Goran Bregoviç de
Ermeniymiş...
ORAL ÇALIŞLAR RADIKAL 21/12/08
Can Dündarın Mustafa filmine gösterilen tepkiler,
bazı kesimlerdeki ruh halini ve dünyayı kavrama biçimini göstermeleri
bakımından çok öğreticiler. Gülnihal Soydan, İstanbul
Barosuna kayıtlı bir avukat. Film hakkında suç duyurusunda
bulunurken Atatürke Mustafa denmesinin bile hakaret olduğunu iddia
ediyor:
Atatürkten vasat, sıradan, herhangi bir kişiden bahseder gibi
Mustafa diye söz ediliyor. Hepimizin babasına Mustafa demek cüretiyle
ismini kısaltmak, kabul edilemez bir saygısızlıktır.
Bu ülkenin bir avukatı, yani bir hukukçusu bakın daha neler
söylüyor: Filmin müziklerini yapan Saraybosna doğumlu Goran
Bregoviç Ermeni asıllıdır. Ermeni soykırımı
konusunda lobi çalışmaları yapıldığı şu
günlerde film için bilinçli olarak cımbızla seçilmiş
kişilerden biridir. Atatürkün karga kovaladığı sahnede
Yorgo isimli Yunanlı bir çocuğun oynatılması, Ataya
saygısızlıktır. Türk çocuğu kalmadı da
Yunanlı bir çocuk Atamızı canlandırıyor.
İçinde yaşadığımız dünyada, Ermeni dölü
diyerek, ırk ve şecere aramak ırkçılık
sayılır ve suçtur. Goran Bregoviç bir dünya
vatandaşıdır. İnsanlığın yüz aklarından
birisidir. Galiba, yurtiçindeki kafatası araştırmaları
bitti, artık yurtdışına açılıyoruz.
***
Ankara Cumhuriyet Savcılığı üç ayrı suç duyurusundan
yola çıkarak Can Dündar hakkında Mustafa filmi nedeniyle
soruşturma başlattı. Diğer bir dilekçeyi de iki bilim
insanı verdi. Onlar sayesinde, bilimselliğin temel
şartının yasakçılık olduğunu bir kere daha
görmüş olduk.
Sigara ile Savaş Derneği kurucu üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan ile
Sigara ile Savaşanlar Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. Orhan
Kuralın, Atatürkün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım tarihli ortak
suç duyurusu dilekçesinde, şu suçlamalar yer alıyor: Atatürk, Türk
ulusunun yapışkanıdır, önderidir, örnek kişisidir...
Türklerin simgesel Atasına pofur pofur sigara, ayrıca düşkün
biçimde içki içirterek, Atatürkün saygınlığı düşürülürken,
Türk gençliğinin örnek aldığı kişi de manevi olarak
öldürülmekte, buna ek olarak Türkiye tarihinin en büyük sigara reklamı
Atatürk kullanılarak yapılmaktadır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Çankaya şubesi üyesi Ali Berham
Şahbudakın suç duyurusunda ise Atatürkün kadınlara
karşı aşırı zaafı olan, içki sofralarından
kalkmayan birisi olarak gösterildiği belirtildi.
***
Ankara Cumhuriyet Savcılığının bu dilekçelerden yola
çıkarak soruşturma başlatması da işin bir başka
ilginç(daha doğrusu ilginç olmayan) tarafı. Böyle giderse buna benzer
iddialar nedeniyle dava bile açılabilir.
Dramatik olan, ne Can Dündarın Mustafa filmi, ne bir grup insanın
1915 Tehcirinde yaşanan acılar nedeniyle özür dilemesi. Dramatik
olan, yeni bir çağda yaşadığımızı, içimize
kapanarak ve kendi kendimize tabular üreterek bu dünya içinde kendimize yer
bulamayacağımızı anlayamıyor oluşumuz.
Genelkurmay Başkanlığının 1915 yılındaki
Ermeni Tehciriyle ne ilişkisi var ki, olaya müdahil oluyor? Yeri
geldiği zaman Osmanlıyı bir şeriat devleti olmakla
suçlayıp, yeni ve modern bir cumhuriyet kurduklarını
söyleyenlerin, Osmanlı İmparatorluğunun suçları
konusunda devreye girmeleri ilginç.
İP Başbakanın açıklamasıyla kopmuştu.
Başbakan, bir grup insanın, 93 yıl öncesine ilişkin bir
saptamada bulunmuş ve bir vicdan muhasebesi yapmış
olmalarını, anlaşılması zor derecede şiddetli bir
tepkiyle karşılamıştı. Başbakan, bu mantıkla
6-7 Eylül 1955 tarihindeki olaylardan acı duyulmasına, utanç
duyulmasına sinirlenebilir. İkinci Dünya Savaşı
sırasında bu ülkenin gayrımüslim yurttaşlarının
mülksüzleştirilip sürgünlere gönderilmiş olmasından
utanılmasına tepki gösterebilir.
Ne düşüneceğimize, neye tepki vereceğimize Genelkurmaydan,
Başbakanlıktan izin alarak mı karar vereceğiz?
Bazı devlet yetkilileri bütün milletin, bütün yurttaşların
devletin kulları olduğunu sanıyorlar. Yurttaşların
ne düşünmesini, nasıl düşünmesini gerektiğini devletin
bürokratları ve yöneticileri olarak kendilerinin
kararlaştırmaları gerektiğini sanıyorlar. Biz devletin
yurttaşları değiliz. Devletin milleti değiliz. Devlet
bize hizmet için kurulmuş, örgütlenmiş bir araçtır.
Devletimizin, eserlerinde Türkiyeyi konu alan dünya sanatçılarıyla
ilgili bir etnik araştırma komisyonu kurması da
şaşırtıcı olmaz. Devletimizin sanata
yaptığı değerli
hizmetlere ek olarak böyle bir açılımda bulunması hepimizi
sevindirir.
Zenci diye dövüp hastanelik ettiler
IRKÇILIĞIN BÖYLESİ... Güney
Kıbrıs'ta, kimi gazetelere göre 60, kimilerine göre 40 civarında
ortaokul öğrencisi Rum, 18 Aralık'ta, Afrika kökenli Sudanlı
Margarita Duku isimli okul arkadaşlarını, rengi nedeniyle feci
şekilde dövdü
Güney Kıbrıs'ta, kimi
gazetelere göre 60, kimilerine göre 40 civarında ortaokul öğrencisi
Rum, 18 Aralık'ta, Afrika kökenli okul arkadaşlarını, rengi
nedeniyle döverek hastanelik etti.
Haberi; "14 Yaşındaki
Zenci Kıza Yönelik Şok Irkçılık - 40 Öğrenci Kendisini
Ağır Şekilde Dövdü" başlığıyla
manşete çeken Simerini gazetesi; 14 yaşındaki Margarita Duku
isimli Sudanlı Rum vatandaşı öğrencinin zenci olduğu
için Strovolo Stavru Ortaokulu'ndan 40 civarında öğrenci
tarafından dövüldüğünü bildirdi.
Gazete, ortaokulda oynanan voleybol
maçının ardından, Sudanlı kız öğrencinin;
yaralanan bir arkadaşına yardım etmeye gitmesi üzerine cereyan
eden olayı; "benzeri görülmemiş ırkçı
saldırı" olarak niteledi. Habere göre saldırganlar,
"Zenciler Kıbrıs'tan dışarı, zencileri
istemiyoruz, neden voleybol oynuyorsun, kendini ne zannediyorsun" diye
haykırarak, Margarita Duku'yu ağır şekilde dövdüler.
Dayağın ardından hastaneye kaldırılan
Margarita'nın halen hastanede tedavi görmekte olduğu belirtildi.
Rum Eğitim ve Kültür
Bakanlığı ile Rum Orta Eğitim Öğretmenler
Sendikası'nın (OELMEK), zenci öğrencinin feci şekilde
dövülmesini kınadığını yazan gazete, Öğrenci
Eşgüdüm Komitesi'nin ise dayak olayını; gençlik
kanun-tanımazlığına bağladığını ve
ırkçılığın göğüslenmesi gereken toplumsal bir
sorun olduğuna dikkat çektiğini kaydetti.
Irkçılık
Alithia gazetesi haberi; "Yeni
Irkçılık Vakası - 15 Yaşındaki Afrika Kökenli
Kıbrıslıya Saldırı"
başlığıyla yansıttı. Gazete, zenci olduğu
için Duku'yu feci şekilde döverek hastanelik eden saldırgan
sayısını 60 olarak verdi. Rum tarafında faaliyet gösteren
Eşitlik, Destek ve Irkçılık Karşıtı Örgüt
(KİSA), Margarita Duku'nun Rum vatandaşı olmasına
rağmen sırf teninin rengi dolayısıyla dövülmesini "çok
ciddi bir ırkçı şiddet suçu" olarak niteledi ve
kınadı.
KİSA tarafından yapılan
açıklamada, saldırganların zenci öğrenciyi döverken;
"Kıbrıs'ta yabancıları istemiyoruz, ülkene geri
dön!" diye bağırdıklarına dikkat çekildi ve bu tür davranışların;
Rum medyasının, siyasilerin ve toplumda liderlik konumunda bulunan
diğerlerinin; IRAK, Filistin, v.b'den gelenleri; mülteci olsalar bile,
kaçak mülteci olarak lanse ederek ırkçılığı genelleştirmelerinden
kaynaklandığına işaret edildi.
Gazete, KİSA Başkanı
Doros Polikarpu'nun; Rum tarafındaki ırkçılığın
boyutlar kazanmakta olduğunu söylediğini ve bunu örneklendirirken;
geçen hafta da Strovolo'nun işlek caddelerinden birinde; 25-30 yaşlarında
kişilerden oluşan bir grup Rum'un, Çinli bir kızı bisikletten
indirerek zorla kıyafetlerini çıkardıklarını
açıkladı.
KIBRIS 21/12/08
Hristofyas, AKEL liderliğinden ayrıldı
Hristofyas, AKEL kongresinde yaptığı
konuşmada, görevinden istifa gerekçesi olarak,
"başkanlığın gerektirdiği yükümlülüklerin, parti
liderliğindeki rolünü istediği ölçüde yerine getirmesine engel"
olmasını gösterdi.
Nisan 1988'den bu yana AKEL
Genel Sekreteri olan 62 yaşındaki Hristofyas, Güney
Kıbrıs'ta şubat ayında yapılan başkanlık
seçimini kazanmıştı.
Hristofyas, geçen ay başında
"başkanlık görevini kesintisiz sürdürebilmesi için" AKEL
liderliğinden ayrılacağını, bu kararı AKEL içinde
uzlaşıyla aldıklarını söylemişti.
KIBRIS 21/12/08
Downer: Bu kadarını beklemiyordum
BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
doğrudan müzakereler prosedüründe zorluklar olacağını en
baştan bildiğini, ancak bu kadarını beklemediğini
söyledi.
Fileleftheros gazetesi; "Yarıklarda
Işık ve Ümit Arıyor - Downer Prosedürü Tarif Ederken Umutsuz
Görüntü Sergiledi - Dora'ya Bilgi Verdi, Mesajlar Aldı"
başlığıyla yansıttığı haberinde
Alexander Downer'in Kıbrıs sorununda yürütülmekte olan prosedürü
tarif ederken "koyu, umutsuz ve tamamen olumsuz" bir görüntü sergilediğini
yazdı.
Habere göre Downer, Ankara'daki
temaslarının ardından önceki gün Atina'da görüştüğü
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'ye; prosedüre
ilişkin olguları anlattı ve argümanın çok zor olduğunu
itiraf etti.
Bakoyanni'yle görüşmesinde
prosedürün içinde bulunduğu zorluklara değinen Downer; zorluklar olacağını
en başından bildiğini, ancak bu kadarını
beklemediğini vurguladı. Gazete, buna rağmen Downer'in;
Türkiye'nin üyelik sürecinin AB tarafından gözden geçirilecek olması
ışığı altında 2009 yılında
olguların değişmesi ve dinamiğin yakalanmasının
mümkün olduğunda ısrarlı olduğunu yazdı.
Yunanistan Dışişleri
Bakanı Bakoyanni'nin muhatabından işittiklerine
şaşırmış göründüğüne ve durumun
zannettiğinden de kötü olduğunu vurguladığına
işaret eden gazete, Aleksander Downer'in basına
yaptığı açıklamada, Ada'dayken söylediklerini
tekrarladığını kaydetti.
Habere göre basına
açıklamasında; prosedürün momentumunun korunmasının önemine
işaret eden Downer, gerek önceki gün Bakoyanni'yle gerekse önceki gün
Ankara'daki muhataplarıyla görüşmesinde de bunun altını çizdi.
BM yetkilisinin, müzakerelerin sona
eriş zamanı konusunda somut bir takvimin aleyhine tavır ortaya
koyduğunu belirten gazete, "İki liderin şu anda
müzakerelerin tamamlanması takvimi belirlemelerini akıllıca
bulmuyorum" dediğine işaret etti.
Gazeteye göre Downer, BM'nin rolü
konusunda ise, "Kıbrıs sorununa Kıbrıslı
çözüm" fikrine katıldığını belirtti.
Bakoyanni ise, Yunan tezinin; prosedür sürecinin ve
sonucunun iki bölgeli iki toplumlu, tek uluslararası temsiliyete sahip bir
federasyona dayanması gerektiği şeklinde olduğunu
anlattı.
Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, Bakoyanni'nin
Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs'ın prosedüre ilişkin çok
daha özlü, yapıcı ve olumlu mesajlar almak istedikleri
mesajını verdiğini söyledi, ancak şu anda böyle bir görüntü
mevcut olmadığını sözlerine ekledi.
Politis gazetesi; "Bitiş
Takvimine Karşı Olduğunu Söylüyor - Downer 'Hayır'
Diyor" başlığıyla yansıttığı
haberinde Alexander Downer'in, Yunanistan Başbakanı'yla önceki gün
Atina'da gerçekleştirdiği görüşmede Kıbrıs sorununa
ilişkin müzakerelerin gidişatı konusunda
kuşkuculuğunun artmış göründüğünü yazdı.
"Boşlukları
doldurmayacağım"
Simerini gazetesi ise haberine;
"Downer Türk Talebine Kırmızı Işık Yaktı -
Takvimleri ve Hakemliği Reddediyor"
başlığını attı.
Gazete, Downer'in Atina temasları
sırasında; doğrudan müzakereler için takvim belirlenmesine ve
BM'nin hakemlik yapmasına karşı olduğunu, ancak var olan
zorluklara rağmen mevcut momentumun yitirilmemesi gerektiğini
söylediğine işaret etti.
Gazete haberinin;
"Boşlukları Doldurmayacağım" yan
başlığı altında ise Downer'in, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki
müzakerelerde "arabulucu rolü" oynamayı kabul etmeyeceğini
vurgulamış ve böylece bir anlaşma planındaki
boşlukları kendisinin doldurması ihtimalini kapamış
göründüğünü yazdı.
Gazeteye göre Downer; Ada'daki
şartların ve Türkiye-AB ilişkilerinin bir kısıtlama
yaratmasına rağmen, müzakerelerin iki lider istediği sürece
devam etmesi gerektiğinin altını çizdi.
KIBRIS 21/12/08
Christofias bids
emotional farewell to AKEL family
By
Jean Christou
AN EMOTIONAL
President Demetris Christofias yesterday addressed the congress of ruling AKEL
for the last time as general-secretary, saying the party had always been his
second family.
Its only natural that I feel great emotion, he said at the end of a
5,600-word speech that gave a rundown on the Cyprus problem and the economy,
the joys of socialism and the evils of neo-liberalism and of certain world
powers.
Almost a year after becoming President, Christofias, taking out a tissue to
wipe his eyes, said he could no longer juggle both roles.
I feel that the obligations of the President of the Republic do not allow me
to carry out my role as general-secretary to AKEL to the extent that I would
like, or to the extent it requires, he said.
I also think that after 20 years as general-secretary, the time has come to
pass the torch.
It is not known yet who the new AKEL leader will be, but Christofias said
renewal of leadership in any organisation was always a source of new strength.
He was not irreplaceable, he said, although stepping down as party leader was
probably one of the most difficult things he had ever had to do.
In my life I had two families
the one that raised me and largely shaped my
character and beliefs, said Christofias.
The other family was AKEL, which became his spiritual and ideological home, he
added.
It has taught us that the we is more important than the I and that
selfishness should be subordinate to the greater good, he said.
It has taught us humanity and social solidarity, and what it means to be
patriotic without being a prisoner of nationalism, and to respect people
regardless of colour, race or religion.
Christofias said his two wishes for Cyprus were the reunification of the island
and the creation of a fair and just society.
CYPRUS MAIL 21/12/08
Artefact of the month
Offering to Apostolos Andreas
EACH month
the Society of Cypriot Studies at the Folk Art Museum in Nicosia chooses
different items from its collection to advertise the various treasures of
traditional everyday life it has on display.
Decembers choice is a gold-plated amboustotos cross given as an offering to
Apostolos Andreas at the saints monastery in occupied Karpas.
The interest in this 19th Century engraved cross doesnt lie so much in its
monetary value, but in the emotional value it must have had for the faithful
pilgrim who offered it. The cross, which possibly originates from the Holy
Land, is part of the museums collection of 58 offerings to the saint made over
the years and donated to the museum in 1954. The collection includes a
wonderfully evocative array of personal treasures including necklaces,
bracelets, headscarf pins, chest crosses, coins, buckles and compasses, all
offered by the faithful.
The Monastery of Apostolos Andreas was built where Saint Andrew briefly landed
in Cyprus on his final missionary journey back to Palestine. His footfall
apparently revealed a spring whose waters miraculously healed the blind captain
of his ship.
But it was not until 1895, with the miracle of Maria Georgiou, that the
monastery became an important place of pilgrimage. The story goes that 17 years
after the disappearance of her son, Maria had a dream in which St Andrew
instructed her to travel from her native Turkey to the neglected monastery of
Apostolos Andreas. On the voyage to Cyprus, she explained her journey to fellow
passengers and particularly excited the attention of a young man. He asked
Maria how she would identify her lost son, so she told him of the peculiar pair
of birthmarks that he bore on his shoulder and chest. The young man then threw
off his woolen cloak to expose the same marks and fell on his knees before his
mother. Within months of this event, the shrine received a flood of pilgrims,
some of whom left the offerings held by the museum today.
The Board of Directors of the Society of Cypriot Studies is planning to
organise an exhibition on Saint Andreas: From Cyprus to Constantinople and
Patra, where other tributes from the Monastery of Saint Andreas will also be
showcased.
The Folk Art Museum, Old Archbishopric Palace. Opening hours 8.30am-3.30pm.
Closed Sundays. Tel: 22-432578
CYPRUS MAIL 21/12/08
Man in house ownership
dispute finds no relief from Attorney General
By
Jean Christou
OPENING a new
can of worms for property owners, the Attorney General has told a British buyer
his developers had not committed any crime by effectively re-selling a house
legally registered in his name.
The three-line letter to Conor ODwyer, who is engaged in a high-profile
dispute with the developers over a house in Frenaros, has left other buyers
worried that the Contract of Sale they lodge with the Land Registry is not
enough of a protection when they come up against the title-deed holders.
They always say the sale of contract is a great protection, but its clear now
that the owner of the land is the developer, even though we are told once the
sale is registered, we are protected and the house cannot be sold to someone
else, said Denis OHare of the Cyprus Property Action Group (CPAG).
Indeed the law says that once the Contract of Sale is registered at the Land
Registry, the purchaser is the beneficial owner of the property until the
provisions of the contract have been fulfilled by both sides.
ODwyer is however in dispute with the developers, an issue that is pending
before the civil courts, which will decide who was in breach of the contract.
In the meantime, the house registered in his name at the Land Regsitry has been
sold to someone else, although the second buyer cannot register her contract
legally as ODwyer is listed as the beneficial owner and had paid around
£75,000 sterling before the dispute arose. The developers, Karayiannas of
Paralimni, still have this money.
In an attempt to secure justice, ODwyers lawyer Yiannos Georgiades asked the
Attorney Generals office to bring criminal charges over the re-sale of the
house.
He used Section 303a of the criminal code, which says: Any person who, with
intent to defraud, deals in immovable property belonging to another is guilty
of a felony and is liable to imprisonment for seven years
Dealing in immovable property is defined as selling, renting, mortgaging to
another, or encumbering in any way.
However following a police investigation, the Attorney Generals office said in
a letter to Georgiades on November 26 saying: It has been ascertained that no
criminal offence has been committed.
Paulina Paulina EvthyvoulouEvthymiou, the Counsel for the Republic who signed
the letter told the Sunday Mail: It was not a case of fraud and its not
something we could go before the court with.
EvthyvoulouEvthymiou said all of the money had not been paid by ODwyer, and
that the contractors said the Briton had broken one of the terms of the
contract
This is a civil case and not a matter for the Attorney General, she said. If
he had a judgement from a civil case that he was the owner, it would be different.
The civil case is unresolved. I dont have an owner and Im not in a position
to decide who the owner is, she added.
This just sets a precedent that a house can be sold twice, ODwyer said. He
said all estate agents say a house cant be sold twice. We fell out, he said
of Karayiannas. The contract was never declared legally null and void so this
is quite clearly criminal fraud.
Referring to the fact that he had not ultimately paid all of the money due to
the dispute, ODwyer said: How much is the developer entitled to keep
eighty
per cent, ninety per cent? They (the Attorney Generals office) just proved you
dont own your house.
CPAGs OHare was equally damning. He said with the ruling it appeared the
Attorney General was now confirming that the so-called protection of lodging
a sales contract with the Land Registry gave little protection to buyers.
This situation whereby a developer can sell you a property, take your money
and then arbitrarily cancel your contract and sell your house on to some other
unsuspecting buyer and that this is not a crime, just beggars belief! he
said.
If we dont have protection of the land registry, that means even if you paid
90 per cent and the developer then comes and says I dont like your face
it
puts all buyers in jeopardy.
Sounds extreme?
Larnaca-based property lawyer George Coucounis details a case of a woman who
was the registered owner of an apartment but did not yet have title deeds from
the seller, as is usual in Cyprus.
When the seller died, his heirs accused her of trespassing and denied the
apartment had been sold to her. She, however made the mistake of
counterclaiming for damages instead of sticking to the sales contract, which
Coucounis said would have guaranteed her rights. Counterclaiming meant she
accepted termination of the contract. Ultimately she was compensated but lost
her apartment.
But EvthyvoulouEvthymiou said the letter she signed to ODwyer did not mean
the general concept Contract of Sale meant nothing.
I can understand his point. The problem is for a criminal case we need a case
beyond reasonable doubt. How are we going to prove he is the owner beyond
reasonable doubt? Its not beyond reasonable doubt that he is the owner under
303a, she said.
I would have to prove the house belongs to Conor and his wife and I cant
prove that. Here we have two parties to a contract each saying he is the owner
of the house. A judge must decide who the owner is. Why do we have to decide in
the criminal court that he is the owner? The Attorney General cannot resolve
this, she added.
Georgiades, O Dwyers lawyer, said Karayiannas had no right to unilaterally
cancel the contract, especially since ODwyer gave them the money for the due
instalment they claim he didnt pay.
The money was literally given to them but they refused to accept it. This was
their way of terminating the contract. They were not entitled to terminate it.
Conor was always willing and able to pay the money, he said.
In accordance with the files at the land registry, Conor remains the
beneficial owner unless a judgement is issued otherwise. Until then no one is
entitled to buy it. If anyone does, its not a bona fide purchase, and that
person has no legal rights, he added.
Referring to the Attorney Generals decision, Georgiades said it was a matter
of interpretation.
We shouldnt have to wait until the court judgement in the civil case. Since
there is a dispute, the developers cant say the property is theirs, whether
Conor paid all of the money or not. If you are the legal owner, under what
circumstance are you the legal owner? It depends on how you interpret
belonging to another. There are a lot of inconsistencies in my opinion as to
how things are dealt with.
What is beyond doubt however is that the woman now living in O Dwyers house
did actually buy it from Karayiannas but she has not been able to register it
due to his prior legal claim. The womans lawyers Pittadjis of Paralimni said
in a letter to ODwyer in May 2007 that the woman had no idea there was a
dispute raging over the property. Pittadjis was also the lawyer for the
developers at the time.
She bought it in good faith and after she was told that a previous contract
had been cancelled, the Pittadjis letter said.
EvthyvoulouEvthymiou said police had interviewed the woman and she had no
complaint and did not feel defrauded
She was told it would be all resolved with damages so she would not lose the
house. There is no theft, no fraud. What is the criminal offence?
However Coucounis, who is not familiar with the ODwyer case, said generally a
contract can only be dissolved legally, and nothing can be done with a property
until the civil court decides who is in breach.
The sale of contract remains in force and is valid until the court orders that
it is legally or lawfully terminated. Until then delivery rights remain with
the purchaser, he said.
He said he had another case in Larnaca eight years ago, which went before the
Supreme Court.
The first purchaser filed the sale of contract to the Land Registry close to
the deadline but had not yet taken possession of the property. The second
purchaser had possession but had not registered the sale of contract, he said.
The Supreme Court decided that the contract deposited at the land registry was
the one that was valid and that it superseded the second contract. Its not
that easy for a vendor to get rid of a purchaser as long as the purchaser
insists on the contract, he added.
CYPRUS MAIL 21/12/08
AA
Güncelleme: 14:46 TSİ 22 Aralık 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın Lefkoşa ara bölgedeki 13.
görüşmesi sona erdi. 3 saat süren görüşmenin ardından KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yaptığı
açıklamada, hedeflerinin 2009da Kıbrıs sorununu çözmek
olduğunu belirterek, zamanın hızla ilerlediğini söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanlığa dönüşünde yaptığı
açıklamada, gelecek yıl yapacakları çok iş olduğunu
kaydetti.
Hristofyas ve Talatın görüşmesinin sonunda, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir açıklama
okudu.
Açıklamada, her iki liderin Kıbrısta kapsamlı bir çözüm
bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve
bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi. Mart 2008den beri devam eden
müzakerelere bakıldığında hala görüşülmesi gereken çok
konu olduğu ifade edilen açıklamada, görüşme sürecinde
kaydedilen ilerlemenin yeterli olmadığı belirtildi.
Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için
ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler ve 2009 yılının
ortak vatan Kıbrıs ve bütün dünyaya barış, huzur ve
mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.
Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin
başarıyla sonuçlanması için kararlılık
gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili
haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin
söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve
Atinada özel temaslar yaptığını ve herhangi bir
açıklama yapmadığını belirtti.
Bugün 2008in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk
görüşmeyi 5 Ocakta yapacaklar.
"Hedefimiz 2009'da Kıbrıs sorununu
çözmek"
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'la, Kıbrıs müzakerelerinde, "gelecek dönemde
daha fazla gayret etme konusunda anlayış birliği
oluşturduklarını" ifade ederek, "Hedefimiz 2009'da
tabii ki Kıbrıs sorununu çözmek" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la Lefkoşa
ara bölgedeki görüşmesinin ardından,
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
açıklamada, bugün "dış ilişkiler" konusunu
görüştüklerini ve Rumların cevabını
aldıklarını belirtti.
Ocak ayında yapılacak toplantılarda ele alınacak
konuları da belirlediklerini ifade eden Talat, Ocak ayındaki
toplantılarda "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunu
görüşmeyi tamamlamayı ve diğer bir konuya geçmeyi
hedeflediklerini kaydetti.
Yılın son toplantısı olduğu için kısa bir
değerlendirme de yaptıklarını belirten Talat,
görüşmenin sonunda ortak açıklama
yapıldığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat, yapılan ortak açıklamada, "çok
fazla ilerleme kaydedilmediği, ama yine de
kararlılığın sürdüğünün"
vurgulandığını anımsatarak, "Aranızda buna
ilişkin bir tedbir düşünüldü mü" sorusuna
karşılık olarak da, "Tedbir değil, bu tespiti
yapmış olduk, karşılıklı olarak. Önümüzdeki
dönemde daha fazla gayret etme konusunda bir anlayış birliği
oluşturmuş olduk" yanıtını verdi.
"Önümüzdeki yıl aslında yapacak çok fazla işimiz var"
diyen Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerisi ile
görüşülmeye başlanan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konusunun, çeşitli anlaşmazlık ve
anlaşılan konularla geride kalacağını, diğer
konulara daha fazla yoğunlaşmaları gerektiğini söyledi.
Talat ayrıca, "Hedefimiz 2009'da tabii ki Kıbrıs sorununu çözmek.
Bizim hedefimiz 2008 sonuydu, bunu 2009'a aktardık, ama 2009'da mutlaka
bunu (çözümü) sağlamamız lazım. Çünkü zaman büyük bir hızla
akıp gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu, ancak
bu konuyla ilgili olarak herhangi bir tedbir görüşülmedi" dedi.
"Mülkiyet konusuna şubat ayında geçebilecek misiniz?"
sorusu üzerine de Talat, mülkiyet konusunu görüşmeye Ocak ayında da
geçebileceklerini belirtti.
"İlerleme yeterli değil"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunması amacıyla 11 Eylül'de başlatılan müzakereler
çerçevesinde bugün 13. kez bir araya geldi.
Liderler, görüşmenin sonunda Kıbrıs'ta en yakın zamanda
çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt etti.
Lefkoşa Ara Bölge'deki görüşme 3 saat sürdü. Görüşmenin sonunda,
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir
açıklama okudu.
Açıklamada, her iki liderin Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm
bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve
bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi.
Mart 2008'den beri devam eden müzakerelere bakıldığında
hala görüşülmesi gereken çok konu olduğu ifade edilen
açıklamada, görüşme sürecinde kaydedilen ilerlemenin yeterli
olmadığı belirtildi.
Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için
ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler. Liderler, 2009
yılında "ortak vatan" Kıbrıs ve bütün dünyaya
barış, huzur ve mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.
Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin
başarıyla sonuçlanması için kararlılık
gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili
haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin
söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve
Atina'da özel temaslar yaptığını ve herhangi bir
açıklama yapmadığını belirtti.
Bugün 2008'in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk
görüşmeyi 5 Ocak'ta yapacaklar.
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, hedeflerinin 2009'da
Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu belirterek, zamanın
hızla ilerlediğini söyledi.
Talat, görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde yaptığı açıklamada, gelecek yıl
yapacakları çok iş olduğunu kaydetti.
Talat'tan yeni yıl hediyesi
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, yeni yıl nedeniyle
Kıbrıs Rum müzakere heyetine, erkekler için kol düğmesi ve
kravat, kadınlar için şal hediye etti. Kıbrıs Türk
tarafı, görüşmeleri takip eden gazetecilere de kaymaklı
ekmekkadayıfı ikram etti.
"Dış ilişkiler" başlıklı öneriler
Taraflar, 16 Aralık'taki görüşmede, federal hükümette
"dış ilişkiler" konusunu ele alarak,
karşılıklı önerilerini sunmuştu.
Kıbrıs Türk tarafı, "dış ilişkiler"
konusunda federal hükümet seviyesinde alınacak kararlarda, konunun kurucu
devletlerin yetkisine girmesi durumunda, kurucu devletlerin de
rızasının alınmasını önerdi.
Bunun dışındaki konularda ise dış ilişkiler
bakımından kurucu devletlere sadece danışılacak.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, kurucu devletlerin kendi yetki
alanlarına giren konularda diplomatik statüye sahip temsilci atayabilmesi
önerisinde bulundu. Bu temsilciler, birleşik federal devletin
diplomatları listesinde yer alacak.
Kurucu devletlerin antlaşma yapma yetkisi bakımından,
antlaşmaların türü temelinde ikili bir ayrımın söz konusu
olduğu öneriye göre kurucu devletler, kendi yetki alanlarına giren
tüm konularda antlaşma yapabilecek.
"Birleşik Kıbrıs"ın AB üyeliğiyle uyumlu
olmak zorunda olan bu antlaşmaların yapılmasında, federal
hükümet her aşamada bilgilendirilecek.
Federal hükümet ise bu tür antlaşmaların yapılmasını
önceden tanımlanacak belirli bazı durumlarda engelleyebilecek.
Öneriye göre kurucu devletler, federal hükümetin tanımadığı
ya dadiplomatik ilişki kurmadığı veya ilişkilerini
askıya aldığı bir devletle bu türden bir antlaşma
yapmaya kalkıştığında federal hükümet bu süreci
askıya alabilecek.
Bu engelleme yetkisi, bu türden bir antlaşmanın
Kıbrıs'ın uluslararası yükümlülüklerine aykırı
olması halinde de geçerli olacak. Kıbrıs Türk
tarafının önerisine göre kurucu devletler, doğrudan kendi yetki
alanlarına girmeyen ama yetkilerini etkileyen konularda yapılacak bu
tür antlaşmalarda bazı açılardan söz sahibi olabilecek.
Esasen federal devlet tarafından yapılabilecek bu
antlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için kurucu devletlerin
yasama organlarının ayrı ayrı onayı gerekli olacak.
Kıbrıs Türk tarafı, Birleşik Kıbrıs'ın
dış temsilciliklerinde büyükelçiler ile
yardımcılarının farklı kurucu devletlerden
olmasını da önerdi.
BM, AB ve Avrupa Konseyi, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi,
Yunanistan ve Türkiye'ye gönderilecek misyon başkanlarının ise 2
kurucu devlet arasında eşit şekilde paylaşılması
istendi.
Türk tarafının önerisine göre, dış ilişkilerde bir
devletin tanınması, diplomatik ilişki kurulması ya da var
olan diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi önemli konulardaki federal
kararlar, sadece başkanlık konseyi tarafından alınabilecek.
Kıbrıs Rum basınına göre, Rum lider Hristofyas, önerilere
sıcak bakmıyor.
CNN
TURK 22/12/08
Talat: Çözüm olmazsa seçimde halk farklı yönelimlere
gidebilir
Talat, Güney Kıbrıs'ta haftalık
olarak yayımlanan "Kathimerini" gazetesine verdiği
söyleşisinde, Annan Planı'nın Kıbrıslı
Rumları bağlamaması halinde, Kıbrıslı Türkleri de
bağlamadığını, böyle bir şeyin kendisini
bağlayabilmesi için bunun Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas tarafından da ilke olarak kabul edilmiş olması
gerektiğini söyledi.
Kathimerini gazetesi;
Cumhurbaşkanı Talat'la gerçekleştirdiği söyleşiye,
"Annan Planı Bizi De Bağlamıyor -Kıbrıslı
Türklerin Lideri Mehmet Ali Talat Kathimerini'ye 'Gerçek Bir Federasyon
İstiyorum' Açıklamasında Bulundu" başlıkları
altında yer verdi.
Söyleşisinde Kıbrıs
sorununun çözümü müzakerelerine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı
Talat, "müzakerelerin normal bir şekilde devam ettiğini, elbette
zorlukların mevcut olduğunu, ancak bunun daha önceden de
öngörüldüğünü" ifade etti.
Müzakere sürecindeki zorlukların
neler olduğunun sorulması üzerine ise Talat, "müzakere
masasına, ortak
kabul edilen ilkeler ya da BM parametrelerine ters
düşen bir öneri sunulduğunda elbette anlaşmazlık ortaya
çıktığını" belirterek "buna paralel olarak
ise müzakere temelinin, yani Gali Fikirler Dizisi ya da Anan Planı gibi
maddeleri üzerinde müzakere edilebilecek bütünlüklü bir öneri veya belgenin
eksikliğinin de çok bariz olduğunu" kaydetti. Talat, 23
Mayıs anlaşmasının müzakere temeli olarak yeterli
olmadığını, bütünlüklü bir belgenin olmamasının
müzakerelerin yavaş ilerlemesinin sebebi olduğunu ve yazılı
bir metnin olması durumunda çözüme ulaşmanın çok daha kolay olacağını
ifade etti.
Bu düşüncesini Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas'a da ilettiğini, ancak Hristofyas'ın,
Annan Planı "çok kötü"
gösterildiği için bu düşüncesini kabul
etmediğini belirten Talat, bir soru üzerine, bu fonksiyonu yerine
getirecek başka bir belge de bulunmadığını,
müzakerelerde BM'nin Kıbrıs sorununa ilişkin bugüne kadarki tüm
çalışmalarını (Body Of Work) takip etmekte
olduklarını söyledi.
Rum tarafı BM kararları
dışında öneriler sunuyor
Talat, BM'nin bugüne kadarki bu
çalışmalarının çok geniş bir kapsama sahip
olduğunu, bu yüzden de tarafların rahatlıkla farklı
önerilerde bulunabildiklerini ifade etti ve bu geniş kapsam sebebiyle
Kıbrıs Rum tarafının da zaman zaman ortak kabul gören BM
parametrelerinin dışına çıktığını
vurguladı. Talat: "Kıbrıs Rum tarafı zaman zaman iki
toplumluluk ve siyasi eşitlik ilkelerine uymayan öneriler sunuyor. Elbette
bu da görüş ayrılıklarına sebep oluyor. Eğer ortak
kabul görmüş parametreler çerçevesinde kalınırsa çok daha kolay
olur. Aksi halde büyük sorun var demektir" şeklinde konuştu.
Yalınızca Kıbrıs
Rum tarafının mı parametreler dışına
çıktığı sorusu üzerine ise Talat şunları söyledi:
"Eğer ben Annan
Planı'nda yer almayan ya da bunu aşan bir şey önerirsem hemen
tepkiyle karşılaşıyorum. Kıbrıs Rum
basınına bakarsanız ne demek istediğimi
anlarsınız. "A! Talat Annan Planı'nın ötesine de
geçmek istiyor" şeklinde. Yani Annan Planı beni
bağlıyor ve ben bunu aşamıyorum, ancak Kıbrıs Rum
tarafını bağlamıyor mu? Bu adil değildir. Eğer
Kıbrıslı Rumlar Annan Planı'na bağlı
değilse, Kıbrıslı Türkler de bağlı değildir.
Ancak bu ilke olarak kabul edilmelidir".
Ortak oy pusulası parametrelerim
dışında
Bu duruma bir örnek daha vermesi
istenen Talat; şu an için en sorunlu konu olan "Yürütme Yetkisi"
başlığında
Kıbrıs Rum tarafınca önlerine
konulan önerinin BM tarafından kabul görmüş, iki toplumluluk ve
siyasi eşitlik ilkelerine tamamen aykırı olduğunu,
kendilerine sunulan ve kendileri tarafından basına duyurulmayan ortak
oy pusulası önerisinin Kıbrıs Rum basınında geniş
bir şekilde tartışıldığını gördüklerini
ifade etti.
Talat, ortak oy pusulası
önerisinin daha önce müzakere masasına hiç gelmemiş bir öneri
olduğunun ve BM'nin ortak kabul görmüş parametreleri arasında da
yer almadığının altını çizdi.
Teorik olarak çekici gelen ortak oy
pusulası önerisinin Kıbrıs'ın durumunda
işlemeyeceğini anlatan Talat, Kıbrıslı Türk liderin
Kıbrıslı Rumların oyuyla başkan olarak seçilmesinin
imkânsız olduğuna inandığını ve bu önerinin
Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul görmeyeceğini
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıslı Türklerin de ortak oy pusulası önerisini kabul
etmeyeceğini, çünkü bunun çatışmalara yol
açacağını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kıbrıslı Türk bir
adayın başkanlık için %40, Kıbrıslı Rum'un ise
%50 aldığını ve Kıbrıslı Türk adayın,
daha çok Kıbrıslı Rum tarafından desteklendiği için
kazandığını düşünün. Gerginlik, belki de çatışma
olmayacak mı? Adaylar arasında değil, toplumlar arasında.
Ben bundan korkuyorum".
Yeni bir ortaklık
BM Genel Sekreteri'ne göndermiş
olduğu "ikinci mektupta" yer alan ve genel olarak da gündeme
gelen "partenojenez" (bakir doğum) konusuna değinmesine
ilişkin bir soruya da yanıt veren Talat, müzakerelerin ilk
başladığı dönemde Kıbrıs Türk tarafının
tezlerini açıklamak amacıyla partenojenezden bahsettiğini, ancak
daha sonra bu kelimeye değinmediğini ifade etti.
Talat, BM Genel Sekreteri'ne
gönderdiği "iki mektup" konusuna da açıklık getirerek,
ikinci bir mektup diye bir şeyin olmadığını, BM Genel
Sekreterine gönderilen ve "ilk mektup" olarak nitelendirilen
mektubun, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın Türkiye'ye petrol
rezervleri konusunda yönlendirdiği eleştirilere yanıt
olduğunu söyledi.
"İkinci mektup" olarak
tabir edilen mektubun ise Hristofyas'ın BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmasına yanıt teşkil
ettiğini ve iki mektubun birbirlerinden tamamen ayrı konuları
içerdiklerini vurgulayan Talat; söz konusu mektupta partenojenez konusuna
değindiğini, ancak bunu Hristofyas'ın konuya değinmesinin
ardından, Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de
bilinmesi amacıyla yaptığını ifade etti.
Talat; söz konusu mektupta yeni
kurulacak bir ortaklıktan bahsettiğini de doğruladı.
KIBRIS
22/12/08
Nami: Yakovu ile anlaşmazlık konularını
görüşeceğiz
Politis Gazetesi, açıklamaların gazetenin
köşe yazarlarından Hasan Kahvecioğlu'na
yapıldığını yazdı.
Haberi "Özdil Nami'nin Politis'e
Demeci... 2009 Yılında Sürprizler Olabilir"
başlıklarıyla yayımlayan gazeteye göre Nami; Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'yla gerçekleştirdikleri
müzakere sürecinin önemli derecede ilerlediğini söyledi.
"Yönetim ve Güç
Paylaşımıyla" ilgili 16 başlıktan 8'inin
görüşmelerinin tamamlandığını ifade eden Nami, iki
tarafın anlaşabilecekleri konularla ilgili belgeleri hazırladıklarını
belirterek, Yakovu'yla bu belgelerdeki anlaşmazlık
konularını görüşmeye başlayacaklarını kaydetti.
Talat ve Hristofyas'ın;
belirlenen 6 temel başlığa ilişkin olarak bir tur müzakere
daha gerçekleştireceğini söyleyen Nami, liderlerin
anlaşamadıkları konuları temsilcilerine havale
edeceğini ifade ederek, "birleşik oy pusulası" ve
"ortak seçimler" konularında Rum tarafının ortaya
"ütopik tezler" koyduğunu dile getirdi.
Haberine soru-cevap şeklinde
devam eden gazeteye göre Nami, durumun iyi olduğunu belirterek liderlerin
6 temel başlık belirlediğini (Yönetim ve Güç
Paylaşımı, Mülkiyet, Toprak, Güvenlik, Avrupa Birliği ve
Ekonomi) ve şu an bu 6 başlıktan birincisini görüşüyor
olduklarını kaydetti.
"Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığında, 16 kısmi
başlık olduğunu ifade eden Nami, bunlardan 8'ini
görüştüklerini belirterek, böylece ilk görüşmelerini
tamamladıklarını ve bundan dolayı "yaklaşım
belgelerini" hazırladıklarını söyledi.
Nami, "Güç
Paylaşımı ve Yönetim" konusunda, liderler düzeyinde
gerçekleştirilen ilk görüşmeleri Ocak ayı başında
bitirmeyi planladıklarını da söyledi.
Yaklaşım belgesi ne demek? "yürütme
gücünde" anlaşmazlıklar var
"Yaklaşım
belgesi"nin "ortak belge" anlamına geldiğini söyleyen
Nami, bu belgede "siyah" renkle yazılmış ifadeler bulunduğunu,
bunların, üzerinde tamamen hem fikir olunmuş konular olduğunu
söyledi.
"Kırmızı"
renkle yazılmış ifadelerin Türk tarafının
istediği ve Rum tarafının kabul etmediği görüşler
anlamına geldiğini ifade eden Nami, "mavi" renkle
yazılmış olanların ise Rum tarafının
istediği fakat Türk tarafının kabul etmediği görüşler
olduğunu dile getirdi.
Başkanlık Komiseri
Yakovu'yla bu 8 belgeyi yeniden görüşeceklerini söyleyen Nami,
kırmızı ve maviyle yazılmış olanları siyah
renge dönüştürmeye çalışacaklarını kaydederek,
liderler bu konulara geri dönmeden önce nasıl hem fikir
olacaklarını görmek için çaba harcayacaklarını kaydetti.
7 konuya ilişkin hazırlanan
belgelerde siyah noktaların çoğunlukta olduğunu söyleyen Nami,
"Yürütme Gücü" konusunda ciddi görüş ayrılıkları
var olmaya devam ettiğini söyledi.
Anlaşmazlığa
düştükleri zaman, liderlerin konuyu temsilcilere havale ettiğini
söyleyen Nami, liderlerin başka konuları müzakere etmeye devam
ettiğini, liderlerin tüm konuların üstünden bir kez geçmeye karar
verdiklerini ifade etti.
Liderlerin "Yürütme gücü"
konusunu kısa zamanda yeniden görüşmesinin söz konusu
olmadığını da söyleyen Nami, liderlerin tüm
başlıkları gözden geçirmelerinin ardından tekrardan "Güç
Paylaşımına" döneceklerini belirtti.
Belgelerin "ortak belgeye"
dönüştürülmesinin çok zor bir iş olduğunu da söyleyen Nami,
bunların hazır olduğunu, bunları bir kez daha gözden
geçirmelerinin ardından çalışmaya başlayacaklarını
belirtti.
Meclis-senato konusu
Liderlerin alt-meclis ve üst-meclis
olacağı konusunda karar verdiklerini belirten Nami, alt-mecliste
(Temsilciler Meclisi) asgari sayıda Kıbrıslı Türk
milletvekilinin onayı olmadan; Kıbrıs Türk tarafının
yasaların üst-meclise yani Senato'ya gitmesini istemediğini ifade
etti.
Böyle bir talepte
bulunduklarını da sözlerine ekleyen Nami, Rum tarafının
buna karşı çıktığını dile getirdi.
"Alt ve üst meclislerdeki
üyelerin sayısının belli olup
olmadığının" sorulması üzerine ise Nami,
rakamların henüz konuşulmadığını, Rum tarafının
alt-meclisteki üye sayısının nüfus oranı temel olarak
belirlenmesini istediğini, Türk tarafının da üçte birinin Türk
olmasını söylediğini kaydetti.
Liderlerin bu konuda anlaşmaya
varamadıklarını ve konuyu temsilcilerine havale ettiğini
söyleyen Nami, liderlerin yollarına devam ettiklerini söyledi ve Talat ile
Hristofyas'ın temsilcilere sürekli daha fazla iş yüklediğini
anlattı.
Senato'daki üye
sayısının ne olacağı konusunda ise Nami, Senato'daki
üye sayısının eşit olacağı konusunda
anlaştıklarını dile getirdi.
Mülkiyet'te anlaştıklarımız ve
anlaşmadıklarımız
Türk tarafının
"Mülkiyet" konusunda yazılı belge sunup
sunmayacağının kendisine sorulması üzerine ise Nami
şöyle cevap verdi;
"Şu veya bu şekilde,
buna ilişkin belgeyi çalışma grupları düzeyinde sunduk.
Üzerinde yaklaşım sağlanan konu şuydu: İki taraf da bu
konunun tazminat ödenmesi, iade ve takasla çözüleceğini kabul ediyor. O
halde 'herkesin mal-mülküne geri döneceği ve herkesin mal-mülkünü geri
alacağı' gibi bir şey de ortaya çıkmayacak.
Anlaşmazlık şu noktadadır: Türk tarafı; bu metotlardan
hangilerinin devreye sokulacağına bağımsız bir merciin
karar vermesini istiyor. Türk tarafı bu bağımsız mercinin
eşit sayıdaki Türk ve Rum'dan oluşmasını istiyor. Bu
merciye bir dizi kriterler verilmesini, bu kriterlerin insan haklarıyla
uyumlu olmasını ve bunlara ortaklaşa karar verilmesini istiyor.
Ama Rum tarafı bunun için mal-mülk sahiplerinin karar vermesini istiyor.
Bundan kast edilen şey şahısların mal-mülklerini
istedikleri gibi kullanmasıdır. Bu ise bizim kabul
edebileceğimiz bir şey değildir."
KIBRIS
22/12/08
AA
Güncelleme: 09:58 TSİ 23 Aralık 2008 Salı
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın Lefkoşa ara bölgedeki 13.
görüşmesi sona erdi. 3 saat süren görüşmenin ardından KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yaptığı
açıklamada, hedeflerinin 2009da Kıbrıs sorununu çözmek
olduğunu belirterek, zamanın hızla ilerlediğini söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanlığa dönüşünde yaptığı
açıklamada, gelecek yıl yapacakları çok iş olduğunu
kaydetti.
Hristofyas ve Talatın görüşmesinin sonunda, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir açıklama
okudu.
Açıklamada, her iki liderin Kıbrısta kapsamlı bir çözüm
bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve
bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi. Mart 2008den beri devam eden
müzakerelere bakıldığında hala görüşülmesi gereken çok
konu olduğu ifade edilen açıklamada, görüşme sürecinde
kaydedilen ilerlemenin yeterli olmadığı belirtildi.
Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için
ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler ve 2009 yılının
ortak vatan Kıbrıs ve bütün dünyaya barış, huzur ve
mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.
Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin
başarıyla sonuçlanması için kararlılık
gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili
haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin
söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve
Atinada özel temaslar yaptığını ve herhangi bir
açıklama yapmadığını belirtti.
Bugün 2008in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk
görüşmeyi 5 Ocakta yapacaklar.
|
||
|
|
||
|
hurriyet.com.tr |
||
|
|
||
Türk bilim adamının geliştirdiği
modifiye cep telefonu, tıp dünyasında büyük devrim anlamına
geliyor.
ABD'deki California Üniversitesi'nde görev
yapan Türk bilim adamı Dr. Aydoğan Özcan , normal
şartlarda taşınması mümkün olmayan cihazlarla veya ancak
uzman bir personelin gerçekleştirebileceği kan testinin normal bir
cep telefonu üzerine eklenmiş ufak bir modifiye ile gerçekleşmesini
sağladı. Bu taşınabilir test cihazı HIV, sıtma
ve benzeri pek çok hastalığı çok pratik bir şekilde tespit
edebiliyor. Özcan,
sıradan bir cep telefonu üzerine bir LED, bir plastik
ışık filtresi ve bunları bağlayan kablolar
kullanarak, bu pahallı, taşınması mümkün olmayan ve yavaş yöntemler
yerine cebe sığan ve dakikalar içinde sonucu verebilen yöntemi ile modern
tıbbın ulaşabileceği sınırları
genişletti. Cihaz kan örneğini aldıktan sonra Özcan'ın hazırladığı
özel bir yazılım analizi gerçekleştiriyor ve örneğin
sahibinin sağlık durumunu açıkça
ortaya koyabiliyor. |
HURRIYET 23/12/08
Star Kıbrıstan komplo
suçlaması
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Başbakanlığında
fuhuş yapıldığını öne süren köşe yazarı
Alihan Pehlivan, iddiasının arkasında dururken, rakip gazeteyle
işbirliği yapmakla suçlanıyor
Star gazetesinin eski
sahibi ve Star Kıbrıs Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özmen
Safanın gazetesinde, KKTC Başbakanlığının
Fuhuş merkezine çevrildiği yönündeki iddiaların yankıları
sürüyor.
KKTCde yayın yapan Star Kıbrıs, olayın bir komplo
olduğunu savunarak, köşesinde bu iddiaları yazan Alihan
Pehlivanı rakip Kıbrıslı gazetesiyle işbirliği
yapmakla suçladı.
Kıbrıslı da, Pehlivanın göstermelik olarak işten
durdurularak yurtdışına gönderildiğini iddia etti.
Bulunduğu Yalovadan Milliyetin sorularını yanıtlayan
Alihan Pehlivan da, Yazıyı ben yazdım. İşbirliği
yapmadım. Yarın (bugün) KKTCye geliyorum dedi.
Üstüne gitme
Kriz, Pehlivanın Star Kıbrıstaki köşesinde,
Başbakanlıkta üst düzey görevliler, Başbakanlığı
fuhuş merkezine çevirdiler. Soyer (Başbakan), bildiği halde
sesini çıkarmadı iddiasıyla patlak vermişti.
Yazıyla ilgili olarak destek mailleri ve mesajları
aldığını öne süren Pehlivan, Başbakan dün (önceki
gün) bir aracı aracılığıyla benimle konuşmak
istedi. Ama ben KKTCye gidince konuşurum diye, Başbakanla
konuşmadım dedi. Pehlivan şunları kaydetti:
Ben yazıyı özgür irademle yazdım... Başbakan beni ofisten
aradı. Bana, Bu olayların üstüne gitme dedi. Ben, O zaman tamam
dedim. Ancak süreç farklı olduğu için şimdi yazdım.
Bu arada Pehlivan, kendisine işten çıkarıldığına
dair bir tebligat ulaşmadığını da söyledi.
Suça ortak oldu
Star Kıbrısta çıkan yazı üzerinde gazetenin sahibi
Safaya, Defol git utanmaz diye yüklenen Kıbrıslı gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Doğan Harman da, Pehlivanla
işbirliği yaptığı yönündeki iddiaları, Bundan
saçma bir şey olamaz diyerek kabul etmedi. Harman, Ali Özmen
Safanın özür dileyerek suça ortak olduğunu savundu.
Star Kıbrıs gazetesi Yazı İşleri Müdürü Artun
Çağa da dünkü köşe yazısında, Pehlivanı Doğan
Harmanla işbirliği yapmakla suçladı. Artun Çağa
yazısında, Pehlivanın Harmanla yemek yediğini ve
olayların bundan sonra geliştiğine işaret etti.
Safanın açıklaması
Milliyetin sorularını yazılı olarak yanıtlayan Ali
Özmen Safa da, yazıyla ilgili olarak kendisinin bilgisi
olmadığını ifade etti. Söz konusu yazarın
yazısı, yazarın kendi görüşüdür diyen Safa, şunları
bildirdi:
Devletimizin gücünü zayıflatmaya yönelik her türlü
davranışın karşısında durmaktayız. Bu
konudaki hassasiyetimizi göstererek yazarın yazılarına son
verdik dedi.
MILLIYET 23/12/08
Zor fakat mümkün
LİDERLERDEN ÇÖZÜM İÇİN HER TÜRLÜ
ÇABAYI GÖSTERME TEMİNATI... İki toplum lideri, yaklaşık üç
saat süren dünkü görüşmenin ardından ortak açıklama yaparak,
Kıbrıs konusuna en erken bir zamanda çözüm bulmak için ellerinden
gelen tüm çabayı ortaya koymaya hazır oldukları
teminatını verdiler. Liderler yeni yıla girerken, Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki kuvvetli iradelerini yeniden
teyit ettiler
DOWNER'DEN 2009 YILININ DAHA ÜRETKEN BİR YIL
OLMASI TEMENNİSİ... BM temsilcisi Downer, liderlerin
yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir gelişme
olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu ve üretken
olmasını diledi. Görüşmelerde hızlanma bulunduğunu
söyleyen Downer, liderlerin "Dış İlişkiler"
konusunu görüştüklerini ve 5 Ocak'taki görüşmede "söz konusu
mevzuat hiyerarşisi" ve görüşülmesi sonraya bırakılan
diğer anayasal konuları görüşeceklerini ifade etti
LİDERLERDEN YENİ YIL ÖNCESİ OLUMLU
MESAJLAR... Görüşmeden dönüşünde açıklama yapan Talat,
"Hedefimiz 2009'da, tabi ki Kıbrıs sorununu çözmek. Bizim
hedefimiz biliyorsunuz 2008 sonuydu. Bunu 2009'a aktardık ama 2009'da mutlaka
bunu sağlamamız lazım Çünkü zaman büyük bir hızla akıp
gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu" derken,
Hristofyas ise dünkü görüşmenin dostane bir havada geçtiğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması amacıyla eylül ayında
başlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde dün 2008
yılının son görüşmesini yaptı.
Yaklaşık üç saat süren
görüşmenin ardından ortak açıklama yapan iki toplum lideri,
Kıbrıs konusuna en erken bir zamanda çözüm bulmak için ellerinden
gelen tüm çabayı ortaya koymaya hazır oldukları
teminatını verdiler.
Liderler yeni yıla
girerken, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki
kuvveti iradelerini yeniden teyit ettiler.
BM kontrolündeki ara bölgede
yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yaptı.
Liderler, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce bir süre baş
başa görüştü.
2008 yılının son
görüşmesinde bir önceki görüşmede ele alınmasına
başlanan "dış ilişkiler" konusunun müzakeresine
devam edildi. 5 Ocak'taki liderler görüşmesinde "söz konusu mevzuat
hiyerarşisi" ve görüşülmesi sonraya bırakılan
diğer anayasal konuların görüşüleceği bildirildi.
Liderlerin ardından söz alan BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer,
liderlerin yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir
gelişme olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu
ve üretken olmasını diledi.
Liderlerin ortak açıklaması
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
yönetimi lideri Hristofyas, dün yaklaşık üç buçuk saat süren
görüşmeden sonra ortak açıklama yaptılar.
Ortak açıklamada şöyle
denildi:
"Yeni bir yıla girerken, iki
lider olarak, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki
kuvvetli irademizi tekrar teyit ederiz.
Mart 2008'den günümüze kadar ortaya
koyduğumuz çabaları değerlendirdiğimizde, halen uzun bir
konular listesini ele almamız gerektiğinin farkındayız.
Ayrıca, bazı ilerlemeler kaydetmiş olmakla beraber bunun
yetersiz olduğunu değerlendirmekteyiz. Ancak, sizleri temin ederiz ki
en erken bir zamanda çözüm bulmak için elimizden gelen tüm çabayı ortaya
koymaya hazırız. Birleşmiş Milletler'e bu yöndeki
çabamıza vermiş oldukları katkıdan dolayı
teşekkür ederiz.
Bu düşüncelerle, 2009
yılının ortak yurdumuz Kıbrıs'a ve tüm dünyaya
barış ve refah getirmesini temenni ederiz.
Downer: Liderlerin ortak
açıklaması olumlu
BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin dün
yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir gelişme
olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu ve üretken
olmasını diledi.
Görüşmelerde hızlanma
bulunduğunu söyleyen Downer, dün liderlerin "Dış
İlişkiler" konusunu görüştüklerini ve 5 Ocak'taki
görüşmede "söz konusu mevzuat hiyerarşisi" ve görüşülmesi
sonraya bırakılan diğer anayasal konuları
görüşeceklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
lideri Hristofyas'ın dünkü görüşmesinin ardından
basının sorularını yanıtlayan Downer, Ankara ve
Atina'da yaptığı görüşmelerin "özel"
olduğunu ve bunlarla ilgili basın karşısında
ayrıntıya girmediğini ve girmeyeceğini söyledi.
"2009'da Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulunamaması halinde BM'nin barış
görüşmelerine son vereceği ve adanın 'bölünmüş'
kalacağı" yönünde bir açıklamasının olup olmadığının
sorulması üzerine Downer, kendisinin temasları sırasında
hiçbir şekilde basına açıklama yapmadığını
ve görüşmelerinin "özel" olduğunu vurguladı.
5, 12 ve 16 Ocak'ta liderlerin
görüşmelerinin süreceğini söyleyen Alexander Downer, birinci
toplantıda bulunamayacağını, fakat diğer ikisinde
hazır bulunacağını kaydetti.
"Türk tarafına Annan
Planı'nın iyi bir plan olduğunu veya AB'nin Güney
Kıbrıs'ı almakla hata yaptığını söylediniz
mi?" sorusuna karşılık ise Downer, yine aynı
cevabı verdi ve basın ve basın mensubu herhangi biriyle bu
konuları konuşmadığını söyledi.
"Türkiye'de herhangi bir
yetkiliye söylediniz mi?" sorusuna karşılık da Alexander
Downer, "Burada yaptığım görüşmenin içeriğini
açıklayacak değilim" şeklinde yanıt verdi
Talat: Rum tarafının
yine cevaplarını aldık
Cumhurbaşkanı Talat, Rum
lideri Dimitris Hristofyas'la yürüttükleri Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde ele aldıkları
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularını ocak
ayının ilk toplantılarında tamamlamayı
hedeflediklerini açıkladı.
Talat, Hristofyas'la dün
yaptığı görüşme sonrasında
Cumhurbaşkanlığına gelişinde gazetecilere kısa
bir açıklama yaptı.
Hristofyas'la görüşmeden sonra
ortak açıklama yaptıkları için söyleyecek fazla bir şeyi
olmadığını belirten Talat, dün yeniden "Dış
İlişkiler" konusunu konuştuklarını ve
Kıbrıslı Rumların bu konuya verdiği cevabı
aldıklarını anlatarak, toplantı sırasında o
konuda bir miktar değerlendirme yapıldığını
kaydetti.
Ocak ayındaki ilk
toplantılarda ele alınacak konuların da belirlendiğini
ifade eden Talat, hedefin, ilk toplantılarda "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konularını bitirmek olduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü
toplantının 2008'in son çalışma günü olduğunu ifade
ederek, toplantıda bugüne kadar yapılan tüm çalışmalarla
ilgili kısa bir değerlendirme yapma fırsatı
yakaladıklarını söyledi.
Talat, ortak açıklamada "çok
fazla ilerleme kaydedilmediğine ama yine de
kararlılığın devam ettiğinin" belirtildiğine
işaret edilmesi, buna yönelik iki liderin kendi arasında herhangi bir
tedbir düşünülüp düşünülmediğinin sorulması üzerine
"Hayır, tedbir değil; bu tespiti yapmış olduk
karşılıklı olarak... Ve önümüzdeki dönemde daha fazla
gayret etme konusunda bir anlayış birliği oluşturmuş
olduk" diye yanıtladı.
Talat, görüşmelerle ilgili olarak
2009'da yapacak çok fazla işleri olduğuna işaret ederek, Türk
tarafı için önemli olan ve kendisinin önerisiyle başlayan
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularının
çeşitli anlaşmazlıklar ve anlaşılan konularla geride
kalacağını belirtti.
"Hedefimiz 2009'da
Kıbrıs sorununu çözmek..."
Mehmet Ali Talat, ondan sonra
diğer konular üzerine yoğunlaşmaları gerektiğini ifade
ederek, "Hedefimiz 2009'da tabi ki Kıbrıs sorununu çözmek. Bizim
hedefimiz biliyorsunuz 2008 sonuydu. Bunu 2009'a aktardık ama 2009'da
mutlaka bunu sağlamamız lazım. Çünkü zaman büyük bir hızla
akıp gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu"
diye konuştu.
Talat, tüm bunların
yapılmış olmasına karşın, ilerleme konusuyla
ilgili olarak özel olarak Hristofyas'la herhangi bir tedbir görüşmediklerini
kaydetti.
Mehmet Ali Talat, bir başka
soruya karşılık "Mülkiyet" konusuna şubat yerine
ocak ayında da geçilmesinin mümkün olabileceğini söyledi.
Hristofyas: Görüşme
dostane bir havada geçti
Rum yönetimi başkanı
Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün
gerçekleştirdikleri görüşmenin dostane bir havada geçtiğini
söyledi.
Rum radyosunun haberine göre,
görüşmenin tamamlanmasının ardından Başkanlık
Sarayı'na dönüşünde soruları yanıtlayan Hristofyas, dünkü
görüşmede ele alınan "dış ilişkiler"
başlığını 16 Ocak tarihine kadar kapatmayı
hedeflediklerini belirtti.
"Uzlaşılan çerçevenin
dışına çıktıkları" yönünde tarafların
birbirlerine yönelik suçlamaların gündeme gelip gelmediği konusunda
da Hristofyas, "Bu tür şeyler her zaman mevcuttur ve
karşılıklı açıklamalar yapılır. Ancak bu
tartışmanın daha fazla devam etmesini de anlamsız
buluyorum" dedi.
Hristofyas, "Kimin çerçeve
dışına çıktığı konusunda tarafların
kendi düşünceleri olduğunu ve değerlendirmeler
yaptıklarını" söyledi.
BM Özel Danışmanı
Downer'in "2009 yılında çözüme ulaşılamaması
durumunda BM çözüm çabalarını sürdürmeyecek" şeklindeki
açıklamasının anımsatılması üzerine ise
Hristofyas, Downer'in böyle bir görüşü olmadığını ve
söz konusu haberi gazetecinin yorumu olarak nitelediğini kaydetti.
Hristofyas, BM'nin bu haberi yalanladığını da ifade etti.
Talat'tan Hristofyas ve
heyetine Noel ve Yılbaşı hediyesi
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü
buluşmada Rum lideri Hristofyas ve heyetine Noel ve yeni yıl hediyesi
verdi.
Talat, görüşmede Hristofyas ve
heyetine kravat, kol düğmesi ve şal hediye etti. Talat'ın
hediyeleri arasında, Kıbrıslı Türklerin geleneksel
tatlarından ekmek kadayıfı da bulunduğu öğrenildi.
KIBRIS 23/12/08
Güneyden alışverişe "kararlı"
denetim
SOYER: "GÜNEY HANGİ TEDBİRİ
ALIRSA BİZ DE AYNISINI ALACAĞIZ" Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs'tan 135 Euro üstü alışverişe devletin ilgili
kuralları çerçevesinde gereken işlemin yapılacağını,
et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişinin yasaklandığını
belirtti. Soyer, geçiş kapılarında bu konuda dikkatli ve
kararlı denetim yapılacağını söyledi
Güney Kıbrıs'tan 135 Euro
üstü alış verişe, geçiş kapılarında denetim
getiriliyor.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 135
Euro üstü alışverişe devletin ilgili kuralları çerçevesinde
gereken işlemin yapılacağını, et ve et ürünleri ile
süt ve süt ürünlerinin geçişinin yasaklandığını
belirtti.
Soyer, geçiş
kapılarında bu konuda dikkatli ve kararlı denetim
yapılacağını söyledi.
Bu uygulamaya anlayışla
yaklaşılacağına inandığını belirten
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkını kendi ekonomisine
sahip çıkmaya çağırdı.
135 Euro üstü alış veriş
Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Cumhuriyet Meclisi Şeref Salonu'nda yaptığı
açıklamada, bir süre önce Rum Tarım Bakanı'nın Kuzey
Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt
ürünlerinin geçişine yasak uygulayacağını ve denetimleri
artıracağını açıkladığını, yapılan
gözlemde Güney'den Kuzey'e geçen tüm Kıbrıslı Rumlara, Rum
sınır kapılarında et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri
bahane edilerek Kuzey'den alışverişi caydırıcı ve
usanç verici bir uygulama başlatıldığının
görüldüğünü söyledi.
"Bunun üzerine biz de KKTC olarak
sürdürdüğümüz denetim çalışmalarını artırmaya
karar verdik" diyen Başbakan Soyer, "Güney Kıbrıs'tan
135 Euro'ya kadar insanlarımız alış veriş yapabilir.
135 Euro'nun üzerindeki her alışveriş uygulamaya terstir.
Kimsenin mağduriyet yaşamasını istemiyoruz. 135 Euro üstü
alışverişlere dönük olarak Güney Kıbrıs'taki
uygulamayı yapacağız" dedi.
Et ve süt ürünleri yasak
135 Euro'luk alış
verişin içerisinde Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a et
ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri girmesine de izin verilmeyeceğini
vurgulayan Soyer, "Tıpkı Rum tarafının bize
uyguladığı gibi" dedi.
"Yurttaşlarımız
bunu bilerek hareket etmeli" diyen Başbakan Soyer, eşitlik
temelinde siyasal mücadele sürdürülen bir noktada, ekonomiyi soğuk
savaş mantığı ile kıskaca almak isteyen zihniyete
karşı yurttaşların gereken duyarlılığı
göstermek durumunda olduklarını ifade etti.
Karşılıklı kurallar
Serbest ticarete
inandıklarını ve bunun kuralları çerçevesinde her
insanın özgürce alışveriş ve ticaret yapma hakkına
sahip olduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, "Ancak bir tarafın
koyduğu kurallar, diğer tarafın özgür ticaret
anlayışına darbe vurarak onun ekonomisini bu anlayışla
darbelemeye yöneliyorsa aynı kurallar diğer ekonomi tarafından
da uygulanmak zorundadır" dedi.
Bilinçli olarak Güney
Kıbrıs'tan yönlendirilen ve global krizin etkisi altında bulunan
Kuzey Kıbrıs'a bir de bu yönden darbe vurma mantığına;
Kıbrıs Türk insanının yurt ve insan sevgisi, eşitlik
temelindeki bir yaklaşım ve AB ilkelerine bağlılıkla
direnmek zorunda olduğunu ifade eden Soyer, "Biz, çözüm ve AB
ilkelerini istiyoruz, ama eşitlik koşullarında aynı
ekonomik şartlarla da var olmayı istiyoruz. Eğer bir taraf bu
şartları bozuyorsa, bizim tek yanlı düzenlememizle bunun idamesi
mümkün değil" şeklinde konuştu.
Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs hangi tedbiri alırsa Kuzey'in de aynı tedbiri
alacağını vurguladı.
Gümrük ödeme
Başbakan Soyer, bir soru üzerine
135 Euro üstü alışverişe gümrük memurlarının el
koyacağını, vatandaşlar daha sonra izin alıp gereken
gümrüğü ödeyeceğini söyledi.
KIBRIS 23/12/08
Leaders admit
insufficient progress so far
By
Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday
assured the Cypriot public that they would do everything in their power to
reach a resolution to the Cyprus problem as soon as possible, but admitted that
progress so far had been insufficient.
The leaders final meeting for 2008 had a festive air to it, with Talat
arriving laden with gifts, in response to those sent by Christofias a few days
ago.
But in a joint statement after the two-and-a-half hour discussion read by UN
special representative in Cyprus Alexander Downer the two leaders admitted
that even though there had been progress in the negotiations, it was, however,
insufficient.
They also recognised the need for careful examination of the long list of
chapters though they underlined that they remained strongly committed to
finding a complete solution to the Cyprus problem.
As we are entering a new year, we the two leaders would like to reaffirm our
strong commitment to find a comprehensive settlement of the Cyprus problem,
said the statement.
It added, Looking back on our efforts since March 2008, we recognise that we
still need to consider a long list of chapters. We also assess that although
some progress has been made, it has been insufficient. But we assure you we are
resolved to do all in our power to reach a settlement as soon as possible.
The leaders also thanked the UN for their contribution to these efforts.
With this in mind, the two leaders added, we would like 2009 to bring peace
and prosperity to Cyprus, our common homeland, as well as the whole world.
Speaking to reporters after the leaders left UN headquarters in the buffer
zone, Alexander Downer explained that yesterdays discussion had continued to
examine external affairs and powers, while in their next meeting on January 5,
they will discuss the hierarchy of norms and other constitutional issues.
He added that Secretary-Generals Special Representative in Cyprus Taye Brook
Zerihoun would attend that meeting and he would also be present at the meetings
to follow on January 12 and 16.
Downer denied Turkish media reports quoting him saying that these negotiations
were the last chance for a solution.
He added that when he was in Turkey he did not have any discussions with the
media at all.
Asked if he had said that to Turkish officials, Downer replied I am not going
into anything I said to any officials on any occasion.
Asked to comment on statements he was quoted by the Turkish media as saying
that if the Cyprus issue was not solved in 2009 the UN will stop their efforts
and Cyprus will be permanently divided, Downer said he did not see any such
report, repeating he did not have any discussions with the Turkish media.
Downer added we look forward to a productive year next year and I think there
is a momentum here in these negotiations. The fact that the two leaders have
made a joint statement here today is a very encouraging and a very positive
development. And it is important that people look at their words and think
about their words because these are two people very committed to a successful
process, the UN official remarked.
He added that endless speculation about what may have been said by other
people, including me, in private meetings, you get that all the time. I was the
Foreign Minister of Australia for 12 years and words have been put in my mouth
which I have never uttered. I just never get into any discussion on that.
Arriving at the Presidential Palace, President Christofias was also asked to
comment on the matter. There is no such position by Mr Downer, so why should
we be commenting on it? said Christofias. In my opinion, it was an underhand
misinterpretation by a certain journalist of a Turkish newspaper, which is being
refuted by the United Nations.
CYPRUS MAIL 23/12/08
Eligible Greeks may
submit claims for Ottoman-era benefits
DESCENDANTS
of persons insured with New York Life Insurance Company during the years
1882-1914 may submit claims for benefits.
According to an announcement, New York Life Insurance Company, began selling
life insurance policies in the Ottoman Empire in 1882. However, following the
turmoil caused by the outbreak of World War I, New York Life stopped selling
policies in Europe and in the Ottoman Empire after 1914.
The company cites various reference works and other sources which indicate that
many persons of Greek ancestry living in the Ottoman Empire at the outbreak of
World War I were displaced or perished between 1915 and 1923.
After searching its records, the insurance company found out that it had
received no claims and thus paid no benefits or cash value on some policies
referred to as the ''Greek Policies''.
In order to encourage claims upon the Greek Policies, New York Life established
the Greek Life Insurance Policy Programme. Descendants of persons insured under
the Greek Policies can visit the website www.greekinsuranceclaims.com and
submit claims for benefits.
The website contains the list of 1031 persons insured, 26 of whom have Cyprus
as the insured's country.
In case those interested do not get answers to their questions on the website,
they may communicate with the company by calling the US with no charge at
001.888.922.2973, or Australia: 001180033311144, France/Germany/Greece/Italy:
0080033311144, and by e-mail: questions@greekinsuranceclaims.com.
CYPRUS MAIL 23/12/08
Olli Rehn: 2009 must be
the year of a Cyprus deal
By
Ingrid Melander
2009 must be
the year of a comprehensive settlement for Cyprus, the European Union's enlargement
chief said in an interview, urging all parties, and in particular Turkey, to
step up efforts.
Enlargement Commissioner Olli Rehn said all parties should work to create a
"win-win situation" for the two communities.
"We are not in the business of pressure. We are in the business of
facilitation," he told Reuters.
"It's important for everybody, but Turkey is one of the key
stakeholders... they have supported the process, yes, but it is important that
we all intensify our political support for a Cyprus settlement."
EU officials have said privately that progress in Cyprus reunification talks
next year will be essential to move Turkey's slow-moving EU accession talks
forward.
"I hope that next year will be the year of Cyprus and its comprehensive settlement,"
Rehn said.
"We need... to reunify the island so that Cyprus could be like a normal EU
member state, in peace, united," he said.
"Next year will be a crucial window of opportunity for that, that's why we
will certainly invest all resources, all mental and personal resources that are
needed to bring that support," he said.
A settlement on Cyprus has eluded diplomats for decades. Peace efforts
collapsed in 2004 when Greek Cypriots rejected the Annan plan, a UN
reunification blueprint accepted by Turkish Cypriots.
Rehn said that it was important that the talks continue to be driven by the
leaders of the two communities on the island, but that the EU was ready to
bring as much legal and technical support as required by the two parties or the
United Nations.
The fact that Cyprus is a member of the EU has wide-ranging impact on the
reunification talks, as they mean bringing the north of the island into the
27-nation bloc, with its massive legislation and specific deals with nations
such as Turkey.
"It is a matter of paramount importance for the EU to see a comprehensive
settlement in Cyprus," Rehn said.
Turkey has 30,000 troops stationed in North Cyprus and refuses to normalise
ties with the internationally recognised Republic of Cyprus. Ankara argues that
that state ceased to exist when a power sharing arrangement between Greek and
minority Turkish Cypriots collapsed amid communal bloodshed soon after
independence from Britain in the early 1960s.
Turkey, for its part, has called for an easing of tough international sanctions
against northern Cyprus.
EU-candidate Turkey and Turkish Cypriots have in the last couple of weeks
called for the bloc to press Greek Cypriots to speed up reunification talks.
Turkey's EU accession talks are frozen in eight areas of talks out of 35
because of Ankara's refusal to open its ports to Cypriot vessels.
Leaders of the two communities have recently accused each other of undermining
a fragile peace process in a dispute over Greek Cypriot oil exploration. Rehn
said it was important to avoid this kind of incidents in the future.
Both sides agree to a settlement based on a federation, but there are
disagreements about how it would work and the degree of authority each side
would have. Any deal will need to be approved by Cypriots in separate,
simultaneous referendums.
Other outstanding issues include property rights, security guarantees, and the
return of refugees.
CYPRUS MAIL 23/12/08
Türkiyede ilk kez
bir Rum vatandaşın adı sokağa veriliyor

24/12/2008
Yarım asır boyunca Yeşilköylülere hizmet veren Dr. Konstantin Kalangosun adı bugün törenle bir sokağa veriliyor
İSTANBUL - ... Fakirlerin, parasızların
doktoru Kalangos.. Pek çok Yeşilköylü, karlı,
fırtınalı bir kış gününde veya gecenin geç saatlerinde
muhakkak kapısını çalmış; en acil durumlarda bile,
yediden yetmişe sağlık sorunu olan hemen bütün
Yeşilköylülerin Lokman hekimi olup çıkmıştır...
Yazar Turgay Tuna, Deniz Fenerinin Işığında
Ayastefanos-Yeşilköy isimli kitabında böyle anlatıyor Dr.
Konstantin Kalangosu...
İki yıl önce ölen Yeşilköylülerin Lokman hekimi Kalangosun
adı çok sevdiği Yeşilköyde yaşayacak. Bakırköy
Belediye Meclisi Dr. Kalangosun adının Yeşilköyde
Çardaklı Sokaka verilmesini kararlaştırdı. Bugün saat
11.00da Yeşilköy Ermeni Kilisesi yanında düzenlenecek törene Dr.
Kalangosun İsviçrede yaşayan kalp doktoru oğlu Akhsentios
Kalangos da katılacak. Bakırköy Belediyesi Türkiyede ilk kez bir
Rum kökenli bir vatandaşın isminin sokağa verileceğini
belirtirken, Başkan Ateş Ünal Erzen, Adını
Bakırköyde yaşatmaktan onur duyuyoruz dedi.
Gönlüm rahat çünkü...
Yarım asır boyunca Yeşilköyde kar, kış, gece, gündüz
demeden Yeşilköylülere hizmet eden, fakirlerden para almayan Dr. Kalangos,
yazar Tunanın kitabında kendisini özetle şöyle
anlatmıştı:
..Ben 1921 yılından beri Yeşilköylüyüm.. Babam, Aksenthios
kilisenin papazıydı. ... 1878 Berlin Kongresi ne katılan
heyetteki Kara Teodori Paşa annemin kuzeni oluyor. ... Yine, Sultan
Abdülhamid in süvari birliği kumandanlarından Miralay Romilos
Partharis benim büyük yeğenlerimden bir tanesi. 31 Mart olaylarında
şehit edilmiş, büyük bir devlet töreniyle defnedilmiş. ..
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdim. Askerliğimin
bir bölümünü Ürgüp te, bir bölümünü de Gülhane Askeri Hastanesinde
yaptım. Yeşilköylü operatör Murat (Cankat) Bey bana mesleki yönden de
çok şey öğretti. Benden önce, Yeşilköy de uzun yıllar
doktorluk yapan ve hastalarını evindeki muayenehanesinde tedavi eden
Doktor Sait Kurşuncu vardı. .. Ben de onun çalışma
ilkelerini kendime örnek aldım. Yüzlerce hastaya hizmet verdim.
Yeşilköylüleri sağlıklarına kavuşturdum.
Şimdilerde, büyük bir gönül rahatlığı içinde bunun mutlu
sefasını yaşıyorum.. (Radikal)
24//12/08 RADIKAL
Geçişlerde "Lokmacı" bereketi
11 AYDA 3.7 MİLYON GEÇİŞ... 2008
Kasım ayına kadar Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler
altı sınır kapısını Kuzey'den Güney'e ya da
Güney'den Kuzey'e geçmek için yaklaşık 3.7 milyon kez kullandı.
On bir aylık sürede Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e
yaklaşık 2 milyon kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den
Kuzey Kıbrıs'a 591 bin 441 kez geçiş yaptı. Sınır
kapılarından yapılan geçiş istatistiklerine
bakıldığında, nisanda açılan Lokmacı
Kapısı'nın geçiş rakamlarını yükselttiği
görülüyor
"LOKMACI", EN ÇOK KULLANILAN ÜÇÜNCÜ
KAPI... Yaklaşık sekiz aydır serbest geçişlerin
gerçekleştirildiği Lokmacı Kapısı'ndan
Kıbrıslı Türkler yaklaşık 185 bin, Kıbrıslı
Rumlar da yaklaşık 151 bin kez geçti. Sekiz aylık bir sürede
üçüncü en çok kullanılan sınır kapısı olan
Lokmacı'dan, toplam 106 bin 63 kez geçiş yapıldı.
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar en fazla geçişi kapının
açıldığı ilk ayda yaparken, turistler ekimi tercih etti
EN FAZLA METEHAN, EN AZ BOSTANCI... Ledra Palace,
Metehan, Bostancı, Akyar, Beyarmudu ve Lokmacı sınır
kapılarından yapılan geçişlerde, en fazla Metehan
Sınır Kapısı kullanıldı. Kıbrıslı
Türk, Rum ve turistler yaklaşık 1.5 milyon kez olmak üzere en çok
Metehan'dan, 160 bin 237 kez olmak üzere de en az Bostancı Sınır
Kapısı'ndan geçti
Ergül ERNUR
Hükümetin aldığı
kararla 23 Nisan 2003 tarihinde Ledra Palace Sınır
Kapısı'nın açılmasıyla başlayan
karşılıklı geçişlere, henüz tamamlanmayan 2008
yılı damga vururken geçiş rakamlarında Lokmacı
Kapısı'nın "bereketi" hissedildi.
Ledra Palace, Metehan, Bostancı,
Akyar ve Beyarmudu sınır kapılarının
karşılıklı geçişlere açılmasının
ardından stratejik önemi olan Lokmacı Kapısı da büyük
tartışmalar sonrasında 3 Nisan'da açıldı.
Lokmacı'dan, toplam 106 bin 63
kez geçiş yapılırken Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
en fazla geçişi kapının açıldığı ilk ayda,
turistler ise ekim ayında yaptı.
Lokmacı Sınır
Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler nisan ayında 32 bin
116, Kıbrıslı Rumlar ise 40 bin 684 kez geçiş yaptı.
Söz konusu rakamlara bakıldığında, Kıbrıslı
Rumların ilk kez bir sınır kapısından
Kıbrıslı Türklerden daha fazla geçiş yaptığı
ortaya çıktı.
Aylar içerisinde Lokmacı
Kapısı'na olan ilginin azalmasıyla geçiş rakamlarında
ilk aya oranla düşüş yaşandı.
Lokmacı Kapısı'nın
açılmasıyla sınır kapılarının
sayısı altıya yükselirken, 2008 Kasım'a kadar söz konusu
sınır kapılarından Kıbrıslı Türk, Rum ve
turistler yaklaşık 3.6 milyon kez geçti.
On bir aylık süre içerisinde
Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e toplam 2 milyon 182 bin 473
bin kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den Kuzey Kıbrıs'a
591 bin 441 kez geçti.
Kuzey'den Güney'e ya da Güney'den
Kuzey'e geçerek ziyaret gerçekleştirenler en fazla Metehan Sınır
Kapısı'ndan geçiş yaparken en az Bostancı
Kapısı'nı kullandı.
11 ayda 3.7 milyon kez geçiş
2008 Kasım ayına kadar
Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler Ledra Palas, Metehan,
Bostancı, Akyar, Beyarmudu ve Lokmacı Kapısı'nı
Kuzey'den Güney'e ya da Güney'den Kuzey'e geçmek için toplam 3 milyon 698 bin
365 kez kullandı.
11 aylık süre içerisinde
Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e toplam 2 milyon 182 bin 473
kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den Kuzey Kıbrıs'a 591
bin 441 kez geçti.
Güney Kıbrıs'tan ülkemize
geçen turist ziyaretleri incelendiğinde Güney Kıbrıs
vatandaşlarının geçiş sayısından fazla
olduğu dikkat çekiyor.
Buna göre, 2008 Kasım ayına
kadar turist nitelikli yabancı uyruklu kişiler Güney'den Kuzey'e
toplam 924 bin 451 kez geçti.
En fazla Metehan, en az Bostancı
Lokmacı Kapısı'nın
bu yıl nisan ayında geçişlere açılmasının
ardından artan sınır kapısı sayısı,
geçiş rakamlarını da etkiledi.
Altı sınır
kapısı arasında 1 milyon 505 bin 932 kez kullanılan Metehan
Sınır Kapısı, bu yıl da geçiş üstünlüğünü
korudu.
Kıbrıslı Türk, Rum ve
turistler sınır kapılarından en çok Metehan'ı, en az
ise 160 bin 237 kez olmak üzere Bostancı Sınır
Kapısı'nı kullandı.
Buna göre, Ledra Palas'tan 334 bin
831, Akyar'dan 628 bin 445, Lokmacı'dan 600 bin 055 ve Beyarmudu
Kapısı'ndan 468 bin 865 kez geçiş yapıldı.
Lokmacı, Kıbrıslı Türklerin
beşinci,
Kıbrıslı Rumlar'ın ise ikinci
tercihi
Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıslı Rumlara oranla sınır kapılarından
daha fazla geçtiğini ortaya koyan istatistiklere göre, 2008 Kasım'a
kadar Kıbrıslı Türkler altı sınır
kapısından yaklaşık 2 milyon, Kıbrıslı
Rumlar ise 591 bin kez geçti.
Kıbrıslı Türkler ve
Rumlar da en fazla geçişi Metehan'dan yaparken Türkler buradan 907 bin
692, Kıbrıslı Rumlar da 259 bin 320 kez kullandı.
Kıbrıslı Türkler'in
geçiş için ikinci tercihi Akyar Sınır Kapısı olurken
rakam 396 bin 395'i gösteriyor. Kıbrıslı Rumların üçüncü
tercihi olan Akyar Kapısı ise 88 bin 358 kez kullanıldı.
Kıbrıslı Türklerin
Güney'e geçmek için üçüncü en çok kullandığı sınır
kapısı Beyarmudu olurken, on bir ayda buradan 387 bin 610 kez
geçiş yapıldı. Kıbrıslı Rumların ise son
tercihleri arasında yer alan söz konusu kapıdan 32 bin 1 kez geçildi.
Kıbrıslı Türk ve
Rumların geçiş rakamları istatistiğine göre dördüncü
tercihi olan Ledra Palas'tan Kıbrıslı Türkler 186 bin 396,
Kıbrıslı Rumlar da 41 bin 174 kez geçti.
Her iki tarafta da en az
kullanılan sınır kapısı olan Bostancı'da
Kıbrıslı Türkler 119 bin 37, Kıbrıslı Rumlar ise
18 bin 930 kez geçiş yaptı.
Hem Kuzey hem de Güney
Kıbrıs'taki çarşıya yakınlığıyla
bilinen Lokmacı Kapısı'ndan sekiz ayda Kıbrıslı
Türkler toplam 185 bin 343 kez, Kıbrıslı Rumlar da 151 bin 658
kez geçti.
İstatistiklere
bakıldığında, Kıbrıslı Rumlar'ın ikinci
en çok kullanmayı tercih ettiği sınır
kapısının Lokmacı olduğu da dikkat çekiyor.
Lokmacı Kapısı, sekiz ayda üçüncü
sırada
2008 Kasım ayına kadar olan
sürede altı sınır kapısından yapılan
geçişlerin aylık istatistiklerine bakıldığında,
rakamlar Lokmacı "bereketini" ortaya koyuyor.
3 Nisan 2008'de geçişlere
açılan Lokmacı Kapısı, sekiz aylık bir sürede üçüncü
en çok kullanılan sınır kapısı oldu.
Uzun tartışmalar
sonrasında nisan ayında açılan Lokmacı'dan, toplam 106 bin
63 kez geçiş yapıldı. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
en fazla geçişi kapının açıldığı ilk ayda
yaparken, turistler ekim ayını tercih etti. Buna göre,
Kıbrıslı Türkler sekiz ayda Lokmacı'dan 185 bin 343 kez,
Kıbrıslı Rumlar 151 bin 658 ve turistler 263 bin 054 kez geçti.
Kapının
açıldığı ilk ay olan nisanda Kıbrıslı
Türkler Lokmacı Sınır Kapısı'ndan 32 bin 116,
Kıbrıslı Rumlar ise 40 bin 684 kez geçti. Söz konusu rakamlara
bakıldığında, Kıbrıslı Rumların ilk kez
bir sınır kapısından Kıbrıslı Türklerden
daha fazla geçiş yaptığı ortaya çıktı.
Aylar içerisinde Lokmacı
Kapısı'na olan ilginin azalmasıyla geçiş rakamlarında
ilk aya oranla bir düşüş yaşandı.
Lokmacı'da en fazla geçiş
Nisan'da yaşanırken en az geçiş ise Kıbrıslı
Türklerde 21 bin 189 kez olmak üzere kasımda, Kıbrıslı
Rumlarda ise 11 bin 445 kez olmak üzere eylülde gerçekleştirildi.
Turistlerin geçiş rakamları
incelendiğinde de, en fazla geçiş 38 bin 393 ile ekimde, en az
geçiş ise 28 bin 562 ile haziranda gerçekleşti.
Rakamlara
bakıldığında, turistlerin Kıbrıslı Türk ve
Rumlara oranla Lokmacı Sınır Kapısı'nı daha fazla
kullandığı dikkat çekiyor.
Metehan'dan 1.5 milyon kez geçiş
Her yıl olduğu gibi 2008'de
de en fazla geçiş 1 milyon 505 bin 932 kez olmak üzere Metehan
Sınır Kapısı'ndan yapıldı. En fazla geçiş
de, 153 bin 110 kez olmak üzere eylül ayında gerçekleşti.
11 aylık sürede
Kıbrıslı Türkler Metehan Kapısı'nı kullanarak
Güney Kıbrıs'a toplam 907 bin 692 kez geçerken,
Kıbrıslı Rumlar Kuzey Kıbrıs'a 259 bin 320 kez geçti.
Turistler ise, Kıbrıslı
Rumlardan daha fazla geçiş yaparak 338 bin 920 kez Metehan'ı
kullandı.
Aylık geçiş rakamlarına
bakıldığında, Kıbrıslı Türkler Güney'e en
fazla 98 bin 359 kez olmak üzere eylülde, en az da 74 bin 237 kez olmak üzere
kasımda geçti.
Güney'den Kuzey Kıbrıs'a
geçen Kıbrıslı Rumlar en fazla geçişi 28 bin 368 kez olmak
üzere nisanda, en az da 18 bin 587 ile Şubat'ta gerçekleştirdi.
Turistler ise, Güney
Kıbrıs'tan Kuzey'e en fazla 35 bin 343 kez ile eylülde olurken, en az
geçiş 19 bin 968 ile ocakta oldu.
Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan
geçişlerde Mart lider
Kuzey'den Güney'e ve Güney'den Kuzey'e
yapılan geçişlerde kullanılan Ledra Palace Sınır
Kapısı 2008 Kasım'a kadar toplam 334 bin 831 kez
kullanıldı.
Ledra Palace, altı
sınır kapısındaki geçiş rakamları
karşılaştırmasındaki tercih sıralamasında
ise, beşinci oldu.
Ledra Palace Sınır
Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler 186 bin 396,
Kıbrıslı Rumlar 41 bin 174 ve turistler 107 bin 261 kez geçti.
Kıbrıslı Türk, Rum ve
turistler söz konusu sınır kapısından bu yıl en fazla
mart, en az ise ağustos ayında geçti.
Diğer kapılardan
yapılan geçişlere göre daha sakin bir tablo ortaya koyan Ledra
Palace'tan Kıbrıslı Türkler Mart ayında 23 bin 848,
Kıbrıslı Rumlar 6 bin 725, turistler ise 17 bin 470 kez geçti.
Mart ayındaki, toplam geçiş rakamı da 48 bin 43 oldu.
En az geçiş ayı olan
ağustosta da Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan
Kıbrıslı Türkler 9 bin 151, Kıbrıslı Rumlar 2 bin
250 ve turistler 7 bin 287 kez geçiş yaptı.
Akyar, tercih sırasında ikinci
Mağusa bölgesindeki giriş ve
çıkışların yapıldığı Akyar
Sınır Kapısı, 628 bin 445 kez ile bu yıl en çok
geçişin yapıldığı ikinci kapı oldu.
2008 Kasım'a kadar Akyar'dan
Kıbrıslı Türkler 396 bin 395, Kıbrıslı Rumlar 88
bin 358 ve turistler 143 bin 692 kez geçerken toplamda en fazla geçiş
temmuz ayında oldu.
Kıbrıslı Türkler 42 bin
634 ile en çok temmuz ayında, Kıbrıslı Rumlar 11 bin 790 ve
turistler 20 bin 141 kezle en fazla ağustos ayında söz konusu
sınır kapısından geçiş yaptı.
Kıbrıslı Türkler en az
geçişi 30 bin 603 ile kasımda yaparken, Kıbrıslı
Rumlar şubatta 5 bin 456, turistler ise 5 bin 318 kez ile ocakta geçti.
Beyarmudu Kapısı'ndan
Kıbrıslı Türkler,
Rumlardan 20 kat fazla geçiş yaptı
2008 Kasım'a kadar olan sürede
Beyarmudu Sınır Kapısı'ndan toplam 468 bin 865 kez
geçiş yapıldı. Tercih sırasında dördüncü olan
Beyarmudu Sınır Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler
387 bin 610, Kıbrıslı Rumlar 32 bin 1, turistler ise 49 bin 254
kez geçti.
İstatistikler
incelendiğinde, Kıbrıslı Türklerin Rumlara oranla Beyarmudu
Sınır Kapısı'ndan neredeyse yirmi kat fazla geçiş
yaptığı dikkat çekiyor.
Kuzey'den Güney'e
Kıbrıslı Türkler 41 bin 38 ile en çok temmuzda Beyarmudu
Kapısı'ndan geçerken, Güney'den Kuzey Kıbrıs'a turistler 7
bin 129, Kıbrıslı Rumlar ise 4 bin 567 ile en çok ağustos
ayında söz konusu kapıyı kullandı.
Akyar Sınır
Kapısı'ndan en düşük geçişler ise ocak ve şubatta
oldu. Kıbrıslı Türkler en az geçişi 22 bin 573 ile ve
turistler ise 2 bin 342 kez ile ocakta yaptı.
Kıbrıslı Rumlar da bin
770 kez ile az geçişi şubatta gerçekleştirdi.
En az geçiş Bostancı'dan
Altı sınır
kapısı arasında en az tercih edilen ve geçişlerin çok
düşük olduğu Bostancı Sınır Kapısı'ndan 2008
Kasım ayına kadar toplam 160 bin 237 kez geçildi. En fazla geçiş
16 bin 495 ile ekimde oldu.
Kıbrıslı Türkler 119
bin 37, Kıbrıslı Rumlar 18 bin 930 ve turist niteliği
taşıyan yabancı uyruklular ise Bostancı Sınır
Kapısı'ndan 22 bin 270 kez geçti.
Bostancı'daki aylık
geçiş rakamları incelendiğinde, Kıbrıslı Türkler
en fazla 12 bin 923 ile Ekim'de, en az ise 9 bin 279 kez ile kasım
ayında Güney'e geçti.
Kıbrıslı Rumlar da, 2
bin 800 ile en fazla geçişi ağustosta, en az ise bin 157 ile
şubatta yaptı.
Güney Kıbrıs'tan Kuzey
Kıbrıs'a gelen turistler ise, 2 bin 443 ile en fazla Mayısta,
bin 562 kez ile de en az ocakta söz konusu sınır
kapısını kullandı.
KIBRIS 24/12/08
Minister in outspoken
attack against racist society
By
Jacqueline Theodoulou
POLITICIANS
yesterday united in condemnation of the vicious racist attack against a
15-year-old African-Cypriot girl, as immigrant support group KISA warned parts
of Nicosia were on the verge of turning into a battleground with immigrants
facing planned attacks by racist gangs.
But teachers and parents unions insisted there was no racism in schools, with
OELMEK demanding an investigation to prove last Fridays attack was racially
motivated, blaming the attack instead on typical teenage delinquency.
The attack saw 40 teenagers chanting Blacks out of Cyprus while they punched
and kicked Margarita Duku after a school volleyball match last Friday.
The exchanges came as the Chairman of the House Education Committee, Nicos
Tornaritis of DISY, yesterday called an emergency parliamentary meeting to
discuss the matter and invited the Education Minister, Ombudswoman, Child Commissioner
and anti-racist organisation KISA to testify, together with teachers and
parents unions.
This incident could not pass unnoticed and without us unifying our voices in
condemnation, said Tornaritis as he started the meeting.
Minister Andreas Demetriou, MPs and all state officials strongly condemned the
incident and admitted that Cypriot pupils were having difficulty accepting
multiculturalism, which often led to xenophobic outbursts.
But teachers and parents insisted the attack was isolated and there were rarely
if ever any racist phenomena in schools.
This is a very serious incident, condemned in the strongest terms; but we will
not accept under any circumstances that there is racism in our schools, said
OELMEK general secretary Costas Hadjisavvas. In order to deem this attack
racist, an investigation needs to be carried out and we want the evidence to
prove it. If it is proved, OELMEK will accept it as that.
Hadjisavvas called for the appointment of an investigator to get to the bottom
of the affair, in addition to the investigation that is already underway by the
Ombudswomans office.
However, Minister Demetriou had a different view. This case has powerful
elements of racism and aggression. It has to do with a racist conception of
things and events, said Demetriou. As a society, our mentality is very
wrong.
Although this was something that started from the family and affected society
as a whole, he added, the way pupils were taught in school did not help the
situation.
If you cultivate in children that we are the superior race, it affects their
acceptance of multiculturalism, the minister explained.
But dealing with racism and accepting the different is not something that can
be dealt with in education alone, Demetriou added. It is a matter that
concerns society and our political leadership, and it needs to be addressed in
its entirety.
Ombudswoman Eliana Nicolaou and Child Commissioner Leda Koursoumba also called
for a broad look at the issue and, referring to the various investigations they
have carried out over the past years, called for fundamental changes in the way
children are brought up in Cyprus.
On behalf of the police, Costas Veis found himself on the receiving end of some
stern words from Tornaritis, after the policeman tried to sidestep claims that
the police had refused to accept a statement by Margaritas father.
KISA President Doros Polycarpou, who brought the matter to the medias
attention and submitted a formal complaint to the Ombudswoman, said the father
had tried three times to offer his version of events to the police, only to be
turned away.
He eventually made his statement, but only after pressing the matter. Veis said
the statement was delayed as Margaritas father was not an eye witness, to which
Tornaritis replied: So do I have to be an eye witness to make a statement? Or
white?
Polycarpou also contradicted OELMEKs claims that Dukus cousins, who also
attend the Akaki School with Margarita, had never suffered racist abuse. I
have spoken to Margaritas cousin and she told me that her siblings dont go to
school any more because they are tired of being beaten, said Polycarpou.
He then informed deputies on the existence of local gangs in Pallouriotissa and
old Nicosia, who gather and plan assaults against immigrants.
Foreigners living in the area are now preparing their defence. We are on the
brink of watching old Nicosia turn into a battlefield, he warned.
CYPRUS MAIL 24/12/08
|
Şefik DİNÇ / İSTANBUL |
||
|
|
||
Yeşilköyde yıllarca haftanın üç günü
ihtiyacı olan hastalara ücretsiz bakan ve dört yıl önce
yaşamını yitiren Dr. Konstantin Kalangosun adı dün
Bakırköy Belediye Meclisinin aldığı kararla sokağa verildi.
"Dr. Kalangos Sokak" tabelasını, Bakırköy Belediye
Başkanı Ateş Ünal Erzen, sevilen doktorun İsviçrede
yaşayan doktor oğlu Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos ile birlikte çaktı.
Süvari Birliğine kadar uzanıyordu. Onun
DNAsında Türkiye yazıyordu. Büyükdedesi, Sultan Abdülazizin
Başhekimi ve saray doktoru Ksefanon Zoğrafos Paşaydı.
Babası ise Aksenthios Kilisesinin papazıydı. 1878de Berlin Kongresine
katılan heyetteki Kara Teodori Paşa ise annesinin kuzeniydi. Sultan
Abdülhamidin süvari birliği kumandanlarından Miralay Romilos
Partharis Dr. Kalangosun büyük yeğenlerinden biri. 31 Mart
olaylarında şehit olan Miralay Romilos Partharis , büyük bir devlet töreniyle defnedilmişti. "Yeşilköyün
lokman hekimi" olarak anılmaya başladı. Fakirleri
ücretsiz muayene ediyor, ilaç paralarını da cebinden ödüyordu.
Askerliğinin bir bölümünü Ürgüpte, bir bölümünü de Gülhane Askeri Hastanesinde yaptı. Askerliğini
bitirdiğinde Yeşilköylülere hizmet vermeye devam etti. Her
konuşmasında, kendisinden önce Yeşilköyde uzun yıllar
doktorluk yapan ve hastalarını, evindeki muayenehanesinde tedavi eden
Doktor Sait Kurşuncuyu anıyordu. Hatta son
röportajında "Ben de onun çalışma ilkelerini kendime
örnek aldım. Yüzlerce hastaya hizmet verdim.
Yeşilköylüleri sağlıklarına kavuşturdum.
Şimdilerde, büyük bir gönül rahatlığı içinde bunun mutlu
sefasını yaşıyorum" demişti. Dört yıl önce
83 yaşında yaşamını yitiren Yeşilköylülerin "Lokman hekimi" Kalangosun
adı, artık çok sevdiği Yeşilköyde yaşıyor.
Bakırköy Belediye Meclisi Dr. Kalangosun adının Ermeni
Kilisesinin bulunduğu Çardaklı Sokağına verilmesini
kararlaştırdı. Bakırköy Belediye Başkanı
Ateş Ünal Erzen, Dr. Konstantin Kalangosun oğlu Prof. Dr.
Akhsentios Duri Kalangosla dün sokağın tabelasını
birlikte çaktı. tüm Türk halkına hizmet eden insanların adları yaşatılır.
Serbesti Sokaktaki evimizden bana kalan anılar,
babamın tedavi ettiği insanlar oldu. Babam sadece hastalara
bakmıyordu. Parası olmayanlara ilaçlarını da alıp
veriyordu. O insanların tatlı tebessümleri hálá yüreğimde.
İnsana insan olduğu için değer veren ve bunu başkalarına öğreten
bir kişiydi. Babam bu insani değerleri de bana çok iyi
öğretti" dedi. Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos, 10 yıl önce
bir yardım vakfı kurduğunu ve özellikle geri kalmış ülkelerde 10 binin üzerinde
çocuğun kalp ameliyatına olanak
sağladığını söyledi. Dr. Kalangosun Yeşilköyün "Lokman
Hekimi" olarak bilindiğini belirten Bakırköy Belediye
Başkanı Ateş Ünal Erzen de, "Yeşilköyde 60 yıl
hekimlik yapmış ve sayısız insanı tedavi etmiş. Biz
yaptıkları hizmetler nedeniyle adını yaşatmak
istedik" dedi. alıp veriyordu. O
insanların tatlı tebessümleri hálá yüreğimde" dedi. |
HURRIYET 25/12/08
AİHM'e bir kayıp davası daha
Mehmet Derviş'in eşi ve çocukları,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde "Kıbrıs
Cumhuriyeti" aleyhine dava açtı.
31 Temmuz 2008 tarihinde, düzenlenen
askeri bir törenle Lefkoşa Şehitliği'nde toprağa verilen
1963 kayıplarından Derviş Mehmet'in eşi ve dört
çocuğu, Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.
Derviş Mehmet'in ailesinden
verilen bilgiye göre kemiklerinin bulunması üzerine, ailesinin Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. Maddesi
bağlamında, devletin Derviş Mehmet'in öldürülmesi olayına
karışan kişilerin bulunarak haklarında soruşturma
açmadığı; Derviş Mehmet'in kaybı nedeniyle ailenin
uzun yıllar süresince çektiği elem ve ızdırabın
sözleşmenin 3. Maddesine aykırılık oluşturduğu;
ayrıca ailenin bu şikâyetlerine karşı Güney'de
başvuracak iç hukuk yolu bulunmadığı için yine
sözleşmenin 13. maddesinin ve son olarak da etnik kökeni nedeniyle
Sözleşme'nin ayrımcılığı yasaklayan 14.
maddesinin ihlal edildiği belirtildi.
Derviş Mehmet'in hikayesi
Derviş Mehmet, 1925
yılında Kıbrıs'ın Girne İlçesine bağlı
Templos (Zeytinlik) köyünde doğdu. Lefkoşa ilçesine bağlı
Matyat köyünde sakin Nazlı Mustafa (Gürtekin) ile evlendikten sonra Matyat
köyüne yerleşti.
Matyat, 1963 yılında 210
Kıbrıslı Türk ile bir o kadar Kıbrıslı Rum'un
birlikte yaşadığı karma bir köy idi. 21 Aralık 1963'te
iki Kıbrıslı Türkün öldürülmesiyle başlayan halklar
arası çarpışmalarda, 23 Aralık 1963 tarihinde EOKA terör
örgütünün saldırısına uğradı. EOKA terör örgütünün
baskın planının sezilmesi üzerine köyün Kıbrıslı
Türk kadın çocuk ve yaşlıları bir otobüsle, tamamen
Türklerden oluşan yakındaki Koççat köyüne tahliye edildi. Derviş
Mehmet'in de içinde bulunduğu ve sayıları 15-20 kadar olan köyün
eli silah tutan erkekleri av tüfekleri ile EOKA'nın organize ettiği
önce Matyatlı Rumlara, daha sonra civar Rum köylerinden gelen ve otomatik
silahları olan bin civarındaki saldırgana karşı koymaya
çalıştı. Öğleyin şiddetlenen çarpışmalar
akşama kadar devam etti. Karanlıkta Kıbrıslı Türkler
Koççat köyüne çekilmek zorunda kaldı.
Türklerin Matyat'ı terk
etmesinden sonra Kıbrıslı Türklerin evlerine geri dönmemeleri
için aynı
gece Kıbrıslı Türklere ait evler
yakıldı, hayvanları katledildi, taşınabilir
varlıkları yağmalandı.
Matyat'ın Türk sakinleri 23
Aralık 1963 tarihinden sonra bir daha köylerine geri dönemediler. Türklere
ait ev ve diğer kalıntılar daha sonraki tarihlerde tamamen yok
edildi. Matyat baskını 25 Aralık tarihli Rum gazetelerinde
tamamen çarpıtılarak, Türklerin Rumlara
saldırdığı ve kendi evlerini ateşe verdikleri
şeklinde yayınlandı.
24 Aralık'ta Koççat'tan ayrıldı,
dönmedi
Ailesini Koççat köyünde emniyete alan
Derviş Mehmet, Lefkoşa'da barınma imkânı hazırlayabilmek
ve Lefkoşa'daki yakınlarının durumunu öğrenebilmek
amacıyla 24 Aralık günü yaya olarak Lefkoşa'ya doğru yola
çıktı. Temmuz 2008 tarihine kadar ondan bir daha haber alınamadı.
Temmuz 2008'de, Kıbrıs'taki
kayıpların akıbetini sonuçlandırmak, kalıntı
çıkarmak ve teslim etmek üzere görev alan Kayıp Şahıslar
Komitesi, Derviş Mehmet'in kalıntılarına, Osmanlı
idaresi döneminde Lefkoşa'nın içme suyu ihtiyacını
karşılamak amacıyla kazılan sıra kuyuların
birinde rastladı. Derviş Mehmet'in bulunduğu kuyu -şimdiki
gibi- 1963 yılında da tamamen Rum idaresi kontrolünde olan
Lefkoşa'nın Strovolo bölgesiydi.
Ailesinin, Derviş Mehmet'in ölüm
nedeni ve şekli ile ilgili iki adli tıp uzmanına
kalıntılar üzerinde inceleme yaptırdığı ve
verilen raporda Derviş Mehmet'in çok yakın mesafeden, küçük
çaplı bir silahla öldürüldüğünün tespit edildiği de kaydedildi.
KIBRIS
25/12/08
Yeşilırmak'a Erenköy şartı
Cumhurbaşkanı
Talat, Hristofyas'ın Yeşilırmak Kapısıyla ilgili
sözlerini yanıtlayarak, Yeşilırmak kapısı
açılınca, Erenköy'e aynı anda serbest geçiş istediklerini
ancak Rum tarafının buna hâlâ yanıt vermediğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasıyla
Kıbrıslı Türklerin bir KKTC toprağı olan Erenköy'e
aynı anda serbest geçiş istediklerini, ancak Rum tarafının
buna hâlâ yanıt vermediğini söyledi.
Talat, Erenköy'e askeri araç gereç
dışında serbest geçiş için yaptıkları öneriye
somut cevap beklemenin hakları olduğunu kaydederek, bu taleplerinin
meşru olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, konunun
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la her görüşmesinde
gündeme geldiğini de belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın Rum basınında yer alan
Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına askerin
izin vermediği yönündeki demeciyle ilgili TAK muhabirinin
sorularını yanıtladı.
Konunun askerle ilgisi
olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
Yeşilırmak Kapısı'nın açılması konusunun çok
uzun süredir gündemlerinde bulunduğunu, Hristofyas'la 21 Mart'taki
anlaşmada da Yeşilırmak ve diğer kapıların
açılmasından bahsedildiğini hatırlattı.
Yeşilırmak'ın
yanına diğer kapıları koyarken amaçlarından birinin,
Pile'ye İngiliz üslerinden geçişte çok ciddi sorunlar
yaşadıkları için Pile-Yiğitler yolunun yapılması
ve Pilelilerin hizmetine sunulması olduğunu kaydeden Talat, aynı
zamanda Yeşilırmak Kapısı açıldığında
kuşatılmış Erenköy'e serbest geçişin de aynı anda
uygulamaya konulmasını istediklerini söyledi.
"Pile-Yiğitler Yolu için katı
tutum"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Rum tarafının ve onu destekleyen BM'nin Pile-Yiğitler
yolu konusunda son derece katı bir tutum
takındığını belirterek, şunları
anlattı:
"Bunun üzerine Erenköy'e serbest
geçiş konusu gündeme geldi. Kıbrıs Türk tarafı, çok pratik
ve son derece makul bir öneri hazırladı. Çünkü Erenköy, KKTC
toprağıdır ve KKTC'den yine KKTC toprağı olan bir
bölgeye serbest geçişten bahsediyoruz. Bu nedenle oraya yönelik serbest
geçişin askeri mühimmat ve askeri araç gereç olmamak şartıyla
serbest olmasını istedik.
Kıbrıs Rum tarafı buna
hala cevap vermedi. Ancak Sayın Hristofyas, 'askerin inadı yüzünden
hala bu kapıyı açamadığımız' gibi tamamen gerçek
dışı, gerçeklerle uzaktan yakından ilişkisi olmayan
bir iddia ortaya attı. Doğrudur, hemen hemen her toplantıda bu
konuyu konuşuyoruz ve her toplantıda topun kendilerinde
olduğunu, durumu değerlendirip bize
yaklaşımlarını iletmeleri gerektiğini söylüyorum. Biz
de topu Özdil Nami ile Yorgo Yakovu'ya atıyoruz. Durum budur. O nedenle
Rum tarafının durumu değerlendirerek, Pile konusunda
yaşadıkları veya öne sürdükleri sıkıntıları
düşünmeyecek olsak bile Erenköy'le ilgili somut bir cevap beklemek
hakkımızdır diye düşünüyoruz.
Çünkü Erenköy, KKTC'nin bir
parçasıdır ve KKTC'den KKTC'ye Rum kontrolündeki bir bölgeden geçip
gitme söz konusudur. Buna rağmen biz askeri teçhizat, mühimmat gibi
konuları bunun dışında bırakıyoruz, tamamen sivil
malzemelerin ve insanların geçebilmesini, yani oradaki askerlerimizin
ailelerinin geçebilmesini istiyoruz."
"Ekonomik ve sosyal ilişki
sağlayacak bir kapı değil"
Cumhurbaşkanı Talat,
Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasının
istenmesinin başlıca nedeninin; Pirgo köylülerinin Lefkoşa'ya
ulaşma zorluğu olduğunu kaydederek, yoksa bu kapının
iki taraf arasında ekonomik ve sosyal ilişkileri
geliştireceği iddiası bulunmadığını ifade
etti.
Aynı şekilde
Kıbrıslı Türklerin de Erenköy'e ulaşma
sıkıntısı yaşadığına dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak kapısı
açılınca Rumlar Lefkoşa'ya rahatça gidip gelebilirken
Kıbrıslı Türklerin Erenköy'e gidememesinin kabul
edilemeyeceğini vurguladı.
Talat, zaten yerleşim bölgesi
olmayan Erenköy'e askerlerin aileleri ve oraya gitmek isteyen diğer
kişiler için ulaşım kolaylığı istediklerini
belirterek, "Talebimiz bu kadar meşru bir şeydir" dedi.
KIBRIS
25/12/08
Eren Güler / hurriyet.com.tr 26/12/08
Kuzey Kıbrıs Türk
Havayolları'ndaki Ercan Havalimanı önümüzdeki sene içerisinde
özelleştirilecek. Özelleştirme, yap-işlet-devret yöntemi ile
gerçekleştirilecek.
Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY)
ile Havaş'ın yüzde 50-50 ortaklığı olan ve öncelikle
yer hizmetleri alanında hizmet verecek olan CAS (Cyprus Airport Service)
şirketinin faaliyete başlaması nedeniyle Girne'de bir
toplantı düzenlendi. Bu toplantı sırasında konuşma
fırsatı bulduğumuz KKTC Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Ercan ve Geçitkale Havalimanları ile ilgili önemli bilgiler verdi.
Ercan'da özelleştirme zamanı geldi
Ercan Havalimanı'nın
kapasitesi ile ilgili sıkıntılar olduğunu söyleyen Usar, bu
sıkıntıların giderilmesi ve kapasite
artırımına yönelik olarak Arjantin, ABD ve İtalyan ortaklı
uluslararası bir firma ile geçtiğimiz hafta anlaşma
imzaladıklarını belirtti. Usar, şöyle devam etti:
"Bu şirket, bizim
ortaya koyacağımız talepler doğrultusunda, Ercan'a dönük
bir mastır plan hazırlayacak. Plan en geç 6 ay içerisinde hazır
olacak. Hemen arkasından da yap-işlet-devret modeli ile
uluslararası bir ihaleye çıkıp Ercan Havalimanı'nın
işletmesini özel sektöre devredeceğiz."
İhalenin 15-20 veya 25
yıl olabileceğini söyleyen Usar, kapasite
artırımına yönelik olarak minimum 40 milyon euroluk bir
yatırım yapılacağını belirtti.
Bu yatırım
kapsamında yeni bir pist inşaatı, yeni bir apron ve terminal
binası da olduğunu kaydeden Usar, ayrıca terminal binasında
alışveriş dükkanları ya da alışveriş merkezi
de yer alabileceğini ifade etti.
İHALEYE TAV
GİREMEYECEK
İhaleye her kesimden
katılım beklediklerinin altını çizen Usar, ancak KTHY,
Havaş veya TAV'ın ihaleye giremeyeceğini belirtti. Usar,
şöyle devam etti:
"KTHY ile Havaş
arasında ilk imzalanan iyi niyet anlaşmasında, Ercan'ın
işletmeciliği konusunda bir ihale olursa, KTHY'nin,
Havaş'ın veya bağlı kuruluşu TAV'ın
katılmaması yönünde bir hüküm vardı ve o hüküm
geçerliliğini koruyor. Bu şirketler katılamayacak ama
KTHY-Havaş ortaklığı olan CAS ihaleye girebilir.
İhaleye
çıktığımızda CAS'ın kazanması belki bizi
mutlu eder ama kazanabilmesi için de en uygun teklifi vermesi gerekir, aksi
takdirde daha iyi teklifleri bir kenara iterek CAS'a veremeyiz."
Ercan Havalimanı'nın
stratejik konum olarak ekonomik potansiyelinin çok yüksek olduğuna dikkat
çeken Usar, "Ercan KKTC'nin tam ortasında. Güney Kıbrıs'taki havalimanları ise
adanın iki ucunda. Ercan uluslararası düzeye geldiğinde, ada
genelindeki en baskın havalimanı olacak" dedi.
Geçitkale'de yeni ihale
Usar, Geçitkale Havalimanı
ile ilgili olarak da şunları anlattı:
"Geçitkale şu anda
ekonominin dışında. Bir süre önce Geçitkale
havaalanını bakım-onarım, kargo
taşımacılığı ve uçuş eğitimi verme
noktasında ihaleye çıkmıştık. Tek bir teklif geldi.
Sonra teklif sahibi bazı bürokratik formaliteleri yerine getiremedi ve biz
ihaleyi iptal ettik. Ocak ayında aynı kapsam doğrultusunda yeni
bir ihaleye çıkacağız. Bu havalimanında yolcu
taşımacılığı olmayacak."
Güney'den inşaat malzemesi alıyoruz
PRIO" Kıbrıs Merkezi araştırmacıları
tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta ada içi ticaret"
isimli kitapçıkta, Kıbrıslı Türklerin 2004
Mayıs'ından 2007 Aralık ayına kadar geçen sürede Güney
Kıbrıs'tan 475 bin 048 KL tutarında inşaat malzemesi
aldığı belirtildi.
1 MİLYON 166 BİN 140 KL TUTARINDA
MAL ALINDI... Kıbrıslı Türklerin Güney satın
aldığı mallar arasında inşaat malzemesi başı
çekiyor. 2004 yılının Mayıs ayından, 2007 Aralık
ayına kadar olan sürede 1 milyon 166 bin 140 Kıbrıs Lirası
tutarındaki mal alımının 475 bin 048 lirası inşaat
malzemesine gitti. İnşaat malzemesinin ardından en çok
satın alınan malların dökümü şöyle: Makine, hayvan yemi,
tarımsal ürünler, şarap ve alkollü içecek, endüstriyel ürünler,
tuvalet malzemesi ve kozmetik, gıda maddeleri, plastik ürünler, gazete,
mobilya, imal ürünler ve kömür
KIBRISLI RUMLAR KUZEY'DEN DAHA ÇOK
SEBZE ALIYOR... Kuzey Kıbrıs'tan, Güney Kıbrıs'a
yapılacak ticareti düzenleyen ve 10 Ağustos 2004 tarihinde Avrupa
Komisyonu'nda onaylanan ve 23 Ağustos'ta uygulanmasına başlanan
Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden yapılan satışlara
bakıldığında, Kıbrıslı Rumların en çok
sebze satın aldığı kaydedildi. Kıbrıslı
Rumlar sebze için 2004'ten 2007'ye kadar geçen süre içerisinde 1 milyon 507 bin
964 KL, 2008'in ocak ayından haziran ayına kadarki zamanda 1 milyon
15 bin 241 Euro ödedi.
Aral MORAL
Güney Kıbrıs
ile Kuzey Kıbrıs arasında yapılan ticarette, Rumlardan, en
fazla inşaat malzemesi aldığımız belirtildi.
Kıbrıs
sorununun en çetrefilli konuları arasında gelen mülkiyet konusunda
ilginç gelişmeler yaşanıyor. Kuzey'de kendi arazileri üzerine
yapılan inşaatlardan şikayetçi olan Rumlardan alınan
inşaat malzemelerinin
kuzeydeki inşaat sektöründe
kullanılması ilginç bir ironi oluşturuyor.
Oslo Uluslararası
Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (PRIO)
Kıbrıs Merkezi araştırmacıları tarafından
hazırlanan "Kıbrıs'ta ada içi ticaret" isimli
kitapçıkta, Kıbrıslı Türklerin 2004 Mayıs'ından
2007 Aralık ayına kadar geçen sürede Güney Kıbrıs'tan 475
bin 048 Kıbrıs Lirası (KL) tutarında inşaat malzemesi
aldığı belirtildi.
Kuzey
Kıbrıs'tan, Güney Kıbrıs'a yapılacak ticareti
düzenleyen ve 10 Ağustos 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu'nda onaylanan, 23
Ağustos'ta da uygulanmasına başlanan Yeşil Hat Tüzüğü
üzerinden yapılan satışlara bakıldığında,
Kıbrıslı Rumların en çok sebze satın
aldığı kaydedildi.
Kıbrıslı Rumlar sebze için 2004'ten 2007'ye kadar geçen süre
içerisinde 1 milyon 507 bin 964 KL, 2008'in ocak ayından haziran
ayına kadarki zamanda 1 milyon 15 bin 241 Euro ödedi.
Kıbrıslı Türkler
inşaat malzemesi aldı
Kuzey
Kıbrıs'a Güney Kıbrıs'tan satılan mallar arasında
inşaat malzemesi başı çekiyor. 2004 yılının
mayıs ayından, 2007 aralık ayına kadar olan sürede
Güney'den alınan 1 milyon 166 bin 140 KL tutarındaki malların
475 bin 048 KL tutarındaki bölümü inşaat malzemesine gitti.
İnşaat
malzemesinin ardından, Kıbrıslı Türkler tarafından en
çok satın alınan malların dökümü şöyle:
Makine, hayvan yemi,
tarımsal ürünler, şarap ve alkollü içecek, endüstriyel ürünler,
tuvalet malzemeleri ve kozmetik, gıda maddeleri, plastik ürünler, gazete,
mobilya, imal ürünler ve kömür.
Rumlar, sebze alıyor
2004-2008
yılları arasında Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden Güney'e
yapılan satışlarda en çok sebze türleri rağbet gördü.
2004 yılında
sebze ürünlerinde 103 bin KL, 2005'de 165 bin 293 KL, 2006'da 545 bin 414 KL,
2007'de 694 bin 253 KL ve 2008'in ilk altı ayında da 1 milyon 15 bin
241 Euro gelir elde edildi.
Sebzenin ardından
en fazla satılanlar, tahta ürünler/mobilya, yapı
taşı/taş maddeleri oldu.
Tahta ürünler/mobilya
ve yapı taşları/taş maddelerini sırasıyla, ham
madde, plastik ürünleri, kağıt ürünleri, alüminyum/PVC ürünleri,
kimyasal ürünler, elektrik ürünleri ve el işi ürünleri izledi.
2008'de de en fazla satış
sebzede oldu
2008
yılının ilk 6 ayının baz alındığı
tabloda da sebze satışları yine ilk sırada yer aldı.
2007 ile 2008 yılının ilk 6 ayının
karşılaştırıldığı tabloda, sebzenin
ardından en çok satılan mal plastik ürünler ve tahta ürünleri/mobilya
oldu.
Yeşil Hat Tüzüğü
üzerinden yapılan satışlar
Kuzeyden güneye satışlar
(KL) 2004 2005 2006 2007 Ağustos
2004-Aralık 2007 Toplam
Alüminyum/PVC ürünleri
7,765 49,268 149,183 59,408 265,624
Yapı taşı/Taş
maddeleri 22,121 121,289 164,833 335,779 644,022
Seramik ürünler/Isıya
dayanıklı ürünler 0 0 0 10,700 10,700
Kömür 1,796 1,794
700 0 4,290
Kimyasal ürünler 15,880
26,618 55,050 156,388 253,936
Konfeksiyon 9,114
16,498 3,428 5,898 34,938
Toprak/Taş 13,207
3,614 29,207 2,946 48,974
Elektrik ürünleri 0
27,012 141,333 1,500 169,845
Elektronik malzeme 0
8,198 0 0 8,198
Yiyecek/içecek 405
1,622 1,324 0 3,351
Meyve 4,310 0
0 0 4,310
Cam ve cam eşya 0
0 0 7,549 7,549
Elişi ürünleri
3,786 13,837 29,446 21,505 68,574
Endüstriyel mutfak ekipmanı
0 0 9,750 0 9,750
Demir/Çelik 4,755
23,469 3,035 13,354 44,613
Kâğıt ürünler
43,417 138,319 81,054 92,621 355,412
Sıva makinesi ve
materyali 0 0 1,000 5,430 6,430
Plastik ürünleri 3,082
102,049 194,991 224,753 524,874
Prefabrik binalar 0
35,966 0 23,000 58,966
Kitap/Gazete 0
6,860 0 0 6,860
Ham madde 16,432
55,508 148,633 318,122 538,695
Saraç ve kayış
takımı 0 1,342 357 1,431 3,130
Sanitasyon ürünleri 0
0 0 5,499 5,499
Tekstil 0 0
0 0 0
Sebze 103,003
165,293 545,414 694,253 1,507,964
Su depolama ve
ısıtma 0 1,300 2,808 1,597 5,705
Tahta ürünler ve mobilya
26,486 179,575 327,920 433,623 967,604
Toplam 275,559
979,432 1,889,465 2,414,576 5,559,003
Değişim % -
255.4 92.9 27.8 -
Kuzeyden güneye satışlar
Ocak-Haziran 2008
Yeşil Hat Tüzüğü
üzerinden yapılan satışlar (EUR) 2007 Ocak-Haziran
2008 Ocak-Haziran
Alüminyum/PVC ürünleri
32,008 134,878
Yapı taşı/Taş
maddeleri 365,885 250,098
Seramik ürünler/Isıya
dayanıklı ürünler 0 6,880
Kömür 0 0
Kimyasal ürünler
133,754 182,729
Konfeksiyon 5038 2,691
Çiçek 0 4,000
Toprak/Taş 5,087
20,000
Elektrik ürünleri 0
1,252
Elektronik malzeme 0 0
Yiyecek/içecek 0 0
Taze balık 0 8,855
Meyve 0 0
Cam ve cam eşya 86
30,922
Elişi ürünleri
17,788 9,524
Endüstriyel mutfak
ekipmanı 0 0
Demir/Çelik 7,934 93054
Kâğıt ürünler
83,372 24,689
Sıva makinesi ve
materyali 9,353 0
Plastik ürünleri
193,708 420,737
Prefabrik binalar 7,770
14,000
Kitap/Gazete 0 1,250
Ham madde 305,611
234,428
Saraç ve kayış
takımı 0 1,832
Sanitasyon ürünleri
2,681 217
Tekstil 0 0
Sebze 313,436 1,328,677
Su depolama ve
ısıtma 346 0
Tahta ürünler ve mobilya
399,634 340,322
Toplam 1,883,489
3,111,035
Kuzeyden güneye en çok satılan
10 mal Ağustos 2004 Aralık 2007
Sebze 1,507,964
Tahta ürünler ve mobilya
967,604
Yapı taşı/Taş
maddeleri 644,022
Ham madde 538,695
Plastik ürünleri 524,874
Kâğıt ürünleri
355,412
Alüminyum/PVC ürünleri
265,624
Kimyasal ürünler 253,936
Elektrik ürünleri 169,845
Elişi ürünleri 68,574
Güneyden kuzeye satılan
ürünler Mayıs 2004-Aralık 2007 toplam
İnşaat malzemeleri
475,048
Makine 246,224
Hayvan yemi 166,980
Tarımsal ürünler 78,465
Şarap ve alkollü içecek
75,568
Endüstriyel ürünler 34,178
Tuvalet malzemeleri ve
kozmetik 33,211
Gıda maddeleri 17,346
Plastik ürünler 13,172
Gazete 12,883
Mobilya 7,979
İmal ürünler 3,979
Kömür 1,157
Toplam 1,166,140
KIBRIS
26/12/08
Girne'de Noel kutlaması
Noel
dolayısıyla KKTC'deki kiliselerde de ayinler ve kutlamalar
yapıldı
Elmas TOKAY
Noel dolayısıyla KKTC'deki
kiliselerde de ayinler ve kutlamalar yapıldı
Bu kutlamalardan biri Girne'de,
İngiliz Kilisesi olarak da bilinin St. Andrew Kilisesi'nde
yapıldı.
Noel kutlamasında Hz. İsa'nın dünyaya
geliş öyküsü anlatıldı. İncil'den ayetlerin okunduğu
ayinde, dualar edildi ve ilahiler okundu.
Noel, her yıl dünyadaki
Hıristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta
kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta başlar ve bazı ülkelerde
26 Aralık akşamına kadar devam eder.
Hıristiyanların
çoğunlukta olduğu ülkelerde Noel tatili yeni yıl tatiliyle
birleştirilir. Bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jül Sezar
takviminde 25 Aralık`a denk gelen 7 Ocak'ı Noel olarak kutlar.
Noel kutlamaları kapsamında
genellikle, Hazreti İsa'nın doğuş sahneleri
canlandırılıyor, Noel ağaçları hazırlanıyor,
evler, bahçeler, caddeler Noel sembolleri ve ışıklarla
süsleniyor, tebrik kartları gönderiliyor,
hediyeler veriliyor.
Noel'de Noel Baba'nın (Santa
Klaus, St. Nicholas) gelişi canlandırılıyor. Popüler Noel
temalarıysa, iyi niyet, vericilik, sevecenlik ve ailenin birlikte zaman
geçirmesi olarak sıralanabilir.
KIBRIS
26/12/08
KKTC'den Rum kesimine
ithalat yasağı
KKTC
hükümeti, Güney Kıbrıs'tan et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri
geçişini yarından itibaren yasakladı.
Ayrıca, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca
yapılan, Güney Kıbrıs'tan 135 euro üstü
alışverişe, sınır kapılarında denetim
getiriliyor.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, bütçe görüşmeleri
sırasında, Cumhuriyet Meclisi'nde basına yaptığı
açıklamada, 135 euro üstü alışverişe devletin ilgili
kuralları çerçevesinde gereken işlemin
yapılacağını, et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin
geçişinin yasaklandığını açıkladı.
Sınır kapılarında bu konuda dikkatli ve kararlı denetim
yapılacağını belirterek, halkın bu uygulamaya
anlayışla yaklaşılacağına
inandığını dile getiren Soyer, Kıbrıs Türk
halkını kendi ekonomisine sahip çıkmaya çağırdı.
Kıbrıs Rum yönetiminin tarım bakanının bir süre önce
Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt
ve süt ürünlerinin geçişine yasak uygulayacağını ve
denetimleri artıracağını
açıkladığını hatırlatan Soyer, yapılan
gözlemlerde, Güney'den Kuzey'e geçen tüm Kıbrıslı Rumlar'a, Rum
sınır kapılarında et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri
bahane edilerek Kuzey'den alışverişi caydırıcı
bir uygulama başlatıldığının görüldüğünü
söyledi.
"Bunun üzerine biz de KKTC olarak sürdürdüğümüz denetim
çalışmalarını artırmaya karar verdik" diyen
Soyer, "Güney Kıbrıs'tan 135 euroya kadar insanlarımız
alışveriş yapabilir. 135 Avro'nun üzerindeki her
alışveriş uygulamaya terstir. Kimsenin mağduriyet
yaşamasını istemiyoruz. 135 euro üstü
alışverişlere dönük olarak Güney Kıbrıs'taki
uygulamayı yapacağız" dedi.
135
euro'luk alışverişin içinde Güney Kıbrıs'tan Kuzey
Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri girmesine de izin
verilmeyeceğini belirten Soyer, "Tıpkı Rum
tarafının bize uyguladığı gibi" diye
konuştu.
"Yurttaşlarımız bunu bilerek hareket etmeli" diyen
Soyer, "eşitlik temelinde siyasal mücadele sürdürülen bir noktada,
ekonomiyi soğuk savaş mantığıyla kıskaca almak
isteyen zihniyete karşı yurttaşların gereken
duyarlılığı göstermek durumunda olduklarını"
kaydetti.
Soyer, Güney Kıbrıs hangi önlemi alırsa kendilerinin de
aynı önlemi alacağını kaydetti.
Soyer, bir soru üzerine 135 euro üstü ürüne gümrük memurlarının el
koyacağını, vatandaşların daha sonra gereken
gümrüğü ödeyeceklerini söyledi. Soyer, KKTC Tarım
Bakanlığı bütçesi görüşülürken, alınan önlemler
konusunda milletvekillerine de bilgi verdi.
KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını
düzenlemeye yönelik olarak hazırlanan ve 23 Ağustos 2004 tarihinde
yürürlüğe giren, daha sonraları kapsamı genişletilen
Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca, bireyler geçişlerde kişisel
kullanım amacıyla yalnızca 135 euro'luk mal
taşıyabiliyorlar.
CNN TURK 22/12/08
KKTC'de CTP, 2009'da erken seçim kararı aldı
KKTC'de, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Özgürlük ve Reform
Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetin büyük ortağı CTP, 2009
yılı içinde erken genel seçime gitme kararı aldı.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
yaptığı yazılı açıklamada, partide bugün
yapılan geniş kapsamlı toplantılarda, ülkedeki son siyasal
ve ekonomik gelişmeler ile Kıbrıs konusunda gelinen
aşamanın ele alındığını kaydetti.
Soyer, açıklamasında, "Ortaya konulan bilgiler ve
değerlendirmeler ışığında parti meclisi, 2009
yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara
bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini
kararlaştırmıştır" dedi.
Soyer, merkez yönetim kurulunun, türlü temaslar yapıp çalışma
programını hazırlayacağı ve bilahare konu
hakkında gereken açıklamaların yapılacağını
da bildirdi.
KKTC Seçim Yasası uyarınca 5 yılda bir yenilenen genel
seçimlerin 2010 yılı şubat ayında yapılması
gerekiyordu.
KKTC'de, 2010'da cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimler de
gerçekleştirilecek.
CNN
TURK 27/12/08
Talatın CTPsi erken seçim kararı
aldı
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
KKTCDE işbaşındaki koalisyonun büyük ortağı, Mehmt Ali Talatın Cumhurbaşkanı olmadan önce genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), erken seçim kararı aldı.
Erken seçimin, Nisan 2009da yapılması bekleniyor. Koalisyonun küçük ortağı Özgürlük ve Reform Partisinin (ÖRP), CTPnin kararına destek vermesine kesin gözüyle bakılıyor. CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün yaptığı açıklamada, partinin geniş kapsamlı toplantılarında, ülkedeki son siyasal ve ekonomik gelişmeler ile Kıbrıs konusunda gelinen aşamanın ele alındığını belirtti. Soyer, Ortaya konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında parti meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini kararlaştırmıştır dedi. KKTCde 5 yılda bir yenilenen genel seçimlerin Şubat 2010da yapılması gerekiyordu. KKTCde 2010da cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimler yapılacak.
MILLIYET 27/12/08
27 Aralık Cumartesi 2008
MELIH ASIK MILLIYET
Kıbrıs Rum Yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
yaptıkları görüşmelerde sürekli olarak Kıbrısta tek
halk ve tek devlet bulunduğunu savunuyor...
Talat görüşmelerde Hristofyasa Kıbrısta tek halk
olmadığını anlatmaya
çalıştığını söylüyor.
İlginçtir... Kürtler söz konusu olduğunda halklara özgürlük
sloganına eşlik eden bizim enteller Kıbrıstaki bu
tartışmayla hiç ilgili görünmüyor... Kıbrıstaki Türk
halkı onları acaba neden hiç ilgilendirmiyor? Kendi halklarına
kılıç çekenlerin sözcülüğüyle besleniyorlar da ondan mı?
Büyükelçiler...
Mahut özür dileme kampanyasına karşı çıkan büyükelçilerin
sayısı 142ye ulaştı. Emekli büyükelçiler yüzde 90
oranında bu kampanyaya karşı çıkıyor. Büyükelçilerin
ortak metninin son paragrafını birlikte okuyoruz:
Bugün Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde bir
yumuşama sürecine girilmesi ve iyi komşuluk ilişkilerinin
geliştirilmesi isteniyor ise, bunun yolunun, tek taraflı özür
dilenmesi gibi tavizlerden değil, öncelikle taraflar arasındaki
sınırların ve toprak bütünlüklerinin tanınmasından, ve
mutlaka gerekiyor ise, her iki tarafın tarih boyunca çektikleri
acıların karşılıklı olarak
paylaşılmasından geçtiğinin hatırda tutulmasında
yarar görüyoruz...
CHP
Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen CHPye
geçmedi, DSPde kaldı...
Eğer CHP Eskişehirden başkan adayı gösterirse...
Ne CHP kazanabilir seçimi ne Büyükerşen...
AKP belediye başkanlığını alır...
CHP böylece tarihi bir görev daha ifa etmiş olur!
İzmirde
şölen var...
İzmir Büyükşehir Belediyesince yaptırılan Ahmed
Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), bu akşam görkemli bir törenle
açılacak. Başkan Aziz Kocaoğlu, iki yılda meydana getirilen
sanat merkezinin Türkiyenin en nitelikli konser salonuna sahip olduğunu
iftiharla anlatıyor... Açılış bu akşam için özel
olarak oluşturulan Ahmed Adnan Saygun Onursal Senfonik Orkestrası
ile yapılıyor. Rengim Gökmen şefliğindeki orkestra Ahmed
Adnan Saygunun Yunus Emre Oratoryosunu seslendirecek... Konserler üç gün
sürecek...
Bize bu konuda verilen bilgide deniyor ki: 1153 kişi kapasiteli büyük salondaki
asansörlü orkestra çukuru salona çok amaçlı bir kullanım sunarken,
koltukların ayaklarından gelecek şekilde tasarlanan zeminden
havalandırma sistemi, salondaki müzik kalitesini etkileyebilecek en küçük
bir gürültünün bile önüne geçecek.
Salonun akustik projesi, Sidney Opera Binası gibi dünyaca ünlü projelere
imza atan İngiliz ARUP firması tarafından yapıldı.
Akustik bağlamda salonun duvarları, tavanı,
havalandırması ve sahne arkası özel olarak tasarlandı.
Salon duvarlarının farklı kesimlerine uygulanan özel
karışımlı alçı panoların yanı sıra,
akustik açıdan yapılan hesaplamalara bağlı olarak, yine
özel olarak tasarlanıp üretilen ahşap panolar duvarlardaki yerlerine
monte edildi. Sahne üzerine yerleştirilen ahşap
yansıtıcılar, sahneden yükselen müziğin salon içine daha
iyi yayılmasına olanak tanıyacak. Herhangi bir yapay
güçlendirici olmadan verilecek konserlere göre ayarlanmış duvar
akustik panelleri, hoparlörlerin kullanılacağı etkinliklerde
duvar boyunca uzanan bir perde ile kapatılıp ses düzeyi kontrol
altında tutulacak...
Yeni sanat merkezi İzmire hayırlı olsun...
Harem
Spor tesislerinde harem - selamlık uygulamasına bir başka
örneği bir hanım okurumuz yazıyor:
İstanbulda Büyükşehir Belediyesine ait spor tesislerinde
eşim, ben ve bizim gibi düşünen birçok arkadaşımız
birlikte spor yapamıyoruz. Harem - selamlık şekilde bayanlar
ayrı, erkekler ayrı günlerde ve saatlerde spor yapmak
zorunluluğu var. Devletin işlettiği bir kurumda böyle bir
rezillik olabilir mi? Hadi böyle bir uygulama yaptın, neden bir de karma
gün yapmıyorsun. Eşinizle tatile gitmek gibi, sinemaya gitmek,
birlikte spor yapmak hakkımız yok mu?
Tonton
Bir tek atamanın ne kadar önemli olduğunu şu anda milletçe
yaşıyoruz... Tonton Özalın yaptığı bu atama ilk
günden beri tartışılır. Şu anda Anayasa Mahkemesi
Başkanı olan Haşim Kılıç hukuk bilmediği gibi
başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerine de sadık izlenimi
vermez. Sağ siyaset yapar. Nitekim bu defa da Başbakan Erdoğana
destek amacıyla ortaya atılıp Danıştay
kararını eleştirdi. Üstelik tek başına ve kimsenin
haberi olmadan. Danıştay ile Anayasa Mahkemesi birbirine girdi. Bir
yanlış atama yıllar sonra nelere mal oluyor. Tabii bu zatı
başkanlığa seçenleri de tarih unutmayacak.
Bürokraside yeni trend şükür namazı
kılmakmış.
Bu namazı büyük ihtimalle rüşvet ve komisyon işlerini
yakayı ele vermeden atlatan bürokratlar kılıyordur...
Haldun Ertem
Ben senin adına kimseden özür dileyemem.
Bu konu tarihçilerin ve hukukçuların işi. Ben buna taraf olamam.
Taraf olmam için o konu hakkında çok iyi bilgi sahibi olmam lazım. O
dönemde yaşamam lazım. O dönemin şartlarını çok iyi
bilmem lazım. Yani bu benim işim değil, tarihçilerin ve
hukukçuların işi...
Garo Mafyan - Ermeni müzisyen
ADANALI ve Trabzonlu dostlar aradı... Dediler ki: Mehmet Yaşinin bir yanlışı var... Adana ve Tarbzonda içki içmek için şehir dışına çıkmaya gerek yok. İçinde de herkes içebilir. Durumu arz ediyoruz
Merkez
yönetim kurulu, meclis grubu, CTP'li bakanlar, ilçe başkan ve sekreterleri,
kadın kolları ve gençlik örgütü başkan ile sekreterlerinin
katıldığı geniş kapsamlı toplantının
ardından parti meclisinin toplantıya
çağrıldığı belirtilen açıklamada, "Ortaya
konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında
parti meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde
detayları karara bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki
verilmesini kararlaştırmıştır" ifadesine yer
verildi
CTP
KURULTAYI YA ERKENE ALINACAK YA DA SEÇİM SONRASINA ERTELENECEK... CTP
Merkez Yönetim Kurulu'nun erken seçimle ilgili çeşitli temaslar yapıp
çalışma programını hazırlayacağı ve konu
hakkında gereken açıklamaların yapılacağı
kaydedildi. KIBRIS TV'ye konuşan CTP Örgütlenme Sekreteri Özkan
Yorgancıoğlu, Mart 2009'da yapılacağı açıklanan
CTP kurultayının daha erken bir tarihe alınabileceğini ya
da seçim sonrası ileri bir tarihe ertelenebileceğini de
açıkladı
Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), 2009 içinde
erken seçim kararı aldı ancak tarih belirtmedi.
CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
açıklamasına göre partide dün yapılan geniş kapsamlı
toplantılarda ülkedeki son siyasi ve ekonomik gelişmeler ile
Kıbrıs konusunda gelinen aşama ele alındı.
Merkez Yönetim Kurulu, Meclis Grubu, CTP'li bakanlar, ilçe başkan ve
sekreterleri, kadın kolları ve gençlik örgütü başkan ile
sekreterlerinin katıldığı geniş kapsamlı
toplantının ardından Parti Meclisi'nin toplantıya
çağrıldığı belirtilen açıklamada, "Ortaya
konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında
Parti Meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde
detayları karara bağlamak üzere Merkez Yönetim Kurulu'na yetki
verilmesini kararlaştırmıştır" ifadesine yer
verildi.
Açıklamada, Merkez Yönetim Kurulu'nun çeşitli temaslar yapıp
çalışma programını hazırlayacağı ve bilahare
konu hakkında gereken açıklamaların yapılacağı da
kaydedildi.
Yorgancıoğlu:
Kurultay tarihi öne
alınabilir
veya ileri ertelenebilir
Öte yandan, KIBRIS TV'deki "Hüseyin Ekmekçi ile Ana Haber"e telefonla
bağlanan CTP Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu, erken
seçime gidilmesi yönünde detaylara karara bağlamak üzere parti meclisinin,
merkez yürütme kurulunu yetkilendirdiğini yineledi.
Yorgancıoğlu, mart sonu yapılacağı açıklanan CTP
kurultayının daha erken bir tarihe alınabileceğini ya da
seçim sonrası ileri bir tarihe ertelenebileceğini de
açıkladı.
Yorgancıoğlu, bu yöndeki kararı da merkez yönetim kurulunun
alacağını söyledi.
Seçim Yasası uyarınca 5 yılda bir yenilenen genel seçimlerin
Şubat 2010'da yapılması gerekiyordu. 20 Şubat 2005'te
yapılan genel seçimlerin, Şubat 2010 öncesindeki herhangi bir tarihte
yapılması erken seçim anlamına geliyor.
KKTC'de 2010'da cumhurbaşkanlığı ve yerel yönetim seçimleri
de yapılacak.
KIBRIS 27/12/08
Cumhurbaşkanı
Talat, "Mağusa Söyleşileri"nde konuştu:
TEK HALK
DEĞİLİZ... Cumhurbaşkanı Talat, "tek halk
vardır" iddiasıyla Kıbrıs'ı üniter devlete
götürecek bir süreci Türk tarafının kabul etmesinin mümkün
olmadığını vurguladı.
Talat,
Kıbrıs'ta tek halk olmadığının gayet açık ve
net olduğunu belirterek, "Hristofyas'a da söylediğim gibi biz
tek halk değiliz. Tek halk olsak tasada, kederde ve kıvançta birlikte
oluruz... Değiliz" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta tek halk
olmadığının gayet açık ve net olduğunu belirterek
"Hristofyas'a da söylediğim gibi biz tek halk değiliz. Tek halk
olsak tasada, kederde ve kıvançta birlikte oluruz... Değiliz"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "tek halk vardır" iddiasıyla
Kıbrıs'ı üniter devlete götürecek bir süreci Türk tarafının
kabul etmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Eğer
adada tek halk varsa iki toplumun siyasi eşitliğine ve federasyona
gerek olmadığını söyleyen Talat, "Yapılan
önerilerin bir kısmı da bunu
çağrıştırdığı için biz rahatsız
oluyoruz" dedi.
Talat, Rum tarafının, devam eden müzakerelerde iki halkın kabulü
durumunda her iki halkın da bağımsız devlet kurabilme
hakkına sahip olacağı için adanın bölüneceği
iddiasında olduğunu belirterek, "Adanın bölünmesini
istemiyorum diye bir gerçeği inkar mı etmek lazım. Gel bir
teklif yapıyorum sana, ayrılmayı yasaklayalım. Referanduma
gittiğimizde ayrılığı yasaklayan bir mekanizmayı
da oylayalım. Ayrılığı ihtimal dışı
bırakalım. Ama Kıbrıs Türk halkının ayrı bir
halk olduğunu inkar etseniz de gerçeklik değişmez" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün akşam Gazimağusa
Belediyesi'nin düzenlediği Mağusa Söyleşileri'ne konuk olarak,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin sürdürülen müzakereler
konusunda genel değerlendirmelerde bulundu.
"Konfederasyon
iddiaları gerçek dışı"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinde sunduğu
önerilerin hiçbir yerinde federasyon dışında bir mantık
olmadığını, bunun net ve açık olarak
anlaşılması gerektiğini vurgulayarak, Rum tarafındaki
"Talat'ın önerileri konfederasyonu
çağrıştırıyor" iddialarının gerçek
dışı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat,
"Biz; merkezi hükümetteki Kıbrıslı Türk
varlığının daha görünür kılınması ve
Kıbrıslı Türklerin 'işte bu devlet benim devletimdir'
dedikleri şartlarda daha çok yetkinin merkezi devlete verilebileceğini,
aksi halde bu kurucu kanatların (devletlerin) daha güçlü olması
gerektiğini söylüyoruz. Bunun federasyon veya konfederasyonla ilgisi
yok" dedi.
Konfederasyonda devletlerin bağımsız ve egemen olduğunu,
ayrı ayrı uluslar arası kimliklere sahip olduklarını
ve her birinin ayrı ayrı BM üyesi olduğunu kaydeden Talat
şunları söyledi:
"Biz dedik ki federal çözüme varız. Ama bu federal çözüm
Kıbrıslı Türklerin sahip çıktığı ölçüde
yetkiler merkezde toplanacak. Sahip çıkmadığı ölçülerde
yetkiler kanatlarda toplanacak. Tartışma bu düzeyde devam etti."
Plan
olmadığı için müzakereler yavaş ilerliyor
Müzakere sürecinin yavaş ilerlediğini yineleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı dönemindeki gibi bütün bilgiyi,
birikimi ve insan gücünü kullanarak tam teşekküllü müzakere süreci
hedeflediklerini, ancak bu anlayışın müzakerelerde egemen
olmadığını kaydetti.
Müzakerelerde yavaş hızla da olsa ilerlemeye devam ettiklerini ifade
eden Talat, "İstediğimiz hızı bir plan üzerinde
çalışsaydık yakalardık. Örneğin Annan
Planı'nı çalışsaydık, 'taraflar hangi maddeler
üzerinde ne gibi değişiklikler yapmak istiyor' diye konuyu
tartışsaydık, sorun ortadan kalkardı. Eminim çok
hızlı ilerlerdik. Ama Rum tarafı Annan Planı'nı
şeytanlaştırdığı için bu olmayınca mecburen
sıfırdan başladık gibi" dedi.
Talat, bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde birçok konuda
uzlaştıklarını, yakınlaşma
sağlandığını, ancak farklılık arz eden
konular da bulunduğunu bunun da çok doğal olduğunu kaydetti.
Taraflar arasındaki farklılıkların bir
kısmının önemli bir kısmının ise önemsiz
olduğunu söyleyen Talat, yeni devletin nasıl kurulacağı ve
nereden kaynaklanacağı ve tek halk konusu gibi noktalarda
tartışmaların sürdüğünü ifade etti.
"En
çetrefilli konu mülkiyet"
Müzakerelerde "en çetrefilli ve karmaşık" diye
nitelendirdiği "Mülkiyet" konusunu görüşmeye 16 Ocak'tan
sonra başlayacaklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
Rum tarafında mülkiyetle ilgili açılan davaların Türk
tarafının müzakerelerde nasıl bir tavır
takınacağı konusunda etkili olacağını
vurguladı.
Bu günlerde Kıbrıs Rum tarafında yapılan girişimlerde
Kuzey Kıbrıs'taki eski Rum mallarıyla ilgili şimdi de
Kıbrıslı Türklere davalar açılmaya
başlandığını söyleyen Talat, "Bu, sürecin
üzerinde etkili olacak. Bizi daha ciddi rahatsızlığa itiyor
yapılanlar" dedi.
Rum basınında çıkan habere göre Güney Kıbrıs'taki
mahkemenin Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türk
için ara emri aldığını, Rum mahkemesinin
aldığı kararın Kuzey Kıbrıs'ta uygulama
imkanı bulunmadığını belirten Talat, "Ara emrinin
arkası ne gelecek onu göreceğiz. Onun dünyadaki yansımaları
önemli hale gelecek. Bu gelişmeler bizim müzakerelerde nasıl bir
tavır takınacağımızda etkili olacak" diye konuştu.
KIBRIS 27/12/08
Kıbrıs'ta yaşayan Maronitlerin eski Başpiskopos'u
Betros Cemağigel'in görev süresinin dolmasının ardından
yerine atanan yeni Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, dün sabah saatlerinde
Koruçam'ı (Kormacit) ziyaret etti.
Elmas TOKAY
Koruçam'ın
girişinde çok sayıda Maronit tarafından karşılanan
yeni Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, köy girişinde, halkla birlikte
köy merkezinde bulunan Ayyorgiu Kilisesi'ne yürüdü.
Ayyorgiu Kilisesi'nde Noel Bayramı nedeniyle ayin yapan yeni
Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, ayrıca Koruçam'da yaşayan
Maronitlerle tanışarak kutlamalara katıldı.
Koruçam'da yaklaşık bin Maronit'in katıldığı
ayine eski Başpiskopos'u Betros Cemağigel ise
rahatsızlığı nedeniyle katılmadı.
Ayyorgiu Kilisesi'nde yaklaşık bin kişinin
katıldığı Noel ayininde Güney Kıbrıs'tan gelen
birçok Maronit bulundu.
KIBRIS 27/12/08
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos,
Kıbrıs'ta dini özgürlükleri kısıtladığı,
insan haklarını çiğnediği ve serbest dolaşıma
engel olduğu iddialarıyla Türkiye'yi BM ve AB'ye şikayet etmeye
hazırlanıyor.
Alithia ve
diğer gazeteler, Hrisostomos'un, KKTC makamlarının sözde Karpaz
Metropoliti ve diğer Rum din adamlarına Noel yortusunda KKTC'ye
geçerek ayin düzenleme izni vermedikleri gerekçesiyle Türkiye'yi şikayet
edeceğini yazdı.
Habere göre Hrisostomos ayrıca, Noel yortusu sebebiyle yayınlamış olduğu mesajda; Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Kıbrıs Rum tarafının gösterdiğini ileri sürdüğü "iyi niyete" karşılık vereceğine yönelik umutların boşa çıktığını, Türkiye'nin asıl amacının, "hukuk dışı planlarını Kıbrıs Rum tarafının imzasını da alarak gerçekleştirmek" olduğunu iddia etti.
KIBRIS 28/12/08
Christofias ponders Limnitis offer
By Elias
Hazou
PRESIDENT
Demetris Christofias has not ruled out an offer by the Turkish Cypriot side
that would see the opening of the Limnitis crossing in the northwest of the
island in exchange for free access for Turkish Cypriots to the Turkish Cypriot
enclave of Kokkina.
The government wants a crossing to be opened at Limnitis that would allow Greek
Cypriot residents of Pyrgos to travel directly to occupied Morphou, which is
only a few miles away, instead of having to take the long route south and via
Nicosia.
Earlier this year, the Turkish Cypriots offered to open Limnitis if the
government agreed to the construction of a road linking the mixed village of
Pyla to the north. The government turned down the offer.
Now, the enclave of Kokkina has been put on the table.
Kokkina was one of the Turkish Cypriot enclaves prior to the Turkish invasion
of Cyprus in 1974. It is hemmed in on three sides by mountainous territory
controlled by the Republic of Cyprus with the Mediterranean Sea (Morphou Bay)
on its northern flank. The exclave sits several kilometres away from the
occupied areas and is a place which has special symbolic significance for the
Cypriots because of the events of August 1964.
The government of the Republic of Cyprus saw Kokkina as a point of insertion
for Turkish paramilitaries and weaponry in Cyprus. On 6 August 1964, elements
of the Greek Cypriot National Guard and Greek Army units led by General George
Grivas attacked the area around Kokkina and surrounded the village forcing its
defenders and the civilian population to retreat to a narrow beachhead. The
defenders consisted of elements of the Turkish Resistance Organisation and a
number of the volunteers mentioned above. A heavy artillery barrage (with naval
support) of the beachhead followed causing a number of casualties and heavy
damage to the village.
The defenders, while completely out powered and lacking supplies, managed to
hold their positions until 8 August, when Turkey decided to attack. Turkish jet
fighters bombed military and civilian targets in the area employing among other
weapons napalm bombs.
According to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, travel to Kokkina would
be limited to civilians only - such as families wishing to visit their sons who
serve in army camps there. Access would be denied to all military vehicles, and
no military ordnance would be allowed via this access point, Talat said.
This is a fully justified request, but so far we have not received an answer
[from the Greek Cypriot side], said Talat.
We have put forward a very reasonable proposal. Kokkina is part of the
territory of the TRNC, and we are asking for free access by land. We have
also included the condition that no military personnel or vehicles would make
use of this road.
Responding, Christofias said yesterday that the government was considering the
idea, but added that Talat was speaking only half the truth.
The Turkish Cypriot leader, said Christofias, had forgotten to mention that his
side was also asking that gasoline be allowed into Kokkina for the purpose of
refuelling troops there.
We have no objection to people crossing through [to Kokkina], but as far as
refuelling of the occupation troops go, I dont know who would agree to this,
said Christofias.
Are we now to give our consent to the refuelling of Turkish troops?
CYPRUS MAIL 28/12/08
AA
Güncelleme: 10:48 TSİ 29 Aralık 2008 Pazartesi
GAZİMAĞUSA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Eğer adada tek halk
varsa iki toplumun siyasi eşitliğine ve federasyona gerek yok.
Yapılan önerilerin bir kısmı bunu
çağrıştırdığı için, biz rahatsız
oluyoruz dedi. Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Belediyesinin
düzenlediği Mağusa Söyleşilerine konuk olarak, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin başlatılan müzakereler hakkında
değerlendirmelerde bulundu. Müzakere sürecinde sunduğu önerilerin hiçbir
yerinde federasyon dışında bir mantık
olmadığını, bunun anlaşılması
gerektiğini vurgulayan Talat, Rum tarafındaki Talatın
önerileri konfederasyonu çağrıştırıyor
iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Biz, merkezi hükümetteki
Kıbrıslı Türk varlığının daha görünür
kılınması ve Kıbrıslı Türklerin İşte
bu devlet benim devletimdir dedikleri şartlarda daha çok yetkinin merkezi
devlete verilebileceğini, aksi halde bu kurucu kanatların daha güçlü
olması gerektiğini söylüyoruz. Bunun federasyon veya konfederasyonla
ilgisi yok dedi.
Müzakere sürecinin yavaş ilerlediğini yineleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı dönemindeki bütün bilgiyi,
birikimi ve insan gücünü kullanarak tam teşekküllü müzakere süreci
hedeflediklerini, ancak bu anlayışın müzakerelerde egemen
olmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:
İstediğimiz hızı bir plan üzerinde
çalışsaydık, yakalardık. Örneğin Annan
Planını çalışsaydık, Taraflar hangi maddeler üzerinde
ne gibi değişiklikler yapmak istiyor diye konuyu
tartışsaydık, sorun ortadan kalkardı. Eminim çok
hızlı ilerlerdik. Ama Rum tarafı Annan Planını
şeytanlaştırdığı için, bu olmayınca mecburen
sıfırdan başladık gibi diye konuştu.
Talat, bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde birçok konuda
uzlaştıklarını, yakınlaşma
sağlandığını, ancak farklılık arz eden
konular da bulunduğunu, bunun da çok doğal olduğunu kaydetti.
Müzakerelerde en çetrefilli ve karmaşık diye nitelendirdiği
mülkiyet konusunu görüşmeye 16 Ocaktan sonra başlayacaklarını
belirten Talat, Rum tarafında mülkiyetle ilgili açılan davaların
Türk tarafının müzakerelerde nasıl bir tavır
takınacağı konusunda etkili olacağını
vurguladı.
Bugünlerde Kıbrıs Rum tarafında yapılan girişimlerde
Kuzey Kıbrıstaki eski Rum mallarıyla ilgili
Kıbrıslı Türklere davalar açılmaya
başladığını söyleyen Talat, Bu, sürecin üzerinde
etkili olacak. Bizi daha ciddi rahatsızlığa itiyor
yapılanlar ifadesini kullandı.
NTV
Güncelleme: 10:48 TSİ 29 Aralık 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Cumhuriyetçi Türk Partisi Yönetim Kurulu, diğer siyasi partilerle
çeşitli temaslar yaparak erken seçim tarihini belirleyecek
KKTCdeki CTP-ÖRP koalisyon hükümeti uzun süredir ülkedeki sivil toplum
örgütleri, sendikalar ve diğer kuruluşlar tarafından protesto
ediliyor. Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi de erken seçim için
bastırıyordu.
Uzun ve güzel
sahilleriyle Türkiye ikinci ev piyasasında hızla yükseliyor
26/12/08 RADIKAL
Financial Times, bu dönemde konutta güvenli bir biçimde yatırım yapılabilecek 10 yeri seçti. İlk sıralarda Londra, Paris ve New Yorka yer verilirken, Türkiye için Araştırmaya değer yerler arasında Belek, Altınkum ve Bodrum civarındaki en az gelişmiş bölgeler de var denildi
LONDRA - Küresel ekonomik kriz nedeniyle dünya
çapındaki ev fiyatlarının önemli ölçüde gerilediği bu
dönemde parası olanların gayrimenkul piyasasına
yatırım yapmaları için çekici fırsatlarının
bulunduğu belirtildi.
Ekonomi gazetesi Financial Times, bu dönemde güvenli bir biçimde
yatırım yapılabileceği 10 yeri seçti. İlk
sıralarda Londra, Paris ve New Yorka yer verildiği listeye de giren
Türkiye için gazete, Türkiye ikinci ev piyasası olarak hızlı
bir biçimde yükseliyor. Araştırmaya değer yerler arasında
Belek, Altınkum ve Bodrum civarındaki yerler de var diye yazdı.
Fırsatları kaçırmayın
İngiliz Financial Times gazetesi, Yeni yıl, yeni yatırım
başlığı ile yayınlandığı
araştırmada dünya emlak piyasasının küresel krizden yara
aldığına ancak 2009 yılına girilirken düşen konut
fiyatları nedeniyle parası olanların için çekici fırsatlara
sunulduğunu vurguladı. 2009 yılında konut
fiyatlarının en düşük düzeyine inebileceğini kaydeden
gazete, ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde, konum, altyapı,
erişim, eğlence ve ekonomik büyüme olanakları gibi faktörlerin
nedeniyle ana konut yada tatil konutlarına yatırım
yapılabileceği yerleri bulunduğuna dikkat çekildi.
Karadağ da listeye girdi
Bu amaçla hem kent içinde hem de sahil yerlerinde insanların güvenli bir
biçimde yatırım yapabileceği 10 yeri seçen Financial Times,
Türkiyeye dokuzuncu sırada yer verdi. Financial Times gazetesi, listenin
ilk üç sırasında konut fiyatlarının yüzde 20
düştüğü Londra, yerli ve uluslararası talebin güçlü olmayı
sürdürdüğü Paris ile yine fiyatların yüzde 12 gerilediği New
Yorka yer verdi.
Bağımsızlığına 2006 yılında
kavuşan Karadağ, İspanyanın Mallorca adası ve
Avusturyadaki Alp dağlarının, dördüncü, beşinci ve
altıncı sırada yer aldığı listede Güney
Kıbrıs yedinci oldu.
Kalite yükseliyor
Bu arada, Financial Timesin listesinin son üç sırasında Orta Amerika
ülkelerinden Kosta Rica, Türkiye ile İngilterenin ünlü üniversite kenti
Cambridge bulunuyor. Gazete, Türkiye için ,Uzun ve güzel sahilleriyle Türkiye,
ikinci ev piyasasında hızlı yükseliyor dedi.
1000 avrodan başlıyor Türkiyedeki ikinci ev
piyasasının şimdiye kadar daha çok kitlesel ve orta gelir
grubuna yönelik olmakla birlikte yüksek kaliteli projelerin ortaya çıkmaya
başladığını belirten gazete, yabancı
alıcıların, stratejik, dini veya kültürel önemi olan yerleri
almaları konusunda sınırlamalar olsa da piyasanın büyük
ölçüde yabancılara açık olduğuna dikkat çekildi. Gazete, Türkiyede
sahil yerlerinde metrekare fiyatlarının 1000 ile 2 bin 600 avro
arasında değiştiğini yazdı. Gazetede,
Araştırmaya değer yerler arasında Belek, Altınkum ve
Bodrum civarındaki en az gelişmiş bölgeler de var dedi.
(Radikal)
Çözüm umutları 2009'a kaldı
1964 "Yeni
Yılı"nın karşılanma
hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde başlayan
"Kıbrıs sorunu", 2000'li yıllarda da sorun olarak
duruyor
Fezile Atüf ÖKSÜZ-TAK
1963 yılının
uğurlanmaya, 1964 "Yeni Yılı"nın
karşılanma hazırlıklarının sürdüğü bir
dönemde başlayan "Kıbrıs sorunu" 2000'li yıllarda
da sorun olarak duruyor.
Yaşamımızın her
alanında, doğrudan veya dolaylı olarak yer etmiş
Kıbrıs sorunu 2008'de de çözülemedi. Rum tarafının Annan
Planı'nı reddetmesiyle girilen durgunluğun aşılmış
ve müzakerelerin yeniden başlamış olmasına rağmen
çözüm sağlanamadı.
Türk tarafının iyi niyetli
girişimleri ve önerilerine rağmen Rum liderliğinin uzlaşmaz
tutumu nedeniyle çözüm yönünde hiçbir gelişmenin
yaşanmadığı 2007'nin ardından Şubat 2008'de
gerçekleşen Güney Kıbrıs'taki başkanlık seçimi, çözüm
umutlarını yeniden körükledi.
Türk tarafının
görüşmelerin yeniden başlaması çözüm sürecinin
hızlanması için sürdürdüğü çabalar 2008'de umut
kapılarının açılmasını yeniden sağladı.
Annan Planı'nı reddeden lider Tasos Papadopulos'un aksine, müzakere
sözü vererek girdiği seçimden zaferle çıkan AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi de sürece olumlu
bakılmasını sağlayan bir gelişme oldu.
Tüm umutlara karşın 2008
yılında başlayan görüşme sürecinde de yol dümdüz
olmadı...
Rum tarafının BM
Kapsamlı Çözüm Planı'nı zemin kabul etmemesi, müzakerelere
hazırlık için zaman harcanması, büyük umutlarla başlanan
müzakerelerin oldukça yavaş ilerlemesine neden oldu. 5 aylık
hazırlığın ardından Eylül'de başlayan müzakerelerde,
6 başlıktan sadece 1 tanesi masaya yatırılabildi.
Rum Yönetimi'nin İngiltere ve
Rusya ile memorandum imzalayarak süreci gererken, Türk tarafı da boş
durmayarak, hem müzakere etti, hem de AB yol haritası niteliğindeki
AB Müktesebatı Uyum (Taslak) Programı'nı hazırladı.
2008'i çözüm hedefi olarak
belirlemiş olan Türk tarafı, Rum tarafının Annan
Planı'nı zemin kabul etmemesinden dolayı uzayan müzakereleri
2009'da, Avrupa Parlamentosu seçimler öncesinde sonuçlandırmak istiyor.
Yeni yıl, yeni umutlarla
başlarken, Kıbrıs sorununun çözüme kavuşması,
Akdeniz'in güzel adasında kalıcı barışın
sağlanması dilekleri yine öncelikle vurgulanıyor.
2008'de Kıbrıs konusunda
yaşananlar şöyle...
4 yıl aradan sonra kapsamlı müzakere
Kıbrıs'ta Türk ve Rum
tarafı, 4 yıl aradan sonra, yeniden kapsamlı çözüm
müzakerelerine başladı. Kıbrıslı Türk ve Rum liderler,
5 aylık hazırlığın ardından eylül ayında BM
gözetiminde müzakere masasına oturdu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, yeni seçilen Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile 21 Mart'ta
başlayan yeni süreçte, kapsamlı müzakerelere başlamadan önce 4
kez buluştukları 5 aylık bir hazırlık süreci geçirdi.
Hazırlık sürecinde
yapılan 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuz
anlaşmalarıyla yeni sürecin temel taşlarını
oluşturan liderler, ilk kez 1977-79'un ötesinde, "iki bölgeli, iki
toplumlu, siyasi eşitlik temelinde federal çözüm"
kalıbının dışında bir yapıyı kabul
etti.
Bir Kıbrıslı Türk
devleti ile bir de Kıbrıslı Rum devletin kurucu devlet olarak,
eşit statüde yer alacağı bir yapıyı öngören bu
anlaşmadan dolayı iç siyasette sıkıntı yaşayan
Rum lider Hristofyas, egemenlik ve vatandaşlık konusuyla ilgili bir
ifade üzerinde mutabık kalınması talebinde bulundu.
21 Mart anlaşmasında
kurulmasına karar verilen çalışma gruplarının
"Yönetim ve Güç Paylaşımı", "AB
Konuları", "Güvenlik ve Garantiler", "Toprak",
"Mülkiyet" ve "Ekonomi" başlıkları
altında yürüttüğü çalışmalar, liderlerin 3 Eylül'de
başladığı kapsamlı müzakerelere de zemin
oluşturdu.
Liderler 13 kez görüştü
2008 sonuna kadar 13 kez bir araya
gelen Talat ile Hristofyas, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında "federal yetkiler",
"yürütme", "yasama", "yargı", "federal
polis", "kamu idaresi", "kamu hizmeti komisyonu",
"bağımsız kurumlar" ve "dış
ilişkileri" ele aldı.
"Ağır ve emin
adımlarla" ilerleyen liderler "yönetim ve güç
paylaşımı"nı Ocak 2009'da tamamlayıp, bir sonraki
başlık olan "mülkiyet"e geçmeyi planlıyor. 6
başlık altında gerçekleştirilecek müzakerelerde ayrıca
"AB", "ekonomi", "güvenlik" ve
"toprak" konuları ele alınacak.
Rum tarafının
"Başkanlık Sistemi" teziyle, Türk tarafının
"Başkanlık Konseyi" tezinin
çatıştığı "yürütme" müzakeresinde, Rum
tarafının önerileri, 1977'den bu yana kabul edilen bütün BM
belgelerinde yer alan "iki toplumluluk" ve "siyasi
eşitlik" ilkelerine ters düşüldü. İki toplumun iradelerinin
ayrı ayrı değil, Kıbrıs'ta yekpare, tek bir halk
varmış gibi değerlendirildiği Rum tarafının
önerisine göre kimin başkan, kimin başkan yardımcısı
olacağını ağırlıklı olarak Rum seçmeni
belirleyecek.
Al-ver sürecinde yeniden masaya
yatırılacak
"Yürütme" hariç ele
alınan diğer konularda önemli ölçüde uzlaşma sağlayan
liderler, uzlaşamadığı unsurları,
ayrılıkları gidersin diye temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos
Yakovu'ya havale etti. Sorunların aşılamaması halinde
uzlaşılamayan konular, bir sonraki aşama olan al-ver sürecinde
yeniden masaya yatırılacak.
Liderler, "Kıbrıs
sorununa karşılıklı olarak kabul edilebilecek ve
Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin
temel ve meşru hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm
bulunması amaçlı tam teşekküllü müzakerelerde üzerinde
anlaşılacak" çözümün, "ayrı ayrı ve eş
zamanlı" olarak referanduma sunulmasını da
kararlaştırdı.
Memorandum ve petrol gerginliği
Kıbrıs Rum kesiminin
İngiltere ve Rusya ile memorandum imzalaması ve petrol araması,
müzakere sürecini gerdi.
Rum yönetimi lideri Hristofyas ile
İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında Londra'da
imzalanan memorandumda, Kıbrıs sorununun çözümünde "iki bölgeli,
iki toplumlu federasyona" atıfta bulunuldu. Türk tarafının
tepkisine rağmen Hristofyas, yılsonunda ziyaret ettiği Rusya ile
işbirliği memorandumu imzaladı. Cumhurbaşkanı Talat,
görüşme zeminini kaydırmaya çalışmakla
suçladığı Hristofyas'a tepkisini ikili görüşmelerinde dile
getirdi.
Kıbrıs Rum yönetiminin,
Kıbrıs ile Mısır arasındaki deniz bölgesinde
bulunabilecek muhtemel petrol yataklarının
araştırılması çalışmalarına 2009'da
başlayacağını açıklaması, müzakere sürecini
olumsuz etkileyen bir diğer olay oldu. Kıbrıs Rum yönetimin
petrol arayışları, 2008'in son aylarında da bölgede
gerginliği artırdı. Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler
sırasında Hristofyas'dan petrol çalışmalarını
durdurmasını istedi.
Rum Yönetimi'nin zaman zaman
gerdiği süreci desteklemek ve çözümü teşvik etmek için
Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski
Cezayir Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi'nden oluşan
"The Elders" heyeti Kıbrıs'ı ziyaret etti.
AB müktesebatı uyum programı hazır
KKTC, Kıbrıs Rum tarafıyla
çözüm müzakerelerini sürdürürken, yasal ve idari yapısını AB
Müktesebatın'da aranan standartlara yaklaştırmak için yoğun
bir çalışma yaptı.
Yapılan çalışmalar
neticesinde, AB Müktesebatıyla ilgili 12 fasıl öncelikli kabul edildi
ve bu fasıllarla ilgili olarak 2009-2011 yılları arasında
kamu kurumları tarafından izlenecek uyum stratejileri
oluşturuldu.
Kıbrıslı Türklerin
AB'deki yol haritası niteliğindeki AB Müktesebatı Uyum (Taslak)
Programı, Bakanlar Kurulu tarafından Kasım 2008'de
onaylandı.
Programda, öncelikli kabul edilen
"sermayenin serbest dolaşımı", "kamu
ihaleleri", "şirketler hukuku", "rekabet
politikası", "mali hizmetler", "tarım ve kırsal
kalkınma", "Gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki
sağlığı", "istatistik", "sosyal
politikalar ve istihdam", "çevre" ve "tüketicinin ve
sağlığının korunması" fasıllarında
3 yıl içinde izlenecek uyum stratejileri hazırlandı.
Talat, İKÖ ve AKPM'de konuştu
Kıbrıs Türkü'nün sesinin
duyurulması, özellikle izolasyonlar ve ticari ambargoların kaldırılması
amaçlı faaliyetler 2008'de de devam etti.
Senegal'in başkenti Dakar'daki
11. İKÖ Devlet Başkanları Zirvesi ve Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu'na katılıp, konuşma yapan
Talat, Rumların Türklerin siyasi eşitlik hakkını
tanımak istemediğine dikkat çekti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile
Berlin'de bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, yıl boyunca
Brüksel başta olmak üzere birçok Avrupa başkentine ziyaretlerde
bulunup, adadaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Temaslarında
çözüm isteksizliğine dikkat çektiği Rum yönetiminin
uyarılmasını, çözüme teşvik edilmesini talep etti.
Talat, 2008'de çok önemli misafirler
de ağırladı. KKTC'yi Almanya'nın eski Başbakanı
Gerhard Schröder, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, TC
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, İKÖ
Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Alman Yeşiller Partisi
Eş Başkanı ve Almanya Federal Parlamento Milletvekili Claudia
Roth ziyaret etti.
AİHM takası onayladı
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) Kıbrıs'ta takası onayladı. AİHM,
KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonuna başvurarak, KKTC'deki eski
malına karşılık Güney Kıbrıs'ta Türklere ait
malı alma konusunda uzlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike
Timvios'un komisyonla olan anlaşmasını 1 Nisan'da onayladı.
AİHM'in mülkiyet sorununun
çözümünde önemli bir adım kabul edilen takası onayı, diğer
mülk davalarına da emsal teşkil etmesi bekleniyor.
Orams Davası
Kıbrıslı Rum Meletis
Apostolidis'in, 1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine villa inşa
ettikleri" gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti hakkında
açtığı davadaki Avrupa Toplulukları Adalet Divanı
Savcısı Juliane Kokott, "Kuzey Kıbrıs
topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs'taki (Rum kesimindeki)
mahkeme kararı diğer üye ülkelerde tanınmalı ve uygulanmalıdır"
şeklinde görüş bildirdi. Bu görüşün, önümüzdeki günlerde karar
vermesi beklenen Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) üzerinde
bağlayıcı etkisi bulunmuyor.
Rum Mahkemesi'nin, Kuzey
Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline
döndürülerek, Apostolides'e devredilmesi ve tazminat ödenmesi
kararının İngiltere'de tanınması ve uygulanması
girişiminin İngiliz mahkemesinde reddedilmesi üzerine başvurulan
İngiliz İstinaf Mahkemesi, ATAD'dan görüş istemişti.
Kayıplarla ilgili çalışmalar sürdü
Kıbrıs Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü "Kazı, Kimlik Tespiti
ve Kalıntıların İadesi Projesi", 2008'de de devam
etti. Proje kapsamında bugüne kadar 465 kişiye ait kalıntı
ortaya çıkarıldı. Şu ana kadar 108 kişinin
kimliği tespit edilip, kalıntıları ailelerine teslim
edildi.
Bu arada Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974 yılında düzenlenen
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında
kaybolduğu iddia edilen 18 Kıbrıslı Rum'un yakınları
tarafından açılan davada Türkiye'yi haksız buldu.
Lokmacı kapısı açıldı
Kapsamlı çözüm müzakereleri
hazırlık döneminde liderlerin tüm buluşmalarında yeni
geçiş kapılarının açılması hep gündemdeydi.
İlk buluşmada "mümkün olan en kısa zamanda" açılmasına
karar verilen Lefkoşa'daki Lokmacı Kapısı, büyük
tartışmaların ardından açıldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, nisan ayında, Lokmacı Kapısı'nı kullanarak,
Güney Lefkoşa'ya geçti. Uzun Yol'da yürüyüp, esnafla sohbet eden Talat, CD
satın alıp, bir dondurmacıda dondurma yedi.
Lokmacı Kapısı,
adanın bölünmüşlüğünü temsil etmesi nedeniyle, kapalı
olduğu dönem kadar, açıldıktan sonra da, Kıbrıs'a
gelen yabancı siyasilerin ilgi merkezi oldu.
Kıbrıs'ta Güney ile Kuzey
arasında geçişlerde kullanılacak yeni kapılar
açılması da 2008'den 2009'a devredilecek konular arasında bulunuyor.
Kıbrıs sorununa
kapsamlı, kalıcı, adil çözüm bulunması umutlarıyla
birlikte.....
KIBRIS
29/12/08
Obama, liderleri cesaretlendirecek
ABD'de, Bill
Clinton ve Al Gore gibi siyasilerin seçim kampanyalarını organize
eden ve danışmanlık yapan Rick Ridder, KIBRIS'a konuştu:
KIBRIS, OBAMA'NIN GÜNDEMİNDE...
Kıbrıs sorununun dünyanın diğer sorunlarıyla birlikte
Obama'nın gündeminde bulunduğunu belirten Rick Ridder, ABD'nin yeni
başkanı Barack Obama'nın, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum liderleri, sorunun çözümü konusunda
cesaretlendireceğini ifade etti. Ridder ayrıca, Kıbrıs
sorununun çözülmesiyle orta doğudaki gerilimin daha da
azalacağını kaydetti
ÇÖZÜM, KIBRISLILARDAN GELMELİ...
"Barack Obama'nın çok iyi bir toplum organizatörü olduğunu
belirtmeliyim. Kendisi, bir toplum içerisine veya bölgeye girerek kovboy gibi
hareket edilemeyeceğini, aksine taraflarla birlikle çalışmak
gerektiğini çok iyi biliyor. Sorunlara pragmatik yaklaşımlarla
çözümler getiren bir lider. Bir toplum organizatörü olarak, kararların
tabana empoze edilemeyeceğini de çok iyi bilen bir lider. Bu çözüm
Kıbrıslılardan gelmeli... Obama, Kıbrıs'taki
tarafları bir araya gelmeye ve sorunların üstesinden gelmeleri için
cesaretlendirecektir"
Aral MORAL
Amerika Birleşik
Devletlerinde(ABD), Bill Clinton ve Al Gore gibi siyasilerin seçim
kampanyalarını organize eden ve danışmanlık yapan Rick
Ridder, Kıbrıs sorununun, ABD'nin yeni başkanı Barack
Hüseyin Obama'nın gündeminde olduğunu belirterek, Obama'nın
liderleri çözüm konusunda cesaretlendireceğini ifade etti.
20 Ocak'ta görevi devralacak olan
Obama'nın, sorunlara global olarak baktığına dikkat çeken
Ridder, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle, orta doğudaki tansiyonun
azalacağını söyledi.
Sorunun çözülmemesi durumunda ABD'nin
farklı bir politik tavır alıp almayacağının
sorulması üzerine Ridder, "Sanmıyorum. Benim hislerime göre ABD,
Kıbrıslıların, bu Kıbrıslı sorunu çözmesini
gözlüyor. Ancak öyle olmazsa da, Amerikan politikalarında bir
değişim olacağını, farklı bir yaklaşım
olacağını sanmıyorum" diye konuştu.
"Kıbrıs, Obama'nın
gündeminde"
Barack Obama'nın başkan
olarak seçilmesiyle Amerikan rüyasının hala
yaşadığını düşündüğünü belirten Ridder,
"Birçok ülke ve kişi, ABD'yi fırsatlar ülkesi olarak görüyor. Tarihimizde
sivil savaş ve Afrikalı Amerikalılara yönelik yapılanlara
karşın bugün bunların üstesinden gelinmiştir. Bu, tüm dünya
için bir semboldür. Obama'nın seçilmesinin anlamı, dünya da kendi
farklılıklarını ve sorunlarını aşarak geride
bırakabilir. Akdeniz'deki bir adanın iki toplumu kendi
sorunlarının üstesinden gelebileceğidir. İşte Barack
Obama'nın seçilmesinin anlamı budur" dedi.
Kıbrıs sorununun
dünyanın diğer sorunlarıyla birlikte Obama'nın gündeminde
bulunduğunu belirten Amerikalı uzman sözlerini şöyle sürdürdü:
"Barack Obama'nın çok iyi
bir toplum organizatörü olduğunu belirtmeliyim. Kendisi, bir toplum
içerisine veya bölgeye girerek kovboy gibi hareket edilemeyeceğini, aksine
taraflarla birlikle çalışmak gerektiğini çok iyi biliyor. Sorunlara
pragmatik yaklaşımlarla çözümler getiren bir lider. Bir toplum
organizatörü olarak, kararların tabana empoze edilemeyeceğini de çok
iyi bilen bir lider. Bu çözüm Kıbrıslılardan gelmeli. Bir
başka önemli nokta da, Obama'nın Afrikalı Amerikalı olarak,
kendi kişisel tarihi. Pes etmedi, mücadele etti ve sonunda
başardı. Obama Kıbrıs'taki tarafları bir araya gelmeye
ve sorunların üstesinden gelmeleri için cesaretlendirecektir."
"Kıbrıs sorunun çözülmesi bölgeye
faydalı olur"
Kıbrıs'taki sorunun
çözülmesiyle orta doğunun normalleşmesi arasındaki
ilişkinin sorulması üzerine Ridder, bölgedeki tansiyonun
azaltılmasının önemli olduğunu söyledi.
Türkiye, Kürtler, İran, Suriye,
İsrail, Filistin ve Lübnan gibi sorunlu bölgelerin birbiriyle
bağlantılı olduğuna dikkat çeken Ridder, sorunların
parça parça çözülebileceğini belirtti.
Rick Ridder, Kıbrıs
sorununun çözülmesinin orta doğuya olumlu faydası
dokunacağını da ifade etti.
Sorunun çözülmemesi durumunda ABD'nin
farklı bir politik tavır alıp almayacağının
sorulması üzerine Ridder "Sanmıyorum. Benim hislerime göre ABD,
Kıbrıslıların, bu Kıbrıslı sorunu çözmesini
gözlüyor. Ancak öyle olmazsa da, Amerikan politikalarında bir
değişim olacağını, farklı bir yaklaşım
olacağını sanmıyorum" diye konuştu.
"Sorunlara global bakıyor"
Barack Obama'nın, dünyadaki
sorunlara "bölgesel" değil global olarak
baktığını ifade eden Amerikalı uzman Ridder,
"Küresel ısınma, açlık, insan hakları gibi konulara
daha geniş çerçeveden bakıyor" dedi.
Obama'nın hem ABD'ye hem de dünya
sorunlarına yönelik önemli değişimler getireceğine
işaret eden Rick Ridder, "Özellikle Amerikalılar, mevcut sistemi
düzeltecek bir hükümet istiyorlar. Obama da deneyimi olan insanları bir
araya getirebilecek bir lider. Radikal değişikliklerin
geleceğini söylemek doğru olmaz ama kayda değer bir
değişim olacak, öncelikle ekonomik konularda. Daha aktif bir hükümet
göreceğiz" dedi.
Sadece iç konularda değil
dış politikada da çok aktif bir hükümetin görüleceğinin
altını çizen Ridder, dünyadaki sorunların çatışmadan
çok diyalog yoluyla üstesinden gelinmesine
çalışılacağını ifade etti.
KIBRIS
29/12/08
Turkish Cypriot clubs set to rejoin
Cyprus FA
By Elias
Hazou
TURKISH Cypriot clubs are poised to rejoin the Cyprus
Football Association, ending a half-century absence that has seen them excluded
from international competition.
The deal, which has yet to be sealed, was brokered by UEFA and world governing
body FIFA, and was formally put to the Turkish Cypriots' unrecognised breakaway
federation on December 3, UEFA Vice Chairman Marios Lefkaritis told the Mail.
The Turkish Cypriots agreed with the proposal presented to them by FIFA, said
Lefkaritis, who is also honorary chairman of the Cyprus FA.
Under the deal put forward by UEFA and FIFA, the Cyprus FA would be the
governing body for all football on the island, including in the breakaway
Turkish Cypriot north.
Turkish Cypriots would be represented on the Cyprus FA's committees, including
on its referees committee.
According to Lefkaritis, the FIFA proposal is in principle the same as the
one put forward in April, which both sides initially accepted, though the
Turkish Cypriots later had a change of heart, citing various concerns.
On January 12, CFA leaders will be meeting separately with FIFA to review the
final proposal.
At this moment, its still a gentlemens agreement
no signatures have been
put on paper, said Lefkaritis.
The slated agreement follows a number of hit-and-misses over the past years.
Assuming all is agreed, the norths football body would be incorporated into
the recognised CFA. Among other things, it would see Turkish Cypriots and Greek
Cypriots playing alongside each other in the national team.
If and when the two sides do shake hands on the deal, FIFA will then work out a
road map for its implementation, said Lefkaritis.
Turkish Cypriot teams were involved in the founding of the Cypriot FA in 1934
but broke away from the islands unified league in 1955 after disputes between
the Greek and Turkish Cypriot communities worsened.
When the island won independence in 1960, it was the Greek Cypriots clubs still
in the Cyprus FA that won recognition as members of UEFA and FIFA and Turkish
Cypriot clubs have since been excluded from all international competition.
Turkish Cypriot teams and players have since been unable to participate in
official international matches.
There have been a number of efforts over the years by clubs from other European
countries to organise friendlies against Turkish Cypriot teams.
But they have all either been cancelled in the face of Cyprus FA protests or
led to UEFA sanctions against the club taking part.
In July last year, English League One side Luton Town cancelled a planned
friendly against the 2007 Turkish Cypriot champions Cetinkaya after protests
through the English FA.
CYPRUS MAIL 30/12/08
31 Aralık Çarşamba 2008 GUNGOR URAS MILLIYET
Her Noel, Türkiyenin
tanıtımı konusunda büyük bir fırsat
kaçırırız. Türkiyenin tanıtımı konusunda sahip
olduğumuz hazineyi unuturuz. Bu hazine bir yanda dururken Turizm ve
Tanıtma Bakanımız 100 milyon YTLlik bir bütçeyle Sivaslı
Cindy unvanıyla Türk gazetelerinde resmi yayımlanan
hanımın fotoğraflarıyla Türkiyeyi dünyada tanıtmaya
çabalar.
Dünyanın her köşesinde milyonlarca insanın Noel
kutlamalarında sembol haline gelen Noel Babanın Türkiyede
doğduğunu, mezarının Türkiyede olduğunu anlatarak
Türkiyenin yaygın şekilde tanıtımını bugüne
kadar beceremedik. Yabancıların, Santa Claus olarak
adlandırdıkları Niko Efendi.
245 yılında bugünkü Fethiye kasabasının ötesindeki Patara
şehrinde doğdu. O yılların en önemli devletlerinden
Likyanın başkenti Xanthosta (bugünkü Kınık) eğitim
gördü.
Hıristiyanlar arasındaki âdete uyarak Kudüse gidip döndü. Myra
(bugünkü Demre) şehrine yerleşti. 326 yılında da burada
öldü.
Niko Efendi din adamı değildi, ama papazlar onu Myra piskoposu
seçince, Niko Efendi St. Nicholas olarak ünlendi. St. Nicholas
yaşamı boyunca yaptığı iyiliklerle insanları
mutlu kıldı. Demreyi kıtlıktan, gemicileri kazalardan,
masum insanları kötülüklerden kurtardı.
İyilik yapan unutulmuyor
Üç kızı olan adama yaptığı iyiliğe benzer
iyilikler yaptı. Patara kasabasında, üç kızı olan son
derece yoksul bir aile yaşıyordu. Üstelik üç kız da evlenmek
istiyordu. Fakat düğün yapabilecek kadar paraları
olmadığı için de hiçbiri evlenemiyordu. St. Nicholas ailenin
durumunu öğrendi ve onlara yardım etmeye karar verdi.
Bir gece fakir adamın evine giderek bir kese altını pencereden
içeri attı ve kimseye görünmeden uzaklaştı. Yoksul aile buna çok
şaşırdı ve sevindi. Ancak St. Nicholas hediyesinin çok az
olduğunu düşünerek üzülüyordu. Bundan dolayı ertesi gece bir
kese altını daha pencereden atıp gene kimseye görünmeden
uzaklaştı. Fakat henüz üç kızın da evlenmesi için yeterli
altını verememişti.
Üçüncü gece, gene eve gitti. Ama pencereler kilitli olduğundan altın
kesesini içeri atamadı. Dama tırmanarak altını bacadan
içeri atmayı düşündü. O akşam erken saatlerde üç kız da
çoraplarını yıkamış ve kurutmak için şöminenin
yanına asmışlardı. St. Nicholas altını bacadan
attığından çorapların birinin içine düştü. Bu
altınlar sayesinde üç kız mutlu evlilikler yapabildiler ve çok iyi
bir yaşam sürdürdüler.
Denizcinin koruyucusuydu
St. Nicholas ölünce denize yarım saat uzaklıkta olan Kale
bucağının yakınındaki tiyatronun bulunduğu yere
gömüldü. Ünü ölümünden sonra da yaşadı.
Likyaya gelen denizciler bir âdet geliştirdi. Lahdin üzerinden dökülen
şarap St. Nicholasın kemiklerini ıslatıp, mezarın altından
süzülürken şişelere konuldu. Bu şarabın her derde deva
olduğuna, gemicileri kazadan koruduğuna inanıldı.
1087 yılında Cenevizli korsanlar lahdi açtı. St.
Nicholasın kemiklerini İtalyaya taşıdı. Baride
adına inşa edilen bir lahit, ziyaretgâh haline getirildi. (St.
Nicholasın lahdindeki kemiklerinin bir bölümü halen Antalya Müzesinde
teşhir olunuyor.)
St. Nicholasın namı bu tarihten sonra Batıda yayılmaya
başladı. Adına birçok kilise inşa edildi.
Niko Efendinin, sonraki isimleri ile St. Nicolasın , Santa Clausın
ismini kullananlar, isminden yararlanarak dünya kadar para
kazanıyor. Bizde Niko Efendinin Anadolu insanı olduğunu
anlatarak Türkiyeyi tanıtmayı düşünen olmuyor.
(Sayın okuyucularıma 2009 yılında sağlık, huzur,
başarı ve refah dileklerimi sunarım.)
Siyasi partiler, erken
seçim tarihini bekliyor
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Parti Meclisi'nin 26
Aralık Cuma günkü toplantısında aldığı erken
genel seçim kararının ardından siyasi partiler, tarihin
kesinleşmesini bekliyor.
CTP'de erken
seçimin hangi tarihte yapılacağını, merkez yönetim kurulu
belirleyecek. Salı günleri toplanan CTP Merkez Yönetim Kurulu'nun
önümüzdeki hafta yapacağı toplantıda bu konunun gündemde
olması bekleniyor.
Siyasi partilerin yetkilileri, TAK muhabirinin sorusu üzerine, CTP Parti
Meclisi'nin erken seçim kararını yorumladı.
Avcı:
İstişare içinde karar alındı, yerindedir
Hükümet ortağı Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, CTP Parti Meclisi'nin
erken seçim kararını ÖRP'yle istişare içinde
aldığını ve kendilerince de yerinde bir karar olduğunu
söyledi.
Avcı, yapılacak bir erken genel seçime hazır
olduklarını, bu hazırlığı, kurultaydan sanki bir
sonraki gün sonra seçim olacakmış gibi yaptıklarını
belirterek, ÖRP'nin şu anda daha eski partilerle bile kıyaslanmayacak
derecede örgütlenmiş yapısı ve genç dinamik kadroları ile
ülke yönetimine talip olduğunu kaydetti.
Turgay Avcı, iki yıldır ortaya koydukları vizyon ve
icraatlarla önde gelen partilerden biri olduklarını dile getirdi ve
şöyle konuştu:
"ÖRP, yeni bir parti olmasına karşın halkın güvenini
kazanmış ve ciddi bir kitle çekim merkezi haline gelmiştir.
Halktan aldığımız yoğun ve sıcak ilginin
verdiği güçle, bundan sonra KKTC iktidarının ÖRP'siz
olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizler, 2009 Erken
Genel Seçimi'ni ülkenin aile partileri hegemonyasından kurtulma seçimi
olarak görüyoruz ve halkımızı sağduyuya davet ediyoruz.
Kıbrıs sorununun kritik dönemeçler içerisine girdiği ve global
ekonomik krizin, son yıllarda yaşanan kuraklıkla birlikte
ülkemizi vurmaya başladığı sırada yapılacak olan
seçimin, KKTC halkı için hayırlı ve uğurlu
olmasını dileriz."
Çavuşoğlu:
Kirlenme ve kötü gidişatı birçok kez söyledik
UBP Genel Sekreteri Nazım Çavuşoğlu, Eylül 2006'dan beri
"ülkedeki demokratik kirlenmeyi ve ülke ekonomisindeki kötü
gidişatı" birçok kez söylediklerini belirterek, CTP
kadrolarının ekonomiyi çıkmaza sokacağını da
gördüklerini ifade etti.
Çavuşoğlu, "irade çarpıklığını
kaldırmak, ülkenin önünü açmak için" 15 ay meclis
dışında mücadele verdiklerini kaydederek, "Gerek bu süreçte
gerekse bugünlere kadar yaptığımız erken seçim
çağrılarını sağır sultanlar bile duymuş
olmasına rağmen CTP'nin aldığı bu karardan sonra bizlere
hodri meydan çekmesini dikkatle incelemek gerekir" dedi.
Bu açıklamanın, CTP'nin gerek siyasi partilerin söylediklerini,
gerekse halkın beklentilerini hiç duymadığını veya
hiçe saydığını gösterdiğini savunan Nazım
Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
"Yakın geçmişte yapılan kurultayından sonra UBP'nin
her geçen gün tüm halkı kucaklama yönünde gösterdiği gelişmeyi
gören CTP, 'zararın neresinden dönersem kardır' hesabıyla bu
kararı almıştır. Erken seçim kararı meclise
getirildiği taktirde destek vereceğiz.
Bu gelişmenin, en azından ekonominin
sıkıntılarını ve demokrasinin kirliliğini bir an
evvel ortadan kaldıracağı için partililerimiz ve
halkımız tarafından büyük bir sevinçle
karşılandığını da söylemek isterim."
UBP Genel Sekreteri Çavuşoğlu, erken seçim tarihi konusundaki
beklentileriyle ilgili soruya karşılık "Prosedür içinde
gerçekleşebilecek en yakın tarihe hazırız. Herkesin halk
mahkemesinin önüne çıkıp boyunun ölçüsünü almasını bekliyoruz"
yanıtını verdi.
Öte yandan UBP Parti Meclisi'nin, dün öğleden sonra yaptığı
toplantının gündeminde erken seçim konusunun olduğu
öğrenildi.
Denktaş:
Tarih belirlenince istifalarımızı değerlendireceğiz
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP Parti
Meclisi'nin aldığı erken seçim kararını yorumlarken,
bu kararın Cumhuriyet Meclisi'nde de onaylanmasını
beklediklerini söyledi.
CTP'nin bir kararı açıklayıp geri dönmesinin ilk defa
görülmediğini belirten Denktaş, DP'nin erken seçim için
hazırlıklarını yılın başından beri
sürdürdüğünü, erken seçim kesinleşince milletvekilliğinden
istifalarını da değerlendirip adaylarını
belirleyeceklerini söyledi.
Denktaş, seçime yönelik programlarının ve
kampanyalarının da hazır olduğunu kaydetti. Erken seçim
tarihiyle ilgili beklentileri konusunda ise Serdar Denktaş,
"Kendilerine telkin edilen tarih 29 Mart'tır. Mart-Nisan... Ne kadar
erken olursa halkımızın rahatlaması için o kadar
hayırlı olur" ifadelerini kullandı.
DP'li 6 milletvekili, 17 Ocak'ta istifa dilekçelerini meclise sunmuş,
ancak bugüne kadar istifaların yürürlüğe konmasıyla ilgili süreç
başlatılamamıştı.
Samani:
İki yıldır erken seçim istiyoruz
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Sekreteri Meltem Onurkan Samani, CTP'nin
kararında erken seçim tarihinin belirsiz olduğunu kaydederek, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'in "hodri meydan" söylemini de "çok
talihsiz" diye niteledi.
Seçim tarihi açıklamayan CTP'nin "hodri meydan" diyecek hali
olmadığını savunan Samani, son iki yıldır
partisinin ve diğer kesimlerle örgütlerin erken seçim talebini
seslendirdiğini, iki siyasi partinin meclisi de bu amaçla boykot
ettiğini söyledi.
Samani, demokratik, sivil bir anayasa için oylamayla birlikte erken seçime
gidilmesi fırsatını CTP'nin heba ettiğini savunarak,
şimdi bunun yapılamayacağını kaydetti.
Seçimlerin normal zamanının Şubat 2010 olduğunu ve erken
seçim denebilmesi için bir yıl önceden seçim yapılması
gerektiğini ifade eden Meltem Onurkan Samani, Mart-Nisan aylarında
bir seçime gidilebileceği beklentisi
taşıdıklarını dile getirdi.
Samani, erken seçim konusunun, birçok konuda olduğu gibi, yine bir
kargaşa içinde tartışılmaya
başlandığını kaydederek, çok daha
sağlıklı bir süreç yaşanması gerektiğini söyledi.
Meltem Onurkan Samani, "Hükümetin alternatifi kalmadı. En erken
zamanda olacak şekilde seçime gitmesi gerekmektedir" dedi.. Ciddi bir
de ekonomik kriz söz konusu olduğunu, hükümetin de yanlış
icraatlarıyla ülkeyi yangın yerine çevirdiğini iddia eden
Samani, bu sıkıntıları aşabilecek bir hükümet
yapısı olmadığını, o yüzden bir an önce seçimle
doğru politikaların ve programların sağlıklı,
dinç şekilde, halktan yetki alarak gelecek bir hükümetle
uygulanmasını istediklerini anlattı.
"TDP olarak biz buna talibiz" diyen Samani, TDP'li bir hükümet
modeliyle ülke sorunlarına çözüm bulunabileceğini kaydetti ve
"enkaz" devralacaklarını bildikleri halde bir an önce erken
seçim istediklerini söyledi.
KIBRIS 31/12/08
Cyprus challenged over voting
criteria for EU nationals
By Bejay
Browne
A BRITISH
resident of Cyprus has challenged the government over their voting registration
policy for EU nationals.
Patrick Conroy told the Cyprus Mail, after lodging a complaint with Brussels,
I was sent a letter which seems to agree with my complaint. It suggests that,
the requirement to produce a Cypriot ID card in order to be able to register
to vote in EU elections, seems to be contrary to the directive 2004/38/EC,
which came into effect on April30 2006.
Conroy has lived in Cyprus for the past nine years and has Cypriot residency.
I wanted to ensure that I was on the electoral roll and checked about three or
four years ago. My name wasnt there and was told I had to apply. They asked
for my Cypriot ID, and when I told them I didnt possess one, I was asked for
my birth certificate, even though I have a residence permit.
EU parliamentary elections will take place in June 2009. All European citizens
resident in Cyprus will be eligible to vote for Cyprus MEPs, as long as they
are registered on the electoral roll. This doesnt affect the right to vote in national
elections in their country of origin.
Conroy, currently retired and living in Oroklini in the district of Larnaca,
complained about this process to the district office in Larnaca, and made an
appointment to see the district officer. As yet, he has been able to secure an
appointment.
A lady in the office has been very helpful, although she told me that rules
are rules, and explained that ID numbers need to be fed into the computer,
otherwise the programme doesnt work. Perhaps they should change the system,
he suggested.
Electoral lists in Cyprus are updated four times a year, on January 2, April 2,
July 2 and October 2. The last date for registering to vote in June, is prior
to the quarterly electoral list update on April 2.
Conroy continued, I then spoke to, Demitris Demetriou, at the ministry of the
interior. Hes responsible for voting, and I explained the situation to him. I
voiced my concerns that this procedure of having to have a Cypriot ID card
wasnt right, and might contravene EU regulations. He assured me at that time,
that it was indeed correct.
At this point, Conroy decided to write to Brussels, and in August 2008 received
a reply from the European Commission Directorate-General of Justice, Freedom
and Security. It stated that an extensive study covering the legislation of
member states regarding European citizenship would be finalised in 2008.It
added that, for those legislations which will be found as non compatible with
Community law, the Commission will launch, if necessary, infringement
procedures against the respective member state.
Linda Leblanc, a Peyia councillor representing the Peyia coalition of
Independents, and a Green party member has long been pushing for better
available information as to the voting rights of EU residents in Cyprus.
I recently asked George Perdikis, a deputy, and General Secretary of the
Cyprus Green Party, to help me to clarify existing confusion surrounding non
Cypriot EU nationals registering to vote in the forthcoming EU parliamentary
election, she told the Cyprus Mail.
Perdikis met with the Chief Electoral Officer in the Ministry of Interior to
discuss voter registration.
Mr Perdikis was informed that there is a separate EU parliamentary electoral
roll for EU citizens from other Member States, confirmed Leblanc. This means
that EU citizens, who wish to vote in Cyprus in the June election, must submit
an application (ME1) to the District Office, even if they voted in the last
municipal election in December 2006.
But, those who voted in Cyprus in the 2004 EU Parliament elections need not
fill in an application, as they are already registered on the list for EU
electors for the EU Parliament.
Its very confusing, said Leblanc. There are two lists for European
residents in Cyprus. One is for local elections and the other for the EU
parliamentary election.
In other words, people who are already on the municipal elections list will
need to apply again if they wish to vote in the upcoming European election.
At the moment the current requirement is for voters to have a Cyprus ID card
before they can register, but this has been challenged by an EU resident in
Oroklini, Mr. Patrick Conroy, she said.
According to Conroy, the Interior Ministry is proposing to amend the current
law, and this will then have to be passed by Parliament.
I wasnt given a timeframe by Demetriou, who I have now spoken to on a number
of occasions, but he told me he had hoped the process to have been concluded by
the end of 2008.
But its still unclear if residents will be allowed to register to vote without
their Cyprus ID card, and as there are less than three months left to register,
time is running out.
Until a few days ago, I know the district office in Larnaca is still insisting
on presenting Cypriot ID cards, said Conroy.
Leblanc continued, unfortunately, the government doesnt have a good track
record in respecting the democratic rights of all EU residents, as seen by
their reluctance to inform eligible voters of their rights, in a timely and efficient
manner as required by EU Directives, in the Municipal election in 2006. It
seems, once more, that its up to the citizens to navigate their way through
the confusion.
Leblanc was the first foreign-born woman to be elected to a town council and firmly
believes that apathy towards Brussels is unfounded.
The EU provides support for improving the environment in Cyprus through
mandatory legislation on important issues, and its due to Brussels that EU
residents in other member states have the right to vote in municipal
elections, she added.
n Voting registration forms are available from the district offices in each
town.
CYPRUS MAIL 31/12/08
Accomplice says Al Capone fled to
the north
By Alexia
Saoulli
POLICE were
yesterday no closer to catching escaped convict Antonis Prokopiou Kitas.
Despite police assurances that the 42-year-old double rapist and murderer, more
commonly known as Al Capone, was most likely in the free areas and would be
caught, an associate has placed the high profile criminal in the occupied
areas, it emerged yesterday.
Thirty-one-year-old Ioannis Menikou, who was in the car with Kita on the early
morning of December 12 and later arrested, has allegedly told investigators he
and Kitas parted ways at Potamia village, with the latter heading for the
occupied areas. Menikou will go straight to trial for aiding and abetting in
the prisoners escape.
A third man, 22-year-old Rodosthenis Christodoulou, who was also with Kitas and
Menikou at the time of the escape, is said to have followed the 42-year-old to
the occupied areas. A warrant has been issued for his arrest.
On Monday, Menikou appeared before the Nicosia district court. He faces six
charges including aiding in the escape of a prisoner, conspiracy to commit a
felony, possession of a gun, possession of a silencer, and two charges for
possession of explosive materials including eight nine millimeter cartridges
and 100 cartridges.
The court heard that Menikou has allegedly admitted to the charges regarding
possession of a gun and silencer. He has also allegedly told police that he had
known of Kitas plans to escape.
His statement contradicts other reports regarding what happened on the night of
the escape. Sources close to the investigation said Kitas, sentenced to life
imprisonment in 1994 for the rapes and murders of two women, had no intention
of escaping. Having already served 14 years behind bars, the lifer could soon
have hoped for parole. EU human rights watchdogs have been putting pressure on
the government to introduce parole hearings for prisoners. Kitas was fully
aware of this and would have not jeopardised his freedom, senior prison sources
said. Instead, it was suggested that the 42-year-old had been planning to
commit a robbery and then sneak back into the private hospital where he had
been receiving treatment for gastric reflux for the past six months with his
prison guards none the wiser.
Had the police not shown up and seen him, he never would have escaped,
sources said.
But according to Menikous statement, this is not the case. The 31-year-old
said he and Chirstodoulou had placed a ladder outside Kitas hospital room,
which he used to escape.
Menikou is then said to have showed police the route that the trio took to
Stassicratous Street where they ran into three patrol cars with whom there was
an exchange of fire. The court heard that Menikou then went to Potamia with
Kitas and Christodoulou where they parted ways. The 31-year-old allegedly said
the other two had plans to go to the occupied areas, but that he did not want
to join them. Instead he made his way to Dali on foot and from there went to
Nicosia general hospital to visit his sick wife. He was later arrested.
Menikou will remain behind bars until his trial.
CYPRUS MAIL 31/12/08