Goran Bregoviç de Ermeni’ymiş...

 

ORAL ÇALIŞLAR RADIKAL 21/12/08

 

Can Dündar’ın ‘Mustafa’ filmine gösterilen tepkiler, bazı kesimlerdeki ruh halini ve dünyayı kavrama biçimini göstermeleri bakımından çok öğreticiler. Gülnihal Soydan, İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat. Film hakkında suç duyurusunda bulunurken Atatürk’e ‘Mustafa’ denmesinin bile hakaret olduğunu iddia ediyor:
“Atatürk’ten vasat, sıradan, herhangi bir kişiden bahseder gibi ‘Mustafa’ diye söz ediliyor. Hepimizin babasına ‘Mustafa’ demek cüretiyle ismini kısaltmak, kabul edilemez bir saygısızlıktır.” Bu ülkenin bir avukatı, yani bir hukukçusu bakın daha neler söylüyor:  “Filmin müziklerini yapan Saraybosna doğumlu Goran Bregoviç Ermeni asıllıdır. Ermeni soykırımı konusunda lobi çalışmaları yapıldığı şu günlerde film için bilinçli olarak cımbızla seçilmiş kişilerden biridir. Atatürk’ün karga kovaladığı sahnede ‘Yorgo’ isimli Yunanlı bir çocuğun oynatılması, Ata’ya saygısızlıktır. Türk çocuğu kalmadı da Yunanlı bir çocuk Atamızı canlandırıyor.”
İçinde yaşadığımız dünyada, ‘Ermeni dölü’ diyerek, ırk ve şecere aramak ırkçılık
sayılır ve suçtur. Goran Bregoviç bir dünya vatandaşıdır. İnsanlığın yüz aklarından birisidir. Galiba, yurtiçindeki kafatası araştırmaları bitti, artık yurtdışına açılıyoruz.
***
Ankara Cumhuriyet Savcılığı üç ayrı suç duyurusundan yola çıkarak Can Dündar hakkında ‘Mustafa’ filmi nedeniyle soruşturma başlattı. Diğer bir dilekçeyi de iki bilim insanı verdi. Onlar sayesinde, bilimselliğin temel şartının yasakçılık olduğunu bir kere daha görmüş olduk. 
Sigara ile Savaş Derneği kurucu üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan ile Sigara ile Savaşanlar Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural’ın, Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım tarihli ortak suç duyurusu dilekçesinde, şu suçlamalar yer alıyor: “Atatürk, Türk ulusunun yapışkanıdır, önderidir, örnek kişisidir... Türklerin simgesel Atası’na pofur pofur sigara, ayrıca düşkün biçimde içki içirterek, Atatürk’ün saygınlığı düşürülürken, Türk gençliğinin örnek aldığı kişi de manevi olarak öldürülmekte, buna ek olarak Türkiye tarihinin en büyük sigara reklamı Atatürk kullanılarak yapılmaktadır.”
Atatürkçü Düşünce Derneği Çankaya şubesi üyesi Ali Berham Şahbudak’ın suç duyurusunda ise Atatürk’ün kadınlara karşı aşırı zaafı olan, içki sofralarından kalkmayan birisi olarak gösterildiği belirtildi.
***
Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın bu dilekçelerden yola çıkarak soruşturma başlatması da işin bir başka ilginç(daha doğrusu ilginç olmayan) tarafı. Böyle giderse buna benzer iddialar nedeniyle dava bile açılabilir.
Dramatik olan, ne Can Dündar’ın ‘Mustafa’ filmi, ne bir grup insanın 1915 Tehciri’nde yaşanan acılar nedeniyle ‘özür dilemesi.’ Dramatik olan, yeni bir çağda yaşadığımızı, içimize kapanarak ve kendi kendimize tabular üreterek bu dünya içinde kendimize yer bulamayacağımızı anlayamıyor oluşumuz.
Genelkurmay Başkanlığı’nın 1915 yılındaki Ermeni Tehciri’yle ne ilişkisi var ki, olaya müdahil oluyor? Yeri geldiği zaman Osmanlı’yı bir şeriat devleti olmakla suçlayıp, yeni ve modern bir cumhuriyet kurduklarını söyleyenlerin, Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘suçları’ konusunda devreye girmeleri ilginç.
İP Başbakan’ın açıklamasıyla kopmuştu. Başbakan, bir grup insanın, 93 yıl öncesine ilişkin bir saptamada bulunmuş ve bir vicdan muhasebesi yapmış olmalarını, anlaşılması zor derecede şiddetli bir tepkiyle karşılamıştı. Başbakan, bu mantıkla 6-7 Eylül 1955 tarihindeki olaylardan acı duyulmasına, utanç duyulmasına sinirlenebilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında bu ülkenin gayrımüslim yurttaşlarının mülksüzleştirilip sürgünlere gönderilmiş olmasından utanılmasına tepki gösterebilir.
Ne düşüneceğimize, neye tepki vereceğimize Genelkurmay’dan, Başbakanlık’tan izin alarak mı karar vereceğiz?
Bazı devlet yetkilileri bütün milletin, bütün yurttaşların devletin ‘kul’ları olduğunu sanıyorlar. Yurttaşların ne düşünmesini, nasıl düşünmesini gerektiğini devletin bürokratları ve yöneticileri olarak kendilerinin kararlaştırmaları gerektiğini sanıyorlar. Biz “devletin yurttaşları” değiliz. ‘Devletin milleti’ değiliz. Devlet bize hizmet için kurulmuş, örgütlenmiş bir araçtır.
Devletimizin, eserlerinde Türkiye’yi konu alan dünya sanatçılarıyla ilgili  bir ‘etnik araştırma komisyonu’ kurması da şaşırtıcı olmaz. Devletimizin sanata yaptığı değerli
hizmetlere ek olarak böyle bir açılımda bulunması hepimizi sevindirir.

 

 

Zenci diye dövüp hastanelik ettiler

IRKÇILIĞIN BÖYLESİ... Güney Kıbrıs'ta, kimi gazetelere göre 60, kimilerine göre 40 civarında ortaokul öğrencisi Rum, 18 Aralık'ta, Afrika kökenli Sudanlı Margarita Duku isimli okul arkadaşlarını, rengi nedeniyle feci şekilde dövdü

 

   Güney Kıbrıs'ta, kimi gazetelere göre 60, kimilerine göre 40 civarında ortaokul öğrencisi Rum, 18 Aralık'ta, Afrika kökenli okul arkadaşlarını, rengi nedeniyle döverek hastanelik etti.

   Haberi; "14 Yaşındaki Zenci Kıza Yönelik Şok Irkçılık - 40 Öğrenci Kendisini Ağır Şekilde Dövdü" başlığıyla manşete çeken Simerini gazetesi; 14 yaşındaki Margarita Duku isimli Sudanlı Rum vatandaşı öğrencinin zenci olduğu için Strovolo Stavru Ortaokulu'ndan 40 civarında öğrenci tarafından dövüldüğünü bildirdi.

   Gazete, ortaokulda oynanan voleybol maçının ardından, Sudanlı kız öğrencinin; yaralanan bir arkadaşına yardım etmeye gitmesi üzerine cereyan eden olayı; "benzeri görülmemiş ırkçı saldırı" olarak niteledi. Habere göre saldırganlar, "Zenciler Kıbrıs'tan dışarı, zencileri istemiyoruz, neden voleybol oynuyorsun, kendini ne zannediyorsun" diye haykırarak, Margarita Duku'yu ağır şekilde dövdüler. Dayağın ardından hastaneye kaldırılan Margarita'nın halen hastanede tedavi görmekte olduğu belirtildi.

   Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile Rum Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın (OELMEK), zenci öğrencinin feci şekilde dövülmesini kınadığını yazan gazete, Öğrenci Eşgüdüm Komitesi'nin ise dayak olayını; gençlik kanun-tanımazlığına bağladığını ve ırkçılığın göğüslenmesi gereken toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çektiğini kaydetti.

 

Irkçılık

 

   Alithia gazetesi haberi; "Yeni Irkçılık Vakası - 15 Yaşındaki Afrika Kökenli Kıbrıslıya Saldırı" başlığıyla yansıttı. Gazete, zenci olduğu için Duku'yu feci şekilde döverek hastanelik eden saldırgan sayısını 60 olarak verdi. Rum tarafında faaliyet gösteren Eşitlik, Destek ve Irkçılık Karşıtı Örgüt (KİSA), Margarita Duku'nun Rum vatandaşı olmasına rağmen sırf teninin rengi dolayısıyla dövülmesini "çok ciddi bir ırkçı şiddet suçu" olarak niteledi ve kınadı.

   KİSA tarafından yapılan açıklamada, saldırganların zenci öğrenciyi döverken; "Kıbrıs'ta yabancıları istemiyoruz, ülkene geri dön!" diye bağırdıklarına dikkat çekildi ve bu tür davranışların; Rum medyasının, siyasilerin ve toplumda liderlik konumunda bulunan diğerlerinin; IRAK, Filistin, v.b'den gelenleri; mülteci olsalar bile, kaçak mülteci olarak lanse ederek ırkçılığı genelleştirmelerinden kaynaklandığına işaret edildi.

   Gazete, KİSA Başkanı Doros Polikarpu'nun; Rum tarafındaki ırkçılığın boyutlar kazanmakta olduğunu söylediğini ve bunu örneklendirirken; geçen hafta da Strovolo'nun işlek caddelerinden birinde; 25-30 yaşlarında kişilerden oluşan bir grup Rum'un, Çinli bir kızı bisikletten indirerek zorla kıyafetlerini çıkardıklarını açıkladı.

KIBRIS 21/12/08

 

 

Hristofyas, AKEL liderliğinden ayrıldı

Hristofyas, AKEL kongresinde yaptığı konuşmada, görevinden istifa gerekçesi olarak, "başkanlığın gerektirdiği yükümlülüklerin, parti liderliğindeki rolünü istediği ölçüde yerine getirmesine engel" olmasını gösterdi.

    Nisan 1988'den bu yana AKEL Genel Sekreteri olan 62 yaşındaki Hristofyas, Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılan başkanlık seçimini kazanmıştı.

    Hristofyas, geçen ay başında "başkanlık görevini kesintisiz sürdürebilmesi için" AKEL liderliğinden ayrılacağını, bu kararı AKEL içinde uzlaşıyla aldıklarını söylemişti.

KIBRIS 21/12/08

 

 

 

Downer: Bu kadarını beklemiyordum

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, doğrudan müzakereler prosedüründe zorluklar olacağını en baştan bildiğini, ancak bu kadarını beklemediğini söyledi.

Fileleftheros gazetesi; "Yarıklarda Işık ve Ümit Arıyor - Downer Prosedürü Tarif Ederken Umutsuz Görüntü Sergiledi - Dora'ya Bilgi Verdi, Mesajlar Aldı" başlığıyla yansıttığı haberinde Alexander Downer'in Kıbrıs sorununda yürütülmekte olan prosedürü tarif ederken "koyu, umutsuz ve tamamen olumsuz" bir görüntü sergilediğini yazdı.

   Habere göre Downer, Ankara'daki temaslarının ardından önceki gün Atina'da görüştüğü Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'ye; prosedüre ilişkin olguları anlattı ve argümanın çok zor olduğunu itiraf etti.

   Bakoyanni'yle görüşmesinde prosedürün içinde bulunduğu zorluklara değinen Downer; zorluklar olacağını en başından bildiğini, ancak bu kadarını beklemediğini vurguladı. Gazete, buna rağmen Downer'in; Türkiye'nin üyelik sürecinin AB tarafından gözden geçirilecek olması ışığı altında 2009 yılında olguların değişmesi ve dinamiğin yakalanmasının mümkün olduğunda ısrarlı olduğunu yazdı.

   Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni'nin muhatabından işittiklerine şaşırmış göründüğüne ve durumun zannettiğinden de kötü olduğunu vurguladığına işaret eden gazete, Aleksander Downer'in basına yaptığı açıklamada, Ada'dayken söylediklerini tekrarladığını kaydetti.

   Habere göre basına açıklamasında; prosedürün momentumunun korunmasının önemine işaret eden Downer, gerek önceki gün Bakoyanni'yle gerekse önceki gün Ankara'daki muhataplarıyla görüşmesinde de bunun altını çizdi.

   BM yetkilisinin, müzakerelerin sona eriş zamanı konusunda somut bir takvimin aleyhine tavır ortaya koyduğunu belirten gazete, "İki liderin şu anda müzakerelerin tamamlanması takvimi belirlemelerini akıllıca bulmuyorum" dediğine işaret etti.

   Gazeteye göre Downer, BM'nin rolü konusunda ise, "Kıbrıs sorununa Kıbrıslı çözüm" fikrine katıldığını belirtti.

Bakoyanni ise, Yunan tezinin; prosedür sürecinin ve sonucunun iki bölgeli iki toplumlu, tek uluslararası temsiliyete sahip bir federasyona dayanması gerektiği şeklinde olduğunu anlattı.

   Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, Bakoyanni'nin Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs'ın prosedüre ilişkin çok daha özlü, yapıcı ve olumlu mesajlar almak istedikleri mesajını verdiğini söyledi, ancak şu anda böyle bir görüntü mevcut olmadığını sözlerine ekledi.

   Politis gazetesi; "Bitiş Takvimine Karşı Olduğunu Söylüyor - Downer 'Hayır' Diyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Alexander Downer'in, Yunanistan Başbakanı'yla önceki gün Atina'da gerçekleştirdiği görüşmede Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin gidişatı konusunda kuşkuculuğunun artmış göründüğünü yazdı.

 

"Boşlukları doldurmayacağım"

 

   Simerini gazetesi ise haberine; "Downer Türk Talebine Kırmızı Işık Yaktı - Takvimleri ve Hakemliği Reddediyor" başlığını attı.

   Gazete, Downer'in Atina temasları sırasında; doğrudan müzakereler için takvim belirlenmesine ve BM'nin hakemlik yapmasına karşı olduğunu, ancak var olan zorluklara rağmen mevcut momentumun yitirilmemesi gerektiğini söylediğine işaret etti.

   Gazete haberinin; "Boşlukları Doldurmayacağım" yan başlığı altında ise Downer'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki müzakerelerde "arabulucu rolü" oynamayı kabul etmeyeceğini vurgulamış ve böylece bir anlaşma planındaki boşlukları kendisinin doldurması ihtimalini kapamış göründüğünü yazdı.

   Gazeteye göre Downer; Ada'daki şartların ve Türkiye-AB ilişkilerinin bir kısıtlama yaratmasına rağmen, müzakerelerin iki lider istediği sürece devam etmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

KIBRIS 21/12/08

 

 

Christofias bids emotional farewell to AKEL family
By Jean Christou

AN EMOTIONAL President Demetris Christofias yesterday addressed the congress of ruling AKEL for the last time as general-secretary, saying the party had always been his second family.

“It’s only natural that I feel great emotion,” he said at the end of a 5,600-word speech that gave a rundown on the Cyprus problem and the economy, the joys of socialism and the evils of neo-liberalism and of certain world powers.

Almost a year after becoming President, Christofias, taking out a tissue to wipe his eyes, said he could no longer juggle both roles.

“I feel that the obligations of the President of the Republic do not allow me to carry out my role as general-secretary to AKEL to the extent that I would like, or to the extent it requires,” he said.

“I also think that after 20 years as general-secretary, the time has come to pass the torch.”

It is not known yet who the new AKEL leader will be, but Christofias said renewal of leadership in any organisation was always a source of new strength.

He was not irreplaceable, he said, although stepping down as party leader was probably one of the most difficult things he had ever had to do.

“In my life I had two families… the one that raised me and largely shaped my character and beliefs,” said Christofias.

The other family was AKEL, which became his spiritual and ideological home, he added.

“It has taught us that the ‘we’ is more important than the ‘I’ and that selfishness should be subordinate to the greater good,” he said.

“It has taught us humanity and social solidarity, and what it means to be patriotic without being a prisoner of nationalism, and to respect people regardless of colour, race or religion.”

Christofias said his two wishes for Cyprus were the reunification of the island and the creation of a fair and just society.

CYPRUS MAIL 21/12/08

 

Artefact of the month – Offering to Apostolos Andreas

EACH month the Society of Cypriot Studies at the Folk Art Museum in Nicosia chooses different items from its collection to advertise the various treasures of traditional everyday life it has on display.

December’s choice is a gold-plated “amboustotos” cross given as an offering to Apostolos Andreas at the saint’s monastery in occupied Karpas.

The interest in this 19th Century engraved cross doesn’t lie so much in its monetary value, but in the emotional value it must have had for the faithful pilgrim who offered it. The cross, which possibly originates from the Holy Land, is part of the museum’s collection of 58 offerings to the saint made over the years and donated to the museum in 1954. The collection includes a wonderfully evocative array of personal treasures including necklaces, bracelets, headscarf pins, chest crosses, coins, buckles and compasses, all offered by the faithful.

The Monastery of Apostolos Andreas was built where Saint Andrew briefly landed in Cyprus on his final missionary journey back to Palestine. His footfall apparently revealed a spring whose waters miraculously healed the blind captain of his ship.

But it was not until 1895, with the ‘miracle’ of Maria Georgiou, that the monastery became an important place of pilgrimage. The story goes that 17 years after the disappearance of her son, Maria had a dream in which St Andrew instructed her to travel from her native Turkey to the neglected monastery of Apostolos Andreas. On the voyage to Cyprus, she explained her journey to fellow passengers and particularly excited the attention of a young man. He asked Maria how she would identify her lost son, so she told him of the peculiar pair of birthmarks that he bore on his shoulder and chest. The young man then threw off his woolen cloak to expose the same marks and fell on his knees before his mother. Within months of this event, the shrine received a flood of pilgrims, some of whom left the offerings held by the museum today.

The Board of Directors of the Society of Cypriot Studies is planning to organise an exhibition on “Saint Andreas: From Cyprus to Constantinople and Patra”, where other tributes from the Monastery of Saint Andreas will also be showcased.

The Folk Art Museum, Old Archbishopric Palace. Opening hours 8.30am-3.30pm. Closed Sundays. Tel: 22-432578

CYPRUS MAIL 21/12/08

 

 

Man in house ownership dispute finds no relief from Attorney General
By Jean Christou

OPENING a new can of worms for property owners, the Attorney General has told a British buyer his developers had not committed any crime by effectively re-selling a house legally registered in his name.

The three-line letter to Conor O’Dwyer, who is engaged in a high-profile dispute with the developers over a house in Frenaros, has left other buyers worried that the Contract of Sale they lodge with the Land Registry is not enough of a protection when they come up against the title-deed holders.

“They always say the sale of contract is a great protection, but it’s clear now that the owner of the land is the developer, even though we are told once the sale is registered, we are protected and the house cannot be sold to someone else,” said Denis O’Hare of the Cyprus Property Action Group (CPAG).

Indeed the law says that once the Contract of Sale is registered at the Land Registry, the purchaser is the beneficial owner of the property until the provisions of the contract have been fulfilled by both sides.

O’Dwyer is however in dispute with the developers, an issue that is pending before the civil courts, which will decide who was in breach of the contract.

In the meantime, the house registered in his name at the Land Regsitry has been sold to someone else, although the second buyer cannot register her contract legally as O’Dwyer is listed as the beneficial owner and had paid around £75,000 sterling before the dispute arose. The developers, Karayiannas of Paralimni, still have this money.

In an attempt to secure justice, O’Dwyer’s lawyer Yiannos Georgiades asked the Attorney General’s office to bring criminal charges over the re-sale of the house.

He used Section 303a of the criminal code, which says: “Any person who, with intent to defraud, deals in immovable property belonging to another is guilty of a felony and is liable to imprisonment for seven years”

“Dealing in immovable property” is defined as selling, renting, mortgaging to another, or “encumbering in any way”.

However following a police investigation, the Attorney General’s office said in a letter to Georgiades on November 26 saying: “It has been ascertained that no criminal offence has been committed.”

Paulina Paulina Evthyvoulou–Evthymiou, the Counsel for the Republic who signed the letter told the Sunday Mail: “It was not a case of fraud and it’s not something we could go before the court with.”

Evthyvoulou–Evthymiou said all of the money had not been paid by O’Dwyer, and that the contractors said the Briton had broken one of the terms of the contract

“This is a civil case and not a matter for the Attorney General,” she said. “If he had a judgement from a civil case that he was the owner, it would be different. The civil case is unresolved. I don’t have an owner and I’m not in a position to decide who the owner is,” she added.

“This just sets a precedent that a house can be sold twice,” O’Dwyer said. He said all estate agents say a house can’t be sold twice. “We fell out,” he said of Karayiannas. “The contract was never declared legally null and void so this is quite clearly criminal fraud.”

Referring to the fact that he had not ultimately paid all of the money due to the dispute, O’Dwyer said: “How much is the developer entitled to keep…eighty per cent, ninety per cent? They (the Attorney General’s office) just proved you don’t own your house.”

CPAG’s O’Hare was equally damning. He said with the ruling it appeared the Attorney General was now confirming that the “so-called protection” of lodging a sales contract with the Land Registry gave little protection to buyers.

“This situation whereby a developer can sell you a property, take your money and then arbitrarily cancel your contract and sell your house on to some other unsuspecting buyer – and that this is not a crime, just beggars belief!” he said.

“If we don’t have protection of the land registry, that means even if you paid 90 per cent and the developer then comes and says I don’t like your face…it puts all buyers in jeopardy.”

Sounds extreme?

Larnaca-based property lawyer George Coucounis details a case of a woman who was the registered owner of an apartment but did not yet have title deeds from the seller, as is usual in Cyprus.

When the seller died, his heirs accused her of trespassing and denied the apartment had been sold to her. She, however made the mistake of counterclaiming for damages instead of sticking to the sales contract, which Coucounis said would have guaranteed her rights. Counterclaiming meant she accepted termination of the contract. Ultimately she was compensated but lost her apartment.

But Evthyvoulou–Evthymiou said the letter she signed to O’Dwyer did not mean the general concept ‘Contract of Sale’ meant nothing.

“I can understand his point. The problem is for a criminal case we need a case beyond reasonable doubt. How are we going to prove he is the owner beyond reasonable doubt? It’s not beyond reasonable doubt that he is the owner under 303a,” she said.

“I would have to prove the house belongs to Conor and his wife and I can’t prove that. Here we have two parties to a contract each saying he is the owner of the house. A judge must decide who the owner is. Why do we have to decide in the criminal court that he is the owner? The Attorney General cannot resolve this,” she added.

Georgiades, O’ Dwyer’s lawyer, said Karayiannas had no right to unilaterally cancel the contract, especially since O’Dwyer gave them the money for the due instalment they claim he didn’t pay.

“The money was literally given to them but they refused to accept it. This was their way of terminating the contract. They were not entitled to terminate it. Conor was always willing and able to pay the money,” he said.

“In accordance with the files at the land registry, Conor remains the beneficial owner unless a judgement is issued otherwise. Until then no one is entitled to buy it. If anyone does, it’s not a bona fide purchase, and that person has no legal rights,” he added.

Referring to the Attorney General’s decision, Georgiades said it was a matter of interpretation.

“We shouldn’t have to wait until the court judgement in the civil case. Since there is a dispute, the developers can’t say the property is theirs, whether Conor paid all of the money or not. If you are the legal owner, under what circumstance are you the legal owner? It depends on how you interpret ‘belonging to another’. There are a lot of inconsistencies in my opinion as to how things are dealt with.”

What is beyond doubt however is that the woman now living in O’ Dwyer’s house did actually buy it from Karayiannas but she has not been able to register it due to his prior legal claim. The woman’s lawyers Pittadjis of Paralimni said in a letter to O’Dwyer in May 2007 that the woman had no idea there was a dispute raging over the property. Pittadjis was also the lawyer for the developers at the time.

“She bought it in good faith and after she was told that a previous contract had been cancelled,” the Pittadjis letter said.

Evthyvoulou–Evthymiou said police had interviewed the woman and she had no complaint and did not feel defrauded

“She was told it would be all resolved with damages so she would not lose the house. There is no theft, no fraud. What is the criminal offence?”

However Coucounis, who is not familiar with the O’Dwyer case, said generally a contract can only be dissolved legally, and nothing can be done with a property until the civil court decides who is in breach.

“The sale of contract remains in force and is valid until the court orders that it is legally or lawfully terminated. Until then delivery rights remain with the purchaser,” he said.

He said he had another case in Larnaca eight years ago, which went before the Supreme Court.

The first purchaser filed the sale of contract to the Land Registry close to the deadline but had not yet taken possession of the property. The second purchaser had possession but had not registered the sale of contract, he said.

“The Supreme Court decided that the contract deposited at the land registry was the one that was valid and that it superseded the second contract. It’s not that easy for a vendor to get rid of a purchaser as long as the purchaser insists on the contract,” he added.
CYPRUS MAIL 21/12/08

 

Talat: Hedef 2009’da çözüm

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi Dimitris Hristofyas’ın müzakereler çerçevesinde yaptıkları görüşme sona erdi. Liderler, görüşmenin sonunda Kıbrıs’ta en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt etti.

AA

Güncelleme: 14:46 TSİ 22 Aralık 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Lefkoşa ara bölgedeki 13. görüşmesi sona erdi. 3 saat süren görüşmenin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yaptığı açıklamada, hedeflerinin 2009’da Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu belirterek, zamanın hızla ilerlediğini söyledi. Talat, Cumhurbaşkanlığa dönüşünde yaptığı açıklamada, gelecek yıl yapacakları çok iş olduğunu kaydetti.

 

Hristofyas ve Talat’ın görüşmesinin sonunda, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir açıklama okudu.

Açıklamada, her iki liderin Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi. Mart 2008’den beri devam eden müzakerelere bakıldığında hala görüşülmesi gereken çok konu olduğu ifade edilen açıklamada, görüşme sürecinde kaydedilen ilerlemenin yeterli olmadığı belirtildi.

Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler ve 2009 yılının “ortak vatan” Kıbrıs ve bütün dünyaya barış, huzur ve mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.

Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin başarıyla sonuçlanması için kararlılık gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve Atina’da özel temaslar yaptığını ve herhangi bir açıklama yapmadığını belirtti.

Bugün 2008’in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk görüşmeyi 5 Ocak’ta yapacaklar.

"Hedefimiz 2009'da Kıbrıs sorununu çözmek"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la, Kıbrıs müzakerelerinde, "gelecek dönemde daha fazla gayret etme konusunda anlayış birliği oluşturduklarını" ifade ederek, "Hedefimiz 2009'da tabii ki Kıbrıs sorununu çözmek" dedi.

 

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesinin ardından, Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün "dış ilişkiler" konusunu görüştüklerini ve Rumların cevabını
aldıklarını belirtti.

Ocak ayında yapılacak toplantılarda ele alınacak konuları da belirlediklerini ifade eden Talat, Ocak ayındaki toplantılarda "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunu görüşmeyi tamamlamayı ve diğer bir konuya geçmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Yılın son toplantısı olduğu için kısa bir değerlendirme de yaptıklarını belirten Talat, görüşmenin sonunda ortak açıklama yapıldığını anımsattı.

Cumhurbaşkanı Talat, yapılan ortak açıklamada, "çok fazla ilerleme kaydedilmediği, ama yine de kararlılığın sürdüğünün" vurgulandığını anımsatarak, "Aranızda buna ilişkin bir tedbir düşünüldü mü" sorusuna karşılık olarak da, "Tedbir değil, bu tespiti yapmış olduk, karşılıklı olarak. Önümüzdeki dönemde daha fazla gayret etme konusunda bir anlayış birliği oluşturmuş olduk" yanıtını verdi.

"Önümüzdeki yıl aslında yapacak çok fazla işimiz var" diyen Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerisi ile görüşülmeye başlanan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konusunun, çeşitli anlaşmazlık ve anlaşılan konularla geride kalacağını, diğer konulara daha fazla yoğunlaşmaları gerektiğini söyledi.

Talat ayrıca, "Hedefimiz 2009'da tabii ki Kıbrıs sorununu çözmek. Bizim hedefimiz 2008 sonuydu, bunu 2009'a aktardık, ama 2009'da mutlaka bunu (çözümü) sağlamamız lazım. Çünkü zaman büyük bir hızla akıp gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu, ancak bu konuyla ilgili olarak herhangi bir tedbir görüşülmedi" dedi.

"Mülkiyet konusuna şubat ayında geçebilecek misiniz?" sorusu üzerine de Talat, mülkiyet konusunu görüşmeye Ocak ayında da geçebileceklerini belirtti.

"İlerleme yeterli değil"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de başlatılan müzakereler çerçevesinde bugün 13. kez bir araya geldi.

Liderler, görüşmenin sonunda Kıbrıs'ta en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt etti.

Lefkoşa Ara Bölge'deki görüşme 3 saat sürdü. Görüşmenin sonunda, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir açıklama okudu.

Açıklamada, her iki liderin Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi.

Mart 2008'den beri devam eden müzakerelere bakıldığında hala görüşülmesi gereken çok konu olduğu ifade edilen açıklamada, görüşme sürecinde kaydedilen ilerlemenin yeterli olmadığı belirtildi.

Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler. Liderler, 2009 yılında "ortak vatan" Kıbrıs ve bütün dünyaya barış, huzur ve mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.

Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin başarıyla sonuçlanması için kararlılık gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve Atina'da özel temaslar yaptığını ve herhangi bir açıklama yapmadığını belirtti.

Bugün 2008'in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk görüşmeyi 5 Ocak'ta yapacaklar.

Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, hedeflerinin 2009'da Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu belirterek, zamanın hızla ilerlediğini söyledi.

Talat, görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, gelecek yıl yapacakları çok iş olduğunu kaydetti.

Talat'tan yeni yıl hediyesi


Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, yeni yıl nedeniyle Kıbrıs Rum müzakere heyetine, erkekler için kol düğmesi ve kravat, kadınlar için şal hediye etti. Kıbrıs Türk tarafı, görüşmeleri takip eden gazetecilere de kaymaklı ekmekkadayıfı ikram etti.

"Dış ilişkiler" başlıklı öneriler


Taraflar, 16 Aralık'taki görüşmede, federal hükümette "dış ilişkiler" konusunu ele alarak, karşılıklı önerilerini sunmuştu.

Kıbrıs Türk tarafı, "dış ilişkiler" konusunda federal hükümet seviyesinde alınacak kararlarda, konunun kurucu devletlerin yetkisine girmesi durumunda, kurucu devletlerin de rızasının alınmasını önerdi.

Bunun dışındaki konularda ise dış ilişkiler bakımından kurucu devletlere sadece danışılacak. Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, kurucu devletlerin kendi yetki alanlarına giren konularda diplomatik statüye sahip temsilci atayabilmesi önerisinde bulundu. Bu temsilciler, birleşik federal devletin diplomatları listesinde yer alacak.

Kurucu devletlerin antlaşma yapma yetkisi bakımından, antlaşmaların türü temelinde ikili bir ayrımın söz konusu olduğu öneriye göre kurucu devletler, kendi yetki alanlarına giren tüm konularda antlaşma yapabilecek.

"Birleşik Kıbrıs"ın AB üyeliğiyle uyumlu olmak zorunda olan bu antlaşmaların yapılmasında, federal hükümet her aşamada bilgilendirilecek.

Federal hükümet ise bu tür antlaşmaların yapılmasını önceden tanımlanacak belirli bazı durumlarda engelleyebilecek. Öneriye göre kurucu devletler, federal hükümetin tanımadığı ya dadiplomatik ilişki kurmadığı veya ilişkilerini askıya aldığı bir devletle bu türden bir antlaşma yapmaya kalkıştığında federal hükümet bu süreci askıya alabilecek.

Bu engelleme yetkisi, bu türden bir antlaşmanın Kıbrıs'ın uluslararası yükümlülüklerine aykırı olması halinde de geçerli olacak. Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre kurucu devletler, doğrudan kendi yetki alanlarına girmeyen ama yetkilerini etkileyen konularda yapılacak bu tür antlaşmalarda bazı açılardan söz sahibi olabilecek.

Esasen federal devlet tarafından yapılabilecek bu antlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için kurucu devletlerin yasama organlarının ayrı ayrı onayı gerekli olacak. Kıbrıs Türk tarafı, Birleşik Kıbrıs'ın dış temsilciliklerinde büyükelçiler ile yardımcılarının farklı kurucu devletlerden olmasını da önerdi.

BM, AB ve Avrupa Konseyi, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi, Yunanistan ve Türkiye'ye gönderilecek misyon başkanlarının ise 2 kurucu devlet arasında eşit şekilde paylaşılması istendi.

Türk tarafının önerisine göre, dış ilişkilerde bir devletin tanınması, diplomatik ilişki kurulması ya da var olan diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi önemli konulardaki federal kararlar, sadece başkanlık konseyi tarafından alınabilecek. Kıbrıs Rum basınına göre, Rum lider Hristofyas, önerilere sıcak bakmıyor.

CNN TURK 22/12/08

 

 

Talat: Çözüm olmazsa seçimde halk farklı yönelimlere gidebilir

Talat, Güney Kıbrıs'ta haftalık olarak yayımlanan "Kathimerini" gazetesine verdiği söyleşisinde, Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumları bağlamaması halinde, Kıbrıslı Türkleri de bağlamadığını, böyle bir şeyin kendisini bağlayabilmesi için bunun Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından da ilke olarak kabul edilmiş olması gerektiğini söyledi.

   Kathimerini gazetesi; Cumhurbaşkanı Talat'la gerçekleştirdiği söyleşiye, "Annan Planı Bizi De Bağlamıyor -Kıbrıslı Türklerin Lideri Mehmet Ali Talat Kathimerini'ye 'Gerçek Bir Federasyon İstiyorum' Açıklamasında Bulundu" başlıkları altında yer verdi.

   Söyleşisinde Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat, "müzakerelerin normal bir şekilde devam ettiğini, elbette zorlukların mevcut olduğunu, ancak bunun daha önceden de öngörüldüğünü" ifade etti.

   Müzakere sürecindeki zorlukların neler olduğunun sorulması üzerine ise Talat, "müzakere masasına, ortak

kabul edilen ilkeler ya da BM parametrelerine ters düşen bir öneri sunulduğunda elbette anlaşmazlık ortaya çıktığını" belirterek "buna paralel olarak ise müzakere temelinin, yani Gali Fikirler Dizisi ya da Anan Planı gibi maddeleri üzerinde müzakere edilebilecek bütünlüklü bir öneri veya belgenin eksikliğinin de çok bariz olduğunu" kaydetti. Talat, 23 Mayıs anlaşmasının müzakere temeli olarak yeterli olmadığını, bütünlüklü bir belgenin olmamasının müzakerelerin yavaş ilerlemesinin sebebi olduğunu ve yazılı bir metnin olması durumunda çözüme ulaşmanın çok daha kolay olacağını ifade etti.

   Bu düşüncesini Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'a da ilettiğini, ancak Hristofyas'ın, Annan Planı "çok kötü"

gösterildiği için bu düşüncesini kabul etmediğini belirten Talat, bir soru üzerine, bu fonksiyonu yerine getirecek başka bir belge de bulunmadığını, müzakerelerde BM'nin Kıbrıs sorununa ilişkin bugüne kadarki tüm çalışmalarını (Body Of Work) takip etmekte olduklarını söyledi.

 

Rum tarafı BM kararları dışında öneriler sunuyor

 

   Talat, BM'nin bugüne kadarki bu çalışmalarının çok geniş bir kapsama sahip olduğunu, bu yüzden de tarafların rahatlıkla farklı önerilerde bulunabildiklerini ifade etti ve bu geniş kapsam sebebiyle Kıbrıs Rum tarafının da zaman zaman ortak kabul gören BM parametrelerinin dışına çıktığını vurguladı. Talat: "Kıbrıs Rum tarafı zaman zaman iki toplumluluk ve siyasi eşitlik ilkelerine uymayan öneriler sunuyor. Elbette bu da görüş ayrılıklarına sebep oluyor. Eğer ortak kabul görmüş parametreler çerçevesinde kalınırsa çok daha kolay olur. Aksi halde büyük sorun var demektir" şeklinde konuştu.

   Yalınızca Kıbrıs Rum tarafının mı parametreler dışına çıktığı sorusu üzerine ise Talat şunları söyledi:

   "Eğer ben Annan Planı'nda yer almayan ya da bunu aşan bir şey önerirsem hemen tepkiyle karşılaşıyorum. Kıbrıs Rum basınına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. "A! Talat Annan Planı'nın ötesine de geçmek istiyor" şeklinde. Yani Annan Planı beni bağlıyor ve ben bunu aşamıyorum, ancak Kıbrıs Rum tarafını bağlamıyor mu? Bu adil değildir. Eğer Kıbrıslı Rumlar Annan Planı'na bağlı değilse, Kıbrıslı Türkler de bağlı değildir. Ancak bu ilke olarak kabul edilmelidir".

 

Ortak oy pusulası parametrelerim dışında

  

   Bu duruma bir örnek daha vermesi istenen Talat; şu an için en sorunlu konu olan "Yürütme Yetkisi" başlığında

Kıbrıs Rum tarafınca önlerine konulan önerinin BM tarafından kabul görmüş, iki toplumluluk ve siyasi eşitlik ilkelerine tamamen aykırı olduğunu, kendilerine sunulan ve kendileri tarafından basına duyurulmayan ortak oy pusulası önerisinin Kıbrıs Rum basınında geniş bir şekilde tartışıldığını gördüklerini ifade etti.

   Talat, ortak oy pusulası önerisinin daha önce müzakere masasına hiç gelmemiş bir öneri olduğunun ve BM'nin ortak kabul görmüş parametreleri arasında da yer almadığının altını çizdi.       

   Teorik olarak çekici gelen ortak oy pusulası önerisinin Kıbrıs'ın durumunda işlemeyeceğini anlatan Talat, Kıbrıslı Türk liderin Kıbrıslı Rumların oyuyla başkan olarak seçilmesinin imkânsız olduğuna inandığını ve bu önerinin Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul görmeyeceğini vurguladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin de ortak oy pusulası önerisini kabul etmeyeceğini, çünkü bunun çatışmalara yol açacağını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Kıbrıslı Türk bir adayın başkanlık için %40, Kıbrıslı Rum'un ise %50 aldığını ve Kıbrıslı Türk adayın, daha çok Kıbrıslı Rum tarafından desteklendiği için kazandığını düşünün. Gerginlik, belki de çatışma olmayacak mı? Adaylar arasında değil, toplumlar arasında. Ben bundan korkuyorum".

 

Yeni bir ortaklık

 

   BM Genel Sekreteri'ne göndermiş olduğu "ikinci mektupta" yer alan ve genel olarak da gündeme gelen "partenojenez" (bakir doğum) konusuna değinmesine ilişkin bir soruya da yanıt veren Talat, müzakerelerin ilk başladığı dönemde Kıbrıs Türk tarafının tezlerini açıklamak amacıyla partenojenezden bahsettiğini, ancak daha sonra bu kelimeye değinmediğini ifade etti.

   Talat, BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği "iki mektup" konusuna da açıklık getirerek, ikinci bir mektup diye bir şeyin olmadığını, BM Genel Sekreterine gönderilen ve "ilk mektup" olarak nitelendirilen mektubun, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın Türkiye'ye petrol rezervleri konusunda yönlendirdiği eleştirilere yanıt olduğunu söyledi.

   "İkinci mektup" olarak tabir edilen mektubun ise Hristofyas'ın BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasına yanıt teşkil ettiğini ve iki mektubun birbirlerinden tamamen ayrı konuları içerdiklerini vurgulayan Talat; söz konusu mektupta partenojenez konusuna değindiğini, ancak bunu Hristofyas'ın konuya değinmesinin ardından, Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de bilinmesi amacıyla yaptığını ifade etti.

   Talat; söz konusu mektupta yeni kurulacak bir ortaklıktan bahsettiğini de doğruladı.

KIBRIS 22/12/08

 

 

Nami: Yakovu ile anlaşmazlık konularını görüşeceğiz

Politis Gazetesi, açıklamaların gazetenin köşe yazarlarından Hasan Kahvecioğlu'na yapıldığını yazdı.

   Haberi "Özdil Nami'nin Politis'e Demeci... 2009 Yılında Sürprizler Olabilir" başlıklarıyla yayımlayan gazeteye göre Nami; Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'yla gerçekleştirdikleri müzakere sürecinin önemli derecede ilerlediğini söyledi.

   "Yönetim ve Güç Paylaşımıyla" ilgili 16 başlıktan 8'inin görüşmelerinin tamamlandığını ifade eden Nami, iki tarafın anlaşabilecekleri konularla ilgili belgeleri hazırladıklarını belirterek, Yakovu'yla bu belgelerdeki anlaşmazlık konularını görüşmeye başlayacaklarını kaydetti.

   Talat ve Hristofyas'ın; belirlenen 6 temel başlığa ilişkin olarak bir tur müzakere daha gerçekleştireceğini söyleyen Nami, liderlerin anlaşamadıkları konuları temsilcilerine havale edeceğini ifade ederek, "birleşik oy pusulası" ve "ortak seçimler" konularında Rum tarafının ortaya "ütopik tezler" koyduğunu dile getirdi.

   Haberine soru-cevap şeklinde devam eden gazeteye göre Nami, durumun iyi olduğunu belirterek liderlerin 6 temel başlık belirlediğini (Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, Toprak, Güvenlik, Avrupa Birliği ve Ekonomi) ve şu an bu 6 başlıktan birincisini görüşüyor olduklarını kaydetti.

   "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığında, 16 kısmi başlık olduğunu ifade eden Nami, bunlardan 8'ini görüştüklerini belirterek, böylece ilk görüşmelerini tamamladıklarını ve bundan dolayı "yaklaşım belgelerini" hazırladıklarını söyledi.

   Nami, "Güç Paylaşımı ve Yönetim" konusunda, liderler düzeyinde gerçekleştirilen ilk görüşmeleri Ocak ayı başında bitirmeyi planladıklarını da söyledi.

 

Yaklaşım belgesi ne demek? "yürütme gücünde" anlaşmazlıklar var

 

   "Yaklaşım belgesi"nin "ortak belge" anlamına geldiğini söyleyen Nami, bu belgede "siyah" renkle yazılmış ifadeler bulunduğunu, bunların, üzerinde tamamen hem fikir olunmuş konular olduğunu söyledi.

   "Kırmızı" renkle yazılmış ifadelerin Türk tarafının istediği ve Rum tarafının kabul etmediği görüşler anlamına geldiğini ifade eden Nami, "mavi" renkle yazılmış olanların ise Rum tarafının istediği fakat Türk tarafının kabul etmediği görüşler olduğunu dile getirdi.

   Başkanlık Komiseri Yakovu'yla bu 8 belgeyi yeniden görüşeceklerini söyleyen Nami, kırmızı ve maviyle yazılmış olanları siyah renge dönüştürmeye çalışacaklarını kaydederek, liderler bu konulara geri dönmeden önce nasıl hem fikir olacaklarını görmek için çaba harcayacaklarını kaydetti.

   7 konuya ilişkin hazırlanan belgelerde siyah noktaların çoğunlukta olduğunu söyleyen Nami, "Yürütme Gücü" konusunda ciddi görüş ayrılıkları var olmaya devam ettiğini söyledi.

   Anlaşmazlığa düştükleri zaman, liderlerin konuyu temsilcilere havale ettiğini söyleyen Nami, liderlerin başka konuları müzakere etmeye devam ettiğini, liderlerin tüm konuların üstünden bir kez geçmeye karar verdiklerini ifade etti.

   Liderlerin "Yürütme gücü" konusunu kısa zamanda yeniden görüşmesinin söz konusu olmadığını da söyleyen Nami, liderlerin tüm başlıkları gözden geçirmelerinin ardından tekrardan "Güç Paylaşımına" döneceklerini belirtti.

   Belgelerin "ortak belgeye" dönüştürülmesinin çok zor bir iş olduğunu da söyleyen Nami, bunların hazır olduğunu, bunları bir kez daha gözden geçirmelerinin ardından çalışmaya başlayacaklarını belirtti.

 

Meclis-senato konusu

            

   Liderlerin alt-meclis ve üst-meclis olacağı konusunda karar verdiklerini belirten Nami, alt-mecliste (Temsilciler Meclisi) asgari sayıda Kıbrıslı Türk milletvekilinin onayı olmadan; Kıbrıs Türk tarafının yasaların üst-meclise yani Senato'ya gitmesini istemediğini ifade etti.

   Böyle bir talepte bulunduklarını da sözlerine ekleyen Nami, Rum tarafının buna karşı çıktığını dile getirdi.

   "Alt ve üst meclislerdeki üyelerin sayısının belli olup olmadığının" sorulması üzerine ise Nami, rakamların henüz konuşulmadığını, Rum tarafının alt-meclisteki üye sayısının nüfus oranı temel olarak belirlenmesini istediğini, Türk tarafının da üçte birinin Türk olmasını söylediğini kaydetti.

   Liderlerin bu konuda anlaşmaya varamadıklarını ve konuyu temsilcilerine havale ettiğini söyleyen Nami, liderlerin yollarına devam ettiklerini söyledi ve Talat ile Hristofyas'ın temsilcilere sürekli daha fazla iş yüklediğini anlattı.

   Senato'daki üye sayısının ne olacağı konusunda ise Nami, Senato'daki üye sayısının eşit olacağı konusunda anlaştıklarını dile getirdi.

 

Mülkiyet'te anlaştıklarımız ve anlaşmadıklarımız

 

   Türk tarafının "Mülkiyet" konusunda yazılı belge sunup sunmayacağının kendisine sorulması üzerine ise Nami şöyle cevap verdi;

   "Şu veya bu şekilde, buna ilişkin belgeyi çalışma grupları düzeyinde sunduk. Üzerinde yaklaşım sağlanan konu şuydu: İki taraf da bu konunun tazminat ödenmesi, iade ve takasla çözüleceğini kabul ediyor. O halde 'herkesin mal-mülküne geri döneceği ve herkesin mal-mülkünü geri alacağı' gibi bir şey de ortaya çıkmayacak. Anlaşmazlık şu noktadadır: Türk tarafı; bu metotlardan hangilerinin devreye sokulacağına bağımsız bir merciin karar vermesini istiyor. Türk tarafı bu bağımsız mercinin eşit sayıdaki Türk ve Rum'dan oluşmasını istiyor. Bu merciye bir dizi kriterler verilmesini, bu kriterlerin insan haklarıyla uyumlu olmasını ve bunlara ortaklaşa karar verilmesini istiyor. Ama Rum tarafı bunun için mal-mülk sahiplerinin karar vermesini istiyor. Bundan kast edilen şey şahısların mal-mülklerini istedikleri gibi kullanmasıdır. Bu ise bizim kabul edebileceğimiz bir şey değildir."

KIBRIS 22/12/08

 

 

Talat: Hedef 2009’da çözüm

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi Dimitris Hristofyas’ın müzakereler çerçevesinde yaptıkları görüşme sona erdi. Liderler, görüşmenin sonunda Kıbrıs’ta en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt etti.

AA

Güncelleme: 09:58 TSİ 23 Aralık 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Lefkoşa ara bölgedeki 13. görüşmesi sona erdi. 3 saat süren görüşmenin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yaptığı açıklamada, hedeflerinin 2009’da Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu belirterek, zamanın hızla ilerlediğini söyledi. Talat, Cumhurbaşkanlığa dönüşünde yaptığı açıklamada, gelecek yıl yapacakları çok iş olduğunu kaydetti.

 

Hristofyas ve Talat’ın görüşmesinin sonunda, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer iki lideri yanına alarak liderler adına ortak bir açıklama okudu.

Açıklamada, her iki liderin Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi için kararlılıklarının devam ettiği ve bunu tekrar teyit ettikleri belirtildi. Mart 2008’den beri devam eden müzakerelere bakıldığında hala görüşülmesi gereken çok konu olduğu ifade edilen açıklamada, görüşme sürecinde kaydedilen ilerlemenin yeterli olmadığı belirtildi.

Liderler, ortak açıklamada en yakın zamanda çözüm bulunabilmesi için ellerinden geleni yapmayı taahhüt ettiler ve 2009 yılının “ortak vatan” Kıbrıs ve bütün dünyaya barış, huzur ve mutluluk gelmesi dileğinde bulundu.

Özel temsilci Downer da, her iki liderin de görüşmelerin başarıyla sonuçlanması için kararlılık gösterdiğini söyledi. Downer, Rum basınında kendisiyle ilgili haberlere atıfta bulunarak, söylemediği bazı şeylerin söyleniyormuş gibi aktarıldığını, Ankara ve Atina’da özel temaslar yaptığını ve herhangi bir açıklama yapmadığını belirtti.

Bugün 2008’in son görüşmesini yapan liderler, yeni yılda ilk görüşmeyi 5 Ocak’ta yapacaklar.

 

 

Türklerden devrim yaratacak buluş

 

 

hurriyet.com.tr

 

 

Türk bilim adamının geliştirdiği modifiye cep telefonu, tıp dünyasında büyük devrim anlamına geliyor.

 

 

 

 

 

Türklerden devrim yaratacak buluş

 

 

ABD'deki California Üniversitesi'nde görev yapan Türk bilim adamı Dr. Aydoğan Özcan

, normal şartlarda taşınması mümkün olmayan cihazlarla veya ancak uzman bir personelin gerçekleştirebileceği kan testinin normal bir cep telefonu üzerine eklenmiş ufak bir modifiye ile gerçekleşmesini sağladı. Bu taşınabilir test cihazı HIV, sıtma ve benzeri pek çok hastalığı

 çok pratik bir şekilde tespit edebiliyor.

Özcan, sıradan bir cep telefonu üzerine bir LED, bir plastik ışık filtresi ve bunları bağlayan

kablolar kullanarak, bu pahallı, taşınması mümkün olmayan ve

yavaş yöntemler yerine cebe sığan ve dakikalar içinde sonucu verebilen yöntemi ile

modern tıbbın ulaşabileceği sınırları genişletti. Cihaz kan örneğini aldıktan sonra Özcan'ın

hazırladığı özel bir yazılım analizi gerçekleştiriyor ve örneğin sahibinin sağlık durumunu

açıkça ortaya koyabiliyor.

HURRIYET 23/12/08

 

Star Kıbrıs’tan komplo suçlaması


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

KKTC Başbakanlığı’nda fuhuş yapıldığını öne süren köşe yazarı Alihan Pehlivan, iddiasının arkasında dururken, rakip gazeteyle işbirliği yapmakla suçlanıyor

Star gazetesinin eski sahibi ve Star Kıbrıs Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özmen Safa’nın gazetesinde, KKTC Başbakanlığı’nın “Fuhuş merkezi”ne çevrildiği yönündeki iddiaların yankıları sürüyor.
KKTC’de yayın yapan Star Kıbrıs, olayın bir “komplo” olduğunu savunarak, köşesinde bu iddiaları yazan Alihan Pehlivan’ı rakip Kıbrıslı gazetesiyle “işbirliği” yapmakla suçladı.
Kıbrıslı da, Pehlivan’ın “göstermelik olarak işten durdurularak yurtdışına gönderildiğini” iddia etti. Bulunduğu Yalova’dan Milliyet’in sorularını yanıtlayan Alihan Pehlivan da, “Yazıyı ben yazdım. İşbirliği yapmadım. Yarın (bugün) KKTC’ye geliyorum” dedi. 

Üstüne gitme
Kriz, Pehlivan’ın Star Kıbrıs’taki köşesinde, “Başbakanlıkta üst düzey görevliler, Başbakanlığı fuhuş merkezine çevirdiler. Soyer (Başbakan), bildiği halde sesini çıkarmadı” iddiasıyla patlak vermişti.
“Yazıyla ilgili olarak destek mailleri ve mesajları aldığını” öne süren Pehlivan, “Başbakan dün (önceki gün) bir aracı aracılığıyla benimle konuşmak istedi. Ama ben KKTC’ye gidince konuşurum diye, Başbakanla konuşmadım” dedi. Pehlivan şunları kaydetti:
“Ben yazıyı özgür irademle yazdım... Başbakan beni ofisten aradı. Bana, ‘Bu olayların üstüne gitme’ dedi. Ben, ‘O zaman tamam’ dedim. Ancak süreç farklı olduğu için şimdi yazdım.”  Bu arada Pehlivan, kendisine işten çıkarıldığına dair bir tebligat ulaşmadığını da söyledi.

Suça ortak oldu
Star Kıbrıs’ta çıkan yazı üzerinde gazetenin sahibi Safa’ya, “Defol git utanmaz” diye yüklenen Kıbrıslı gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Doğan Harman da, Pehlivan’la “işbirliği” yaptığı yönündeki iddiaları, “Bundan saçma bir şey olamaz” diyerek kabul etmedi. Harman, Ali Özmen Safa’nın “özür dileyerek suça ortak olduğunu” savundu.
Star Kıbrıs gazetesi Yazı İşleri Müdürü Artun Çağa da dünkü köşe yazısında, Pehlivan’ı Doğan Harman’la “işbirliği” yapmakla suçladı. Artun Çağa yazısında, “Pehlivan’ın Harman’la yemek yediğini ve olayların bundan sonra geliştiğine” işaret etti.

Safa’nın açıklaması
Milliyet’in sorularını yazılı olarak yanıtlayan Ali Özmen Safa da, yazıyla ilgili olarak kendisinin bilgisi olmadığını ifade etti. “Söz konusu yazarın yazısı, yazarın kendi görüşüdür” diyen Safa, şunları bildirdi:
“Devletimizin gücünü zayıflatmaya yönelik her türlü davranışın karşısında durmaktayız. Bu konudaki hassasiyetimizi göstererek yazarın yazılarına son verdik” dedi.

MILLIYET 23/12/08

 

Zor fakat mümkün 

LİDERLERDEN ÇÖZÜM İÇİN HER TÜRLÜ ÇABAYI GÖSTERME TEMİNATI... İki toplum lideri, yaklaşık üç saat süren dünkü görüşmenin ardından ortak açıklama yaparak, Kıbrıs konusuna en erken bir zamanda çözüm bulmak için ellerinden gelen tüm çabayı ortaya koymaya hazır oldukları teminatını verdiler. Liderler yeni yıla girerken, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki kuvvetli iradelerini yeniden teyit ettiler

 

DOWNER'DEN 2009 YILININ DAHA ÜRETKEN BİR YIL OLMASI TEMENNİSİ... BM temsilcisi Downer, liderlerin yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu ve üretken olmasını diledi. Görüşmelerde hızlanma bulunduğunu söyleyen Downer, liderlerin "Dış İlişkiler" konusunu görüştüklerini ve 5 Ocak'taki görüşmede "söz konusu mevzuat hiyerarşisi" ve görüşülmesi sonraya bırakılan diğer anayasal konuları görüşeceklerini ifade etti

 

LİDERLERDEN YENİ YIL ÖNCESİ OLUMLU MESAJLAR... Görüşmeden dönüşünde açıklama yapan Talat, "Hedefimiz 2009'da, tabi ki Kıbrıs sorununu çözmek. Bizim hedefimiz biliyorsunuz 2008 sonuydu. Bunu 2009'a aktardık ama 2009'da mutlaka bunu sağlamamız lazım Çünkü zaman büyük bir hızla akıp gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu" derken, Hristofyas ise dünkü görüşmenin dostane bir havada geçtiğini söyledi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması amacıyla eylül ayında başlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde dün 2008 yılının son görüşmesini yaptı.

   Yaklaşık üç saat süren görüşmenin ardından ortak açıklama yapan iki toplum lideri, Kıbrıs konusuna en erken bir zamanda çözüm bulmak için ellerinden gelen tüm çabayı ortaya koymaya hazır oldukları teminatını verdiler.

    Liderler yeni yıla girerken, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki kuvveti iradelerini yeniden teyit ettiler.

   BM kontrolündeki ara bölgede yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yaptı. Liderler, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce bir süre baş başa görüştü.

   2008 yılının son görüşmesinde bir önceki görüşmede ele alınmasına başlanan "dış ilişkiler" konusunun müzakeresine devam edildi. 5 Ocak'taki liderler görüşmesinde "söz konusu mevzuat hiyerarşisi" ve görüşülmesi sonraya bırakılan diğer anayasal konuların görüşüleceği bildirildi.

   Liderlerin ardından söz alan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu ve üretken olmasını diledi. 

 

Liderlerin ortak açıklaması

 

   Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Hristofyas, dün yaklaşık üç buçuk saat süren görüşmeden sonra ortak açıklama yaptılar.

   Ortak açıklamada şöyle denildi:

   "Yeni bir yıla girerken, iki lider olarak, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönündeki kuvvetli irademizi tekrar teyit ederiz.

   Mart 2008'den günümüze kadar ortaya koyduğumuz çabaları değerlendirdiğimizde, halen uzun bir konular listesini ele almamız gerektiğinin farkındayız. Ayrıca, bazı ilerlemeler kaydetmiş olmakla beraber bunun yetersiz olduğunu değerlendirmekteyiz. Ancak, sizleri temin ederiz ki en erken bir zamanda çözüm bulmak için elimizden gelen tüm çabayı ortaya koymaya hazırız. Birleşmiş Milletler'e bu yöndeki çabamıza vermiş oldukları katkıdan dolayı teşekkür ederiz.

   Bu düşüncelerle, 2009 yılının ortak yurdumuz Kıbrıs'a ve tüm dünyaya barış ve refah getirmesini temenni ederiz.

 

Downer: Liderlerin ortak

açıklaması olumlu

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin dün yaptığı ortak açıklamanın olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, 2009 yılının daha olumlu ve üretken olmasını diledi. 

   Görüşmelerde hızlanma bulunduğunu söyleyen Downer, dün liderlerin "Dış İlişkiler" konusunu görüştüklerini ve 5 Ocak'taki görüşmede "söz konusu mevzuat hiyerarşisi" ve görüşülmesi sonraya bırakılan diğer anayasal konuları görüşeceklerini ifade etti.

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lideri Hristofyas'ın dünkü görüşmesinin ardından basının sorularını yanıtlayan Downer, Ankara ve Atina'da yaptığı görüşmelerin "özel" olduğunu ve bunlarla ilgili basın karşısında ayrıntıya girmediğini ve girmeyeceğini söyledi.

   "2009'da Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamaması halinde BM'nin barış görüşmelerine son vereceği ve adanın 'bölünmüş' kalacağı" yönünde bir açıklamasının olup olmadığının sorulması üzerine Downer, kendisinin temasları sırasında hiçbir şekilde basına açıklama yapmadığını ve görüşmelerinin "özel" olduğunu vurguladı.

   5, 12 ve 16 Ocak'ta liderlerin görüşmelerinin süreceğini söyleyen Alexander Downer, birinci toplantıda bulunamayacağını, fakat diğer ikisinde hazır bulunacağını kaydetti.

   "Türk tarafına Annan Planı'nın iyi bir plan olduğunu veya AB'nin Güney Kıbrıs'ı almakla hata yaptığını söylediniz mi?" sorusuna karşılık ise Downer, yine aynı cevabı verdi ve basın ve basın mensubu herhangi biriyle bu konuları konuşmadığını söyledi.

   "Türkiye'de herhangi bir yetkiliye söylediniz mi?" sorusuna karşılık da Alexander Downer, "Burada yaptığım görüşmenin içeriğini açıklayacak değilim" şeklinde yanıt verdi

 

Talat: Rum tarafının

yine cevaplarını aldık

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum lideri Dimitris Hristofyas'la yürüttükleri Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde ele aldıkları "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularını ocak ayının ilk toplantılarında tamamlamayı hedeflediklerini açıkladı.

   Talat, Hristofyas'la dün yaptığı görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığına gelişinde gazetecilere kısa bir açıklama yaptı.

   Hristofyas'la görüşmeden sonra ortak açıklama yaptıkları için söyleyecek fazla bir şeyi olmadığını belirten Talat, dün yeniden "Dış İlişkiler" konusunu konuştuklarını ve Kıbrıslı Rumların bu konuya verdiği cevabı aldıklarını anlatarak, toplantı sırasında o konuda bir miktar değerlendirme yapıldığını kaydetti.

   Ocak ayındaki ilk toplantılarda ele alınacak konuların da belirlendiğini ifade eden Talat, hedefin, ilk toplantılarda "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularını bitirmek olduğunu söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, dünkü toplantının 2008'in son çalışma günü olduğunu ifade ederek, toplantıda bugüne kadar yapılan tüm çalışmalarla ilgili kısa bir değerlendirme yapma fırsatı yakaladıklarını söyledi.

   Talat, ortak açıklamada "çok fazla ilerleme kaydedilmediğine ama yine de kararlılığın devam ettiğinin" belirtildiğine işaret edilmesi, buna yönelik iki liderin kendi arasında herhangi bir tedbir düşünülüp düşünülmediğinin sorulması üzerine "Hayır, tedbir değil; bu tespiti yapmış olduk karşılıklı olarak... Ve önümüzdeki dönemde daha fazla gayret etme konusunda bir anlayış birliği oluşturmuş olduk" diye yanıtladı.

   Talat, görüşmelerle ilgili olarak 2009'da yapacak çok fazla işleri olduğuna işaret ederek, Türk tarafı için önemli olan ve kendisinin önerisiyle başlayan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularının çeşitli anlaşmazlıklar ve anlaşılan konularla geride kalacağını belirtti.

 

"Hedefimiz 2009'da

Kıbrıs sorununu çözmek..."

 

   Mehmet Ali Talat, ondan sonra diğer konular üzerine yoğunlaşmaları gerektiğini ifade ederek, "Hedefimiz 2009'da tabi ki Kıbrıs sorununu çözmek. Bizim hedefimiz biliyorsunuz 2008 sonuydu. Bunu 2009'a aktardık ama 2009'da mutlaka bunu sağlamamız lazım. Çünkü zaman büyük bir hızla akıp gidiyor. Yani bu konuda bir kararlılık ortaya kondu" diye konuştu.

   Talat, tüm bunların yapılmış olmasına karşın, ilerleme konusuyla ilgili olarak özel olarak Hristofyas'la herhangi bir tedbir görüşmediklerini kaydetti.

   Mehmet Ali Talat, bir başka soruya karşılık "Mülkiyet" konusuna şubat yerine ocak ayında da geçilmesinin mümkün olabileceğini söyledi. 

 

Hristofyas: Görüşme

dostane bir havada geçti

 

   Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün gerçekleştirdikleri görüşmenin dostane bir havada geçtiğini söyledi.

   Rum radyosunun haberine göre, görüşmenin tamamlanmasının ardından Başkanlık Sarayı'na dönüşünde soruları yanıtlayan Hristofyas, dünkü görüşmede ele alınan "dış ilişkiler" başlığını 16 Ocak tarihine kadar kapatmayı hedeflediklerini belirtti.

   "Uzlaşılan çerçevenin dışına çıktıkları" yönünde tarafların birbirlerine yönelik suçlamaların gündeme gelip gelmediği konusunda da Hristofyas, "Bu tür şeyler her zaman mevcuttur ve karşılıklı açıklamalar yapılır. Ancak bu tartışmanın daha fazla devam etmesini de anlamsız buluyorum" dedi.

   Hristofyas, "Kimin çerçeve dışına çıktığı konusunda tarafların kendi düşünceleri olduğunu ve değerlendirmeler yaptıklarını" söyledi.

   BM Özel Danışmanı Downer'in "2009 yılında çözüme ulaşılamaması durumunda BM çözüm çabalarını sürdürmeyecek" şeklindeki açıklamasının anımsatılması üzerine ise Hristofyas, Downer'in böyle bir görüşü olmadığını ve söz konusu haberi gazetecinin yorumu olarak nitelediğini kaydetti. Hristofyas, BM'nin bu haberi yalanladığını da ifade etti.

 

Talat'tan Hristofyas ve

heyetine Noel ve Yılbaşı hediyesi

 

   Cumhurbaşkanı Talat, dünkü buluşmada Rum lideri Hristofyas ve heyetine Noel ve yeni yıl hediyesi verdi.

   Talat, görüşmede Hristofyas ve heyetine kravat, kol düğmesi ve şal hediye etti. Talat'ın hediyeleri arasında, Kıbrıslı Türklerin geleneksel tatlarından ekmek kadayıfı da bulunduğu öğrenildi.

KIBRIS 23/12/08

 

 

 

 

Güneyden alışverişe "kararlı" denetim

SOYER: "GÜNEY HANGİ TEDBİRİ ALIRSA BİZ DE AYNISINI ALACAĞIZ" Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan 135 Euro üstü alışverişe devletin ilgili kuralları çerçevesinde gereken işlemin yapılacağını, et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişinin yasaklandığını belirtti. Soyer, geçiş kapılarında bu konuda dikkatli ve kararlı denetim yapılacağını söyledi

 

   Güney Kıbrıs'tan 135 Euro üstü alış verişe, geçiş kapılarında denetim getiriliyor.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 135 Euro üstü alışverişe devletin ilgili kuralları çerçevesinde gereken işlemin yapılacağını, et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişinin yasaklandığını belirtti.

   Soyer, geçiş kapılarında bu konuda dikkatli ve kararlı denetim yapılacağını söyledi.

   Bu uygulamaya anlayışla yaklaşılacağına inandığını belirten Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkını kendi ekonomisine sahip çıkmaya çağırdı.

 

135 Euro üstü alış veriş

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhuriyet Meclisi Şeref Salonu'nda yaptığı açıklamada, bir süre önce Rum Tarım Bakanı'nın Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişine yasak uygulayacağını ve denetimleri artıracağını açıkladığını, yapılan gözlemde Güney'den Kuzey'e geçen tüm Kıbrıslı Rumlara, Rum sınır kapılarında et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri bahane edilerek Kuzey'den alışverişi caydırıcı ve usanç verici bir uygulama başlatıldığının görüldüğünü söyledi.

   "Bunun üzerine biz de KKTC olarak sürdürdüğümüz denetim çalışmalarını artırmaya karar verdik" diyen Başbakan Soyer, "Güney Kıbrıs'tan 135 Euro'ya kadar insanlarımız alış veriş yapabilir. 135 Euro'nun üzerindeki her alışveriş uygulamaya terstir. Kimsenin mağduriyet yaşamasını istemiyoruz. 135 Euro üstü alışverişlere dönük olarak Güney Kıbrıs'taki uygulamayı yapacağız" dedi.

 

Et ve süt ürünleri yasak

 

   135 Euro'luk alış verişin içerisinde Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri girmesine de izin verilmeyeceğini vurgulayan Soyer, "Tıpkı Rum tarafının bize uyguladığı gibi" dedi.

   "Yurttaşlarımız bunu bilerek hareket etmeli" diyen Başbakan Soyer, eşitlik temelinde siyasal mücadele sürdürülen bir noktada, ekonomiyi soğuk savaş mantığı ile kıskaca almak isteyen zihniyete karşı yurttaşların gereken duyarlılığı göstermek durumunda olduklarını ifade etti.

 

Karşılıklı kurallar

 

   Serbest ticarete inandıklarını ve bunun kuralları çerçevesinde her insanın özgürce alışveriş ve ticaret yapma hakkına sahip olduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, "Ancak bir tarafın koyduğu kurallar, diğer tarafın özgür ticaret anlayışına darbe vurarak onun ekonomisini bu anlayışla darbelemeye yöneliyorsa aynı kurallar diğer ekonomi tarafından da uygulanmak zorundadır" dedi.

   Bilinçli olarak Güney Kıbrıs'tan yönlendirilen ve global krizin etkisi altında bulunan Kuzey Kıbrıs'a bir de bu yönden darbe vurma mantığına; Kıbrıs Türk insanının yurt ve insan sevgisi, eşitlik temelindeki bir yaklaşım ve AB ilkelerine bağlılıkla direnmek zorunda olduğunu ifade eden Soyer, "Biz, çözüm ve AB ilkelerini istiyoruz, ama eşitlik koşullarında aynı ekonomik şartlarla da var olmayı istiyoruz. Eğer bir taraf bu şartları bozuyorsa, bizim tek yanlı düzenlememizle bunun idamesi mümkün değil" şeklinde konuştu.

   Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs hangi tedbiri alırsa Kuzey'in de aynı tedbiri alacağını vurguladı.

 

Gümrük ödeme

 

   Başbakan Soyer, bir soru üzerine 135 Euro üstü alışverişe gümrük memurlarının el koyacağını, vatandaşlar daha sonra izin alıp gereken gümrüğü ödeyeceğini söyledi.

KIBRIS 23/12/08

 

Leaders admit insufficient progress so far
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday assured the Cypriot public that they would do everything in their power to reach a resolution to the Cyprus problem as soon as possible, but admitted that progress so far had been insufficient.

The leaders’ final meeting for 2008 had a festive air to it, with Talat arriving laden with gifts, in response to those sent by Christofias a few days ago.

But in a joint statement after the two-and-a-half hour discussion – read by UN special representative in Cyprus Alexander Downer – the two leaders admitted that even though there had been progress in the negotiations, it was, however, insufficient.

They also recognised the need for careful examination of the long list of chapters – though they underlined that they remained strongly committed to finding a complete solution to the Cyprus problem.

“As we are entering a new year, we the two leaders would like to reaffirm our strong commitment to find a comprehensive settlement of the Cyprus problem,” said the statement.

It added, “Looking back on our efforts since March 2008, we recognise that we still need to consider a long list of chapters. We also assess that although some progress has been made, it has been insufficient. But we assure you we are resolved to do all in our power to reach a settlement as soon as possible.”

The leaders also thanked the UN for their contribution to these efforts.

With this in mind, the two leaders added, “we would like 2009 to bring peace and prosperity to Cyprus, our common homeland, as well as the whole world”.

Speaking to reporters after the leaders left UN headquarters in the buffer zone, Alexander Downer explained that yesterday’s discussion had continued to examine external affairs and powers, while in their next meeting on January 5, they will discuss the hierarchy of norms and other constitutional issues.

He added that Secretary-General’s Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun would attend that meeting and he would also be present at the meetings to follow on January 12 and 16.

Downer denied Turkish media reports quoting him saying that these negotiations were the last chance for a solution.

He added that when he was in Turkey he did not have any discussions with the media at all.

Asked if he had said that to Turkish officials, Downer replied “I am not going into anything I said to any officials on any occasion”.

Asked to comment on statements he was quoted by the Turkish media as saying that if the Cyprus issue was not solved in 2009 the UN will stop their efforts and Cyprus will be permanently divided, Downer said he did not see any such report, repeating he did not have any discussions with the Turkish media.

Downer added “we look forward to a productive year next year and I think there is a momentum here in these negotiations. The fact that the two leaders have made a joint statement here today is a very encouraging and a very positive development. And it is important that people look at their words and think about their words because these are two people very committed to a successful process”, the UN official remarked.

He added that “endless speculation about what may have been said by other people, including me, in private meetings, you get that all the time. I was the Foreign Minister of Australia for 12 years and words have been put in my mouth which I have never uttered. I just never get into any discussion on that.”

Arriving at the Presidential Palace, President Christofias was also asked to comment on the matter. “There is no such position by Mr Downer, so why should we be commenting on it?” said Christofias. “In my opinion, it was an underhand misinterpretation by
a certain journalist of a Turkish newspaper, which is being refuted by the United Nations.”

CYPRUS MAIL 23/12/08

 

 

Eligible Greeks may submit claims for Ottoman-era benefits

DESCENDANTS of persons insured with New York Life Insurance Company during the years 1882-1914 may submit claims for benefits.

According to an announcement, New York Life Insurance Company, began selling life insurance policies in the Ottoman Empire in 1882. However, following the turmoil caused by the outbreak of World War I, New York Life stopped selling policies in Europe and in the Ottoman Empire after 1914.

The company cites various reference works and other sources which indicate that “many persons of Greek ancestry living in the Ottoman Empire at the outbreak of World War I were displaced or perished between 1915 and 1923”.

After searching its records, the insurance company found out that it had received no claims and thus paid no benefits or cash value on some policies referred to as the ''Greek Policies''.

In order to encourage claims upon the Greek Policies, New York Life established the Greek Life Insurance Policy Programme. Descendants of persons insured under the Greek Policies can visit the website www.greekinsuranceclaims.com and submit claims for benefits.

The website contains the list of 1031 persons insured, 26 of whom have Cyprus as the insured's country.

In case those interested do not get answers to their questions on the website, they may communicate with the company by calling the US with no charge at 001.888.922.2973, or Australia: 001180033311144, France/Germany/Greece/Italy: 0080033311144, and by e-mail: questions@greekinsuranceclaims.com.

CYPRUS MAIL 23/12/08

 

Olli Rehn: 2009 must be the year of a Cyprus deal
By Ingrid Melander

2009 must be the year of a comprehensive settlement for Cyprus, the European Union's enlargement chief said in an interview, urging all parties, and in particular Turkey, to step up efforts.

Enlargement Commissioner Olli Rehn said all parties should work to create a "win-win situation" for the two communities.

"We are not in the business of pressure. We are in the business of facilitation," he told Reuters.

"It's important for everybody, but Turkey is one of the key stakeholders... they have supported the process, yes, but it is important that we all intensify our political support for a Cyprus settlement."

EU officials have said privately that progress in Cyprus reunification talks next year will be essential to move Turkey's slow-moving EU accession talks forward.

"I hope that next year will be the year of Cyprus and its comprehensive settlement," Rehn said.

"We need... to reunify the island so that Cyprus could be like a normal EU member state, in peace, united," he said.

"Next year will be a crucial window of opportunity for that, that's why we will certainly invest all resources, all mental and personal resources that are needed to bring that support," he said.

A settlement on Cyprus has eluded diplomats for decades. Peace efforts collapsed in 2004 when Greek Cypriots rejected the Annan plan, a UN reunification blueprint accepted by Turkish Cypriots.

Rehn said that it was important that the talks continue to be driven by the leaders of the two communities on the island, but that the EU was ready to bring as much legal and technical support as required by the two parties or the United Nations.

The fact that Cyprus is a member of the EU has wide-ranging impact on the reunification talks, as they mean bringing the north of the island into the 27-nation bloc, with its massive legislation and specific deals with nations such as Turkey.

"It is a matter of paramount importance for the EU to see a comprehensive settlement in Cyprus," Rehn said.

Turkey has 30,000 troops stationed in North Cyprus and refuses to normalise ties with the internationally recognised Republic of Cyprus. Ankara argues that that state ceased to exist when a power sharing arrangement between Greek and minority Turkish Cypriots collapsed amid communal bloodshed soon after independence from Britain in the early 1960s.

Turkey, for its part, has called for an easing of tough international sanctions against northern Cyprus.

EU-candidate Turkey and Turkish Cypriots have in the last couple of weeks called for the bloc to press Greek Cypriots to speed up reunification talks.

Turkey's EU accession talks are frozen in eight areas of talks out of 35 because of Ankara's refusal to open its ports to Cypriot vessels.

Leaders of the two communities have recently accused each other of undermining a fragile peace process in a dispute over Greek Cypriot oil exploration. Rehn said it was important to avoid this kind of incidents in the future.

Both sides agree to a settlement based on a federation, but there are disagreements about how it would work and the degree of authority each side would have. Any deal will need to be approved by Cypriots in separate, simultaneous referendums.

Other outstanding issues include property rights, security guarantees, and the return of refugees.

CYPRUS MAIL 23/12/08

 

Türkiye’de ilk kez bir Rum vatandaşın adı sokağa veriliyor’

 

‘Türkiye’de ilk kez bir Rum vatandaşın adı sokağa veriliyor’

 

24/12/2008

Yarım asır boyunca Yeşilköylülere hizmet veren Dr. Konstantin Kalangos’un adı bugün törenle bir sokağa veriliyor

İSTANBUL - “... Fakirlerin, parasızların doktoru Kalangos.. Pek çok Yeşilköylü, karlı, fırtınalı bir kış gününde veya gecenin geç saatlerinde muhakkak kapısını çalmış; en acil durumlarda bile, yediden yetmişe sağlık sorunu olan hemen bütün Yeşilköylülerin ‘Lokman hekimi’ olup çıkmıştır...” Yazar Turgay Tuna, “Deniz Fenerinin Işığında Ayastefanos-Yeşilköy’ isimli kitabında böyle anlatıyor Dr. Konstantin Kalangos’u...
İki yıl önce ölen Yeşilköylülerin ‘Lokman hekimi’ Kalangos’un adı çok sevdiği Yeşilköy’de yaşayacak. Bakırköy Belediye Meclisi Dr. Kalangos’un adının Yeşilköy’de ‘Çardaklı Sokak’a verilmesini kararlaştırdı. Bugün saat 11.00’da Yeşilköy Ermeni Kilisesi yanında düzenlenecek törene Dr. Kalangos’un İsviçre’de yaşayan kalp doktoru oğlu Akhsentios Kalangos da katılacak. Bakırköy Belediyesi ‘Türkiye’de ilk kez’ bir Rum kökenli bir vatandaşın isminin sokağa verileceğini belirtirken, Başkan Ateş Ünal Erzen, “Adını Bakırköy’de yaşatmaktan onur duyuyoruz” dedi.

‘Gönlüm rahat çünkü...’
Yarım asır boyunca Yeşilköy’de kar, kış, gece, gündüz demeden Yeşilköylülere hizmet eden, fakirlerden para almayan Dr. Kalangos, yazar Tuna’nın kitabında kendisini özetle şöyle anlatmıştı:
“..Ben 1921 yılından beri Yeşilköylü’yüm.. Babam, Aksenthios kilisenin papazıydı. ... 1878 Berlin Kongresi’ ne katılan heyetteki Kara Teodori Paşa annemin kuzeni oluyor. ... Yine, Sultan Abdülhamid’ in süvari birliği kumandanlarından Miralay Romilos Partharis benim büyük yeğenlerimden bir tanesi. 31 Mart olaylarında şehit edilmiş, büyük bir devlet töreniyle defnedilmiş. .. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Askerliğimin bir bölümünü Ürgüp’ te, bir bölümünü de Gülhane Askeri Hastanesi’nde yaptım. Yeşilköylü operatör Murat (Cankat) Bey bana mesleki yönden de çok şey öğretti. Benden önce, Yeşilköy’ de uzun yıllar doktorluk yapan ve hastalarını evindeki muayenehanesinde tedavi eden Doktor Sait Kurşuncu vardı. .. Ben de onun çalışma ilkelerini kendime örnek aldım. Yüzlerce hastaya hizmet verdim. Yeşilköylüleri sağlıklarına kavuşturdum. Şimdilerde, büyük bir gönül rahatlığı içinde bunun mutlu sefasını yaşıyorum..” (Radikal)

24//12/08 RADIKAL

 

Geçişlerde "Lokmacı" bereketi

11 AYDA 3.7 MİLYON GEÇİŞ... 2008 Kasım ayına kadar Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler altı sınır kapısını Kuzey'den Güney'e ya da Güney'den Kuzey'e geçmek için yaklaşık 3.7 milyon kez kullandı. On bir aylık sürede Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e yaklaşık 2 milyon kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den Kuzey Kıbrıs'a 591 bin 441 kez geçiş yaptı. Sınır kapılarından yapılan geçiş istatistiklerine bakıldığında, nisanda açılan Lokmacı Kapısı'nın geçiş rakamlarını yükselttiği görülüyor

 

"LOKMACI", EN ÇOK KULLANILAN ÜÇÜNCÜ KAPI... Yaklaşık sekiz aydır serbest geçişlerin gerçekleştirildiği Lokmacı Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler yaklaşık 185 bin, Kıbrıslı Rumlar da yaklaşık 151 bin kez geçti. Sekiz aylık bir sürede üçüncü en çok kullanılan sınır kapısı olan Lokmacı'dan, toplam 106 bin 63 kez geçiş yapıldı. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar en fazla geçişi kapının açıldığı ilk ayda yaparken, turistler ekimi tercih etti

 

EN FAZLA METEHAN, EN AZ BOSTANCI... Ledra Palace, Metehan, Bostancı, Akyar, Beyarmudu ve Lokmacı sınır kapılarından yapılan geçişlerde, en fazla Metehan Sınır Kapısı kullanıldı. Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler yaklaşık 1.5 milyon kez olmak üzere en çok Metehan'dan, 160 bin 237 kez olmak üzere de en az Bostancı Sınır Kapısı'ndan geçti

 

Ergül ERNUR

 

   Hükümetin aldığı kararla 23 Nisan 2003 tarihinde Ledra Palace Sınır Kapısı'nın açılmasıyla başlayan karşılıklı geçişlere, henüz tamamlanmayan 2008 yılı damga vururken geçiş rakamlarında Lokmacı Kapısı'nın "bereketi" hissedildi.

   Ledra Palace, Metehan, Bostancı, Akyar ve Beyarmudu sınır kapılarının karşılıklı geçişlere açılmasının ardından stratejik önemi olan Lokmacı Kapısı da büyük tartışmalar sonrasında 3 Nisan'da açıldı.

   Lokmacı'dan, toplam 106 bin 63 kez geçiş yapılırken Kıbrıslı Türkler ve Rumlar en fazla geçişi kapının açıldığı ilk ayda, turistler ise ekim ayında yaptı.

   Lokmacı Sınır Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler nisan ayında 32 bin 116, Kıbrıslı Rumlar ise 40 bin 684 kez geçiş yaptı. Söz konusu rakamlara bakıldığında, Kıbrıslı Rumların ilk kez bir sınır kapısından Kıbrıslı Türklerden daha fazla geçiş yaptığı ortaya çıktı.

   Aylar içerisinde Lokmacı Kapısı'na olan ilginin azalmasıyla geçiş rakamlarında ilk aya oranla düşüş yaşandı.   

   Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla sınır kapılarının sayısı altıya yükselirken, 2008 Kasım'a kadar söz konusu sınır kapılarından Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler yaklaşık 3.6 milyon kez geçti.

   On bir aylık süre içerisinde Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e toplam 2 milyon 182 bin 473 bin kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den Kuzey Kıbrıs'a 591 bin 441 kez geçti.

   Kuzey'den Güney'e ya da Güney'den Kuzey'e geçerek ziyaret gerçekleştirenler en fazla Metehan Sınır Kapısı'ndan geçiş yaparken en az Bostancı Kapısı'nı kullandı.

 

11 ayda 3.7 milyon kez geçiş

 

   2008 Kasım ayına kadar Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler Ledra Palas, Metehan, Bostancı, Akyar, Beyarmudu ve Lokmacı Kapısı'nı Kuzey'den Güney'e ya da Güney'den Kuzey'e geçmek için toplam 3 milyon 698 bin 365 kez kullandı.

   11 aylık süre içerisinde Kıbrıslı Türkler Kuzey'den Güney'e toplam 2 milyon 182 bin 473 kez, Kıbrıslı Rumlar ise Güney'den Kuzey Kıbrıs'a 591 bin 441 kez geçti.

   Güney Kıbrıs'tan ülkemize geçen turist ziyaretleri incelendiğinde Güney Kıbrıs vatandaşlarının geçiş sayısından fazla olduğu dikkat çekiyor.

   Buna göre, 2008 Kasım ayına kadar turist nitelikli yabancı uyruklu kişiler Güney'den Kuzey'e toplam 924 bin 451 kez geçti.

 

En fazla Metehan, en az Bostancı

 

   Lokmacı Kapısı'nın bu yıl nisan ayında geçişlere açılmasının ardından artan sınır kapısı sayısı, geçiş rakamlarını da etkiledi.

   Altı sınır kapısı arasında 1 milyon 505 bin 932 kez kullanılan Metehan Sınır Kapısı, bu yıl da geçiş üstünlüğünü korudu.

   Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler sınır kapılarından en çok Metehan'ı, en az ise 160 bin 237 kez olmak üzere Bostancı Sınır Kapısı'nı kullandı.

   Buna göre, Ledra Palas'tan 334 bin 831, Akyar'dan 628 bin 445, Lokmacı'dan 600 bin 055 ve Beyarmudu Kapısı'ndan 468 bin 865 kez geçiş yapıldı.

 

Lokmacı, Kıbrıslı Türklerin beşinci,

Kıbrıslı Rumlar'ın ise ikinci tercihi

 

   Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara oranla sınır kapılarından daha fazla geçtiğini ortaya koyan istatistiklere göre, 2008 Kasım'a kadar Kıbrıslı Türkler altı sınır kapısından yaklaşık 2 milyon, Kıbrıslı Rumlar ise 591 bin kez geçti.

   Kıbrıslı Türkler ve Rumlar da en fazla geçişi Metehan'dan yaparken Türkler buradan 907 bin 692, Kıbrıslı Rumlar da 259 bin 320 kez kullandı.

   Kıbrıslı Türkler'in geçiş için ikinci tercihi Akyar Sınır Kapısı olurken rakam 396 bin 395'i gösteriyor. Kıbrıslı Rumların üçüncü tercihi olan Akyar Kapısı ise 88 bin 358 kez kullanıldı.

   Kıbrıslı Türklerin Güney'e geçmek için üçüncü en çok kullandığı sınır kapısı Beyarmudu olurken, on bir ayda buradan 387 bin 610 kez geçiş yapıldı. Kıbrıslı Rumların ise son tercihleri arasında yer alan söz konusu kapıdan 32 bin 1 kez geçildi.

   Kıbrıslı Türk ve Rumların geçiş rakamları istatistiğine göre dördüncü tercihi olan Ledra Palas'tan Kıbrıslı Türkler 186 bin 396, Kıbrıslı Rumlar da 41 bin 174 kez geçti.

   Her iki tarafta da en az kullanılan sınır kapısı olan Bostancı'da Kıbrıslı Türkler 119 bin 37, Kıbrıslı Rumlar ise 18 bin 930 kez geçiş yaptı.

   Hem Kuzey hem de Güney Kıbrıs'taki çarşıya yakınlığıyla bilinen Lokmacı Kapısı'ndan sekiz ayda Kıbrıslı Türkler toplam 185 bin 343 kez, Kıbrıslı Rumlar da 151 bin 658 kez geçti.

   İstatistiklere bakıldığında, Kıbrıslı Rumlar'ın ikinci en çok kullanmayı tercih ettiği sınır kapısının Lokmacı olduğu da dikkat çekiyor.

 

Lokmacı Kapısı, sekiz ayda üçüncü sırada

 

   2008 Kasım ayına kadar olan sürede altı sınır kapısından yapılan geçişlerin aylık istatistiklerine bakıldığında, rakamlar Lokmacı "bereketini" ortaya koyuyor.

   3 Nisan 2008'de geçişlere açılan Lokmacı Kapısı, sekiz aylık bir sürede üçüncü en çok kullanılan sınır kapısı oldu.

   Uzun tartışmalar sonrasında nisan ayında açılan Lokmacı'dan, toplam 106 bin 63 kez geçiş yapıldı. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar en fazla geçişi kapının açıldığı ilk ayda yaparken, turistler ekim ayını tercih etti. Buna göre, Kıbrıslı Türkler sekiz ayda Lokmacı'dan 185 bin 343 kez, Kıbrıslı Rumlar 151 bin 658 ve turistler 263 bin 054 kez geçti.

   Kapının açıldığı ilk ay olan nisanda Kıbrıslı Türkler Lokmacı Sınır Kapısı'ndan 32 bin 116, Kıbrıslı Rumlar ise 40 bin 684 kez geçti. Söz konusu rakamlara bakıldığında, Kıbrıslı Rumların ilk kez bir sınır kapısından Kıbrıslı Türklerden daha fazla geçiş yaptığı ortaya çıktı.

   Aylar içerisinde Lokmacı Kapısı'na olan ilginin azalmasıyla geçiş rakamlarında ilk aya oranla bir düşüş yaşandı.   

   Lokmacı'da en fazla geçiş Nisan'da yaşanırken en az geçiş ise Kıbrıslı Türklerde 21 bin 189 kez olmak üzere kasımda, Kıbrıslı Rumlarda ise 11 bin 445 kez olmak üzere eylülde gerçekleştirildi.

   Turistlerin geçiş rakamları incelendiğinde de, en fazla geçiş 38 bin 393 ile ekimde, en az geçiş ise 28 bin 562 ile haziranda gerçekleşti.

   Rakamlara bakıldığında, turistlerin Kıbrıslı Türk ve Rumlara oranla Lokmacı Sınır Kapısı'nı daha fazla kullandığı dikkat çekiyor.

 

Metehan'dan 1.5 milyon kez geçiş

 

   Her yıl olduğu gibi 2008'de de en fazla geçiş 1 milyon 505 bin 932 kez olmak üzere Metehan Sınır Kapısı'ndan yapıldı. En fazla geçiş de, 153 bin 110 kez olmak üzere eylül ayında gerçekleşti.

   11 aylık sürede Kıbrıslı Türkler Metehan Kapısı'nı kullanarak Güney Kıbrıs'a toplam 907 bin 692 kez geçerken, Kıbrıslı Rumlar Kuzey Kıbrıs'a 259 bin 320 kez geçti.

   Turistler ise, Kıbrıslı Rumlardan daha fazla geçiş yaparak 338 bin 920 kez Metehan'ı kullandı.

   Aylık geçiş rakamlarına bakıldığında, Kıbrıslı Türkler Güney'e en fazla 98 bin 359 kez olmak üzere eylülde, en az da 74 bin 237 kez olmak üzere kasımda geçti.

   Güney'den Kuzey Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Rumlar en fazla geçişi 28 bin 368 kez olmak üzere nisanda, en az da 18 bin 587 ile Şubat'ta gerçekleştirdi.

   Turistler ise, Güney Kıbrıs'tan Kuzey'e en fazla 35 bin 343 kez ile eylülde olurken, en az geçiş 19 bin 968 ile ocakta oldu.

 

Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan geçişlerde Mart lider

 

   Kuzey'den Güney'e ve Güney'den Kuzey'e yapılan geçişlerde kullanılan Ledra Palace Sınır Kapısı 2008 Kasım'a kadar toplam 334 bin 831 kez kullanıldı.

   Ledra Palace, altı sınır kapısındaki geçiş rakamları karşılaştırmasındaki tercih sıralamasında ise, beşinci oldu.

   Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler 186 bin 396, Kıbrıslı Rumlar 41 bin 174 ve turistler 107 bin 261 kez geçti.

   Kıbrıslı Türk, Rum ve turistler söz konusu sınır kapısından bu yıl en fazla mart, en az ise ağustos ayında geçti.

   Diğer kapılardan yapılan geçişlere göre daha sakin bir tablo ortaya koyan Ledra Palace'tan Kıbrıslı Türkler Mart ayında 23 bin 848, Kıbrıslı Rumlar 6 bin 725, turistler ise 17 bin 470 kez geçti. Mart ayındaki, toplam geçiş rakamı da 48 bin 43 oldu.

   En az geçiş ayı olan ağustosta da Ledra Palace Sınır Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler 9 bin 151, Kıbrıslı Rumlar 2 bin 250 ve turistler 7 bin 287 kez geçiş yaptı.

 

Akyar, tercih sırasında ikinci

 

   Mağusa bölgesindeki giriş ve çıkışların yapıldığı Akyar Sınır Kapısı, 628 bin 445 kez ile bu yıl en çok geçişin yapıldığı ikinci kapı oldu.

   2008 Kasım'a kadar Akyar'dan Kıbrıslı Türkler 396 bin 395, Kıbrıslı Rumlar 88 bin 358 ve turistler 143 bin 692 kez geçerken toplamda en fazla geçiş temmuz ayında oldu.

   Kıbrıslı Türkler 42 bin 634 ile en çok temmuz ayında, Kıbrıslı Rumlar 11 bin 790 ve turistler 20 bin 141 kezle en fazla ağustos ayında söz konusu sınır kapısından geçiş yaptı.

   Kıbrıslı Türkler en az geçişi 30 bin 603 ile kasımda yaparken, Kıbrıslı Rumlar şubatta 5 bin 456, turistler ise 5 bin 318 kez ile ocakta geçti.

 

Beyarmudu Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler,

Rumlardan 20 kat fazla geçiş yaptı

 

   2008 Kasım'a kadar olan sürede Beyarmudu Sınır Kapısı'ndan toplam 468 bin 865 kez geçiş yapıldı. Tercih sırasında dördüncü olan Beyarmudu Sınır Kapısı'ndan Kıbrıslı Türkler 387 bin 610, Kıbrıslı Rumlar 32 bin 1, turistler ise 49 bin 254 kez geçti.

   İstatistikler incelendiğinde, Kıbrıslı Türklerin Rumlara oranla Beyarmudu Sınır Kapısı'ndan neredeyse yirmi kat fazla geçiş yaptığı dikkat çekiyor.

   Kuzey'den Güney'e Kıbrıslı Türkler 41 bin 38 ile en çok temmuzda Beyarmudu Kapısı'ndan geçerken, Güney'den Kuzey Kıbrıs'a turistler 7 bin 129, Kıbrıslı Rumlar ise 4 bin 567 ile en çok ağustos ayında söz konusu kapıyı kullandı.

   Akyar Sınır Kapısı'ndan en düşük geçişler ise ocak ve şubatta oldu. Kıbrıslı Türkler en az geçişi 22 bin 573 ile ve turistler ise 2 bin 342 kez ile ocakta yaptı.

   Kıbrıslı Rumlar da bin 770 kez ile az geçişi şubatta gerçekleştirdi.

 

En az geçiş Bostancı'dan

 

   Altı sınır kapısı arasında en az tercih edilen ve geçişlerin çok düşük olduğu Bostancı Sınır Kapısı'ndan 2008 Kasım ayına kadar toplam 160 bin 237 kez geçildi. En fazla geçiş 16 bin 495 ile ekimde oldu.

   Kıbrıslı Türkler 119 bin 37, Kıbrıslı Rumlar 18 bin 930 ve turist niteliği taşıyan yabancı uyruklular ise Bostancı Sınır Kapısı'ndan 22 bin 270 kez geçti.

   Bostancı'daki aylık geçiş rakamları incelendiğinde, Kıbrıslı Türkler en fazla 12 bin 923 ile Ekim'de, en az ise 9 bin 279 kez ile kasım ayında Güney'e geçti.

   Kıbrıslı Rumlar da, 2 bin 800 ile en fazla geçişi ağustosta, en az ise bin 157 ile şubatta yaptı.

   Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a gelen turistler ise, 2 bin 443 ile en fazla Mayısta, bin 562 kez ile de en az ocakta söz konusu sınır kapısını kullandı.

KIBRIS 24/12/08

 

 

Minister in outspoken attack against ‘racist society’
By Jacqueline Theodoulou

POLITICIANS yesterday united in condemnation of the vicious racist attack against a 15-year-old African-Cypriot girl, as immigrant support group KISA warned parts of Nicosia were on the verge of turning into a battleground with immigrants facing planned attacks by racist gangs.

But teachers’ and parents’ unions insisted there was no racism in schools, with OELMEK demanding an investigation to prove last Friday’s attack was racially motivated, blaming the attack instead on typical teenage delinquency.

The attack saw 40 teenagers chanting “Blacks out of Cyprus” while they punched and kicked Margarita Duku after a school volleyball match last Friday.

The exchanges came as the Chairman of the House Education Committee, Nicos Tornaritis of DISY, yesterday called an emergency parliamentary meeting to discuss the matter and invited the Education Minister, Ombudswoman, Child Commissioner and anti-racist organisation KISA to testify, together with teachers’ and parents’ unions.

“This incident could not pass unnoticed and without us unifying our voices in condemnation,” said Tornaritis as he started the meeting.

Minister Andreas Demetriou, MPs and all state officials strongly condemned the incident and admitted that Cypriot pupils were having difficulty accepting multiculturalism, which often led to xenophobic outbursts.

But teachers and parents insisted the attack was isolated and there were rarely – if ever – any racist phenomena in schools.

“This is a very serious incident, condemned in the strongest terms; but we will not accept under any circumstances that there is racism in our schools,” said OELMEK general secretary Costas Hadjisavvas. “In order to deem this attack racist, an investigation needs to be carried out and we want the evidence to prove it. If it is proved, OELMEK will accept it as that.”

Hadjisavvas called for the appointment of an investigator to get to the bottom of the affair, in addition to the investigation that is already underway by the Ombudswoman’s office.

However, Minister Demetriou had a different view. “This case has powerful elements of racism and aggression. It has to do with a racist conception of things and events,” said Demetriou. “As a society, our mentality is very wrong.”

Although this was something that started from the family and affected society as a whole, he added, the way pupils were taught in school did not help the situation.

“If you cultivate in children that we are the superior race, it affects their acceptance of multiculturalism,” the minister explained.

But dealing with racism and accepting the different is not something that can be dealt with in education alone, Demetriou added. “It is a matter that concerns society and our political leadership, and it needs to be addressed in its entirety.”

Ombudswoman Eliana Nicolaou and Child Commissioner Leda Koursoumba also called for a broad look at the issue and, referring to the various investigations they have carried out over the past years, called for fundamental changes in the way children are brought up in Cyprus.

On behalf of the police, Costas Veis found himself on the receiving end of some stern words from Tornaritis, after the policeman tried to sidestep claims that the police had refused to accept a statement by Margarita’s father.

KISA President Doros Polycarpou, who brought the matter to the media’s attention and submitted a formal complaint to the Ombudswoman, said the father had tried three times to offer his version of events to the police, only to be turned away.

He eventually made his statement, but only after pressing the matter. Veis said the statement was delayed as Margarita’s father was not an eye witness, to which Tornaritis replied: “So do I have to be an eye witness to make a statement? Or white?”

Polycarpou also contradicted OELMEK’s claims that Duku’s cousins, who also attend the Akaki School with Margarita, had never suffered racist abuse. “I have spoken to Margarita’s cousin and she told me that her siblings don’t go to school any more because they are tired of being beaten,” said Polycarpou.

He then informed deputies on the existence of local gangs in Pallouriotissa and old Nicosia, who gather and plan assaults against immigrants.

“Foreigners living in the area are now preparing their defence. We are on the brink of watching old Nicosia turn into a battlefield,” he warned.

CYPRUS MAIL 24/12/08

 

 

Kalangos’un DNA’sında Türkiye yazıyor

 

Şefik DİNÇ / İSTANBUL

 

 

Yeşilköy’de yıllarca haftanın üç günü ihtiyacı olan hastalara ücretsiz bakan ve dört

 yıl önce yaşamını yitiren Dr. Konstantin Kalangos’un adı dün Bakırköy Belediye

Meclisi’nin aldığı kararla sokağa verildi. "Dr. Kalangos Sokak" tabelasını, Bakırköy

 Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, sevilen doktorun İsviçre’de yaşayan doktor oğlu

Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos ile birlikte çaktı.

Kalangos’un DNA’sında Türkiye yazıyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 



1921’de Yeşilköy’de doğan Konstantin Kalangos, Rum asıllıydı ama ailesi Osmanlı Sarayı’ndan

Süvari Birliği’ne kadar uzanıyordu. Onun DNA’sında Türkiye yazıyordu. Büyükdedesi, Sultan

 Abdülaziz’in Başhekimi ve saray doktoru Ksefanon Zoğrafos Paşa’ydı. Babası ise Aksenthios

Kilisesi’nin papazıydı. 1878’de Berlin Kongresi’ne katılan heyetteki Kara Teodori Paşa ise annesinin kuzeniydi. Sultan Abdülhamid’in süvari birliği kumandanlarından Miralay Romilos Partharis Dr. Kalangos’un büyük yeğenlerinden biri. 31 Mart olaylarında şehit olan Miralay Romilos Partharis

, büyük bir devlet töreniyle defnedilmişti.

Dört yıl önce öldü

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Konstantin Kalangos, kısa süre sonar

 "Yeşilköy’ün lokman hekimi" olarak anılmaya başladı. Fakirleri ücretsiz muayene ediyor,

ilaç paralarını da cebinden ödüyordu. Askerliğinin bir bölümünü Ürgüp’te, bir bölümünü de

Gülhane Askeri Hastanesi’nde yaptı. Askerliğini bitirdiğinde Yeşilköylüler’e hizmet vermeye

 devam etti. Her konuşmasında, kendisinden önce Yeşilköy’de uzun yıllar doktorluk yapan

ve hastalarını, evindeki muayenehanesinde tedavi eden Doktor Sait Kurşuncu’yu anıyordu.

 Hatta son röportajında "Ben de onun çalışma ilkelerini kendime örnek aldım. Yüzlerce hastaya

 hizmet verdim. Yeşilköylüleri sağlıklarına kavuşturdum. Şimdilerde, büyük bir gönül rahatlığı

 içinde bunun mutlu sefasını yaşıyorum" demişti. Dört yıl önce 83 yaşında yaşamını yitiren

Yeşilköylüler’in "Lokman hekimi" Kalangos’un adı, artık çok sevdiği Yeşilköy’de yaşıyor. Bakırköy

Belediye Meclisi Dr. Kalangos’un adının Ermeni Kilisesi’nin bulunduğu Çardaklı Sokağı’na verilmesini kararlaştırdı. Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Dr. Konstantin Kalangos’un oğlu Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos’la dün sokağın tabelasını birlikte çaktı.

Umarım ilk olmaz

Törende konuşan Cenevre Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos, çok mutlu olduğunu belirterek, "Umarım bu bir ilk olarak kalmaz ve

tüm Türk halkına hizmet eden insanların adları yaşatılır. Serbesti Sokak’taki evimizden bana kalan

 anılar, babamın tedavi ettiği insanlar oldu. Babam sadece hastalara bakmıyordu. Parası olmayanlara ilaçlarını da alıp veriyordu. O insanların tatlı tebessümleri hálá yüreğimde. İnsana insan olduğu

için değer veren ve bunu başkalarına öğreten bir kişiydi. Babam bu insani değerleri de bana çok iyi öğretti" dedi. Prof. Dr. Akhsentios Duri Kalangos, 10 yıl önce bir yardım vakfı kurduğunu ve

özellikle geri kalmış ülkelerde 10 binin üzerinde çocuğun kalp ameliyatına olanak sağladığını

söyledi. Dr. Kalangos’un Yeşilköy’ün "Lokman Hekimi" olarak bilindiğini belirten Bakırköy

 Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen de, "Yeşilköy’de 60 yıl hekimlik yapmış ve sayısız insanı

 tedavi etmiş. Biz yaptıkları hizmetler nedeniyle adını yaşatmak istedik" dedi.

Herkese yardım ederdi

Prof. Dr Akhsentios, "Babam sadece hastalara bakmıyordu. Parası olmayanlara ilaçlarını da

 alıp veriyordu. O insanların tatlı tebessümleri hálá yüreğimde" dedi.

HURRIYET 25/12/08

 

AİHM'e bir kayıp davası daha

Mehmet Derviş'in eşi ve çocukları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine dava açtı.

   31 Temmuz 2008 tarihinde, düzenlenen askeri bir törenle Lefkoşa Şehitliği'nde toprağa verilen 1963 kayıplarından Derviş Mehmet'in eşi ve dört çocuğu, Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

   Derviş Mehmet'in ailesinden verilen bilgiye göre kemiklerinin bulunması üzerine, ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. Maddesi bağlamında, devletin Derviş Mehmet'in öldürülmesi olayına karışan kişilerin bulunarak haklarında soruşturma açmadığı; Derviş Mehmet'in kaybı nedeniyle ailenin uzun yıllar süresince çektiği elem ve ızdırabın sözleşmenin 3. Maddesine aykırılık oluşturduğu; ayrıca ailenin bu şikâyetlerine karşı Güney'de başvuracak iç hukuk yolu bulunmadığı için yine sözleşmenin 13. maddesinin ve son olarak da etnik kökeni nedeniyle Sözleşme'nin ayrımcılığı yasaklayan 14. maddesinin ihlal edildiği belirtildi.

           

Derviş Mehmet'in hikayesi

 

   Derviş Mehmet, 1925 yılında Kıbrıs'ın Girne İlçesine bağlı Templos (Zeytinlik) köyünde doğdu. Lefkoşa ilçesine bağlı Matyat köyünde sakin Nazlı Mustafa (Gürtekin) ile evlendikten sonra Matyat köyüne yerleşti.

   Matyat, 1963 yılında 210 Kıbrıslı Türk ile bir o kadar Kıbrıslı Rum'un birlikte yaşadığı karma bir köy idi. 21 Aralık 1963'te iki Kıbrıslı Türkün öldürülmesiyle başlayan halklar arası çarpışmalarda, 23 Aralık 1963 tarihinde EOKA terör örgütünün saldırısına uğradı. EOKA terör örgütünün baskın planının sezilmesi üzerine köyün Kıbrıslı Türk kadın çocuk ve yaşlıları bir otobüsle, tamamen Türklerden oluşan yakındaki Koççat köyüne tahliye edildi. Derviş Mehmet'in de içinde bulunduğu ve sayıları 15-20 kadar olan köyün eli silah tutan erkekleri av tüfekleri ile EOKA'nın organize ettiği önce Matyatlı Rumlara, daha sonra civar Rum köylerinden gelen ve otomatik silahları olan bin civarındaki saldırgana karşı koymaya çalıştı. Öğleyin şiddetlenen çarpışmalar akşama kadar devam etti. Karanlıkta Kıbrıslı Türkler Koççat köyüne çekilmek zorunda kaldı.

   Türklerin Matyat'ı terk etmesinden sonra Kıbrıslı Türklerin evlerine geri dönmemeleri için aynı

gece Kıbrıslı Türklere ait evler yakıldı, hayvanları katledildi, taşınabilir varlıkları yağmalandı.

   Matyat'ın Türk sakinleri 23 Aralık 1963 tarihinden sonra bir daha köylerine geri dönemediler. Türklere ait ev ve diğer kalıntılar daha sonraki tarihlerde tamamen yok edildi. Matyat baskını 25 Aralık tarihli Rum gazetelerinde tamamen çarpıtılarak, Türklerin Rumlara saldırdığı ve kendi evlerini ateşe verdikleri şeklinde yayınlandı.

        

24 Aralık'ta Koççat'tan ayrıldı, dönmedi

 

   Ailesini Koççat köyünde emniyete alan Derviş Mehmet, Lefkoşa'da barınma imkânı hazırlayabilmek ve Lefkoşa'daki yakınlarının durumunu öğrenebilmek amacıyla 24 Aralık günü yaya olarak Lefkoşa'ya doğru yola çıktı. Temmuz 2008 tarihine kadar ondan bir daha haber alınamadı.

   Temmuz 2008'de, Kıbrıs'taki kayıpların akıbetini sonuçlandırmak, kalıntı çıkarmak ve teslim etmek üzere görev alan Kayıp Şahıslar Komitesi, Derviş Mehmet'in kalıntılarına, Osmanlı idaresi döneminde Lefkoşa'nın içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla kazılan sıra kuyuların birinde rastladı. Derviş Mehmet'in bulunduğu kuyu -şimdiki gibi- 1963 yılında da tamamen Rum idaresi kontrolünde olan Lefkoşa'nın Strovolo bölgesiydi.

   Ailesinin, Derviş Mehmet'in ölüm nedeni ve şekli ile ilgili iki adli tıp uzmanına kalıntılar üzerinde inceleme yaptırdığı ve verilen raporda Derviş Mehmet'in çok yakın mesafeden, küçük çaplı bir silahla öldürüldüğünün tespit edildiği de kaydedildi.

KIBRIS 25/12/08

 

Yeşilırmak'a Erenköy şartı

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın Yeşilırmak Kapısıyla ilgili sözlerini yanıtlayarak, Yeşilırmak kapısı açılınca, Erenköy'e aynı anda serbest geçiş istediklerini ancak Rum tarafının buna hâlâ yanıt vermediğini söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasıyla Kıbrıslı Türklerin bir KKTC toprağı olan Erenköy'e aynı anda serbest geçiş istediklerini, ancak Rum tarafının buna hâlâ yanıt vermediğini söyledi.

   Talat, Erenköy'e askeri araç gereç dışında serbest geçiş için yaptıkları öneriye somut cevap beklemenin hakları olduğunu kaydederek, bu taleplerinin meşru olduğunu ifade etti.

   Cumhurbaşkanı Talat, konunun Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la her görüşmesinde gündeme geldiğini de belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın Rum basınında yer alan Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına askerin izin vermediği yönündeki demeciyle ilgili TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

   Konunun askerle ilgisi olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak Kapısı'nın açılması konusunun çok uzun süredir gündemlerinde bulunduğunu, Hristofyas'la 21 Mart'taki anlaşmada da Yeşilırmak ve diğer kapıların açılmasından bahsedildiğini hatırlattı.

   Yeşilırmak'ın yanına diğer kapıları koyarken amaçlarından birinin, Pile'ye İngiliz üslerinden geçişte çok ciddi sorunlar yaşadıkları için Pile-Yiğitler yolunun yapılması ve Pilelilerin hizmetine sunulması olduğunu kaydeden Talat, aynı zamanda Yeşilırmak Kapısı açıldığında kuşatılmış Erenköy'e serbest geçişin de aynı anda uygulamaya konulmasını istediklerini söyledi.

      

"Pile-Yiğitler Yolu için katı tutum"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının ve onu destekleyen BM'nin Pile-Yiğitler yolu konusunda son derece katı bir tutum takındığını belirterek, şunları anlattı:

   "Bunun üzerine Erenköy'e serbest geçiş konusu gündeme geldi. Kıbrıs Türk tarafı, çok pratik ve son derece makul bir öneri hazırladı. Çünkü Erenköy, KKTC toprağıdır ve KKTC'den yine KKTC toprağı olan bir bölgeye serbest geçişten bahsediyoruz. Bu nedenle oraya yönelik serbest geçişin askeri mühimmat ve askeri araç gereç olmamak şartıyla serbest olmasını istedik.

   Kıbrıs Rum tarafı buna hala cevap vermedi. Ancak Sayın Hristofyas, 'askerin inadı yüzünden hala bu kapıyı açamadığımız' gibi tamamen gerçek dışı, gerçeklerle uzaktan yakından ilişkisi olmayan bir iddia ortaya attı. Doğrudur, hemen hemen her toplantıda bu konuyu konuşuyoruz ve her toplantıda topun kendilerinde olduğunu, durumu değerlendirip bize yaklaşımlarını iletmeleri gerektiğini söylüyorum. Biz de topu Özdil Nami ile Yorgo Yakovu'ya atıyoruz. Durum budur. O nedenle Rum tarafının durumu değerlendirerek, Pile konusunda yaşadıkları veya öne sürdükleri sıkıntıları düşünmeyecek olsak bile Erenköy'le ilgili somut bir cevap beklemek hakkımızdır diye düşünüyoruz.

   Çünkü Erenköy, KKTC'nin bir parçasıdır ve KKTC'den KKTC'ye Rum kontrolündeki bir bölgeden geçip gitme söz konusudur. Buna rağmen biz askeri teçhizat, mühimmat gibi konuları bunun dışında bırakıyoruz, tamamen sivil malzemelerin ve insanların geçebilmesini, yani oradaki askerlerimizin ailelerinin geçebilmesini istiyoruz."

      

"Ekonomik ve sosyal ilişki sağlayacak bir kapı değil"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasının istenmesinin başlıca nedeninin; Pirgo köylülerinin Lefkoşa'ya ulaşma zorluğu olduğunu kaydederek, yoksa bu kapının iki taraf arasında ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştireceği iddiası bulunmadığını ifade etti.

   Aynı şekilde Kıbrıslı Türklerin de Erenköy'e ulaşma sıkıntısı yaşadığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak kapısı açılınca Rumlar Lefkoşa'ya rahatça gidip gelebilirken Kıbrıslı Türklerin Erenköy'e gidememesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

   Talat, zaten yerleşim bölgesi olmayan Erenköy'e askerlerin aileleri ve oraya gitmek isteyen diğer kişiler için ulaşım kolaylığı istediklerini belirterek, "Talebimiz bu kadar meşru bir şeydir" dedi.

KIBRIS 25/12/08

 

 

 

Ercan Havalimanı özel sektöre geçiyor

Eren Güler / hurriyet.com.tr 26/12/08

 

Kuzey Kıbrıs Türk Havayolları'ndaki Ercan Havalimanı önümüzdeki sene içerisinde özelleştirilecek. Özelleştirme, yap-işlet-devret yöntemi ile gerçekleştirilecek.

 

 

Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ile Havaş'ın yüzde 50-50 ortaklığı olan ve öncelikle yer hizmetleri alanında hizmet verecek olan CAS (Cyprus Airport Service) şirketinin faaliyete başlaması nedeniyle Girne'de bir toplantı düzenlendi. Bu toplantı sırasında konuşma fırsatı bulduğumuz KKTC Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan ve Geçitkale Havalimanları ile ilgili önemli bilgiler verdi.
 
Ercan'da özelleştirme zamanı geldi 

Ercan Havalimanı'nın kapasitesi ile ilgili sıkıntılar olduğunu söyleyen Usar, bu sıkıntıların giderilmesi ve kapasite artırımına yönelik olarak Arjantin, ABD ve İtalyan ortaklı uluslararası bir firma ile geçtiğimiz hafta anlaşma imzaladıklarını belirtti. Usar, şöyle devam etti:

"Bu şirket, bizim ortaya koyacağımız talepler doğrultusunda, Ercan'a dönük bir mastır plan hazırlayacak. Plan en geç 6 ay içerisinde hazır olacak. Hemen arkasından da yap-işlet-devret modeli ile uluslararası bir ihaleye çıkıp Ercan Havalimanı'nın işletmesini özel sektöre devredeceğiz." 

İhalenin 15-20 veya 25 yıl olabileceğini söyleyen Usar, kapasite artırımına yönelik olarak minimum 40 milyon euroluk bir yatırım yapılacağını belirtti. 

Bu yatırım kapsamında yeni bir pist inşaatı, yeni bir apron ve terminal binası da olduğunu kaydeden Usar, ayrıca terminal binasında alışveriş dükkanları ya da alışveriş merkezi de yer alabileceğini ifade etti.

İHALEYE TAV GİREMEYECEK

İhaleye her kesimden katılım beklediklerinin altını çizen Usar, ancak KTHY, Havaş veya TAV'ın ihaleye giremeyeceğini belirtti. Usar, şöyle devam etti:

"KTHY ile Havaş arasında ilk imzalanan iyi niyet anlaşmasında, Ercan'ın işletmeciliği konusunda bir ihale olursa, KTHY'nin, Havaş'ın veya bağlı kuruluşu TAV'ın katılmaması yönünde bir hüküm vardı ve o hüküm geçerliliğini koruyor. Bu şirketler katılamayacak ama KTHY-Havaş ortaklığı olan CAS ihaleye girebilir.

İhaleye çıktığımızda CAS'ın kazanması belki bizi mutlu eder ama kazanabilmesi için de en uygun teklifi vermesi gerekir, aksi takdirde daha iyi teklifleri bir kenara iterek CAS'a veremeyiz."

Ercan Havalimanı'nın stratejik konum olarak ekonomik potansiyelinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken Usar, "Ercan KKTC'nin tam ortasında. Güney Kıbrıs'taki havalimanları ise adanın iki ucunda. Ercan uluslararası düzeye geldiğinde, ada genelindeki en baskın havalimanı olacak" dedi.

Geçitkale'de yeni ihale

Usar, Geçitkale Havalimanı ile ilgili olarak da şunları anlattı:

"Geçitkale şu anda ekonominin dışında. Bir süre önce Geçitkale havaalanını bakım-onarım, kargo taşımacılığı ve uçuş eğitimi verme noktasında ihaleye çıkmıştık. Tek bir teklif geldi. Sonra teklif sahibi bazı bürokratik formaliteleri yerine getiremedi ve biz ihaleyi iptal ettik. Ocak ayında aynı kapsam doğrultusunda yeni bir ihaleye çıkacağız. Bu havalimanında yolcu taşımacılığı olmayacak."

Güney'den inşaat malzemesi alıyoruz

“PRIO" Kıbrıs Merkezi araştırmacıları tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta ada içi ticaret" isimli kitapçıkta, Kıbrıslı Türklerin 2004 Mayıs'ından 2007 Aralık ayına kadar geçen sürede Güney Kıbrıs'tan 475 bin 048 KL tutarında inşaat malzemesi aldığı belirtildi.

1 MİLYON 166 BİN 140 KL TUTARINDA MAL ALINDI... Kıbrıslı Türklerin Güney satın aldığı mallar arasında inşaat malzemesi başı çekiyor. 2004 yılının Mayıs ayından, 2007 Aralık ayına kadar olan sürede 1 milyon 166 bin 140 Kıbrıs Lirası tutarındaki mal alımının 475 bin 048 lirası inşaat malzemesine gitti. İnşaat malzemesinin ardından en çok satın alınan malların dökümü şöyle: Makine, hayvan yemi, tarımsal ürünler, şarap ve alkollü içecek, endüstriyel ürünler, tuvalet malzemesi ve kozmetik, gıda maddeleri, plastik ürünler, gazete, mobilya, imal ürünler ve kömür

 

KIBRISLI RUMLAR KUZEY'DEN DAHA ÇOK SEBZE ALIYOR... Kuzey Kıbrıs'tan, Güney Kıbrıs'a yapılacak ticareti düzenleyen ve 10 Ağustos 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu'nda onaylanan ve 23 Ağustos'ta uygulanmasına başlanan Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden yapılan satışlara bakıldığında, Kıbrıslı Rumların en çok sebze satın aldığı kaydedildi. Kıbrıslı Rumlar sebze için 2004'ten 2007'ye kadar geçen süre içerisinde 1 milyon 507 bin 964 KL, 2008'in ocak ayından haziran ayına kadarki zamanda 1 milyon 15 bin 241 Euro ödedi. 

 

Aral MORAL

   Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs arasında yapılan ticarette, Rumlardan, en fazla inşaat malzemesi aldığımız belirtildi.

   Kıbrıs sorununun en çetrefilli konuları arasında gelen mülkiyet konusunda ilginç gelişmeler yaşanıyor. Kuzey'de kendi arazileri üzerine yapılan inşaatlardan şikayetçi olan Rumlardan alınan inşaat malzemelerinin

kuzeydeki inşaat sektöründe kullanılması ilginç bir ironi oluşturuyor.

   Oslo Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (PRIO) Kıbrıs Merkezi araştırmacıları tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta ada içi ticaret" isimli kitapçıkta, Kıbrıslı Türklerin 2004 Mayıs'ından 2007 Aralık ayına kadar geçen sürede Güney Kıbrıs'tan 475 bin 048 Kıbrıs Lirası (KL) tutarında inşaat malzemesi aldığı belirtildi.

   Kuzey Kıbrıs'tan, Güney Kıbrıs'a yapılacak ticareti düzenleyen ve 10 Ağustos 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu'nda onaylanan, 23 Ağustos'ta da uygulanmasına başlanan Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden yapılan satışlara bakıldığında, Kıbrıslı Rumların en çok sebze satın aldığı kaydedildi.

   Kıbrıslı Rumlar sebze için 2004'ten 2007'ye kadar geçen süre içerisinde 1 milyon 507 bin 964 KL, 2008'in ocak ayından haziran ayına kadarki zamanda 1 milyon 15 bin 241 Euro ödedi.

 

Kıbrıslı Türkler inşaat malzemesi aldı

 

   Kuzey Kıbrıs'a Güney Kıbrıs'tan satılan mallar arasında inşaat malzemesi başı çekiyor. 2004 yılının mayıs ayından, 2007 aralık ayına kadar olan sürede Güney'den alınan 1 milyon 166 bin 140 KL tutarındaki malların 475 bin 048 KL tutarındaki bölümü inşaat malzemesine gitti.

   İnşaat malzemesinin ardından, Kıbrıslı Türkler tarafından en çok satın alınan malların dökümü şöyle:

   Makine, hayvan yemi, tarımsal ürünler, şarap ve alkollü içecek, endüstriyel ürünler, tuvalet malzemeleri ve kozmetik, gıda maddeleri, plastik ürünler, gazete, mobilya, imal ürünler ve kömür.

 

Rumlar, sebze alıyor

 

   2004-2008 yılları arasında Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden Güney'e yapılan satışlarda en çok sebze türleri rağbet gördü.

   2004 yılında sebze ürünlerinde 103 bin KL, 2005'de 165 bin 293 KL, 2006'da 545 bin 414 KL, 2007'de 694 bin 253 KL ve 2008'in ilk altı ayında da 1 milyon 15 bin 241 Euro gelir elde edildi.

   Sebzenin ardından en fazla satılanlar, tahta ürünler/mobilya, yapı taşı/taş maddeleri oldu.

   Tahta ürünler/mobilya ve yapı taşları/taş maddelerini sırasıyla, ham madde, plastik ürünleri, kağıt ürünleri, alüminyum/PVC ürünleri, kimyasal ürünler, elektrik ürünleri ve el işi ürünleri izledi.

 

2008'de de en fazla satış sebzede oldu

 

   2008 yılının ilk 6 ayının baz alındığı tabloda da sebze satışları yine ilk sırada yer aldı. 2007 ile 2008 yılının ilk 6 ayının karşılaştırıldığı tabloda, sebzenin ardından en çok satılan mal plastik ürünler ve tahta ürünleri/mobilya oldu.

 

 

Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden yapılan satışlar

 

Kuzeyden güneye satışlar (KL)  2004  2005  2006  2007  Ağustos 2004-Aralık 2007 Toplam

Alüminyum/PVC ürünleri  7,765  49,268  149,183  59,408  265,624

Yapı taşı/Taş maddeleri  22,121  121,289  164,833  335,779  644,022

Seramik ürünler/Isıya dayanıklı ürünler  0  0  0  10,700  10,700

Kömür  1,796  1,794  700  0  4,290

Kimyasal ürünler  15,880  26,618  55,050  156,388  253,936

Konfeksiyon  9,114  16,498  3,428  5,898  34,938

Toprak/Taş  13,207  3,614  29,207  2,946  48,974

Elektrik ürünleri  0  27,012  141,333  1,500  169,845

Elektronik malzeme  0  8,198  0  0  8,198

Yiyecek/içecek  405  1,622  1,324  0  3,351

Meyve  4,310  0  0  0  4,310

Cam ve cam eşya  0  0  0  7,549  7,549

Elişi ürünleri  3,786  13,837  29,446  21,505  68,574

Endüstriyel mutfak ekipmanı  0  0  9,750  0  9,750

Demir/Çelik  4,755  23,469  3,035  13,354  44,613

Kâğıt ürünler  43,417  138,319  81,054  92,621  355,412

Sıva makinesi ve materyali  0  0  1,000  5,430  6,430

Plastik ürünleri  3,082  102,049  194,991  224,753  524,874

Prefabrik binalar  0  35,966  0 23,000  58,966

Kitap/Gazete  0  6,860  0  0  6,860

Ham madde  16,432  55,508  148,633  318,122  538,695

Saraç ve kayış takımı  0  1,342  357  1,431  3,130

Sanitasyon ürünleri  0  0  0  5,499  5,499

Tekstil  0  0  0  0  0

Sebze  103,003  165,293  545,414  694,253  1,507,964

Su depolama ve ısıtma  0  1,300  2,808  1,597  5,705

Tahta ürünler ve mobilya  26,486  179,575  327,920  433,623  967,604

Toplam  275,559  979,432  1,889,465  2,414,576  5,559,003

Değişim %  -  255.4  92.9  27.8  -

 

Kuzeyden güneye satışlar Ocak-Haziran 2008

Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden yapılan satışlar (EUR)  2007 Ocak-Haziran  2008 Ocak-Haziran

Alüminyum/PVC ürünleri  32,008  134,878

Yapı taşı/Taş maddeleri  365,885  250,098

Seramik ürünler/Isıya dayanıklı ürünler  0  6,880

Kömür  0  0

Kimyasal ürünler  133,754  182,729

Konfeksiyon  5038  2,691

Çiçek  0  4,000

Toprak/Taş  5,087  20,000

Elektrik ürünleri  0  1,252

Elektronik malzeme  0  0

Yiyecek/içecek  0  0

Taze balık  0  8,855

Meyve    0  0

Cam ve cam eşya  86  30,922

Elişi ürünleri  17,788  9,524

Endüstriyel mutfak ekipmanı  0  0

Demir/Çelik  7,934  93054

Kâğıt ürünler  83,372  24,689

Sıva makinesi ve materyali  9,353  0

Plastik ürünleri  193,708  420,737

Prefabrik binalar  7,770  14,000

Kitap/Gazete  0  1,250

Ham madde  305,611  234,428

Saraç ve kayış takımı  0  1,832

Sanitasyon ürünleri  2,681  217

Tekstil  0  0

Sebze  313,436  1,328,677

Su depolama ve ısıtma  346  0

Tahta ürünler ve mobilya  399,634  340,322

Toplam  1,883,489  3,111,035

 

Kuzeyden güneye en çok satılan 10 mal  Ağustos 2004  Aralık 2007

Sebze  1,507,964

Tahta ürünler ve mobilya  967,604

Yapı taşı/Taş maddeleri  644,022

Ham madde  538,695

Plastik ürünleri  524,874

Kâğıt ürünleri  355,412

Alüminyum/PVC ürünleri  265,624

Kimyasal ürünler  253,936

Elektrik ürünleri  169,845

Elişi ürünleri  68,574

 

Güneyden kuzeye satılan ürünler  Mayıs 2004-Aralık 2007 toplam

İnşaat malzemeleri  475,048

Makine  246,224

Hayvan yemi   166,980

Tarımsal ürünler  78,465

Şarap ve alkollü içecek  75,568

Endüstriyel ürünler  34,178

Tuvalet malzemeleri ve kozmetik  33,211

Gıda maddeleri  17,346

Plastik ürünler  13,172

Gazete  12,883

Mobilya  7,979

İmal ürünler  3,979

Kömür  1,157

Toplam  1,166,140

KIBRIS 26/12/08

 

Girne'de Noel kutlaması

Noel dolayısıyla KKTC'deki kiliselerde de ayinler ve kutlamalar yapıldı

Elmas TOKAY

   Noel dolayısıyla KKTC'deki kiliselerde de ayinler ve kutlamalar yapıldı

   Bu kutlamalardan biri Girne'de, İngiliz Kilisesi olarak da bilinin St. Andrew Kilisesi'nde yapıldı.

Noel kutlamasında Hz. İsa'nın dünyaya geliş öyküsü anlatıldı. İncil'den ayetlerin okunduğu ayinde, dualar edildi ve ilahiler okundu.

   Noel, her yıl dünyadaki Hıristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eder.

   Hıristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde Noel tatili yeni yıl tatiliyle birleştirilir. Bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jül Sezar takviminde 25 Aralık`a denk gelen 7 Ocak'ı Noel olarak kutlar.

   Noel kutlamaları kapsamında genellikle, Hazreti İsa'nın doğuş sahneleri canlandırılıyor, Noel ağaçları hazırlanıyor, evler, bahçeler, caddeler Noel sembolleri ve ışıklarla süsleniyor, tebrik kartları gönderiliyor,

hediyeler veriliyor.

   Noel'de Noel Baba'nın (Santa Klaus, St. Nicholas) gelişi canlandırılıyor. Popüler Noel temalarıysa, iyi niyet, vericilik, sevecenlik ve ailenin birlikte zaman geçirmesi olarak sıralanabilir.

KIBRIS 26/12/08

 

KKTC'den Rum kesimine ithalat yasağı

KKTC hükümeti, Güney Kıbrıs'tan et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri geçişini yarından itibaren yasakladı.

Ayrıca, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yapılan, Güney Kıbrıs'tan 135 euro üstü alışverişe, sınır kapılarında denetim getiriliyor.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, bütçe görüşmeleri sırasında, Cumhuriyet Meclisi'nde basına yaptığı açıklamada, 135 euro üstü alışverişe devletin ilgili kuralları çerçevesinde gereken işlemin yapılacağını, et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişinin yasaklandığını açıkladı.

Sınır kapılarında bu konuda dikkatli ve kararlı denetim yapılacağını belirterek, halkın bu uygulamaya anlayışla yaklaşılacağına inandığını dile getiren Soyer, Kıbrıs Türk halkını kendi ekonomisine sahip çıkmaya çağırdı.

Kıbrıs Rum yönetiminin tarım bakanının bir süre önce Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerinin geçişine yasak uygulayacağını ve denetimleri artıracağını açıkladığını hatırlatan Soyer, yapılan gözlemlerde, Güney'den Kuzey'e geçen tüm Kıbrıslı Rumlar'a, Rum sınır kapılarında et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri bahane edilerek Kuzey'den alışverişi caydırıcı bir uygulama başlatıldığının görüldüğünü söyledi.

"Bunun üzerine biz de KKTC olarak sürdürdüğümüz denetim çalışmalarını artırmaya karar verdik" diyen Soyer, "Güney Kıbrıs'tan 135 euroya kadar insanlarımız alışveriş yapabilir. 135 Avro'nun üzerindeki her alışveriş uygulamaya terstir. Kimsenin mağduriyet yaşamasını istemiyoruz. 135 euro üstü alışverişlere dönük olarak Güney Kıbrıs'taki uygulamayı yapacağız" dedi.

135 euro'luk alışverişin içinde Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri girmesine de izin verilmeyeceğini belirten Soyer, "Tıpkı Rum tarafının bize uyguladığı gibi" diye konuştu.

"Yurttaşlarımız bunu bilerek hareket etmeli" diyen Soyer, "eşitlik temelinde siyasal mücadele sürdürülen bir noktada, ekonomiyi soğuk savaş mantığıyla kıskaca almak isteyen zihniyete karşı yurttaşların gereken duyarlılığı göstermek durumunda olduklarını" kaydetti.

Soyer, Güney Kıbrıs hangi önlemi alırsa kendilerinin de aynı önlemi alacağını kaydetti.

Soyer, bir soru üzerine 135 euro üstü ürüne gümrük memurlarının el koyacağını, vatandaşların daha sonra gereken gümrüğü ödeyeceklerini söyledi. Soyer, KKTC Tarım Bakanlığı bütçesi görüşülürken, alınan önlemler konusunda milletvekillerine de bilgi verdi.

KKTC'den Kıbrıs Rum kesimine ticari mal akışını düzenlemeye yönelik olarak hazırlanan ve 23 Ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe giren, daha sonraları kapsamı genişletilen Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca, bireyler geçişlerde kişisel kullanım amacıyla yalnızca 135 euro'luk mal taşıyabiliyorlar.

CNN TURK 22/12/08

 

KKTC'de CTP, 2009'da erken seçim kararı aldı

KKTC'de, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetin büyük ortağı CTP, 2009 yılı içinde erken genel seçime gitme kararı aldı.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yaptığı yazılı açıklamada, partide bugün yapılan geniş kapsamlı toplantılarda, ülkedeki son siyasal ve ekonomik gelişmeler ile Kıbrıs konusunda gelinen aşamanın ele alındığını kaydetti.

Soyer, açıklamasında, "Ortaya konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında parti meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini kararlaştırmıştır" dedi.

Soyer, merkez yönetim kurulunun, türlü temaslar yapıp çalışma programını hazırlayacağı ve bilahare konu hakkında gereken açıklamaların yapılacağını da bildirdi.

KKTC Seçim Yasası uyarınca 5 yılda bir yenilenen genel seçimlerin 2010 yılı şubat ayında yapılması gerekiyordu.

KKTC'de, 2010'da cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimler de gerçekleştirilecek.

CNN TURK 27/12/08

 

 

Talat’ın CTP’si erken seçim kararı aldı

 

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’DE işbaşındaki koalisyonun büyük ortağı, Mehmt Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), erken seçim kararı aldı.

Erken seçimin, Nisan 2009’da yapılması bekleniyor. Koalisyonun küçük ortağı Özgürlük ve Reform Partisi’nin (ÖRP), CTP’nin kararına destek vermesine kesin gözüyle bakılıyor. CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün yaptığı açıklamada, partinin geniş kapsamlı toplantılarında, ülkedeki son siyasal ve ekonomik gelişmeler ile Kıbrıs konusunda gelinen aşamanın ele alındığını belirtti. Soyer, “Ortaya konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında parti meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini kararlaştırmıştır” dedi. KKTC’de 5 yılda bir yenilenen genel seçimlerin Şubat 2010’da yapılması gerekiyordu. KKTC’de 2010’da cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimler yapılacak.

MILLIYET 27/12/08

Kıbrıs ve Kürtler

27 Aralık Cumartesi 2008

MELIH ASIK MILLIYET

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptıkları görüşmelerde sürekli olarak Kıbrıs’ta tek halk ve tek devlet bulunduğunu savunuyor...
Talat görüşmelerde Hristofyas’a Kıbrıs’ta tek halk olmadığını anlatmaya çalıştığını söylüyor.
İlginçtir... Kürtler söz konusu olduğunda “halklara özgürlük” sloganına eşlik eden bizim enteller Kıbrıs’taki bu tartışmayla hiç ilgili görünmüyor... Kıbrıs’taki Türk halkı onları acaba neden hiç ilgilendirmiyor? Kendi halklarına kılıç çekenlerin sözcülüğüyle besleniyorlar da ondan mı?

Büyükelçiler...
Mahut özür dileme kampanyasına karşı çıkan büyükelçilerin sayısı 142’ye ulaştı. Emekli büyükelçiler yüzde 90 oranında bu kampanyaya karşı çıkıyor. Büyükelçilerin ortak metninin son paragrafını birlikte okuyoruz:
“Bugün Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerde bir yumuşama sürecine girilmesi ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi isteniyor ise, bunun yolunun, tek taraflı özür dilenmesi gibi tavizlerden değil, öncelikle taraflar arasındaki sınırların ve toprak bütünlüklerinin tanınmasından, ve mutlaka gerekiyor ise, her iki tarafın tarih boyunca çektikleri acıların karşılıklı olarak paylaşılmasından geçtiğinin hatırda tutulmasında yarar görüyoruz...”

CHP
Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen CHP’ye geçmedi, DSP’de kaldı...
Eğer CHP Eskişehir’den başkan adayı gösterirse...
Ne CHP kazanabilir seçimi ne Büyükerşen...
AKP belediye başkanlığını alır...
CHP böylece tarihi bir görev daha ifa etmiş olur!

İzmir’de şölen var...
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yaptırılan  Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), bu akşam görkemli bir törenle açılacak. Başkan Aziz Kocaoğlu, iki yılda meydana getirilen sanat merkezinin Türkiye’nin en nitelikli konser salonuna sahip olduğunu iftiharla anlatıyor... Açılış bu akşam için özel olarak oluşturulan “Ahmed Adnan Saygun Onursal Senfonik Orkestrası” ile yapılıyor. Rengim Gökmen şefliğindeki orkestra Ahmed Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu seslendirecek... Konserler üç gün sürecek...
Bize bu konuda verilen bilgide deniyor ki: “1153 kişi kapasiteli büyük salondaki asansörlü orkestra çukuru salona çok amaçlı bir kullanım sunarken, koltukların ayaklarından gelecek şekilde tasarlanan zeminden havalandırma sistemi, salondaki müzik kalitesini etkileyebilecek en küçük bir gürültünün bile önüne geçecek.
Salonun akustik projesi, Sidney Opera Binası gibi dünyaca ünlü projelere imza atan İngiliz ARUP firması tarafından yapıldı. Akustik bağlamda salonun duvarları, tavanı, havalandırması ve sahne arkası özel olarak tasarlandı. Salon duvarlarının farklı kesimlerine uygulanan özel karışımlı alçı panoların yanı sıra, akustik açıdan yapılan hesaplamalara bağlı olarak, yine özel olarak tasarlanıp üretilen ahşap panolar duvarlardaki yerlerine monte edildi. Sahne üzerine yerleştirilen ahşap yansıtıcılar, sahneden yükselen müziğin salon içine daha iyi yayılmasına olanak tanıyacak. Herhangi bir yapay güçlendirici olmadan verilecek konserlere göre ayarlanmış duvar akustik panelleri, hoparlörlerin kullanılacağı etkinliklerde duvar boyunca uzanan bir perde ile kapatılıp ses düzeyi kontrol altında tutulacak...”
Yeni sanat merkezi İzmir’e hayırlı olsun...

Harem
Spor tesislerinde harem - selamlık uygulamasına bir başka örneği bir hanım okurumuz yazıyor:
“İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi’ne ait spor tesislerinde eşim, ben ve bizim gibi düşünen birçok arkadaşımız birlikte spor yapamıyoruz. Harem - selamlık şekilde bayanlar ayrı, erkekler ayrı günlerde ve saatlerde spor yapmak zorunluluğu var. Devletin işlettiği bir kurumda böyle bir rezillik olabilir mi? Hadi böyle bir uygulama yaptın, neden bir de karma gün yapmıyorsun. Eşinizle tatile gitmek gibi, sinemaya gitmek, birlikte spor yapmak hakkımız yok mu?”

Tonton
Bir tek atamanın ne kadar önemli olduğunu şu anda milletçe yaşıyoruz... Tonton Özal’ın yaptığı bu atama ilk günden beri tartışılır. Şu anda Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Haşim Kılıç hukuk bilmediği gibi başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerine de sadık izlenimi vermez. Sağ siyaset yapar. Nitekim bu defa da Başbakan Erdoğan’a destek amacıyla ortaya atılıp Danıştay kararını eleştirdi. Üstelik tek başına ve kimsenin haberi olmadan. Danıştay ile Anayasa Mahkemesi birbirine girdi. Bir yanlış atama yıllar sonra nelere mal oluyor. Tabii bu zatı başkanlığa seçenleri de tarih unutmayacak.

Bürokraside yeni trend “şükür namazı” kılmakmış.
Bu namazı büyük ihtimalle rüşvet ve komisyon işlerini yakayı ele vermeden atlatan bürokratlar kılıyordur...
Haldun Ertem

“Ben senin adına kimseden özür dileyemem.
Bu konu tarihçilerin ve hukukçuların işi. Ben buna taraf olamam. Taraf olmam için o konu hakkında çok iyi bilgi sahibi olmam lazım. O dönemde yaşamam lazım. O dönemin şartlarını çok iyi bilmem lazım. Yani bu benim işim değil, tarihçilerin ve hukukçuların işi...”
Garo Mafyan - Ermeni müzisyen

ADANALI ve Trabzonlu dostlar aradı... Dediler ki: “Mehmet Yaşin’in bir yanlışı var... Adana ve Tarbzon’da içki içmek için şehir dışına çıkmaya gerek yok. İçinde de herkes içebilir. Durumu arz ediyoruz”

 

CTP'den erken seçim kararı

Merkez yönetim kurulu, meclis grubu, CTP'li bakanlar, ilçe başkan ve sekreterleri, kadın kolları ve gençlik örgütü başkan ile sekreterlerinin katıldığı geniş kapsamlı toplantının ardından parti meclisinin toplantıya çağrıldığı belirtilen açıklamada, "Ortaya konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında parti meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara bağlamak üzere merkez yönetim kuruluna yetki verilmesini kararlaştırmıştır" ifadesine yer verildi

 

CTP KURULTAYI YA ERKENE ALINACAK YA DA SEÇİM SONRASINA ERTELENECEK... CTP Merkez Yönetim Kurulu'nun erken seçimle ilgili çeşitli temaslar yapıp çalışma programını hazırlayacağı ve konu hakkında gereken açıklamaların yapılacağı kaydedildi. KIBRIS TV'ye konuşan CTP Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu, Mart 2009'da yapılacağı açıklanan CTP kurultayının daha erken bir tarihe alınabileceğini ya da seçim sonrası ileri bir tarihe ertelenebileceğini de açıkladı 

 

   Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), 2009 içinde erken seçim kararı aldı ancak tarih belirtmedi.

   CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in açıklamasına göre partide dün yapılan geniş kapsamlı toplantılarda ülkedeki son siyasi ve ekonomik gelişmeler ile Kıbrıs konusunda gelinen aşama ele alındı.

   Merkez Yönetim Kurulu, Meclis Grubu, CTP'li bakanlar, ilçe başkan ve sekreterleri, kadın kolları ve gençlik örgütü başkan ile sekreterlerinin katıldığı geniş kapsamlı toplantının ardından Parti Meclisi'nin toplantıya çağrıldığı belirtilen açıklamada, "Ortaya konulan bilgiler ve değerlendirmeler ışığında Parti Meclisi, 2009 yılı içinde erken seçime gidilmesi yönünde detayları karara bağlamak üzere Merkez Yönetim Kurulu'na yetki verilmesini kararlaştırmıştır" ifadesine yer verildi.

   Açıklamada, Merkez Yönetim Kurulu'nun çeşitli temaslar yapıp çalışma programını hazırlayacağı ve bilahare konu hakkında gereken açıklamaların yapılacağı da kaydedildi.

 

Yorgancıoğlu: Kurultay tarihi öne

alınabilir veya ileri ertelenebilir

 

   Öte yandan, KIBRIS TV'deki "Hüseyin Ekmekçi ile Ana Haber"e telefonla bağlanan CTP Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu, erken seçime gidilmesi yönünde detaylara karara bağlamak üzere parti meclisinin, merkez yürütme kurulunu yetkilendirdiğini yineledi.

   Yorgancıoğlu, mart sonu yapılacağı açıklanan CTP kurultayının daha erken bir tarihe alınabileceğini ya da seçim sonrası ileri bir tarihe ertelenebileceğini de açıkladı.

   Yorgancıoğlu, bu yöndeki kararı da merkez yönetim kurulunun alacağını söyledi.

   Seçim Yasası uyarınca 5 yılda bir yenilenen genel seçimlerin Şubat 2010'da yapılması gerekiyordu. 20 Şubat 2005'te yapılan genel seçimlerin, Şubat 2010 öncesindeki herhangi bir tarihte yapılması erken seçim anlamına geliyor.

   KKTC'de 2010'da cumhurbaşkanlığı ve yerel yönetim seçimleri de yapılacak.

KIBRIS 27/12/08

 

 

Üniter devleti kabul etmeyiz

Cumhurbaşkanı Talat, "Mağusa Söyleşileri"nde konuştu:

TEK HALK DEĞİLİZ... Cumhurbaşkanı Talat, "tek halk vardır" iddiasıyla Kıbrıs'ı üniter devlete götürecek bir süreci Türk tarafının kabul etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Talat, Kıbrıs'ta tek halk olmadığının gayet açık ve net olduğunu belirterek, "Hristofyas'a da söylediğim gibi biz tek halk değiliz. Tek halk olsak tasada, kederde ve kıvançta birlikte oluruz... Değiliz" dedi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta tek halk olmadığının gayet açık ve net olduğunu belirterek "Hristofyas'a da söylediğim gibi biz tek halk değiliz. Tek halk olsak tasada, kederde ve kıvançta birlikte oluruz... Değiliz" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, "tek halk vardır" iddiasıyla Kıbrıs'ı üniter devlete götürecek bir süreci Türk tarafının kabul etmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Eğer adada tek halk varsa iki toplumun siyasi eşitliğine ve federasyona gerek olmadığını söyleyen Talat, "Yapılan önerilerin bir kısmı da bunu çağrıştırdığı için biz rahatsız oluyoruz" dedi.

   Talat, Rum tarafının, devam eden müzakerelerde iki halkın kabulü durumunda her iki halkın da bağımsız devlet kurabilme hakkına sahip olacağı için adanın bölüneceği iddiasında olduğunu belirterek, "Adanın bölünmesini istemiyorum diye bir gerçeği inkar mı etmek lazım. Gel bir teklif yapıyorum sana, ayrılmayı yasaklayalım. Referanduma gittiğimizde ayrılığı yasaklayan bir mekanizmayı da oylayalım. Ayrılığı ihtimal dışı bırakalım. Ama Kıbrıs Türk halkının ayrı bir halk olduğunu inkar etseniz de gerçeklik değişmez" dedi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün akşam Gazimağusa Belediyesi'nin düzenlediği Mağusa Söyleşileri'ne konuk olarak, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin sürdürülen müzakereler konusunda genel değerlendirmelerde bulundu.

 

"Konfederasyon iddiaları gerçek dışı"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinde sunduğu önerilerin hiçbir yerinde federasyon dışında bir mantık olmadığını, bunun net ve açık olarak anlaşılması gerektiğini vurgulayarak, Rum tarafındaki "Talat'ın önerileri konfederasyonu çağrıştırıyor" iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, "Biz; merkezi hükümetteki Kıbrıslı Türk varlığının daha görünür kılınması ve Kıbrıslı Türklerin 'işte bu devlet benim devletimdir' dedikleri şartlarda daha çok yetkinin merkezi devlete verilebileceğini, aksi halde bu kurucu kanatların (devletlerin) daha güçlü olması gerektiğini söylüyoruz. Bunun federasyon veya konfederasyonla ilgisi yok" dedi.

   Konfederasyonda devletlerin bağımsız ve egemen olduğunu, ayrı ayrı uluslar arası kimliklere sahip olduklarını ve her birinin ayrı ayrı BM üyesi olduğunu kaydeden Talat şunları söyledi:

   "Biz dedik ki federal çözüme varız. Ama bu federal çözüm Kıbrıslı Türklerin sahip çıktığı ölçüde yetkiler merkezde toplanacak. Sahip çıkmadığı ölçülerde yetkiler kanatlarda toplanacak. Tartışma bu düzeyde devam etti."

 

Plan olmadığı için müzakereler yavaş ilerliyor

 

   Müzakere sürecinin yavaş ilerlediğini yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı dönemindeki gibi bütün bilgiyi, birikimi ve insan gücünü kullanarak tam teşekküllü müzakere süreci hedeflediklerini, ancak bu anlayışın müzakerelerde egemen olmadığını kaydetti.

   Müzakerelerde yavaş hızla da olsa ilerlemeye devam ettiklerini ifade eden Talat, "İstediğimiz hızı bir plan üzerinde çalışsaydık yakalardık. Örneğin Annan Planı'nı çalışsaydık, 'taraflar hangi maddeler üzerinde ne gibi değişiklikler yapmak istiyor' diye konuyu tartışsaydık, sorun ortadan kalkardı. Eminim çok hızlı ilerlerdik. Ama Rum tarafı Annan Planı'nı şeytanlaştırdığı için bu olmayınca mecburen sıfırdan başladık gibi" dedi.

   Talat, bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde birçok konuda uzlaştıklarını, yakınlaşma sağlandığını, ancak farklılık arz eden konular da bulunduğunu bunun da çok doğal olduğunu kaydetti.

   Taraflar arasındaki farklılıkların bir kısmının önemli bir kısmının ise önemsiz olduğunu söyleyen Talat, yeni devletin nasıl kurulacağı ve nereden kaynaklanacağı ve tek halk konusu gibi noktalarda tartışmaların sürdüğünü ifade etti.

 

"En çetrefilli konu mülkiyet"

 

   Müzakerelerde "en çetrefilli ve karmaşık" diye nitelendirdiği "Mülkiyet" konusunu görüşmeye 16 Ocak'tan sonra başlayacaklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafında mülkiyetle ilgili açılan davaların Türk tarafının müzakerelerde nasıl bir tavır takınacağı konusunda etkili olacağını vurguladı.

   Bu günlerde Kıbrıs Rum tarafında yapılan girişimlerde Kuzey Kıbrıs'taki eski Rum mallarıyla ilgili şimdi de Kıbrıslı Türklere davalar açılmaya başlandığını söyleyen Talat, "Bu, sürecin üzerinde etkili olacak. Bizi daha ciddi rahatsızlığa itiyor yapılanlar" dedi.

   Rum basınında çıkan habere göre Güney Kıbrıs'taki mahkemenin Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türk için ara emri aldığını, Rum mahkemesinin aldığı kararın Kuzey Kıbrıs'ta uygulama imkanı bulunmadığını belirten Talat, "Ara emrinin arkası ne gelecek onu göreceğiz. Onun dünyadaki yansımaları önemli hale gelecek. Bu gelişmeler bizim müzakerelerde nasıl bir tavır takınacağımızda etkili olacak" diye konuştu.

KIBRIS 27/12/08

 

Koruçam'da Maronit coşkusu

Kıbrıs'ta yaşayan Maronitlerin eski Başpiskopos'u Betros Cemağigel'in görev süresinin dolmasının ardından yerine atanan yeni Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, dün sabah saatlerinde Koruçam'ı (Kormacit) ziyaret etti.

Elmas TOKAY

Koruçam'ın girişinde çok sayıda Maronit tarafından karşılanan yeni Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, köy girişinde, halkla birlikte köy merkezinde bulunan Ayyorgiu Kilisesi'ne yürüdü.

   Ayyorgiu Kilisesi'nde Noel Bayramı nedeniyle ayin yapan yeni Başpiskopos Yosif Anduan Siuef, ayrıca Koruçam'da yaşayan Maronitlerle tanışarak kutlamalara katıldı.

   Koruçam'da yaklaşık bin Maronit'in katıldığı ayine eski Başpiskopos'u Betros Cemağigel ise rahatsızlığı nedeniyle katılmadı.

   Ayyorgiu Kilisesi'nde yaklaşık bin kişinin katıldığı Noel ayininde Güney Kıbrıs'tan gelen birçok Maronit bulundu.

KIBRIS 27/12/08

 

 

Hrisostomos, Türkiye'yi şikayet edecek

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, Kıbrıs'ta dini özgürlükleri kısıtladığı, insan haklarını çiğnediği ve serbest dolaşıma engel olduğu iddialarıyla Türkiye'yi BM ve AB'ye şikayet etmeye hazırlanıyor.

Alithia ve diğer gazeteler, Hrisostomos'un, KKTC makamlarının sözde Karpaz Metropoliti ve diğer Rum din adamlarına Noel yortusunda KKTC'ye geçerek ayin düzenleme izni vermedikleri gerekçesiyle Türkiye'yi şikayet edeceğini yazdı.

   Habere göre Hrisostomos ayrıca, Noel yortusu sebebiyle yayınlamış olduğu mesajda; Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Kıbrıs Rum tarafının gösterdiğini ileri sürdüğü "iyi niyete" karşılık vereceğine yönelik umutların boşa çıktığını, Türkiye'nin asıl amacının, "hukuk dışı planlarını Kıbrıs Rum tarafının imzasını da alarak gerçekleştirmek" olduğunu iddia etti.

KIBRIS 28/12/08

Christofias ponders Limnitis offer
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias has not ruled out an offer by the Turkish Cypriot side that would see the opening of the Limnitis crossing in the northwest of the island in exchange for free access for Turkish Cypriots to the Turkish Cypriot enclave of Kokkina.

The government wants a crossing to be opened at Limnitis that would allow Greek Cypriot residents of Pyrgos to travel directly to occupied Morphou, which is only a few miles away, instead of having to take the long route south and via Nicosia.

Earlier this year, the Turkish Cypriots offered to open Limnitis if the government agreed to the construction of a road linking the mixed village of Pyla to the north. The government turned down the offer.

Now, the enclave of Kokkina has been put on the table.

Kokkina was one of the Turkish Cypriot enclaves prior to the Turkish invasion of Cyprus in 1974. It is hemmed in on three sides by mountainous territory controlled by the Republic of Cyprus with the Mediterranean Sea (Morphou Bay) on its northern flank. The exclave sits several kilometres away from the occupied areas and is a place which has special symbolic significance for the Cypriots because of the events of August 1964.

The government of the Republic of Cyprus saw Kokkina as a point of insertion for Turkish paramilitaries and weaponry in Cyprus. On 6 August 1964, elements of the Greek Cypriot National Guard and Greek Army units led by General George Grivas attacked the area around Kokkina and surrounded the village forcing its defenders and the civilian population to retreat to a narrow beachhead. The defenders consisted of elements of the Turkish Resistance Organisation and a number of the volunteers mentioned above. A heavy artillery barrage (with naval support) of the beachhead followed causing a number of casualties and heavy damage to the village.

The defenders, while completely out powered and lacking supplies, managed to hold their positions until 8 August, when Turkey decided to attack. Turkish jet fighters bombed military and civilian targets in the area employing among other weapons napalm bombs.

According to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, travel to Kokkina would be limited to civilians only - such as families wishing to visit their sons who serve in army camps there. Access would be denied to all military vehicles, and no military ordnance would be allowed via this access point, Talat said.

“This is a fully justified request, but so far we have not received an answer [from the Greek Cypriot side],” said Talat.

“We have put forward a very reasonable proposal. Kokkina is part of the territory of the ‘TRNC’, and we are asking for free access by land. We have also included the condition that no military personnel or vehicles would make use of this road.”

Responding, Christofias said yesterday that the government was considering the idea, but added that Talat was “speaking only half the truth”.

The Turkish Cypriot leader, said Christofias, had forgotten to mention that his side was also asking that gasoline be allowed into Kokkina for the purpose of refuelling troops there.

“We have no objection to people crossing through [to Kokkina], but as far as refuelling of the occupation troops go, I don’t know who would agree to this,” said Christofias.

“Are we now to give our consent to the refuelling of Turkish troops?”

CYPRUS MAIL 28/12/08

 

Talat: Üniter devlet mümkün değil

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta tek halk olmadığının “gayet açık ve net” olduğunu belirterek, “Tek halk vardır” iddiasıyla Kıbrıs’ı üniter devlete götürecek bir süreci Türk tarafının kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi.

AA

Güncelleme: 10:48 TSİ 29 Aralık 2008 Pazartesi

 

GAZİMAĞUSA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Eğer adada tek halk varsa iki toplumun siyasi eşitliğine ve federasyona gerek yok. Yapılan önerilerin bir kısmı bunu çağrıştırdığı için, biz rahatsız oluyoruz” dedi. Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Belediyesinin düzenlediği Mağusa Söyleşilerine konuk olarak, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin başlatılan müzakereler hakkında değerlendirmelerde bulundu. Müzakere sürecinde sunduğu önerilerin hiçbir yerinde federasyon dışında bir mantık olmadığını, bunun anlaşılması gerektiğini vurgulayan Talat, Rum tarafındaki “Talat’ın önerileri konfederasyonu çağrıştırıyor” iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi.

 

Cumhurbaşkanı Talat, “Biz, merkezi hükümetteki Kıbrıslı Türk varlığının daha görünür kılınması ve Kıbrıslı Türklerin ‘İşte bu devlet benim devletimdir’ dedikleri şartlarda daha çok yetkinin merkezi devlete verilebileceğini, aksi halde bu kurucu kanatların daha güçlü olması gerektiğini söylüyoruz. Bunun federasyon veya konfederasyonla ilgisi yok” dedi.

Müzakere sürecinin yavaş ilerlediğini yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı dönemindeki bütün bilgiyi, birikimi ve insan gücünü kullanarak tam teşekküllü müzakere süreci hedeflediklerini, ancak bu anlayışın müzakerelerde egemen olmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi: “İstediğimiz hızı bir plan üzerinde çalışsaydık, yakalardık. Örneğin Annan Planını çalışsaydık, ‘Taraflar hangi maddeler üzerinde ne gibi değişiklikler yapmak istiyor’ diye konuyu tartışsaydık, sorun ortadan kalkardı. Eminim çok hızlı ilerlerdik. Ama Rum tarafı Annan Planını şeytanlaştırdığı için, bu olmayınca mecburen sıfırdan başladık gibi” diye konuştu.

Talat, bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde birçok konuda uzlaştıklarını, yakınlaşma sağlandığını, ancak farklılık arz eden konular da bulunduğunu, bunun da çok doğal olduğunu kaydetti.

Müzakerelerde “en çetrefilli ve karmaşık” diye nitelendirdiği “mülkiyet” konusunu görüşmeye 16 Ocak’tan sonra başlayacaklarını belirten Talat, Rum tarafında mülkiyetle ilgili açılan davaların Türk tarafının müzakerelerde nasıl bir tavır takınacağı konusunda etkili olacağını vurguladı.

Bugünlerde Kıbrıs Rum tarafında yapılan girişimlerde Kuzey Kıbrıs’taki eski Rum mallarıyla ilgili Kıbrıslı Türklere davalar açılmaya başladığını söyleyen Talat, “Bu, sürecin üzerinde etkili olacak. Bizi daha ciddi rahatsızlığa itiyor yapılanlar” ifadesini kullandı.

 

KKTC 2009’da erken seçime gidiyor

Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi , 2010’da planlanan seçimlerin 2009’da yapılmasını kararlaştırdı.

NTV

Güncelleme: 10:48 TSİ 29 Aralık 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Cumhuriyetçi Türk Partisi Yönetim Kurulu, diğer siyasi partilerle çeşitli temaslar yaparak erken seçim tarihini belirleyecek

 

KKTC’deki CTP-ÖRP koalisyon hükümeti uzun süredir ülkedeki sivil toplum örgütleri, sendikalar ve diğer kuruluşlar tarafından protesto ediliyor. Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi de erken seçim için bastırıyordu.

 

Uzun ve güzel sahilleriyle Türkiye ikinci ev piyasasında hızla yükseliyor’

 

26/12/08 RADIKAL

 

Financial Times, bu dönemde konutta ‘güvenli’ bir biçimde yatırım yapılabilecek 10 yeri seçti. İlk sıralarda Londra, Paris ve New York’a yer verilirken, Türkiye için ‘Araştırmaya değer yerler arasında Belek, Altınkum ve Bodrum civarındaki en az gelişmiş bölgeler de var’ denildi

 

LONDRA - Küresel ekonomik kriz nedeniyle dünya çapındaki ev fiyatlarının önemli ölçüde gerilediği bu dönemde parası olanların gayrimenkul piyasasına yatırım yapmaları için çekici fırsatlarının bulunduğu belirtildi.
Ekonomi gazetesi Financial Times, bu dönemde ‘güvenli’ bir biçimde yatırım yapılabileceği 10 yeri seçti. İlk sıralarda Londra, Paris ve New York’a yer verildiği listeye de giren Türkiye için gazete, “Türkiye ikinci ev piyasası olarak hızlı bir biçimde yükseliyor. Araştırmaya değer yerler arasında Belek, Altınkum ve Bodrum civarındaki yerler de var” diye yazdı.

‘Fırsatları kaçırmayın’
İngiliz Financial Times gazetesi, ‘Yeni yıl, yeni yatırım’ başlığı ile yayınlandığı araştırmada dünya emlak piyasasının küresel krizden yara aldığına ancak 2009 yılına girilirken düşen konut fiyatları nedeniyle parası olanların için çekici fırsatlara sunulduğunu vurguladı. 2009 yılında konut fiyatlarının en düşük düzeyine inebileceğini kaydeden gazete, ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde, konum, altyapı, erişim, eğlence ve ekonomik büyüme olanakları gibi faktörlerin nedeniyle ana konut yada tatil konutlarına yatırım yapılabileceği yerleri bulunduğuna dikkat çekildi.

Karadağ da listeye girdi
Bu amaçla hem kent içinde hem de sahil yerlerinde ‘insanların güvenli bir biçimde yatırım yapabileceği’ 10 yeri seçen Financial Times, Türkiye’ye dokuzuncu sırada yer verdi. Financial Times gazetesi, listenin ilk üç sırasında konut fiyatlarının yüzde 20 düştüğü Londra, yerli ve uluslararası talebin güçlü olmayı sürdürdüğü Paris ile yine fiyatların yüzde 12 gerilediği New York’a yer verdi.
Bağımsızlığına 2006 yılında kavuşan Karadağ, İspanya’nın Mallorca adası ve Avusturya’daki Alp dağlarının, dördüncü, beşinci ve altıncı sırada yer aldığı listede Güney Kıbrıs yedinci oldu.

‘Kalite yükseliyor’
Bu arada, Financial Times’in listesinin son üç sırasında Orta Amerika ülkelerinden Kosta Rica, Türkiye ile İngiltere’nin ünlü üniversite kenti Cambridge bulunuyor. Gazete, Türkiye için ,”Uzun ve güzel sahilleriyle Türkiye, ikinci ev piyasasında hızlı yükseliyor” dedi.

1000 avrodan başlıyor Türkiye’deki ikinci ev piyasasının şimdiye kadar daha çok kitlesel ve orta gelir grubuna yönelik olmakla birlikte yüksek kaliteli projelerin ortaya çıkmaya başladığını belirten gazete, yabancı alıcıların, stratejik, dini veya kültürel önemi olan yerleri almaları konusunda sınırlamalar olsa da piyasanın büyük ölçüde yabancılara açık olduğuna dikkat çekildi. Gazete, Türkiye’de sahil yerlerinde metrekare fiyatlarının 1000 ile 2 bin 600 avro arasında değiştiğini yazdı. Gazetede, “Araştırmaya değer yerler arasında Belek, Altınkum ve Bodrum civarındaki en az gelişmiş bölgeler de var” dedi. (Radikal)

 

Çözüm umutları 2009'a kaldı

 

1964 "Yeni Yılı"nın karşılanma hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde başlayan "Kıbrıs sorunu", 2000'li yıllarda da sorun olarak duruyor

Fezile Atüf ÖKSÜZ-TAK

 

   1963 yılının uğurlanmaya, 1964 "Yeni Yılı"nın karşılanma hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde başlayan "Kıbrıs sorunu" 2000'li yıllarda da sorun olarak duruyor.

   Yaşamımızın her alanında, doğrudan veya dolaylı olarak yer etmiş Kıbrıs sorunu 2008'de de çözülemedi. Rum tarafının Annan Planı'nı reddetmesiyle girilen durgunluğun aşılmış ve müzakerelerin yeniden başlamış olmasına rağmen çözüm sağlanamadı.

   Türk tarafının iyi niyetli girişimleri ve önerilerine rağmen Rum liderliğinin uzlaşmaz tutumu nedeniyle çözüm yönünde hiçbir gelişmenin yaşanmadığı 2007'nin ardından Şubat 2008'de gerçekleşen Güney Kıbrıs'taki başkanlık seçimi, çözüm umutlarını yeniden körükledi.

   Türk tarafının görüşmelerin yeniden başlaması çözüm sürecinin hızlanması için sürdürdüğü çabalar 2008'de umut kapılarının açılmasını yeniden sağladı. Annan Planı'nı reddeden lider Tasos Papadopulos'un aksine, müzakere sözü vererek girdiği seçimden zaferle çıkan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi de sürece olumlu bakılmasını sağlayan bir gelişme oldu.

   Tüm umutlara karşın 2008 yılında başlayan görüşme sürecinde de yol dümdüz olmadı...

   Rum tarafının BM Kapsamlı Çözüm Planı'nı zemin kabul etmemesi, müzakerelere hazırlık için zaman harcanması, büyük umutlarla başlanan müzakerelerin oldukça yavaş ilerlemesine neden oldu. 5 aylık hazırlığın ardından Eylül'de başlayan müzakerelerde, 6 başlıktan sadece 1 tanesi masaya yatırılabildi.

   Rum Yönetimi'nin İngiltere ve Rusya ile memorandum imzalayarak süreci gererken, Türk tarafı da boş durmayarak, hem müzakere etti, hem de AB yol haritası niteliğindeki AB Müktesebatı Uyum (Taslak) Programı'nı hazırladı.

   2008'i çözüm hedefi olarak belirlemiş olan Türk tarafı, Rum tarafının Annan Planı'nı zemin kabul etmemesinden dolayı uzayan müzakereleri 2009'da, Avrupa Parlamentosu seçimler öncesinde sonuçlandırmak istiyor.

   Yeni yıl, yeni umutlarla başlarken, Kıbrıs sorununun çözüme kavuşması, Akdeniz'in güzel adasında kalıcı barışın sağlanması dilekleri yine öncelikle vurgulanıyor.

   2008'de Kıbrıs konusunda yaşananlar şöyle...

 

4 yıl aradan sonra kapsamlı müzakere

 

   Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafı, 4 yıl aradan sonra, yeniden kapsamlı çözüm müzakerelerine başladı. Kıbrıslı Türk ve Rum liderler, 5 aylık hazırlığın ardından eylül ayında BM gözetiminde müzakere masasına oturdu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni seçilen Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile 21 Mart'ta başlayan yeni süreçte, kapsamlı müzakerelere başlamadan önce 4 kez buluştukları 5 aylık bir hazırlık süreci geçirdi.

   Hazırlık sürecinde yapılan 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuz anlaşmalarıyla yeni sürecin temel taşlarını oluşturan liderler, ilk kez 1977-79'un ötesinde, "iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitlik temelinde federal çözüm" kalıbının dışında bir yapıyı kabul etti.

   Bir Kıbrıslı Türk devleti ile bir de Kıbrıslı Rum devletin kurucu devlet olarak, eşit statüde yer alacağı bir yapıyı öngören bu anlaşmadan dolayı iç siyasette sıkıntı yaşayan Rum lider Hristofyas, egemenlik ve vatandaşlık konusuyla ilgili bir ifade üzerinde mutabık kalınması talebinde bulundu.

   21 Mart anlaşmasında kurulmasına karar verilen çalışma gruplarının "Yönetim ve Güç Paylaşımı", "AB Konuları", "Güvenlik ve Garantiler", "Toprak", "Mülkiyet" ve "Ekonomi" başlıkları altında yürüttüğü çalışmalar, liderlerin 3 Eylül'de başladığı kapsamlı müzakerelere de zemin oluşturdu.

 

Liderler 13 kez görüştü

 

   2008 sonuna kadar 13 kez bir araya gelen Talat ile Hristofyas, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında "federal yetkiler", "yürütme", "yasama", "yargı", "federal polis", "kamu idaresi", "kamu hizmeti komisyonu", "bağımsız kurumlar" ve "dış ilişkileri" ele aldı.

   "Ağır ve emin adımlarla" ilerleyen liderler  "yönetim ve güç paylaşımı"nı Ocak 2009'da tamamlayıp, bir sonraki başlık olan "mülkiyet"e geçmeyi planlıyor. 6 başlık altında gerçekleştirilecek müzakerelerde ayrıca "AB", "ekonomi", "güvenlik" ve "toprak"  konuları ele alınacak.

   Rum tarafının "Başkanlık Sistemi" teziyle, Türk tarafının "Başkanlık Konseyi" tezinin çatıştığı "yürütme" müzakeresinde, Rum tarafının önerileri, 1977'den bu yana kabul edilen bütün BM belgelerinde yer alan "iki toplumluluk" ve "siyasi eşitlik" ilkelerine ters düşüldü. İki toplumun iradelerinin ayrı ayrı değil, Kıbrıs'ta yekpare, tek bir halk varmış gibi değerlendirildiği Rum tarafının önerisine göre kimin başkan, kimin başkan yardımcısı olacağını ağırlıklı olarak Rum seçmeni belirleyecek.

 

Al-ver sürecinde yeniden masaya yatırılacak

 

   "Yürütme" hariç ele alınan diğer konularda önemli ölçüde uzlaşma sağlayan liderler, uzlaşamadığı unsurları, ayrılıkları gidersin diye temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'ya havale etti. Sorunların aşılamaması halinde uzlaşılamayan konular, bir sonraki aşama olan al-ver sürecinde yeniden masaya yatırılacak.

   Liderler, "Kıbrıs sorununa karşılıklı olarak kabul edilebilecek ve Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin temel ve meşru hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm bulunması amaçlı tam teşekküllü müzakerelerde üzerinde anlaşılacak" çözümün, "ayrı ayrı ve eş zamanlı" olarak referanduma sunulmasını da kararlaştırdı.

 

Memorandum ve petrol gerginliği

 

   Kıbrıs Rum kesiminin İngiltere ve Rusya ile memorandum imzalaması ve petrol araması, müzakere sürecini gerdi.

   Rum yönetimi lideri Hristofyas ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında Londra'da imzalanan memorandumda, Kıbrıs sorununun çözümünde "iki bölgeli, iki toplumlu federasyona" atıfta bulunuldu. Türk tarafının tepkisine rağmen Hristofyas, yılsonunda ziyaret ettiği Rusya ile işbirliği memorandumu imzaladı. Cumhurbaşkanı Talat, görüşme zeminini kaydırmaya çalışmakla suçladığı Hristofyas'a tepkisini ikili görüşmelerinde dile getirdi.

   Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs ile Mısır arasındaki deniz bölgesinde bulunabilecek muhtemel petrol yataklarının araştırılması çalışmalarına 2009'da başlayacağını açıklaması, müzakere sürecini olumsuz etkileyen bir diğer olay oldu. Kıbrıs Rum yönetimin petrol arayışları, 2008'in son aylarında da bölgede gerginliği artırdı. Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler sırasında Hristofyas'dan petrol çalışmalarını durdurmasını istedi.

   Rum Yönetimi'nin zaman zaman gerdiği süreci desteklemek ve çözümü teşvik etmek için Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi'nden oluşan "The Elders" heyeti Kıbrıs'ı ziyaret etti.

 

AB müktesebatı uyum programı hazır

 

   KKTC, Kıbrıs Rum tarafıyla çözüm müzakerelerini sürdürürken, yasal ve idari yapısını AB Müktesebatın'da aranan standartlara yaklaştırmak için yoğun bir çalışma yaptı.

   Yapılan çalışmalar neticesinde, AB Müktesebatıyla ilgili 12 fasıl öncelikli kabul edildi ve bu fasıllarla ilgili olarak 2009-2011 yılları arasında kamu kurumları tarafından izlenecek uyum stratejileri oluşturuldu.

   Kıbrıslı Türklerin AB'deki yol haritası niteliğindeki AB Müktesebatı Uyum (Taslak) Programı, Bakanlar Kurulu tarafından Kasım 2008'de onaylandı.

   Programda, öncelikli kabul edilen "sermayenin serbest dolaşımı", "kamu ihaleleri", "şirketler hukuku", "rekabet politikası", "mali hizmetler", "tarım ve kırsal kalkınma", "Gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı", "istatistik", "sosyal politikalar ve istihdam", "çevre" ve "tüketicinin ve sağlığının korunması" fasıllarında 3 yıl içinde izlenecek uyum stratejileri hazırlandı.

 

Talat, İKÖ ve AKPM'de konuştu

 

   Kıbrıs Türkü'nün sesinin duyurulması, özellikle izolasyonlar ve ticari ambargoların kaldırılması amaçlı faaliyetler 2008'de de devam etti.

   Senegal'in başkenti Dakar'daki 11. İKÖ Devlet Başkanları Zirvesi ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu'na katılıp, konuşma yapan Talat, Rumların Türklerin siyasi eşitlik hakkını tanımak istemediğine dikkat çekti.

   BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Berlin'de bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, yıl boyunca Brüksel başta olmak üzere birçok Avrupa başkentine ziyaretlerde bulunup, adadaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Temaslarında çözüm isteksizliğine dikkat çektiği Rum yönetiminin uyarılmasını, çözüme teşvik edilmesini talep etti.

   Talat, 2008'de çok önemli misafirler de ağırladı. KKTC'yi Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, TC Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı ve Almanya Federal Parlamento Milletvekili Claudia Roth ziyaret etti.

 

AİHM takası onayladı

 

   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kıbrıs'ta takası onayladı. AİHM, KKTC Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonuna başvurarak, KKTC'deki eski malına karşılık Güney Kıbrıs'ta Türklere ait malı alma konusunda uzlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un komisyonla olan anlaşmasını 1 Nisan'da onayladı.

   AİHM'in mülkiyet sorununun çözümünde önemli bir adım kabul edilen takası onayı, diğer mülk davalarına da emsal teşkil etmesi bekleniyor.

 

Orams Davası

 

   Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis'in, 1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine villa inşa ettikleri" gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti hakkında açtığı davadaki Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Savcısı Juliane Kokott, "Kuzey Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs'taki (Rum kesimindeki) mahkeme kararı diğer üye ülkelerde tanınmalı ve uygulanmalıdır" şeklinde görüş bildirdi. Bu görüşün, önümüzdeki günlerde karar vermesi beklenen Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) üzerinde bağlayıcı etkisi bulunmuyor.

   Rum Mahkemesi'nin, Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline döndürülerek, Apostolides'e devredilmesi ve tazminat ödenmesi kararının İngiltere'de tanınması ve uygulanması girişiminin İngiliz mahkemesinde reddedilmesi üzerine başvurulan İngiliz İstinaf Mahkemesi, ATAD'dan görüş istemişti.

 

Kayıplarla ilgili çalışmalar sürdü

 

   Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü "Kazı, Kimlik Tespiti ve Kalıntıların İadesi Projesi", 2008'de de devam etti. Proje kapsamında bugüne kadar 465 kişiye ait kalıntı ortaya çıkarıldı. Şu ana kadar 108 kişinin kimliği tespit edilip, kalıntıları ailelerine teslim edildi.

   Bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1974 yılında düzenlenen Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen 18 Kıbrıslı Rum'un yakınları tarafından açılan davada Türkiye'yi haksız buldu.

 

Lokmacı kapısı açıldı

 

   Kapsamlı çözüm müzakereleri hazırlık döneminde liderlerin tüm buluşmalarında yeni geçiş kapılarının açılması hep gündemdeydi. İlk buluşmada "mümkün olan en kısa zamanda" açılmasına karar verilen Lefkoşa'daki Lokmacı Kapısı, büyük tartışmaların ardından açıldı.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, nisan ayında, Lokmacı Kapısı'nı kullanarak, Güney Lefkoşa'ya geçti. Uzun Yol'da yürüyüp, esnafla sohbet eden Talat, CD satın alıp, bir dondurmacıda dondurma yedi.

   Lokmacı Kapısı, adanın bölünmüşlüğünü temsil etmesi nedeniyle, kapalı olduğu dönem kadar, açıldıktan sonra da, Kıbrıs'a gelen yabancı siyasilerin ilgi merkezi oldu.

   Kıbrıs'ta Güney ile Kuzey arasında geçişlerde kullanılacak yeni kapılar açılması da 2008'den 2009'a devredilecek konular arasında bulunuyor.

   Kıbrıs sorununa kapsamlı, kalıcı, adil çözüm bulunması umutlarıyla birlikte.....

KIBRIS 29/12/08

 

 

Obama, liderleri cesaretlendirecek

ABD'de, Bill Clinton ve Al Gore gibi siyasilerin seçim kampanyalarını organize eden ve danışmanlık yapan Rick Ridder, KIBRIS'a konuştu:

KIBRIS, OBAMA'NIN GÜNDEMİNDE...   Kıbrıs sorununun dünyanın diğer sorunlarıyla birlikte Obama'nın gündeminde bulunduğunu belirten Rick Ridder, ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderleri, sorunun çözümü konusunda cesaretlendireceğini ifade etti. Ridder ayrıca, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle orta doğudaki gerilimin daha da azalacağını kaydetti

 

ÇÖZÜM, KIBRISLILARDAN GELMELİ...  "Barack Obama'nın çok iyi bir toplum organizatörü olduğunu belirtmeliyim. Kendisi, bir toplum içerisine veya bölgeye girerek kovboy gibi hareket edilemeyeceğini, aksine taraflarla birlikle çalışmak gerektiğini çok iyi biliyor. Sorunlara pragmatik yaklaşımlarla çözümler getiren bir lider. Bir toplum organizatörü olarak, kararların tabana empoze edilemeyeceğini de çok iyi bilen bir lider. Bu çözüm Kıbrıslılardan gelmeli... Obama, Kıbrıs'taki tarafları bir araya gelmeye ve sorunların üstesinden gelmeleri için cesaretlendirecektir"

  

Aral MORAL

   Amerika Birleşik Devletlerinde(ABD), Bill Clinton ve Al Gore gibi siyasilerin seçim kampanyalarını organize eden ve danışmanlık yapan Rick Ridder, Kıbrıs sorununun, ABD'nin yeni başkanı Barack Hüseyin Obama'nın gündeminde olduğunu belirterek, Obama'nın liderleri çözüm konusunda cesaretlendireceğini ifade etti.

  20 Ocak'ta görevi devralacak olan Obama'nın, sorunlara global olarak baktığına dikkat çeken Ridder, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle, orta doğudaki tansiyonun azalacağını söyledi.

   Sorunun çözülmemesi durumunda ABD'nin farklı bir politik tavır alıp almayacağının sorulması üzerine Ridder, "Sanmıyorum. Benim hislerime göre ABD, Kıbrıslıların, bu Kıbrıslı sorunu çözmesini gözlüyor. Ancak öyle olmazsa da, Amerikan politikalarında bir değişim olacağını, farklı bir yaklaşım olacağını sanmıyorum" diye konuştu.

 

"Kıbrıs, Obama'nın gündeminde"

 

   Barack Obama'nın başkan olarak seçilmesiyle Amerikan rüyasının hala yaşadığını düşündüğünü belirten Ridder, "Birçok ülke ve kişi, ABD'yi fırsatlar ülkesi olarak görüyor. Tarihimizde sivil savaş ve Afrikalı Amerikalılara yönelik yapılanlara karşın bugün bunların üstesinden gelinmiştir. Bu, tüm dünya için bir semboldür. Obama'nın seçilmesinin anlamı, dünya da kendi farklılıklarını ve sorunlarını aşarak geride bırakabilir. Akdeniz'deki bir adanın iki toplumu kendi sorunlarının üstesinden gelebileceğidir. İşte Barack Obama'nın seçilmesinin anlamı budur" dedi.

   Kıbrıs sorununun dünyanın diğer sorunlarıyla birlikte Obama'nın gündeminde bulunduğunu belirten Amerikalı uzman sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Barack Obama'nın çok iyi bir toplum organizatörü olduğunu belirtmeliyim. Kendisi, bir toplum içerisine veya bölgeye girerek kovboy gibi hareket edilemeyeceğini, aksine taraflarla birlikle çalışmak gerektiğini çok iyi biliyor. Sorunlara pragmatik yaklaşımlarla çözümler getiren bir lider. Bir toplum organizatörü olarak, kararların tabana empoze edilemeyeceğini de çok iyi bilen bir lider. Bu çözüm Kıbrıslılardan gelmeli. Bir başka önemli nokta da, Obama'nın Afrikalı Amerikalı olarak, kendi kişisel tarihi. Pes etmedi, mücadele etti ve sonunda başardı. Obama Kıbrıs'taki tarafları bir araya gelmeye ve sorunların üstesinden gelmeleri için cesaretlendirecektir."

 

"Kıbrıs sorunun çözülmesi bölgeye faydalı olur"

 

   Kıbrıs'taki sorunun çözülmesiyle orta doğunun normalleşmesi arasındaki ilişkinin sorulması üzerine Ridder, bölgedeki tansiyonun azaltılmasının önemli olduğunu söyledi.

   Türkiye, Kürtler, İran, Suriye, İsrail, Filistin ve Lübnan gibi sorunlu bölgelerin birbiriyle bağlantılı olduğuna dikkat çeken Ridder, sorunların parça parça çözülebileceğini belirtti.

   Rick Ridder, Kıbrıs sorununun çözülmesinin orta doğuya olumlu faydası dokunacağını da ifade etti.

   Sorunun çözülmemesi durumunda ABD'nin farklı bir politik tavır alıp almayacağının sorulması üzerine Ridder "Sanmıyorum. Benim hislerime göre ABD, Kıbrıslıların, bu Kıbrıslı sorunu çözmesini gözlüyor. Ancak öyle olmazsa da, Amerikan politikalarında bir değişim olacağını, farklı bir yaklaşım olacağını sanmıyorum" diye konuştu.

 

"Sorunlara global bakıyor"

 

   Barack Obama'nın, dünyadaki sorunlara "bölgesel" değil global olarak baktığını ifade eden Amerikalı uzman Ridder, "Küresel ısınma, açlık, insan hakları gibi konulara daha geniş çerçeveden bakıyor" dedi.

   Obama'nın hem ABD'ye hem de dünya sorunlarına yönelik önemli değişimler getireceğine işaret eden Rick Ridder, "Özellikle Amerikalılar, mevcut sistemi düzeltecek bir hükümet istiyorlar. Obama da deneyimi olan insanları bir araya getirebilecek bir lider. Radikal değişikliklerin geleceğini söylemek doğru olmaz ama kayda değer bir değişim olacak, öncelikle ekonomik konularda. Daha aktif bir hükümet göreceğiz" dedi.

   Sadece iç konularda değil dış politikada da çok aktif bir hükümetin görüleceğinin altını çizen Ridder, dünyadaki sorunların çatışmadan çok diyalog yoluyla üstesinden gelinmesine çalışılacağını ifade etti.

KIBRIS 29/12/08

 

Turkish Cypriot clubs set to rejoin Cyprus FA
By Elias Hazou

TURKISH Cypriot clubs are poised to rejoin the Cyprus Football Association, ending a half-century absence that has seen them excluded from international competition.

The deal, which has yet to be sealed, was brokered by UEFA and world governing body FIFA, and was formally put to the Turkish Cypriots' unrecognised breakaway federation on December 3, UEFA Vice Chairman Marios Lefkaritis told the Mail.

“The Turkish Cypriots agreed with the proposal presented to them by FIFA,” said Lefkaritis, who is also honorary chairman of the Cyprus FA.

Under the deal put forward by UEFA and FIFA, the Cyprus FA would be the governing body for all football on the island, including in the breakaway Turkish Cypriot north.

Turkish Cypriots would be represented on the Cyprus FA's committees, including on its referees’ committee.

According to Lefkaritis, the FIFA proposal is “in principle the same” as the one put forward in April, which both sides initially accepted, though the Turkish Cypriots later had a change of heart, citing “various concerns”.

On January 12, CFA leaders will be meeting separately with FIFA to review the final proposal.

“At this moment, it’s still a gentlemen’s agreement… no signatures have been put on paper,” said Lefkaritis.

The slated agreement follows a number of hit-and-misses over the past years. Assuming all is agreed, the north’s football body would be incorporated into the recognised CFA. Among other things, it would see Turkish Cypriots and Greek Cypriots playing alongside each other in the national team.

If and when the two sides do shake hands on the deal, FIFA will then work out a road map for its implementation, said Lefkaritis.

Turkish Cypriot teams were involved in the founding of the Cypriot FA in 1934 but broke away from the island’s unified league in 1955 after disputes between the Greek and Turkish Cypriot communities worsened.

When the island won independence in 1960, it was the Greek Cypriots clubs still in the Cyprus FA that won recognition as members of UEFA and FIFA and Turkish Cypriot clubs have since been excluded from all international competition.

Turkish Cypriot teams and players have since been unable to participate in official international matches.

There have been a number of efforts over the years by clubs from other European countries to organise friendlies against Turkish Cypriot teams.

But they have all either been cancelled in the face of Cyprus FA protests or led to UEFA sanctions against the club taking part.

In July last year, English League One side Luton Town cancelled a planned friendly against the 2007 Turkish Cypriot champions Cetinkaya after protests through the English FA.

CYPRUS MAIL 30/12/08

Noel Baba’nın Anadolu’da doğup öldüğünü anlatarak Türkiye’yi tanıtmayı beceremiyoruz

31 Aralık Çarşamba 2008 GUNGOR URAS – MILLIYET

 

Her Noel, Türkiye’nin tanıtımı konusunda büyük bir fırsat kaçırırız. Türkiye’nin tanıtımı konusunda sahip olduğumuz hazineyi unuturuz. Bu hazine bir yanda dururken Turizm ve Tanıtma Bakanı’mız 100 milyon YTL’lik bir bütçeyle “Sivaslı Cindy” unvanıyla Türk gazetelerinde resmi yayımlanan hanımın fotoğraflarıyla Türkiye’yi dünyada tanıtmaya çabalar.
Dünyanın her köşesinde milyonlarca insanın Noel kutlamalarında sembol haline gelen “Noel Baba”nın Türkiye’de doğduğunu, mezarının Türkiye’de olduğunu anlatarak Türkiye’nin yaygın şekilde tanıtımını bugüne kadar beceremedik. Yabancıların, “Santa Claus” olarak adlandırdıkları Niko Efendi. 
245 yılında bugünkü Fethiye kasabasının ötesindeki Patara şehrinde doğdu. O yılların en önemli devletlerinden Likya’nın başkenti “Xanthos”ta (bugünkü Kınık) eğitim gördü.
Hıristiyanlar arasındaki âdete uyarak Kudüs’e gidip döndü. Myra (bugünkü Demre) şehrine yerleşti. 326 yılında da burada öldü.
Niko Efendi din adamı değildi, ama papazlar onu Myra piskoposu seçince, Niko Efendi “St. Nicholas” olarak ünlendi. St. Nicholas yaşamı boyunca yaptığı iyiliklerle insanları mutlu kıldı. Demre’yi kıtlıktan, gemicileri kazalardan, masum insanları  kötülüklerden kurtardı. 

İyilik yapan unutulmuyor
Üç kızı olan adama yaptığı iyiliğe benzer iyilikler yaptı. Patara kasabasında, üç kızı olan son derece yoksul bir aile yaşıyordu. Üstelik üç kız da evlenmek istiyordu. Fakat düğün yapabilecek kadar paraları olmadığı için de hiçbiri evlenemiyordu. St. Nicholas ailenin durumunu öğrendi ve onlara yardım etmeye karar verdi.
Bir gece fakir adamın evine giderek bir kese altını pencereden içeri attı ve kimseye görünmeden uzaklaştı. Yoksul aile buna çok şaşırdı ve sevindi. Ancak St. Nicholas hediyesinin çok az olduğunu düşünerek üzülüyordu. Bundan dolayı ertesi gece bir kese altını daha pencereden atıp gene kimseye görünmeden uzaklaştı. Fakat henüz üç kızın da evlenmesi için yeterli altını verememişti.
Üçüncü gece, gene eve gitti. Ama pencereler kilitli olduğundan altın kesesini içeri atamadı. Dama tırmanarak altını bacadan içeri atmayı düşündü. O akşam erken saatlerde üç kız da çoraplarını yıkamış ve kurutmak için şöminenin yanına asmışlardı. St. Nicholas altını bacadan attığından çorapların birinin içine düştü. Bu altınlar sayesinde üç kız mutlu evlilikler yapabildiler ve çok iyi bir yaşam sürdürdüler. 

Denizcinin koruyucusuydu
St. Nicholas ölünce denize yarım saat uzaklıkta olan “Kale” bucağının yakınındaki tiyatronun bulunduğu yere gömüldü. Ünü ölümünden sonra da yaşadı.
Likya’ya gelen denizciler bir âdet geliştirdi. Lahdin üzerinden dökülen şarap St. Nicholas’ın kemiklerini ıslatıp, mezarın altından süzülürken şişelere konuldu. Bu şarabın her derde deva olduğuna, gemicileri kazadan koruduğuna  inanıldı.
1087 yılında  Cenevizli korsanlar lahdi açtı. St. Nicholas’ın kemiklerini İtalya’ya taşıdı. Bari’de adına inşa edilen bir lahit, ziyaretgâh haline getirildi. (St. Nicholas’ın lahdindeki kemiklerinin bir bölümü halen Antalya Müzesi’nde teşhir olunuyor.)
St. Nicholas’ın namı bu tarihten sonra Batı’da yayılmaya başladı. Adına birçok kilise inşa edildi.
Niko Efendi’nin, sonraki isimleri ile St. Nicolas’ın , Santa Claus’ın ismini kullananlar, isminden yararlanarak dünya kadar para  kazanıyor. Bizde Niko Efendi’nin Anadolu insanı olduğunu anlatarak Türkiye’yi tanıtmayı düşünen olmuyor.
(Sayın okuyucularıma 2009 yılında sağlık, huzur, başarı ve refah dileklerimi sunarım.)

 

Siyasi partiler, erken seçim tarihini bekliyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Parti Meclisi'nin 26 Aralık Cuma günkü toplantısında aldığı erken genel seçim kararının ardından siyasi partiler, tarihin kesinleşmesini bekliyor.

CTP'de erken seçimin hangi tarihte yapılacağını, merkez yönetim kurulu belirleyecek. Salı günleri toplanan CTP Merkez Yönetim Kurulu'nun önümüzdeki hafta yapacağı toplantıda bu konunun gündemde olması bekleniyor.

   Siyasi partilerin yetkilileri, TAK muhabirinin sorusu üzerine, CTP Parti Meclisi'nin erken seçim kararını yorumladı.

 

Avcı: İstişare içinde karar alındı, yerindedir

 

   Hükümet ortağı Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, CTP Parti Meclisi'nin erken seçim kararını ÖRP'yle istişare içinde aldığını ve kendilerince de yerinde bir karar olduğunu söyledi.

   Avcı, yapılacak bir erken genel seçime hazır olduklarını, bu hazırlığı, kurultaydan sanki bir sonraki gün sonra seçim olacakmış gibi yaptıklarını belirterek, ÖRP'nin şu anda daha eski partilerle bile kıyaslanmayacak derecede örgütlenmiş yapısı ve genç dinamik kadroları ile ülke yönetimine talip olduğunu kaydetti.

   Turgay Avcı, iki yıldır ortaya koydukları vizyon ve icraatlarla önde gelen partilerden biri olduklarını dile getirdi ve şöyle konuştu:

   "ÖRP, yeni bir parti olmasına karşın halkın güvenini kazanmış ve ciddi bir kitle çekim merkezi haline gelmiştir. Halktan aldığımız yoğun ve sıcak ilginin verdiği güçle, bundan sonra KKTC iktidarının ÖRP'siz olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizler, 2009 Erken Genel Seçimi'ni ülkenin aile partileri hegemonyasından kurtulma seçimi olarak görüyoruz ve halkımızı sağduyuya davet ediyoruz.

   Kıbrıs sorununun kritik dönemeçler içerisine girdiği ve global ekonomik krizin, son yıllarda yaşanan kuraklıkla birlikte ülkemizi vurmaya başladığı sırada yapılacak olan seçimin, KKTC halkı için hayırlı ve uğurlu olmasını dileriz."

 

Çavuşoğlu: Kirlenme ve kötü gidişatı birçok kez söyledik

 

   UBP Genel Sekreteri Nazım Çavuşoğlu, Eylül 2006'dan beri "ülkedeki demokratik kirlenmeyi ve ülke ekonomisindeki kötü gidişatı" birçok kez söylediklerini belirterek, CTP kadrolarının ekonomiyi çıkmaza sokacağını da gördüklerini ifade etti.

   Çavuşoğlu, "irade çarpıklığını kaldırmak, ülkenin önünü açmak için" 15 ay meclis dışında mücadele verdiklerini kaydederek, "Gerek bu süreçte gerekse bugünlere kadar yaptığımız erken seçim çağrılarını sağır sultanlar bile duymuş olmasına rağmen CTP'nin aldığı bu karardan sonra bizlere hodri meydan çekmesini dikkatle incelemek gerekir" dedi.

   Bu açıklamanın, CTP'nin gerek siyasi partilerin söylediklerini, gerekse halkın beklentilerini hiç duymadığını veya hiçe saydığını gösterdiğini savunan Nazım Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

   "Yakın geçmişte yapılan kurultayından sonra UBP'nin her geçen gün tüm halkı kucaklama yönünde gösterdiği gelişmeyi gören CTP, 'zararın neresinden dönersem kardır' hesabıyla bu kararı almıştır. Erken seçim kararı meclise getirildiği taktirde destek vereceğiz.

   Bu gelişmenin, en azından ekonominin sıkıntılarını ve demokrasinin kirliliğini bir an evvel ortadan kaldıracağı için partililerimiz ve halkımız tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını da söylemek isterim."

   UBP Genel Sekreteri Çavuşoğlu, erken seçim tarihi konusundaki beklentileriyle ilgili soruya karşılık "Prosedür içinde gerçekleşebilecek en yakın tarihe hazırız. Herkesin halk mahkemesinin önüne çıkıp boyunun ölçüsünü almasını bekliyoruz" yanıtını verdi.

   Öte yandan UBP Parti Meclisi'nin, dün öğleden sonra yaptığı toplantının gündeminde erken seçim konusunun olduğu öğrenildi.

 

Denktaş: Tarih belirlenince istifalarımızı değerlendireceğiz

 

   Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP Parti Meclisi'nin aldığı erken seçim kararını yorumlarken, bu kararın Cumhuriyet Meclisi'nde de onaylanmasını beklediklerini söyledi.

   CTP'nin bir kararı açıklayıp geri dönmesinin ilk defa görülmediğini belirten Denktaş, DP'nin erken seçim için hazırlıklarını yılın başından beri sürdürdüğünü, erken seçim kesinleşince milletvekilliğinden istifalarını da değerlendirip adaylarını belirleyeceklerini söyledi.

   Denktaş, seçime yönelik programlarının ve kampanyalarının da hazır olduğunu kaydetti. Erken seçim tarihiyle ilgili beklentileri konusunda ise Serdar Denktaş, "Kendilerine telkin edilen tarih 29 Mart'tır. Mart-Nisan... Ne kadar erken olursa halkımızın rahatlaması için o kadar hayırlı olur" ifadelerini kullandı.

   DP'li 6 milletvekili, 17 Ocak'ta istifa dilekçelerini meclise sunmuş, ancak bugüne kadar istifaların yürürlüğe konmasıyla ilgili süreç başlatılamamıştı.

 

Samani: İki yıldır erken seçim istiyoruz

 

   Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Sekreteri Meltem Onurkan Samani, CTP'nin kararında erken seçim tarihinin belirsiz olduğunu kaydederek, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in "hodri meydan" söylemini de "çok talihsiz" diye niteledi.

   Seçim tarihi açıklamayan CTP'nin "hodri meydan" diyecek hali olmadığını savunan Samani, son iki yıldır partisinin ve diğer kesimlerle örgütlerin erken seçim talebini seslendirdiğini, iki siyasi partinin meclisi de bu amaçla boykot ettiğini söyledi.

   Samani, demokratik, sivil bir anayasa için oylamayla birlikte erken seçime gidilmesi fırsatını CTP'nin heba ettiğini savunarak, şimdi bunun yapılamayacağını kaydetti.

   Seçimlerin normal zamanının Şubat 2010 olduğunu ve erken seçim denebilmesi için bir yıl önceden seçim yapılması gerektiğini ifade eden Meltem Onurkan Samani, Mart-Nisan aylarında bir seçime gidilebileceği beklentisi taşıdıklarını dile getirdi.

   Samani, erken seçim konusunun, birçok konuda olduğu gibi, yine bir kargaşa içinde tartışılmaya başlandığını kaydederek, çok daha sağlıklı bir süreç yaşanması gerektiğini söyledi.

   Meltem Onurkan Samani, "Hükümetin alternatifi kalmadı. En erken zamanda olacak şekilde seçime gitmesi gerekmektedir" dedi.. Ciddi bir de ekonomik kriz söz konusu olduğunu, hükümetin de yanlış icraatlarıyla ülkeyi yangın yerine çevirdiğini iddia eden Samani, bu sıkıntıları aşabilecek bir hükümet yapısı olmadığını, o yüzden bir an önce seçimle doğru politikaların ve programların sağlıklı, dinç şekilde, halktan yetki alarak gelecek bir hükümetle uygulanmasını istediklerini anlattı.

   "TDP olarak biz buna talibiz" diyen Samani, TDP'li bir hükümet modeliyle ülke sorunlarına çözüm bulunabileceğini kaydetti ve "enkaz" devralacaklarını bildikleri halde bir an önce erken seçim istediklerini söyledi.

KIBRIS 31/12/08

 

 

Cyprus challenged over voting criteria for EU nationals
By Bejay Browne

A BRITISH resident of Cyprus has challenged the government over their voting registration policy for EU nationals.

Patrick Conroy told the Cyprus Mail, “after lodging a complaint with Brussels, I was sent a letter which seems to agree with my complaint. It suggests that, ‘the requirement to produce a Cypriot ID card in order to be able to register to vote in EU elections, seems to be contrary to the directive 2004/38/EC, which came into effect on April30 2006.’”

Conroy has lived in Cyprus for the past nine years and has Cypriot residency.

“I wanted to ensure that I was on the electoral roll and checked about three or four years ago. My name wasn’t there and was told I had to apply. They asked for my Cypriot ID, and when I told them I didn’t possess one, I was asked for my birth certificate, even though I have a residence permit.”

EU parliamentary elections will take place in June 2009. All European citizens resident in Cyprus will be eligible to vote for Cyprus MEPs, as long as they are registered on the electoral roll. This doesn’t affect the right to vote in national elections in their country of origin.

Conroy, currently retired and living in Oroklini in the district of Larnaca, complained about this process to the district office in Larnaca, and made an appointment to see the district officer. As yet, he has been able to secure an appointment.

“A lady in the office has been very helpful, although she told me that rules are rules, and explained that ID numbers need to be fed into the computer, otherwise the programme doesn’t work. Perhaps they should change the system,” he suggested.

Electoral lists in Cyprus are updated four times a year, on January 2, April 2, July 2 and October 2. The last date for registering to vote in June, is prior to the quarterly electoral list update on April 2.

Conroy continued, “I then spoke to, Demitris Demetriou, at the ministry of the interior. He’s responsible for voting, and I explained the situation to him. I voiced my concerns that this procedure of having to have a Cypriot ID card wasn’t right, and might contravene EU regulations. He assured me at that time, that it was indeed correct.”

At this point, Conroy decided to write to Brussels, and in August 2008 received a reply from the European Commission Directorate-General of Justice, Freedom and Security. It stated that an extensive study covering the legislation of member states regarding European citizenship would be finalised in 2008.It added that, “for those legislations which will be found as non compatible with Community law, the Commission will launch, if necessary, infringement procedures against the respective member state.”

Linda Leblanc, a Peyia councillor representing the Peyia coalition of Independents, and a Green party member has long been pushing for better available information as to the voting rights of EU residents in Cyprus.

“I recently asked George Perdikis, a deputy, and General Secretary of the Cyprus Green Party, to help me to clarify existing confusion surrounding non Cypriot EU nationals registering to vote in the forthcoming EU parliamentary election,” she told the Cyprus Mail.

Perdikis met with the Chief Electoral Officer in the Ministry of Interior to discuss voter registration.

“Mr Perdikis was informed that there is a separate EU parliamentary electoral roll for EU citizens from other Member States,” confirmed Leblanc. “This means that EU citizens, who wish to vote in Cyprus in the June election, must submit an application (ME1) to the District Office, even if they voted in the last municipal election in December 2006.”

But, those who voted in Cyprus in the 2004 EU Parliament elections need not fill in an application, as they are already registered on the list for EU electors for the EU Parliament.

“It’s very confusing,” said Leblanc. “There are two lists for European residents in Cyprus. One is for local elections and the other for the EU parliamentary election.”

In other words, people who are already on the municipal elections list will need to apply again if they wish to vote in the upcoming European election.

“At the moment the current requirement is for voters to have a Cyprus ID card before they can register, but this has been challenged by an EU resident in Oroklini, Mr. Patrick Conroy,” she said.

According to Conroy, the Interior Ministry is proposing to amend the current law, and this will then have to be passed by Parliament.

“I wasn’t given a timeframe by Demetriou, who I have now spoken to on a number of occasions, but he told me he had hoped the process to have been concluded by the end of 2008.”

But it’s still unclear if residents will be allowed to register to vote without their Cyprus ID card, and as there are less than three months left to register, time is running out.

“Until a few days ago, I know the district office in Larnaca is still insisting on presenting Cypriot ID cards,” said Conroy.

Leblanc continued, “unfortunately, the government doesn’t have a good track record in respecting the democratic rights of all EU residents, as seen by their reluctance to inform eligible voters of their rights, in a timely and efficient manner as required by EU Directives, in the Municipal election in 2006. It seems, once more, that it’s up to the citizens to navigate their way through the confusion.”

Leblanc was the first foreign-born woman to be elected to a town council and firmly believes that apathy towards Brussels is unfounded.

“The EU provides support for improving the environment in Cyprus through mandatory legislation on important issues, and it’s due to Brussels that EU residents in other member states have the right to vote in municipal elections,” she added.

n Voting registration forms are available from the district offices in each town.

CYPRUS MAIL 31/12/08

 

 

Accomplice says Al Capone fled to the north
By Alexia Saoulli

POLICE were yesterday no closer to catching escaped convict Antonis Prokopiou Kitas.

Despite police assurances that the 42-year-old double rapist and murderer, more commonly known as Al Capone, was most likely in the free areas and would be caught, an associate has placed the high profile criminal in the occupied areas, it emerged yesterday.

Thirty-one-year-old Ioannis Menikou, who was in the car with Kita on the early morning of December 12 and later arrested, has allegedly told investigators he and Kitas parted ways at Potamia village, with the latter heading for the occupied areas. Menikou will go straight to trial for aiding and abetting in the prisoner’s escape.

A third man, 22-year-old Rodosthenis Christodoulou, who was also with Kitas and Menikou at the time of the escape, is said to have followed the 42-year-old to the occupied areas. A warrant has been issued for his arrest.

On Monday, Menikou appeared before the Nicosia district court. He faces six charges including aiding in the escape of a prisoner, conspiracy to commit a felony, possession of a gun, possession of a silencer, and two charges for possession of explosive materials including eight nine millimeter cartridges and 100 cartridges.

The court heard that Menikou has allegedly admitted to the charges regarding possession of a gun and silencer. He has also allegedly told police that he had known of Kitas’ plans to escape.

His statement contradicts other reports regarding what happened on the night of the escape. Sources close to the investigation said Kitas, sentenced to life imprisonment in 1994 for the rapes and murders of two women, had no intention of escaping. Having already served 14 years behind bars, the lifer could soon have hoped for parole. EU human rights watchdogs have been putting pressure on the government to introduce parole hearings for prisoners. Kitas was fully aware of this and would have not jeopardised his freedom, senior prison sources said. Instead, it was suggested that the 42-year-old had been planning to commit a robbery and then sneak back into the private hospital where he had been receiving treatment for gastric reflux for the past six months with his prison guards none the wiser.

“Had the police not shown up and seen him, he never would have escaped,” sources said.

But according to Menikou’s statement, this is not the case. The 31-year-old said he and Chirstodoulou had placed a ladder outside Kitas’ hospital room, which he used to escape.

Menikou is then said to have showed police the route that the trio took to Stassicratous Street where they ran into three patrol cars with whom there was an exchange of fire. The court heard that Menikou then went to Potamia with Kitas and Christodoulou where they parted ways. The 31-year-old allegedly said the other two had plans to go to the occupied areas, but that he did not want to join them. Instead he made his way to Dali on foot and from there went to Nicosia general hospital to visit his sick wife. He was later arrested.

Menikou will remain behind bars until his trial.

CYPRUS MAIL 31/12/08