Avrupa Konseyi nabız yokluyor

HÖRSTER: BİR ÇÖZÜM BULUNACAĞINDAN UMUTLUYUM... AKPM Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, BM görevlisi olmadığının, Kıbrıs'ta bir raportör olarak bulunduğunun altını çizerek, Avrupa Konseyi'nin taraflar arasındaki müzakereleri hızlandıracak bir yol bularak taraflara yardımcı olmak istediğini söyledi. Avrupa Konseyi'nin, müzakerelerin yeni bir şekil ve yeni umutlarla başladığı için memnun olduğunu belirten Hörster, bir çözüm bulunacağına yönelik umudunu aktardı. Alman raportör, "Açık olmak gerekirse, ziyaretimin sonucu ne olur bilmiyorum. Daha dün başladım" dedi

EKENOĞLU: HER ALANDA İZOLASYON YAŞIYORUZ... Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, görüşmenin başında yaptığı açıklamada, kendilerini Avrupalı gördüklerini ve yasaları geçirirken de AB yasalarına uygun olması için çaba harcadıklarını söyledi. Liderlerin çözüme yönelik müzakereleri sürdürdüklerini belirten Ekenoğlu, "Ancak bizi üzen konular da var" diyerek, BM Barış Gücü raporunda "izolasyon duygusunun yok edilmesinden" bahsedildiğini, bunun duygu olmadığını,  Kıbrıslı Türklerin her alanda izolasyonları yaşadığını anlattı

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, temaslarda bulunmak amacıyla önceki gün Kıbrıs'a geldi.

   Hörster temasları çerçevesinde, dün KKTC'de devlet ve hükümet yetkililerinin yanı sıra bazı partilerin ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle görüştü.

   Hörster, saat 12.00'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

   Joachim Hörster, daha önce Cumhuriyet Meclisi'ne giderek, sırasıyla Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve ÖRP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile görüştü.

   Alman raportör, mecliste ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve Toplumcu Demokrasi Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı ile de bir araya geldi.

   Joachim Hörster, bugün de Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak.

   Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Alman Milletvekili Joachim Hörster'in Kıbrıs raporunu ekim ayında genel kurula sunması bekleniyor.

 

 Talat, Hörster'i kabul etti

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, AKPM Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster ile

görüşmesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, CTP-BG Milletvekili Mehmet Çağlar ve UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün de hazır bulundu.

 

Ekenoğlu ve Soyer'e ziyaret

 

   Hörster, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile de görüştü.

   Meclis'te yer alan her iki görüşmede de, AKPM toplantılarına katılan CTP-BG Milletvekili Mehmet Çağlar ile UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün ve KKTC Strasburg Temsilcisi Uğur Umar da hazır bulundu.

   Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, görüşmenin başında yaptığı konuşmada Hörster'i Kıbrıs'ta görmekten memnuniyet duyduğunu söyledi ve Hörster'in AKPM Siyasi İşler Komitesi adına hazırlayacağı Kıbrıs raporuna yönelik gözlemler yapmak için adaya geldiğini belirtti.

    "Avrupa Konseyi"nden, orada temsilcileri olduğu için memnun olduklarını ifade eden Ekenoğlu, Mehmet Çağlar ve Hüseyin Özgürgün'ün AKPM'de Kıbrıslı Türkleri temsil ettiğini belirtti ve aynı şekilde AB'de de temsil edilmek istediklerini, bu yönde uğraş verdiklerini kaydetti.

  Ekenoğlu, kendilerini Avrupalı gördüklerini ve yasaları geçirirken de AB yasalarına uygun olması için çaba harcadıklarını söyledi.

   Liderlerin çözüme yönelik müzakereleri sürdürdüklerini ifade eden Ekenoğlu, "Ancak bizi  üzen konular da var" dedi ve BM Barış Gücü raporunda "izolasyon duygusunun yok edilmesinden" bahsedildiğini, bunun duygu olmadığını,  Kıbrıslı Türklerin her alanda izolasyonları  yaşadığını anlattı.

  Bunun Avrupa Konseyi tarafından da saptandığını söyleyen Ekenoğlu, bu hususta  tüzükler hazırlandığını  belirtti ve Avrupa Konseyi'nin AB'ye, izolasyonların kaldırıl1ması için baskı yapmasını istedi.

   Ekenoğlu Hörster'in iyi ve dengeli bir rapor hazırlamasını ümit ettiğini de dile getirdi.

 

Soyer: Çözümde istekli ve kararlıyız

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, görüşme öncesinde, Höster'e, Kıbrıs sorunu hakkındaki görüşlerini aktaracaklarını, Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonunun belli olduğunu söyledi.

    Soyer, "Çözümde istekli ve kararlı bir taraf olarak, bir an evvel  Avrupa Parlamentosu'nda kendimizi temsil edebilmek ve Kıbrıs  sorununa kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulabilmek için çabalarımızı ortaya koyacağız" diye konuştu.

 

Hörster: Taraflara yardımcı olmak istiyoruz

 

   AKPM Siyasi İşler Komitesi Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster ise, kendisine zaman ayırdıkları için Ekenoğlu ve Soyer'e teşekkür etti. BM görevlisi olmadığının ve Kıbrıs'ta bir raportör olarak bulunduğunun altını çizen Hörster, Avrupa Konseyi'nin taraflar arasındaki müzakereleri hızlandıracak bir yol bularak taraflara yardımcı olmak istediğini söyledi. Avrupa Konseyi'nin, müzakerelerin yeni bir şekil ve yeni umutlarla başladığı için memnun olduğunu belirten Hörster, bir çözüm bulunacağına yönelik ümidini aktardı.

   "Açık olmak gerekirse, ziyaretimin sonucu ne olur bilmiyorum. Daha dün başladım" diyen Hörster, ziyaretinin sonunda ve Kıbrıs'taki durumun ne olduğu, BM tarafından neler yapıldığıyla ilgili çeşitli temaslarda bulunduktan sonra, sonuçla ilgili fikre sahip olabileceğini söyledi. Raporunu hazırlarken açık olacağını ifade eden Hörster, tarafların bir araya gelmesi gerektiğini, dışarıdan birilerinin durumu değiştiremeyeceğini vurguladı. Raporunun  çözüme yardımcı olabilmesini  ümit ettiğini dile getiren Hörster, raporunu hazırlarken geçmişe bakmayacağını, geçmişin geçmişte kaldığını söyledi ve "yeşil hattın iki tarafındaki insanların bir araya gelerek neler yapabileceği ile ilgili olarak ve geleceğe bakarak  çalışacağını" ifade etti.

   Hörster, AB'nin amacının AB üyesi birleşik bir Kıbrıs olduğunu vurguladı ve bu fikri Avrupa Komisyonu'nun desteklediğini ifade etti.

 

Avcı: Hörster'in ziyareti önemli

     

  Joachim Hörster, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile de görüştü.

   Turgay Avcı, Cumhuriyet Meclisi Şeref Salonu'nda yer alan görüşmenin başında basına yaptığı açıklamada, AKPM'ye sunmak üzere Kıbrıs hakkında KKTC açısından önemli bir rapor hazırlayacak olmasından dolayı Joachim Hörster'in Ada'ya gerçekleştirdiği ziyaretin çok önemli olduğunu kaydetti.

   Hörster ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu iyi niyete rağmen Kıbrıs Rum tarafının; İngiltere ile imzaladığı memoranduma ve gerçekleştirdiği askeri tatbikatlara işaret edeceğini belirten Avcı, Rum tarafının; KKTC'de yayın yapan kanalların kullandığı frekans üzerinden yayın yaparak iyi niyetten uzak olduğunu gösterdiğini, bunu da Hörster'in dikkatine getireceğini ifade etti.

   Görüşmede KKTC'nin Avrupa Parlamentosu'ndaki üyelik statüsü hakkında destek talebinde de bulunacağını ve 2004 yılında AB tarafından alınan kararlar doğrultusunda izolasyonların kaldırılmasını isteyeceğini kaydeden Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında da Hörster ile görüş alış verişinde bulunacaklarını belirtti.

  Avcı ayrıca, herhangi bir çözümde iki bölgelilik, iki kurucu devlet, halkların siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğümün Kıbrıs Türkler için vazgeçilmez olduğunu aktaracağını ifade etti.

 

Hörster'den CTP'ye ziyaret

 

   Joachim Hörster, Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) de ziyaret etti.

   Hörster, CTP Genel Merkezi'nde, MYK Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık, Milletvekili Mehmet Çağlar ve MYK Üyesi Sami Özuslu'yla görüştü.

   Hörster, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'taki halklar için barışçıl bir çözüm için çalıştıklarını" kaydederek, bugün de Güney Kıbrıs'ta bazı temaslarda bulunacağını belirtti.

   Hörster, çarşamba günü adadan ayrılacağını ve ülkesine döneceğini; daha sonra da raporu üzerinde düşünmek için Strazburg'a gideceğini kaydetti.

   CTP MYK Dışilişkiler Sekreteri Ünal Fındık da konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin barış istencinin devam ettiğini kaydederek, "21 Mart ve 23 Mayıs tarihlerinde liderlerin üzerinde anlaşma sağladığı süreç içerisinde en kısa zamanda çözüme ulaşmayı hedeflediklerini" dile getirdi.

 

Ertuğruloğlu: UBP'nin duruşunu anlattık

 

   AKPM Siyasi İşler Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile de görüştü.

   Mecliste yapılan görüşmede, AKPM Kıbrıs Raportörü'nü mecliste görmekten duydukları memnuniyeti dile getiren Ertuğruloğlu, görüşmede Kıbrıs konusunda UBP'nin duruşunu, hassasiyetini ve gerekçelerini ele alma fırsatı bulduklarını kaydetti.

   Hazırlıkları devam eden müzakere sürecine ilişkin bilgilerinin kısıtlı olduğunu, buna rağmen eldeki bilgiler ışığında değerlendirme fırsatı bulacaklarını söyleyen Ertuğruloğlu, raportörün ayrı ayrı temaslarla daha sağlıklı bilgi edinerek görevini gerçekleştirmeye çalışmasının olumlu bir hareket olduğunu söyledi.

   Hörster ise görüşmeye ilişkin açıklama yapmadı.

 

Akıncı: Hörster'in taslak raporu

 dengeli bir lisan içeriyor

 

   Joachim Hörster, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mustafa Akıncı ile görüştü.

   Akıncı'yla Cumhuriyet Meclisi'nde saat 14:30'da görüşen Hörster, Akıncı'dan sonra bazı sivil toplum örgütü temsilcileriyle de bir araya geldi.

   Akıncı, Hörster'le görüşmesi sonrasında, görüşmeyle ilgili açıklamalarda bulundu.

   Kıbrıs konusuyla ilgili bir rapor hazırlayıp bunu AKPM'ye sunacak olan Hörster'in kendileriyle de görüşme ihtiyacı duyduğunu kaydeden Akıncı, Hörster'in sorduğu sorunlara yanıt verdiklerini ve değerlendirmelerde bulunduklarını belirtti.

   Hörster'in taslak raporunu gördüğünü ifade edip taslak raporun dengeli bir lisan içerdiğini savunan Akıncı, "Dengeli bir yaklaşımla, taraflara yardımcı olma siyasetinin, sorunun çözümünün temel sorumluluğunun Kıbrıslılar'da olduğu gerçeğinden hareketle, bu şekilde davranışlarını sürdürmelerinin, olumlu ve doğru olduğu kanaatindeyim; bunu da kendisine ifade ettim" diye konuştu.

   Avrupa denince akla demokrasi ve insan haklarının geldiğini kaydeden Akıncı, Avrupa Konseyi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni içinde barındıran, Kıbrıs'a demokrasi, insan hakları, çoğulculuk temelinde katkıda bulunabilecek bir organ olduğunu söyledi.  

 

Hörster'den DAÜ'ye ziyaret

 

    AKPM Siyasi İşler Komitesi Üyesi, Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, KKTC'deki temasları çerçevesinde Doğu Akdeniz Üniversitesi'ni (DAÜ) de ziyaret etti.

   DAÜ Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Derviş Deniz ile görüşen Hörster'e, ziyaretinde yardımcısı Pavel Chevtchenko ile CTP-BG Güzelyurt Milletvekili Mehmet Çağlar eşlik etti. Ziyarette DAÜ Rektör Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Kadir Atlansoy da hazır bulundu.

   Hörster, yaptığı konuşmada, dünkü temaslarında farklı kesimlerle bir araya gelerek KKTC'yi daha iyi anlamaya çalıştığını kaydetti.

   DAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Derviş Deniz de, Hörster'e DAÜ hakkında bilgi verdi.

KIBRIS 17/06/08

 

AB, Kıbrıs'ta ticareti artırmak için Yeşil Hat Tüzüğü'nü değiştirdi

AB, Kıbrıs'ta mal, hizmet ve kişilerin Türk ve Rum bölgeleri arasındaki geçişini düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğünü değiştirdi.

   AB dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden yapılan açıklamada, Yeşil Hat Tüzüğü'nde değişikliğe gidilmesine gerekçe olarak ''bugüne kadar edinilen tecrübeye dayanılarak adanın ticari ve ekonomik entegrasyonunun güçlendirilmesinin hedeflenmesi'' gösterildi.

   Yeni tüzükle, KKTC'den güneye giden tarım ürünlerine gümrük vergisi kaldırılırken, kişilerin geçişlerde yanlarında (bavullarında) taşıyabilecekleri mal değeri 135 Euro'dan 260 Euro'ya yükseltildi. Yapılan değişiklikle ayrıca, 6 aylık bir süre için malların yeniden tanımlanarak şeffaflığın artırılması öngörüldü.

   Açıklamada, AB Dönem Başkanı Slovenya'nın, Yeşil Hat Tüzüğü'nün yenilenmesinin, adadaki iyimser atmosfere, BM çerçevesinde çözüm sürecine ''küçük fakat önemli katkı yapacağını'' belirterek, yeni güven artırıcı önlemler üzerinde uzlaşılması beklentisini dile getirdiği kaydedildi.

KIBRIS 17/06/08

 

Anastasiadis: Yeni sürece her türlü desteğe hazırız

SORUNUN ÇÖZÜMÜ TÜM TARAFLARIN REFAHI AÇISINDAN ÖNEMLİ... Anastasiadis, Kıbrıs'ta iki toplum liderinin 21 Nisan'daki görüşmesinin ardından başlayan yeni çözüm sürecine tam destek bildirerek, "Hristofyas ve partisi ile önemli siyasi ve ideolojik farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslara açığız, her iki toplumun seçilmiş liderleri ile görüşlerimizi paylaşmaya hazırız" dedi. DİSİ lideri, Kıbrıs'ın sorununun çözümünün ve adanın yeniden birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve istikrarı açısından önemli olduğunu belirtti

 

 

Anıl IŞIK

 

   Güney Kıbrıs'taki ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs'ta iki toplum liderinin 21 Mart'taki görüşmesinin ardından başlayan yeni çözüm sürecine tam destek bildirdi. Nikos Anastasiadis, "Hristofyas ve partisi ile önemli siyasi ve ideolojik farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslarla açığız ve her iki toplumun seçilmiş liderleri ile görüşlerimizi paylaşmaya hazırız" dedi.

   Anastasiadis, Kıbrıs'ın sorunun çözümünün ve adanın yeniden birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve istikrarı açısından önemli olduğunu belirterek, "Geçmişimizi unutamayız ve unutmamalıyız. Geçmişten çok şey öğrendik, ancak geleceğe doğru bakmalıyız. Geçmişten öğrenebiliriz ancak geçmişe bağlı kalamayız. Hatalarımızdan ders almış olarak ileriye doğru gitmeliyiz ve soru işaretleri olmadan Kıbrıs için yeni ümitlerden bahsetmeliyiz, birleşik bir Avrupa'da birleşmiş bir Kıbrıs için yeni ümitlerden..." diye konuştu.

   "Çözüm sürecine sivil toplum desteği sağlamak amacıyla" her iki tarafın siyasi liderleri ile temaslarda bulunmayı kararlaştıran Genç İşadamları Derneği (GİAD), bu çerçevede dün akşam Güney Kıbrıs'taki ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya geldi.

   Nikos Anastasiadis ile Rum eski tarım bakanı Kostas Themistokleus, Kıbrıslı Rum işadamı Konstantinos Lordos, DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos Klirides'in kızı, DİSİ yetkililerinden Keti Kliridis'ten oluşan yakın çalışma grubu, dün akşam kuzeye geçerek GİAD üyeleri ile Lefkoşa'da Niyazi's Mirage Restorant'da saat 20.00'de yemekli toplantıda buluştu.

   Toplantı öncesinde GİAD ve DİSİ Başkanı Anastasiadis kısa birer açıklama yaptı.

 

Anastasiadis: Önemli

bir dönüm noktasındayız

 

   GİAD'a davetinden dolayı teşekkürlerini ileterek konuşmasına başlayan DİSİ Başkanı Anastasiadis, Kıbrıs'ta şu an önemli bir dönüm noktasında olduğu inancını dile getirerek, bu süreçte ya tarihi bir sorumluluk duygusuyla ilerleme kaydedilip adanın yeninden birleşmesinin sağlanacağını ya da adanın bölünmüşlüğünün kalıcı hale geleceğini söyledi.

   "İyimser olmak ve Kıbrıs için yeni fırsatlar olduğuna inanmak istediğini" ifade eden Anastasiadis, yeni bir sürecin hâlihazırda başladığına ve bunun olumlu yönleri bulunduğuna işaret ederek, "Talat ile Hristofyas hemen hemen düzenli olarak görüşüyor. Adanın, BM'nin kararlarında belirtildiği gibi iki kurucu devletin siyasi eşitliği temelinde iki toplumlu ve iki kesimli federalizmle Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine yönelik destekliklerini ortaya koydular. Liderler ayrıca müzakere sürecini de belirlediler. Bu çerçevede çalışma gruplarının ve teknik komiteler kuruldu ve kısa sürede başlaması gereken tam teşekkülü müzakerelerin zeminini hazırlıyorlar" dedi.

   Lefkoşa'nın merkezinde bulunan Lokmacı Kapısı'nın açılmasını olumlu sembolik bir adım olarak nitelendiren DİSİ Genel Başkanı, ayrıca yabancılaşma ve ihtilaf döneminin ardından şu an çok daha olumlu bir siyasi atmosferin oluştuğunu söyledi.

    İki tarafın kamuoyuna "gereksiz" ve "aşırı" olarak nitelendirdiği açıklamalar yaparak sürece "gölge düşürdüğünü" de belirten Anastasiadis, "düzelmiş" olan bu siyasi atmosferin muhafaza edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, her iki tarafa da sürece zarar verecek eylemlerden kaçınmaları çağrısında bulundu.

   Süreçte doğal olarak uzlaşmazlıklar, sıkıntılar, farklı görüşler ve endişeler olabileceğini belirten Anastasiadis, "Bunları iyi niyetle ve dürüstlükle tartışmaya ve üstesinden gelmeye hazır olmalıyız. Ancak bunu kamuoyu önünde değil, müzakere masasında yapmalıyız. Kamuoyu önündeki müzakereler hiçbir tarafa yardımcı olmayacaktır" dedi.

    İki taraf arasında güvenin ve anlayışın geliştirilmesine yönelik daha fazla güven artırıcı önlemler alınması gerektiğini de belirten Anastasiadis, ancak güven artırıcı önlemlerin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünün yerini tutamayacağını vurguladı.

   Türkiye'de iç siyasette yaşananlara da değinen DİSİ Genel Başkanı Anastasiadis, Türkiye'nin kendi güvenliği ve AB'ye katılma arzusu açısından Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi vizyonunu paylaşacağı beklentisini dile getirdi.

 

DİSİ'den müzakere

sürecine tam destek

 

    Anastasiadis, "Rum ana muhalefet partisi DİSİ olarak, müzakere sürecine tam desteğimizi vermekte kararlıyız. Hristofyas ve partisi ile önemli siyasi ve ideolojik farklılıklarımızı bir kenara bırakıyoruz ve ayrıca Kıbrıs Türk liderliği ile temaslarla açığız ve her iki toplumun seçilmiş liderleri ile görüşlerimizi paylaşmaya hazırız" dedi.

    Kıbrıs sorununda AB ve BM'nin rolü konusunda ise Nikos Anastasiadis, süreç boyunca uluslararası topluluğun destek açısından önemli bir rolü bulunduğunu ancak nihayetinde Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması sorumluluğun Kıbrıslıların elinde olduğunu vurguladı.

     Anastasiadis, zamanın Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin aleyhine olduğunu belirterek, "şimdi Kıbrıslıların kendi adalarının geleceğini tayin etmesi zamandır, şimdi kendi çocuklarımız ve torunlarımız için daha ümit vadeden bir ada yaratma zamanıdır" diye konuştu.

 

Anastasiadis'ten işadamları ve

işkadınlarına ortak mücadele çağrısı

 

    Kıbrıslıların kontrolü dışında olan, enerji ve gıda fiyatlarının artması ve su kıtlığı gibi uluslararası alandaki gelişmelere de dikkat çeken Anastasiadis, bu yaşanan sıkıntılara karşı güçlerin birleştirilmesi gerektiğini belirterek, Kıbrıslı Türk genç işadamları ve işkadınlarına, Kıbrıslı Rum meslektaşları ile birlikte bu sorunlara çözüm bulunması çabalarında öncü rol üstlenmeleri çağrısında bulundu.

    İşadamlarına ve işkadınlarına, siyasi liderliğe ticaretin önündeki engelleri kaldırarak uygun bir şekilde ticaret yapma imkânını sağlamaya teşvik etmeleri çağrısında da bulunan Anastasiadis, GİAD Başkanı Atun'un Yeşil Hat Tüzüğü konusundaki görüşüne katıldığını ifade ederek, teknik komitelerin bu konu üzerinde çalıştığını ve çok kısa sürede iyi haberler alınabileceğini söyledi.

   Nikos Anastasiadis, iki topumun ekonomik yakınlaşmasını için Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisinin kalkındırılması ve modernize edilmesi gerektiğini de ifade etti.

   Anastasiadis, Kıbrıs'ın sorunun çözümünün ve adanın yeniden birleşmesinin tüm tarafların ve bölgenin refahı ve istikrarı açısından önemli olduğunu belirterek, konuşmasını "Geçmişimizi unutamayız ve unutmamalıyız. Geçmişten çok şey öğrendik, ancak geleceğe doğru bakmalıyız. Geçmişten öğrenebiliriz ancak geçmişe bağlı kalamayız. Hatalarımızdan ders almış olarak ileriye doğru gitmeliyiz ve soru işaretleri olmadan Kıbrıs için yeni ümitlerden bahsetmeliyiz, birleşik bir Avrupa'da birleşmiş bir Kıbrıs için yeni ümitlerden..." diye tamamladı.

 

Atun: Liderlerin çözüm

çabalarını destekliyoruz

 

   Kuzey Kıbrıs Genç İşadamları (GİAD) Başkanı Sunat Atun, adadaki iki toplum liderinin 23 Mayıs'taki ortak açıklamalarını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek, tarafların Kıbrıs sorununa kalıcı ve adil bir çözüm bulma gayretlerine destek bildirdi.

   Kıbrıs'ın, BM çerçevesinde siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli ve iki kesimli federal bir ortaklık devleti altında birleşmesini arzuladıklarını belirten Atun, kapsamlı çözüme giden yolda önlerinde duran fırsatları değerlendirmelerine yönelik olarak iki lideri desteklediklerini kaydetti.

   Dış etkenlerin mevcut siyasi dengeleri herhangi bir taraf lehine bozmasının çözüm sürecini olumsuz etkileyeceğini belirten Sunat Atun, kapsamlı müzakerelere başlanabilmesi için yaz ortasının hedeflenmesi ve bununla birlikte bir çözüm takvimi belirlenmesi beklentisini dile getirdi.

   Sivil toplum düzeyinde karşılıklı anlayış ve güven sağlanmasını hedefleyerek iş dünyasının müdahil olacağı güven artırıcı uygulamaların yürürlüğe girmesini arzuladıklarını ifade eden Atun, bu gayretlerin çözüm sürecini güçlendireceği görüşünü bildirdi.

   İki tarafın siyasi liderlikleri ile temaslarda ve görüş alışverişinde bulunulmasının çözüm sürecine katkısı olacağı inancını dile getiren Atun, "çözüm sürecine ilişkin güçlü bir vizyona sahip olması" nedeniyle ilk toplantılarını DİSİ Başkanı Anastasiadis ile gerçekleştirdiklerine söyledi. Atun, DİSİ başkanı ve üyeleri ile görüşmelerinin verimli olması temennisini de dile getirdi.

   Lokmacı Kapısı'nın açılmasını iki taraftaki pazarın bir biriyle bütünleşmesi yönünde bir ilk adım olarak nitelendiren Atun, Yeşil Hat Tüzüğü'nün adanın ekonomik bütünleşmesi yolunda gerekli altyapıyı sağlayabilecek kapasiteye sahip olduğunu ve bu nedenle tüzüğün ayrıca güven teşkil edici bir rol de ihtiva etmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 17/06/08

 

EU raises shopping limit across the Green Line
By Jean Christou

THE E.U. yesterday made new amendments to the Green Line Regulation designed to facilitate trade and economic co-operation and improve confidence and integration between the two communities.

The new amendments provide for an increase in the total maximum value of personal goods allowed across the line and the lifting of duties on agricultural products.

The European Commission had proposed in April to increase the shopping ceiling from €135 to €260, while the duties were applicable on a variety of agricultural products from the north, causing financial and administrative burden for Turkish Cypriot traders

The €135 ceiling had been in place since the Green Line Regulation was first adopted in April 2004. Last year, there was uproar in the north when Turkish Cypriots were targeted by ‘customs officials’ in a clampdown on shopping on the Greek Cypriot side. Pressure had come from Turkish Cypriot traders who were losing business.

Now, however, with the opening of Ledra Street, Turkish Cypriot shops are enjoying a new lease of life.

The new amendments also include the temporary introduction of goods from the northern part of the island into the areas under the effective control of the Cyprus government for up to six months.

This would allow, for instance, that Turkish Cypriot service providers can bring their equipment across the line when providing on a temporary basis a service in the government-controlled areas.

It will also permit the repair of equipment there, and encourage the participation of Turkish Cypriot companies in trade fairs in the government-controlled areas.

“The adoption of the amendments is a small but important contribution to the favourable climate on the island and to the process towards reaching a comprehensive and viable settlement of the Cyprus issue within the UN framework and in line with the principles on which the EU is founded,” a statement from the EU said.

“The Presidency expresses the hope that further confidence-building measures in this Cyprus-driven process could be agreed soon.”

It said it also expected that the joint working groups and technical committees of the two communities would produce tangible results and that fully-fledged negotiations would follow shortly.

The Green Line Regulation was amended once before in 2005 to facilitate trade in certain agricultural products such as citrus fruit, fish and honey.

CYPRUS MAIL 17/06/08

 

Hundred join up for Famagusta celebration

HUNDREDS of Greek and Turkish Cypriots gathered in occupied Famagusta on Sunday evening to attend a bicommunal get-together to celebrate Kataklysmos.

The event was arranged by 18 Greek and Turkish Cypriot organisations.

Those attending the event included deputies, politicians and businessmen from both sides. It was also attended by British High Commissioner Peter Millett, who said the message was a Cyprus solution “for Cypriots, from Cypriots”.

“This enthusiastic attendance sends signals both at home and abroad that we the Cypriots are determined to live in peace and master our common future together,’ said one of the organisers.

A message of goodwill was also sent from Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

CYPRUS MAIL 17/06/08

 

 

Top UN envoy flies in for talks
By Jean Christou

U.N. Undersecretary for Political Affairs Lynn Pascoe was due on the island late last night to begin taking stock of progress and possibly to set a date for a new meeting between the leaders.

Until yesterday, it appeared that the Turkish Cypriot side had not answered an invitation for dinner with the UN envoy, which was to bring President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat together informally.

Talat said in an interview in Politis on Sunday that he wanted to discuss with Pascoe the events of recent days so the damage caused could be kept in check.

He said he was not against dinner and did not totally exclude a joint meeting with Pascoe and Christofias.

“However, there is no usefulness in having a dinner,” said Talat, adding that the damage had already been done.

The Turkish Cypriot side is upset over a memorandum signed between Nicosia and London, and over the wording in a new UN Security Council resolution on Cyprus.

The leaders were due to meet officially before the end of this month to fix a possible date for the start of new negotiations, but no date for the meeting has been mentioned.

It is now unlikely that substantial talks will begin before the autumn. There will be meetings between the two leaders in the meantime but this is more likely to be “talks about talks”, mediators say.

“These meetings are likely to establish the framework and grounds for talks and negotiations will begin in earnest in the autumn,” a source said.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday it was clearly in the interests of both leaders to get together.

“But the most important thing is for the two sides to speak the same language,” he said.

Pascoe, who is here to review progress at the working groups and technical committees, will meet Christofias this afternoon, and Talat this morning.

In the Politis interview, Talat called for an immediate start to talks because given the events of the past week – the Anglo-Cypriot memorandum – there was a “strong possibility that the positive atmosphere will come to an end”.

“We should not allow this to occur,” Talat added.

The Turkish Cypriot leader complained that while he and Christofias had come to an agreement under their joint statement on May 23, the Greek Cypriot side had then gone and made a different agreement with the UK.

“Britain has provided gifts to Christofias and has in return sabotaged our agreement and additionally the trust one party had in the other. Britain has for years ensured that Turkish and Greek Cypriots fought with one another to retain its bases within Cyprus. They are now doing the same thing again,” he said.

“We [Christofias and I] agreed upon a statement and he attempted to lift the agreement the next day. He has not even repeated the joint statement since May 23.”

Talat also complained over the UN Security Council resolution last Friday, which he said implied that Turkish Cypriot isolation was an exaggeration.

He also mentioned the concept of the “virgin birth” as a solution.

“I did not state that we will ensure that the new state will be born with parthenogenesis as expressed within the Annan plan. This is nonsense. Parthenogenesis has gained content which I had never suggested. And I in all cases will refrain from mentioning of it. This is because the logic which I attempted to express has been distorted,” Talat added.

He said his main objective at this moment was to begin negotiations with Christofias

“Despite the events of recent days, we both know we have no other option. We have a chemistry together that I hope can overcome the problems,” Talat said.

CYPRUS MAIL 17/06/08

 

 

Talat: Hristofyas buluşmamız lazım

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile “en erken zamanda buluşmaları gerektiğini” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:08 TSİ 18 Haziran 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri’nin Siyasal İşler Yardımcısı Lynn Pascoe’yla bugün ikinci kez biraraya gelen Mehmet Ali Talat, BM yetkilisi ile KKTC Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki çardakta çay içerek Kıbrıs sorununu konuştu. Görüşmeye, Talat’ın BM ve AB ile müzakerelerden sorumlu özel temsilcisi Özdil Nami, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da katıldı.

ascoe, Talat ile görüşmesinden sonra basına açıklama yapmadan ve soruları yanıtlamadan, makam aracıyla Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile yemekte buluşmaya gitmek üzere KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldı.

Cumhurbaşkanı Talat ise, gazetecilerin “Pascoe’nun, yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye mi geldiği” yönündeki sorusuna karşılık, “Hayır, bu farklı bir konu ve ben halihazırda kararımı vermiştim, gitmeyeceğim” dedi.

Talat, gündüz yapılan görüşmeden sonra yeniden bir araya geldikleri ikinci görüşmede, Pascoe ile Kıbrıs sorununu ele almayı sürdürdüklerini, Pascoe’nun, Güney Kıbrıs’taki temaslarında edindiği farklı bilgiler ve izlenimleri hakkında kendisini bilgilendirdiğini kaydetti.

Talat, bu bilgilerin olumlu olup olmadığı sorusuna ise, “Hala ümitliyim” karşılığını verdi.

Pascoe’nun, kendisiyle Rum lider Hristofyas’ı buluşturmak için henüz yeni bir tarih bildirmediğini belirten Talat, “Hristofyas ile bir an önce görüşmek istediğini” dile getirdi.

“Görüşmeden hiçbir şey yapamayız” diyen Talat, “Pascoe ile gündüz olan görüşmesinden olumsuz hava çıktığı” yönündeki bir yoruma karşılık, “Olumsuzluk da yok, ilerleme de yok. Öyle nitelemeyin” dedi.

Pascoe’nun kendisine getirdiği net bir mesaj bulunmadığını da ifade eden Talat, “Zaten bizim kısa zamanda bir araya gelmemiz lazım. Bir araya geleceğiz ve konuşacağız. Sıkıntılar neyse aşmak zorundayız” diye konuştu.

 

Pascoe: Kıbrıslı liderleri kararlı gördüm

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe, Kıbrıs’ta liderleri, sorunu çözüp birleşik Kıbrıs’ı oluşturmada kararlı gördüğünü söyledi

AA

Güncelleme: 12:51 TSİ 18 Haziran 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Lynn Pascoe, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın temsilcisi Yorgo Yakovu’nun yarın görüşerek, liderlerin gelecek hafta için görüşme tarihini belirleyeceklerini açıkladı. Pascoe, iki lideri de Kıbrıs sorununu çözüp, birleşik Kıbrıs’ı oluşturmada kararlı gördüğünü belirtti ve liderlerin vereceği kararların, atacağı adımların önemli olduğunu, kendilerinin liderlere yardımcı olacağını söyledi. Pascoe, “Biz onları cesaretlendiriyoruz” dedi.

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde dün temaslarda bulunan Pascoe, adadan ayrılmadan önce bu sabah Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de basın toplantısı düzenledi. Pascoe, sürecin olumlu, gelişmelerin iyi gittiğini, olumsuzluklar olabileceğini, sürecin olumlu yönlerini görmek gerektiğini söyledi.

Kıbrıs sorununda gelinen mevcut süreç için olabildiğince olumlu düşündüklerini ifade eden Pascoe, süreçte inişler çıkışlar olabileceğini, genel olarak bakıldığında sürecin “olumlu” olduğunu kaydetti ve “teknik komitelerin ve çalışma gruplarının, tüm Kıbrıslıların daha iyi bir hayat yaşaması, daha rahat ve güzel bir gelecek yaratmak adına yoğun çalışma içerisinde olduğunu” söyledi. Pascoe teknik komite çalışmalarında ilerleme olduğunu, varılan anlaşmanın yakın zamanda kamuoyuna açıklanacağını ifade etti ve bu grupların sorunları çözmek için değil yeni fikirler üretmek için hazırlandığını belirtti.

Lynn Pascoe, “Ankara’daki gelişmeler Kıbrıs’taki süreci etkiler mi?” sorusuna karşılık, Ankara, Atina ve Kıbrıs’taki merkezleri ziyaret ettiğini, Ankara’da kendisine, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kararlılık ifade edildiğini, kendisini de bunun ilgilendirdiğini kaydetti.

 

 

Yemek krizi

TALAT, AKŞAM YEMEĞİNE KATILMADI... BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun, adadaki ziyareti çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum toplumu lideri Hristofyas'ı sosyal içerikli akşam yemeğinde buluşturma girişimi sonuçsuz kaldı. Pascoe ile dün iki kez bir araya gelen Talat, yemeğe katılmayacağını ve bu kararında birçok nedenin etken olduğunu açıkladı

 

"PASCOE, GÜNEY KIBRIS'TAKİ İZLENİMLERİNİ AKTARDI"... Talat, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye gelmediğini, bunun farklı bir konu olduğunu ifade ederek, yemeğe katılmayacağını yineledi. Pascoe'yla Kıbrıs sorununu görüşmeye devam ettiklerini ifade eden Talat, Pascoe'nun Güney Kıbrıs'taki temasında edindiği farklı bilgiler ve izlenimleri hakkında kendisini bilgilendirdiğini kaydetti

 

"PASCOE'NUN GETİRDİĞİ NET BİR MESAJ YOK"... Pascoe'nun, kendisi ile Hristofyas'ı buluşturmak için henüz yeni bir tarih bildirmediğini, Pascoe'nun kendisine getirdiği net bir mesaj bulunmadığını ifade eden Talat, "Zaten bizim kısa zamanda bir araya gelmemiz lazım. Bir araya geleceğiz ve konuşacağız. Sıkıntılar neyse aşmak zorundayız" diye konuştu.

 

 

   Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'nun, adadaki temasları çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas'ı sosyal içerikli akşam yemeğinde buluşturma girişimi sonuçsuz kaldı.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile Cumhurbaşkanlığı ikametgâhında bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Pascoe'nun, Hristofyas ile birlikte akşam yemeğinde buluşma davetine olumsuz yanıt vererek, yemeğe katılmayacağını ve bu kararında birçok nedenin etken olduğunu açıkladı. 

   Talat ile görüşmesinin ardından Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas ile bir araya gelen Pascoe, Hristofyas ile akşam yemeği öncesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ikinci kez görüştü.  

   Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinden sonra basına açıklama yapmadan ve soruları yanıtlamayı kabul etmeyerek, makam aracıyla, Rum toplumu lideri Hristofyas'la yemekte buluşmaya gitmek üzere Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

   Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki 50 dakika süren görüşmenin ardından gazetecilerin soruları yanıtlayan Talat ise, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye gelmediğini, bunu farklı bir konu olduğunu belirterek, yemeğe katılmayacağını yineledi.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın bu açıklamasına rağmen siyasi gözlemciler, Pascoe'nun ikinci ziyaretinin Cumhurbaşkanı Talat'ı ikna amaçlı olduğu görüşünde.

 

"Sorun ve sıkıntıları ortaya

koydum. Olumlu yanıtlar aldım"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile görüşmesinde sorun ve sıkıntılarını ortaya koyduğunu, olumlu yanıtlar aldığını ve uygulamanın zaman içinde görüleceğini söyledi.

   BM'nin çözüme desteği ile Kıbrıs Türkü'ne uygulanan kısıtlama ve izolasyonlara ilişkin duruşunda bir değişiklik olmamasının Kıbrıs Türkü'nü teşvik ettiğine işaret eden Talat, esas hedefin bütünlüklü çözüme ulaşmak olduğunu belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Pascoe ile dün sabah yaklaşık 1.5 saat süren görüşmeden çıkışında, basına açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

  

 

"Kıbrıs Türk tarafının taahhüdü devam ediyor"

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, açıklamasında, Pascoe ile oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerine işaret ederek, Türk tarafının son zamanlardaki bazı kaygılarını ve yaşanan bazı tartışmaları konuşma fırsatı bulduklarını belirtti.

   Talat, BM'nin çözüme desteği ve Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlama ve izolasyonlara ilişkin duruşunda bir değişiklik olmamasının Kıbrıslı Türkleri teşvik ettiğine dikkat çekti. Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak, 23 Mayıs'ta Hristofyas ile birlikte kararlaştırdığımız zeminde verimli bir ilişkiye geçebilmek ve sorunu çözebilmek için yapıcı müzakereler gerçekleştirmek için en iyisini yapacağız. Kıbrıs Türk tarafının taahhüdü devam ediyor" dedi.

   Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, süreçteki sıkıntıların nasıl aşılacağı konusunun konuşulup, konuşulmadığına ilişkin soruya yanıtında, "Bu gibi sorunların aşılabilmesi için uygulamaya bakmak gerekir ve zamana ihtiyaç var" diye konuştu.

 

"Olumlu yanıt aldım"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Pascoe ile görüşmesinde sorun ve sıkıntılarını ortaya koyduğunu, olumlu yanıtlar aldığını ve uygulamanın zaman içinde görüleceğini söyledi. Türk tarafı için esas hedefin bütünlüklü çözüme ulaşmak olduğunu, bunun için de BM'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını kaydeden Talat, Birleşmiş Milletler'e güvendiklerini belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya yanıtında, Pascoe'nun Rum toplumu lideri Hristofyas ile gerçekleştireceği yemeğe katılmayacağını söyledi. Davet edildiği halde katılmama kararı aldığını kaydeden Talat, bu kararında, daha önce basında da yer alan birçok nedenin etken olduğunu ifade etti.

 

Pascoe: Oldukça iyi bir görüşme oldu

  

   Ziyaretiyle ilgili kısa bir açıklama yapan ancak gazetecilerden soru kabul etmeyen Pascoe da, Talat ile oldukça iyi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

   Lynn Pascoe, neler olduğunu ve sürecin ilerlemesi için ne yapmak gerektiğini öğrenmek için geldiğini belirtti.

   Pascoe, dünyanın Kıbrıs konusuyla yakından ilgilendiğini ve uluslararası topluluğun Kıbrıs'taki duruma büyük ilgi gösterdiğini kaydetti. Pascoe, "Özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs açıklamaları sonrasında sürecin hızlı bir şekilde ilerleyeceği ve Kıbrıs konusunun çözümleneceği yönünde büyük bir umut ve beklenti var" dedi.

   Lynn Pascoe, iki lidere tam destek verdiklerini ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını da kaydetti..

 

Pascoe-Hristofyas görüşmesi

 

   Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin ardından Pascoe, Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimtris Hristofyas ile bir araya geldi. Rum Başkanlık Sarayı'nda yapılan ve bir saat süren görüşmeden sonra açıklamalarda bulunan Pascoe, Hristofyas ile görüşmesini "çok iyi" bir görüşme olarak niteleyerek, "tüm konular hakkında konuştuk" dedi.

   Pascoe, Hrsitofyas ile BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un evinde akşam yemeğinde bir araya gelme fırsatı bulacağını ve konuşmaya devam edeceklerini söyledi.

   İki lider arasında yapılması planlanan doğrudan görüşmenin tarihinin belirlenip belirlenmediğinin sorulması üzerine ise Pascoe, bu konuyla ilgili açıklamanın iki lider tarafından yapılacağını vurguladı.

   Hristofyas ise basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Pascoe ile akşam yemeğinde bir araya geleceğini belirtti.

 

Talat, Pascoe'yla ikinci kez bir araya geldi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabahki görüşmenin ardından saat 18.45'te yeniden Cumhurbaşkanlığı'na gelen Pascoe ile ikinci kez bir araya geldi. Pascoe, Talat'la birlikte Cumhurbaşkanlığı bahçesindeki çardakta çay içip 50 dakika boyunca Kıbrıs sorununu konuştu.

   Görüşmeye, Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, 2. Sekreter Mehmet Dana ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da katıldı.

   Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinden sonra basına açıklama yapmadan ve soruları yanıtlamayı kabul etmeyerek, makam aracıyla Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

   Cumhurbaşkanı Talat ise, gazetecilerin sorularını ayaküstü yanıtladı. Talat, Pascoe'nun dün akşamki yemeğe katılması için kendisini ikna etmeye mi geldiği yönündeki soruya karşılık "Hayır, bu farklı bir konu, ben halihazırda kararımı vermiştim, gitmeyeceğim" dedi.

   Talat, sabahki görüşmeden sonra yeniden bir araya geldikleri bu görüşmede, Pascoe'yla Kıbrıs sorununu görüşmeye devam ettiklerini, Pascoe'nun Güney Kıbrıs'taki temasında edindiği farklı bilgiler ve izlenimleri hakkında kendisini bilgilendirdiğini kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu bilgilerin olumlu olup olmadığı sorusuna ise, "Hâlâ ümitliyim" sözüyle yanıt verdi.

   Pascoe'nun, kendisi ile Rum lider Hristofyas'ı buluşturmak için henüz yeni bir tarih bildirmediğini kaydeden Talat, Hristofyas'la bir an önce görüşmek istediğini vurguladı.

   "Görüşmeden hiçbir şey yapamayız" diyen Talat, Pascoe'yla sabahki görüşmesinden olumsuz hava çıktığı yönündeki bir yorum-soruya karşılık, "Olumsuzluk da yok, ilerleme de yok. Öyle nitelemeyin" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun kendisine getirdiği net bir mesaj bulunmadığını da ifade ederek, "Zaten bizim kısa zamanda bir araya gelmemiz lazım. Bir araya geleceğiz ve konuşacağız. Sıkıntılar neyse aşmak zorundayız" diye konuştu. Talat, sıkıntıların aşılacağından ümitli olduğunu da dile getirdi. 

KIBRIS 18/06/08

 

Soyer: Hristofyas samimi değil

Başbakan Soyer röportajında, Türkiye'nin garantörlüğü konusunu gündeme getiren Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın İngiltere ile "garantör devlet olduğu ve yardımcı olabileceği" gerekçesiyle memorandum imzalamasını "samimi olmayan, iki yüzlü politika" olarak niteledi.

   Türkiye'nin garantörlük hakkının Kıbrıs Türk tarafı için hayati önem taşıdığını ve tartışılmaz olduğunu vurgulayan Soyer, "Nasıl bir çözüm istiyorsunuz" sorusuna ise "Kıbrıs Türk halkının eşitliğine, kendini yönetme hakkına ve iki kurucu devletin eşitliğine dayanan yeni bir ortaklık istiyoruz. Bu unsurları içermeyen bir çözüm, çözüm değildir" yanıtını verdi.

KIBRIS 18/06/08

 

Tea with Talat and dinner with Christofias as two sides fail to meet
By Jean Christou

TURKISH CYPRIOT leader Mehmet Ali Talat did not attend a dinner last night with President Demetris Christofias and Lynn Pascoe but he invited the UN Undersecretary General to tea beforehand.

Pascoe arrived on the island late on Monday and met both leaders separately yesterday. It was hoped the visit would result in an agreed date for the leaders to meet.

However, not only was a date for the planned meeting in the second half of June not announced, but Pascoe did not manage to get Christofias and Talat in the same room for dinner.

Invites had been sent to both but Talat declined over a joint pact signed recently between Cyprus and the UK to improve relations, and over the wording of last Friday’s UN Security Council resolution on Cyprus.

Pascoe did have separate meetings with both leaders. He met Talat in the morning at 11am and Christofias at 3pm.

“The President and I are going to have dinner,” Pascoe said after meeting Christofias.

Asked if a date had been fixed for a leaders` meeting Pascoe said: “I’m not in a position to announce anything. Announcements come from them.”

After leaving the Presidential Palace at around 4.30pm, a UN spokesman confirmed that Pascoe would return to the north for a second meeting with Talat at 6.45pm. “He is having tea with Talat,” the spokesman said.

The Turkish Cypriot leader was asked in the morning whether he would be attending the dinner at the home of UN Special Representative Taye-Brook Zerihoun at UN headquarters.

“I am afraid I will not be there,” he told reporters.

Talat said his decision was based on many reasons, which had already been publicised.

Ask whether Talat’s non-attendance at the dinner could be regarded as a snub to the UN, a diplomatic source said: “No. It wasn’t a snub. He was invited to dinner and he said no.”

The invitation to tea was a way to “get around the scheduling difficulties,” the source said.

Government spokesman Stefanos Stefanou would not be drawn on the dinner issue yesterday. He said the Turkish Cypriot leader could answer for himself.

Stephanou did say Talat had reacted badly to the memorandum of understanding signed between Cyprus and the UK and to the UN Secretary General's recent report.

The spokesman said Christofias had a fruitful discussion with Pascoe, who had come to help the two sides to move forward.

“We believe that the positions we are submitting, which are above all UN positions and positions which the two communities have agreed on in the past, are totally realistic,” he said.

“If the position of the other side is to dismiss what we have agreed on and what the UN supports, then we reduce the prospects of reaching a Cyprus settlement.”

CYPRUS MAIL 18/06/08

 

It’s up to the Cypriots to unify their country

THE COUNCIL of Europe (CoE) political affairs rapporteur, Joachim Hoerster, said yesterday it was up to Cypriots to unify their country with the support of the international community.

Hoerster is visiting the island on a fact-finding mission for the political affairs committee of the CoE Parliamentary Assembly (PACE).

Speaking after a meeting with President Dimitris Christofias, Hoerster said that now it was the time to move forward on the Cyprus issue after the latest developments on the island between the two communities.

The PACE Rapporteur met a number of people, including House President Marios Garoyian and Christofias, in order to “to hear their opinion, to get their advice, to learn how the political climate on this island is”.

“What I underlined” he said, “is that one year before nobody believed that there will be some movement between the Republic of Cyprus and the Turkish Cypriot community in the northern part with the aim to unify the island”.

He expressed hope that “this movement would be successful” underlining that “it is up to the Cypriots to unify their country and I am sure that the international community will support them in this”.

Regarding his visit to the north, Hoerster said he went there to talk to the leaders of the Turkish Cypriot community and to “have also the climate and impression from this part of Cyprus”.

CYPRUS MAIL 18/06/08

Hristofyas: Türkçe AB’de resmi dil olabilir

Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, AB’nin Türkçeyi resmi dilleri arasına dahil etmek istemesi halinde buna “itiraz etmeyeceklerini” söyledi.

NTV

Güncelleme: 19 Haziran 2008 Perşembe

 

BRÜKSEL - Düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde “Kıbrıs’ın birleşmesi vizyonunu” anlatan Hristofyas, “Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında federalizmin” en iyi çözüm olduğunu iddia ederek, “Anavatanlar bizi yalnız ve özgür bıraksın. Kıbrıslıların çözümü olsun” dedi. Hristofyas toplantıda, “AB Türkçeyi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız yok. Ama Rumca Kıbrıs’ın (Rum kesiminin) üyeliğiyle AB’nin resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye AB’ye girdiğinde Türkçe de resmi dil olur”” dedi

“Statükonun adadaki her iki tarafa zarar verdiğini” belirten Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la “başka ülkelere hiçbir taahhütte bulunmadan ortak dil bulmaya çalışmaları gerektiğini” kaydetti.

“Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum” diyen Hristofyas, “Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir güç ve aktör olan Türkiye’nin kendilerine geleceklerini belirleme fırsatını vermesini” istedi.

Rum lideri Hristofyas, KKTC’nin izolasyonunun sorumluluğunu “Türkiye’nin işgaline ve önceki Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın izolasyoncu ve adayı bölücü politikalarına” yükledi.

ERDOĞAN YASAKLANIRSA KIBRIS İÇİN DE GERİ ADIM
“AK Partinin kapatılması halinde Kıbrıs’ta çözüm çabalarını nasıl etkileneceğinin” sorulması üzerine, “Konunun Türkiye’nin iç işi olduğunu” kaydeden Hristofyas, “Erdoğan yasaklanırsa bu sadece (Kıbrıs’ta çözüm) açısından değil Türk halkı ve demokrasisi açısından çok önemli bir geri adım olacak” ifadesini kullandı.

“Türkiye’nin Avrupa’da ordunun ağırlığı en yüksek ülke ve Türk ordusunun bölgesel süper güç olduğunu” anlatan Hristofyas, Türkiye’nin iyi niyet gösterisi yaparak adadaki askerlerinin yarısını çekmesini talep etti.

“Annan planının KKTC’de kabul edilmesini saygıyla karşıladığını, fakat bir taraf reddettiği için yok sayılması gerektiğini” ileri süren Hristofyas, “Kabul ediyorum: Annan planı iki bölgeli, iki toplumlu çözüm getiriyordu. Fakat Kıbrıslıların gerçek çıkarlarına hizmet etmiyordu. O zamanki BM Genel Sekreteri Kofi Annan, maalesef her alanda Türk taleplerini karşıladı. Dengeli plan olmadı” diye konuştu.

 

Güney Kıbrıs’ta orman yangını

KKTC, Kıbrıs Rum kesiminde Larnaka-Limasol arasındaki Ora köyü yakınlarında çıkan ve kısa sürede yayılan orman yangınının söndürülmesi için, Rum yönetimine, BM aracılığıyla yardım önerdi.

AA

Güncelleme: 09:45 TSİ 19 Haziran 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Rum Radyosu’nun haberine göre, öğleden sonra, Larnaka ile Limasol arasında çıkan yangın, Vıkla ile Kellakiu arasındaki bölgede kısmen kontrol altına alındı, ancak diğer bölgelerde kontrolsüz biçimde sürüyor.

Akapnu ve Klonari köyündeki kimi evler yangında tamamıyla kül oldu. Vikla bölgesindeki yangın söndürme çalışmaları sırasında, 4 itfaiyeci hafif biçimde yaralandı. Ateş çemberi içinde bulunan köylerde ikamet eden yaşlılar ise Parekklisias İlkokulu’na taşındı. Yangın tehididi altına bulunna kimi köylerin boşaltılmaya çalışıldığı da bildirildi.

Rum yönetimi, yangını söndürmek için Lübnan, Yunanistan ve İsrail’den yardım istedi. Ancak Suriye ile İsrail’in buna yanıt vermesinin mümkün olmadığı belirtildi.

Rum Radyosu, Yunanistan’dan istenilen desteğin geldiğini ve Ada’ya ulaşan 2 itfaiye uçağının, yangın söndürme çalışmalarına başladığını duyurdu. Aynı bölgede yaklaşık 5 yıl önce de büyük bir orman yangını çıkmıştı.

KKTC BAŞBAKANI SOYER: “TRAJİK YANGINDAN DOLAYI ÇOK ÜZGÜNÜZ”
KKTC’de, Güney Kıbrıs’taki yangının söndürülmesine katkı koymak amacıyla BM nezdinde girişimde bulunuldu.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, yangınla ilgili açıklamasında, “Larnaka bölgesinde çıkan trajik yangından üzüntü duyduğunu” ifade ederek, Kıbrıs Türk tarafı olarak yangının söndürülmesi için her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarını bildirdi.

KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, KKTC’nin yardım önerisinin kabul edilmesi durumunda ilgili birimler, yangının kontrol altına alınıp söndürülmesine katkı koyacak.

 

Çok uzak olmayan bir zamanda Görüşmeler başlayacak

"LİDERLER BARIŞA ULAŞMA ADINA İSTEKLİ"... Pascoe, Kıbrıs konusundaki görüşme sürecinde iniş çıkışlar olabileceğini, ancak kendisinin olumlu bir yöne gidildiği konusunda iyimser olduğunu belirterek "Görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum" dedi. Pascoe, Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum toplumu lideri Hristofyas'ın barışa ulaşma adına istekli olduklarını ve BM'nin Milletlerin elinden geldiği kadar buna yardımcı olacağını söyledi

LİDERLERİN TEMSİLCİLERİ GELECEK HAFTA İÇİNDE BİR GÖRÜŞME TARİHİ BELİRLEYECEK"... Liderlerin temsilcilerinin bugün bir araya gelerek en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde liderler için bir görüşme tarihi belirleyeceklerini açıklayan Pascoe, bu aşamada, liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konular üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirtti.

Pascoe, çalışma gruplarıyla teknik komitelerin mülkiyet ve garantiler gibi konuları çözümlemek için oluşturulmadıklarını ifade etti

BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Temsilcisi Lynn Pascoe, Kıbrıs konusundaki görüşme sürecinde iniş çıkışlar olabileceğini, ancak kendisinin olumlu bir yöne gidildiği konusunda iyimser olduğunu belirterek "Görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum" dedi.

Pascoe, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın barışa ulaşma adına istekli olduklarını ve Birleşmiş Milletler'in elinden geldiği kadar buna yardımcı olacağını söyledi.

Liderlerin temsilcilerinin bugün bir araya gelerek en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde liderler için bir görüşme tarihi belirleyeceklerini açıklayan Pascoe, bu aşamada, liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konular üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirtti.

Pascoe, çalışma gruplarıyla teknik komitelerin mülkiyet ve garantiler gibi konuları çözümlemek için oluşturulmadıklarını ifade etti.

Pascoe, 23 Mart ve 21 Mayıs mutabakatlarının iyi bir başlangıç olduğunu kaydederek, BM ve uluslararası toplumun da sürecin arkasında olduğunu kaydetti.

Kıbrıs'ta yaptığı temasları tamamlayan Lyn Pascoe dün adadan ayrılmadan önce Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM barış Gücü Misyon Şefi Tayé-Brook Zerihoun ve BM Sözcüsü José Diaz da hazır bulundu.

Sorunların çözümü için...

Pascoe basın toplantısında, BM kolaylaştırıcılarının da çalışma grupları ve teknik komitelerle birlikte uzun zamandan beri süregelen sorunların çözümlenmesi için çalıştıklarını, sadece geçmişten gelen sorunlarla değil aynı zamanda gelecekte olacaklar için de bir araya geldiklerini anlattı.

Pascoe, çalışma grupları ve teknik komitelerin Kıbrıs'taki insanlar için "daha normal bir hayat ve daha iyi bir gelecek için çalıştıklarını" söyleyerek tüm uluslararası topluluğun ve BM'nin de bu amaçla yıllardır çaba gösterdiğini söyledi.

Kapsamlı müzakereler

Pascoe konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs'ta yaptığı temaslarda kapsamlı müzakerelerin başlatılması konusunda varılan aşama ve tarihle ilgili bir soruya karşılık Pascoe şunları söyledi:

"Şu an iyi ilerliyorlar biz de yardımcı olmaya çalışıyoruz, süreci izlemek ve ne kadar ilerleme olduğunu görmek üzere buraya aralıklarla geleceğimi daha önceki ziyaretimde söylemiştim. İki liderin temsilcileri yarın (bugün) bir araya gelip en kısa sürede, muhtemelen gelecek hafta içinde, bir görüşme tarihi belirleyecek.

Süreçte zorluklar ve iniş-çıkışlar olabilir ama ben olumlu bir yöne doğru gittiğimizi ve iyimser olduğumu görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini düşünüyorum."

Süreç olumlu yönde

Pascoe, görüşme sürecindeki ilerleme olmadığı yönündeki görüşlerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta, sürecin eskisinden daha hızlı ve iyi ilerlediğini ve teknik komitelerle çalışma gruplarında herklesin "nasıl bunu daha iyi yapabiliriz, bunu nasıl çözebiliriz" yaklaşımıyla çalıştığını kaydetti. Pascoe, sürecin başarıya ulaşamayacağına inanan insanların var olmasına rağmen kendisinin sürecin olumlu yöne doğru ilerlediğini söyleyebileceğini ifade etti.

Mülkiyet -garantiler

Pascoe, mal-mülk ve garantörlük konusuyla ilgili bir soruya da komiteler ve çalışma gruplarının bu sorunları çözmek için oluşturulmadığını vurguladı. Pascoe, komitelerle çalışma gruplarının, geçmişe bakarak yeni fikirler üretmek ve eskiden üzerinde anlaşılmış olan nelerin var olduğunu görmek, liderlerin gerçekten neleri konuşup neleri konuşmamaya gerek duyacaklarını belirlemek için çalıştıklarını ifade ederek "Başlık ne kadar az tartışmalıysa o kadar hızlı ilerleme kaydedilir" şeklinde konuştu.

23 Mayıs açıklaması ve

Güvenlik Konseyi kararı

23 Mayıs açıklamasının Kıbrıs Türklerinin lehine sayılabilecek maddelerinin Güvenlik Konseyi'ne gönderilirken belgeden çıkarıldığı iddiaları bulunduğunu ve BM'nin bu raporu "bütünüyle" kabul edip etmediği yönündeki soruyaysa Pascoe, BM Genel Sekreteri'nin bu belgeye tam desteği olduğunu vurguladı.

Kendileri için esas olanın bu belgenin içeriğiyle ilgili olarak hiç kimsenin konuşmaması, Kıbrıs sorununun çözümü konusuna odaklanmak gerektiğini ifade eden Pascoe, "Biz geriye yaslanıp Kıbrıs insanını yüzüstü bırakıp "kendiniz çözün" demeyeceğiz, ama liderlere uluslararası destek sağlayacağız...dünya liderleri ile her toplandığımızda Kıbrıs hakkında sorularla karşılaşıyoruz, bu çok güncel bir konu ve "bu sefer olacağı yönünde" beklentiler büyük...Herkesin desteği de bu yönde" dedi.

Çözüm şekli

Çözümün tek devlet tek kimlik ve tek milliyet barındıran iki kesimli iki toplumlu bir şekilde mi olacağı konusundaki soruya da Pascoe, "Geçmişten gelen bazı temel prensipler var ve BM belgeleri İncil'e benzer. Dünyada bu belgelerden alıntılar yapıp, karşı tarafı haksız, kendi tarafını haklı çıkarmaya çalışan tam gün ödenekli insanlar mevcuttur... Biz şimdi liderlerin aralarında konuşup üzerinde anlaşmaya vardığı ve temel addettiği konulara yoğunlaşalım...10-15 sene önce söylenenleri bir kenara bırakalım ve gelecek için çalışalım" şeklinde yanıt verdi.

KIBRIS 19/06/08

 

BM Güvenlik Konseyi kararı ciddi eksiklikler içeriyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Rum tarafının çabalarıyla ortaya çıkan bu durumun amacının gelecekte de 23 Mayıs'ta varılan bu anlaşmayı çarpıtmaya zemin yaratmak olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye'nin de desteğiyle bu anlayışa karşı mücadele ettiğini ve bu süreçte iki lider tarafından sağlanan uzlaşmaların esas olmasının önemini anlatmaya çalıştığını kaydeden Erçakıca, şöyle konuştu:

"BM Güvenlik Konseyi Başkanı olarak ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Halilzad'ın BM kararının 23 Mayıs ortak açıklamasını bir bütün olarak memnuniyetle karşıladığını aynı gün açıklama gereği duyması, bu nedenlerle anlamlıdır. Bu resmi başkanlık açıklamasıyla Kıbrıs Rum tarafının oyunu önlenmiş olmaktadır.

Kararın 23 Mayıs anlaşmasını bütünüyle yansıtması için bazı Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin de girişimde bulunmasından, bu ülkelerin çıkabilecek sorunları önceden tahmin ettikleri ve bunu önlemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu sağduyuyu gösteren ülkelere takdirlerimizi iletmek isterim."

"Medet ummamalı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyenlerin, iki tarafın anlaştığı konuları göz ardı etmekten ve yok saymaktan medet ummaması gerektiğini vurgulayarak, bu tutum Rum tarafının görüşlerine yakınlaştığı ölçüde kapsamlı müzakerelere başlama arzularının artacağına işaret etti. Erçakıca, tarafların ortak açıklama ve taahhütlere sadık kalması gerektiğini vurguladı.

"Sözümüzün arkasındayız"

Cumhurbaşkanlığı, 21 Mart'ta verilen sözün arkasında olduğunu, Rum tarafının da 21 Mart anlaşmasına sadık kalması halinde, kapsamlı çözüm müzakerelerinin hemen başlatılmasında bir engel olmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun bugünkü görüşmelerinde iki liderin bir araya gelmesi konusunu ele alacağını; önerilerinin 23 Haziran Pazartesi günü liderlerin görüşmesi ve bu görüşmede de kapsamlı çözüm müzakerelerine başlanacağının duyurulması olduğunu açıkladı.

Erçakıca haftalık basın brifinginde, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun Kıbrıs ziyaretinin Kıbrıs Türk tarafı bakımından yapıcı ve yararlı olduğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pascoe'yla görüşmelerinde Kıbrıs sorununa ilişkin tutumlarını detaylı olarak aktarma olanağı bulduğunu söyledi.

Erçakıca şöyle konuştu:

"Sayın Pascoe'nun dün düzenlediği basın toplantısında, 'görüşmelerin çok uzak olmayan bir zamanda başlayabileceğini' açıklaması, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlaması konusunda taraflarda bir tutum farklılığı gözlemlediği şeklinde algılanabilir. Bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının 21 Mar anlaşmasında da belirtildiği gibi, kapsamlı çözüm müzakerelerinin 21 Mart 2008 tarihinden itibaren üç ay sonra, yani bugünlerde başlamasından yana olduğunu ve 21 Mart'ta verdiği sözün arkasında durduğunu belirtmek isterim.

Kıbrıs Rum tarafının da 21 Mart anlaşmasına sadık kalması halinde, kapsamlı çözüm müzakerelerinin hemen başlatılmasında bir engel yoktur."

"Memnuniyetle not ettik"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun 23 Mayıs ortak açıklamasını bütünüyle desteklediğini duyurmasının da, Kıbrıs Rum tarafının 23 Mayıs açıklamasının değerini düşürme çabalarının hedefine ulaşmadığını gösterdiğini ve bu açıklamayı da memnuniyetle not ettiklerini ifade etti.

Tutum farklılıklarının Kıbrıs Türk tarafından kaynaklanmadığını belirten Erçakıca, bugün iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu'nun bir araya gelerek iki liderin önümüzdeki hafta görüşmesi konusunu da ele alacaklarını kaydetti.

Erçakıca, "Bizim önerimiz, iki liderin pazartesi günü bir araya gelmeleridir ve tabi ki bu görüşmeden beklentimiz, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlayacağının duyurulmasıdır" dedi.

 

"Sürecin başarısı, ortak noktalara sadakatle sahip çıkmaya bağlı"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümü için başlayan süresin başarısının, varılan ortak noktalara sadakatle sahip çıkmaya bağlı olduğunu söyledi. Erçakıca, bir tarafın sadakat göstermemesinin, diğer tarafın da sadakat göstermemesini gerektirmediğini ve Rum tarafının sadakatsizliğinin kendilerini de sadakatsizliğe itmeyeceğini belirtti.

Erçakıca, dünkü basın brifinginde soruları yanıtlarken, 21 Mart anlaşmasının prosedür olarak ortada durduğunu, çalışma gruplarındaki sonuçları değerlendirerek liderlerin kapsamlı çözüm müzakerelerine üç ay sonra başlayacağının yer aldığını hatırlatarak, Rum tarafının 23 Mayıs ortak açıklamasına da giren ortak dile sadık kalmama eğilimi gösterdiğini söyledi.

"Bu yeni süreç başarıya ulaşacaksa, varılan ortak noktalara sadakatle sahip çıkmakla ulaşılacaktır. Fakat bir tarafın sadakat göstermemesi, diğer tarafın da sadakat göstermemesini gerektirmez. Rum tarafının sadakatsizliği bizi de sadakatsizliğe itmemelidir, itmeyecektir" diyen Erçakıca, şunları dile getirdi:

"Sadakatsizliğe iten İngiltere'nin haksız ödülleri"

"Bu noktada İngiltere gibi ülkelerin dikkatini çekmek gerekiyor. Rum tarafını sadakatsizliğe iten veya Rum tarafının sadakatsizliğini besleyen, cesaretlendiren İngiltere gibi ülkelerin Kıbrıs Rum tarafına hak etmediği şekilde ödüller vermeleridir. Yakın geçmişte İngiltere ile Rum tarafı arasında imzalanan memorandumun nasıl bir rol oynadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Memorandum, son üç ayda sağladığımız mutabakatların bile erozyona uğramasına neden olmuştur. Uluslar arası güçlerin veya Kıbrıs sorununda rol oynayan devletlerin rolüne tekrar dikkat çekmek isterim."

Hasan Erçakıca, memorandumun kötü bir örnek olduğunu belirterek, tekrarlanmaması dileğinde bulundu.

BM Güvenlik Konseyi kararında 21 Mart ve 23 Mayıs kararlarına atıfta bulunulduğunu, Güvenlik Konseyi Başkanlığı'nın açıklamasında 23 Mayıs açıklamasına bütünüyle destek belirtildiğini, dün sabah da BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lyn Pascoe'nun bunu tekrarladığını anlatan Erçakıca, Rum tarafının bundan gerekli dersleri çıkaracağı umudunu dile getirdi. Erçakıca, sürecin olumlu devam etmesi arzularını ifade etti.

Hristofyas geri adım atmak mı istiyor?

"Hristofyas 23 Mayıs anlaşmasından geri adım mı atmak istiyor?" sorusuna karşılık Erçakıca, Rum tarafındaki bazı sıkıntıların Hristofyas'ın geri adım atmasını gerektirmediğini çünkü Hristofyas sürece katkı koymak istiyorsa, bunlara da cesaretle göğüs germeyi becerebilmesi gerektiğini söyledi.

Her liderliğin veya hükümetin kendi iç sorunlarından kaynaklanan sıkıntıları olabileceğine işaret eden Erçakıca, "Bizde de farklı görüşler vardır ama biz bunları muhataplarımızı, Kıbrıs Türk demokrasisinin parçası olan farklı görüşteki siyasi parti liderlerini ikna etmeye çalışıyoruz, toplantılar düzenliyoruz. Bunları vardığımız mutabakatlardan geri adım atmak için gerekçe yapmaya kalkışmıyoruz. Aynı şeyi Hristofyas'ın da yapması gerekir" diye konuştu.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da bu süreçte çeşitli eleştirilere muhatap olduğuna işaret ederek, bunları hoşgörüyle karşılayıp anlatmak gerektiğini vurguladı.

"İngiltere'yle memorandum olumsuz rol oynadı"

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının İngiltere ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan memorandum konusunda daha çok İngiltere'yi suçlamasının nedeninin sorulması üzerine Kıbrıs sorununda olumlu rol oynadığını iddia eden ve üç garantörden biri olan İngiltere'nin BM zemininde Kıbrıs'la ilgili karar tasarılarının hazırlanmasında rol üstlendiğine işaret etti ve bu ülkenin çok dikkatli ve titiz davranması gerektiğini söyledi.

Memorandumun herhalde birden bire ortaya çıkmadığını, hazırlık süreci yaşandığını belirten Erçakıca, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin bu konuda Kıbrıs Türk tarafının tepkisini önceden ölçebileceğini ama böyle bir çabaya girmediklerini ifade etti.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs'taki son gelişmelerde İngiltere'nin çok büyük olumsuz rol oynadığını ifade etti.

KIBRIS 19/06/08

Pascoe optimistic ahead of leaders’ meeting
By Jean Christou

THE TWO leaders in Cyprus will probably meet next week but UN Undersecretary General Lynn Pascoe, who left the island yesterday, said ultimately it would be up to them.

President Demetris Christofias did indicate yesterday that he and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat would meet before the end of the month where the basis of new negotiations would be redefined, he said.

Pascoe told a news conference yesterday morning that advisers to the two leaders, George Iacovou and Ozdil Nami would be meeting today but he did not want to predict the outcome with any certainty on his part.

“They will be setting the date for the next meeting of the two leaders, which should come very soon, hopefully next week, schedules permitting and getting things worked out, and I think that is going to happen,” Pascoe said.

“I think that as nearly as I can tell, of course there are going to be bumps in the road and there will be ups and downs. An issue that has been around this long is inevitably going to have problems arise, but my strong sense is that the overall direction is a very positive one.

“I remain quite optimistic that the process is moving forward and I think that we will get involved in substantive talks in the not too distant future.”

Pascoe also made an appeal against pessimism, focusing too much on the past, and nitpicking about the wording in various documents on the Cyprus issue.

“The thing that is most amazing to me is that everyone has always a citation. The UN body of work sometimes reminds me a little bit of the Bible: you can reach out and find a citation to prove any point you want to prove and there are whole legions of people who are paid full-time to go in and dig out every little citation they can to prove that they are right and the other side is wrong,” said Pascoe.

“By and large that is not a very productive approach. I think it is very important that we not be spending all of our time living in the past, we are talking about building the future. I think this should be said any time you get quoted to you somebody saying ‘oh yeah, look what was said 20 or 15 years ago’.

“The question that you should always ask that official is: ‘what are you doing about the future?’, because that is what counts.”

The UN envoy said there would always be at least ten reasons why something will not work to every one reason why it will, and despite the doubters, the working groups and technical committees were doing very well.

“People say ‘what about Ankara?’, ‘what about this, what about that?’ I mean, there is always reason out there to be pessimistic and frankly there is justification for it… For the number of years, the numbers of efforts and the number of programmes [that have started and failed], it is not surprising that people would be,” Pascoe said.

He said however that he had several extensive discussions with the Turkish government, as well as the Greek government, the EU and others involved in the issue and he detected a very strong desire to move forward in all of those capitals. He added the feeling was that this time it could be done, that he was optimistic, and impressed with the two leaders.

“We should not be pessimistic [about] a process if we want it to work,” Pascoe said. “Because if they [Cypriot citizens] don’t believe we are going to make it, we won’t make it”.

He did say however he was “quite struck” by the leaders’ “very strong dedication and intention” to make the process work, and that he would he returning periodically to help.

Christofias said yesterday he would ask Talat to help redefine the basis on which the Cyprus issue would be solved because he thought the Turkish Cypriot leader had overreacted to the British memorandum and the UN resolution.

“It is clear that in a new meeting, my effort will be to clearly redefine the basis on which the Cyprus problem will be solved,” he said. “I see no reason for Mr Talat to react because we are talking about a state with a single sovereignty, citizenship and international personality. This will be clarified so that we have the same prospect before us, speaking the same language.”

The Turkish Cypriot side said yesterday provided that Christofias was committed to the March 21 agreement, there was no obstacle to the immediate resumption of negotiations.

CYPRUS MAIL 19/06/08

Hristofyas: Ankara müdahale etmemeli

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta yaşanan sorunun faturasını yine Türkiye’ye kesti.

Çözümün önündeki en önemli engel olarak “Türkiye’nin müdahalelerini” gösteren Rum lider, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı “dış etkilere kapalı bir şekilde” masaya oturmaya davet etti.
Brüksel’de Avrupa Politika Merkezi (EPC) adlı düşünce kuruluşunda konuşan Hristofyas, Talat’ın “Ankara’dan onay almaksızın, bağımsız bir şekilde müzakere yürütebilmesi gerektiğini” belirterek şunları söyledi: “Talat’tan talebim dışarıdan, yabancı ülke ve güçlerden gelecek telkinlere kapalı bir şekilde masaya oturmamız. (...) Sorunu gerçekten mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde çözebiliriz, ancak maalesef Türkiye’nin isteğine bağlıyız.”

‘Türk askerinin yarısı çekilsin’
Türkiye’nin garantör ülke olarak kalma yolundaki isteğinden vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Hristofyas, “iyi niyet göstergesi” olarak Ada’daki Türk güçlerinin yarısının çekilmesini istedi.
Rum lider, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkçeyi resmi dilleri arasına dahil etmek istemesi halinde buna itiraz etmeyeceklerini söyledi.
AKP’yle ilgili kapatma davasına da değinen Hristofyas, “Konu Türkiye’nin iç işi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yasaklanırsa bu sadece çözüm açısından değil Türk halkı ve demokrasisi açısından çok önemli bir geri adım olacak” dedi.

 

Vizyonum federalizm

"KIBRIS CUMHURİYETİ, İKİ TOPLUMLU VE İKİ KESİMLİ FEDERAL BİR DEVLETE DÖNÜŞMELİDİR"... Rum yönetimi başkanı Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında federalizmin" en iyi çözüm olduğunu savunarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti, tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek vatandaşlığı olan iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmelidir" dedi

 "ANKARA, İYİ NİYET JESTİ OLARAK ASKERLERİNİN YARISINA KADARINI ADADAN ÇEKSİN"... "Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum" diyen Hristofyas, "Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir güç ve aktör olan Türkiye'nin kendilerine geleceklerini belirleme fırsatını vermesini" istedi. Hristofyas, "Türkiye'nin adanın yeniden birleşmesinin anahtarını elinde tuttuğunu" da ileri sürerek, Ankara'nın iyi niyet jesti olarak askerlerinin yarısına kadarını adadan çekmesi önerisinde bulundu

"AB, TÜRKÇE'Yİ RESMİ DİL YAPACAĞIM DİYORSA BUNA İTİRAZIMIZ YOK"... Hristofyas, "AB Türkçe'yi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız yok. Rumca zaten Kıbrıs'ın üyeliğiyle AB'nin resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye AB'ye girdiğinde Türkçe de resmi dil olur" dedi

"TALAT'LA HAZİRAN AYI SONU VE TEMMUZ BAŞI İKİ KEZ GÖRÜŞECEĞİM" ... Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat ile haziran sonunda ve temmuz başında iki kez görüşeceğini açıklayarak, bir sonraki güven artırıcı önlemlerin, eski Lefkoşa'nın askersizleştirilmesini ve Limnitis köyündeki geçiş noktasının açılmasını içermesi gerektiğini söyledi

Rum yönetimi başkanı Dimtiris Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında federalizm"in en iyi çözüm olduğunu iddia ederek, "Anavatanlar bizi yalnız ve özgür bıraksın. Kıbrıslıların çözümü olsun" dedi.

Hrsitofyas, dün Brüksel'de düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezi'nde kahvaltı toplantısında yaptığı konuşmada, "Kıbrıs'ın birleşmesi vizyonun" anlatarak, Kıbrıs'ın geleceğinin "parlak ve barışçıl" olacağı konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

Hristofyas, ayrıca Avrupa Birliği'nin (AB) Türkçe'yi resmi dilleri arasına dâhil etmek istemesi halinde buna itiraz etmeyeceklerini söyledi.

"Statükonun adadaki her iki tarafa zarar verdiğini" belirten Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la "başka ülkelere hiçbir taahhütte bulunmadan ortak dil bulmaya çalışmaları gerektiğini" kaydetti.

"Müzakereleri özgürce yürütebilirsek yakın zamanda çözümden umutluyum" diyen Hristofyas, "Kıbrıs söz konusu olduğunda çok önemli bir güç ve aktör olan Türkiye'nin kendilerine geleceklerini belirleme fırsatını vermesini" istedi.

"Ada federalizm altında yeniden birleşmeli"

Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili vizyonunu anlatırken, adanın AB prensipleri ve uluslararası hukuk temelinde federal bir çatı altında yeniden birleşmesi gerektiğini söyledi.

Hristofyas, ayrıca "Türkiye'nin adanın yeniden birleşmesinin anahtarını elinde tuttuğunu" ileri sürerek, Ankara'nın iyi niyet jesti olarak askerlerinin yarısına kadarını adadan çekmesi önerisinde bulundu.

Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, Hristofyas, çözümün Kıbrıslılar tarafından ve Kıbrıslılar için olması gerektiğini belirterek, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi halinde bir cennet ve AB için bir atlama tahtası olabileceğini söyledi.

Rum lideri, "Benim vizyonum, adanın yeniden birleşmesidir; iki kesimli, iki toplumlu federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti'dir... Ve inanıyorum ki, bu vizyonum, ülkesini seven tüm Kıbrıslıların, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, vizyonudur" diye konuştu.

"Talat, geçmişte mutabık kalmış olduğumuz

temellerde fikir teatisi yapmaya hazırım"

Kıbrıs Rum toplumunun eski lideri Başpiskopos III'üncü Makarios'un, "Kıbrıslı Türklere daha güvenli hissetme fırsatı vermek için uzlaşmaya yönelik önemli bir adım attığını ve üniter devletin, iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmesi yönünde cesaretli bir karar aldığını" ileri sürdü. Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da Makarios ile birlikte "üniter bir devletin iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşümünü öngören" 1977 Üst Düzey Antlaşması'nı imzaladığına işaret eden Hristofyas, "Ancak Denktaş tutumunu değiştirerek, Kıbrıs'ta iki halktan ve iki devletten söz etmeye başladı" dedi.

"Bu yapıcı olmayan tavrın kanıtı, Türkiye Milli Güvenlik Konseyi'nin ve Kıbrıs Türk liderliğinin Kıbrıs'ta "iki devlet, iki halk ve iki cumhuriyetin" varlığına atıfta bulunmaya devam eden son açıklamalarında görülebilir" diyen Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) lideri olduğu dönemde bir dizi anlaşmaya vardıklarını kaydetti.

Hristofyas, "Cumhuriyetçi Türk Partisi ile AKEL'in, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili birçok prensibi belirlemiş olduğu birçok belge vardır. Bu prensipler, birçok BM belgesinde ve kararında yer alanlarla aynıdır. "Mehmet Ali Talat'la birlikte oturarak, geçmişte mutabık kaldığımız temellerde samimi olarak fikir teatisi yapmaya hazırım" dedi.

Kıbrıs sorununun çözüm temeli

Kıbrıs sorununun çözüm temeliyle ilgili olarak Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti, tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek vatandaşlığı olan iki kesimli ve iki toplumlu federal bir devlete dönüşmelidir" dedi.

Hristofyas, Kıbrıs Türk toplumu lideri ile hâlihazırda mutabık kalmış oldukları birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin askersizleştirilmesini de savundu.

Dimitris Hrisfofyas, "kesin olarak Türkiye'nin bakir doğum ya da yeni bir ortaklık devleti diye nitelendirdiği Kıbrıs'ta iki devlet kavramını reddettiğini" vurguladı.

Soruları da yanıtlayan Rum lideri, mayıs ayı sonundaki görüşmelerinin ardından Talat ile yaptıkları ortak açıklamaya da netlik kazandırarak, söz konusu açıklamanın BM kararları tarafından öngörülen siyasi eşitliği olan iki kesimli ve iki toplumlu bir federalizme atıfta bulunduğunu söyledi.

23 Mayıs ortak açıklaması

Dimtiris Hristofyas, "Dostum Mehmet Ali Talat'a yardımcı olmak için federasyonun nihai sonucundan (iki kurucu devlet) bahsettik. Kıbrıslı Türkler bunu bir başlangıç noktası olarak görüyor ki, bu halihazırda ortak gelecek konusunda karar verecek iki devlet olduğu anlamına gelir" dedi.

Hristofyas, şu an Kıbrıs Türk liderliğinin değişikliklerden ve Kıbrıs'ta iki devlet fikrine yönelik yeni gerçekliklerden bahsettiğine işaret etti.

Dimitris Hristofyas, "Adada yeni gerçekliklerin olduğunu ve en önemli gerçekliğin de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal ve tanınmış bir devlet ve AB üyesi olduğunu, tüm Kıbrıslılara, Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türklere, ait olduğunu ve bu devletin federal bir devlete dönüşmesi gerektiğini" vurguladı.

"Talat'la haziran sonu ve

temmuz başı iki kez görüşeceğim"

Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ın ne iki anavatanın garantörlüğüne, ne de koruma ya da garantiye ihtiyacı olduğunu" söyledi.

Hristofyas, Talat ile haziran sonunda ve temmuz başında iki kez görüşeceğini açıklayarak, bir sonraki güven artırıcı önlemlerin, eski Lefkoşa'nın askersizleştirilmesini ve Limnitis (Yeşilırmak) köyündeki geçiş noktasının açılmasını içermesi gerektiğini söyledi.

"AB, Türkçe'yi resmi dil yapacağım

diyorsa buna itirazımız yok"

Bu arada, Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Rum lideri Hristofyas, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonunun sorumluluğunu "Türkiye'nin işgaline ve önceki Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın izolasyoncu ve adayı bölücü politikalarına" yükleyerek, "AB Türkçe'yi resmi dil yapacağım diyorsa buna itirazımız yok. Rumca zaten Kıbrıs'ın üyeliğiyle AB'nin resmi dili olmadı. Yunanistan nedeniyle zaten resmi dildi. Türkiye AB'ye girdiğinde Türkçe de resmi dil olur" dedi.

AB'nin Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Tüzüğü'nü Rum malları üzerinde faaliyet gösterilmemesi koşuluyla desteklediklerini kaydeden Hristofyas, doğrudan ticaretin Kıbrıs'ı birleştirmek yerine bölünmeyi teşvik ettiğini savundu.

Hristofyas, "AK Parti'nin kapatılması halinde Kıbrıs'ta çözüm çabalarını nasıl etkileneceğinin" sorulması üzerine ise, "Erdoğan'ın zaferinin demokratik kurumlar ve demokrasi açısından çok önemli bir ileri adım olduğunu" söyledi.

"Konunun Türkiye'nin iç işi olduğunu" kaydeden Hristofyas, "Erdoğan yasaklanırsa bu sadece Kıbrıs'ta çözüm açısından değil Türk halkı ve demokrasisi açısından çok önemli bir geri adım olacak" ifadesini kullandı.

"Türkiye'nin Avrupa'da ordunun ağırlığı en yüksek ülke ve Türk ordusunun bölgesel süper güç olduğunu" anlatan Hristofyas, Türkiye'nin iyi niyet gösterisi yaparak adadaki askerlerinin yarısını çekmesini talep etti.

"Annan planının KKTC'de kabul edilmesini saygıyla karşıladığını, fakat bir taraf reddettiği için yok sayılması gerektiğini" ileri süren Hristofyas, "Kabul ediyorum: Annan planı iki bölgeli, iki toplumlu çözüm getiriyordu. Fakat Kıbrıslıların gerçek çıkarlarına hizmet etmiyordu. O zamanki BM Genel Sekreteri Kofi Annan, maalesef her alanda Türk taleplerini karşıladı. Dengeli plan olmadı" diye konuştu.

KIBRIS 20/06/08

 

Kıbrıs'ta çözüm erişilebilir uzaklıkta

"TARAFLARIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ" ... Kıbrıs'taki tüm insanlar için kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman bağlı kalınması gerektiğini vurgulayan Zerihoun, "Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde başarılı bir sonuca varmaları için tarafların yanında olmaya devam edeceğiz" dedi

 "ÇÖZÜM SÜRECİNDE CİDDİ SORUNLAR ORTAYA ÇIKACAK"... Zerihoun, son bir kaç ayda kat edilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı olduğunu söyledi. Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, "Kıbrıs'ta çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğunu" söyledi.

Zerihoun, dün ara bölgede düzenlenen UNFICYP Madalya Töreni'nde yaptığı konuşmada, çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğuna ilişkin ortak görüşte, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerin ortaya koyduğu kararlılık ile kapsamlı görüşmeler için zemin oluşturmak için çalışan teknik komite ve çalışma guruplarının kaydettiği ilerlemenin önemli etkisi olduğunu kaydetti.

Madalya töreninin ümit verici bir döneme rast geldiğini kaydeden Taye-Brook Zerihoun, son bir kaç ayda kat edilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı olduğunu söyledi.

Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı.

"Çözümsüzlüğün normal olarak görülmeye başlandığı uzun süren anlaşmazlıklarda alternatiflere yönelmenin bazen zor olduğunu, bu nedenle Kıbrıs'taki tüm insanlar için kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman bağlı kalınması gerektiğini" vurgulayan Zerihoun, "Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde başarılı bir sonuca varmaları için tarafların yanında olmaya devam edeceğiz" dedi.

BM'nin özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs tarihli anlaşmalarından cesaretlendiğini, iki liderin bu anlaşmalarda birleşik bir Kıbrıs yönünde ortak bir vizyon ortaya koyduğunu kaydeden Zerihoun, tarafların görüşmelerini sürdürmeleri için UNFICYP'in adada gerekli siyasi ortamı yaratmaya devam edeceğini kaydetti.

Adadaki barış gücünün görevinin zaman zaman zor olduğunu, hassasiyet gerektirdiğini, bazen BM'nin rolü ile ilgili yanlış anlaşılmalarla karşı karşıya kalındığını kaydeden Zerihoun, "Ancak genel olarak bu görevin elzem olduğu görüşündeyim" dedi.

KIBRIS 20/06/08

 

Leaders stop short of announcing date for meeting

THE LEADERS of the Greek and Turkish Cypriot communities could meet this month and in July to assess whether direct talks can start soon, President Demetris Christofias said yesterday.

“We want to pass to this phase of our common efforts but we must not work for the sake only of these face-to-face negotiations. We have to prepare ourselves … because if we fail this is a very, very serious failure,” Christofias told a Brussels-based think tank.

But though it was widely expected yesterday, top aides of the two leaders did not announce a date for a meeting.

“When there is a decision, of course it will be announced,” Christofias’ aide George Iacovou said after a two-hour meeting with his Turkish Cypriot counterpart Erdil Nami.

The two men will also be meeting today after which they will hold a joint news conference.

An unnamed source quoted by Reuters said small confidence building measures relating to health, environmental protection, protection of the island’s cultural heritage and road safety could be announced by the two sides during the conference.

The United Nations said a lot of hard work was still needed and compromises will have to be made to reach a solution.

“We have seen marked progress in the peace process in the last few months, a development that has engendered much optimism and goodwill in Cyprus and around the world,” said UN special envoy Taye-Brook Zerihoun.

Zerihoun warned against taking the easy way out – that of “least resistance and return to a familiar but falsely comfortable immobility”.

“It is crucial to keep in sight the ultimate objective: that of bringing about a future of durable peace and prosperity for all the people of Cyprus,” the UN official said.

Christofias said a resolution of the Cyprus problem depended on Turkey.

“If we are free to negotiate, I could be optimistic that soon we could solve the problem.”

CYPRUS MAIL 20/06/08

Dünya basını: Bu Türkler kaç canlı

Türkiye’nin Hırvatistan’ı solukları kesen 120 dakika ve ardından penaltı vuruşlarıyla elemesini dünya basını “Türkler son 20 dakikayı izlesin”, “Türkiye, bu ne çılgınlık”, “Osmanlılar şaşırtmadı”, “Yedi canlı Türkiye” başlıklarıyla duyurdu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:07 TSİ 21 Haziran 2008 Cumartesi

 

PARİS/WASHINGTON/STOCKHOLM - Türkiye-Hırvatistan Euro 2008 çeyrek final randevusuna ABD’den İsveç’e dünyanın dört bir yanında gazeteler ve televizyonlar geniş yer ayırdı. İtalyan, İspanyol, İngiliz, Alman, Fransız, Yunan, İsveç, Avusturya, ABD ve Macar gazeteleri Türkiye’nin zaferini ilk sayfadan çarpıcı başlıklarla verdi.

LA GAZZETTA DELLO SPORT: YEDİ CANLI TÜRKİYE
İtalyan La Gazzetta dello Sport, sonucun penaltılarla belirlendiği maça ilişkin haber başlığında, “Penaltılar. Hırvatistan’ın yıkılışı. Ve yedi canlı
Türkiye” dedi.

Karşılaşma, spot cümlelerinde ise “119. dakikada Klasniç-gol, 121. dakikada Şentürk’ün cevabı. Ardından da şok” biçiminde özetlendi.

Futbol açısından sıkıcı bir karşılaşma sonrasında uzatmaların son bölümünde heyecanın doruk noktasına ulaştığına değinilen haberde, “Unutulması gereken bir maç, son anda futbol tarihinin unutulmazları arasına giriverdi” denildi.

CORRİERE DELLO SPORT: MARATONUN ARDINDAN MUCİZE
Corriere dello Sport ise maç sonucunu ilk sayfadan, “İnanılmaz Türkiye: 121’de durumu eşitledi, penaltılarda geçti” başlığıyla anons etti.

İç sayfada ise “Maratonun ardından Türkiye mucizesi” başlığının kullanıldığı haberde, şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, tarihinde ilk kez Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı finale yükseldi. Şanslı ve şeytani Terim’in çocukları uzatmaların ikinci yarısında, Klasniç’in golünden iki dakika sonra, uzatma dakikasının son saniyelerinde, golü attıklarında Hapel Stadı’nda coşku patlaması yaşandı. Türkler, şimdi Basel’de Almanya’yla hesaplaşacaklar, ama bayram dün gece yaşandı.”

TUTTOSPORT: OSMANLILAR ŞAŞIRMADI
Tuttosport gazetesi ise “Hırvatistan’da hayal kırıklığı. Türkiye penaltılarda yendi” başlığını kullandı. Spot cümlelerinde ise “Klasniç, uzatmaların bitmesine bir dakika kala gol attı, ama Şentürk anında durumu 1-1 yaptı. Türkler yine son anda toparlandılar. Şimdi sırada Almanya var” denildi.

Maça ilişkin değerlendirmelerde, Hırvatistan’ın aldığının düşünüldüğü anda her şeyin ters yüz olduğuna işaret edilerek, şöyle denildi:

“Her şeyin bitmiş olduğunun zannedildiği anda, oyuna sonradan girmiş olan Semih’le, tıpkı Çek Cumhuriyeti maçında olduğu gibi bitiş düdüğüne ramak kala durumu eşitlemeyi başardılar. Ardından penaltılar geldi. Osmanlılar şaşırmadılar, Hırvatlarsa acınacak durumdaydı (4 atışta 3 hata!)”

HIRVATİSTAN VİYANA’DA SAPLANDI
İngiliz The Guardian gazetesi “Geç bir manevrayla geri dönen kral Türkler” başlığını kullandı. “Tarih yazmak için 90 dakika taraflara yetmedi” diyen gazete, “Maçın sonundaki patlamanın ardından dağılan dumanın altından Türkiye çıktı” ifadesini kullandı.

The Independent gazetesi maçı “Hırvatistan Viyana’da saplandı” başlığıyla verdi.

L’EQUIPE: TÜRKİYE, BU NE ÇILGINLIK
Fransız Le Monde gazetesi “İnanılmaz Türkler” başlığını attı. Liberation gazetesi, “Türkler mutluluktan uçuyor” başlığıyla milli takımın zaferini okuyucularına duyurdu.

L’Equipe gazetesi, “Türkiye, Ne Çılgınlık” başlığıyla manşetten verdiği haberde “Türkiye hiçbir zaman vazgeçmez” ifadesini kullandı.

Le Parisien gazetesi, “Heyecan uyandıran Türkler” başlığıyla birinci sayfadan verdiği haberde, Türk takımının gerilimli bir maç sonucunda galip gelmesini bildiği yorumunu yaptı.

Le Figaro gazetesi ise “Türk mucizesi devam ediyor” başlığıyla verdiği haberde, “Çılgın bir maçtan sonra Türkiye yarı finale kaldı” dedi.

BILD: TÜRKLER BİZE KARŞI
Bild gazetesi birinci sayfadan “Biz Türklere karşı” başlığıyla yayınladığı haberde, Berlin’de Türklerin yaşadığı büyük coşkuya çok sayıda fotoğraflarla yer verirken, Türkiye’yi de bu büyük başarısından dolayı kutladı.

Berliner Kurier gazetesi “Şaka değil! Yarı finalde Türkiye’ye karşı” başlığıyla verdiği haberde, Almanya’nın yarı finaldeki rakibinin belli olduğuna işaret ederek, kötü bir maç oynandığını ancak Hırvatların penaltı noktasında aptalca hareket etmelerinden dolayı Türklerin çekişmeli bir penaltı atışından sonra yarı finale yükseldiklerini yazdı.

BERLİN’İN ÜZERİNDE HİLAL PARLADI
Gazetenin diğer bir haberinde de Türklerin gece yarısı Berlin sokaklarında yaşadığı coşku ve sevince “Berlin üzerinde hilal parladı” başlığıyla ve çok sayıda fotoğrafla yer verildi.

Berlin’de yayınlanan “B.Z” gazetesi de, “Hilal Berlin’de parladı” başlığıyla Berlin’deki coşkulu kutlamalara yer verirken, spor sayfasında da Türkiye’nin yarı finale yükselmesini “Haydi buraya penaltı kahramanları” başlığıyla okuyuculara aktardı.

Türkiye’nin yarı finale yükselmesini birinci sayfadan “Gelecekteki rakip: Almanya” başlığıyla veren “Berliner Morgenpost” gazetesi de, spor sayfasındaki haberinde, Löw’ün Türk milli takımına karşı büyük saygısı olduğunu belirterek, Terim’in de “Halkımız bu takımla gurur duyabilir” şeklinde konuştuğunu yazdı.

“Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesi de Türkiye’nin yarı finale yükselmesini “Türkler üçüncü kez geri dönüşlerini kutluyorlar” başlığıyla verdi.

WASHINGTON POST: TÜRKİYE DRAMATİK YENDİ
ABD’nin Washington Post gazetesi “Türkiye Hırvatistan’ı dramatik biçimde yendi” başlığını kullandı.

AS: HIRVATİSTAN KAN KAYBINDAN ÖLDÜ
İspanyol spor gazetesi AS “Taktik gibi mucize” başlığını atarken, “Bir maçtan ziyade, traji komik, hüzünlü bir tiyatro gibiydi. Saat ile beslenen Türkiye, 3. mucizesini yaptı. Kahraman bir rol oynayan Rüştü karşısında Hırvatistan kan kaybından öldü” denildi. Sahanın en iyisini Hırvat Modric olarak seçen AS, en kötüsünü de Nihat Kahveci olarak gösterdi.

MARCA: TÜRKLER SON 20 DAKİKAYI İZLESİN
Marca gazetesi, “Türkiye çiçeği bir bahçe” ifadesini başlığına çıkartarak, “Türkiye, Dünya Kupası’nda olduğu gibi tek bildiği yolla kahramanca yarı finale yükseldi. Türk taraftarların takımlarının maçlarında ilk yarıyı izlemelerine gerek yok, istediklerini yapsınlar, son 20 dakika izlesinler yeter. Türkiye’de tek bir kahraman yok. İsviçre maçında Arda, Çek Cumhuriyeti maçında Nihat, Hırvatistan maçında Semih ve Rüştü. Mucizeye hepsi katılıyor, bunların hepsi deli!” değerlendirmesini yaptı.

EL PAİS: TÜRK DELİLİĞİ
Diğer İspanyol gazetelerinde ise şu başlıklar atıldı:

El Pais “Türk deliliği”, El Mundo “Viyana en deli finallerden birine sahne oldu. Şanslı Türkiye penaltılarla yarı finalde”, ABC “Dünya Kupası 3.’lüğünden 6 yıl sonra Türkiye, Avrupa Kupası’nda yarı finale kalarak yine uluslararası arenaya çıktı”, Sport “Hitchock filmi gibi bir finalin ardından Türkiye penaltılarla yarı finalde”, El Mundo Deportivo “Yeni bir Türk mucizesi”.

YUNAN BASINI: ÖLÜMSÜZ TÜRKLER
Atina’da yayımlanan günlük spor gazetesi Filathlos, “Ölümsüz Türkler” başlığı ile mücadeleyi okurlarına taşıdığı haberinde, Türk Takımı’nın dün çıkardığı oyunun dünyanın 8. harikası olarak nitelendirilebileceğini, Ay-yıldızlıların Hırvatlar’ın daha üstün sayılabileceği bir oyunu lehlerine çevirmeyi başardıklarını ve Rus ruletinden canlı çıktıklarını yazdı.

Gazete, “Türkiye havlu atmamak gerektiğini gösterdi. Hiçbir durumda karşı takımdan daha iyi oynamadı, ancak üzerinde durulması gereken konu Türkiye’nin kayıp bir karşılaşmayı nasıl lehine çevirebildiği. Bu da şans eseri olan bir durum değil” değerlendirmesinde bulundu.

EN ÇILGIN RÜYADA GÖRMEK BİLE ZOR
“Türkiye al aşağı etti” başlıklı haberinde Fos ton spor gazetesi ise dün akşam yaşanan gelişmelerin en çılgın rüyalarda görülmesinin dahi zor olduğu yorumunu yaptı.

Gazete, “Evren yardım etti, yoksa Türkler’in başarısı başka türlü zor açıklanır” şeklindeki haberinde, Ay-yıldızlılar’ın oyunun büyük bölümünde pasif olduklarını, uzatmalara ve penaltı atışlarına gidilen karşılaşmanın sonucu için söylenilecek tek şeyin Türkler’in organizasyonu alaşağı etmekte kararlı oldukları olduğunu kaydetti.

Gazete, elde edilen başarının “Delikanlıca” olduğunu da vurguladığı haberinde, şans eseri Ay-yıldızlı takımın file bekçisi olan Rüştü’nün “Gecenin kahramanı” unvanını taşıyan isim olduğunu yazdı.

AKLA HAYALE GELMEZİ BAŞARDILAR
“Terim’in takımı akla hayale gelmezi başardı” diyen Sport Day gazetesi, “Türkler haber vermişlerdi ama bu olan bambaşka bir yıkımdı” ifadesine yer verdi.

“Allah onların yanında” başlığını da kullanan gazete, “Tekrarlanan tesadüf, tesadüf olmaktan çıkar. 9 gün içinde Türkiye 3. kez kaybedilen bir maçı almayı başardı. Bu sefer ise maç her zamankinden daha kayıp görünüyordu, ama son dakikada ağlarında gol gören bu takıma hayranlık duymak gerek. Terim’in takımı yolun sonunda görünüyordu. Rüştü topu Semih’in bölgesine gönderdi ve son vuruş milyonlarca Türk’e bayram yaşattı” yorumunu yaptı.


NEMZETİSPORT: ALLAH HER ZAMAN YARDIM EDİYOR
Macaristan’ın günlük tek spor gazetesi olan Nemzetisport, ilk üç sayfasını tamamen Türklere ayırdı. Gazete attığı manşette “Yüksekgerilim” derken, başlığın hemen altında yarı finale kalan Türk futbolcularının sevinç resmine yer verdi. İkinci ve üçüncü sayfada atılan manşet ise “Allah her zaman onlara yardım ediyor” sözleri yer alırken, manşetin altında Türk futbolcuların sevinçleri fotoğraflarla verildi.

Macaristan’ın en önemli günlük siyasi gazetesi olan Nepszava ise “Trajedi dönemeçleri, Türkiye yarı finalde” şeklinde attığı başlığın ardından, “Türklerin inadı yarı finali getirdi” diye yazdı.

Macaristan medyasındaki diğer başlıklar ise şöyle oldu:
Origosport: “Türkiye’ye karşı önde oynayan yanar”
Mahu: “Allah ebedi”
Samsungsport: “Avrupa’da Türk tehlikesi”
Zoon: “İnanılmaz dirilişin ardından Türkler ilk dörtte”
Figyelönet: “Viyana’da Türk Zaferi”

İNANILMAZ TÜRK ZAFERİ
Türkiye-Hırvatistan çeyrek final maçını naklen yayınlayan İsveç televizyonu, “Türkiye yarı finalde, bu Türkler kaç canlı” ifadesini kullandı. TV4, TV4’ün spikeri bundan sonra, “Türkler’i kim motive ediyor. Maç sonucunu Hırvatistan için Alfred Hitchcock da yazmış olabilir” dedi.

İsveç gazeteleri de maçtan sonra internet sitelerinde verdikleri ilk haberlerde, “İnanilmaz Türk zaferi” yorumunu yaptılar. 2002 Dünya Kupası karşılamalarına da atıfta bulunan İsveç gazeteleri, “2002’de kahraman olan Rüştü, yeniden kahraman”, “Türkiye, yeniden olanaksızı başardı” başlıklarını kullandılar.

VİYANA KUŞATMASI GİBİ
Maçı ABD’de canlı olarak yayımlayan ESPN Televizyonu, karşılaşmanın bitiminde, “Viyana kenti, 1683’teki Viyana Kuşatması’ndan bu yana bu denli büyük bir mücadele yaşamadı” yorumunu yaptı.

Türkiye’nin, şampiyonada arka arkaya üçüncü kez bir mucizeyi gerçekleştirerek son anlardaki golleriyle maçların kaderlerini değiştirdiğini vurgulayan ESPN yorumcusu, “Türkler’in gücünü, cesaretini ve yorulmazlığını selamlıyoruz” dedi.

ESPN, kaleci Rüştü Reçber’i maçın kahramanı olarak nitelendirdi.

TÜRK MUCİZESİ BU KEZ VİYANA’DA
Avusturya Devlet Televizyonu (ORF), Türkiye-Hırvatistan çeyrek final maçını, “Türk mucizesi Cenevre’den sonra Viyana’da gerçekleşti” ifadesiyle duyurdu.

ORF, internet sayfasında resimli olarak yayımladığı haberde, Hırvatların yarı finali kaçırdığına işaret ederek, “Cenevre’deki mucizeden beş gün sonra Türkler bu kez de Viyana’da ikinci bir mucizeye imza atarak, kaybettikleri bir maçın kaderini uzatmalarda ve penaltı atışlarıyla değiştirmeyi başararak yarı finale yükseldiler” diye yazdı.

VİYANA’DA TÜRKLERİN BAYRAM AKŞAMI
Avusturya’nın yüksek tirajlı günlük gazetelerinden Österreich, birinci sayfasından fotoğraflı olarak anons ettiği maç haberine 2. ve 3. sayfaların tümünü ayırarak, “Türkiye penaltı gerilimini kazandı” başlığını kullandı.

Kronen gazetesi, maç haberini birinci sayfasından resimli olarak verirken, “Viyana’da Türklerin bayram akşamı” başlığını kullandı.

Günlük Kurier gazetesi de birinci maç haberini sayfasından resimli olarak anons ederken, maçı “Türkiye- Hırvatistan; Viyana’da gerilim filmi” başlığıyla verdi.

Kurier spor bölümünde, “Viyana’da sıcak akşam” üst başlığıyla karşılaşmaya tam sayfa ayırdı ve “Penaltı geriliminden sonra klakson konseri” başlığını kullandı.

GERİ DÖNÜŞÜN KRALLARI
Reuters haber ajansı, Türkiye’nin zaferi için “Geri dönüşün kralları” başlığını attı. Associated Press (AP) ise “Türkler başka bir geriden gelme mucizesini gerçekleştirdi” yorumunu yaptı.

 

Kıbrıs’ta günlük yaşama düzen

Kıbrıs’ta 3 ay önce çalışmaya başlayan teknik komiteler, bazı konularda uzlaşma sağladı. 7 komitenin 4’ünde alınan kararlar günlük yaşamı düzenliyor. Buna göre, Ada’daki trafik uyarı levhalarının tamamı, Türkçe-Rumca ve İngilizce olacak.

NTV

Güncelleme: 20:28 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - İki kesim arasında ambulansların geçişi serbest bırakılacak. Toplum ve hayvan sağlığı konularında ortak komisyon kurulacak. Katı atıkların AB normlarına göre yönetimi sağlanacak. Çöpler, toplandıktan sonra uygun şekilde değerlendirilecek ya da imha edilecek.

Türk ve Rum kültürel mirasının korunmasına yönelik eğitim programları düzenlenecek. Kararlar, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın onayından sonra yürürlüğe girecek.

Liderlerin gelecek hafta için planlanan görüşmesiyse, yurtdışı programları nedeniyle 1 Temmuz’a ertelendi.

 

Rumlar ve Fransa’dan savunma anlaşması

Kıbrıs Rum yönetimi meclisi, Güney Kıbrıs ile Fransa arasında Şubat 2007’de Paris’te imzalanan savunma anlaşmasını oy birliğiyle onayladı.

AA

Güncelleme: 12:04 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum meclisi genel kurulunda dün oy birliğiyle onaylanan savunma ortaklığı anlaşması, Fransa tarafından da onaylanmıştı.

10 yıllık geçerlilik süresi bulunan anlaşma, karşılıklı askeri işbirliği ve tatbikatlar yapmayı da öngörüyor.


Anlaşma, Fransa’nın Güney Kıbrıs’taki hava ve deniz limanlarını askeri amaçlı olarak kullanmasına imkan da veriyor.

 

Babacan Uganda’dan Kıbrıs mesajı verdi

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Uganda’da yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta sonuca ulaşmanın her iki tarafın da güçlü siyasi iradesiyle mümkün olabileceğini ve üçüncü tarafların son derece dikkatli ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini söyledi.

AA

Güncelleme: 17:14 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

 

KAMPALA - Babacan, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Dışişleri Bakanları toplantısı çerçevesinde geldiği Uganda’nın başkenti Kampala’daki temasları çerçevesinde “Turkish Light Academy” isimli yatılı Türk okulunu ziyaret ettikten sonra basın mensuplarıyla bir araya geldi. Kıbrıs’taki görüşme süreciyle ilgili bir soru üzerine Babacan, şu anda bir iyimserlik havasının söz konusu olduğunu belirtti.

Liderler arasındaki görüşme sürecinin sıhhatli bir şekilde götürülmesinin son derece önemli olduğunu söyleyen Babacan, “Amacımız en kısa zamanda kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır” diye konuştu.

Babacan, “2004’te bu işi sonuna kadar götüren KKTC’nin, simdi de konuyu son noktaya taşıyacağına” olan inancını dile getirdi. Ancak müzakerelerin tek tarafın arzusu ve iradesiyle olamayacağını belirten Babacan, “Sonuca ulaşmak her iki tarafın da güçlü siyasi irade ortaya koymasıyla mümkün” dedi.

Üçüncü tarafların da sürece yapıcı katkıda bulunması gerektiğini kaydeden Babacan, şöyle konuştu: “Müzakerelere konu olan unsurların iki lider arasında olgunlaşmadan üçüncü taraflarca gündeme getirilmesi kuşkusuz sürece olumsuz etkide bulunabilir.”

Babacan, uluslararası kuruluşların da çok dikkatli davranması ve konulara hassas şekilde yaklaşması gerektiğini kaydederek, BM’nin sürece yapıcı şekilde katkıda bulunmasını arzu ettiklerini belirtti.

TÜRKİYE’NİN DAHA AKTİF OLMASI İÇİN TALEP VAR
İslam Konferansı Teşkilatı Dışişleri Bakanları toplantısının pek çok gündem maddesinin Türkiye’nin etrafındaki coğrafya ile ilgili olduğunu belirten Babacan, Türkiye’nin oynadığı rolün pek çok ülke tarafından takdir edildiğini kaydetti.

Babacan, Türkiye’nin bölge sorunlarıyla daha yakından ilgilenmesi ve sorunların çözümüne daha çok katkıda bulunmasıyla ilgili bir talebin olduğunu söyledi.

Türkiye’nin temel politikasının barış ve istikrar üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Babacan, Türkiye’nin bölgesine ilişkin gizli gündeminin bulunmadığını ve bunun doğru anlaşıldığını kaydetti. Babacan, problem nerede olursa olsun Türkiye’nin bakışının hep daha yapıcı, dengeli ve çözüm üretici olduğunu sözlerine ekledi.

 

Zerihoun: Kıbrıs’ta çözüm erişilebilir uzaklıkta

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, “Kıbrıs’ta çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğunu” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:45 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Zeihoun, Lefkoşa ara bölgede düzenlenen UNFICYP Madalya Töreni’nde yaptığı konuşmada, “çözümün erişilebilir uzaklıkta olduğuna ilişkin ortak görüşte, Türk ve Rum liderlerin ortaya koyduğu kararlılık ile kapsamlı görüşmelere zemin oluşturmak için çalışan teknik komite ve çalışma guruplarının kaydettiği ilerlemenin önemli etkisi olduğunu” belirtti.

Madalya töreninin ümit verici bir dönemde yapıldığını kaydeden Taye-Brook Zerihoun, son bir kaç ayda katedilen yolun Kıbrıs ve dünyada umut kaynağı olduğunu söyledi.

Ancak kapsamlı çözüme ulaşılacağına kesin gözle bakılmaması gerektiğine, aşılması gereken uzun bir yol bulunduğuna da dikkat çeken Zerihoun, çözüm sürecinde bazı ciddi sorunların da ortaya çıkacağına vurgu yaptı.

“Çözümsüzlüğün normal olarak görülmeye başlandığı uzun süren anlaşmazlıklarda alternatiflere yönelmenin bazen zor olduğunu, bu nedenle Kıbrıs’taki tüm insanlar için kalıcı bir barış ve refah bir gelecek hedefine her zaman bağlı kalınması gerektiğini” dile getiren Zerihoun, “Bizler, gelinen aşamanın ileriye götürülmesi ve çözüm sürecinde başarılı bir sonuca varmaları için tarafların yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

BM’nin, özellikle iki liderin 21 Mart ve 23 Mayıs tarihli anlaşmalarından cesaretlendiğini, iki liderin bu anlaşmalarda birleşik bir Kıbrıs yönünde ortak bir vizyon ortaya koyduğunu dile getiren Zerihoun, tarafların görüşmelerini sürdürmeleri için UNFICYP’in adada gerekli siyasi ortamı yaratmaya devam edeceğini kaydetti.

Adadaki barış gücünün görevinin zaman zaman zor olduğunu, hassasiyet gerektirdiğini, bazen BM’nin rolü ile ilgili yanlış anlaşılmalarla karşı karşıya kalındığını belirten Zerihoun, “Ancak genel olarak bu görevin elzem olduğu görüşündeyim” dedi.

 

Rumların randevu tarihi temmuzun ilk haftası

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 23 Haziran Pazartesi günü görüşmeleri önerisini kabul etmeyerek, bu görüşmenin Temmuz ayının ilk haftasında yapılmasını istedi.

AA

Güncelleme: 11:58 TSİ 20 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu yaklaşık 2 saat görüştü. KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın verdiği bilgiye göre, görüşmede teknik komitelerin çalışmaları ele alındığı ve Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas görüşmesinin tarihi planlanmaya çalışıldı.

Kıbrıs Türk tarafının, iki liderin pazartesi günü görüşmesine ilişkin önerisinin Rum tarafına iletildiğini belirten Erçakıca, Yakovu’nun, Hristofyas’ın yurt dışında olması nedeniyle gelişmelerin kendisine iletilmesi gerektiğinden görüşme tarihi olarak Temmuz ayının ilk haftası üzerinde durduğunu söyledi.

Görüşmede, teknik komitelerde elde edilen neticelerin de değerlendirildiğini kaydeden Erçakıca, ortak sonuçların bugün iki liderin onayına sunulacağını ve temsilcilerin yarın yeniden görüşeceğini ve görüşmenin ardından basın açıklaması yapmalarının planlandığını ifade etti.

Erçakıca, yarınki görüşmede, iki liderin görüşme tarihinin yeniden ele alınarak kesinleştirilmeye çalışılacağını da belirtti.

 

Kıbrıs’ta liderler zirvesi 1 Temmuz’da

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 21 Mart mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuz’da görüşeceği açıklandı.

Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi liderliği Komiseri Yorgos Yakovu, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Oteli’nde yaptıkları yarım saatlik görüşmenin sonunda, teknik komitelerde anlaşmaya varılan önlemleri duyurdu. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor. Basın toplantısında, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.

MILLIYET 21/06/08

 

1 Temmuz'da görüşüyorlar

BİR DİZİ ÖNLEM ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu düzenledikleri basın toplantısında, teknik komitelerde anlaşmaya varılan bir dizi önlem açıkladılar. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor

ZERİHOUN: ANLAŞMA SAĞLANMASINA YAKIN DAHA PEK ÇOK KONU VAR... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, teknik komitelerin çalışmalarında gelişme sağlandığını ve "Adada yaşayan Kıbrıslıların günlük yaşamını kolaylaştıracak bir dizi önlem" üzerinde anlaşmaya varıldığını belirtti. 6 proje üzerinde anlaşma sağlandığını, ancak sürecin ilerlediği ve üzerinde anlaşma sağlanmasına yakın olan daha pek çok konu olduğunu ifade eden Zerihoun, bunların da ileriki günlerde açıklanacağını söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, 21 Mart Mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuz'da görüşecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu düzenledikleri basın toplantısında, teknik komitelerde anlaşmaya varılan bir dizi önlem açıkladılar.

6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyor.

Ledra Palace Otel'de, iki temsilcinin saat 15:00'te gerçekleştirdiği yaklaşık yarım saatlik görüşme sonrasında düzenlenen basın toplantısında, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.

Önlemlerin 3'ünü Nami, 3'ünü de Yakovu açıkladı ve daha sonra basının sorularını yanıtladılar.

Zerihoun

Basın toplantısında ilk sözü alan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, teknik komitelerin çalışmalarında gelişme sağlandığını ve "Adada yaşayan Kıbrıslıların günlük yaşamını kolaylaştıracak bir dizi önlem" üzerinde anlaşmaya varıldığını belirterek anlaşmaya varılan bu önlemleri açıklamak üzere basın toplantısının düzenlendiğini kaydetti.

Teknik komitelerde şu ana kadar çevre, sağlık, yol güvenliği ve kültürel miras konularında toplam 6 proje üzerinde anlaşma sağlandığını, ancak sürecin ilerlediği ve üzerinde anlaşma sağlanmasına yakın olan daha pek çok konu olduğunu ifade eden Zerihoun, bunların da ileriki günlerde açıklanacağını söyledi.

Zerihoun, sürecin ilerleyişinin yavaş olmadığını ve kayda değer sonuçlar elde edildiğini ifade ederek Nami ve Yakovu'nun, liderlerin 21 Mart Mutabakatı çerçevesinde 1 Temmuz'da bir araya gelmelerini kararlaştırdıklarını açıkladı.

Yakovu

Zerihoun'ın ardından konuşan Yakovu, öncelikle bu 6 projenin az gibi görünebileceğini, ancak bunun arkasının geleceğini ve üzerinde uzlaşılmaya yakın daha pek çok konu olduğunu belirterek, yol güvenliği, ambulansların geçişi ve atıklarla ilgili önlemleri açıkladı.

Yol güvenliğinin artırılması konusundaki projenin, genel anlamda geçiş noktalarında trafik ve trafik cezaları konusunda sürücülerin daha fazla bilgilendirilmesini öngördüğünü anlatan Yakovu, bu çerçevede, geçiş noktalarında sürücülere yönelik Türkçe, Rumca ve İngilizce broşür ve ek trafik levhalarıyla bilgi verilmesinin sağlanacağını kaydetti.

Sağlıkla ilgili Teknik Komite'de anlaşmaya varılan bir konunun da, ambulansların sınır noktalarından geçişlerinde kolaylık sağlanmasıyla ilgili olduğunu belirten Yakovu, burada ayrıca hastaneler arasında sağlanacak koordinasyonla hastaların bekletilmeden bir hastaneden diğerine süratle ulaştırılmasının hedeflendiğini söyledi.

Yakovu, çevre konusunda ise öncelikle, Çevre Komitesi'nin çok iyi çalışan bir komite olduğunu ifade ederek, bunun çevre konularında ve ortak çevrenin korunmasındaki duyarlıklarının göstergesi olduğunu söyledi, ada genelindeki atıklarla ilgili olarak sayısal ve içeriğe yönelik çalışma yapılması konusunda anlaşmaya vardıklarını kaydetti.

Yakovu, bunun "ilginç ve çok çaba gerektirecek" bir konu olduğunu, ancak ortak çalışmayla başarıya ulaşılacağına inandığını ifade etti.

Nami

Nami ise, teknik komite ve çalışma gruplarının üyelerine gösterdikleri çaba ve iyi niyetli çalışmaları için teşekkür ederek söze başladı ve üzerinde anlaşmaya varılan diğer 3 konuyu açıkladı.

"Bu sadece başlangıç... Dahası gelecek" diyen Nami, diğer projeleri de anlaşma sağlandıkça kamuoyuyla paylaşacaklarını söyledi.

Kültürel Miras'la ilgili teknik komitede, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını kaydeden Nami, bu çerçevede, tarafların gerek kendi kültürel değerleri, gerek ortak kültürel değerlere saygı temelinde çalışmalar yürütüleceğini anlattı.

Nami, sağlık konusunda "Ortak Sağlık Komitesi" kurulmasında da anlaşmaya varıldığını belirterek bu kapsamda, toplum sağlığı ve hayvan sağlığı esas alınarak özellikle bulaşıcı hastalıklarla ilgili alınacak eş zamanlı önlemler ve benzer ortak çalışmaların ele alınacağını kaydetti.

Üzerinde anlaşma sağlanan bir diğer konunun ise çevre eğitimi olduğunu belirten Nami, adada çevrenin korunması için halka, öğrencilere ve öğretmenlere yönelik ortak eğitim programları hazırlanacağını ifade etti.

Sorular

Nami ve Yakovu basının sorularını da yanıtladı.

Yakovu, barış müzakerelerinin ne zaman başlayacağı yönündeki bir soruya "Ne zaman başlayacağına karar verdiğimiz zaman" yanıtını vererek haziran sonu yapılması planlanan görüşmenin 1 Temmuz'da yapılacağını, temmuz başındakinin de daha sonra yapılacağını açıkladı.

Nami: Müzakereler gecikmeden başlamalı

Nami ise aynı soruyu yanıtlarken çok yoğun çalışıldığını ve varılan mutabakat çerçevesinde sonuçların liderlere sunulması için öngörülen 3 ayın sonuna gelindiğini anımsatarak müzakerelerin başlaması için pek fazla bir gecikme beklemediklerini, bir an önce bu sonuçların liderlere iletilmesi ve kapsamlı müzakerelerin başlaması gerektiğini kaydetti.

Nami, olası çözümün parametreleriyle ilgili bir soruya karşılık, Kıbrıs Türk tarafının Annan Planı'na "evet" dediğini ve plandaki parametrelere bağlı olduğunu hatırlatarak, bu parametrelerin ortada olduğunu ancak nasıl uygulanacağının liderler tarafından müzakere edileceğini belirtti.

Yakovu: Ortak dil yok

Annan Planı konusundaki koşulların iki halk arasında farklı olduğunu belirten Yakovu ise Kıbrıslı Rumların planı reddettiğini anımsattı, bu gerçek nedeniyle "iki toplum arasında ortak dil bulunmadığı ve ortak vizyonun; hedefin netleştirilmesi gerektiği" görüşünü belirtti.

Yakovu, Kıbrıs Türk tarafında farklı görüşler olabileceğini de belirtti, "Bunun için bir araya gelerek konuları tartışmamız ve bu ortak dili bulmamız lazım" şeklinde konuştu.

Projelerin finansmanı konusundaki bir soru üzerine ise Nami, her tarafın kendi bütçesini ayarlayacağını ve dıştan; BM'den de destek alınacağını kaydetti.

Nami'nin Türk basınına açıklaması

Nami, basın toplantısının ardından Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerin geciktirilmeden başlamasını istediğini yineleyerek, ortak dil konusundaki bir soruya karşılık, "Bizce ortak lisan oluşmuştur. Zaten 23 Mayıs anlaşması da bunun en iyi işaretidir" diyerek, bunun, ortak vizyon ve lisan üretme yönünde atılmış önemli bir adım ve başarı olduğunu kaydetti. Nami, bu konuda bir sıkıntı olmadığı görüşünde olduklarını ifade etti.

Nami, "Gelinen bu aşamada, 21 Mart süreci başarıyla devam ederken; yolun sonuna doğru gelmişken, aniden taraflardan herhangi birinin çeşitli ön şartları ortaya koymasının kabul edilebilir olduğunu düşünmüyorum" şeklinde konuştu.

KIBRIS 21/06/08

 

CTP-BG ile EDEK'ten görüşme sürecine destek

Bir saat süren görüşme sonrasında ortak basın açıklaması yapıldı ve, gazetecilerin soruları yanıtlandı. CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, iki parti yetkililerinin uzun bir aradan sonra bir araya geldiğini ve Kıbrıs konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirttiği açıklamasında, yeni başlayan inisiyatifin desteklenmesi, adil ve erken bir çözümün bulunması konusunda her iki partinin mutabık kaldıklarını bildirdi

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ve Güney Kıbrıs'taki Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), çözüm inisiyatifini destekleme konusunda mutabakata vardı.

CTP-BG Merkez Yönetim Kurulu üyeleri dün sabah EDEK Genel Merkezi'ni ziyaret etti ve parti yetkilileri ile görüştü. CTP-BG'nin Güney Kıbrıs'taki siyasi partilerle yaptığı rutin görüşmeler çerçevesinde gerçekleştirilen görüşmeye CTP-BG'den Genel Sekreter Ömer Kalyoncu, MYK üyelerinden Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık, Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu ve Hüseyin İnan; EDEK'ten ise Başkan Yannakis Omiru ve parti yetkilileri Antonis Kutalyanos, Manios Karatzias ve Andreas Panayides katıldı. Bir saat süren görüşme sonrasında ortak basın açıklaması yapıldı, gazetecilerin soruları yanıtlandı.

Ömer Kalyoncu iki parti yetkililerinin uzun bir aradan sonra bir araya geldiğini ve Kıbrıs konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirttiği açıklamasında, yeni başlayan inisiyatifin desteklenmesi, adil ve erken bir çözümün bulunması konusunda her iki partinin mutabık kaldıklarını bildirdi.

"Kurucu devlet ve politik eşitliğin CTP'ye göre ne anlama geldiği" sorusuna karşılık Kalyoncu, kurucu devlet konusunun Kıbrıs Türkler tarafından çok tartışıldığını ifade ederek "Kıbrıs Türk toplumu tarafından, belli egemenlik yetkileri kurucu devletlerde olacak, bunların dışında kalanlar da ortak devletin yetkileri olacak biçiminde anlaşılıyor" dedi. Kalyoncu, konunun iki toplum arasında sürekli olarak tartışılmasının beklendiğini de ekledi.

Politik eşitlik

Politik eşitlik konusunda ise Kalyoncu, Avrupa Birliği devletlerinin kendi aralarında konsensüse varmada herhangi bir sıkıntı yaşamadığını, federe yapıda ise bu işbirliğinin daha sıkı olması gerektiğini belirterek "Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumlarının konsensüsle, kendilerini ilgilendiren konularda karar vermeleri bir problem haline getirilmeye çalışılıyor. Bu doğru değil" dedi. Eşitliğin birlikte karar verme anlamına geldiğini, iki toplumun da birlikte karar vermeyi öğrenmesi gerektiğini dile getiren Kalyoncu, "ben çoğunluğum, benim dediğim olacak" mantığıyla hareket edilmemesi gerektiğini belirtti.

Talat-Hristofyas görüşmesi önceki toplantılardan daha önemli

İki liderin yapacağı bir sonraki toplantıdan beklentilerinin sorulması üzerine Kalyoncu, çalışma gruplarının çalışmalarında belli konularda bir takım sonuçlara varıldığını, bazı konularda ise tarafların farklı görüşlerde olduğunu ifade ederek, iki liderin yapacağı toplantının, çalışma gruplarının vardığı sonuçların ele alınacak olması ve bazı konulardaki fikir ayrılıklarının giderilmesine çalışılacak olmasından dolayı önceki toplantılardan daha önemli olduğunu kaydetti.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise, dünkü görüşmenin yapıcı geçtiğini ve yeni başlayan süreç konusunda yaklaşımlarını paylaştıklarını açıkladı. Omiru, ortak beklentilerinin çalışma grupları ve teknik komitelerde doğrudan görüşmelerin başlamasına olanak sağlayacak zeminin oluşturulması yönünde olduğunu söyledi.

Omiru, Talat ile Hristofyas arasında yapılacak görüşmeden beklentileri hakkında ise, çalışma gruplarının, doğrudan görüşmelerin başlaması için gerekli zemini oluşturacağı için çalışmalarının önemli olduğunu, bu nedenle ele aldıkları konulardan olumlu sonuçlar elde etmelerini ümit ettiklerini kaydetti.

Doğrudan görüşmeler gerekli zemin oluşturulmadan başlarsa

Omiru, "Doğrudan görüşmeler, gerekli zemin oluşturulmadan başladığı takdirde, görüşmelerin sona ermesi ve daha derin bir çıkmaz oluşma tehlikesi bulunmaktadır" görüşünü belirtti.

Tek devlet tek egemenlik tek vatandaşlık

Kapsamlı görüşmelerin başlaması için ortak bir zemin oluşturulması gerektiğini, bu anlamda ellerinde Kıbrıs'la ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının ve 1977-1979 doruk anlaşmalarının bulunduğunu ifade den Omiru, iki toplumun, tek uluslararası kimliği olan tek devlet, tek egemenlik ve tek vatandaşlık, bunun yanında insan hakları ve temel özgürlüklerin uygulanması konularında anlaşması gerektiğini söyledi. Omiru, doğrudan görüşmeler için gerekli olan zeminin bu unsurlar göz önüne alınarak oluşturulması gerektiğini savundu.

EDEK'in 56 üyelik Kıbrıs Rum Meclisi'nde 5 üyesi bulunuyor.

KIBRIS 21/06/08

 

Avcı, Kampala'da yoğun temaslar yapıyor

Bakanlık basın merkezinin haberine göre, ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu ve İKÖ üye ülkeleri ile KKTC arasında gelişen ilişkilerin değerlendirildiği görüşmelerde Bakan Avcı, önceki gün Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Bin Abdallah Al-Mahmud ile bir araya geldi.

Katar'da açılan KKTC Temsilciliği ile ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu görüşmede, iki ülke arasında ticari, sportif ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalarının hızlandırılması konusunda görüş birliğine varıldı.

Bakan Avcı'yı Katar'a davet eden Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Bin Abdallah Al-Mahmud'a Dışişleri Bakanı Turgay Avcı İKÖ'deki desteği, ülkesinin gösterdiği hassasiyet ve yakın ilgi için teşekkür edip ilk fırsatta Katar'a bir ziyaret gerçekleştireceğini söyledi.

Katarlı Bakan, KKTC halkı için "kardeşlerimiz" ifadesini kullanarak ülkesinin Kıbrıs Türk halkına destek olacağını söyledi. Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediklerini ifade eden Bakan Al-Mahmud, Kıbrıs Rumlarının çözüm içim teşvik edilmeleri gerektiğini, ancak bu arada Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan kurtulmasının da desteklenmesinin önemine işaret etti.

Arnavutluk Dışişleri Bakanı Lulzim Basha

Turgay Avcı, Arnavutluk Dışişleri Bakanı Lulzim Basha ile öğle yemeğinde bir araya geldi. İki dışişleri bakanının baş başa yediği öğle yemeğinde iki ülkenin zaten mevcut olan kültürel yakınlığının devamı konusunda mutabakata varıldı. İKÖ'nün aldığı Kıbrıs Türklerinin izolasyonlardan arındırılması ile ilgili aldığı kararların uygulaması konusunda çalışılacağı sözü alınan görüşmede, ticaret, turizm, yüksek öğrenim, sportif ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi konularında görüş birliğine varıldı.

Geçtiğimiz Nisan ayında Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı ile yine İKÖ'nün bir alt kuruluşu olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi'nin ortak organizasyonunda ihracat denetimi ve küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin kapasitesinin artırılması konulu atölye çalışmasına Arnavutluk heyetinin de katıldığının hatırlatıldığı görüşmede, bu gibi işbirliklerinin ve karşılıklı temasların devamı için prensip kararı alındı.

Senegal Dışişleri Bakanı Cheikh Tidiane Gadio

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, 35'inci İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı için bulunduğu Uganda'nın Başkenti Kampala'da, geçtiğimiz aylarda gerçekleşen ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katıldığı İKÖ Devlet Başkanları toplantısına ev sahipliği yapan Senegal'in Dışişleri Bakanı Cheikh Tidiane Gadio ile de görüştü.

Baş başa yapılan görüşmede Dakar'daki toplantıda alınan kararlar değerlendirilirken, İKÖ'de ve Afrika'da önemli bir yere sahip olan Senegal'in gerek İKÖ'de, gerekse de Birleşmiş Milletler'de Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için destek istedi. Son derece yararlı bir görüşme olduğu belirtilen ikili temasın devamı konusunda iki dışişleri bakanı anlaştı.

Babacan ve heyeti ile yemek

İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısı için Uganda'nın Başkenti Kampala'da bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyeti, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç Dr. Turgay Avcı ve heyeti ile akşam yemeğinde bir araya geldi. Bayan Babacan ile Bayan Avcı'nın da hazır bulunduğu yemekte, Dışişleri Bakanları toplantısı değerlendirildi ve Kıbrıs'ta başlayan süreç ile ilgili son gelişmeler ele alındı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakan Avcı ve beraberindeki heyetin Pazar günü KKTC'ye dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 21/06/08

 

Leaders to meet twice in July
By Jean Christou

THE TWO leaders in Cyprus will meet on July 1, and will likely hold a second meeting within the month, but full-fledged talks are not likely before the autumn.

It was originally thought that President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat would meet before the end of June, and again in July.

But Presidential Commissioner George Iacovou yesterday said the first meeting would be on July 1. Asked when fully-fledged negotiations might start he said: “The simple answer is, whenever we decide to start.”

“The meeting in June is now in July but that doesn’t mean the [other] meeting in July will not be held,” said Iacovou who was speaking at a joint news conference with Ozdil Nami, advisor to Talat.

Iacovou and Nami oversee the 13 working groups and technical committees that are designed to lay the groundwork for new negotiations.

It was initially hoped negotiations would start by the end of this month but Christofias felt there was not enough progress at the working groups, which cover substantive issues.

Talat wanted to press ahead regardless, citing the leaders’ agreement on March 21 to meet three months from that date.

Christofias interpreted it differently, saying the groups and committees would have to work for a full three months. They started on April 21.

The two meetings in July are probably a compromise between the date wanted by Talat and the date wanted by Christofias.

The meetings are to be ‘talks about talks’ because both sides have differing views on the basis and aim of negotiations.

“There is no common language between the two communities,” said Iacovou. “We are aiming for clarification. I am sorry there seems to be some different opinion on the Turkish Cypriot side but this is why we need to meet and discuss these issues and find a common language."

Nami added: "We are working very hard to start full-fledged negotiations. The work of the working groups will be used to start the talks.”

Nami also referred to the Annan plan, but Iacovou said it could not go on the table.

“The Turkish Cypriot community can if the so wish, present parts of it during negotiations. We are not talking about negotiations now. We feel we need clarifications. There must be no doubt we ate working towards a common objective.”

CYPRUS MAIL 21/06/08

 

Demining near Yeri

AS PART of the EU-funded aid programme for the Turkish Cypriot community, the United Nations Development Programme ‘Partnership for the Future - Mine Action Centre,’ will dispose of a number of landmines in the UN-patrolled buffer zone, north of the Yeri area on
June 24-25.

A press release stated that, “between 8am and 4pm, a number of explosions will be heard in the surrounding areas and residents living nearby are reminded that there is no cause for alarm. Farmers and civilians permitted to work inside the buffer zone in the area of Yeri are to remain outside the demolition area, which will be clearly cordoned off for their safety.”

The disposal operation is part of the ongoing humanitarian effort to clear landmines and unexploded ordnance from Cyprus. It is being carried out with assistance from UNFICYP.

The European Union has provided €9 million for the de-mining project to date. The project, implemented by UNDP, has released more than 3.5 million square metres of land, and removed 4,070 landmines from 40 minefields in Cyprus.

CYPRUS MAIL 21/06/08

 

Kıbrıs’ta günlük yaşama düzen

Kıbrıs’ta 3 ay önce çalışmaya başlayan teknik komiteler, bazı konularda uzlaşma sağladı. 7 komitenin 4’ünde alınan kararlar günlük yaşamı düzenliyor. Buna göre, Ada’daki trafik uyarı levhalarının tamamı, Türkçe-Rumca ve İngilizce olacak.

NTV

Güncelleme: 09:25 TSİ 23 Haziran 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - İki kesim arasında ambulansların geçişi serbest bırakılacak. Toplum ve hayvan sağlığı konularında ortak komisyon kurulacak. Katı atıkların AB normlarına göre yönetimi sağlanacak. Çöpler, toplandıktan sonra uygun şekilde değerlendirilecek ya da imha edilecek

 

Türk ve Rum kültürel mirasının korunmasına yönelik eğitim programları düzenlenecek. Kararlar, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın onayından sonra yürürlüğe girecek.

Liderlerin gelecek hafta için planlanan görüşmesiyse, yurtdışı programları nedeniyle 1 Temmuz’a ertelendi.

 

 

402 kaybın kalıntıları bulundu, 104'ü ailelerine teslim edildi

KAZI ÇALIŞMALARI 2-3 YIL DAHA SÜRECEK... Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen "Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi" uyarınca yapılan çalışmalarda bugüne kadar 402 kaybın kalıntıları bulundu. Bunların 104'ü ailesine teslim edildi. Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Chirostopher Girod, kazı çalışmalarının 2-3 yıl daha almasının beklendiğini söyledi

Fezile Atüf ÖKSÜZ (TAK)

Kıbrıs'ta yıllarca yaşanan çatışmalarda kaybolan kişilerin akıbetleri yavaş yavaş belirleniyor. Kayıp kişilerin kemikleri bulunuyor ve insancıl konuların başında bulunan "kayıplar" konusu acılarıyla birlikte kapanma sürecinde ilerliyor. Ancak zor ve titiz çalışma gerektirdiğinden ilerleme yavaş oluyor.

Son 2 yılda yapılan çalışmalarda 400 kadar kaybın bulunduğuna dikkat çeken Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Chirostopher Girod, kazı çalışmalarının 2-3 yıl daha almasının beklendiğini söyledi.

Şimdiye kadar ilerleme kaydedilen sayılı iki toplumlu projelerden biri kabul edilen ve Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi uyarınca yapılan çalışmalarda bugüne kadar 402 kaybın kalıntıları bulundu. Bunların 104'ü ailesine teslim edildi.

Bu arada ada çapındaki genel kazı çalışmaları devam ediyor. "Birleşmiş Milletler Koruma Bölgesi"nde kurulan antropolojik laboratuarında, antropolojik çalışmalar yapılıyor. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk genetik uzmanlarını içeren diğer bir ekip ise, Güney Kıbrıs'taki Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nün Adli Tıp Genetik Laboratuvarı'nda (LabFoG) iskelet kalıntılarının DNA tespitini yapıyor.

Resmi kayıtlara göre, Kıbrıs'ta 1963-64 ve 1974'de meydana gelen trajik olaylarda 502'si Kıbrıslı Türk, 1468'i Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 1970 kayıp bulunuyor.

Antropoloji laboratuarında inceleme

Kayıp "Kıbrıslıların" kaderini tespit etmek amacıyla 1981'de kurulan ve her iki toplumdan birer temsilcinin görev yaptığı Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Christopher Girod, yürütülen çalışmalar konusunda TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Girod, 1 yıl önce Girne'de bulunan toplu mezarda ortaya çıkarılan yaklaşık 38 kişilik kalıntıların analiz edilmekte olduğu ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'ndaki çalışmaları yerinde görme imkanı sağladı.

Antropoloji Laboratuarı Koordinatörü Oran Finegan ise, projenin kayıp şahısların gömü yerlerinden çıkarılmasıyla başlayıp, kimlik tespiti ve ailelere iadesiyle sona eren safhaları anlattı.

"Çalışmalar beklenenden daha uzun ve pahalı"

Christopher Girod, Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi çerçevesinde yürütülen çalışmaların, beklenenden daha uzun zaman aldığını söyledi.

Özellikle kayıpların gömülü olduğu alanların bulunup, çıkarılmasının en zor aşama olduğuna dikkat çeken Girod, "Gömüldükleri yeri bulmak tamamıyla tanıkların iyi niyetine bağlı. Kazıları ise bizim kontrolümüz dışındaki birçok faktör etkiliyor. Örneğin dağın başında olabiliyor ya da alanın üzerinde bina yapılmış olabilir" dedi.

Şu ana kadar milyonlarca Euro harcanan projenin finansmanının yapılan bağışlarla karşılandığına işaret eden Girod, projenin uzamasının bağışları olumsuz etkileyebileceğini ancak zaman zaman yaşanan finansal sorunlara rağmen çalışmaların hiçbir zaman parasızlıktan dolayı durmadığına dikkat çekti.

"Kazı çalışmaları zaman alacak"

Christopher Girod, şöyle devam etti:

"Projeye başlarken kazı çalışmalarını 2 yılda tamamlamayı planlıyorduk. Ancak bu aşırı bir iyimserlikti. Şu an 2 yılı tamamladık ancak sadece 400 kişi çıkarılabildi. Bu nedenle kazı çalışmalarının 2-3 yıl daha almasını bekliyoruz. Hızlanacağımıza inanıyoruz ancak çalışmaların ne zaman sonuçlanacağını söylemek mümkün değil"

Girod, kalıntıları antropoloji laboratuarına getirilip, kemik örneklerinin DNA testine yollanması aşamasının ise zaman ve bilime bağlı en kolay aşama olduğunu belirtti.

Bilimsel ekipler iki toplumlu

Projenin tamamının iki toplumlu bilimsel ekiplerce yürütüldüğüne işaret eden Christopher Girod, uluslararası arkeolog ve antropologların yer aldığı Arjantin Adli Tıp Arkeoloji Takımı'nın (EAAF) genel kazı ve antropolojik çalışmalarında iki toplumlu ekibi eğitip, onlarla işbirliği yaptığını söyledi.

Girod, "İki toplumlu ekip, 1.5 yıllık çalışmadan sonra arazi çalışmalarını kendi başına yapmaya başladı. Ancak laboratuardaki çalışmalar daha karmaşık olduğu için yurt dışından gelen uzmanlar da görev yapıyor. Yıl sonuna kadar 2 toplumlu ekip tek başına çalışabilecek" dedi.

Christopher Girod, Arjantinli ekibin de kalite kontrol amacıyla 3-4 ayda bir adaya geldiğini belirtti.

Kimlik tespiti

Kazı çalışmaları sonrasında bulunan kayıpların kimlik tespitinin yapıldığı antropolojik ve genetik çalışmaları anlatan Antropoloji Laboratuarı Koordinatörü Oran Finegan, kimlik tespitinin, kemiklerden alınan örneklerden çıkarılan DNA profillerinin, kayıp şahısların akrabalarından alınan kan örneklerinden çıkarılan DNA profilleri ile karşılaştırılması sonrasında yapıldığını söyledi.

Finegan, kimlik belirleme aşamasında ailelerle temasa geçildiğini ve laboratuara çağrılan ailelere arazideki kazılarla başlayan bütün çalışmalar hakkında bilgi verdiklerini, kemikleri gösterip, iade ettiklerini belirtti.

Ailelere psikolojik destek

Christopher Girod, DNA tanımlama işleminin tamamlanıp, antropolojik analizlerle desteklenmesi sonrasında somut ve resmi kimliği belirlenen kayıp şahsın kalıntılarının yakınlarına teslim aşamasında ailelere psikolojik destek sağladıklarını söyledi.

Her iki tarafın da kendi toplumundan ayarladığı psikologların, yakınlarının bulunduğunun ailelere bildirilme aşamasında devreye girerek, ailelere destek olduğunu kaydeden Girod, bu desteğin, talep edilmesi halinde kalıntıların teslim aşamasında da sürdüğünü belirtti.

Christopher Girod, talep gelmesi halinde ailelere cenazelerin kaldırılması aşamasında da maddi destek sağladıklarına işaret etti.

Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi

Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, cereyan eden şiddet sonucu kayıp olduğu yönünde kendilerine bildirilen 502 Kıbrıslı Türk ve 1468 Kıbrıslı Rum'un kaderini tespit etmek amacıyla Nisan 1981'de kuruldu.

Kararlarını oy birliğiyle alan Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, her iki toplumdan da önerilen üye ve Kızıl Haç'ın Uluslararası Komitesi tarafından seçilerek BM Genel Sekreteri tarafından atanan Üçüncü Üyeden oluşur. Komitede bugün Kıbrıs Türklerini Gülden Plümer Küçük, Kıbrıs Rumlarını da Elias Georgiades temsil ediyor.

Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının mutabakatıyla Birleşmiş Milletler himayesinde kurulan komite adadaki kurumsal tek iki toplumlu komitedir. Komitenin, kayıp olup, kalıntıları bulunan kişilerin ölüm sebebini tespit etme ve kayıp şahısların ölümlerine ilişkin sorumluluk atfında bulunma yetkisi yok.

İlk aşama bilgi alışverişi

Her iki toplum liderinin 1997'de yaptığı "bilinen gömü yerine ilişkin bilgi alışverişini ve Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıp şahısların iadesini" öngören anlaşmanın ardından 2004'de faaliyet ve sorumlulukları genişletilen komite, yeni görev çerçevesinde Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi'ni başlatır.

Projenin amacı, 1963-1964 ve 1974'te meydana gelen trajik olayların sonucunda listelenen şahısların gömü yerlerinden çıkarılması, kimliklerinin belirlenmesi ve iade edilmesidir.

Kayıp iadesi 2007'de başladı

İlk somut kimlik tespiti Haziran 2007 sonunda elde edildi. Komite, 2004'de başlatılan proje çerçevesinde yürütülen çalışmalarda bulduğu kayıp kalıntılarını 2007'de ailelerine iade etmeye başladı.

Şu ana kadar 402 kişi, adanın çeşitli yerlerinde gömülü oldukları yerlerden çıkarıldı. Bunların 104'ü de ailesine teslim edildi.

KIBRIS 23/06/08

 

Talat, müzakereye hazır olduğunu kanıtladı

TALAT'IN ROLÜNE SAYGI DUYMEK GEREKİR... İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Cumhurbaşkanı Talat'ın, müzakereye hazır olduğunu kanıtladığını, gerekli olan şeyin Talat'ın rolünü kabul etmek, tanımak ve saygı duymak olduğunu vurguladı. 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmalarında iki liderin bir güven duygusu yarattığını gördüklerini belirten Millet, "Liderler ne kadar çok yüz yüze görüşme yaparsa, aynı hedefi paylaştıkları, aynı yolda olduklarına dair birbirlerini temin etme ve işbirliğine devam etme isteğinde oluklarını ifade etme fırsatı bulabilirler" dedi

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, müzakereye hazır olduğunu kanıtladığını, gerekli olan şeyin Talat'ın rolünü kabul etmek, tanımak ve saygı duymak olduğunu vurguladı.

Millet, Türkiye'deki krizin sürece zarar verebileceğini kaydederek, "Ankara'daki durumun netleşmesine kadar uluslararası toplumun yapacağı bir şey yoktur. Bu Türklerin konusudur. Ankara'da ne olup olmayacağının sonuçlarını beklemekse, bu müzakerelerin başlaması için ek bir nedendir" dedi.

21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmalarında iki liderin bir güven duygusu yarattığını gördüklerini anlatan Millet, "Liderler ne kadar çok yüz yüze görüşme yaparsa, aynı hedefi paylaştıkları, aynı yolda olduklarına dair birbirlerini temin etme ve işbirliğine devam etme isteğinde oluklarını ifade etme fırsatı bulabilirler" ifadelerini kullandı.

Güvenin yaratılması ve geleceğe bakılması gerektiğini vurgulayan Millet, çünkü iki liderin de aynı şeyi hedefleyen ve aynı yöne doğru işbirliğine gidebilecek insanlar olduklarına inandığını söyledi

Çalışma gruplarında olabileceği kadar ilerleme olduğunu ifade eden Millet, Kıbrıslıların arzu ve beklentisinin dinamizm ve hareketlilik olması gerektiğine inandığını, bunun Uluslararası Toplumun da beklentisi olduğunu dile getirdi.

Öte yandan, Peter Millet, Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan memoranduma koyduğu tepkinin haksız ve abartılı olduğunu iddia etti. Millet, 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmaları ile memorandumun içeriğinde çelişen hiçbir şeyin bulunmadığını savundu.

Peter Millet, İngiltere'nin sonbaharda iki liderin özlü konuların çözümü için çaba verdiğini görmek istediğini de kaydetti.

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Rum Fileleftheros Gazetesi'ne verdiği demeçte, memorandumla ilgili eleştirileri yanıtladı.

Güney Kıbrıs'la imzaladıkları memorandumun içeriğinde her iki liderin hedeflediği ortak şeylerin bulunduğunu söyleyen Millet, "Biz garantör güç olarak memorandum aracılığı ile bu sürece destek vermek istedik" dedi.

Sürece müdahale ya da bir çözüm planı empoze etme niyetinde olmadıklarını kaydeden Millet, "Tek istediğimiz, iki liderin hedeflediklerini söyledikleri ortak anlaşmaları hayata geçirmeleri için destek verecek rolü üstlenmekti" diye konuştu.

Bir soruya karşılık Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan memoranduma koyduğu tepkinin haksız ve abartılı olduğunu iddia eden Millet, 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmaları ile memorandumun içeriğinde çelişen hiçbir şeyin bulunmadığını savundu.

Millet, " Kıbrıslı Türklerle yaptığım tüm temaslarımda bir rol üstlenmeye devam edeceğimiz konusunda onlara teminat vermeye çalışıyorum. kendilerine iki taraftan birini desteklemediğimizi ve aynı hedefleri paylaştığımızı anlatıyorum. Sanırım başarılı bir sona ulaşabilmek için iki lider ve iki topluma yardımcı olmak için çalışabileceğimiz teminatını verme yönünde daha çok çalışma gerekiyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı

Pascoe'nun yemek davetini fırsat bilerek, Hristofyas ile bir görüşme şansını kaçırmasının üzücü olduğunu savunan Millet, ancak şimdi güvenin yaratılması ve geleceğe bakılması gerektiğini, çünkü iki liderin de aynı şeyi hedefleyen ve aynı yöne doğru işbirliğine gidebilecek insanlar olduklarına inandığını söyledi.

Teknik Komiteler ile Çalışma Grupları düzeyinde beklenen ilerlemenin kaydedilmiş olduğunu iddia eden Millet, İngiltere'nin sonbaharda iki liderin özlü konuların çözümü için çaba verdiğini görmek istediğini de kaydetti.

Millet'in Fileleftheros'un sorularına verdiği cevaplar şöyle:

SORU: Diğer yandan Kıbrıslı Rumlar memnundur, ancak İngiltere'den devamını istiyorlar. Ne beklemelidirler?"

MİLLET: Tabi ki memorandum sadece laf değildir. Ben bunun daha somut bir şeye dönüşmesini görmek istiyorum ve tabi ki memoranduma dahil edilen konulardan bir dizinde bunu görmek istiyorum. Gerek Kıbrıs sorununun çözümü gerekse yol güvenliği, holiganizm gibi diğer konularda ortak çok şeye sahibiz ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile demokratik, örnek verici ve olgun bir ilişki yaratmak istiyoruz.

Bu ilişki, diyaloğa, tarafların görüşlerine saygı duymaya dayalı olmalıdır. Anlaşmazlıkların olması kaçınılmazdır. AB ortaklarımızla da anlaşmazlıklarımız var. Dikkat etmemiz gereken unsur yeni bir anlaşmazlık ortaya çıktığı zaman bu ilişkinin yıkılmamasıdır.

SORU: Talat'ın tutumu, Başkan Hristofyas'ın sürecin zemini ve içeriğinin durumunu açıklığa kavuşturmak istemesi derecesinde, Kıbrıslı Rumlarda soru işareti yaratmaktadır. Acaba çıkmaza mı gidiyoruz?

MİLLET: Bunun olmamasını dilerim, bu daha önce sahip olduğumuz zamanlardan daha iyi bir fırsattır. Mart ve Mayıs'taki iki görüşmede liderlerin güven hissini yarattığını gördük. Sonrasındaki yöntem de sanırım budur. Ne kadar yüz yüze görüşürlerse, aynı hedefi paylaştıkları, aynı yönde oldukları ve birlikte işbirliğinde bulunacaklarını taahhüt etme konusunda birbirlerine o kadar teminat verirler. Sanırım her ikisi de bunu istiyor, ne kadar temasta bulunurlarsa o kadar iyi olur. Uzun bir gecikme lüksüne sahip olmadığımıza inanıyorum. Ön hazırlık aşamasından, gerçek müzakerelere geçilmesini önemli olarak addediyorum.

Çalışma gruplarında, sağlanabileceği kadar ilerleme sağlandı. Kıbrıslıların arzusu, hareketliliğin olması ve dinamiğin korunması olduğunu sanıyorum. Bu uluslararası toplumun da arzusudur. Kıbrıs sorunu uluslararası konularda en üst sıradadır. Uluslararası toplum çözüm bulmaları konusunda liderlere yardım etmek için çaba sarf etmeye hazırdır.

SORU: Bu bahsettiğiniz unsurlar Kıbrıs sorununda aynı dili konuşuyor mu?

MİLLET: Açıkça vurguda farklılık var. Temel arzu 70'li yıllarınki ile aynıdır. Ayrıntılara iki lider karar verecek ancak bununla birlikte AB'den kaynaklanan ilkeler ve temel sorunlar da vardır ki bunlara net bir şekilde saygı duyulması gerekir. Bir kimse tarafından empoze edilmek istenen bir reçete bulunmamaktadır.

SORU: İki liderin çözüm çerçevesinin aynı anlamından bahsetmesini sanmıyor musunuz? Belki de içeriği konusunda anlaşamıyorlar?

MİLLET: Tehlikenin bir parçası etiketlere değinilmesi ve bunların ele alınmamasıdır. Örneğin partenojenez. Medyada tartışılan bir konudur. Ancak bunun özünün olduğuna inanmıyorum, zira Kıbrıs Cumhuriyeti şu anda AB üyesidir ve katılım anlaşmasında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, federasyona dayalı yeni bir anayasaya sahip olma imkânını veren bir mekanizma da bulunmaktadır. Tüm bunlar vardır ve sonuç olarak partenojenez hukuki sorundur ve ifade konusudur.

SORU: Sonuç olarak her iki tarafın aynı dilde konuşması için, durumun açıklığa kavuşturulmasına gereksinim var mıdır?

MİLLET: Genel olarak aynı dili konuştuklarına inanıyorum. Müzakerelerin ileriye götürüldüğünün teyit edilmesi için muhtemelen, zirvede teminata gereksinim olacaktır.

SORU: İki lider arasındaki teyitler mi?

MİLLET: Evet.

SORU: Sürecin; Türkiye'deki krizin gölgesi altında hareket ettiği görülüyor. Bu engelin kızağa alınması için ne yapılabilir?

MİLLET: Türkiye'deki kriz, muhtemelen sürece zarar verebilir. Ancak vurgunun iki liderde olduğu konusunda ısrarlıyım ve sanırım Talat müzakere etmeye hazır olduğunu gösterdi. Bu, Talat'ın rolüne saygı gösterilmesi ve tanımlanmasının gerekli olduğu anlamına gelir.

Ankara'daki durumun netleşmesine kadar uluslararası toplumun yapacağı bir şey yoktur. Bu onların (Türklerin) konusudur. Ankara'da ne olup olmayacağının sonuçlarını beklemekse, bu müzakerelerin başlaması için ek bir nedendir.

SORU: Talat, memorandumu ve de Güvenlik Konseyi'nin kararını protesto etme amacıyla Pascoe'nun verdiği yemeğe katılmayı ret etti. Bu gerilemeyi teşkil etmez mi?

MİLLET: Başkan Hristofyas ile bir kez daha görüşmek için Pascoe'nun ziyaretini kullanmaması yazıktır. Geleceğe bakmamız, aralarındaki temasları ve güveni yeniden kurmamız gerekmektedir. Zira her ikisi de, aynı şeyi başarmak isteyen insanlardır.

SORU: İleriki aşamanın ne zaman ileriye götürüleceği konusundaki değerlendirmeniz nedir?

MİLLET: Çalışma gruplarının ve teknik komitelerin çalışmalarının sonuçlarına bakıldığında birçok uzlaşma ve anlaşmazlık bölgelerinin tanımlandığı görülür. Bu, bu aşamada kaçınılmazdır ve önhazırlık aşamasında daha birçok olanağın bulunacağını sanmıyorum.

Yaz tatilinden önce sonbaharda özlü müzakerelerin başlamasıyla ilgili anlaşmanın var olacağını ümit ediyorum. Eğer bunu yapmak istiyorlarsa siyasi irade vardır. Şimdiye kadar gördüğümüz siyasi iradenin, yeni bir yaklaşıma, ayrıntıların çalışılacağı bir anlaşmaya götürüp götürmeyeceğini görmek için yoğun müzakere dönemine gereksinim vardır.

SORU: İki liderin, anlaşmazlıklara köprü kurması olasılıkları nelerdir?

MİLLET: Bu konuların, çalışma gruplarında çözümlenmesi söz konusu değildir. Kaçınılmaz olarak iki lider düzeyinde çözümlenecek. İki liderin anlaşmazlıklara köprü kuracağına inanıyorum, liderler zaten özlü konularda siyasi cesaretlerini göstermişlerdir.

KIBRIS 23/06/08

 

 

Rumların tercihi, Lokmacı Kapısı

KIBRIS'a konuşan Kıbrıslı Rumlar, Ledra Palace ve Kermiya sınır kapılarına göre, Lokmacı'yı kullanarak kuzeye yaptıkları ziyaretlerde kendilerini daha rahat hissettiklerini kaydetti.

Rumlar, "bölünmüşlüğün ve savaşın simgesi" olarak niteledikleri Lokmacı'nın, artık barış inisiyatifi için "önemli" ve "cesaretli" bir adım olduğunu vurguladı.

Lokmacı'dan kuzeye geçmenin psikolojik bir gereklilik olduğunu söyleyen bazı Rumlar, Ledra Palace ve Kermiya kapılarından kuzeye geçiş yaptıklarında bambaşka bir yere ayak bastıkları hissine kapıldıklarını belirtti.

Ledra Palace kapısından kuzeye geçerken arkalarında bıraktıkları ara bölgeyi "tuhaf" diye niteleyen Rumlar, söz konusu iki kapıdan kuzeye adım attıkları anda şaşkına döndüklerini ve kuzeye "sert bir geçiş" yaptıklarını söyledi.

Lokmacı'da ise üzerlerine geçmişe ilişkin nostaljik bir hava çöktüğünün altını çizen Rumlar, oradan çok kısa sürede güneye geçebilmeleri, cep telefonlarıyla yakınlarıyla iletişim kurabilmeleri ve Arasta'nın alışveriş merkezi olması nedeniyle söz konusu kapıda kendilerini güvende hissettiklerini ifade etti.

"Önce alışveriş, sonra dostluk ve evlilik"

Henüz ortada bir şey olmadığını ifade eden bazı Kıbrıslı Rumlar, açılan Lokmacı'nın bu güne kadar atılan en büyük adım olduğunu söyledi.

Lokmacı bölgesinin bölünmeden önce bir alışveriş merkezi olduğunu söyleyen Kıbrıslı Rumlar, bu bölgenin iki tarafı da ekonomik bağlamda birleştireceğini belirtti.

"İşin içine para girince birleşme düşünülebilir" diyen bazı Kıbrıslı Rumlar, toplumun mutluluğu için ekonomik kalkınmanın önemli olduğunu ifade etti ve maddiyatın ilişki, arkadaşlık, dostluk ve evliliğe zemin hazırlayacağını savundu.

Lefkoşa'da 45 yıl aradan sonra karşılıklı geçişlere açılan Lokmacı Kapısı, şehirdeki bölünmeye rağmen Uzun Yol ve Lokmacı'yı birleştirmiş görüntüsü veriyor.

Birçok Kıbrıslı Rum'un ise Arasta esnafından yüklü alışveriş yapmasına rağmen, Kıbrıslı Türklerle diyaloga girmekten sakındıkları gözlerden kaçmadı.

KIBRIS 23/06/08

 

Türkiye’ye 399 bin Euro Kıbrıs faturası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıslı Rumlar tarafından açılmış 4 değişik davada Ankara’yı toplam 399 bin 300 Euro tazminat ve mahkeme masrafı ödemekle cezalandırdı.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:45 TSİ 24 Haziran 2008 Salı

 

STRASBOURG - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Türkiye’yi ceza ödemeye mahkum ettiği söz konusu kararlardan ikisini Ağustos 1996’da Kıbrıs’ta Yeşil Hat üzerinde çıkan olaylarda hayatını yitiren Rum vatandaşları Tassos Isaak ile Solomos Solomou’nun yakınları tarafından açılan davalar oluşturuyor.

 

AİHM’nin AİHM bu iki davada, Yeşil Hat’ta gösteri yapan iki Rum’un Türk ve Kıbrıslı Türk güvenlik güçleri tarafından meşru hiçbir gerekçe olmaksızın öldürülmeleri ve bu olaylar hakkında hiçbir soruşturma yapılmamış olmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkıyla ilgili maddesine aykırı buldu. Mahkeme, Ankara’yı, Tassos Isaak’ın yakınlarına toplam 227 bin Euro, Solomos Solomou’nun yakınlarına ise toplam 137 bin Euro tazminat ve mahkeme masrafı ödemekle cezalandırdı.

Mahkeme, 2007 yılında esasa ilişkin kararını açıkladığı bir mülkiyet davasında davacı 4 Rum vatandaşına toplam 30 bin Euro maddi tazminat ve mahkeme masrafı ödenmesini hükme bağladı.

Mahkeme son olarak, Ocak 1995’te Karpaz bölgesinde Kıbrıs Türk polisinin kötü muamelesine maruz kaldığını iddia eden Rum vatandaşı Eleni Foka’nın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti ve Ankara’yı davacıya toplam 5 bin 300 Euro ödemekle cezalandırdı.

 

AİHM'den Türkiye'ye 40 bin 300 euro ceza

 



24 Haziran, 2008 17:51:00 (TSİ)  CNN TURK

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye aleyhine açılan 5 davayı karara bağladı. Türkiye 3 ayrı davada alınan karar gereği 40 bin 300 euro maddi tazminat ödeyecek.

AİHM, Eleni Foka isimli Kıbrıslı Rum kadınının açtığı davada, Türkiye'nin mahkeme masrafları dahil 5 bin 300 euro maddi tazminat ödemesini kararlaştırdı.
 
Rum kadınının "kötü muamele" ve gözaltı süresiyle ilgili şikayetlerini reddeden AİHM, "ifade özgürlüğü ihlali" iddiasını haklı buldu.
 
Kıbrıslı Rum kadını, 1995 yılında KKTC gümrük polisi tarafından gözaltına alınarak, eşyasına el konulduğu iddiasıyla AİHM'e başvurmuştu.
 
AİHM, Ekaterini Apostolidi isimli Yunan vatandaşının arkadaşlarıyla birlikte mal ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruda da Türkiye'nin 30 bin euro ödemesine karar verdi.
 
Bölücü terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle tutuklanarak 16'şar yıl hapis cezasına çarptırılan Bülent Atmaca, Nadir Çamdeviren ve Önder Yazır'ın ortaklaşa açtığı davada da AİHM, "Türkiye'nin makul süre içinde yargılanma hakkını ihlal ettiği" görüşüne vardı.
 
AİHM, Sefine Baş'ın yaptığı başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma ve mülkiyet hakkının korunmasıyla ilgili maddelerinin ihlal edildiği görüşünden hareketle Türkiye'nin 5 bin euro maddi tazminat ödemesini kararlaştırdı.
 
Enver Özkartal'ın yaptığı başvuruyu inceleyen AİHM, Türkiye'nin aile ve özel yaşamın korunmasıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8'inci maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı.

 

 

Best chance for a solution since 1974
By Stefanos Evripidou

A NEW peace process in Cyprus offers the best opportunity since the Turkish invasion to solve the division of the island, according to the latest report from the International Crisis Group (ICG), a Brussels-based think tank.

The report attributes the “window of opportunity” to the election of President Demetris Christofias, who together with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, have demonstrated the political will to make current talks succeed. Both leaders are characterised in the report as “pro-settlement” while Christofias was singled out for his efforts to “reverse the previous government’s hardline rejection of compromise”.

The two leaders on the island are encouraged to press forward and announce by mid-July the start of full-fledged negotiations on September 1.

“If this momentum is lost, it will be many years before a new window of opportunity emerges”, says Hugh Pope, Crisis Group Senior Analyst. “Failure in these negotiations could trigger a cycle of vengeful politics and mistrust on the island; further complicate EU-Turkey and EU-NATO relations; make the Cyprus problem a permanent irritant in the heart of the EU; and, if the 2007 rhetoric over Cypriot oil prospecting was an indication, bring new military tensions to the island.”

The ICG notes that criticism of the two leaders from nationalists on both sides is a strong indicator of how committed Christofias and Talat are to reaching a solution. Turkey is also supportive of a deal, according to the report, though chances of a breakthrough would be greater if there was less internal political turmoil in that country.

Distrust between Greek Cypriots and Turkey was identified as a key obstacle to progress. “Ankara remains suspicious of the Greek Cypriots’ intentions, despite a turnabout in their position under Christofias, and Greek Cypriots remain convinced that Turkey is insincere and unreliable.

“These two parties barely know each other, having not talked for 40 years, and are all too ready to believe extremist rhetoric in nationalist media,” said the report.

The ICG encourages Turkey to communicate with the Greek Cypriots while calling on the latter to work “more willingly with the longstanding Turkish Cypriot administrative structures”.

The report called on Greek Cypriots to treat Turkish Cypriots as legitimate partners, by reversing the ban on EU visits to Talat’s office in the north, and relaxing limitations on international activities for sporting, education, and folklore associations. The government was also called on to facilitate the free trade directive, currently frozen at the EU Council level.

The government was advised to request Turkish be made an official EU language, while prepare the groundwork for Turkish Cypriot participation in the next European Parliamentary elections in 2009.

Finally, the report said Greek Cypriots should “avoid gratuitous attacks on Turkey and attempts to drive wedges between it and the Turkish Cypriots”.

Meanwhile, the Turkish Cypriots were called on to show more flexibility in topics of discussion for the working groups and technical committees, as well as to implement a temporary construction freeze on Greek Cypriot properties in the north.

Turkey was advised to engage with Greek Cypriot officials and make statements supporting the negotiation process. Reference was also made to the implementation of the Ankara Protocol and for a “lower profile of troop presence on Cyprus”.

The ICG sees the latest efforts for a solution as a last chance for the island. The backlash to Kosovo’s unilateral declaration of independence will not encourage the international community to support two states, but it will not stop a de facto partition creeping upon the island.

CYPRUS MAIL 24/06/08

 

 

Hristofyas AİHM kararlarından memnun

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Tasos İsak, Solomos Solomu ve Eleni Foka davalarında Türkiye’yi haksız bulan kararını “iyi haber” olarak niteledi.

AA

Güncelleme: 11:59 TSİ 25 Haziran 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Rum basınına göre Güney Kıbrıs Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını kutlamalarına rağmen, “işgal dolayısıyla Kıbrıs halkının insan hakları ihlallerinin devam ettiğini” savundu.

 

Hristofyas açıklamasında, şu iddialarda bulundu: “Dolayısıyla ‘işgale’ son verilmesi ve Kıbrıslı Türk ve Rum Kıbrıs halkının tamamının insan haklarının tanınması yönündeki çaba ve mücadelemizi yoğunlaştırmamız gerekir. Çünkü ‘işgal’, Kıbrıs’ın her iki toplumunun da insan haklarını ihlal ediyor.”

Dava, motosikletli Rumların Ağustos 1996’da Derinya’da yaptığı KKTC sınırını delme eylemleri sırasında çıkan olaylarda ölen İsak ve Solomu’nun aileleri tarafından açılmıştı.
 
Solomu’nun babası Spiros Solomu, Rum haber ajansına yaptığı açıklamada, AİHM kararını “ilahi adalet” olarak niteledi ve bunun yıllardır bekledikleri bir karar olduğunu söyledi.

AİHM ayrıca Türkiye’yi, Karpaz’ın Sipahi köyünde eski Rum ilkokul öğretmeni Eleni Foka’nın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle de haksız buldu ve toplam 399 bin Euro ceza ödemeye mahkum etti.

 

 

Gündem, kapsamlı müzakereleri başlatmak

PAPADOPULOS DÖNEMİ POLİTİKALARINA GERİ DÖNÜLDÜ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Papadopulos dönemi politikasına dönen Rum Yönetimi'nin ortak zemin belirlenmeden doğrudan müzakerelere başlamak istemediğini, Türk tarafının tam teşekkülü müzakerelerle ilgili herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duymadığını belirtti.  Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının yeni kurallar ve ön şartlar dikte etmeye hakkı yok... Yakın geçmişte vardığımız mutabakatları bile çiğnemeye başlarsak, bu süreçte ilerlemek gerçekten zor olur. Eğer bu mutabakatlara sadakat göstermeyeceksek, görüşme sürecinin ilerlemesi için esas olan güven unsurunu da kaybedeceğiz" dedi

 

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'ın 1 Temmuz buluşmasının, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatması gündemiyle gerçekleştirileceğini söyledi.

   Papadopulos dönemi politikasına dönen Rum Yönetimi'nin ortak zemin belirlenmeden doğrudan müzakerelere başlamak istemediğini ifade eden Erçakıca, Türk tarafının tam teşekkülü müzakerelerle ilgili herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duymadığını belirtti.

   Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının yeni kurallar ve ön şartlar dikte etmeye hakkı yok... Yakın geçmişte vardığımız mutabakatları bile çiğnemeye başlarsak, bu süreçte ilerlemek gerçekten zor olur. Eğer bu mutabakatlara sadakat göstermeyeceksek, görüşme sürecinin ilerlemesi için esas olan güven unsurunu da kaybedeceğiz" dedi.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, iki liderin 21 Mart'ta kararlaştırılmış olduğu şekilde, çalışma grupları ile teknik komite çalışmalarının değerlendirilmesi ve kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatması gündemiyle bir araya geleceğini söyledi. Erçakıca, 21 Mart anlaşmasının, tam teşekküllü çözüm müzakerelerinin, bu tarihten 3 ay sonra, çalışma grupları ile teknik komite çalışmalarının sonuçlarının da ele alınmasıyla başlatılmasını öngördüğüne işaret etti.

   Kıbrıs Türk tarafının bu anlaşmaya sadakatinin devam ettiğine vurgu yapan Erçakıca, "Haziran ayının ikinci yarısında yapılması öngörülen bu toplantı, Hristofyas'ın yurtdışı programları gibi nedenlerle gerçekleşememiş ve iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, toplantı tarihi olarak 1 Temmuz Salı gününü tespit etmişlerdir" dedi.

   Erçakıca, iki lider arasında gerçekleşecek olan bu toplantıda kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlayacağının karar altına alınıp ilan edilmesi beklentisinde olduklarını söyledi.

 

Hristofyas'a eleştiri

 

   Hasan Erçakıca, Türkiye'yle ilgili demeçleri yeniden yoğunluk kazanan Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'ın "Türkiye'deki politik gelişmelerin, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm müzakerelerinin ele alınmasına olanak sağlamadığı" görüşünü dile getirmeye başladığını söyledi. Türkiye'nin çözüm sürecine destek vererek, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını desteklediğini defalarca ifade ettiğine dikkat çeken Erçakıca, Hristofyas'ın, Türkiye'deki politik gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünü engellediği veya engelleyeceğine ilişkin görüşlerinin de dayanaksız olduğunu vurguladı.

   Erçakıca, "Türkiye'deki bütün kurumlar ve güçler, çözüm çabalarını desteklemektedirler. Nitekim Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas'ın başlatmış oldukları bu yeni süreç de Türkiye'den sadece destek görmüştür" dedi.

 

"Ayak sürüyor"

 

   Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın Türkiye iç politikasındaki gelişmeleri veya bu konudaki beklentilerini görüşme sürecine dâhil etmeye ve bütün dış temaslarında bu konuyu "en önemli sorun" gibi ele almaya kalkıştığına işaret etti. Hristofyas'ın Kıbrıs sorununun çözümünde Türkiye'yi muhatabı olarak göstermeye çalışmasının çözüm sürecinde ayak sürümekten başka bir anlam ifade etmediğini söyleyen Erçakıca, şöyle devam etti:

   "Dimitris Hristofyas'ın muhatabı Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'tır ve daha önce de açıklandığı gibi Türkiye'nin tam desteğine sahiptir. Hristofyas'ın yapması gereken tek şey, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamasına olanak vermek ve Kıbrıs sorununun adil ve erken bir çözüme ulaşabilmesi için çalışmaktır."

 

"Tam teşekküllü müzakere için hazırlığa ihtiyaç yok"

 

   Hasan Erçakıca, bir soru üzerine Türk tarafının tam teşekkülü müzakerelerle ilgili tavrının gayet açık olduğunu ifade ederek, bu konuda herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duyulmadığını ve Cumhurbaşkanı Talat'ın da müzakerelere her zaman hazır olduğunu söyledi.

   Bugüne kadar üretilmiş ve "body of work" olarak tanımlanan BM müktesebatının müzakereler için yeterli zemin olduğunu vurgulayan Erçakıca, "İki liderin kapsamlı müzakerelerine hemen başlayabileceğine inanıyoruz" dedi.

 

"Papadopulos dönemi politikasına dönüldü"

 

   Erçakıca, Yakovu'nun "ortak zemin belirlenmeden doğrudan müzakerelere başlanamaz" yönündeki açıklamalarıyla ilgili soruya "Bunları daha önce duymuştuk. Papadopulos döneminde bu tür demeçleri her gün okuyorduk. Öyle görünüyor ki Rum tarafı o politikasına dönmüş bulunuyor" yanıtını verdi. Hasan Erçakıca, "Umarım bu tutum, 1 Temmuz buluşmasının verimsiz geçmesine neden olmaz" dedi.

KIBRIS 25/06/08

 

Turkey liable for demonstrators’ deaths
By Jean Christou

ANKARA has been ordered to pay hundreds of thousands of euros in compensation to the families of two Greek Cypriots after the European Court of Human Rights (ECHR) found Turkey responsible for their deaths.

Tassos Isaak and Solomos Solomou were killed by Turkish forces and Turkish Cypriot police during separate anti-occupation demonstrations in Dherynia in August 1996.

On August 11, Isaak was beaten to death inside the buffer zone by a gang that included three Turkish Cypriot police officers.

Three days later, during a demonstration following his funeral, Solomou was shot five times as he climbed a Turkish flagpole

Not only did the ECHR conclude that both men were deliberately targeted and killed unjustifiably, and that the Turkish authorities failed to investigate, but Turkey’s arguments to the court contained blatant lies.


Turkey claimed that Solomou was killed in the crossfire between both sides when there was no evidence at all that any shots had been fired from the Greek Cypriot side, or that any of the demonstrators there were armed.

However, the evidence proved that all five bullets taken from Solomou’s body were of a type used by Turkish and Turkish Cypriot forces, and that he was deliberately aimed at from several sources on the Turkish-controlled side of the buffer zone.

“The Court is unable to accept the respondent government's version of the facts on this point,” the judgement said.

“It is worth noting that the victim was hit by five bullets, a fact which is hard to reconcile with the theory that his shooting was not intentional.”

Solomou, who climbed the flagpole unarmed and smoking a cigarette, was not a threat to anyone, the court concluded, and could easily have been apprehended when he descended.

“The opening of fire was totally unwarranted and not even preceded by a warning shot,” the court said.

In Isaak’s case, Turkey claimed he had died during a skirmish between demonstrators from both sides, and that his death could not be prevented at the time by the Turkish and Turkish Cypriot authorities.

Evidence showed that three uniformed Turkish Cypriot police officers took part in the beating.

It also claimed the skirmishes happened when Greek Cypriot demonstrators crossed in the occupied areas, even though Isaak was killed 32 metres away from the Turkish ceasefire line.

“The Court is unable to accept the respondent government's version of facts… it observes that it is contradicted by the witness statements,” said the court, referring to what happened to the unarmed demonstrator as a “savage beating”.

“Far from attempting to stop the beating and to protect Mr Isaak's life, these soldiers actively participated in the mob.” UN troops had even tried to stop the Turkish Cypriot officers involved, it added.

The court awarded a total in compensation and legal costs of €227,000 to the family of Tassos Isaak and a total of €137,000 to the family of Solomos Solomou.

Turkey must pay within three months.

2 SOLOMOU AND OTHERS v. TURKEY JUDGMENT

SOLOMOU AND OTHERS v. TURKEY JUDGMENT 1

CYPRUS MAIL 25/06/08

 

 

Dünya basını Türkiye'nin oyununu övdü

 



26 Haziran, 2008 07:57:00 (TSİ) CNN TURK

 

Türkiye'nin, Avrupa Şampiyonası'na veda ettiği Almanya maçı, dış basında da geniş yer buldu. Dünya basınında hakim olan ortak görüş, 'Türkiye'nin dramatik bir şekilde' kupaya veda ettiği oldu.

Alman Bild:
Gazete, "Almanya finalde" başlığının altına, ''Kazandık ama, öldük öldük dirildik. Almanya'nın, Rusya veya İspanya karşısında bu oyunla işi zor" diye yazdı.
 
Alman Deutche Welle:
Deutche Welle, "Almanya artık moda olan 'geri dönüş' yöntemi ile Türkiye'yi yendi" başlığını attı.
 
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung:
Almanya'nın ciddi gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung ise, "Çok dramatik bir oyundan sonra, Philip Lahm'ın son dakika golüyle, Almanya finale kaldı, ancak oyunda üstün olan takım Türkiye'ydi" dedi.
 
İngiliz BBC:
BBC'nin internet sitesi maçla ilgili "Bu turnuva bize tek bir şey öğretti. O da Türkiye'nin yenilgiyi kabul etmeyişi ve gerideyken çok tehlikeli olduğu bir kez daha kanıtlaması" yorumunu yaptı.
 
BBC ayrıca, "Türkler elendi ancak gösterdikleri muhteşem çabayla, alkışı hakettiler" dedi.
 
İngiliz The Guardian:
İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden The Guardian, internet sitesinde maç yorumunu "Cesur Türkler yenilmeyi haketmedi'' şeklinde verdi.
 
İngiliz The Independent:
"Türkiye’nin ölümü asla kabul etmeyen kahramanlarına son sözü söyleyen Lahm oldu" başlığı kullanılan haberde, "Bu heyecan verici oyun Philipp Lahm’ın son dakika golü ile kazanıldı ve Euro 2008’in finalinde olan taraf Almanya, ama dahiyane bir şekilde cesurca bir performans sergileyen ve neredeyse bu turnuvanın gidişatını değiştiren taraf Türkiye oldu,” diye yazdı.
 
İngiliz The Sun:
Gazete, "Bu defa Türkiye’nin numarasını Türkiye’ye çektiler" başlığının altında, "Turnuva boyunca zincirlerinden kurtulma şovu yapan Türkiye bu defa kurtulamadı" ifadesine yer verdi.
 
İngiliz The Daily Telegraph:
Gazete Almanya’nın kendileri için altıncı Avrupa Şampiyonası finaline beş dakika kadar yaklaştığı bir anda Türkler’in bir kez daha olağanüstü bir şey yaptıklarını yazdı.
 
Gazete, “Sağ bek Sabri Sarıoğlu dar bir açıdan topa vurdu ve Jens Lehman topu yakalamaya hazırlanırken, Semih Şentürk bir kesme hareketi ile kaleciyi utandırdı. Her ne kadar finalde değilse de Türkiye bu turnuvanın mucize takımı" ifadesine yer verdi.
 
İngiliz The Times:
Gazete, "Philipp Lahm’ın şutu Türkiye’nin rüyasına son verdi" başlığı ile verdiği haberde, "Biri kaleci sadece beş yedeği olan Türkiye daha iyi olan takımdı ve bu inkar edilemez" ifadesine yer verdi.
 
İngiliz ITN:
ITN kanalı sakat oyuncularıyla zayıf olarak maça başlayan Türklerin buna rağmen çok iyi bir oyun sergilediğini, maçta baskın tarafın Türkler olduğunu yazdı.

Amerikan Associated Press:
AP "Yenilmesine rağmen, oyuna hakim olan taraf Türkiye'ydi" ifadesini kullandı.
 
Amerikan ESPN spor televizyonu:
ESPN, "Türkiye'nin peri masalı sona erdi" yorumunu yaptı. ESPN'in internet sayfasında yer alan haberde, Türkiye'nin, eksik kadrosuna karşın özellikle ilk yarıda sahanın hakimi olduğuna işaret edildi.
 
ESPN, Türkiye'nin Semih Şentürk'ün 86'ncı dakikadaki golüyle umutlandığını, ancak Almanya'nın son dakika golüne engel olamadığını yazdı. ESPN'in haberinin başlığında, "Türkler'in kalbi kırıldı" ifadesi yer aldı.

Fransız Le Monde:
Fransa'nın seçkin gazetelerinden Le Monde, mağlubiyetinin büyük bir üzüntüye sebep olduğunu ancak Türkiye'nin onurunu kaybetmediğini yazdı.
 
Fransız Le Parisien
Türk milli takımından "cesur Türkler" olarak bahseden Le Parisien, Almanya'nın Türkiye karşısında zorlu bir mücadele yürüttüğü yorumunda bulundu.
 
Fransız Le Figaro:
Gazete maçı "inanılmaz" olarak tanımlarken, "Fatih Terim'in oyuncuları, başı dik turnuvayı terk etti" ifadesini kullandı. Le Figaro, "Türk oyuncular bir kez daha kahraman gibi oynadılar" yorumu yaptı.
 
Fransız L'Equipe:
Gazete, "Son dakika kazanmak için Alman olmak gerekir" yorumunuyaparken, "Türkler Muhteşemdi" ifadesini kullandı. L'Equipe, "yarı finale kadar, hep son dakika attığı gollerle galip gelen Türk takımının bu sefer son dakikalarda yediği gollerde turnuvayı terk ettiğini" yazdı.
 
Özellikle ilk yarıda Türk milli futbol takımının iyi bir futbol sergilediği yorumunu yapan gazete, Türk takımında en fazla notu Kazım ve Aurellio'ya verdi.
 
Fransız Liberation
Liberation gazetesi, sakat ve cezalı oyuncularla dolu milli takımının yine herkesi şaşırtarak, Almanya karşısında başarılı bir futbol sergilediğini yazdı.
 
Daha önceki maçlara oranla bu sefer Türk takımının son dakikaları beklemeyerek, ilk yarı özellikle iyi oynadığını belirten Fransız gazetesi, Türkiye'nin büyük şanssızlık yaşadığını kaydetti.
 
"Güçlü bir Almanya beklerken tam tersi bir durum ile karşılaştık" ifadesini kullanan Liberation, "yarı final maçının, tamamen Türk takımının hakimiyeti altında geçtiğini" yazdı.
 
İsviçre Le Temps:
İsviçre'de yayımlanan Le Temps gazetesi ise Türkiye'nin mağlubiyetinin hiçbir şekilde yüz kızartıcı olmadığını belirtti.
 
İtalyan Tuttosport: 
Gazete, maç sonucunu ilk sayfadan, "Almanya güç bela finalde" başlığıyla duyurdu. İç sayfada, "Türkiye şovu, Almanya finali" başlığıyla sunulan haberin spot cümlelerinde ise "Almanya, Terim'in oyunuyla göze hoş gelen ve budanmış ekibini son anda yenebildi" denildi.
 
La Gazzetta Dello Sport: 
Gazete, ilk sayfasındaki anonsunda Almanya'nın Türkiye'yi son anda yenebildiğini ima ederek, "Türkiye serabı derken Almanya finale yükseldi" dedi.
 
İç sayfada ise "Türkler 90'ıncı dakikada yenildi. Almanya altıncı kez finalde" başlığı kullanıldı. Spotta ise dün geceki karşılaşma şu cümlelerle özetlendi:
 
"Yürek titreten bir karşılaşmaydı. Terim'in ekibi avantajlı konuma geçti, rakip tarafından yetişilip geçildi, durumu tekrar eşitlemeyi de başardı ama karşılaşma Lahm'ın durumu 3-2 yapmasıyla sona erdi."
 
Corriere Dello Sport:
Gazete, Almanya'nın dün geceki galibiyetinin, Türkiye'nin daha önceki üç karşılaşmadaki geri dönüş ve zaferlerini çağrıştırdığına işaret ederek, "Almanya'dan Türkiye usulü zafer" başlığını kullandı.
 
"Türkiye en güzel maçını oynayarak Avrupa sahnesine veda etti" diyen gazete, ay-yıldızlıların teknik direktörünün maç sonundaki değerlendirmesini ise "Terim: Üzgünüm ama halkımız yine de gururduydu" başlığıyla sundu.
 
"Semih ve Altıntop! Terim'in delikanlıları çok beğeniliyor" başlıklı ayrı bir haberde ise İtalyan kulüplerin Türk futbolcularla ilgilendikleri yazıldı. Juventus'un Arda Turan'ı, Fiorentina ve İnter'in ise Semih'i transfer etme planları yaptıkları belirtildi.
 
Yunan Ta Nea:
Gazete, "Almanya'nın finale gittiği, ancak Türkiye'nin sahneyi çaldığı" yorumunda bulunduğu haberinde, teorik açıdan "Yarısı ölü" olan Türk takımının sahada yaratıcı ve taze olan taraf olduğunu yazdı.
 
"Milli Takıımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in doğa üstü güçlere karşı dahi üstünlük kazanmasına ramak kaldığı öte yandan kılıcı vebileğinin hakkıyla döğüşen bir takıma da devasa mührünü bıraktığı" yorumuna da yapan gazete, "Özel bir ilhama sahip olduğunu göstermeyen" Alman Takımı'nın zorda kalınarak yaratılan Türk defansının zayıf noktalarına vurduğunu, yarı final ilk karşılaşmasında yenen tarafın ekip olarak üstün veya futbol anlamında sempatik olan taraf olmadığını yazdı.
 
Kathimerini:
Gazete, "Böyle bir şey duyduysanız dahi inanmayın. Nitekim dün galibiyeti yakalayan taraf iyi oynayan değildi" ifadesini kullandı. Türkiye'nin dikkat çeken, Almanya'nın ise galibiyeti 90'uncu dakikada gelen "Altın gol" ile "Çalan" taraf olduğunu yazan gazete, Terim'in kadroda gerek cezalılar gerekse sakatlar bulunması nedeniyle zorluklar yaşamasına rağmen ekibine şampiyonanın favorisini eleyebilecekleri inancını aşıladığını, hatta bu çerçevede takımının beyni olan ve Türk savunmasını bir türlü parçalayamayan Balak'ın dahi pasifize edildiğini kaydetti.
 
Ethnos:
Gazete, kadrosunun yarısı "hayatta olmayan" ancak bitmek tükenmek bilmeyen fiziksel ve ruhsal güce sahip Türk Takımı'nın dün gece de son sözü kendisinin söyleyeceğinin işaretlerini verdiğini, ancak 90. dakikada gelen golüyle Lam'ın futbolseverlere bu mucize takımını karşısındaki ekibin Almanya olduğu hatırlatmasında bulunduğunu kaydetti.
 
Ethnos, karşılaşma sonunda, kalite ve güç açısından üstün olduğunu gösteremeyen Almanlar'ın final, top kontrolü ve yaratılan fırsatlar çerçevesinde ise Türkler'in sempati kazanan taraf olduklarını belirtti.
 
To Vima:
Gazete, "Şansızdı çünkü O da, nihayetinde her zaman Almanlar'ın kazandığı karşılaşmada oynuyordu" ifadesini kullandı. Gazete, "Ateşten yaratılma bir takımın rüyasının Almanlar'ın soğuk infazıyla son bulduğunu, 2008'in 3 kez cehennemden dönüp cennete giren devrimcilerinin aynı para birimi ile ölerek Şampiyona'ya veda etiklerini" yazdı.
 
To Vima, evrenin dahi başarısı için adeta lehine davrandığı Alman takımının Türk Takımı'nın 3'e karşı kaydettiği 15 şutuyla en az 2 gol geride kalabilecek ekip olduğu görüşünü savundu.
 
Elefterotipiya:
Gazete, tutku ve yürekleriyle oynayan Türk "aslanların" peri masallarının sona erdiğini belirttiği haberinde, "Terim'in çelikten yapılma takımı kırıldığını" ancak tüm eksiklerine rağmen ilk dakikadan göz doldurduğu değerlendirmesinde bulundu.

 

 

UBP, Brüksel'den memnun

Emir ERTORUN-TAK

 

   Tahsin Ertuğruloğlu başkanlığındaki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) heyeti, Avrupa Birliği (AB) yetkilileri ve çeşitli parti temsilcileriyle Kıbrıs konusunda görüşmelerde bulunmak üzere gittiği Brüksel'deki temaslarını tamamladı.

   Yaklaşık 3 gün süren Brüksel temasları çerçevesinde Avrupa Parlamentosu'nda çeşitli ülkelerin milletvekilleriyle görüşen, grup toplantılarına katılan ve öğle yemeklerinde bir araya gelen heyet, görüşmelerde milletvekillerine UBP'nin Kıbrıs konusuyla ve Kıbrıs'ta gelinen son süreçle ilgili görüşlerini anlattı. 

   Heyet, görüşmelerde Avrupa parlamenterlerinin Kıbrıs konusundaki düşüncelerini de dinledi ve sorularını yanıtladı. 

 

Görüşmeler

 

   Ertuğruloğlu ve beraberindeki heyet, AP'deki son görüşmelerini dün gerçekleştirdi. Heyet bu kapsamda ilk olarak Avrupa Parlamenteri Dr. Libor Roucek ile görüştü.   

   Heyet, bu görüşmenin ardından Avrupa Parlamenteri Sajjad Karim'le (EPP) AP Restoran'ında öğle yemeğinde bir araya geldi.   

   UBP heyeti son görüşmesini ise Avrupa Parlamenteri Andrew Duff'la (ALDE) yaptı.

   Bu görüşmeyle AP'daki temaslarını tamamlayan UBP heyeti, bugün KKTC'ye dönecek.

   AP'daki temaslarına pazartesi günü başlayan UBP heyeti, bu kapsamda yaklaşık 15 Avrupa Parlamenteriyle bir araya gelerek Kıbrıs konusunu görüştü. Parlamenterlerin görüş ve düşüncelerini dinleyen heyet, milletvekillerine kendi görüşlerini anlattı.

   Heyet, Brüksel temaslarına Türkiye Brüksel Büyükelçisi Fuat Tanlay ve Türkiye AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır'a nezaket ziyaretinde bulunarak başladı. 

   Ertuğruloğlu, ardından sırasıyla Avrupa Parlamenteri Hannes Swoboda (PSE), Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash ve Avrupa Parlamenteri Karin Resetarits'le görüştü.  Heyet, görüşmelerin ardından Avrupa Parlamenterleri Cem Özdemir, Helga Trüpel ve Ignasi Guardans'ın himayelerinde Avrupa Parlamentosu'nda yapılacak olan TRPlus "Many facets of Turkey" film gösterimi ve resepsiyonuna katıldı.

   UBP heyeti ilk günkü program çerçevesinde Avrupa Parlamenteri Thomas Mann'la (EPP) da görüştü ve KKTC Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit'in heyet onuruna verdiği yemeğe katıldı.

   Heyet, programın ikinci gününde de AP'da Parlamenter Belçikalı Raymond Langendries ile görüştü. Görüşmenin ardından AP Dışilişkiler Komisyonu'nun İnsan Hakları Alt Komitesi toplantısına katılan heyet, toplantıdan sonra Avrupa Parlamenteri Jan Marinus Wiersma'yla (PSE) bir araya geldi.

   Heyet bu görüşmenin ardından Avrupa Parlamenteri Alman Roland Gewalt'ın AP Restoranında verdiği öğle yemeğine katıldı.

   Ertuğruloğlu başkanlığındaki heyet, Avrupa Parlamenteri Bulgaristan Türkü Metin Kazak, Avrupa Parlamenteri Vural Öger (PSE) ve İngiliz Barones Sarah Ludford ile de görüşme fırsatı buldu. 

   Ertuğruloğlu'na temasları sırasında Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy, Dr. Tansel Doratlı, Dr. Faiz Sucuoğlu, AP eski milletvekili Ozan Ceyhun ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası Brüksel temsilcisi Mualla Çıraklı eşlik etti.

 

Ertuğruloğlu

 

   UBP Genel Başkanı Ertuğruloğlu görüşmelerde özetle, UBP'nin Kıbrıs konusundaki görüşlerini, kırmızı çizgilerini ve mart ayında iki lider arasında yeni başlayan görüşme süreciyle ilgili görüşleri hakkında bilgiler vererek, Kıbrıs Türk halkının endişelerini anlattı.

   Ertuğruloğlu, dünyadan Kıbrıs konusunda daha gerçekçi politikalar üretmesini isteyerek, Kıbrıs'ta Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanındığı ve bu çerçevede başlayacak hiçbir görüşmenin sonuçlanamayacağını, çünkü devlet ile bir toplumun görüşmesinden ancak azınlık ortaya çıkacağı görüşünü dile getirdi.

   Rumların AB'a tüm Kıbrıs'ı temsilen alınmasının bu süreci zora sokan en büyük nedenlerden bir olduğunu vurgulayan Ertuğruloğlu, kendilerinin konfederasyon ve eşit egemenlik, iki devlet istediğini, ancak Rumların buna yanaşmadığını anlattı. 

   Rum kesiminin Türk askerinin adadan çıkmasını istediğini, ancak Türk askerinin adaya barış ve huzur getirdiğini ifade eden Ertuğruloğlu, milletvekillerine bu konudaki düşüncelerini ve geçmişteki olayları anımsattı.

   Ertuğruloğlu, KKTC üzerinde uygulanan haksız ambargolara da değinerek, bu ambargoların insan haklarına sığmadığını vurguladı.

KIBRIS 26/06/08

 

 

Water from Greece arriving on Monday
By Anna Hassapi

THE FIRST tanker carrying water from Greece is expected to arrive at Yermasoyia on Monday and if all goes to plan, the water will be supplied directly to Limassol’s drinking water network by Wednesday. Final infrastructure preparations at Yermasoyia bay are scheduled for completion over the next few days.

“The anchorage, to which the tankers and the underwater pipes will be connected has already arrived to Cyprus from Israel and the process of divers towing the pipes, presently at the beach is expected to start immediately. This project will be completed within four to six days,” said Michalis Ioannides, President of Ocean Tankers, the company commissioned with bringing water from Greece.

“The anchorage has arrived at Limassol Port and will be transported to the coastal area, 1300m from land, at the mouth of the river Amathos. Tomorrow, the pipe will be expanded towards the sea, so that by the end of the month the whole project is completed and the first tanker can arrive,” confirmed Nikodemos Nikodemou, Director of Limassol Water Board.

Once the tankers arrive on Monday, safety checks will take place and, provided the results are positive, the water will start being supplied for consumption by Wednesday. “All necessary measures have been taken and international regulations followed in the preparation of tankers to ensure the quality of the water; a Norwegian company was responsible for this task, under the guidance of an international expert,” Ioannides said.

The water will be supplied to Limassol’s network without any treatment in Cyprus, as its quality will be checked by the Athens Pireaus Water Company (EYDAP). Ioannides confirmed the water would be safe and of good quality. “The water will be coming directly from EYDAP, and it is the same water the whole of Athens drinks. I expect that its quality may even be better than the one we have in Cyprus today.”

The €35 million contract between the Water Development Board and Ocean Tankers Holdings Public Company provides that six tankers, each carrying 50,000m3 of water will be arriving at Yermasoyia every day. The tankers will transport a total of 8 million m3 of drinkable water, over a period of six months. Ioannides confirmed that the process would be completed by December 15.

“Think of an imaginary pipe uniting Greece and Cyprus. At all times, one tanker will be unloading, another tanker will be loading at Limassol, two full tankers will be coming from Greece and two empty tankers leaving from Limassol,” he said.

Most of the water from Greece will be supplied directly to Limassol’s water supply network, and some of it to the south conduit that provides water to Famagusta district. If any water is left over, it will be used to enrich Yermasoyia’s underground water reserves.

CYPRUS MAIL 26/06/08

 

AKPM’den Gökçeada ve Bozcaada kararı

AKPM bugün Türkiye ile ilgili kritik bir kararı daha onayladı. Kabul edilen kararda AKPM, Türkiye’ye, Bozcaada ve Gökçeada’da yaşayan Rum azınlığa karşı “olumlu tutum” sergileme çağrısında bulunuyor.

Kayhan Karaca

NTV

Güncelleme: 15:26 TSİ 27 Haziran 2008 Cuma

 

STRASBOURG - Dün AK Parti’nin kapatılması halinde, Türkiye’nin izlenme sürecinin tekrar başlayabileceği yönünde bir karar alan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), bugün de Gökçeada ve Bozcaada ile ilgili bir kararı onayladı. Genel Kurul’da 11’e karşı 32 oy ile kabul edilen kararda, Türk hükümetlerinin tutumu yüzünden çok sayıda Rumun adaları terk etmek zorunda kaldığı söylenerek, Ankara’ya Rum azınlığa karşı “olumlu tutum” sergileme çağrısında bulunuldu.

 

“Ankara’nın bu iki adadaki Rum kültürel varlığını muhafaza etmek için attığı adımların olumlu karşılandığı” ifade edilen kararda, 20. yüzyılın ikinci yarısında adaları terk etmek zorunda kalan Rumların mülkiyet haklarının garanti altına alınması ve bu kişilerin geri dönüşünün sağlanabilmesi isteniyor. Şu anda iki adada, genelde yaşlılar olmak üzere, toplam 300 Rumun kaldığı iddia edilen raporda, Rum çocuklar için okul açılması, el konulan gayrimenkullerinin iadesi ve kiliselerin onarılması talepleri de yer alıyor. İade yapılamıyorsa bile, Rumlara el konulan malları için tazminat ödenmesi isteniyor.

Kararda, adaların çift kültürlü karakterinin korunmasının, Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği için de model olabileceği belirtildi.

Bugün kabul edilen karar, ilk kez bundan birkaç yıl önce bazı Yunan parlamenterler tarafından gündeme getirilmişti.

Bugünkü Genel Kurul’da ise Türk ve Yunan parlamenterler arasında adeta önerge savaşları yaşandı. Raporda Gökçeada ve Bozcada’nın isimlerinin sistematik olarak Rumca da yazılmasına karşı çıkan Türk heyetinin, “BM sözleşmeleri gereği her ülkenin egemenliği altındaki toprakları istediği isimle adlandırabileceğine” dair verdiği önerge oy çokluğuyla kabul edildi.

 

Talat: Memarondum art niyetli

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında 5 Haziran’da Londra’da imzalanan memorandumun “art niyetli” olduğunu belirtti.

AA

Güncelleme: 11:48 TSİ 27 Haziran 2008 Cuma

 

ANKARA - Mehmet Ali Talat, Samanyolu Haber kanalında katıldığı bir söyleşide, İngiltere’nin Güney Kıbrıs ile memorandumu bu zamanda yapmasının çok büyük bir soru işareti olduğuna dikkati çekerek, “İngiltere, Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek, sağlama almak için bunu yapmış olabilir. Güneydeki üslerini kendine göre sağlama aldı” dedi.

 

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile 21 Mart’ta yaptığı görüşmede varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda, “Hristofyas’ın samimiyetine inandığını, ancak başarılı olup olmayacağından emin olmadığını” bildirdi.

21 Mart’taki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra başlatılması kararının alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin, “müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını” söylediğini belirten Talat, 23 Mayıs’taki görüşmelerinde de iki kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda anlaştıklarını hatırlattı.

21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan teknik komite ve çalışma gruplarının 21 Nisan’da çalışmalarına başladığını, buna göre, müzakerelerin de 21 Temmuz’da başlasının gerektiğini ifade eden Talat, Hristofyas’ın, ortakları nedeniyle sıkıştığını ve “müzakerelerin ilerlemeye bağlı” olacağını söylediğini kaydetti.

İngiltere’nin Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek için bir memorandum imzaladığını belirten Talat, Hristofyas’ın İngiltere ile işbirliği içinde vardıkları anlaşmayı erezyona uğratmaya çalıştığını, bunun kendisini umutsuzluğa sürüklediğini kaydetti.

1 TEMMUZ GÖRÜŞMESİ
Hristofyas ile 1 Temmuz’da yeniden görüşeğini hatırlatan Talat, bu görüşmede, “esas hakkındaki görüşmelere geçme konusunun gündeme geleceğini” bildirdi.

6 çalışma grubu ile 7 teknik komitenin çalışmalarını sürdürdüğünü, teknik komitlerde, üzerinde anlaşma varılan konuların 20 Haziran’da açıklandığını belirten Talat, 6 maddeden oluşan önlemlerin, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambülansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içerdiğini anlattı.

TÜRKİYE’NİN DESTEĞİ
“Türkiye’nin desteği olduğu sürece bizim sıkıntılarımz azdır” diyen Talat, şöyle devam etti:

“Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız şartsız destekleyen başka ülke olmadığından, Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir. Rumlar, Yunanistan’ın ve AB’nin desteğini alıyorlar. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu, atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım atsın?”

“HAÇLI SEFERİ GİBİ”
Rumlar’ın çözüm yolunda başlıca motivasyonun, “güvenlik endişesi” olduğunu dile getiren Talat, “İkincisi, Hristofyas’ın bizzat tablolaştırdığı ve bütüm Rum siyasi partilerinin haçlı seferi gibi mücadele ettiği şey, KKTC’nin dünya tarafından kabul edilmesi, tanınması. Bundan çok korkuyorlar. Kıbrıs sorunun çözümünü istiyorlarsa objektif olarak esas güdü, bölünme korkusudur” diye konuştu.

Talat, Güney Kıbrıs’ın en büyük sorununun, Rum halkını çözüme ikna etmesi olduğunu kaydetti.

AK PARTİ’NİN KAPATILMASI DAVASI
Talat, “AK Parti’nin kapatma davası bu süreci etkiliyor mu?” soruruna karşılık, “Türkiye’deki istikrarsızlık bizi doğrudan etkiler. ABD bile Rum tarafını destekliyor. Türkiye’nin içişlerine karışmak istemiyorum, ancak konunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını istiyorum. Bu istikrarsızlık ihtimali ne kadar hızlı bir biçimde ortadan kaldırılırsa bizim için o kadar iyi olur” dedi.

KKTC’de şimdiye dek hiçbir partinin kapatılmadığını ve hiçbir partiye karşı dava açılmadığını vurgulayan Talat, “Atatürk ile ilgili olumsuz ifadeler veya laiklik karşıtı bir durumda biz de böyle bir durum olabilir” ifadesini kullandı.

Siyasilerin ve Türk dışişlerinin kendilerini desteklemeyi sürdürdüklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu:

“Dikkatler başka yöne döndü. Uluslararası alanda biz moral kaybetmemeliyiz. Bunun zararı bize fazla olur. Biz daha da izole oluruz. Annan planına ‘hayır’ deseydik biz boğulurduk, ekonomimiz çökerdi, dünyayla ilişkilerimiz daha da zorlaşırdı. Türkiye de bir sürü başka zorlukla karşılaşırdı. O günden sonra izolasyon hafifledi. Bir kapatma kararı gelirse, bu süreci zorlaştırabilir. Mümkün.”

“HRISTOFYAS, SÜRECİ ERTELEMEK İSTİYOR”
AB’nin Türkiye açısından koyduğu son tarihin 2009 olduğunu hatırlatan Talat, Hristofyas’ın asıl amacının erteleme olduğunu söyledi. Talat, “Erteleme istiyor, süreci ertelemek, 2009’daki gelişmeleri gözlemlemek ve ona göre hareket etmek istiyor. Şu anda birçok ülke Rum tarafını izliyor” dedi.

Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için, AB’den yalnızca teknik yardım alabileceklerini bildiklerini belirterek, “Onlar (AB) için de Kıbrıs sorunu ilkeleriyle bağdaşmayan bir durum. O yüzden onlar da bu işi bitirmek istiyor” diye konuştu.

Kıbrıs’tan asker çekilmesinin pek mümkün olmadığını vurgulayan Talat, “Bu, güvenlik zaafiyeti yaratması nedeniyle değil. Kıbrıs sorunu, Türk askerinin çekilmesi sorunu haline getirilirse, Kıbrıs sorunu askeri bir sorunmuş gibi görünür. Türk askeri, Kıbrıs sorununun varlığından dolayı oradadır” dedi.

 

AKPM'den Rum azınlık raporuna onay

 

 

27 Haziran, 2008 14:35:00 (TSİ)  CNN TURK

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye'ye, Bozcaada ve Gökçeada'da yaşayan Rum azınlığa karşı ''olumlu tutum'' sergilemesi çağrısında bulunan rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısını kabul etti.

İsviçreli parlamenter Andreas Gross tarafından kaleme alınan rapor ve buna bağlı karar tasarısı, 32 "evet", 11 "hayır", 2 "çekimser" oy ile kabul edildi.
 
Kabul edilen kararda, "Türkiye tarafından bugüne kadar yapılan olumlu jestlerin memnunlukla karşılandığı" ifade edildi.
 
Kararda, "Rumların eğitim ve toprak konularındaki sorunlarına daha fazla ilgili gösterilmesi ve bu adalarda zarar gören doğal ve kültürel mirasın tamir edilmesi" çağrısında bulunuldu.
 
"Adalardaki nüfusun, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan krizlerden uzun bir süre acı çektiği" belirtilen kararda, "Türkiye'nin atacağı olumlu adımın, Türkiye'nin Avrupa ile iyi komşuluk değerlerine gösterdiği saygı açısından da iyi bir örnek olacağı" görüşüne yer verildi.
 
Kararda, adaların iki kültürlü karakterinin korunmasının, Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği için de model olacağı görüşü dile getirildi.

 

 

AKPM'den KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a davet

STRASBOURG (A.A)

 

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), eylül ayındaki genel kurul toplantılarına KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı davet edecek.

AKPM başkanlık divanının bugün yaptığı toplantıda, Talat ve Hristofyas'ın genel kurulda konuşma yapmak üzere Strasbourg'a davet edilmesi kararlaştırıldı.

AKPM, Rum kesiminin BM'nin barış planını referandumla reddetmesinin ardından, KKTC'li parlamenterlerin genel kurul ve komisyon toplantılarına "gözlemci statüsüyle" katılmasına onay vermişti.

 

HURRIYET 27/06/08

 

Salı günü görüşüyorlar

ZERİHOUN'UN KONUTUNDA... Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutunda yer alacak. Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması amacıyla yapılacak görüşmenin, daha önce gerçekleşen görüşmeler formatında yapılması bekleniyor

 

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, salı günü saat 11.00'de bir araya geliyor.

   Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un BM kontrolündeki ara bölgede bulunan resmi konutunda yer alacak.

   Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması amacıyla yapılacak görüşmenin, daha önce gerçekleşen görüşmeler formatında yapılması bekleniyor.

 

UNFICYP'den basına çağrı

 

   İki liderin görüşmesiyle ilgili yazılı açıklama yapan Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü, görüşmeyi takip etmek isteyen basın kuruluşlarının önceden başvuruda bulunmasını istedi.

   Olayı takip edecek gazetecilerin, isimleri ile araçlarının plaka numarasını UNFICYP'e bildirmesi gerekiyor.

   Bölgeye geçişi sağlayan kapılar, saat 09.00'da açılacak. Geçişlerde kimlik kartı ya da basın kartını ibraz etmesi gereken gazetecilerin saat 10.30'dan önce bölgeye girmesi gerekiyor.

KIBRIS 27/06/08

 

Kuzey'den Limasol'a balık satışı başladı

300 kiloluk ilk kargonun geçtiğimiz pazar günü Güney'e nakledildiğini kaydeden Fileleftheros gazetesi haberinde, aynı günün akşamı balıkların Limasol balık pazarında satışa sunulduğunu, bunların çoğunlukla sokan balığı, barbun ve fangriden oluştuğunu belirtti.

   Balıkların sağlık açısından, Rum Veteriner Dairesi ve sağlık birimleri çalışanları tarafından, bozulma ihtimaline karşılık, gerek Ay. Demet (Metehan) sınır kapısında, gerek piyasaya sürülmeleri aşamasında kontrol edildiklerini ifade eden gazete; ilk partide Kıbrıs Türk tarafının bazı aykırılıklarının tespit edildiğini ileri sürdü; bunların esaslı aykırılıklar olmaması yüzünden balıkların ticaretine müsaade edildiğini kaydetti.

   Rum Veteriner Dairesi görevlilerinin, "bulgular ve gözlemleri" hakkında Avrupa Komisyonu'nu bilgilendirdiğini kaydeden gazete, benzer sorunlarla karşılaşılmaması için Komisyon'un müdahalesinin istendiğini ifade etti.

   Veteriner Dairesi'nin tespitlerinin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın belgelerindeki boşluklara ilişkin olduğunu kaydeden gazete, Ticaret Odası'nın hazırladığı listeye göre balıkların Kıbrıslı Türklere ait balıkçı tekneleriyle avlanmasına karşın, balıklarının geldikleri bölgenin ve Rum kesimindeki alıcının belirtilmediğini kaydetti.

   Gazete, balıkların Türkiye'den ithal edilmiş olabileceklerini iddia etti.

 KIBRIS 27/06/08

 

Hristofyas erteleme peşinde

MÜZAKERELERİN BAŞARILI OLACAĞINDAN EMİN DEĞİLİM"... Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile 21 Mart'ta yaptığı görüşmede varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda, "Hristofyas'ın samimiyetine inandığını, ancak başarılı olup olmayacağından emin olmadığını" bildirdi. 21 Mart'taki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra başlatılması kararının alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin, ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını'' söylediğini belirten Talat, 23 Mayıs'taki görüşmelerinde de iki kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda anlaştıklarını hatırlattı

"TAVİZ VERMEK İSTEMİYORLAR"... Türkiye'nin desteği olduğu sürece bizim sıkıntılarımız azdır'' diyen Talat, şöyle konuştu: 'Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız şartsız destekleyen başka ülke olmadığından, Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir. Rumlar, Yunanistan'ın ve AB'nin desteğini alıyorlar. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu, atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım atsın?''

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere ile Rum yönetimi arasında 5 Haziran'da Londra'da imzalanan memorandumun "art niyetli" olduğunu belirterek, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın, ortak kabul ettikleri kimi şeyleri, yan yollara saparak erozyona uğratma çabası içine girdiğini, İngiltere'nin de buna "çanak tuttuğunu" söyledi.

Mehmet Ali Talat, "Samanyolu Haber" kanalında katıldığı bir söyleşide, İngiltere'nin Güney Kıbrıs ile memorandumu bu zamanda yapmasının çok büyük bir soru işareti olduğuna dikkati çekerek, "İngiltere, Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek, sağlama almak için bunu yapmış olabilir. Güney'deki üslerini kendine göre sağlama aldı'' dedi.

Talat, Hristofyas ile 21 Mart'ta yaptığı görüşmede varılan mutabakat çerçevesinde yapılacak müzakereler konusunda, "Hristofyas'ın samimiyetine inandığını, ancak başarılı olup olmayacağından emin olmadığını" bildirdi.

21 Mart'taki görüşmede, müzakerelerin bu tarihten 3 ay sonra başlatılması kararının alındığını, ancak 1 ay sonra Hristofyas ve ekibinin, ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı olarak başlayacağını'' söylediğini belirten Talat, 23 Mayıs'taki görüşmelerinde de iki kesimli, siyasal eşitliği olan federal bir çözüm konusunda anlaştıklarını hatırlattı.

21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan teknik komite ve çalışma gruplarının 21 Nisan'da çalışmalarına başladığını, buna göre, müzakerelerin de 21 Temmuz'da başlamasının gerektiğini ifade eden Talat, Hristofyas'ın, ortakları nedeniyle sıkıştığını ve ''müzakerelerin ilerlemeye bağlı'' olacağını söylediğini kaydetti.

İngiltere'nin Rum tarafıyla ilişkilerini iyileştirmek için bir memorandum imzaladığını belirten Talat, Hristofyas'ın İngiltere ile işbirliği içinde vardıkları anlaşmayı erozyona uğratmaya çalıştığını, bunun kendisini umutsuzluğa sürüklediğini kaydetti.

1 Temmuz görüşmesi

Hristofyas ile 1 Temmuz'da yeniden görüşeceğini hatırlatan Talat, bu görüşmede, "esas hakkındaki görüşmelere geçme konusunun gündeme geleceğini" bildirdi.

6 çalışma grubu ile 7 teknik komitenin çalışmalarını sürdürdüğünü, teknik komitelerde, üzerinde anlaşma varılan konuların 20 Haziran'da açıklandığını belirten Talat, 6 maddeden oluşan önlemlerin, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içerdiğini anlattı.

Türkiye'nin desteği

''Türkiye'nin desteği olduğu sürece bizim sıkıntılarımız azdır'' diyen Talat, şöyle devam etti:

''Biz, izole edilmiş bir halk olduğumuz için bizi kayıtsız şartsız destekleyen başka ülke olmadığından, Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız son derece üst düzeydedir. Rumlar, Yunanistan'ın ve AB'nin desteğini alıyorlar. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni haksız bir biçimde gasbettiler ve tüm dünya da bu gaspı meşru görüyor. Onların zorluğu, atacakları her adım taviz demektir. Niye versin? Niye geri adım atsın?''

Haçlı seferi gibi

Rumların çözüm yolunda başlıca motivasyonun, "güvenlik endişesi" olduğunu dile getiren Talat, "İkincisi, Hristofyas'ın bizzat tablolaştırdığı ve bütün Rum siyasi partilerinin haçlı seferi gibi mücadele ettiği şey, KKTC'nin dünya tarafından kabul edilmesi, tanınması. Bundan çok korkuyorlar. Kıbrıs sorunun çözümünü istiyorlarsa objektif olarak esas güdü, bölünme korkusudur" diye konuştu.

Talat, Güney Kıbrıs'ın en büyük sorununun, Rum halkını çözüme ikna etmesi olduğunu kaydetti.

AK Parti'nin kapatılması davası

Talat, "AK Parti'nin kapatma davası bu süreci etkiliyor mu?" sorusuna karşılık, "Türkiye'deki istikrarsızlık bizi doğrudan etkiler. ABD bile Rum tarafını destekliyor. Türkiye'nin içişlerine karışmak istemiyorum, ancak konunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını istiyorum. Bu istikrarsızlık ihtimali ne kadar hızlı bir biçimde ortadan kaldırılırsa bizim için o kadar iyi olur'' dedi.

KKTC'de şimdiye dek hiçbir partinin kapatılmadığını ve hiçbir partiye karşı dava açılmadığını vurgulayan Talat, ''Atatürk ile ilgili olumsuz ifadeler veya laiklik karşıtı bir durumda bizde böyle bir durum olabilir'' ifadesini kullandı.

Siyasilerin ve Türk dışişlerinin kendilerini desteklemeyi sürdürdüklerini ifade eden Talat, şöyle konuştu:

''Dikkatler başka yöne döndü. Uluslararası alanda biz moral kaybetmemeliyiz. Bunun zararı bize fazla olur. Biz daha da izole oluruz. Annan planına 'hayır' deseydik biz boğulurduk, ekonomimiz çökerdi, dünyayla ilişkilerimiz daha da zorlaşırdı. Türkiye de bir sürü başka zorlukla karşılaşırdı. O günden sonra izolasyon hafifledi. Bir kapatma kararı gelirse, bu süreci zorlaştırabilir. Mümkün.''

"Hristofyas, süreci ertelemek istiyor"

AB'nin Türkiye açısından koyduğu son tarihin 2009 olduğunu hatırlatan Talat, Hristofyas'ın asıl amacının erteleme olduğunu söyledi. Talat, "Erteleme istiyor, süreci ertelemek, 2009'daki gelişmeleri gözlemlemek ve ona göre hareket etmek istiyor. Şu anda birçok ülke Rum tarafını izliyor" dedi.

Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için, AB'den yalnızca teknik yardım alabileceklerini bildiklerini belirterek, "Onlar (AB) için de Kıbrıs sorunu ilkeleriyle bağdaşmayan bir durum. O yüzden onlar da bu işi bitirmek istiyor" diye konuştu.

Kıbrıs'tan asker çekilmesinin pek mümkün olmadığını vurgulayan Talat, "Bu, güvenlik zafiyeti yaratması nedeniyle değil. Kıbrıs sorunu, Türk askerinin çekilmesi sorunu haline getirilirse, Kıbrıs sorunu askeri bir sorunmuş gibi görünür. Türk askeri, Kıbrıs sorununun varlığından dolayı oradadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın bu akşam adaya dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 28/06/08

 

 

Meclis Başkanı Ekenoğlu, London School Of Economics öğrencilerini kabul etti

CTP Milletvekili Teberrüken Uluçay'ın da hazır bulunduğu kabulde Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu öğrencilere meclisinin yapısı ve işleyişi ve seçim sistemi hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Ekenoğlu, ekonomi eğitimi alan kişiler olarak öğrencilerin KKTC ekonomisini de inceleme fırsatı bulacaklarını belirterek, tanınmamış bir ülke olması nedeniyle KKTC'de çeşitli ekonomik sorunlar yaşandığını vurguladı. Ekenoğlu, Türk tarafının çeşitli alanlarda uygulanan izolasyonları aşmak için çalıştığını anlattı.

Bir ada ülkesi olarak ekonominin en önemli kaynaklarından birinin turizm olması gerektiğini ifade eden Ekenoğlu, ancak bu ulaşımda yaşanan sorunlara dikkat çekti.

Ekenoğlu öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

KIBRIS 28/06/08

 

All-star working breakfast ‘positive’ but with little substance
By Jean Christou

Leaders’ aides meet on sidelines of Oslo gathering

AIDES TO the two leaders held a one-hour meeting with former Cyprus mediators during a conference this week held in Norway but little of substance emerged, the Cyprus Mail has learned.

Reports yesterday suggested that aides, George Iacovou and Ozdil Nami had sought the advice of the former Cyprus envoys at the annual mediators meeting in Oslo.

The two sides have hit an obstacle as regards the basis for Cyprus talks due to begin in earnest in the Autumn.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat are due to meet on Tuesday in the first of two meetings in July that will focus on “talks about talks”.

With this in mind Iacovou and Nami took the opportunity to meet up with former Cyprus mediators in Oslo during the week.

Both men who have been working side by side to set up and run the working groups and technical committees, are believed to be seeking out a formula that will make it easier for the leaders to sit down and talk on Tuesday.

Among the mediators at the meeting were former UN Special Representative for Cyprus Michael Moller who left his post at the end of March this year, Peruvian diplomat Alvaro de Soto who mediated the failed Annan plan in 2004, also two other former UN envoys for Cyprus, Joe Clark and Sir Kieran Prendergast.

According to sources close to the conference, Iacovou, Nami and the ex Cyprus mediators had a working breakfast on the sidelines of the conference. The meeting lasted just over an hour.

Moller chaired the meeting, and while the Turkish Cypriot side was represented, Turkey was not because the Turkish official due to arrive did not make it to Oslo in time to participate.

“The meeting did not produce anything substantial,” said the sources, speaking on condition of anonymity due to Chatham House rules, which decree utter secrecy at such conferences.

“Iacovou and Nami were both present and spoke briefly,” the sources said, adding that no sparks flew between them.

“The most striking thing, at least for the initiated [on the Cyprus issue], was the positive atmosphere. The congeniality between the two appeared genuine. They even had their meals together,” said the sources.

CYPRUS MAIL 28/06/08

 

Kıbrıslı Maronitler yok olmak üzere

KUZEY KIBRIS'TAKİ KÖYÜMÜZE DÖNSÜNLER... Antonis Haji Roussos, Güney Kıbrıs'ta dağınık halde yaşayan Maronitlerin, yeniden bir toplum olabilmesi için kuzeydeki eski köylerine geri dönmeleri gerektiğini vurguladı. Roussos, Kuzey Kıbrıs'taki köylerine dönmedikleri takdirde Maronitlerin dış evlilikler sonucu maruz kaldıkları asimilasyon nedeniyle yakın zamanda yok olacağından endişe ettiğini söyledi

İbrahim BEYAZOĞLU

Maronit cemaatinin Rum Meclisi'ndeki Temsilcisi Antonis Haji Roussos, Güney Kıbrıs'ta dağınık halde yaşayan Maronitlerin, yeniden bir toplum olabilmesi için kuzeydeki eski köylerine geri dönmeleri gerektiğini vurguladı. Roussos, Kuzey Kıbrıs'taki köylerine dönmedikleri takdirde Maronitlerin dış evlilikler sonucu maruz kaldıkları asimilasyon nedeniyle yakın zamanda yok olacağından endişe ettiğini söyledi.

KIBRIS'a konuşan Roussos, Kıbrıs sorununun çözüm aşamasında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs meselesini pasif bir şekilde beklediklerini kaydeden Roussos, mülkiyet ve siyasi temsil haklarını kazanıp var oluşlarını sürekli kılmak için Annan Planı'na evet demelerine rağmen Rumların hayır demeleriyle birlikte adadaki Maronit nüfusunun belirsiz bir geleceğe saplanıp kaldığını belirtti.

Roussos, Maronitlerin Rum parlamentosunda oy verip konuşma haklarının olmadığından dolayı siyasal etkilerinin olmadığını kaydetti.

Roussos, Türk tarafındaki yönetimden de şikayet ederek, Türk ordusunun Karpaşa ve Özhan'ı kamp haline getirdiğini ve eski evlerini görüp orada dini ibadetlerini gerçekleştirmeye izin vermediğini söyledi. Roussos, bu bağlamda, Birleşmiş Milletler'e de başvurarak, kuzeye ayin yapıp evlerini görmek için geçmek istediklerini ancak bir sonuç alamadıklarını ifade etti.

Asimilasyona karşı yeniden

toplum olma arzusu

Toplum olmanın önemine değinen Roussos, Kıbrıs sorununa dair üretilecek bir çözüm sonucunda, cemaatinin evlerine döneceğini ve eski toplum hayatını yeniden canlandıracağını belirtti.

Kuzeydeki köylerine dönüp orada yaşamak istediklerini belirtmelerine rağmen, söz konusu isteklerinin kabul edilmediğini ifade eden Roussos, Maronitleri köylerine geri dönüp orada yaşamaları için cesaretlendirmeye çalıştıklarını ifade etti.

"Cemaatimizi tek bir kimlik olarak bir arada tutmanın tek yolu budur" diye konuşan Roussos, asimilasyon tehlikesi yüzünden cemaat olarak varlıklarını sürdürmenin zor olduğundan yakınarak, dış evlilikler yüzünden birkaç yıla kalmaz asimilasyona maruz kalıp yok olabileceklerini söyledi.

"Kaybolmamak için asimilasyonun önüne geçmek lazım" diyen Roussos, eskiden Kuzeydeki köylerinde bir arada yaşayan Maronitlerin birbirini tanıdığını söyledi ve yeniden bir toplum olmak istediklerini dile getirdi.

Roussos, 1974'ten önce, ağırlıklı olarak Kormakitis (Kormacit), Karpashia (Karpaşa), Asomatos (Özhan) ve Agia Marina (Gürpınar) köylerinde, çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla uğraşıp Kıbrıslı Türklerle barış içerisinde yaşayan Maronitlerin 1974'ün ardından köylerini terk ederek adanın çeşitli bölgelerine dağıldığını, gün geçtikçe köylerinde kalan Maronitlerin sayısının azaldığını söyledi.

Geçmişte yaklaşık 5000 Maronit'in yaşadığı Kuzey'de bugün itibariyle sadece 150 Maronit'in kaldığını ifade eden Roussos, yakın bir geçmişte tarım ve hayvancılıkla uğraşan Martonit cemaatinin dağılma sürecinde birçok şeyin onlar için zorlaştığını belirtti. Roussos, Maronitlerin işsizlik sıkıntısı çektiğine de değindi.

Sembolik bir siyaset

Annan planına siyasi ve kültürel anlamdaki belirleyici nedenlerden dolayı haklarını tekrar kazanmak için evet dediklerini söyleyen Roussos, planın reddedilmesinden sonra söz konusu duruma ilişkin yaşanan belirsizliklerden ötürü mağduriyet yaşadıklarını söyledi.

Roussos, Annan Planı ortaya çıktığında, Maronitlerin köylerine geri dönüp mülkiyetlerine kavuşma ve her zaman hak iddia ettikleri parlamentodaki siyasal temsiliyetlerini yükseltmek için referandumda evet oyu verdiklerini ifade etti.

Bugün gelinen noktada Rum yönetimi parlamentosunda oy verip konuşma hakları olmadığını söyleyen Roussos, sadece meclise katıldıklarına dikkat çekerek, yüz yüze geldikleri siyasi durumu "aşağı yukarı sembolik bir şey" diye niteledi. Roussos, bu konuda şöyle konuştu:

"Politik bir etkimiz yok. Etkimiz çok aşağı seviyelerde. Politik anlamda karar verme aşamasında değiliz. Annan planı kabul edilmedi ve biz muallâkta kaldık. Eğitim ve kültürel anlamdaki sorunlarımıza çözüm üretmek için uğraşıyoruz. Bu yüzden de İki büyük cemaat arasında yaşanan mücadele bizim için bir cezaydı. Boş yere acı çektik."

"Türk Askeri izin vermiyor"

Kıbrıslı Türklerin, özellikle Koruçam'da kalıp hayatlarını sürdürmeleri için kendilerini cesaretlendirerek Maronitlere mülkiyet kullanımına dair bazı haklar verdiklerini söyleyen Roussos, eskiden köyde yaşamayanların mülkiyetini Kıbrıslı Türk yetkililerin yönettiğini söyledi.

2003'ten sonra, Kıbrıslı Türk yetkililerin, Koruçam'da yaşayan tüm Maronitlerin mülkiyet kullanım haklarını geri almaları gerektiğini söylediklerini ifade eden Roussos, Koruçam'da ordu mensuplarının yaşamadığı iki evin de kendilerine iade edildiğini belirtti.

Roussos, aynı durumun Karpaşa ve Özhan için geçerli olmadığını, Karpaşa ve Özhan'da Maronitlerin yaşamalarına izin verilmediğini kaydetti. Maronitlerin sadece Koruçam'da yaşayabildiğini söyleyen Roussos, Karpaşa'da, köydeki en iyi durumdaki evlerde Türk ordusu mensuplarının kaldığını kaydetti. Özhan'ın ise tamamıyla askeri kamp olduğunu söyleyen Roussos, "Orada yaşamamıza izin verilmiyor. Kampta sadece iki yaşlı kadın yaşıyor" diye konuştu.

Roussos, Özhan'da kendilerine sadece pazar günleri 100 kişiyle dini ibadetlerini yerine getirmek olduğunu söyledi. İçeriye girip ayinlerini gerçekleştirmek için kapıda ordu mensuplarına pasaport ve kimlik kartlarını teslim ettiklerini ifade eden Roussos, Maronit din adamının geldikten sonra söz konusu ayinin gerçekleştiğini ve belgelerini çıkışta geri aldıklarını kaydetti. "Gürpınar'da da kimsenin girip evini görmesi ve kiliseye gitmesi için izin verilmiyor" diyen Roussos, bu çerçevede şunları söyledi:

"Çok zor bir durum. İnsanların evlerini görmelerine izin verilmiyor. Oldukça askeri bir vaziyet. Orası kapalı bir askeri kamp. Birçok kez ayinlerini gerçekleştirmek için Barış Gücü ve Türk ordusu mensuplarına başvurmamıza karşın isteğimiz bölgenin askeri kamp olduğu gerekçesiyle geri çevrildi. Sadece Kormacit ve Karpaşa'yı ziyaret edip orada yaşamamıza izin veriliyor."

Roussos, yılın 17 Temmuz günü geldiği zaman eski adı Ayia Marina olan köyün koruyucusu Ayia Santa Marina için dini ayin ve kutlama yapmak istemelerine rağmen gerekli izinin kendilerine verilmediğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerle dostuz

İki toplumla da iyi ilişkilere sahip olduklarını söyleyen Roussos, dost olarak yaşadıkları Kıbrıslı Türklerle hiç sorunları olmadığını söyledi.

Eskiden yaşadıkları çevrede Maronitlerin Kıbrıslı Türklerle oldukça mutlu yaşadığını vurgulayan Roussos, Maronitlerin Gürpınar'da (Ayia Marina) Kıbrıslı Türklerle dış evlilikler gerçekleştirdiğini ve iki cemaatin kendi aralarında birinci dereceden akrabalık unsurları barındırdığını anlattı.

Mesaj

Kıbrıslı Rumlarla iyi ilişkiler içerisinde olduklarını belirten Roussos, "Rumların bizi yanlış anlamalarını istemiyoruz. Onlarla ayni dili konuştuğumuz ayni toplumun parçasıyız" dedi.

Bu anlamda, yanlış yapıp Kıbrıs sorununu riske atmak istemediklerini söyleyen Roussos, bu yüzden de tedbirli, sağgörülü ve öngörülü bir yaklaşımla geleceği düşünerek siyasete karışmadıklarını kaydetti.

Roussos, "Kıbrıs sorunu üzerinde etkimiz yok. Bu yüzden de Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin bir çözüm bulmaları için bekliyoruz. Çözüm gerçekleşene kadar bir toplum olarak hayatta kalmak istiyoruz. Pasif bir şekilde bekliyoruz. Sorunumuz bu" diye konuştu.

Hristofyas'la birlikte politik havanın umut verdiğini ifade eden Roussos, çözüm için ortak bir zemin gerektiğini söyledi. Hristofyas'ın çözüm iradesi gösterdiğinin altını çizen Roussos, komitelerin iyiye işaret olduğunu söyledi. Adanın çözüm için ideal bir zamanda olduğunu ifade eden Roussos, çözümsüzlüğün ilelebet devam etmeyeceğini belirtti.

Bir dereceye kadar iki toplumu da tatmin edecek bir anlaşmanın şart olduğuna değinen Roussos, Kıbrıs dışında başka ülkelerin aralarındaki farklılıklara rağmen bir uzlaşıya vardıklarını söyledi.

Roussos, iki tarafın farklı konuştuğunu ifade etti ve Kıbrıslıların oturup kendi arlarında barışçıl bir yolla gelecek için anlaşmalarını gerektiğini kaydetti. Roussos, ayrıca "Biz Maronitlerin de haklarımız var ve çözüm çalışmaları kapsamında haklarımız da hesaba katılmalı" dedi.

"Lütfen Maronit cemaatinin haline bir bakın"

Geleceğe dair muallâkta kaldıklarını yineleyen Roussos, her iki tarafın politikacılarına, pratikte mümkün bir çözüm içerisinde herkesin ortak iyiliği için barış koşullarında yaşama isteminde bulunan Roussos, Türk politikacılara ayrıca şu mesajı gönderdi:

"Lütfen Maronit cemaatinin haline bir bakın. Küçük bir toplum olduğumuzu anlamaları gerekir. Biz Maronitler kimsenin kötülüğünü istemiyoruz. Köylerimize barışçıl ve iyiye giden bir şekilde geri dönmekten başka bir şey istemiyor ve Kıbrıslı Türk yetkililerden bu isteğimizi gerçekleştirmemize yardım etmelerini istiyoruz. Kıbrıslı Türk yetkililerden Maronitlere ilişkin mülkiyet düzenlemelerinin açığa kavuşturulmasını rica ediyoruz"

KIBRIS 29/06/08

 

Kıbrıs Türk halkının mülkiyet hakları tehlike sınırında

Mülkiyet Konusu ve Kıbrıs Sorunu

Kıbrıs sorununa çözüm arayışları çerçevesinde 21 Mart Anlaşması ile yeni bir süreç başlatılmış bulunmaktadır. Toprak ve mülkiyet müzakere sürecinin en önemli konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Maraş konusu sürekli olarak Avrupa Birliği gündeminde yer almakta, Mal Tazmin Yasası ile KKTC'de bir iç hukuk sistemi oluşturulduğu iddia edilmekte, Türkiye aleyhinde AİHM'in aldığı kararlar siyasi iktidarlar tarafından zafer nitelemeleriyle kamuoyuna duyurulmakta,Vakıflar İdaresi vakıf emlake sahip çıkmamakta ,1960 yılından bu yana Kıbrıs Türk Halkının uğradığı münferit ve kollektif zararlar göz ardı edilmektedir.

Kıbrıs Rum Yönetiminin Mülkiyet Planı

Kıbrıs Rum Yönetimi geliştirdiği eylem planı çerçevesinde, bir taraftan Kıbrıslı Türklere ait malların yönetimini İçişleri Bakanlığı bünyesine alarak Kıbrıslı Türklerin mülkiyet haklarını çözüm sonrasına ertelemiş olup ,diğer taraftan AİHM üzerinden hukuk sürecini, AB üzerinden de siyasi süreci tek taraflı bir şekilde yürütmektedir.Bu plan başarılı bir şekilde yürütülerek, AİHM'de alınan hukuki kararlar ile Kıbrıslı Rumlara eski mülklerinin abartılı tazminat ödemeleri ile iadesi öngörülmekte ,ilaveten KKTC'nin Türkiye'nin askeri kontrolü ve hükümranlığı altında olduğuna vurgu yapılmaktadır. Diğer taraftan AİHM Kıbrıs Türk Halkının ada üzerindeki mülkiyet ve siyasi haklarını yok saymaktadır. Özetle AİHM, Kıbrıs Rum Halkının tezlerine uluslararası hukuk platformunda meşruluk kazandırmaktadır.

Kıbrıs Rum Yönetimi, AB organları üzerinden tezlerini siyasi platforma da taşımış bulunmaktadır. Bu bağlamda, özellikle Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara verilmesi ve adadaki Türk askerinin çekilmesi ağırlıklı olarak Avrupa Birliğinin gündemine yerleşmiş bulunmaktadır.

Kıbrıs Türk Yönetiminin Mülkiyet Planı

KKTC Yönetiminin herhangi bir mülkiyet planı olmayıp, Kıbrıs Rum Yönetiminin geliştirdiği plan çerçevesinde hareket ederek bu plana uyum sağlamaktadır. Bu edilgen uygulama çerçevesinde, Kıbrıs Türk Halkının 1960 yılından bu yana uğradığı kayıplar ile 100 yıllık vakıf emlak yağması kapsamlı bir şekilde ortaya konmamakta, sonuçta Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat hakları yitirilmektedir.

Diğer taraftan, AİHM'in aldığı tek taraflı karar ile KKTC'de münhasıran Kıbrıslı Rumlara hizmet eden Mal Tazmin Yasası çıkarılmış ve bu yasa çerçevesinde Mal Tazmin Komisyonu oluşturulmuştur.

Bunlara ilaveten, Son olarak hazırlanan bir yasa tasarısı ile de Eşdeğer Mal Hak Sahiplerinin KKTC'deki mülkiyet hakları ortadan kaldırılmak istenmektedir. Kıbrıs Rum Yönetiminin öngördüğü siyasi çözüme hizmet eden bu Yasa tasarısı, iki kesimliliği ortadan kaldırmaya yönelik olup ,Eşdeğer Mal Hak Sahiplerini Rum Yönetiminin insafına terk etmektedir.

KKTC Yönetiminin zafiyeti siyasi platformda da devam etmekte olup, Resmi Makamlar Maraş'ın Rum tarafına verilmesine ve Türk askerinin Maraş'tan çekilmesine onay veren tutum sergilemektedir.

Taşınmaz Mal Yasası ve İç Hukuk Yanılgısı

Resmi Makamlar, Taşınmaz Mal Yasası ile KKTC'de iç hukuk oluşturulduğu iddiasında bulunmaktadır.Bu iddia yanlıştır çünkü AİHM ,KKTC'yi Türkiye'nin askeri kontrolü ve hükümranlığı altında bir bölge olarak tanımlamaktadır.Bu bağlamda ,AİHM'in öngördüğü şekilde Mal Tazmin Yasasının çıkarılması ve buna paralel olarak Mal Tazmin Komisyonunun oluşturulması egemen ülke yasalarına ve KKTC Anayasasına aykırıdır. Söz konusu yasanın çıkarılması ile Kıbrıs Türk Halkının egemenlik, devlet, siyasi eşitlik ve mülkiyet hakları zayıflatılmıştır.

Taşınmaz Mal Yasası AİHM'in

Hukuk skandalını aklamaya yöneliktir

AİHM'in tabi olduğu kurallara göre ilgili ülkede iç hukukun tüketilmesi şarttır ancak Loizidu ve Arestisin müracaatları iç hukuk tüketilmeden AİHM tarafından kabul edilmiştir. Bu bağlamda AİHM kendi koyduğu kurallara uymamakla yasa dışı icraatta bulunmuştur. KKTC Meclisi tarafından çıkarılan Taşınmaz Mal Yasası ve bu yasaya paralel olararak KKTC'de oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu, AİHM tarafından işlenen hukuk skandalını aklamaya ve Kıbrıslı Rumlar tarafından AİHM'e yapılan müracaatların önünü açmaya yöneliktir.

Mal Tazmin Komisyonu AİHM'in alt kuruluşu gibi hareket ederek Kıbrıs Rum Halkına hizmet etmektedir

KKTC'de oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu AİHM'in çizdiği çerçevede Kıbrıslı Rumların haklarını tek taraflı bir şekilde korumakta, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet ve tazminat haklarını ise göz ardı etmektedir. Ayrıca, Taşınmaz Mal Komisyonunun aldığı kararlar nihai olmayıp kesin karar AİHM'e aittir. Bu şekli ile Mal

Tazmin Komisyonu AİHM'in bir alt kuruluşu gibi icraat yapmaktadır. Bu bağlamda Komisyon, vakıf emlak işgalcisi Arestise mal sahibi muamelesi yaparak tazminat önermiş, gerçek mal sahibi olan Vakıflar İdaresini ise kaale almamıştır.

Bu davranışı ile Mal Tazmin Komisyonu, 100 yıllık vakıf emlak yağmasının aklanmasına hizmet etmiştir. Bir diğer örnek olan Tymvios davasında ise, takas kapsamında yer alan Kıbrıslı Rum'a ait emlake maddi ve manevi tazminat önerilirken, Kıbrıslı Türk'e ait mülk için herhangi bir tazminat önerilmemiştir. Buna ilaveten, Resmi Makamlar Tymvios davası ile ilgili olarak kamuoyunu yeterli ve doğru bir şekilde bilgilendirmemiştir. Ayrıca, Rum basınında yer alan haberlerde takas kapsamında yer alan Larnakadaki mülkün Vakıflara ait olduğu ifade edilmektedir. Bu iddia doğru ise hem Anayasal bir suç işlenmiş ve hem de 100 yıllık vakıf emlak yağmasının aklanmasına hizmet edilmiştir.

Vakıflar İdaresi vakıf

emlake sahip çıkmamaktadır

Vakıf emlaktan kaynaklanan mülkiyet ve tazminat hakları, Kıbrıslı Rumların AİHM'de açtıkları mülkiyet ve tazminat davalarını karşılayarak tazminat durumunu lehimize çevirecek potansiyele sahiptir. Ancak, Vakıflar İdaresi ,ada genelinde hukuk kurallarına aykırı bir şekilde gasp edilmiş vakıf emlake ve 100 yıllık tazminat haklarına sahip çıkmamaktadır.AİHM sürecinde ise , Arestis davasında mülkiyet belgeleri zamanında Mahkemeye sunulmamış , Arestis konusu Mal Tazmin Komisyonuna intikal ettiği zaman gerekli itirazlar yapılmamış , Maraş'ın Vakıflara ait olduğunu teyit eden Mağusa Kaza Mahkemesi kararları Komisyona sunulmamış ve vakıf emlaktan kaynaklanan mülkiyet ve tazminat hakları ülke yararı doğrultusunda kullanılmamıştır.

AİHM davalarının doğuracağı

muhtemel sonuçlar korkunç boyutlarda

AİHM davaları, Kıbrıslı Rumlara tazminat ödemeleri ile birlikte mülk iadesi öngörmektedir. AİHM kararları tek taraflı olup, Kıbrıs Türk Halkının toplumsal ve münferit haklarını gözardı etmektedir. Özellikle Loizidu ve Arestis davaları kilit davalar olarak belirlenmiş olup, diğer davalar için emsal teşkil etmektedir.Bu davaların kabulü halinde Kapalı Maraş ve ada genelinde işgal edilmiş vakıf emlak abartılı tazminat ödemeleri ile birlikte işgalci Rumlara bırakılmış olacaktır.İlaveten ,ilk etapta AİHM'de girişim başlatmış 1,400 Kıbrıslı Rumun davası doğrudan etkilenecek ve mülk iadesi ile birlikte 40 milyar dolara ulaşacak tazminat ödemeleri ile sonuçlanacaktır.AİHM kararları ile iki kesimlilik de ortadan kalkmış olacaktır.

KKTC Yönetimi Avrupa Birliği Kurumlarında Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve garanti haklarını savunmamaktadır

Özellikle Maraş konusu AB Kurumlarında gündem maddesi yapılmakta ve Kıbrıslı Rumlara verilmesi önerilmektedir. Bu girişimler karşısında KKTC

En son örnek Mağusa Rum Göçmenler Hareketinin müracaatı üzerine gerçekleşmiştir. Yapılan müracaat üzerine Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi 25-28 Kasım tarihlerinde yerinde ziyaret gerçekleştirerek tarafların görüşlerini almıştır.

Görüşmelerde, Rum tarafı yaptığı etkili takdimlerle Kapalı Maraş'ın iadesini talep ederken KKTC Yönetimi Vakıf emlak olduğu tapu kayıtları ile belgelenmiş Maraş'ın mülkiyetine sahip çıkmamıştır. Yapılan görüşmelerde KKTC Makamları Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu kabul etmiş, Türk askerinin Maraş'tan çekilmesi önerisine saygı duyduğunu ifade etmiş ve Kıbrıslı Türklerin mülkiyet ve garanti haklarını gündeme getirmemiştir.

AP Dilekçeler Komitesi ziyaret sonucunda hazırladığı raporun öneriler bölümünde, Türkiye'nin Kıbrıs'taki askeri varlığını ve Maraşın işgalini kabul edilemez olarak nitelendirmekte ve Kapalı Maraş'ın Rumlara iadesi gereğini vurgulamaktadır. Konunun Avrupa Parlamentosunda en geç Temmuz 2008 tarihinde müzakere edilmesi beklenmektedir.

Yeni Eşdeğer Mal Yasa Tasarısı ile Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı Rum Yönetiminin insafına terk edilmektedir

Mal Tazmin Yasası ile Kıbrıslı Rumlara tek taraflı haklar tanınırken, Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı kendi yönetimi olan KKTC hükümeti tarafından kısıtlanmaktadır. Son olarak hazırlanan bir yasa tasarısı ile Eşdeğer Mal Hak Sahiplerinin KKTC'deki hakları ortadan kaldırılmak istenmektedir. Söz konusu yasa tasarısı ile bu güne kadar eşdeğer mal hakkını almayanlar, eşdeğer uygulamalarından memnun olmayanlar ve KKTC'de aldıkları eşdeğer emlaktan feragat etmek isteyenler, Güney Kıbrıs'taki eski mallarına yönlendirilmekte, başka bir deyişle Rum Yönetiminin insafına terk edilmektedir.

Bu yasa ile KKTC Yönetimi, Kıbrıs Rum Yönetiminin uyguladığı mülkiyet politikasını kabul etmiş olacak, iki kesimlilik sulandırılmış olacak ve bütün bunların ötesinde, Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı Kıbrıs Rum Yönetiminin insafına teslim edilmiş olacaktır. Hükümet eliyle eşdeğer mal hak sahiplerine indirilen bu darbe Güney Kıbrısta bırakılan Kıbrıslı Türklere ait mülklerin ucuz bedellerle Kıbrıslı Rumlara satılmasına neden olacaktır.Sonuçta bu uygulamalarla Kıbrıs Türklerine ait toprak varlığı da azaltılmış olacaktır.

Çözüm ve çıkış yolu vardır

Yukarda özetlenmiş olumsuz gelişmelerden de anlaşıldığı gibi ,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri ,Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet ve tazminat haklarını koruma ve savunma kapasitesini kaybetmiştir.

Ancak bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen çözüm yolu vardır. Çözüm önerileri beş başlık altında özetlenmiştir:

1-Kapalı Maraş'taki Rum işgalciler aleyhinde Mağusa Kaza Mahkemesi'nde, kullanım kaybından kaynaklanan haklar için Vakıflar İdaresi tarafından tazminat davaları açılmalıdır. Bu suretle, Türkiye üzerinde yoğunlaşan ve 40 milyar dolara ulaşması beklenen tazminat baskısı ortadan kalkmış olacak; ilaveten Vakıflar İdaresi adına 100 yıllık tazminat hakkı doğmuş olacaktır.

2-Özellikle vakıf mülkiyeti ile ilgili konularda muhatap Türkiye Cumhuriyeti değil Vakıflar İdaresi olmalıdır. Bu suretle Türkiye üzerindeki baskılar ortadan kalkacak, ilaveten Rumların AİHM'de dava açması hukuken mümkün

3-AİHM kararları çerçevesinde hiçbir şekilde ödeme yapılmamalıdır. Herhangi bir ödeme yapılması, Kıbrıslı Rumlara tek taraflı mal iadesi ile birlikte 40 milyar dolara ulaşması beklenen tazminat ödemelerine yol açacak, diğer taraftan Kıbrıs Türk Halkının mülkiyet hakkı Rum Yönetiminin hukuk dışı insafına terkedilmiş olacaktır.

4-Vakıflar İdaresi Kapalı Maraş'ı tasarrufuna almak suretiyle Kıbrıslı Rumların AİHM'deki girişimlerini durdurmalıdır. Bu yapıldığı takdirde Kapalı Maraş'taki gerçek mülkiyet hakkının ortaya çıkması sağlanacak, ayrıca Türkiye üzerinde yoğunlaşan hukuki baskılar ortadan kalkmış olacaktır.

5-Vakıflar İdaresi Kapalı Maraş'ta kapsamlı bir Turizm -Ticaret merkezi oluşturmak suretiyle KKTC ekonomisi için güçlü bir cazibe merkezi oluşturmalıdır. Bu bağlamda 15,000 turistik yatak kapasitesi, 5000 ticari işyeri ve 20,000 istihdam olanağı yaratılmış olacaktır.

6-Kıbrıs Türk Halkının özellikle 1960-1974 döneminde uğradığı zararlar ve Merkezi Hükümetten dışlanmaktan kaynaklanan maddi ve manevi kayıplar için tazminat talep edilmelidir.

7-KKTC'de oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu lağvedilmelidir. Mülkiyet ile ilgili herhangi bir Komisyon, eşitlik ve karşılılklılık ilkeleri temelinde, eşzamanlı olarak KKTC'nin ve Kıbrıs Rum Yönetiminin iç hukuku çerçevesinde oluşturulmalıdır.

Yeni eşdeğer mal yasa tasarısı ile eşdeğer hak sahipleri

Kıbrıs Rum yönetiminin insafına terk edilmektedir

Son yıllarda çıkarılan mülkiyet yasaları ile Rum Yönetiminin talepleri yerine getirilmekte ve bu suretle müzakere süreci başlamadan KKTC Meclisi kanalıyla Rum tarafı lehine tek taraflı tavizler verilmektedir.

En son örnek Eşdeğer Mal Yasasına getirilmesi tasarlanan düzenleme ile ilgilidir. Halen hazırlık aşamasında olan yeni Eşdeğer Mal Yasa Tasarısı ile Güney Kıbrıs'ta mal bırakmış KKTC vatandaşları ,eşdeğer haklarından vazgeçmek suretiyle Güney Kıbrıs'taki eski mallarına yönlendirilmekte ,başka bir deyişle Rum Yönetiminin insafına terk edilmektedir.

Hazırlık aşamasında olan yeni Eşdeğer Mal Yasa Tasarısında yer alan önemli maddeler aşağıda özetlenmiştir:

1-Eşdeğer Mal Yasası uyarınca ,KKTC Devletine feragatname vermek suretiyle KKTC'den mal ya da puan almış olanlar ,KKTC'den aldıkları eşdeğer malı ya da puanı iade edip ,karşılığında feragatnamesini ya da mal değer belgesini iptal ettirebilir ve Güney'de bıraktıkları mal üzerinde tasarrufta bulunabilirler.

2-Eşdeğer Mal Yasası uyarınca feragatname vermek suretiyle KKTC'den, Güneyde bıraktığı mala oranla daha düşük değerde mal ya da puan aldığını düşünenler, KKTC'de aldıkları malları ve puanları KKTC Devletine iade etmek suretiyle Güney Kıbrıs'taki malları üzerinde tasarrufta bulunma haklarını geri alabilirler.

3-Elinde mal değer belgesi bulunan kişilere bu belge karşılığında mal verilmeyecek; Ancak mal değer belgeleri karşılığında hak sahipleri tazminat talebinde bulunabilecektir.

4-Eşdeğer Mal Hak Sahipleri, Güney Kıbrıs'ta bırakmak zorunda kaldıkları malları ile ilgili olarak kullanım kaybından kaynaklanan maddi ve manevi zararları için hukuki girişimde bulunamazlar.

Yukarda özetlenmiş tasarının yasalaşması halinde:

1-KKTC Anayasasından kaynaklanan eşdeğer mal hakkı ortadan kaldırılmış olacaktır.

2-Eşdeğer mal hakkını alıp almadığına bakılmaksızın, Güney Kıbrıs'ta mal bırakmış KKTC vatandaşlarının, KKTC'de aldıkları mallardan feragat etmeleri ve Rum Yönetimi altındaki eski mallarına dönmeleri teşvik edilmektedir. Başka bir deyişle, söz konusu yasa tasarısı ile Güney Kıbrıs'ta mal bırakmak zorunda kalmış eşdeğer hak sahipleri, Rum Yönetiminin insafına terk edilmektedir.

3-Hükümet eliyle eşdeğer mal hak sahiplerine indirilen bu hukuk dışı darbe karşısında, eşdeğer hak sahipleri Güney Kıbrıs'ta bıraktıkları malları ucuz bedellerle satmaya mahkum edilmektedir. Sonuçta, bu uygulama ile Kıbrıs Türk Halkının ada genelindeki toprak varlığı azaltılmış olacaktır.

4-Yeni yasa tasarısı ile Kıbrıs Rum Yönetiminin politikasına ve iki kesimliliğin ortadan kaldırılmasına hizmet edilmektedir.

5-AİHM ve KKTC'de oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu kararları ile Kıbrıslı Rumlara kullanım kaybından kaynaklanan zararlar için tazminat ödemesi öngörülürken, Kıbrıslı Türkler için ayni hak söz konusu yasa tasarısı ile yasaklanmış bulunmaktadır.

KIBRIS 29/06/08

 

Both sides cautious before Tuesday’s meeting
By Jean Christou

BOTH SIDES are being cautious ahead of Tuesday’s meeting between the two leaders, neither raising expectations nor dampening hopes of overcoming current obstacles.

Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami, the advisor to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, have been holding regular meetings to try and smooth the way for Tuesday’s meeting.

The talks’ process ran into difficulties over different interpretations of what the basis for a resumption of negotiations would be.

The situation was exacerbated when the Turkish Cypriot side was angered over a memorandum of understanding signed between London and Nicosia, which used terminology Talat said undermined his joint statements with Christofias.

While Iacovou and Nami have been trying to find a formula, they will not be meeting tomorrow ahead of the Tuesday meeting, Iacovou said yesterday.

“After a general conversation I had with Mr Nami in Oslo, this week, we believe that we must not raise expectations or encourage concerns by having an additional meeting,” Iacovou told the Cyprus News Agency yesterday.

While attending a mediators conference in Oslo, Iacovou and Nami held a working breakfast with former UN Special Representative for Cyprus Michael Moller, Peruvian diplomat Alvaro de Soto, who mediated the failed Annan plan in 2004, and two other former UN envoys for Cyprus, Joe Clark and Sir Kieran Prendergast.

Iacovou described his encounter with Nami in Oslo as informal, and had taken place on the sidelines of the mediators’ conference to which they had both been invited.

Asked whether Christofias and Talat were likely to issue a new joint statement on Tuesday, Iacovou said it might not be appropriate if the issues under discussion continued to be fluid.

“There are other methods apart from a joint communiqué,” he said.

“In any case, the decision on this issue rests with the two leaders at Tuesday’s meeting. They may discuss some issues in depth and leave the rest for their next meeting or they might evaluate progress in the discussions at the Technical Committees and the Working Groups and continue at their next meeting.”

Talat and Christofias are expected to hold two meetings in July before the summer break. The plan is to talk about talks and have fully-fledged negotiations up and running by the autumn.

CYPRUS MAIL 29/06/08

 

 

Turkey again rejected by Paris MoU
By Jean Christou

TURKEY’S application to become a member of Europe’s port state control mechanism on ship inspections has been shelved for the second year running, due partly to its discrimination against certain flags, including Cyprus.

Shipping bible Lloyds List reported yesterday that continuing discrimination by Turkey against other flags had damaged its aspirations of becoming a member of the Paris Memorandum of Understanding (MoU) on Port State Control.

The Paris MoU, a coalition of maritime nations, monitors ship detention rates through port state control and compiles a black, grey and white list each year detailing the number of detentions for various countries’ flags around the world.

The aim of the Paris MoU is to eliminate the operation of sub-standard ships through a harmonised system of port state control that ensures vessels meet international safety security and environmental standards.

Lloyds said the latest rebuff to Turkey by the Paris MoU Committee was spelled out in much clearer language, telling Ankara its application would be shelved until the discrimination issue was resolved.

“Sources have confirmed that negativity towards the application primarily reflects frustration among MoU members at various types of discrimination against other member flags,” said the Lloyds report from Athens.

In 1987 Turkey imposed a ban on Cyprus flagged ships, and vessels with any connection to Cyprus and although the EU has repeatedly called for the ban to be lifted under the Ankara protocol, Turkey has yet to comply.

CYPRUS MAIL 29/06/08