Kıbrıs'ta liderler yarın buluşuyor
Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere yarın devam edilecek.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, yarın
saat 16.00'da Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.
Liderler yarın, "tıkanıklığı çözme
mekanizması" konusunu ele alacak.
CNN TURK 16/11/08
Ya Kıbrıs ya AB tercihine mecbur değiliz
"İLİŞKİLENDİRMEYE
KARŞI ÇIKACAĞIZ"... Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs
meselesinin adil, yaşayabilir ve kalıcı bir çözüme
kavuşturulması için yıllardır iyi niyetle çaba
gösterdiğine işaret ederek, Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliği konularını birbirleriyle
ilişkilendirme çabalarına kararlılıkla karşı
çıkmaya devam edeceklerini vurguladı
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Türkiye Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye ve KKTC'nin
Kıbrıs meselesinin adil, yaşayabilir ve kalıcı bir
çözüme kavuşturulması için yıllardır iyi niyetle çaba
gösterdiğine işaret ederek Kıbrıs sorunun çözümüyle
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konularını birbirleriyle
ilişkilendirme çabalarına kararlılıkla karşı
çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.
Çiçek, "Herkes bilmelidir ki bu yanlış hesaptır. Türkiye
hiçbir zaman ya Kıbrıs ya Avrupa Birliği tercihine mecbur
değildir" şeklinde konuştu.
KKTC 'in 25 yıl içinde rüştünü ispatladığını;
insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik
yapısıyla bölgenin barış ve istikrarının önemli
bir unsuru haline geldiğini belirten Çiçek, adada varılacak
anlaşmanın gerçeklere dayanması gerektiği üzerinde durdu ve
"Hiç kimse, Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı
demokrasi ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini inkara
kalkışmasın. Hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının
kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklemesin ve bu hususta
yanlış bir hesap da yapmasın" dedi.
KKTC'nin 25. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla Lefkoşa'da
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi törende konuşan Çiçek,
Türkiye ve hükümeti adına Kıbrıs Türk halkının
bayramını kutlarken ileriki dönemde de Kıbrıs Türk
halkının daha huzurlu ve müreffeh bir hayat sürmesi için her türlü
katkıyı sağlama yönündeki kararlılıklarını
vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının 1963 ile 1974 arasında
çektiği ızdırabı unutmadığı,
unutmayacağını ve benliğini, şerefini
imkansızlıklara rağmen savunmayı ve
yarınlarını kurtarmayı bildiğini anlatan Çiçek,
"Kıbrıs Türk halkı verdiği bu mücadele sayesinde bugün
25. yılına erişen KKTC'de tek bir vücut, tek bir kalp halinde
özgüven içinde yaşamaktadır. 7'den 70'e görev ve sorumluluk bilinci
içinde, yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara rağmen
bayrak, vatan ve hür yaşamak için geceyi gündüze katarak çalışmıştır
ve çalışmakladır.
KKTC 25
yılda rüştünü ispatladı... Başarılı sınav
iftihar vesilesi...
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tarih önünde verdiği
başarılı sınav, hepimiz için bir iftihar vesilesidir. KKTC
25 yıl içinde rüştünü ispatlamış; insan haklarına,
hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik yapısıyla
bölgenin barış ve istikrarının önemli bir unsuru haline
gelmiştir" şeklinde konuştu.
Çiçek, Kıbrıs'ta iki halkın işbirliği yaparak ve
birbirlerinin hakkına saygı göstererek yaşamalarının
gelecek nesillerine dönük sorumluluk bilincinin gereği olduğunu
vurgulayarak "Halen devam eden müzakere sürecinin itici gücü bu
anlayış olmalıdır" dedi.
"Kimse
adadaki gerçekleri inkara kalkmasın"
Barış anlaşmasının temelinde adadaki gerçeklerin yer
alması gerektiğini de vurgulayan Çiçek, kimsenin bu gerçekleri inkara
kalkışmamasını ve yanlış hesap da
yapmamasını istedi. Çiçek şunları kaydetti:
"Sağduğu, barış anlaşmasının temelinde
adadaki gerçeklerin yer almasını emretmektedir. Hiç kimse,
Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve
iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini inkara
kalkışmasın. Hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının
kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklemesin ve bu hususta
yanlış bir hesap da yapmasın. Kapsamlı çözüm
Kıbrıs Türk halkı ve KKTC'nin kurucu ve eşit olarak yer
alacağı yeni bir ortaklıkla mümkün olabilir. Bu yeni
ortaklıkta iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin fiili, etkin
garantörlüğü vazgeçilemeyecek ilkelerdir. Bu ilkeler aynı zamanda
yarım yüzyıldır Birleşmiş Milletler gözetiminde süren
müzakere sürecinin de ilkeleridir.
Herkesin bu gerçeğin bilincine varmasını ve tarihi süreci bu
açıdan değerlendirmesini bekliyoruz."
Cemil Çiçek, herkesin Türkiye ve KKTC'nin Doğu Akdeniz
coğrafyasında uygar bir yaşam alanı kurulması için
başlattıkları uzun soluklu mücadeleyi başarıyla
sonuçlandırmaya muktedir olduklarını da bilmesini istedi ve
geleceğe dönük vizyonlarından ümit ve kuvvet alarak bu hedefe
doğru ilerlemekte kararlı olduklarını bildirdi.
Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs meselesinin adil, yaşayabilir ve
kalıcı bir çözüme kavuşturulması için yıllardır
iyi niyetle çaba göstermekte olduğuna işaret eden Çiçek,
Kıbrıs sorunun çözümüyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği
konularının birbirleriyle ilintili hale getirilmesine yönelik
"talihsiz ve beyhude" olarak nitelediği çabalara da
kararlılıkla karşı çıkmaya devam edeceklerini
vurguladı.
"Türkiye
ya Kıbrıs ya AB tercihine mecbur değil"
Çiçek, "herkes bilmelidir ki bu yanlış hesaptır. Türkiye
hiçbir zaman ya Kıbrıs ya Avrupa Birliği tercihine mecbur
değildir" şeklinde konuştu.
Kıbrıs Türk halkının, çözüm için sarf ettiği iyi
niyetli çabalara rağmen, halen ticaret, ekonomi, ulaşım, turizm
ve spor dahil birçok alanda ambargo ve kısıtlamalara maruz
kalmasının vicdanları sızlattığı ve insaf
sınırlarını aştığını ifade eden
Cemil Çiçek, uluslararası toplumun, Kıbrıs Türkü'nün dünyayla
bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılması için somut
adımlar atmasını beklediklerini kaydetti.
"Bu onlar için sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir
vecibedir" diyen Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün
haklılığının sadece sözde teslim edilmesinin yeterli
olmadığını ve verilen sözlerin yerine getirilmesi
gerektiğini vurguladı.
"Dayatma
ve tecritten vazgeçilsin"
Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslar arası camiaya da
seslenen Çiçek, Kıbrıs Türklerine yönelik
kısıtlamaların devam ettirilmesi; Kıbrıs Türk
halkının hak ettiği saygınlık ile refah seviyesine
ulaşmasını önlemenin çözüm yanlılarını
cezalandırmak anlamı taşıdığını söyledi
ve bu tür dayatma ve tecrit politikalarından vazgeçilmesini istedi. Çiçek,
"Barışa giden yoldaki engelleri artırmanın kimseye
faydası yoktur" dedi.
Çiçek, KKTC'nin, Kıbrıs Türkü'nün yarım yüzyıllık
hürriyet ve eşitlik ve kendi kaderine sahip çıkma mücadelesinin en
anlamlı sonucu olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"KKTC siyasi ve hukuki sitemiyle, iktidarı, muhalefeti ve sivil
toplum örgütleriyle, evrensel normlara ulaşmış demokrasisiyle
başarısını kanıtlamıştır. Bu etkileyici
başarı siz Kıbrıslı Türk kardeşlerimin
çabalarıyla elde edilmiştir.Bu değerlerin korunup
geliştirilmesiyle ekonomik başarıların
artırılması yine sizlerin bilinçli gayretleriyle
gerçekleşebilecektir.Azim, kararlılık, güç ve gönül
birliğiyle sürdürülecek bu mücadelenin KKTC'yi müreffeh
yarınlara ulaştıracağına inancımız
tamdır."
"KKTC
ekonomisi son 6 yılda gelişme kaydetti"
Çiçek, KKTC ekonomisinin son 6 yılda kayda değer gelişmeler
kaydettiği; milli gelirin önemli ölçüde arttığı ve toplam
büyümenin bu dönemde %60 seviyesinde gerçekleştiğini belirterek
"bu başarı, ortak çaba ve
fedakarlıklarımızın ürünüdür. Şimdi sizlere düşen
görev, bu kalkınma hamlesinin devamlı kılınması ve
KKTC ekonomisinin sağlam temeller üzerinde büyümesinin
sağlanması için gerekli gayreti göstermektir dedi.
Global bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunulan bu
dönemde, uzun vadeli bir gelecek tasavvuruyla hareket edilmesi, verimlilik
ilkesinin devletin ve toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi ve alınacak
kararda ekonomik aklın hakim olmasının ortak hedefleri
olduğunu vurgulayan Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün bu alandaki
sınavdan da başarıyla çıkacak bilgi ve donanıma sahip
olduğunu kaydetti.
"Hizmetlerin
kalitesini artırma çabaları..."
Türkiye olarak bu yöndeki çabaları büyük heyecanla desteklediklerini de
ifade eden Çiçek, Türkiye Cumhuriyeti'nin neredeyse tüm kurum ve
kuruluşlarının KKTC'deki muhataplarıyla temas ve
işbirliği halinde, verilen hizmetin kalitesini yükseltmek için çaba
gösterdiğini belirtti.
Eğitim ve turizm alanındaki atılımların yanında,
Kuzey Kıbrıs'ın alt yapısının geliştirilmesine
yönelik gayretlerinin de aralıksız sürdüğünü kaydeden Çiçek,
"kalkınmanın temel unsurlarından biri" olarak
nitelediği elektrik ihtiyacının karşılanması için
de gerekli yatırımların yapıldığı ve iletim
hatlarının iyileştirilmesi yönündeki çalışmalarının
da KKTC hükümetiyle işbirliği içinde sürdürüldüğünü
anlattı.
"Boruyla
su getirilmesi öncelikli proje"
Çiçek, KKTC'ye Türkiye'den boruyla su getirilmesinin de öncelikli projelerden
biri olduğunu ve bunun hayata geçmesiyle kuraklık ve su sorunun
ortadan kaldırılacağını, böylelikle Kıbrıs
Türkü'nün yarınlara güvenle bakacağını kaydetti.
Projelendirilmiş kara yollarının tamamlanması,
İstanbul Teknik Üniversitesi'nin KKTC Kampusu kurulması gibi
alanlarda da çalışmaların sürdüğünü ifade eden Çiçek, hükümetinin
ileriki dönemde de Kıbrıs Türk halkının daha huzurlu
ve müreffeh bir hayat sürmesi için her türlü katkıyı sağlamaya
kararlı olduğunu vurguladı.
Cemil Çiçek, "Kıbrıs'ta çözümün de, barışın da,
istikrarın da huzurun da temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal
bakımdan güçlenmesiyle Kıbrıs Türk halkının refah
seviyesinin artması yatmaktadır" dedi.
Çiçek, konuşmasını şehitleri rahmet, gazileri şükranla
anarak ve Kıbrıs Türk halkına iyi dileklerde bulunarak
tamamladı.
KIBRIS 16/11/08
nationalist elements need reining in
By Jean Christou
TURKISH
Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday called on the Greek Cypriot side to
rein in the Church, and nationalist elements.
Talat was speaking at celebrations to mark the 25h anniversary of the proclamation
of the breakaway state.
Referring to incidents during the anti-occupation demonstrations on Friday, he
said: You cannot both keep the extreme nationalist Ochi (No) front happy and
extend your hand to Turkish Cypriots in peace. This is not possible.
Predictably Talat used the student demonstrations as an example of why the
TRNC was necessary.
If the current Greek Cypriot administration, which has come forward with a
pro-peace identity, is sincere in its desire to solve the Cyprus problem, it
has to leave aside manoeuvres aimed at keeping its former allies, such as the
rejectionist front and the church, happy.
He said however that he would remain faithful to his word to seek a fair
solution to reunite the island under a federal roof.
In praise of the TRNC Talat said the birth of the Turkish Cypriot state
should not be correlated with the Turkish intervention of 1974 because
Turkish Cypriots had been a self-governing community for 450 years. Cyprus had
been the native land of Turkish Cypriots since the 16th century he said.
They were now being punished for establishing their own state, Talat added.
Also in the north for the anniversary events was Turkish State Minister and
Deputy Prime Minister Cemil Cicek.
He sent out a message that Turkey would not enter the EU at any cost.
No one can force us to choose between Cyprus and the European Union, he said.
If the EU wants to become a strategic power, it could not do so without Turkey,
Cicek said.
Cyprus is a national cause for Turkey. Whichever government comes to power in
Turkey, this point of view will not change, he added.
CYPRUS MAIL 16/11/08
Atatürk ve Kürtler
17
Kasım Pazartesi 2008 MILLIYET
MUSTAFA Kemal
Paşanın Milli Mücadele sırasında Kürtlere özerklik
(muhtariyet) sözü verdiği, ama sonra aksini yaptığını
iddia edenlerin dayandığı belgelere bir bakalım.
Milli Mücadele sırasında, Ekim 1919da kararlaştırılan
Amasya Protokollerinin gizli tutulan 2. kısmında Kürtlerin
gelişme serbestliğini sağlayacak şekilde ırki hukuk ve
içtimai haklar bakımından müsaadelere sahip olması
şeklinde bir hüküm mevcuttur. Aynı metinde, bundaki amacın,
Kürtlere zahiri bağımsızlık vaat eden İngiliz
propagandasını etkisizleştirmek olduğu da
belirtilmiştir.
22 Temmuz 1922de TBMMnin Elcezire (Irak) Cephesi
Komutanlığına gönderdiği talimatta da hem ülke genelinde
hem Kürtlerin yaşadığı yerlerde halkın geniş
katılımına dayalı yerel yönetimlerin aşamalı
olarak kurulması politikası anlatılmaktadır.
Zaferden sonra
16 Ocak 1923 akşamı İzmitte yaptığı basın
toplantısında Gazi Paşa, Türklerle Kürtlerin nasıl iç içe
geçtiğini anlatarak ayrı sınır çizmenin felaket
getireceğini, ayrı bir Kürt yapılanmasının kesinlikle
söz konusu olamayacağını vurgulayarak özetle diyor ki:
Ayrı bir Kürtlük düşünmektense, anayasamız gereğince zaten
bir tür mahalli özerklikler oluşacaktır. O halde hangi vilayetin
halkı Kürt ise onlar da kendi kendilerini özerk olarak idare
edebileceklerdir.
Gazinin bahsettiği, 1921 Anayasasıdır; 11. madde illere
mahalli işlerde özerklik tanıyordu.
Gazi aynı konuşmasında şunu da söylüyor:
Türkiyenin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek
gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait mesele
yaratmaları daima mümkündür.
Bu belgeler gösteriyor ki Kürt meselesi yeni değildir. Ama Türkiye hiçbir
zaman iki halktan oluşan federatif bir toplum olarak
düşünülmemiş, onun için Kürtlerle özel bir anlaşması
yapılmamış, Kürtlere mahsus bir özerklikten de
bahsedilmemiştir.
Dünden bugüne
Milli Mücadelede İslamiyet birleştirici bağ olarak
vurgulanırken, İngilizlerin Doğuda esasen Ermenistan kurmak
istediği anlatılmış, Kürtlere yönelik zahiri
bağımsızlık propagandasına karşı, ülke
genelindeki illerin özerkliği sisteminden Kürtlerin de
yararlanacağı belirtilmiştir.
Ve, 1924 Anayasasında illerin özerkliği
kaldırılmıştır!
Bazı yazarlar 1924 Anayasası ile merkeziyetçi bir sistemin
kurulmasını Kürt isyanlarına bağlıyor. Halbuki Koçgiri
İsyanı 1921de, Şeyh Sait İsyanı 1925tedir.
Ama Hangi Atatürk adlı kitabımda ayrıntılı olarak
anlattım; dönüm noktası 24 Temmuz 1923te Lozanın
imzalanmış olmasıdır. Lozandaki ırki ve dini
azınlıklar tartışması Türkiyenin istediği
şekilde çözüme bağlandıktan sonra, ulus devletin kuruluşu
sürecinde hukuki aşamaya gelinmiş, 20 Nisan 1924te yeni Anayasayla
illerin özerkliği kaldırıldığı gibi Türkiye ahalisine
din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık
itibariyle Türk denilir hükmü konulmuştur.
Türkiyede ulus devlet yapay değil, tarihi köklere sahip sosyolojik bir
süreçtir. Uzun süredir ulus devletin demokratikleşme
aşamasını yaşıyoruz. Kürt meselesi vardı, bugün
de var. Ulus devleti yıkarak değil, ulus devlet içinde bireysel
özgürlük ve yerel yönetim ilkeleri açısından çözümler
düşünmeliyiz. Çözümsüzlük halinde daima mesele
yarattıklarını da tarih gösteriyor.
TAHA
AKYOL
KKTC'nin 25. yılı Londra'da da kutlandı
İçişleri Bakanı Özkan Murat ile Ekonomi ve Turizm
Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'ın da
katıldığı resepsiyona, TC Londra Büyükelçiliği Elçi
Müsteşarı Atılay Ersan, TC Londra Başkonsolosu Bahadır
Kaleli, İngiliz siyasetçiler, belediye meclis üyeleri, sivil toplum
örgütlerinin yetkilileri başta olmak üzere 300'e yakın konuk
katıldı.
Şanlıdağ
25. yıldönümü resepsiyonu yaylı sazlar
dörtlüsünün mini konseriyle başladı.
Dünya Turizm Fuarı kapsamında Londra'ya gelen
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ bir
konuşma yaptı.
Şanlıdağ, KKTC'nin artık genç bir
cumhuriyet olarak yoluna devam ettiğini vurgulayarak,
"Kıbrıs Türkünün özgürlük ve insanca yaşamasının
iradesi olan kuruluşumuzun 25.yıldönümü dolayısıyla
aranızda olmaktan çok mutluyum. Birlik ve dayanışmamızı
muhafaza etmemiz gereken kritik ve zor bir dönemden geçmekteyiz. Adil ve
kalıcı bir çözüme ulaşma amacımız her zaman
vardır ve devam etmektedir. Aynı inançla yolumuza devam
etmeliyiz" dedi.
Kıbrıs Türk halkının bugüne gelmek
için büyük mücadeleler verdiğini belirten Bakan Şanlıdağ,
Kıbrıs Türk halkının yıllardır hiçbir hukuki
dayanağı bulunmayan ambargolara maruz
bırakıldığını da hatırlattı.
Bakan Şanlıdağ, tüm haksız ambargolara
rağmen büyük aşamalar kaydedildiğini ve gelinen noktanın
özverili çabalarla elde edildiğini ifade etti. Ada'da 34 yıldır
barış ve huzurun var olduğunu kaydeden Şanlıdağ,
bugün de özgürlük için el ele, birlik içinde mücadele edilmesi
gerektiğinin altını çizerek,
"Cumhurbaşkanımız Sayın Talat'ın son adımları
da bu çabalarımızın açık bir göstergesidir" dedi.
Murat
Resepsiyona katılmak için Londra'ya gelen
İçişleri Bakanı Özkan Murat ise konuşmasında
Londra'da ki Kıbrıslı Türklerle kuruluş bayramını
kutlamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek "Bir elmanın iki
yarısı gibiyiz. Birlik ve beraberlik içinde ileriye yürüyoruz"
dedi.
Bir toplumu halk yapan, ekonomik değerler gibi
faktörlerden çok toplumsal bir kültüre sahip olmak olduğunu vurgulayan
İçişleri Bakanı Özkan Murat, yeni nesillerin de bu bilinçle
yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. Murat "Birlik ve
dayanışma içinde olursak üstünden gelemeyeceğimiz sorun
yoktur" dedi.
Kıbrıs sorununun 3 kuşaktır devam
ettiğini de kaydeden Özkan Murat, babasının, kendisinin ve
çocuğunun da aynı sorunla uğraştığını
belirtti. Bakan Murat, artık bu sorunun tarihe gömülmesi gerektiğini
de kaydetti.
Annan planı sonrasında Kuzey Kıbrıs'la
birlikte Rum tarafının da anlayışının
değiştiğini ifade eden Özkan Murat, "Mart ayında iki
lider bir araya geldi ve 10 gün içinde Lokmacı kapısı
açıldı. Demek ki iyi niyet ve kararlılık olduktan sonra
çözülmeyecek bir problem yok. Yeter ki herkes bizim gibi adil olsun, gerçeklere
göre davransın" dedi.
İçişleri Bakanı Özkan Murat, 3 Eylül'den bu
yana yönetim ve güç paylaşımı başlıkları
altında sürdürülen görüşmelerin olumlu gittiğini ancak sürecin
ağır ilerlediğini de belirtti.
Özkan Murat, görüşmelerin odağının
Kıbrıs Türk halkı ve Rum halkının eşit statüde
ortak bir yönetimi paylaşması olduğunu vurguladı.
İçişleri Bakanı Murat, "Bizim için ortak federal bir
yönetim esastır. Eğer Rum halkı da buna hazırsa,
hazmetmişse barış otobüsü yol almıştır.
Değilse onu da söylemek istemem" dedi.
Genelres: Londra resepsiyon, 1-2-3-4-5-6
Foto 1- Muhafazakâr Parti Enfield Belediye Meclis Üyesi Ertan Hürer,
Bakan Erdoğan Şanlıdağ, Dr. Teoman Sırrı ve
İçişleri Bakanı Özkan Murat
Foto 2- İçişleri Bakanı Özkan Murat ve KKTC Londra
Konsolosu Cem Topçu
Foto 3- Ekonomi Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ
Foto 4- Ferun Durmuş, Arzu Topçu ve KKTC Londra Temsilciliği
diplomatik sekreterleri Aysan Mullahasan ve Serap Destegül
Foto 5- İşadamları Altan Kemal, Dr Muhammet
Yaşarata, CTCC'i Başkanı İbrahim Durmuş, Cemal Küçük
ve Rezvan Halil de resepsiyona katılanlar arasındaydı.
Foto 6- KKTC Londra Temsilciliği Turizm Ofisi yetkilileri
Yılmaz Kalfaoğlu, Kadir Doruhan, Hakkı Tilki, Cemal Arkut ve
konukları da kuruluş resepsiyonuna katıldılar.
KIBRIS 17/11/08
Federasyon istemeyen KKTC'yi reddeder
KKTC, FEDERASYONUN PARÇASI OLMAK İÇİN KURULDU...
Bağımsızlık bildirgesine göre Rumlarla kurulacak federal
devletin bir kanadını oluşturacak şekilde KKTC'nin ilan
edildiğini vurgulayan eski TKP Milletvekili Esat Varoğlu, ülkedeki
sol kesimin Kıbrıs'ta federasyon çatısı altında bir
ortaklığa ulaşılması yönündeki politikasının
KKTC bağımsızlık bildirgesine sadık olduğunu
kaydetti Varoğlu, konfederal bir çözüm ya da KKTC'nin
bağımsızlığını talep edenlerin KKTC'nin
kuruluş amacı ve bağımsızlık bildirgesini
reddettiklerini iddia etti
DENKTAŞ TAM BAĞIMSIZ KKTC'Yİ DE İSTEMİYOR...
Rauf Denktaş'ın, ne konfederasyon ne da tam bağımsız
bir KKTC'yi istemediğini ifade eden Varoğlu, Rauf
Denktaş'ın gönlünde yatan aslanın Kıbrıs'ın
Türkiye'ye ilhakı olduğunu iddia etti. Denktaş ve Türkiye'deki
egemen güçlerin amacının hep ilhak olduğundan dolayı,
KKTC'nin kuruluşunun hedefine ulaşmadığını ifade
eden Esat Varoğlu, aynı güçlerin bugün yine federal bir çözüme
ulaşılmaması yönünde etkilerinin görüşme sürecinde
yaşandığını ileri sürdü.
Emin AKKOR
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 25
yaşında. Reşit olma yaşına gelmesine rağmen
reşit olamayan bir genç...
15 Kasım'da KKTC'nin ilanının
oybirliğiyle onaylanması sürecinde neler
yaşanmıştı. 40 milletvekili kendi gönlü veya partilerinin
kararına uyma adına mı KKTC'nin kurulması için el
kaldırıp oybirliğiyle ilan kararının
alınmasına katkı sağladılar; yoksa, bir
baskının sonucu olarak mı böyle bir süreçte yer aldılar?
"Baskı altındaydık", sonrası yıllarda
yapılan savunmalar arasındaydı. Bir baskı varsaydı,
neydi bu baskı ki insanlar kendi iradelerinin dışında bir
karara oy vermek zorunda kaldılar?
O dönemin sol milletvekilleri daha sonraları
Kıbrıslı Türkleri ayrılıkçı gösteren KKTC'nin
ilanına hangi şartlarda "evet" demişti?
14 Kasım gecesi Saray'daki yemekte neler
konuşulmuştu?
KKTC'nin ilanı doğru bir karar mıydı?
Kıbrıs Türk Federe Devleti'ne devam edilseydi bugün
Kıbrıslı Türkler için daha iyi mi olurdu
tartışmaları 25 yaşına giren bu cumhuriyetin her
yaşında tartışma konusu oldu.
Yeni yaşının ilk günlerinde olan KKTC'nin
doğum sürecini, o dönemin milletvekillerinde eski TKP Milletvekili Esat
Varoğlu ile konuştuk.
Kamuoyu, cumhuriyetin ilanına hazırlanmıştı
Rumların görüşme masasına uzun bir süre
dönmeye niyetli olmadığı ve çözümsüzlükten medet umduğu
izlenimi veren bir dönemin yaşandığı 1983'te Rumları
masaya çekmenin yollarının arandığını
anımsatan dönemin TKP Milletvekili Esat Varoğlu, KKTC'nin
ilanının da bu çerçevede ülke gündemine geldiğine dikkat çekti.
1983 yılının başlarından itibaren
federe devletinden, bir cumhuriyet devletine geçişin, çözüm sürecini
nasıl etkileyebileceğinin siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri
tarafından tartışıldığını belirten
Varoğlu, KKTC'nin kuruluşuna; bağımsız bir devlete
geçiş olarak değil, Rumları masaya çekmenin yolu olarak
bakıldığını vurguladı.
Varoğlu, yıl içindeki bu tartışmalarla,
ileride Rumlarla kurulacak federal yapının bir kanadını
oluşturacak gözüyle bakılan KKTC'nin ilanının, kamuoyunda
kabul görür bir kıvama geldiğini belirtti.
Milletvekilleri son gece öğrendi
KKTC'nin 15 Kasım'da ilan edilmesinin meclisin
gündemine geleceğinin milletvekilleri tarafından bir gece önce
öğrenildiğini anımsatan Esat Varoğlu, "14 Kasım
akşamı Rauf Denktaş tüm milletvekillerini Saray'da akşam
yemeğine çağırdı. Rumları masaya getirebilmek için
cumhuriyetin ilanının kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Herkes oyunu istediği iradede kullanabilir. Ancak bilinmelidir ki, bu
devletin kuruluşuna oy kullanmayanların mecliste yeri yoktur
dedi" diyerek o tarihi geceyi anlatırken, Denktaş'ın son
sözünü de şöyle aktardı: "Yarın sabah KKTC'nin
ilanıyla ilgili tasarı meclisin gündeminde olacak"
Bitmeyen gece
Gece 23.00 sıralarında biten yemeğin
ardından, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla iletişimin
kesildiği bir ortamda tüm milletvekillerinin partilerine giderek durum
değerlendirmesi yaptıklarını belirten Varoğlu, TKP'de
14 Kasım gecesinden 15 Kasım sabahına kadar geçen uzun saatleri
şöyle aktardı: "Bu önemli dönemeçte, tarihi kararın
verilebilmesi için parti meclisinin toplanması gerektiği
uyarılarımıza rağmen, saatin çok geç olduğu
gerekçesiyle mümkün olmadı. Meclis grubu ve yürütme kurulu sabah saat
05.00 sıralarına kadar konuyu tartıştı. Eğilim,
KKTC'nin ilanından yanaydı, ancak bağımsızlık
bildirgesini gözden geçirmek şartıyla."
15 Kasım sabahı Meclise gittiklerinde CTP'nin KKTC'nin
ilanına "evet" oyu vereceğini öğrendiklerini kaydeden
Varoğlu, bağımsızlık bildirgesinde kurulacak devletin,
federasyonun bir kanadı olma iradesinin
yansıtıldığını görünce grup olarak
"evet" kararı aldıklarını kaydetti.
CTP, asla taraftar değildi. Ama...
TKP binasında sabaha kadar izlenecek stratejinin
belirlenmesi için tartışmalar yapılırken, diğer
muhalefet partisi olan CTP'nin tavrının ne olacağını
da hep merak ettiklerini ifade eden Esat Varoğlu, 14 Kasım gecesi
öncesindeki genel tabloya göre CTP'nin böyle bir şeye hep karşı
duruşu olduğunu anımsatarak, "ertesi sabah meclise
gittiğimizde CTP'nin KKTC'nin kuruluşuna 'evet' diyeceğini
öğrendiğimde çok şaşırmıştım"
dedi.
Denktaş, Türkiye'deki siyasi boşluğu değerlendirdi
Türkiye'nin seçimden yeni çıktığı,
zafer kazanan Turgut Özal'ın halen hükümeti kurmadığı bir
dönemde KKTC'nin ilanının gündeme geldiğine dikkat çeken
Varoğlu, Rauf Denktaş'ın bu süreci değerlendirdiğini
ifade etti.
KKTC'nin ilanının 15 Kasım'a denk
getirilmesini Türkiye'deki seçim sonrası ve yeni hükümetin kurulması
arasındaki sürecin kasıtlı seçildiğini iddia eden
Varoğlu, Denktaş'ın Türkiye'deki hükümet boşluğunu
kullandığını kaydetti.
Federe Devlet Anayasası'na göre Rauf
Denktaş'ın yeniden başkan seçilemeyeceği ve 2 yıl
sonra görevi bırakmasının söz konusu olduğundan dolayı
da KKTC'nin ilanında ısrarcı olduğu yönündeki
değerlendirmeleri sorduğumuzda, Esat Varoğlu, bu saptamaya
kendisinin de katıldığını vurguladı.
Baskı, sadece koltuğu kaybetmeydi
Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi'ndeki 40 milletvekilinin
oybirliğiyle KKTC'nin ilan edildiğini anımsatan Esat
Varoğlu, bu kararın alınmasında muhalefet partilerine
baskı yapılmadığını ifade etti.
Bağımsızlık kararına, baskı
altına kaldıkları için "evet" demek zorunda
kalındığı yönünde ilerleyen yıllarda açıklamalar
yapıldığı hatırlatıldığında,
"baskı olarak tek algılanabilecek Denktaş'ın yemekte
söyledikleri olabilir" diyen Varoğlu, "Denktaş'ın
KKTC'nin bağımsızlığına destek vermeyecek
olanların yeni mecliste yeri olmayacak şeklindeki konuşması,
ancak koltuk sevdalıları için bir baskı unsuru olabilir"
şeklinde konuştu.
Bağımsızlık ilanına karşı olanlar
tepki gösterdi
TKP'nin o dönemdeki yürütme kurulu ve meclis grubunda
çoğunluğun KKTC'nin ilanından yana olmasına rağmen
parti tabanında ters görüşün çoğunlukta olduğuna dikkat
çeken Varoğlu, 15 Kasım sabahı KKTC'nin ilanından sonra
parti meclisinin gece yarısı olsa da neden
toplanmadığıyla ilgili eleştirilere maruz kaldıklarını
kaydetti. Varoğlu, benzer tartışmaların CTP'de de
yaşandığına değindi.
Ülke genelinde olduğu gibi parti içerisinde de 1983
yılının genelinde yaşanan tartışmalar sayesinde
fikirler ve duruşlarda çok farklılıkların
yaşandığı bir süreç geçirdiklerini ifade eden Esat
Varoğlu, sizi en fazla şaşırtan değişim kimde
oldu? şeklindeki soruyu "İsmail Bozkurt" diye
yanıtladı.
Bozkurt'un tavrı bir haftada ters döndü
KKTC'nin
bağımsızlığının ilanıyla ilgili
tartışmaların TKP'de de çok çetin bir şekilde
yaşandığına vurgu yapan Varoğlu, "6 Kasım
1983 tarihinde, yani KKTC'nin ilanından 9 gün önce TKP'nin kurultayı
olmuştu. KKTC'nin ilanına kesinlikle karşı olan grubun
temsilcisi İsmail Bozkurt seçimden büyük bir zaferle çıkarak TKP
genel başkanlığına seçilmişti. Bozkurt kurultay
öncesinde rakibi Mustafa Akıncı'ya yaptığı en sert
eleştirilerde bağımsızlığın ilanına
karşı duruş sergiliyordu" dedi.
Varoğlu, bağımsızlık ilanına
karşı olduğu için parti genel başkanlığına
seçilen İsmail Bozkurt'un 9 gün sonra KKTC'nin ilanı sürecini parti
içinde destekleyen konuma gelmesi ve KKTC'nin ilanına onay vermesinin
kendisinde yarattığı şaşkınlığı
halen anımsadığını kaydetti
Yemek önceden hazırdı
KKTC'nin ilanının bir gecede olup bittiği
yönündeki eleştirileri değerlendiren Esat Varoğlu, 14 Kasım
gecesi Saray'daki yemekle sürecin çok
hızlandırıldığına katılmakla birlikte,
toplumun yıl içinde bağımsızlık ilanına
hazırlatıldığını ifade etti.
Yıl içinde yaşanan tartışmalarda Rauf
Denktaş'ın muhalifleri, ancak
bağımsızlığın ilanıyla Rumların masaya
çekilebileceğiyle ilgili ikna ettiğini kaydeden Varoğlu, o
nedenle KKTC'nin ilanının toplumun çoğunluğunda
şaşkınlık yaratmadığını belirterek,
"yemek önceden hazırdı" değerlendirmesinde bulundu.
KKTC'nin ilanının yanlış olduğu
ve Kıbrıs Türk Federe Devleti'yle devam edilmesi durumunda Kıbrıslı
Türkler için daha iyi olabileceği yönündeki eleştirileri
değerlendirmesini istediğimiz Esat Varoğlu, olayı
farklı bir açıdan değerlendirdi.
Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanını
yanlış bir karar olarak değerlendiren Varoğlu, "Ortada
bir federasyon yokken, siz olmayan federasyonun bir kanadını ilan
ettiniz. O dönemde kurulan devletle, kurulmayan federasyonun bir kanadı
kuruldu" diyerek bunda bir terslik olduğunu ifade etti.
Denktaş'ın aklında ilhak olduğundan, KKTC
amacına ulaşmadı
KKTC'nin, federal ortaklığın bir
kanadı olmak için ilan edildiğinin dünyaya
anlatılamadığından dolayı
bağımsızlık ilanının amacına
ulaşmadığını kaydeden Varoğlu, bunun nedeninin,
Denktaş'ın bağımsızlık ilanının
asıl amacından sapması olduğunu ifade etti.
Ülkedeki sol kesimin Kıbrıs'ta federasyon
çatısı altında bir ortaklığa ulaşılması
yönündeki politikasının, KKTC bağımsızlık
bildirgesine sadık olduğunu ifade eden Varoğlu, konfederal bir
çözüm, ya da KKTC'nin bağımsızlığını talep
edenlerin KKTC'nin kuruluş amacı ve bağımsızlık
bildirgesini reddettiklerini iddia etti.
Kıbrıs'ta federasyon dışında bir
arayışta olanların bağımsızlık
bildirgesinden saptıklarını ifade eden Varoğlu,
dışa başka, içe başka politikalar yürüttüğünü iddia
ettiği Denktaş'ın gönlünde yatan aslanın "ilhak"
olduğunu ileri sürdü.
Rauf Denktaş'ın, ne konfederasyon, ne de tam
bağımsız bir KKTC'yi istemediğini ifade eden Varoğlu,
ancak ilhakın da ütopik bir hedef olduğunu kaydetti. Türkiye'de o
dönemlerle birlikte bugün de egemen olan güçlerin gönlünde hep
Kıbrıs'ın Türkiye'ye ilhakı yattığından
dolayı bugün de bir şeyin değişemeyeceğini iddia eden
Varoğlu, bağımsızlık ilanını, o dönemin
şartlarıyla değerlendirmek gerektiğini kaydetti.
25 yıl önceki koşulların bugün de aynı
olması durumunda, Kıbrıs'ta barışa ulaşma yolunda
Rumları masaya çekmek için federal yapının bir
kanadını oluşturacak şekildeki oluşuma yine destek
verebileceğini belirten Varoğlu, KKTC'nin bağımsızlık
bildirgesine imza koymasını bu anlayışla
değerlendirdiğinden dolayı pişmanlık
duymadığını kaydetti.
Görüşme süreci de federasyon tezinin dışında
Türkiye'de hükümetlerin de egemen gücün temsilcisi
olduğu göz önüne alındığında ve bugün devam eden
görüşmelerle ilgili kamuoyuna yansıyan açıklamalara
bakıldığında federasyon tezinin dışında bir
süreç yaşandığını işaret eden Varoğlu,
"Denktaş'ı çözüm istemiyor diye suçluyorduk. Bugün her iki
tarafta da çözümü isteyen iki parti iktidarda olmasına rağmen neden
çözüm sürecinde sıkıntılar meydana geliyor" diye sordu.
Cumhurbaşkanı Talat ile hükümeti de federasyon
tezinde mücadele eder görmeyen Varoğlu, "mevcut koltuğu
kaybetmemek için Türkiye'deki egemen güçlerin yörüngesinden
çıkamamaktadırlar" değerlendirmesinde bulundu.
Talat ve hükümete bu yönde bir mesaj gönderen Esat Varoğlu,
"Dünya hızla globalleşmeye doğru gitmektedir. İstense
de istenmese de, Kıbrıs Türk halkı da bu globalleşmede
yerini alacaktır. Ne kadar geciktirilirse geciktirilsin çözüm de mutlaka
olacaktır" dedi.
Foto-emin-esat varoğlu
KKTCnin ilanı
Resimaltı: KKTC'nin ilanı oylamasını yansıtan
tarihi fotoğraf. Esat Varoğlu, sağdan ikinci sırada
görülüyor
KKTC Bağımsızlık Bildirgesi
"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil
eden,
Doğuştan hür ve eşit olan bütün
insanların hür ve eşit yaşamlarına inanan,
Bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının
kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli
kararıyla dünyaya ilan etmiş olan,
Irk, milli menşe, dil ve din gibi farklara
dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her
türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve
tahakkümü reddeden;
Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de,
Ortadoğu'da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın,
özgürlüğün, insan haklarının egemen olmasını isteyen;
Kıbrıs Adasındaki iki halkın kendi
milli benliklerini koruyarak, kendi kesimlerinde huzur ve güven içinde
yaşamaya ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan;
Aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu
iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde
müzakerelerle, barışçı adil ve kalıcı bir çözüme
ulaşmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne
sımsıkı bağlı bulunan;
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın
bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve
sorunların çözülmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine
kani olan;
İki halk arasındaki bütün sorunların
barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi
için BM Genel Sekreteri'nin gözetimi altında, eşit düzeyde
müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve
toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına
inanan Meclisimiz,
KIBRIS TÜRK HALKI ADINA,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
kuruluşunu ve "Bağımsızlık Bildirisini"
onaylar.
KIBRIS 17/11/08
AA
Güncelleme: 00:05 TSİ 18 Kasım 2008 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kısrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, heyetlerarası görüşmeden önce 50 dakika
başbaşa biraraya geldiler, daha sonra da heyetlerarası
görüşmeye geçildi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, 3 saat süren görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, liderlerin bugün verimli ve olumlu bir görüşme
yaptıklarını söyledi.
Downer, görüşmede, yargı konusunun ele
alındığını bildirdi ve oluşturulacak federal
yapıda yer alacak bağımsız organların, yani yüksek
mahkeme ve sayıştay konularının ele
alındığını kaydetti.
Downer, bir soru üzerine, bugünkü görüşmede çözümsüzlüğü aşma
mekanizması konusunun tartışılmadığını,
bu konunun bir sonraki görüşmede ele alınabileceğini dile
getirdi.
Liderler arasındaki bir sonraki görüşme 25 Kasım Salı günü
yapılacak.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 01:09 TSİ 18 Kasım 2008 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs müzakerelerine yardımcı olması amacıyla BM
Genel Sekreterinin özel danışmanı olarak atanan Alexander
Downer, Türk basınına verdiği ilk röportajda, gelişmeleri
ve beklentilerini anlattı. NTVnin sorularını yanıtlayan
Downer, çözüm olasılığının ilk kez bu kadar yüksek
olduğunu belirtti.
Sayın Downer, önce Kıbrıs sorununun
neden bugüne kadar çözülemediğinden başlayalım. Sizin bu
konudaki görüşünüz ne yönde?
Annan Planının uluslararası bir plan olduğu, ancak
hedefine ulaşamadığı yönünde bir algı var. Ama
geçmişten dersler çıkardığımızı
düşünüyorum. Şimdi çözüme ulaşmak için çaba
harcayacaklarını taahüt eden iki lider var. Biz, BM olarak, onlara
yardım edebiliriz. Görüşmelere ev sahipliği yapıyoruz,
liderlerle, temsilcileriyle ve danışmanlarıyla çok geniş
konuları tartışıyoruz. Fakat sonunda bu süreci,
varacakları anlaşmayı liderler sahiplenmeli. Şimdi her iki
tarafta da farklı liderler ve farklı bir atmosfer var. Beklentiler
yüksek.
MÜZAKERENİN
HIZI KONUYA GÖRE DEĞİŞİYOR
Görüşmelerde gelinen noktayı bize anlatabilir misiniz?
Gösterilen siyasi irade ve kaydedilen ilerleme sizi tatmin ediyor mu?
Ben yeterli siyasi iradenin varolduğunu düşünüyorum. Her iki lider de
siyasi geleceğini, elde edilecek başarılı bir sonuca
bağladı. Bu nedenle gerçekten çaba harcıyorlar.
Başlangıca kıyasla liderler biraz daha rahatladı. Dostça,
dinamik bir süreçte görüş alışverişi yapılıyor.
Müzakerler yoluna girdikçe, liderler daha fazla esneklik gösteriyor. Daha
hızlı hareket etmemiz ve yıl sonuna kadar anlaşmaya
varmamız gerektiğini düşünenler var. Ama bence bu gerçekçi
değil. Bu çok eski bir sorun ve çözmesi zaman alacak... Müzakerlerin
hızı haftadan haftaya, tartışılan konuya göre
değişiyor. Son haftada sağlanan ilerlemenin, önceki iki haftaya
kıyasla oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Ama müzakerlerlerin
sabit bir hızı yok. Çözüm için bir tarih üzerinde odaklanmak
doğu olmayabilir ama, önümüzdeki yaz bir noktaya gelinmesi lazım.
Temmuz ya da Ağustosun başlarında liderler, müzakerleri
tamamlamalı ya da tamamlamaya yakın olmalı. Mümkün olduğu
kadar hızlı çalışmaları gerekiyor. Ancak
müzakelerlerin de zor bir süreç olduğunu unutmamalı.
Sizce liderler bu sorunu tek başlarına çözebilir mi? Yoksa
Ankara, Atina veya BM Genel Sekreterinin yardımına ihtiyaçları
var mı?
Bence sorunun çözülmesi yönünde uluslararası bir görüş birliği
var ve herkes bir şekilde yardımcı olmaya
çalışıyor. Özellikle Türk hükümeti, Yunan Hükümeti, AB Komisyonu
ve dönem başkanı olarak Fransa, 3 garantör ülkeden biri olan
İngiltere ve müzakerelere ev sahipliği yapan BM özel bir role
sahip... Kıbrıslı Türkler ile Ankara arasında her zaman
iletişim var. Bu çok doğal. Burada, adanın kuzeyinde binlerce
Türk askeri var. Türkiyenin burada yatırımı büyük.
Kıbrıslı Rumlar ile Atina arasında da sıkı
ilişkiler var. AB, özellikle de komisyon bu konuya odaklanmış
durumda. Kuzeye 259 milyon Euroluk yardım paketi uyguladılar. Gelişmeleri
günbegün takip ediyorlar. Londranın da konuyla ilgilenmek için
farklı nedenleri var. Burada çok büyük çıkarları söz konusu...
Bunların tümüyle iletişim halindeyiz ve herkes çözüm yönünde çaba
harcıyor. Ama bu grubun dışındaki bazı ülkeler de sorunun
çözümüne katkı sunabilir. Ankara, Atina, Brüksel, Londra ve Parisin
yanısıra Moskova ve Pekinle de temas halindeyim. Çünkü her ikisi de
BM Güvenlik Konseyi üyesi.
Çözüm konusunda iyimser misiniz?
İyimser olmasaydım bu işe soyunmazdım. Toplantılarda,
liderlerle ve temslcileriyle görüşmelerde çok zaman harcıyorum.
Müzakerelerin tıkandığı noktalarda çözümü de düşünmeye
çalışıyorum. Anlaşmazlık noktalarının
aşılamayacağına inanmıyorum. Burada taraflar
arasında köprüler inşa edilebilir., ben bunu söylüyorum.
Örneğin Hamas ve İsrail hükümetinin pozisyonlarını
değiştirmek neredeyse imkansız. Ancak Kıbrısta durum
böyle değil. Liderlerin kişisel ilişkileri iyi.
Farklılıklar var, ama köprü kurulabilir. İşte bu benim
iyimserliğimin temelini oluşturuyor. Birçok yorumcunun benimle
farklı düşündüğünü, kötümser olduğunu biliyorum.
Onların düşüncelerine saygı duyuyorum ama
paylaşmıyorum.
MÜZAKERELERDE
BİRÇOK ESPRİ YAPILIYOR
Sayın Talat ve Hristofyası nasıl müzakereciler olarak
tanımlarsınız?
Elbette müzakere masasında tansiyonun yükseldiği anlar oluyor. Ama
heyecan verici ve esprili dakikalar da var. Genelde iki lider de iyi niyetli.
Birbirlerini çok iyi tanıyorlar. İki dostun biraraya geldiğini
ve aynı görüşte olmadıkları konular üzerinde
tartıştıklarını düşünebilirsiniz. Birbirlerine
bir şeyler atmıyorlar, düşmanca bir tavır içinde
değiller. Elbette farklı görüşleri var ve bu
farklılıkları azaltmaya çalışıyorlar. Aynı
hedefi paylaşıyorlar. Başarısız olurlarsa da
muhtamelen aynı kaderi paylaşacaklar. Bu nedenle birbirlerini
anlıyorlar. Görüş ayrılıklarının tarihsel,
duygusal ya da mantıksal nedenleri olabiliyor. Ama bu müzakereleri ben
dostça tanımlayabilirim. Birçok espri ve şaka yapılıyor.
BAŞARISIZLIK
KIBRIS İÇİN BÜYÜK ÇIKMAZ
Eğer bu süreç başarısız olursa, sizce
Kıbrısta ne olur?
Eğer müzakereler başarısız olursa bu
Kıbrıslılar ve tüm bölge için büyük bir çıkmaz olur. Ama
başarısızlığı düşünmek şu anda
yararlı olmaz. Bazıları B planından bahsedebilir. Ama B
planı en iyi seçenek olmaz. En iyi seçenek daima A planıdır.
Burada ödül yüksek. Ama başarısızlığın bedeli de.
Kıbrıs diplomatlar için en tehlikeli görev yerlerinden biri.
Birçoğu arabuluculuğa soyundu ama başarısız oldu ve
sahneden çekildi. Başarısız olunması durumunda bunun
kariyerinizi olumsuz etkileyebileceğini düşünüyor musunuz?
Benim kariyerim boyunca yaptığım görevler hep risk
unsuru taşıdı. Elde ettiğim başarılardan gurur
duydum. Doğu Timordaki anlaşmada, Ortadoğuda, Güneydoğu
ve Kuzey Asyada, özellikle Asya-Pasifikte diplomatik başarılar elde
ettim. Kötü günler, çıkmaza girdiğim kötümser olduğum anlar
oldu. Bazen işlerin yanlış yola girdiğini düşündüm.
Ama ısrarla devam ettim. Başarısız olursam ne yapacağım
diye düşünmedim. Bu cambazın ipin üzerinde yürümesine benzer.
İpin üzerindeyken, 30 metre aşağıdaki betona
çakılırsam acaba ne olur diye düşünemektense, Karşı
tarafa nasıl geçerim diye düşünmek daha iyidir.
HER
GÜN NELER KONUŞULDUĞUNU ÖĞRENMEYİN
Son olarak Kıbrıslı Türklere ve Rumlara nasıl bir
mesaj vermek istesiniz?
Benim Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara vermek
istediğim mesaj, umutlarını hiçbir zaman kaybetmemeleri
gerektiğidir. Yıllarca başarısız girişimlere
tanıklık ettiler. Birçok acılar yaşadılar, büyük
hayalkırıklıkları oldu. Ancak ben şimdi denemeye
değer bir fırsat görmeseydim, burada olmazdım. Halklar
liderlerine, müzakereleri yürütebilmeleri için manevra alanı
tanımalı. Her gün neler konuşulduğunu detaylarıyla
öğrenmeye çalışmasınlar. Bu müzakereleri imkansız
kılar. Ancak bu konuda son sözü kendilerinin söyleyeceğinden emin
olsunlar. Liderler ya da BM değil, son kararı
Kıbrıslılar verecek. Bence bu sürecin, 1974 ya da 1960tan beri
en iyi çözüm fırsatı olduğuna inansınlar. Bu
Kıbrısta iyi bir anlaşmaya varmak için gerçekten önemli bir
şans. Umarım bu gerçekleşir ve bu güzel ada aynı zamanda
mutlu bir ada olur.
Liderler bağımsız ofisleri ele aldı
"ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ MEKANİZMASI ELE
ALINMADI"... BM temsilcisi Downer, "Anlaşmazlıkların
çözümü mekanizması"nın dün ele
alınmadığını ifade ederek "Sadece bağımsız
ofisleri ele aldılar. Yani Yüksek Mahkemeyi, Federal
Başsavcılığı, Federal Sayıştayı ve o
tip ofisleri görüştüler" dedi. Downer,
anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasıyla ilgili birtakım
görüşmelerin gelecek hafta olabileceğini söyledi
Kapsamlı çözüm müzakerelerinde dün Federal
Yargı, özellikle Federal Başsavcı, Federal Sayıştay ve
Yüksek Mahkeme konuları ele alındı.
Müzakereler, 25 Kasım Salı günü devam edecek.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'in ev sahipliğinde Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün
yaklaşık 3 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Liderler,
görüşmenin başında bir süre baş başa bir görüşme
gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede BM ve AB
ile müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri
Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat
Çağlar, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk
Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise
görüşmeye Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun da
bulunduğu bir heyetle katıldı.
Liderler görüşme sonrasında herhangi bir
açıklama yapmazken, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer liderlerin talebi üzerine
görüşmeyle ilgili bilgi verdi.
Olumlu bir atmosfer
Özel Danışman Alexander Downer, görüşmenin
oldukça muhabbetli ve olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini söyledi.
Liderlerin dün Federal Başsavcılık ve
Federal Sayıştay konusunu görüştüğünü kaydeden Downer,
Yüksek Mahkeme'nin ele alınmasına ise devam edildiğini kaydetti.
Anlaşmazlıkların çözümü
mekanizması görüşülmedi
Bir soru üzerine, "anlaşmazlıkların
çözümü mekanizması"nın dün ele
alınmadığını söyleyen Downer, "Sadece
bağımsız ofisleri ele aldılar. Yani Yüksek Mahkemeyi,
Federal Başsavcılığı, Federal Sayıştayı
ve o tip ofisleri görüştüler" dedi.
Downer, "Anlaşmazlıkların çözümü
mekanizması gelecek hafta görüşülecek mi" sorusuna ise,
"Göreceğiz, ancak gelecek görüşmede anlaşmazlıkların
çözümü mekanizmasıyla ilgili birtakım görüşmeler olacak
sanırım" yanıtını verdi.
Downer, gelecek görüşmenin 25 Kasım Salı
günü gerçekleşeceğini de hatırlattı.
KIBRIS 18/11/08
Property issue on talks
agenda by end of year
By Marianna
Pissa
THE PROPERTY issue will
be discussed towards the end of this year or early next year President Demetris
Christofias said after yesterdays meeting with the Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat
Towards the end of the year or the beginning of next year, we will inevitably
move on to the property issue, which is not easy although the principles are
in place
. I am sure we will deal with several issues that will call for a lot
of discussion, Christofias said.
Returning to the Presidential Palace after his ninth meeting with Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday afternoon, Christofias said the
meeting went rather well.
It was a friendly exchange of views.
The President was firm when asked why there was no discussion on a
deadlock-resolving mechanism as planned.
We discussed other issues. We have engaged in consulting more experts on
judiciary issues, and you realise that this week was not an easy one for me due
to other commitments, he said, referring to his departure for Russia today.
Speaking to reporters after the meeting in the UN controlled Nicosia airport
yesterday, UN Secretary Generals Special Adviser on Cyprus Alexander Downer
said the talks were held in a convivial and very positive atmosphere.
Asked if there were any discussions about deadlock resolving mechanisms, Downer
said the two leaders discussed exclusively the independent institutions, the
offices of the Attorney General and the Auditor General and also some
discussions about the Supreme Court.
As for the agenda of the next meeting, he mentioned that they have to see about
it. But I think there will be some discussion next time about the deadlock
resolving mechanisms.
The two sides put forward their positions on the issue, outlined the positions
they agree on and agreed to continue the discussion at the working groups,
comprising experts from both communities.
Asked to determine when this chapter will come to an end to move on to the next
one, Christofias said: There is still a lot in this chapter which is under
discussion. We might even retrieve some issues that we have had different views
on.
Christofias said weekly meetings have been arranged for the next three to four
weeks.
The next meeting of the two leaders is planned for November 25.
CYPRUS MAIL 18/11/08
State criticised over
promoting Cyprus problem abroad
By
Jacqueline Theodoulou
THE STATE was yesterday
criticised for not putting enough emphasis on promoting the Cyprus problem
abroad.
Famagusta Mayor and president of the Municipalities Union Alexis Galanos said
this is a problem that concerns all the governments since the Turkish invasion
in 1974.
The funds available for promoting the Cyprus problem abroad were discussed at
the House Foreign Affairs Committee.
Foreign Minister Markos Kyprianou said the specific budget for 2009 has
increased by 30 per cent compared to last year from 2 million it has gone to
3 million.
But Galanos, along with a number of MPs, felt this budget was not enough to
serve its cause.
Galanos also complained about the Cyprus medias coverage of refugee issues.
If we expect something to succeed abroad, we first need to see how we deal
with it internally.
The [Cyprus] media generally fails to pay attention to refugee problems, he
pointed out.
Cyprus failure so far to promote the Cyprus problem effectively has been noted
by the current government, according to Kyprianou, who said it was currently
examining new ways to improve the situation.
In co-operation with the Government Spokesman, we in at the final stages of
completing a new strategic plan on how to better use the funds, said
Kyprianou.
The plan includes a number of short-term and long-term measures, which he said
would bring better results.
This, Kyprianou added, includes seeking the co-operation of the public, local
authorities and municipalities, as well as holding lectures abroad and use of
the internet.
This is a new and more flexible approach, and it will start being implemented
with the 2009 budget. We will set specific aims and see how they can be better
enforced, the minister explained.
Antigoni Papadopoulou of DIKO was in favour of using new technologies, such as
the internet, so our message can be accessible abroad.
AKELs Takis Hadjigeorgiou added, Over the decades we have used ancient methods
to promote our problem abroad. Today we can change that. We need to become more
convincing.
CYPRUS
MAIL 18/11/08
Greece would never let
us down
By
Jacqueline Theodoulou
I STATE without
reservations that Greece would never agree to anything that would harm the best
interests of Cyprus, Foreign Minister Markos Kyprianou announced yesterday.
The minister was addressing the House Foreign Affairs Committee during
discussions on the recent appointment of Turkey as a non-permanent member of
the UN Security Council.
Asked by deputies and later by reporters to comment on Greeces involvement in
Turkeys appointment, Kyprianou said he could not respond on behalf of another
country, no matter how good relations were between the two states.
There is close co-operation with the Greek government and political powers;
there is understanding and agreement, and I state without reservation that
Greece would never agree to anything that would harm the best interests of
Cyprus, said Kyprianou.
But he added that he didnt know if Greece had supported Turkeys inclusion in
the Security Council.
The Cyprus problem, Kyprianou pointed out, primarily concerned the five
permanent members of the SC, therefore Turkeys appointment would not have
direct consequences on this matter.
We will make sure that Turkey doesnt try to affect current negotiations in
the Cyprus problem with a number of precautionary measures that we have already
prepared; the situation is being closely monitored, said the minister, adding:
Turkey did not seek a place in the Security Council because of the Cyprus
problem, but because it wants to improve its role and presence
internationally.
Kyprianou was also keen to point out that the UN resolutions especially
Resolution 550 that provides the departure of the Turkish occupying forces from
Famagusta and its return to its residents would not be affected by these
developments.
Certainly we are not pleased with Turkeys appointment as a non-permanent
member of the UN Security Council and if the international organisations of
order had acted, this would never have happened, said Kyprianou.
Famagusta Mayor and president of the Municipalities Union Alexis Galanos
wanted to know what obstacles the Cyprus government had presented to prevent the
situation.
How did we reach the point for Turkey to become a member of the Security
Council? he wondered. At some point, Turkey managed to get out of the
difficult position it was in and we want to know how we reached this point.
Galanos added, Turkeys appointment to the Security Council is a wound to the
Cyprus Republic and we need to see it for what it is.
DISY Deputy Soteris Sampson later told reporters he was not satisfied with the
Ministers explanations on Greeces role in Turkeys appointment.
DISY is extremely concerned over Greeces general role in the Cyprus problem.
We are also concerned over the fact that the Famagusta issue has not yet been
discussed at the direct negotiations [between the two community leaders], said
Sampson.
Committee Chairman Averoff Neophytou of DISY, however, jumped to Greeces
defence. It is my obligation as Chairman of the Committee to stress that
Greece was and remains a supporter to Cyprus. Any help we asked for has always
been offered.
CYPRUS MAIL 18/11/08
Christofias heads to
Russia for top-level meetings
By Elias
Hazou
PRESIDENT Demetris
Christofias today flies out to Russia on an official visit described by
officials as extremely significant in further boosting relations between
Nicosia and the Kremlin.
During Christofias four-day stay, the two governments will sign seven
agreements in total, covering co-operation in both the political and economic
spheres.
The communist president is being escorted by a high-powered team including the
ministers of Foreign Affairs, Finance, and Commerce, as well as by Presidential
Commissioner George Iacovou and Under-Secretary to the President Titos
Christofides.
Tomorrow morning Christofias has a one-on-one with President of the Russian
Federation Dmitry Medvedev and later with Boris Gryzlov, speaker of the Russian
Duma. He will also meet with Russias Prime Minister Vladimir Putin.
The deals on the cards include a co-operation agreement in the field of public
health and medical science, a memorandum of understanding (MoU) between the
securities and exchange commissions of the two countries, a joint-action
programme between the respective ministries of commerce, an agreement on
tourism co-operation, and an agreement between the Cyprus News Agency and
Russias ITAR-TASS.
Two more MoUs are to be signed, one covering judicial co-operation, the other a
collaboration between the Cyprus Stock Exchange and Russias OJSC VTB Bank.
According to the official itinerary, the agreements will be signed following
the meeting at the Kremlin between Christofias and Medvedev, after which the
two leaders will hold a joint news conference.
And for the first time, the two countries will sign a political proclamation
covering the principles which should govern a Cyprus settlement.
Presidential spokesman Stephanos Stephanou said discussions would revolve
around bilateral relations, and that Christofias would be updating his Russian
counterpart on the latest developments on Cyprus talks. Energy, double taxation
and Russian investment in Cyprus feature prominently on the agenda. Turkeys
recent election as a non-permanent member of the UN Security Council is another
item of concern to Nicosia.
Also on the schedule are contacts with Russian government officials, the mayor
of Moscow and the Russian Communist Party.
Christofias will be placing a wreath at the Tomb of the Unknown Soldier in
Moscow.
The visit comes days after leaked reports that Cyprus will be spending 200
million on Russian military hardware, including T80 tanks, anti-aircraft
batteries and anti-tank missiles with laser-guidance systems.
News of the planned arms expenditures has been met with disapproval on the home
front, with critics questioning the wisdom of such a purchase in the midst of a
financial crisis.
CYPRUS MAIL 18/11/08
İngiltereye Türk imam
NEVSAL ELEVLİ Londra
İngilterede iktidardaki İşçi Partisinin tek Türk milletvekili adayı olan Funda Pepperell, hükümetin radikal İslamın önlenmesi için Türkiyeden imam getirilmesi projesini hazırlayan isim oldu

Henüz milletvekili seçilmeden İngiltere hükümetinin
politikalarına yön vermeye başlayan Funda Pepperell, lobisini
yaptığı projenin Türkiye ile İngilterenin radikal
İslamın tırmanışına karşı birlikte çalışmasını
sağlayacağını söyledi. Pepperell, Dini kendi menfaatleri
doğrultusunda yönlendirmeye kalkan grupları engellemeyi siyasi
kimliğimden önce bir Müslüman olduğum için vazifem olarak görüyorum
dedi.
Pepperellin hazırladığı program, Toplumlar Bakanı
Hazel Blearsin baş danışmanı Andy Bagnal tarafından
da onaylandı.
Pepperell, projenin temelinde Anadolu Müslümanlığının
yaygınlaştırılmasının bulunduğunu
belirterek, Türkiye İslam anlayışının içinde Sufi
geleneği var. Problemler olsa da Türkiye Cumhuriyeti laik bir demokrasiye
sahip. Türkiye, İslamı demokrasi ile yaşatmayı becerebilen
en önemli ülkelerden biri. Diyanet işlerinde iyi eğitimli,
yetişmiş imamların İngiltere camilerinde Britanyalı
Müslümanlara gerçek İslamiyeti anlatacaklarına hiç şüphem yok.
Bu da İngilteredeki Müslüman gençleri radikal gurupların kendi
çıkarları için kullanmalarına engel olacaktır dedi.
MILLIYET 19/11/08
Hristofyas, karar altına alınmış çözüm
ilkelerini yeniden şekillendirme çabasında
"MUHATAPLARI MOSKOVA'DA DEĞİL, LEFKOŞA'DA"...
Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Rum
tarafının uluslararası bir kampanya sürdürmesinin sorunun
çözümüne yardımcı olmayacağı konusunda uyarıda bulunan
Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ın Rusya ile Kıbrıs
sorununu da içeren bir deklarasyon yayınlamaya
hazırlığında olduğuna işaret ederek, Hristofyas'a
"Kıbrıs sorunu ile ilgili muhataplarının Moskova'da
değil Lefkoşa'da olduğunu bir kez daha
hatırlatırız" dedi
l "2009 YAZINDAN ÖNCE ÇÖZÜM"... BM temsilcisinin görüşme
sürecinin tamamlanması için 2009'un yazını işaret
ettiği hatırlatılması üzerine Erçakıca, iki taraf arasında
üzerinde anlaşılmış olmamasına rağmen ortaya
kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu vurgulayarak, "2009
yılı Haziran ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunması gibi bir hedef, muğlâk da olsa ortak bir hedef olarak
ortaya çıkmış oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, iki
lider tarafından karar altına alınmış çözüm ilkelerini
aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme
çabasında olduğunu söyledi ve Hristofyas'ın dün gideceği
Rusya Federasyonu'nun yetkililerini uyarmak istediklerini belirtti.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununa "hiç kimse hiçbir şekilde
karışmasın" şeklinde değil, "üzerinde
anlaşılmış parametreler, bugüne kadar üretilen BM
müktesebatı ve BM çatısı altında gelecek
katkıları memnuniyetle karşılama" şeklinde bir
duruşu olduğunu belirtti.
Hasan Erçakıca, "Bizim duruşumuz, ilkesel
bir karşı duruştan çok, Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olacak tarzda çalışmaları davet etmek
yönünde" dedi.
Kıbrıs sorununda çözüme doğru ilerlenecekse
çözümün yapı taşları olacak olan iki tarafın
anlaştığı hususlara bağlı kalınması
gerektiğini kaydeden Hasan Erçakıca, üçüncü tarafların veya
uluslararası toplumun elemanlarının da bunlara saygılı
olması gerektiğini söyledi.
Görüşme günleri
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, haftalık brifinginde, Kıbrıs sorunu ile ilgili
görüşme sürecine değinerek, iki liderin önceki gün federal çatı
altında yer alacak olan Başsavcılık, Ombudsman, merkez
bankası gibi bağımsız kuruluşları ele
aldıklarını belirtti.
İki liderin, yılsonuna kadarki görüşme
takvimini de ele aldıklarını ve bundan sonraki görüşmelerin
takviminin 25 Kasım; 8, 16, 22 ve 29 Aralık olarak
belirlendiğini açıklayan Erçakıca, 9 Aralık'ta
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel'e gidecek olması
nedeniyle görüşmenin Kurban Bayramı'nın birinci günü olan 8
Aralık'ta saat 16.00'da yapılmasının da kabul
edildiğini söyledi.
Erçakıca, liderlerin temsilcilerinin de, bu
toplantılar dışında bir araya gelip görüşme sürecini
kolaylaştırıcı çalışmalar yapmaya devam
edeceklerini vurguladı.
"Muhatapları Moskova'da değil Lefkoşa'da"
Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken
Kıbrıs Rum tarafının uluslararası bir kampanya
sürdürmekte olduğunu kaydeden Hasan Erçakıca, böylesi
çalışmaların sorunun çözümüne yardımcı
olmayacağı konusunda uyarıda bulundu ve bunun en somut
göstergesinin de İngiltere ile imzalanan memorandum olduğunu ifade
etti.
Erçakıca, "Kıbrıs sorununa
'Kıbrıslı Çözüm' arayışında olduğunu ileri
süren Hristofyas'ın her fırsatta BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve
Çin gibi devletlerin rolünden söz etmesi ve şimdi de Rusya ile
Kıbrıs sorununu da içeren bir deklarasyon yayınlamaya
hazırlanması anlamlıdır. Bu ziyarette bizi ilgilendiren en
önemli husus budur" dedi.
Kıbrıs sorununa çözümün görüşme
masasında bulunacağını vurgulayan Erçakıca,
"Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'a Kıbrıs
sorunu ile ilgili muhataplarının Moskova'da değil
Lefkoşa'da olduğunu bir kez daha hatırlatırız"
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rum lider Dimitris Hristofyas'ın, iki lider tarafından
karar altına alınmış çözüm ilkelerini
aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme
çabasında olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafı özellikle 23
Mayıs 2008 tarihinde iki lider tarafından yayınlanan ortak
açıklamadaki hususları göz ardı ettirmek,
aşındırmak gayretindedir. Rusya Federasyonu yetkililerini bu
konuda uyarmak istiyoruz. 23 Mayıs açıklaması şunları
kapsar; iki kesimli, iki toplumlu ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında
tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temelinde
bir federasyona bağlı olduklarını yeniden teyit
etmişlerdir. Bu ortaklığın tek uluslararası
kimliğe sahip bir Federal Hükümeti'nin yanı sıra, eşit
statüye sahip bir Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve bir Kıbrıs
Rum Kurucu Devleti olacaktır."
Türkiye'nin AB üyeliği
Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs
sorununu Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile ilişkilendirme
çabalarının gereksiz olduğuna dikkat çeken Erçakıca,
Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de bu konuda geçen hafta gerekli
mesajları verdiklerini ve bunların algılanmış
olmasının önemli olduğuna işaret etti.
TC Başbakanı Erdoğan ve 15 Kasım
törenlerine katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek'in, Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinin ilişkilendirilmesinin sakıncalarını
anlattığını hatırlatan Erçakıca, "Türkiye,
Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı ve adil bir çözüm
bulunmasından yana olduğunu sıklıkla ve açık bir
şekilde dile getirmektedir. Türkiye'nin bu desteğini kullanarak
kapsamlı bir çözüme doğru ilerlemek gerekirken Kıbrıs
sorununu Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engel durumuna getirmeye ve
böylece Kıbrıs'ta hak edilmemiş çıkarlar elde etmeye veya
Kıbrıs Türk halkını köşeye
sıkıştırmaya kalkışmak sonuç getirici bir formül
değildir" dedi.
Çözüm için 2009 yazı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, "2009'a ilişkin bir görüşme programı
üzerinde çalışılıp
çalışılmadığı ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme sürecinin
tamamlanması için 2009'un yazını işaret ettiği
hatırlatılarak iki liderin bunu konuşup
konuşmadığının" sorulması üzerine de, iki
taraf arasında üzerinde anlaşılmış bir takvim
bulunmadığına dikkat çekti.
Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce
Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefini iki lider ve temsilcilerinin
ifade ettiklerini hatırlatan Erçakıca, Downer'in yaz
aylarını işaret eden konuşmasının bundan
esinlenmiş olabileceğini kaydetti.
Üzerinde anlaşılmış olmamasına
rağmen ortaya kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu
vurgulayan Erçakıca, "Bu da demektir ki, 2009 yılı Haziran
ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması gibi bir
hedef, muğlâk da olsa ortak bir hedef olarak ortaya çıkmış
oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi.
Uluslararası toplumun sürece katılımı
Hristofyas'ın uluslararası toplumu sürece dâhil
etme çabalarından Kıbrıs Türk tarafının rahatsız
olup olmadığı sorusu üzerine Hasan Erçakıca, "Bu
konuda Kıbrıs Türk tarafının büyük bir
rahatsızlığı yok" şeklinde konuştu.
Kıbrıs Türk tarafının bunun formal
hale gelmesinden bile yarar gördüğünü ifade eden Erçakıca, hakemlik
değilse bile bazı uluslararası toplumun BM vasıtasıyla
yapacağı kolaylaştırıcı faaliyetlere,
Kıbrıs Türk tarafının büyük önem verdiğini
Cumhurbaşkanı'nın daha önce de
açıkladığını söyledi.
"Ancak Kıbrıs Rum tarafının
yaptığı bu değil" şeklinde konuşan Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının daha fazla engelleyici
faaliyetlerde bulunduğunu, Hristofyas'ın ziyaret ettiği
Rusya'nın Güvenlik Konseyi'ndeki faaliyetlerinin genellikle sürecin
ilerlemesini engelleyici veya uluslararası topluluk tarafından iki
tarafın kabul edebileceği parametrelere bağlı önermeler
yapmasını engelleyici olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı'nın 15 Kasım konuşması
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 15
Kasım töreninde yaptığı konuşmada, KKTC'nin
federasyona hazırlık için kurulduğu şeklindeki sözlerinin
hatırlatılarak bir değerlendirme istenmesi üzerine de Hasan
Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın, konuşmalarını
bilinçli yapmakta olduğunu belirtti.
Konuşmaların görüşme süreci ve
uluslararası alanda Kıbrıs sorununa hassasiyetler de dikkate
alınarak yapılmakta olduğunu kaydeden Erçakıca,
konuşmaların birbirlerini bütünlemekte olduğunu söyledi.
Erçakıca, "Bu konuşmalar gündemdeki konulara
ışık tutar şekilde hazırlanmıştır.
Cumhurbaşkanı'nın da belirttiği gibi KKTC'nin ilanında
bağımsızlık bildirgesinde KKTC'nin ilanının
federal çözüme açık olmasına özellikle dikkat çekilmiştir bunda
gocunacak bir şey yok" dedi.
Erçakıca, konuşmanın KKTC'yi federal çözüm
önünde engel olarak lanse etmek isteyen çevreler ve Kıbrıs Rum
tarafının bu savlarının anlamsız olduğunu
belirtmek amacı ile yapılmış olduğunu ifade etti.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun
buna eleştirisi olduğunu da hatırlatan Erçakıca,
Ertuğruloğlu'nun eleştirisinin onun siyasal tutumunu
yansıttığını söyledi.
Dış atamalar
Dış atamalar konusunda Dışişleri
ile Cumhurbaşkanlığı arasında sorun olduğu
konusundaki söylemlerin sorulması üzerine Hasan Erçakıca, bunun uzun
zaman öncesinden başlayan bir sorun olduğunu ifade etti.
KKTC'yi yurt dışında temsil edecek olan
kişilerin belirlenmesi sırasında Cumhurbaşkanı ile
istişare edilmesinin esas olduğunu kaydeden Erçakıca, devletlerin
yasalar kadar gelenekler çerçevesinde de yürütüldüğünü vurguladı.
Bu konu hakkında Dışişleri Bakanı
ve hükümet yetkililerine gerekli mesajın verildiğini ifade eden
Erçakıca, "Ne yazık ki bu istişare yetersizliğinden
kaynaklanan sorunlar ortaya çıkmıştır.
Cumhurbaşkanımızın atanan arkadaşların hiçbirisi
hakkında kişisel bir tutum da belirtmemiştir" dedi.
KIBRIS 19/11/08
İki liderden çok etkilendim
İngiltere'nin
Avrupa'dan sorumlu devlet bakanı Caroline Flint, müzakere sürecini
değerlendirdi:
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiliz devlet bakanı Caroline Flint, müzakere
sürecinde iki liderin göstermiş olduğu çabayı takdir
ettiğini belirterek, Ada'da birleşme ve çözüm için bulunmaz bir
fırsat olduğunu vurguladı. Flint, "İki liderin
müzakere sürecindeki gayreti beni çok etkiledi" dedi.
İngiltere'nin Avrupa'da sorumlu devlet bakanı
Caroline Flint, İşçi Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan ve Türk
federasyonunun İngiltere Parlementosu'nda düzenlediği resepsiyon ile
Londra'da yaşayan Türk toplumu ile bir araya geldi.
Geçtiğimiz ay devlet bakanı görevine
getirildikten sonra Kıbrıs'a giderek Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve rum yönetimi başkanı Hristofyas ile görüşen
Caroline Flint, gecede yaptığı konuşmasında,
müzakerelerde çok hassas ve özel konuların görüşüldüğünü
belirterek, sürecin zor bir dönem olduğunu söyledi. Carolina Flint, tüm
zorluklara iki tarafın liderlerinin görüşmelere devam etmesinden
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "İki lider, iki toplum için çok
özel konularda görüşüyorlar. Konular çok hassas. Ama Talat ve
Hristofyas'ın tüm bu zorluklara rağmen müzakerelere devam etme
istekleri beni cesaretlendirdi. Kıbrıs'ta birleşme ve
çözüm için bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünüyorum"
diye konuştu.
Görüşme sürecinde Kıbrıs'taki
yönetim, ekonomi, tarih ve sosyal hayat konularının
ele alındığının ve bu konuların iki toplum içinde
son derece hassas olduğunun altını çizen İngiliz
devlet bakanı Flint, önümüzdeki haftalarda da iki lider için de
kolay olmayacak bir dönemin yaşanacağını söyledi.
İngiltere'nin Avrupa'dan sorumlu bakanı Caroline Flint,
Kıbrıs sorunun çözümü için iki toplum lideri arasındaki
işbirliği ve çözüm arzusunun kendisini
umutlandırdığını ve bu çabaların olumlu
sonuçlanacağını inandığını ifade etti.
Konuşmasında Kıbrıs ziyaretinde iki
taraf arasında yapılan futbol maçına da
katıldığını belirten ve esprili bir
şekilde maçı yorumlayan bakan Flint, maçın 1-1 berbere
bitmesinden de büyük mutluluk duyduğunu kaydetti..
Konuşmasında İngiltere'nin, Türkiye'nin AB
sürecine verdiği desteğe de değinen Caroline Flint, Türkiye'yi
Avrupa Birliği'nde görmek istediklerini kaydetti.
Konuşmasının sonunda İngiltere'de
yaşayan Türk toplumunun ülkeye entegre olmasından memnuniyet
duyduğunu ve resepsiyonun da bunun en güzel örneği olduğunu
vurgulayan İngiliz Bakan Flint, geceyi düzenleyen
İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan'a ve İngiltere Türk
Dernekleri Federasyonu'na teşekkür etti.
Etkinliği İngiltere Türk Dernekleri
Federasyonu ile birlikte organize eden ve Kıbrıs Türk toplumuna
yakınlığı ile bilinen Joan Ryan ise konuşmasında,
federasyonun ülkedeki Türk toplumunun entegre olması için çok önemli
hizmetler verdiğini söyledi. Ryan, İngiltere'de ki Türk toplumu
ile bir araya gelmekten her zaman mutluluk duyduğunu belirtti.
Parlemento'da Macmillan Odası'nda yapılan
resepsiyona TC Londra Büyükelçiliği Elçi MüsteşarI Atalay Ersan, TC
Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu
ve temsilcilik yetkilileri, federasyona bağlı sivil toplum
örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda konuk katıldı.
KIBRIS 19/11/08
An important milestone
for relations between Cyprus and Russia
By Stefanos
Evripidou
PRESIDENT Demetris
Christofias headed for Moscow yesterday with three cabinet ministers, hoping to
return with a basket full of agreements and friendship as well as revisiting
his romantic youth.
Christofias will meet Russian President Dmitry Medvedev and Prime Minister
Vladimir Putin during his two-day visit, as well as the Moscow Mayor and other
Russian dignitaries. He is accompanied by the Ministers of Foreign Affairs,
Finance and Commerce.
Christofias described the trip as very important, noting that both the Soviet
Union and the Russian Federation have provided key support to Cyprus as a
permanent member of the UN Security Council.
Speaking from Larnaca airport before his departure, Christofias said he and
Medvedev will sign, for the first time between the two countries, a political
declaration on bilateral relations, international relations and the Cyprus question,
on the basis of common positions of principle.
The president noted that eight agreements and protocols in total would be
signed during his visit, which he said would constitute an important milestone
for relations between Cyprus and Russia.
The prospect of another memorandum setting out common positions on the Cyprus
problem was not seen in a positive light by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat, according to his spokesman.
Talat gave a similar response last June when Cyprus signed a memorandum with
the UK setting out common principles on the nature of a future Cyprus solution.
Christofias described his return to Moscow where he was educated as moving
because it is the place I spent the nicest and most romantic years of my
youth.
It is a chance to express to the Russian people a big thank you because it
prepared me, theoretically, to be able to follow the path I have followed, he
added.
The president said he was optimistic that he would bring on his return a basket
full of agreements, friendship, cooperation and solidarity.
Asked whether he would discuss the issue of double taxation and Cyprus place
on Russias taxation black list, Christofias replied: This issue is being
discussed in a very friendly spirit. I want to believe that very soon we can
announce good news.
A day before his departure, Finance Minister Charilaos Stavrakis expressed hope
that the presidents own friendly relations with Russia could make the
difference in reaching a favourable conclusion to the black list issue which
has troubled the financial sector since July 2007.
During his visit, the Greek-origin Russian cosmonaut Fyodor Yurchikhin will
give Christofias the flag of the Republic of Cyprus which he took with him to
space when visiting the International Space Station.
CYPRUS MAIL 19/11/08
Lyssarides and
Christofias in war of words over Cyprus problem
THE HONORARY president
of EDEK, Vassos Lyssarides yesterday got embroiled in a spat with President
Demetris Christofias over his comments on the latters handling of the Cyprus
problem.
Christofias said the comments were unfair. The former head of the socialist
party wrote a letter to President Demetris Christofias last month. Three weeks
later, after receiving no reply, he released it to the press.
In the letter, Lyssarides expressed his concerns regarding the issue of
partnership in a future settlement of the Cyprus problem, talk of two states
and a rotating presidency. He called on Christofias to clarify his positions on
a future settlement.
Speaking from Larnaca airport, Christofias said that Lyssarides gave his
opinions on a daily basis without fail, which in his opinion are unfair
because they contain attacks and characterisations that a person who has been
in politics for so long should not be making.
The President added that the people could judge him on his actions and
Lyssarides on his words.
AKELs spokesman Andros Kyprianou waded into the debate, asking why Lyssarides
did not use the National Council to air his views and ask questions.
He backed Christofias handling of the Cyprus problem, noting that his methods
have so far avoided deadlock, while pushing for a solution which will be
acceptable to both communities.
In response, EDEK released a statement saying: The national chapter called
Vassos Lyssarides not only has a duty but an obligation to express his
proposals and concerns regarding the procedures for a solution to the Cyprus
problem.
CYPRUS MAIL 19/11/08
"Türkiye'ye
baskıların tam zamanı"
CNN TURK 20/11/08
Vekaleten Rum yönetimi başkanlığı görevini yürütmekte olan Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, "uluslararası camianın Türkiye'ye baskı yapmasının tam zamanı olduğunu" iddia etti.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Haravgi gazetesi,
Türkiye'ye özlü baskı yapılmasının
zamanıdır" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Karoyan'ın bu iddiayı,
Avustralya'nın Rum tarafındaki yüksek komiseri ile görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada ortaya
attığını yazdı.
Gazeteye göre, Türkiye'nin çıkmaz ve üretken olmayan bir politika uygulamakta
olduğunu" ileri süren Marios Karoyan, Türkiye'nin bu
politikasını terk etme yönünde somut bir adım
atmadığını, bu nedenle uluslararası camianın,
Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm
bulunmasını gerçekten istiyorsa Türkiye'ye baskı yapma
zamanının geldiğini" öne sürdü.
Marios Karoyan, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler hakkında
bilgi verdiği Avustralya yüksek komiserine, Türkiye'nin
tavrının, Kıbrıs sorununa yaşayabilir ve
işleyebilir bir çözüm bulunması çabalarına hiç de
yardımcı olmadığını" savundu.
Rum Meclis Başkanı ayrıca, Türk böbürlenmesinin
göğüslenebilmesi için iç cephede birlik şarttır" dedi.
"Muhatapları
Moskova'da değil Lefkoşa'da"
CNN TURK 18/11/08
Temaslarda bulunmak üzere Rusya'nın başkenti Moskova'ya giden Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a KKTC'den tepki geldi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Hristofyas'ın muhatapları Moskova'da değil, Lefkoşa'da" dedi.
Erçakıca, Hristofyas'ın, iki lider tarafından
karar altına alınmış çözüm ilkelerini
aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme
çabasında olduğunu söyledi.
Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Rum
tarafının uluslararası bir kampanya sürdürdüğüne
işaret ederek, böylesi çalışmaların sorunun çözümüne
yardımcı olmayacağı konusunda uyarıda bulundu ve bunun
en somut göstergesinin de Rum tarafının İngiltere ile
imzaladığı memorandum olduğunu ifade etti.
Erçakıca, "Kıbrıs sorununa 'Kıbrıslı çözüm'
arayışında olduğunu ileri süren Hristofyas'ın her
fırsatta BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve Çin gibi devletlerin rolünden
söz etmesi ve şimdi de Rusya ile Kıbrıs sorununu da içeren bir
deklarasyon yayınlamaya hazırlanması anlamlıdır.
(Hristofyas'ın Moskova ziyareti) Bu ziyarette bizi ilgilendiren en önemli
husus budur" dedi.
Kıbrıs sorununa çözümün görüşme masasında
bulunacağını vurgulayan Erçakıca,
"Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'a Kıbrıs
sorunuyla ilgili muhataplarının Moskova'da değil Lefkoşa'da
olduğunu bir kez daha hatırlatırız" diye konuştu.
Türkiye'nin AB üyeliği
Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununu Türkiye'nin
AB üyeliği süreciyle ilişkilendirme çabalarının gereksiz
olduğuna dikkati çeken Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin
de bu konuda geçen hafta gerekli mesajları verdiğini ve bunların
algılanmış olmasının önemli olduğuna işaret
etti.
Türkiye'nin, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı ve adil bir çözüm
bulunmasından yana olduğunu sıklıkla ve açık bir
şekilde dile getirdiğini kaydeden Erçakıca, "Türkiye'nin bu
desteğini kullanarak kapsamlı bir çözüme doğru ilerlemek
gerekirken Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir
engel durumuna getirmeye ve böylece Kıbrıs'ta hak edilmemiş
çıkarlar elde etmeye veya Kıbrıs Türk halkını
köşeye sıkıştırmaya kalkışmak sonuç getirici
bir formül değildir" dedi.
2009 yazında çözüm beklentisi
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"2009'a ilişkin bir görüşme programı üzerinde
çalışılıp çalışılmadığı ve BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer'in görüşme sürecinin tamamlanması için 2009'un
yazını işaret ettiği hatırlatılarak iki liderin
bunu konuşup konuşmadığının" sorulması
üzerine de iki taraf arasında üzerinde anlaşılmış bir
takvim bulunmadığına dikkati çekti.
Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce Kıbrıs
sorununa çözüm bulma hedefini iki lider ve temsilcilerinin ifade ettiklerini
hatırlatan Erçakıca, Downer'in yaz aylarını işaret
eden konuşmasının bundan esinlenmiş olabileceğini
kaydetti.
"Üzerinde anlaşılmış olmamasına rağmen
ortaya kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu" ifade eden
Erçakıca, "Bu da demektir ki, 2009 yılı haziran
ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması gibi bir
hedef, muğlak da olsa ortak bir hedef olarak ortaya çıkmış
oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi.
Hristofyas Moskova'da
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Moskova'ya hareketinden önce Larnaka
Havaalanında yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs'ı
'işgalden' kurtarması, kolonizasyona son vermesi ve insan
haklarını yeniden sağlaması gerektiğini" savundu.
Hristofyas, "bu tezin, müzakereler sürecinde Rum tarafının
pusulasını teşkil edeceğini" belirtti. Müzakerelerde
birçok sorunun aşılması gerektiğini ve işlerinin kolay
olmadığını ifade eden Hristofyas, "Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun çözülmesine karar vermesini dilerim. Aksi takdirde
çözüm olmayacak" diye konuştu.
Hristofyas, Kıbrıs sorununa gelecek yaza kadar çözüm bulunması
temennisini de dile getirdi. Moskova ziyaretine de değinen Hristofyas,
"ziyaretinin, Rusya-Güney Kıbrıs arasındaki dostane ve
geleneksel ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayacak
olmasından dolayı önemli olduğunu" söyledi.
KKTC
lideri Talat yarın Ankara'ya gelecek
CNN
TURK 19/11/08
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli
temaslarda bulunmak üzere yarın Ankara'ya gelecek.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın
Bürosu'na göre, yarın saat 12.00'de adadan ayrılacak olan Talat,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Ali Babacan ile bir araya gelecek.
Talat, saat 16.30'da Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nda
(TEPAV) "Kıbrıs Müzakereleri: Nerede Duruyoruz" konulu
yuvarlak masa toplantısına katılacak.
Toplantıda, akademisyenler, basın ve sivil toplum
kuruluşları temsilcileri de hazır bulunacak.
Cumhurbaşkanı Talat, cuma günü de saat 13.00'te Bilkent
Üniversitesi'ni ziyaret ederek, bir konferans verecek ve akşam saatlerinde
KKTC'ye dönecek.
Rumlar
Moskova'da memorandum imzaladı
CNN
TURK 19/11/08
Moskova'da bulunan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin unsurlar da içeren memorandum imzaladı.
Rum radyosunun haberine göre, yaklaşık bir saat
baş başa görüşen Hristofyas ve Medvedev, daha sonra Güney
Kıbrıs ve Rusya arasındaki memoranduma imza attı.
Haberde, memorandumun, Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle
ilgili, Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içerdiği
belirtildi.
Görüşmeyle ilgili olarak Rusya Devlet Başkanı,
Hristofyas'ın ziyaretinin Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki
ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkı
sağlayacağını kaydetti.
Hristofyas da, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerine işaret
etti. Rum yönetimi, Rusya ile ayrıca, sağlık, sermaye, turizm,
enformasyon ve adalet konularında toplam 7 anlaşma imzalayacak.
İmzalanan memorandumda "siyasi çözüm ekseninin"
belirlediğini kaydeden Rum basını, memorandumda
"Kıbrıs sorununa tek egemenlik, tek uluslararası kimlikle,
BM kararları çerçevesinde iki kesimli, iki toplumlu federal çözüm
bulunması gerektiği; Rusya'nın, yapay takvimler ve hakemlik
olmaksızın karşılıklı kabul edilen bir çözüme
destek vermeyi sürdüreceği" şeklinde ifadelerin yer
aldığını belirtti.
Hristofyas, İngiltere'yi ziyareti sırasında da İngiltere
Başbakanı Gordon Brown ile 5 Haziran 2008'de
karşılıklı anlayış ve işbirliği
memorandumu imzalamıştı.
Memorandumun içeriği
Kıbrıs Rum yönetimi ile Rusya Federasyonu arasında bugün
imzalanan memorandumun içeriği açıklandı. Rum radyosunun
haberine göre memorandumda, "Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin
ilgili kararları, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları temelinde
kapsamlı, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunması
gerekliliğinin yeniden teyit edildiği" ve "iki ülke
arasında kapsamlı işbirliği ve dostluk ilişkilerinin
daha da derinleştirilmesinin öngörüldüğü" kaydedildi.
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı
Dimitriy Medvedev tarafından bugün imzalanan memorandumda, Doruk
anlaşmalarının "Üniter 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
devletinin; BM Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarında tarif edildiği
şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası
temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu
federasyon haline dönüşmesi" maddesine atıfta bulunuldu.
Habere göre, memorandumda şunlar da kaydediliyor:
"Rusya Federasyonu, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak; hakemlik veya
suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün Kıbrıslı
aidiyeti korunarak; Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında
bir karşılıklı uzlaşı anlaşmasını
desteklemeyi sürdürecek.
(Güney) Lefkoşa ve Moskova, ortak tanınmış ilkelerden ve
uluslararası kurallardan yola çıkıyor; uluslararası
terörün, sınırlar arası örgütlü suç oluşumlarının
uluslararası camiaya, dünya güvenliğine ve istikrarına
karşı en ciddi tehdit olduğu belirtilen BM Anayasası'nda
öngörüldüğü gibi; dünyada ve
bölgesel düzeyde kapsamlı güvenlik sisteminin sonuç getirici şekilde
işlemesini başarmak için hareket ediyor.
İki ülke -kendi aralarında- bölücü hatlar olmadan birleşik bir
Avrupa inşa edilmesine; insanlar arasında serbest ve engelsiz
temaslar yaratılmasına; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin
korunmasına; üniter ve bölünmez bir güvenlik alanının
şekillendirilmesine; ticari ve ekonomik işbirliğini
genişletmeye destek beyan eder.
Güney Kıbrıs ve Rusya, gerek ikili düzeyde, gerekse BM çerçevesinde,
bütün alanlarda siyasi temaslarını ve işbirliğini
yoğunlaştıracak, Avrupa Konseyinde, AGİT'te ve iki ülkenin
çıkarına olacak diğer çok yönlü mercilerde işbirliklerini
sonuç getirici şekilde sürdürecekler.
Rum yönetimi lideri, Rusya Federasyonu Devlet Başkanının Avrupa
Güvenliği için yeni hukuki bağlayıcı bir sözleşmenin
benimsenmesi önerisini selamlar. Kıbrıs Rum tarafı, Rusya ile AB
arasındaki bütün tarafların çıkarına olan diyaloğun
daha da güçlenmesine yardımcı olacak, Rusya ve AB
karşılıklı yakınlaşma adımları
atmalıdır.
İki hükümet, çeşitli uluslararası örgütlerdeki seçimlerde
tarafların adaylarını mütekabiliyet esasıyla, uygun
şekilde incelemeye hazır olduklarını beyan eder ve
memnuniyetle işaret ederler ki, temel uluslararası ve bölgesel
konularda yakınlık veya görüş birliği içerisindedirler ve
iki devletin
uluslararası alanda çok daha sıkı işbirliği
yapmaları yönünde büyük olanaklar vardır.
Ekonomik ilişkilerde iki devlet; diğer şeyler yanında;
Kıbrıs Rum ithal mallarının ve hizmetlerinin Rus
piyasasında artırılması aracılığıyla
ikili ticari alışverişlerini karşılıklı
çıkar temelinde geliştirmek için gerekli önlemleri almayı uygun
bulur.
Uzun vadede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirme stratejisi
üzerinde çalışmak hedefiyle; Güney Kıbrıs-Rusya Hükümetler
Arası Ekonomik İşbirliği Komitesi mekanizmalarını
sonuç getirici şekilde değerlendirecek gerekli önlemler
alınacak.
Güney Kıbrıs ve Rusya, iki hükümet arasındaki 21 Mart 1996
tarihli anlaşma temelinde ikili askeri ve teknik işbirliğiyle
ilgi konuların tamamını ele almak niyetindedir.
İki taraf, yakın gelecekte 2009-2012 dönemi için bilim, eğitim
ve kültür alanlarında işbirliği programı hazırlamak ve
imzalamak niyetindedir."
Resmi tarihin yazmadıklarını yazmak üzerine...
70 yıl önce Dersimde yaşananlarla yüzleşmek!
20
Kasım Perşembe 2008
Aşağıdaki yazıyı lütfen sonuna kadar
okuyun. "Dersim'38'in üzerinden 70 yıl geçti. Resmi
rakamlar sayı olarak 12 bin deseler de, genç-yaşlı-çocuk
ayırt edilmeksizin öldürülen insan sayısının 70 binden az
olmadığı söylenmektedir.
Katliamdan sağ kurtulan Dersimliler, katliam yıllarında neler
olup bittiğinin ayrıntılarını hiçbir zaman tam olarak
anlatmadılar, anlatamadılar.
Katliamı ağıtlara konu ettiler.
Ve Dersim '38, 70. yıldönümünde hâlâ kanayan bir yaradır.
Dersimliler, hiçbir zaman bu olaydan dolayı başka halklara, Türk
halkına düşman olmadılar. Yüreklerinde tanımsız bir
acıyı bütün sıcaklığıyla her zaman yaşasalar
da bunu bir kin ve nefret konusu haline getirmediler. Fakat katliamdan sonra da
yürütülen bütün sistemli asimilasyon politikalarına rağmen bu
olayı asla unutmadılar.
Avrupa Parlamentosu bünyesinde DTP'li bazı milletvekillerinin de
katılımıyla bir konferans gerçekleşti ve herkes gibi ben de
bu konferansı basından takip ettim. Türkiye basınında yer
alan tepkiler, bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün ne denli büyük
bir tehdit altında bulunduğunu bir kez daha gösterdi.
Avrupa Parlamentosu üyesi olmayı hedefleyen bir Türkiye var ve aynı
Türkiye bu çatı altında kendi toprakları üzerinde
yaşanmış bu büyük trajedinin gündeme getirilmesine ve
tartışılmasına tahammül edebilmeli.
Kendi geçmişini sorgulamayan ve bu sorgulamanın gereğini
yapmayan bir ülke, bir halk ve düşünce asla özgür olamaz.
Peki, Dersimde 1937-38 yıllarında neler yaşandı?
Dersim bu katliama dili, kültürü, inancı nedeniyle uğradı. Bu
değerlerini bugün de sahiplenmeye devam ediyor ve
varlığının inkâr edilmesine karşı duruyor.
Türkiyede rejimin Kürt ve Alevi sorunu konusundaki inkârcı zihniyet
ve tutumunu sürdürmekteki ısrarı, yüreklerimizdeki Dersim '38
yarasını daha da kanatmaktadır.
Türkiyedeki rejimin Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı
katliamlarla yüzleşmekten kaçınması, bir demokrasi ve
özgürlükler çağı olması gereken bu çağda, hâlâ farklı
dillere, kültürlere, inançlara düşmanlık yapması sorununu
doğurmaktadır.
Türkiyedeki rejimin Dersim '38'le yüzleşememesi,katliama karşı
direndiği için asılarak katledilen Seyit Rıza ve
arkadaşlarının naaşlarını ne
yaptığını dahi açıklamaktan kaçınması,
nasıl bir rejim ve zihniyetle karşı karşıya
olduğumuzu gözler önüne sermektedir.
Bizler, Türkiye Cumhuriyeti devletinden, Dersim '37-38 de neler olduğunu
bütün açıklığıyla itiraf etmesini istiyoruz, ki bunu
istemek bizim hakkımız.
Yine yakılarak külleri havaya savrulan Seyit Rıza ve yedi
yoldaşının naaşlarına ne yaptıklarının
açıklanmasını istiyoruz. Ancak bu şekilde
hayatımızın bu kâbustan kurtulacağına ve rahat bir
nefes alabileceğimize inanıyoruz.
Dünyada çağdaş bir demokrasi inşa etmiş bütün ülkeler kendi
tarihleriyle yüzleşmişlerdir. Türkiye nin tam ve gerçek bir demokrasiye
geçebilmesinin olmazsa olmaz şartının kendi gerçekleriyle
yüzleşmek olduğunu göstermektedir.
1937-38 yılları arasında Dersim de bir insanlık suçu
işlenmiştir. Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı Dersim,
katliama dayalı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmek
istenmiştir.
Dolayısıyla hiç kimse bizden bu gerçekleri unutmamızı ve
unutturmamızı beklemesin. Bu günün anısına, Seyit
Rıza'nın idamı öncesinde söylediği şu sözleriyle
bitirmek istiyorum:
'Evlâd-ı Kerbelayız, bîhatayız. Ayıptır, zulümdür bu,
katliamdır.'
Dersimin 70. yıldönümünde; zulüm ve katliamların
olmadığı, kardeşçe barış içinde
yaşanılır bir Türkiye dileğimle..."
* *
*
Biraz kısaltarak köşeme aldığım bu yazı benim
değil.
Ferhat Tunç'un.
İmzasını sanatçı-aktivist diye atan Ferhat Tunç'un 17
Kasım 08 tarihli Taraf gazetesinin 16. sayfasında çıkan bu
yazısını okuduktan sonra bir noktayı bir kez daha belirtmek
istiyorum.
Tarihimizi, 'resmi tarih'e bırakmadan öğrenmek zorundayız; yoksa
bu topraklarda barış ve huzuru, demokrasi, hukuk ve özgürlükler
düzenini yakalamak çok zor olacak.
Gerçek tarihi öğrenmeden, birbirimizin acılarına saygı
göstermeden, bu acılı tarihi serbestçe tartışıp yerli
yerine oturtmadan, "Ya sev ya terket!" zihniyeti, trajediye bir türlü
doymayan bu toprakları terketmeyecek çünkü...
MILLIYET
HASAN CEMAL 20/11/08
Fatura liderlere
LİDERLERİN SUÇLAYACAĞI BİRİ YOK... İki
lider arasında devam eden müzakerelerin herhangi bir dış
müdahale olmadan devam ettiğini ifade eden ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Frank Urbancic, liderlerin çözümün yolunu bulmaları
gerektiğini vurguladı. Liderlerin günü geldiğinde esneklik
göstermeye hazır olmaları gerektiği uyarısında bulunan
Urbancic, mevcut ortamda liderlerin çözümsüzlükten dolayı suçlayacakları
başkası olmadığını ifade ederek, olası
çözümsüzlüğün faturasının Talat ve Hristofyas'a
kesileceğini işaret etti
ABD HIZLI ÇÖZÜMDEN YANA... ABD'nin Kıbrıs sorununa
bakışı ve bulunduğu pozisyonla ilgili açıklamalarda
bulunan ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, KIBRIS Gazetesi ve
KIBRIS TV yöneticilerinin sorularını yanıtlarken, 2009
yılında çözüme ulaşılmasını umut ettiklerini
açıkladı. ABD'nin hızlı bir çözümden yana olduğunu
belirten Frank Urbancic, her iki tarafın da zamanı geldiğinde
fedakarlık yapmaya hazırlıklı olmaları
gerektiğinin altını çizdi
Zamanın çözümün aleyhine işlediğini bu
nedenle görüşme sürecinin hızlandırılması
gerektiğini vurgulayarak, dış müdahale olmadan devam eden
görüşmede sonuca ulaşılmaması durumunda liderlerin suçlayacağı
neden bulunmadığını kaydeden ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Frank Urbancic, çözümsüzlüğün faturasının Talat ve
Hristofyas'a çıkacağını işaret etti.
Göreve üç ay önce gelen Büyükelçi Frank Urbancic ve
beraberindeki heyet dün KIBRIS Medya Grubu'nu ziyaret ederek, KIBRIS Gazetesi
ve KIBRIS TV yöneticileriyle Kıbrıs konusunu değerlendirdi.
KIBRIS Medya tesislerinde yapılan
kahvaltılı görüşmede ABD elçiliğini temsilen Büyükelçi
Frank Urbancic, Halkla İlişkiler Müdürü James Brown Ellickson, Halkla
İlişkiler Müdür Yardımcısı Jason Chue, Türk
tarafından sorumlu siyasi görevlisi Chrise Panico ve halkla ilişkiler
asistanı İpek Uzunoğlu yer alırken, KIBRIS Medya grubu
adına KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran
Düzgün, Kıbrıs Gazetesi Haber Müdürü Ali Baturay, Haber Müdür
Yardımcısı Dilek Çetereisi, Editör Emin Akkor, KIBRIS TV Müdürü
Hüseyin Ekmekçi, köşe yazarı Hasan Hastürer, program
yapımcısı Aysu Basri Akter hazır bulundu.
26 yıldır ABD Dışişleri
Bakanlığı'nda görevli olan ve görev sürecinin çoğunluğunu
Ortadoğu ülkelerinde geçiren büyükelçisi Frank Urbancic, Kıbrıs
sorununa uzak biri olmadığını ifade ederek, bu sorunun
çözümü için de uğraş vereceğini kaydetti.
Ortadoğu, Türkiye ve Yunanistan'dan örnekler vererek
en zor sorunların çözülmese bile önemli yolların
alındığı deneyimler edindiğini ifade eden ABD'nin
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, İsrail-Filistin sorunundaki
gibi, bugünün kan akan bir dönem olmamasından dolayı Kıbrıs
sorununun daha kolay çözülebileceği kanaatinde olduğunu kaydetti.
Yollarına çıkmadan liderleri desteklemeliyiz
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri
Hristofyas arasında devam eden görüşmelere dahil
olmadıklarını anımsatan ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Frank Urbancic, süreçle ilgili olarak ancak üçüncü elden bilgi
aldıklarını kaydetti.
Çözüm iradesi olan iki liderin müzakerelere
başlamasını sevindirici bulan Urbancic, kendilerinin bu süreçte
yapması gerekenin liderlerin yollarına çıkmadan onları
desteklemek olduğunu kaydetti.
2004 referandumu sonucundan dolayı
Kıbrıslı Türklerin acı çektiğini ancak Rumların
da farklı sebeplerden dolayı acı çektiğini savunan
Urbancic, en sağlıklı çözüme ulaşmak için iki taraf
açısından da doğru olanın bulunması olduğunu
ifade etti.
Liderlerin geçmişi 'normal' değildi
Her iki toplum liderinin geçmişinin ABD
tarafından 'normal' bulunmadığını, ancak bugün
onların desteklendiğini belirten Urbancic, ABD'nin Hristofyas'ın
geçmiş siyasetine destek vermediğini vurguladı.
Ancak kendilerinin bugüne baktıklarını
belirten Urbancic, içinde bulunulan önemli bir fırsat olduğu ve bunun
kaçırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bugün liderlerin
geçmişine göre hareket etmediklerini işaret etti.
Görüşme sürecine dış müdahale yok
Adada yaşayanların Kıbrıslı çözüm
taleplerini her zaman seslendirmelerine rağmen uluslararası güçlerin
devreye girmemesi durumunda yol alınamadığı
anımsatılarak ABD'nin devam eden süreçteki rolünün ne olduğu
şeklindeki soruyu yanıtlarken, görüşme sürecine şu ana
kadar dış müdahale olmadığını ifade eden ABD'nin
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, sürecin kendi halinde
ilerlediğini, ancak sürecin belli bir noktada tıkanması
durumunda, sorunu çözme ve destek konusunda yardıma hazır
olduklarını kaydetti.
Sepetler halinde devam eden görüşmelerde üçüncü sepetteki
konular görüşülürken zorlu tartışmalar yaşanacağı
kanaatini dile getiren Urbancic, liderlere, öncelikle kendilerine ve
sonrasında da uluslararası topluma güven duymaları
mesajını gönderdi.
Fedakarlığa hazırlıklı olun
Devam eden süreçte toplumların, liderlere
desteğinin önemli olduğunu vurgulayan Urbancic, her iki tarafın
da zamanı geldiğinde fedakarlık yapmaya
hazırlıklı olmaları gerektiğinin altını
çizdi.
İki liderin de feragat edemeyecekleri konular
olduğunu; ancak, günü geldiğinde esneklik göstermeye hazır
olmaları gerektiğini söyleyen Urbancic, fedakarlık
yapılmasının gerekliliğini, sadece liderlerin değil,
toplumların da göz önünde bulundurmasını istedi.
Liderler, halklarının desteğini almalı
Toplumlar tarafından desteklenmeyen bir referandumla
başarıya ulaşılamayacağına dikkat çeken Urbancic,
liderlerin de halkların desteğini almayı başarmaları
telkininde bulundu.
"Bu an kaçırılmamalıdır"
diyen Urbancic, iyi bir kombinasyon olduğu ve insanların çözümü
isteyecekleri inancını belirtti.
Görüşme süreci için liderlerin istikrarlı
olmasının önemine işaret eden Urbancic, liderlere
şüphelerini aşmaları gerektiği mesajını verdi.
Çözümsüzlüğün faturası liderlerin
Görüşme sürecinin hızlandırılması
gerektiği mesajı veren Urbancic, zamanın çözümün aleyhine
işlediği ve ne kadar hızlı olunursa o kadar iyi
olacağını belirtti. Her iki tarafta seçimlerin
yanaştığına işaret eden Urbancic, 2009'da çözüme
ulaşılmasını umut ettiklerini açıkladı.
Sadece umut etmekle yetinmeden çalışmak da
gerektiğini kaydeden Urbancic, kendilerinin her zaman umutlu olmakla
birlikte her zaman da çalışacaklarını ifade etti.
Uluslararası toplumun da sürece bu şeklide
baktığını kaydeden Urbancic, "liderler çözümün yolunu
bulmalı, suçlayacak başka biri yok" diyerek olası bir
çözümsüzlüğün faturasının Hristofyas ve Talat'a
kesileceğini işaret etti.
Kıbrıs birçok açıdan önemli
Ortadoğu'da Irak, İsrail, Lübnan ve
Kıbrıs gibi sorunlu bölgeler bulunduğuna işaret edilerek,
bu sorunlardan hangisinin ABD için daha önemli olduğu şeklindeki
soruyu yanıtlayan Urbancic, ABD'nin her sorunla ilgilenen adamları
bulunduğu, adı geçen sorunlu bölgelerin hepsinin de büyük ve
birbirinden faklı sorunlar bulunduğunu belirtti.
Bu sorunlu bölgelerden olan Kıbrıs'ın
birçok açıdan kendileri için önemli olduğunu belirten Urbancic,
"Kıbrıs'ın AB üyeliği, Türkiye'nin AB üyelik süreci,
NATO siyasetimiz ve AB politikalarımız gibi konulardan dolayı
Kıbrıs gündemimize geliyor. Bunların hepsi milli
çıkarlarımız için önemlidir" diyerek ABD'nin
Kıbrıs'a bakışıyla ilgili ipuçları verdi.
ABD istese 24 saatte çözüm olur!
Dünyanın süper gücü olan ABD'nin arzu etmesi
durumunda Kıbrıs sorununu 24 saatte çözebileceği yönünde
toplumda bir kanaat olduğu aktarılan Urbancic, gülümseyerek,
"Güneyden de aynı tepki geliyor. Onlar da Ankara'yı yoldan
çekersen, sorun çözülür, diyorlar" şeklinde konuşurken, her iki
toplumun da çözüme ivme kazandırması açısından ABD'den bir
şeyler beklediğini ortaya koydu.
Rumların istediği çözüm sürecini, Türklerin
istemediği, Türklerin arzuladığı çözüm şekline de
Rumların tepki gösterdiği bir ortamın varlığına
işaret eden Urbancic, ABD'nin Kıbrıs sorununun çözümü
konusundaki iradeye bağlı olduğunu ve arzu edilmesi durumunda
her türlü desteğe hazır olduğunu ifade etti.
Türkiye, çıkarı çarpıştığında,
sürece taraf olacak
Türkiye'nin ABD'nin dostu olduğu ve iyi
ilişkilerin devam edeceğini sık sık anımsatan ABD'nin
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, Türkiye'nin görüşmelerdeki
rolünün, daha tartışma noktasına gelmediğini ifade etti.
Urbancic, Türkiye'nin de çıkarlarının
çarpıştığı noktada görüşme sürecine taraf
olacağını belirtti.
KIBRIS
20/11/08
Rusya Rum'a teslim
"SİYASİ MANİFESTO" İMZALADILAR...
Moskova'yı ziyaret etmekte olan Rum lider Hristofyas, Rusya Devlet
Başkanı Medvedev ile dün sabah "siyasi manifesto"
imzaladı. Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle ilgili;
Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içeren manifesto ile
Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları, 1977-79
Doruk Anlaşmaları temelinde kapsamlı, adil ve yaşayabilir
bir çözüm bulunmasının gerekliliği vurgulandı
RUM TARAFI AÇISINDAN OLUMLU UNSURLAR İÇERİYOR... Doruk
Anlaşmaları'nın "Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti
devletinin; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında tarif
edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek
uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki
bölgeli iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi" maddesine
atıfta bulunan manifestoda, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi
olarak; hakemlik veya suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün
Kıbrıslı aidiyeti korunarak; iki toplum arasında bir
karşılıklı uzlaşı anlaşmasını
desteklemeyi sürdüreceği belirtiliyor
Güney Kıbrıs ve Rusya Federasyonu arasında dün
sabah Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine ilişkin
unsurları da içeren "siyasi manifesto" imzalandı.
Moskova'yı ziyaret etmekte olan Rum yönetimi
başkanı Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri
Medvedev, dün sabah "siyasi manifesto" imzalayarak,
Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları, 1977-79
Doruk Anlaşmaları temelinde kapsamlı, adil ve yaşayabilir
bir çözüm bulunmasının gerekliliğinin yeniden teyit etti.
"Siyasi manifesto", ayrıca Güney Kıbrıs ve Rusya Federasyonu
arasında ilişkilerin güçlendirilmesini öngörüyor.
"Siyasi manifesto"nun; Kıbrıs sorununa
aranan çözümün içeriğiyle ilgili; Rum tarafı açısından
olumlu unsurlar içermekte olduğu haber verildi.
Yaklaşık bir saat baş başa
görüşen Hristofyas ve Medvedev'in imzaladığı manifesto;
Doruk Anlaşmaları'nın "Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti
devletinin; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında tarif
edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek
uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli
iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi" maddesine atıfta
bulunuyor.
Manifestoda, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi daimi
üyesi olarak; hakemlik veya suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün
Kıbrıslı aidiyeti korunarak; Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumlar arasında bir karşılıklı
uzlaşı anlaşmasını desteklemeyi sürdüreceği
belirtiliyor.
"Siyasi manifesto"nun; Kıbrıs sorununa
aranan çözümün içeriğiyle ilgili; Rum tarafı açısından
olumlu unsurlar içermekte olduğu haber verildi.
Rusya Devlet Başkanı, Hristofyas'ın
gerçekleştirmekte olduğu ziyaretin Güney Kıbrıs ile Rusya
arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkı
koyacağı görüşünü ortaya koyarken, Hristofyas; iki ülke
arasındaki ilişkilerin derin ve aralarındaki dostluk
ilişkilerinin göstergesi olduğunu söyledi.
Daha sonra Medvedev, Rum yönetimi başkanı
Hristofyas ve eşi Elsi onuruna öğle yemeği verdi.
Hristofyas ve Medvedev:
Her alanda ilişkiler gelişecek
Rum lideri Dimitris Hristofyas, Rusya'nın yeni bir
Avrupa Güvenlik Anlaşması imzalanması
çağrısını destekleyerek, AB üyelerinden de
çağrıya katkı verilmesini istedi.
Hristofyas görüşmede yaptığı
açıklamada, Rusya'nın Avrupa'nın güvenliğiyle ilgili yeni
anlaşma imzalanması çağrısını desteklediğini
belirtti ve "Rusya'nın Avrupa'nın güvenlik sisteminin
geliştirilmesi ve modernize edilmesi yönündeki inisiyatifini
destekliyorum. AB üyelerinin bunu desteklemesi gerekiyor ve yakında
onların da bu yolu tercih edeceğine eminim" dedi.
Rusya ile başta turizm olmak üzere ekonomik alanda
ilişkilerin artarak gelişmesinden memnuniyet duyduğunu söyleyen
Hristofyas, Rusya'dan gelen turist sayısının son dönemde giderek
arttığını, ülkelerindeki turistlerin büyük
çoğunluğunu Rusların oluşturduğunu kaydetti.
Medvedev de yaptığı açıklamada,
Rusya'nın Güney Kıbrıs ile her alandaki ilişkilerinin
artacağını belirterek, "Ülkelerimiz arasında uzun
süreli partnerlik var ve dün imzaladığımız deklarasyon da
ilişkilerimizi ticaret, yatırım, orta ölçekli işlerde,
kültür, turizm, ilaç ve turizm sektörleri de dahil olmak üzere her alanda
geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor" diye konuştu.
Güney Kıbrıs ile ilişkilerinin çok uzun
süreli olduğuna dikkati çeken Medvedev, Sovyetler Birliği'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanımasıyla ilgili belgeleri
Hristofyas'a verdi.
Hristofyas, Medvedev'in bu sözleri üzerine üniversite
eğitimini Moskova'da yaptığını belirterek,
"Moskova'ya her geldiğimde farklı duygulara
kapılırım. Burada öğrenci olarak geçirdiğim
yılları hatırlıyorum ve buraya başkan olarak
geldiğim için son derece heyecanlıyım" ifadesini
kullandı.
Doruk Anlaşmaları
temelinde adil bir çözüm
Güney Kıbrıs ile Rusya Federasyonu arasında
imzalanan "siyasi manifesto"nun içeriği açıklandı.
Rum radyosunun haberine göre Rum-Rus "siyasi
manifestosu"nda şunlar da kaydediliyor:
Lefkoşa ve Moskova, ortak tanınmış
ilkelerden ve uluslararası kurallardan yola çıkıyor;
uluslararası terörün, sınırlar arası örgütlü suç
oluşumlarının uluslararası camiaya, dünya güvenliğine
ve istikrarına karşı en ciddi tehdit olduğu belirtilen BM
Anayasası'nda öngörüldüğü gibi; dünyada ve bölgesel düzeyde
kapsamlı güvenlik sisteminin sonuç getirici şekilde işlemesini
başarmak için hareket ediyor.
İki ülke -kendi aralarında- bölücü hatlar
olmadan birleşik bir Avrupa inşa edilmesine; insanlar arasında
serbest ve engelsiz temaslar yaratılmasına; insan
haklarının ve temel özgürlüklerinin korunmasına; üniter ve
bölünmez bir güvenlik alanının şekillendirilmesine; ticari ve
ekonomik işbirliğini genişletmeye destek beyan eder.
Kıbrıs ve Rusya, gerek ikili düzeyde gerekse BM
çerçevesinde, bütün alanlarda siyasi temaslarını ve
işbirliğini yoğunlaştıracak, Avrupa Konseyi'ndeki,
AGİT'teki ve iki ülkenin çıkarına olacak diğer çok yönlü
mercilerde işbirliklerini sonuç getirici şekilde sürdürecekler.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu
Cumhurbaşkanı'nın; Avrupa Güvenliği için yeni hukuki
bağlayıcı bir sözleşmenin benimsenmesi önerisini selamlar.
Kıbrıs tarafı, Rusya ile AB arasındaki bütün
tarafların çıkarına olan diyaloğun daha da güçlenmesine
yardımcı olacak, Rusya ve AB karşılıklı
yakınlaşma adımları atmalıdır.
İki hükümet, çeşitli uluslararası
örgütlerdeki seçimlerde tarafların adaylarını mütekabiliyet
esasıyla, uygun şekilde incelemeye hazır olduklarını
beyan eder ve memnuniyetle işaret ederler ki; temel uluslararası ve
bölgesel konularda yakınlık veya görüş birliği
içerisindedirler ve iki devletin uluslararası alanda çok daha
sıkı işbirliği yapmaları yönünde büyük olanaklar
vardır.
Ekonomik ilişkilerde iki devlet; diğer
şeyler yanında; Kıbrıs ithal mallarının ve hizmetlerinin
Rus piyasasında artırılması
aracılığıyla ikili ticari alışverişlerini
karşılıklı çıkar temelinde geliştirmek için
gerekli önlemleri almayı uygun bulur.
Uzun vadede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri
geliştirme stratejisi üzerinde çalışmak hedefiyle;
Kıbrıs-Rusya Hükümetler Arası Ekonomik İşbirliği
Komitesi mekanizmalarını sonuç getirici şekilde
değerlendirecek gerekli önlemler alınacak.
Kıbrıs ve Rusya, iki hükümet arasındaki 21
Mart 1996 tarihli anlaşma temelinde ikili askeri ve teknik işbirliğiyle
ilgi konuların tamamını ele almak niyetindedir.
İki taraf, yakın gelecekte 2009-2012 dönemi için
bilim, eğitim ve kültür alanlarında işbirliği programı
hazırlamak ve imzalamak niyetindedir."
Bir dizi anlaşma da imzaladılar
Hristofyas ve Medvedev, "İki Ülke
arasındaki İşbirliği ve Dostluğu Daha da
Güçlendirme" deklarasyonunun yanı sıra, GKRY-Rusya tıp
kurumları ve adalet bakanlıkları arasında işbirliği
anlaşması ile mali piyasalar arasındaki memorandumu
imzaladı.
Rus ekonomisine en fazla yatırım yapan ülkeler
arasında GKRY ilk sırayı alırken, Rusya Federal
İstatistik Kurumu, GKRY'li iş adamlarının Rusya'daki
yatırımlarının 2007 yılının sonunda 49,5
milyar doları bulduğunu, bunun 33,4 milyar dolarlık bölümünün
doğrudan yatırım olduğunu kaydetti.
Rusya Ekonomi Bakanlığınca, GKRY'nin bu
yılın ilk yarısında Rusya'da 10 milyar dolarlık
yatırım yaptığı, bunun 2,5 milyar dolarlık
bölümünün de doğrudan yatırımları kapsadığı
belirtildi.
GKRY ile Rusya arasındaki ticaret hacmi geçen
yıl 4,9 milyar dolar civarında gerçekleşirken, bu
yılın ilk 8 ayındaki ticaret hacminin 883,6 milyon dolar
civarında kaldığı da ifade edildi.
KIBRIS
20/11/08
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz
niteliğindeki büyük dairesinde, 1974 Kıbrıs Barış
Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen 18
Kıbrıslı Rum'un yakınları tarafından açılan
davaya ilişkin ikinci duruşma yapıldı.
AİHM'nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı
kararda insan hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin
ardından Türkiye, 28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz
niteliğindeki büyük dairede görüşülmesini istemişti. Dünkü
duruşmada tarafların görüşlerini dinleyen AİHM,
kararını sonraki bir tarihte verecek.
Duruşmada Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana
geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, "geriye
dönük etkili bir soruşturma yapmamakla"
suçlanamayacağını bildirdi. Türkiye'nin AİHM'ye bireysel
başvuru hakkını 1987'de tanıdığı
hatırlatılan savunmada, başvuruyu sahiplerinin altı
aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da
yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedildi.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra
başvuruda bulunanların "hukuki menfaatlerinin
kalmadığı" gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi
istendi.
Emsal teşkil edebilir
AİHM'nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde
aldığı kararda, Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili
soruşturma yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal
ettiği görüşüne varılmıştı. AİHM,
Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4'er bin
Euro ödemesine karar vermişti.
Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974 Barış
Harekatı sırasında esir alındığı ileri
sürülen ve o zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin,
diğer 9'u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen
9 Rum'un yakını.
AİHM'den çıkacak karar, mahkemenin,
Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm
olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi
açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen
davada Rumlar, Türkiye'nin AİHM'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14.
maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişti.
KIBRIS
20/11/08
Talat, bugün Erdoğan ve Babacan ile görüşecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, çeşitli
temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gidiyor.
Cumhurbaşkanlığı Basın
Bürosu'ndan alınan bilgiye göre, saat 12.00'de ülkeden ayrılacak olan
Talat, bugün saat 16.30'da Türkiye Ekonomi Politikaları
Araştırma Vakfı'nda (TEPAV) "Kıbrıs Müzakereleri:
Nerede Duruyoruz" konulu yuvarlak masa toplantısına
katılacak.
Toplantıda çeşitli akademisyenler, basın ve
sivil toplum kuruluşları temsilcileri de hazır bulunacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara temasları
çerçevesinde, aynı gün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile de
bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın ise saat
13.00'te Bilkent Üniversitesi'ni ziyaret ederek, üniversitede bir konferans
verecek.
Cumhurbaşkanı Talat'a Ankara temaslarında
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
temaslarını tamamlamasının ardından cuma
akşamı 17.55'te Ankara'dan ayrılarak KKTC'ye dönecek.
KIBRIS 20/11/08
From Russia with love:
Moscow boost for Christofias
By Jean
Christou
CYPRUS and Russia
yesterday signed seven bilateral agreements on economic, political, health,
media and other issues, as President Demetris Christofias held official talks
in Moscow with his Russian counterpart Dmitry Medvedev.
Our countries have long enjoyed relations as partners, and today's talks
confirmed the need to expand our contacts in all directions, including trade,
investment, where much can be done, small and medium-sized businesses, culture,
tourism, medicine and education, Medvedev said after meeting Christofias.
Christofias said he was satisfied with the growth of bilateral relations,
particularly economic and tourism ties.
Relations of friendship and co-operation between Russia and Cyprus have deep
roots and are based on spiritual traditions. I even think that our relations
set an example of how relations between countries should develop, said
Christofias.
Backslapping aside, two issues are believed to be central to Christofias
discussions with the Russian leadership. One issue concerns reports that
Cyprus, with 200 million in its pocket, is eyeing up Russias Tor-M2
short-range guided missile systems, T-90C tanks and helicopters.
The second concerns efforts by the government to have Cyprus removed from
Russias list of 41 countries blacklisted in January this year by amendments to
the tax code.
The amendment tightened regulations on Russian companies repatriating their
dividends tax-free from Cyprus.
According to Russian news agency RIA Novosti, citing data from the Russian economics
ministry, Cyprus has since June this year held first place for foreign
investment in the Russian economy.
Cypriot investment in Russia totalled $49.6 billion up to the end of 2007. This
included $35.4 billion of direct investment. In the first half of 2008, Cyprus
invested around $10 billion in Russia, including $2.5 billion of direct
investment, it added.
The two countries posted bilateral trade of $4.9 billion last year, and the
index reached $883.6 million in the first eight months of 2008, including
$847.4 million of Russian exports.
One of the main agreements signed yesterday was between the Cyprus Securities
and Exchange Commission (SEC) and Federal Financial Markets Service of Russia.
It aims at creating the framework and procedures for the exchange of
information between the two Commissions and better co-operation on
investigations into market abuse, as well as other possible violations of the
securities legislations.
The global financial crisis
has shown that financial innovation, the
development of complex corporate structures, as well as the liberalisation of
capital movement and the facilitation of cross-border investments create
increased risks for the investors, Cypriot SEC Commissioner George
Charalambous said. The need for cooperation between supervising authorities
was never bigger.''
Another important development in Moscow related to tourism. As many as 200,000
Russians visit Cyprus every year, and the number has been increasing steadily
throughout 2008.
Christofias told Medvedev that Cyprus was leading the charge to abolish the
visa requirement for Russians travelling to the EU.
He also said Cyprus backed Russia's initiative to conclude a new treaty on
European security.
Russia and President Medvedev's initiative to build a system of security,
trust and co-operation anew, and to breathe new life into it, has received a
positive response in Cyprus, Christofias said.
Medvedev welcomed Cyprus' support for the proposal, saying it was important for
making the world a more peaceful place.
Cyprus position, laid down in the joint declaration signed yesterday, makes
the island the first EU country to support the Russian proposal.
Christofias said he hoped his European partners would share his view.
Just before their meeting, Medvedev handed Christofias historical documents in
which the Soviet Union declared its recognition of the Cyprus Republic.
We have long-standing, special ties and I would like to begin our talks with
handing over the documents on the Soviet Unions recognition of Cyprus to you,
Medvedev said.
Christofias replied that being in Moscow brought back many memories.
He said he never imagined when he was a student at the age of 23, that he would
one day be signing an agreement in the Kremlin as President of Cyprus. I
remember my years as a student here, and I am particularly excited to return
here as President, he said.
CYPRUS
MAIL 20/11/08
Inertia biggest threat
to a solution
By Jean
Christou
THE BIGGEST obstacle of
all to a Cyprus solution is now inertia, and if the current process breaks down
it will likely be the last attempt for many years, the International Crisis
Group (IGC) said yesterday.
In an article, Hugh Pope, the Turkey/Cyprus project director for the IGC, said
that as far as the inertia was concerned, the EU had not yet woken up to the
opportunity and risks it faced in Cyprus.
Pope said that on the island, cynicism remained widespread. Polls show that
fully40 per cent of the population had become so used to the status quo that
they simply did not believe that a settlement would ever happen.
The leaderships, supported by powerful voices from Turkey, Greece and beyond,
must begin to tell the story of what a post-settlement Cyprus could look like,
said Pope.
If this year's process breaks down
it will likely be the last attempt at a
comprehensive settlement for many years, he added.
Pope said in such an event, the world might one day consider a two-state
solution on the island.
All sides should count the costs of waiting indefinitely. The old comfort of
an unthreatening status quo is no longer available, said Pope.
He said now that Greek Cypriots were full members of the EU, the stakes and
risks were higher.
Failure could lead to new insecurity and even military tensions between Cyprus
and Turkey, Pope said.
For the Turkish Cypriots, meanwhile it would mean becoming completely
dependent on Turkey. And for Turkey, Cyprus would become a worse problem than
before: an economic cost, a diplomatic burden, and, above all, the biggest
obstacle between the Turks and their ambition for a full place in the European
family of nations.
Normalisation of relations between Cyprus and Turkey would on the other hand
bring huge economic and other benefits to both countries.
There are thus many reasons for Christofias to join with Talat to start real
work on a settlement, said Pope, referring to their long-established dialogue
and friendship based on their left-wing parties' common anti-nationalist cause.
He said in the past six months, despite altercations in the media, they have
held long private discussions after their official meetings.
As far as Turkey was concerned, Pope said a successful outcome of the Cyprus
talks would be a chance to set Turkey's EU convergence process back on track.
As a guarantor power in Cyprus, Turkey will have its word to say on the
settlement. As former Chief of Staff General Yasar Büyükanit has said, it will
have to agree that the Turkish Cypriots will be safe within a well-constructed
agreement, Pope said.
Public opinion over Cyprus is not the problem some in Turkey pretend that it
is: polls show a majority once again support the goal of EU membership. Most
Turks
have internalised the idea that the Turkish Cypriots and Greek Cypriots
can safely live together within the EU.
CYPRUS
MAIL 20/11/08
Moscow declaration
angers Turkish Cypriots
By Jean
Christou
THE joint declaration
signed between the presidents of Cyprus and Russia yesterday reiterated the
common position of the two countries on Cyprus issue.
The move, even before an official declaration was signed, has angered the
Turkish Cypriot side. Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat said Christofias was trying to change the principles agreed by
the two leaders.
We want to remind to Mr Christofias that his interlocutor in the Cyprus
problem is not in Moscow but in Lefkosia, he said. We also want to warn the
officials of the Russian Federation on the issue, he added.
Ercakicas comments were dismissed yesterday by Foreign Minister Markos
Kyprianou in Moscow. He said the position of the Turkish Cypriot side was
inexplicable and did not contribute to a good climate for the ongoing talks.
Kyprianou said he hoped the Turkish Cypriot side would not try to give a different
interpretation to what was agreed in Moscow. This would be a non-constructive
approach, he said.
The joint declaration signed yesterday in Moscow said Cyprus and Russia
reaffirm the need for a comprehensive just and viable settlement in Cyprus, on
the basis of the relevant UN Security Council resolutions.
The Russian Federation, as a permanent member of the UN Security Council, will
continue to support a mutually agreed solution between the Greek Cypriot and
the Turkish Cypriot communities, without arbitration or artificial timeframes,
which will secure at the same time the Cypriot ownership of the negotiating
process, it said.
President Demetris Christofias said Cyprus looked forward to the active
involvement of Russia in efforts to resolve the Cyprus issue,
It would be no exaggeration to say that the survival of the Cyprus state is
largely due to the moral support of the international community and armour that
provide us with the relevant resolutions Security Council, the adoption of which
your country has played a crucial role, he said to his Russian counterpart
Dmitry Medvedev.
As the struggle for justice for Cyprus continues and as we continue to seek to
restore full respect of the independence, the territorial integrity and the sovereignty
of the Republic of Cyprus, we look to a more active engagement by Russia in the
efforts to solve the Cyprus question, in the framework of the good offices
mission of the UN Secretary General and on the basis of UN Security Council
resolutions, he added.
With the joint declaration, Nicosia and Moscow plan to intensify political
contact and cooperation on all levels, it said.
CYPRUS
MAIL 20/11/08
AA
Güncelleme: 20:39 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma
LEFKOŞA -
Cumhurbaşkanı Talat, Ankaradan dönüşünde yaptığı
açıklamada, kendisi Ankaradayken Rusya ile Kıbrıs Rum
tarafı arasında çeşitli anlaşmalar
yapıldığını ve ortak siyasi deklarasyon
yayımlandığını anımsattı.
Deklarasyon yayımlanacağını önceden bildiklerini,
ancak içeriğiyle ilgili araştırmalarda kendilerine, genel kabul
görmüş çizginin dışına çıkılmayacağı
konusunda güvence verildiğini bildirdi.
Ortak deklarasyonun gerçekleri ters yüz etmeye ve saptırmaya yönelik
olduğunu vurgulayan Talat, Biz masada her konuyu görüşürken
Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinden biriyle Rum tarafının
vardığı anlaşmada özellikle 2 konu çok dikkat çekicidir
dedi.
FEDERAL
DEVLET ÖNGÖRÜSÜ YALAN
Talat, 1977-1979 doruk anlaşmaları ve BM Güvenlik Konseyi
kararlarında üniter Kıbrıs Cumhuriyetinin federal bir devlete
dönüşeceğinin öngörüldüğüne ilişkin deklarasyonda yer alan
ifadenin tamamen yalan olduğuna özellikle vurgu yaptı.
Talat, Hiçbir Güvenlik Konseyi kararında, 1977-1979
anlaşmalarının hiçbirinde üniter devletin federasyona
dönüşeceğiyle ilgili bir öngörü olmadığını ifade
etti.
ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ
DESTEKLEME EĞİLİMLERİ ÜZÜCÜ
Takvim ve hakemlik müessesesinin Rum tarafının isteği
doğrultusunda Rusya tarafından reddedilmesinin de dikkat çekici
olduğunu ifade eden Talat, özetle şunları söyledi:
Biliyorsunuz Rusya, Annan Planı müzakere sürecindeki o büyük
uğraşlara rağmen Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs sorununun çözümünü engellemesi üzerine BM Genel Sekreterinin
hazırladığı ve Güvenlik Konseyine sunduğu raporun da
görüşülmesini engellemiş ve Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğüne o günden bugüne katkılarda bulunan bir tutum
takınmıştır.
Talat, Rusyanın süreci hızlandırmaya yardımcı
olmayı öngören takvimleme ve hakemlik müesseselerini de inkar ederek,
sorunun çözümsüzlüğünü daha da sürdürme eğilimlerini desteklemesinin
üzücü olduğunu belirtti.
Takvimleme ve hakemliğin, gecikme durumunda önerildiğini belirten
Talat, Rum tarafının bunu reddettiğini, Rusyanın da destek
vererek çözüm sürecinin uzamasına çanak tutuğunu kaydetti.
Böyle bir yaklaşım Güvenlik Konseyinin daimi üyesi bir ülkeye uygun
düşmemektedir diyen Talat, Onların görevi Güvenlik Konseyinin
bugüne kadar aldığı birçok kararda öngörüldüğü gibi süreci
hızlandırarak çözüme destek vermektir dedi.
Ankaradaki temaslarına da değinen Talat, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile
görüşmelerinde, Kıbrıs sorunu ve küresel krizin ülkeye etkileri
konularında görüş alışverişinde ve bundan sonra
nasıl adımlar atılması gerektiği konusunda değerlendirmelerde
bulunduklarını belirterek, devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgi
verdiğini anlattı.

|
Emre KIZILKAYA |
||
|
|
||
Suudi Arabistanda bulunan 1300
yıllık bir duvar yazısı, Kuran-ı Kerim hakkında
yüzyıllardır akıllarda olan bir soruyu cevaplandırabilir:
Kurana sonradan eklenen ve bazen anlam konusunda da tartışmalara
neden olan aksan işaretleri, İslamın ilk çağlarında
da kullanılıyor muydu? |
SUUDİ Arabistan Turizm Yüksek Komisyonunda yer alan Arap
araştırmacılardan Ali ibn İbrahim Gabban, ülkenin
kuzeybatısında eşiyle birlikte yaptığı gezide,
tarihi bir keşfe imza attı. Gabban söz konusu gezide, üzerinde
şu ifadenin kazılı olduğu bir kayayla
karşılaştı: "Allahın adıyla; ben, Züheyr,
bunu Ömerin öldüğü zamanda, dördüncü yılın 20sinde
yazdım."
Kızıl kumtaşı üstünde yer alan ve silik bir halde bulunan
yazının, 1300 yıllık olduğu yapılan inceleme
sonucu ortaya çıktı. Yazıda geçen tarih, miladi olarak 644
yılına rastlıyor. Bu durumda, bahsedilen Ömerin, 644 yılında
şehit edilen Hz. Ömer olduğu tahmin ediliyor. Yazıyı yazan
Züheyr adlı şahsın ise, muhtemelen Suriye-Mekke arasında
yol alırken mola veren bir hacı adayı olduğu
sanılıyor.
Kuranın yazılı hale getirilmesinden önceki döneme rastlayan ve
Arapçanın eldeki en eski ikinci yazılı metni olan duvar
yazısının "son derece önemli bir buluş"
olduğunu belirten Ali ibn İbrahim Gabban, tarihi bulguları,
"Arap Arkeolojisi ve Epigrafisi" adlı dergide
yayınladı.
Ünlü belgesel kanalı Discovery Channelın haber sitesi de,
"İslamın en eski yazıtı, Kuran ile ilgili bir
sırrı çözebilir" ifadesini kullandı.
İlk sahabeler kaldırdı
Tarihçiler, yüzyıllardır, Kuranın ilk örneklerinin neden imla
işaretlerini içermediğini tartışıyordu. Kelimelerin
vurgusunu, hatta bazen anlamını bile değiştiren inceltme ve
kesme işaretleri gibi ayırt edici imler, Hz. Muhammedin
vefatından çok sonra Kurana eklenmişti.
Ali ibn İbrahim Gabban, keşfinin, 1300 yıl önce de
İslamın kuruluş coğrafyasında "tam
teşekkülü bir imla sistemi" olduğunu
kanıtladığını öne sürüyor. Keşfedilen duvar
yazısında noktalama işaretleri ve harekeler yer almasa da,
şekilleri birbirine benzeyen sessiz harfleri ayırt edecek aksan
işaretleri var.
Gabban, "ilk sahabelerin Kuranı aksan işaretlerinden
arındırdığını" belirterek, "Böylece
Müslümanların, Peygambere indirilen Kuranı, farklı Arap
lehçelerinde de okuyabilmesine cevaz verilmiş ve ayrıca, kelimelerin
iskeletlerinin, içerdikleri tüm anlamları taşımasına imkan
sağlamıştı" diyor.
Batılıların mazereti kalmadı
Discovery Newsa konuşan İskoçyadaki St. Andrews Üniversitesi Arapça
ve Ortadoğu Araştırmaları Profesörü Robert Hoyland da,
keşfin önemini doğruluyor. En eski Kuran mushaflarının
652-680 yıllarından kaldığını belirten Hoyland,
Batılı akademisyenler, Kuran vahyinin aksan işaretlerini de
içerecek biçimde kağıda aktarıldığını kabul
etmediğini, "madem ilahi değil, o halde imla işaretlerini
değiştirebiliriz" diye düşündüklerini
hatırlatıyor. Ayetlerin anlamını da
değiştirebilen bu yaklaşımın İslam alimlerinin
hoşuna gitmediğini ifade eden Hoyland, "Artık elimizde olan
Kuran metnini değiştirmek isteyen Batılı
bilimadamlarının daha az mazereti var" diye konuşuyor.
Hz. Ömer suikastı
Öte yandan 1300 yıllık duvar yazısı, Hz. Ömerin ne zaman
öldürüldüğü konusundaki soru işaretlerini de büyük ölçüde ortadan
kaldırıyor. Hz. Ömeri, 7 Kasım 644de, İranlı bir
askerin camide bıçakladığı ve İslamın ikinci
halifesinin iki gün sonra şehit olduğu kabul ediliyordu.
Yazının altına 644 yılını işaret eden hicri
tarihi not düşen Züheyrin, muhtemelen bu cinayete bizzat şahit
olduğu belirtiliyor.
Uzman
görüşü
Ana mushaflar işaretsizdi
Mehmet Nuri Yılmaz (Eski Diyanet İşleri Başkanı): Kuran-ı Kerim,
Hz. Ebubekir döneminde kitaplaştırıldı. Onu teşvik
eden ise Hz. Ömerdi. Hz. Ömer, "Peygamber kendi döneminde vahiy
sürdüğü için Kuranı kitaplaştırmadı. Vahiy sona
erdiğine göre, artık bu işte hayır vardır"
demişti. "Ana mushaf" dediğimiz ilk Kuran örnekleri Hz.
Osman döneminde Kureyş lehçesine göre yazıldı, çoğaltıldı
ve İslam coğrafyasına dağıtıldı. Bunlara
"ana mushaf" diyoruz.
O dönemden kalan iki ana mushaftan biri Özbekistandadır. Onu yerinde
görmüştüm. Gerçekten de yazımında noktalama işareti,
hareke, vs. bulunmaz. İmla işaretleri Peygamberden çok
sonraları kondu. Zaten bunlar anlamı pek değiştirmez.
Keşfedilen duvar yazısını incelemek gerek. Fakat orada
bahsedilen kişi, Hz. Ömerin torunu, Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz de
olabilir. Tarihlendirmeyi nasıl yaptılar, bilmiyorum.
Yazı stili uyuyor ama yargıya varmak zor
Nihat Hatipoğlu (İlahiyatçı, Hürriyet yazarı): İslamın
ilk döneminde Arapça yazı Kûfi tarzdaydı. Sülüs ve diğer
yazı stilleri sonradan çıktı. Keşfedilen taştadakiler
de ilk dönem yazı karakterlerine benziyor. Yazıda, "Ben Züheyr,
Ömer 4te vefat etti" ifadesi geçiyor. Aradaki bir kelimeyi okumak zor.
Yazıdaki Züheyr, sahabelerden Kab bin Züheyre işaret ediyor
olabilir. Ama tek bir buluntudan yola çıkarak, Kuran-ı Kerim ve Arap
alfabesiyle ilgili tarihi detayları bir anda yok sayamayız. Tarihi
bir levha olarak kıymet ifade eder, ama buradan bir yargıya varmak
zor. Öyle ki, yazının hicri 70 yılından sonra
yazılmış olma ihtimali de var. Nitekim Ebu Esved ilk
harekelemeyi 69 yılında yapmış, Haccac döneminde de imla
düzenlemeleri tamamlanmıştı.
HURRIYET 21/11/08
ERDOĞAN'DAN
TALAT'IN ÇALIŞMALARINA DESTEK... Cumhurbaşkanı Talat, TC
Başbakanı Erdoğan'la dün Ankara'da bir araya geldi ve Türkiye
ile KKTC'nin tam bir uyum içinde olduğu mesajı verildi.
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Başbakanı Erdoğan'a,
Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerle ilgili bilgi verdi.
Erdoğan da Talat'ın çalışmalarını
desteklediğini ifade etti
EKONOMİK
İLİŞKİLER DE ELE ALINDI... Başbakan Erdoğan,
Kıbrıs konusunda belirlenen parametreler konusunda Türkiye'nin
hassasiyet ve kararlılığının devam ettiğini
söyledi. Erdoğan'ın, müzakere sürecine desteğini dile
getirdiği görüşmede, KKTC ile ekonomik ilişkilerin de ele
alındığı öğrenildi. Talat, TC Dışişleri
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de bir araya geldi ve "Kıbrıs'ta
Yeni Süreç ve Yeni Gelişmeler" konulu yemekli konferansa
katıldı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerle
ilgili bilgi verdiği öğrenildi. Erdoğan'ın da,
Talat'ın çalışmalarını desteklediğini ifade
ettiği bildirildi.
Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan'la bir araya
geldi. TC Başbakanlık Resmi Konutu'nda basına kapalı
gerçekleşen görüşme, 1 saat 15 dakika sürdü.
Görüşme öncesinde basın mensuplarının görüntü almasına
izin verildi.
Edinilen bilgiye göre, görüşmede Cumhurbaşkanı Talat, TC
Başbakanı Erdoğan'a Kıbrıs Rum Kesimi ile yürütülen
müzakereler hakkında bilgi verdi.
Başbakan Erdoğan'ın da Talat'a, yürüttüğü
çalışmaları desteklediğini, ayrıca belirlenen
parametreler konusunda Türkiye'nin hassasiyet ve
kararlılığının devam ettiğini söylediği
ifade edildi.
TC Başbakanı Erdoğan'ın, müzakere sürecine desteğini
dile getirdiği görüşmede, KKTC ile ekonomik ilişkilerin de ele
alındığı öğrenildi.
Talat,
Babacan ile de bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC Dışişleri
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de bir araya geldi.
Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan
görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı.
Talat, görüşmenin ardından "Kıbrıs'ta Yeni Süreç ve
Yeni Gelişmeler" konulu yemekli konferansa katıldı.
Konferans, basına kapalı oldu.
Cumhurbaşkanı Talat, bugün TUBİTAK'ı ziyaret etmesinin
ardından saat 15.00'te yurda dönecek.
KIBRIS 21/11/08
Well never join NATO as long as Im
around
By Jean Christou
PRESIDENT Demetris
Christofias wrapped up his visit to Russia yesterday with strong criticism of
NATO, saying Cyprus would never become a member as long as he was President.
After signing seven agreements with Russia covering financial, commercial and
political spheres, Christofias was given an honorary doctorate by the
University of International Relations of the Ministry of Foreign Affairs of the
Russian Federation.
Following his speech at the ceremony, he said there was a need for the world to
return to a security system that would ensure the application of the principles
of international law.
Christofias said a proposal by Russian President Dmitry Medvedev, which Cyprus
officially supports, was designed to reassess and redraft the security system
in Europe and elsewhere.
This proposal deserves a lot of attention from the EU and the international
community, Christofias said, adding French President Nicholas Sarkozy had also
taken up the issue.
Christofias said he believed NATO no longer had reason to exist after the
collapse of the Warsaw Pact. Attempts by NATO to draw the EU into its
adventures were unacceptable, the President said.
Cyprus, an EU member, is not associated and will not be linked to NATO as long
as this government is in place, he said. And I would like to believe that
this will be the case with other governments to come.
Cyprus was until EU accession in 2004 a member of the Non-Aligned Movement
(NAM). Even if it wished to join NATO, it would be blocked by member Turkey.
Cyprus chose the role of active neutrality and joined the Non-Aligned
Movement, said Christofias, adding that Archbishop Makarios was actually one
of the founders of NAM.
Today, of course, Cyprus, as a full member of the European Union, no longer
belongs to the Movement. It remains, however, a non-member of NATO and any
other military pact. Cyprus continues to play the role it played for centuries
as a bridge between cultures, he added.
Asked if Cyprus European partners were understanding of his position on
Medvedevs proposal or whether he was considered the black sheep or indeed
the red sheep of Europe, Christofias said: My EU partners are well aware
that I am a red sheep.
But I wonder whether other EU members ask permission from other member states
before they take a stance on an issue such as this proposal, which relates to a
collective security system based on principles which the EU advocates as well,
he said.
Commenting on Cyprus-US relations, Christofias said he did not regard himself
as an enemy of either the US or the UK. Both countries were needed to help
Cyprus reach a comprehensive settlement, he said.
He also said Cyprus wished to see Turkey becoming an EU member, but it must
respect EU principles.
We do not want the Turkish military to determine Turkeys foreign policy or to
control the socioeconomic life of the country, he said.
Speaking later at a news conference in Moscow to wrap up the three-day visit,
Christofias said that in addition to the agreements signed, Commerce Minister
Antonis Paschalides had met representatives of Russian gas giant Gazprom to
discuss co-operation.
Other reports said he had encouraged Russian companies to bid for desalination
projects in Cyprus.
Central to Christofias visit were a possible deal on the purchase of 200
million worth of Russian military hardware, and talks on removing Cyprus from
Russias tax blacklist, tightening regulations on Russian companies
repatriating dividends tax-free from Cyprus.
It is my conviction that we will solve this issue in a positive way that would
satisfy both sides and satisfy the ambition of Cyprus to continue to be a means
of channelling investments into the Russian Federation, which the Russian
Federation also wants, he said.
One disappointment for Christofias during his trip was that Russian Prime Minister
Vladimir Putin could not meet with him due to other commitments.
Christofias said Putin had asked for his understanding over his inability to
meet the Cypriot delegation. The President returns to Cyprus today.
CYPRUS MAIL 21/11/08
AA
Güncelleme: 22:09 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma
LEFKOŞA -
Kampanyanın açılış toplantısına
Cumhurbaşkanı Talat, İstihdam, Sosyal İşler ve
Eşit Fırsatlardan sorumlu Avrupa Birliği Komisyonu üyesi
Vladimir Spidla da katıldı.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCdeki AB Destek Ofisinde düzenlenen
toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıslı
Türklerin, Kıbrısın kuzeyinde sivil toplumu güçlendirmenin ve
günlük yaşamda karar alma mekanizmalarında etkin kılmanın
doğru şeyler olduğunu, ancak burada eksiklik bulunduğunu
kaydetti.
Programı ABnin desteklediğini ve Kıbrıs Türk sivil toplum
örgütlerinin güçlenmesini, daha iyi noktalara gelmesini istediğini
kaydeden Talat, ABye şöyle seslendi:
Peki sivil toplum örgütlerinin uluslararası ilişkilerine uygulanan
tecridi nasıl göğüsleyeceğiz. Sanıyorum ABnin esas
üzerinde durması gereken nokta budur. Sadece KKTCnin yöneticileri,
Cumhurbaşkanı, hükümeti, kurumları, kuruluşları
değil tecrit edilen, sivil toplum örgütleri de tecrit edilmiştir. Bir
sivil toplum örgütümüzün uluslararası federasyona üye olması
yasaktır, engellenmektedir. Bunun için sanıyorum, ABnin bu programla
birlikte, bu hususu da gündemine alması gerekir. Bu çok ciddi bir
sorundur, bu her şeyden önce demokrasi sorunudur.
Talat, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin dünya ile
birleşmesi ve dünyaya sesini duyurması için ABnin sadece bu
programları desteklemesinin yetmediğini, sivil toplum örgütlerinin
önünü açarak dünya ile bütünleşmeye yardımcı olması
gerektiğini bildirdi.
Kıbrıslı Türklerin yöneticilerinin ve kurumların
çeşitli şekilde tecrit edildiğini ve bunun için çeşitli
gerekçeler öne sürüldüğünü, KKTCnin tanınacağı
gerekçesinin de bunlardan biri olduğunu dile getiren Talat, şöyle
devam etti:
Peki sivil toplumun dünyaya ile temasının kesilmesinin amacı
ne? Eğer bu, devlet yöneticilerinin önünü kesmek, devletin
tanınmasını engellemek için ise sivil toplumun önünü kesmek,
Kıbrıslı Türklerin dünya ile temasını,
bağını koparmak içindir, onları bu bölgede,
Kıbrısın kuzeyinde hapsetmek içindir ve onları demokrasi
dışı bir muameleye tabi tutmaktır.
Projeye desteği için ABye teşekkür eden Talat, ABye, konunun bu
yanını da dikkate alması çağrısı yaptı.
Cumhurbaşkanı Talat, projenin, Kıbrıslı Türklerin
2004ten sonra ABye karşı ciddi şekilde azalan güveninin
artmasına yardımcı olacağını da belirtti.
KAMPANYANIN
HEDEFİ
AB Komisyonunun, İstihdam, Sosyal İşler ve Eşit
Fırsatlardan sorumlu üyesi Vladimir Spidla da projeyle ilgili bilgi
verdi.
Sivil toplumun rolü ve aktif vatandaşlığın önemi üzerinde
farkındalık yaratmayı hedefleyen 259 milyon avroluk kampanya,
Kıbrıs Türk toplumu yararına AB Mali Yardım Paketi
tarafından finanse ediliyor. Kampanya, Uzlaşma, Güven
Artırıcı Önemler ve Sivil Toplum Projesinin bir
parçasını oluşturuyor.
Proje, Kıbrıs Türk toplumunda sivil toplumun rolünü güçlendirmeyi ve
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında
güven ve diyalog için daha iyi bir ortam hazırlayarak, Kıbrıs
sorununun çözümüne destlek olmayı da hedefliyor.
AA
Güncelleme: 13:08 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma
MOSKOVA - Rus haber
ajansı RİA Novosti, temaslarda bulunmak üzere Moskovaya gelen
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın Moskova
Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde yaptığı
konuşmada, demokratik bir Türkiyeden yana oldukları için
Ankaranın AB üyeliğini desteklediklerini ve desteklemeye devam
edeceklerini söylediğini duyurdu.
Hristofyas, Türkiyenin AB üyeliğinin uzun süreden beri gündemde
olduğunu ifade ederek, Ankara üyeliği çok istemesine rağmen
Brüksel bu konuda acele karar verme niyetinde değil diye konuştu.
Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü konuşmanın
ardından Hristofyasa fahri doktora unvanı verdi.
Kıbrısta
iki lisede striptiz şaşkınlığı
Kıbrısta adanın hem Türk hem Rum tarafı, dansçı ya
da temizlikçi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece klüplerinde
striptiz yaptırılarak fahişeliğe zorlanan genç
kadınların karıştığı skandallarla
sallanıyor.
Hürriyet Gazetesi'nde Ömer Bİlge imzası ile yayınlanan habere
göre, ilk skandal, hafta başında KKTCnin seçkin bir lisesinde
patladı. Lisede okul kaptanlığı seçimlerini kazanan
kızlı erkekli karışık bir grup, ders günü gece
kulübünden getirilen iki dansçı kız ile zafer partisi düzenledi.
Dansçıların şovu striptize kadar ilerledi. Haber medyaya
yansıyınca Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma
açarak okul müdürünü açığa aldı.
Benzer bir "dans" şovunun bir başka seçkin lise de
yaşandığı ortaya çıkınca öğrenciler medyaya
karşı ayaklandı.
İlk lisedeki şova "dansçı kızları" gönderen
öğrenci velisi Kerim Tezkol ise, "Oğlum benden sürpriz
istemişti. Tek kusurum müdüre sormamak oldu" diyerek kendini savundu.
Baba Tezkol, dansçı kızların 250 liraya
kiralandığını da belirtti. Okul Aile Birliği ise
medyayı olayı abartmakla suçladı. Bu açıklamalar
tartışmaları daha da alevlendirdi.
KKTCde liselerde striptiz şovun
tartışıldığı sırada, Rum kesiminde de sivil
toplum örgütleri, Rum tacirlerin yüksek ücret
karşılığı temizlikçi ya da dansçı diye
kandırarak adaya getirdiği ve fahişeliğe
zorladığı kadınların sayısındaki
artışa dikkat çekti. Lefkoşanın Rum kesiminde düzenlenen
ve Rum polis yetkililerinin de katıldığı konferansta, Rum
tacirlerin, eski Doğu Bloku ülkelerinin ardından Suriye, Fas ve
Filipinler gibi ülkelerden de bebek bakıcısı ya da temizlikçi
diye yüzlerce genç kadını kandırarak adaya getirdiği ve
gece klüplerinde fahişelik yaptırdığı
açıklandı.
Yasminin dramı
Konferansa Fasta evlenme hazırlığı yaparken, günlük 20
Euro karşılığı Rum kesiminde temizlik işi diye
kandırılarak adaya getirilen ve gece kulübünde fahişeliğe
zorlanan Yasmin adlı Müslüman genç kadının sözleri
damgasını vurdu. Yasmin, kandırılarak adaya
getirildiğini, pasaportuna el konulduğunu, sonra da yüklü miktarlarda
borç senetlerine imza attırıldığını,
ardından da tehdit ve tecavüzle fahişeliğe
zorlandığını söyledi. Rum yetkililer, adaya benzer yollarla
getirilen kadınların sayısının üç bine ulaştığını
da açıkladı.
MILLIYET 22/11/08
22/11/2008 RADIKAL
Kıbrıs Liselerde yapılan 'striptiz partileri' haberiyle çalkalanıyor. Bir lisede organize edilen 'dans partisinin' görüntüleri medyaya yansıyınca ortalık karıştı
Kıbrısta adanın hem Türk hem Rum tarafı, dansçı ya da
temizlikçi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece klüplerinde
striptiz yaptırılarak fahişeliğe zorlanan genç
kadınların karıştığı skandallarla
sallanıyor.
Hürriyet'ih haberine göre İlk skandal, hafta başında KKTCnin
seçkin bir lisesinde patladı. Lisede okul kaptanlığı
seçimlerini kazanan kızlı erkekli karışık bir grup,
ders günü gece kulübünden getirilen iki dansçı kız ile zafer partisi
düzenledi. Dansçıların şovu striptize kadar ilerledi. Haber
medyaya yansıyınca Milli Eğitim Bakanlığı
soruşturma açarak okul müdürünü açığa aldı.
Benzer bir "dans" şovunun bir başka lisede de
yaşandığı ortaya çıkınca öğrenciler medyaya
karşı ayaklandı.
İlk lisedeki şova "dansçı kızları" gönderen
öğrenci velisi Kerim Tezkol ise, "Oğlum benden sürpriz
istemişti. Tek kusurum müdüre sormamak oldu" diyerek kendini savundu.
Baba Tezkol, dansçı kızların 250 liraya
kiralandığını da belirtti. Okul Aile Birliği ise
medyayı olayı abartmakla suçladı. Bu açıklamalar
tartışmaları daha da alevlendirdi.
KKTCde liselerde striptiz şovun
tartışıldığı sırada, Rum kesiminde de sivil
toplum örgütleri, Rum tacirlerin yüksek ücret
karşılığı temizlikçi ya da dansçı diye
kandırarak adaya getirdiği ve fahişeliğe
zorladığı kadınların sayısındaki
artışa dikkat çekti. Lefkoşanın Rum kesiminde düzenlenen
ve Rum polis yetkililerinin de katıldığı konferansta, Rum
tacirlerin, eski Doğu Bloku ülkelerinin ardından Suriye, Fas ve
Filipinler gibi ülkelerden de bebek bakıcısı ya da temizlikçi
diye yüzlerce genç kadını kandırarak adaya getirdiği ve
gece klüplerinde fahişelik yaptırdığı
açıklandı.
Yasminin dramı
Konferansa Fasta evlenme hazırlığı yaparken, günlük 20
Euro karşılığı Rum kesiminde temizlik işi diye
kandırılarak adaya getirilen ve gece kulübünde fahişeliğe
zorlanan Yasmin adlı Müslüman genç kadının sözleri
damgasını vurdu. Yasmin, kandırılarak adaya
getirildiğini, pasaportuna el konulduğunu, sonra da yüklü miktarlarda
borç senetlerine imza attırıldığını,
ardından da tehdit ve tecavüzle fahişeliğe zorlandığını
söyledi. Rum yetkililer, adaya benzer yollarla getirilen kadınların
sayısının üç bine ulaştığını da
açıkladı.
Dansçılar
öğrenciydi
20
TEMMUZ'DAKİ SORUŞTURMA SÜRÜYOR... Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı, TMK ile ilgili iddiaları yalanlarken, 20 Temmuz
Fen Lisesi'yle ilgili soruşturmanın devam ettiğini
açıkladı. Bakanlık, soruşturmanın
sağlıklı bir şekilde devamı için tüm kesimlerin
duyarlı davranması gerektiğini belirtti
Lefkoşa Türk Maarif Koleji (TMK) Öğrenci Konseyi'nden bir grup, dün
sabah KIBRIS Medya Grubu binasına gelerek, "Skandalda İkinci
Perde" başlıklı haberin gerçeği
yansıtmadığı gerekçesiyle siyah çelenk
bıraktı.
TMK Öğrenci Konseyi yaptığı açıklamada, okulda gösteri
yapan dansçıların gece kulübünden getirilmediğini, her ikisinin
de öğrenci olduğunu, haberin gerçekleri
yansıtmadığı belirtti.
TMK
öğretmen ve öğrencilerinden protesto
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS)
Başkanı Adnan Eraslan, Lefkoşa Türk Maarif Koleji(TMK) Müdürü
Fehmi Tokay, TMK öğretmenleri ve sendika üyeleri dün KIBRIS Medya Grubu
binası önünde "Skandalda İkinci Perde"
başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığı
iddiasıyla protesto eylemi yaptı.
KIBRIS gazetesinde dün yayınlanan haberde, 20 Temmuz Fen Lisesi'nde
öğrenci konseyi seçimlerini kazanan grubun, okulun öğle tatili
arasında, gece kulübünden getirttikleri "dansçı
kadınlarla" seçim zaferlerini kutlaması benzeri bir olayın
TMK'da da yaşandığına yönelik haberin asılsız
olduğu iddia edildi.
KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan, haberin doğruları
yansıtmadığını, yanlış ve
araştırılmadan yapıldığını iddia
ederek, "Bu şekilde yapılan bir haber, bu kuruma
yakışmıyor" dedi.
TMK Müdürü Fehmi Tokay ise, asılsız haberler yapılıp,
öğrenciler kullanılarak rant sağlanmaya
çalışıldığını iddia ederek, buna izin
vermeyeceklerini, TMK isminin lekelenemeyeceğini söyledi.
Bakanlık
da yalanladı
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı da yazılı
açıklamasında, haberi yalanladı.
Açıklamada, "Basınımızda son günlerde çıkan
haberler maalesef tüm okullarımızı zan altında
bırakacak noktaya taşınmış; bu çerçevede tüm
öğretmen, öğrenci ve veliler zor durumda
bırakılmıştır. Türk Maarif Koleji ile ilgili
yapılan yayınlar gerçek dışıdır.
Öğrencilerimizde ve öğretmenlerimizde hayal kırıklığı
yaratacak haberler yerine onların başarılarını,
etkinliklerini cesaretlendirecek haber yapılmasını
arzuladığımızı belirtmek isteriz" ifadelerine yer
verildi.
20 Temmuz
Fen Lisesi'yle ilgili soruşturma
Bakanlık açıklamasında, 20 Temmuz Fen Lisesi'yle ilgili
soruşturmanın devam ettiği de belirtildi.
Ancak soruşturmanın sağlıklı bir şekilde
devamı için tüm kesimlerin duyarlı davranması gerektiği
belirtilen açıklamada, özetle şu ifadelere yer verildi:
"Bakanlığımız, objektif ve ön yargısız bir
sürecin ilerleyebilmesi amacıyla gerekli tüm tedbirleri
almıştır, yasal süreç adım adım takip edilmektedir.
Basınımızın da bu konuda daha hassas davranarak bizlere ve
yasal sürece katkıda bulunacağına eminiz."
Öte yandan, TAK muhabirinin KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan'dan
aldığı bilgiye göre, 20 Temmuz Fen Lisesi'ndeki olayların
ardından başlatılan soruşturma kapsamında görevden
alındığı iddia edilen okul müdürü Fetin Zorlu görevine
devam ediyor. Eraslan, konuyla ilgili bakanlıkla görüşmelerin
sürdüğünü de söyledi.
KIBRIS 22/11/08
Her
iki tarafın duruşunda bir gerileme olmadığı için
uzlaşma ümidi de azalıyor
DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, Londra'da basın
toplantısı düzenledi:
Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Kıbrıs'ta iki
lider arasında sürdürülen müzakereleri değerlendirirken, "Her
iki tarafın duruşunda bir gerileme olmadığı için
uzlaşma ümidi de azalıyor" dedi.
Kıbrıslı Türklerin sivil toplum kuruluşlarının
yöneticileriyle görüşmelerde bulunmak ve adadaki durum hakkında
Kıbrıslı Türkleri bilgilendirmek üzere İngiltere'nin
başkenti Londra'da bulunan Serdar Denktaş, dün Sarastro Restoran'da
basın toplantısı düzenledi.
Bir yandan görüşmelerin devam ettiğini, diğer yandan da iç
ekonomik ve sosyal sorunların büyüdüğünü söyleyen Denktaş,
görüşmelerde şu ana kadar üzerinde uzlaşılmış,
meteorolojinin federal devlet yönetiminde olmasının
dışında bir husus bulunmadığını ifade etti.
Serdar Denktaş, Rumların önerilerinin bir üniter devleti
hedeflediklerini ortaya koyduğunu belirtti.
Türk tarafının ise Annan planının daha
iyileştirilmiş versiyonu üzerinde çözüm arayışında bulunduğunu
ifade eden Denktaş, çözüm ümidinin giderek azaldığını,
bu durumda 40 yıllık sorunun çözümünde kararlı görünen
İngiltere ve ABD'nin şubat-mart aylarında iki tarafı bir
metin üzerinde uzlaşmaya zorlayacağını, sonrasında da
referandumun gündeme geleceğini öne sürdü.
KKTC'yi bunun sonrasında sanki önceden planlanmış gibi bir
ekonomik çöküşün beklediğini de ileri süren Denktaş,
"Kendilerini hükümetten itip, bugünkü iktidarı getirenlerin, sanki
bütün o gün yapılanları, bugün yaşananlar yaşansın
diye yaptığını" iddia etti.
Serdar Denktaş, KKTC'nin henüz küresel krizin etkilerini yaşamaya
başlamadığını, referandum sürecinde bu
sıkıntıların daha da hissedilir hale gelebileceğine ve
halkın sırf yaşadığı sıkıntılardan
kurtulmak için referandumda önüne konulana razı olabileceğine dair
kuşkuları bulunduğunu da ifade etti.
Karartma
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas arasındaki görüşmelerin tutanak
dışı bölümlerinde neler konuşulduğunu bilmediklerini
de iddia eden Denktaş, "Bu konuda bir karartma var, bu da bizi
endişelendiriyor" dedi.
"Cumhurbaşkanlığını konuştuklarını
açıklamaya zorluyoruz. İstiyoruz ki pişirdiği yemeği
misafire sunmadan bize tattırsın" diyen Serdar Denktaş,
"Türk tarafının Annan planına evet diyerek
kartlarını açmış olduğunu, Rumların Türk
tarafının kartlarını rahatlıkla okuyabildiğini,
ancak Türk tarafının Rumlar nerde gerileyecek, nerde sağlam
duracak hiçbir fikre sahip olmadığını" söyledi.
"Bu işin nereye varacağına dair büyük endişemiz var,
iç ve dış sorunları da dikkate alınca bu işi
kaybedeceğiz diye korkuyoruz" diyen Serdar Denktaş, "Rumlar
'yıkın kurduğunuz evi gelin bizim evde size bir oda verelim'
diyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ama halkın 'evimiz
başımıza yıkılıyor, bari komşunun bir
odasına sığınalım' duygusuyla hareket etmesinden
korkuyorum" dedi.
"Kıbrıs'ta belki anlaşma olur ama bu çözüm olmaz"
ifadesini kullanan Serdar Denktaş, "Çözüm sanılan şey yeni
bir sorunun başlangıcı olabilir. Taraflardan biri
şımartılır, diğeri bazı şeylere
zorlanırsa anlaşma yeni bir çatışma döneminin
başlangıcı olabilir" diye konuştu.
KIBRIS 22/11/08
Christofias hits back at Turkish criticism of Moscow trip
CYPRUS will not renounce
its sovereign rights, and international relations are within those rights,
President Demetris Christofias said yesterday.
He was responding to Turkish Cypriot criticism of his Moscow visit and of a
joint declaration signed between Christofias and his Russian counterpart Dmitry
Medvedev on the Cyprus issue.
The Republic of Cyprus is an independent state, Christofias said. Its only
problem is that the lawful government cannot exercise sovereignty in the whole
domain because Turkey
occupies 37 per cent of Cypriot territory.
Christofias said there was no way Cyprus would renounce its sovereign rights,
and relations between states are among those rights.
The Turkish Cypriots accused Christofias that through the joint declaration he
was trying to change the principles agreed between him and Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat.
The president stressed that Turkish Cypriot interests were not hurt at all by
such visits or declarations.
In the joint declaration, Moscow and Nicosia reaffirmed the need for a
comprehensive, just and viable settlement in Cyprus on the basis of UN
resolutions.
The Russian Federation, as a permanent member of the UN Security Council, will
continue to support a mutually agreed solution between the Greek and Turkish
Cypriot communities, without arbitration or artificial timeframes, which will
secure at the same time the Cypriot ownership of the negotiating process, the
declaration said.
The president pointed out that it was wrong for anyone to think that it would
be possible to settle the Cyprus problem by imposing a solution that would
serve the interests of Turkey or any other foreign state.
Christofias said he was concerned by the Turkish Cypriot reactions and
suggested that Turkey was behind them.
CYPRUS MAIL 22/11/08
Coalition partners urge Cyprus to join PfP
MEMBERS of the coalition
government yesterday called for Cyprus accession to the Partnership for Peace
alliance, a day after President Christofias denounced NATO membership.
Cyprus, an EU member, is not associated and will not be linked to NATO as long
as this government is in place, Christofias said during his visit to Russia.
Cyprus is the only European Union state that is not a member of PfP, a NATO
programme aimed at creating trust between alliance and other states in Europe
and the former Soviet Union.
The PfP was set up to undertake humanitarian, search and rescue and
peacekeeping missions.
Government partners DIKO agreed with Christofias that nothing useful would come
out of NATO membership.
But we differentiate from the president on the issue of joining PfP, said
George Kolokasides, the partys deputy chairman. We believe that we should go
ahead with an application
because it helps us complete accession to the EU.
EDEK chief Yiannakis Omirou said no one suggested applying to join NATO, but
we are the only country out of the 27 [EU states] not participating fully in
the European policy of defence and security.
He said NATO member Turkey was exploiting Cyprus absence to raise objections
to the defence co-operation between the EU and NATO, something which created
annoyance.
AKEL considers the PfP a military organisation and an antechamber to NATO so it
is highly unlikely that this administration will agree to apply for accession.
But even if Cyprus applied to the PfP, it is almost certain that it will be met
with the fierce opposition of Turkey, who would most likely veto such a move or
ask for returns (some kind of recognition) to be given to the Turkish Cypriot
breakaway state in exchange.
CYPRUS MAIL 22/11/08
NTV
Güncelleme: 17:34 TSİ 23 Kasım 2008 Pazar
LEFKOŞA -
Gırtlağıyla akciğerlerinde sorun bulunan Papadopulosun,
solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma
alındığı belirtiliyor.
Doktorları, sırt ağrılarıyla başlayan
şikayetlerin ileri tetkiki için Papadopulosun Amerika Birle?ik
Devletlerine gitmesini önermişti.
Ancak solunum yetmezliği başgösterince Papadopulos acilen
Lefkoşadaki rum devlet hastanesinin yoğun bakım servisine
nakledildi. kanser olduğu iddia edilen 74 yaşındaki
papadopulosun, daha önceki tedavileri sonrası iyileştiği
söylenmişti.
Eski Rum lider Papadopulos yoğun bakımda
Kıbrıs Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos dün sabaha karşı solumun yetmezliğinden dolayı hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı.
Bir süredir şiddetli sırt ağrıları çeken Papadopulos, tedavi gördüğü özel bir klinikte ABD'ye sevkini bekliyordu.
CNN TURK 23/11/08
Yıkılan köyleri için AİHM'e gittiler
KÖYLERİNİN
İNŞASINI İSTİYORLAR... Yağmuralan (Vroişa)
Derneği, 1964 yılında Rumlar tarafından yıkılan
köyleriyle ilgili Rum Yönetimi aleyhinde mülkiyet hakkı ve tazminat
istemiyle, AİHM' başvurdu. AİHM'in başvuruyu
değerlendirerek, davanın görüşülmesi veya reddi konusunda bir
karara varacağı belirtildi. Yağmuralanlılar, köyün
kendilerine devredilmesi ve yıkılan binaların yeniden inşa
edilerek, gerekli alt yapıların hazırlanmasını talep
ediyor
Gözde SÜREÇ
Yağmuralan (Vroişa) Derneği, 1964
yılında Rumlar tarafından yıkılan köyleriyle ilgili
Rum Yönetimi aleyhinde mülkiyet hakkı ve tazminat istemiyle, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuruda bulundu.
AİHM'in başvuruyu değerlendirerek, davanın görüşülmesi
veya reddi konusunda bir karara varacağı belirtildi.
Yağmuralan (Vroişa) Derneği
Başkanı Esat Mustafa, 26 Eylül 2008 tarihinde Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Rum Yönetimi aleyhine dava açmak
amacıyla başvuruda bulunduklarını söyledi.
Kayıplarının sadece maddi değil,
manevi de olduğuna işaret eden Mustafa, Rum Yönetimi'nin Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir tutumda
olduğunu, ortada işlenmiş bir suç bulunduğunu söyledi.
İnsan Hakları Sözleşmesi'nin verdiği
haklardan yararlanarak Kıbrıslı Türklerin toplumsal
haklarını korumaya çalıştıklarını söyleyen
Mustafa, "biz de onların oyununu oynuyoruz. Bireysel
haklarımızı kullanarak toplumsal çıkarlarımızı
korumaya çalışıyoruz" dedi.
Esat Mustafa, davanın bir diğer
amacının da uluslararası topluma Kıbrıs sorununun
1974'te değil de 1963'te başladığını anlatmak
olduğunu ifade etti.
Bu davayla birlikte başlayan mücadelenin bireysel bir
mücadele değil, toplumsal bir mücadele olduğuna dikkat çekerek, bu
davayı Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının
korunmasında çok önemli bir adım olduğunu
belirtti.
Mustafa, KIBRIS'a yaptığı açıklamada
dava süreci konusunda bilgi verdi.
"Maddi, manevi kayıplarımız için dava açmak
istiyoruz"
Mustafa, Yağmuralan (Vroişa) Derneği'nin, 15
Şubat 2004 tarihinde, köylülerin insan haklarını savunmak ve
özellikle 1964 yılında yıkılarak yerle bir edilen köyde
kaybedilen haklarla ilgili bir mücadele başlatmak amacıyla
kurulduğunu söyledi.
Kayıplarının sadece maddi değil,
manevi de olduğuna işaret eden Mustafa, Rum Yönetimi'nin Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir tutumda
olduğunu, ortada işlenmiş bir suç bulunduğunu söyledi.
AİHM'e başvuru yapmadan önce Rum Yönetimi'yle
birçok yazışma yaptıklarını belirten Mustafa, ilk
yazışmalarını 30 Mart 2004 tarihinde 19 sayfalık bir
talep mektubu göndererek yaptıklarını söyleyerek, mektubun
içeriğiyle ilgili şu bilgileri verdi:
"Yağmuralan Köyü'nün derhal legal sahiplerine
devredilmesini, mülkiyet hakkımızın bize devredilmesini,
yıkılan tüm binaların yeniden inşasını, köydeki
elektrik, su, telefon, ulaşım gibi hizmetlerin restore edilmesi,
bunların yenilenmesi ve geliştirilmesini talep eden bir mektup
gönderdik. Ayrıca Rum Yönetimi'nden köyü yıktıkları için
özür dilemesi talebinde bulunduk"
Rum hükümetinden ret cevabı
aldıklarını kaydeden Mustafa, "Yurt içi ve
dışında yaşayan herhangi bir Kıbrıslı Türkün
güneyde bulunan malını kullanamayacağını belirten bir
mektup aldık" dedi.
Bu durumun büyük bir çelişki
yarattığına değinen Mustafa, Avrupa Birliği
kuralları gereği herhangi bir AB üyesi ülke
vatandaşının kendi mülkiyet hakkını
kullanmasının engellenemeyeceğini söyledi.
Mustafa, "Biz de AB üyesiyiz Avrupa'da
yaşıyoruz. Ancak bize bu hakkı vermiyorlar. Kıbrıs
Cumhuriyeti 1962 yılında Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesini imzaladı. Buna bağlı kalmıyor. En iyi
örneği de bizim köyümüzü yerle bir etmesidir" dedi.
"KKTC'nin hukuk mücadelesi vizyonu yok"
AB İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
verdiği haklardan yararlanarak Kıbrıslı Türklerin toplumsal
haklarını korumaya çalıştıklarını söyleyen
Mustafa, "biz de onların oyununu oynuyoruz. Bireysel
haklarımızı kullanarak toplumsal
çıkarlarımızı korumaya çalışıyoruz"
dedi.
Esat Mustafa, davanın bir diğer
amacını açıklarken de "uluslararası toplum
Kıbrıs sorununun 1963'te değil de 1974 yılında
başladığını biliyor. Çünkü Rumlar, propagandayla bunu
böyle göstermekte çok başarılı oludular. Bize karşı
yapılan insan hakları ihlalleri 1963'te başladı,
davamız da bunu gösterecek" dedi.
Geçmiş liderlerin, yöneticilerin
Kıbrıslı Türklerin kaybedilen insan haklarını savunmak
amacıyla girişimde bulunmadığını söyleyen
Mustafa, KKTC'nin hukuk mücadelesi vizyonu olmadığını söyledi.
"KKTC'nin Kıbrıslı Türklerin
kaybedilen hakları için uluslararası alanda, AİHM'de veya Avrupa
Birliği Adalet Divan'ında hukuk mücadelesi verme vizyonu yoktur"
diyen Mustafa Luizidu Davası'ının Rumlar tarafından
kazanılmasının ardından Türkiye'nin mahkum edilmesiyle
birlikte bu konunun gündeme geldiğini, bundan önce bir hukuk mücadelesinin
hiç yapılmadığını kaydetti.
"Davanın kazanılması konusunda çok
iyimserim"
Davanın kazanılmasıyla ilgili çok iyimser
olduğunu söyleyen Mustafa, "mülkiyet ve tazminat hakkı Avrupa
İnsan Hakları sözleşmesinde beyan edilmiştir. Bugün
Yağmuralan Köyü'nün yıkımını inkar eden hiç kimse
olamaz. Köy yıkılmıştır. O halk mağdur
edilmiştir" dedi.
Davanın kazanılacağına kesin gözüyle
baktıklarını ifade eden Mustafa, "yolumuzun uzun
olduğunu, mücadelenin zor olduğunu biliyoruz" dedi.
AİHM'in davanın görüşülmesini kabul
etmemesi halinde kendilerini Kıbrıs Rum mahkemelerine
yönlendireceğini söyleyen Mustafa, bu kararın verilmesi halinde
haklarını orada arayacaklarını, mücadeleyi terk etmeyeceklerini
belirtti.
KKTC hükümetini hukuk mücadelesini geliştirmeye ve bu
konuya önem vermeye davet eden Mustafa, "KKTC'yi ve
Kıbrıslı Türklerin başını en çok
ağrıtacak olan konu yine mülkiyet konusu olacaktır.
Kıbrıs'ta kapsamlı barış görüşmelerinde mülkiyet
sorunu yönetim sorunundan daha zor olacaktır" dedi.
Mustafa verilen mücadelenin bireysel bir mücadele
değil, toplumsal bir mücadele olduğuna dikkat çekerek, bu davayı
Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının
korunmasında çok önemli bir adım olarak gördüğünü söyledi.
Türkiye ve KKTC aleyhinde AİHM'de açılan davalar
Esat Mustafa, Rumların, Türkiye ve KKTC aleyhinde
AİHM'de birçok dava açtıklarını özellikle Luizidu
Davası'nın kazanılmasından sonra Rumların 1500'e
yakın dava açtığını kaydetti.
"Rumların bu davaları açarken esas
amaçları mülkiyet haklarını kullanmak değil ulusal
hedeflerine ulaşmaya çalışmaktır. Bireysel, insan
hakları konusunu, uluslararası hukuka yani AİHM'e ve Avrupa
Birliği Adalat Divanı'na taşıyarak konuyu gündeme getirmek
ve kendi çıkarlarını korumak istiyorlar" diyen Mustafa,
Rumların Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını
yok etme amacında olduklarını söyledi.
Orams Davası'nın kaybedilmesinin
Kıbrıslı Türkler için vahim sonuçlar yaratacağına
değinen Mustafa, "bu dava bize zarar verecek" dedi.
KIBRIS 23/11/08
Kutlay Erk'in babası için AİHM&'de dava
dosyalandı
DEVLETİN
SORUMLULUĞU SIRASINDA KAYBOLDU... Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin çalışmaları sonucunda Kıbrıs'ın
güneyinde, Lefkoşa'nın Strovolos bölgesinde yapılan
kazılarda kemikleri bulunan 1963 kayıplarından Mustafa Arif'in
aralarında Kutlay Erk'in de bulunduğu 4 çocuğu
"Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine AİHM dava açtı.
"Kıbrıs cumhuriyeti", Arif'in devletin sorumluluğunda
olduğu sırada kaybolması ve gerekli soruşturma
yapılmamakla itham edilecek
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları
sonucunda Kıbrıs'ın güneyinde, Lefkoşa'nın Strovolos
bölgesinde yapılan kazılarda kemikleri bulunan 1963
kayıplarından Mustafa Arif'in 4 çocuğu "Kıbrıs
Cumhuriyeti" aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM) dava açtı.
Mustafa Arif'in davacı olan çocukları Semral
Emin, Asım Erk, Hüseyin Erk ve Kutlay Erk, AİHM'e 21 Kasım'da
(önceki gün) ilettikleri davayla Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (AİHS) 5 maddesinin "Kıbrıs
Hükümeti" tarafından ihlal edildiğini belirterek, bu yönde bulgu
yapılmasını ve tazminata hükmedilmesini talep etti.
TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre davacılar,
dosyaladıkları dava dosyasında Avrupa İnsan Hakları
Sözleşme'nin aşağıdaki maddelerinin ihlal edildiğini
belirttiler:
"Devletin sorumluluğu altındayken kayboldu"
"1- AİHS'nin 2. maddesinin ihlali: İlgili
hükümet başvuranların babasının kaybından sorumludur.
Mustafa Arif devlet hastanesinden devlet görevlileri tarafından
alınmış ve kaybedilmiştir. Tamamen devletin
sorumluluğu altındayken ortadan yok olmuş ve 45 yıl sonra
kemikleri bulunmuştur. Adli tıp incelemesinde cinayete kurban
gittiği anlaşılmıştır. Devletin görevi öldürme
olayına ilişkin derhal, etkin bir soruşturma başlatmaktı.
Bunu yapmadı. 2. madde usuli açıdan ihlal edilmiştir.
2- AİHS 3. madde ihlal edilmiştir.
Başvuranların babalarının kaybından dolayı 45
yıl boyunca çektiği elem ve ıstırap 3. maddenin ihlalini
oluşturur.
3- AİHS 8. madde ihlal edilmiştir.
Başvuranlar babalarının kaybından dolayı normal aile
yaşamı sürme hakkından mahrum kalmışlar, yoksunluk
içinde hayatlarını idame ettirmişlerdir.
Güney'deki iç hukuk yolları etkili değildir
4- 13. madde ihlal edilmiştir.
Başvuranların yukarıda sayılan maddeler
bağlamındaki şikayetlerine karşılık
başvurabilecekleri etkin iç hukuk yolu bulunmamaktadır. Güneydeki iç
hukuk yolları etkili değildir. Benzer başvurularda iç hukuk
mahkemesi davaları reddetmiştir. Bu durumda başvuranlar iç hukuk
yollarına başvurmak durumunda da değildirler çünkü
yerleşmiş AİHM içtihadına göre başvuranların
etkin olmayan iç hukuk yollarını tüketme zorunlulukları
bulunmamaktadır.
Kıbrıslı Türk ve Müslüman olduğu için öldürüldü
5- 14. madde ihlal edilmiştir.
Başvuranların babası Kıbrıslı Türk, Müslüman
olduğu için öldürülmüştür. Ayrımcılık yasağı
ihlal edilmiştir."
1963'de kaybolmuştu
Mustafa Arif, Aralık 1963'te, kalp krizi geçirdikten
sonra tedavi olmak amacıyla Lefkoşa Genel Hastanesi'nde
bulunduğu sırada alınıp götürülmüştü.
1952 yılında Merkezi Cezaevi'nde gardiyan olarak
göreve başlayan ve 1963 toplumlararası çatışmalar
sırasında hastalanarak Lefkoşa'daki devlet hastanesine yatan
Mustafa Arif, 23 Aralık'ta Merkezi Cezaevi'nden gelen
arkadaşları tarafından hastaneden alınmış, daha
sonra kendisinden 44 yıl 5 ay haber alınamamıştı.
Mustafa Arif, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmaları sonucunda Kıbrıs'ın güneyinde,
Lefkoşa'nın Strovolos bölgesinde yapılan kazılarda
bulunmuş ve 31 Mayıs'ta düzenlenen cenaze töreniyle Gazimağusa
Kabristanı'nda toprağa verilmişti.
KIBRIS 23/11/08
Çözüm, Türkiye'nin çıkarına olmayacak
ÇÖZÜM BAŞKALARINA HİZMET ETMEYECEK... Hristofyas:
"İster Kıbrıslı Türk lider, ister Türkiye, ister
herhangi başka bir yabancı, kim isterse olsun; Kıbrıs
sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir yabancının
çıkarına hizmet eden bir çözüm dayatılarak çözülebileceğini
zannedenler yanılırlar. Dolayısıyla şunun net
şekilde anlaşılmasını istiyorum: bütün ülkelerle
temaslarımıza ve ilişkilerimize devam edeceğiz. Rusya dost
ülkedir. Bu ülkenin Kıbrıs sorunuyla ilgili takındığı
tutum da kendiliğinden anlaşılır. Rusya
Kıbrıs'ın destekçisidir. İlkelere dayanan kararlar
alınması için Güvenlik Konseyi'nde mücadele eden bir ülkedir. Bu
vesileyle de Rusya liderliğine ve Rus halkına Kıbrıs
halkının takdirlerini belirtmek isterim"
Rusya ile siyasi manifesto imzaladığı
Moskova'dan önceki gün dönen Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
"Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya diğer
yabancıların çıkarlarına hizmet eden bir çözümün
dayatılmasıyla çözüleceğini sananlar yanılır"
dedi.
Rum Haravgi gazetesi "Çözüm Dayatılmayacak
-Başkan Hristofyas'tan Türkiye'ye ve Diğerlerine Mesaj"
başlığıyla manşete çektiği haberinde
Hristofyas'ın Güney Kıbrıs'a varışında Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı bu açıklamanın";
Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyarete Türkiye'nin ve KKTC devletinin
gösterdiği tepkilere yanıt" olduğunu yazdı.
Gazeteye göre "Kıbrıs'ın egemenlik
haklarından feragat etmesi söz konusu değildir. Devletlerle
arasındaki ilişkiler de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik
haklarına dâhildir" diyen Hristofyas Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın ve TC Dışişleri
Bakanlığı'nın; İngiltere'yle
Karşılıklı Anlayış Memorandumu
imzaladıklarında da veya Kıbrıs sorunundan ve çözüm
ilkelerinden söz eden herhangi bir açıklama
yayınlandığında da aynı tepkileri gösterdiklerine
dikkat çekti.
Gazete Rum Yönetimi Başkanı'nın Moskova
ziyaretinin sonuçlarından tam bir memnuniyet duyduğunu belirterek;
uluslar arası hukuk temelini yeniden düzene soktuğu gerekçesiyle Rus
önerisinden yana olduğunu yinelemekte tereddüt etmediğine işaret
etti, özetle şunları yazdı:
"Başkan Hristofyas Kıbrıs'ın
egemenlik haklarından feragat etmesinin söz konusu
olmadığının, devletlerle ilişkilerinin de
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları kapsamında
olduğunun altını çizdi ve 'Kıbrıslı Türkler;
Kıbrıs Cumhuriyeti ile çeşitli ülkeler arasındaki
ilişkilerin gelişmesinden zarar görmezler' diye ekledi. Hristofyas;
Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir
yabancının çıkarına olan bir çözüm dayatılarak
çözüleceğini zannedenlerin yanıldıklarını da
vurguladı.
Moskova dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın ve Türk
Dışişleri Bakanlığı'nın; Rusya ile siyasi
manifesto ve diğer ikili anlaşmaları imzalanmasına
gösterdiği tepkileri yorumlaması istenen Hristofyas şunları
söyledi:
'Yanlış
anlaşıldığımızı görmekten üzgünüm.
Sayın Talat ve Türk Dışişleri Bakanlığı
aynı tepkileri; Gordon Brown'la (İngiltere Başbakanı) Karşılıklı
Anlayış Memorandumu imzaladığımızda da
göstermişti. Herhangi bir yerden Kıbrıs sorununa, ilkelere
dayalı herhangi bir açıklama yapılsa tepki gösteriyorlar.
Sayın Talat'a net şekilde söyledim,
Kıbrıs halkı da duysun diye bir kez daha yineliyorum:
Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek sorunu; Türkiye'nin uluslar arası
hukuku, BM Anayasasını ve her türlü hukuku çiğneyerek
Kıbrıs toprağının %37'sini elinde bulundurması
nedeniyle yasal hükümetin egemenliğini hükümranlığının
tamamında uygulayamamasıdır.
Kıbrıs bütün toprağıyla birlikte ve
genel olarak AB'nin bir parçasıdır ve Avrupa müktesebatı,
işgal dolayısıyla uygulanamıyor. Kıbrıs'ın
egemenlik haklarından feragat etmesi diye bir şey söz konusu
değildir. Devletlerle ilişkileri de Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları dâhilindedir. Bu ilişkiler ne kadar
iyi olursa ve ne kadar ilkelere dayalı olursa Kıbrıs sorununun
çözümü o kadar Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olur.
İster Kıbrıslı Türk lider, ister
Türkiye, ister herhangi başka bir yabancı, kim isterse olsun;
Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir
yabancının çıkarına hizmet eden bir çözüm dayatılarak
çözülebileceğini zannedenler yanılırlar.
Dolayısıyla şunun net şekilde
anlaşılmasını istiyorum: bütün ülkelerle
temaslarımıza ve ilişkilerimize devam edeceğiz. Rusya dost
ülkedir. Bu ülkenin Kıbrıs sorunuyla ilgili
takındığı tutum da kendiliğinden
anlaşılır. Rusya Kıbrıs'ın destekçisidir.
İlkelere dayanan kararlar alınması için Güvenlik Konseyi'nde
mücadele eden bir ülkedir. Bu vesileyle de Rusya liderliğine ve Rus
halkına Kıbrıs halkının takdirlerini belirtmek
isterim. Çeşitli ülkelerle ilişkilerin gelişmesinden ve
başkan bu ülkeleri ziyaret ettiğinde, bu ülkelerin
aldığı ilke tavrından Kıbrıslı Türkler,
Kıbrıslı Türklerin malum çıkarları zarar
görmez.'"
Gazete Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın;
Moskova ziyaretine tepki gösterilmesinin arkasında Ankara'nın
bulunduğuna inandığını, KKTC devleti tarafından
yapılan çeşitli hareketlerden ve gösterilen tepkilerden
kaygılı olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda temkinli iyimserliğini sürdürdüğünü yazdı.
Gazeteye göre Rum tarafı iki bölgeli, iki kesimli
federasyon talebini ortaya koyarken Kıbrıs Türk tarafının
iki devlet çözümü talep etmesiyle ilgili yorumu sorulduğunda ise
"Müzakereler sürecinde; Kıbrıs Türk tarafının
Kıbrıs sorununun iki devlet temelinde çözülmesi talebine ilişkin
çekimserlik ve korkuların doğrulanmayacağının ortaya
çıkmasını diliyorum" yanıtını verdi.
"Talat yoldaş, iyi işit..."
Simerini "Talat Yoldaş İyi
İşit... -Hristofyas: Çözüm Türk Çözümü Olmayacak -Kıbrıs
Cumhuriyeti Egemenlik Haklarından Feragat Etmez"
başlığıyla yansıttığı haberinde Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Moskova dönüşünde
yaptığı "Çözümün Türkiye'nin çıkarlarına hizmet
edeceğini sanıyorsanız yanılırsınız"
diyerek Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sert
şekilde saldırdığını yazdı.
Fileleftheros "Türk Çelmeleri -Ankara'nın
Tanınmama Marifetleri, Hristofyas'tan Sert Yanıt"
başlığıyla manşete çektiği haberinde Türk
tarafının, sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
tanınmaktan vazgeçilmesi yönünde net bir çaba harcamakta olduğunu
iddia etti. Gazete Ankara'nın ve Cumhurbaşkanı Talat'ın;
Rum yönetiminin uluslararası faaliyetlerine, öncelikle de ikili
anlaşmalar yapmasına tepki göstermelerinin arkasındaki nedenin
de "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınmaktan vazgeçilmesi
hedefi olduğunu ileri sürdü.
Cumhurbaşkanı Talat'ın 9 Aralık'ta
Komisyon Başkanı Barrosso ve Genişlemeden Sorumlu Komiser
Rehn'le görüşmek niyetiyle Brüksel'e gideceğinin altını
çizen gazete, Hristofyas'ın, Moskova dönüşünde Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamanın
"Ankara'nın ve Talat'ın bu marifetlerine yanıt teşkil
ettiğini" savundu.
Alithia "Başkan Talat ve Türkiye'ye Mesajlarla
Döndü -Haklarımızdan Feragat Etmeyeceğiz -
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Çeşitli
Ülkelerle Arasındaki Gelişmiş İlişkilerden Zarar
Görmez" başlığını kullandı.
Mahi ise haberi okurlarına "Hristofyas'tan
Talat'ın Tepkilerine Sert Yanıt -Kıbrıs Cumhuriyeti
Egemenlik Haklarından Feragat Etmeyecek"
başlığıyla aktardı.
KIBRIS 23/11/08
Soyer: Temel hedef gelecek yaz referanduma gitmek
Cumhuriyetçi Türk Partisi
Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
beraberindeki bir heyetle Beyarmudu'nda önceki akşam halkla bir araya
geldi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
tarafının temel hedefinin gelecek yaz referanduma gitmek
olduğunu vurguladı.
Beyarmudu'nda halkla buluşan Soyer, eşitlik
temelinde bir federal çözümü kararlılıkla savunacaklarını
söyledi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel
Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, beraberindeki bir heyetle
Beyarmudu'nda önceki akşam halkla bir araya geldi.
Rum tarafı çözümsüzlüğe oynuyor
Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili
Beyarmudu halkına bilgi veren Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin
çözümsüzlüğe oynadığını, ancak Kıbrıs Türk
halkının Avrupa Birliği'nde eşit düzeyde temsil edilme
hakkı için mücadele edeceğini ve görüşme dinamiğini
sürdüreceğini söyledi.
Hedef gelecek yaz referandum
Görüşme sürecinin devam ettirilmesinin önemine
işaret eden Soyer, "Eşitlik temelinde bir federal çözümü
kararlılıkla savunacağız" dedi.
Başbakan Soyer, temel hedefin gelecek yaz referanduma
gitmek olduğunu belirtti.
Ekonomi güçlü olmalı
Kıbrıs Türk halkının ekonomik
gelişmesinin de Kıbrıs sorununun çözümünü sağlayacak önemli
faktörlerden olduğunu ifade eden Başbakan, çözüm aşamasında
Kıbrıs Türk ekonomisinin güçlü olması gerektiğini
vurguladı.
Su ve elektrik yatırımları
Konuşmasında hükümetin icraatlarına da
değinen Başbakan Soyer, özellikle elektriğe yaptıkları
ve bundan sonra yapacakları yatırımları anlattı.
Soyer, su sorununa yönelik olarak da çok yakında
deniz suyu arıtma ve kanalizasyon suyunu kullanarak yem bitkisi
yetiştirme gibi projeleri hayata geçireceklerini söyledi.
Amaçlarının Kıbrıs Türk
halkını, kendi sıkıntılarını aşabilecek
seviyeye getirmek olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bunun da ancak
birlik ve beraberlikle olabileceğini vurguladı.
KIBRIS 23/11/08
Homeowners turn to Lords
for deeds aid
By Jean
Christou
THE BRITISH House of
Lords is seeking answers as to why UK home buyers in Cyprus are still waiting
for their title deeds and wants to know whether the British government intends
to pressure Nicosia on the issue.
Answers to the two questions tabled by Lord Jones of Cheltenham are expected in
the coming week.
The development is a victory for British home buyers in bringing attention to
the plight of those who have not yet received the title deeds to their
properties.
The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years, and there are around
100,000 home owners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.
British buyers in Cyprus recently began a campaign, writing directly to Prime
Minister Gordon Brown and to their MPs expressing their worries.
And, the global crisis has added extra urgency to the issue. Home buyers are
now worried sick over what might happen if property developers are unable to
withstand the crisis.
Cypriot buyers are also worried, they say and plan to take their long-standing
but less vociferous campaign up a notch in view of what is happening globally.
The current climate increases the possibility that some developers may go
under, he said. I cant imagine the repercussions, said George Strovolides,
president of the Cyprus Land and Property Owners Association, known as KSIA.
According to Denis OHare who leads the Cyprus Property Action Group (CPAG)
developers in Cyprus currently have record mortgages of over 4 billion using
their clients homes as collateral.
OHare said people had a right to know what would happen to them in a
worst-case scenario.
Stating that it has not happened in the past has no bearing whatsoever on
these real risks, he said. If the vendor has a mortgage on the property, the
lending institution has rights which supersede the buyers.
Cypriot property developers said last week that going public about the
possibility of companies collapsing was alarmist.
But Lakis Tofarides, the chairman of the Land and Building Developers
Association did admit that over the past 10 months, there had been a
discernible and worsening fall in demand for real estate.
That real estate was holding its own despite the credit crunch was down to a
set of circumstances particular to Cyprus, which nevertheless should not be
taken for granted he said.
CYPRUS MAIL 23/11/08
Protest over Turkish
warships
By Jean
Christou
TURKISH warships forced
two exploratory foreign-flagged vessels working for the government to withdraw
back into Cyprus` territorial waters in an incident ten days ago, it emerged
yesterday.
According to reports from New York yesterday President Demetris Christofias has
sent a letter to UN Secretary-General Ban Ki-moon to protest the Turkish
actions 27 miles off the south coast and inside Cyprus exclusive economic zone
(EEZ).
The Cyprus News Agency report said that on November 13 two ships operating under
a foreign flag were conducting an exploratory survey related to oil and gas
when they were approached by a Turkish warship and told to cease operations and
withdraw back to Cyprus` waters.
The letter said the two vessels complied because they feared for their lives.
It becomes apparent that Turkey continues its unacceptable policy of
questioning the sovereign right of the Republic of Cyprus, as a State Member of
the United Nations, to exploit the natural resources within its EEZ, in
accordance with international law and in particular the United Nations
Convention on the Law of the Sea, Christofias said in his letter to the UN
Secretary General.
The gravity of this incident cannot be overstated. Turkey has chosen, once
more, to ignore the calls of the international community to actively support
the efforts for a (Cyprus) solution and, on the contrary, it continues to do
all in its power to undermine such efforts by demonstrating aggressive
behaviour.
Christofias said Turkeys actions would not stop Cyprus from acting within its
legal rights under international law. The letter was sent the day after the
incident.
The incident itself, as well as its timing, gives rise to grave concerns. The
hostile and threatening character of the incident points to the increasingly
aggressive nature of Turkeys actions in the maritime area of Cyprus, while its
timing, in the midst of a process aiming to reunify the island, serves only to
undermine the process and to raise doubts as to Turkeys commitment to it, an
accompanying letter said.
CYPRUS MAIL 23/11/08
Christofias nostalgia
for times past
By Jean
Christou
PRESIDENT Demetris
Christofias` might be forgiven for acting like a kid in a candy store during
his visit to Moscow during the week....or he might not.
Gushing about how he never imagined as a 23-year old student in Russia that he
would one day be signing state agreements in the Kremlin, and jokingly
referring to himself as the red sheep of Europe, did not however impress
everyone.
There is no doubt that Russia is important for Cyprus. Its one of the Five
Permanent Members of the UN Security Council and has been a friend when it
comes to the Cyprus issue.
It has long-standing ties with Cyprus that go back to Independence. Russians
and Cypriots share Orthodoxy as a religion. Business ties are tremendous and
Russian money is currently propping up the Cyprus economy.
So the seven agreements signed in areas of finance, investment, trade, health,
tourism and politics come as no surprise and can only be good for Cyprus, and
for Russia.
However, there is a feeling that Christofias overplayed his communist hand
when he launched an attack on NATO, saying as long as he was President Cyprus
would have no links with the western security apparatus, which no longer had a
reason to exist after the collapse of the Warsaw Pact.
Attempts by NATO to draw the EU into its adventures were unacceptable,
Christofias said.
It was as if the President was stuck in a time warp and someone forgot to tell
him Russia was no longer a communist country, and that Russia itself had signed
the Partnership for Peace (PfP) with NATO.
This was brought home by opposition DISY leader Nicos Anastassiades who pointed
out that in one of the Presidents photo-ops, it was a picture of the Tsar and
not Lenin that was on display at the Kremlin.
The message may have come through a bit sooner to Christofias when a programmed
meeting with Prime Minister Vladimir Putin failed to materialise in Moscow.
The excuse was that Putin was busy on party business, but diplomats said the
real reason was likely Christofias` extensive fraternising with Russias
Communist Party leader Gennady Zyuganov.
The general feeling was that Christofias was behaving more like the leader of
the Cypriot communist party AKEL than the President of the country.
Anastassiades put this into words only yesterday.
I think we need some time to convince the President that when he is abroad he
does not speak as the general secretary of AKEL, but as the President of the
Republic of Cyprus, said Anastassiades.
I dont think we should be giving the impression that we are choosing poles on
the basis of ideological allegiance of the past but unfortunately that is the
picture being broadcast.
Political parties in Cyprus were upset over the NATO comments since Cyprus has
aspired to signing the PfP at some stage, while there were a few raised
eyebrows in Brussels over Christofias` unequivocal support for Russias
proposal to reassess and redraft the security mechanism in Europe.
It is likely that the EU will try to achieve a common stance on this, and one
country should not really be giving its support before its discussed
properly, said one EU diplomat. We have EU organs and it takes time. There is
an acquis for security in Europe.
The diplomat agreed with Anastassiades that Christofias was acting more like a
party leader than a president. He could have just said the proposal was
interesting, and he could have been more diplomatic about NATO. There was no
reason for him to go so far.
Anastassiades said yesterday that instead of living in the past and talking
about opening an embassy in Cuba when none had been opened yet in Japan, Brazil
or Canada, Christofias ought to be cultivating relations with France and the
US, two counties that could play in important role in leaning on Turkey.
Dogmatic obsessions that view Europe with suspicion no longer have any place,
he said. And the equally public position on EU-Russia relations without prior
consultation with our partners was also unfortunate.
But not everyone was critical. Christofias` character is well known so none of
this comes as a surprise, said another EU diplomat.
Cyprus and Russia have close relations and yes, they signed a lot of
agreements but Ive not heard any screaming and shouting about it (in
diplomatic circles).
CYPRUS MAIL 23/11/08
Is Sweden being snubbed?
By Jean
Christou
JUST when it was thought
that Cyprus-Sweden relations were back on track after the previous governments
gaffe with Stockholm, it seems the government has yet again taken one step
forward and two steps back.
The Sunday Mail has learned that Swedish Under Secretary for Foreign Affairs
Frank Belfrage, who is due in Cyprus tomorrow on a two-day visit, appears to
have been snubbed by President Demetris Christofias.
The suspicion in diplomatic circles is that Belfrages itinerary has been
downgraded somewhat to a meeting with Foreign Minister Markos Kyprianou because
of Belfrages plans to meet Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
This was the unspoken rule during the presidency of Tassos Papadopoulos, and it
has come as a surprise to some diplomats that it appears to be still in force
given that the two sides are now engaged in negotiations.
EU diplomatic sources told the Sunday Mail that Sweden had asked for a meeting
with Christofias but were given the foreign minister instead while the only
listings on the Presidents programme for tomorrow are a noon meeting with
representatives of childrens organisations and a 4.30pm meeting of the
National Council.
The Swedish officials do not want to make a big deal out of this, but they
thought it would have been a good thing to meet Christofias, said the EU
diplomatic source.
Sweden will take over the EU six-month rotating presidency in the second half
of this year.
I dont know if this has anything to do with Mr Belfrage meeting Mr Talat but
one might think its still a policy, added the diplomat.
He said the attitude of the Foreign Ministry in not objecting to officials from
the five Permanent Members (P5) of the UN Security Council meeting with both
leaders but not other countries, was very frustrating.
The Australian Foreign Minister chose not to meet Mr Talat because of this,
said the EU diplomat. Yet Britains Minister for Europe Caroline Flint was able
to meet both leaders during her visit recently.
The government seems to make a distinction for the P5, said the source.
When Christofias was elected in February it was thought that tensions with
Sweden would be relegated to the past. He visited Stockholm in early September
after an invitation from the Swedish government.
Last year a visit to Sweden by then Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis
was cancelled after public statements by Papadopoulos implying that Swedish
Foreign Minister Carl Bildts favourable stance on the thorny issue of direct
trade for Turkish Cypriots was different than that of the Swedish government.
Behind the scenes, Stockholm informed Nicosia that its policy on direct trade
was constant. They labelled Papadopoulos comments as unfortunate.
CYPRUS MAIL 23/11/08
Ömer
BİLGE / LEFKOŞA
Bir Türk savaş gemisinin 13 Kasımda
Kıbrısın güneyinde Rum yönetimi adına petrol arama
çalışmaları yürüten 2 gemiyi uyararak bölgeden
uzaklaştırdığı bildirildi. Rumlar Türkiyeyi BMye
şikayet etti.
RUM yönetimi adına faaliyet gösteren ve yabancı ülke
bayrakları çeken 2 gemi 13 Kasımda Kıbrıs adasının 27 deniz
mili güneyinde petrol arama çalışmaları başlattı.
Rum yönetiminin iddialarına göre, bölgede devriye gezen Türk Deniz
Kuvvetlerine bağlı bir savaş gemisi, Rum gemilerine müdahale
ederek, faaliyetlerine son vermeleri çağrısında bulundu.
Türk savaş gemisinin ateş açmasından korkan 2 gemi bölgeden
hızla uzaklaştı ve Rum karasularına kaçtı. Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas hemen BM Genel Sekreteri Ban Ki-muna bir
mektup yazarak Türkiyeyi protesto etti. 15 Kasımda Meis
adasının 80 mil güneyinde bu defa Yunanistan savaş gemisinin tahriki
yaşandı.
Polemistis adlı Yunan savaş gemisi, Gediz firkateyni
eşliğinde, uluslararası sularda Türkiye adına petrol arayan
Norveç bandıralı Malene Ostervold adlı gemiyi taciz etti. Yunanistan, Türkiye ve Norveçi protesto etti.
Rum yönetimi, Papadopulos döneminde doğu Akdenizi tek taraflı
münhasır ekonomik bölge ilan ederek uluslararası şirketlere
petrol arama ihalelerine başlamıştı. Rumlar, Türkiye ve
KKTCnin şiddetli tepkisi üzerine geçen yıl geri adım atmak
zorunda kalmıştı.
Papadopulos yoğun bakımda
Kıbrıs Rum yönetiminin eski
lideri Tasos Papadopulos dün sabaha karşı solumun yetmezliğinden
yoğun bakıma alındı. Bir süredir şiddetli sırt
ağrıları çeken Papadopulos, ABDye sevkini bekliyordu. 74
yaşındaki aşırı milliyetçi Rum lider, geçen hafta
sırt ağrılarının şiddetlenmesi üzerine
Lefkoşa Rum kesimindeki Evangelistria kliniğine
kaldırıldı.
Teşhis konulamayınca Rum doktorlar Papadopulosu ABDye sevketme kararı aldı. Durumu
giderek ağırlaşan Rum liderin İsrailden kiralanan özel bir
ambulans uçakla ABDdeki Mayo Kliniğine gitmesi
planlanıyordu. Yoğun bakım ünitesinde tutulan Papadopulosun
ambulans uçakla dahi ABDye gidemeyeceği
bildirildi. Geçmişte gırtlak kanseri tedavisi gören Papadopulos,
sigara kullanmaya devam ediyordu.
HURRIYET 24/11/08
Vatikan ağır konuştu: 1915 olayları
soykırımdır
24/11/2008 RADIKAL
Papa 16. Benediktus, Ermeni piskoposlardan oluşan heyeti kabule hazırlanırken, Kardinal Kasper, Vatikanın 1915teki olayları soykırım olarak nitelediğini anımsatarak, Papa, Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini kullanmıştır dedi.
VATİKAN - Lübnandaki Ermenilerin dini lideri I. Avram
başkanlığındaki heyetin Papa 16. Benediktusu ziyareti
öncesinde, Vatikan yetkililerinden Papalık Hıristiyanlar arası
Birlik Kurulu Başkanı Kardinal Walter Kasper, Vatikan Radyosuna
yaptığı açıklamada, 1915 olaylarını
soykırım olarak niteledi.
NTVnin haberine göre Kardinal Kasper, Papa II. Jean Paulün Eylül 2001deki
Ermenistan ziyaretine atıfta bulunarak, Ermeni soykırımı
bir vakıadır. Bu, tüm Ermenilerin vicdanında ve kalbinde bir
yaradır. Vatikanın bu konudaki tavrı, II Jean Paulün
Ermenistan ziyareti sırasında açıklanmıştır.
Papa, oradaki soykırım anıtını ziyaret etmiş,
Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini
kullanmıştır dedi.
Kardinal Kasper, soykırımın bir iddia değil bir gerçek olduğunu
da ileri sürerek, Bu bir terim meselesi değildir. Pek çok kurban
bulunduğu tarihi bir vakadır ve bu hatıranın
iyileştirilmesi gerekmektedir. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin
iyileştirilmesi için Vatikan ne yapabilir bilemem. Ama bu Ortadoğu
barışı için de önemli bir hadise. Katolik Kilisesi her
şeyden önce mağdurlardan yanadır. Bu bizim
davranışlarımızı belirleme konusundaki en önemli
ilkedir diye konuştu.
Kasper, Ermeni piskoposlardan oluşan heyetin Vatikana yapacağı
ziyaretin, Roma Katolik Kilisesinin diğer Hristiyan gruplarla
ilişkileri açısından da büyük önem
taşıdığını da söyledi.
Ermeni piskoposlarla Ortadoğu sorununu da ele alacaklarını
belirten Kardinal Kasper Lübnandaki durum hakkında da görüş
alışverişinde bulunacağız. Lübnan bir zamanlar
Hıristiyan bir ülkeydi ama, artık Hıristiyanlar o ülkedeki
nüfusun çoğunluğunu oluşturmuyorlar. Lübnandaki kilise
liderleri siyasi açıdan da önemli nüfuz sahipleri oldukları için
Ortadoğuda barış için diyalog açısından da bu ziyaret
önemli diye konuştu.
2000 yılında Ermeni Patriği II. Karakin ile dönemin Papası
II. Jean Paul tarafından Vatikanda yayımlanan ortak bildiride, 1915
olaylarının soykırım olarak nitelenmesi Türkiyenin
tepkisine neden olmuştu.
II. Jean Paul, 2001te Ermenistana yaptığı ziyarette ise 1915
olaylarına değinirken, Ermenicedeki Metz Jeghem (Büyük Facia)
ibaresini aynen kullanmayı yeğleyerek, yaşanan hadiseleri
insanlık dışı sapkınlık olarak nitelemiş
ve o tarihte yaşananların tüm dünya tarafından
tanınması temennisinde bulunmuştu.
Geçmişle yüzleşme,çok hassas bir konu
SONUÇLARI İYİ ARAŞTIRILMALI... Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz,
her ailenin, kayıp yakınının nasıl ve kimler
tarafından öldürüldüğünü öğrenmeye hakkı olduğunu
ancak böyle bir çalışmaya girişmeden önce, ne gibi sonuçlar
yaratacağının iyice araştırılması
gerektiğini vurguladı
BARIŞA OLUMSUZ TESİRİ OLMAMALI... Erdengiz: Güney
Afrika'daki gibi her şeyi ortaya dökersek, sonuçlarının ne
olacağı iyice hesaplanmalı. Eğer bunun hesabını
kitabını yaptığınız zaman, toplumsal seviyedeki
barışa yan tesirlerinin olacağını görürsek, bunu
yapmayarak, geniş bir zaman dilimine yaymamız lazım. Direkt olarak
konuyla ilgili nesillerin geçmesini beklemek lazım
Aral MORAL
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, her ailenin,
kayıplarının hangi şartlarda öldüğü veya kimler
tarafından öldürüldüğünü bilmeye hakkı olduğunu, ancak
bunun çok hassas bir konu olduğunu vurguladı.
Halen kayıp şahısları bulmak için çalışmaların
ve kazıların sürdüğüne dikkat çeken Erdengiz, "Ancak
şu an bu tip bilgiler deşifre edilirse ve bu yönde
araştırmalar yapılırsa, komitenin bilgi toplama
şansı tamamen imkansız hale gelir. Yani dolayısıyla
bir seçim yapmak zorundayız. Ya kayıpları bulacağız ve
onları ailelerine teslim edeceğiz, ya da ailelere bu tip bilgileri
vereceğiz" diye konuştu.
Kıbrıs'ta geçmişte meydana gelen acı
olayların açığa çıkması için Hakikat Komisyonu'nun
kurulup kurulamayacağının sorulması üzerine Ahmet Erdengiz,
"Güney Afrika'daki gibi her şeyi ortaya dökersek
sonuçlarının ne olacağı iyice hesaplanmalı. Aynı
hataları yapmamak için tabii ki geçmişimizle yüzleşeceğiz.
Ancak bunun ne gibi sonuçlar doğuracağının iyice
hesaplanması gerekiyor" dedi.
Hemen hemen her kayıp yakının, 'kim, nerde,
nasıl öldürdü" yönünde soru sorduğuna dikkat çeken Erdengiz,
ailelerin de kayıp yakınlarını kimlerin öldürdüğünü
bilmek istediğini söyledi.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz'in KIBRIS Gazetesi'nin sorularına
verdiği cevaplar şöyle:
"Kayıpların tümüne ulaşmak imkansız"
KIBRIS: Tüm kayıpların yakınlarına verildiğini
farz edersek, bundan sonraki aşama sizce ne olmalı?
ERDENGİZ: Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmaları şu veya bu şekilde 2-3 yıl içerisinde
tamamlanacak. Bu sürecin sonunda, bizim tahminimiz, tüm kayıpların
yüzde 50 ile yüzde 60'ını bulmaktır. Tüm kayıpların
hepsine ulaşmak ve hepsini bulmak imkansızdır.
Yaklaşık 2 bin kaybın yüzde 60'ına ulaşırsak
kendimi mutlu hissedeceğim ve görevimizi gerçekten yaptık
diyeceğim. Ancak, bu işlemler bittikten sonra ve artık
Kayıp Şahıslar Komitesi kendi kendini sona erdirdiği zaman,
ne olacak? İki şey olacak; bu noktadan sonra artık kayıp
şahıslarla ilgili olay ailelerin yetkisi dahiline girecek. Yani
şu anda kayıp şahıs yakınlarını
uluslararası mahkemelere, örneğin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne müracaatı oluyor. Ancak müracaatları olmakla birlikte
kayıp yakınlarının, uluslararası kuruluşlara
müracaat ederek bilgi, hak ve tazminat talepleri komitenin
çalışmalarından dolayı yerine getirilmiyor.
Dolayısıyla, komitenin çalışmalarını
tamamlamasından sonra, kişisel başvurular artacaktır.
"Ya bilgi toplayacağız ya da
kayıpları ailelerine teslim edeceğiz"
KIBRIS: Aslında ikisi farklı değil mi? Yani Kayıp
Şahıslar Komitesi, kayıpları bulmakla mükelleftir. Ama
kayıp yakınına ulaşan bir aile de olayın nasıl
olduğunu, kimin yaptığını, hangi koşullarda bu
infazın ya da öldürmenin gerçekleştiğini araştıramaz
mı?
ERDENGİZ: Şu anda araştırsalar bile bilgi toplamaları
pek mümkün değildir.
KIBRIS: Hangi açıdan?
ERDENGİZ: Birincisi; Kayıp Şahıslar Komitesi, kimin
tarafından, neden, nerede öldürüldüğünü tespit etmiyor. Komitenin
yetkisi kayıp şahısı bulmak, kimliklendirmek ve ailesine
teslim etmekle sınırlıdır. Tabii ki ailelerin,
kayıplarının hangi şartlarda öldüğünü, kimler
tarafından öldürüldüğünü bilme hakkı var. Ancak şu an
eğer bu tip bilgiler deşifre edilirse ve bu yönde
araştırmalar yapılırsa, komitenin bilgi toplama
şansı tamamen imkansız hale gelir. Yani dolayısıyla
bir seçim yapmak zorundayız. Hatta zaman zaman basında bu konuda
çıkan haberler bile bizim kaynaklarımızın kurumasına
neden oluyor. Dolayısıyla, seçmek zorundayız. Bu aşamada,
önce kayıpları mı bulalım, yoksa ailelere bu bilgiyi mi
verelim?
"Her kayıp yakınının bunu bilme hakkı
var"
KIBRIS: Kayıpların yüzde 50 ya da 60'ına
ulaşılabileceğini söylediniz. Bu aşama tamamlandıktan
sonra ve komite görevini sonlandırmasıyla, bu yönde bir
çalışma yapılabilir mi? Kayıpların insan hakları
onurunun iade edilmesi gibi.
ERDENGİZ: Haklısınız, her kayıp
yakınının bunu bilmeye hakkı var. Bunu söyledikten sonra
çok önemli iki hususa değinmek lazım. Bir anlaşma olup
olmadığına bakmaksızın Kıbrıs'ın
şartlarını düşünelim. Çünkü olur mu olmaz mı
bilmiyoruz. Birincisi; bir kişinin başka bir kişinin
öldürülmesinden sorumlu olması ne getirir ne götürür? İkincisi;
Kıbrıs Türk veya Kıbrıs Rum toplumu içerisinde aile
seviyesine büyük bir şoka neden olur. Yani bir gün sabahleyin biri
uyanıyor ve babasının, dedesinin ya da kardeşinin,
tırnak içerisinde söylüyorum, katil olduğunu öğreniyor.
"Ölüleri de mi yargılayalım?"
KIBRIS: Güney Afrika'da yaşanan olaylar beyaz ırk ile siyah
ırk arasında gelişmişti. Ardından komisyon kurularak
araştırma yapılmıştı. Bize de yapılamaz
mı?
ERDENGİZ: Güney Afrika'da bunu yaptıkları doğru.
Ancak Güney Afrika, Kıbrıs gibi küçük bir ülke değil. Büyük bir
ülke ve herkes zaman içerisinde mekan değiştirerek, kaybolmaya
fırsatı var. Kaldı ki, şu anda Güney Afrika'da bu
komisyonların faydalı mı yoksa zararlı mı
oldukları tartışma konusu yapılıyor. Kıbrıs
şartlarına geri dönersek bu çok büyük zorluklara yol açar ve
kişisel seviyede de olsa iki toplum arasındaki ilişkileri
rahatlıkla zehirleyebilir. Aile seviyesinde, iki toplum seviyesinde zehirleyebilir.
Bu yüzden bir seçim yapmak zorundayız. 2 bin kişiden bahsediyoruz. Bu
2 bin kişinin yakınlarının yüzde 100 tatmin edilmesi mi
öncelik taşıyor, yoksa iki toplum arasındaki ilişkilerin
düzeltilmesi mi? Bu tip bilgileri gizli tutmakla, yalanların,
gizliliklerin ve bilgisizliklerin üzerine bir gelecek mi inşa edelim? O da
doğru bir yaklaşım değil. Ancak insan hakları boyutu
veya kişisel haklar boyutu araştırılmadan çok ciddi olarak
iki toplum arasındaki ilişkiye nasıl yansıyacağı
araştırılmalıdır. Başka bir önemli husus da
şudur; öncelikle Kıbrıs Türklerinin pek çok kayıp
verdiği dönem 1964-1967 dönemidir. Bu dönemdeki sorumlular ya
ölmüştür, ya da ölmek üzeredir. Pekala, biz ölüleri de mi
yargılayalım?
"Bir suçlu affedilebiliyorsa, adalet bunun neresinde?"
KIBRIS: Bunun bir yasa çerçevesinde yapılmasıyla bunun önüne
geçilemez mi?
ERDENGİZ: Bir zamanlar şöyle bir tartışma
açıldı; herkes suçunu kabul etsin, ancak genel bir af ilan edelim.
Peki ama bir suçlu affedilebiliyorsa, adalet bunun neresinde? Aksine bu
şahıs adalet huzurunda da dokunulmazlık kazanıyor.
Şimdi gerçekçi olmak lazım. Şu anda örneğin Muratağa,
Atlılar ve Sandallar gibi büyük katliamlara karışmış
Kıbrıslı Rumların ve Paşaköy, Balıkesir gibi pek
çok Rum sivilin öldürüldüğü katliamlardaki Kıbrıslı
Türklerin isimleri biliniyor. Devekuşu gibi başımızı
kuma sokarak bu olaylar yoktur deyemeyiz.
"Suçluların isimleri her iki toplumda var"
KIBRIS: Bu kişilerin yol açtıkları tahribata ve
yaşattıkları travmaların sonucunu gösterecek yönde
atılacak bir adım, barışı daha da
betonlaştırmaz mı sizce? "Geçmişte bunlar oldu,
sağlam bir barış yaratalım ki, ilerde de bu acı ve
travmaları yaşamayalım" denmesine yardımcı olmaz
mı?
ERDENGİZ: Olabilir. Ama konu, bunun riskini alabilme konusudur.
Eğer her iki toplum da bu olayların nasıl
gerçekleştiği, kimin yaptığı, kısacası
olayların ortaya çıkması yönünde bir kanaat getirirse,
yapılabilir. Ancak benim şahsi görüşüm odur ki; her şeyin
ortaya dökülmesi ve detayların çıkması her iki topluma da büyük travma
ve şok yaratacak. Esas olan bir denge bulunabilmesidir. Hem mağdur
olan aileleri tatmin edebilmek, edebildiğimiz kadar, hem de toplumsal ve
toplumlar arası barışı korumaktır. Örnek vermek
istiyorum. Bundan 1 yıl önce gazeteci meslektaşınız, kendi
akrabası ile ilgili bir yazı yayımladı. O
akrabasının ne kadar iyi adam olduğunu ve çevresinde ne kadar
sevildiğini yazmıştı. O yazı, kayıplarla ilgili
bir yazı değildi. Şimdi, o gazeteciye bir telefon edip,
bahsettiği akrabasının, sayısını şu anda
vermek istemiyorum ama çok miktarda sivil Rum'un öldürülmesinden sorumlu
olduğunu söyleyebilirdim. Eminim o arkadaşınız için de bu
bir şok olurdu. Bahsettiği kişiyi ben de tanıyorum. Birçok
Türkün ölümüne sebep olan Rumların kimliğini keşfettiğimiz
zaman da, Rum kesimi büyük bir şok yaşıyor. Çünkü, bugün
adamın normal yaşamına baktığınız zaman
karıncayı incitmeyen bir kişi olarak biliyorlar.
"Bu konuda dikkatli olunması lazım"
KIBRIS: Bu yönde bir talep olup olmadığı yönünde anket
yapıldı mı? Böyle bir çalışma var mı?
ERDENGİZ: Yapılmadı. Ancak her kayıp
yakınının sorduğu sorular bunlardır. Kayıp
yakınları da kimin öldürdüğünü bilmek istiyor. Bu onlar için de
cevaplanması gereken bir sorudur. Bunun yanı sıra, ölürken
acı çekti mi? Hangi şartlarda öldü? Bu soruların cevabı her
zaman mümkün değildir. Ama toplu katliamlarda bunun cevabı
vardır ve biliniyor. Ama resmi olarak kayıtlara geçmemiştir. Biz
komite olarak bu bilgileri araştırmıyoruz. Ancak çeşitli
çevrelerle temas ettiğimiz zaman, bu bilgilerin Türklerde veya Rumlarda
var olduğunu biliyoruz. Bu kişilerin bir mahkeme ya da komisyonun
önüne çıkabilmesi için kesinlik kazandırılması lazım.
"Komitenin en büyük zafiyeti,
hiçbir yasal yetkisinin olmamasıdır"
KIBRIS: Mülakatın en başında kayıpların
yarı yarıya bulunma ihtimalinin olduğunu söylediniz. Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin görevinin sonra ermesinin ardından,
bulunmama ihtimali olan kayıpların ortaya çıkarılması
için bir soruşturma yapılabilir mi?
ERDENGİZ: Bu farklı bir konu. Komitenin, kişileri
konuşmaya zorlayıcı ya da mecbur edici yasal yetkisi yok. Komite
görevini tamamladığı zaman, yeni bir yasal oluşumla,
konuşmayan kişileri konuşmaya zorlayabiliriz. Ama bugün bir
katillik vakasında bile savcılığın birini
konuşturmaya yetkisi yoktur. İnsanları konuşturmak için
işkence yapamayız. Komitenin en büyük zafiyeti, hiçbir yasal
yetkisinin olmamasıdır. Komitenin, savcılara verilen bu
yetkileri üstlenmesi, anayasal veya yasal olarak mümkün değildir.
Dolayısıyla, bilgi sahibi kişileri bilmemize rağmen, bizim
yetkisizliğimizin farkında olduğu için konuşmayan pek çok
Türk ve Rum var. Bizimle iş birliği yapanlar ise barışa
katkı için ya da insani nedenlerle yapıyor. Dolayısıyla
eğer kayıp şahıslar komitesi bir gün işini bitirirse,
bence her iki toplum liderlerinin bir araya gelerek yeni bir oluşum, yeni
bir yasal düzenlemeyle olayların üstüne gitmesi gerekiyor. O noktada da
savcıların devreye girmesi gerekir. Cinayet soruşturması
olabilir mi bunlar? Belki de olmaya bilir. De facto bir durumumuz var. Öyle bir
yasal boşluk içinde çalışıyoruz ki, komitenin bütçesini BM
yürütüyor. Biz bankada hesap açmaya yetkimiz bile yok. Konumuza geri
döneceksek, evet, her kayıp ailesinin olayları bilmeye hakkı
vardır. Hem de tüm detaylarıyla. Ama barış bunu
kısıtlamayı getiriyorsa, biliyorsunuz, her türlü hakkı
kısıtlayan başka haklar da var.
KIBRIS
24/11/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:27 TSİ 25 Kasım 2008 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrısta liderlerin, soruna çözüm bulunması amacıyla
yürüttüğü müzakerelerde ilk kez ciddi bir gerilim yaşandı. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas ile bugün gerçekleşen onuncu görüşmelerinde, Rusya
Federasyonuyla tek yanlı bir mutabakat metni imzalayan Hristofyası,
çözümü ada dışında aramakla eleştirdi. Talat bu
girişimlerin Türk halkının güvenini
sarstığını belirterek, çözüm çabalarına zarar
verdiğini de vurguladı.
HRİSTOFYAS:
HESAP VERMEM
Talata sert yanıt vererek gerilimi artıran Hristofyas,
tanınmış bir ülkenin cumhurbaşkanı olduğunu ileri
sürerek yaptıkları konusunda Talata hesap vermeyeceğini
söyledi. Hristofyasın yanıtıyla ortam daha da gerildi.
Liderlerin karşılıklı olarak birbirlerini
eleştirdiği 2 buçuk saatlik görüşmenin önemli bir bölümü,
sorunun özüne yönelik ideolojik tartışmayla geçti.
Görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat
Orada çok kısa birkaç tartışma söz konusu oldu.
Başlangıçta biraz gerginlik oldu, ama sonra müzakereci
konumlarımıza döndük. dedi.
SENİNLE KIBRIS CUMHURİYETİNİN
EGEMENLİĞİNİ TARTIŞMAM
NTVnin edindiği bilgilere göre Cumhurbaşkanı Talat,
Hristofyasa Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkeden biri olan Rusyayla
imzaladığı mutabakat metninden duyduğu
rahatsızlığı iletti. Talat, Hristofyasın görüşme
sürecine zarar verdiğini belirterek, Kıbrısta tek halk
olduğu yönündeki açıklamasının da gerçekleri
yansıtmadığını söyledi.
Bu girişin
ardından öfkelenen Hristofyas, Talata Seninle Kıbrıs
Cumhuriyetinin egemenliğini tartışacak değilim. Bu
konuları BM önünde tartışmak doğru bir davranış
değil. diye konuştu.
KIBRIS CUMHURİYETİ BAYRAĞINI KUZEYDE DALGALANDIRAMAZSIN
Gerilimin artması üzerine Talat, Kıbrısta tek halk
olduğunu iddia ediyorsun. Bu tümüyle yanlış bir iddia. Bunu uluslararası
bir konferans da dahil, her platformda tartışmaya hazırım.
Kıbrısta iki halk var. dedi.
Hristofyasın Sorun, Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliğinin
kuzeye ulaşmasıyla çözülür. şeklindeki demecini de
eleştiren Talat, Rum lidere yönelik eleştirilerini şöyle
sürdürdü: Rum Cumhuriyetine dönüşmüş olan Kıbrıs
Cumhuriyetinin bayrağını, Kuzey Kıbrıs
sınırları içinde dalgalandıramayacağının
bilincine varmalısın.
Talatla Hristofyas arasındaki onuncu müzakereye ev sahipliği yapan
Birleşmiş Milletler Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, iki lider
arasındaki gerilim karşısında şaşırdı,
ancak müdahale etmek yerine sessiz kalmayı tercih etti.
YÜZ MEMORANDUM İMZALASAN, SONUÇ DEĞİŞMEZ
Görüşmeden sonra Cumhurbaşkanlığında gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Talat, Hristofyasın görüşmeler
devam ederken, değişik ülkelerle anlaşmalar yaparak,
memorandumlar imzalayarak görüşme parametrelerini değiştirmeye
çalışmasını hoş karşılamadığımızı
bugün kendisine ilettik. Özellikle görüşmelerde ele alınan konularla
ilgili, BM Güvenlik Konseyinin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini
almaya çalışmasının görüşmelere zarar verdiğini,
güven bunalımı yarattığını ve Hristofyasın
Kıbrıslı çözüm iddialarıyla da büyük bir çelişki
oluşturduğunu ortaya koydum. dedi.
Talat, Hristofyasın imzaladığı ve imzalayacağı
memorandumların, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin
yerleşmiş BM parametrelerini değiştirmeyeceğini, ancak
Kıbrıs Türk halkının güvenini sarsacağını
söyledi. Talat 100 memorandum daha imzalasan ne olur, sorunun parametreleri
değişmez diye konuştu.
Talat, şöyle devam etti: İnsanımız bu durumda,
Egemenliğini Kuzeye yaymaya inanan bir anlayışla, nasıl
işbirliği yapacağız der. Bu konuda umarım ki doyurucu
açıklama yapar. Bunu ortaya koyduğumuzda, tutumunun bu
olmadığını ve izah edeceğini söyledi.
Bekleyeceğiz.
Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin öngörülen hızda
olmadığını, verimlilik açısından da yeterli
düzeyde bulunmadığını söyledi. Görüşmelerle ilgili
kamuoyunun ne zaman bilgilendirileceğine dair soru üzerine ise,
görüşmelerin ister istemez basına
yansıdığını ve kamuoyunun bilgilendiğini, ileride
daha kapsamlı bir bilgilendirme yapabileceklerini sözlerine ekledi.
AA
Güncelleme: 17:12 TSİ 25 Kasım 2008 Salı
LEFKOŞA - Rum
basınına göre, sözde Maraş Belediye Başkanı Aleksis
Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2
metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı
renkte pankartların dağıtılacağını, maç
başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin
görüntüsünün verileceğini açıkladı.
Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye
ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım
fırsatı olamayacağını ifade eden Galanos, maçta
ayrıca üzerinde FAMAGUSTA (Mağusa) yazılı 50 metre
uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.
Galanos, etkinliğin UEFAnın izniyle gerçekleştirileceğini
ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.
Rum basınına göre, maçın başlamasından önce sahada
Mağusa marşı çalınacak ve maçın
başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi
tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.
Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının
kontrolündeki Maraşın Rumlara verilmesini istiyor.
Rumlar maçta "Maraş" propagandası
yapacak
Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile
Almanya'nın Werder Bremen futbol takımları arasında
yarın akşam Güney Kıbrıs'ta oynanacak Şampiyonlar Ligi
maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, "Maraş ve
Mağusa"nın propagandasını yapacak.
Rum basınına göre, sözde Rum
"Maraş Belediye Başkanı" Aleksis Galanos,
Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre
uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte
pankartların dağıtılacağını, maç
başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin
görüntüsünün verileceğini açıkladı.
"Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye
ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım
fırsatı olamayacağını" ifade eden Galanos, maçta
ayrıca üzerinde "FAMAGUSTA" (Mağusa) yazılı 50
metre uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.
UEFA izin vermiş
Galanos, etkinliğin UEFA'nın izniyle gerçekleştirileceğini
ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.Rum
basınına göre, maçın başlamasından önce sahada
"Mağusa marşı" çalınacak ve maçın
başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi
tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.
Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının
kontrolündeki Maraş'ın Rumlara verilmesini istiyor.
CNN TURK 25/11/08
Hristofyas Türkiye'yi BM'ye şikayet etti
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, sözde
"Rum münhasır ekonomik bölgesi" içerisinde Rum yönetimi
hesabına petrol araştırması yapan yabancı
bandıralı bir geminin 13 Kasım'da Türk savaş gemisi
tarafından engellendiği iddiasıyla, Türkiye'yi, BM Genel Sekreteri
Ban Ki-mun'a şikayet etti.
Hristofyas'ın, BM'deki Rum Daimi Temsilcisi
Minas Hacimihail tarafından 14 Kasım'da iletilen şikayet
mektubunun içeriği Rum basınında yayımlandı.
Hristofyas, mektubunda, sözde "münhasır ekonomik bölge"
içerisinde Rum yönetimi hesabına petrol araştırması yapan
yabancı bandıralı bir geminin Türk savaş gemisi
tarafından engellendiğini savunarak, Türkiye'nin benzer
hareketlerinin, BM üyesi olarak, Güney Kıbrıs da dahil olmak üzere
devletlerin "egemenlik haklarına saygı gösterme
yükümlülüğünü ihlal etmesi" anlamına geldiğini öne sürdü.
Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği ile Kıbrıs çözüm
müzakerelerine atıf yapan Hristofyas, mektubunda, "Türkiye bir kez
daha, uluslararası camianın çözüm çağrılarını
görmezden gelmeyi tercih etti. Aksine, saldırgan davranış
sergileyerek bu tür çabaların değerini azaltmak amacıyla eline
geçen her türlü imkanı kullanıyor" iddiasında bulundu.
Hristofyas, mektubunda, yakın geçmişte sözde "Rum yönetimi
karasuları içerisinde" "gerçek mermiler kullanılarak"
yapılan Türk askeri tatbikatını da şikayet etti:
"Kışkırtıcı Türk politikası, 13
Kasım'da 'Kıbrıs cumhuriyetinin münhasır ekonomik bölgesi'
içerisindeki yabancı bandıralı gemiye doğrudan tehditlerle
yoğunlaştı. Bu, bizi hayal kırıklığına
uğratıyor. Türkiye, bu tür BM Anayasası'na ve Uluslararası
Deniz Hukuku'na saygısız davranışlarda bulunuyorken, 1 Ocak
2009 itibarıyla Güvenlik Konseyi'ndeki iki yıllık görevine
başlayacak.
Türkiye'nin, egemen ve BM üyesi sorumlu bir ülke olan 'Kıbrıs cumhuriyeti'ne
karşı bu yaklaşımı, Türkiye'nin tek başına
Doğu Akdeniz'deki gerginliğin ve istikrarsızlığın
kaynağı olduğunu doğruluyor."
CNN TURK 24/11/08
Kıbrıs görüşmesinde kısa süreli
gerginlik
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında
bugün 10'uncusu yapılan görüşmede, "federal suçlar" ve
"federal polis" konuları ele alındı. Liderlerin Lefkoşa
ara bölgede yaklaşık 2,5 saat süren görüşmesinin ardından
açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi
Taye-Brook Zerihoun, iki liderin bugün "federal suçlar" ve
"federal polis" konularını ele aldıklarını
söyledi.
İki liderin, "federal suçlar" konusunun hemen hemen tüm
unsurlarında anlaştıklarını bildiren Zerihoun,
"federal polis" konusunda ise bazı konularda fikir
birliğine varıldığını, bu konuyla ilgili
bazı hususların gelecek görüşmede ele
alınacağını kaydetti.
Bir sonraki görüşmenin 2 Aralık'ta yapılacağını
bildiren Zerihoun, 2 Aralık'ta "Federal kamu yönetimi" ile
"kamu komisyonu ve dış ilişkiler"
konularının ele alınacağını kaydetti.
Bu arada, Türk tarafının, görüşmeler devam ederken,
Hristofyas'ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik
çalışmasına ilişkin tutumundan duyduğu
rahatsızlığı iletmesinin, görüşmenin başında
kısa süreli gerginliğe neden olduğu ve Hristofyas'ın, Türk
tarafının bu yöndeki görüşlerine yazılı yanıt
vereceği öğrenildi.
CNN TURK 25/11/08
"Kıbrıs'ta tek bir halkın
olmadığını anlattım"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bugün yaptığı
görüşmede, Rum liderin görüşme sürecine zarar veren tutumundan
duyduğu hoşnutsuzluğu ileterek, Kıbrıs'ta tek bir halk
olmadığı gerçeğini hatırlattı.
KKTC lideri Talat ve Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde bugün 10.
kez bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın imzaladığı ve
imzalayacağı memorandumların, Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin yerleşmiş BM parametrelerini
değiştirmeyeceğini, ancak Kıbrıs Türk
halkının güvenini sarsacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile Lefkoşa ara bölgede
yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Hristofyas'ın tavrının görüşmelere zarar verdiğini
belirten Talat, "Hristofyas'ın, görüşmeler devam ederken,
görüşme zeminini kaydırmaya çalışmasını,
değişik ülkelerle anlaşmalar yaparak, memorandumlar imzalayarak
görüşme parametrelerimizi değiştirmeye
çalışmasını hoş
karşılamadığımızı bugün kendisine
iletecektik, nitekim onu yaptık. Rusya ile yaptığı
memorandum konusundaki pozisyonumuzu ortaya koyduk. Özellikle görüşmelerde
ele alınan konularla ilgili, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden
birisinin desteğini almaya çalışmasının
görüşmelere zarar verdiğini, güven bunalımını
yarattığı ve kendilerinin (Hristofyas'ın)
'Kıbrıslı çözüm' iddialarıyla da büyük bir çelişki
oluşturduğunu ortaya koydum" dedi.
"Bunu toplantının başında yaptım. Aynı
zamanda, ondan sonra yaptığı açıklamaların da genel
olarak, bizim duruşumuzla eleştirisini yaptım" diyen Talat,
"Yani, 'Kıbrıs'ta tek sorunun, meşru Kıbrıs
hükümetinin Kuzey'de egemenliğini uygulayamaması' olduğunu iddia
etmişti, bunu yanıtladım" diye konuştu.
KKTC lider, "Meşruiyetinin söz konusu olmaması bir yana,
Kıbrıs sorununun bu olmadığını, bizim içerisinde
bulunduğumuz çabanın, 1963'te bozulan
ortaklığımızı yeniden tesis edecek bir bütünlüklü
çözüm peşinde olduğumuzu, 'Kıbrıs hükümeti'nin Kuzey'de
egemenliğini yaymasının söz konusu olamayacağını
ve müzakerelerin de bu maksatla yapılmadığını,
aynı zamanda Kıbrıs'ta, sürekli olarak ifade ettiği, tek
bir Kıbrıs halkının varlığının gerçek
dışı olduğunu, Kıbrıs'ta tek bir halkın
bulunmadığını anlattım" şeklinde
konuştu.
Gerginlik oldu
Talat, Hristofyas'ın bunlara tepkisinin ne olduğuna ilişkin soru
üzerine, "Bütün bunlara yazılı yanıt vereceğini
söyledi. Orada çok kısa birkaç tartışma söz konusu oldu. Bunun
dışında başka bir şey olmadı" dedi.
"Bu arada sözlü tartışmalarımız da oldu" diyen
Talat, "Gergin bir hava mı vardı?" sorusuna
karşılık, "Başlangıçta biraz gergin oldu tabii
ama sonra konumlarımıza döndük. Bugün federal polis ve federal
suçlarla ilgili konuları görüştük" diye konuştu.
Hristofyas'ın yanıtını, muhtemelen gelecek toplantıda
vereceğini ifade eden Talat, "Rum liderin neden yazılı
cevap verme yöntemini izlediğine" ilişkin soru üzerine, bunu
Hristofyas'a sormak gerektiğini, bugüne kadar bu şekilde
olmadığını ama bu yöntemin de mümkün olduğunu söyledi.
"Rahatsız etti"
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sürecine zarar veren
yaklaşımın kendilerini ciddi şekilde rahatsız
ettiğini vurgulayarak, Hristofyas'ın daha önce İngiltere ile de
memorandum imzaladığını ve ona da tepki gösterdiklerini
anımsattı.
Talat, "Ancak o tepki anlaşılan kesin ve net bir duruş
olarak algılanmadı karşı tarafça büyük
olasılıkla. Ve buna devam ediliyor. Bundan sonra devam eder mi, etmez
mi bilmiyorum, belki de eder. Ancak son derece yanlış yapar. Çünkü bu
parametreleri değiştiren bir şey değil, istediği kadar
memorandum yapsın, isterse yüzlerce memorandum yapsın parametreler
oradadır, BM parametreleri bellidir, bunları değiştirmek
mümkün değil" dedi.
Mehmet Ali Talat, "Ama ne yapar, güvenimizi sarsar.
İnsanımız, 'nasıl bu insanlarla işbirliği
yapacağız' der, 'Egemenliğini Kuzey'e yaymaya inanan bir
anlayışla nasıl işbirliği yapacağız' der. Bu
konuda umarım ki doyurucu açıklama yapar. Çünkü bunu ortaya
koyduğumuzda, 'tutumunun bu olmadığını ve bunu izah
edeceğini' söyledi. Onu bekleyeceğiz" şeklinde
konuştu.
Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin öngörülen hızda
olmadığını, verimlilik açısından da yeterli
düzeyde bulunmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Görüşmelerle ilgili kamuoyunun ne
zaman bilgilendirileceğine" dair soru üzerine ise görüşmelerin
ister istemez bir şekilde basına yansıdığını
ve kamuoyunun bilgilendiğini, belki daha derli toplu bir bilgilendirme
yapabileceklerini kaydetti.
Hristofyas: "Genel hatlarıyla olumsuz değildi"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptıkları müzakerelerin
sonuçlarının "genel hatlarda olumsuz olduğunu
söyleyemeyeceğini, ancak daha müspet olmalarını
beklediğini" söyledi.
Atina'ya 26-28 Kasım tarihlerinde resmi ziyarette bulunacak Hristofyas,
Atina Haber Ajansına (ANA) verdiği demeçte, son gelişmeleri
değerlendirdi.
Müzakerelerde işler bir çözüme ilişkin konuların halen
görüşüldüğünü kaydeden Hristofyas, yürütme ve yönetim sistemi
üzerinde görüşmelerin devam ettiğini, ancak görüş
ayrılıkları bulunduğunu belirtti.
Kıbrıs Rum kesiminin "gayet işlevsel" bir öneride
bulunduğunu savunan Hristofyas, "Sayın Talat'ın teklifi ise
Annan Planının daha kötü bir tekrarı. Bu noktada önemli bir
anlaşmazlık var. Bunu çözersek diğer konuları da çözmek
daha kolay olacaktır" diye konuştu.
Hristofyas, gayri menkuller konusuna da değindiği demecinde, "Bu
konunun henüz gündeme gelmediğini, Türk tarafının mübadele ve
tazminat konularında ne derece ısrarlı olabileceğini
şimdiden söyleyemeyeceğini" kaydetti.
Rum lideri, adadaki garantör güçler hakkında ise "Atina ve
Lefkoşa'nın (Rum kesimi), AB üyesi bir ülkenin garantiye
ihtiyacı olmadığı konusunda ortak teze sahip
olduklarını" söyledi.
Hristofyas, "Bu aşamada özlü müzakere mi
yapıldığı yoksa görüş alışverişinde mi
bulunulduğu" şeklindeki soruya, "Şimdi müzakere
yapılıyor, ciddi alışveriş daha ileride
yapılacak. Bu benim, BM tarafından da kabul edilen
yaklaşımımdı, sanıyorum Sayın Talat
tarafından da kabul gördü. İki toplum, genel bir ortak
yaklaşıma sahip değilse, alışverişe başlamak
doğru olmaz" yanıtı verdi.
Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının
başarısızlığa uğraması halinde BM
hakemliğine karşı olduklarını belirten Rum lideri,
"Hakemliğe karşıyız. İki lider görüşmelere
devam etmeli ve sorumluluklarımızı üstlenmeliyiz. Neden, üçüncü
şahıslar bize, kendi sorunumuzu nasıl çözümleyeceğimizi
söylesinler? Bazı kişiler, Kıbrıs meselesinin
kapanmasını istiyor, biz ise kapanmasını değil,
çözümlenmesini arzu ediyoruz" dedi.
Avrupa Parlamentosu seçimleri
Hristofyas, ilkbaharda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri konusuna
değinirken de, "Şayet, o zamana kadar Kıbrıs konusunda
anlaşmaya varılmaz ise Avrupalı liderlere
Kıbrıslı Türklerin söz konusu seçimlere
katılmalarının mümkün olmadığını
söylediğini" kaydetti.
Rum lideri, Cumhurbaşkanı Talat'a, "müzakerelerin ilerlemesi ve
çözüme ulaşılması için bu tarihleri ciddi bir şekilde göz
önünde bulundurmasını, tezlerini değiştirmesini ve daha
mantıklı olmasını söylediğini" de belirtti.
Türkiye'nin Akdeniz'de Rum kesimi adına çalışan bir Norveç
araştırma gemisini taciz ettiği iddialarına ilişkin
soruyu da yanıtlayan Hristofyas, araştırmaların
uluslararası Deniz Hukuku sözleşmesi çerçevesinde
yapıldığını savundu.
Hristofyas, "Türkiye bu sözleşmeyi imzalamamıştır, bu
da taciz için bahanedir. Türkiye'nin bu tutumu, özellikle de
Kıbrıs'ta iki toplum liderleri arasında müzakereler sürerken,
kınanması gereken bir yaklaşımdır. Bunun için biz de,
bu tahriki BM Güvenlik Konseyi ve AB'ye şikayet ettik ve olumlu karşılandık.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları sorgulanamaz, biz de
ödün vermeyiz" ifadelerini kullandı.
Tarih kitapları
Hristofyas, Rum kesiminde tarih kitaplarında değişikliklere
gidilmesi ve "bunun Kıbrıslı Rumların kimlikleri için
tehlike teşkil edip etmediğine" ilişkin bir soruya ise,
"Bu tür görüşler yanlış ve gerçek
dışıdır. Öte yandan, Atina Cuntasının EOKA B ile
işbirliği içinde Kıbrıs'ta felakete yol
açtığının tarih kitaplarında yer alması kötü
müdür? Bu, Helenizm karşıtlığı midir? Cunta, hiçbir
zaman Yunanistan'ın ve Yunan halkının görüşlerini ifade
etmediği gibi halkı baskı altında tutarak, mahvetti.
Kıbrıs da bugüne kadar bu faturanın büyük bölümünü ödemeye devam
ediyor" dedi.
Sözlerini, "Bugüne kadar tarih kitaplarında, 1963 olaylarına yol
açanın Kıbrıslı Türklerin isyanı olduğu
yazılıyor. Biz o zaman hiçbir hata yapmadık mı? Bugün
kayıplar için yapılan araştırmalarda, kuyuların içinde
ve daha başka yerlerde Kıbrıslı Türkler bulunması ne
anlama geliyor? Kendileri mi düştüler? Ne yazık ki bizim
tarafımızdan da aşırılıklar
yapıldı" diye sürdüren Rum lideri, "Tarihin bazı
boyutları tabii ki tekrar yazılabilir. Kitaplar, gerçeği ve
değişik düşünceleri objektif biçimde
yansıtmalıdır" dedi.
Görüşmeye BM Temsilcisi Downer katılmadı
Talat ve Hristofyas'ın, Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesine
liderlerin heyetleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katıldı.
Bugünkü görüşmeye, ada dışında olması nedeniyle, BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer katılmıyor.
Liderler, 11 Eylül'de başlayan çözüm müzakerelerinde, bugüne kadar,
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana
başlığı altında "Federal Yürütme" ve
"Yasama"yı ele almış, 17 Kasım'daki son
görüşmelerinde "Federal Yargı"da bağımsız
kurumları, yani federal Başsavcılık, federal
Sayıştay Başkanlığı ve Yüksek Mahkeme
konularını konuşmuştu. Ayrıca, liderlerin yıl
sonuna kadar yapacağı görüşmenin takvimi de belirlenmişti.
Federal yargı konusunu görüşmeye devam edecek liderler, bugün
"tıkanıklıkları aşma
mekanizmaları"nı da ele aldı.
Hristofyas, 17 Kasım'daki görüşmeden bir gün sonra Rusya'ya
gitmiş ve Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile 19
Kasımda, Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine ilişkin
unsurlar da içeren memorandum imzalamıştı.
CNN TURK 25/11/08
Talat'ın tavrı Hristofyas'ı üzmüş
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bugün
yaptıkları görüşmede, Rum liderin görüşme sürecine zarar
veren tutumundan duyduğu hoşnutsuzluğu iletmesinden üzüntü
duyduğunu açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşmede,
Rum yönetiminin Rusya ile imzaladığı mutabakat zaptını
(memorandum) gündeme getirerek, rahatsızlığını
bildirmesi Rum liderde sıkıntı yarattı.
Rum haber ajansına göre, Hristofyas, Talat'ın tepkisinin, Rum
yönetimi için Akdeniz'de petrol arama çalışması yapan
yabancı gemilere Türk savaş gemilerinin müdahalesi ile
"aynı doğrultuda" olduğunu iddia etti.
Hristofyas, rum kesiminin diğer ülkelerle ve BM Güvenlik Konseyi beş
daimi üyesi ülkeyle anlaşma imzalamasının "egemenlik
hakkı" olduğunu savunarak, "Kıbrıs sorununun
çözümünden sonra 'Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
anlaşmalar imzalayacağını" ifade etti.
Hristofyas,"Bu konuların doğrudan müzakerelerin gündeminde
olmadığını, Talat'ın bu açıklamasını
doğrudan müzakerelerin yapıldığı mekanda yapmasını
doğru bulmadığını" ileri sürdü.
Hristofyas, "Talat'ın yaptığı açıklamanın
üzüntü verici olduğunu ve Talat'ın bu konuyla ilgili doğrudan
müzakerelerde konuşmaması gerektiğini" de iddialarına
ekledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Hristofyas'la bugün yaptığı görüşmede, Rum liderin
görüşme sürecine zarar veren tutumundan duyduğu
hoşnutsuzluğu ileterek, Kıbrıs'ta tek bir halk
olmadığı gerçeğini hatırlatmıştı.
Talat, görüşme sonunda yaptığı açıklamada,
Hristofyas'ın imzaladığı ve imzalayacağı
mutabakat zaptlarının, Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin yerleşmiş BM parametrelerini
değiştirmeyeceğini, ancak Kıbrıs Türk
halkının güvenini sarsacağını söylemiş ve
Hristofyas'ın tavrının görüşme sürecine zarar
verdiğini belirtmişti.
CNN TURK 25/11/08
Rumlar'a evet, Türkler'e hayır
Tarih 7 Ekim 2007...
Şırnak'ta hainler, bir timi pusuya düşürdü: 15 şehit...
Türkiye kan ağlıyordu. Bu günlerde Milliler Moldova maçına
hazırlanıyordu. Bir teklif geldi: Oyuncular maça siyah forma ile
çıksınlar. UEFA 'hayır olmaz' dedi. Türk tarafı
bastırdı: 'Bari kolumuza siyah bant takalım.' UEFA yine
'hayır' dedi... Ve bugün; Kıbrıs Rum Kesimi'nin takımı
Anorthosis Famagusta, yarın Werder Bremen ile oynayacağı maç
için UEFA'dan izin aldı: Şu anda tartışmalı olan Maraş
ve Ada'nın kendi tarafı için reklam yapacak. UEFA Asbaşkanı
Şenes Erzik, hurriyet.com.tr'ye açıkladı: Olmaz, olamaz...
Bakalım, yarın göreceğiz.
Kıbrıslı
Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanya'nın Werder Bremen futbol
takımları arasında yarın akşam Güney Kıbrıs'ta oynanacak Şampiyonlar
Ligi maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, Maraş ve
Mağusanın propagandasını yapacak.
Rum
basınına göre, sözde Rum Maraş Belediye Başkanı
Aleksis Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin
adet 2 metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4
farklı renkte pankartların
dağıtılacağını, maç başlamadan açılacak
bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin görüntüsünün verileceğini
açıkladı.
Söz
konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye
ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım
fırsatı olamayacağını ifade eden Galanos, maçta
ayrıca üzerinde FAMAGUSTA (Mağusa) yazılı 50 metre
uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.
UEFA İZİN VERMİŞ
Galanos, etkinliğin UEFA'nın izniyle gerçekleştirileceğini
ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.
Rum
basınına göre, maçın başlamasından önce sahada
Mağusa marşı çalınacak ve maçın
başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi
tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.
Rumlar,
iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk
tarafının kontrolündeki Maraş'ın Rumlara verilmesini
istiyor.
ŞENES ERZİK OLAYI HURRIYET.COM.TR'YE YORUMLADI
Konu
hakkında hurriyet.com.tr'ye konuşan UEFA Asbaşkanı
Şenes Erzik, "Böyle birşey mümkün olamaz. Eğer Rum
takımı, 'UEFA'dan izin aldık, uyguladık' diyerek böyle bir
girişimde bulunursa ceza alır." dedi.
UEFA, ŞEHİTLERİMİZ İÇİN SİYAH BANTA
İZİN VERMEMİŞTİ
13
Ekim 2007 tarihinde, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri (C)
Grubu'nda deplasmanda Moldova ile yapılacak maçtan önce Türkiye Futbol
Federasyonu UEFA'ya, "Şehitlerimiz için maça siyah bantla
çıkılması" yönünde bir istekte bulunmuş ve bu istek
UEFA tarafından geri çevrilmişti.
Dönemin
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Haluk Ulusoy
yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
"Bu
olayı duyunca hemen Şenez Erzik'i aradım. Olayın vehametini
o da çok iyi biliyor. İçim kan ağlıyor ama prosödürler var.
Siyah forma için başvuruda bile bulunmayın diye telkinde bulununca
biz de vazgeçtik. Biz de bu vatanın evladıyız. Bazen
prosödürlerin önüne geçemiyorsun. Siyah bant bile takamayacağız."
FORMULA 1 TÖRENİNDE KKTC KRİZİ
Uluslararası
Otomobil Federasyonu (FIA), Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde
Ferrari pilotu Felipe Massa'ya birincilik kupasını Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesinin ardından,
Türkiye'ye 5 milyon dolar ceza kesti.
FIA, 2006 Türkiye GPsi ödül töreninde spora
siyaset karıştırıldığı için verdiği 5
milyon dolarlık cezanın Türkiye Otomobil Sporları Federasyonuna
(TOSFED) ait 2.5 milyon dolarlık bölümünü iptal etmişti.
HURRIYET 25/11/08
Rumlar
maçta 'Maraş' propagandası yapacak
Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanyanın Werder
Bremen futbol takımları arasında yarın akşam Güney
Kıbrısta oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı
sırasında, 2 bin pankart açarak, "Maraş ve
Mağusa"nın propagandasını yapacak.
Rum basınına göre,
sözde Rum "Maraş Belediye Başkanı" Aleksis Galanos,
Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre
uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte
pankartların dağıtılacağını, maç
başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin
görüntüsünün verileceğini açıkladı.
"Söz konusu maçın,
19 ülkeden milyonlarca seyirciye ulaşacağını ve bundan daha
iyi bir tanıtım fırsatı olamayacağını"
ifade eden Galanos, maçta ayrıca üzerinde "FAMAGUSTA"
(Mağusa) yazılı 50 metre uzunluğunda bir panonun da
açılacağını belirtti.
UEFA İZİN VERMİŞ
Galanos, etkinliğin
UEFAnın izniyle gerçekleştirileceğini ve etkinlik için 3 dakika
50 saniye izin verildiğini bildirdi.
Rum basınına göre,
maçın başlamasından önce sahada "Mağusa
marşı" çalınacak ve maçın başlamasıyla
indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi tarafından güvenlik
gerekçesiyle toplanacak.
Rumlar, iskana kapalı
olan ve Kıbrıs Türk tarafının kontrolündeki
Maraşın Rumlara verilmesini istiyor.
Milliyet
25/11/08
Hristofyas, Türkiyeyi BMye şikâyet etti
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum münhasır ekonomik bölgesi içerisinde Rum Yönetimi hesabına petrol araştırması yapan yabancı bandıralı bir geminin 13 Kasımda Türk savaş gemisi tarafından engellendiği iddiasıyla, Türkiyeyi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moona şikayet etti
Hristofyas, Türkiyenin benzer
hareketlerinin, BM üyesi olarak, Güney Kıbrıs da dahil olmak üzere
devletlerin egemenlik haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü
ihlal etmesi anlamına geldiğini öne sürdü.
MILLIYET 25/11/08
ANKA
ABDnin istihbarat örgütü CİA eski üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller, Bush yönetimi döneminde ABD ile Türkiyenin, Orta Doğuda ortak çıkarlara sahip olmadığını belirterek ABDnin aynı politikayı sürdürmesi halinde, Türkiyenin ABDnin çıkarlarının dışındaki bir çizgiyi izleyebileceğini savundu. Türkiyenin, Kürt sorununu çözmeden bölgesel güç olamayacağı" öne süren Fuller, Türkiyenin kendi Kürt sorunun rehini haline geldiğini" de iddia etti.
Amerikan istihbarat örgütlerini bir araya getiren ve geçtiğimiz günlerde küresel beklentiler raporu açıklayan Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyinin başkan yardımcılığını da yapan Fuller, BBC ile yaptığı söyleşide ABDnin Ortadoğuda oldukça etkisiz olduğu ortaya çıkan, bölgedeki birçok ülkeye karşı kavgacı ve olumsuz bir siyaset izlemeye devam etmesi halinde Türkiyenin, ABDyi bölgedeki ilişkileri açısından iyi bir ortak olarak görmeyebileceğini belirterek şöyle devam etti:
Bu durumda da, Türkiye, kendi çıkarlarına daha uygun, rasyonel ve bağımsız bir siyaset izlemek durumunda kalacaktır. Bu da Amerikan çıkarlarının dışında bir çizgi izlemek anlamına gelir.
Burada özel olarak, Rusya, İran ve Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmekten, Filistin siyasetinin Hamas da dahil olmak üzere unsurlarıyla ilişkiler kurmaktan söz ediyoruz. Ayrıca, ben Türkiyenin komşularıyla iyi ilişkiler kurmasının faydalarını, Washington yönetimi bunu anlamamış olsa da, hem Türkiye hem de Amerika açısından şimdiden görmeye başladığımızı düşünüyorum."
Fuller, Türkiyenin ciddi bir arabuluculuk rolü için nüfuzu yeterli mi?" sorusunu yanıtlarken de Türkiyenin, bölge ülkeleri üzerinde ve bölge diplomasisinde, Amerika, Rusya ya da Avrupa ülkelerinin sahip olduğu türden bir nüfuzu olmamakla birlikle bölge ülkesi olarak böyle bir rol üstlenebileceğini ifade etti.
-ABD, TÜRKİYENİN İZLEDİĞİ SİYASETİ UYGULASIN"
Türkiyenin birbirine düşman olan ülkelerin hepsiyle dost bir ilişki yürütme siyasetinin sürdürülebilir bir siyasi olduğunu düşündüğünü ifade eden Fuller, Bence Amerika Birleşik Devletlerinin buna benzer bir siyaseti, kendisi için de uygulayabilir. Amerika, izlediği siyasetle kendisine düşman yaratıyor. Türkiye de bu tuzağa düştü daha önce" dedi.
Obama yönetimi altında, Amerikanın Ortadoğudaki siyaseti açısından önemli değişiklerin olacağı konusunda umutlu olduğunu ifade eden Fuller Bence Türkiye için, kendisini, İran, Suriye, Rusya ve Filistin konularında çok zorlamayacağını tahmin ettiğim bir Obama yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmek daha kolay olacak" şeklinde konuştu. Fuller şöyle devam etti:
Obama yönetiminin, Bush yönetimiyle kıyaslandığında, Türkiyede demokratik kurumların önemine daha çok vurgu yapacağını düşünüyorum. Çünkü Bush yönetimi, ilkesel düzeyde bir siyaset izlemedi ve genel olarak Türkiyede Amerikanın bölge siyasetine destek sunan kesimleri desteklemeyi doğru buldu. Ancak, en genel düzeyde Amerikalılar Türkiyenin iç siyasetine fazla müdahil olmamayı doğru buluyorlar."
-MUTLU BİR DİYARBAKIR DIŞ SİYASETTE ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAÇ OLUR"
Graham Fuller, BBCnin Kürt sorununu çözmeden Türkiye bir bölgesel güç olabilir mi?ö sorusunun karşısında Hayır. Bu kesinlikle mümkün değilö dedi. Fuller şöyle devam etti:
Türkiye Kürt sorunu tarafından rehin alınmış durumda. Mutsuz bir Diyarbakır, Türkiyeyi bölgede güçsüz bir hale getirir ve Kürt sorununu manipüle etmek isteyen düşmanlarının yönelimlerine karşı daha savunmasız kılar. Bu Türkiyenin Irak, İran ve Suriye ile ilişkilerinde elini bağlayan bir unsur olur. Ancak, mutlu bir Diyarbakır, Türkiyenin dış siyasetinde kullanabileceği çok önemli bir araç olacaktır."
Fuller, Türkiye, kendi Kürt sorununu çözebilirse, bölgede daha güçlü olabilecek ve o zaman İran, Irak ve Suriyenin kendi Kürt nüfuslarından korkması gerekecek. Çünkü o zaman Türkiye Kürt meselesi konusunda söz hakkını eline geçirecektirö değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın Fuller, bu tür meselelerin bir gecede halledilmeyeceğini ancak Ancak, Türkiye doğru yönde ilerlemeye başladığını, Iraklı Kürtlerle diyalog kurmaları gerektiğini anladığını belirterek, Eğer Türkiye Iraklı Kürtlerle diyalogunu artırabilirse, PKK sorununu çözebilir. Türk ordusu dahi, PKK üzerinde askeri baskının yanı sıra siyasi baskı yaratmanın önemini anlamış gibi görünüyor"şeklinde konuştu.
MILLIYET 25/11/08
KKTC'nin Katar temsilciliği açıldı
İbrahim DİRAN (TAK)
KKTC'nin 13'üncü temsilciliği
Katar'ın başkenti Doha'da resmen açıldı.
"KKTC Ticaret ve Turizm
Ofisi" adıyla hizmet verecek temsilciliğin
açılışı, bir heyetle birlikte Katar'da bulunan
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı'nın da katıldığı resepsiyonla önceki
gece yapıldı.
Açılış törenine
Katar'da bulunan Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay;
Türkiye'nin Doha Büyükelçisi Mithat Rende; Azerbaycan Doha Büyükelçisi Eldar
Salimev; Kuveyt, İran ve Sudan'ın büyükelçilik temsilcileri, Katar ve
Kuveytli işadamları katıldı.
Katar Başbakanı ve
Dışişleri Bakanı Hamad Bin Jassim Bin Jabor Al-Thani de
açılışa çiçek gönderdi.
KKTC Doha Temsilciliğini Arif
Altay yapıyor.
Avcı: Büyük bir mutluluk
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı resepsiyonda yaptığı konuşmada, "Büyük bir
mutluluk, çünkü Kıbrıs Türkünün dünyaya açılımının
yeni bir hamlesi" dedi. "Müslüman kardeşlerimizin desteğine
ihtiyacımız var. Bunu hak ettiğimizi düşünüyorum"
diyen Avcı, Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerle
ilişki kurma hakkının olduğunu vurguladı ve Kuveyt ile
Umman'ın bir sonraki temsilciliklerin açılacağı ülkeler olabileceğini
söyledi.
Ofisin, Kuzey Kıbrıs ve
Katar arasında ticaret, turizm, sosyal, kültürel, spor ve diğer
alanlarda bağ kurmasını sağlayacağını ifade
eden Avcı, "Biz Kıbrıslı Türkler, diğer
insanların hakkı olduğu gibi dünya ile her tür ilişkiyi
kurmak için hazırız" dedi
Kıbrıslı Türklerin
Birleşmiş Milletler çözüm planına 2004 referandumunda evet
dediğini anımsatan Avcı, "Dünyada yerimizi almak için
çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
Kıbrıs'ta müzakerelerin
devam ettiğini ve Kıbrıs Türk tarafının masada
olduğunu vurgulayan Avcı, bu arada KKTC'nin gelişmesi ve
kalkınması için çabaların da süreceğini kaydetti.
Avcı, bu çabalarında
verdiği destek nedeniyle Türkiye'ye de teşekkür etti.
Kıbrıs Türklerinin Türkiye'nin koşulsuz maddi ve manevi
desteğiyle "koşmaya" devam ettiğini ifade eden Avcı,
ticari, kültürel, eğitim ve sosyal alanlarda işbirliğinin
oluşması için KKTC ile Katar arasında köprü olmaları
konusunda işadamlarına çağrıda bulundu.
Eğitimini Lübnan'da sorunlu bir
dönemde yaptığını anlatan Avcı, Arapların
arkadaşlık ve kardeşliğe verdiği değeri yi
bildiğini belirterek, "Ne kadar yakın olabileceğimizi ve ne
kadar yakın olmamız gerektiğini biliyorum" dedi.
Avcı, Kıbrıslı
Türk ve Katarlılar arasında işbirliğinin gelişmesi
için gösterilen destekten dolayı Katar Emiri, devlet yetkilileri ve TC
yetkililerine teşekkür etti.
Turgay Avcı ayrıca,
Kıbrıslı Türklerin İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ)'deki desteği nedeniyle önünü İKÖ Genel Sekreteri
Ekmelettin İhsanoğlu'na da teşekkür etti.
Avcı, açılış
töreni öncesi Katar'da yaşayan az sayıdaki Kıbrıslı
Türk'le de bir araya geldi.
Altay: KKTC tarihinde önemli bir tarih
KKTC Doha Temsilcisi Arif Altay da
konuşmasında, bugünün KKTC tarihinde önemli bir tarih olduğunu
belirtti.
Katar yetkililerine temsilciliğin
açılışı için gösterdiği anlayış ve destekten
dolayı teşekkür eden Altay, temsilciliğin Katar devleti ile her
alanda ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol
oynayacağına inandığını belirtti.
Karşılıklı
çıkar temelinde KKTC'nin pek çok şey sunabileceğini ifade eden
Altay, inşaat, tarımsal ürünler, yatırım, turizm ve
eğitimi, işbirliği yapılacak alanlar olarak işaret
etti Altay, temsilciliğin kuruluşunda
yer almasından dolayı gurur duyduğunu belirterek, Bakan Avcı'ya
verdiği fırsattan dolayı teşekkürlerini iletti.
Değerlendirmeler
Doha'daki İslam Eserleri
Müzesi'nin açılışı için Katar'da bulunan Türkiye Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise TAK'a yaptığı
değerlendirmede, Katar'ın bölgede en hızlı gelişen
ülke olmasından dolayı temsilcilik açılmasının çok
önemli olduğunu vurguladı.
Günay, temsilciliğin kültür ve
eğitim alanı yanında KKTC'nin tanınması yönünde çok
yararlı faaliyetlerde bulunabileceğine inandığını
söyledi.
KKTC'nin davasında çok haklı
olduğunu ve çözüm isteyen taraf olduğuna
inandığını belirten Günay, "O cesaretle Kuzey
Kıbrıs'ın tanınmasını ve çözüm yolundaki
arayışların olumlu bir şekilde sonuçlanmasını
talep ediyoruz" dedi.
Rende: Büyük bir adım
Türkiye Doha Büyükelçisi Mithat Rende
de, temsilciliğin Kıbrıslı Türklerin dünya ile
bağlarını güçlendirme, uluslararası ilişkileri daha
sağlıklı yürütme, Kıbrıs Türk tarafının
tanınması ve haksız ambargoların kırılması
için büyük bir adım olduğunu söyledi.
Kuzey Kıbrıs'ın tüm
körfez ülkelerinde temsil edilmesi gerektiğini belirten Rende, "Bu
coğrafyada aktif olarak temsil edilmesini arzu ediyorum. Bu konuda gerekli
adımlar atıldı ve en kısa zamanda sonuçlarını
göreceğiz. Daha bir çok ofisi açacağız...Minik cumhuriyetimiz
daha bir çok başarıya imza atacak" dedi.
Kuveyt elçiliği temsilcisi
Kuveyt'in Doha Büyükelçiliği
temsilcisi Zeiad Al-Banaie de, Kuzey Kıbrıs ile Körfez bölgesi
ülkeler arasında ilişkilerin geliştirilmesi açısından
temsilciliğin önemli olduğunu söyledi ve Kuveyt'te de temsilcilik
açılmasını beklediklerini söyledi.
Azerbaycan
Azerbaycan Doha Büyükelçisi Eldar
Salimev ise temsilciliğin, Katar ile KKTC arasındaki ekonomik ve
turizm alanındaki ilişkilerin gelişmesine yardımcı
olacağına inandığını ifade etti.
KIBRIS
25/11/08
Hristofyas, görüşmeleri olumsuz etkiliyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın geçen
haftaki Moskova ziyareti sırasında imzalanan belgede ve daha sonraki
demeçlerde tekrar edilen görüşlerinin, Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecini olumsuz etkilemekte
olduğunu bildirdi.
Erçakıca yazılı
açıklamasında, Kıbrıs sorununa bulunacak olan çözümün
parametrelerinin, iki liderin ortak açıklamaları ile
belirlendiğine işaret ederek, "Hristofyas'ın her demecine
yanıt vermek veya imzaladığı her belgeyi değerlendirmek
gibi bir tutuma girmeyi doğru bulmamakla birlikte; son günlerde bu
çabaların dozunun artmış olması, bizi bir gerçekliğin
altını bir kez daha çizmek zorunda bırakmaktadır"
dedi.
"Manifosto... yardımları bloke
etmeye yönelik"
Rum tarafının Rusya ile
imzaladığı manifestonun, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
yolunda ilerlerken ihtiyaç duyulabilecek yardımları peşinen
bloke etme amacına dönük olduğunun anlaşılmakta olduğunu
belirten Hasan Erçakıca, şunları kaydetti:
"Anlaşılan odur ki, Kıbrıs
Rum tarafı, BM Güvenlik Konseyi'nin çözüm bulma faaliyetlerine dengeli bir
şekilde dahil olmasını peşinen önleyici tedbirler almaya
çalışmaktadır. Bu çaba, Kıbrıs Rum tarafının
niyetlerinin saptanması açısından değerlendirilmelidir.
"Yeni bir ortaklık olacak"
Kıbrıs Rum tarafı,
Kıbrıs sorununu 'bir işgal sorunu' olarak gördüğünü her
vesile ile dile getirmekte ve 'Kıbrıs'ın tek sorununun % 37
oranındaki toprağının Türk Silahlı Kuvvetleri
tarafından işgal edilmiş olması' olduğunu ileri
sürmektedir. Oysa onlar da biliyorlar ki, görüşme masasında yeni
ortaklık devletinin nasıl kurulacağı görüşülmektedir.
Kuracağımız yeni ortaklık devleti, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin üniter yapısının federasyona dönüşmesi
ile oluşacak da değildir. Bu devlet, iki halkın ayrı
ayrı referandumlarla onaylayacağı anlaşma ile
şekillenecek yeni bir ortaklık olacaktır."
"Kıbrıs'ta tek bir halk
yoktur..."
Hasan Erçakıca, Kıbrıs
Rum tarafının; onlar için artık bir saplantı haline
gelmiş olan ideolojik bir duruştan hareketle Kıbrıs
adasında "tek bir halk" yaşadığı
görüşünü dünyaya kabul ettirmek için
çalıştığını da ifade ettiği
açıklamasında, "insan topluluklarını 'tek bir halk'
haline getiren temel etken, psikolojik birlikteliktir. Kıvançta ve tasada
birlik olamayan toplulukları 'tek halk' olarak niteleyemeyiz.
Kıbrıs'ta tek bir halk yoktur. Esas olarak Kıbrıs Rum
halkı ve Kıbrıs Türk halkı vardır" dedi.
Bu nedenle, 1960'ta kurulan devletin,
Kıbrıs Rum tarafının ileri sürmeye
çalıştığı gibi "üniter bir devlet" değil;
fonksiyonel federasyon olduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"Kaldı ki, yeni birleşik Kıbrıs devleti, bu devletin
evrimleşmesi ile oluşmayacaktır. Görüşme süreci ile 'yeni
bir ortaklık devleti' kurulacaktır" dedi.
"Sürece zarar..."
Hasan Erçakıca, Kıbrıs
Rum tarafının ısrarla sürdürmeye
çalıştığı bu tartışmanın, çözüm
sürecinin ihtiyaç duyduğu olumlu atmosferin dağılmasına
neden olduğunu ve sonuçta çözüm sürecine zarar verdiğini bildirdi.
"Kıbrıs'ın birleşmesi bir
görevdir"
Kıbrıs sorununa çözüm
bulmaya çalışırken, iki halkın duygu ve düşüncelerini
birleşmeden yana oluşturması için de çaba göstermek
gerektiğine; en azından, çözümü zorlaştıracak faaliyet ve
demeçlerden kaçınmak gerektiğine dikkat çeken Erçakıca,
"Kıbrıs'ın birleşmesi; bütün dünyanın bizden
beklediği, ayrıca yurdumuza ve dünyaya karşı
duyduğumuz sorumluluk gereği gerçekleştirmemiz gereken bir
görevdir" dedi.
"Kıbrıs Türk tarafı sürece
katkı koymaya devam edecek"
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, çözüm
sürecine bu anlayışla katkı koymaya devam edeceğini
vurgulayarak şunları kaydetti:
"Ancak, Kıbrıslı
Rum lider Dimitris Hristofyas veya diğer Kıbrıslı Rum
sözcüler tarafından ifade edilen görüşlerin bizi
bağlamadığının, görüşme masasında saptanan
parametrelerin, başkaları ile imzalanan manifestolarla veya sık
sık tekrarlanan demeçlerle değiştirilemeyeceğinin;
görüşme masasında konuşulmayan ve tarafların
mutabakatına konu olmayan hususların geçerli
olamayacağının da bilinmesi gerekmektedir.
Bu konudaki görüşlerimiz ve
tutumumuz, bugün gerçekleşmesi beklenen liderler görüşmesinde,
Cumhurbaşkanımız tarafından Kıbrıs Rum
tarafı ile Birleşmiş Milletler yetkililerine ayrıca
iletilecektir."
KIBRIS
25/11/08
Minister urges patience
over title deeds issue
By Jean
Christou
INTERIOR MINISTER
Neoclis Sylikiotis has called for patience as the government attempts to sort
out the morass surrounding the non-issuance of title deed within a reasonable
period.
Sylikiotis was responding to a report in the Sunday Mail that said British
buyers had managed to bring their case to the attention of the British House of
Lords.
The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years. There are around
100,000 homeowners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.
British buyers in Cyprus recently began a campaign, writing directly to Prime
Minister Gordon Brown and to their MPs expressing their worries.
Sylikiotis said it was not only British residents that were caught up in the
title deeds issues but thousands of Cypriots and other foreigners.
Its not just about delays in issuing the deeds, he said. It also concerns
issues of planning and mortgages to the banks.
He said he had explained the problems to the Cyprus Property Action Group
(CPAG), which initiated the campaign to involve the British government.
CPAG has said it had met with the Minister when the government changed this
year but a report which had been complied by the group at the request of the
previous government, has been sitting on a shelf for the past eight months or
so with no feedback.
Even if we (the state) have some responsibilities, people (who buy homes)
cannot blindly be signing contracts under which you cannot receive your
certificate of final approval so that the title deeds can be issued, said
Sylikiotis.
What I said [to CPAG] is that the House is preparing legislation and we are in
the final stages of that.
Sylikiotis was referring to some developments that had been built without the
necessary planning permission and which are not eligible for a certificate of
completion. Giving an amnesty would free up developers to issue the title deeds
sooner.
We are also taking steps to expedite the screening process and the procedures
at the Land Registry and other services, the Minister added.
We are on track and everyone should understand that these problems that go
back for years cannot be solved as if my magic.
Cyprus
mail 25/11/08
Anastassiades dinners
with Talat
DISY LEADER Nicos Anastassiades
last night dined with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and his wife Oya,
at a hotel in occupied Kyrenia,
Before the dinner, Talat told reporters that they would discuss the Cyprus
problem, drought and other environmental issues.
He also conveyed his best wishes to former President Tassos Papadopoulos who is
currently being treated in intensive care and said he hoped he gets well soon.
Anastassiades, who was accompanied by Katy Clerides, said he was happy to be
reunited with his old friend. The dinner will give us the opportunity to
exchange views. We both dream to see our island reunited soon, said
Anastassiades.
Reporters were not allowed into the area where the dinner took place.
CYPRUS
MAIL 25/11/08
DISY plans bill to help
refugees stop property sale
By
Jacqueline Theodoulou
OPPOSITION DISY has
submitted a proposal to reform the law controlling the sale of Turkish Cypriot
properties in the free areas.
The proposal, prepared by MPs Soteris Sampson and Kyriacos Hadjiyiannis, was presented
yesterday.
The deputies said problems with selling Turkish Cypriot properties were taking
on huge dimensions and having a direct effect on the refugee population, which
was becoming exposed and vulnerable.
Hadjiyiannis said that according to information received by DISY, there are
currently hundreds of sales contracts on the market for the specific
properties, some of which have already been submitted to the Land Registry
Office.
He presented a specific example, where the mother of a missing person in
Larnaca has been asked to abandon the Turkish Cypriot home she has been living
in since the invasion, after the home had been sold by its Turkish Cypriot
owner.
The state itself is calling on her to sign a contract, the content of which is
still unknown, said Hadjiyiannis.
The problem is not just political, he added, but social, and the state needs to
deal with it.
Unfortunately Turkish Cypriot properties are being transferred without there
being transparency and without existing criteria, said Hadjiyiannis.
Analysing the oppositions proposal, Sampson said the amendment would see each
refugee living on Turkish Cypriot property being informed by the state in time
to attempt to prevent the sale.
A second provision will give the refugee priority to buy the house if they
wish.
A refugee must be given the right to purchase the property where he or she is
residing, Sampson explained.
CYPRUS
MAIL 25/11/08
State defends
Christofias actions in Russia
By Jean
Christou
THE GOVERNMENT is
disappointed over what it called attempts to downgrade President Demetris
Christofias recent trip to Moscow.
Christofias came under fire from opposition DISY for acting more like the
leader of the communist party AKEL than the President of Cyprus during his
Russia trip.
He also slammed NATO, saying that as long as he was President Cyprus would
never have any links with NATO, even though political parties on the island
favour Cyprus joining the Partnership for Peace (PfP).
But Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday said NATO was a relic
of the past.
If some people insist that Cyprus should accede to NATO, I would like to note
that NATO is an organisation which comes from the past, the spokesman said.
NATOs role in various parts of the world, such as the former Yugoslavia, Iraq
and Afghanistan, is well known, he added.
Stefanou also chastised those who criticised the Presidents soviet-style
rhetoric during his Moscow visit, saying the development of bilateral and
international relations was a must for helping efforts towards a Cyprus.
I believe the results of the Presidents campaign are visible and tangible and
as such the government will continue, in this intensive manner, briefing the
international community on the Cyprus issue as well as developing international
and bilateral ties, Stefanou said.
The Presidents visit to Russia was a success and reaffirmed the friendly ties
between the two countries, and any attempts to present it otherwise do not
help at all and are not constructive.
Russia is a very important country in the international political arena, a
permanent member of the Security Council, it expresses clear positions on
Cyprus, positions which support and are based on UN resolutions on Cyprus and
international law. Everyone should realise the significance which a country,
permanent member of the Security Council has, not only at the UN but also at
many international organisations it participates, he said.
He also said the PfP was not part of the EU acquis.
We must have a full understanding of our obligations as well as our rights, as
an EU member state. EU member states have a certain autonomy in exercising
their foreign policy and we bear witness to this relative autonomy, he said.
CYPRUS
MAIL 25/11/08
We wont be frightened
by Turkeys scare tactics
By Jean
Christou
CYPRUS WILL not give up
its sovereign rights in the search for hydrocarbons, the government said
yesterday following Turkish attempts ten days ago to scare off a Norwegian
exploratory vessel off Paphos.
We will not compromise the sovereign rights of the Republic of Cyprus for any
reason and in any way, said Government spokesman Stefanos Stefanou.
Cyprus has already lodged a protest with the UN over the incident on November
13, details of which only emerged on Saturday from the US.
The President acted immediately and made representations to the UN, said
Stefanou.
The representations have been circulated as a UN document.
The five permanent members of the Security Council have been informed in Cyprus
and in New York, Stefanou added.
He said the government had also informed the European Commission and the French
EU presidency about the incident, and that representations had also been made
to Turkey.
The representations of the Republic of Cyprus regarding the violation of
international law and this illegal behaviour of Turkey against the Republic of
Cyprus and its sovereignty, have already yielded results, he said.
Various countries have turned to Turkey regarding the incident.
Turkey on one hand cannot state [its] support of the negotiating process and
the solution of the Cyprus problem and on the other hand show such behaviour
that is a violation of international law. This is a contradiction.
On November 13, Turkish warships forced the two Panamanian-flagged Norwegian
exploratory vessels working for the government to withdraw back into Cyprus
territorial waters.
The incident occurred 27 miles off the south coast and inside Cyprus exclusive
economic zone (EEZ).
The two ships were approached by a Turkish warship and told by radio to cease
operations and withdraw back to Cyprus territorial waters, which extend 12
miles off the coast.
Initially the two vessels were given instructions by the government to continue
their work but the harassment continued until they were forced to move towards
the Larnaca area some hours later in the afternoon.
The two vessels complied (with the Turkish warships) because they feared for
their lives, the Presidents letter to the UN said.
The incident itself, as well as its timing, gives rise to grave concerns. The
hostile and threatening character of the incident points to the increasingly
aggressive nature of Turkeys actions in the maritime area of Cyprus, it
added.
Political parties roundly condemned the incident yesterday.
CYPRUS
MAIL 25/11/08
Famagusta to be
remembered at UEFA match
By Jean
Christou
FOOTBALL fans will be
getting a taste of Famagusta, home of Anorthosis football club, before the kick
off of the game between Anorthosis and Werder Bremen, to take place tomorrow at
GSP stadium in Nicosia, for the Champions League.
Speaking at a press conference, Famagusta Mayor Alexis Galanos said a grand
reception is being organised for the game. Before the match starts, we will
all see the town of Famagusta in a symbolic way.
It will be a message that will be transmitted to 19 countries and millions of
people watching this game, he said. It will pass on the message that the
enclaved city of Famagusta is there and waiting for us.
Yiannis Papanicolaou, who is responsible for receiving the German team, told
the press conference that we are preparing 2,000 placards with three or four
different colours, two metres by 1.20 metres, depicting small windows that will
symbolise the 2,000 blocks of flats in Famagusta.
He explained that the placards will be given to all seats except those reserved
for the visiting teams fans and that the image the people will get is that of
a densely populated town. The whole event will last three minutes and 15
seconds.
Galanos and Papanicolaou both said noted that everything was being organised
with the consent of UEFA.
This view of Famagusta will be worth a hundred ambassadors, Galanos added.
CYPRUS
MAIL 25/11/08
Hristofyas: "Türkiye'nin hareketleri
kışkırtıcı"
Atina'ya giden Güney Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris
Hristofyas, Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papoulias ile
görüştü. Görüşme sonunda yapılan açıklamada, Türk
savaş gemilerinin Güney Kıbrıs için petrol arayan Norveç
gemisine müdahale etmesi 'kışkırtıcı' olarak
nitelendirildi.
Türkiye'yi yıkıcı olmakla suçlayan Güney
Kıbrıs Rum kesimi lideri Hıristofyas, yapıcı olan
tarafın Kıbrıs Rum kesimi olduğunu iddia etti.
Hristofyas, "Güney Kıbrıs ve Yunanistan olarak yasal
haklarımız çerçevesinde Türkiye'nin
kışkırtıcı hareketlerine karşı kendimizi
savunmaya hazırız" ifadesini kullandı.
Yunanistan Cumhurbaşkanı Papoulias da, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
girebilmesi için kıbrıs sorununu çözmesi gerektiğini söyledi.
AB'ye çağrıda bulunan Papoulias, Kıbrıs konusunda
Türkiye'ye baskı yapılmasını da istedi.
Güney Kıbrıs, Türk savaş gemilerinin müdahalesi sonrası
Türkiye'yi Birleşmiş Milletler ve AB'ye şikayet etmişti.
Kuzey Kıbrıs tarafı ise kapsamlı müzakereler sürerken Güney
Kıbrıs'ın petrol arama çalışmalarına
başlamasını provokatif olarak nitelemişti.
CNN TURK 26/11/08
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, kapsamlı
müzakereler devam ederken, Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama
girişimlerinin provokatif bir hareket olduğunu ve müzakerelere
olumsuz etkileri olacağını söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, düzenlediği
haftalık basın brifinginde, içerisinde bulunulan kritik süreçte, Rum
liderliğinin, varolması gereken iyi niyete aykırı hareket
ettiğini belirterek, "Kıbrıs Rum liderliği, Kıbrıs'ın doğal
zenginlikleri üzerinde tek yanlı hakimiyet kurma çabalarıyla da
gerçek niyetleri konusunda Kıbrıs Türk
tarafında şüpheler uyandırmaya devam etmektedir" dedi.
Adanın sahip olduğu doğal kaynaklardan yararlanmak için çözüm
sonrasının beklenmesinin en doğru yol olacağına
işaret eden Erçakıca, "Uluslararası hukuk ve bu siyasetin
aksine Rum tarafının petrol ve doğal gaz aramaya yeltenmesi
provokatif bir harekettir. Bu aşamada yapılması doğru
değil" dedi.
Erçakıca, adadaki iki halkın, ortak iradeleri ve
işbirliğiyle bu kaynaklardan nasıl yararlanmak istediklerine
kendilerinin karar vermesi gerektiğini vurguladı.
"ÇÖZÜM PARAMETRELERİNİ DEĞİŞTİRMEYE
YÖNELİK GİRİŞİMLER"
Kıbrıs Rum yönetiminin Rusya ile yaptığı
anlaşmaya yönelik tepkilerini de yineleyen Erçakıca, burada,
eleştirdikleri başlıca noktanın, liderlerin üzerinde
anlaşmaya vardığı çözüm parametrelerini
aşındıracak, değiştirecek girişimlerde
bulunulması olduğunu kaydetti.
KKTC'nin olduğu gibi Rum yönetiminin de uluslararası
ilişkilerini geliştirme hakkına sahip olduğunu belirten
Erçakıca, "Bizim tepkimiz, çözüm parametrelerinin üçüncü ülkelerle
yapılan deklarasyon ve memorandumlarla değiştirilmeye
çalışılmasıdır. Rusya'ya yapılan da budur" dedi.
"HRİSTOFYAS'IN TEPKİSİ ANLAMSIZ"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu yöndeki
rahatsızlığını dünkü görüşmede BM yetkilileri
önünde iletmesine tepki göstermesine de anlam veremediklerini kaydeden
Erçakıca, "Hristofyas'ın tepkisi anlamsızdır"
diye konuştu.
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, görüşme sürecini basın
savaşına döndürmeden ve sürece zarar vermeden, Kıbrıs Türk tarafının
tutumuna açıklık getirecek şekilde müzakerelerle ilgili bilgi
vermeye devam edeceklerini kaydetti.
RUMLARIN MAÇTA PROPAGANDA YAPACAĞI HABERİ
Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ta bu
akşam oynanacak Rum Anorthosis-Werder Bremen Şampiyonlar Ligi futbol
karşılaşmasında, "UEFA'nın izniyle, Maraş ve
Mağusa'nın tanıtımını yapmaya yönelik pankart
açılacağı" yönündeki haberlerin hatırlatılarak,
bu konuda bir girişim yapılıp yapılmayacağının
sorulması üzerine ise UEFA'nın bu maçta böyle bir gösteri
yapılmasına, maçın siyasallaştırılmasına
izin verip vermediğini öğrendikten sonra daha doyurucu açıklamalar
yapabileceklerini söyledi.
UEFA ve FIFA'nın bu konulardaki titizliği ve duyarlıklarının
bilindiğini ifade eden Erçakıca, "Biz UEFA'nın buna
fırsat vermeyeceğini düşünüyoruz hala daha. Eğer eksik ya
da yanlış bilgilendirmeden kaynaklanan bir izin verme olayı
yaşanmışsa da bunun bu aşamadan sonra
önlenebileceğini, önlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda
gerekli girişimleri yapacağız" diye konuştu.
HURRIYET 26/11/08
Kıbrıs açıklarında petrol
gerilimi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrısta liderler arası çözüm görüşmeleri devam ederken, Rum Yönetiminin tek taraflı olarak Doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz arama çalışması başlatması Akdenizde havayı gerginleştirdi
Rum Yönetiminin ileri sürdüğü,
münhasır ekonomik bölgesinde Güney Kıbrıs adına petrol
araştırması yapan Panama bandıralı araştırma
gemisi 13 Kasımda iki Türk savaş gemisi tarafından bölgeden
uzaklaştırıldı.
Rumlar, söz konusu gemiyi önceki gün saat 11.00 sularında Limasol
açıklarında petrol aramaya bir kez daha gönderdi. Bunun üzerine bir
Türk savaş gemisi, petrol arayan gemiyi bölgeden tekrar
uzaklaştırdı.
Bunun üzerine Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiyeyi BMye
şikayet etti. Türk Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Burak Özügergin de Kıbrısta kapsamlı çözüm
müzakerelerinin sürdüğü bir ortamda Türkiyenin kıta
sahanlığı üzerinde faaliyette bulunulmasının
maceracı bir yaklaşım olduğunu bildirdi. Milliyete
konuşan KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca da, Rumların yaptığı, tahrik edici ve çatışma
tehlikesi yaratacak tutumdur dedi.
MILLIYET 26/11/08
Kıbrıs tarihi masaya yatırılıyor
TARİH YAZIMI İNCELENECEK... Konferansta,
Kıbrıs sorununun ihtilaf yaratan unsurlarından olan tarih
yazımı incelenecek. PRIO Kıbrıs Merkezi'nden yapılan
açıklamada, her çatışmada olduğu gibi, Kıbrıs'ta
da tarih sorunu yaşandığını, Kıbrıslı
Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından
"geçmiş"in farklı versiyonlarla
anlatıldığı belirtildi
Oslo Uluslararası Barış
Araştırmaları Enstitüsü'nün (PRIO) Kıbrıs Merkezi
yıllık konferansını bu yıl, "Kıbrıs
tarihi" üzerine yapıyor.
28-29 Kasım günlerinde Ledra
Palace Hotel'de gerçekleştirilecek konferansın konu
başlığı,"Bir Ada ve Birçok Tarih:
Kıbrıs'taki Geçmişin Siyasetini Yeniden Düşünmek"
olarak belirlendi.
Aanın yeniden
birleştirilmesi için yapılan müzakerelerin devam ettiği bu
önemli dönemde, konferansta, Kıbrıs sorunun ihtilaf yaratan
unsurlarından olan tarih yazımı incelenecek.
PRIO Kıbrıs Merkezi'nden
yapılan açıklamada, her çatışmada olduğu gibi,
Kıbrıs'ta da tarih sorunu yaşandığını,
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar
tarafından "geçmiş"in farklı versiyonlarla
anlatıldığı belirtildi
Açıklamada, söz konusu
değişik anlatıların, çoğu zaman birbiriyle
çatışmış ve sorunun çözümü ve iki toplumun
yakınlaşmasının önüne çıkan önemli bir engel haline
geldiği ifade edildi.
35 bilim insanı sunuş yapacak
Açıklamanın devamı
şöyle:
"Ayni zamanda, bu ihtilaf yaratan
anlatıların hakimiyeti, öteki grupların ve anlatıların
da (tarihlerin) dışlanmasına neden olmuştur. Bu
konferansın amacı bu tip anlatıların nasıl
şekillendiğini, nasıl tekrar üretildiğini ve ne gibi
soruları sorularak bu tip tarih yazımının birbirini
dışlayan halinin diyaloga dönüştürülebileceğini
incelemektir.
Bu konferans Kıbrıs'tan,
Avrupa'dan, Ortadoğu'dan ve Amerika'dan birçok tarihçi ve sosyal bilimciyi
bir araya getirerek (35 katılımcı sunuş yapacak), tarihin
bugüne kadar neden şu anki şekliyle
yazıldığının ve ne gibi yollar kullanılarak
geçmişi düşünmenin gelecek için daha verimli bir hale getirilebileceği
sorusuna cevap arayacaktır.
Ayrıca konferansın konusuyla
ilgili kavramsal tartışmalara katkıda bulunmak üzere ve ana
konuşmaları yapmak üzere dünyaca meşhur iki tarih profesörü de
konferansın konukları arasında olacaktır. Bu iki konuktan
biri olan ve şu an Emory Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak
çalışan Gyanendra Pandey, uzun yıllar Hindistan ve Pakistan
ayrılığının oluşumu üzerinde
çalışmış ve bu konudaki tarih yazımı üzerine
getirdiği önemli eleştirileriyle tanınmaktadır. Amerika'daki
Brown Üniversitesi'nden gelecek olan tarih profesörü Engin Akarlı ise
Osmanlı dönemi üzerine yaptığı önemli
çalışmaları ile biliniyor. Prof. Akarlı ayrıca
Kıbrıs asıllı bir
tarihçi."
KIBRIS 26/11/08
Gerildiler
ORTAK DEKLARASYON GERGİNLİĞİ...
Kıbrıs Türk tarafının, Hristofyas'ın Rusya ile ortak
deklarasyon imzalamasından duyduğu rahatsızlığı
ortaya koyan Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ı Güvenlik
Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya
çalışarak çözüm çabalarına "zarar vermek" ve
"güven bunalımı" yaratmakla suçladı.
Hristofyas'ın, "Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer devletlerle
anlaşmalar yapmak için egemenlik hakkına sahiptir" diye
yanıt vermesi ortamı daha da gerdi
KARŞILIKLI ELEŞTİRİLER...
Liderlerin karşılıklı olarak bir birlerini
eleştirdikleri görüşmede Talat, "Kıbrıs hükümetinin
kuzeyde egemenliğini yaymasının söz konusu
olamayacağını ve Kıbrıs'ta iki halk
olduğunu" vurguladı. Rum lider Hristofyas buna
karşılık "Kıbrıs'ta tek sorunun meşru
Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini uygulayamaması
olduğunu" söyledi. Hristofyas'ın Talat'ın
eleştirilerine gelecek hafta bir yazılı bir yanıt vermesi
bekleniyor
ZERİHOUN, TOPU LİDERLERE ATTI... BM
temsilcisi Zerihoun, liderlerin, "yönetim" genel
başlığı altında "federal suçlar" ve
"federal polis" konularını ele aldıklarını,
"federal suçlar" konusunda neredeyse tüm hususlarda fikir
birliğine varıldığını, "federal polis"
konusunda ise bazı noktalarda da uzlaşma olduğunu, geri kalan
konuların ise bir sonraki görüşmede ele
alınacağını söyledi. Hristofyas'ın BM nezdinde Türkiye
aleyhine yaptığı girişimiyle ilgili bir soru üzerine Zerihoun,
"Bunu size onlar söylemeli" diye yanıt vermekle yetindi
Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması hedefiyle BM himayesinde yürütülen doğrudan müzakereler
çerçevesinde, dün, onucu kez bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas arasında
gerginlik yaşandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, görüşmenin başında Kıbrıs Türk
tarafının, Hristofyas'ın Rusya Federasyonu ile ortak deklarasyon
imzalamasından duyduğu rahatsızlığı
yazılı bir açıklamayla ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Talat,
Hristofyas'ın Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin
desteğini almaya çalışmasının çözüm çabalarına
zarar verdiğini ve güven bunalımı yarattığını
vurgulayarak, bunun Rum tarafının "Kıbrıslı
çözüm" iddialarıyla büyük bir çelişki oluşturduğunu
söyledi.
Rum lider Hristofyas ise,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin diğer devletlerle anlaşmalar
yapmak için egemenlik hakkına sahip" olduğunu söyleyerek
yanıt verdi. Hristofyas'ın bu yanıtı görüşme
ortamının daha da gerilmesine neden oldu.
Görüşmenin başında
yaşanan bu gerginliğin ardından liderler, "yönetim"
genel başlığı altında "federal suçlar" ve
"federal polis" konularını ele aldılar.
İki buçuk saat süren
görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye
Brook Zerihoun, liderlerin doğrudan müzakereler çerçevesinde ele
aldıkları konular hakkında bilgi verdi.
Zerihoun, "federal
suçlar" konusunda liderlerin neredeyse tüm hususlarda fikir birliğine
vardığını, "federal polis" konusunda ise
bazı noktalarda da uzlaşma olduğunu, geri kalan konuların
ise bir sonraki görüşmede ele alınacağını söyledi.
Zerihoun, 2 Aralık
Salı günü yapılacak görüşme, federal polis yanında
"kamu hizmetleri", "kamu komisyonu" ile "dış
ilişkiler" konularının ele alınacağını
da kaydetti.
Hristofyas'ın Türk
gemisinin, Güney Kıbrıs'ın ileri sürdüğü
"münhasır ekonomik bölgesinde" Güney Kıbrıs adına
petrol araştırması yapan bir Norveç gemisini taciziyle ilgili BM
nezdinde yaptığı girişimi konusunun görüşülüp
görüşülmediğiyle ilgili bir soru üzerine Zerihoun, "Bunu size
onlar söylemeli" diye yanıt vermekle yetindi.
Talat: Hrisyofyas yazılı yanıt
verecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Türk tarafının, "değişik
ülkelerle memorandumlar yaparak görüşme parametrelerini
değiştirme çabalarını görüşme sürecine zarar veren bir
yaklaşım olarak gördüğünü ve bundan ciddi rahatsızlık
duyduğunu" Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a
ilettiğini açıkladı.
Dünkü görüşmenin başında,
ortaya koydukları bu rahatsızlık nedeniyle kısa bazı
tartışmalar olduğunu ve gerginlik
yaşandığını da bildiren Cumhurbaşkanı Talat,
Hristofyas'ın bu konuda yazılı yanıt vereceğini
kaydettiğini, yanıtı gelecek hafta almayı umduğunu
ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat
görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı'na
dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
"Hızlı gitmiyor ve verimli
değil..."
Görüşmelerin öngörülen hızda
gitmediğini ve verimlilik açısından da yeterli düzeyde
olmadığını belirten Talat, bunun nedenini sürecin daha
ileriki aşamalarında söyleyeceğini ifade etti.
Dünkü görüşmede Hristofyas'a,
"görüşmeler devam ederken zemini kaydırmaya ve değişik
ülkelerle anlaşmalar yaparak görüşme parametrelerini
değiştirmeye çalışmasını hoş
karşılamadıklarını" da ilettiğini belirten
Talat, Rusya ile imzaladıkları memorandum konusunda Kıbrıs
Türk tarafının pozisyonunu ortaya koyduklarını
anlattı.
Talat, "Özellikle
görüşmelerde ele alınan konularla ilgili Güvenlik Konseyi'nin daimi 5
üyesinden birisinin desteğini almaya çalışmasının
görüşmelere zarar verdiğini, güven bunalımı
yarattığını ve kendilerinin 'Kıbrıslı çözüm'
iddialarıyla da büyük bir çelişki oluşturduğunu ortaya
koydum. Bunu toplantının başında yaptım" dedi.
Kıbrıs Türk tarafının
duruşu
Dünkü görüşmede, Rusya ile
memorandum sonrasında Hristofyas'ın yaptığı
açıklamaları da eleştirdiğini kaydeden Talat,
Hristofyas'ın buna karşılık "Kıbrıs'ta tek
sorunun meşru Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini
uygulayamaması olduğunu" tekrarladığını
anlattı.
Talat, karşılıklı
diyalogları anlatırken özetle şunları söyledi:
"1963'de bozulan
ortaklığımızı yeniden tesis edecek bir bütünlüklü
çözüm peşinde olduğumuzu, Kıbrıs hükümetinin kuzeyde
egemenliğini yaymasının söz konusu olamayacağını
ve müzakerelerin de bu maksatla yapılmadığını, sürekli
olarak ifade ettiğinin aksine Kıbrıs'ta tek bir halk
bulunmadığını bir kez daha anlattım."
Görüşmede gerginlik oldu...
Gündeme geçilmeden önce bu diyaloglar
nedeniyle görüşmenin başında kısa süreli tartışma
ve gerginlik yaşandığını anlatan Talat,
Hristofyas'ın bütün bu konuşulanlara yazılı yanıt
vereceğini söylediğini kaydet. Yazılı yanıtın bir
sonraki toplantıya getirileceği konusundaki umudunu dile getiren
Talat, bugüne kadar yapılanın aksine yazılı yanıt
yolunun tercih edilmesine dikkat çekti.
Rum yönetiminin Rusya'dan önce
İngiltere ile de anlaşma imzaladığını ve Türk
tarafının o zaman da rahatsızlığını dile
getirdiğini anımsatan Talat, "Demek ki o zaman gösterilen tepki
kesin ve net bir duruş olarak algılanmadı" ifadelerini
kullandı.
Rum yönetiminin bu tür
anlaşmalarla güveni sarstığını, Kıbrıs
Türkü'nde "egemenliğini Kuzey'e yaymaya çalışan bir
anlayışla nasıl işbirliği yapacağız"
şeklinde tereddütler yarattığını vurgulayan
Talat, "Bu konuda Sayın Hristofyas'ın doyurucu
açıklamalar yapmasını umarım" dedi.
Hızlı ve verimli değil...
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü
görüşmeye değinirken de, "federal polis" ve "federal
suçlar" ile ilgili konuları gelecek hafta da görüşmeye devam
edeceklerini söyledi.
Bir soru üzerine, görüşmelerin
öngörülen hızda devam etmediğini, verimlilik açısından da
yeterli düzeyde olunmadığını vurgulayan Talat, "Bunun
nedenini süreci biraz daha izleyip, biraz daha içinde olduktan sonra
söyleyeceğim" ifadelerini kullandı.
"Süreçle ilgili olarak kamuoyunun
ne zaman bilgilendirileceğinin" sorulması üzerine de Talat,
"Bunu sık sık yapıyoruz. Tüm çabalara rağmen süreç
basına yansıyor" dedi.
Hristofyas'tan sert yanıt
Rum yönetimi başkanı
Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer devletlerle
anlaşmalar imzalamak için egemenlik hakkına" sahiptir"
dedi.
Talat ile görüşmesinin
ardından Rum Başkanlık Sarayı'nda açıklamalarda
bulunan Hristofyas, görüşme sırasında Talat'ın, Rusya'ya
yaptığı ziyaretini eleştiren yazılı bir
açıklama okumasından üzüntü duyduğunu ifade etti.
Kıbrıs Haber
Ajansı'na göre, Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
anlaşmalar imzalamak için egemenlik hakkı olduğunu"
savunarak, "Kıbrıs sorununu bir çözüme ulaşıncaya
kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
Hristofyas, Talat'ın
hareketinin Güney Kıbrıs'ın "münhasır ekonomik
bölgesinde" petrol araştırması yapan bir Norveç gemisinin
Türk gemisi tarafından taciz etmesiyle aynı doğrultuda
olduğunu ileri sürdü.
Talat'ın yazılı
açıklamasında Rusya ziyaretiyle ilgili eleştirisini kabul
etmediğini kaydeden Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti
başkanı, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin siyasi
liderleri ve diğer liderlerle anlaşmalar ve protokoller imzalama
hakkına sahiptir" dedi.
Hristofyas, Talat'a cevap
verdiğini ancak daha sonra yanıtını yazılı bir
şekilde de sunacağını açıkladı.
Rum lider, konunun
"BM'nin önünde tartışılmasının doğru bir
davranış olmadığını" söyledi.
Dimitris Hristofyas, "Bu
konular görüşmelerin gündeminde değildir. Bunlar, BM önünde
görüşmeyi kararlaştırdığımız konular
değildir. Talat, bu açıklamayı yapmak için her türlü hakka
sahiptir, ancak burada değil" diye konuştu.
Rum lider Hristofyas, ayrıca
"Kıbrıs'ta tek sorunun meşru Kıbrıs hükümetinin
kuzeyde egemenliğini uygulayamaması olduğunu" söyledi.
Doğrudan müzakerelere de
değinen Rum lider, "federal suçlar" ve "federal polis"
konularını görüştüklerini de belirtti.
Hristofyas, Kıbrıs sorununa
BM Güvenlik Konseyi kararları, Üst Düzey Anlaşmaları, siyasi
eşitlik zemininde, adil, yaşayabilir ve işleyebilir iki toplumlu
ve iki bölgeli bir federasyon bulunması gerektiğini yineledi.
Görüşmeye katılan heyetler