HÖRSTER:
BİR ÇÖZÜM BULUNACAĞINDAN UMUTLUYUM... AKPM Siyasi İşler
Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, BM görevlisi
olmadığının, Kıbrıs'ta bir raportör olarak
bulunduğunun altını çizerek, Avrupa Konseyi'nin taraflar
arasındaki müzakereleri hızlandıracak bir yol bularak taraflara
yardımcı olmak istediğini söyledi. Avrupa Konseyi'nin,
müzakerelerin yeni bir şekil ve yeni umutlarla
başladığı için memnun olduğunu belirten Hörster, bir
çözüm bulunacağına yönelik umudunu aktardı. Alman raportör,
"Açık olmak gerekirse, ziyaretimin sonucu ne olur bilmiyorum. Daha
dün başladım" dedi
EKENOĞLU:
HER ALANDA İZOLASYON YAŞIYORUZ... Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Ekenoğlu, görüşmenin başında
yaptığı açıklamada, kendilerini Avrupalı gördüklerini
ve yasaları geçirirken de AB yasalarına uygun olması için çaba
harcadıklarını söyledi. Liderlerin çözüme yönelik müzakereleri
sürdürdüklerini belirten Ekenoğlu, "Ancak bizi üzen konular da
var" diyerek, BM Barış Gücü raporunda "izolasyon duygusunun
yok edilmesinden" bahsedildiğini, bunun duygu
olmadığını, Kıbrıslı Türklerin her
alanda izolasyonları yaşadığını anlattı
Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Siyasi İşler Komitesi
Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, temaslarda bulunmak amacıyla
önceki gün Kıbrıs'a geldi.
Hörster temasları çerçevesinde, dün KKTC'de devlet ve hükümet
yetkililerinin yanı sıra bazı partilerin ve sivil toplum
örgütlerinin temsilcileriyle görüştü.
Hörster, saat 12.00'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından
kabul edildi.
Joachim Hörster, daha önce Cumhuriyet Meclisi'ne giderek, sırasıyla
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve ÖRP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile görüştü.
Alman raportör, mecliste ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve Toplumcu Demokrasi Partisi
Milletvekili Mustafa Akıncı ile de bir araya geldi.
Joachim Hörster, bugün de Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Siyasi İşler Komitesi
Kıbrıs Raportörü Alman Milletvekili Joachim Hörster'in
Kıbrıs raporunu ekim ayında genel kurula sunması
bekleniyor.
Talat,
Hörster'i kabul etti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, AKPM Siyasi İşler
Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster ile
görüşmesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, CTP-BG Milletvekili Mehmet Çağlar ve
UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün de hazır bulundu.
Ekenoğlu
ve Soyer'e ziyaret
Hörster, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile de görüştü.
Meclis'te yer alan her iki görüşmede de, AKPM toplantılarına
katılan CTP-BG Milletvekili Mehmet Çağlar ile UBP Milletvekili Hüseyin
Özgürgün ve KKTC Strasburg Temsilcisi Uğur Umar da hazır bulundu.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, görüşmenin
başında yaptığı konuşmada Hörster'i
Kıbrıs'ta görmekten memnuniyet duyduğunu söyledi ve Hörster'in
AKPM Siyasi İşler Komitesi adına hazırlayacağı
Kıbrıs raporuna yönelik gözlemler yapmak için adaya geldiğini
belirtti.
"Avrupa Konseyi"nden, orada temsilcileri olduğu için memnun
olduklarını ifade eden Ekenoğlu, Mehmet Çağlar ve Hüseyin
Özgürgün'ün AKPM'de Kıbrıslı Türkleri temsil ettiğini
belirtti ve aynı şekilde AB'de de temsil edilmek istediklerini, bu
yönde uğraş verdiklerini kaydetti.
Ekenoğlu, kendilerini Avrupalı gördüklerini ve yasaları
geçirirken de AB yasalarına uygun olması için çaba
harcadıklarını söyledi.
Liderlerin çözüme yönelik müzakereleri sürdürdüklerini ifade eden
Ekenoğlu, "Ancak bizi üzen konular da var" dedi ve BM
Barış Gücü raporunda "izolasyon duygusunun yok
edilmesinden" bahsedildiğini, bunun duygu olmadığını,
Kıbrıslı Türklerin her alanda izolasyonları
yaşadığını anlattı.
Bunun Avrupa Konseyi tarafından da saptandığını
söyleyen Ekenoğlu, bu hususta tüzükler
hazırlandığını belirtti ve Avrupa Konseyi'nin
AB'ye, izolasyonların kaldırıl1ması için baskı
yapmasını istedi.
Ekenoğlu Hörster'in iyi ve dengeli bir rapor hazırlamasını
ümit ettiğini de dile getirdi.
Soyer:
Çözümde istekli ve kararlıyız
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, görüşme öncesinde, Höster'e,
Kıbrıs sorunu hakkındaki görüşlerini
aktaracaklarını, Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonunun
belli olduğunu söyledi.
Soyer, "Çözümde istekli ve kararlı bir taraf olarak, bir an
evvel Avrupa Parlamentosu'nda kendimizi temsil edebilmek ve
Kıbrıs sorununa kalıcı ve kapsamlı bir çözüm
bulabilmek için çabalarımızı ortaya koyacağız"
diye konuştu.
Hörster:
Taraflara yardımcı olmak istiyoruz
AKPM Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster
ise, kendisine zaman ayırdıkları için Ekenoğlu ve Soyer'e
teşekkür etti. BM görevlisi olmadığının ve
Kıbrıs'ta bir raportör olarak bulunduğunun altını
çizen Hörster, Avrupa Konseyi'nin taraflar arasındaki müzakereleri
hızlandıracak bir yol bularak taraflara yardımcı olmak
istediğini söyledi. Avrupa Konseyi'nin, müzakerelerin yeni bir şekil
ve yeni umutlarla başladığı için memnun olduğunu belirten
Hörster, bir çözüm bulunacağına yönelik ümidini aktardı.
"Açık olmak gerekirse, ziyaretimin sonucu ne olur bilmiyorum. Daha
dün başladım" diyen Hörster, ziyaretinin sonunda ve
Kıbrıs'taki durumun ne olduğu, BM tarafından neler
yapıldığıyla ilgili çeşitli temaslarda bulunduktan
sonra, sonuçla ilgili fikre sahip olabileceğini söyledi. Raporunu
hazırlarken açık olacağını ifade eden Hörster,
tarafların bir araya gelmesi gerektiğini, dışarıdan
birilerinin durumu değiştiremeyeceğini vurguladı. Raporunun
çözüme yardımcı olabilmesini ümit ettiğini dile getiren
Hörster, raporunu hazırlarken geçmişe bakmayacağını,
geçmişin geçmişte kaldığını söyledi ve
"yeşil hattın iki tarafındaki insanların bir araya
gelerek neler yapabileceği ile ilgili olarak ve geleceğe
bakarak çalışacağını" ifade etti.
Hörster, AB'nin amacının AB üyesi birleşik bir Kıbrıs
olduğunu vurguladı ve bu fikri Avrupa Komisyonu'nun
desteklediğini ifade etti.
Avcı:
Hörster'in ziyareti önemli
Joachim Hörster, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile de görüştü.
Turgay Avcı, Cumhuriyet Meclisi Şeref Salonu'nda yer alan
görüşmenin başında basına yaptığı
açıklamada, AKPM'ye sunmak üzere Kıbrıs hakkında KKTC
açısından önemli bir rapor hazırlayacak olmasından
dolayı Joachim Hörster'in Ada'ya gerçekleştirdiği ziyaretin çok
önemli olduğunu kaydetti.
Hörster ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs Türk
tarafının ortaya koyduğu iyi niyete rağmen Kıbrıs
Rum tarafının; İngiltere ile imzaladığı
memoranduma ve gerçekleştirdiği askeri tatbikatlara işaret
edeceğini belirten Avcı, Rum tarafının; KKTC'de yayın
yapan kanalların kullandığı frekans üzerinden yayın
yaparak iyi niyetten uzak olduğunu gösterdiğini, bunu da Hörster'in
dikkatine getireceğini ifade etti.
Görüşmede KKTC'nin Avrupa Parlamentosu'ndaki üyelik statüsü hakkında
destek talebinde de bulunacağını ve 2004 yılında AB
tarafından alınan kararlar doğrultusunda izolasyonların
kaldırılmasını isteyeceğini kaydeden
Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs konusundaki
son gelişmeler hakkında da Hörster ile görüş alış
verişinde bulunacaklarını belirtti.
Avcı ayrıca, herhangi bir çözümde iki bölgelilik, iki kurucu devlet,
halkların siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğümün
Kıbrıs Türkler için vazgeçilmez olduğunu
aktaracağını ifade etti.
Hörster'den
CTP'ye ziyaret
Joachim Hörster, Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) de ziyaret etti.
Hörster, CTP Genel Merkezi'nde, MYK Dış İlişkiler Sekreteri
Ünal Fındık, Milletvekili Mehmet Çağlar ve MYK Üyesi Sami
Özuslu'yla görüştü.
Hörster, basın mensuplarına yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs'taki halklar için barışçıl bir çözüm için
çalıştıklarını" kaydederek, bugün de Güney
Kıbrıs'ta bazı temaslarda bulunacağını belirtti.
Hörster, çarşamba günü adadan ayrılacağını ve ülkesine
döneceğini; daha sonra da raporu üzerinde düşünmek için Strazburg'a
gideceğini kaydetti.
CTP MYK Dışilişkiler Sekreteri Ünal Fındık da
konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin barış
istencinin devam ettiğini kaydederek, "21 Mart ve 23 Mayıs
tarihlerinde liderlerin üzerinde anlaşma sağladığı
süreç içerisinde en kısa zamanda çözüme ulaşmayı
hedeflediklerini" dile getirdi.
Ertuğruloğlu:
UBP'nin duruşunu anlattık
AKPM Siyasi İşler Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, UBP
Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile de görüştü.
Mecliste yapılan görüşmede, AKPM Kıbrıs Raportörü'nü
mecliste görmekten duydukları memnuniyeti dile getiren
Ertuğruloğlu, görüşmede Kıbrıs konusunda UBP'nin
duruşunu, hassasiyetini ve gerekçelerini ele alma fırsatı
bulduklarını kaydetti.
Hazırlıkları devam eden müzakere sürecine ilişkin
bilgilerinin kısıtlı olduğunu, buna rağmen eldeki
bilgiler ışığında değerlendirme fırsatı
bulacaklarını söyleyen Ertuğruloğlu, raportörün ayrı
ayrı temaslarla daha sağlıklı bilgi edinerek görevini
gerçekleştirmeye çalışmasının olumlu bir hareket
olduğunu söyledi.
Hörster ise görüşmeye ilişkin açıklama yapmadı.
Akıncı:
Hörster'in taslak raporu
dengeli
bir lisan içeriyor
Joachim Hörster, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mustafa
Akıncı ile görüştü.
Akıncı'yla Cumhuriyet Meclisi'nde saat 14:30'da görüşen Hörster,
Akıncı'dan sonra bazı sivil toplum örgütü temsilcileriyle de bir
araya geldi.
Akıncı, Hörster'le görüşmesi sonrasında, görüşmeyle
ilgili açıklamalarda bulundu.
Kıbrıs konusuyla ilgili bir rapor hazırlayıp bunu AKPM'ye
sunacak olan Hörster'in kendileriyle de görüşme ihtiyacı
duyduğunu kaydeden Akıncı, Hörster'in sorduğu sorunlara
yanıt verdiklerini ve değerlendirmelerde bulunduklarını
belirtti.
Hörster'in taslak raporunu gördüğünü ifade edip taslak raporun dengeli bir
lisan içerdiğini savunan Akıncı, "Dengeli bir
yaklaşımla, taraflara yardımcı olma siyasetinin, sorunun
çözümünün temel sorumluluğunun Kıbrıslılar'da olduğu
gerçeğinden hareketle, bu şekilde davranışlarını
sürdürmelerinin, olumlu ve doğru olduğu kanaatindeyim; bunu da
kendisine ifade ettim" diye konuştu.
Avrupa denince akla demokrasi ve insan haklarının geldiğini
kaydeden Akıncı, Avrupa Konseyi'nin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ni içinde barındıran, Kıbrıs'a demokrasi, insan
hakları, çoğulculuk temelinde katkıda bulunabilecek bir organ
olduğunu söyledi.
Hörster'den
DAÜ'ye ziyaret
AKPM Siyasi İşler Komitesi Üyesi, Kıbrıs Raportörü Joachim
Hörster, KKTC'deki temasları çerçevesinde Doğu Akdeniz Üniversitesi'ni
(DAÜ) de ziyaret etti.
DAÜ Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof.
Dr. Derviş Deniz ile görüşen Hörster'e, ziyaretinde
yardımcısı Pavel Chevtchenko ile CTP-BG Güzelyurt Milletvekili
Mehmet Çağlar eşlik etti. Ziyarette DAÜ Rektör
Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Kadir Atlansoy da hazır bulundu.
Hörster, yaptığı konuşmada, dünkü temaslarında
farklı kesimlerle bir araya gelerek KKTC'yi daha iyi anlamaya
çalıştığını kaydetti.
DAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Derviş Deniz de, Hörster'e
DAÜ hakkında bilgi verdi.
KIBRIS
17/06/08
AB, Kıbrıs'ta ticareti artırmak için
Yeşil Hat Tüzüğü'nü değiştirdi
AB,
Kıbrıs'ta mal, hizmet ve kişilerin Türk ve Rum bölgeleri
arasındaki geçişini düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğünü
değiştirdi.
AB dışişleri bakanlarını buluşturan Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden yapılan
açıklamada, Yeşil Hat Tüzüğü'nde değişikliğe
gidilmesine gerekçe olarak ''bugüne kadar edinilen tecrübeye dayanılarak
adanın ticari ve ekonomik entegrasyonunun güçlendirilmesinin
hedeflenmesi'' gösterildi.
Yeni tüzükle, KKTC'den güneye giden tarım ürünlerine gümrük vergisi
kaldırılırken, kişilerin geçişlerde yanlarında
(bavullarında) taşıyabilecekleri mal değeri 135 Euro'dan
260 Euro'ya yükseltildi. Yapılan değişiklikle ayrıca, 6
aylık bir süre için malların yeniden tanımlanarak
şeffaflığın artırılması öngörüldü.
Açıklamada, AB Dönem Başkanı Slovenya'nın, Yeşil Hat
Tüzüğü'nün yenilenmesinin, adadaki iyimser atmosfere, BM çerçevesinde
çözüm sürecine ''küçük fakat önemli katkı yapacağını''
belirterek, yeni güven artırıcı önlemler üzerinde
uzlaşılması beklentisini dile getirdiği kaydedildi.
KIBRIS 17/06/08
Anastasiadis: Yeni sürece her türlü desteğe hazırız
SORUNUN
ÇÖZÜMÜ TÜM TARAFLARIN REFAHI AÇISINDAN ÖNEMLİ... Anastasiadis,
Kıbrıs'ta iki toplum liderinin 21 Nisan'daki görüşmesinin
ardından başlayan yeni çözüm sürecine tam destek bildirerek,
"Hristofyas ve partisi ile önemli siyasi ve ideolojik
farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve
ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslara
açığız, her iki toplumun seçilmiş liderleri ile
görüşlerimizi paylaşmaya hazırız" dedi. DİSİ
lideri, Kıbrıs'ın sorununun çözümünün ve adanın yeniden
birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve
istikrarı açısından önemli olduğunu belirtti
Anıl
IŞIK
Güney Kıbrıs'taki ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis,
Kıbrıs'ta iki toplum liderinin 21 Mart'taki görüşmesinin
ardından başlayan yeni çözüm sürecine tam destek bildirdi. Nikos
Anastasiadis, "Hristofyas ve partisi ile önemli siyasi ve ideolojik
farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve
ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslarla
açığız ve her iki toplumun seçilmiş liderleri ile
görüşlerimizi paylaşmaya hazırız" dedi.
Anastasiadis, Kıbrıs'ın sorunun çözümünün ve adanın yeniden
birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve
istikrarı açısından önemli olduğunu belirterek,
"Geçmişimizi unutamayız ve unutmamalıyız.
Geçmişten çok şey öğrendik, ancak geleceğe doğru
bakmalıyız. Geçmişten öğrenebiliriz ancak geçmişe
bağlı kalamayız. Hatalarımızdan ders almış
olarak ileriye doğru gitmeliyiz ve soru işaretleri olmadan
Kıbrıs için yeni ümitlerden bahsetmeliyiz, birleşik bir
Avrupa'da birleşmiş bir Kıbrıs için yeni
ümitlerden..." diye konuştu.
"Çözüm sürecine sivil toplum desteği sağlamak
amacıyla" her iki tarafın siyasi liderleri ile temaslarda
bulunmayı kararlaştıran Genç İşadamları
Derneği (GİAD), bu çerçevede dün akşam Güney
Kıbrıs'taki ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya
geldi.
Nikos Anastasiadis ile Rum eski tarım bakanı Kostas Themistokleus,
Kıbrıslı Rum işadamı Konstantinos Lordos,
DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos Klirides'in
kızı, DİSİ yetkililerinden Keti Kliridis'ten oluşan
yakın çalışma grubu, dün akşam kuzeye geçerek GİAD
üyeleri ile Lefkoşa'da Niyazi's Mirage Restorant'da saat 20.00'de yemekli
toplantıda buluştu.
Toplantı öncesinde GİAD ve DİSİ Başkanı
Anastasiadis kısa birer açıklama yaptı.
Anastasiadis:
Önemli
bir dönüm
noktasındayız
GİAD'a davetinden dolayı teşekkürlerini ileterek
konuşmasına başlayan DİSİ Başkanı
Anastasiadis, Kıbrıs'ta şu an önemli bir dönüm noktasında
olduğu inancını dile getirerek, bu süreçte ya tarihi bir
sorumluluk duygusuyla ilerleme kaydedilip adanın yeninden
birleşmesinin sağlanacağını ya da adanın
bölünmüşlüğünün kalıcı hale geleceğini söyledi.
"İyimser olmak ve Kıbrıs için yeni fırsatlar
olduğuna inanmak istediğini" ifade eden Anastasiadis, yeni bir
sürecin hâlihazırda başladığına ve bunun olumlu yönleri
bulunduğuna işaret ederek, "Talat ile Hristofyas hemen hemen
düzenli olarak görüşüyor. Adanın, BM'nin kararlarında
belirtildiği gibi iki kurucu devletin siyasi eşitliği temelinde
iki toplumlu ve iki kesimli federalizmle Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesine yönelik destekliklerini ortaya koydular. Liderler ayrıca
müzakere sürecini de belirlediler. Bu çerçevede çalışma
gruplarının ve teknik komiteler kuruldu ve kısa sürede
başlaması gereken tam teşekkülü müzakerelerin zeminini
hazırlıyorlar" dedi.
Lefkoşa'nın merkezinde bulunan Lokmacı Kapısı'nın
açılmasını olumlu sembolik bir adım olarak nitelendiren
DİSİ Genel Başkanı, ayrıca yabancılaşma ve
ihtilaf döneminin ardından şu an çok daha olumlu bir siyasi
atmosferin oluştuğunu söyledi.
İki tarafın kamuoyuna "gereksiz" ve
"aşırı" olarak nitelendirdiği açıklamalar
yaparak sürece "gölge düşürdüğünü" de belirten
Anastasiadis, "düzelmiş" olan bu siyasi atmosferin muhafaza
edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, her iki tarafa da sürece zarar
verecek eylemlerden kaçınmaları çağrısında bulundu.
Süreçte doğal olarak uzlaşmazlıklar, sıkıntılar,
farklı görüşler ve endişeler olabileceğini belirten
Anastasiadis, "Bunları iyi niyetle ve dürüstlükle
tartışmaya ve üstesinden gelmeye hazır olmalıyız.
Ancak bunu kamuoyu önünde değil, müzakere masasında
yapmalıyız. Kamuoyu önündeki müzakereler hiçbir tarafa
yardımcı olmayacaktır" dedi.
İki taraf arasında güvenin ve anlayışın
geliştirilmesine yönelik daha fazla güven artırıcı önlemler
alınması gerektiğini de belirten Anastasiadis, ancak güven
artırıcı önlemlerin Kıbrıs sorununun kapsamlı
çözümünün yerini tutamayacağını vurguladı.
Türkiye'de iç siyasette yaşananlara da değinen DİSİ Genel
Başkanı Anastasiadis, Türkiye'nin kendi güvenliği ve AB'ye
katılma arzusu açısından Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesi vizyonunu paylaşacağı beklentisini dile getirdi.
DİSİ'den
müzakere
sürecine
tam destek
Anastasiadis, "Rum ana muhalefet partisi DİSİ olarak, müzakere
sürecine tam desteğimizi vermekte kararlıyız. Hristofyas ve
partisi ile önemli siyasi ve ideolojik
farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve
ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslarla
açığız ve her iki toplumun seçilmiş liderleri ile görüşlerimizi
paylaşmaya hazırız" dedi.
Kıbrıs sorununda AB ve BM'nin rolü konusunda ise Nikos Anastasiadis,
süreç boyunca uluslararası topluluğun destek açısından
önemli bir rolü bulunduğunu ancak nihayetinde Kıbrıs sorununa
bir çözüm bulunması sorumluluğun Kıbrıslıların
elinde olduğunu vurguladı.
Anastasiadis, zamanın Kıbrıslı Rumların ve
Kıbrıslı Türklerin aleyhine olduğunu belirterek,
"şimdi Kıbrıslıların kendi adalarının
geleceğini tayin etmesi zamandır, şimdi kendi
çocuklarımız ve torunlarımız için daha ümit vadeden bir ada
yaratma zamanıdır" diye konuştu.
Anastasiadis'ten
işadamları ve
işkadınlarına
ortak mücadele çağrısı
Kıbrıslıların kontrolü dışında olan, enerji
ve gıda fiyatlarının artması ve su
kıtlığı gibi uluslararası alandaki gelişmelere de
dikkat çeken Anastasiadis, bu yaşanan sıkıntılara
karşı güçlerin birleştirilmesi gerektiğini belirterek,
Kıbrıslı Türk genç işadamları ve
işkadınlarına, Kıbrıslı Rum
meslektaşları ile birlikte bu sorunlara çözüm bulunması
çabalarında öncü rol üstlenmeleri çağrısında bulundu.
İşadamlarına ve işkadınlarına, siyasi liderliğe
ticaretin önündeki engelleri kaldırarak uygun bir şekilde ticaret
yapma imkânını sağlamaya teşvik etmeleri
çağrısında da bulunan Anastasiadis, GİAD Başkanı
Atun'un Yeşil Hat Tüzüğü konusundaki görüşüne
katıldığını ifade ederek, teknik komitelerin bu konu
üzerinde çalıştığını ve çok kısa sürede iyi
haberler alınabileceğini söyledi.
Nikos Anastasiadis, iki topumun ekonomik yakınlaşmasını
için Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisinin
kalkındırılması ve modernize edilmesi gerektiğini de
ifade etti.
Anastasiadis, Kıbrıs'ın sorunun çözümünün ve adanın yeniden
birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve
istikrarı açısından önemli olduğunu belirterek,
konuşmasını "Geçmişimizi unutamayız ve
unutmamalıyız. Geçmişten çok şey öğrendik, ancak
geleceğe doğru bakmalıyız. Geçmişten
öğrenebiliriz ancak geçmişe bağlı kalamayız.
Hatalarımızdan ders almış olarak ileriye doğru
gitmeliyiz ve soru işaretleri olmadan Kıbrıs için yeni ümitlerden
bahsetmeliyiz, birleşik bir Avrupa'da birleşmiş bir
Kıbrıs için yeni ümitlerden..." diye tamamladı.
Atun:
Liderlerin çözüm
çabalarını
destekliyoruz
Kuzey Kıbrıs Genç İşadamları (GİAD)
Başkanı Sunat Atun, adadaki iki toplum liderinin 23 Mayıs'taki
ortak açıklamalarını memnuniyetle
karşıladıklarını ifade ederek, tarafların Kıbrıs
sorununa kalıcı ve adil bir çözüm bulma gayretlerine destek bildirdi.
Kıbrıs'ın, BM çerçevesinde siyasi eşitliğe dayalı
iki bölgeli ve iki kesimli federal bir ortaklık devleti altında
birleşmesini arzuladıklarını belirten Atun, kapsamlı
çözüme giden yolda önlerinde duran fırsatları
değerlendirmelerine yönelik olarak iki lideri desteklediklerini kaydetti.
Dış etkenlerin mevcut siyasi dengeleri herhangi bir taraf lehine
bozmasının çözüm sürecini olumsuz etkileyeceğini belirten Sunat
Atun, kapsamlı müzakerelere başlanabilmesi için yaz
ortasının hedeflenmesi ve bununla birlikte bir çözüm takvimi
belirlenmesi beklentisini dile getirdi.
Sivil toplum düzeyinde karşılıklı anlayış ve
güven sağlanmasını hedefleyerek iş dünyasının
müdahil olacağı güven artırıcı uygulamaların
yürürlüğe girmesini arzuladıklarını ifade eden Atun, bu
gayretlerin çözüm sürecini güçlendireceği görüşünü bildirdi.
İki tarafın siyasi liderlikleri ile temaslarda ve görüş
alışverişinde bulunulmasının çözüm sürecine
katkısı olacağı inancını dile getiren Atun,
"çözüm sürecine ilişkin güçlü bir vizyona sahip olması"
nedeniyle ilk toplantılarını DİSİ Başkanı
Anastasiadis ile gerçekleştirdiklerine söyledi. Atun, DİSİ
başkanı ve üyeleri ile görüşmelerinin verimli olması
temennisini de dile getirdi.
Lokmacı Kapısı'nın açılmasını iki taraftaki
pazarın bir biriyle bütünleşmesi yönünde bir ilk adım olarak
nitelendiren Atun, Yeşil Hat Tüzüğü'nün adanın ekonomik
bütünleşmesi yolunda gerekli altyapıyı sağlayabilecek
kapasiteye sahip olduğunu ve bu nedenle tüzüğün ayrıca güven
teşkil edici bir rol de ihtiva etmesi gerektiğini söyledi.
KIBRIS
17/06/08
EU raises shopping limit across the
Green Line
By Jean Christou
THE E.U. yesterday made new
amendments to the Green Line Regulation designed to facilitate trade and
economic co-operation and improve confidence and integration between the two
communities.
The new amendments provide for an increase in the total maximum value of
personal goods allowed across the line and the lifting of duties on
agricultural products.
The European Commission had proposed in April to increase the shopping ceiling
from 135 to 260, while the duties were applicable on a variety of
agricultural products from the north, causing financial and administrative
burden for Turkish Cypriot traders
The 135 ceiling had been in place since the Green Line Regulation was first
adopted in April 2004. Last year, there was uproar in the north when Turkish
Cypriots were targeted by customs officials in a clampdown on shopping on the
Greek Cypriot side. Pressure had come from Turkish Cypriot traders who were
losing business.
Now, however, with the opening of Ledra Street, Turkish Cypriot shops are
enjoying a new lease of life.
The new amendments also include the temporary introduction of goods from the
northern part of the island into the areas under the effective control of the
Cyprus government for up to six months.
This would allow, for instance, that Turkish Cypriot service providers can
bring their equipment across the line when providing on a temporary basis a
service in the government-controlled areas.
It will also permit the repair of equipment there, and encourage the
participation of Turkish Cypriot companies in trade fairs in the
government-controlled areas.
The adoption of the amendments is a small but important contribution to the
favourable climate on the island and to the process towards reaching a
comprehensive and viable settlement of the Cyprus issue within the UN framework
and in line with the principles on which the EU is founded, a statement from
the EU said.
The Presidency expresses the hope that further confidence-building measures in
this Cyprus-driven process could be agreed soon.
It said it also expected that the joint working groups and technical committees
of the two communities would produce tangible results and that fully-fledged
negotiations would follow shortly.
The Green Line Regulation was amended once before in 2005 to facilitate trade
in certain agricultural products such as citrus fruit, fish and honey.
CYPRUS
MAIL 17/06/08
Hundred join up for Famagusta celebration
HUNDREDS of Greek and
Turkish Cypriots gathered in occupied Famagusta on Sunday evening to attend a
bicommunal get-together to celebrate Kataklysmos.
The event was arranged by 18 Greek and Turkish Cypriot organisations.
Those attending the event included deputies, politicians and businessmen from
both sides. It was also attended by British High Commissioner Peter Millett,
who said the message was a Cyprus solution for Cypriots, from Cypriots.
This enthusiastic attendance sends signals both at home and abroad that we the
Cypriots are determined to live in peace and master our common future
together, said one of the organisers.
A message of goodwill was also sent from Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
CYPRUS
MAIL 17/06/08
Top UN envoy flies in for talks
By Jean Christou
U.N. Undersecretary for
Political Affairs Lynn Pascoe was due on the island late last night to begin
taking stock of progress and possibly to set a date for a new meeting between
the leaders.
Until yesterday, it appeared that the Turkish Cypriot side had not answered an
invitation for dinner with the UN envoy, which was to bring President Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat together informally.
Talat said in an interview in Politis on Sunday that he wanted to discuss with
Pascoe the events of recent days so the damage caused could be kept in check.
He said he was not against dinner and did not totally exclude a joint meeting
with Pascoe and Christofias.
However, there is no usefulness in having a dinner, said Talat, adding that
the damage had already been done.
The Turkish Cypriot side is upset over a memorandum signed between Nicosia and
London, and over the wording in a new UN Security Council resolution on Cyprus.
The leaders were due to meet officially before the end of this month to fix a
possible date for the start of new negotiations, but no date for the meeting
has been mentioned.
It is now unlikely that substantial talks will begin before the autumn. There
will be meetings between the two leaders in the meantime but this is more
likely to be talks about talks, mediators say.
These meetings are likely to establish the framework and grounds for talks and
negotiations will begin in earnest in the autumn, a source said.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday it was clearly in the
interests of both leaders to get together.
But the most important thing is for the two sides to speak the same language,
he said.
Pascoe, who is here to review progress at the working groups and technical
committees, will meet Christofias this afternoon, and Talat this morning.
In the Politis interview, Talat called for an immediate start to talks because
given the events of the past week the Anglo-Cypriot memorandum there was a
strong possibility that the positive atmosphere will come to an end.
We should not allow this to occur, Talat added.
The Turkish Cypriot leader complained that while he and Christofias had come to
an agreement under their joint statement on May 23, the Greek Cypriot side had
then gone and made a different agreement with the UK.
Britain has provided gifts to Christofias and has in return sabotaged our
agreement and additionally the trust one party had in the other. Britain has
for years ensured that Turkish and Greek Cypriots fought with one another to
retain its bases within Cyprus. They are now doing the same thing again, he
said.
We [Christofias and I] agreed upon a statement and he attempted to lift the
agreement the next day. He has not even repeated the joint statement since May
23.
Talat also complained over the UN Security Council resolution last Friday,
which he said implied that Turkish Cypriot isolation was an exaggeration.
He also mentioned the concept of the virgin birth as a solution.
I did not state that we will ensure that the new state will be born with
parthenogenesis as expressed within the Annan plan. This is nonsense.
Parthenogenesis has gained content which I had never suggested. And I in all
cases will refrain from mentioning of it. This is because the logic which I
attempted to express has been distorted, Talat added.
He said his main objective at this moment was to begin negotiations with Christofias
Despite the events of recent days, we both know we have no other option. We
have a chemistry together that I hope can overcome the problems, Talat said.
CYPRUS
MAIL 17/06/08
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 11:08 TSİ 18 Haziran 2008 Çarşamba
AA
Güncelleme: 12:51 TSİ 18 Haziran 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Lynn Pascoe, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın temsilcisi Özdil Nami ile Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın temsilcisi Yorgo Yakovunun
yarın görüşerek, liderlerin gelecek hafta için görüşme tarihini
belirleyeceklerini açıkladı. Pascoe, iki lideri de Kıbrıs
sorununu çözüp, birleşik Kıbrısı oluşturmada
kararlı gördüğünü belirtti ve liderlerin vereceği kararların,
atacağı adımların önemli olduğunu, kendilerinin
liderlere yardımcı olacağını söyledi. Pascoe, Biz
onları cesaretlendiriyoruz dedi.
KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde dün temaslarda
bulunan Pascoe, adadan ayrılmadan önce bu sabah Lefkoşa ara bölgedeki
Ledra Palace Otelde basın toplantısı düzenledi. Pascoe, sürecin
olumlu, gelişmelerin iyi gittiğini, olumsuzluklar olabileceğini,
sürecin olumlu yönlerini görmek gerektiğini söyledi.
Kıbrıs sorununda gelinen mevcut süreç için olabildiğince olumlu
düşündüklerini ifade eden Pascoe, süreçte inişler
çıkışlar olabileceğini, genel olarak
bakıldığında sürecin olumlu olduğunu kaydetti ve
teknik komitelerin ve çalışma gruplarının, tüm
Kıbrıslıların daha iyi bir hayat yaşaması, daha
rahat ve güzel bir gelecek yaratmak adına yoğun çalışma
içerisinde olduğunu söyledi. Pascoe teknik komite
çalışmalarında ilerleme olduğunu, varılan
anlaşmanın yakın zamanda kamuoyuna
açıklanacağını ifade etti ve bu grupların
sorunları çözmek için değil yeni fikirler üretmek için hazırlandığını
belirtti.
Lynn Pascoe, Ankaradaki gelişmeler Kıbrıstaki süreci etkiler
mi? sorusuna karşılık, Ankara, Atina ve Kıbrıstaki
merkezleri ziyaret ettiğini, Ankarada kendisine, Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda kararlılık ifade edildiğini,
kendisini de bunun ilgilendirdiğini kaydetti.
Yemek krizi
TALAT, AKŞAM YEMEĞİNE KATILMADI... BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun, adadaki ziyareti çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum toplumu lideri Hristofyas'ı sosyal içerikli akşam yemeğinde buluşturma girişimi sonuçsuz kaldı. Pascoe ile dün iki kez bir araya gelen Talat, yemeğe katılmayacağını ve bu kararında birçok nedenin etken olduğunu açıkladı
"PASCOE, GÜNEY KIBRIS'TAKİ İZLENİMLERİNİ AKTARDI"... Talat, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye gelmediğini, bunun farklı bir konu olduğunu ifade ederek, yemeğe katılmayacağını yineledi. Pascoe'yla Kıbrıs sorununu görüşmeye devam ettiklerini ifade eden Talat, Pascoe'nun Güney Kıbrıs'taki temasında edindiği farklı bilgiler ve izlenimleri hakkında kendisini bilgilendirdiğini kaydetti
"PASCOE'NUN GETİRDİĞİ NET BİR MESAJ YOK"... Pascoe'nun, kendisi ile Hristofyas'ı buluşturmak için henüz yeni bir tarih bildirmediğini, Pascoe'nun kendisine getirdiği net bir mesaj bulunmadığını ifade eden Talat, "Zaten bizim kısa zamanda bir araya gelmemiz lazım. Bir araya geleceğiz ve konuşacağız. Sıkıntılar neyse aşmak zorundayız" diye konuştu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'nun, adadaki temasları çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas'ı sosyal içerikli akşam yemeğinde buluşturma girişimi sonuçsuz kaldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile Cumhurbaşkanlığı ikametgâhında bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Pascoe'nun, Hristofyas ile birlikte akşam yemeğinde buluşma davetine olumsuz yanıt vererek, yemeğe katılmayacağını ve bu kararında birçok nedenin etken olduğunu açıkladı.
Talat ile görüşmesinin ardından Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas ile bir araya gelen Pascoe, Hristofyas ile akşam yemeği öncesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ikinci kez görüştü.
Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinden sonra basına açıklama yapmadan ve soruları yanıtlamayı kabul etmeyerek, makam aracıyla, Rum toplumu lideri Hristofyas'la yemekte buluşmaya gitmek üzere Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.
Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki 50 dakika süren görüşmenin ardından gazetecilerin soruları yanıtlayan Talat ise, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye gelmediğini, bunu farklı bir konu olduğunu belirterek, yemeğe katılmayacağını yineledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu açıklamasına rağmen siyasi gözlemciler, Pascoe'nun ikinci ziyaretinin Cumhurbaşkanı Talat'ı ikna amaçlı olduğu görüşünde.
"Sorun ve sıkıntıları ortaya
koydum. Olumlu yanıtlar aldım"
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile görüşmesinde sorun ve sıkıntılarını ortaya koyduğunu, olumlu yanıtlar aldığını ve uygulamanın zaman içinde görüleceğini söyledi.
BM'nin çözüme desteği ile Kıbrıs Türkü'ne uygulanan kısıtlama ve izolasyonlara ilişkin duruşunda bir değişiklik olmamasının Kıbrıs Türkü'nü teşvik ettiğine işaret eden Talat, esas hedefin bütünlüklü çözüme ulaşmak olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile dün sabah yaklaşık 1.5 saat süren görüşmeden çıkışında, basına açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.
"Kıbrıs Türk tarafının taahhüdü devam ediyor"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, açıklamasında, Pascoe ile oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerine işaret ederek, Türk tarafının son zamanlardaki bazı kaygılarını ve yaşanan bazı tartışmaları konuşma fırsatı bulduklarını belirtti.
Talat, BM'nin çözüme desteği ve Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlama ve izolasyonlara ilişkin duruşunda bir değişiklik olmamasının Kıbrıslı Türkleri teşvik ettiğine dikkat çekti. Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak, 23 Mayıs'ta Hristofyas ile birlikte kararlaştırdığımız zeminde verimli bir ilişkiye geçebilmek ve sorunu çözebilmek için yapıcı müzakereler gerçekleştirmek için en iyisini yapacağız. Kıbrıs Türk tarafının taahhüdü devam ediyor" dedi.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, süreçteki sıkıntıların nasıl aşılacağı konusunun konuşulup, konuşulmadığına ilişkin soruya yanıtında, "Bu gibi sorunların aşılabilmesi için uygulamaya bakmak gerekir ve zamana ihtiyaç var" diye konuştu.
"Olumlu yanıt aldım"
Cumhurbaşkanı Talat, Pascoe ile görüşmesinde sorun ve sıkıntılarını ortaya koyduğunu, olumlu yanıtlar aldığını ve uygulamanın zaman içinde görüleceğini söyledi. Türk tarafı için esas hedefin bütünlüklü çözüme ulaşmak olduğunu, bunun için de BM'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını kaydeden Talat, Birleşmiş Milletler'e güvendiklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya yanıtında, Pascoe'nun Rum toplumu lideri Hristofyas ile gerçekleştireceği yemeğe katılmayacağını söyledi. Davet edildiği halde katılmama kararı aldığını kaydeden Talat, bu kararında, daha önce basında da yer alan birçok nedenin etken olduğunu ifade etti.
Pascoe: Oldukça iyi bir görüşme oldu
Ziyaretiyle ilgili kısa bir açıklama yapan ancak gazetecilerden soru kabul etmeyen Pascoe da, Talat ile oldukça iyi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.
Lynn Pascoe, neler olduğunu ve sürecin ilerlemesi için ne yapmak gerektiğini öğrenmek için geldiğini belirtti.
Pascoe, dünyanın Kıbrıs konusuyla yakından ilgilendiğini ve uluslararası topluluğun Kıbrıs'taki duruma büyük ilgi gösterdiğini kaydetti. Pascoe, "Özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs açıklamaları sonrasında sürecin hızlı bir şekilde ilerleyeceği ve Kıbrıs konusunun çözümleneceği yönünde büyük bir umut ve beklenti var" dedi.
Lynn Pascoe, iki lidere tam destek verdiklerini ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını da kaydetti..
Pascoe-Hristofyas görüşmesi
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin ardından Pascoe, Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimtris Hristofyas ile bir araya geldi. Rum Başkanlık Sarayı'nda yapılan ve bir saat süren görüşmeden sonra açıklamalarda bulunan Pascoe, Hristofyas ile görüşmesini "çok iyi" bir görüşme olarak niteleyerek, "tüm konular hakkında konuştuk" dedi.
Pascoe, Hrsitofyas ile BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un evinde akşam yemeğinde bir araya gelme fırsatı bulacağını ve konuşmaya devam edeceklerini söyledi.
İki lider arasında yapılması planlanan doğrudan görüşmenin tarihinin belirlenip belirlenmediğinin sorulması üzerine ise Pascoe, bu konuyla ilgili açıklamanın iki lider tarafından yapılacağını vurguladı.
Hristofyas ise basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Pascoe ile akşam yemeğinde bir araya geleceğini belirtti.
Talat, Pascoe'yla ikinci kez bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabahki görüşmenin ardından saat 18.45'te yeniden Cumhurbaşkanlığı'na gelen Pascoe ile ikinci kez bir araya geldi. Pascoe, Talat'la birlikte Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki çardakta çay içip 50 dakika boyunca Kıbrıs sorununu konuştu.
Görüşmeye, Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, 2. Sekreter Mehmet Dana ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da katıldı.
Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinden sonra basına açıklama yapmadan ve soruları yanıtlamayı kabul etmeyerek, makam aracıyla Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.
Cumhurbaşkanı Talat ise, gazetecilerin sorularını ayaküstü yanıtladı. Talat, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye mi geldiği yönündeki soruya karşılık "Hayır, bu farklı bir konu, ben halihazırda kararımı vermiştim, gitmeyeceğim" dedi.
Talat, sabahki görüşmeden sonra yeniden bir araya geldikleri bu görüşmede, Pascoe'yla Kıbrıs sorununu görüşmeye devam ettiklerini, Pascoe'nun Güney Kıbrıs'taki temasında edindiği farklı bilgiler ve izlenimleri hakkında kendisini bilgilendirdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu bilgilerin olumlu olup olmadığı sorusuna ise, "Hâlâ ümitliyim" sözüyle yanıt verdi.
Pascoe'nun, kendisi ile Rum lider Hristofyas'ı buluşturmak için henüz yeni bir tarih bildirmediğini kaydeden Talat, Hristofyas'la bir an önce görüşmek istediğini vurguladı.
"Görüşmeden hiçbir şey yapamayız" diyen Talat, Pascoe'yla sabahki görüşmesinden olumsuz hava çıktığı yönündeki bir yorum-soruya karşılık, "Olumsuzluk da yok, ilerleme de yok. Öyle nitelemeyin" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun kendisine getirdiği net bir mesaj bulunmadığını da ifade ederek, "Zaten bizim kısa zamanda bir araya gelmemiz lazım. Bir araya geleceğiz ve konuşacağız. Sıkıntılar neyse aşmak zorundayız" diye konuştu. Talat, sıkıntıların aşılacağından ümitli olduğunu da dile getirdi.
KIBRIS 18/06/08
Soyer:
Hristofyas samimi değil
Başbakan Soyer röportajında, Türkiye'nin garantörlüğü konusunu gündeme getiren Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın İngiltere ile "garantör devlet olduğu ve yardımcı olabileceği" gerekçesiyle memorandum imzalamasını "samimi olmayan, iki yüzlü politika" olarak niteledi.
Türkiye'nin garantörlük hakkının Kıbrıs Türk tarafı için hayati önem taşıdığını ve tartışılmaz olduğunu vurgulayan Soyer, "Nasıl bir çözüm istiyorsunuz" sorusuna ise "Kıbrıs Türk halkının eşitliğine, kendini yönetme hakkına ve iki kurucu devletin eşitliğine dayanan yeni bir ortaklık istiyoruz. Bu unsurları içermeyen bir çözüm, çözüm değildir" yanıtını verdi.
KIBRIS 18/06/08
Tea with Talat and dinner with
Christofias as two sides fail to meet
By Jean Christou
TURKISH CYPRIOT leader
Mehmet Ali Talat did not attend a dinner last night with President Demetris
Christofias and Lynn Pascoe but he invited the UN Undersecretary General to tea
beforehand.
Pascoe arrived on the island late on Monday and met both leaders separately
yesterday. It was hoped the visit would result in an agreed date for the
leaders to meet.
However, not only was a date for the planned meeting in the second half of June
not announced, but Pascoe did not manage to get Christofias and Talat in the
same room for dinner.
Invites had been sent to both but Talat declined over a joint pact signed
recently between Cyprus and the UK to improve relations, and over the wording
of last Fridays UN Security Council resolution on Cyprus.
Pascoe did have separate meetings with both leaders. He met Talat in the
morning at 11am and Christofias at 3pm.
The President and I are going to have dinner, Pascoe said after meeting Christofias.
Asked if a date had been fixed for a leaders` meeting Pascoe said: Im not in
a position to announce anything. Announcements come from them.
After leaving the Presidential Palace at around 4.30pm, a UN spokesman
confirmed that Pascoe would return to the north for a second meeting with Talat
at 6.45pm. He is having tea with Talat, the spokesman said.
The Turkish Cypriot leader was asked in the morning whether he would be
attending the dinner at the home of UN Special Representative Taye-Brook
Zerihoun at UN headquarters.
I am afraid I will not be there, he told reporters.
Talat said his decision was based on many reasons, which had already been
publicised.
Ask whether Talats non-attendance at the dinner could be regarded as a snub to
the UN, a diplomatic source said: No. It wasnt a snub. He was invited to
dinner and he said no.
The invitation to tea was a way to get around the scheduling difficulties,
the source said.
Government spokesman Stefanos Stefanou would not be drawn on the dinner issue
yesterday. He said the Turkish Cypriot leader could answer for himself.
Stephanou did say Talat had reacted badly to the memorandum of understanding
signed between Cyprus and the UK and to the UN Secretary General's recent
report.
The spokesman said Christofias had a fruitful discussion with Pascoe, who had
come to help the two sides to move forward.
We believe that the positions we are submitting, which are above all UN
positions and positions which the two communities have agreed on in the past,
are totally realistic, he said.
If the position of the other side is to dismiss what we have agreed on and
what the UN supports, then we reduce the prospects of reaching a Cyprus
settlement.
CYPRUS
MAIL 18/06/08
Its up to the Cypriots to unify their country
THE COUNCIL of Europe (CoE)
political affairs rapporteur, Joachim Hoerster, said yesterday it was up to
Cypriots to unify their country with the support of the international
community.
Hoerster is visiting the island on a fact-finding mission for the political
affairs committee of the CoE Parliamentary Assembly (PACE).
Speaking after a meeting with President Dimitris Christofias, Hoerster said
that now it was the time to move forward on the Cyprus issue after the latest
developments on the island between the two communities.
The PACE Rapporteur met a number of people, including House President Marios
Garoyian and Christofias, in order to to hear their opinion, to get their
advice, to learn how the political climate on this island is.
What I underlined he said, is that one year before nobody believed that
there will be some movement between the Republic of Cyprus and the Turkish
Cypriot community in the northern part with the aim to unify the island.
He expressed hope that this movement would be successful underlining that it
is up to the Cypriots to unify their country and I am sure that the
international community will support them in this.
Regarding his visit to the north, Hoerster said he went there to talk to the leaders
of the Turkish Cypriot community and to have also the climate and impression
from this part of Cyprus.
CYPRUS
MAIL 18/06/08
NTV
Güncelleme: 19 Haziran 2008 Perşembe
BRÜKSEL - Düşünce
kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde Kıbrısın
birleşmesi vizyonunu anlatan Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti
adı altında federalizmin en iyi çözüm olduğunu iddia ederek,
Anavatanlar bizi yalnız ve özgür bıraksın.
Kıbrıslıların çözümü olsun dedi. Hristofyas
toplantıda, AB Türkçeyi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız
yok. Ama Rumca Kıbrısın (Rum kesiminin) üyeliğiyle ABnin
resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye ABye
girdiğinde Türkçe de resmi dil olur dedi
Statükonun adadaki her iki tarafa zarar verdiğini
belirten Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
başka ülkelere hiçbir taahhütte bulunmadan ortak dil bulmaya
çalışmaları gerektiğini kaydetti.
Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum
diyen Hristofyas, Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir
güç ve aktör olan Türkiyenin kendilerine geleceklerini belirleme
fırsatını vermesini istedi.
Rum lideri Hristofyas, KKTCnin izolasyonunun sorumluluğunu Türkiyenin
işgaline ve önceki Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın
izolasyoncu ve adayı bölücü politikalarına yükledi.
ERDOĞAN YASAKLANIRSA
KIBRIS İÇİN DE GERİ ADIM
AK Partinin kapatılması halinde Kıbrısta çözüm
çabalarını nasıl etkileneceğinin sorulması üzerine,
Konunun Türkiyenin iç işi olduğunu kaydeden Hristofyas,
Erdoğan yasaklanırsa bu sadece (Kıbrısta çözüm)
açısından değil Türk halkı ve demokrasisi
açısından çok önemli bir geri adım olacak ifadesini
kullandı.
Türkiyenin Avrupada ordunun ağırlığı en yüksek ülke
ve Türk ordusunun bölgesel süper güç olduğunu anlatan Hristofyas,
Türkiyenin iyi niyet gösterisi yaparak adadaki askerlerinin
yarısını çekmesini talep etti.
Annan planının KKTCde kabul edilmesini saygıyla
karşıladığını, fakat bir taraf reddettiği
için yok sayılması gerektiğini ileri süren Hristofyas, Kabul
ediyorum: Annan planı iki bölgeli, iki toplumlu çözüm getiriyordu. Fakat
Kıbrıslıların gerçek çıkarlarına hizmet
etmiyordu. O zamanki BM Genel Sekreteri Kofi Annan, maalesef her alanda Türk
taleplerini karşıladı. Dengeli plan olmadı diye
konuştu.
AA
Güncelleme: 09:45 TSİ 19 Haziran 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Rum Radyosunun
haberine göre, öğleden sonra, Larnaka ile Limasol arasında çıkan
yangın, Vıkla ile Kellakiu arasındaki bölgede kısmen
kontrol altına alındı, ancak diğer bölgelerde kontrolsüz
biçimde sürüyor.
Akapnu ve Klonari köyündeki kimi evler yangında
tamamıyla kül oldu. Vikla bölgesindeki yangın söndürme
çalışmaları sırasında, 4 itfaiyeci hafif biçimde
yaralandı. Ateş çemberi içinde bulunan köylerde ikamet eden
yaşlılar ise Parekklisias İlkokuluna taşındı.
Yangın tehididi altına bulunna kimi köylerin boşaltılmaya
çalışıldığı da bildirildi.
Rum yönetimi, yangını söndürmek için Lübnan, Yunanistan ve
İsrailden yardım istedi. Ancak Suriye ile İsrailin buna
yanıt vermesinin mümkün olmadığı belirtildi.
Rum Radyosu, Yunanistandan istenilen desteğin geldiğini ve Adaya
ulaşan 2 itfaiye uçağının, yangın söndürme
çalışmalarına başladığını duyurdu.
Aynı bölgede yaklaşık 5 yıl önce de büyük bir orman
yangını çıkmıştı.
KKTC BAŞBAKANI
SOYER: TRAJİK YANGINDAN DOLAYI ÇOK ÜZGÜNÜZ
KKTCde, Güney Kıbrıstaki yangının söndürülmesine
katkı koymak amacıyla BM nezdinde girişimde bulunuldu.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, yangınla ilgili
açıklamasında, Larnaka bölgesinde çıkan trajik yangından
üzüntü duyduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türk tarafı olarak
yangının söndürülmesi için her türlü yardımı yapmaya
hazır olduklarını bildirdi.
KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, KKTCnin yardım
önerisinin kabul edilmesi durumunda ilgili birimler, yangının kontrol
altına alınıp söndürülmesine katkı koyacak.
Çok
uzak olmayan bir zamanda Görüşmeler başlayacak
"LİDERLER BARIŞA ULAŞMA ADINA İSTEKLİ"... Pascoe, Kıbrıs konusundaki görüşme sürecinde iniş çıkışlar olabileceğini, ancak kendisinin olumlu bir yöne gidildiği konusunda iyimser olduğunu belirterek "Görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum" dedi. Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum toplumu lideri Hristofyas'ın barışa ulaşma adına istekli olduklarını ve BM'nin Milletlerin elinden geldiği kadar buna yardımcı olacağını söyledi
LİDERLERİN TEMSİLCİLERİ GELECEK HAFTA İÇİNDE BİR GÖRÜŞME TARİHİ BELİRLEYECEK"... Liderlerin temsilcilerinin bugün bir araya gelerek en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde liderler için bir görüşme tarihi belirleyeceklerini açıklayan Pascoe, bu aşamada, liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konular üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirtti.
Pascoe, çalışma gruplarıyla teknik komitelerin mülkiyet ve garantiler gibi konuları çözümlemek için oluşturulmadıklarını ifade etti
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Temsilcisi Lynn Pascoe, Kıbrıs konusundaki görüşme sürecinde iniş çıkışlar olabileceğini, ancak kendisinin olumlu bir yöne gidildiği konusunda iyimser olduğunu belirterek "Görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum" dedi.
Pascoe, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın barışa ulaşma adına istekli olduklarını ve Birleşmiş Milletler'in elinden geldiği kadar buna yardımcı olacağını söyledi.
Liderlerin temsilcilerinin bugün bir araya gelerek en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde liderler için bir görüşme tarihi belirleyeceklerini açıklayan Pascoe, bu aşamada, liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konular üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirtti.
Pascoe, çalışma gruplarıyla teknik komitelerin mülkiyet ve garantiler gibi konuları çözümlemek için oluşturulmadıklarını ifade etti.
Pascoe, 23 Mart ve 21 Mayıs mutabakatlarının iyi bir başlangıç olduğunu kaydederek, BM ve uluslararası toplumun da sürecin arkasında olduğunu kaydetti.
Kıbrıs'ta yaptığı temasları tamamlayan Lyn Pascoe dün adadan ayrılmadan önce Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM barış Gücü Misyon Şefi Tayé-Brook Zerihoun ve BM Sözcüsü José Diaz da hazır bulundu.
Sorunların çözümü için...
Pascoe basın toplantısında, BM kolaylaştırıcılarının da çalışma grupları ve teknik komitelerle birlikte uzun zamandan beri süregelen sorunların çözümlenmesi için çalıştıklarını, sadece geçmişten gelen sorunlarla değil aynı zamanda gelecekte olacaklar için de bir araya geldiklerini anlattı.
Pascoe, çalışma grupları ve teknik komitelerin Kıbrıs'taki insanlar için "daha normal bir hayat ve daha iyi bir gelecek için çalıştıklarını" söyleyerek tüm uluslararası topluluğun ve BM'nin de bu amaçla yıllardır çaba gösterdiğini söyledi.
Kapsamlı müzakereler
Pascoe konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Kıbrıs'ta yaptığı temaslarda kapsamlı müzakerelerin başlatılması konusunda varılan aşama ve tarihle ilgili bir soruya karşılık Pascoe şunları söyledi:
"Şu an iyi ilerliyorlar biz de yardımcı olmaya çalışıyoruz, süreci izlemek ve ne kadar ilerleme olduğunu görmek üzere buraya aralıklarla geleceğimi daha önceki ziyaretimde söylemiştim. İki liderin temsilcileri yarın (bugün) bir araya gelip en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde, bir görüşme tarihi belirleyecek.
Süreçte zorluklar ve iniş-çıkışlar olabilir ama ben olumlu bir yöne doğru gittiğimizi ve iyimser olduğumu görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum."
Süreç olumlu yönde
Pascoe, görüşme sürecindeki ilerleme olmadığı yönündeki görüşlerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta, sürecin eskisinden daha hızlı ve iyi ilerlediğini ve teknik komitelerle çalışma gruplarında herklesin "nasıl bunu daha iyi yapabiliriz, bunu nasıl çözebiliriz" yaklaşımıyla çalıştığını kaydetti. Pascoe, sürecin başarıya ulaşamayacağına inanan insanların var olmasına rağmen kendisinin sürecin olumlu yöne doğru ilerlediğini söyleyebileceğini ifade etti.
Mülkiyet -garantiler
Pascoe, mal-mülk ve garantörlük konusuyla ilgili bir soruya da komiteler ve çalışma gruplarının bu sorunları çözmek için oluşturulmadığını vurguladı. Pascoe, komitelerle çalışma gruplarının, geçmişe bakarak yeni fikirler üretmek ve eskiden üzerinde anlaşılmış olan nelerin var olduğunu görmek, liderlerin gerçekten neleri konuşup neleri konuşmamaya gerek duyacaklarını belirlemek için çalıştıklarını ifade ederek "Başlık ne kadar az tartışmalıysa o kadar hızlı ilerleme kaydedilir" şeklinde konuştu.
23 Mayıs açıklaması ve
Güvenlik Konseyi kararı
23 Mayıs açıklamasının Kıbrıs Türklerinin lehine sayılabilecek maddelerinin Güvenlik Konseyi'ne gönderilirken belgeden çıkarıldığı iddiaları bulunduğunu ve BM'nin bu raporu "bütünüyle" kabul edip etmediği yönündeki soruyaysa Pascoe, BM Genel Sekreteri'nin bu belgeye tam desteği olduğunu vurguladı.
Kendileri için esas olanın bu belgenin içeriğiyle ilgili olarak hiç kimsenin konuşmaması, Kıbrıs sorununun çözümü konusuna odaklanmak gerektiğini ifade eden Pascoe, "Biz geriye yaslanıp Kıbrıs insanını yüzüstü bırakıp "kendiniz çözün" demeyeceğiz, ama liderlere uluslararası destek sağlayacağız...dünya liderleri ile her toplandığımızda Kıbrıs hakkında sorularla karşılaşıyoruz, bu çok güncel bir konu ve "bu sefer olacağı yönünde" beklentiler büyük...Herkesin desteği de bu yönde" dedi.
Çözüm şekli
Çözümün tek devlet tek kimlik ve tek milliyet barındıran iki kesimli iki toplumlu bir şekilde mi olacağı konusundaki soruya da Pascoe, "Geçmişten gelen bazı temel prensipler var ve BM belgeleri İncil'e benzer. Dünyada bu belgelerden alıntılar yapıp, karşı tarafı haksız, kendi tarafını haklı çıkarmaya çalışan tam gün ödenekli insanlar mevcuttur... Biz şimdi liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konulara yoğunlaşalım...10-15 sene önce söylenenleri bir kenara bırakalım ve gelecek için çalışalım" şeklinde yanıt verdi.
KIBRIS 19/06/08
BM
Güvenlik Konseyi kararı ciddi eksiklikler içeriyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Rum tarafının çabalarıyla ortaya çıkan bu durumun amacının gelecekte de 23 Mayıs'ta varılan bu anlaşmayı çarpıtmaya zemin yaratmak olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye'nin de desteğiyle bu anlayışa karşı mücadele ettiğini ve bu süreçte iki lider tarafından sağlanan uzlaşmaların esas olmasının önemini anlatmaya çalıştığını kaydeden Erçakıca, şöyle konuştu:
"BM Güvenlik Konseyi Başkanı olarak ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Halilzad'ın BM kararının 23 Mayıs ortak açıklamasını bir bütün olarak memnuniyetle karşıladığını aynı gün açıklama gereği duyması, bu nedenlerle anlamlıdır. Bu resmi başkanlık açıklamasıyla Kıbrıs Rum tarafının oyunu önlenmiş olmaktadır.
Kararın 23 Mayıs anlaşmasını bütünüyle yansıtması için bazı Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin de girişimde bulunmasından, bu ülkelerin çıkabilecek sorunları önceden tahmin ettikleri ve bunu önlemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu sağduyuyu gösteren ülkelere takdirlerimizi iletmek isterim."
"Medet ummamalı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyenlerin, iki tarafın anlaştığı konuları göz ardı etmekten ve yok saymaktan medet ummaması gerektiğini vurgulayarak, bu tutum Rum tarafının görüşlerine yakınlaştığı ölçüde kapsamlı müzakerelere başlama arzularının artacağına işaret etti. Erçakıca, tarafların ortak açıklama ve taahhütlere sadık kalması gerektiğini vurguladı.
"Sözümüzün arkasındayız"
Cumhurbaşkanlığı, 21 Mart'ta verilen sözün arkasında olduğunu, Rum tarafının da 21 Mart anlaşmasına sadık kalması halinde, kapsamlı çözüm müzakerelerinin hemen başlatılmasında bir engel olmadığını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun bugünkü görüşmelerinde iki liderin bir araya gelmesi konusunu ele alacağını; önerilerinin 23 Haziran Pazartesi günü liderlerin görüşmesi ve bu görüşmede de kapsamlı çözüm müzakerelerine başlanacağının duyurulması olduğunu açıkladı.
Erçakıca haftalık basın brifinginde, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun Kıbrıs ziyaretinin Kıbrıs Türk tarafı bakımından yapıcı ve yararlı olduğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pascoe'yla görüşmelerinde Kıbrıs sorununa ilişkin tutumlarını detaylı olarak aktarma olanağı bulduğunu söyledi.
Erçakıca şöyle konuştu:
"Sayın Pascoe'nun dün düzenlediği basın toplantısında, 'görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini' açıklaması, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlaması konusunda taraflarda bir tutum farklılığı gözlemlediği şeklinde algılanabilir. Bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının 21 Mar anlaşmasında da belirtildiği gibi, kapsamlı çözüm müzakerelerinin 21 Mart 2008 tarihinden itibaren üç ay sonra, yani bugünlerde başlamasından yana olduğunu ve 21 Mart'ta verdiği sözün arkasında durduğunu belirtmek isterim.
Kıbrıs Rum tarafının da 21 Mart anlaşmasına sadık kalması halinde, kapsamlı çözüm müzakerelerinin hemen başlatılmasında bir engel yoktur."
"Memnuniyetle not ettik"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun 23 Mayıs ortak açıklamasını bütünüyle desteklediğini duyurmasının da, Kıbrıs Rum tarafının 23 Mayıs açıklamasının değerini düşürme çabalarının hedefine ulaşmadığını gösterdiğini ve bu açıklamayı da memnuniyetle not ettiklerini ifade etti.
Tutum farklılıklarının Kıbrıs Türk tarafından kaynaklanmadığını belirten Erçakıca, bugün iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu'nun bir araya gelerek iki liderin önümüzdeki hafta görüşmesi konusunu da ele alacaklarını kaydetti.
Erçakıca, "Bizim önerimiz, iki liderin pazartesi günü bir araya gelmeleridir ve tabi ki bu görüşmeden beklentimiz, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlayacağının duyurulmasıdır" dedi.
"Sürecin başarısı, ortak noktalara sadakatle sahip çıkmaya bağlı"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümü için başlayan süresin başarısının, varılan ortak noktalara sadakatle sahip çıkmaya bağlı olduğunu söyledi. Erçakıca, bir tarafın sadakat göstermemesinin, diğer tarafın da sadakat göstermemesini gerektirmediğini ve Rum tarafının sadakatsizliğinin kendilerini de sadakatsizliğe itmeyeceğini belirtti.
Erçakıca, dünkü basın brifinginde soruları yanıtlarken, 21 Mart anlaşmasının prosedür olarak ortada durduğunu, çalışma gruplarındaki sonuçları değerlendirerek liderlerin kapsamlı çözüm müzakerelerine üç ay sonra başlayacağının yer aldığını hatırlatarak, Rum tarafının 23 Mayıs ortak açıklamasına da giren ortak dile sadık kalmama eğilimi gösterdiğini söyledi.
"Bu yeni süreç başarıya ulaşacaksa, varılan ortak noktalara sadakatle sahip çıkmakla ulaşılacaktır. Fakat bir tarafın sadakat göstermemesi, diğer tarafın da sadakat göstermemesini gerektirmez. Rum tarafının sadakatsizliği bizi de sadakatsizliğe itmemelidir, itmeyecektir" diyen Erçakıca, şunları dile getirdi:
"Sadakatsizliğe iten İngiltere'nin haksız ödülleri"
"Bu noktada İngiltere gibi ülkelerin dikkatini çekmek gerekiyor. Rum tarafını sadakatsizliğe iten veya Rum tarafının sadakatsizliğini besleyen, cesaretlendiren İngiltere gibi ülkelerin Kıbrıs Rum tarafına hak etmediği şekilde ödüller vermeleridir. Yakın geçmişte İngiltere ile Rum tarafı arasında imzalanan memorandumun nasıl bir rol oynadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Memorandum, son üç ayda sağladığımız mutabakatların bile erozyona uğramasına neden olmuştur. Uluslar arası güçlerin veya Kıbrıs sorununda rol oynayan devletlerin rolüne tekrar dikkat çekmek isterim."
Hasan Erçakıca, memorandumun kötü bir örnek olduğunu belirterek, tekrarlanmaması dileğinde bulundu.
BM Güvenlik Konseyi kararında 21 Mart ve 23 Mayıs kararlarına atıfta bulunulduğunu, Güvenlik Konseyi Başkanlığı'nın açıklamasında 23 Mayıs açıklamasına bütünüyle destek belirtildiğini, dün sabah da BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lyn Pascoe'nun bunu tekrarladığını anlatan Erçakıca, Rum tarafının bundan gerekli dersleri çıkaracağı umudunu dile getirdi. Erçakıca, sürecin olumlu devam etmesi arzularını ifade etti.
Hristofyas geri adım atmak mı istiyor?
"Hristofyas 23 Mayıs anlaşmasından geri adım mı atmak istiyor?" sorusuna karşılık Erçakıca, Rum tarafındaki bazı sıkıntıların Hristofyas'ın geri adım atmasını gerektirmediğini çünkü Hristofyas sürece katkı koymak istiyorsa, bunlara da cesaretle göğüs germeyi becerebilmesi gerektiğini söyledi.
Her liderliğin veya hükümetin kendi iç sorunlarından kaynaklanan sıkıntıları olabileceğine işaret eden Erçakıca, "Bizde de farklı görüşler vardır ama biz bunları muhataplarımızı, Kıbrıs Türk demokrasisinin parçası olan farklı görüşteki siyasi parti liderlerini ikna etmeye çalışıyoruz, toplantılar düzenliyoruz. Bunları vardığımız mutabakatlardan geri adım atmak için gerekçe yapmaya kalkışmıyoruz. Aynı şeyi Hristofyas'ın da yapması gerekir" diye konuştu.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da bu süreçte çeşitli eleştirilere muhatap olduğuna işaret ederek, bunları hoşgörüyle karşılayıp anlatmak gerektiğini vurguladı.
"İngiltere'yle memorandum olumsuz rol oynadı"
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının İngiltere ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan memorandum konusunda daha çok İngiltere'yi suçlamasının nedeninin sorulması üzerine Kıbrıs sorununda olumlu rol oynadığını iddia eden ve üç garantörden biri olan İngiltere'nin BM zemininde Kıbrıs'la ilgili karar tasarılarının hazırlanmasında rol üstlendiğine işaret etti ve bu ülkenin çok dikkatli ve titiz davranması gerektiğini söyledi.
Memorandumun herhalde birden bire ortaya çıkmadığını, hazırlık süreci yaşandığını belirten Erçakıca, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin bu konuda Kıbrıs Türk tarafının tepkisini önceden ölçebileceğini ama böyle bir çabaya girmediklerini ifade etti.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs'taki son gelişmelerde İngiltere'nin çok büyük olumsuz rol oynadığını ifade etti.
KIBRIS 19/06/08
Pascoe optimistic ahead of leaders
meeting
By Jean Christou
THE TWO leaders in Cyprus
will probably meet next week but UN Undersecretary General Lynn Pascoe, who
left the island yesterday, said ultimately it would be up to them.
President Demetris Christofias did indicate yesterday that he and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat would meet before the end of the month where
the basis of new negotiations would be redefined, he said.
Pascoe told a news conference yesterday morning that advisers to the two
leaders, George Iacovou and Ozdil Nami would be meeting today but he did not
want to predict the outcome with any certainty on his part.
They will be setting the date for the next meeting of the two leaders, which
should come very soon, hopefully next week, schedules permitting and getting
things worked out, and I think that is going to happen, Pascoe said.
I think that as nearly as I can tell, of course there are going to be bumps in
the road and there will be ups and downs. An issue that has been around this
long is inevitably going to have problems arise, but my strong sense is that
the overall direction is a very positive one.
I remain quite optimistic that the process is moving forward and I think that
we will get involved in substantive talks in the not too distant future.
Pascoe also made an appeal against pessimism, focusing too much on the past,
and nitpicking about the wording in various documents on the Cyprus issue.
The thing that is most amazing to me is that everyone has always a citation.
The UN body of work sometimes reminds me a little bit of the Bible: you can
reach out and find a citation to prove any point you want to prove and there
are whole legions of people who are paid full-time to go in and dig out every
little citation they can to prove that they are right and the other side is
wrong, said Pascoe.
By and large that is not a very productive approach. I think it is very
important that we not be spending all of our time living in the past, we are
talking about building the future. I think this should be said any time you get
quoted to you somebody saying oh yeah, look what was said 20 or 15 years ago.
The question that you should always ask that official is: what are you doing
about the future?, because that is what counts.
The UN envoy said there would always be at least ten reasons why something will
not work to every one reason why it will, and despite the doubters, the working
groups and technical committees were doing very well.
People say what about Ankara?, what about this, what about that? I mean,
there is always reason out there to be pessimistic and frankly there is
justification for it
For the number of years, the numbers of efforts and the
number of programmes [that have started and failed], it is not surprising that
people would be, Pascoe said.
He said however that he had several extensive discussions with the Turkish
government, as well as the Greek government, the EU and others involved in the
issue and he detected a very strong desire to move forward in all of those
capitals. He added the feeling was that this time it could be done, that he was
optimistic, and impressed with the two leaders.
We should not be pessimistic [about] a process if we want it to work, Pascoe
said. Because if they [Cypriot citizens] dont believe we are going to make
it, we wont make it.
He did say however he was quite struck by the leaders very strong
dedication and intention to make the process work, and that he would he
returning periodically to help.
Christofias said yesterday he would ask Talat to help redefine the basis on
which the Cyprus issue would be solved because he thought the Turkish Cypriot
leader had overreacted to the British memorandum and the UN resolution.
It is clear that in a new meeting, my effort will be to clearly redefine the
basis on which the Cyprus problem will be solved, he said. I see no reason
for Mr Talat to react because we are talking about a state with a single
sovereignty, citizenship and international personality. This will be clarified
so that we have the same prospect before us, speaking the same language.
The Turkish Cypriot side said yesterday provided that Christofias was committed
to the March 21 agreement, there was no obstacle to the immediate resumption of
negotiations.
CYPRUS MAIL 19/06/08
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrısta yaşanan sorunun faturasını yine Türkiyeye
kesti.
Çözümün önündeki en önemli engel olarak Türkiyenin müdahalelerini
gösteren Rum lider, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı
dış etkilere kapalı bir şekilde masaya oturmaya davet
etti.
Brükselde Avrupa Politika Merkezi (EPC) adlı düşünce
kuruluşunda konuşan Hristofyas, Talatın Ankaradan onay
almaksızın, bağımsız bir şekilde müzakere
yürütebilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
Talattan talebim dışarıdan, yabancı ülke ve güçlerden
gelecek telkinlere kapalı bir şekilde masaya oturmamız. (...)
Sorunu gerçekten mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde çözebiliriz,
ancak maalesef Türkiyenin isteğine bağlıyız.
Türk askerinin yarısı çekilsin
Türkiyenin garantör ülke olarak kalma yolundaki isteğinden vazgeçmesi
gerektiğini söyleyen Hristofyas, iyi niyet göstergesi olarak Adadaki
Türk güçlerinin yarısının çekilmesini istedi.
Rum lider, Avrupa Birliğinin (AB) Türkçeyi resmi dilleri arasına dahil
etmek istemesi halinde buna itiraz etmeyeceklerini söyledi.
AKPyle ilgili kapatma davasına da değinen Hristofyas, Konu
Türkiyenin iç işi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
yasaklanırsa bu sadece çözüm açısından değil Türk
halkı ve demokrasisi açısından çok önemli bir geri adım
olacak dedi.
Vizyonum federalizm
"KIBRIS CUMHURİYETİ, İKİ TOPLUMLU VE İKİ KESİMLİ FEDERAL BİR DEVLETE DÖNÜŞMELİDİR"... Rum yönetimi başkanı Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında federalizmin" en iyi çözüm olduğunu savunarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti, tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek vatandaşlığı olan iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmelidir" dedi
"ANKARA, İYİ NİYET JESTİ OLARAK ASKERLERİNİN YARISINA KADARINI ADADAN ÇEKSİN"... "Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum" diyen Hristofyas, "Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir güç ve aktör olan Türkiye'nin kendilerine geleceklerini belirleme fırsatını vermesini" istedi. Hristofyas, "Türkiye'nin adanın yeniden birleşmesinin anahtarını elinde tuttuğunu" da ileri sürerek, Ankara'nın iyi niyet jesti olarak askerlerinin yarısına kadarını adadan çekmesi önerisinde bulundu
"AB, TÜRKÇE'Yİ RESMİ DİL YAPACAĞIM DİYORSA BUNA İTİRAZIMIZ YOK"... Hristofyas, "AB Türkçe'yi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız yok. Rumca zaten Kıbrıs'ın üyeliğiyle AB'nin resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye AB'ye girdiğinde Türkçe de resmi dil olur" dedi
"TALAT'LA HAZİRAN AYI SONU VE TEMMUZ BAŞI İKİ KEZ GÖRÜŞECEĞİM" ... Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat ile haziran sonunda ve temmuz başında iki kez görüşeceğini açıklayarak, bir sonraki güven artırıcı önlemlerin, eski Lefkoşa'nın askersizleştirilmesini ve Limnitis köyündeki geçiş noktasının açılmasını içermesi gerektiğini söyledi
Rum yönetimi başkanı Dimtiris Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında federalizm"in en iyi çözüm olduğunu iddia ederek, "Anavatanlar bizi yalnız ve özgür bıraksın. Kıbrıslıların çözümü olsun" dedi.
Hrsitofyas, dün Brüksel'de düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezi'nde kahvaltı toplantısında yaptığı konuşmada, "Kıbrıs'ın birleşmesi vizyonun" anlatarak, Kıbrıs'ın geleceğinin "parlak ve barışçıl" olacağı konusunda iyimser olduğunu ifade etti.
Hristofyas, ayrıca Avrupa Birliği'nin (AB) Türkçe'yi resmi dilleri arasına dâhil etmek istemesi halinde buna itiraz etmeyeceklerini söyledi.
"Statükonun adadaki her iki tarafa zarar verdiğini" belirten Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la "başka ülkelere hiçbir taahhütte bulunmadan ortak dil bulmaya çalışmaları gerektiğini" kaydetti.
"Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum" diyen Hristofyas, "Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir güç ve aktör olan Türkiye'nin kendilerine geleceklerini belirleme fırsatını vermesini" istedi.
"Ada federalizm altında yeniden birleşmeli"
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili vizyonunu anlatırken, adanın AB prensipleri ve uluslararası hukuk temelinde federal bir çatı altında yeniden birleşmesi gerektiğini söyledi.
Hristofyas, ayrıca "Türkiye'nin adanın yeniden birleşmesinin anahtarını elinde tuttuğunu" ileri sürerek, Ankara'nın iyi niyet jesti olarak askerlerinin yarısına kadarını adadan çekmesi önerisinde bulundu.
Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, Hristofyas, çözümün Kıbrıslılar tarafından ve Kıbrıslılar için olması gerektiğini belirterek, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi halinde bir cennet ve AB için bir atlama tahtası olabileceğini söyledi.
Rum lideri, "Benim vizyonum, adanın yeniden birleşmesidir; iki kesimli, iki toplumlu federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti'dir... Ve inanıyorum ki, bu vizyonum, ülkesini seven tüm Kıbrıslıların, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, vizyonudur" diye konuştu.
"Talat, geçmişte mutabık kalmış olduğumuz
temellerde fikir teatisi yapmaya hazırım"
Kıbrıs Rum toplumunun eski lideri Başpiskopos III'üncü Makarios'un, "Kıbrıslı Türklere daha güvenli hissetme fırsatı vermek için uzlaşmaya yönelik önemli bir adım attığını ve üniter devletin, iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmesi yönünde cesaretli bir karar aldığını" ileri sürdü. Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da Makarios ile birlikte "üniter bir devletin iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşümünü öngören" 1977 Üst Düzey Antlaşması'nı imzaladığına işaret eden Hristofyas, "Ancak Denktaş tutumunu değiştirerek, Kıbrıs'ta iki halktan ve iki devletten söz etmeye başladı" dedi.
"Bu yapıcı olmayan tavrın kanıtı, Türkiye Milli Güvenlik Konseyi'nin ve Kıbrıs Türk liderliğinin Kıbrıs'ta "iki devlet, iki halk ve iki cumhuriyetin" varlığına atıfta bulunmaya devam eden son açıklamalarında görülebilir" diyen Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) lideri olduğu dönemde bir dizi anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
Hristofyas, "Cumhuriyetçi Türk Partisi ile AKEL'in, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili birçok prensibi belirlemiş olduğu birçok belge vardır. Bu prensipler, birçok BM belgesinde ve kararında yer alanlarla aynıdır. "Mehmet Ali Talat'la birlikte oturarak, geçmişte mutabık kaldığımız temellerde samimi olarak fikir teatisi yapmaya hazırım" dedi.
Kıbrıs sorununun çözüm temeli
Kıbrıs sorununun çözüm temeliyle ilgili olarak Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti, tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek vatandaşlığı olan iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmelidir" dedi.
Hristofyas, Kıbrıs Türk toplumu lideri ile hâlihazırda mutabık kalmış oldukları birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin askersizleştirilmesini de savundu.
Dimitris Hrisfofyas, "kesin olarak Türkiye'nin bakir doğum ya da yeni bir ortaklık devleti diye nitelendirdiği Kıbrıs'ta iki devlet kavramını reddettiğini" vurguladı.
Soruları da yanıtlayan Rum lideri, mayıs ayı sonundaki görüşmelerinin ardından Talat ile yaptıkları ortak açıklamaya da netlik kazandırarak, söz konusu açıklamanın BM kararları tarafından öngörülen siyasi eşitliği olan iki kesimli ve iki toplumlu bir federalizme atıfta bulunduğunu söyledi.
23 Mayıs ortak açıklaması
Dimtiris Hristofyas, "Dostum Mehmet Ali Talat'a yardımcı olmak için federasyonun nihai sonucundan (iki kurucu devlet) bahsettik. Kıbrıslı Türkler bunu bir başlangıç noktası olarak görüyor ki, bu halihazırda ortak gelecek konusunda karar verecek iki devlet olduğu anlamına gelir" dedi.
Hristofyas, şu an Kıbrıs Türk liderliğinin değişikliklerden ve Kıbrıs'ta iki devlet fikrine yönelik yeni gerçekliklerden bahsettiğine işaret etti.
Dimitris Hristofyas, "Adada yeni gerçekliklerin olduğunu ve en önemli gerçekliğin de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal ve tanınmış bir devlet ve AB üyesi olduğunu, tüm Kıbrıslılara, Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türklere, ait olduğunu ve bu devletin federal bir devlete dönüşmesi gerektiğini" vurguladı.
"Talat'la haziran sonu ve
temmuz başı iki kez görüşeceğim"
Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ın ne iki anavatanın garantörlüğüne, ne de koruma ya da garantiye ihtiyacı olduğunu" söyledi.
Hristofyas, Talat ile haziran sonunda ve temmuz başında iki kez görüşeceğini açıklayarak, bir sonraki güven artırıcı önlemlerin, eski Lefkoşa'nın askersizleştirilmesini ve Limnitis (Yeşilırmak) köyündeki geçiş noktasının açılmasını içermesi gerektiğini söyledi.
"AB, Türkçe'yi resmi dil yapacağım
diyorsa buna itirazımız yok"
Bu arada, Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Rum lideri Hristofyas, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonunun sorumluluğunu "Türkiye'nin işgaline ve önceki Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın izolasyoncu ve adayı bölücü politikalarına" yükleyerek, "AB Türkçe'yi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız yok. Rumca zaten Kıbrıs'ın üyeliğiyle AB'nin resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye AB'ye girdiğinde Türkçe de resmi dil olur" dedi.
AB'nin Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Tüzüğü'nü Rum malları üzerinde faaliyet gösterilmemesi koşuluyla desteklediklerini kaydeden Hristofyas, doğrudan ticaretin Kıbrıs'ı birleştirmek yerine bölünmeyi teşvik ettiğini savundu.
Hristofyas, "AK Parti'nin kapatılması halinde Kıbrıs'ta çözüm çabalarını nasıl etkileneceğinin" sorulması üzerine ise, "Erdoğan'ın zaferinin demokratik kurumlar ve demokrasi açısından çok önemli bir ileri adım olduğunu" söyledi.
"Konunun Türkiye'nin iç işi olduğunu" kaydeden Hristofyas, "Erdoğan yasaklanırsa bu sadece Kıbrıs'ta çözüm açısından değil Türk halkı ve demokrasisi açısından çok önemli bir geri adım olacak" ifadesini kullandı.
"Türkiye'nin Avrupa'da ordunun ağırlığı en yüksek ülke ve Türk ordusunun bölgesel süper güç olduğunu" anlatan Hristofyas, Türkiye'nin iyi niyet gösterisi yaparak adadaki askerlerinin yarısını çekmesini talep etti.
"Annan planının KKTC'de kabul edilmesini saygıyla karşıladığını, fakat bir taraf reddettiği için yok sayılması gerektiğini" ileri süren Hristofyas, "Kabul ediyorum: Annan planı iki bölgeli, iki toplumlu çözüm getiriyordu. Fakat Kıbrıslıların gerçek çıkarlarına hizmet etmiyordu. O zamanki BM Genel Sekreteri Kofi Annan, maalesef her alanda Türk taleplerini karşıladı. Dengeli plan olmadı" diye konuştu.
KIBRIS 20/06/08
Kıbrıs'ta çözüm erişilebilir uzaklıkta
"TARAFLARIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ" ... Kıbrıs'taki tüm insanlar için kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman bağlı kalınması gerektiğini vurgulayan Zerihoun, "Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde başarılı bir sonuca varmaları için tarafların yanında olmaya devam edeceğiz" dedi
"ÇÖZÜM SÜRECİNDE CİDDİ SORUNLAR ORTAYA ÇIKACAK"... Zerihoun, son bir kaç ayda kat edilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı olduğunu söyledi. Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, "Kıbrıs'ta çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğunu" söyledi.
Zerihoun, dün ara bölgede düzenlenen UNFICYP Madalya Töreni'nde yaptığı konuşmada, çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğuna ilişkin ortak görüşte, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerin ortaya koyduğu kararlılık ile kapsamlı görüşmeler için zemin oluşturmak için çalışan teknik komite ve çalışma guruplarının kaydettiği ilerlemenin önemli etkisi olduğunu kaydetti.
Madalya töreninin ümit verici bir döneme rast geldiğini kaydeden Taye-Brook Zerihoun, son bir kaç ayda kat edilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı olduğunu söyledi.
Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı.
"Çözümsüzlüğün normal olarak görülmeye başlandığı uzun süren anlaşmazlıklarda alternatiflere yönelmenin bazen zor olduğunu, bu nedenle Kıbrıs'taki tüm insanlar için kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman bağlı kalınması gerektiğini" vurgulayan Zerihoun, "Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde başarılı bir sonuca varmaları için tarafların yanında olmaya devam edeceğiz" dedi.
BM'nin özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs tarihli anlaşmalarından cesaretlendiğini, iki liderin bu anlaşmalarda birleşik bir Kıbrıs yönünde ortak bir vizyon ortaya koyduğunu kaydeden Zerihoun, tarafların görüşmelerini sürdürmeleri için UNFICYP'in adada gerekli siyasi ortamı yaratmaya devam edeceğini kaydetti.
Adadaki barış gücünün görevinin zaman zaman zor olduğunu, hassasiyet gerektirdiğini, bazen BM'nin rolü ile ilgili yanlış anlaşılmalarla karşı karşıya kalındığını kaydeden Zerihoun, "Ancak genel olarak bu görevin elzem olduğu görüşündeyim" dedi.
KIBRIS 20/06/08
Leaders stop short of announcing date for meeting
THE LEADERS of the Greek
and Turkish Cypriot communities could meet this month and in July to assess
whether direct talks can start soon, President Demetris Christofias said
yesterday.
We want to pass to this phase of our common efforts but we must not work for
the sake only of these face-to-face negotiations. We have to prepare ourselves
because if we fail this is a very, very serious failure, Christofias told a
Brussels-based think tank.
But though it was widely expected yesterday, top aides of the two leaders did
not announce a date for a meeting.
When there is a decision, of course it will be announced, Christofias aide
George Iacovou said after a two-hour meeting with his Turkish Cypriot
counterpart Erdil Nami.
The two men will also be meeting today after which they will hold a joint news
conference.
An unnamed source quoted by Reuters said small confidence building measures
relating to health, environmental protection, protection of the islands
cultural heritage and road safety could be announced by the two sides during
the conference.
The United Nations said a lot of hard work was still needed and compromises
will have to be made to reach a solution.
We have seen marked progress in the peace process in the last few months, a
development that has engendered much optimism and goodwill in Cyprus and around
the world, said UN special envoy Taye-Brook Zerihoun.
Zerihoun warned against taking the easy way out that of least resistance and
return to a familiar but falsely comfortable immobility.
It is crucial to keep in sight the ultimate objective: that of bringing about
a future of durable peace and prosperity for all the people of Cyprus, the UN
official said.
Christofias said a resolution of the Cyprus problem depended on Turkey.
If we are free to negotiate, I could be optimistic that soon we could solve
the problem.
CYPRUS MAIL 20/06/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:07 TSİ 21 Haziran 2008 Cumartesi
PARİS/WASHINGTON/STOCKHOLM
- Türkiye-Hırvatistan Euro 2008 çeyrek final randevusuna ABDden
İsveçe dünyanın dört bir yanında gazeteler ve televizyonlar
geniş yer ayırdı. İtalyan, İspanyol, İngiliz,
Alman, Fransız, Yunan, İsveç, Avusturya, ABD ve Macar gazeteleri
Türkiyenin zaferini ilk sayfadan çarpıcı başlıklarla
verdi.
LA GAZZETTA DELLO SPORT: YEDİ CANLI TÜRKİYE
İtalyan La Gazzetta dello Sport, sonucun penaltılarla
belirlendiği maça ilişkin haber başlığında,
Penaltılar. Hırvatistanın yıkılışı.
Ve yedi canlı
Türkiye dedi.
Karşılaşma, spot cümlelerinde ise 119. dakikada Klasniç-gol,
121. dakikada Şentürkün cevabı. Ardından da şok biçiminde
özetlendi.
Futbol açısından sıkıcı bir karşılaşma
sonrasında uzatmaların son bölümünde heyecanın doruk
noktasına ulaştığına değinilen haberde,
Unutulması gereken bir maç, son anda futbol tarihinin unutulmazları
arasına giriverdi denildi.
CORRİERE DELLO SPORT: MARATONUN ARDINDAN MUCİZE
Corriere dello Sport ise maç sonucunu ilk sayfadan, İnanılmaz
Türkiye: 121de durumu eşitledi, penaltılarda geçti
başlığıyla anons etti.
İç sayfada ise Maratonun ardından Türkiye mucizesi
başlığının kullanıldığı haberde,
şu ifadelere yer verildi:
Türkiye, tarihinde ilk kez Avrupa Futbol Şampiyonasında yarı
finale yükseldi. Şanslı ve şeytani Terimin çocukları
uzatmaların ikinci yarısında, Klasniçin golünden iki dakika
sonra, uzatma dakikasının son saniyelerinde, golü
attıklarında Hapel Stadında coşku patlaması
yaşandı. Türkler, şimdi Baselde Almanyayla
hesaplaşacaklar, ama bayram dün gece yaşandı.
TUTTOSPORT:
OSMANLILAR ŞAŞIRMADI
Tuttosport gazetesi ise Hırvatistanda hayal
kırıklığı. Türkiye penaltılarda yendi
başlığını kullandı. Spot cümlelerinde ise
Klasniç, uzatmaların bitmesine bir dakika kala gol attı, ama
Şentürk anında durumu 1-1 yaptı. Türkler yine son anda
toparlandılar. Şimdi sırada Almanya var denildi.
Maça ilişkin değerlendirmelerde, Hırvatistanın
aldığının düşünüldüğü anda her şeyin ters
yüz olduğuna işaret edilerek, şöyle denildi:
Her şeyin bitmiş olduğunun zannedildiği anda, oyuna
sonradan girmiş olan Semihle, tıpkı Çek Cumhuriyeti
maçında olduğu gibi bitiş düdüğüne ramak kala durumu
eşitlemeyi başardılar. Ardından penaltılar geldi.
Osmanlılar şaşırmadılar, Hırvatlarsa
acınacak durumdaydı (4 atışta 3 hata!)
HIRVATİSTAN VİYANADA SAPLANDI
İngiliz The Guardian gazetesi Geç bir manevrayla geri dönen kral Türkler
başlığını kullandı. Tarih yazmak için 90 dakika
taraflara yetmedi diyen gazete, Maçın sonundaki patlamanın
ardından dağılan dumanın altından Türkiye
çıktı ifadesini kullandı.
The Independent gazetesi maçı Hırvatistan Viyanada saplandı
başlığıyla verdi.
LEQUIPE:
TÜRKİYE, BU NE ÇILGINLIK
Fransız Le Monde gazetesi İnanılmaz Türkler
başlığını attı. Liberation gazetesi, Türkler
mutluluktan uçuyor başlığıyla milli takımın
zaferini okuyucularına duyurdu.
LEquipe gazetesi, Türkiye, Ne Çılgınlık
başlığıyla manşetten verdiği haberde Türkiye hiçbir
zaman vazgeçmez ifadesini kullandı.
Le Parisien gazetesi, Heyecan uyandıran Türkler
başlığıyla birinci sayfadan verdiği haberde, Türk
takımının gerilimli bir maç sonucunda galip gelmesini
bildiği yorumunu yaptı.
Le Figaro gazetesi ise Türk mucizesi devam ediyor
başlığıyla verdiği haberde, Çılgın bir
maçtan sonra Türkiye yarı finale kaldı dedi.
BILD: TÜRKLER BİZE KARŞI
Bild gazetesi birinci sayfadan Biz Türklere karşı
başlığıyla yayınladığı haberde,
Berlinde Türklerin yaşadığı büyük coşkuya çok
sayıda fotoğraflarla yer verirken, Türkiyeyi de bu büyük
başarısından dolayı kutladı.
Berliner Kurier gazetesi Şaka değil! Yarı finalde Türkiyeye
karşı başlığıyla verdiği haberde,
Almanyanın yarı finaldeki rakibinin belli olduğuna işaret
ederek, kötü bir maç oynandığını ancak
Hırvatların penaltı noktasında aptalca hareket etmelerinden
dolayı Türklerin çekişmeli bir penaltı atışından
sonra yarı finale yükseldiklerini yazdı.
BERLİNİN ÜZERİNDE HİLAL PARLADI
Gazetenin diğer bir haberinde de Türklerin gece yarısı Berlin
sokaklarında yaşadığı coşku ve sevince Berlin
üzerinde hilal parladı başlığıyla ve çok sayıda
fotoğrafla yer verildi.
Berlinde yayınlanan B.Z gazetesi de, Hilal Berlinde parladı
başlığıyla Berlindeki coşkulu kutlamalara yer verirken,
spor sayfasında da Türkiyenin yarı finale yükselmesini Haydi buraya
penaltı kahramanları başlığıyla okuyuculara
aktardı.
Türkiyenin yarı finale yükselmesini birinci sayfadan Gelecekteki rakip:
Almanya başlığıyla veren Berliner Morgenpost gazetesi
de, spor sayfasındaki haberinde, Löwün Türk milli takımına
karşı büyük saygısı olduğunu belirterek, Terimin de
Halkımız bu takımla gurur duyabilir şeklinde
konuştuğunu yazdı.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi de Türkiyenin yarı finale
yükselmesini Türkler üçüncü kez geri dönüşlerini kutluyorlar
başlığıyla verdi.
WASHINGTON POST: TÜRKİYE DRAMATİK YENDİ
ABDnin Washington Post gazetesi Türkiye Hırvatistanı dramatik
biçimde yendi başlığını kullandı.
AS:
HIRVATİSTAN KAN KAYBINDAN ÖLDÜ
İspanyol spor gazetesi AS Taktik gibi mucize
başlığını atarken, Bir maçtan ziyade, traji komik,
hüzünlü bir tiyatro gibiydi. Saat ile beslenen Türkiye, 3. mucizesini
yaptı. Kahraman bir rol oynayan Rüştü karşısında
Hırvatistan kan kaybından öldü denildi. Sahanın en iyisini
Hırvat Modric olarak seçen AS, en kötüsünü de Nihat Kahveci olarak
gösterdi.
MARCA:
TÜRKLER SON 20 DAKİKAYI İZLESİN
Marca gazetesi, Türkiye çiçeği bir bahçe ifadesini
başlığına çıkartarak, Türkiye, Dünya Kupasında
olduğu gibi tek bildiği yolla kahramanca yarı finale yükseldi.
Türk taraftarların takımlarının maçlarında ilk
yarıyı izlemelerine gerek yok, istediklerini yapsınlar, son 20
dakika izlesinler yeter. Türkiyede tek bir kahraman yok. İsviçre
maçında Arda, Çek Cumhuriyeti maçında Nihat, Hırvatistan
maçında Semih ve Rüştü. Mucizeye hepsi katılıyor,
bunların hepsi deli! değerlendirmesini yaptı.
EL
PAİS: TÜRK DELİLİĞİ
Diğer İspanyol gazetelerinde ise şu başlıklar
atıldı:
El Pais Türk deliliği, El Mundo Viyana en deli finallerden birine sahne
oldu. Şanslı Türkiye penaltılarla yarı finalde, ABC Dünya
Kupası 3.lüğünden 6 yıl sonra Türkiye, Avrupa Kupasında
yarı finale kalarak yine uluslararası arenaya çıktı, Sport
Hitchock filmi gibi bir finalin ardından Türkiye penaltılarla
yarı finalde, El Mundo Deportivo Yeni bir Türk mucizesi.
YUNAN
BASINI: ÖLÜMSÜZ TÜRKLER
Atinada yayımlanan günlük spor gazetesi Filathlos, Ölümsüz Türkler
başlığı ile mücadeleyi okurlarına
taşıdığı haberinde, Türk Takımının dün
çıkardığı oyunun dünyanın 8. harikası olarak
nitelendirilebileceğini, Ay-yıldızlıların
Hırvatların daha üstün sayılabileceği bir oyunu lehlerine
çevirmeyi başardıklarını ve Rus ruletinden canlı
çıktıklarını yazdı.
Gazete, Türkiye havlu atmamak gerektiğini gösterdi. Hiçbir durumda
karşı takımdan daha iyi oynamadı, ancak üzerinde
durulması gereken konu Türkiyenin kayıp bir
karşılaşmayı nasıl lehine çevirebildiği. Bu da
şans eseri olan bir durum değil değerlendirmesinde bulundu.
EN
ÇILGIN RÜYADA GÖRMEK BİLE ZOR
Türkiye al aşağı etti başlıklı haberinde Fos
ton spor gazetesi ise dün akşam yaşanan gelişmelerin en
çılgın rüyalarda görülmesinin dahi zor olduğu yorumunu
yaptı.
Gazete, Evren yardım etti, yoksa Türklerin başarısı
başka türlü zor açıklanır şeklindeki haberinde,
Ay-yıldızlıların oyunun büyük bölümünde pasif
olduklarını, uzatmalara ve penaltı atışlarına
gidilen karşılaşmanın sonucu için söylenilecek tek
şeyin Türklerin organizasyonu alaşağı etmekte kararlı
oldukları olduğunu kaydetti.
Gazete, elde edilen başarının Delikanlıca olduğunu
da vurguladığı haberinde, şans eseri
Ay-yıldızlı takımın file bekçisi olan Rüştünün
Gecenin kahramanı unvanını taşıyan isim
olduğunu yazdı.
AKLA
HAYALE GELMEZİ BAŞARDILAR
Terimin takımı akla hayale gelmezi başardı diyen Sport
Day gazetesi, Türkler haber vermişlerdi ama bu olan bambaşka bir
yıkımdı ifadesine yer verdi.
Allah onların yanında başlığını da
kullanan gazete, Tekrarlanan tesadüf, tesadüf olmaktan çıkar. 9 gün
içinde Türkiye 3. kez kaybedilen bir maçı almayı başardı.
Bu sefer ise maç her zamankinden daha kayıp görünüyordu, ama son dakikada
ağlarında gol gören bu takıma hayranlık duymak gerek.
Terimin takımı yolun sonunda görünüyordu. Rüştü topu Semihin
bölgesine gönderdi ve son vuruş milyonlarca Türke bayram
yaşattı yorumunu yaptı.
NEMZETİSPORT:
ALLAH HER ZAMAN YARDIM EDİYOR
Macaristanın günlük tek spor gazetesi olan Nemzetisport, ilk üç
sayfasını tamamen Türklere ayırdı. Gazete
attığı manşette Yüksekgerilim derken,
başlığın hemen altında yarı finale kalan Türk
futbolcularının sevinç resmine yer verdi. İkinci ve üçüncü
sayfada atılan manşet ise Allah her zaman onlara yardım ediyor
sözleri yer alırken, manşetin altında Türk futbolcuların
sevinçleri fotoğraflarla verildi.
Macaristanın en önemli günlük siyasi gazetesi olan Nepszava ise Trajedi
dönemeçleri, Türkiye yarı finalde şeklinde attığı
başlığın ardından, Türklerin inadı yarı
finali getirdi diye yazdı.
Macaristan medyasındaki diğer başlıklar ise şöyle
oldu:
Origosport: Türkiyeye karşı önde oynayan yanar
Mahu: Allah ebedi
Samsungsport: Avrupada Türk tehlikesi
Zoon: İnanılmaz dirilişin ardından Türkler ilk dörtte
Figyelönet: Viyanada Türk Zaferi
İNANILMAZ
TÜRK ZAFERİ
Türkiye-Hırvatistan çeyrek final maçını naklen yayınlayan
İsveç televizyonu, Türkiye yarı finalde, bu Türkler kaç canlı
ifadesini kullandı. TV4, TV4ün spikeri bundan sonra, Türkleri kim
motive ediyor. Maç sonucunu Hırvatistan için Alfred Hitchcock da
yazmış olabilir dedi.
İsveç gazeteleri de maçtan sonra internet sitelerinde verdikleri ilk
haberlerde, İnanilmaz Türk zaferi yorumunu yaptılar. 2002 Dünya
Kupası karşılamalarına da atıfta bulunan İsveç
gazeteleri, 2002de kahraman olan Rüştü, yeniden kahraman, Türkiye,
yeniden olanaksızı başardı başlıklarını
kullandılar.
VİYANA
KUŞATMASI GİBİ
Maçı ABDde canlı olarak yayımlayan ESPN Televizyonu,
karşılaşmanın bitiminde, Viyana kenti, 1683teki Viyana
Kuşatmasından bu yana bu denli büyük bir mücadele
yaşamadı yorumunu yaptı.
Türkiyenin, şampiyonada arka arkaya üçüncü kez bir mucizeyi
gerçekleştirerek son anlardaki golleriyle maçların kaderlerini
değiştirdiğini vurgulayan ESPN yorumcusu, Türklerin gücünü,
cesaretini ve yorulmazlığını selamlıyoruz dedi.
ESPN, kaleci Rüştü Reçberi maçın kahramanı olarak nitelendirdi.
TÜRK
MUCİZESİ BU KEZ VİYANADA
Avusturya Devlet Televizyonu (ORF), Türkiye-Hırvatistan çeyrek final
maçını, Türk mucizesi Cenevreden sonra Viyanada gerçekleşti
ifadesiyle duyurdu.
ORF, internet sayfasında resimli olarak yayımladığı haberde,
Hırvatların yarı finali kaçırdığına
işaret ederek, Cenevredeki mucizeden beş gün sonra Türkler bu kez
de Viyanada ikinci bir mucizeye imza atarak, kaybettikleri bir maçın
kaderini uzatmalarda ve penaltı atışlarıyla
değiştirmeyi başararak yarı finale yükseldiler diye
yazdı.
VİYANADA
TÜRKLERİN BAYRAM AKŞAMI
Avusturyanın yüksek tirajlı günlük gazetelerinden Österreich,
birinci sayfasından fotoğraflı olarak anons ettiği maç
haberine 2. ve 3. sayfaların tümünü ayırarak, Türkiye penaltı
gerilimini kazandı başlığını kullandı.
Kronen gazetesi, maç haberini birinci sayfasından resimli olarak verirken,
Viyanada Türklerin bayram akşamı
başlığını kullandı.
Günlük Kurier gazetesi de birinci maç haberini sayfasından resimli olarak
anons ederken, maçı Türkiye- Hırvatistan; Viyanada gerilim filmi
başlığıyla verdi.
Kurier spor bölümünde, Viyanada sıcak akşam üst
başlığıyla karşılaşmaya tam sayfa
ayırdı ve Penaltı geriliminden sonra klakson konseri
başlığını kullandı.
GERİ
DÖNÜŞÜN KRALLARI
Reuters haber ajansı, Türkiyenin zaferi için Geri dönüşün
kralları başlığını attı. Associated Press
(AP) ise Türkler başka bir geriden gelme mucizesini gerçekleştirdi
yorumunu yaptı.
NTV
Güncelleme: 20:28 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma
LEFKOŞA - İki kesim
arasında ambulansların geçişi serbest bırakılacak.
Toplum ve hayvan sağlığı konularında ortak komisyon
kurulacak. Katı atıkların AB normlarına göre yönetimi
sağlanacak. Çöpler, toplandıktan sonra uygun şekilde
değerlendirilecek ya da imha edilecek.
Türk ve Rum kültürel mirasının korunmasına yönelik
eğitim programları düzenlenecek. Kararlar, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyasın
onayından sonra yürürlüğe girecek.
Liderlerin gelecek hafta için planlanan görüşmesiyse, yurtdışı
programları nedeniyle 1 Temmuza ertelendi.
AA
Güncelleme: 12:04 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma
LEFKOŞA - Rum meclisi
genel kurulunda dün oy birliğiyle onaylanan savunma
ortaklığı anlaşması, Fransa tarafından da
onaylanmıştı.
10 yıllık geçerlilik süresi bulunan anlaşma,
karşılıklı askeri işbirliği ve tatbikatlar
yapmayı da öngörüyor.
Anlaşma, Fransanın Güney Kıbrıstaki hava ve deniz
limanlarını askeri amaçlı olarak kullanmasına imkan da
veriyor.
AA
Güncelleme: 17:14 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma
KAMPALA - Babacan, İslam
Konferansı Teşkilatı (İKT) Dışişleri
Bakanları toplantısı çerçevesinde geldiği Ugandanın
başkenti Kampaladaki temasları çerçevesinde Turkish Light Academy
isimli yatılı Türk okulunu ziyaret ettikten sonra basın mensuplarıyla
bir araya geldi. Kıbrıstaki görüşme süreciyle ilgili bir soru
üzerine Babacan, şu anda bir iyimserlik havasının söz konusu
olduğunu belirtti.
Liderler arasındaki görüşme sürecinin sıhhatli bir
şekilde götürülmesinin son derece önemli olduğunu söyleyen Babacan,
Amacımız en kısa zamanda kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır
diye konuştu.
Babacan, 2004te bu işi sonuna kadar götüren KKTCnin, simdi de konuyu
son noktaya taşıyacağına olan inancını dile
getirdi. Ancak müzakerelerin tek tarafın arzusu ve iradesiyle
olamayacağını belirten Babacan, Sonuca ulaşmak her iki
tarafın da güçlü siyasi irade ortaya koymasıyla mümkün dedi.
Üçüncü tarafların da sürece yapıcı katkıda bulunması
gerektiğini kaydeden Babacan, şöyle konuştu: Müzakerelere konu
olan unsurların iki lider arasında olgunlaşmadan üçüncü
taraflarca gündeme getirilmesi kuşkusuz sürece olumsuz etkide
bulunabilir.
Babacan, uluslararası kuruluşların da çok dikkatli
davranması ve konulara hassas şekilde yaklaşması
gerektiğini kaydederek, BMnin sürece yapıcı şekilde
katkıda bulunmasını arzu ettiklerini belirtti.
TÜRKİYENİN
DAHA AKTİF OLMASI İÇİN TALEP VAR
İslam Konferansı Teşkilatı Dışişleri
Bakanları toplantısının pek çok gündem maddesinin
Türkiyenin etrafındaki coğrafya ile ilgili olduğunu belirten
Babacan, Türkiyenin oynadığı rolün pek çok ülke tarafından
takdir edildiğini kaydetti.
Babacan, Türkiyenin bölge sorunlarıyla daha yakından ilgilenmesi ve
sorunların çözümüne daha çok katkıda bulunmasıyla ilgili bir
talebin olduğunu söyledi.
Türkiyenin temel politikasının barış ve istikrar üzerine
kurulu olduğunu hatırlatan Babacan, Türkiyenin bölgesine
ilişkin gizli gündeminin bulunmadığını ve bunun
doğru anlaşıldığını kaydetti. Babacan,
problem nerede olursa olsun Türkiyenin bakışının hep daha
yapıcı, dengeli ve çözüm üretici olduğunu sözlerine ekledi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:45 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma
LEFKOŞA - Zeihoun,
Lefkoşa ara bölgede düzenlenen UNFICYP Madalya Töreninde
yaptığı konuşmada, çözümün erişilebilir
uzaklıkta olduğuna ilişkin ortak görüşte, Türk ve Rum
liderlerin ortaya koyduğu kararlılık ile kapsamlı
görüşmelere zemin oluşturmak için çalışan teknik komite ve
çalışma guruplarının kaydettiği ilerlemenin önemli
etkisi olduğunu belirtti.
Madalya töreninin ümit verici bir dönemde
yapıldığını kaydeden Taye-Brook Zerihoun, son bir kaç
ayda katedilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı
olduğunu söyledi.
Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle
bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun
bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı
ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı.
Çözümsüzlüğün normal olarak görülmeye başlandığı uzun
süren anlaşmazlıklarda alternatiflere yönelmenin bazen zor
olduğunu, bu nedenle Kıbrıstaki tüm insanlar için
kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman
bağlı kalınması gerektiğini dile getiren Zerihoun,
Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde
başarılı bir sonuca varmaları için tarafların
yanında olmaya devam edeceğiz dedi.
BMnin, özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs tarihli
anlaşmalarından cesaretlendiğini, iki liderin bu
anlaşmalarda birleşik bir Kıbrıs yönünde ortak bir vizyon
ortaya koyduğunu dile getiren Zerihoun, tarafların görüşmelerini
sürdürmeleri için UNFICYPin adada gerekli siyasi ortamı yaratmaya devam
edeceğini kaydetti.
Adadaki barış gücünün görevinin zaman zaman zor olduğunu,
hassasiyet gerektirdiğini, bazen BMnin rolü ile ilgili yanlış
anlaşılmalarla karşı karşıya
kalındığını belirten Zerihoun, Ancak genel olarak bu
görevin elzem olduğu görüşündeyim dedi.
AA
Güncelleme: 11:58 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği Komiseri
Yorgos Yakovu yaklaşık 2 saat görüştü. KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın
verdiği bilgiye göre, görüşmede teknik komitelerin
çalışmaları ele alındığı ve
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas
görüşmesinin tarihi planlanmaya çalışıldı.
Kıbrıs Türk tarafının, iki liderin pazartesi günü
görüşmesine ilişkin önerisinin Rum tarafına iletildiğini
belirten Erçakıca, Yakovunun, Hristofyasın yurt
dışında olması nedeniyle gelişmelerin kendisine
iletilmesi gerektiğinden görüşme tarihi olarak Temmuz
ayının ilk haftası üzerinde durduğunu söyledi.
Görüşmede, teknik komitelerde elde edilen neticelerin de
değerlendirildiğini kaydeden Erçakıca, ortak sonuçların
bugün iki liderin onayına sunulacağını ve temsilcilerin
yarın yeniden görüşeceğini ve görüşmenin ardından
basın açıklaması yapmalarının
planlandığını ifade etti.
Erçakıca, yarınki görüşmede, iki liderin görüşme tarihinin
yeniden ele alınarak kesinleştirilmeye
çalışılacağını da belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın 21 Mart mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuzda görüşeceği açıklandı.
Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otelinde yaptıkları yarım saatlik görüşmenin sonunda, teknik komitelerde anlaşmaya varılan önlemleri duyurdu. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor. Basın toplantısında, BM Genel Sekreterinin Kıbrıstaki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.
MILLIYET 21/06/08
1 Temmuz'da görüşüyorlar
BİR DİZİ
ÖNLEM ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI... Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil
Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu düzenledikleri
basın toplantısında, teknik komitelerde anlaşmaya
varılan bir dizi önlem açıkladılar. 6 maddeden oluşan
önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim
programları, yol güvenliği, ambulansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar
yapılmasını içeriyor
ZERİHOUN:
ANLAŞMA SAĞLANMASINA YAKIN DAHA PEK ÇOK KONU VAR... BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, teknik
komitelerin çalışmalarında gelişme
sağlandığını ve "Adada yaşayan
Kıbrıslıların günlük yaşamını
kolaylaştıracak bir dizi önlem" üzerinde anlaşmaya
varıldığını belirtti. 6 proje üzerinde anlaşma
sağlandığını, ancak sürecin ilerlediği ve
üzerinde anlaşma sağlanmasına yakın olan daha pek çok konu
olduğunu ifade eden Zerihoun, bunların da ileriki günlerde
açıklanacağını söyledi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, 21
Mart Mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuz'da görüşecek.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi
Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu
düzenledikleri basın toplantısında, teknik komitelerde
anlaşmaya varılan bir dizi önlem açıkladılar.
6 maddeden oluşan
önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim
programları, yol güvenliği, ambulansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili
çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Ledra Palace Otel'de, iki
temsilcinin saat 15:00'te gerçekleştirdiği yaklaşık
yarım saatlik görüşme sonrasında düzenlenen basın
toplantısında, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.
Önlemlerin 3'ünü Nami,
3'ünü de Yakovu açıkladı ve daha sonra basının
sorularını yanıtladılar.
Zerihoun
Basın
toplantısında ilk sözü alan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, teknik komitelerin
çalışmalarında gelişme
sağlandığını ve "Adada yaşayan
Kıbrıslıların günlük yaşamını
kolaylaştıracak bir dizi önlem" üzerinde anlaşmaya
varıldığını belirterek anlaşmaya varılan bu
önlemleri açıklamak üzere basın toplantısının
düzenlendiğini kaydetti.
Teknik komitelerde şu
ana kadar çevre, sağlık, yol güvenliği ve kültürel miras
konularında toplam 6 proje üzerinde anlaşma
sağlandığını, ancak sürecin ilerlediği ve
üzerinde anlaşma sağlanmasına yakın olan daha pek çok konu
olduğunu ifade eden Zerihoun, bunların da ileriki günlerde
açıklanacağını söyledi.
Zerihoun, sürecin
ilerleyişinin yavaş olmadığını ve kayda
değer sonuçlar elde edildiğini ifade ederek Nami ve Yakovu'nun, liderlerin
21 Mart Mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuz'da bir araya gelmelerini
kararlaştırdıklarını açıkladı.
Yakovu
Zerihoun'ın
ardından konuşan Yakovu, öncelikle bu 6 projenin az gibi
görünebileceğini, ancak bunun arkasının geleceğini ve
üzerinde uzlaşılmaya yakın daha pek çok konu olduğunu
belirterek, yol güvenliği, ambulansların geçişi ve
atıklarla ilgili önlemleri açıkladı.
Yol güvenliğinin
artırılması konusundaki projenin, genel anlamda geçiş
noktalarında trafik ve trafik cezaları konusunda sürücülerin daha
fazla bilgilendirilmesini öngördüğünü anlatan Yakovu, bu çerçevede,
geçiş noktalarında sürücülere yönelik Türkçe, Rumca ve İngilizce
broşür ve ek trafik levhalarıyla bilgi verilmesinin
sağlanacağını kaydetti.
Sağlıkla ilgili
Teknik Komite'de anlaşmaya varılan bir konunun da, ambulansların
sınır noktalarından geçişlerinde kolaylık
sağlanmasıyla ilgili olduğunu belirten Yakovu, burada
ayrıca hastaneler arasında sağlanacak koordinasyonla
hastaların bekletilmeden bir hastaneden diğerine süratle
ulaştırılmasının hedeflendiğini söyledi.
Yakovu, çevre konusunda
ise öncelikle, Çevre Komitesi'nin çok iyi çalışan bir komite
olduğunu ifade ederek, bunun çevre konularında ve ortak çevrenin
korunmasındaki duyarlıklarının göstergesi olduğunu
söyledi, ada genelindeki atıklarla ilgili olarak sayısal ve
içeriğe yönelik çalışma yapılması konusunda
anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
Yakovu, bunun "ilginç
ve çok çaba gerektirecek" bir konu olduğunu, ancak ortak
çalışmayla başarıya ulaşılacağına
inandığını ifade etti.
Nami
Nami ise, teknik komite ve
çalışma gruplarının üyelerine gösterdikleri çaba ve iyi
niyetli çalışmaları için teşekkür ederek söze
başladı ve üzerinde anlaşmaya varılan diğer 3 konuyu
açıkladı.
"Bu sadece
başlangıç... Dahası gelecek" diyen Nami, diğer projeleri
de anlaşma sağlandıkça kamuoyuyla
paylaşacaklarını söyledi.
Kültürel Miras'la ilgili
teknik komitede, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim
programları geliştirilmesi konusunda anlaşmaya
varıldığını kaydeden Nami, bu çerçevede,
tarafların gerek kendi kültürel değerleri, gerek ortak kültürel
değerlere saygı temelinde çalışmalar yürütüleceğini
anlattı.
Nami, sağlık
konusunda "Ortak Sağlık Komitesi" kurulmasında da
anlaşmaya varıldığını belirterek bu kapsamda,
toplum sağlığı ve hayvan sağlığı esas
alınarak özellikle bulaşıcı hastalıklarla ilgili
alınacak eş zamanlı önlemler ve benzer ortak
çalışmaların ele alınacağını kaydetti.
Üzerinde anlaşma
sağlanan bir diğer konunun ise çevre eğitimi olduğunu
belirten Nami, adada çevrenin korunması için halka, öğrencilere ve
öğretmenlere yönelik ortak eğitim programları
hazırlanacağını ifade etti.
Sorular
Nami ve Yakovu
basının sorularını da yanıtladı.
Yakovu, barış
müzakerelerinin ne zaman başlayacağı yönündeki bir soruya
"Ne zaman başlayacağına karar verdiğimiz zaman"
yanıtını vererek haziran sonu yapılması planlanan
görüşmenin 1 Temmuz'da yapılacağını, temmuz
başındakinin de daha sonra yapılacağını
açıkladı.
Nami: Müzakereler
gecikmeden başlamalı
Nami ise aynı soruyu
yanıtlarken çok yoğun
çalışıldığını ve varılan mutabakat
çerçevesinde sonuçların liderlere sunulması için öngörülen 3
ayın sonuna gelindiğini anımsatarak müzakerelerin
başlaması için pek fazla bir gecikme beklemediklerini, bir an önce bu
sonuçların liderlere iletilmesi ve kapsamlı müzakerelerin
başlaması gerektiğini kaydetti.
Nami, olası çözümün
parametreleriyle ilgili bir soruya karşılık, Kıbrıs
Türk tarafının Annan Planı'na "evet" dediğini ve
plandaki parametrelere bağlı olduğunu hatırlatarak, bu
parametrelerin ortada olduğunu ancak nasıl uygulanacağının
liderler tarafından müzakere edileceğini belirtti.
Yakovu: Ortak dil yok
Annan Planı
konusundaki koşulların iki halk arasında farklı
olduğunu belirten Yakovu ise Kıbrıslı Rumların
planı reddettiğini anımsattı, bu gerçek nedeniyle "iki
toplum arasında ortak dil bulunmadığı ve ortak vizyonun;
hedefin netleştirilmesi gerektiği" görüşünü belirtti.
Yakovu, Kıbrıs
Türk tarafında farklı görüşler olabileceğini de belirtti,
"Bunun için bir araya gelerek konuları tartışmamız ve
bu ortak dili bulmamız lazım" şeklinde konuştu.
Projelerin finansmanı
konusundaki bir soru üzerine ise Nami, her tarafın kendi bütçesini
ayarlayacağını ve dıştan; BM'den de destek
alınacağını kaydetti.
Nami'nin Türk
basınına açıklaması
Nami, basın
toplantısının ardından Türk gazetecilere
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk
tarafının müzakerelerin geciktirilmeden başlamasını
istediğini yineleyerek, ortak dil konusundaki bir soruya
karşılık, "Bizce ortak lisan oluşmuştur. Zaten 23
Mayıs anlaşması da bunun en iyi işaretidir" diyerek,
bunun, ortak vizyon ve lisan üretme yönünde atılmış önemli bir
adım ve başarı olduğunu kaydetti. Nami, bu konuda bir
sıkıntı olmadığı görüşünde
olduklarını ifade etti.
Nami, "Gelinen bu
aşamada, 21 Mart süreci başarıyla devam ederken; yolun sonuna
doğru gelmişken, aniden taraflardan herhangi birinin çeşitli ön
şartları ortaya koymasının kabul edilebilir olduğunu
düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
KIBRIS 21/06/08
CTP-BG ile EDEK'ten görüşme sürecine
destek
Bir saat süren
görüşme sonrasında ortak basın açıklaması
yapıldı ve, gazetecilerin soruları yanıtlandı. CTP-BG
Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, iki parti yetkililerinin uzun bir aradan sonra
bir araya geldiğini ve Kıbrıs konusunda görüş
alışverişinde bulunduklarını belirttiği
açıklamasında, yeni başlayan inisiyatifin desteklenmesi, adil ve
erken bir çözümün bulunması konusunda her iki partinin mutabık
kaldıklarını bildirdi
Cumhuriyetçi Türk
Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ve Güney Kıbrıs'taki Sosyal
Demokratlar Hareketi (EDEK), çözüm inisiyatifini destekleme konusunda
mutabakata vardı.
CTP-BG Merkez Yönetim
Kurulu üyeleri dün sabah EDEK Genel Merkezi'ni ziyaret etti ve parti
yetkilileri ile görüştü. CTP-BG'nin Güney Kıbrıs'taki siyasi
partilerle yaptığı rutin görüşmeler çerçevesinde
gerçekleştirilen görüşmeye CTP-BG'den Genel Sekreter Ömer Kalyoncu,
MYK üyelerinden Dış İlişkiler Sekreteri Ünal
Fındık, Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu ve Hüseyin
İnan; EDEK'ten ise Başkan Yannakis Omiru ve parti yetkilileri Antonis
Kutalyanos, Manios Karatzias ve Andreas Panayides katıldı. Bir saat
süren görüşme sonrasında ortak basın açıklaması
yapıldı, gazetecilerin soruları yanıtlandı.
Ömer Kalyoncu iki parti
yetkililerinin uzun bir aradan sonra bir araya geldiğini ve
Kıbrıs konusunda görüş alışverişinde
bulunduklarını belirttiği açıklamasında, yeni
başlayan inisiyatifin desteklenmesi, adil ve erken bir çözümün
bulunması konusunda her iki partinin mutabık
kaldıklarını bildirdi.
"Kurucu devlet ve
politik eşitliğin CTP'ye göre ne anlama geldiği" sorusuna
karşılık Kalyoncu, kurucu devlet konusunun Kıbrıs
Türkler tarafından çok tartışıldığını
ifade ederek "Kıbrıs Türk toplumu tarafından, belli
egemenlik yetkileri kurucu devletlerde olacak, bunların dışında
kalanlar da ortak devletin yetkileri olacak biçiminde
anlaşılıyor" dedi. Kalyoncu, konunun iki toplum
arasında sürekli olarak tartışılmasının
beklendiğini de ekledi.
Politik eşitlik
Politik eşitlik
konusunda ise Kalyoncu, Avrupa Birliği devletlerinin kendi aralarında
konsensüse varmada herhangi bir sıkıntı
yaşamadığını, federe yapıda ise bu
işbirliğinin daha sıkı olması gerektiğini
belirterek "Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
toplumlarının konsensüsle, kendilerini ilgilendiren konularda karar
vermeleri bir problem haline getirilmeye çalışılıyor. Bu
doğru değil" dedi. Eşitliğin birlikte karar verme
anlamına geldiğini, iki toplumun da birlikte karar vermeyi
öğrenmesi gerektiğini dile getiren Kalyoncu, "ben
çoğunluğum, benim dediğim olacak" mantığıyla
hareket edilmemesi gerektiğini belirtti.
Talat-Hristofyas
görüşmesi önceki toplantılardan daha önemli
İki liderin
yapacağı bir sonraki toplantıdan beklentilerinin sorulması
üzerine Kalyoncu, çalışma gruplarının
çalışmalarında belli konularda bir takım sonuçlara
varıldığını, bazı konularda ise tarafların
farklı görüşlerde olduğunu ifade ederek, iki liderin
yapacağı toplantının, çalışma
gruplarının vardığı sonuçların ele alınacak
olması ve bazı konulardaki fikir ayrılıklarının
giderilmesine çalışılacak olmasından dolayı önceki
toplantılardan daha önemli olduğunu kaydetti.
EDEK Başkanı
Yannakis Omiru ise, dünkü görüşmenin yapıcı geçtiğini ve
yeni başlayan süreç konusunda yaklaşımlarını
paylaştıklarını açıkladı. Omiru, ortak
beklentilerinin çalışma grupları ve teknik komitelerde
doğrudan görüşmelerin başlamasına olanak sağlayacak
zeminin oluşturulması yönünde olduğunu söyledi.
Omiru, Talat ile
Hristofyas arasında yapılacak görüşmeden beklentileri
hakkında ise, çalışma gruplarının, doğrudan
görüşmelerin başlaması için gerekli zemini
oluşturacağı için çalışmalarının önemli
olduğunu, bu nedenle ele aldıkları konulardan olumlu sonuçlar
elde etmelerini ümit ettiklerini kaydetti.
Doğrudan
görüşmeler gerekli zemin oluşturulmadan başlarsa
Omiru, "Doğrudan
görüşmeler, gerekli zemin oluşturulmadan
başladığı takdirde, görüşmelerin sona ermesi ve daha
derin bir çıkmaz oluşma tehlikesi bulunmaktadır"
görüşünü belirtti.
Tek devlet tek egemenlik
tek vatandaşlık
Kapsamlı
görüşmelerin başlaması için ortak bir zemin
oluşturulması gerektiğini, bu anlamda ellerinde
Kıbrıs'la ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
kararlarının ve 1977-1979 doruk anlaşmalarının
bulunduğunu ifade den Omiru, iki toplumun, tek uluslararası
kimliği olan tek devlet, tek egemenlik ve tek vatandaşlık, bunun
yanında insan hakları ve temel özgürlüklerin uygulanması
konularında anlaşması gerektiğini söyledi. Omiru,
doğrudan görüşmeler için gerekli olan zeminin bu unsurlar göz önüne
alınarak oluşturulması gerektiğini savundu.
EDEK'in 56 üyelik Kıbrıs Rum Meclisi'nde 5 üyesi bulunuyor.
KIBRIS
21/06/08
Avcı,
Kampala'da yoğun temaslar yapıyor
Bakanlık basın
merkezinin haberine göre, ağırlıklı olarak Kıbrıs
sorunu ve İKÖ üye ülkeleri ile KKTC arasında gelişen
ilişkilerin değerlendirildiği görüşmelerde Bakan Avcı,
önceki gün Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Bin Abdallah
Al-Mahmud ile bir araya geldi.
Katar'da açılan KKTC
Temsilciliği ile ilgili görüş alışverişinde
bulunulduğu görüşmede, iki ülke arasında ticari, sportif ve
kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için
çalışmalarının hızlandırılması
konusunda görüş birliğine varıldı.
Bakan Avcı'yı
Katar'a davet eden Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Bin
Abdallah Al-Mahmud'a Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
İKÖ'deki desteği, ülkesinin gösterdiği hassasiyet ve yakın
ilgi için teşekkür edip ilk fırsatta Katar'a bir ziyaret
gerçekleştireceğini söyledi.
Katarlı Bakan, KKTC
halkı için "kardeşlerimiz" ifadesini kullanarak ülkesinin
Kıbrıs Türk halkına destek olacağını söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediklerini ifade eden Bakan
Al-Mahmud, Kıbrıs Rumlarının çözüm içim teşvik
edilmeleri gerektiğini, ancak bu arada Kıbrıs Türk
halkının izolasyonlardan kurtulmasının da desteklenmesinin
önemine işaret etti.
Arnavutluk
Dışişleri Bakanı Lulzim Basha
Turgay Avcı,
Arnavutluk Dışişleri Bakanı Lulzim Basha ile öğle
yemeğinde bir araya geldi. İki dışişleri
bakanının baş başa yediği öğle yemeğinde iki
ülkenin zaten mevcut olan kültürel yakınlığının
devamı konusunda mutabakata varıldı. İKÖ'nün
aldığı Kıbrıs Türklerinin izolasyonlardan arındırılması
ile ilgili aldığı kararların uygulaması konusunda
çalışılacağı sözü alınan görüşmede, ticaret,
turizm, yüksek öğrenim, sportif ve kültürel ilişkilerin
geliştirilmesi konularında görüş birliğine
varıldı.
Geçtiğimiz Nisan
ayında Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı ile yine İKÖ'nün bir alt
kuruluşu olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi'nin ortak
organizasyonunda ihracat denetimi ve küçük ve orta büyüklükteki
işletmelerin kapasitesinin artırılması konulu atölye
çalışmasına Arnavutluk heyetinin de
katıldığının hatırlatıldığı
görüşmede, bu gibi işbirliklerinin ve karşılıklı
temasların devamı için prensip kararı alındı.
Senegal
Dışişleri Bakanı Cheikh Tidiane Gadio
Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, 35'inci İslam Konferansı Örgütü
Dışişleri Bakanları Toplantısı için
bulunduğu Uganda'nın Başkenti Kampala'da, geçtiğimiz
aylarda gerçekleşen ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın da katıldığı İKÖ Devlet
Başkanları toplantısına ev sahipliği yapan Senegal'in
Dışişleri Bakanı Cheikh Tidiane Gadio ile de görüştü.
Baş başa
yapılan görüşmede Dakar'daki toplantıda alınan kararlar
değerlendirilirken, İKÖ'de ve Afrika'da önemli bir yere sahip olan
Senegal'in gerek İKÖ'de, gerekse de Birleşmiş Milletler'de
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması için destek istedi. Son derece yararlı bir
görüşme olduğu belirtilen ikili temasın devamı konusunda
iki dışişleri bakanı anlaştı.
Babacan ve heyeti ile
yemek
İKÖ
Dışişleri Bakanları toplantısı için
Uganda'nın Başkenti Kampala'da bulunan Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Türkiye
Dışişleri Bakanlığı heyeti, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç Dr.
Turgay Avcı ve heyeti ile akşam yemeğinde bir araya geldi. Bayan
Babacan ile Bayan Avcı'nın da hazır bulunduğu yemekte,
Dışişleri Bakanları toplantısı değerlendirildi
ve Kıbrıs'ta başlayan süreç ile ilgili son gelişmeler ele
alındı.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakan Avcı ve
beraberindeki heyetin Pazar günü KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
KIBRIS 21/06/08
Leaders to meet twice in July
By Jean Christou
THE TWO leaders in Cyprus
will meet on July 1, and will likely hold a second meeting within the month,
but full-fledged talks are not likely before the autumn.
It was originally thought that President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat would meet before the end of June, and again in
July.
But Presidential Commissioner George Iacovou yesterday said the first meeting
would be on July 1. Asked when fully-fledged negotiations might start he said:
The simple answer is, whenever we decide to start.
The meeting in June is now in July but that doesnt mean the [other] meeting
in July will not be held, said Iacovou who was speaking at a joint news
conference with Ozdil Nami, advisor to Talat.
Iacovou and Nami oversee the 13 working groups and technical committees that
are designed to lay the groundwork for new negotiations.
It was initially hoped negotiations would start by the end of this month but
Christofias felt there was not enough progress at the working groups, which
cover substantive issues.
Talat wanted to press ahead regardless, citing the leaders agreement on March
21 to meet three months from that date.
Christofias interpreted it differently, saying the groups and committees would
have to work for a full three months. They started on April 21.
The two meetings in July are probably a compromise between the date wanted by
Talat and the date wanted by Christofias.
The meetings are to be talks about talks because both sides have differing
views on the basis and aim of negotiations.
There is no common language between the two communities, said Iacovou. We
are aiming for clarification. I am sorry there seems to be some different
opinion on the Turkish Cypriot side but this is why we need to meet and discuss
these issues and find a common language."
Nami added: "We are working very hard to start full-fledged negotiations.
The work of the working groups will be used to start the talks.
Nami also referred to the Annan plan, but Iacovou said it could not go on the
table.
The Turkish Cypriot community can if the so wish, present parts of it during
negotiations. We are not talking about negotiations now. We feel we need
clarifications. There must be no doubt we ate working towards a common
objective.
CYPRUS MAIL 21/06/08
Demining near Yeri
AS PART of the EU-funded
aid programme for the Turkish Cypriot community, the United Nations Development
Programme Partnership for the Future - Mine Action Centre, will dispose of a
number of landmines in the UN-patrolled buffer zone, north of the Yeri area on
June 24-25.
A press release stated that, between 8am and 4pm, a number of explosions will
be heard in the surrounding areas and residents living nearby are reminded that
there is no cause for alarm. Farmers and civilians permitted to work inside the
buffer zone in the area of Yeri are to remain outside the demolition area,
which will be clearly cordoned off for their safety.
The disposal operation is part of the ongoing humanitarian effort to clear
landmines and unexploded ordnance from Cyprus. It is being carried out with
assistance from UNFICYP.
The European Union has provided 9 million for the de-mining project to date.
The project, implemented by UNDP, has released more than 3.5 million square
metres of land, and removed 4,070 landmines from 40 minefields in Cyprus.
CYPRUS MAIL 21/06/08
NTV
Güncelleme: 09:25 TSİ 23 Haziran 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - İki kesim
arasında ambulansların geçişi serbest bırakılacak.
Toplum ve hayvan sağlığı konularında ortak komisyon
kurulacak. Katı atıkların AB normlarına göre yönetimi
sağlanacak. Çöpler, toplandıktan sonra uygun şekilde
değerlendirilecek ya da imha edilecek
Türk ve Rum
kültürel mirasının korunmasına yönelik eğitim
programları düzenlenecek. Kararlar, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile
Rum yönetimi lideri Hristofyasın onayından sonra yürürlüğe
girecek.
Liderlerin gelecek hafta için planlanan görüşmesiyse,
yurtdışı programları nedeniyle 1 Temmuza ertelendi.
402 kaybın kalıntıları bulundu, 104'ü ailelerine
teslim edildi
KAZI ÇALIŞMALARI 2-3 YIL DAHA SÜRECEK... Kıbrıs Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen "Gömü
Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların
Kalıntılarının İadesi Projesi" uyarınca
yapılan çalışmalarda bugüne kadar 402 kaybın kalıntıları
bulundu. Bunların 104'ü ailesine teslim edildi. Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Chirostopher Girod, kazı
çalışmalarının 2-3 yıl daha almasının
beklendiğini söyledi
Fezile Atüf ÖKSÜZ (TAK)
Kıbrıs'ta yıllarca yaşanan çatışmalarda
kaybolan kişilerin akıbetleri yavaş yavaş belirleniyor.
Kayıp kişilerin kemikleri bulunuyor ve insancıl konuların
başında bulunan "kayıplar" konusu acılarıyla
birlikte kapanma sürecinde ilerliyor. Ancak zor ve titiz çalışma
gerektirdiğinden ilerleme yavaş oluyor.
Son 2 yılda yapılan çalışmalarda 400 kadar
kaybın bulunduğuna dikkat çeken Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin üçüncü üyesi Chirostopher Girod, kazı
çalışmalarının 2-3 yıl daha almasının
beklendiğini söyledi.
Şimdiye kadar ilerleme kaydedilen sayılı iki toplumlu
projelerden biri kabul edilen ve Kıbrıs Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen Gömü Yerinden
Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların
Kalıntılarının İadesi Projesi uyarınca
yapılan çalışmalarda bugüne kadar 402 kaybın
kalıntıları bulundu. Bunların 104'ü ailesine teslim edildi.
Bu arada ada çapındaki genel kazı çalışmaları
devam ediyor. "Birleşmiş Milletler Koruma Bölgesi"nde
kurulan antropolojik laboratuarında, antropolojik çalışmalar
yapılıyor. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı
Türk genetik uzmanlarını içeren diğer bir ekip ise, Güney
Kıbrıs'taki Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nün Adli
Tıp Genetik Laboratuvarı'nda (LabFoG) iskelet
kalıntılarının DNA tespitini yapıyor.
Resmi kayıtlara göre, Kıbrıs'ta 1963-64 ve 1974'de
meydana gelen trajik olaylarda 502'si Kıbrıslı Türk, 1468'i
Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 1970 kayıp bulunuyor.
Antropoloji laboratuarında inceleme
Kayıp "Kıbrıslıların" kaderini
tespit etmek amacıyla 1981'de kurulan ve her iki toplumdan birer
temsilcinin görev yaptığı Kıbrıs Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Christopher Girod, yürütülen
çalışmalar konusunda TAK muhabirinin sorularını
yanıtladı.
Girod, 1 yıl önce Girne'de bulunan toplu mezarda ortaya
çıkarılan yaklaşık 38 kişilik
kalıntıların analiz edilmekte olduğu ara bölgedeki
Antropoloji Laboratuarı'ndaki çalışmaları yerinde görme
imkanı sağladı.
Antropoloji Laboratuarı Koordinatörü Oran Finegan ise, projenin
kayıp şahısların gömü yerlerinden
çıkarılmasıyla başlayıp, kimlik tespiti ve ailelere
iadesiyle sona eren safhaları anlattı.
"Çalışmalar beklenenden daha uzun ve pahalı"
Christopher Girod, Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve
Kayıp Şahısların Kalıntılarının
İadesi Projesi çerçevesinde yürütülen çalışmaların,
beklenenden daha uzun zaman aldığını söyledi.
Özellikle kayıpların gömülü olduğu alanların
bulunup, çıkarılmasının en zor aşama olduğuna
dikkat çeken Girod, "Gömüldükleri yeri bulmak tamamıyla
tanıkların iyi niyetine bağlı. Kazıları ise bizim
kontrolümüz dışındaki birçok faktör etkiliyor. Örneğin
dağın başında olabiliyor ya da alanın üzerinde bina
yapılmış olabilir" dedi.
Şu ana kadar milyonlarca Euro harcanan projenin
finansmanının yapılan bağışlarla
karşılandığına işaret eden Girod, projenin
uzamasının bağışları olumsuz etkileyebileceğini
ancak zaman zaman yaşanan finansal sorunlara rağmen
çalışmaların hiçbir zaman parasızlıktan dolayı
durmadığına dikkat çekti.
"Kazı çalışmaları zaman alacak"
Christopher Girod, şöyle devam etti:
"Projeye başlarken kazı
çalışmalarını 2 yılda tamamlamayı
planlıyorduk. Ancak bu aşırı bir iyimserlikti. Şu an 2
yılı tamamladık ancak sadece 400 kişi çıkarılabildi.
Bu nedenle kazı çalışmalarının 2-3 yıl daha
almasını bekliyoruz. Hızlanacağımıza
inanıyoruz ancak çalışmaların ne zaman
sonuçlanacağını söylemek mümkün değil"
Girod, kalıntıları antropoloji laboratuarına
getirilip, kemik örneklerinin DNA testine yollanması
aşamasının ise zaman ve bilime bağlı en kolay
aşama olduğunu belirtti.
Bilimsel ekipler iki toplumlu
Projenin tamamının iki toplumlu bilimsel ekiplerce
yürütüldüğüne işaret eden Christopher Girod, uluslararası
arkeolog ve antropologların yer aldığı Arjantin Adli
Tıp Arkeoloji Takımı'nın (EAAF) genel kazı ve
antropolojik çalışmalarında iki toplumlu ekibi eğitip,
onlarla işbirliği yaptığını söyledi.
Girod, "İki toplumlu ekip, 1.5 yıllık
çalışmadan sonra arazi çalışmalarını kendi
başına yapmaya başladı. Ancak laboratuardaki
çalışmalar daha karmaşık olduğu için yurt
dışından gelen uzmanlar da görev yapıyor. Yıl sonuna
kadar 2 toplumlu ekip tek başına çalışabilecek" dedi.
Christopher Girod, Arjantinli ekibin de kalite kontrol amacıyla
3-4 ayda bir adaya geldiğini belirtti.
Kimlik tespiti
Kazı çalışmaları sonrasında bulunan
kayıpların kimlik tespitinin yapıldığı
antropolojik ve genetik çalışmaları anlatan Antropoloji
Laboratuarı Koordinatörü Oran Finegan, kimlik tespitinin, kemiklerden
alınan örneklerden çıkarılan DNA profillerinin, kayıp
şahısların akrabalarından alınan kan örneklerinden
çıkarılan DNA profilleri ile
karşılaştırılması sonrasında
yapıldığını söyledi.
Finegan, kimlik belirleme aşamasında ailelerle temasa
geçildiğini ve laboratuara çağrılan ailelere arazideki
kazılarla başlayan bütün çalışmalar hakkında bilgi
verdiklerini, kemikleri gösterip, iade ettiklerini belirtti.
Ailelere psikolojik destek
Christopher Girod, DNA tanımlama işleminin tamamlanıp,
antropolojik analizlerle desteklenmesi sonrasında somut ve resmi
kimliği belirlenen kayıp şahsın
kalıntılarının yakınlarına teslim
aşamasında ailelere psikolojik destek
sağladıklarını söyledi.
Her iki tarafın da kendi toplumundan ayarladığı
psikologların, yakınlarının bulunduğunun ailelere bildirilme
aşamasında devreye girerek, ailelere destek olduğunu kaydeden
Girod, bu desteğin, talep edilmesi halinde kalıntıların
teslim aşamasında da sürdüğünü belirtti.
Christopher Girod, talep gelmesi halinde ailelere cenazelerin
kaldırılması aşamasında da maddi destek
sağladıklarına işaret etti.
Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, cereyan
eden şiddet sonucu kayıp olduğu yönünde kendilerine bildirilen
502 Kıbrıslı Türk ve 1468 Kıbrıslı Rum'un
kaderini tespit etmek amacıyla Nisan 1981'de kuruldu.
Kararlarını oy birliğiyle alan Kıbrıs Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi, her iki toplumdan da önerilen üye ve
Kızıl Haç'ın Uluslararası Komitesi tarafından
seçilerek BM Genel Sekreteri tarafından atanan Üçüncü Üyeden oluşur.
Komitede bugün Kıbrıs Türklerini Gülden Plümer Küçük,
Kıbrıs Rumlarını da Elias Georgiades temsil ediyor.
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
toplumlarının mutabakatıyla Birleşmiş Milletler
himayesinde kurulan komite adadaki kurumsal tek iki toplumlu komitedir. Komitenin,
kayıp olup, kalıntıları bulunan kişilerin ölüm
sebebini tespit etme ve kayıp şahısların ölümlerine
ilişkin sorumluluk atfında bulunma yetkisi yok.
İlk aşama bilgi alışverişi
Her iki toplum liderinin 1997'de yaptığı "bilinen
gömü yerine ilişkin bilgi alışverişini ve
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıp
şahısların iadesini" öngören anlaşmanın
ardından 2004'de faaliyet ve sorumlulukları genişletilen komite,
yeni görev çerçevesinde Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve
Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi
Projesi'ni başlatır.
Projenin amacı, 1963-1964 ve 1974'te meydana gelen trajik
olayların sonucunda listelenen şahısların gömü yerlerinden
çıkarılması, kimliklerinin belirlenmesi ve iade edilmesidir.
Kayıp iadesi 2007'de başladı
İlk somut kimlik tespiti Haziran 2007 sonunda elde edildi. Komite,
2004'de başlatılan proje çerçevesinde yürütülen
çalışmalarda bulduğu kayıp
kalıntılarını 2007'de ailelerine iade etmeye
başladı.
Şu ana kadar 402 kişi, adanın çeşitli yerlerinde
gömülü oldukları yerlerden çıkarıldı. Bunların 104'ü
de ailesine teslim edildi.
KIBRIS 23/06/08
Talat, müzakereye hazır olduğunu kanıtladı
TALAT'IN ROLÜNE SAYGI DUYMEK GEREKİR... İngiliz Yüksek
Komiseri Peter Millet, Cumhurbaşkanı Talat'ın, müzakereye
hazır olduğunu kanıtladığını, gerekli olan
şeyin Talat'ın rolünü kabul etmek, tanımak ve saygı duymak
olduğunu vurguladı. 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmalarında
iki liderin bir güven duygusu yarattığını gördüklerini
belirten Millet, "Liderler ne kadar çok yüz yüze görüşme yaparsa,
aynı hedefi paylaştıkları, aynı yolda olduklarına
dair birbirlerini temin etme ve işbirliğine devam etme isteğinde
oluklarını ifade etme fırsatı bulabilirler" dedi
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, müzakereye hazır olduğunu kanıtladığını,
gerekli olan şeyin Talat'ın rolünü kabul etmek, tanımak ve
saygı duymak olduğunu vurguladı.
Millet, Türkiye'deki krizin sürece zarar verebileceğini
kaydederek, "Ankara'daki durumun netleşmesine kadar uluslararası
toplumun yapacağı bir şey yoktur. Bu Türklerin konusudur.
Ankara'da ne olup olmayacağının sonuçlarını
beklemekse, bu müzakerelerin başlaması için ek bir nedendir"
dedi.
21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmalarında iki liderin bir güven
duygusu yarattığını gördüklerini anlatan Millet,
"Liderler ne kadar çok yüz yüze görüşme yaparsa, aynı hedefi
paylaştıkları, aynı yolda olduklarına dair
birbirlerini temin etme ve işbirliğine devam etme isteğinde
oluklarını ifade etme fırsatı bulabilirler"
ifadelerini kullandı.
Güvenin yaratılması ve geleceğe bakılması
gerektiğini vurgulayan Millet, çünkü iki liderin de aynı şeyi
hedefleyen ve aynı yöne doğru işbirliğine gidebilecek
insanlar olduklarına inandığını söyledi
Çalışma gruplarında olabileceği kadar ilerleme
olduğunu ifade eden Millet, Kıbrıslıların arzu ve beklentisinin
dinamizm ve hareketlilik olması gerektiğine
inandığını, bunun Uluslararası Toplumun da beklentisi
olduğunu dile getirdi.
Öte yandan, Peter Millet, Güney Kıbrıs ile İngiltere
arasında imzalanan memoranduma koyduğu tepkinin haksız ve
abartılı olduğunu iddia etti. Millet, 21 Mart ve 23 Mayıs
anlaşmaları ile memorandumun içeriğinde çelişen hiçbir
şeyin bulunmadığını savundu.
Peter Millet, İngiltere'nin sonbaharda iki liderin özlü
konuların çözümü için çaba verdiğini görmek istediğini de
kaydetti.
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Rum Fileleftheros
Gazetesi'ne verdiği demeçte, memorandumla ilgili eleştirileri
yanıtladı.
Güney Kıbrıs'la imzaladıkları memorandumun
içeriğinde her iki liderin hedeflediği ortak şeylerin
bulunduğunu söyleyen Millet, "Biz garantör güç olarak memorandum
aracılığı ile bu sürece destek vermek istedik" dedi.
Sürece müdahale ya da bir çözüm planı empoze etme niyetinde
olmadıklarını kaydeden Millet, "Tek istediğimiz, iki
liderin hedeflediklerini söyledikleri ortak anlaşmaları hayata
geçirmeleri için destek verecek rolü üstlenmekti" diye konuştu.
Bir soruya karşılık Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın, Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında
imzalanan memoranduma koyduğu tepkinin haksız ve abartılı
olduğunu iddia eden Millet, 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmaları
ile memorandumun içeriğinde çelişen hiçbir şeyin
bulunmadığını savundu.
Millet, " Kıbrıslı Türklerle
yaptığım tüm temaslarımda bir rol üstlenmeye devam
edeceğimiz konusunda onlara teminat vermeye çalışıyorum.
kendilerine iki taraftan birini desteklemediğimizi ve aynı hedefleri
paylaştığımızı anlatıyorum.
Sanırım başarılı bir sona ulaşabilmek için iki
lider ve iki topluma yardımcı olmak için çalışabileceğimiz
teminatını verme yönünde daha çok çalışma gerekiyor"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
Pascoe'nun yemek davetini fırsat bilerek, Hristofyas ile bir
görüşme şansını kaçırmasının üzücü
olduğunu savunan Millet, ancak şimdi güvenin yaratılması ve
geleceğe bakılması gerektiğini, çünkü iki liderin de
aynı şeyi hedefleyen ve aynı yöne doğru
işbirliğine gidebilecek insanlar olduklarına
inandığını söyledi.
Teknik Komiteler ile Çalışma Grupları düzeyinde beklenen
ilerlemenin kaydedilmiş olduğunu iddia eden Millet, İngiltere'nin
sonbaharda iki liderin özlü konuların çözümü için çaba verdiğini
görmek istediğini de kaydetti.
Millet'in Fileleftheros'un sorularına verdiği cevaplar
şöyle:
SORU: Diğer yandan Kıbrıslı Rumlar memnundur, ancak
İngiltere'den devamını istiyorlar. Ne beklemelidirler?"
MİLLET: Tabi ki memorandum sadece laf değildir. Ben bunun
daha somut bir şeye dönüşmesini görmek istiyorum ve tabi ki
memoranduma dahil edilen konulardan bir dizinde bunu görmek istiyorum. Gerek
Kıbrıs sorununun çözümü gerekse yol güvenliği, holiganizm gibi
diğer konularda ortak çok şeye sahibiz ve Kıbrıs
Cumhuriyeti ile demokratik, örnek verici ve olgun bir ilişki yaratmak
istiyoruz.
Bu ilişki, diyaloğa, tarafların görüşlerine
saygı duymaya dayalı olmalıdır.
Anlaşmazlıkların olması kaçınılmazdır. AB
ortaklarımızla da anlaşmazlıklarımız var. Dikkat
etmemiz gereken unsur yeni bir anlaşmazlık ortaya
çıktığı zaman bu ilişkinin
yıkılmamasıdır.
SORU: Talat'ın tutumu, Başkan Hristofyas'ın sürecin
zemini ve içeriğinin durumunu açıklığa kavuşturmak
istemesi derecesinde, Kıbrıslı Rumlarda soru işareti
yaratmaktadır. Acaba çıkmaza mı gidiyoruz?
MİLLET: Bunun olmamasını dilerim, bu daha önce sahip
olduğumuz zamanlardan daha iyi bir fırsattır. Mart ve
Mayıs'taki iki görüşmede liderlerin güven hissini yarattığını
gördük. Sonrasındaki yöntem de sanırım budur. Ne kadar yüz yüze
görüşürlerse, aynı hedefi paylaştıkları, aynı
yönde oldukları ve birlikte işbirliğinde bulunacaklarını
taahhüt etme konusunda birbirlerine o kadar teminat verirler. Sanırım
her ikisi de bunu istiyor, ne kadar temasta bulunurlarsa o kadar iyi olur. Uzun
bir gecikme lüksüne sahip olmadığımıza inanıyorum. Ön
hazırlık aşamasından, gerçek müzakerelere geçilmesini
önemli olarak addediyorum.
Çalışma gruplarında, sağlanabileceği kadar
ilerleme sağlandı. Kıbrıslıların arzusu,
hareketliliğin olması ve dinamiğin korunması olduğunu
sanıyorum. Bu uluslararası toplumun da arzusudur. Kıbrıs
sorunu uluslararası konularda en üst sıradadır.
Uluslararası toplum çözüm bulmaları konusunda liderlere yardım
etmek için çaba sarf etmeye hazırdır.
SORU: Bu bahsettiğiniz unsurlar Kıbrıs sorununda
aynı dili konuşuyor mu?
MİLLET: Açıkça vurguda farklılık var. Temel arzu
70'li yıllarınki ile aynıdır. Ayrıntılara iki
lider karar verecek ancak bununla birlikte AB'den kaynaklanan ilkeler ve temel
sorunlar da vardır ki bunlara net bir şekilde saygı
duyulması gerekir. Bir kimse tarafından empoze edilmek istenen bir
reçete bulunmamaktadır.
SORU: İki liderin çözüm çerçevesinin aynı anlamından
bahsetmesini sanmıyor musunuz? Belki de içeriği konusunda
anlaşamıyorlar?
MİLLET: Tehlikenin bir parçası etiketlere değinilmesi ve
bunların ele alınmamasıdır. Örneğin partenojenez.
Medyada tartışılan bir konudur. Ancak bunun özünün olduğuna
inanmıyorum, zira Kıbrıs Cumhuriyeti şu anda AB üyesidir ve
katılım anlaşmasında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne,
federasyona dayalı yeni bir anayasaya sahip olma imkânını veren
bir mekanizma da bulunmaktadır. Tüm bunlar vardır ve sonuç olarak
partenojenez hukuki sorundur ve ifade konusudur.
SORU: Sonuç olarak her iki tarafın aynı dilde
konuşması için, durumun açıklığa
kavuşturulmasına gereksinim var mıdır?
MİLLET: Genel olarak aynı dili konuştuklarına
inanıyorum. Müzakerelerin ileriye götürüldüğünün teyit edilmesi için
muhtemelen, zirvede teminata gereksinim olacaktır.
SORU: İki lider arasındaki teyitler mi?
MİLLET: Evet.
SORU: Sürecin; Türkiye'deki krizin gölgesi altında hareket
ettiği görülüyor. Bu engelin kızağa alınması için ne
yapılabilir?
MİLLET: Türkiye'deki kriz, muhtemelen sürece zarar verebilir.
Ancak vurgunun iki liderde olduğu konusunda ısrarlıyım ve
sanırım Talat müzakere etmeye hazır olduğunu gösterdi. Bu,
Talat'ın rolüne saygı gösterilmesi ve tanımlanmasının
gerekli olduğu anlamına gelir.
Ankara'daki durumun netleşmesine kadar uluslararası toplumun
yapacağı bir şey yoktur. Bu onların (Türklerin) konusudur.
Ankara'da ne olup olmayacağının sonuçlarını
beklemekse, bu müzakerelerin başlaması için ek bir nedendir.
SORU: Talat, memorandumu ve de Güvenlik Konseyi'nin kararını
protesto etme amacıyla Pascoe'nun verdiği yemeğe
katılmayı ret etti. Bu gerilemeyi teşkil etmez mi?
MİLLET: Başkan Hristofyas ile bir kez daha görüşmek için
Pascoe'nun ziyaretini kullanmaması yazıktır. Geleceğe
bakmamız, aralarındaki temasları ve güveni yeniden kurmamız
gerekmektedir. Zira her ikisi de, aynı şeyi başarmak isteyen
insanlardır.
SORU: İleriki aşamanın ne zaman ileriye
götürüleceği konusundaki değerlendirmeniz nedir?
MİLLET: Çalışma gruplarının ve teknik
komitelerin çalışmalarının sonuçlarına
bakıldığında birçok uzlaşma ve anlaşmazlık
bölgelerinin tanımlandığı görülür. Bu, bu aşamada
kaçınılmazdır ve önhazırlık aşamasında daha
birçok olanağın bulunacağını sanmıyorum.
Yaz tatilinden önce sonbaharda özlü müzakerelerin
başlamasıyla ilgili anlaşmanın var olacağını
ümit ediyorum. Eğer bunu yapmak istiyorlarsa siyasi irade vardır.
Şimdiye kadar gördüğümüz siyasi iradenin, yeni bir
yaklaşıma, ayrıntıların
çalışılacağı bir anlaşmaya götürüp götürmeyeceğini
görmek için yoğun müzakere dönemine gereksinim vardır.
SORU: İki liderin, anlaşmazlıklara köprü kurması
olasılıkları nelerdir?
MİLLET: Bu konuların, çalışma gruplarında
çözümlenmesi söz konusu değildir. Kaçınılmaz olarak iki lider
düzeyinde çözümlenecek. İki liderin anlaşmazlıklara köprü
kuracağına inanıyorum, liderler zaten özlü konularda siyasi
cesaretlerini göstermişlerdir.
KIBRIS 23/06/08
Rumların tercihi, Lokmacı Kapısı
KIBRIS'a konuşan Kıbrıslı Rumlar, Ledra Palace ve
Kermiya sınır kapılarına göre, Lokmacı'yı
kullanarak kuzeye yaptıkları ziyaretlerde kendilerini daha rahat
hissettiklerini kaydetti.
Rumlar, "bölünmüşlüğün ve savaşın
simgesi" olarak niteledikleri Lokmacı'nın, artık
barış inisiyatifi için "önemli" ve "cesaretli"
bir adım olduğunu vurguladı.
Lokmacı'dan kuzeye geçmenin psikolojik bir gereklilik
olduğunu söyleyen bazı Rumlar, Ledra Palace ve Kermiya
kapılarından kuzeye geçiş yaptıklarında bambaşka
bir yere ayak bastıkları hissine kapıldıklarını
belirtti.
Ledra Palace kapısından kuzeye geçerken arkalarında
bıraktıkları ara bölgeyi "tuhaf" diye niteleyen
Rumlar, söz konusu iki kapıdan kuzeye adım attıkları anda
şaşkına döndüklerini ve kuzeye "sert bir geçiş"
yaptıklarını söyledi.
Lokmacı'da ise üzerlerine geçmişe ilişkin nostaljik bir
hava çöktüğünün altını çizen Rumlar, oradan çok kısa sürede
güneye geçebilmeleri, cep telefonlarıyla yakınlarıyla
iletişim kurabilmeleri ve Arasta'nın alışveriş merkezi
olması nedeniyle söz konusu kapıda kendilerini güvende
hissettiklerini ifade etti.
"Önce alışveriş, sonra dostluk ve evlilik"
Henüz ortada bir şey olmadığını ifade eden
bazı Kıbrıslı Rumlar, açılan Lokmacı'nın bu
güne kadar atılan en büyük adım olduğunu söyledi.
Lokmacı bölgesinin bölünmeden önce bir alışveriş
merkezi olduğunu söyleyen Kıbrıslı Rumlar, bu bölgenin iki
tarafı da ekonomik bağlamda birleştireceğini belirtti.
"İşin içine para girince birleşme
düşünülebilir" diyen bazı Kıbrıslı Rumlar,
toplumun mutluluğu için ekonomik kalkınmanın önemli
olduğunu ifade etti ve maddiyatın ilişki, arkadaşlık,
dostluk ve evliliğe zemin hazırlayacağını savundu.
Lefkoşa'da 45 yıl aradan sonra karşılıklı
geçişlere açılan Lokmacı Kapısı, şehirdeki
bölünmeye rağmen Uzun Yol ve Lokmacı'yı birleştirmiş
görüntüsü veriyor.
Birçok Kıbrıslı Rum'un ise Arasta esnafından yüklü
alışveriş yapmasına rağmen, Kıbrıslı
Türklerle diyaloga girmekten sakındıkları gözlerden
kaçmadı.
KIBRIS 23/06/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:45 TSİ 24 Haziran 2008 Salı
STRASBOURG - Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM), Türkiyeyi ceza ödemeye mahkum
ettiği söz konusu kararlardan ikisini Ağustos 1996da
Kıbrısta Yeşil Hat üzerinde çıkan olaylarda
hayatını yitiren Rum vatandaşları Tassos Isaak ile Solomos
Solomounun yakınları tarafından açılan davalar
oluşturuyor.
AİHMnin
AİHM bu iki davada, Yeşil Hatta gösteri yapan iki Rumun Türk ve
Kıbrıslı Türk güvenlik güçleri tarafından meşru hiçbir
gerekçe olmaksızın öldürülmeleri ve bu olaylar hakkında hiçbir
soruşturma yapılmamış olmasını Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin yaşama hakkıyla ilgili maddesine
aykırı buldu. Mahkeme, Ankarayı, Tassos Isaakın
yakınlarına toplam 227 bin Euro, Solomos Solomounun
yakınlarına ise toplam 137 bin Euro tazminat ve mahkeme masrafı
ödemekle cezalandırdı.
Mahkeme, 2007 yılında esasa ilişkin kararını
açıkladığı bir mülkiyet davasında davacı 4 Rum
vatandaşına toplam 30 bin Euro maddi tazminat ve mahkeme masrafı
ödenmesini hükme bağladı.
Mahkeme son olarak, Ocak 1995te Karpaz bölgesinde Kıbrıs Türk
polisinin kötü muamelesine maruz kaldığını iddia eden Rum
vatandaşı Eleni Fokanın ifade özgürlüğünün ihlal
edildiğine hükmetti ve Ankarayı davacıya toplam 5 bin 300 Euro
ödemekle cezalandırdı.
AİHM'den Türkiye'ye 40 bin 300 euro ceza
|
24 Haziran, 2008 17:51:00 (TSİ) CNN TURK |
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye
aleyhine açılan 5 davayı karara bağladı. Türkiye 3
ayrı davada alınan karar gereği 40 bin 300 euro maddi tazminat
ödeyecek.
AİHM,
Eleni Foka isimli Kıbrıslı Rum kadınının
açtığı davada, Türkiye'nin mahkeme masrafları dahil 5 bin
300 euro maddi tazminat ödemesini kararlaştırdı.
Rum kadınının "kötü muamele" ve gözaltı süresiyle
ilgili şikayetlerini reddeden AİHM, "ifade özgürlüğü
ihlali" iddiasını haklı buldu.
Kıbrıslı Rum kadını, 1995 yılında KKTC
gümrük polisi tarafından gözaltına alınarak, eşyasına
el konulduğu iddiasıyla AİHM'e başvurmuştu.
AİHM, Ekaterini Apostolidi isimli Yunan vatandaşının
arkadaşlarıyla birlikte mal ve mülkiyet hakkının ihlal
edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruda da Türkiye'nin
30 bin euro ödemesine karar verdi.
Bölücü terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle tutuklanarak 16'şar
yıl hapis cezasına çarptırılan Bülent Atmaca, Nadir
Çamdeviren ve Önder Yazır'ın ortaklaşa açtığı
davada da AİHM, "Türkiye'nin makul süre içinde yargılanma
hakkını ihlal ettiği" görüşüne vardı.
AİHM, Sefine Baş'ın yaptığı başvuruda,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma ve
mülkiyet hakkının korunmasıyla ilgili maddelerinin ihlal
edildiği görüşünden hareketle Türkiye'nin 5 bin euro maddi tazminat
ödemesini kararlaştırdı.
Enver Özkartal'ın yaptığı başvuruyu inceleyen
AİHM, Türkiye'nin aile ve özel yaşamın korunmasıyla ilgili
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8'inci maddesini ihlal
ettiği görüşüne vardı.
Best chance for a
solution since 1974
By Stefanos
Evripidou
A NEW peace process in
Cyprus offers the best opportunity since the Turkish invasion to solve the
division of the island, according to the latest report from the International
Crisis Group (ICG), a Brussels-based think tank.
The report attributes the window of opportunity to the election of President
Demetris Christofias, who together with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat, have demonstrated the political will to make current talks succeed. Both
leaders are characterised in the report as pro-settlement while Christofias
was singled out for his efforts to reverse the previous governments hardline
rejection of compromise.
The two leaders on the island are encouraged to press forward and announce by
mid-July the start of full-fledged negotiations on September 1.
If this momentum is lost, it will be many years before a new window of
opportunity emerges, says Hugh Pope, Crisis Group Senior Analyst. Failure in
these negotiations could trigger a cycle of vengeful politics and mistrust on
the island; further complicate EU-Turkey and EU-NATO relations; make the Cyprus
problem a permanent irritant in the heart of the EU; and, if the 2007 rhetoric
over Cypriot oil prospecting was an indication, bring new military tensions to
the island.
The ICG notes that criticism of the two leaders from nationalists on both sides
is a strong indicator of how committed Christofias and Talat are to reaching a
solution. Turkey is also supportive of a deal, according to the report, though
chances of a breakthrough would be greater if there was less internal political
turmoil in that country.
Distrust between Greek Cypriots and Turkey was identified as a key obstacle to
progress. Ankara remains suspicious of the Greek Cypriots intentions, despite
a turnabout in their position under Christofias, and Greek Cypriots remain
convinced that Turkey is insincere and unreliable.
These two parties barely know each other, having not talked for 40 years, and
are all too ready to believe extremist rhetoric in nationalist media, said the
report.
The ICG encourages Turkey to communicate with the Greek Cypriots while calling
on the latter to work more willingly with the longstanding Turkish Cypriot
administrative structures.
The report called on Greek Cypriots to treat Turkish Cypriots as legitimate
partners, by reversing the ban on EU visits to Talats office in the north, and
relaxing limitations on international activities for sporting, education, and
folklore associations. The government was also called on to facilitate the free
trade directive, currently frozen at the EU Council level.
The government was advised to request Turkish be made an official EU language,
while prepare the groundwork for Turkish Cypriot participation in the next
European Parliamentary elections in 2009.
Finally, the report said Greek Cypriots should avoid gratuitous attacks on
Turkey and attempts to drive wedges between it and the Turkish Cypriots.
Meanwhile, the Turkish Cypriots were called on to show more flexibility in
topics of discussion for the working groups and technical committees, as well
as to implement a temporary construction freeze on Greek Cypriot properties in
the north.
Turkey was advised to engage with Greek Cypriot officials and make statements
supporting the negotiation process. Reference was also made to the
implementation of the Ankara Protocol and for a lower profile of troop
presence on Cyprus.
The ICG sees the latest efforts for a solution as a last chance for the island.
The backlash to Kosovos unilateral declaration of independence will not
encourage the international community to support two states, but it will not
stop a de facto partition creeping upon the island.
CYPRUS MAIL 24/06/08
AA
Güncelleme: 11:59 TSİ 25 Haziran 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Rum
basınına göre Güney Kıbrıs Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
kararlarını kutlamalarına rağmen, işgal
dolayısıyla Kıbrıs halkının insan hakları
ihlallerinin devam ettiğini savundu.
|
Hristofyas
açıklamasında, şu iddialarda bulundu: Dolayısıyla
işgale son verilmesi ve Kıbrıslı Türk ve Rum
Kıbrıs halkının tamamının insan
haklarının tanınması yönündeki çaba ve mücadelemizi
yoğunlaştırmamız gerekir. Çünkü işgal,
Kıbrısın her iki toplumunun da insan haklarını
ihlal ediyor. |
|
Gündem, kapsamlı müzakereleri başlatmak
PAPADOPULOS DÖNEMİ POLİTİKALARINA GERİ
DÖNÜLDÜ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Papadopulos dönemi politikasına dönen Rum Yönetimi'nin ortak zemin
belirlenmeden doğrudan müzakerelere başlamak istemediğini, Türk
tarafının tam teşekkülü müzakerelerle ilgili herhangi bir
hazırlığa ihtiyaç duymadığını
belirtti. Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının
yeni kurallar ve ön şartlar dikte etmeye hakkı yok... Yakın
geçmişte vardığımız mutabakatları bile
çiğnemeye başlarsak, bu süreçte ilerlemek gerçekten zor olur.
Eğer bu mutabakatlara sadakat göstermeyeceksek, görüşme sürecinin
ilerlemesi için esas olan güven unsurunu da kaybedeceğiz" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'ın 1 Temmuz
buluşmasının, kapsamlı çözüm müzakerelerini
başlatması gündemiyle gerçekleştirileceğini söyledi.
Papadopulos dönemi politikasına dönen Rum
Yönetimi'nin ortak zemin belirlenmeden doğrudan müzakerelere başlamak
istemediğini ifade eden Erçakıca, Türk tarafının tam
teşekkülü müzakerelerle ilgili herhangi bir hazırlığa
ihtiyaç duymadığını belirtti.
Erçakıca, "Kıbrıs Rum
tarafının yeni kurallar ve ön şartlar dikte etmeye hakkı
yok... Yakın geçmişte vardığımız
mutabakatları bile çiğnemeye başlarsak, bu süreçte ilerlemek
gerçekten zor olur. Eğer bu mutabakatlara sadakat göstermeyeceksek,
görüşme sürecinin ilerlemesi için esas olan güven unsurunu da
kaybedeceğiz" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, iki
liderin 21 Mart'ta kararlaştırılmış olduğu
şekilde, çalışma grupları ile teknik komite
çalışmalarının değerlendirilmesi ve kapsamlı
çözüm müzakerelerini başlatması gündemiyle bir araya geleceğini
söyledi. Erçakıca, 21 Mart anlaşmasının, tam teşekküllü
çözüm müzakerelerinin, bu tarihten 3 ay sonra, çalışma grupları
ile teknik komite çalışmalarının sonuçlarının da
ele alınmasıyla başlatılmasını öngördüğüne
işaret etti.
Kıbrıs Türk tarafının bu
anlaşmaya sadakatinin devam ettiğine vurgu yapan Erçakıca,
"Haziran ayının ikinci yarısında yapılması
öngörülen bu toplantı, Hristofyas'ın yurtdışı
programları gibi nedenlerle gerçekleşememiş ve iki liderin
temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, toplantı tarihi olarak 1
Temmuz Salı gününü tespit etmişlerdir" dedi.
Erçakıca, iki lider arasında gerçekleşecek
olan bu toplantıda kapsamlı çözüm müzakerelerinin
başlayacağının karar altına alınıp ilan
edilmesi beklentisinde olduklarını söyledi.
Hristofyas'a eleştiri
Hasan Erçakıca, Türkiye'yle ilgili demeçleri yeniden
yoğunluk kazanan Kıbrıslı Rum lider Dimitris
Hristofyas'ın "Türkiye'deki politik gelişmelerin,
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm müzakerelerinin ele
alınmasına olanak sağlamadığı" görüşünü
dile getirmeye başladığını söyledi. Türkiye'nin çözüm
sürecine destek vererek, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir
çözüm bulunmasını desteklediğini defalarca ifade ettiğine
dikkat çeken Erçakıca, Hristofyas'ın, Türkiye'deki politik
gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünü engellediği veya
engelleyeceğine ilişkin görüşlerinin de dayanaksız
olduğunu vurguladı.
Erçakıca, "Türkiye'deki bütün kurumlar ve
güçler, çözüm çabalarını desteklemektedirler. Nitekim
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Dimitris
Hristofyas'ın başlatmış oldukları bu yeni süreç de Türkiye'den
sadece destek görmüştür" dedi.
"Ayak sürüyor"
Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın Türkiye iç
politikasındaki gelişmeleri veya bu konudaki beklentilerini
görüşme sürecine dâhil etmeye ve bütün dış temaslarında bu
konuyu "en önemli sorun" gibi ele almaya
kalkıştığına işaret etti. Hristofyas'ın
Kıbrıs sorununun çözümünde Türkiye'yi muhatabı olarak göstermeye
çalışmasının çözüm sürecinde ayak sürümekten başka bir
anlam ifade etmediğini söyleyen Erçakıca, şöyle devam etti:
"Dimitris Hristofyas'ın muhatabı
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'tır ve daha önce de
açıklandığı gibi Türkiye'nin tam desteğine sahiptir.
Hristofyas'ın yapması gereken tek şey, kapsamlı çözüm
müzakerelerinin başlamasına olanak vermek ve Kıbrıs
sorununun adil ve erken bir çözüme ulaşabilmesi için
çalışmaktır."
"Tam teşekküllü müzakere için hazırlığa
ihtiyaç yok"
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine Türk
tarafının tam teşekkülü müzakerelerle ilgili tavrının
gayet açık olduğunu ifade ederek, bu konuda herhangi bir
hazırlığa ihtiyaç duyulmadığını ve
Cumhurbaşkanı Talat'ın da müzakerelere her zaman hazır
olduğunu söyledi.
Bugüne kadar üretilmiş ve "body of work"
olarak tanımlanan BM müktesebatının müzakereler için yeterli
zemin olduğunu vurgulayan Erçakıca, "İki liderin kapsamlı
müzakerelerine hemen başlayabileceğine inanıyoruz" dedi.
"Papadopulos dönemi politikasına
dönüldü"
Erçakıca, Yakovu'nun "ortak zemin belirlenmeden
doğrudan müzakerelere başlanamaz" yönündeki
açıklamalarıyla ilgili soruya "Bunları daha önce
duymuştuk. Papadopulos döneminde bu tür demeçleri her gün okuyorduk. Öyle
görünüyor ki Rum tarafı o politikasına dönmüş bulunuyor"
yanıtını verdi. Hasan Erçakıca, "Umarım bu tutum,
1 Temmuz buluşmasının verimsiz geçmesine neden olmaz" dedi.
KIBRIS 25/06/08
Turkey liable for
demonstrators deaths
By Jean
Christou
ANKARA has been ordered
to pay hundreds of thousands of euros in compensation to the families of two
Greek Cypriots after the European Court of Human Rights (ECHR) found Turkey
responsible for their deaths.
Tassos Isaak and Solomos Solomou were killed by Turkish forces and Turkish
Cypriot police during separate anti-occupation demonstrations in Dherynia in
August 1996.
On August 11, Isaak was beaten to death inside the buffer zone by a gang that
included three Turkish Cypriot police officers.
Three days later, during a demonstration following his funeral, Solomou was
shot five times as he climbed a Turkish flagpole
Not only did the ECHR conclude that both men were deliberately targeted and
killed unjustifiably, and that the Turkish authorities failed to investigate,
but Turkeys arguments to the court contained blatant lies.
Turkey claimed that Solomou was killed in the crossfire between both sides when
there was no evidence at all that any shots had been fired from the Greek
Cypriot side, or that any of the demonstrators there were armed.
However, the evidence proved that all five bullets taken from Solomous body
were of a type used by Turkish and Turkish Cypriot forces, and that he was
deliberately aimed at from several sources on the Turkish-controlled side of
the buffer zone.
The Court is unable to accept the respondent government's version of the facts
on this point, the judgement said.
It is worth noting that the victim was hit by five bullets, a fact which is
hard to reconcile with the theory that his shooting was not intentional.
Solomou, who climbed the flagpole unarmed and smoking a cigarette, was not a
threat to anyone, the court concluded, and could easily have been apprehended
when he descended.
The opening of fire was totally unwarranted and not even preceded by a warning
shot, the court said.
In Isaaks case, Turkey claimed he had died during a skirmish between
demonstrators from both sides, and that his death could not be prevented at the
time by the Turkish and Turkish Cypriot authorities.
Evidence showed that three uniformed Turkish Cypriot police officers took part
in the beating.
It also claimed the skirmishes happened when Greek Cypriot demonstrators
crossed in the occupied areas, even though Isaak was killed 32 metres away from
the Turkish ceasefire line.
The Court is unable to accept the respondent government's version of facts
it
observes that it is contradicted by the witness statements, said the court,
referring to what happened to the unarmed demonstrator as a savage beating.
Far from attempting to stop the beating and to protect Mr Isaak's life, these
soldiers actively participated in the mob. UN troops had even tried to stop
the Turkish Cypriot officers involved, it added.
The court awarded a total in compensation and legal costs of 227,000 to the
family of Tassos Isaak and a total of 137,000 to the family of Solomos
Solomou.
Turkey must pay within three months.
2 SOLOMOU AND OTHERS v. TURKEY JUDGMENT
SOLOMOU AND OTHERS v. TURKEY JUDGMENT 1
CYPRUS MAIL 25/06/08
Dünya basını Türkiye'nin oyununu övdü
|
26 Haziran, 2008 07:57:00 (TSİ) CNN TURK |
Türkiye'nin, Avrupa Şampiyonası'na veda ettiği
Almanya maçı, dış basında da geniş yer buldu. Dünya
basınında hakim olan ortak görüş, 'Türkiye'nin dramatik bir
şekilde' kupaya veda ettiği oldu.
Alman
Bild:
Gazete,
"Almanya finalde" başlığının altına,
''Kazandık ama, öldük öldük dirildik. Almanya'nın, Rusya veya
İspanya karşısında bu oyunla işi zor" diye
yazdı.
Alman Deutche Welle:
Deutche Welle, "Almanya artık moda olan 'geri
dönüş' yöntemi ile Türkiye'yi yendi"
başlığını attı.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung:
Almanya'nın ciddi gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung ise,
"Çok dramatik bir oyundan sonra, Philip Lahm'ın son dakika golüyle,
Almanya finale kaldı, ancak oyunda üstün olan takım
Türkiye'ydi" dedi.
İngiliz BBC:
BBC'nin internet sitesi maçla ilgili "Bu turnuva bize tek bir şey
öğretti. O da Türkiye'nin yenilgiyi kabul etmeyişi ve gerideyken çok
tehlikeli olduğu bir kez daha kanıtlaması" yorumunu
yaptı.
BBC ayrıca, "Türkler elendi ancak gösterdikleri muhteşem
çabayla, alkışı hakettiler" dedi.
İngiliz The Guardian:
İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden The Guardian, internet
sitesinde maç yorumunu "Cesur Türkler yenilmeyi haketmedi'' şeklinde
verdi.
İngiliz The Independent:
"Türkiyenin ölümü asla kabul etmeyen kahramanlarına son sözü
söyleyen Lahm oldu" başlığı kullanılan haberde,
"Bu heyecan verici oyun Philipp Lahmın son dakika golü ile
kazanıldı ve Euro 2008in finalinde olan taraf Almanya, ama dahiyane
bir şekilde cesurca bir performans sergileyen ve neredeyse bu
turnuvanın gidişatını değiştiren taraf Türkiye
oldu, diye yazdı.
İngiliz The Sun:
Gazete, "Bu defa Türkiyenin numarasını Türkiyeye
çektiler" başlığının altında, "Turnuva
boyunca zincirlerinden kurtulma şovu yapan Türkiye bu defa
kurtulamadı" ifadesine yer verdi.
İngiliz The Daily Telegraph:
Gazete Almanyanın kendileri için altıncı Avrupa
Şampiyonası finaline beş dakika kadar
yaklaştığı bir anda Türklerin bir kez daha olağanüstü
bir şey yaptıklarını yazdı.
Gazete, Sağ bek Sabri Sarıoğlu dar bir açıdan topa vurdu
ve Jens Lehman topu yakalamaya hazırlanırken, Semih Şentürk bir
kesme hareketi ile kaleciyi utandırdı. Her ne kadar finalde
değilse de Türkiye bu turnuvanın mucize takımı"
ifadesine yer verdi.
İngiliz The Times:
Gazete, "Philipp Lahmın şutu Türkiyenin rüyasına son
verdi" başlığı ile verdiği haberde, "Biri
kaleci sadece beş yedeği olan Türkiye daha iyi olan takımdı
ve bu inkar edilemez" ifadesine yer verdi.
İngiliz ITN:
ITN kanalı sakat oyuncularıyla zayıf olarak maça başlayan
Türklerin buna rağmen çok iyi bir oyun sergilediğini, maçta
baskın tarafın Türkler olduğunu yazdı.
Amerikan Associated Press:
AP "Yenilmesine rağmen, oyuna hakim olan taraf
Türkiye'ydi" ifadesini kullandı.
Amerikan ESPN spor televizyonu:
ESPN, "Türkiye'nin peri masalı sona erdi" yorumunu
yaptı. ESPN'in internet sayfasında yer alan haberde, Türkiye'nin,
eksik kadrosuna karşın özellikle ilk yarıda sahanın hakimi
olduğuna işaret edildi.
ESPN, Türkiye'nin Semih Şentürk'ün 86'ncı dakikadaki golüyle
umutlandığını, ancak Almanya'nın son dakika golüne
engel olamadığını yazdı. ESPN'in haberinin
başlığında, "Türkler'in kalbi kırıldı"
ifadesi yer aldı.
Fransız Le Monde:
Fransa'nın seçkin gazetelerinden Le Monde, mağlubiyetinin büyük bir
üzüntüye sebep olduğunu ancak Türkiye'nin onurunu kaybetmediğini
yazdı.
Fransız Le Parisien
Türk milli takımından "cesur Türkler" olarak bahseden Le
Parisien, Almanya'nın Türkiye karşısında zorlu bir mücadele
yürüttüğü yorumunda bulundu.
Fransız Le Figaro:
Gazete maçı "inanılmaz" olarak tanımlarken,
"Fatih Terim'in oyuncuları, başı dik turnuvayı terk
etti" ifadesini kullandı. Le Figaro, "Türk oyuncular bir kez
daha kahraman gibi oynadılar" yorumu yaptı.
Fransız L'Equipe:
Gazete, "Son dakika kazanmak için Alman olmak gerekir"
yorumunuyaparken, "Türkler Muhteşemdi" ifadesini kullandı.
L'Equipe, "yarı finale kadar, hep son dakika attığı
gollerle galip gelen Türk takımının bu sefer son dakikalarda
yediği gollerde turnuvayı terk ettiğini" yazdı.
Özellikle ilk yarıda Türk milli futbol takımının iyi bir
futbol sergilediği yorumunu yapan gazete, Türk takımında en
fazla notu Kazım ve Aurellio'ya verdi.
Fransız Liberation
Liberation gazetesi, sakat ve cezalı oyuncularla dolu milli
takımının yine herkesi şaşırtarak, Almanya
karşısında başarılı bir futbol sergilediğini
yazdı.
Daha önceki maçlara oranla bu sefer Türk takımının son
dakikaları beklemeyerek, ilk yarı özellikle iyi
oynadığını belirten Fransız gazetesi, Türkiye'nin
büyük şanssızlık yaşadığını kaydetti.
"Güçlü bir Almanya beklerken tam tersi bir durum ile
karşılaştık" ifadesini kullanan Liberation,
"yarı final maçının, tamamen Türk takımının hakimiyeti
altında geçtiğini" yazdı.
İsviçre Le Temps:
İsviçre'de yayımlanan Le Temps gazetesi ise
Türkiye'nin mağlubiyetinin hiçbir şekilde yüz
kızartıcı olmadığını belirtti.
İtalyan Tuttosport:
Gazete, maç sonucunu ilk sayfadan, "Almanya güç bela finalde"
başlığıyla duyurdu. İç sayfada, "Türkiye
şovu, Almanya finali" başlığıyla sunulan haberin
spot cümlelerinde ise "Almanya, Terim'in oyunuyla göze hoş gelen ve
budanmış ekibini son anda yenebildi" denildi.
La Gazzetta Dello Sport:
Gazete, ilk sayfasındaki anonsunda Almanya'nın Türkiye'yi son anda
yenebildiğini ima ederek, "Türkiye serabı derken Almanya finale
yükseldi" dedi.
İç sayfada ise "Türkler 90'ıncı dakikada yenildi. Almanya
altıncı kez finalde" başlığı
kullanıldı. Spotta ise dün geceki karşılaşma şu
cümlelerle özetlendi:
"Yürek titreten bir karşılaşmaydı. Terim'in ekibi
avantajlı konuma geçti, rakip tarafından yetişilip geçildi,
durumu tekrar eşitlemeyi de başardı ama
karşılaşma Lahm'ın durumu 3-2 yapmasıyla sona
erdi."
Corriere Dello Sport:
Gazete, Almanya'nın dün geceki galibiyetinin, Türkiye'nin daha önceki üç
karşılaşmadaki geri dönüş ve zaferlerini
çağrıştırdığına işaret ederek,
"Almanya'dan Türkiye usulü zafer" başlığını
kullandı.
"Türkiye en güzel maçını oynayarak Avrupa sahnesine veda
etti" diyen gazete, ay-yıldızlıların teknik
direktörünün maç sonundaki değerlendirmesini ise "Terim: Üzgünüm ama
halkımız yine de gururduydu" başlığıyla
sundu.
"Semih ve Altıntop! Terim'in delikanlıları çok
beğeniliyor" başlıklı ayrı bir haberde ise
İtalyan kulüplerin Türk futbolcularla ilgilendikleri yazıldı.
Juventus'un Arda Turan'ı, Fiorentina ve İnter'in ise Semih'i transfer
etme planları yaptıkları belirtildi.
Yunan Ta Nea:
Gazete, "Almanya'nın finale gittiği, ancak Türkiye'nin sahneyi
çaldığı" yorumunda bulunduğu haberinde, teorik
açıdan "Yarısı ölü" olan Türk takımının
sahada yaratıcı ve taze olan taraf olduğunu yazdı.
"Milli Takıımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in doğa üstü
güçlere karşı dahi üstünlük kazanmasına ramak
kaldığı öte yandan kılıcı vebileğinin
hakkıyla döğüşen bir takıma da devasa mührünü
bıraktığı" yorumuna da yapan gazete, "Özel bir
ilhama sahip olduğunu göstermeyen" Alman Takımı'nın
zorda kalınarak yaratılan Türk defansının zayıf
noktalarına vurduğunu, yarı final ilk karşılaşmasında
yenen tarafın ekip olarak üstün veya futbol anlamında sempatik olan
taraf olmadığını yazdı.
Kathimerini:
Gazete, "Böyle bir şey duyduysanız dahi inanmayın.
Nitekim dün galibiyeti yakalayan taraf iyi oynayan değildi" ifadesini
kullandı. Türkiye'nin dikkat çeken, Almanya'nın ise galibiyeti
90'uncu dakikada gelen "Altın gol" ile "Çalan" taraf
olduğunu yazan gazete, Terim'in kadroda gerek cezalılar gerekse
sakatlar bulunması nedeniyle zorluklar yaşamasına rağmen
ekibine şampiyonanın favorisini eleyebilecekleri inancını
aşıladığını, hatta bu çerçevede
takımının beyni olan ve Türk savunmasını bir türlü
parçalayamayan Balak'ın dahi pasifize edildiğini kaydetti.
Ethnos:
Gazete, kadrosunun yarısı "hayatta olmayan" ancak bitmek
tükenmek bilmeyen fiziksel ve ruhsal güce sahip Türk Takımı'nın
dün gece de son sözü kendisinin söyleyeceğinin işaretlerini
verdiğini, ancak 90. dakikada gelen golüyle Lam'ın futbolseverlere bu
mucize takımını karşısındaki ekibin Almanya
olduğu hatırlatmasında bulunduğunu kaydetti.
Ethnos, karşılaşma sonunda, kalite ve güç açısından
üstün olduğunu gösteremeyen Almanlar'ın final, top kontrolü ve
yaratılan fırsatlar çerçevesinde ise Türkler'in sempati kazanan taraf
olduklarını belirtti.
To Vima:
Gazete, "Şansızdı çünkü O da, nihayetinde her zaman
Almanlar'ın kazandığı karşılaşmada
oynuyordu" ifadesini kullandı. Gazete, "Ateşten
yaratılma bir takımın rüyasının Almanlar'ın
soğuk infazıyla son bulduğunu, 2008'in 3 kez cehennemden dönüp
cennete giren devrimcilerinin aynı para birimi ile ölerek
Şampiyona'ya veda etiklerini" yazdı.
To Vima, evrenin dahi başarısı için adeta lehine
davrandığı Alman takımının Türk
Takımı'nın 3'e karşı kaydettiği 15 şutuyla
en az 2 gol geride kalabilecek ekip olduğu görüşünü savundu.
Elefterotipiya:
Gazete, tutku ve yürekleriyle oynayan Türk "aslanların" peri
masallarının sona erdiğini belirttiği haberinde,
"Terim'in çelikten yapılma takımı
kırıldığını" ancak tüm eksiklerine
rağmen ilk dakikadan göz doldurduğu değerlendirmesinde bulundu.
UBP, Brüksel'den memnun
Emir ERTORUN-TAK
Tahsin Ertuğruloğlu
başkanlığındaki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP)
heyeti, Avrupa Birliği (AB) yetkilileri ve çeşitli parti
temsilcileriyle Kıbrıs konusunda görüşmelerde bulunmak üzere
gittiği Brüksel'deki temaslarını tamamladı.
Yaklaşık 3 gün süren Brüksel temasları
çerçevesinde Avrupa Parlamentosu'nda çeşitli ülkelerin milletvekilleriyle
görüşen, grup toplantılarına katılan ve öğle
yemeklerinde bir araya gelen heyet, görüşmelerde milletvekillerine UBP'nin
Kıbrıs konusuyla ve Kıbrıs'ta gelinen son süreçle ilgili
görüşlerini anlattı.
Heyet, görüşmelerde Avrupa parlamenterlerinin
Kıbrıs konusundaki düşüncelerini de dinledi ve
sorularını yanıtladı.
Görüşmeler
Ertuğruloğlu ve beraberindeki heyet, AP'deki son
görüşmelerini dün gerçekleştirdi. Heyet bu kapsamda ilk olarak Avrupa
Parlamenteri Dr. Libor Roucek ile görüştü.
Heyet, bu görüşmenin ardından Avrupa
Parlamenteri Sajjad Karim'le (EPP) AP Restoran'ında öğle
yemeğinde bir araya geldi.
UBP heyeti son görüşmesini ise Avrupa Parlamenteri
Andrew Duff'la (ALDE) yaptı.
Bu görüşmeyle AP'daki temaslarını
tamamlayan UBP heyeti, bugün KKTC'ye dönecek.
AP'daki temaslarına pazartesi günü başlayan UBP
heyeti, bu kapsamda yaklaşık 15 Avrupa Parlamenteriyle bir araya
gelerek Kıbrıs konusunu görüştü. Parlamenterlerin görüş ve
düşüncelerini dinleyen heyet, milletvekillerine kendi görüşlerini
anlattı.
Heyet, Brüksel temaslarına Türkiye Brüksel
Büyükelçisi Fuat Tanlay ve Türkiye AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan
Bozkır'a nezaket ziyaretinde bulunarak başladı.
Ertuğruloğlu, ardından sırasıyla
Avrupa Parlamenteri Hannes Swoboda (PSE), Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Türk Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash ve Avrupa
Parlamenteri Karin Resetarits'le görüştü. Heyet, görüşmelerin
ardından Avrupa Parlamenterleri Cem Özdemir, Helga Trüpel ve Ignasi
Guardans'ın himayelerinde Avrupa Parlamentosu'nda yapılacak olan
TRPlus "Many facets of Turkey" film gösterimi ve resepsiyonuna
katıldı.
UBP heyeti ilk günkü program çerçevesinde Avrupa
Parlamenteri Thomas Mann'la (EPP) da görüştü ve KKTC Brüksel Temsilcisi
Yalçın Vehit'in heyet onuruna verdiği yemeğe katıldı.
Heyet, programın ikinci gününde de AP'da Parlamenter
Belçikalı Raymond Langendries ile görüştü. Görüşmenin
ardından AP Dışilişkiler Komisyonu'nun İnsan
Hakları Alt Komitesi toplantısına katılan heyet,
toplantıdan sonra Avrupa Parlamenteri Jan Marinus Wiersma'yla (PSE) bir
araya geldi.
Heyet bu görüşmenin ardından Avrupa Parlamenteri
Alman Roland Gewalt'ın AP Restoranında verdiği öğle
yemeğine katıldı.
Ertuğruloğlu başkanlığındaki
heyet, Avrupa Parlamenteri Bulgaristan Türkü Metin Kazak, Avrupa Parlamenteri
Vural Öger (PSE) ve İngiliz Barones Sarah Ludford ile de görüşme
fırsatı buldu.
Ertuğruloğlu'na temasları
sırasında Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy, Dr. Tansel
Doratlı, Dr. Faiz Sucuoğlu, AP eski milletvekili Ozan Ceyhun ve
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Brüksel temsilcisi Mualla
Çıraklı eşlik etti.
Ertuğruloğlu
UBP Genel Başkanı Ertuğruloğlu
görüşmelerde özetle, UBP'nin Kıbrıs konusundaki
görüşlerini, kırmızı çizgilerini ve mart ayında iki
lider arasında yeni başlayan görüşme süreciyle ilgili
görüşleri hakkında bilgiler vererek, Kıbrıs Türk
halkının endişelerini anlattı.
Ertuğruloğlu, dünyadan Kıbrıs
konusunda daha gerçekçi politikalar üretmesini isteyerek, Kıbrıs'ta
Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanındığı
ve bu çerçevede başlayacak hiçbir görüşmenin
sonuçlanamayacağını, çünkü devlet ile bir toplumun
görüşmesinden ancak azınlık ortaya çıkacağı
görüşünü dile getirdi.
Rumların AB'a tüm Kıbrıs'ı temsilen
alınmasının bu süreci zora sokan en büyük nedenlerden bir
olduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, kendilerinin konfederasyon ve
eşit egemenlik, iki devlet istediğini, ancak Rumların buna
yanaşmadığını anlattı.
Rum kesiminin Türk askerinin adadan
çıkmasını istediğini, ancak Türk askerinin adaya
barış ve huzur getirdiğini ifade eden Ertuğruloğlu,
milletvekillerine bu konudaki düşüncelerini ve geçmişteki
olayları anımsattı.
Ertuğruloğlu, KKTC üzerinde uygulanan
haksız ambargolara da değinerek, bu ambargoların insan
haklarına sığmadığını vurguladı.
KIBRIS 26/06/08
Water from Greece
arriving on Monday
By Anna
Hassapi
THE FIRST tanker
carrying water from Greece is expected to arrive at Yermasoyia on Monday and if
all goes to plan, the water will be supplied directly to Limassols drinking
water network by Wednesday. Final infrastructure preparations at Yermasoyia bay
are scheduled for completion over the next few days.
The anchorage, to which the tankers and the underwater pipes will be connected
has already arrived to Cyprus from Israel and the process of divers towing the
pipes, presently at the beach is expected to start immediately. This project
will be completed within four to six days, said Michalis Ioannides, President
of Ocean Tankers, the company commissioned with bringing water from Greece.
The anchorage has arrived at Limassol Port and will be transported to the
coastal area, 1300m from land, at the mouth of the river Amathos. Tomorrow, the
pipe will be expanded towards the sea, so that by the end of the month the
whole project is completed and the first tanker can arrive, confirmed
Nikodemos Nikodemou, Director of Limassol Water Board.
Once the tankers arrive on Monday, safety checks will take place and, provided
the results are positive, the water will start being supplied for consumption
by Wednesday. All necessary measures have been taken and international
regulations followed in the preparation of tankers to ensure the quality of the
water; a Norwegian company was responsible for this task, under the guidance of
an international expert, Ioannides said.
The water will be supplied to Limassols network without any treatment in
Cyprus, as its quality will be checked by the Athens Pireaus Water Company
(EYDAP). Ioannides confirmed the water would be safe and of good quality. The
water will be coming directly from EYDAP, and it is the same water the whole of
Athens drinks. I expect that its quality may even be better than the one we
have in Cyprus today.
The 35 million contract between the Water Development Board and Ocean Tankers
Holdings Public Company provides that six tankers, each carrying 50,000m3 of
water will be arriving at Yermasoyia every day. The tankers will transport a
total of 8 million m3 of drinkable water, over a period of six months.
Ioannides confirmed that the process would be completed by December 15.
Think of an imaginary pipe uniting Greece and Cyprus. At all times, one tanker
will be unloading, another tanker will be loading at Limassol, two full tankers
will be coming from Greece and two empty tankers leaving from Limassol, he
said.
Most of the water from Greece will be supplied directly to Limassols water
supply network, and some of it to the south conduit that provides water to
Famagusta district. If any water is left over, it will be used to enrich
Yermasoyias underground water reserves.
CYPRUS MAIL 26/06/08
NTV
Güncelleme: 15:26 TSİ 27 Haziran 2008 Cuma
STRASBOURG - Dün AK Partinin
kapatılması halinde, Türkiyenin izlenme sürecinin tekrar
başlayabileceği yönünde bir karar alan Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi (AKPM), bugün de Gökçeada ve Bozcaada ile ilgili bir kararı onayladı.
Genel Kurulda 11e karşı 32 oy ile kabul edilen kararda, Türk
hükümetlerinin tutumu yüzünden çok sayıda Rumun adaları terk etmek
zorunda kaldığı söylenerek, Ankaraya Rum
azınlığa karşı olumlu tutum sergileme
çağrısında bulunuldu.
Ankaranın
bu iki adadaki Rum kültürel varlığını muhafaza etmek için
attığı adımların olumlu
karşılandığı ifade edilen kararda, 20.
yüzyılın ikinci yarısında adaları terk etmek zorunda
kalan Rumların mülkiyet haklarının garanti altına
alınması ve bu kişilerin geri dönüşünün sağlanabilmesi
isteniyor. Şu anda iki adada, genelde yaşlılar olmak üzere,
toplam 300 Rumun kaldığı iddia edilen raporda, Rum çocuklar için
okul açılması, el konulan gayrimenkullerinin iadesi ve kiliselerin
onarılması talepleri de yer alıyor. İade yapılamıyorsa
bile, Rumlara el konulan malları için tazminat ödenmesi isteniyor.
Kararda, adaların çift kültürlü karakterinin korunmasının,
Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği için de model
olabileceği belirtildi.
Bugün kabul edilen karar, ilk kez bundan birkaç yıl önce bazı Yunan
parlamenterler tarafından gündeme getirilmişti.
Bugünkü Genel Kurulda ise Türk ve Yunan parlamenterler arasında adeta
önerge savaşları yaşandı. Raporda Gökçeada ve
Bozcadanın isimlerinin sistematik olarak Rumca da yazılmasına
karşı çıkan Türk heyetinin, BM sözleşmeleri gereği
her ülkenin egemenliği altındaki toprakları istediği isimle
adlandırabileceğine dair verdiği önerge oy çokluğuyla
kabul edildi.
AA
Güncelleme: 11:48 TSİ 27 Haziran 2008 Cuma
ANKARA - Mehmet Ali Talat,
Samanyolu Haber kanalında katıldığı bir
söyleşide, İngilterenin Güney Kıbrıs ile memorandumu bu
zamanda yapmasının çok büyük bir soru işareti olduğuna
dikkati çekerek, İngiltere, Rum tarafıyla ilişkilerini
iyileştirmek, sağlama almak için bunu yapmış olabilir.
Güneydeki üslerini kendine göre sağlama aldı dedi.
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile 21 Martta yaptığı görüşmede
varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda,
Hristofyasın samimiyetine inandığını, ancak
başarılı olup olmayacağından emin
olmadığını bildirdi.
21 Marttaki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra
başlatılması kararının
alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin,
müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını
söylediğini belirten Talat, 23 Mayıstaki görüşmelerinde de iki
kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda
anlaştıklarını hatırlattı.
21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan teknik komite ve
çalışma gruplarının 21 Nisanda
çalışmalarına başladığını, buna göre,
müzakerelerin de 21 Temmuzda başlasının gerektiğini ifade
eden Talat, Hristofyasın, ortakları nedeniyle
sıkıştığını ve müzakerelerin ilerlemeye
bağlı olacağını söylediğini kaydetti.
İngilterenin Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek için
bir memorandum imzaladığını belirten Talat,
Hristofyasın İngiltere ile işbirliği içinde
vardıkları anlaşmayı erezyona uğratmaya
çalıştığını, bunun kendisini umutsuzluğa
sürüklediğini kaydetti.
1 TEMMUZ
GÖRÜŞMESİ
Hristofyas ile 1 Temmuzda yeniden görüşeğini hatırlatan Talat,
bu görüşmede, esas hakkındaki görüşmelere geçme konusunun
gündeme geleceğini bildirdi.
6 çalışma grubu ile 7 teknik komitenin
çalışmalarını sürdürdüğünü, teknik komitlerde,
üzerinde anlaşma varılan konuların 20 Haziranda
açıklandığını belirten Talat, 6 maddeden oluşan
önlemlerin, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim
programları, yol güvenliği, ambülansların
karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi
kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar
yapılmasını içerdiğini anlattı.
TÜRKİYENİN
DESTEĞİ
Türkiyenin desteği olduğu sürece bizim
sıkıntılarımz azdır diyen Talat, şöyle devam
etti:
Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız
şartsız destekleyen başka ülke olmadığından,
Türkiyenin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir.
Rumlar, Yunanistanın ve ABnin desteğini alıyorlar.
Kıbrıs Cumhuriyetini haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm
dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu,
atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım
atsın?
HAÇLI
SEFERİ GİBİ
Rumların çözüm yolunda başlıca motivasyonun, güvenlik
endişesi olduğunu dile getiren Talat, İkincisi,
Hristofyasın bizzat tablolaştırdığı ve bütüm Rum
siyasi partilerinin haçlı seferi gibi mücadele ettiği şey,
KKTCnin dünya tarafından kabul edilmesi, tanınması. Bundan çok
korkuyorlar. Kıbrıs sorunun çözümünü istiyorlarsa objektif olarak
esas güdü, bölünme korkusudur diye konuştu.
Talat, Güney Kıbrısın en büyük sorununun, Rum halkını
çözüme ikna etmesi olduğunu kaydetti.
AK
PARTİNİN KAPATILMASI DAVASI
Talat, AK Partinin kapatma davası bu süreci etkiliyor mu? soruruna
karşılık, Türkiyedeki istikrarsızlık bizi
doğrudan etkiler. ABD bile Rum tarafını destekliyor. Türkiyenin
içişlerine karışmak istemiyorum, ancak konunun bir an önce
çözüme kavuşturulmasını istiyorum. Bu istikrarsızlık
ihtimali ne kadar hızlı bir biçimde ortadan
kaldırılırsa bizim için o kadar iyi olur dedi.
KKTCde şimdiye dek hiçbir partinin
kapatılmadığını ve hiçbir partiye karşı dava
açılmadığını vurgulayan Talat, Atatürk ile ilgili
olumsuz ifadeler veya laiklik karşıtı bir durumda biz de böyle
bir durum olabilir ifadesini kullandı.
Siyasilerin ve Türk dışişlerinin kendilerini desteklemeyi
sürdürdüklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu:
Dikkatler başka yöne döndü. Uluslararası alanda biz moral
kaybetmemeliyiz. Bunun zararı bize fazla olur. Biz daha da izole oluruz.
Annan planına hayır deseydik biz boğulurduk, ekonomimiz
çökerdi, dünyayla ilişkilerimiz daha da zorlaşırdı. Türkiye
de bir sürü başka zorlukla karşılaşırdı. O günden
sonra izolasyon hafifledi. Bir kapatma kararı gelirse, bu süreci
zorlaştırabilir. Mümkün.
HRISTOFYAS,
SÜRECİ ERTELEMEK İSTİYOR
ABnin Türkiye açısından koyduğu son tarihin 2009 olduğunu
hatırlatan Talat, Hristofyasın asıl amacının erteleme
olduğunu söyledi. Talat, Erteleme istiyor, süreci ertelemek, 2009daki
gelişmeleri gözlemlemek ve ona göre hareket etmek istiyor. Şu anda
birçok ülke Rum tarafını izliyor dedi.
Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için,
ABden yalnızca teknik yardım alabileceklerini bildiklerini
belirterek, Onlar (AB) için de Kıbrıs sorunu ilkeleriyle
bağdaşmayan bir durum. O yüzden onlar da bu işi bitirmek
istiyor diye konuştu.
Kıbrıstan asker çekilmesinin pek mümkün
olmadığını vurgulayan Talat, Bu, güvenlik zaafiyeti
yaratması nedeniyle değil. Kıbrıs sorunu, Türk askerinin
çekilmesi sorunu haline getirilirse, Kıbrıs sorunu askeri bir
sorunmuş gibi görünür. Türk askeri, Kıbrıs sorununun
varlığından dolayı oradadır dedi.
AKPM'den Rum azınlık raporuna onay
|
27 Haziran, 2008 14:35:00 (TSİ) CNN TURK |
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye'ye, Bozcaada
ve Gökçeada'da yaşayan Rum azınlığa karşı
''olumlu tutum'' sergilemesi çağrısında bulunan rapor ve buna
bağlı tavsiye karar tasarısını kabul etti.
İsviçreli
parlamenter Andreas Gross tarafından kaleme alınan rapor ve buna
bağlı karar tasarısı, 32 "evet", 11
"hayır", 2 "çekimser" oy ile kabul edildi.
Kabul edilen kararda, "Türkiye tarafından bugüne kadar yapılan
olumlu jestlerin memnunlukla karşılandığı" ifade
edildi.
Kararda, "Rumların eğitim ve toprak konularındaki
sorunlarına daha fazla ilgili gösterilmesi ve bu adalarda zarar gören
doğal ve kültürel mirasın tamir edilmesi"
çağrısında bulunuldu.
"Adalardaki nüfusun, Türkiye ve Yunanistan arasındaki
ilişkilerde ortaya çıkan krizlerden uzun bir süre acı
çektiği" belirtilen kararda, "Türkiye'nin atacağı
olumlu adımın, Türkiye'nin Avrupa ile iyi komşuluk
değerlerine gösterdiği saygı açısından da iyi bir
örnek olacağı" görüşüne yer verildi.
Kararda, adaların iki kültürlü karakterinin korunmasının,
Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği için de model
olacağı görüşü dile getirildi.
|
STRASBOURG (A.A) |
||
|
|
||
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM), eylül ayındaki genel kurul
toplantılarına KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı davet edecek. AKPM başkanlık divanının bugün
yaptığı toplantıda, Talat ve Hristofyas'ın genel
kurulda konuşma yapmak üzere Strasbourg'a davet edilmesi
kararlaştırıldı. |
HURRIYET 27/06/08
Salı günü görüşüyorlar
ZERİHOUN'UN KONUTUNDA... Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM
kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutunda yer alacak.
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin yeniden
başlaması amacıyla yapılacak görüşmenin, daha önce
gerçekleşen görüşmeler formatında yapılması bekleniyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, salı günü saat 11.00'de bir araya
geliyor.
Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki
ara bölgede bulunan resmi konutunda yer alacak.
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin
yeniden başlaması amacıyla yapılacak görüşmenin, daha
önce gerçekleşen görüşmeler formatında yapılması
bekleniyor.
UNFICYP'den basına çağrı
İki liderin görüşmesiyle ilgili yazılı
açıklama yapan Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP)
Sözcüsü, görüşmeyi takip etmek isteyen basın
kuruluşlarının önceden başvuruda bulunmasını
istedi.
Olayı takip edecek gazetecilerin, isimleri ile
araçlarının plaka numarasını UNFICYP'e bildirmesi
gerekiyor.
Bölgeye geçişi sağlayan kapılar, saat
09.00'da açılacak. Geçişlerde kimlik kartı ya da basın
kartını ibraz etmesi gereken gazetecilerin saat 10.30'dan önce
bölgeye girmesi gerekiyor.
KIBRIS 27/06/08
Kuzey'den Limasol'a balık satışı
başladı
300 kiloluk ilk kargonun geçtiğimiz pazar günü Güney'e
nakledildiğini kaydeden Fileleftheros gazetesi haberinde, aynı günün
akşamı balıkların Limasol balık pazarında
satışa sunulduğunu, bunların çoğunlukla sokan
balığı, barbun ve fangriden oluştuğunu belirtti.
Balıkların sağlık açısından,
Rum Veteriner Dairesi ve sağlık birimleri çalışanları
tarafından, bozulma ihtimaline karşılık, gerek Ay. Demet
(Metehan) sınır kapısında, gerek piyasaya sürülmeleri
aşamasında kontrol edildiklerini ifade eden gazete; ilk partide
Kıbrıs Türk tarafının bazı aykırılıklarının
tespit edildiğini ileri sürdü; bunların esaslı
aykırılıklar olmaması yüzünden balıkların
ticaretine müsaade edildiğini kaydetti.
Rum Veteriner Dairesi görevlilerinin, "bulgular ve
gözlemleri" hakkında Avrupa Komisyonu'nu bilgilendirdiğini
kaydeden gazete, benzer sorunlarla karşılaşılmaması
için Komisyon'un müdahalesinin istendiğini ifade etti.
Veteriner Dairesi'nin tespitlerinin Kıbrıs Türk
Ticaret Odası'nın belgelerindeki boşluklara ilişkin
olduğunu kaydeden gazete, Ticaret Odası'nın
hazırladığı listeye göre balıkların
Kıbrıslı Türklere ait balıkçı tekneleriyle
avlanmasına karşın, balıklarının geldikleri
bölgenin ve Rum kesimindeki alıcının belirtilmediğini
kaydetti.
Gazete, balıkların Türkiye'den ithal
edilmiş olabileceklerini iddia etti.
KIBRIS 27/06/08
MÜZAKERELERİN BAŞARILI OLACAĞINDAN EMİN DEĞİLİM"... Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile 21 Mart'ta yaptığı görüşmede varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda, "Hristofyas'ın samimiyetine inandığını, ancak başarılı olup olmayacağından emin olmadığını" bildirdi. 21 Mart'taki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra başlatılması kararının alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin, ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını'' söylediğini belirten Talat, 23 Mayıs'taki görüşmelerinde de iki kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda anlaştıklarını hatırlattı
"TAVİZ VERMEK İSTEMİYORLAR"... Türkiye'nin desteği olduğu sürece bizim sıkıntılarımız azdır'' diyen Talat, şöyle konuştu: 'Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız şartsız destekleyen başka ülke olmadığından, Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir. Rumlar, Yunanistan'ın ve AB'nin desteğini alıyorlar. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu, atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım atsın?''
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere ile Rum yönetimi arasında 5 Haziran'da Londra'da imzalanan memorandumun "art niyetli" olduğunu belirterek, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın, ortak kabul ettikleri kimi şeyleri, yan yollara saparak erozyona uğratma çabası içine girdiğini, İngiltere'nin de buna "çanak tuttuğunu" söyledi.
Mehmet Ali Talat, "Samanyolu Haber" kanalında katıldığı bir söyleşide, İngiltere'nin Güney Kıbrıs ile memorandumu bu zamanda yapmasının çok büyük bir soru işareti olduğuna dikkati çekerek, "İngiltere, Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek, sağlama almak için bunu yapmış olabilir. Güney'deki üslerini kendine göre sağlama aldı'' dedi.
Talat, Hristofyas ile 21 Mart'ta yaptığı görüşmede varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda, "Hristofyas'ın samimiyetine inandığını, ancak başarılı olup olmayacağından emin olmadığını" bildirdi.
21 Mart'taki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra başlatılması kararının alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin, ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını'' söylediğini belirten Talat, 23 Mayıs'taki görüşmelerinde de iki kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda anlaştıklarını hatırlattı.
21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan teknik komite ve çalışma gruplarının 21 Nisan'da çalışmalarına başladığını, buna göre, müzakerelerin de 21 Temmuz'da başlamasının gerektiğini ifade eden Talat, Hristofyas'ın, ortakları nedeniyle sıkıştığını ve ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı'' olacağını söylediğini kaydetti.
İngiltere'nin Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek için bir memorandum imzaladığını belirten Talat, Hristofyas'ın İngiltere ile işbirliği içinde vardıkları anlaşmayı erozyona uğratmaya çalıştığını, bunun kendisini umutsuzluğa sürüklediğini kaydetti.
1 Temmuz görüşmesi
Hristofyas ile 1 Temmuz'da yeniden görüşeceğini hatırlatan Talat, bu görüşmede, "esas hakkındaki görüşmelere geçme konusunun gündeme geleceğini" bildirdi.
6 çalışma grubu ile 7 teknik komitenin çalışmalarını sürdürdüğünü, teknik komitelerde, üzerinde anlaşma varılan konuların 20 Haziran'da açıklandığını belirten Talat, 6 maddeden oluşan önlemlerin, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içerdiğini anlattı.
Türkiye'nin desteği
''Türkiye'nin desteği olduğu sürece bizim sıkıntılarımız azdır'' diyen Talat, şöyle devam etti:
''Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız şartsız destekleyen başka ülke olmadığından, Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir. Rumlar, Yunanistan'ın ve AB'nin desteğini alıyorlar. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu, atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım atsın?''
Haçlı seferi gibi
Rumların çözüm yolunda başlıca motivasyonun, "güvenlik endişesi" olduğunu dile getiren Talat, "İkincisi, Hristofyas'ın bizzat tablolaştırdığı ve bütün Rum siyasi partilerinin haçlı seferi gibi mücadele ettiği şey, KKTC'nin dünya tarafından kabul edilmesi, tanınması. Bundan çok korkuyorlar. Kıbrıs sorunun çözümünü istiyorlarsa objektif olarak esas güdü, bölünme korkusudur" diye konuştu.
Talat, Güney Kıbrıs'ın en büyük sorununun, Rum halkını çözüme ikna etmesi olduğunu kaydetti.
AK Parti'nin kapatılması davası
Talat, "AK Parti'nin kapatma davası bu süreci etkiliyor mu?" sorusuna karşılık, "Türkiye'deki istikrarsızlık bizi doğrudan etkiler. ABD bile Rum tarafını destekliyor. Türkiye'nin içişlerine karışmak istemiyorum, ancak konunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını istiyorum. Bu istikrarsızlık ihtimali ne kadar hızlı bir biçimde ortadan kaldırılırsa bizim için o kadar iyi olur'' dedi.
KKTC'de şimdiye dek hiçbir partinin kapatılmadığını ve hiçbir partiye karşı dava açılmadığını vurgulayan Talat, ''Atatürk ile ilgili olumsuz ifadeler veya laiklik karşıtı bir durumda bizde böyle bir durum olabilir'' ifadesini kullandı.
Siyasilerin ve Türk dışişlerinin kendilerini desteklemeyi sürdürdüklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu:
''Dikkatler başka yöne döndü. Uluslararası alanda biz moral kaybetmemeliyiz. Bunun zararı bize fazla olur. Biz daha da izole oluruz. Annan planına 'hayır' deseydik biz boğulurduk, ekonomimiz çökerdi, dünyayla ilişkilerimiz daha da zorlaşırdı. Türkiye de bir sürü başka zorlukla karşılaşırdı. O günden sonra izolasyon hafifledi. Bir kapatma kararı gelirse, bu süreci zorlaştırabilir. Mümkün.''
"Hristofyas, süreci ertelemek istiyor"
AB'nin Türkiye açısından koyduğu son tarihin 2009 olduğunu hatırlatan Talat, Hristofyas'ın asıl amacının erteleme olduğunu söyledi. Talat, "Erteleme istiyor, süreci ertelemek, 2009'daki gelişmeleri gözlemlemek ve ona göre hareket etmek istiyor. Şu anda birçok ülke Rum tarafını izliyor" dedi.
Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için, AB'den yalnızca teknik yardım alabileceklerini bildiklerini belirterek, "Onlar (AB) için de Kıbrıs sorunu ilkeleriyle bağdaşmayan bir durum. O yüzden onlar da bu işi bitirmek istiyor" diye konuştu.
Kıbrıs'tan asker çekilmesinin pek mümkün olmadığını vurgulayan Talat, "Bu, güvenlik zafiyeti yaratması nedeniyle değil. Kıbrıs sorunu, Türk askerinin çekilmesi sorunu haline getirilirse, Kıbrıs sorunu askeri bir sorunmuş gibi görünür. Türk askeri, Kıbrıs sorununun varlığından dolayı oradadır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu akşam adaya dönmesi bekleniyor.
KIBRIS 28/06/08
Meclis
Başkanı Ekenoğlu, London School Of Economics öğrencilerini
kabul etti
CTP Milletvekili Teberrüken Uluçay'ın da hazır bulunduğu kabulde Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu öğrencilere meclisinin yapısı ve işleyişi ve seçim sistemi hakkında ayrıntılı bilgi verdi.
Ekenoğlu, ekonomi eğitimi alan kişiler olarak öğrencilerin KKTC ekonomisini de inceleme fırsatı bulacaklarını belirterek, tanınmamış bir ülke olması nedeniyle KKTC'de çeşitli ekonomik sorunlar yaşandığını vurguladı. Ekenoğlu, Türk tarafının çeşitli alanlarda uygulanan izolasyonları aşmak için çalıştığını anlattı.
Bir ada ülkesi olarak ekonominin en önemli kaynaklarından birinin turizm olması gerektiğini ifade eden Ekenoğlu, ancak bu ulaşımda yaşanan sorunlara dikkat çekti.
Ekenoğlu öğrencilerin sorularını da yanıtladı.
KIBRIS 28/06/08
All-star working breakfast
positive but with little substance
By Jean Christou
Leaders aides meet on
sidelines of Oslo gathering
AIDES TO the two leaders held a one-hour meeting with former Cyprus mediators
during a conference this week held in Norway but little of substance emerged,
the Cyprus Mail has learned.
Reports yesterday suggested that aides, George Iacovou and Ozdil Nami had
sought the advice of the former Cyprus envoys at the annual mediators meeting
in Oslo.
The two sides have hit an obstacle as regards the basis for Cyprus talks due to
begin in earnest in the Autumn.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat are
due to meet on Tuesday in the first of two meetings in July that will focus on
talks about talks.
With this in mind Iacovou and Nami took the opportunity to meet up with former
Cyprus mediators in Oslo during the week.
Both men who have been working side by side to set up and run the working
groups and technical committees, are believed to be seeking out a formula that
will make it easier for the leaders to sit down and talk on Tuesday.
Among the mediators at the meeting were former UN Special Representative for
Cyprus Michael Moller who left his post at the end of March this year, Peruvian
diplomat Alvaro de Soto who mediated the failed Annan plan in 2004, also two
other former UN envoys for Cyprus, Joe Clark and Sir Kieran Prendergast.
According to sources close to the conference, Iacovou, Nami and the ex Cyprus
mediators had a working breakfast on the sidelines of the conference. The
meeting lasted just over an hour.
Moller chaired the meeting, and while the Turkish Cypriot side was represented,
Turkey was not because the Turkish official due to arrive did not make it to
Oslo in time to participate.
The meeting did not produce anything substantial, said the sources, speaking
on condition of anonymity due to Chatham House rules, which decree utter
secrecy at such conferences.
Iacovou and Nami were both present and spoke briefly, the sources said,
adding that no sparks flew between them.
The most striking thing, at least for the initiated [on the Cyprus issue], was
the positive atmosphere. The congeniality between the two appeared genuine.
They even had their meals together, said the sources.
CYPRUS MAIL 28/06/08
KUZEY KIBRIS'TAKİ
KÖYÜMÜZE DÖNSÜNLER... Antonis Haji Roussos, Güney Kıbrıs'ta
dağınık halde yaşayan Maronitlerin, yeniden bir toplum
olabilmesi için kuzeydeki eski köylerine geri dönmeleri gerektiğini
vurguladı. Roussos, Kuzey Kıbrıs'taki köylerine dönmedikleri
takdirde Maronitlerin dış evlilikler sonucu maruz
kaldıkları asimilasyon nedeniyle yakın zamanda yok olacağından
endişe ettiğini söyledi
İbrahim BEYAZOĞLU
Maronit cemaatinin Rum
Meclisi'ndeki Temsilcisi Antonis Haji Roussos, Güney Kıbrıs'ta
dağınık halde yaşayan Maronitlerin, yeniden bir toplum
olabilmesi için kuzeydeki eski köylerine geri dönmeleri gerektiğini
vurguladı. Roussos, Kuzey Kıbrıs'taki köylerine dönmedikleri
takdirde Maronitlerin dış evlilikler sonucu maruz
kaldıkları asimilasyon nedeniyle yakın zamanda yok
olacağından endişe ettiğini söyledi.
KIBRIS'a konuşan
Roussos, Kıbrıs sorununun çözüm aşamasında
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs
meselesini pasif bir şekilde beklediklerini kaydeden Roussos, mülkiyet ve
siyasi temsil haklarını kazanıp var oluşlarını
sürekli kılmak için Annan Planı'na evet demelerine rağmen
Rumların hayır demeleriyle birlikte adadaki Maronit nüfusunun
belirsiz bir geleceğe saplanıp kaldığını
belirtti.
Roussos, Maronitlerin Rum
parlamentosunda oy verip konuşma haklarının
olmadığından dolayı siyasal etkilerinin
olmadığını kaydetti.
Roussos, Türk
tarafındaki yönetimden de şikayet ederek, Türk ordusunun Karpaşa
ve Özhan'ı kamp haline getirdiğini ve eski evlerini görüp orada dini
ibadetlerini gerçekleştirmeye izin vermediğini söyledi. Roussos, bu
bağlamda, Birleşmiş Milletler'e de başvurarak, kuzeye ayin
yapıp evlerini görmek için geçmek istediklerini ancak bir sonuç alamadıklarını
ifade etti.
Asimilasyona
karşı yeniden
toplum olma arzusu
Toplum olmanın
önemine değinen Roussos, Kıbrıs sorununa dair üretilecek bir
çözüm sonucunda, cemaatinin evlerine döneceğini ve eski toplum
hayatını yeniden canlandıracağını belirtti.
Kuzeydeki köylerine dönüp
orada yaşamak istediklerini belirtmelerine rağmen, söz konusu
isteklerinin kabul edilmediğini ifade eden Roussos, Maronitleri köylerine
geri dönüp orada yaşamaları için cesaretlendirmeye çalıştıklarını
ifade etti.
"Cemaatimizi tek bir
kimlik olarak bir arada tutmanın tek yolu budur" diye konuşan
Roussos, asimilasyon tehlikesi yüzünden cemaat olarak
varlıklarını sürdürmenin zor olduğundan yakınarak,
dış evlilikler yüzünden birkaç yıla kalmaz asimilasyona maruz
kalıp yok olabileceklerini söyledi.
"Kaybolmamak için
asimilasyonun önüne geçmek lazım" diyen Roussos, eskiden Kuzeydeki
köylerinde bir arada yaşayan Maronitlerin birbirini
tanıdığını söyledi ve yeniden bir toplum olmak
istediklerini dile getirdi.
Roussos, 1974'ten önce, ağırlıklı
olarak Kormakitis (Kormacit), Karpashia (Karpaşa), Asomatos (Özhan) ve
Agia Marina (Gürpınar) köylerinde, çoğunlukla tarım ve
hayvancılıkla uğraşıp Kıbrıslı Türklerle
barış içerisinde yaşayan Maronitlerin 1974'ün ardından
köylerini terk ederek adanın çeşitli bölgelerine
dağıldığını, gün geçtikçe köylerinde kalan
Maronitlerin sayısının azaldığını söyledi.
Geçmişte
yaklaşık 5000 Maronit'in yaşadığı Kuzey'de bugün
itibariyle sadece 150 Maronit'in kaldığını ifade eden
Roussos, yakın bir geçmişte tarım ve hayvancılıkla
uğraşan Martonit cemaatinin dağılma sürecinde birçok
şeyin onlar için zorlaştığını belirtti. Roussos,
Maronitlerin işsizlik sıkıntısı çektiğine de
değindi.
Sembolik bir siyaset
Annan planına siyasi
ve kültürel anlamdaki belirleyici nedenlerden dolayı haklarını
tekrar kazanmak için evet dediklerini söyleyen Roussos, planın
reddedilmesinden sonra söz konusu duruma ilişkin yaşanan
belirsizliklerden ötürü mağduriyet yaşadıklarını söyledi.
Roussos, Annan Planı
ortaya çıktığında, Maronitlerin köylerine geri dönüp
mülkiyetlerine kavuşma ve her zaman hak iddia ettikleri parlamentodaki
siyasal temsiliyetlerini yükseltmek için referandumda evet oyu verdiklerini
ifade etti.
Bugün gelinen noktada Rum
yönetimi parlamentosunda oy verip konuşma hakları
olmadığını söyleyen Roussos, sadece meclise
katıldıklarına dikkat çekerek, yüz yüze geldikleri siyasi durumu
"aşağı yukarı sembolik bir şey" diye
niteledi. Roussos, bu konuda şöyle konuştu:
"Politik bir etkimiz
yok. Etkimiz çok aşağı seviyelerde. Politik anlamda karar verme
aşamasında değiliz. Annan planı kabul edilmedi ve biz
muallâkta kaldık. Eğitim ve kültürel anlamdaki
sorunlarımıza çözüm üretmek için uğraşıyoruz. Bu
yüzden de İki büyük cemaat arasında yaşanan mücadele bizim için
bir cezaydı. Boş yere acı çektik."
"Türk Askeri izin
vermiyor"
Kıbrıslı
Türklerin, özellikle Koruçam'da kalıp hayatlarını sürdürmeleri
için kendilerini cesaretlendirerek Maronitlere mülkiyet kullanımına
dair bazı haklar verdiklerini söyleyen Roussos, eskiden köyde yaşamayanların
mülkiyetini Kıbrıslı Türk yetkililerin yönettiğini söyledi.
2003'ten sonra,
Kıbrıslı Türk yetkililerin, Koruçam'da yaşayan tüm
Maronitlerin mülkiyet kullanım haklarını geri almaları
gerektiğini söylediklerini ifade eden Roussos, Koruçam'da ordu mensuplarının
yaşamadığı iki evin de kendilerine iade edildiğini
belirtti.
Roussos, aynı durumun
Karpaşa ve Özhan için geçerli olmadığını, Karpaşa
ve Özhan'da Maronitlerin yaşamalarına izin verilmediğini
kaydetti. Maronitlerin sadece Koruçam'da yaşayabildiğini söyleyen
Roussos, Karpaşa'da, köydeki en iyi durumdaki evlerde Türk ordusu
mensuplarının kaldığını kaydetti. Özhan'ın
ise tamamıyla askeri kamp olduğunu söyleyen Roussos, "Orada
yaşamamıza izin verilmiyor. Kampta sadece iki yaşlı
kadın yaşıyor" diye konuştu.
Roussos, Özhan'da
kendilerine sadece pazar günleri 100 kişiyle dini ibadetlerini yerine
getirmek olduğunu söyledi. İçeriye girip ayinlerini
gerçekleştirmek için kapıda ordu mensuplarına pasaport ve kimlik
kartlarını teslim ettiklerini ifade eden Roussos, Maronit din
adamının geldikten sonra söz konusu ayinin gerçekleştiğini
ve belgelerini çıkışta geri aldıklarını kaydetti.
"Gürpınar'da da kimsenin girip evini görmesi ve kiliseye gitmesi için
izin verilmiyor" diyen Roussos, bu çerçevede şunları söyledi:
"Çok zor bir durum.
İnsanların evlerini görmelerine izin verilmiyor. Oldukça askeri bir
vaziyet. Orası kapalı bir askeri kamp. Birçok kez ayinlerini
gerçekleştirmek için Barış Gücü ve Türk ordusu mensuplarına
başvurmamıza karşın isteğimiz bölgenin askeri kamp
olduğu gerekçesiyle geri çevrildi. Sadece Kormacit ve Karpaşa'yı
ziyaret edip orada yaşamamıza izin veriliyor."
Roussos, yılın
17 Temmuz günü geldiği zaman eski adı Ayia Marina olan köyün
koruyucusu Ayia Santa Marina için dini ayin ve kutlama yapmak istemelerine
rağmen gerekli izinin kendilerine verilmediğini söyledi.
Kıbrıslı
Türklerle dostuz
İki toplumla da iyi
ilişkilere sahip olduklarını söyleyen Roussos, dost olarak
yaşadıkları Kıbrıslı Türklerle hiç sorunları
olmadığını söyledi.
Eskiden
yaşadıkları çevrede Maronitlerin Kıbrıslı
Türklerle oldukça mutlu yaşadığını vurgulayan Roussos,
Maronitlerin Gürpınar'da (Ayia Marina) Kıbrıslı Türklerle
dış evlilikler gerçekleştirdiğini ve iki cemaatin kendi
aralarında birinci dereceden akrabalık unsurları barındırdığını
anlattı.
Mesaj
Kıbrıslı
Rumlarla iyi ilişkiler içerisinde olduklarını belirten Roussos,
"Rumların bizi yanlış anlamalarını istemiyoruz.
Onlarla ayni dili konuştuğumuz ayni toplumun parçasıyız"
dedi.
Bu anlamda,
yanlış yapıp Kıbrıs sorununu riske atmak
istemediklerini söyleyen Roussos, bu yüzden de tedbirli, sağgörülü ve
öngörülü bir yaklaşımla geleceği düşünerek siyasete
karışmadıklarını kaydetti.
Roussos,
"Kıbrıs sorunu üzerinde etkimiz yok. Bu yüzden de
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin bir çözüm
bulmaları için bekliyoruz. Çözüm gerçekleşene kadar bir toplum olarak
hayatta kalmak istiyoruz. Pasif bir şekilde bekliyoruz. Sorunumuz bu"
diye konuştu.
Hristofyas'la birlikte
politik havanın umut verdiğini ifade eden Roussos, çözüm için ortak
bir zemin gerektiğini söyledi. Hristofyas'ın çözüm iradesi
gösterdiğinin altını çizen Roussos, komitelerin iyiye
işaret olduğunu söyledi. Adanın çözüm için ideal bir zamanda
olduğunu ifade eden Roussos, çözümsüzlüğün ilelebet devam
etmeyeceğini belirtti.
Bir dereceye kadar iki
toplumu da tatmin edecek bir anlaşmanın şart olduğuna
değinen Roussos, Kıbrıs dışında başka
ülkelerin aralarındaki farklılıklara rağmen bir
uzlaşıya vardıklarını söyledi.
Roussos, iki tarafın
farklı konuştuğunu ifade etti ve
Kıbrıslıların oturup kendi arlarında
barışçıl bir yolla gelecek için anlaşmalarını
gerektiğini kaydetti. Roussos, ayrıca "Biz Maronitlerin de
haklarımız var ve çözüm çalışmaları kapsamında
haklarımız da hesaba katılmalı" dedi.
"Lütfen Maronit
cemaatinin haline bir bakın"
Geleceğe dair
muallâkta kaldıklarını yineleyen Roussos, her iki tarafın
politikacılarına, pratikte mümkün bir çözüm içerisinde herkesin ortak
iyiliği için barış koşullarında yaşama isteminde
bulunan Roussos, Türk politikacılara ayrıca şu mesajı
gönderdi:
"Lütfen Maronit
cemaatinin haline bir bakın. Küçük bir toplum olduğumuzu
anlamaları gerekir. Biz Maronitler kimsenin kötülüğünü istemiyoruz.
Köylerimize barışçıl ve iyiye giden bir şekilde geri
dönmekten başka bir şey istemiyor ve Kıbrıslı Türk
yetkililerden bu isteğimizi gerçekleştirmemize yardım etmelerini
istiyoruz. Kıbrıslı Türk yetkililerden Maronitlere ilişkin
mülkiyet düzenlemelerinin açığa kavuşturulmasını rica
ediyoruz"
KIBRIS 29/06/08
Kıbrıs Türk halkının mülkiyet hakları tehlike sınırında
Mülkiyet Konusu ve
Kıbrıs Sorunu
Kıbrıs sorununa
çözüm arayışları çerçevesinde 21 Mart Anlaşması ile
yeni bir süreç başlatılmış bulunmaktadır. Toprak ve
mülkiyet müzakere sürecinin en önemli konusunu oluşturmaktadır. Bu
bağlamda, Maraş konusu sürekli olarak Avrupa Birliği gündeminde
yer almakta, Mal Tazmin Yasası ile KKTC'de bir iç hukuk sistemi
oluşturulduğu iddia edilmekte, Türkiye aleyhinde AİHM'in
aldığı kararlar siyasi iktidarlar tarafından zafer
nitelemeleriyle kamuoyuna duyurulmakta,Vakıflar İdaresi vakıf
emlake sahip çıkmamakta ,1960 yılından bu yana Kıbrıs
Türk Halkının uğradığı münferit ve kollektif
zararlar göz ardı edilmektedir.
Kıbrıs Rum
Yönetiminin Mülkiyet Planı
Kıbrıs Rum
Yönetimi geliştirdiği eylem planı çerçevesinde, bir taraftan
Kıbrıslı Türklere ait malların yönetimini
İçişleri Bakanlığı bünyesine alarak
Kıbrıslı Türklerin mülkiyet haklarını çözüm
sonrasına ertelemiş olup ,diğer taraftan AİHM üzerinden
hukuk sürecini, AB üzerinden de siyasi süreci tek taraflı bir şekilde
yürütmektedir.Bu plan başarılı bir şekilde yürütülerek,
AİHM'de alınan hukuki kararlar ile Kıbrıslı Rumlara
eski mülklerinin abartılı tazminat ödemeleri ile iadesi öngörülmekte
,ilaveten KKTC'nin Türkiye'nin askeri kontrolü ve hükümranlığı
altında olduğuna vurgu yapılmaktadır. Diğer taraftan
AİHM Kıbrıs Türk Halkının ada üzerindeki mülkiyet ve
siyasi haklarını yok saymaktadır. Özetle AİHM,
Kıbrıs Rum Halkının tezlerine uluslararası hukuk
platformunda meşruluk kazandırmaktadır.
Kıbrıs Rum
Yönetimi, AB organları üzerinden tezlerini siyasi platforma da
taşımış bulunmaktadır. Bu bağlamda, özellikle
Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara verilmesi ve adadaki Türk
askerinin çekilmesi ağırlıklı olarak Avrupa Birliğinin
gündemine yerleşmiş bulunmaktadır.
Kıbrıs Türk
Yönetiminin Mülkiyet Planı
KKTC Yönetiminin herhangi
bir mülkiyet planı olmayıp, Kıbrıs Rum Yönetiminin
geliştirdiği plan çerçevesinde hareket ederek bu plana uyum
sağlamaktadır. Bu edilgen uygulama çerçevesinde, Kıbrıs
Türk Halkının 1960 yılından bu yana
uğradığı kayıplar ile 100 yıllık vakıf
emlak yağması kapsamlı bir şekilde ortaya konmamakta,
sonuçta Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat
hakları yitirilmektedir.
Diğer taraftan,
AİHM'in aldığı tek taraflı karar ile KKTC'de
münhasıran Kıbrıslı Rumlara hizmet eden Mal Tazmin Yasası
çıkarılmış ve bu yasa çerçevesinde Mal Tazmin Komisyonu
oluşturulmuştur.
Bunlara ilaveten, Son
olarak hazırlanan bir yasa tasarısı ile de Eşdeğer Mal
Hak Sahiplerinin KKTC'deki mülkiyet hakları ortadan kaldırılmak
istenmektedir. Kıbrıs Rum Yönetiminin öngördüğü siyasi çözüme
hizmet eden bu Yasa tasarısı, iki kesimliliği ortadan
kaldırmaya yönelik olup ,Eşdeğer Mal Hak Sahiplerini Rum
Yönetiminin insafına terk etmektedir.
KKTC Yönetiminin zafiyeti
siyasi platformda da devam etmekte olup, Resmi Makamlar Maraş'ın Rum
tarafına verilmesine ve Türk askerinin Maraş'tan çekilmesine onay
veren tutum sergilemektedir.
Taşınmaz Mal
Yasası ve İç Hukuk Yanılgısı
Resmi Makamlar,
Taşınmaz Mal Yasası ile KKTC'de iç hukuk oluşturulduğu
iddiasında bulunmaktadır.Bu iddia yanlıştır çünkü
AİHM ,KKTC'yi Türkiye'nin askeri kontrolü ve hükümranlığı
altında bir bölge olarak tanımlamaktadır.Bu bağlamda
,AİHM'in öngördüğü şekilde Mal Tazmin Yasasının
çıkarılması ve buna paralel olarak Mal Tazmin Komisyonunun
oluşturulması egemen ülke yasalarına ve KKTC Anayasasına
aykırıdır. Söz konusu yasanın çıkarılması
ile Kıbrıs Türk Halkının egemenlik, devlet, siyasi
eşitlik ve mülkiyet hakları zayıflatılmıştır.
Taşınmaz Mal
Yasası AİHM'in
Hukuk skandalını
aklamaya yöneliktir
AİHM'in tabi olduğu
kurallara göre ilgili ülkede iç hukukun tüketilmesi şarttır ancak
Loizidu ve Arestisin müracaatları iç hukuk tüketilmeden AİHM
tarafından kabul edilmiştir. Bu bağlamda AİHM kendi
koyduğu kurallara uymamakla yasa dışı icraatta
bulunmuştur. KKTC Meclisi tarafından çıkarılan
Taşınmaz Mal Yasası ve bu yasaya paralel olararak KKTC'de
oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu, AİHM tarafından işlenen
hukuk skandalını aklamaya ve Kıbrıslı Rumlar
tarafından AİHM'e yapılan müracaatların önünü açmaya
yöneliktir.
Mal Tazmin Komisyonu
AİHM'in alt kuruluşu gibi hareket ederek Kıbrıs Rum
Halkına hizmet etmektedir
KKTC'de oluşturulan
Mal Tazmin Komisyonu AİHM'in çizdiği çerçevede
Kıbrıslı Rumların haklarını tek taraflı bir
şekilde korumakta, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet ve tazminat
haklarını ise göz ardı etmektedir. Ayrıca,
Taşınmaz Mal Komisyonunun aldığı kararlar nihai
olmayıp kesin karar AİHM'e aittir. Bu şekli ile Mal
Tazmin Komisyonu
AİHM'in bir alt kuruluşu gibi icraat yapmaktadır. Bu
bağlamda Komisyon, vakıf emlak işgalcisi Arestise mal sahibi
muamelesi yaparak tazminat önermiş, gerçek mal sahibi olan Vakıflar
İdaresini ise kaale almamıştır.
Bu
davranışı ile Mal Tazmin Komisyonu, 100 yıllık
vakıf emlak yağmasının aklanmasına hizmet
etmiştir. Bir diğer örnek olan Tymvios davasında ise, takas
kapsamında yer alan Kıbrıslı Rum'a ait emlake maddi ve
manevi tazminat önerilirken, Kıbrıslı Türk'e ait mülk için
herhangi bir tazminat önerilmemiştir. Buna ilaveten, Resmi Makamlar Tymvios
davası ile ilgili olarak kamuoyunu yeterli ve doğru bir şekilde
bilgilendirmemiştir. Ayrıca, Rum basınında yer alan
haberlerde takas kapsamında yer alan Larnakadaki mülkün Vakıflara ait
olduğu ifade edilmektedir. Bu iddia doğru ise hem Anayasal bir suç
işlenmiş ve hem de 100 yıllık vakıf emlak yağmasının
aklanmasına hizmet edilmiştir.
Vakıflar İdaresi
vakıf
emlake sahip
çıkmamaktadır
Vakıf emlaktan
kaynaklanan mülkiyet ve tazminat hakları, Kıbrıslı
Rumların AİHM'de açtıkları mülkiyet ve tazminat
davalarını karşılayarak tazminat durumunu lehimize çevirecek
potansiyele sahiptir. Ancak, Vakıflar İdaresi ,ada genelinde hukuk
kurallarına aykırı bir şekilde gasp edilmiş vakıf
emlake ve 100 yıllık tazminat haklarına sahip
çıkmamaktadır.AİHM sürecinde ise , Arestis davasında
mülkiyet belgeleri zamanında Mahkemeye sunulmamış , Arestis
konusu Mal Tazmin Komisyonuna intikal ettiği zaman gerekli itirazlar
yapılmamış , Maraş'ın Vakıflara ait olduğunu
teyit eden Mağusa Kaza Mahkemesi kararları Komisyona
sunulmamış ve vakıf emlaktan kaynaklanan mülkiyet ve tazminat
hakları ülke yararı doğrultusunda
kullanılmamıştır.
AİHM
davalarının doğuracağı
muhtemel sonuçlar korkunç
boyutlarda
AİHM davaları,
Kıbrıslı Rumlara tazminat ödemeleri ile birlikte mülk iadesi
öngörmektedir. AİHM kararları tek taraflı olup, Kıbrıs
Türk Halkının toplumsal ve münferit haklarını gözardı
etmektedir. Özellikle Loizidu ve Arestis davaları kilit davalar olarak
belirlenmiş olup, diğer davalar için emsal teşkil etmektedir.Bu
davaların kabulü halinde Kapalı Maraş ve ada genelinde
işgal edilmiş vakıf emlak abartılı tazminat ödemeleri
ile birlikte işgalci Rumlara bırakılmış
olacaktır.İlaveten ,ilk etapta AİHM'de girişim
başlatmış 1,400 Kıbrıslı Rumun davası
doğrudan etkilenecek ve mülk iadesi ile birlikte 40 milyar dolara
ulaşacak tazminat ödemeleri ile sonuçlanacaktır.AİHM
kararları ile iki kesimlilik de ortadan kalkmış olacaktır.
KKTC Yönetimi Avrupa
Birliği Kurumlarında Kıbrıs Türk Halkının
mülkiyet ve garanti haklarını savunmamaktadır
Özellikle Maraş
konusu AB Kurumlarında gündem maddesi yapılmakta ve
Kıbrıslı Rumlara verilmesi önerilmektedir. Bu girişimler
karşısında KKTC
En son örnek Mağusa
Rum Göçmenler Hareketinin müracaatı üzerine gerçekleşmiştir.
Yapılan müracaat üzerine Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi 25-28
Kasım tarihlerinde yerinde ziyaret gerçekleştirerek tarafların
görüşlerini almıştır.
Görüşmelerde, Rum
tarafı yaptığı etkili takdimlerle Kapalı
Maraş'ın iadesini talep ederken KKTC Yönetimi Vakıf emlak
olduğu tapu kayıtları ile belgelenmiş Maraş'ın
mülkiyetine sahip çıkmamıştır. Yapılan
görüşmelerde KKTC Makamları Maraş'ın
Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu kabul etmiş, Türk
askerinin Maraş'tan çekilmesi önerisine saygı duyduğunu ifade
etmiş ve Kıbrıslı Türklerin mülkiyet ve garanti
haklarını gündeme getirmemiştir.
AP Dilekçeler Komitesi
ziyaret sonucunda hazırladığı raporun öneriler bölümünde,
Türkiye'nin Kıbrıs'taki askeri varlığını ve
Maraşın işgalini kabul edilemez olarak nitelendirmekte ve
Kapalı Maraş'ın Rumlara iadesi gereğini
vurgulamaktadır. Konunun Avrupa Parlamentosunda en geç Temmuz 2008
tarihinde müzakere edilmesi beklenmektedir.
Yeni Eşdeğer Mal
Yasa Tasarısı ile Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet
hakkı Rum Yönetiminin insafına terk edilmektedir
Mal Tazmin Yasası ile
Kıbrıslı Rumlara tek taraflı haklar tanınırken,
Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı kendi yönetimi
olan KKTC hükümeti tarafından kısıtlanmaktadır. Son olarak
hazırlanan bir yasa tasarısı ile Eşdeğer Mal Hak
Sahiplerinin KKTC'deki hakları ortadan kaldırılmak
istenmektedir. Söz konusu yasa tasarısı ile bu güne kadar eşdeğer
mal hakkını almayanlar, eşdeğer uygulamalarından
memnun olmayanlar ve KKTC'de aldıkları eşdeğer emlaktan
feragat etmek isteyenler, Güney Kıbrıs'taki eski mallarına
yönlendirilmekte, başka bir deyişle Rum Yönetiminin insafına
terk edilmektedir.
Bu yasa ile KKTC Yönetimi,
Kıbrıs Rum Yönetiminin uyguladığı mülkiyet
politikasını kabul etmiş olacak, iki kesimlilik
sulandırılmış olacak ve bütün bunların ötesinde,
Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı Kıbrıs
Rum Yönetiminin insafına teslim edilmiş olacaktır. Hükümet
eliyle eşdeğer mal hak sahiplerine indirilen bu darbe Güney
Kıbrısta bırakılan Kıbrıslı Türklere ait
mülklerin ucuz bedellerle Kıbrıslı Rumlara satılmasına
neden olacaktır.Sonuçta bu uygulamalarla Kıbrıs Türklerine ait
toprak varlığı da azaltılmış olacaktır.
Çözüm ve
çıkış yolu vardır
Yukarda özetlenmiş
olumsuz gelişmelerden de anlaşıldığı gibi ,Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri
,Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat
haklarını koruma ve savunma kapasitesini kaybetmiştir.
Ancak bütün bu olumsuz
gelişmelere rağmen çözüm yolu vardır. Çözüm önerileri beş
başlık altında özetlenmiştir:
1-Kapalı
Maraş'taki Rum işgalciler aleyhinde Mağusa Kaza Mahkemesi'nde,
kullanım kaybından kaynaklanan haklar için Vakıflar İdaresi
tarafından tazminat davaları açılmalıdır. Bu suretle,
Türkiye üzerinde yoğunlaşan ve 40 milyar dolara ulaşması
beklenen tazminat baskısı ortadan kalkmış olacak; ilaveten
Vakıflar İdaresi adına 100 yıllık tazminat hakkı
doğmuş olacaktır.
2-Özellikle vakıf
mülkiyeti ile ilgili konularda muhatap Türkiye Cumhuriyeti değil
Vakıflar İdaresi olmalıdır. Bu suretle Türkiye üzerindeki
baskılar ortadan kalkacak, ilaveten Rumların AİHM'de dava
açması hukuken mümkün
3-AİHM kararları
çerçevesinde hiçbir şekilde ödeme yapılmamalıdır. Herhangi
bir ödeme yapılması, Kıbrıslı Rumlara tek taraflı
mal iadesi ile birlikte 40 milyar dolara ulaşması beklenen tazminat
ödemelerine yol açacak, diğer taraftan Kıbrıs Türk Halkının
mülkiyet hakkı Rum Yönetiminin hukuk dışı insafına
terkedilmiş olacaktır.
4-Vakıflar
İdaresi Kapalı Maraş'ı tasarrufuna almak suretiyle
Kıbrıslı Rumların AİHM'deki girişimlerini
durdurmalıdır. Bu yapıldığı takdirde Kapalı
Maraş'taki gerçek mülkiyet hakkının ortaya çıkması
sağlanacak, ayrıca Türkiye üzerinde yoğunlaşan hukuki
baskılar ortadan kalkmış olacaktır.
5-Vakıflar
İdaresi Kapalı Maraş'ta kapsamlı bir Turizm -Ticaret
merkezi oluşturmak suretiyle KKTC ekonomisi için güçlü bir cazibe merkezi
oluşturmalıdır. Bu bağlamda 15,000 turistik yatak
kapasitesi, 5000 ticari işyeri ve 20,000 istihdam olanağı
yaratılmış olacaktır.
6-Kıbrıs Türk
Halkının özellikle 1960-1974 döneminde uğradığı
zararlar ve Merkezi Hükümetten dışlanmaktan kaynaklanan maddi ve
manevi kayıplar için tazminat talep edilmelidir.
7-KKTC'de oluşturulan
Mal Tazmin Komisyonu lağvedilmelidir. Mülkiyet ile ilgili herhangi bir
Komisyon, eşitlik ve karşılılklılık ilkeleri
temelinde, eşzamanlı olarak KKTC'nin ve Kıbrıs Rum
Yönetiminin iç hukuku çerçevesinde oluşturulmalıdır.
Yeni eşdeğer mal
yasa tasarısı ile eşdeğer hak sahipleri
Kıbrıs Rum
yönetiminin insafına terk edilmektedir
Son yıllarda
çıkarılan mülkiyet yasaları ile Rum Yönetiminin talepleri yerine
getirilmekte ve bu suretle müzakere süreci başlamadan KKTC Meclisi
kanalıyla Rum tarafı lehine tek taraflı tavizler verilmektedir.
En son örnek
Eşdeğer Mal Yasasına getirilmesi tasarlanan düzenleme ile
ilgilidir. Halen hazırlık aşamasında olan yeni
Eşdeğer Mal Yasa Tasarısı ile Güney Kıbrıs'ta mal
bırakmış KKTC vatandaşları ,eşdeğer
haklarından vazgeçmek suretiyle Güney Kıbrıs'taki eski
mallarına yönlendirilmekte ,başka bir deyişle Rum Yönetiminin
insafına terk edilmektedir.
Hazırlık
aşamasında olan yeni Eşdeğer Mal Yasa Tasarısında
yer alan önemli maddeler aşağıda özetlenmiştir:
1-Eşdeğer Mal
Yasası uyarınca ,KKTC Devletine feragatname vermek suretiyle KKTC'den
mal ya da puan almış olanlar ,KKTC'den aldıkları
eşdeğer malı ya da puanı iade edip
,karşılığında feragatnamesini ya da mal değer
belgesini iptal ettirebilir ve Güney'de bıraktıkları mal
üzerinde tasarrufta bulunabilirler.
2-Eşdeğer Mal
Yasası uyarınca feragatname vermek suretiyle KKTC'den, Güneyde
bıraktığı mala oranla daha düşük değerde mal ya
da puan aldığını düşünenler, KKTC'de aldıkları
malları ve puanları KKTC Devletine iade etmek suretiyle Güney
Kıbrıs'taki malları üzerinde tasarrufta bulunma
haklarını geri alabilirler.
3-Elinde mal değer
belgesi bulunan kişilere bu belge karşılığında
mal verilmeyecek; Ancak mal değer belgeleri
karşılığında hak sahipleri tazminat talebinde
bulunabilecektir.
4-Eşdeğer Mal
Hak Sahipleri, Güney Kıbrıs'ta bırakmak zorunda
kaldıkları malları ile ilgili olarak kullanım
kaybından kaynaklanan maddi ve manevi zararları için hukuki
girişimde bulunamazlar.
Yukarda özetlenmiş
tasarının yasalaşması halinde:
1-KKTC Anayasasından
kaynaklanan eşdeğer mal hakkı ortadan
kaldırılmış olacaktır.
2-Eşdeğer mal
hakkını alıp almadığına
bakılmaksızın, Güney Kıbrıs'ta mal
bırakmış KKTC vatandaşlarının, KKTC'de
aldıkları mallardan feragat etmeleri ve Rum Yönetimi altındaki
eski mallarına dönmeleri teşvik edilmektedir. Başka bir
deyişle, söz konusu yasa tasarısı ile Güney Kıbrıs'ta
mal bırakmak zorunda kalmış eşdeğer hak sahipleri, Rum
Yönetiminin insafına terk edilmektedir.
3-Hükümet eliyle
eşdeğer mal hak sahiplerine indirilen bu hukuk dışı
darbe karşısında, eşdeğer hak sahipleri Güney
Kıbrıs'ta bıraktıkları malları ucuz bedellerle
satmaya mahkum edilmektedir. Sonuçta, bu uygulama ile Kıbrıs Türk
Halkının ada genelindeki toprak varlığı
azaltılmış olacaktır.
4-Yeni yasa
tasarısı ile Kıbrıs Rum Yönetiminin politikasına ve
iki kesimliliğin ortadan kaldırılmasına hizmet
edilmektedir.
5-AİHM ve KKTC'de
oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu kararları ile
Kıbrıslı Rumlara kullanım kaybından kaynaklanan
zararlar için tazminat ödemesi öngörülürken, Kıbrıslı Türkler
için ayni hak söz konusu yasa tasarısı ile yasaklanmış
bulunmaktadır.
KIBRIS
29/06/08
Both sides cautious before Tuesdays
meeting
By Jean Christou
BOTH SIDES are being
cautious ahead of Tuesdays meeting between the two leaders, neither raising
expectations nor dampening hopes of overcoming current obstacles.
Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami, the advisor to Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat, have been holding regular meetings to try and
smooth the way for Tuesdays meeting.
The talks process ran into difficulties over different interpretations of what
the basis for a resumption of negotiations would be.
The situation was exacerbated when the Turkish Cypriot side was angered over a
memorandum of understanding signed between London and Nicosia, which used
terminology Talat said undermined his joint statements with Christofias.
While Iacovou and Nami have been trying to find a formula, they will not be
meeting tomorrow ahead of the Tuesday meeting, Iacovou said yesterday.
After a general conversation I had with Mr Nami in Oslo, this week, we believe
that we must not raise expectations or encourage concerns by having an
additional meeting, Iacovou told the Cyprus News Agency yesterday.
While attending a mediators conference in Oslo, Iacovou and Nami held a working
breakfast with former UN Special Representative for Cyprus Michael Moller,
Peruvian diplomat Alvaro de Soto, who mediated the failed Annan plan in 2004,
and two other former UN envoys for Cyprus, Joe Clark and Sir Kieran
Prendergast.
Iacovou described his encounter with Nami in Oslo as informal, and had taken
place on the sidelines of the mediators conference to which they had both been
invited.
Asked whether Christofias and Talat were likely to issue a new joint statement
on Tuesday, Iacovou said it might not be appropriate if the issues under
discussion continued to be fluid.
There are other methods apart from a joint communiqué, he said.
In any case, the decision on this issue rests with the two leaders at
Tuesdays meeting. They may discuss some issues in depth and leave the rest for
their next meeting or they might evaluate progress in the discussions at the
Technical Committees and the Working Groups and continue at their next
meeting.
Talat and Christofias are expected to hold two meetings in July before the
summer break. The plan is to talk about talks and have fully-fledged
negotiations up and running by the autumn.
CYPRUS
MAIL 29/06/08
Turkey again rejected by Paris MoU
By Jean Christou
TURKEYS application to
become a member of Europes port state control mechanism on ship inspections
has been shelved for the second year running, due partly to its discrimination
against certain flags, including Cyprus.
Shipping bible Lloyds List reported yesterday that continuing discrimination by
Turkey against other flags had damaged its aspirations of becoming a member of
the Paris Memorandum of Understanding (MoU) on Port State Control.
The Paris MoU, a coalition of maritime nations, monitors ship detention rates
through port state control and compiles a black, grey and white list each year
detailing the number of detentions for various countries flags around the
world.
The aim of the Paris MoU is to eliminate the operation of sub-standard ships
through a harmonised system of port state control that ensures vessels meet
international safety security and environmental standards.
Lloyds said the latest rebuff to Turkey by the Paris MoU Committee was spelled
out in much clearer language, telling Ankara its application would be shelved
until the discrimination issue was resolved.
Sources have confirmed that negativity towards the application primarily
reflects frustration among MoU members at various types of discrimination
against other member flags, said the Lloyds report from Athens.
In 1987 Turkey imposed a ban on Cyprus flagged ships, and vessels with any
connection to Cyprus and although the EU has repeatedly called for the ban to
be lifted under the Ankara protocol, Turkey has yet to comply.
CYPRUS
MAIL 29/06/08