Kıbrıs'ta liderler yarın buluşuyor

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere yarın devam edilecek.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, yarın saat 16.00'da Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.

Liderler yarın, "tıkanıklığı çözme mekanizması" konusunu ele alacak.

CNN TURK 16/11/08

 

Ya Kıbrıs ya AB tercihine mecbur değiliz

"İLİŞKİLENDİRMEYE KARŞI ÇIKACAĞIZ"...   Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs meselesinin adil, yaşayabilir ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması için yıllardır iyi niyetle çaba gösterdiğine işaret ederek, Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konularını birbirleriyle ilişkilendirme çabalarına kararlılıkla karşı çıkmaya devam edeceklerini vurguladı

   Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs meselesinin adil, yaşayabilir ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması için yıllardır iyi niyetle çaba gösterdiğine işaret ederek Kıbrıs sorunun çözümüyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konularını birbirleriyle ilişkilendirme çabalarına kararlılıkla karşı çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.

   Çiçek, "Herkes bilmelidir ki bu yanlış hesaptır. Türkiye hiçbir zaman ya Kıbrıs ya Avrupa Birliği tercihine mecbur değildir" şeklinde konuştu.

   KKTC 'in 25 yıl içinde rüştünü ispatladığını; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik yapısıyla bölgenin barış ve istikrarının önemli bir unsuru haline geldiğini belirten Çiçek, adada varılacak anlaşmanın gerçeklere dayanması gerektiği üzerinde durdu ve "Hiç kimse, Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini inkara kalkışmasın. Hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklemesin ve bu hususta yanlış bir hesap da yapmasın" dedi.

   KKTC'nin 25. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi törende konuşan Çiçek, Türkiye ve hükümeti adına Kıbrıs Türk halkının bayramını kutlarken  ileriki dönemde de Kıbrıs Türk halkının daha huzurlu ve müreffeh bir hayat sürmesi için her türlü katkıyı sağlama yönündeki kararlılıklarını vurguladı.

   Kıbrıs Türk halkının 1963 ile 1974 arasında çektiği ızdırabı unutmadığı, unutmayacağını ve benliğini, şerefini imkansızlıklara rağmen savunmayı ve yarınlarını kurtarmayı bildiğini anlatan Çiçek, "Kıbrıs Türk halkı verdiği bu mücadele sayesinde bugün 25. yılına erişen KKTC'de tek bir vücut, tek bir kalp halinde özgüven içinde yaşamaktadır. 7'den 70'e görev ve sorumluluk bilinci içinde, yapılan tüm haksızlıklara ve baskılara rağmen bayrak, vatan ve hür yaşamak için geceyi gündüze katarak çalışmıştır ve çalışmakladır.

 

KKTC 25 yılda rüştünü ispatladı... Başarılı sınav iftihar vesilesi...

 

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tarih önünde verdiği başarılı sınav, hepimiz için bir iftihar vesilesidir. KKTC 25 yıl içinde rüştünü ispatlamış; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik yapısıyla bölgenin barış ve istikrarının önemli bir unsuru haline gelmiştir" şeklinde konuştu.

   Çiçek, Kıbrıs'ta iki halkın işbirliği yaparak ve birbirlerinin hakkına saygı göstererek yaşamalarının gelecek nesillerine dönük sorumluluk bilincinin gereği olduğunu vurgulayarak "Halen devam eden müzakere sürecinin itici gücü bu anlayış olmalıdır" dedi.

 

"Kimse adadaki gerçekleri inkara kalkmasın"

 

   Barış anlaşmasının temelinde adadaki gerçeklerin yer alması gerektiğini de vurgulayan Çiçek, kimsenin bu gerçekleri inkara kalkışmamasını ve yanlış hesap da yapmamasını istedi. Çiçek şunları kaydetti:

   "Sağduğu, barış anlaşmasının temelinde adadaki gerçeklerin yer almasını emretmektedir. Hiç kimse, Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini inkara kalkışmasın. Hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklemesin ve bu hususta yanlış bir hesap da yapmasın. Kapsamlı çözüm Kıbrıs Türk halkı ve KKTC'nin kurucu ve eşit olarak yer alacağı yeni bir ortaklıkla mümkün olabilir. Bu yeni ortaklıkta iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin fiili, etkin garantörlüğü vazgeçilemeyecek ilkelerdir. Bu ilkeler aynı zamanda yarım yüzyıldır Birleşmiş Milletler gözetiminde süren müzakere sürecinin de ilkeleridir.

   Herkesin bu gerçeğin bilincine varmasını ve tarihi süreci bu açıdan değerlendirmesini bekliyoruz."

   Cemil Çiçek, herkesin Türkiye ve KKTC'nin Doğu Akdeniz coğrafyasında uygar bir yaşam alanı kurulması için başlattıkları uzun soluklu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmaya muktedir olduklarını da bilmesini istedi ve geleceğe dönük vizyonlarından ümit ve kuvvet alarak bu hedefe doğru ilerlemekte kararlı olduklarını bildirdi.

   Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs meselesinin adil, yaşayabilir ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması için yıllardır iyi niyetle çaba göstermekte olduğuna işaret eden Çiçek, Kıbrıs sorunun çözümüyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konularının birbirleriyle ilintili hale getirilmesine yönelik "talihsiz ve beyhude" olarak nitelediği çabalara da kararlılıkla karşı çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.

 

"Türkiye ya Kıbrıs ya AB tercihine mecbur değil"

 

   Çiçek, "herkes bilmelidir ki bu yanlış hesaptır. Türkiye hiçbir zaman ya Kıbrıs ya Avrupa Birliği tercihine mecbur değildir" şeklinde konuştu.

   Kıbrıs Türk halkının, çözüm için sarf ettiği iyi niyetli çabalara rağmen, halen ticaret, ekonomi, ulaşım, turizm ve spor dahil birçok alanda ambargo ve kısıtlamalara maruz kalmasının vicdanları sızlattığı ve insaf sınırlarını aştığını ifade eden Cemil Çiçek, uluslararası toplumun, Kıbrıs Türkü'nün dünyayla bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atmasını beklediklerini kaydetti.

   "Bu onlar için sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir vecibedir" diyen Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün haklılığının sadece sözde teslim edilmesinin yeterli olmadığını ve verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.

 

"Dayatma ve tecritten vazgeçilsin"

 

   Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslar arası camiaya da seslenen Çiçek, Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların devam ettirilmesi; Kıbrıs Türk halkının hak ettiği saygınlık ile refah seviyesine ulaşmasını önlemenin çözüm yanlılarını cezalandırmak anlamı taşıdığını söyledi ve bu tür dayatma ve tecrit politikalarından vazgeçilmesini istedi. Çiçek, "Barışa giden yoldaki engelleri artırmanın kimseye faydası yoktur" dedi.

   Çiçek, KKTC'nin, Kıbrıs Türkü'nün yarım yüzyıllık hürriyet ve eşitlik ve kendi kaderine sahip çıkma mücadelesinin en anlamlı sonucu olduğunu belirterek şöyle konuştu:

   "KKTC siyasi ve hukuki sitemiyle, iktidarı, muhalefeti ve sivil toplum örgütleriyle, evrensel normlara ulaşmış demokrasisiyle başarısını kanıtlamıştır. Bu etkileyici başarı siz Kıbrıslı Türk kardeşlerimin çabalarıyla elde edilmiştir.Bu değerlerin korunup geliştirilmesiyle ekonomik başarıların artırılması yine sizlerin bilinçli gayretleriyle gerçekleşebilecektir.Azim, kararlılık, güç ve gönül birliğiyle sürdürülecek  bu mücadelenin KKTC'yi müreffeh yarınlara ulaştıracağına inancımız tamdır."

 

"KKTC ekonomisi son 6 yılda gelişme kaydetti"

 

   Çiçek, KKTC ekonomisinin son 6 yılda kayda değer gelişmeler kaydettiği; milli gelirin önemli ölçüde arttığı ve toplam büyümenin bu dönemde %60 seviyesinde gerçekleştiğini belirterek "bu başarı, ortak çaba ve fedakarlıklarımızın ürünüdür. Şimdi sizlere düşen görev, bu kalkınma hamlesinin devamlı kılınması ve KKTC ekonomisinin sağlam temeller üzerinde büyümesinin sağlanması için gerekli gayreti göstermektir dedi.

   Global bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunulan bu dönemde, uzun vadeli bir gelecek tasavvuruyla hareket edilmesi, verimlilik ilkesinin devletin ve toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi ve alınacak kararda ekonomik aklın hakim olmasının ortak hedefleri olduğunu vurgulayan Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün bu alandaki sınavdan da başarıyla çıkacak bilgi ve donanıma sahip olduğunu kaydetti.

 

"Hizmetlerin kalitesini artırma çabaları..."

 

   Türkiye olarak bu yöndeki çabaları büyük heyecanla desteklediklerini de ifade eden Çiçek, Türkiye Cumhuriyeti'nin neredeyse tüm kurum ve kuruluşlarının KKTC'deki muhataplarıyla temas ve işbirliği halinde, verilen hizmetin kalitesini yükseltmek için çaba gösterdiğini belirtti.

   Eğitim ve turizm alanındaki atılımların yanında, Kuzey Kıbrıs'ın alt yapısının geliştirilmesine yönelik gayretlerinin de aralıksız sürdüğünü kaydeden Çiçek, "kalkınmanın temel unsurlarından biri" olarak nitelediği elektrik ihtiyacının karşılanması için de gerekli yatırımların yapıldığı ve iletim hatlarının iyileştirilmesi yönündeki çalışmalarının da  KKTC hükümetiyle işbirliği içinde sürdürüldüğünü anlattı.

 

"Boruyla su getirilmesi öncelikli proje"

 

   Çiçek, KKTC'ye Türkiye'den boruyla su getirilmesinin de öncelikli projelerden biri olduğunu ve bunun hayata geçmesiyle kuraklık ve su sorunun ortadan kaldırılacağını, böylelikle Kıbrıs Türkü'nün yarınlara güvenle bakacağını kaydetti. Projelendirilmiş kara yollarının tamamlanması, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin KKTC Kampusu kurulması gibi alanlarda da çalışmaların sürdüğünü ifade eden Çiçek, hükümetinin ileriki dönemde de Kıbrıs Türk halkının  daha huzurlu ve müreffeh bir hayat sürmesi için her türlü katkıyı sağlamaya kararlı olduğunu vurguladı.

   Cemil Çiçek, "Kıbrıs'ta çözümün de, barışın da, istikrarın da huzurun da temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesiyle Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artması yatmaktadır" dedi.

   Çiçek, konuşmasını şehitleri rahmet, gazileri şükranla anarak ve Kıbrıs Türk halkına iyi dileklerde bulunarak tamamladı.

KIBRIS 16/11/08

 

nationalist elements need reining in
By Jean Christou

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday called on the Greek Cypriot side to rein in the Church, and nationalist elements.

Talat was speaking at celebrations to mark the 25h anniversary of the proclamation of the breakaway state.

Referring to incidents during the anti-occupation demonstrations on Friday, he said: “You cannot both keep the extreme nationalist ‘Ochi’ (No) front happy and extend your hand to Turkish Cypriots in peace. This is not possible.”

Predictably Talat used the student demonstrations as an example of why the ‘TRNC’ was “necessary”.

“If the current Greek Cypriot administration, which has come forward with a pro-peace identity, is sincere in its desire to solve the Cyprus problem, it has to leave aside manoeuvres aimed at keeping its former allies, such as the rejectionist front and the church, happy.”

He said however that he would remain faithful to his word to seek a fair solution to reunite the island under a federal roof.

In praise of the ‘TRNC’ Talat said the birth of the Turkish Cypriot ‘state’ should not be correlated with the Turkish “intervention” of 1974 because Turkish Cypriots had been a self-governing community for 450 years. Cyprus had been the native land of Turkish Cypriots since the 16th century he said.

They were now being punished for establishing their own state, Talat added.

Also in the north for the anniversary events was Turkish State Minister and Deputy Prime Minister Cemil Cicek.

He sent out a message that Turkey would not enter the EU “at any cost”.

“No one can force us to choose between Cyprus and the European Union,” he said. If the EU wants to become a strategic power, it could not do so without Turkey, Cicek said.

“Cyprus is a national cause for Turkey. Whichever government comes to power in Turkey, this point of view will not change,” he added.

CYPRUS MAIL 16/11/08

 

Atatürk ve Kürtler

 

17 Kasım Pazartesi 2008 MILLIYET

 

MUSTAFA Kemal Paşa’nın Milli Mücadele sırasında Kürtlere özerklik (muhtariyet) sözü verdiği, ama sonra aksini yaptığını iddia edenlerin dayandığı belgelere bir bakalım.
Milli Mücadele sırasında, Ekim 1919’da kararlaştırılan Amasya Protokolleri’nin gizli tutulan 2. kısmında “Kürtlerin gelişme serbestliğini sağlayacak şekilde ırki hukuk ve içtimai haklar bakımından müsaadelere sahip olması” şeklinde bir hüküm mevcuttur. Aynı metinde, bundaki amacın, Kürtlere “zahiri bağımsızlık” vaat eden İngiliz propagandasını etkisizleştirmek olduğu da belirtilmiştir.
22 Temmuz 1922’de TBMM’nin Elcezire (Irak) Cephesi Komutanlığı’na gönderdiği talimatta da hem ülke genelinde hem Kürtlerin yaşadığı yerlerde halkın geniş katılımına dayalı yerel yönetimlerin “aşamalı olarak” kurulması politikası anlatılmaktadır.

Zafer’den sonra

16 Ocak 1923 akşamı İzmit’te yaptığı basın toplantısında Gazi Paşa, Türklerle Kürtlerin nasıl iç içe geçtiğini anlatarak ayrı sınır çizmenin felaket getireceğini, ayrı bir Kürt yapılanmasının “kesinlikle söz konusu olamayacağını” vurgulayarak özetle diyor ki:
“Ayrı bir Kürtlük düşünmektense, anayasamız gereğince zaten bir tür mahalli özerklikler oluşacaktır. O halde hangi vilayetin halkı Kürt ise onlar da kendi kendilerini özerk olarak idare edebileceklerdir.”
Gazi’nin bahsettiği, 1921 Anayasası’dır; 11. madde illere “mahalli işlerde” özerklik tanıyordu.
Gazi aynı konuşmasında şunu da söylüyor:
“Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait mesele yaratmaları daima mümkündür.”
Bu belgeler gösteriyor ki Kürt meselesi yeni değildir. Ama Türkiye hiçbir zaman iki halktan oluşan federatif bir toplum olarak düşünülmemiş, onun için Kürtlerle özel bir anlaşması yapılmamış, Kürtlere mahsus bir özerklikten de bahsedilmemiştir.

Dünden bugüne

Milli Mücadele’de İslamiyet birleştirici bağ olarak vurgulanırken, İngilizlerin Doğu’da esasen Ermenistan kurmak istediği anlatılmış, Kürtlere yönelik “zahiri bağımsızlık” propagandasına karşı, ülke genelindeki illerin özerkliği sisteminden Kürtlerin de yararlanacağı belirtilmiştir.
Ve, 1924 Anayasası’nda illerin özerkliği kaldırılmıştır!
Bazı yazarlar 1924 Anayasası ile merkeziyetçi bir sistemin kurulmasını Kürt isyanlarına bağlıyor. Halbuki Koçgiri İsyanı 1921’de, Şeyh Sait İsyanı 1925’tedir.
“Ama Hangi Atatürk” adlı kitabımda ayrıntılı olarak anlattım; dönüm noktası 24 Temmuz 1923’te Lozan’ın imzalanmış olmasıdır. Lozan’daki ırki ve dini azınlıklar tartışması Türkiye’nin istediği şekilde çözüme bağlandıktan sonra, “ulus devlet”in kuruluşu sürecinde hukuki aşamaya gelinmiş, 20 Nisan 1924’te yeni Anayasa’yla illerin özerkliği kaldırıldığı gibi “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denilir” hükmü konulmuştur.
Türkiye’de “ulus devlet” yapay değil, tarihi köklere sahip sosyolojik bir süreçtir. Uzun süredir ulus devletin demokratikleşme aşamasını yaşıyoruz. Kürt meselesi vardı, bugün de var. Ulus devleti yıkarak değil, ulus devlet içinde bireysel özgürlük ve yerel yönetim ilkeleri açısından çözümler düşünmeliyiz. Çözümsüzlük halinde “daima mesele yarattıklarını” da tarih gösteriyor.

TAHA AKYOL

 

KKTC'nin 25. yılı Londra'da da kutlandı

İçişleri Bakanı Özkan Murat ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'ın da katıldığı resepsiyona, TC Londra Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Atılay Ersan, TC Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, İngiliz siyasetçiler, belediye meclis üyeleri, sivil toplum örgütlerinin yetkilileri başta olmak üzere 300'e yakın konuk katıldı.

 

Şanlıdağ

 

   25. yıldönümü resepsiyonu yaylı sazlar dörtlüsünün mini konseriyle başladı.

   Dünya Turizm Fuarı kapsamında Londra'ya gelen Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ bir konuşma yaptı.

   Şanlıdağ, KKTC'nin artık genç bir cumhuriyet olarak yoluna devam ettiğini vurgulayarak, "Kıbrıs Türkünün özgürlük ve insanca yaşamasının iradesi olan kuruluşumuzun 25.yıldönümü dolayısıyla aranızda olmaktan çok mutluyum. Birlik ve dayanışmamızı muhafaza etmemiz gereken kritik ve zor bir dönemden geçmekteyiz. Adil ve kalıcı bir çözüme ulaşma amacımız her zaman vardır ve devam etmektedir. Aynı inançla yolumuza devam etmeliyiz" dedi.

   Kıbrıs Türk halkının bugüne gelmek için büyük mücadeleler verdiğini belirten Bakan Şanlıdağ, Kıbrıs Türk halkının yıllardır hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan ambargolara maruz bırakıldığını da hatırlattı.

   Bakan Şanlıdağ, tüm haksız ambargolara rağmen büyük aşamalar kaydedildiğini ve gelinen noktanın özverili çabalarla elde edildiğini ifade etti. Ada'da 34 yıldır barış ve huzurun var olduğunu kaydeden Şanlıdağ, bugün de özgürlük için el ele, birlik içinde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Cumhurbaşkanımız Sayın Talat'ın son adımları da bu çabalarımızın açık bir göstergesidir" dedi.

 

Murat

 

 

   Resepsiyona katılmak için Londra'ya gelen İçişleri Bakanı Özkan Murat  ise konuşmasında Londra'da ki Kıbrıslı Türklerle kuruluş bayramını kutlamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek "Bir elmanın iki yarısı gibiyiz. Birlik ve beraberlik içinde ileriye yürüyoruz" dedi.

   Bir toplumu halk yapan,  ekonomik değerler gibi faktörlerden çok toplumsal bir kültüre sahip olmak olduğunu vurgulayan İçişleri Bakanı Özkan Murat, yeni nesillerin de bu bilinçle yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. Murat "Birlik ve dayanışma içinde olursak üstünden gelemeyeceğimiz sorun yoktur" dedi.

   Kıbrıs sorununun 3 kuşaktır devam ettiğini de kaydeden Özkan Murat, babasının, kendisinin ve çocuğunun da aynı sorunla uğraştığını belirtti. Bakan Murat, artık bu sorunun tarihe gömülmesi gerektiğini de kaydetti.

   Annan planı sonrasında Kuzey Kıbrıs'la birlikte Rum tarafının da anlayışının değiştiğini ifade eden Özkan Murat, "Mart ayında iki lider bir araya geldi ve 10 gün içinde Lokmacı kapısı açıldı. Demek ki iyi niyet ve kararlılık olduktan sonra çözülmeyecek bir problem yok. Yeter ki herkes bizim gibi adil olsun, gerçeklere göre davransın" dedi.

   İçişleri Bakanı Özkan Murat, 3 Eylül'den bu yana yönetim ve güç paylaşımı başlıkları altında sürdürülen görüşmelerin olumlu gittiğini ancak sürecin ağır ilerlediğini de belirtti.

  Özkan Murat, görüşmelerin odağının Kıbrıs Türk halkı ve Rum halkının eşit statüde ortak bir yönetimi paylaşması olduğunu vurguladı.  İçişleri Bakanı Murat, "Bizim için ortak federal bir yönetim esastır. Eğer Rum halkı da buna hazırsa, hazmetmişse barış otobüsü yol almıştır. Değilse onu da söylemek istemem" dedi.

  

 

Genelres: Londra resepsiyon, 1-2-3-4-5-6

Foto 1- Muhafazakâr Parti Enfield Belediye Meclis Üyesi Ertan Hürer, Bakan Erdoğan Şanlıdağ, Dr. Teoman Sırrı ve İçişleri Bakanı Özkan Murat

Foto 2- İçişleri Bakanı Özkan Murat ve KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu

Foto 3- Ekonomi Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ

Foto 4- Ferun Durmuş, Arzu Topçu ve KKTC Londra Temsilciliği diplomatik sekreterleri Aysan Mullahasan ve Serap Destegül

Foto 5-  İşadamları Altan Kemal, Dr Muhammet Yaşarata, CTCC'i Başkanı İbrahim Durmuş, Cemal Küçük ve Rezvan Halil de resepsiyona katılanlar arasındaydı.

Foto 6- KKTC Londra Temsilciliği Turizm Ofisi yetkilileri Yılmaz Kalfaoğlu, Kadir Doruhan, Hakkı Tilki, Cemal Arkut ve konukları da kuruluş resepsiyonuna katıldılar.

KIBRIS 17/11/08

 

 

Federasyon istemeyen KKTC'yi reddeder

KKTC, FEDERASYONUN PARÇASI OLMAK İÇİN KURULDU... Bağımsızlık bildirgesine göre Rumlarla kurulacak federal devletin bir kanadını oluşturacak şekilde KKTC'nin ilan edildiğini vurgulayan eski TKP Milletvekili Esat Varoğlu, ülkedeki sol kesimin Kıbrıs'ta federasyon çatısı altında bir ortaklığa ulaşılması yönündeki politikasının KKTC bağımsızlık bildirgesine sadık olduğunu kaydetti Varoğlu, konfederal bir çözüm ya da KKTC'nin bağımsızlığını talep edenlerin KKTC'nin kuruluş amacı ve bağımsızlık bildirgesini reddettiklerini iddia etti

 

DENKTAŞ TAM BAĞIMSIZ KKTC'Yİ DE İSTEMİYOR... Rauf Denktaş'ın, ne konfederasyon ne da tam bağımsız bir KKTC'yi istemediğini ifade eden Varoğlu, Rauf Denktaş'ın gönlünde yatan aslanın Kıbrıs'ın Türkiye'ye ilhakı olduğunu iddia etti. Denktaş ve Türkiye'deki egemen güçlerin amacının hep ilhak olduğundan dolayı, KKTC'nin kuruluşunun hedefine ulaşmadığını ifade eden Esat Varoğlu, aynı güçlerin bugün yine federal bir çözüme ulaşılmaması yönünde etkilerinin görüşme sürecinde yaşandığını ileri sürdü.

  

Emin AKKOR

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 25 yaşında. Reşit olma yaşına gelmesine rağmen reşit olamayan bir genç...

   15 Kasım'da KKTC'nin ilanının oybirliğiyle onaylanması sürecinde neler yaşanmıştı. 40 milletvekili kendi gönlü veya partilerinin kararına uyma adına mı KKTC'nin kurulması için el kaldırıp oybirliğiyle ilan kararının alınmasına katkı sağladılar; yoksa, bir baskının sonucu olarak mı böyle bir süreçte yer aldılar? "Baskı altındaydık", sonrası yıllarda yapılan savunmalar arasındaydı. Bir baskı varsaydı, neydi bu baskı ki insanlar kendi iradelerinin dışında bir karara oy vermek zorunda kaldılar?

   O dönemin sol milletvekilleri daha sonraları Kıbrıslı Türkleri ayrılıkçı gösteren KKTC'nin ilanına hangi şartlarda "evet" demişti?

   14 Kasım gecesi Saray'daki yemekte neler konuşulmuştu?

   KKTC'nin ilanı doğru bir karar mıydı? Kıbrıs Türk Federe Devleti'ne devam edilseydi bugün Kıbrıslı Türkler için daha iyi mi olurdu tartışmaları 25 yaşına giren bu cumhuriyetin her yaşında tartışma konusu oldu.

   Yeni yaşının ilk günlerinde olan KKTC'nin doğum sürecini, o dönemin milletvekillerinde eski TKP Milletvekili Esat Varoğlu ile konuştuk.

 

Kamuoyu, cumhuriyetin ilanına hazırlanmıştı

 

   Rumların görüşme masasına uzun bir süre dönmeye niyetli olmadığı ve çözümsüzlükten medet umduğu izlenimi veren bir dönemin yaşandığı 1983'te Rumları masaya çekmenin yollarının arandığını anımsatan dönemin TKP Milletvekili Esat Varoğlu, KKTC'nin ilanının da bu çerçevede ülke gündemine geldiğine dikkat çekti.

   1983 yılının başlarından itibaren federe devletinden, bir cumhuriyet devletine geçişin, çözüm sürecini nasıl etkileyebileceğinin siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri tarafından tartışıldığını belirten Varoğlu, KKTC'nin kuruluşuna; bağımsız bir devlete geçiş olarak değil, Rumları masaya çekmenin yolu olarak bakıldığını vurguladı.

   Varoğlu, yıl içindeki bu tartışmalarla, ileride Rumlarla kurulacak federal yapının bir kanadını oluşturacak gözüyle bakılan KKTC'nin ilanının, kamuoyunda kabul görür bir kıvama geldiğini belirtti.

 

Milletvekilleri son gece öğrendi

 

   KKTC'nin 15 Kasım'da ilan edilmesinin meclisin gündemine geleceğinin milletvekilleri tarafından bir gece önce öğrenildiğini anımsatan Esat Varoğlu, "14 Kasım akşamı Rauf Denktaş tüm milletvekillerini Saray'da akşam yemeğine çağırdı. Rumları masaya getirebilmek için cumhuriyetin ilanının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Herkes oyunu istediği iradede kullanabilir. Ancak bilinmelidir ki, bu devletin kuruluşuna oy kullanmayanların mecliste yeri yoktur dedi" diyerek o tarihi geceyi anlatırken, Denktaş'ın son sözünü de şöyle aktardı: "Yarın sabah KKTC'nin ilanıyla ilgili tasarı meclisin gündeminde olacak"

 

Bitmeyen gece

 

   Gece 23.00 sıralarında biten yemeğin ardından, Kuzey Kıbrıs'ın dünyayla iletişimin kesildiği bir ortamda tüm milletvekillerinin partilerine giderek durum değerlendirmesi yaptıklarını belirten Varoğlu, TKP'de 14 Kasım gecesinden 15 Kasım sabahına kadar geçen uzun saatleri şöyle aktardı: "Bu önemli dönemeçte, tarihi kararın verilebilmesi için parti meclisinin toplanması gerektiği uyarılarımıza rağmen, saatin çok geç olduğu gerekçesiyle mümkün olmadı. Meclis grubu ve yürütme kurulu sabah saat 05.00 sıralarına kadar konuyu tartıştı. Eğilim, KKTC'nin ilanından yanaydı, ancak bağımsızlık bildirgesini gözden geçirmek şartıyla."

  15 Kasım sabahı Meclise gittiklerinde CTP'nin KKTC'nin ilanına "evet" oyu vereceğini öğrendiklerini kaydeden Varoğlu, bağımsızlık bildirgesinde kurulacak devletin, federasyonun bir kanadı olma iradesinin yansıtıldığını görünce grup olarak "evet" kararı aldıklarını kaydetti.

 

CTP, asla taraftar değildi. Ama...

 

   TKP binasında sabaha kadar izlenecek stratejinin belirlenmesi için tartışmalar yapılırken, diğer muhalefet partisi olan CTP'nin tavrının ne olacağını da hep merak ettiklerini ifade eden Esat Varoğlu, 14 Kasım gecesi öncesindeki genel tabloya göre CTP'nin böyle bir şeye hep karşı duruşu olduğunu anımsatarak, "ertesi sabah meclise gittiğimizde CTP'nin KKTC'nin kuruluşuna 'evet' diyeceğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım" dedi.

 

Denktaş, Türkiye'deki siyasi boşluğu değerlendirdi

 

   Türkiye'nin seçimden yeni çıktığı, zafer kazanan Turgut Özal'ın halen hükümeti kurmadığı bir dönemde KKTC'nin ilanının gündeme geldiğine dikkat çeken Varoğlu, Rauf Denktaş'ın bu süreci değerlendirdiğini ifade etti.

   KKTC'nin ilanının 15 Kasım'a denk getirilmesini Türkiye'deki seçim sonrası ve yeni hükümetin kurulması arasındaki sürecin kasıtlı seçildiğini iddia eden Varoğlu, Denktaş'ın Türkiye'deki hükümet boşluğunu kullandığını kaydetti.

   Federe Devlet Anayasası'na göre Rauf Denktaş'ın yeniden başkan seçilemeyeceği ve 2 yıl sonra görevi bırakmasının söz konusu olduğundan dolayı da KKTC'nin ilanında ısrarcı olduğu yönündeki değerlendirmeleri sorduğumuzda, Esat Varoğlu, bu saptamaya kendisinin de katıldığını vurguladı.

 

Baskı, sadece koltuğu kaybetmeydi

 

   Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi'ndeki 40 milletvekilinin oybirliğiyle KKTC'nin ilan edildiğini anımsatan Esat Varoğlu, bu kararın alınmasında muhalefet partilerine baskı yapılmadığını ifade etti.

   Bağımsızlık kararına, baskı altına kaldıkları için "evet" demek zorunda kalındığı yönünde ilerleyen yıllarda açıklamalar yapıldığı hatırlatıldığında, "baskı olarak tek algılanabilecek Denktaş'ın yemekte söyledikleri olabilir" diyen Varoğlu, "Denktaş'ın KKTC'nin bağımsızlığına destek vermeyecek olanların yeni mecliste yeri olmayacak şeklindeki konuşması, ancak koltuk sevdalıları için bir baskı unsuru olabilir" şeklinde konuştu.

 

Bağımsızlık ilanına karşı olanlar tepki gösterdi

 

   TKP'nin o dönemdeki yürütme kurulu ve meclis grubunda çoğunluğun KKTC'nin ilanından yana olmasına rağmen parti tabanında ters görüşün çoğunlukta olduğuna dikkat çeken Varoğlu, 15 Kasım sabahı KKTC'nin ilanından sonra parti meclisinin gece yarısı olsa da neden toplanmadığıyla ilgili eleştirilere maruz kaldıklarını kaydetti. Varoğlu, benzer tartışmaların CTP'de de yaşandığına değindi.

   Ülke genelinde olduğu gibi parti içerisinde de 1983 yılının genelinde yaşanan tartışmalar sayesinde fikirler ve duruşlarda çok farklılıkların yaşandığı bir süreç geçirdiklerini ifade eden Esat Varoğlu, sizi en fazla şaşırtan değişim kimde oldu? şeklindeki soruyu "İsmail Bozkurt" diye yanıtladı.

  

Bozkurt'un tavrı bir haftada ters döndü

 

   KKTC'nin bağımsızlığının ilanıyla ilgili tartışmaların TKP'de de çok çetin bir şekilde yaşandığına vurgu yapan Varoğlu, "6 Kasım 1983 tarihinde, yani KKTC'nin ilanından 9 gün önce TKP'nin kurultayı olmuştu. KKTC'nin ilanına kesinlikle karşı olan grubun temsilcisi İsmail Bozkurt seçimden büyük bir zaferle çıkarak TKP genel başkanlığına seçilmişti. Bozkurt kurultay öncesinde rakibi Mustafa Akıncı'ya yaptığı en sert eleştirilerde bağımsızlığın ilanına karşı duruş sergiliyordu" dedi.

   Varoğlu, bağımsızlık ilanına karşı olduğu için parti genel başkanlığına seçilen İsmail Bozkurt'un 9 gün sonra KKTC'nin ilanı sürecini parti içinde destekleyen konuma gelmesi ve KKTC'nin ilanına onay vermesinin kendisinde yarattığı şaşkınlığı halen anımsadığını kaydetti

 

Yemek önceden hazırdı

 

   KKTC'nin ilanının bir gecede olup bittiği yönündeki eleştirileri değerlendiren Esat Varoğlu, 14 Kasım gecesi Saray'daki yemekle sürecin çok hızlandırıldığına katılmakla birlikte, toplumun yıl içinde bağımsızlık ilanına hazırlatıldığını ifade etti.

   Yıl içinde yaşanan tartışmalarda Rauf Denktaş'ın muhalifleri, ancak bağımsızlığın ilanıyla Rumların masaya çekilebileceğiyle ilgili ikna ettiğini kaydeden Varoğlu, o nedenle KKTC'nin ilanının toplumun çoğunluğunda şaşkınlık yaratmadığını belirterek, "yemek önceden hazırdı" değerlendirmesinde bulundu.

   KKTC'nin ilanının yanlış olduğu ve Kıbrıs Türk Federe Devleti'yle devam edilmesi durumunda Kıbrıslı Türkler için daha iyi olabileceği yönündeki eleştirileri değerlendirmesini istediğimiz Esat Varoğlu, olayı farklı bir açıdan değerlendirdi.

   Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanını yanlış bir karar olarak değerlendiren Varoğlu, "Ortada bir federasyon yokken, siz olmayan federasyonun bir kanadını ilan ettiniz. O dönemde kurulan devletle, kurulmayan federasyonun bir kanadı kuruldu" diyerek bunda bir terslik olduğunu ifade etti.

 

Denktaş'ın aklında ilhak olduğundan, KKTC amacına ulaşmadı

 

   KKTC'nin, federal ortaklığın bir kanadı olmak için ilan edildiğinin dünyaya anlatılamadığından dolayı bağımsızlık ilanının amacına ulaşmadığını kaydeden Varoğlu, bunun nedeninin, Denktaş'ın bağımsızlık ilanının asıl amacından sapması olduğunu ifade etti.

   Ülkedeki sol kesimin Kıbrıs'ta federasyon çatısı altında bir ortaklığa ulaşılması yönündeki politikasının, KKTC bağımsızlık bildirgesine sadık olduğunu ifade eden Varoğlu, konfederal bir çözüm, ya da KKTC'nin bağımsızlığını talep edenlerin KKTC'nin kuruluş amacı ve bağımsızlık bildirgesini reddettiklerini iddia etti.

   Kıbrıs'ta federasyon dışında bir arayışta olanların bağımsızlık bildirgesinden saptıklarını ifade eden Varoğlu, dışa başka, içe başka politikalar yürüttüğünü iddia ettiği Denktaş'ın gönlünde yatan aslanın "ilhak" olduğunu ileri sürdü.

   Rauf Denktaş'ın, ne konfederasyon, ne de tam bağımsız bir KKTC'yi istemediğini ifade eden Varoğlu, ancak ilhakın da ütopik bir hedef olduğunu kaydetti. Türkiye'de o dönemlerle birlikte bugün de egemen olan güçlerin gönlünde hep Kıbrıs'ın Türkiye'ye ilhakı yattığından dolayı bugün de bir şeyin değişemeyeceğini iddia eden Varoğlu, bağımsızlık ilanını, o dönemin şartlarıyla değerlendirmek gerektiğini kaydetti.

   25 yıl önceki koşulların bugün de aynı olması durumunda, Kıbrıs'ta barışa ulaşma yolunda Rumları masaya çekmek için federal yapının bir kanadını oluşturacak şekildeki oluşuma yine destek verebileceğini belirten Varoğlu, KKTC'nin bağımsızlık bildirgesine imza koymasını bu anlayışla değerlendirdiğinden dolayı pişmanlık duymadığını kaydetti.

 

Görüşme süreci de federasyon tezinin dışında

 

   Türkiye'de hükümetlerin de egemen gücün temsilcisi olduğu göz önüne alındığında ve bugün devam eden görüşmelerle ilgili kamuoyuna yansıyan açıklamalara bakıldığında federasyon tezinin dışında bir süreç yaşandığını işaret eden Varoğlu, "Denktaş'ı çözüm istemiyor diye suçluyorduk. Bugün her iki tarafta da çözümü isteyen iki parti iktidarda olmasına rağmen neden çözüm sürecinde sıkıntılar meydana geliyor" diye sordu.

   Cumhurbaşkanı Talat ile hükümeti de federasyon tezinde mücadele eder görmeyen Varoğlu, "mevcut koltuğu kaybetmemek için Türkiye'deki egemen güçlerin yörüngesinden çıkamamaktadırlar" değerlendirmesinde bulundu.

   Talat ve hükümete bu yönde bir mesaj gönderen Esat Varoğlu, "Dünya hızla globalleşmeye doğru gitmektedir. İstense de istenmese de, Kıbrıs Türk halkı da bu globalleşmede yerini alacaktır. Ne kadar geciktirilirse geciktirilsin çözüm de mutlaka olacaktır" dedi.

 

 

Foto-emin-esat varoğlu

 

KKTCnin ilanı

Resimaltı: KKTC'nin ilanı oylamasını yansıtan tarihi fotoğraf. Esat Varoğlu, sağdan ikinci sırada görülüyor

 

 

 

KKTC Bağımsızlık Bildirgesi

 

"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden,

   Doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamlarına inanan,

   Bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan,

   Irk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden;

   Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de, Ortadoğu'da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen olmasını isteyen;

   Kıbrıs Adasındaki iki halkın kendi milli benliklerini koruyarak, kendi kesimlerinde huzur ve güven içinde yaşamaya ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan;

   Aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmalarının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan;

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözülmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine kani olan;

   İki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politika ile çözülmesi için BM Genel Sekreteri'nin gözetimi altında, eşit düzeyde müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Meclisimiz,

   KIBRIS TÜRK HALKI ADINA,

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve "Bağımsızlık Bildirisini" onaylar.

KIBRIS 17/11/08

 

Kıbrıs’ta liderler yargıyı ele aldı

Kıbrıs’ta çözüme yönelik müzakereler çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas 9. kez biraraya geldi. İki lider görüşmede yargı konusunu ele aldı.

AA

Güncelleme: 00:05 TSİ 18 Kasım 2008 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kısrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, heyetlerarası görüşmeden önce 50 dakika başbaşa biraraya geldiler, daha sonra da heyetlerarası görüşmeye geçildi.

 

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, 3 saat süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, liderlerin bugün verimli ve olumlu bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Downer, görüşmede, yargı konusunun ele alındığını bildirdi ve oluşturulacak federal yapıda yer alacak bağımsız organların, yani yüksek mahkeme ve sayıştay konularının ele alındığını kaydetti.

Downer, bir soru üzerine, bugünkü görüşmede çözümsüzlüğü aşma mekanizması konusunun tartışılmadığını, bu konunun bir sonraki görüşmede ele alınabileceğini dile getirdi.

Liderler arasındaki bir sonraki görüşme 25 Kasım Salı günü yapılacak.

 

Downer: Çözüm şansı ilk kez bu kadar yüksek

BM Genel Sekreteri’nin özel danışmanı Alexander Downer, Türk basınından ilk kez NTV’ye konuştu. Liderlerin önümüzeki yaza kadar bir sonuca ulaşmasını beklediğini açıklayan Downer, “Çözüm olasılığı ilk kez bu kadar yakın.” dedi.

SELİM SAYARI

NTV-MSNBC

Güncelleme: 01:09 TSİ 18 Kasım 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Kıbrıs müzakerelerine yardımcı olması amacıyla BM Genel Sekreteri’nin özel danışmanı olarak atanan Alexander Downer, Türk basınına verdiği ilk röportajda, gelişmeleri ve beklentilerini anlattı. NTV’nin sorularını yanıtlayan Downer, çözüm olasılığının ilk kez bu kadar yüksek olduğunu belirtti.

 

Sayın Downer, önce Kıbrıs sorununun neden bugüne kadar çözülemediğinden başlayalım. Sizin bu konudaki görüşünüz ne yönde?
Annan Planı’nın uluslararası bir plan olduğu, ancak hedefine ulaşamadığı yönünde bir algı var. Ama geçmişten dersler çıkardığımızı düşünüyorum. Şimdi çözüme ulaşmak için çaba harcayacaklarını taahüt eden iki lider var. Biz, BM olarak, onlara yardım edebiliriz. Görüşmelere ev sahipliği yapıyoruz, liderlerle, temsilcileriyle ve danışmanlarıyla çok geniş konuları tartışıyoruz. Fakat sonunda bu süreci, varacakları anlaşmayı liderler sahiplenmeli. Şimdi her iki tarafta da farklı liderler ve farklı bir atmosfer var. Beklentiler yüksek.

MÜZAKERENİN HIZI KONUYA GÖRE DEĞİŞİYOR

Görüşmelerde gelinen noktayı bize anlatabilir misiniz? Gösterilen siyasi irade ve kaydedilen ilerleme sizi tatmin ediyor mu?
Ben yeterli siyasi iradenin varolduğunu düşünüyorum. Her iki lider de siyasi geleceğini, elde edilecek başarılı bir sonuca bağladı. Bu nedenle gerçekten çaba harcıyorlar. Başlangıca kıyasla liderler biraz daha rahatladı. Dostça, dinamik bir süreçte görüş alışverişi yapılıyor. Müzakerler yoluna girdikçe, liderler daha fazla esneklik gösteriyor. Daha hızlı hareket etmemiz ve yıl sonuna kadar anlaşmaya varmamız gerektiğini düşünenler var. Ama bence bu gerçekçi değil. Bu çok eski bir sorun ve çözmesi zaman alacak... Müzakerlerin hızı haftadan haftaya, tartışılan konuya göre değişiyor. Son haftada sağlanan ilerlemenin, önceki iki haftaya kıyasla oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Ama müzakerlerlerin sabit bir hızı yok. Çözüm için bir tarih üzerinde odaklanmak doğu olmayabilir ama, önümüzdeki yaz bir noktaya gelinmesi lazım. Temmuz ya da Ağustos’un başlarında liderler, müzakerleri tamamlamalı ya da tamamlamaya yakın olmalı. Mümkün olduğu kadar hızlı çalışmaları gerekiyor. Ancak müzakelerlerin de zor bir süreç olduğunu unutmamalı.

Sizce liderler bu sorunu tek başlarına çözebilir mi? Yoksa Ankara, Atina veya BM Genel Sekreteri’nin yardımına ihtiyaçları var mı?
Bence sorunun çözülmesi yönünde uluslararası bir görüş birliği var ve herkes bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyor. Özellikle Türk hükümeti, Yunan Hükümeti, AB Komisyonu ve dönem başkanı olarak Fransa, 3 garantör ülkeden biri olan İngiltere ve müzakerelere ev sahipliği yapan BM özel bir role sahip... Kıbrıslı Türkler ile Ankara arasında her zaman iletişim var. Bu çok doğal. Burada, adanın kuzeyinde binlerce Türk askeri var. Türkiye’nin burada yatırımı büyük. Kıbrıslı Rumlar ile Atina arasında da sıkı ilişkiler var. AB, özellikle de komisyon bu konuya odaklanmış durumda. Kuzeye 259 milyon Euro’luk yardım paketi uyguladılar. Gelişmeleri günbegün takip ediyorlar. Londra’nın da konuyla ilgilenmek için farklı nedenleri var. Burada çok büyük çıkarları söz konusu... Bunların tümüyle iletişim halindeyiz ve herkes çözüm yönünde çaba harcıyor. Ama bu grubun dışındaki bazı ülkeler de sorunun çözümüne katkı sunabilir. Ankara, Atina, Brüksel, Londra ve Paris’in yanısıra Moskova ve Pekin’le de temas halindeyim. Çünkü her ikisi de BM Güvenlik Konseyi üyesi.

Çözüm konusunda iyimser misiniz?
İyimser olmasaydım bu işe soyunmazdım. Toplantılarda, liderlerle ve temslcileriyle görüşmelerde çok zaman harcıyorum. Müzakerelerin tıkandığı noktalarda çözümü de düşünmeye çalışıyorum. Anlaşmazlık noktalarının aşılamayacağına inanmıyorum. “Burada taraflar arasında köprüler inşa edilebilir.”, ben bunu söylüyorum. Örneğin Hamas ve İsrail hükümetinin pozisyonlarını değiştirmek neredeyse imkansız. Ancak Kıbrıs’ta durum böyle değil. Liderlerin kişisel ilişkileri iyi. Farklılıklar var, ama köprü kurulabilir. İşte bu benim iyimserliğimin temelini oluşturuyor. Birçok yorumcunun benimle farklı düşündüğünü, kötümser olduğunu biliyorum. Onların düşüncelerine saygı duyuyorum ama paylaşmıyorum.

MÜZAKERELERDE BİRÇOK ESPRİ YAPILIYOR

Sayın Talat ve Hristofyas’ı nasıl müzakereciler olarak tanımlarsınız?
Elbette müzakere masasında tansiyonun yükseldiği anlar oluyor. Ama heyecan verici ve esprili dakikalar da var. Genelde iki lider de iyi niyetli. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar. İki dostun biraraya geldiğini ve aynı görüşte olmadıkları konular üzerinde tartıştıklarını düşünebilirsiniz. Birbirlerine bir şeyler atmıyorlar, düşmanca bir tavır içinde değiller. Elbette farklı görüşleri var ve bu farklılıkları azaltmaya çalışıyorlar. Aynı hedefi paylaşıyorlar. Başarısız olurlarsa da muhtamelen aynı kaderi paylaşacaklar. Bu nedenle birbirlerini anlıyorlar. Görüş ayrılıklarının tarihsel, duygusal ya da mantıksal nedenleri olabiliyor. Ama bu müzakereleri ben “dostça” tanımlayabilirim. Birçok espri ve şaka yapılıyor.

BAŞARISIZLIK KIBRIS İÇİN BÜYÜK ÇIKMAZ

Eğer bu süreç başarısız olursa, sizce Kıbrıs’ta ne olur?
Eğer müzakereler başarısız olursa bu Kıbrıslılar ve tüm bölge için büyük bir çıkmaz olur. Ama başarısızlığı düşünmek şu anda yararlı olmaz. Bazıları “B” planından bahsedebilir. Ama “B” planı en iyi seçenek olmaz. En iyi seçenek daima “A” planıdır. Burada ödül yüksek. Ama başarısızlığın bedeli de.

Kıbrıs diplomatlar için en tehlikeli görev yerlerinden biri. Birçoğu arabuluculuğa soyundu ama başarısız oldu ve sahneden çekildi. Başarısız olunması durumunda bunun kariyerinizi olumsuz etkileyebileceğini düşünüyor musunuz?
Benim kariyerim boyunca yaptığım görevler hep risk unsuru taşıdı. Elde ettiğim başarılardan gurur duydum. Doğu Timor’daki anlaşmada, Ortadoğu’da, Güneydoğu ve Kuzey Asya’da, özellikle Asya-Pasifik’te diplomatik başarılar elde ettim. Kötü günler, çıkmaza girdiğim kötümser olduğum anlar oldu. Bazen işlerin yanlış yola girdiğini düşündüm. Ama ısrarla devam ettim. ‘Başarısız olursam ne yapacağım’ diye düşünmedim. Bu cambazın ipin üzerinde yürümesine benzer. İpin üzerindeyken, “30 metre aşağıdaki betona çakılırsam acaba ne olur” diye düşünemektense, “Karşı tarafa nasıl geçerim” diye düşünmek daha iyidir.

HER GÜN NELER KONUŞULDUĞUNU ÖĞRENMEYİN

Son olarak Kıbrıslı Türklere ve Rumlara nasıl bir mesaj vermek istesiniz?
Benim Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara vermek istediğim mesaj, umutlarını hiçbir zaman kaybetmemeleri gerektiğidir. Yıllarca başarısız girişimlere tanıklık ettiler. Birçok acılar yaşadılar, büyük hayalkırıklıkları oldu. Ancak ben şimdi denemeye değer bir fırsat görmeseydim, burada olmazdım. Halklar liderlerine, müzakereleri yürütebilmeleri için manevra alanı tanımalı. Her gün neler konuşulduğunu detaylarıyla öğrenmeye çalışmasınlar. Bu müzakereleri imkansız kılar. Ancak bu konuda son sözü kendilerinin söyleyeceğinden emin olsunlar. Liderler ya da BM değil, son kararı Kıbrıslılar verecek. Bence bu sürecin, 1974 ya da 1960’tan beri en iyi çözüm fırsatı olduğuna inansınlar. Bu Kıbrıs’ta iyi bir anlaşmaya varmak için gerçekten önemli bir şans. Umarım bu gerçekleşir ve bu güzel ada aynı zamanda mutlu bir ada olur.

 

Liderler bağımsız ofisleri ele aldı

"ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ MEKANİZMASI ELE ALINMADI"... BM temsilcisi Downer, "Anlaşmazlıkların çözümü mekanizması"nın dün ele alınmadığını ifade ederek "Sadece bağımsız ofisleri ele aldılar. Yani Yüksek Mahkemeyi, Federal Başsavcılığı, Federal Sayıştayı ve o tip ofisleri görüştüler" dedi. Downer, anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasıyla ilgili birtakım görüşmelerin gelecek hafta olabileceğini söyledi

 

   Kapsamlı çözüm müzakerelerinde dün Federal Yargı, özellikle Federal Başsavcı, Federal Sayıştay ve Yüksek Mahkeme konuları ele alındı.

   Müzakereler, 25 Kasım Salı günü devam edecek.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in ev sahipliğinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün yaklaşık 3 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Liderler, görüşmenin başında bir süre baş başa bir görüşme gerçekleştirdi.

   Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede BM ve AB ile müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise görüşmeye Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle katıldı.

   Liderler görüşme sonrasında herhangi bir açıklama yapmazken, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer liderlerin talebi üzerine görüşmeyle ilgili bilgi verdi.

 

Olumlu bir atmosfer

 

   Özel Danışman Alexander Downer, görüşmenin oldukça muhabbetli ve olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini söyledi.

   Liderlerin dün Federal Başsavcılık ve Federal Sayıştay konusunu görüştüğünü kaydeden Downer, Yüksek Mahkeme'nin ele alınmasına ise devam edildiğini kaydetti.

 

Anlaşmazlıkların çözümü

mekanizması görüşülmedi

 

   Bir soru üzerine, "anlaşmazlıkların çözümü mekanizması"nın dün ele alınmadığını söyleyen Downer, "Sadece bağımsız ofisleri ele aldılar. Yani Yüksek Mahkemeyi, Federal Başsavcılığı, Federal Sayıştayı ve o tip ofisleri görüştüler" dedi.

   Downer, "Anlaşmazlıkların çözümü mekanizması gelecek hafta görüşülecek mi" sorusuna ise, "Göreceğiz, ancak gelecek görüşmede anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasıyla ilgili birtakım görüşmeler olacak sanırım" yanıtını verdi.

   Downer, gelecek görüşmenin 25 Kasım Salı günü gerçekleşeceğini de hatırlattı.

KIBRIS 18/11/08

 

Property issue on talks agenda ‘by end of year’
By Marianna Pissa

THE PROPERTY issue will be discussed towards the end of this year or early next year President Demetris Christofias said after yesterday’s meeting with the Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat

“Towards the end of the year or the beginning of next year, we will inevitably move on to the property issue, which is not easy – although the principles are in place…. I am sure we will deal with several issues that will call for a lot of discussion,” Christofias said.

Returning to the Presidential Palace after his ninth meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday afternoon, Christofias said the meeting went “rather well”.

“It was a friendly exchange of views.”

The President was firm when asked why there was no discussion on a deadlock-resolving mechanism as planned.

“We discussed other issues. We have engaged in consulting more experts on judiciary issues, and you realise that this week was not an easy one for me due to other commitments,” he said, referring to his departure for Russia today.

Speaking to reporters after the meeting in the UN controlled Nicosia airport yesterday, UN Secretary General’s Special Adviser on Cyprus Alexander Downer said the talks were held in a convivial and very positive atmosphere.

Asked if there were any discussions about deadlock resolving mechanisms, Downer said the two leaders discussed exclusively the independent institutions, the offices of the Attorney General and the Auditor General and also some discussions about the Supreme Court.

As for the agenda of the next meeting, he mentioned that they have to see about it. “But I think there will be some discussion next time about the deadlock resolving mechanisms”.

The two sides put forward their positions on the issue, outlined the positions they agree on and agreed to continue the discussion at the working groups, comprising experts from both communities.

Asked to determine when this chapter will come to an end to move on to the next one, Christofias said: “There is still a lot in this chapter which is under discussion. We might even retrieve some issues that we have had different views on.

Christofias said weekly meetings have been arranged for the next three to four weeks.

The next meeting of the two leaders is planned for November 25.

CYPRUS MAIL 18/11/08

 

State criticised over promoting Cyprus problem abroad
By Jacqueline Theodoulou

THE STATE was yesterday criticised for not putting enough emphasis on promoting the Cyprus problem abroad.

Famagusta Mayor and president of the Municipalities Union Alexis Galanos said this is a problem that concerns all the governments since the Turkish invasion in 1974.

The funds available for promoting the Cyprus problem abroad were discussed at the House Foreign Affairs Committee.

Foreign Minister Markos Kyprianou said the specific budget for 2009 has increased by 30 per cent compared to last year – from €2 million it has gone to €3 million.

But Galanos, along with a number of MPs, felt this budget was not enough to serve its cause.

Galanos also complained about the Cyprus media’s coverage of refugee issues. “If we expect something to succeed abroad, we first need to see how we deal with it internally.

“The [Cyprus] media generally fails to pay attention to refugee problems,” he pointed out.

Cyprus’ failure so far to promote the Cyprus problem effectively has been noted by the current government, according to Kyprianou, who said it was currently examining new ways to improve the situation.

“In co-operation with the Government Spokesman, we in at the final stages of completing a new strategic plan on how to better use the funds,” said Kyprianou.

The plan includes a number of short-term and long-term measures, which he said would bring better results.

This, Kyprianou added, includes seeking the co-operation of the public, local authorities and municipalities, as well as holding lectures abroad and use of the internet.

“This is a new and more flexible approach, and it will start being implemented with the 2009 budget. We will set specific aims and see how they can be better enforced,” the minister explained.

Antigoni Papadopoulou of DIKO was in favour of using new technologies, such as the internet, “so our message can be accessible abroad”.

AKEL’s Takis Hadjigeorgiou added, “Over the decades we have used ancient methods to promote our problem abroad. Today we can change that. We need to become more convincing.”

CYPRUS MAIL 18/11/08

 

Greece would never let us down’
By Jacqueline Theodoulou

“I STATE without reservations that Greece would never agree to anything that would harm the best interests of Cyprus,” Foreign Minister Markos Kyprianou announced yesterday.

The minister was addressing the House Foreign Affairs Committee during discussions on the recent appointment of Turkey as a non-permanent member of the UN Security Council.

Asked by deputies and later by reporters to comment on Greece’s involvement in Turkey’s appointment, Kyprianou said he could not respond on behalf of another country, no matter how good relations were between the two states.

“There is close co-operation with the Greek government and political powers; there is understanding and agreement, and I state without reservation that Greece would never agree to anything that would harm the best interests of Cyprus,” said Kyprianou.

But he added that he didn’t know if Greece had supported Turkey’s inclusion in the Security Council.

The Cyprus problem, Kyprianou pointed out, primarily concerned the five permanent members of the SC, therefore Turkey’s appointment would not have direct consequences on this matter.

“We will make sure that Turkey doesn’t try to affect current negotiations in the Cyprus problem with a number of precautionary measures that we have already prepared; the situation is being closely monitored,” said the minister, adding: “Turkey did not seek a place in the Security Council because of the Cyprus problem, but because it wants to improve its role and presence internationally.”

Kyprianou was also keen to point out that the UN resolutions – especially Resolution 550 that provides the departure of the Turkish occupying forces from Famagusta and its return to its residents – would not be affected by these developments.

“Certainly we are not pleased with Turkey’s appointment as a non-permanent member of the UN Security Council and if the international organisations of order had acted, this would never have happened,” said Kyprianou.

Famagusta Mayor and president of the Municipalities’ Union Alexis Galanos wanted to know what obstacles the Cyprus government had presented to prevent the situation.

“How did we reach the point for Turkey to become a member of the Security Council?” he wondered. “At some point, Turkey managed to get out of the difficult position it was in and we want to know how we reached this point.”

Galanos added, “Turkey’s appointment to the Security Council is a wound to the Cyprus Republic and we need to see it for what it is.”

DISY Deputy Soteris Sampson later told reporters he was not satisfied with the Minister’s explanations on Greece’s role in Turkey’s appointment.

“DISY is extremely concerned over Greece’s general role in the Cyprus problem. We are also concerned over the fact that the Famagusta issue has not yet been discussed at the direct negotiations [between the two community leaders],” said Sampson.

Committee Chairman Averoff Neophytou of DISY, however, jumped to Greece’s defence. “It is my obligation as Chairman of the Committee to stress that Greece was and remains a supporter to Cyprus. Any help we asked for has always been offered.”

CYPRUS MAIL 18/11/08

 

Christofias heads to Russia for top-level meetings
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias today flies out to Russia on an official visit described by officials as “extremely significant” in further boosting relations between Nicosia and the Kremlin.

During Christofias’ four-day stay, the two governments will sign seven agreements in total, covering co-operation in both the political and economic spheres.

The communist president is being escorted by a high-powered team including the ministers of Foreign Affairs, Finance, and Commerce, as well as by Presidential Commissioner George Iacovou and Under-Secretary to the President Titos Christofides.

Tomorrow morning Christofias has a one-on-one with President of the Russian Federation Dmitry Medvedev and later with Boris Gryzlov, speaker of the Russian Duma. He will also meet with Russia’s Prime Minister Vladimir Putin.

The deals on the cards include a co-operation agreement in the field of public health and medical science, a memorandum of understanding (MoU) between the securities and exchange commissions of the two countries, a joint-action programme between the respective ministries of commerce, an agreement on tourism co-operation, and an agreement between the Cyprus News Agency and Russia’s ITAR-TASS.

Two more MoUs are to be signed, one covering judicial co-operation, the other a collaboration between the Cyprus Stock Exchange and Russia’s OJSC VTB Bank.

According to the official itinerary, the agreements will be signed following the meeting at the Kremlin between Christofias and Medvedev, after which the two leaders will hold a joint news conference.

And for the first time, the two countries will sign a political proclamation covering the principles which should govern a Cyprus settlement.

Presidential spokesman Stephanos Stephanou said discussions would revolve around bilateral relations, and that Christofias would be updating his Russian counterpart on the latest developments on Cyprus talks. Energy, double taxation and Russian investment in Cyprus feature prominently on the agenda. Turkey’s recent election as a non-permanent member of the UN Security Council is another item of concern to Nicosia.

Also on the schedule are contacts with Russian government officials, the mayor of Moscow and the Russian Communist Party.

Christofias will be placing a wreath at the Tomb of the Unknown Soldier in Moscow.

The visit comes days after leaked reports that Cyprus will be spending €200 million on Russian military hardware, including T80 tanks, anti-aircraft batteries and anti-tank missiles with laser-guidance systems.

News of the planned arms expenditures has been met with disapproval on the home front, with critics questioning the wisdom of such a purchase in the midst of a financial crisis.

CYPRUS MAIL 18/11/08

 

 

İngiltere’ye Türk imam


NEVSAL ELEVLİ Londra

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi’nin tek Türk milletvekili adayı olan Funda Pepperell, hükümetin radikal İslam’ın önlenmesi için Türkiye’den imam getirilmesi projesini hazırlayan isim oldu

 

 

Henüz milletvekili seçilmeden İngiltere hükümetinin politikalarına yön vermeye başlayan Funda Pepperell, lobisini yaptığı projenin Türkiye ile İngiltere’nin radikal İslam’ın tırmanışına karşı birlikte çalışmasını sağlayacağını söyledi. Pepperell, “Dini kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye kalkan grupları engellemeyi siyasi kimliğimden önce bir Müslüman olduğum için vazifem olarak görüyorum” dedi.
Pepperell’in hazırladığı program, Toplumlar Bakanı Hazel Blears’in baş danışmanı Andy Bagnal tarafından da onaylandı.
Pepperell, projenin temelinde Anadolu Müslümanlığının yaygınlaştırılmasının bulunduğunu belirterek, “Türkiye İslam anlayışının içinde Sufi geleneği var. Problemler olsa da Türkiye Cumhuriyeti laik bir demokrasiye sahip. Türkiye, İslam’ı demokrasi ile yaşatmayı becerebilen en önemli ülkelerden biri. Diyanet işlerinde iyi eğitimli, yetişmiş imamların İngiltere camilerinde Britanyalı Müslümanlara gerçek İslamiyeti anlatacaklarına hiç şüphem yok. Bu da İngiltere’deki Müslüman gençleri radikal gurupların kendi çıkarları için kullanmalarına engel olacaktır” dedi.

MILLIYET 19/11/08

 

Hristofyas, karar altına alınmış çözüm ilkelerini yeniden şekillendirme çabasında

"MUHATAPLARI MOSKOVA'DA DEĞİL, LEFKOŞA'DA"... Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Rum tarafının uluslararası bir kampanya sürdürmesinin sorunun çözümüne yardımcı olmayacağı konusunda uyarıda bulunan Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ın Rusya ile Kıbrıs sorununu da içeren bir deklarasyon yayınlamaya hazırlığında olduğuna işaret ederek, Hristofyas'a "Kıbrıs sorunu ile ilgili muhataplarının Moskova'da değil Lefkoşa'da olduğunu bir kez daha hatırlatırız" dedi

 

l "2009 YAZINDAN ÖNCE ÇÖZÜM"... BM temsilcisinin görüşme sürecinin tamamlanması için 2009'un yazını işaret ettiği hatırlatılması üzerine Erçakıca, iki taraf arasında üzerinde anlaşılmış olmamasına rağmen ortaya kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu vurgulayarak, "2009 yılı Haziran ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması gibi bir hedef, muğlâk da olsa ortak bir hedef olarak ortaya çıkmış oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi

 

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, iki lider tarafından karar altına alınmış çözüm ilkelerini aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme çabasında olduğunu söyledi ve Hristofyas'ın dün gideceği Rusya Federasyonu'nun yetkililerini uyarmak istediklerini belirtti.

   Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununa "hiç kimse hiçbir şekilde karışmasın" şeklinde değil, "üzerinde anlaşılmış parametreler, bugüne kadar üretilen BM müktesebatı ve BM çatısı altında gelecek katkıları memnuniyetle karşılama" şeklinde bir duruşu olduğunu belirtti.

   Hasan Erçakıca, "Bizim duruşumuz, ilkesel bir karşı duruştan çok, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tarzda çalışmaları davet etmek yönünde" dedi.

   Kıbrıs sorununda çözüme doğru ilerlenecekse çözümün yapı taşları olacak olan iki tarafın anlaştığı hususlara bağlı kalınması gerektiğini kaydeden Hasan Erçakıca, üçüncü tarafların veya uluslararası toplumun elemanlarının da bunlara saygılı olması gerektiğini söyledi.

 

Görüşme günleri

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık brifinginde, Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşme sürecine değinerek, iki liderin önceki gün federal çatı altında yer alacak olan Başsavcılık, Ombudsman, merkez bankası gibi bağımsız kuruluşları ele aldıklarını belirtti.

   İki liderin, yılsonuna kadarki görüşme takvimini de ele aldıklarını ve bundan sonraki görüşmelerin takviminin 25 Kasım; 8, 16, 22 ve 29 Aralık olarak belirlendiğini açıklayan Erçakıca, 9 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel'e gidecek olması nedeniyle görüşmenin Kurban Bayramı'nın birinci günü olan 8 Aralık'ta saat 16.00'da yapılmasının da kabul edildiğini söyledi.

   Erçakıca, liderlerin temsilcilerinin de, bu toplantılar dışında bir araya gelip görüşme sürecini kolaylaştırıcı çalışmalar yapmaya devam edeceklerini vurguladı.

 

"Muhatapları Moskova'da değil Lefkoşa'da"

 

   Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken Kıbrıs Rum tarafının uluslararası bir kampanya sürdürmekte olduğunu kaydeden Hasan Erçakıca, böylesi çalışmaların sorunun çözümüne yardımcı olmayacağı konusunda uyarıda bulundu ve bunun en somut göstergesinin de İngiltere ile imzalanan memorandum olduğunu ifade etti.

   Erçakıca, "Kıbrıs sorununa 'Kıbrıslı Çözüm' arayışında olduğunu ileri süren Hristofyas'ın her fırsatta BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve Çin gibi devletlerin rolünden söz etmesi ve şimdi de Rusya ile Kıbrıs sorununu da içeren bir deklarasyon yayınlamaya hazırlanması anlamlıdır. Bu ziyarette bizi ilgilendiren en önemli husus budur" dedi.

   Kıbrıs sorununa çözümün görüşme masasında bulunacağını vurgulayan Erçakıca, "Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'a Kıbrıs sorunu ile ilgili muhataplarının Moskova'da değil Lefkoşa'da olduğunu bir kez daha hatırlatırız" şeklinde konuştu.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum lider Dimitris Hristofyas'ın, iki lider tarafından karar altına alınmış çözüm ilkelerini aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme çabasında olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

   "Kıbrıs Rum tarafı özellikle 23 Mayıs 2008 tarihinde iki lider tarafından yayınlanan ortak açıklamadaki hususları göz ardı ettirmek, aşındırmak gayretindedir. Rusya Federasyonu yetkililerini bu konuda uyarmak istiyoruz. 23 Mayıs açıklaması şunları kapsar; iki kesimli, iki toplumlu ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temelinde bir federasyona bağlı olduklarını yeniden teyit etmişlerdir. Bu ortaklığın tek uluslararası kimliğe sahip bir Federal Hükümeti'nin yanı sıra, eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve bir Kıbrıs Rum Kurucu Devleti olacaktır."

 

Türkiye'nin AB üyeliği

 

   Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile ilişkilendirme çabalarının gereksiz olduğuna dikkat çeken Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de bu konuda geçen hafta gerekli mesajları verdiklerini ve bunların algılanmış olmasının önemli olduğuna işaret etti.

   TC Başbakanı Erdoğan ve 15 Kasım törenlerine katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in, Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin ilişkilendirilmesinin sakıncalarını anlattığını hatırlatan Erçakıca, "Türkiye, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı ve adil bir çözüm bulunmasından yana olduğunu sıklıkla ve açık bir şekilde dile getirmektedir. Türkiye'nin bu desteğini kullanarak kapsamlı bir çözüme doğru ilerlemek gerekirken Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engel durumuna getirmeye ve böylece Kıbrıs'ta hak edilmemiş çıkarlar elde etmeye veya Kıbrıs Türk halkını köşeye sıkıştırmaya kalkışmak sonuç getirici bir formül değildir" dedi.

 

Çözüm için 2009 yazı

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "2009'a ilişkin bir görüşme programı üzerinde çalışılıp çalışılmadığı ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme sürecinin tamamlanması için 2009'un yazını işaret ettiği hatırlatılarak iki liderin bunu konuşup konuşmadığının" sorulması üzerine de, iki taraf arasında üzerinde anlaşılmış bir takvim bulunmadığına dikkat çekti.

   Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefini iki lider ve temsilcilerinin ifade ettiklerini hatırlatan Erçakıca, Downer'in yaz aylarını işaret eden konuşmasının bundan esinlenmiş olabileceğini kaydetti.

   Üzerinde anlaşılmış olmamasına rağmen ortaya kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu vurgulayan Erçakıca, "Bu da demektir ki, 2009 yılı Haziran ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması gibi bir hedef, muğlâk da olsa ortak bir hedef olarak ortaya çıkmış oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi.

 

Uluslararası toplumun sürece katılımı

 

   Hristofyas'ın uluslararası toplumu sürece dâhil etme çabalarından Kıbrıs Türk tarafının rahatsız olup olmadığı sorusu üzerine Hasan Erçakıca, "Bu konuda Kıbrıs Türk tarafının büyük bir rahatsızlığı yok" şeklinde konuştu.

   Kıbrıs Türk tarafının bunun formal hale gelmesinden bile yarar gördüğünü ifade eden Erçakıca, hakemlik değilse bile bazı uluslararası toplumun BM vasıtasıyla yapacağı kolaylaştırıcı faaliyetlere, Kıbrıs Türk tarafının büyük önem verdiğini Cumhurbaşkanı'nın daha önce de açıkladığını söyledi.

   "Ancak Kıbrıs Rum tarafının yaptığı bu değil" şeklinde konuşan Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının daha fazla engelleyici faaliyetlerde bulunduğunu, Hristofyas'ın ziyaret ettiği Rusya'nın Güvenlik Konseyi'ndeki faaliyetlerinin genellikle sürecin ilerlemesini engelleyici veya uluslararası topluluk tarafından iki tarafın kabul edebileceği parametrelere bağlı önermeler yapmasını engelleyici olduğunu anlattı.

 

Cumhurbaşkanı'nın 15 Kasım konuşması

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 15 Kasım töreninde yaptığı konuşmada, KKTC'nin federasyona hazırlık için kurulduğu şeklindeki sözlerinin hatırlatılarak bir değerlendirme istenmesi üzerine de Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın, konuşmalarını bilinçli yapmakta olduğunu belirtti.

   Konuşmaların görüşme süreci ve uluslararası alanda Kıbrıs sorununa hassasiyetler de dikkate alınarak yapılmakta olduğunu kaydeden Erçakıca, konuşmaların birbirlerini bütünlemekte olduğunu söyledi.

  Erçakıca, "Bu konuşmalar gündemdeki konulara ışık tutar şekilde hazırlanmıştır. Cumhurbaşkanı'nın da belirttiği gibi KKTC'nin ilanında bağımsızlık bildirgesinde KKTC'nin ilanının federal çözüme açık olmasına özellikle dikkat çekilmiştir bunda gocunacak bir şey yok" dedi.

   Erçakıca, konuşmanın KKTC'yi federal çözüm önünde engel olarak lanse etmek isteyen çevreler ve Kıbrıs Rum tarafının bu savlarının anlamsız olduğunu belirtmek amacı ile yapılmış olduğunu ifade etti.

   UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun buna eleştirisi olduğunu da hatırlatan Erçakıca, Ertuğruloğlu'nun eleştirisinin onun siyasal tutumunu yansıttığını söyledi.

 

Dış atamalar

 

   Dış atamalar konusunda Dışişleri ile Cumhurbaşkanlığı arasında sorun olduğu konusundaki söylemlerin sorulması üzerine Hasan Erçakıca, bunun uzun zaman öncesinden başlayan bir sorun olduğunu ifade etti.

   KKTC'yi yurt dışında temsil edecek olan kişilerin belirlenmesi sırasında Cumhurbaşkanı ile istişare edilmesinin esas olduğunu kaydeden Erçakıca, devletlerin yasalar kadar gelenekler çerçevesinde de yürütüldüğünü vurguladı.

   Bu konu hakkında Dışişleri Bakanı ve hükümet yetkililerine gerekli mesajın verildiğini ifade eden Erçakıca, "Ne yazık ki bu istişare yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanımızın atanan arkadaşların hiçbirisi hakkında kişisel bir tutum da belirtmemiştir" dedi.

KIBRIS 19/11/08

 

 

İki liderden çok etkilendim

İngiltere'nin Avrupa'dan sorumlu devlet bakanı Caroline  Flint, müzakere sürecini değerlendirdi:

Eylem ERAYDIN / LONDRA

   İngiliz devlet bakanı Caroline Flint, müzakere sürecinde iki liderin göstermiş olduğu çabayı takdir ettiğini belirterek, Ada'da birleşme ve çözüm için bulunmaz bir fırsat olduğunu vurguladı. Flint, "İki liderin müzakere sürecindeki gayreti beni çok etkiledi" dedi.

   İngiltere'nin Avrupa'da sorumlu devlet bakanı Caroline Flint, İşçi Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan ve Türk federasyonunun İngiltere Parlementosu'nda düzenlediği resepsiyon ile Londra'da yaşayan Türk toplumu ile bir araya geldi.

   Geçtiğimiz ay devlet bakanı görevine getirildikten sonra Kıbrıs'a giderek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve rum yönetimi başkanı Hristofyas ile görüşen Caroline Flint, gecede yaptığı konuşmasında, müzakerelerde çok hassas ve özel konuların görüşüldüğünü belirterek, sürecin zor bir dönem olduğunu söyledi. Carolina Flint, tüm zorluklara iki tarafın liderlerinin görüşmelere devam etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "İki lider, iki toplum için çok özel konularda görüşüyorlar. Konular çok hassas. Ama Talat ve Hristofyas'ın tüm bu zorluklara rağmen müzakerelere devam etme istekleri beni cesaretlendirdi. Kıbrıs'ta birleşme ve çözüm  için bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

   Görüşme sürecinde  Kıbrıs'taki  yönetim, ekonomi,  tarih ve sosyal hayat  konularının  ele alındığının ve bu konuların iki toplum içinde son derece hassas olduğunun altını çizen  İngiliz devlet bakanı Flint, önümüzdeki haftalarda da  iki lider için de kolay olmayacak bir dönemin yaşanacağını söyledi. İngiltere'nin Avrupa'dan sorumlu bakanı Caroline Flint, Kıbrıs sorunun çözümü için  iki toplum lideri arasındaki işbirliği ve çözüm arzusunun kendisini umutlandırdığını ve bu çabaların olumlu sonuçlanacağını inandığını ifade etti.

   Konuşmasında Kıbrıs ziyaretinde iki taraf arasında yapılan futbol maçına da katıldığını belirten ve  esprili bir  şekilde maçı yorumlayan bakan Flint, maçın 1-1  berbere bitmesinden de büyük mutluluk duyduğunu kaydetti..

   Konuşmasında İngiltere'nin, Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğe de değinen Caroline Flint, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nde görmek istediklerini kaydetti.

   Konuşmasının sonunda İngiltere'de yaşayan Türk toplumunun ülkeye entegre olmasından memnuniyet  duyduğunu ve resepsiyonun da bunun en güzel örneği olduğunu vurgulayan  İngiliz Bakan Flint, geceyi  düzenleyen  İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan'a  ve İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu'na teşekkür etti.

   Etkinliği  İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu ile birlikte organize eden ve Kıbrıs Türk toplumuna yakınlığı ile bilinen Joan Ryan ise konuşmasında, federasyonun ülkedeki Türk toplumunun entegre olması için çok  önemli hizmetler verdiğini söyledi. Ryan,  İngiltere'de ki Türk toplumu ile bir araya gelmekten her zaman mutluluk duyduğunu belirtti.

   Parlemento'da Macmillan Odası'nda yapılan resepsiyona TC Londra Büyükelçiliği Elçi MüsteşarI Atalay Ersan, TC Londra Başkonsolosu Bahadır Kaleli, KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu ve temsilcilik yetkilileri, federasyona bağlı sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda konuk katıldı.

KIBRIS 19/11/08

 

An important milestone for relations between Cyprus and Russia
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT Demetris Christofias headed for Moscow yesterday with three cabinet ministers, hoping to return with a basket full of “agreements and friendship” as well as revisiting his “romantic youth”.

Christofias will meet Russian President Dmitry Medvedev and Prime Minister Vladimir Putin during his two-day visit, as well as the Moscow Mayor and other Russian dignitaries. He is accompanied by the Ministers of Foreign Affairs, Finance and Commerce.

Christofias described the trip as very important, noting that both the Soviet Union and the Russian Federation have provided key support to Cyprus as a permanent member of the UN Security Council.

Speaking from Larnaca airport before his departure, Christofias said he and Medvedev will sign, for the first time between the two countries, a political declaration on bilateral relations, international relations and the Cyprus question, on the basis of common positions of principle.

The president noted that eight agreements and protocols in total would be signed during his visit, which he said would constitute an important milestone for relations between Cyprus and Russia.

The prospect of another memorandum setting out common positions on the Cyprus problem was not seen in a positive light by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, according to his spokesman.

Talat gave a similar response last June when Cyprus signed a memorandum with the UK setting out common principles on the nature of a future Cyprus solution.

Christofias described his return to Moscow where he was educated as “moving because it is the place I spent the nicest and most romantic years of my youth”.

“It is a chance to express to the Russian people a big thank you because it prepared me, theoretically, to be able to follow the path I have followed,” he added.

The president said he was optimistic that he would bring on his return a basket full of agreements, friendship, cooperation and solidarity.

Asked whether he would discuss the issue of double taxation and Cyprus’ place on Russia’s “taxation black list”, Christofias replied: “This issue is being discussed in a very friendly spirit. I want to believe that very soon we can announce good news.”

A day before his departure, Finance Minister Charilaos Stavrakis expressed hope that the president’s own friendly relations with Russia could make the difference in reaching a favourable conclusion to the “black list” issue which has troubled the financial sector since July 2007.

During his visit, the Greek-origin Russian cosmonaut Fyodor Yurchikhin will give Christofias the flag of the Republic of Cyprus which he took with him to space when visiting the International Space Station.

CYPRUS MAIL 19/11/08

 

Lyssarides and Christofias in war of words over Cyprus problem

THE HONORARY president of EDEK, Vassos Lyssarides yesterday got embroiled in a spat with President Demetris Christofias over his comments on the latter’s handling of the Cyprus problem.

Christofias said the comments were “unfair”. The former head of the socialist party wrote a letter to President Demetris Christofias last month. Three weeks later, after receiving no reply, he released it to the press.

In the letter, Lyssarides expressed his concerns regarding the issue of partnership in a future settlement of the Cyprus problem, talk of two states and a rotating presidency. He called on Christofias to clarify his positions on a future settlement.

Speaking from Larnaca airport, Christofias said that Lyssarides gave his opinions on a daily basis without fail, which in his opinion are “unfair because they contain attacks and characterisations that a person who has been in politics for so long should not be making.”

The President added that the people could judge him on his actions and Lyssarides on his words.

AKEL’s spokesman Andros Kyprianou waded into the debate, asking why Lyssarides did not use the National Council to air his views and ask questions.

He backed Christofias’ handling of the Cyprus problem, noting that his methods have so far avoided deadlock, while pushing for a solution which will be acceptable to both communities.

In response, EDEK released a statement saying: “The national chapter called Vassos Lyssarides not only has a duty but an obligation to express his proposals and concerns regarding the procedures for a solution to the Cyprus problem.”

CYPRUS MAIL 19/11/08

 

 

"Türkiye'ye baskıların tam zamanı"

 

CNN TURK 20/11/08

Vekaleten Rum yönetimi başkanlığı görevini yürütmekte olan Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, "uluslararası camianın Türkiye'ye baskı yapmasının tam zamanı olduğunu" iddia etti.

 

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Haravgi gazetesi, “Türkiye'ye özlü baskı yapılmasının zamanıdır" başlığıyla yansıttığı haberinde, Karoyan'ın bu iddiayı, Avustralya'nın Rum tarafındaki yüksek komiseri ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ortaya attığını yazdı.

Gazeteye göre, Türkiye'nin “çıkmaz ve üretken olmayan bir politika uygulamakta olduğunu" ileri süren Marios Karoyan, Türkiye'nin bu politikasını terk etme yönünde somut bir adım atmadığını, “bu nedenle uluslararası camianın, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulunmasını gerçekten istiyorsa Türkiye'ye baskı yapma zamanının geldiğini" öne sürdü.

Marios Karoyan, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdiği Avustralya yüksek komiserine, “Türkiye'nin tavrının, Kıbrıs sorununa yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması çabalarına hiç de yardımcı olmadığını" savundu.

Rum Meclis Başkanı ayrıca, “Türk böbürlenmesinin göğüslenebilmesi için iç cephede birlik şarttır" dedi.

 

"Muhatapları Moskova'da değil Lefkoşa'da"

 

CNN TURK 18/11/08

 

Temaslarda bulunmak üzere Rusya'nın başkenti Moskova'ya giden Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a KKTC'den tepki geldi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Hristofyas'ın muhatapları Moskova'da değil, Lefkoşa'da" dedi.

 

Erçakıca, Hristofyas'ın, iki lider tarafından karar altına alınmış çözüm ilkelerini aşındırma ve kendine göre yeniden şekillendirme çabasında olduğunu söyledi.

Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs konusunda görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Rum tarafının uluslararası bir kampanya sürdürdüğüne işaret ederek, böylesi çalışmaların sorunun çözümüne yardımcı olmayacağı konusunda uyarıda bulundu ve bunun en somut göstergesinin de Rum tarafının İngiltere ile imzaladığı memorandum olduğunu ifade etti.

Erçakıca, "Kıbrıs sorununa 'Kıbrıslı çözüm' arayışında olduğunu ileri süren Hristofyas'ın her fırsatta BM Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve Çin gibi devletlerin rolünden söz etmesi ve şimdi de Rusya ile Kıbrıs sorununu da içeren bir deklarasyon yayınlamaya hazırlanması anlamlıdır. (Hristofyas'ın Moskova ziyareti) Bu ziyarette bizi ilgilendiren en önemli husus budur" dedi.

Kıbrıs sorununa çözümün görüşme masasında bulunacağını vurgulayan Erçakıca, "Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas'a Kıbrıs sorunuyla ilgili muhataplarının Moskova'da değil Lefkoşa'da olduğunu bir kez daha hatırlatırız" diye konuştu.

Türkiye'nin AB üyeliği

Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle ilişkilendirme çabalarının gereksiz olduğuna dikkati çeken Erçakıca, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de bu konuda geçen hafta gerekli mesajları verdiğini ve bunların algılanmış olmasının önemli olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı ve adil bir çözüm bulunmasından yana olduğunu sıklıkla ve açık bir şekilde dile getirdiğini kaydeden Erçakıca, "Türkiye'nin bu desteğini kullanarak kapsamlı bir çözüme doğru ilerlemek gerekirken Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engel durumuna getirmeye ve böylece Kıbrıs'ta hak edilmemiş çıkarlar elde etmeye veya Kıbrıs Türk halkını köşeye sıkıştırmaya kalkışmak sonuç getirici bir formül değildir" dedi.

2009 yazında çözüm beklentisi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "2009'a ilişkin bir görüşme programı üzerinde çalışılıp çalışılmadığı ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme sürecinin tamamlanması için 2009'un yazını işaret ettiği hatırlatılarak iki liderin bunu konuşup konuşmadığının" sorulması üzerine de iki taraf arasında üzerinde anlaşılmış bir takvim bulunmadığına dikkati çekti.

Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefini iki lider ve temsilcilerinin ifade ettiklerini hatırlatan Erçakıca, Downer'in yaz aylarını işaret eden konuşmasının bundan esinlenmiş olabileceğini kaydetti.

"Üzerinde anlaşılmış olmamasına rağmen ortaya kabaca bir hedefin çıkmış olduğunu" ifade eden Erçakıca, "Bu da demektir ki, 2009 yılı haziran ayından önce Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması gibi bir hedef, muğlak da olsa ortak bir hedef olarak ortaya çıkmış oluyor. Biz bunu duymaktan mutluyuz" dedi.

Hristofyas Moskova'da


Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Moskova'ya hareketinden önce Larnaka Havaalanında yaptığı açıklamada, "Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs'ı 'işgalden' kurtarması, kolonizasyona son vermesi ve insan haklarını yeniden sağlaması gerektiğini" savundu.

Hristofyas, "bu tezin, müzakereler sürecinde Rum tarafının pusulasını teşkil edeceğini" belirtti. Müzakerelerde birçok sorunun aşılması gerektiğini ve işlerinin kolay olmadığını ifade eden Hristofyas, "Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözülmesine karar vermesini dilerim. Aksi takdirde çözüm olmayacak" diye konuştu.

Hristofyas, Kıbrıs sorununa gelecek yaza kadar çözüm bulunması temennisini de dile getirdi. Moskova ziyaretine de değinen Hristofyas, "ziyaretinin, Rusya-Güney Kıbrıs arasındaki dostane ve geleneksel ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayacak olmasından dolayı önemli olduğunu" söyledi.

 

 

KKTC lideri Talat yarın Ankara'ya gelecek

CNN TURK 19/11/08

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli temaslarda bulunmak üzere yarın Ankara'ya gelecek.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'na göre, yarın saat 12.00'de adadan ayrılacak olan Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile bir araya gelecek.

Talat, saat 16.30'da Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nda (TEPAV) "Kıbrıs Müzakereleri: Nerede Duruyoruz" konulu yuvarlak masa toplantısına katılacak.

Toplantıda, akademisyenler, basın ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de hazır bulunacak.

Cumhurbaşkanı Talat, cuma günü de saat 13.00'te Bilkent Üniversitesi'ni ziyaret ederek, bir konferans verecek ve akşam saatlerinde KKTC'ye dönecek.

 

Rumlar Moskova'da memorandum imzaladı

CNN TURK 19/11/08

Moskova'da bulunan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin unsurlar da içeren memorandum imzaladı.

 

Rum radyosunun haberine göre, yaklaşık bir saat baş başa görüşen Hristofyas ve Medvedev, daha sonra Güney Kıbrıs ve Rusya arasındaki memoranduma imza attı.

Haberde, memorandumun, Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle ilgili, Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içerdiği belirtildi.

Görüşmeyle ilgili olarak Rusya Devlet Başkanı, Hristofyas'ın ziyaretinin Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacağını kaydetti.

Hristofyas da, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerine işaret etti. Rum yönetimi, Rusya ile ayrıca, sağlık, sermaye, turizm, enformasyon ve adalet konularında toplam 7 anlaşma imzalayacak.

İmzalanan memorandumda "siyasi çözüm ekseninin" belirlediğini kaydeden Rum basını, memorandumda "Kıbrıs sorununa tek egemenlik, tek uluslararası kimlikle, BM kararları çerçevesinde iki kesimli, iki toplumlu federal çözüm bulunması gerektiği; Rusya'nın, yapay takvimler ve hakemlik olmaksızın karşılıklı kabul edilen bir çözüme destek vermeyi sürdüreceği" şeklinde ifadelerin yer aldığını belirtti.

Hristofyas, İngiltere'yi ziyareti sırasında da İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile 5 Haziran 2008'de karşılıklı anlayış ve işbirliği memorandumu imzalamıştı.

Memorandumun içeriği

Kıbrıs Rum yönetimi ile Rusya Federasyonu arasında bugün imzalanan memorandumun içeriği açıklandı. Rum radyosunun haberine göre memorandumda, "Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları temelinde kapsamlı, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunması gerekliliğinin yeniden teyit edildiği" ve "iki ülke arasında kapsamlı işbirliği ve dostluk ilişkilerinin daha da derinleştirilmesinin öngörüldüğü" kaydedildi.

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev tarafından bugün imzalanan memorandumda, Doruk anlaşmalarının "Üniter 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devletinin; BM Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi" maddesine atıfta bulunuldu.

Habere göre, memorandumda şunlar da kaydediliyor:

"Rusya Federasyonu, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak; hakemlik veya suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün Kıbrıslı aidiyeti korunarak; Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında bir karşılıklı uzlaşı anlaşmasını desteklemeyi sürdürecek.

(Güney) Lefkoşa ve Moskova, ortak tanınmış ilkelerden ve uluslararası kurallardan yola çıkıyor; uluslararası terörün, sınırlar arası örgütlü suç oluşumlarının uluslararası camiaya, dünya güvenliğine ve istikrarına karşı en ciddi tehdit olduğu belirtilen BM Anayasası'nda öngörüldüğü gibi; dünyada ve
bölgesel düzeyde kapsamlı güvenlik sisteminin sonuç getirici şekilde işlemesini başarmak için hareket ediyor.

İki ülke -kendi aralarında- bölücü hatlar olmadan birleşik bir Avrupa inşa edilmesine; insanlar arasında serbest ve engelsiz temaslar yaratılmasına; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunmasına; üniter ve bölünmez bir güvenlik alanının şekillendirilmesine; ticari ve ekonomik işbirliğini genişletmeye destek beyan eder.

Güney Kıbrıs ve Rusya, gerek ikili düzeyde, gerekse BM çerçevesinde, bütün alanlarda siyasi temaslarını ve işbirliğini yoğunlaştıracak, Avrupa Konseyinde, AGİT'te ve iki ülkenin çıkarına olacak diğer çok yönlü mercilerde işbirliklerini sonuç getirici şekilde sürdürecekler.

Rum yönetimi lideri, Rusya Federasyonu Devlet Başkanının Avrupa Güvenliği için yeni hukuki bağlayıcı bir sözleşmenin benimsenmesi önerisini selamlar. Kıbrıs Rum tarafı, Rusya ile AB arasındaki bütün tarafların çıkarına olan diyaloğun daha da güçlenmesine yardımcı olacak, Rusya ve AB karşılıklı yakınlaşma adımları atmalıdır.

İki hükümet, çeşitli uluslararası örgütlerdeki seçimlerde tarafların adaylarını mütekabiliyet esasıyla, uygun şekilde incelemeye hazır olduklarını beyan eder ve memnuniyetle işaret ederler ki, temel uluslararası ve bölgesel konularda yakınlık veya görüş birliği içerisindedirler ve iki devletin
uluslararası alanda çok daha sıkı işbirliği yapmaları yönünde büyük olanaklar vardır.

Ekonomik ilişkilerde iki devlet; diğer şeyler yanında; Kıbrıs Rum ithal mallarının ve hizmetlerinin Rus piyasasında artırılması aracılığıyla ikili ticari alışverişlerini karşılıklı çıkar temelinde geliştirmek için gerekli önlemleri almayı uygun bulur.

Uzun vadede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirme stratejisi üzerinde çalışmak hedefiyle; Güney Kıbrıs-Rusya Hükümetler Arası Ekonomik İşbirliği Komitesi mekanizmalarını sonuç getirici şekilde değerlendirecek gerekli önlemler alınacak.

Güney Kıbrıs ve Rusya, iki hükümet arasındaki 21 Mart 1996 tarihli anlaşma temelinde ikili askeri ve teknik işbirliğiyle ilgi konuların tamamını ele almak niyetindedir.

İki taraf, yakın gelecekte 2009-2012 dönemi için bilim, eğitim ve kültür alanlarında işbirliği programı hazırlamak ve imzalamak niyetindedir."

 

Resmi tarihin yazmadıklarını yazmak üzerine...

70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!

20 Kasım Perşembe 2008

Aşağıdaki yazıyı lütfen sonuna kadar okuyun.  "Dersim'38'in üzerinden 70 yıl geçti. Resmi rakamlar sayı olarak 12 bin deseler de, genç-yaşlı-çocuk ayırt edilmeksizin öldürülen insan sayısının 70 binden az olmadığı söylenmektedir.
Katliamdan sağ kurtulan Dersimliler, katliam yıllarında neler olup bittiğinin ayrıntılarını hiçbir zaman tam olarak anlatmadılar, anlatamadılar.
Katliamı ağıtlara konu ettiler.
Ve Dersim '38, 70. yıldönümünde hâlâ kanayan bir yaradır.
Dersimliler, hiçbir zaman bu olaydan dolayı başka halklara, Türk halkına düşman olmadılar. Yüreklerinde tanımsız bir acıyı bütün sıcaklığıyla her zaman yaşasalar da bunu bir kin ve nefret konusu haline getirmediler. Fakat katliamdan sonra da yürütülen bütün sistemli asimilasyon politikalarına rağmen bu olayı asla unutmadılar.
Avrupa Parlamentosu bünyesinde DTP'li bazı milletvekillerinin de katılımıyla bir konferans gerçekleşti ve herkes gibi ben de bu konferansı basından takip ettim. Türkiye basınında yer alan tepkiler, bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünün ne denli büyük bir tehdit altında bulunduğunu bir kez daha gösterdi.
Avrupa Parlamentosu üyesi olmayı hedefleyen bir Türkiye var ve aynı Türkiye bu çatı altında kendi toprakları üzerinde yaşanmış bu büyük trajedinin gündeme getirilmesine ve tartışılmasına tahammül edebilmeli.
Kendi geçmişini sorgulamayan ve bu sorgulamanın gereğini yapmayan bir ülke, bir halk ve düşünce asla özgür olamaz.
Peki, Dersim’de 1937-38 yıllarında neler yaşandı?
Dersim bu katliama dili, kültürü, inancı nedeniyle uğradı. Bu değerlerini bugün de sahiplenmeye devam ediyor ve varlığının inkâr edilmesine karşı duruyor.
Türkiye’de rejimin Kürt ve Alevi sorunu  konusundaki inkârcı zihniyet ve tutumunu sürdürmekteki ısrarı, yüreklerimizdeki Dersim '38 yarasını daha da kanatmaktadır.
Türkiye’deki rejimin Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı katliamlarla yüzleşmekten kaçınması, bir demokrasi ve özgürlükler çağı olması gereken bu çağda, hâlâ farklı dillere, kültürlere, inançlara düşmanlık yapması sorununu doğurmaktadır.
Türkiye’deki rejimin Dersim '38'le yüzleşememesi,katliama karşı direndiği için asılarak katledilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarını ne yaptığını dahi açıklamaktan kaçınması, nasıl bir rejim ve zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir.
Bizler, Türkiye Cumhuriyeti devletinden, Dersim '37-38’ de neler olduğunu bütün açıklığıyla itiraf etmesini istiyoruz, ki bunu istemek bizim hakkımız.
Yine yakılarak külleri havaya savrulan Seyit Rıza ve yedi yoldaşının naaşlarına ne yaptıklarının açıklanmasını istiyoruz. Ancak bu şekilde hayatımızın bu kâbustan kurtulacağına ve rahat bir nefes alabileceğimize inanıyoruz.
Dünyada çağdaş bir demokrasi inşa etmiş bütün ülkeler kendi tarihleriyle yüzleşmişlerdir. Türkiye ’nin tam ve gerçek bir demokrasiye geçebilmesinin olmazsa olmaz şartının kendi gerçekleriyle yüzleşmek olduğunu göstermektedir.
1937-38 yılları arasında Dersim ’de bir insanlık suçu işlenmiştir. Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı Dersim, katliama dayalı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmek istenmiştir.
Dolayısıyla hiç kimse bizden bu gerçekleri unutmamızı ve unutturmamızı beklemesin. Bu günün anısına, Seyit Rıza'nın idamı öncesinde söylediği şu sözleriyle bitirmek istiyorum:
'Evlâd-ı Kerbela’yız, bîhatayız. Ayıptır, zulümdür bu, katliamdır.' 
Dersim’in 70. yıldönümünde; zulüm ve katliamların olmadığı, kardeşçe barış içinde yaşanılır bir Türkiye dileğimle..."
* * *                                                  
Biraz kısaltarak köşeme aldığım bu yazı benim değil.
Ferhat Tunç'un.
İmzasını sanatçı-aktivist diye atan Ferhat Tunç'un 17 Kasım 08 tarihli Taraf gazetesinin 16. sayfasında çıkan bu yazısını okuduktan sonra bir noktayı bir kez daha belirtmek istiyorum.
Tarihimizi, 'resmi tarih'e bırakmadan öğrenmek zorundayız; yoksa bu topraklarda barış ve huzuru, demokrasi, hukuk ve özgürlükler düzenini yakalamak çok zor olacak.
Gerçek tarihi öğrenmeden, birbirimizin acılarına saygı göstermeden, bu acılı tarihi serbestçe tartışıp yerli yerine oturtmadan, "Ya sev ya terket!" zihniyeti, trajediye bir türlü doymayan bu toprakları terketmeyecek çünkü...

MILLIYET HASAN CEMAL 20/11/08

 

Fatura liderlere

LİDERLERİN SUÇLAYACAĞI BİRİ YOK... İki lider arasında devam eden müzakerelerin herhangi bir dış müdahale olmadan devam ettiğini ifade eden ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, liderlerin çözümün yolunu bulmaları gerektiğini vurguladı. Liderlerin günü geldiğinde esneklik göstermeye hazır olmaları gerektiği uyarısında bulunan Urbancic, mevcut ortamda liderlerin çözümsüzlükten dolayı suçlayacakları başkası olmadığını ifade ederek, olası çözümsüzlüğün faturasının Talat ve Hristofyas'a kesileceğini işaret etti

 

ABD HIZLI ÇÖZÜMDEN YANA... ABD'nin Kıbrıs sorununa bakışı ve bulunduğu pozisyonla ilgili açıklamalarda bulunan ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, KIBRIS Gazetesi ve KIBRIS TV yöneticilerinin sorularını yanıtlarken, 2009 yılında çözüme ulaşılmasını umut ettiklerini açıkladı. ABD'nin hızlı bir çözümden yana olduğunu belirten Frank Urbancic, her iki tarafın da zamanı geldiğinde fedakarlık yapmaya hazırlıklı olmaları gerektiğinin altını çizdi 

 

   Zamanın çözümün aleyhine işlediğini bu nedenle görüşme sürecinin hızlandırılması gerektiğini vurgulayarak, dış müdahale olmadan devam eden görüşmede sonuca ulaşılmaması durumunda liderlerin suçlayacağı neden bulunmadığını kaydeden ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, çözümsüzlüğün faturasının Talat ve Hristofyas'a çıkacağını işaret etti.

   Göreve üç ay önce gelen Büyükelçi Frank Urbancic ve beraberindeki heyet dün KIBRIS Medya Grubu'nu ziyaret ederek, KIBRIS Gazetesi ve KIBRIS TV yöneticileriyle Kıbrıs konusunu değerlendirdi.

   KIBRIS Medya tesislerinde yapılan kahvaltılı görüşmede ABD elçiliğini temsilen Büyükelçi Frank Urbancic, Halkla İlişkiler Müdürü James Brown Ellickson, Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Jason Chue, Türk tarafından sorumlu siyasi görevlisi Chrise Panico ve halkla ilişkiler asistanı İpek Uzunoğlu yer alırken, KIBRIS Medya grubu adına KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, Kıbrıs Gazetesi Haber Müdürü Ali Baturay, Haber Müdür Yardımcısı Dilek Çetereisi, Editör Emin Akkor, KIBRIS TV Müdürü Hüseyin Ekmekçi, köşe yazarı Hasan Hastürer, program yapımcısı Aysu Basri Akter hazır bulundu.

   26 yıldır ABD Dışişleri Bakanlığı'nda görevli olan ve görev sürecinin çoğunluğunu Ortadoğu ülkelerinde geçiren büyükelçisi Frank Urbancic, Kıbrıs sorununa uzak biri olmadığını ifade ederek, bu sorunun çözümü için de uğraş vereceğini kaydetti.

   Ortadoğu, Türkiye ve Yunanistan'dan örnekler vererek en zor sorunların çözülmese bile önemli yolların alındığı deneyimler edindiğini ifade eden ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, İsrail-Filistin sorunundaki gibi, bugünün kan akan bir dönem olmamasından dolayı Kıbrıs sorununun daha kolay çözülebileceği kanaatinde olduğunu kaydetti.

  

Yollarına çıkmadan liderleri desteklemeliyiz

 

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas arasında devam eden görüşmelere dahil olmadıklarını anımsatan ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, süreçle ilgili olarak ancak üçüncü elden bilgi aldıklarını kaydetti.

   Çözüm iradesi olan iki liderin müzakerelere başlamasını sevindirici bulan Urbancic, kendilerinin bu süreçte yapması gerekenin liderlerin yollarına çıkmadan onları desteklemek olduğunu kaydetti.

   2004 referandumu sonucundan dolayı Kıbrıslı Türklerin acı çektiğini ancak Rumların da farklı sebeplerden dolayı acı çektiğini savunan Urbancic, en sağlıklı çözüme ulaşmak için iki taraf açısından da doğru olanın bulunması olduğunu ifade etti.

 

Liderlerin geçmişi 'normal' değildi

 

   Her iki toplum liderinin geçmişinin ABD tarafından 'normal' bulunmadığını, ancak bugün onların desteklendiğini belirten Urbancic, ABD'nin Hristofyas'ın geçmiş siyasetine destek vermediğini vurguladı.

   Ancak kendilerinin bugüne baktıklarını belirten Urbancic, içinde bulunulan önemli bir fırsat olduğu ve bunun kaçırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bugün liderlerin geçmişine göre hareket etmediklerini işaret etti.

 

Görüşme sürecine dış müdahale yok

 

   Adada yaşayanların Kıbrıslı çözüm taleplerini her zaman seslendirmelerine rağmen uluslararası güçlerin devreye girmemesi durumunda yol alınamadığı anımsatılarak ABD'nin devam eden süreçteki rolünün ne olduğu şeklindeki soruyu yanıtlarken, görüşme sürecine şu ana kadar dış müdahale olmadığını ifade eden ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, sürecin kendi halinde ilerlediğini, ancak sürecin belli bir noktada tıkanması durumunda, sorunu çözme ve destek konusunda yardıma hazır olduklarını kaydetti.

   Sepetler halinde devam eden görüşmelerde üçüncü sepetteki konular görüşülürken zorlu tartışmalar yaşanacağı kanaatini dile getiren Urbancic, liderlere, öncelikle kendilerine ve sonrasında da uluslararası topluma güven duymaları mesajını gönderdi.

 

Fedakarlığa hazırlıklı olun

 

   Devam eden süreçte toplumların, liderlere desteğinin önemli olduğunu vurgulayan Urbancic, her iki tarafın da zamanı geldiğinde fedakarlık yapmaya hazırlıklı olmaları gerektiğinin altını çizdi.

   İki liderin de feragat edemeyecekleri konular olduğunu; ancak, günü geldiğinde esneklik göstermeye hazır olmaları gerektiğini söyleyen Urbancic, fedakarlık yapılmasının gerekliliğini, sadece liderlerin değil, toplumların da göz önünde bulundurmasını istedi.

  

Liderler, halklarının desteğini almalı

 

   Toplumlar tarafından desteklenmeyen bir referandumla başarıya ulaşılamayacağına dikkat çeken Urbancic, liderlerin de halkların desteğini almayı başarmaları telkininde bulundu.

   "Bu an kaçırılmamalıdır" diyen Urbancic, iyi bir kombinasyon olduğu ve insanların çözümü isteyecekleri inancını belirtti.

   Görüşme süreci için liderlerin istikrarlı olmasının önemine işaret eden Urbancic, liderlere şüphelerini aşmaları gerektiği mesajını verdi.

 

Çözümsüzlüğün faturası liderlerin

 

   Görüşme sürecinin hızlandırılması gerektiği mesajı veren Urbancic, zamanın çözümün aleyhine işlediği ve ne kadar hızlı olunursa o kadar iyi olacağını belirtti. Her iki tarafta seçimlerin yanaştığına işaret eden Urbancic, 2009'da çözüme ulaşılmasını umut ettiklerini açıkladı.

   Sadece umut etmekle yetinmeden çalışmak da gerektiğini kaydeden Urbancic, kendilerinin her zaman umutlu olmakla birlikte her zaman da çalışacaklarını ifade etti. Uluslararası toplumun da sürece bu şeklide baktığını kaydeden Urbancic, "liderler çözümün yolunu bulmalı, suçlayacak başka biri yok" diyerek olası bir çözümsüzlüğün faturasının Hristofyas ve Talat'a kesileceğini işaret etti.

 

Kıbrıs birçok açıdan önemli

 

   Ortadoğu'da Irak, İsrail, Lübnan ve Kıbrıs gibi sorunlu bölgeler bulunduğuna işaret edilerek, bu sorunlardan hangisinin ABD için daha önemli olduğu şeklindeki soruyu yanıtlayan Urbancic, ABD'nin her sorunla ilgilenen adamları bulunduğu, adı geçen sorunlu bölgelerin hepsinin de büyük ve birbirinden faklı sorunlar bulunduğunu belirtti.

   Bu sorunlu bölgelerden olan Kıbrıs'ın birçok açıdan kendileri için önemli olduğunu belirten Urbancic, "Kıbrıs'ın AB üyeliği, Türkiye'nin AB üyelik süreci, NATO siyasetimiz ve AB politikalarımız gibi konulardan dolayı Kıbrıs gündemimize geliyor. Bunların hepsi milli çıkarlarımız için önemlidir" diyerek ABD'nin Kıbrıs'a bakışıyla ilgili ipuçları verdi.

 

ABD istese 24 saatte çözüm olur!

 

   Dünyanın süper gücü olan ABD'nin arzu etmesi durumunda Kıbrıs sorununu 24 saatte çözebileceği yönünde toplumda bir kanaat olduğu aktarılan Urbancic, gülümseyerek, "Güneyden de aynı tepki geliyor. Onlar da Ankara'yı yoldan çekersen, sorun çözülür, diyorlar" şeklinde konuşurken, her iki toplumun da çözüme ivme kazandırması açısından ABD'den bir şeyler beklediğini ortaya koydu.

   Rumların istediği çözüm sürecini, Türklerin istemediği, Türklerin arzuladığı çözüm şekline de Rumların tepki gösterdiği bir ortamın varlığına işaret eden Urbancic, ABD'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki iradeye bağlı olduğunu ve arzu edilmesi durumunda her türlü desteğe hazır olduğunu ifade etti.

 

Türkiye, çıkarı çarpıştığında, sürece taraf olacak

 

   Türkiye'nin ABD'nin dostu olduğu ve iyi ilişkilerin devam edeceğini sık sık anımsatan ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, Türkiye'nin görüşmelerdeki rolünün, daha tartışma noktasına gelmediğini ifade etti.

   Urbancic, Türkiye'nin de çıkarlarının çarpıştığı noktada görüşme sürecine taraf olacağını belirtti.

KIBRIS 20/11/08

 

 

Rusya Rum'a teslim

"SİYASİ MANİFESTO" İMZALADILAR... Moskova'yı ziyaret etmekte olan Rum lider Hristofyas, Rusya Devlet Başkanı Medvedev ile dün sabah "siyasi manifesto" imzaladı. Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle ilgili; Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içeren manifesto ile Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları, 1977-79 Doruk Anlaşmaları temelinde kapsamlı, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasının gerekliliği vurgulandı

 

RUM TARAFI AÇISINDAN OLUMLU UNSURLAR İÇERİYOR... Doruk Anlaşmaları'nın "Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi" maddesine atıfta bulunan manifestoda, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak; hakemlik veya suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün Kıbrıslı aidiyeti korunarak; iki toplum arasında bir karşılıklı uzlaşı anlaşmasını desteklemeyi sürdüreceği belirtiliyor

  

  Güney Kıbrıs ve Rusya Federasyonu arasında dün sabah Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine ilişkin unsurları da içeren "siyasi manifesto" imzalandı. 

   Moskova'yı ziyaret etmekte olan Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, dün sabah "siyasi manifesto" imzalayarak, Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları, 1977-79 Doruk Anlaşmaları temelinde kapsamlı, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasının gerekliliğinin yeniden teyit etti. "Siyasi manifesto", ayrıca Güney Kıbrıs ve Rusya Federasyonu arasında ilişkilerin güçlendirilmesini öngörüyor.

  "Siyasi manifesto"nun; Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle ilgili; Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içermekte olduğu haber verildi.

    Yaklaşık bir saat baş başa görüşen Hristofyas ve Medvedev'in imzaladığı manifesto; Doruk Anlaşmaları'nın "Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi" maddesine atıfta bulunuyor.

   Manifestoda, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak; hakemlik veya suni takvimler olmadan ve müzakere prosedürünün Kıbrıslı aidiyeti korunarak; Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında bir karşılıklı uzlaşı anlaşmasını desteklemeyi sürdüreceği belirtiliyor.

  "Siyasi manifesto"nun; Kıbrıs sorununa aranan çözümün içeriğiyle ilgili; Rum tarafı açısından olumlu unsurlar içermekte olduğu haber verildi.

    Rusya Devlet Başkanı, Hristofyas'ın gerçekleştirmekte olduğu ziyaretin Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkı koyacağı görüşünü ortaya koyarken, Hristofyas; iki ülke arasındaki ilişkilerin derin ve aralarındaki dostluk ilişkilerinin göstergesi olduğunu söyledi.

   Daha sonra Medvedev, Rum yönetimi başkanı Hristofyas ve eşi Elsi onuruna öğle yemeği verdi.

 

Hristofyas ve Medvedev:

Her alanda ilişkiler gelişecek   

          

   Rum lideri Dimitris Hristofyas, Rusya'nın yeni bir Avrupa Güvenlik Anlaşması imzalanması çağrısını destekleyerek, AB üyelerinden de çağrıya katkı verilmesini istedi.

   Hristofyas görüşmede yaptığı açıklamada, Rusya'nın Avrupa'nın güvenliğiyle ilgili yeni anlaşma imzalanması çağrısını desteklediğini belirtti ve "Rusya'nın Avrupa'nın güvenlik sisteminin geliştirilmesi ve modernize edilmesi yönündeki inisiyatifini destekliyorum. AB üyelerinin bunu desteklemesi gerekiyor ve yakında onların da bu yolu tercih edeceğine eminim" dedi.

   Rusya ile başta turizm olmak üzere ekonomik alanda ilişkilerin artarak gelişmesinden memnuniyet duyduğunu söyleyen Hristofyas, Rusya'dan gelen turist sayısının son dönemde giderek arttığını, ülkelerindeki turistlerin büyük çoğunluğunu Rusların oluşturduğunu kaydetti.

   Medvedev de yaptığı açıklamada, Rusya'nın Güney Kıbrıs ile her alandaki ilişkilerinin artacağını belirterek, "Ülkelerimiz arasında uzun süreli partnerlik var ve dün imzaladığımız deklarasyon da ilişkilerimizi ticaret, yatırım, orta ölçekli işlerde, kültür, turizm, ilaç ve turizm sektörleri de dahil olmak üzere her alanda geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor" diye konuştu.

   Güney Kıbrıs ile ilişkilerinin çok uzun süreli olduğuna dikkati çeken Medvedev, Sovyetler Birliği'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanımasıyla ilgili belgeleri Hristofyas'a verdi.

   Hristofyas, Medvedev'in bu sözleri üzerine üniversite eğitimini Moskova'da yaptığını belirterek, "Moskova'ya her geldiğimde farklı duygulara kapılırım. Burada öğrenci olarak geçirdiğim yılları hatırlıyorum ve buraya başkan olarak geldiğim için son derece heyecanlıyım" ifadesini kullandı.

 

Doruk Anlaşmaları

temelinde adil bir çözüm

 

   Güney Kıbrıs ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan "siyasi manifesto"nun içeriği açıklandı.

   Rum radyosunun haberine göre Rum-Rus "siyasi manifestosu"nda şunlar da kaydediliyor:

   Lefkoşa ve Moskova, ortak tanınmış ilkelerden ve uluslararası kurallardan yola çıkıyor; uluslararası terörün, sınırlar arası örgütlü suç oluşumlarının uluslararası camiaya, dünya güvenliğine ve istikrarına karşı en ciddi tehdit olduğu belirtilen BM Anayasası'nda öngörüldüğü gibi; dünyada ve bölgesel düzeyde kapsamlı güvenlik sisteminin sonuç getirici şekilde işlemesini başarmak için hareket ediyor.

   İki ülke -kendi aralarında- bölücü hatlar olmadan birleşik bir Avrupa inşa edilmesine; insanlar arasında serbest ve engelsiz temaslar yaratılmasına; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunmasına; üniter ve bölünmez bir güvenlik alanının şekillendirilmesine; ticari ve ekonomik işbirliğini genişletmeye destek beyan eder.

   Kıbrıs ve Rusya, gerek ikili düzeyde gerekse BM çerçevesinde, bütün alanlarda siyasi temaslarını ve işbirliğini yoğunlaştıracak, Avrupa Konseyi'ndeki, AGİT'teki ve iki ülkenin çıkarına olacak diğer çok yönlü mercilerde işbirliklerini sonuç getirici şekilde sürdürecekler.

   Kıbrıs Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı'nın; Avrupa Güvenliği için yeni hukuki bağlayıcı bir sözleşmenin benimsenmesi önerisini selamlar.

  Kıbrıs tarafı, Rusya ile AB arasındaki bütün tarafların çıkarına olan diyaloğun daha da güçlenmesine yardımcı olacak, Rusya ve AB karşılıklı yakınlaşma adımları atmalıdır.

   İki hükümet, çeşitli uluslararası örgütlerdeki seçimlerde tarafların adaylarını mütekabiliyet esasıyla, uygun şekilde incelemeye hazır olduklarını beyan eder ve memnuniyetle işaret ederler ki; temel uluslararası ve bölgesel konularda yakınlık veya görüş birliği içerisindedirler ve iki devletin uluslararası alanda çok daha sıkı işbirliği yapmaları yönünde büyük olanaklar vardır.

   Ekonomik ilişkilerde iki devlet; diğer şeyler yanında; Kıbrıs ithal mallarının ve hizmetlerinin Rus piyasasında artırılması aracılığıyla ikili ticari alışverişlerini karşılıklı çıkar temelinde geliştirmek için gerekli önlemleri almayı uygun bulur.

   Uzun vadede ikili ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirme stratejisi üzerinde çalışmak hedefiyle; Kıbrıs-Rusya Hükümetler Arası Ekonomik İşbirliği Komitesi mekanizmalarını sonuç getirici şekilde değerlendirecek gerekli önlemler alınacak.

   Kıbrıs ve Rusya, iki hükümet arasındaki 21 Mart 1996 tarihli anlaşma temelinde ikili askeri ve teknik işbirliğiyle ilgi konuların tamamını ele almak niyetindedir.

   İki taraf, yakın gelecekte 2009-2012 dönemi için bilim, eğitim ve kültür alanlarında işbirliği programı hazırlamak ve imzalamak niyetindedir."

 

Bir dizi anlaşma da imzaladılar

 

   Hristofyas ve Medvedev, "İki Ülke arasındaki İşbirliği ve Dostluğu Daha da Güçlendirme" deklarasyonunun yanı sıra, GKRY-Rusya tıp kurumları ve adalet bakanlıkları arasında işbirliği anlaşması ile mali piyasalar arasındaki memorandumu imzaladı.

   Rus ekonomisine en fazla yatırım yapan ülkeler arasında GKRY ilk sırayı alırken, Rusya Federal İstatistik Kurumu, GKRY'li iş adamlarının Rusya'daki yatırımlarının 2007 yılının sonunda 49,5 milyar doları bulduğunu, bunun 33,4 milyar dolarlık bölümünün doğrudan yatırım olduğunu kaydetti.

   Rusya Ekonomi Bakanlığınca, GKRY'nin bu yılın ilk yarısında Rusya'da 10 milyar dolarlık yatırım yaptığı, bunun 2,5 milyar dolarlık bölümünün de doğrudan yatırımları kapsadığı belirtildi.

   GKRY ile Rusya arasındaki ticaret hacmi geçen yıl 4,9 milyar dolar civarında gerçekleşirken, bu yılın ilk 8 ayındaki ticaret hacminin 883,6 milyon dolar civarında kaldığı da ifade edildi.

KIBRIS 20/11/08

 

 

AİHM'de kayıplar davası görüşüldü

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesinde, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen 18 Kıbrıslı Rum'un yakınları tarafından açılan davaya ilişkin ikinci duruşma yapıldı.

   AİHM'nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye, 28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede görüşülmesini istemişti. Dünkü duruşmada tarafların görüşlerini dinleyen AİHM, kararını sonraki bir tarihte verecek.

   Duruşmada Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, "geriye dönük etkili bir soruşturma yapmamakla" suçlanamayacağını bildirdi. Türkiye'nin AİHM'ye bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuruyu sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedildi.

    Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların "hukuki menfaatlerinin kalmadığı" gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi istendi.

 

Emsal teşkil edebilir

 

   AİHM'nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda, Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal ettiği görüşüne varılmıştı. AİHM, Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4'er bin Euro ödemesine karar vermişti.

   Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974 Barış Harekatı sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer 9'u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rum'un yakını.

   AİHM'den çıkacak karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.

   Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen davada Rumlar, Türkiye'nin AİHM'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişti.

 KIBRIS 20/11/08

 

Talat, bugün Erdoğan ve Babacan ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gidiyor.

   Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'ndan alınan bilgiye göre, saat 12.00'de ülkeden ayrılacak olan Talat, bugün saat 16.30'da Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nda (TEPAV) "Kıbrıs Müzakereleri: Nerede Duruyoruz" konulu yuvarlak masa toplantısına katılacak.

   Toplantıda çeşitli akademisyenler, basın ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de hazır bulunacak.

   Cumhurbaşkanı Talat, Ankara temasları çerçevesinde, aynı gün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile de bir araya gelecek.

   Cumhurbaşkanı Talat, yarın ise saat 13.00'te Bilkent Üniversitesi'ni ziyaret ederek, üniversitede bir konferans verecek.

   Cumhurbaşkanı Talat'a Ankara temaslarında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını tamamlamasının ardından cuma akşamı 17.55'te Ankara'dan ayrılarak KKTC'ye dönecek.

KIBRIS 20/11/08

 

From Russia with love: Moscow boost for Christofias
By Jean Christou

CYPRUS and Russia yesterday signed seven bilateral agreements on economic, political, health, media and other issues, as President Demetris Christofias held official talks in Moscow with his Russian counterpart Dmitry Medvedev.

“Our countries have long enjoyed relations as partners, and today's talks confirmed the need to expand our contacts in all directions, including trade, investment, where much can be done, small and medium-sized businesses, culture, tourism, medicine and education,” Medvedev said after meeting Christofias.

Christofias said he was satisfied with the growth of bilateral relations, particularly economic and tourism ties.

“Relations of friendship and co-operation between Russia and Cyprus have deep roots and are based on spiritual traditions. I even think that our relations set an example of how relations between countries should develop,” said Christofias.

Backslapping aside, two issues are believed to be central to Christofias’ discussions with the Russian leadership. One issue concerns reports that Cyprus, with €200 million in its pocket, is eyeing up Russia’s Tor-M2 short-range guided missile systems, T-90C tanks and helicopters.

The second concerns efforts by the government to have Cyprus removed from Russia’s list of 41 countries blacklisted in January this year by amendments to the tax code.

The amendment tightened regulations on Russian companies repatriating their dividends tax-free from Cyprus.

According to Russian news agency RIA Novosti, citing data from the Russian economics ministry, Cyprus has since June this year held first place for foreign investment in the Russian economy.

Cypriot investment in Russia totalled $49.6 billion up to the end of 2007. This included $35.4 billion of direct investment. In the first half of 2008, Cyprus invested around $10 billion in Russia, including $2.5 billion of direct investment, it added.

The two countries posted bilateral trade of $4.9 billion last year, and the index reached $883.6 million in the first eight months of 2008, including $847.4 million of Russian exports.

One of the main agreements signed yesterday was between the Cyprus Securities and Exchange Commission (SEC) and Federal Financial Markets Service of Russia.

It aims at creating the framework and procedures for the exchange of information between the two Commissions and better co-operation on investigations into market abuse, as well as other possible violations of the securities legislations.

“The global financial crisis… has shown that financial innovation, the development of complex corporate structures, as well as the liberalisation of capital movement and the facilitation of cross-border investments create increased risks for the investors,” Cypriot SEC Commissioner George Charalambous said. “The need for cooperation between supervising authorities was never bigger.''

Another important development in Moscow related to tourism. As many as 200,000 Russians visit Cyprus every year, and the number has been increasing steadily throughout 2008.

Christofias told Medvedev that Cyprus was leading the charge to abolish the visa requirement for Russians travelling to the EU.

He also said Cyprus backed Russia's initiative to conclude a new treaty on European security.

“Russia and President Medvedev's initiative to build a system of security, trust and co-operation anew, and to breathe new life into it, has received a positive response in Cyprus,” Christofias said.

Medvedev welcomed Cyprus' support for the proposal, saying it was important for making the world a more peaceful place.

Cyprus’ position, laid down in the joint declaration signed yesterday, makes the island the first EU country to support the Russian proposal.

Christofias said he hoped his European partners would share his view.

Just before their meeting, Medvedev handed Christofias historical documents in which the Soviet Union declared its recognition of the Cyprus Republic.

“We have long-standing, special ties and I would like to begin our talks with handing over the documents on the Soviet Union’s recognition of Cyprus to you,” Medvedev said.

Christofias replied that being in Moscow brought back many memories.

He said he never imagined when he was a student at the age of 23, that he would one day be signing an agreement in the Kremlin as President of Cyprus. “I remember my years as a student here, and I am particularly excited to return here as President,” he said.

CYPRUS MAIL 20/11/08

 

Inertia biggest threat to a solution
By Jean Christou

THE BIGGEST obstacle of all to a Cyprus solution is now inertia, and if the current process breaks down it will likely be the last attempt for many years, the International Crisis Group (IGC) said yesterday.

In an article, Hugh Pope, the Turkey/Cyprus project director for the IGC, said that as far as the inertia was concerned, the EU had not yet woken up to the opportunity and risks it faced in Cyprus.

Pope said that on the island, cynicism remained widespread. Polls show that fully40 per cent of the population had become so used to the status quo that they simply did not believe that a settlement would ever happen.

“The leaderships, supported by powerful voices from Turkey, Greece and beyond, must begin to tell the story of what a post-settlement Cyprus could look like,” said Pope.

“If this year's process breaks down… it will likely be the last attempt at a comprehensive settlement for many years,” he added.

Pope said in such an event, the world might “one day” consider a two-state solution on the island.

“All sides should count the costs of waiting indefinitely. The old comfort of an unthreatening status quo is no longer available,” said Pope.

He said now that Greek Cypriots were full members of the EU, the stakes and risks were higher.

“Failure could lead to new insecurity and even military tensions between Cyprus and Turkey,” Pope said.

“For the Turkish Cypriots, meanwhile it would mean becoming completely dependent on Turkey. And for Turkey, Cyprus would become a worse problem than before: an economic cost, a diplomatic burden, and, above all, the biggest obstacle between the Turks and their ambition for a full place in the European family of nations.”

Normalisation of relations between Cyprus and Turkey would on the other hand bring huge economic and other benefits to both countries.

“There are thus many reasons for Christofias to join with Talat to start real work on a settlement,” said Pope, referring to their long-established dialogue and friendship based on their left-wing parties' common anti-nationalist cause.

He said in the past six months, despite altercations in the media, they have held long private discussions after their official meetings.

As far as Turkey was concerned, Pope said a successful outcome of the Cyprus talks would be a chance to set Turkey's EU convergence process back on track.

“As a guarantor power in Cyprus, Turkey will have its word to say on the settlement. As former Chief of Staff General Yasar Büyükanit has said, it will have to agree that the Turkish Cypriots will be safe within a well-constructed agreement,” Pope said.

“Public opinion over Cyprus is not the problem some in Turkey pretend that it is: polls show a majority once again support the goal of EU membership. Most Turks… have internalised the idea that the Turkish Cypriots and Greek Cypriots can safely live together within the EU.”

CYPRUS MAIL 20/11/08

 

Moscow declaration angers Turkish Cypriots
By Jean Christou

THE joint declaration signed between the presidents of Cyprus and Russia yesterday reiterated the common position of the two countries on Cyprus issue.

The move, even before an official declaration was signed, has angered the Turkish Cypriot side. Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said Christofias was trying to change the principles agreed by the two leaders.

“We want to remind to Mr Christofias that his interlocutor in the Cyprus problem is not in Moscow but in Lefkosia,” he said. “We also want to warn the officials of the Russian Federation on the issue,” he added.

Ercakica’s comments were dismissed yesterday by Foreign Minister Markos Kyprianou in Moscow. He said the position of the Turkish Cypriot side was “inexplicable” and did not contribute to a good climate for the ongoing talks.

Kyprianou said he hoped the Turkish Cypriot side would not try to give a different interpretation to what was agreed in Moscow. “This would be a non-constructive approach,” he said.

The joint declaration signed yesterday in Moscow said Cyprus and Russia “reaffirm the need for a comprehensive just and viable settlement in Cyprus, on the basis of the relevant UN Security Council resolutions”.

“The Russian Federation, as a permanent member of the UN Security Council, will continue to support a mutually agreed solution between the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot communities, without arbitration or artificial timeframes, which will secure at the same time the Cypriot ownership of the negotiating process,” it said.

President Demetris Christofias said Cyprus looked forward to the active involvement of Russia in efforts to resolve the Cyprus issue,

“It would be no exaggeration to say that the survival of the Cyprus state is largely due to the moral support of the international community and armour that provide us with the relevant resolutions Security Council, the adoption of which your country has played a crucial role,” he said to his Russian counterpart Dmitry Medvedev.

“As the struggle for justice for Cyprus continues and as we continue to seek to restore full respect of the independence, the territorial integrity and the sovereignty of the Republic of Cyprus, we look to a more active engagement by Russia in the efforts to solve the Cyprus question, in the framework of the good offices mission of the UN Secretary General and on the basis of UN Security Council resolutions,” he added.

With the joint declaration, Nicosia and Moscow plan to intensify political contact and cooperation on all levels, it said.

CYPRUS MAIL 20/11/08

 

Talat: Rusya çözümsüzlüğe destek çıktı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rusya’nın Kıbrıs Rum tarafıyla yayınladığı ortak deklarasyonla çözümsüzlüğe destek çıktığını, bunun da sürece ciddi şekilde zarar verdiğini söyledi.

AA

Güncelleme: 20:39 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Talat, Ankara’dan dönüşünde yaptığı açıklamada, kendisi Ankara’dayken Rusya ile Kıbrıs Rum tarafı arasında çeşitli anlaşmalar yapıldığını ve ortak siyasi deklarasyon yayımlandığını anımsattı.

 

Deklarasyon yayımlanacağını önceden bildiklerini, ancak içeriğiyle ilgili araştırmalarda kendilerine, “genel kabul görmüş çizginin dışına çıkılmayacağı” konusunda güvence verildiğini bildirdi.

“Ortak deklarasyonun gerçekleri ters yüz etmeye ve saptırmaya yönelik olduğunu” vurgulayan Talat, “Biz masada her konuyu görüşürken Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biriyle Rum tarafının vardığı anlaşmada özellikle 2 konu çok dikkat çekicidir” dedi.

“FEDERAL DEVLET ÖNGÖRÜSÜ YALAN”
Talat, “1977-1979 doruk anlaşmaları ve BM Güvenlik Konseyi kararlarında üniter Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir devlete dönüşeceğinin öngörüldüğüne” ilişkin deklarasyonda yer alan ifadenin “tamamen yalan olduğuna” özellikle vurgu yaptı.

Talat, “Hiçbir Güvenlik Konseyi kararında, 1977-1979 anlaşmalarının hiçbirinde üniter devletin federasyona dönüşeceğiyle ilgili bir öngörü olmadığını” ifade etti.

“ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ DESTEKLEME EĞİLİMLERİ ÜZÜCܔ
“Takvim ve hakemlik” müessesesinin Rum tarafının isteği doğrultusunda Rusya tarafından reddedilmesinin de dikkat çekici olduğunu ifade eden Talat, özetle şunları söyledi:

“Biliyorsunuz Rusya, Annan Planı müzakere sürecindeki o büyük uğraşlara rağmen Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünü engellemesi üzerine BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı ve Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporun da görüşülmesini engellemiş ve Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne o günden bugüne katkılarda bulunan bir tutum takınmıştır.”

Talat, “Rusya’nın süreci hızlandırmaya yardımcı olmayı öngören takvimleme ve hakemlik müesseselerini de inkar ederek, sorunun çözümsüzlüğünü daha da sürdürme eğilimlerini desteklemesinin üzücü olduğunu” belirtti.

Takvimleme ve hakemliğin, gecikme durumunda önerildiğini belirten Talat, Rum tarafının bunu reddettiğini, Rusya’nın da destek vererek çözüm sürecinin uzamasına çanak tutuğunu kaydetti.

“Böyle bir yaklaşım Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi bir ülkeye uygun düşmemektedir” diyen Talat, “Onların görevi Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar aldığı birçok kararda öngörüldüğü gibi süreci hızlandırarak çözüme destek vermektir” dedi.

Ankara’daki temaslarına da değinen Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşmelerinde, Kıbrıs sorunu ve küresel krizin ülkeye etkileri konularında görüş alışverişinde ve bundan sonra nasıl adımlar atılması gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunduklarını belirterek, devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini anlattı.

 

Kuran’ın imlası bu taşta mı gizli

/_np/3522/6843522.jpg

 

 

Emre KIZILKAYA

 

Kuran’ın imlası bu taşta mı gizli

Suudi Arabistan’da bulunan 1300 yıllık bir duvar yazısı, Kuran-ı Kerim hakkında yüzyıllardır akıllarda olan bir soruyu cevaplandırabilir: Kuran’a sonradan eklenen ve bazen anlam konusunda da tartışmalara neden olan aksan işaretleri, İslam’ın ilk çağlarında da kullanılıyor muydu?

SUUDİ Arabistan Turizm Yüksek Komisyonu’nda yer alan Arap araştırmacılardan Ali ibn İbrahim Gabban, ülkenin kuzeybatısında eşiyle birlikte yaptığı gezide, tarihi bir keşfe imza attı. Gabban söz konusu gezide, üzerinde şu ifadenin kazılı olduğu bir kayayla karşılaştı: "Allah’ın adıyla; ben, Züheyr, bunu Ömer’in öldüğü zamanda, dördüncü yılın 20’sinde yazdım."

Kızıl kumtaşı üstünde yer alan ve silik bir halde bulunan yazının, 1300 yıllık olduğu yapılan inceleme sonucu ortaya çıktı. Yazıda geçen tarih, miladi olarak 644 yılına rastlıyor. Bu durumda, bahsedilen Ömer’in, 644 yılında şehit edilen Hz. Ömer olduğu tahmin ediliyor. Yazıyı yazan Züheyr adlı şahsın ise, muhtemelen Suriye-Mekke arasında yol alırken mola veren bir hacı adayı olduğu sanılıyor.

Kuran’ın yazılı hale getirilmesinden önceki döneme rastlayan ve Arapça’nın eldeki en eski ikinci yazılı metni olan duvar yazısının "son derece önemli bir buluş" olduğunu belirten Ali ibn İbrahim Gabban, tarihi bulguları, "Arap Arkeolojisi ve Epigrafisi" adlı dergide yayınladı.

Ünlü belgesel kanalı Discovery Channel’ın haber sitesi de, "İslam’ın en eski yazıtı, Kuran ile ilgili bir sırrı çözebilir" ifadesini kullandı.

İlk sahabeler kaldırdı

Tarihçiler, yüzyıllardır, Kuran’ın ilk örneklerinin neden imla işaretlerini içermediğini tartışıyordu. Kelimelerin vurgusunu, hatta bazen anlamını bile değiştiren inceltme ve kesme işaretleri gibi ayırt edici imler, Hz. Muhammed’in vefatından çok sonra Kuran’a eklenmişti.

Ali ibn İbrahim Gabban, keşfinin, 1300 yıl önce de İslam’ın kuruluş coğrafyasında "tam teşekkülü bir imla sistemi" olduğunu kanıtladığını öne sürüyor. Keşfedilen duvar yazısında noktalama işaretleri ve harekeler yer almasa da, şekilleri birbirine benzeyen sessiz harfleri ayırt edecek aksan işaretleri var.

Gabban, "ilk sahabelerin Kuran’ı aksan işaretlerinden arındırdığını" belirterek, "Böylece Müslümanların, Peygamber’e indirilen Kuran’ı, farklı Arap lehçelerinde de okuyabilmesine cevaz verilmiş ve ayrıca, kelimelerin iskeletlerinin, içerdikleri tüm anlamları taşımasına imkan sağlamıştı" diyor.

Batılıların mazereti kalmadı

Discovery News’a konuşan İskoçya’daki St. Andrews Üniversitesi Arapça ve Ortadoğu Araştırmaları Profesörü Robert Hoyland da, keşfin önemini doğruluyor. En eski Kuran mushaflarının 652-680 yıllarından kaldığını belirten Hoyland, Batılı akademisyenler, Kuran vahyinin aksan işaretlerini de içerecek biçimde kağıda aktarıldığını kabul etmediğini, "madem ilahi değil, o halde imla işaretlerini değiştirebiliriz" diye düşündüklerini hatırlatıyor. Ayetlerin anlamını da değiştirebilen bu yaklaşımın İslam alimlerinin hoşuna gitmediğini ifade eden Hoyland, "Artık elimizde olan Kuran metnini değiştirmek isteyen Batılı bilimadamlarının daha az mazereti var" diye konuşuyor.

Hz. Ömer suikastı

Öte yandan 1300 yıllık duvar yazısı, Hz. Ömer’in ne zaman öldürüldüğü konusundaki soru işaretlerini de büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Hz. Ömer’i, 7 Kasım 644’de, İranlı bir askerin camide bıçakladığı ve İslam’ın ikinci halifesinin iki gün sonra şehit olduğu kabul ediliyordu. Yazının altına 644 yılını işaret eden hicri tarihi not düşen Züheyr’in, muhtemelen bu cinayete bizzat şahit olduğu belirtiliyor.

Uzman görüşü

Ana mushaflar işaretsizdi

Mehmet Nuri Yılmaz (Eski Diyanet İşleri Başkanı):
Kuran-ı Kerim, Hz. Ebubekir döneminde kitaplaştırıldı. Onu teşvik eden ise Hz. Ömer’di. Hz. Ömer, "Peygamber kendi döneminde vahiy sürdüğü için Kuran’ı kitaplaştırmadı. Vahiy sona erdiğine göre, artık bu işte hayır vardır" demişti. "Ana mushaf" dediğimiz ilk Kuran örnekleri Hz. Osman döneminde Kureyş lehçesine göre yazıldı, çoğaltıldı ve İslam coğrafyasına dağıtıldı. Bunlara "ana mushaf" diyoruz.

O dönemden kalan iki ana mushaftan biri Özbekistan’dadır. Onu yerinde görmüştüm. Gerçekten de yazımında noktalama işareti, hareke, vs. bulunmaz. İmla işaretleri Peygamber’den çok sonraları kondu. Zaten bunlar anlamı pek değiştirmez. Keşfedilen duvar yazısını incelemek gerek. Fakat orada bahsedilen kişi, Hz. Ömer’in torunu, Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz de olabilir. Tarihlendirmeyi nasıl yaptılar, bilmiyorum.

Yazı stili uyuyor ama yargıya varmak zor

Nihat Hatipoğlu (İlahiyatçı, Hürriyet yazarı):
İslam’ın ilk döneminde Arapça yazı Kûfi tarzdaydı. Sülüs ve diğer yazı stilleri sonradan çıktı. Keşfedilen taştadakiler de ilk dönem yazı karakterlerine benziyor. Yazıda, "Ben Züheyr, Ömer 4’te vefat etti" ifadesi geçiyor. Aradaki bir kelimeyi okumak zor. Yazıdaki Züheyr, sahabelerden Kab bin Züheyr’e işaret ediyor olabilir. Ama tek bir buluntudan yola çıkarak, Kuran-ı Kerim ve Arap alfabesiyle ilgili tarihi detayları bir anda yok sayamayız. Tarihi bir levha olarak kıymet ifade eder, ama buradan bir yargıya varmak zor. Öyle ki, yazının hicri 70 yılından sonra yazılmış olma ihtimali de var. Nitekim Ebu Esved ilk harekelemeyi 69 yılında yapmış, Haccac döneminde de imla düzenlemeleri tamamlanmıştı.

HURRIYET 21/11/08

 

Tam uyum

ERDOĞAN'DAN TALAT'IN ÇALIŞMALARINA DESTEK... Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan'la dün Ankara'da bir araya geldi ve Türkiye ile KKTC'nin tam bir uyum içinde olduğu mesajı verildi. Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Başbakanı Erdoğan'a, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerle ilgili bilgi verdi. Erdoğan da Talat'ın çalışmalarını desteklediğini ifade etti

 

EKONOMİK İLİŞKİLER DE ELE ALINDI... Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda belirlenen parametreler konusunda Türkiye'nin hassasiyet ve kararlılığının devam ettiğini söyledi. Erdoğan'ın, müzakere sürecine desteğini dile getirdiği görüşmede, KKTC ile ekonomik ilişkilerin de ele alındığı öğrenildi. Talat, TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de bir araya geldi ve "Kıbrıs'ta Yeni Süreç ve Yeni Gelişmeler" konulu yemekli konferansa katıldı

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerle ilgili bilgi verdiği öğrenildi. Erdoğan'ın da, Talat'ın çalışmalarını desteklediğini ifade ettiği bildirildi.

   Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan'la bir araya geldi. TC Başbakanlık Resmi Konutu'nda basına kapalı gerçekleşen görüşme, 1 saat 15 dakika sürdü.

   Görüşme öncesinde basın mensuplarının görüntü almasına izin verildi.

    Edinilen bilgiye göre, görüşmede Cumhurbaşkanı Talat, TC Başbakanı Erdoğan'a Kıbrıs Rum Kesimi ile yürütülen müzakereler hakkında bilgi verdi.

     Başbakan Erdoğan'ın da Talat'a, yürüttüğü çalışmaları desteklediğini, ayrıca belirlenen parametreler konusunda Türkiye'nin hassasiyet ve kararlılığının devam ettiğini söylediği ifade edildi.

     TC Başbakanı Erdoğan'ın, müzakere sürecine desteğini dile getirdiği görüşmede, KKTC ile ekonomik ilişkilerin de ele alındığı öğrenildi.

 

Talat, Babacan ile de bir araya geldi

         

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de bir araya geldi.

   Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı.  

   Talat, görüşmenin ardından "Kıbrıs'ta Yeni Süreç ve Yeni Gelişmeler" konulu yemekli konferansa katıldı. Konferans, basına kapalı oldu.

   Cumhurbaşkanı Talat, bugün TUBİTAK'ı ziyaret etmesinin ardından saat 15.00'te yurda dönecek. 

KIBRIS 21/11/08

 

We’ll never join NATO as long as I’m around
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias wrapped up his visit to Russia yesterday with strong criticism of NATO, saying Cyprus would never become a member as long as he was President.

After signing seven agreements with Russia covering financial, commercial and political spheres, Christofias was given an honorary doctorate by the University of International Relations of the Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation.

Following his speech at the ceremony, he said there was a need for the world to return to a security system that would ensure the application of the principles of international law.

Christofias said a proposal by Russian President Dmitry Medvedev, which Cyprus officially supports, was designed to reassess and redraft the security system in Europe and elsewhere.

“This proposal deserves a lot of attention from the EU and the international community,” Christofias said, adding French President Nicholas Sarkozy had also taken up the issue.

Christofias said he believed NATO no longer had reason to exist after the collapse of the Warsaw Pact. Attempts by NATO to draw the EU into its “adventures” were unacceptable, the President said.

“Cyprus, an EU member, is not associated and will not be linked to NATO as long as this government is in place,” he said. “And I would like to believe that this will be the case with other governments to come.”

Cyprus was until EU accession in 2004 a member of the Non-Aligned Movement (NAM). Even if it wished to join NATO, it would be blocked by member Turkey.

“Cyprus chose the role of active neutrality and joined the Non-Aligned Movement,” said Christofias, adding that Archbishop Makarios was actually one of the founders of NAM.

“Today, of course, Cyprus, as a full member of the European Union, no longer belongs to the Movement. It remains, however, a non-member of NATO and any other military pact. Cyprus continues to play the role it played for centuries as a bridge between cultures,” he added.

Asked if Cyprus’ European partners were understanding of his position on Medvedev’s proposal or whether he was considered the ‘black sheep’ or indeed the ‘red sheep’ of Europe, Christofias said: “My EU partners are well aware that I am a red sheep.”

“But I wonder whether other EU members ask permission from other member states before they take a stance on an issue such as this proposal, which relates to a collective security system based on principles which the EU advocates as well,” he said.

Commenting on Cyprus-US relations, Christofias said he did not regard himself as “an enemy” of either the US or the UK. Both countries were needed to help Cyprus reach a comprehensive settlement, he said.

He also said Cyprus wished to see Turkey becoming an EU member, but it must respect EU principles.

“We do not want the Turkish military to determine Turkey’s foreign policy or to control the socioeconomic life of the country,” he said.

Speaking later at a news conference in Moscow to wrap up the three-day visit, Christofias said that in addition to the agreements signed, Commerce Minister Antonis Paschalides had met representatives of Russian gas giant Gazprom to discuss co-operation.

Other reports said he had encouraged Russian companies to bid for desalination projects in Cyprus.

Central to Christofias’ visit were a possible deal on the purchase of €200 million worth of Russian military hardware, and talks on removing Cyprus from Russia’s tax blacklist, tightening regulations on Russian companies repatriating dividends tax-free from Cyprus.

“It is my conviction that we will solve this issue in a positive way that would satisfy both sides and satisfy the ambition of Cyprus to continue to be a means of channelling investments into the Russian Federation, which the Russian Federation also wants,” he said.

One disappointment for Christofias during his trip was that Russian Prime Minister Vladimir Putin could not meet with him due to other commitments.

Christofias said Putin had asked for his understanding over his inability to meet the Cypriot delegation. The President returns to Cyprus today.

CYPRUS MAIL 21/11/08

 

 

AB KKTC’de kampanya başlattı

Avrupa Birliği Komisyonu, KKTC’de, “sivil toplumun rolü ve aktif vatandaşlığın önemi üzerinde farkındalık yaratma” konulu kampanya başlattı.

AA

Güncelleme: 22:09 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Kampanya’nın açılış toplantısına Cumhurbaşkanı Talat, İstihdam, Sosyal İşler ve Eşit Fırsatlar’dan sorumlu Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Vladimir Spidla da katıldı.

 

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’deki AB Destek Ofisi’nde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs’ın kuzeyinde sivil toplumu güçlendirmenin ve günlük yaşamda karar alma mekanizmalarında etkin kılmanın doğru şeyler olduğunu, ancak “burada eksiklik bulunduğunu” kaydetti.

Programı AB’nin desteklediğini ve Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin güçlenmesini, daha iyi noktalara gelmesini istediğini kaydeden Talat, AB’ye şöyle seslendi:

“Peki sivil toplum örgütlerinin uluslararası ilişkilerine uygulanan tecridi nasıl göğüsleyeceğiz. Sanıyorum AB’nin esas üzerinde durması gereken nokta budur. Sadece KKTC’nin yöneticileri, Cumhurbaşkanı, hükümeti, kurumları, kuruluşları değil tecrit edilen, sivil toplum örgütleri de tecrit edilmiştir. Bir sivil toplum örgütümüzün uluslararası federasyona üye olması yasaktır, engellenmektedir. Bunun için sanıyorum, AB’nin bu programla birlikte, bu hususu da gündemine alması gerekir. Bu çok ciddi bir sorundur, bu her şeyden önce demokrasi sorunudur.”

Talat, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin dünya ile birleşmesi ve dünyaya sesini duyurması için AB’nin sadece bu programları desteklemesinin yetmediğini, sivil toplum örgütlerinin önünü açarak dünya ile bütünleşmeye yardımcı olması gerektiğini bildirdi.

Kıbrıslı Türklerin yöneticilerinin ve kurumların çeşitli şekilde tecrit edildiğini ve bunun için çeşitli gerekçeler öne sürüldüğünü, “KKTC’nin tanınacağı” gerekçesinin de bunlardan biri olduğunu dile getiren Talat, şöyle devam etti:

“Peki sivil toplumun dünyaya ile temasının kesilmesinin amacı ne? Eğer bu, devlet yöneticilerinin önünü kesmek, devletin tanınmasını engellemek için ise sivil toplumun önünü kesmek, Kıbrıslı Türklerin dünya ile temasını, bağını koparmak içindir, onları bu bölgede, Kıbrıs’ın kuzeyinde hapsetmek içindir ve onları demokrasi dışı bir muameleye tabi tutmaktır.”

Projeye desteği için AB’ye teşekkür eden Talat, AB’ye, konunun bu yanını da dikkate alması çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı Talat, projenin, Kıbrıslı Türklerin 2004’ten sonra AB’ye karşı ciddi şekilde azalan güveninin artmasına yardımcı olacağını da belirtti.

KAMPANYANIN HEDEFİ
AB Komisyonu’nun, İstihdam, Sosyal İşler ve Eşit Fırsatlar’dan sorumlu üyesi Vladimir Spidla da projeyle ilgili bilgi verdi.

Sivil toplumun rolü ve aktif vatandaşlığın önemi üzerinde farkındalık yaratmayı hedefleyen 259 milyon avroluk kampanya, Kıbrıs Türk toplumu yararına AB Mali Yardım Paketi tarafından finanse ediliyor. Kampanya, Uzlaşma, Güven Artırıcı Önemler ve Sivil Toplum Projesi’nin bir parçasını oluşturuyor.

Proje, “Kıbrıs Türk toplumunda sivil toplumun rolünü güçlendirmeyi ve Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında güven ve diyalog için daha iyi bir ortam hazırlayarak, Kıbrıs sorununun çözümüne destlek olmayı da” hedefliyor.

 

Hristofyas: Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediklerini söyledi.

 

AA

Güncelleme: 13:08 TSİ 21 Kasım 2008 Cuma

 

MOSKOVA - Rus haber ajansı RİA Novosti, temaslarda bulunmak üzere Moskova’ya gelen Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, demokratik bir Türkiye’den yana oldukları için Ankara’nın AB üyeliğini desteklediklerini ve desteklemeye devam edeceklerini söylediğini duyurdu.

 

Hristofyas, Türkiye’nin AB üyeliğinin uzun süreden beri gündemde olduğunu ifade ederek, “Ankara üyeliği çok istemesine rağmen Brüksel bu konuda acele karar verme niyetinde değil” diye konuştu.

Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü konuşmanın ardından Hristofyas’a fahri doktora unvanı verdi.

 

Kıbrıs’ta iki lisede striptiz şaşkınlığı

Kıbrıs’ta adanın hem Türk hem Rum tarafı, dansçı ya da temizlikçi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece klüplerinde striptiz yaptırılarak fahişeliğe zorlanan genç kadınların karıştığı skandallarla sallanıyor.

Hürriyet Gazetesi'nde Ömer Bİlge imzası ile yayınlanan habere göre, ilk skandal, hafta başında KKTC’nin seçkin bir lisesinde patladı. Lisede okul kaptanlığı seçimlerini kazanan kızlı erkekli karışık bir grup, ders günü gece kulübünden getirilen iki dansçı kız ile zafer partisi düzenledi. Dansçıların şovu striptize kadar ilerledi. Haber medyaya yansıyınca Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma açarak okul müdürünü açığa aldı.

Benzer bir "dans" şovunun bir başka seçkin lise de yaşandığı ortaya çıkınca öğrenciler medyaya karşı ayaklandı.

İlk lisedeki şova "dansçı kızları" gönderen öğrenci velisi Kerim Tezkol ise, "Oğlum benden sürpriz istemişti. Tek kusurum müdüre sormamak oldu" diyerek kendini savundu. Baba Tezkol, dansçı kızların 250 liraya kiralandığını da belirtti. Okul Aile Birliği ise medyayı olayı abartmakla suçladı. Bu açıklamalar tartışmaları daha da alevlendirdi.

KKTC’de liselerde striptiz şov’un tartışıldığı sırada, Rum kesiminde de sivil toplum örgütleri, Rum tacirlerin yüksek ücret karşılığı temizlikçi ya da dansçı diye kandırarak adaya getirdiği ve fahişeliğe zorladığı kadınların sayısındaki artışa dikkat çekti. Lefkoşa’nın Rum kesiminde düzenlenen ve Rum polis yetkililerinin de katıldığı konferansta, Rum tacirlerin, eski Doğu Bloku ülkelerinin ardından Suriye, Fas ve Filipinler gibi ülkelerden de bebek bakıcısı ya da temizlikçi diye yüzlerce genç kadını kandırarak adaya getirdiği ve gece klüplerinde fahişelik yaptırdığı açıklandı.

Yasmin’in dramı

Konferansa Fas’ta evlenme hazırlığı yaparken, günlük 20 Euro karşılığı Rum kesiminde temizlik işi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece kulübünde fahişeliğe zorlanan Yasmin adlı Müslüman genç kadının sözleri damgasını vurdu. Yasmin, kandırılarak adaya getirildiğini, pasaportuna el konulduğunu, sonra da yüklü miktarlarda borç senetlerine imza attırıldığını, ardından da tehdit ve tecavüzle fahişeliğe zorlandığını söyledi. Rum yetkililer, adaya benzer yollarla getirilen kadınların sayısının üç bine ulaştığını da açıkladı.

MILLIYET 22/11/08

 

Kıbrıs’ta 'Lisede striptiz' şaşkınlığı

22/11/2008 RADIKAL

Kıbrıs Liselerde yapılan 'striptiz partileri' haberiyle çalkalanıyor. Bir lisede organize edilen 'dans partisinin' görüntüleri medyaya yansıyınca ortalık karıştı



Kıbrıs’ta adanın hem Türk hem Rum tarafı, dansçı ya da temizlikçi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece klüplerinde striptiz yaptırılarak fahişeliğe zorlanan genç kadınların karıştığı skandallarla sallanıyor.

Hürriyet'ih haberine göre İlk skandal, hafta başında KKTC’nin seçkin bir lisesinde patladı. Lisede okul kaptanlığı seçimlerini kazanan kızlı erkekli karışık bir grup, ders günü gece kulübünden getirilen iki dansçı kız ile zafer partisi düzenledi. Dansçıların şovu striptize kadar ilerledi. Haber medyaya yansıyınca Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma açarak okul müdürünü açığa aldı.

Benzer bir "dans" şovunun bir başka lisede de yaşandığı ortaya çıkınca öğrenciler medyaya karşı ayaklandı.

İlk lisedeki şova "dansçı kızları" gönderen öğrenci velisi Kerim Tezkol ise, "Oğlum benden sürpriz istemişti. Tek kusurum müdüre sormamak oldu" diyerek kendini savundu. Baba Tezkol, dansçı kızların 250 liraya kiralandığını da belirtti. Okul Aile Birliği ise medyayı olayı abartmakla suçladı. Bu açıklamalar tartışmaları daha da alevlendirdi.

KKTC’de liselerde striptiz şov’un tartışıldığı sırada, Rum kesiminde de sivil toplum örgütleri, Rum tacirlerin yüksek ücret karşılığı temizlikçi ya da dansçı diye kandırarak adaya getirdiği ve fahişeliğe zorladığı kadınların sayısındaki artışa dikkat çekti. Lefkoşa’nın Rum kesiminde düzenlenen ve Rum polis yetkililerinin de katıldığı konferansta, Rum tacirlerin, eski Doğu Bloku ülkelerinin ardından Suriye, Fas ve Filipinler gibi ülkelerden de bebek bakıcısı ya da temizlikçi diye yüzlerce genç kadını kandırarak adaya getirdiği ve gece klüplerinde fahişelik yaptırdığı açıklandı.

Yasmin’in dramı

Konferansa Fas’ta evlenme hazırlığı yaparken, günlük 20 Euro karşılığı Rum kesiminde temizlik işi diye kandırılarak adaya getirilen ve gece kulübünde fahişeliğe zorlanan Yasmin adlı Müslüman genç kadının sözleri damgasını vurdu. Yasmin, kandırılarak adaya getirildiğini, pasaportuna el konulduğunu, sonra da yüklü miktarlarda borç senetlerine imza attırıldığını, ardından da tehdit ve tecavüzle fahişeliğe zorlandığını söyledi. Rum yetkililer, adaya benzer yollarla getirilen kadınların sayısının üç bine ulaştığını da açıkladı.

 

Dansçılar öğrenciydi

20 TEMMUZ'DAKİ SORUŞTURMA SÜRÜYOR... Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, TMK ile ilgili iddiaları yalanlarken, 20 Temmuz Fen Lisesi'yle ilgili soruşturmanın devam ettiğini açıkladı. Bakanlık, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde devamı için tüm kesimlerin duyarlı davranması gerektiğini belirtti

 

   Lefkoşa Türk Maarif Koleji (TMK) Öğrenci Konseyi'nden bir grup, dün sabah KIBRIS Medya Grubu binasına gelerek, "Skandalda İkinci Perde" başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle siyah çelenk bıraktı.  

   TMK Öğrenci Konseyi yaptığı açıklamada, okulda gösteri yapan dansçıların gece kulübünden getirilmediğini, her ikisinin de öğrenci olduğunu, haberin gerçekleri yansıtmadığı belirtti.

 

TMK öğretmen ve öğrencilerinden protesto

 

   Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Adnan Eraslan, Lefkoşa Türk Maarif Koleji(TMK) Müdürü Fehmi Tokay, TMK öğretmenleri ve sendika üyeleri dün KIBRIS Medya Grubu binası önünde "Skandalda İkinci Perde" başlıklı haberin gerçeği yansıtmadığı iddiasıyla protesto eylemi yaptı.

   KIBRIS gazetesinde dün yayınlanan haberde, 20 Temmuz Fen Lisesi'nde öğrenci konseyi seçimlerini kazanan grubun, okulun öğle tatili arasında, gece kulübünden getirttikleri "dansçı kadınlarla" seçim zaferlerini kutlaması benzeri bir olayın TMK'da da yaşandığına yönelik haberin asılsız olduğu iddia edildi.

   KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan, haberin doğruları yansıtmadığını, yanlış ve araştırılmadan yapıldığını iddia ederek, "Bu şekilde yapılan bir haber, bu kuruma yakışmıyor" dedi.

   TMK Müdürü Fehmi Tokay ise, asılsız haberler yapılıp, öğrenciler kullanılarak rant sağlanmaya çalışıldığını iddia ederek, buna izin vermeyeceklerini, TMK isminin lekelenemeyeceğini söyledi.

 

Bakanlık da yalanladı

 

   Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı da yazılı açıklamasında, haberi yalanladı.

   Açıklamada, "Basınımızda son günlerde çıkan haberler maalesef tüm okullarımızı zan altında bırakacak noktaya taşınmış; bu çerçevede tüm öğretmen, öğrenci ve veliler zor durumda bırakılmıştır. Türk Maarif Koleji ile ilgili yapılan yayınlar gerçek dışıdır. Öğrencilerimizde ve öğretmenlerimizde hayal kırıklığı yaratacak haberler yerine onların başarılarını, etkinliklerini cesaretlendirecek haber yapılmasını arzuladığımızı belirtmek isteriz" ifadelerine yer verildi.

     

20 Temmuz Fen Lisesi'yle ilgili soruşturma

 

   Bakanlık açıklamasında, 20 Temmuz Fen Lisesi'yle ilgili soruşturmanın devam ettiği de belirtildi.

   Ancak soruşturmanın sağlıklı bir şekilde devamı için tüm kesimlerin duyarlı davranması gerektiği belirtilen açıklamada, özetle şu ifadelere yer verildi:

   "Bakanlığımız, objektif ve ön yargısız bir sürecin ilerleyebilmesi amacıyla gerekli tüm tedbirleri almıştır, yasal süreç adım adım takip edilmektedir. Basınımızın da bu konuda daha hassas davranarak bizlere ve yasal sürece katkıda bulunacağına eminiz."

   Öte yandan, TAK muhabirinin KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan'dan aldığı bilgiye göre, 20 Temmuz Fen Lisesi'ndeki olayların ardından başlatılan soruşturma kapsamında görevden alındığı iddia edilen okul müdürü Fetin Zorlu görevine devam ediyor. Eraslan, konuyla ilgili bakanlıkla görüşmelerin sürdüğünü de söyledi.

KIBRIS 22/11/08

Her iki tarafın duruşunda bir gerileme olmadığı için uzlaşma ümidi de azalıyor

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Londra'da basın toplantısı düzenledi:

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Kıbrıs'ta iki lider arasında sürdürülen müzakereleri değerlendirirken, "Her iki tarafın duruşunda bir gerileme olmadığı için uzlaşma ümidi de azalıyor" dedi.

   Kıbrıslı Türklerin sivil toplum kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmelerde bulunmak ve adadaki durum hakkında Kıbrıslı Türkleri bilgilendirmek üzere İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Serdar Denktaş, dün Sarastro Restoran'da basın toplantısı düzenledi.

   Bir yandan görüşmelerin devam ettiğini, diğer yandan da iç ekonomik ve sosyal sorunların büyüdüğünü söyleyen Denktaş, görüşmelerde şu ana kadar üzerinde uzlaşılmış, meteorolojinin federal devlet yönetiminde olmasının dışında bir husus bulunmadığını ifade etti.

   Serdar Denktaş, Rumların önerilerinin bir üniter devleti hedeflediklerini ortaya koyduğunu belirtti.

   Türk tarafının ise Annan planının daha iyileştirilmiş versiyonu üzerinde çözüm arayışında bulunduğunu ifade eden Denktaş, çözüm ümidinin giderek azaldığını, bu durumda 40 yıllık sorunun çözümünde kararlı görünen İngiltere ve ABD'nin şubat-mart aylarında iki tarafı bir metin üzerinde uzlaşmaya zorlayacağını, sonrasında da referandumun gündeme geleceğini öne sürdü.

   KKTC'yi bunun sonrasında sanki önceden planlanmış gibi bir ekonomik çöküşün beklediğini de ileri süren Denktaş, "Kendilerini hükümetten itip, bugünkü iktidarı getirenlerin, sanki bütün o gün yapılanları, bugün yaşananlar yaşansın diye yaptığını" iddia etti.

   Serdar Denktaş, KKTC'nin henüz küresel krizin etkilerini yaşamaya başlamadığını, referandum sürecinde bu sıkıntıların daha da hissedilir hale gelebileceğine ve halkın sırf yaşadığı sıkıntılardan kurtulmak için referandumda önüne konulana razı olabileceğine dair kuşkuları bulunduğunu da ifade etti.

 

Karartma

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasındaki görüşmelerin tutanak dışı bölümlerinde neler konuşulduğunu bilmediklerini de iddia eden Denktaş, "Bu konuda bir karartma var, bu da bizi endişelendiriyor" dedi.

   "Cumhurbaşkanlığını konuştuklarını açıklamaya zorluyoruz. İstiyoruz ki pişirdiği yemeği misafire sunmadan bize tattırsın" diyen Serdar Denktaş, "Türk tarafının Annan planına evet diyerek kartlarını açmış olduğunu, Rumların Türk tarafının kartlarını rahatlıkla okuyabildiğini, ancak Türk tarafının Rumlar nerde gerileyecek, nerde sağlam duracak hiçbir fikre sahip olmadığını" söyledi.

   "Bu işin nereye varacağına dair büyük endişemiz var, iç ve dış sorunları da dikkate alınca bu işi kaybedeceğiz diye korkuyoruz" diyen Serdar Denktaş, "Rumlar 'yıkın kurduğunuz evi gelin bizim evde size bir oda verelim' diyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ama halkın 'evimiz başımıza yıkılıyor, bari komşunun bir odasına sığınalım' duygusuyla hareket etmesinden korkuyorum" dedi.

   "Kıbrıs'ta belki anlaşma olur ama bu çözüm olmaz" ifadesini kullanan Serdar Denktaş, "Çözüm sanılan şey yeni bir sorunun başlangıcı olabilir. Taraflardan biri şımartılır, diğeri bazı şeylere zorlanırsa anlaşma yeni bir çatışma döneminin başlangıcı olabilir" diye konuştu.

KIBRIS 22/11/08

 

Christofias hits back at Turkish criticism of Moscow trip

CYPRUS will not renounce its sovereign rights, and international relations are within those rights, President Demetris Christofias said yesterday.

He was responding to Turkish Cypriot criticism of his Moscow visit and of a joint declaration signed between Christofias and his Russian counterpart Dmitry Medvedev on the Cyprus issue.

“The Republic of Cyprus is an independent state,” Christofias said. Its “only problem is that the lawful government cannot exercise sovereignty in the whole domain because Turkey… occupies 37 per cent of Cypriot territory.”

Christofias said there was no way Cyprus would “renounce its sovereign rights, and relations between states” are among those rights.

The Turkish Cypriots accused Christofias that through the joint declaration he was trying to change the principles agreed between him and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The president stressed that Turkish Cypriot interests were not hurt at all by such visits or declarations.

In the joint declaration, Moscow and Nicosia reaffirmed the need for a comprehensive, just and viable settlement in Cyprus on the basis of UN resolutions.

“The Russian Federation, as a permanent member of the UN Security Council, will continue to support a mutually agreed solution between the Greek and Turkish Cypriot communities, without arbitration or artificial timeframes, which will secure at the same time the Cypriot ownership of the negotiating process,” the declaration said.

The president pointed out that it was wrong for anyone to think that it would be possible to settle the Cyprus problem by imposing a solution that would serve the interests of Turkey or any other foreign state.

Christofias said he was concerned by the Turkish Cypriot reactions and suggested that Turkey was behind them.

CYPRUS MAIL 22/11/08

 

Coalition partners urge Cyprus to join PfP

MEMBERS of the coalition government yesterday called for Cyprus’ accession to the Partnership for Peace alliance, a day after President Christofias denounced NATO membership.

“Cyprus, an EU member, is not associated and will not be linked to NATO as long as this government is in place,” Christofias said during his visit to Russia.

Cyprus is the only European Union state that is not a member of PfP, a NATO programme aimed at creating trust between alliance and other states in Europe and the former Soviet Union.

The PfP was set up to undertake humanitarian, search and rescue and peacekeeping missions.

Government partners DIKO agreed with Christofias that nothing useful would come out of NATO membership.

But “we differentiate from the president on the issue of joining PfP,” said George Kolokasides, the party’s deputy chairman. “We believe that we should go ahead with an application… because it helps us complete accession to the EU.”

EDEK chief Yiannakis Omirou said no one suggested applying to join NATO, “but we are the only country out of the 27 [EU states] not participating fully in the European policy of defence and security.”

He said NATO member Turkey was exploiting Cyprus’ absence to raise objections to the defence co-operation between the EU and NATO, something which created annoyance.

AKEL considers the PfP a military organisation and an antechamber to NATO so it is highly unlikely that this administration will agree to apply for accession.

But even if Cyprus applied to the PfP, it is almost certain that it will be met with the fierce opposition of Turkey, who would most likely veto such a move or ask for returns (some kind of recognition) to be given to the Turkish Cypriot breakaway state in exchange.

CYPRUS MAIL 22/11/08

Papadopulos yoğun bakımda

Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos, bir süredir devam eden sağlık problemleri nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı.

NTV

Güncelleme: 17:34 TSİ 23 Kasım 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - Gırtlağıyla akciğerlerinde sorun bulunan Papadopulos’un, solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındığı belirtiliyor.

 

Doktorları, sırt ağrılarıyla başlayan şikayetlerin ileri tetkiki için Papadopulos’un Amerika Birle?ik Devletleri’ne gitmesini önermişti.

Ancak solunum yetmezliği başgösterince Papadopulos acilen Lefkoşa’daki rum devlet hastanesinin yoğun bakım servisine nakledildi. kanser olduğu iddia edilen 74 yaşındaki papadopulos’un, daha önceki tedavileri sonrası iyileştiği söylenmişti.

 

Eski Rum lider Papadopulos yoğun bakımda

 

Kıbrıs Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos dün sabaha karşı solumun yetmezliğinden dolayı hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı.

 

 Bir süredir şiddetli sırt ağrıları çeken Papadopulos, tedavi gördüğü özel bir klinikte ABD'ye sevkini bekliyordu.

CNN TURK 23/11/08

 

Yıkılan köyleri için AİHM'e gittiler

KÖYLERİNİN İNŞASINI İSTİYORLAR... Yağmuralan (Vroişa) Derneği, 1964 yılında Rumlar tarafından yıkılan köyleriyle ilgili Rum Yönetimi aleyhinde mülkiyet hakkı ve tazminat istemiyle, AİHM' başvurdu. AİHM'in başvuruyu değerlendirerek, davanın görüşülmesi veya reddi konusunda bir karara varacağı belirtildi. Yağmuralanlılar, köyün kendilerine devredilmesi ve yıkılan binaların yeniden inşa edilerek, gerekli alt yapıların hazırlanmasını talep ediyor

Gözde SÜREÇ

 

   Yağmuralan (Vroişa) Derneği, 1964 yılında Rumlar tarafından yıkılan köyleriyle ilgili Rum Yönetimi aleyhinde mülkiyet hakkı ve tazminat istemiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuruda bulundu. AİHM'in başvuruyu değerlendirerek, davanın görüşülmesi veya reddi konusunda bir karara varacağı belirtildi.

   Yağmuralan (Vroişa) Derneği Başkanı Esat Mustafa, 26 Eylül 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Rum Yönetimi aleyhine dava açmak amacıyla başvuruda bulunduklarını söyledi.

   Kayıplarının sadece maddi değil, manevi de olduğuna işaret eden Mustafa, Rum Yönetimi'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir tutumda olduğunu, ortada işlenmiş bir suç bulunduğunu söyledi.

   İnsan Hakları Sözleşmesi'nin verdiği haklardan yararlanarak Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını korumaya çalıştıklarını söyleyen Mustafa, "biz de onların oyununu oynuyoruz. Bireysel haklarımızı kullanarak toplumsal çıkarlarımızı korumaya çalışıyoruz" dedi.

   Esat Mustafa, davanın bir diğer amacının da uluslararası topluma Kıbrıs sorununun 1974'te değil de 1963'te başladığını anlatmak olduğunu ifade etti.

   Bu davayla birlikte başlayan mücadelenin bireysel bir mücadele değil, toplumsal bir mücadele olduğuna dikkat çekerek, bu davayı Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının korunmasında çok önemli bir adım olduğunu belirtti.   

   Mustafa, KIBRIS'a yaptığı açıklamada dava süreci konusunda bilgi verdi.

 

"Maddi, manevi kayıplarımız için dava açmak istiyoruz"

 

   Mustafa, Yağmuralan (Vroişa) Derneği'nin, 15 Şubat 2004 tarihinde, köylülerin insan haklarını savunmak ve özellikle 1964 yılında yıkılarak yerle bir edilen köyde kaybedilen haklarla ilgili bir mücadele başlatmak amacıyla kurulduğunu söyledi.

   Kayıplarının sadece maddi değil, manevi de olduğuna işaret eden Mustafa, Rum Yönetimi'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bir tutumda olduğunu, ortada işlenmiş bir suç bulunduğunu söyledi.

   AİHM'e başvuru yapmadan önce Rum Yönetimi'yle birçok yazışma yaptıklarını belirten Mustafa, ilk yazışmalarını 30 Mart 2004 tarihinde 19 sayfalık bir talep mektubu göndererek yaptıklarını söyleyerek, mektubun içeriğiyle ilgili şu bilgileri verdi:

   "Yağmuralan Köyü'nün derhal legal sahiplerine devredilmesini, mülkiyet hakkımızın bize devredilmesini, yıkılan tüm binaların yeniden inşasını, köydeki elektrik, su, telefon, ulaşım gibi hizmetlerin restore edilmesi, bunların yenilenmesi ve geliştirilmesini talep eden bir mektup gönderdik. Ayrıca Rum Yönetimi'nden köyü yıktıkları için özür dilemesi talebinde bulunduk"

   Rum hükümetinden ret cevabı aldıklarını kaydeden Mustafa, "Yurt içi ve dışında yaşayan herhangi bir Kıbrıslı Türkün güneyde bulunan malını kullanamayacağını belirten bir mektup aldık" dedi.

   Bu durumun büyük bir çelişki yarattığına değinen Mustafa, Avrupa Birliği kuralları gereği herhangi bir AB üyesi ülke vatandaşının kendi mülkiyet hakkını kullanmasının engellenemeyeceğini söyledi.

   Mustafa, "Biz de AB üyesiyiz Avrupa'da yaşıyoruz. Ancak bize bu hakkı vermiyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti 1962 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzaladı. Buna bağlı kalmıyor. En iyi örneği de bizim köyümüzü yerle bir etmesidir" dedi.

  

"KKTC'nin hukuk mücadelesi vizyonu yok"

 

   AB İnsan Hakları Sözleşmesi'nin verdiği haklardan yararlanarak Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını korumaya çalıştıklarını söyleyen Mustafa, "biz de onların oyununu oynuyoruz. Bireysel haklarımızı kullanarak toplumsal çıkarlarımızı korumaya çalışıyoruz" dedi.

   Esat Mustafa, davanın bir diğer amacını açıklarken de "uluslararası toplum Kıbrıs sorununun 1963'te değil de 1974 yılında başladığını biliyor. Çünkü Rumlar, propagandayla bunu böyle göstermekte çok başarılı oludular. Bize karşı yapılan insan hakları ihlalleri 1963'te başladı, davamız da bunu gösterecek" dedi.

   Geçmiş liderlerin, yöneticilerin Kıbrıslı Türklerin kaybedilen insan haklarını savunmak amacıyla girişimde bulunmadığını söyleyen Mustafa, KKTC'nin hukuk mücadelesi vizyonu olmadığını söyledi.

   "KKTC'nin Kıbrıslı Türklerin kaybedilen hakları için uluslararası alanda, AİHM'de veya Avrupa Birliği Adalet Divan'ında hukuk mücadelesi verme vizyonu yoktur" diyen Mustafa Luizidu Davası'ının Rumlar tarafından kazanılmasının ardından Türkiye'nin mahkum edilmesiyle birlikte bu konunun gündeme geldiğini, bundan önce bir hukuk mücadelesinin hiç yapılmadığını kaydetti.

 

"Davanın kazanılması konusunda çok iyimserim" 

 

   Davanın kazanılmasıyla ilgili çok iyimser olduğunu söyleyen Mustafa, "mülkiyet ve tazminat hakkı Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde beyan edilmiştir. Bugün Yağmuralan Köyü'nün yıkımını inkar eden hiç kimse olamaz. Köy yıkılmıştır. O halk mağdur edilmiştir" dedi.

   Davanın kazanılacağına kesin gözüyle baktıklarını ifade eden Mustafa, "yolumuzun uzun olduğunu, mücadelenin zor olduğunu biliyoruz" dedi.

   AİHM'in davanın görüşülmesini kabul etmemesi halinde kendilerini Kıbrıs Rum mahkemelerine yönlendireceğini söyleyen Mustafa, bu kararın verilmesi halinde haklarını orada arayacaklarını, mücadeleyi terk etmeyeceklerini belirtti.

   KKTC hükümetini hukuk mücadelesini geliştirmeye ve bu konuya önem vermeye davet eden Mustafa, "KKTC'yi ve Kıbrıslı Türklerin başını en çok ağrıtacak olan konu yine mülkiyet konusu olacaktır. Kıbrıs'ta kapsamlı barış görüşmelerinde mülkiyet sorunu yönetim sorunundan daha zor olacaktır" dedi.

   Mustafa verilen mücadelenin bireysel bir mücadele değil, toplumsal bir mücadele olduğuna dikkat çekerek, bu davayı Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının korunmasında çok önemli bir adım olarak gördüğünü söyledi.

 

Türkiye ve KKTC aleyhinde AİHM'de açılan davalar

 

   Esat Mustafa, Rumların, Türkiye ve KKTC aleyhinde AİHM'de birçok dava açtıklarını özellikle Luizidu Davası'nın kazanılmasından sonra Rumların 1500'e yakın dava açtığını kaydetti.

   "Rumların bu davaları açarken esas amaçları mülkiyet haklarını kullanmak değil ulusal hedeflerine ulaşmaya çalışmaktır. Bireysel, insan hakları konusunu, uluslararası hukuka yani AİHM'e ve Avrupa Birliği Adalat Divanı'na taşıyarak konuyu gündeme getirmek ve kendi çıkarlarını korumak istiyorlar" diyen Mustafa, Rumların Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını yok etme amacında olduklarını söyledi.

   Orams Davası'nın kaybedilmesinin Kıbrıslı Türkler için vahim sonuçlar yaratacağına değinen Mustafa, "bu dava bize zarar verecek" dedi. 

KIBRIS 23/11/08

 

 

Kutlay Erk'in babası için AİHM&'de dava dosyalandı

DEVLETİN SORUMLULUĞU SIRASINDA KAYBOLDU... Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları sonucunda Kıbrıs'ın güneyinde, Lefkoşa'nın Strovolos bölgesinde yapılan kazılarda kemikleri bulunan 1963 kayıplarından Mustafa Arif'in aralarında Kutlay Erk'in de bulunduğu 4 çocuğu "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine AİHM dava açtı. "Kıbrıs cumhuriyeti", Arif'in devletin sorumluluğunda olduğu sırada kaybolması ve gerekli soruşturma yapılmamakla itham edilecek

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları sonucunda Kıbrıs'ın güneyinde, Lefkoşa'nın Strovolos bölgesinde yapılan kazılarda kemikleri bulunan 1963 kayıplarından Mustafa Arif'in 4 çocuğu "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) dava açtı.

   Mustafa Arif'in davacı olan çocukları Semral Emin, Asım Erk, Hüseyin Erk ve Kutlay Erk, AİHM'e 21 Kasım'da (önceki gün) ilettikleri davayla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5 maddesinin "Kıbrıs Hükümeti" tarafından ihlal edildiğini belirterek, bu yönde bulgu yapılmasını ve tazminata hükmedilmesini talep etti.

   TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre davacılar, dosyaladıkları dava dosyasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'nin aşağıdaki maddelerinin ihlal edildiğini belirttiler:

 

"Devletin sorumluluğu altındayken kayboldu"

 

   "1- AİHS'nin 2. maddesinin ihlali: İlgili hükümet başvuranların babasının kaybından sorumludur. Mustafa Arif devlet hastanesinden devlet görevlileri tarafından alınmış ve kaybedilmiştir. Tamamen devletin sorumluluğu altındayken ortadan yok olmuş ve 45 yıl sonra kemikleri bulunmuştur. Adli tıp incelemesinde cinayete kurban gittiği anlaşılmıştır. Devletin görevi öldürme olayına ilişkin derhal, etkin bir soruşturma başlatmaktı. Bunu yapmadı. 2. madde usuli açıdan ihlal edilmiştir.

   2- AİHS 3. madde ihlal edilmiştir. Başvuranların babalarının kaybından dolayı 45 yıl boyunca çektiği elem ve ıstırap 3. maddenin ihlalini oluşturur.

   3- AİHS 8. madde ihlal edilmiştir. Başvuranlar babalarının kaybından dolayı normal aile yaşamı sürme hakkından mahrum kalmışlar, yoksunluk içinde hayatlarını idame ettirmişlerdir.

 

Güney'deki iç hukuk yolları etkili değildir

 

   4- 13. madde ihlal edilmiştir. Başvuranların yukarıda sayılan maddeler bağlamındaki şikayetlerine karşılık başvurabilecekleri etkin iç hukuk yolu bulunmamaktadır. Güneydeki iç hukuk yolları etkili değildir. Benzer başvurularda iç hukuk mahkemesi davaları reddetmiştir. Bu durumda başvuranlar iç hukuk yollarına başvurmak durumunda da değildirler çünkü yerleşmiş AİHM içtihadına göre başvuranların etkin olmayan iç hukuk yollarını tüketme zorunlulukları bulunmamaktadır.

 

Kıbrıslı Türk ve Müslüman olduğu için öldürüldü

 

   5- 14. madde ihlal edilmiştir. Başvuranların babası Kıbrıslı Türk, Müslüman olduğu için öldürülmüştür. Ayrımcılık yasağı ihlal edilmiştir."

 

1963'de kaybolmuştu

 

   Mustafa Arif, Aralık 1963'te, kalp krizi geçirdikten sonra tedavi olmak amacıyla Lefkoşa Genel Hastanesi'nde bulunduğu sırada alınıp götürülmüştü.

   1952 yılında Merkezi Cezaevi'nde gardiyan olarak göreve başlayan ve 1963 toplumlararası çatışmalar sırasında hastalanarak Lefkoşa'daki devlet hastanesine yatan Mustafa Arif, 23 Aralık'ta Merkezi Cezaevi'nden gelen arkadaşları tarafından hastaneden alınmış, daha sonra kendisinden 44 yıl 5 ay haber alınamamıştı.

   Mustafa Arif, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları sonucunda Kıbrıs'ın güneyinde, Lefkoşa'nın Strovolos bölgesinde yapılan kazılarda bulunmuş ve 31 Mayıs'ta düzenlenen cenaze töreniyle Gazimağusa Kabristanı'nda toprağa verilmişti.

KIBRIS 23/11/08

 

Çözüm, Türkiye'nin çıkarına olmayacak

ÇÖZÜM BAŞKALARINA HİZMET ETMEYECEK... Hristofyas: "İster Kıbrıslı Türk lider, ister Türkiye, ister herhangi başka bir yabancı, kim isterse olsun; Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir yabancının çıkarına hizmet eden bir çözüm dayatılarak çözülebileceğini zannedenler yanılırlar. Dolayısıyla şunun net şekilde anlaşılmasını istiyorum: bütün ülkelerle temaslarımıza ve ilişkilerimize devam edeceğiz. Rusya dost ülkedir. Bu ülkenin Kıbrıs sorunuyla ilgili takındığı tutum da kendiliğinden anlaşılır. Rusya Kıbrıs'ın destekçisidir. İlkelere dayanan kararlar alınması için Güvenlik Konseyi'nde mücadele eden bir ülkedir. Bu vesileyle de Rusya liderliğine ve Rus halkına Kıbrıs halkının takdirlerini belirtmek isterim"

 

   Rusya ile siyasi manifesto imzaladığı Moskova'dan önceki gün dönen Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas "Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya diğer yabancıların çıkarlarına hizmet eden bir çözümün dayatılmasıyla çözüleceğini sananlar yanılır" dedi.

   Rum Haravgi gazetesi "Çözüm Dayatılmayacak -Başkan Hristofyas'tan Türkiye'ye ve Diğerlerine Mesaj" başlığıyla manşete çektiği haberinde Hristofyas'ın Güney Kıbrıs'a varışında Larnaka Havaalanı'nda yaptığı bu açıklamanın"; Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyarete Türkiye'nin ve KKTC devletinin gösterdiği tepkilere yanıt" olduğunu yazdı.

   Gazeteye göre "Kıbrıs'ın egemenlik haklarından feragat etmesi söz konusu değildir. Devletlerle arasındaki ilişkiler de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarına dâhildir" diyen Hristofyas Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ve TC Dışişleri Bakanlığı'nın; İngiltere'yle Karşılıklı Anlayış Memorandumu imzaladıklarında da veya Kıbrıs sorunundan ve çözüm ilkelerinden söz eden herhangi bir açıklama yayınlandığında da aynı tepkileri gösterdiklerine dikkat çekti.

   Gazete Rum Yönetimi Başkanı'nın Moskova ziyaretinin sonuçlarından tam bir memnuniyet duyduğunu belirterek; uluslar arası hukuk temelini yeniden düzene soktuğu gerekçesiyle Rus önerisinden yana olduğunu yinelemekte tereddüt etmediğine işaret etti, özetle şunları yazdı:

   "Başkan Hristofyas Kıbrıs'ın egemenlik haklarından feragat etmesinin söz konusu olmadığının, devletlerle ilişkilerinin de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları kapsamında olduğunun altını çizdi ve 'Kıbrıslı Türkler; Kıbrıs Cumhuriyeti ile çeşitli ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinden zarar görmezler' diye ekledi. Hristofyas; Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir yabancının çıkarına olan bir çözüm dayatılarak çözüleceğini zannedenlerin yanıldıklarını da vurguladı.

   Moskova dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın ve Türk Dışişleri Bakanlığı'nın; Rusya ile siyasi manifesto ve diğer ikili anlaşmaları imzalanmasına gösterdiği tepkileri yorumlaması istenen Hristofyas şunları söyledi:

   'Yanlış anlaşıldığımızı görmekten üzgünüm. Sayın Talat ve Türk Dışişleri Bakanlığı aynı tepkileri; Gordon Brown'la (İngiltere Başbakanı) Karşılıklı Anlayış Memorandumu imzaladığımızda da göstermişti. Herhangi bir yerden Kıbrıs sorununa, ilkelere dayalı herhangi bir açıklama yapılsa tepki gösteriyorlar.

   Sayın Talat'a net şekilde söyledim, Kıbrıs halkı da duysun diye bir kez daha yineliyorum: Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek sorunu; Türkiye'nin uluslar arası hukuku, BM Anayasasını ve her türlü hukuku çiğneyerek Kıbrıs toprağının %37'sini elinde bulundurması nedeniyle yasal hükümetin egemenliğini hükümranlığının tamamında uygulayamamasıdır.

   Kıbrıs bütün toprağıyla birlikte ve genel olarak AB'nin bir parçasıdır ve Avrupa müktesebatı, işgal dolayısıyla uygulanamıyor. Kıbrıs'ın egemenlik haklarından feragat etmesi diye bir şey söz konusu değildir.  Devletlerle ilişkileri de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları dâhilindedir. Bu ilişkiler ne kadar iyi olursa ve ne kadar ilkelere dayalı olursa Kıbrıs sorununun çözümü o kadar Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olur.

   İster Kıbrıslı Türk lider, ister Türkiye, ister herhangi başka bir yabancı, kim isterse olsun; Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin veya herhangi başka bir yabancının çıkarına hizmet eden bir çözüm dayatılarak çözülebileceğini zannedenler yanılırlar.

   Dolayısıyla şunun net şekilde anlaşılmasını istiyorum: bütün ülkelerle temaslarımıza ve ilişkilerimize devam edeceğiz. Rusya dost ülkedir. Bu ülkenin Kıbrıs sorunuyla ilgili takındığı tutum da kendiliğinden anlaşılır. Rusya Kıbrıs'ın destekçisidir. İlkelere dayanan kararlar alınması için Güvenlik Konseyi'nde mücadele eden bir ülkedir. Bu vesileyle de Rusya liderliğine ve Rus halkına Kıbrıs halkının takdirlerini belirtmek isterim. Çeşitli ülkelerle ilişkilerin gelişmesinden ve başkan bu ülkeleri ziyaret ettiğinde, bu ülkelerin aldığı ilke tavrından Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Türklerin malum çıkarları zarar görmez.'"

   Gazete Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın; Moskova ziyaretine tepki gösterilmesinin arkasında Ankara'nın bulunduğuna inandığını, KKTC devleti tarafından yapılan çeşitli hareketlerden ve gösterilen tepkilerden kaygılı olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümü konusunda temkinli iyimserliğini sürdürdüğünü yazdı.

   Gazeteye göre Rum tarafı iki bölgeli, iki kesimli federasyon talebini ortaya koyarken Kıbrıs Türk tarafının iki devlet çözümü talep etmesiyle ilgili yorumu sorulduğunda ise "Müzakereler sürecinde; Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun iki devlet temelinde çözülmesi talebine ilişkin çekimserlik ve korkuların doğrulanmayacağının ortaya çıkmasını diliyorum" yanıtını verdi.

 

"Talat yoldaş, iyi işit..."

 

   Simerini "Talat Yoldaş İyi İşit... -Hristofyas: Çözüm Türk Çözümü Olmayacak -Kıbrıs Cumhuriyeti Egemenlik Haklarından Feragat Etmez" başlığıyla yansıttığı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Moskova dönüşünde yaptığı "Çözümün Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edeceğini sanıyorsanız yanılırsınız" diyerek Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sert şekilde saldırdığını yazdı.

   Fileleftheros "Türk Çelmeleri -Ankara'nın Tanınmama Marifetleri, Hristofyas'tan Sert Yanıt" başlığıyla manşete çektiği haberinde Türk tarafının, sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınmaktan vazgeçilmesi yönünde net bir çaba harcamakta olduğunu iddia etti. Gazete Ankara'nın ve Cumhurbaşkanı Talat'ın; Rum yönetiminin uluslararası faaliyetlerine, öncelikle de ikili anlaşmalar yapmasına tepki göstermelerinin arkasındaki nedenin de "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınmaktan vazgeçilmesi hedefi olduğunu ileri sürdü.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın 9 Aralık'ta Komisyon Başkanı Barrosso ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Rehn'le görüşmek niyetiyle Brüksel'e gideceğinin altını çizen gazete, Hristofyas'ın, Moskova dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamanın "Ankara'nın ve Talat'ın bu marifetlerine yanıt teşkil ettiğini" savundu.

   Alithia "Başkan Talat ve Türkiye'ye Mesajlarla Döndü -Haklarımızdan Feragat Etmeyeceğiz - Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Çeşitli Ülkelerle Arasındaki Gelişmiş İlişkilerden Zarar Görmez" başlığını kullandı.

   Mahi ise haberi okurlarına "Hristofyas'tan Talat'ın Tepkilerine Sert Yanıt -Kıbrıs Cumhuriyeti Egemenlik Haklarından Feragat Etmeyecek" başlığıyla aktardı.

 KIBRIS 23/11/08

 

Soyer: Temel hedef gelecek yaz referanduma gitmek

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, beraberindeki bir heyetle Beyarmudu'nda önceki akşam halkla bir araya geldi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının temel hedefinin gelecek yaz referanduma gitmek olduğunu vurguladı.

   Beyarmudu'nda halkla buluşan Soyer, eşitlik temelinde bir federal çözümü kararlılıkla savunacaklarını söyledi.

   Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, beraberindeki bir heyetle Beyarmudu'nda önceki akşam halkla bir araya geldi.

      

Rum tarafı çözümsüzlüğe oynuyor

 

   Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili Beyarmudu halkına bilgi veren Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin çözümsüzlüğe oynadığını, ancak Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği'nde eşit düzeyde temsil edilme hakkı için mücadele edeceğini ve görüşme dinamiğini sürdüreceğini söyledi.

 

Hedef gelecek yaz referandum

 

   Görüşme sürecinin devam ettirilmesinin önemine işaret eden Soyer, "Eşitlik temelinde bir federal çözümü kararlılıkla savunacağız" dedi.

   Başbakan Soyer, temel hedefin gelecek yaz referanduma gitmek olduğunu belirtti.

 

Ekonomi güçlü olmalı

 

   Kıbrıs Türk halkının ekonomik gelişmesinin de Kıbrıs sorununun çözümünü sağlayacak önemli faktörlerden olduğunu ifade eden Başbakan, çözüm aşamasında Kıbrıs Türk ekonomisinin güçlü olması gerektiğini vurguladı.

 

Su ve elektrik yatırımları

 

   Konuşmasında hükümetin icraatlarına da değinen Başbakan Soyer, özellikle elektriğe yaptıkları ve bundan sonra yapacakları yatırımları anlattı.

   Soyer, su sorununa yönelik olarak da çok yakında deniz suyu arıtma ve kanalizasyon suyunu kullanarak yem bitkisi yetiştirme gibi projeleri hayata geçireceklerini söyledi.

   Amaçlarının Kıbrıs Türk halkını, kendi sıkıntılarını aşabilecek seviyeye getirmek olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bunun da ancak birlik ve beraberlikle olabileceğini vurguladı.

KIBRIS 23/11/08

 

Homeowners turn to Lords for deeds aid
By Jean Christou

THE BRITISH House of Lords is seeking answers as to why UK home buyers in Cyprus are still waiting for their title deeds and wants to know whether the British government intends to pressure Nicosia on the issue.

Answers to the two questions tabled by Lord Jones of Cheltenham are expected in the coming week.

The development is a victory for British home buyers in bringing attention to the plight of those who have not yet received the title deeds to their properties.

The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years, and there are around 100,000 home owners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.

British buyers in Cyprus recently began a campaign, writing directly to Prime Minister Gordon Brown and to their MPs expressing their worries.

And, the global crisis has added extra urgency to the issue. Home buyers are now worried sick over what might happen if property developers are unable to withstand the crisis.

Cypriot buyers are also worried, they say and plan to take their long-standing but less vociferous campaign up a notch in view of what is happening globally.

“The current climate increases the possibility that some developers may go under,” he said. “I can’t imagine the repercussions,” said George Strovolides, president of the Cyprus Land and Property Owners’ Association, known as KSIA.

According to Denis O’Hare who leads the Cyprus Property Action Group (CPAG) developers in Cyprus currently have record mortgages of over €4 billion using their clients’ homes as collateral.

O’Hare said people had a right to know what would happen to them in a worst-case scenario.

“Stating that it has not happened in the past has no bearing whatsoever on these real risks,” he said. “If the vendor has a mortgage on the property, the lending institution has rights which supersede the buyer’s.”

Cypriot property developers said last week that going public about the possibility of companies collapsing was alarmist.

But Lakis Tofarides, the chairman of the Land and Building Developers Association did admit that over the past 10 months, there had been a “discernible and worsening” fall in demand for real estate.

That real estate was holding its own despite the credit crunch was down to a set of circumstances particular to Cyprus, “which nevertheless should not be taken for granted” he said.

CYPRUS MAIL 23/11/08

 

Protest over Turkish warships
By Jean Christou

TURKISH warships forced two exploratory foreign-flagged vessels working for the government to withdraw back into Cyprus` territorial waters in an incident ten days ago, it emerged yesterday.

According to reports from New York yesterday President Demetris Christofias has sent a letter to UN Secretary-General Ban Ki-moon to protest the Turkish actions 27 miles off the south coast and inside Cyprus exclusive economic zone (EEZ).

The Cyprus News Agency report said that on November 13 two ships operating under a foreign flag were conducting an exploratory survey related to oil and gas when they were approached by a Turkish warship and told to cease operations and withdraw back to Cyprus` waters.

The letter said the two vessels complied because they feared for their lives.

“It becomes apparent that Turkey continues its unacceptable policy of questioning the sovereign right of the Republic of Cyprus, as a State Member of the United Nations, to exploit the natural resources within its EEZ, in accordance with international law and in particular the United Nations Convention on the Law of the Sea,” Christofias said in his letter to the UN Secretary General.

“The gravity of this incident cannot be overstated. Turkey has chosen, once more, to ignore the calls of the international community to actively support the efforts for a (Cyprus) solution and, on the contrary, it continues to do all in its power to undermine such efforts by demonstrating aggressive behaviour.”

Christofias said Turkey’s actions would not stop Cyprus from acting within its legal rights under international law. The letter was sent the day after the incident.

“The incident itself, as well as its timing, gives rise to grave concerns. The hostile and threatening character of the incident points to the increasingly aggressive nature of Turkey’s actions in the maritime area of Cyprus, while its timing, in the midst of a process aiming to reunify the island, serves only to undermine the process and to raise doubts as to Turkey’s commitment to it,” an accompanying letter said.

CYPRUS MAIL 23/11/08

 

Christofias’ nostalgia for times past
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias` might be forgiven for acting like ‘a kid in a candy store’ during his visit to Moscow during the week....or he might not.

Gushing about how he never imagined as a 23-year old student in Russia that he would one day be signing state agreements in the Kremlin, and jokingly referring to himself as the ‘red sheep’ of Europe, did not however impress everyone.

There is no doubt that Russia is important for Cyprus. It’s one of the Five Permanent Members of the UN Security Council and has been a friend when it comes to the Cyprus issue.

It has long-standing ties with Cyprus that go back to Independence. Russians and Cypriots share Orthodoxy as a religion. Business ties are tremendous and Russian money is currently propping up the Cyprus economy.

So the seven agreements signed in areas of finance, investment, trade, health, tourism and politics come as no surprise and can only be good for Cyprus, and for Russia.

However, there is a feeling that Christofias overplayed his ‘communist hand’ when he launched an attack on NATO, saying as long as he was President Cyprus would have no links with the western security apparatus, which no longer had “a reason to exist” after the collapse of the Warsaw Pact.

Attempts by NATO to draw the EU into its “adventures” were unacceptable, Christofias said.

It was as if the President was stuck in a time warp and someone forgot to tell him Russia was no longer a communist country, and that Russia itself had signed the Partnership for Peace (PfP) with NATO.

This was brought home by opposition DISY leader Nicos Anastassiades who pointed out that in one of the President’s photo-ops, it was a picture of the Tsar and not Lenin that was on display at the Kremlin.

The message may have come through a bit sooner to Christofias when a programmed meeting with Prime Minister Vladimir Putin failed to materialise in Moscow.

The excuse was that Putin was busy on party business, but diplomats said the real reason was likely Christofias` extensive fraternising with Russia’s Communist Party leader Gennady Zyuganov.

The general feeling was that Christofias was behaving more like the leader of the Cypriot communist party AKEL than the President of the country.

Anastassiades put this into words only yesterday.

“I think we need some time to convince the President that when he is abroad he does not speak as the general secretary of AKEL, but as the President of the Republic of Cyprus,” said Anastassiades.

“I don’t think we should be giving the impression that we are choosing poles on the basis of ideological allegiance of the past but unfortunately that is the picture being broadcast.”

Political parties in Cyprus were upset over the NATO comments since Cyprus has aspired to signing the PfP at some stage, while there were a few raised eyebrows in Brussels over Christofias` unequivocal support for Russia’s proposal to reassess and redraft the security mechanism in Europe.

“It is likely that the EU will try to achieve a common stance on this, and one country should not really be giving its support before it’s discussed properly,” said one EU diplomat. “We have EU organs and it takes time. There is an acquis for security in Europe.”

The diplomat agreed with Anastassiades that Christofias was acting more like a party leader than a president. “He could have just said the proposal was interesting, and he could have been more diplomatic about NATO. There was no reason for him to go so far.”

Anastassiades said yesterday that instead of living in the past and talking about opening an embassy in Cuba when none had been opened yet in Japan, Brazil or Canada, Christofias ought to be cultivating relations with France and the US, two counties that could play in important role in leaning on Turkey.

“Dogmatic obsessions that view Europe with suspicion no longer have any place,” he said. “And the equally public position on EU-Russia relations without prior consultation with our partners was also unfortunate.”

But not everyone was critical. “Christofias` character is well known so none of this comes as a surprise,” said another EU diplomat.

“Cyprus and Russia have close relations and yes, they signed a lot of agreements but I’ve not heard any screaming and shouting about it (in diplomatic circles).”

CYPRUS MAIL 23/11/08

 

Is Sweden being snubbed?
By Jean Christou

JUST when it was thought that Cyprus-Sweden relations were back on track after the previous government’s gaffe with Stockholm, it seems the government has yet again taken one step forward and two steps back.

The Sunday Mail has learned that Swedish Under Secretary for Foreign Affairs Frank Belfrage, who is due in Cyprus tomorrow on a two-day visit, appears to have been snubbed by President Demetris Christofias.

The suspicion in diplomatic circles is that Belfrage’s itinerary has been downgraded somewhat to a meeting with Foreign Minister Markos Kyprianou because of Belfrage’s plans to meet Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

This was the unspoken rule during the presidency of Tassos Papadopoulos, and it has come as a surprise to some diplomats that it appears to be still in force given that the two sides are now engaged in negotiations.

EU diplomatic sources told the Sunday Mail that Sweden had asked for a meeting with Christofias but were given the foreign minister instead while the only listings on the President’s programme for tomorrow are a noon meeting with representatives of children’s organisations and a 4.30pm meeting of the National Council.

“The Swedish officials do not want to make a big deal out of this, but they thought it would have been a good thing to meet Christofias,” said the EU diplomatic source.

Sweden will take over the EU six-month rotating presidency in the second half of this year.

“I don’t know if this has anything to do with Mr Belfrage meeting Mr Talat but one might think it’s still a policy,” added the diplomat.

He said the attitude of the Foreign Ministry in not objecting to officials from the five Permanent Members (P5) of the UN Security Council meeting with both leaders but not other countries, was “very frustrating”.

“The Australian Foreign Minister chose not to meet Mr Talat because of this,” said the EU diplomat. Yet Britain’s Minister for Europe Caroline Flint was able to meet both leaders during her visit recently.

“The government seems to make a distinction for the P5,” said the source.

When Christofias was elected in February it was thought that tensions with Sweden would be relegated to the past. He visited Stockholm in early September after an invitation from the Swedish government.

Last year a visit to Sweden by then Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis was cancelled after public statements by Papadopoulos implying that Swedish Foreign Minister Carl Bildt’s favourable stance on the thorny issue of direct trade for Turkish Cypriots was different than that of the Swedish government.

Behind the scenes, Stockholm informed Nicosia that its policy on direct trade was constant. They labelled Papadopoulos’ comments as “unfortunate”.

CYPRUS MAIL 23/11/08

 

Türk donanması Rumları kovaladı

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Bir Türk savaş gemisinin 13 Kasım’da Kıbrıs’ın güneyinde Rum yönetimi adına petrol arama çalışmaları yürüten 2 gemiyi uyararak bölgeden uzaklaştırdığı bildirildi. Rumlar Türkiye’yi BM’ye şikayet etti.

RUM yönetimi adına faaliyet gösteren ve yabancı ülke bayrakları çeken 2 gemi 13 Kasım’da Kıbrıs adasının 27 deniz mili güneyinde petrol arama çalışmaları başlattı.

Rum yönetiminin iddialarına göre, bölgede devriye gezen Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı bir savaş gemisi, Rum gemilerine müdahale ederek, faaliyetlerine son vermeleri çağrısında bulundu.

Türk savaş gemisinin ateş açmasından korkan 2 gemi bölgeden hızla uzaklaştı ve Rum karasularına kaçtı. Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas hemen BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’a bir mektup yazarak Türkiye’yi protesto etti. 15 Kasım’da Meis adasının 80 mil güneyinde bu defa Yunanistan savaş gemisinin tahriki yaşandı.

Polemistis adlı Yunan savaş gemisi, Gediz firkateyni eşliğinde, uluslararası sularda Türkiye adına petrol arayan Norveç bandıralı Malene Ostervold adlı gemiyi taciz etti. Yunanistan, Türkiye ve Norveç’i protesto etti.

Rum yönetimi, Papadopulos döneminde doğu Akdeniz’i tek taraflı münhasır ekonomik bölge ilan ederek uluslararası şirketlere petrol arama ihalelerine başlamıştı. Rumlar, Türkiye ve KKTC’nin şiddetli tepkisi üzerine geçen yıl geri adım atmak zorunda kalmıştı.

 

Papadopulos yoğun bakımda

Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Tasos Papadopulos dün sabaha karşı solumun yetmezliğinden yoğun bakıma alındı. Bir süredir şiddetli sırt ağrıları çeken Papadopulos, ABD’ye sevkini bekliyordu. 74 yaşındaki aşırı milliyetçi Rum lider, geçen hafta sırt ağrılarının şiddetlenmesi üzerine Lefkoşa Rum kesimindeki Evangelistria kliniğine kaldırıldı.

Teşhis konulamayınca Rum doktorlar Papadopulos’u ABD’ye sevketme kararı aldı. Durumu giderek ağırlaşan Rum liderin İsrail’den kiralanan özel bir ambulans uçakla ABD’deki Mayo Kliniği’ne gitmesi planlanıyordu. Yoğun bakım ünitesinde tutulan Papadopulos’un ambulans uçakla dahi ABD’ye gidemeyeceği bildirildi. Geçmişte gırtlak kanseri tedavisi gören Papadopulos, sigara kullanmaya devam ediyordu.

HURRIYET 24/11/08

 

 

Vatikan ağır konuştu: 1915 olayları soykırımdır

24/11/2008 RADIKAL

Papa 16. Benediktus, Ermeni piskoposlardan oluşan heyeti kabule hazırlanırken, Kardinal Kasper, Vatikan’ın 1915’teki olayları “soykırım” olarak nitelediğini anımsatarak, “Papa, Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini kullanmıştır” dedi.



VATİKAN - Lübnan’daki Ermenilerin dini lideri I. Avram başkanlığındaki heyetin Papa 16. Benediktus’u ziyareti öncesinde, Vatikan yetkililerinden Papalık Hıristiyanlar arası Birlik Kurulu Başkanı Kardinal Walter Kasper, Vatikan Radyosu’na yaptığı açıklamada, 1915 olaylarını “soykırım” olarak niteledi.

NTV’nin haberine göre Kardinal Kasper, Papa II. Jean Paul’ün Eylül 2001’deki Ermenistan ziyaretine atıfta bulunarak, “Ermeni soykırımı bir vakıadır. Bu, tüm Ermenilerin vicdanında ve kalbinde bir yaradır. Vatikan’ın bu konudaki tavrı, II Jean Paul’ün Ermenistan ziyareti sırasında açıklanmıştır. Papa, oradaki soykırım anıtını ziyaret etmiş, Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini kullanmıştır” dedi.

Kardinal Kasper, soykırımın bir iddia değil bir gerçek olduğunu da ileri sürerek, “Bu bir terim meselesi değildir. Pek çok kurban bulunduğu tarihi bir vakadır ve bu hatıranın iyileştirilmesi gerekmektedir. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin iyileştirilmesi için Vatikan ne yapabilir bilemem. Ama bu Ortadoğu barışı için de önemli bir hadise. Katolik Kilisesi her şeyden önce mağdurlardan yanadır. Bu bizim davranışlarımızı belirleme konusundaki en önemli ilkedir” diye konuştu.

Kasper, Ermeni piskoposlardan oluşan heyetin Vatikan’a yapacağı ziyaretin, Roma Katolik Kilisesi’nin diğer Hristiyan gruplarla ilişkileri açısından da büyük önem taşıdığını da söyledi.

Ermeni piskoposlarla Ortadoğu sorununu da ele alacaklarını belirten Kardinal Kasper “Lübnan’daki durum hakkında da görüş alışverişinde bulunacağız. Lübnan bir zamanlar Hıristiyan bir ülkeydi ama, artık Hıristiyanlar o ülkedeki nüfusun çoğunluğunu oluşturmuyorlar. Lübnan’daki kilise liderleri siyasi açıdan da önemli nüfuz sahipleri oldukları için Ortadoğu’da barış için diyalog açısından da bu ziyaret önemli” diye konuştu.

2000 yılında Ermeni Patriği II. Karakin ile dönemin Papası II. Jean Paul tarafından Vatikan’da yayımlanan ortak bildiride, 1915 olaylarının “soykırım” olarak nitelenmesi Türkiye’nin tepkisine neden olmuştu.

II. Jean Paul, 2001’te Ermenistan’a yaptığı ziyarette ise 1915 olaylarına değinirken, Ermenice’deki “Metz Jeghem” (Büyük Facia) ibaresini aynen kullanmayı yeğleyerek, yaşanan hadiseleri “insanlık dışı sapkınlık” olarak nitelemiş ve o tarihte yaşananların tüm dünya tarafından tanınması temennisinde bulunmuştu.

 

Geçmişle yüzleşme,çok hassas bir konu

SONUÇLARI İYİ ARAŞTIRILMALI... Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, her ailenin, kayıp yakınının nasıl ve kimler tarafından öldürüldüğünü öğrenmeye hakkı olduğunu ancak böyle bir çalışmaya girişmeden önce, ne gibi sonuçlar yaratacağının iyice araştırılması gerektiğini vurguladı

 

BARIŞA OLUMSUZ TESİRİ OLMAMALI... Erdengiz: Güney Afrika'daki gibi her şeyi ortaya dökersek, sonuçlarının ne olacağı iyice hesaplanmalı. Eğer bunun hesabını kitabını yaptığınız zaman, toplumsal seviyedeki barışa yan tesirlerinin olacağını görürsek, bunu yapmayarak, geniş bir zaman dilimine yaymamız lazım. Direkt olarak konuyla ilgili nesillerin geçmesini beklemek lazım

 

Aral MORAL

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, her ailenin, kayıplarının hangi şartlarda öldüğü veya kimler tarafından öldürüldüğünü bilmeye hakkı olduğunu, ancak bunun çok hassas bir konu olduğunu vurguladı.

   Halen kayıp şahısları bulmak için çalışmaların ve kazıların sürdüğüne dikkat çeken Erdengiz, "Ancak şu an bu tip bilgiler deşifre edilirse ve bu yönde araştırmalar yapılırsa, komitenin bilgi toplama şansı tamamen imkansız hale gelir. Yani dolayısıyla bir seçim yapmak zorundayız. Ya kayıpları bulacağız ve onları ailelerine teslim edeceğiz, ya da ailelere bu tip bilgileri vereceğiz" diye konuştu.

   Kıbrıs'ta geçmişte meydana gelen acı olayların açığa çıkması için Hakikat Komisyonu'nun kurulup kurulamayacağının sorulması üzerine Ahmet Erdengiz, "Güney Afrika'daki gibi her şeyi ortaya dökersek sonuçlarının ne olacağı iyice hesaplanmalı. Aynı hataları yapmamak için tabii ki geçmişimizle yüzleşeceğiz. Ancak bunun ne gibi sonuçlar doğuracağının iyice hesaplanması gerekiyor" dedi.

   Hemen hemen her kayıp yakının, 'kim, nerde, nasıl öldürdü" yönünde soru sorduğuna dikkat çeken Erdengiz, ailelerin de kayıp yakınlarını kimlerin öldürdüğünü bilmek istediğini söyledi.

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz'in KIBRIS Gazetesi'nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

 

"Kayıpların tümüne ulaşmak imkansız"

 

KIBRIS: Tüm kayıpların yakınlarına verildiğini farz edersek, bundan sonraki aşama sizce ne olmalı?

ERDENGİZ: Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları şu veya bu şekilde 2-3 yıl içerisinde tamamlanacak. Bu sürecin sonunda, bizim tahminimiz, tüm kayıpların yüzde 50 ile yüzde 60'ını bulmaktır. Tüm kayıpların hepsine ulaşmak ve hepsini bulmak imkansızdır. Yaklaşık 2 bin kaybın yüzde 60'ına ulaşırsak kendimi mutlu hissedeceğim ve görevimizi gerçekten yaptık diyeceğim. Ancak, bu işlemler bittikten sonra ve artık Kayıp Şahıslar Komitesi kendi kendini sona erdirdiği zaman, ne olacak? İki şey olacak; bu noktadan sonra artık kayıp şahıslarla ilgili olay ailelerin yetkisi dahiline girecek. Yani şu anda kayıp şahıs yakınlarını uluslararası mahkemelere, örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne müracaatı oluyor. Ancak müracaatları olmakla birlikte kayıp yakınlarının, uluslararası kuruluşlara müracaat ederek bilgi, hak ve tazminat talepleri komitenin çalışmalarından dolayı yerine getirilmiyor. Dolayısıyla, komitenin çalışmalarını tamamlamasından sonra, kişisel başvurular artacaktır.

 

"Ya bilgi toplayacağız ya da

kayıpları ailelerine teslim edeceğiz"

 

KIBRIS: Aslında ikisi farklı değil mi? Yani Kayıp Şahıslar Komitesi, kayıpları bulmakla mükelleftir. Ama kayıp yakınına ulaşan bir aile de olayın nasıl olduğunu, kimin yaptığını, hangi koşullarda bu infazın ya da öldürmenin gerçekleştiğini araştıramaz mı?

ERDENGİZ: Şu anda araştırsalar bile bilgi toplamaları pek mümkün değildir.

 

KIBRIS: Hangi açıdan?

ERDENGİZ: Birincisi; Kayıp Şahıslar Komitesi, kimin tarafından, neden, nerede öldürüldüğünü tespit etmiyor. Komitenin yetkisi kayıp şahısı bulmak, kimliklendirmek ve ailesine teslim etmekle sınırlıdır. Tabii ki ailelerin, kayıplarının hangi şartlarda öldüğünü, kimler tarafından öldürüldüğünü bilme hakkı var. Ancak şu an eğer bu tip bilgiler deşifre edilirse ve bu yönde araştırmalar yapılırsa, komitenin bilgi toplama şansı tamamen imkansız hale gelir. Yani dolayısıyla bir seçim yapmak zorundayız. Hatta zaman zaman basında bu konuda çıkan haberler bile bizim kaynaklarımızın kurumasına neden oluyor. Dolayısıyla, seçmek zorundayız. Bu aşamada, önce kayıpları mı bulalım, yoksa ailelere bu bilgiyi mi verelim?

 

"Her kayıp yakınının bunu bilme hakkı var"

 

KIBRIS: Kayıpların yüzde 50 ya da 60'ına ulaşılabileceğini söylediniz. Bu aşama tamamlandıktan sonra ve komite görevini sonlandırmasıyla, bu yönde bir çalışma yapılabilir mi? Kayıpların insan hakları onurunun iade edilmesi gibi.

ERDENGİZ: Haklısınız, her kayıp yakınının bunu bilmeye hakkı var. Bunu söyledikten sonra çok önemli iki hususa değinmek lazım. Bir anlaşma olup olmadığına bakmaksızın Kıbrıs'ın şartlarını düşünelim. Çünkü olur mu olmaz mı bilmiyoruz. Birincisi; bir kişinin başka bir kişinin öldürülmesinden sorumlu olması ne getirir ne götürür? İkincisi; Kıbrıs Türk veya Kıbrıs Rum toplumu içerisinde aile seviyesine büyük bir şoka neden olur. Yani bir gün sabahleyin biri uyanıyor ve babasının, dedesinin ya da kardeşinin, tırnak içerisinde söylüyorum, katil olduğunu öğreniyor.

 

"Ölüleri de mi yargılayalım?"

 

KIBRIS: Güney Afrika'da yaşanan olaylar beyaz ırk ile siyah ırk arasında gelişmişti. Ardından komisyon kurularak araştırma yapılmıştı. Bize de yapılamaz mı?

ERDENGİZ: Güney Afrika'da bunu yaptıkları doğru. Ancak Güney Afrika, Kıbrıs gibi küçük bir ülke değil. Büyük bir ülke ve herkes zaman içerisinde mekan değiştirerek, kaybolmaya fırsatı var. Kaldı ki, şu anda Güney Afrika'da bu komisyonların faydalı mı yoksa zararlı mı oldukları tartışma konusu yapılıyor. Kıbrıs şartlarına geri dönersek bu çok büyük zorluklara yol açar ve kişisel seviyede de olsa iki toplum arasındaki ilişkileri rahatlıkla zehirleyebilir. Aile seviyesinde, iki toplum seviyesinde zehirleyebilir. Bu yüzden bir seçim yapmak zorundayız. 2 bin kişiden bahsediyoruz. Bu 2 bin kişinin yakınlarının yüzde 100 tatmin edilmesi mi öncelik taşıyor, yoksa iki toplum arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi mi? Bu tip bilgileri gizli tutmakla, yalanların, gizliliklerin ve bilgisizliklerin üzerine bir gelecek mi inşa edelim? O da doğru bir yaklaşım değil. Ancak insan hakları boyutu veya kişisel haklar boyutu araştırılmadan çok ciddi olarak iki toplum arasındaki ilişkiye nasıl yansıyacağı araştırılmalıdır. Başka bir önemli husus da şudur; öncelikle Kıbrıs Türklerinin pek çok kayıp verdiği dönem 1964-1967 dönemidir. Bu dönemdeki sorumlular ya ölmüştür, ya da ölmek üzeredir. Pekala, biz ölüleri de mi yargılayalım?

 

"Bir suçlu affedilebiliyorsa, adalet bunun neresinde?"

 

KIBRIS: Bunun bir yasa çerçevesinde yapılmasıyla bunun önüne geçilemez mi?

ERDENGİZ: Bir zamanlar şöyle bir tartışma açıldı; herkes suçunu kabul etsin, ancak genel bir af ilan edelim. Peki ama bir suçlu affedilebiliyorsa, adalet bunun neresinde? Aksine bu şahıs adalet huzurunda da dokunulmazlık kazanıyor. Şimdi gerçekçi olmak lazım. Şu anda örneğin Muratağa, Atlılar ve Sandallar gibi büyük katliamlara karışmış Kıbrıslı Rumların ve Paşaköy, Balıkesir gibi pek çok Rum sivilin öldürüldüğü katliamlardaki Kıbrıslı Türklerin isimleri biliniyor. Devekuşu gibi başımızı kuma sokarak bu olaylar yoktur deyemeyiz.

 

"Suçluların isimleri her iki toplumda var"

 

KIBRIS: Bu kişilerin yol açtıkları tahribata ve yaşattıkları travmaların sonucunu gösterecek yönde atılacak bir adım, barışı daha da betonlaştırmaz mı sizce? "Geçmişte bunlar oldu, sağlam bir barış yaratalım ki, ilerde de bu acı ve travmaları yaşamayalım" denmesine yardımcı olmaz mı?

ERDENGİZ: Olabilir. Ama konu, bunun riskini alabilme konusudur. Eğer her iki toplum da bu olayların nasıl gerçekleştiği, kimin yaptığı, kısacası olayların ortaya çıkması yönünde bir kanaat getirirse, yapılabilir. Ancak benim şahsi görüşüm odur ki; her şeyin ortaya dökülmesi ve detayların çıkması her iki topluma da büyük travma ve şok yaratacak. Esas olan bir denge bulunabilmesidir. Hem mağdur olan aileleri tatmin edebilmek, edebildiğimiz kadar, hem de toplumsal ve toplumlar arası barışı korumaktır. Örnek vermek istiyorum. Bundan 1 yıl önce gazeteci meslektaşınız, kendi akrabası ile ilgili bir yazı yayımladı. O akrabasının ne kadar iyi adam olduğunu ve çevresinde ne kadar sevildiğini yazmıştı. O yazı, kayıplarla ilgili bir yazı değildi. Şimdi, o gazeteciye bir telefon edip, bahsettiği akrabasının, sayısını şu anda vermek istemiyorum ama çok miktarda sivil Rum'un öldürülmesinden sorumlu olduğunu söyleyebilirdim. Eminim o arkadaşınız için de bu bir şok olurdu. Bahsettiği kişiyi ben de tanıyorum. Birçok Türkün ölümüne sebep olan Rumların kimliğini keşfettiğimiz zaman da, Rum kesimi büyük bir şok yaşıyor. Çünkü, bugün adamın normal yaşamına baktığınız zaman karıncayı incitmeyen bir kişi olarak biliyorlar.

 

"Bu konuda dikkatli olunması lazım"

 

KIBRIS: Bu yönde bir talep olup olmadığı yönünde anket yapıldı mı? Böyle bir çalışma var mı?

ERDENGİZ: Yapılmadı. Ancak her kayıp yakınının sorduğu sorular bunlardır. Kayıp yakınları da kimin öldürdüğünü bilmek istiyor. Bu onlar için de cevaplanması gereken bir sorudur. Bunun yanı sıra, ölürken acı çekti mi? Hangi şartlarda öldü? Bu soruların cevabı her zaman mümkün değildir. Ama toplu katliamlarda bunun cevabı vardır ve biliniyor. Ama resmi olarak kayıtlara geçmemiştir. Biz komite olarak bu bilgileri araştırmıyoruz. Ancak çeşitli çevrelerle temas ettiğimiz zaman, bu bilgilerin Türklerde veya Rumlarda var olduğunu biliyoruz. Bu kişilerin bir mahkeme ya da komisyonun önüne çıkabilmesi için kesinlik kazandırılması lazım.

 

"Komitenin en büyük zafiyeti,

hiçbir yasal yetkisinin olmamasıdır"

 

KIBRIS: Mülakatın en başında kayıpların yarı yarıya bulunma ihtimalinin olduğunu söylediniz. Kayıp Şahıslar Komitesi'nin görevinin sonra ermesinin ardından, bulunmama ihtimali olan kayıpların ortaya çıkarılması için bir soruşturma yapılabilir mi?

ERDENGİZ: Bu farklı bir konu. Komitenin, kişileri konuşmaya zorlayıcı ya da mecbur edici yasal yetkisi yok. Komite görevini tamamladığı zaman, yeni bir yasal oluşumla, konuşmayan kişileri konuşmaya zorlayabiliriz. Ama bugün bir katillik vakasında bile savcılığın birini konuşturmaya yetkisi yoktur. İnsanları konuşturmak için işkence yapamayız. Komitenin en büyük zafiyeti, hiçbir yasal yetkisinin olmamasıdır. Komitenin, savcılara verilen bu yetkileri üstlenmesi, anayasal veya yasal olarak mümkün değildir. Dolayısıyla, bilgi sahibi kişileri bilmemize rağmen, bizim yetkisizliğimizin farkında olduğu için konuşmayan pek çok Türk ve Rum var. Bizimle iş birliği yapanlar ise barışa katkı için ya da insani nedenlerle yapıyor. Dolayısıyla eğer kayıp şahıslar komitesi bir gün işini bitirirse, bence her iki toplum liderlerinin bir araya gelerek yeni bir oluşum, yeni bir yasal düzenlemeyle olayların üstüne gitmesi gerekiyor. O noktada da savcıların devreye girmesi gerekir. Cinayet soruşturması olabilir mi bunlar? Belki de olmaya bilir. De facto bir durumumuz var. Öyle bir yasal boşluk içinde çalışıyoruz ki, komitenin bütçesini BM yürütüyor. Biz bankada hesap açmaya yetkimiz bile yok. Konumuza geri döneceksek, evet, her kayıp ailesinin olayları bilmeye hakkı vardır. Hem de tüm detaylarıyla. Ama barış bunu kısıtlamayı getiriyorsa, biliyorsunuz, her türlü hakkı kısıtlayan başka haklar da var.

KIBRIS 24/11/08

 

Kıbrıs müzakerelerinde ilk ciddi gerilim

Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerdeTalat ve Hristofyas arasında ilk ciddi gerilim bugün yaşandı. Talat, Hristofyas’ı çözümü ada dışında aramakla eleştirdi, Rum lider ise “Ben tanınmış bir ülkenin cumhurbaşkanıyım, Talat’a hesap vermeyeceğim” dedi.

SELİM SAYARI

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:27 TSİ 25 Kasım 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta liderlerin, soruna çözüm bulunması amacıyla yürüttüğü müzakerelerde ilk kez ciddi bir gerilim yaşandı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile bugün gerçekleşen onuncu görüşmelerinde, Rusya Federasyonu’yla tek yanlı bir mutabakat metni imzalayan Hristofyas’ı, çözümü ada dışında aramakla eleştirdi. Talat bu girişimlerin Türk halkının güvenini sarstığını belirterek, çözüm çabalarına zarar verdiğini de vurguladı.

 

HRİSTOFYAS: HESAP VERMEM
Talat’a sert yanıt vererek gerilimi artıran Hristofyas, tanınmış bir ülkenin cumhurbaşkanı olduğunu ileri sürerek yaptıkları konusunda Talat’a hesap vermeyeceğini söyledi. Hristofyas’ın yanıtıyla ortam daha da gerildi.

Liderlerin karşılıklı olarak birbirlerini eleştirdiği 2 buçuk saatlik görüşmenin önemli bir bölümü, sorunun özüne yönelik ideolojik tartışmayla geçti.

Görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat “Orada çok kısa birkaç tartışma söz konusu oldu. Başlangıçta biraz gerginlik oldu, ama sonra müzakereci konumlarımıza döndük.” dedi.

SENİNLE “KIBRIS CUMHURİYETİ”NİN EGEMENLİĞİNİ TARTIŞMAM
NTV’nin edindiği bilgilere göre Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’a Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkeden biri olan Rusya’yla imzaladığı mutabakat metninden duyduğu rahatsızlığı iletti. Talat, Hristofyas’ın görüşme sürecine zarar verdiğini belirterek, Kıbrıs’ta tek halk olduğu yönündeki açıklamasının da gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

 

Bu girişin ardından öfkelenen Hristofyas, Talat’a “Seninle ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin’ egemenliğini tartışacak değilim. Bu konuları BM önünde tartışmak doğru bir davranış değil.” diye konuştu.

‘KIBRIS CUMHURİYETİ’ BAYRAĞINI KUZEYDE DALGALANDIRAMAZSIN
Gerilimin artması üzerine Talat, “Kıbrıs’ta tek halk olduğunu iddia ediyorsun. Bu tümüyle yanlış bir iddia. Bunu uluslararası bir konferans da dahil, her platformda tartışmaya hazırım. Kıbrıs’ta iki halk var.” dedi.

Hristofyas’ın “Sorun, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin kuzeye ulaşmasıyla çözülür.” şeklindeki demecini de eleştiren Talat, Rum lidere yönelik eleştirilerini şöyle sürdürdü: “Rum Cumhuriyeti’ne dönüşmüş olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağını, Kuzey Kıbrıs sınırları içinde dalgalandıramayacağının bilincine varmalısın.”

Talat’la Hristofyas arasındaki onuncu müzakereye ev sahipliği yapan Birleşmiş Milletler Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, iki lider arasındaki gerilim karşısında şaşırdı, ancak müdahale etmek yerine sessiz kalmayı tercih etti.

YÜZ MEMORANDUM İMZALASAN, SONUÇ DEĞİŞMEZ
Görüşmeden sonra Cumhurbaşkanlığında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, “Hristofyas’ın görüşmeler devam ederken, değişik ülkelerle anlaşmalar yaparak, memorandumlar imzalayarak görüşme parametrelerini değiştirmeye çalışmasını hoş karşılamadığımızı bugün kendisine ilettik. Özellikle görüşmelerde ele alınan konularla ilgili, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya çalışmasının görüşmelere zarar verdiğini, güven bunalımı yarattığını ve Hristofyas’ın “Kıbrıslı çözüm” iddialarıyla da büyük bir çelişki oluşturduğunu ortaya koydum.” dedi.

Talat, Hristofyas’ın imzaladığı ve imzalayacağı memorandumların, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yerleşmiş BM parametrelerini değiştirmeyeceğini, ancak Kıbrıs Türk halkının güvenini sarsacağını söyledi. Talat “100 memorandum daha imzalasan ne olur, sorunun parametreleri değişmez” diye konuştu.

Talat, şöyle devam etti: “İnsanımız bu durumda, “Egemenliğini Kuzey’e yaymaya inanan bir anlayışla, nasıl işbirliği yapacağız” der. Bu konuda umarım ki doyurucu açıklama yapar. Bunu ortaya koyduğumuzda, ‘tutumunun bu olmadığını ve izah edeceğini’ söyledi. Bekleyeceğiz.”

Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin öngörülen hızda olmadığını, verimlilik açısından da yeterli düzeyde bulunmadığını söyledi. “Görüşmelerle ilgili kamuoyunun ne zaman bilgilendirileceğine” dair soru üzerine ise, görüşmelerin ister istemez basına yansıdığını ve kamuoyunun bilgilendiğini, ileride daha kapsamlı bir bilgilendirme yapabileceklerini sözlerine ekledi.

Şampiyonlar Ligi’nde Maraş propagandası

Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanya’nın Werder Bremen futbol takımları arasında yarın akşam Güney Kıbrıs’ta oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, “Maraş ve Mağusa”nın propagandasını yapacak.

AA

Güncelleme: 17:12 TSİ 25 Kasım 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Rum basınına göre, sözde “Maraş Belediye Başkanı” Aleksis Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte pankartların dağıtılacağını, maç başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin görüntüsünün verileceğini açıkladı.

 

“Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım fırsatı olamayacağını” ifade eden Galanos, maçta ayrıca üzerinde “FAMAGUSTA” (Mağusa) yazılı 50 metre uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.

Galanos, etkinliğin UEFA’nın izniyle gerçekleştirileceğini ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.

Rum basınına göre, maçın başlamasından önce sahada “Mağusa marşı” çalınacak ve maçın başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.

Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının kontrolündeki Maraş’ın Rumlara verilmesini istiyor.

Rumlar maçta "Maraş" propagandası yapacak

 

Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanya'nın Werder Bremen futbol takımları arasında yarın akşam Güney Kıbrıs'ta oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, "Maraş ve Mağusa"nın propagandasını yapacak.

 

Rum basınına göre, sözde Rum "Maraş Belediye Başkanı" Aleksis Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte pankartların dağıtılacağını, maç başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin görüntüsünün verileceğini açıkladı.

"Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım fırsatı olamayacağını" ifade eden Galanos, maçta ayrıca üzerinde "FAMAGUSTA" (Mağusa) yazılı 50 metre uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.

UEFA izin vermiş

Galanos, etkinliğin UEFA'nın izniyle gerçekleştirileceğini ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.Rum basınına göre, maçın başlamasından önce sahada "Mağusa marşı" çalınacak ve maçın başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.

Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının kontrolündeki Maraş'ın Rumlara verilmesini istiyor.

CNN TURK 25/11/08

 

Hristofyas Türkiye'yi BM'ye şikayet etti

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, sözde "Rum münhasır ekonomik bölgesi" içerisinde Rum yönetimi hesabına petrol araştırması yapan yabancı bandıralı bir geminin 13 Kasım'da Türk savaş gemisi tarafından engellendiği iddiasıyla, Türkiye'yi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a şikayet etti.

 

Hristofyas'ın, BM'deki Rum Daimi Temsilcisi Minas Hacimihail tarafından 14 Kasım'da iletilen şikayet mektubunun içeriği Rum basınında yayımlandı.

Hristofyas, mektubunda, sözde "münhasır ekonomik bölge" içerisinde Rum yönetimi hesabına petrol araştırması yapan yabancı bandıralı bir geminin Türk savaş gemisi tarafından engellendiğini savunarak, Türkiye'nin benzer hareketlerinin, BM üyesi olarak, Güney Kıbrıs da dahil olmak üzere devletlerin "egemenlik haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmesi" anlamına geldiğini öne sürdü.

Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği ile Kıbrıs çözüm müzakerelerine atıf yapan Hristofyas, mektubunda, "Türkiye bir kez daha, uluslararası camianın çözüm çağrılarını görmezden gelmeyi tercih etti. Aksine, saldırgan davranış sergileyerek bu tür çabaların değerini azaltmak amacıyla eline geçen her türlü imkanı kullanıyor" iddiasında bulundu.

Hristofyas, mektubunda, yakın geçmişte sözde "Rum yönetimi karasuları içerisinde" "gerçek mermiler kullanılarak" yapılan Türk askeri tatbikatını da şikayet etti:

"Kışkırtıcı Türk politikası, 13 Kasım'da 'Kıbrıs cumhuriyetinin münhasır ekonomik bölgesi' içerisindeki yabancı bandıralı gemiye doğrudan tehditlerle yoğunlaştı. Bu, bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Türkiye, bu tür BM Anayasası'na ve Uluslararası Deniz Hukuku'na saygısız davranışlarda bulunuyorken, 1 Ocak 2009 itibarıyla Güvenlik Konseyi'ndeki iki yıllık görevine başlayacak.

Türkiye'nin, egemen ve BM üyesi sorumlu bir ülke olan 'Kıbrıs cumhuriyeti'ne karşı bu yaklaşımı, Türkiye'nin tek başına Doğu Akdeniz'deki gerginliğin ve istikrarsızlığın kaynağı olduğunu doğruluyor."

CNN TURK 24/11/08

 

Kıbrıs görüşmesinde kısa süreli gerginlik

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün 10'uncusu yapılan görüşmede, "federal suçlar" ve "federal polis" konuları ele alındı. Liderlerin Lefkoşa ara bölgede yaklaşık 2,5 saat süren görüşmesinin ardından açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, iki liderin bugün "federal suçlar" ve "federal polis" konularını ele aldıklarını söyledi.

İki liderin, "federal suçlar" konusunun hemen hemen tüm unsurlarında anlaştıklarını bildiren Zerihoun, "federal polis" konusunda ise bazı konularda fikir birliğine varıldığını, bu konuyla ilgili bazı hususların gelecek görüşmede ele alınacağını kaydetti.

Bir sonraki görüşmenin 2 Aralık'ta yapılacağını bildiren Zerihoun, 2 Aralık'ta "Federal kamu yönetimi" ile "kamu komisyonu ve dış ilişkiler" konularının ele alınacağını kaydetti.

Bu arada, Türk tarafının, görüşmeler devam ederken, Hristofyas'ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasına ilişkin tutumundan duyduğu rahatsızlığı iletmesinin, görüşmenin başında kısa süreli gerginliğe neden olduğu ve Hristofyas'ın, Türk tarafının bu yöndeki görüşlerine yazılı yanıt vereceği öğrenildi.

CNN TURK 25/11/08

 

"Kıbrıs'ta tek bir halkın olmadığını anlattım"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bugün yaptığı görüşmede, Rum liderin görüşme sürecine zarar veren tutumundan duyduğu hoşnutsuzluğu ileterek, Kıbrıs'ta tek bir halk olmadığı gerçeğini hatırlattı.

KKTC lideri Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde bugün 10. kez bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın imzaladığı ve imzalayacağı memorandumların, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yerleşmiş BM parametrelerini değiştirmeyeceğini, ancak Kıbrıs Türk halkının güvenini sarsacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile Lefkoşa ara bölgede yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hristofyas'ın tavrının görüşmelere zarar verdiğini belirten Talat, "Hristofyas'ın, görüşmeler devam ederken, görüşme zeminini kaydırmaya çalışmasını, değişik ülkelerle anlaşmalar yaparak, memorandumlar imzalayarak görüşme parametrelerimizi değiştirmeye çalışmasını hoş karşılamadığımızı bugün kendisine iletecektik, nitekim onu yaptık. Rusya ile yaptığı memorandum konusundaki pozisyonumuzu ortaya koyduk. Özellikle görüşmelerde ele alınan konularla ilgili, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya çalışmasının görüşmelere zarar verdiğini, güven bunalımını yarattığı ve kendilerinin (Hristofyas'ın) 'Kıbrıslı çözüm' iddialarıyla da büyük bir çelişki
oluşturduğunu ortaya koydum" dedi.

"Bunu toplantının başında yaptım. Aynı zamanda, ondan sonra yaptığı açıklamaların da genel olarak, bizim duruşumuzla eleştirisini yaptım" diyen Talat, "Yani, 'Kıbrıs'ta tek sorunun, meşru Kıbrıs hükümetinin Kuzey'de egemenliğini uygulayamaması' olduğunu iddia etmişti, bunu yanıtladım" diye konuştu.

KKTC lider, "Meşruiyetinin söz konusu olmaması bir yana, Kıbrıs sorununun bu olmadığını, bizim içerisinde bulunduğumuz çabanın, 1963'te bozulan ortaklığımızı yeniden tesis edecek bir bütünlüklü çözüm peşinde olduğumuzu, 'Kıbrıs hükümeti'nin Kuzey'de egemenliğini yaymasının söz konusu olamayacağını ve müzakerelerin de bu maksatla yapılmadığını, aynı zamanda Kıbrıs'ta, sürekli olarak ifade ettiği, tek bir Kıbrıs halkının varlığının gerçek dışı olduğunu, Kıbrıs'ta tek bir halkın bulunmadığını anlattım" şeklinde konuştu.

Gerginlik oldu

Talat, Hristofyas'ın bunlara tepkisinin ne olduğuna ilişkin soru üzerine, "Bütün bunlara yazılı yanıt vereceğini söyledi. Orada çok kısa birkaç tartışma söz konusu oldu. Bunun dışında başka bir şey olmadı" dedi.

"Bu arada sözlü tartışmalarımız da oldu" diyen Talat, "Gergin bir hava mı vardı?" sorusuna karşılık, "Başlangıçta biraz gergin oldu tabii ama sonra konumlarımıza döndük. Bugün federal polis ve federal suçlarla ilgili konuları görüştük" diye konuştu.

Hristofyas'ın yanıtını, muhtemelen gelecek toplantıda vereceğini ifade eden Talat, "Rum liderin neden yazılı cevap verme yöntemini izlediğine" ilişkin soru üzerine, bunu Hristofyas'a sormak gerektiğini, bugüne kadar bu şekilde olmadığını ama bu yöntemin de mümkün olduğunu söyledi.

"Rahatsız etti"


Cumhurbaşkanı Talat, görüşme sürecine zarar veren yaklaşımın kendilerini ciddi şekilde rahatsız ettiğini vurgulayarak, Hristofyas'ın daha önce İngiltere ile de memorandum imzaladığını ve ona da tepki gösterdiklerini anımsattı.

Talat, "Ancak o tepki anlaşılan kesin ve net bir duruş olarak algılanmadı karşı tarafça büyük olasılıkla. Ve buna devam ediliyor. Bundan sonra devam eder mi, etmez mi bilmiyorum, belki de eder. Ancak son derece yanlış yapar. Çünkü bu parametreleri değiştiren bir şey değil, istediği kadar memorandum yapsın, isterse yüzlerce memorandum yapsın parametreler oradadır, BM parametreleri bellidir, bunları değiştirmek mümkün değil" dedi.

Mehmet Ali Talat, "Ama ne yapar, güvenimizi sarsar. İnsanımız, 'nasıl bu insanlarla işbirliği yapacağız' der, 'Egemenliğini Kuzey'e yaymaya inanan bir anlayışla nasıl işbirliği yapacağız' der. Bu konuda umarım ki doyurucu açıklama yapar. Çünkü bunu ortaya koyduğumuzda, 'tutumunun bu olmadığını ve bunu izah edeceğini' söyledi. Onu bekleyeceğiz" şeklinde konuştu.

Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin öngörülen hızda olmadığını, verimlilik açısından da yeterli düzeyde bulunmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Görüşmelerle ilgili kamuoyunun ne zaman bilgilendirileceğine" dair soru üzerine ise görüşmelerin ister istemez bir şekilde basına yansıdığını ve kamuoyunun bilgilendiğini, belki daha derli toplu bir bilgilendirme yapabileceklerini kaydetti.

Hristofyas: "Genel hatlarıyla olumsuz değildi"


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptıkları müzakerelerin
sonuçlarının "genel hatlarda olumsuz olduğunu söyleyemeyeceğini, ancak daha müspet olmalarını beklediğini" söyledi.

Atina'ya 26-28 Kasım tarihlerinde resmi ziyarette bulunacak Hristofyas, Atina Haber Ajansına (ANA) verdiği demeçte, son gelişmeleri değerlendirdi.

Müzakerelerde işler bir çözüme ilişkin konuların halen görüşüldüğünü kaydeden Hristofyas, yürütme ve yönetim sistemi üzerinde görüşmelerin devam ettiğini, ancak görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Kıbrıs Rum kesiminin "gayet işlevsel" bir öneride bulunduğunu savunan Hristofyas, "Sayın Talat'ın teklifi ise Annan Planının daha kötü bir tekrarı. Bu noktada önemli bir anlaşmazlık var. Bunu çözersek diğer konuları da çözmek daha kolay olacaktır" diye konuştu.

Hristofyas, gayri menkuller konusuna da değindiği demecinde, "Bu konunun henüz gündeme gelmediğini, Türk tarafının mübadele ve tazminat konularında ne derece ısrarlı olabileceğini şimdiden söyleyemeyeceğini" kaydetti.

Rum lideri, adadaki garantör güçler hakkında ise "Atina ve Lefkoşa'nın (Rum kesimi), AB üyesi bir ülkenin garantiye ihtiyacı olmadığı konusunda ortak teze sahip olduklarını" söyledi.

Hristofyas, "Bu aşamada özlü müzakere mi yapıldığı yoksa görüş alışverişinde mi bulunulduğu" şeklindeki soruya, "Şimdi müzakere yapılıyor, ciddi alışveriş daha ileride yapılacak. Bu benim, BM tarafından da kabul edilen yaklaşımımdı, sanıyorum Sayın Talat tarafından da kabul gördü. İki toplum, genel bir ortak yaklaşıma sahip değilse, alışverişe başlamak doğru olmaz" yanıtı verdi.

Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının başarısızlığa uğraması halinde BM hakemliğine karşı olduklarını belirten Rum lideri, "Hakemliğe karşıyız. İki lider görüşmelere devam etmeli ve sorumluluklarımızı üstlenmeliyiz. Neden, üçüncü şahıslar bize, kendi sorunumuzu nasıl çözümleyeceğimizi söylesinler? Bazı kişiler, Kıbrıs meselesinin kapanmasını istiyor, biz ise kapanmasını değil, çözümlenmesini arzu ediyoruz" dedi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri

Hristofyas, ilkbaharda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri konusuna değinirken de, "Şayet, o zamana kadar Kıbrıs konusunda anlaşmaya varılmaz ise Avrupalı liderlere Kıbrıslı Türklerin söz konusu seçimlere katılmalarının mümkün olmadığını söylediğini" kaydetti.

Rum lideri, Cumhurbaşkanı Talat'a, "müzakerelerin ilerlemesi ve çözüme ulaşılması için bu tarihleri ciddi bir şekilde göz önünde bulundurmasını, tezlerini değiştirmesini ve daha mantıklı olmasını söylediğini" de belirtti.

Türkiye'nin Akdeniz'de Rum kesimi adına çalışan bir Norveç araştırma gemisini taciz ettiği iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Hristofyas, araştırmaların uluslararası Deniz Hukuku sözleşmesi çerçevesinde yapıldığını savundu.

Hristofyas, "Türkiye bu sözleşmeyi imzalamamıştır, bu da taciz için bahanedir. Türkiye'nin bu tutumu, özellikle de Kıbrıs'ta iki toplum liderleri arasında müzakereler sürerken, kınanması gereken bir yaklaşımdır. Bunun için biz de, bu tahriki BM Güvenlik Konseyi ve AB'ye şikayet ettik ve olumlu karşılandık. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları sorgulanamaz, biz de ödün vermeyiz" ifadelerini kullandı.

Tarih kitapları


Hristofyas, Rum kesiminde tarih kitaplarında değişikliklere gidilmesi ve "bunun Kıbrıslı Rumların kimlikleri için tehlike teşkil edip etmediğine" ilişkin bir soruya ise, "Bu tür görüşler yanlış ve gerçek dışıdır. Öte yandan, Atina Cuntasının EOKA B ile işbirliği içinde Kıbrıs'ta felakete yol açtığının tarih kitaplarında yer alması kötü müdür? Bu, Helenizm karşıtlığı midir? Cunta, hiçbir zaman Yunanistan'ın ve Yunan halkının görüşlerini ifade etmediği gibi halkı baskı altında tutarak, mahvetti. Kıbrıs da bugüne kadar bu faturanın büyük bölümünü ödemeye devam ediyor" dedi.

Sözlerini, "Bugüne kadar tarih kitaplarında, 1963 olaylarına yol açanın Kıbrıslı Türklerin isyanı olduğu yazılıyor. Biz o zaman hiçbir hata yapmadık mı? Bugün kayıplar için yapılan araştırmalarda, kuyuların içinde ve daha başka yerlerde Kıbrıslı Türkler bulunması ne anlama geliyor? Kendileri mi düştüler? Ne yazık ki bizim tarafımızdan da aşırılıklar yapıldı" diye sürdüren Rum lideri, "Tarihin bazı boyutları tabii ki tekrar yazılabilir. Kitaplar, gerçeği ve değişik düşünceleri objektif biçimde yansıtmalıdır" dedi.

Görüşmeye BM Temsilcisi Downer katılmadı

Talat ve Hristofyas'ın, Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesine liderlerin heyetleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katıldı.

Bugünkü görüşmeye, ada dışında olması nedeniyle, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer katılmıyor.

Liderler, 11 Eylül'de başlayan çözüm müzakerelerinde, bugüne kadar, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altında "Federal Yürütme" ve "Yasama"yı ele almış, 17 Kasım'daki son görüşmelerinde "Federal Yargı"da bağımsız kurumları, yani federal Başsavcılık, federal Sayıştay Başkanlığı ve Yüksek Mahkeme konularını konuşmuştu. Ayrıca, liderlerin yıl sonuna kadar yapacağı görüşmenin takvimi de belirlenmişti.

Federal yargı konusunu görüşmeye devam edecek liderler, bugün "tıkanıklıkları aşma mekanizmaları"nı da ele aldı.

Hristofyas, 17 Kasım'daki görüşmeden bir gün sonra Rusya'ya gitmiş ve Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile 19 Kasımda, Kıbrıs sorununun çözüm içeriğine ilişkin unsurlar da içeren memorandum imzalamıştı.

CNN TURK 25/11/08

 

Talat'ın tavrı Hristofyas'ı üzmüş

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bugün yaptıkları görüşmede, Rum liderin görüşme sürecine zarar veren tutumundan duyduğu hoşnutsuzluğu iletmesinden üzüntü duyduğunu açıkladı.

 

Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşmede, Rum yönetiminin Rusya ile imzaladığı mutabakat zaptını (memorandum) gündeme getirerek, rahatsızlığını bildirmesi Rum liderde sıkıntı yarattı.

Rum haber ajansına göre, Hristofyas, Talat'ın tepkisinin, Rum yönetimi için Akdeniz'de petrol arama çalışması yapan yabancı gemilere Türk savaş gemilerinin müdahalesi ile "aynı doğrultuda" olduğunu iddia etti.

Hristofyas, rum kesiminin diğer ülkelerle ve BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ülkeyle anlaşma imzalamasının "egemenlik hakkı" olduğunu savunarak, "Kıbrıs sorununun çözümünden sonra 'Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anlaşmalar imzalayacağını" ifade etti.

Hristofyas,"Bu konuların doğrudan müzakerelerin gündeminde olmadığını, Talat'ın bu açıklamasını doğrudan müzakerelerin yapıldığı mekanda yapmasını doğru bulmadığını" ileri sürdü.

Hristofyas, "Talat'ın yaptığı açıklamanın üzüntü verici olduğunu ve Talat'ın bu konuyla ilgili doğrudan müzakerelerde konuşmaması gerektiğini" de iddialarına ekledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas'la bugün yaptığı görüşmede, Rum liderin görüşme sürecine zarar veren tutumundan duyduğu hoşnutsuzluğu ileterek, Kıbrıs'ta tek bir halk olmadığı gerçeğini hatırlatmıştı.

Talat, görüşme sonunda yaptığı açıklamada, Hristofyas'ın imzaladığı ve imzalayacağı mutabakat zaptlarının, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yerleşmiş BM parametrelerini değiştirmeyeceğini, ancak Kıbrıs Türk halkının güvenini sarsacağını söylemiş ve Hristofyas'ın tavrının görüşme sürecine zarar verdiğini belirtmişti.

CNN TURK 25/11/08

 

Rumlar'a evet, Türkler'e hayır

Tarih 7 Ekim 2007... Şırnak'ta hainler, bir timi pusuya düşürdü: 15 şehit... Türkiye kan ağlıyordu. Bu günlerde Milliler Moldova maçına hazırlanıyordu. Bir teklif geldi: Oyuncular maça siyah forma ile çıksınlar. UEFA 'hayır olmaz' dedi. Türk tarafı bastırdı: 'Bari kolumuza siyah bant takalım.' UEFA yine 'hayır' dedi... Ve bugün; Kıbrıs Rum Kesimi'nin takımı Anorthosis Famagusta, yarın Werder Bremen ile oynayacağı maç için UEFA'dan izin aldı: Şu anda tartışmalı olan Maraş ve Ada'nın kendi tarafı için reklam yapacak. UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, hurriyet.com.tr'ye açıkladı: Olmaz, olamaz... Bakalım, yarın göreceğiz.

Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanya'nın Werder Bremen futbol takımları arasında yarın akşam Güney Kıbrıs'ta oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, “Maraş ve Mağusa”nın propagandasını yapacak.

Rum basınına göre, sözde Rum “Maraş Belediye Başkanı” Aleksis Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte pankartların dağıtılacağını, maç başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin görüntüsünün verileceğini açıkladı.

“Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım fırsatı olamayacağını” ifade eden Galanos, maçta ayrıca üzerinde “FAMAGUSTA” (Mağusa) yazılı 50 metre uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.

UEFA İZİN VERMİŞ

Galanos, etkinliğin UEFA'nın izniyle gerçekleştirileceğini ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.

Rum basınına göre, maçın başlamasından önce sahada “Mağusa marşı” çalınacak ve maçın başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.

Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının kontrolündeki Maraş'ın Rumlara verilmesini istiyor.

ŞENES ERZİK OLAYI HURRIYET.COM.TR'YE YORUMLADI

Konu hakkında hurriyet.com.tr'ye konuşan UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, "Böyle birşey mümkün olamaz. Eğer Rum takımı, 'UEFA'dan izin aldık, uyguladık' diyerek böyle bir girişimde bulunursa ceza alır." dedi.

UEFA, ŞEHİTLERİMİZ İÇİN SİYAH BANTA İZİN VERMEMİŞTİ

13 Ekim 2007 tarihinde, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri (C) Grubu'nda deplasmanda Moldova ile yapılacak maçtan önce Türkiye Futbol Federasyonu UEFA'ya, "Şehitlerimiz için maça siyah bantla çıkılması" yönünde bir istekte bulunmuş ve bu istek UEFA tarafından geri çevrilmişti.

Dönemin Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Haluk Ulusoy yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

"Bu olayı duyunca hemen Şenez Erzik'i aradım. Olayın vehametini o da çok iyi biliyor. İçim kan ağlıyor ama prosödürler var. Siyah forma için başvuruda bile bulunmayın diye telkinde bulununca biz de vazgeçtik. Biz de bu vatanın evladıyız. Bazen prosödürlerin önüne geçemiyorsun. Siyah bant bile takamayacağız."

FORMULA 1 TÖRENİNDE KKTC KRİZİ

Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA), Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde Ferrari pilotu Felipe Massa'ya birincilik kupasını Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesinin ardından, Türkiye'ye 5 milyon dolar ceza kesti.

FIA, 2006 Türkiye GP’si ödül töreninde spora siyaset karıştırıldığı için verdiği 5 milyon dolarlık cezanın Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’na (TOSFED) ait 2.5 milyon dolarlık bölümünü iptal etmişti.

HURRIYET 25/11/08

Rumlar maçta 'Maraş' propagandası yapacak

Kıbrıslı Rumlar, Rum Anorthosis ile Almanya’nın Werder Bremen futbol takımları arasında yarın akşam Güney Kıbrıs’ta oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı sırasında, 2 bin pankart açarak, "Maraş ve Mağusa"nın propagandasını yapacak.
         Rum basınına göre, sözde Rum "Maraş Belediye Başkanı" Aleksis Galanos, Anorthosis-Werder Bremen maçı öncesinde, tribünlere 2 bin adet 2 metre uzunluğunda ve 1.20 metre genişliğinde, 3-4 farklı renkte pankartların dağıtılacağını, maç başlamadan açılacak bu pankartlarla seyircilere Maraş kentinin görüntüsünün verileceğini açıkladı.
         "Söz konusu maçın, 19 ülkeden milyonlarca seyirciye ulaşacağını ve bundan daha iyi bir tanıtım fırsatı olamayacağını" ifade eden Galanos, maçta ayrıca üzerinde "FAMAGUSTA" (Mağusa) yazılı 50 metre uzunluğunda bir panonun da açılacağını belirtti.

UEFA İZİN VERMİŞ

         Galanos, etkinliğin UEFA’nın izniyle gerçekleştirileceğini ve etkinlik için 3 dakika 50 saniye izin verildiğini bildirdi.
         Rum basınına göre, maçın başlamasından önce sahada "Mağusa marşı" çalınacak ve maçın başlamasıyla indirilecek olan panolar, 35 yetkili kişi tarafından güvenlik gerekçesiyle toplanacak.
         Rumlar, iskana kapalı olan ve Kıbrıs Türk tarafının kontrolündeki Maraş’ın Rumlara verilmesini istiyor.

Milliyet 25/11/08

Hristofyas, Türkiye’yi BM’ye şikâyet etti

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Rum münhasır ekonomik bölgesi” içerisinde Rum Yönetimi hesabına petrol araştırması yapan yabancı bandıralı bir geminin 13 Kasım’da Türk savaş gemisi tarafından engellendiği iddiasıyla, Türkiye’yi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a şikayet etti

 Hristofyas, Türkiye’nin benzer hareketlerinin, BM üyesi olarak, Güney Kıbrıs da dahil olmak üzere devletlerin “egemenlik haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmesi” anlamına geldiğini öne sürdü.

MILLIYET 25/11/08

"Türkiye'nin sonunu ABD planı getirecek

 ANKA

ABD’nin istihbarat örgütü CİA eski üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller, Bush yönetimi döneminde ABD ile Türkiye’nin, Orta Doğu’da ortak çıkarlara sahip olmadığını belirterek ABD’nin aynı politikayı sürdürmesi halinde, Türkiye’nin ABD’nin çıkarlarının dışındaki bir çizgiyi izleyebileceğini savundu. Türkiye’nin, “Kürt sorununu çözmeden bölgesel güç olamayacağı" öne süren Fuller, Türkiye’nin “kendi Kürt sorunun rehini haline geldiğini" de iddia etti.

Amerikan istihbarat örgütlerini bir araya getiren ve geçtiğimiz günlerde küresel beklentiler raporu açıklayan Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin başkan yardımcılığını da yapan Fuller, BBC ile yaptığı söyleşide ABD’nin Ortadoğu’da oldukça etkisiz olduğu ortaya çıkan, bölgedeki birçok ülkeye karşı kavgacı ve olumsuz bir siyaset izlemeye devam etmesi halinde Türkiye’nin, ABD’yi bölgedeki ilişkileri açısından iyi bir ortak olarak görmeyebileceğini belirterek şöyle devam etti:

“Bu durumda da, Türkiye, kendi çıkarlarına daha uygun, rasyonel ve bağımsız bir siyaset izlemek durumunda kalacaktır. Bu da Amerikan çıkarlarının dışında bir çizgi izlemek anlamına gelir.

Burada özel olarak, Rusya, İran ve Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmekten, Filistin siyasetinin Hamas da dahil olmak üzere unsurlarıyla ilişkiler kurmaktan söz ediyoruz. Ayrıca, ben Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkiler kurmasının faydalarını, Washington yönetimi bunu anlamamış olsa da, hem Türkiye hem de Amerika açısından şimdiden görmeye başladığımızı düşünüyorum."

Fuller, “Türkiye’nin ciddi bir arabuluculuk rolü için nüfuzu yeterli mi?" sorusunu yanıtlarken de Türkiye’nin, bölge ülkeleri üzerinde ve bölge diplomasisinde, Amerika, Rusya ya da Avrupa ülkelerinin sahip olduğu türden bir nüfuzu olmamakla birlikle bölge ülkesi olarak böyle bir rol üstlenebileceğini ifade etti.

-“ABD, TÜRKİYE’NİN İZLEDİĞİ SİYASETİ UYGULASIN"

Türkiye’nin birbirine düşman olan ülkelerin hepsiyle dost bir ilişki yürütme siyasetinin sürdürülebilir bir siyasi olduğunu düşündüğünü ifade eden Fuller, “Bence Amerika Birleşik Devletleri’nin buna benzer bir siyaseti, kendisi için de uygulayabilir. Amerika, izlediği siyasetle kendisine düşman yaratıyor. Türkiye de bu tuzağa düştü daha önce" dedi.

Obama yönetimi altında, Amerika’nın Ortadoğu’daki siyaseti açısından önemli değişiklerin olacağı konusunda umutlu olduğunu ifade eden Fuller “Bence Türkiye için, kendisini, İran, Suriye, Rusya ve Filistin konularında çok zorlamayacağını tahmin ettiğim bir Obama yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmek daha kolay olacak" şeklinde konuştu. Fuller şöyle devam etti:

“Obama yönetiminin, Bush yönetimiyle kıyaslandığında, Türkiye’de demokratik kurumların önemine daha çok vurgu yapacağını düşünüyorum. Çünkü Bush yönetimi, ilkesel düzeyde bir siyaset izlemedi ve genel olarak Türkiye’de Amerika’nın bölge siyasetine destek sunan kesimleri desteklemeyi doğru buldu. Ancak, en genel düzeyde Amerikalılar Türkiye’nin iç siyasetine fazla müdahil olmamayı doğru buluyorlar."

-“MUTLU BİR DİYARBAKIR DIŞ SİYASETTE ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAÇ OLUR"

Graham Fuller, BBC’nin “Kürt sorununu çözmeden Türkiye bir bölgesel güç olabilir mi?ö sorusunun karşısında “Hayır. Bu kesinlikle mümkün değilö dedi. Fuller şöyle devam etti:

“Türkiye Kürt sorunu tarafından rehin alınmış durumda. Mutsuz bir Diyarbakır, Türkiye’yi bölgede güçsüz bir hale getirir ve Kürt sorununu manipüle etmek isteyen düşmanlarının yönelimlerine karşı daha savunmasız kılar. Bu Türkiye’nin Irak, İran ve Suriye ile ilişkilerinde elini bağlayan bir unsur olur. Ancak, mutlu bir Diyarbakır, Türkiye’nin dış siyasetinde kullanabileceği çok önemli bir araç olacaktır."

Fuller, “Türkiye, kendi Kürt sorununu çözebilirse, bölgede daha güçlü olabilecek ve o zaman İran, Irak ve Suriye’nin kendi Kürt nüfuslarından korkması gerekecek. Çünkü o zaman Türkiye Kürt meselesi konusunda söz hakkını eline geçirecektirö değerlendirmesini yaptı.

Buna karşın Fuller, bu tür meselelerin bir gecede halledilmeyeceğini ancak Ancak, Türkiye doğru yönde ilerlemeye başladığını, Iraklı Kürtlerle diyalog kurmaları gerektiğini anladığını belirterek, “Eğer Türkiye Iraklı Kürtlerle diyalogunu artırabilirse, PKK sorununu çözebilir. Türk ordusu dahi, PKK üzerinde askeri baskının yanı sıra siyasi baskı yaratmanın önemini anlamış gibi görünüyor"şeklinde konuştu.

MILLIYET 25/11/08

KKTC'nin Katar temsilciliği açıldı

İbrahim DİRAN (TAK)

 

   KKTC'nin 13'üncü temsilciliği Katar'ın başkenti Doha'da resmen açıldı.

   "KKTC Ticaret ve Turizm Ofisi" adıyla hizmet verecek temsilciliğin açılışı, bir heyetle birlikte Katar'da bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da katıldığı resepsiyonla önceki gece yapıldı.

   Açılış törenine Katar'da bulunan Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay; Türkiye'nin Doha Büyükelçisi Mithat Rende; Azerbaycan Doha Büyükelçisi Eldar Salimev; Kuveyt, İran ve Sudan'ın büyükelçilik temsilcileri, Katar ve Kuveytli işadamları katıldı.

   Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Hamad Bin Jassim Bin Jabor Al-Thani de açılışa çiçek gönderdi.

   KKTC Doha Temsilciliğini Arif Altay yapıyor.

 

Avcı: Büyük bir mutluluk

 

   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı resepsiyonda yaptığı konuşmada, "Büyük bir mutluluk, çünkü Kıbrıs Türkünün dünyaya açılımının yeni bir hamlesi" dedi. "Müslüman kardeşlerimizin desteğine ihtiyacımız var. Bunu hak ettiğimizi düşünüyorum" diyen Avcı, Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerle ilişki kurma hakkının olduğunu vurguladı ve Kuveyt ile Umman'ın bir sonraki temsilciliklerin açılacağı ülkeler olabileceğini söyledi.

   Ofisin, Kuzey Kıbrıs ve Katar arasında ticaret, turizm, sosyal, kültürel, spor ve diğer alanlarda bağ kurmasını sağlayacağını ifade eden Avcı, "Biz Kıbrıslı Türkler, diğer insanların hakkı olduğu gibi dünya ile her tür ilişkiyi kurmak için hazırız" dedi 

   Kıbrıslı Türklerin Birleşmiş Milletler çözüm planına 2004 referandumunda evet dediğini  anımsatan Avcı, "Dünyada yerimizi almak için çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

   Kıbrıs'ta müzakerelerin devam ettiğini ve Kıbrıs Türk tarafının masada olduğunu vurgulayan Avcı, bu arada KKTC'nin gelişmesi ve kalkınması için çabaların da süreceğini kaydetti. 

   Avcı, bu çabalarında verdiği destek nedeniyle Türkiye'ye de teşekkür etti. Kıbrıs Türklerinin Türkiye'nin koşulsuz maddi ve manevi desteğiyle "koşmaya" devam ettiğini ifade eden Avcı, ticari, kültürel, eğitim ve sosyal alanlarda işbirliğinin oluşması için KKTC ile Katar arasında köprü olmaları konusunda işadamlarına çağrıda bulundu.

   Eğitimini Lübnan'da sorunlu bir dönemde yaptığını anlatan Avcı, Arapların arkadaşlık ve kardeşliğe verdiği değeri yi bildiğini belirterek, "Ne kadar yakın olabileceğimizi ve ne kadar yakın olmamız gerektiğini biliyorum" dedi.

   Avcı, Kıbrıslı Türk ve Katarlılar arasında işbirliğinin gelişmesi için gösterilen destekten dolayı Katar Emiri, devlet yetkilileri ve TC yetkililerine teşekkür etti.

   Turgay Avcı ayrıca, Kıbrıslı Türklerin İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)'deki desteği nedeniyle önünü İKÖ Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu'na da teşekkür etti.

   Avcı, açılış töreni öncesi Katar'da yaşayan az sayıdaki Kıbrıslı Türk'le de bir araya geldi.

 

Altay: KKTC tarihinde önemli bir tarih

 

   KKTC Doha Temsilcisi Arif Altay da konuşmasında, bugünün KKTC tarihinde önemli bir tarih olduğunu belirtti.

   Katar yetkililerine temsilciliğin açılışı için gösterdiği anlayış ve destekten dolayı teşekkür eden Altay, temsilciliğin Katar devleti ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inandığını belirtti.

   Karşılıklı çıkar temelinde KKTC'nin pek çok şey sunabileceğini ifade eden Altay, inşaat, tarımsal ürünler, yatırım, turizm ve eğitimi, işbirliği yapılacak alanlar olarak işaret etti       Altay, temsilciliğin kuruluşunda yer almasından dolayı gurur duyduğunu belirterek, Bakan Avcı'ya verdiği fırsattan dolayı teşekkürlerini iletti.

 

Değerlendirmeler

 

   Doha'daki İslam Eserleri Müzesi'nin açılışı için Katar'da bulunan Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise TAK'a yaptığı değerlendirmede, Katar'ın bölgede en hızlı gelişen ülke olmasından dolayı temsilcilik açılmasının çok önemli olduğunu vurguladı.

   Günay, temsilciliğin kültür ve eğitim alanı yanında KKTC'nin tanınması yönünde çok yararlı faaliyetlerde bulunabileceğine inandığını söyledi.

   KKTC'nin davasında çok haklı olduğunu ve çözüm isteyen taraf olduğuna inandığını belirten Günay, "O cesaretle Kuzey Kıbrıs'ın tanınmasını ve çözüm yolundaki arayışların olumlu bir şekilde sonuçlanmasını talep ediyoruz" dedi.

 

Rende: Büyük bir adım

 

   Türkiye Doha Büyükelçisi Mithat Rende de, temsilciliğin Kıbrıslı Türklerin dünya ile bağlarını güçlendirme, uluslararası ilişkileri daha sağlıklı yürütme, Kıbrıs Türk tarafının tanınması ve haksız ambargoların kırılması için büyük bir adım olduğunu söyledi.

   Kuzey Kıbrıs'ın tüm körfez ülkelerinde temsil edilmesi gerektiğini belirten Rende, "Bu coğrafyada aktif olarak temsil edilmesini arzu ediyorum. Bu konuda gerekli adımlar atıldı ve en kısa zamanda sonuçlarını göreceğiz. Daha bir çok ofisi açacağız...Minik cumhuriyetimiz daha bir çok başarıya imza atacak" dedi.

 

Kuveyt elçiliği temsilcisi

 

   Kuveyt'in Doha Büyükelçiliği temsilcisi Zeiad Al-Banaie de, Kuzey Kıbrıs ile Körfez bölgesi ülkeler arasında ilişkilerin geliştirilmesi açısından temsilciliğin önemli olduğunu söyledi ve Kuveyt'te de temsilcilik açılmasını beklediklerini söyledi.

 

Azerbaycan

 

   Azerbaycan Doha Büyükelçisi Eldar Salimev ise temsilciliğin, Katar ile KKTC arasındaki ekonomik ve turizm alanındaki ilişkilerin gelişmesine yardımcı olacağına inandığını ifade etti.

KIBRIS 25/11/08

Hristofyas, görüşmeleri olumsuz etkiliyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın geçen haftaki Moskova ziyareti sırasında imzalanan belgede ve daha sonraki demeçlerde tekrar edilen görüşlerinin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecini olumsuz etkilemekte olduğunu bildirdi.

   Erçakıca yazılı açıklamasında, Kıbrıs sorununa bulunacak olan çözümün parametrelerinin, iki liderin ortak açıklamaları ile belirlendiğine işaret ederek, "Hristofyas'ın her demecine yanıt vermek veya imzaladığı her belgeyi değerlendirmek gibi bir tutuma girmeyi doğru bulmamakla birlikte; son günlerde bu çabaların dozunun artmış olması, bizi bir gerçekliğin altını bir kez daha çizmek zorunda bırakmaktadır" dedi.

 

"Manifosto... yardımları bloke etmeye yönelik"

      

   Rum tarafının Rusya ile imzaladığı manifestonun, Kıbrıs sorununa çözüm bulma yolunda ilerlerken ihtiyaç duyulabilecek yardımları peşinen bloke etme amacına dönük olduğunun anlaşılmakta olduğunu belirten Hasan Erçakıca, şunları kaydetti:

   "Anlaşılan odur ki, Kıbrıs Rum tarafı, BM Güvenlik Konseyi'nin çözüm bulma faaliyetlerine dengeli bir şekilde dahil olmasını peşinen önleyici tedbirler almaya çalışmaktadır. Bu çaba, Kıbrıs Rum tarafının niyetlerinin saptanması açısından değerlendirilmelidir.

 

"Yeni bir ortaklık olacak"

 

   Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs sorununu 'bir işgal sorunu' olarak gördüğünü her vesile ile dile getirmekte ve 'Kıbrıs'ın tek sorununun % 37 oranındaki toprağının Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiş olması' olduğunu ileri sürmektedir. Oysa onlar da biliyorlar ki, görüşme masasında yeni ortaklık devletinin nasıl kurulacağı görüşülmektedir. Kuracağımız yeni ortaklık devleti, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin üniter yapısının federasyona dönüşmesi ile oluşacak da değildir. Bu devlet, iki halkın ayrı ayrı referandumlarla onaylayacağı anlaşma ile şekillenecek yeni bir ortaklık olacaktır."

           

"Kıbrıs'ta tek bir halk yoktur..."

 

   Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının; onlar için artık bir saplantı haline gelmiş olan ideolojik bir duruştan hareketle Kıbrıs adasında "tek bir halk" yaşadığı görüşünü dünyaya kabul ettirmek için çalıştığını da ifade ettiği açıklamasında, "insan topluluklarını 'tek bir halk' haline getiren temel etken, psikolojik birlikteliktir. Kıvançta ve tasada birlik olamayan toplulukları 'tek halk' olarak niteleyemeyiz. Kıbrıs'ta tek bir halk yoktur. Esas olarak Kıbrıs Rum halkı ve Kıbrıs Türk halkı vardır" dedi.

   Bu nedenle, 1960'ta kurulan devletin, Kıbrıs Rum tarafının ileri sürmeye çalıştığı gibi "üniter bir devlet" değil; fonksiyonel federasyon olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Kaldı ki, yeni birleşik Kıbrıs devleti, bu devletin evrimleşmesi ile oluşmayacaktır. Görüşme süreci ile 'yeni bir ortaklık devleti' kurulacaktır" dedi.

                 

"Sürece zarar..."

 

   Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının ısrarla sürdürmeye çalıştığı bu tartışmanın, çözüm sürecinin ihtiyaç duyduğu olumlu atmosferin dağılmasına neden olduğunu ve sonuçta çözüm sürecine zarar verdiğini bildirdi.

 

"Kıbrıs'ın birleşmesi bir görevdir"

 

   Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya çalışırken, iki halkın duygu ve düşüncelerini birleşmeden yana oluşturması için de çaba göstermek gerektiğine; en azından, çözümü zorlaştıracak faaliyet ve demeçlerden kaçınmak gerektiğine dikkat çeken Erçakıca, "Kıbrıs'ın birleşmesi; bütün dünyanın bizden beklediği, ayrıca yurdumuza ve dünyaya karşı duyduğumuz sorumluluk gereği gerçekleştirmemiz gereken bir görevdir" dedi.

      

"Kıbrıs Türk tarafı sürece katkı koymaya devam edecek"

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, çözüm sürecine bu anlayışla katkı koymaya devam edeceğini vurgulayarak şunları kaydetti:

   "Ancak, Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas veya diğer Kıbrıslı Rum sözcüler tarafından ifade edilen görüşlerin bizi bağlamadığının, görüşme masasında saptanan parametrelerin, başkaları ile imzalanan manifestolarla veya sık sık tekrarlanan demeçlerle değiştirilemeyeceğinin; görüşme masasında konuşulmayan ve tarafların mutabakatına konu olmayan hususların geçerli olamayacağının da bilinmesi gerekmektedir.

   Bu konudaki görüşlerimiz ve tutumumuz, bugün gerçekleşmesi beklenen liderler görüşmesinde, Cumhurbaşkanımız tarafından Kıbrıs Rum tarafı ile Birleşmiş Milletler yetkililerine ayrıca iletilecektir."

KIBRIS 25/11/08

Minister urges patience over title deeds issue
By Jean Christou

INTERIOR MINISTER Neoclis Sylikiotis has called for patience as the government attempts to sort out the morass surrounding the non-issuance of title deed within a reasonable period.

Sylikiotis was responding to a report in the Sunday Mail that said British buyers had managed to bring their case to the attention of the British House of Lords.

The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years. There are around 100,000 homeowners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.

British buyers in Cyprus recently began a campaign, writing directly to Prime Minister Gordon Brown and to their MPs expressing their worries.

Sylikiotis said it was not only British residents that were caught up in the title deeds issues but thousands of Cypriots and other foreigners.

“It’s not just about delays in issuing the deeds,” he said. “It also concerns issues of planning and mortgages to the banks.”

He said he had explained the problems to the Cyprus Property Action Group (CPAG), which initiated the campaign to involve the British government.

CPAG has said it had met with the Minister when the government changed this year but a report which had been complied by the group at the request of the previous government, has been sitting on a shelf for the past eight months or so with no feedback.

“Even if we (the state) have some responsibilities, people (who buy homes) cannot blindly be signing contracts under which you cannot receive your certificate of final approval so that the title deeds can be issued,” said Sylikiotis.

“What I said [to CPAG] is that the House is preparing legislation and we are in the final stages of that.”

Sylikiotis was referring to some developments that had been built without the necessary planning permission and which are not eligible for a certificate of completion. Giving an amnesty would free up developers to issue the title deeds sooner.

“We are also taking steps to expedite the screening process and the procedures at the Land Registry and other services,” the Minister added.

“We are on track and everyone should understand that these problems that go back for years cannot be solved as if my magic.”

Cyprus mail 25/11/08

Anastassiades dinners with Talat

DISY LEADER Nicos Anastassiades last night dined with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and his wife Oya, at a hotel in occupied Kyrenia,

Before the dinner, Talat told reporters that they would discuss the Cyprus problem, drought and other environmental issues.

He also conveyed his best wishes to former President Tassos Papadopoulos who is currently being treated in intensive care and said he hoped he gets well soon.

Anastassiades, who was accompanied by Katy Clerides, said he was happy to be reunited with his old friend. “The dinner will give us the opportunity to exchange views. We both dream to see our island reunited soon,” said Anastassiades.

Reporters were not allowed into the area where the dinner took place.

CYPRUS MAIL 25/11/08

DISY plans bill to help refugees stop property sale
By Jacqueline Theodoulou

OPPOSITION DISY has submitted a proposal to reform the law controlling the sale of Turkish Cypriot properties in the free areas.

The proposal, prepared by MPs Soteris Sampson and Kyriacos Hadjiyiannis, was presented yesterday.

The deputies said problems with selling Turkish Cypriot properties were taking on huge dimensions and having a direct effect on the refugee population, which was becoming exposed and vulnerable.

Hadjiyiannis said that according to information received by DISY, there are currently hundreds of sales contracts on the market for the specific properties, some of which have already been submitted to the Land Registry Office.

He presented a specific example, where the mother of a missing person in Larnaca has been asked to abandon the Turkish Cypriot home she has been living in since the invasion, after the home had been sold by its Turkish Cypriot owner.

“The state itself is calling on her to sign a contract, the content of which is still unknown,” said Hadjiyiannis.

The problem is not just political, he added, but social, and the state needs to deal with it.

“Unfortunately Turkish Cypriot properties are being transferred without there being transparency and without existing criteria,” said Hadjiyiannis.

Analysing the opposition’s proposal, Sampson said the amendment would see each refugee living on Turkish Cypriot property being informed by the state in time to attempt to prevent the sale.

A second provision will give the refugee priority to buy the house if they wish.

“A refugee must be given the right to purchase the property where he or she is residing,” Sampson explained.

CYPRUS MAIL 25/11/08

State defends Christofias’ actions in Russia
By Jean Christou

THE GOVERNMENT is disappointed over what it called attempts to downgrade President Demetris Christofias’ recent trip to Moscow.

Christofias came under fire from opposition DISY for acting more like the leader of the communist party AKEL than the President of Cyprus during his Russia trip.

He also slammed NATO, saying that as long as he was President Cyprus would never have any links with NATO, even though political parties on the island favour Cyprus joining the Partnership for Peace (PfP).

But Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday said NATO was a relic of the past.

“If some people insist that Cyprus should accede to NATO, I would like to note that NATO is an organisation which comes from the past,” the spokesman said.

NATO’s role in various parts of the world, such as the former Yugoslavia, Iraq and Afghanistan, is well known, he added.

Stefanou also chastised those who criticised the President’s ‘soviet-style rhetoric’ during his Moscow visit, saying the development of bilateral and international relations was a must for helping efforts towards a Cyprus.

“I believe the results of the President’s campaign are visible and tangible and as such the government will continue, in this intensive manner, briefing the international community on the Cyprus issue as well as developing international and bilateral ties,” Stefanou said.

The President’s visit to Russia was a success and reaffirmed the friendly ties between the two countries, and any attempts to present it otherwise “do not help at all and are not constructive”.

“Russia is a very important country in the international political arena, a permanent member of the Security Council, it expresses clear positions on Cyprus, positions which support and are based on UN resolutions on Cyprus and international law. Everyone should realise the significance which a country, permanent member of the Security Council has, not only at the UN but also at many international organisations it participates,” he said.

He also said the PfP was not part of the EU acquis.

“We must have a full understanding of our obligations as well as our rights, as an EU member state. EU member states have a certain autonomy in exercising their foreign policy and we bear witness to this relative autonomy,” he said.

CYPRUS MAIL 25/11/08

‘We won’t be frightened by Turkey’s scare tactics’
By Jean Christou

CYPRUS WILL not give up its sovereign rights in the search for hydrocarbons, the government said yesterday following Turkish attempts ten days ago to scare off a Norwegian exploratory vessel off Paphos.

“We will not compromise the sovereign rights of the Republic of Cyprus for any reason and in any way,” said Government spokesman Stefanos Stefanou.

Cyprus has already lodged a protest with the UN over the incident on November 13, details of which only emerged on Saturday from the US.

“The President acted immediately and made representations to the UN,” said Stefanou.

The representations have been circulated as a UN document.

“The five permanent members of the Security Council have been informed in Cyprus and in New York,” Stefanou added.

He said the government had also informed the European Commission and the French EU presidency about the incident, and that representations had also been made to Turkey.

“The representations of the Republic of Cyprus regarding the violation of international law and this illegal behaviour of Turkey against the Republic of Cyprus and its sovereignty, have already yielded results,” he said.

“Various countries have turned to Turkey regarding the incident.

“Turkey on one hand cannot state [its] support of the negotiating process and the solution of the Cyprus problem and on the other hand show such behaviour that is a violation of international law. This is a contradiction.”

On November 13, Turkish warships forced the two Panamanian-flagged Norwegian exploratory vessels working for the government to withdraw back into Cyprus’ territorial waters.

The incident occurred 27 miles off the south coast and inside Cyprus exclusive economic zone (EEZ).

The two ships were approached by a Turkish warship and told by radio to cease operations and withdraw back to Cyprus’ territorial waters, which extend 12 miles off the coast.

Initially the two vessels were given instructions by the government to continue their work but the harassment continued until they were forced to move towards the Larnaca area some hours later in the afternoon.

The two vessels complied (with the Turkish warships) because they feared for their lives,” the President’s letter to the UN said.

“The incident itself, as well as its timing, gives rise to grave concerns. The hostile and threatening character of the incident points to the increasingly aggressive nature of Turkey’s actions in the maritime area of Cyprus,” it added.

Political parties roundly condemned the incident yesterday.

CYPRUS MAIL 25/11/08

Famagusta to be remembered at UEFA match
By Jean Christou

FOOTBALL fans will be getting a taste of Famagusta, home of Anorthosis football club, before the kick off of the game between Anorthosis and Werder Bremen, to take place tomorrow at GSP stadium in Nicosia, for the Champions League.

Speaking at a press conference, Famagusta Mayor Alexis Galanos said a grand reception is being organised for the game. “Before the match starts, we will all see the town of Famagusta in a symbolic way.

“It will be a message that will be transmitted to 19 countries and millions of people watching this game,” he said. “It will pass on the message that the enclaved city of Famagusta is there and waiting for us.”

Yiannis Papanicolaou, who is responsible for receiving the German team, told the press conference that “we are preparing 2,000 placards with three or four different colours, two metres by 1.20 metres, depicting small windows that will symbolise the 2,000 blocks of flats in Famagusta.”

He explained that the placards will be given to all seats except those reserved for the visiting team’s fans and that the image the people will get is that of a densely populated town. The whole event will last three minutes and 15 seconds.

Galanos and Papanicolaou both said noted that everything was being organised with the consent of UEFA.

“This view of Famagusta will be worth a hundred ambassadors,” Galanos added.

CYPRUS MAIL 25/11/08

Hristofyas: "Türkiye'nin hareketleri kışkırtıcı"

Atina'ya giden Güney Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papoulias ile görüştü. Görüşme sonunda yapılan açıklamada, Türk savaş gemilerinin Güney Kıbrıs için petrol arayan Norveç gemisine müdahale etmesi 'kışkırtıcı' olarak nitelendirildi.

 

Türkiye'yi yıkıcı olmakla suçlayan Güney Kıbrıs Rum kesimi lideri Hıristofyas, yapıcı olan tarafın Kıbrıs Rum kesimi olduğunu iddia etti.

Hristofyas, "Güney Kıbrıs ve Yunanistan olarak yasal haklarımız çerçevesinde Türkiye'nin kışkırtıcı hareketlerine karşı kendimizi savunmaya hazırız" ifadesini kullandı.

Yunanistan Cumhurbaşkanı Papoulias da, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girebilmesi için kıbrıs sorununu çözmesi gerektiğini söyledi.

AB'ye çağrıda bulunan Papoulias, Kıbrıs konusunda Türkiye'ye baskı yapılmasını da istedi.

Güney Kıbrıs, Türk savaş gemilerinin müdahalesi sonrası Türkiye'yi Birleşmiş Milletler ve AB'ye şikayet etmişti.

Kuzey Kıbrıs tarafı ise kapsamlı müzakereler sürerken Güney Kıbrıs'ın petrol arama çalışmalarına başlamasını provokatif olarak nitelemişti.

CNN TURK 26/11/08

 

KKTC'den Rumlara 'provakasyon' eleştirisi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, kapsamlı müzakereler devam ederken, Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama girişimlerinin provokatif bir hareket olduğunu ve müzakerelere olumsuz etkileri olacağını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, içerisinde bulunulan kritik süreçte, Rum liderliğinin, varolması gereken iyi niyete aykırı hareket ettiğini belirterek, "Kıbrıs Rum liderliği, Kıbrıs'ın doğal zenginlikleri üzerinde tek yanlı hakimiyet kurma çabalarıyla da gerçek niyetleri konusunda Kıbrıs Türk tarafında şüpheler uyandırmaya devam etmektedir" dedi.

Adanın sahip olduğu doğal kaynaklardan yararlanmak için çözüm sonrasının beklenmesinin en doğru yol olacağına işaret eden Erçakıca, "Uluslararası hukuk ve bu siyasetin aksine Rum tarafının petrol ve doğal gaz aramaya yeltenmesi provokatif bir harekettir. Bu aşamada yapılması doğru değil" dedi.

Erçakıca, adadaki iki halkın, ortak iradeleri ve işbirliğiyle bu kaynaklardan nasıl yararlanmak istediklerine kendilerinin karar vermesi gerektiğini vurguladı.

"ÇÖZÜM PARAMETRELERİNİ DEĞİŞTİRMEYE YÖNELİK GİRİŞİMLER"

Kıbrıs Rum yönetiminin Rusya ile yaptığı anlaşmaya yönelik tepkilerini de yineleyen Erçakıca, burada, eleştirdikleri başlıca noktanın, liderlerin üzerinde anlaşmaya vardığı çözüm parametrelerini aşındıracak, değiştirecek girişimlerde bulunulması olduğunu kaydetti.

KKTC'nin olduğu gibi Rum yönetiminin de uluslararası ilişkilerini geliştirme hakkına sahip olduğunu belirten Erçakıca, "Bizim tepkimiz, çözüm parametrelerinin üçüncü ülkelerle yapılan deklarasyon ve memorandumlarla değiştirilmeye çalışılmasıdır. Rusya'ya yapılan da budur" dedi.

"HRİSTOFYAS'IN TEPKİSİ ANLAMSIZ"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu yöndeki rahatsızlığını dünkü görüşmede BM yetkilileri önünde iletmesine tepki göstermesine de anlam veremediklerini kaydeden Erçakıca, "Hristofyas'ın tepkisi anlamsızdır" diye konuştu.
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, görüşme sürecini basın savaşına döndürmeden ve sürece zarar vermeden, Kıbrıs Türk tarafının tutumuna açıklık getirecek şekilde müzakerelerle ilgili bilgi vermeye devam edeceklerini kaydetti.

RUMLARIN MAÇTA PROPAGANDA YAPACAĞI HABERİ

Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ta bu akşam oynanacak Rum Anorthosis-Werder Bremen Şampiyonlar Ligi futbol karşılaşmasında, "UEFA'nın izniyle, Maraş ve Mağusa'nın tanıtımını yapmaya yönelik pankart açılacağı" yönündeki haberlerin hatırlatılarak, bu konuda bir girişim yapılıp yapılmayacağının sorulması üzerine ise UEFA'nın bu maçta böyle bir gösteri yapılmasına, maçın siyasallaştırılmasına izin verip vermediğini öğrendikten sonra daha doyurucu açıklamalar yapabileceklerini söyledi.

UEFA ve FIFA'nın bu konulardaki titizliği ve duyarlıklarının bilindiğini ifade eden Erçakıca, "Biz UEFA'nın buna fırsat vermeyeceğini düşünüyoruz hala daha. Eğer eksik ya da yanlış bilgilendirmeden kaynaklanan bir izin verme olayı yaşanmışsa da bunun bu aşamadan sonra önlenebileceğini, önlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda gerekli girişimleri yapacağız" diye konuştu.

HURRIYET 26/11/08

 

Kıbrıs açıklarında petrol gerilimi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs’ta liderler arası çözüm görüşmeleri devam ederken, Rum Yönetimi’nin tek taraflı olarak Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışması başlatması Akdeniz’de havayı gerginleştirdi

Rum Yönetimi’nin ileri sürdüğü, “münhasır ekonomik bölgesinde” Güney Kıbrıs adına petrol araştırması yapan Panama bandıralı araştırma gemisi 13 Kasım’da iki Türk savaş gemisi tarafından bölgeden uzaklaştırıldı.
Rumlar, söz konusu gemiyi önceki gün saat 11.00 sularında Limasol açıklarında petrol aramaya bir kez daha gönderdi. Bunun üzerine bir Türk savaş gemisi, petrol arayan gemiyi bölgeden tekrar uzaklaştırdı.
Bunun üzerine Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye’yi BM’ye şikayet etti. Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin de Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin sürdüğü bir ortamda Türkiye’nin kıta sahanlığı üzerinde faaliyette bulunulmasının maceracı bir yaklaşım olduğunu bildirdi. Milliyet’e konuşan KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, “Rumların yaptığı, tahrik edici ve çatışma tehlikesi yaratacak tutumdur” dedi.

MILLIYET 26/11/08

 

Kıbrıs tarihi masaya yatırılıyor

TARİH YAZIMI İNCELENECEK... Konferansta, Kıbrıs sorununun ihtilaf yaratan unsurlarından olan tarih yazımı incelenecek. PRIO Kıbrıs Merkezi'nden yapılan açıklamada, her çatışmada olduğu gibi, Kıbrıs'ta da tarih sorunu yaşandığını, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından "geçmiş"in farklı versiyonlarla anlatıldığı belirtildi

 

   Oslo Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (PRIO) Kıbrıs Merkezi yıllık konferansını bu yıl, "Kıbrıs tarihi" üzerine yapıyor.

   28-29 Kasım günlerinde Ledra Palace Hotel'de gerçekleştirilecek konferansın konu başlığı,"Bir Ada ve Birçok Tarih: Kıbrıs'taki Geçmişin Siyasetini Yeniden Düşünmek" olarak belirlendi.

   Aanın yeniden birleştirilmesi için yapılan müzakerelerin devam ettiği bu önemli dönemde, konferansta, Kıbrıs sorunun ihtilaf yaratan unsurlarından olan tarih yazımı incelenecek.

   PRIO Kıbrıs Merkezi'nden yapılan açıklamada, her çatışmada olduğu gibi, Kıbrıs'ta da tarih sorunu yaşandığını, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından "geçmiş"in farklı versiyonlarla anlatıldığı belirtildi

   Açıklamada, söz konusu değişik anlatıların, çoğu zaman birbiriyle çatışmış ve sorunun çözümü ve iki toplumun yakınlaşmasının önüne çıkan önemli bir engel haline geldiği ifade edildi.

 

35 bilim insanı sunuş yapacak

 

   Açıklamanın devamı şöyle:

   "Ayni zamanda, bu ihtilaf yaratan anlatıların hakimiyeti, öteki grupların ve anlatıların da (tarihlerin) dışlanmasına neden olmuştur. Bu konferansın amacı bu tip anlatıların nasıl şekillendiğini, nasıl tekrar üretildiğini ve ne gibi soruları sorularak bu tip tarih yazımının birbirini dışlayan halinin diyaloga dönüştürülebileceğini incelemektir.

   Bu konferans Kıbrıs'tan, Avrupa'dan, Ortadoğu'dan ve Amerika'dan birçok tarihçi ve sosyal bilimciyi bir araya getirerek (35 katılımcı sunuş yapacak), tarihin bugüne kadar neden şu anki şekliyle yazıldığının ve ne gibi yollar kullanılarak geçmişi düşünmenin gelecek için daha verimli bir hale getirilebileceği sorusuna cevap arayacaktır.

   Ayrıca konferansın konusuyla ilgili kavramsal tartışmalara katkıda bulunmak üzere ve ana konuşmaları yapmak üzere dünyaca meşhur iki tarih profesörü de konferansın konukları arasında olacaktır. Bu iki konuktan biri olan ve şu an Emory Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak çalışan Gyanendra Pandey, uzun yıllar Hindistan ve Pakistan ayrılığının oluşumu üzerinde çalışmış ve bu konudaki tarih yazımı üzerine getirdiği önemli eleştirileriyle tanınmaktadır. Amerika'daki Brown Üniversitesi'nden gelecek olan tarih profesörü Engin Akarlı ise Osmanlı dönemi üzerine yaptığı önemli çalışmaları ile biliniyor. Prof. Akarlı ayrıca Kıbrıs asıllı bir

tarihçi."

KIBRIS 26/11/08

 

 

Gerildiler

ORTAK DEKLARASYON GERGİNLİĞİ... Kıbrıs Türk tarafının, Hristofyas'ın Rusya ile ortak deklarasyon imzalamasından duyduğu rahatsızlığı ortaya koyan Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ı Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya çalışarak çözüm çabalarına "zarar vermek" ve "güven bunalımı" yaratmakla suçladı. Hristofyas'ın, "Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer devletlerle anlaşmalar yapmak için egemenlik hakkına sahiptir" diye yanıt vermesi ortamı daha da gerdi

 

KARŞILIKLI ELEŞTİRİLER... Liderlerin karşılıklı olarak bir birlerini eleştirdikleri görüşmede Talat, "Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini yaymasının söz konusu olamayacağını ve Kıbrıs'ta iki halk olduğunu" vurguladı. Rum lider Hristofyas buna karşılık "Kıbrıs'ta tek sorunun meşru Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini uygulayamaması olduğunu" söyledi. Hristofyas'ın Talat'ın eleştirilerine gelecek hafta bir yazılı bir yanıt vermesi bekleniyor

 

ZERİHOUN, TOPU LİDERLERE ATTI... BM temsilcisi Zerihoun, liderlerin, "yönetim" genel başlığı altında "federal suçlar" ve "federal polis" konularını ele aldıklarını, "federal suçlar" konusunda neredeyse tüm hususlarda fikir birliğine varıldığını, "federal polis" konusunda ise bazı noktalarda da uzlaşma olduğunu, geri kalan konuların ise bir sonraki görüşmede ele alınacağını söyledi. Hristofyas'ın BM nezdinde Türkiye aleyhine yaptığı girişimiyle ilgili bir soru üzerine Zerihoun, "Bunu size onlar söylemeli" diye yanıt vermekle yetindi

 

 

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunması hedefiyle BM himayesinde yürütülen doğrudan müzakereler çerçevesinde, dün, onucu kez bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas arasında gerginlik yaşandı.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmenin başında Kıbrıs Türk tarafının, Hristofyas'ın Rusya Federasyonu ile ortak deklarasyon imzalamasından duyduğu rahatsızlığı yazılı bir açıklamayla ortaya koydu.

  Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya çalışmasının çözüm çabalarına zarar verdiğini ve güven bunalımı yarattığını vurgulayarak, bunun Rum tarafının "Kıbrıslı çözüm" iddialarıyla büyük bir çelişki oluşturduğunu söyledi.

    Rum lider Hristofyas ise, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin diğer devletlerle anlaşmalar yapmak için egemenlik hakkına sahip" olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Hristofyas'ın bu yanıtı görüşme ortamının daha da gerilmesine neden oldu.

   Görüşmenin başında yaşanan bu gerginliğin ardından liderler, "yönetim" genel başlığı altında "federal suçlar" ve "federal polis" konularını ele aldılar.

     İki buçuk saat süren görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, liderlerin doğrudan müzakereler çerçevesinde ele aldıkları konular hakkında bilgi verdi.

     Zerihoun, "federal suçlar" konusunda liderlerin neredeyse tüm hususlarda fikir birliğine vardığını, "federal polis" konusunda ise bazı noktalarda da uzlaşma olduğunu, geri kalan konuların ise bir sonraki görüşmede ele alınacağını söyledi.

    Zerihoun, 2 Aralık Salı günü yapılacak görüşme, federal polis yanında "kamu hizmetleri", "kamu komisyonu"  ile "dış ilişkiler" konularının ele alınacağını da kaydetti.

    Hristofyas'ın Türk gemisinin, Güney Kıbrıs'ın ileri sürdüğü "münhasır ekonomik bölgesinde" Güney Kıbrıs adına petrol araştırması yapan bir Norveç gemisini taciziyle ilgili BM nezdinde yaptığı girişimi konusunun görüşülüp görüşülmediğiyle ilgili bir soru üzerine Zerihoun, "Bunu size onlar söylemeli" diye yanıt vermekle yetindi.

     

Talat: Hrisyofyas yazılı yanıt verecek

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının, "değişik ülkelerle memorandumlar yaparak görüşme parametrelerini değiştirme çabalarını görüşme sürecine zarar veren bir yaklaşım olarak gördüğünü ve bundan ciddi rahatsızlık duyduğunu" Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a ilettiğini açıkladı.

  Dünkü görüşmenin başında, ortaya koydukları bu rahatsızlık nedeniyle kısa bazı tartışmalar olduğunu ve gerginlik yaşandığını da bildiren Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın bu konuda yazılı yanıt vereceğini kaydettiğini, yanıtı gelecek hafta almayı umduğunu ifade etti.

   Cumhurbaşkanı Talat görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

  

"Hızlı gitmiyor ve verimli değil..."

 

  Görüşmelerin öngörülen hızda gitmediğini ve verimlilik açısından da yeterli düzeyde olmadığını belirten Talat, bunun nedenini sürecin daha ileriki aşamalarında söyleyeceğini ifade etti.

   Dünkü görüşmede Hristofyas'a, "görüşmeler devam ederken zemini kaydırmaya ve değişik ülkelerle anlaşmalar yaparak görüşme parametrelerini değiştirmeye çalışmasını hoş karşılamadıklarını" da ilettiğini belirten Talat, Rusya ile imzaladıkları memorandum konusunda Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu ortaya koyduklarını anlattı.

   Talat, "Özellikle görüşmelerde ele alınan konularla ilgili Güvenlik Konseyi'nin daimi 5 üyesinden birisinin desteğini almaya çalışmasının görüşmelere zarar verdiğini, güven bunalımı yarattığını ve kendilerinin 'Kıbrıslı çözüm' iddialarıyla da büyük bir çelişki oluşturduğunu ortaya koydum. Bunu toplantının başında yaptım" dedi.

 

Kıbrıs Türk tarafının duruşu

 

   Dünkü görüşmede, Rusya ile memorandum sonrasında Hristofyas'ın yaptığı açıklamaları da eleştirdiğini kaydeden Talat, Hristofyas'ın buna karşılık "Kıbrıs'ta tek sorunun meşru Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini uygulayamaması olduğunu" tekrarladığını anlattı.

  Talat, karşılıklı diyalogları anlatırken özetle şunları söyledi:

   "1963'de bozulan ortaklığımızı yeniden tesis edecek bir bütünlüklü çözüm peşinde olduğumuzu, Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini yaymasının söz konusu olamayacağını ve müzakerelerin de bu maksatla yapılmadığını, sürekli olarak ifade ettiğinin aksine Kıbrıs'ta tek bir halk bulunmadığını bir kez daha anlattım."

 

Görüşmede gerginlik oldu...

 

  Gündeme geçilmeden önce bu diyaloglar nedeniyle görüşmenin başında kısa süreli tartışma ve gerginlik yaşandığını anlatan Talat, Hristofyas'ın bütün bu konuşulanlara yazılı yanıt vereceğini söylediğini kaydet. Yazılı yanıtın bir sonraki toplantıya getirileceği konusundaki umudunu dile getiren Talat, bugüne kadar yapılanın aksine yazılı yanıt yolunun tercih edilmesine dikkat çekti.

  Rum yönetiminin Rusya'dan önce İngiltere ile de anlaşma imzaladığını ve Türk tarafının o zaman da rahatsızlığını dile getirdiğini anımsatan Talat, "Demek ki o zaman gösterilen tepki kesin ve net bir duruş olarak algılanmadı" ifadelerini kullandı.

   Rum yönetiminin bu tür anlaşmalarla güveni sarstığını, Kıbrıs Türkü'nde "egemenliğini Kuzey'e yaymaya çalışan bir anlayışla nasıl işbirliği yapacağız" şeklinde tereddütler yarattığını vurgulayan Talat,  "Bu konuda Sayın Hristofyas'ın doyurucu açıklamalar yapmasını umarım" dedi.

 

Hızlı ve verimli değil...

 

  Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmeye değinirken de, "federal polis" ve "federal suçlar" ile ilgili konuları gelecek hafta da görüşmeye devam edeceklerini söyledi.

  Bir soru üzerine, görüşmelerin öngörülen hızda devam etmediğini, verimlilik açısından da yeterli düzeyde olunmadığını vurgulayan Talat, "Bunun nedenini süreci biraz daha izleyip, biraz daha içinde olduktan sonra söyleyeceğim" ifadelerini kullandı.

   "Süreçle ilgili olarak kamuoyunun ne zaman bilgilendirileceğinin" sorulması üzerine de Talat, "Bunu sık sık yapıyoruz. Tüm çabalara rağmen süreç basına yansıyor" dedi.

 

Hristofyas'tan sert yanıt

 

    Rum yönetimi başkanı Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer devletlerle anlaşmalar imzalamak için egemenlik hakkına" sahiptir" dedi.

    Talat ile görüşmesinin ardından Rum Başkanlık Sarayı'nda açıklamalarda bulunan Hristofyas, görüşme sırasında Talat'ın, Rusya'ya yaptığı ziyaretini eleştiren yazılı bir açıklama okumasından üzüntü duyduğunu ifade etti.

    Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anlaşmalar imzalamak için egemenlik hakkı olduğunu" savunarak, "Kıbrıs sorununu bir çözüme ulaşıncaya kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

    Hristofyas, Talat'ın hareketinin Güney Kıbrıs'ın "münhasır ekonomik bölgesinde" petrol araştırması yapan bir Norveç gemisinin Türk gemisi tarafından taciz etmesiyle aynı doğrultuda olduğunu ileri sürdü.

    Talat'ın yazılı açıklamasında Rusya ziyaretiyle ilgili eleştirisini kabul etmediğini kaydeden Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin siyasi liderleri ve diğer liderlerle anlaşmalar ve protokoller imzalama hakkına sahiptir" dedi.

   Hristofyas, Talat'a cevap verdiğini ancak daha sonra yanıtını yazılı bir şekilde de sunacağını açıkladı.

    Rum lider,  konunun "BM'nin önünde tartışılmasının doğru bir davranış olmadığını" söyledi.

    Dimitris Hristofyas, "Bu konular görüşmelerin gündeminde değildir. Bunlar, BM önünde görüşmeyi kararlaştırdığımız konular değildir. Talat, bu açıklamayı yapmak için her türlü hakka sahiptir, ancak burada değil" diye konuştu.

   Rum lider Hristofyas, ayrıca "Kıbrıs'ta tek sorunun meşru Kıbrıs hükümetinin kuzeyde egemenliğini uygulayamaması olduğunu" söyledi.

    Doğrudan müzakerelere de değinen Rum lider, "federal suçlar" ve "federal polis" konularını görüştüklerini de belirtti.

   Hristofyas, Kıbrıs sorununa BM Güvenlik Konseyi kararları, Üst Düzey Anlaşmaları, siyasi eşitlik zemininde, adil, yaşayabilir ve işleyebilir iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon bulunması gerektiğini yineledi.

 

Görüşmeye katılan heyetler </