldığını, ancak Kıbrıs Türk tarafının alamadığını belirterek, bu yüzden en önemli görevin bilimsel alanda çalışmalar yapanlara düştüğünü söyledi.

Kıbrıs konusu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşmasında Kıbrıs sorununa da değinerek, çözüme yönelik yeni başlayan süreçte önemli gelişmeler kaydettiklerini ve çalışma grupları ile teknik komitelerini hayata geçirdiklerini ifade ederek, daha önceki Rum yönetimiyle 1.5 yılda yapılamayanı çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştirdiklerini belirtti.

Talat, şaşırtıcı bir şekilde gruplar ile komitelerin gündemlerinin bile saptandığını, bunun da önemli bir gelişme olduğunu ifade ederek, umutların atılan adımlarla pekiştiğini kaydetti.

"Annan Planı'nın ruhuna sadığız"

Yakovu ile Hristofyas'ın Rum kesiminde "Annan Planı'nı görüşüyorlar" diye suçlandığını, bu suçlamaların da kendisinin "Annan Planı'nı görüşüyoruz" demesinden ileri geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bir kere biz Annan Planı'nı görüşeceğiz demedik, ama bizim taraf açısından Annan Planı'nın ruhuna sadığız ve unsurlarını görüşme masasına götüreceğiz. Rum tarafı reddetti, ama benim halkım kabul etti. Benim halkım kabul ettiğine göre o planın unsurlarını masaya götürmem kadar doğal ne olabilir" dedi ve bu konuda Rum kesiminden gelen yaklaşımları doğru bulmadığını kaydetti.

Umut ve endişe

Talat, yeni başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan endişeli olduklarını da belirterek, endişenin Annan Planı'nda ortaya çıkan manzaradan ve Hristofyas'ın da "hayırcılar" içerisinde olmasından, ayrıca "Bugün nasıl bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve Rum halkı kabul edebilecek mi?" gibi sorulardan kaynaklandığını belirtti.

Bu kapsamda liderlerin, iki halkın da kabul edebileceği bir planla yükümlü olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, bu çalışmalar yanında adım başında da insanları çözüme hazırlamaları gerektiğini, bunun belirtilerini de Güney'de gördüğü için umutlarının daha da arttığını kaydetti.

"Halkları çözüme hazırlamalıyız"

Cumhurbaşkanı Talat, insanların bilgilendirilmeyişinin kötülüğünü Annan Planı döneminde gördüklerini belirterek, halkın görüşme süreci içerisinde bilgilendirilmesi, planı kabul edebilir bir düzeye getirilmesi ve çözüme hazırlanmasının önemine dikkat çekti.

Talat, bu çerçevede kendilerinin Kıbrıs Türk halkını çözüme hazırlayacağını, ama bunu Rum tarafından da bekleyeceklerini belirtti.

"Tecrit devam ediyor"

Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sürecinde ilk etabın tamamlandığını, ancak olumlu yönlerin yanında olumsuz yönlerin de yaşanmaya devam ettiğini belirterek, buna örnek olarak KKTC üzerinde yaşanan tecrit politikasının devam etmesini verdi.

Talat, Rum tarafının, yabancı diplomatların kendisiyle görüşmesini engellemeye çalıştığını da belirterek, ancak Kıbrıs Türk tarafı olarak zaman içerisinde olumsuzlukların olumluya döneceğine inandıklarını kaydetti.

"Kıbrıs konusu artık karanlık değil"

Kıbrıs Türk tarafının çözüm yolunda iyi niyetle, samimiyet içerisinde çalışacağını dile getiren Talat, Kıbrıs sorununda her şeyin "güllük gülistanlık" olmadığını, ancak geçen yıllardaki gibi de "her tarafın karanlık" olmadığını söyledi.

Talat, çözümü istediklerini, bu çözümün de tüm bölgeye, adaya ve dünyaya katkı sağlayacağını da belirterek sözlerini "Biz elimizden geleni yapacağız ve mutlaka yurdumuzu bir an önce Kıbrıs sorununu çözmüş, dünyayla bütünleşmiş birleşik bir Avrupa Birliği üyesi yapacağız" şeklinde tamamladı.

Soyer

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, konuşmasında su ve kuraklık konusuna değinerek, ülkede su ve kuraklık sorununun yanı sıra elektrik enerjisi konusunda da çalışmalar yapılması gerektiğini, bu çalışmaların da tek taraflı değil, iki halkın yapacağı ortak çalışmalar olması gerektiğini kaydetti.

"Lefkoşa güneş enerjisiyle aydınlatılabilir"

Soyer, iki halk arasında başlayan yeni süreç çerçevesinde oluşturulan teknik komitelerde, ülke geleceğinin yararına çalışmalar yapılması ve projeler üretilmesi gerektiğini belirterek, örneğin elektrik üretiminde petrolün kullanıldığı Kıbrıs'ta, en azından Lefkoşa'nın elektriğinin güneş enerjisiyle karşılanabileceği bir projenin ortaya çıkarılabileceğini kaydetti.

Petrol fiyatlarının her gün arttığı bir ortamda, alternatif enerji üretiminin gündeme gelmesi gerektiğini dile getiren Soyer, bu projelerin iki halkın ortak geleceği için kullanılması gerektiğini söyledi.

"İki halkın ortak çıkarları gözetilmeli"

Bu projeleri üretirken iki halkın ortak çıkarlarının da gözetilmesi gerektiğine vurgu yapan Soyer, çünkü her iki halkın da ortak bir vatan da yaşadığını kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, iki lider arasında başlayan görüşme sürecinin ardından ortaya çıkan gelişmelerden duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, bu süreç kapsamında Kıbrıs'ta bir çözüme hızla ulaşmak hedefinde olduklarını vurguladı.

"Liderlere destek olunmalı"

Soyer, bunun iki tarafın birbirini suçlayarak değil, farklılıklarını gözeterek yapılması gerektiğini belirterek, bu çerçevede her iki halkın tüm kesimlerinin iki lidere bu süreçte yardımcı olması ve destek vermesi gerektiğini kaydetti.

Ulaş

KTMMOB Başkanı Ahmet Ulaş da, ülkenin en büyük sorunu olarak gördükleri Kıbrıs sorunu konusunda birlik olarak her zaman çözümden yana olduklarını belirterek, başkanlığı süresince Kıbrıs sorunu ve diğer konularda yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Ulaş, iki liderin yeni başlattığı görüşme sürecinde oluşturulan komitelerde sivil toplum örgütleri olarak üzerlerine düşen görevleri yapmaya ve meslek dallarında destek vermeye hazır olduklarını belirterek, Kıbrıs'ta çözüm ve barışın en önemli hedefleri olduğunu kaydetti.

İnşaat sektörünün gelişmesiyle çevre, trafik ve enerji konularında eksikler yaşandığına da dikkat çeken Ulaş, bunun yanında özellikle kuraklık ve su sorunu konularında herkesi üzerine düşeni yapmaya çağırdı.

Eftivulu

Kıbrıs Teknik Odası Başkanı Hristos Eftivulu da, iki oda arasındaki çalışmalar çerçevesinde mesleki konular yanında vatanın birleştirilmesi için de çalışmalar yapıldığını belirtti.

Eftivulu, yeni başlayan süreçte iki lidere halkların da destek vermesi gerektiğine vurgu yaparak, iki halkın Kıbrıs'ta her sorunu aynı şekilde yaşadığını, bu yüzden ileriye dönük projelerle ülkeyi daha ileriye taşımak gerektiğini kaydetti.

Belaganos

Kıbrıs İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar Örgütü Başkanı Andonis Belaganos ise, çözümün yakın olduğu düşüncesini taşıdığını belirterek, çünkü iki liderin de buna inandığını kaydetti.

Belaganos, bu çerçevede örgütlere de büyük işler düştüğünü belirterek, iki halkın bugün ve yarınını birlikte planlaması gerektiğini ifade etti.

KIBRIS 27/04/08

 

 

İstediğimiz federe devlet yapısının 60 Anayasası'yla alakası yok

Alithia gazetesi, Anayasa Uzmanı ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın yakın mesai arkadaşlarından biri olarak lanse ettiği Tumazos Çelebis'le; Kıbrıs sorununun çözülmesi için talep edilecek federasyon sisteminin temel ilkeleri üzerine söyleşi yaptı.

Alithia gazetesi "Federasyonun Hangi Bahsini Kazanmamız Gerek -Tumazos Çelebis: Tek Çıkış Noktamız Federasyon -Zaman-Zaman Gerilemeler Yapıldığı Kabul Ediliyor" başlığını attığı söyleşide Çelebis'in; değiştirilmek suretiyle Kıbrıs'ta da uygulanabilecek çeşitli federasyon sistemlerinden örnekler verdiğini ve "istediğimiz federe devlet yapısının 60 Anlaşması ile alakası yok" sözüne vurgu yaptı.

Tumazos Çelebis'in "Başkan Hristofyas'ın tutumu çok nettir. Zaman-zaman bu konuda gerilemeler yaptığımızı söylemeye cesaret ediyorum, ancak bunlar mazide kaldı" ifadesini de öne çıkaran gazete söyleşiyi okurlarına şöyle aktardı:

"Soru: Sayın Çelebis, hükümet bir süreden beri; halkın iki bölgeli, iki toplumlu federasyon konusunda bilgilendirilmesi için bir seferberlik başlatılması gerektiğine işaret ediyor. Başkan Hristofyas da bu soruna işaret etti. Anayasa uzmanı olarak siz, halkın Kıbrıs sorununun bu çözüm şekli hakkında halen bilgi eksikliği bulunduğunu düşünüyor musunuz?

Yanıt: Elbette evet... Şu ana kadar işittiklerimize göre bilgi eksikliği vardır.

Soru: Halkın iki bölgeli, iki kesimli federasyonun ne olduğunu bilmesi temel ilke olarak mı gerekli?

Yanıt: Federasyonun kendisi konusunda federasyonun; bölgelerden, her birinin kendi yetki sınırları bulunan en az iki bölgeden oluşan bir sentez devlet olduğunu söylememiz gerekir. Hükümeti var, meclisi var, kendi mahkemeleri var, çoğu kez kendi anayasası var. Tam da bu nedenden dolayı bölgelerin; üniter devletinkinden farklı kendi yetki organları var. Üniter devlette sadece bir merkezi yetki var ve kazalarının kendi yetki organları yoktur. Doğrudan merkezî yetkiye bağlıdırlar.

Soru: İki bölgeli, iki kesimli federasyon. Genel hatlarıyla yaygın bir devlet sistemi mi?

Yanıt: Bugün dünyada, neredeyse dünyanın yarısını kapsayan federal devletler var ve buradaki nüfus dünya nüfusunun neredeyse %40'ını oluşturuyor. Bu yaygın bir sistemdir ve bunu bilmemiz gerekir.

Soru: Sayın Çelebis, Kıbrıs sorununun çözüm şekli olarak başarmamız halinde iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun temel ilkeleri neler olacak?

Yanıt: Tam da buna geliyordum. Bütün bağımsız federasyonların ortak unsuru -ki biz de bundan farklı olamayız- en az iki bölgeden oluşmalarıdır ve bu bölgelerden her birinin kendi yetki organlarına sahip olmasıdır. Elbette iki toplumlu federasyondan söz ederken; insan hakları ve temel özgürlüklerini güvence altına alan bir egemenlikten, bir vatandaşlıktan, bir uluslar arası temsiliyetten söz ediyoruz.

Soru: Ancak Sayın Çelebis; hiçbir federasyonun bir başkasıyla tamamen aynı olmadığını siz kendiniz de söylediniz. Kıbrıs sorununda uzlaşılacak federasyon çözümünün bazı yönlerini ve detaylarını bile bilmezken halk bu meselede nasıl bilgilendirilecek?

Yanıt: Daha önce de söylediğim gibi her federasyonun, başkalarında rastlanmayan kendi unsurları vardır ve bu tesadüf değildir. Çünkü federasyonlar çeşitli nedenlerden dolayı oluşturulur. Bizimki, iki bölgelilik ve iki kesimlilikle alakalıdır. İki bölgelilikte; iki bölge, iki kaza olacak. Her bölge kendi toplumu tarafından yönetilecek. Aksi halde federasyonu yapmamıza bir neden olmazdı. Federasyonu ileri götürmemizin nedeni; var olan istila ve işgal sorununu göğüslemek ve iki toplum arasındaki ilişkileri halletmektir. Tam da bu nedenle her toplum bir bölgeyi yönetecek.

Soru: Her bölge her toplum tarafından devlet şeklinde mi yönetilecek?

Yanıt: Elbette hayır. Devlet şeklinde değil, çünkü federasyonda bölgeler asla bağımsız devlet değildir. 'Tek egemenlik, tek uluslar arası temsiliyet ve tek vatandaşlık' derken; bölgelerin bağımsız devlet olmadığını söylüyoruz. Aklımızda tutmamız gereken; 77-79 Doruk Anlaşmaları ile Kıbrıslı Rumların bir bölümünün, oraya dönmek ister ise Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacağı konusunda anlaştık. Bu, üzerinde uzlaşılmış bir şeydir ve halkın bunu bilmesi gerekiyor. Her bir toplumun bir bölgeyi yönetmesi, temel özgürlüklerin ihlal edilmesi anlamına gelmez. Her toplumun kendi bölgesini yönetmesi ve aynı zamanda temel özgürlükleri tesis etmesini oturtmanın pek çok yolu var.

Soru: Sayılarda kısıtlama yok mu Sayın Çelebis?

Yanıt: Bazı kısıtlamalar olacak ama sayıda o kadar da değil. Bizim tezimiz, kısıtlamaların; öteki toplumun idaresi altında yaşadıklarında toprak kriteri ile oy kullanacakları mantıklı bir oranda olması gerektiği şeklindedir. Yani, Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayacak bir kişi Kıbrıslı Rum olarak oy kullanmayacak, Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayan biri olarak oy kullanacak. Ancak anlayacağınız gibi bu yönetimin güvence altına alınabilmesi için mantıklı bir kısıtlama olmalı. Bu itibarla, dönmek isteyen göçmenler, toplum kriteri temelinde oy kullanabilecek. Yani, 60 Anayasası ile olduğu gibi.

Soru: Sayın Çelebis federasyonla ilgili bütün bu söyledikleriniz -seçimlerden önce söylenen ve bazıları tarafından bugün de söylenmekte olan- doğru içerik şartı altında değil mi?

Yanıt: Terminolojiler içi boş kabuk değildir. Her terminolojinin somut bir içeriği vardır. İki bölgeli federasyonun içeriğini -minimum içeriği- izah ettim ve elbette iki toplumluluğun Kıbrıs'a özel başka bir yönü daha var. 60'tan beri var olan iki toplumun sonuç getirici şekilde katılıma sahip olması gerektiği anlamına gelen bir yön. Önemli kararların alınmasında eşit değil ama sonuç getirici katılım.

Soru: Bu ortak karlar hangi alanlarla ilgilidir?

Yanıt: 60 Anayasası'na göre dış politika, savunma konuları, güvenlik v.b. alanlarda. Kararların nasıl alınacağı tartışılır, ancak 60'ın gerisine gidemeyiz. Öte yandan; bazı çıkmazları aşmamız için bazı sonuç getirici mekanizmalar olması gerekir. 'Bazı konularda birlikte karar vereceğiz' demek, mutlaka tamamının tartışılacağı anlamına gelmez. Müzakerelere bu nedenle, bu meselelerde anlaşmak için gidiyoruz.

Soru: Başta, dünya nüfusunun neredeyse yarısının federasyon sistemiyle yönetildiğini söylediniz. Yabancı federasyonların zaman-zaman Kıbrıs'la paralelliği oldu mu? Kıbrıs sorunuyla 'eşleştirmek' için bu sitemlerden bazılarına bakacak mısınız?

Yanıt: Hiçbir federasyonu kopya etmemeliyiz. Ancak bütün federasyonların ortak niteliklerini kopya edeceğiz. Ondan sonra özellikler var. Mesela; buna örnek olarak aklıma Belçika geliyor. İki toplumlu ve federal devlet yapısına sahip bir Avrupa ülkesidir. Onda bile tıpatıp benzeşmeler yoktur.

Soru: Bütün bunları sindirmemiz için, yıllar boyunca siyasetçilerimizden işittiklerimizin çoğunu aklımızdan çıkarmamız gerekecek.

Yanıt: Bilmemiz gereken; istediğimiz federal devlet yapısı -inşallah öteki taraf da kabul edecek çünkü aksi takdirde ilerlemeyeceğiz- 60 Anayasası'ndan faklı bir şeydir. 60'ta, bozulan bir ortaklığımız vardı. Bu ortaklık, ortak federal çatı altında yeniden kurulmalı. Bahis budur. Fakat hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ancak aynı zamanda, devletimiz Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti var olmaya devam edecek. Farkı olan, bir miktar Kıbrıslı Rum'un Kıbrıs Türk idaresi altında, bir miktar Kıbrıslı Türk'ün de aynı şekilde Rum idaresi altında yaşayacağıdır.

Soru: 'İnşallah öteki taraf da kabul eder' dediniz. Şifahi olarak kabul ediyorlar. Bu yeterli değil mi?

Yanıt: Öteki tarafın tutumu net değildir. Bütün bunların müzakere masasında netleşmesi gerektiği izlenimine sahibim. Çünkü biz bir, onlar iki devletten söz ederse ilerleyemeyiz.

Soru: Federasyonla ilgili tutumumuz, görüşümüz net mi?

Yanıt: Başkan Hristofyas'ın tutumu nettir. Bu konuda zaman-zaman gerilemelerimiz olduğunu söylemeye cesaret ediyorum, ancak bunlar mazide kaldı."

KIBRIS 27/04/08

 

Pascoe ve Rehn, Kıbrıs'ı konuştu

PASCOE İLE REHN TELEFONDA GÖRÜŞTÜ... Kıbrıs sorununun çözümü yönünde başlayan çabalar çerçevesinde Avrupa Birliği, AB müktesebatının KKTC'de de uygulanması, güvenlik ve mülkiyet konularında yoğun faaliyet göstermeye başlıyor. BM Genel Sekreter Yardımcısı Pascoe'nun Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ı kapsayan ziyareti ışığı altında AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Rehn ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde özellikle, AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünde oynayacağı rol üzerinde durulduğu belirtiliyor

Kıbrıs sorununun çözümü yönünde başlayan çabalar çerçevesinde Avrupa Birliği, AB müktesebatının KKTC'de de uygulanması, güvenlik ve mülkiyet konularında yoğun faaliyet göstermeye başlıyor.

Fileleftheros haberi "İşbirliği: Olli Rehn Lynn Pascoe'yla Telefon Görüşmesi Yaptı" başlığıyla yansıtan gazete edindiği bilgilere dayanarak AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'in birkaç gün önce BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'yla uzun bir telefon görüşmesi yaptığını belirtti.

Pascoe'nun Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ı kapsayan ziyareti ışığı altında gerçekleştirilen bu telefon görüşmesinde özellikle, AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünde oynayacağı rol üzerinde durulduğunu belirten gazete devamla şunları yazdı:

"Avrupa Birliği'nin özellikle; Avrupa müktesebatının Kıbrıs hükümranlığının Kuzey bölümüne genişletilmesi ve öğrendiğimize göre bu çerçevede geçiş dönemleri konusunda aktifleşmesi bekleniyor. Böyle bir şeye kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü böyle bir şey göçmenlerin yeniden iskânını gerektirecek. Öte yandan da AB ile BM'nin geçen Kasım ayında Brüksel'de gerçekleştirdiği hazırlık toplantısı çerçevesinde saptanmış olan; işgal bölgelerindeki altyapı eksikliğinden (mesela su sağlama) dolayı var olan olanaksızlıklar giderilecek.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ne katılım sözleşmesi'nin 10. protokolü geçiş dönemleri öngörmemesine, ancak Kıbrıs sorununun muhtemel çözümünden hemen sonra müktesebatın ertelenmesinin derhal kaldırılmasını öngörmesine rağmen, üye ülkelerin, ulusal parlamentolarının kararıyla geçiş dönemlerinin onaylanması olanağı mevcut görünüyor.

Edindiğimiz bilgilere göre Ankara'nın; güvenlik ve mülkiyet konularında daimi sapmalar da dayatmak amacıyla bu pencereyi kullanması gerekiyor."

Hristofyas, Pascoe'yu heyecanlandırdı

Politis "Dimitris Hristofyas Lynn Pascoe'yu Heyecanlandırdı -Kıbrıs Sorunu Olmadan Ölmek İstiyorum -Pascoe Kıbrıs Sorununda Ne Diyor -Hristofyas ve Talat'ın Kimyasından Etkilendi" başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'nun Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ı ziyaretinden sonra 15 Nisan'da BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun içeriğine yer verdi.

Gazete Pascoe'nun gerek Lefkoşa'da gerek Atina ve Ankara'da siyasi irade saptadığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Lefkoşa'da: Dimitris Hristofyas Pascoe'ya; 'Yeni nesillerin Kıbrıs sorunu eziyetini yaşamayacaklarından emin olarak ölmek istiyorum' derken Talat çözüm bulunmasından başka hiçbir seçenek olmadığını, 'Kıbrıslı Türklerin, 2004'te kapsamlı çözüme evet demiş olmalarına rağmen halen uluslar arasında izole olmaya devam ettiklerini' vurguladı.

Atina'da: Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni BM yetkilisine; Kıbrıs sorununun çözümünün Yunan hükümetinin en üst sıradaki önceliği olduğunu söyledi.

Ankara'da: Dışişleri Bakanı Ali Babacan 'Türkiye'nin kapsamlı çözüm arayışlarına yapıcı şekilde katkı koyacağını' taahhüt etti ve 21 Mart'ta uzlaşılan takvimi kutladı.

Lynn Pascoe Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda; 2004'ten beri var olan çıkmazın kırılması ve seçilmesinin ardından siyasi ortamın değişmesi dolayısıyla Başkan Hristofyas'ı takdir etti. Pascoe'ya göre bu değişiklik; seçilmesinden sadece üç hafta sonra, kapsamlı bir çözüm yönünde izlenecek yöntem konusunda uzlaşıya varılan 21 Mart'ta en somut şekilde ifade edildi. Pascoe; Hristofyas ve Talat 'ortak açıklamalarında ne 8 Temmuz anlaşmasına ne de 2004'teki kapsamlı çözüm planına değindiler, önceki görüşmelerdeki dikenli meselelerle ilgili hitabet ifadelerinden kaçındılar' ifadelerine yer verdi.

Pascoe Hristofyas ve Talat arasındaki ilişkinin kimyasından etkilendi ve 'Hristofyas ve Talat arasındaki karşılıklı sempatiden etkilendim. Gerçekte; liderler arasındaki kişisel ilişki ve güven (...) bu sefer çözümün başarılacağı konusunda iyimser olunması gerekçelerinden biridir' diye yazdı.

Lynn Pascoe komitelerden neler beklediğini tarif ederken 'yönetim, toprak, mülkiyet gibi çeşitli alanlarda çok somut meseleler üzerinde; mümkün olan görüş birliğini sağlamak hedefiyle çalışmaya başlayacaklar. Çalışma gruplarında hiçbir görüş birliğine varılamayacak konular kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde liderlerin müzakeresine havale edilecek' dedi.

BM Genel Sekreter Yardımcısı, Kıbrıs sorununda bugüne kadar yapılan bütün diğer planlarla birlikte Annan planının da geleceğiyle ilgili şu yanıtı verdi:

'Genel Sekreter'in Haziran ve Aralık 2007 tarihli raporlarında da ifade ettiği üzere bütün taraflardan; çeşitli kararlar, anlaşmalar, planlar ve kapsamlı çözüm arama ilkeleri de dâhil olmak üzere var olan çalışmaların yeniden üzerinden geçmelerini bekliyor.'

Bu yeni başlangıcı 'ümit verici başlangıç' olarak niteleyen Pascoe 'on yıllar boyunca çözülemeyen konuların bu kadar kolay çözüleceği sahte hissi uyanmamalıdır' uyarısında bulundu. Bu çabaların; gerek Kıbrıslı Rumlar gerek Kıbrıslı Türkler tarafından desteklenebilecek bir çözümü gündeme getirmesi gerektiğini de vurguladı."

Türkiye sadece bakire doğumla çözümü kabul ediyor

Fileleftheros "Sadece Bakire Doğumla Çözüm -Ankara Barrosso ve Rehn'e; Ancak Yeni Devletin Kurulmasıyla Olumlu Olacağını Net Şekilde İletti" başlığıyla yansıtan gazete, "Ankara'nın Kıbrıs sorununun çözümüne yalnız bakire doğumla rıza göstereceğini" okurlarına bildirdi.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso ve AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'e; Ankara'nın Kıbrıs sorununun çözümüne yeşil ışık yakmak için tartışmasız şartının; bakire doğmuş yeni bir devlet ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağvedilmesi olduğunu net şekilde ilettiklerini yazdı.

Gazeteler; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara temaslarına ve orada yapılan açıklamalara ilişkin haberlerini okurlarına şu başlıklarla aktardılar:

Politis: "Talat Ortaklık Devleti İstiyor -Çözümün Zaman Sınırı 2009"

Simerini "Başka Ad Altında 'Annan' -Milli Güvenlik Kurulu İki Devlet Çözümünde Israr Ediyor - Talat: İki Kurucu Devlete Dayalı Ayrı Varlık İstiyoruz -'Çözüm İçin Son Fırsat'"

Haravgi "Beklenmekte Olan Doğrudan Müzakereler Son Fırsat -Talat, Müzakereleri Terk Etmenin Her İki Taraf İçin De Zor Olduğunu Söylüyor"

Alithia "Talat Ankara'dan; Son Şansımız Olduğunu İletiyor".

KIBRIS 27/04/08

 

Turkish water plan could solve drought crisis
By Andreas Avgousti

BRINGING water from Turkey seems to a real, cost-effective option to resolve Cyprus' water woes.

This is what a group of experts, Cypriots and non-Cypriots alike, have concluded in what appears to be a tangible suggestion worth looking into, and the Cyprus Mail understands that the proposal is under consideration at the technical committees currently meeting to prepare the ground for Cyprus problem talks.

Nicos Vassiliou, an economist-consultant who is involved in the project spoke to the Mail.

"The infrastructure for receiving the incoming water is already in place: this is why the plan can work," he said pointing out that the project already makes use of existing resources on the island.

"Of course, an underwater tunnel would need to be built connecting Turkey to Cyprus.

Alarko Aksim, the company responsible for materialising the project, estimates that it will take two years to build the tunnel connecting Turkey to Cyprus.

The scheme also compares favourably when compared with water transport via ships from Greece.

"Greece is three times as far from Cyprus as Turkey is," Vassiliou said.

"The minimum the government can save on a contract would be €15 million.

"Comparatively, where wholesale supply cost is concerned, the water from Turkey via underwater tunnel is half the cost it would be if it came from ships from Turkey.

"Also, it is half the cost in comparison with the water provided by desalination plants."

Yesterday, Alithia reported that Turkey's President Abdullah Gul and Prime Minister Tayip Erdogan were in favour of the plan and are waiting for the green light from the Cypriot communities to go ahead.

"We've discussed this with a lot of high-ranking people, although for reasons of sensitivity, I cannot mention any names," Vassiliou said.

"I understand why people are reserved about such a scheme and there are questions which need to be discussed and debated.

"Some have asked what would happen if Turkey cuts the water. My response is that this will not happen because both communities will benefit from the water coming to the island. They cannot cut it without depriving it from the Turkish Cypriots."

Indeed, this is a political decision which could potentially turn the tide on the negativity often associated with Turkey's proximity to the island.

"We have had positive feedback up to now. The political climate is looking up and if the scheme is implemented it will be a political decision.

"Both communities should be involved in setting this up: it is and would remain a bi-communal project. I have also suggested we get United Nations Development Programme involved," he concluded.

A source involved in the project told the Mail that the issue has been put on the agenda for discussion by the technical committees and that a representative of Alarko Alsim is currently in Cyprus holding unofficial talks.

Bernard Musyck, a Belgian economist at Frederick University, who initiated a joint paper on the water problem, explained the thinking behind the scheme.

"Water can contribute to peace. Both sides are thirsty and nature has caught up with us in the sense that this is an island which is vulnerable to water shortages. Nature does not see green lines. We're in the same boat and we're sinking."

Vassiliou and Musyck co-authored the paper along with economist Stelios Orphanides and Turkish Cypriot Professor Ozzay Mehmet, at the Eastern Mediterranean University.

CYPRUS MAIL 26/04/08

 

 

Talat: this is the last chance for a solution
By Jean Christou

NEGOTIATIONS on Cyprus due to begin in June will be the last chance for a Cyprus solution, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said during his visit to Ankara, which ended yesterday.

Speaking at a conference hosted by the Centre for Eurasian Strategic Studies (ASAM) on Thursday night, Talat said he wanted to find a solution to the Cyprus problem.

"We will do whatever is necessary for a solution and remain optimistic," he said.

"Once the negotiations begin in late June, it would be very difficult for both sides to stand up and leave the negotiating table. It would not be possible for either side to leave the negotiating table, as this is really the last chance for a solution.”

Talat said that although the 13 working groups and technical committees had started this week and had been progressing, it did not mean everything was going well or smoothly, the Anatolia News Agency reported.

"Our general approach is to establish an entity based on two founding states in which the two peoples are politically equal. The partnership state will function with the equal participation of Turkish Cypriots and Greek Cypriots. This state will be functional via a 'virgin birth' method," Talat said.

"We will continue working with good will and intention. We hope that we will succeed. If we do become successful, this would eradicate the uncertainty in the future of Turkish Cypriots, eradicate the concerns and fears of the Greek Cypriots and end the Cyprus problem of Turkey in its relations with the European Union and the world in general.”

He said if a solution could not be found by 2012, it would be time to throw in the towel. “At that time, the international community will need to re-evaluate the realities," Talat said.

During his Ankara visit, Talat met Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, Turkish Foreign Minister and Chief EU negotiator Ali Babacan, and President Abdullah Gul.

According to Turkish Cypriot press, the visit was to work out a strategy

CYPRUS MAIL 26/04/08

 

 

Annan Planı temelinde çözüm kabul etmiyoruz

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu Annan Planı temelinde çözüm kabul etmeyeceklerini açıkladı.

AA

Güncelleme: 17:56 ET 28 Nisan 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafınca doğrudan müzakerelerde ortaya konulacak tez ve önerileri müzakere temeli olarak kabul etmeye mecbur olmadığını ifade ederek, Annan Planı temelinde bir çözümü kabul etmeyeceklerini söyledi

Rum radyosunun haberine göre Kiprianu, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısına katılmak amacıyla bugün Lüksemburg’a gitmeden önce Larnaka havaalanında yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının, Annan Planı temelinde bir çözüm istediğinin bilindiğini, ancak bunun Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmediğini kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Kıbrıs Türk tarafının doğrudan müzakerelerde Annan planının maddelerini gündeme getirmesinin olası olduğu yönündeki sözlerini değerlendiren Kiprianu, doğrudan müzakerelerin yaklaştığı ve komitelerin çalışmalarının ilerlediği bir sırada, görüşmelerin, kamuoyuna yapılan açıklamalar aracılığıyla değil, müzakere masasında gerçekleşmesinin daha iyi olacağını söyledi.

Markos Kiprianu, Cumhurbaşkanı Talat’ın, Kıbrıs sorununun çözümü öncesinde Türk askerinin adadan çekilmesini öngörmediği yönündeki açıklamasına da değinerek, Türk askerinin varlığının, hiçbir şeyi kolaylaştırmadığını, aksine Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırdığını iddia etti.

 

 

The danger in dashing Turkey’s European dream

By John Thornhill

Financial Time : April 27 2008 19:06

Over the past 50 years, the European Union has been stunningly successful at exporting a precious commodity: stability. The promise of EU membership helped Spain and Portugal emerge from fascistic dictatorships. It has also eased the transition of many central and eastern European countries from Soviet-dominated command economies into thriving market demo­cracies. Why should the EU’s magic potion not work on Turkey, a country that similarly yearns for stability and acceptance within Europe?

The opponents of Turkey’s accession argue that the country is too big, too poor and too alien to join the EU. They say that with a population of 72m, per capita income well below the European average and a fiercely nationalistic political culture that veers between soft authoritarianism and Islamist-tinged populism, Turkey can never be a happy member of the European club. Turkey’s latest bout of political instability only confirms its unsuitability. The attempt by the judicial authorities to close the governing Justice and Development party (AKP) and ban democratically elected politicians, including the president and prime minister, from office highlights Turkey’s distance from the EU, they say.

France, which takes over the rotating presidency of the EU in July, formally opposes Turkey’s full membership and holds out the prospect of a “privileged partnership” instead. In a pre-election book, President Nicolas Sarkozy wrote that Turkey’s accession would “deal a fatal blow to the very notion of European identity”.

Overthepastfew months, France has softened its tone. During its six-month EUpresidency,itmayopentwo or three more chapters in Turkey’s accession process. There is even the remotest chance France could help broker a deal on the divided island of Cyprus, removing one of the biggest obstacles to Turkish accession. But Paris insists it will block the opening of five of the 35 chapters that presuppose full EU membership,includingthoseconcerning the euro, the budget and regional policy.

Seen from Turkey, the readiness of some EU members to rethink the accession process as it goes along is insulting. In 2005, all EU members backed the opening of accession talks. France’s change of tack under Mr Sarkozy particularly rankles and has led to a backlash against French commercial interests in Turkey. In some respects, Turkey’s revolutionary republic modelled itself on France: the Turks, like the French, believe in the strict separation of state and church (or mosque). “Turkey is a French wannabe country,” says Mustafa Akyol, a writer.

Turkey’s economic resurgence has been stimulating the EU economy. The country contributes to most other European institutions too. It even participates in Europe’s football championship and Eurovision Song Contest. For years, Turkey has played a vital role in Nato. “By treaty, history, institutional engagement, security orientation and ideological ambition, Turkey is a European country,” the International Crisis Group think-tank has argued.

That said, Turkey is still a country in evolution. Much can change – on both sides – over the next few years. Within the EU, Turkey is partly an unwitting victim of a debate about whether to broaden or deepen the organisation. Some federalists are convinced that Turkey’s accession would kill their ambitions of deepening European integration. The debate about Turkey is often about far more than just Turkey.

Even if it fulfils all the EU’s stringent accession criteria, Turkey could not join the EU before 2014 for budget reasons. By then, public opinion in the EU may have evolved and Mr Sarkozy may no longer be in office. It could even be that the Turkish people will themselves conclude that full EU membership involves an excessive dilution of their political sovereignty.

Since his re-election last year, Recep Tayyip Erdogan, Turkey’s prime minister, has failed to implement further reforms and is locked in arm-wrestling with the judiciary. Turkey has a long way to go to comply with EU democratic norms and protection of minorities, notably the Kurds. One European observer sums up the state of EU-Turkey relations thus: “We pretend to let you in, while you pretend to reform.”

However great the uncertainty, it is clear that further convergence between the EU and Turkey benefits both sides. For the moment, it is better to travel hopefully together than to squabble about the final destination. To impede Turkey’s accession process is therefore folly, turning the EU’s magic potion into poison and threatening the instability it was created to prevent.

Send your comments to john.thornhill@ft.com

 

"Erdoğan yargıyla bilek güreşi içinde"

 



28 Nisan, 2008 11:17:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz Financial Times gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimden bu yana AB reform sürecini sürdürmekte başarısız olduğunu ve yargıyla bir bilek güreşi içine hapsolup kaldığını yazdı.

Gazetenin yorum sayfalarında yer alan John Tornhill imzalı, "Türkiye'nin Avrupa Umutlarına Darbe Vurmanın Tehlikeleri" başlıklı yazıda, Türkiye'nin AB'nin demokratik normlarına ulaşmak için önünde daha alması gereken uzun bir mesafe bulunduğu savunuldu.
 
Büyük belirsizliklere rağmen AB ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın her iki tarafın da çıkarına olduğu kaydedilen yazıda, "Türkiye'nin üyelik sürecinin engellenmesinin aptalca olacağı" ifade edildi.
 
Yazıda, "AB'nin sihirli iksirinin zehire dönüştürülmemesi ve yaratılan istikrarın bozulmasının önlenmesi gerektiği" belirtildi.
 
"AB istikrar ihraç etmekte başarılı"
 
Yazıda, AB'nin son 50 yılda istikrar ihraç etmekte büyük başarı kaydettiği, AB'ye üyelik amacının İspanya ve Portekiz'in faşist diktatörlüklerden kurtulmasına yardımcı olduğu belirtildi.
 
Birliğin pek çok Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin dönüşüm sürecinde de etkili olduğu belirtilen yazıda, "AB'nin sihirli iksiri Avrupa içinde aynı istikrar ve kabulü yaşamak için can atan Türkiye için neden etkili olmasın?" ifadesi kullanıldı.
 
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan çevrelerin ülkenin "çok büyük, çok fakir ve Avrupa'ya çok yabancı" olduğunu savunduğuna dikkat çekilen yazıda, bu çevrelerin Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkarken ortaya koydukları diğer görüşlere de yer verildi.
 
"2014'e kadar görüşler değişebilir"
 
Yazıda, Türkiye AB'nin katı üyelik kriterlerini yerine getirse bile bütçe gerekçeleri nedeniyle 2014'ten önce ülkenin birliğe üyeliğinin mümkün olmadığı ifade edildi.
 
O tarihe kadar AB içindeki kamuoyu görüşlerinin değişebileceği ve Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin görevinden ayrılabileceği kaydedilen yazıda, "O tarihe gelindiğinde zaten belki Türk halkının kendisi, AB'ye tam üyeliğin politik egemenliklerinin ziyadesiyle sulandırılması anlamına geleceği sonucuna varabilecek" denildi.
 
Türkiye-AB

17 Aralık 2004'te aldığı müzakere tarihiyle AB kapısını aralayan Türkiye, 3 Ekim 2005'te, Lüksemburg ve Ankara'da yürütülen yoğun pazarlıkların ardından AB'ye üyelik için adımını attı. Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 Ekim'de başladı.
 
Türkiye, bu süre zarfında AB ile 6 fasılda müzakereleri başlattı ve 1'inde kapattı.

AB, Türkiye ile Haziran ayında düzenlenecek Hükümetler Arası Konferans'ta 2 fasılda daha müzakereleri başlatmayı planlıyor.

 

Türkler geçmişte de bize yardım etmişti’

İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Türkiye’nin, İsrail-Suriye barış görüşmelerine aracılık etmesiyle ilgili olarak, Türkiye’nin bölgede nüfuz sahibi olduğunu belirterek, “Türkler geçmişte de bize çok yardımcı olmuştu” dedi.
İsrail devlet radyosuna konuşan Levy, “Türkler bu sürece dahil olmayı gerçekten çok istiyorlar. Geçmişte de birçok defa bize yardım etmişlerdi, İslam dünyasında ve bölgede nüfuza sahipler” dedi. Büyükelçi Levy, “(Türkler), yalnızca ABD gibi bir gücün ya da AB gibi bir bloğun bu tür bir sürece katkıda bulunabilecek bir ekonomik kapasiteye sahip olduğunun farkındalar, ancak özel statüleri sayesinde katkıda bulunabileceklerini düşünüyorlar” dedi.
Bu arada, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da Türkiye’nin İsrail-Suriye barışında arabuluculuk yapmasını desteklediğini söyledi.

MILLIYET 28/04/08

 

Ermenistan'la sıcak mesajlaşma

Erdoğan, Ermenistan'ın yeni başbakanına kutlama mesajında, 'İkili ilişkilerin barış, istikrar ve refaha katkı yapacağı yeni bir döneme gireceğini umuyorum' dedi. Sarkisyan da teşekkür ederek 'Doğrudan ikili görüşmeler tüm sorunların çözümüne yardımcı olur' yanıtını verdi

28/04/2008 RADIKAL

AA - ERİVAN - Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemde öne çıkan ılımlı mesajlaşmalarda adeta bahar havası estiriliyor. Ermenistan'da 19 Şubat'ta gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçiminin ardından işbaşına gelen yeni Başbakan Tigran Sarkisyan'a kutlama mesajı gönderen Başbakan Tayyip Erdoğan, "Sizin döneminizde ikili ilişkilerimizin bölgede barış, istikrar ve refaha katkı sağlayacak yeni bir döneme gireceğini umuyorum" vurgusu yaptı. Sarkisyan da, Erdoğan'a yanıtında, kutlama için teşekkür ederek şu yanıtı verdi: "Doğrudan ikili görüşmelerin her iki tarafı ilgilendiren tüm sorunların çözümüne yardımcı olacağına inanıyorum."
Geçen hafta da yeni Ermenistan'ın Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan
"Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi için önşartsız görüşmeye hazırız" açıklaması yapmıştı.
Merkezi Erivan'da bulunan Mediamax ajansına göre, Erdoğan Sarkisyan'a gönderdiği mesajında iki ülkenin komşu olduğunu, aradaki sorunların iyi komşuluk ilişkileri temelinde diyalog yoluyla çözülmesinin görevleri arasında bulunduğunu vurguladı. Ermenistan'da 19 Şubat'taki seçimlerin ardından yeni bir dönem başladığı ve Sarkisyan'ın desteğiyle ikili ilişkilerin düzelmesi yönünde kesin adımlar atılabileceğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan şu ifadeleri kullandı: "Sizin tarafınıza daha önce yapılan, (ilişkilerin geliştirilmesiyle ilgili) sürecin ilerlemesine katkıda bulunacak önerilerin halen geçerli olduğunu vurgulamak isterim."

'Önkoşulsuz diyaloga hazırız'
Ermenistan Başbakanı Sarkisyan'ın ise Erdoğan'a verdiği yanıtta 'doğrudan ikili görüşmelerle çözüm' vurgusu yapıp, iki ülke arasında ön koşulsuz olarak yapıcı diyalog ve normal ilişkilerin kurulmasına hazır olduklerini vurgulaması dikkat çekti. Sarkisyan yanıtında şunları söyledi: "Karşılıklı güven ortamı kurulmasının bize verilen tarihi görev olduğuna inanıyorum ki, bu sağlanmadan dürüst diyalog ve var olan sorunların çözümü çok güç olacaktır. Çabalarımızın doğrudan bölgedeki barış, hoşgörü ve istikrarın korunmasını amaçladığını emin olmanızı isterim."
Erivan, daha önce 'soykırım' konusunda Türkiye'nin önerdiği ortak tarih komisyonunu geri çevirmişti. Türkiye ise bu önerisinin geçerli olduğunu vurguluyor.

 

Çözümsüzlüğün faturası ağır

30 YILDA HER KIBRISLI TÜRK 112 BİN DOLAR KAYBETTİ... Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü yüzünden, ekonomi, turizm ve eğitim başta olmak üzere her alanda yaşadığı izolasyonların bedelini ağır ödüyor. Kanada Seton Hall Üniversitesi öğretim üyesi Kıbrıslı Türk Doç. Dr. Ömer Gökçekuş'un yaptığı bilimsel bir çalışma, son 30 yıllık dönemde her Kıbrıslı Türk'ün 112 bin dolar kaybettiğini, toplam kaybın da 25 milyar dolara ulaştığını ortaya koydu. Şimdiki dolar değerine göre, de bu rakam 51.6 milyar dolar ve Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı Türk başına 232 bin dolar

TURİZMDE BÜYÜK KAYIP... Araştırmaya göre, izolasyonların toplam turizm gelirleri üzerindeki maliyeti 20.9 milyar 2006 yılı Amerikan Doları... Bu rakam, kıyı şeridi kriteri kullanıldığı zaman, 2006 kurlarına göre 41.1 milyar dolara yükseliyor. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan her Kıbrıslı Türk için 94 bin dolar kayıp anlamına gelen bu kayıp irdelenirken Kuzey Kıbrıs'ın turizmdeki esas kayıplarının turistlerin gelmemesinden kaynaklandığı vurgulanıyor

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI (TAK)

Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü yüzünden, ekonomi, turizm ve eğitim başta olmak üzere her alanda yaşadığı izolasyonların bedelini ağır ödüyor. Yapılan bilimsel bir çalışma, son 30 yıllık dönemde her Kıbrıslı Türk'ün 112 bin dolar kaybettiğini, toplam kaybın da 25 milyar dolara ulaştığını ortaya koydu.

Kanada'nın Seton Hall Üniversitesi'nde uluslararası ekonomi ve kalkınma konusunda çalışan Kıbrıslı Türk Doç. Dr. Ömer Gökçekuş'un, "Kıbrıslı Türklerin İzolasyonu" (The Economics of the Isolation of Turkish Cypriots) adını verdiği çalışması, Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından kitaplaştırıldı.

"Tek ada, iki ekonomi: 1988'den günümüze, izolasyonların toplam maliyeti, Türkiye limanları aracılığıyla taşımacılık ve ulaşım maliyetleri, turizm gelir kayıpları, Sokrates/ Erasmus/ Bolonya süreci ve yüksek öğrenim" bölümlerini içeren kitaptaki tablolarla istatistikler de kullanılıyor.

İzolasyon

"İzolasyon"un Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı Türkler üzerinde otuz yıl içinde meydana getirdiği etkilerinin incelendiği kitapta, tanımı da "insanların ve malların taşımacılığı; dış ticaret ve yatırım; ve uluslararası topluluğa katılım konusundaki kısıtlamalar" diye yapıldı.

Kitapta "izolasyon"un etkileri kayıp gelirler açısından "makro düzey ve üç spesifik sektörel analiz düzeyi (turizm, taşımacılık maliyetleri ve yüksek öğrenim) olmak üzere iki farklı düzeyde incelendi.

Londra'dan Kuzey Kıbrıs'a gelmek yüzde 25 daha pahalı 7 saat uzun

Araştırmadaki verilere göre, ulaşımdaki izolasyonlar yüzünden Londra'dan Kuzey Kıbrıs'a gelmek isteyen bir turistin, Güney Kıbrıs'a gitmesine göre seyahati için yüzde 25 daha fazla para ödemesi ve 7 saat daha fazla uçması gerekiyor.

Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin uluslararası durum nedeniyle, Sokrates, LLP Programları ve Bolonya Süreci'ne katılma çabalarının başarısız olduğu belirtilen kitapta, Avrupa yaygın eğitim inisiyatifine katılımı engellenen Kuzey'deki üniversitelerin, işlevsel olarak Bolonya Süreci tarafından yok sayıldığı ve Güney'deki üniversitelerle aynı akreditasyona sahip olamadığı anlatılıyor.

Yüksek öğrenimde tehlike... 709 milyon dolar kayıp olabilir

Bu durumun, Kuzey'deki üniversitelere kayıt yaptırmış olan 43 bin öğrencinin yüzde 68'inin Türkiye'den gelmesi nedeniyle Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı Türkler için tehlike arz ettiğine işaret edilen kitapta, bu tehlike şöyle özetleniyor:

"Türkiye'deki üniversiteler akredite olur ancak Kuzey'deki üniversiteler olamazsa, Türkiye'nin Kuzey'e öğrenci gönderme teşviki hızlı bir şekilde yok olacaktır. Hiç bir öğrenci değeri olmayan bir diploma için ödeme yapmak istemeyeceğinden dolayı bu teşvikin kaybolma olasılığı bulunmaktadır. Eğer izolasyon Kuzey'deki üniversitelerin kapanmasına neden olursa, o zaman doğrudan bir maliyet oluşacaktır. Öğrenci sayısı ve ortalama okul ücreti göz önüne alındığında, eğer Türkiye'den gelen öğrenciler Kuzey'deki üniversitelere kayıt yaptırmazlarsa, yıllık 709 milyon dolar kayıp meydana gelecektir."

"Kıbrıslılar bedel ödemeye devam ediyor"

Kitabın önsözünü yazan Amerikan Üniversitesi Anlaşmazlık Çözümleme Profesörü Anthony Wanis, "Kıbrıs sorunu uzun zamandır devam etmekte olan ve çözülmemiş bir sorundur. Şiddet dönemi geçmiş olmasına rağmen, Kıbrıslılar bu sorununun bedelini ödemeye devam etmektedirler" dedi. Wanis, ada nüfusunun bir bölümünün yerel, bölgesel ve küresel entegrasyona tam katılımının engellendiği, ister bilinçli siyaset, ister pasif ihmal nedeniyle olsun Kuzey'deki nüfusun adil olmayan bir bedel ödemek zorunda bırakıldığını kaydetti.

Doç. Dr. Ömer Gökçekuş, "Kıbrıslı Türklerin İzolasyonu" konulu araştırmasında, Kıbrıs'ın sadece siyasi değil, ekonomik olarak da ikiye bölündüğünü, Kuzey'i Güney'den ayıran iç sınır olan Yeşil Hat boyunca kişi başı gelir ve yaşam standartları arasında büyük farklılıklar görüldüğünü belirtti.

Beklenmeyen sonuçlar değil

Bu farklılıkların beklenmeyen sonuçlar olmadığına işaret eden Gökçekuş, şu görüşlere yer verdi:

"1974 sonrasında, hızlı bir ekonomik iyileşmeyi ve altyapının yeniden inşa edilmesini müteakip, Güney'de yaşayan Kıbrıslı Rumlar uluslararası tanınmışlığa sahip bir yönetim ve uluslararası kuruluşlara üye olmanın getirdiği avantajlardan çok iyi yararlanmışlardır. AB'ye katılım süreci, Kıbrıs Rum Yönetimi kurumlarının yeniden yapılaşmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası kurumların uzmanlığı ve tavsiyeleri ile birlikte Güney çağdaşlaşmaya devam etmektedir."

24 Nisan 2004'te Kıbrıs'ın AB'ye resmi olarak katılacağı tarihe on günden az bir süre kalmışken, Kıbrıs'taki her iki toplum, yeni birleşik bir devlet -Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti- kurulması amacıyla BM tarafından sunulan Annan Planı için oy kullandığı; Kıbrıslı Türkler planın onaylanmasına rağmen Kıbrıslı Rumların planı kabul etmediğini anlatan Gökçekuş, önerilen Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin referandumunun başarısız olduğunu ve mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 4 Mayıs 2004'te AB üyesi olduğunu kaydetti.

Siyasi olarak bölünmüş olmasına rağmen, tüm adanın AB'nin parçası haline geldiğini belirten Gökçekuş, Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı Türk toplumu da AB üyesi olmasına rağmen, müktesebatın (acquis communautaire) uygulamasının adanın kuzeyinde askıya alındığını hatırlattı.

Güney'de yaşayan Kıbrıslı Rumların AB'ye tam olarak üye olmanın faydalarından yararlandığını belirten Gökçekuş, Kıbrıslı Rumların 1 Ocak 2008'de Euro para birimine geçtiğini, bu sırada, Kıbrıslı Türklerin Kuzey'de neredeyse tam bir izolasyon altında yaşadığını ifade etti.

Eğer...

Kitaptaki verilere göre, eğer her iki toplum da aynı "mantıklı ekonomik yönetimin yüksek mertebeli ilkelerine - mülkiyet hakları, pazar merkezli teşvikler, sağlam para, mali ödeyebilirlik" olanaklarına sahip olsaydı, benzer toprak/iş gücü oranları ve formel eğitim paralellikleri göz önüne alındığında, Kuzey ve Güney'in ekonomilerinin benzer eğilimler doğrultusunda ilerlemiş olmasını veya en azından nispeten benzer karakterde olmasını beklemek yanlış olmazdı. Ancak, durum böyle değildir.

Dünya Bankası'nın 2006 raporuna göre ekonominin sektörel dağılımı benzer fakat alt sektörlerin gözle görülür şekilde farklı olduğu belirtilen araştırmada, yapısal değişiklikler gerçekleşemediği için Kuzey'de Güney'le benzer gelişme görülemediği belirtildi.

AB'ye tam entegrasyonun faydaları

Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası turizm örgütlerine üyelikleri konusunda Güney'e göre dezavantajlı oluşuna da yer verilen araştırmada, şu ifadelere yer verildi:

"AB'ye tam üye bir ülke olarak Güney, AB'ye tam olarak entegre olmuş bir ekonominin yararlarını görmektedir. Katılım süreci, siyasi olarak, Güney ve AB'ye üye ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik politikaların büyük ihtimalle tedrici olarak uyumlaştırılmasından dolayı kolaylaşmıştır.

Kuzey, Güney'le aynı kurumsal oluşum tarihine sahip değildir. Ayrıca, önemli uluslararası örgütlere üyeliği de bulunmamaktadır. Ancak, bu noktada Avrupa Adalet Divanı'nın almış olduğu bir karardan bahsetmek gerekmektedir. 1994 yılına kadar, Kıbrıs Türk tarım ürünleri nakliye yük vagonlarına ve ürünlerine Kıbrıs Cumhuriyeti mührü vurulduğu sürece Avrupa'ya gönderilebiliyordu. C-432/92 sayılı dava sonucunda alınan karar ile bu uygulama yasadışı kabul edilerek, Kuzey'den Avrupa'ya yapılan tüm ihracat neredeyse durdurulmuştur."

Kıbrıs'ın kuzeyinde Türk olmayan herhangi bir doğrudan yabancı yatırım bulunmadığı kaydedilen kitapta, Kuzey Kıbrıs'ın bölgesel ve küresel toplulukla neredeyse hiç bir etkileşim içine giremezken, Güney'in, hem mali, hem de kurumsal olarak Avrupa ile çok daha ileri düzeyde bir entegrasyon yaşadığı belirtiliyor.

Ekonomiye ölümcül zararlar

Güney Kıbrıs'ın hem altyapısı, hem de ekonomik büyümesi için çok önemli miktarda sermaye girişi bulunduğuna işaret edilen kitapta, Kuzey Kıbrıs'ın ise uluslararası toplum tarafından kasıtlı bir dışlamaya maruz kalmamasına rağmen, yaşamakta olduğu izolasyonun ekonomisine ölümcül zararlar vermeye devam ettiği vurgulandı.

Kitapta, Annan Planı'yla Kuzey'deki ekonomik büyümenin fırlama gösterdiği, kurumların genişlemesi ve temel ekonomik entegrasyon olmadan da Kuzey'in ekonomisinin etkileyici düzeyde bir büyüme kaydettiği belirtildi.

İzolasyonların toplam maliyeti

Araştırmada, Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin potansiyel kişi başı geliri alınarak, her yıl için potansiyel ve fiili kişi başı gelirler arasındaki farklar saptanarak ve yıllık kayıpları toplayarak, izolasyonların toplam maliyetleri elde edildi.

Araştırmaya göre, 1977'den, 1977'de Kuzey'deki kişi başı gelir, Güney'deki kişi başı gelirin yüzde 67'sine denk düşmekteydi. 1980'lerin başında, bu oran hızla düştü ve 1982'de yüzde 30'a geriledi. 1980'lerde ve 1990'larda, bu oran yüzde 25 ve yüzde 36 arasında ufak dalgalanmalar gösterdi ve ortalama yüzde 30.9'da kaldı. 2000'li yıllardan itibaren, Annan Planı müzakereleri, 2003 yılında Yeşil Hattın açılması, Annan Planı referandumları ve AB üyeliği gibi olaylara rastlayan bu dönemde artış gösterdi. 2006'da yüzde 59'a yükselen bu oran, geçmiş yılların performansına göre kayda değer bir gelişme olduğunu gösterdi.

Gökçekuş'un araştırmasına göre, izolasyonlar yüzünden Kıbrıslı Türklerin 30 yıllık kaybı 25 milyar dolar... Bu rakam, Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı Türk başına 112 bin dolar anlamına geliyor.

Şimdiki dolar değerine göre, de bu rakam 51.6 milyar dolar ve Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı Türk başına 232 bin dolar...

Doğrudan taşımacılık yapılamamasının bedeli yılda herkese 82 dolar

Kuzey Kıbrıs'a doğrudan taşımacılık yapılamamasının, tüm malların Türkiye'den geçerek giriş veya çıkış yapmak zorunda oluşunun da ekonomiye olumuz etkilerinin de irdelendiği araştırmaya göre, 1977 ve 2005 yılı arasındaki 29 yıllık dönemin ek nakliye maliyetleri toplamı 421 milyon dolar. Bu maliyetlerin ekonomi için önemli bir engel teşkil ettiği, ortalama ek maliyetlerin gayri safi yurtiçi hasılanın ortalama yüzde 34'ünü oluşturduğu belirtilen araştırmada "Bu, her Kıbrıslı Türk için yılda ek 82 dolar bir maliyet anlamına gelmektedir" deniliyor.

Londra-Ercan

Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar yüzünden ulaşımda yaşadığı sıkıntılar da araştırmada önemli verilerle ortaya konuluyor. Londra'dan bir turistin Kuzey Kıbrıs'a gelmek istemesi halinde uçuş süresi ve maliyet açısından Güney Kıbrıs'a gitmeye göre dezavantajlarının örneklerle anlatıldığı araştırmaya göre, Londra Heathrow'dan Ercan'a gidiş dönüşün en kısa 16 saat 30 dakikayken; Heathrow-Larnaka-Heathrow arasında bu sürenin 9 saat 25 dakika. Yani 7 saat daha uzun...

Londralı turist, Kuzey Kıbrıs için daha fazla bedel ödemek zorunda kalıyor. Heathrow ve Larnaka arası en ucuz gidiş dönüş bileti 464 dolarken, Heathrow ve Ercan arası ise 582 dolar olduğu belirtiliyor ve izolasyonun Kuzey'e gelen turist üzerinde etkisi olduğu vurgulanıyor.

Turizm kayıpları

Araştırmada, Güney ile karşılaştırıldığı zaman Kuzey'in turizm gelirleri önem teşkil etmeyecek kadar küçük olduğu ve turizm gelirlerinin zaman içinde küçüldüğü; turist başına düşen gelirin Güney'de önemli ölçüde daha yüksek olduğu da şu verilerle ortaya konuluyor:

"Güney ile karşılaştırıldığında, Kuzey'deki toplam turizm gelirleri 1977 yılında sert bir düşüş göstererek %52'den, 1980li yılların başında %10 civarına düşmüş ve 2000li yılların başına kadar aynı seviyede kalmıştır. 2003 yılından bu yana, turizm gelirleri artmaya başlamıştır. 1977 yılında, Kuzey'in turizm geliri Güney'in %97si oranında iken, müteakip iki yıl içinde bu oran önce %72'ye daha sonra da %46'ya düşmüştür. 2004 ve 2005 yıllarında bu oran tekrar %65 ve %68'e çıkmıştır. Böylece, 1977 - 2005 yılları arasındaki dönemde ortalama oran %66 olmuştur. 1977- 2005 arasındaki dönem için toplam turizm gelirleri kayıpları 11.7 milyar 2006 yılı Amerikan dolarıdır. Gelmeyen turist sayısını tespit etmek için eğer kıyı şeridi kriterini kullanırsak, toplam turizm gelirleri kayıplarını 24.8 milyar 2006 yılı Amerikan doları olarak hesaplamaktayız."

İzolasyonların turizme maliyeti yaklaşık 21 milyar dolar

Araştırmaya göre, izolasyonların toplam turizm gelirleri üzerindeki maliyeti 20.9 milyar 2006 yılı Amerikan Doları... Bu rakam, kıyı şeridi kriteri kullanıldığı zaman, 2006 kurlarına göre 41.1 milyar dolara yükseliyor. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan her Kıbrıslı Türk için 94 bin dolar kayıp anlamına gelen bu kayıp irdelenirken Kuzey Kıbrıs'ın turizmdeki esas kayıplarının turistlerin gelmemesinden kaynaklandığı vurgulanıyor.

Sokrates/Erasmus/Bolonya süreci ve yüksek öğrenim

Kuzey Kıbrıs ekonomisine önemli katkı yapan yüksek öğrenim sektörüyle ilgili araştırmada yer alan bilgilere göre, 6 üniversitede 43 bin öğrenci öğrenim gördüğü ve bunların çoğu Türkiye'den olmak üzere yüzde 76'sının Türkiye'den geldiği belirtiliyor.

Öğrencilerin Kuzey Kıbrıs nüfusunun yüzde 20'sini oluşturduğu kaydedilen araştırmada,

"Kuzey'e uygulanmakta olan ekonomik izolasyonun yüksek öğrenimi cezalandıramadığı; aksine yüksek öğrenim sisteminin ekonomik izolasyon nedeniyle ortaya çıkmış sayılabileceği" görüşüne yer veriliyor.

"İzolasyonun uzun süredir devam etmesinden dolayı, fazladan eğitim almayı teşvik eden belirsizliğin, eğitimi olmayan nüfusa göre, yüksek lisans ve doktora derecesi sahibi olan Kıbrıslı Türkler üzerinde eğitimi arttırıcı bir etkisi olduğu" da belirtiliyor.

Doç. Dr. Ömer Gökçekuş, yüksek öğrenim sektörünü içinde bir felaket potansiyeli bulunduğunu belirterek, Sokrates, Erasmus ve Bolonya süreci gibi birçok AB eğitim programına katılamayan Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin AB tarafından akredite edilmemesi veya tanınmaması ve Türkiye'deki üniversitelerin akredite edilip tanınması halinde, Türkiye'nin Kuzey'e öğrenci gönderme anlayışının hızlı şekilde kaybolacağını kaydediyor. Gökçekuş, araştırmasında şu bilgiye de yer veriyor:

"2006-2007 akademik yılında, her öğrenci yaklaşık olarak 16,500 Dolar harcama yapmıştır. 2006-2007 akademik yılında 43,000 öğrencinin kayıtlı olduğu hatırlanırsa, basit bir hesaplama yapıldığında öğrencilerin 2006-2007 akademik yılında yaklaşık 709 milyon Dolar harcama yaptığı ortaya çıkmaktadır. Hiç bir öğrencinin değeri olmayan bir diploma için harcama yapmayacağı düşünülürse, izolasyonlar Kıbrıs'taki üniversiteleri kapattığı takdirde, o zaman izolasyonların doğrudan maliyeti ortaya çıkmış olacaktır."

Hem iyi hem kötü haber

Ömer Gökçekuş araştırmasında vardığı sonuçları "Kuzey Kıbrıs için hem iyi hem kötü haber" diye niteleyerek, şunları anlatıyor:

"Kötü haber izolasyonun Kıbrıslı Türklere ağır bir maliyet ödettiğidir. Ancak, iyi haberlere gelince, 2003 yılından bu yana Kuzey'de önemli bir ekonomik büyüme oranı meydana geldiği görülmüştür. Mülkiyet hakları ve diğer önemli parametreler ile ilgili belirsizliğin azalmasına neden olan Annan Planı dolayısıyla, bu ani büyüme Kuzey'in ekonomisinin hızlı bir şekilde büyüyebileceğinin olumlu bir göstergesidir. Annan Planı ve AB üyelik kriterleri, gelecekte kapsamlı bir çözüme ulaşmak için yol haritası oluşturmakta önemli çerçeveler olarak kabul edilmektedirler.

Son zamanlarda görülen ekonomik büyüme ve azalan belirsizliğe bakılmaksızın, kurumlar ve Kuzey'in ekonomik çevresi herhangi bir değişim göstermemiştir. Ayrıca, insanların ve malların ulaşımı; dış ticaret ve yatırım; uluslararası topluluğa katılım konularında uygulanmakta olan kısıtlamalarda da herhangi bir değişiklik olmamıştır. Kuzey'de meydana gelen inanılmaz büyümeye rağmen, izolasyonlar hala Kıbrıslı Türkler için tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Bu da Kuzey için bu çalışmada doğrudan analiz edilmeyen ikinci bir kötü haber anlamına gelmektedir: uluslararası mali sistem ve uluslararası örgütlerden dışlanmış olduğundan, Kuzey ekonomik raporlara ve istatistiklere dahil edilmemektedir. Kısacası, Kuzey'in bu kurumlara katılımı olmadığından yabancı yatırımdan tamamen kopmuş durumdadır."

İnce: Çözümsüzlüğün bedeli

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce, Doç. Dr. Ömer Gökçekuş'un yıllardır konuşulan izolasyonlarla ilgili bilimsel çalışmasıyla, Kıbrıs Türk toplumu normal şartlarda yaşıyor olsaydı ne kadar alternatif gelir elde edeceğinin ortaya çıktığını, bunun da 25 milyar dolar olarak hesaplandığını söyledi.

Bu rakamın çözümsüzlüğün bedeli ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksızlıkların neticesi olarak da değerlendirilebileceğini kaydeden Hasan İnce, alternatif bir çözümün ekonomiye getireceği ciddi katkının da görülebileceğini anlattı.

İnce, geriye dönük yaşanamayacağına göre ileriye bakmak gerektiğini vurguladı ve "Geriye bakınca Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü görünür. Bu sorun çözülürse Kıbrıs Türk ekonomisinin hangi fırsatları yakalayacağını değerlendirme açısından da bu rakamlar önemli. Bu nedenle hem geçmişi bilelim, hem de ileride neler kazanacağımızı görelim" diye konuştu.

Ticaret Odası Başkanı İnce, Kıbrıs'ta alternatif çözümün bir de maliyeti olacağına işaret ederek, iş adamları olarak fotoğrafı doğru çekmeleri gerektiğini vurguladı.

İnce, "Bu bilinçle hareket etmek lazım. Her şartta çözümün Kıbrıs Türk ekonomisine kazanımlarının, çözümün maliyetlerinden daha yüksek olacağı görüşündeyiz" dedi.

Hasan İnce, Ticaret Odası yayını olarak bastırılan "Kıbrıslı Türklerin İzolasyonu" adlı kitabı araştırmacılar, yabancı ekonomistler ve gazetecilerle temaslarında kullanacaklarını belirterek, kitabın Türkçesinin basımı için de çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

KIBRIS 28/04/08

Türkiye’den gelen su Rumlarla paylaşılacak

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Türkiye’den KKTC’de getirilecek suyun Rumlarla paylaşılması konusunun teknik komitelerde ele alındığını belirterek, “Suyun Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz, tam aksine fayda görüyoruz” dedi.

AA

Güncelleme: 17:30 TSİ 29 Nisan 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye’den KKTC’ye getirilmesi düşünülen suyun bir kısmının Rum tarafına da aktarılacağı yönünde basında çıkan haberlerin sorulması üzerine, su konusunun teknik komitelere, Kıbrıs Türk tarafınca götürüldüğünü ve “Çevre” başlıklı teknik komitenin ilk toplantısında ele alındığını bildirdi. Erçakıca, “Daha da detaylandırılması, üzerinde durulması gerekir” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın geçen hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında bu konunun da açıldığını bildiren Erçakıca, şunları söyledi:

“Siyasi bir tavır olarak, Türkiye Cumhuriyeti yetkileri, Türkiye’den sağlanacak olan suyun Kıbrıslı Rumlarla da paylaşılmasına karşı değillerdir. Biz bu mesajı aldık. Bu bizim için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki çalışmaların ilerletilebilmesi bakımından da önemli bir veridir bu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşir, o konuda herhangi bir görüşme olmadı.”

Erçakıca, bir soru üzerine, Türkiye’den gelecek suyun paylaşılmasına, teknik komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin “olumlu olduğunu” belirtti.

Erçakıca, başka bir soru üzerine, kuraklığa karşı ilk etapta, Türkiye’den suyun balon veya tankerlerle Güzelyurt yakınlarındaki Kumköy pompa istasyonuna taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde durulduğunu da kaydetti.

Daha önce Güzelyurt tarafından Rum tarafına su verildiğinin bilindiğini ancak şebekenin bugün ne durumda olduğunu bilmediğini bildiren Erçakıca, Kumköy’e getirilecek olası suyun Rumlara şebeke yoluyla iletileceğini, bu çalışmaların, teknik komite sahasında ilerledikçe, uzman desteğiyle de somut hale dönebileceğini söyledi.

Rumlarla su paylaşmakta sakınca yok

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye’den getirilecek suyun Rumlarla paylaşılmasında sakınca görmediklerini bildirdi

AA

Güncelleme: 18:20 ET 29 Nisan 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca basına yaptığı açıklamada, Türkiye’den KKTC’ye getirilecek su konusunun teknik komitelerde ele alındığını belirterek, “Türkiye’den sağlanacak suyun Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz, tam aksine fayda görüyoruz” dedi.

Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Türkiye’den KKTC’ye getirilmesi düşünülen suyun bir kısmının Rum tarafına da aktarılacağı yönünde basında çıkan haberlerin sorulması üzerine, bu konunun teknik komitelere, Kıbrıs Türk tarafınca götürüldüğünü ve “Çevre” başlıklı teknik komitenin ilk toplantısında ele alındığını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın geçen hafta Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında bu konunun da açıldığını bildiren Erçakıca, şunları söyledi: “Siyasi bir tavır olarak, Türkiye Cumhuriyeti yetkileri, Türkiye’den sağlanacak olan suyun Kıbrıslı Rumlarla da paylaşılmasına karşı değillerdir. Biz bu mesajı aldık. Bu bizim için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki çalışmaların ilerletilebilmesi bakımından da önemli bir veri bu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşir, o konuda herhangi bir görüşme olmadı.”

“Türkiye’den sağlanacak olan suyun Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Tam tersine fayda görüyoruz” diyen Erçakıca, bir soru üzerine, Türkiye’den gelecek suyun paylaşılmasına, teknik komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin “olumlu olduğunu” belirtti.

Erçakıca, kuraklığa karşı ilk etapta, Türkiye’den suyun balon veya tankerlerle Güzelyurt yakınlarındaki Kumköy pompa istasyonuna taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde durulduğunu da kaydetti.

Daha önce Güzelyurt tarafından Rum tarafına su verildiğinin bilindiğini, ancak şebekenin bugün ne durumda olduğunu bilmediğini bildiren Erçakıca, Kumköy’e getirilecek suyun Rumlara şebeke yoluyla iletileceğini, bu çalışmaların, teknik komitenin desteğiyle somut hale dönebileceğini söyledi

 

Ambargolulardan Brown'a mektup

28/04/2008 - tak

 

YENIDUZEN

dikkat çekerek, derhal kaldırılmasını istedi.

 

Kuzey Kıbrıs’a uygulanan ambargoların derhal kaldırılmasını sağlamak amacıyla oluşturulan Embargoed (Ambargolular) Grubu, BM çözüm planı Annan Planı’nın referandum yıldönümü nedeniyle düzenlediği etkinliklerle Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara dikkat çekti.

 

Ambargolular Grubu, İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a mektup göndererek, Kıbrıslı Türklerin “reddedilen haklarının” iadesini istedi.

 

Grup ayrıca, dün, Londra’da “saygı ve eşitlik” konvoyu oluşturarak, “izolasyonların sona erdirileceğine dair verilen sözlerin üzerinden 4 yıl geçmesine karşın tek bir ambargonun dahi kaldırılmamış olması” karşısında duydukları büyük hayal kırıklığını ifade etti.

Ambargolular Grubu Başkanı Fevzi Hüseyin, İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a yolladığı mektupta, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması konusunda verilen sözleri unutmadığına işaret ederek, Kuzey Kıbrıs’ı, uygulanmakta olan ayrımcılık ve izolasyonlardan arındırmasını istedi.

 

Kıbrıslı Türklerin, 40 yıldan beri temel insan haklarının reddedildiğine işaret eden Hüseyin, Kıbrıs’ın bütününün teorik olarak AB’ye katılmış olmasına rağmen büyük bir çoğunluğu Annan Planı’nı kabul eden Kıbrıslı Türklerin kendilerini AB’den dışlanmış olarak bulduğunu belirtti. Hüseyin, “Genelde olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin AB ‘vatandaşları’ olduğunu ilan edip sonra da onları bu ayrıcalığa eşlik eden haklardan merhum etmek tam bir tezat teşkil etmektedir” dedi.

 

Hüseyin, 2004’te neredeyse tüm dünyanın, Kıbrıslı Türkleri kendilerine uygulanmakta olan izolasyonlardan kurtaracaklarını ilan etmiş olmalarına karşın hala o günden bu yana tek bir ambargonun dahi kalkmadığına dikkat çekti. Fevzi Hüseyin’in mektubu şöyle devam etti: “Bir yandan anlaşmaya yönelik yeni görüşmelerin ‘başlayabileceğini’ not etmekle birlikte, bunun Kıbrıslı Türkler üzerinde hala uygulanmakta olan kısıtlamaların bugün kaldırılması gerekliliğini gidermeyeceğini belirtmeliyiz. Onlar ambargolarla ilgili bir eylemi dört yıldır beklemektedirler; Kıbrıslı Türklerin umutları, sabrı ve inançları, ambargoları gelecekte ve belirsiz bir tarihteki çözüme havale edip, bir kez daha  görmezden gelinmemelidir. AB ve Birleşik Krallığın oyalamaları şimdiden onların Kıbrıslı Türklerin gözündeki saygınlığının zedelenmesine yol açmıştır. Ambargolarla ilgili eylemsizliğin devamı ise bu durumun vurgulanmasına hizmet etmektedir.”

 

Hüseyin, “Kuzey Kıbrıs’ı uygulanmakta olan ayrımcılık ve izolasyonlardan arındırmanızı ve orada yaşamakta olan 250 bin insanın dünyanın geriye kalan kısmıyla doğrudan etkileşim içerisine girerek potansiyellerini gerçekleştirmelerine izin vermenizi talep ediyoruz” da dedi.

 

Londra’da konvoy

Ambargolular Grubu ayrıca, referandumun yıldönümü nedeniyle dün Londra’da “saygı ve eşitlik” için 2 konvoy oluşturdu.

 

Kuzey ve Güney Londra’dan başlayan konvoylarla, İngiltere, AB ve uluslararası topluluğa “Annan Planı ile ilgili referandum sonuçlarının açıklanmasıyla Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerini yerine getirmeleri” çağrısı yapıldı.

 

Erçakıca: Suyun Paylaşılmasında Sakınca Yok

 

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'den KKTC'de Getirilecek Suyun Rumlarla Paylaşılması Konusunun Teknik Komitelerde Ele Alındığını Belirterek, 'Türkiye'den Sağlanacak Suyun Rum Halkıyla Paylaşılmasında Bir Sakınca Görmüyoruz, Tam Aksine Fayda Görüyoruz' Dedi.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'den KKTC'de getirilecek suyun Rumlarla paylaşılması konusunun teknik komitelerde ele alındığını belirterek, ''Türkiye'den sağlanacak suyun Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz, tam aksine fayda görüyoruz'' dedi.

Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Türkiye'den KKTC'ye getirilmesi düşünülen suyun bir kısmının Rum tarafına da aktarılacağı yönünde basında çıkan haberlerin sorulması üzerine, su konusunun teknik komitelere, Kıbrıs Türk tarafınca götürüldüğünü ve ''Çevre'' başlıklı teknik komitenin ilk toplantısında ele alındığını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın geçen hafta Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında bu konunun da açıldığını bildiren Erçakıca, şunları söyledi:

''Siyasi bir tavır olarak, Türkiye Cumhuriyeti yetkileri, Türkiye'den sağlanacak olan suyun Kıbrıslı Rumlarla da paylaşılmasına karşı değillerdir. Biz bu mesajı aldık. Bu bizim için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki çalışmaların ilerletilebilmesi bakımından da önemli bir veridir bu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşir, o konuda herhangi bir görüşme olmadı.''

Erçakıca, bir soru üzerine, Türkiye'den gelecek suyun paylaşılmasına, teknik komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin ''olumlu olduğunu'' belirtti.

Erçakıca, başka bir soru üzerine, kuraklığa karşı ilk etapta, Türkiye'den suyun balon veya tankerlerle Güzelyurt yakınlarındaki Kumköy pompa istasyonuna taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde durulduğunu da kaydetti. (Anadolu Ajansı)

YENIDUZEN 29/04/08

 

Hrstofyas'tan Talat'a mesaj

28/04/2008 - brt

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a çözüm çerçevesinin nasıl olabileceği yönündeki Rum tezlerini içeren yazılı mesaj gönderdiğini açıkladı...

Hristofyas, Paskalya nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada Türkiye’nin Kıbrıs politikasını Rum tezleri doğrultusunda değiştirmesini istedi ve aksi halde uzlaşmanın mümkün olmadığını belirtti.

Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat’a gönderdiğini açıkladığı mesajla ilgili bilgi de verdiği konuşmasında, Kıbrıs’ta erken bir tarihte çözümün Kıbrıslılar olarak hareket edilmesi ve  tüm Kıbrıslıların haklarının yeniden düzenlenmesi halinde olabileceğini ilettiğini vurguladı.

İki bölgeli, iki toplumlu, federal çözüm yükümlülüklerine bağlı kaldıklarını ifade eden Hristofyas, Teknik Komite ile Çalışma Gurublarında yetkilendirdikleri Kıbrıslı Rumlara da hedefin bu olması gerektiğini söylediklerini açıkladı...

YENIDUZEN 29/04/08

Talat: Vatandaşlarımız pazarlık konusu değil

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinde Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının pazarlık konusu olmadığını söyledi.

AA

Güncelleme: 14:55 TSİ 30 Nisan 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sabah katıldığı bir programda, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının, Rum kesimi ile pazarlık konusu olamayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Genç TV’de canlı yayımlanan “Ada Sabahı” programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Talat, Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumunu sürekli gündemde tuttuğunun hatırlatılması üzerine, “Rum tarafı, bazı konuları çok tekrarlıyor ama bu konularda bizim toleransımızın ölçüsünü de sanıyorum biliyor. Bir kere bizim 30, 35, 40 yıldır bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızı öyle o kadar ucuz bir pazarlık konusu yapamaz. Bunu bilmeleri lazım. Biliyorlar da sanıyorum” dedi.

24 Nisan referandumundan bu güne 4 yıl geçtiğini, herkesin oturup Rum tarafının çözüm için hazır olmasını bekleyemeyeceğini kaydeden Talat, “Dolayısıyla ben, KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin tümünün eşit olduğunu ve pazarlık konusu olmadıklarını düşünüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’de yarın mitingle kutlanacak 1 Mayış İşçi Bayramı’yla ilgili olarak, 1 Mayıs’ın dünya işçi sınıfının barış ve demokrasi mücadelesinin çok önemli bir günü olduğunu belirterek, “1 Mayıs tüm emekçilere kutlu olsun” dedi.

 

Ali Kemal’in torunu Kızıl Ken’den şanslı

DIŞ HABERLER SERVİSİ

İngiltere’nin başkenti Londra’da ilk turu yarın yapılacak Belediye Başkanlığı seçimi öncesinde yapılan son kamuoyu araştırmaları Muhafazakâr Parti’nin adayı Boris Johnson’ın, halen Belediye Başkanı olan İşçi Partili Ken Livingstone’ın az farkla önünde olduğunu gösteriyor.
ICM şirketi tarafından yapılan ankete göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında kısa süreli Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunan gazeteci Ali Kemal’in soyundan olan Boris Johnson yarınki seçimler öncesinde 42 puanla birinci sırada yer alıyor.
“Kızıl Ken” lakaplı Livingston yüzde 41’lik oy oranıyla Johnson’ı bir puan geriden takip ederken,  Liberal Demokrat Parti’nin adayı Brian Paddick yüzde 10’la üçüncü sırada bulunuyor. Johnson’un ikinci turda, liberal demokrat oyların yardımıyla yüzde 51’e ulaşacağı ve Livingstone’u geride bırakarak belediye başkanı seçileceği öngörülüyor

MILLIYET 30/04/08

 

Türkiye'den su getirilmesi konusu teknik komiteler düzeyinde tartışıldı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Türkiye'den su getirilerek, adanın tamamına dağıtılmasının teknik komiteler düzeyinde tartışıldığını söyledi. Su konusunun teknik komitelere Kıbrıs Türk tarafınca getirildiğine ve Kıbrıs Rum tarafının ilk tepkisinin olumlu olduğuna işaret eden Erçakıca; Türkiye hükümeti yetkililerinin de getirilecek suyun Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasına karşı olmadığını belirtti

 

  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'den su getirilerek, adanın tamamına dağıtılmasının teknik komiteler düzeyinde tartışıldığını söyledi.

   Su konusunun teknik komitelere Kıbrıs Türk tarafınca getirildiğine ve Kıbrıs Rum tarafının ilk tepkisinin olumlu olduğuna işaret eden Erçakıca; Türkiye hükümeti yetkililerinin de, getirilecek suyun Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasına karşı olmadığını belirtti.

   Erçakıca, "Türkiye'den sağlanacak suyun Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Tam tersine fayda görüyoruz" dedi.

  Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında çalışma grupları ile teknik komiteler seviyesinde devam eden görüşmelerle ilgili gelişmeleri de aktardı.

  Bazı gündemlere girilmiş olmakla beraber, değerlendirmeye tabii tutulacak kadar ilerleme sağlanamadığını kaydeden Erçakıca, görüşmelerin bu hafta ile birlikte yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.

 

"Çalışmalar hafta içine yayıldı"

 

  Başlangıçta sadece salı ve perşembe günleri yapılması düşünülen toplantıların, grup ve komitelerde görev alanların inisiyatifiyle hafta içine yayıldığını belirten Sözcü Hasan Erçakıca, iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun ise, her cuma günü bir araya gelerek bu grup ve komitelerdeki çalışmaları değerlendirdiğini kaydetti.

  Erçakıca, bu aşamada, çalışma grubu ve teknik komiteler düzeyindeki çalışmaların seyrinden memnun olduklarını belirtti.

  Hasan Erçakıca, grup ve komitelerin, bu aşamada genel yaklaşımları görüştüğüne işaret ederek, bu konuda, özellikle teknik komitelerin çalışmalarıyla ilgili nasıl bir açıklama yapılacağının Nami-Yakovu çalışmasında ele alınması gerektiğini söyledi.

 

"Su konusu çevre komitesinde görüşüldü"

 

  Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Türkiye'den su getirilmesi konusunun, çevre komitesinde ele alınmış ve ilk görüşmeleri yapılmış bir konu olduğunu söyledi.

  Erçakıca, dünyayı etkileyen kuraklık nedeniyle oldukça önemli olan su konusunun teknik komitelere Türk tarafınca götürüldüğüne işaret ederek, konunun daha da detaylanması ve üzerinde durulması gerektiğini belirtti.

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara temasları sırasında konunun gündeme geldiğini kaydeden Erçakıca, Türkiye Hükümeti yetkililerinin siyasi bir tavır olarak, Türkiye'den sağlanacak suyun Kıbrıslı Rumlar ile paylaşılmasına karşı olmadığı mesajını aldıklarını söyledi.

 

"Siyasi yansımaları üzerinde duruldu"

 

  Hasan Erçakıca, bu arada, su getirilmesiyle ilgili olarak adı geçen Alarko şirketinin siyasi temaslarda bulunduğu, Rum tarafıyla ilişkiye geçtiği ve tarafların hep birlikte Girne'de toplantı yaptığı yönünde bir bilgisi olmadığını belirtti.

  Erçakıca, bugüne kadar ya boru sistemiyle Geçitköy göletine, ya da balon veya tankerle Kumköy pompa istasyonuna taşınması yönünde çalışmalar bulunan suyun bugünkü koşullarda, kuraklığa karşı bir önlem olarak getirilmesi halinde Kumköy tesislerine getirilip, oradan mevcut şebeke aracılığıyla dağıtılmasının söz konusu olabileceğini söyledi.

  Getirilecek suyun Güney Kıbrıs'a mevcut şebeke üzerinden verilmesinin düşünüldüğünü kaydeden Sözcü Erçakıca, geçmişte Güzelyurt üzerinden Güney Kıbrıs'a su verilmesine imkân tanıyan şebekenin kullanılır durumda olup olmadığının bilinmediğini belirtti.

  Erçakıca, "Bu nasıl gerçekleşir, o konuda bir görüşme olmadı. En azından Cumhurbaşkanlığı düzeyinde bir görüşme olmadı. Türkiyeli yetkililerle daha çok bunun siyasi yansımaları ve implikasyonları üzerinde duruldu" dedi. 

 

Ankara temasları

 

  Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın geçen hafta Ankara'da yaptığı temaslara da değinerek, temasların büyük bir verimlilikle tamamlandığını ve Türkiye'nin yeni sürece desteğini bir kez daha teyit ettiğini söyledi.

   Erçakıca, yeni sürece destek sağlamak amacıyla kamuoyu yapıcılarıyla bir araya gelmek amacını taşıyan bu

ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal ile de görüşme fırsatı bulduğunu belirtti.

 

"Rum tarafı zemini belirlemeye çalışıyor ancak..."

 

  Erçakıca, brifingte, Rum Yönetimi yetkililerinin son zamanlardaki açıklamalarından duyduğu rahatsızlığı da dile getirerek, Kıbrıs Rum tarafının sözcülerinin çeşitli demeçlerle görüşme zeminini kendilerine göre belirlemeye çalıştığını söyledi.

  Görüşme zeminini belirlemenin, yalnız başına Kıbrıs Rum tarafına ait bir şey olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı, BM Kapsamlı Çözüm Planı'nın da dahil olduğu BM çalışmalarını görüşme sürecinde zemin olarak kabul etmektedir ve bu süreçte BM müktesebatı başlıca başvuru kaynağımız olacaktır" dedi.

 

"1960 garanti sisteminin devamından yanayız"

 

  Hasan Erçakıca, Rum tarafını, görüşme yapmadan görüşmeleri sonlandırma gayreti içinde gördüklerini belirterek, Kıbrıs Rum ve Yunan tarafının, benzer bir çabayı garantiler konusunda da gösterdiğini kaydetti.

  Erçakıca, "Kıbrıs Türk halkı, bugün hala daha 1960 anlaşmaları ile sağlanan garantilere ihtiyaç duyuyorsa, bunun başlıca nedeninin, Kıbrıs Rum tarafının, bu anlaşmalar ile sağlanan düzenin yaşamasına olanak vermemesi olduğu da unutulmamalıdır. Kıbrıs Türk tarafı, 1960 anlaşmaları ile sağlanan garanti sisteminin devam etmesinden yanadır" dedi.

 

Diğer olumsuzluklar

 

  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, yeni Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecinin ilerlemesi için olumlu katkılar koymaya devam ettiğini, ancak sahnede bazı olumsuzluklar da yaşandığını söyledi.

  Erçakıca, "Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde AB Komisyonu aleyhine Avrupa Adalet Divanı'na Kıbrıs Rum tarafınca açılan davaların geri çekilmemesini hayretle karşılamışken, geçen Şubat ayında Fransa ile varılan askeri anlaşmanın da askıya alınmayarak ileriye götürülmesi ve onaylanmak için Kıbrıs Rum Meclisi'ne sunulması bizleri endişeye sevk etmiştir" dedi.

 

"Bakir doğum tartışılabilecek konulardan biri"

 

  Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum tarafının bakir doğumla ilgili duruşunun, olumsuz tepkilerden olmadığına işaret ederek, teknik bir konu olan bakir doğumun tartışılabilecek konulardan biri olabileceğini söyledi.

  Bakir doğumun; garantiler, zemin yaratma çabası gibi tartışmaya kapalı bir konu olmadığını kaydeden Erçakıca, gerek Kıbrıs Türk, gerekse Kıbrıs Rum tarafının bazı tasarruflarının geleceğe aktarılarak devam ettirilmesinin söz konusu olduğunu belirtti.

  Erçakıca, "Dolayısıyla bu 2 ayrı idarenin devamlılığı sağlanırken, yeni bir oluşumun nasıl ortaya çıkacağı sorusuna hukukçuların vereceği cevaplardan biridir bakir doğum" dedi.

 

Türkiye'nin baskı yaptığı iddiası

 

  Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Türkiye'nin baskısıyla Annan Planı'nı gündemde tuttuğu yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerle ilgili soruyu yanıtında, "Gerek görüşmelerin zemini, yani Annan Planı veya başka konularda, gerek garantiler, gerekse başka konularda imrenilecek veya kıskanılacak bir uyum içindedir Türkiye ile KKTC şu sıralar" dedi.

  Erçakıca, şöyle devam etti:

  "Türkiye yetkilileriyle KKTC yetkilileri, sürekli olarak Kıbrıs konusuyla ilgili olarak temas halindedir. Çeşitli düzeylerde temaslar yapılıyor. Türkiye ile aramızdaki ilişki daha fazla sürekli evrimleşen düşünce gelişimi gibi ele alınabilir. Dolayısıyla Hristofyas'ın TC ile KKTC arasında farklılık araması boşunadır ve anlamsızdır. Türkiye bu prosedüre karşıysa, zaten netice almamız mümkün değildir."

 

BM'de değerlendirme

 

  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bir başka soruya karşılık, BM'nin 12 Mayıs'ta Kıbrıs'ta başlayan yeni süreci değerlendirecek bir toplantı yapacağı yönünde bir bilgisi olmadığını da söyledi.

  Erçakıca ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yolladığı söylenen mektubun henüz ellerine ulaşmadığını belirtti.

  Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Talat'a paskalya nedeniyle bir hediye sepeti gönderdiğini de söyledi.   

KIBRIS 30/04/08

 

"Kıbrıslı Türk Malları Vasiliği" AİHM gündemine taşındı

Politis gazetesi, "Zor Sorular - AİHM İdare Konusunda 30 Nisan'a Kadar Cevap İstiyor" başlıkları altında

verdiği haberinde; aynı zamanda İngiliz vatandaşı da olan ve adı "Sofi" olarak bilinen bir Kıbrıslı Türk'ün Larnaka'daki taşınmaz malı için Rum mahkemelerine başvurmadan doğrudan AİHM'e başvuruda bulunduğunu; AİHM'in de Güney'deki "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi"nin hukuki çerçevesinin ne olduğu konusunda Rum Başsavcılığı'ndan 30 Nisan'a kadar yanıt vermesini talep ettiğini belirtti.

   Gazete; soyadı öğrenilemeyen ve gerek Kıbrıs Rum, gerekse Kıbrıs Türk tarafınca, "çok gizli bir sır olarak

tutulan" başvurunun sahibi Kıbrıslı Türk "Sofi"nin İngiliz uyruklu olduğunu ve 1974 öncesinde İngiltere'ye gittiğini yazarak, söz konusu kişinin Larnaka'da bulunan taşınmaz malının kendisine devredilmesi için Rum yetkili makamlarına başvuruda bulunduğunu, ancak başvurusunun, taşınmazın sadece kendisine değil KKTC'de ikamet etmekte olan kız kardeşine de ait olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ifade etti.

   Haber göre; "Sofi", Rum mahkemelerine başvuruda bulunmadan doğrudan AİHM'e başvurarak, "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi"nin hukuki çerçevesinin Kıbrıslı Türklerin Rum mahkemelerinde haklı çıkmalarına olanak sağlamadığı argümanını öne sürdü.

 

AİHM'den Rum Başsavcılığına mektup

 

   Kıbrıslı Türk "Sofi"nin başvurusunu değerlendirmekte olan AİHM'in, Rum Başsavcılığı'na, "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi"nin hukuki çerçevesine ilişkin "zor sorular" içeren bir mektup gönderdiğini ve 30 Nisan'a kadar bu mektuba yanıt verilmesini istediğini yazan gazete; mektuba verilecek yanıtın "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi"nin geleceği için çok büyük bir önem taşıması sebebiyle Rum Başsavcılığı'nın yanıtları hazırlamakta zorlandığını ve henüz AİHM'e yanıt vermediğini vurguladı.

   Gazete; "Sofi"nin başvurusunun, AİHM'in kabul edilme aşamasını geçmesi durumunda "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi'nin" büyük darbe alacağını ve diğer Kıbrıslı Türklere Rum iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM'e topluca başvuruda bulunma imkânını vereceğini belirtti.

 

Kıbrıslı Türk ile anlaşma senaryoları

 

   Gazete; Rum Başsavcılığı'nın, "Sofi" isimli Kıbrıslı Türk'ün AİHM başvurusunun Rum Yönetimi'ne yönelik olası olumsuz etkilerinden kurtulmak amacıyla alternatif yollar düşündüğünü, bunun başında da "Sofi" ile ikili anlaşma yapmanın geldiğini yazdı.

   Gazete; ancak söz konusu başvurunun kişisel düzeyi aşmış ve Türkiye ile KKTC hükümetlerinin ilgisini çekmiş olmasından ötürü Kıbrıslı Türk'ün anlaşmaya yanaşıp yanaşmayacağının da bilinmediğini vurguladı.

   Öte yandan gazete; Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis'in, "Kıbrıslı Türk Malları İdaresi" konusunda

yaptığı açıklamada; "mevcut durumda mal sahiplerinin istismara uğrayarak baskılar sonucunda mallarını gerçek değerinden satmaya mecbur bırakılabileceğini, bu yüzden de Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Yasası'nın sadece Kıbrıslı Rumlar için değil aynı zamanda Kıbrıslı Türkler için de siyasi ve hukuki bir silah olduğunu" söylediğini yazdı.

   Habere göre, Silikiotis; Güney Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türk taşınmaz malları için 2004 yılından sonra yapılan başvurularda verilen onayların, Kıbrıslı Türk taşınmaz mallarının toplamının yaklaşık yüzde birine denk geldiğini iddia ederek, "taşınmaz mallar konusu hukuki değil siyasi bir konudur" şeklinde konuştu.

KIBRIS 30/04/08

 

Kıbrıs konusundaki aktif tutumumuz sürecek

AKTİF TUTUM İÇİNDEYİZ... İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, "Genel Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve gayri insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz" dedi

 

ÖNEMLİ ÇALIŞMALAR VAR... İhsanoğlu: Ambargoların sona erdirilmesi için önemli çalışmalar başlatıldı. KKTC ile ticaret, turizm ve kültür alanında ortak faaliyetler yapılmasına ilişkin çalışmalar başlatılmıştır. İKT, bu konudaki aktif tutumunu sürdürecektir

 

 

   İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, "Genel Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve gayri insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz" dedi.

   Oxford Üniversitesinde konuşma yapmak ve kendisine verilen ödülü almak, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüşmek ve diğer bazı temaslar için İngiltere'ye giden İhsanoğlu, AA'ya verdiği demeçte, İKT'nin KKTC'ye yönelik ambargo ve izolasyonlarla ilgili tutumunun ne olduğunun sorulması üzerine, "Bu konuda çok aktif faaliyetlerimiz var. Genel Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve gayri insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz. Bu konuda önemli çalışmalar başlatıldı. KKTC ile ticaret, turizm ve kültür alanında ortak faaliyetler yapılmasına ilişkin çalışmalar başlatılmıştır. İKT, bu konudaki aktif tutumunu sürdürecektir" şeklinde konuştu.

   İngiltere'de bulunduğu süre içinde Dışişleri Bakanı David Miliband ve İKT ülkelerinin büyükelçileriyle bir araya geleceğini bildiren İhsanoğlu, bu temasları sırasında dünyanın önemli sorunları üzerinde görüş alışverişinde bulunacaklarını ifade etti.

KIBRIS 30/04/08

 

Vassiliou: substantial work already covered in talks

THE WORKING groups and technical committees met for the third time yesterday, but substantial work has already been done since last week, former President George Vassiliou said.

Vassiliou, who is heading the working group on European affairs, said there had been a review of the issues which the groups wanted to cover and that the work would continue today.

“I would say that surely there is substantial interest and desire to proceed positively, but you realise it would be a mistake to make predictions on how things will progress,” Vassiliou said.

Asked which issues would be given priority, Vassiliou said there were many issues that needed to be covered. He also said that Turkish Cypriots did not have practical ideas on what it meant to be a full member of the EU, a member of the euro zone, and the repercussions that it would have on the various aspects of the Cyprus problem.

“All these issues must be discussed, as well as many others,” he added.
The two sides agreed last month to set up six working groups and seven technical committees. The six working groups include governance and power-sharing, EU, security and guarantees, territory, property and economy.

The technical committees will focus on crime, commerce, cultural heritage, crisis management, humanitarian issues, health and environment.

They are designed to tackle everyday concerns while the working groups are to handle substantive issues of the Cyprus question
So far, since the election of Demetris Christofias as President, much progress has been made in terms of the Cyprus issue.

However, some criticisms have been flowing back and forth between the two sides with relation to Turkey and its positions on Cyprus.

Yesterday, Christofias said the Greek Cypriot side was being patient with some of Ankara’s positions, which he said were being repeated by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Such remarks did not contribute towards creating the necessary atmosphere for the successful outcome of the work of the groups and technical committees, he said.

Questioned on the progress being made, he said the work had just begun and added that comments coming from the Turkish side were not facilitating progress.

“The situation in Turkey and the forces that prevail regarding the Cyprus problem appear to be promoting dogmatic and unacceptable positions, which unfortunately are repeated by Mr Talat,” said Christofias.

“We have a lot of patience but at the same time our patience is combined with the defence of principles for a Cyprus settlement.”

According to weekend Turkish Cypriot press reports, Turkish President Abdullah Gul last week handed over a decision to Talat taken by Turkey’s National Security Council on the Cyprus issue.

“As it is known, instead of the position for a bi-zonal, bi-communal federation which was pursued during the Annan plan period, the recent National Security Council decision, which is of historical significance, has for the first time put forward the position of the principle of a solution based on two states and declared to the world its red lines in a clear manner,” said one media report.

Another said: “The TRNC must be recognised even for 24 hours when the point of an agreement is reached” according to a “shocking document”, which reveals that in 1968 a group of UN experts appointed by the then UN Secretary General, U Thant prepared such a statement.

Halkin Sesi newspaper reported that Izzet Izcan, General Secretary of the United Cyprus Party (BKP), said the Turkish Cypriot leader “has lost himself so much that he demands the recognition of the TRNC as Turkish Cypriot founding state” in a possible solution of the Cyprus problem.

Izcan accused Talat of pursuing an inconsistent and hesitant policy and said the fundamental policies regarding the Cyprus problem were being determined in Ankara and that the Turkish Cypriot community was just being informed about them.

CYPRUS MAIL 30/04/08

Turkish Cypriots ‘have lost $112,000 each’ in the last 30 years

EVERY Turkish Cypriot has lost $112,000 within the past 30 years, according to a study by Professor Omer Gokcekus of Seton Hall University in the US.

Gokcekus, a Turkish Cypriot by origin, identifies international isolation and embargoes as the root causes of the loss suffered by the Turkish Cypriots, He estimates the total loss accumulates to no less than $25 billion.

The study has been compiled into a book by the Chamber of Commerce in the north.

It includes chapters on the cost of the isolation and the losses in tourism revenues, as well as a statistical analysis of the situation in the north.

The President of the Chamber of Commerce, Dr Hasan Inci, said that the study showed the kind of positive impact a settlement in Cyprus would have on the economic development of the Turkish Cypriot community.

“These figures are important in seeing which opportunities lie ahead for the Turkish Cypriot economy.

“This is why we must look to the future to see what we will gain” he proposed.

A similar thought was echoed by the Head of the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (KEVE) Manthos Mavrommatis last month.

“Both economies on the island are experiencing a slowdown. The only real prospect of high growth rates can only come out from a political solution,” he said at the time.
Mavrommatis had made the comments at the publication of a report by an all-island team of economists which focused on the economic benefits of a solution.

According to the report, a solution to the Cyprus problem would boost business to the island by a minimum of €1.8 billion a year, with each Cypriot family standing to gain an extra €5,500 per year.

CYPRUS MAIL 30/04/08

 

ECHR seeks answers on property Guardian
By Jean Christou

CYPRUS must answer questions about the Guardianship of Turkish Cypriot Property to the European Court of Human Rights (ECHR), unconfirmed reports said yesterday.

According to Politis, sources told the newspaper that the ECHR wanted answers as to the legal status of the Guardianship in relation to a case before the court involving a Turkish Cypriot woman who owns land in the government-controlled areas.

The answers are required today, Politis said, so the court can decide whether to admit the case, one of three concerning Turkish Cypriot property that the ECHR has before it.

The Turkish Cypriot woman applied to the ECHR a year ago to demand her property back in Larnaca. She has British nationality and was living in the UK before and during 1974.

Under current rules, Turkish Cypriots who do not reside in the north and who were not living on the island in 1974, can claim back their property.
However, Politis said the woman was refused the return of her property on the grounds that she co-owned it with her brother who does live in the north.

The woman, instead of seeking a local remedy through the courts, went straight to Strasbroug, which is the difference between her case and the other two pending before the ECHR.

Her reason was that the nature of the Guardianship would preclude her receiving her property back, and also that the Guardianship was politicised and that the legal system would not treat her fairly as a Turkish Cypriot.

Politis said the government was trying to come up with a way to approach the situation. One option was to settle with the Turkish Cypriot woman, but there was the chance she might not want a friendly settlement, the paper said.

It is the second time that the Guardianship has come under scrutiny from the ECHR.

The land swap case between Greek Cypriot Mike Tymvios and a Turkish Cypriot man who owned property in Larnaca also highlights the problems. The government, which is technically the Guardian of the man’s property, does not recognise the land swap, approved recently by the ECHR, and is likely

CYPRUS MAIL 30/04/08

Tormented by history
By Rula Aweidah

GREEK author Spyros A. Sofos and Turkish author Umut Ozkirimli joined together to launch their new book Tormented by History: Nationalism in Greece and Turkey at the Ledra Palace in Nicosia last night.

The book is the first comparative study of nationalism in Greece and Turkey. It is a significant review of the popular academic history and literature on both Greek and Turkish nationalisms.

Tormented by History traces the surfacing and development on the nationalist projects over the past 200 years, and challenges the received wisdom about the rise of the Greek and Turkish nations. The book also goes on to discuss the relationship and problems between both authors, which include language, religion, memory and history, territory and landscape; processes of homogenization, minorities of populations and cultures as well as institutional support of Greek and Turkish nationalism.

Furthermore the book continues to discuss the violence, both physical and symbolic, that these two countries have experienced together, and then follows the process of the establishment and consolidation of Greek and Turkish identity.

?zkirimli is the assistant Professor of international relations at the Istanbul Bilgi University in Turkey, and Sofos currently teaches at Kingston University in London.
In 1986, Sofos took a postgraduate certificate in Political Sociology after receiving a BA in Political Science and International Studies from the University of Social and Political Science. His other works include Islam in Europe, Macedonia at the crossroads and Culture, media and the politics of disintegration in former Yugoslavia.

CYPRUS MAIL 30/04/08