Kıbrıslı, eşek katline karşı
birleşti
Karpaz'ın
'hür eşekleri' silahla öldürülmüş halde bulunmaya
başlanınca Kıbrıslı Türklerle Rumlar facebook ve
e-posta gruplarında bir araya gelip eşekleri kurtarma kampanyası
başlattı. Dipkarpaz'daki protestoda eşeklerin öldürülüp milli
parkın yapılaşmaya açılmasının
amaçlandığı belirtildi
21/04/2008
RADIKAL
AFP - DİPKARPAZ -
Meşhur Kıbrıs eşekleri kuzeydeki yaşam alanları
olan Karpaz'da katliama kurban giderken, Türk ve Rum gençleri bunu önlemek için
birlikte harekete geçti. 'Hür' lakaplı yabani eşekler artık
eskisi gibi Karpaz'da sürüler halinde görülmezken, Karpaz Milli
Parkı'ndaki eşeklerden 10'u mart sonunda silahla öldürülmüş
bulundu. Facebook ve e-posta gruplarını kullanarak 'Kıbrıs
Eşeğini Kurtarın' kampanyasını başlatan yüzlerce
Türk genci ile 10 Rum genci, Dipkarpaz'daki Altınkumsal'da protesto
gösterisi düzenledi.
Türkiyeliye
eylem yasağı
KKTC vatandaşı olmayanlara eylem yasağı gerekçesiyle
güneyden gelen hayvanseverlerle Türkiyeli üniversite öğrencilerinin katılmasına
izin verilmedi. Eşekler için düzenledikleri temsili cenaze töreni için 15
araçlık konvoyla 50 km yol kat eden eylemciler, 'Doğanın
düşmanı insanın düşmanıdır', 'Bu topraklar,
dağlar, ormanlar hepimizindir', 'Hür eşekler vardır, var
olacaktır', 'Eşeklerden sonra sıra kimde?' yazılı
pankartlar açtı.
20 yaşındaki üneversite öğrencisi Deniz Direkçi'nin okuduğu
basın bildirisinde, eşeklerin doğal çevrelerinde özgürce
yaşama hakları olduğu, çok sayıda öldürülmelerinin
soykırım anlamına geldiği, hayvan haklarının da
insan hakları gibi yasayla korunması gerektiği belirtildi.
Bildiride milli parkta barındırılan eşeklerin buradan
çeşitli sebeplerle ayrılmaları sonucu halkın ekinlerine
zarar vermelerinin ölümlerini getirdiğine dikkat çekildi.
Eylemciler, milli park yasası çıkarılması, parkta
giriş-çıkışların kontrol edilmesi, güvenliğin
sağlanması, av ve yapılaşmanın yasaklması, park
sınırının uzun vadede eşek nüfusu dikkate
alınarak belirlenmesi, kalan eşeklerin hayatlarını
sürdürebilmeleri için çözüm bulunmasını talep etti. Şair yazar
Jenan Selçuk, öğle yemeğinde eylemcilere hitabında meseleyi
şöyle özetledi: "Burada sadece eşekler değil, yaşam
biçimimizi ve geleneklerimizi korumak söz konusu. Bölgeye elektrik hattı
getiriyorlar, sonra lüks villalar inşa edecekler, milli parktan geriye bir
şey kalmayacak. Eşekler de buna engel olarak görülüyor."
Milli parkta av yasağı çağrısına destek veren
Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirciler, piyasada yem, adada su
sıkıntısı olduğunu, eşeklerin
azalmalarının vurulmaya bağlı
olmadığını, yiyecek ve su bulamayan eşeklerin yok
olmaya mahkum olduklarını savundu. Yeşil Barış
Hareketi Başkanı Doğan Sahir, "Eşek ölümleri faili
meçhul kaldığı sürece devam edecek" diyerek, bu bölgede
doğanın sahipsiz olduğunu, eşeklerde salgın
hastalık çıksa bile kimsenin haberi olmayacağını,
eşeklerin ne yiyip içtiğini bilen birinin
olmadığını anlattı.
Çevre Bakanlığı, eşek ölümlerinin organize iş
olduğunu kabullenmeye yanaşmıyor. Ama çiftçilerin ekinlere zarar
veriyor diye eşeklerin yanı sıra muflon
yabankoyunlarını da öldürdüğü, tarla açmak için ardıç ve
şinya ağaçlarını kestiği suçlamaları ayyuka
çıktı. Diğer şüpheliler de kuzeyin el değmemiş
nadir bölgelerinden olan Karpaz'da yapılaşma için kolları
sıvayan müteahhitler. Pek çok kesim bu duruma tepkisini Facebook'ta dile
getiriyor.
19 yaşındaki hukuk öğrencisi Aysun Yücel "Yaz tatilinde
buraya geldiğimizde gece uyurken eşek sürülerinin bungolovumuzun
yanından geçtiğini duyardık. Çok üzücü çünkü artık bunlar
olmuyor" derken, Yunan belgesel filmci Tony Angastiniotis "Belki
barışa giden yol eşeklerden geçecek. Ne de olsa onlar tek gerçek
Kıbrıslılar" diye ekledi. Iraklı şair filozof
Raad Abdül Cevad de, Kuzey Irak'ta Eşek Partisi kurulduğunu
hatırlatıp 'Hür eşekleri' koruyacak bölgesel örgüt
kurulması ve para toplanmasını önerdi.
'Kıbrıs'ın
Mercedesleri'
100 kilodan fazla yük taşıyabilen Kıbrıs eşekleri,
geçmişte tüm Ortadoğu'da büyüklükleri, güçleri ve
dayanıklıkları yüzünden çok aranan hayvanlardı. İki
dünya savaşında Britanya sömürgecilerine de çok hizmet etmiş,
bir dönem Türkiye'ye ihraç edilmiş ve 'Kıbrıs'ın
Mercedesleri' lakabı almıştı.
ABD'li
tarihçi Guenter Lewy İngiliz, Alman ve Amerikan arşivlerinde
yaptığı araştırmalarda, Ermenilerin 1915
olaylarına ilişkin 'soykırım' iddialarının
doğru olmadığı sonucuna vardığını
söyledi.
ABD'nin önde gelen
tarihçi ve siyaset bilimcilerinden Guenter Lewy, İngiliz, Alman ve
Amerikan arşivlerinde yaptığı araştırmalar
sonucunda, Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin iddialarının
doğru olmadığı sonucuna vardığını
belirtti.
New Jersey'deki Stevens Teknoloji Enstitüsü'nde
konuşan Lewy, 1915 olaylarına ilişkin 2005 yılında
yayımlanan kitabıyla ilgili konferans verdi.
Merkezi Washington'da bulunan Türk
Çalışmaları Enstitüsü Müdürü Dr. David Cuthell tarafından
takdim edilen Lewy, 1915 yılında ve sonraki dönemde ölümlerin,
dönemin şartları ve savaş ortamındaki yokluk içinde meydana
geldiğini söyled
Lewy, İttihat ve Terakki'nin "tecrübesiz
yönetiminin" ve savaş dönemindeki ekonomik koşulların,
olaylarda önemli bir etken olduğunun altını çizdi. O dönemde,
Osmanlı ordusu askerlerinin yüzde 40'ının, salgın
hastalıklar ve bakımsızlık yüzünden hayatını
kaybettiğini anlatan Lewy, "kendi askerlerinin yiyecek ve giyecek
ihtiyacını gerektiği gibi karşılayamayan bir
yönetimin, yer değiştirme sırasında Ermenilere iyi
bakamamış olduğunu" söylemenin anlamsız olacağını
ifade etti.
Yer değiştirme sırasında parası
olan Ermenilerin, gidecekleri yere trenle gitmelerine izin verildiğini
kaydeden Lewy, "Osmanlıların soykırım gibi bir
niyetleri olsaydı böyle bir şeye izin verilmeyeceğini"
vurguladı.
Lewy, Birinci Dünya Savaşı sırasında,
İngiliz, Fransız, ve Rus ordularında önemli sayıda Ermeni
bulunduğunu ve Ermenilerin bu hizmetleri dolayısıyla kendilerine
ait bağımsız devlet beklentisine girdiğini de belirtti.
Lewy, konunun siyasi arenadan alınarak
uluslararası mahkemede görüşülmesine ilişkin bir soruya
ise "Bu çok güzel bir fikir, ama Ermenilerin buna
yanaşacağını zannetmiyorum" yanıtını
verdi. HURRIYET 22/04/08
|
Guenter Lewy kimdir? |
|
Guenter Lewy
(1923-)Guenter Lewy 1923 yılında Almanya'da doğdu. Sonra ABD'ye yerleşti. Columbia Üniversitesi
Smith Koleji ve Massachusetts Üniversitesi'nde öğretim üyeliği
yaptı. 2005 yılında Ermeni soykırımı
iddiaları ile ilgili yayımladığı kitabında soykırım
tezini eleştirdi, tehcir tezini savundu. |
HURRIYET 22/04/08

Hangi şehrin satanisti fazla, ne zaman Osmanlı olacağız...
Kuşadası´nda konferans veren, Mihr tarikatına bağlı
olduğu ileri sürülen Medeniyet İrfan Hayır ve Ref
Derneği´nin Başkanı Fazıl Emre, Osmanlı dönemini
överek, ``İnşallah kısa sürede Osmanlı devleti
olacağız'' dedi.
Kuşadası Belediye Düğün Salonu´nda, önceki gün yapılan ``Ey
İnsanoğlu Düşün? Mutluluğumuz İçin'' adlı
konferansta kadın ve erkekler haremlik selamlık şeklinde oturdu.
Konferans öncesi DHA´ya konuşan Medeniyet İrfan Hayır ve Ref Derneği Başkanı Fazıl Emre, Osmanlı İmparatorluğu dönemine övgüler yağdırdı. Osmanlı´nın 300 yıl boyunca dünya medeniyetlerinin önünde ilerlediğini, Türkiye´nin de Osmanlı devleti gibi yönetileceğini savunan Emre, ``İnşallah kısa sürede Osmanlı devleti olacağız'' dedi.
Türkiye´de bu konferansın 25.´sini
yaptıklarını aktaran Fazıl Emre, ``Osmanlı devleti 600
yıl boyunca sadece Kuran- ı Kerim´e bağlı kalıp, Kuran
- ı Kerim´e göre karar verdi. Ve hep kazanan taraf oldu. Biz de
inşallah, Allah izin verirse, kısa süre sonra Allah´ın
istediği standartlara gelirsek biz bu ülkede tekrar Osmanlı devleti
olacağız. Osmanlı deyince sadece hilafet
anlaşılmasın, şeriat gelecek diye
anlaşılmasın; Osmanlı, adaleti, teknolojik sistemi ile 300
yıl medeniyetler önünde ilerleyen bir devletti. Bu şekle
gelebileceğimize inanıyoruz. Bizler Türkiye Cumhuriyeti´nin Allah
tarafından yer yüzünün hakimi olacağına inanıyoruz. Ama ne
zamanki ona yönelirsek o zaman hakim oluruz'' diye konuştu.
Emre, konferansta ise sık sık Kuran- ı Kerim´den verdiği
örneklerle insan ve yaradılış konusunu ele aldı.
Medeniyet İrfan Hayır ve Ref Derneği´nin, liderliğini
İskender Erol Evrenosoğlu´nun yürüttüğü Mihr tarikatına
bağlı olduğu ileri sürüldü.
AKEL and DISY defend
right to appoint Annan plan supporters
By
Alexia Saoulli
AKEL and DISY
yesterday hit back at criticisms that the appointment of certain individuals to
the working groups and technical committees was sending out the wrong message.
DISY leader Nicos Anastassiades said the people who had been appointed to the
groups and committees were highly capable and able to handle the issues at
hand.
The opposition leader, who has given President Demetris Christofias his full
backing in his drive to solve the Cyprus problem, hit back at innuendos made
regarding the appointment of supporters of the Annan plan to the groups and
committees. He said people could not be judged based on their position in a
democratic procedure, which, according to the regulations of democracy, had the
right to take a positive or negative position in the [2004 Annan plan] referendum.
He said what had to prevail was whether they could be of service for the good
of the country, which he believed they could.
Asked about DIKO and EDEKs reaction to appointments, AKEL spokesman Nicos
Katsourides said every party had a right to its opinion.
Nevertheless, like Anastassiades, he said it was wrong to judge individuals
based on positions theyd taken in the past. He also said it would be hard to
find an individual who had not taken a stand during the April 2004 referendum
and that public figures in particular had to take a stand on such critical
issues.
If the reasoning is that someone who was persistent in one opinion or another
should not be used then we will face problems not just in the composition of
these committees and working groups, but in any other kind of organ in this
country, he said.
Katsourides added that a number of people who had been advisers or participants
under the previous government were also involved now.
There are people in Cyprus who were advisers during the Clerides government
and the Tassos Papadopoulos government
. I am saying this not to judge those
people but because I want to say that technocrats operate with the political
reasoning they must follow and that is the main thing, he said.
Nevertheless, House president Marios Karoyan said he had reiterated DIKOs
reservations regarding the appointments in yesterdays meeting with President
Demetris Christofias.
Karoyian said although he did not doubt the presidents right to appoint who he
wanted, nor the individuals knowledge, there were certain appointments that
could have been avoided because they send the wrong messages.
Nevertheless he said what was most important was that none of the 13 teams
would do anything with which Christofias disagreed.
The president is the one who will control, examine and know what policy will
emerge from these Working Groups and what direction these Working Groups and
Technical Committees will take, he said.
A number of working
groups and technical committees will hold their first meeting today. A second
meeting will be held on Thursday.
Greek and Turkish
Cypriots join up to save the Cyprus donkey
By
Leo Leonidou
OVER 2,000
Greek and Turkish Cypriots have joined forces in order to protect a rare breed
of feral donkey, once labelled by President Makarios as the only true Cypriots
on Cyprus.
The animals could be under threat of extinction from reckless hunters,
disgruntled farmers and drought, environmental activists have warned.
Using a Facebook group entitled Save The Cyprus Donkey, the people have come
together after ten of the brown animals were found shot dead in Karpasia at the
end of March.
They describe the donkey as the symbol of Cyprus and say that it is their
responsibility to protect one of the worlds last wild colonies.
The ones that belong to us are murdered by the ones who do not belong to us.
If we stay silent, that makes us a part of this murder, their message states.
A fortnight ago, members met at Monarga village from where they headed off to
the Karpas peninsulas Golden Beach to commemorate the dead animals and
discuss what to do.
Hunters are shooting at them for fun, and farmers are killing them because
they say they damage their crops, the head of the Turkish Cypriot branch of
the Green Action group, Dogan Sahir, told the Mail following the shootings.
The enemy of nature is the enemy of humans, read a banner unfurled by a small
group of demonstrators at a sandy beach near Rizokarpaso village, that has for
decades been a donkey sanctuary.
According to news agency Agence France Presse, a 20-year-old primary school
employee who addressed the rally said the main suspects in the unsolved deaths
were farmers angered by crop damage.
But fingers have also been pointed at hunters and developers eager to exploit
the Karpas peninsula, one of the last unspoilt parts of the island.
Ironically, the Karpas donkey colony has been boosted by the 1974 Turkish
invasion.
The vast majority of the areas Greek Cypriot farmers fled south during the
fighting, abandoning their animals.
And as agriculture declined amid the growing urbanisation, the freed donkeys
were replaced by tractors and pick-ups.
A 2003 study found that about 800 donkeys were roaming the olive orchards and
wheat fields, and along the beaches of the relatively unspoilt Karpas
landscape.
Sahir believes the number of the indigenous donkeys living there has been
falling rapidly since the last census was carried out. The breed is believed to
be unique because it has managed to survive unassisted by humans in the wild
since escaping from its owners centuries ago.
We cannot know how many are left, but we do know that many have been killed
since the count, Sahir said.
Commenting, a spokesman for the Veterinary Services described the shootings as
unacceptable.
He called on various environmental groups to exert pressure on the authorities
in order to protect the donkeys.
Its a real shame whats happening, he said, adding that the Services cannot
intervene as they do not have any jurisdiction in the north.
Many years ago, the donkeys and mules of Cyprus were renowned throughout the
Middle East for their size, strength and endurance.
They were also valuable to the islands British colonial rulers during both world
wars.
Cyprus donkeys were exported throughout the region for cross-breeding with
horses to produce a mighty strain of mule.
According to the 1931 Handbook of Cyprus, the Cyprus donkeys are of good
quality being able to carry a load from 168 pounds (75 kilos) to 224 pounds and
over.
Tazmin için uzlaşmaya onay
23/04/2008 RADIKAL
AA - STRASBOURG
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Rum
Kesimi'nden 'mülkiyet hakkının ihlal edildiği' gerekçesiyle
Türkiye aleyhine yapılan üç başvuruyu karara bağladı.
Mahkeme, KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurarak,
KKTC'deki eski malına karşılık Güney Kıbrıs'ta
Türklere ait malı alma konusunda uzlaşmaya varan
Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un uzlaşmasını onayladı.
AİHM'nin 4. Dairesi'nin kararına göre, Timvios, Kuzey
Kıbrıs'ta bıraktığı mala karşılık,
Larnaka'da Kıbrıslı Türklere ait 22 dönüm taşınmaz
malın sahibi olacak. Ayrıca dostane çözüm gereği Timvios'a 1
milyon dolar tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. AİHM'nin
KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nu 'iç hukuk' olarak kabul etmesi,
diğer davalara emsal teşkil etmesi açısından önemli.
Demades soyadlı kişinin başvurusunda ise mahkeme masrafları
dahil Türkiye'nin 835 bin avro ödemesine karar verildi. Mahkeme, Demetriou
soyadlı kişinin başvurusunu da, davacının davayı
daha fazla sürdürmek istememesi üzerine kayıtlardan
çıkarttığını açıkladı.
ECHR deals new blow to
Turkey
By
Alexia Saoulli
TURKEY must
pay 835,000 to the family of Greek Cypriot refugee Ioannis Demades for loss of
use of his Kyrenia property, the European Court of Human Rights (ECHR) has
ruled.
Failure to do so within six months will result in an eight per cent interest
rate on the total amount for every year delayed.
Turkey has three months within which to appeal the decision from today. If
there is no appeal, within three months thereafter it must pay the amount.
The judgement, published by the ECHR yesterday, was hailed by Demades lawyer
Achilleas Demetriades.
The judgement is of great importance because it reaffirms [Titina] Loizidou
and [Myra Xenides] Arestis ownership and only deals with the compensation for
loss of use of property and not expropriation, he said.
Specifically, according to the decision:
displaced Greek Cypriots, like the
applicant, cannot be deemed to have lost title to their property and the compensation
to be awarded by this Court in such cases is confined to losses emanating from
the denial of access and loss of control, use and enjoyment of his property.
The judgement specifically refers to the cases of Loizidou and Xenides-Arestis.
In those cases the ECHR awarded the applicants £230,000 plus costs and 850,000
plus costs, respectively. Loizidou finally received payment in 2003 of more
than £640,000 (due to interests added to the total amount because of Turkeys
failure to pay up when the judgement was finalised in 1998) and the
Xenides-Arestis case is still pending.
In this case, the ECHR awarded Demades 785,000 for lose of use of property,
45,000 in moral damages and 5,000 for expenses.
This was almost double the amount Turkey had put on the table several years ago
and did not involve expropriation, Demetriades said.
Although Demades himself died in September 2006, his family decided to reject
Turkeys offer and to stand firm with its claim.
This is significant because we can claim the properties and only get
compensation for rents lost because we believe that in light of a Cyprus
problem solution we will get those properties back, Demetriades said.
Xenides-Arestis property is in the fenced off city of Varosha and Demades is
in a military zone; in case of a settlement, the army would pull out,
effectively freeing up the property for return to its rightful owners.
Its not like Turkey can say the properties are being used to house Turkish
Cypriots, the lawyer said.
Demetriades said the ECHR had also accepted the Greek Cypriot sides property
evaluator, Andreas Pantazis, rather than Turkeys evaluation of the Kyrenia
residence.
The latter had attempted to undervalue the land, claiming the property was
located in a military zone and used by the Turkish army and thus was of lower
value.
This trilogy of cases concludes the first cycle of property compensation
cases, he said.
From now on, he said, it could be taken as a given that the ECHR recognised
Greek Cypriot refugees as the rightful owners of their properties and that what
it dealt with was compensation for loss of use in rents of that property since
1987.
In 1987, Turkey started accepting claims from individuals on property issues at
the ECHR. The year coincides with Ankaras formal application to join the
European Union.
In the past, something like this would have been unheard of. Now what is
interesting about this case is that its as if we are now talking about
property as if it was in Nicosia, said Demetriades.
Furthermore, in its judgement the court did not deal with the property
commission set up in the occupied areas.
This matter will be taken on in eight cases that have so designated and for
which Turkey has been given until June 30 to provide its comments on the set up
in the occupied areas and its effectiveness, he said.
Also the court has frozen all remaining cases other than 32 which have already
been declared admissible and for which the pleadings have closed and we are
awaiting judgement, Demetriades concluded.
Meanwhile in a separate case, the ECHR yesterday formally accepted the friendly
settlement between Greek Cypriot refugee Mike Tymvios and Turkey, without
making reference to the norths property commission. Ankara will pay Tymvios
$1 million in exchange for his land.
CYPRUS MAIL 23/04/08
Should Nicosia be the
only EU capital without a Culture Centre?
By
Anna Hassapi
The centre
of Nicosia is a barracks
THE ANNOUNCEMENT of plans for the construction of a 100 million National
Cultural Centre in Nicosia has enraged cultural stakeholders, particularly from
Limassol, who argue that the money could be used more wisely to support Cyprus
ailing cultural infrastructure.
They have launched an organised campaign in a bid to prevent the project from
coming to fruition. But now, the Cyprus Cultural Foundation (CCF), which
initiated the project, has hit back, arguing it will act as the catalyst for
the islands cultural development.
It is a shame for our country to be the only European state without a Culture
Centre. We are underdeveloped and do not possess the necessary infrastructure.
When EU representatives came to Cyprus to discuss funding this project, they
were stunned by the lack of cultural infrastructure in our capital. Their exact
words were Oh my God, the centre of Nicosia is a barracks. Our pockets are
open and we will give you any assistance you require, Tassos Angelis, General
Director of the CCF, told the Cyprus Mail.
Angelis believes the centre will be the nucleus of Cyprus cultural
development. The Culture Centre will be the steam-engine, a catalyst for
cultural development in Cyprus, and will completely transform the culture
scene. We expected the participation of all stakeholders, but it seems that
some have chosen not to, he said.
Not only have some stakeholders chosen not to participate in the centres
creation, they have declared open war on the centre, blasting the lack of
transparency in the decision-making process and the extravagance with which
money is spent, while local cultural centres and theatres are struggling to
survive.
Last week, Limassol culture stakeholders gathered at the Panikos Mavrellis arts
centre in Limassol to discuss action on the Culture Centre. They agreed that
the decision to go through with the project was unacceptable. At the meeting
there was a universal realization that the construction of such a large-scale
Centre, with a budgeted cost of at least 100 million should NOT at this time
be an immediate or necessary priority in the development of our extremely weak
basic cultural infrastructure, read the statement circulated by the
stakeholders after their meeting.
Limassols culture stakeholders have already started collecting signatures at
national level in opposition of the Centre. Notable personalities, including
Anna Marangou, Titos Kolotas and Costas Kafkarides have already signed. The
stakeholders also agreed to organise a general meeting in Nicosia, which is
taking place today at 7pm at the Journalists House.
Angelis said that no-one from the CCF had been invited to this meeting. When
major projects are created, some agree and some disagree. Some disagreements
are voiced in good will, some are not. The people who disagree are not basing
their opinion on proper information. They have never come to us to get
information on the project. They are basing their unfounded views on
assumptions. We are at their disposal if they want to come to us to get
information, he explained.
Those opposing the Culture Centre, however, argue that it is the CCF that
excluded stakeholders from the decision-making process, which lacked
transparency. The procedure was totally transparent from the outset, Angelis
replied. Ten national cultural organisations, representing all segments of
Cyprus cultural scene, were always invited and participated in all the events,
meetings and so on organised by our foundation.
We set up a special committee, headed by the General Director of our foundation
to inform these organisations of the plans for the Cultural Centre and discuss
it with them. Even in Limassol, the major cultural stakeholders are supporting
us and are eagerly waiting for the creation of the centre, said Angelis.
Culture Centre opponents are also criticising its huge cost, although Angelis
said that most of this will be covered by an EU fund that is not traditionally
assigned for cultural infrastructure. In terms of financing the project, we
should have been credited with finding funds from an EU fund that is not
assigned for culture. Eighty per cent of the project will be funded by the EUs
Enterprise, Sustainable Development and Competitiveness Fund. The remaining 20
per cent will come from the state, he said.
Still, Centre opponents are not convinced, arguing that the running and
administrative costs will be heavily absorbing state funds, leaving nothing
behind for smaller cultural initiatives. The CCF argues that the Centres
operation will not cost the state as much as some may think. We are in the
process of completing a study on administrative costs and its findings will
soon be publicised. Its findings will come as a surprise to many, he said.
A recent statement by Angelis that the Culture Centre could be used as
conference venue for Cyprus EU Presidency in 2012 was also criticised; it was
taken as an indication that the Centre will be used for purposes other than
culture. The centre will also operate as a conference centre, which will
provide some income to cover administration costs, said Angelis. What I had
said was that the Culture Centre would be ready by March 2012 and that if the
government asked us to use its conference space for the European Presidency,
then we would be in a position to undertake the task.
Although its main purpose will be to act as a venue for the performing arts,
the Culture Centre will be a multi-faceted venue. Its main auditorium will have
1,400 seats and will house symphonic music, chamber music, opera, ballet,
modern dance and conferences. There will also be a recital hall with 500 seats
for chamber music, world music, dance, cinema, lectures and conferences, an
Education Centre which will act as library, e-library, music library, workshop,
and training centre, a Rehearsal Space, a Main Foyer and auxiliary spaces
including an open square and park as well as entertainment and dining
facilities. Its underground parking will accommodate 600 cars.
Following a competition, architectural house Hopkins Architects have been
commissioned for the buildings design. Project consultants include Ove Arup
and Partners (Engineers), Kirkegaard Associates (Acousticians) and Auerbach
Pollock Friedlander (Theatre Designers).
CYPRUS MAIL 23/04/08
Tourist train barred
from Ledra Street at weekends
By
Leo Leonidou
THE DRIVER of
Ledra Streets famous tourist train has criticised shopkeepers and Nicosia
Municipality after he claims he was ordered not to take the train through the
street during weekends.
Several Ledra restaurant and caf? owners have said that following the opening
of the checkpoint, pedestrian traffic has drastically increased and they want
to put more tables outside in order to accommodate the extra business.
However, when the train passes, there is not enough room, so we have to take
the tables away, one caf? owner explained.
The owner of a restaurant described the train as dangerous.
There are so many people walking up and down Ledra Street now that its
totally inappropriate to have this outdated train going past every day, he
said.
I realise that its not travelling very fast, but it can easily break
somebodys foot if it runs over them.
Not everybody was in agreement though.
Costas Mavrikios who runs a jewellery store on the capitals famous street
laughed off the others complaints.
Of course its not dangerous as it goes so slowly, he said.
The train is part of the streets culture and is great for bringing business
to the area.
People against it are simply being selfish and are trying to maximise their
profits.
Mavrikios added that the opening of the checkpoint is fantastic news as business
is booming. Ive seen many Turkish Cypriots ride the train and its obvious
that everybody loves it.
Nicosias only operational train is rail-less and chugs along at a leisurely
pace ideal for sightseeing, at about two or three miles per hour.
Iacovos Charitou is simultaneously Nicosias only conductor, signalman and
stationmaster. His station, Eleftheria Square, is the first, last and all the
intermediate stops on his line.
We found Charitou taking refuge from the midday sun in one of the trains cars
and asked for his views.
I was summoned by the Municipality this morning, who told me that I shouldnt
go down Ledra Street when its too busy, he said. They said that during peak
times, I should only take the Onasagorou Street route or not set off at all.
When told of the criticisms, he sadly shook his head.
Anybody with a shred of common sense can see that its not dangerous, he
said. As for the argument that Ledra Street has become too overcrowded, well
Ive had to deal with children, prams and animals running around for years. Now
is no different.
However, a Municipality spokesman told the Mail that they had not ordered
Charitou to do anything.
We all sat down together to discuss the issue and it was agreed, by all
parties, that the train from now on will only go down Onasagorou Street on
Fridays, Saturdays and Sundays, he said.
Ledra Street is extremely busy with pedestrian traffic over the weekend so
its better to be safe than sorry.
A consortium of local shops had conceived of the idea of running the train when
Ledra Street went pedestrian in 1998. Entrepreneur Nicolas Shacolas bought the
train, with the proceeds now used for the improvement of the area.
You can find the train seven days a week at Eleftheria Square. It works
mornings, afternoons and evenings with a break from 1 to 3pm. On Wednesdays,
there is no afternoon service.
A half-hour ride costs 1.50.
CYPRUS MAIL 23/04/08
NTV
Güncelleme: 16:02 TSİ 24 Nisan 2008 Perşembe
ANKARA
- Talatın, Ankara temaslarında Kıbrıs sorunu konusunda
önümüzdeki dönemde izlenecek politikaları değerlendirdiği
belirtiliyor
Mehmet
Ali Talatın Başbakanlık resmi konutunda Erdoğanla
yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan da katıldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat daha sonra CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal ile öğle yemeğinde bir araya geldi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bugünkü temasları çerçevesinde Avrasya
Stratejik Araştırmalar Merkezinde (ASAM) Kıbrısa çözüm
arayışları konulu konferans verecek.
KKTC Cumhurbaşkanının yarın da Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülle görüşmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Talat, bugün TC Başbakanı
Erdoğan'la görüşecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün Ankara'ya gidiyor.
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da, TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşecek,
"Kıbrıs'ta Çözüm Arayışları" konulu
konferans verecek.
Talat, bugün saat 07.30'da gideceği Ankara'da, ilk olarak
Erdoğan'la bir araya gelecek. Talat-Erdoğan görüşmesi, saat
10.00'da başlayacak.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Kıbrıs'ta Çözüm
Arayışları" konulu basına açık bir
konferansı, bugün saat 15:00'te Avrasya Stratejik Araştırmalar
Merkezi'nde yer alacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın saat 10.00'da,
köşe yazarları, akademisyenler, emekli diplomatlar ve siyasilerle
toplantı yapacak ve saat 17.30'da Gül'le buluşacak.
Yarın gece yurda dönmesi beklenen Talat'a, Ankara ziyaretinde,
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik edecek.
KIBRIS 24/04/08
Karar, güneydeki vasilik sistemini çökertebilir
BİR AŞAMA KATEDİLDİ... Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin, komisyon vasıtasıyla yapılan
uzlaşıyı onaylamasının bir aşama olduğuna
dikkat çeken Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Erk, Rum tarafında var olan vasilik sistemi nedeniyle
Kıbrıslı Türklerin mallarının o vasinin kontrolünde
olduğunu belirterek, bu kararın vasilik sisteminin çökmesine yol
açabileceğine vurgu yaptı
Aral MORAL
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Avukat Emine Erk, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM)KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla mülk
takası konusunda anlaşan Kıbrıslı Rum Timvios'la
ilgili kararı onaylamasının, Rum kesimindeki vasilik sisteminin
ciddi şekilde sorgulanmasına ve çöküşüne yol açabileceğini
belirtti.
AİHM'in, Güney Kıbrıs'taki vasilik sistemi
olmasından dolayı, takas anlaşmasının bir işe
yaramayacağı gibi bir sonuca varmadığına da dikkat
çeken Emine Erk, "Bu kısmı güneyin iç hukukunda halledin demek
istiyor. Bu bizim açımızdan önemlidir" dedi.
Erk ayrıca, mahkemenin, takasın fiiliyatta mümkün
olmayacağı gibi bir argümana girmediğini de söyledi.
Mahkemenin aldığı bu kararın, diğer davalara
da emsal teşkil edip etmeyeceği sorusu üzerine Erk, "Bu
davanın esasına bağlı bir karar değil. Yani bunu
abartmamak lazım" yanıtını verdi.
AİHM'in, 'komisyonun verdiği karar dört dörtlüktür, iç hukuk
yolu vardır, dolayısıyla bütün davalar komisyona gitsin'
noktasına henüz gelmediğine dikkat çeken Emine Erk, önümüzdeki
süreçlerde başka davalarla iç hukuk noktasına gelinebileceğine
dikkat çekti.
Erk: AİHM memnun
Hatırlanacağı üzere Timvios'un KKTC'deki
Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak kendisine yapılan
teklifi kabul ettiğini hatırlatan Emine Erk, "Dostane çözüm
dediğimiz teklifi bir uzlaşı yoluyla kabul etti. O da teklifin
içinde maddi tazminat ve takas vardı. Yani kuzeyde
bıraktığı mala karşılık güneyde
Kıbrıslı Türklere ait malın takası vardı. Timvios
bu teklifi kabul etti ve komisyon tarafından uzlaşı
kaydedilerek, gerekli işlemler devlet tarafından
yapıldı" dedi.
AİHM'in, varılan kararın gerçekten hür iradeyle
alındığına ve adil olup olmadığına
baktığını kaydeden Erk, kararda da, böyle bir
anlaşmaya varılmasını memnuniyetle
karşıladıklarını belirtti.
"Mahkeme, güneydeki vasilik sistemini göz önünde
bulundurmadı"
Çıkan kararda, Timvios'a teklifi yapan taraf olarak Türkiye'nin
kendi üstüne düşen kısmı tamamladığının
belirtildiğini kaydeden Emine Erk sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu, ödemeyle ilgili taahhüttür. Türk tarafı, Timvios'ın
malını alabilmesi için üzerine düşeni yapmıştır.
Bu bizim için neden önemlidir? Rum tarafında vasilik sistemi var.
Kıbrıslı Türklerin malları o vasinin kontrolündedir.
Kıbrıslı Türklere gidip mallarını istediği gibi
alıp devretme, takas yapma hakkı verilmiyor. Mahkeme bu vasilik
sistemini hiç göz önünde bulundurmadı."
"Mahkeme, takas fiiliyatta mümkün
değil gibi argümanlara girmedi"
AİHM'in, Güney Kıbrıs'taki vasilik sistemi olmasından
dolayı, takas anlaşmasının bir işe
yaramayacağı gibi bir sonuca varmadığına dikkat çeken
Avukat Emine Erk, "Bu kısmı güneyin iç hukukunda halledin demek
istiyor. Bu bizim açımızdan önemlidir. Çünkü güneydeki vasilik
sisteminin de ciddi bir şekilde sorgulanması ve bence çöküşüne
de yol açabilir" dedi.
Erk ayrıca, mahkemenin, takasın fiiliyatta mümkün
olmayacağı gibi bir argümana girmediğini de söyledi.
"Güney Kıbrıs'ın argümanları itibar
görmedi"
Timvios'un iflas ettiği ve komisyonla anlaşma yapamayacağı
yönünde Rumların anlaşmayı bozmak için öne sürdükleri
argümanların AİHM tarafından itibar görmediğine de dikkat
çeken Erk, AİHM'in "bu sizin iç hukukunuzdur ve bu mahkemeyi ve
süreci etkilemez" dediğini ifade etti.
"Bu davanın esasına bağlı bir kara
değil; bunu abartmamak lazım"
AİHM'in aldığı bu kararın, diğer davalara
da emsal teşkil edip etmeyeceği sorusu üzerine Emine Erk, "Bu
davanın esasına bağlı bir karar değil, yani bunu
abartmamak lazım. Çünkü neticede bu aşamada, Timvios davasından
vazgeçiyor ve o geri çekilmesini mahkeme inceler ve izin verirse çekilir. Öyle
bir hakkı da var mahkemenin. Bizim açımızdan önemi, mahkeme o
incelemeyi yaparken, komisyonu göz önünde bulundurdu. Ona bir itibar gösterdi.
Yapılan anlaşmayı inceledi ve ona da bir itibar gösterdi. Bu
anlaşmanın insan haklarına uygun buldu. Karşı
argümanlara çok itibar etmedi. Güneyde, Timvios'un yaşayabileceği
sıkıntıları da ayrı bir konu diye bıraktı.
Gerek iflas etmiş olması iddiası, gerekse takası fiiliyatta
acaba nasıl yapacak diye herkes merak ediyor. Timvios güneyde bir mücadele
yürütecek. Gerekirse dava açacak, gerekirse AİHM'e tekrar gidecek veya
belki de, AİHM'e, mahkemenin onayladığı bir
uzlaşıyı yürürlüğe koymayı engelleyen devleti
şikayet edecek. Bunları süreç gösterecek. Esasa ilişkin bir dava
olmadığı için herhangi başka bir davanın kararına
içtihat değil" yanıtını verdi.
"İç hukuk yoluna gelinmedi"
AİHM'in, komisyonun verdiği karar dört dörtlüktür, iç hukuk
yolu vardır, dolayısıyla bütün davalar komisyona gitsin
noktasına henüz gelmediğine dikkat çeken Kıbrıslı Türk
İnsan Hakları Vakfı Başkanı Erk, beklentisinin,
önümüzdeki süreçlerde başka davalarla iç hukuk noktasına
gelinebileceğine dikkat çekti.
Erk sözlerini tamamlarken, "Bizim beklentimiz odur. AİHM
komisyon vasıtasıyla yapılan uzlaşıyı da
onayladı. Tüm bunlar bir aşamadır. Esas beklentimiz ve ümidimiz,
bir kararın çıkarak, iç hukuk yolunun açılmasıdır.
Adım adım o yola gidiyoruz. Komisyon bir duruşma yapıp bir
kara üretseydi ve o karar AİHM'e gitseydi, o zaman bir emsal
olacaktı" dedi.
KIBRIS 24/04/08
Güneydeki vasiliğin insan haklarına
aykırı olduğu ortaya çıktı
GÜNEYDEKİ TÜRK EMLAKİ DE MÜLKİYET MESELESİNİN
ÇOK ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR... Vasilik sisteminin, güneydeki Türk
emlakinin gaspına dönük bir tutum olduğunun açık olarak
görüldüğünü ifade eden Soyer, "Bu yeni bir unsur olarak vasi
sisteminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu da orta yere
koymaktadır. Mülkiyet meselesi yalnızca kuzeydeki Rumların
mülkiyet meselesi olarak dünyada tartışıldığı bir
aşamada, bunun yanında güneydeki Türk emlakinin de
Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok önemli bir parçası
olduğu olgusu da ortaya çıkmıştır" dedi
ÇÖZÜMDEN BAŞKA ALTERNATİF YOK... "Kıbrıs Rum
tarafı büyük ölçüde Annan Planı tartışmalarında
mülkiyet meselesini tartışmama gerekçesi olarak AİHM'in
vereceği kararları önce çıkarıyordu. Louzidi davasıyla
başlayan süreçte Kıbrıs Rum tarafı, bütün kararların
kendi lehine çıkacağını ümit ediyordu. Dolayısıyla
şimdi AİHM'den çıkan karar meselenin tek yanlı
olmadığını ortaya koyan bir durumdur" diye
konuşan Başbakan Soyer, mahkemenin aldığı
kararın, güneydeki vasi sisteminin hukuken çöktüğü anlamına
geldiği ve mülkiyet sorununun bütünüyle görüşme sürecinde ele
alınacak bir konu olduğunu pekiştirdiğini ifade etti
Aral MORAL
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Timvios
davasıyla ilgili aldığı kararın son derece önemli
olduğunu belirten Başbakan ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum
kesimindeki vasilik sisteminin insan haklarına aykırı
olduğunun ortaya çıktığını vurguladı.
Vasilik sisteminin, güneydeki Türk emlakinin gaspına dönük bir
tutum olduğunun açık olarak görüldüğünü ifade eden Soyer,
"Bu yeni bir unsur olarak vasi sisteminin uluslararası hukuka
aykırı olduğunu da orta yere koymaktadır. Mülkiyet meselesi
yalnızca kuzeydeki Rumların mülkiyet meselesi olarak dünyada
tartışıldığı bir aşamada, bunun yanında
güneydeki Türk emlakinin da Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok
önemli bir parçası olduğu olgusu da ortaya çıkmıştır"
dedi.
Kıbrıs Türk tarafı olarak hem Kıbrıs sorununun
çözümüne, hem de bu çözüme, temel insan haklarına bağlı
özellikler doğrultusunda iki bölgelilik yapısına
bağlı bir siyasi çözüme de açık olduklarını ortaya
koyduklarını belirten Başbakan Soyer, mülkiyet meselesinin
çözümü için bütünlüklü görüşme sürecinden ve bütünlüklü bir çözüme
topyekün gitmekten başka bir önemli alternatifin
olmadığının ortaya çıktığına dikkat
çekti.
"AİHM, komisyonun kararlarını
dikkate alan bir sürece girdi"
AİHM'in aldığı kararın son derece önemli
olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Kıbrıs sorunun
çözümünde bütünlüklü çözüm sürecinde mülkiyet meselesinin siyasal çözüme
bağlı olduğuna inanıyorduk. Ancak Kıbrıs Rum
tarafı çözümsüzlüğe oynarken AİHM yolunu kullanarak, iki
bölgeliliği ortadan kaldırma metoduna gitti. Bu alanda uzun süre
boşluk kaldı" dedi.
Sonuçta, KKTC meclisinde tartışarak, hükümetin
cumhurbaşkanlığı ile birlikte Mal Tazmin Komisyonu'nu
gerçekleştirdiğini belirten Soyer, komisyonun yasası ve
oluşturulan komisyonun, insan halklarına, mülkiyetin özelliklerine,
Kıbrıs Türk halkının çözüm sürecinde iki bölgeli BM
parametrelerine bağlı bir çözümdeki temel prensiplerini göz önünde
bulunduracak bir yaklaşımla bu alana eğildiğini kaydetti.
Soyer, sonuç olarak AİHM'in, komisyonun kararlarını
dikkate alan bir sürece girdiğini ve bu sürece bağlı olarak
tazminat ve kısmi iade konularında pek çok olay
gerçekleştiğini söyledi.
"Mahkeme, Rumların itirazlarına
karşın pozitif karar üretti"
Timvios davasıyla Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun
çözümündeki bir diğer teorik unsur olan takasın gündeme geldiğine
de dikkat çeken Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Buna AİHM,
Kıbrıs Rum tarafının açtığı itiraza
karşın pozitif bir karar üretti. İşte bu noktada bir
kısım unsurlar çıkıyor" diye konuştu.
Bu unsurların birinin, Kıbrıs Rum tarafının
Timvios davasıyla ilgili AİHM'e istinaf ederken, bugüne kadar gizli
kalan vasilik konusunun ortaya çıktığının
altını çizen Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rum tarafının itirazında, güneyde kalan Türk
emlakinin üstünde kendisinin atadığı vasinin sorumlu
olduğu, takasa konu olan toprakla ilgili olarak Rum hükümetinin karar
verebileceği tezi işleniyordu. Bu insan haklarına ve mülkiyete
aykırı bir konudur. Vasliğin insan haklarına
aykırı bir konu olduğu ortaya çıkmıştır.
Bunun güneydeki Türk emlakinin gaspına dönük bir tutum olduğu nettir.
Dolayısıyla bu yeni bir unsur olarak vasi sisteminin
uluslararası hukuka aykırı olduğunu da orta yere
koymaktadır. Dolayısıyla mülkiyet meselesi yalnızca
kuzeydeki Rumların mülkiyet meselesi olarak dünyada
tartışıldığı bir aşamada, bunun yanında
güneydeki Türk emlakinin da Kıbrıs'taki mülkiyet meselesinin çok
önemli bir parçası olduğu olgusu da ortaya
çıkmıştır"
"Bütünlüklü bir çözüme topyekun gitmekten
başka alternatif olmadığı ortaya
çıktı"
Kıbrıs Türk tarafı olarak hem Kıbrıs sorununun
çözümüne, hem de bu çözüme temel insan haklarına bağlı
özellikler doğrultusunda iki bölgelilik yapısına
bağlı bir siyasi çözme de açık olduklarını ortaya
koyduklarını belirten Başbakan Soyer, mülkiyet meselesinin
çözümü için bütünlüklü görüşme sürecinden başka ve bütünlüklü bir
çözüme topyekün gitmekten başka bir önemli alternatifin
olmadığının ortaya çıktığına dikkat
çekti.
"Kıbrıs Rum tarafı büyük ölçüde Annan Planı
tartışmalarında mülkiyet meselesini tartışmama
gerekçesi olarak AİHM'in vereceği kararları önce
çıkarıyordu. Louzidi davasıyla başlayan süreçte
Kıbrıs Rum tarafı, bütün kararların kendi lehine
çıkacağını ümit ediyordu. Dolayısıyla şimdi
AİHM'den çıkan karar meselenin tek yanlı
olmadığını ortaya koyan bir durumdur" diye
konuşan Soyer, mahkemenin aldığı kararın, güneydeki
vasi sisteminin hukuken çöktüğü anlamına geldiği ve mülkiyet
sorununun bütünüyle görüşme sürecinde ele alınacak bir konu
olduğunu pekiştirdiğini ifade etti.
KIBRIS 24/04/08
Turks claim precedent in
Tymvios land swap ruling
By
Jean Christou
GREEK and
Turkish Cypriot sides yesterday took differing views on the European Court of
Human Rights (ECHR) decision on the controversial land swap between a Greek
and Turkish Cypriot.
The Turkish Cypriot side saw the Courts acceptance of a friendly settlement
between Greek Cypriot Mike Tymvios and Turkey as a recognition of the property
commission in the north.
The Cyprus government said the Court did no such thing.
In its judgement published on Tuesday, the ECHR officially endorsed the swap
that saw Tymvios exchange 51 plots of land in the north with a large tract in
Larnaca owned by a Turkish Cypriot, but under the guardianship of the Cyprus
government since 1974.
While accepting the friendly settlement between Tymvios and Turkey, the ECHR
decision made no mention of the property commission.
The Court simply welcomed the agreement reached between the parties and noted
the conditional nature of the agreement insofar as it concerned a possible
exchange of property
It [the Court] is satisfied that the settlement is based on respect for human
rights as defined in the Convention or its Protocols, the decision said.
The governments argument that Tymvios was a bankrupt and had no right to
dispose of his property in the north was dismissed by the ECHR as a domestic
issue irrelevant to the case before it.
The ECHR decision was hailed in the north as an important precedent recognising
the property commission as a means of domestic friendly settlement.
Although former Attorney-general Alecos Markides agreed with the estimate that
the decision could prove problematic for the eight refugee test cases still
outstanding at the ECHR, current Attorney-general Petros Clerides said the
decision had been satisfactory from the point of view of the Republic.
The decision was better than expected, he told state radio yesterday.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday the Tymvios decision
would be studied in depth with the Attorney-general.
Should anything in this judgment clash with our legislation or contradict the
interests of the Republic of Cyprus, the government will defend its interests,
he said.
The spokesman refused to be drawn on whether the government would refuse the
land swap.
The Cyprus problem is primarily a political problem, a problem of invasion and
occupation, and with aspects relating to property, and it cannot be solved
comprehensively through the courts, he said.
AKEL spokesman Andros Kyprianou said it was positive that the status of the
property commission was not included in the ECHR decision.
But the danger has not disappeared, he said.
Tymvios lawyer Yiannakis Erotokritou said yesterday he agreed with the
estimation that although the ECHR had not ruled on the property commission, it
was likely to cause problems for future cases before the European Court.
All of this was a result of mistakes made by the previous government, he
said. Speaking as the president of the association for Greek Cypriot refugee
landowners, Erotokritou added: It is a bad decision for us.
The next step for Tymvios is to go to the Larnaca land registry office with the
Turkish Cypriot owner of the land to carry out a legal swap.
The large tract already contains two schools and a number of shops and
businesses, which makes the issue more complicated.
If the authorities refuse to do the paperwork, the government will be liable
for not enforcing an ECHR decision.
If they do go ahead and transfer ownership to Tymvios, the state would then
probably be forced to requisition the land through a compulsory acquisition.
4 EUGENIA MICHAELIDOU DEVELOPMENTS LTD AND MICHAEL TYMVIOS
v. TURKEY (FRIENDLY SETTLEMENT) JUDGMENT
EUGENIA MICHAELIDOU DEVELOPMENTS LTD AND MICHAEL TYMVIOS
v. TURKEY (FRIENDLY SETTLEMENT) JUDGMENT 3
CYPRUS MAIL 24/04/08
AA
Güncelleme: 13:57 TSİ 22 Nisan 2008 Salı
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Adadaki son gelişmeleri
değerlendirmek amacıyla sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle
biraraya geldi. Talat, 21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan
ve ilk toplantısını geçen cuma günü yapan teknik komite ve
çalışma guplarının bugün öğleden sonra
çalışmaya başlayacaklarını söyledi. Talat, Rum
tarafıyla anlaştıkları en temel ilkelerden birinin komite
ve çalışma gruplarının müzakere yapmayacakları,
müzakereyi liderlerin yapacağı ilkesine dikkati çekti.
Talat, çalışma gruplarının, durumun fotoğrafını
çekeceğini, Kıbrıs Türk ve Rum tarafının
duruşunun ne olduğu, ne gibi seçenekler düşünülebileceğini
konuşacağını kaydederken, teknik komitelerin ise günlük
yaşamla ilgili ortaya çıkabilecek veya çıkan, varolan
sorunları ele alacağını ve bulunan çözümlerin liderlerin
onayından sonra hemen yaşama geçeceğini anlattı.
Komiteler ve çalışma gruplarının, üyelerini belirlerlerken
ağırlığı devlet çalışanlarına
verdiklerini ve belirlenen, yürütülen politikaları ortaya koyabilecek ve
tartışılabilecek kişileri seçtiklerini belirten Talat, her
komitenin üye sayısının 5 kişiyi aşmaması ve
üyelerin değişken olabileceğini de karara
bağladıklarını dile getirdi.
Talat, ihtiyaç ortaya çıkması durumunda, bu çalışmalarda
sivil toplum örgütlerinin de katkısının istenebileceğini
belirterek, belli konulardaki ilgili örgütlerin görüşlerinin
alınabileceğini söyledi.
CİDDİ
BİR MÜZAKERE SÜRECİNE GİRECEĞİZ
Talat, gerçek bir müzakere sürecinin hazırlıkları içinde
olunduğunu ve bu müzakerelerin başlayacak gibi göründüğünü
ifade ederek, şöyle konuştu: Gerçek bir müzakere sürecinin
hazırlıkları içindeyiz. Bu müzakereler başlayacak gibi
görünüyor. Geçmişteki durumdan farklı olarak bizim izlenimimiz,
gerçekten ciddi bir müzakere sürecine gireceğiz. Bu müzakere sürecinde
tabii ki halkımızın desteği yanında
katkısına da ihtiyacımız olacak. En başta da sivil
toplum örgütlerinin katkısına ihtiyacımız olacak.
Görüşlerimiz farklı olabilir. Bakın burada her görüşten
insan var, her görüşten sivil toplum örgütü var. Yalnız bir şeyi
çok iyi bilmemiz lazım, biz yürüyeceğiz, biz müzakere edeceğiz.
Biz masadan kalkmayacağız. Biz, Kıbrıs sorununu çözmek için
bütün iyiniyetimizle çalışmaya devam edeceğiz.
Hayati derecede önem verdiğimiz, kesinlikle vazgeçmemizin söz konusu
olmadığı hususlar vardır ve varolmaya devam edecektir
diyen Talat, yeni bir ortaklık devleti kurmanın temel hedef
olmayı sürdüreceğini ifade ederken, Bileceğiz ki
Kıbrıs sorununu çözerken bizim için, halkımız için mutlaka
en iyisinin olmasına çalışacağız ve buna hep beraber
çalışmamız lazım. Yani, aman çözüm olmasın, aman
anlaşmaya gitmeyelim değil. Aman şöyle bir anlaşmaya
gidelim. Aman doğru olan böyle bir anlaşma olsun
yaklaşımı içinde olmalıyız dedi.
AA
Güncelleme: 10:48 ET 25 Nisan 2008 Cuma
LONDRA
- İngilterede yayımlanan haftalık The Economist dergisi,
Kıbrısta olumlu bir değişim ve barış için umut
ışığının olduğunu yazdı. Derginin
yayınladığı makalede, gevşek bir federasyon temelinde
adayı birleştirecek bir anlaşmanın sağlanması
ihtimalinin, Tassos Papadopoulosun seçim yenilgisi sayesinde
arttığını yazdı.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın bir süre önce Rum kesiminde
bir dondurmacıya giderek, sokaktaki adamın kalbini kazanmayı
hedeflediği belirtilen yazıda, Talatın Rum kesiminde
geçirdiği yaklaşık bir saat içinde halkla sohbet ettiği
hatırlatıldı.
Adadaki sorunun tarihine de değinilen makalede, Papadopulosun seçim
yenilgisinin önemli bir dönüm noktası olduğu ve onun yerine gelen
Dimitris Hristofyasın yalnızca daha ılımlı olmakla
kalmadığı, Talat gibi sol görüşe ve geçmişte ortak bir
sendikal harekete mensup olduğu da belirtildi. Yazıda, Rumların
bir bölümünün iki bölgeli, iki toplumlu yapıyı reddederek,
birleşik bir Kıbrıs üzerinde ısrar ettiği de
hatırlatıldı ve onları ikna etmenin Hristofyasın
barış için çözmesi gereken sorunlardan sadece biri olacağına
işaret edildi.
2004 yılındaki referanduma da değinen makalede, evet oyu
kullanan Kıbrıslı Türklerin, Rumların AB üyeliğinin
getirilerini elde etmek üzereyken kendileriyle güç ve parayı
paylaşmak istemediğini düşündükleri söylendi.
Makalenin son bölümünde, Hriftosyas ile Talatın bir diğer ortak
özelliğinin, anavatanlarındaki aşırı milliyetçiler
izin verirse ada halkının iyi anlaşabileceğine
inanmaları olduğu belirtildi ve dünyanın en zor problemlerinden
birini çözmek için aşılacak mesafenin uzun olduğu savunuldu.
Ermenistanın başkenti Erivanda sözde Ermeni
soykırımı için anma merasimi düzenlendi. Tören
sırasında bazı radikal Ermenilerin Türk bayrağını
yere koyarak ayakları ile çiğnedikleri görüldü. Cumhurbaşkanı
Serj Sarkisyan ve Başbakan Tigran Sarkisyanın da
katıldığı törende, Erivandaki sözde Soykırım
Anıtı ziyaret edildi. Ermeniler, 24 Nisan 1915te 1,5 milyon
Ermeninin katledildiğini iddia ederek bugünü Soykırım Günü
ilan etmişti.
Sarkisyan, soykırım iddialarının kınanması
konusunun ülkesinin dış politika gündeminin ayrılmaz bir
parçası olduğunu söyleyerek, Ermenistan, tarihi adaletin yerini
bulması yönündeki çabalarını ikiye katlamalı
MILLIYET 25/04/08
İngiliz milliyetçiliğinin 'Türk damarı'
Britanya'da İskoç ve Gal milliyetçiliğine nispet İngiliz
milliyetçiliğini geliştirme çabasıyla 23 Nisan'da 'Aziz George
Günü' kutlandı. Amerikan haber ajansı AP, İngilizlerin ilk kez
coşkuyla kutladığı 'Aziz George' için 'Britanya'ya ayak
bile basmamış Türk askeri' diyerek alay etti: 'İngilizlerin
kimlik krizine şaşmamak lazım'
25/04/2008 RADIKAL
AP - LONDRA -
Britanya Başbakanı Gordon Brown bir zamanların 'üzerinde
güneş batmayan imparatorluğunda' milli hisleri canlandırmak için
Amerikan tarzı vatanseverlik törenlerine sarılmayı
değerlendirirken, 60 milyonluk Britanya nüfusunun 50 milyonunu
oluşturan İngiliz halkının kimlik krizi AP haber
ajansının diline düştü. İngilizlerin 23 Nisan'da 'Aziz
George Günü'nü ulusal gün olarak kutlamalarını, AP şöyle duyurdu:
"Londralılar, Trafalgar Meydanı'nda imparatorluk aslanı ve
askeri kahramanların heykellerinin altında İngiltere'nin
koruyucu azizini kutlamak için toplandı ki, bu, ejderha öldürme gücüne
sahip olduğu iddia edilen, asla Britanya'ya ayak basmamış, 3.
yüzyıldan kalma bir Türk askerinden başkası değildi."
Ve ekledi: "İngiliz halkını kimlik krizi çekmesine
şaşmamak lazım."
'Babası Türk'tü'
AP, 'Türk askeri' yaftası yapıştırdığı Aziz
George'u şöyle tanıttı: "Hayatı hakkında az
şey biliniyor. Bugün Türkiye'de bulunan Kapadokya'da, Roma
İmparatorluğu'nun bir askeri olarak Hıristiyanlara zulmetmeyi
reddedince idam edildiği sanılıyor. Bir köye dehşet saçan
ejderhayı öldürmesi hikâyesi Orta Çağ'dan beri dillerde. Başka
yerlerde de koruyucu aziz kabul ediliyor. Bunlara adını ondan alan
Gürcistan, Almanya, Portekiz, İspanya'nın Katalonya bölgesi,
Lübnan'ın başkenti Beyrut ve izci hareketi de dahil..." AP'ye
konuşan önde gelen eşcinsel ve sivil haklar savunucusu Peter Tatchell,
"O Ortadoğulu bir asiydi. Babası Türk, annesi muhtemelen
Filistinliydi. Ailesi çokkültürlülüğü, yaşamı İngiliz
liberal ve muhalif değerlerini ifade ediyor" dedi.
Resmi tatil olmayan ve eskiden kimsenin fark etmediği Aziz George Günü,
İrlandalıların ünlü Aziz Patrick Günü'ne nazaran sönük
kalıyordu. Ama önceki gün kitleler kırmızı beyaz Aziz
George bayrağıyla Trafalgar Meydanı'na koştu. Geçmişte
liberal Britanyalılar, Aziz George bayrağına 'küçük
İngilizlerin sağcılığının
yansıması' diye bakardı. Siyasiler, İngiliz, Gal,
İskoç halklarıyla yabancı kökenli vatandaşları da
kucaklayan 'Britanyalılık' fikrinin propagandasını
yapardı. Ancak Brown'ın selefi Tony Blair'in İskoçya ve Galler'e
yetki devriyle iki yeni parlamento ortaya çıkarken, Britanyalılık
inişe geçti. İskoç ve Gal milliyetçiliğine nispet,
İngilizler artık kimliklerini yüceltmek istiyor, ama bunun ne
olduğunu bilemiyor.
Brown da bayrak çektirdi
Trafalgar'dakilerden 75 yaşındaki Pamela Ealham'ın
"İngiliz halkı ülkesiyle yeterince gurur duymuyor.
İngilizliğimizi kutlamalıyız" görüşünü, İskoç
Brown da paylaşıyor olmalı ki, tarihte ilk kez
başbakanlık konutuna 'Aziz George' bayrağı çektirdi.
Sözcüsü "Elbette Britanyalılığımız
kutlanmalı. Ama bu İngiliz, İskoç, Gal ve Kuzey
İrlandalılığımızı kutlamamıza engel
değil" açıklamasını getirdi.
Olay resmiyeti aşınca, önceki gün kırmızı-beyaz
şapka ve flama satışında patlama oldu, tüm publarda kutlama
onuruna rozbif servis edildi. İngiliz Mirası adlı grup, 'Aziz
George Günü'nü nasıl kutlarsınız' kılavuzu
yayımlayıp, geleneksel İngiliz yemek tariflerini de verdi.
Aralarında Hintlilerin getirdiği tikka masala soslu tavuk da
vardı. Son dönemde İngilizler, geleneksel yiyecekleri olan domuz etli
börek ve sosis, frenküzümü reçeli, Stilton ve Leicester peynirleri, istridye,
yengeç ve tarağa büyük rağbet gösteriyor.
Göçmen ve etnik azınlıklar ise, İngiliz taraftarların
elinde boy gösteren Aziz George bayrağı başta olmak üzere bu
yeni dalgadan kaygılı. 'İngilizlik nedir'
tartışması da sürüyor: İngiliz kültürü geleneksel bahar
dansı Morris midir yoksa Britpop mu? İngilizler Anglo-Sakson mu yoksa
Viking, Norman, Hintli, Pakistanlı, Jamaikalı, Polonyalı göçmen
dalgalarının üst üste bindiği çokırklı bir ulus mu?
Ya çözüm ya bölünme
HAZİRAN AYI SONUNDA BAŞLATMAYI
HEDEFLEDİĞİMİZ MÜZAKERELER SON ŞANS... Ankara'da temaslarda
bulunan Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan ve
CHP Genel Başkanı Baykal ile bir araya geldi. Talat, müzakereleri
haziran ayı sonunda başlatmayı hedeflediklerini belirterek, bu
müzakereleri "son şans" olarak niteledi. Cumhurbaşkanı
Talat, "Hristofyas'la ya Kıbrıs'ta çözümün altına imza
atacağız ya da Kıbrıs'ın resmen ikiye
bölünmüşlüğüne mühür koyacağız" dedi
"2012'YE KADAR ÇÖZÜLMEZSE O ZAMAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL
SONUCUNA BİLE VARILACAKTIR"... Cumhurbaşkanı Talat,
"Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz, iyi niyetliyiz, elimizden
geleni yapacağız ve iyimser olacağız" dedi. Talat,
"Eğer 2012'ye kadar çözülmez, ilerleme dahi olmazsa o zaman çözüm
mümkün değil sonucuna bile varılacaktır. O takdirde herhalde
yeniden, uluslararası toplum başını ellerinin arasına
alıp düşünecektir" diye konuştu
Ankara'da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
müzakereleri haziran ayı sonunda başlatmayı hedeflediklerini
belirterek, bu müzakereleri "son şans" olarak niteledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Hristofyas'la ya Kıbrıs'ta
çözümün altına imza atacağız ya da Kıbrıs'ın
resmen ikiye bölünmüşlüğüne mühür koyacağız" dedi
Avrasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde (ASAM) konferans
veren Talat, "Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz, iyi niyetliyiz,
elimizden geleni yapacağız ve iyimser olacağız" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin başlaması
halinde artık masadan kalkmanın iki taraf için de çok zor
olduğunu söyleyerek, 'Biz vazgeçtik, biz bu görüşme sürecini
kesintiye uğratıyoruz, masadan ayrılıyoruz' demek kolay
olmayacak, çünkü artık bu son şanstır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün Ankara'daki temasları
çerçevesinde ilk olarak TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile TC
Başbakanlık konutunda görüştü. Görüşmede TC
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da
hazır bulundu. Talat, daha sonra ana muhalefet partisi CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal ile öğle yemeğinde bir araya geldi.
Görüşmelerden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün ise saat 10.00'da
köşe yazarları, akademisyenler, emekli diplomatlar ve siyasilerle
toplantı yapacak ve saat 17.30'da da Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'le buluşacak.
Bu gece yurda dönmesi beklenen Talat'a, Ankara ziyaretinde, Özel Kalem
Müdürü Asım Akansoy ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca eşlik ediyor.
Talat: Elimizden geleni yapacağız
Avrasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde (ASAM)
"Kıbrıs'ta Çözüm Arayışları" konulu
konferans veren Cumhurbaşkanı Talat, müzakereleri haziran ayı
sonunda başlatmayı hedeflediklerini belirterek, bu müzakereleri
"son şans" olarak niteledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorununu çözmek
istiyoruz, iyi niyetliyiz, elimizden geleni yapacağız ve iyimser
olacağız" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin başlaması
halinde artık masadan kalkmanın iki taraf için de çok zor
olduğunu söyleyerek, "(Biz vazgeçtik, biz bu görüşme sürecini
kesintiye uğratıyoruz, masadan ayrılıyoruz) demek kolay
olmayacak, çünkü artık bu son şanstır" dedi.
Rum Yönetimi esi Başkanı Tasos Papadopulos dönemiyle
karşılaştırıldığında koşullarda
farklılıklar olduğunu kaydeden Talat, Papadopulos zamanında
adada iki halk arasındaki yakınlaşmanın
düşmanlığa dönüştüğüne, şimdi ise özellikle
Lokmacı Kapısı açıldıktan sonra giderek daha çok
sayıda Rum vatandaşının KKTC'ye geçtiğine dikkat
çekti.
Talat, önemli birikimler olduğu için, eğer siyasi irade varsa
Kıbrıs sorununun kısa sürede çözülebileceğini
inandığını söyledi.
Talat, "Rumların kendi anlayışlarına göre en
ciddi sorun olan 'kalıcı bölünmenin' gerçekleşeceği
endişesinin Rum tarafında ilk defa bu kadar güçlü bir şekilde
hissedildiğini ve Rum tarafında bağımsız ve
tanınmış bir KKTC ihtimalinin ilk defa
konuşulduğunu" kaydetti.
Papadopulos döneminde çalışma grupları ve teknik
komitelerin gündem başlıklarını dahi
saptayamadıklarını, ancak şimdi bunları saptayıp
çalışmalara başladıklarını, bunun önemli bir
gelişme olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
"Tabii bu, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu
göstermiyor" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Bu, bundan sonraki sürecin de böyle yapıcı bir
şekilde ve bizi sonuca götürecek biçimde ilerleyeceğini göstermiyor.
Bunu söylemek için daha çok erken. Çünkü Rum tarafı, hala Annan
Planı'na karşıtlığın esiri durumundadır.
İkincisi, Papadopulos'un Güney Kıbrıs'ta
yarattığı havanın, Rum yönetimi üzerindeki etkisi henüz
bilinmemektedir.
O nedenle de bu konuda şimdiden bir şey söylemek mümkün
değildir."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin müzakerelerde
takınacağı pozisyona ilişkin de şunları söyledi:
"İki kurucu devlete dayalı
yeni bir ortaklık devleti..."
"Bizim genel yaklaşımımız, iki kurucu devlete
dayalı, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı yeni bir
ortaklık devleti olduğu, bu ortaklık devletinin
uluslararası alanda yürüteceği fonksiyonların
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
eşit katılımıyla olacağı, bu devletin bir 'bakir
doğum' yoluyla faaliyete geçeceği gibi bir çizgidir."
Talat, önemli birikimler olduğu için, eğer siyasi irade varsa
Kıbrıs sorununun kısa sürede çözülebileceğine
inandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:
"Bu çerçevede iyi niyetle çalışmaya devam edeceğiz,
umarız ki başarılı oluruz. Çünkü başarılı
olursak hem Kıbrıslı Türklerin gelecek belirsizliğini
ortadan kaldırırız, hem Kıbrıslı Rumların
endişelerini, korkularını ortadan kaldırırız, hem
de Türkiye'nin gerek AB süreci gerekse uluslararası ilişkilerinde
ciddi bir sorun olan Kıbrıs sorununu bitirmiş oluruz.
En önemlisi de bölgede barış ve istikrarı sağlamak
için önemli bir adım atmış oluruz.
"Süreci Türkiye ile birlikte yürütüyoruz"
Bizim bu konuda siyasi irademiz vardır. KKTC yönetimi olarak,
Türkiye ile birlikte elimizden gelen gayreti ortaya koymaya devam
edeceğiz. Ortaya koyduğumuz görüşler mutabık
kaldığımız görüşlerdir. Süreci Türkiye ile birlikte
yürütüyoruz."
Türkiye'nin KKTC'yi her konuda kayıtsız şartsız
destekleyen tek ülke olduğuna dikkat çeken Talat, "Tüm dünyanın
desteklediği Kıbrıs Rum tarafının
karşısında, bir tek Türkiye'nin desteği bize çok
görülmesin" dedi.
Talat, Kıbrıs sorununun, Rum tarafının ve AB
ülkelerinin bazısı ya da tümünün, Türkiye ile ilgili
düşüncelerini hayata geçirebilmeleri için kullanabildikleri bir enstrüman
olduğunu da söyledi.
Bir soru üzerine, Rum yönetiminin AB dönem
başkanlığını devralacağı 2012'ye kadar
Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde durumun daha da vahim hale
geleceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Eğer
2012'ye kadar çözülmez, ilerleme dahi olmazsa o zaman çözüm mümkün değil
sonucuna bile varılacaktır. O takdirde herhalde yeniden,
uluslararası toplum başını ellerinin arasına alıp
düşünecektir" diye konuştu.
KIBRIS 25/04/08
Soyer: Kıbrıs Türk halkını her
bakımdan çözüme hazırlamalıyız
Anadolu Hayat Emeklilik'in yeni binası, dün Başbakan Ferdi
Sabit Soyer tarafından açıldı.
Köşklüçiftlik'teki yeni binanın açılışına
Başbakan Ferdi Sabit Soyer yanında, Lefkoşa Türk Belediyesi
Başkanı Cemal Bulutoğluları, Anadolu Hayat Emeklilik Genel
Müdürü Mete Uğurlu, bazı yetkililer ve konuklar katıldı.
Açılışın ardından gökyüzüne rengârenk balonlar
bırakıldı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer açılışta
yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkını,
ekonomik ve siyasi bakımdan olduğu kadar sigortacılık ve
bankacılık bakımlarından da her yönüyle çözüme
hazırlamak gerektiğini söyledi.
Başbakan Soyer, Türk ulusunun kurtuluş savaşından
sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişmesi ve güçlenmesi için Mustafa Kemal
Atatürk tarafından kurulan Türkiye İş Bankası'nın,
Türkiye'nin gelişmesinde büyük başarılara imza
attığını belirtti.
Yalnız Türkiye ve Türk halkının değil,
Kıbrıs Türk halkının hayatında da İş
Bankası'nın önemli rol oynadığını kaydeden Soyer,
Kıbrıs Türk halkının ekonomik mücadele sürdürdüğü 1950
ve 1960'lı yıllarda Lefkoşa Türk Bankası ve Kooperatif
Merkez Bankası gibi temel bankaların yanında Lefkoşa'da
Türkiye İş Bankası'nın varlığının
önemli bir dayanak olduğunu söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye İş
Bankası'nın o yıllarda çocuklara
dağıttığı kumbaraların her pazartesi okullarda
tasarruf olarak yapılan öğrenci yatırımlarına önemli
katkısı olduğunu ifade etti.
Türkiye İş Bankası'nın da, diğer bankalar
gibi, Kıbrıs Türkü'nün var oluş mücadelesinde büyük emek
harcadığını kaydeden Başbakan Soyer, buna
bağlı olarak Anadolu Hayat Sigorta ve Anadolu Hayat Emekliliğin
yeni konjonktürde Kıbrıs Türkü'ne önemli bir ilerleme sağlamakta
olduğunu söyledi.
KKTC'de sigortacılığın bir kültür olarak
bulunduğunu, ancak bunu yeterli görmediğini belirten Başbakan
Soyer, sigortacılığın, hayatın başka
alanlarında da yayılarak gelişmesi gerektiğini
vurguladı.
Sigortacılığı teşvik için, ev
yangını gibi bazı felaketlerin devlet kasasından
karşılanması uygulamasına "dur" deme kararı
verdiklerini ifade eden Başbakan Soyer, konut sigortası gibi
unsurların öne çıkması gerektiğini kaydetti.
Sigortacılığın gelişimi üzerindeki
çalışmaların devam etmesi gerektiğini vurgulayan
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkını çözüme; ekonomik
ve siyasi bakımdan olduğu kadar sigortacılık,
bankacılık bakımından da her yönüyle hazırlamak
gerektiğini söyledi.
Soyer, "Böylece 21. yüzyıl içinde Türkiye ve Kıbrıs
Türk halkı, eşit unsurlar olarak yarışan ve başka
uluslarla dünyada paylaşan bir güce erişebilir" dedi.
Bulutoğluları
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları da, İş Bankası'nın bir
kuruluşunun KKTC'ye gelerek yatırım yapmasının önemli
olduğunu belirtti.
Özel sektörde çalışırken eşiyle birlikte Anadolu
Hayat'ın KKTC'deki ilk müşterilerinden olduklarını kaydeden
Bulutoğluları, her şeyi devletten beklemenin doğru
olmadığını, KKTC ekonomisinin zora girmesinin en büyük
nedenlerinden birinin de emeklilerin aldığı iştiraklar
olduğunu söyledi.
Bulutoğluları, halkın geleceğinin güvence
altına alınmasının önemli olduğunu da vurguladı.
Uğurlu
Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü Mete Uğurlu da, Türkiye
İş Bankası'nın bir kuruluşu olan Anadolu Hayat'ın
Türkiye'de halka açık bir kuruluş olduğunu belirtti.
"Sektörün lideriyiz" diyen Uğurlu, hayat
branşında müşteri varlığının üçte birinin
kendilerinde olduğunu söyledi.
Bireysel emeklilik alanında da lider olduklarını ve 325
bin müşterileri bulunduğunu anlatan Mete Uğurlu, bireysel
emekliliğin Türkiye ekonomisi için önemli bir sistem olduğunu ve
büyük ilgi gördüğünü kaydetti.
KKTC'de 40 bin poliçe düzenlediklerini ifade eden Uğurlu, KKTC
ekonomisine katkılarının süreceğini belirtti.
KIBRIS 25/04/08
Melkonian issue raised
at Western Armenian conference in Cyprus
BUSINESSMEN
and academics of the Armenian Diaspora met in Cyprus last weekend where they
raised the issue of the closure of the historic Melkonian School, calling for
the US-based charity responsible to reopen the school in Nicosia.
Anoushavan Danielyan, Chairman of the Organising Committee of the Western
Armenian National Council, said he would raise the issue with the leadership of
the AGBU in New York.
If there are 1,200 schools in Armenia, adding one more would simply bring the
total to 1,201, while closing a school in the diaspora will have dire
consequences for Western Armenians that would also impact on present-day
Armenia, Danielyan said. He was commenting on the AGBU announcement that plans
are under way to start a Melkonian Summer School near the capital Yerevan to
teach the Armenian language and culture to about 400 diaspora youths for three
months each year.
Six speakers were invited by the 40-member central committee meeting held at
the Holiday Inn in Nicosia to elaborate on the history of the school and the reasons
behind its closure, as well as to explain whether there was any hope or grounds
for the school to reopen.
Ambassador Nicholas Makris, a member of the Council of Europe committee that
drafted the Charter for European Minority Languages, said that the Melkonian
should reopen, otherwise the whole of the Armenian community of Cyprus would
disappear. He said the government of Cyprus had an obligation to implement the
Charter, and this was best done through the reopening of the school.
Dr Akabie Nassibian-Ekmekdjian, historian and director of the school in the
1980s gave a historical overview of the school, saying that the Melkonian
Education Institute, initially established in 1926 for orphans that survived
the genocide, has produced hundreds of scientists, doctors, lawyers, artists,
teachers and other professionals, who moved on from their studies to excel in
their fields and become community leaders.
Yeran Kouyoumdjian, editor of a community newspaper, and Armen Urneshlian, an
educator from Lebanon, argued that the closure of the Melkonian was not for
financial reasons and was already having a negative effect on the Armenian
diaspora. Vartan Tashjian, former headmaster of the Nareg elementary schools,
spoke of his personal experiences and explained how Cypriots in general were
opposed to the schools closure and how they supported the struggle to reopen
it.
The final speakers of the session included Masis der Parthogh, journalist and
alumnus, who said that the schools closure was planned years in advance with
the intention to exploit the land, and Manouk Yildizian, journalist, who
explained the legal aspects of community and minority rights in Cyprus and gave
an overview of the governments pledge to support the school, both financially
and academically.
Present among the few seats reserved for observers from the community was
former AGBU Central Board member Benon Sevan, who said that it was unfair
that only one side of the argument was heard.
The sessions chairman argued that the AGBUs positions were very clear and
that the committee members wanted to hear about the prospects of reopening the
historic school.
Dr Ekmekdjian added that the worldwide Melkonian alumni and friends had always
wanted a dialogue, but it was the AGBU that refused for years to discuss
keeping the school open.
The three-day meeting ended on Sunday with the central committee members
visiting the Melkonian School grounds and laying wreaths at the founders
monument.
This was the sixth meeting of the Organising Committee of the Western Armenian
National Council that is expected to reconvene later this year to discuss
several issues related to the Armenian Diaspora, such as social, community and
historic aspects of the Western Armenian language, history and heritage.
CYPRUS MAIL 25/04/08
Iacovou hails smooth
progress in talks
By
Jean Christou
THE TECHNICAL
and working groups on the Cyprus issue held their second meeting yesterday and
will continue on a daily basis until the end of May, Presidential Commissioner
George Iacovou said.
Iacovou also announced that the new UN Secretary-Generals Special
Representative Taye-Brook Zerihoun would arrive on the island between May 7 and
12.
The Presidential Commissioner met Acting Special Representative Elizabeth
Spehar yesterday. Spehar will leave Cyprus as soon as Zeirhoun arrives.
Iacovou said Secretary-General Ban Ko-moon had not yet decided whether to
appoint a special Cyprus envoy. This would depend on the progress made at the
working groups and technical committees, he said.
The two sides agreed last month to set up six working groups and seven
technical committees. The six working groups include governance and
power-sharing, EU, security and guarantees, territory, property and economy.
The technical committees will focus on crime, commerce, cultural heritage,
crisis management, humanitarian issues, health and environment.
They are designed to tackle everyday concerns, while the working groups are to
handle substantive issues of the Cyprus question
After meeting separately with Spehar, Iacovou met Ozdil Nami, the adviser to
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, and the two aides evaluated progress
so far with the UN Representative.
Our common assessment of the situation is that everything has evolved very
smoothly, Iacovou said.
The Presidential Commissioner said he meets and talks with the committee heads
frequently and was receiving constant updates and if necessary requests for
guidance.
What they need is clarifications, how to react to specific challenges from the
other side and this is very natural in such an exchange of views, Iacovou
said.
He said he was satisfied with the done work so far but cautioned that it was
too soon to jump to any conclusions.
He also stressed that his use of the word challenges should not be
misinterpreted as an obstacle to progress. Just that they [the Turkish Cypriot
side] may say something terribly clever that we had not thought of, he added.
The main shadow over the process has been the shadow of the failed Annan plan,
which was rejected by the Greek Cypriots in referendum four years ago
yesterday. The Turkish side keeps referring to the UN blueprint as a basis for
negotiations, while the Greek Cypriot side continues to reject the notion.
The most recent such comment from the Turkish side came from Nami.
But Iacovou said that during his meeting with Talat in September last year,
then President Tassos Papadopoulos, a fierce opponent of the plan
had accepted the principle that Mr Talat can bring to the negotiating table
pieces of the Annan plan.
We cannot go back, and we have made no effort to change this, because Mr Talat
said to President Christofias are you tougher than Papadopoulos and will not
allow me to negotiate in this manner? What is important is that it cannot be
brought to the table as a document for negotiation, because the plan does not
exist, Iacovou said.
He did say, however, that the Turkish Cypriot side could raise aspects of the
plan. There may be aspects which we will not object to, but this document can
simply not be a basis for negotiation, Iacovou said.
Iacovou also said that next week the two sides would look at establishing more
committees and groups once some progress was being made on the current 13
panels.
There was also a possibility that Talat and President Demetris Christofias
could meet socially on May 7 at a reception hosted by the Slovak embassy,
Iacovou said.
It will be the third meeting between them inside two months. They last met at a
reception during the visit by UN Undersecretary Lynn Pascoe at the beginning of
the month, and before that met officially on March 21.
Talat also crossed to the Greek Cypriot side to take a walk on Ledra Street on
April 11.
Yesterday, Christofias sent the Turkish Cypriot leader an Easter basket filled
with Easter eggs, flaounes and zivania.
CYPRUS MAIL 25/04/08
Cyprus marks Armenian
genocide
THE ARMENIAN
community in Cyprus yesterday marked the anniversary of the 1915 genocide by
Turkey, with a call to Ankara to recognise its historical crimes.
The 93rd anniversary was marked by a series of events under the auspices of
House President Marios Karoyan, who is Armenian.
Yesterdays event involved a service at the Armenian church, and a march in
Nicosia.
Vartkes Mahdessian, the Armenian Representative at the House, said that the
message the Armenian people wanted to send was one of continuous struggle to
internationalise and resolve the Armenian question, and also to receive
acknowledgement and condemnation of the genocide.
The Armenians will continue their struggle until the final justification, a
duty owed to the victims of the genocide, Mahdessian said. It is time that
the political leadership of Turkey found the courage to recognise the crimes
the previous Turkish governments committed, justifying the victims of not only
the Armenian genocide but of the Greeks, Cypriots, Kurds, Arabs, Pontic Greeks
and other peoples, in the hope that it will at some point join the European
Union.
Karoyan, in an official statement, reiterated the support of the House to the
demand of the Armenian people for the recognition of the genocide.
He called on Turkey to recognise and admit its crime and to apologise to the
Armenian people and humanity as a whole.
We do not beg, we do not implore. We demand justice from the contemporary
democratic humanity, the entire international community, all the nations and
all the peoples. Nothing more, nothing less, he said.
CYPRUS MAIL 25/04/08
RADIKAL
YORUM 25 Şubat 2008
BAHADIR KALEAĞASI
KIBRISTA DANSA DAVET
Dünya değişiyor ve AB
gelişiyor. Kıbrısın her iki kesiminin ortak
çıkarı, siyasal huzur içinde bir ekonomik istikrar ve turizm merkezi
olmak.
Başarılı bir çözüme
kavuşmuş Kıbrıs, AB içinde Türkiye için bir siyasal
müttefik, ekonomik açıdan ise doğal bir özel etki alanı konumuna
gelebilir.
− AB yolunda Türkiye
tıkandı mı?
− Hayır, yalnızca yavaşladı. Ritim, uyum ve
koreografi sorunu var.
Göreceli bir
yavaşlama söz konusu. Türkiye mevcut potansiyellerini daha iyi
yönetemediği, kendi gereksinimi olan reformları
gerçekleştiremediği ve uluslararası rekabet
koşullarını daha iyi kavrayamadığı için AB
sürecinde yavaşladı. Fakat yine de ilerliyor. Devletin bir çok birimi
yoğun bir çalışma içinde. Brüksel-Ankara hattı
sanıldığından daha iyi işliyor.
Bu arada bazı AB ülkelerindeki
bazı siyasetçiler Türkiye konusunda iç siyaset demagojisiyle gürültü
yapmaya devam ediyor. Bunun üzerine Türkiyede de bazı siyasetçiler
Avrupanın çok sesli yapısını algılamakta
zorlanıyor; karamsarlaşıyor ya da efeleniyor, sonuçta
alınıyor ve yanılıyorlar.
Türkiyenin AB üyeliği hedefi
yine teyit oldu. AB Resmi Gazetesiinde yayınlandı.
Fakat bu arada çok önemli bir
gelişme oldu: AB Bakanlar Konseyi 13 Şubat 2008 günü "Türkiye
için Yenilenmiş Katılım Ortaklığı Belgesi"ni
(KOB) onayladı. Yirmiyedi ülkenin oybirliği ile hiçbir
tartşıma olmaksızın alınan bir karar bu. Altında
tüm AB ülkelerin imzası var. Fransanın da, Almanyanın da,
Güney Kıbrısın da
. Böylece Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinin sağlam ve işleyen bir kurumsal çerçeveye sahip olduğu
bir kere daha teyit oldu.
AB Resmi Gazetesi'nde
yayınlanan ve yasal bağlayıcılığı olan bu
metin Türkiye'nin tam üyelik hedefini sorgulayanların meşru bir
zeminden yoksun olduğunu bir kere daha vurguluyor. Yenilenmiş KOB,
daha öncekiler gibi Türkiyenin üyelik için geçmesi gereken
aşamaların somut bir yol haritası.
Ayrıca, Türkiye'nin ekonomik
büyümesine özel bir önem veriyor. Bu aynı zamanda bir çok AB siyasetçisi
ve AB Komisyonu tarafından sık sık altı çizilen bir
gerçeğe işaret ediyor: Türkiye'nin AB üyeliği, 21.
yüzyılın küresel ortamında Avrupa'nın gereksinim
duyduğu rekabet gücü açısından önemli bir artı
değerdir".
Örneğin Şubat
başında Fransa özel sektörünün temsil kuruluşu Medefin
Brükseldeki bir davetinde AB Komisyonu Başkan Yardımcısı
Verheugen hem özel sohbetlerinde, hem de onur konuğu olarak
yaptığı konuşmada bu mesajı üzerine basarak verdi.
KOBun yayınlanmasının hemen sonrasında Fransada Le Monde
gazetesinde yayınlanan bildirilerinde bir çok ülkeden parlamenter de
Türkiyeye evet mesajlarında bu gerçeği
hatırlatmaktaydılar.
Türkiyenin tam üyeliğine olan
taahhüt AB Resmi Gazetesinde tekrar yayınlandı. Hangi AB siyasetçisi
ne derse desin, son zamanlarda Berlinden Madride, Stockholmden Laheye hep
duyduğumuz bir gerçek bir kere daha resmen teyit oldu: Türkiye kendini
daha güçlü bir demokrasi, ekonomi ve toplum olarak dünya sahnesinde
yükselttikçe, AB üyeliği zaten sahip olduğu kurumsal zeminde
ilerleyecektir.
Stratejik çerçeve bu
kadar açık. Fakat yolda ilerlerken Kıbrıs dosyası
önümüzdeki zemini kayganlaştırmaya devam ediyor. Masada müzakeresi
bekletilen başlıklar ve Türkiyenin şimdilik elinde tuttuğu
deniz ve hava limanlarını Güneye açma kartı var.
Kıbrıs ve Kıbrıs
Kıbrıs bir
muammadır. Türkiyenin AB yoluna açılan bir kapı
mıdır? Yoksa içeride ve dışarıda Türkiyeyi bu yolda
istemeyenlerin son kalesi midir? Kıbrısta siyaset dansı
çoğu zaman tangodur İki kişi gerekir. Fakat dansçıları
piste aynı anda çıkarmak zordur. Çıksalar da ne birbirlerine
uyarlar ne de müziğe.
Adanın güneyinde çatlak sesi
ile müziği sürekli bozan Papadopulos cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ilk turunda elendi. Yeni bir barış bestesi umudu
doğdu. Bir-iki yıl içinde Kıbrısta çözüm ve akabinde
Türkiye-AB
Y O R U M B A H A D I R K A L E A
Ğ A S I - 2 -
müzakerelerindeki kısmi
tıkanıklığın aşılması
olasılığı belirdi. Fakat yine de geçmişin dersleri
azami temkine işaret etmekte. Kıbrıs söz konusu olduğunda
ne yazık ki bir türlü eskimeyen eski yorumları hatırlamakta
yarar var.
24 Nisan 2004 :
Adada referandum. Annan Planı
ile adanın birleşerek ABye üye olması, toprak ve mülkiyet
hakkı düzenlemeleri, Türk askerinin adada varlığını
sürdürmesi gibi bir çok konu gündemde. Sonuç: Kuzeyde %65 evet, Güneyde %76
hayır.
Yorgos Vasiliou, eski G.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı, Kıbrısın AB
üyeliği sürecinde Başmüzakereci:
- Biz ABye yıllar boyu
Kıbrıs sorunun çözümünü önkoşul yaparsanız, adanın
Türkiye yüzünden bölünmüş olmasından dolayı bizi cezalandırmış
olursunuz dedik. Şimdi ise Türkler aynı haklı konuma geldi..
Mehmet Ali Talat, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı:
- Avrupa Parlamentosunun
değerli üyeleri, bugün size Rum dostlar gibi, ben de kendi anadilimde
Türkçe hitap ediyor olabilmeyi isterdim. Fakat, çözümsüzlük yüzünden bunu
yapamıyorum.
Tasos Papadopulos, G.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı, AB Konseyi üyesi :
- Hayır dedik diye ne
kaybedeceğiz ki? Bizi dışlayacaklar mı? AB zirvelerine
katıldığımda, yemekte garson bana servis mi yapmayacak?
Günter Verheugen, Genişlemeden
sorumlu AB Komisyonu Üyesi:
- Rumlar bizi aldattı.
Aldanan ve aldatanlar
AB aldatıldı, çünkü Rumlar
kendilerinin önceliğinin ABye birleşik bir ülke olarak girmek
olduğunu savunmaktaydılar. Aldandı, çünkü Kıbrısta
çözüm için gerekli iç ve dış etkenlerin analizini yanlış
yaptı. Kendi kendini aldattı, çünkü bu politikasının
zayıflığını görmezden gelmeyi tercih etti. Kleridesin
çözüme destek olacağını hesaplarken, Papadopulosun iktidara
gelmesiyle ABnin Kıbrıs politikası bulanıklaştı.
Hiç kuşku yok ki, 1974
Kıbrıs harekatı haklı gerekçelerle yapıldı ve
adada kanlı bir . Yunanistan içeride unanistan AB olarak tanımlanan
öznenin bir parçası olarak alınan kararlara yön verebiliyor. ABnin
siyasal . Türkiye dışarıda ürkiyenin hatası yalnızca
Yunanistanın ABye doğru ilerlediği yıllarda, Brüksele
mesafe almasında değil.
etnik temizlik girişimini
engelledi. İki ayrı ülkeye aidiyet duygusu ile bağlı iki
farklı etnik grubun olduğu bir kara parçasında, 1960
yılında başlayan yapay bir bağımsız devlet kurma
denemesi başarısız olmuştu. Belki o zaman taksime gidecek
koşulları planlayabilirdik. Değişik olasılıklara
dayalı tutarlı stratejileri geliştirebilirdik. Türkiyenin
kaderi çok farklı olurdu. Ne var ki dizi nedenden dolayı barışı
her iki taraf da kazanamadı:
1
Y
sistemi, kurulduğundan beri
Lüksemburg gibi küçücük bir ülkenin bile çıkarlarını
savunabilmesi esasına göre tasarlanmıştır. Yunanistan
1981de üye olduktan sonra bu konumunu çok iyi kullandı. İstediği
zaman bir çok dosyada veto yetkisini kullanabilirdi. Dolayısıyla,
Atina AB içinde hukuksal zırh ve siyasal meşruiyete sahip bir
şantaj aracına sahip oldu. Yunanistanın AB üyeliğine
doğru ilerlediği dönemlerde Ankaranın gafletleri malum. Türkiye
yirmi-otuz yıl önceki dönemdeki hükümetlerin, tarihe ulusal çıkar
katliamı olarak geçmesi gereken tarihsel hatalarının
cezasını çekmekten henüz kurtulmadı. Üstelik artık G.
Kıbrıs da içeride.
2
T
İlişkileri dondurmalar,
Brükselden gelen davetleri reddetmeler, ABye başvuru hazırlığı
yapan dışişleri bakanının gensoru ile
düşürülmesine göz yummalar ... Sonra askıya alınan demokrasi,
çığırından çıkmış insan hakları
ihlalleri, Kürt sorunun kötü yönetimi, dinsel eğitime teşvik... AB
üyesi demokratik Yunanistan karşısında, görüntüsü bozuk bir
Türkiye, haklı olduğu davayı iyi savunamadı. Zaman
aleyhimize işlerken, bir çok yetkili yanlış söylemler ve
politikalarla Kıbrıs sorununu çıkmaza sürükledi. En son olarak,
referandumda elde ettiğimiz siyasi hareket alanını bir
iletişim artı değerine de dönüştüremedik.
Y O R U M B A H A D I R K A L E A
Ğ A S I - 3 -
Örneğin hala resmi
makamların basılı ve dijital olarak uluslararası
dağıtıma tabi tutacağı, bir sayfalık, renkli, .
AB etkisiz u dönemde Birleşmiş Milletler ve AB zaman zaman Rum tarafının
kısır döngülerini kırmak için Türkiyeye fırsat ürkiye
stratejik düşünmeli ünya değişiyor ve Avrupa Birliği
gelişiyor. Kıbrısın her iki kesiminin ortak
çıkarı, siyasal huzur içinde bir u genel değerlendirmeler
ışığında, Türkiye açısından kazanılmış
uluslararası zemini kaybetmeden AB . Son derece yapıcı ve
Avrupalı bir söylem: << Barış, Avrupanın
güvenliği, ABnin küresel rolü, Doğu 2. n 3. e
olabildiğince uygulanmasını sağlayarak Avrupa
değerlerine ve hakkaniyete 4. aşlarının Güneyde
haklarını kullanmalarını 5. klı mali
yardımı ve açılacak olan ekonomik ilişkileri birer
iletişim aracı olarak da 6. yönelik politikasına
kısa vadede münhasıran hakim olan Irak 7. erhal tamamlayarak
Türkiye aleyhine tutumların hareket 8. im. ıbrısta
siyaset dansı tango olmaktan çıkalı çok oluyor. Bahadır
Kaleağası
fotoğraflı, insan
odaklı, iletişim diliyle yazılmış bir
Kıbrıs bilgi notu veya broşürü yoktur. İletişim
çağı gerçeğini özümseyememiş olmanın Türkiyeye vahim
maddi zararlarının yanı sıra ciddi bir siyasal maliyeti de
var.
3
B
pencereleri açtı. Aralık
2002 ve Mart 2003de Türk tarafı Annan Planını ret ederek Güney
Kıbrısın AB üyeliği yolunu açtı. Böylece 24 Nisan
2004teki referandumlarda artık çok geçti. 1 Mayısta
Kıbrısın AB üyeliği gerçekleşti. Kıbrıs
dosyası zaten dış politikada ortak hareket edemeyen, bu nedenle
kurumsal reform için kıvranan ABnin yumuşak karnına gömüldü.
ABnin Doğrudan Ticaret tüzüklerini G. Kıbrısın vetosu
yüzünden onaylayamayıp, bir de Türkiyeden hala Kıbrıs konusunda
talepleri olması, Avrupa değerleri açısından son derece
tutarsız bir politika. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye
barışa, Avrupaya ve birleşik Kıbrısa evet dediler.
AB de zaten bunu talep ediyordu. Sonra da, G. Kıbrısın vetosu
nedeniyle AB kendi ortak politikasına uyan Türk tarafını
cezalandırır duruma düştü. Bu arada ABnin bu etkisizliği
Türkiyede AB karşıtı akımları güçlendirdi.
T
D
ekonomik istikrar ve turizm merkezi
olmak. Etnik çatışmaların nüksetmesi Kıbrısın
refahının sonu olur. Başarılı bir çözüme kavuşmuş
Kıbrıs ise, AB içinde Türkiye için bir siyasal müttefik, ekonomik
açıdan ise doğal bir özel etki alanı konumuna gelebilir.
B
perspektifini güçlendirebilecek
duyarlı bir politikanın bazı anahatları şu
şekilde beliriyor:
1
Akdenizde istikrar ve ekonomik kalkınma, halkların
Avrupası ülküsü, Türk-Yunan uzlaşması, AB projesinin
saygınlığı, demokrasi ve insan haklarının
evrenselliği, bilgi toplumu çağında halklar arası bütünleşme,
... >> Deniz ve hava limanları için çözüm sürecini
başlatıp, sonuçlanmasını müzakere sürecindeki
tıkanıkları
aşılmasıyla eşzamanlı kılmak. AB
müktesebatının Kuzeyde d
uygun bir şekilde AB üyesi bir Kuzey Kıbrıs durumu
yaratmak. Kıbrısın AB üyeliği sonucunda, KKTC ve Türk
kökenli AB vatand
teşvik etmek (örneğin Alman vatandaşı Türkler
birer ABli olarak G. Kıbrısa yerleşebilir, iş kurabilir,
yerel seçimlere katılabilir). Avrupa Parlamentosunun 2009
seçimlerinde Kuzey Kıbrıslılar için seçme ve seçilme hakkı
talep etmek. Kuzeye AB kayna
değerlendirmek. ABDnin bölgeye
sorununa ve Kosovanın ilk etkileri olumlu olan
bağımsızlık sürecine dikkat etmek. Bu durumun
Kıbrıs bağlamında olumsuz etkileri olmaması için AB
ile ilişkilerde uyarıcı bir rol oynamak. Demokratik
reformları d
alanını ve Kıbrıs dosyası ile etkileşim
olasılıklarını asgariye indirmek İletişim.
İç iletişim. Uluslararası iletişim. Çağdaş,
yaratıcı ve etkili iletiş
K
Artık herkesin piste
fırladığı, sesi artan ve ritmi giderek hızlanan bir
çiftetelli çalmakta.
Dr Bahadir Kaleagasi
Brüksel
kaleagasi @tusiad.org
NTV
Güncelleme: 20:05 TSİ 27 Nisan 2008 Pazar
ANKARA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, birçok kez güney
Kıbrısta bulunduğunu hatırlattı. Son olarak eşi
Oya Talatın güneye geçerek Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyasın eşini ziyaret ettiğini söyleyen Talat,
sıranın Hristofyasta olduğunu dile getirerek,
Hristofyası Kuzey Kıbrısa bekliyoruz. Bir jest yapması
son derece yararlı olur diye konuştu.
3 ay
içinde tam teşekküllü müzakerelerin başlayacağını
belirten Talat, iyimser olduğunu ifade etti. KKTC Cumhurbaşkanı,
Annan Planının kendileri açısından zemin olmaya devam
ettiğini kaydederek, Benim hedefim 2008 yılı sonuna kadar
çözümdür dedi.
Talat, Hristofyası bu süreçte Türkiyenin aleyhine konuşmaması
konusunda uyardığını da açıkladı.
Talat, Türkiyenin Kıbrıstan asker çekmesinin ya da
limanlarını tek taraflı olarak Rumlara açmasının
hiçbir yararı olmayacağını ifade ederken, Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılması
gerektiğine işaret etti.
Talat,
Ankaradaki ikinci gününde Cumhurbaşkanı Abdullah Gülle bir araya
gelerek durum değerlendirmesi de yaptı.
HİSARCIKLIOĞLUYLA GÖRÜŞME
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliğini (TOBB) ziyaret ederek Başkan Rifat
Hisarcıklıoğlu ile de görüştü.
Görüşme öncesi bir açıklama yapan Talat, Kıbrıs sorunu
konusunda, Kıbrıs Türk tarafının çözüm iradesini
sürdürdüğünü kaydetti. Kıbrıs Türk tarafının bu konuda
2004 yılında ortaya koyduğu iradesinin bütün dünya
tarafından gözlemlendiğini belirten Talat, bugün de aynı
iradenin gözlenmeye devam ettiğini söyledi.
"Yeni süreçten hem umutlu hem endişeliyim
ANNAN PLANI SÜRECİNDEKİ ORTAM
ENDİŞELENDİRİYOR... Cumhurbaşkanı Talat, yeni
başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan da Annan Planı'nda
ortaya çıkan manzaradan ve Hristofyas'ın da
"hayırcılar" içerisinde olmasından, ayrıca
"Bugün nasıl bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve
Rum halkı kabul edebilecek mi?" gibi sorulardan dolayı
endişeli olduklarını belirterek belirtti.
Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin
(KTMMOB) 48'inci Olağan Genel Kurulu'nda konuşan
Cumhurbaşkanı Talat, "Biz iki halkın da kabul
edebileceği bir plan hazırlamakla yükümlüyüz" dedi.
Talat, yeni başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan
endişeli olduklarını belirterek, endişenin; Annan
Planı'nda ortaya çıkan durum ve Hristofyas'ın bu planı
reddedenlerin arasında olmasından, ayrıca "Bugün nasıl
bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve Rum halkı kabul
edebilecek mi?" gibi sorulardan kaynaklandığını belirtti.
Talat, liderlerin, bu kapsamda iki halkın kabul edebileceği
bir plan hazırlamakla yükümlü olduklarını, bu
çalışmalar yanında da adım başında insanları
çözüme hazırlamaları gerektiğini, bunun etkilerini de Güney'de
gördüğünü belirterek, halkın görüşme süreci içerisinde
bilgilendirilmesi, planı kabul edebilir bir düzeye getirilmesi ve çözüme
hazırlanmasının önemine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, dün KTMMOB Konferans Salonu'nda saat
10.30'da yapılan KTMMOB 48'inci Olağan Genel Kurulu'na katılarak,
başta Kıbrıs konusu olmak üzere Kıbrıs'taki
kuraklık ve su sorununa değindi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de Genel Kurul'a katıldı ve
konuşma yaptı.
Genel kurula ayrıca milletvekilleri, sivil toplum örgütü, dernek,
kurum kuruluş ve sendika yetkilileri katıldı.
Divan Başkanlığı'na Bektaş Göze'nin
seçilmesiyle başlayan genel kurul, KTMMOB Başkanı Ahmet
Ulaş'ın yaptığı açılış
konuşmasıyla devam etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Soyer'in
konuşmalarının ardından genel kurula Rum kesiminden katılan
Kıbrıs Teknik Odası Başkanı Hristos Eftivulu ile
Kıbrıs İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar Örgütü Andonis
Belganos da birer konuşma yaptı.
Genel kurul, faaliyet ve mali raporların sunulması,
raporların tartışılıp aklanması, birlik
organlarının seçimi, dilek ve temennilerin ardından
tamamlandı.
Talat
Talat, konuşmasına ilk olarak kuraklık ve su sorununa
dikkat çekerek, özellikle iklim değişiklikleriyle gelen
kuraklığın insanlığı tehdit ettiğini
belirtti.
Kuraklığın su sıkıntısını da
beraberinde getirdiğini ifade eden Talat, ülkede içme suyu probleminin
yaşanmayacağını, ancak şimdiden etkisini göstermeye
başlayan kullanım suyu eksikliğinin, etkisini yaz
aylarının ortalarına doğru daha da hissettireceğini
belirtti.
Talat, bu çerçevede çevre, su ve doğa alanında faaliyet
gösteren odaların ve kurumların ülke yönetimlerine bilimsel alandaki
çalışmalarıyla destek olması gerektiğine vurgu
yaparak, odaların yapacakları çalışmalarla vatandaşları
su kullanımı konusunda bilinçlendirmesi gerektiğini söyledi.
"Önüne gelen delik açıyor"
Suyun devletin malı olduğunu, ancak "her önüne gelenin
bir delik açarak su çıkarıp sattığını" ifade
eden Cumhurbaşkanı Talat, "Su hala daha beleştir, çok
ucuzdur. Bu yüzden insanoğlu suyu tasarruflu kullanmıyor"
diyerek, "Şimdi 'Cumhurbaşkanı suya zam yapın' dedi
olacak, ama dedim" şeklinde konuştu.
Talat, Rum kesiminin bu konuda çoktan önlemlerini
aldığını, ancak Kıbrıs Türk tarafının
alamadığını belirterek, bu yüzden en önemli görevin
bilimsel alanda çalışmalar yapanlara düştüğünü söyledi.
Kıbrıs konusu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşmasında
Kıbrıs sorununa da değinerek, çözüme yönelik yeni başlayan
süreçte önemli gelişmeler kaydettiklerini ve çalışma
grupları ile teknik komitelerini hayata geçirdiklerini ifade ederek, daha
önceki Rum yönetimiyle 1.5 yılda yapılamayanı çok kısa bir
süre içerisinde gerçekleştirdiklerini belirtti.
Talat, şaşırtıcı bir şekilde gruplar ile
komitelerin gündemlerinin bile saptandığını, bunun da
önemli bir gelişme olduğunu ifade ederek, umutların atılan
adımlarla pekiştiğini kaydetti.
"Annan Planı'nın ruhuna sadığız"
Yakovu ile Hristofyas'ın Rum kesiminde "Annan
Planı'nı görüşüyorlar" diye
suçlandığını, bu suçlamaların da kendisinin
"Annan Planı'nı görüşüyoruz" demesinden ileri geldiğini
söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bir kere biz Annan
Planı'nı görüşeceğiz demedik, ama bizim taraf
açısından Annan Planı'nın ruhuna sadığız ve
unsurlarını görüşme masasına götüreceğiz. Rum
tarafı reddetti, ama benim halkım kabul etti. Benim halkım kabul
ettiğine göre o planın unsurlarını masaya götürmem kadar
doğal ne olabilir" dedi ve bu konuda Rum kesiminden gelen
yaklaşımları doğru bulmadığını
kaydetti.
Umut ve endişe
Talat, yeni başlayan süreçten bir yandan umutlu bir yandan
endişeli olduklarını da belirterek, endişenin Annan
Planı'nda ortaya çıkan manzaradan ve Hristofyas'ın da
"hayırcılar" içerisinde olmasından, ayrıca
"Bugün nasıl bir plana 'Evet' denebilecek, bunu benim halkım ve
Rum halkı kabul edebilecek mi?" gibi sorulardan
kaynaklandığını belirtti.
Bu kapsamda liderlerin, iki halkın da kabul edebileceği bir
planla yükümlü olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı
Talat, bu çalışmalar yanında adım başında da
insanları çözüme hazırlamaları gerektiğini, bunun
belirtilerini de Güney'de gördüğü için umutlarının daha da arttığını
kaydetti.
"Halkları çözüme hazırlamalıyız"
Cumhurbaşkanı Talat, insanların
bilgilendirilmeyişinin kötülüğünü Annan Planı döneminde
gördüklerini belirterek, halkın görüşme süreci içerisinde
bilgilendirilmesi, planı kabul edebilir bir düzeye getirilmesi ve çözüme
hazırlanmasının önemine dikkat çekti.
Talat, bu çerçevede kendilerinin Kıbrıs Türk
halkını çözüme hazırlayacağını, ama bunu Rum
tarafından da bekleyeceklerini belirtti.
"Tecrit devam ediyor"
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sürecinde ilk etabın
tamamlandığını, ancak olumlu yönlerin yanında olumsuz
yönlerin de yaşanmaya devam ettiğini belirterek, buna örnek olarak
KKTC üzerinde yaşanan tecrit politikasının devam etmesini verdi.
Talat, Rum tarafının, yabancı diplomatların
kendisiyle görüşmesini engellemeye
çalıştığını da belirterek, ancak Kıbrıs
Türk tarafı olarak zaman içerisinde olumsuzlukların olumluya
döneceğine inandıklarını kaydetti.
"Kıbrıs konusu artık karanlık değil"
Kıbrıs Türk tarafının çözüm yolunda iyi niyetle,
samimiyet içerisinde çalışacağını dile getiren Talat,
Kıbrıs sorununda her şeyin "güllük gülistanlık"
olmadığını, ancak geçen yıllardaki gibi de "her
tarafın karanlık" olmadığını söyledi.
Talat, çözümü istediklerini, bu çözümün de tüm bölgeye, adaya ve
dünyaya katkı sağlayacağını da belirterek sözlerini
"Biz elimizden geleni yapacağız ve mutlaka yurdumuzu bir an önce
Kıbrıs sorununu çözmüş, dünyayla bütünleşmiş
birleşik bir Avrupa Birliği üyesi yapacağız"
şeklinde tamamladı.
Soyer
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, konuşmasında su ve
kuraklık konusuna değinerek, ülkede su ve kuraklık sorununun
yanı sıra elektrik enerjisi konusunda da çalışmalar
yapılması gerektiğini, bu çalışmaların da tek
taraflı değil, iki halkın yapacağı ortak
çalışmalar olması gerektiğini kaydetti.
"Lefkoşa güneş enerjisiyle
aydınlatılabilir"
Soyer, iki halk arasında başlayan yeni süreç çerçevesinde
oluşturulan teknik komitelerde, ülke geleceğinin yararına
çalışmalar yapılması ve projeler üretilmesi
gerektiğini belirterek, örneğin elektrik üretiminde petrolün
kullanıldığı Kıbrıs'ta, en azından
Lefkoşa'nın elektriğinin güneş enerjisiyle
karşılanabileceği bir projenin ortaya
çıkarılabileceğini kaydetti.
Petrol fiyatlarının her gün arttığı bir
ortamda, alternatif enerji üretiminin gündeme gelmesi gerektiğini dile
getiren Soyer, bu projelerin iki halkın ortak geleceği için
kullanılması gerektiğini söyledi.
"İki halkın ortak çıkarları gözetilmeli"
Bu projeleri üretirken iki halkın ortak
çıkarlarının da gözetilmesi gerektiğine vurgu yapan Soyer,
çünkü her iki halkın da ortak bir vatan da
yaşadığını kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, iki lider arasında başlayan
görüşme sürecinin ardından ortaya çıkan gelişmelerden
duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, bu süreç kapsamında
Kıbrıs'ta bir çözüme hızla ulaşmak hedefinde
olduklarını vurguladı.
"Liderlere destek olunmalı"
Soyer, bunun iki tarafın birbirini suçlayarak değil,
farklılıklarını gözeterek yapılması
gerektiğini belirterek, bu çerçevede her iki halkın tüm kesimlerinin
iki lidere bu süreçte yardımcı olması ve destek vermesi
gerektiğini kaydetti.
Ulaş
KTMMOB Başkanı Ahmet Ulaş da, ülkenin en büyük sorunu
olarak gördükleri Kıbrıs sorunu konusunda birlik olarak her zaman
çözümden yana olduklarını belirterek, başkanlığı
süresince Kıbrıs sorunu ve diğer konularda yaptıkları
çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Ulaş, iki liderin yeni başlattığı görüşme
sürecinde oluşturulan komitelerde sivil toplum örgütleri olarak üzerlerine
düşen görevleri yapmaya ve meslek dallarında destek vermeye
hazır olduklarını belirterek, Kıbrıs'ta çözüm ve
barışın en önemli hedefleri olduğunu kaydetti.
İnşaat sektörünün gelişmesiyle çevre, trafik ve enerji
konularında eksikler yaşandığına da dikkat çeken
Ulaş, bunun yanında özellikle kuraklık ve su sorunu
konularında herkesi üzerine düşeni yapmaya çağırdı.
Eftivulu
Kıbrıs Teknik Odası Başkanı Hristos Eftivulu
da, iki oda arasındaki çalışmalar çerçevesinde mesleki konular
yanında vatanın birleştirilmesi için de çalışmalar
yapıldığını belirtti.
Eftivulu, yeni başlayan süreçte iki lidere halkların da
destek vermesi gerektiğine vurgu yaparak, iki halkın
Kıbrıs'ta her sorunu aynı şekilde
yaşadığını, bu yüzden ileriye dönük projelerle ülkeyi
daha ileriye taşımak gerektiğini kaydetti.
Belaganos
Kıbrıs İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar Örgütü
Başkanı Andonis Belaganos ise, çözümün yakın olduğu
düşüncesini taşıdığını belirterek, çünkü iki
liderin de buna inandığını kaydetti.
Belaganos, bu çerçevede örgütlere de büyük işler
düştüğünü belirterek, iki halkın bugün ve
yarınını birlikte planlaması gerektiğini ifade etti.
KIBRIS
27/04/08
İstediğimiz federe devlet yapısının
60 Anayasası'yla alakası yok
Alithia gazetesi, Anayasa Uzmanı ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın yakın mesai arkadaşlarından biri
olarak lanse ettiği Tumazos Çelebis'le; Kıbrıs sorununun
çözülmesi için talep edilecek federasyon sisteminin temel ilkeleri üzerine
söyleşi yaptı.
Alithia gazetesi "Federasyonun Hangi Bahsini Kazanmamız Gerek
-Tumazos Çelebis: Tek Çıkış Noktamız Federasyon
-Zaman-Zaman Gerilemeler Yapıldığı Kabul Ediliyor"
başlığını attığı söyleşide
Çelebis'in; değiştirilmek suretiyle Kıbrıs'ta da
uygulanabilecek çeşitli federasyon sistemlerinden örnekler verdiğini
ve "istediğimiz federe devlet yapısının 60
Anlaşması ile alakası yok" sözüne vurgu yaptı.
Tumazos Çelebis'in "Başkan Hristofyas'ın tutumu çok
nettir. Zaman-zaman bu konuda gerilemeler yaptığımızı
söylemeye cesaret ediyorum, ancak bunlar mazide kaldı" ifadesini de
öne çıkaran gazete söyleşiyi okurlarına şöyle aktardı:
"Soru: Sayın Çelebis, hükümet bir süreden beri; halkın
iki bölgeli, iki toplumlu federasyon konusunda bilgilendirilmesi için bir
seferberlik başlatılması gerektiğine işaret ediyor.
Başkan Hristofyas da bu soruna işaret etti. Anayasa uzmanı
olarak siz, halkın Kıbrıs sorununun bu çözüm şekli
hakkında halen bilgi eksikliği bulunduğunu düşünüyor
musunuz?
Yanıt: Elbette evet... Şu ana kadar işittiklerimize göre
bilgi eksikliği vardır.
Soru: Halkın iki bölgeli, iki kesimli federasyonun ne
olduğunu bilmesi temel ilke olarak mı gerekli?
Yanıt: Federasyonun kendisi konusunda federasyonun; bölgelerden,
her birinin kendi yetki sınırları bulunan en az iki bölgeden
oluşan bir sentez devlet olduğunu söylememiz gerekir. Hükümeti var,
meclisi var, kendi mahkemeleri var, çoğu kez kendi anayasası var. Tam
da bu nedenden dolayı bölgelerin; üniter devletinkinden farklı kendi
yetki organları var. Üniter devlette sadece bir merkezi yetki var ve
kazalarının kendi yetki organları yoktur. Doğrudan merkezî
yetkiye bağlıdırlar.
Soru: İki bölgeli, iki kesimli federasyon. Genel hatlarıyla
yaygın bir devlet sistemi mi?
Yanıt: Bugün dünyada, neredeyse dünyanın
yarısını kapsayan federal devletler var ve buradaki nüfus dünya
nüfusunun neredeyse %40'ını oluşturuyor. Bu yaygın bir
sistemdir ve bunu bilmemiz gerekir.
Soru: Sayın Çelebis, Kıbrıs sorununun çözüm şekli
olarak başarmamız halinde iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun
temel ilkeleri neler olacak?
Yanıt: Tam da buna geliyordum. Bütün bağımsız
federasyonların ortak unsuru -ki biz de bundan farklı olamayız-
en az iki bölgeden oluşmalarıdır ve bu bölgelerden her birinin
kendi yetki organlarına sahip olmasıdır. Elbette iki toplumlu
federasyondan söz ederken; insan hakları ve temel özgürlüklerini güvence
altına alan bir egemenlikten, bir vatandaşlıktan, bir uluslar
arası temsiliyetten söz ediyoruz.
Soru: Ancak Sayın Çelebis; hiçbir federasyonun bir
başkasıyla tamamen aynı olmadığını siz
kendiniz de söylediniz. Kıbrıs sorununda uzlaşılacak
federasyon çözümünün bazı yönlerini ve detaylarını bile
bilmezken halk bu meselede nasıl bilgilendirilecek?
Yanıt: Daha önce de söylediğim gibi her federasyonun,
başkalarında rastlanmayan kendi unsurları vardır ve bu
tesadüf değildir. Çünkü federasyonlar çeşitli nedenlerden dolayı
oluşturulur. Bizimki, iki bölgelilik ve iki kesimlilikle
alakalıdır. İki bölgelilikte; iki bölge, iki kaza olacak. Her
bölge kendi toplumu tarafından yönetilecek. Aksi halde federasyonu
yapmamıza bir neden olmazdı. Federasyonu ileri götürmemizin nedeni;
var olan istila ve işgal sorununu göğüslemek ve iki toplum
arasındaki ilişkileri halletmektir. Tam da bu nedenle her toplum bir
bölgeyi yönetecek.
Soru: Her bölge her toplum tarafından devlet şeklinde mi
yönetilecek?
Yanıt: Elbette hayır. Devlet şeklinde değil, çünkü
federasyonda bölgeler asla bağımsız devlet değildir. 'Tek egemenlik,
tek uluslar arası temsiliyet ve tek vatandaşlık' derken;
bölgelerin bağımsız devlet olmadığını
söylüyoruz. Aklımızda tutmamız gereken; 77-79 Doruk
Anlaşmaları ile Kıbrıslı Rumların bir bölümünün,
oraya dönmek ister ise Kıbrıs Türk yönetimi altında
yaşayacağı konusunda anlaştık. Bu, üzerinde
uzlaşılmış bir şeydir ve halkın bunu bilmesi
gerekiyor. Her bir toplumun bir bölgeyi yönetmesi, temel özgürlüklerin ihlal
edilmesi anlamına gelmez. Her toplumun kendi bölgesini yönetmesi ve
aynı zamanda temel özgürlükleri tesis etmesini oturtmanın pek çok
yolu var.
Soru: Sayılarda kısıtlama yok mu Sayın Çelebis?
Yanıt: Bazı kısıtlamalar olacak ama sayıda o
kadar da değil. Bizim tezimiz, kısıtlamaların; öteki
toplumun idaresi altında yaşadıklarında toprak kriteri ile
oy kullanacakları mantıklı bir oranda olması gerektiği
şeklindedir. Yani, Kıbrıs Türk idaresi altında
yaşayacak bir kişi Kıbrıslı Rum olarak oy
kullanmayacak, Kıbrıs Türk idaresi altında yaşayan biri
olarak oy kullanacak. Ancak anlayacağınız gibi bu yönetimin
güvence altına alınabilmesi için mantıklı bir
kısıtlama olmalı. Bu itibarla, dönmek isteyen göçmenler, toplum
kriteri temelinde oy kullanabilecek. Yani, 60 Anayasası ile olduğu
gibi.
Soru: Sayın Çelebis federasyonla ilgili bütün bu söyledikleriniz
-seçimlerden önce söylenen ve bazıları tarafından bugün de
söylenmekte olan- doğru içerik şartı altında değil mi?
Yanıt: Terminolojiler içi boş kabuk değildir. Her
terminolojinin somut bir içeriği vardır. İki bölgeli
federasyonun içeriğini -minimum içeriği- izah ettim ve elbette iki
toplumluluğun Kıbrıs'a özel başka bir yönü daha var. 60'tan
beri var olan iki toplumun sonuç getirici şekilde katılıma sahip
olması gerektiği anlamına gelen bir yön. Önemli kararların
alınmasında eşit değil ama sonuç getirici
katılım.
Soru: Bu ortak karlar hangi alanlarla ilgilidir?
Yanıt: 60 Anayasası'na göre dış politika, savunma
konuları, güvenlik v.b. alanlarda. Kararların nasıl
alınacağı tartışılır, ancak 60'ın
gerisine gidemeyiz. Öte yandan; bazı çıkmazları
aşmamız için bazı sonuç getirici mekanizmalar olması
gerekir. 'Bazı konularda birlikte karar vereceğiz' demek, mutlaka
tamamının tartışılacağı anlamına
gelmez. Müzakerelere bu nedenle, bu meselelerde anlaşmak için gidiyoruz.
Soru: Başta, dünya nüfusunun neredeyse yarısının
federasyon sistemiyle yönetildiğini söylediniz. Yabancı
federasyonların zaman-zaman Kıbrıs'la paralelliği oldu mu?
Kıbrıs sorunuyla 'eşleştirmek' için bu sitemlerden
bazılarına bakacak mısınız?
Yanıt: Hiçbir federasyonu kopya etmemeliyiz. Ancak bütün federasyonların
ortak niteliklerini kopya edeceğiz. Ondan sonra özellikler var. Mesela;
buna örnek olarak aklıma Belçika geliyor. İki toplumlu ve federal
devlet yapısına sahip bir Avrupa ülkesidir. Onda bile
tıpatıp benzeşmeler yoktur.
Soru: Bütün bunları sindirmemiz için, yıllar boyunca
siyasetçilerimizden işittiklerimizin çoğunu aklımızdan
çıkarmamız gerekecek.
Yanıt: Bilmemiz gereken; istediğimiz federal devlet
yapısı -inşallah öteki taraf da kabul edecek çünkü aksi takdirde
ilerlemeyeceğiz- 60 Anayasası'ndan faklı bir şeydir. 60'ta,
bozulan bir ortaklığımız vardı. Bu ortaklık,
ortak federal çatı altında yeniden kurulmalı. Bahis budur. Fakat
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ancak aynı zamanda, devletimiz
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti var olmaya devam edecek. Farkı
olan, bir miktar Kıbrıslı Rum'un Kıbrıs Türk idaresi
altında, bir miktar Kıbrıslı Türk'ün de aynı
şekilde Rum idaresi altında yaşayacağıdır.
Soru: 'İnşallah öteki taraf da kabul eder' dediniz.
Şifahi olarak kabul ediyorlar. Bu yeterli değil mi?
Yanıt: Öteki tarafın tutumu net değildir. Bütün
bunların müzakere masasında netleşmesi gerektiği izlenimine
sahibim. Çünkü biz bir, onlar iki devletten söz ederse ilerleyemeyiz.
Soru: Federasyonla ilgili tutumumuz, görüşümüz net mi?
Yanıt: Başkan Hristofyas'ın tutumu nettir. Bu konuda
zaman-zaman gerilemelerimiz olduğunu söylemeye cesaret ediyorum, ancak
bunlar mazide kaldı."
KIBRIS
27/04/08
Pascoe ve Rehn, Kıbrıs'ı konuştu
PASCOE İLE REHN TELEFONDA GÖRÜŞTÜ... Kıbrıs
sorununun çözümü yönünde başlayan çabalar çerçevesinde Avrupa
Birliği, AB müktesebatının KKTC'de de uygulanması, güvenlik
ve mülkiyet konularında yoğun faaliyet göstermeye başlıyor.
BM Genel Sekreter Yardımcısı Pascoe'nun Kıbrıs,
Türkiye ve Yunanistan'ı kapsayan ziyareti ışığı
altında AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Rehn ile
gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde özellikle, AB'nin
Kıbrıs sorununun çözümünde oynayacağı rol üzerinde
durulduğu belirtiliyor
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde başlayan çabalar
çerçevesinde Avrupa Birliği, AB müktesebatının KKTC'de de
uygulanması, güvenlik ve mülkiyet konularında yoğun faaliyet
göstermeye başlıyor.
Fileleftheros haberi "İşbirliği: Olli Rehn Lynn
Pascoe'yla Telefon Görüşmesi Yaptı"
başlığıyla yansıtan gazete edindiği bilgilere
dayanarak AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'in birkaç gün
önce BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'yla uzun bir
telefon görüşmesi yaptığını belirtti.
Pascoe'nun Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ı kapsayan
ziyareti ışığı altında gerçekleştirilen bu
telefon görüşmesinde özellikle, AB'nin Kıbrıs sorununun
çözümünde oynayacağı rol üzerinde durulduğunu belirten gazete
devamla şunları yazdı:
"Avrupa Birliği'nin özellikle; Avrupa
müktesebatının Kıbrıs hükümranlığının
Kuzey bölümüne genişletilmesi ve öğrendiğimize göre bu çerçevede
geçiş dönemleri konusunda aktifleşmesi bekleniyor. Böyle bir
şeye kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü böyle bir şey
göçmenlerin yeniden iskânını gerektirecek. Öte yandan da AB ile
BM'nin geçen Kasım ayında Brüksel'de gerçekleştirdiği
hazırlık toplantısı çerçevesinde saptanmış olan;
işgal bölgelerindeki altyapı eksikliğinden (mesela su
sağlama) dolayı var olan olanaksızlıklar giderilecek.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ne katılım
sözleşmesi'nin 10. protokolü geçiş dönemleri öngörmemesine, ancak Kıbrıs
sorununun muhtemel çözümünden hemen sonra müktesebatın ertelenmesinin
derhal kaldırılmasını öngörmesine rağmen, üye
ülkelerin, ulusal parlamentolarının kararıyla geçiş
dönemlerinin onaylanması olanağı mevcut görünüyor.
Edindiğimiz bilgilere göre Ankara'nın; güvenlik ve mülkiyet
konularında daimi sapmalar da dayatmak amacıyla bu pencereyi
kullanması gerekiyor."
Hristofyas, Pascoe'yu heyecanlandırdı
Politis "Dimitris Hristofyas Lynn Pascoe'yu
Heyecanlandırdı -Kıbrıs Sorunu Olmadan Ölmek İstiyorum
-Pascoe Kıbrıs Sorununda Ne Diyor -Hristofyas ve Talat'ın
Kimyasından Etkilendi" başlık ve spotlarıyla
manşete çektiği haberinde BM Genel Sekreter Yardımcısı
Lynn Pascoe'nun Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ı ziyaretinden
sonra 15 Nisan'da BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun içeriğine
yer verdi.
Gazete Pascoe'nun gerek Lefkoşa'da gerek Atina ve Ankara'da siyasi
irade saptadığını yazdı, özetle şöyle devam etti:
"Lefkoşa'da: Dimitris Hristofyas Pascoe'ya; 'Yeni nesillerin
Kıbrıs sorunu eziyetini yaşamayacaklarından emin olarak
ölmek istiyorum' derken Talat çözüm bulunmasından başka hiçbir
seçenek olmadığını, 'Kıbrıslı Türklerin,
2004'te kapsamlı çözüme evet demiş olmalarına rağmen halen
uluslar arasında izole olmaya devam ettiklerini' vurguladı.
Atina'da: Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni BM
yetkilisine; Kıbrıs sorununun çözümünün Yunan hükümetinin en üst
sıradaki önceliği olduğunu söyledi.
Ankara'da: Dışişleri Bakanı Ali Babacan
'Türkiye'nin kapsamlı çözüm arayışlarına yapıcı
şekilde katkı koyacağını' taahhüt etti ve 21 Mart'ta
uzlaşılan takvimi kutladı.
Lynn Pascoe Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda; 2004'ten beri
var olan çıkmazın kırılması ve seçilmesinin
ardından siyasi ortamın değişmesi dolayısıyla
Başkan Hristofyas'ı takdir etti. Pascoe'ya göre bu
değişiklik; seçilmesinden sadece üç hafta sonra, kapsamlı bir
çözüm yönünde izlenecek yöntem konusunda uzlaşıya varılan 21
Mart'ta en somut şekilde ifade edildi. Pascoe; Hristofyas ve Talat 'ortak
açıklamalarında ne 8 Temmuz anlaşmasına ne de 2004'teki
kapsamlı çözüm planına değindiler, önceki görüşmelerdeki
dikenli meselelerle ilgili hitabet ifadelerinden kaçındılar'
ifadelerine yer verdi.
Pascoe Hristofyas ve Talat arasındaki ilişkinin
kimyasından etkilendi ve 'Hristofyas ve Talat arasındaki
karşılıklı sempatiden etkilendim. Gerçekte; liderler
arasındaki kişisel ilişki ve güven (...) bu sefer çözümün
başarılacağı konusunda iyimser olunması
gerekçelerinden biridir' diye yazdı.
Lynn Pascoe komitelerden neler beklediğini tarif ederken 'yönetim,
toprak, mülkiyet gibi çeşitli alanlarda çok somut meseleler üzerinde;
mümkün olan görüş birliğini sağlamak hedefiyle
çalışmaya başlayacaklar. Çalışma gruplarında
hiçbir görüş birliğine varılamayacak konular kapsamlı çözüm
müzakereleri çerçevesinde liderlerin müzakeresine havale edilecek' dedi.
BM Genel Sekreter Yardımcısı, Kıbrıs sorununda
bugüne kadar yapılan bütün diğer planlarla birlikte Annan
planının da geleceğiyle ilgili şu yanıtı verdi:
'Genel Sekreter'in Haziran ve Aralık 2007 tarihli
raporlarında da ifade ettiği üzere bütün taraflardan; çeşitli
kararlar, anlaşmalar, planlar ve kapsamlı çözüm arama ilkeleri de
dâhil olmak üzere var olan çalışmaların yeniden üzerinden
geçmelerini bekliyor.'
Bu yeni başlangıcı 'ümit verici başlangıç'
olarak niteleyen Pascoe 'on yıllar boyunca çözülemeyen konuların bu
kadar kolay çözüleceği sahte hissi uyanmamalıdır'
uyarısında bulundu. Bu çabaların; gerek Kıbrıslı
Rumlar gerek Kıbrıslı Türkler tarafından desteklenebilecek
bir çözümü gündeme getirmesi gerektiğini de vurguladı."
Türkiye sadece bakire doğumla çözümü kabul ediyor
Fileleftheros "Sadece Bakire Doğumla Çözüm -Ankara Barrosso
ve Rehn'e; Ancak Yeni Devletin Kurulmasıyla Olumlu
Olacağını Net Şekilde İletti"
başlığıyla yansıtan gazete, "Ankara'nın
Kıbrıs sorununun çözümüne yalnız bakire doğumla rıza
göstereceğini" okurlarına bildirdi.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso
ve AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'e; Ankara'nın
Kıbrıs sorununun çözümüne yeşil ışık yakmak için
tartışmasız şartının; bakire doğmuş
yeni bir devlet ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağvedilmesi
olduğunu net şekilde ilettiklerini yazdı.
Gazeteler; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara
temaslarına ve orada yapılan açıklamalara ilişkin
haberlerini okurlarına şu başlıklarla aktardılar:
Politis: "Talat Ortaklık Devleti İstiyor -Çözümün Zaman
Sınırı 2009"
Simerini "Başka Ad Altında 'Annan' -Milli Güvenlik
Kurulu İki Devlet Çözümünde Israr Ediyor - Talat: İki Kurucu Devlete
Dayalı Ayrı Varlık İstiyoruz -'Çözüm İçin Son
Fırsat'"
Haravgi "Beklenmekte Olan Doğrudan Müzakereler Son
Fırsat -Talat, Müzakereleri Terk Etmenin Her İki Taraf İçin De
Zor Olduğunu Söylüyor"
Alithia "Talat Ankara'dan; Son Şansımız
Olduğunu İletiyor".
KIBRIS
27/04/08
Turkish water plan could
solve drought crisis
By
Andreas Avgousti
BRINGING
water from Turkey seems to a real, cost-effective option to resolve Cyprus'
water woes.
This is what a group of experts, Cypriots and non-Cypriots alike, have
concluded in what appears to be a tangible suggestion worth looking into, and
the Cyprus Mail understands that the proposal is under consideration at the
technical committees currently meeting to prepare the ground for Cyprus problem
talks.
Nicos Vassiliou, an economist-consultant who is involved in the project spoke
to the Mail.
"The infrastructure for receiving the incoming water is already in place:
this is why the plan can work," he said pointing out that the project already
makes use of existing resources on the island.
"Of course, an underwater tunnel would need to be built connecting Turkey
to Cyprus.
Alarko Aksim, the company responsible for materialising the project, estimates
that it will take two years to build the tunnel connecting Turkey to Cyprus.
The scheme also compares favourably when compared with water transport via
ships from Greece.
"Greece is three times as far from Cyprus as Turkey is," Vassiliou
said.
"The minimum the government can save on a contract would be 15 million.
"Comparatively, where wholesale supply cost is concerned, the water from
Turkey via underwater tunnel is half the cost it would be if it came from ships
from Turkey.
"Also, it is half the cost in comparison with the water provided by
desalination plants."
Yesterday, Alithia reported that Turkey's President Abdullah Gul and Prime
Minister Tayip Erdogan were in favour of the plan and are waiting for the green
light from the Cypriot communities to go ahead.
"We've discussed this with a lot of high-ranking people, although for
reasons of sensitivity, I cannot mention any names," Vassiliou said.
"I understand why people are reserved about such a scheme and there are
questions which need to be discussed and debated.
"Some have asked what would happen if Turkey cuts the water. My response
is that this will not happen because both communities will benefit from the
water coming to the island. They cannot cut it without depriving it from the
Turkish Cypriots."
Indeed, this is a political decision which could potentially turn the tide on
the negativity often associated with Turkey's proximity to the island.
"We have had positive feedback up to now. The political climate is looking
up and if the scheme is implemented it will be a political decision.
"Both communities should be involved in setting this up: it is and would
remain a bi-communal project. I have also suggested we get United Nations
Development Programme involved," he concluded.
A source involved in the project told the Mail that the issue has been put on
the agenda for discussion by the technical committees and that a representative
of Alarko Alsim is currently in Cyprus holding unofficial talks.
Bernard Musyck, a Belgian economist at Frederick University, who initiated a joint
paper on the water problem, explained the thinking behind the scheme.
"Water can contribute to peace. Both sides are thirsty and nature has
caught up with us in the sense that this is an island which is vulnerable to
water shortages. Nature does not see green lines. We're in the same boat and
we're sinking."
Vassiliou and Musyck co-authored the paper along with economist Stelios
Orphanides and Turkish Cypriot Professor Ozzay Mehmet, at the Eastern
Mediterranean University.
CYPRUS MAIL
26/04/08
Talat: this is the last
chance for a solution
By
Jean Christou
NEGOTIATIONS
on Cyprus due to begin in June will be the last chance for a Cyprus solution,
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said during his visit to Ankara, which
ended yesterday.
Speaking at a conference hosted by the Centre for Eurasian Strategic Studies
(ASAM) on Thursday night, Talat said he wanted to find a solution to the Cyprus
problem.
"We will do whatever is necessary for a solution and remain
optimistic," he said.
"Once the negotiations begin in late June, it would be very difficult for
both sides to stand up and leave the negotiating table. It would not be
possible for either side to leave the negotiating table, as this is really the
last chance for a solution.
Talat said that although the 13 working groups and technical committees had
started this week and had been progressing, it did not mean everything was
going well or smoothly, the Anatolia News Agency reported.
"Our general approach is to establish an entity based on two founding
states in which the two peoples are politically equal. The partnership state
will function with the equal participation of Turkish Cypriots and Greek
Cypriots. This state will be functional via a 'virgin birth' method,"
Talat said.
"We will continue working with good will and intention. We hope that we
will succeed. If we do become successful, this would eradicate the uncertainty
in the future of Turkish Cypriots, eradicate the concerns and fears of the
Greek Cypriots and end the Cyprus problem of Turkey in its relations with the
European Union and the world in general.
He said if a solution could not be found by 2012, it would be time to throw in
the towel. At that time, the international community will need to re-evaluate
the realities," Talat said.
During his Ankara visit, Talat met Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan,
Turkish Foreign Minister and Chief EU negotiator Ali Babacan, and President
Abdullah Gul.
According to Turkish Cypriot press, the visit was to work out a strategy
CYPRUS MAIL
26/04/08
AA
Güncelleme: 17:56 ET 28 Nisan 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs
Türk tarafınca doğrudan müzakerelerde ortaya konulacak tez ve
önerileri müzakere temeli olarak kabul etmeye mecbur olmadığını
ifade ederek, Annan Planı temelinde bir çözümü kabul etmeyeceklerini
söyledi
Rum radyosunun haberine göre Kiprianu, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi toplantısına katılmak
amacıyla bugün Lüksemburga gitmeden önce Larnaka havaalanında
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk
tarafının, Annan Planı temelinde bir çözüm istediğinin
bilindiğini, ancak bunun Kıbrıs Rum tarafınca kabul
edilmediğini kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Kıbrıs Türk
tarafının doğrudan müzakerelerde Annan planının
maddelerini gündeme getirmesinin olası olduğu yönündeki sözlerini
değerlendiren Kiprianu, doğrudan müzakerelerin
yaklaştığı ve komitelerin
çalışmalarının ilerlediği bir sırada,
görüşmelerin, kamuoyuna yapılan açıklamalar aracılığıyla
değil, müzakere masasında gerçekleşmesinin daha iyi
olacağını söyledi.
Markos Kiprianu, Cumhurbaşkanı Talatın, Kıbrıs
sorununun çözümü öncesinde Türk askerinin adadan çekilmesini öngörmediği
yönündeki açıklamasına da değinerek, Türk askerinin
varlığının, hiçbir şeyi
kolaylaştırmadığını, aksine Kıbrıs
sorununun çözümünü zorlaştırdığını iddia etti.
The danger in dashing Turkeys
European dream
By John Thornhill
Financial Time : April 27 2008
19:06
Over the past 50 years, the European Union has been
stunningly successful at exporting a precious commodity: stability. The promise
of EU membership helped Spain and Portugal emerge from fascistic dictatorships.
It has also eased the transition of many central and eastern European countries
from Soviet-dominated command economies into thriving market democracies. Why
should the EUs magic potion not work on Turkey, a country that similarly yearns for stability and
acceptance within Europe?
The opponents of Turkeys accession argue that the
country is too big, too poor and too alien to join the EU. They say that with a
population of 72m, per capita income well below the European average and a
fiercely nationalistic political culture that veers between soft authoritarianism
and Islamist-tinged populism, Turkey can never be a happy member of the
European club. Turkeys latest bout of political instability only confirms its
unsuitability. The attempt by the judicial authorities to close the governing
Justice and Development party (AKP) and ban democratically elected politicians,
including the president and prime minister, from office highlights Turkeys
distance from the EU, they say.
France, which takes over the rotating presidency of
the EU in July, formally opposes Turkeys full membership and holds out the
prospect of a privileged partnership instead. In a pre-election book,
President Nicolas Sarkozy wrote that Turkeys accession would deal a fatal
blow to the very notion of European identity.
Over the past few months, France has
softened its tone. During its six-month EU presidency, it may open two or three more
chapters in Turkeys accession process. There is even the remotest chance
France could help broker a deal on the divided island of Cyprus, removing one
of the biggest obstacles to Turkish accession. But Paris insists it will block
the opening of five of the 35 chapters that presuppose full EU membership, including those concerning the euro, the
budget and regional policy.
Seen from Turkey, the readiness of some EU members
to rethink the accession process as it goes along is insulting. In 2005, all EU
members backed the opening of accession talks. Frances change of tack under Mr
Sarkozy particularly rankles and has led to a backlash against French
commercial interests in Turkey. In some respects, Turkeys revolutionary
republic modelled itself on France: the Turks, like the French, believe in the
strict separation of state and church (or mosque). Turkey is a French wannabe
country, says Mustafa Akyol, a writer.
Turkeys economic resurgence has been stimulating
the EU economy. The country contributes to most other European institutions
too. It even participates in Europes football championship and Eurovision Song
Contest. For years, Turkey has played a vital role in Nato. By treaty,
history, institutional engagement, security orientation and ideological
ambition, Turkey is a European country, the International Crisis Group
think-tank has argued.
That said, Turkey is still a country in evolution.
Much can change on both sides over the next few years. Within the EU,
Turkey is partly an unwitting victim of a debate about whether to broaden or
deepen the organisation. Some federalists are convinced that Turkeys accession
would kill their ambitions of deepening European integration. The debate about
Turkey is often about far more than just Turkey.
Even if it fulfils all the EUs stringent accession
criteria, Turkey could not join the EU before 2014 for budget reasons. By then,
public opinion in the EU may have evolved and Mr Sarkozy may no longer be in
office. It could even be that the Turkish people will themselves conclude that
full EU membership involves an excessive dilution of their political
sovereignty.
Since his re-election last year, Recep Tayyip
Erdogan, Turkeys prime minister, has failed to implement further reforms and
is locked in arm-wrestling with the judiciary. Turkey has a long way to go to
comply with EU democratic norms and protection of minorities, notably the
Kurds. One European observer sums up the state of EU-Turkey relations thus: We
pretend to let you in, while you pretend to reform.
However great the uncertainty, it is clear that
further convergence between the EU and Turkey benefits both sides. For the
moment, it is better to travel hopefully together than to squabble about the
final destination. To impede Turkeys accession process is therefore folly,
turning the EUs magic potion into poison and threatening the instability it
was created to prevent.
Send your comments to john.thornhill@ft.com
"Erdoğan yargıyla bilek güreşi
içinde"
|
28 Nisan, 2008 11:17:00 (TSİ)
CNN TURK |
İngiliz Financial
Times gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimden bu
yana AB reform sürecini sürdürmekte başarısız olduğunu ve
yargıyla bir bilek güreşi içine hapsolup
kaldığını yazdı.
Gazetenin yorum sayfalarında yer alan John Tornhill
imzalı, "Türkiye'nin Avrupa Umutlarına Darbe Vurmanın
Tehlikeleri" başlıklı yazıda,
Türkiye'nin AB'nin demokratik normlarına ulaşmak için önünde daha
alması gereken uzun bir mesafe bulunduğu savunuldu.
Büyük belirsizliklere rağmen AB ile Türkiye arasındaki
yakınlaşmanın her iki tarafın da çıkarına
olduğu kaydedilen yazıda, "Türkiye'nin üyelik sürecinin
engellenmesinin aptalca olacağı" ifade edildi.
Yazıda, "AB'nin sihirli iksirinin zehire dönüştürülmemesi ve
yaratılan istikrarın bozulmasının önlenmesi
gerektiği" belirtildi.
"AB istikrar ihraç etmekte başarılı"
Yazıda, AB'nin son 50 yılda istikrar ihraç etmekte büyük
başarı kaydettiği, AB'ye üyelik amacının İspanya
ve Portekiz'in faşist diktatörlüklerden kurtulmasına
yardımcı olduğu belirtildi.
Birliğin pek çok Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin dönüşüm sürecinde
de etkili olduğu belirtilen yazıda, "AB'nin sihirli iksiri
Avrupa içinde aynı istikrar ve kabulü yaşamak için can atan Türkiye
için neden etkili olmasın?" ifadesi kullanıldı.
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan çevrelerin ülkenin "çok
büyük, çok fakir ve Avrupa'ya çok yabancı" olduğunu
savunduğuna dikkat çekilen yazıda, bu çevrelerin Türkiye'nin
üyeliğine karşı çıkarken ortaya koydukları diğer
görüşlere de yer verildi.
"2014'e kadar görüşler değişebilir"
Yazıda, Türkiye AB'nin katı üyelik kriterlerini yerine getirse bile
bütçe gerekçeleri nedeniyle 2014'ten önce ülkenin birliğe üyeliğinin
mümkün olmadığı ifade edildi.
O tarihe kadar AB içindeki kamuoyu görüşlerinin
değişebileceği ve Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin görevinden
ayrılabileceği kaydedilen yazıda, "O tarihe
gelindiğinde zaten belki Türk halkının kendisi, AB'ye tam
üyeliğin politik egemenliklerinin ziyadesiyle
sulandırılması anlamına geleceği sonucuna varabilecek"
denildi.
Türkiye-AB
17 Aralık 2004'te aldığı müzakere tarihiyle AB
kapısını aralayan Türkiye, 3 Ekim 2005'te, Lüksemburg ve
Ankara'da yürütülen yoğun pazarlıkların ardından AB'ye
üyelik için adımını attı. Türkiye ile AB
arasındaki müzakereler 3 Ekim'de
başladı.
Türkiye, bu süre zarfında AB ile 6 fasılda müzakereleri
başlattı ve 1'inde kapattı.
AB, Türkiye ile Haziran ayında düzenlenecek Hükümetler Arası
Konferans'ta 2 fasılda daha müzakereleri başlatmayı
planlıyor.
Türkler geçmişte de bize yardım
etmişti
İsrailin Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Türkiyenin,
İsrail-Suriye barış görüşmelerine aracılık
etmesiyle ilgili olarak, Türkiyenin bölgede nüfuz sahibi olduğunu
belirterek, Türkler geçmişte de bize çok yardımcı olmuştu
dedi.
İsrail devlet radyosuna konuşan Levy, Türkler bu sürece dahil
olmayı gerçekten çok istiyorlar. Geçmişte de birçok defa bize
yardım etmişlerdi, İslam dünyasında ve bölgede nüfuza
sahipler dedi. Büyükelçi Levy, (Türkler), yalnızca ABD gibi bir gücün ya
da AB gibi bir bloğun bu tür bir sürece katkıda bulunabilecek bir
ekonomik kapasiteye sahip olduğunun farkındalar, ancak özel statüleri
sayesinde katkıda bulunabileceklerini düşünüyorlar dedi.
Bu arada, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da Türkiyenin
İsrail-Suriye barışında arabuluculuk yapmasını
desteklediğini söyledi.
MILLIYET 28/04/08
Ermenistan'la sıcak mesajlaşma
Erdoğan,
Ermenistan'ın yeni başbakanına kutlama mesajında,
'İkili ilişkilerin barış, istikrar ve refaha katkı
yapacağı yeni bir döneme gireceğini umuyorum' dedi. Sarkisyan da
teşekkür ederek 'Doğrudan ikili görüşmeler tüm sorunların
çözümüne yardımcı olur' yanıtını verdi
28/04/2008 RADIKAL
AA -
ERİVAN - Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemde öne çıkan
ılımlı mesajlaşmalarda adeta bahar havası estiriliyor.
Ermenistan'da 19 Şubat'ta gerçekleştirilen devlet
başkanlığı seçiminin ardından işbaşına
gelen yeni Başbakan Tigran Sarkisyan'a kutlama mesajı gönderen
Başbakan Tayyip Erdoğan, "Sizin döneminizde ikili
ilişkilerimizin bölgede barış, istikrar ve refaha katkı
sağlayacak yeni bir döneme gireceğini umuyorum" vurgusu
yaptı. Sarkisyan da, Erdoğan'a yanıtında, kutlama için
teşekkür ederek şu yanıtı verdi: "Doğrudan ikili
görüşmelerin her iki tarafı ilgilendiren tüm sorunların çözümüne
yardımcı olacağına inanıyorum."
Geçen hafta da yeni Ermenistan'ın Dışişleri Bakanı
Eduard Nalbantyan
"Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi için önşartsız
görüşmeye hazırız" açıklaması
yapmıştı.
Merkezi Erivan'da bulunan Mediamax ajansına göre, Erdoğan Sarkisyan'a
gönderdiği mesajında iki ülkenin komşu olduğunu, aradaki
sorunların iyi komşuluk ilişkileri temelinde diyalog yoluyla
çözülmesinin görevleri arasında bulunduğunu vurguladı.
Ermenistan'da 19 Şubat'taki seçimlerin ardından yeni bir dönem
başladığı ve Sarkisyan'ın desteğiyle ikili
ilişkilerin düzelmesi yönünde kesin adımlar atılabileceğine
dikkat çeken Başbakan Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
"Sizin tarafınıza daha önce yapılan, (ilişkilerin
geliştirilmesiyle ilgili) sürecin ilerlemesine katkıda bulunacak
önerilerin halen geçerli olduğunu vurgulamak isterim."
'Önkoşulsuz diyaloga
hazırız'
Ermenistan Başbakanı Sarkisyan'ın ise Erdoğan'a
verdiği yanıtta 'doğrudan ikili görüşmelerle çözüm' vurgusu
yapıp, iki ülke arasında ön koşulsuz olarak yapıcı
diyalog ve normal ilişkilerin kurulmasına hazır olduklerini
vurgulaması dikkat çekti. Sarkisyan yanıtında şunları
söyledi: "Karşılıklı güven ortamı
kurulmasının bize verilen tarihi görev olduğuna inanıyorum
ki, bu sağlanmadan dürüst diyalog ve var olan sorunların çözümü çok
güç olacaktır. Çabalarımızın doğrudan bölgedeki
barış, hoşgörü ve istikrarın korunmasını
amaçladığını emin olmanızı isterim."
Erivan, daha önce 'soykırım' konusunda Türkiye'nin önerdiği
ortak tarih komisyonunu geri çevirmişti. Türkiye ise bu önerisinin geçerli
olduğunu vurguluyor.
Çözümsüzlüğün
faturası ağır
30 YILDA HER KIBRISLI TÜRK 112 BİN DOLAR KAYBETTİ...
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü
yüzünden, ekonomi, turizm ve eğitim başta olmak üzere her alanda
yaşadığı izolasyonların bedelini ağır
ödüyor. Kanada Seton Hall Üniversitesi öğretim üyesi
Kıbrıslı Türk Doç. Dr. Ömer Gökçekuş'un
yaptığı bilimsel bir çalışma, son 30 yıllık
dönemde her Kıbrıslı Türk'ün 112 bin dolar kaybettiğini,
toplam kaybın da 25 milyar dolara ulaştığını
ortaya koydu. Şimdiki dolar değerine göre, de bu rakam 51.6 milyar
dolar ve Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı Türk
başına 232 bin dolar
TURİZMDE BÜYÜK KAYIP... Araştırmaya göre, izolasyonların
toplam turizm gelirleri üzerindeki maliyeti 20.9 milyar 2006 yılı
Amerikan Doları... Bu rakam, kıyı şeridi kriteri
kullanıldığı zaman, 2006 kurlarına göre 41.1 milyar
dolara yükseliyor. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan her
Kıbrıslı Türk için 94 bin dolar kayıp anlamına gelen
bu kayıp irdelenirken Kuzey Kıbrıs'ın turizmdeki esas
kayıplarının turistlerin gelmemesinden
kaynaklandığı vurgulanıyor
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI (TAK)
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğü yüzünden, ekonomi, turizm ve eğitim başta olmak
üzere her alanda yaşadığı izolasyonların bedelini
ağır ödüyor. Yapılan bilimsel bir çalışma, son 30
yıllık dönemde her Kıbrıslı Türk'ün 112 bin dolar
kaybettiğini, toplam kaybın da 25 milyar dolara
ulaştığını ortaya koydu.
Kanada'nın Seton Hall Üniversitesi'nde uluslararası ekonomi
ve kalkınma konusunda çalışan Kıbrıslı Türk Doç.
Dr. Ömer Gökçekuş'un, "Kıbrıslı Türklerin
İzolasyonu" (The Economics of the Isolation of Turkish Cypriots)
adını verdiği çalışması, Kıbrıs Türk
Ticaret Odası tarafından kitaplaştırıldı.
"Tek ada, iki ekonomi: 1988'den günümüze, izolasyonların
toplam maliyeti, Türkiye limanları aracılığıyla
taşımacılık ve ulaşım maliyetleri, turizm gelir
kayıpları, Sokrates/ Erasmus/ Bolonya süreci ve yüksek
öğrenim" bölümlerini içeren kitaptaki tablolarla istatistikler de
kullanılıyor.
İzolasyon
"İzolasyon"un Kuzey'de yaşayan
Kıbrıslı Türkler üzerinde otuz yıl içinde meydana
getirdiği etkilerinin incelendiği kitapta, tanımı da
"insanların ve malların taşımacılığı;
dış ticaret ve yatırım; ve uluslararası topluluğa
katılım konusundaki kısıtlamalar" diye
yapıldı.
Kitapta "izolasyon"un etkileri kayıp gelirler
açısından "makro düzey ve üç spesifik sektörel analiz düzeyi
(turizm, taşımacılık maliyetleri ve yüksek öğrenim)
olmak üzere iki farklı düzeyde incelendi.
Londra'dan Kuzey Kıbrıs'a gelmek yüzde 25 daha pahalı 7
saat uzun
Araştırmadaki verilere göre, ulaşımdaki
izolasyonlar yüzünden Londra'dan Kuzey Kıbrıs'a gelmek isteyen bir
turistin, Güney Kıbrıs'a gitmesine göre seyahati için yüzde 25 daha
fazla para ödemesi ve 7 saat daha fazla uçması gerekiyor.
Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin uluslararası durum
nedeniyle, Sokrates, LLP Programları ve Bolonya Süreci'ne katılma
çabalarının başarısız olduğu belirtilen kitapta,
Avrupa yaygın eğitim inisiyatifine katılımı engellenen
Kuzey'deki üniversitelerin, işlevsel olarak Bolonya Süreci tarafından
yok sayıldığı ve Güney'deki üniversitelerle aynı
akreditasyona sahip olamadığı anlatılıyor.
Yüksek öğrenimde tehlike... 709 milyon dolar kayıp olabilir
Bu durumun, Kuzey'deki üniversitelere kayıt
yaptırmış olan 43 bin öğrencinin yüzde 68'inin Türkiye'den
gelmesi nedeniyle Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı Türkler için
tehlike arz ettiğine işaret edilen kitapta, bu tehlike şöyle
özetleniyor:
"Türkiye'deki üniversiteler akredite olur ancak Kuzey'deki
üniversiteler olamazsa, Türkiye'nin Kuzey'e öğrenci gönderme teşviki
hızlı bir şekilde yok olacaktır. Hiç bir öğrenci
değeri olmayan bir diploma için ödeme yapmak istemeyeceğinden
dolayı bu teşvikin kaybolma olasılığı bulunmaktadır.
Eğer izolasyon Kuzey'deki üniversitelerin kapanmasına neden olursa, o
zaman doğrudan bir maliyet oluşacaktır. Öğrenci
sayısı ve ortalama okul ücreti göz önüne
alındığında, eğer Türkiye'den gelen öğrenciler
Kuzey'deki üniversitelere kayıt yaptırmazlarsa, yıllık 709
milyon dolar kayıp meydana gelecektir."
"Kıbrıslılar bedel ödemeye devam ediyor"
Kitabın önsözünü yazan Amerikan Üniversitesi Anlaşmazlık
Çözümleme Profesörü Anthony Wanis, "Kıbrıs sorunu uzun
zamandır devam etmekte olan ve çözülmemiş bir sorundur. Şiddet
dönemi geçmiş olmasına rağmen, Kıbrıslılar bu
sorununun bedelini ödemeye devam etmektedirler" dedi. Wanis, ada nüfusunun
bir bölümünün yerel, bölgesel ve küresel entegrasyona tam katılımının
engellendiği, ister bilinçli siyaset, ister pasif ihmal nedeniyle olsun
Kuzey'deki nüfusun adil olmayan bir bedel ödemek zorunda
bırakıldığını kaydetti.
Doç. Dr. Ömer Gökçekuş, "Kıbrıslı Türklerin
İzolasyonu" konulu araştırmasında,
Kıbrıs'ın sadece siyasi değil, ekonomik olarak da ikiye
bölündüğünü, Kuzey'i Güney'den ayıran iç sınır olan
Yeşil Hat boyunca kişi başı gelir ve yaşam
standartları arasında büyük farklılıklar görüldüğünü
belirtti.
Beklenmeyen sonuçlar değil
Bu farklılıkların beklenmeyen sonuçlar
olmadığına işaret eden Gökçekuş, şu görüşlere
yer verdi:
"1974 sonrasında, hızlı bir ekonomik
iyileşmeyi ve altyapının yeniden inşa edilmesini müteakip,
Güney'de yaşayan Kıbrıslı Rumlar uluslararası
tanınmışlığa sahip bir yönetim ve uluslararası
kuruluşlara üye olmanın getirdiği avantajlardan çok iyi
yararlanmışlardır. AB'ye katılım süreci,
Kıbrıs Rum Yönetimi kurumlarının yeniden
yapılaşmasını sağlamıştır. Bunun
yanı sıra, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve
Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası kurumların
uzmanlığı ve tavsiyeleri ile birlikte Güney
çağdaşlaşmaya devam etmektedir."
24 Nisan 2004'te Kıbrıs'ın AB'ye resmi olarak
katılacağı tarihe on günden az bir süre kalmışken,
Kıbrıs'taki her iki toplum, yeni birleşik bir devlet
-Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti- kurulması amacıyla BM
tarafından sunulan Annan Planı için oy kullandığı;
Kıbrıslı Türkler planın onaylanmasına rağmen
Kıbrıslı Rumların planı kabul etmediğini anlatan
Gökçekuş, önerilen Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
referandumunun başarısız olduğunu ve mevcut
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 4 Mayıs 2004'te AB üyesi olduğunu
kaydetti.
Siyasi olarak bölünmüş olmasına rağmen, tüm adanın
AB'nin parçası haline geldiğini belirten Gökçekuş, Kuzey'de
yaşayan Kıbrıslı Türk toplumu da AB üyesi olmasına
rağmen, müktesebatın (acquis communautaire) uygulamasının
adanın kuzeyinde askıya alındığını
hatırlattı.
Güney'de yaşayan Kıbrıslı Rumların AB'ye tam
olarak üye olmanın faydalarından yararlandığını
belirten Gökçekuş, Kıbrıslı Rumların 1 Ocak 2008'de
Euro para birimine geçtiğini, bu sırada, Kıbrıslı
Türklerin Kuzey'de neredeyse tam bir izolasyon altında
yaşadığını ifade etti.
Eğer...
Kitaptaki verilere göre, eğer her iki toplum da aynı
"mantıklı ekonomik yönetimin yüksek mertebeli ilkelerine -
mülkiyet hakları, pazar merkezli teşvikler, sağlam para, mali ödeyebilirlik"
olanaklarına sahip olsaydı, benzer toprak/iş gücü oranları
ve formel eğitim paralellikleri göz önüne alındığında,
Kuzey ve Güney'in ekonomilerinin benzer eğilimler doğrultusunda ilerlemiş
olmasını veya en azından nispeten benzer karakterde olmasını
beklemek yanlış olmazdı. Ancak, durum böyle değildir.
Dünya Bankası'nın 2006 raporuna göre ekonominin sektörel
dağılımı benzer fakat alt sektörlerin gözle görülür
şekilde farklı olduğu belirtilen araştırmada,
yapısal değişiklikler gerçekleşemediği için Kuzey'de
Güney'le benzer gelişme görülemediği belirtildi.
AB'ye tam entegrasyonun faydaları
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası turizm örgütlerine
üyelikleri konusunda Güney'e göre dezavantajlı oluşuna da yer verilen
araştırmada, şu ifadelere yer verildi:
"AB'ye tam üye bir ülke olarak Güney, AB'ye tam olarak entegre
olmuş bir ekonominin yararlarını görmektedir. Katılım
süreci, siyasi olarak, Güney ve AB'ye üye ülkeler arasındaki ticari ve
ekonomik politikaların büyük ihtimalle tedrici olarak
uyumlaştırılmasından dolayı
kolaylaşmıştır.
Kuzey, Güney'le aynı kurumsal oluşum tarihine sahip
değildir. Ayrıca, önemli uluslararası örgütlere üyeliği de
bulunmamaktadır. Ancak, bu noktada Avrupa Adalet Divanı'nın
almış olduğu bir karardan bahsetmek gerekmektedir. 1994 yılına
kadar, Kıbrıs Türk tarım ürünleri nakliye yük vagonlarına
ve ürünlerine Kıbrıs Cumhuriyeti mührü vurulduğu sürece
Avrupa'ya gönderilebiliyordu. C-432/92 sayılı dava sonucunda
alınan karar ile bu uygulama yasadışı kabul edilerek,
Kuzey'den Avrupa'ya yapılan tüm ihracat neredeyse
durdurulmuştur."
Kıbrıs'ın kuzeyinde Türk olmayan herhangi bir
doğrudan yabancı yatırım bulunmadığı
kaydedilen kitapta, Kuzey Kıbrıs'ın bölgesel ve küresel
toplulukla neredeyse hiç bir etkileşim içine giremezken, Güney'in, hem mali,
hem de kurumsal olarak Avrupa ile çok daha ileri düzeyde bir entegrasyon
yaşadığı belirtiliyor.
Ekonomiye ölümcül zararlar
Güney Kıbrıs'ın hem altyapısı, hem de ekonomik
büyümesi için çok önemli miktarda sermaye girişi bulunduğuna
işaret edilen kitapta, Kuzey Kıbrıs'ın ise
uluslararası toplum tarafından kasıtlı bir
dışlamaya maruz kalmamasına rağmen, yaşamakta
olduğu izolasyonun ekonomisine ölümcül zararlar vermeye devam ettiği
vurgulandı.
Kitapta, Annan Planı'yla Kuzey'deki ekonomik büyümenin
fırlama gösterdiği, kurumların genişlemesi ve temel
ekonomik entegrasyon olmadan da Kuzey'in ekonomisinin etkileyici düzeyde bir
büyüme kaydettiği belirtildi.
İzolasyonların toplam maliyeti
Araştırmada, Kuzey'de yaşayan Kıbrıslı
Türklerin potansiyel kişi başı geliri alınarak, her
yıl için potansiyel ve fiili kişi başı gelirler
arasındaki farklar saptanarak ve yıllık kayıpları
toplayarak, izolasyonların toplam maliyetleri elde edildi.
Araştırmaya göre, 1977'den, 1977'de Kuzey'deki kişi
başı gelir, Güney'deki kişi başı gelirin yüzde 67'sine
denk düşmekteydi. 1980'lerin başında, bu oran hızla
düştü ve 1982'de yüzde 30'a geriledi. 1980'lerde ve 1990'larda, bu oran
yüzde 25 ve yüzde 36 arasında ufak dalgalanmalar gösterdi ve ortalama
yüzde 30.9'da kaldı. 2000'li yıllardan itibaren, Annan Planı
müzakereleri, 2003 yılında Yeşil Hattın açılması,
Annan Planı referandumları ve AB üyeliği gibi olaylara rastlayan
bu dönemde artış gösterdi. 2006'da yüzde 59'a yükselen bu oran,
geçmiş yılların performansına göre kayda değer bir gelişme
olduğunu gösterdi.
Gökçekuş'un araştırmasına göre, izolasyonlar
yüzünden Kıbrıslı Türklerin 30 yıllık kaybı 25
milyar dolar... Bu rakam, Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı
Türk başına 112 bin dolar anlamına geliyor.
Şimdiki dolar değerine göre, de bu rakam 51.6 milyar dolar ve
Kuzey'de yaşayan her Kıbrıslı Türk başına 232 bin
dolar...
Doğrudan taşımacılık
yapılamamasının bedeli yılda herkese 82 dolar
Kuzey Kıbrıs'a doğrudan taşımacılık
yapılamamasının, tüm malların Türkiye'den geçerek
giriş veya çıkış yapmak zorunda oluşunun da ekonomiye
olumuz etkilerinin de irdelendiği araştırmaya göre, 1977 ve 2005
yılı arasındaki 29 yıllık dönemin ek nakliye
maliyetleri toplamı 421 milyon dolar. Bu maliyetlerin ekonomi için önemli
bir engel teşkil ettiği, ortalama ek maliyetlerin gayri safi yurtiçi
hasılanın ortalama yüzde 34'ünü oluşturduğu belirtilen
araştırmada "Bu, her Kıbrıslı Türk için
yılda ek 82 dolar bir maliyet anlamına gelmektedir" deniliyor.
Londra-Ercan
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar yüzünden
ulaşımda yaşadığı sıkıntılar da
araştırmada önemli verilerle ortaya konuluyor. Londra'dan bir
turistin Kuzey Kıbrıs'a gelmek istemesi halinde uçuş süresi ve
maliyet açısından Güney Kıbrıs'a gitmeye göre
dezavantajlarının örneklerle anlatıldığı
araştırmaya göre, Londra Heathrow'dan Ercan'a gidiş dönüşün
en kısa 16 saat 30 dakikayken; Heathrow-Larnaka-Heathrow arasında bu
sürenin 9 saat 25 dakika. Yani 7 saat daha uzun...
Londralı turist, Kuzey Kıbrıs için daha fazla bedel
ödemek zorunda kalıyor. Heathrow ve Larnaka arası en ucuz gidiş
dönüş bileti 464 dolarken, Heathrow ve Ercan arası ise 582 dolar
olduğu belirtiliyor ve izolasyonun Kuzey'e gelen turist üzerinde etkisi
olduğu vurgulanıyor.
Turizm kayıpları
Araştırmada, Güney ile
karşılaştırıldığı zaman Kuzey'in turizm
gelirleri önem teşkil etmeyecek kadar küçük olduğu ve turizm
gelirlerinin zaman içinde küçüldüğü; turist başına düşen
gelirin Güney'de önemli ölçüde daha yüksek olduğu da şu verilerle
ortaya konuluyor:
"Güney ile
karşılaştırıldığında, Kuzey'deki toplam
turizm gelirleri 1977 yılında sert bir düşüş göstererek
%52'den, 1980li yılların başında %10 civarına
düşmüş ve 2000li yılların başına kadar aynı
seviyede kalmıştır. 2003 yılından bu yana, turizm
gelirleri artmaya başlamıştır. 1977 yılında,
Kuzey'in turizm geliri Güney'in %97si oranında iken, müteakip iki yıl
içinde bu oran önce %72'ye daha sonra da %46'ya düşmüştür. 2004 ve
2005 yıllarında bu oran tekrar %65 ve %68'e
çıkmıştır. Böylece, 1977 - 2005 yılları
arasındaki dönemde ortalama oran %66 olmuştur. 1977- 2005
arasındaki dönem için toplam turizm gelirleri kayıpları 11.7
milyar 2006 yılı Amerikan dolarıdır. Gelmeyen turist
sayısını tespit etmek için eğer kıyı şeridi
kriterini kullanırsak, toplam turizm gelirleri kayıplarını
24.8 milyar 2006 yılı Amerikan doları olarak
hesaplamaktayız."
İzolasyonların turizme maliyeti yaklaşık 21 milyar
dolar
Araştırmaya göre, izolasyonların toplam turizm gelirleri
üzerindeki maliyeti 20.9 milyar 2006 yılı Amerikan Doları... Bu
rakam, kıyı şeridi kriteri kullanıldığı
zaman, 2006 kurlarına göre 41.1 milyar dolara yükseliyor. Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan her Kıbrıslı Türk için 94 bin
dolar kayıp anlamına gelen bu kayıp irdelenirken Kuzey
Kıbrıs'ın turizmdeki esas kayıplarının
turistlerin gelmemesinden kaynaklandığı vurgulanıyor.
Sokrates/Erasmus/Bolonya süreci ve yüksek öğrenim
Kuzey Kıbrıs ekonomisine önemli katkı yapan yüksek
öğrenim sektörüyle ilgili araştırmada yer alan bilgilere göre, 6
üniversitede 43 bin öğrenci öğrenim gördüğü ve bunların
çoğu Türkiye'den olmak üzere yüzde 76'sının Türkiye'den
geldiği belirtiliyor.
Öğrencilerin Kuzey Kıbrıs nüfusunun yüzde 20'sini
oluşturduğu kaydedilen araştırmada,
"Kuzey'e uygulanmakta olan ekonomik izolasyonun yüksek
öğrenimi cezalandıramadığı; aksine yüksek öğrenim
sisteminin ekonomik izolasyon nedeniyle ortaya çıkmış
sayılabileceği" görüşüne yer veriliyor.
"İzolasyonun uzun süredir devam etmesinden dolayı,
fazladan eğitim almayı teşvik eden belirsizliğin,
eğitimi olmayan nüfusa göre, yüksek lisans ve doktora derecesi sahibi olan
Kıbrıslı Türkler üzerinde eğitimi arttırıcı
bir etkisi olduğu" da belirtiliyor.
Doç. Dr. Ömer Gökçekuş, yüksek öğrenim sektörünü içinde bir
felaket potansiyeli bulunduğunu belirterek, Sokrates, Erasmus ve Bolonya
süreci gibi birçok AB eğitim programına katılamayan Kuzey
Kıbrıs üniversitelerinin AB tarafından akredite edilmemesi veya
tanınmaması ve Türkiye'deki üniversitelerin akredite edilip
tanınması halinde, Türkiye'nin Kuzey'e öğrenci gönderme
anlayışının hızlı şekilde
kaybolacağını kaydediyor. Gökçekuş,
araştırmasında şu bilgiye de yer veriyor:
"2006-2007 akademik yılında, her öğrenci
yaklaşık olarak 16,500 Dolar harcama yapmıştır.
2006-2007 akademik yılında 43,000 öğrencinin kayıtlı
olduğu hatırlanırsa, basit bir hesaplama
yapıldığında öğrencilerin 2006-2007 akademik
yılında yaklaşık 709 milyon Dolar harcama
yaptığı ortaya çıkmaktadır. Hiç bir öğrencinin
değeri olmayan bir diploma için harcama yapmayacağı
düşünülürse, izolasyonlar Kıbrıs'taki üniversiteleri
kapattığı takdirde, o zaman izolasyonların doğrudan
maliyeti ortaya çıkmış olacaktır."
Hem iyi hem kötü haber
Ömer Gökçekuş araştırmasında vardığı
sonuçları "Kuzey Kıbrıs için hem iyi hem kötü haber"
diye niteleyerek, şunları anlatıyor:
"Kötü haber izolasyonun Kıbrıslı Türklere
ağır bir maliyet ödettiğidir. Ancak, iyi haberlere gelince, 2003
yılından bu yana Kuzey'de önemli bir ekonomik büyüme oranı
meydana geldiği görülmüştür. Mülkiyet hakları ve diğer
önemli parametreler ile ilgili belirsizliğin azalmasına neden olan
Annan Planı dolayısıyla, bu ani büyüme Kuzey'in ekonomisinin
hızlı bir şekilde büyüyebileceğinin olumlu bir
göstergesidir. Annan Planı ve AB üyelik kriterleri, gelecekte
kapsamlı bir çözüme ulaşmak için yol haritası oluşturmakta
önemli çerçeveler olarak kabul edilmektedirler.
Son zamanlarda görülen ekonomik büyüme ve azalan belirsizliğe
bakılmaksızın, kurumlar ve Kuzey'in ekonomik çevresi herhangi
bir değişim göstermemiştir. Ayrıca, insanların ve
malların ulaşımı; dış ticaret ve
yatırım; uluslararası topluluğa katılım
konularında uygulanmakta olan kısıtlamalarda da herhangi bir
değişiklik olmamıştır. Kuzey'de meydana gelen
inanılmaz büyümeye rağmen, izolasyonlar hala Kıbrıslı
Türkler için tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Bu da Kuzey için bu çalışmada
doğrudan analiz edilmeyen ikinci bir kötü haber anlamına gelmektedir:
uluslararası mali sistem ve uluslararası örgütlerden
dışlanmış olduğundan, Kuzey ekonomik raporlara ve
istatistiklere dahil edilmemektedir. Kısacası, Kuzey'in bu kurumlara
katılımı olmadığından yabancı
yatırımdan tamamen kopmuş durumdadır."
İnce: Çözümsüzlüğün bedeli
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan
İnce, Doç. Dr. Ömer Gökçekuş'un yıllardır konuşulan
izolasyonlarla ilgili bilimsel çalışmasıyla, Kıbrıs
Türk toplumu normal şartlarda yaşıyor olsaydı ne kadar
alternatif gelir elde edeceğinin ortaya
çıktığını, bunun da 25 milyar dolar olarak
hesaplandığını söyledi.
Bu rakamın çözümsüzlüğün bedeli ve Kıbrıs Türk
halkına uygulanan haksızlıkların neticesi olarak da
değerlendirilebileceğini kaydeden Hasan İnce, alternatif bir
çözümün ekonomiye getireceği ciddi katkının da
görülebileceğini anlattı.
İnce, geriye dönük yaşanamayacağına göre ileriye
bakmak gerektiğini vurguladı ve "Geriye bakınca
Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü görünür. Bu sorun çözülürse
Kıbrıs Türk ekonomisinin hangi fırsatları
yakalayacağını değerlendirme açısından da bu
rakamlar önemli. Bu nedenle hem geçmişi bilelim, hem de ileride neler
kazanacağımızı görelim" diye konuştu.
Ticaret Odası Başkanı İnce, Kıbrıs'ta
alternatif çözümün bir de maliyeti olacağına işaret ederek, iş
adamları olarak fotoğrafı doğru çekmeleri gerektiğini
vurguladı.
İnce, "Bu bilinçle hareket etmek lazım. Her şartta
çözümün Kıbrıs Türk ekonomisine kazanımlarının,
çözümün maliyetlerinden daha yüksek olacağı görüşündeyiz"
dedi.
Hasan İnce, Ticaret Odası yayını olarak
bastırılan "Kıbrıslı Türklerin
İzolasyonu" adlı kitabı araştırmacılar,
yabancı ekonomistler ve gazetecilerle temaslarında
kullanacaklarını belirterek, kitabın Türkçesinin
basımı için de çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
KIBRIS 28/04/08
AA
Güncelleme: 17:30 TSİ 29 Nisan 2008 Salı
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Türkiyeden KKTCye getirilmesi düşünülen suyun bir
kısmının Rum tarafına da aktarılacağı
yönünde basında çıkan haberlerin sorulması üzerine, su konusunun
teknik komitelere, Kıbrıs Türk tarafınca götürüldüğünü ve
Çevre başlıklı teknik komitenin ilk toplantısında
ele alındığını bildirdi. Erçakıca, Daha da
detaylandırılması, üzerinde durulması gerekir dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın geçen hafta
Ankaraya yaptığı ziyaret sırasında bu konunun da
açıldığını bildiren Erçakıca, şunları
söyledi:
Siyasi bir tavır olarak, Türkiye Cumhuriyeti yetkileri, Türkiyeden
sağlanacak olan suyun Kıbrıslı Rumlarla da
paylaşılmasına karşı değillerdir. Biz bu
mesajı aldık. Bu bizim için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki
çalışmaların ilerletilebilmesi bakımından da önemli
bir veridir bu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşir, o konuda
herhangi bir görüşme olmadı.
Erçakıca, bir soru üzerine, Türkiyeden gelecek suyun
paylaşılmasına, teknik komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin
olumlu olduğunu belirtti.
Erçakıca, başka bir soru üzerine, kuraklığa karşı
ilk etapta, Türkiyeden suyun balon veya tankerlerle Güzelyurt
yakınlarındaki Kumköy pompa istasyonuna
taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke
kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde
durulduğunu da kaydetti.
Daha önce Güzelyurt tarafından Rum tarafına su verildiğinin
bilindiğini ancak şebekenin bugün ne durumda olduğunu
bilmediğini bildiren Erçakıca, Kumköye getirilecek olası suyun
Rumlara şebeke yoluyla iletileceğini, bu çalışmaların,
teknik komite sahasında ilerledikçe, uzman desteğiyle de somut hale
dönebileceğini söyledi.
AA
Güncelleme: 18:20 ET 29 Nisan 2008 Salı
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca basına yaptığı açıklamada, Türkiyeden
KKTCye getirilecek su konusunun teknik komitelerde ele
alındığını belirterek, Türkiyeden sağlanacak
suyun Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca
görmüyoruz, tam aksine fayda görüyoruz dedi.
Erçakıca, düzenlediği
haftalık basın brifinginde, Türkiyeden KKTCye getirilmesi
düşünülen suyun bir kısmının Rum tarafına da
aktarılacağı yönünde basında çıkan haberlerin
sorulması üzerine, bu konunun teknik komitelere, Kıbrıs Türk
tarafınca götürüldüğünü ve Çevre başlıklı teknik
komitenin ilk toplantısında ele alındığını
bildirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın geçen hafta Ankaraya
yaptığı ziyaret sırasında bu konunun da
açıldığını bildiren Erçakıca, şunları
söyledi: Siyasi bir tavır olarak, Türkiye Cumhuriyeti yetkileri,
Türkiyeden sağlanacak olan suyun Kıbrıslı Rumlarla da
paylaşılmasına karşı değillerdir. Biz bu
mesajı aldık. Bu bizim için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki
çalışmaların ilerletilebilmesi bakımından da önemli
bir veri bu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşir, o konuda herhangi
bir görüşme olmadı.
Türkiyeden sağlanacak olan suyun Kıbrıs Rum halkıyla
paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Tam tersine fayda
görüyoruz diyen Erçakıca, bir soru üzerine, Türkiyeden gelecek suyun
paylaşılmasına, teknik komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin
olumlu olduğunu belirtti.
Erçakıca, kuraklığa karşı ilk etapta, Türkiyeden
suyun balon veya tankerlerle Güzelyurt yakınlarındaki Kumköy pompa
istasyonuna taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke
kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde durulduğunu
da kaydetti.
Daha önce Güzelyurt tarafından Rum tarafına su verildiğinin
bilindiğini, ancak şebekenin bugün ne durumda olduğunu
bilmediğini bildiren Erçakıca, Kumköye getirilecek suyun Rumlara
şebeke yoluyla iletileceğini, bu çalışmaların, teknik
komitenin desteğiyle somut hale dönebileceğini söyledi
|
Ambargolulardan Brown'a mektup |
|
|
28/04/2008 - tak |
|
YENIDUZEN
dikkat çekerek,
derhal kaldırılmasını istedi.
Kuzey
Kıbrısa uygulanan ambargoların derhal
kaldırılmasını sağlamak amacıyla oluşturulan
Embargoed (Ambargolular) Grubu, BM çözüm planı Annan Planının
referandum yıldönümü nedeniyle düzenlediği etkinliklerle
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara dikkat çekti.
Ambargolular
Grubu, İngiltere Başbakanı Gordon Browna mektup göndererek,
Kıbrıslı Türklerin reddedilen haklarının iadesini
istedi.
Grup ayrıca,
dün, Londrada saygı ve eşitlik konvoyu oluşturarak,
izolasyonların sona erdirileceğine dair verilen sözlerin üzerinden 4
yıl geçmesine karşın tek bir ambargonun dahi
kaldırılmamış olması karşısında
duydukları büyük hayal kırıklığını ifade
etti.
Ambargolular
Grubu Başkanı Fevzi Hüseyin, İngiltere Başbakanı
Gordon Browna yolladığı mektupta, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kaldırılması konusunda
verilen sözleri unutmadığına işaret ederek, Kuzey
Kıbrısı, uygulanmakta olan ayrımcılık ve
izolasyonlardan arındırmasını istedi.
Kıbrıslı
Türklerin, 40 yıldan beri temel insan haklarının
reddedildiğine işaret eden Hüseyin, Kıbrısın
bütününün teorik olarak ABye katılmış olmasına rağmen
büyük bir çoğunluğu Annan Planını kabul eden
Kıbrıslı Türklerin kendilerini ABden
dışlanmış olarak bulduğunu belirtti. Hüseyin, Genelde
olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin AB vatandaşları
olduğunu ilan edip sonra da onları bu ayrıcalığa
eşlik eden haklardan merhum etmek tam bir tezat teşkil etmektedir
dedi.
Hüseyin, 2004te
neredeyse tüm dünyanın, Kıbrıslı Türkleri kendilerine
uygulanmakta olan izolasyonlardan kurtaracaklarını ilan etmiş
olmalarına karşın hala o günden bu yana tek bir ambargonun dahi
kalkmadığına dikkat çekti. Fevzi Hüseyinin mektubu şöyle
devam etti: Bir yandan anlaşmaya yönelik yeni görüşmelerin
başlayabileceğini not etmekle birlikte, bunun
Kıbrıslı Türkler üzerinde hala uygulanmakta olan kısıtlamaların
bugün kaldırılması gerekliliğini gidermeyeceğini
belirtmeliyiz. Onlar ambargolarla ilgili bir eylemi dört yıldır
beklemektedirler; Kıbrıslı Türklerin umutları, sabrı
ve inançları, ambargoları gelecekte ve belirsiz bir tarihteki çözüme
havale edip, bir kez daha görmezden
gelinmemelidir. AB ve Birleşik Krallığın oyalamaları
şimdiden onların Kıbrıslı Türklerin gözündeki
saygınlığının zedelenmesine yol
açmıştır. Ambargolarla ilgili eylemsizliğin devamı ise
bu durumun vurgulanmasına hizmet etmektedir.
Hüseyin, Kuzey
Kıbrısı uygulanmakta olan ayrımcılık ve
izolasyonlardan arındırmanızı ve orada yaşamakta olan
250 bin insanın dünyanın geriye kalan kısmıyla
doğrudan etkileşim içerisine girerek potansiyellerini
gerçekleştirmelerine izin vermenizi talep ediyoruz da dedi.
Londrada konvoy
Ambargolular
Grubu ayrıca, referandumun yıldönümü nedeniyle dün Londrada
saygı ve eşitlik için 2 konvoy oluşturdu.
Kuzey ve Güney
Londradan başlayan konvoylarla, İngiltere, AB ve uluslararası
topluluğa Annan Planı ile ilgili referandum sonuçlarının
açıklanmasıyla Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerini
yerine getirmeleri çağrısı yapıldı.
|
Erçakıca: Suyun Paylaşılmasında Sakınca Yok |
|
|
|
KKTC Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'den KKTC'de Getirilecek Suyun
Rumlarla Paylaşılması Konusunun Teknik Komitelerde Ele
Alındığını Belirterek, 'Türkiye'den Sağlanacak
Suyun Rum Halkıyla Paylaşılmasında Bir Sakınca
Görmüyoruz, Tam Aksine Fayda Görüyoruz' Dedi. |
|
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'den
KKTC'de getirilecek suyun
Rumlarla paylaşılması konusunun teknik komitelerde ele
alındığını belirterek, ''Türkiye'den sağlanacak
suyun Rum halkıyla paylaşılmasında bir sakınca
görmüyoruz, tam aksine fayda görüyoruz'' dedi. Erçakıca, düzenlediği
haftalık basın brifinginde, Türkiye'den KKTC'ye getirilmesi
düşünülen suyun bir kısmının Rum tarafına da
aktarılacağı yönünde basında çıkan haberlerin
sorulması üzerine, su konusunun teknik komitelere, Kıbrıs Türk tarafınca götürüldüğünü
ve ''Çevre'' başlıklı teknik komitenin ilk
toplantısında ele alındığını bildirdi. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet
Ali Talat'ın geçen hafta Ankara'ya yaptığı
ziyaret sırasında bu konunun da açıldığını
bildiren Erçakıca, şunları söyledi: ''Siyasi bir tavır olarak,
Türkiye Cumhuriyeti yetkileri, Türkiye'den sağlanacak olan suyun
Kıbrıslı Rumlarla da paylaşılmasına
karşı değillerdir. Biz bu mesajı aldık. Bu bizim
için önemliydi. Buradaki teknik düzeydeki çalışmaların
ilerletilebilmesi bakımından da önemli bir veridir bu. Ama bu tam
olarak nasıl gerçekleşir, o konuda herhangi bir görüşme
olmadı.'' Erçakıca, bir soru
üzerine, Türkiye'den gelecek suyun paylaşılmasına, teknik
komitelerdeki Rum üyelerin ilk tepkisinin ''olumlu olduğunu'' belirtti. Erçakıca, başka bir
soru üzerine, kuraklığa karşı ilk etapta, Türkiye'den suyun
balon veya tankerlerle Güzelyurt yakınlarındaki Kumköy pompa
istasyonuna taşınabileceğini belirterek, mevcut şebeke
kullanılarak suyun dağıtılması üzerinde
durulduğunu da kaydetti. (Anadolu Ajansı) |
|
YENIDUZEN 29/04/08
|
Hrstofyas'tan Talat'a mesaj |
|
|
28/04/2008 - brt |
|
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talata çözüm çerçevesinin nasıl olabileceği yönündeki Rum tezlerini
içeren yazılı mesaj gönderdiğini açıkladı...
Hristofyas, Paskalya
nedeniyle düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada
Türkiyenin Kıbrıs politikasını Rum tezleri
doğrultusunda değiştirmesini istedi ve aksi halde
uzlaşmanın mümkün olmadığını belirtti.
Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Talata gönderdiğini
açıkladığı mesajla ilgili bilgi de verdiği
konuşmasında, Kıbrısta erken bir tarihte çözümün
Kıbrıslılar olarak hareket edilmesi ve tüm
Kıbrıslıların haklarının yeniden düzenlenmesi
halinde olabileceğini ilettiğini vurguladı.
İki bölgeli, iki
toplumlu, federal çözüm yükümlülüklerine bağlı
kaldıklarını ifade eden Hristofyas, Teknik Komite ile
Çalışma Gurublarında yetkilendirdikleri Kıbrıslı
Rumlara da hedefin bu olması gerektiğini söylediklerini
açıkladı...
YENIDUZEN 29/04/08
AA
Güncelleme: 14:55 TSİ 30 Nisan 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sabah
katıldığı bir programda, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının,
Rum kesimi ile pazarlık konusu olamayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Genç TVde canlı yayımlanan Ada Sabahı
programına katılarak, gündeme ilişkin soruları
yanıtladı.
Talat, Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
durumunu sürekli gündemde tuttuğunun hatırlatılması
üzerine, Rum tarafı, bazı konuları çok tekrarlıyor ama bu
konularda bizim toleransımızın ölçüsünü de sanıyorum
biliyor. Bir kere bizim 30, 35, 40 yıldır bu ülkede yaşayan
vatandaşlarımızı öyle o kadar ucuz bir pazarlık konusu
yapamaz. Bunu bilmeleri lazım. Biliyorlar da sanıyorum dedi.
24 Nisan referandumundan bu güne 4 yıl geçtiğini, herkesin oturup Rum
tarafının çözüm için hazır olmasını
bekleyemeyeceğini kaydeden Talat, Dolayısıyla ben, KKTCde
yaşayan Kıbrıslı Türklerin tümünün eşit olduğunu
ve pazarlık konusu olmadıklarını düşünüyorum diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCde yarın mitingle kutlanacak 1
Mayış İşçi Bayramıyla ilgili olarak, 1
Mayısın dünya işçi sınıfının
barış ve demokrasi mücadelesinin çok önemli bir günü olduğunu
belirterek, 1 Mayıs tüm emekçilere kutlu olsun dedi.
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İngilterenin
başkenti Londrada ilk turu yarın yapılacak Belediye
Başkanlığı seçimi öncesinde yapılan son kamuoyu
araştırmaları Muhafazakâr Partinin adayı Boris
Johnsonın, halen Belediye Başkanı olan İşçi Partili
Ken Livingstoneın az farkla önünde olduğunu gösteriyor.
ICM şirketi tarafından yapılan ankete göre, Osmanlı
İmparatorluğunun son yıllarında kısa süreli Dahiliye
Nazırlığı görevinde bulunan gazeteci Ali Kemalin soyundan
olan Boris Johnson yarınki seçimler öncesinde 42 puanla birinci
sırada yer alıyor.
Kızıl Ken lakaplı Livingston yüzde 41lik oy oranıyla
Johnsonı bir puan geriden takip ederken, Liberal Demokrat Partinin
adayı Brian Paddick yüzde 10la üçüncü sırada bulunuyor. Johnsonun
ikinci turda, liberal demokrat oyların yardımıyla yüzde 51e
ulaşacağı ve Livingstoneu geride bırakarak belediye
başkanı seçileceği öngörülüyor
MILLIYET 30/04/08
Türkiye'den su
getirilmesi konusu teknik komiteler düzeyinde tartışıldı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Türkiye'den
su getirilerek, adanın tamamına
dağıtılmasının teknik komiteler düzeyinde
tartışıldığını söyledi. Su konusunun teknik
komitelere Kıbrıs Türk tarafınca getirildiğine ve
Kıbrıs Rum tarafının ilk tepkisinin olumlu olduğuna
işaret eden Erçakıca; Türkiye hükümeti yetkililerinin de getirilecek
suyun Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasına
karşı olmadığını belirtti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Türkiye'den su getirilerek, adanın tamamına
dağıtılmasının teknik komiteler düzeyinde
tartışıldığını söyledi.
Su konusunun teknik komitelere Kıbrıs Türk
tarafınca getirildiğine ve Kıbrıs Rum tarafının
ilk tepkisinin olumlu olduğuna işaret eden Erçakıca; Türkiye
hükümeti yetkililerinin de, getirilecek suyun Kıbrıs Rum
halkıyla paylaşılmasına karşı
olmadığını belirtti.
Erçakıca, "Türkiye'den sağlanacak suyun
Kıbrıs Rum halkıyla paylaşılmasında bir
sakınca görmüyoruz. Tam tersine fayda görüyoruz" dedi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında
çalışma grupları ile teknik komiteler seviyesinde devam eden
görüşmelerle ilgili gelişmeleri de aktardı.
Bazı gündemlere girilmiş olmakla beraber,
değerlendirmeye tabii tutulacak kadar ilerleme
sağlanamadığını kaydeden Erçakıca,
görüşmelerin bu hafta ile birlikte
yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.
"Çalışmalar hafta içine yayıldı"
Başlangıçta sadece salı ve perşembe günleri
yapılması düşünülen toplantıların, grup ve komitelerde
görev alanların inisiyatifiyle hafta içine
yayıldığını belirten Sözcü Hasan Erçakıca, iki
liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun ise, her cuma günü
bir araya gelerek bu grup ve komitelerdeki çalışmaları
değerlendirdiğini kaydetti.
Erçakıca, bu aşamada, çalışma grubu ve
teknik komiteler düzeyindeki çalışmaların seyrinden memnun
olduklarını belirtti.
Hasan Erçakıca, grup ve komitelerin, bu aşamada genel
yaklaşımları görüştüğüne işaret ederek, bu
konuda, özellikle teknik komitelerin çalışmalarıyla ilgili
nasıl bir açıklama yapılacağının Nami-Yakovu
çalışmasında ele alınması gerektiğini söyledi.
"Su konusu çevre komitesinde görüşüldü"
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Türkiye'den
su getirilmesi konusunun, çevre komitesinde ele alınmış ve ilk
görüşmeleri yapılmış bir konu olduğunu söyledi.
Erçakıca, dünyayı etkileyen kuraklık nedeniyle
oldukça önemli olan su konusunun teknik komitelere Türk tarafınca
götürüldüğüne işaret ederek, konunun daha da detaylanması ve
üzerinde durulması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara
temasları sırasında konunun gündeme geldiğini kaydeden
Erçakıca, Türkiye Hükümeti yetkililerinin siyasi bir tavır olarak,
Türkiye'den sağlanacak suyun Kıbrıslı Rumlar ile
paylaşılmasına karşı olmadığı
mesajını aldıklarını söyledi.
"Siyasi yansımaları üzerinde duruldu"
Hasan Erçakıca, bu arada, su getirilmesiyle ilgili olarak
adı geçen Alarko şirketinin siyasi temaslarda bulunduğu, Rum
tarafıyla ilişkiye geçtiği ve tarafların hep birlikte
Girne'de toplantı yaptığı yönünde bir bilgisi
olmadığını belirtti.
Erçakıca, bugüne kadar ya boru sistemiyle Geçitköy
göletine, ya da balon veya tankerle Kumköy pompa istasyonuna
taşınması yönünde çalışmalar bulunan suyun bugünkü
koşullarda, kuraklığa karşı bir önlem olarak
getirilmesi halinde Kumköy tesislerine getirilip, oradan mevcut şebeke
aracılığıyla dağıtılmasının söz
konusu olabileceğini söyledi.
Getirilecek suyun Güney Kıbrıs'a mevcut şebeke
üzerinden verilmesinin düşünüldüğünü kaydeden Sözcü Erçakıca,
geçmişte Güzelyurt üzerinden Güney Kıbrıs'a su verilmesine imkân
tanıyan şebekenin kullanılır durumda olup olmadığının
bilinmediğini belirtti.
Erçakıca, "Bu nasıl gerçekleşir, o konuda
bir görüşme olmadı. En azından
Cumhurbaşkanlığı düzeyinde bir görüşme olmadı.
Türkiyeli yetkililerle daha çok bunun siyasi yansımaları ve
implikasyonları üzerinde duruldu" dedi.
Ankara temasları
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın geçen hafta Ankara'da yaptığı temaslara da
değinerek, temasların büyük bir verimlilikle
tamamlandığını ve Türkiye'nin yeni sürece desteğini
bir kez daha teyit ettiğini söyledi.
Erçakıca, yeni sürece destek sağlamak
amacıyla kamuoyu yapıcılarıyla bir araya gelmek
amacını taşıyan bu
ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı
Recep Tayip Erdoğan, TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan
ve ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz
Baykal ile de görüşme fırsatı bulduğunu belirtti.
"Rum tarafı zemini belirlemeye çalışıyor
ancak..."
Erçakıca, brifingte, Rum Yönetimi yetkililerinin son
zamanlardaki açıklamalarından duyduğu
rahatsızlığı da dile getirerek, Kıbrıs Rum
tarafının sözcülerinin çeşitli demeçlerle görüşme zeminini
kendilerine göre belirlemeye çalıştığını söyledi.
Görüşme zeminini belirlemenin, yalnız başına
Kıbrıs Rum tarafına ait bir şey olmadığına
işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı, BM Kapsamlı Çözüm
Planı'nın da dahil olduğu BM çalışmalarını
görüşme sürecinde zemin olarak kabul etmektedir ve bu süreçte BM
müktesebatı başlıca başvuru kaynağımız
olacaktır" dedi.
"1960 garanti sisteminin devamından yanayız"
Hasan Erçakıca, Rum tarafını, görüşme
yapmadan görüşmeleri sonlandırma gayreti içinde gördüklerini
belirterek, Kıbrıs Rum ve Yunan tarafının, benzer bir
çabayı garantiler konusunda da gösterdiğini kaydetti.
Erçakıca, "Kıbrıs Türk halkı, bugün
hala daha 1960 anlaşmaları ile sağlanan garantilere ihtiyaç
duyuyorsa, bunun başlıca nedeninin, Kıbrıs Rum
tarafının, bu anlaşmalar ile sağlanan düzenin
yaşamasına olanak vermemesi olduğu da unutulmamalıdır.
Kıbrıs Türk tarafı, 1960 anlaşmaları ile sağlanan
garanti sisteminin devam etmesinden yanadır" dedi.
Diğer olumsuzluklar
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, yeni
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir
çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecinin ilerlemesi için olumlu
katkılar koymaya devam ettiğini, ancak sahnede bazı olumsuzluklar
da yaşandığını söyledi.
Erçakıca, "Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde
AB Komisyonu aleyhine Avrupa Adalet Divanı'na Kıbrıs Rum
tarafınca açılan davaların geri çekilmemesini hayretle
karşılamışken, geçen Şubat ayında Fransa ile
varılan askeri anlaşmanın da askıya alınmayarak
ileriye götürülmesi ve onaylanmak için Kıbrıs Rum Meclisi'ne
sunulması bizleri endişeye sevk etmiştir" dedi.
"Bakir doğum tartışılabilecek konulardan
biri"
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum
tarafının bakir doğumla ilgili duruşunun, olumsuz
tepkilerden olmadığına işaret ederek, teknik bir konu olan
bakir doğumun tartışılabilecek konulardan biri
olabileceğini söyledi.
Bakir doğumun; garantiler, zemin yaratma çabası gibi
tartışmaya kapalı bir konu olmadığını
kaydeden Erçakıca, gerek Kıbrıs Türk, gerekse Kıbrıs
Rum tarafının bazı tasarruflarının geleceğe
aktarılarak devam ettirilmesinin söz konusu olduğunu belirtti.
Erçakıca, "Dolayısıyla bu 2 ayrı
idarenin devamlılığı sağlanırken, yeni bir
oluşumun nasıl ortaya çıkacağı sorusuna
hukukçuların vereceği cevaplardan biridir bakir doğum"
dedi.
Türkiye'nin baskı yaptığı iddiası
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın
Türkiye'nin baskısıyla Annan Planı'nı gündemde tuttuğu
yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerle ilgili soruyu
yanıtında, "Gerek görüşmelerin zemini, yani Annan
Planı veya başka konularda, gerek garantiler, gerekse başka
konularda imrenilecek veya kıskanılacak bir uyum içindedir Türkiye
ile KKTC şu sıralar" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Türkiye yetkilileriyle KKTC yetkilileri, sürekli olarak
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak temas halindedir. Çeşitli
düzeylerde temaslar yapılıyor. Türkiye ile aramızdaki
ilişki daha fazla sürekli evrimleşen düşünce gelişimi gibi
ele alınabilir. Dolayısıyla Hristofyas'ın TC ile KKTC
arasında farklılık araması boşunadır ve
anlamsızdır. Türkiye bu prosedüre karşıysa, zaten netice
almamız mümkün değildir."
BM'de değerlendirme
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bir
başka soruya karşılık, BM'nin 12 Mayıs'ta Kıbrıs'ta
başlayan yeni süreci değerlendirecek bir toplantı
yapacağı yönünde bir bilgisi olmadığını da
söyledi.
Erçakıca ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
yolladığı söylenen mektubun henüz ellerine ulaşmadığını
belirtti.
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine
Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Talat'a paskalya nedeniyle bir
hediye sepeti gönderdiğini de söyledi.
KIBRIS 30/04/08
"Kıbrıslı
Türk Malları Vasiliği" AİHM gündemine
taşındı
Politis gazetesi, "Zor Sorular - AİHM İdare Konusunda 30
Nisan'a Kadar Cevap İstiyor" başlıkları altında
verdiği haberinde; aynı zamanda İngiliz
vatandaşı da olan ve adı "Sofi" olarak bilinen bir
Kıbrıslı Türk'ün Larnaka'daki taşınmaz malı için
Rum mahkemelerine başvurmadan doğrudan AİHM'e başvuruda
bulunduğunu; AİHM'in de Güney'deki "Kıbrıslı Türk
Malları İdaresi"nin hukuki çerçevesinin ne olduğu konusunda
Rum Başsavcılığı'ndan 30 Nisan'a kadar yanıt
vermesini talep ettiğini belirtti.
Gazete; soyadı öğrenilemeyen ve gerek
Kıbrıs Rum, gerekse Kıbrıs Türk tarafınca, "çok
gizli bir sır olarak
tutulan" başvurunun sahibi Kıbrıslı Türk
"Sofi"nin İngiliz uyruklu olduğunu ve 1974 öncesinde
İngiltere'ye gittiğini yazarak, söz konusu kişinin Larnaka'da
bulunan taşınmaz malının kendisine devredilmesi için Rum
yetkili makamlarına başvuruda bulunduğunu, ancak
başvurusunun, taşınmazın sadece kendisine değil
KKTC'de ikamet etmekte olan kız kardeşine de ait olduğu
gerekçesiyle reddedildiğini ifade etti.
Haber göre; "Sofi", Rum mahkemelerine
başvuruda bulunmadan doğrudan AİHM'e başvurarak,
"Kıbrıslı Türk Malları İdaresi"nin hukuki
çerçevesinin Kıbrıslı Türklerin Rum mahkemelerinde haklı
çıkmalarına olanak sağlamadığı
argümanını öne sürdü.
AİHM'den Rum Başsavcılığına mektup
Kıbrıslı Türk "Sofi"nin
başvurusunu değerlendirmekte olan AİHM'in, Rum
Başsavcılığı'na, "Kıbrıslı Türk
Malları İdaresi"nin hukuki çerçevesine ilişkin "zor
sorular" içeren bir mektup gönderdiğini ve 30 Nisan'a kadar bu
mektuba yanıt verilmesini istediğini yazan gazete; mektuba verilecek
yanıtın "Kıbrıslı Türk Malları
İdaresi"nin geleceği için çok büyük bir önem
taşıması sebebiyle Rum
Başsavcılığı'nın yanıtları
hazırlamakta zorlandığını ve henüz AİHM'e
yanıt vermediğini vurguladı.
Gazete; "Sofi"nin başvurusunun,
AİHM'in kabul edilme aşamasını geçmesi durumunda
"Kıbrıslı Türk Malları İdaresi'nin" büyük
darbe alacağını ve diğer Kıbrıslı Türklere
Rum iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM'e topluca başvuruda
bulunma imkânını vereceğini belirtti.
Kıbrıslı Türk ile anlaşma senaryoları
Gazete; Rum
Başsavcılığı'nın, "Sofi" isimli
Kıbrıslı Türk'ün AİHM başvurusunun Rum Yönetimi'ne
yönelik olası olumsuz etkilerinden kurtulmak amacıyla alternatif
yollar düşündüğünü, bunun başında da "Sofi" ile
ikili anlaşma yapmanın geldiğini yazdı.
Gazete; ancak söz konusu başvurunun kişisel
düzeyi aşmış ve Türkiye ile KKTC hükümetlerinin ilgisini
çekmiş olmasından ötürü Kıbrıslı Türk'ün
anlaşmaya yanaşıp yanaşmayacağının da
bilinmediğini vurguladı.
Öte yandan gazete; Rum İçişleri Bakanı
Neoklis Silikiotis'in, "Kıbrıslı Türk Malları
İdaresi" konusunda
yaptığı açıklamada; "mevcut durumda mal
sahiplerinin istismara uğrayarak baskılar sonucunda
mallarını gerçek değerinden satmaya mecbur
bırakılabileceğini, bu yüzden de Kıbrıs Türk Malları
Vasiliği Yasası'nın sadece Kıbrıslı Rumlar için
değil aynı zamanda Kıbrıslı Türkler için de siyasi ve
hukuki bir silah olduğunu" söylediğini yazdı.
Habere göre, Silikiotis; Güney Kıbrıs'taki
Kıbrıslı Türk taşınmaz malları için 2004
yılından sonra yapılan başvurularda verilen onayların,
Kıbrıslı Türk taşınmaz mallarının
toplamının yaklaşık yüzde birine denk geldiğini iddia
ederek, "taşınmaz mallar konusu hukuki değil siyasi bir
konudur" şeklinde konuştu.
KIBRIS 30/04/08
Kıbrıs
konusundaki aktif tutumumuz sürecek
AKTİF TUTUM İÇİNDEYİZ... İslam Konferansı
Teşkilatı (IKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu,
"Genel Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz
kaldığı haksız ve gayri insani ambargonun sona erdirilmesi
için aktif bir tutum içindeyiz" dedi
ÖNEMLİ ÇALIŞMALAR VAR... İhsanoğlu:
Ambargoların sona erdirilmesi için önemli çalışmalar
başlatıldı. KKTC ile ticaret, turizm ve kültür alanında
ortak faaliyetler yapılmasına ilişkin çalışmalar
başlatılmıştır. İKT, bu konudaki aktif tutumunu
sürdürecektir
İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, "Genel Sekreterlik olarak
Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve gayri
insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz" dedi.
Oxford Üniversitesinde konuşma yapmak ve kendisine
verilen ödülü almak, İngiltere Dışişleri Bakanı David
Miliband ile görüşmek ve diğer bazı temaslar için
İngiltere'ye giden İhsanoğlu, AA'ya verdiği demeçte,
İKT'nin KKTC'ye yönelik ambargo ve izolasyonlarla ilgili tutumunun ne olduğunun
sorulması üzerine, "Bu konuda çok aktif faaliyetlerimiz var. Genel
Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı
haksız ve gayri insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum
içindeyiz. Bu konuda önemli çalışmalar başlatıldı.
KKTC ile ticaret, turizm ve kültür alanında ortak faaliyetler
yapılmasına ilişkin çalışmalar
başlatılmıştır. İKT, bu konudaki aktif tutumunu
sürdürecektir" şeklinde konuştu.
İngiltere'de bulunduğu süre içinde
Dışişleri Bakanı David Miliband ve İKT ülkelerinin büyükelçileriyle
bir araya geleceğini bildiren İhsanoğlu, bu temasları
sırasında dünyanın önemli sorunları üzerinde görüş
alışverişinde bulunacaklarını ifade etti.
KIBRIS 30/04/08
Vassiliou: substantial
work already covered in talks
THE WORKING
groups and technical committees met for the third time yesterday, but
substantial work has already been done since last week, former President George
Vassiliou said.
Vassiliou, who is heading the working group on European affairs, said there had
been a review of the issues which the groups wanted to cover and that the work
would continue today.
I would say that surely there is substantial interest and desire to proceed
positively, but you realise it would be a mistake to make predictions on how
things will progress, Vassiliou said.
Asked which issues would be given priority, Vassiliou said there were many
issues that needed to be covered. He also said that Turkish Cypriots did not
have practical ideas on what it meant to be a full member of the EU, a member
of the euro zone, and the repercussions that it would have on the various
aspects of the Cyprus problem.
All these issues must be discussed, as well as many others, he added.
The two sides agreed last month to set up six working groups and seven
technical committees. The six working groups include governance and
power-sharing, EU, security and guarantees, territory, property and economy.
The technical committees will focus on crime, commerce, cultural heritage,
crisis management, humanitarian issues, health and environment.
They are designed to tackle everyday concerns while the working groups are to
handle substantive issues of the Cyprus question
So far, since the election of Demetris Christofias as President, much progress
has been made in terms of the Cyprus issue.
However, some criticisms have been flowing back and forth between the two sides
with relation to Turkey and its positions on Cyprus.
Yesterday, Christofias said the Greek Cypriot side was being patient with some
of Ankaras positions, which he said were being repeated by Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat.
Such remarks did not contribute towards creating the necessary atmosphere for
the successful outcome of the work of the groups and technical committees, he
said.
Questioned on the progress being made, he said the work had just begun and
added that comments coming from the Turkish side were not facilitating
progress.
The situation in Turkey and the forces that prevail regarding the Cyprus
problem appear to be promoting dogmatic and unacceptable positions, which
unfortunately are repeated by Mr Talat, said Christofias.
We have a lot of patience but at the same time our patience is combined with
the defence of principles for a Cyprus settlement.
According to weekend Turkish Cypriot press reports, Turkish President Abdullah
Gul last week handed over a decision to Talat taken by Turkeys National
Security Council on the Cyprus issue.
As it is known, instead of the position for a bi-zonal, bi-communal federation
which was pursued during the Annan plan period, the recent National Security
Council decision, which is of historical significance, has for the first time
put forward the position of the principle of a solution based on two states and
declared to the world its red lines in a clear manner, said one media report.
Another said: The TRNC must be recognised even for 24 hours when the point of
an agreement is reached according to a shocking document, which reveals that
in 1968 a group of UN experts appointed by the then UN Secretary General, U
Thant prepared such a statement.
Halkin Sesi newspaper reported that Izzet Izcan, General Secretary of the
United Cyprus Party (BKP), said the Turkish Cypriot leader has lost himself so
much that he demands the recognition of the TRNC as Turkish Cypriot founding
state in a possible solution of the Cyprus problem.
Izcan accused Talat of pursuing an inconsistent and hesitant policy and said
the fundamental policies regarding the Cyprus problem were being determined in
Ankara and that the Turkish Cypriot community was just being informed about
them.
CYPRUS MAIL 30/04/08
Turkish Cypriots have
lost $112,000 each in the last 30 years
EVERY Turkish
Cypriot has lost $112,000 within the past 30 years, according to a study by
Professor Omer Gokcekus of Seton Hall University in the US.
Gokcekus, a Turkish Cypriot by origin, identifies international isolation and
embargoes as the root causes of the loss suffered by the Turkish Cypriots, He
estimates the total loss accumulates to no less than $25 billion.
The study has been compiled into a book by the Chamber of Commerce in the
north.
It includes chapters on the cost of the isolation and the losses in tourism
revenues, as well as a statistical analysis of the situation in the north.
The President of the Chamber of Commerce, Dr Hasan Inci, said that the study
showed the kind of positive impact a settlement in Cyprus would have on the
economic development of the Turkish Cypriot community.
These figures are important in seeing which opportunities lie ahead for the
Turkish Cypriot economy.
This is why we must look to the future to see what we will gain he proposed.
A similar thought was echoed by the Head of the Cyprus Chamber of Commerce and
Industry (KEVE) Manthos Mavrommatis last month.
Both economies on the island are experiencing a slowdown. The only real
prospect of high growth rates can only come out from a political solution, he
said at the time.
Mavrommatis had made the comments at the publication of a report by an
all-island team of economists which focused on the economic benefits of a
solution.
According to the report, a solution to the Cyprus problem would boost business
to the island by a minimum of 1.8 billion a year, with each Cypriot family
standing to gain an extra 5,500 per year.
CYPRUS MAIL 30/04/08
ECHR seeks answers on
property Guardian
By
Jean Christou
CYPRUS must
answer questions about the Guardianship of Turkish Cypriot Property to the
European Court of Human Rights (ECHR), unconfirmed reports said yesterday.
According to Politis, sources told the newspaper that the ECHR wanted answers
as to the legal status of the Guardianship in relation to a case before the
court involving a Turkish Cypriot woman who owns land in the
government-controlled areas.
The answers are required today, Politis said, so the court can decide whether
to admit the case, one of three concerning Turkish Cypriot property that the
ECHR has before it.
The Turkish Cypriot woman applied to the ECHR a year ago to demand her property
back in Larnaca. She has British nationality and was living in the UK before
and during 1974.
Under current rules, Turkish Cypriots who do not reside in the north and who
were not living on the island in 1974, can claim back their property.
However, Politis said the woman was refused the return of her property on the
grounds that she co-owned it with her brother who does live in the north.
The woman, instead of seeking a local remedy through the courts, went straight
to Strasbroug, which is the difference between her case and the other two
pending before the ECHR.
Her reason was that the nature of the Guardianship would preclude her receiving
her property back, and also that the Guardianship was politicised and that the
legal system would not treat her fairly as a Turkish Cypriot.
Politis said the government was trying to come up with a way to approach the
situation. One option was to settle with the Turkish Cypriot woman, but there
was the chance she might not want a friendly settlement, the paper said.
It is the second time that the Guardianship has come under scrutiny from the
ECHR.
The land swap case between Greek Cypriot Mike Tymvios and a Turkish Cypriot man
who owned property in Larnaca also highlights the problems. The government,
which is technically the Guardian of the mans property, does not recognise the
land swap, approved recently by the ECHR, and is likely
CYPRUS MAIL 30/04/08
Tormented by history
By
Rula Aweidah
GREEK author
Spyros A. Sofos and Turkish author Umut Ozkirimli joined together to launch their
new book Tormented by History: Nationalism in Greece and Turkey at the Ledra
Palace in Nicosia last night.
The book is the first comparative study of nationalism in Greece and Turkey. It
is a significant review of the popular academic history and literature on both
Greek and Turkish nationalisms.
Tormented by History traces the surfacing and development on the nationalist
projects over the past 200 years, and challenges the received wisdom about the
rise of the Greek and Turkish nations. The book also goes on to discuss the
relationship and problems between both authors, which include language,
religion, memory and history, territory and landscape; processes of
homogenization, minorities of populations and cultures as well as institutional
support of Greek and Turkish nationalism.
Furthermore the book continues to discuss the violence, both physical and
symbolic, that these two countries have experienced together, and then follows
the process of the establishment and consolidation of Greek and Turkish
identity.
?zkirimli is the assistant Professor of international relations at the Istanbul
Bilgi University in Turkey, and Sofos currently teaches at Kingston University
in London.
In 1986, Sofos took a postgraduate certificate in Political Sociology after
receiving a BA in Political Science and International Studies from the
University of Social and Political Science. His other works include Islam in
Europe, Macedonia at the crossroads and Culture, media and the politics of
disintegration in former Yugoslavia.
CYPRUS MAIL 30/04/08