NTV
Güncelleme: 16:11 TSİ 20 Ekim 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - Türkiyenin BM
Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinin Rum yönetimini mutlu
etmediğini kaydeden Dimitris Hristofyas, Bunun olmaması
gerektiğini herkesin dikkatine getirdik, ama engelleyemedik. dedi.
Hristofyas,
Bu aşamadan sonra Türkiyenin atacağı adımları
karşılamak için önümüze bakacağız ifadesini kullandı.
Rum liderin, bu çerçevede BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri Çin ve Rusya
nezdinde girişimlerde bulunacağı bildiriliyor.
BM
Genel Kurulunda geçen cuma günü yapılan seçimler sonucunda Türkiyenin 47
yıl aradan sonra BM Güvenlik Konseyine (BMGK) geçici üye seçilmesine
Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiyenin
işgalci olması gerekçesiyle karşı çıktı.
Türkiyenin BMGKya üyeliğini onaylamasıyla BMnin, daha
önce Kıbrıs konusundaki tavrıyla çelişkiye
düştüğünü iddia eden Hıristofyas, Kıbrısın bir
parçasını işgal eden ve Kıbrıs halkının
insan haklarını ihlâl eden bir ülkenin BMGK üyesi olması bizi
elbette memnun etmedi dedi.
İşgalci Türkiye
Rum lider en kısa zamanda, Türkiyenin Güvenlik Konseyi üyesi
olmaması gerektiğini göstermek için harekete geçecekleri de
sözlerine ekledi. Geçen cuma yapılan seçimlerde Türkiye son olarak 1961
yılında bulunduğu BMGK geçici üyeliğine 2009-2010 dönemi
için Avusturyayla birlikte Batı Avrupa kıtasını temsilen
seçilmişti.
Siyasi uzmanlar BMGK üyeliğine seçilen Türkiyenin bu konumunun
avantajıyla başta Kıbrıs sorunu olmak üzere Türkiyeyi
yakından ilgilendiren konuların dünya gündemine
taşınabileceğini vurgulamıştı.
MILLIYET 20/10/08
AA
Güncelleme: 16:19 TSİ 21 Ekim 2008 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, yarın saat 10.00da Lefkoşadaki ara
bölgede bir araya gelecek. İki lider, yarınki görüşmede, 13 Ekim
pazartesi günü görüşmeye başladıkları federal yürütme
başlığı altında, başkanlık ve başkan
yardımcılığı konularını ele almaya devam
edecek.
Talatın
BM ve AByle müzakerelerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi
başkanlık komiseri Yorgo Yakovu, liderlerin ardından
perşembe günü bir araya gelerek, müzakere edilen konuları
derinleştirmeye çalışmıştı.
Liderler, görüşmelerin prosedürünü belirledikleri 3 Eylüldeki
görüşmenin ardından, 11 Eylülde başlayan Kıbrısla
ilgili yeni müzakere sürecinde bugüne kadar 4 kez bir araya geldi.
Rum'un tanınmışlığı yüzünden müzakere süreci dengesiz
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, devam eden müzakere sürecinde esas hedefin
Kıbrıslı Türklerin haklarını sağlama alacak bir
çözüm olduğunu vurguladı ve Rum tarafının
tanınmış yapısı nedeniyle "dengesiz bir müzakere
süreci" yaşandığına dikkat çekti.
"Bir anlaşmaya varsak da varmasak da koşullar aynen devam
edecekse biz bundan elbette ki dezavantajlı oluruz" diyen Talat, her
düzeydeki ilişkilerde eşitliği gözetmenin kaçınılmaz
olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ)'nün
Karaoğlanoğlu kampüsünde düzenlenen 2008-2009 akademik yılı
açılışına katıldı.
Dünya ile
ilişkilerde üniversitelerin payı büyük
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat akademik yıl
açılışında yaptığı konuşmada,
üniversitelerin izolasyon altında bulunan Kıbrıs Türkü'nün
dünyayla ilişki kurmasına katkılarda bulunması nedeniyle
büyük önem taşıdığını söyledi.
Üniversitelerin akademik, bilimsel ve sosyal yaşam olarak
katkılarının büyük olduğunu ifade eden Talat, ülke
üniversitelerin gösterdiği akademik başarı ve gelişiminin
toplumun bugünü ve geleceği açısından vazgeçilmez olduğunu
kaydetti.
Konuşmasında, bu güne kadar hükümet ile üniversiteler arasında
yakın bir işbirliği sağlanamamasını eksiklik
olarak nitelendiren Talat, son yıllarda bu konuda önemli aşamalar
kaydedilse de ülke bütünleşmesinin daha ileri boyutlara
taşınabilmesi için bunun gerekli olduğunu belirtti.
Dengesiz
bir müzakere süreci
Müzakere sürecine de değinen Cumhurbaşkanı Talat,
yapılmakta olan görüşmelerde Kıbrıslı Türklerin haklarını
sağlama alacak bir çözümü hedeflediklerini kaydederek konuyla ilgili
şöyle dedi:
"Bunun için elimizden gelen çabayı ortaya koyuyoruz, ama müzakere ve
anlaşma iki taraflı bir olaydır. Diğer tarafın da
aynı şekilde olumlu bir yaklaşım göstermesi gerekir.
Diğer tarafa baktığımızda adeta bir eli yağda bir
eli balda, dünyayla her türlü bağı olan, uluslararası alanda
tanınan, AB'ye üye olmuş ve bu nedenle çözüm konusundaki motivasyonu
son derece sınırlı olan bir tarafla karşı
karşıyayız. Dolayısıyla dünyada hiç
olmadığı ölçüde dengesiz bir müzakere süreci yürütüyoruz."
Tarafların eşitliği olmadığı durumlarda
müzakerelerin son derece zor olduğunu dile getiren
Cumhurbaşkanı, bu koşulların devamı halinde
anlaşmaya varılsa da varılmasa da Kıbrıs Türk tarafının
Rum tarafı karşısında dezavantajlı duruma
düşebileceğine işaret etti.
Eşitliği
gözetmek durumundayız
Talat, şunları kaydetti:
"Bir anlaşmaya varsak da varmasak da koşullar aynen devam
edecekse biz bundan elbette ki dezavantajlı oluruz ve Rum
tarafının avantajlarına karşı bizim bazı
üstünlüklerimiz var. Bu üstünlükleri bizim de en iyi şekilde
değerlendirmemiz lazım. Avantajlarımızı iyi
değerlendirerek bu süreci götürmek durumundayız. Bu süreçte toplumsal
birliği sağlamak, ülke için müzakere sürecine olan desteği
ayakta tutmak ve toplumsal bilinci de hiçbir şekilde erozyona
uğratmamak zorundayız. Ne istediğimizi bilerek, gerek
kurumların gerekse bireylerin günlük yaşantısında bunu
gözeterek, eğer eşitlik istiyorsak eşitlik için mücadele
edeceğiz. Herhangi bir platformda karşı karşıya
kaldığımızda, Kıbrıs Rum tarafı ile gerek
örgüt gerekse kurumlar düzeyindeki ilişkilerde bu eşitliği
gözetmek durumundayız."
Özellikle üniversiteler, üniversiteler çatısı altındaki
örgütler, birimler ve kurumların bu konuda azami özeni göstermesi
gerektiğini vurgulayan Talat, dünyanın Rum tarafını yasal
hükümet ve onun kurumlarını yasal kabul etmesinin iki taraf
arasındaki ilişkilerde Rum tarafına bir üstünlük sağlamaması
gerektiğini belirtti. Talat, bunun müzakere sürecini doğrudan
etkileyecek sonuçlar doğurabileceğine vurgu yaptı.
Toplumsal
olaylara duyarlı gençler
GAÜ Rektörü Prof. Dr. Nilgün Sarp da, iyi eğitilmiş toplumların
devletlerini daha güçlü kıldığını, güçlü bir devletin
de bağımsızlığın ön koşulu olduğunu
belirtti.
Prof. Sarp, ulusal değerlere saygılı, toplumsal olaylara
duyarlı gençlerin ülkelerini evrenselliğe
taşıyabileceğini söyledi.
Rektör Sarp, hedeflerinin öğrencilerini insanlığa yararlı
bilgi ve beceriler kazanmış, Atatürk ilkelerine ve laik düzene
bağlı aydın ve donanımlı bireyler olarak geleceğe
hazırlamak olduğunu ekledi.
GAÜ Uluslararası Spectrum Kongre Salonu'nda yapılan
açılış törenine Cumhurbaşkanı Talat yanında TC
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Girne Belediye Başkanı
Sümer Aygın, GAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Memduh Erdal,
Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, Rektör Prof. Dr.
Nilgün Sarp, Amerika Kuzey Virgina Üniversitesi (UNVA) Kıbrıs
Rektörü Yrd. Doç. Dr. Ron French, bazı resmi ve özel
kuruluşların yöneticileri, akademisyenler ile öğrenciler
katıldı.
Konuşmaların ardından "Kıbrıs Arkeolojisinin
Yakın Doğu'daki Önemi" başlıklı akademik
yılın ilk dersini Ankara Üniversitesi (AÜ) Dil Tarih Coğrafya
Fakültesi'nden Prof. Aykut Çınaroğlu verdi.
Etkinlik müzik dinletisi ve kokteylle sona erdi.
Akademik yıl açılışı etkinlikleri çerçevesinde dün
ayrıca Ziya Rızkı ve Atatürk caddelerinde kortej yürüyüşü
gerçekleştiren olan GAÜ, Kordonboyu'ndaki Atatürk Anıtı'na
çelenk koydu.
KIBRIS 21/10/08
LİDERLERİN
DESTEĞE İHTİYACI VAR... Peter Millet, Kıbrıs sorununda
başlayan yeni sürecin başarıya ulaşarak
Kıbrıs'ın yeniden birleşeceği ve adaya
barış, güven, refah ve istikrar getireceği konusunda umutlu
olduğunu söyledi. Adadaki iki liderin geçmişe dayanan
dostlukları bulunduğuna işaret eden Peter Millet,
Kıbrıs sorununda "fırsat penceresi" görüldüğünü
belirtti. Millet, sürecin zor olacağını kimsenin göz ardı
etmediğini, farklı tutumlar olduğunu, "ancak siyasi irade,
cesaret ve taahhütte bulunan iki lider görüyoruz ve bu nedenle
başarılı bir çözüme ulaşmak için her iki liderin kendi
toplumlarının desteğini almaya ihtiyacı vardır"
dedi
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununda
başlayan yeni sürecin son üç yıldır ortaya çıkan "en
iyi fırsat" olduğunu ifade ederek, bu sürecin başarıya
ulaşarak Kıbrıs'ın yeniden birleşeceği ve adaya
barış, güven, refah ve istikrar getireceği konusunda umutlu
olduğunu söyledi.
Adadaki iki liderin geçmişe dayanan dostlukları bulunduğuna
işaret eden Peter Millet, Kıbrıs sorununda "fırsat
penceresi" görüldüğünü belirtti. Millet, sürecin zor
olacağını kimsenin göz ardı etmediğini, farklı
tutumlar olduğunu, "ancak siyasi irade, cesaret ve taahhütte bulunan
iki lider görüyoruz ve bu nedenle başarılı bir çözüme
ulaşmak için her iki liderin kendi toplumlarının desteğini
almaya ihtiyacı vardır" dedi.
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, dün KIBRIS'ı ziyaret ederek,
Kıbrıs'la ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, Haber
Müdürü Ali Baturay ve KIBRIS TV Müdürü Hüseyin Ekmekçi, İngiliz Yüksek
Temsilcisi Peter Millet'e Kıbrıs sorunundaki yeni süreçle ilgili
çeşitli sorular yöneltti.
"En
iyi fırsat"
İngiltere'nin Kıbrıs sorunundaki yeni çözüm sürecindeki rolüyle
ilgili olarak Peter Millet, "Biz, Birleşik Krallık, yeni süreci,
Kıbrıs'ı yeniden birleştirecek ve dünyanın önemli bir
parçası olan bu ülkeye barış, güven, refah ve istikrar verecek
en iyi fırsat olarak görüyoruz. Birleşik Krallık üzerine
düşen rolünü oynamaya hazırdır; biz garantör ülke, AB üye
devleti ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak rolümüzü çok ciddi bir
şekilde üstleneceğiz. Kıbrıs ve her iki toplumla köklü
ilişkilerimiz var ve bu sorunun başarılı bir sonuca
vardığını görmek istiyoruz" dedi.
Millet'ten
her iki topluma çağrı
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, adadaki her iki topluma,
Kıbrıslı Türklere ve Rumlara "bu fırsatı
kaçırmamaları ve liderlerine destek vermeleri
çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, sürecin başarıya
ulaşması istediğine olan inancını dile getiren Millet,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu başarmak için herkesin
desteğine ve yardımına ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Peter Millet, "Talat'ın niyetine gerçekten inanıyorum ancak
mutabık kalınmış bir çözüme varmak
Kıbrıslıların kendilerinin elindedir. Biz bu süreci
destekliyoruz, herhangi bir şey dikte etmeye çalışmıyoruz.
Müzakereler liderler arasındadır ve mutabık kalabilecekleri bir
anlaşmayı uluslararası topluluğun destekleyeceğinden
eminim" diye konuştu.
"Çözüm
kazan-kazan durumu olacak"
Millet, iki toplumun siyasi eşitliğinin temel unsur olarak kabul
edildiği bu müzakerelerin başarıya ulaşması halinde
Kıbrıslı Türklerin doğrudan rol oynayacağı bir
federasyonda yer alacağını vurguladı.
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, şöyle konuştu:
"İki toplumun siyasi eşitliği müzakerelerin ana
bölümlerinden biri olarak kabul ediliyor ve bu Kıbrıslı
Türklerin doğrudan rol oynayacağı bir federasyon olacaktır.
Eğer çözüm gerçekleşirse bu kazan-kazan durumu olacaktır. Hem
Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar
kazanacaktır, ancak şu anki durumda her iki toplumda adanın
bölünmüşlüğünden dolayı kaybediyor" dedi.
Çözüme ulaşılmasının Kıbrıslı Türklere
sağlayacağı diğer faydalara da atıfta bulunan Millet,
çözümün ekonomik kazançları, adanın turizm destinasyon merkezi
olması, mülkiyet konusundaki belirsizliklerin ortadan kalkması,
Kıbrıslı Türklerin toplumsal olarak AB'ye
katılımı ve spor, ekonomik, sosyal ve diğer faaliyetlerde
yer alması, askerlikten dolayı genç erkeklerin
yurtdışına gitmesine gerek kalmaması gibi çeşitli
getirileri olacağını kaydetti.
Millet, medyaya ve siyasi liderlere çözümün faydalarının ve
kazançlarının halka anlatılmasında önemli bir rol
düştüğünü de ifade etti.
"Son
iki toplantıda müzakereler
daha
sağlam bir temele oturtuldu"
İki toplum lideri arasındaki doğrudan müzakerelerin kötü
gittiği yönünde genel bir görüş bulunduğuyla ilgili
değerlendirmede de bulunan İngiliz Yüksek Komiseri şöyle
konuştu:
"İki liderin pazartesi ve cuma günü yaptıkları
görüşmelerin müzakereleri daha sağlam temele oturttuğunu
düşünüyorum. Şu ana kadar dört kez bir araya geldiler. Bu
müzakerelerin başlangıcıdır ve şu an müzakerelerin iyi
ya da kötü gittiği konusunda erken bir yargıda bulunmamalıyız
diye düşünüyorum. Liderler, düzenli bir şekilde görüşüyorlar ve
nereye varmak istediklerinde bir düşüncede mutabık kaldılar, bu
çözüm için en iyi olasılığı sunuyor. Bir yargıda bulunmak
için henüz çok erken ancak liderlerin ivmeyi koruması ve konularda
ilerleme kaydettiklerini gösterebilmeleri çok önemlidir, ele
aldıkları konulara ileriki aşamalarda geri döneceklerdir. Bu
konuları müzakere edip anlaşmaya varma meselesi değil,
konuların ele alınması meselesidir. Böylelikle liderler, ileriki
aşamalarda her şeyi bir araya getirerek mutabık
kalınmış bir çözüme varacaklar."
"İngiliz
üslerinin devam etmesini isteyeceğiz"
Kıbrıs'taki İngiliz üsleriyle ilgili bir soru üzerine Peter
Millet, "Üsler, Birleşik Krallık için önemlidir, AB için
önemlidir ve muhtemelen Kıbrıs için de önemlidir. Burada askeri
operasyonumuzun devam etmesini isteyeceğiz ve bu nedenden dolayı
bunun dengeli, güvenli, refah bir adada olmasını istiyoruz. Adadaki
bu sorunu çözmeye yardımcı olmamızın nedenlerinden biri de
budur. Garantörlük konusu ve üsler konusu iki ayrı konudur, ancak
adanın güvenliğinin geleceği göz önüne
alındığında Birleşik Krallık ve uluslararası
topluluk bazı aşamalarda güvenliğin gelecekte nasıl
sağlanacağı konusunda liderlerle birlikte
çalışacaktır. Ancak şu aşamada müzakerelerin özellikle
güvenlik ve garantiler konusunda nasıl geliştiğini görmeyi
bekliyoruz ve ardından olumu bir sonuç elde etmek için nasıl
yardımcı olacağımıza bakacağız" dedi.
Garantörlük
ve güvenlik konusu
Rum tarafının garantörlüğü iptal edilmesi istemesini ve Rum
yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs
sorununa "Kıbrıslılar için Kıbrıslılar
tarafından" bir çözüm bulunmasını ve yabancı güçlerin
adadan gitmesini ima eden açıklamasını değerlendirmesi
istenen Millet, "Tam olarak böyle düşündüklerini sanmıyorum.
Hristofyas, iki liderin siyasi eşitlik temeli zemininde müzakere
ettiğini vurguluyor. BM müzakereleri sağlayan organdır, ancak
uluslararası topluluk ve özellikle garantör güçler bunu desteklemelidir.
Bu müzakerelerin yer aldığı çerçevenin bu olduğunu
düşünüyorum. Bunun, burada hiçbir yabancının istenmediği
anlamına geldiğini sanmıyorum. İleriki bir aşamada
güvenliğin gelecekte nasıl olacağı konusunda müzakereler
olacaktır. Şu anda BM barış gücü vardır.
Eğer mutabık kalınmış bir çözümün olduğu duruma
gelirsek, o zaman güvenlik konusu ve bu anlaşmanın nasıl
uygulanacağı konusu gündeme gelecektir ve uluslararası örgütün
bir tür yardımı gerekebilecektir. BM, kısa sürede ya da
geçiş döneminde güvenlik konusunda nasıl yardım edebileceğini
değerlendirecek" dedi.
"Umutlu
olmak zorundayız"
Kıbrıs sorununa yeni süreçte bir çözüm bulunması konusunda
ümitli olup olmadığının sorulması üzerine Millet,
"Evet, umutlu olmak zorundayız. Bu son üç yıldır önümüze
çıkmış olan en iyi fırsattır. İki liderin bir
ilişkisi vardır ve hızlı bir gelişme ve momentumun
devam ettiğini görmeye ihtiyacımız olan bir fırsat
penceresi vardır. Hiç kimse sürecin ne kadar zor olacağını
göz ardı etmiyor. Farklı tutumlar olduğunu biliyoruz ve bu
tutumlar son 34-35 yıldır farklı olmuştur. Ancak siyasi
irade, cesaret ve taahhütte bulunan iki lider görüyoruz ve bu nedenle
başarılı bir çözüme ulaşmak için her iki liderin kendi
toplumlarının desteğini almaya ihtiyacı vardır"
dedi.
"AB
her türlü yardıma hazır"
Kıbrıs konusunun uluslararası alanda gündemde olan konulardan
biri olduğunu ifade eden Millet, "BM'nin, Birleşik Krallık
ve AB mümkün olduğunca yardım etmek için isteklidir çünkü bu önemli
bir fırsattır ve bu sefer bunun başarılı olduğunu
görmeyi umuyoruz ve bekliyoruz" dedi.
Millet, AB'nin sürecin başarılı olması için siyasi, teknik ve mali olarak süreci desteklemeye ve cesaretlendirmeye hazır olduğunu ancak BM'nin müzakere sürecinde esas rol oynaması gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 21/10/08
Encouraging prospects for bicommunal
business relations
By Marianna Pissa
When
theres a will theres a way
ATTEMPTS TO pair up Greek Cypriot and Turkish Cypriot business people through a
UNDP-ACT bicommunal project have so proved a success but there is more work to
be done.
Funded by UNDP-ACT, the Cyprus Producers Network (CPN) project is a joint
initiative of the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (KEVE), the Cyprus
Turkish Chamber of Industry (KTSO) and the Turkish Cypriot Chamber of Commerce
(KTTO).
The objective of the project was to establish a network between Turkish Cypriot
and Greek Cypriot producers in order to increase co-operation and to provide
technical assistance, training and advice in the promotion of Green Line Trade.
Yesterday in an event for the closing of the CPN sixteen-month project, the
launch of the CPN web portal was announced.
The CPN web portal provides a platform for Turkish Cypriot and Greek Cypriot
traders to find out about market demand and supply, establish business
relations and develop joint ventures.
KEVE Director Manthos Mavrommatis crowned the project a success and said, When
theres a will theres a way.
Salih Tunar of the KTSO said, I believe we have reached our target so far. We
have to continue to increase economic interactions between the two communities
and overcome any psychological barriers
The CPN closing event highlighted the activities and deliverables of the CPN
project, including the business to business (B-2-B) meetings, the development
of the portal and the results of the surveys produced by the participating
chambers over the problems faced by the two communities in their attempts to
trade across the Green Line.
The survey was conducted by the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (CCCI)
in the Greek Cypriot Community (GCC) and by the Cyprus Turkish Chamber of
Industry (CTCI) in the Turkish Cypriot Community (TCC).
Since the adoption of the Green Line Regulation in 2004, there has been talk
about the benefits and problems that are generated through Green Line Trade yet
there has been little analysis among the Turkish Cypriot and Greek Cypriot
business communities. The survey acted as a resource for both communities as to
the needs of the businesspeople who in effect are the ones to determine the
success of Green Line Trade.
In order to understand the nature of Green Line Trade, the CPN project also
conducted a Green Line Trade survey. The survey took place simultaneously in
both communities during the months of January and February 2008 aiming at
measuring business leaders perspectives of Green Line Trade, identifying the
problems that businesspeople face when trading over the Green Line, and for
proposing recommendations in order to ease possible constraints of Green Line
Trade.
The majority of the respondents in both communities believe that bureaucracy
and restrictions relating to Green Line trade limit the functionality of the
trade between the two communities. The idea that there is too much bureaucracy
and that it acts as a barrier to Green Line trade was repeatedly stated by
businesspeople throughout the survey.
Respondents from both communities state that customs-related issues at
checkpoints are the most common obstacles in Green Line trade. In addition,
Value Added Tax (VAT) issues are common among the Greek Cypriot respondents,
whereas complicated procedures, packaging/labelling and payment issues are also
noted by Turkish Cypriot respondents.
Interestingly, 78 per cent of Greek Cypriot respondents who sell over the Green
Line said they sell branded products. This comes in contrast with the TC
respondents who said that only 33.33 per cent of them sell branded products.
The reasons behind this are the nature of the products, the demand from
specific buyers and supply-side reasons.
Leonidas Paschalides from KEVE presented the Green Line Trade (GLT) survey
recommendations of what has to be done for the improvement of bicommunal
trading such as the need for information disbursal relative to the Green Line
Trade, contact facilitation like information services, websites, business
contacts, emphasis on promising sectors, and involvement of professional
associations. Paschalides recommended that bureaucracy should be limited, and
that the number of business sectors involved in GLT should be expanded
Hasan Itce of the KTTO said, Tenders should also be declared in English and
not only Greek to attract Turkish Cypriot businessmen as well.
It was repeatedly stated throughout the survey that it is mostly up to the
politicians on both sides to make it known to their public that it is okay to
trade over the Green Line and that they support GLT.
Furthermore, Turkish Cypriot companies would like to see both Turkish Cypriot
and Greek Cypriot authorities support Green Line Trade not only on paper but
also in action.
According to Oya Barcin from the KTTO , the three participating chambers
organised five sectoral meetings in April 2008 that focused on building
relationships between Greek Cypriot (GC) and Turkish Cypriot (TC) companies.
The CPN technical committee identified: food and beverage, furniture, building
materials, paper, plastic & chemical products and information &
communications technology as the target sectors based on the products and
services that were traded or had potential to trade across the Green Line.
The purpose of the meetings was to promote the development of transparent and
sustainable business relationships between GC and TC companies.
The survey results on the meetings showed that the vast majority of the Greek
Cypriot respondents (75.5 per cent) had not transacted with their Turkish
Cypriot counterparts before the links were established, confirming the fact
that the majority of the business community in both parts of the island have
not actually engaged in a business transaction since the adoption of the Green
Line trade Regulation. Only those from the building materials sector had
transacted the most (33.3 per cent).
However, a relatively high attendance at the B-2-B meetings from the other
sectors as well, reinforced the feeling that businesspeople do wish to explore
the possibility of co-operating with their TC counterparts. Almost 85 per cent
of the participants indicated that the events had met or exceeded their
expectations and 65 per cent of the participants met at least one potential
business partner
CYPRUS MAIL 21/10/08
AA
Güncelleme: 15:18 TSİ 22 Ekim 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Lefkoşa
ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki Uluslararası Havaalanı
yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada
yapılan görüşmeye, liderlerin heyetleri ve BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da katıldı.
Liderler, ara bölgede üç saat süren görüşmenin 1,5 saatini baş
başa yaptı. Talat ve Hristofyas, görüşmeden sonra herhangi bir
açıklama yapmadı.
BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun, görüşmeye
ilişkin yaptığı kısa açıklamada, iki liderin 1,5
saat baş başa görüştüğünü, yönetim-yürütmede iktidar
paylaşımı başlığı altında fikir
alışverişinde bulunduğunu belirtti.
Zerihoun, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 3 Kasımda
olacağını, liderlerin temsilcilerinin ise gelecek hafta
perşembe günü buluşacağını kaydetti.
Öte yandan Kıbrıs-BM barış gücü sözcüsü Jose Diaz,
liderlerin baş başa görüşmesinin, hiçbir şekilde
kayıt altına alınmadığını bildirdi.
Bugünkü görüşmeye, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, adada olmadığı için
katılmadı.
Liderler 13 Ekimdeki görüşmenin ardından, Rum Milli Muhafız
Ordusu (RMMO) yıllık planlı tatbikatı Nikiforos ile ona
mukabil icra edilen Türk ordusunun Toros tatbikatının iptal
edildiğini açıklamıştı.
Liderlerin yönetim ve güç paylaşımı konusunu görüşmeyi
tamamladıktan sonra, Kıbrıs sorununun en zor konularında
biri olan mülkiyet konusunu ele almaya başlaması planlandı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 12:31 TSİ 22 Ekim 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Rum haber
ajansına göre, Kıbrıs Türk tarafına yapılan
açıklamalarla ilgili soru üzerine Dimitris Hristofyas, doğrudan
müzakerelerden ayrılma konusunu hiçbir zaman gündeme getirmeyeceğini
ifade ederek, herhangi bir baskıyı kabul etmeyeceğini söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için kimin siyasal iradesi
var ve kimin yok bellidir dedi.
Garantörlükle
ilgili bir soruya karşılık da Hristofyas, Çağdaş bir
ülkede garantörlüklerin varolması doğal değil dedi.
Doğrudan müzakerelerde Kıbrıstaki İngiliz üsleri konusunun
ele alınıp alınmayacağıyla ilgili soru üzerine de Rum
lider, şu anda böyle bir konunun ele alınmayacağını
ve böyle bir konunun gündemde olmadığını bildirdi.
Hristofyas, (KKTC Cumhurbaşkanı) Mehmet Ali Talat ile
Kıbrısın yeniden birleşmesi, işgalin son ermesi
için bir anlaşmaya varmamızı umarım diye konuştu.
MOSKOVA
ZİYARETİ
Bir soru üzerine, kasım ayında Moskovaya yapacağı ziyareti
çok önemli olarak niteleyan Hristofyas, Maalesef Türkiye, BM Güvenlik
Konseyinin daimi olmayan üyesi olarak seçildi ve bunun için Kıbrıs
Cumhuriyetinin BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerle sürekli temas
durumunda bulunması gerekiyor dedi.
Rusyanın, Rum yönetiminin mücadelesini her zaman desteklediğini
ifade eden Hristofyas, iki ülke arasında ilişkileri güçlendirmeleri
gerektiğini anlattı.
Kıbrıs'ta liderler 3 Kasım'da tekrar
buluşacak
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri
kapsamında, yasama konularıyla ilgili ön görüşmelere
başladı. İki lider 3 Kasım'da yeniden bir araya gelecek.
Kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün
beşinci kez bir araya gelen ve "yönetim ve güç paylaşımı"
başlığı altında yürütmeyi ele alan liderler, aynı
başlık altında yasama konusunu da müzakere ediyor.
Yasama konularıyla ilgili ön görüşmelere bugün başlayan
liderler, temsilcilerini ise 30 Ekim Perşembe günü yönetim konusunu
görüşmeye devam etmeleri konusunda yetkilendirdi. Talat ve Hristofyas, 3
Kasım'da yeniden bir araya gelecek.
Liderlerdenönce temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, 30 Ekim
Perşembe günü görüşecek. Temsilciler, "yürütme" konusunu
tartışmaya devam edecek ve bugörüşmelerin sonuçları
liderler tarafından değerlendirilecek.
Görüşme kayıt altına alınmadı
Öte yandan Kıbrıs-BM barış gücü sözcüsü Jose Diaz,
liderlerin baş başa görüşmesinin, "hiçbir şekilde
kayıt altına alınmadığını" bildirdi.
Bugünkü görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, adada olmadığı için
katılmadı.
11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde daha önce 4
kez görüşen liderler, bugünkü görüşmede, 13 Ekim Pazartesi günü
görüşmeye başladıkları "yönetim ve güç
paylaşımı" başlığı altında
"yürütme, başkanlık ve başkan
yardımcılığı" konularını ele almaya
devam etti.
13 Ekim'deki liderler görüşmesinin ardından taraflar, Rum Milli
Muhafız Ordusu (RMMO) yıllık planlı tatbikatı
"Nikiforos" ile ona mukabil icra edilen Türk ordusunun
"Toros" tatbikatının iptal edildiğini
açıklamıştı.
Liderler, 10 Ekim Cuma günü yaptıkları görüşmede, her hafta bir
araya gelmeyi kararlaştırmıştı.
Liderlerin "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu
görüşmeyi tamamladıktan sonra, Kıbrıs sorununun en zor
konularında biri olan "mülkiyet" konusunu ele almaya
başlaması planlandı.
Talat ve Hristofyas, bugün
"başkanlığı" görüşüyor
Kıbrıs
sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan kapsamlı
müzakerelere bugün devam edilecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, bugün saat 10.00'da bir araya gelecek. Görüşme, ara bölgede
Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarında
kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşecek.
İki liderin, bugünkü görüşmede, geçen hafta pazartesi günü
görüşmeye başladıkları federal yürütme, başkanlık
ve başkan yardımcılığını ele almaya devam
etmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB'yle Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri
Yorgo Yakovu, liderlerin ardından perşembe günü bir araya gelerek,
müzakere edilen konuları derinleştirmeye
çalışmıştı.
3 Eylül'deki törensel görüşmenin ardından 11 Eylül'de başlayan
Kıbrıs'la ilgili yeni müzakere sürecinde liderler bugüne kadar 4 kez
bir araya geldi.
KIBRIS 22/10/08
TC
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, BM Güvenlik Konseyi'nin
(BMGK) 2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilen Türkiye'nin dış
politikasının, "üye oldu diye
değişmeyeceğini" belirterek, "Biz bugüne kadar
Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi
olduğumuzda da onları söyleyeceğiz" dedi.
Babacan, dış politikaya ilişkin çeşitli konularda NTV'nin
soruları yanıtladı ve Türkiye'nin 2009-2010 dönemi BMGK
üyeliğine seçilmesini değerlendirdi.
Türkiye'nin Temmuz 2003'de BMGK için adaylığını ilan
ettiğini ve 5 yıla aşkın bir süredir bu çerçevede
çalışmalarını yürüttüğünü belirten Babacan,
Türkiye'nin geçici üyeliğe seçilmesinde üç önemli faktörün etkili
olduğunu kaydetti.
Babacan bunları, Türkiye'nin yaptığı siyasi ve ekonomik
reformlar, etkin dış politika ve tüm bunların iyi bir
iletişimle dünyaya tanıtılması olarak
sıraladı.
Yapılan oylamanın gizli olduğuna dikkati çeken Babacan, ülkeler
ne kadar sözlü taahhüt verseler de, gizli oylamanın sonucunu bilmenin çok
zor olduğunu ifade etti. Konuya ilişkin İzlanda'yı örnek
gösteren Babacan, İzlanda'ya verilen taahhüdün tamamı oya
dönüşseydi, İzlanda'nın seçilebileceğini bildirdi.
"Ülkeler ve insanlar gerçekten ikna oluyor. Onların gönüllerini
kazanabilmiş miyiz? Bu başarıdaki temel faktör" diyen
Babacan, daimi temsilciler nezdinde de yoğun kampanya sürdürdüklerini,
yoğun iletişimin ve tanıtımın faydalı
olduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin geçici BMGK üyeliğine
seçilmesinden memnun olmadığının
hatırlatılması üzerine ise Babacan, şunları kaydetti:
"Bizim bir dış politika çizgimiz var. Dış politikada bugüne kadar söylediğimiz şeyler var, attığımız adımlar var. Bu, BMGK üyesi olduk diye değişecek değil. Biz bugüne kadar Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da onları söyleyeceğiz. Bugüne kadar Kafkasya sorunu, ya da Orta Doğu'daki pek çok konu için bugüne kadar ne söylediysek, aynı şeyleri söylemeye devam edeceğiz. Dolayısıyla bizim ilkeli tutumumuz, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da devam edecek".
KIBRIS 22/10/08
Paphos Theatre to be built on
Turkish Cypriot land
By Bejay Browne
MAYOR of Paphos Savvas
Vergas has confirmed that plans to build a new theatre for Paphos will go ahead,
despite the proposed plot belonging to a Turkish Cypriot.
Vergas previous plan to move the central museum to the archaeological park in
Kato Paphos and use the old museum as a new theatre, failed to gain to
necessary support.
The plan originally surfaced after the government changed the law regarding the
use of Turkish Cypriot land. As discussions are talking place to try to reunify
the island and compensation would have to be paid to the Turkish Cypriot
landowners, the government had previously recommended not using this land.
Guidelines, however, do state that in certain cases where there is no
alternative, compulsory purchases may be made. This applies to all citizens and
is not restricted to Turkish Cypriots. The mayor hopes to meet all the relevant
bodies to obtain building licence for the new theatre as soon as possible.
CYPRUS MAIL 22/10/08
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde futbola tutkun sporseverler, Türkiyedeki
takımlar ile yatıp kalkıyor. Oysa Türkiye uğruna harcanan
paralar, Kuzey Kıbrısa yöneltilse futbolun adada
kalkınmasına önayak olabilir.
Kuzey Kıbrıs Futbol
Federasyonu, FIFA tarafından tanınmadığından
yabancı ülke takımları ile maç yapma şansı henüz yok.
Bu sorunu aşmak için karşılıklı adımlar
atıldı ancak henüz ciddi bir karar alınamadı. Aslında
nüfusu yaklaşık 300 bin olan ada halkının
çoğunluğu futbola ilgi duyuyor; hatta çılgınlık
derecesinde fanatik olanlar bile var. Futbolun bu kadar sevildiği ve takip
edildiği bölgede halkın ada takımlarını tutma
oranı yüzde 58. Oysa Türkiyedeki kulüpleri tutma oranı yüzde 89. En
çok taraftarı olan Galatasarayı Fenerbahçe, Beşiktaş ve
Trabzonspor izliyor. Bu istatistikler şu gerçeği ortaya koyuyor:
Kuzey Kıbrıs, Türkiyedeki futbolla yatıp kalkıyor.
ŞAMPİYONLAR LİGİ SEVDASI Adanın
önde gelen takımlarından sarı-kırmızılı
Çetinkayanın (üstte) taraftar grubu başkanı Ercan
İbrahimoğlu bu konuya dair sitem dolu sözler sarfediyor: Taraftarlar
sadece geçen yıl özellikle Fenerbahçenin Şampiyonlar Ligi
maçları uğruna aşağı yukarı 1 milyon dolar para
harcadı. Yaklaşık 1000 kişilik bir grup 1 buçuk saatlik
uçak yolculuğunu göze alarak İstanbula seyahat ediyor.
İstanbula gidiş-dönüş uçak biletleri, konaklama
masrafları, Feneriumda lisanslı ürün harcamaları alt alta
toplandığında bu yüksek meblağ ortaya çıkıyor.
Aslında bu harcama alışkanlığı ada kulüplerine
aksa ülkenin futbol değeri yükselecek.
EN PAHALI BİLET 20 YTL Üç ligde 42
takımın mücadele ettiği Kuzey Kıbrısta
stadyumların kapasitesi 4-5 bin civarında. Alınan kararla
2008-2009 futbol sezonunda maçların giriş ücreti azami 20 YTL olarak
belirlendi. Ne var ki birçok karşılaşmada tribünleri
tıklım tıklım görmek mümkün değil. Adanın en çok
şampiyonluk gören takımı Çetinkayanın dahi sponsor bulma
çabaları iki yıldan bu yana sonuçsuz. Görünen o ki Ada, Türk
kulüplerine gönül verdikçe Kuzey Kıbrıs takımları sınıf
atlayamayacak.
Bu arada 2008 -2009 sezonunda 1.Lig isim hakkının 50 bin dolar
karşılığında Türk Bankası Ltd.e verilmesiyle
1.Lig Türk Bankası Ligi olarak isimlendirilmiş oldu.
LİG BAŞLADI 1. Lig bu hafta sonu
başladı. Bostancı Bağcıl, Laptayı 4-1 yendi ve
liderliğe oturdu. Geçen sezonun namağlup şampiyonu Gönyeli de
deplasmanda karşılaştığı Çetinkayayı 1-0
mağlup etti. Diğer sonuçlar da şöyle: Cihangir-Küçük
Kaymaklı: 1-1, Mağusa Türk Gücü-Alsancak Yeşilova: 2-3,
Tatlısu-Ozanköy: 3-2, Türk Ocağı-Türkmenköy: 0-2,
Binatlı-Yeni Boğaziçi: 3-1.
TARAF 22/10/08
Kıbrısta
'kayıtdışı' müzakere dönemi!
SEFA KARAHASAN
Lefkoşa
Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmak
amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakerelerde, iki liderin son üç
toplantıda kayıt altına alınmadan baş başa
görüşme yapması akıllarda soru işaretleri
bıraktı.
Kıbrıs-BM Barış Gücü Sözcüsü Jose Diaz,
liderlerin baş başa görüşmesinin, hiçbir şekilde
kayıt altına alınmadığını belirtti.
Milliyete konuşan diplomatik kaynaklar ise, uluslararası
toplantılarda görüşmelerin kayıt altına alınması
gerekliliğini hatırlatarak, Kıbrıs sorunu gibi zor bir
konuda liderler mutlaka konuştuklarını kayıt altına
almak zorundadır ifadesini kullandı.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talatın, kayıtdışı
görüşmeleri sonradan kayıt altına aldırdığı
bildirildi. Buna göre Talat, Hristofyasla yaptığı
görüşmeden sonra aklında kalanları kayıt altına
aldırıyor. Diplomatik kaynaklar ise, Bunun çok sakıncalı
olduğunu belirterek, Akıllarda kalanların kaydedilmesi diye
bir şey olamaz. 1.5 saat ne konuşulduğunun akılda
tutulması imkânsızdır diye konuştular.
MILLIYET 23/10/08
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün
"yürütme" konusunun ardından "yasama"yı müzakere
etmeye başladı.
Dün yaklaşık 3.5 saat süren görüşmesinin ardından liderler
açıklama yapmazken, konuya ilişkin kısa açıklama BM Özel
Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun tarafından yapıldı.
"Yapıcı bir görüş alışverişinde
bulunulduğunu" belirten Zerihoun, sürecin "iyi"
gittiğini vurguladı.
Müzakerelerin ilk maddesini oluşturan "güç paylaşımı
ve yönetim" başlığı altında devam eden
görüşmelerde liderler "yasama" konusunu da dünden itibaren
müzakereye açarken, "yürütme" konusu iki liderin özel temsilcileri
arasındaki görüşmelerde tartışılmaya devam edecek ve
bu görüşmelerin sonuçları liderler tarafından
değerlendirilecek.
Liderler, iki hafta sonra 3 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya
gelecek. Özel temsilcilerin toplantısı ise 30 Ekim Perşembe günü
yapılacak.
Gündem
yasama... Yürütme konusu da gündemde
İlk 1.5 saati baş başa yapılan görüşmede
"yürütme" konusunun ardından "yasama"nın müzakere
edilmeye başlandığını söyleyen Zerihoun, liderlerin,
bir önceki müzakere sonrasında konulara açıklık getirme
hedefiyle temsilciler arasında yapılan görüşmenin
sonuçlarını da değerlendirdiklerini kaydetti.
"Yapıcı bir görüş alışverişinde bulunulduğunu"
belirten BM Özel Temsilcisi Zerihoun, iki liderin bundan sonraki
görüşmesinin 3 Kasım Pazartesi günü yapılacağını,
bu görüşme öncesinde 30 Ekim Perşembe günü de lider temsilcilerinin
bir araya geleceğini kaydetti.
Gazetecilerin sorusu üzerine, liderlerin hâlâ "güç
paylaşımı ve yönetim" başlığı
altında müzakere etmeye devam ettiğine işaret eden Zerihoun, bu
başlık altında ilk önce "yetkileri" görüşen
liderlerin, daha sonra "federal yürütmeyi" müzakere ettiğini ve
şimdi de "yasama" konusuna geçtiklerini anlattı.
Devam eden
bir süreç
Zerihoun, "yürütme konusunun bu kadar uzun süre görüşülmesi
tıkanıklıktan mı kaynaklanıyor, hiçbir konuda
anlaşma yok mu..." yönündeki bir başka soruyu yanıtlarken,
bazı konularda anlaşma olduğunu, bazı konuların ise
diğer konularla bağlantıları nedeniyle bir kenara
konulduğunu vurguladı. "Bazı konuların diğer
konulardan soyutlanarak ele alınmasının mümkün
olmadığını" belirten Zerihoun, liderlerin
temsilcilerinden de, bazı konuları ele alıp görüşleri
yakınlaştırmasını istediğini söyledi.
BM Özel Temsilcisi Zerihoun, "Bu devam eden bir süreçtir. Ve bu süreç iyi
gidiyor" diye ekledi.
Bir buçuk
saat baş başa görüştüler
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümü hedefleyen müzakereler
çerçevesinde dün yeniden bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, federal yürütme,
başkanlık ve başkan yardımcılığı
konularını ele aldı.
Ara bölgede Lefkoşa Uluslararası Havaalanı
yakınlarındaki binada BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'un ev sahipliğinde
yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexsander Downer katılmadı.
TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre, saat 10.00'da başlayan
toplantıda önce iki lider baş başa görüştü. Görüşmenin
bu bölümü yaklaşık 1.5 saat devam etti. Saat 11.30
sıralarında ise heyetler görüşme odasına alındı
ve müzakerelere devam edildi.
Görüşmede Cumhurbaşkanı Talat'a BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri
Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat
Çağlar, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk
Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise görüşmeye,
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle
katıldı.
Hristofyas'a
"yoldaşlık" hatırlatıldı
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Misyon Şefi
Taye Brook Zerihoun'un kapıda karşıladığı her iki
lider de gazetecileri "Good Morning", "Günaydın",
"Galimera" diyerek İngilizce, Türkçe ve Rumca selamladı.
Hristofyas, Rum gazetecilerin "Talat'a yoldaş diyecek misiniz"
sorusunu yanıtsız bıraktı.
Basın
BM engeline takıldı
Bu arada Kıbrıs Türk basının bir bölümü, geç geldikleri
gerekçesiyle bir süreliğine BM kapısında bekletildi.
Aralarında TAK ajansı, Genç Tv, Cyprus Today ve Ada TV'nin
bulunduğu basın heyetinin geçişine, liderler görüşmeye
başladıktan sonra izin verildi.
Tam saatinde gelmelerine rağmen kapının
kapandığını söyleyen ve basının geçişine
izin vermeyen BM görevlileri ile basın arasında gergin saatler
yaşandı.
BM Barış Gücü Sözcüsü Jose Diaz'ın da devreye girmesine
karşın Kıbrıs Türk basını görüşme
başlamadan bölgeye giremedi.
Öte yandan, genel olarak basının görüşmeye ilgisinin düşük
olması da dikkat çekti.
KIBRIS 23/10/08
Türkiye, Kıbrıs'tan çekilmeyecektir kararını yeniden teyit etmeli
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "TBMM'deki partiler bir araya
gelerek, Türkiye Kıbrıs'tan çekilmeyecektir kararını
yeniden teyit etmeli" dedi.
Muğla Üniversitesi kültür merkezinde, "AB ve Kıbrıs"
konulu konferans veren eski Cumhurbaşkanı Denktaş, TBMM'de yer
alan partilerin bir araya gelerek Kıbrıs konusunda daha önceden oy
birliği ile alınmış kararları, teyidini yenilemelerini
isteyerek, "Anadolu partilerinin mecliste bir araya gelerek 'Türkiye
Kıbrıs'tan çekilmeyecektir' demesini bekliyoruz" görüşünü
dile getirdi.
Bütün partilerin TBMM Başkanı Köksal Toptan'la bir araya gelerek yeni
bir karar çıkarma konusunda görüş oluşturmalarını
isteyen Denktaş, "Dünya da bilsin Türkiye Kıbrıs'tan
çekilmeyecektir... Rum'un istediği gibi azınlık
olmayacağız. Biz bunu istiyoruz, yeni bir ses istiyoruz Anadolu'dan
ve Anadolu'yu temsil eden partilerden ve TBMM'den. Kıbrıs Yunan
olmayacaktır" diye konuştu.
Görüşmeler
dengesiz, masaya oturulmamalıydı
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs
müzakerelerinde Rum tarafının lehindeki dengesizliği bertaraf
etmeden masaya oturulduğunu ileri sürdü.
Denktaş,
şunları söyledi:
"Bu denge olmadığı için 45 yıldır halledilemedi.
Dengeyi bozan kim? Dengeyi bozan, bugün sırtımızı
okşayarak aman masadan ayrılmayın diyen ABD, İngiltere,
Güvenlik Konseyi üyeleri ve AB. Şimdi de dengesiz masaya
oturulmamalıydı. Bütün hata dengesizliği bildiğimiz halde,
bunu bertaraf etmeden masaya oturduk, neyi konuşuyoruz? Rumların
'hayır' dedikleri Annan Planı'na Rumları 'evet' demeye ikna
etmek için kendilerine tavizler vermeyi konuşuyoruz."
KIBRIS 23/10/08
Güncelleme: 13:51 TSİ 24 Ekim 2008 Cuma
BRÜKSEL - Kıbrıs Rum kesiminin
kuraklık sorununu çözmek üzere, AB Dayanışma Fonundan
aktarılacak 7,6 milyon Euro tutarındaki kaynak, Yunanistandan su
taşınması gibi, kuraklığa karşı
alınacak acil önlemlerde kullanılacak.
Kıbrıs
Rum kesimi, adadaki yeraltı sularının büyük oranda çekilmesine
neden olan kuraklığın toplam maliyetinin, gayri safi yurtiçi
hasılanın yüzde 1,25ine kadar ulaştığını
ileri sürerek, ABden yardım talebinde bulunmuştu.
Obama, çözüme önderlik edecek
ÇÖZÜM,
TÜRKİYE'NİN DE LEHİNE... ABD'de Demokrat Parti'nin başkan
adayı Obama'nın seçim bildirgesinde, Obama ve Biden'in,
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm sağlanması
çabalarına önderlik edeceği belirtildi ve çözümün, "Türkiye'nin
AB üyeliği önündeki önemli bir engeli ortadan
kaldıracağı" kaydedildi
ABD'de Demokrat Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın seçim
bildirgesinde, Obama ve Biden'in, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı
bir çözüm sağlanması çabalarına önderlik edeceği
belirtilerek, çözümün, "Türkiye'nin AB üyeliği önündeki önemli bir
engeli ortadan kaldıracağı" kaydedildi.
Obama'nın internet sitesinde yayımlanan ve bütün önemli iç,
dış ve ekonomi politikalarını kapsayan bildirgesinde
Kıbrıs konusundan da bahsedildi.
Kıbrıs bölümünde, "Obama ve Biden, Kıbrıs'ın,
adadaki her iki toplumun da kendi coğrafi bölgesinde önemli siyasi etki
uygulayabileceği tek bir ülke olarak kalması gerektiğine güçlü
şekilde inanıyor" denildi.
ABD'de yayımlanan Greek News dergisi, bir Amerikalı Rum yetkiliye
dayanarak geçen hafta, Obama-Biden ikilisinin, ABD'deki Rum toplumuna hitaben
bir açıklama yaparak, "Türk işgali" ifadesini
kullandığını yazmıştı. Ancak Obama'nın
resmi bildirgesinin Kıbrıs bölümünde, böyle bir ifade yer
almadı.
Obama'nın
Türkiye'ye bakışı
Obama'nın seçim bildirgesinde, "Türkiye ile stratejik
ortaklığın restore edilmesi" başlığı
altında Türkiye ile ilişkilere de değinilerek, "şimdiki
Cumhuriyetçi Başkan George Bush'un yanlış Irak müdahalesi
yüzünden, bölücü PKK terörünün arttığı ve Obama'nın,
başkan seçildiği takdirde Türk-Amerikan stratejik
ortaklığının onarılması için
çalışacağı" bildirildi.
Obama'nın internet sitesinde yayımlanan ve bütün önemli iç,
dış ve ekonomi politikalarını kapsayan bildirgesinin Avrupa
ile ilişkiler bölümünde Türkiye konusundan, "Türkiye ile stratejik
ortaklığın restore edilmesi" başlığı
altında bahsedildi.
Bu bölümde, "Barack Obama ve (yardımcısı) Joe Biden,
istikrarlı, demokratik, yüzünü Batı'ya çevirmiş bir Türkiye ile
yakın bir ilişkinin, ABD'nin ulusal çıkarı için önemli
olduğuna inanıyor. Bu ilişki, özellikle, bölücü PKK'nın
Türkiye'ye yönelttiği terörist tehdidin yeniden canlanmasına
yardım eden, Bush yönetiminin yanlış yönlendirilmiş ve
yanlış idare edilmiş Irak müdahalesi yüzünden, son yıllarda
derin şekilde gerginleşti. Sonuç, Müslüman dünyasındaki en ileri
demokrasi olan bu stratejik açıdan önemli NATO müttefikinin,
sırtını Batı'ya dönmeye başlaması oldu. Son
anketlerde Türklerin sadece yüzde 12'sinin ABD hakkında olumlu görüş
taşıdığı ortaya çıktı" denildi.
Türkiye
bölümüne söyle devam edildi:
"Barack Obama ve Joe Biden, Türk ve Iraklı Kürt liderlerin bir araya
getirilmesi ve PKK tehdidiyle uğraşılmasını,
Türkiye'nin toprak bütünlüğünün güvence altına
alınmasını ve Irak'ın kuzeyinde çok ihtiyaç duyulan Türk
yatırımlarının ve buradaki Kürtlerle ticaretin kolaylaştırılmasını
öngören kapsamlı bir anlaşma için görüşülmesi yönünde bir
diplomatik çabaya önderlik edecek. Barack Obama ve Joe Biden, Türkiye'de
demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünün ilerletilmesini ve
Türkiye'nin AB'ye katılma çabalarını destekleyecek."
KIBRIS 24/10/08
Kıbrıs'ta çözüm zamanı geldi
Belediye
Emekçileri Sendikası (BES) ile Güney Kıbrıs'taki Sidikek-PEO
Sendikası'nın üyeleri geçtiğimiz hafta sonu PEO'nun Trodos'taki
tesislerinde kamp yaptı. Etkinlikte, adada çözüme de destek belirtildi.
BES'ten yapılan açıklamaya göre sendikaların yıllık
ortak etkinlik programları içerisinde yer alan kampa BES Başkanı
Birtan Aktolga ile Sidikek-PEO Genel Sekreteri Andonis Niofidu da
katıldı.
BES Başkanı Birtan Aktolga ile Sidikek-PEO Genel Sekreteri Andonis
Niofidu kampta üyelere yaptıkları konuşmada her iki
sendikanın Kıbrıs'ta barış ve demokrasi mücadelesinde
yıllardır omuz omuza mücadele ettiğini belirterek
barışa ulaşıncaya kadar da koşullar ne olursa olsun bu
mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladılar.
Aktolga ve Niofidu, üyelerine yönelik ortak etkinlikler yanında, iki
lidere açıklamalarıyla destek belirttiklerini de kaydettiler.
"Daha
cesur adımları dört gözle bekliyoruz"
Her iki sendikanın emekçi üyelerinin de iki toplumlu ve iki bölgeli bir
federal çözüm için ortak olarak yıllarca mücadele ettiklerini söyleyen
Aktolga ve Niofidu, "Kıbrıs'ta çözüm zamanı gelmiştir.
Barış yanlısı geçmişe sahip her iki lider bu sorunu
artık tarihe gömerek barışın, kardeşliğin ve
dostluğun egemen olacağı yeni bir tarih yazacağına
olan güvenimiz sonsuzdur. Kendi toplumlarından aldıkları güce
dayanarak biraz daha cesur adımlar atılmasını da dört gözle
bekliyoruz" dedi.
İki sendika ekim ayı başında Karpaz'da da günübirlik bir
kamp gerçekleştirmişti.
KIBRIS 24/10/08
Cyprus police claim key role in huge
drug seizure in Turkey
By Jacqueline Theodoulou
CYPRUS
police had a direct input in preventing a massive container of cannabis from
arriving on the island.
According to Justice Minister Kypros Chrysostomides, Cyprus had received the
first tip-off on a container full of furniture, camouflaging 170 kilos of
cannabis, found at the Turkish port of Mersin.
The container is believed to have originated from Mozambique and was headed to
the occupied areas.
Two Turkish Cypriot men were arrested in the occupied areas, while police are in
search of the drugs recipients in the south.
For days, members of the Drug Squad have been in close cooperation with
Interpol and Europol in a bid to uncover a well-organised drugs ring. The 170
kilos of cannabis were found by Turkish police at Mersin port in Turkey.
The suspected brains behind the gang, who was arrested and remanded with his
father-in-law, is understood to be a Turkish Cypriot police sub lieutenant.
They were meant to receive the container and deliver it to their associates in
the south.
The drugs were loaded in Mozambique and went through Syria before reaching
Turkey.
The Drug Squad are now occupied with two issues: how the drugs were supposed to
be fed into the free areas and who are the associates of the two Turkish
Cypriot detainees.
According to Drug Squad Commander Charalambos Ioannou, the same gang had tried
to import around 100 kilos of cannabis through Limassol port a few years ago.
The drugs were located and confiscated, while the Cypriot authorities have
since been trying to get to the bottom of the case.
A few months ago, the service received information that the same ring was
planning to send a large quantity of drugs in a container, Ioannou added.
Interpol was last night expected to offer more information to the Cyprus
authorities, which have already started making arrests and questioning
suspects.
The police co-operated with international police bodies, investigations took
place and the container was spotted in Turkey, before it arrived in the
occupied areas where it was headed, Chrysostomides told reporters.
Drugs coming from the occupied north are of serious concern to the Drug Squad,
he added. I am in the pleasant position to announce that the discovery of this
container had a great deal to do with investigations and information obtained
by the Drug Squad, he explained.
The possible implication of a Turkish Cypriot policeman in the case is also of
great concern to the Cyprus police, Chrysostomides added.
For us, the problem of drug trafficking through the occupied areas is an
extremely serious problem we have to deal with and unfortunately, at a police
level, it is very hard to pursue, locate and arrest people who transfer drugs
from the occupied areas to the south, the minister explained.
CYPRUS MAIL 24/10/08
Police in north confiscate Greek
Cypriots casino winnings
By Jean Christou
A GREEK Cypriot man who won
30,000 at a casino in the north was arrested and had the money confiscated by
Turkish Cypriot police on his way back through the Ayios Dhometios crossing.
According to Afrika newspaper the man, only identified as Fotis, was treated as
a foreigner attempting to take more than the legal limit in cash out of the
country.
Fotis was arrested and bailed for 10,000 plus an additional 1,000 he had to
pay to a Turkish Cypriot lawyer. His casino winnings were confiscated as
evidence.
It is not known whether Turkish Cypriot police at the crossing were tipped off
by the casino that Fotis was carrying a substantial amount of money.
But for Afrika newspaper the issue was how Fotis was treated as a foreigner in
his own country.
You would think that he was from Syria, Jordan, Arabia or Egypt, but
definitely not from Turkey. If he had been from Turkey, would he be considered
a foreign citizen? asked the newspaper.
The Talat administration in the north, just like the Denktash administration,
treats the Greek Cypriots as foreign citizens in their own country. It
considers them foreigners, while it considers those from Turkey to be locals.
It said while Greek Cypriots were charged tourist fees to museums in the north,
Turkish mainlanders pay only local fees.
It [the Talat administration] considers as abroad the other half of Cyprus,
which it has divided.
There was, however, one exception to the Turkish Cypriot rule of considering
the Greek Cypriot side a foreign country, Afrika said.
It does not accept that our young people who study at educational institutions
in the south are studying abroad because this does not suit it, and it does not
allow them to benefit from the exemption from the military service, like those
studying abroad
Justice Minister Kypros Chrysostomides said yesterday he was aware of the case.
People continue to visit casinos in the occupied areas, he said.
The aim is to reduce the number and hopefully this will come about through
awareness of personal responsibility and not just the economic crisis currently
plaguing the world.
CYPRUS MAIL 24/10/08
Book chronicles lives of Limassols
Turkish Cypriots
By Anna Hassapi
A TRILINGUAL book (in
Greek, Turkish and English), that chronicles the Turkish Cypriot community of
Limassol before 1974 was launched yesterday at the Town Hall. Written by two
Turkish Cypriots who grew up in Limassol, the book, titled Echoes from the
past: the Turkish Cypriot Community and Its Heritage, covers all aspects of
life in Limassols Turkish Quarter and the interaction between the two
communities.
Id like to note that the pain of uprooting is a shared pain. 1974 has
radically changed the lives of all of us and we owe thanks to the authors for
not letting time erase the memories of our town. The book does focus on their
community, but frequent reference is made to the Greek Cypriots and to events
that touched the whole town, said Dr. Artemis Yiordamli, the books editor and
Executive Director of Terra Cypria, the NGO responsible for the projects
overall management and co-ordination.
It is a historical fact that the Turkish Cypriots lived in this town for over
400 years since the beginning of the Ottoman rule. This long presence has left
behind many monuments, remains, artisans and memories, which we thought had to
be recorded for the benefit of forthcoming generations of the whole of Cyprus,
said Ozay Akif, who co-authored the book with his brother Selchouk.
The 250-page book includes 180 previously unpublished photographs, illustrating
all aspects of life, from the hamam routine, to the call for prayer, weddings,
divorces, births, entertainment venues and professional and commercial
activities. It is the first book that includes a full list of Turkish Cypriot
professionals and their trades, some of which are no longer practised.
In addition to their historical significance for future researchers, it is
interesting to ascertain that many of these names are similar to Greek Cypriot
surnames or stem from words that are understandable in Greek, Yiordamli said.
Publishing a trilingual book of this size was not an easy project and required
meticulous work and long editing time. I think this is the first time that an
attempt is made at a trilingual publication of this size and I must warn you it
is not a simple task. It raises issues of aesthetics, equal language treatment
and triple correction of any changes, she added.
The book was edited, compiled and promoted by Terra Cypria, a non-profit
environmental and advocacy NGO, with funding from the UNDP Programme Action for
Co-operation and Trust. The project also had the support of the Ministry of
Education and Culture. Free copies of the book will be sent to all secondary
schools, colleges and universities on the island.
Terra Cypria will also be offering free guided tours to the sites described in
the book for groups and schools. For more information contact the NGO at
admin@terracypria.org
CYPRUS MAIL 24/10/08
AB'den
Rumlara 7.6 milyon euro kuraklık yardımı
AB Komisyonu, nisan
ayından itibaren ciddi kuraklıkla karşı karşıya
kalan Kıbrıs Rum kesimine 7.6 milyon euro yardım kararı
aldı.
AB Dayanışma Fonu'ndan
aktarılacak kaynak, Yunanistan'dan su taşınması
gibi, kuraklığa karşı alınacak acil önlemlerde
kullanılacak.
Kıbrıs Rum kesimi, adadaki yeraltı sularının büyük
oranda çekilmesine neden olan kuraklığın toplam maliyetinin
gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1.25'ine kadar
ulaştığını ileri sürerek, AB'den yardım talebinde
bulunmuştu.
CNN TURK 24/10/08
|
||
|
Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesinin avlusundaki Makarios heykeli,
başka bir yere taşındı. |
Rum
basınına göre, güney Lefkoşa'daki Başpiskoposluk'un
avlusunda bulunan Makarios heykeli, iki günlük bir çalışmadan sonra
dün Cikko Manastırı ile Makarios'un mezarının
bulunduğu yer olan ''Throni'' arasındaki bölgeye
taşındı.
Başpiskoposluk'un
avlusuna da Yunanlı bir heykeltıraşın eseri olan, daha
küçük bir Makarios heykeli yerleştirildi.
Rumlar,
Makarios öldükten sonra kalbini çıkararak, cam kutu içinde
saklamış, geçen yıl, çürüyen kalbi törenle gömmüştü.
Başpiskopos
Makarios, 1960'ta Türk-Rum ortaklığında kurulan ve 1963'te
dağılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk ve tek
cumhurbaşkanıydı.
Rum Ortodoks
Kilisesi, 1977'de ölen Başpiskopos III. Makarios'un, otopsi için
çıkarılan ve mumyalanarak cam kutu içinde saklanan kalbini,
''çürüdüğü'' gerekçesiyle ölümünden 29 yıl sonra, kasım 2006'da
mezarına gömmüştü.
Makarios'un
kalbinin, bulunduğu mezara gömülmesi kararı, o zaman
tartışmalı geçen seçimlerinin ardından göreve yeni
başlayan Başpiskopos II. Hrisostomos tarafından
alınmış ve gömülme işlemi gizlice
yapılmıştı.
Kalp
krizinden ölen Makarios'un, zehirlendiği yolundaki söylentiler üzerine
otopsi için çıkarılan kalbinin, kendisiyle birlikte gömülmediği,
mumyalanarak cam kutu içinde saklandığı ortaya
çıkmıştı.
Makarios'un
heykelinin taşınması kararını da Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomos'un aldığı belirtiliyor.
ZAMAN 24/10/08
AA
Güncelleme: 19:35 TSİ 25 Ekim 2008 Cumartesi
Buna
göre, Kıbrıs Türk tarafı, İsviçrede uygulanan
Başkanlık Konseyini önerdi. Konsey 4 Rum ve 3
Kıbrıslı Türkten oluşacak.
Kıbrıs Rum tarafı ise cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı
yardımcısının ortak liste ile doğrudan halk
tarafından seçileceği, cumhurbaşkanı ile
yardımcısının dönüşümlü görev yapacağı
başkanlık sistemini öneriyor. Hristofyasın önerisinde,
cumhurbaşkanı yardımcısına ve hükümetin diğer
üyelerine veto hakkı öngörülmüyor.
Türk tarafının, yürütme erki için önerdiği Başkanlık
Konseyi sisteminde Annan planındakinden hatırı
sayılır ölçüde uzaklaştığı görüşüne yer
verilen haberlere göre, Rum tarafı da ileri sürülen tezlerin ortak
devletin işleyişini güçleştirdiği, federal hükümetin
seçimlerini de güvensiz hale getirdiği görüşünde.
RUM
TARAFININ TUTUMU
Rum basınına göre, Hristofyas genel hatlarıyla şu yönetim
modelini önerdi:
Cumhurbaşkanı
ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının ortak liste ile
doğrudan vatandaşlar tarafından seçileceği
Başkanlık sistemi. Federal hükümetin üyeleri üst düzey başkanlar
tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanı
ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı
Cumhurbaşkanlığı görevini 2/1 oranıyla dönüşümlü
olarak yerine getirirler. Merkezi hükümetin görev süresi 6 yıl olacak ve 4
yıl Kıbrıslı Rum ve 2 yıl da Kıbrıslı
Türk Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getirecek.
Cumhurbaşkanı
Yardımcısına veya hükümetin diğer üyelerine veto
hakkı öngörülmez. Cumhurbaşkanı Yardımcısı her
halükarda aynı görev süresinde Cumhurbaşkanlığı
yapacak.
Federal hükümet üyesi Kıbrıslı Türklerin;
itirazlarının dikkate alınmasını güvence altına
alacak gibi görünen kararlar alma mekanizması öneriliyor. Bütün bunlar da
siyasi eşitliğin; BMnin ilgili kararlarında yorumlanan
şekliyle (sayısal eşitlik değil sonuç getirici
katılım) uygulanması bilinciyle yapıldı.
TÜRK
TARAFININ TUTUMU
Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
bugüne kadarki bütün görüşmelerde önerdiği yürütme modelini de
şöyle aktardı:
İsviçrede
uygulanmakta olan Başkanlık Konseyi modeli.
Konsey
4 Rum ve 3 Kıbrıslı Türkten oluşacak. Annan planındaki
oran 4/2 idi.
Konseyin
seçimi; 25 Kıbrıslı Türk ve 25 Rum senatörden oluşacak
Senato (Alt Meclis) tarafından yapılacak. Hükümetin seçimi için en az
13 Kıbrıslı Türk ve 13 Rum senatörün oyu gerekecek.
Kararların
alınabilmesi için Konseyin; aynı topluma mensup en az iki üyesinin
oyu gerekir.
Rum tarafı, Türk tarafının önerdiği modelin
uygulanmasının mümkün olmadığı görüşünde. Neden
olarak şu iddia öne sürülüyor: Her şeyden önce, Annan planı
şeytanlaştırıldı. Hükümet için
Kıbrıslı Türk ve Rum senatörlerin oy çoğunluğuna
ihtiyaç duyulması, seçilmesini zorlaştırıyor. Dahası,
Konsey üyeleri için 3/4 oranı Adadaki nüfussal gerçekliği
yansıtmıyor. Mevcut model ile karar alma prosedürü
zorlaşıyor.
Haberde, Cumhurbaşkanı Talatın yasama konusunda da siyasi
eşitliğin yalnız Üst Mecliste değil, büyük oranda Alt
Mecliste de sayısal eşitlik olarak ifade edilmesini talep
ettiği belirtildi.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrısta Lefkoşanın Rum
Kesimi bölümünde Başpiskoposluk binasının önünde bulunan
Kıbrıs Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı ve Başpiskopos
Makariosun 10 metre uzunluğunda, 11 ton
ağırlığındaki dev heykeli, Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomosun gazabına uğradı
Başpiskopos II. Hrisostomos göreve geldikten sonra,
Makariosun heykelinin Başpiskoposluk binasının önünden
başka yere taşınmasını istedi. Ancak tepkilerden
çekinen II. Hrisostomos, Heykel çevre kirliliğine neden oluyor. Çevreye
uyum sağlayacak başka bir yere taşınsın denilerek,
Makariosun göreve geldiği Cikko Manastırının önüne
konulmasını istedi.
Heykel, iki günlük bir çalışmadan sonra önceki gün Cikko
Manastırı ile Makariosun mezarının bulunduğu yer olan
Throni arasındaki bölgeye taşındı. Başpiskoposluk
avlusuna da Yunan bir heykeltıraşın eseri olan daha küçük bir
Makarios heykeli yerleştirildi.
Olayın perde arkasındaysa II. Hrisostomosun, Makariostan daha ünlü
başpiskoposlar var. Neden sadece Makariosun dev gibi heykeli burada
duruyor diye tepki gösterdiği öğrenildi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda yürütülen kapsamlı
müzakerelerde iki liderin baş başa görüşme yapmasının
yeni bir şey olmadığını ve sürece fayda
sağladığını belirterek, Cumhurbaşkanı olarak
istediği şekilde görüşme yapabileceğini, bu yetkinin
kendisinde olduğunu, bu görevi kendisine halkın verdiğini
söyledi.
Talat; "Ben; Cumhurbaşkanı ve görüşmeci olduğuma göre,
bundan doğal bir şey de yoktur. Bir görüşmeyi ister baş
başa yaparım, ister 10 kişi yanımda yaparım, ister
tutanakçı bulundururum, ister bulundurmam. Bu tamamen benim tercihimdir...
Bu benim görevim, halkım bana bu görevi vermiş. Bu benim yetkimde, bu
benim görevim" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün katıldığı bir
etkinlikte gazetecilerin soruları üzerine, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ile baş başa gerçekleştirdiği
görüşmelerle ilgili eleştirileri ve Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin BM
Güvenlik Konseyi geçici üyeliğiyle ilgili tutumunu değerlendirdi.
Talat, Hristofyas'la gerçekleştirdikleri baş başa
görüşmede, çözümle ilgili tutumlar konusunda var olan iddiaları
konuştuklarını belirterek, bu görüşmenin kayıt
altında olmadığının yanlış bir kanı
olduğunu, gerekli mercilerin haberdar edildiğini söyledi.
Baş başa görüşmenin ilk kez kendisiyle başlayan bir olay
olmadığını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat,
"Ben; Cumhurbaşkanı ve görüşmeci olduğuma göre, bundan
doğal bir şey de yoktur. Bir görüşmeyi ister baş başa
yaparım, ister 10 kişi yanımda yaparım, ister
tutanakçı bulundururum, ister bulundurmam. Bu tamamen benim tercihimdir...
Bu benim görevim, halkım bana bu görevi vermiş. Bu benim yetkimde, bu
benim görevim" diye konuştu.
Talat, bu konuda spekülasyon yapılmasını ve bu
spekülasyonların bazı çevreler tarafından mantıklı
kabul edilmesini anlayamadığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sırasında Hristofyas ile
kendisinin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM)
yaptıkları konuşmaları da değerlendirdiklerini,
yanlış anlamaları düzelterek doğruyu
anladıklarını söyledi ve önceki seferde de böyle olduğunu,
bunun aynen devam edeceğini ifade etti.
Her şeyin kayıt altında olması, kayıt altına
alınması diye bir kural olmadığını ve baş
başa görüşmelerin siyasetin bir parçası olduğunu ifade eden
Talat, baş başa görüşmelerin sürece faydalı olduğunu
kaydetti.
"Rumlar
TC'nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğine sevinmeli"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi
geçici üyeliğine seçilmesinin Rumları sevindirmesi gerektiğini
düşündüğünü belirterek, Türkiye'nin; Konsey'e girmesiyle bir dünya
devleti olduğunun kanıtlandığını ve
dolayısıyla artık Türkiye'nin dünyayla entegre bir
çalışma içerisinde olacağını vurguladı.
Bu nedenle bunun Rumları üzecek bir gelişme
olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, aksine
Rumların kuşkularını giderme imkanı
bulacaklarını dile getirdi. Talat, "Türkiye oraya geldiğine
göre bir dünya ülkesidir ve Kıbrıs'ta barışı
savunmanın garantisidir zaten" dedi.
Rumların niyetleri iyi değilse, bu gelişmenin Rumları
üzebileceğini söyleyen Talat, "Ama ben 'niyetleri iyi değil'
demek istemiyorum. 'Konunun önemini anlayamadılar, bu yüzden tepki
gösteriyorlar' demeyi tercih ediyorum" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın BM Güvenlik Konseyi Daimi
Üyesi Çin'e ziyaretinin muhtemelen önceden
kararlaştırılmış olduğunu, ziyarette bu konunun
da ele alınabileceğini, ancak Çin Halk Cumhuriyeti'nin de kendisi
gibi düşündüğüne inandığını belirtti.
EU grants 7.6 million in drought aid
THE European Commission yesterday
proposed granting Cyprus 7.6 million in aid from the European Union Solidarity
Fund to help the island meet emergency costs to cover drought damages.
This would include the cost of transporting water from Greece, a statement from
the Commission said.
Regional Policy Commissioner Danuta Hübner, responsible for the EU Solidarity
Fund, said: I am very happy that the College of Commissioners has endorsed my
proposal: this is the first time we have used the Solidarity Fund to provide
financial aid for emergency measures in response to an exceptional drought.
Today's decision demonstrates that, when a major natural disaster strikes, the
European Union will stand at the side of its Member States."
The cumulative effect of the drought in Cyprus had led to serious consequences
for living conditions, the economy and the natural environment, as well as a
massive reduction in water levels on the island, the Commission said.
By April 2008, water reserves were near to depletion, resulting in a severely
damaging environmental and socio-economic impact. The Cypriot authorities
subsequently applied for financial assistance from the EU Solidarity Fund to
help them respond to the damage, equivalent to an estimated 1.25 per cent of
the country's gross national income.
There is also other help available from the EU, the Commission said, referring
to the Cohesion Policy investment programme for Cyprus 2007-2013.
This also foresees support for water resources management. Projects aimed at
replacing water supply pipes, fostering the use of alternative water resources,
and studying the reform of the water resources policy can be co-financed by the
European Union. It is up to the Member State to select eligible projects.
Also through the EU's rural development programme, Cyprus can seek co-financing
for the restoration of agricultural production affected by natural disasters,
as well as appropriate preventive action.
However, this measure is not foreseen in the island's current rural
development operational programme, and the Cypriot authorities have so far not
proposed to modify their programme for that purpose, the Commission said.
In order to grant the Solidarity Fund aid to Cyprus, the Commission will ask
the European Parliament and Council, as the EU's Budget Authority, to adopt
what is called an amending budget. The Commission and Cyprus will then jointly
sign an agreement setting out the conditions for implementing the aid.
The European Union Solidarity Fund (EUSF) was created after the floods which
hit Central Europe in summer 2002. It grants emergency aid to member states and
acceding countries in the event of a major natural disaster.
CYPRUS MAIL 25/10/08
Turks spending twice as much in
south as Greeks in north
By Jean Christou
TURKISH credit cards clocked
up 14.3 million in spending in the south of the island in the first nine
months of this year, compared to only 7.3 million spent by Greek Cypriots in
the north and in Turkey.
Greek Cypriots spent 5.5 million in the north between January and September,
according to statistics released by JCC yesterday. They also spent 1.8 million
in Turkey.
The total figure of 7.3 million is just less than half the amount of money
spent by Turkish Cypriots and other Turkish credit card holders.
Their spending comes out at around 53,000 per day, compared to 27,000 per day
on average spent by Greek Cypriots in the north and in Turkey.
The bulk of the money spent by Greek Cypriots in Turkey goes to hotels,
retailers and airlines, signifying a substantial flow of tourism from the south
of the island to Turkey.
As far as the north is concerned, the vast majority of credit card spending by
Greek Cypriots goes on entertainment, which accounts for 3.1 million out of
the total 5.5 million.
Greek Cypriots spent 1.2 million on hotels in the north in the first nine
months, and the bulk of the rest on shopping, clothing, DIY, with smaller
amounts on petrol some 22,000 and an insignificant 6.500 on food and
drink.
Last month, 716,707 was spent by Greek Cypriots on credit cards in the north,
compared to 1.9 million spent by Turkish Cypriots in the government-controlled
areas in September alone.
The bulk of Turkish Cypriot credit-card spending goes on supermarkets in the
south, where 3.4 million was spent in the first nine months. The second most
bought commodity was clothes, racking up 2.7 million in credit card spending.
This was followed by DIY and household items at 2.0 million and another 2.0
million in other shops.
Turkish credit cards were also used to buy 270,000-worth of airline tickets.
Some 450,000 went on entertainment, 380,000 on health care and 740,000 on
buying petrol.
Turkish Cypriots also spent over 100,000 on hotels in the south and over
60,000 on eating out during the nine months.
The number of transactions by Turkish credit card holders was 243,877 compared
to 27,425 transactions by Greek Cypriots.
Meanwhile overall credit card spending continued to rise in September
Greek Cypriots spent 5 million a day on their credit cards in September, an
increase of 20 per cent year on year, even as the world lurched towards the
worst recession in 80 years.
Over 150 million was spent during the month on credit cards, bringing the
total so far this year to 1.4 billion, also a 20 per cent hike on September
2007, well before the global credit crunch began to hit home.
In addition to the money spent at home, Cypriots spent 90 million abroad on
their credit cards last month, which represents an increase of 27 per cent over
September 2007.
So far this year, 704 million has been spent abroad on Cypriot credit cards,
one third more than in the first nine months of 2007.
However, the figures reveal some bad news for spending by visitors to the
island. In the first nine months there was no change in credit card spending by
tourists over 2007.
Nearly 384 million was spent on credit cards by tourists on the island in the
first nine months. Last month, credit card spending by tourists reached 56
million, only four per cent up on September 2007.
CYPRUS MAIL 25/10/08
İnsanoğlu
ateş yakmayı 790 bin yıl önce başarmış
İsrail'de
yapılan yeni araştırma, insanoğlunun yaklaşık 790
bin yıl önce ateş yakabildiğini ve bu yetenek sayesinde
Afrika'dan Avrupa'ya göç edebildiğini ortaya koydu.

İbrani Üniversitesi'nin, Ürdün nehri
kıyısındaki arkeolojik bir alanda bulunan çakmak
taşları üzerinde yaptığı analizler, erken medeniyetlerin
ateş yakmayı öğrendikleri ve bunun bilinmeyen topraklara göç
etmek için bir dönüm noktası olduğunu gösterdi.
2004 yılında bölgeyle ilgili yapılan başka bir
çalışma, insanın erken çağlarda, yanmakta olan ateşi
kontrol altına aldığını ortaya
çıkarmıştı. Ancak yeni araştırmada, tarih öncesi
insanların ateş yakmayı da bildikleri anlaşıldı.
Araştırmacılar, bu bağımsızlığın
insanların kuzeye göç etmelerini kolaylaştırdığı
kaydetti.
Araştırmayla ilgili konuşan arkeolog Nira Alperson-Afil, yeni
verilerin, bölgede var olmuş birçok medeniyet tarafından ateşin
kontrollü ve sürekli biçimde kullanıldığını ve bu
toplulukların doğal ateş kaynaklarına
bağımlı olmadıklarını gösterdiğini söyledi.
Alperson-Afil, eski insanların kendilerini avcı hayvanlardan korumak,
sıcaklık ve ışık için ateşi
kullandıklarında, insan olmayan yabancı bölgelere gidebilmek
için yeterli güvenliği sağladıklarını belirtti.
Araştırma sonuçları, "Quaternary Science Reviews"
dergisinde yayınlandı.
CNN TURK 26/10/08
Sınır tanımayan gazeteciler, KIBRIS gazetesine
açılan davayı protesto etti
Cuma günü
web sayfalarında (http://www.rsf.org/) yayınladıkları bir
basın bildirisinde, örgüt, KIBRIS gazetesi Yazı İşleri
Müdürü Başaran Düzgün, eski Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ve
KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi Nevzat'ın, dava sonucunda para, hatta
hapis cezası alabileceklerini yazdı
Basın özgürlüğünü savunan uluslararası örgüt, Sınır
Tanımayan Gazeteciler Örgütü, KIBRIS gazetesine Turgay Avcı
tarafından açılan davayı protesto etti.
Cuma günü web sayfalarında (http://www.rsf.org/)
yayınladıkları bir basın bildirisinde, örgüt, KIBRIS
gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, eski Genel
Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ve KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi
Nevzat'ın, dava sonucunda para, hatta hapis cezası alabileceklerini
yazdı.
Basın bildirisinin tüm metni şöyle:
"KIBRIS gazetesinden üç gazeteci, Türkiye ile ilişkiler konusunda
yazılmış bir yazı dolayısıyla (sadece Türkiye
tarafından tanınan) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından,
ülkelerinde dava edildiler.
Üç gazeteciyi para, hatta hapis cezası ihtimalleriyle karşı
karşıya bırakacak duruşmanın tarihi 28 Kasım
olarak belirlendi.
Dışişleri Bakanı, gazeteci Başaran Düzgün'ü
"Türkiye ile KKTC arasındaki iyi ilişkileri yıkmak"
amacını gütmek ile suçlarken, eski Genel Yayın Yönetmeni
Süleyman Ergüçlü ve KIBRIS Medya Grubu Direktörü Fehmi Nevzat'ı da,
yazının yayınlanmasına izin verdikleri için
"aynı" nedenle dava ediyor.
Yazıda, Başaran Düzgün, eski Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer'in Kıbrıs sorunu hakkındaki görüşlerini
eleştiriyor ve 24 Nisan 2004 referandumunda Kıbrıslı
Türklerin Birleşmiş Milletler çözüm planına "evet" oyu
vermesine karşın, Sezer'in bu iradeye saygı
duymamasını yeriyor.
Gazeteci yazısını şu sözlerle bitiriyor:
'Sayın Sezer'e emekliliğinde iyi şanslar diliyorum, Türkiye bir
kötülükten kurtuluyor, Kıbrıslı Türkler de..."
KIBRIS 26/10/08
AA
Güncelleme: 15:08 TSİ 27 Ekim 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - Rum basın haberlerine göre,
Pekin dönüşünde Larnaka havaalanında açıklama yapan Hristofyas,
Kıbrıslıların tek başlarına çözüm
bulmasına Türkiyenin anlayış göstermesi gerektiğini
söyledi ve Bu Türkiyenin hem görevidir hem de yararınadır. dedi.
BM
Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olarak Çinin, ilkeler temelinde
Kıbrıs sorununun çözümüne kadar, Kıbrıs cumhuriyetini
desteklemeyi sürdüreceğinin teyidini Çin Halk Cumhuriyeti Devlet
Başkanı Yardımcısından aldığını
ifade eden Hristofyas, Çin Halk Cumhuriyeti ile dostane ilişkilere yeni
bir çakıl taşı konulduğunu söyledi.
Hristofyas, global ekonomik kriz konusunda ise Güney Kıbrısın
ekonomisinin istikrarlı olduğunu ve endişeye gerek
olmadığını belirterek, bankacılık sisteminin iyi
durduğunu, ayrıca para akışının da iyi
olduğunu kaydetti.
GÜNEY
KIBRISTA EKONOMİK ENDİŞEYE GEREK YOK
Dünyadaki ekonomik krizin sürmesi durumunda bunun, Güney Kıbrıs
ekonomisine, turizm, inşaat ve sanayi gibi alanlara kötü etkisi
olacağını dile getiren Hristofyas, bu durum için hükümetin
alternatif çözümler ve tedbirler üzerinde çalıştığını
ifade etti.
Hristofyas, uluslararası ekonomik krizin muhtemel etkilerine ilişkin
olarak Güney Kıbrısta panik yaratılmaması gerektiğini
de belirtti.
AB, Rumları YDÜ'ye yönlendirdi
PAZARTESİ
SOHBETLERİ
Emin AKKOR
KUZEYDEKİ
BİLGİSAYAR YETERİNCE BÜYÜKTÜR... AB'nin, Rumların da süper
bilgisayar kurulması girişimini engelleme gerekçesi olarak YDÜ'deki
süper bilgisayarı gösterdiğini kaydeden YDÜ Genel Sekreteri
İrfan Günsel, "Rumların devlet olarak süper bilgisayar
kurmaları girişimine karşı duran AB, adada bir süper
bilgisayar var, yeterince de büyüktür, ondan faydalanmaya bakın"
denildiğini kaydetti
BİLİMSEL
ARAŞTIRMALAR ONLARCA YIL KAZANIR... Dünyadaki büyük süper
bilgisayarların bilimsel araştırmalarda
kullanıldığı ve bu bilgisayarlarda
çalışıldığında bulguların değerlendirilmesi
ve olasılıkların taranmasında sağlanan hızla
onlarca yıl kazanıldığını belirten İrfan
Günsel, süper bilgisayarın yapılacak işlemlere hız
kazandırdığı, araştırma ve bilgiye ulaşma
süresini azalttığını vurguladı
KANSERDEN,
AIDS VE PİRİNCE... Süper bilgisayarın ilk uluslararası
araştırma olarak kanseri yenmenin yollarıyla ilgili sürdürülen
çalışmaya katkı sağladığını belirten
Günsel, kanser araştırmasına en fazla katkı
koyduklarından dolayı da birinci konumda bulunduklarını
vurguladı. YDÜ süper bilgisayarı, kanser
araştırmasından kalan zamanda da AIDS ile daha kaliteli ve daha
sağlıklı bir pirincin nasıl
yetiştirilebileceğiyle ilgili araştırmalara katkı
sağlıyor
CERN'E DE
KATKI... YDÜ süper bilgisayarının, dünyanın en büyük deneyinin
yapıldığı CERN'e da katkı
sağlayacağını ifade eden Günsel, şu an devam eden
diğer çalışmalarda ise, TBMM arşivinin depolanması,
Türkiye İş Bankası'nın veri yedeklemesi ve KKTC için daha
kesin hava raporları alınmasıyla ilgili
çalıştıklarını dile getirdi
Havadan bakıldığında bir anahtarın göbeği
görüntüsü veren ve saatlerce bilgisayar başından kaçmayanların,
sağlığı ve psikolojik rahatlamaları göz önünde
bulundurularak, her odasının bahçeyi göreceği şekilde
inşa edilen YDÜ İnovasyon Merkezi'nde bulunan süper bilgisayar, insan
hayatının geleceğini ilgilendiren birçok bilimsel
araştırmaya katkı koymaya başladı.
Güvenlik önlemlerinden dolayı bazı yerlerde yer altına bulunan
süper bilgisayar, YDÜ'de ilgililerin merakını biraz olsun giderebilme
adına bir camekandan görülebilecek şekilde yerleştirildi.
Klimasız bir ortamda çalışması durumunda 4 dakikada
odayı 80 derece sıcaklığa yükseltecek güçte
çalışan süper bilgisayar, her biri buzdolabı büyüklüğünde 3
güç kaynağıyla ülkemizdeki elektrik kesintileri ve dalgalı elektriğe
karşı güvence altına alındı.
Kapasitesi artırılmaya müsait bir şekilde kurulan ve her
yıl da artırılması planlanan süper bilgisayar için
olası bir yangın durumunda, su veya hava püskürtmeden odadaki
oksijenin yutulmasıyla yangını söndürecek bir sistem kuruldu.
Yeni yeni duymaya başladığımız ve işlevi
yavaş yavaş kavranmaya başlanan süper bilgisayarın ülkemize
de kurulması serüveni; bu bilgisayarın yaptığı
çalışmalar ve sunduğu imkanları YDÜ Genel Koordinatörü
İrfan Günsel ile konuştuk.
IBM ile iki yıllık bir çalışmanın ardından
sürdürülen bir yıllık hazırlık sonrasında
kurdukları süper bilgisayarı ülkemize de kazandırma fikrinin
Barselona'da yaptığı bir gezide doğduğunu belirten
İrfan Günsel, "Barselona'da dünyanın en büyük 5. süper
bilgisayarını gezip inceleyerek kuruluş hikayesini dinledim.
Deniz ve kum dışında bir değeri olmayan Barselona'yla
ilgili bu yönde yapılan saptamalardan rahatsız olan Katalanlar,
başka ne tür değerleri kente tanıtabileceklerini
tartışırken böyle bir bilgisayar kurulmasına karar verildi.
Eski bir kilisede kurulan dünyanın 5. büyük bilgisayarı yardım
projeleri, bilimsel ve sağlık araştırmalarında
kullanılıyor. Süper bilgisayar sayesinde Barselona, bilimsel araştırma
yapmak isteyen Avrupalıları misafir etmeye başladı" diyerek
hem ilham kaynağının serüvenini anlatırken, süper
bilgisayarın önemine de dikkat çekti.
AB'den,
Rumların süper bilgisayar kurmasına engel
YDÜ'nün, KKTC'ye süper bilgisayar kurmasıyla ilgili gerekli
bağlantılar tamamlandıktan sonra kamuoyuna duyurulması
karşısında Rumların bir engelleme
yapamadığına dikkat çeken İrfan Günsel, Rumların bu
kez Güney Kıbrıs'a da süper bilgisayar kurmak için girişim
başlattığını, ancak bu girişimin sonuç
vermediğini kaydetti.
AB'nin, Rumların süper bilgisayar kurmasını engellediğini
belirten Günsel, "Rumların devlet olarak süper bilgisayar
kurmaları girişimine karşı duran AB, adada bir süper
bilgisayar var, yeterince de büyüktür, ondan faydalanmaya bakın" yanıtıyla
karşılaşan Rumların, AB tarafından KKTC'deki, YDÜ'de
bulunan süper bilgisayardan faydalanmaları için yönlendirildiğini
kaydetti.
Hem üniversite, hem de KKTC'nin dünyaya açılması yollarından
biri olarak gördükleri süper bilgisayarla bilgiye engel olamayacağına
dikkat çekerek, internet aracılığıyla dünyanın her
yerinden YDÜ'deki süper bilgisayardan faydalanılacağına dikkat
çeken Günsel, bu alanda ambargoların kırılmasına katkı
sağlayacaklarını ifade etti.
KKTC dünya
en hızlı bilgisayarına sahip 13. ülke
IBM'in kendilerine ilk 500'e girecek bir bilgisayar önerdiğini, ama YDÜ
olarak "olacaksa en iyisi olsun" anlayışları
doğrultusunda ilk 100'e girecek bir bilgisayarı kurmak için yola
çıktıklarını ve dünyanın en büyük 78. bilgisayarını
ülkemize kazandırdıklarını belirten Günsel, KKTC'nin bugün
dünyada en hızlı bilgisayara sahip olan 13. ülke konumunda
bulunduğunu kaydetti.
Kişisel bir bilgisayarın 10 bin katını hızı olan
YDÜ'deki süper bilgisayarın 12 trilyon işlem kapasitesine sahip
olduğunu ifade eden Günsel, bilgisayarın normal bir bilgisayarın
100 bin katı bilgiyi depolayabileceğini ifade ederek,
bilgisayarın kapasitesinin ne olduğuyla ilgili fikir edinilmesine
katkı sağladı.
Süper
bilgisayarlar ne işe yarar?
İrfan Günsel, süper bilgisayarın yapılacak işlemlere
hız kazandırdığı, araştırma ve bilgiye
ulaşma süresini azalttığını vurgulayarak, bu
bilgisayarların işlevinin boyutuna işaret etti.
Dünyadaki büyük süper bilgisayarların bilimsel araştırmalarda
kullanıldığı ve bu bilgisayarlarda
çalışıldığında bulguların
değerlendirilmesi ve olasılıkların taranmasında
sağlanan hızla onlarca yıl
kazanıldığını belirten İrfan Günsel, bunu bir
örnekle şöyle aktardı: "ABD'deki dünyanın en büyük ikinci
süper bilgisayarıyla insanın gen haritası
çıkartılıyor. Bu yönde 8 yıl önce bağlayan
çalışmalarda 4 yıl sonra sonuca ulaşılması
planlanıyor. Normal bir kişisel bilgisayarın 60 milyon
yılda yapabileceği çözümlemeler bu bilgisayar ile 12 yılda
tamamlanacak."
Süper bilgisayarların bilimsel araştırmalara hız
kazandırma yanında çok fazla ve karmaşık bilgilerin
depolanmasında da kullanıldığını ifade eden
Günsel, bunun için yine ABD'den bir örnek vererek, ABD'deki tüm güvenlik ve
kimlik verilerinin süper bilgisayarlarda depolandığını ve
350 milyonluk ülkede aranan bilgiye hızlı ulaşılması
imkanının yaratıldığından bahsetti.
İmal edilen arabalarda, çarpışmayla yapılan birçok testin
artık süper bilgisayarlarda uygulandığını belirten
Günsel, hatta süper bilgisayarların eczacılıktaki deneylerde de
insanlara faydasının önemli boyutta olduğunu söyledi. Calpol
örneğini veren Günsel, bu bilgisayarlara girilen verilerle ilaçların
ilerleyen yıllardaki yan etkilerinin ortaya
çıkartılabileceği ve piyasaya çıkan bir ilacın
kullanıldıktan sonra zararlarının ortaya çıkmasının
bu bilgisayarlar sayesinde önüne geçilebildiğini kaydetti.
Süper bilgisayarın uzay araştırmalarında da
kullanıldığını belirten Günsel, "Uzaya mekik
gönderilirken, mekiğin atmosfere giriş ve çıkışlarda;
hızı, açısı ve rüzgar hızı çok hassas
hesaplamalar ister. Bu bilgisayarla hesaplama işlemlerini çok hızlı
yaparak, hatasız ve süratli bir şekilde uzay
çalışmalarına katkı sağlıyor" diyerek süper
bilgisayarın hangi amaçlar için kullanıldığını
örneklerle ortaya koydu.
YDÜ, kanser
araştırmalarında nasıl birinci oldu?
YDÜ'de süper bilgisayarın kurulmasının ardından
yapılan ilk açıklamada kanser aştırmalarında dünyada
birinci sırada oldukları belirtilmiş ve bu toplumda
şaşkınlık yaratmıştı. Nasıl olur da bir
bilgisayar kurulurkenden kanserle ilgili araştırmalarda birinci
olabileceği ihtimaline süper bilgisayarların işlevi tam olarak
bilinilmediğinden uzak bakıldı.
Kanseri yenmenin yollarıyla ilgili araştırma merkezinin
çalışmaları için YDÜ süper bilgisayarının da
kullandırıldığını ve bu araştırmada en
fazla soru taramasının YDÜ bilgisayarı üzerinden yapıldığından
dolayı dünya birinciliğinin geldiğini ve bu birinciliklerinin
devam ettiğini vurgulayan İrfan Günsel, bu
araştırmanın içinde olmakla bir gün kanseri yenmenin
yolları bulunduğunda KKTC ve YDÜ'nün katkısının da tüm
dünya tarafından taktir edileceğine dikkat çekerek, bunun, ülkemizin
bilime verdiği katkıyı gösterdiğini kaydetti.
Kanser araştırmasında süper bilgisayarların 82 milyar
olasılığı araştırdığını
belirten Günsel, bu olasılıklar çözümlendiğinde kanserin
çözümüne giden yolun bulunacağını söyledi.
Üç yıldır tüm dünyadan süper bilgisayarların katkı
koyduğu projeye YDÜ'nin 5 aydır dahil olduğunu ve bu 5
aylık sürede kişisel bir bilgisayarını 60 yılda
verebileceği katkıyı sağladıklarını
vurgulayan İrfan Günsel, sisteme katkı veren diğer süper
bilgisayarlardan her gün daha fazla katkı sağladıkları için
birinciliklerinin devam ettiğini kaydetti.
AIDS'ten
prince
Kanser araştırma merkezinin her bilgisayara bir soru sorduğunu
ve süper bilgisayarın, yüklenen bu sorunun bir cevabı var mı yok
mu diye yanıt aradığını belirterek işleyiş
hakkında bilgi veren Günsel, 24 saat aralıksız devam eden
aramada her sorunun cevabının 4-7 dakika arasında
verildiğini kaydetti.
Cevaplanan olasılığın merkeze gönderilik sistemin yeni
soruyu yüklemesine kadar 3 dakikalık bir zaman geçtiğini ve bu
arayı da değerlendirdiklerini vurgulayan Günsel, bu arada da AIDS ile
ilgili sorulara yanıt arandığını söyledi.
İki araştırma arasında oluşan boşlukta da, daha
verimli ve daha sağlıklı bir pirincin nasıl üretilebileceğinin
araştırıldığını belirten İrfan Günsel,
bu sıralamanın kendileri tarafından belirlendiğini
kaydederken, "Ülkemizin kanayan yarası olduğundan dolayı
kanserle ilgili araştırmalara öncelik verdik" dedi.
Daha net
hava raporları verilebilecek
Türkiye Meteoroloji Müdürlüğü ile yaptıkları anlaşma
gereği süper bilgisayarın katkısıyla Kıbrıs ile
ilgili daha net hava raporları verilebileceğini ortaya koyan
İrfan Günsel, Ankara'dan yapılan hava ölçümlerinin 5 km çapında
olduğunu ve bunun ülkemize çok geldiğini ifade etti.
Günsel, süper bilgisayarla 1 km çapla ilgili rapor veren bir sistem
kurduklarını ve kısa süre sonra yürürlüğe girecek bu
sitemle çok daha kesin sonuçların verilebileceğini kaydetti.
TBMM,
bilgilerini YDÜ'de depolayacak
TBMM ile yaptıkları anlaşma gereği meclis bilgilerinin YDÜ
süper bilgisayarında depolanacağını söyleyen İrfan
Günsel, bu anlaşmanın hem yurt dışı
anlaşması olması, hem de Türkiye'nin önemli bir resmi kurumunun
güvenini kazanacak bir yatırım yaptıklarının görülmesi
açısından anlamlı olduğunu vurguladı.
Günsel, Türkiye İş Bankası'nın da üçüncü yedeklemesini YDÜ
süper bilgisayarında yapacağını kaydetti.
Ülkemizdeki banka, şirket ve kurumların da bilgilerinin yedeklemesini
YDÜ süper bilgisayarında yapabileceğini işaret eden Günsel,
server hizmetleri de verebileceklerini kaydetti.
CERN'e de
katkı
İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi bünyesindeki büyük
bilgisayarın yüzyılın deneyi olarak bilinen ve Avrupa Nükleer
Araştırma Merkezi (CERN) tarafından yürütülen deneyde elde
edilen verilerle ilgili araştırmalara da katkı
sağlayacaklarını belirten İrfan Günsel, KKTC'nin de bu
deneye katkı sağlayacak 34. ülke olacağına dikkat çekti
CERN araştırmalarına dahil olmak için yaptıkları
başvuruya yanıt beklediklerini söyleyen Günsel, çok kısa süre
sonra başvuruya gelecek cevabın ardından çarpışmada
çıkacak bilgilerin arasında aranacak bulguların YDÜ süper
bilgisayarında da işleneceğini belirtti.
Akademisyenlere
ücretsiz hizmet
YDÜ süper bilgisayarının Türkiye ve ülkemizdeki üniversitelerde görev
yapan akademisyenlere ücretsiz hizmet vereceğini açıklayan İrfan
Günsel, sunulacak projeler değerlendirildikten sonra
araştırmacıların internet üzerinden de bulundukları
yerden araştırma yapabileceklerini kaydetti.
Mimarlık
projeleri üç boyutluya dönüştürülebilir
Süper bilgisayarın ülkemizde nasıl kullanılabileceğiyle
ilgili bilgiler veren İrfan Günsel, mimarların çizdikleri projenin üç
boyutlu bir hale daha hızlı dönüştürülebileceğini
belirtirken bu şekilde mimarların kazançlarını şöyle
ifade etti: "Bir mimarın hazırladığı büyük
projeyi, üç boyutlu bir hale dönüştürmek için yaklaşık 6-10
gününü bilgisayar başında geçirmesi gerekir. Gerekli veriler
girdikten sonra süper bilgisayar o projeyi 3-4 dakikada üç boyutlu hale
dönüştürebilir. Böylelikle süper bilgisayarı kullanan mimar bir
haftalık zaman kazanmış olur" dedi.
Süper
bilgisayarla sadece internete girilemez
Süper bilgisayarın fonksiyonlarının saymakla
bitirilemeyeceğine dikkat çeken İrfan Günsel, bu bilgisayarla
yapılamayacak tek şeyin internete bağlanmak olduğunun
altını çizdi.
Bu süper beynin ekranı da olmadığına dikkat çeken Günsel,
süper bilgisayarların yaşayan bir organizma olduğunu ve
sınırsız büyüme yeteneğine sahip olduğunu ifade etti.
KIBRIS 27/10/08
KKTC'den
Rumlara 'haber' tepkisi
KKTC
Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs sorununa
kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de
başlatılan kapsamlı müzakerelerde, görüşmenin
içeriğine ilişkin basına bilgi verilmemesi prensip kararına
rağmen görüşme masasından Rum basınına haberler
sızdırılmasına karşı tavır almaya
hazırlanıyor.
KKTC Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
3 Kasım Pazartesi günü Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la
yapacağı görüşmede, müzakere sürecinin verimliliğini
olumsuz etkileyen Rum basınına sızdırmalar konusunu yeniden
gündeme getireceğini ve görüşmeye önerilerle gidileceğini
bildirdi.
Erçakıca, "Görüşme masasındaki konuların Rum
medyasına sızdırılmasına karşı alınacak
önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk basınına açıklama
mı yapılacak" sorusuna karşılık, "Eğer
Sayın Hristofyas ile Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık
kalırlarsa açıklayacağız tabii" dedi.
Rum basınına "sızan" bilgiler arasında,
"önemli oranda doğrular ve önemli oranda eksiklikler
bulunduğunu" da söyleyen Erçakıca, bunları Rum
basınına sızdıranların, "daha fazla üstünlük
sağlama" peşinde olduğunu kaydetti.
Rum basınına bugün yansıyan seçim sistemiyle ilgili görüş
ve önerilere değinen Erçakıca, "Burada da siyasi eşitlik
esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın
iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki
Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türk
yöneticileri belirleyeceği bir sistem kabul edilemez. Aynı
şekilde biz de karşı tarafa 'sizin yöneticilerinizi biz
belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da değiliz" diye
konuştu.
Erçakıca, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un,
"geçişlerin kapatılması" önerisiyle ilgili soruya
karşılık, "Başpiskoposun kafasındaki çözüm
modelinin kendilerine uymadığını, ona uymayan
açıklamaları duyunca da ortamı dinamitleyecek şeyler
söylediğini" kaydetti.
Hasan Erçakıca, Başpiskopos'un, kendisinin açıklamalarına
yönelik eleştirileriyle ilgili olarak da "Kıbrıs Türk
halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum.
Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar
Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.
Erçakıca, Rum tarafının, Güney Kıbrıs'ta temaslar
yapan Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine,
Kıbrıs Türk tarafının, Avustralyalı yetkililer
nezdinde tepki gösterdiğini de açıkladı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, bugün,
Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile
görüşerek, hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini
anlattığını hem de Dışişleri Bakanı
Smith'le görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdiğini
aktardı.
Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in Talat'la
görüşmesini engellediğini ifade eden Erçakıca, şunları
söyledi: "Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi izolasyon
politikasını devam ettirmek kararlılığındadır.
Bununla da kendi istediği tarzda bir çözümü dayatmaya
çalışacaktır, bu amaçla siyasi izolasyonu bir araç olarak
kullanmaya çalışıyor. Böyle bir şeyde
başarılı olma şansları yoktur. Kıbrıs Türk
tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir çözüm
arayışında olmayı sürdüreceğiz ama Kıbrıs
Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme
olasılığı yoktur."
Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve
kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini
vurguladı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, perşembe günü
İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak iş
adamları ve liderlere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
vereceği akşam yemeğine katılacağını da
bildirdi.
CNN TURK 28/10/08
34 yıl sonra ilk defa
VİZE
İŞLEMLERİNİ YAPTIRDILAR... İngiliz, Alman ve
Amerikalı turistlerden oluşan turist kafilesi dün sabah saatlerinde
Girne Turizm Limanı muhaceret kapısında toplu olarak
pasaportlarıyla birlikte vize kağıtlarına işlemlerini yaptırarak
ülkemize giriş yaptı
TURİSTLER,
TURİSTİK YERLERİ GEZDİ... Batı Akdeniz sahillerini
gezen Bahama bandıralı gemi, İstanbul, ardından Alanya ve
dün sabah saatlerinde de Girne Turizm Limanı'na demir attı. 110
kişilik kafile dün Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St.
Hilarion Kalesi'ni gezdi. Turistleri gezdiren gemi, akşama doğru
Mısır'a hareket etti
Elmas TOKAY
34 yıl sonra ilk kez uluslararası bandıralı bir gemi özel
ilgi turizmi çerçevesinde dün Girne Turizm Limanı'na demir attı.
Gemide bulunan 110 turist ise muhaceret işlemlerini yaparak ülkemize
giriş yaptı.
110 kişilik kafile dün Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St.
Hilarion Kalesi'ni gezdi. Turistleri gezdiren gemi, akşama doğru
Mısır'a hareket etti.
Batı Akdeniz sahillerini gezen Bahama bandıralı, "Pocket
Cruise Passenger Ship" sınıfı 90 metre uzunluğundaki
gemi, İstanbul, ardından Alanya ve dün sabah saatlerinde de Girne
Turizm Limanı'na demir attı.
Vize
işlemleri yaparak ülkemize giriş yaptılar
İngiliz, Alman ve Amerikalı turistlerden oluşan turist kafilesi
dün sabah saatlerinde Girne Turizm Limanı muhaceret kapısında
toplu olarak pasaportlarıyla birlikte vize kağıtlarına
işlemlerini yaptırarak ülkemize giriş yaptı.
Ülkemize gelen turistler, burada olmaktan çok mutlu olduklarını
belirttiler. İlk kez ülkemize gelmenin heyecanını
yaşadıklarını kaydeden turist topluluğu, kendilerinin
ülkemiz açısından böyle bir tarihi olaya sebep oldukları içinde
onur duyduklarını ifade ettiler.
Ülkemizde faaliyet gösteren Kyrenia Holidays yetkilileri ve rehberleri
tarafından karşılanan 110 kişilik turist kafilesi,
otobüslerle Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St. Hilarion
Kalesi'ni rehberler eşliğinde gezerek güzel zaman geçirdi.
Büyük
uğraşlar sonucu başardık
Bu tarihi olayın gerçekleşmesinde büyük katkı sağlayan
Kyrenia Holidays Direktörü Tamer Konat bu tarihi olayı 6 ay öncesinden
planladıklarını ve büyük uğraşlar sonucu
gerçekleştirdiklerini ve sonunda bunu başardıklarını
kaydetti.
Herhangi bir engellemeyle karşılaşmamak için son dakikaya kadar
bu durumu gizli tuttukları söyleyen Konat, KKTC turizminde ilk kez
gerçekleşen bu güzel olaydan dolayı çok mutlu olduklarını
da sözlerine ekledi.
"Sıcak
karşılandık"
Geminin Alman asıllı kaptanı, Baltık Denizi, Akdeniz, Ege,
Karadeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu arasında seyreden 120
yolcu kapasiteli kruvaziyer sınıfı gemiyle Girne Turizm
Limanı'na demir atmaktan duyduğu memnuniyeti belirterek, 10
yıldan beri sefer düzenledikleri bölgede ilk kez Girne'ye geldiklerini ve
sıcak bir şekilde karşılandıklarını söyledi.
"Ülkeye ilk gelen yabancı bandıralı yolcu gemisi
olduğumuzu öğrendim. Halk dansları ve çiçeklerle
karşılandık ve bu ülke ile insanı hakkındaki
edindiğim ilk izlenimim olumlu yönde" diyen kaptan, Girne Turizm
Limanı'na gelmeye devam edeceklerini kaydetti.
KIBRIS 28/10/08
Sürece zarar veriliyor
Erçakıca: Rum yönetiminin, Avustralya Dışişleri
Bakanı Smith'in Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesini
engellemesi ve Rum yönetiminin bu gibi çabaları görüşme ve
kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar veriyor
Rum tarafının, dayattığı siyasi
izolasyonlarla Kıbrıs'ta temaslar yapan Avustralya
Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine, Kıbrıs Türk
tarafı, Avustralyalı yetkililer nezdinde tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve
kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah,
Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile
görüşerek; hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini
anlattı, hem de Dışişleri Bakanı Smith'le
görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami de, önceki akşam Smith'le
yemekte bir araya geldi ve Rum tarafının tutumunun görüşme
sürecine zarar verdiğini dikkate getirdi.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, dün, mecliste
temsil edilen siyasi partilerle görüştü. Kıbrıs Türk
tarafının görüşme masasına sunduğu öneriler, siyasi
partilerin bilgisine getirildi ve değerlendirmeler yapıldı.
Değerlendirmelere bundan sonra da devam edilecek.
Yasamayla ilgili öneriler pazartesi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, dünkü basın brifinginde, çeşitli konularda bilgiler
verdi. Erçakıca, müzakerelerde "yürütme organı"yla ilgili
son görüşmelerin yapıldığını, karşı
görüşlerin ifade edildiğini; yasama organının nasıl
olacağı konusunda Rum tarafının önerilerini sunduğunu,
Kıbrıs Türk tarafının da bunlarla ilgili
değerlendirmelerini ve kendi önerilerini pazartesi günkü toplantıda
ortaya koyacağını açıkladı.
Talat, İstanbul'da işadamlarıyla yemeğe
katılacak
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın,
perşembe günü İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak
işadamları ve liderlere Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın vereceği akşam yemeğine
katılacağını da bildirdi.
Hasan Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85'inci
kuruluş yıldönümünü de kutladı.
"Engelleme başarılı oldu"
Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen
Smith'in Kıbrıs'a ziyaretinin yoğunlukla Kıbrıs
sorunuyla ilgili geçtiğini belirten Erçakıca, Rum lider Dimitris
Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in
Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesini engellemeye
çalıştığını ve bunda başarılı
olduğunu belirtti.
Erçakıca, şöyle konuştu:
"Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi
izolasyon politikasını devam ettirmek
kararlılığındadır. Bununla da kendi istediği
tarzda bir çözümü dayatmaya çalışacaktır, bu amaçla siyasi izolasyonu
bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Böyle bir şeyde
başarılı olma şansları yoktur. Kıbrıs Türk
tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir çözüm
arayışında olmayı sürdüreceğiz ama Kıbrıs
Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme olasılığı
yoktur".
Sürece ciddi zarar
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Rumların bu çabalarının görüşme ve kapsamlı çözüm
bulma sürecine ciddi zararlar verdiğine işaret etti.
Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini
Avustralyalı yetkililere aktarmaktan geri durmadıklarını
bildiren Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami'nin önceki akşam Smith'in
düzenlediği ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun da yer
aldığı bir yemeğe katıldığını
açıkladı. Yemekte görüşmelerdeki durumun
tartışıldığını; Nami'nin, ayrıca,
Avustralya Dışişleri Bakanı Smith'le baş başa
görüştüğünü ve Kıbrıs Türk tarafının siyasi
izolasyondan duyduğu rahatsızlığı da ifade
ettiğini kaydeden Erçakıca, "Aynı zamanda Kıbrıs
sorunuyla ilgili görüşlerimiz de burada anlatılmaya devam
edildi" diye konuştu.
Hasan Erçakıca, dün de Cumhurbaşkanı
Talat'ın Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi'yle
görüştüğünü de bildirerek, planlanandan daha uzun süren bu
görüşmede Kıbrıs sorununun enine boyuna ele alındığını
kaydetti. Erçakıca, böylece Avustralyalı yetkililere, Rum tarafı
kaynaklı siyasi izolasyonlara karşı tutum ve tepkilerin
anlatıldığını söyledi.
Rum basınına sızdırmalara karşı
tavır alınıyor
Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs
sorununa kalıcı bir çözüm bulmak için 3 Eylül'de başlatılan
müzakerelerde, karartmaya rağmen görüşme masasından Rum
basınına sızdırılan haberlere karşı
tavır almaya hazırlanıyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi günü
Rum lider Dimitris Hristofyas'la yapacağı görüşmede, müzakere
sürecinin verimliliğini olumsuz etkileyen Rum basınına
sızdırmalar konusunu yeniden gündeme getirecek.
Talat'ın, masaya bir tavırla veya birkaç
öneriyle gideceği ve pazartesi gününe kadar süreci izlemeye devam
ettiği belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, dünkü basın brifinginde, iki liderin mutabık
kalması halinde görüşme masasındaki konularla ilgili
gelişmelerin basına açıklanacağını da söyledi.
Görüşme masasından Rum basınına
sızdırılanlar
Erçakıca, 3 Eylül'den beri müzakere masasında
konuşulanların Rum basınında yayımlanmasının
kendilerini ciddi şekilde rahatsız ettiğini daha önce de dile
getirdiklerini hatırlatarak, şöyle konuştu:
"Bu konu Sayın Cumhurbaşkanımız
tarafından müzakere masasına da götürüldü. Ama ne yazık ki öyle
görünüyor ki bu konuda önlem alınamıyor veya önlem alınmak
istenmiyor. Kıbrıs Türk tarafı olarak bundan ciddi şekilde
rahatsızız. Müzakere sürecinin bu şekilde verimli
olamayacağını düşünüyoruz. Kıbrıs Türk
halkının bu gibi gelişmeleri Kıbrıs Türk
basınından öğrenme hakkı vardır. Kıbrıs Türk
basınının bunları yansıtmak görevi vardır.
Eğer ki müzakere süreci bu şekilde devam edecekse, bunları da
bizim düşünmemiz lazım."
Sızma haberlerde doğrular da, eksikler de var...
Hasan Erçakıca, pazartesi günü yapılacak
görüşmeye kadar konuyu izlemeye ve tartışmaya devam edeceklerini
ve pazartesi günü bu konuda bir tavırla veya birkaç öneriyle görüşme
masasına gitmek eğilimi taşıdıklarını
açıkladı. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu
amaçla görüş alışverişleri yaptığını
bildirdi.
Rum basınına sızarak, oradan da Kuzey Kıbrıs'a
akan bilgileri, görüşleri, belgeleri de görmezlikten gelemeyeceklerini
kaydeden Erçakıca, bunlar arasında önemli oranda doğrular ve
önemli oranda eksiklikler bulunduğunu söyledi.
Erçakıca, bunları Rum basınına
sızdıranların, "daha fazla üstünlük sağlama"
peşinde olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bütün öneriler siyasi eşitlik ilkesi açısından
değerlendiriliyor"
"İki tarafın da tutumu tam olarak bu
haberlere yansıtılmış değildir ama önemli oranda
doğrular içeriyor. Bu haberler değerlendirilirken, Kıbrıs
Türk halkının şunu dikkatten kaçırmamasını
istiyorum: Biz müzakere süreci başlamadan ve başladıktan sonra
da bir prensipler demeti açıklamıştık. Bu müzakere
sürecinde ve sonucunda bulunacak çözümde, Kıbrıs Türk halkı ile
Rum halkının siyasi eşitliği ve iki kurucu devletin
eşit statüsü esas olacaktır demiştik. Müzakere masasına
getirilen bütün önerileri bu ilkeler açısından
değerlendirdiğimizin bilinmesini istiyorum."
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, Rum basınına yansıyan seçim sistemiyle ilgili
görüş ve önerilere değinirken de, "Burada da siyasi eşitlik
esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın
iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki Kıbrıslı
Rumların, Kıbrıslı Türk yöneticileri belirleyeceği bir
sistem kabul edilemezdir. Aynı şekilde biz de karşı tarafa
'sizin yöneticilerinizi biz belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da
değiliz" diye konuştu.
Kendi aralarında bile anlaşamıyorlar
Güney Kıbrıs'ta garantilerle ilgili
tartışmaların da sürdüğünü belirten Erçakıca, ilkelerinden
birinin de garanti sisteminin değişmezliği olduğunu
sık sık söylediklerini hatırlattı. Erçakıca,
Güney'deki tartışmanın konunun gündeme getirilmesinin
zorluğunu ve anlamsızlığını gösterdiğine,
çünkü Rum liderlerin kendi aralarında bile anlaşamadığına
dikkat çekti.
Mutabık kalınırsa açıklanacak
Erçakıca, "görüşme masasındaki
konuların Rum medyasına sızdırılmasına
karşı alınacak önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk
basınına açıklama mı yapılacak" yönündeki soruya
karşılık da, "Eğer Sayın Hristofyas ile
Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık kalırlarsa
açıklayacağız tabi" dedi.
Toplantıda sağlanan mutabakatlara
bağlı kalınmaması halinde başka çareler
düşünüleceğini söyleyen Erçakıca, "Belki de üzerinde
durulması gereken seçeneklerden biri de görüşülenleri
açıklayalım ki herkes önerileri öneri sahiplerinin ağzından
öğrensin olabilir" ifadelerini kullandı.
Sözcü Erçakıca, bu konudaki şikayetleri daha
önce görüşme masasına götürdüklerini yineleyerek, telefon
görüşmesiyle halledilebilecek bir konu olmadığını,
soğukkanlılıkla izleyip pazartesi yüz yüze görüşmeyi ve
alternatif tutumları da görüşmeyi tercih ettiklerini söyledi.
Kıbrıs'ın gerçekleri
Başpiskopos'un geçişlerin kapatılması
önerisiyle ilgili soruya karşılık, Başpiskopos'un
kafasındaki çözüm modelinin kendilerine uymadığını,
ona uymayan açıklamaları duyunca da ortamı dinamitleyecek
şeyler söylediğini kaydeden Erçakıca, zaman zaman Kuzey
Kıbrıs'ta da böyle görüşlerin gündeme gelebildiğini ama
kendisinin görüşme masasındaki gizlilik ilkesine sadık kalarak
mümkün olduğunca gerçekleri açıkladığını
vurguladı.
Erçakıca, "Kıbrıs Türk
halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum.
Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar
Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.
KIBRIS 29/10/08
Gerçekçi çözüm
"KIBRISLI TÜRKLER, EN AZ KIBRISLI RUMLAR KADAR HAK
SAHİBİ"...TC Lefkoşa Büyükelçisi Kurttekin, Türkiye'nin
şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü'nün
yanında yer almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam
edeceğini belirterek, "Adil, gerçek ve kalıcı bir çözüm
isteyenlerin, Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az
Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin
hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs
Türkü'nü yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir"
dedi
"KIBRIS TÜRKÜ ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ
KANITLADI"... Türkekul Kurttekin, Kıbrıs Türkü'nün yeni bir
ortaklık kurulmasına hazır olduğunu 2004 yılında
tüm ilgili tarafların katılımıyla hazırlanan
Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planıyla
kanıtladığını ifade ederek,
"Kıbrıslı Rumlar bu planı reddetmekte maalesef beis
görmemiştir. Bunun bedelinin Kıbrıs Türküne ödetilmesinin
düşünülmesi dahi mümkün değilken çok çeşitli alanlarda
izolasyonların sürdürülmesi ve uluslar arası camianın bu
konudaki duyarsızlığı üzücü ve düşündürücüdür"
şeklinde konuştu
Türkiye Cumhuriyeti (TC) Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'ta adil ve kalıcı
bir çözüme ancak adadaki gerçekler göz önünde tutularak
ulaşılabileceğine inandığını belirtti.
Türkiye'nin bu anlayışla şimdiye kadar
olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü'nün yanında yer
almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam edeceğini kaydeden
Türkekul Kurttekin, "Adil, gerçek ve kalıcı bir çözüm
isteyenlerin, Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az
Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin
hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs
Türkü'nü yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir"
dedi.
Uygarlık projesi
Türkekul Kurttekin, TC'nin kuruluşunun 85.
yıldönümünün kutlandığı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
dolayısıyla yaptığı radyo televizyon
konuşmasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85. kuruluş
yıldönümünü kutlamanın sevinç heyecan ve gururunun birlikte
yaşandığını belirtti.
"Bu büyük bayram hepimize kutlu olsun. Bu
anlamlı günde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal
Atatürk'ün aziz hatırası önünde bir kez daha tazimle eğiliyor
kurtuluş savaşımızın şanlı şehitlerini
rahmetle minnetle kahraman gazilerimizi şükranla
anıyoruz" diyen Büyükelçi Kurttekin, Mustafa Kemal Atatürk'ün
19 Mayıs 1919' da Samsun'a çıkarak
başlattığı ulusal mücadeleyi Erzurum Kongresi, Sivas
Kongresi, 23 Nisan 1920 'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulması
ve 30 Ağustos zaferinin kazanılması gibi önemli
evrelerinde başarı ile yönettiğini ve 29 Ekim 1923'de Türkiye
Cumhuriyeti'nin ilan edilmesi ile taçlandırdığını
belirtti..
Askerlik dehasıyla insanlık idealini nefsinde
birleştirmiş, asker olarak büyük fakat devlet adamı olarak daha
büyük bir kişilik olan Mustafa Kemal'in, mücadelede en büyük gücü, 10.
yıl nutkunda da belirttiği gibi, yüce Türk ulusunun yüksek karakteri,
yorulmaz çalışkanlığı ve fıtri zekasına olan
sarsılmaz inanç ve güveninden aldığını kaydeden
Türkekul Kurttekin, "1923 yılından 1938 yılına kadarki
15 yıllık kısa süredeki siyaset, toplumsal yaşam, hukuk,
ekonomi ve kültür alanlarında gerçekleştirdiği dünyanın
hiçbir ülkesinde emsali görülmemiş devrimlerle bir uygarlık projesi
olan Türkiye Cumhuriyetinin sağlam temellerini atan Atatürk tüm
dünyanın hayranlığını kazanmıştır"
şeklinde konuştu.
Gelecek kuşaklar için örnek
Atatürk'ün 100. yıl doğum gününün tüm üye
ülkelerde kutlanması kararı alınırken Birleşmiş
Milletler Eğitim Bilim ve Kültür kuruluşu UNESCO'nun Atatürk'ü uluslararası
anlayış işbirliği ve barış yolunda çaba
gösterdiğini, gelecek kuşaklar için örnek olacak Eğitim Bilim ve
Kültür alanlarında olağanüstü bir devrimci olarak
tanımladığını vurgulayan Kurttekin şöyle devam
etti:
"Türk insanı tarihin süzgecinden geçmiş
deneyimlerin kazandığı bir zengin kültürü engin hoşgörüsü,
farklı ırk, inanç ve kültürlere saygı yardımlaşma
duygusu ve hasletleriyle insanlığın daha iyi bir dünyaya
kavuşması çabalarına önemli katkılar yapmaktadır. Yüce
Cumhuriyeti Atatürk'ün Yurtta Barış dünyada barış umdesi
ışığında dünyanın çeşitli bölgelerinde
barışın tesisi ve korunması için uluslararası
camianın çabalarına katılmaktadır."
Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin özel anlamı
Türkiye Cumhuriyeti'nin çevresinde ve tüm dünyada olan
uyuşmazlıkların barışçı yöntemlerle diyalog ve
işbirliği çerçevesinde çözümü için gayret göstermekte olduğuna
dikkat çeken Türkekul Kurttekin, günümüz dünyasında uluslararası
ilişkilerde ve diplomaside ekonomik güç ve askeri güç gibi klasik araçların
yanı sıra güvenilirlik, hak, adalet, ahde vefa, çifte standarttan
kaçınma gibi unsurların giderek daha fazla değer kazanmakta
olduğunu söyledi.
"Bu itibarla Türkiye'nin geçtiğimiz günlerde
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi
bence özel bir anlam taşımaktadır" diyen Kurttekin, 192 üye
ülkeden 151 in oyunu almasının uluslararası camianın
Türkiye'ye, diyalog ve işbirliği temellerine dayanan
barışçı Türk dış politikasına güveninin bir
tezahürü olduğunu vurguladı.
Kurttekin, " Türkiye'nin üstlendiği bu
sorumluluk daha iyi bir uluslararası düzenin tesisi için çeşitli
alanlarda sürdürülen çabalarda olumlu bir katkı
oluşturacağına inanıyoruz" dedi.
KKTC'nin 25. kuruluş yıldönümü
15 Kasım'da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
kuruluşunun 25. yıldönümünün kıvanç ve coşkuyla
kutlanacağına da dikkat çeken Türkekul Kurttekin, Türk ulusunun
ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkü'nün uzun yıllar
varlığını, özgürlüğünü, ulusal kimliğini korumak
için büyük fedakarlıklarla kahramanca mücadele ettiği ve mücadelesini
1983 yılında ortak iradesiyle kurduğu Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'yle taçlandırdığını belirtti.
Kurttekin, "Kıbrıs Türk halkı çeyrek
yüzyıldır özgür bir ortamda kendisini idare etmekte yöneticilerini
demokrasi kuralları çerçevesinde seçmekte sahip olduğu tüm demokratik
kurumları geliştirmektedir" dedi.
Tarihin kara lekesi
Türkekul Kurttekin şöyle devam etti:
"Atatürk devrim ve ilkelerini özümsemiş,
çağdaş değerleri benimsemiş Kıbrıs Türkü bu
gelişimini yıllardır maruz kaldığı ve bugün de
devam eden haksızlıklara uluslar arası camiadan
soyutlanması için sürdürülen insan akdi ve vicdaniyle
bağdaşmayan çabalara rağmen başarmıştır. Bununla
haklı olarak gurur duymaktadır. Kıbrıs Türkünün maruz
bırakıldığı haksızlıkların tarihin
sayfalarına kara bir leke olarak geçeceği kuşkusuzdur.
Kıbrıs Türkü 1960 yılında
ortaklık esasıyla kurulan fakat ortağının kendisiyle
güç paylaşımını hazmedememesi nedeniyle 1963
yılında yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yerine
yeni bir ortaklık kurulmasına hazır olduğunu 2004
yılında tüm ilgili tarafların katılımıyla
hazırlanan Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planıyla
kanıtlamıştır. Kıbrıslı Rumlar ise bu
planı reddetmekte maalesef beis görmemiştir. Bunun bedelinin
Kıbrıs Türküne ödetilmesinin düşünülmesi dahi mümkün
değilken çok çeşitli alanlarda izolasyonların sürdürülmesi ve
uluslar arası camianın bu konudaki duyarsızlığı
üzücü ve düşündürücüdür."
Çözümün unsurları
Kıbrıs Türkü'nün sorunun çözümü için
Birleşmiş Milletler zemininde uzun yıllar boyunca yapılan
müzakerelerde ortaya çıkan parametreler ve müktesebat temeliyle
eşitlik esasına dayanan Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin
sürdürüleceği yeni bir ortaklığa hazır olduğunu
dünyaya ilan ettiğine dikkat çeken Kurttekin, olası bir çözümün
unsurlarını da şöyle açıkladı:
"Kıbrıs Türkünün 1974 öncesi
sıkıntılı koşullarına dönmesi müsamaha etmemekle
kararlı olan Türkiye Cumhuriyeti bu çabayı desteklemektedir. Adil ve
kalıcı bir çözüme ancak adadaki gerçekler göz önünde tutularak
ulaşılabileceğine inanmaktadır. Bu anlayışla
şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkünün
yanında yer almaya ve haklı beklentilerini desteklemeye devam
edecektir. Adil gerçek ve kalıcı bir çözüm isteyenlerin
Kıbrıslı Türklerin bu güzel adada en az Kıbrıslı
Rumlar kadar hak sahibi oldukları ve ada tarihinin hiçbir döneminde
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkünün yönetmedikleri
gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir. Bu düşünce ve
duygularla Cumhuriyet Bayramının Türk Ulusunun Kutlu olmasını
diliyor hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum."
KIBRIS
29/10/08
Cumhurbaşkanı Talat, siyasi parti temsilcileriyle
görüştü
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la 22 Ekim'de
yaptığı son görüşme sonrası dün Cumhuriyet Meclisi'nde
temsil edilen siyasi partileri toplantıya çağırdı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın siyasi partilere
süreçteki son gelişmelerle ilgili bilgi verdiği toplantı saat
11. 30'da başladı ve yaklaşık iki saat sürdü.
Soyer: Talat kararlı tutumla çalışıyor
CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın kararlı bir tutumla
görüşme sürecini bir sonuca bağlamak için
çalıştığını ifade etti.
Görüşme sürecinin sonunda kalıcı ve
karşılıklı bir çözüme ulaşmanın temel hedefleri
olduğunu vurgulayan Soyer, "Çözüm için uğraş verildiği
bu dönemde Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in
Ada'ya yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Talat ile
görüşmemesi doğru bir davranış olmadı" diye
konuştu.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olmak isteyen tarafların Kıbrıs Rum
tarafının çözümsüzlüğü destekleyen tutumuna karşı
çıkması gerektiğini ifade etti.
2009 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu
seçimleri öncesinde Kıbrıs'ta bir çözümün referanduma
sunulmasının herkesin de menfaatine olacağını
vurgulayan Soyer, Türk tarafının bu temelde gayretinin
süreceğini belirterek, ' ancak buna uluslararası camia da
yardımcı olmak zorundadır' dedi... Soyer, "bu çözümde
Kıbrıs'ın Birleşik olarak eşitlik temelinde AB ve
BM'nin üyesi olacağını" kaydetti.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türksüz bir çözüm
olamayacağına da dikkati çekti.
Avcı: "Rum yönetimi'nin kabul edilemez talepleri var
ÖRP Genel Başkanı Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Rum Yönetimi'nin kabul edilemez talepleri bulunduğunu
gördüklerini kaydetti.
Avcı, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı
Türkleri eşit görme ve çözümün iki eşit taraf arasında
olacağı düşüncesine henüz ulaşmadığını
da kaydetti.
Avcı, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın olası çözümde Cumhurbaşkanlığı
seçimi konusunda tek liste halinde aday gösterilmesi noktasında
olduğunu, bunu Kıbrıs Türk tarafının kabul etmesinin
mümkün olmadığını ifade etti.
Görüşmede yurt dışındaki
diplomatların son günlerde Kıbrıs'a yaptığı
ziyaretler konusunun da gündeme geldiğini ifade eden Avcı, kendilerinin
yabancı diplomatlara çözüm istiyorlarsa Kıbrıs Türklerine
eşit davranılması gerektiğini her zaman dile getirdiklerini
kaydetti.
Çavuşoğlu: Sorun vizyonda
Ulusal Birlik Partisi Genel Seketeri Nazım
Çavuşoğlu, müzakere sürecinde asıl sorunun ayrıntılarda
değil, vizyonda olduğunun herkes tarafından kabul edilme
aşamasına gelindiğini söyledi.
Rum yöneticilerin Kıbrıslı Türkleri
kendilerine eşit görmediği sürece sorunun çözülemeyeceğini ifade
eden Çavuşoğlu, Sağlıklı bir anlaşmaya varma
noktasında büyük sıkıntılar bulunduğunu belirtti.
Çavuşoğlu, gerek temsiliyet, gerekse seçim
sistemi konusunda hiçbir Türk temsilcinin Rum oyuna muhtaç olmasının
kabul edilemeyeceğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin adada çözümü canı
gönülden istediğini ve bu konuda da özverili
davrandığını ancak, Kıbrıslı Rumların
halen adanın tek sahibi olarak kendilerini gördüklerini anlatan
Çavuşoğlu, Kıbrıs Türk halkı adına bunu kabul
etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.
Denktaş: Rumların seçim
yöntemi önerisini reddediyoruz
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş,
Cumhurbaşkanı'nın kendilerini bilgilendirdiği
toplantıda, Rum tarafının önerdiği birleşik pusula
denebilecek seçim yönteminin görüşülmesini reddettiklerini söyledi.
Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Avustralya
Dışişleri Bakanı'nın Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile görüşmesinin Rum Yönetimi'nce engellenmesine karşı
da tavır koyduklarını belirten Denktaş,
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer'in de Avustralyalı olduğu dikkate
alınırsa, Downer'in tarafsızlığına da gölge
düşürüldüğünü kaydetti.
Serdar Denktaş, bu gelişmelerle Rum
tarafının nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduğunun
görülmesini isteyerek, Rum tarafının tutumunu kınadı.
Samani: Erken çözüm herkesin çıkarına
TDP Genel Sekreteri Meltem Onurkan Samani ise,
sağlanacak erken bir çözümün tüm kesimlerin çıkarına
olacağını ifade ederek, Cumhurbaşkanlığı
tarafından yapılan bilgilendirme toplantısında kendilerine
verilen bilgileri partilerinde değerlendireceklerini ve gerekli gördükleri
noktaları kamuoyuna açıklayacaklarını kaydetti.
Görüşme sürecini yakından takip ettiklerini ve
bazı sıkıntılar olduğunu gördüklerini belirten Samani,
görüşmelerin sürati açısından umutsuzluğa
kapıldıkları anlar olduğunu söyledi. Samani, daha
hızlı ve tarafların daha samimi mesajlar vereceği bir süreç
olması gerektiği görüşünü belirtti.
"Yönetim ve güç paylaşımı"
başlığını 3 Eylül'den itibaren görüşmeyi sürdüren
Talat ve Hristofyas, 3 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya gelecek.
KIBRIS 29/10/08
Cyprus marks 1940
anniversary CYPRUS yesterday celebrated the national anniversary of October 28,
1940.
Celebrated throughout
Greece, Cyprus and the Greek communities around the world, Ochi Day
commemorates Greek dictator Ioannis Metaxas' rejection of the ultimatum made by
Italys fascist dictator Mussolini on October 28, 1940 and Greeces subsequent
entry into the Second World War.
At 10am, President Demetris Christofias, together with the Ambassador of Greece
Demetrios Rallis and other state officials and representatives of the political
and military leadership, attended the celebrations in the Ayios Ioannis
Cathedral in Nicosia, officiated by Archbishop Chrysostomos II.
An honorary detachment of the National Guard and the Philharmonic of the force
paid their respects in front of the church. Veterans, university students,
students of institutes of higher education, high school students, scouts,
guides, clubs and organisations participated in the march.
Health Minister Christos Patsalides gave the speech of the day and at 11am the
parade started in front of the Embassy of Greece in the presence of President
Christofias and the Greek Ambassador.
We in Cyprus celebrate our national holiday along with the rest of Hellenism,
unfortunately under occupation and messages of October 28 are messages of power
and optimism that when people struggle on the basis of principles and the basis
of justice in the end they will be vindicated, Patsalides said.
Christofias expressed the hope that Turkey would comprehend its own interests
and withdraw its troops from Cyprus, accepting a solution that serves the
well-meant interests of Greek Cypriots and Turkish Cypriots, who all suffer
from 1974 until today.
I want to congratulate the Greek leadership, the Greek people and to pay
tribute to people who have fought for their country and to wish all the best to
Greece.
Labour Minister Soteroula Charalambous said that the message of October 28 is
very important for the Cypriot people who are fighting for the reunification of
the island, for freedom and to be able to live and create in a place without
walls and without divisions.
She added that we believe that this kind of historical anniversaries give
courage to our people that despite the hardships, despite the difficulties,
with courage, sacrifice but also with clear goals, we can strive in the
future.
CYPRUS MAIL 29/10/08
Kıbrıs sorununda inisiyatif bizde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının, Türkiye gibi enerjik ve etkin bir uluslararası
politika yürüterek, cesur, atak, girişken bir şekilde
Kıbrıs sorunundaki inisiyatifi eline aldığını
söyledi.
Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin 85'inci kuruluş
yıldönümü nedeniyle Lefkoşa'da düzenlenen törende
yaptığı konuşmada, "Eğer Kıbrıs Türk
tarafının ve sizin seçtiğiniz Cumhurbaşkanı olarak
benim ısrarlı ve aktif çabalarımız olmasaydı, ne
Papadopulos yönetimi değişir, ne de görüşmeler
başlamış olurdu" dedi.
Yarım yüzyıllık Kıbrıs sorununu
yeni bir ortaklık devletiyle, iki halkın siyasi eşitliğinin
garantiye alındığı, iki kesimli bir yönetim sistemiyle
sonuçlandırmak azminde olduklarını ve bunun için mücadele
ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs
Türk halkının dünyadan soyutlanmaya ve belirsizliğe mahkum
edilmesine er geç ama kesinlikle son vereceğiz" ifadelerini
kullandı.
"Kıbrıs sorununa samimiyet ve
kararlılıkla çözüm bulacağız. Bu, Kıbrıs Türk halkının
hak ve kazanımlarını koruyabilecek bir çözüm olacaktır.
Halkımızın, ada üzerindeki temel haklarından asla
vazgeçmeyeceğini herkes iyice bilmelidir" diyen Talat, temel
hakların, ancak, iki halkın siyasi eşitliği ve iki kurucu
devletin eşit statüsü ile korunabileceğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında,
barış çabalarında Türkiye'nin verdiği desteğe de
dikkat çekti, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana
Kıbrıs Türkleriyle olan yakın ilişkilerin
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barış bulunmasından
sonra da devam edeceğini belirterek, "Şunun altını da
bir kez daha çizmek istiyorum. Dünyanın saygın bir ülkesi olan
Türkiye sadece biz Kıbrıslı Türklerin değil,
Kıbrıslı Rumların da barışçıl
geleceğinin güvencesi olacaktır" dedi.
"Adil ve kalıcı bir barışın temel ön
şartı"
Talat, Kıbrıs Türk Kurucu ve Kıbrıs
Rum Kurucu devletlerinin statüsünün eşitliğinin kabulünün,
Kıbrıs Türk
halkının 1950'lerden bu yana sürdürdüğü kararlı
mücadelesiyle elde ettiği kendi kaderini belirleme hakkının yeni
ortaklık devletine taşınması demek olduğunu
belirterek, adil ve kalıcı bir barışın temel ön
şartının, iki halkın kendi kendisini yönetme
olanaklarının sağlanması olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iç siyasetteki
duruşu, iç meseleler hakkındaki farklı düşünceleri ve
Kıbrıs sorununa ilişkin geçmişteki tutumu ne olursa olsun,
yaşanan yeni uluslararası gelişmelerden dersler
çıkarılması, dünyayı bu dersler ışığında
yeniden değerlendirmek gerekliliği üzerinde durarak, "Bu kritik
dönemde, Türk tarafının birlik ve beraberliğini
sağlamalıyız" dedi.
Kıbrıs'taki iki halkın yarım
yüzyıldır yaşadığı çatışmalar bir yana,
günümüz dünyasının çeşitli yerlerindeki farklı toplumlar
arasındaki gerilimlerden de dersler çıkarmak, yeni küresel
gelişmelere koşut, aktif ve inisiyatif açısından hep önde
giden bir siyaset izlediklerini anlatan Talat, Kıbrıs'ın,
çözümden sonra bir bütün olarak Avrupa Birliği içinde yer
alacağını söyledi.
Talat, ortak hedefin çözümden sonra
Kıbrıs'ın, AB içinde yer alması olduğuna göre, AB'nin
temel ilkelerini şimdiden öğrenmek, uygulamak ve bu alanda
yetişmek gerektiğini kaydetti.
"İyimserlik ve kararlılıkla yolumuza devam
ediyoruz"
"Cumhurbaşkanı olarak benim görevim, bu
konuda tüm kurumlarımıza ve halkımıza yardımcı
olmak, gerektiğinde uyarılarda bulunarak gecikmelerin önüne
geçmektir" diye konuşan Talat şöyle dedi:
"Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye
Cumhuriyeti'ni kurarken gösterdiği iyimser kararlılıkla,
biz de yolumuza devam ediyoruz. Yolumuzdaki zorlukları bilmiyor
değiliz, ama bu, bizim enerjimizi, inancımızı
azaltmıyor. Biz zorluklardan yılmadan
çalışacağız. Çünkü, arkamızda sizlerin gücü var,
Kıbrıs Türk halkı var, Türkiye Cumhuriyeti'ndeki
kardeşlerimiz var. İyimser
kararlılığımızın kaynağı, işte bu
kendi öz varlığımıza duyduğumuz güvendir"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün
yapılmakta olan yüz yüze görüşmelerin başlaması için
ısrarlı bir gayret içerisinde olduğunu, bazı
aşamalarda risk aldığını ama sonunda Kıbrıs
Rum tarafını masaya oturtmayı başardığını
söyledi.
Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu süreçte
başlıca destekçi olduğunu belirterek, "Kıbrıs Rum
tarafının, 24 Nisan referandumundaki 'hayır' oyuna
karşılık çözüm arayışlarımızı
sürdürebiliyorsak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konudaki desteğinin önemini
de hatırlamak zorundayız" dedi.
Türkiye'nin 21'inci yüzyılda Atatürk'ün "yurtta
sulh, cihanda sulh" belgisiyle dünya politik arenasında
barışçıl yerini korumaya ederek, onun gösterdiği yolda
yürüdüğünü anlatan Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu anlamda
Kıbrıs sorunu gibi uzamış ve kangrenleşmiş bir
sorunu, ada ve bölge yararına huzurlu bir sona ulaştırmak
için Kıbrıs Türk halkayla birlikte çaba harcamaya devam
ettiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türk tarafının uluslararası alandaki çabalarını
Türkiye'nin desteğiyle sürdürdüğünü vurgulayarak, son dönemde,
başta Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'ndeki konuşma olmak
üzere pek çok etkinlikle, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm istediğini uluslararası
kamuoyuna duyurduğunu söyledi.
Sözlerine, "Kıbrıs sorunundaki
haklılığımızı ilk kez bu kadar güçlü, etkili
biçimde dünyaya anlatmakla, onların
desteğini kazanmakla kalmadık, aynı zamanda Türkiye
Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki rolünün de doğru bir zeminde
kavranabilmesine katkı yaptık" diye devam eden Talat, ortak bir
dil yaratarak çözüm yolu açmaya çalıştığını
söylediği Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a "Niçin
her fırsatta Kıbrıs sorununun sorumlusu olarak Türkiye'yi
gösteriyor da kendi tarihinizle yüzleşmekten hâlâ
kaçınıyorsunuz" diye seslendi.
Hristofyas'a sorular...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas'a şu soruları yöneltti:
"Türkiye, 1974'te adaya müdahale etmeye mecbur
bırakıldığında, Kıbrıs sorunu yok muydu?
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
temsilcileri, 1963'te Rum kesimi tarafından 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne tek yanlı olarak el konmasıyla ortaya çıkan
Kıbrıs sorununu çözmek için toplumlararası görüşmelere
başlamamış mıydı? Bir yandan 1968'de başlayan
görüşmeler sürerken, Yunanistan'daki Albaylar Cuntası'nın
desteğindeki yasadışı Kıbrıs Rum silahlı
güçleri ve EOKA, kendi yöneticilerine karşı Enosis amacıyla
darbe yapmamış mıydı? 1963'de, 65'de ve 67'de daha Türkiye
müdahale etmeden, Kıbrıslı Türklere karşı bütün o
katliamlar tertiplenmemiş miydi? 1974'de Türkiye'yi uluslararası
anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini kararlılıkla yerine
getirip adaya asker çıkarmak zorunda bırakan bizzat Kıbrıs
Rum tarafı değil miydi? Hâlâ Türkiye'yi tek yanlı
suçlamanızın, hâlâ Kıbrıslı Türkleri izolasyon
alında yaşatması için dünyaya çağrılar
yapmanızın mantığı nedir? Eğer Türkiye,
Kıbrıslı Türklere ekonomik ve sosyal yardımlarda bulunmasa,
kendi topraklarına direkt uçuşa izin vermese, posta ve telefon servislerini
dünyaya bağlanmak için açmasa, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan
insanların, bizlerin, hali ne olacaktı? Kıbrıslı
Türkler, kendi içlerine hapsolup, yoksunluk içinde telef olacak, yeryüzünden
silinecek ve Kıbrıs sorunu da bu şekilde mi çözülecekti?"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hangi
görüşten, kesimden gelirse gelsin Kıbrıs sorununun ortaya
çıkışından beri, Kıbrıslı Türklerin en büyük
destekçisi, başlıca dayanağı Türkiye Cumhuriyeti
olduğunu herkes tarafından bilindiğini söyledi.
Talat, yıllar içinde koşullar değişse
de Türkiye'nin desteğinin sürekli olduğunu sadece şekil ve
yöntem olarak farklılaştığını anlatarak, bugün de
Kıbrıs Türk halkanın destekçisi ve güç kaynağının
yine Türkiye Cumhuriyeti olduğunu vurguladı.
Rum tarafından ve Hristofyas yönetiminde bile
Kıbrıs Türk halkanın iradesini, gücünü,
ağırlığını hiçe sayan bir propagandanın var
olduğuna işaret eden Talat, "Bu, Kıbrıs Türk
halkının kendi iradesine sahip olmadığı ve her konuda
Türkiye tarafından yönlendirildiği yalanıdır.
Kıbrıslı Türkleri, adadaki eşit güçteki, kendi yönetimine,
hukukuna sahip ve egemenliği paylaşacak yetkinlikte bir ortak olarak
görmemelerinden kaynaklanan bu iddia, eğer iki halkın görüşme
sürecine gölge düşürücü olmasa, sadece gülüp geçebilirdik" ifadesini
kullandı.
"Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasında
işbirliği"
Mehmet Ali Talat, 29 Ekim 1923'de Türkiye Cumhuriyeti
kurulduğundan beri, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile
tam bir işbirliği içinde çalıştığını,
bugün de birlikte çalışmaya devam ettiğine işaret ederek,
yarın, adil ve kalıcı bir çözümden sonra da aynı
işbirliği ve dayanışmanın kararlılıkla
sürdürüleceğini söyledi. Talat şöyle konuştu:
"Şunun altını da bir kez daha
çizmek istiyorum. Dünya'nın saygın bir ülkesi olan Türkiye sadece biz
Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı
Rumların da barışçıl geleceğinin güvencesi
olacaktır. Hem bizim hem de Türkiye'nin kalıcı bir çözümden yana
verdiğimiz uğraşların nedeni, gelecek kuşakların,
kin ve nefretten arınmış, huzurlu ve gönenmiş bir
yaşamı, din, dil, ırk ve cinsiyete dayalı bir
ayırımcılığa uğramadan yaşayabilmeyi hak
etmiş olmalarıdır."
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluş ve yükseliş tarihi, Kıbrıs Türk halkının,
bugün
yaptığımız etkin sıçrama ve hamleler, güçlü
uluslararası girişimlerin esin kaynağı olduğuna
işaret ederek, 29 Ekim 1923'de kurulan devletin Türkiye
halkının, işgalcileri yenip kazandığı ulusal
özgürlüğü, çağdaş, demokratik, sosyal bir hukuk düzeni olan cumhuriyetle
taçlandırdığı bir tarih olduğunu söyledi.
Talat, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderlik öngörüsüne
dayalı inisiyatifi, en zor şartlar altındaki askeri ve siyasi
cesaretini bir ilham kaynağı olarak içinde
taşıdığını belirterek, bunun kendisine mücadele
azmi verdiğini kaydetti.
Türkiye ile bağlarımızı kimse koparamayacak"
Sözlerine, "Ayrımsız tüm Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları adına birçok kez
vurguladığım gibi,
sömürgecilere karşı büyük bir zafer kazanmakla kalmayıp,
Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyini, aşmayı hedefleyen
modern, ileri, laik Türkiye Cumhuriyeti ile sıkı
bağlarımızı kimse koparamayacaktır" şeklinde
devam eden Talat, "Yalnızca Türk ulusunun değil,
Kıbrıs Türk halkının da, kendisini Avrupa medeniyetine kabul
ettirme ve layık olduğu yeri alma mücadelesinde 29 Ekim 1923'ün
kazanımları önemli bir tarihsel başarıdır" derdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün,
Kıbrıs Türk halkanın da aynı başarıyı
göstererek, yarım yüzyıllık Kıbrıs sorununu yeni bir
ortaklık devletiyle, iki halkın siyasi eşitliğinin
garantiye alındığı, iki kesimli bir yönetim sistemiyle
sonuçlandırmak azminde olduğunu ve bunu için mücadele ettiğini
bildirdi.
KIBRIS 30/10/08
"Hariri Modeli"
TÜRK MALLARININ RAYİÇ DEĞERLERİ ARTIRILACAK... Rum
yönetimi başkanı Hristofyas'ın; mülkiyetle ilgili müzakerelerde,
suikasta kurban giden Lübnan Başbakanı Hariri'nin
uygulattığı mülkiyet esaslarını önereceği
bildirildi. Rum tarafı; Güney Kıbrıs'ta kalan büyük miktardaki
Kıbrıs Türk mallarının; inkişaf ettirilmelerinin
ardından, bugünkü rayiç değerlerini çok artırmak amacıyla
inşaat açsından kullanım alanlarının
artırılmasını savunacak. Elde edilecek ödeneklerin;
adanın tamamındaki vatandaşların tazminatları için
kullanılacak
RUM MALLARINA KİRA ÖNDENECEK... "Hariri Modeli" mülkiyet
önerisi; Kıbrıs Rum idaresine verilecek bölgelerdeki malları
kullanan Kıbrıslı Türkler tarafından,
Kıbrıslı Rumlara kira ödenmesini öngörüyor. Aynı zamanda
Larnaka ve Limasol bölgelerindeki büyük miktardaki Kıbrıs Türk
mallarının, kullanılabilir alanının
artırılmasıyla, bu malların esaslı şekilde
değerlendirilmesi fikri de öne çıkarılıyor
Rum yönetimi başkanı Dimitris
Hristofyas'ın; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yürütmekte
olduğu Kıbrıs doğrudan müzakereleri çerçevesinde, yönetim
başlığının ardından başlanacak olan
mülkiyetle ilgili müzakerelerde, masaya; bu konunun halli için kapsamlı
öneriler sunacağı bildirildi.
Politis gazetesi haberi, "Dimitris Hristofyas,
Müzakerelere Kapsamlı Öneri Sunacak - Mülkler İçin Hariri Modeli -
Kıbrıs Türk Arazisinin Kullanılabilir Alanının
Artırılması" başlık ve spotlarıyla
manşete çekti. Gazeteye göre, Rum tarafının bu
"kapsamlı incelemesinin ana eksenlerinden biri de; Rum
tarafındaki büyük miktardaki Kıbrıs Türk mallarının;
inkişaf ettirilmelerinin ardından, bugünkü rayiç değerlerini çok
artırmak amacıyla (inşaat açısından) kullanım
alanlarının artırılması fikridir.
Bu şekilde elde edilecek ödeneklerin; hem hak sahibi
Kıbrıslı Türkler için, hem de KKTC'deki eski malına geri
dönmeyecek Rumların tazminatları için
kullanılacağını yazan gazete; suikasta kurban giden Lübnan
eski Başbakanı Refik Hariri'nin de benzer bir fikri kendi ülkesinde
uyguladığını hatırlattı.
Haberi, "Mülkler için 'Hariri Modeli' Rum
Tarafının Kıbrıs Sorununun 'Dikeniyle' İlgili Önerisi
Neleri Öngörüyor" başlığıyla iç sayfasına
sarkıtan gazete, özetle şöyle devam etti:
"Başkan Hristofyas ve çalışma
arkadaşları; tarafların müzakere masasına koydukları
gibi, açıklanmış tezlerini dikkate alınca; yönetim
konusunun geriye kalan başlıklarında etkileyici bir ilerleme
olmasını beklemiyorlar. Tarafların taleplerini not edeceklerini
hesap ederek, bazı görüş birliklerine
varılacağını ve anlaşmazlıklar sepetine çok fazla
konu gitmeyeceğini umuyorlar. Aynı zamanda, Dimitris
Hristofyas'ın Kıbrıs (müzakere) Grubu bu dönemde; 'hayal gücü
olan' ve yapıcı olarak değerlendirilen mülkiyetle ilgili öneriye
son rötuşları yapıyorlar.
Rumlara kira ödenecek
Bu öneri; Kıbrıs Rum idaresine verilecek
bölgelerdeki malları kullanan Kıbrıslı Türkler
tarafından, Kıbrıslı Rumlara kira ödenmesini öngörüyor.
Aynı zamanda Larnaka ve Limasol bölgelerindeki büyük miktardaki
Kıbrıs Türk mallarının, kullanılabilir
alanının artırılmasıyla, bu malların esaslı
şekilde değerlendirilmesi fikri de öne çıkarılıyor. Bu
tedbir uluslar arası unsurdan destek ve Kıbrıs Türk tarafından
kabul görürse; Ada'nın tamamındaki vatandaşların tazmin
edilmesi amacıyla ödenek toplanmasına büyük ölçüde katkı
sağlayacak.
Kıbrıs Rum tarafının bu incelemenin
temel felsefesi; mülkiyetle ilgili çalışma grubunun önüne
konulmuş bulunuyor. Ancak öteki tarafın uzmanlarından aynı
şekilde dikkat görmedi. Bu kapsamlı öneri; mülkiyet konusu müzakere
edilmeye başladığında Talat-Hristofyas müzakerelerinde
anlatılacak.
Yeni unsur
Kıbrıs Rum tarafının önerisindeki yeni
unsur; özgür bölgelerdeki büyük miktardaki Kıbrıs Türk
mallarının kullanılabilir alanlarının
artırılması fikridir. Bu; suikast kurbanı olan
Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri tarafından kendi
ülkesinde başarıyla uygulanan bir yöntem olan 'Hariri Modeli'dir.
Larnaka'nın Makenzi bölgesindeki ve Limasol'un sahil bölgesindeki
Kıbrıs Türk arazileriyle ilgilidir.
Diplomatik bir kaynak gazetemize; söz konusu incelemeye
göre bu araziler şehircilik imar bölgeleri kapsamına
alınacağını ve kullanılabilir alanlarının
artırılacağını söyledi. Kaynağın
söylediğine göre bu işlemler dolayısıyla ilgili arazilerin
bugünkü rayiç değerleri katlanarak artacak. Mesela; bugün dönümü 100 bin
lira rayiç değeri olan malın, kullanılabilir alanının
artırılmasıyla dönümü 250 bin liraya yükselecek. Sözü edinen büyük
miktardaki arazilerin yabancı şirketler tarafından otel,
yerleşim siteleri ve dükkânlar inşa etmek suretiyle inkişaf
ettirilmesine niyet ediliyor.
Tazminatlar yükselecek
Bu bölgelerin inkişaf ettirilmesiyle rayiç
değerlerinin bugünkünden çok daha fazla olması ve inşa edilecek
binaların satılması ve/veya kiralanmasından;
Kıbrıslı Türk mal sahiplerinin taleplerinin
karşılanması için gerekli ödeneklerin elde edilmesi bekleniyor.
Aynı zamanda bu paralarla; işgal bölgelerinin iade edilmeyecek
bölgelerinde malı bulunan Kıbrıslı Rumların tazmin
edilebilmesi bekleniyor.
Diplomatik kaynak gazetemize; Kıbrıs Rum
tarafının mülkiyetle ilgili bütün önerisinin; Ada'nın
tamamındaki; yalnız yasal sahiplerinin değil bugünkü
kullanıcılarının da mülkiyet hakkına
dayandığını söyledi. Fikir ve önerilerin uygulanmasına
nezaret edecek bir Kolaylaştırma Komisyonu kurulması da
öngörülüyor. Kıbrıs Türk mallarının kullanım
alanlarının artırılması tedbirinin
dışında; her iki oluşturucu devlette mülklerin
kiralanması sistemi kurulması da hedefleniyor.
Kiralama süresi müzakere edilecek
Bu fikir; iade edilmesi gereken mülkün bugünkü
kullanıcısının (ister Kıbrıs Türk, ister Rum
devletçiğinde olsun) söz konusu mülkte kiracı (leaseholder) olarak
kalmaya devam edebilmesini şart koşuyor.
Kiralama süresi müzakere konusu olacak. Yine, yapılan
ilk hesaplamalara göre; 15-20 yıllık bir kiralama süresi öngörülüyor.
Mal sahibine bu süre için kira ödenecek ve sürenin hitamında mülkün mal
sahibine verilmesi gerekecek. Bu sistemle her iki taraftan da
vatandaşların derhal yer değiştirmeleri ve çözümün
maliyetini peşinen şişiren çok ağır tazminat ödenmesi
probleminden kaçınılmış olacak.
Diplomatik kaynaklar bu öneriyi gazetemize yorumlarken;
Başkan Hristofyas'ın; yurtlarına geri dönmek isteyecek hak
sahiplerinin sayısını zamanında ve tam olarak
hesaplaması halinde bu önerinin uygulanabilir olacağını
söylediler. Dahası; kiralama fikri Kıbrıs Türk tarafından
kabul edilirse Lefkoşa'ya; siyasi sorunun diğer yönlerinde
karşılıklar isteme olanağı sunacak."
KIBRIS 30/10/08
Cyprus to destroy
stockpile of SAM missiles
By Stefanos
Evripidou
THE GOVERNMENT plans to
destroy 324 portable anti-aircraft missiles, Defence Minister Costas Papacostas
announced in Vienna yesterday.
In his speech at a joint meeting of the Permanent Council and the Forum for
Security Co-operation of the Organisation for Security and Co-operation in
Europe (OSCE), Papacostas said the government was committed to withdrawing the
missiles, type 9M32M.
The government acknowledges the threats from the unchecked production and use
of these anti-aircraft weapons, which in terrorists hands can be used for
terrorist activity. These weapons are capable of costing innocent lives and
hampering peace and stability in the world, he said.
The minister pledged that the missiles would be destroyed in accordance with
international standards, for which the government has requested specialised
technical assistance from the OSCE.
Papacostas stressed the efforts being made by the Republic of Cyprus towards
peace and stability, highlighting two specific areas: the ongoing direct
negotiations to solve the Cyprus problem and the implementation of all
International Conventions, Agreements and Regulations that promote peace,
stability and security.
The minister referred to the government decision to cancel the National Guard
annual military exercise Nikiforos, a move aimed at maintaining the good
climate in the ongoing negotiations.
He also noted the concrete measures to promote peace and stability, such as the
safe destruction and storage of small arms and light weapons and the
implementation of the Ottawa Treaty through the demining of the UN controlled
buffer zone and the destruction of anti-personnel mines.
Papacostas noted with regret Cyprus current exclusion from the Open Skies
Treaty and the Wassenaar Arrangement, a multilateral export control regime for
conventional arms.
CYPRUS MAIL 30/10/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:58 TSİ 31 Ekim 2008 Cuma
BAKÜ - Başkent Erivanda
gazetecilere konuşan Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben
Ayrapetyan, Toplumdan gelen tepkileri dikkate alarak, Araratın
(Ağrı Dağı) görüntüsünü logomuzda tekrar kullanmaya karar verdik.
Amblem Kasımda ve yapılacak olağan konferansta onaylanacak
diye konuştu.
Fakat
yeni logo futbolcuların giydikleri formalarda bulunmayacak.
Federasyon başkanı, Karşılaşmalara çıkacak
oyuncular, üzerinde logo değil, Ermenistanın devlet arması olacak.
dedi.
Ermenistan Futbol Federasyonu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün Erivan
ziyareti öncesinde ani bir kararla ambleminden Ağrı
Dağını çıkararak, yerine Ermenistanın devlet amblemi
olan kartal ve aslan figürlerini koymuştu.
AA
Güncelleme: 09:08 TSİ 31 Ekim 2008 Cuma
LEFKOŞA - Temsilciler,
Lefkoşa ara bölgede yer alan görüşmelerinde, iki liderin güç
paylaşımı ve yönetim başlığı altında
süren yürütme konusundaki müzakerelerde tarafların sunduğu önerilerini
ele aldılar.
|
Temsilciler, yaklaşık 3 saat süren görüşmeden sonra
herhangi bir açıklama yapmadılar. |
|
AA
Güncelleme: 23:23 TSİ 30 Ekim 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Kutlay Erk,
Bayrak Televizyonunda (BRT) yayımlanan Akis programında
yaptığı açıklamada, Kıbrıslı çözüm isteyen,
oturup muhatabıyla konuşup çözüm bulur, oradan oraya dolaşmaz
dedi.
Hristofyasa,
uluslararası alanda 2004 sonrasında bozulan Rum imajını
yenileme çalışmalarını biryana bırakması
çağrısında da bulunan Erk, Esas liderliği masada
göstermesi lazım. Sorunun çözüleceği yer masadır diye
konuştu.
Halen süren Kıbrıs müzakerelerine değinirken, Gerilimleriyle
düşe kalka ilerleyen bir süreç var. Süreç içinde daha şiddetli
gerilimler de beklenmeli diyen Erk, Bu işi Talat ve Hristofyas kolayca
çözer beklentisinin haksız bir beklenti olduğunu, kolay olması
durumunda daha öncekilerin Kıbrıs sorununu çözmüş
olacaklarını anlattı.
Kıbrıs sorununun baskılarla çözüme
kavuşturulamayacağını da belirten Erk, Baskılarla
çözüm olacak olsaydı, bu çoktan olurdu ama olmadı. Önemli olan iki
liderin birbirlerine ve halklarının isteklerine
odaklanmasıdır dedi.
Rum tarafının görüşme süreciyle ilgili basına sürekli bir
biçimde bilgi sızdırmasını doğru
bulmadıklarını ve bunun süreci
zorlaştırdığını vurgulayan Erk, Taraflar, bilgi
sızdırılmaması konusunda anlaşamıyorsa, o zaman
bilgi verme konusunda anlaşmak durumundadırlar görüşünü ortaya
koydu.
2004Ü
UNUTMADIK
Rum lider Hristofyasa güven duyup duymadıkları ve samimiyetine
inanıp inanmadıklarına ilişkin bir soruyu
karşılık Erk, Hristofyasın samimiyeti iyi ama 2004ü unutmadık.
Kendisini bu süreçte kanıtlaması gerek. Aklımızın bir
köşesinde hep 2004de yaşadıklarımız var diye
konuştu.
Liderlerin, yönetim ve güç paylaşımı müzakerelerinde bir çerçeve
konusunda uzlaşmaya varmaları durumunda Kıbrıs sorununun
çözümünde önemli bir adım atılmış olacağını
dile getiren Erk, Kıbrıstaki sorunun zaten bu nedenle
çıktığını, bunun aşılması durumunda
diğer konu başlıklarında daha kolay uzlaşma
sağlanabileceğini bildirdi.
CTP-AKEL
KARŞILAŞTIRMASI
Erk, Talatın eski lideri olduğu, KKTCdeki iktidarın büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Hristofyasın partisi
komunist AKELi karşılaştırırken, CTPnin,
değişen dünya koşullarını daha iyi yorumlayarak kendisini
yenilediğini, AKELin ise daha bağnaz bir sol parti görünümü verdiğini
savundu. Erk, AKEL asılında sol bir partidir ama bağnaz sol bir
partidir ve devrimcinin en kötüsü bağnaz olanıdır dedi.
Hristofyasın, Talat ile 23 Mayıs 2008de ortak vizyona imza
koyduğu ve Kıbrısta bulunacak çözümde iki kurucu devlet olacağını
belirten çerçeveden kaçmaya çalıştığını da
belirten Erk, Karakolda başka söyleyip mahkemede şaşmaya
çalışıyor ama bunun altında imzası var kaçamaz diye
konuştu.
Nami ve Yakovu, dün bir araya geldi
Yakovou, Nami görüşmesi üç saat sürdü
Lefkoşa Havaalanı'nda yapılan ve üç saat
süren görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.
Talat ve Hristofyas, son görüşmede, Federal Yürütme,
başkanlık ve başkan yardımcılığını
ele almış, yasamayı görüşmeye
başlamıştı.
Nami ve Yakovu'nın dünkü gündemlerinde federal
hükümete bırakılacak yetkiler ve yürütme çerçevesinde başkan ve
başkan yardımcılıkları konusunu ele alması
bekleniyordu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, heyetleri ile birlikte 3 Kasım
Pazartesi yeniden bir araya gelecek.
Rum basını: Nami ile Yakovu farklı yaklaşımda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve
AB'yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ve Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun; federal hükümetin yetkileri
konusuna geri döndükleri; iki tarafın görüşlerinin
birleştiği ve ayrıldığı noktaları
kaydettikleri ortak bir belge ortaya çıkarmaya
çalıştıkları ileri sürüldü.
Politis gazetesi haberinde, Nami-Yakovu görüşmesinde
hedeflenenin; Talat -Hristofyas görüşmesinde saptanan talepler ve tezlerle
ilgili büyük sapmaların giderilmesi olduğunu yazdı. İki
tarafın bu başlığa farklı yaklaşım
içerisinde olduğunu belirten gazete, Rum tarafının, merkezi
hükümetin daha fazla yetki ile güçlendirilmesini; Türk tarafının ise;
merkezi hükümetin; oluşturucu devletçiklere önemli yetkiler
bırakılması kat'i şartı ile "çeyizlenmesini"
tercih ettiğini yazdı.
Gazeteye göre Nami, Yakovu ve çalışma
arkadaşlarının dünkü görüşmede, yönetim konusunu yeniden
görüşmeleri ihtimal dışı bırakılmıyor. Bunu;
taraflardan birinin; müzakere masasında ortaya koyduğu tezlerini
değiştirmek niyetinde olması halinde yapacaklar.
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas'ın 3 Kasım'da gerçekleşecek bir
sonraki görüşmesinde, Rum tarafının, yürütme erkiyle ilgili
kapsamlı bir belge sunmasının beklendiğini,
Cumhurbaşkanı Talat'ın da aynı gün; yasama erkiyle ilgili
önerilerini ortaya koyacağını kaydeden gazete özetle şöyle
devam etti:
"Yakovu ve Nami liderlerden; merkezi hükümet
maddesine eşlik edecek olan üslubu, taraflardan her birinin önerdiği
şekilde kesinleştirme direktifi aldılar. Başarılan
görüş birliklerini not edecekler ve görüş
ayrılıklarında da ortak noktalar bulmaya çalışacaklar.
Bulamazlarsa; görüş ayrılıklarını; içeriği
al-ver'e zemin oluşturacak olan 'üçüncü sepete' koyacaklar. Üslubun
belirlenmesi Kıbrıs Türk tarafınca anahtar mesele olarak
nitelendiriliyor.
Kıbrıs Türk tarafı, teklif edilen
maddelerin büyük bir kesinlikle tarif edilmesi halinde yanlış
anlamaların ve farklı yorumlamaların önüne geçilebileceğini
ve anlaşmazlıklar sepetinin içeriğinin azalabileceğine
işaret ediyor. Kıbrıs Rum tarafı danışmanlar
arasında ortak zemin bulunması konusunda büyük beklentiler içinde
değildir ve bu aşamada Kıbrıs Türk tezlerinde
değişiklik olmasını beklemiyor."
KIBRIS 31/10/08
"Kıbrıs'ta savaş suçları", Leymosun'da
tartışılacak
Leymosun Ayios Athanasios Belediyesi Gençlik Konseyi'nin "adadaki
toplumların yeniden yakınlaşmasını
geliştirmek" amacıyla örgütlediği gecede
"Kıbrıs'ta savaş suçları" tartışılacak.
Uluslararası "Gazetecilikte Cesaret Ödülü"
sahibi, "İncisini Kaybeden İstiridyeler"in yazarı
gazeteci Sevgül Uludağ, bu akşam Leymosun'da Ayios Athanasios
Belediyesi Kültür Merkezi'nde bir power-point sunuşu yaparak
fotoğraflar aracılığıyla Kıbrıs'ta
işlenmiş savaş suçlarını anlatacak.
Gecede ayrıca "İki Toplumlu Kayıp
Yakınları ve Savaş Kurbanları Komitesi"
yetkililerinden Hüseyin Rüstem Akansoy ile Hristos Efimiu Stavru da
konuşacak.
Hüseyin Rüstem Akansoy,
Muratağa-Atlılar-Sandallar'da 30 civarında aile bireyini
EOKA-B'cilerin gerçekleştirdiği katliamda kaybetmişti. Gecede
Muratağa'da yaşananları anlatacak olan Akansoy'un
yanısıra aslen Dalili olan Hristos Eftimiu Stavru da Gutsovendi'de
(Güngör) "kayıp" olduğu kardeşinden ve komitenin
etkinliklerinden söz edecek. Gecede ayrıca Elia köyünde (Yeşiltepe)
ailesinden altı kişinin katledilmesine tanık olan Elialı
Harita Mandoles de konuşacak.
Etkinlik, saat 19.00'da başlayacak ve gazeteci
Menelaos Avraam tarafından yönetilecek. Konuşmalar ardından
gecede soru-yanıtlar ve tartışma bölümüne geçilecek.
KIBRIS 31/10/08
Cypriots view renewed
efforts to reach an agreement with caution
By Jean
Christou
ONLY 18 per cent of
Greek Cypriots and 13 per cent of Turkish Cypriots are hopeful for a Cyprus
solution through the current peace process, a study by the Centre for European
Policy Studies said yesterday.
The Brussels-based organisation worked with analysts Alexandros Lordos, Erol
Kaymak and Nathalie Tocci to compile the 90-page report, which was presented
yesterday.
Beyond their perceptions and (mis)trust of each other, both communities are
pessimistic regarding the peace process, said the report.
This pessimism is particularly acute amongst Turkish Cypriots, who following
the Annan Plan precedent have little faith in the peace process and Greek
Cypriot willingness to deliver a compromise solution. Greek Cypriots,
emboldened by their new president, appear somewhat more hopeful of the ongoing
negotiations.
It said that after decades of failed negotiations and the ultimate failure of
the Annan Plan, Cypriots viewed renewed efforts to reach an agreement with some
caution.
Lack of trust was a major factor according to the findings.
Two out of three Greek Cypriots, possibly influenced by their long-standing
political narrative that our problem is not with the Turkish Cypriots but with
Turkey, say they trust ordinary Turkish Cypriots, while 99 per cent do not
trust the Turkish Cypriot leadership nor Turkey.
However nearly three out of four Turkish Cypriots say they mistrust Greek
Cypriots, and 74 per cent say they mistrusted President Demetris Christofias
and political party leaders.
Still, while differences are large Cypriots were open to compromise, ready to
revisit their official historical narratives and abhor a resort to violence,
the report said.
This sets Cyprus apart from other conflicts in the European neighbourhood, it
added.
Cypriots are not fundamentally hostile towards each other and both communities
have reached a level of political maturity necessary to re-evaluate their
conflict-ridden pasts.
It said 85 per cent off Greek Cypriots and 50 per cent of Turkish Cypriots were
able to acknowledge the mistakes committed by their own community in the
conflict.
Nearly 90 per cent on each side are absolutely opposed to the idea of
solving the conflict through armed struggle.
Only 15 per cent on the Greek Cypriot side say they are satisfied with the
status quo, and even fewer Turkish Cypriots, less than ten per cent.
A possible explanation of these differences may be that whereas 51 per cent of
Greek Cypriots are on the whole satisfied with their personal lives, only 29
per cent of Turkish Cypriots are, not least because they are more directly
affected by the consequences of the conflict, said the report, adding that
they blamed Greek Cypriots and the EU for their current situation due to the
ban on direct flights to the north, and the lack of direct trade for the
TRNC.
It is of paramount importance for these issues to be debated openly and
creatively in the south and for political and official actors to diffuse and
repackage the divisive and polarising language used to discuss these issues in
recent years, said the report.
On the positive side, large majorities of each community view themselves as
being both Greek Cypriot and Turkish Cypriot rather than merely Greek or
Turkish.
In other words, Greek and Turkish Cypriots tend not to identify themselves as
Greeks or Turks exclusively, and both communities share an affinity to Cyprus,
the report said.
It suggests a number of confidence building measures to run parallel to the new
negotiating process to engender public confidence and to ensure that when an
agreement is reached, Cypriots will go along with it.
A list of easily-agreed measures could include jointly fighting organised
crime, joint participation in international sporting events, joint protection
of cultural heritage, supporting Turkish-Cypriot-EU harmonisation and
renovating and making joint use of buildings in the Green Line.
Other confidence-building steps could be taken to facilitate negotiations on
the more contested issues such as conducting an analysis of threats and threat
perceptions and producing an economic development plan for post-settlement.
These fact-finding activities would both increase public confidence in the
peace process which will be viewed as a result of such efforts as more
participatory, inclusive and grounded on the needs of the people and at the
same time may help bridge the gaps dividing the two communities on some of the
most contested dossiers of the conflict settlement agenda, said the CEPS
report.
It also listed a number of more contentious proposals such as including the
north in the EU customs union and including Turkish Cypriot higher education
institutions in the European higher education system, direct trade and direct
flights, and the resolution of the Varosha issue.
CYPRUS MAIL 31/10/08
More similar than we
think Risk averse and unimaginative: report shows Greek and Turkish Cypriots
share remarkably similar attitudes
By Jean
Christou
GREEK Cypriots and
Turkish Cypriots may be more alike than they think when it comes to personal
and shared values, according to a report published yesterday by the Centre for
European Policy studies.
The study shows that majorities in both communities value independence highly,
consider themselves religious, say they are unimpressed by wealth, shun
adventure, distrust almost everyone, and do not place much store in
imagination, creativity and altruism.
Cypriots share, as citizens, many important similarities in terms of their
political values and aspirations, with differences between them appearing to be
rooted more in their different contexts and historical trajectories than in fundamental
divergences in values and ideologies, said the report presented in Nicosia.
Only 21 per cent in each community place importance on imagination and only 23
per cent of Greek Cypriots and 24 per cent of Turkish Cypriots place any
importance on altruism.
Both appear to be religious, with 94 per cent of Greek Cypriots and 88 per cent
of Turkish Cypriots viewing themselves as either practising or non-practising
Christians or Muslims respectively.
Close to 85 per cent in each community attach prime importance to their sense
of security over 70 per cent to tradition.
Only 17 per cent of Greek Cypriots and 28 per cent of Turkish Cypriots attach
any importance to wealth, they said, while one third in each community said
they were adventurous.
The shared reluctance to embrace adventure may also indicate an underlying
tendency in both communities towards risk aversion, creating a potential
impediment to reaching a solution, which inevitably calls for a considerable
leap of faith, said the report.
Asked if they thought most people would try to take advantage of them, only 5
per cent of Greek Cypriots and 11 per cent of Turkish Cypriots felt other
people generally played fair.
The report said over 95 per cent in both communities tended to trust only their
immediate surroundings including family.
This drops to 85 per cent for Greek Cypriots and 76 per cent for Turkish
Cypriots when it came to trusting friends, and dropped another ten per cent in
relation to people in their immediate community.
While both are distrustful of strangers and people of other nationalities and
faiths, Greek Cypriots in particular also appear to be fomenting the potential
for ethnic intolerance and xenophobia, probably not only towards Turkish
Cypriots but also towards immigrants of other European countries, with only 8
per cent of Greek Cypriots as opposed to 37 per cent of Turkish Cypriots
believing that ethnic diversity enriches life, the report said.
It said the difference in this aspect probably comes from Greek Cypriot
concerns about the social consequences of an increasing influx of immigrants,
while the Turkish Cypriots were concerned about their isolation.
Other areas where two communities converge are their attitudes to conditions in
society.
Over 70 per cent in both value economic growth highly, and they converge at
around 40 per cent on the importance of the environment.
The two communities also mirror each other in terms of their ideological
preferences, with the distribution of political preferences across the far
left-far right spectrum following a similar curve, the report said.
Both communities are relatively centrist and non-polarised politically. This
finding bodes well for the future of a sister political party or common
political parties within a reunified island, said the report.
CYPRUS MAIL 31/10/08
"Olumsuzluklara
rağmen umutluyum"
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde tüm
olumsuzluklara karşın umutlu olduğunu belirterek,
karşısında çözümden kaçamayacak bir Rum lider olduğuna
inandığını söyledi.
KKTC'de yayın yapan Kanal T Televizyonu'nda
gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Mehmet
Ali Talat, müzakerelerde daha sıkı ve sık bir süreci
sağlayamamışken, Camp David boyutunda bir süreci zorlamanın
gerçekçi olmadığını, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'ın de "Camp David tipi bir yere
gelmeyeceğini" bildirdi.
Müzakerelerde "al-ver" önerileri olduğunu, ayrıntı
vermeden, "bir konuda al-ver önerisi yaptığını ve
Rumlar'dan yanıt beklediğini" açıklayan Talat, her konuda
anlaşma olmadan, hiçbir konuda anlaşma olmayacağını
kaydetti.
Talat, süren müzakerelerde, yönetim sisteminin "Başkanlık
Konseyi" olmasını önerdiklerini ifade ederek,
başkanlık konseyinin, sürekli olarak yasamanın desteğini
arkasında bulan yürütme olduğunu anlattı.
Henüz nasıl bir sistem oluşacağı sonucuna
varamadıklarını da belirten Talat, başkanlık sistemi
mi, yarı başkanlık mı, parlamenter sistem mi
olacağına karar verilmediğini anlattı.
Talat, Rum tarafındaki siyasal yapının KKTC'dekinden farklı
olduğunu, Rumlar'ın bir şeyi kabul ettiklerinde, siyasal
çıkarlarına göre daha sonra ondan vazgeçtiklerini, bunun
sıklıkla görüldüğünü ifade ederken, Hristofyas'ın tutum
değişiklerini örneklerle anlatarak, "Hristofyas'ı
tanıdığını" da dile getirdi ve, "Hani
boğazlarını açtıklarında küçük dillerini görürüm
derler ya, görüyorum, biliyorum, anlıyorum, onun için son derece
rahatım" dedi.
Siyasal eşitlik
Talat, "siyasal eşitlikten ne kastedildiğine' ilişkin bir
soru üzerine, "BM, siyasi eşitliği aşağı
yukarı şöye tanımlamıştır; siyasi eşitlik
demek, sayısal eşitlik demek değildir. Siyasi eşitlik,
karar alma süreçlerine etkin katılım, kurumlara etkin
katılım, bir toplumun diğerine kendi olgularını empoze
edememesi, merkezi devletin yani federal hükümetin kurucu devletlere
isteklerini empoze edememesi, kurucu devletlerin eşit statüde
olması" diye konuştu.
Talat, kurumlara ve karar alma süreçlerine Kıbrıslı Türkler'in
etkin katılımının sağlanacağını
kaydetti.
Camp David tipi görüşme
Talat, Camp David tipi bir görüşme boyutuna geçilip geçilmeyeceğine
ilişkin bir soru üzerine, Hristofyas ile arasında ciddi bir fark
olduğunu, kendisinin doğuştan "çözüm" istediğini,
Hristofyas'ın ise seçim kampanyasında "çözüm"
istediğini belirterek, kendisinin Camp David tipi bir yönteme razı
olsa bile, Rum tarafının asla böyle birşeyi kabul
etmeyeceğini, bunu Rumlar'ın da söylediğini aktardı.
"Rumlar'ın, görüşme takvimini de kabul etmediklerini, sanki
Türkiye'nin de çözüm istememesini istediğini" ifade eden Talat,
"Hristofyas'ın Camp David gibi bir yere gelmeyeceğini"
söyledi. "Bunun, kendisinin de çok sevdiği bir yöntem
olmadığını" dile getiren Talat, müzakerelerde daha
sıkı, daha sık bir süreç ve hafta 2 kez görüşme
olmasını istediğini vurguladı.
Talat, "Şimdi bunları sağlayamadıktan sonra Camp
David'i zorlamak gerçekçi değil. Ama en sonunda Bürgenstock (24 Nisan
2004'te referanduma sunulan Annan planına İsviçre'de son
şeklinin verildiği yer) gibi bir düzenleme iyi olur diye
düşünüyorum" diye konuştu.
Talat, 2009 yılı haziran ayında çözüm öngörüsünü şu anda
Rumlar'ın da kabul eder gibi göründüklerini kaydetti ve "tüm
olumsuzluklara karşın umutlu olduğunu" dile getirdi,
ayrıca karşısında çözümden kaçamayacak bir Rum lider
olduğuna inandığını bildirdi.
"Türkiye süreci destekliyor"
Talat, Hristofyas'ın, "Türkiye'nin, 'Kıbrıslılar'ı'
çözüm bulunması konusunda rahat bırakması" yönündeki
sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Eğer Türkiye bu
süreci desteklemeseydi bu süreç başlamazdı" dedi.
Bunun, "ipler Türkiye'nin elinde demek
olmadığını" vurgulayan Talat, "Türkiye
desteklemeseydi, hiçbir uluslararası bağı olmayan, dünyadan
izole edilmiş Kıbrıs Türkleri'nin masaya neye güvenerek
oturacağını" sordu.
Talat, "(Türkiye, görüşmelere) şartlar uygun değildir,
Sayın Talat oturmayın deseydi oturmayacak
mıydınız?" sorusuna, şu
karşılığı verdi:
"Nasıl oturabilirdim. Eğer dünyayla ilişkilerimi Ankara
sağlıyorsa, ekonomik ayakta duruşumu Ankara
sağlıyorsa, dünyayayla bağlantımı Ankara
sağlıyorsa; 0090 çevirmeden gelemez kimse buraya, Mersin 10 Türkiye
yazamadan mektup gönderemiyorsunuz, bunlar inkar edilecek gerçekler mi, bunlar
bilinen gerçekler. Bunları bize sağlayan bir ülkeye 'hayır
kardeşim oturmazsın, oturursan bunların hiçbirini ben sana
sağlamam' dersen ne olursun, sen yok olursun zaten, silinirsin. Ayrıca
bu süreçte desteğe ihiyacım var. Müzakere sürecinde çeşitli
sıkıntılarla karşılaşacaksın, bu süreçte
seni birinin deteklemesi lazım."
Türkiye'nin, Hristofyas'ı muhatap almadığını belirten
Talat, "(Hristofyas) 'Türkiye bizi rahat bıraksın diyor',
Türkiye bizi destekliyor, Türkiye, 'hadi yürü çöz bu sorunu' diyor bana, O ise
'Türkiye rahat bıraksın' diyor" diye konuştu.
Türkiye'nin, görüşmelerde kendilerine, "Bunlar bizim
görüşlerimizdir, karar sizindir" dediğini aktaran Talat,
bunları dikkate aldıklarını, Hristofyas'ı tüm
dünyanın desteklediğini, kendilerini ise yalnızca Türkiye'nin
desteklediğini ve bu desteğe ihtiyaçları olduğunu
vurguladı.
"Rumlar Avustralya Başbakanı ile görüşmemi
engelledi"
Talat, Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in, dün
Güney Kıbrıs'a geldiğini ve Rum yönetiminin, Avustralyalı
bakanının kendisiyle görüşmesini engellediğini
açıkladı.
Avustralyalı bakanın kendileriyle görüşmek istediğini,
ancak Rumlar'ın konuk bakana, "Eğer Talat ile görüşürsen,
bu tarafta siyasilerle görüşemeyeceksin" dediğini belirten Talat,
Rumlar'ın konuk bakana ambargo uyguladıklarını kaydetti.
Bu durumun kendisini "çok rencide ettiğini,
aşağıladığını ve üzdüğünü" dile
getiren Talat, "Buna hakkı yok kimsenin. Kıbrıs Türk
halkının seçtiği bir liderle, bir ülkenin
dışişleri bakanının görüşmesine engel
olunuyor" dedi.
Talat, Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi ile bugün
görüşeceğini de sözlerine ekledi.
CNN TURK 28/10/08
KKTC
sahillerinde bir ilk yaşandı
Ambargo ve izolasyonlar
altında bulunan KKTC'ye bugün ilk kez kruvaziyer sınıfında
yabancı bandıralı bir yolcu gemisi geldi.
Türkiye'nin güney kıyılarındaki
turunu tamamladıktan sonra bu sabah Girne Limanı'na demirleyen 90
metre uzunluğundaki geminin taşıdığı,
çoğunluğu İngilizler'den oluşan 100 dolayında yolcu,
Girne Belediyesi Halk Dansları Ekibi tarafından gösteri ve çiçeklerle
karşılandı.
Bir Amerikan turizm şirketinin Türkiye'nin güney
kıyılarında düzenlediği tur kapsamında, KKTC'den
Kyrenia Holidays organizasyonuyla ülkeye gelen geminin yolcuları,
Girne'nin tarihi ve turistik yerlerini gezdikten sonra akşam saatlerinde
KKTC'den ayrılarak Mısır'ın Port Said Limanı'na
hareket ettiler.
Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ile gemi kaptanı,
geminin KKTC'yi ziyareti konusunda basına açıklamalarda bulundular.
Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, geminin, ambargo ve
izolasyonların sürdüğü bir süreçte ülkeye gelerek Girne Turizm
Limanı'na demirlemesinin önemli ve memnuniyet verici bir olay
olduğunu söyledi.
"Gemi yaklaştığında turistleri, halk dansları
ekipleri ve çiçeklerle karşıladık. Bu çok güzel bir olay.
Devamının gelmesini diliyoruz" diyen Aygın,
Kıbrıslı Türkler'e uygulanan haksız ambargo ve
izolasyonların insani olmadığını belirterek,
"yaşanan gelişmenin Ada'da iki toplumun kaynaşması ve
barışa katkı yapabileceğine" işaret etti.
Aygın, "Ülkeye gelmek isteyenlere ve Kıbrıslı
Türkler'in dünyayla bütünleşmesine engel çıkarılıyor.
Ziyaret, bu durumun düzelmesine olanak sağlar. Umarız arkası
gelir. Ziyaretin Kıbrıs'ta iki toplumun kaynaşması ve
barışa katkı sağlayacak şekilde algılanmasını
diliyoruz" dedi.
Geminin Alman asıllı kaptanı da yaptığı kısa
açıklamada, Baltık Denizi, Akdeniz, Ege, Karadeniz,
Kızıldeniz ve Hint Okyanusu arasında seyreden 120 yolcu
kapasiteli kruvaziyer sınıfı gemiyle Girne Limanı'na demir
atmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Alman kaptan, 10 yıldan beri sefer düzenledikleri bölgede ilk kez Girne'ye
geldiklerini ve sıcak bir biçimde
karşılandıklarını söyledi.
"Ülkeye ilk gelen yabancı bandıralı yolcu gemisi
olduğumuzu öğrendim. Halk dansları ve çiçeklerle
karşılandık ve bu ülke ile insanı hakkındaki
edindiğim ilk izlenimim olumlu yönde" diyen kaptan, Girne
Limanı'na gelmeyi sürdüreceklerini kaydetti.
Alman kaptan, ilk kez geldiği Kuzey Kıbrıs'a beğenisini
ifade ederken, "Emekli olduktan sonra buraya yerleşebilirim"
dedi.
CNN TURK 27/10/08
Rumlara
'haber' tepkisi
KKTC
Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs sorununa
kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de
başlatılan kapsamlı müzakerelerde, görüşmenin
içeriğine ilişkin basına bilgi verilmemesi prensip kararına
rağmen görüşme masasından Rum basınına haberler
sızdırılmasına karşı tavır almaya
hazırlanıyor.
KKTC Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
3 Kasım Pazartesi günü Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la
yapacağı görüşmede, müzakere sürecinin verimliliğini
olumsuz etkileyen Rum basınına sızdırmalar konusunu yeniden
gündeme getireceğini ve görüşmeye önerilerle gidileceğini
bildirdi.
Erçakıca, "Görüşme masasındaki konuların Rum
medyasına sızdırılmasına karşı alınacak
önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk basınına açıklama
mı yapılacak" sorusuna karşılık, "Eğer
Sayın Hristofyas ile Cumhurbaşkanımız o konuda mutabık
kalırlarsa açıklayacağız tabii" dedi.
Rum basınına "sızan" bilgiler arasında,
"önemli oranda doğrular ve önemli oranda eksiklikler
bulunduğunu" da söyleyen Erçakıca, bunları Rum
basınına sızdıranların, "daha fazla üstünlük
sağlama" peşinde olduğunu kaydetti.
Rum basınına bugün yansıyan seçim sistemiyle ilgili görüş
ve önerilere değinen Erçakıca, "Burada da siyasi eşitlik
esastır. Yeni oluşturulacak Birleşik Kıbrıs'ın
iki eşit ortağı olacaktır. Hiç kuşkusuz ki
Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türk
yöneticileri belirleyeceği bir sistem kabul edilemez. Aynı
şekilde biz de karşı tarafa 'sizin yöneticilerinizi biz
belirleyelim' önerisi yapmadık, yapacak da değiliz" diye
konuştu.
Erçakıca, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un,
"geçişlerin kapatılması" önerisiyle ilgili soruya
karşılık, "Başpiskoposun kafasındaki çözüm
modelinin kendilerine uymadığını, ona uymayan açıklamaları
duyunca da ortamı dinamitleyecek şeyler söylediğini"
kaydetti.
Hasan Erçakıca, Başpiskopos'un, kendisinin açıklamalarına
yönelik eleştirileriyle ilgili olarak da "Kıbrıs Türk
halkının görüşlerini duyurmaya çalışıyorum.
Anlaşmaya ulaşmak istiyorsak gerçekçi davranmalıyız. Bunlar
Kıbrıs'ın gerçekleridir" dedi.
Erçakıca, Rum tarafının, Güney Kıbrıs'ta temaslar
yapan Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith'in
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesini engellemesine,
Kıbrıs Türk tarafının, Avustralyalı yetkililer
nezdinde tepki gösterdiğini de açıkladı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, bugün,
Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi David Ritchie ile
görüşerek, hem Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini
anlattığını hem de Dışişleri Bakanı
Smith'le görüşmesinin engellenmesine tepkisini dile getirdiğini
aktardı.
Hristofyas'ın eski politikaları sürdürerek, Smith'in Talat'la
görüşmesini engellediğini ifade eden Erçakıca, şunları
söyledi: "Rum tarafı anlaşılan odur ki siyasi izolasyon
politikasını devam ettirmek
kararlılığındadır. Bununla da kendi istediği
tarzda bir çözümü dayatmaya çalışacaktır, bu amaçla siyasi
izolasyonu bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Böyle bir
şeyde başarılı olma şansları yoktur.
Kıbrıs Türk tarafı olarak biz kendi ilkelerimiz çerçevesinde bir
çözüm arayışında olmayı sürdüreceğiz ama
Kıbrıs Rum tarafınca dayatılacak bir çözümü kabul etme
olasılığı yoktur."
Erçakıca, Rumların bu çabalarının görüşme ve
kapsamlı çözüm bulma sürecine ciddi zararlar verdiğini
vurguladı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, perşembe günü
İstanbul'da, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle toplanacak iş
adamları ve liderlere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
vereceği akşam yemeğine katılacağını da
bildirdi.
CNN TURK 28/10/08
Financial
Times'dan özel Kıbrıs eki
İngiltere'de
yayımlanan günlük siyaset ve ekonomi gazetesi Financial Times, bugün 4
sayfalık özel Kıbrıs eki yayımladı
Ekin
ilk sayfasındaki makalede, adadaki son durum özetlenirken, halen KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas arasında sürdürülen müzakerelerin önemine işaret edildi ve
müzakereler, "adada birleşik ekonomi yaratılması için son
şans" olarak değerlendirildi.
Müzakerelerin adadaki büyük potansiyelin ortaya çıkarılabilmesi için
mutlaka sonuca ulaştırılması gereği ifade edilen
makalede, görüşmelerin, önce güç bölüşümü üzerindeki
anlaşmanın nihai şeklini alması üzerine kurulduğu,
daha zorlu olan güvenlik, Türk askerinin adadan ayrılmasıyla ilgili
zamanlama, toprak ve emlak gibi konuların ise sonraya
bırakıldığı bildirildi.
Müzakerelerin gelecek yıl sonuç vermemesi halinde, adanın
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklere ait iki
ayrı devlete bölünmesinin söz konusu olacağı kaydedilen
makalede, bu durumda her iki toplumun da çok daha büyük, adayı tümüyle
içine alan turizm, finansal hizmetler ve yüksek eğitime dayalı
ekonomik yapıya kavuşma fırsatını
kaçırmış olacağı belirtildi.
Ekteki bir diğer makalede, KKTC'nin ekonomik durumu ele alındı
ve KKTC ekonomisinin Türkiye'ye bağımlı olduğu öne sürüldü.
KKTC'deki büyük ve lüks otellere dikkat çekilen makalede, bu otellerin
kapasitelerinin altında konuk ağırlamak zorunda kaldığı,
2008 yılının ocak-ağustos aylarında KKTC'yi çoğu
Türkiye'den olmak üzere 700 bin turistin ziyaret ettiği belirtildi.
"Sayı uluslararası uçuşlara uygulanan yasakların
kaldırılması halinde çok daha yüksek olabilir" denilen
makalede, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonlara son verilmesi
yolundaki çabalarda çok yavaş ilerleme sağlanabilindiğine
işaret edildi.
Bunun sonucunda KKTC ekonomisinin resesyona sürüklendiği öne sürülen
makalede, bu ekonominin 2004-2005 döneminde yüzde 11-15 gibi rekor seviyelerde büyüdüğü
kaydedildi.
Bu durumu KKTC'de o dönemde patlayan, ama kısa süreli olan tatil siteleri
inşasına bağlayan gazete, Ankara'nın KKTC'ye bütçe
açıklarının karşılanması için yılda 500
milyon dolara varan destek sağladığını yazdı.
Eğitimin Kuzey Kıbrıs için önemli bir gelir kaynağı
oluşturduğu da hatırlatılan makalede, çoğu Türkiye'den
olmak üzere 40 bine yakın öğrencininKKTC'deki özel üniversitelerde
öğrenim gördüğü ifade edildi.
259 milyon euroluk AB mali yardım paketindeki fonların da nihayet
akmaya başladığı belirtilen makalede, "Ancak
işsizlik oranı hala yüksek. İşgücünün yüzde 35'i, KKTC
hükümeti tarafından istihdam ediliyor. Yüzde 15'in üzerinde seyreden
yıllık enflasyonla kazançlar ise eriyor" denildi.
CNN TURK 29/10/08
By Kerin Hope FINANCIAL TIMES
October 28 2008 13:33
Hopes were high
on April 3 that the opening of a new city centre crossing-point to link the
Greek and Turkish Cypriot halves of Nicosia, the islands capital, would speed
a reconciliation.
The symbolism was clear. The
re-unification of Ledra Street, once the commercial thoroughfare, stood for
faster growth of trade across the Green Line, the United Nations-monitored de
facto border, and, in due course, a political deal to stitch Cyprus back
together as a prosperous federal state.
One reason for optimism was that,
for the first time since the island was violently divided in 1974, the leaders
of both communities are willing to negotiate a settlement.
Demetris Christofias, leader of
the Greek Cypriot communist party, won last Februarys presidential election on
a platform of re-unifying Cyprus as a bi-zonal, bi-communal federation with a
loose central government.
It was the first time that the
communists the largest political group with the strongest grassroots support
for a solution had put forward their own candidate.
For his part, Mehmet Ali Talat,
president of the self-proclaimed Turkish Republic of North Cyprus (TRNC), which
is recognised only by Turkey, has consistently backed a peace settlement since
his leftwing Republican Turkish Party came to power in 2003.
Yet after the first wave of
enthusiasm, the crowds of Greek and Turkish Cypriots passing through the Ledra
Street checkpoint to drink coffee and eat ice-cream in each others favourite
haunts have dwindled to a trickle, consisting mostly of foreign tourists.
Similarly, the UN-backed
negotiations between Mr Christofias and Mr Talat, launched last September after
six months of careful preparation, have been making slower progress than
expected.
Alexander Downer, former
Australian foreign minister and the UN special adviser to the talks, earlier
this month warned the process could be drawn-out: This is an enormous issue
... and its going to be a difficult negotiation. But the political will is
very good.
The talks started with what was
expected to be the easy part: finalising an agreement on power-sharing before
moving on to trickier issues of security, including a timetable for the
departure of the 30,000-strong Turkish garrison in north Cyprus, and the return
of territory and property.
Each community would run its own
affairs, including raising taxes, while a lean central government under a
rotating presidency and with a joint central bank, would handle foreign
relations and European Union affairs.
But the two leaders found
themselves re-negotiating some points from the start. Under UN auspices,
procedures have since been restructured to accelerate decision-making.
Markos Kyprianou, the Cyprus
foreign minister, says: The UN are important as a facilitator to make sure
people stay at the table to discuss the issues.
Mr Talat still says the outlines
of a deal could be agreed by December. A more realistic deadline, perhaps,
would be June 2009, in time for Turkish Cypriots to vote for the first time at
the European parliamentary elections, according to people close to the talks.
But the two communities would
still have to approve a settlement through separate referendums.
With a parliamentary election in
the north coming up early in 2010, followed by a presidential vote later in the
year, Mr Talat is under pressure to deliver.
His partys approval ratings have
shrunk as the Turkish Cypriot economy slides further into recession, amid
disappointment in the north over the perceived reluctance of Greek Cypriots to
re-build relationships.
Mr Talat is also constrained by
the Ankara government which links the Cyprus issue with its own aspirations for
EU membership, and by the Turkish military, a powerful influence in the north.
When it comes to opening a new Green Line crossing-point, for example, military
authorities must be persuaded to agree.
In the south, Mr Christofias has
to fend off a nationalist faction in the centrist Democratic Party, the junior
partner in his coalition.
The Greek Cypriots overwhelming
rejection at a referendum in 2004 of the previous UN-sponsored peace plan also
reduces the communists room for manoeuvre, as Mr Christofias cannot be seen to
make one-sided concessions.
Its not yet clear to everyone
that this could be the last chance to achieve re-unification under a federal
structure. So there is a tremendous burden on the two leaders to build the
consensus to make it happen, says Philippos Savvides, an Athens-based analyst.
However, trade across the Green
Line under an EU regulation intended to give Turkish Cypriot companies access
to markets in the south and elsewhere, is accelerating an indication that
business people on both sides are becoming more willing to co-operate.
Sales by Turkish Cypriot
businesses in the south jumped 65 per cent in the first half of this year to
3.1m ($3.9m). Greek Cypriot trade with the north increased by 150 per cent in
the first eight months to 1.1m.
Yet as the leaders weekly
meetings settle into a routine, expectations are becoming more moderate. At
the moment, its hard to give the talks more than a 50-50 chance of success,
says Loukas Charalambous, a Nicosia-based analyst.
In a deteriorating economic
environment, the costs of re-unification will loom larger to Greek Cypriots. As
the bigger and wealthier community they would be expected to contribute a
larger share of a federal budget.
On the other hand, a deal would
enable Greek Cypriots to regain access to land and property worth billions of
euros in the Turkish Cypriot-controlled north or receive compensation.
But after more than 34 years
without a settlement, time is against the federalists, according to a study by
Charis Psaltis, a professor of social psychology at the University of Cyprus.
He says: Our results showed that
younger Greek Cypriots are reluctant to consider living with the Turkish
Cypriots and are less likely to accept the idea of a federal solution.
If the negotiations fail to bring
results over the next year, the outcome could be a partition of the island into
separate Greek Cypriot and Turkish Cypriot states.
Both communities would lose a
one-off opportunity to create a significantly larger island-wide economy based
on tourism, higher education and financial services.
1963 UN peacekeepers arrive on Cyprus after
clashes between Greek and Turkish communities.
1974 Turkish forces invade following an
Athens-inspired coup aimed at uniting Cyprus with Greece, and occupy the
northern third of the island. More than 200,000 Greek Cypriots flee south;
about 80,000 Turkish Cypriots later move north.
1983 Turkish Cypriot administration in north
makes unilateral declaration of independence. Turkish Republic of North Cyprus
recognised only by Turkey.
2003 Rauf Denktash, the Turkish Cypriot
leader, lifts a 28-year ban on travel by Cypriots to and from north.
2004 Cyprus joins the EU after Greek
Cypriots reject UN re-unification plan at a referendum. Turkish Cypriots accept
the plan but excluded from benefits of EU membership.
April 2008 Barricades come down on Ledra Street
in Nicosia as part of package of UN-backed confidence-building measures.
Sept 2008 Greek and Turkish Cypriot leaders
start fresh peace talks under UN auspices.
FINANCIAL TIMES 28/10/08