Rumlar Türkiye’nin BM atılımından rahatsız

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinr seçilmesi, Kıbrıs Rum Yönetimi’ni rahatsız etti.

NTV

Güncelleme: 16:11 TSİ 20 Ekim 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinin Rum yönetimini mutlu etmediğini kaydeden Dimitris Hristofyas, “Bunun olmaması gerektiğini herkesin dikkatine getirdik, ama engelleyemedik.” dedi.

 

Hristofyas, “Bu aşamadan sonra Türkiye’nin atacağı adımları karşılamak için önümüze bakacağız” ifadesini kullandı.

Rum liderin, bu çerçevede BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri Çin ve Rusya nezdinde girişimlerde bulunacağı bildiriliyor.

 

BMGK üyeliği Rumları kızdırdı

BM Genel Kurulu’nda geçen cuma günü yapılan seçimler sonucunda Türkiye’nin 47 yıl aradan sonra BM Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) geçici üye seçilmesine Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, “Türkiye’nin işgalci olması gerekçesiyle” karşı çıktı.

Türkiye’nin BMGK’ya üyeliğini onaylamasıyla BM’nin, daha önce Kıbrıs konusundaki tavrıyla çelişkiye düştüğünü iddia eden Hıristofyas, “Kıbrıs’ın bir parçasını işgal eden ve Kıbrıs halkının insan haklarını ihlâl eden bir ülkenin BMGK üyesi olması bizi elbette memnun etmedi” dedi. 

‘İşgalci Türkiye’
Rum lider en kısa zamanda, “Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyesi olmaması gerektiğini göstermek için” harekete geçecekleri de sözlerine ekledi. Geçen cuma yapılan seçimlerde Türkiye son olarak 1961 yılında bulunduğu BMGK geçici üyeliğine 2009-2010 dönemi için Avusturya’yla birlikte Batı Avrupa kıtasını temsilen seçilmişti.
Siyasi uzmanlar BMGK üyeliğine seçilen Türkiye’nin bu konumunun avantajıyla başta Kıbrıs sorunu olmak üzere Türkiye’yi yakından ilgilendiren konuların dünya gündemine taşınabileceğini vurgulamıştı.

MILLIYET 20/10/08

 

Talat ve Hristofyas yarın yine buluşuyor

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla başlatılan kapsamlı müzakerelere yarın devam edilecek.

AA

Güncelleme: 16:19 TSİ 21 Ekim 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, yarın saat 10.00’da Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya gelecek. İki lider, yarınki görüşmede, 13 Ekim pazartesi günü görüşmeye başladıkları federal yürütme başlığı altında, başkanlık ve başkan yardımcılığı konularını ele almaya devam edecek.

 

Talat’ın BM ve AB’yle müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi başkanlık komiseri Yorgo Yakovu, liderlerin ardından perşembe günü bir araya gelerek, müzakere edilen konuları derinleştirmeye çalışmıştı.

Liderler, görüşmelerin prosedürünü belirledikleri 3 Eylüldeki görüşmenin ardından, 11 Eylülde başlayan Kıbrıs’la ilgili yeni müzakere sürecinde bugüne kadar 4 kez bir araya geldi.

 

Rum'un tanınmışlığı yüzünden müzakere süreci dengesiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam eden müzakere sürecinde esas hedefin Kıbrıslı Türklerin haklarını sağlama alacak bir çözüm olduğunu vurguladı ve Rum tarafının tanınmış yapısı nedeniyle "dengesiz bir müzakere süreci" yaşandığına dikkat çekti.

   "Bir anlaşmaya varsak da varmasak da koşullar aynen devam edecekse biz bundan elbette ki dezavantajlı oluruz" diyen Talat, her düzeydeki ilişkilerde eşitliği gözetmenin kaçınılmaz olduğunu anlattı.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ)'nün Karaoğlanoğlu kampüsünde düzenlenen 2008-2009 akademik yılı açılışına katıldı.

       

Dünya ile ilişkilerde üniversitelerin payı büyük

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat akademik yıl açılışında yaptığı konuşmada, üniversitelerin izolasyon altında bulunan Kıbrıs Türkü'nün dünyayla ilişki kurmasına katkılarda bulunması nedeniyle büyük önem taşıdığını söyledi.

   Üniversitelerin akademik, bilimsel ve sosyal yaşam olarak katkılarının büyük olduğunu ifade eden Talat, ülke üniversitelerin gösterdiği akademik başarı ve gelişiminin toplumun bugünü ve geleceği açısından vazgeçilmez olduğunu kaydetti.

   Konuşmasında, bu güne kadar hükümet ile üniversiteler arasında yakın bir işbirliği sağlanamamasını eksiklik olarak nitelendiren Talat, son yıllarda bu konuda önemli aşamalar kaydedilse de ülke bütünleşmesinin daha ileri boyutlara taşınabilmesi için bunun gerekli olduğunu belirtti.

 

Dengesiz bir müzakere süreci

 

   Müzakere sürecine de değinen Cumhurbaşkanı Talat, yapılmakta olan görüşmelerde Kıbrıslı Türklerin haklarını sağlama alacak bir çözümü hedeflediklerini kaydederek konuyla ilgili şöyle dedi:

   "Bunun için elimizden gelen çabayı ortaya koyuyoruz, ama müzakere ve anlaşma iki taraflı bir olaydır. Diğer tarafın da aynı şekilde olumlu bir yaklaşım göstermesi gerekir. Diğer tarafa baktığımızda adeta bir eli yağda bir eli balda, dünyayla her türlü bağı olan, uluslararası alanda tanınan, AB'ye üye olmuş ve bu nedenle çözüm konusundaki motivasyonu son derece sınırlı olan bir tarafla karşı karşıyayız. Dolayısıyla dünyada hiç olmadığı ölçüde dengesiz bir müzakere süreci yürütüyoruz."

   Tarafların eşitliği olmadığı durumlarda müzakerelerin son derece zor olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı,  bu koşulların devamı halinde anlaşmaya varılsa da varılmasa da Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafı karşısında dezavantajlı duruma düşebileceğine işaret etti.

 

Eşitliği gözetmek durumundayız

 

   Talat, şunları kaydetti:

   "Bir anlaşmaya varsak da varmasak da koşullar aynen devam edecekse biz bundan elbette ki dezavantajlı oluruz ve Rum tarafının avantajlarına karşı bizim bazı üstünlüklerimiz var. Bu üstünlükleri bizim de en iyi şekilde değerlendirmemiz lazım. Avantajlarımızı iyi değerlendirerek bu süreci götürmek durumundayız. Bu süreçte toplumsal birliği sağlamak, ülke için müzakere sürecine olan desteği ayakta tutmak ve toplumsal bilinci de hiçbir şekilde erozyona uğratmamak zorundayız. Ne istediğimizi bilerek, gerek kurumların gerekse bireylerin günlük yaşantısında bunu gözeterek, eğer eşitlik istiyorsak eşitlik için mücadele edeceğiz. Herhangi bir platformda karşı karşıya kaldığımızda, Kıbrıs Rum tarafı ile gerek örgüt gerekse kurumlar düzeyindeki ilişkilerde bu eşitliği gözetmek durumundayız."

   Özellikle üniversiteler, üniversiteler çatısı altındaki örgütler, birimler ve kurumların bu konuda azami özeni göstermesi gerektiğini vurgulayan Talat, dünyanın Rum tarafını yasal hükümet ve onun kurumlarını yasal kabul etmesinin iki taraf arasındaki ilişkilerde Rum tarafına bir üstünlük sağlamaması gerektiğini belirtti. Talat, bunun müzakere sürecini doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurabileceğine vurgu yaptı.

 

Toplumsal olaylara duyarlı gençler

 

   GAÜ Rektörü Prof. Dr. Nilgün Sarp da, iyi eğitilmiş toplumların devletlerini daha güçlü kıldığını, güçlü bir devletin de bağımsızlığın ön koşulu olduğunu belirtti.

   Prof. Sarp, ulusal değerlere saygılı, toplumsal olaylara duyarlı gençlerin ülkelerini evrenselliğe taşıyabileceğini söyledi.

   Rektör Sarp, hedeflerinin öğrencilerini insanlığa yararlı bilgi ve beceriler kazanmış, Atatürk ilkelerine ve laik düzene bağlı aydın ve donanımlı bireyler olarak geleceğe hazırlamak olduğunu ekledi.

   GAÜ Uluslararası Spectrum Kongre Salonu'nda yapılan açılış törenine Cumhurbaşkanı Talat yanında TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, GAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Memduh Erdal, Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, Rektör Prof. Dr. Nilgün Sarp,  Amerika Kuzey Virgina Üniversitesi (UNVA) Kıbrıs Rektörü Yrd. Doç. Dr. Ron French, bazı resmi ve özel kuruluşların yöneticileri, akademisyenler ile öğrenciler katıldı.

   Konuşmaların ardından "Kıbrıs Arkeolojisinin Yakın Doğu'daki Önemi" başlıklı akademik yılın ilk dersini Ankara Üniversitesi (AÜ) Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nden Prof. Aykut Çınaroğlu verdi.

   Etkinlik müzik dinletisi ve kokteylle sona erdi.

   Akademik yıl açılışı etkinlikleri çerçevesinde dün ayrıca Ziya Rızkı ve Atatürk caddelerinde kortej yürüyüşü gerçekleştiren olan GAÜ, Kordonboyu'ndaki Atatürk Anıtı'na çelenk koydu.

KIBRIS 21/10/08

 

 

İngiltere umutlu

LİDERLERİN DESTEĞE İHTİYACI VAR... Peter Millet, Kıbrıs sorununda başlayan yeni sürecin başarıya ulaşarak Kıbrıs'ın yeniden birleşeceği ve adaya barış, güven, refah ve istikrar getireceği konusunda umutlu olduğunu söyledi. Adadaki iki liderin geçmişe dayanan dostlukları bulunduğuna işaret eden Peter Millet, Kıbrıs sorununda "fırsat penceresi" görüldüğünü belirtti. Millet, sürecin zor olacağını kimsenin göz ardı etmediğini, farklı tutumlar olduğunu, "ancak siyasi irade, cesaret ve taahhütte bulunan iki lider görüyoruz ve bu nedenle başarılı bir çözüme ulaşmak için her iki liderin kendi toplumlarının desteğini almaya ihtiyacı vardır" dedi 

 

   İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununda başlayan yeni sürecin son üç yıldır ortaya çıkan "en iyi fırsat" olduğunu ifade ederek, bu sürecin başarıya ulaşarak Kıbrıs'ın yeniden birleşeceği ve adaya barış, güven, refah ve istikrar getireceği konusunda umutlu olduğunu söyledi.

   Adadaki iki liderin geçmişe dayanan dostlukları bulunduğuna işaret eden Peter Millet, Kıbrıs sorununda "fırsat penceresi" görüldüğünü belirtti. Millet, sürecin zor olacağını kimsenin göz ardı etmediğini, farklı tutumlar olduğunu, "ancak siyasi irade, cesaret ve taahhütte bulunan iki lider görüyoruz ve bu nedenle başarılı bir çözüme ulaşmak için her iki liderin kendi toplumlarının desteğini almaya ihtiyacı vardır" dedi.

   İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, dün KIBRIS'ı ziyaret ederek, Kıbrıs'la ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

   KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, Haber Müdürü Ali Baturay ve KIBRIS TV Müdürü Hüseyin Ekmekçi, İngiliz Yüksek Temsilcisi Peter Millet'e Kıbrıs sorunundaki yeni süreçle ilgili çeşitli sorular yöneltti.

 

"En iyi fırsat"

 

   İngiltere'nin Kıbrıs sorunundaki yeni çözüm sürecindeki rolüyle ilgili olarak Peter Millet, "Biz, Birleşik Krallık, yeni süreci, Kıbrıs'ı yeniden birleştirecek ve dünyanın önemli bir parçası olan bu ülkeye barış, güven, refah ve istikrar verecek en iyi fırsat olarak görüyoruz. Birleşik Krallık üzerine düşen rolünü oynamaya hazırdır; biz garantör ülke, AB üye devleti ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak rolümüzü çok ciddi bir şekilde üstleneceğiz. Kıbrıs ve her iki toplumla köklü ilişkilerimiz var ve bu sorunun başarılı bir sonuca vardığını görmek istiyoruz" dedi.

 

Millet'ten her iki topluma çağrı

 

   İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, adadaki her iki topluma, Kıbrıslı Türklere ve Rumlara "bu fırsatı kaçırmamaları ve liderlerine destek vermeleri çağrısında bulundu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, sürecin başarıya ulaşması istediğine olan inancını dile getiren Millet, Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu başarmak için herkesin desteğine ve yardımına ihtiyacı olduğunu ifade etti. Peter Millet, "Talat'ın niyetine gerçekten inanıyorum ancak mutabık kalınmış bir çözüme varmak Kıbrıslıların kendilerinin elindedir. Biz bu süreci destekliyoruz, herhangi bir şey dikte etmeye çalışmıyoruz. Müzakereler liderler arasındadır ve mutabık kalabilecekleri bir anlaşmayı uluslararası topluluğun destekleyeceğinden eminim" diye konuştu.

 

"Çözüm kazan-kazan durumu olacak"

 

   Millet, iki toplumun siyasi eşitliğinin temel unsur olarak kabul edildiği bu müzakerelerin başarıya ulaşması halinde Kıbrıslı Türklerin doğrudan rol oynayacağı bir federasyonda yer alacağını vurguladı.

   İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, şöyle konuştu:

   "İki toplumun siyasi eşitliği müzakerelerin ana bölümlerinden biri olarak kabul ediliyor ve bu Kıbrıslı Türklerin doğrudan rol oynayacağı bir federasyon olacaktır. Eğer çözüm gerçekleşirse bu kazan-kazan durumu olacaktır. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar kazanacaktır, ancak şu anki durumda her iki toplumda adanın bölünmüşlüğünden dolayı kaybediyor" dedi.

   Çözüme ulaşılmasının Kıbrıslı Türklere sağlayacağı diğer faydalara da atıfta bulunan Millet, çözümün ekonomik kazançları, adanın turizm destinasyon merkezi olması, mülkiyet konusundaki belirsizliklerin ortadan kalkması, Kıbrıslı Türklerin toplumsal olarak AB'ye katılımı ve spor, ekonomik, sosyal ve diğer faaliyetlerde yer alması, askerlikten dolayı genç erkeklerin yurtdışına gitmesine gerek kalmaması gibi çeşitli getirileri olacağını kaydetti.

   Millet, medyaya ve siyasi liderlere çözümün faydalarının ve kazançlarının halka anlatılmasında önemli bir rol düştüğünü de ifade etti.

 

"Son iki toplantıda müzakereler

daha sağlam bir temele oturtuldu"

 

   İki toplum lideri arasındaki doğrudan müzakerelerin kötü gittiği yönünde genel bir görüş bulunduğuyla ilgili değerlendirmede de bulunan İngiliz Yüksek Komiseri şöyle konuştu:

   "İki liderin pazartesi ve cuma günü yaptıkları görüşmelerin müzakereleri daha sağlam temele oturttuğunu düşünüyorum. Şu ana kadar dört kez bir araya geldiler. Bu müzakerelerin başlangıcıdır ve şu an müzakerelerin iyi ya da kötü gittiği konusunda erken bir yargıda bulunmamalıyız diye düşünüyorum. Liderler, düzenli bir şekilde görüşüyorlar ve nereye varmak istediklerinde bir düşüncede mutabık kaldılar, bu çözüm için en iyi olasılığı sunuyor. Bir yargıda bulunmak için henüz çok erken ancak liderlerin ivmeyi koruması ve konularda ilerleme kaydettiklerini gösterebilmeleri çok önemlidir, ele aldıkları konulara ileriki aşamalarda geri döneceklerdir. Bu konuları müzakere edip anlaşmaya varma meselesi değil, konuların ele alınması meselesidir. Böylelikle liderler, ileriki aşamalarda her şeyi bir araya getirerek mutabık kalınmış bir çözüme varacaklar."

 

"İngiliz üslerinin devam etmesini isteyeceğiz"

 

   Kıbrıs'taki İngiliz üsleriyle ilgili bir soru üzerine Peter Millet, "Üsler, Birleşik Krallık için önemlidir, AB için önemlidir ve muhtemelen Kıbrıs için de önemlidir. Burada askeri operasyonumuzun devam etmesini isteyeceğiz ve bu nedenden dolayı bunun dengeli, güvenli, refah bir adada olmasını istiyoruz. Adadaki bu sorunu çözmeye yardımcı olmamızın nedenlerinden biri de budur. Garantörlük konusu ve üsler konusu iki ayrı konudur, ancak adanın güvenliğinin geleceği göz önüne alındığında Birleşik Krallık ve uluslararası topluluk bazı aşamalarda güvenliğin gelecekte nasıl sağlanacağı konusunda liderlerle birlikte çalışacaktır. Ancak şu aşamada müzakerelerin özellikle güvenlik ve garantiler konusunda nasıl geliştiğini görmeyi bekliyoruz ve ardından olumu bir sonuç elde etmek için nasıl yardımcı olacağımıza bakacağız" dedi.

 

Garantörlük ve güvenlik konusu

 

   Rum tarafının garantörlüğü iptal edilmesi istemesini ve Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa "Kıbrıslılar için Kıbrıslılar tarafından" bir çözüm bulunmasını ve yabancı güçlerin adadan gitmesini ima eden açıklamasını değerlendirmesi istenen Millet, "Tam olarak böyle düşündüklerini sanmıyorum. Hristofyas, iki liderin siyasi eşitlik temeli zemininde müzakere ettiğini vurguluyor. BM müzakereleri sağlayan organdır, ancak uluslararası topluluk ve özellikle garantör güçler bunu desteklemelidir. Bu müzakerelerin yer aldığı çerçevenin bu olduğunu düşünüyorum. Bunun, burada hiçbir yabancının istenmediği anlamına geldiğini sanmıyorum. İleriki bir aşamada güvenliğin gelecekte nasıl olacağı konusunda müzakereler olacaktır. Şu anda BM barış gücü vardır.

   Eğer mutabık kalınmış bir çözümün olduğu duruma gelirsek, o zaman güvenlik konusu ve bu anlaşmanın nasıl uygulanacağı konusu gündeme gelecektir ve uluslararası örgütün bir tür yardımı gerekebilecektir. BM, kısa sürede ya da geçiş döneminde güvenlik konusunda nasıl yardım edebileceğini değerlendirecek" dedi.

 

"Umutlu olmak zorundayız"

 

   Kıbrıs sorununa yeni süreçte bir çözüm bulunması konusunda ümitli olup olmadığının sorulması üzerine Millet, "Evet, umutlu olmak zorundayız. Bu son üç yıldır önümüze çıkmış olan en iyi fırsattır. İki liderin bir ilişkisi vardır ve hızlı bir gelişme ve momentumun devam ettiğini görmeye ihtiyacımız olan bir fırsat penceresi vardır. Hiç kimse sürecin ne kadar zor olacağını göz ardı etmiyor. Farklı tutumlar olduğunu biliyoruz ve bu tutumlar son 34-35 yıldır farklı olmuştur. Ancak siyasi irade, cesaret ve taahhütte bulunan iki lider görüyoruz ve bu nedenle başarılı bir çözüme ulaşmak için her iki liderin kendi toplumlarının desteğini almaya ihtiyacı vardır" dedi.

 

"AB her türlü yardıma hazır"

 

   Kıbrıs konusunun uluslararası alanda gündemde olan konulardan biri olduğunu ifade eden Millet, "BM'nin, Birleşik Krallık ve AB mümkün olduğunca yardım etmek için isteklidir çünkü bu önemli bir fırsattır ve bu sefer bunun başarılı olduğunu görmeyi umuyoruz ve bekliyoruz" dedi.

   Millet, AB'nin sürecin başarılı olması için siyasi, teknik ve mali olarak süreci desteklemeye ve cesaretlendirmeye hazır olduğunu ancak BM'nin müzakere sürecinde esas rol oynaması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 21/10/08

 

Encouraging prospects for bicommunal business relations
By Marianna Pissa

‘When there’s a will there’s a way’

ATTEMPTS TO pair up Greek Cypriot and Turkish Cypriot business people through a UNDP-ACT bicommunal project have so proved a success but there is more work to be done.

Funded by UNDP-ACT, the Cyprus Producers’ Network (CPN) project is a joint initiative of the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (KEVE), the Cyprus Turkish Chamber of Industry (KTSO) and the Turkish Cypriot Chamber of Commerce (KTTO).

The objective of the project was to establish a network between Turkish Cypriot and Greek Cypriot producers in order to increase co-operation and to provide technical assistance, training and advice in the promotion of Green Line Trade.

Yesterday in an event for the closing of the CPN sixteen-month project, the launch of the CPN web portal was announced.

The CPN web portal provides a platform for Turkish Cypriot and Greek Cypriot traders to find out about market demand and supply, establish business relations and develop joint ventures.

KEVE Director Manthos Mavrommatis crowned the project a success and said, “When there’s a will there’s a way”.

Salih Tunar of the KTSO said, “I believe we have reached our target so far. We have to continue to increase economic interactions between the two communities and overcome any psychological barriers”

The CPN closing event highlighted the activities and deliverables of the CPN project, including the business to business (B-2-B) meetings, the development of the portal and the results of the surveys produced by the participating chambers over the problems faced by the two communities in their attempts to trade across the Green Line.

The survey was conducted by the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (CCCI) in the Greek Cypriot Community (GCC) and by the Cyprus Turkish Chamber of Industry (CTCI) in the Turkish Cypriot Community (TCC).

Since the adoption of the Green Line Regulation in 2004, there has been talk about the benefits and problems that are generated through Green Line Trade yet there has been little analysis among the Turkish Cypriot and Greek Cypriot business communities. The survey acted as a resource for both communities as to the needs of the businesspeople who in effect are the ones to determine the success of Green Line Trade.

In order to understand the nature of Green Line Trade, the CPN project also conducted a Green Line Trade survey. The survey took place simultaneously in both communities during the months of January and February 2008 aiming at measuring business leaders’ perspectives of Green Line Trade, identifying the problems that businesspeople face when trading over the Green Line, and for proposing recommendations in order to ease possible constraints of Green Line Trade.

The majority of the respondents in both communities believe that bureaucracy and restrictions relating to Green Line trade limit the functionality of the trade between the two communities. The idea that there is too much bureaucracy and that it acts as a barrier to Green Line trade was repeatedly stated by businesspeople throughout the survey.

Respondents from both communities state that customs-related issues at checkpoints are the most common obstacles in Green Line trade. In addition, Value Added Tax (VAT) issues are common among the Greek Cypriot respondents, whereas complicated procedures, packaging/labelling and payment issues are also noted by Turkish Cypriot respondents.

Interestingly, 78 per cent of Greek Cypriot respondents who sell over the Green Line said they sell branded products. This comes in contrast with the TC respondents who said that only 33.33 per cent of them sell branded products. The reasons behind this are the nature of the products, the demand from specific buyers’ and supply-side reasons.

Leonidas Paschalides from KEVE presented the Green Line Trade (GLT) survey recommendations of what has to be done for the improvement of bicommunal trading such as the need for information disbursal relative to the Green Line Trade, contact facilitation like information services, websites, business contacts, emphasis on promising sectors, and involvement of professional associations. Paschalides recommended that bureaucracy should be limited, and that the number of business sectors involved in GLT should be expanded

Hasan Itce of the KTTO said, “Tenders should also be declared in English and not only Greek to attract Turkish Cypriot businessmen as well.”

It was repeatedly stated throughout the survey that it is mostly up to the politicians on both sides to make it known to their public that it is ‘okay’ to trade over the Green Line and that they support GLT.

Furthermore, Turkish Cypriot companies would like to see both Turkish Cypriot and Greek Cypriot authorities support Green Line Trade not only on paper but also in action.

According to Oya Barcin from the KTTO , the three participating chambers organised five sectoral meetings in April 2008 that focused on building relationships between Greek Cypriot (GC) and Turkish Cypriot (TC) companies. The CPN technical committee identified: food and beverage, furniture, building materials, paper, plastic & chemical products and information & communications technology as the target sectors based on the products and services that were traded or had potential to trade across the Green Line.

The purpose of the meetings was to promote the development of transparent and sustainable business relationships between GC and TC companies.

The survey results on the meetings showed that the vast majority of the Greek Cypriot respondents (75.5 per cent) had not transacted with their Turkish Cypriot counterparts before the links were established, confirming the fact that the majority of the business community in both parts of the island have not actually engaged in a business transaction since the adoption of the Green Line trade Regulation. Only those from the building materials sector had transacted the most (33.3 per cent).

However, a relatively high attendance at the B-2-B meetings from the other sectors as well, reinforced the feeling that businesspeople do wish to explore the possibility of co-operating with their TC counterparts. Almost 85 per cent of the participants indicated that the events had met or exceeded their expectations and 65 per cent of the participants met at least one potential business partner

CYPRUS MAIL 21/10/08

 

Talat ve Hristofyas bir araya geldi

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün beşinci kez bir araya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın görüşmesi sona erdi.

AA

Güncelleme: 15:18 TSİ 22 Ekim 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki Uluslararası Havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada yapılan görüşmeye, liderlerin heyetleri ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da katıldı. Liderler, ara bölgede üç saat süren görüşmenin 1,5 saatini baş başa yaptı. Talat ve Hristofyas, görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapmadı.

 

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun, görüşmeye ilişkin yaptığı kısa açıklamada, iki liderin 1,5 saat baş başa görüştüğünü, yönetim-yürütmede iktidar paylaşımı başlığı altında fikir alışverişinde bulunduğunu belirtti.

Zerihoun, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 3 Kasım’da olacağını, liderlerin temsilcilerinin ise gelecek hafta perşembe günü buluşacağını kaydetti.

Öte yandan Kıbrıs-BM barış gücü sözcüsü Jose Diaz, liderlerin baş başa görüşmesinin, “hiçbir şekilde kayıt altına alınmadığını” bildirdi.

Bugünkü görüşmeye, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, adada olmadığı için katılmadı.

Liderler 13 Ekimdeki görüşmenin ardından, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) yıllık planlı tatbikatı “Nikiforos” ile ona mukabil icra edilen Türk ordusunun “Toros” tatbikatının iptal edildiğini açıklamıştı.

Liderlerin “yönetim ve güç paylaşımı” konusunu görüşmeyi tamamladıktan sonra, Kıbrıs sorununun en zor konularında biri olan “mülkiyet” konusunu ele almaya başlaması planlandı.

 

 

Hristofyas: Garantörlük gerekmez

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “çağdaş bir ülkede garantörlüğe gerek olmadığını” savundu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 12:31 TSİ 22 Ekim 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Rum haber ajansına göre, Kıbrıs Türk tarafına yapılan açıklamalarla ilgili soru üzerine Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakerelerden ayrılma konusunu hiçbir zaman gündeme getirmeyeceğini ifade ederek, herhangi bir baskıyı kabul etmeyeceğini söyledi. Hristofyas, “Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için kimin siyasal iradesi var ve kimin yok bellidir” dedi.

 

Garantörlükle ilgili bir soruya karşılık da Hristofyas, “Çağdaş bir ülkede garantörlüklerin varolması doğal değil” dedi.

Doğrudan müzakerelerde Kıbrıs’taki İngiliz üsleri konusunun ele alınıp alınmayacağıyla ilgili soru üzerine de Rum lider, “şu anda böyle bir konunun ele alınmayacağını ve böyle bir konunun gündemde olmadığını” bildirdi. Hristofyas, “(KKTC Cumhurbaşkanı) Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, ‘işgalin’ son ermesi için bir anlaşmaya varmamızı umarım” diye konuştu.

MOSKOVA ZİYARETİ
Bir soru üzerine, kasım ayında Moskova’ya yapacağı ziyareti “çok önemli” olarak niteleyan Hristofyas, “Maalesef Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyesi olarak seçildi ve bunun için ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin’ BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerle sürekli temas durumunda bulunması gerekiyor” dedi.

Rusya’nın, Rum yönetiminin mücadelesini her zaman desteklediğini ifade eden Hristofyas, iki ülke arasında ilişkileri güçlendirmeleri gerektiğini anlattı.

 

Kıbrıs'ta liderler 3 Kasım'da tekrar buluşacak

 

CNN TURK 22/10/08

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında, yasama konularıyla ilgili ön görüşmelere başladı. İki lider 3 Kasım'da yeniden bir araya gelecek.

 

Kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün beşinci kez bir araya gelen ve "yönetim ve güç paylaşımı" başlığı altında yürütmeyi ele alan liderler, aynı başlık altında yasama konusunu da müzakere ediyor.

Yasama konularıyla ilgili ön görüşmelere bugün başlayan liderler, temsilcilerini ise 30 Ekim Perşembe günü yönetim konusunu görüşmeye devam etmeleri konusunda yetkilendirdi. Talat ve Hristofyas, 3 Kasım'da yeniden bir araya gelecek.

Liderlerdenönce temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, 30 Ekim Perşembe günü görüşecek. Temsilciler, "yürütme" konusunu tartışmaya devam edecek ve bugörüşmelerin sonuçları liderler tarafından değerlendirilecek.

Görüşme kayıt altına alınmadı


Öte yandan Kıbrıs-BM barış gücü sözcüsü Jose Diaz, liderlerin baş başa görüşmesinin, "hiçbir şekilde kayıt altına alınmadığını" bildirdi.

Bugünkü görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, adada olmadığı için katılmadı.

11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde daha önce 4 kez görüşen liderler, bugünkü görüşmede, 13 Ekim Pazartesi günü görüşmeye başladıkları "yönetim ve güç paylaşımı" başlığı altında "yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığı" konularını ele almaya devam etti.

13 Ekim'deki liderler görüşmesinin ardından taraflar, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) yıllık planlı tatbikatı "Nikiforos" ile ona mukabil icra edilen Türk ordusunun "Toros" tatbikatının iptal edildiğini açıklamıştı.

Liderler, 10 Ekim Cuma günü yaptıkları görüşmede, her hafta bir araya gelmeyi kararlaştırmıştı.

Liderlerin "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüşmeyi tamamladıktan sonra, Kıbrıs sorununun en zor konularında biri olan "mülkiyet" konusunu ele almaya başlaması planlandı.

 

 

Talat ve Hristofyas, bugün "başkanlığı" görüşüyor

Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan kapsamlı müzakerelere bugün devam edilecek.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, bugün saat 10.00'da bir araya gelecek. Görüşme, ara bölgede Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşecek.

   İki liderin, bugünkü görüşmede, geçen hafta pazartesi günü görüşmeye başladıkları federal yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığını ele almaya devam etmesi bekleniyor.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu, liderlerin ardından perşembe günü bir araya gelerek, müzakere edilen konuları derinleştirmeye çalışmıştı.

   3 Eylül'deki törensel görüşmenin ardından 11 Eylül'de başlayan Kıbrıs'la ilgili yeni müzakere sürecinde liderler bugüne kadar 4 kez bir araya geldi.

KIBRIS 22/10/08

 

 

Kıbrıs politikamız değişmeyecek

TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilen Türkiye'nin dış politikasının, "üye oldu diye değişmeyeceğini" belirterek, "Biz bugüne kadar Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da onları söyleyeceğiz" dedi.

   Babacan, dış politikaya ilişkin çeşitli konularda NTV'nin soruları yanıtladı ve Türkiye'nin 2009-2010 dönemi BMGK üyeliğine seçilmesini değerlendirdi.

   Türkiye'nin Temmuz 2003'de BMGK için adaylığını ilan ettiğini ve 5 yıla aşkın bir süredir bu çerçevede çalışmalarını yürüttüğünü belirten Babacan, Türkiye'nin geçici üyeliğe seçilmesinde üç önemli faktörün etkili olduğunu kaydetti.

   Babacan bunları, Türkiye'nin yaptığı siyasi ve ekonomik reformlar, etkin dış politika ve tüm bunların iyi bir iletişimle dünyaya tanıtılması olarak sıraladı. 

   Yapılan oylamanın gizli olduğuna dikkati çeken Babacan, ülkeler ne kadar sözlü taahhüt verseler de, gizli oylamanın sonucunu bilmenin çok zor olduğunu ifade etti. Konuya ilişkin İzlanda'yı örnek gösteren Babacan, İzlanda'ya verilen taahhüdün tamamı oya dönüşseydi, İzlanda'nın seçilebileceğini bildirdi.

   "Ülkeler ve insanlar gerçekten ikna oluyor. Onların gönüllerini kazanabilmiş miyiz? Bu başarıdaki temel faktör" diyen Babacan, daimi temsilciler nezdinde de yoğun kampanya sürdürdüklerini, yoğun iletişimin ve tanıtımın faydalı olduğunu söyledi.    

   Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin geçici BMGK üyeliğine seçilmesinden memnun olmadığının hatırlatılması üzerine ise Babacan, şunları kaydetti:

   "Bizim bir dış politika çizgimiz var. Dış politikada bugüne kadar söylediğimiz şeyler var, attığımız adımlar var. Bu, BMGK üyesi olduk diye değişecek değil. Biz bugüne kadar Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da onları söyleyeceğiz. Bugüne kadar Kafkasya sorunu, ya da Orta Doğu'daki pek çok konu için bugüne kadar ne söylediysek, aynı şeyleri söylemeye devam edeceğiz. Dolayısıyla bizim ilkeli tutumumuz, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da devam edecek".

KIBRIS 22/10/08

 

Paphos Theatre to be built on Turkish Cypriot land
By Bejay Browne

MAYOR of Paphos Savvas Vergas has confirmed that plans to build a new theatre for Paphos will go ahead, despite the proposed plot belonging to a Turkish Cypriot.

Vergas’ previous plan to move the central museum to the archaeological park in Kato Paphos and use the old museum as a new theatre, failed to gain to necessary support.

The plan originally surfaced after the government changed the law regarding the use of Turkish Cypriot land. As discussions are talking place to try to reunify the island and compensation would have to be paid to the Turkish Cypriot landowners, the government had previously recommended not using this land.

Guidelines, however, do state that in certain cases where there is no alternative, compulsory purchases may be made. This applies to all citizens and is not restricted to Turkish Cypriots. The mayor hopes to meet all the relevant bodies to obtain building licence for the new theatre as soon as possible.

CYPRUS MAIL 22/10/08

 

 

Kıbrıs Türkiye’yi düşlüyor

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde futbola tutkun sporseverler, Türkiye’deki takımlar ile yatıp kalkıyor. Oysa Türkiye uğruna harcanan paralar, Kuzey Kıbrıs’a yöneltilse futbolun adada kalkınmasına önayak olabilir.

 

Kuzey Kıbrıs Futbol Federasyonu, FIFA tarafından tanınmadığından yabancı ülke takımları ile maç yapma şansı henüz yok. Bu sorunu aşmak için karşılıklı adımlar atıldı ancak henüz ciddi bir karar alınamadı. Aslında nüfusu yaklaşık 300 bin olan ada halkının çoğunluğu futbola ilgi duyuyor; hatta çılgınlık derecesinde fanatik olanlar bile var. Futbolun bu kadar sevildiği ve takip edildiği bölgede halkın ada takımlarını tutma oranı yüzde 58. Oysa Türkiye’deki kulüpleri tutma oranı yüzde 89. En çok taraftarı olan Galatasaray’ı Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor izliyor. Bu istatistikler şu gerçeği ortaya koyuyor: Kuzey Kıbrıs, Türkiye’deki futbolla yatıp kalkıyor.

ŞAMPİYONLAR LİGİ SEVDASI • Ada’nın önde gelen takımlarından sarı-kırmızılı Çetinkaya’nın (üstte)  taraftar grubu başkanı Ercan İbrahimoğlu bu konuya dair sitem dolu sözler sarfediyor: “Taraftarlar sadece geçen yıl özellikle Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi maçları uğruna aşağı yukarı 1 milyon dolar para harcadı. Yaklaşık 1000 kişilik bir grup 1 buçuk saatlik uçak yolculuğunu göze alarak İstanbul’a seyahat ediyor. İstanbul’a gidiş-dönüş uçak biletleri, konaklama masrafları, Fenerium’da lisanslı ürün harcamaları alt alta toplandığında bu yüksek meblağ ortaya çıkıyor. Aslında bu harcama alışkanlığı ada kulüplerine aksa ülkenin futbol değeri yükselecek.”

EN PAHALI BİLET 20 YTL • Üç ligde 42 takımın mücadele ettiği Kuzey Kıbrıs’ta stadyumların kapasitesi 4-5 bin civarında. Alınan kararla 2008-2009 futbol sezonunda maçların giriş ücreti azami 20 YTL olarak belirlendi. Ne var ki birçok karşılaşmada tribünleri tıklım tıklım görmek mümkün değil. Adanın en çok şampiyonluk gören takımı Çetinkaya’nın dahi sponsor bulma çabaları iki yıldan bu yana sonuçsuz. Görünen o ki Ada, Türk kulüplerine gönül verdikçe Kuzey Kıbrıs takımları sınıf atlayamayacak.
Bu arada 2008 -2009 sezonunda 1.Lig isim hakkının 50 bin dolar karşılığında Türk Bankası Ltd.’e verilmesiyle 1.Lig “Türk Bankası Ligi” olarak isimlendirilmiş oldu.

LİG BAŞLADI • 1. Lig bu hafta sonu başladı. Bostancı Bağcıl, Lapta’yı 4-1 yendi ve liderliğe oturdu. Geçen sezonun namağlup şampiyonu Gönyeli de deplasmanda karşılaştığı Çetinkaya’yı 1-0 mağlup etti. Diğer sonuçlar da şöyle: Cihangir-Küçük Kaymaklı: 1-1, Mağusa Türk Gücü-Alsancak Yeşilova: 2-3, Tatlısu-Ozanköy: 3-2, Türk Ocağı-Türkmenköy: 0-2, Binatlı-Yeni Boğaziçi: 3-1.

TARAF 22/10/08

 

Kıbrıs’ta 'kayıtdışı' müzakere dönemi!

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmak amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakerelerde, iki liderin son üç toplantıda “kayıt altına” alınmadan baş başa görüşme yapması akıllarda soru işaretleri bıraktı.

Kıbrıs-BM Barış Gücü Sözcüsü Jose Diaz, liderlerin baş başa görüşmesinin, “hiçbir şekilde kayıt altına alınmadığını” belirtti.
Milliyet’e konuşan diplomatik kaynaklar ise, “uluslararası toplantılarda” görüşmelerin kayıt altına alınması gerekliliğini hatırlatarak, “Kıbrıs sorunu gibi zor bir konuda liderler mutlaka konuştuklarını kayıt altına almak zorundadır” ifadesini kullandı.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat’ın, “kayıtdışı görüşmeleri” sonradan kayıt altına aldırdığı bildirildi. Buna göre Talat, Hristofyas’la yaptığı görüşmeden sonra “aklında kalanları” kayıt altına aldırıyor. Diplomatik kaynaklar ise, “Bunun çok sakıncalı olduğunu” belirterek, “Akıllarda kalanların kaydedilmesi diye bir şey olamaz. 1.5 saat ne konuşulduğunun akılda tutulması imkânsızdır” diye konuştular.

MILLIYET 23/10/08

 

 

Liderler görüştü BM memnun

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün "yürütme" konusunun ardından "yasama"yı müzakere etmeye başladı.

   Dün yaklaşık 3.5 saat süren görüşmesinin ardından liderler açıklama yapmazken, konuya ilişkin kısa açıklama BM Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun tarafından yapıldı.

   "Yapıcı bir görüş alışverişinde bulunulduğunu" belirten Zerihoun, sürecin "iyi" gittiğini vurguladı.

   Müzakerelerin ilk maddesini oluşturan "güç paylaşımı ve yönetim" başlığı altında devam eden görüşmelerde liderler "yasama" konusunu da dünden itibaren müzakereye açarken, "yürütme" konusu iki liderin özel temsilcileri arasındaki görüşmelerde tartışılmaya devam edecek ve bu görüşmelerin sonuçları liderler tarafından değerlendirilecek.

   Liderler, iki hafta sonra 3 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya gelecek. Özel temsilcilerin toplantısı ise 30 Ekim Perşembe günü yapılacak.

  

Gündem yasama... Yürütme konusu da gündemde

 

   İlk 1.5 saati baş başa yapılan görüşmede "yürütme" konusunun ardından "yasama"nın müzakere edilmeye başlandığını söyleyen Zerihoun, liderlerin, bir önceki müzakere sonrasında konulara açıklık getirme hedefiyle temsilciler arasında yapılan görüşmenin sonuçlarını da değerlendirdiklerini kaydetti.

   "Yapıcı bir görüş alışverişinde bulunulduğunu" belirten BM Özel Temsilcisi Zerihoun, iki liderin bundan sonraki görüşmesinin 3 Kasım Pazartesi günü yapılacağını, bu görüşme öncesinde 30 Ekim Perşembe günü de lider temsilcilerinin bir araya geleceğini kaydetti.

   Gazetecilerin sorusu üzerine, liderlerin hâlâ "güç paylaşımı ve yönetim" başlığı altında müzakere etmeye devam ettiğine işaret eden Zerihoun, bu başlık altında ilk önce "yetkileri" görüşen liderlerin, daha sonra "federal yürütmeyi" müzakere ettiğini ve şimdi de "yasama" konusuna geçtiklerini anlattı.

 

Devam eden bir süreç

 

   Zerihoun, "yürütme konusunun bu kadar uzun süre görüşülmesi tıkanıklıktan mı kaynaklanıyor, hiçbir konuda anlaşma yok mu..." yönündeki bir başka soruyu yanıtlarken, bazı konularda anlaşma olduğunu, bazı konuların ise diğer konularla bağlantıları nedeniyle bir kenara konulduğunu vurguladı. "Bazı konuların diğer konulardan soyutlanarak ele alınmasının mümkün olmadığını" belirten Zerihoun, liderlerin temsilcilerinden de, bazı konuları ele alıp görüşleri yakınlaştırmasını istediğini söyledi.

   BM Özel Temsilcisi Zerihoun, "Bu devam eden bir süreçtir. Ve bu süreç iyi gidiyor" diye ekledi.

 

Bir buçuk saat baş başa görüştüler

 

   Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümü hedefleyen müzakereler çerçevesinde dün yeniden bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, federal yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığı konularını ele aldı.

   Ara bölgede Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki binada BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'un ev sahipliğinde yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexsander Downer katılmadı.

   TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre, saat 10.00'da başlayan toplantıda önce iki lider baş başa görüştü. Görüşmenin bu bölümü yaklaşık 1.5 saat devam etti. Saat 11.30 sıralarında ise heyetler görüşme odasına alındı ve müzakerelere devam edildi.

   Görüşmede Cumhurbaşkanı Talat'a BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise görüşmeye, Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle katıldı.

 

Hristofyas'a "yoldaşlık" hatırlatıldı

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'un kapıda karşıladığı her iki lider de gazetecileri "Good Morning", "Günaydın", "Galimera" diyerek İngilizce, Türkçe ve Rumca selamladı.

   Hristofyas, Rum gazetecilerin "Talat'a yoldaş diyecek misiniz" sorusunu yanıtsız bıraktı.

 

Basın BM engeline takıldı

 

   Bu arada Kıbrıs Türk basının bir bölümü, geç geldikleri gerekçesiyle bir süreliğine BM kapısında bekletildi. Aralarında TAK ajansı, Genç Tv, Cyprus Today ve Ada TV'nin bulunduğu basın heyetinin geçişine, liderler görüşmeye başladıktan sonra izin verildi.

   Tam saatinde gelmelerine rağmen kapının kapandığını söyleyen ve basının geçişine izin vermeyen BM görevlileri ile basın arasında gergin saatler yaşandı.

   BM Barış Gücü Sözcüsü Jose Diaz'ın da devreye girmesine karşın Kıbrıs Türk basını görüşme başlamadan bölgeye giremedi.

   Öte yandan, genel olarak basının görüşmeye ilgisinin düşük olması da dikkat çekti.

KIBRIS 23/10/08

 

 

 

Türkiye, Kıbrıs'tan çekilmeyecektir kararını yeniden teyit etmeli

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "TBMM'deki partiler bir araya gelerek, Türkiye Kıbrıs'tan çekilmeyecektir kararını yeniden teyit etmeli" dedi.

   Muğla Üniversitesi kültür merkezinde, "AB ve Kıbrıs" konulu konferans veren eski Cumhurbaşkanı Denktaş, TBMM'de yer alan partilerin bir araya gelerek Kıbrıs konusunda daha önceden oy birliği ile alınmış kararları, teyidini yenilemelerini isteyerek, "Anadolu partilerinin mecliste bir araya gelerek 'Türkiye Kıbrıs'tan çekilmeyecektir' demesini bekliyoruz" görüşünü dile getirdi.

   Bütün partilerin TBMM Başkanı Köksal Toptan'la bir araya gelerek yeni bir karar çıkarma konusunda görüş oluşturmalarını isteyen Denktaş, "Dünya da bilsin Türkiye Kıbrıs'tan çekilmeyecektir... Rum'un istediği gibi azınlık olmayacağız. Biz bunu istiyoruz, yeni bir ses istiyoruz Anadolu'dan ve Anadolu'yu temsil eden partilerden ve TBMM'den. Kıbrıs Yunan olmayacaktır" diye konuştu.

 

Görüşmeler dengesiz, masaya oturulmamalıydı

         

   Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde Rum tarafının lehindeki dengesizliği bertaraf etmeden masaya oturulduğunu ileri sürdü.

Denktaş, şunları söyledi:

    "Bu denge olmadığı için 45 yıldır halledilemedi. Dengeyi bozan kim? Dengeyi bozan, bugün sırtımızı okşayarak aman masadan ayrılmayın diyen ABD, İngiltere, Güvenlik Konseyi üyeleri ve AB. Şimdi de dengesiz masaya oturulmamalıydı. Bütün hata dengesizliği bildiğimiz halde, bunu bertaraf etmeden masaya oturduk, neyi konuşuyoruz? Rumların 'hayır' dedikleri Annan Planı'na Rumları 'evet' demeye ikna etmek için kendilerine tavizler vermeyi konuşuyoruz."

 KIBRIS 23/10/08

 

AB’den Rum kesimine kuraklık yardımı

AB Komisyonu, Nisan ayından itibaren ciddi kuraklıkla karşı karşıya kalan Kıbrıs Rum kesimine 7,6 milyon Euro yardım kararı aldı.

Güncelleme: 13:51 TSİ 24 Ekim 2008 Cuma

 

BRÜKSEL - Kıbrıs Rum kesiminin kuraklık sorununu çözmek üzere, AB Dayanışma Fonundan aktarılacak 7,6 milyon Euro tutarındaki kaynak, Yunanistan’dan su taşınması gibi, kuraklığa karşı alınacak acil önlemlerde kullanılacak.

Kıbrıs Rum kesimi, adadaki yeraltı sularının büyük oranda çekilmesine neden olan kuraklığın toplam maliyetinin, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1,25’ine kadar ulaştığını ileri sürerek, AB’den yardım talebinde bulunmuştu.

 

Obama, çözüme önderlik edecek

ÇÖZÜM, TÜRKİYE'NİN DE LEHİNE... ABD'de Demokrat Parti'nin başkan adayı Obama'nın seçim bildirgesinde, Obama ve Biden'in, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm sağlanması çabalarına önderlik edeceği belirtildi ve çözümün, "Türkiye'nin AB üyeliği önündeki önemli bir engeli ortadan kaldıracağı" kaydedildi

 

   ABD'de Demokrat Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın seçim bildirgesinde, Obama ve Biden'in, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm sağlanması çabalarına önderlik edeceği belirtilerek, çözümün, "Türkiye'nin AB üyeliği önündeki önemli bir engeli ortadan kaldıracağı" kaydedildi.

   Obama'nın internet sitesinde yayımlanan ve bütün önemli iç, dış ve ekonomi politikalarını kapsayan bildirgesinde Kıbrıs konusundan da bahsedildi.

   Kıbrıs bölümünde, "Obama ve Biden, Kıbrıs'ın, adadaki her iki toplumun da kendi coğrafi bölgesinde önemli siyasi etki uygulayabileceği tek bir ülke olarak kalması gerektiğine güçlü şekilde inanıyor" denildi.

   ABD'de yayımlanan Greek News dergisi, bir Amerikalı Rum yetkiliye dayanarak geçen hafta, Obama-Biden ikilisinin, ABD'deki Rum toplumuna hitaben bir açıklama yaparak, "Türk işgali" ifadesini kullandığını yazmıştı. Ancak Obama'nın resmi bildirgesinin Kıbrıs bölümünde, böyle bir ifade yer almadı.

 

Obama'nın Türkiye'ye bakışı

 

   Obama'nın seçim bildirgesinde, "Türkiye ile stratejik ortaklığın restore edilmesi" başlığı altında Türkiye ile ilişkilere de değinilerek, "şimdiki Cumhuriyetçi Başkan George Bush'un yanlış Irak müdahalesi yüzünden, bölücü PKK terörünün arttığı ve Obama'nın, başkan seçildiği takdirde Türk-Amerikan stratejik ortaklığının onarılması için çalışacağı" bildirildi.

   Obama'nın internet sitesinde yayımlanan ve bütün önemli iç, dış ve ekonomi politikalarını kapsayan bildirgesinin Avrupa ile ilişkiler bölümünde Türkiye konusundan, "Türkiye ile stratejik ortaklığın restore edilmesi" başlığı altında bahsedildi.

   Bu bölümde, "Barack Obama ve (yardımcısı) Joe Biden, istikrarlı, demokratik, yüzünü Batı'ya çevirmiş bir Türkiye ile yakın bir ilişkinin, ABD'nin ulusal çıkarı için önemli olduğuna inanıyor. Bu ilişki, özellikle, bölücü PKK'nın Türkiye'ye yönelttiği terörist tehdidin yeniden canlanmasına yardım eden, Bush yönetiminin yanlış yönlendirilmiş ve yanlış idare edilmiş Irak müdahalesi yüzünden, son yıllarda derin şekilde gerginleşti. Sonuç, Müslüman dünyasındaki en ileri demokrasi olan bu stratejik açıdan önemli NATO müttefikinin, sırtını Batı'ya dönmeye başlaması oldu. Son anketlerde Türklerin sadece yüzde 12'sinin ABD hakkında olumlu görüş taşıdığı ortaya çıktı" denildi.

 Türkiye bölümüne söyle devam edildi:

   "Barack Obama ve Joe Biden, Türk ve Iraklı Kürt liderlerin bir araya getirilmesi ve PKK tehdidiyle uğraşılmasını, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alınmasını ve Irak'ın kuzeyinde çok ihtiyaç duyulan Türk yatırımlarının ve buradaki Kürtlerle ticaretin kolaylaştırılmasını öngören kapsamlı bir anlaşma için görüşülmesi yönünde bir diplomatik çabaya önderlik edecek. Barack Obama ve Joe Biden, Türkiye'de demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünün ilerletilmesini ve Türkiye'nin AB'ye katılma çabalarını destekleyecek."

KIBRIS 24/10/08

 

Kıbrıs'ta çözüm zamanı geldi

Belediye Emekçileri Sendikası (BES) ile Güney Kıbrıs'taki Sidikek-PEO Sendikası'nın üyeleri geçtiğimiz hafta sonu PEO'nun Trodos'taki tesislerinde kamp yaptı. Etkinlikte, adada çözüme de destek belirtildi.

   BES'ten yapılan açıklamaya göre sendikaların yıllık ortak etkinlik programları içerisinde yer alan kampa BES Başkanı Birtan Aktolga ile Sidikek-PEO Genel Sekreteri Andonis Niofidu da katıldı.

   BES Başkanı Birtan Aktolga ile Sidikek-PEO Genel Sekreteri Andonis Niofidu kampta üyelere yaptıkları konuşmada her iki sendikanın Kıbrıs'ta barış ve demokrasi mücadelesinde yıllardır omuz omuza mücadele ettiğini belirterek barışa ulaşıncaya kadar da koşullar ne olursa olsun bu mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladılar.

   Aktolga ve Niofidu, üyelerine yönelik ortak etkinlikler yanında, iki lidere açıklamalarıyla destek belirttiklerini de kaydettiler.

 

"Daha cesur adımları dört gözle bekliyoruz"

 

   Her iki sendikanın emekçi üyelerinin de iki toplumlu ve iki bölgeli bir federal çözüm için ortak olarak yıllarca mücadele ettiklerini söyleyen Aktolga ve Niofidu, "Kıbrıs'ta çözüm zamanı gelmiştir. Barış yanlısı geçmişe sahip her iki lider bu sorunu artık tarihe gömerek barışın, kardeşliğin ve dostluğun egemen olacağı yeni bir tarih yazacağına olan güvenimiz sonsuzdur. Kendi toplumlarından aldıkları güce dayanarak biraz daha cesur adımlar atılmasını da dört gözle bekliyoruz" dedi. 

   İki sendika ekim ayı başında Karpaz'da da günübirlik bir kamp gerçekleştirmişti.

KIBRIS 24/10/08

 

Cyprus police claim key role in huge drug seizure in Turkey
By Jacqueline Theodoulou

CYPRUS police had a direct input in preventing a massive container of cannabis from arriving on the island.

According to Justice Minister Kypros Chrysostomides, Cyprus had received the first tip-off on a container full of furniture, camouflaging 170 kilos of cannabis, found at the Turkish port of Mersin.

The container is believed to have originated from Mozambique and was headed to the occupied areas.

Two Turkish Cypriot men were arrested in the occupied areas, while police are in search of the drugs’ recipients in the south.

For days, members of the Drug Squad have been in close cooperation with Interpol and Europol in a bid to uncover a well-organised drugs ring. The 170 kilos of cannabis were found by Turkish police at Mersin port in Turkey.

The suspected brains behind the gang, who was arrested and remanded with his father-in-law, is understood to be a Turkish Cypriot police sub lieutenant. They were meant to receive the container and deliver it to their associates in the south.

The drugs were loaded in Mozambique and went through Syria before reaching Turkey.

The Drug Squad are now occupied with two issues: how the drugs were supposed to be fed into the free areas and who are the associates of the two Turkish Cypriot detainees.

According to Drug Squad Commander Charalambos Ioannou, the same gang had tried to import around 100 kilos of cannabis through Limassol port a few years ago. The drugs were located and confiscated, while the Cypriot authorities have since been trying to get to the bottom of the case.

“A few months ago, the service received information that the same ring was planning to send a large quantity of drugs in a container,” Ioannou added.

Interpol was last night expected to offer more information to the Cyprus authorities, which have already started making arrests and questioning suspects.

“The police co-operated with international police bodies, investigations took place and the container was spotted in Turkey, before it arrived in the occupied areas where it was headed,” Chrysostomides told reporters.

Drugs coming from the occupied north are of serious concern to the Drug Squad, he added. “I am in the pleasant position to announce that the discovery of this container had a great deal to do with investigations and information obtained by the Drug Squad,” he explained.

The possible implication of a Turkish Cypriot policeman in the case is also of great concern to the Cyprus police, Chrysostomides added.

“For us, the problem of drug trafficking through the occupied areas is an extremely serious problem we have to deal with and unfortunately, at a police level, it is very hard to pursue, locate and arrest people who transfer drugs from the occupied areas to the south,” the minister explained.

CYPRUS MAIL 24/10/08

 

Police in north confiscate Greek Cypriot’s casino winnings
By Jean Christou

A GREEK Cypriot man who won €30,000 at a casino in the north was arrested and had the money confiscated by Turkish Cypriot police on his way back through the Ayios Dhometios crossing.

According to Afrika newspaper the man, only identified as Fotis, was treated as “a foreigner attempting to take more than the legal limit in cash out of the country”.

Fotis was arrested and bailed for €10,000 plus an additional €1,000 he had to pay to a Turkish Cypriot lawyer. His casino winnings were confiscated as evidence.

It is not known whether Turkish Cypriot police at the crossing were tipped off by the casino that Fotis was carrying a substantial amount of money.

But for Afrika newspaper the issue was how Fotis was treated as a foreigner in his own country.

“You would think that he was from Syria, Jordan, Arabia or Egypt, but definitely not from Turkey. If he had been from Turkey, would he be considered a foreign citizen?” asked the newspaper.

“The Talat administration in the north, just like the Denktash administration, treats the Greek Cypriots as foreign citizens in their own country. It considers them foreigners, while it considers those from Turkey to be locals.”

It said while Greek Cypriots were charged tourist fees to museums in the north, Turkish mainlanders pay only “local fees”.

“It [the Talat administration] considers as abroad the other half of Cyprus, which it has divided.”

There was, however, one exception to the Turkish Cypriot rule of considering the Greek Cypriot side a foreign country, Afrika said.

“It does not accept that our young people who study at educational institutions in the south are studying abroad because this does not suit it, and it does not allow them to benefit from the exemption from the military service, like those studying abroad…”

Justice Minister Kypros Chrysostomides said yesterday he was aware of the case.

“People continue to visit casinos in the occupied areas,” he said.

“The aim is to reduce the number and hopefully this will come about through awareness of personal responsibility and not just the economic crisis currently plaguing the world.”

CYPRUS MAIL 24/10/08

 

Book chronicles lives of Limassol’s Turkish Cypriots
By Anna Hassapi

A TRILINGUAL book (in Greek, Turkish and English), that chronicles the Turkish Cypriot community of Limassol before 1974 was launched yesterday at the Town Hall. Written by two Turkish Cypriots who grew up in Limassol, the book, titled Echoes from the past: the Turkish Cypriot Community and Its Heritage, covers all aspects of life in Limassol’s Turkish Quarter and the interaction between the two communities.

“I’d like to note that the pain of uprooting is a shared pain. 1974 has radically changed the lives of all of us and we owe thanks to the authors for not letting time erase the memories of our town. The book does focus on their community, but frequent reference is made to the Greek Cypriots and to events that touched the whole town,” said Dr. Artemis Yiordamli, the book’s editor and Executive Director of Terra Cypria, the NGO responsible for the project’s overall management and co-ordination.

“It is a historical fact that the Turkish Cypriots lived in this town for over 400 years since the beginning of the Ottoman rule. This long presence has left behind many monuments, remains, artisans and memories, which we thought had to be recorded for the benefit of forthcoming generations of the whole of Cyprus,” said Ozay Akif, who co-authored the book with his brother Selchouk.

The 250-page book includes 180 previously unpublished photographs, illustrating all aspects of life, from the hamam routine, to the call for prayer, weddings, divorces, births, entertainment venues and professional and commercial activities. It is the first book that includes a full list of Turkish Cypriot professionals and their trades, some of which are no longer practised.

“In addition to their historical significance for future researchers, it is interesting to ascertain that many of these names are similar to Greek Cypriot surnames or stem from words that are understandable in Greek,” Yiordamli said.

Publishing a trilingual book of this size was not an easy project and required meticulous work and long editing time. “I think this is the first time that an attempt is made at a trilingual publication of this size and I must warn you it is not a simple task. It raises issues of aesthetics, equal language treatment and triple correction of any changes,” she added.

The book was edited, compiled and promoted by Terra Cypria, a non-profit environmental and advocacy NGO, with funding from the UNDP Programme Action for Co-operation and Trust. The project also had the support of the Ministry of Education and Culture. Free copies of the book will be sent to all secondary schools, colleges and universities on the island.

Terra Cypria will also be offering free guided tours to the sites described in the book for groups and schools. For more information contact the NGO at admin@terracypria.org

CYPRUS MAIL 24/10/08

AB'den Rumlara 7.6 milyon euro kuraklık yardımı

AB Komisyonu, nisan ayından itibaren ciddi kuraklıkla karşı karşıya kalan Kıbrıs Rum kesimine 7.6 milyon euro yardım kararı aldı.

AB Dayanışma Fonu'ndan aktarılacak kaynak, Yunanistan'dan su taşınması
gibi, kuraklığa karşı alınacak acil önlemlerde kullanılacak.

Kıbrıs Rum kesimi, adadaki yeraltı sularının büyük oranda çekilmesine neden olan kuraklığın toplam maliyetinin gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1.25'ine kadar ulaştığını ileri sürerek, AB'den yardım talebinde bulunmuştu.

CNN TURK 24/10/08

 

Rumlar, Makarios'un heykelini taşıdı

 

Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesinin avlusundaki Makarios heykeli, başka bir yere taşındı.

Rum basınına göre, güney Lefkoşa'daki Başpiskoposluk'un avlusunda bulunan Makarios heykeli, iki günlük bir çalışmadan sonra dün Cikko Manastırı ile Makarios'un mezarının bulunduğu yer olan ''Throni'' arasındaki bölgeye taşındı.

Başpiskoposluk'un avlusuna da Yunanlı bir heykeltıraşın eseri olan, daha küçük bir Makarios heykeli yerleştirildi.

Rumlar, Makarios öldükten sonra kalbini çıkararak, cam kutu içinde saklamış, geçen yıl, çürüyen kalbi törenle gömmüştü.

Başpiskopos Makarios, 1960'ta Türk-Rum ortaklığında kurulan ve 1963'te dağılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk ve tek cumhurbaşkanıydı.

Rum Ortodoks Kilisesi, 1977'de ölen Başpiskopos III. Makarios'un, otopsi için çıkarılan ve mumyalanarak cam kutu içinde saklanan kalbini, ''çürüdüğü'' gerekçesiyle ölümünden 29 yıl sonra, kasım 2006'da mezarına gömmüştü.

Makarios'un kalbinin, bulunduğu mezara gömülmesi kararı, o zaman tartışmalı geçen seçimlerinin ardından göreve yeni başlayan Başpiskopos II. Hrisostomos tarafından alınmış ve gömülme işlemi gizlice yapılmıştı.

Kalp krizinden ölen Makarios'un, zehirlendiği yolundaki söylentiler üzerine otopsi için çıkarılan kalbinin, kendisiyle birlikte gömülmediği, mumyalanarak cam kutu içinde saklandığı ortaya çıkmıştı.

Makarios'un heykelinin taşınması kararını da Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos'un aldığı belirtiliyor.

ZAMAN 24/10/08

 

Müzakereler Rum basınına sızdı

Kıbrıs’ta liderlerin müzakere ettikleri konular, Rum basınına sızdırıldı. Kapsamlı müzakerelerin tutanaklarında taraflar arasındaki görüş ayrılıkları daha net görülüyor.

AA

Güncelleme: 19:35 TSİ 25 Ekim 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın sürdürdüğü Kıbrıs müzakerelerinin içeriğine ilişkin “bilgi verilmemesi” kararına karşın görüşmeye ilişkin bilgiler yayımlamayı sürdüren Rum basını, bugün de tarafların yönetimle ilgili tutumlarını açıkladı.

Buna göre, Kıbrıs Türk tarafı, İsviçre’de uygulanan Başkanlık Konseyi’ni önerdi. Konsey 4 Rum ve 3 Kıbrıslı Türkten oluşacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısının ortak liste ile doğrudan halk tarafından seçileceği, cumhurbaşkanı ile yardımcısının dönüşümlü görev yapacağı başkanlık sistemini öneriyor. Hristofyas’ın önerisinde, cumhurbaşkanı yardımcısına ve hükümetin diğer üyelerine veto hakkı öngörülmüyor.

Türk tarafının, yürütme erki için önerdiği Başkanlık Konseyi sisteminde Annan planındakinden “hatırı sayılır ölçüde uzaklaştığı” görüşüne yer verilen haberlere göre, Rum tarafı da “ileri sürülen tezlerin ortak devletin işleyişini güçleştirdiği, federal hükümetin seçimlerini de güvensiz hale getirdiği” görüşünde.

RUM TARAFININ TUTUMU
Rum basınına göre, Hristofyas genel hatlarıyla şu yönetim modelini önerdi:
*Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın ortak liste ile doğrudan vatandaşlar tarafından seçileceği Başkanlık sistemi. Federal hükümetin üyeleri üst düzey başkanlar tarafından seçilir.
*Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanlığı görevini 2/1 oranıyla dönüşümlü olarak yerine getirirler. Merkezi hükümetin görev süresi 6 yıl olacak ve 4 yıl Kıbrıslı Rum ve 2 yıl da Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getirecek.
*Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na veya hükümetin diğer üyelerine veto hakkı öngörülmez. Cumhurbaşkanı Yardımcısı her halükarda aynı görev süresinde Cumhurbaşkanlığı yapacak.

Federal hükümet üyesi Kıbrıslı Türklerin; itirazlarının dikkate alınmasını güvence altına alacak gibi görünen kararlar alma mekanizması öneriliyor. Bütün bunlar da siyasi eşitliğin; BM’nin ilgili kararlarında yorumlanan şekliyle (sayısal eşitlik değil sonuç getirici katılım) uygulanması bilinciyle yapıldı.

TÜRK TARAFININ TUTUMU
Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bugüne kadarki bütün görüşmelerde önerdiği yürütme modelini de şöyle aktardı:
*İsviçre’de uygulanmakta olan Başkanlık Konseyi modeli.
*Konsey 4 Rum ve 3 Kıbrıslı Türkten oluşacak. Annan planındaki oran 4/2 idi.
*Konsey’in seçimi; 25 Kıbrıslı Türk ve 25 Rum senatörden oluşacak Senato (Alt Meclis) tarafından yapılacak. Hükümetin seçimi için en az 13 Kıbrıslı Türk ve 13 Rum senatörün oyu gerekecek.
*Kararların alınabilmesi için Konsey’in; aynı topluma mensup en az iki üyesinin oyu gerekir.

Rum tarafı, Türk tarafının önerdiği modelin uygulanmasının mümkün olmadığı görüşünde. Neden olarak şu iddia öne sürülüyor: “Her şeyden önce, Annan planı ‘şeytanlaştırıldı’. Hükümet için Kıbrıslı Türk ve Rum senatörlerin oy çoğunluğuna ihtiyaç duyulması, seçilmesini zorlaştırıyor. Dahası, Konsey üyeleri için 3/4 oranı Ada’daki nüfussal gerçekliği yansıtmıyor. Mevcut model ile karar alma prosedürü zorlaşıyor.

Haberde, Cumhurbaşkanı Talat’ın yasama konusunda da siyasi eşitliğin yalnız Üst Meclis’te değil, büyük oranda Alt Meclis’te de sayısal eşitlik olarak ifade edilmesini talep ettiği belirtildi.

 

Makarios’un sonu geldi!


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs’ta Lefkoşa’nın Rum Kesimi bölümünde Başpiskoposluk binasının önünde bulunan “Kıbrıs Cumhuriyeti” eski Cumhurbaşkanı ve Başpiskopos Makarios’un 10 metre uzunluğunda, 11 ton ağırlığındaki dev heykeli, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’un gazabına uğradı

Başpiskopos II. Hrisostomos göreve geldikten sonra, Makarios’un heykelinin Başpiskoposluk binasının önünden başka yere taşınmasını istedi. Ancak tepkilerden çekinen II. Hrisostomos, “Heykel çevre kirliliğine neden oluyor. Çevreye uyum sağlayacak başka bir yere taşınsın” denilerek, Makarios’un göreve geldiği Cikko Manastırı’nın önüne konulmasını istedi.
Heykel, iki günlük bir çalışmadan sonra önceki gün Cikko Manastırı ile Makarios’un mezarının bulunduğu yer olan “Throni” arasındaki bölgeye taşındı. Başpiskoposluk avlusuna da Yunan bir heykeltıraşın eseri olan daha küçük bir Makarios heykeli yerleştirildi.
Olayın perde arkasındaysa II. Hrisostomos’un, “Makarios’tan daha ünlü başpiskoposlar var. Neden sadece Makarios’un dev gibi heykeli burada duruyor” diye tepki gösterdiği öğrenildi.

Milliyet 25.10.08

 

Baş başa görüşme yapmak yeni bir şey değil

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda yürütülen kapsamlı müzakerelerde iki liderin baş başa görüşme yapmasının yeni bir şey olmadığını ve sürece fayda sağladığını belirterek, Cumhurbaşkanı olarak istediği şekilde görüşme yapabileceğini, bu yetkinin kendisinde olduğunu, bu görevi kendisine halkın verdiğini söyledi.

   Talat; "Ben; Cumhurbaşkanı ve görüşmeci olduğuma göre, bundan doğal bir şey de yoktur. Bir görüşmeyi ister baş başa yaparım, ister 10 kişi yanımda yaparım, ister tutanakçı bulundururum, ister bulundurmam. Bu tamamen benim tercihimdir... Bu benim görevim, halkım bana bu görevi vermiş. Bu benim yetkimde, bu benim görevim" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün katıldığı bir etkinlikte gazetecilerin soruları üzerine, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile baş başa gerçekleştirdiği görüşmelerle ilgili eleştirileri ve Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğiyle ilgili tutumunu değerlendirdi.

   Talat, Hristofyas'la gerçekleştirdikleri baş başa görüşmede, çözümle ilgili tutumlar konusunda var olan iddiaları konuştuklarını belirterek, bu görüşmenin kayıt altında olmadığının yanlış bir kanı olduğunu, gerekli mercilerin haberdar edildiğini söyledi.

   Baş başa görüşmenin ilk kez kendisiyle başlayan bir olay olmadığını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, "Ben; Cumhurbaşkanı ve görüşmeci olduğuma göre, bundan doğal bir şey de yoktur. Bir görüşmeyi ister baş başa yaparım, ister 10 kişi yanımda yaparım, ister tutanakçı bulundururum, ister bulundurmam. Bu tamamen benim tercihimdir... Bu benim görevim, halkım bana bu görevi vermiş. Bu benim yetkimde, bu benim görevim" diye konuştu.

   Talat, bu konuda spekülasyon yapılmasını ve bu spekülasyonların bazı çevreler tarafından mantıklı kabul edilmesini anlayamadığını vurguladı.

    Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sırasında Hristofyas ile kendisinin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) yaptıkları konuşmaları da değerlendirdiklerini, yanlış anlamaları düzelterek doğruyu anladıklarını söyledi ve önceki seferde de böyle olduğunu, bunun aynen devam edeceğini ifade etti.

   Her şeyin kayıt altında olması, kayıt altına alınması diye bir kural olmadığını ve baş başa görüşmelerin siyasetin bir parçası olduğunu ifade eden Talat, baş başa görüşmelerin sürece faydalı olduğunu kaydetti.

          

"Rumlar TC'nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğine sevinmeli"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinin Rumları sevindirmesi gerektiğini düşündüğünü belirterek, Türkiye'nin; Konsey'e girmesiyle bir dünya devleti olduğunun kanıtlandığını ve dolayısıyla artık Türkiye'nin dünyayla entegre bir çalışma içerisinde olacağını vurguladı.

   Bu nedenle bunun Rumları üzecek bir gelişme olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, aksine Rumların kuşkularını giderme imkanı bulacaklarını dile getirdi. Talat, "Türkiye oraya geldiğine göre bir dünya ülkesidir ve Kıbrıs'ta barışı savunmanın garantisidir zaten" dedi.

   Rumların niyetleri iyi değilse, bu gelişmenin Rumları üzebileceğini söyleyen Talat, "Ama ben 'niyetleri iyi değil' demek istemiyorum. 'Konunun önemini anlayamadılar, bu yüzden tepki gösteriyorlar' demeyi tercih ediyorum" şeklinde konuştu.

   Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Çin'e ziyaretinin muhtemelen önceden kararlaştırılmış olduğunu, ziyarette bu konunun da ele alınabileceğini, ancak Çin Halk Cumhuriyeti'nin de kendisi gibi düşündüğüne inandığını belirtti.

KIBRIS 25/10/08

EU grants €7.6 million in drought aid

THE European Commission yesterday proposed granting Cyprus €7.6 million in aid from the European Union Solidarity Fund to help the island meet emergency costs to cover drought damages.

This would include the cost of transporting water from Greece, a statement from the Commission said.

Regional Policy Commissioner Danuta Hübner, responsible for the EU Solidarity Fund, said: “I am very happy that the College of Commissioners has endorsed my proposal: this is the first time we have used the Solidarity Fund to provide financial aid for emergency measures in response to an exceptional drought. Today's decision demonstrates that, when a major natural disaster strikes, the European Union will stand at the side of its Member States."

The cumulative effect of the drought in Cyprus had led to serious consequences for living conditions, the economy and the natural environment, as well as a massive reduction in water levels on the island, the Commission said.

By April 2008, water reserves were near to depletion, resulting in a severely damaging environmental and socio-economic impact. The Cypriot authorities subsequently applied for financial assistance from the EU Solidarity Fund to help them respond to the damage, equivalent to an estimated 1.25 per cent of the country's gross national income.

There is also other help available from the EU, the Commission said, referring to the Cohesion Policy investment programme for Cyprus 2007-2013.

This also foresees support for water resources management. Projects aimed at replacing water supply pipes, fostering the use of alternative water resources, and studying the reform of the water resources policy can be co-financed by the European Union. It is up to the Member State to select eligible projects.

Also through the EU's rural development programme, Cyprus can seek co-financing for the restoration of agricultural production affected by natural disasters, as well as appropriate preventive action.

“However, this measure is not foreseen in the island's current rural development operational programme, and the Cypriot authorities have so far not proposed to modify their programme for that purpose,” the Commission said.

In order to grant the Solidarity Fund aid to Cyprus, the Commission will ask the European Parliament and Council, as the EU's Budget Authority, to adopt what is called an amending budget. The Commission and Cyprus will then jointly sign an agreement setting out the conditions for implementing the aid.

The European Union Solidarity Fund (EUSF) was created after the floods which hit Central Europe in summer 2002. It grants emergency aid to member states and acceding countries in the event of a major natural disaster.

CYPRUS MAIL 25/10/08

Turks spending twice as much in south as Greeks in north
By Jean Christou

TURKISH credit cards clocked up €14.3 million in spending in the south of the island in the first nine months of this year, compared to only €7.3 million spent by Greek Cypriots in the north and in Turkey.

Greek Cypriots spent €5.5 million in the north between January and September, according to statistics released by JCC yesterday. They also spent €1.8 million in Turkey.

The total figure of €7.3 million is just less than half the amount of money spent by Turkish Cypriots and other Turkish credit card holders.

Their spending comes out at around €53,000 per day, compared to €27,000 per day on average spent by Greek Cypriots in the north and in Turkey.

The bulk of the money spent by Greek Cypriots in Turkey goes to hotels, retailers and airlines, signifying a substantial flow of tourism from the south of the island to Turkey.

As far as the north is concerned, the vast majority of credit card spending by Greek Cypriots goes on entertainment, which accounts for €3.1 million out of the total €5.5 million.

Greek Cypriots spent €1.2 million on hotels in the north in the first nine months, and the bulk of the rest on shopping, clothing, DIY, with smaller amounts on petrol – some €22,000 – and an insignificant € 6.500 on food and drink.

Last month, €716,707 was spent by Greek Cypriots on credit cards in the north, compared to €1.9 million spent by Turkish Cypriots in the government-controlled areas in September alone.

The bulk of Turkish Cypriot credit-card spending goes on supermarkets in the south, where €3.4 million was spent in the first nine months. The second most bought commodity was clothes, racking up €2.7 million in credit card spending. This was followed by DIY and household items at €2.0 million and another €2.0 million in other shops.

Turkish credit cards were also used to buy €270,000-worth of airline tickets. Some €450,000 went on entertainment, €380,000 on health care and €740,000 on buying petrol.

Turkish Cypriots also spent over €100,000 on hotels in the south and over €60,000 on eating out during the nine months.

The number of transactions by Turkish credit card holders was 243,877 compared to 27,425 transactions by Greek Cypriots.

Meanwhile overall credit card spending continued to rise in September…

Greek Cypriots spent €5 million a day on their credit cards in September, an increase of 20 per cent year on year, even as the world lurched towards the worst recession in 80 years.

Over €150 million was spent during the month on credit cards, bringing the total so far this year to €1.4 billion, also a 20 per cent hike on September 2007, well before the global credit crunch began to hit home.

In addition to the money spent at home, Cypriots spent €90 million abroad on their credit cards last month, which represents an increase of 27 per cent over September 2007.

So far this year, €704 million has been spent abroad on Cypriot credit cards, one third more than in the first nine months of 2007.

However, the figures reveal some bad news for spending by visitors to the island. In the first nine months there was no change in credit card spending by tourists over 2007.

Nearly €384 million was spent on credit cards by tourists on the island in the first nine months. Last month, credit card spending by tourists reached €56 million, only four per cent up on September 2007.

CYPRUS MAIL 25/10/08

İnsanoğlu ateş yakmayı 790 bin yıl önce başarmış

İsrail'de yapılan yeni araştırma, insanoğlunun yaklaşık 790 bin yıl önce ateş yakabildiğini ve bu yetenek sayesinde Afrika'dan Avrupa'ya göç edebildiğini ortaya koydu.

 

 

İbrani Üniversitesi'nin, Ürdün nehri kıyısındaki arkeolojik bir alanda bulunan çakmak taşları üzerinde yaptığı analizler, erken medeniyetlerin ateş yakmayı öğrendikleri ve bunun bilinmeyen topraklara göç etmek için bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.

2004 yılında bölgeyle ilgili yapılan başka bir çalışma, insanın erken çağlarda, yanmakta olan ateşi kontrol altına aldığını ortaya çıkarmıştı. Ancak yeni araştırmada, tarih öncesi insanların ateş yakmayı da bildikleri anlaşıldı.

Araştırmacılar, bu bağımsızlığın insanların kuzeye göç etmelerini kolaylaştırdığı kaydetti.

Araştırmayla ilgili konuşan arkeolog Nira Alperson-Afil, yeni verilerin, bölgede var olmuş birçok medeniyet tarafından ateşin kontrollü ve sürekli biçimde kullanıldığını ve bu toplulukların doğal ateş kaynaklarına bağımlı olmadıklarını gösterdiğini söyledi.

Alperson-Afil, eski insanların kendilerini avcı hayvanlardan korumak, sıcaklık ve ışık için ateşi kullandıklarında, insan olmayan yabancı bölgelere gidebilmek için yeterli güvenliği sağladıklarını belirtti.

Araştırma sonuçları, "Quaternary Science Reviews" dergisinde yayınlandı.

CNN TURK 26/10/08

 

Sınır tanımayan gazeteciler, KIBRIS gazetesine açılan davayı protesto etti

Cuma günü web sayfalarında (http://www.rsf.org/) yayınladıkları bir basın bildirisinde, örgüt, KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, eski Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ve KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi Nevzat'ın, dava sonucunda para, hatta hapis cezası alabileceklerini yazdı

   Basın özgürlüğünü savunan uluslararası örgüt, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, KIBRIS gazetesine Turgay Avcı tarafından açılan davayı protesto etti.

   Cuma günü web sayfalarında (http://www.rsf.org/) yayınladıkları bir basın bildirisinde, örgüt, KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, eski Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ve KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi Nevzat'ın, dava sonucunda para, hatta hapis cezası alabileceklerini yazdı.

   Basın bildirisinin tüm metni şöyle:

   "KIBRIS gazetesinden üç gazeteci, Türkiye ile ilişkiler konusunda yazılmış bir yazı dolayısıyla (sadece Türkiye tarafından tanınan) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından, ülkelerinde dava edildiler.

   Üç gazeteciyi para, hatta hapis cezası ihtimalleriyle karşı karşıya bırakacak duruşmanın tarihi 28 Kasım olarak belirlendi.

   Dışişleri Bakanı, gazeteci Başaran Düzgün'ü "Türkiye ile KKTC arasındaki iyi ilişkileri yıkmak" amacını gütmek ile suçlarken, eski Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ve KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi Nevzat'ı da, yazının yayınlanmasına izin verdikleri için "aynı" nedenle dava ediyor.

   Yazıda, Başaran Düzgün, eski Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Kıbrıs sorunu hakkındaki görüşlerini eleştiriyor ve 24 Nisan 2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin Birleşmiş Milletler çözüm planına "evet" oyu vermesine karşın, Sezer'in bu iradeye saygı duymamasını yeriyor.

   Gazeteci yazısını şu sözlerle bitiriyor:

   'Sayın Sezer'e emekliliğinde iyi şanslar diliyorum, Türkiye bir kötülükten kurtuluyor, Kıbrıslı Türkler de..."

KIBRIS 26/10/08

Hristofyas: Türkiye Kıbrıslıları rahat bırakmalı

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Türkiye’nin, ‘Kıbrıslıları’ çözüm bulunması konusunda rahat bırakmasını” istedi.

AA

Güncelleme: 15:08 TSİ 27 Ekim 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum basın haberlerine göre, Pekin dönüşünde Larnaka havaalanında açıklama yapan Hristofyas, “Kıbrıslıların” tek başlarına çözüm bulmasına Türkiye’nin anlayış göstermesi gerektiğini söyledi ve “Bu Türkiye’nin hem görevidir hem de yararınadır.” dedi.

“BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak Çin’in, ilkeler temelinde Kıbrıs sorununun çözümüne kadar, ‘Kıbrıs cumhuriyeti’ni desteklemeyi sürdüreceğinin teyidini Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Yardımcısı’ndan aldığını” ifade eden Hristofyas, Çin Halk Cumhuriyeti ile dostane ilişkilere yeni bir “çakıl taşı” konulduğunu söyledi.

Hristofyas, global ekonomik kriz konusunda ise Güney Kıbrıs’ın ekonomisinin istikrarlı olduğunu ve endişeye gerek olmadığını belirterek, bankacılık sisteminin iyi durduğunu, ayrıca para akışının da iyi olduğunu kaydetti.

GÜNEY KIBRIS’TA EKONOMİK ENDİŞEYE GEREK YOK
Dünyadaki ekonomik krizin sürmesi durumunda bunun, Güney Kıbrıs ekonomisine, turizm, inşaat ve sanayi gibi alanlara kötü etkisi olacağını dile getiren Hristofyas, bu durum için hükümetin alternatif çözümler ve tedbirler üzerinde çalıştığını ifade etti.

Hristofyas, uluslararası ekonomik krizin muhtemel etkilerine ilişkin olarak Güney Kıbrıs’ta panik yaratılmaması gerektiğini de belirtti.

 

AB, Rumları YDÜ'ye yönlendirdi

PAZARTESİ SOHBETLERİ

 

Emin AKKOR

 

KUZEYDEKİ BİLGİSAYAR YETERİNCE BÜYÜKTÜR... AB'nin, Rumların da süper bilgisayar kurulması girişimini engelleme gerekçesi olarak YDÜ'deki süper bilgisayarı gösterdiğini kaydeden YDÜ Genel Sekreteri İrfan Günsel, "Rumların devlet olarak süper bilgisayar kurmaları girişimine karşı duran AB, adada bir süper bilgisayar var, yeterince de büyüktür, ondan faydalanmaya bakın" denildiğini kaydetti

 

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR ONLARCA YIL KAZANIR... Dünyadaki büyük süper bilgisayarların bilimsel araştırmalarda kullanıldığı ve bu bilgisayarlarda çalışıldığında bulguların değerlendirilmesi ve olasılıkların taranmasında sağlanan hızla onlarca yıl kazanıldığını belirten İrfan Günsel, süper bilgisayarın yapılacak işlemlere hız kazandırdığı, araştırma ve bilgiye ulaşma süresini azalttığını vurguladı

 

KANSERDEN, AIDS VE PİRİNCE... Süper bilgisayarın ilk uluslararası araştırma olarak kanseri yenmenin yollarıyla ilgili sürdürülen çalışmaya katkı sağladığını belirten Günsel, kanser araştırmasına en fazla katkı koyduklarından dolayı da birinci konumda bulunduklarını vurguladı. YDÜ süper bilgisayarı, kanser araştırmasından kalan zamanda da AIDS ile daha kaliteli ve daha sağlıklı bir pirincin nasıl yetiştirilebileceğiyle ilgili araştırmalara katkı sağlıyor

 

CERN'E DE KATKI... YDÜ süper bilgisayarının, dünyanın en büyük deneyinin yapıldığı CERN'e da katkı sağlayacağını ifade eden Günsel, şu an devam eden diğer çalışmalarda ise, TBMM arşivinin depolanması, Türkiye İş Bankası'nın veri yedeklemesi ve KKTC için daha kesin hava raporları alınmasıyla ilgili çalıştıklarını dile getirdi

 

   Havadan bakıldığında bir anahtarın göbeği görüntüsü veren ve saatlerce bilgisayar başından kaçmayanların, sağlığı ve psikolojik rahatlamaları göz önünde bulundurularak, her odasının bahçeyi göreceği şekilde inşa edilen YDÜ İnovasyon Merkezi'nde bulunan süper bilgisayar, insan hayatının geleceğini ilgilendiren birçok bilimsel araştırmaya katkı koymaya başladı.

   Güvenlik önlemlerinden dolayı bazı yerlerde yer altına bulunan süper bilgisayar, YDÜ'de ilgililerin merakını biraz olsun giderebilme adına bir camekandan görülebilecek şekilde yerleştirildi.

   Klimasız bir ortamda çalışması durumunda 4 dakikada odayı 80 derece sıcaklığa yükseltecek güçte çalışan süper bilgisayar, her biri buzdolabı büyüklüğünde 3 güç kaynağıyla ülkemizdeki elektrik kesintileri ve dalgalı elektriğe karşı güvence altına alındı.

   Kapasitesi artırılmaya müsait bir şekilde kurulan ve her yıl da artırılması planlanan süper bilgisayar için olası bir yangın durumunda, su veya hava püskürtmeden odadaki oksijenin yutulmasıyla yangını söndürecek bir sistem kuruldu.

   Yeni yeni duymaya başladığımız ve işlevi yavaş yavaş kavranmaya başlanan süper bilgisayarın ülkemize de kurulması serüveni; bu bilgisayarın yaptığı çalışmalar ve sunduğu imkanları YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Günsel ile konuştuk.

   IBM ile iki yıllık bir çalışmanın ardından sürdürülen bir yıllık hazırlık sonrasında kurdukları süper bilgisayarı ülkemize de kazandırma fikrinin Barselona'da yaptığı bir gezide doğduğunu belirten İrfan Günsel, "Barselona'da dünyanın en büyük 5. süper bilgisayarını gezip inceleyerek kuruluş hikayesini dinledim. Deniz ve kum dışında bir değeri olmayan Barselona'yla ilgili bu yönde yapılan saptamalardan rahatsız olan Katalanlar, başka ne tür değerleri kente tanıtabileceklerini tartışırken böyle bir bilgisayar kurulmasına karar verildi. Eski bir kilisede kurulan dünyanın 5. büyük bilgisayarı yardım projeleri, bilimsel ve sağlık araştırmalarında kullanılıyor. Süper bilgisayar sayesinde Barselona, bilimsel araştırma yapmak isteyen Avrupalıları misafir etmeye başladı" diyerek hem ilham kaynağının serüvenini anlatırken, süper bilgisayarın önemine de dikkat çekti.

 

AB'den, Rumların süper bilgisayar kurmasına engel

 

   YDÜ'nün, KKTC'ye süper bilgisayar kurmasıyla ilgili gerekli bağlantılar tamamlandıktan sonra kamuoyuna duyurulması karşısında Rumların bir engelleme yapamadığına dikkat çeken İrfan Günsel, Rumların bu kez Güney Kıbrıs'a da süper bilgisayar kurmak için girişim başlattığını, ancak bu girişimin sonuç vermediğini kaydetti.

   AB'nin, Rumların süper bilgisayar kurmasını engellediğini belirten Günsel, "Rumların devlet olarak süper bilgisayar kurmaları girişimine karşı duran AB, adada bir süper bilgisayar var, yeterince de büyüktür, ondan faydalanmaya bakın" yanıtıyla karşılaşan Rumların, AB tarafından KKTC'deki, YDÜ'de bulunan süper bilgisayardan faydalanmaları için yönlendirildiğini kaydetti.

   Hem üniversite, hem de KKTC'nin dünyaya açılması yollarından biri olarak gördükleri süper bilgisayarla bilgiye engel olamayacağına dikkat çekerek, internet aracılığıyla dünyanın her yerinden YDÜ'deki süper bilgisayardan faydalanılacağına dikkat çeken Günsel, bu alanda ambargoların kırılmasına katkı sağlayacaklarını ifade etti.

 

KKTC dünya en hızlı bilgisayarına sahip 13. ülke

 

   IBM'in kendilerine ilk 500'e girecek bir bilgisayar önerdiğini, ama YDÜ olarak "olacaksa en iyisi olsun" anlayışları doğrultusunda ilk 100'e girecek bir bilgisayarı kurmak için yola çıktıklarını ve dünyanın en büyük 78. bilgisayarını ülkemize kazandırdıklarını belirten Günsel, KKTC'nin bugün dünyada en hızlı bilgisayara sahip olan 13. ülke konumunda bulunduğunu kaydetti.

   Kişisel bir bilgisayarın 10 bin katını hızı olan YDÜ'deki süper bilgisayarın 12 trilyon işlem kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Günsel, bilgisayarın normal bir bilgisayarın 100 bin katı bilgiyi depolayabileceğini ifade ederek, bilgisayarın kapasitesinin ne olduğuyla ilgili fikir edinilmesine katkı sağladı.

 

Süper bilgisayarlar ne işe yarar?

 

  İrfan Günsel, süper bilgisayarın yapılacak işlemlere hız kazandırdığı, araştırma ve bilgiye ulaşma süresini azalttığını vurgulayarak, bu bilgisayarların işlevinin boyutuna işaret etti.

   Dünyadaki büyük süper bilgisayarların bilimsel araştırmalarda kullanıldığı ve bu bilgisayarlarda çalışıldığında bulguların değerlendirilmesi ve olasılıkların taranmasında sağlanan hızla onlarca yıl kazanıldığını belirten İrfan Günsel, bunu bir örnekle şöyle aktardı: "ABD'deki dünyanın en büyük ikinci süper bilgisayarıyla insanın gen haritası çıkartılıyor. Bu yönde 8 yıl önce bağlayan çalışmalarda 4 yıl sonra sonuca ulaşılması planlanıyor. Normal bir kişisel bilgisayarın 60 milyon yılda yapabileceği çözümlemeler bu bilgisayar ile 12 yılda tamamlanacak."

   Süper bilgisayarların bilimsel araştırmalara hız kazandırma yanında çok fazla ve karmaşık bilgilerin depolanmasında da kullanıldığını ifade eden Günsel, bunun için yine ABD'den bir örnek vererek, ABD'deki tüm güvenlik ve kimlik verilerinin süper bilgisayarlarda depolandığını ve 350 milyonluk ülkede aranan bilgiye hızlı ulaşılması imkanının yaratıldığından bahsetti.

   İmal edilen arabalarda, çarpışmayla yapılan birçok testin artık süper bilgisayarlarda uygulandığını belirten Günsel, hatta süper bilgisayarların eczacılıktaki deneylerde de insanlara faydasının önemli boyutta olduğunu söyledi. Calpol örneğini veren Günsel, bu bilgisayarlara girilen verilerle ilaçların ilerleyen yıllardaki yan etkilerinin ortaya çıkartılabileceği ve piyasaya çıkan bir ilacın kullanıldıktan sonra zararlarının ortaya çıkmasının bu bilgisayarlar sayesinde önüne geçilebildiğini kaydetti.

   Süper bilgisayarın uzay araştırmalarında da kullanıldığını belirten Günsel, "Uzaya mekik gönderilirken, mekiğin atmosfere giriş ve çıkışlarda; hızı, açısı ve rüzgar hızı çok hassas hesaplamalar ister. Bu bilgisayarla hesaplama işlemlerini çok hızlı yaparak, hatasız ve süratli bir şekilde uzay çalışmalarına katkı sağlıyor" diyerek süper bilgisayarın hangi amaçlar için kullanıldığını örneklerle ortaya koydu.

 

YDÜ, kanser araştırmalarında nasıl birinci oldu?

 

   YDÜ'de süper bilgisayarın kurulmasının ardından yapılan ilk açıklamada kanser aştırmalarında dünyada birinci sırada oldukları belirtilmiş ve bu toplumda şaşkınlık yaratmıştı. Nasıl olur da bir bilgisayar kurulurkenden kanserle ilgili araştırmalarda birinci olabileceği ihtimaline süper bilgisayarların işlevi tam olarak bilinilmediğinden uzak bakıldı.

   Kanseri yenmenin yollarıyla ilgili araştırma merkezinin çalışmaları için YDÜ süper bilgisayarının da kullandırıldığını ve bu araştırmada en fazla soru taramasının YDÜ bilgisayarı üzerinden yapıldığından dolayı dünya birinciliğinin geldiğini ve bu birinciliklerinin devam ettiğini vurgulayan İrfan Günsel, bu araştırmanın içinde olmakla bir gün kanseri yenmenin yolları bulunduğunda KKTC ve YDÜ'nün katkısının da tüm dünya tarafından taktir edileceğine dikkat çekerek, bunun, ülkemizin bilime verdiği katkıyı gösterdiğini kaydetti.

   Kanser araştırmasında süper bilgisayarların 82 milyar olasılığı araştırdığını belirten Günsel, bu olasılıklar çözümlendiğinde kanserin çözümüne giden yolun bulunacağını söyledi.

   Üç yıldır tüm dünyadan süper bilgisayarların katkı koyduğu projeye YDÜ'nin 5 aydır dahil olduğunu ve bu 5 aylık sürede kişisel bir bilgisayarını 60 yılda verebileceği katkıyı sağladıklarını vurgulayan İrfan Günsel, sisteme katkı veren diğer süper bilgisayarlardan her gün daha fazla katkı sağladıkları için birinciliklerinin devam ettiğini kaydetti.

 

AIDS'ten prince

 

   Kanser araştırma merkezinin her bilgisayara bir soru sorduğunu ve süper bilgisayarın, yüklenen bu sorunun bir cevabı var mı yok mu diye yanıt aradığını belirterek işleyiş hakkında bilgi veren Günsel, 24 saat aralıksız devam eden aramada her sorunun cevabının 4-7 dakika arasında verildiğini kaydetti.

  Cevaplanan olasılığın merkeze gönderilik sistemin yeni soruyu yüklemesine kadar 3 dakikalık bir zaman geçtiğini ve bu arayı da değerlendirdiklerini vurgulayan Günsel, bu arada da AIDS ile ilgili sorulara yanıt arandığını söyledi.

   İki araştırma arasında oluşan boşlukta da, daha verimli ve daha sağlıklı bir pirincin nasıl üretilebileceğinin araştırıldığını belirten İrfan Günsel, bu sıralamanın kendileri tarafından belirlendiğini kaydederken, "Ülkemizin kanayan yarası olduğundan dolayı kanserle ilgili araştırmalara öncelik verdik" dedi.

 

Daha net hava raporları verilebilecek

 

   Türkiye Meteoroloji Müdürlüğü ile yaptıkları anlaşma gereği süper bilgisayarın katkısıyla Kıbrıs ile ilgili daha net hava raporları verilebileceğini ortaya koyan İrfan Günsel, Ankara'dan yapılan hava ölçümlerinin 5 km çapında olduğunu ve bunun ülkemize çok geldiğini ifade etti.

   Günsel, süper bilgisayarla 1 km çapla ilgili rapor veren bir sistem kurduklarını ve kısa süre sonra yürürlüğe girecek bu sitemle çok daha kesin sonuçların verilebileceğini kaydetti.

 

TBMM, bilgilerini YDÜ'de depolayacak

 

   TBMM ile yaptıkları anlaşma gereği meclis bilgilerinin YDÜ süper bilgisayarında depolanacağını söyleyen İrfan Günsel, bu anlaşmanın hem yurt dışı anlaşması olması, hem de Türkiye'nin önemli bir resmi kurumunun güvenini kazanacak bir yatırım yaptıklarının görülmesi açısından anlamlı olduğunu vurguladı.

   Günsel, Türkiye İş Bankası'nın da üçüncü yedeklemesini YDÜ süper bilgisayarında yapacağını kaydetti.

   Ülkemizdeki banka, şirket ve kurumların da bilgilerinin yedeklemesini YDÜ süper bilgisayarında yapabileceğini işaret eden Günsel, server hizmetleri de verebileceklerini kaydetti.

  

CERN'e de katkı

 

   İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi bünyesindeki büyük bilgisayarın yüzyılın deneyi olarak bilinen ve Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) tarafından yürütülen deneyde elde edilen verilerle ilgili araştırmalara da katkı sağlayacaklarını belirten İrfan Günsel, KKTC'nin de bu deneye katkı sağlayacak 34. ülke olacağına dikkat çekti

   CERN araştırmalarına dahil olmak için yaptıkları başvuruya yanıt beklediklerini söyleyen Günsel, çok kısa süre sonra başvuruya gelecek cevabın ardından çarpışmada çıkacak bilgilerin arasında aranacak bulguların YDÜ süper bilgisayarında da işleneceğini belirtti.

 

Akademisyenlere ücretsiz hizmet

 

   YDÜ süper bilgisayarının Türkiye ve ülkemizdeki üniversitelerde görev yapan akademisyenlere ücretsiz hizmet vereceğini açıklayan İrfan Günsel, sunulacak projeler değerlendirildikten sonra araştırmacıların internet üzerinden de bulundukları yerden araştırma yapabileceklerini kaydetti.

  

Mimarlık projeleri üç boyutluya dönüştürülebilir

 

   Süper bilgisayarın ülkemizde nasıl kullanılabileceğiyle ilgili bilgiler veren İrfan Günsel, mimarların çizdikleri projenin üç boyutlu bir hale daha hızlı dönüştürülebileceğini belirtirken bu şekilde mimarların kazançlarını şöyle ifade etti: "Bir mimarın hazırladığı  büyük projeyi, üç boyutlu bir hale dönüştürmek için yaklaşık 6-10 gününü bilgisayar başında geçirmesi gerekir. Gerekli veriler girdikten sonra süper bilgisayar o projeyi 3-4 dakikada üç boyutlu hale dönüştürebilir. Böylelikle süper bilgisayarı kullanan mimar bir haftalık zaman kazanmış olur" dedi.

 

Süper bilgisayarla sadece internete girilemez

 

   Süper bilgisayarın fonksiyonlarının saymakla bitirilemeyeceğine dikkat çeken İrfan Günsel, bu bilgisayarla yapılamayacak tek şeyin internete bağlanmak olduğunun altını çizdi.

   Bu süper beynin ekranı da olmadığına dikkat çeken Günsel, süper bilgisayarların yaşayan bir organizma olduğunu ve sınırsız büyüme yeteneğine sahip olduğunu ifade etti.

KIBRIS 27/10/08

KKTC'den Rumlara 'haber' tepkisi

KKTC Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de başlatılan kapsamlı müzakerelerde, görüşmenin içeriğine ilişkin basına bilgi verilmemesi prensip kararına rağmen görüşme masasından Rum basınına haberler sızdırılmasına karşı tavır almaya hazırlanıyor.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 3 Kasım Pazartesi günü Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la yapacağı görüşmede, müzakere sürecinin verimliliğini olumsuz etkileyen Rum basınına sızdırmalar konusunu yeniden gündeme getireceğini ve görüşmeye önerilerle gidileceğini bildirdi.

Erçakıca, "Görüşme masasındaki konuların Rum medyasına sızdırılmasına karşı alınacak önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk basınına açıklama mı yapılacak" sorusuna karşılık, "Eğer Sayın Hristofyas ile Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık kalırlarsa açıklayacağız tabii" dedi.

Rum basınına "sızan" bilgiler arasında, "önemli oranda doğrular ve önemli oranda eksiklikler bulunduğunu" da söyleyen Erçakıca, bunları Rum basınına sızdıranların, "daha fazla üstünlük sağlama" peşinde olduğunu kaydetti.

Rum basınına bugün yansıyan seçim sistemiyle ilgili görüş ve önerilere değinen Erçakıca, "Burada da siyasi eşitlik esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türk yöneticileri belirleyeceği bir sistem kabul edilemez. Aynı şekilde biz de karşı tarafa 'sizin yöneticilerinizi biz belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da değiliz" diye konuştu.

Erçakıca, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un, "geçişlerin kapatılması" önerisiyle ilgili soruya karşılık, "Başpiskoposun kafasındaki çözüm modelinin kendilerine uymadığını, ona uymayan açıklamaları duyunca da ortamı dinamitleyecek şeyler söylediğini" kaydetti.

Hasan Erçakıca, Başpiskopos'un, kendisinin açıklamalarına yönelik eleştirileriyle ilgili olarak da "Kıbrıs Türk halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum. Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.

Erçakıca, Rum tarafının, Güney Kıbrıs'ta temaslar yapan Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine, Kıbrıs Türk tarafının, Avustralyalı yetkililer nezdinde tepki gösterdiğini de açıkladı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, bugün, Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile görüşerek, hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini anlattığını hem de Dışişleri Bakanı Smith'le görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdiğini aktardı.

Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in Talat'la görüşmesini engellediğini ifade eden Erçakıca, şunları söyledi: "Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi izolasyon politikasını devam ettirmek kararlılığındadır. Bununla da kendi istediği tarzda bir çözümü dayatmaya çalışacaktır, bu amaçla siyasi izolasyonu bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Böyle bir şeyde başarılı olma şansları yoktur. Kıbrıs Türk tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir çözüm arayışında olmayı sürdüreceğiz ama Kıbrıs Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme olasılığı yoktur."

Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini vurguladı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, perşembe günü İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak iş adamları ve liderlere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın vereceği akşam yemeğine katılacağını da bildirdi.

CNN TURK 28/10/08

34 yıl sonra ilk defa

VİZE İŞLEMLERİNİ YAPTIRDILAR... İngiliz, Alman ve Amerikalı turistlerden oluşan turist kafilesi dün sabah saatlerinde Girne Turizm Limanı muhaceret kapısında toplu olarak pasaportlarıyla birlikte vize kağıtlarına işlemlerini yaptırarak ülkemize giriş yaptı

 

TURİSTLER, TURİSTİK YERLERİ GEZDİ... Batı Akdeniz sahillerini gezen Bahama bandıralı gemi, İstanbul, ardından Alanya ve dün sabah saatlerinde de Girne Turizm Limanı'na demir attı. 110 kişilik kafile dün Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St. Hilarion Kalesi'ni gezdi. Turistleri gezdiren gemi, akşama doğru Mısır'a hareket etti

 

Elmas TOKAY

   34 yıl sonra ilk kez uluslararası bandıralı bir gemi özel ilgi turizmi çerçevesinde dün Girne Turizm Limanı'na demir attı. Gemide bulunan 110 turist ise muhaceret işlemlerini yaparak ülkemize giriş yaptı.

   110 kişilik kafile dün Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St. Hilarion Kalesi'ni gezdi. Turistleri gezdiren gemi, akşama doğru Mısır'a hareket etti.

   Batı Akdeniz sahillerini gezen Bahama bandıralı, "Pocket Cruise Passenger Ship" sınıfı 90 metre uzunluğundaki gemi, İstanbul, ardından Alanya ve dün sabah saatlerinde de Girne Turizm Limanı'na demir attı.

 

Vize işlemleri yaparak ülkemize giriş yaptılar

 

   İngiliz, Alman ve Amerikalı turistlerden oluşan turist kafilesi dün sabah saatlerinde Girne Turizm Limanı muhaceret kapısında toplu olarak pasaportlarıyla birlikte vize kağıtlarına işlemlerini yaptırarak ülkemize giriş yaptı.

   Ülkemize gelen turistler, burada olmaktan çok mutlu olduklarını belirttiler. İlk kez ülkemize gelmenin heyecanını yaşadıklarını kaydeden turist topluluğu, kendilerinin ülkemiz açısından böyle bir tarihi olaya sebep oldukları içinde onur duyduklarını ifade ettiler.

   Ülkemizde faaliyet gösteren Kyrenia Holidays yetkilileri ve rehberleri tarafından karşılanan 110 kişilik turist kafilesi, otobüslerle Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St. Hilarion Kalesi'ni rehberler eşliğinde gezerek güzel zaman geçirdi.

 

Büyük uğraşlar sonucu başardık

  

   Bu tarihi olayın gerçekleşmesinde büyük katkı sağlayan Kyrenia Holidays Direktörü Tamer Konat bu tarihi olayı 6 ay öncesinden planladıklarını ve büyük uğraşlar sonucu gerçekleştirdiklerini ve sonunda bunu başardıklarını kaydetti.

   Herhangi bir engellemeyle karşılaşmamak için son dakikaya kadar bu durumu gizli tuttukları söyleyen Konat, KKTC turizminde ilk kez gerçekleşen bu güzel olaydan dolayı çok mutlu olduklarını da sözlerine ekledi.

 

"Sıcak karşılandık"

 

   Geminin Alman asıllı kaptanı, Baltık Denizi, Akdeniz, Ege, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu arasında seyreden 120 yolcu kapasiteli kruvaziyer sınıfı gemiyle Girne Turizm Limanı'na demir atmaktan duyduğu memnuniyeti belirterek, 10 yıldan beri sefer düzenledikleri bölgede ilk kez Girne'ye geldiklerini ve sıcak bir şekilde karşılandıklarını söyledi.

   "Ülkeye ilk gelen yabancı bandıralı yolcu gemisi olduğumuzu öğrendim. Halk dansları ve çiçeklerle karşılandık ve bu ülke ile insanı hakkındaki edindiğim ilk izlenimim olumlu yönde" diyen kaptan, Girne Turizm Limanı'na gelmeye devam edeceklerini kaydetti.

KIBRIS 28/10/08

 

Sürece zarar veriliyor

Erçakıca: Rum yönetiminin, Avustralya Dışişleri Bakanı Smith'in Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesini engellemesi ve Rum yönetiminin bu gibi çabaları görüşme ve kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar veriyor

 

   Rum tarafının, dayattığı siyasi izolasyonlarla Kıbrıs'ta temaslar yapan Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine, Kıbrıs Türk tarafı, Avustralyalı yetkililer nezdinde tepki gösterdi.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini söyledi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah, Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile görüşerek; hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini anlattı, hem de Dışişleri Bakanı Smith'le görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdi.

   Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami de, önceki akşam Smith'le yemekte bir araya geldi ve Rum tarafının tutumunun görüşme sürecine zarar verdiğini dikkate getirdi.

   Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, dün, mecliste temsil edilen siyasi partilerle görüştü. Kıbrıs Türk tarafının görüşme masasına sunduğu öneriler, siyasi partilerin bilgisine getirildi ve değerlendirmeler yapıldı. Değerlendirmelere bundan sonra da devam edilecek.

 

Yasamayla ilgili öneriler pazartesi

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dünkü basın brifinginde, çeşitli konularda bilgiler verdi. Erçakıca, müzakerelerde "yürütme organı"yla ilgili son görüşmelerin yapıldığını, karşı görüşlerin ifade edildiğini; yasama organının nasıl olacağı konusunda Rum tarafının önerilerini sunduğunu, Kıbrıs Türk tarafının da bunlarla ilgili değerlendirmelerini ve kendi önerilerini pazartesi günkü toplantıda ortaya koyacağını açıkladı.

 

Talat, İstanbul'da işadamlarıyla yemeğe katılacak

 

   Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, perşembe günü İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak işadamları ve liderlere Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vereceği akşam yemeğine katılacağını da bildirdi.

   Hasan Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85'inci kuruluş yıldönümünü de kutladı.

 

"Engelleme başarılı oldu"

 

   Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Kıbrıs'a ziyaretinin yoğunlukla Kıbrıs sorunuyla ilgili geçtiğini belirten Erçakıca, Rum lider Dimitris Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesini engellemeye çalıştığını ve bunda başarılı olduğunu belirtti.

   Erçakıca, şöyle konuştu:

   "Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi izolasyon politikasını devam ettirmek kararlılığındadır. Bununla da kendi istediği tarzda bir çözümü dayatmaya çalışacaktır, bu amaçla siyasi izolasyonu bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Böyle bir şeyde başarılı olma şansları yoktur. Kıbrıs Türk tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir çözüm arayışında olmayı sürdüreceğiz ama Kıbrıs Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme olasılığı yoktur".

 

Sürece ciddi zarar

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğine işaret etti.

   Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini Avustralyalı yetkililere aktarmaktan geri durmadıklarını bildiren Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami'nin önceki  akşam Smith'in düzenlediği ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun da yer aldığı bir yemeğe katıldığını açıkladı. Yemekte görüşmelerdeki durumun tartışıldığını; Nami'nin, ayrıca, Avustralya Dışişleri Bakanı Smith'le baş başa görüştüğünü ve Kıbrıs Türk tarafının siyasi izolasyondan duyduğu rahatsızlığı da ifade ettiğini kaydeden Erçakıca, "Aynı zamanda Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerimiz de burada anlatılmaya devam edildi" diye konuştu.

   Hasan Erçakıca, dün de Cumhurbaşkanı Talat'ın Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi'yle görüştüğünü de bildirerek, planlanandan daha uzun süren bu görüşmede Kıbrıs sorununun enine boyuna ele alındığını kaydetti. Erçakıca, böylece Avustralyalı yetkililere, Rum tarafı kaynaklı siyasi izolasyonlara karşı tutum ve tepkilerin anlatıldığını söyledi.

 

Rum basınına sızdırmalara karşı tavır alınıyor

 

   Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulmak için 3 Eylül'de başlatılan müzakerelerde, karartmaya rağmen görüşme masasından Rum basınına sızdırılan haberlere karşı tavır almaya hazırlanıyor.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi günü Rum lider Dimitris Hristofyas'la yapacağı görüşmede, müzakere sürecinin verimliliğini olumsuz etkileyen Rum basınına sızdırmalar konusunu yeniden gündeme getirecek.

   Talat'ın, masaya bir tavırla veya birkaç öneriyle gideceği ve pazartesi gününe kadar süreci izlemeye devam ettiği belirtildi.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dünkü basın brifinginde, iki liderin mutabık kalması halinde görüşme masasındaki konularla ilgili gelişmelerin basına açıklanacağını da söyledi.

 

Görüşme masasından Rum basınına sızdırılanlar

 

   Erçakıca, 3 Eylül'den beri müzakere masasında konuşulanların Rum basınında yayımlanmasının kendilerini ciddi şekilde rahatsız ettiğini daha önce de dile getirdiklerini hatırlatarak, şöyle konuştu:

   "Bu konu Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından müzakere masasına da götürüldü. Ama ne yazık ki öyle görünüyor ki bu konuda önlem alınamıyor veya önlem alınmak istenmiyor. Kıbrıs Türk tarafı olarak bundan ciddi şekilde rahatsızız. Müzakere sürecinin bu şekilde verimli olamayacağını düşünüyoruz. Kıbrıs Türk halkının bu gibi gelişmeleri Kıbrıs Türk basınından öğrenme hakkı vardır. Kıbrıs Türk basınının bunları yansıtmak görevi vardır. Eğer ki müzakere süreci bu şekilde devam edecekse, bunları da bizim düşünmemiz lazım."

 

Sızma haberlerde doğrular da, eksikler de var...

 

   Hasan Erçakıca, pazartesi günü yapılacak görüşmeye kadar konuyu izlemeye ve tartışmaya devam edeceklerini ve pazartesi günü bu konuda bir tavırla veya birkaç öneriyle görüşme masasına gitmek eğilimi taşıdıklarını açıkladı. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu amaçla görüş alışverişleri yaptığını bildirdi.

   Rum basınına sızarak, oradan da Kuzey Kıbrıs'a akan bilgileri, görüşleri, belgeleri de görmezlikten gelemeyeceklerini kaydeden Erçakıca, bunlar arasında önemli oranda doğrular ve önemli oranda eksiklikler bulunduğunu söyledi.

   Erçakıca, bunları Rum basınına sızdıranların, "daha fazla üstünlük sağlama" peşinde olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

 

"Bütün öneriler siyasi eşitlik ilkesi açısından değerlendiriliyor"

 

   "İki tarafın da tutumu tam olarak bu haberlere yansıtılmış değildir ama önemli oranda doğrular içeriyor. Bu haberler değerlendirilirken, Kıbrıs Türk halkının şunu dikkatten kaçırmamasını istiyorum: Biz müzakere süreci başlamadan ve başladıktan sonra da bir prensipler demeti açıklamıştık. Bu müzakere sürecinde ve sonucunda bulunacak çözümde, Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkının siyasi eşitliği ve iki kurucu devletin eşit statüsü esas olacaktır demiştik. Müzakere masasına getirilen bütün önerileri bu ilkeler açısından değerlendirdiğimizin bilinmesini istiyorum."

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum basınına yansıyan seçim sistemiyle ilgili görüş ve önerilere değinirken de, "Burada da siyasi eşitlik esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türk yöneticileri belirleyeceği bir sistem kabul edilemezdir. Aynı şekilde biz de karşı tarafa 'sizin yöneticilerinizi biz belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da değiliz" diye konuştu.

 

Kendi aralarında bile anlaşamıyorlar

 

   Güney Kıbrıs'ta garantilerle ilgili tartışmaların da sürdüğünü belirten Erçakıca, ilkelerinden birinin de garanti sisteminin değişmezliği olduğunu sık sık söylediklerini hatırlattı. Erçakıca, Güney'deki tartışmanın konunun gündeme getirilmesinin zorluğunu ve anlamsızlığını gösterdiğine, çünkü Rum liderlerin kendi aralarında bile anlaşamadığına dikkat çekti.

 

Mutabık kalınırsa açıklanacak

 

   Erçakıca, "görüşme masasındaki konuların Rum medyasına sızdırılmasına karşı alınacak önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk basınına açıklama mı yapılacak" yönündeki soruya karşılık da, "Eğer Sayın Hristofyas ile Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık kalırlarsa açıklayacağız tabi" dedi.

   Toplantıda sağlanan mutabakatlara bağlı kalınmaması halinde başka çareler düşünüleceğini söyleyen Erçakıca, "Belki de üzerinde durulması gereken seçeneklerden biri de görüşülenleri açıklayalım ki herkes önerileri öneri sahiplerinin ağzından öğrensin olabilir" ifadelerini kullandı.

   Sözcü Erçakıca, bu konudaki şikayetleri daha önce görüşme masasına götürdüklerini yineleyerek, telefon görüşmesiyle halledilebilecek bir konu olmadığını, soğukkanlılıkla izleyip pazartesi yüz yüze görüşmeyi ve alternatif tutumları da görüşmeyi tercih ettiklerini söyledi.

 

Kıbrıs'ın gerçekleri

 

   Başpiskopos'un geçişlerin kapatılması önerisiyle ilgili soruya karşılık, Başpiskopos'un kafasındaki çözüm modelinin kendilerine uymadığını, ona uymayan açıklamaları duyunca da ortamı dinamitleyecek şeyler söylediğini kaydeden Erçakıca, zaman zaman Kuzey Kıbrıs'ta da böyle görüşlerin gündeme gelebildiğini ama kendisinin görüşme masasındaki gizlilik ilkesine sadık kalarak mümkün olduğunca gerçekleri açıkladığını vurguladı.

   Erçakıca, "Kıbrıs Türk halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum. Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.

KIBRIS 29/10/08

 

Gerçekçi çözüm

"KIBRISLI TÜRKLER, EN AZ KIBRISLI RUMLAR KADAR HAK SAHİBİ"...TC Lefkoşa Büyükelçisi Kurttekin, Türkiye'nin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü'nün yanında yer almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam edeceğini belirterek, "Adil, gerçek ve kalıcı bir çözüm isteyenlerin, Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkü'nü yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir" dedi

 

"KIBRIS TÜRKÜ ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ KANITLADI"... Türkekul Kurttekin, Kıbrıs Türkü'nün yeni bir ortaklık kurulmasına hazır olduğunu 2004 yılında tüm ilgili tarafların katılımıyla hazırlanan Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planıyla kanıtladığını ifade ederek, "Kıbrıslı Rumlar bu planı reddetmekte maalesef beis görmemiştir. Bunun bedelinin Kıbrıs Türküne ödetilmesinin düşünülmesi dahi mümkün değilken çok çeşitli alanlarda izolasyonların sürdürülmesi ve uluslar arası camianın bu konudaki duyarsızlığı üzücü ve düşündürücüdür" şeklinde konuştu

  

   Türkiye Cumhuriyeti (TC) Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüme ancak adadaki gerçekler göz önünde tutularak ulaşılabileceğine inandığını belirtti.

   Türkiye'nin bu anlayışla şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü'nün yanında yer almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam edeceğini kaydeden Türkekul Kurttekin, "Adil, gerçek ve kalıcı bir çözüm isteyenlerin, Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkü'nü yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir" dedi.

 

Uygarlık projesi

 

   Türkekul Kurttekin, TC'nin kuruluşunun 85. yıldönümünün kutlandığı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yaptığı radyo televizyon konuşmasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85. kuruluş yıldönümünü kutlamanın sevinç heyecan ve gururunun birlikte yaşandığını belirtti.

   "Bu büyük bayram hepimize kutlu olsun. Bu anlamlı günde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün aziz hatırası önünde bir kez daha tazimle eğiliyor kurtuluş savaşımızın şanlı şehitlerini  rahmetle  minnetle kahraman gazilerimizi  şükranla anıyoruz" diyen Büyükelçi Kurttekin, Mustafa Kemal  Atatürk'ün 19 Mayıs 1919' da Samsun'a çıkarak  başlattığı ulusal mücadeleyi Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, 23  Nisan 1920 'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulması ve 30 Ağustos zaferinin kazanılması gibi  önemli evrelerinde başarı ile yönettiğini ve 29 Ekim 1923'de Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edilmesi ile taçlandırdığını belirtti..

   Askerlik dehasıyla insanlık idealini nefsinde birleştirmiş, asker olarak büyük fakat devlet adamı olarak daha büyük bir kişilik olan Mustafa Kemal'in, mücadelede en büyük gücü, 10. yıl nutkunda da belirttiği gibi, yüce Türk ulusunun yüksek karakteri, yorulmaz çalışkanlığı ve fıtri zekasına olan sarsılmaz inanç ve güveninden aldığını kaydeden Türkekul Kurttekin, "1923 yılından 1938 yılına kadarki 15 yıllık kısa süredeki siyaset, toplumsal yaşam, hukuk, ekonomi ve kültür alanlarında gerçekleştirdiği dünyanın hiçbir ülkesinde emsali görülmemiş devrimlerle bir uygarlık projesi olan Türkiye Cumhuriyetinin sağlam temellerini atan Atatürk tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır" şeklinde konuştu.

 

Gelecek kuşaklar için örnek

 

   Atatürk'ün 100. yıl doğum gününün tüm üye ülkelerde kutlanması kararı alınırken Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür kuruluşu UNESCO'nun Atatürk'ü uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çaba gösterdiğini, gelecek kuşaklar için örnek olacak Eğitim Bilim ve Kültür alanlarında olağanüstü bir devrimci olarak tanımladığını vurgulayan Kurttekin şöyle devam etti:

   "Türk insanı tarihin süzgecinden geçmiş deneyimlerin kazandığı bir zengin kültürü engin hoşgörüsü, farklı ırk, inanç ve kültürlere saygı yardımlaşma duygusu ve hasletleriyle insanlığın daha iyi bir dünyaya kavuşması çabalarına önemli katkılar yapmaktadır. Yüce Cumhuriyeti Atatürk'ün Yurtta Barış dünyada barış umdesi ışığında dünyanın çeşitli bölgelerinde barışın tesisi ve korunması için uluslararası camianın çabalarına katılmaktadır."

 

Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin özel anlamı

 

   Türkiye Cumhuriyeti'nin çevresinde ve tüm dünyada olan uyuşmazlıkların barışçı yöntemlerle diyalog ve işbirliği çerçevesinde çözümü için gayret göstermekte olduğuna dikkat çeken Türkekul Kurttekin, günümüz dünyasında uluslararası ilişkilerde ve diplomaside ekonomik güç ve askeri güç gibi klasik araçların yanı sıra güvenilirlik, hak, adalet, ahde vefa, çifte standarttan kaçınma gibi unsurların giderek daha fazla değer kazanmakta olduğunu söyledi.

   "Bu itibarla Türkiye'nin geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi bence özel bir anlam taşımaktadır" diyen Kurttekin, 192 üye ülkeden 151 in oyunu almasının uluslararası camianın Türkiye'ye, diyalog ve işbirliği temellerine dayanan barışçı Türk dış politikasına güveninin bir tezahürü olduğunu vurguladı.

   Kurttekin, " Türkiye'nin üstlendiği bu sorumluluk daha iyi bir uluslararası düzenin tesisi için çeşitli alanlarda sürdürülen çabalarda olumlu bir katkı oluşturacağına inanıyoruz" dedi.

 

KKTC'nin 25. kuruluş yıldönümü

 

   15 Kasım'da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 25. yıldönümünün kıvanç ve coşkuyla kutlanacağına da dikkat çeken Türkekul Kurttekin, Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkü'nün uzun yıllar varlığını, özgürlüğünü, ulusal kimliğini korumak için büyük fedakarlıklarla kahramanca mücadele ettiği ve mücadelesini 1983 yılında ortak iradesiyle kurduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle taçlandırdığını belirtti.

   Kurttekin, "Kıbrıs Türk halkı çeyrek yüzyıldır özgür bir ortamda kendisini idare etmekte yöneticilerini demokrasi kuralları çerçevesinde seçmekte sahip olduğu tüm demokratik kurumları geliştirmektedir" dedi.

 

Tarihin kara lekesi

 

   Türkekul Kurttekin şöyle devam etti:

   "Atatürk devrim ve ilkelerini özümsemiş, çağdaş değerleri benimsemiş Kıbrıs Türkü bu gelişimini yıllardır maruz kaldığı ve bugün de devam eden haksızlıklara uluslar arası camiadan soyutlanması için sürdürülen insan akdi ve vicdaniyle bağdaşmayan çabalara rağmen başarmıştır. Bununla haklı olarak gurur duymaktadır. Kıbrıs Türkünün maruz bırakıldığı haksızlıkların tarihin sayfalarına kara bir leke olarak geçeceği kuşkusuzdur.

   Kıbrıs Türkü 1960 yılında ortaklık esasıyla kurulan fakat ortağının kendisiyle güç paylaşımını hazmedememesi nedeniyle 1963 yılında yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir ortaklık kurulmasına hazır olduğunu 2004 yılında tüm ilgili tarafların katılımıyla hazırlanan Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planıyla kanıtlamıştır. Kıbrıslı Rumlar ise bu planı reddetmekte maalesef beis görmemiştir. Bunun bedelinin Kıbrıs Türküne ödetilmesinin düşünülmesi dahi mümkün değilken çok çeşitli alanlarda izolasyonların sürdürülmesi ve uluslar arası camianın bu konudaki duyarsızlığı üzücü ve düşündürücüdür."

 

Çözümün unsurları

 

   Kıbrıs Türkü'nün sorunun çözümü için Birleşmiş Milletler zemininde uzun yıllar boyunca yapılan müzakerelerde ortaya çıkan parametreler ve müktesebat temeliyle eşitlik esasına dayanan Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin sürdürüleceği yeni bir ortaklığa hazır olduğunu dünyaya ilan ettiğine dikkat çeken Kurttekin, olası bir çözümün unsurlarını da şöyle açıkladı:

   "Kıbrıs Türkünün 1974 öncesi sıkıntılı koşullarına dönmesi müsamaha etmemekle kararlı olan Türkiye Cumhuriyeti bu çabayı desteklemektedir. Adil ve kalıcı bir çözüme ancak adadaki gerçekler göz önünde tutularak ulaşılabileceğine inanmaktadır. Bu anlayışla şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkünün yanında yer almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam edecektir. Adil gerçek ve kalıcı bir çözüm isteyenlerin Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkünün yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir. Bu düşünce ve duygularla Cumhuriyet Bayramının Türk Ulusunun Kutlu olmasını diliyor hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum."

 KIBRIS 29/10/08

 

Cumhurbaşkanı Talat, siyasi parti temsilcileriyle görüştü

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la 22 Ekim'de yaptığı son görüşme sonrası dün Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi partileri toplantıya çağırdı.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın siyasi partilere süreçteki son gelişmelerle ilgili bilgi verdiği toplantı saat 11. 30'da başladı ve yaklaşık iki saat sürdü.

 

Soyer: Talat kararlı tutumla çalışıyor

 

   CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın kararlı bir tutumla görüşme sürecini bir sonuca bağlamak için çalıştığını ifade etti.

   Görüşme sürecinin sonunda kalıcı ve karşılıklı bir çözüme ulaşmanın temel hedefleri olduğunu vurgulayan Soyer, "Çözüm için uğraş verildiği bu dönemde Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Ada'ya yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmemesi doğru bir davranış olmadı" diye konuştu.

   Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmak isteyen tarafların Kıbrıs Rum tarafının çözümsüzlüğü destekleyen tutumuna karşı çıkması gerektiğini ifade etti.

   2009 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Kıbrıs'ta bir çözümün referanduma sunulmasının herkesin de menfaatine olacağını vurgulayan Soyer, Türk tarafının bu temelde gayretinin süreceğini belirterek, ' ancak buna uluslararası camia da yardımcı olmak zorundadır' dedi... Soyer, "bu çözümde Kıbrıs'ın Birleşik olarak eşitlik temelinde AB ve BM'nin üyesi olacağını" kaydetti.

   Başbakan Soyer, Kıbrıs Türksüz bir çözüm olamayacağına da dikkati çekti.

 

Avcı: "Rum yönetimi'nin kabul edilemez talepleri var

 

   ÖRP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi'nin kabul edilemez talepleri bulunduğunu gördüklerini kaydetti.

   Avcı, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türkleri eşit görme ve çözümün iki eşit taraf arasında olacağı düşüncesine henüz ulaşmadığını da kaydetti.

   Avcı, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın olası çözümde Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda tek liste halinde aday gösterilmesi noktasında olduğunu, bunu Kıbrıs Türk tarafının kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

   Görüşmede yurt dışındaki diplomatların son günlerde Kıbrıs'a yaptığı ziyaretler konusunun da gündeme geldiğini ifade eden Avcı, kendilerinin yabancı diplomatlara çözüm istiyorlarsa Kıbrıs Türklerine eşit davranılması gerektiğini her zaman dile getirdiklerini kaydetti.

 

Çavuşoğlu: Sorun vizyonda

 

   Ulusal Birlik Partisi Genel Seketeri Nazım Çavuşoğlu, müzakere sürecinde asıl sorunun ayrıntılarda değil, vizyonda olduğunun herkes tarafından kabul edilme aşamasına gelindiğini söyledi.

   Rum yöneticilerin Kıbrıslı Türkleri kendilerine eşit görmediği sürece sorunun çözülemeyeceğini ifade eden Çavuşoğlu, Sağlıklı bir anlaşmaya varma noktasında büyük sıkıntılar bulunduğunu belirtti.

   Çavuşoğlu, gerek temsiliyet, gerekse seçim sistemi konusunda hiçbir Türk temsilcinin Rum oyuna muhtaç olmasının kabul edilemeyeceğini kaydetti.

   Kıbrıslı Türklerin adada çözümü canı gönülden istediğini ve bu konuda da özverili davrandığını ancak, Kıbrıslı Rumların halen adanın tek sahibi olarak kendilerini gördüklerini anlatan Çavuşoğlu, Kıbrıs Türk halkı adına bunu kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.

 

Denktaş: Rumların seçim

yöntemi önerisini reddediyoruz

 

   DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı'nın kendilerini bilgilendirdiği toplantıda, Rum tarafının önerdiği birleşik pusula denebilecek seçim yönteminin görüşülmesini reddettiklerini söyledi.

   Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Avustralya Dışişleri Bakanı'nın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinin Rum Yönetimi'nce engellenmesine karşı da tavır koyduklarını belirten Denktaş,

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in de Avustralyalı olduğu dikkate alınırsa, Downer'in tarafsızlığına da gölge düşürüldüğünü kaydetti.

   Serdar Denktaş, bu gelişmelerle Rum tarafının nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduğunun görülmesini isteyerek, Rum tarafının tutumunu kınadı.

 

Samani: Erken çözüm herkesin çıkarına

 

   TDP Genel Sekreteri Meltem Onurkan Samani ise, sağlanacak erken bir çözümün tüm kesimlerin çıkarına olacağını ifade ederek, Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan bilgilendirme toplantısında kendilerine verilen bilgileri partilerinde değerlendireceklerini ve gerekli gördükleri noktaları kamuoyuna açıklayacaklarını kaydetti.

   Görüşme sürecini yakından takip ettiklerini ve bazı sıkıntılar olduğunu gördüklerini belirten Samani, görüşmelerin sürati açısından umutsuzluğa kapıldıkları anlar olduğunu söyledi. Samani,  daha hızlı ve tarafların daha samimi mesajlar vereceği bir süreç olması gerektiği görüşünü belirtti.

   "Yönetim ve güç paylaşımı" başlığını 3 Eylül'den itibaren görüşmeyi sürdüren Talat ve Hristofyas, 3 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya gelecek.

 KIBRIS 29/10/08

 

Cyprus marks 1940 anniversary CYPRUS yesterday celebrated the national anniversary of October 28, 1940.

Celebrated throughout Greece, Cyprus and the Greek communities around the world, Ochi Day commemorates Greek dictator Ioannis Metaxas' rejection of the ultimatum made by Italy’s fascist dictator Mussolini on October 28, 1940 and Greece’s subsequent entry into the Second World War.

At 10am, President Demetris Christofias, together with the Ambassador of Greece Demetrios Rallis and other state officials and representatives of the political and military leadership, attended the celebrations in the Ayios Ioannis Cathedral in Nicosia, officiated by Archbishop Chrysostomos II.

An honorary detachment of the National Guard and the Philharmonic of the force paid their respects in front of the church. Veterans, university students, students of institutes of higher education, high school students, scouts, guides, clubs and organisations participated in the march.

Health Minister Christos Patsalides gave the speech of the day and at 11am the parade started in front of the Embassy of Greece in the presence of President Christofias and the Greek Ambassador.

“We in Cyprus celebrate our national holiday along with the rest of Hellenism, unfortunately under occupation and messages of October 28 are messages of power and optimism that when people struggle on the basis of principles and the basis of justice in the end they will be vindicated,” Patsalides said.

Christofias expressed the hope that Turkey would comprehend its own interests and withdraw its troops from Cyprus, accepting a solution that serves the well-meant interests of Greek Cypriots and Turkish Cypriots, who all suffer from 1974 until today.

“I want to congratulate the Greek leadership, the Greek people and to pay tribute to people who have fought for their country and to wish all the best to Greece.”

Labour Minister Soteroula Charalambous said that “the message of October 28 is very important for the Cypriot people who are fighting for the reunification of the island, for freedom and to be able to live and create in a place without walls and without divisions.”

She added that “we believe that this kind of historical anniversaries give courage to our people that despite the hardships, despite the difficulties, with courage, sacrifice but also with clear goals, we can strive in the future.”

CYPRUS MAIL 29/10/08

 

 

Kıbrıs sorununda inisiyatif bizde

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye gibi enerjik ve etkin bir uluslararası politika yürüterek, cesur, atak, girişken bir şekilde Kıbrıs sorunundaki inisiyatifi eline aldığını söyledi.

   Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85'inci kuruluş yıldönümü nedeniyle Lefkoşa'da düzenlenen törende yaptığı konuşmada, "Eğer Kıbrıs Türk tarafının ve sizin seçtiğiniz Cumhurbaşkanı olarak benim ısrarlı ve aktif çabalarımız olmasaydı, ne Papadopulos yönetimi değişir, ne de görüşmeler başlamış olurdu" dedi.

   Yarım yüzyıllık Kıbrıs sorununu yeni bir ortaklık devletiyle, iki halkın siyasi eşitliğinin garantiye alındığı, iki kesimli bir yönetim sistemiyle sonuçlandırmak azminde olduklarını ve bunun için mücadele ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk halkının dünyadan soyutlanmaya ve belirsizliğe mahkum edilmesine er geç ama kesinlikle son vereceğiz" ifadelerini kullandı.

   "Kıbrıs sorununa samimiyet ve kararlılıkla çözüm bulacağız. Bu, Kıbrıs Türk halkının hak ve kazanımlarını koruyabilecek bir çözüm olacaktır. Halkımızın, ada üzerindeki temel haklarından asla vazgeçmeyeceğini herkes iyice bilmelidir" diyen Talat, temel hakların, ancak, iki halkın siyasi eşitliği ve iki kurucu devletin eşit statüsü ile korunabileceğini vurguladı.

   Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında, barış çabalarında Türkiye'nin verdiği desteğe de dikkat çekti, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana Kıbrıs Türkleriyle olan yakın ilişkilerin Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barış bulunmasından sonra da devam edeceğini belirterek, "Şunun altını da bir kez daha çizmek istiyorum. Dünyanın saygın bir ülkesi olan Türkiye sadece biz Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı Rumların da barışçıl geleceğinin güvencesi olacaktır" dedi.

 

"Adil ve kalıcı bir barışın temel ön şartı"

 

   Talat, Kıbrıs Türk Kurucu ve Kıbrıs Rum Kurucu devletlerinin statüsünün eşitliğinin kabulünün, Kıbrıs Türk

halkının 1950'lerden bu yana sürdürdüğü kararlı mücadelesiyle elde ettiği kendi kaderini belirleme hakkının yeni ortaklık devletine taşınması demek olduğunu belirterek, adil ve kalıcı bir barışın temel ön şartının, iki halkın kendi kendisini yönetme olanaklarının sağlanması olduğunu söyledi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iç siyasetteki duruşu,  iç meseleler hakkındaki farklı düşünceleri ve Kıbrıs sorununa ilişkin geçmişteki tutumu ne olursa olsun, yaşanan yeni uluslararası gelişmelerden dersler çıkarılması,  dünyayı bu dersler ışığında yeniden değerlendirmek gerekliliği üzerinde durarak, "Bu kritik dönemde, Türk tarafının birlik ve beraberliğini sağlamalıyız" dedi.

   Kıbrıs'taki iki halkın yarım yüzyıldır yaşadığı çatışmalar bir yana, günümüz dünyasının çeşitli yerlerindeki farklı toplumlar arasındaki gerilimlerden de dersler çıkarmak, yeni küresel gelişmelere koşut, aktif ve inisiyatif açısından hep önde giden bir siyaset izlediklerini anlatan Talat, Kıbrıs'ın, çözümden sonra bir bütün olarak Avrupa Birliği içinde yer alacağını söyledi.

   Talat, ortak hedefin çözümden sonra Kıbrıs'ın, AB içinde yer alması olduğuna göre, AB'nin temel ilkelerini şimdiden öğrenmek, uygulamak ve bu alanda yetişmek gerektiğini kaydetti.

 

"İyimserlik ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz"

 

   "Cumhurbaşkanı olarak benim görevim, bu konuda tüm kurumlarımıza ve halkımıza yardımcı olmak, gerektiğinde uyarılarda bulunarak gecikmelerin önüne geçmektir" diye konuşan Talat şöyle dedi:

   "Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken gösterdiği iyimser kararlılıkla,  biz de yolumuza devam ediyoruz. Yolumuzdaki zorlukları bilmiyor değiliz, ama bu, bizim enerjimizi, inancımızı azaltmıyor. Biz zorluklardan yılmadan çalışacağız. Çünkü, arkamızda sizlerin gücü var, Kıbrıs Türk halkı var, Türkiye Cumhuriyeti'ndeki kardeşlerimiz var. İyimser kararlılığımızın kaynağı, işte bu kendi öz varlığımıza duyduğumuz güvendir"

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  bugün yapılmakta olan yüz yüze görüşmelerin başlaması için ısrarlı bir gayret içerisinde olduğunu, bazı aşamalarda risk aldığını ama sonunda Kıbrıs Rum tarafını masaya oturtmayı başardığını söyledi.

   Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu süreçte başlıca destekçi olduğunu belirterek, "Kıbrıs Rum tarafının, 24 Nisan referandumundaki 'hayır' oyuna karşılık çözüm arayışlarımızı sürdürebiliyorsak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konudaki desteğinin önemini de hatırlamak zorundayız" dedi.

   Türkiye'nin 21'inci yüzyılda Atatürk'ün "yurtta sulh, cihanda sulh" belgisiyle dünya politik arenasında barışçıl yerini korumaya ederek, onun gösterdiği yolda yürüdüğünü anlatan Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu anlamda Kıbrıs sorunu gibi uzamış ve kangrenleşmiş bir sorunu, ada ve  bölge yararına huzurlu bir sona ulaştırmak için Kıbrıs Türk halkayla birlikte çaba harcamaya devam ettiğini  bildirdi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının uluslararası alandaki çabalarını Türkiye'nin desteğiyle sürdürdüğünü vurgulayarak, son dönemde, başta Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'ndeki konuşma olmak üzere pek çok etkinlikle, Kıbrıs Türk tarafının,  Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm istediğini uluslararası kamuoyuna duyurduğunu söyledi.

   Sözlerine, "Kıbrıs sorunundaki haklılığımızı ilk kez bu kadar güçlü, etkili biçimde dünyaya anlatmakla, onların

desteğini kazanmakla kalmadık, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki rolünün de doğru bir zeminde kavranabilmesine katkı yaptık" diye devam eden Talat, ortak bir dil yaratarak çözüm yolu açmaya çalıştığını söylediği Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a "Niçin her fırsatta Kıbrıs sorununun sorumlusu olarak Türkiye'yi gösteriyor da kendi tarihinizle yüzleşmekten hâlâ kaçınıyorsunuz"  diye seslendi.

 

Hristofyas'a sorular...

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'a şu soruları yöneltti:

   "Türkiye, 1974'te adaya müdahale etmeye mecbur bırakıldığında, Kıbrıs sorunu yok muydu? Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların temsilcileri, 1963'te Rum kesimi tarafından 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ne tek yanlı olarak el konmasıyla ortaya çıkan Kıbrıs sorununu çözmek için toplumlararası görüşmelere başlamamış mıydı? Bir yandan 1968'de başlayan görüşmeler sürerken, Yunanistan'daki Albaylar Cuntası'nın desteğindeki yasadışı Kıbrıs Rum silahlı güçleri ve EOKA, kendi yöneticilerine karşı Enosis amacıyla darbe yapmamış mıydı? 1963'de, 65'de ve 67'de daha Türkiye müdahale etmeden, Kıbrıslı Türklere karşı bütün o katliamlar tertiplenmemiş miydi? 1974'de Türkiye'yi uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini kararlılıkla yerine getirip adaya asker çıkarmak zorunda bırakan bizzat Kıbrıs Rum tarafı değil miydi? Hâlâ Türkiye'yi tek yanlı suçlamanızın, hâlâ Kıbrıslı Türkleri izolasyon alında yaşatması için dünyaya çağrılar yapmanızın mantığı nedir? Eğer Türkiye, Kıbrıslı Türklere ekonomik ve sosyal yardımlarda bulunmasa, kendi topraklarına direkt uçuşa izin vermese, posta ve telefon servislerini dünyaya bağlanmak için açmasa, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan insanların, bizlerin, hali ne olacaktı? Kıbrıslı Türkler, kendi içlerine hapsolup, yoksunluk içinde telef olacak, yeryüzünden silinecek ve Kıbrıs sorunu da bu şekilde mi çözülecekti?"

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hangi görüşten, kesimden gelirse gelsin Kıbrıs sorununun ortaya çıkışından beri, Kıbrıslı Türklerin en büyük destekçisi, başlıca dayanağı Türkiye Cumhuriyeti olduğunu herkes tarafından bilindiğini söyledi.

   Talat, yıllar içinde koşullar değişse de Türkiye'nin desteğinin sürekli olduğunu sadece şekil ve yöntem olarak farklılaştığını anlatarak, bugün de Kıbrıs Türk halkanın destekçisi ve güç kaynağının yine Türkiye Cumhuriyeti olduğunu vurguladı.

   Rum tarafından ve Hristofyas yönetiminde bile Kıbrıs Türk halkanın iradesini, gücünü, ağırlığını hiçe sayan bir propagandanın var olduğuna işaret eden Talat, "Bu, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesine sahip olmadığı ve her konuda Türkiye tarafından yönlendirildiği yalanıdır. Kıbrıslı Türkleri, adadaki eşit güçteki, kendi yönetimine, hukukuna sahip ve egemenliği paylaşacak yetkinlikte bir ortak olarak görmemelerinden kaynaklanan bu iddia, eğer iki halkın görüşme sürecine gölge düşürücü olmasa, sadece gülüp geçebilirdik" ifadesini kullandı.

 

"Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasında işbirliği"

 

   Mehmet Ali Talat, 29 Ekim 1923'de Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile tam bir işbirliği içinde çalıştığını, bugün de birlikte çalışmaya devam ettiğine işaret ederek, yarın, adil ve kalıcı bir çözümden sonra da aynı işbirliği ve dayanışmanın kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. Talat şöyle konuştu:

    "Şunun altını da bir kez daha çizmek istiyorum. Dünya'nın saygın bir ülkesi olan Türkiye sadece biz Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı Rumların da barışçıl geleceğinin güvencesi olacaktır. Hem bizim hem de Türkiye'nin kalıcı bir çözümden yana verdiğimiz uğraşların nedeni, gelecek kuşakların, kin ve nefretten arınmış, huzurlu ve gönenmiş bir yaşamı, din, dil, ırk ve cinsiyete dayalı bir ayırımcılığa uğramadan yaşayabilmeyi hak etmiş olmalarıdır."

   Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve yükseliş tarihi, Kıbrıs Türk halkının, bugün

yaptığımız etkin sıçrama ve hamleler, güçlü uluslararası girişimlerin esin kaynağı olduğuna işaret ederek, 29 Ekim 1923'de kurulan devletin Türkiye halkının, işgalcileri yenip kazandığı ulusal özgürlüğü, çağdaş, demokratik, sosyal bir hukuk düzeni olan cumhuriyetle taçlandırdığı bir tarih olduğunu söyledi.

   Talat, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderlik öngörüsüne dayalı inisiyatifi, en zor şartlar altındaki askeri ve siyasi cesaretini bir ilham kaynağı olarak içinde taşıdığını belirterek, bunun kendisine mücadele azmi verdiğini kaydetti.

 

Türkiye ile bağlarımızı kimse koparamayacak"

 

   Sözlerine, "Ayrımsız tüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları adına birçok kez vurguladığım gibi,

sömürgecilere karşı büyük bir zafer kazanmakla kalmayıp, Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyini, aşmayı hedefleyen modern, ileri, laik Türkiye Cumhuriyeti ile sıkı bağlarımızı kimse koparamayacaktır" şeklinde devam eden Talat, "Yalnızca Türk ulusunun değil, Kıbrıs Türk halkının da, kendisini Avrupa medeniyetine kabul ettirme ve layık olduğu yeri alma mücadelesinde 29 Ekim 1923'ün kazanımları önemli bir tarihsel başarıdır" derdi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, Kıbrıs Türk halkanın da aynı başarıyı göstererek, yarım yüzyıllık Kıbrıs sorununu yeni bir ortaklık devletiyle, iki halkın siyasi eşitliğinin garantiye alındığı, iki kesimli bir yönetim sistemiyle sonuçlandırmak azminde olduğunu ve bunu için mücadele ettiğini bildirdi.  

KIBRIS 30/10/08

 

"Hariri Modeli"

TÜRK MALLARININ RAYİÇ DEĞERLERİ ARTIRILACAK... Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın; mülkiyetle ilgili müzakerelerde, suikasta kurban giden Lübnan Başbakanı Hariri'nin uygulattığı mülkiyet esaslarını önereceği bildirildi. Rum tarafı; Güney Kıbrıs'ta kalan büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının; inkişaf ettirilmelerinin ardından, bugünkü rayiç değerlerini çok artırmak amacıyla inşaat açsından kullanım alanlarının artırılmasını savunacak. Elde edilecek ödeneklerin; adanın tamamındaki vatandaşların tazminatları için kullanılacak

 

RUM MALLARINA KİRA ÖNDENECEK... "Hariri Modeli" mülkiyet önerisi; Kıbrıs Rum idaresine verilecek bölgelerdeki malları kullanan Kıbrıslı Türkler tarafından, Kıbrıslı Rumlara kira ödenmesini öngörüyor. Aynı zamanda Larnaka ve Limasol bölgelerindeki büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının, kullanılabilir alanının artırılmasıyla, bu malların esaslı şekilde değerlendirilmesi fikri de öne çıkarılıyor

 

   Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yürütmekte olduğu Kıbrıs doğrudan müzakereleri çerçevesinde, yönetim başlığının ardından başlanacak olan mülkiyetle ilgili müzakerelerde, masaya; bu konunun halli için kapsamlı öneriler sunacağı bildirildi.

   Politis gazetesi haberi, "Dimitris Hristofyas, Müzakerelere Kapsamlı Öneri Sunacak - Mülkler İçin Hariri Modeli - Kıbrıs Türk Arazisinin Kullanılabilir Alanının Artırılması" başlık ve spotlarıyla manşete çekti. Gazeteye göre, Rum tarafının bu "kapsamlı incelemesinin ana eksenlerinden biri de; Rum tarafındaki büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının; inkişaf ettirilmelerinin ardından, bugünkü rayiç değerlerini çok artırmak amacıyla (inşaat açısından) kullanım alanlarının artırılması fikridir.

   Bu şekilde elde edilecek ödeneklerin; hem hak sahibi Kıbrıslı Türkler için, hem de KKTC'deki eski malına geri dönmeyecek Rumların tazminatları için kullanılacağını yazan gazete; suikasta kurban giden Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin de benzer bir fikri kendi ülkesinde uyguladığını hatırlattı.

   Haberi, "Mülkler için 'Hariri Modeli' Rum Tarafının Kıbrıs Sorununun 'Dikeniyle' İlgili Önerisi Neleri Öngörüyor" başlığıyla iç sayfasına sarkıtan gazete, özetle şöyle devam etti:

   "Başkan Hristofyas ve çalışma arkadaşları; tarafların müzakere masasına koydukları gibi, açıklanmış tezlerini dikkate alınca; yönetim konusunun geriye kalan başlıklarında etkileyici bir ilerleme olmasını beklemiyorlar. Tarafların taleplerini not edeceklerini hesap ederek, bazı görüş birliklerine varılacağını ve anlaşmazlıklar sepetine çok fazla konu gitmeyeceğini umuyorlar. Aynı zamanda, Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs (müzakere) Grubu bu dönemde; 'hayal gücü olan' ve yapıcı olarak değerlendirilen mülkiyetle ilgili öneriye son rötuşları yapıyorlar.

 

Rumlara kira ödenecek

 

   Bu öneri; Kıbrıs Rum idaresine verilecek bölgelerdeki malları kullanan Kıbrıslı Türkler tarafından, Kıbrıslı Rumlara kira ödenmesini öngörüyor. Aynı zamanda Larnaka ve Limasol bölgelerindeki büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının, kullanılabilir alanının artırılmasıyla, bu malların esaslı şekilde değerlendirilmesi fikri de öne çıkarılıyor. Bu tedbir uluslar arası unsurdan destek ve Kıbrıs Türk tarafından kabul görürse; Ada'nın tamamındaki vatandaşların tazmin edilmesi amacıyla ödenek toplanmasına büyük ölçüde katkı sağlayacak.

   Kıbrıs Rum tarafının bu incelemenin temel felsefesi; mülkiyetle ilgili çalışma grubunun önüne konulmuş bulunuyor. Ancak öteki tarafın uzmanlarından aynı şekilde dikkat görmedi. Bu kapsamlı öneri; mülkiyet konusu müzakere edilmeye başladığında Talat-Hristofyas müzakerelerinde anlatılacak.

 

Yeni unsur

 

   Kıbrıs Rum tarafının önerisindeki yeni unsur; özgür bölgelerdeki büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının kullanılabilir alanlarının artırılması fikridir. Bu; suikast kurbanı olan Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri tarafından kendi ülkesinde başarıyla uygulanan bir yöntem olan 'Hariri Modeli'dir. Larnaka'nın Makenzi bölgesindeki ve Limasol'un sahil bölgesindeki Kıbrıs Türk arazileriyle ilgilidir.

   Diplomatik bir kaynak gazetemize; söz konusu incelemeye göre bu araziler şehircilik imar bölgeleri kapsamına alınacağını ve kullanılabilir alanlarının artırılacağını söyledi. Kaynağın söylediğine göre bu işlemler dolayısıyla ilgili arazilerin bugünkü rayiç değerleri katlanarak artacak. Mesela; bugün dönümü 100 bin lira rayiç değeri olan malın, kullanılabilir alanının artırılmasıyla dönümü 250 bin liraya yükselecek. Sözü edinen büyük miktardaki arazilerin yabancı şirketler tarafından otel, yerleşim siteleri ve dükkânlar inşa etmek suretiyle inkişaf ettirilmesine niyet ediliyor.

 

Tazminatlar yükselecek

 

   Bu bölgelerin inkişaf ettirilmesiyle rayiç değerlerinin bugünkünden çok daha fazla olması ve inşa edilecek binaların satılması ve/veya kiralanmasından; Kıbrıslı Türk mal sahiplerinin taleplerinin karşılanması için gerekli ödeneklerin elde edilmesi bekleniyor. Aynı zamanda bu paralarla; işgal bölgelerinin iade edilmeyecek bölgelerinde malı bulunan Kıbrıslı Rumların tazmin edilebilmesi bekleniyor.

   Diplomatik kaynak gazetemize; Kıbrıs Rum tarafının mülkiyetle ilgili bütün önerisinin; Ada'nın tamamındaki; yalnız yasal sahiplerinin değil bugünkü kullanıcılarının da mülkiyet hakkına dayandığını söyledi. Fikir ve önerilerin uygulanmasına nezaret edecek bir Kolaylaştırma Komisyonu kurulması da öngörülüyor. Kıbrıs Türk mallarının kullanım alanlarının artırılması tedbirinin dışında; her iki oluşturucu devlette mülklerin kiralanması sistemi kurulması da hedefleniyor.

 

Kiralama süresi müzakere edilecek

 

   Bu fikir; iade edilmesi gereken mülkün bugünkü kullanıcısının (ister Kıbrıs Türk, ister Rum devletçiğinde olsun) söz konusu mülkte kiracı (leaseholder) olarak kalmaya devam edebilmesini şart koşuyor.

   Kiralama süresi müzakere konusu olacak. Yine, yapılan ilk hesaplamalara göre; 15-20 yıllık bir kiralama süresi öngörülüyor. Mal sahibine bu süre için kira ödenecek ve sürenin hitamında mülkün mal sahibine verilmesi gerekecek. Bu sistemle her iki taraftan da vatandaşların derhal yer değiştirmeleri ve çözümün maliyetini peşinen şişiren çok ağır tazminat ödenmesi probleminden kaçınılmış olacak.

   Diplomatik kaynaklar bu öneriyi gazetemize yorumlarken; Başkan Hristofyas'ın; yurtlarına geri dönmek isteyecek hak sahiplerinin sayısını zamanında ve tam olarak hesaplaması halinde bu önerinin uygulanabilir olacağını söylediler. Dahası; kiralama fikri Kıbrıs Türk tarafından kabul edilirse Lefkoşa'ya; siyasi sorunun diğer yönlerinde karşılıklar isteme olanağı sunacak."

KIBRIS 30/10/08

 

Cyprus to destroy stockpile of SAM missiles
By Stefanos Evripidou

THE GOVERNMENT plans to destroy 324 portable anti-aircraft missiles, Defence Minister Costas Papacostas announced in Vienna yesterday.

In his speech at a joint meeting of the Permanent Council and the Forum for Security Co-operation of the Organisation for Security and Co-operation in Europe (OSCE), Papacostas said the government was committed to withdrawing the missiles, type 9M32M.

The government “acknowledges the threats from the unchecked production and use of these anti-aircraft weapons, which in terrorists’ hands can be used for terrorist activity. These weapons are capable of costing innocent lives and hampering peace and stability in the world,” he said.

The minister pledged that the missiles would be destroyed in accordance with international standards, for which the government has requested specialised technical assistance from the OSCE.

Papacostas stressed the efforts being made by the Republic of Cyprus towards peace and stability, highlighting two specific areas: the ongoing direct negotiations to solve the Cyprus problem and the implementation of all International Conventions, Agreements and Regulations that promote peace, stability and security.

The minister referred to the government decision to cancel the National Guard annual military exercise Nikiforos, a move aimed at maintaining the good climate in the ongoing negotiations.

He also noted the concrete measures to promote peace and stability, such as the safe destruction and storage of small arms and light weapons and the implementation of the Ottawa Treaty through the demining of the UN controlled buffer zone and the destruction of anti-personnel mines.

Papacostas noted with regret Cyprus’ current exclusion from the Open Skies Treaty and the Wassenaar Arrangement, a multilateral export control regime for conventional arms.

CYPRUS MAIL 30/10/08

 

Ermenistan’da Ağrı Dağı amblemi dönüyor

Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben Ayrapetyan, üzerinde Ağrı Dağı olan yeni logolarını Kasım’da onaylayacaklarını duyurdu. Böylece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti öncesinde logogdan kaldırılan Ağrı Dağı şekli, geri dönüyor.

RAMİN ABDULLAYEV

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:58 TSİ 31 Ekim 2008 Cuma

 

BAKÜ - Başkent Erivan’da gazetecilere konuşan Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben Ayrapetyan, “Toplumdan gelen tepkileri dikkate alarak, Ararat’ın (Ağrı Dağı) görüntüsünü logomuzda tekrar kullanmaya karar verdik. Amblem Kasım’da ve yapılacak olağan konferansta onaylanacak’ diye konuştu.

 

Fakat yeni logo futbolcuların giydikleri formalarda bulunmayacak.

Federasyon başkanı, “Karşılaşmalara çıkacak oyuncular, üzerinde logo değil, Ermenistan’ın devlet arması olacak.” dedi.

Ermenistan Futbol Federasyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan ziyareti öncesinde ani bir kararla ambleminden Ağrı Dağı’nı çıkararak, yerine Ermenistan’ın devlet amblemi olan kartal ve aslan figürlerini koymuştu.

 

Kıbrıs’ta liderlerin temsilcileri görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri komiseri Yorgos Yakovu, kapsamlı müzakereler çerçevesinde bir araya geldiler.

AA

Güncelleme: 09:08 TSİ 31 Ekim 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Temsilciler, Lefkoşa ara bölgede yer alan görüşmelerinde, iki liderin “güç paylaşımı ve yönetim” başlığı altında süren “yürütme” konusundaki müzakerelerde tarafların sunduğu önerilerini ele aldılar.

 

Temsilciler, yaklaşık 3 saat süren görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapmadılar.

Talat ve Hristofyas, yaklaşık 2 haftalık aradan sonra 3 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya gelecek ve “yürütme”nin yanı sıra son buluşmalarında müzakereye açtıkları “yasama” konusunu görüşecekler.

 

 

 

Kutlay Erk: AKEL bağnaz bir sol parti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Özel Temsilcisi Kutlay Erk, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın müzakerelerdeki muhatabının, Cumhurbaşkanı Talat olduğunu vurgulayarak, Rum lidere “Dünyada başka partner aramaması” çağrısı yaptı.

AA

Güncelleme: 23:23 TSİ 30 Ekim 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Kutlay Erk, Bayrak Televizyonu’nda (BRT) yayımlanan Akis programında yaptığı açıklamada, “Kıbrıslı çözüm isteyen, oturup muhatabıyla konuşup çözüm bulur, oradan oraya dolaşmaz” dedi.

 

Hristofyas’a, uluslararası alanda 2004 sonrasında bozulan Rum imajını yenileme çalışmalarını biryana bırakması çağrısında da bulunan Erk, “Esas liderliği masada göstermesi lazım. Sorunun çözüleceği yer masadır” diye konuştu.

Halen süren Kıbrıs müzakerelerine değinirken, “Gerilimleriyle düşe kalka ilerleyen bir süreç var. Süreç içinde daha şiddetli gerilimler de beklenmeli” diyen Erk, “Bu işi Talat ve Hristofyas kolayca çözer” beklentisinin haksız bir beklenti olduğunu, kolay olması durumunda daha öncekilerin Kıbrıs sorununu çözmüş olacaklarını anlattı.

Kıbrıs sorununun baskılarla çözüme kavuşturulamayacağını da belirten Erk, “Baskılarla çözüm olacak olsaydı, bu çoktan olurdu ama olmadı. Önemli olan iki liderin birbirlerine ve halklarının isteklerine odaklanmasıdır” dedi.

Rum tarafının görüşme süreciyle ilgili basına sürekli bir biçimde bilgi sızdırmasını doğru bulmadıklarını ve bunun süreci zorlaştırdığını vurgulayan Erk, “Taraflar, bilgi sızdırılmaması konusunda anlaşamıyorsa, o zaman bilgi verme konusunda anlaşmak durumundadırlar” görüşünü ortaya koydu.

“2004’Ü UNUTMADIK”
Rum lider Hristofyas’a güven duyup duymadıkları ve samimiyetine inanıp inanmadıklarına ilişkin bir soruyu karşılık Erk, “Hristofyas’ın samimiyeti iyi ama 2004’ü unutmadık. Kendisini bu süreçte kanıtlaması gerek. Aklımızın bir köşesinde hep 2004’de yaşadıklarımız var” diye konuştu.

Liderlerin, yönetim ve güç paylaşımı müzakerelerinde bir çerçeve konusunda uzlaşmaya varmaları durumunda Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir adım atılmış olacağını dile getiren Erk, “Kıbrıs’taki sorunun zaten bu nedenle çıktığını, bunun aşılması durumunda diğer konu başlıklarında daha kolay uzlaşma sağlanabileceğini” bildirdi.

CTP-AKEL KARŞILAŞTIRMASI
Erk, Talat’ın eski lideri olduğu, KKTC’deki iktidarın büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Hristofyas’ın partisi komunist AKEL’i karşılaştırırken, CTP’nin, değişen dünya koşullarını daha iyi yorumlayarak kendisini yenilediğini, “AKEL’in ise daha bağnaz bir sol parti” görünümü verdiğini savundu. Erk, “AKEL asılında sol bir partidir ama bağnaz sol bir partidir ve devrimcinin en kötüsü bağnaz olanıdır” dedi.

Hristofyas’ın, Talat ile 23 Mayıs 2008’de ortak vizyona imza koyduğu ve Kıbrıs’ta bulunacak çözümde iki kurucu devlet olacağını belirten çerçeveden kaçmaya çalıştığını da belirten Erk, “Karakolda başka söyleyip mahkemede şaşmaya çalışıyor ama bunun altında imzası var kaçamaz” diye konuştu.

Nami ve Yakovu, dün bir araya geldi

Yakovou, Nami görüşmesi üç saat sürdü

   Lefkoşa Havaalanı'nda yapılan ve üç saat süren görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.

   Talat ve Hristofyas, son görüşmede, Federal Yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığını ele almış, yasamayı görüşmeye başlamıştı.

   Nami ve Yakovu'nın dünkü gündemlerinde federal hükümete bırakılacak yetkiler ve yürütme çerçevesinde başkan ve başkan yardımcılıkları konusunu ele alması bekleniyordu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, heyetleri ile birlikte 3 Kasım Pazartesi yeniden bir araya gelecek.

 

Rum basını: Nami ile Yakovu farklı yaklaşımda

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB'yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun; federal hükümetin yetkileri konusuna geri döndükleri; iki tarafın görüşlerinin birleştiği ve ayrıldığı noktaları kaydettikleri ortak bir belge ortaya çıkarmaya çalıştıkları ileri sürüldü.

   Politis gazetesi haberinde, Nami-Yakovu görüşmesinde hedeflenenin; Talat -Hristofyas görüşmesinde saptanan talepler ve tezlerle ilgili büyük sapmaların giderilmesi olduğunu yazdı. İki tarafın bu başlığa farklı yaklaşım içerisinde olduğunu belirten gazete, Rum tarafının, merkezi hükümetin daha fazla yetki ile güçlendirilmesini; Türk tarafının ise; merkezi hükümetin; oluşturucu devletçiklere önemli yetkiler bırakılması kat'i şartı ile "çeyizlenmesini" tercih ettiğini yazdı.

   Gazeteye göre Nami, Yakovu ve çalışma arkadaşlarının dünkü görüşmede, yönetim konusunu yeniden görüşmeleri ihtimal dışı bırakılmıyor. Bunu; taraflardan birinin; müzakere masasında ortaya koyduğu tezlerini değiştirmek niyetinde olması halinde yapacaklar.

   Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın 3 Kasım'da gerçekleşecek bir sonraki görüşmesinde, Rum tarafının, yürütme erkiyle ilgili kapsamlı bir belge sunmasının beklendiğini, Cumhurbaşkanı Talat'ın da aynı gün; yasama erkiyle ilgili önerilerini ortaya koyacağını kaydeden gazete özetle şöyle devam etti:

   "Yakovu ve Nami liderlerden; merkezi hükümet maddesine eşlik edecek olan üslubu, taraflardan her birinin önerdiği şekilde kesinleştirme direktifi aldılar. Başarılan görüş birliklerini not edecekler ve görüş ayrılıklarında da ortak noktalar bulmaya çalışacaklar. Bulamazlarsa; görüş ayrılıklarını; içeriği al-ver'e zemin oluşturacak olan 'üçüncü sepete' koyacaklar. Üslubun belirlenmesi Kıbrıs Türk tarafınca anahtar mesele olarak nitelendiriliyor.

   Kıbrıs Türk tarafı, teklif edilen maddelerin büyük bir kesinlikle tarif edilmesi halinde yanlış anlamaların ve farklı yorumlamaların önüne geçilebileceğini ve anlaşmazlıklar sepetinin içeriğinin azalabileceğine işaret ediyor. Kıbrıs Rum tarafı danışmanlar arasında ortak zemin bulunması konusunda büyük beklentiler içinde değildir ve bu aşamada Kıbrıs Türk tezlerinde değişiklik olmasını beklemiyor."

KIBRIS 31/10/08

 

"Kıbrıs'ta savaş suçları", Leymosun'da tartışılacak

Leymosun Ayios Athanasios Belediyesi Gençlik Konseyi'nin "adadaki toplumların yeniden yakınlaşmasını geliştirmek" amacıyla örgütlediği gecede "Kıbrıs'ta savaş suçları" tartışılacak.

   Uluslararası "Gazetecilikte Cesaret Ödülü" sahibi, "İncisini Kaybeden İstiridyeler"in yazarı gazeteci Sevgül Uludağ, bu akşam Leymosun'da Ayios Athanasios Belediyesi Kültür Merkezi'nde bir power-point sunuşu yaparak fotoğraflar aracılığıyla Kıbrıs'ta işlenmiş savaş suçlarını anlatacak.

   Gecede ayrıca "İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve Savaş Kurbanları Komitesi" yetkililerinden Hüseyin Rüstem Akansoy ile Hristos Efimiu Stavru da konuşacak.

   Hüseyin Rüstem Akansoy, Muratağa-Atlılar-Sandallar'da 30 civarında aile bireyini EOKA-B'cilerin gerçekleştirdiği katliamda kaybetmişti. Gecede Muratağa'da yaşananları anlatacak olan Akansoy'un yanısıra aslen Dalili olan Hristos Eftimiu Stavru da Gutsovendi'de (Güngör) "kayıp" olduğu kardeşinden ve komitenin etkinliklerinden söz edecek. Gecede ayrıca Elia köyünde (Yeşiltepe) ailesinden altı kişinin katledilmesine tanık olan Elialı Harita Mandoles de konuşacak.

   Etkinlik, saat 19.00'da başlayacak ve gazeteci Menelaos Avraam tarafından yönetilecek. Konuşmalar ardından gecede soru-yanıtlar ve tartışma bölümüne geçilecek.

KIBRIS 31/10/08

 

Cypriots view renewed efforts to reach an agreement with caution
By Jean Christou

ONLY 18 per cent of Greek Cypriots and 13 per cent of Turkish Cypriots are hopeful for a Cyprus solution through the current peace process, a study by the Centre for European Policy Studies said yesterday.

The Brussels-based organisation worked with analysts Alexandros Lordos, Erol Kaymak and Nathalie Tocci to compile the 90-page report, which was presented yesterday.

“Beyond their perceptions and (mis)trust of each other, both communities are pessimistic regarding the peace process,” said the report.

This pessimism is particularly acute amongst Turkish Cypriots, who following the Annan Plan precedent have little faith in the peace process and Greek Cypriot willingness to deliver a compromise solution. Greek Cypriots, emboldened by their new president, appear somewhat more hopeful of the ongoing negotiations.”

It said that after decades of failed negotiations and the ultimate failure of the Annan Plan, Cypriots viewed renewed efforts to reach an agreement with some caution.

Lack of trust was a major factor according to the findings.

Two out of three Greek Cypriots, “possibly influenced by their long-standing political narrative that ‘our problem is not with the Turkish Cypriots but with Turkey’, say they trust ordinary Turkish Cypriots, while 99 per cent do not trust the Turkish Cypriot leadership nor Turkey.

However nearly three out of four Turkish Cypriots say they mistrust Greek Cypriots, and 74 per cent say they mistrusted President Demetris Christofias and political party leaders.

Still, while differences are large Cypriots were open to compromise, ready to revisit their official historical narratives and abhor a resort to violence, the report said.

“This sets Cyprus apart from other conflicts in the European neighbourhood,” it added.

“Cypriots are not fundamentally hostile towards each other and both communities have reached a level of political maturity necessary to re-evaluate their conflict-ridden pasts.”

It said 85 per cent off Greek Cypriots and 50 per cent of Turkish Cypriots were able to acknowledge the mistakes committed by their own community in the conflict.

Nearly 90 per cent on each side are “absolutely opposed to the idea of ‘solving’ the conflict through armed struggle”.

Only 15 per cent on the Greek Cypriot side say they are satisfied with the status quo, and even fewer Turkish Cypriots, less than ten per cent.

“A possible explanation of these differences may be that whereas 51 per cent of Greek Cypriots are on the whole satisfied with their personal lives, only 29 per cent of Turkish Cypriots are, not least because they are more directly affected by the consequences of the conflict,” said the report, adding that they blamed Greek Cypriots and the EU for their current situation due to the ban on direct flights to the north, and the lack of direct trade for the ‘TRNC’.

“It is of paramount importance for these issues to be debated openly and creatively in the south and for political and official actors to diffuse and repackage the divisive and polarising language used to discuss these issues in recent years,” said the report.

On the positive side, large majorities of each community view themselves as being both Greek Cypriot and Turkish Cypriot rather than merely Greek or Turkish.

“In other words, Greek and Turkish Cypriots tend not to identify themselves as Greeks or Turks exclusively, and both communities share an affinity to Cyprus,” the report said.

It suggests a number of confidence building measures to run parallel to the new negotiating process “to engender public confidence” and to ensure that when an agreement is reached, Cypriots will go along with it.

A list of ‘easily-agreed measures’ could include jointly fighting organised crime, joint participation in international sporting events, joint protection of cultural heritage, supporting Turkish-Cypriot-EU harmonisation and renovating and making joint use of buildings in the Green Line.

Other confidence-building steps could be taken to facilitate negotiations on the more contested issues such as conducting an analysis of threats and threat perceptions and producing an economic development plan for post-settlement.

These fact-finding activities would both increase public confidence in the peace process – which will be viewed as a result of such efforts as more participatory, inclusive and grounded on the needs of the people – and at the same time may help bridge the gaps dividing the two communities on some of the most contested dossiers of the conflict settlement agenda,” said the CEPS report.

It also listed a number of more contentious proposals such as including the north in the EU customs union and including Turkish Cypriot higher education institutions in the European higher education system, direct trade and direct flights, and the resolution of the Varosha issue.

CYPRUS MAIL 31/10/08

 

More similar than we think Risk averse and unimaginative: report shows Greek and Turkish Cypriots share remarkably similar attitudes
By Jean Christou

GREEK Cypriots and Turkish Cypriots may be more alike than they think when it comes to personal and shared values, according to a report published yesterday by the Centre for European Policy studies.

The study shows that majorities in both communities value independence highly, consider themselves religious, say they are unimpressed by wealth, shun adventure, distrust almost everyone, and do not place much store in imagination, creativity and altruism.

“Cypriots share, as citizens, many important similarities in terms of their political values and aspirations, with differences between them appearing to be rooted more in their different contexts and historical trajectories than in fundamental divergences in values and ideologies,” said the report presented in Nicosia.

Only 21 per cent in each community place importance on imagination and only 23 per cent of Greek Cypriots and 24 per cent of Turkish Cypriots place any importance on altruism.

Both appear to be religious, with 94 per cent of Greek Cypriots and 88 per cent of Turkish Cypriots viewing themselves as either practising or non-practising Christians or Muslims respectively.

Close to 85 per cent in each community attach prime importance to their sense of security over 70 per cent to tradition.

Only 17 per cent of Greek Cypriots and 28 per cent of Turkish Cypriots attach any importance to wealth, they said, while one third in each community said they were adventurous.

“The shared reluctance to embrace adventure may also indicate an underlying tendency in both communities towards risk aversion, creating a potential impediment to reaching a solution, which inevitably calls for a considerable leap of faith,” said the report.

Asked if they thought most people would try to take advantage of them, only 5 per cent of Greek Cypriots and 11 per cent of Turkish Cypriots felt other people generally played fair.

The report said over 95 per cent in both communities tended to trust only their immediate surroundings including family.

This drops to 85 per cent for Greek Cypriots and 76 per cent for Turkish Cypriots when it came to trusting friends, and dropped another ten per cent in relation to people in their immediate community.

“While both are distrustful of strangers and people of other nationalities and faiths, Greek Cypriots in particular also appear to be fomenting the potential for ethnic intolerance and xenophobia, probably not only towards Turkish Cypriots but also towards immigrants of other European countries, with only 8 per cent of Greek Cypriots as opposed to 37 per cent of Turkish Cypriots believing that ethnic diversity enriches life,” the report said.

It said the difference in this aspect probably comes from Greek Cypriot concerns about the social consequences of an increasing influx of immigrants, while the Turkish Cypriots were concerned about their isolation.

Other areas where two communities converge are their attitudes to conditions in society.

Over 70 per cent in both value economic growth highly, and they converge at around 40 per cent on the importance of the environment.

The two communities also mirror each other in terms of their ideological preferences, with the distribution of political preferences across the far left-far right spectrum following a similar curve, the report said.

“Both communities are relatively centrist and non-polarised politically. This finding bodes well for the future of a sister political party or common political parties within a reunified island,” said the report.

CYPRUS MAIL 31/10/08

 

"Olumsuzluklara rağmen umutluyum"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde tüm olumsuzluklara karşın umutlu olduğunu belirterek, karşısında çözümden kaçamayacak bir Rum lider olduğuna inandığını söyledi.

KKTC'de yayın yapan Kanal T Televizyonu'nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Mehmet Ali Talat, müzakerelerde daha sıkı ve sık bir süreci sağlayamamışken, Camp David boyutunda bir süreci zorlamanın gerçekçi olmadığını, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın de "Camp David tipi bir yere gelmeyeceğini" bildirdi.

Müzakerelerde "al-ver" önerileri olduğunu, ayrıntı vermeden, "bir konuda al-ver önerisi yaptığını ve Rumlar'dan yanıt beklediğini" açıklayan Talat, her konuda anlaşma olmadan, hiçbir konuda anlaşma olmayacağını kaydetti.

Talat, süren müzakerelerde, yönetim sisteminin "Başkanlık Konseyi" olmasını önerdiklerini ifade ederek, başkanlık konseyinin, sürekli olarak yasamanın desteğini arkasında bulan yürütme olduğunu anlattı.

Henüz nasıl bir sistem oluşacağı sonucuna varamadıklarını da belirten Talat, başkanlık sistemi mi, yarı başkanlık mı, parlamenter sistem mi olacağına karar verilmediğini anlattı.

Talat, Rum tarafındaki siyasal yapının KKTC'dekinden farklı olduğunu, Rumlar'ın bir şeyi kabul ettiklerinde, siyasal çıkarlarına göre daha sonra ondan vazgeçtiklerini, bunun sıklıkla görüldüğünü ifade ederken, Hristofyas'ın tutum değişiklerini örneklerle anlatarak, "Hristofyas'ı tanıdığını" da dile getirdi ve, "Hani boğazlarını açtıklarında küçük dillerini görürüm derler ya, görüyorum, biliyorum, anlıyorum, onun için son derece rahatım" dedi.

Siyasal eşitlik

Talat, "siyasal eşitlikten ne kastedildiğine' ilişkin bir soru üzerine, "BM, siyasi eşitliği aşağı yukarı şöye tanımlamıştır; siyasi eşitlik demek, sayısal eşitlik demek değildir. Siyasi eşitlik, karar alma süreçlerine etkin katılım, kurumlara etkin katılım, bir toplumun diğerine kendi olgularını empoze edememesi, merkezi devletin yani federal hükümetin kurucu devletlere
isteklerini empoze edememesi, kurucu devletlerin eşit statüde olması" diye konuştu.

Talat, kurumlara ve karar alma süreçlerine Kıbrıslı Türkler'in etkin katılımının sağlanacağını kaydetti.

Camp David tipi görüşme

Talat, Camp David tipi bir görüşme boyutuna geçilip geçilmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine, Hristofyas ile arasında ciddi bir fark olduğunu, kendisinin doğuştan "çözüm" istediğini, Hristofyas'ın ise seçim kampanyasında "çözüm" istediğini belirterek, kendisinin Camp David tipi bir yönteme razı olsa bile, Rum tarafının asla böyle birşeyi kabul etmeyeceğini, bunu Rumlar'ın da söylediğini aktardı.

"Rumlar'ın, görüşme takvimini de kabul etmediklerini, sanki Türkiye'nin de çözüm istememesini istediğini" ifade eden Talat, "Hristofyas'ın Camp David gibi bir yere gelmeyeceğini" söyledi. "Bunun, kendisinin de çok sevdiği bir yöntem olmadığını" dile getiren Talat, müzakerelerde daha sıkı, daha sık bir süreç ve hafta 2 kez görüşme olmasını istediğini vurguladı.

Talat, "Şimdi bunları sağlayamadıktan sonra Camp David'i zorlamak gerçekçi değil. Ama en sonunda Bürgenstock (24 Nisan 2004'te referanduma sunulan Annan planına İsviçre'de son şeklinin verildiği yer) gibi bir düzenleme iyi olur diye düşünüyorum" diye konuştu.

Talat, 2009 yılı haziran ayında çözüm öngörüsünü şu anda Rumlar'ın da kabul eder gibi göründüklerini kaydetti ve "tüm olumsuzluklara karşın umutlu olduğunu" dile getirdi, ayrıca karşısında çözümden kaçamayacak bir Rum lider olduğuna inandığını bildirdi.

"Türkiye süreci destekliyor"

Talat, Hristofyas'ın, "Türkiye'nin, 'Kıbrıslılar'ı' çözüm bulunması konusunda rahat bırakması" yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Eğer Türkiye bu süreci desteklemeseydi bu süreç başlamazdı" dedi.

Bunun, "ipler Türkiye'nin elinde demek olmadığını" vurgulayan Talat, "Türkiye desteklemeseydi, hiçbir uluslararası bağı olmayan, dünyadan izole edilmiş Kıbrıs Türkleri'nin masaya neye güvenerek oturacağını" sordu.

Talat, "(Türkiye, görüşmelere) şartlar uygun değildir, Sayın Talat oturmayın deseydi oturmayacak mıydınız?" sorusuna, şu karşılığı verdi:

"Nasıl oturabilirdim. Eğer dünyayla ilişkilerimi Ankara sağlıyorsa, ekonomik ayakta duruşumu Ankara sağlıyorsa, dünyayayla bağlantımı Ankara sağlıyorsa; 0090 çevirmeden gelemez kimse buraya, Mersin 10 Türkiye yazamadan mektup gönderemiyorsunuz, bunlar inkar edilecek gerçekler mi, bunlar bilinen gerçekler. Bunları bize sağlayan bir ülkeye 'hayır kardeşim oturmazsın, oturursan bunların hiçbirini ben sana sağlamam' dersen ne olursun, sen yok olursun zaten, silinirsin. Ayrıca bu süreçte desteğe ihiyacım var. Müzakere sürecinde çeşitli sıkıntılarla karşılaşacaksın, bu süreçte seni birinin deteklemesi lazım."

Türkiye'nin, Hristofyas'ı muhatap almadığını belirten Talat, "(Hristofyas) 'Türkiye bizi rahat bıraksın diyor', Türkiye bizi destekliyor, Türkiye, 'hadi yürü çöz bu sorunu' diyor bana, O ise 'Türkiye rahat bıraksın' diyor" diye konuştu.

Türkiye'nin, görüşmelerde kendilerine, "Bunlar bizim görüşlerimizdir, karar sizindir" dediğini aktaran Talat, bunları dikkate aldıklarını, Hristofyas'ı tüm dünyanın desteklediğini, kendilerini ise yalnızca Türkiye'nin desteklediğini ve bu desteğe ihtiyaçları olduğunu vurguladı.

"Rumlar Avustralya Başbakanı ile görüşmemi engelledi"

Talat, Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in, dün Güney Kıbrıs'a geldiğini ve Rum yönetiminin, Avustralyalı bakanının kendisiyle görüşmesini engellediğini açıkladı.

Avustralyalı bakanın kendileriyle görüşmek istediğini, ancak Rumlar'ın konuk bakana, "Eğer Talat ile görüşürsen, bu tarafta siyasilerle görüşemeyeceksin" dediğini belirten Talat, Rumlar'ın konuk bakana ambargo uyguladıklarını kaydetti.

Bu durumun kendisini "çok rencide ettiğini, aşağıladığını ve üzdüğünü" dile getiren Talat, "Buna hakkı yok kimsenin. Kıbrıs Türk halkının seçtiği bir liderle, bir ülkenin dışişleri bakanının görüşmesine engel olunuyor" dedi.

Talat, Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi ile bugün görüşeceğini de sözlerine ekledi.

CNN TURK 28/10/08

 

KKTC sahillerinde bir ilk yaşandı

Ambargo ve izolasyonlar altında bulunan KKTC'ye bugün ilk kez kruvaziyer sınıfında yabancı bandıralı bir yolcu gemisi geldi.

Türkiye'nin güney kıyılarındaki turunu tamamladıktan sonra bu sabah Girne Limanı'na demirleyen 90 metre uzunluğundaki geminin taşıdığı, çoğunluğu İngilizler'den oluşan 100 dolayında yolcu, Girne Belediyesi Halk Dansları Ekibi tarafından gösteri ve çiçeklerle karşılandı.

Bir Amerikan turizm şirketinin Türkiye'nin güney kıyılarında düzenlediği tur kapsamında, KKTC'den Kyrenia Holidays organizasyonuyla ülkeye gelen geminin yolcuları, Girne'nin tarihi ve turistik yerlerini gezdikten sonra akşam saatlerinde KKTC'den ayrılarak Mısır'ın Port Said Limanı'na hareket ettiler.

Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ile gemi kaptanı, geminin KKTC'yi ziyareti konusunda basına açıklamalarda bulundular.

Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, geminin, ambargo ve izolasyonların sürdüğü bir süreçte ülkeye gelerek Girne Turizm Limanı'na demirlemesinin önemli ve memnuniyet verici bir olay olduğunu söyledi.

"Gemi yaklaştığında turistleri, halk dansları ekipleri ve çiçeklerle karşıladık. Bu çok güzel bir olay. Devamının gelmesini diliyoruz" diyen Aygın, Kıbrıslı Türkler'e uygulanan haksız ambargo ve izolasyonların insani olmadığını belirterek, "yaşanan gelişmenin Ada'da iki toplumun kaynaşması ve barışa katkı yapabileceğine" işaret etti.

Aygın, "Ülkeye gelmek isteyenlere ve Kıbrıslı Türkler'in dünyayla bütünleşmesine engel çıkarılıyor. Ziyaret, bu durumun düzelmesine olanak sağlar. Umarız arkası gelir. Ziyaretin Kıbrıs'ta iki toplumun kaynaşması ve barışa katkı sağlayacak şekilde algılanmasını diliyoruz" dedi.

Geminin Alman asıllı kaptanı da yaptığı kısa açıklamada, Baltık Denizi, Akdeniz, Ege, Karadeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu arasında seyreden 120 yolcu kapasiteli kruvaziyer sınıfı gemiyle Girne Limanı'na demir atmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Alman kaptan, 10 yıldan beri sefer düzenledikleri bölgede ilk kez Girne'ye geldiklerini ve sıcak bir biçimde karşılandıklarını söyledi.

"Ülkeye ilk gelen yabancı bandıralı yolcu gemisi olduğumuzu öğrendim. Halk dansları ve çiçeklerle karşılandık ve bu ülke ile insanı hakkındaki edindiğim ilk izlenimim olumlu yönde" diyen kaptan, Girne Limanı'na gelmeyi sürdüreceklerini kaydetti.
Alman kaptan, ilk kez geldiği Kuzey Kıbrıs'a beğenisini ifade ederken, "Emekli olduktan sonra buraya yerleşebilirim" dedi.

CNN TURK 27/10/08

 

Rumlara 'haber' tepkisi

KKTC Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de başlatılan kapsamlı müzakerelerde, görüşmenin içeriğine ilişkin basına bilgi verilmemesi prensip kararına rağmen görüşme masasından Rum basınına haberler sızdırılmasına karşı tavır almaya hazırlanıyor.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 3 Kasım Pazartesi günü Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la yapacağı görüşmede, müzakere sürecinin verimliliğini olumsuz etkileyen Rum basınına sızdırmalar konusunu yeniden gündeme getireceğini ve görüşmeye önerilerle gidileceğini bildirdi.

Erçakıca, "Görüşme masasındaki konuların Rum medyasına sızdırılmasına karşı alınacak önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk basınına açıklama mı yapılacak" sorusuna karşılık, "Eğer Sayın Hristofyas ile Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık kalırlarsa açıklayacağız tabii" dedi.

Rum basınına "sızan" bilgiler arasında, "önemli oranda doğrular ve önemli oranda eksiklikler bulunduğunu" da söyleyen Erçakıca, bunları Rum basınına sızdıranların, "daha fazla üstünlük sağlama" peşinde olduğunu kaydetti.

Rum basınına bugün yansıyan seçim sistemiyle ilgili görüş ve önerilere değinen Erçakıca, "Burada da siyasi eşitlik esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türk yöneticileri belirleyeceği bir sistem kabul edilemez. Aynı şekilde biz de karşı tarafa 'sizin yöneticilerinizi biz belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da değiliz" diye konuştu.

Erçakıca, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un, "geçişlerin kapatılması" önerisiyle ilgili soruya karşılık, "Başpiskoposun kafasındaki çözüm modelinin kendilerine uymadığını, ona uymayan açıklamaları duyunca da ortamı dinamitleyecek şeyler söylediğini" kaydetti.

Hasan Erçakıca, Başpiskopos'un, kendisinin açıklamalarına yönelik eleştirileriyle ilgili olarak da "Kıbrıs Türk halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum. Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.

Erçakıca, Rum tarafının, Güney Kıbrıs'ta temaslar yapan Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine, Kıbrıs Türk tarafının, Avustralyalı yetkililer nezdinde tepki gösterdiğini de açıkladı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, bugün, Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile görüşerek, hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini anlattığını hem de Dışişleri Bakanı Smith'le görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdiğini aktardı.

Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in Talat'la görüşmesini engellediğini ifade eden Erçakıca, şunları söyledi: "Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi izolasyon politikasını devam ettirmek kararlılığındadır. Bununla da kendi istediği tarzda bir çözümü dayatmaya çalışacaktır, bu amaçla siyasi izolasyonu bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Böyle bir şeyde başarılı olma şansları yoktur. Kıbrıs Türk tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir çözüm arayışında olmayı sürdüreceğiz ama Kıbrıs Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme olasılığı yoktur."

Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini vurguladı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, perşembe günü İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak iş adamları ve liderlere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın vereceği akşam yemeğine katılacağını da bildirdi.

CNN TURK 28/10/08

 

Financial Times'dan özel Kıbrıs eki

İngiltere'de yayımlanan günlük siyaset ve ekonomi gazetesi Financial Times, bugün 4 sayfalık özel Kıbrıs eki yayımladı

Ekin ilk sayfasındaki makalede, adadaki son durum özetlenirken, halen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında sürdürülen müzakerelerin önemine işaret edildi ve müzakereler, "adada birleşik ekonomi yaratılması için son şans" olarak değerlendirildi.

Müzakerelerin adadaki büyük potansiyelin ortaya çıkarılabilmesi için mutlaka sonuca ulaştırılması gereği ifade edilen makalede, görüşmelerin, önce güç bölüşümü üzerindeki anlaşmanın nihai şeklini alması üzerine kurulduğu, daha zorlu olan güvenlik, Türk askerinin adadan ayrılmasıyla ilgili zamanlama, toprak ve emlak gibi konuların ise sonraya bırakıldığı bildirildi.

Müzakerelerin gelecek yıl sonuç vermemesi halinde, adanın Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklere ait iki ayrı devlete bölünmesinin söz konusu olacağı kaydedilen makalede, bu durumda her iki toplumun da çok daha büyük, adayı tümüyle içine alan turizm, finansal hizmetler ve yüksek eğitime dayalı ekonomik yapıya kavuşma fırsatını kaçırmış olacağı belirtildi.

Ekteki bir diğer makalede, KKTC'nin ekonomik durumu ele alındı ve KKTC ekonomisinin Türkiye'ye bağımlı olduğu öne sürüldü.

KKTC'deki büyük ve lüks otellere dikkat çekilen makalede, bu otellerin kapasitelerinin altında konuk ağırlamak zorunda kaldığı, 2008 yılının ocak-ağustos aylarında KKTC'yi çoğu Türkiye'den olmak üzere 700 bin turistin ziyaret ettiği belirtildi.

"Sayı uluslararası uçuşlara uygulanan yasakların kaldırılması halinde çok daha yüksek olabilir" denilen makalede, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonlara son verilmesi yolundaki çabalarda çok yavaş ilerleme sağlanabilindiğine işaret edildi.

Bunun sonucunda KKTC ekonomisinin resesyona sürüklendiği öne sürülen makalede, bu ekonominin 2004-2005 döneminde yüzde 11-15 gibi rekor seviyelerde büyüdüğü kaydedildi.

Bu durumu KKTC'de o dönemde patlayan, ama kısa süreli olan tatil siteleri inşasına bağlayan gazete, Ankara'nın KKTC'ye bütçe açıklarının karşılanması için yılda 500 milyon dolara varan destek sağladığını yazdı.

Eğitimin Kuzey Kıbrıs için önemli bir gelir kaynağı oluşturduğu da hatırlatılan makalede, çoğu Türkiye'den olmak üzere 40 bine yakın öğrencininKKTC'deki özel üniversitelerde öğrenim gördüğü ifade edildi.

259 milyon euroluk AB mali yardım paketindeki fonların da nihayet akmaya başladığı belirtilen makalede, "Ancak işsizlik oranı hala yüksek. İşgücünün yüzde 35'i, KKTC hükümeti tarafından istihdam ediliyor. Yüzde 15'in üzerinde seyreden yıllık enflasyonla kazançlar ise eriyor" denildi.

CNN TURK 29/10/08

 

Last chance to create a unified economy

By Kerin Hope FINANCIAL TIMES

October 28 2008 13:33

Hopes were high on April 3 that the opening of a new city centre crossing-point to link the Greek and Turkish Cypriot halves of Nicosia, the island’s capital, would speed a reconciliation.

The symbolism was clear. The re-unification of Ledra Street, once the commercial thoroughfare, stood for faster growth of trade across the Green Line, the United Nations-monitored “de facto” border, and, in due course, a political deal to stitch Cyprus back together as a prosperous federal state.

One reason for optimism was that, for the first time since the island was violently divided in 1974, the leaders of both communities are willing to negotiate a settlement.

Demetris Christofias, leader of the Greek Cypriot communist party, won last February’s presidential election on a platform of re-unifying Cyprus as a bi-zonal, bi-communal federation with a loose central government.

It was the first time that the communists – the largest political group with the strongest grassroots support for a solution – had put forward their own candidate.

For his part, Mehmet Ali Talat, president of the self-proclaimed Turkish Republic of North Cyprus (TRNC), which is recognised only by Turkey, has consistently backed a peace settlement since his leftwing Republican Turkish Party came to power in 2003.

Yet after the first wave of enthusiasm, the crowds of Greek and Turkish Cypriots passing through the Ledra Street checkpoint to drink coffee and eat ice-cream in each other’s favourite haunts have dwindled to a trickle, consisting mostly of foreign tourists.

Similarly, the UN-backed negotiations between Mr Christofias and Mr Talat, launched last September after six months of careful preparation, have been making slower progress than expected.

Alexander Downer, former Australian foreign minister and the UN special adviser to the talks, earlier this month warned the process could be drawn-out: “This is an enormous issue ... and it’s going to be a difficult negotiation. But the political will is very good.”

The talks started with what was expected to be the easy part: finalising an agreement on power-sharing before moving on to trickier issues of security, including a timetable for the departure of the 30,000-strong Turkish garrison in north Cyprus, and the return of territory and property.

Each community would run its own affairs, including raising taxes, while a lean central government under a rotating presidency and with a joint central bank, would handle foreign relations and European Union affairs.

But the two leaders found themselves re-negotiating some points from the start. Under UN auspices, procedures have since been restructured to accelerate decision-making.

Markos Kyprianou, the Cyprus foreign minister, says: “The UN are important as a facilitator to make sure people stay at the table to discuss the issues.”

Mr Talat still says the outlines of a deal could be agreed by December. A more realistic deadline, perhaps, would be June 2009, in time for Turkish Cypriots to vote for the first time at the European parliamentary elections, according to people close to the talks.

But the two communities would still have to approve a settlement through separate referendums.

With a parliamentary election in the north coming up early in 2010, followed by a presidential vote later in the year, Mr Talat is under pressure to deliver.

His party’s approval ratings have shrunk as the Turkish Cypriot economy slides further into recession, amid disappointment in the north over the perceived reluctance of Greek Cypriots to re-build relationships.

Mr Talat is also constrained by the Ankara government which links the Cyprus issue with its own aspirations for EU membership, and by the Turkish military, a powerful influence in the north. When it comes to opening a new Green Line crossing-point, for example, military authorities must be persuaded to agree.

In the south, Mr Christofias has to fend off a nationalist faction in the centrist Democratic Party, the junior partner in his coalition.

The Greek Cypriots’ overwhelming rejection at a referendum in 2004 of the previous UN-sponsored peace plan also reduces the communists’ room for manoeuvre, as Mr Christofias cannot be seen to make one-sided concessions.

“It’s not yet clear to everyone that this could be the last chance to achieve re-unification under a federal structure. So there is a tremendous burden on the two leaders to build the consensus to make it happen,” says Philippos Savvides, an Athens-based analyst.

However, trade across the Green Line under an EU regulation intended to give Turkish Cypriot companies access to markets in the south and elsewhere, is accelerating – an indication that business people on both sides are becoming more willing to co-operate.

Sales by Turkish Cypriot businesses in the south jumped 65 per cent in the first half of this year to €3.1m ($3.9m). Greek Cypriot trade with the north increased by 150 per cent in the first eight months to €1.1m.

Yet as the leaders’ weekly meetings settle into a routine, expectations are becoming more moderate. “At the moment, it’s hard to give the talks more than a 50-50 chance of success,” says Loukas Charalambous, a Nicosia-based analyst.

In a deteriorating economic environment, the costs of re-unification will loom larger to Greek Cypriots. As the bigger and wealthier community they would be expected to contribute a larger share of a federal budget.

On the other hand, a deal would enable Greek Cypriots to regain access to land and property worth billions of euros in the Turkish Cypriot-controlled north or receive compensation.

But after more than 34 years without a settlement, time is against the federalists, according to a study by Charis Psaltis, a professor of social psychology at the University of Cyprus.

He says: “Our results showed that younger Greek Cypriots are reluctant to consider living with the Turkish Cypriots and are less likely to accept the idea of a federal solution.”

If the negotiations fail to bring results over the next year, the outcome could be a partition of the island into separate Greek Cypriot and Turkish Cypriot states.

Both communities would lose a one-off opportunity to create a significantly larger island-wide economy based on tourism, higher education and financial services.

 

Timeline

1963 UN peacekeepers arrive on Cyprus after clashes between Greek and Turkish communities.

1974 Turkish forces invade following an Athens-inspired coup aimed at uniting Cyprus with Greece, and occupy the northern third of the island. More than 200,000 Greek Cypriots flee south; about 80,000 Turkish Cypriots later move north.

1983 Turkish Cypriot administration in north makes unilateral declaration of independence. Turkish Republic of North Cyprus recognised only by Turkey.

2003 Rauf Denktash, the Turkish Cypriot leader, lifts a 28-year ban on travel by Cypriots to and from north.

2004 Cyprus joins the EU after Greek Cypriots reject UN re-unification plan at a referendum. Turkish Cypriots accept the plan but excluded from benefits of EU membership.

April 2008 Barricades come down on Ledra Street in Nicosia as part of package of UN-backed confidence-building measures.

Sept 2008 Greek and Turkish Cypriot leaders start fresh peace talks under UN auspices.

FINANCIAL TIMES 28/10/08