"Taksim korkusuyla aday oldum"

RİSK ALDIM... AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, "Rum tarafında yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olarak risk aldığını ancak bunu; kesin taksimin bir nefes uzağında olunmasından duyduğu korkudan dolayı yaptığını" kaydetti

Rum başkan adaylarından Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, "Rum tarafında yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olarak risk aldığını ancak bunu; kesin taksimin bir nefes uzağında olunmasından duyduğu korkudan dolayı yaptığını" söyledi.

Alithia'ya gazetesi "Dimitris Hristofyas: Kıbrıs Sorununda İnisiyatifler Geliyor ve Net Olmalıyız - Taksim Korkusundan Dolayı Risk Aldım" başlığıyla manşetten yayımladığı mülakatı özetle şöyle aktardı:

"Soru: Son zamanlarda defalarca; Kıbrıs'ın taksimin eşiğinde olduğunu söylediniz. Bazıları bunu; aday olmanızı haklı çıkarmak için söylediğinizi iddia edebilir.

Yanıt: Taksime bir nefes kadar yakın olmamız gerçeği, adaylığımı hali hazırda haklı gösteriyor. Şu anda risk almamın ana nedeni budur. Annan planını reddetmenin Kıbrıs halkının hakkı olduğuna ikna etmeye çalıştık, bunu bir dereceye kadar da başardık ama bu ilerleme anlamına gelmez. Suçlarından arınmasının ardından Türkiye'den bir saldırıya uğradık. Türk tarafının, kabul etmekle gurur duyduğu Annan planı, her türlü inşaatın bir noktadan sonra durmasını öngörürken, Ankara'nın izlemekte olduğu yayılmacılık politikası içerisinde, Kıbrıs Rum malları üzerinde bir inşaat patlaması gerçekleşti. Bu; sorunu, öncekinden çok daha kombine hale getiren yeni bir oldubittidir.

İşgal bölgelerindeki kolonizasyonda da bir patlama oldu. Bunun ötesinde Türkiye; tartışmaları, istila ve işgal olan Kıbrıs sorununun özünden, Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonları meselesi haline getirmeyi başardı. İKÖ'den söz bile etmeyeceğim. Bir zamanlar çok beğendiğimiz kararlar alan AİHM'in bugün; şimdilik 'Tazmin Komisyonu'nun tanınmasında ısrar etmesi noktasına geldik. Bütün bunların bizi endişelendirmesi gerekmez mi?

Soru: Birkaç gün önce, başkanlık seçimleri sonrasında Kıbrıs sorununda kritik gelişmeler olacağını ve çözüme mi gideceğimiz yoksa taksimin mi geleceğinin bunlara bağlı olacağını söylediniz. Biri diğerine nerden bağlanacak?

Yanıt: Gerçekten de inisiyatifler alınacak. Biz, Kıbrıs sorununun çözümü demek olmayan 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesinde tutarlı kalmakla iyi yaptık. 8 Temmuz, doğru hayata geçirilir ise ileri doğru gideceğimiz bir adımdır. Bunu; çözümle ilgili tutarlılığımız konusunda daha önce söylediklerime bağlıyorum. Kıbrıs Rum toplumu olarak, Ulusal Konsey olarak, ne istediğimizi net şekilde söylemeliyiz. Mümkünse topyekün olarak; iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümüne bağlılığımızı yeniden teyit etmeliyiz. Çünkü son zamanlarda yalnız Başkan Papadopulos değil, genel olarak birbirinden farklı mesajlar verdik. Papdopulos'a kişisel saldırıda bulunduğumun düşünülmesini istemiyorum. Olayları objektif olarak görmemizi ve inisiyatifler almamızı istiyorum.

Türkiye'nin yaptığından ders almadık mı? Üzerinde el olsa da, ne Cumhurbaşkanı ne Dışişleri Bakanı gerek AB'ye gerek ABD'ye, gerek Rusya'ya ve İslam âlemine ziyaretler gerçekleştirerek haksız ve yayılmacı tezlerini ileri götürmeyi bırakmadı. Kısa süre önce Erdoğan ve daha sonra da Gül ABD'deydi. Kısa süre önce İngiltere ile Kıbrıs sorununa ilişkin o kabul edilemez memorandumu imzaladılar. Bizim de elimizden geleni yapmamız gerekmez mi?

Soru: Bu seçimlerde Tasos Papadopulos yeniden seçilirse bu, taksime sürükleneceğimiz anlamına mı gelir?

Yanıt: Bu şekilde tehlike çığırtkanlığı yapmak istemiyorum. Kıbrıs halkının önüne kendi adaylığımı ve milli davadaki icraatlarımı koydum. İlkelerdeki istikrarlı tavrımı, Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki istikrarımı, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla ilişkilerimi, bunca yıl parlamentolar arası diplomasiyi değerlendirmek suretiyle uluslararası camiada Meclis başkanının itibarını ortaya koydum. Papadopulos'un yeniden seçilmesinin veya Sayın Kasulidis'in seçilmesinin felaket olduğunu söylemek istemiyorum.

Soru: Size göre, yalnızca başkanlık görevindeki kişinin değişmesi uluslararası camianın Kıbrıs sorununa ve Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının kaldırılması değil, Kıbrıs çözülmesi gereğine yeniden ilgi göstermesini sağlayacak mı?

Yanıt: Yalnız kişinin değişmesiyle olmaz. Daha önce söylediğim gibi uluslararası alandaki faaliyetinin de büyük önemi vardır. Benim için, herkesle görüşmenin bir mahsuru yoktur. Yabancıların aleti olduğumu söyleme noktasına kadar vardılar. Bu trajiktir. Düne kadar iyiydim, başkanın desteğiydim, ciddiyet gücüydüm, v.b. ülkenin en büyük siyasi gücü olarak eleştiri yapmaya başlayınca insanların en kötüsü olduk. Bunlar beni yalnızca üzüyor.

"Karpaz'la ilgili gerçek"

Soru: (Bürgenstock'ta) Karpaz başlığı ve Karpaz'ın Kıbrıs Rum tarafına iadesinin görüşülmesi için bir fırsat var olduğu çok söylendi. Gerçek ne idi? Bir müzakere fırsatımız vardı da yitirdik mi?

Yanıt: Hem vardı hem de yitirmedik. Konuyu gündeme getirmiştik ve bazı perde gerisi görüşmeler olmuştu. Çok iyi bildiğim üzere Sayın Talat ve Sayın Erdoğan Karpaz'ın verilmesini reddettiler. Dolayısıyla şartlar koymak istiyorsaydık, şartlardan biri Karpaz olabilirdi.

Soru: Karpaz'ın iade edilmesi fırsatı için bizim tarafın yapması gerekenler yapıldı mı yoksa, diğer tarafın ne dediğinden bağımsız olarak, biz de mi gereken ilgiyi göstermedik?

Yanıt: Bana sorduğunuza göre; ben çok fazla ilgilendim, bunu Karpazlılar çok iyi biliyorlar."

KIBRIS 14/01/08

 

Yeni turizm ofisleri açılacak

2 YENİ OFİS YOLDA... Güney Kore'den bir turizm şirketiyle yapılan anlaşmayı anımsatan Bakan Şanlıdağ, "Talep onlardan geldi. Güney Kore'de bizim adımıza bir ofis açacaklar. Bunun devlete hiçbir maddi külfeti de olmayacak" diye konuştu. Ayrıca, 2 ülkede de ofis açılması için temasları olduğunu ifade eden Şanlıdağ, bu ülkelerin hangileri olduğunu ise belirtmekten kaçındı

2008 GEÇEN YILDAN DAHA İYİ OLACAK... Turizmin uzun süreli bir planlama işi olduğunun altını çizen Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2008 için planlamalarının son aşamasında olduğunu ifade etti. 2008 yılının kaybedildiği yönündeki açıklamaları katılmayan Turizm Bakanı, "Ben şahsen 2008 yılının kaybedildiğini düşünmüyorum. 2008 yılı, 2007'den daha iyi olacak" dedi

Aral MORAL

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, geçtiğimiz günlerde Güney Kore'den bir turizm şirketi ile yapılan protokol gibi iki ülkeyle daha temasları olduğuna dikkat çekti.

Turizmin gidişatını ve geleceği de KIBRIS'a yaptığı açıklamalarla değerlendiren Şanlıdağ, turizm sektöründe hizmet veren kuruluşların aksine olumlu açıklamalarda bulundu.

Bakan Erdoğan Şanlıdağ, öncelikli hedefleri arasında planlı ve programlı turizm yapmak olduğunu belirterek, 2008 yılının turizm açısından 2007'den daha iyi bir yıl olacağına dikkat çekti.

Turizm Bakanı ayrıca, turizm konusunda 5 yıllık program yapmayı hedeflediklerini belirterek, Güney Kore dışında iki ülkede büro açmak için çalışmaların sürdüğüne dikkat çekti.

"Öncelikli hedef planlı turizm"

Bakanlık olarak öncelikli hedeflerinin planlı turizm yapmak olduğunu dile getiren Şanlıdağ, "Bu konuda ciddi çalışmalarımız var ve bu çalışmaları da sadece bakanlık personeliyle değil sektör ile birlikte yapıyoruz. Sektörü hiçbir zaman dışlamıyoruz." dedi.

KITSAB Başkanı Özbek Dedekorkut'un açıklamalarının kendisini üzdüğünü dile getiren Turizm Bakanı, Dedekorkut ile iyi bir işbirliği yaptıklarını ve bundan sonra da işbirliklerine devam edeceklerini ifade etti.

"Turizm sektörünü yasal hale getiriyoruz"

Sektörün, turizm konusunda gerçek anlamda söz sahibi olması için yasal eksiklikleri adım adım tamamlamaya başladıklarına dikkat çeken Bakan Şanlıdağ, "Biliyorsunuz önce Rehberler Birliği Yasası'nı meclisten geçirdik. Geçtiğimiz çarşamba günü sonra Otelciler Birliği Yasası'nı Bakanlar Kurulu'ndan geçirdim. Kısa bir süre içerisinde de, şu an tetkikleri yapılan Restorancılar Birliği Yasası'nı Bakanlar Kurulu'na götüreceğiz. Nihai olarak da yıllardır el sürülmeyen Turizm Örgütleri Yasası'nı gündeme getireceğiz" diye konuştu.

"2008 yılının kaybedildiğini düşünmüyorum"

Turizmin uzun süreli bir planlama işi olduğunun altını çizen Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2008 için planlamalarının bitme aşamasında olduğunu ifade etti.

2008 yılının kaybedildiği yönündeki açıklamaları değerlendiren Turizm Bakanı, "Ben şahsen 2008 yılının kaybedildiğini düşünmüyorum. 2008 yılı turizm açısından 2007'den daha iyi olacak" dedi.

"Benim hedefim 5 yıllık turizm planlaması"

Şubat ayı sonu itibariyle 2008 yılı için yapılması gereken her şeyin tamamlanmış olacağına dikkat çeken Şanlıdağ, şubat ayından sonra ise tüm örgütlerle birlikte 2009-2010 yıllarını planlayacaklarını belirtti.

2 yıllık planlamanın ardından gelen hedefinin ise 5 yıllık bir turizm planlaması yapmak olduğunu vurgulayan Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, bu konuda da çok ciddi çalışacaklarını söyledi.

Seyahat acentelerine henüz verilmeyen teşvikler konusunda da konuşan bakan, ödenmesi gereken rakamın yaklaşık 170 bin sterlin olduğunu ve birkaç gün içerisinde ödenmeye başlanacağını belirtti.

"Tanıtıma 5 milyon dolar ayırdık"

Yıllardır turizmde yapılmayanı yaptıklarını ifade eden Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2008'e dönelik tanıtım ve reklamlara 5 milyon Amerikan Doları ayırdıklarına dikkat çekti.

5 milyon doların ağırlıklı olarak Türkiye, İngiltere ve Almanya'da gerçekleştirilecek tanıtımlarda kullanılacağını dile getiren turizmden sorumlu bakan, diğer ülkelerde de halen devam eden tanıtımların da devam edeceğini söyledi.

"Güney Kore dışında başka ülkelerle de temaslar var"

Geçtiğimiz günlerde Güney Kore'den bir turizm şirketiyle yapılan anlaşmaya da değinen Bakan Şanlıdağ, "Talep onlardan geldi. Güney Kore'de bizim adımıza bir ofis açacaklar. Bunun devlete hiçbir maddi külfeti de olmayacak" diye konuştu.

Bakan ayrıca, 2 ülkede de ofis açılması için temasları olduğunu ifade etti. Ancak Turizm Bakanı, bu ülkelerin hangileri olduğunu ise belirtmekten kaçındı.

"Turizm, profesyonellerin işidir"

Turizmin profesyonellerin işi olduğunu dile getiren Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, "Profesyoneller yapacak devlet ise bunun denetimini yapacak" dedi.

Bütün çalışmalarının profesyonelleşme yönünde olduğuna dikkat çeken Şanlıdağ, bütün organizasyonların düzenlenmesini seyahat acentelerine verdiklerini ve acentelerin bunda çok başarılı olduklarını vurguladı.

"Farklı teşvikler gündeme gelecek"

Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2009 ve 2010 yıllarını planlarken, farklı teşvik modellerinin de masaya geleceğine dikkat çekerek "Belki de bu teşvikler havayolu şirketlerine de yapılacak. Ama bunları ilerleyen zamanlarda göreceğiz ve bunları sektörle birlikte tartışacağız" diye konuştu.

KIBRIS 14/01/08

 

26 Aralık  2007 günlü Hürriyet gazetesinden   Özdemir ince'nin yazisi :

 

31. Ayet  ( 24:31 )

 

Kişisel olarak ne başörtüsü ile ne de türban ile herhangi bir sorunum var. Ama örtünmeyle ilgili yalan, safsata ve hurafe yayanlarla kavgam var. Türbancılar, bu örtünme tarzının Kuranın tartışılmaz buyruğu olduğunu ileri sürüyorlar. Ama Azháb Sûresinin 59. ayeti; Nûr Sûresinin 30, 31 ve 60. âyetleri dışında Kuranda bir başka hüküm yoktur ve türban şaklabanlığı Kutsal Kitapda yer almamaktadır.

İKİYÜZLÜLER

Bunu öğrendiğim için: Faiz ve kredi kartının İslama aykırı olmasına karşın türbancılar tarafından kullanıldığını; türbancıların, İslâma ters düşmesine karşın, Cumhuriyetin yapı ve kurumlarına, yasalarına ve özellikle Devrim Yasalarına uymak zorunda kaldıkları halde nasıl olup da dinden çıkmadıklarını soruyorum. Bu işte bir ikiyüzlülük var!

İkiyüzlülük sadece türbancılarda değil! İkiyüzlülüğün en tepesinde Kuran çevirmen ve yorumcuları bulunuyor. Bunun en çarpıcı kanıtını, Mustafa Sağ, "Evrensel Çağrı, Kuran Meáli" (Final Pazarlama Yayını) çevirisine yazdığı önsöz ve açıklamalarda veriyor. Mustafa Sağa göre geleneksel çevirmen ve yorumcular Nûr Sûresinin 31. ayetini geleneğe uyarak ve birbirlerini taklit ederek yanlış çeviriyorlar. Müthiş bir iddia ! Mustafa Sağın açıklamasını olduğu gibi aktarıyorum.

HIMAR = ÖRTMEK

"Kuran ayetinde başörtüsü diye bir kelime geçmemektedir . Buna rağmen tüm Kuran tefsirlerinde ve çevirilerinde Kuran ayeti başörtüsü olarak çevrilmiştir. Halbuki ayette geçen "HIMAR kelimesi Baş örtmek anlamında değil , sadece örtmek anlamına gelmektedir. Eğer , herhangi bir şey örtülecek ise. O şeyin vurgulanması gerekir. Örneğin masa örtüsü derken, örtmek kelimesinin yanına masa kelimesinin gelmesi gibi , başörtüsü dendiği zaman da "örtmek" ("hımar") kelimesinin yanına "baş" ("res") kelimesinin hımarü-res şeklinde gelmesi gerekir. Ayetteki hımar (örtü) kelimesinin yanında geçen ve vurgulayan kelime cuyub kelimesidir ki, yaka veya göğüs anlamına gelir. Çünkü, aynı kelime cuyub bir başka ayette (28:32) Hz. Musanın göğsüne/koynuna elini soktuğu şeklinde geçer. Yani, cuyub kelimesi , hımar örtmek kelimesi ile kullanıldığı zaman bihumûrihinne ala cuyubihinne başını örtmek değil, göğsünün üzerini örtmek anlamına gelmektedir. Geleneksel tüm yorumcular, Kuran ayetini bilimsel bakışla değil de, birbirlerini taklit edip, Başörtülerini yakalarınınn üzerine kadar örtsünler diyerek Felyedribne fiilini de örtsünler diye tercüme etmişlerdir. Bu geleneksel yorumcular DaRaBe kökünden gelen bu kelimeyi burada, Başörtülerini örtsünler derken, bir başka yerde aynı DaRaBe kelimesini Kadınları DÖVÜN (Bak . 4:34) diye çevirmişlerdir. Özetle, Kuranın orijinal ayeti tüm açıklığı ile ortadayken, elverişli bir siyasal kullanım malzemesi olarak, sürekli gündemde tutulan başörtüsü, Kuranın değil, geleneklerin, kişisel görüşlerin dinleşmesinden kaynaklanmaktadı r." (S. 373)

GERİSİ ALİMLERİN İŞİ

Mustafa Sag
ın iddialarını Arapçadan denetleyecek durumda değilim. Ancak Nûr Sûresinin 31. âyetinin Fransızca ve İngilizce çevirileri onun iddialarını desteklemektedir .

Ben bu çok önemli iddiayı sütunuma aktararak kamusal-toplumsal görevimi yerine getiriyorum.
Gerisi Diyanet İşleri Başkanlığının ve İslam alimlerinin işi ! . .

 

 

Mübarek Kıbrıs sorularını yanıtsız bıraktı

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ortak basın toplantısında Doğu Akdeniz’de petrol arama ve KKTC izolasyonlarına ilişkin soruya yanıt vermekten kaçınarak “Biz, bu konuları basın önünde görüşmek istemiyoruz. Türkiye ile Doğu Akdeniz’deki sınır konularını biz kendi aramızda tartışır görüşürüz" dedi. Abdullah Gül de, “Terör ile mücadele konusunda iki devlet gayet sağlam durmaktadır" ifadesini kullandı.
      Abdullah Gül ile Hüsnü Mübarek, Kahire’deki görüşmelerinin ardından ortak bir basın toplantısı düzenledi. Abdullah Gül, Mübarek ile görüşmesinde Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması önemini konuştuklarını belirterek bu yönde işbirliğinin yapılacağını söyledi.
     
      TERÖRLE MÜCADELE
      Ortadoğu’nda barışı sağlanması ve iki devlete dayalı çözüm bulunması için gereken destek verileceğini ifade eden Gül, Türkiye ile Mısır arasındaki terörle işbirliğinin önemini görüştüklerini belirtirken “Terör ile mücadele konusunda iki devlet gayet sağlam durmaktadır" ifadesini kullandı.
     
      PETROL ARAMA FAALİYETLERİ
      Hüsnü Mübarek de, bir Türk gazetecisinin Rum Kesimi ile yapılan anlaşmalara dikkat çekerek “Doğu Akdeniz’de petrol arama faaliyetleri için Mısır ihaleye çıkacak mı? izolasyonların kaldırılması için İskenderiye ile KKTC arasında deniz seferleri başlatılacak mı?" yönündeki sorusuna yanıt vermeyeceğini söyledi. Mübarek şöyle konuştu:
      “Biz, bu konuları basın önünde görüşmek istemiyoruz. Türkiye ile Doğu Akdeniz’deki sınır konularını biz kendi aramızda tartışır görüşürüz. Diğer mesele de yine de siyasi konu ve kendi görüşmelerimizde ele alırız ve çözüme kavuştururuz.ö Türkiye’nin AB hedefine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Gül ise, Türkiye ile AB ilişkilerinin, Türkiye ile İslam dünyası ve diğer ülkeler ile ilişkilerin alternatifi olmadığını vurgulayarak Türkiye’nin AB sürecinin tüm İslam dünyası tarafından desteklendiğine dikkat çekti.
     
      “ARAMIZDA TİCARİ ENGELLER YOK"
      Abdullah Gül, diğer bir sorunun karşısında Türkiye’nin uzun bir süreden beri AB ile Gümrük Birliği olduğunu, Mısır ile de serbest ticaret anlaşmasının yapıldığını belirterek “Dolaysıyla aramızda ticari engeller yok, onun için karşılıklı yatırımlar ve ticaretimiz güçlü bir biçimde gelişiyor" dedi.
      Bu arada, gerek Gül, gerekse Mübarek, İran ile nükleer sorununun barışçıl bir biçimde diplomatik yollardan çözümlenmesinden yana tavır koydular.
      Lübnan ile ilgili bir soru üzerine de Mübarek, Lübnan konusunda Türkiye ile aralarında görüş ayrılığının bulunmadığını kaydederken Gül, bölge sorunlarına bölge ülkelerinin sahip çıkmasının öneminin altını çizdi.

MILLIYET 15/01/08

 

Güney Kıbrıs, Kuzey adına konuşamaz

KUZEY KIBRIS, GÜNEY'İN ELDE ETTİĞİ İMKANLARIN HİÇ BİRİNDEN İSTİFADE ETMEDİ... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın AB'de 'Kıbrıs' olarak anılmasını sağlayacak zemin bulunmadığını, çünkü Kuzey Kıbrıs'ın, Güney Kıbrıs'ın şu anda elde ettiği imkanlardan ne uluslararası ne AB'de, ne de yerel bazda hiçbirisinden istifade etmediğini söyledi. Erdoğan buna karşın Güney Kıbrıs'ın nasıl oluyor da Kuzey Kıbrıslılar adına konuştuğunu sorarak, "Güney Kıbrıslılar, Kuzey Kıbrıslılar adına konuşamaz" dedi

"BİZİ AB'YE NİÇİN KATMADIKLARINI DAHA AKILCI BİR ŞEKİLDE İZAH EDEMİYORLAR"... AB'nin Türkiye'yi AB'ye niçin katmadığını daha akılcı, bilimsel bir şekilde izah edemediğini de söyleyen Erdoğan, "Bizim şu anda Kopenhag Kriterleriyle ilgili olsun, Maastricht Kriterleriyle ilgili olsun, yerine getirdiğimiz başlıkları yerine getiremeyen ülkeler şu anda AB'nin üyesidir ve bu ülkeler şu anda AB'de bizim AB'ye katılımımızı siyasi bir gerekçe göstermek suretiyle de engellemektedir" diye konuştu, Erdoğan bu ülkelerden biri olarak Güney Kıbrıs'ı gösterdi

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın AB'de 'Kıbrıs' olarak anılmasını sağlayacak zemin olmadığını, çünkü Kuzey Kıbrıs'ın, Güney Kıbrıs'ın şu anda elde ettiği imkanlardan ne uluslararası ne AB'de, ne de yerel bazda hiçbirisinden istifade etmediğini söyledi.

Erdoğan buna karşın Güney Kıbrıs'ın nasıl oluyor da Kuzey Kıbrıslılar adına konuştuğunu sorarak, "Güney Kıbrıslılar, Kuzey Kıbrıslılar adına konuşamaz. Annan Planı bunu gideriyordu. Şimdi bu giderilmemiş oldu. Tabii ki bunun çözülmesi Birleşmiş Milletler zemininde olması gerekiyordu, BM bunu hala çözemedi" dedi..

Erdoğan, Madrid'de İntercontential Otel'de Europa Press Ajansı tarafından düzenlenen toplantıya onur konuğu olarak katılarak Türkiye'nin AB süreci ve Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu ve çeşitli konulardaki soruları yanıtladı

"Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'e, haklı olmadığını ve Türkiye'nin 2015'te AB üyesi olması gerektiğini nasıl anlatacaksınız?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"Aslında acaba böyle bir tarih kaydetmek suretiyle bir mecburiyetimiz var mı? Ben diyorum ki böyle bir mecburiyet değil, ortada bir Avrupa Birliği müktesebatı var. Eğer bu müktesebatı Türkiye yerine getiriyorsa, ne zaman yerine getiriyorsa, getirdiği anda Türkiye'nin, AB'ye katılımına 'evet' demek gerekir, adalet, vefa bunu gerektirir. Çünkü bizim AB ile ilişkilerimiz ve bu süreç yasal olarak 1963'te başlıyor. Bizim kadar böyle uzun bir sürece tabi bir başka ülke olmamıştır. Aslında AB bize, 'Sizi biz niçin Avrupa birliğine katmıyoruz'. Bunu daha akılcı, bilimsel bir şekilde izah edememiştir. Bizim şu anda Kopenhag Kriterleriyle ilgili olsun, Maastricht Kriterleriyle ilgili olsun, yerine getirdiğimiz başlıkları, yerine getiremeyen ülkeler şu anda AB'nin üyesidir ve bu ülkeler şu anda AB'nde bizim AB'ye katılımımızı siyasi bir gerekçe göstermek suretiyle de engellemektedir. Bunlardan bir tanesi çok açık söylüyorum Güney Kıbrıs'tır. Güney Kıbrıs şu anda ne Kopenhag ne de Maastrciht kriterlerine uymaktadır, bir şablon üzerinde bu süreç bir böyle bir kararla verilmiştir."

''Güney Kıbrıslı, Kuzey Kıbrıs'tan peynir

alsa hemen mahkemeye veriliyor''

Kıbrıs'ta yapılan referandumu hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu konuda Kuzey Kıbrıs'ın cezalandırıldığını, Güney Kıbrıs'ın da AB üyeliğine kabul edildiğini kaydetti. Güney Kıbrıs'ın şu anda AB'de ''Kıbrıs'' olarak anıldığını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Bir defa Güney Kıbrıs'ın AB'de 'Kıbrıs' olarak anılmasını sağlayacak zemin varı mı? Yok, çünkü Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs'ın şu anda elde ettiği imkanlardan ne uluslararası ne AB'de, ne de yerel bazda hiçbirisinden istifade ediyor mu, etmiyor. Nasıl oluyor da Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıslılar adına konuşuyor, konuşamaz. Annan Planı bunu gideriyordu. Şimdi bu giderilmemiş oldu. Tabii ki bunun çözülmesi Birleşmiş Milletler zemininde olması gerekiyor, BM bunu çözebildi mi? Hala çözemedi.

Eğer Güney Kıbrıslı birisi, Kuzey Kıbrıs'tan bir kilo peynir alsa hemen mahkeme kararı veriyor cezalandırıyor. Böyle bir süreç var. Nasıl oluyor da burası AB üyesi olabiliyor biz bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bakın şimdi müzakere sürecindeyiz, müzakere sürecinde bile şu anda AB'nin aldığı kararı ben yine anlamakta zorlanıyorum. Nedir o karar? Örneğin, 'müzakereler açılabilir ama kapanamaz'. Niye kapanmaz 'Kıbrıs sorunu halledilmedikçe kapanamaz'. Suçlusu kim? 'Türkiye...' Acaba biz miyiz suçlusu? Suçlusu, Kıbrıs'ın kendisi. Anlaşılmaz, anlaşmaz, masaya oturmaz... Masaya oturmadığınız sürece de anlaşmanız mümkün değildir. Onun için faturaları sürekli Türkiye'ye kesmeye gayret ediyorlar. Veyahut da Kuzey Kıbrıs için 'gelin Güney Kıbrıs'ın azınlığı olun' diyorlar. Hayır. Kuzey Kıbrıs hiçbir zaman Güney Kıbrıs'ın azınlığı olmayacaktır, olmaz. Bunu baştan beri söylüyoruz, söyleyeceğiz. Adaletsiz hiçbir şeye bizim Türkiye olarak, garantör olduğumuz bir Ada'da 'evet' dememiz mümkün değildir. Sıkıntının kaynağında aslında bu yatıyor. Ben AB'nin 2015 ile ilgili böyle bir süreç tayin etmesini doğru bulmuyorum.''

"Büyük bir ihtimalle mayıs ayında bir araya geleceğiz"

Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin seçim kampanyasını Türkiye üzerinden yaptığını belirterek, ''Şimdi biraz da onun sıkıntısını da yaşıyor. Kendisine gelin medya aracılığıyla açıklama yapmayalım dememe rağmen, ne yazık ki medya aracılığıyla Türkiye hakkında konuşmaya devam ediyor. Ama sizler basın mensubu olarak böyle bir soruyu önüme getirdiğiniz için ben de bunu cevaplandırmak durumunda kaldım. Fakat, Mayıs ayında büyük ihtimalle üçlü olarak Fransa, Almanya ve Türkiye, Almanya'da bir araya geleceğiz. Herhalde burada önemli bir aşama kazandıracağız diye düşünüyorum'' dedi.

''AB'nin bilimsel açıklama yapması gerektiğini söylediniz. Bu bilimsel açıklama asla tabi din olmamalıdır'' sözleri üzerine de Erdoğan, şunları kaydetti:

''Şüphesiz, biliyorsunuz, AB, 'AB Anayasası'nın kökü Hıristiyanlığa dayanır' anlayışını anayasa tartışmalarında aştı. Ve böyle bir şey olmasının ciddi yanlışlar doğuracağı kanaati orada hakim oldu. Çünkü Avrupa'da sadece Hıristiyanlar yaşamadı, yaşamıyor, farklı dinlerden insanlar da yaşıyor. Müslümanlar var, Museviler var. Hatta belki dinsizler var. Bunun yanında Budistler var. Bütün bunların olduğu bir Avrupa'da eğer kucaklayıcı bir yapı oluşacaksa tabii 'AB'nin dini şudur' demek bir defa kendi tezine, müktesebatına terstir. Nitekim bu da kabul edildi. Farklılıkların zenginleştireceği bir yapı AB'de önemli, farklı kültür, farklı din mensuplarının olduğu ve Medeniyetler İttifakı'nda da biliyorsunuz, 'Kesrette Vahdet' anlayışı yani 'çoklukta birlik' anlayışı hakim olmuş ve bunun üzerinden de çalışmalar yürümüştür. İnanıyorum ki Medeniyetler İttifakı bu haliyle AB'de bir temel teşkil edecektir.''

KIBRIS 15/01/08

 

Come clean over Karpasia’. DISY leader fires volley at Tassos over Burgenstock events
By Jean Christou

WARRING SIDES in the presidential elections have dredged up a four-year old row over whether President Tassos Papadopoulos allowed an opportunity to regain the Karpass peninsula to slip by during the 2004 failed Burgenstock negotiations.

DISY leader Nicos Anastassiades fired the first volley on Sunday when he accused Papadopoulos of losing an opportunity to negotiate and gain back the occupied north-eastern peninsula.

He called on AKEL leader Demetris Christofias and then Foreign Minister George Iacovou to come clean on what happened in Switzerland.

Anastassaides was commenting on a statement by the President on Saturday night that Karpasia has not been offered, or put on the table at Burgenstock.

“He should tell the truth about what happened without omitting that (EU Enlargement Commissioner) Gunter Verheugen said that we could negotiate and demand Karpasia from Turkey under no special arrangement,” he said referring to restrictions and conditions placed on other areas under the Annan plan.

“Mr Papadopoulos rejected the idea,” the DISY leader said.

Asked yesterday to clarify, Iacovou, who is supporting candidate Demetris Christofias, said the issue of Karpasia had been raised by one of the UN team in a conversation with an aide to Papadopoulos. But Turkey had placed conditions on the move.

During discussions on the issue with the National Council in Burgenstock, certain members said the Greek Cypriot side had an obligation to check out the proposal so Papadopoulos sent Iacovou and former President George Vassiliou to talk with Verheugen.

“We found Mr Verheugen…this was the last day of negotiations …Mr Vassiliou asked him if the Karpasia issue was on the table and Mr Verheugen said it was too late,” said Iacovou.
Asked whether he thought Papadopoulos himself should have gone, Iacovou said the issue was part of a wider discussion and that he could not isolate it.

AKEL spokesman Andros Kyprianou was also rather vague, saying only that the Greek Cypriot side could have negotiated a better result than the one that emerged from Switzerland. He did say there was no specific negotiation on Karpasia even though the possibility had existed on the fringes of the talks.

Government spokesman Vassilis Palmas also said the subject was never tabled seriously in Burgenstock.

Palmas said it was clear that Papadopoulos’ account was backed up by his former government partners AKEL and also by Iacovou.

Green Party leader George Perdikis also said Karpasia had come up but not in any official way and certainly not as a bargaining tool that would have involved giving even more concessions in other areas of the Annan plan.

“The reality is that for the Turks the return of Karpasia does not exist because it is a region of strategic importance for them,” he said.

In 2004 when the row first erupted Vassiliou said Verheugen had told him that the Greek Cypriot side could claim something significant as a trade off for the Turkish demand of having the plan written into EU primary law.

He said Verheugen had hinted the trade off could be Karpasia and that the Greek Cypriot demand for no permanent derogations from EU law would not be affected.
Vassiliou brought the information to Papadopoulos “who was totally negative”. The next day Anastassiades raised it again and it was only then Papadopoulos conceded to allow Vassiliou and Iacovou to talk to Verheugen, who said by then it was too late.

Sticking to his guns, Anastassiades said the fact that Papadopoulos left the issue hanging for more than 24 hours proved his point that the President made no effort to negotiate a decent settlement in Burgenstock.

He insisted the will to negotiate still doesn’t exist, saying this was obvious by the fact that while Papadopoulos balks at meeting Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, he had no qualms about meeting hardliner Serdar Denktash.

CYPRUS MAIL 15/01/08

 

 

Yenierenköy'de Türk kayıplar aranıyor

İbrahim AKANÇAY

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları çerçevesinde Yenierenköy'de Türk kayıplar aranıyor.

Derince'de 11 Mayıs 1964'te kamyonları ile birlikte Rumlar tarafından alıkonulan ve bugüne kadar akıbetleri hakkında bilgi alınamayan Kaleburnulu Abdullah Emirzade (28) ile Ali Musa Zorba'nın (33) gömülü olduğu bilgisi verilen yer, kazılmaya başlandı.

Önceki gün başlayan kazı çalışmalarına dün de devam edildi ancak, henüz bir sonuç alınamadı.

Kayıplar listesinde bulunan Abdullah Emirzade ile Ali Musa Zorba'nın Yenierenköy- Dipkarpaz anayolu üzerinde, denize yakın bir mevkide gömülü oldukları yönünde alınan bilgi ışığında önceki gün başlatılan kazı çalışmalarına dün de devam edildi.

Kayıp şahısların aileleri ile köylüler, çalışmaları gün boyu merakla izledi.

İlk günkü çalışmalarda herhangi bir bulguya ulaşılmazken, bilgiyi veren Rumun mevki belirleme konusunda ısrarcı olması nedeniyle kazı bölgesi genişletilerek çalışmalara devam edildi.

Çalışmaların bugün de devam etmesi bekleniyor.

Çalışmaları izleyen Abdullah Emirzade'in oğlu Nazım Emirzade ile Ali Musa Zorba'nın kardeşi Mustafa Zorba konu ile ilgili olarak KIBRIS'a bilgi verdi.

Nazım Emirzade ile Mustafa Zorba'nın verdiği bilgiye göre, Abdullah Emirzade ile Ali Musa Zorba, harman makinesinin bozulan bilyesini almak maksadıyla gittikleri Yeşilköy'den geri dönerken, Derince köyünde Rumlar tarafından yolları kesilerek kamyonları ile birlikte alıkonuldu.

Emirzade ile Zorba'dan bir daha haber alınamadı, ancak bir süre sonra Yeşilköy'e gitmek için kullandıkları kamyon asker yeşili rengine boyatıldıktan sonra Boğaztepe'de bulunan Rum askeri kampında götürüldü.

Emirzade ile Zorba'dan bir daha haber alınamadığı için yakınları, söz konusu kişilerin hayatından endişe etti. Söz konusu kişilerin isimleri o tarihten beri kayıplar listesinde yer alıyor.

Mustafa Zorba, yaşananları şöyle anlattı:

"Kardeşim Ali M. Zorba'nın 7 tonluk Dodge marka bir kamyonu vardı. Abdullah Emirzade'nin de harman makinesi... İş zayıflığı nedeniyle ikisi anlaşarak Abdullah'ın harman makinesini tamir edip, saman öğüterek pazarlama yapmaya karar vermişlerdi.

Ancak harman makinesinin bilyesi bozuktu ve yenisi gerekiyordu. 10 Mayıs 1964 günü Boltaşlı köyüne gittiler ve Mağusa minibüsünün şoförüne parçayı sipariş ettiler.

Ertesi gün Boltaşlı'ya giderek, sipariş verdikleri minibüs şoförünü aradılar. Boltaşlı'da bulamadıkları şoför için bu kez Yeşilköy'e gittiler ama söz konusu minibüs şoförünü yine bulamadılar.

Daha sonra yanlarında bulunan Boltaşlı sakini Kemal'ı köyüne bıraktılar ve Kaleburnu'ya dönmek için yola koyuldular, ancak bir daha onları gören olmadı.

Onlar dönmeyince gece Kavalla Ormanı'ndan gizlice Yeşilköy'e giderek onları aradık ancak köyden ayrıldıklarını öğrenince başlarına bir iş geldiğini anladık.

Daha sonra öğrendiklerimiz bizi dehşete düşürdü. Anlatıldığına göre, o gün Rum Polis Genel Müdürü Pandelidis'in oğlu ile iki Yunan subayı, Mağusa kale içerisinde izinsiz fotoğraf çekerken görülmüş. Askerlerin dur ihtarına uymayan bu üç kişiye ateş açılmış. Açılan ateş sonucu Pandelidis'in bir oğlu ile bir Rum subay olayda ölmüş, diğeri ise yaralı olarak kurtulmuş.

Ölen iki Rum için de şu anda Gazimağusa Belediye binasının karşısına bulunan büstleri dikilmişti.

İki Rumun öldürülmesi ile tüm yolların kesilerek, Türklerin yakalanması emri üzerine o gün yollarda tespit edilen 80 civarında Türk, yollardan alınarak katledildi. Bunlar arasında bizim bugün kazı çalışmaları yapılan 2 şehidimiz de vardı.

Yolların kesilerek Türklerin öldürüleceği haberi bize ulaşmıştı, ancak biz yakınlarımıza ulaşıp bilgi vermekte başarılı olamadık, göz göre göre ölüme gittiler. Eğer onlara ulaşmış olabilsek genç yaşta bu dünyadan göç etmeyecek, bugün hayatta olacaklardı."

KIBRIS 16/01/08

 

2 Rum gece kulübünden mahkemeye götürüldü

PARA KARŞILIĞI FUHUŞ... Alayköy bölgesinde faaliyet gösteren gece kulübünde çalışan 2 konsomatris bayan ile 2 Kıbrıslı Rum erkek para karşılığı fuhuş yapmak, iki kişi de olayla bağlantılı oldukları gerekçesi ile Pazartesi günü polis tarafından tutuklandı. 6 zanlı dün mahkemeye çıkarılarak teminata bağlandı

Erol UYSAL

Lefkoşa Polis Müdürlüğü ekipleri, pazartesi akşamı iki Kıbrıslı Rum erkek ile Alayköy bölgesinde faaliyet gösteren bir gece kulübünde konsomatris olarak çalışan Moldova uyruklu iki bayanı para karşılığı fuhuş yapmaktan, aynı gece kulübünde çalışan iki kişiyi de meseleyle bağlantılı oldukları gerekçesi ile gözaltına aldı.

Para karşılığı fuhuş yapma suçundan pazartesi günü gözaltına alınan toplam 6 kişi dün Lefkoşa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı ve ileride yargılanmak üzere teminata bağlandı.

Rum zanlılar Kostas Baras ve Kypros Petrou, Moldovalı konsomatris bayanlar Oxana Bronici ve Victoria Lupu ile gece kulübü çalışanları Sevilay Esin ve Istırade Liciana, Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzurunda görüşülen duruşmada çeşitli teminatlarla serbest bırakıldı.

Mahkemede yeminli şahadet veren olayın tahkikat sorumlusu Vural Nurdal, Alayköy'de Hanedan isimli gece kulübünde Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde sakin zanlı Kosdas Baras ile zanlı Kypros Petrou'nun, gece kulübünde konsomatris olarak çalışan Moldova uyruklu zanlı Oxana Bronici ve zanlı Victoria Lupu'nun para karşılığında fuhuş yaptıklarının tespit edildiğini belirtti.

Olayla bağlantısı olduğu gerekçesiyle söz konusu gece kulübünde çalışan zanlı Sevilay Esin ve zanlı Istırade Liciana'nın da gözaltına alındığını ifade eden Nurdal, tahkikatın tamamlandığını ifade ederek, zanlıların yargılanıncaya dek mahkemenin uygun göreceği teminatlara bağlanmasını talep etti.

İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten savcı da Kıbrıslı Rum zanlıların 3'er bin YTL nakdi teminat yatırmasını, haftada bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta bulunmasını ve yargılanıncaya kadar yurt dışına çıkışlarının yasaklanması koşuluyla serbest kalmalarını, Oxana Bronici, Victoria Lupu, Sevilay Esin ile Istırade Liciana isimli zanlıların ise haftada bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta bulunmalarını ve yurt dışına çıkışlarının yasaklanması koşuluyla yargılanıncaya dek serbest kalmalarını talep etti.

Zanlılar aleyhine talep edilen teminat şartlarına savunma herhangi bir itirazda bunmadı.

Verilen şahadet ışığında tahkikatın tamamlandığını göz önünde bulunduran Yargıç Fügen Ulutekin, savunmanın da talep edilen teminat şartlarına itiraz etmemesi nedeniyle iddia makamının istediği teminat emrini verdi.

KIBRIS 16/01/08

 

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi: Ocak ayında kimlik tespitleri ile ilgili yeni sonuçlar bekleniyor

Komite yayımladığı yazılı açıklamada, kayıp şahıslarla ilgili kazı, kimlik tespit ve iadesi alanındaki çalışmaların, ihtiyaç duyulan finansmanının önemli bir bölümünün bulunmasıyla 2008 yılında da devam edeceği belirtildi.

Kazıların ülke genelinde, komite bünyesindeki iki toplumlu ekipte yer alan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum uzmanlar tarafından yürütüldüğü belirtilen açıklamada, Arjantin Adli Antropoloji ekibi personeli ile çalışan komite uzmanlarının, Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'ndeki Adli Genetik Laboratuarı'nda çalışan iki toplumlu genetik uzmanları ile bir araya geldiği belirtildi.

"Ay sonundan önce yeni kimlik tespitlerinin yapılmasının beklendiği" ifade edilen açıklamada, komitenin daha sonra da, kimlikleri tespit edilenlerin ailelerine teslim edilmesi için gerekli süreci başlatacağı belirtildi.

Kayıplarla ilgili çalışmalarda 2008 yılı için 2,4 milyon Euro'ya ihtiyaç duyulduğu kaydedilen açıklamada, "bu miktarın önemli bir bölümünün geçen Avrupa Komisyonu ve diğer bağışçılar tarafından temin edildiği", şu anda ise bütçede 750 bin Euro açık bulunduğu belirtildi.

KIBRIS 16/01/08

 

KKTC'ye yaklaşık 400 milyon dolar yardım yapıyoruz

Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC'ye 1974-1996 yılları arasında yıllık 80 milyon dolar, 1997-2002 yıllarında 210 milyon dolar, 2002'den bu yana ise 360 milyon dolar yardım yapıldığını belirterek, "Bugün neredeyse 400 milyon dolar yardım yapıyoruz" dedi.

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Eyyüp Cenap Gülpınar başkanlığında toplandı.

DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı'nın Kıbrıs hakkındaki gündemdışı konuşmasına Hükümet adına yanıt veren Çiçek, Kıbrıs meselesinin herkes için "Milli bir dava" olduğunu söyledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın seçildikten sonra ilk olarak KKTC'yi ziyaret ettiklerini belirten Çiçek, Türkiye'nin, bugüne kadar Kıbrıs konusunda iki türlü yaklaşımı olduğunu söyledi. Cemil Çiçek, bu yaklaşımların, adadaki gerçeklerden yola çıkarak, kapsamlı ve adil bir çözümün gerçekleşmesi için çaba sarf edilmesi ve KKTC'nin ekonomik ve sosyal yönden desteklenmesi olduğunu kaydetti.

Çiçek, Türkiye'nin, 1974-1996 yılları arasında KKTC'ye yıllık 80 milyon dolar, 1997-2002 yılları arasında yıllık 210 milyon dolar, 2002 yılından bu yana ise yıllık 360 milyon dolar yardım yaptığını ifade ederek, "Bugün neredeyse 400 milyon dolar yardım yapıyoruz" dedi.

17 Şubat'ta Güney Kıbrıs Rum Kesiminde cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacağına işaret eden Çiçek, bu seçimden sonra uluslararası alanda yaşanacak hareketlilik çerçevesinde hazırlık yaptıklarını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Çiçek, "(Her ne pahasına olursa olsun çözüm) değil; adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümün gerçekleştirilmesi gerekmektedir" dedi.

"Adada iki ayrı toplum, devlet var"

Çiçek, üç konuda gerçeğin kabulüne bağlı olarak çözümün bulunabileceğini belirterek, bu gerçeklerin; adada iki ayrı toplum, devlet ve demokrasi olduğunu söyledi. Çiçek, bunlardan vazgeçmenin mümkün olmadığını ifade ederek, bunu bütün dünyaya anlattıklarını da kaydetti.

Cemil Çiçek, KKTC'ya yönelik tecridin ortadan kaldırılması için önemli çabalar harcadıklarını ve bazı başarılar elde ettiklerini bildirdi. Çiçek, KKTC'nin temsilciliklerinin sayısının 15'e ulaştığını belirterek, Türkiye

dışında Londra, Brüksel, Newyork, Washington, İslamabad, Abu Dabi, Bakü, Bişkek, Strazbourg ve Roma'da KKTC temsilcilikleri bulunduğuna dikkati çekti.

Yeni temsilcilikler

Çiçek, Kuveyt, İsrail ve Umman'da temsilcilik açılması için yapılan hazırlıkların son aşamaya geldiğini; Polonya, Bahreyn, Amman ve Malezya'da temsilcilik açılması için temasların sürdürüldüğünü ifade ederek, KKTC'de de 7 temsilcilik bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Pakistan ve Azerbaycan'a resmi olmak üzere bazı ülkelere ziyarette bulunduğunu kaydeden Çiçek, Gazimağusa ve Lazkiye arasında düzenli deniz seferleri yapıldığını bildirdi.

"Rum lider, Talat'ın önerisini reddetti"

Cemil Çiçek, Kıbrıs sorununun çözümü için temasların en üst seviyede devam ettiğini belirterek, Talat'ın, 2008 yılında kapsamlı çözüme ulaşılması yönündeki önerisinin Rum lider tarafından reddedildiğini söyledi.

Çiçek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşmede dile getirdiği, adadaki iki taraf arasındaki güven ortamının yaratılması ve kapsamlı çözüm çalışmalarına elverişli bir ortamın oluşturulabilmesi için genişletilmiş güven artırıcı önlemler paketinin olumlu karşılandığını bildirdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açılan davalar sonucunda, iç hukuk yolu olarak taşınmaz mal komisyonu kurulduğunu dile getiren Çiçek, bu komisyona bugüne kadar 300 Kıbrıslı Rum'un başvurduğunu ve başvurulardan 32'sinin sonuçlandığını bildirdi.

TC Başbakan Yardımcısı Çiçek, KKTC'de eğitimde önemli gelişmeler yaşandığını belirterek, 4 yıl önce KKTC'de 21 bin olan öğrenci sayısının bugün 40 bini aştığını ifade etti. Çiçek, Türkiye'deki bazı üniversitelerin de KKTC'de kampüs kurmak için çalıştığını kaydetti.

KIBRIS 16/01/08

 

OPEC Genel Sekreteri El-Bahri Güney Kıbrıs'ta

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Genel Sekreter El-Bahri adaya varışında yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgede petrol bulacağını ümit ettiğini, hiçbir ihtimalin gözden uzak tutulmaması gerektiğini söyledi.

Larnaka Havaalanı'nda basına açıklamalarda bulunan El-Bahri, büyük ülkelerle olduğu kadar küçük ülkelerle de işbirliğini arzu ettiğini, iki ay önce de görüşmeler yapmak üzere Çin Halk Cumhuriyeti'ne gittiğini anlattı.

Bir yıl önce Güney Lefkoşa Ticaret ve Sanayi Odası'ndan davet aldığını belirten OPEC Genel Sekreteri, bugün Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopoulos tarafından kabul edilecek olmasından dolayı büyük memnuniyet duyduğunu, Rum Dışişleri Bakanı ve Ticaret Bakanı'yla da görüşeceğini ifade etti.

Soruları da yanıtlayan El-Bahri, "İnsanları ve yetkilileri tanımak için Kıbrıs'ta bulunuyorum ve tabii ki petrol faaliyetlerini, fiyatları, arz ve talebi de görüşeceğim. Bunun yanında Kıbrıs bir Avrupa Birliği üyesi ve eminim petrol alanında neler olduğunu bilmek isterler" şeklinde konuştu.

Güney Kıbrıs'ın OPEC üyesi olup olmayacağı sorusuna Genel Sekreter, "Eminim bazı faaliyetleriniz vardır ve petrol bulacaksınız" dedi ve kendi ülkesinin, Libya'nın petrol bulmasına değinerek 50 yıl önce insanların Libya'da petrol olduğunu düşünmediklerini ifade etti.

El-Bahri, birkaç yıl sonra Libya'nın OPEC içerisinde en büyük petrol üreticilerinden biri olduğuna, dolayısıyla hiçbir ihtimali gözden uzak tutmamak gerektiğine dikkati çekti.

Güney Lefkoşa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hristodulos Agastiniotis OPEC Genel Sekreteri'ni havaalanında karşıladı ve bugünkü yemekte El-Bahri'nin ana konuşmacı olacağını söyledi.

KIBRIS 16/01/08

 

İngiliz yetkililer, Kıbrıs'ta seçim sonrasını bekliyor

İngiliz Hükümeti'nin Avrupa Birliği'nden Sorumlu Bakanı Jim Murphy, Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik bir hareketlilik yaşanacağı beklentisinde olduklarını söyledi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiliz Hükümeti'nin Avrupa Birliği'nden Sorumlu bakanı Jim Murphy, önceki gün İngiltere Parlementosu'nda Kıbrıslı Türklerle bir araya geldi.

Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendiren Jim Murphy, önümüzdeki ay Güney Kıbrıs'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik gelişmeler yaşanacağına inandığını söyledi.

Başbakan Gordon Brown'nun Kıbrıs Özel Temsilcisi ve İşçi Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan'ın organize

ettiği toplantıya, CTP Londra Dayanışma Derneği Başkanı İlker Kılıç ve Kemal Nami, Toplumcu Demokrasi Partisi Londra Derneği Başkanı Osman Tango, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan Hayrettin Ramis, Yılmaz Özyiğit ve Tuncel Nalbantoğlu, eğitimciler Kelami Dedezade ve Süleyman Soydağ, Ambargolular Grubu'ndan Fevzi Hüseyin ve Suzan Nuri'nin yanı sıra Enfield Belediye Meclis Üyesi Ahmet Öykener ve İşçi Partili aktivist Alev Cazımoğlu katıldı.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası şefi Simon Hohner'in de yer aldığı görüşmede, AB'den sorumlu bakan Jim Murphy ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, İngiliz Hükümeti'nin Kıbrıs'ta çözümü desteklediğini ve kısa bir zamanda içinde bu yöndeki çalışmaların başlaması gerektiğini kaydetti.

Görüşmede Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi ve Gambari sürecine tam destek verdiklerini belirten Jim Murphy ve Joan Ryan, Güney Kıbrıs'ta ki seçimleri kim kazanırsa kazansın, seçim sonunda Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir takım adımlar atılacağını ifade ettiler.

Geçtiğimiz hafta da Ankara'da Türk yetkililerle görüşen Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Ankara ziyaretini de toplantıda değerlendirerek, 'Ankara'dan olumlu mesajlar aldım. Türk Hükümeti de Kıbrıs sorunun çözümünden yana. Ve bu konuda oldukça istekli.' dedi.

KIBRIS 16/01/08

 

Officers nabbed in north cabaret

TWO POLICE wardens from Nicosia Central Prison were yesterday released by police in the occupied areas after being arrested in a cabaret in the north on Monday.

The two men, aged 26 and 31, were arrested by police in the north and detained in a holding cell for charges involving pornography and prostitution.

They were taking before the ‘Supreme Court’ where they were fined and allowed to go. Police said they weren’t able to offer more information yesterday.

CYPRUS MAIL 16/01/08

 

Exchange plan for Turkish Cypriot students

THE EUROPEAN Commission yesterday announced its plan to offer €1.5 million to promote youth exchanges for the Turkish Cypriot community.

Launching the Promotion of Youth Exchanges and Other People-to-People Contacts grant, the EU Aid Programme for the Turkish Cypriot Community said it would enable broad sections of the Turkish Cypriot community to meet and get to know their counterparts in the EU.

This will take place through participation in a broadly defined range of activities.

“The aim of such activities, taking place in EU Member States, is to improve understanding of European values, experiences and multicultural traditions,” the EC announcement read.
Activities will include attending events such as festivals, fairs or conferences, sporting events, summer university sessions or youth camps, organising exchanges with other European counterparts, setting up case study visits, internships or training sessions.

CYPRUS MAIL 16/01/08

 

North authorities offer co-operation on illegal crossings
By Jean Christou

THE TURKISH Cypriot side said yesterday it was ready to co-operate with the Greek Cypriots on plugging the porous buffer zone against illegal immigration.

“This is a problem threatening both the north and the south of the island,” said Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Ercakica referred to the sudden disappearance last week of an Iraqi taekwondo team and their families from the north where they had ostensibly gone for training but crossed the buffer zone within 24 hours of arriving in the north.

The group of seven men, four women and four children were picked up on the Larnaca-Dhekelia road and immediately sought asylum from the Cypriot authorities.

Thousands of illegal immigrants have crossed to the south of the island through the buffer zone since the crossing points were opened in April 2003. Cypriot authorities say 99 per cent of the 12,000 or so asylum seekers on the island came through the north.

Late last year a ferry service from occupied Famagusta to Syria brought in even more illegal immigrants. At one point Turkish Cypriot police estimated that over 300 that had come on the ferry had not made a return trip.

Ercakica said that instead of the Greek Cypriot side using illegal immigration as an excuse to put an end to the ferry service, the problem of illegal immigration should be solved by cooperation. The ferry has since been stopped by flag-carrier Georgia.

“The Turkish Cypriot side is ready to co-operate with the Greek Cypriot authorities and demands the assistance of the UNFICYP on the issue,” he said.

“We would like to reiterate that human trafficking threatening the island of Cyprus just like all the other countries in the Eastern Mediterranean can only be settled via co-operation and mutual assistance.”

He said the Turkish Cypriot side was ready for “any kind of co-operation” for the prevention of illegal immigration.

“The Greek Cypriot side has to understand that they can not free themselves of the responsibility by refraining from adopting effective measures along the Green Line and refusing to co-operate with the Turkish Cypriot authorities or by putting the blame of their negligence over the issue of human trafficking on the shoulders of others and making use of it as a means of political exploitation,” Ercakica said.

CYPRUS MAIL 16/01/08

 

KKTC’de 6 milletvekili Meclis’ten çekildi

KKTC’de Demokrat Parti, 6 milletvekilinin Meclis’ten çekilmesini oybirliğiyle kabul etti.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 12:14 TSİ 17 Ocak 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Milletvekillerinin istifa dilekçelerinin Meclis’e sunulmasını kararlaştırdı. İstifaların yürürlüğe girmesi için, KKTC Cumhuriyet Meclisi tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Demokrat Parti’nin Meclis’ten çekilme kararını değerlendiren iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi, Demokrat Parti’nin erken seçim pazarlığı yapmak için böyle bir karar aldığını ileri sürdü.

Demokrat Parti, kendilerinden ve Ulusal Birlik Partisi’nden ayrılan bazı milletvekillerinin ayrı bir parti kurarak, CTP ile koalisyona gitmesi nedeniyle meclis çalışmalarını 16 aydır boykot ediyordu..

 

Tarihi sularda petrol aranacak

TPAO, bu yılın ilk aramasını Gelibolu’da Anafartalar-1 kuyusunu açarak başlatıyor. Karadeniz’de sondaj yapacak firmaların Şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor. Akdeniz’de sondaj yapacak firmalar da Mart başına kadar açıklanacak.

Sezer Kılıç

NTV-MSNBC

Güncelleme: 12:18 TSİ 17 Ocak 2008 Perşembe

 

ANKARA - Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), 2008 yılı programını uygulamaya başladı. Bu çerçevede ilk sondaj Gelibolu’daki Anafartlar-1 kuyusunda yapılacak. Denizde bu ay sonunda açılacak kuyu, 6 millik Türkiye karasularının içinde yer alıyor.

İkinci adım Karadeniz’de atılacak. TPAO, BP ile bir süredir Doğu Karadeniz’de arama yapmış ancak BP bölgeyi terk etmişti. Aramalar şimdi Orta Karadeniz’e yoğunlaşacak. Sondaj için uluslararası ölçekte açılan ihalenin Şubat ayı ortalarında sonuçlandırılacağı belirtiliyor.

Rum kesiminin de arama yapacağı bazı bölgelerle çakışan Akdeniz’deki sondaj çalışmaları için teklifler alınmaya devam ediliyor. Yetkililer, ihalelere Petrobras ve Chevron gibi dev petrol şirketlerinin de katıldığını vurguluyor. Açıklamanın ise en geç Mart ayı başında yapılması bekleniyor. Ancak daha sonra petrol rezervine ulaşılması uzun bir zaman alacak. Yetkililer sondaj çalışmalarının 3-4 yıl gibi bir sürede yapılabileceğini belirtiyor.

Rum kesimi geçtiğimiz hafta sondaj yapacak şirketleri açıklayacağını duyurmuştu. Ancak burada 17 Şubat’ta yapılacak seçimler nedeniyle açıklama ertelendi. Henüz bir tarih de verilmedi.

 

 

Haspolat'ta yeni bir alanda kazılara başlandı

KARPAZ'DAKİ KAZILARA ARA VERİLDİ... Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından sürdürülen kazılara Girne ve Haspolat'ta yeni bir alanda devam edilirken, Karpaz bölgesindeki kazılara dün yağmur nedeniyle ara verildi. Kazı yapılan bölgeler geniş bir alanı kapsadığından sonuç alınmasının uzun zaman süreceği belirtiliyor

Gözde SÜREÇ

Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen çalışmalar çerçevesinde dün Haspolat'ta yeni bir alanda kazılara başlandı.

Haspolat'ta kazılmasına başlanan bu alanının iki Kıbrıslı Rum'a ait gömü yeri olduğuna inanılıyor.

Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen kazılar Girne ve Haspolat'ta devam ederken, Karpaz bölgesinde kazılara yağmur nedeniyle dün ara verildi.

KIBRIS'a kazılarla ilgili bilgi veren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, Karpaz bölgesinde 14 Ocak tarihinde iki Kıbrıslı Rum'un verdiği bilgiler ışığında başlanan kazılara yağmur nedeniyle ara verildiğini söyledi.

İki Kıbrıslı Türkün gömü yeri olduğu varsayılan alanda kazılara başlandığını belirten Küçük, dün yağmurlar nedeniyle ara verilen çalışmaların hava şartları uygun olduğu zaman yeniden başlayacağını ifade etti.

Nokta yeri gösterilmediği sürece kazıların geniş alanları kapsadığını ve sonuca ulaşmanın zaman aldığını kaydeden Küçük, Karpaz bölgesinde henüz sonuç alınmadığını, "hiçbir şey kaçırılmaması için" titizlikle sürdürülen çalışmaların uzun sürmesinin beklendiğini vurguladı.

Kayıplar Komitesi'ne verilen bilgiler ışığında komiteye bağlı araştırma ekipleri, bilgileri değerlendirerek kazı alanlarını tespit ediyor ve kazılar bu şekilde başlıyor.

Kayıp Şahıslar Komitesi yetkilileri yaptıkları açıklamalarda kayıpların bulunması için bilginin şart olduğunu vurgulayarak, kayıplar konusunda bilgisi olan herkesi yardıma çağırıyor.

KIBRIS 17/01/08

 

DP istifa ediyor

İSTİFALAR BUGÜN MECLİSE SUNULUYOR...50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde 6 sandalye ile temsil edilen ve yaklaşık 1.5 yıldan beri meclisi boykot eden DP, dün akşam genişletilmiş parti meclisini toplayarak oybirliği ile "sine-i millet"e dönme kararı aldı. DP, istifa dilekçelerini bugün meclise sunmayı kararlaştırdı. Cumhuriyet Meclisi'ne istifa için verilecek öneriye Serdar Denktaş, Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu, Mehmet Tancer ve Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında bulunan Hatice Faydalı ise kararını bugün mecliste resmileştirecek

KALYONCU: İSTİFA KARARI "PAZARLIK" AMACIYLA ALINDI... CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, DP'nin istifa kararını "pazarlık" amacıyla aldığını söyledi. Demokrat Parti'nin anayasal değişiklik çalışmalarına katılmak yoluyla erken seçim pazarlığı yapmaya çalıştığını belirten Kalyoncu, "Ancak teklifleri belli değil. ÖRP ile beraber hareket edip Anayasa değişikliği yapmak istediklerini sanmıyorum. Tekliflerini tam olarak görmemiz lazım. Ciddi bulmazsak istifaları Genel Kurul'da oylayacağız ve söylediğimiz tarihte de seçimi yapacağız veya ara seçime gideceğiz" ifadelerini kullandı

Cumhuriyet Meclisi'ni yaklaşık 1.5 yıldır boykot eden Demokrat Parti (DP), dün akşam sine-i millete (meclisten çekilme) dönme kararı aldı.

Özgürlük ve Reform Partisi'nin (ÖRP) kuruluşu ve ÖRP'li koalisyonu "müdahale" olarak niteleyerek yaklaşık 1.5 yıldan beri meclis çalışmalarına katılmayan DP, dün akşam genişletilmiş parti meclisini toplayarak, oybirliği ile meclisten çekilmeyi kararlaştırdı ancak "uzlaşı" yolunu da açık bıraktı.

DP'li 6 milletvekilinin istifasının yürürlüğe girebilmesi için meclis genel kurulunun onayı gerekiyor.

DP bu son dönemeçte de erken seçim kartını masada tutarak koalisyonun büyük ortağı CTP ile yine uzlaşı arayışını sürdürecek.

DP, istifa dilekçelerini bugün meclise sunmayı da kararlaştırdı.

Cumhuriyet Meclisi'ne istifa için verilecek öneriye Serdar Denktaş, Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu, Mehmet Tancer ve Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında bulunan Hatice Faydalı ise kararını bugün mecliste resmileştirecek.

5 ilçe başkanının imzalarıyla hazırlanan "meclisten çekilme" önerisini, genişletilmiş parti meclisi üyeleri ellerindeki kırmızı kartlarla oyladı.

DP'nin meclisten çekilme kararını sıcağı sıcağına yorumlayan CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, DP'nin istifa kararını "pazarlık" amacıyla aldığını söyledi.

DP'nin anayasal değişiklik çalışmalarına katılmak yoluyla erken seçim pazarlığı yapmaya çalıştığını belirten Kalyoncu, "Ancak teklifleri belli değil. ÖRP ile beraber hareket edip Anayasa değişikliği yapmak istediklerini sanmıyorum. Tekliflerini tam olarak görmemiz lazım. Ciddi bulmazsak istifaları Genel Kurul'da oylayacağız ve söylediğimiz tarihte de seçimi yapacağız veya ara seçime gideceğiz" dedi.

DP, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde 6 milletvekili ile temsil ediliyor.

Yüksek katılımlı toplantı

DP Genişletilmiş Parti Meclisi dün akşam saat 19.00'da toplandı.

DP'li 6 milletvekilinin meclisten çekilip çekilmeyeceğinin netleşeceği toplantıya ilgi büyüktü.

Genel Başkan Serdar Denktaş'ın alkışlar arasında salona girmesiyle saat 19.00'da toplanan parti meclisi, basına açık yapıldı. Serdar Denktaş yanında üyelerin de tek tek söz alarak konuştuğu toplantıya katılım oldukça yüksekti.

Demokrat Parti'nin 4 kattan oluşan binasının tamamı dolarken, konuşmalar tüm katlara hoparlörlerle aktarıldı.

Divan Başkanlığını Ömer Adal'ın yaptığı toplantıda konuşan Genel Başkan Serdar Denktaş, üyelere "sine-i millete dönme", yani meclisten çekilme önerisinde bulundu.

Adaoğlu

DP Kurucu Başkanı Mustafa Adaoğlu konuşmasında, DP'nin verdiği kavganın bir demokrasi ve fazilet kavgası olduğunu, haksızlığa ve partizanlığa karşı gelmek istediklerini söyledi.

Adaoğlu, amaçlarının ortak akılla dayanışma ve birliktelik göstererek, DP'nin yüceliğini göstermek olduğunu kaydetti.

Adaoğlu, Türk halkına veya TC'ye karşı değil, "Meclis'teki demokrasi ayıbını temizlemek için" mücadele verdiklerini söyledi.

Bulutoğluları

Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları da, DP'den Belediye Başkanı seçildiğini hatırlatarak yine bu partide mücadelesine devam edeceğini, "kimsenin kendisini satın alamayacağını" söyledi.

"Dört kez ÖRP'den yüksek meblağlar karşılığında transfer teklifi aldığını" kaydeden Bulutoğluları, "DP'nin alacağı kararla 'satılmışların' yanında, aynı çatı altında yer almayacağını" göstereceğini söyledi.

Bulutoğluları "Eğer CTP haysiyetli bir partiyse, hemen seçime gider" ifadelerini de kullandı.

Atun

DP Parti Meclisi Üyesi Ata Atun da, 2008 Şubat'ında Rum tarafında yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos Papadopulos'un kaybedeceğini belirtti ve bundan sonraki süreçte yeni bir planla Kıbrıs'ta iki devletli bir çözüme gidileceğini savundu.

Atun, bu nedenle DP'nin kararının Kıbrıs sorununun geleceği için de önemli olduğunu söyledi ve "uzlaşmaya açık" bir karar verilmesini istedi.

Hasipoğlu

DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu da, DP'nin Anan Planı dönemi dahil her dönemde doğruları yaptığını ve yine doğruyu yapacağını söyledi.

Yapacakları hareketin "bazı kesimlerin aklını başına getireceğini" de söyleyen Hasipoğlu, halk ve parti için en doğrusunu yaparak "sine-i millete" döneceklerini ifade etti.

Denktaş

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, DP'nin kuruluşundan itibaren 15 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen şu anki demokratik yapılanmanın o günlerle aynı olduğunu savundu.

Ata Atun'un sözlerine de atıfta bulunan Denktaş, Papadopulos yerine göreve gelecek herhangi bir kişinin 2 devletli bir çözümü isteyeceğinin doğru olmadığını söyleyerek "Değil Papadopulos, Allah'ın delisi Matsakis gelse hedef aynıdır ve Kıbrıs Türkleri o hedefte yoktur" şeklinde konuştu.

Kıbrıs'ta eşitliğe dayalı müştereken yetkilerin paylaşıldığı bir devletin hayalden öteye gidemeyeceğini söyleyen Denktaş, CTP'ye seslenerek, "2008'in çözüm yılı olacağına inanıyorsanız gelin ekim ayını seçim tarihi olarak tespit edelim. Eğer haziran veya temmuz ayı içinde BM Genel Sekreteri 'yeterli zemin vardır ve çözüm görüşmeleri başlasın' derse DP olarak biz de 2010 yılına kadar seçimden vazgeçeriz" dedi

"CTP-ÖRP döneminin halkın rüşvet ve yolsuzluk iddialarını televizyonlardan naklen izlediği ve tepedeki yozlaşmışlığın tabana yayıldığının her gün yaşanarak görüldüğü bir dönem olduğunu" söyleyen Denktaş, basın üzerinde kurulan "abluka" nedeniyle insanların yanlış bilgilendirildiğini de söyledi.

Ulusal Birlik Partisi'nin meclise dönme kararını da eleştiren Denktaş, "AKP'den gelen telkinlerle meclise döndüğü iddiası doğruysa, meclis meşruiyetini kaybeder ve halk iradesini değil AKP hükümetinin iradesini yansıtır" dedi.

Denktaş, AKP tarafından hazırlanıp yürütülen bir siyasetin Kıbrıs Türk halkının tüm toplumsal haklarını geriye götürdüğünü ve halkın her geçen gün kaybettiği saygınlığın halkı yok olma tehlikesine götürdüğünü de savundu.

Serdar Denktaş, halka karşı "sözünün arkasında durma, ilkelere bağlı kalma ve dürüstlük" gibi görevleri olduğunu söyleyerek, "bu erdemlerin kalmaması halinde vekillik ceketlerini çıkararak gerçek iradeye dönmekten başka çarenin olmadığını" söyledi.

Denktaş, istifa kararından dolayı halktan özür de diledi ve "müdahaleden arınmış bir KKTC için" mücadele sözü verdi.

Oylama

Serdar Denktaş'ın konuşmasının ardından 5 ilçe başkanının imzalarıyla hazırlanan "meclisten çekilme" önerisi oylamaya sunuldu.

Genişletilmiş parti meclisi üyelerinin ellerindeki kırmızı kartlarla oyladığı öneri, oybirliğiyle kabul edildi.

Cumhuriyet meclisine istifa için verilecek öneriye Serdar Denktaş, Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu, Mehmet Tancer ve Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında bulunan Hatice Faydalı ise kararını bugün mecliste resmileştirecek.

KIBRIS 17/01/08

 

Möller: Yeni girişimde federal temelden yola çıkılacak

BM'NİN YENİ GİRİŞİM GÖRÜŞÜ PARTİLERE İLETİLDİ... Möller'in de katıldığı toplantıda, parti temsilcilerine, BM tarafından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yapılacak olası bir girişimin, "BM kararı olan iki bölgeli federal bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi. Turnicova'nın açıklamasına göre, toplantıda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi raporunda yer alan "tarafların istemesi durumunda BM'nin Şubat'tan sonra yeni bir girişim başlatacağı" görüşü de parti temsilcilerine iletildi

Türk ve Rum siyasi partilerin başkan ve temsilcileri, Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova tarafından düzenlenen rutin toplantılar çerçevesinde dün ara bölgedeki Ledra Palas Otel'de yeniden bir araya geldi.

Dünkü toplantıya BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller de katıldı. Möller'in siyasi parti temsilcilerine, BM Güvenlik Konseyi'nin geçtiğimiz ay Kıbrıs sorunuyla ilgili toplantısı hakkında bilgi verdiği öğrenildi.

Ev sahipliğini Slovakya Büyükelçiliği'nin yaptığı toplantıya CTP'den Sami Özuslu ve Ünal Fındık; TDP'den Mehmet Çakıcı, Özgün Kutalmış ve Sami Dayıoğlu; YKP'den Murat Kanatlı; KSP'den Kazım Öngen, Mehmet Birinci ve Yusuf Alkım; BKP'den İzzet İzcan ve Abdullah Korkmazhan katıldı.

Toplantıda Rum tarafından ise AKEL, ADIK, Kıbrıs Yeşiller, DİKO, DISI, EPALXI, EDEK ve Birleşik Demokratlar'dan temsilciler yer aldı.

Slovak Büyükelçisi Anna Turenicova toplantının basına açık bölümünde yaptığı konuşmada, toplantının 2008'in ilk toplantısı olduğuna dikkat çekti ve 12 Aralık'ta yapılan son toplantıda BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'i dünkü toplantıya davet etme kararı aldıklarını anımsattı.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in de katıldığı toplantıda, parti temsilcilerine, BM tarafından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yapılacak olası bir girişimin, "BM kararı olan iki bölgeli federal bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi.

Toplantının ardından açıklama yapan Slovakyan'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova, 2008'in ilk toplantısında geçtiğimiz yıl yapılan iki toplumlu etkinliklerin değerlendirildiğini söyledi.

Turnicova, toplantıya katılan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in siyasi parti temsilcilerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Aralık ayında yayımladığı Kıbrıs Raporuyla ilgili bilgi verdiğini bildirdi.

Turnicova'nın açıklamasına göre, toplantıda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi raporunda yer alan "tarafların istemesi durumunda BM'nin Şubat'tan sonra yeni bir girişim başlatacağı" görüşü de parti temsilcilerine iletildi ve yeni bir girişimin, yine BM kararı olan iki bölgeli federal bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi.

Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcilerinin bir sonraki toplantısının tarihi, Güney Kıbrıs'ta Şubat ayında yapılacak seçimler nedeniyle 19 Mart olarak belirlendi.

KIBRIS 17/01/08

 

Türkiye itiraz etmezse, kayıplarla ilgili AİHM kararı kesinleşecek

KIBRISLI TÜRKLERİN BAŞVURULARINDA AYNI KRİTER UYGULANMADI... Türkiye'nin itiraz etmemesi halinde AİHM'in "Varnava ve diğerleri" davasıyla ilgili kararı, 3 ay sonra kesinleşecek. Kayıp şahıslarla ilgili kişisel başvurularda ilk kez ihlal kararı alan mahkeme ayrıca, "devam eden ihlal, devamlılık ve zaman aşımı" ilkelerini Türkiye aleyhine çok katı uygularken, eski başsavcı, AİHM konusunda deneyimli hukukçu Zaim Necatigil, kayıp Rumlarla ilgili başvuruların değerlendirilmesinde kullanılan ilkelerin, Kıbrıslı Türk kayıplarla ilgili başvurularda kullanılmadığını söyledi

Fezile Atüf ÖKSÜZ- T.A.K.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'taki kayıp şahıslar konusunda Türkiye aleyhine tazminatsız ihlal kararı alması, çeşitli tartışmalara neden oldu.

Bazı çevreler, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal ettiği sonucuna varan mahkemenin, Rumların tazminat talebini reddetmesini, yeni başvuruların cesaretlendirilmek istenmemesine bağlıyor.

Mahkemenin bu tutumunda, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarındaki gelişmelerin ve Türk kayıplarının varlığının etkili olduğu kaydediliyor.

Kayıp şahıslarla ilgili kişisel başvurularda ilk kez ihlal kararı alan mahkeme ayrıca, "devam eden ihlal, devamlılık ve zaman aşımı" ilkelerini Türkiye aleyhine çok katı uygularken, aynı ilkeleri Kıbrıslı Türklerin başvurularında göz ardı etmekle itham ediliyor. Kıbrıslı Türklerin 2001'deki kayıp şahıs başvurularını "zaman aşımına uğradığı" gerekçesiyle reddeden mahkemenin, aynı standart ve ilkeleri Türkiye aleyhindeki başvurularda kullanmadığına dikkat çekiliyor.

Türkiye 3 ay içinde itiraz edebilir

Türkiye'nin itiraz etmemesi halinde AİHM'in "Varnava ve diğerleri" davasıyla ilgili kararı, 3 ay sonra kesinleşecek.

Türkiye, "sözleşme veya protokollerin yorumlanmasını etkileyecek ciddi bir sorunun veya genel nitelikte ciddi bir sorunun olduğunu" belirterek, Daire'nin vermiş olduğu kararın 3 ay içinde mahkemenin temyiz organı Büyük Daire'de incelenmesini isteyebilir.

Büyük Daire, 5 kişiden oluşan bir alt kurul oluşturur. Bu alt kurul, iddiayı ciddi bulursa Büyük Daire'ye göndererek istem hakkında bir hüküm şeklinde karar verilmesini sağlar. Alt kurul, istemi ciddi bulmaması halinde reddeder.

Erönen, mahkemeyi yetkisiz buldu

Kayıp 9 Kıbrıslı Rum ile ilgili olarak Türkiye aleyhine yapılan başvurunun değerlendirilip, ihlal kararı verilen "Varnava ve diğerleri davası"nda karar, 1'e karşı 6 oyla alınmıştı. Karara karşı tek muhalif oyu, davaya bakan dairede Türkiye'yi temsilen görev yapan Kıbrıslı Türk Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen verdi.

Erönen, mahkeme kararıyla birlikte yayınlanıp dağıtılan karşı görüşünde, AİHM'in 2006'da aldığı Blecic-Hırvatistan davası kararını örnek göstererek, "zaman aşımı" gerekçesiyle "mahkemenin bu davayı görüşmeye yetkisi olmadığını" kaydetti.

Davanın esasına ilişkin görüş belirtmeyi reddeden Erönen, söz konusu şahısların kaybolduğu 1974'den bu yana geçen uzun süre göz önüne alındığında, devam eden bir ihlalin söz konusu olmadığını belirtti.

Gönül Erönen ayrıca, 1964'de kaybolan bir grup Kıbrıslı Türk için 2001'de yapılan ve "Karabardak ve diğer davalar" olarak bilinen başvuruya da atıfta bulundu. Erönen, her iki başvuruda da yasal pozisyon aynı olmasına rağmen, Kıbrıslı Türklerin başvurusunun "çok geç yapılmış olmasından" dolayı "zaman aşımı" gerekçesiyle reddedildiğine işaret etti. Erönen, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ın bireysel başvuruyu kabul ettiği 1989'dan önce başvuruda bulunmasının mümkün olmadığı gerçeğinin göz ardı edildiği söz konusu davada, Türkiye'nin görüşünün dahi istenmediğine dikkat çekti.

"Yasal ya da olgulara dayalı bir gelişme yok" yönündeki görüşe da karşı çıkan Erönen, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 2004'den itibaren hızlanan çalışmalarında somut ve inandırıcı sonuçlar elde edildiğine işaret etti.

Devam eden ihlal doktrini

TAK muhabirinin konuyla ilgili soruları üzerine AİHM'in kayıplarla ilgili kararını değerlendiren eski Başsavcı, AİHM konusunda deneyimli hukukçu Zaim Necatigil, kayıp Rumlarla ilgili başvuruların değerlendirilmesinde kullanılan ilkelerin, Kıbrıslı Türk kayıplarla ilgili başvurularda kullanılmadığını söyledi.

Necatigil, kayıplarla ilgili başvuruları değerlendirmede "devam eden ihlal" doktrini geliştiren AİHM'in, Türkiye'yi kayıp Rumların akıbeti konusunda ailelerini bilgilendirmemek ve olayı aydınlatmamaktan yargılarken, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs ile ilgili şikayetlerinde aynı doktrini uygulamadığını belirtti.

Kıbrıslı Türklerin başvurularının, başvuru için gereken sürenin dolduğu gerekçesiyle reddedildiğini kaydeden Necatigil, "Rum başvurularında devam eden bir ihlal varsa, aynı ihlalin Türk başvurularında da bulunması lazım. Ya hepsi için doldu süre, ya da bizimkiler için de dolmadı" dedi.

Devam eden ihlal olabilmesi için sözkonusu kişilerin hayatta olması gereğine de dikkat çeken Necatigil, "1974'de savaşta kaybolan kişilerin hayatta olduğu varsayımının kabul edilmesi mümkün mü?" diye sordu.

İhlal var, tazminat yok

Mahkemenin Türkiye aleyhinde ihlal kararı verip tazminat talep etmemesinin bir vicdan hesabı olabileceğini söyleyen Necatigil, her iki tarafın da kayıpları bulunmasına rağmen sadece Türkiye'nin suçlanmasının nihai sonucu etkilemiş olabileceğini kaydetti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin faaliyetlerinin artmış olmasının da kararı etkilemiş olabileceğini söyleyen Necatigil, tazminat vermeyen mahkemenin parasal olarak masraf adı altında talep ettiği miktarın da çok cüzi olduğunu söyledi.

Necatigil, mahkemenin, tazminatsız kararıyla bu gibi başvuruları cesaretlendirmemeyi de amaçlamış olabileceğini belirtti.

Kıbrıs ve AİHM

"Varnava ve diğerleri davası"na dek sadece mülk konularında ihlal kararı alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kayıplar konusunda bugüne kadar Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye aleyhinde devlet düzeyindeki 4 başvurusunu değerlendirdi.

Türkiye aleyhine1974, 1975, 1977 ve 1994 yıllarında başvuru yapan Güney Kıbrıs Rum yönetimi, kişisel başvuru hakkının tanındığı 1 Ocak 1989'dan itibaren, kişisel başvuru hakkını 28 Ocak 1987'de kabul eden Türkiye aleyhine kişisel başvurular yapmaya 1990'da başladı.

AİHM'e yapılabilecek bir başvurunun kabul edilebilirlik koşulları, AİHM'in 35. maddesinde düzenleniyor. Bu maddeye göre, önce "iç hukuk yollarının" yani yerel hukuktaki yönetsel ve yargısal yolların tüketilmesi, bundan sonuç alınamadığı takdirde kesin karardan itibaren 6 ay içinde davanın AİHM'e dosyalanması gerekiyor.

Ancak bu durumun istisnası da var...İç hukuk yolu ile hak aramak mümkün değilse, yargı yolları yoksa veya sadece teorik olarak mevcutsa ya da mevcut sistemin şikayetleri giderecek yeterli ve etkili çareler üretemeyeceği konusunda Mahkeme ikna edilebilirse, doğrudan AİHM'e başvuru yapılabiliyor. Nitekim, Louzidiu'nun KKTC veya Türkiye'de herhangi bir hak arama girişiminde bulunmadan 1989'da AİHM'e yaptığı başvuru, bu istisna koşulları doğrultusunda kabul edildi.

KIBRIS 17/01/08

 

Parties condemn EU draft report on Famagusta
By Stefanos Evripidou

A DRAFT report by the European Parliament Petition Committee has caused an uproar among Cypriot politicians after apparently shifting blame for the abandoned city of Famagusta from the Turkish army to the Greek Cypriots.

Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis said the draft report was “unacceptable” and has requested its withdrawal. Cypriot European parliamentarians rounded up to describe it as “scandalous” and “unacceptable”, while Famagusta Mayor Alexis Galanos said he was shocked, saddened and angered by its contents.

A Committee delegation visited Cyprus in November 2007 on a fact-finding mission following efforts by the Famagusta Refugees Movement for the city to return to its lawful inhabitants.
Famagusta has been occupied and sealed off by the Turkish army since the 1974 invasion and remains to this day an uninhabited ‘ghost town’, apart from the odd buildings used to house Turkish army top brass.

The text of the draft report refers to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat as “the President of the Turkish Cypriot Authorities” and the invasion as the “Turkish intervention”. In its conclusions, the report states Famagusta cannot be returned to its lawful inhabitants before a comprehensive solution of the Cyprus problem.

“We have read the unacceptable contents of this report and we immediately made representations demanding its withdrawal,” Marcoullis said, pointing out that the current text is “by no means” the final text. The minister noted that “it was entirely drafted by a member of the Committee's Secretariat”.

Marcoullis said both the Cypriot government and Cypriot MEPs were making representations not only to the Committee members who visited Cyprus but also to the other Committee members.

Meanwhile Famagusta Mayor, Alexis Galanos expressed regret over the content of the draft report.

“Instead of dealing with the illegal presence of the Turkish occupation forces on European territory, instead of examining the rights Famagusta's European citizens, it deals with matters relating to the solution of the Cyprus problem, a matter that, with all due respect, does not fall within the competencies of the Committee,” he said.

MEPs Panayiotis Demetriou and Ioannis Kasoulides described the distribution of the draft report as “scandalous” as those Committee members who were part of the fact-finding mission did not get a chance to approve it first.

The two said the draft report had gone beyond the remit of the mission. Demetriou said he had got in touch with Committee members who belonged to the European People’s Party and they had agreed to seek its withdrawal and find out who was responsible for its drafting.

The MEP referred to the “unacceptable logic” that the non-return of Famagusta’s inhabitants was the result of the rejection of the Annan plan. He demanded the removal of the draft report’s author from the Secretariat of the Committee of Petitions.

MEP Yiannakis Matsis wrote to the Committee Chairman, arguing that the draft report was offering Turkey a ‘clean criminal record’. The draft did not even refer to the fact Famagusta was a ‘ghost city’ or that lawful inhabitants have no access to it due to the illegal presence of Turkish troops.

On the contrary, Turkish positions are adopted that the inhabitants cannot return until a comprehensive solution is found through the UN, said Matsakis.

MEP Marios Matsakis said the draft report, “like many other reports of the European Parliament, has a tendency to adopt British-Turkish positions”.

The presidential candidate said this has been going on since 2004 and as a result, Cypriot MEPs have a hard time trying to correct all the texts which show the Greek Cypriot side in an unfavourable light.

CYPRUS MAIL 17/01/08

 

EC tight-lipped over 2004 Karpasia dealings
By Jean Christou

THE OFFICE of European Commission Vice President Guenter Verheugen yesterday said it was not making any statements on the Cypriot election row over events surrounding the fate of Karpasia during the 2004 Cyprus talks in Burgenstock.

The election candidates have been rowing since last weekend over whether President Tassos Papadopoulos had let the possibility of negotiating the return of Karpasia slip by during the failed Swiss talks on the Annan plan.

Phileleftheros yesterday quoted Cyprus’ ambassador to the UN, Andreas Mavroyiannis as saying that Verheugen’s colleagues said bringing up the issue of Karpasia on the last day of negotiations was simply a joke.

Verheugen’s spokesman Ton van Lierop said yesterday no statements were being made from the Vice President’s office.

“His [Verheugen’s] recollection is that this [Karpasia] was not discussed with any intensity in the negotiations,” he said.

Van Lierop declined to comment on whether a statement was made that bringing up the issue on the last day of negotiations was a joke.

Opposition DISY has been insisting that on the second-last day of negotiations, Verheugen’s people hinted that Karpasia could be a bargaining chip.

When the issue was discussed at the National Council Papadopoulos rejected the idea but a day later – the last day of the talks – when DISY leader Nicos Anastassaides raised it again, Papadopoulos sent former President George Vassiliou and former Foreign Minister George Iacovou to check it out.

By all accounts Verheugen and his people said by then it was too late.

In 2004 when the row over Karpasia first erupted just before the referendum, Vassiliou said Verheugen’s people had told him that the Greek Cypriot side could claim something significant as a trade off for the Turkish demand of having the plan written into EU primary law.

He said they had hinted the trade off could be Karpasia and that the Greek Cypriot demand for no permanent derogations from EU primary law would not be affected. Vassiliou brought the information to Papadopoulos “who was totally negative”.

Previous statements made indicated that Papadopoulos, for tactical reasons could not propose backtracking on the topic of primary law because it would give the UN the impression that the Greek Cypriot side was relinquishing its position on the issue.

Government spokesman Vassilis Palmas said earlier in the week that the only time Karpasia was on the table in Burgenstock was at the National Council meeting, and he said when Vassiliou and Iacovou went to Verheugen’s people, they said something to the effect that bringing it up on the last day of negotiations was a joke.

Anastassiades insists that Papadopulos lost out by waiting 24 hours before sending his envoys to Verheugen when it was by then too late to negotiate anything.

CYPRUS MAIL 17/01/08

 

Bozcaada'da AKP'ye Rum başkan

Burak GEZEN- Ersan KÜÇÜKKURU/ÇANAKKALE, (DHA).
      ÇANAKKALE'nin Bozcaada İlçesi'nde Rum Ortodoks Cemaati'nin Başkanı Simyon Salto'nun 26 yaşındaki oğlu Kosta Salto, ilçede AKP'nin parlayan yıldızı oldu. Önce AKP İlçe Başkan Yardımcılığı'na getirilen Salto, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla da bir süre önce AKP Gençlik Kolları Başkanlığı'na atandı. Adada inşaat malzemeleri ticaretiyle uğraşın Hıristiyan Kosta Salto'nun, sık sık İslami kimliğiyle gündeme gelen AKP içinde görev alması ilgiyle karşılandı.
      Bozcaada'yı her ziyaretinde Türk ve Rum halkın et ve tırnak gibi olduğunu ifade eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son gelişinde AKP İlçe Başkanı Salih Güner'e, partisinin Gençlik Kolları Teşkilatı olup olmadığını sordu. Başkan Güner, adada çok fazla genç bulunmadığını, bu nedenle gençlik teşkilatını kuramadıklarını söyleyince Başbakan Erdoğan yanındaki Kosta Salto'yu göstererek, “İşte sana Gençlik Kolları Başkanı'' dedi.
      Bu ziyaretten bir süre sonra AKP İlçe Başkanı Güner, Kosta Salto'yu, Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla AKP Gençlik Kolları Başkanlığı görevine atadı. AKP Bozcaada İlçe Başkanı Salih Güner'in çağrısıyla partiye katılan, bir süre sonra da ticaretle uğraştığı için yönetime girip, ekonomiden sorumlu Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Kosta Salto, yeni görevi için de kolları sıvadı, gençleri örgütlemek için çalışma başlattı.
     
     ‘HERKESİ KUCAKLIYORUZ’
      AKP Bozcaada İlçe Başkanı Salih Güner siyasi görüşleri, dini, ırkı ve rengi ne olursa olsun herkesin AKP'de yer almasını sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarını belirtti.
      Güner, “Çünkü bu topraklarda hepimiz birlikte yaşıyoruz. Dinler arasındaki dayanışma çok önemli. Kosta, Hıristiyan ben ise Müslümanım. Ama sonuçta Türk vatandaşıdır. Onu ayırmamız mümkün değil. Rengi, dini, ırkı ne olursa olsun herkesi kucaklıyoruz. AKP'nin açılımı ve kazanımı da budur. Ama aynı zamanda şunu da istiyoruz. Biz nasıl Bozcaada'da kilisenin onarımını yapabiliyorsak, Rodos Adası'ndaki camilerimizin de Rum idareciler tarafından onarılmasını istiyoruz. Amacımız toplumsal parti olmak'' dedi.

MILLIYET 18/01/08

 

Rum tenisçinin tartışma yaratan görüntüleri

      Rum tenisçi Marcos Baghdatis’in, internetin popüler görüntü paylaşım sitesi YouTube’da yayımlanmakta olan, bir grup fanatik Yunan seyirciyle Türk ve Makedon düşmanı ırkçı sloganlar atarken çekilen görüntüleri büyük tartışma yarattı.
      2007 yılına ait ve birkaç gündür internette dolaşan görüntülerde,
      Avustralya Açık 2006’nın finalisti, Avustralya’da faaliyet gösteren Yunan taraftar derneği Hellas Fan Club’ın düzenlediği bir mangal partisinde, elinde meşaleyle "Türkler Kıbrıs’dan defolsun" diye bağırırken görülüyor.

Başında, "Marcos Baghdatis, Melbourne Hellas Fan Club’ın düzenlediği barbekü partisinde Türk ve Makedon karşıtı ırkçı sloganlar atıyor. Bir uluslararası yıldız mı, yoksa sadece bir serseri mi?" ibaresinin yer aldığı görüntülerin sonunda, "Marcos, Rum Kesimini mi, Yunanistan’ı mı yoksa uluslararası spor arenasında bir grup serseriyi mi temsil ediyor?
      Kararı siz verin" deniliyor.
      Bu taraftar kulübünün üyeleri geçen salı Avustralya Açık turnuvasında Yunan Konstantinos Ekonomidis ve Şilili Fernando Gonzalez arasında oynanan maç sırasında tribünlerde Yunanca ve İngilizce küfürlü sloganlar atmış ve olay çıkarmışlardı.
      Polis, fanatik seyircileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullanmış, bu müdahale gazdan etkilenen bazı seyirciler tarafından eleştirilmişti.
      YouTube’deki videoda Rum tenisçi Baghdatis, turnuvadaki maçları izlemesi yasaklanan ve polise saldırdığı için hakkında dava açılması muhtemel fanatik seyircilerin lideriyle kol kola görülüyor.
     
     YAPTIKLARINI SAVUNDU

      Bu görüntülerin yarattığı polemiğin ardından bir açıklama yayımlayan Baghdatis ise özür dilemedi ve yaptıklarını savundu.
      Açıklamasında, "2007’ye ait bu videoda ülkem Kıbrıs’ın çıkarlarını savundum ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınmayan durumunu protesto ettim" diyen Baghdatis, şimdi turnuvaya konsantre olmak ve herkesten buna saygı duymalarını istediğini söyledi. Rum tenisçi, "Avustralya Açık’ı seviyorum ve burada başarılı olmak istiyorum" dedi.
      Baghdatis’in salı günkü olayların ardından savunduğu Yunan taraftarların üyesi olduğu Hellas Fan Club, Yunan sporcularına destek olması amacıyla dünyanın birçok ülkesinde faaliyetlerini sürdürüyor.
      Dünya sıralamasında 16. olan Rum oyuncu, salı günkü olayların ardından, Yunan taraftarların sadece biraz yüksek sesle slogan attıklarını ve belki de biraz içkili olduklarını söyleyerek, polisin müdahalesinin yersiz olduğunu savunmuştu.

MILLIYET 18/01/08

 

Çözüm için 2008 yılı önemli

"2008 FIRSAT PENCERESİ"... TC Dışişleri Bakanı Babacan, Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yeni bir sürecin başlamasını arzu ettiklerini belirterek "2008'le önemli bir fırsat penceresi açılacaktır" dedi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı da, "KKTC olarak bizler Türkiye'yle birlikte 2004'de gerekli girişimi yapıp dünyanın masaya koyduğu plana evet dedik. O zaman şimdi sıra AB'de. BM'nin açılımı yapması ve kapsamlı bir çözüm için 2008'de yeni girişimlere yol açması gerekiyor."diye konuştu

"TÜRK TARAFI YENİ BİR ORTAKLIĞA HAZIRDIR"... Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde, müzakerelerle çözüme kavuşturulmasının temel arzuları olduğunu söyleyen Babacan, şunları kaydetti: Çözümün yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm iki halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türkiye ve KKTC çözüm odaklı politikalarını sürdürmeye kararlıdır. Türk tarafı Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde, siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır"

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye ile birlikte geleceğe yürüdüklerini, bundan kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini söyleyerek, "AB verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC olarak bizler Türkiye'yle birlikte 2004'de gerekli girişimi yapıp dünyanın masaya koyduğu plana evet dedik. O zaman şimdi sıra AB'de. BM'nin açılımı yapması ve kapsamlı bir çözüm için 2008'de yeni girişimlere yol açması gerekiyor" dedi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da, Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yeni bir sürecin başlaması arzusunu dile getirerek, "2008'le beraber önemli bir fırsat penceresi açılacaktır" dedi.

Turgay Avcı ile Babacan, KKTC Dışişleri Bakanlığı meslek memurları için düzenlenen eğitim ve staj programının sona ermesi vesilesiyle, TC Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen sertifika dağıtım törenine katıldı.

Törende konuşan Babacan, Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu hatırlatarak, bu çerçevede hükümetlerinin yıllar boyu en önemli gündem maddesi olduğunu ve hükümet olarak konuyu çok yakından takip ettiklerini bildirdi. Babacan, "Kıbrıs Türklerinin kahramanca sürdürdüğü özgürlük mücadelesi ve bu mücadele boyunca çekilen acılar, gösterilen özveri, hafızalarda canlılığını hâlâ korumaktadır ve geleceğe bakışımızı yönlendirmektedir" diye konuştu.

Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde, müzakerelerle çözüme kavuşturulmasının temel arzuları olduğunu söyleyen Babacan, şunları kaydetti:

"Çözümün yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm iki halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türkiye ve KKTC çözüm odaklı politikalarını sürdürmeye kararlıdır. Türk tarafı Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde, siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır."

Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözümün bulunması, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın hakim olması için yoğun gayret sarf ettiğini ve bu gayretlerine bundan sonra da devam edeceğini belirterek, benzer şekilde Kıbrıs Türklerinin de çözüm yolunda her türlü fedakârlığı yaptığını, ancak çözüme tek yanlı çabalarla ulaşılamayacağının malum olduğunu ifade etti.

Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne yazık ki Kıbrıs Türk tarafının sürdürdüğü uzlaşma arayışına Rum tarafının mukabele etmemesinin BM sürecini sekteye uğratmakta, barış yolundaki umutları da azaltmaktadır. Sabrımızın bir sonu olduğunu da ben bu vesileyle özellikle belirtmek istiyorum."

"Amaç kapsamlı çözümdür"

Amaçlarının KKTC'nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla güçlendirilmesi olduğunu bildiren Babacan, Kıbrıs Türklerinin kendi kaderini belirleme hakkına dayanarak kurduğu KKTC'nin yaşayabilir çözümün de en güçlü güvencesi olduğuna işaret etti.

Babacan, KKTC kurumları içinde Dışişleri Bakanlığının ülkenin itibarının yükseltilmesi için yoğun bir çaba içinde olduğunu, yetişmekte olan yeni kadroların bu çabalara güç katacağını kaydetti.

Kıbrıs sorununun 2008 yılında gündemde olacağına işaret eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Özellikle Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yeni bir görüşme trafiği, yeni bir sürecin başlamasını biz arzu ediyoruz. Burada çerçeve, BM çerçevesidir, çerçeve BM parametreleridir. Amaç kapsamlı çözümdür. Kapsamlı ve nihai çözüm için KKTC bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapıcı ve olumlu tavrını sürdürecektir. Bunu KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Sayın Avcı ile yapılan görüşmelerden biliyorum. Türkiye de bu yeni sürece destek vermeye hazırdır. 2008'le beraber önemli bir fırsat penceresi açılacaktır. Bu açılacak fırsat penceresinin tüm taraflarca iyi değerlendirileceğini ve bu pencere kapanmadan çözüm konusunda olumlu gelişmeler sağlanacağını umuyorum."

Türkiye ve KKTC'nin hep çözümden yana olduğunu, 2004'teki Annan sürecine bakıldığında gerek Türkiye'deki ve KKTC'deki iktidarların, gerekse Kıbrıs halkının çözümden yana olduğunu ispat ettiklerini ifade eden Babacan, bunu bütün dünyanın gördüğünü, çözümden yana olmayan ve çözümsüzlükten nemalanan tarafın da kim olduğunu yine dünyanın gördüğünü belirtti. Babacan, bununla birlikte 2004'ün üzerinden zaman geçtiğini, bu nedenle Annan sürecini sürekli hatırlatmak gerektiğini, aksi takdirde hafızalarının insanları çabuk terk edebildiğini ve olanların çabuk unutulabildiğini kaydetti.

AB verdiği sözleri tutmalıdır

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, konuşmasında, sertifika programının ana vatan-yavru vatan birlikteliği, her alandaki işbirliği ve bundan sonraki süreçte de sımsıkı bağlarla yola devam edileceği bilincinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Avcı, Kıbrıs Türklerinin hak ettiği yere gelmesinde en önemli rolü Dışişleri Bakanlığının üstlendiğini belirterek, genç diplomatlara aldıkları bu eğitimle KKTC'nin dünyaya açılımı, izolasyonların kaldırılması, kapsamlı, adil ve eşit bir çözüm bulunması girişimlerinde büyük görev düştüğünü bildirdi.

KKTC'nin Türkiye'nin ekonomik, siyasi, güvenlik ve diğer bütün alanlardaki desteğiyle bugünlere geldiğini söyleyen Avcı, bundan sonraki süreçte de Kıbrıs Türklerinin anavatanla birlikte daha güzel günlere doğru yürüdüğünü kaydetti.

Avcı, Kıbrıs'taki durgunluk, Rum yönetiminin baskıları ve AB'nin verdiği sözleri tutmaması gibi konularda birçok eleştiri gelebileceğini, bunların doğru da olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Ama bizler Kıbrıs Türkleri olarak Türkiye ile birlikte geleceğe yürüyoruz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. AB verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC olarak bizler Türkiye'yle birlikte 2004'de gerekli girişimi yapıp dünyanın masaya koyduğu plana evet dedik. O zaman şimdi sıra AB'de. BM'nin açılımı yapması ve kapsamlı bir çözüm için 2008'de yeni girişimlere yol açması gerekiyor."

Bakan Avcı, bütün bu açılımlar içinde genç diplomatlara büyük görevler düştüğünü ifade ederek, programın düzenlenmesi dolayısıyla yeniden teşekkür etti.

Babacan ve Avcı, konuşmalarının ardından KKTC'li genç diplomatlara sertifikalarını verdiler.

KIBRIS 18/01/08

 

Dışişleri Bakanı Avcı, Türkiye Dışişleri Bakanı Babacan ile baş başa görüştü

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden verilen bilgiye göre, Türkiye'deki eğitimlerini tamamlayan yeni meslek memurlarının sertifika alma törenine katılmak amacıyla Ankara'da bulunan Turgay Avcı, sertifika töreninin ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanlığında yaklaşık 1 saat süren baş başa gerçekleşen görüşmenin ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı onuruna öğle yemeği de verdi.

Her iki bakan başkanlığındaki iki ülke heyetleri arasında çalışma yemeği şeklinde gerçekleşen görüşmede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve heyetinin ABD'ye yaptığı ziyaret ve Birleşmiş Milletler ile yapılan temaslar başta olmak üzere 2008 yılında başlaması beklenen yeni bir görüşme sürecinde izlenecek ortak tutum ele alındı.

Görüşmede, "her iki ülke ve Dışişleri Bakanlıkları arasında süreç süresince devam ettirilecek işbirliği ve eşgüdümün altyapı çalışması ile ilgili hazırlıklar ve KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın son dönemde hızlandırdığı kurumsallaşma çalışmaları çerçevesinde yeniden yapılanması projeleri ile TC Dışişleri Bakanlığı'nın söz konusu projelere yapacağı somut katkılar" da gündeme geldi.

Sertifika alan meslek memurları

Ankara'da bugün düzenlenen törenle Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın yeni meslek memurları olan Hakan Aksoy, Sonat Aytuğ, Gülşa Bayar, Namık Cafer, Dilşah Hüdaverdioğlu, Müjde İnançoğlu, Çağrı Kalfaoğlu, Remziye Şefik, Havva Ülgen ve Yasa Yeşilada'ya sertifikaları verildi.

KIBRIS 18/01/08

 

Bulutoğluları, Norveç Büyükelçisi'ni kabul etti

Bulutoğluları, Büyükelçi Stub'u LTB'deki makam odasında saat 11:00'da kabul etti.

Bulutoğluları Stub'a Kıbrıs konusu, belediyenin çalışmaları ve 2008 yılında yapmayı düşündüğü projeleri hakkında bilgi verdi. Stub'a Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi de veren Bulutoğluları, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınmış olduğu için sesini duyurduğunu, KKTC'nin ise tanınmamış olmasından dolayı sesini dünyaya yeteri kadar duyuramadığını ifade etti.

LTB'nin tanınmış kimliğini kullanarak elinden geldiğince Kıbrıs konusunda yabancı ülke diplomatlarına Kıbrıs Türk tarafının görüşünü aktarmaya çalıştığını kaydeden Bulutoğluları, Kıbrıs Türk tarafının hep iyi niyetle konuya yaklaşarak olumlu adımlar atılması için uğraştığını dile getirdi.

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile iyi ilişkilere sahip olduğunu da belirten Bulutoğluları, Norveç Büyükelçiliği'nin Gençlik Merkezi projesine destek verdiklerini söyledi. Yabancı belediyelerle kültürel ve teknik anlamda ortak ve karşılıklı projeler yapmak istediklerini de vurgulayan Bulutoğluları, bu konuda Büyükelçiden kendisine yardımcı olmasını istedi.

Büyükelçi Stub

Büyükelçi Stub ise ilk kez Kuzey Kıbrıs'a geçtiğini ve kısa bir süre içerisinde gördüğü kadarıyla Kuzey Kıbrıs'ın çok güzel olduğunu söyledi. LTB'nin yeni binasına gelmekten mutlu olduğunu da söyleyen Stub, yeni binanın Lefkoşa halkına hayırlı olmasını diledi.

Norveç Büyükelçiliği'nin ara bölgede iki toplumlu bir gençlik merkezi projesi olduğunu anlatan Stub, LTB ve Lefkoşa Rum Belediyesi'nin bu projeye destek vermesini istediğini söyledi.

Büyükelçi Stub, her zaman geleceğe bakmak gerektiğini ifade ederek Kıbrıs'taki iki tarafın da ortak noktaları bularak ileriye doğru adım atması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 18/01/08

 

Father and son remanded in Paralimni over brutal beating of British property buyer
By Jean Christou

TWO property developers, a father and son were remanded yesterday by the Paralimni court for four days suspected of assaulting British home buyer Conor O’ Dwyer with whom they were engaged in a legal dispute.

Police officer Marios Christou told the Cyprus Mail the two men had been arrested late on Wednesday and appeared in court yesterday.

“They were remanded for four days,” he said. Christou said police were also looking for a third man suspected of being involved in the assault.

A police bulleting issued later in the day said the two men aged 55 and 32 were being held in connection with a traffic accident, grievous bodily harm and robbery.

During the alleged assault Frenaros village on Monday, O’ Dwyer told police that the two men had taken his camera, which had recorded the attack.

O’Dwyer, 38, who has widely publicised the details of his property dispute with the developers on youtube and on the website lyingbuilder.com, was kicked in the kidneys and had his head stomped on, according to his lawyer Yiannos Georgiades.

The Briton had already pressed charges over another alleged beating by the father and son developers in March 2006 while fighting his ongoing property case at court. They were later charged over the assault but the charges were dropped.

O’ Dwyer had gone to Frenaros to take pictures of changes to the area around the house to produce as evidence in the land wrangle because he thought the photos might prove important later.

After receiving a phone call from the woman to whom the house was later sold by the developers after they unilaterally cancelled their contact with O’Dwyer and kept £75,000 of his money, three men showed up.
They blocked his car with theirs and when he got out of the vehicle, allegedly set upon him and took his camera.

O’ Dwyer was admitted to Larnaca hospital the same day and was due to be released yesterday but Georgiades said doctors were keeping him in again last night.

“He is still in hospital,” Georgiades said. “He has difficulty in walking. He is able to go a short distance but then has to sit again. He is having a difficult time.”

CYPRUS MAIL 18/01/08

 

New poll shows Christofias gaining ground
By Jean Christou

AKEL candidate Demetris Christofias is gaining ground on incumbent President Tassos Papadopoulos, according to the latest poll published yesterday in Simerini.

The poll, carried out by Insight Market Research, shows Christofias with 32.6 per cent to Papadopoulos’ 33.1 per cent and Kasoulides’ 29.1 per cent.

It also shows a new gain by Papadopoulos, who polled 32.5 per cent in the same paper’s poll earlier in the week.

Christofias was also second in that poll, with 31.9 per cent, and DISY candidate Ioannis Kasoulides further behind with 28.1 per cent. He has also gained slightly since the earlier version.

In a second round between Papadopoulos and Christofias, the poll gives Christofias the winning edge with 44.1 per cent of the vote to Papadopoulos’ 41.7 per cent.

In a run off between Papadopoulos and Kasoulides the incumbent would win with 48.2 per cent to 37.3 per cent.

If Kasoulides runs against Christofias, he would also lose with only 37.4 per cent of the vote to the AKEL leader’s 44.5 per cent.

There have been a plethora of polls this week ahead of next month’s elections.

In the poll published in Politis last Sunday Kasoulides, at 30.5 per cent, came out slightly ahead of Papadopoulos’ 30.3 per cent. It was the first poll to put any of the other candidates ahead of the President.

An Antenna poll on Wednesday week also put Papadopoulos as the most popular choice with 32.8 per cent, then Christofias with 30.1 per cent, followed by Kasoulides with 29.6 per cent.

On Tuesday, Plus TV which is affiliated to AKEL, published a poll conducted by GPO. In that, Papadopoulos came first with 31.1 per cent, Christofias second with 30 per cent and Kasoulides third with 28 per cent.

CYPRUS MAIL 18/01/08

 

Baghdatis in YouTube controversy over nationalist chants

VIDEOS circulating on the internet show tennis star Marcos Baghdatis chanting anti-Turkish slogans with the alleged ringleader of Tuesday night’s violent confrontation at the Australian Open tennis tournament.

Several clips on the YouTube video-sharing website show Baghdatis at a barbecue hosted by the Hellas Fan Club, whose members were at the centre of a violent clash with police. The unruly fans were hit with pepper spray, with ten people evicted from Melbourne Park during a match between Greece’s Konstantinos Economides and Fernando Gonzalez of Chile.

It is not known when the barbecue was held, but several clips show Baghdatis singing, with his arm around fan club president Chris Vlahoyiannis.

According to Australian newspaper The Age, Vlahoyiannis was arrested at the stadium and is expected to be charged with assaulting police and resisting arrest. He has been banned from the rest of the Open.

In one video, Baghdatis, who yesterday beat former champion Marat Safin, holds a burning flare above his head and sings with a group of fan club members, including Vlahoyiannis, a chant condemning Turkish occupation.

“Turks out of Cyprus,” the group chants twice, after finishing singing the Greek national anthem.

In another video, apparently at the same barbecue, Baghdatis, draped in a Cypriot flag, watches supporters as they serenade him.

“Baghdatis, I love you, wherever you are, I will follow you, we will go here and there, whatever will happen we will be together,” the group sang.

Earlier in the tournament, Baghdatis defended the conduct of the Greek supporters. “I heard that the police came in and just started spraying, so I didn’t think the fans did anything wrong,” he said. “They were just chanting loudly, maybe they were a bit drunk, but that's all,” he was quoted as saying by the Australian paper.

Vlahoyiannis has been condemned for his behaviour tennis by members of the Greek community.

But a statement on the Hellas Fan Club website said a ‘serial pest tag’ was unfair.

The club said Vlahoyiannis, “has acted responsibly and rationally and brought enormous colour to sporting events throughout Australia.”

The club's Australian arm is part of a worldwide network of supporters of Greek athletes.

CYPRUS MAIL 18/01/08

 

Kilise, Papadopulos'u destekliyor

HRİSOSTOMOS KESENİN AĞZINI AÇIYOR... Başpiskopos Hrisostomos, seçimler sonrası üstleneceği inisiyatif konusunda şöyle konuştu: "Başkanlık seçimlerden sonra Türklerden, Yunanlılardan ve AB'den oluşacak ve Kıbrıs sorunu konusunda çalışma yapacak bir komitenin kurulması için çalışacağız. Cumhurbaşkanına bu teklifle gideceğim ve bu komitenin tüm çalışma masraflarını kilisenin karşılayacağını kendisine ileteceğim. Bunu da sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB ülkelerinin merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi söyleyeceğim"

"PAPADOPULOS İLE KİLİSENİN ÇİZGİSİ AYNI"... Başkanlık seçimlerini Tasos Papadopulos'un kazanacağını tahmin ettiğini ifade eden başpiskopos, Papadopulos ile kilisenin izlediği siyasi çizginin aynı olduğunu söyledi. Hrisostomos, "Adayların tümü de kilisenin adayıdır. Herhangi bir adayı destekleyecek değiliz. Papadopulos da, Hristofyas da, Kasulidis de arkadaşımızdır" diye konuştu

Aral MORAL

Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, Rum tarafında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinin ardından, Kıbrıs sorunu konusunda çalışma yapacak bir komitenin kurulması için inisiyatif üstleneceklerini belirtti.

Başpiskopos, komitenin gerçekleştireceği çalışmaların tüm masraflarının kilise tarafından karşılanacağını ifade ederek, "Seçim bitsin kimin kazanacağını görelim. Cumhurbaşkanına bu teklifle gideceğim ve bu komitenin tüm çalışma masraflarını kilisenin karşılayacağını kendisine ileteceğim. Bunu da sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB ülkelerinin merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi söyleyeceğim" diye konuştu.

Başpiskoposluk binasında Rum başkanlık seçimleri, Kıbrıs sorunu ve iki toplum ilişkileri konusunda KIBRIS'ın sorularını yanıtlayan Başpiskopos 2. Hrisostomos, Şubat ayında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerini Tasos Papadopulos'un kazanacağını tahmin ettiğini belirterek, Papadopulos ile kilisenin izlediği siyasi çizginin aynı olduğunu söyledi.

Hrisostomos ayrıca, Kuzey Kıbrıs'taki kiliseler konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracaklarını da bildirdi.

Hrisostomos'un KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

"Kilise üzerine düşeni yapmaya hazırdır"

KIBRIS: Nasıl bir çözümü tercih ediyorsunuz?

HRİSOSTOMOS: Bir kilise temsilcisi olarak, benim istediğim anlaşma, Kıbrıs'ta yaşayan tüm halkların mutlu bir hayat yaşamalarını sağlamalı. Geçmişte beraber çok mutlu günler yaşadık. Ben inanıyorum ki, yine birlikte mutlu günler yaşayabiliriz. Geçmişte Kıbrıslı Türkler ile hiçbir problem yaşamadık. Paskalyalarımızda onlar bize, bayramlarda da biz onlara ziyarete giderdik. Kıbrıs'ta bu dönem içerisinde çıkan olaylar, Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları birbirinden uzaklaştırdı. Ancak bugün bu ortamda Türkler ve Rumlar beraber yaşabilirler. Şöyle ki; kuzeyde kalmak isteyen Türklere, Kıbrıs Cumhuriyeti, AB ve Amerika ev yapabilir. Güneye geçmek isteyenlerse mallarında gelip yaşayabilirler. Kendi evlerinde kendi mallarında oturabilirler. Kilise Kıbrıs'taki en uzun ömürlü birliktir. 2 bin yıldan beridir kilise insanlara yardım etme ve onları mutlu etme mücadelesine devam etmektedir. Kilise insanları seven bir kuruluştur ve eğer öyle bir durum olacaksa Kıbrıslı Rum ve Türklerin bir arada mutlu bir şekilde yaşaması için üzerine düşeni yapacaktır.

KIBRIS: Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin bir arada mutlu bir şekilde yaşaması için nasıl bir siyasi çözüm bulunması gerekiyor?

HRİSOSTOMOS: Az önce dediğim gibi geçmişte iki toplum birlikte birçok şey yapıyordu. Birbirlerinin bayramlarını kutluyordu. Bu ortamda, Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve AB bir heyet kurmalı ve Kıbrıs'ın bugünkü durumunu tartışmaya açmalı. Doğru bir karar alarak her iki tarafı da mutlu edecek bir yol ve çözüm bulunmalı. Biz kilise olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmaya hazırız.

KIBRIS: 2003'de karşılıklı geçişlerin başlamasından sonra iki toplumun birbiriyle yakınlaşacağı düşünülüyordu. Ancak geçiş rakamlarına bakıldığı zaman bir düşüş görülüyor. Siz karşılıklı geçişlerin açılmasının iki toplumu yakınlaştırdığını düşünüyor musunuz?

HRİSOSTOMOS: Yolların açılmasıyla her iki toplumdaki insanlar kendi evlerini gördüler ve dostluklar kurdular. Zaman zaman birbirleri ile yemek yediler. Bu süreç de gösterdi ki; Türkler ve Rumlar bir arada yaşayabilir. Şimdi geçişlerin azalmasının sebebi herkes evini malını gördü diyedir.

"Papadopulos'un çizgizi kilisenin de çizgisidir"

KIBRIS: Önümüzde Kıbrıs adına önemli bir süreç olan başkanlık seçimleri var. Bu başkanlık seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

HRİSOSTOMOS: Tam olarak kimin kazanacağını söyleyemem. Ama benim kişisel görüşüm, Tasos Papadopulos'un kazanacağıdır. Ancak kim kazanırsa kazansın kilise, hükümetin yanında sağlam duracak ve Kıbrıs'ta bir anlaşma sağlanabilmesi için üzerine düşeni yapacaktır.

KIBRIS: Siyasi olarak kendinize daha yakın gördüğünüz bir aday var mı?

HRİSOSTOMOS: Adayların tümü de kilisenin adayıdır. Herhangi bir adayı destekleyecek değiliz. Papadopulos da, Hristofyas da, Kasulidis de arkadaşımızdır.

KIBRIS: Bir süre önce Rum basınında, Kıbrıs'taki milli dava için mevcut Rum liderliğinin iyi olduğu yönünde açıklamalarınız olmuştu. Diğer adaylar bunu seçime bir müdahale olarak algılamıştı?

HRİSOSTOMOS: Ben öyle bir şey söylemedim. Benim söylediğim Papadopulos'un çizgisinin, kilisenin çizgisinde olduğudur. Biz doğru bir anlaşma istiyoruz. Çünkü eğer doğru bir anlaşma olmazsa devamlılığı olmayacak. Doğru bir anlaşma olmazsa, doğacak olan problemler Kıbrıs'ın sonunu getirebilir.

"Taksin olacağına inanmıyorum"

KIBRIS: Yine basında Matsakis'in adaylığını geri çekmesi yönünde baskı yaptığınız yönünde haberler vardı. Bu konuda yaşananlar neydi?

HRİSOSTOMOS: Matsakis'e sadece tavsiyelerde bulundum. O'na, eğer düşük oy alırsa moralinin bozulacağını belirttim. Ama fazla oy alırsa da kendini iyi hissedeceğini ancak başkan olmak için gerekli oyu alamayacağını söyledim.

KIBRIS: Hristofyas, taksimi önlemek için aday olduğunu söyledi. Siz adanın taksime gittiğini düşünüyor musunuz?

HRİSOSTOMOS: Ne Kıbrıslı Rumlar, ne Kıbrıslı Türkler, ne İngiltere, ne AB, ne de Amerika taksimi istiyor. Böyle bir taksimin olacağına inanmıyorum. Hiç kimse taksimi istemez.

"Kilise Kıbrıs sorunu konusunda inisiyatif üstlenecek"

KIBRIS: Başkanlık seçimlerinden sonra Kıbrıs Kilisesi'nin, çözüme yönelik fikirler dizisi sunacağı yönünde duyumlar var. Bu yönde bir çalışmanız var mı?

HRİSOSTOMOS: Doğrudur, böyle bir şey var. Başkanlık seçimlerinden sonra Türklerden, Yunanlılardan ve AB'den oluşacak ve Kıbrıs sorunu konusunda çalışma yapacak bir komitenin kurulması için çalışacağız.

KIBRIS: Tam olarak ne zaman?

HRİSOSTOMOS: Seçim bitsin kimin kazanacağını görelim. Cumhurbaşkanı'na bu teklifle gideceğim ve bu komitenin tüm çalışma masraflarını kilisenin karşılayacağını kendisine ileteceğim. Bunu da sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB ülkelerinin merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi söyleyeceğim.

KIBRIS: Kuzeydeki kiliselerle ilgili olarak birçok temaslarınız oldu. Bu konuda girişimleriniz ne durumda?

HRİSOSTOMOS: İki şey istiyorum; birincisi, kiliselerin yıkılmaması için tamir etmemize izin versinler ve Paskalya'da kim isterse kuzeydeki kiliseye gitsin ve yortusunu gerçekleştirsin. Yönlüer ile bu konuda görüştük. Ama kendisi sadece yılda bir tane kilisenin tamir edilmesini söyledi. Biz, Ahmet Yönlüer'e, nasıl ki güneydeki camileri tamir ettik, siz de bize, kiliseleri tamir etmemize izin verin dedik. Bu kiliseler konusunda çok yakın bir zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz.

KIBRIS: Peki neden size, yılda bir kilise tamir edilebilecek dendi?

HRİSOSTOMOS: Biz, yılda bir kilise tamir edecek olsak, tüm kiliselerin tamiri için 500 yıl isteriz dedik. Ama Yönlüer bize, sadece yılda bir kilisenin tamir edilmesine yetkisi olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türklerin güneye geçerek camilere gitme hakkı varsa, bizim de böyle bir hakkımız olsun. Kiliselerimizi tamir ettikten sonra gidip ibadet edebilelim.

KIBRIS: Kıbrıs Türk tarafına bir mesajınız var mı?

HRİSOSTOMOS: Biz geçmişte nasıl mutlu yaşamışsak yine öyle yaşamak istiyoruz. Eğer kuzeydeki haklarımızı bize verirlerse, ne Türkiye'ye, ne Kıbrıslı Rumlara, ne de Kıbrıslı Türklere bir tehlike yoktur. Herkesin evine gitmesi gerekir. Hangi anlaşma olursa olsun, zaman içerisinde, yine karışacağız ve birlikte yaşayacağız. Eskiden Türker ve Rumlar beraber yaşarlardı. O günlerin geri gelmesini istiyorum. Bu şekilde bir anlaşmanın en sağlıklı bir çözüm olacağını düşünüyorum. Denktaş ortaya çıktıktan sonra kendine ayrı devlet kurmaya çalıştı ve iki devlet esasına göre görüşmeleri başlatmak istedi. İnsanlar bu ülkede nereye gidip yerleşmek isterse oraya gidip yerleşmeliler. Kıbrıslı Türkler kuzeyde kalmak isterse, paramız vardır hükümetimiz güçlüdür, AB güçlüdür onlara ev yapalım ve o evlerde kalsınlar, Rum mallarını işgal etmesinler. Herkes malına sahip çıksın. Rumlar kuzeydeki, Türkler de güneydeki mallarına sahip çıksın.

Karpaz Piskoposu ibadet

edememekten şikayetçi

Mülakatın sonunda Başpiskopos'un ofisine gelen Dipkarpaz Piskopos'u Hristoforos, Dipkarpaz'da ibadet etmek istediğini ancak görevliler tarafından engellendiğini savundu.

"En azından istediğim, kiliseye giderek dini ibadetimi yerine getirmek. Orada 350 Rum var ve onlarla birlikte ibadet etmek istiyorum" diye konuşan piskopos, bu konuda Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmek istediğini ifade etti.

KIBRIS 19/01/08

 

Talat: Masaya oturmamızın asgari koşulu siyasi eşitlik

YALAN YAYINLARDAN ŞİKAYETÇİYİM... Politikada hedeflerin "erişilebilir" olması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, basındaki "yalan yayınlardan ve manipülasyonlardan" şikâyetçi olduğunu da yineledi ve Rum basınından alınan haberlere dikkat edilmesini istedi. Talat, basında yalan yazanları basın kuruluşlarının etik değerler içinde hesaba çekmesi gerektiğini söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılacak görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının asgari koşulunun "siyasi eşitlik" olduğunu söyledi.

Siyasi eşitliğin sayısal eşitlik değil, kararlara etkin katılım anlamına geldiğini belirten Talat, sorunun çözümü için dünyayla birlikte hareket etme politikası izlediklerini ifade etti. Talat, dünyayla kavga etmeyeceklerini ama dünyayı yönlendireceklerini belirtti.

Politikada hedeflerin "erişilebilir" olması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, basındaki "yalan yayınlardan ve manipülasyonlardan" şikâyetçi olduğunu da yineledi ve Rum basınından alınan haberlere dikkat edilmesini istedi. Talat, basında yalan yazanları basın kuruluşlarının etik değerler içinde hesaba çekmesi gerektiğini söyledi.

Talat gazetecilerle

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin önceki akşam düzenlediği sohbet gecesine konuk oldu.

Eşi Oya Talat'ın da aralarında bulunduğu çoğu gazeteci ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşan dinleyici kitlesiyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, günlük hayatı, hobileri, basınla ilgili görüşleri ve Kıbrıs sorunu konusunda iki saati aşan süreyle sohbet etti, soruları yanıtladı.

"Başbakanlık daha zor"

"Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı'na göre çok, çok, çok zor bir görev. Cumhurbaşkanlığı da zor ama Başbakanlık, insanın altından kalkamayacağı kadar zor ve insanı ambale eden bir görev" diyen Talat, Cumhurbaşkanlığı öncesinde Başbakanlık görevini de yürüttüğünü ve hayatında çok fazla bir şey değişmediğini söyledi.

Annan Planı referandumu öncesindeki süreci anlatırken, köy köy dolaştıklarını, uykusuz çok günler geçirdiklerini belirten Talat, o dönemde nüfus oranına göre dünyanın en büyük eylemlerinin KKTC'de yapıldığını kaydetti.

Teknoloji ve bahçe

Teknolojiye merakı bilinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, zaman buldukça gelişmeleri izlediğini, ayrıca bahçe işleri yaptığını, yeni yöntemlerle sebze ve meyveler yetiştirdiğini söyledi.

Talat, geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında iştahsızlık nedeniyle kilo verdiğini, ama sağlığının iyi olduğunu belirterek, her sabah yürüme bandında yürüdüğünü ve aynı anda kitap okuduğunu, bu anları iple çektiğini ifade etti.

"Marazi toplum olduk" söylemiyle ilgili soruları yanıtlarken Talat, şikâyetin toplumun alışkanlığı haline geldiğini, şikâyeti olmayan birini bulmanın güçleştiğini belirtti. Şikâyetlerin en aza düştüğü dönemin 2004 yılı başında olduğunu, çünkü halkın o dönemde Kıbrıs'ta çözüme endekslendiğini, başka bir şey düşünmediğini, sendikaların bile şikâyet ve talebi olmadığını söyledi.

İşsizlik sorunu... 50 bin yabancı işçi... 5 bin Güney'de çalışan

Cumhurbaşkanı Talat, bugün vatandaşların en büyük sorunu işsizlik olarak gördüğünü, ancak dışarıdan bakan birinin KKTC'de 50 bin kayıtlı yabancı işçi ve Güney'de çalışan 5 bin kişi gördüğünü, bunun da tuhaf olduğunu kaydetti.

Talat, insanların güvenceli olduğu gerekçesiyle "devlet işi" aradığını, özel sektörün de cazip hale getirilmesi için herkesin el ele vermesi gerektiğini kaydetti.

"Yalandan ve manipülasyondan şikâyetçiyim"

Basınla ilgili konulara değinirken, "Benim basından şikâyetim çok. Yalandan ve manipülasyondan şikâyetçiyim" diyen Talat, gazetecilerle, basında gördüğü yanlışlıkları paylaştı, sorulara ve görüşlere yanıt verdi. Her gün birçok olayla karşılaştığını belirten ve yalan haberlerden yakınan Talat, bir gazetecinin "Niçin yalanlamıyorsunuz?" diye sorması üzerine, "O kadar çok ki yalanlama merkezi kurmamız lazım. Haçana bir yalanlayacağız? Bunu yapanları basının, kendi etik kuralları içinde hesaba çekmesi lazım... Yalan ayıp bir şey, ben öyle bilirim" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, dünyanın her yerinde basının referans kaynağı olduğunu ve birçok kitaba da kaynak oluşturduğu için özellikle yazılı basında yer alan haberlerde yapılan yanlışların kalıcılaşma tehlikesine işaret etti.

Manipülasyonun da basında çok sık görüldüğünü, özellikle Güney Kıbrıs'taki gizli servisin veya enformasyon merkezinin ürettiği bu tür haberlerin Türkçeye çevrilerek hiç sorgulanmadan Kıbrıs Türk basınında yer aldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, buna dikkat edilmesini istedi ve Güney Kıbrıs'taki basın yayın organlarında Kıbrıs Türk basınına çok az yer verildiğine işaret etti.

Talat, gazetecilerin manipülasyonları ayırt edebilecek durumda olduğunu belirterek, Rum basınındaki haberler konusunda dikkatli olunmasını istedi. Talat, "Bizim söylediklerimizin de Rum tarafına aktarılması lazım" dedi ve bu konuda bazı çalışmalar yapılmasını gündemine aldığını kaydetti.

Mülteci sorunu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülteci sorununda Avrupalıların hataları olduğunu ve bedel ödemesi gerektiğini belirterek, Güney'deki mültecilerin tümünün Kuzey'den gittiği iddialarının doğru olmadığını ve KKTC sahil güvenliğinin Güney'dekinden çok daha donanımlı ve iyi olduğunu, yakında kurulacak radarla daha da etkin gözetleme yapılabileceğini anlattı.

Kaçak göç konusunda KKTC makamlarıyla işbirliği ve bilgi paylaşımından kaçınan Güney Kıbrıs Yönetimi'ni, BM aracılığıyla işbirliği yapmasını ve bilgi paylaşmasını isteyen Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı'ndaki hukukçuların da katılımıyla insan ticareti ve kaçakçılığını ayıran bir yasal düzenleme üzerinde çalışıldığını bildirdi.

"Siyasette hedefler erişilebilir olmalı"

Talat, iç politika konularındaki soruları yanıtlarken, "Siyasette hedefler erişilebilir olmalı" dedi ve erişilemeyecek hedeflerle toplumun yıpratılmaması gerektiğini belirtti.

Mecliste şu anda güçlü bir muhalefet bulunduğunu, krizin bitmesi için de illa ki erken seçim şartı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Şu anda 25 milletvekili olan CTP de erken seçime gider mi?" diye sordu.

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu konusunda dünyayla uyumlu bir politika uygulanması gereğini anlatırken özetle şöyle konuştu:

"Kavga etmeyeceğiz ama dünyayı yönlendireceğiz"

"Biz şimdi diyoruz ki BM çerçevesinde bir çözüm istiyoruz. Sonsuza kadar da bu sürecin gitmeyeceğini biliyoruz. Bunu dünya da görüyor. Yakında bir anlaşma ufukta görünmüyor. Türkiye'nin AB ilişkileri sonsuza dek bekleyemez. AB'nin güvenlik ve dış politikası da Kıbrıs sorunu yüzünden oluşturulamıyor. NATO'da da sıkıntılar var. Kıbrıs sorunu, dünyada ciddi sorunlar yaratıyor.

Biz dünyayla birlikte hareket edeceğiz. Kavga etmeyeceğiz ama dünyayı yönlendireceğiz de."

"Masaya oturmanın asgari koşulu siyasi eşitlik"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununda masaya oturmalarının asgari koşulunun "siyasi eşitlik" olduğunu ve bunun artık tartışılamayacağını vurguladı.

Siyasi eşitliğin sayısal eşitlik anlamına gelmediğini, kararlara etkin katılım demek olduğunu ifade eden Talat, referandum sonrasında artık "Kıbrıs Türk toplumu" yerine "Kıbrıs Türk halkı" ifadelerinin kullanılması gerektiğini, çünkü BM kriterlerine göre kaderini tayin edebilenlerin "halk" olduğunu anlattı.

"BM yeni bir karar alır mı?"

Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir görüşme süreci sonrasında bir yere varılır ve bu referanduma sunulursa ve sonuç 2004'teki gibi olursa ne yapılacağını dünyaya sorduğunu belirtti ve "Birleşmiş Milletler 164 numaralı kararının yerine başka bir karar alır mı? Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk tarafını temsil etmediğini içeren ve bizi uluslararası topluma entegre edecek bir karar alınır mı? Bugünlerde yabancılarla bunu tartışıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunuyla ilişkilerine değinirken de birçok ülkenin beklentilere yanıt vermediğini, İngiltere'nin dönem başkanlığında Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesini umduklarını, "ama adının bile anılmadığını" söyledi.

"AB çözemez"

Finlandiya'nın dönem başkanlığı zamanında görüşme yapılması yönündeki girişimi anımsatarak, Rumların karşı çıkması yüzünden tarafların bir araya gelemediğini kaydeden Talat, AB'nin Kıbrıs sorununu yeterince bilmediğini, o yüzden de çözemeyeceğini, zaten bunu da istemediğini anlattı.

Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin düzenlediği sohbet gecesinin sonunda Birlik Başkanı Osman Kurt, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Annan Planı dönemindeki mitinglerden birini yansıtan bir fotoğraf takdim etti.

KIBRIS 19/01/08

 

EU urges rethink on Cyprus position on Kosovo
By Simon Bahceli

THE EUROPEAN Union yesterday urged Cyprus and Greece to rethink their opposition to Kosovo independence.

The two million ethnic Albanians in the southern Serbian province are expected to declare independence sometime after Serbia's presidential elections later this month.

Though Kosovo is seeking support from most EU countries, some European Union member states have misgivings over the prospect of a declaration of independence.

"There is always hope that things will change," said Slovenian Foreign Minister Dimitrij Rupel, whose country holds the rotating EU presidency.

"You can understand that most of the EU members would like Cyprus, Greece, maybe some other countries, to assume a position that would enable us to move forward," he said at an informal conference of EU foreign ministers from Mediterranean states in Cyprus.

Cyprus has concerns over the precedent that might be set by a declaration of independence by Kosovo.

"We want to keep the widest possible consensus among the European Union members but we also have to think about national interests," said President Tassos Papadopoulos when asked about the stance of his government on the Kosovo question.

It has followed the line of Russia, a veto-wielding member of the UN Security Council, which says that room for negotiation between Kosovo and Serbia has not been exhausted.

Cyprus' stance on the Kosovo issue in the EU could be crucial. Diplomats say a simmering defence row between Turkey and Cyprus could endanger European security forces in Kosovo by preventing closer co-operation between the EU and NATO missions.

The EU will soon take over responsibility for policing in Kosovo from the United Nations and had sought tighter cooperation between its 1,600-strong mission and the 16,000 NATO peacekeepers who will remain there.

NATO-member Turkey blocked those plans in protest against a longstanding Cypriot veto of closer defence ties between it and the EU, with which Ankara began entry talks in 2005.

CYPRUS MAIL 19/01/08

 

AB'den trafiğe 3 milyon euro

6 AYRI BAŞLIKTA ÇALIŞMA YAPILACAK... Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Dr. Mehmet Avcı, ülkemiz trafiğinin incelenmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılması için AB tarafından hazırlanan proje için çıkılan ihaleyi, 5 uluslararası şirket arasından Danimarka firmasının kazandığını açıkladı. Avcı, mevcut durumun araştırılması için başlatılan program yönetimi çalışmasının ardından projenin 6 ayrı başlıkta incelenmeye başlanacağını kaydetti. Her bir çalışma için ayrıca ihaleye çıkılacağını da belirten Avcı, 3 milyon euroluk yardımın da bu alanlara bölüştürüldüğünü söyledi

PROJE 2010 YILINA KADAR TAMAMLANACAK... Projenin 2010 yılına kadar tamamlanacağını belirten Avcı, bu projeyle AB normlarının ülkemize yansımasının da görüleceğini kaydetti. AB'nin trafik raporunda, ülkemizdeki birçok trafik unsurunun AB standartlarının üzerinde çıktığına işaret eden Avcı, KKTC'deki 100 bin nüfusta % 24.4 ölümlü trafik kazası yaşanırken, bu rakamın AB ülkelerinde % 11.7 olduğuna dikkat çekti. Ülkemiz trafiğindeki tehlikelerin artık AB vatandaşlarını da yakından ilgilendirdiğini söyleyen Avcı, bu durumun ülkemize gelmeyi planlayan turist sayısını da olumsuz yönde etkilediğine işaret etti

 

 

Ergül ERNUR

Ülkemizin kanayan yarası haline gelen ve çok sayıda can ve mal kaybına neden olan trafik sorununa Avrupa Birliği (AB) el attı.

'Trafik Güvenliği İyileştirme Programı' başlığı altında ülkemiz trafiğinin düzene girmesi, sorunların nerede olduğunun tespiti ve iyileştirilmesi için hazırlanan projede AB, KKTC'ye 3 milyon euroluk yardım yapıyor.

Ülkemiz trafiğinin incelenmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılması için hazırlanan bu proje için 2007 yılı sonunda yapılan ihaleyi Danimarka firması kazandı ve çalışmalarına da çok kısa bir süre önce ülkemizde başladı.

2010 yılında tamamlanması hedeflenen proje, 6 ayrı ana başlık altında toplanıyor. Mevcut durumun incelenmesini içeren program yönetiminin tamamlanmasının ardından her bir başlık için de ayrı ihalelere çıkılacak.

Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, Avrupa Birliği'nin ülkemiz trafiğiyle ilgilenmeye başladığını vurgulayarak ihaleyi kazanan Danimarka firmasının ülkemize gelerek İçişleri Bakanı başkanlığında Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu yetkililerine brifing verdiğini açıkladı.

İlk atılımın AB'den geldiğini belirten Avcı, ülkemizdeki trafiğin düzeltilmesi için belli bir miktarda fon ayrıldığını ve fon için de uluslararası ihaleye çıkıldığını anlattı.

Ülkemizdeki trafik sorununun artık AB vatandaşlarını da doğrudan ilgilendirdiğine dikkat çeken Avcı, "Artık uluslararası olduğumuzu kabul etmeliyiz" dedi.

AB vatandaşlarının rahatlıkla ülkemize geldiğinden de bahseden Avcı, "Ülkemize geldiklerinde trafiğimizin eninde sonunda AB normlarına uygun hale getirileceğini bildikleri için kendilerini ülkelerindeki gibi rahat hissetmek istemektedirler" şeklinde konuştu.

3 milyon euroluk yardım 7'ye bölündü

AB'nin ülkemiz trafiği için hazırladığı projenin 3 milyon euroluk yardımı öngördüğünü söyleyen Avcı, projenin ilk adımı olan program yönetimi ve belirlenen 6 ayrı ana başlık için de belli bir miktarda para ayrıldığını ifade etti.

Projenin ilk adımı tamamlandıktan sonra diğer başlıklar için de ayrı ayrı ihaleye çıkılacağını kaydeden Avcı, projedeki her aşama için ayrılan 3 milyon euroluk paylaşım miktarlarını şöyle belirtti:

" 'Program Yönetimi' için 335 bin euro, 'Örgütsel Yapıya Destek'e 100 bin euro, 'Veri Toplama' 370 bin euro, 'Mevzuatların Çerçevesi ve Sağlanması' 880 bin euro, 'Yol Güvenliği Eğitimi' 335 bin euro, 'Alt Yapının Sorgulanması' 550 bin euro ve 'Trafik İşlemleri' için de 415 bin euro".

2010 yılı sonuna kadar ülkemiz trafiğinin bir haritasının çıkartılacağından bahseden Mehmet Avcı, bunun sonucunda beklenen birçok işlemin devreye gireceğini ve AB normlarına yaklaşacağımızın altını çizdi.

AB standartlarının çok üzerindeyiz

KKTC'deki trafik kazalarının AB standartlarının üzerinde olduğunu vurgulayan Avcı, AB'nin trafik raporunda 'ülkemiz trafiğindeki hareketlilik, araba ile sürücü sayısındaki artış, ölümlü trafik kazaları, kentsel bölgelerdeki aşırı nüfusun birikmesi ve yoğunluğun artması' gibi unsurların AB standartlarının çok üzerinde olduğunun tespit edildiğini kaydetti.

Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, ölümlü trafik kazalarına rakamsal olarak da yer veren AB'nin trafik raporunda, KKTC'deki 100 bin nüfusta 24.4 ölümlü trafik kazası yaşanırken bu rakamın AB ülkelerinde 11.7 oranında olduğunun belirtildiğine dikkat çekti.

"AB vatandaşlarının ülkemizde geçirdikleri bir trafik kazasında, kendi ülkesindeki normların burada da olmasını istiyor" diyen Avcı, trafiğimizin tehlikeli boyutlarda olmasının ülkemize gelen veya gelmeyi planlayan turist sayısını da olumsuz yönde etkilediğine işaret etti.

"AB baskısıyla sorunlar düzelecek"

Avcı, ayrıca Trafik Kazalarını Önleme Derneği'nin AB'nin trafikle ilgili hazırladığı raporda da yerini aldığını belirterek ülkemiz trafiğindeki sorunlarını, çözüm önerilerini ve bazı yaptırımlarından dolayı başarılı bulunduğunun belirtildiğini kaydetti.

AB'nin KKTC'deki trafik sorununa el atmasının çok büyük bir olay olduğuna dikkat çeken Avcı, "Tüm engellemelere rağmen trafikle ilgili yapmadıklarımıza karşın AB eliyle, desteğiyle ve baskısıyla bu sorunlar düzeltilecektir. Bu projeyle, canların yollarda heba olmasını, mal kaybını, trafikteki sinir bozucu düzenlemeler engellenecektir" dedi.

Avcı, mevcut durumun incelenmesi için düzenlenen program yönetiminin ardından 6 ayrı ana başlığı oluşturan 'Örgütsel Yapıya Destek', 'Veri Toplama', 'Mevzuatların Çerçevesi ve Sağlanması', 'Yol Güvenliği Eğitimi', 'Alt Yapının Sorgulanması' ve 'Trafik İşlemleri' projeleriyle ilgili de açıklamalarda bulundu.

"Trafik hizmetleri birimindeki birçok kadro boş"

Trafik yol güvenliği programında oluşturulan 'Örgütsel Yapıya Destek' başlığı altında özellikle yöneten organizasyonların düzenlenmesinin sağlanacağını belirten Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, ülkemizdeki Trafik Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu'nun doğru bir adım olduğuna değindi.

Komisyonun Avrupa'dakilere benzediğine de işaret eden Avcı, burada alınan kararların nihai ve uygulanması gerektiğini vurguladı.

Avcı, konuşmasına şöyle devam etti:

"Ülkemizde maalesef belli kararların uygulanması zafiyetini yaşıyoruz. Bizde, bu komisyonun altında ona danışmanlık yapması gereken trafik hizmetleri birimindeki kadrolarda bir iki kişi çalışırken Danimarka'da bu birim 50 kadrodan oluşup onun altında da gruplar oluşturuluyor. Bizde maalesef bu kadrolarda az kişi çalışırken birçok kadrolar da boş tutuluyor. Buradaki zafiyetimiz de ortaya çıkıyor".

Örgütsel Yapıya Destek çalışmasında, trafikteki yönetimlere ilgili resmi kuruluşların ve derneklerin de katılım sağlayacağı inancında olduklarını belirten Avcı, Avrupa'daki sistemin de bu şekilde olduğunu belirtti.

"Trafikteki çok başlılık bizde hala daha geçerlidir" diyen Mehmet Avcı, "Her makam kendi yetkisini isterse kullanır veya istediği gibi kullanır. Bunun artık ortadan kalması gerekiyor" dedi.

"İstatistikler toparlanacak, verilere göre hareket edilecek"

Altı ana başlıktan ikincisi olan 'Veri Toplanması'nda da istatistiklerin sağlıklı bir şekilde toparlanıp değerlendirilmesinin sağlanacağına işaret eden Avcı, geri kalmış ülkelerin başarısızlığının istatistikleri iyi değerlendirmemek, ileri ülkelerin en büyük gücünün ve başarısının ise istatistiklere dayanarak hareket etmeleri olduğunu vurguladı.

Ülkemizde istatistik sorunu yaşandığını anımsatan Avcı, trafikteki veri tabanının bir merkezde toplanması daha detaylı bilgilerin aktarılması ve o verilere göre kararların üretilmesinin önemine işaret etti.

Avcı, projenin bu aşamasında da yine veri tabanının ilgili makamlar tarafından paylaşılması ve değerlendirilmesinin de önemine değindi.

Yasal eksiklikler giderilecek

Yasalardaki eksikliklerin düzeltilmesi için de 'Mevzuatların Çerçevesi ve Sağlanması' başlığı altında çalışmalar yapılacağını anlatan Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, mevzuat derken ehliyet verme ve araç sigorta işlemlerinden bahsedildiğini söyledi. Her iki konuda da ülkemizin sınıfta kaldığını ifade eden Avcı, sorun yaşanan bu konuların da AB normlarına getirilmesinin sevindirici olduğunu kaydetti.

"Söylediğimiz halde yapılmayanların, AB'nin elinin değmesiyle yapılması bizi mutlu ediyor" diyen Avcı, dernek olarak güçlerinin bu yaptırımlara yetmediğini ve sistemimizin artık çağ dışı kaldığının altını çizdi.

Mühendisler yolları inceleyecek

'Yol güvenliği eğitimi'nde ise trafik güvenliğine dikkat çekmek amacıyla hazırlanacak bir eğitim programı olduğunu belirten Avcı, sürücülerin, yayaların kısacası yollarımızı kullanan herkese yönelik hazırlanacak olan kampanyaların düzenleneceğini belirtti.

Avcı, 'Alt Yapının Sorgulanması' aşamasında da anayol, köy yollarının ve özellikle ölümlü kazaların olduğu kara nokta olarak tabir edilen yerlerin mühendislik açısından tekrar incelenmesi ve raporlandırılmasını içerdiğini kaydetti.

Projedeki son başlık olan 'Trafik İşlemleri' hakkında da bilgi veren Mehmet Avcı, yerel yönetimlere trafikteki etkinliklerini ve yönetmelerindeki gerekli desteğin sağlanmasını hedeflediğini belirtti.

Avcı, bu bölümde şehir içlerindeki trafiğin güvenli akışının sağlanması, bisikletlilerin, sürücülerin ve yayaların şehir içinde dolaşmalarının gözden geçirilmesi olarak planlandığını söyledi.

KIBRIS 20/01/08

 

Barrosso: Kıbrıs ancak çözümle AB'de etki sahibi olabilir

Politis gazetesi haberi, "Kıbrıs Sorunu Çok Uzadı - Kıbrıs, Ancak Çözüm İle AB'de Etki Sahibi Olabilir - Jose Manuel Barrosso'dan Politis gazetesine Özel Mülakat" başlığıyla manşete çekti.

Gazeteye göre, Avrupa para birimi Euro'nun Güney Kıbrıs'ta benimsenmesi nedeniyle düzenlenen kutlamalara katılmak üzere önceki gün bir kaç saatliğine Rum tarafına gelen Barrosso, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüştü. Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, Barrosso'ya Lefkoşa madalyonu verdi.

Gazete, Jose Manuel Barrosso'nun, Güney Kıbrıs'ta bulunduğu bir kaç saat içerisinde Politis gazetesi'e verdiği özel mülakatta, "Kıbrıs, halen çok uzun süredir devam etmekte olan siyasi sorununu çözmezse AB'de zor nüfuz sahibi olabilecek" dediğini yazdı.

Gazeteye göre, Barrosso, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili uluslararası merciin BM olduğuna dikkat çekti, AB'nin bir çözüm prosedürünün başarıyla sonuçlanmasına yardım edebileceğini, bunun için de her türlü çabayı harcayacağını söyledi.

Barrosso'nun çözüm prosedürünün ilerlemesi sorumluluğunun ilgili bütün taraflara ait olduğuna işaret ettiğini yazan gazete, Avrupa Komisyonu Başkanı Barrosso'yla yaptığı söyleşiyi şöyle aktardı:

"Avrupa Komisyonu Başkanı, Kıbrıs'ın AB'deki karar merkezlerine çok daha yakın olmayı gerçekten istiyorsa, Kıbrıs sorununun çözülmesinin zaruri ön şart olduğunu düşünüyor. Barrosso, gazetemize verdiği mülakatta, Kıbrıs sorununun çözümünün; Kıbrıs'ın Avrupa'da nüfuz sahibi olması ve Lüksemburg gibi diğer küçük ülkelerin düzeyine yaklaşabilmesi için zaruri adım olduğuna işaret etti. Kıbrıs sorununun çözümü sorumluluğunun her şeyden önce ilgili taraflara ait olduğunu açıkça ortaya koyan Barrosso, AB'nin bu yönde yardımcı olabilmek için elinden geleni yapacağını, ancak arabuluculuk rolünün öncelikli olarak BM'ye ait olduğunu vurguladı.

AB, Euro'nun KKTC'de benimsenmesine tepki göstermeyecek

Avrupa Komisyonu Başkanı, gazetemize konuşurken; Euro'nun gayrı resmi olarak işgal bölgelerinde de benimsenmesi halinde AB'nin tepki göstermeyeceğini ima etti; Ada'nın yeniden birleşmesi prosedürünü kolaylaştıracak her türlü değişikliği cesaretlendirmekte olduğunu vurguladı. Jose Manuel Barrosso, Kıbrıs'ın Euro alanına dahil oluşunu ilerlemenin açık bir göstergesi ve yakın geçmişte uluslararası piyasalarda yaşanan gibi krizlerin göğüslenmesi için 'yastık' olarak niteledi. Doğru bir makro-ekonomik politika güdülmesini, aşırı devlet harcamalarından kaçınılmasını tavsiye etti."

Politis gazetesi, "Barrosso ve Yansa Tasos Papadopulos'la Görüştü - 2008 İçin Beklentiler" başlığıyla yansıttığı haberinde ise, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso'nun ve Slovenya Başbakanı Yansa'nın, önceki akşam, Rum Başkanlık Köşkü'nde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüştüğünü; görüşme sırasında, Kıbrıs'taki her iki tarafın da siyasi sorunun çözümü için 2008 yılı içerisinde önemli adımlar atacakları umudunun dile getirildiğini bildirdi.

Gazete, Barrosso'nun ve Papadopulos'un; Güney Kıbrıs'ın Avrupa ortak para birimini benimsemesi dolayısıyla Lefkoşa Rum Belediyesi Tiyatro Salonu'nda düzenlenen törene katılarak birer konuşma yaptıklarını yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos, törende yaptığı konuşmada, "Avrupa birleşirken, Kıbrıs silah zoruyla bölünemez" dedi ve "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve 2004 Güney Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinden sonra Avrupa ortak para birimine geçişin; Kıbrıs devletinin en önemli üçüncü önemli tarihî durağı olduğunu" savundu.

Gazete, AB dönem başkanlığını yürütmekte olan Slovenya'nın Başbakanı Yanez Yansa'nın, Kıbrıs sorununa çözümün; AB'nin yardımcı rol oynamasıyla, BM himayesi altında aranması gerektiği görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.

Gazeteye göre, Yansa, Rum Yönetimi Başkanı'yla görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "AB bu çerçevede rolünü oynayabilir, ancak BM'nin yasal çerçevesine saygı göstermemiz gerekir" dedi. Yansa; Kıbrıs sorununa doğru çözüm bulunması prosedüründe, Güney Kıbrıs'ın, Slovenya'nın destek ve dayanışmasına sahip olacağı konusunda Papadopulos'a teminat verdi. Papadopulos da, "yeni çözümün AB ilke ve değerlerine uygun olması için AB'nin tavsiye ve görüşlerle yardım etmeye çok hevesli olacağından emin olduğunu" söyledi.

Mahi gazetesi ise haberinde, Rum Yönetimi Başkanı ile Slovenya Başbakanı'nın, önceki günkü görüşmelerinde; Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında olduğu, ancak AB'nin de kendi rolünü oynayabileceği ortak görüşünde birleştiklerini bildirdi.

Gazeteye göre Papadopulos, gazetecilerin; Kıbrıs sorununda hareketlilik olacak mı şeklindeki sorularına karşılık; Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi altında olmaya devam ettiğini söyledi ve şunları ekledi: "Elbette AB üyesi olmamız, baş aktörlerden ikisi olan Birleşik Krallık ve Yunanistan'ın üye, Türkiye'nin de aday olması dolayısıyla AB kayıtsız kalamaz ve özlü müzakerelerde gerektiği anda AB'nin; yeni çözümün, Avrupa'nın üzerine bina edildiği ilke ve değerlere uygun olması gerektiği ve müktesebatın da yeniden birleşmiş Ada'nın tamamında uygulanacak olması açısından tavsiyeleri ve uzman görüşleri ile bize yardımcı olmaya hevesli olacağına inanıyorum."

Yansa da, aynı soruyu yanıtlarken, "hepimiz adanın yeniden birleşmesini arzu ediyoruz. Başkan Papadopulos'un söylediği üzere çözüm arayışları çerçevesi BM'dir. AB, bu çerçevede kendi rolünü oynayabilir, ancak BM'nin yasal çerçevesine saygı gösterilmelidir" ifadelerini kullandı.

Habere göre, Papadopulos; Kosova'nın olası tek yanlı bağımsızlık ilanı karşısında Güney Kıbrıs'ın tavrının ne olacağı sorusuna karşı; Güney Kıbrıs'ın bu konudaki tavrının; konunun ele alındığı Aralık ayındaki AB Zirvesi'nden beridir AB'de çok iyi bilindiğini söyledi ve "bu konuda AB'de geniş uzlaşıyı idame ettirmek istiyoruz. Kıbrıs, millî çıkarlarının söz konusu olduğu bir konuda kendi başına karar verme hakkına sahiptir" dedi.

Alithia gazetesi, Güney Kıbrıs'ın Avrupa ortak para birimini benimsemesi nedeniyle düzenlenen törene katılmak üzere Avrupa Komisyonu Başkanı Barrosso'nun önceki gün öğleden sonra Rum tarafına geldiğini, aynı amaçla Avrupa Merkez Bankası Başkanı Ian Clot Trise'nin ve Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan Yardımcısı Rodi Kratsa-Çangaropulu'nun da Rum tarafında bulunduğunu bildirdi.

Gazete, "Barrosso ve Trise Euro Kutlamaları İçin Kıbrıs'ta 'Şu Anda Tarih Yazılıyor' " başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ve eşi Fotini Papadopulos'un önceki gün akşam, davetliler onuruna yemek verdiğini yazdı.

Gazeteye göre, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trise, Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris eşliğinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la makamında görüştü; Rum Başkanlık Köşkü'nün özel defterini imzaladı. Trise, Güney Kıbrıs ve Malta'nın da katılımıyla Euro alanına dahil olan ülke sayısının, 15'e yükseldiğini hatırlatarak, "şu anda tarih yazılıyor" dedi.

KIBRIS 20/01/08

 

Kemikler Antropoloji Laboratuarı'nda

SIRA DNA TESTİNDE... Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz yaptığı açıklamada, kemiklerin tümüne dün saat 16.00 sıralarında ulaşıldığını ve toprak altından çıkartılmalarının ardından Antropoloji Laboratuarı'na gönderildiğini belirtti. Erdengiz, kemiklerin kime ait olduğunun DNA testinden sonra belli olacağını ifade etti

Aral MORAL

Yenierenköy'de birkaç günden beridir devam eden kazılarda, kayıplar listesinde yer alan iki Kıbrıslı Türk Abdullah Emirzade ile Ali Mustafa Zorba'ya ait olduğu tahmin edilen kemikler, Antropoloji Laboratuarı'na gönderildi

Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, kemiklerin tümüne dün saat 16.00 sıralarında ulaşıldığını ve toprak altından çıkartılmalarının ardından ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'na gönderildiğini belirtti.

Kalıntıların üst üste bulunduğunu ifade eden Erdengiz, "Birinin kafatasında bir kurşun izi var. Diğerinin üzerinde ise kurşun izine rastlanmadı" diye konuştu.

Kemiklerin üzerinde, kimliklerini belirleyecek herhangi bir emareye rastlanmadığını ancak alttaki kemik kalıntısının üzerinde kazak parçaları bulunduğunu kaydeden Erdengiz, kemiklerin kime ait olduğunun DNA testinden sonra belli olacağını belirtti.

"Ailelerde hüzünlü bir rahatlama vardı"

Ahmet Erdengiz, kayıp yakınlarının, kemiklerin çıkartılması esnasında hüzünlü olduklarını gözlemlediğini söyleyerek "Ama ayni zamanda cenazelerine kavuşmanın da verdiği bir rahatlama vardı" dedi.

Geçen yıl da bölgede kazı yaptıklarını ancak ellerindeki bilgilerin yeterli olmamasından dolayı kalıntı bulamadıklarını hatırlatan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, Karpaz polisinin sabaha kadar kazı alanında nöbet tuttuğunu belirterek yetkililere teşekkürlerini dile getirdi.

KIBRIS 20/01/08

 

Çangaropulu: Maraş Raporu... "Gereken düzeltmeleri yapacağız"

Güney Kıbrıs'ın Avrupa ortak para birimini benimsemesi dolayısıyla düzenlenen törenlere katılmak amacıyla Rum tarafına gelen Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan Yardımcısı Rodi Kartsa-Çangaropulu; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a; Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi'nin Maraş'la ilgili taslak raporunda, "gerektiği zaman gereken değişikliklerin yapılacağını" taahhüt etti.

Haravgi ve diğer gazetelerde yer alan habere göre, Yunan Avrupa Milletvekili olan Çangaropulu; Dilekçe Komitesi heyetinin geçen Kasım ayında Ada'ya gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinin sonuçlarının kaleme alındığı Maraş taslak raporunun, bürokratik bir belge olduğunu, henüz siyasi düzeyde tartışılmadığını belirterek, şunları söyledi:

"Siyasi açıdan görüşüleceği zaman geldiğinde, gereken düzeltmelerin yapılması için, konunun gerçek boyutlarını ortaya koymak için hepimiz hazır olacağız. Bu sefer de görevimizi yapacak ve yanlış bilgilendirmenin söz konusu olduğu izahında bulunarak gereken yerlerini düzelteceğiz."

Gazete, Çangaropulu'nun bir soruya karşılık; Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgileri bulunduğunu belirterek; Avrupa Parlamentosu'nun bir siyasi grubunun, Brüksel'deki, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesinin kullanıldığı etkinliğini örnek verdiğini kaydetti ve şunları söylediğini yazdı:

"Gerek Brüksel'deki temsilciliğimiz, gerek Avrupa Parlamentosu; biz bu Avrupa müktesebatına ve uluslararası hukuka uygun olmayan, söylenen veya yazılanları düzeltmek için oradayız."

Gazete, Çangaropulos'un, önceki gün, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüştüğünü de yazdı ve Hristofyas'ın kendisine; Türkiye'nin AB üyelik süreci bağlamında Kıbrıs sorununun gidişatı hakkında bilgi verdiğini belirti.

Mahi gazetesi, haberi, "Zamanı Geldiğinde Gerekenleri Düzelteceğiz - Rodi Kratsa Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi'nin Raporu Hakkında Yatıştırıcı" başlığıyla yansıtırken; Fileleftheros gazetesi, "Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan Yardımcısı Rapor Bürokratik Diyor" başlığı altında özetledi.

KIBRIS 20/01/08

 

Mısır ve Türkiye Akdeniz için masada



21 Ocak, 2008 16:31:00 (TSİ)  CNN TURK

Osman Sert / CNN TÜRK

Kıbrıs Rum kesimi ile Akdeniz'de ekonomik bölge anlaşması yapan Mısır, Türkiye ile Akdeniz'i yeniden görüşme kararı aldı.

Geçtiğimiz günlerde Mısır'a resmi bir ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e harita üzerinde Türkiye'nin Akdeniz politikasını anlattı ve Mübarek'i masaya oturmaya ikna etti.
 
Amaç, Mısır'ın Akdeniz politikasını yeniden gözden geçirmesini sağlamaktı.
 
Çünkü, Mısır daha önce Kıbrıs Rum kesimi ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması yaptı ve Doğu Akdeniz'i paylaştı. Yani Türkiye devre dışı kaldı.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Akdeniz haritası üzerinde Rumlarla yapılan anlaşmanın yanlış olduğunu söyledi, Yunanistan'la muhtemel bir anlaşmanın da Mısır için doğuracağı sakıncaları sıraladı.
 
Türk heyet Mısır'a gidecek
 
Gül'ü dinleyen Mısır Devlet Başkanı Mübarek, Akdeniz konusunun yeniden ele alınmasına onay verdi. Mısır'ın vereceği tarihe göre, gelecek aylarda bir Türk heyeti Mısır'a gidecek ve Akdeniz'in ekonomik bölgelere ayrılmasını ele alacak.
 
Kıbrıs Rum kesiminin petrol ruhsatı ihalesinin başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Mısır ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in iki ana unsuru olduğunun altını çiziyor. Ankara, Mısır'la ekonomik işbirliğini geliştirmek için de bir paket üzerinde çalışıyor.
 
Mısır'ın İskenderiye ve Port Said kentlerine doğrudan uçak seferleri ile iki ülke arasında yeni deniz hatları kurulması planlanıyor.
 
Yetkililere göre, Mısır gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınacak olması da Kahire'nin Ankara'ya verdiği önemi artırıyor.

 

Türkiye nüfusu 70 milyonu geçti



21 Ocak, 2008 10:31:00 (TSİ)  CNN TURK

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre 2007 sonu itibarıyla Türkiye nüfusunu, 70 milyon 586 bin 256 kişi olarak açıkladı.

İstanbul'un nüfusu ise 12 milyon 573 bin 836 kişiyi buldu. Bu, nüfusun yüzde 17.8'inin İstanbul'da ikamet ettiğine işaret ediyor.
 
Başkent Ankara'da ise 4 milyon 466 bin 756 kişi ikamet ediyor.

2000 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımı'nda Türkiye'nin toplam nüfusu 67 milyon 803 bin 927 olarak açıklanmıştı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu sabah Türkiye İstatistik Kurumu'nda (TÜİK), Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nden elde edilen verileri açıkladı.
 
TÜİK internet sitesinde yer alan rakamlara göre Türkiye nüfusu ve yapısı şöyle:
 
* 31 Aralık 2007 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 70 milyon 586 bin 256 kişi
 
* Nüfusun 35 milyon 376 bin 533'ünü erkek, 35 milyon 209 bin 723'ünü kadınlar oluşturuyor
 
* Nüfusun yüzde 70.5'i şehirlerde, yüzde 29.5'i bucak ve köylerde yaşıyor
 
* Şehir nüfusu (il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus) 49 milyon 747 bin 859, köy nüfusu (bucak ve köylerde ikamet eden nüfus) ise 20 milyon 838 bin 397 kişi
 
* Şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 92.7 ile Ankara, en düşük olduğu il ise yüzde 31.8 ile Ardahan
 
İstanbul'da durum

* Nüfusun yüzde 17.8'i İstanbul'da ikamet ediyor
 
* İstanbul'da 12 milyon 573 bin 836 kişi ikamet ediyor
 
* Toplam nüfusun sırasıyla; yüzde 6.3'ü Ankara'da, yüzde 5.3'ü İzmir'de, yüzde 3.5'i Bursa'da, yüzde 2.8'i Adana'da ikamet ediyor
 
En düşük nüfus

* Nüfusu en az olan beş il sırasıyla; Bayburt, Tunceli, Ardahan, Kilis ve Gümüşhane
 
* En az nüfusa sahip Bayburt'da ikamet eden kişi sayısı 76 bin 609
 
Genç nüfusun oranı yüksek

* Türkiye nüfusunun yarısı 28.3 yaşından küçük
 
* Ortanca yaş 28.3. Ortanca yaş erkeklerde 27.7 iken, kadınlarda 28.8. Şehirlerde ikamet edenlerin ortanca yaşı 28.4, köylerde ise 27.9
 
* Nüfusun yüzde 66.5'i 15 ile 64 yaşları arasında
 
* 15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus, toplam nüfusun yüzde 66.5'ini oluşturuyor. Nüfusun yüzde 26.4'ü 0-14 yaş grubunda, yüzde 7.1'i ise 65 ve daha yukarı yaş grubunda

Kilometrekareye düşen kişi sayısı

* Türkiye'de kilometrekareye düşen kişi sayısı 92 kişi
 
* Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen bir kilometrekareye düşen kişi sayısı, Türkiye genelinde 92 iken, illere göre 11 ile 2 bin 420 kişi arasında değişiyor. İstanbul 2 bin 420 kişi ile nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu il.
 
Bunu sırasıyla; 398 kişi ile Kocaeli, 311 kişi ile İzmir, 238 kişi ile Hatay ve 234 kişi ile Bursa izliyor. Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli.
 
Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya ilindeki nüfus yoğunluğu 50, yüzölçümü en küçük olan Yalova ilindeki nüfus yoğunluğu ise 215 kişi
 
Yabancı uyruklular

* Türkiye'de 98 bin 339 yabancı uyruklu kişi ikamet ediyor
 
* Türkiye'de ikamet eden nüfusun yüzde 0.14'ü yabancı uyruklu. Yabancı uyrukluların en fazla bulunduğu ilk 5 il sırasıyla; İstanbul (42 bin 228), Bursa (11 bin 495), Ankara (7 bin 166), İzmir (6 bin 707) ve Antalya (6 bin 343).
 
Ayrıntılar TÜİK internet sitesinde

Bakan Atalay, bundan sonra güncellemelerin çok önemli olduğuna dikkat çekerken, Bakan Ekren nüfus sayımında ulaşılamayan kişi olmadığını söyledi.
 
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS), Türkiye İstatistik Kurumu'nca kurulup sonrasında İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne devredilmişti.

 

 

Merkel- Erdoğan görüşmesinde limanlar konusunun gündeme gelmesi bekleniyor

Geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı düzenleyen Merkel'in "Ankara Protokolü ile ilgili olarak henüz epeyce sorunlar söz konusu" açıklaması dikkat çekmişti. Rumların Almanya'daki hükümetin Hıristiyan Demokrat kanadına kiliseler aracılığıyla Kıbrıs (limanlar sorunu) konusunda Türkiye'ye baskı yapın mesajları iletildiği bildiriliyor. Alman Hıristiyan Demokratlar ise Kıbrıs sorununun Türkiye'den kaynaklandığına işaret ediyorlar ve Ankara'nın Rumlara limanları açmaması durumunda müzakerelerin kesilmesi çağrısında bulunuyorlar.

Rum yönetiminin Avrupa'daki Hıristiyan Demokrat partileri bir araya toplayan Avrupa Halk Partisi kanalıyla hem Alman hem de Fransız siyasileri 'din' üzerinden markaja aldığı biliniyor.

KIBRIS 21/01/08

 

"Kıbrıs meselesi, Kıbrıs Türkleri için değil, Türkiye için sorun"

TC eski Dışişleri Bakanı ve emekli büyükelçi İlter Türkmen, Kıbrıs sorunun Kıbrıslı Türkler'den çok, Türkiye için daha önemli bir sorun olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs'ta Şubat ayında yapılacak seçimlere değinen Türkmen, seçim sonrası yeni bir çözüm girişimi beklemediğini dile getirdi.

Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasına dair süreci çok kötü yönettiğini öne süren Türkmen, Türkiye'nin taleplerinde haklılık payı olduğunu, ancak bazılarının uygulanma şansının bulunmadığını söyledi. Türkmen, bu bağlamda, Ercan Havalimanı'nın uluslararası trafiğe açılmasının AB'nin elinde olan bir şey olmadığını anlattı.

"Kıbrıs Türkleri hayatlarından memnun"

Türkmen, Kıbrıs Türklerinin hayatlarından memnun olduğunu, ekonomisinin hızla büyüdüğünü belirterek, bu açıdan Kıbrıs meselesinin artık Kıbrıs Türkleri için değil, AB konusu nedeniyle Türkiye için bir sorun olduğu görüşünü dile getirdi.

Ercan Havaalanı

Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması meselesine ilişkin süreci çok kötü yönettiğini öne süren Türkmen, Türkiye'nin, ek protokolü Meclis'e götürme sözü vermesine rağmen, daha sonra söylemini değiştirerek birçok istekte bulunduğunu belirtti. Bu isteklerde haklılık payı olduğunu, ancak bazılarının uygulanma şansının bulunmadığını söyleyen Türkmen, mesela Ercan Havalimanı'nın uluslararası trafiğe açılmasının AB'nin elinde olan bir şey olmadığını anlattı.

Türkiye'ye 2004 yılında AB dönem başkanlığınca, Rum tarafına limanlarını ve havaalanlarını açmasının tanınma anlamına gelmeyeceği güvencesinin verildiğini hatırlatan Türkmen, "Biz ondan sonra işi yokuşa sürünce onlar da tutumlarını sertleştirdiler" dedi.

Şubat'taki seçimler ve yeni girişim

Türkmen, Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak seçimlerden sonra yeni bir çözüm girişimi beklemediğini, Rumların müzakereyi kabul etmeleri durumunda, Türkiye tarafından kabul edilemeyecek çok daha büyük isteklerle geleceklerini, o bakımdan seçimleri kim kazanırsa kazansın bu durumun değişeceğini sanmadığını kaydetti.

KIBRIS 21/01/08

 

Behind the scenes of human trafficking
By Simon Bahceli

A LOT has been written recently about the north’s inability to stem the flow of immigrants fleeing the war-torn Middle East to the relative security, freedom and prosperity of the EU. Far less has been written about the immigrants, what they are fleeing, how they get to Cyprus, and what happens if they are captured by the north’s authorities.

The story of Osama Taha Hashim and his family’s ongoing struggle for a life away from war goes some way to redressing this imbalance. The story also highlights the shortcomings of the north’s immigration policy, and the absence of a proper mechanism for those legitimately seeking political asylum.

On September 27, Palestinian Iraqi Osama Taha Hashim boarded a plane in Istanbul with seven family members, including his wife, children, his dead brother’s wife, and her son. The plane was headed for Ercan (Tymbou) airport in northern Cyprus. Earlier, Osama and his family had traveled from Iraq to Turkey using Iraqi travel documents. At this stage, according to the laws of Turkey and Iraq, neither Osama, nor his family, had done anything illegal. But once on the plane, the family were in the hands of human traffickers, who for a fee supplied them with forged Turkish travel documents that would, if all went according to plan, enable them to enter northern Cyprus with a three-month holiday visa.
Under instructions from the trafficker escorting them, Osama and his family were led through Turkish Cypriot immigration checks, where their documents were stamped by an allegedly “insider” immigration police official. Once in north Cyprus, the plan was for them to be smuggled to the south of the island, where they would be able to apply for political asylum – an application that would almost certainly have been granted.

But things started to go wrong when the Turkish Cypriot authorities caught wind of the human trafficking ring that had helped smuggle them. In a matter of days, Osama and his seven family members, two suspected Turkish traffickers, a Turkish Cypriot go-between, and a Turkish Cypriot immigration policeman were all in custody. The children were placed in an orphanage in north Nicosia, while Osama and his wife and sister-in-law were jailed, pending a trial for illegal entry into the north. The Turks and Turkish Cypriots were also jailed, pending their trial for membership of a human smuggling ring. Facing legal proceedings against themselves, Osama and his family had become key witnesses in a high-profile trial against the human traffickers.

Osama’s lawyer Yusuf Tekinay, working with the UNHCR representative in north Cyprus Kivanc Aktug, recently managed, under condition of bail, to secure the release of Osama’s wife and sister-in-law so that they can look after the children. However, under Turkish Cypriot law, they and Osama could face up to ten years in jail for entering the island with forged documents.

But Aktug, whose Human Relief Mission (HRM) handles the cases of “between 500 and 600” asylum seekers in the north for the UNHCR, says that under a UN directive, immigrants from Iraq and Palestine should not be punished, even if they have broken local immigration laws.

“All Palestinians and Iraqis who try to get into the country, legally or illegally, should be considered refugees and not sent back,” he says, adding that he is “putting pressure” on the north’s authorities to have Osama released.

But getting Osama released might not be so easy, even though the authorities, Aktug says, are sympathetic to his case.

“This is an exceptional case because Osama is the number one witness in the case, and the authorities are afraid he will go to the south if he is released.” Aktug is confident, however, that once the case is concluded the judge will not hand down a custodial sentence, and that the UNHCR will eventually grant the family political asylum, either in the EU, the US or Canada. In fact, Aktug says that even though laws on illegal entry and forged documents are strict in the north, the authorities are usually lenient towards those whom the UNHCR say are genuine asylum seekers.

Osama and his family will also be helped by the fact that his case has triggered a report written by young Human Rights lawyer Oncel Polili on behalf of the Turkish Cypriot Human Rights Foundation (KTIHV) aimed at applying further pressure on the Turkish Cypriot authorities. It also hopes to lead to an updating of the law that will end all imprisonment for asylum seeker captured in the north.

In the report, Polili explains how the family was persecuted in Iraq because they were Sunni Muslims living in a predominantly Shiite area, and how numerous attacks on the family resulted in the death of Osama’s brother and injuries to one of his son.
“The family fled Palestine because of war and now find themselves trying to flee Iraq because of war,” Polili says, adding that “the children have not only been traumatised by war, but have missed out on education because of the conflict”.

On Friday, the family’s lawyer Yusuf Tekinay told the Cyprus Mail that he had received reassurances from the judge presiding over the case that Osama’s wife and sister-in-law’s cases would not be taken to the high court. “This means that they are unlikely to spend more time in jail,” Tekinay said. Osama, on the other hand, remains in jail with no such reassurances, a virtual hostage to the authorities and their ongoing but sometimes erratic mission to smash the smuggling rings.

CYPRUS MAIL 21/01/08

Archbishop assumes Tassos will win

TURKISH Cypriot newspaper Kibris yesterday dedicated the majority of its front page to an interview with Archbishop Chrysostomos.

Under the headline “The Church supports Papadopoulos”, the Archbishop was quoted as saying that he planned to set up a committee for the Cyprus problem after the presidential elections – bringing together Greek and Turkish Cypriots and representatives from the EU – which would be funded by the Church.
Regarding the elections, Chrysostomos told the Turkish Cypriot paper that he couldn’t be sure who would win the elections, but he assumed the winner would be Tassos Papadopoulos, who he said followed the same political guidelines as the Church.

But he stressed that whoever wins, the Church will stand by his side and do its best to find a resolution.
The Archbishop also warned that he would resort to the European Court of Human Rights regarding churches in the north.

He referred to the good relations between Greek and Turkish Cypriots in the past, saying that this was something that could happen today too if enough goodwill is shown.

CYPRUS MAIL 21/01/08

KKTC ODTÜ'den sonra, KKTC İTÜ


KKTC'de yükseköğretim adına ilginç gelişmeler yaşanıyor. 5 KKTC üniversitesi vardı. ODTÜ KKTC 6. oldu. Şimdi ise İTÜ, KKTC'de kampus kuruyor. Hem de üç farklı bölgede.
256 bin nüfuslu KKTC ekonomisini üniversiteler ayakta tutuyor. 44 bin üniversite öğrencisi var. Hedef 60 bin. Rum kesiminde ise tek üniversite bulunuyor. Ve onlar da bu konuda atakta.
ODTÜ'den sonra, İTÜ'nün de KKTC'de üniversite kurması, bir devlet politikası. On yıl öncesinden kararlaştırılmış. Amaç, KKTC'yi üstün nitelikli akademik kurumlara sahip bir eğitim adası haline getirmek.
Peki bu mümkün mü? Evet mümkün. Çok önemli aşamalar kaydedildi. Kaydedilmeye de devam ediyor.
Cumartesi günü, İTÜ'de geniş katılımlı bir arama toplantısı vardı. KKTC'den sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, eski KKTC Başbakanı Hakkı Atun, Lefkoşa Büyükelçisi Türekul Kurttekin ile çok sayıda rektör ve bilim insanı katıldı. "Nasıl bir üniversite?" sorusuna cevap arandı.
235 yıllık bir deneyime sahip İTÜ, "KKTC Macerası" ile devlet politikasını yerine getirmenin ötesinde, kendisini aşmanın peşinde. Yenilik, farklılık, kalite, özgürlük ve gelecek arıyor. Amaçları, İstanbul'daki İTÜ'nün bir benzerini kurmak değil. 235 yıllık birikimle yeni bir dünya üniversitesi yaratmanın peşindeler. Peki başarabilirler mi? Kampusun son halini ve arama konferansındaki performanslarını gördükten sonra rahatlıkla neden olmasın diyebilirim.
İTÜ KKTC'de, şimdilik üç fakülte öngörülüyor. Gemi İnşaatı ve Denizcilik, Mühendislik ve Yaşam Bilimleri ile Sanat ve Tasarım.
Farklı bölümler önerenler de oldu. Yüksek lisans ve doktoraya ağırlık verilsin diyenler de. Hatta bazıları ısrarla meslek yüksekokulları da açılsın dedi. Ama aynı anda şiddetli tepkilere neden oldu.

Nasıl fark yaratılır?
Dünyada trend çift anadallı programlar olduğu için, KKTC İTÜ'de bu model geliştirilebilir görüşü ilgi çekti. Tıpkı enerjiye yönelik bölümlerin de açılması gerektiği gibi...
İşte bu arama toplantısında cevap aranan bazı sorular:

·  İTÜ İstanbul ile KKTC İTÜ arasında öğrenci ve öğretim üyesi hareketliliği nasıl olmalı?

·  İstanbul'la öğrenci değişimi nasıl gerçekleşecek?

·  Öğrenim ücreti ne kadar olacak?

·  10 yıl içinde 300 milyar dolara ulaşması beklenen dünya yükseköğrenim pastasından nasıl ve ne kadar pay alınabilecek?

·  Tek kampus mu olsun, çok kampus mu?

·  Eğitim modeli İTÜ'deki gibi mi olsun, yoksa Sabancı'daki gibi mi?

·  Yabancı öğrenci oranı ne kadar olmalı?

·  Sıradan teknokentler mi kurulmalı, yoksa ihtisas teknokentleri mi?

·  İTÜ KKTC ile yerel ilişkiler nasıl düzenlenmelidir?

·  İTÜ İstanbul ile KKTC İTÜ arasındaki programlar parelellik mi göstermeli, yoksa özgün programlar mı yaratılmalı?

İTÜ'yü bekleyen zorluklar
KKTC'de üniversite kurmanın ve öğrenci olmanın zorluklarını çok yakından bilen biri olarak İTÜ'lülere bol bol öneride bulundum. Ne kadarını ciddiye alırlar bilmiyorum. Ama en azından ODTÜ deneyiminden yola çıkabilirlerdi. Arama toplantısında ODTÜ'den hiç kimsenin bulunmaması ilginçti. Öğrenci de yoktu. Diğer üniversitelerden temsilciler de! Oysa rakip de olsalar onların deneyimleri çok önemli.
Umarız sonraki toplantılarda katılımcı yelpazesi çok daha geniş olur.
Özetin özeti: Türk üniversitelerinin dışa açılma zamanı geldi de geçiyor. Bu açıdan KKTC'ye yönelik girişimler önemli bir deneyim.

ABBAS GUCLU MILLIYET 22/01/08

Kayıplarla ilgili rapor martta AP'ye sunulacak

YENİ KİMLİK TESPİTLERİYLE İLGİLİ İLK ÇALIŞMA 7 OCAK'TA YAPILDI"...2008 yılında yeni analiz edilen ve kimlik tespiti yapılan kayıplara ait kalıntıların ailelerine teslim edilmek üzere çalışmalara başlandığını ifade eden Gülden Plümer Küçük, ilk çalışmanın 7 Ocak tarihinde iki laboratuarının bilimsel elemanlarının yaptığı toplantıda yapıldığını söyledi. Küçük, ocak ayı sonunda tamamlanarak, kimliği tam olarak tespit edilen kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim edilmesinin hedeflendiğini söyledi

"ŞUBATTA AP'DEN YENİ BİR GRUP GELİYOR"...Küçük, AP Raportörü Klamt'ın Ekim 2007'de adaya yaptığı ziyaretin ardından, şubat ayında parlamentodan yeni bir grubun kayıp kişilerle ilgili toplantı yapmak üzere adaya geleceğini söyledi. Komitenin üç üyesinin de toplantıya davetli olduğunu belirten Küçük, Klamt'ın da hazır bulunacağı toplantıda, AP raportörünün kayıplarla ilgili raporunu açıklayabileceğini kaydetti

Anıl IŞIK

Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları yerinde incelemek ve kayıp yakınları, sivil toplum örgütleri ve Kayıp Kişiler Komitesi'nin yetkilileriyle görüşmek için geçen yıl ekim ayında adayı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu (AP) Alman asılı Raportörü Ewa Klamt'ın, adadaki kayıp şahıslarla ilgili raporunu şubat-mart ayında parlamentoya sunması bekleniyor.

Kayıp Kişiler Komitesi'nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, KBRIS gazetesine verdiği özel demeçte, Avrupa Parlamentosu'nun Mart 2007'de Kayıp Şahıslar Komitesi'ne büyük ilgi gösterdiğini ve komite üyelerini parlamentoya davet ettiğini ifade etti.

Plümer, bu girişimin AP Kıbrıslı Rum üyesi Panayotis Dimitriu'nun öncülüğünde ve parlamentoda bulunan büyük grupların temsilcilerinin de hem fikir olmasıyla gerçekleştiğine işaret ederek, Avrupa Parlamentosu'nda ilk kez Kıbrıs'taki kayıpların, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıplar olduğunun tescil edildiğini kaydetti.

AP'deki grup liderlerinin, parlamentoda yaptıkları konuşmalarda kayıplar konusuna değindiklerini anlatan Gülden Plümer Küçük, parlamentonun Kayıp Kişiler Komitesi'nin yaptığı çalışmalara mali destek sağlayacaklarını beyan ettiklerini söyledi.

Parlamento'daki bu gelişmelerin ardından AP Siyasi Özgürlükler Komisyonundaki siyasi grup koordinatörlerinin Avrupa Halk Partisi Grubu'ndan Ewa Klamt'ın kayıplarla ilgili raportör olarak atadığını ve Kıbrıs'a geldiğini anımsatan Küçük, "Klamt, her iki tarafta da temaslarda bulunmuştur ve komitenin çalışmalarına destek vereceğini beyan etti" dedi.

Klamt'ın her iki tarafın acısını anladığını ve hem Kıbrıslı Rum hem de Kıbrıslı Türk kayıplardan bahsettiğini belirten Küçük, Klamt'ın Avrupa Parlamentosu'na kayıplarla ilgili raporunu mart ayına kadar vereceğini söylemiş olduğunu anımsattı.

Ancak Gülden Plümer Küçük, AP'den yeni bir grubun şubat ayında kayıp kişilerle ilgili toplantı yapmak üzere adaya geleceğini ve komitenin üç üyesinin de toplantıya davetli olduğunu belirterek, Ewa Klamt da hazır bulunacağını bu toplantıda, raporunu açıklayabileceğini ancak şu anda henüz raporla ilgili kesin bir bilgi bulunmadığını kaydetti.

"Komitenin 2008 bütçesinde artış var"

Komitenin 2008 bütçesiyle ilgili olarak da KIBRIS'a bilgi veren Gülden Plümer Küçük, Kayıp Kişiler Komitesi'nin tamamen bağışlar üzerine kurlu bir bütçesi olduğunu belirterek, 2007 bütçesinin 1.5 milyon Avro'luk (yaklaşık 2 milyon dolarlık) bölümünün Kıbrıslı Türklere AB tarafından sağlanan 259 milyon Avro'luk mali yardımdan sağlandığını, geriye kalan kısmının ise genetik çalışmalara büyük katkılarda bulunan ABD ve AB'nin diğer üye ülkeleri tarafından karşılandığını belirtti.

Ancak Küçük, "bu para 2007 ortalarında komitenin eline geçtiği için 2008 bütçesine sarkmıştır. Bu nedenle 2008 bütçesini yeniden toparladığımızda 1.5 milyon dolarlık açığımız var" diyerek, bunun da değişik ülkelerin bağışları ile karşılanacağı ümidini dile getirdi.

Küçük, 2008 bütçesinin geçen yılki bütçeden biraz daha fazla olduğuna işaret ederek, "2008'de yapılacak olan kazılar, yaptığımız hesaplamalara göre, daha maliyetli kazılardır. Mesela bazen yolu ve duvarları yıkmamız gerekiyor. Ayrıca, birtakım çeşitli bilimsel destekler istediğimizi fark ettik ve bunları da bütçelere ilave ettik. Bu nedenlerden dolayı bütçede biraz artış belirmiştir" diye konuştu.

"Yerasa bölgesinde uzun soluklu kazı"

Komitenin geçen yıl yaptığı çalışmalar ve 2008'de yapmayı planladığı çalışmalar hakkındaki soruya yanıt veren Gülden Plümer Küçük, iki toplumluluk ve hassas dengelere dayanan proje çerçevesinde, 2007 yılında her iki tarafta da, kuzeyde ve güneyde, kazılar yapıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:

"Şu anda Güney Kıbrıs'ta Limasol'da Yerasa (Gerasa) bölgesinde Dohni (Taşkent) kayıplarına ait bir gömü yerinin kazı çalışmaları hala daha devam etmektedir. Bu uzun soluklu bir kazı. Bölgenin zor koşullarından ve büyük bir alana yayılmasından dolayı 3 ayı aşan bir süredir orada kazılar devam etmektedir. Büyük bir grup arkeologa ihtiyaç vardır; iki üç arkeologla yapılacak bir kazı değildir. Hatta zaman zaman ek yardım bile alıyoruz veya elimizdeki diğer grupları da boş zamanlarında oraya gönderiyoruz. Bu arada kuzeyde Girne bölgesinde ve birtakım köylerde kazı çalışmaları yapılıyor."

Projenin stratejik bir planlama çerçeve içerisinde ilerlediğini ancak hiçbir zaman bu kazıların ne kadar sürede biteceğini kestirmenin söz konusu olmadığını belirten Küçük, "bir gömü yerini aştığımız zaman bunun ne zaman tamamlanacağı belli olmayabilir. Çok zor bir gömü yeri de karşımıza çıkabilir. Bir haftada bitireceğimizi düşünürken 1.5-2 haftada bitirebiliriz" diye konuştu.

"Yeni kalıntıların teslimi ile ilgili

ilk toplantı 7 Ocak'ta yapıldı"

Komitenin, 2007'de kayıp kişilerin kalıntılılarının çıkarılmasına yönelik yaptığı kazılar çerçevesinde 370 civarında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayba ait kalıntının bulunarak, antropoloji laboratuarında analiz edildiğini ve bunların 19'u Kıbrıslı Türk ve 38'i Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 57'sinin ailelere teslim edildiğini anlattı.

2008 yılında yeni analiz edilen ve kimlik tespiti yapılan kayıplara ait kalıntıların ailelerine teslim edilmek üzere çalışmalara başlandığını da ifade eden Küçük, ilk çalışmanın 7 Ocak tarihinde DNA ve Antropoloji laboratuarının bilimsel elemanlarının yaptığı toplantıda yapıldığını söyledi.

Kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim edilmeden önce her iki laboratuarın da kimlik tespitine uzlaşma ile karar vermesi gerektiğini belirten Küçük, söz konusu toplantıda bu çalışma başlatıldığını ve önümüzdeki günlerde çalışmaların tamamlanarak, kimliği tam olarak tespit edilen kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim edilmesinin hedeflendiğini söyledi.

"Dikmen'de bulunan gömü

yeri büyük ihtimalle mezarlık"

Eylül 2007'de Dikmen'de bir evin bahçesinde kuyu kazımı esnasında ulaşılan kemiklerin kayıp kişilere ait olup olmadığının belirlenmesi için başlatılan incelemelerle ilgili bir soruya karşılık Küçük, Dikmen'deki gömü yerinin ilk verilerinin bu yerin bir mezarlık olabileceğini gösterdiğini, gömü yerinde bulunan insanların başlarının beli bir yöne ve usule göre gömüldüğünü kaydetti.

Çalışmalarda ilk aşamada bu gömünün büyük bir ihtimalle mezarlık olduğu tespit edildi, ancak bilimsel veri elde edilmesi için bulunan kemiklerin laboratuara götürüldüğünü ve DNA testlerini yapılacağını ve kayıplara ait olduğunun teslim edilmesi halinde gömü yerinin kazılacağını belirtti.

Küçük, "ancak yüzde 90 bir ihtimalle bir mezarlıktır, ancak yine de tam olarak emin olmak için bir DNA analizine tabi tutulacaktır" dedi.

Taşkent, Paşaköy ve Değirmenlik

İki toplumluluk ve denge unsuruna dayanan proje çerçevesinde Dohni (Taşkent) bölgesindeki Kıbrıslı Türk kayıplarının bulunması için yürütülen kazı çalışmalarının hatırlatılması ve Kıbrıslı Rum kayıpların bulunduğu tahmin edilen Aşşa (Paşaköy) ve Kitrea'da (Değirmenlik) da kazıların başlatılmasının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Küçük şöyle konuştu:

"Denge unsuru çok önemli ve bu dengeyi korumaya çalışıyoruz. Projenin esası ve çalışanları eşit olarak Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum çalışanlardan oluşuyor. Komitenin üç üyesi vardır; Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve üçüncü üyesi ki BM tarafından atanır. Kararlarımız uzlaşma ile alınıyor. Bu çerçevede, proje tüm komite ve proje eşit şartlar üzerine oturtulmuştur. Kayıplar açısından rakamlara baktığımız zaman 1/3 olduğu görülüyor. Buna bağlı olarak da yapılan çalışmaları o şekilde planlıyoruz. Tabii ki hiçbir zaman rakamların yüzde yüz tutması söz konusu değildir, ancak 30 Kıbrıslı Türk'e karşılık 90 Kıbrıslı Rum çıkarmak için çaba harcıyoruz. Buna da saygı gösteriyoruz. Ancak bunu yaparken herhangi bir kazı yerine karşılık başka bir kazı yerini düşünmüyoruz. Biz sadece rakam olarak düşünerek çalışmalarımızı götürüyoruz. Bu rakamsal dengeye, karşılıklı saygıya, işbirliğine çok önem gösteriyoruz. Her iki taraf da önem gösteriyor, bu nedenle proje zaten yürüyor. İşbirliği, denge, hassasiyet ve insan boyutuna verilen dengeyi ön plana çıkarttığımız için... Bize kayıtlı kayıplar aynı titizlikle ve aynı önem verilerek araştırılmaktadır. Elimizden geleni yapıyoruz."

Gülden Plümer Küçük, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bir gömü yerinin ya da bir kaybın bulunmasının araştırılması tahmininizden çok daha uzun sürmektedir. Eğer bize verilen bilgi bir futbol sahası gibi bir bölge ise, bunu bulmak çok zor. Bizim bunu, nokta ya da noktalara yakın bölgelere indirgememiz lazım ki kazı başarılı olsun. Bir futbol sahası gibi bir yeri araştırdığınız zaman o gömü yerini bulma şansınız çok düşüktür. Göz şahitleriyle ilgili zaman aşımı sorunu var... Bazıları için 30-40 yıl geçti. 'Bir ağaç vardı' diyorlar, ya da 'buradan yol geçiyordu' diyorlar, ama bakıyorsunuz o bölge değişmiş; ağaç yok, yolun yeri değişmiş. Yaşlanıp, ölen göz şahitleri var. Ancak, biz yine de çok yönlü çalışmalarımızı sürdürüyoruz, hatta başarısız bile olsa kazılara devam ediyoruz. Kazıp da hiçbir şey çıkmayan yerler de var."

Kayıplarla arşivlerin açılması

Türk tarafına kayıplarla ilgili arşivleri açması yönünde sürekli olarak çağrıda bulunulduğuyla ilgili olarak Küçük, "Biz, Kıbrıs'taki kayıpların, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kayıpların, Kıbrıs adası üzerine gömülü olduğuna inanıyoruz. Yaptığımız kazılar ve çalışmalar da bunu gösteriyor. Kıbrıs'ın güneyinden ve kuzeyinden bugüne kadar 370 civarında kayıp bulduk. Bu iddialar, daha çok politik iddialardır. Kayıp Şahıslar Komitesi politize edilmeme konusuna büyük bir hassasiyet gösterdiğimiz için bu sorulara çok fazla yanıt vermek istemiyorum, çünkü bu dengeli, işbirliği ve hassasiyetle giden projeye politika karıştırırsak bu proje ilerleyemez" diye konuştu.

Varnava davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Varnava davasıyla ilgili bir soru üzerine Küçük, kayıplar konusunun uzun bir süre uluslararası alanda sadece Kıbrıslı Rum için çalışan bir konu olduğunu, bu davaların çoğunun Kayıp Şahıslar Komitesi'nin projelerinden önce açılmış davalar olduğunu ifade ederek, bu davaların komitenin projesiyle ilgili herhangi bir bağlantısı olmadığını söyledi.

Küçük, "Ancak her bireyin, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olarak, kendi hakları veya herhangi bir konuda karar verme hakları tamamen kendilerine aittir, o nedenle bu konuda biz sadece tarafsız kalabiliriz" dedi.

"Proje model olarak dünyada tek"

Komitenin çalışmalarını değerlendiren ve 2008'deki hedefleri hakkında kısa bilgi veren Küçük, komitenin çalışmalarını çok başarılı bulduğunu belirterek, emek verilmiş, iyi programlanmış projenin iki toplumluluk, denge, haysiyet, işbirliği, güven ve gizlilik (komiteye insanların verdikleri bilgilerin ve DNA'lar ve özel bilgilerle ilgili bilgilerin gizli tutulması) unsurlarına dayadığını yineledi.

Kayıplar konusunun politize edilmesine rağmen, kayıplarla ilgili projeyi genelde çok başarılı olarak nitelendiren Küçük, komitenin üyelerinin, çalışanlarının ve asistanlarının büyük bir hassasiyetle ve özveri ile projeyi yürüttüklerini kaydederek şöyle devam etti:

Proje model olarak dünyada tektir. Bu tür kayıpları olan diğer ülkeler bugüne kadar böyle bir çalışma yapmamışlardır, bu nedenle birçok ülkenin dikkatini çeken bir proje. Değişik ülkelerden bizi ziyaret edenler var. Bu proje gelecekte tarihe özel bir çalışma olarak geçecektir."

Projede yaşanan sıkıntılar

Projede karşılaşılan zorluklar olup olmadığının sorulması üzerine Küçük, "Zorluklar var; zaman aşımı, insanların bilgi vermesi. İnsanların bize daha fazla bilgi vermesini bekliyoruz. Bu proje başladıktan sonra bize ulaşan bilgilerde büyük bir artış olmuştur. Ancak, bu yeterli değildir, daha fazla insan gelip bilgi verirse daha iyi olacaktır ve emin olsunlar ki bu bilgiler gizli kalacaktır" dedi.

Mali olarak projede herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını dile getiren Küçük, "proje başarılı olduğu için destek bulan bir projedir" dedi.

Projenin başarılı olmasında her iki toplum liderinin tutumlarının büyük katkısı olduğunu belirten Küçük, "her iki liderin 2006'da bir araya gelip bu projeye destek vermeleri ve komitenin çalışmalarını politize etmeyeceklerini beyan etmeleri de projenin başarılı olmasına çok önemli bir etki yapmıştır. Bu söz her iki tarafça tutulmuştur" dedi.

Kayıp yakınlarına mesaj

Küçük, her iki tarafın kayıp ailelerinin uzun süre psikolojik destek açısından ihmal edildiğini belirterek, biz geçte olsa bu desteği vermeye çalışıyoruz. Bu projenin insan boyutu en önemli yanıdır. Biz kayıp şahısların aileleri için, onların acısını dindirebilmek için bu projeyi yaptık. Herkesin ailesinde ölüm olur, ama bu acı öyle bir acıdır ki bu defteri kapatamıyorsunuz çünkü kaybınızın mezarı yok. Bu acıyı kendinizden sonra gelen nesillere bırakıyorsunuz. Biz onlarına kayıpları kemiklerini iade ettiğimiz zaman bu acılarının kapanacağına inanıyoruz" dedi.

Küçük, ayrıca Kayıp Kişiler Komitesi'nin çalışmaları ile kayıplar konusunun daha açık ve net bir şekilde konuşulmaya başlandığını ifade ederek, "bu bir yerde toplumsal yaraların sarılmasına neden oluyor. Bu konu, her iki tarafta da daha açık ve net bir şekilde konuşuluyor. Rumlar 1963-64 kayıplarını konuşmaya başladılar, bizim tarafımızda da böyle. Bunun karşılıklı hesaplaşmada bir çeşit fayda sağladığına inanıyorum" dedi.

Küçük, projenin uzun süreli bir proje olduğuna işaret ederek, kayıp yakınlarından sabırlı olmalarını istedi. Küçük, ayrıca tüm kayıpların bulunmasının mümkün olamayacağını da ifade ederek, kayıpların yüzde 60-70 oranına ulaşılabileceğini söyledi.

502 Kıbrıslı Türk, 1468 Kıbrıslı Rum kayıp olmak üzere adada kayıtlı 1970 resmi kayıp bulunuyor.

KIBRIS 22/01/08

 

Greek PM to discuss Cyprus on rare visit to Turkey
By Dina Kyriakidou

GREEK Prime Minister Costas Karamanlis will discuss Cyprus and bilateral issues during a trip to Ankara that begins tomorrow, the first official visit to Turkey by a Greek premier since 1959.

The visit is seen as a positive step in relations between the two neighbours, but is not expected to produce a breakthrough on Cyprus or the long-standing territorial and minority disputes that have hurt Turkey's European Union accession hopes.

"The fact that he is finally going is very significant and should not be underestimated," a European diplomat told Reuters. "Although we expect no big announcements, it is a historic visit that can only do good."

Relations have improved since the two NATO allies nearly clashed in 1996 over a deserted Aegean island – war was averted through US intervention – and working groups are clinching economic agreements as part of confidence building measures.

"Inactivity is very damaging for both countries," a senior Greek government official who requested anonymity told Reuters. "We want to go ahead with the complete normalisation of relations and we expect the other side to respond."

Greece, eager to bring its neighbour closer to Europe, backs Turkey's EU accession provided it completes reforms and works to re-unite Cyprus, which is already an EU member. Turkish Cypriots voted for reunification under the Annan plan in 2004, but Greek Cypriots opposed it.

"We have not yet fully normalised our relations with Turkey. There are issues that must be discussed," Karamanlis told parliament on Friday.

His uncle, Constantine Karamanlis, was the last Greek premier to visit Turkey officially in 1959, though unofficial visits have taken place since.

In November, Karamanlis inaugurated a pipeline with his Turkish counterpart Tayyip Erdogan on the Greek-Turkish border.

During the January 23-25 visit, he will go to Ankara and to Istanbul, where he and Erdogan are expected to attend a business forum on transport links, including possible direct flights between Athens and Ankara.

"Greek economic interests in Turkey are growing fast, despite the occasional reports of dogfights over the Aegean," said Semih Idiz, commentator for the liberal daily Milliyet.
Greek banks, long invested in the Balkans, have recently turned to Turkey, where top Greek lender National Bank bought Turkish Finansbank in 2006.

The major sources of tension remain Cyprus, minority rights in both countries and disputes over the Aegean, and flare-ups often take the shape of mock dogfights between fighter aircraft.

The two sides are expected to urge the United Nations to re-engage in efforts to re-unite Cyprus.

Turkish officials said the two countries were taking measures to minimise the risk of embarrassing dogfights over the Aegean during the visit. (R)

CYPRUS MAIL 22/01/08

 

Flights arrivals on the increase in the north
By Stefanos Evripidou

ARRIVALS increased by over 15 per cent at Tymbou (Ercan) airport last year compared to the year before. A total of 892,201 passengers arrived at the illegal airport in the north in 2007, compared to 749,685 in 2006. Departures also saw an increase with 900,769 passengers using Tymbou airport to fly out of the island in 2007, compared to 768,019 the year before.

According to statistics released by the ‘civil aviation’ office in the north, 7,751 flights landed in Tymbou last year, recording an increase of 1,257 compared to the year before.

Like the rest of the island, the airport recorded its peak movement in August with 99,082 arrivals and 100,013 passengers departing. In 2006, September saw the highest number of arrivals, 85,506, while August had the highest number of passengers leaving the airport with 88,866.

The upward trend was also witnessed in the number of flights landing at the airport. August proved to be peak season again, with 715 flights landing in 2006, and 752 the following year for the month of August.

The airport is used by Turkish Cypriot Airlines, Turkish Airlines and private companies AtlasJet and Pegasus, flying to eight different destinations in Turkey including Istanbul and Ankara. Flights from the north are also offered via Turkey to Heathrow, Stansted and Manchester airports in Britain.

The International Civil Aviation Organisation does not include Tymbou airport on its registry. According to the Foreign Ministry website, the ICAO’s position is that the Republic of Cyprus does not lose its sovereign rights over territory and the airspace above it as a result of military occupation.

Tymbou airport may not be internationally recognised but the figures speak for themselves. Traffic through the airport is on the increase. This has been a cause of concern for pilots in the past due to the lack of communication between air traffic controllers in the Nicosia Flight Information Region and Turkish or Turkish Cypriot controllers at Tymbou. There remains no communication between Nicosia and Ankara on air safety, something which pilots argue puts flight safety in the region at risk.

CYPRUS MAIL 22/01/08

 

Dünyanın en iyi 500'ü arasında 5 Türk üniversitesi

      BAHAR ATAKAN Ankara

İngiltere'de ünlü yayınevleri Blackwell ve Quacquarelli Symonds (QS) ile The Times tarafından yaptırılan araştırmaya göre, Türkiye'de 5 üniversite dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına girmeye hak kazandı. Bilkent, Sabancı, İTÜ, İstanbul ve Çukurova üniversiteleri "En iyi 500'ler" listesine girdi.
      Üniversitelerin yayın sayıları, atıf yapılan yayınları ve yabancı öğrenci oranları gibi verilere bakılarak hazırlanan "en iyi 500'ler" listesinde, Türkiye'den 2'si özel 5 üniversite yer aldı. Bilkent, Sabancı, Çukurova, İTÜ ve İstanbul üniversitesi yabancı ülkelerde okumak isteyen öğrenciler ve velilerine önerilen en iyi üniversiteler arasına girdi. Farklı bilim dallarına göre farklı puanlar verilen üniversitelerden Bilkent Doğa Bilimleri'nde 308., Çukurova Yaşam Bilimleri ve Eczacılık'ta 314., İTÜ Mühendislik'te 219., İstanbul Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Eczacılık'ta 123. ve Sabancı Doğa Bilimleri'nde 447. oldu. Bu üniversitelerin diğer alanlardaki başarıları şöyle:
      - İstanbul, Tıp, Sanat ve Beşeri Bilimler'de 328., Mühendislik ve Teknoloji'de 358., Doğa Bilimleri'nde 368., Sosyal Bilimler'de ise 372. oldu.
      - İTÜ, Yaşam Bilimleri ve Biyoloji'de 338., Sosyal Bilimler'de 393. ve Doğal Bilimler'de 401. sırada yer aldı.
      - Bilkent, Sanat ve Beşeri Bilimler'de 328., Mühendislik ve Teknoloji'de 390. ve Sosyal Bilimler'de 393. sıraya yerleşti.
      - Çukurova, 3 fakültesiyle ilk 500 içinde yer aldı. Doğa Bilimleri'nde 461. ve Mühendislik ve Teknoloji alanında 463. olmayı başardı.
      - Sabancı, Mühendislik ve Teknoloji alanında 463. ve Sosyal Bilimler'de 471. olmaya hak kazandı.
     
      İlk 5

      Bütün bölümler düzeyinde bakıldığında dünyanın en iyi 5 üniversitesi sırasıyla şöyle: Harvard, Cambridge, Oxford, Massachusetts Institute of Technology ve Yale.

MILLIYET 23/01/08

 

Kıbrıs sorununda en net tavır Hristofyas'ın

HRİSTOFYAS CUMHURBAŞKANI OLURSA... Çözüme en yakın aday olarak görülen AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın cumhurbaşkanı olması ihtimalini değerlendiren Dr. İsmail Kemal "Kuzeyde ve güneyde iki sol iktidarın ne yapacağını görmek, bence çok ilginç olur. Ama Hristofyas'ın iktidara gelmesi çözüme yol açar mı bilemiyorum. Ama yeni bir deneyim olur ve bence bunun yaşanmasında fayda var" dedi. Doç Dr. Niyazi Kızılyürek ise Hristofyas'ın cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda "elbette umutların tazeleneceği aşikar. Uluslararası topluluk Hristofyas'ın kazanmasını heyecanla karşılayarak harekete geçecek" diye konuştu

PAPADOPULOS VE HRİSTOFYAS İKİNCİ TURA KALACAK... Dr. İsmail Kemal, anketlere bakıldığı zaman her üç adayın da birbirine yakın olduğunu ifade ederek "Ancak ben Papadopulos ve Hristofyas'ın büyük bir ihtimalle ikinci tura kalacaklarını düşünüyorum" dedi. Doç Dr. Niyazi Kızılyürek de, "Benim değerlendirmeme göre, çok büyük bir ihtimalle, Papadopulos ile Hristofyas ikinci turda yarışacak. Yalnız, Kasulidis'in de sürpriz yapması imkansız değildir. Bunun da altını çizmek istiyorum" şeklinde konuştu

Aral MORAL

Kıbrıs Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim görevlileri Dr. İsmail Kemal ve Doç Dr. Niyazi Kızılyürek, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorunu konusunda, diğer başkan adaylarına göre en net politika geliştiren siyasi olduğunu belirtti.

Kemal, Hristofyas'ın seçim kampanyasını, Kıbrıs'ın bölünmeye doğru gittiği ve acil olarak çözümün gerektiği söylemine oturttuğunu ifade ederek "Bu, Papadopulos ile Hristofyas'ın farklılaştığı noktadır" dedi.

Kızılyürek de, siyasi geleceğe yönelik en net mesajları verenin AKEL Genel Sekreteri olduğunu kaydederek, "Hristofyas, çok açık bir şekilde, Kıbrıs Rum toplumunun iki seçeneği olduğunu söylüyor. Biri taksim, diğeri de federasyon" diye konuştu.

Her iki akademisyen ayrıca, Tasos Papadopulos ile Dimitris Hristofyas'ın ikinci tura çıkacaklarına ancak Kasulidis'in de ikinci tura çıkma şansının çok yüksek olduğuna dikkat çekti.

Şubat ayında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinde adaylar arasında, Tasos Papadopulos, Dimitris Hristofyas ve Yoannis Kasulidis'in önce çıktığını söyleyen uzmanlar, her üç adayın da seçimdeki pozisyonlarını KIBRIS'a değerlendirdi.

Dr. İsmail Kemal ve Doç Dr. Niyazi Kızılyürek'in KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar aynen şöyle:

Kemal: İkinci tura, Papadopulos ve

Hristofyas'ın kalacağını düşünüyorum

KIBRIS: Rum basınında sürekli olarak anketler yayımlanıyor ve bunlar sürekli değişiyor. Rum toplumunda başkan adaylarına yönelik genel eğilim durumu nedir?

KEMAL: Artık seçim kampanyası son aşamasına girdi. Seçimlere 1 aylık bir süre kaldı. 3 esas aday da var gücüyle çalışıyor. Dolayısıyla anketler de çoğalmaya başladı. Eğer anketlerden bahsedeceksek, genelde bazı istisnalar hariç, genel eğilimin 3 aday arasındaki farkın çok az olduğudur. Anketlerde hata payları genelde yüzde 3 olarak gösterilir. Dolayısıyla Papadopulos, Hristofyas ve Kasulidis arasındaki farka bakıldığında sağlıklı bir tahmin yapma imkanı vermiyor. Görülen eğilim; Papadopulos ilk sırada başladı ve aşağı yukarı o pozisyonunu koruyor. Farklılaşan, Hristofyasın durumu oldu. Hristofyas ilk başlarda gerilerde başlamıştı. Ancak kampanyasını çok iyi örgütledi. Etkili bir kampanya yürütüyor ve bence en iyisini o yapıyor. Bunun sonucunda aradaki farkı kapattı. Bütün anketlere bakıldığında ikisinin arasındaki farkın çok az olduğunu görüyoruz.

KIBRIS: Bunun sebebi nedir? Hristofyas'ın iyi bir seçim kampanyası yürütmesi mi yoksa Kıbrıs sorununa yaklaşımlarının bir etkisi var mı?

KEMAL: Ben kampanyaya bağlıyorum. İyi ve örgütlü bir seçim kampanyası düzenliyor. Onun Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşleri geçmişte de biliniyordu. Yani, yüzde 5 civarında, Papadopulos'un gerisindeyken de görüşleri aynıydı. Şimdi de çok fazla değişmiş değil. Aradaki fark, Hristofyas'ın, Papadopulos'a şimdi daha da eleştirisel yaklaşmasıdır. Bunun dışında Kıbrıs sorununun çözümü ile söyledikleri pek farklı değildir. Ama arada yükseliş oldu. İki karşı adayın seçim kampanyasının zayıflıkları da var. Kasulidis ise son birkaç hafta içerisinde bunu gidermiş gibi görünüyor. Onun da kampanyası çok canlandı. İlginç olan Papadopulos'un, en azından görsel alanda çok etkili bir kampanya yürütememesi. Belki farklı bir yöntem izliyor. Ancak Tasos Papadopulos'un resmini bir yerde göremiyorsunuz. Bir taktik midir bilmiyorum ama medyaya resimleri fazla yansımıyor. Buna rağmen Papadopulos'un destek oranı aşağı yukarı istikrarlı. Oylarını artıran Dimitris Hristofyas oldu. Kasulidis'in de oylarında hafif bir artış görülüyor. Belli ki bazı çevreleri etrafına toplayabildi. Üç aday da birbirine çok yakın. Dolayısıyla kimin kazanacağını ya da ikinci tura kimin çıkacağını söylemek çok riskli. Tabii tahmin yapma gerekirse, Papadopulos'un ikinci tura çıkma şansı diğer adaylara göre daha yüksektir. Hristofyas ve Kasulidis de ikinci tura çıkabilir. Ben, Hristofyas'ın az da olsa daha şanslı olduğunu düşünüyorum ve ikinci tura Tasos Papadopulos ve Hristofyas'ın çıkacağını düşünüyorum. Ama aradaki fark çok az olduğu için kesin tahmin yapmak çok zor. Her ikisinin de çok az bir farkla ikinci tura çıkma olasılığı vardır. Papadopulos'un ikinci tura çıkmama olasılığı bence çok zayıftır.

KIBRIS: Her üç adaydan birinin seçilmesi durumunda, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik izleyeceği politika ne olacak?

KEMAL: Öncelikle seçim döneminde söylenenleri fazla dikkate almamak gerektiğine inanıyorum.

"Papadopulos seçilirse izlediği politika değişmeyecek"

KIBRIS: İç politikaya yönelik olabilir diyorsunuz?

KEMAL: Evet seçim döneminde politikacılar seçimi kazanmak için bir şeyler söyleyebilirler ve bu doğaldır. Bütün ülkelerdeki seçimlerde politikacılar bunu yapıyor. Adayların siyasi geçmişine bakarak bir değerlendirme yaparsak, Papadopulos seçilirse büyük oranda son 5 yıl içerisindeki politikasını sürdürür. Zaten kampanyalarında da bunu söylüyor. Çözümsüzlük demiyor ama "benim istediğim şekilde bir çözüm" diyor. Annan planının kesinlikle uzağında ona benzemeyen bir çözüm. Zaten kampanyasını da " Ben Annan planına hayır dedim" yaklaşımı üzerine oturtuyor ve bunun gibi bir planın gelmemesi için destek istiyor. Papadopulos'un çözüm konusunda topluma sunduğu iki somut şey vardır. Birincisi, 8 Temmuz mutabakatıdır. Bunu kendisinin başardığını söylüyor. Bu şekilde görüşme sürecini Annan planının rayından çıkarttığını ve yeni bir raya oturttuğunu söylüyor. 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesini ve bunun kendilerini çözüme götüreceğini belirtiyor. İkincisi de Türkiye'nin AB üyeliği isteğinden yararlanarak, kendi ideallerine daha yakın bir çözüm istiyor. Yani uzun vadeli bir strateji yürütmeyi planlıyor.

KIBRIS: Yani veto kartını göstererek istediğini koparmak mı istiyor?

KEMAL: Evet. Demek istediği; Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa Kıbrıs'ın onayını almadan bu olamaz, dolayısıyla istediklerimi verir ve yoluna devam eder. Bu şekilde Annan planının Kıbrıs Rum toplumuna verdiğinin çok daha ötesinde kazanımlarla bir çözüme gidileceğini söylüyor. Hristofyas, 4.5 yıl Papadopulos ile ortaklık yaptı ve bu süre içerisinde Tasos Papadopulos ile kendi tavrını fazla ayırmadı. Tabii bunun en önemli noktası Annan planı ile referandumda Papadopulos ile birlikte tavır koymasıydı. Şimdi aday olduktan sonra Tasos Papadopulos'u belirli noktalarda eleştirmeye başladı. Araya bir mesafe koydu. Devamlı olarak vurguladığı şudur; eğer çözüm olmazsa Kıbrıs bölünmeye gidiyor. Ve acil olarak bir çözüm gerekiyor. Bu Papadopulos ile Hristofyas'ın farklılaştığı noktadır. Zamanın, Kıbrıslı Rumların aleyhine işlediğini belirtiyor. Hristofyas'ın seçim kampanyası da bunun üzerine oturtuldu. Tabii kimse Dimitris Hristofyas'a, Annan planına hayır demekle, şu andaki durumun oluşmasına katkısı olup olmadığını sormuyor. Bu fazla tartışılmıyor. Hristofyas, seçildiği taktirde yapacağı girişimlerle, ki bunların ne olduğu belli değil, Türkiye'yi uzlaşmaz tavrından uzaklaştıracağını söylüyor. Yine burada muhatap büyük oranda Türkiye'dir. Türkiye'yi uzlaşmaz tavrından uzaklaştıracak girişimde bulunacağını söylüyor. Tabii bunun içeriğini açmıyor. Hristofyas'ın seçim platformu daha çok çözüm temasını işleyerek oluyor. Bütün açıklamalarında değişmeyen bir nokta var. Çözümü talep ederken, iki bölgeli iki kesimli federal, temel insan haklarını ve özgürlüklerini tesis edecek bir çözümü istediğini söylüyor. Temel insan hakları konusu çok şey içerir.

KIBRIS: Geniş bir konu mu bu?

KEMAL: Evet çok geniş bir konudur. Yani bir yandan, temel insan haklarından bahsedilmesi, iki toplumlu ve iki kesimli federal çözümün, 'sulandırılmak' istendiği gibi bir izlenim veriyor. Hristofyas'ın kafasında bu konuda ne vardır bilemiyorum. Müzakere masasına oturduğunda özgürlüklerin neresine kadar ısrar edecek, yani tüm göçmenlerin evlerine dönmesi gibi konularda ısrar edecek mi bilinmiyor. Gerçekten iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyona daha yakın olacak mı bunu bilmiyoruz.

KIBRIS: Üç adayın ve diğer siyasilerin de açıklamalarında, Türk ordusunun ve Türkiyeli göçmenlerin geri gitmesi ve Rum göçmenlerinin tamamıyla geri dönmesi gerektiği söyleniyor. Ama masaya gelen her çözüm planında, bu talepleri, söylemlerindeki gibi tamamıyla bulunmuyor. Niye böyle söylemlere gidiyorlar? Bunlar iç politikaya yönelik mi?

KEMAL: Bütün politikacıların Kıbrıs konusunda söyledikleri ulusal konseydeki ortak konsensus çevresindedir. Ulusal konsey kararları biraz önce söylediklerimizi içerir. Tabii bu halka ve dış dünyaya karşı söylenendir. Müzakere masasına gelindiği zaman dediğiniz konularda taviz vereceklerini biliyorlar. Fakat bence onlar için çok daha önemli olan konunun bir veya iki yönü değil, bütününde kendilerini tatmin edip etmeyeceğidir. Ve burada özellikle çözüm sonrasında kurulacak olan devletin niteliği çok önemlidir. Onlar federal derken büyük oranda üniter bir devlete yakın bir devlet algılıyorlar. Rumlar, ABD'deki yapıyı örnek verirler. Eyaletler vardır ama bir eyaletten diğer eyalete gidip yerleşmek için bir sınırlama yoktur. Dolayısıyla Kıbrıs'ta da böyle bir federasyona varız diyorlar. Ama Kıbrıslı Türklerin federal anlayışı bu değildir. Dolayısıyla onlar bütün olarak bakarlar. Özellikle son Annan planı ile ilgili olan tartışmalarda en çok tartışılan konulardan biri de tek merkez bankasının mı olması yoksa iki ayrı merkez bankasının olmasıydı. Onlar tek istiyordu. Yani mümkün olduğu oranda her şeyin tek olmasını istiyordular. Bu biraz daha açıldığında "tek devlet, tek vatandaşlık, tek temsiliyet" derler. Bu tekliğe vurgu yaparlar. Kıbrıslı Türkler ise mümkün olduğunca iki tarafın birbirinden bağımsız olacağı yani her iki toplumun kendi kendini yöneteceği ama dış temsiliyet konusunda ortak olacak bir federal üst yapı oluşmasını istiyor. Burada felsefe uyuşmazlığı vardır. Bu konuda Hristofyas'ın ne kadar geri adım atacağı bilinmiyor. İkincisi, bulunacak olan bir çözümde, devlet, halen şu an var olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı mı olacak yoksa yeni bir devlet mi kurulacak? Bu da çok tartışmalı bir konudur. Çözüme en yakın aday olarak görülen Hristofyas da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı konusunda ısrar edebilir diye düşünüyorum. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti vurgusunu, çok yapıyor. Tabii bu, Kıbrıs Türk tarafının pozisyonuna oldukça aykırı geliyor. Bu, Türk tarafına fazla çekici gelmiyor. Son açıklamalara bakıldığında iki kurucu tarafın oluşturacağı ortak yapıdan söz ediliyor. Olay sadece bütün göçmenlerin dönüp dönmemesi değil. Rum tarafı için toprak meselesi de çok önemlidir. Ne kadar toprak verileceği ve bunların hangi bölgeler olacağı çok önemli. Son birkaç gündür zaten Karpaz konusu çok tartışılıyor. Karpaz'ın Rum idaresi altında olması gerektiği falan tartışılıyor. Dolayısıyla bu konuda sadece yüzdelikler değil hangi bölgelerin verileceği de çok önemli. Bütün bu tablo ortaya çıktığında her kimse lider, bu Kıbrıs Rum toplumunca kabul edilebilir bir formüldür diye düşünürse, o zaman sorun çözülür. Her iki tarafı da tatmin edecek bir orta nokta bulmak şimdiye kadar mümkün olmadı. Bundan sonra olur mu bilinmez.

"Kasulidis dışişleri Bakanı iken 'şahindi'

KIBRIS: Kasulidis'in Kıbrıs konusunda tutumu ne?

KEMAL: Kendisini dışişleri bakanlığı yaptığı döneme bakarak değerlendirebiliriz. Seçim kampanyasından çok o döneme bakmalıyız. Kendisi dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde oldukça katı bir tavır içindeydi.

KIBRIS: Kıbrıslı Türklere yönelik şahin davranışlarda mıydı?

KEMAL: Daha şahin yaklaşımlar içerisindeydi. Şimdi seçim kampanyasında çözümün detayları konusuna fazla girmiyor. Söylediği, Rum tarafının daha çok girişim yaparak, inisiyatif geliştirerek kaybedilen uluslararası pozisyonu yeniden kazanmasıdır. Kampanyalarının temasında, Papadopulos döneminde müttefiklerini yitirdiklerini ve tekrar kazanmalarını söylüyor. Ancak bunun nasıl olacağına açıklık getirmiyor. Bu biraz abartılıyor. Papadopulos'a AB içerisinde sempati yoktur ama kimse de kendisine bir şey demiyor.

"Kasulidis'in Türkiye'ye yönelik çok sert açıklamaları var"

KIBRIS: Yani Kasulidis çözüm istemeyen taraf kimliğinden kurtulmak mı istiyor?

KIBRIS: Olabilir. Rum tarafının uluslararası ittifaklarının yeniden gelişmesini sağlamak istiyor. Tasos Papadopulos'un yaptığının yanlış olduğunu söylüyor. Ancak kendisinin ne yapacağını söylemiyor. Söylediklerini nasıl sağlayacağına açıklık getirmiyor. Türkiye konusundaki tavrında bir değişiklik yoktur. Türkiye'ye karşı açıklamalar sert. Kasulidis'in seçim kampanyası, Papadopulos'un uygulamalarını eleştirme üzerine oturtuldu.

KIBRIS: Papadopulos'un kampanyaları hangi ağırlıkta?

KEMAL: İlginçtir, iç yaşamla ilgili çok somut açıklamalar yapıyor. Kendisinin seçilmesi durumunda emeklilik maaşlarını artıracağını, sosyal hakları artıracağını, öğrencilere verilen burs miktarını artıracağı şeklinde daha popülist konularda açıklamalar yapıyor. Ve bunlara yönelik tarihler de vererek kendini seçtirmeye çalışıyor. Bir de söylediği şey Annan planını reddederek toplumu kurtardığıdır. Seçim kampanyaları bu iki konu üzerinde götürülüyor.

KIBRIS: Sizce hangi aday Kıbrıs Türk kesiminden daha çok kabul görür?

KEMAL: Denenmemiş adaylara bakmalı. Papadopulos 5 yıldır orada ve onun politikaları belli. Denenmemiş olan Hristofyas'dır. O'nun başkan olarak nasıl bir tavır geliştireceğini görmek ilginç olur. Ayrıca hem güneyde hem de kuzeyde sol iktidar olacak. İki sol iktidarın ne yapacağını görmek bence çok ilginç olur. Ama Hristofyas'ın iktidara gelmesi çözüme yol açar mı bilemiyorum. Ama yeni bir deneyim olur ve bence bunun yaşanmasında fayda var diyorum. Yani AKEL'in iktidarını ve neler yapıp yapamayacağını görmek lazım.

Kızılyürek: Papadopulos ve Hristofyas ikinci tura çıkar

KIBRIS: Adaylar arasında üç isim ortaya çıkıyor. Şu anda aralarındaki durum nasıl?

KIZILYÜREK: Bu üç adayın da sinirlerinin çok sağlam olması gereken bir yarış. Çünkü bir at başı yarış var ve her kamuoyu araştırması yayımlandığı zaman adaylar heyecanlanıyor. Ama sonuçta seçim gerçekten bir at yarışı gibi gidiyor. Son dönemlerde Kasulidis'in çıkışa geçmiş olması daha önceki kamuoyu yoklamalarında Papadopulos ve Hristofyas'ın ikinci turu garantiledikleri gibi göründüğü o tablo biraz bozuluyor ve aslında Kasulidis'e ikinci tur şansı doğmuş oldu. Dolayısıyla, üç aday kıran kırana bir yarış içinde ve bu yarışın son safhasına girildi. Her şey beklenebilir. Benim değerlendirmeme göre, çok büyük bir ihtimalle, Papadopulos ile Hristofyas yarışacak. Yalnız Kasulidis'in de sürpriz yapması imkansız değildir. Bunun da altını çizmek istiyorum.

KIBRIS: Peki adayların oy oranlarına bakıldığında, Kıbrıs sorununa yönelik izleyecekleri politikanın ne gibi etkisi var?

KIZILYÜREK: Bütün kamuoyu araştırmalarının gösterdiği bir şey var. Seçmenin neye göre oy verdiği sorusuna verilen yanıtlar yüzde 70 oranında Kıbrıs sorunudur.

KIBRIS: Yani Kıbrıs sorunu seçmen tarafından öncelikli olarak mı görülüyor?

KIZILYÜREK: Kıbrıs sorunu temel sorun olarak algılanıyor. Azımsanmayacak derecede ekonomik kalkınma, istihdam gibi şeyler de önemlidir. Politikanın bir boyutu var. Bunu da küçümsememek lazım. Tabii yönlendirici faktör olarak Kıbrıs sorunu görülüyor. Bu açıdan bakıldığı zaman adayların Kıbrıs sorunundaki pozisyonlarına göre oy aldıkları söylenebilir. Buna göre ise şöyle bir tablo çizilebilir. Kanımca Papadopulos'un en çok öne çıkardığı yaklaşım şu oluyor: Bana verilecek oy sizi kötü çözümlerden koruyacak oydur.

"Papadopulos federal çözüm karşıtlarından oy alıyor"

KIBRIS: Annan planı gibi mi?

KIZILYÜREK: Tabii tabii. Siyasi anlayışı, kötü çözümlerden Kıbrıs Rum toplumunu korumak oluyor. Bunun içine çok fazla şey girmiyor. Daha çok mevcut durumu muhafaza etmeye yönelik söylemlerdir. Bu da şunu gösteriyor ki, toplumun içinde ciddi oranda mevcut durumu muhafaza etmeye yönelik eğilimler vardır. Bu oran, Papadopulos'a seçimi kazandıracak kadar yüksek mi, değil mi bunu seçimin sonunda göreceğiz. Kafadan yüzde 30'luk bir oy desteği ile ikinci tura geçebiliyor ve bu oy oranı da federal çözüme çok sıcak bakmayan kesimlerin oyu. Gerçi herkes federal çözümü istediğini söylüyor ama ona; "Doğru bir içerik" gibi bir kuyruk ekliyor. Doğru içerik ne demek? Federalizmin anlamı federal olur. Doğru içerik demekle aslında federalizmle ilgili yaşanan hazımsızlığı dile getiren bir söylemdir. Ve kanımca da özellikle DİKO EDEK ve Avrupa Partisi'nin desteğiyle bu orana sahip oluyor. Bu cephenin de ezelden beri federal çözüme sıcak bakmadığı biliniyor. Dolayısıyla orada birleştirici faktör öyle bir şey.

KIBRIS: Yani çözüm karşıtları gibi mi duruyorlar?

KIZILYÜREK: Çözüm karşıtlığı denmese bile federalizmi kolay benimsemeyenlerle, gerçekten federalizme karşı çıkanların havuzundan oy alıyor Papadopulos. İkinci tura Hristofyas ile çıkarsa DİSİ tabanından da oy alacağını hesaplıyor. DİSİ'nin milliyetçi kanadını yanına çekebileceğini hesaplıyor. Eğer Kasulidis'le ikinci tura çıkarsa, AKEL'in oyları DİSİ'ye gidemeyeceğine göre bu oyların kendine geleceğini hesaplıyor. Yani bütün kurduğu senaryo ikinci tura geçmek ve DİSİ-AKEL gerilimini, o tarihi kavganın yarattığı uçurumdan yararlanarak cumhurbaşkanı olmayı hedefliyor.

"Kasulidis Kıbrıs konusunda çok esnek söylemlere sahip"

KIBRIS: Yoannis Kasulidis'in pozisyonu nasıl?

KIZILYÜREK Kasulidis, öncelikle DİSİ tarafından desteklenen bir aday. Ancak yöneldiği seçmen kitlesi DİSİ'nin dışına taşımaya dönük. Yani DİKO ve EDEK gibi partilerden de oy alacağını hesaplayan bir söylem içerisinde. Kıbrıs konusunda mümkün olduğu kadar çok oy sığdırabilecek bir geniş ve esnek şeyler söylüyor.

KIBRIS: Papadopulos, Kıbrıs konusunda açık tavrını ortaya koyuyor ve sorunun çözümünü uzun vadeye yaymak istiyor. Hristofyas da bir şekilde tavrını net bir şekilde söylüyor ve adanın taksime gittiğini, acil bir sorunun bulunması gerektiğini belirtiyor. Kasulidis'e bakıldığında Papadopulos ve Hristofyas'ın karışımı bir politika mı izliyor?

KIZILYÜREK Kasulidis'le ilgili kısmı biraz daha açmamda fayda var. Dediğim gibi, farklı kesimlerden oy alabileceğini hesapladığı için sağdan ve hayırcı çevrelerden de oy alabileceğini hesaplıyor ve çok kaygan bir söylem geliştiriyor. Buna göre Kıbrıs sorunuyla ilgili çözümün temel dayanakları bir yandan 60 Cumhuriyeti ve anayasası bir yandan 1977-1979 Doruk Anlaşmaları diğer yandan da Güvenlik Konseyi'nin kararları ve artı AB ilkeleri gibi bir şey. Ama öncelikle Rum toplumu içinde bir ulusal uzlaşma sağlayacağını söylüyor. Yani evvela bir milli çözüm taslağı elde etmek istiyor. Bu da Rum toplumunun bir çoğunun onay vereceği bir taslak olacağını söylüyor ve o çerçevede masaysa oturacağını söylüyor.

KIBRIS: Peki Rum toplumunun büyük bir kısmının destek vereceği taslağın içeriği nasıl olacak?

KIZILYÜREK: Rum toplumunun bütününü kucaklayacak bir çözüm planı bulmak, Kıbrıslı Türklerle bir çözüm planı bulmaktan daha zordur gibi geliyor bana. Dolayısıyla bu da çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Bunlar tabii taktiksel açılımlar olarak da düşünülmeli. Böyle bir söylem üstünden oy toplamaya çalışıyor Kasulidis.

"Geleceğe yönelik en net mesajları Hristofyas veriyor"

KIBRIS: Hristofyas'ın kampanyasından bahseder misiniz?

KIZILYÜREK: Siyasi geleceğe yönelik en net mesajlar veren lider konumunda. Çok açıkça, Kıbrıs Rum toplumunun iki seçeneği olduğunu söylüyor. Biri taksim diğeri de federasyon. Ya taksim ya federasyon söylemi üzerinden kampanyasını yürütüyor. Bunu iki türlü söylem üzerinden yapıyor; bir, adanın kalıcı bölünmenin eşiğine geldiği ve bu kalıcı bölünmüşlüğün aslında uzun vadeli olarak Kıbrıs Rum ve Türk toplumunun aleyhine bir gelişme olacağıdır. Hatta felaketimsi bir gelişme olacağını söylüyor. Papadopulos'un mevcut durumun muhafazasına yönelik izlediği tutumun tam tersi bir tutum geliştiriyor. Diğer taraftan Kıbrıs'ı, Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin birlikte yöneteceği fikrini de ortaya atıyor. Bunu hazmetmek zorunda olduklarını ve bunun adanın gerçeği olduğunu söylüyor. Bunu şahsen vurguladığını gördüm. Bence Hristofyas biraz da risk alarak doğrudan mesajlar vererek bir kampanya yürütüyor.

KIBRIS: Kalıcı bölünmenin eşiğine gelinmesinde kendisinin de katkısı oldu mu sizce? Yani Papadopulos ile Annan planına hayır demekle katkısı oldu mu?

KIZILYÜREK: Bunu bana bir tarihçi ve siyaset bilimci olarak sorarsanız, hiç kuşkusuz yanıtım evettir. Ancak, içinden geçilen bu kritik dönemde bir yurttaş olarak, adanın geleceğine yönelik kaygısı olan birisi olarak, şu anda geçmişi tamir etmekten çok geleceği kurtarmak kaygısı öne çıkıyor. Bu Kıbrıs Rum aydınları arasında fevkalade çok yapılan bir tartışmadır. Her ne kadar AKEL "kabahat bende" dememişse de, fiilen uyguladığı siyasetle praktis yapıyor.

"AKEL'in kendi adayını çıkartıp desteklemesi çok önemli"

KIBRIS: AKEL tarihinde ilk defa başkan adayı çıkartıyor. Bu nasıl karşılandı sol kesimler arasında?

KIZILYÜREK: Bu önemli bir şey. Kıbrıs sorununun dışında genel olarak Kıbrıslı Rum toplumunun demokratikleşmesi açısından da bu seçimin büyük bir önemi vardır. Uzun yıllar en büyük parti olan ve yarışa kendi adayıyla girmeyen Makarios'u ve Makariosçu sağ güçleri iktidara taşıyan bir parti, bu noktadan sonra bunlardan vazgeçiyor ve kendi adayıyla seçime giriyor. Bunun büyük bir önemi var. Bu güne kadar ret cephesi olarak bilinen DİKO EDEK koalisyonu AKEL'in aday çıkarmaması nedeniyle hep iktidara gelmeyi başarmıştır. Aslında çoğunluk sahibi olmadan Kiprianu ve Papadopulos'u, AKEL'in desteği ile cumhurbaşkanlığı yaptılar. Bu çok önemli bir yol ayırımı ve AKEL burada kendi adayını destekliyor. İkincisi, Rumların demokratikleşmesi açısından çok önemli oldu. En büyük partinin tarihten gelen bir kaygıyla, yani işte EOKA dönemi, anti komünist milliyetçi eğilimi, totaliter, otoriter, milliyetçilerin solcuları Rum bile saymaması, bütün bunlar AKEL'de politika yapma gibi bir komplekse de yol açmıştı. Şimdi bundan da sıyrıldı AKEL ve dolayısıyla toplumdaki gerçek siyasi güçleri özgürleştirmiş oldular.

KIBRIS: Bir yerde kendi benliğini buldu diyebilir miyiz?

KIZILYÜREK: Evet, kendi benliğini de buldu. Ayrıca diğer sol, liberal, anti milliyetçi kesimleri de özgürleştirici bir şey oldu. Dolayısıyla, Hristofyas'ın adaylığı, toplumda çok geniş bir ilgi ve heyecanla karşılandı diyebilirim. Hatta, Papadopulos'un, Kıbrıs sorununa yönelik politikalarından dolayı son derece umutsuz olan ve bir köşeye çekilmiş olan insanların da, yavaş yavaş evlerinden çıktıklarını, tekrar siyasi angajman içerisinde girdiklerini görüyoruz. Bu da, bir anlamda, Hristofyas'ın adaylığının ne kadar özgürleştirici ve siyasi güçleri harekete geçirici olduğunu gösteriyor

"Talat ve Hristofyas müzakere ederse omuzlarına tarihi yük binecek"

KIBRIS: Şu anda Kuzey Kıbrıs'ta sol görüşlü bir yönetim var. Güney Kıbrıs'ta da Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı olması durumunda Kıbrıs'ı nasıl bir gelecek bekliyor?

KIZILYÜREK: Öncelikle şunu söyleyeyim. Uzun yıllar süren Kıbrıs sorununda artık klasikleşmiş bir laf vardır. Onu tekrar edelim. Taraflardan biri çözüme hazır olduğu zaman öteki taraf hazır olmuyor. Hep böyle bir zamanlama sorunu oldu. Hristofyas'ın cumhurbaşkanı olması durumunda elbette umutların tazeleneceği aşikar. Uluslararası topluluk Hristofyas'ın kazanmasını heyecanla karşılayacak. Kıbrıs Rum toplumunda "hayırcı" cephenin dağıldığı anlamında yorumlanacak ve uluslararası aktörlerin harekete geçmesi için teşvik edici bir gelişme olarak algılanacak. Bu aşikar. BM'nin, AB'nin ve ABD'nin sorunun çözümü için sahaya ineceklerini tahmin etmek zor değil. Talat-Hristofyas görüşmeleri Kıbrıs sorununda yepyeni bir aşama olarak yorumlanacak. Ama bu kendi içinde de bir risk taşıyor. Eğer bu iki liderin görüşme sürecinin sonunda bir uzlaşmaya varmamaları aslında adada bütün umutların yitileceği anlamına gelir. Burada Talat ve Hristofyas çok tarihi bir yük üslenmiş olacaklar. Yapılacak görüşmelerden mutlaka olumlu bir sonuç alarak ayrılmaları gerekiyor. Çünkü onların anlaşmamaları demek, Kıbrıs sorununda anlaşmanın artık imkansız olduğu gibi bir şeyin altını çizip üstüne damga atmak demek olacaktır.

KIBRIS: Böyle bir durumda da kalıcı bölünmeye doğru gidilir mi?

KIZILYÜREK: O zaman tabii ki kalıcı bölünme üstünden senaryoların gelişeceği aşikardır. Çünkü Kıbrıs sorunu bu haliyle çok uzun yıllar devam edemez. Önemli olan AB içinde rahatsız bir faktör olmaya başlamasıdır. Bir anlamda Türk-AB ilişkilerini sabote edici, NATO-AB arasındaki savunma işbirliğini sabote eden bir sorun. Dolayısıyla federal bir anlaşma çerçevesinde anlaşma söz konusu olmazsa, ayrılık üstünden senaryoların devreye gireceğini önceden kestirmek peygamberlik sayılmasa gerek. İşte tam bu noktada Talat ve Hristofyas'ın üzerindeki tarihi yükün altını çizmek gerekiyor. Ben de şahsen, adanın kalıcı olarak ayrılmasının iki toplumun çıkarına olduğunu düşünmüyorum.

KIBRIS 23/01/08

 

 

6 Türk ve 8 Rum kaybın kemikleri daha ailelerine teslim ediliyor

TAK muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden P. Küçük'ten aldığı bilgiye göre, kimlik tespiti tamamlanan 14 kayıpla ilgili olarak ailelere bilgi verilmeye başlandı. Talep eden ailelerin defin işleminden önce Ara Bölge'deki merkezde kayıplarını görme imkânı bulunduğunu anlatan Küçük, defin işlemlerinin münferit yapılacağını ve tamamen ailelerin inisiyatifinde olduğunu anlattı. Bu nedenle ortak bir defin tarihi olmadığını söyleyen Küçük, kayıplarıyla birlikte ailelere DNA ve patoloji raporunun, ayrıca defin masrafları için 2 bin 400 dolar verildiğini anımsattı.

Kimlik tespiti tamamlanan 6'sı Türk, 8'si Rum 14 kaybın daha ailelere verilmesiyle birlikte bugüne kadar ailelerine teslim edilen kayıp sayısı 71'e ulaşmış olacak.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 14 kaybın tesliminin ardından kısa bir süre sonra yeni bir grubu daha ailelere teslim etmeyi planlıyor.

Kazılar Güney'de de sürdürülüyor

Bu arada Kuzey ve Güney'de planlı mezar kazıları da sürüyor.

Kuzey'de Girne ve Haspolat bölgelerinde iki ayrı kazı yapılırken, Güney Kıbrıs'ta kazılar yaklaşık 3 aydan beri Yerasa bölgesinde devam ediyor. Taşkent şehitlerinin arandığı bu bölgedeki kazıların, bölgenin özelliği nedeniyle zaman aldığı belirtiliyor. Yerasa bölgesindeki kazılarda aranan 42 Taşkent şehidinden yaklaşık 30'unun bulunduğu, geri kalanların da bulunması için kazıların aralıksız devam ettiği belirtiliyor.

Geçtiğimiz günlerde Karpaz'da bulunan 2 kayıpla birlikte Türk ve Rum toplam 370 kayba ait kalıntılara ulaşılırken, kimlik tespitinin ardından tümü ailelere teslim edilecek.

Kayıplara ait kalıntıların bulunmasının ardından antropoloji ve DNA laboratuarlarında uzun zaman alan teknik işlemlerle kimlik tespiti yapılıyor.

BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.

Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere Kıbrıs'ta kayıtlı 1970 resmi kayıp bulunuyor.

KIBRIS 23/01/08

 

Bothorel: Amaç Kıbrıslı Türklerin AB ülkeleriyle doğrudan temasını sağlamak

AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi tarafından düzenlenen "Doğrudan Temaslar ve Gençlik Programı" hakkında, bu akşam Saray Otel'de bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi Sorumlusu Andrew Rasbash'ın da izlediği seminerde, AB Destek Ofisi Sorumlusu Alain Bothorel bir açış konuşması yaptı.

Bothorel, seminerin, Kıbrıslı Türklere 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardımı çerçevesinde gerçekleştirilecek "Doğrudan Temaslar ve Gençlik Değişimleri Programı" hakkında bilgilendirme amacıyla düzenlendiğini söyledi.

Söz konusu programa 1.5 milyon Euro ayrıldığını anlatan Bothorel, Kıbrıslı Türklerin, dışarıdaki muadilleriyle ya hiç ya da çok sınırlı teması olduğunu belirtti. Bothorel, Kıbrıslı Türklerin doğrudan ilişkiler konusunda diğer AB vatandaşlarına oranla çok daha kötü durumda olduklarını belirterek, sosyal, sportif ve kültürel ilişkiler başlatmanın zorluklarının yaşandığını kaydetti.

AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türkler için doğrudan temasların sağlanması amacıyla bu programı öngördüğünü kaydeden Bothorel, programın daha çok gençlere ve sivil toplum örgütlerine yönelik olduğunu ifade etti.

Programa uyan tekliflere açık olduklarını, bunun sportif etkinlikler için bir başlangıç olabileceğini, kadınlara yönelik öneriler getirilebileceğini veya medyaya yönelik değişimler olabileceğini söyleyen Bothorel, programın amacının "turistik gezi" değil sosyal ve kültürel alanda iletişim kurma olduğunu vurguladı. Bothorel, "Kıbrıslı Türklere AB değerlerini anlamaları için yardım etmek istiyoruz" dedi.

Bothorel'in konuşmasının ardından programa başvuru prosedürleriyle ilgili olarak program yetkililerinden Lise Pate tarafından bilgi aktarıldı. Seminerin sonunda katılımcıların soruları yanıtlandı.

İsteyenler, programın tanıtımı için oluşturulan www.dogrudantemaslar.eu web adresinden ayrıntılı bilgi alabilecek. Programa 2008 yılı için son başvuru tarihi 10 Nisan... Aynı programın 2009 yılında da tekrar edilmesi öngörülüyor.

KIBRIS 23/01/08

 

 

Karamanlis: Duvarı yıkma zamanı geldi

Yunanistan lideri Karamanlis, Bilkent Üniversitesi öğrencilerine yaptığı konuşmada “Lefkoşa’daki duvarı yıkma zamanı geldi” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 07:33 ET 24 Ocak 2008 Perşembe

 

ANKARA - Yunanistan Başbakanı Kostos Karamanlis, Bilkent Üniversitesi’nde verdiği konferansta Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği desteğin arkasında gizli bir niyet aranmaması gerektiğini söyledi.

“Yunanistan ve Türkiye; Geleceğe Bakmak” konulu konferansta konuşan Kostas Karamanlis, “Yunanistan stratejik bir kararla Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifine destek vermeye karar verdi. Bu çabuk ve kolay alınmış bir karar değildi ama AB kriterleri çerçevesinde alınmış bir karardı” dedi. Karamanlis, iki ülke arasında hala bazı sorunlar olduğunu ancak bu sorunların ortak kararlılıkla çözümlenebileceğini belirtti. Karamanlis, “Avrupa Birliği sınırları içindeki son engel olan, Lefkoşa’daki duvarı yıkma zamanı geldi” dedi.

AB İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR KARAR
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Avrupa kıtasının Türkiye’nin AB’ye üyeliğinden büyük çıkarı bulunduğunu söyledi. Karamanlis, Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin geleceği açısından çok önemli bir karar olduğunu kaydetti.

Dünyanın geleceğinde önemli gelişmelerin olduğuna dikkati çeken Karamanlis, karşılarında yeni fırsatlar ve zorlukların da bulunduğuna işaret etti.

Karamanlis, ülkelerin teknolojik ve ekonomik gelişmeler açısından daha fazla birbirlerine bağımlı hale geldiklerini, ekonomilerinin daha zenginleştiğini, ancak bu zenginliği yakalamak için daha fazla da sosyal sorunla karşılaştıklarını söyledi.

Bu zorluklar içinde insan haklarının önemli bir unsur olduğunu ve göz ardı edilen insan haklarının toplumlar için büyük sorun teşkil ettiğini belirten Karamanlis, ülkelerin içinde bulunduğu ortak sorunlara değinerek, bu sorunların karşılıklı güven çerçevesinde çözülebileceğini söyledi.

Karamanlis, bu bağlamda, tarihteki çok büyük bir başarı olarak nitelediği AB’nin büyük önem teşkil ettiğini kaydetti.

Avrupa vizyonunun, ülkelerin ortak çıkarlara bağlılığını güçlü biçimde ortaya koyduğunu ifade eden Karamanlis, Fransa ve Almanya’yı örnek vererek, tarihte büyük düşmanlıklar yaşamış bu iki ülkenin AB projesi içinde çok önemli bir barış örneği sunduğunu ve modern dünyada birçok sorunun çözümünü sağlayan, çevrelerindeki sorunları da çözebilen bir hal aldıklarına dikkati çekti.

Karamanlis, ekonomik açıdan bakıldığında da Avrupa’da yaklaşık yarım milyar insanın bir araya gelmesinin çok büyük bir pazar oluşturduğunu ve piyasalar içinde karşılıklı kolaylıkların sağlanmasının her açıdan ekonomik bağlılığı ve ekonomik güveni güçlendirdiğini belirtti. Yunanistan başbakanı, önemli bir adımın da enerji güvenliği açısından sağlandığını kaydetti.

Avrupa’daki barış ve refahın AB’nin temel ilkelerinin uygulanması ile sağlandığına işaret eden Karamanlis, AB’nin sınırlarının genişleyerek bu ilkelere bağlılığın artmasının, Avrupa’daki refahın, kolaylıkların ve güvenliğin de yükselmesini sağlayacağını söyledi.

Karamanlis, Türkiye’nin AB üyeliğini bu şekilde gördüğünü ve bunun AB için önemli bir karar olduğunu belirtti ve “Tabii kolay bir karar değil bu, ancak bu aşamada gerekli olan kriterler gerçekleştirildiğinde AB’nin geleceği açısından çok önemli bir karar olduğunu düşünüyorum” dedi.

AB’nin değerler birlikteliği olduğunu vurgulayan Karamanlis, AB ailesinin, demokratik ilkeler çerçevesinde birlikteliğini oluşturduğunu ve temel prensiplerin uygun şekilde kabullenilip üzerinde titizlikle durulmasıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Karamanlis, hukukun üstünlüğü, azınlık hakları ve insan haklarının çok önemli değerler olduğunu belirterek, ülkelerin sınırlarına saygı duyulması ve uluslararası hukuka bağlılığın önemine işaret ederek, AB’nin temelini de bu ilkeler çerçevesinde gördüklerini kaydetti.

AB’nin başarılarının temelinde tüm üye ve aday ülkelerin bu temel değerlere bağlılığı ve bu değerler üzerinde çalışmasının yer aldığını ifade eden Karamanlis, Türkiye’nin AB’nin değer ve prensiplerini tam olarak uygulama kararlılığının AB yolunda Türkiye’yi güçlendirdiğini söyledi.

Karamanlis, AB-Türkiye ilişkilerinden her iki tarafın da fayda sağlayacağını ifade ederek, “Avrupa kıtasının Türkiye’nin üyeliğinden büyük çıkarı bulunmaktadır. Karşımızdaki birçok zorluk ve sıkıntı bize birlikte hareket etmemiz gerektiğini göstermiştir. Bu kıta içinde güçlü ya da güçsüz, küçük ya da büyük tüm ülkeler kurumsal, ekonomik ve demokratik olarak AB müktesebatını kabullenmeli ve uygulamalıdır” diye konuştu.

AB müktesebatının, üyeliklerinin başlangıcından beri kılavuzları olduğuna işaret eden Karamanlis, ülkelerin, barış ve yapıcı işbirliği içinde AB entegrasyonunu hayata geçirdiğini kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Karamanlis, AB yolunun zorlu, ancak dünyanın ihtiyacı olan ve dünyanın geleceğini aydınlatacak bir yol olduğunu sözlerine ekledi.

DÜŞMANLIKLAR BİR KENARA BIRAKILMALI
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Türkiye ile Yunanistan arasında geçmişteki düşmanlıkların bir kenara bırakılması gerektiğini belirtti ve Kıbrıs sorununa kapsamlı ve uzun soluklu bir çözüm bulunması için zamanın geldiğini söyledi.

Karamanlis, konuşmasında iki ülke arasında giderek gelişen ilişkilerden övgüyle bahsederek, geçmişin düşmanlıklarının bir kenara bırakılması ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiği mesajları verdi.

Türkiye ile Yunanistan’ın geçen 10 yılda ekonomik ilişkiler açısından büyük gelişme kaydettiğine işaret eden Karamanlis, ticaret hacminin karşılıklı olarak geliştiğini ve son 10 yılda ikili ticaret hacminin 4 misli arttığını görmenin kendilerini çok memnun ettiğini ifade etti. Karamanlis, enerji, bankacılık, temel altyapı hizmetleri gibi alanlarda Türk ve Yunan iş adamları arasında kapsamlı bir işbirliği bulunduğunu hatırlattı.

İki ülke arasındaki enerji işbirliğine çok büyük önem verdiklerini kaydeden Karamanlis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin enerji alanında yaptıkları önemli anlaşmalarla iki ülke arasında önemli bir enerji koridoru oluşturulmasına katkıda bulunduklarını anımsattı. Konuk başbakan, Türkiye ile Yunanistan’ın AB içinde enerji alanında çok önemli birer noktada bulunduğuna dikkati çekerek, Avrupa’nın enerji güvenliği ve tedariki açısından iki ülkenin önemli konuma geldiklerini kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Karamanlis, iki ülke ilişkilerinde çeşitli sorunlar bulunduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

“Ancak gerek Türkiye gerekse Yunanistan geleceğe güçlü bir şekilde ittifak içinde bakmak konusunda kararlılar. Yunanistan ve Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde, iki ülke arasında modern dünyadaki ilişkileri temel alarak, uluslararası işbirliği dahilinde geleceğe bakıyor.”

KIBRIS SORUNU
Karamanlis, iki ülkenin barışçıl şekilde AB çerçevesinde birlikte yürüme kararlılığını da gösterdiğini söyleyerek, bu açıdan Avrupalılığın önemli bir unsur olduğunu bildirdi. “Avrupa içinde önemli bir sorun olan Kıbrıs sorununun çözümü için zamanın geldiğini düşünüyorum” diyen Karamanlis, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve uzun soluklu çözüm bulunması gerektiğini ifade etti.

Avrupa içinde önemli bir sorun olan Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği görüşünü yineleyen Karamanlis, Kıbrıs adasındaki bütün insanların AB ile entegrasyondan yararlanması gerektiğini, Kıbrıs’ın da AB entegrasyonundaki yerini alması gerektiğini belirtti.

PARLAK BİR GELECEK HEDEFLENMELİ
Konuk Başbakan, tarihin herkesin bildiği bir unsur olduğunu, tarihe her zaman bakmak gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:

“Ancak ele almamız gereken asıl unsur gelecek ve gelecekte kitaplara neler yazılacağıdır. Bu nedenle parlak bir gelecek için neler yapabiliriz, zorlukları nasıl ele alabiliriz, bunları birlikte konuşmalıyız.”

İki ülkenin karşısına çıkan zorlukların barışçıl yollarla çözümlenmemesi durumunda ileride daha büyük zorluklarla karşılaşılacağının açık olduğunu belirten Karamanlis, geleceğe açık fikirlilikle bakılması ve parlak bir gelecek hedeflenmesi gerektiğini ifade etti.

Karamanlis, Türkiye’nin önemli bir coğrafyada bulunduğunu hatırlatarak, bu nedenle karşılaştığı zorluklar ve fırsatların çok kapsamlı olduğunu, Yunanistan’ın da aynı konumda bulunduğunu anlattı. İki ülke arasında işbirliği ve birliktelik sağlanırsa iki ülkenin kazançlarının da çok büyük olacağını söyleyen Karamanlis, bu nedenle birçok alanda uyum içinde çalışılması gerektiğini bildirdi.

Söz konusu işbirliği içinde kültürel diyaloğun çok önemli ve zorluklar içeren bir alan olduğuna işaret eden Karamanlis, kültürler arası anlayışın tam anlamıyla sağlanması, gelecekle ilgili tercihlerin bu bakış açısıyla yapılması ve geleceğe birlikte bakılması gerektiğini kaydetti.

Karamanlis, “Geçmişin düşmanlıklarını bir kenara bırakmalıyız. Sizi temin ederim ki gelecek hepimizi beklemekte ve adımlarımızı bu şekilde atmalıyız” diye konuştu.

Türklerin ve Yunanlıların birbirlerini çok iyi tanıyan iki halk olduğunu söyleyen Karamanlis, “Dünyanın bu önemli coğrafyasında, birlikte uzun yıllar yaşadık. Tarih bize her zaman güzel yüzünü göstermedi. Ancak tarih bize gelecekle ilgili tercihlerimizi nasıl yapmamız gerektiği konusunda önemli dersler vermekte” dedi.

“Barışı elde etmek için güçleri birleştirmek gerektiğine” ilişkin kendilerinde bir söz bulunduğunu belirten Kostas Karamanlis, kapsamlı bir barış sağlanması için güçlerin birleştirilmesi gerektiğini kaydetti.

 

 

Greek PM presses Turkey on seminary and Cyprus

ANKARA must improve its relations with the Cyprus government if it has plans to realise its EU aspirations, Greek Prime Minister Costas Karamanlis said yesterday.

He was speaking to journalists immediately after an historic meeting with Turkish PM Tayyip Erdogan.

This is the first time in 48 years that a Greek PM has been on an official visit to Turkey.

At the joint news conference Karamanlis and Erdogan both reaffirmed their support for a peace settlement, Reuters reported. The Cyprus problem is viewed as the major obstacle to Turkey’s EU accession.

“It is obvious that Turkey needs to improve its relations with Cyprus for its EU bid,” Karamanlis, who spoke through a Turkish interpreter, said.

Referring to the 2004 Annan plan which was overwhelmingly rejected by the Greek Cypriot community in a referendum, Erdogan called for a redoubling of diplomatic efforts to reunite the island after next month’s presidential elections.

At the time the Turkish Cypriot side voted in favour of the plan. More recent reports have suggested that the north’s community would vote differently today.

Erdogan said: “The process after the [Greek Cypriot] elections is very important. We expect an effort from Mr Karamanlis to restart the negotiations.”

Commenting on the meeting earlier in the day, President Tassos Papadopoulos had said Karamanlis would “outline the well-known positions shared by Greece and Cyprus” and that any effort that improved Greco-Turkish relations would surely benefit the Cyprus problem.

“Our position is simple and clear. Every effort, every initiative, which improves the relations between Greece and Turkey, has a beneficial effect on the Cyprus problem,” he said.

According to the Cyprus News Agnecy (CNA) the official talks took place in the presence of the countries’ respective Foreign Ministers, Dora Bakoyiannis and Ali Babacan, respectively.

Both Karamanlis and Erdogan pledged to continue building closer trade, energy and tourism ties between Turkey and Greece, NATO allies but also ancient rivals which came to the brink of war over an uninhabited Aegean island in 1996, Reuters said.

Today Karamanlis will meet with Turkish President Abdullah Gul and opposition leader, President of the Republican Peoples Party Deniz Baykal. He will then travel to Istanbul where he will meet with Ecumenical Patriarch Bartholomew, CNA reported.
Cyprus Mail 24/01/08

Theodorakis backing for AKEL forces Tassos camp to change its tune
By Andreas Avgousti

BLUSHES all round for the Tassos Papadopoulos camp, thanks to Greek singer and composer Mikis Theodorakis’ public declaration in favour of AKEL candidate Demetris Christofias.

Theodorakis and his orchestra were booked to headline the February 8 music extravaganza organised by the Papadopoulos camp.

However, following Theodorakis’ public announcement of his support for the Christofias candidacy, the Papadopoulos camp had to change their tune.

The large, free for-the-about-to-vote-masses concert will go ahead as planned, but Stavros Xarhakos has replaced Theodorakis as headliner.

Born in 1939, composer Xarhakos is a veteran of the Greek music scene.

Currently, he is serving as an MEP for New Democracy and is a member of the European People's Party (Christian Democrats) and European Democrats.

Ergo, he seems like a much safer bet for the Papadopoulos campaign.

Interestingly, 82-year old Theodorakis had flirted with the right, becoming a member of parliament for the New Democracy party in 1990.

However, he has confessed to having regretted this move but asserts that it was needed so that Greece could come out of the political crisis that had been created as a result of the numerous Socialist party (PASOK) scandals.

He later swung back to the left, which he today identifies with.

Whether Theodorakis had thought that he could come out in favour of another candidate, while headlining a concert for another, is not clear.

As it happens, such antics are not tolerated on the Cypriot election scene.

CYPRUS MAIL 24/01/08

Turks release Greek Cypriot who strayed into buffer zone

THE 43-YEAR-old Greek Cypriot who was arrested in the occupied areas for dumping garbage in the buffer zone was yesterday released on bail, police said.

Vassos Vassiliou, who was arrested by authorities in the north in the Potamia area on Tuesday, was released after paying a Turkish Cypriot ‘court’ €500. He was told to re-appear on January 29.

Police said Vassiliou’s car had also been held by the authorities in the north.
The 43-year-old said he had not been mistreated in any way.

Fire at clover farm

A FIRE that broke out in the early hours of yesterday at a clover farm at Polemidia in Limassol destroyed 140 tones of clover, causing damage of €36,000.

At approximately 2.20am, gunfire was heard near the farm of 57-year-old Pambos Nikolaou and the fire was then noticed. The fire brigade was called in to put it out, but considerable damage had already been incurred to the farm, which was not insured for fire.

Following investigation, police determined that the fire had been caused deliberately. Police are investigating the causes for the arson.

Car broken into

A 50-YEAR-old woman from Limassol reported to police that in the early hours of yesterday her husband’s car was broken into and two bags stolen from inside it. The bags contained credit cards, personal documents and two mobile phones worth approximately €1,455. Police are investigating the case.

CYPRUS MAIL 24/01/08

Annan planının uygulanmamasından üzüntü duyuyoruz

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu'nun seçimlere destek yemeğinde konuşan Joan Ryan, konuşmasında Kıbrıs sorununa da değinerek, Annan planının uygulanmamasından üzüntü duyduklarını, Kıbrıs'ta barışın sağlanmasını istediklerini ifade etti.

İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu, mayıs ayında yapılacak Londra Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri için belediye başkanı Ken Livingstone ve belediye meclis üyesi Joanne Mccartney için Türk, Kürt ve Kıbrıslı Türklerden destek istedi.

İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love'nin ofisinde düzenlenen yemeğe, İşçi Partisi Enfileld Milletvekili ve İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Londra Büyükşehir Belediye Meclis üyesi Joanne Mccartney, Edmonton Milletvekili Andy Love, Edmonton İşçi Partisi İlçe Başkanı Bevon Betton, Enfield Belediye Meclis Üyesi ve milletvekili adayı Ayfer Orhan ile işçi partili belediye meclis üyeleri ve çok sayıda konuk katıldı.

Gecenin açılış konuşmasını yapan İşçi Partisi Birleşik Güçler Grubu Başkanı Yusuf Çiçek, amaçlarının İşçi Partisi'ne yakınlık duyan Türk, Kürt, Afrikalı ile Asyalı etnik azınlıkları biraraya getirmek ve ülke politikasında aktif rol oynamalarını sağlamak olduğunu söyledi. Yusuf Çiçek sözlerini şu şekilde sürdürdü;

"Grubumuz 10 yıldır, Britanya'da yaşayan tüm etnik grupların ülke politikasında aktif rol oynamalarını sağlayacak zemini hazırlamak için çalışıyor. İşçi Partisi'nin politikalarını bu çalışmalarımızla tanıtıyoruz ve öncelikle başta kendi toplumumuz başta olmak üzere partiye üye kazandırmaya çalışıyoruz. Bu anlamda bizi destekleyen herkese teşekkür ederiz."

İngiltere'de İşçi Partisi Enfield Milletvekili ve İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan yemekte yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB üyelik süreci ve Kıbrıs sorunu üzerinde de durdu.

Ryan, Türkiye'yi AB'de görmek istediklerini belirterek "Türkiye'yi batıda istiyoruz. Kıbrıs'ta barışın sağlanmasından ve iki toplumun birleştirilmesinden yanayız. Bu anlamdaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz' dedi.

İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu'nun seçimlere destek yemeğinde konuşan Joan Ryan, konuşmasında Kıbrıs sorununa da değinerek, Annan planının uygulanmamasından üzüntü duyduklarını, Kıbrıs'ta barışın sağlanmasını istediklerini ifade etti.

Edmonton Milletvekili Andy Love ise konuşmasında, İngiltere'ye Olimpiyatları getiren, iş olanakları bakımından Londra'yı çekim merkezi yapan, öğrencilere ücretsiz ulaşım imkanı sunan ve yaşlıların bedava ulaşımı için hazırlık yapan Başkan Ken Livingstone'nin yeniden seçilmesinin Londra'ya çok şeyler kazandıracağını belirtti.

Toplantıda konuşan İşçi Partisi Hemel Hampstead milletvekili adayı ve Enfield Belediye Meclis Üyesi Kıbrıslı Türk Ayfer Orhan da, göçmen kökene sahip ve işçi sınıfından olan insanların sağlık, eğitim, ulaşım, barınma ve eşitlik gibi sorunlarına İşçi Partisi'nin her zaman daha iyi yaklaştığını vurguladı.

KIBRIS 24/01/08

Tarihi zirveye Kıbrıs damgası

ERDOĞAN: MÜZAKERELERİN BAŞLAMASI ÖNEM TAŞIR... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis arasında dün yapılan başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerden sonra iki lider ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Erdoğan, 2008 yılının Kıbrıs sorunu açısından da önem taşıdığına inandığını ifade ederek ''Özellikle anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin ardından atılacak adımlardan sonra müzakerelerin başlamasının önem taşıdığını düşünüyoruz'' dedi

KARAMANLİS: ADADA ARTIK BİRLEŞME OLMALI... Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de Kıbrıs konusundaki çözüm sürecine ilişkin soru üzerine, Yunanistan'ın adadaki siyasi sorunun çözümlenmesi yönünde açık ve net siyaseti olduğunu söyledi. "Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için olması gerektiğini ifade etti. Karamanlis, Kıbrıs sorunu uluslararası boyutta olduğu için sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkilerin gelişmesine de katkıda bulunacağını kaydetti

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2008 yılının Kıbrıs sorunu açısından da önem taşıdığına inandığını ifade ederek ''özellikle anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin ardından atılacak adımlardan sonra müzakerelerin başlamasının önem taşıdığını düşünüyoruz'' dedi. Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le baş başa ve heyetlerarası görüşmelerde Ege'nin bir ''barış denizi'' olması konusunda ısrarlı vurgularda bulunduklarını ve Ege'nin iki yakasındaki ülkeler arasında işbirliğinin ve bir dayanışmanın olması sürecinin başlamasının isabetli olduğu yönündeki adımların üzerinde durduklarını belirterek, ''Önümüzdeki dönemi bir fırsatlar penceresi olarak görmek istiyoruz. Gerek siyasi, gerek askeri, gerek ekonomik, gerek ticari, gerek kültürel alanda bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyorum'' diye konuştu.

'Azınlıkların, iki ülke arasındaki en önemli köprü'' olduğuna dikkati çeken Erdoğan, azınlıkların sorunlarını çözme hususunda da mutabakatın büyük ölçüde bulunduğunu dile getirdi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de Kıbrıs konusundaki çözüm sürecine ilişkin soru üzerine, Yunanistan'ın adadaki siyasi sorunun çözümlenmesi yönünde açık ve net siyaseti olduğunu söyledi. "Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için olması gerektiğini ifade etti. Karamanlis, Kıbrıs sorunu uluslararası boyutta olduğu için sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkilerin gelişmesine de katkıda bulunacağını kaydetti

Başbakan Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Erdoğan, basın toplantısında, Karamanlis'in 49 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen ilk Yunanistan Başbakanı olduğunun altını çizmek istediğini söyledi.

''İnanıyorum ki liderler siyasette olumsuzluk üzerine kurulmuş bazı tabuları yıkmak suretiyle büyürler'' diyen Erdoğan, Türkiye ile Yunanistan arasında 1999 yılından bu yana gerçekleşen diyaloga dikkati çekti.

Bu diyalogun son 5 yılda adeta bir zirve yapma noktasına geldiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''İnanıyorum ki 2008 yılı bu noktada ülkelerimiz arasındaki ilişkilere yeni imkânlar sunacaktır.

Önümüzdeki dönemi bir fırsatlar penceresi olarak görmek istiyoruz. Gerek siyasi alanda, gerek askeri alanda, gerek ekonomik, gerek ticari alanda, gerek kültürel alanda bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyorum.

Değerli dostum Kostas ve Dışişleri Bakanı Sayın Bakoyanni ile şahsım ve Dışişleri Bakanımız ikili görüşmeler yaptık. Ardından da heyetlerarası görüşmeleri yaptık.

Ülkelerimizi ilgilendiren önemli konular üzerinde gerek ülkeler arası, gerekse bölgesel konular üzerinde bir düşünce teatisinde bulunduk.

Özellikle Ege'nin bir barış denizi olması konusunda ısrarlı vurgularımızı yaptık. Ege'nin iki yakasındaki ülkeler arasında işbirliğinin ve bir dayanışmanın olması sürecinin başlamasının isabetli olduğu yönündeki adımların üzerinde durduk.

Ülkelerin birbirleri için tehdit oluşturduğu bir dünya küresel barışa hizmet etmez. Barışın olmadığı bir dünya insanlığa hizmet getirmez. Onun için sorunlu alanları süratle tasfiye etmenin gayreti içinde olmak inanıyorum ki insanlığın huzuruna hizmet etmenin adı olacaktır.

Sorunsuz alanlarda hızla mesafe almamız lazım. Diğer yandan da sorunlarımızı çözmemiz gerekir.

Şu anda devam etmekte olan, özellikle Ege sorununa yönelik görüşmelerin hızlanarak sonuç almaya yönelik devam etmesi, üzerinde her iki başbakanın durduğu ve ortak bir kanaate vardığı noktadır.''

AB desteğine teşekkür

İki ülke arasında 24 adet güven arttırıcı önlem bulunduğunu ve bunun hızla netice almaya yönelik adımların somut bir göstergesi olduğunu belirten Erdoğan, 33 anlaşma ve protokolün de ikili işbirliğinin zeminini teşkil ettiğini anlattı. Başbakan Erdoğan, ekonomi, ticaret, enerji gibi konularda atılan adımların bunun en net göstergesi olduğunu dile getirdi.

18 Kasım 2007 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında doğal gaz konusunda önemli bir adım atıldığını hatırlatan Erdoğan, bunun da iki ülke arasındaki işbirliğinin bir barış projesi olarak en önemli adımlarından biri olduğunu söyledi.

Bu işbirliğinin sadece Türkiye ve Yunanistan'ı değil, bölge ve Avrupa ile olan bağı da ilgilendirdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Yunanistan'ın, ülkemizin AB üyelik sürecine verdiği desteği burada ifade etmeden geçemeyeceğim. 5 yıllık dönem içerisinde sürekli desteklerini yanımızda bulduk. Bundan dolayı kendilerine ülkem ve şahsım adına teşekkür ediyorum. Bu, zor dönemlerde kendini gösteren bir destektir.

Sayın Karamanlis'in ziyareti sebebiyle İstanbul'da Cuma günü iş konseyini toplayacağız. Bu bir Türk-Yunan İş Forumu olacak. Ve özel sektörlerimizin bir kez daha bir araya geldiği bu foruma bizler de katılmak suretiyle katılımcılara hitap etme fırsatını bulacağız.

Bir diğer önemli konu, özellikle biz şuna inanıyoruz; Azınlıklar, ülkelerimiz arasındaki en önemli köprüdür. Azınlıklarımızın ve azınlıkların sorunlarını çözme hususunda da mutabakatımız büyük ölçüde mevcuttur. Bunu Dışişleri Bakanlarımız daha yoğun bir şekilde çalışarak bu sorunları hızla çözmenin adımlarını atacaklar. Gerek Türkiye'deki, gerek Batı Trakya'daki bu sorunları azalttıkça inanıyorum ki aramızdaki bu köprü çok daha güçlü hale gelecektir.''

Türkiye ve Yunanistan'ın terörle mücadelede de dayanışma içerisinde ortak çalışmalar yaptıklarını belirten Erdoğan, iki ülkenin de terörle mücadele etmede kararlı olduklarını bildirdi.

Erdoğan, bu ilişkilerin dostluk ve komşuluk bağlarını kuvvetlendirerek ve alınan mesafeyi çok daha güçlü kılarak, iki ülkenin bölge barışına katkı yönünde çok büyük hizmet göreceklerini de dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, ziyaretin Türkiye ve Yunanistan için birlik, beraberlik ve dayanışmaya vesile olması dileklerinde bulundu.

Kıbrıs

TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak "2008 yılının Kıbrıs sorunu açısından da önem taşıdığına inanıyorum. Özellikle Anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra müzakerelerin başlamasının önem taşıdığını düşünüyoruz." dedi.

Erdoğan, ''Derdimiz şüphesiz ki Kıbrıs'ta, masada müzakerelerle, bu sorunu çözebilmektir. Garantör ülkeler, bunu teşvik edeceğiz. Ve masalarda müzakerelerle bu işi neticeye kavuşturmak gerek'' dedi.

Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruya Erdoğan şu yanıtı verdi:

''Güney Kıbrıs'la alakalı 17 Şubat'ta yapılacak olan seçimler ve bu seçimlerden sonraki süreç, önem arz ediyor. Özellikle ben, değerli dostum, meslektaşım Kostas'dan burada bir gayret bekliyorum. O da müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik bir adımın atılmasıdır. Tabii bu Birleşmiş Milletler zeminidir. Bu konu, lokal bir konu değildir. BM Sayın Annan'la bu konuda bir adım atmıştı. Annan Planı bunu çözmeye yönelik bir adımdır. Ve birlikte değerli dostumla (Kostas Karamanlis ile) ve ekibiyle İsviçre'nin Bürgenstock kentinde günlerce birlikte çalıştık. Orada referandumun imzaları atıldı. 24 Nisan'da bir referandum yapıldı. Kuzey, bu referanduma 'evet' dedi. Güney 'hayır' dedi. Aslında bu referandumla ilgili paket, sözleşme metni de diyebiliriz, buradaki geleceği kuşatacak bir adımın da altyapısını oluşturuyor. Ne yazık ki bunu başaramadık. Ve süreç aynı şekilde devam ediyor. Artık Annan Planı devreden çıkmış durumda, ama esası, ruhu aynen korunabilir. Derdimiz şüphesiz ki Kıbrıs'ta, masada müzakerelerle bu sorunu çözebilmektir. Garantör ülkeler, bunu teşvik edeceğiz. Ve masalarda müzakerelerle bu işi neticeye kavuşturmak gerek. Adil, kapsamlı, kalıcı bir neticeye ulaşabilmek için...''

Ruhban Okulu

''Ruhban okulu ve patrikhane konusunda Türkiye'nin görüşleri nedir?'' sorusuna ise Başbakan Erdoğan şu yanıtı verdi:

''Patrikhane konusunda şu ana kadar gösterdiğimiz ilgi, alaka ortadadır. Bizler bu konuda elimizden gelen bütün kolaylığı göstermekteyiz. Aslında Ekümeniklik konusu Hristiyan-Ortodoks Dünyasının kendi iç sorunudur. Ve seçimlerine varıncaya kadar Türkiye'nin şu ana kadar takındığı tavır, olumlu yaklaşım ortadadır.

Ruhban Okulu konusunda, 1972 yılına kadar vardı, 1972'den sonra alınmış bir kararla kapatılmıştır. Bizler şu anda bu konuyla ilgili bir çalışma yapıyoruz, konuyu değerlendiriyoruz ve bu konuyu değerlendirmek suretiyle kararımızı bundan sonra vereceğiz.''

Türkiye'nin AB üyeliğine destek

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la Başbakanlık'ta düzenledikleri ortak basın toplantısına, "Türkiye Başbakanı değerli dostuma, şahsıma ve heyetime gösterdiği samimi misafirperverlikten dolayı teşekkür etmek istiyorum" sözleriyle başladı.

Ziyaretinin Yunanistan'dan başbakan düzeyinde 49 yıl aradan sonra yapılan ilk resmi ziyaret olduğunu hatırlatan Karamanlis, "Biz burada geçmişin zorluklarını geçip, geleceğe daha olumlu bakmak için bir noktada Yunanistan'ın tercihini göstermek istedik" diye konuştu.

Karamanlis, görüşmelerde ikili ve uluslararası düzeydeki sorunlarla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

Bugün bazı ikili işbirliği alanlarında önemli adımların atıldığının bir gerçek olduğunu ifade eden Karamanlis, ekonomi alanındaki işbirliğiyle ilgili bugün artık somut bazı adamların bulunduğunu ve bunların da geleceğe daha iyi bakmaya vesile teşkil ettiğini belirtti. Özellikle enerji alanındaki işbirliğinde iki ülke için önemli avantajlar bulunduğunu kaydeden Karamanlis, bunun geleceğe yönelik daha fazla avantaj yaratacağını ifade etti.

Türkiye'nin AB sürecini de ele aldıklarını belirten Karamanlis, her aday ülke için olduğu gibi, Türkiye için de zor bir süreç olduğunu ve ciddi bir çalışma gerektirdiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan'a, Yunanistan'ın Türkiye'nin tam üyelik sürecini desteklediğini bir kez daha beyan ettiğini kaydeden Karamanlis, "Türkiye AB'ye karşı yüklenmiş olduğu sorumluluklarını ve AB kriterlerini yerine getirdiği takdirde, AB de Türkiye'yi tam üye olarak kabul etmek zorundadır" dedi.

Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde samimi olarak değerlendirilmesi gereken konular arasında Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması gibi konuların bulunduğunu belirten Karamanlis, azınlık haklarının korunmasının da AB açısından önemli bir kriter olduğunu belirtti.

"Temel hedefimiz Türk- Yunan ilişkilerinin tamamen uyumlaştırılmasıdır" diyen Karamanlis, bunun, ikili ilişkilerde gerçek anlamda ilerlemenin tek yolu olduğunu ve AB çerçevesinde iki ülkenin önüne açılan tüm fırsatları değerlendirme imkânı sunduğunu belirtti.

İkili ilişkilerin ilerleyebilmesi için temel faktörün, uluslararası hukuk ve sözleşmeler temeli olduğuna işaret eden Karamanlis, aynı ittifak içinde yer alan ve AB perspektifi taşıyan iki komşu ülke için uluslararası hukuk temelinde hareket etmekten başka bir yol kalmadığını ifade etti.

Karamanlis, bu çerçevede başlatılmış olan istikşafi görüşmelerin devamını ve genişletilmesi konusunda görüş birliği içinde olduklarını söyledi.

 

Karamanlis: Hedefimiz adil,

barışçıl ve kalıcı çözüme ulaşmaktır

Kıbrıs sorununu da görüştüklerini belirten Karamanlis, "Zaten şu an 8 Temmuz 2006 tarihli sözleşmeye istinaden çabaların devam etmesi yönünde mutabık kaldık" dedi. Karamanlis, "Hedefimiz BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Kıbrıs'ın birleşmesine neden olabilecek olan adil, barışçıl ve kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Bu şekilde Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları ortak olarak AB'nin nimetlerinden yararlanabilirler" diye konuştu.

Sorular

Yunanistan'ın Ege sorunları çerçevesinde tek sorun olarak kıta sahanlığı konusunu gördüğünün hatırlatılması üzerine Karamanlis, ikili ilişkilerde özellikle Ege konusunda belirli sorunların bulunduğunun malum olduğunu belirterek, bu tip sorunların çözümünde izlenmesi gereken yöntemin, uluslararası hukuk ve sözleşmeler çerçevesinde ele alınması olduğunu kaydetti.

Yunanistan'ın bu konuda Lahey Adalet Divanına başvurma yönündeki tavrını muhafaza ettiğini belirten Karamanlis, bununla birlikte sorunların barışçıl şekilde çözümleneceğine inandığını ifade etti.

Karamanlis, temel hedefin ikili ilişkilerin iyileştirilmesi olduğunu ve bunun temel şartının da iyi komşuluk ilişkilerinden geçtiğini kaydetti.

AB sürecinde tehdidin, kaba kuvvetin veya gerginliğin yer almasının anlamsız olduğunu ifade eden Karamanlis, "Şahsen ben artık bir sayfayı çevirmenin zamanı geldiğine inanıyorum" diye konuştu.

Adada artık birleşme olması gerekiyor

Karamanlis, Kıbrıs konusundaki çözüm sürecine ilişkin soru üzerine, Yunanistan'ın adadaki siyasi sorunun çözümlenmesi yönünde açık ve net siyaseti olduğunu söyledi.

"Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için olması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs sorunu uluslararası boyutta olduğu için sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkileri gelişmesine de katkıda bulunacağını belirten Karamanlis, bu konuda çerçevenin BM Güvenlik Konseyi kararları, AB ilkeleri ve 8 Temmuz 2006 sözleşmesiyle belirlendiğine inandığını kaydetti.

Karamanlis, "Biz tüm gücümüzle, kalıcı olabilecek çözümün bulunması yönünde her türlü desteğe vermeye hazırız" dedi.

Yunanistan Başbakanı Karamanlis, bir başka soru üzerine de, Türkiye için Patrikhane'nin merkezinin bu ülkede olmasının çok önemli bir kriter olduğunu belirterek, "Bunun bir Avrupa pasaportu olduğunu söyleyebilirim" diye konuştu.

İstikşafi görüşmelere yönelik soru üzerine de Karamanlis, ilgili sorunun devam ettiğini belirterek, istikşafi görüşmelerin devamı ve hızlandırılmasını konusunda görüş birliğine varıldığını söyledi.

Avrupa'daki son duvarın yıkılması için fırsat

Bir başka soru üzerine Karamanlis, Kıbrıs sorunun çözümünün Türkiye'nin AB sürecinde önemli bir kriter olduğunu ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle ilişkilerini uyumlaştırmasının zorunluluk olduğunu söyledi.

AB ülkeleri çerçevesinde adil ve kalıcı çözüm bulunabilmesi için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını kaydeden Karamanlis, "Avrupa'da var olan son duvarın yıkılması için artık önümüzde son fırsat var. Bu konuda çaba göstermemiz gerekiyor" dedi.

Bazı basın organlarındaki Yunanistan'daki Türkiye aleyhtarlığına ilişkin ankete yönelik soru üzerine Karamanlis, yapılan kamuoyu araştırmalarını yararlı çabalar olarak gördüğünü, ancak bunların siyaset belirleme unsuru olduğuna inanmadığını belirtti.

Karamanlis, Yunanlıların Türk halkına yönelik iyi duygular taşıdığına inandığını ifade ederek, "Bir sayfa değiştirilmesi gerektiğini öngördüklerine inanıyorum" diye konuştu.

Uzun yıllar pek de olumlu olmayan tarihi bir geçmiş olduğunun bir gerçek olduğunu belirten Karamanlis, çok zaman bunların güven sorunu ortaya çıkardığını, bunları aşmak için uzun zaman gerektiğini belirtti. Karamanlis, "Bu konuda liderlerin yolları açması için siyasi cesaret ve isteklerinin olması gerekiyor" dedi.

Karamanlis, Yunanistan'dan başbakan düzeyinde bir sonraki ziyaretin bir 49 yıl daha almayacağını sözlerine ekledi.

Başbakan Erdoğan, basın toplantısının ardından, konuk başbakan Karamanlis onuruna Başbakanlık Resmi Konutunda akşam yemeği verdi.

Basın mensuplarının yemekten kısa süre görüntü almasına izin verildi, açıklama yapılmadı.

KIBRIS 24/01/08

Turks uneasy at plan to drop headscarf ban

By Vincent Boland in Ankara

Financial Times January 24 2008

Turkey’s socially conservative government took a large step on Thursday towards ending a ban on women wearing headscarves at universities, in a move that could spark another fierce tussle with the country’s powerful secular establishment.

The governing Justice and Development party (AKP), which has its roots in political Islam and is riding a rising tide of conservatism in this country of 70m Muslims, reached agreement with an opposition party to lift the constitutional ban on the headscarf on campus and presented the issue as one of civil and religious freedom.

The ban was introduced after a military coup in 1980 and has been enforced at state universities with varying degrees of zealousness since then by the higher education board, a key institution in the safeguarding of Turkey’s founding secular ideals.

Polls show a large majority of Turkish citizens oppose the ban, however.

“The issue is a bleeding wound in higher education [and] has to be solved,” the AKP said in a joint statement with the Nationalist Action party, which draws its electoral support from the same socially conservative suburban, small-town and village parts of Turkey as does the government.

The two parties have set up a commission to study amendments to articles 10 and 42 of the constitution, which was drafted under military supervision and introduced in 1982. Their proposals are expected to be published in the coming days. Then the changes are likely to be put to parliament, where the two parties can muster enough MPs to vote to change the constitution.

Already, however, the move is causing anxiety. It disturbs many Turks who fear that a lifting of the ban would represent a social and psychological shift in the country’s image of itself. Deniz Baykal, leader of the opposition Republicans, has predicted “a major constitutional crisis” in what is expected to be a bruising political clash.

Arzuhan Dogan Yalcindag, chairman of Tusiad, Turkey’s big-business lobby, accused the government of ignoring other difficulties caused by the headscarf in Turkish society, such as community pressure on girls to wear it against their will. She said the country had more serious issues to address.

The military, which clashed with the government last year over issues that included the headscarf, is also sure to make its position known at some point, and regards the headscarf as a political symbol. Some analysts fear such a confrontation would unsettle the financial markets at a time of severe global volatility.

The government’s decision to pursue the headscarf issue by amending the current constitution rather than introducing a new one that would address the issue also raises questions about its commitment to adopting a new constitution, which it had presented as the centrepiece of its reform agenda in its second term of office. Ibrahim Kalin, head of the Seta think-tank in Ankara, said that if the two parties could agree on the issue “the urgency of a new constitution will go away, but it will also allow for greater emphasis on civil liberties in any new constitution without the distraction of the headscarf”.

"Kıbrıs sorununun sıkıntıları dikkate alınmalı"



25 Ocak, 2008 12:34:00 (TSİ)  CNN TURK

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntıların daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirtti.

İstanbul'da Türk-Yunan İş Forumu'nda konuşan Yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz, Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır" dedi.
 
Yalçındağ, Türk-Yunan İş Forumu'nun iki ülke ekonomik işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da derinleşmesine katkı sağlayacağına inandığını ifade ederek, "Türkiye-Yunan ilişkilerinin ikili ekonomik işbirliğinin yanı sıra AB ve bölgesel girişimler çerçevesinde ele alınmasının, Türk-Yunan ortaklığı için yeni fırsatlar doğuracağını düşünüyorum" diye konuştu.
 
Yalçındağ, Türkiye'nin müzakere aşamasında olan Hırvatistan ve sırada bekleyen diğer bölge ülkeleriyle birlikte AB üyeliği gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına mensubiyet ile birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme olacağını dile getirdi.
 
Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük bir şans ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel kalkınma olanağı anlamına geleceğini anlattı.
 
Yalçındağ, Türk-Yunan ilişkilerinin ekonomik, siyasal yönden, son 10 yılda olumlu yönde geliştiğini, karşılıklı ticaret ve yatırımın arttığını ifade ederek, 1996 yılında son aşaması gerçekleşen Türkiye-AB Gümrük Birliği öncesinde 200-300 milyon dolar seviyesinde seyreden ticaret hacminin bugün 3 milyar doları bulduğunu kaydetti.
 
"Yatırımlarda artış yaşanıyor
 
Son yıllarda yatırımlarda da artış yaşandığına, Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006 yılında 2.8 milyar dolar, geçen yıl ise 2.3 milyar dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştiğine dikkat çeken Yalçındağ, "Bu dinamiğin Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün değildir" dedi.
 
Yalçındağ, "Türkiye, üyelik yolunda ilerledikçe, müzakere başlıkları açılıp kapandıkça, başta hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke ekonomisinin birbirleriyle entegrasyon düzeyinde ciddi bir artış sağlanacağı açıktır. Her iki tarafın siyasetçilerinin bu alanda gösterecekleri kararlılığın ve ulusal çıkar tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi ortadadır" diye konuştu.
 
"Ayrıca, Kıbrıs sorununun hemTürkiye-AB ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır" diyen yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ertesinde hem kendi yöneticilerimizden, hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır alınmasıdır" dedi.
 
"Karadeniz ve Hazar havzasında işbirliği..."

Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye gibi Yunanistan'ın da güçlü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Karadeniz ve Hazar havzasının iki ülkenin ortak projeler geliştirip, işbirliği yapabileceği bir coğrafya haline geldiğini belirtti.
 
Yalçındağ, AB tarafından genişleme sürecine paralel olarak 2003 yılında temelleri atılan Avrupa Komşuluk Politikası ve bu sene içinde AB Komisyonu kanalıyla yayınlanan "Karadeniz Sinerjisi" ve "Orta Asya" stratejilerinin AB'nin artık bölgeyle ilgili politikalarını teoriden pratiğe geçirerek, güçlendirilmiş bölgesel bir işbirliği oluşturmayı amaçladığını ortaya koyduğunu da kaydetti.
 
"Ancak söz konusu coğrafyanın giderek artan önemine ve bölgedeki ülke halklarının sahip olduğu tarih, dil, din, kültür ve etnik yakınlıklarına rağmen bölgesel ekonomik ilişkilerin istenilen seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir" diyen Yalçındağ, "Bölge ülkelerinin mevcut ilişkilerinin daha da ileriye götürülmesi gerekmektedir" dedi.
 
Yalçındağ söz konusu ülkelerin üretim yapılarının, ihracat potansiyellerinin ve ithal ettikleri ürünlerinin birbirlerini tamamladıklarını söyledi.
 
TÜSİAD Başkanı, "Bu kapsamda Türkiye ve Yunanistan'ın özellikle önemli doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olan Orta Asya ile bu ürünlere bağımlılığı gittikçe artan Batı ülkeleri arasında doğal bir köprü olma durumu yakın zamanda açılan Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattı ile kuvvetlenmiştir" dedi.
 
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türk ve Yunan özel sektörünün bu ülkelerle sadece enerji ve ticaret değil aynı zamanda yatırım, hizmet sektörü ve teknoloji alanında işbirliği imkanlarının artırılması için de çaba harcaması gerektiğine işaret etti.
 
Yalçındağ, "Orta Asya'nın dünyanın yükselen iki ekonomisi Çin ve Hindistan ile bağlantıyı sağlayan geçiş noktasında çok stratejik bir yerde bulunduğu unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.

 

Kurdish protesters press for release of detained leader
By Stefanos Evripidou

THE INTERIOR Ministry was the scene of multiple demonstrations yesterday as Iranian asylum seekers and Kurdish protestors filled the street outside the main gate with flags and banners.

Around 100 Kurds marched from Eleftheria Square to the Interior Ministry calling for the release of their leader Mohammed Ali Ahmad who was being detained in Block 10.

Ahmad is one of the founding leaders of the Kurdish political group Yekiti which has been banned in Syria. According to Athina Karyadi of the Cyprus-Kurdish Friendship Association (CKFA), Ahmad faces a life sentence if he returns to Syria.

Ahmad is also an asylum seeker who was serving a 45-day sentence for driving without insurance. As Karyadi noted, his sentence was much less than the six-month maximum because of mitigating circumstances, he was driving the car of his brother-in-law who was too drunk to drive.

After completing the sentence, instead of releasing him, police used a provision in the law which allows asylum seekers who have committed an offence to be detained until their application is processed. And so, Ahmad was moved to Block 10, like many asylum seekers who complete sentences for small offences. Unlike others though, he has all his documents and papers in check.

Karyadi maintained that during his time in Block 10, the authorities had issued a deportation order against him.

“He is legal here. They want to deport him and have been pushing him to sign deportation papers. If he goes back, he faces an automatic life sentence for being a key leader in Yekiti,” she noted.

Ahmad has a wife and four children living in Cyprus. Interior Minister Christos Patsalides came out of his office to speak to the protestors. He maintained that Cyprus was bound by international rules and laws on asylum that had to be followed and respected. He noted that the authorities were acting within the law by keeping him in jail until his asylum status could be determined since he had broken the law.

A representative from the migrant support group KISA questioned why Cyprus kept this “colonial law” that allowed a migration officer to detain someone indefinitely for committing a petty crime.

“This man is not a danger to public safety. Why do we still have these laws dating from colonial times?” asked Doros Polycarpou.

“We should all have trust in the institutions of the state, and to understand there are certain rules and principles that have to be followed,” said Patsalides. He made no mention of police efforts to deport him back to Syria.

After some commotion and promises by the protesters to camp outside the ministry until Ahmad was released, the minister left. Once back in his office, he invited the wife of Ahmad and representatives of the CKFA for talks. He told them he would look into the case and make a decision next Tuesday. The demonstrating crowd was sufficiently placated by his promise, and agreed to march back to Eleftheria Square.

Only a group of Iranian women and children protesting against the detention of their asylum seeking husbands were left behind, camped outside the main gate.

CYPRUS MAIL 25/01/08

 

EU says ue of north ports not illegal

THE EUROPEAN Commission does not consider illegal the use of ports in occupied northern Cyprus, an EU official has said.

In a reply to a question European MP Marios Matsakis regarding a controversial ferry service between occupied Famagusta and Syria, EU Enlargement Commissioner Olli Rehn said the use of ports in the north was not prohibited.

“Based on the general principles of international law, entry and exit of vessels from sea ports in the northern part of Cyprus is not prohibited,” Rehn is quoted as saying in an announcement released by Matsakis.

“The Commission is not in a position to intervene regarding the Syrian authorities,” the EU official said.

Matsakis had asked for the condemnation of “Syria’s unacceptable stance on the issue” and a warning that continuing this could have repercussions on its relations with the EU.

Rehn’s comment did not come as a surprise to the Cypriot government.

“Mr Rehn’s and in general the European Commission’s approach is clearly legalistic,” Government Spokesman Vasilis Palmas said.

The spokesman said the Commission’s position is nothing new and is “directly connected with the position and view on direct trade with which we disgree.”

The Commission has been trying for years to open direct trade with the Turkish Cypriot breakaway state, something which Nicosia strongly rejects arguing it would mean indirect recognition.

“As the Republic of Cyprus, we try to safeguard our state’s interests, with every way and means,” Palmas said.

Meanwhile, the ferry service was suspended around two weeks ago after Georgia struck the vessel from its registry.

The much-advertised service started in October but was not doing well and recently cut back to one trip a week from two, due to low passenger numbers.

On top of that, it had turned into a convenient means for illegal immigrants to gain entry into the government-controlled areas and Europe through the occupied north.

CYPRUS MAIL 25/01/08

 

Karamanlis lauds Ataturk on historic trip to Turkey

GREECE'S prime minister, on a historic visit to ancient rival Turkey, yesterday paid tribute to Mustafa Kemal Ataturk who founded the modern Turkish republic and once drove Greek armies into the sea.

Costas Karamanlis laid a wreath at Ataturk's tomb in the Ankara mausoleum but did not visit its museum, which celebrates Turkey's crushing military victory over Greece in 1922 with models, pictures, memorabilia and recordings of martial music.

Karamanlis is the first Greek leader to pay an official visit to Ankara since his uncle came in 1959 and it caps a decade of steadily improving economic and political ties between the two rivals, which are also NATO allies.

"Kemal Ataturk and [then Greek leader] Eleftherios Venizelos had the political courage, will and vision not to allow the conflicts and tragedies of the past to become an obstacle to... building a better future of peace and co-operation to the benefit of the two peoples," Karamanlis wrote in the visitors' book.

After the wars accompanying the collapse of the old Ottoman Empire and the 1923 declaration of the Turkish republic, Ataturk and Venizelos successfully restored cordial bilateral ties. Ataturk, revered by Turks as the "Great Leader", died in 1938.

Karamanlis and Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan promised on Wednesday to increase bilateral trade, now worth $2.8 billion, and to boost tourism, energy and security ties.

The Greek leader also reaffirmed his support for Turkey's efforts to join the European Union, but said Turkey must meet all EU criteria, including respect for human rights and religious freedoms.

Turkey is home to a tiny Greek Orthodox community, remnant of a much larger population that enjoyed wealth and influence in Ottoman times but now complains of discrimination.

On Wednesday, Karamanlis urged Turkey to normalise relations with Cyprus.
"It is necessary for Turkey to normalise its relations with Cyprus [for its EU bid]," Karamanlis said.

Erdogan called for a redoubling of diplomatic efforts to reunite the island after Cyprus’ presidential elections next month.

"The process after the elections is very important. We expect an effort from Mr Karamanlis to restart the negotiations," Erdogan said.

After talks with President Abdullah Gul, Karamanlis was due to fly to Istanbul later yesterday to meet Turkish business leaders and Patriarch Bartholomew, spiritual head of the world's Orthodox Christians.

Bartholomew, an ethnic Greek but Turkish citizen, is based in Istanbul, which as Constantinople was for centuries capital of the Greek-speaking Byzantine Empire until its fall to Muslim Ottoman Turks in 1453.

CYPRUS MAIL 25/01/08

Reconsidering the Bases?
By Andreas Avgousti

MUCH ADO about nothing seems to be the conclusion one can draw from President Tassos Papadopoulos’ claim that the government has told Great Britain that his government is reconsidering the status of the Sovereign Base Areas (SBA).

The issue has been looming under the surface of political discourse ever since Britain signed a strategic partnership with Turkey on October 23.

The agreement focused on Turkey's bid to join the European Union as well as joint co-operation against terrorism, but crucially referred to the occupied areas as the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ (TRNC).

According to the government, this constitutes implicit recognition of the TRNC by Britain.

“The strategic agreement was a negative development,” Papadopoulos said earlier this week.

“We have notified the British that the whole gamut of issues regarding the bases, their status, the status of Cypriot citizens [living on the bases] and the treaties are, for us, under reconsideration.”

He made the comments when replying to questions regarding the problems for the funding of businesses within the SBA areas.

The President said that there was a problem with the introduction of the euro in the Bases, since the UK has not entered the eurozone, adding that efforts for the acquis communautaire to apply to the Bases were continuing.

A British High Commission spokesman in Nicosia had no immediate comment to make on whether the government had contacted them about the issue.

However, he did tell the Mail that, “Our line is that we remain confident about the legal status of the SBA.”

Spokesman for the SBA Dennis Barnes was in full agreement, adding that, “Any wider discussion should be held with the High Commission and not with us.”

“We would not expect the government to contact us about political and/or legal matters.”

The Greek Cypriot press yesterday offered little in the way of evidence for moves made by the Papadopoulos government, which would excuse the so-called “reconsideration”.

In an article, Alithia wrote that, “the government has never raised the SBA issue either by contacting the British High Commissioner or through the Cyprus High Commission in London, or indeed via the Foreign Ministry or at high level meetings.”
In its editorial, Simerini also pointed out that, “beyond the general proclamations made on the issue, little is to be found which confirms the government’s stated intentions” to reconsider the SBA status.

Ever since they were first instituted as part of the 1960 London-Zurich founding agreements, the SBA have been source of disaffection for the Cypriots.

Britain is Cyprus’ largest trading partner and accounts for the most tourists to the island.

CYPRUS MAIL 25/01/08

AB'ye uyum için kollar sıvandı

UYUM ÇALIŞMALARI 12 BAŞLIK ALTINDA YÜRÜTÜLÜYOR... AB'yle başlatılan uyum çalışmaları, "Sermayenin serbest hareketi", "Kamu ihaleleri", "Şirketler hukuku", "Rekabet hukuku", "Mali hizmetler", "Ziraat ve kırsal gelişmeler", "Gıda güvenliği", "Ulaştırma politikaları", "İstatistik", "Sosyal politika çalışmaları", "Çevre", ve "Tüketicilerin ve sağlığının korunması" olmak üzere 12 başlık altında yürütülüyor. AB heyeti, önceki gün de uyum çalışmaları konusunda Bakanlar Kurulu'na brifing vermişti

BİLGİ VERİLDİ, GÖRÜŞ ALINDI... Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleşen toplantıya; CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve CTP-BG milletvekilleri Özkan Yorgancıoğlu ile Alpay Afşaroğlu, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP Milletvekili Hasan Taçoy ve Ersin Tatar, DP Parti Meclisi üyeleri Ata Atun ile Bengü Şonya, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve ÖRP'den Ahmet Atamer ile Rasıh Reşat katıldı. Yaklaşık 1,5 saat süren toplantıda AB heyeti çalışmalarına ilişkin bilgi verdi, siyasi parti temsilcilerinin görüşünü aldı

Kıbrıs Türkü ile uyum çalışmaları başlatan Avrupa Birliği (AB) yetkilileri, dün siyasi parti temsilcileriyle bir araya geldi.

Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi Başkanı Andrew Rasbash ile AB Destek Ofisi Direktörü Alain Bothorel'in başkanlık ettiği AB heyeti, Kıbrıs Türkleri ile 12 başlık altında başlatılan uyum çalışmaları hakkında bilgi verip, siyasi parti temsilcilerinin görüşünü aldı.

Başlatılan uyum çalışmaları, "Sermayenin serbest hareketi", "Kamu ihaleleri", "Şirketler hukuku", "Rekabet hukuku", "Mali hizmetler", "Ziraat ve kırsal gelişmeler", "Gıda güvenliği", "Ulaştırma politikaları", "İstatistik", "Sosyal politika çalışmaları", "Çevre", "Tüketicilerin ve sağlığının korunması" başlıkları altında yürütülüyor.

AB heyeti, önceki gün de uyum çalışmaları konusunda Bakanlar Kurulu'na brifing vermişti.

Siyasi parti temsilcileri

görüşlerini ortaya koydu

Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleşen toplantıya; CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve CTP-BG milletvekilleri Özkan Yorgancıoğlu ile Alpay Afşaroğlu, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP Milletvekili Hasan Taçoy ve Ersin Tatar, DP Parti Meclisi üyeleri Ata Atun ile Bengü Şonya, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve ÖRP'den Ahmet Atamer ile Rasıh Reşat katıldı.

Siyasi parti temsilcileri yaklaşık 1,5 saat süren toplantıdan çıkışta basına açıklamalarda bulundu.

Kalyoncu: Uyum çalışması

sürecinde çözüm için de çaba...

CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Kıbrıs Türk halkının AB ile uyumunu sağlamak üzere çözümü hedefleyen girişimin bir süredir devam ettiğini söyledi.

AB'nin, Rumların tüm itirazlarına rağmen, Kıbrıs Türk halkının temsilcilerine resmi bir yazı yollayarak, uyum çalışmalarının başlaması girişiminde bulunduğunu kaydeden Kalyoncu, "Bugün, 12 başlıkla ilgili uyum çalışmasının başladığı ilan edilmiştir. Ancak bu işin temeli uzun süre önce Brüksel'de atılmıştı. Temsilcilerimiz orada bir ön çalışma yapmıştı" dedi.

Kalyoncu, bütün siyasi partilerin, Kıbrıs Türk halkının böyle bir gelişmeyi hak ettiğini ve daha iyi bir yaşam için böyle bir uyuma destek vereceklerini toplantıda beyan ettiklerini söyledi.

Uyum çalışmaları çerçevesinde son günlerde hazırlanan terör-kara paranın aklanmasıyla ilgili yasaların, AB temsilcileriyle birlikte hazırlandığına işaret eden Ömer Kalyoncu, Rekabet Yasası'nın da aynı şekilde hazırlandığını belirtti.

Kalyoncu, AB yetkilileriyle birlikte yapılması gereken AB ile uyum çalışmalarının başlamasının memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Çalışmalara başlamanın "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemenliğinin tanınması anlamına gelmediğine işaret eden Kalyoncu, çalışmaların, AB'nin ayrı bir kararıyla başladığını belirtti.

Uyum çalışması sürecinde çözüm için de çaba harcanacağını kaydeden Kalyoncu, Kıbrıs Türkü'nün çözüm olana kadar kendi kendini temsil edip, bu çalışmaya katkı koyacağına vurgu yaptı.

Ömer Kalyoncu, toplantıda 259 milyon Euro'luk yardımın harcanması konusunda da bilgilendirildiklerini söyledi.

Ertuğruloğlu: AB ile ilişki KKTC'yi

inkar etme anlamında değildir

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, AB ile diyalog içinde olmanın önemine işaret ederek, öğrenecek çok şey bulunduğunu, ancak bu ilişkiyi doğru perspektife oturtmak gerektiğini söyledi.

Ertuğruloğlu, "Bu ilişki, Rumların tüm Kıbrıs adına AB'ye üye olduğunu kabul etme anlamında değildir. Bu ilişki, herhangi bir şekilde KKTC'yi inkâr etme anlamında değildir. Bu pozisyonumuzu açık açık ifade ettik" dedi.

UBP'nin AB ile ilişkiyi tamamıyla teknik düzeyde değerlendirdiğini belirten Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını daha iyiye çekebilme adına öğrenilebilecek şeyler ve teknik anlamda katkı alma adına bu ilişkiden fayda umduklarını kaydetti.

Tahsin Ertuğruloğlu, siyasi tartışmaya girmeden bu düzeyde Kıbrıs Türkü'nün yararına olabilecek ve yaşam standardını artırabilecek önlemlerin alınabilmesi konusunda UBP olarak üzerlerine düşeni yapmaya ve öğrenmeye çalıştıklarını söyledi.

Görüşmenin yararlı olup olmadığının sorulması üzerine Ertuğruloğlu, "İleriki safhalarda yararlı olacağını umuyoruz. Bu bir başlangıç. Ne öngörüldüğüyle ilgili bir sunuş yapıldı" dedi.

Ertuğruloğlu, AB yetkililerinin de ifade ettiği gibi, sürecin çok zor olacağına işaret ederek, Kıbrıs konusunun özel koşulları ve siyasi boyutu dikkate alındığı zaman, problemlerle karşı karşıya kalmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Niyetin; Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını artırmak olmasının iyi bir şey olduğunu kaydeden Ertuğruloğlu, süreç zor olacak diye de bir şey yapmamanın doğru olmayacağını belirtti.

Atun: AB ile çalışmalar

Kıbrıs Türk kimliğiyle

DP Parti Meclisi Üyesi Ata Atun da açıklamasında, Kıbrıs Türkü'nün AB'ye girmesinin sonuna kadar arkasında olduklarına işaret ederek, AB Mali Yardım Komitesi'nin siyasi partilerle yaptığı toplantıyı desteklediklerini söyledi.

Atun, toplantının başında, "Mali Yardım Tüzüğü ve AB Kıbrıs Tüzüğü'nde yer alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC topraklarında hakkı bulunuyor ve söz sahibidir hükmüne itiraz ettiklerini" belirtti.

Ata Atun, "AB ile çalışmaların; herhangi bir çözüm olsa da, olmasa da Kıbrıs Türk kimliğiyle devam ettirilmesine destek vereceğimizi de belirttik. Toplantıyı yararlı görüyoruz. Eğer bizim düşündüğümüz koşullarda devam ederse, her türlü desteği vermeye de hazırız" dedi.

Çakıcı: Halkı kandırmamak gerekir

TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise açıklamasında, AB'ye doğru adım adım ilerlenildiğini belirterek, gelecekte federal bir yapının kurulması ve çözüm olmasına bağlı olarak Kıbrıs Türkü'nün de AB'de yer alacağını söyledi.

AB ile, özellikle AB müktesebatıyla uyum çalışmalarının da ileriye götürülmesi gerektiğini belirten Çakıcı, "Hem uyum çalışmaları olacak, hem de 259 milyon Euro'luk mali yardım hayata geçecek. Ne zaman ki çözüm olacak, Kıbrıs Türkleri de AB içinde yer alacak" dedi.

Mehmet Çakıcı, Kıbrıs Türkü'nün bireysel olarak AB üyesi olduğunu ve bundan doğan haklarını kullandığını kaydederek, toplumsal hakların da kullanılması gerektiğini söyledi.

Uyum çalışmalarının doğru anlaşılması gerektiğini ifade eden Çakıcı, "Bu; KKTC ile uyumlaştırma çalışması değildir. Çözümle olacak olan bir AB'ye giriş sürecinin hazırlığıdır" dedi.

Çakıcı, şöyle devam etti:

"12 başlığı, KKTC AB'ye giriyor yalanıyla yansıtıp, halkı kandırmamak gerekir. Kıbrıs Türkü, bir çözümle AB'ye girecek. Bu çözümün şartları da ortada: İki toplumlu, iki bölgeli federal Kıbrıs'tır bunun adı. KKTC ile uyumlaştırma çalışmaları yapılıyor noktasını benimsemedikleri metin içinde yer almaktadır."

Mehmet Çakıcı konuşmasının sonunda, AB karşıtı partilere; "Hem ağlarım hem giderim olmaz. AB'ye gittiğimiz ortadadır. Bunun için herkes kendini bir çözüme hazırlamalı. Ancak bu çözüm, KKTC zemininde bir çözüm değildir. BM parametreleri ortada. Kendimizi federal çözüme de uyumlaştırmamız lazım" çağrısında bulundu.

KIBRIS 25/01/08

Komisyondan Tassos'a tokat

AB KOMİSYONU: LİMANLARIMIZ MEŞRU... Rum basınında yer alan haberlere göre, Rehn, limanlarla ilgili görüşlerini, Rum Avrupa Milletvekili ve Rum Yönetimi Başkanlığı adaylarından Marios Matsakis'e, Mağusa-Lazkiye seferleriyle ilgili şikâyetine gönderdiği yanıt mektubunda ortaya koydu. Simerini "Avrupa Komisyonu: İşgal Limanlarının İşlemesi Yasak Değil -Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Yeni Bir Arkadan Hançerleme" başlığıyla yer verdiği haberde, Rehn'in, KKTC limanlarının uluslararası denizcilik tarafından kullanılmasını meşru kabul ettiği belirtildi

AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, uluslararası hukuk kurallarına göre KKTC limanlarının kullanılmasının yasadışı olmadığını belirtti.

Rum basınında yer alan haberlere göre Rehn, limanlarla ilgili görüşlerini, Rum Avrupa Milletvekili ve Rum Yönetimi Başkanlığı adaylarından Marios Matsakis'e, Mağusa-Lazkiye seferleriyle ilgili şikâyetine gönderdiği yanıt mektubunda dile getirdi.

Simerini de "Avrupa Komisyonu: İşgal Limanlarının İşlemesi Yasak Değil -Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Yeni Bir Arkadan Hançerleme" başlığıyla yer alan haberde, Rehn'in KKTC limanlarının uluslararası denizcilik tarafından kullanılmasını meşru kabul ettiği belirtildi.

Rehn'in mektubunda, uluslararası hukukun genel kurallarına göre gemilerin Kuzey Kıbrıs deniz limanlarına giriş-çıkış yapmalarının yasak olmadığı ve konunun "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında çözülmesi gerektiği yönünde görüş ortaya koyduğu kaydedildi.

AB Komisyonu'na yolladığı mektupta Mağusa-Lazkiye arasındaki yasadışı feribot seferini şikâyet ederek AB'nin müdahale etmesini isteyen Matsakis, Rehn'in yanıtını "AB, detaylı olarak incelediği uluslararası hukuk kuralları temelinde, işgal altındaki limanlarımızın kullanılmasının yasadışı olmadığını söylüyor. Bu kesindir" şeklinde yorumladı.

KIBRIS 25/01/08

 

Oya Talat: Avrupa'yla bütünleşmek ve geleceği paylaşmak için Brüksel'deydik

Arzu KÖPRÜLÜ- T.A.K.

Aralarında siyasi partilerin kadın kolları ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yer aldığı 30 civarında kadın, Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlara karşı ses vermek amacıyla önceki gün Brüksel'de bir dizi etkinlik gerçekleştirdi.

Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat öncülüğünde, AB Parlamentosu Hollanda Parlamenteri Emine Bozkurt'un ev sahipliğinde yapılan bir dizi etkinlikte, "Kıbrıs Türkü'nü görmezlikten gelmeyin" mesajıyla izolasyonlara karşı isyan dile getirildi.

Basın toplantısı, resepsiyon, sergi...

Etkinlikler çerçevesinde Oya Talat, AP Parlamenteri Emine Bozkurt ile birlikte Parlamento binasında ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs sorunu hakkında bilgi verdi, Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı izolasyonları anlattı ve soruları yanıtladı.

Basın toplantısının ardından sanatçı Ayhatun Ateşin'in dizaynıyla "Hundred of Footsteps: Turkish Cypriot Womans Journey Agains Izolasion" (Yüzlerce Adım: Kıbrıs Türk Kadınının İzolasyonlara Karşı Yolculuğu) adlı bir sergi düzenlendi ve resepsiyon verildi.

Kadın ayakkabılarından oluşan serginin açılışında kısa bir konuşma yapan Oya Talat, "Kıbrıs sorunu çözülmeden ada onurlu ve aktif bir Avrupa Birliği üyesi olamaz" dedi ve Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için Avrupa'dan destek istedi.

Sergide ayrıca Kıbrıs sorununun tarihsel sürecinin anlatıldığı bir de slayt gösterimi yapıldı.

Parlamento binasında bir ilk...

Ayakkabılar OXFAM'a...

Serginin ardından Kıbrıslı Türk kadınlar bir ilke imza atarak, parlamento binasında resepsiyon düzenledi. Resepsiyon sırasında Parlamento çalışanlarına Kıbrıs'a has hediyeler ve bildiri dağıtıldı.

Etkinliklerin ardından Kuzey Kıbrıs'tan getirilerek sergilenen ayakkabılar uluslararası yardım kuruluşu OXFAM'a bağışlanmak üzere yetkililere teslim edildi.

Oya Talat, Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Kirspy Kolthoss'la da görüştü.

Etkinliklerin tamamlanmasının ardından Oya Talat, katkılarından dolayı KKTC Brüksel temsilcisi Yalçın Vehit'e kadın hareketini simgeleyen bir fotoğraf hediye etti.

Emine Bozkurt da, KKTC ekibine parlamento binasında öğle yemeği verdi.

Resepsiyona Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır da katıldı.

Talat: Avrupa'yla bütünleşmek için geldik

Oya Talat, basın toplantısında, Kıbrıslı Türklerin barış ve sınırsız yaşam isteğini vurgulamak üzere yüzlerce ayakkabının Brüksel'e getirildiğini belirterek, "Bunlar Avrupa Birliği'ne ulaşmayı ve dünya vatandaşı olmayı kısıtlayan kabul edilemez izolasyonların kaldırılmasını hedefleyen Kıbrıslı Türk kadınlarının adımlarıdır" dedi.

Üç jenerasyon kadının Avrupa ile bütünleşmek ve geleceği paylaşmak için Brüksel'e gittiğini belirten Talat, "Biz buraya, Kıbrıs Türklerine yapılan haksız muamelelerin kaldırılması için verilen sözleri Avrupa Birliği'ne hatırlatmak ve temelde insan haklarının kabulü için geldik. Biz buraya dünyadaki gerçek yerimizin tanınması için geldik" diye konuştu.

Trajedi ve kayıplar öyküsü

Yaklaşık yarım asırdır devam eden Kıbrıs sorununun ve geç kalmış çözümsüzlüğün dünyayı meşgul ettiğini anlatan Talat, bu sürecin üzüntü, trajedi ve kayıplarla dolu olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türklerinin, geçmişin acı hatıralarını bir tarafa bırakıp geleceğe umutla bakmaya karar verdiğine işaret eden Talat, Kıbrıslı Türklerin sorunun çözümü ve AB'ye dahil olmak için Annan Planı'na olumlu oy verdiğini anlattı.

Kıbrıs Türkü'nün evet demesine karşın Rumların tek yanlı AB üyeliğiyle birliği Kıbrıs sorununa taraf yaptığına ve barışçıl bir çözümü zorlaştırdığına dikkat çeken Talat, özetle şunları söyledi:

"26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Türklerin evet oylarını dikkate alan Avrupa Konseyi bir bildiri yayınlayarak Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına ve Komisyon'un çalışmalara başlamasına karar vermiştir. Kıbrıs Türklerinin ekonomisinin gelişmesine yardımcı olmak amacı ile Kuzey'den Güney'e mal gönderilmesine olanak sağlamak amacı ile Yeşil Hat Yönetmenliği hazırlamış ancak düzenlemenin uygulamadaki zorlukları hala kaldırılmamıştır."

Tüzükler izolasyonların örneği

Bunun yanında Mali Yardım ve Direkt Ticaret tüzüklerinin Komisyon tarafından önerildiğini, ancak Direk Ticaret Tüzüğü'nün Rumların engellemesiyle ele alınamadığını da anlatan Talat, Mali Yardım Tüzüğü'nün ise onaylanmasına karşın uygulamadaki zorlukların devam ettiğini vurguladı.

Biz varız, gözünüzle görün...

"Bugün, bu asırda insanların etnik farklılıklar dolayısıyla birbirinden nefret etmeleri, kavga etmeleri, savaş halinde olmaları ve birbirlerini öldürmeleri anlaşılır bir şey değil" diyen Oya Talat, çatışma ve savaş ortamında büyüyen kadınlar olarak barışa, çok kültürlülüğe ve yaşama değer verdiklerini anlattı.

Talat "Biz böyle bir hayat tarzını arzulamaktayız ve burada bu görkemli parlamento binasında bulunmamızın sebebi bu özlemdir. Avrupa Birliği üyesi olmayı, Avrupa topluluğunun bir parçası olmayı arzulamaktayız" diye konuştu.

Talat, özetle şunları kaydetti:

"Biz burada, Avrupa Parlamentosu'nda, bizi görünmez ve hiç var olmamış addeden zihniyetlere sesimizi duyurmak istiyoruz. Bağırarak söylemek isteriz ki, 'biz varız, bizi gözünüzle görün, görmezlikten gelmeyin'. Yıllarca kalıcı bir çözüm için caba sarf ettik. Biz bunları hak etmiyoruz ve Avrupa Birliği'nden izole edilmeyi koşulsuz reddediyoruz..."

İzolasyonlara vurgu yaparken, Kıbrıs Türkü'nün Brüksel ve diğer ülkelere kendi pasaportlarıyla seyahat edemediklerini anlatan Talat, "Seyahat haklarımız kısıtlı, eğitim haklarımız kaldırıldı, ekonomik faaliyetlere engel kondu...Şahsi fedakarlıklarla ve Türkiye'nin yardımıyla bugünkü karanlıktan çıkıp geleceğimizi aydınlatmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

Bütünleşmek istiyoruz...

Kıbrıs Türkü'nün Avrupa Birliği ile bütünleşmek istediğini anlatan Talat, Avrupa Birliği'ni, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yardımcı olmaya ve kalıcı bir çözüm için çaba sarf etmeye çağırdı.

Talat, yanlarında getirdikleri ayakkabıları uluslararası yardım kuruluşu OXFAM'a bağışlayacaklarını ve böylece "Kıbrıs Türk kadınlarının adımlarının, hem içte hem dünyada barış için savaşanlara ilham kaynağı olacağını" belirtti.

Bozkurt: destek sürecek

AB Parlamentosu Hollanda Parlamenteri Emine Bozkurt da, Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksız izolasyonları anlatarak konuyla ilgili örnekler verdi.

Kıbrıslı Türklere her konuda destek olmak için elinden geleni yapmaya devam edeceğini belirten Bozkurt, Kıbrıs sorununda yaşanan süreç ve atılan adımlar hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Basın toplantısının sonunda Oya Talat ve Emine Bozkurt konuyla ilgili soruları da yanıtladı.

Önceki gün, gün boyunca süren yoğun etkinlik programıyla Brüksel ziyaretini tamamlayan Oya Talat ve Kıbrıslı Türk kadın grubu, dün akşam geç saatlerde KKTC'ye döndü.

KIBRIS 25/01/08