"Taksim korkusuyla aday oldum"
RİSK ALDIM... AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, "Rum
tarafında yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olarak risk
aldığını ancak bunu; kesin taksimin bir nefes
uzağında olunmasından duyduğu korkudan dolayı
yaptığını" kaydetti
Rum başkan adaylarından Meclis Başkanı AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, "Rum tarafında yapılacak
başkanlık seçimlerinde aday olarak risk aldığını
ancak bunu; kesin taksimin bir nefes uzağında olunmasından
duyduğu korkudan dolayı yaptığını" söyledi.
Alithia'ya gazetesi "Dimitris Hristofyas: Kıbrıs
Sorununda İnisiyatifler Geliyor ve Net Olmalıyız - Taksim
Korkusundan Dolayı Risk Aldım" başlığıyla
manşetten yayımladığı mülakatı özetle şöyle
aktardı:
"Soru: Son zamanlarda defalarca; Kıbrıs'ın taksimin
eşiğinde olduğunu söylediniz. Bazıları bunu; aday
olmanızı haklı çıkarmak için söylediğinizi iddia
edebilir.
Yanıt: Taksime bir nefes kadar yakın olmamız
gerçeği, adaylığımı hali hazırda haklı
gösteriyor. Şu anda risk almamın ana nedeni budur. Annan planını
reddetmenin Kıbrıs halkının hakkı olduğuna ikna
etmeye çalıştık, bunu bir dereceye kadar da başardık
ama bu ilerleme anlamına gelmez. Suçlarından
arınmasının ardından Türkiye'den bir saldırıya
uğradık. Türk tarafının, kabul etmekle gurur duyduğu
Annan planı, her türlü inşaatın bir noktadan sonra
durmasını öngörürken, Ankara'nın izlemekte olduğu
yayılmacılık politikası içerisinde, Kıbrıs Rum
malları üzerinde bir inşaat patlaması gerçekleşti. Bu;
sorunu, öncekinden çok daha kombine hale getiren yeni bir oldubittidir.
İşgal bölgelerindeki kolonizasyonda da bir patlama oldu.
Bunun ötesinde Türkiye; tartışmaları, istila ve işgal olan
Kıbrıs sorununun özünden, Kıbrıslı Türklerin sözde
izolasyonları meselesi haline getirmeyi başardı. İKÖ'den
söz bile etmeyeceğim. Bir zamanlar çok beğendiğimiz kararlar
alan AİHM'in bugün; şimdilik 'Tazmin Komisyonu'nun
tanınmasında ısrar etmesi noktasına geldik. Bütün
bunların bizi endişelendirmesi gerekmez mi?
Soru: Birkaç gün önce, başkanlık seçimleri sonrasında
Kıbrıs sorununda kritik gelişmeler olacağını ve
çözüme mi gideceğimiz yoksa taksimin mi geleceğinin bunlara
bağlı olacağını söylediniz. Biri diğerine nerden
bağlanacak?
Yanıt: Gerçekten de inisiyatifler alınacak. Biz,
Kıbrıs sorununun çözümü demek olmayan 8 Temmuz Anlaşması'nın
hayata geçirilmesinde tutarlı kalmakla iyi yaptık. 8 Temmuz,
doğru hayata geçirilir ise ileri doğru gideceğimiz bir
adımdır. Bunu; çözümle ilgili tutarlılığımız
konusunda daha önce söylediklerime bağlıyorum. Kıbrıs Rum
toplumu olarak, Ulusal Konsey olarak, ne istediğimizi net şekilde
söylemeliyiz. Mümkünse topyekün olarak; iki bölgeli iki toplumlu federasyon
çözümüne bağlılığımızı yeniden teyit
etmeliyiz. Çünkü son zamanlarda yalnız Başkan Papadopulos değil,
genel olarak birbirinden farklı mesajlar verdik. Papdopulos'a kişisel
saldırıda bulunduğumun düşünülmesini istemiyorum.
Olayları objektif olarak görmemizi ve inisiyatifler almamızı
istiyorum.
Türkiye'nin yaptığından ders almadık mı?
Üzerinde el olsa da, ne Cumhurbaşkanı ne Dışişleri
Bakanı gerek AB'ye gerek ABD'ye, gerek Rusya'ya ve İslam âlemine
ziyaretler gerçekleştirerek haksız ve yayılmacı tezlerini
ileri götürmeyi bırakmadı. Kısa süre önce Erdoğan ve daha
sonra da Gül ABD'deydi. Kısa süre önce İngiltere ile Kıbrıs
sorununa ilişkin o kabul edilemez memorandumu imzaladılar. Bizim de
elimizden geleni yapmamız gerekmez mi?
Soru: Bu seçimlerde Tasos Papadopulos yeniden seçilirse bu, taksime
sürükleneceğimiz anlamına mı gelir?
Yanıt: Bu şekilde tehlike
çığırtkanlığı yapmak istemiyorum.
Kıbrıs halkının önüne kendi adaylığımı
ve milli davadaki icraatlarımı koydum. İlkelerdeki
istikrarlı tavrımı, Kıbrıs sorununun çözümü
konusundaki istikrarımı, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla
ilişkilerimi, bunca yıl parlamentolar arası diplomasiyi
değerlendirmek suretiyle uluslararası camiada Meclis
başkanının itibarını ortaya koydum. Papadopulos'un
yeniden seçilmesinin veya Sayın Kasulidis'in seçilmesinin felaket
olduğunu söylemek istemiyorum.
Soru: Size göre, yalnızca başkanlık görevindeki
kişinin değişmesi uluslararası camianın
Kıbrıs sorununa ve Kıbrıslı Türklerin sözde
izolasyonlarının kaldırılması değil,
Kıbrıs çözülmesi gereğine yeniden ilgi göstermesini
sağlayacak mı?
Yanıt: Yalnız kişinin değişmesiyle olmaz. Daha
önce söylediğim gibi uluslararası alandaki faaliyetinin de büyük
önemi vardır. Benim için, herkesle görüşmenin bir mahsuru yoktur.
Yabancıların aleti olduğumu söyleme noktasına kadar
vardılar. Bu trajiktir. Düne kadar iyiydim, başkanın
desteğiydim, ciddiyet gücüydüm, v.b. ülkenin en büyük siyasi gücü olarak
eleştiri yapmaya başlayınca insanların en kötüsü olduk.
Bunlar beni yalnızca üzüyor.
"Karpaz'la ilgili gerçek"
Soru: (Bürgenstock'ta) Karpaz başlığı ve
Karpaz'ın Kıbrıs Rum tarafına iadesinin görüşülmesi
için bir fırsat var olduğu çok söylendi. Gerçek ne idi? Bir müzakere
fırsatımız vardı da yitirdik mi?
Yanıt: Hem vardı hem de yitirmedik. Konuyu gündeme
getirmiştik ve bazı perde gerisi görüşmeler olmuştu. Çok
iyi bildiğim üzere Sayın Talat ve Sayın Erdoğan
Karpaz'ın verilmesini reddettiler. Dolayısıyla şartlar
koymak istiyorsaydık, şartlardan biri Karpaz olabilirdi.
Soru: Karpaz'ın iade edilmesi fırsatı için bizim
tarafın yapması gerekenler yapıldı mı yoksa,
diğer tarafın ne dediğinden bağımsız olarak, biz
de mi gereken ilgiyi göstermedik?
Yanıt: Bana sorduğunuza göre; ben çok fazla ilgilendim, bunu
Karpazlılar çok iyi biliyorlar."
KIBRIS
14/01/08
Yeni turizm ofisleri açılacak
2 YENİ OFİS YOLDA... Güney Kore'den bir turizm
şirketiyle yapılan anlaşmayı anımsatan Bakan
Şanlıdağ, "Talep onlardan geldi. Güney Kore'de bizim
adımıza bir ofis açacaklar. Bunun devlete hiçbir maddi külfeti de
olmayacak" diye konuştu. Ayrıca, 2 ülkede de ofis
açılması için temasları olduğunu ifade eden
Şanlıdağ, bu ülkelerin hangileri olduğunu ise belirtmekten
kaçındı
2008 GEÇEN YILDAN DAHA İYİ OLACAK... Turizmin uzun süreli bir
planlama işi olduğunun altını çizen Bakan Erdoğan
Şanlıdağ, 2008 için planlamalarının son
aşamasında olduğunu ifade etti. 2008 yılının
kaybedildiği yönündeki açıklamaları katılmayan Turizm
Bakanı, "Ben şahsen 2008 yılının
kaybedildiğini düşünmüyorum. 2008 yılı, 2007'den daha iyi
olacak" dedi
Aral MORAL
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,
geçtiğimiz günlerde Güney Kore'den bir turizm şirketi ile
yapılan protokol gibi iki ülkeyle daha temasları olduğuna dikkat
çekti.
Turizmin gidişatını ve geleceği de KIBRIS'a
yaptığı açıklamalarla değerlendiren
Şanlıdağ, turizm sektöründe hizmet veren kuruluşların
aksine olumlu açıklamalarda bulundu.
Bakan Erdoğan Şanlıdağ, öncelikli hedefleri
arasında planlı ve programlı turizm yapmak olduğunu
belirterek, 2008 yılının turizm açısından 2007'den
daha iyi bir yıl olacağına dikkat çekti.
Turizm Bakanı ayrıca, turizm konusunda 5 yıllık
program yapmayı hedeflediklerini belirterek, Güney Kore
dışında iki ülkede büro açmak için çalışmaların
sürdüğüne dikkat çekti.
"Öncelikli hedef planlı turizm"
Bakanlık olarak öncelikli hedeflerinin planlı turizm yapmak
olduğunu dile getiren Şanlıdağ, "Bu konuda ciddi
çalışmalarımız var ve bu çalışmaları da
sadece bakanlık personeliyle değil sektör ile birlikte
yapıyoruz. Sektörü hiçbir zaman dışlamıyoruz." dedi.
KITSAB Başkanı Özbek Dedekorkut'un
açıklamalarının kendisini üzdüğünü dile getiren Turizm
Bakanı, Dedekorkut ile iyi bir işbirliği
yaptıklarını ve bundan sonra da işbirliklerine devam edeceklerini
ifade etti.
"Turizm sektörünü yasal hale getiriyoruz"
Sektörün, turizm konusunda gerçek anlamda söz sahibi olması için
yasal eksiklikleri adım adım tamamlamaya
başladıklarına dikkat çeken Bakan Şanlıdağ,
"Biliyorsunuz önce Rehberler Birliği Yasası'nı meclisten
geçirdik. Geçtiğimiz çarşamba günü sonra Otelciler Birliği
Yasası'nı Bakanlar Kurulu'ndan geçirdim. Kısa bir süre
içerisinde de, şu an tetkikleri yapılan Restorancılar
Birliği Yasası'nı Bakanlar Kurulu'na götüreceğiz. Nihai
olarak da yıllardır el sürülmeyen Turizm Örgütleri
Yasası'nı gündeme getireceğiz" diye konuştu.
"2008 yılının kaybedildiğini
düşünmüyorum"
Turizmin uzun süreli bir planlama işi olduğunun
altını çizen Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2008 için
planlamalarının bitme aşamasında olduğunu ifade etti.
2008 yılının kaybedildiği yönündeki
açıklamaları değerlendiren Turizm Bakanı, "Ben
şahsen 2008 yılının kaybedildiğini düşünmüyorum.
2008 yılı turizm açısından 2007'den daha iyi olacak"
dedi.
"Benim hedefim 5 yıllık turizm planlaması"
Şubat ayı sonu itibariyle 2008 yılı için
yapılması gereken her şeyin tamamlanmış
olacağına dikkat çeken Şanlıdağ, şubat
ayından sonra ise tüm örgütlerle birlikte 2009-2010 yıllarını
planlayacaklarını belirtti.
2 yıllık planlamanın ardından gelen hedefinin ise 5
yıllık bir turizm planlaması yapmak olduğunu vurgulayan
Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, bu konuda da çok ciddi
çalışacaklarını söyledi.
Seyahat acentelerine henüz verilmeyen teşvikler konusunda da
konuşan bakan, ödenmesi gereken rakamın yaklaşık 170 bin sterlin
olduğunu ve birkaç gün içerisinde ödenmeye
başlanacağını belirtti.
"Tanıtıma 5 milyon dolar ayırdık"
Yıllardır turizmde yapılmayanı
yaptıklarını ifade eden Bakan Erdoğan
Şanlıdağ, 2008'e dönelik tanıtım ve reklamlara 5
milyon Amerikan Doları ayırdıklarına dikkat çekti.
5 milyon doların ağırlıklı olarak Türkiye,
İngiltere ve Almanya'da gerçekleştirilecek tanıtımlarda
kullanılacağını dile getiren turizmden sorumlu bakan,
diğer ülkelerde de halen devam eden tanıtımların da devam
edeceğini söyledi.
"Güney Kore dışında başka ülkelerle de
temaslar var"
Geçtiğimiz günlerde Güney Kore'den bir turizm şirketiyle
yapılan anlaşmaya da değinen Bakan Şanlıdağ,
"Talep onlardan geldi. Güney Kore'de bizim adımıza bir ofis
açacaklar. Bunun devlete hiçbir maddi külfeti de olmayacak" diye
konuştu.
Bakan ayrıca, 2 ülkede de ofis açılması için
temasları olduğunu ifade etti. Ancak Turizm Bakanı, bu ülkelerin
hangileri olduğunu ise belirtmekten kaçındı.
"Turizm, profesyonellerin işidir"
Turizmin profesyonellerin işi olduğunu dile getiren Turizm
Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, "Profesyoneller yapacak
devlet ise bunun denetimini yapacak" dedi.
Bütün çalışmalarının profesyonelleşme yönünde
olduğuna dikkat çeken Şanlıdağ, bütün
organizasyonların düzenlenmesini seyahat acentelerine verdiklerini ve
acentelerin bunda çok başarılı olduklarını
vurguladı.
"Farklı teşvikler gündeme gelecek"
Bakan Erdoğan Şanlıdağ, 2009 ve 2010
yıllarını planlarken, farklı teşvik modellerinin de
masaya geleceğine dikkat çekerek "Belki de bu teşvikler havayolu
şirketlerine de yapılacak. Ama bunları ilerleyen zamanlarda
göreceğiz ve bunları sektörle birlikte
tartışacağız" diye konuştu.
KIBRIS
14/01/08
26 Aralık 2007 günlü Hürriyet gazetesinden Özdemir ince'nin yazisi :
31. Ayet ( 24:31 )
Kişisel olarak ne başörtüsü ile ne de türban
ile herhangi bir sorunum var. Ama örtünmeyle ilgili yalan, safsata ve hurafe
yayanlarla kavgam var. Türbancılar, bu örtünme tarzının
Kuranın tartışılmaz buyruğu olduğunu ileri sürüyorlar.
Ama Azháb Sûresinin 59. ayeti; Nûr Sûresinin 30, 31 ve 60. âyetleri
dışında Kuranda bir başka hüküm yoktur ve türban
şaklabanlığı Kutsal Kitapda yer almamaktadır.
İKİYÜZLÜLER
Bunu öğrendiğim için: Faiz ve kredi
kartının İslama aykırı olmasına karşın
türbancılar tarafından kullanıldığını; türbancıların,
İslâma ters düşmesine karşın, Cumhuriyetin yapı ve
kurumlarına, yasalarına ve özellikle Devrim Yasalarına uymak
zorunda kaldıkları halde nasıl olup da dinden
çıkmadıklarını soruyorum. Bu işte bir ikiyüzlülük var!
İkiyüzlülük sadece türbancılarda değil! İkiyüzlülüğün
en tepesinde Kuran çevirmen ve yorumcuları bulunuyor. Bunun en
çarpıcı kanıtını, Mustafa Sağ, "Evrensel
Çağrı, Kuran Meáli" (Final Pazarlama Yayını)
çevirisine yazdığı önsöz ve açıklamalarda veriyor. Mustafa
Sağa göre geleneksel çevirmen ve yorumcular Nûr Sûresinin 31. ayetini geleneğe
uyarak ve birbirlerini taklit ederek yanlış çeviriyorlar. Müthiş
bir iddia ! Mustafa Sağın açıklamasını olduğu
gibi aktarıyorum.
HIMAR = ÖRTMEK
"Kuran ayetinde başörtüsü diye bir kelime geçmemektedir .
Buna rağmen tüm Kuran tefsirlerinde ve çevirilerinde Kuran ayeti
başörtüsü olarak çevrilmiştir. Halbuki ayette geçen "HIMAR
kelimesi Baş örtmek anlamında değil , sadece örtmek anlamına
gelmektedir. Eğer , herhangi bir şey örtülecek ise. O şeyin
vurgulanması gerekir. Örneğin masa örtüsü derken, örtmek
kelimesinin yanına masa kelimesinin gelmesi gibi , başörtüsü
dendiği zaman da "örtmek" ("hımar") kelimesinin
yanına "baş" ("res") kelimesinin
hımarü-res şeklinde gelmesi gerekir. Ayetteki hımar
(örtü) kelimesinin yanında geçen ve vurgulayan kelime cuyub
kelimesidir ki, yaka veya göğüs anlamına gelir. Çünkü,
aynı kelime cuyub bir başka ayette (28:32) Hz. Musanın göğsüne/koynuna
elini soktuğu şeklinde geçer. Yani, cuyub kelimesi , hımar
örtmek kelimesi ile kullanıldığı zaman bihumûrihinne
ala cuyubihinne başını örtmek değil, göğsünün
üzerini örtmek anlamına gelmektedir. Geleneksel tüm yorumcular, Kuran
ayetini bilimsel bakışla değil de, birbirlerini taklit edip, Başörtülerini
yakalarınınn üzerine kadar örtsünler diyerek Felyedribne fiilini
de örtsünler diye tercüme etmişlerdir. Bu geleneksel yorumcular DaRaBe
kökünden gelen bu kelimeyi burada, Başörtülerini örtsünler derken,
bir başka yerde aynı DaRaBe kelimesini Kadınları DÖVÜN
(Bak . 4:34) diye çevirmişlerdir. Özetle, Kuranın orijinal
ayeti tüm açıklığı ile ortadayken, elverişli bir
siyasal kullanım malzemesi olarak, sürekli gündemde tutulan
başörtüsü, Kuranın değil, geleneklerin, kişisel
görüşlerin dinleşmesinden kaynaklanmaktadı r." (S. 373)
GERİSİ ALİMLERİN İŞİ
Mustafa Sagın iddialarını Arapçadan denetleyecek durumda
değilim. Ancak Nûr Sûresinin 31. âyetinin Fransızca ve İngilizce
çevirileri onun iddialarını desteklemektedir .
Ben bu çok önemli iddiayı sütunuma aktararak kamusal-toplumsal görevimi
yerine getiriyorum. Gerisi Diyanet İşleri
Başkanlığının ve İslam alimlerinin işi ! . .
Mübarek Kıbrıs sorularını yanıtsız
bıraktı
Mısır
Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
ortak basın toplantısında Doğu Akdeniz’de petrol arama ve
KKTC izolasyonlarına ilişkin soruya yanıt vermekten
kaçınarak “Biz, bu konuları basın önünde görüşmek
istemiyoruz. Türkiye ile Doğu Akdeniz’deki sınır
konularını biz kendi aramızda tartışır
görüşürüz" dedi. Abdullah Gül de, “Terör ile mücadele konusunda iki
devlet gayet sağlam durmaktadır" ifadesini kullandı.
Abdullah Gül ile Hüsnü Mübarek, Kahire’deki
görüşmelerinin ardından ortak bir basın toplantısı
düzenledi. Abdullah Gül, Mübarek ile görüşmesinde Irak’ın toprak
bütünlüğünün korunması önemini konuştuklarını
belirterek bu yönde işbirliğinin yapılacağını
söyledi.
TERÖRLE MÜCADELE
Ortadoğu’nda barışı
sağlanması ve iki devlete dayalı çözüm bulunması için
gereken destek verileceğini ifade eden Gül, Türkiye ile Mısır
arasındaki terörle işbirliğinin önemini görüştüklerini
belirtirken “Terör ile mücadele konusunda iki devlet gayet sağlam
durmaktadır" ifadesini kullandı.
PETROL ARAMA FAALİYETLERİ
Hüsnü Mübarek de, bir Türk gazetecisinin Rum
Kesimi ile yapılan anlaşmalara dikkat çekerek “Doğu Akdeniz’de
petrol arama faaliyetleri için Mısır ihaleye çıkacak mı?
izolasyonların kaldırılması için İskenderiye ile KKTC
arasında deniz seferleri başlatılacak mı?" yönündeki
sorusuna yanıt vermeyeceğini söyledi. Mübarek şöyle
konuştu:
“Biz, bu konuları basın önünde
görüşmek istemiyoruz. Türkiye ile Doğu Akdeniz’deki sınır
konularını biz kendi aramızda tartışır
görüşürüz. Diğer mesele de yine de siyasi konu ve kendi görüşmelerimizde
ele alırız ve çözüme kavuştururuz.ö Türkiye’nin AB hedefine
ilişkin bir soruyu yanıtlayan Gül ise, Türkiye ile AB
ilişkilerinin, Türkiye ile İslam dünyası ve diğer ülkeler
ile ilişkilerin alternatifi olmadığını vurgulayarak
Türkiye’nin AB sürecinin tüm İslam dünyası tarafından
desteklendiğine dikkat çekti.
“ARAMIZDA TİCARİ ENGELLER YOK"
Abdullah Gül, diğer bir sorunun
karşısında Türkiye’nin uzun bir süreden beri AB ile Gümrük
Birliği olduğunu, Mısır ile de serbest ticaret
anlaşmasının yapıldığını belirterek
“Dolaysıyla aramızda ticari engeller yok, onun için
karşılıklı yatırımlar ve ticaretimiz güçlü bir
biçimde gelişiyor" dedi.
Bu arada, gerek Gül, gerekse Mübarek, İran
ile nükleer sorununun barışçıl bir biçimde diplomatik yollardan
çözümlenmesinden yana tavır koydular.
Lübnan ile ilgili bir soru üzerine de Mübarek,
Lübnan konusunda Türkiye ile aralarında görüş
ayrılığının bulunmadığını
kaydederken Gül, bölge sorunlarına bölge ülkelerinin sahip
çıkmasının öneminin altını çizdi.
MILLIYET
15/01/08
Güney Kıbrıs, Kuzey adına konuşamaz
KUZEY KIBRIS, GÜNEY'İN ELDE ETTİĞİ İMKANLARIN
HİÇ BİRİNDEN İSTİFADE ETMEDİ... Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın
AB'de 'Kıbrıs' olarak anılmasını sağlayacak zemin
bulunmadığını, çünkü Kuzey Kıbrıs'ın, Güney
Kıbrıs'ın şu anda elde ettiği imkanlardan ne
uluslararası ne AB'de, ne de yerel bazda hiçbirisinden istifade
etmediğini söyledi. Erdoğan buna karşın Güney
Kıbrıs'ın nasıl oluyor da Kuzey Kıbrıslılar
adına konuştuğunu sorarak, "Güney
Kıbrıslılar, Kuzey Kıbrıslılar adına
konuşamaz" dedi
"BİZİ AB'YE NİÇİN KATMADIKLARINI DAHA AKILCI
BİR ŞEKİLDE İZAH EDEMİYORLAR"... AB'nin
Türkiye'yi AB'ye niçin katmadığını daha akılcı,
bilimsel bir şekilde izah edemediğini de söyleyen Erdoğan,
"Bizim şu anda Kopenhag Kriterleriyle ilgili olsun, Maastricht Kriterleriyle
ilgili olsun, yerine getirdiğimiz başlıkları yerine
getiremeyen ülkeler şu anda AB'nin üyesidir ve bu ülkeler şu anda
AB'de bizim AB'ye katılımımızı siyasi bir gerekçe
göstermek suretiyle de engellemektedir" diye konuştu, Erdoğan bu
ülkelerden biri olarak Güney Kıbrıs'ı gösterdi
Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney
Kıbrıs'ın AB'de 'Kıbrıs' olarak
anılmasını sağlayacak zemin olmadığını,
çünkü Kuzey Kıbrıs'ın, Güney Kıbrıs'ın şu
anda elde ettiği imkanlardan ne uluslararası ne AB'de, ne de yerel
bazda hiçbirisinden istifade etmediğini söyledi.
Erdoğan buna karşın Güney Kıbrıs'ın
nasıl oluyor da Kuzey Kıbrıslılar adına
konuştuğunu sorarak, "Güney Kıbrıslılar, Kuzey
Kıbrıslılar adına konuşamaz. Annan Planı bunu
gideriyordu. Şimdi bu giderilmemiş oldu. Tabii ki bunun çözülmesi
Birleşmiş Milletler zemininde olması gerekiyordu, BM bunu hala
çözemedi" dedi..
Erdoğan, Madrid'de İntercontential Otel'de Europa Press
Ajansı tarafından düzenlenen toplantıya onur konuğu olarak
katılarak Türkiye'nin AB süreci ve Güney Kıbrıs'ın AB
üyeliğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu ve çeşitli
konulardaki soruları yanıtladı
"Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'e, haklı
olmadığını ve Türkiye'nin 2015'te AB üyesi olması gerektiğini
nasıl anlatacaksınız?" sorusu üzerine Erdoğan,
şunları söyledi:
"Aslında acaba böyle bir tarih kaydetmek suretiyle bir
mecburiyetimiz var mı? Ben diyorum ki böyle bir mecburiyet değil,
ortada bir Avrupa Birliği müktesebatı var. Eğer bu müktesebatı
Türkiye yerine getiriyorsa, ne zaman yerine getiriyorsa, getirdiği anda
Türkiye'nin, AB'ye katılımına 'evet' demek gerekir, adalet, vefa
bunu gerektirir. Çünkü bizim AB ile ilişkilerimiz ve bu süreç yasal olarak
1963'te başlıyor. Bizim kadar böyle uzun bir sürece tabi bir
başka ülke olmamıştır. Aslında AB bize, 'Sizi biz
niçin Avrupa birliğine katmıyoruz'. Bunu daha akılcı,
bilimsel bir şekilde izah edememiştir. Bizim şu anda Kopenhag
Kriterleriyle ilgili olsun, Maastricht Kriterleriyle ilgili olsun, yerine
getirdiğimiz başlıkları, yerine getiremeyen ülkeler şu
anda AB'nin üyesidir ve bu ülkeler şu anda AB'nde bizim AB'ye
katılımımızı siyasi bir gerekçe göstermek suretiyle de
engellemektedir. Bunlardan bir tanesi çok açık söylüyorum Güney
Kıbrıs'tır. Güney Kıbrıs şu anda ne Kopenhag ne
de Maastrciht kriterlerine uymaktadır, bir şablon üzerinde bu süreç
bir böyle bir kararla verilmiştir."
''Güney Kıbrıslı, Kuzey Kıbrıs'tan peynir
alsa hemen mahkemeye veriliyor''
Kıbrıs'ta yapılan referandumu hatırlatan Başbakan
Erdoğan, bu konuda Kuzey Kıbrıs'ın
cezalandırıldığını, Güney
Kıbrıs'ın da AB üyeliğine kabul edildiğini kaydetti.
Güney Kıbrıs'ın şu anda AB'de ''Kıbrıs'' olarak
anıldığını ifade eden Erdoğan, şunları
söyledi:
''Bir defa Güney Kıbrıs'ın AB'de 'Kıbrıs'
olarak anılmasını sağlayacak zemin varı mı? Yok,
çünkü Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs'ın şu anda elde
ettiği imkanlardan ne uluslararası ne AB'de, ne de yerel bazda
hiçbirisinden istifade ediyor mu, etmiyor. Nasıl oluyor da Güney
Kıbrıs, Kuzey Kıbrıslılar adına konuşuyor,
konuşamaz. Annan Planı bunu gideriyordu. Şimdi bu
giderilmemiş oldu. Tabii ki bunun çözülmesi Birleşmiş Milletler
zemininde olması gerekiyor, BM bunu çözebildi mi? Hala çözemedi.
Eğer Güney Kıbrıslı birisi, Kuzey
Kıbrıs'tan bir kilo peynir alsa hemen mahkeme kararı veriyor
cezalandırıyor. Böyle bir süreç var. Nasıl oluyor da burası
AB üyesi olabiliyor biz bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bakın şimdi
müzakere sürecindeyiz, müzakere sürecinde bile şu anda AB'nin
aldığı kararı ben yine anlamakta zorlanıyorum. Nedir o
karar? Örneğin, 'müzakereler açılabilir ama kapanamaz'. Niye kapanmaz
'Kıbrıs sorunu halledilmedikçe kapanamaz'. Suçlusu kim? 'Türkiye...'
Acaba biz miyiz suçlusu? Suçlusu, Kıbrıs'ın kendisi. Anlaşılmaz,
anlaşmaz, masaya oturmaz... Masaya oturmadığınız
sürece de anlaşmanız mümkün değildir. Onun için faturaları
sürekli Türkiye'ye kesmeye gayret ediyorlar. Veyahut da Kuzey Kıbrıs
için 'gelin Güney Kıbrıs'ın azınlığı olun'
diyorlar. Hayır. Kuzey Kıbrıs hiçbir zaman Güney
Kıbrıs'ın azınlığı olmayacaktır, olmaz.
Bunu baştan beri söylüyoruz, söyleyeceğiz. Adaletsiz hiçbir şeye
bizim Türkiye olarak, garantör olduğumuz bir Ada'da 'evet' dememiz mümkün
değildir. Sıkıntının kaynağında aslında
bu yatıyor. Ben AB'nin 2015 ile ilgili böyle bir süreç tayin etmesini
doğru bulmuyorum.''
"Büyük bir ihtimalle mayıs ayında bir araya
geleceğiz"
Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin seçim
kampanyasını Türkiye üzerinden yaptığını
belirterek, ''Şimdi biraz da onun sıkıntısını da
yaşıyor. Kendisine gelin medya aracılığıyla
açıklama yapmayalım dememe rağmen, ne yazık ki medya
aracılığıyla Türkiye hakkında konuşmaya devam
ediyor. Ama sizler basın mensubu olarak böyle bir soruyu önüme
getirdiğiniz için ben de bunu cevaplandırmak durumunda kaldım.
Fakat, Mayıs ayında büyük ihtimalle üçlü olarak Fransa, Almanya ve
Türkiye, Almanya'da bir araya geleceğiz. Herhalde burada önemli bir
aşama kazandıracağız diye düşünüyorum'' dedi.
''AB'nin bilimsel açıklama yapması gerektiğini
söylediniz. Bu bilimsel açıklama asla tabi din olmamalıdır''
sözleri üzerine de Erdoğan, şunları kaydetti:
''Şüphesiz, biliyorsunuz, AB, 'AB Anayasası'nın kökü
Hıristiyanlığa dayanır' anlayışını
anayasa tartışmalarında aştı. Ve böyle bir şey
olmasının ciddi yanlışlar doğuracağı kanaati
orada hakim oldu. Çünkü Avrupa'da sadece Hıristiyanlar yaşamadı,
yaşamıyor, farklı dinlerden insanlar da yaşıyor.
Müslümanlar var, Museviler var. Hatta belki dinsizler var. Bunun yanında
Budistler var. Bütün bunların olduğu bir Avrupa'da eğer
kucaklayıcı bir yapı oluşacaksa tabii 'AB'nin dini
şudur' demek bir defa kendi tezine, müktesebatına terstir. Nitekim bu
da kabul edildi. Farklılıkların zenginleştireceği bir
yapı AB'de önemli, farklı kültür, farklı din mensuplarının
olduğu ve Medeniyetler İttifakı'nda da biliyorsunuz, 'Kesrette
Vahdet' anlayışı yani 'çoklukta birlik' anlayışı
hakim olmuş ve bunun üzerinden de çalışmalar yürümüştür.
İnanıyorum ki Medeniyetler İttifakı bu haliyle AB'de bir temel
teşkil edecektir.''
KIBRIS
15/01/08
Come clean over
Karpasia’. DISY leader fires volley at Tassos over Burgenstock events
By
Jean Christou
WARRING SIDES
in the presidential elections have dredged up a four-year old row over whether
President Tassos Papadopoulos allowed an opportunity to regain the Karpass
peninsula to slip by during the 2004 failed Burgenstock negotiations.
DISY leader Nicos Anastassiades fired the first volley on Sunday when he
accused Papadopoulos of losing an opportunity to negotiate and gain back the
occupied north-eastern peninsula.
He called on AKEL leader Demetris Christofias and then Foreign Minister George
Iacovou to come clean on what happened in Switzerland.
Anastassaides was commenting on a statement by the President on Saturday night
that Karpasia has not been offered, or put on the table at Burgenstock.
“He should tell the truth about what happened without omitting that (EU
Enlargement Commissioner) Gunter Verheugen said that we could negotiate and
demand Karpasia from Turkey under no special arrangement,” he said referring to
restrictions and conditions placed on other areas under the Annan plan.
“Mr Papadopoulos rejected the idea,” the DISY leader said.
Asked yesterday to clarify, Iacovou, who is supporting candidate Demetris
Christofias, said the issue of Karpasia had been raised by one of the UN team
in a conversation with an aide to Papadopoulos. But Turkey had placed
conditions on the move.
During discussions on the issue with the National Council in Burgenstock,
certain members said the Greek Cypriot side had an obligation to check out the
proposal so Papadopoulos sent Iacovou and former President George Vassiliou to
talk with Verheugen.
“We found Mr Verheugen…this was the last day of negotiations …Mr Vassiliou
asked him if the Karpasia issue was on the table and Mr Verheugen said it was
too late,” said Iacovou.
Asked whether he thought Papadopoulos himself should have gone, Iacovou said
the issue was part of a wider discussion and that he could not isolate it.
AKEL spokesman Andros Kyprianou was also rather vague, saying only that the
Greek Cypriot side could have negotiated a better result than the one that
emerged from Switzerland. He did say there was no specific negotiation on
Karpasia even though the possibility had existed on the fringes of the talks.
Government spokesman Vassilis Palmas also said the subject was never tabled
seriously in Burgenstock.
Palmas said it was clear that Papadopoulos’ account was backed up by his former
government partners AKEL and also by Iacovou.
Green Party leader George Perdikis also said Karpasia had come up but not in
any official way and certainly not as a bargaining tool that would have
involved giving even more concessions in other areas of the Annan plan.
“The reality is that for the Turks the return of Karpasia does not exist
because it is a region of strategic importance for them,” he said.
In 2004 when the row first erupted Vassiliou said Verheugen had told him that
the Greek Cypriot side could claim something significant as a trade off for the
Turkish demand of having the plan written into EU primary law.
He said Verheugen had hinted the trade off could be Karpasia and that the Greek
Cypriot demand for no permanent derogations from EU law would not be affected.
Vassiliou brought the information to Papadopoulos “who was totally negative”.
The next day Anastassiades raised it again and it was only then Papadopoulos
conceded to allow Vassiliou and Iacovou to talk to Verheugen, who said by then
it was too late.
Sticking to his guns, Anastassiades said the fact that Papadopoulos left the
issue hanging for more than 24 hours proved his point that the President made
no effort to negotiate a decent settlement in Burgenstock.
He insisted the will to negotiate still doesn’t exist, saying this was obvious
by the fact that while Papadopoulos balks at meeting Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat, he had no qualms about meeting hardliner Serdar Denktash.
CYPRUS MAIL 15/01/08
Yenierenköy'de Türk kayıplar aranıyor
İbrahim AKANÇAY
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları
çerçevesinde Yenierenköy'de Türk kayıplar aranıyor.
Derince'de 11 Mayıs 1964'te kamyonları ile birlikte Rumlar
tarafından alıkonulan ve bugüne kadar akıbetleri hakkında
bilgi alınamayan Kaleburnulu Abdullah Emirzade (28) ile Ali Musa
Zorba'nın (33) gömülü olduğu bilgisi verilen yer, kazılmaya
başlandı.
Önceki gün başlayan kazı çalışmalarına dün de
devam edildi ancak, henüz bir sonuç alınamadı.
Kayıplar listesinde bulunan Abdullah Emirzade ile Ali Musa
Zorba'nın Yenierenköy- Dipkarpaz anayolu üzerinde, denize yakın bir
mevkide gömülü oldukları yönünde alınan bilgi
ışığında önceki gün başlatılan kazı çalışmalarına
dün de devam edildi.
Kayıp şahısların aileleri ile köylüler,
çalışmaları gün boyu merakla izledi.
İlk günkü çalışmalarda herhangi bir bulguya
ulaşılmazken, bilgiyi veren Rumun mevki belirleme konusunda
ısrarcı olması nedeniyle kazı bölgesi genişletilerek
çalışmalara devam edildi.
Çalışmaların bugün de devam etmesi bekleniyor.
Çalışmaları izleyen Abdullah Emirzade'in oğlu
Nazım Emirzade ile Ali Musa Zorba'nın kardeşi Mustafa Zorba konu
ile ilgili olarak KIBRIS'a bilgi verdi.
Nazım Emirzade ile Mustafa Zorba'nın verdiği bilgiye
göre, Abdullah Emirzade ile Ali Musa Zorba, harman makinesinin bozulan
bilyesini almak maksadıyla gittikleri Yeşilköy'den geri dönerken,
Derince köyünde Rumlar tarafından yolları kesilerek kamyonları
ile birlikte alıkonuldu.
Emirzade ile Zorba'dan bir daha haber alınamadı, ancak bir
süre sonra Yeşilköy'e gitmek için kullandıkları kamyon asker
yeşili rengine boyatıldıktan sonra Boğaztepe'de bulunan Rum
askeri kampında götürüldü.
Emirzade ile Zorba'dan bir daha haber alınamadığı
için yakınları, söz konusu kişilerin hayatından endişe
etti. Söz konusu kişilerin isimleri o tarihten beri kayıplar
listesinde yer alıyor.
Mustafa Zorba, yaşananları şöyle anlattı:
"Kardeşim Ali M. Zorba'nın 7 tonluk Dodge marka bir
kamyonu vardı. Abdullah Emirzade'nin de harman makinesi... İş
zayıflığı nedeniyle ikisi anlaşarak Abdullah'ın
harman makinesini tamir edip, saman öğüterek pazarlama yapmaya karar
vermişlerdi.
Ancak harman makinesinin bilyesi bozuktu ve yenisi gerekiyordu. 10
Mayıs 1964 günü Boltaşlı köyüne gittiler ve Mağusa
minibüsünün şoförüne parçayı sipariş ettiler.
Ertesi gün Boltaşlı'ya giderek, sipariş verdikleri
minibüs şoförünü aradılar. Boltaşlı'da
bulamadıkları şoför için bu kez Yeşilköy'e gittiler ama söz
konusu minibüs şoförünü yine bulamadılar.
Daha sonra yanlarında bulunan Boltaşlı sakini
Kemal'ı köyüne bıraktılar ve Kaleburnu'ya dönmek için yola
koyuldular, ancak bir daha onları gören olmadı.
Onlar dönmeyince gece Kavalla Ormanı'ndan gizlice Yeşilköy'e
giderek onları aradık ancak köyden ayrıldıklarını
öğrenince başlarına bir iş geldiğini anladık.
Daha sonra öğrendiklerimiz bizi dehşete düşürdü.
Anlatıldığına göre, o gün Rum Polis Genel Müdürü
Pandelidis'in oğlu ile iki Yunan subayı, Mağusa kale içerisinde
izinsiz fotoğraf çekerken görülmüş. Askerlerin dur ihtarına
uymayan bu üç kişiye ateş açılmış. Açılan
ateş sonucu Pandelidis'in bir oğlu ile bir Rum subay olayda
ölmüş, diğeri ise yaralı olarak kurtulmuş.
Ölen iki Rum için de şu anda Gazimağusa Belediye
binasının karşısına bulunan büstleri dikilmişti.
İki Rumun öldürülmesi ile tüm yolların kesilerek, Türklerin
yakalanması emri üzerine o gün yollarda tespit edilen 80 civarında
Türk, yollardan alınarak katledildi. Bunlar arasında bizim bugün
kazı çalışmaları yapılan 2 şehidimiz de
vardı.
Yolların kesilerek Türklerin öldürüleceği haberi bize
ulaşmıştı, ancak biz yakınlarımıza
ulaşıp bilgi vermekte başarılı olamadık, göz göre
göre ölüme gittiler. Eğer onlara ulaşmış olabilsek genç
yaşta bu dünyadan göç etmeyecek, bugün hayatta olacaklardı."
KIBRIS
16/01/08
2 Rum gece kulübünden mahkemeye götürüldü
PARA KARŞILIĞI FUHUŞ... Alayköy bölgesinde faaliyet
gösteren gece kulübünde çalışan 2 konsomatris bayan ile 2
Kıbrıslı Rum erkek para karşılığı
fuhuş yapmak, iki kişi de olayla bağlantılı
oldukları gerekçesi ile Pazartesi günü polis tarafından
tutuklandı. 6 zanlı dün mahkemeye çıkarılarak teminata
bağlandı
Erol UYSAL
Lefkoşa Polis Müdürlüğü ekipleri, pazartesi akşamı
iki Kıbrıslı Rum erkek ile Alayköy bölgesinde faaliyet gösteren
bir gece kulübünde konsomatris olarak çalışan Moldova uyruklu iki
bayanı para karşılığı fuhuş yapmaktan,
aynı gece kulübünde çalışan iki kişiyi de meseleyle
bağlantılı oldukları gerekçesi ile gözaltına
aldı.
Para karşılığı fuhuş yapma suçundan
pazartesi günü gözaltına alınan toplam 6 kişi dün Lefkoşa
Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı ve ileride yargılanmak üzere
teminata bağlandı.
Rum zanlılar Kostas Baras ve Kypros Petrou, Moldovalı
konsomatris bayanlar Oxana Bronici ve Victoria Lupu ile gece kulübü
çalışanları Sevilay Esin ve Istırade Liciana, Ceza
Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzurunda görüşülen
duruşmada çeşitli teminatlarla serbest bırakıldı.
Mahkemede yeminli şahadet veren olayın tahkikat sorumlusu
Vural Nurdal, Alayköy'de Hanedan isimli gece kulübünde Güney Kıbrıs
Rum Kesimi'nde sakin zanlı Kosdas Baras ile zanlı Kypros Petrou'nun,
gece kulübünde konsomatris olarak çalışan Moldova uyruklu zanlı
Oxana Bronici ve zanlı Victoria Lupu'nun para
karşılığında fuhuş yaptıklarının
tespit edildiğini belirtti.
Olayla bağlantısı olduğu gerekçesiyle söz konusu
gece kulübünde çalışan zanlı Sevilay Esin ve zanlı
Istırade Liciana'nın da gözaltına
alındığını ifade eden Nurdal, tahkikatın
tamamlandığını ifade ederek, zanlıların yargılanıncaya
dek mahkemenin uygun göreceği teminatlara bağlanmasını
talep etti.
İddia Makamı Başsavcılık adına
davayı yürüten savcı da Kıbrıslı Rum
zanlıların 3'er bin YTL nakdi teminat yatırmasını,
haftada bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta
bulunmasını ve yargılanıncaya kadar yurt
dışına çıkışlarının yasaklanması
koşuluyla serbest kalmalarını, Oxana Bronici, Victoria Lupu,
Sevilay Esin ile Istırade Liciana isimli zanlıların ise haftada
bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta
bulunmalarını ve yurt dışına çıkışlarının
yasaklanması koşuluyla yargılanıncaya dek serbest
kalmalarını talep etti.
Zanlılar aleyhine talep edilen teminat şartlarına
savunma herhangi bir itirazda bunmadı.
Verilen şahadet ışığında tahkikatın
tamamlandığını göz önünde bulunduran Yargıç Fügen
Ulutekin, savunmanın da talep edilen teminat şartlarına itiraz
etmemesi nedeniyle iddia makamının istediği teminat emrini
verdi.
KIBRIS 16/01/08
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi: Ocak
ayında kimlik tespitleri ile ilgili yeni sonuçlar bekleniyor
Komite yayımladığı yazılı
açıklamada, kayıp şahıslarla ilgili kazı, kimlik
tespit ve iadesi alanındaki çalışmaların, ihtiyaç duyulan
finansmanının önemli bir bölümünün bulunmasıyla 2008
yılında da devam edeceği belirtildi.
Kazıların ülke genelinde, komite bünyesindeki iki toplumlu
ekipte yer alan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
uzmanlar tarafından yürütüldüğü belirtilen açıklamada, Arjantin
Adli Antropoloji ekibi personeli ile çalışan komite
uzmanlarının, Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'ndeki
Adli Genetik Laboratuarı'nda çalışan iki toplumlu genetik
uzmanları ile bir araya geldiği belirtildi.
"Ay sonundan önce yeni kimlik tespitlerinin
yapılmasının beklendiği" ifade edilen açıklamada,
komitenin daha sonra da, kimlikleri tespit edilenlerin ailelerine teslim
edilmesi için gerekli süreci başlatacağı belirtildi.
Kayıplarla ilgili çalışmalarda 2008 yılı için
2,4 milyon Euro'ya ihtiyaç duyulduğu kaydedilen açıklamada, "bu
miktarın önemli bir bölümünün geçen Avrupa Komisyonu ve diğer
bağışçılar tarafından temin edildiği", şu
anda ise bütçede 750 bin Euro açık bulunduğu belirtildi.
KIBRIS 16/01/08
KKTC'ye yaklaşık 400 milyon dolar yardım
yapıyoruz
Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek, KKTC'ye 1974-1996 yılları arasında yıllık
80 milyon dolar, 1997-2002 yıllarında 210 milyon dolar, 2002'den bu
yana ise 360 milyon dolar yardım yapıldığını
belirterek, "Bugün neredeyse 400 milyon dolar yardım
yapıyoruz" dedi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Eyyüp Cenap Gülpınar
başkanlığında toplandı.
DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı'nın
Kıbrıs hakkındaki gündemdışı
konuşmasına Hükümet adına yanıt veren Çiçek,
Kıbrıs meselesinin herkes için "Milli bir dava"
olduğunu söyledi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM Başkanı
Köksal Toptan'ın seçildikten sonra ilk olarak KKTC'yi ziyaret ettiklerini
belirten Çiçek, Türkiye'nin, bugüne kadar Kıbrıs konusunda iki türlü
yaklaşımı olduğunu söyledi. Cemil Çiçek, bu
yaklaşımların, adadaki gerçeklerden yola çıkarak,
kapsamlı ve adil bir çözümün gerçekleşmesi için çaba sarf edilmesi ve
KKTC'nin ekonomik ve sosyal yönden desteklenmesi olduğunu kaydetti.
Çiçek, Türkiye'nin, 1974-1996 yılları arasında KKTC'ye
yıllık 80 milyon dolar, 1997-2002 yılları arasında
yıllık 210 milyon dolar, 2002 yılından bu yana ise
yıllık 360 milyon dolar yardım yaptığını
ifade ederek, "Bugün neredeyse 400 milyon dolar yardım
yapıyoruz" dedi.
17 Şubat'ta Güney Kıbrıs Rum Kesiminde
cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacağına
işaret eden Çiçek, bu seçimden sonra uluslararası alanda
yaşanacak hareketlilik çerçevesinde hazırlık yaptıklarını
bildirdi.
Başbakan Yardımcısı Çiçek, "(Her ne
pahasına olursa olsun çözüm) değil; adil, kalıcı ve
kapsamlı bir çözümün gerçekleştirilmesi gerekmektedir" dedi.
"Adada iki ayrı toplum, devlet var"
Çiçek, üç konuda gerçeğin kabulüne bağlı olarak çözümün
bulunabileceğini belirterek, bu gerçeklerin; adada iki ayrı toplum,
devlet ve demokrasi olduğunu söyledi. Çiçek, bunlardan vazgeçmenin mümkün
olmadığını ifade ederek, bunu bütün dünyaya
anlattıklarını da kaydetti.
Cemil Çiçek, KKTC'ya yönelik tecridin ortadan
kaldırılması için önemli çabalar harcadıklarını
ve bazı başarılar elde ettiklerini bildirdi. Çiçek, KKTC'nin
temsilciliklerinin sayısının 15'e
ulaştığını belirterek, Türkiye
dışında Londra, Brüksel, Newyork, Washington,
İslamabad, Abu Dabi, Bakü, Bişkek, Strazbourg ve Roma'da KKTC
temsilcilikleri bulunduğuna dikkati çekti.
Yeni temsilcilikler
Çiçek, Kuveyt, İsrail ve Umman'da temsilcilik açılması
için yapılan hazırlıkların son aşamaya geldiğini;
Polonya, Bahreyn, Amman ve Malezya'da temsilcilik açılması için
temasların sürdürüldüğünü ifade ederek, KKTC'de de 7 temsilcilik
bulunduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Pakistan ve
Azerbaycan'a resmi olmak üzere bazı ülkelere ziyarette bulunduğunu
kaydeden Çiçek, Gazimağusa ve Lazkiye arasında düzenli deniz
seferleri yapıldığını bildirdi.
"Rum lider, Talat'ın önerisini reddetti"
Cemil Çiçek, Kıbrıs sorununun çözümü için temasların en
üst seviyede devam ettiğini belirterek, Talat'ın, 2008
yılında kapsamlı çözüme ulaşılması yönündeki
önerisinin Rum lider tarafından reddedildiğini söyledi.
Çiçek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşmede dile
getirdiği, adadaki iki taraf arasındaki güven ortamının
yaratılması ve kapsamlı çözüm çalışmalarına
elverişli bir ortamın oluşturulabilmesi için
genişletilmiş güven artırıcı önlemler paketinin olumlu
karşılandığını bildirdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açılan davalar
sonucunda, iç hukuk yolu olarak taşınmaz mal komisyonu
kurulduğunu dile getiren Çiçek, bu komisyona bugüne kadar 300
Kıbrıslı Rum'un başvurduğunu ve başvurulardan
32'sinin sonuçlandığını bildirdi.
TC Başbakan Yardımcısı Çiçek, KKTC'de eğitimde
önemli gelişmeler yaşandığını belirterek, 4
yıl önce KKTC'de 21 bin olan öğrenci sayısının bugün
40 bini aştığını ifade etti. Çiçek, Türkiye'deki
bazı üniversitelerin de KKTC'de kampüs kurmak için
çalıştığını kaydetti.
KIBRIS 16/01/08
OPEC Genel Sekreteri El-Bahri Güney Kıbrıs'ta
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Genel
Sekreter El-Bahri adaya varışında yaptığı
açıklamada, Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgede petrol
bulacağını ümit ettiğini, hiçbir ihtimalin gözden uzak
tutulmaması gerektiğini söyledi.
Larnaka Havaalanı'nda basına açıklamalarda bulunan
El-Bahri, büyük ülkelerle olduğu kadar küçük ülkelerle de
işbirliğini arzu ettiğini, iki ay önce de görüşmeler yapmak
üzere Çin Halk Cumhuriyeti'ne gittiğini anlattı.
Bir yıl önce Güney Lefkoşa Ticaret ve Sanayi Odası'ndan
davet aldığını belirten OPEC Genel Sekreteri, bugün
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopoulos tarafından kabul
edilecek olmasından dolayı büyük memnuniyet duyduğunu, Rum
Dışişleri Bakanı ve Ticaret Bakanı'yla da
görüşeceğini ifade etti.
Soruları da yanıtlayan El-Bahri, "İnsanları ve
yetkilileri tanımak için Kıbrıs'ta bulunuyorum ve tabii ki
petrol faaliyetlerini, fiyatları, arz ve talebi de görüşeceğim.
Bunun yanında Kıbrıs bir Avrupa Birliği üyesi ve eminim
petrol alanında neler olduğunu bilmek isterler" şeklinde
konuştu.
Güney Kıbrıs'ın OPEC üyesi olup olmayacağı
sorusuna Genel Sekreter, "Eminim bazı faaliyetleriniz vardır ve
petrol bulacaksınız" dedi ve kendi ülkesinin, Libya'nın
petrol bulmasına değinerek 50 yıl önce insanların Libya'da
petrol olduğunu düşünmediklerini ifade etti.
El-Bahri, birkaç yıl sonra Libya'nın OPEC içerisinde en büyük
petrol üreticilerinden biri olduğuna, dolayısıyla hiçbir
ihtimali gözden uzak tutmamak gerektiğine dikkati çekti.
Güney Lefkoşa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı
Hristodulos Agastiniotis OPEC Genel Sekreteri'ni havaalanında
karşıladı ve bugünkü yemekte El-Bahri'nin ana
konuşmacı olacağını söyledi.
KIBRIS 16/01/08
İngiliz yetkililer, Kıbrıs'ta seçim
sonrasını bekliyor
İngiliz Hükümeti'nin Avrupa Birliği'nden Sorumlu Bakanı
Jim Murphy, Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra,
Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik bir hareketlilik
yaşanacağı beklentisinde olduklarını söyledi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiliz Hükümeti'nin Avrupa Birliği'nden Sorumlu bakanı
Jim Murphy, önceki gün İngiltere Parlementosu'nda Kıbrıslı
Türklerle bir araya geldi.
Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendiren Jim
Murphy, önümüzdeki ay Güney Kıbrıs'ta yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Kıbrıs
sorunun çözümüne yönelik gelişmeler yaşanacağına
inandığını söyledi.
Başbakan Gordon Brown'nun Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
İşçi Partisi Enfield Milletvekili Joan Ryan'ın organize
ettiği toplantıya, CTP Londra Dayanışma
Derneği Başkanı İlker Kılıç ve Kemal Nami,
Toplumcu Demokrasi Partisi Londra Derneği Başkanı Osman Tango,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan Hayrettin Ramis, Yılmaz
Özyiğit ve Tuncel Nalbantoğlu, eğitimciler Kelami Dedezade ve
Süleyman Soydağ, Ambargolular Grubu'ndan Fevzi Hüseyin ve Suzan Nuri'nin
yanı sıra Enfield Belediye Meclis Üyesi Ahmet Öykener ve
İşçi Partili aktivist Alev Cazımoğlu katıldı.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı
Kıbrıs Masası şefi Simon Hohner'in de yer
aldığı görüşmede, AB'den sorumlu bakan Jim Murphy ve
Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, İngiliz Hükümeti'nin
Kıbrıs'ta çözümü desteklediğini ve kısa bir zamanda içinde
bu yöndeki çalışmaların başlaması gerektiğini
kaydetti.
Görüşmede Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi ve
Gambari sürecine tam destek verdiklerini belirten Jim Murphy ve Joan Ryan,
Güney Kıbrıs'ta ki seçimleri kim kazanırsa kazansın, seçim
sonunda Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir takım adımlar
atılacağını ifade ettiler.
Geçtiğimiz hafta da Ankara'da Türk yetkililerle görüşen
Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Ankara ziyaretini de
toplantıda değerlendirerek, 'Ankara'dan olumlu mesajlar aldım.
Türk Hükümeti de Kıbrıs sorunun çözümünden yana. Ve bu konuda oldukça
istekli.' dedi.
KIBRIS 16/01/08
Officers nabbed in north
cabaret
TWO POLICE
wardens from Nicosia Central Prison were yesterday released by police in the
occupied areas after being arrested in a cabaret in the north on Monday.
The two men, aged 26 and 31, were arrested by police in the north and detained
in a holding cell for charges involving pornography and prostitution.
They were taking before the ‘Supreme Court’ where they were fined and allowed
to go. Police said they weren’t able to offer more information yesterday.
CYPRUS MAIL 16/01/08
Exchange plan for
Turkish Cypriot students
THE EUROPEAN
Commission yesterday announced its plan to offer €1.5 million to promote youth
exchanges for the Turkish Cypriot community.
Launching the Promotion of Youth Exchanges and Other People-to-People Contacts
grant, the EU Aid Programme for the Turkish Cypriot Community said it would
enable broad sections of the Turkish Cypriot community to meet and get to know
their counterparts in the EU.
This will take place through participation in a broadly defined range of
activities.
“The aim of such activities, taking place in EU Member States, is to improve
understanding of European values, experiences and multicultural traditions,”
the EC announcement read.
Activities will include attending events such as festivals, fairs or
conferences, sporting events, summer university sessions or youth camps,
organising exchanges with other European counterparts, setting up case study
visits, internships or training sessions.
CYPRUS MAIL 16/01/08
North authorities offer
co-operation on illegal crossings
By
Jean Christou
THE TURKISH
Cypriot side said yesterday it was ready to co-operate with the Greek Cypriots
on plugging the porous buffer zone against illegal immigration.
“This is a problem threatening both the north and the south of the island,”
said Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
Ercakica referred to the sudden disappearance last week of an Iraqi taekwondo
team and their families from the north where they had ostensibly gone for
training but crossed the buffer zone within 24 hours of arriving in the north.
The group of seven men, four women and four children were picked up on the
Larnaca-Dhekelia road and immediately sought asylum from the Cypriot
authorities.
Thousands of illegal immigrants have crossed to the south of the island through
the buffer zone since the crossing points were opened in April 2003. Cypriot
authorities say 99 per cent of the 12,000 or so asylum seekers on the island
came through the north.
Late last year a ferry service from occupied Famagusta to Syria brought in even
more illegal immigrants. At one point Turkish Cypriot police estimated that
over 300 that had come on the ferry had not made a return trip.
Ercakica said that instead of the Greek Cypriot side using illegal immigration
as an excuse to put an end to the ferry service, the problem of illegal
immigration should be solved by cooperation. The ferry has since been stopped
by flag-carrier Georgia.
“The Turkish Cypriot side is ready to co-operate with the Greek Cypriot
authorities and demands the assistance of the UNFICYP on the issue,” he said.
“We would like to reiterate that human trafficking threatening the island of
Cyprus just like all the other countries in the Eastern Mediterranean can only
be settled via co-operation and mutual assistance.”
He said the Turkish Cypriot side was ready for “any kind of co-operation” for
the prevention of illegal immigration.
“The Greek Cypriot side has to understand that they can not free themselves of
the responsibility by refraining from adopting effective measures along the
Green Line and refusing to co-operate with the Turkish Cypriot authorities or
by putting the blame of their negligence over the issue of human trafficking on
the shoulders of others and making use of it as a means of political
exploitation,” Ercakica said.
CYPRUS MAIL 16/01/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 12:14 TSİ 17 Ocak 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- Milletvekillerinin istifa dilekçelerinin Meclis’e sunulmasını
kararlaştırdı. İstifaların yürürlüğe girmesi
için, KKTC Cumhuriyet Meclisi tarafından kabul edilmesi gerekiyor.
Demokrat Parti’nin Meclis’ten çekilme kararını değerlendiren
iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi, Demokrat Parti’nin erken seçim
pazarlığı yapmak için böyle bir karar
aldığını ileri sürdü.
Demokrat
Parti, kendilerinden ve Ulusal Birlik Partisi’nden ayrılan bazı
milletvekillerinin ayrı bir parti kurarak, CTP ile koalisyona gitmesi
nedeniyle meclis çalışmalarını 16 aydır boykot
ediyordu..
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:18 TSİ 17 Ocak 2008 Perşembe
ANKARA
- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), 2008
yılı programını uygulamaya başladı. Bu çerçevede
ilk sondaj Gelibolu’daki Anafartlar-1 kuyusunda yapılacak. Denizde bu ay
sonunda açılacak kuyu, 6 millik Türkiye karasularının içinde yer
alıyor.
İkinci adım Karadeniz’de atılacak. TPAO, BP ile bir
süredir Doğu Karadeniz’de arama yapmış ancak BP bölgeyi terk
etmişti. Aramalar şimdi Orta Karadeniz’e yoğunlaşacak.
Sondaj için uluslararası ölçekte açılan ihalenin Şubat ayı
ortalarında sonuçlandırılacağı belirtiliyor.
Rum kesiminin de arama yapacağı bazı bölgelerle
çakışan Akdeniz’deki sondaj çalışmaları için teklifler
alınmaya devam ediliyor. Yetkililer, ihalelere Petrobras ve Chevron gibi
dev petrol şirketlerinin de katıldığını
vurguluyor. Açıklamanın ise en geç Mart ayı başında
yapılması bekleniyor. Ancak daha sonra petrol rezervine
ulaşılması uzun bir zaman alacak. Yetkililer sondaj
çalışmalarının 3-4 yıl gibi bir sürede yapılabileceğini
belirtiyor.
Rum kesimi geçtiğimiz hafta sondaj yapacak şirketleri
açıklayacağını duyurmuştu. Ancak burada 17
Şubat’ta yapılacak seçimler nedeniyle açıklama ertelendi. Henüz
bir tarih de verilmedi.
Haspolat'ta yeni bir alanda kazılara
başlandı
KARPAZ'DAKİ KAZILARA ARA VERİLDİ... Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından sürdürülen kazılara Girne ve
Haspolat'ta yeni bir alanda devam edilirken, Karpaz bölgesindeki kazılara
dün yağmur nedeniyle ara verildi. Kazı yapılan bölgeler
geniş bir alanı kapsadığından sonuç alınmasının
uzun zaman süreceği belirtiliyor
Gözde SÜREÇ
Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen
çalışmalar çerçevesinde dün Haspolat'ta yeni bir alanda kazılara
başlandı.
Haspolat'ta kazılmasına başlanan bu alanının
iki Kıbrıslı Rum'a ait gömü yeri olduğuna
inanılıyor.
Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen
kazılar Girne ve Haspolat'ta devam ederken, Karpaz bölgesinde
kazılara yağmur nedeniyle dün ara verildi.
KIBRIS'a kazılarla ilgili bilgi veren Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, Karpaz bölgesinde
14 Ocak tarihinde iki Kıbrıslı Rum'un verdiği bilgiler
ışığında başlanan kazılara yağmur
nedeniyle ara verildiğini söyledi.
İki Kıbrıslı Türkün gömü yeri olduğu
varsayılan alanda kazılara başlandığını
belirten Küçük, dün yağmurlar nedeniyle ara verilen
çalışmaların hava şartları uygun olduğu zaman
yeniden başlayacağını ifade etti.
Nokta yeri gösterilmediği sürece kazıların geniş
alanları kapsadığını ve sonuca ulaşmanın
zaman aldığını kaydeden Küçük, Karpaz bölgesinde henüz
sonuç alınmadığını, "hiçbir şey
kaçırılmaması için" titizlikle sürdürülen
çalışmaların uzun sürmesinin beklendiğini vurguladı.
Kayıplar Komitesi'ne verilen bilgiler
ışığında komiteye bağlı araştırma
ekipleri, bilgileri değerlendirerek kazı alanlarını tespit
ediyor ve kazılar bu şekilde başlıyor.
Kayıp Şahıslar Komitesi yetkilileri yaptıkları
açıklamalarda kayıpların bulunması için bilginin şart
olduğunu vurgulayarak, kayıplar konusunda bilgisi olan herkesi
yardıma çağırıyor.
KIBRIS 17/01/08
DP istifa ediyor
İSTİFALAR BUGÜN MECLİSE SUNULUYOR...50 sandalyeli Cumhuriyet
Meclisi'nde 6 sandalye ile temsil edilen ve yaklaşık 1.5 yıldan
beri meclisi boykot eden DP, dün akşam genişletilmiş parti
meclisini toplayarak oybirliği ile "sine-i millet"e dönme
kararı aldı. DP, istifa dilekçelerini bugün meclise sunmayı kararlaştırdı.
Cumhuriyet Meclisi'ne istifa için verilecek öneriye Serdar Denktaş,
Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu, Mehmet Tancer ve
Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında bulunan Hatice Faydalı
ise kararını bugün mecliste resmileştirecek
KALYONCU: İSTİFA KARARI "PAZARLIK" AMACIYLA
ALINDI... CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, DP'nin istifa kararını
"pazarlık" amacıyla aldığını söyledi.
Demokrat Parti'nin anayasal değişiklik çalışmalarına
katılmak yoluyla erken seçim pazarlığı yapmaya
çalıştığını belirten Kalyoncu, "Ancak
teklifleri belli değil. ÖRP ile beraber hareket edip Anayasa
değişikliği yapmak istediklerini sanmıyorum. Tekliflerini
tam olarak görmemiz lazım. Ciddi bulmazsak istifaları Genel Kurul'da
oylayacağız ve söylediğimiz tarihte de seçimi yapacağız
veya ara seçime gideceğiz" ifadelerini kullandı
Cumhuriyet Meclisi'ni yaklaşık 1.5 yıldır boykot
eden Demokrat Parti (DP), dün akşam sine-i millete (meclisten çekilme)
dönme kararı aldı.
Özgürlük ve Reform Partisi'nin (ÖRP) kuruluşu ve ÖRP'li koalisyonu
"müdahale" olarak niteleyerek yaklaşık 1.5 yıldan beri
meclis çalışmalarına katılmayan DP, dün akşam
genişletilmiş parti meclisini toplayarak, oybirliği ile
meclisten çekilmeyi kararlaştırdı ancak
"uzlaşı" yolunu da açık bıraktı.
DP'li 6 milletvekilinin istifasının yürürlüğe
girebilmesi için meclis genel kurulunun onayı gerekiyor.
DP bu son dönemeçte de erken seçim kartını masada tutarak
koalisyonun büyük ortağı CTP ile yine uzlaşı
arayışını sürdürecek.
DP, istifa dilekçelerini bugün meclise sunmayı da
kararlaştırdı.
Cumhuriyet Meclisi'ne istifa için verilecek öneriye Serdar
Denktaş, Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu,
Mehmet Tancer ve Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında
bulunan Hatice Faydalı ise kararını bugün mecliste
resmileştirecek.
5 ilçe başkanının imzalarıyla hazırlanan
"meclisten çekilme" önerisini, genişletilmiş parti meclisi
üyeleri ellerindeki kırmızı kartlarla oyladı.
DP'nin meclisten çekilme kararını sıcağı
sıcağına yorumlayan CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, DP'nin
istifa kararını "pazarlık" amacıyla
aldığını söyledi.
DP'nin anayasal değişiklik çalışmalarına
katılmak yoluyla erken seçim pazarlığı yapmaya
çalıştığını belirten Kalyoncu, "Ancak
teklifleri belli değil. ÖRP ile beraber hareket edip Anayasa
değişikliği yapmak istediklerini sanmıyorum. Tekliflerini
tam olarak görmemiz lazım. Ciddi bulmazsak istifaları Genel Kurul'da
oylayacağız ve söylediğimiz tarihte de seçimi
yapacağız veya ara seçime gideceğiz" dedi.
DP, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde 6 milletvekili ile temsil ediliyor.
Yüksek katılımlı toplantı
DP Genişletilmiş Parti Meclisi dün akşam saat 19.00'da
toplandı.
DP'li 6 milletvekilinin meclisten çekilip çekilmeyeceğinin
netleşeceği toplantıya ilgi büyüktü.
Genel Başkan Serdar Denktaş'ın alkışlar
arasında salona girmesiyle saat 19.00'da toplanan parti meclisi,
basına açık yapıldı. Serdar Denktaş yanında
üyelerin de tek tek söz alarak konuştuğu toplantıya
katılım oldukça yüksekti.
Demokrat Parti'nin 4 kattan oluşan binasının tamamı
dolarken, konuşmalar tüm katlara hoparlörlerle aktarıldı.
Divan Başkanlığını Ömer Adal'ın
yaptığı toplantıda konuşan Genel Başkan Serdar
Denktaş, üyelere "sine-i millete dönme", yani meclisten çekilme
önerisinde bulundu.
Adaoğlu
DP Kurucu Başkanı Mustafa Adaoğlu
konuşmasında, DP'nin verdiği kavganın bir demokrasi ve
fazilet kavgası olduğunu, haksızlığa ve
partizanlığa karşı gelmek istediklerini söyledi.
Adaoğlu, amaçlarının ortak akılla
dayanışma ve birliktelik göstererek, DP'nin yüceliğini göstermek
olduğunu kaydetti.
Adaoğlu, Türk halkına veya TC'ye karşı değil,
"Meclis'teki demokrasi ayıbını temizlemek için"
mücadele verdiklerini söyledi.
Bulutoğluları
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları
da, DP'den Belediye Başkanı seçildiğini hatırlatarak yine
bu partide mücadelesine devam edeceğini, "kimsenin kendisini
satın alamayacağını" söyledi.
"Dört kez ÖRP'den yüksek meblağlar
karşılığında transfer teklifi
aldığını" kaydeden Bulutoğluları,
"DP'nin alacağı kararla 'satılmışların'
yanında, aynı çatı altında yer
almayacağını" göstereceğini söyledi.
Bulutoğluları "Eğer CTP haysiyetli bir partiyse,
hemen seçime gider" ifadelerini de kullandı.
Atun
DP Parti Meclisi Üyesi Ata Atun da, 2008 Şubat'ında Rum
tarafında yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos
Papadopulos'un kaybedeceğini belirtti ve bundan sonraki süreçte yeni bir
planla Kıbrıs'ta iki devletli bir çözüme gidileceğini savundu.
Atun, bu nedenle DP'nin kararının Kıbrıs sorununun
geleceği için de önemli olduğunu söyledi ve "uzlaşmaya
açık" bir karar verilmesini istedi.
Hasipoğlu
DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu da, DP'nin Anan
Planı dönemi dahil her dönemde doğruları
yaptığını ve yine doğruyu yapacağını
söyledi.
Yapacakları hareketin "bazı kesimlerin aklını
başına getireceğini" de söyleyen Hasipoğlu, halk ve
parti için en doğrusunu yaparak "sine-i millete" döneceklerini
ifade etti.
Denktaş
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, DP'nin
kuruluşundan itibaren 15 yılı aşkın bir süre geçmesine
rağmen şu anki demokratik yapılanmanın o günlerle aynı
olduğunu savundu.
Ata Atun'un sözlerine de atıfta bulunan Denktaş, Papadopulos
yerine göreve gelecek herhangi bir kişinin 2 devletli bir çözümü
isteyeceğinin doğru olmadığını söyleyerek
"Değil Papadopulos, Allah'ın delisi Matsakis gelse hedef aynıdır
ve Kıbrıs Türkleri o hedefte yoktur" şeklinde konuştu.
Kıbrıs'ta eşitliğe dayalı müştereken
yetkilerin paylaşıldığı bir devletin hayalden öteye
gidemeyeceğini söyleyen Denktaş, CTP'ye seslenerek, "2008'in
çözüm yılı olacağına inanıyorsanız gelin ekim
ayını seçim tarihi olarak tespit edelim. Eğer haziran veya temmuz
ayı içinde BM Genel Sekreteri 'yeterli zemin vardır ve çözüm
görüşmeleri başlasın' derse DP olarak biz de 2010
yılına kadar seçimden vazgeçeriz" dedi
"CTP-ÖRP döneminin halkın rüşvet ve yolsuzluk
iddialarını televizyonlardan naklen izlediği ve tepedeki
yozlaşmışlığın tabana
yayıldığının her gün yaşanarak görüldüğü bir
dönem olduğunu" söyleyen Denktaş, basın üzerinde kurulan
"abluka" nedeniyle insanların yanlış
bilgilendirildiğini de söyledi.
Ulusal Birlik Partisi'nin meclise dönme kararını da
eleştiren Denktaş, "AKP'den gelen telkinlerle meclise
döndüğü iddiası doğruysa, meclis meşruiyetini kaybeder ve
halk iradesini değil AKP hükümetinin iradesini yansıtır"
dedi.
Denktaş, AKP tarafından hazırlanıp yürütülen bir
siyasetin Kıbrıs Türk halkının tüm toplumsal
haklarını geriye götürdüğünü ve halkın her geçen gün
kaybettiği saygınlığın halkı yok olma tehlikesine
götürdüğünü de savundu.
Serdar Denktaş, halka karşı "sözünün arkasında
durma, ilkelere bağlı kalma ve dürüstlük" gibi görevleri
olduğunu söyleyerek, "bu erdemlerin kalmaması halinde vekillik
ceketlerini çıkararak gerçek iradeye dönmekten başka çarenin
olmadığını" söyledi.
Denktaş, istifa kararından dolayı halktan özür de diledi
ve "müdahaleden arınmış bir KKTC için" mücadele sözü
verdi.
Oylama
Serdar Denktaş'ın konuşmasının ardından 5
ilçe başkanının imzalarıyla hazırlanan "meclisten
çekilme" önerisi oylamaya sunuldu.
Genişletilmiş parti meclisi üyelerinin ellerindeki
kırmızı kartlarla oyladığı öneri,
oybirliğiyle kabul edildi.
Cumhuriyet meclisine istifa için verilecek öneriye Serdar Denktaş,
Ertuğrul Hasipoğlu, Mustafa Arabacıoğlu, Mehmet Tancer ve
Hüseyin Kayım imza koydu. Yurtdışında bulunan Hatice
Faydalı ise kararını bugün mecliste resmileştirecek.
KIBRIS 17/01/08
Möller: Yeni girişimde federal temelden yola
çıkılacak
BM'NİN YENİ GİRİŞİM GÖRÜŞÜ
PARTİLERE İLETİLDİ... Möller'in de
katıldığı toplantıda, parti temsilcilerine, BM
tarafından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yapılacak
olası bir girişimin, "BM kararı olan iki bölgeli federal
bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi. Turnicova'nın
açıklamasına göre, toplantıda, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi raporunda yer alan "tarafların istemesi durumunda
BM'nin Şubat'tan sonra yeni bir girişim
başlatacağı" görüşü de parti temsilcilerine iletildi
Türk ve Rum siyasi partilerin başkan ve temsilcileri,
Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova
tarafından düzenlenen rutin toplantılar çerçevesinde dün ara
bölgedeki Ledra Palas Otel'de yeniden bir araya geldi.
Dünkü toplantıya BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi Michael Möller de katıldı. Möller'in siyasi parti
temsilcilerine, BM Güvenlik Konseyi'nin geçtiğimiz ay Kıbrıs
sorunuyla ilgili toplantısı hakkında bilgi verdiği öğrenildi.
Ev sahipliğini Slovakya Büyükelçiliği'nin yaptığı
toplantıya CTP'den Sami Özuslu ve Ünal Fındık; TDP'den Mehmet
Çakıcı, Özgün Kutalmış ve Sami Dayıoğlu; YKP'den
Murat Kanatlı; KSP'den Kazım Öngen, Mehmet Birinci ve Yusuf
Alkım; BKP'den İzzet İzcan ve Abdullah Korkmazhan
katıldı.
Toplantıda Rum tarafından ise AKEL, ADIK, Kıbrıs
Yeşiller, DİKO, DISI, EPALXI, EDEK ve Birleşik Demokratlar'dan
temsilciler yer aldı.
Slovak Büyükelçisi Anna Turenicova toplantının basına
açık bölümünde yaptığı konuşmada,
toplantının 2008'in ilk toplantısı olduğuna dikkat
çekti ve 12 Aralık'ta yapılan son toplantıda BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'i dünkü
toplantıya davet etme kararı aldıklarını
anımsattı.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möller'in de katıldığı toplantıda, parti
temsilcilerine, BM tarafından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
yapılacak olası bir girişimin, "BM kararı olan iki
bölgeli federal bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi.
Toplantının ardından açıklama yapan
Slovakyan'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova, 2008'in
ilk toplantısında geçtiğimiz yıl yapılan iki toplumlu
etkinliklerin değerlendirildiğini söyledi.
Turnicova, toplantıya katılan Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in
siyasi parti temsilcilerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin
Aralık ayında yayımladığı Kıbrıs
Raporuyla ilgili bilgi verdiğini bildirdi.
Turnicova'nın açıklamasına göre, toplantıda,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi raporunda yer alan
"tarafların istemesi durumunda BM'nin Şubat'tan sonra yeni bir
girişim başlatacağı" görüşü de parti
temsilcilerine iletildi ve yeni bir girişimin, yine BM kararı olan
iki bölgeli federal bir temelden hareketle yapılacağı belirtildi.
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcilerinin bir sonraki
toplantısının tarihi, Güney Kıbrıs'ta Şubat
ayında yapılacak seçimler nedeniyle 19 Mart olarak belirlendi.
KIBRIS 17/01/08
Türkiye itiraz etmezse, kayıplarla ilgili AİHM
kararı kesinleşecek
KIBRISLI TÜRKLERİN BAŞVURULARINDA AYNI KRİTER
UYGULANMADI... Türkiye'nin itiraz etmemesi halinde AİHM'in "Varnava
ve diğerleri" davasıyla ilgili kararı, 3 ay sonra
kesinleşecek. Kayıp şahıslarla ilgili kişisel
başvurularda ilk kez ihlal kararı alan mahkeme ayrıca,
"devam eden ihlal, devamlılık ve zaman
aşımı" ilkelerini Türkiye aleyhine çok katı
uygularken, eski başsavcı, AİHM konusunda deneyimli hukukçu Zaim
Necatigil, kayıp Rumlarla ilgili başvuruların
değerlendirilmesinde kullanılan ilkelerin, Kıbrıslı
Türk kayıplarla ilgili başvurularda
kullanılmadığını söyledi
Fezile Atüf ÖKSÜZ- T.A.K.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'taki
kayıp şahıslar konusunda Türkiye aleyhine tazminatsız ihlal
kararı alması, çeşitli tartışmalara neden oldu.
Bazı çevreler, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'ni ihlal ettiği sonucuna varan mahkemenin, Rumların
tazminat talebini reddetmesini, yeni başvuruların cesaretlendirilmek
istenmemesine bağlıyor.
Mahkemenin bu tutumunda, Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin çalışmalarındaki gelişmelerin ve Türk
kayıplarının varlığının etkili olduğu
kaydediliyor.
Kayıp şahıslarla ilgili kişisel başvurularda
ilk kez ihlal kararı alan mahkeme ayrıca, "devam eden ihlal,
devamlılık ve zaman aşımı" ilkelerini Türkiye
aleyhine çok katı uygularken, aynı ilkeleri Kıbrıslı
Türklerin başvurularında göz ardı etmekle itham ediliyor.
Kıbrıslı Türklerin 2001'deki kayıp şahıs
başvurularını "zaman aşımına
uğradığı" gerekçesiyle reddeden mahkemenin, aynı
standart ve ilkeleri Türkiye aleyhindeki başvurularda
kullanmadığına dikkat çekiliyor.
Türkiye 3 ay içinde itiraz edebilir
Türkiye'nin itiraz etmemesi halinde AİHM'in "Varnava ve
diğerleri" davasıyla ilgili kararı, 3 ay sonra
kesinleşecek.
Türkiye, "sözleşme veya protokollerin
yorumlanmasını etkileyecek ciddi bir sorunun veya genel nitelikte
ciddi bir sorunun olduğunu" belirterek, Daire'nin vermiş
olduğu kararın 3 ay içinde mahkemenin temyiz organı Büyük
Daire'de incelenmesini isteyebilir.
Büyük Daire, 5 kişiden oluşan bir alt kurul oluşturur.
Bu alt kurul, iddiayı ciddi bulursa Büyük Daire'ye göndererek istem
hakkında bir hüküm şeklinde karar verilmesini sağlar. Alt kurul,
istemi ciddi bulmaması halinde reddeder.
Erönen, mahkemeyi yetkisiz buldu
Kayıp 9 Kıbrıslı Rum ile ilgili olarak Türkiye
aleyhine yapılan başvurunun değerlendirilip, ihlal kararı
verilen "Varnava ve diğerleri davası"nda karar, 1'e
karşı 6 oyla alınmıştı. Karara karşı
tek muhalif oyu, davaya bakan dairede Türkiye'yi temsilen görev yapan
Kıbrıslı Türk Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen
verdi.
Erönen, mahkeme kararıyla birlikte yayınlanıp
dağıtılan karşı görüşünde, AİHM'in 2006'da
aldığı Blecic-Hırvatistan davası kararını
örnek göstererek, "zaman aşımı" gerekçesiyle
"mahkemenin bu davayı görüşmeye yetkisi
olmadığını" kaydetti.
Davanın esasına ilişkin görüş belirtmeyi reddeden
Erönen, söz konusu şahısların kaybolduğu 1974'den bu yana
geçen uzun süre göz önüne alındığında, devam eden bir
ihlalin söz konusu olmadığını belirtti.
Gönül Erönen ayrıca, 1964'de kaybolan bir grup
Kıbrıslı Türk için 2001'de yapılan ve "Karabardak ve
diğer davalar" olarak bilinen başvuruya da atıfta bulundu.
Erönen, her iki başvuruda da yasal pozisyon aynı olmasına
rağmen, Kıbrıslı Türklerin başvurusunun "çok geç
yapılmış olmasından" dolayı "zaman
aşımı" gerekçesiyle reddedildiğine işaret etti.
Erönen, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ın
bireysel başvuruyu kabul ettiği 1989'dan önce başvuruda
bulunmasının mümkün olmadığı gerçeğinin göz
ardı edildiği söz konusu davada, Türkiye'nin görüşünün dahi istenmediğine
dikkat çekti.
"Yasal ya da olgulara dayalı bir gelişme yok"
yönündeki görüşe da karşı çıkan Erönen, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin 2004'den itibaren hızlanan
çalışmalarında somut ve inandırıcı sonuçlar elde
edildiğine işaret etti.
Devam eden ihlal doktrini
TAK muhabirinin konuyla ilgili soruları üzerine AİHM'in
kayıplarla ilgili kararını değerlendiren eski
Başsavcı, AİHM konusunda deneyimli hukukçu Zaim Necatigil,
kayıp Rumlarla ilgili başvuruların değerlendirilmesinde
kullanılan ilkelerin, Kıbrıslı Türk kayıplarla ilgili
başvurularda kullanılmadığını söyledi.
Necatigil, kayıplarla ilgili başvuruları
değerlendirmede "devam eden ihlal" doktrini geliştiren
AİHM'in, Türkiye'yi kayıp Rumların akıbeti konusunda
ailelerini bilgilendirmemek ve olayı aydınlatmamaktan
yargılarken, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs ile
ilgili şikayetlerinde aynı doktrini
uygulamadığını belirtti.
Kıbrıslı Türklerin başvurularının,
başvuru için gereken sürenin dolduğu gerekçesiyle reddedildiğini
kaydeden Necatigil, "Rum başvurularında devam eden bir ihlal
varsa, aynı ihlalin Türk başvurularında da bulunması
lazım. Ya hepsi için doldu süre, ya da bizimkiler için de
dolmadı" dedi.
Devam eden ihlal olabilmesi için sözkonusu kişilerin hayatta
olması gereğine de dikkat çeken Necatigil, "1974'de savaşta
kaybolan kişilerin hayatta olduğu varsayımının kabul
edilmesi mümkün mü?" diye sordu.
İhlal var, tazminat yok
Mahkemenin Türkiye aleyhinde ihlal kararı verip tazminat talep
etmemesinin bir vicdan hesabı olabileceğini söyleyen Necatigil, her
iki tarafın da kayıpları bulunmasına rağmen sadece
Türkiye'nin suçlanmasının nihai sonucu etkilemiş
olabileceğini kaydetti.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin faaliyetlerinin
artmış olmasının da kararı etkilemiş
olabileceğini söyleyen Necatigil, tazminat vermeyen mahkemenin parasal
olarak masraf adı altında talep ettiği miktarın da çok cüzi
olduğunu söyledi.
Necatigil, mahkemenin, tazminatsız kararıyla bu gibi
başvuruları cesaretlendirmemeyi de amaçlamış
olabileceğini belirtti.
Kıbrıs ve AİHM
"Varnava ve diğerleri davası"na dek sadece mülk
konularında ihlal kararı alan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, kayıplar konusunda bugüne kadar Güney Kıbrıs Rum
yönetiminin Türkiye aleyhinde devlet düzeyindeki 4 başvurusunu
değerlendirdi.
Türkiye aleyhine1974, 1975, 1977 ve 1994 yıllarında
başvuru yapan Güney Kıbrıs Rum yönetimi, kişisel
başvuru hakkının tanındığı 1 Ocak 1989'dan
itibaren, kişisel başvuru hakkını 28 Ocak 1987'de kabul
eden Türkiye aleyhine kişisel başvurular yapmaya 1990'da
başladı.
AİHM'e yapılabilecek bir başvurunun kabul edilebilirlik
koşulları, AİHM'in 35. maddesinde düzenleniyor. Bu maddeye göre,
önce "iç hukuk yollarının" yani yerel hukuktaki yönetsel ve
yargısal yolların tüketilmesi, bundan sonuç
alınamadığı takdirde kesin karardan itibaren 6 ay içinde
davanın AİHM'e dosyalanması gerekiyor.
Ancak bu durumun istisnası da var...İç hukuk yolu ile hak
aramak mümkün değilse, yargı yolları yoksa veya sadece teorik
olarak mevcutsa ya da mevcut sistemin şikayetleri giderecek yeterli ve
etkili çareler üretemeyeceği konusunda Mahkeme ikna edilebilirse,
doğrudan AİHM'e başvuru yapılabiliyor. Nitekim,
Louzidiu'nun KKTC veya Türkiye'de herhangi bir hak arama girişiminde
bulunmadan 1989'da AİHM'e yaptığı başvuru, bu istisna
koşulları doğrultusunda kabul edildi.
KIBRIS 17/01/08
Parties condemn EU draft
report on Famagusta
By
Stefanos Evripidou
A DRAFT
report by the European Parliament Petition Committee has caused an uproar among
Cypriot politicians after apparently shifting blame for the abandoned city of
Famagusta from the Turkish army to the Greek Cypriots.
Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis said the draft report was
“unacceptable” and has requested its withdrawal. Cypriot European
parliamentarians rounded up to describe it as “scandalous” and “unacceptable”,
while Famagusta Mayor Alexis Galanos said he was shocked, saddened and angered
by its contents.
A Committee delegation visited Cyprus in November 2007 on a fact-finding
mission following efforts by the Famagusta Refugees Movement for the city to
return to its lawful inhabitants.
Famagusta has been occupied and sealed off by the Turkish army since the 1974
invasion and remains to this day an uninhabited ‘ghost town’, apart from the
odd buildings used to house Turkish army top brass.
The text of the draft report refers to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
as “the President of the Turkish Cypriot Authorities” and the invasion as the
“Turkish intervention”. In its conclusions, the report states Famagusta cannot
be returned to its lawful inhabitants before a comprehensive solution of the
Cyprus problem.
“We have read the unacceptable contents of this report and we immediately made
representations demanding its withdrawal,” Marcoullis said, pointing out that
the current text is “by no means” the final text. The minister noted that “it
was entirely drafted by a member of the Committee's Secretariat”.
Marcoullis said both the Cypriot government and Cypriot MEPs were making
representations not only to the Committee members who visited Cyprus but also
to the other Committee members.
Meanwhile Famagusta Mayor, Alexis Galanos expressed regret over the content of
the draft report.
“Instead of dealing with the illegal presence of the Turkish occupation forces
on European territory, instead of examining the rights Famagusta's European
citizens, it deals with matters relating to the solution of the Cyprus problem,
a matter that, with all due respect, does not fall within the competencies of
the Committee,” he said.
MEPs Panayiotis Demetriou and Ioannis Kasoulides described the distribution of
the draft report as “scandalous” as those Committee members who were part of
the fact-finding mission did not get a chance to approve it first.
The two said the draft report had gone beyond the remit of the mission.
Demetriou said he had got in touch with Committee members who belonged to the
European People’s Party and they had agreed to seek its withdrawal and find out
who was responsible for its drafting.
The MEP referred to the “unacceptable logic” that the non-return of Famagusta’s
inhabitants was the result of the rejection of the Annan plan. He demanded the
removal of the draft report’s author from the Secretariat of the Committee of
Petitions.
MEP Yiannakis Matsis wrote to the Committee Chairman, arguing that the draft
report was offering Turkey a ‘clean criminal record’. The draft did not even
refer to the fact Famagusta was a ‘ghost city’ or that lawful inhabitants have
no access to it due to the illegal presence of Turkish troops.
On the contrary, Turkish positions are adopted that the inhabitants cannot
return until a comprehensive solution is found through the UN, said Matsakis.
MEP Marios Matsakis said the draft report, “like many other reports of the
European Parliament, has a tendency to adopt British-Turkish positions”.
The presidential candidate said this has been going on since 2004 and as a
result, Cypriot MEPs have a hard time trying to correct all the texts which
show the Greek Cypriot side in an unfavourable light.
CYPRUS MAIL 17/01/08
EC tight-lipped over
2004 Karpasia dealings
By
Jean Christou
THE OFFICE of
European Commission Vice President Guenter Verheugen yesterday said it was not
making any statements on the Cypriot election row over events surrounding the
fate of Karpasia during the 2004 Cyprus talks in Burgenstock.
The election candidates have been rowing since last weekend over whether
President Tassos Papadopoulos had let the possibility of negotiating the return
of Karpasia slip by during the failed Swiss talks on the Annan plan.
Phileleftheros yesterday quoted Cyprus’ ambassador to the UN, Andreas
Mavroyiannis as saying that Verheugen’s colleagues said bringing up the issue
of Karpasia on the last day of negotiations was simply a joke.
Verheugen’s spokesman Ton van Lierop said yesterday no statements were being
made from the Vice President’s office.
“His [Verheugen’s] recollection is that this [Karpasia] was not discussed with
any intensity in the negotiations,” he said.
Van Lierop declined to comment on whether a statement was made that bringing up
the issue on the last day of negotiations was a joke.
Opposition DISY has been insisting that on the second-last day of negotiations,
Verheugen’s people hinted that Karpasia could be a bargaining chip.
When the issue was discussed at the National Council Papadopoulos rejected the
idea but a day later – the last day of the talks – when DISY leader Nicos
Anastassaides raised it again, Papadopoulos sent former President George
Vassiliou and former Foreign Minister George Iacovou to check it out.
By all accounts Verheugen and his people said by then it was too late.
In 2004 when the row over Karpasia first erupted just before the referendum,
Vassiliou said Verheugen’s people had told him that the Greek Cypriot side
could claim something significant as a trade off for the Turkish demand of having
the plan written into EU primary law.
He said they had hinted the trade off could be Karpasia and that the Greek
Cypriot demand for no permanent derogations from EU primary law would not be
affected. Vassiliou brought the information to Papadopoulos “who was totally
negative”.
Previous statements made indicated that Papadopoulos, for tactical reasons
could not propose backtracking on the topic of primary law because it would
give the UN the impression that the Greek Cypriot side was relinquishing its
position on the issue.
Government spokesman Vassilis Palmas said earlier in the week that the only
time Karpasia was on the table in Burgenstock was at the National Council
meeting, and he said when Vassiliou and Iacovou went to Verheugen’s people,
they said something to the effect that bringing it up on the last day of
negotiations was a joke.
Anastassiades insists that Papadopulos lost out by waiting 24 hours before
sending his envoys to Verheugen when it was by then too late to negotiate
anything.
CYPRUS MAIL 17/01/08
Bozcaada'da AKP'ye Rum başkan
Burak
GEZEN- Ersan KÜÇÜKKURU/ÇANAKKALE, (DHA).
ÇANAKKALE'nin Bozcaada İlçesi'nde Rum
Ortodoks Cemaati'nin Başkanı Simyon Salto'nun 26 yaşındaki
oğlu Kosta Salto, ilçede AKP'nin parlayan yıldızı oldu. Önce
AKP İlçe Başkan Yardımcılığı'na getirilen
Salto, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla da bir
süre önce AKP Gençlik Kolları Başkanlığı'na
atandı. Adada inşaat malzemeleri ticaretiyle uğraşın
Hıristiyan Kosta Salto'nun, sık sık İslami kimliğiyle
gündeme gelen AKP içinde görev alması ilgiyle karşılandı.
Bozcaada'yı her ziyaretinde Türk ve Rum
halkın et ve tırnak gibi olduğunu ifade eden Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, son gelişinde AKP İlçe Başkanı Salih
Güner'e, partisinin Gençlik Kolları Teşkilatı olup
olmadığını sordu. Başkan Güner, adada çok fazla genç
bulunmadığını, bu nedenle gençlik
teşkilatını kuramadıklarını söyleyince
Başbakan Erdoğan yanındaki Kosta Salto'yu göstererek,
“İşte sana Gençlik Kolları Başkanı'' dedi.
Bu ziyaretten bir süre sonra AKP İlçe
Başkanı Güner, Kosta Salto'yu, Başbakan Erdoğan'ın
talimatıyla AKP Gençlik Kolları Başkanlığı
görevine atadı. AKP Bozcaada İlçe Başkanı Salih Güner'in
çağrısıyla partiye katılan, bir süre sonra da ticaretle
uğraştığı için yönetime girip, ekonomiden sorumlu
Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Kosta
Salto, yeni görevi için de kolları sıvadı, gençleri örgütlemek
için çalışma başlattı.
‘HERKESİ KUCAKLIYORUZ’
AKP Bozcaada İlçe Başkanı Salih
Güner siyasi görüşleri, dini, ırkı ve rengi ne olursa olsun
herkesin AKP'de yer almasını sağlamak için ellerinden geleni
yaptıklarını belirtti.
Güner, “Çünkü bu topraklarda hepimiz birlikte
yaşıyoruz. Dinler arasındaki dayanışma çok önemli.
Kosta, Hıristiyan ben ise Müslümanım. Ama sonuçta Türk
vatandaşıdır. Onu ayırmamız mümkün değil. Rengi,
dini, ırkı ne olursa olsun herkesi kucaklıyoruz. AKP'nin
açılımı ve kazanımı da budur. Ama aynı zamanda
şunu da istiyoruz. Biz nasıl Bozcaada'da kilisenin
onarımını yapabiliyorsak, Rodos Adası'ndaki camilerimizin
de Rum idareciler tarafından onarılmasını istiyoruz.
Amacımız toplumsal parti olmak'' dedi.
MILLIYET
18/01/08
Rum tenisçinin tartışma yaratan görüntüleri
Rum tenisçi Marcos Baghdatis’in, internetin popüler görüntü paylaşım sitesi
YouTube’da yayımlanmakta olan, bir grup fanatik Yunan seyirciyle Türk ve
Makedon düşmanı ırkçı sloganlar atarken çekilen görüntüleri
büyük tartışma yarattı.
2007 yılına ait ve birkaç gündür
internette dolaşan görüntülerde,
Avustralya Açık 2006’nın finalisti,
Avustralya’da faaliyet gösteren Yunan taraftar derneği Hellas Fan
Club’ın düzenlediği bir mangal partisinde, elinde meşaleyle
"Türkler Kıbrıs’dan defolsun" diye
bağırırken görülüyor.
Başında,
"Marcos Baghdatis, Melbourne Hellas Fan Club’ın düzenlediği
barbekü partisinde Türk ve Makedon karşıtı ırkçı
sloganlar atıyor. Bir uluslararası yıldız mı, yoksa
sadece bir serseri mi?" ibaresinin yer aldığı görüntülerin
sonunda, "Marcos, Rum Kesimini mi, Yunanistan’ı mı yoksa
uluslararası spor arenasında bir grup serseriyi mi temsil ediyor?
Kararı siz verin" deniliyor.
Bu taraftar kulübünün üyeleri geçen salı
Avustralya Açık turnuvasında Yunan Konstantinos Ekonomidis ve
Şilili Fernando Gonzalez arasında oynanan maç sırasında
tribünlerde Yunanca ve İngilizce küfürlü sloganlar atmış ve olay
çıkarmışlardı.
Polis, fanatik seyircileri dağıtmak
için göz yaşartıcı gaz kullanmış, bu müdahale gazdan
etkilenen bazı seyirciler tarafından eleştirilmişti.
YouTube’deki videoda Rum tenisçi Baghdatis,
turnuvadaki maçları izlemesi yasaklanan ve polise
saldırdığı için hakkında dava açılması
muhtemel fanatik seyircilerin lideriyle kol kola görülüyor.
YAPTIKLARINI SAVUNDU
Bu görüntülerin yarattığı
polemiğin ardından bir açıklama yayımlayan Baghdatis ise
özür dilemedi ve yaptıklarını savundu.
Açıklamasında, "2007’ye ait bu
videoda ülkem Kıbrıs’ın çıkarlarını savundum ve
Birleşmiş Milletler tarafından tanınmayan durumunu protesto
ettim" diyen Baghdatis, şimdi turnuvaya konsantre olmak ve herkesten
buna saygı duymalarını istediğini söyledi. Rum tenisçi,
"Avustralya Açık’ı seviyorum ve burada başarılı
olmak istiyorum" dedi.
Baghdatis’in salı günkü olayların
ardından savunduğu Yunan taraftarların üyesi olduğu Hellas
Fan Club, Yunan sporcularına destek olması amacıyla
dünyanın birçok ülkesinde faaliyetlerini sürdürüyor.
Dünya sıralamasında 16. olan Rum
oyuncu, salı günkü olayların ardından, Yunan taraftarların
sadece biraz yüksek sesle slogan attıklarını ve belki de biraz
içkili olduklarını söyleyerek, polisin müdahalesinin yersiz
olduğunu savunmuştu.
MILLIYET
18/01/08
Çözüm için 2008 yılı önemli
"2008 FIRSAT PENCERESİ"... TC Dışişleri
Bakanı Babacan, Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili yeni bir sürecin başlamasını arzu
ettiklerini belirterek "2008'le önemli bir fırsat penceresi
açılacaktır" dedi. Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı da, "KKTC olarak bizler
Türkiye'yle birlikte 2004'de gerekli girişimi yapıp dünyanın
masaya koyduğu plana evet dedik. O zaman şimdi sıra AB'de.
BM'nin açılımı yapması ve kapsamlı bir çözüm için
2008'de yeni girişimlere yol açması gerekiyor."diye konuştu
"TÜRK TARAFI YENİ BİR ORTAKLIĞA HAZIRDIR"...
Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde, müzakerelerle çözüme kavuşturulmasının
temel arzuları olduğunu söyleyen Babacan, şunları kaydetti:
Çözümün yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm iki halkın irade ve
rızasına dayanacaktır. Türkiye ve KKTC çözüm odaklı politikalarını
sürdürmeye kararlıdır. Türk tarafı Kıbrıs'ta
yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde, siyasi eşitliğe,
iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir
ortaklığa hazırdır"
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye ile
birlikte geleceğe yürüdüklerini, bundan kimsenin şüphesi
olmaması gerektiğini söyleyerek, "AB verdiği sözleri
tutmalıdır. KKTC olarak bizler Türkiye'yle birlikte 2004'de gerekli
girişimi yapıp dünyanın masaya koyduğu plana evet dedik. O
zaman şimdi sıra AB'de. BM'nin açılımı yapması ve
kapsamlı bir çözüm için 2008'de yeni girişimlere yol açması
gerekiyor" dedi.
TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan da, Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili yeni bir sürecin başlaması arzusunu dile
getirerek, "2008'le beraber önemli bir fırsat penceresi
açılacaktır" dedi.
Turgay Avcı ile Babacan, KKTC Dışişleri
Bakanlığı meslek memurları için düzenlenen eğitim ve
staj programının sona ermesi vesilesiyle, TC Dışişleri
Bakanlığı'nda düzenlenen sertifika dağıtım törenine
katıldı.
Törende konuşan Babacan, Kıbrıs'ın milli bir dava
olduğunu hatırlatarak, bu çerçevede hükümetlerinin yıllar boyu
en önemli gündem maddesi olduğunu ve hükümet olarak konuyu çok
yakından takip ettiklerini bildirdi. Babacan, "Kıbrıs
Türklerinin kahramanca sürdürdüğü özgürlük mücadelesi ve bu mücadele
boyunca çekilen acılar, gösterilen özveri, hafızalarda
canlılığını hâlâ korumaktadır ve geleceğe
bakışımızı yönlendirmektedir" diye konuştu.
Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde, müzakerelerle çözüme kavuşturulmasının
temel arzuları olduğunu söyleyen Babacan, şunları kaydetti:
"Çözümün yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm iki halkın irade ve
rızasına dayanacaktır. Türkiye ve KKTC çözüm odaklı
politikalarını sürdürmeye kararlıdır. Türk tarafı
Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde, siyasi
eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır."
Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir
çözümün bulunması, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın
hakim olması için yoğun gayret sarf ettiğini ve bu gayretlerine
bundan sonra da devam edeceğini belirterek, benzer şekilde
Kıbrıs Türklerinin de çözüm yolunda her türlü
fedakârlığı yaptığını, ancak çözüme tek
yanlı çabalarla ulaşılamayacağının malum
olduğunu ifade etti.
Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne yazık ki Kıbrıs Türk tarafının
sürdürdüğü uzlaşma arayışına Rum tarafının
mukabele etmemesinin BM sürecini sekteye uğratmakta, barış
yolundaki umutları da azaltmaktadır. Sabrımızın bir
sonu olduğunu da ben bu vesileyle özellikle belirtmek istiyorum."
"Amaç kapsamlı çözümdür"
Amaçlarının KKTC'nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla
güçlendirilmesi olduğunu bildiren Babacan, Kıbrıs Türklerinin
kendi kaderini belirleme hakkına dayanarak kurduğu KKTC'nin
yaşayabilir çözümün de en güçlü güvencesi olduğuna işaret etti.
Babacan, KKTC kurumları içinde Dışişleri
Bakanlığının ülkenin itibarının yükseltilmesi
için yoğun bir çaba içinde olduğunu, yetişmekte olan yeni
kadroların bu çabalara güç katacağını kaydetti.
Kıbrıs sorununun 2008 yılında gündemde
olacağına işaret eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle Rum kesimindeki seçimlerden sonra Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili yeni bir görüşme trafiği, yeni bir sürecin
başlamasını biz arzu ediyoruz. Burada çerçeve, BM çerçevesidir,
çerçeve BM parametreleridir. Amaç kapsamlı çözümdür. Kapsamlı ve
nihai çözüm için KKTC bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
yapıcı ve olumlu tavrını sürdürecektir. Bunu KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Sayın Avcı ile
yapılan görüşmelerden biliyorum. Türkiye de bu yeni sürece destek
vermeye hazırdır. 2008'le beraber önemli bir fırsat penceresi
açılacaktır. Bu açılacak fırsat penceresinin tüm taraflarca
iyi değerlendirileceğini ve bu pencere kapanmadan çözüm konusunda
olumlu gelişmeler sağlanacağını umuyorum."
Türkiye ve KKTC'nin hep çözümden yana olduğunu, 2004'teki Annan
sürecine bakıldığında gerek Türkiye'deki ve KKTC'deki
iktidarların, gerekse Kıbrıs halkının çözümden yana
olduğunu ispat ettiklerini ifade eden Babacan, bunu bütün dünyanın
gördüğünü, çözümden yana olmayan ve çözümsüzlükten nemalanan tarafın
da kim olduğunu yine dünyanın gördüğünü belirtti. Babacan,
bununla birlikte 2004'ün üzerinden zaman geçtiğini, bu nedenle Annan
sürecini sürekli hatırlatmak gerektiğini, aksi takdirde hafızalarının
insanları çabuk terk edebildiğini ve olanların çabuk
unutulabildiğini kaydetti.
AB verdiği sözleri tutmalıdır
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, konuşmasında, sertifika
programının ana vatan-yavru vatan birlikteliği, her alandaki
işbirliği ve bundan sonraki süreçte de sımsıkı
bağlarla yola devam edileceği bilincinin bir göstergesi olduğunu
söyledi.
Avcı, Kıbrıs Türklerinin hak ettiği yere gelmesinde
en önemli rolü Dışişleri Bakanlığının
üstlendiğini belirterek, genç diplomatlara aldıkları bu
eğitimle KKTC'nin dünyaya açılımı, izolasyonların
kaldırılması, kapsamlı, adil ve eşit bir çözüm
bulunması girişimlerinde büyük görev düştüğünü bildirdi.
KKTC'nin Türkiye'nin ekonomik, siyasi, güvenlik ve diğer bütün
alanlardaki desteğiyle bugünlere geldiğini söyleyen Avcı, bundan
sonraki süreçte de Kıbrıs Türklerinin anavatanla birlikte daha güzel
günlere doğru yürüdüğünü kaydetti.
Avcı, Kıbrıs'taki durgunluk, Rum yönetiminin
baskıları ve AB'nin verdiği sözleri tutmaması gibi
konularda birçok eleştiri gelebileceğini, bunların doğru da
olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Ama bizler Kıbrıs Türkleri olarak Türkiye ile birlikte
geleceğe yürüyoruz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. AB
verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC olarak bizler Türkiye'yle birlikte
2004'de gerekli girişimi yapıp dünyanın masaya koyduğu
plana evet dedik. O zaman şimdi sıra AB'de. BM'nin
açılımı yapması ve kapsamlı bir çözüm için 2008'de
yeni girişimlere yol açması gerekiyor."
Bakan Avcı, bütün bu açılımlar içinde genç diplomatlara
büyük görevler düştüğünü ifade ederek, programın düzenlenmesi
dolayısıyla yeniden teşekkür etti.
Babacan ve Avcı, konuşmalarının ardından
KKTC'li genç diplomatlara sertifikalarını verdiler.
KIBRIS 18/01/08
Dışişleri Bakanı Avcı, Türkiye
Dışişleri Bakanı Babacan ile baş başa
görüştü
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden
verilen bilgiye göre, Türkiye'deki eğitimlerini tamamlayan yeni meslek
memurlarının sertifika alma törenine katılmak amacıyla
Ankara'da bulunan Turgay Avcı, sertifika töreninin ardından Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile bir araya geldi.
Dışişleri Bakanlığında yaklaşık
1 saat süren baş başa gerçekleşen görüşmenin ardından
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı onuruna öğle yemeği de verdi.
Her iki bakan başkanlığındaki iki ülke heyetleri
arasında çalışma yemeği şeklinde gerçekleşen
görüşmede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve heyetinin ABD'ye
yaptığı ziyaret ve Birleşmiş Milletler ile
yapılan temaslar başta olmak üzere 2008 yılında
başlaması beklenen yeni bir görüşme sürecinde izlenecek ortak
tutum ele alındı.
Görüşmede, "her iki ülke ve Dışişleri
Bakanlıkları arasında süreç süresince devam ettirilecek
işbirliği ve eşgüdümün altyapı çalışması ile
ilgili hazırlıklar ve KKTC Dışişleri
Bakanlığı'nın son dönemde
hızlandırdığı kurumsallaşma
çalışmaları çerçevesinde yeniden yapılanması projeleri
ile TC Dışişleri Bakanlığı'nın söz konusu
projelere yapacağı somut katkılar" da gündeme geldi.
Sertifika alan meslek memurları
Ankara'da bugün düzenlenen törenle Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'nın yeni meslek memurları olan Hakan Aksoy,
Sonat Aytuğ, Gülşa Bayar, Namık Cafer, Dilşah
Hüdaverdioğlu, Müjde İnançoğlu, Çağrı Kalfaoğlu,
Remziye Şefik, Havva Ülgen ve Yasa Yeşilada'ya sertifikaları
verildi.
KIBRIS 18/01/08
Bulutoğluları, Norveç Büyükelçisi'ni kabul etti
Bulutoğluları, Büyükelçi Stub'u LTB'deki makam odasında
saat 11:00'da kabul etti.
Bulutoğluları Stub'a Kıbrıs konusu, belediyenin
çalışmaları ve 2008 yılında yapmayı
düşündüğü projeleri hakkında bilgi verdi. Stub'a
Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi de veren
Bulutoğluları, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
tanınmış olduğu için sesini duyurduğunu, KKTC'nin ise
tanınmamış olmasından dolayı sesini dünyaya yeteri
kadar duyuramadığını ifade etti.
LTB'nin tanınmış kimliğini kullanarak elinden
geldiğince Kıbrıs konusunda yabancı ülke
diplomatlarına Kıbrıs Türk tarafının görüşünü
aktarmaya çalıştığını kaydeden
Bulutoğluları, Kıbrıs Türk tarafının hep iyi niyetle
konuya yaklaşarak olumlu adımlar atılması için
uğraştığını dile getirdi.
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile iyi
ilişkilere sahip olduğunu da belirten Bulutoğluları, Norveç
Büyükelçiliği'nin Gençlik Merkezi projesine destek verdiklerini söyledi.
Yabancı belediyelerle kültürel ve teknik anlamda ortak ve
karşılıklı projeler yapmak istediklerini de vurgulayan
Bulutoğluları, bu konuda Büyükelçiden kendisine yardımcı
olmasını istedi.
Büyükelçi Stub
Büyükelçi Stub ise ilk kez Kuzey Kıbrıs'a geçtiğini ve
kısa bir süre içerisinde gördüğü kadarıyla Kuzey
Kıbrıs'ın çok güzel olduğunu söyledi. LTB'nin yeni
binasına gelmekten mutlu olduğunu da söyleyen Stub, yeni binanın
Lefkoşa halkına hayırlı olmasını diledi.
Norveç Büyükelçiliği'nin ara bölgede iki toplumlu bir gençlik
merkezi projesi olduğunu anlatan Stub, LTB ve Lefkoşa Rum
Belediyesi'nin bu projeye destek vermesini istediğini söyledi.
Büyükelçi Stub, her zaman geleceğe bakmak gerektiğini ifade
ederek Kıbrıs'taki iki tarafın da ortak noktaları bularak
ileriye doğru adım atması gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 18/01/08
Father and son remanded
in Paralimni over brutal beating of British property buyer
By
Jean Christou
TWO property
developers, a father and son were remanded yesterday by the Paralimni court for
four days suspected of assaulting British home buyer Conor O’ Dwyer with whom
they were engaged in a legal dispute.
Police officer Marios Christou told the Cyprus Mail the two men had been
arrested late on Wednesday and appeared in court yesterday.
“They were remanded for four days,” he said. Christou said police were also
looking for a third man suspected of being involved in the assault.
A police bulleting issued later in the day said the two men aged 55 and 32 were
being held in connection with a traffic accident, grievous bodily harm and
robbery.
During the alleged assault Frenaros village on Monday, O’ Dwyer told police
that the two men had taken his camera, which had recorded the attack.
O’Dwyer, 38, who has widely publicised the details of his property dispute with
the developers on youtube and on the website lyingbuilder.com, was kicked in
the kidneys and had his head stomped on, according to his lawyer Yiannos
Georgiades.
The Briton had already pressed charges over another alleged beating by the
father and son developers in March 2006 while fighting his ongoing property
case at court. They were later charged over the assault but the charges were
dropped.
O’ Dwyer had gone to Frenaros to take pictures of changes to the area around
the house to produce as evidence in the land wrangle because he thought the
photos might prove important later.
After receiving a phone call from the woman to whom the house was later sold by
the developers after they unilaterally cancelled their contact with O’Dwyer and
kept £75,000 of his money, three men showed up.
They blocked his car with theirs and when he got out of the vehicle, allegedly
set upon him and took his camera.
O’ Dwyer was admitted to Larnaca hospital the same day and was due to be
released yesterday but Georgiades said doctors were keeping him in again last
night.
“He is still in hospital,” Georgiades said. “He has difficulty in walking. He
is able to go a short distance but then has to sit again. He is having a
difficult time.”
CYPRUS MAIL 18/01/08
New poll shows
Christofias gaining ground
By
Jean Christou
AKEL
candidate Demetris Christofias is gaining ground on incumbent President Tassos
Papadopoulos, according to the latest poll published yesterday in Simerini.
The poll, carried out by Insight Market Research, shows Christofias with 32.6
per cent to Papadopoulos’ 33.1 per cent and Kasoulides’ 29.1 per cent.
It also shows a new gain by Papadopoulos, who polled 32.5 per cent in the same
paper’s poll earlier in the week.
Christofias was also second in that poll, with 31.9 per cent, and DISY
candidate Ioannis Kasoulides further behind with 28.1 per cent. He has also
gained slightly since the earlier version.
In a second round between Papadopoulos and Christofias, the poll gives
Christofias the winning edge with 44.1 per cent of the vote to Papadopoulos’
41.7 per cent.
In a run off between Papadopoulos and Kasoulides the incumbent would win with
48.2 per cent to 37.3 per cent.
If Kasoulides runs against Christofias, he would also lose with only 37.4 per
cent of the vote to the AKEL leader’s 44.5 per cent.
There have been a plethora of polls this week ahead of next month’s elections.
In the poll published in Politis last Sunday Kasoulides, at 30.5 per cent, came
out slightly ahead of Papadopoulos’ 30.3 per cent. It was the first poll to put
any of the other candidates ahead of the President.
An Antenna poll on Wednesday week also put Papadopoulos as the most popular
choice with 32.8 per cent, then Christofias with 30.1 per cent, followed by
Kasoulides with 29.6 per cent.
On Tuesday, Plus TV which is affiliated to AKEL, published a poll conducted by
GPO. In that, Papadopoulos came first with 31.1 per cent, Christofias second
with 30 per cent and Kasoulides third with 28 per cent.
CYPRUS MAIL 18/01/08
Baghdatis in YouTube
controversy over nationalist chants
VIDEOS
circulating on the internet show tennis star Marcos Baghdatis chanting
anti-Turkish slogans with the alleged ringleader of Tuesday night’s violent
confrontation at the Australian Open tennis tournament.
Several clips on the YouTube video-sharing website show Baghdatis at a barbecue
hosted by the Hellas Fan Club, whose members were at the centre of a violent
clash with police. The unruly fans were hit with pepper spray, with ten people
evicted from Melbourne Park during a match between Greece’s Konstantinos
Economides and Fernando Gonzalez of Chile.
It is not known when the barbecue was held, but several clips show Baghdatis
singing, with his arm around fan club president Chris Vlahoyiannis.
According to Australian newspaper The Age, Vlahoyiannis was arrested at the
stadium and is expected to be charged with assaulting police and resisting
arrest. He has been banned from the rest of the Open.
In one video, Baghdatis, who yesterday beat former champion Marat Safin, holds
a burning flare above his head and sings with a group of fan club members,
including Vlahoyiannis, a chant condemning Turkish occupation.
“Turks out of Cyprus,” the group chants twice, after finishing singing the
Greek national anthem.
In another video, apparently at the same barbecue, Baghdatis, draped in a
Cypriot flag, watches supporters as they serenade him.
“Baghdatis, I love you, wherever you are, I will follow you, we will go here
and there, whatever will happen we will be together,” the group sang.
Earlier in the tournament, Baghdatis defended the conduct of the Greek
supporters. “I heard that the police came in and just started spraying, so I
didn’t think the fans did anything wrong,” he said. “They were just chanting
loudly, maybe they were a bit drunk, but that's all,” he was quoted as saying
by the Australian paper.
Vlahoyiannis has been condemned for his behaviour tennis by members of the
Greek community.
But a statement on the Hellas Fan Club website said a ‘serial pest tag’ was
unfair.
The club said Vlahoyiannis, “has acted responsibly and rationally and brought
enormous colour to sporting events throughout Australia.”
The club's Australian arm is part of a worldwide network of supporters of Greek
athletes.
CYPRUS MAIL 18/01/08
Kilise, Papadopulos'u destekliyor
HRİSOSTOMOS KESENİN AĞZINI AÇIYOR... Başpiskopos
Hrisostomos, seçimler sonrası üstleneceği inisiyatif konusunda
şöyle konuştu: "Başkanlık seçimlerden sonra
Türklerden, Yunanlılardan ve AB'den oluşacak ve Kıbrıs
sorunu konusunda çalışma yapacak bir komitenin kurulması için
çalışacağız. Cumhurbaşkanına bu teklifle
gideceğim ve bu komitenin tüm çalışma masraflarını
kilisenin karşılayacağını kendisine ileteceğim.
Bunu da sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB
ülkelerinin merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi
söyleyeceğim"
"PAPADOPULOS İLE KİLİSENİN
ÇİZGİSİ AYNI"... Başkanlık seçimlerini Tasos
Papadopulos'un kazanacağını tahmin ettiğini ifade eden
başpiskopos, Papadopulos ile kilisenin izlediği siyasi çizginin
aynı olduğunu söyledi. Hrisostomos, "Adayların tümü de
kilisenin adayıdır. Herhangi bir adayı destekleyecek
değiliz. Papadopulos da, Hristofyas da, Kasulidis de arkadaşımızdır"
diye konuştu
Aral MORAL
Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos,
Rum tarafında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinin
ardından, Kıbrıs sorunu konusunda çalışma yapacak bir
komitenin kurulması için inisiyatif üstleneceklerini belirtti.
Başpiskopos, komitenin gerçekleştireceği çalışmaların
tüm masraflarının kilise tarafından
karşılanacağını ifade ederek, "Seçim bitsin kimin
kazanacağını görelim. Cumhurbaşkanına bu teklifle
gideceğim ve bu komitenin tüm çalışma masraflarını
kilisenin karşılayacağını kendisine ileteceğim.
Bunu da sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB
ülkelerinin merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi
söyleyeceğim" diye konuştu.
Başpiskoposluk binasında Rum başkanlık seçimleri,
Kıbrıs sorunu ve iki toplum ilişkileri konusunda KIBRIS'ın
sorularını yanıtlayan Başpiskopos 2. Hrisostomos,
Şubat ayında gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerini
Tasos Papadopulos'un kazanacağını tahmin ettiğini
belirterek, Papadopulos ile kilisenin izlediği siyasi çizginin aynı
olduğunu söyledi.
Hrisostomos ayrıca, Kuzey Kıbrıs'taki kiliseler
konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
başvuracaklarını da bildirdi.
Hrisostomos'un KIBRIS'ın sorularına verdiği
yanıtlar şöyle:
"Kilise üzerine düşeni yapmaya hazırdır"
KIBRIS: Nasıl bir çözümü tercih ediyorsunuz?
HRİSOSTOMOS: Bir kilise temsilcisi olarak, benim istediğim
anlaşma, Kıbrıs'ta yaşayan tüm halkların mutlu bir
hayat yaşamalarını sağlamalı. Geçmişte beraber
çok mutlu günler yaşadık. Ben inanıyorum ki, yine birlikte mutlu
günler yaşayabiliriz. Geçmişte Kıbrıslı Türkler ile
hiçbir problem yaşamadık. Paskalyalarımızda onlar bize,
bayramlarda da biz onlara ziyarete giderdik. Kıbrıs'ta bu dönem
içerisinde çıkan olaylar, Kıbrıslı Türkleri ve
Kıbrıslı Rumları birbirinden uzaklaştırdı.
Ancak bugün bu ortamda Türkler ve Rumlar beraber yaşabilirler. Şöyle
ki; kuzeyde kalmak isteyen Türklere, Kıbrıs Cumhuriyeti, AB ve
Amerika ev yapabilir. Güneye geçmek isteyenlerse mallarında gelip
yaşayabilirler. Kendi evlerinde kendi mallarında oturabilirler. Kilise
Kıbrıs'taki en uzun ömürlü birliktir. 2 bin yıldan beridir
kilise insanlara yardım etme ve onları mutlu etme mücadelesine devam
etmektedir. Kilise insanları seven bir kuruluştur ve eğer öyle
bir durum olacaksa Kıbrıslı Rum ve Türklerin bir arada mutlu bir
şekilde yaşaması için üzerine düşeni yapacaktır.
KIBRIS: Kıbrıslı Rumların ve
Kıbrıslı Türklerin bir arada mutlu bir şekilde
yaşaması için nasıl bir siyasi çözüm bulunması gerekiyor?
HRİSOSTOMOS: Az önce dediğim gibi geçmişte iki toplum
birlikte birçok şey yapıyordu. Birbirlerinin bayramlarını
kutluyordu. Bu ortamda, Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve AB bir heyet
kurmalı ve Kıbrıs'ın bugünkü durumunu tartışmaya
açmalı. Doğru bir karar alarak her iki tarafı da mutlu edecek bir
yol ve çözüm bulunmalı. Biz kilise olarak bu konuda üzerimize düşeni
yapmaya hazırız.
KIBRIS: 2003'de karşılıklı geçişlerin
başlamasından sonra iki toplumun birbiriyle
yakınlaşacağı düşünülüyordu. Ancak geçiş
rakamlarına bakıldığı zaman bir düşüş
görülüyor. Siz karşılıklı geçişlerin
açılmasının iki toplumu
yakınlaştırdığını düşünüyor musunuz?
HRİSOSTOMOS: Yolların açılmasıyla her iki
toplumdaki insanlar kendi evlerini gördüler ve dostluklar kurdular. Zaman zaman
birbirleri ile yemek yediler. Bu süreç de gösterdi ki; Türkler ve Rumlar bir
arada yaşayabilir. Şimdi geçişlerin azalmasının sebebi
herkes evini malını gördü diyedir.
"Papadopulos'un çizgizi kilisenin de çizgisidir"
KIBRIS: Önümüzde Kıbrıs adına önemli bir süreç olan
başkanlık seçimleri var. Bu başkanlık seçimlerini
nasıl değerlendiriyorsunuz?
HRİSOSTOMOS: Tam olarak kimin kazanacağını
söyleyemem. Ama benim kişisel görüşüm, Tasos Papadopulos'un
kazanacağıdır. Ancak kim kazanırsa kazansın kilise,
hükümetin yanında sağlam duracak ve Kıbrıs'ta bir
anlaşma sağlanabilmesi için üzerine düşeni yapacaktır.
KIBRIS: Siyasi olarak kendinize daha yakın gördüğünüz bir
aday var mı?
HRİSOSTOMOS: Adayların tümü de kilisenin adayıdır.
Herhangi bir adayı destekleyecek değiliz. Papadopulos da, Hristofyas
da, Kasulidis de arkadaşımızdır.
KIBRIS: Bir süre önce Rum basınında, Kıbrıs'taki
milli dava için mevcut Rum liderliğinin iyi olduğu yönünde
açıklamalarınız olmuştu. Diğer adaylar bunu seçime bir
müdahale olarak algılamıştı?
HRİSOSTOMOS: Ben öyle bir şey söylemedim. Benim
söylediğim Papadopulos'un çizgisinin, kilisenin çizgisinde olduğudur.
Biz doğru bir anlaşma istiyoruz. Çünkü eğer doğru bir
anlaşma olmazsa devamlılığı olmayacak. Doğru bir
anlaşma olmazsa, doğacak olan problemler Kıbrıs'ın
sonunu getirebilir.
"Taksin olacağına inanmıyorum"
KIBRIS: Yine basında Matsakis'in adaylığını geri
çekmesi yönünde baskı yaptığınız yönünde haberler
vardı. Bu konuda yaşananlar neydi?
HRİSOSTOMOS: Matsakis'e sadece tavsiyelerde bulundum. O'na,
eğer düşük oy alırsa moralinin bozulacağını
belirttim. Ama fazla oy alırsa da kendini iyi hissedeceğini ancak
başkan olmak için gerekli oyu alamayacağını söyledim.
KIBRIS: Hristofyas, taksimi önlemek için aday olduğunu söyledi.
Siz adanın taksime gittiğini düşünüyor musunuz?
HRİSOSTOMOS: Ne Kıbrıslı Rumlar, ne
Kıbrıslı Türkler, ne İngiltere, ne AB, ne de Amerika
taksimi istiyor. Böyle bir taksimin olacağına inanmıyorum. Hiç
kimse taksimi istemez.
"Kilise Kıbrıs sorunu konusunda inisiyatif
üstlenecek"
KIBRIS: Başkanlık seçimlerinden sonra Kıbrıs
Kilisesi'nin, çözüme yönelik fikirler dizisi sunacağı yönünde duyumlar
var. Bu yönde bir çalışmanız var mı?
HRİSOSTOMOS: Doğrudur, böyle bir şey var.
Başkanlık seçimlerinden sonra Türklerden, Yunanlılardan ve
AB'den oluşacak ve Kıbrıs sorunu konusunda çalışma
yapacak bir komitenin kurulması için çalışacağız.
KIBRIS: Tam olarak ne zaman?
HRİSOSTOMOS: Seçim bitsin kimin kazanacağını
görelim. Cumhurbaşkanı'na bu teklifle gideceğim ve bu komitenin
tüm çalışma masraflarını kilisenin
karşılayacağını kendisine ileteceğim. Bunu da
sırf bir anlaşma olsun diye yapacağız. AB ülkelerinin
merkezleriyle de temasa geçerek, neler yapmak istediğimi
söyleyeceğim.
KIBRIS: Kuzeydeki kiliselerle ilgili olarak birçok
temaslarınız oldu. Bu konuda girişimleriniz ne durumda?
HRİSOSTOMOS: İki şey istiyorum; birincisi, kiliselerin
yıkılmaması için tamir etmemize izin versinler ve Paskalya'da
kim isterse kuzeydeki kiliseye gitsin ve yortusunu gerçekleştirsin.
Yönlüer ile bu konuda görüştük. Ama kendisi sadece yılda bir tane
kilisenin tamir edilmesini söyledi. Biz, Ahmet Yönlüer'e, nasıl ki
güneydeki camileri tamir ettik, siz de bize, kiliseleri tamir etmemize izin
verin dedik. Bu kiliseler konusunda çok yakın bir zamanda Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğiz.
KIBRIS: Peki neden size, yılda bir kilise tamir edilebilecek
dendi?
HRİSOSTOMOS: Biz, yılda bir kilise tamir edecek olsak, tüm
kiliselerin tamiri için 500 yıl isteriz dedik. Ama Yönlüer bize, sadece
yılda bir kilisenin tamir edilmesine yetkisi olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türklerin güneye geçerek camilere gitme hakkı
varsa, bizim de böyle bir hakkımız olsun. Kiliselerimizi tamir
ettikten sonra gidip ibadet edebilelim.
KIBRIS: Kıbrıs Türk tarafına bir mesajınız var
mı?
HRİSOSTOMOS: Biz geçmişte nasıl mutlu
yaşamışsak yine öyle yaşamak istiyoruz. Eğer kuzeydeki
haklarımızı bize verirlerse, ne Türkiye'ye, ne
Kıbrıslı Rumlara, ne de Kıbrıslı Türklere bir
tehlike yoktur. Herkesin evine gitmesi gerekir. Hangi anlaşma olursa
olsun, zaman içerisinde, yine karışacağız ve birlikte
yaşayacağız. Eskiden Türker ve Rumlar beraber
yaşarlardı. O günlerin geri gelmesini istiyorum. Bu şekilde bir
anlaşmanın en sağlıklı bir çözüm
olacağını düşünüyorum. Denktaş ortaya
çıktıktan sonra kendine ayrı devlet kurmaya
çalıştı ve iki devlet esasına göre görüşmeleri
başlatmak istedi. İnsanlar bu ülkede nereye gidip yerleşmek
isterse oraya gidip yerleşmeliler. Kıbrıslı Türkler kuzeyde
kalmak isterse, paramız vardır hükümetimiz güçlüdür, AB güçlüdür
onlara ev yapalım ve o evlerde kalsınlar, Rum mallarını
işgal etmesinler. Herkes malına sahip çıksın. Rumlar
kuzeydeki, Türkler de güneydeki mallarına sahip çıksın.
Karpaz Piskoposu ibadet
edememekten şikayetçi
Mülakatın sonunda Başpiskopos'un ofisine gelen Dipkarpaz
Piskopos'u Hristoforos, Dipkarpaz'da ibadet etmek istediğini ancak
görevliler tarafından engellendiğini savundu.
"En azından istediğim, kiliseye giderek dini ibadetimi
yerine getirmek. Orada 350 Rum var ve onlarla birlikte ibadet etmek
istiyorum" diye konuşan piskopos, bu konuda Cumhurbaşkanı
Talat ile görüşmek istediğini ifade etti.
KIBRIS 19/01/08
Talat: Masaya oturmamızın asgari koşulu
siyasi eşitlik
YALAN YAYINLARDAN ŞİKAYETÇİYİM... Politikada
hedeflerin "erişilebilir" olması gerektiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, basındaki "yalan yayınlardan ve
manipülasyonlardan" şikâyetçi olduğunu da yineledi ve Rum
basınından alınan haberlere dikkat edilmesini istedi. Talat,
basında yalan yazanları basın kuruluşlarının etik
değerler içinde hesaba çekmesi gerektiğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
çözümü için yapılacak görüşmelerde Kıbrıs Türk
tarafının asgari koşulunun "siyasi eşitlik"
olduğunu söyledi.
Siyasi eşitliğin sayısal eşitlik değil,
kararlara etkin katılım anlamına geldiğini belirten Talat,
sorunun çözümü için dünyayla birlikte hareket etme politikası
izlediklerini ifade etti. Talat, dünyayla kavga etmeyeceklerini ama
dünyayı yönlendireceklerini belirtti.
Politikada hedeflerin "erişilebilir" olması
gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, basındaki
"yalan yayınlardan ve manipülasyonlardan" şikâyetçi
olduğunu da yineledi ve Rum basınından alınan haberlere
dikkat edilmesini istedi. Talat, basında yalan yazanları basın
kuruluşlarının etik değerler içinde hesaba çekmesi
gerektiğini söyledi.
Talat gazetecilerle
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
Gazeteciler Birliği'nin önceki akşam düzenlediği sohbet gecesine
konuk oldu.
Eşi Oya Talat'ın da aralarında bulunduğu çoğu
gazeteci ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşan dinleyici
kitlesiyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, günlük hayatı,
hobileri, basınla ilgili görüşleri ve Kıbrıs sorunu
konusunda iki saati aşan süreyle sohbet etti, soruları
yanıtladı.
"Başbakanlık daha zor"
"Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı'na
göre çok, çok, çok zor bir görev. Cumhurbaşkanlığı da zor
ama Başbakanlık, insanın altından kalkamayacağı
kadar zor ve insanı ambale eden bir görev" diyen Talat,
Cumhurbaşkanlığı öncesinde Başbakanlık görevini
de yürüttüğünü ve hayatında çok fazla bir şey
değişmediğini söyledi.
Annan Planı referandumu öncesindeki süreci anlatırken, köy
köy dolaştıklarını, uykusuz çok günler geçirdiklerini
belirten Talat, o dönemde nüfus oranına göre dünyanın en büyük
eylemlerinin KKTC'de yapıldığını kaydetti.
Teknoloji ve bahçe
Teknolojiye merakı bilinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, zaman buldukça gelişmeleri izlediğini, ayrıca bahçe
işleri yaptığını, yeni yöntemlerle sebze ve meyveler
yetiştirdiğini söyledi.
Talat, geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında
iştahsızlık nedeniyle kilo verdiğini, ama
sağlığının iyi olduğunu belirterek, her sabah
yürüme bandında yürüdüğünü ve aynı anda kitap okuduğunu, bu
anları iple çektiğini ifade etti.
"Marazi toplum olduk" söylemiyle ilgili soruları
yanıtlarken Talat, şikâyetin toplumun
alışkanlığı haline geldiğini, şikâyeti
olmayan birini bulmanın güçleştiğini belirtti. Şikâyetlerin
en aza düştüğü dönemin 2004 yılı başında
olduğunu, çünkü halkın o dönemde Kıbrıs'ta çözüme
endekslendiğini, başka bir şey düşünmediğini,
sendikaların bile şikâyet ve talebi olmadığını söyledi.
İşsizlik sorunu... 50 bin yabancı işçi... 5 bin
Güney'de çalışan
Cumhurbaşkanı Talat, bugün vatandaşların en büyük
sorunu işsizlik olarak gördüğünü, ancak dışarıdan
bakan birinin KKTC'de 50 bin kayıtlı yabancı işçi ve
Güney'de çalışan 5 bin kişi gördüğünü, bunun da tuhaf
olduğunu kaydetti.
Talat, insanların güvenceli olduğu gerekçesiyle "devlet
işi" aradığını, özel sektörün de cazip hale
getirilmesi için herkesin el ele vermesi gerektiğini kaydetti.
"Yalandan ve manipülasyondan şikâyetçiyim"
Basınla ilgili konulara değinirken, "Benim basından
şikâyetim çok. Yalandan ve manipülasyondan şikâyetçiyim" diyen
Talat, gazetecilerle, basında gördüğü
yanlışlıkları paylaştı, sorulara ve
görüşlere yanıt verdi. Her gün birçok olayla
karşılaştığını belirten ve yalan haberlerden
yakınan Talat, bir gazetecinin "Niçin yalanlamıyorsunuz?"
diye sorması üzerine, "O kadar çok ki yalanlama merkezi kurmamız
lazım. Haçana bir yalanlayacağız? Bunu yapanları
basının, kendi etik kuralları içinde hesaba çekmesi
lazım... Yalan ayıp bir şey, ben öyle bilirim" ifadelerini
kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat, dünyanın her yerinde basının
referans kaynağı olduğunu ve birçok kitaba da kaynak
oluşturduğu için özellikle yazılı basında yer alan
haberlerde yapılan yanlışların kalıcılaşma
tehlikesine işaret etti.
Manipülasyonun da basında çok sık görüldüğünü, özellikle
Güney Kıbrıs'taki gizli servisin veya enformasyon merkezinin
ürettiği bu tür haberlerin Türkçeye çevrilerek hiç sorgulanmadan
Kıbrıs Türk basınında yer aldığını
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, buna dikkat edilmesini istedi ve Güney
Kıbrıs'taki basın yayın organlarında Kıbrıs
Türk basınına çok az yer verildiğine işaret etti.
Talat, gazetecilerin manipülasyonları ayırt edebilecek
durumda olduğunu belirterek, Rum basınındaki haberler konusunda
dikkatli olunmasını istedi. Talat, "Bizim söylediklerimizin de
Rum tarafına aktarılması lazım" dedi ve bu konuda
bazı çalışmalar yapılmasını gündemine
aldığını kaydetti.
Mülteci sorunu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülteci sorununda
Avrupalıların hataları olduğunu ve bedel ödemesi
gerektiğini belirterek, Güney'deki mültecilerin tümünün Kuzey'den
gittiği iddialarının doğru olmadığını
ve KKTC sahil güvenliğinin Güney'dekinden çok daha donanımlı ve
iyi olduğunu, yakında kurulacak radarla daha da etkin gözetleme
yapılabileceğini anlattı.
Kaçak göç konusunda KKTC makamlarıyla işbirliği ve bilgi
paylaşımından kaçınan Güney Kıbrıs Yönetimi'ni,
BM aracılığıyla işbirliği yapmasını ve
bilgi paylaşmasını isteyen Cumhurbaşkanı Talat,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki hukukçuların da
katılımıyla insan ticareti ve
kaçakçılığını ayıran bir yasal düzenleme üzerinde
çalışıldığını bildirdi.
"Siyasette hedefler erişilebilir olmalı"
Talat, iç politika konularındaki soruları yanıtlarken,
"Siyasette hedefler erişilebilir olmalı" dedi ve
erişilemeyecek hedeflerle toplumun yıpratılmaması
gerektiğini belirtti.
Mecliste şu anda güçlü bir muhalefet bulunduğunu, krizin
bitmesi için de illa ki erken seçim şartı
olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
"Şu anda 25 milletvekili olan CTP de erken seçime gider mi?"
diye sordu.
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu konusunda dünyayla uyumlu bir
politika uygulanması gereğini anlatırken özetle şöyle
konuştu:
"Kavga etmeyeceğiz ama dünyayı
yönlendireceğiz"
"Biz şimdi diyoruz ki BM çerçevesinde bir çözüm istiyoruz.
Sonsuza kadar da bu sürecin gitmeyeceğini biliyoruz. Bunu dünya da
görüyor. Yakında bir anlaşma ufukta görünmüyor. Türkiye'nin AB
ilişkileri sonsuza dek bekleyemez. AB'nin güvenlik ve dış
politikası da Kıbrıs sorunu yüzünden oluşturulamıyor.
NATO'da da sıkıntılar var. Kıbrıs sorunu, dünyada
ciddi sorunlar yaratıyor.
Biz dünyayla birlikte hareket edeceğiz. Kavga etmeyeceğiz ama
dünyayı yönlendireceğiz de."
"Masaya oturmanın asgari koşulu siyasi
eşitlik"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununda masaya
oturmalarının asgari koşulunun "siyasi eşitlik"
olduğunu ve bunun artık
tartışılamayacağını vurguladı.
Siyasi eşitliğin sayısal eşitlik anlamına
gelmediğini, kararlara etkin katılım demek olduğunu ifade
eden Talat, referandum sonrasında artık "Kıbrıs Türk
toplumu" yerine "Kıbrıs Türk halkı" ifadelerinin
kullanılması gerektiğini, çünkü BM kriterlerine göre kaderini
tayin edebilenlerin "halk" olduğunu anlattı.
"BM yeni bir karar alır mı?"
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir görüşme
süreci sonrasında bir yere varılır ve bu referanduma sunulursa
ve sonuç 2004'teki gibi olursa ne yapılacağını dünyaya
sorduğunu belirtti ve "Birleşmiş Milletler 164
numaralı kararının yerine başka bir karar alır
mı? Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk
tarafını temsil etmediğini içeren ve bizi uluslararası
topluma entegre edecek bir karar alınır mı? Bugünlerde
yabancılarla bunu tartışıyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs
sorunuyla ilişkilerine değinirken de birçok ülkenin beklentilere
yanıt vermediğini, İngiltere'nin dönem
başkanlığında Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe
girmesini umduklarını, "ama adının bile
anılmadığını" söyledi.
"AB çözemez"
Finlandiya'nın dönem başkanlığı zamanında
görüşme yapılması yönündeki girişimi anımsatarak,
Rumların karşı çıkması yüzünden tarafların bir
araya gelemediğini kaydeden Talat, AB'nin Kıbrıs sorununu
yeterince bilmediğini, o yüzden de çözemeyeceğini, zaten bunu da
istemediğini anlattı.
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin düzenlediği
sohbet gecesinin sonunda Birlik Başkanı Osman Kurt,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Annan Planı dönemindeki
mitinglerden birini yansıtan bir fotoğraf takdim etti.
KIBRIS 19/01/08
EU urges rethink on
Cyprus position on Kosovo
By
Simon Bahceli
THE EUROPEAN
Union yesterday urged Cyprus and Greece to rethink their opposition to Kosovo
independence.
The two million ethnic Albanians in the southern Serbian province are expected
to declare independence sometime after Serbia's presidential elections later
this month.
Though Kosovo is seeking support from most EU countries, some European Union
member states have misgivings over the prospect of a declaration of
independence.
"There is always hope that things will change," said Slovenian
Foreign Minister Dimitrij Rupel, whose country holds the rotating EU
presidency.
"You can understand that most of the EU members would like Cyprus, Greece,
maybe some other countries, to assume a position that would enable us to move
forward," he said at an informal conference of EU foreign ministers from
Mediterranean states in Cyprus.
Cyprus has concerns over the precedent that might be set by a declaration of
independence by Kosovo.
"We want to keep the widest possible consensus among the European Union
members but we also have to think about national interests," said
President Tassos Papadopoulos when asked about the stance of his government on
the Kosovo question.
It has followed the line of Russia, a veto-wielding member of the UN Security
Council, which says that room for negotiation between Kosovo and Serbia has not
been exhausted.
Cyprus' stance on the Kosovo issue in the EU could be crucial. Diplomats say a
simmering defence row between Turkey and Cyprus could endanger European
security forces in Kosovo by preventing closer co-operation between the EU and
NATO missions.
The EU will soon take over responsibility for policing in Kosovo from the
United Nations and had sought tighter cooperation between its 1,600-strong
mission and the 16,000 NATO peacekeepers who will remain there.
NATO-member Turkey blocked those plans in protest against a longstanding
Cypriot veto of closer defence ties between it and the EU, with which Ankara
began entry talks in 2005.
CYPRUS MAIL 19/01/08
AB'den trafiğe 3 milyon euro
6 AYRI BAŞLIKTA ÇALIŞMA YAPILACAK... Trafik
Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Dr. Mehmet
Avcı, ülkemiz trafiğinin incelenmesi ve gerekli iyileştirmelerin
yapılması için AB tarafından hazırlanan proje için
çıkılan ihaleyi, 5 uluslararası şirket arasından
Danimarka firmasının kazandığını
açıkladı. Avcı, mevcut durumun araştırılması
için başlatılan program yönetimi çalışmasının
ardından projenin 6 ayrı başlıkta incelenmeye
başlanacağını kaydetti. Her bir çalışma için
ayrıca ihaleye çıkılacağını da belirten
Avcı, 3 milyon euroluk yardımın da bu alanlara
bölüştürüldüğünü söyledi
PROJE 2010 YILINA KADAR TAMAMLANACAK... Projenin 2010 yılına
kadar tamamlanacağını belirten Avcı, bu projeyle AB
normlarının ülkemize yansımasının da görüleceğini
kaydetti. AB'nin trafik raporunda, ülkemizdeki birçok trafik unsurunun AB
standartlarının üzerinde çıktığına işaret
eden Avcı, KKTC'deki 100 bin nüfusta % 24.4 ölümlü trafik kazası
yaşanırken, bu rakamın AB ülkelerinde % 11.7 olduğuna
dikkat çekti. Ülkemiz trafiğindeki tehlikelerin artık AB
vatandaşlarını da yakından ilgilendirdiğini söyleyen
Avcı, bu durumun ülkemize gelmeyi planlayan turist sayısını
da olumsuz yönde etkilediğine işaret etti
Ergül ERNUR
Ülkemizin kanayan yarası haline gelen ve çok sayıda can ve
mal kaybına neden olan trafik sorununa Avrupa Birliği (AB) el
attı.
'Trafik Güvenliği İyileştirme Programı'
başlığı altında ülkemiz trafiğinin düzene
girmesi, sorunların nerede olduğunun tespiti ve iyileştirilmesi
için hazırlanan projede AB, KKTC'ye 3 milyon euroluk yardım
yapıyor.
Ülkemiz trafiğinin incelenmesi ve gerekli iyileştirmelerin
yapılması için hazırlanan bu proje için 2007 yılı
sonunda yapılan ihaleyi Danimarka firması kazandı ve
çalışmalarına da çok kısa bir süre önce ülkemizde başladı.
2010 yılında tamamlanması hedeflenen proje, 6 ayrı
ana başlık altında toplanıyor. Mevcut durumun incelenmesini
içeren program yönetiminin tamamlanmasının ardından her bir
başlık için de ayrı ihalelere çıkılacak.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı
Mehmet Avcı, Avrupa Birliği'nin ülkemiz trafiğiyle ilgilenmeye
başladığını vurgulayarak ihaleyi kazanan Danimarka
firmasının ülkemize gelerek İçişleri Bakanı
başkanlığında Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri
Komisyonu yetkililerine brifing verdiğini açıkladı.
İlk atılımın AB'den geldiğini belirten
Avcı, ülkemizdeki trafiğin düzeltilmesi için belli bir miktarda fon
ayrıldığını ve fon için de uluslararası ihaleye
çıkıldığını anlattı.
Ülkemizdeki trafik sorununun artık AB
vatandaşlarını da doğrudan ilgilendirdiğine dikkat
çeken Avcı, "Artık uluslararası olduğumuzu kabul
etmeliyiz" dedi.
AB vatandaşlarının rahatlıkla ülkemize
geldiğinden de bahseden Avcı, "Ülkemize geldiklerinde
trafiğimizin eninde sonunda AB normlarına uygun hale
getirileceğini bildikleri için kendilerini ülkelerindeki gibi rahat
hissetmek istemektedirler" şeklinde konuştu.
3 milyon euroluk yardım 7'ye bölündü
AB'nin ülkemiz trafiği için hazırladığı
projenin 3 milyon euroluk yardımı öngördüğünü söyleyen
Avcı, projenin ilk adımı olan program yönetimi ve belirlenen 6
ayrı ana başlık için de belli bir miktarda para
ayrıldığını ifade etti.
Projenin ilk adımı tamamlandıktan sonra diğer
başlıklar için de ayrı ayrı ihaleye
çıkılacağını kaydeden Avcı, projedeki her
aşama için ayrılan 3 milyon euroluk paylaşım
miktarlarını şöyle belirtti:
" 'Program Yönetimi' için 335 bin euro, 'Örgütsel Yapıya
Destek'e 100 bin euro, 'Veri Toplama' 370 bin euro, 'Mevzuatların
Çerçevesi ve Sağlanması' 880 bin euro, 'Yol Güvenliği
Eğitimi' 335 bin euro, 'Alt Yapının Sorgulanması' 550 bin
euro ve 'Trafik İşlemleri' için de 415 bin euro".
2010 yılı sonuna kadar ülkemiz trafiğinin bir
haritasının çıkartılacağından bahseden Mehmet
Avcı, bunun sonucunda beklenen birçok işlemin devreye gireceğini
ve AB normlarına yaklaşacağımızın
altını çizdi.
AB standartlarının çok üzerindeyiz
KKTC'deki trafik kazalarının AB standartlarının
üzerinde olduğunu vurgulayan Avcı, AB'nin trafik raporunda 'ülkemiz
trafiğindeki hareketlilik, araba ile sürücü sayısındaki
artış, ölümlü trafik kazaları, kentsel bölgelerdeki
aşırı nüfusun birikmesi ve yoğunluğun artması'
gibi unsurların AB standartlarının çok üzerinde olduğunun
tespit edildiğini kaydetti.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı
Mehmet Avcı, ölümlü trafik kazalarına rakamsal olarak da yer veren
AB'nin trafik raporunda, KKTC'deki 100 bin nüfusta 24.4 ölümlü trafik
kazası yaşanırken bu rakamın AB ülkelerinde 11.7
oranında olduğunun belirtildiğine dikkat çekti.
"AB vatandaşlarının ülkemizde geçirdikleri bir
trafik kazasında, kendi ülkesindeki normların burada da
olmasını istiyor" diyen Avcı, trafiğimizin tehlikeli
boyutlarda olmasının ülkemize gelen veya gelmeyi planlayan turist
sayısını da olumsuz yönde etkilediğine işaret etti.
"AB baskısıyla sorunlar düzelecek"
Avcı, ayrıca Trafik Kazalarını Önleme
Derneği'nin AB'nin trafikle ilgili hazırladığı raporda
da yerini aldığını belirterek ülkemiz trafiğindeki
sorunlarını, çözüm önerilerini ve bazı yaptırımlarından
dolayı başarılı bulunduğunun belirtildiğini
kaydetti.
AB'nin KKTC'deki trafik sorununa el atmasının çok büyük bir
olay olduğuna dikkat çeken Avcı, "Tüm engellemelere rağmen
trafikle ilgili yapmadıklarımıza karşın AB eliyle,
desteğiyle ve baskısıyla bu sorunlar düzeltilecektir. Bu
projeyle, canların yollarda heba olmasını, mal
kaybını, trafikteki sinir bozucu düzenlemeler engellenecektir"
dedi.
Avcı, mevcut durumun incelenmesi için düzenlenen program
yönetiminin ardından 6 ayrı ana başlığı
oluşturan 'Örgütsel Yapıya Destek', 'Veri Toplama',
'Mevzuatların Çerçevesi ve Sağlanması', 'Yol Güvenliği
Eğitimi', 'Alt Yapının Sorgulanması' ve 'Trafik
İşlemleri' projeleriyle ilgili de açıklamalarda bulundu.
"Trafik hizmetleri birimindeki birçok kadro boş"
Trafik yol güvenliği programında oluşturulan 'Örgütsel
Yapıya Destek' başlığı altında özellikle yöneten
organizasyonların düzenlenmesinin sağlanacağını
belirten Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı
Mehmet Avcı, ülkemizdeki Trafik Ulaştırma Hizmetleri
Komisyonu'nun doğru bir adım olduğuna değindi.
Komisyonun Avrupa'dakilere benzediğine de işaret eden
Avcı, burada alınan kararların nihai ve uygulanması
gerektiğini vurguladı.
Avcı, konuşmasına şöyle devam etti:
"Ülkemizde maalesef belli kararların uygulanması
zafiyetini yaşıyoruz. Bizde, bu komisyonun altında ona
danışmanlık yapması gereken trafik hizmetleri birimindeki
kadrolarda bir iki kişi çalışırken Danimarka'da bu birim 50
kadrodan oluşup onun altında da gruplar oluşturuluyor. Bizde
maalesef bu kadrolarda az kişi çalışırken birçok kadrolar
da boş tutuluyor. Buradaki zafiyetimiz de ortaya çıkıyor".
Örgütsel Yapıya Destek çalışmasında, trafikteki
yönetimlere ilgili resmi kuruluşların ve derneklerin de
katılım sağlayacağı inancında
olduklarını belirten Avcı, Avrupa'daki sistemin de bu
şekilde olduğunu belirtti.
"Trafikteki çok başlılık bizde hala daha
geçerlidir" diyen Mehmet Avcı, "Her makam kendi yetkisini
isterse kullanır veya istediği gibi kullanır. Bunun artık
ortadan kalması gerekiyor" dedi.
"İstatistikler toparlanacak, verilere göre hareket
edilecek"
Altı ana başlıktan ikincisi olan 'Veri Toplanması'nda
da istatistiklerin sağlıklı bir şekilde toparlanıp
değerlendirilmesinin sağlanacağına işaret eden
Avcı, geri kalmış ülkelerin
başarısızlığının istatistikleri iyi
değerlendirmemek, ileri ülkelerin en büyük gücünün ve
başarısının ise istatistiklere dayanarak hareket etmeleri
olduğunu vurguladı.
Ülkemizde istatistik sorunu yaşandığını
anımsatan Avcı, trafikteki veri tabanının bir merkezde
toplanması daha detaylı bilgilerin aktarılması ve o
verilere göre kararların üretilmesinin önemine işaret etti.
Avcı, projenin bu aşamasında da yine veri
tabanının ilgili makamlar tarafından paylaşılması
ve değerlendirilmesinin de önemine değindi.
Yasal eksiklikler giderilecek
Yasalardaki eksikliklerin düzeltilmesi için de 'Mevzuatların
Çerçevesi ve Sağlanması' başlığı altında
çalışmalar yapılacağını anlatan Trafik
Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı,
mevzuat derken ehliyet verme ve araç sigorta işlemlerinden bahsedildiğini
söyledi. Her iki konuda da ülkemizin sınıfta
kaldığını ifade eden Avcı, sorun yaşanan bu
konuların da AB normlarına getirilmesinin sevindirici olduğunu
kaydetti.
"Söylediğimiz halde yapılmayanların, AB'nin elinin
değmesiyle yapılması bizi mutlu ediyor" diyen Avcı,
dernek olarak güçlerinin bu yaptırımlara yetmediğini ve
sistemimizin artık çağ dışı
kaldığının altını çizdi.
Mühendisler yolları inceleyecek
'Yol güvenliği eğitimi'nde ise trafik güvenliğine dikkat
çekmek amacıyla hazırlanacak bir eğitim programı
olduğunu belirten Avcı, sürücülerin, yayaların
kısacası yollarımızı kullanan herkese yönelik
hazırlanacak olan kampanyaların düzenleneceğini belirtti.
Avcı, 'Alt Yapının Sorgulanması'
aşamasında da anayol, köy yollarının ve özellikle ölümlü
kazaların olduğu kara nokta olarak tabir edilen yerlerin mühendislik
açısından tekrar incelenmesi ve
raporlandırılmasını içerdiğini kaydetti.
Projedeki son başlık olan 'Trafik İşlemleri'
hakkında da bilgi veren Mehmet Avcı, yerel yönetimlere trafikteki
etkinliklerini ve yönetmelerindeki gerekli desteğin
sağlanmasını hedeflediğini belirtti.
Avcı, bu bölümde şehir içlerindeki trafiğin güvenli
akışının sağlanması, bisikletlilerin, sürücülerin
ve yayaların şehir içinde dolaşmalarının gözden
geçirilmesi olarak planlandığını söyledi.
KIBRIS
20/01/08
Barrosso: Kıbrıs ancak çözümle AB'de etki sahibi
olabilir
Politis gazetesi haberi, "Kıbrıs Sorunu Çok Uzadı -
Kıbrıs, Ancak Çözüm İle AB'de Etki Sahibi Olabilir - Jose Manuel
Barrosso'dan Politis gazetesine Özel Mülakat"
başlığıyla manşete çekti.
Gazeteye göre, Avrupa para birimi Euro'nun Güney Kıbrıs'ta
benimsenmesi nedeniyle düzenlenen kutlamalara katılmak üzere önceki gün
bir kaç saatliğine Rum tarafına gelen Barrosso, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la görüştü. Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Eleni Mavru, Barrosso'ya Lefkoşa madalyonu verdi.
Gazete, Jose Manuel Barrosso'nun, Güney Kıbrıs'ta
bulunduğu bir kaç saat içerisinde Politis gazetesi'e verdiği özel
mülakatta, "Kıbrıs, halen çok uzun süredir devam etmekte olan
siyasi sorununu çözmezse AB'de zor nüfuz sahibi olabilecek" dediğini
yazdı.
Gazeteye göre, Barrosso, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili
uluslararası merciin BM olduğuna dikkat çekti, AB'nin bir çözüm
prosedürünün başarıyla sonuçlanmasına yardım
edebileceğini, bunun için de her türlü çabayı harcayacağını
söyledi.
Barrosso'nun çözüm prosedürünün ilerlemesi sorumluluğunun ilgili
bütün taraflara ait olduğuna işaret ettiğini yazan gazete,
Avrupa Komisyonu Başkanı Barrosso'yla yaptığı
söyleşiyi şöyle aktardı:
"Avrupa Komisyonu Başkanı, Kıbrıs'ın
AB'deki karar merkezlerine çok daha yakın olmayı gerçekten istiyorsa,
Kıbrıs sorununun çözülmesinin zaruri ön şart olduğunu
düşünüyor. Barrosso, gazetemize verdiği mülakatta, Kıbrıs
sorununun çözümünün; Kıbrıs'ın Avrupa'da nüfuz sahibi
olması ve Lüksemburg gibi diğer küçük ülkelerin düzeyine
yaklaşabilmesi için zaruri adım olduğuna işaret etti.
Kıbrıs sorununun çözümü sorumluluğunun her şeyden önce
ilgili taraflara ait olduğunu açıkça ortaya koyan Barrosso, AB'nin bu
yönde yardımcı olabilmek için elinden geleni
yapacağını, ancak arabuluculuk rolünün öncelikli olarak BM'ye
ait olduğunu vurguladı.
AB, Euro'nun KKTC'de benimsenmesine tepki göstermeyecek
Avrupa Komisyonu Başkanı, gazetemize konuşurken;
Euro'nun gayrı resmi olarak işgal bölgelerinde de benimsenmesi
halinde AB'nin tepki göstermeyeceğini ima etti; Ada'nın yeniden
birleşmesi prosedürünü kolaylaştıracak her türlü
değişikliği cesaretlendirmekte olduğunu vurguladı.
Jose Manuel Barrosso, Kıbrıs'ın Euro alanına dahil
oluşunu ilerlemenin açık bir göstergesi ve yakın geçmişte
uluslararası piyasalarda yaşanan gibi krizlerin göğüslenmesi
için 'yastık' olarak niteledi. Doğru bir makro-ekonomik politika
güdülmesini, aşırı devlet harcamalarından
kaçınılmasını tavsiye etti."
Politis gazetesi, "Barrosso ve Yansa Tasos Papadopulos'la
Görüştü - 2008 İçin Beklentiler" başlığıyla
yansıttığı haberinde ise, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barrosso'nun ve Slovenya Başbakanı
Yansa'nın, önceki akşam, Rum Başkanlık Köşkü'nde Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüştüğünü;
görüşme sırasında, Kıbrıs'taki her iki tarafın da
siyasi sorunun çözümü için 2008 yılı içerisinde önemli adımlar
atacakları umudunun dile getirildiğini bildirdi.
Gazete, Barrosso'nun ve Papadopulos'un; Güney Kıbrıs'ın
Avrupa ortak para birimini benimsemesi dolayısıyla Lefkoşa Rum
Belediyesi Tiyatro Salonu'nda düzenlenen törene katılarak birer
konuşma yaptıklarını yazdı.
Gazeteye göre Papadopulos, törende yaptığı
konuşmada, "Avrupa birleşirken, Kıbrıs silah zoruyla
bölünemez" dedi ve "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kuruluşu ve 2004 Güney Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinden
sonra Avrupa ortak para birimine geçişin; Kıbrıs devletinin en
önemli üçüncü önemli tarihî durağı olduğunu" savundu.
Gazete, AB dönem başkanlığını yürütmekte olan
Slovenya'nın Başbakanı Yanez Yansa'nın, Kıbrıs
sorununa çözümün; AB'nin yardımcı rol oynamasıyla, BM himayesi
altında aranması gerektiği görüşünü ortaya koyduğunu
yazdı.
Gazeteye göre, Yansa, Rum Yönetimi Başkanı'yla
görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada,
"AB bu çerçevede rolünü oynayabilir, ancak BM'nin yasal çerçevesine
saygı göstermemiz gerekir" dedi. Yansa; Kıbrıs sorununa
doğru çözüm bulunması prosedüründe, Güney Kıbrıs'ın,
Slovenya'nın destek ve dayanışmasına sahip
olacağı konusunda Papadopulos'a teminat verdi. Papadopulos da,
"yeni çözümün AB ilke ve değerlerine uygun olması için AB'nin
tavsiye ve görüşlerle yardım etmeye çok hevesli olacağından
emin olduğunu" söyledi.
Mahi gazetesi ise haberinde, Rum Yönetimi Başkanı ile
Slovenya Başbakanı'nın, önceki günkü görüşmelerinde;
Kıbrıs sorununun çözümünün BM şemsiyesi altında olduğu,
ancak AB'nin de kendi rolünü oynayabileceği ortak görüşünde
birleştiklerini bildirdi.
Gazeteye göre Papadopulos, gazetecilerin; Kıbrıs sorununda
hareketlilik olacak mı şeklindeki sorularına
karşılık; Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi
altında olmaya devam ettiğini söyledi ve şunları ekledi:
"Elbette AB üyesi olmamız, baş aktörlerden ikisi olan
Birleşik Krallık ve Yunanistan'ın üye, Türkiye'nin de aday
olması dolayısıyla AB kayıtsız kalamaz ve özlü
müzakerelerde gerektiği anda AB'nin; yeni çözümün, Avrupa'nın üzerine
bina edildiği ilke ve değerlere uygun olması gerektiği ve
müktesebatın da yeniden birleşmiş Ada'nın tamamında
uygulanacak olması açısından tavsiyeleri ve uzman görüşleri
ile bize yardımcı olmaya hevesli olacağına
inanıyorum."
Yansa da, aynı soruyu yanıtlarken, "hepimiz adanın
yeniden birleşmesini arzu ediyoruz. Başkan Papadopulos'un
söylediği üzere çözüm arayışları çerçevesi BM'dir. AB, bu
çerçevede kendi rolünü oynayabilir, ancak BM'nin yasal çerçevesine saygı
gösterilmelidir" ifadelerini kullandı.
Habere göre, Papadopulos; Kosova'nın olası tek yanlı
bağımsızlık ilanı karşısında Güney
Kıbrıs'ın tavrının ne olacağı sorusuna
karşı; Güney Kıbrıs'ın bu konudaki tavrının;
konunun ele alındığı Aralık ayındaki AB
Zirvesi'nden beridir AB'de çok iyi bilindiğini söyledi ve "bu konuda
AB'de geniş uzlaşıyı idame ettirmek istiyoruz.
Kıbrıs, millî çıkarlarının söz konusu olduğu bir
konuda kendi başına karar verme hakkına sahiptir" dedi.
Alithia gazetesi, Güney Kıbrıs'ın Avrupa ortak para
birimini benimsemesi nedeniyle düzenlenen törene katılmak üzere Avrupa
Komisyonu Başkanı Barrosso'nun önceki gün öğleden sonra Rum
tarafına geldiğini, aynı amaçla Avrupa Merkez Bankası
Başkanı Ian Clot Trise'nin ve Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan
Yardımcısı Rodi Kratsa-Çangaropulu'nun da Rum tarafında
bulunduğunu bildirdi.
Gazete, "Barrosso ve Trise Euro Kutlamaları İçin
Kıbrıs'ta 'Şu Anda Tarih Yazılıyor' "
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ve eşi Fotini
Papadopulos'un önceki gün akşam, davetliler onuruna yemek verdiğini
yazdı.
Gazeteye göre, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trise, Rum
Maliye Bakanı Mihalis Sarris eşliğinde Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la makamında görüştü; Rum
Başkanlık Köşkü'nün özel defterini imzaladı. Trise, Güney
Kıbrıs ve Malta'nın da katılımıyla Euro
alanına dahil olan ülke sayısının, 15'e yükseldiğini
hatırlatarak, "şu anda tarih yazılıyor" dedi.
KIBRIS
20/01/08
Kemikler Antropoloji Laboratuarı'nda
SIRA DNA TESTİNDE... Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü ve Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz
yaptığı açıklamada, kemiklerin tümüne dün saat 16.00
sıralarında ulaşıldığını ve toprak
altından çıkartılmalarının ardından Antropoloji
Laboratuarı'na gönderildiğini belirtti. Erdengiz, kemiklerin kime ait
olduğunun DNA testinden sonra belli olacağını ifade etti
Aral MORAL
Yenierenköy'de birkaç günden beridir devam eden kazılarda,
kayıplar listesinde yer alan iki Kıbrıslı Türk Abdullah
Emirzade ile Ali Mustafa Zorba'ya ait olduğu tahmin edilen kemikler,
Antropoloji Laboratuarı'na gönderildi
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, kemiklerin tümüne dün saat 16.00
sıralarında ulaşıldığını ve toprak
altından çıkartılmalarının ardından ara bölgedeki
Antropoloji Laboratuarı'na gönderildiğini belirtti.
Kalıntıların üst üste bulunduğunu ifade eden
Erdengiz, "Birinin kafatasında bir kurşun izi var.
Diğerinin üzerinde ise kurşun izine rastlanmadı" diye
konuştu.
Kemiklerin üzerinde, kimliklerini belirleyecek herhangi bir emareye
rastlanmadığını ancak alttaki kemik
kalıntısının üzerinde kazak parçaları bulunduğunu
kaydeden Erdengiz, kemiklerin kime ait olduğunun DNA testinden sonra belli
olacağını belirtti.
"Ailelerde hüzünlü bir rahatlama vardı"
Ahmet Erdengiz, kayıp yakınlarının, kemiklerin
çıkartılması esnasında hüzünlü olduklarını
gözlemlediğini söyleyerek "Ama ayni zamanda cenazelerine
kavuşmanın da verdiği bir rahatlama vardı" dedi.
Geçen yıl da bölgede kazı yaptıklarını ancak
ellerindeki bilgilerin yeterli olmamasından dolayı kalıntı
bulamadıklarını hatırlatan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz,
Karpaz polisinin sabaha kadar kazı alanında nöbet tuttuğunu
belirterek yetkililere teşekkürlerini dile getirdi.
KIBRIS 20/01/08
Çangaropulu: Maraş Raporu... "Gereken
düzeltmeleri yapacağız"
Güney Kıbrıs'ın Avrupa ortak para birimini benimsemesi
dolayısıyla düzenlenen törenlere katılmak amacıyla Rum
tarafına gelen Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan
Yardımcısı Rodi Kartsa-Çangaropulu; Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'a; Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi'nin
Maraş'la ilgili taslak raporunda, "gerektiği zaman gereken
değişikliklerin yapılacağını" taahhüt etti.
Haravgi ve diğer gazetelerde yer alan habere göre, Yunan Avrupa
Milletvekili olan Çangaropulu; Dilekçe Komitesi heyetinin geçen Kasım
ayında Ada'ya gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinin
sonuçlarının kaleme alındığı Maraş taslak
raporunun, bürokratik bir belge olduğunu, henüz siyasi düzeyde
tartışılmadığını belirterek,
şunları söyledi:
"Siyasi açıdan görüşüleceği zaman geldiğinde,
gereken düzeltmelerin yapılması için, konunun gerçek
boyutlarını ortaya koymak için hepimiz hazır olacağız.
Bu sefer de görevimizi yapacak ve yanlış bilgilendirmenin söz konusu
olduğu izahında bulunarak gereken yerlerini düzelteceğiz."
Gazete, Çangaropulu'nun bir soruya karşılık;
Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgileri bulunduğunu belirterek; Avrupa
Parlamentosu'nun bir siyasi grubunun, Brüksel'deki, Kuzey Kıbrıs
Cumhuriyeti ifadesinin kullanıldığı etkinliğini örnek
verdiğini kaydetti ve şunları söylediğini yazdı:
"Gerek Brüksel'deki temsilciliğimiz, gerek Avrupa
Parlamentosu; biz bu Avrupa müktesebatına ve uluslararası hukuka
uygun olmayan, söylenen veya yazılanları düzeltmek için oradayız."
Gazete, Çangaropulos'un, önceki gün, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la
görüştüğünü de yazdı ve Hristofyas'ın kendisine;
Türkiye'nin AB üyelik süreci bağlamında Kıbrıs sorununun
gidişatı hakkında bilgi verdiğini belirti.
Mahi gazetesi, haberi, "Zamanı Geldiğinde Gerekenleri
Düzelteceğiz - Rodi Kratsa Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi'nin Raporu
Hakkında Yatıştırıcı"
başlığıyla yansıtırken; Fileleftheros gazetesi,
"Avrupa Parlamentosu Birinci Başkan Yardımcısı Rapor
Bürokratik Diyor" başlığı altında özetledi.
KIBRIS 20/01/08
Mısır ve Türkiye Akdeniz için masada
|
21 Ocak, 2008 16:31:00
(TSİ) CNN TURK |
Osman Sert / CNN TÜRK
Kıbrıs Rum kesimi ile Akdeniz'de ekonomik bölge anlaşması
yapan Mısır, Türkiye ile Akdeniz'i yeniden görüşme kararı
aldı.
Geçtiğimiz günlerde Mısır'a resmi bir ziyaret
gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mısır
Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e harita üzerinde Türkiye'nin Akdeniz
politikasını anlattı ve Mübarek'i masaya oturmaya ikna etti.
Amaç, Mısır'ın Akdeniz politikasını yeniden gözden
geçirmesini sağlamaktı.
Çünkü, Mısır daha önce Kıbrıs Rum kesimi ile Münhasır
Ekonomik Bölge Anlaşması yaptı ve Doğu Akdeniz'i
paylaştı. Yani Türkiye devre dışı kaldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Akdeniz haritası üzerinde Rumlarla
yapılan anlaşmanın yanlış olduğunu söyledi,
Yunanistan'la muhtemel bir anlaşmanın da Mısır
için doğuracağı sakıncaları sıraladı.
Türk heyet Mısır'a gidecek
Gül'ü dinleyen Mısır Devlet Başkanı Mübarek, Akdeniz konusunun
yeniden ele alınmasına onay verdi. Mısır'ın
vereceği tarihe göre, gelecek aylarda bir Türk heyeti Mısır'a
gidecek ve Akdeniz'in ekonomik bölgelere ayrılmasını ele alacak.
Kıbrıs Rum kesiminin petrol ruhsatı ihalesinin
başarısızlıkla sonuçlandığını belirten
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Mısır
ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in iki ana unsuru olduğunun
altını çiziyor. Ankara, Mısır'la ekonomik
işbirliğini geliştirmek için de bir paket üzerinde
çalışıyor.
Mısır'ın İskenderiye ve Port Said kentlerine doğrudan
uçak seferleri ile iki ülke arasında yeni deniz hatları
kurulması planlanıyor.
Yetkililere göre, Mısır gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya
taşınacak olması da Kahire'nin Ankara'ya verdiği önemi
artırıyor.
Türkiye nüfusu 70 milyonu geçti
|
21 Ocak, 2008 10:31:00
(TSİ) CNN TURK |
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adrese
Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre 2007 sonu itibarıyla Türkiye
nüfusunu, 70 milyon 586 bin 256 kişi olarak açıkladı.
İstanbul'un nüfusu ise 12 milyon 573 bin 836 kişiyi
buldu. Bu, nüfusun yüzde 17.8'inin İstanbul'da ikamet ettiğine
işaret ediyor.
Başkent Ankara'da ise 4 milyon 466 bin 756 kişi ikamet ediyor.
2000 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımı'nda
Türkiye'nin toplam nüfusu 67 milyon 803 bin 927 olarak
açıklanmıştı.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu sabah Türkiye
İstatistik Kurumu'nda (TÜİK), Adrese Dayalı Nüfus Kayıt
Sistemi'nden elde edilen verileri açıkladı.
TÜİK internet sitesinde yer alan rakamlara göre Türkiye nüfusu ve yapısı
şöyle:
* 31 Aralık 2007 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 70 milyon 586 bin
256 kişi
* Nüfusun 35 milyon 376 bin 533'ünü erkek, 35 milyon 209 bin 723'ünü
kadınlar oluşturuyor
* Nüfusun yüzde 70.5'i şehirlerde, yüzde 29.5'i bucak ve köylerde
yaşıyor
* Şehir nüfusu (il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus) 49 milyon 747
bin 859, köy nüfusu (bucak ve köylerde ikamet eden nüfus) ise 20 milyon 838 bin
397 kişi
* Şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu
il yüzde 92.7 ile Ankara, en düşük olduğu il ise yüzde 31.8 ile
Ardahan
İstanbul'da durum
* Nüfusun yüzde 17.8'i İstanbul'da ikamet ediyor
* İstanbul'da 12 milyon 573 bin 836 kişi ikamet ediyor
* Toplam nüfusun sırasıyla; yüzde 6.3'ü Ankara'da, yüzde 5.3'ü
İzmir'de, yüzde 3.5'i Bursa'da, yüzde 2.8'i Adana'da ikamet ediyor
En düşük nüfus
* Nüfusu en az olan beş il sırasıyla; Bayburt, Tunceli, Ardahan,
Kilis ve Gümüşhane
* En az nüfusa sahip Bayburt'da ikamet eden kişi sayısı 76 bin
609
Genç nüfusun oranı yüksek
* Türkiye nüfusunun yarısı 28.3 yaşından küçük
* Ortanca yaş 28.3. Ortanca yaş erkeklerde 27.7 iken, kadınlarda
28.8. Şehirlerde ikamet edenlerin ortanca yaşı 28.4, köylerde
ise 27.9
* Nüfusun yüzde 66.5'i 15 ile 64 yaşları arasında
* 15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus,
toplam nüfusun yüzde 66.5'ini oluşturuyor. Nüfusun yüzde 26.4'ü 0-14
yaş grubunda, yüzde 7.1'i ise 65 ve daha yukarı yaş grubunda
Kilometrekareye düşen kişi sayısı
* Türkiye'de kilometrekareye düşen kişi sayısı 92 kişi
* Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen bir kilometrekareye düşen
kişi sayısı, Türkiye genelinde 92 iken, illere göre 11 ile 2 bin
420 kişi arasında değişiyor. İstanbul 2 bin 420
kişi ile nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu il.
Bunu sırasıyla; 398 kişi ile Kocaeli, 311 kişi ile
İzmir, 238 kişi ile Hatay ve 234 kişi ile Bursa izliyor. Nüfus
yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli.
Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya ilindeki nüfus
yoğunluğu 50, yüzölçümü en küçük olan Yalova ilindeki nüfus
yoğunluğu ise 215 kişi
Yabancı uyruklular
* Türkiye'de 98 bin 339 yabancı uyruklu kişi ikamet ediyor
* Türkiye'de ikamet eden nüfusun yüzde 0.14'ü yabancı uyruklu.
Yabancı uyrukluların en fazla bulunduğu ilk 5 il
sırasıyla; İstanbul (42 bin 228), Bursa (11 bin 495), Ankara (7
bin 166), İzmir (6 bin 707) ve Antalya (6 bin 343).
Ayrıntılar TÜİK internet sitesinde
Bakan Atalay, bundan sonra güncellemelerin çok önemli olduğuna dikkat
çekerken, Bakan Ekren nüfus sayımında ulaşılamayan
kişi olmadığını söyledi.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS), Türkiye İstatistik
Kurumu'nca kurulup sonrasında İçişleri Bakanlığı
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne
devredilmişti.
Merkel- Erdoğan görüşmesinde limanlar konusunun
gündeme gelmesi bekleniyor
Geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı düzenleyen
Merkel'in "Ankara Protokolü ile ilgili olarak henüz epeyce sorunlar söz
konusu" açıklaması dikkat çekmişti. Rumların
Almanya'daki hükümetin Hıristiyan Demokrat kanadına kiliseler
aracılığıyla Kıbrıs (limanlar sorunu) konusunda
Türkiye'ye baskı yapın mesajları iletildiği bildiriliyor.
Alman Hıristiyan Demokratlar ise Kıbrıs sorununun Türkiye'den
kaynaklandığına işaret ediyorlar ve Ankara'nın Rumlara
limanları açmaması durumunda müzakerelerin kesilmesi
çağrısında bulunuyorlar.
Rum yönetiminin Avrupa'daki Hıristiyan Demokrat partileri bir
araya toplayan Avrupa Halk Partisi kanalıyla hem Alman hem de Fransız
siyasileri 'din' üzerinden markaja aldığı biliniyor.
KIBRIS 21/01/08
"Kıbrıs meselesi,
Kıbrıs Türkleri için değil, Türkiye için sorun"
TC eski Dışişleri Bakanı ve emekli büyükelçi
İlter Türkmen, Kıbrıs sorunun Kıbrıslı
Türkler'den çok, Türkiye için daha önemli bir sorun olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs'ta Şubat ayında yapılacak
seçimlere değinen Türkmen, seçim sonrası yeni bir çözüm girişimi
beklemediğini dile getirdi.
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasına
dair süreci çok kötü yönettiğini öne süren Türkmen, Türkiye'nin
taleplerinde haklılık payı olduğunu, ancak
bazılarının uygulanma şansının
bulunmadığını söyledi. Türkmen, bu bağlamda, Ercan
Havalimanı'nın uluslararası trafiğe
açılmasının AB'nin elinde olan bir şey
olmadığını anlattı.
"Kıbrıs Türkleri hayatlarından memnun"
Türkmen, Kıbrıs Türklerinin hayatlarından memnun
olduğunu, ekonomisinin hızla büyüdüğünü belirterek, bu
açıdan Kıbrıs meselesinin artık Kıbrıs Türkleri
için değil, AB konusu nedeniyle Türkiye için bir sorun olduğu
görüşünü dile getirdi.
Ercan Havaalanı
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması
meselesine ilişkin süreci çok kötü yönettiğini öne süren Türkmen,
Türkiye'nin, ek protokolü Meclis'e götürme sözü vermesine rağmen, daha
sonra söylemini değiştirerek birçok istekte bulunduğunu
belirtti. Bu isteklerde haklılık payı olduğunu, ancak
bazılarının uygulanma şansının
bulunmadığını söyleyen Türkmen, mesela Ercan
Havalimanı'nın uluslararası trafiğe
açılmasının AB'nin elinde olan bir şey
olmadığını anlattı.
Türkiye'ye 2004 yılında AB dönem
başkanlığınca, Rum tarafına limanlarını ve
havaalanlarını açmasının tanınma anlamına
gelmeyeceği güvencesinin verildiğini hatırlatan Türkmen,
"Biz ondan sonra işi yokuşa sürünce onlar da tutumlarını
sertleştirdiler" dedi.
Şubat'taki seçimler ve yeni girişim
Türkmen, Güney Kıbrıs'ta şubat ayında
yapılacak seçimlerden sonra yeni bir çözüm girişimi
beklemediğini, Rumların müzakereyi kabul etmeleri durumunda, Türkiye
tarafından kabul edilemeyecek çok daha büyük isteklerle geleceklerini, o
bakımdan seçimleri kim kazanırsa kazansın bu durumun
değişeceğini sanmadığını kaydetti.
KIBRIS 21/01/08
Behind the scenes of
human trafficking
By
Simon Bahceli
A LOT has
been written recently about the north’s inability to stem the flow of
immigrants fleeing the war-torn Middle East to the relative security, freedom
and prosperity of the EU. Far less has been written about the immigrants, what
they are fleeing, how they get to Cyprus, and what happens if they are captured
by the north’s authorities.
The story of Osama Taha Hashim and his family’s ongoing struggle for a life
away from war goes some way to redressing this imbalance. The story also
highlights the shortcomings of the north’s immigration policy, and the absence
of a proper mechanism for those legitimately seeking political asylum.
On September 27, Palestinian Iraqi Osama Taha Hashim boarded a plane in
Istanbul with seven family members, including his wife, children, his dead
brother’s wife, and her son. The plane was headed for Ercan (Tymbou) airport in
northern Cyprus. Earlier, Osama and his family had traveled from Iraq to Turkey
using Iraqi travel documents. At this stage, according to the laws of Turkey
and Iraq, neither Osama, nor his family, had done anything illegal. But once on
the plane, the family were in the hands of human traffickers, who for a fee
supplied them with forged Turkish travel documents that would, if all went
according to plan, enable them to enter northern Cyprus with a three-month
holiday visa.
Under instructions from the trafficker escorting them, Osama and his family
were led through Turkish Cypriot immigration checks, where their documents were
stamped by an allegedly “insider” immigration police official. Once in north Cyprus,
the plan was for them to be smuggled to the south of the island, where they
would be able to apply for political asylum – an application that would almost
certainly have been granted.
But things started to go wrong when the Turkish Cypriot authorities caught wind
of the human trafficking ring that had helped smuggle them. In a matter of
days, Osama and his seven family members, two suspected Turkish traffickers, a
Turkish Cypriot go-between, and a Turkish Cypriot immigration policeman were
all in custody. The children were placed in an orphanage in north Nicosia,
while Osama and his wife and sister-in-law were jailed, pending a trial for
illegal entry into the north. The Turks and Turkish Cypriots were also jailed,
pending their trial for membership of a human smuggling ring. Facing legal
proceedings against themselves, Osama and his family had become key witnesses
in a high-profile trial against the human traffickers.
Osama’s lawyer Yusuf Tekinay, working with the UNHCR representative in north
Cyprus Kivanc Aktug, recently managed, under condition of bail, to secure the
release of Osama’s wife and sister-in-law so that they can look after the
children. However, under Turkish Cypriot law, they and Osama could face up to
ten years in jail for entering the island with forged documents.
But Aktug, whose Human Relief Mission (HRM) handles the cases of “between 500
and 600” asylum seekers in the north for the UNHCR, says that under a UN
directive, immigrants from Iraq and Palestine should not be punished, even if
they have broken local immigration laws.
“All Palestinians and Iraqis who try to get into the country, legally or
illegally, should be considered refugees and not sent back,” he says, adding
that he is “putting pressure” on the north’s authorities to have Osama
released.
But getting Osama released might not be so easy, even though the authorities,
Aktug says, are sympathetic to his case.
“This is an exceptional case because Osama is the number one witness in the
case, and the authorities are afraid he will go to the south if he is
released.” Aktug is confident, however, that once the case is concluded the
judge will not hand down a custodial sentence, and that the UNHCR will
eventually grant the family political asylum, either in the EU, the US or
Canada. In fact, Aktug says that even though laws on illegal entry and forged
documents are strict in the north, the authorities are usually lenient towards
those whom the UNHCR say are genuine asylum seekers.
Osama and his family will also be helped by the fact that his case has
triggered a report written by young Human Rights lawyer Oncel Polili on behalf
of the Turkish Cypriot Human Rights Foundation (KTIHV) aimed at applying
further pressure on the Turkish Cypriot authorities. It also hopes to lead to
an updating of the law that will end all imprisonment for asylum seeker
captured in the north.
In the report, Polili explains how the family was persecuted in Iraq because
they were Sunni Muslims living in a predominantly Shiite area, and how numerous
attacks on the family resulted in the death of Osama’s brother and injuries to
one of his son.
“The family fled Palestine because of war and now find themselves trying to
flee Iraq because of war,” Polili says, adding that “the children have not only
been traumatised by war, but have missed out on education because of the
conflict”.
On Friday, the family’s lawyer Yusuf Tekinay told the Cyprus Mail that he had
received reassurances from the judge presiding over the case that Osama’s wife
and sister-in-law’s cases would not be taken to the high court. “This means
that they are unlikely to spend more time in jail,” Tekinay said. Osama, on the
other hand, remains in jail with no such reassurances, a virtual hostage to the
authorities and their ongoing but sometimes erratic mission to smash the
smuggling rings.
CYPRUS MAIL 21/01/08
Archbishop assumes
Tassos will win
TURKISH
Cypriot newspaper Kibris yesterday dedicated the majority of its front page to
an interview with Archbishop Chrysostomos.
Under the headline “The Church supports Papadopoulos”, the Archbishop was
quoted as saying that he planned to set up a committee for the Cyprus problem
after the presidential elections – bringing together Greek and Turkish Cypriots
and representatives from the EU – which would be funded by the Church.
Regarding the elections, Chrysostomos told the Turkish Cypriot paper that he
couldn’t be sure who would win the elections, but he assumed the winner would
be Tassos Papadopoulos, who he said followed the same political guidelines as
the Church.
But he stressed that whoever wins, the Church will stand by his side and do its
best to find a resolution.
The Archbishop also warned that he would resort to the European Court of Human
Rights regarding churches in the north.
He referred to the good relations between Greek and Turkish Cypriots in the
past, saying that this was something that could happen today too if enough
goodwill is shown.
CYPRUS MAIL 21/01/08
KKTC ODTÜ'den sonra, KKTC İTÜ
KKTC'de yükseköğretim adına ilginç gelişmeler
yaşanıyor. 5 KKTC üniversitesi vardı. ODTÜ KKTC 6. oldu.
Şimdi ise İTÜ, KKTC'de kampus kuruyor. Hem de üç farklı bölgede.
256 bin nüfuslu KKTC ekonomisini üniversiteler ayakta tutuyor. 44 bin
üniversite öğrencisi var. Hedef 60 bin. Rum kesiminde ise tek üniversite
bulunuyor. Ve onlar da bu konuda atakta.
ODTÜ'den sonra, İTÜ'nün de KKTC'de üniversite kurması, bir devlet
politikası. On yıl öncesinden
kararlaştırılmış. Amaç, KKTC'yi üstün nitelikli
akademik kurumlara sahip bir eğitim adası haline getirmek.
Peki bu mümkün mü? Evet mümkün. Çok önemli aşamalar kaydedildi.
Kaydedilmeye de devam ediyor.
Cumartesi günü, İTÜ'de geniş katılımlı bir arama
toplantısı vardı. KKTC'den sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC Milli Eğitim ve
Kültür Bakanı Canan Öztoprak, eski KKTC Başbakanı Hakkı
Atun, Lefkoşa Büyükelçisi Türekul Kurttekin ile çok sayıda rektör ve
bilim insanı katıldı. "Nasıl bir üniversite?"
sorusuna cevap arandı.
235 yıllık bir deneyime sahip İTÜ, "KKTC
Macerası" ile devlet politikasını yerine getirmenin
ötesinde, kendisini aşmanın peşinde. Yenilik,
farklılık, kalite, özgürlük ve gelecek arıyor. Amaçları,
İstanbul'daki İTÜ'nün bir benzerini kurmak değil. 235
yıllık birikimle yeni bir dünya üniversitesi yaratmanın
peşindeler. Peki başarabilirler mi? Kampusun son halini ve arama
konferansındaki performanslarını gördükten sonra rahatlıkla
neden olmasın diyebilirim.
İTÜ KKTC'de, şimdilik üç fakülte öngörülüyor. Gemi
İnşaatı ve Denizcilik, Mühendislik ve Yaşam Bilimleri ile
Sanat ve Tasarım.
Farklı bölümler önerenler de oldu. Yüksek lisans ve doktoraya
ağırlık verilsin diyenler de. Hatta bazıları
ısrarla meslek yüksekokulları da açılsın dedi. Ama
aynı anda şiddetli tepkilere neden oldu.
Nasıl fark yaratılır?
Dünyada trend çift anadallı programlar olduğu için, KKTC İTÜ'de
bu model geliştirilebilir görüşü ilgi çekti. Tıpkı enerjiye
yönelik bölümlerin de açılması gerektiği gibi...
İşte bu arama toplantısında cevap aranan bazı sorular:
· İTÜ İstanbul
ile KKTC İTÜ arasında öğrenci ve öğretim üyesi
hareketliliği nasıl olmalı?
· İstanbul'la
öğrenci değişimi nasıl gerçekleşecek?
· Öğrenim ücreti ne
kadar olacak?
· 10 yıl içinde 300
milyar dolara ulaşması beklenen dünya yükseköğrenim
pastasından nasıl ve ne kadar pay alınabilecek?
· Tek kampus mu olsun, çok
kampus mu?
· Eğitim modeli
İTÜ'deki gibi mi olsun, yoksa Sabancı'daki gibi mi?
· Yabancı öğrenci
oranı ne kadar olmalı?
· Sıradan teknokentler
mi kurulmalı, yoksa ihtisas teknokentleri mi?
· İTÜ KKTC ile yerel
ilişkiler nasıl düzenlenmelidir?
· İTÜ İstanbul ile KKTC İTÜ
arasındaki programlar parelellik mi göstermeli, yoksa özgün programlar
mı yaratılmalı?
İTÜ'yü bekleyen zorluklar
KKTC'de üniversite kurmanın ve öğrenci olmanın
zorluklarını çok yakından bilen biri olarak İTÜ'lülere bol
bol öneride bulundum. Ne kadarını ciddiye alırlar bilmiyorum.
Ama en azından ODTÜ deneyiminden yola çıkabilirlerdi. Arama
toplantısında ODTÜ'den hiç kimsenin bulunmaması ilginçti.
Öğrenci de yoktu. Diğer üniversitelerden temsilciler de! Oysa rakip
de olsalar onların deneyimleri çok önemli.
Umarız sonraki toplantılarda katılımcı yelpazesi çok
daha geniş olur.
Özetin özeti: Türk üniversitelerinin dışa açılma zamanı
geldi de geçiyor. Bu açıdan KKTC'ye yönelik girişimler önemli bir
deneyim.
ABBAS GUCLU
MILLIYET 22/01/08
Kayıplarla ilgili rapor martta AP'ye sunulacak
YENİ KİMLİK TESPİTLERİYLE
İLGİLİ İLK ÇALIŞMA 7 OCAK'TA YAPILDI"...2008
yılında yeni analiz edilen ve kimlik tespiti yapılan
kayıplara ait kalıntıların ailelerine teslim edilmek üzere
çalışmalara başlandığını ifade eden Gülden
Plümer Küçük, ilk çalışmanın 7 Ocak tarihinde iki
laboratuarının bilimsel elemanlarının
yaptığı toplantıda yapıldığını
söyledi. Küçük, ocak ayı sonunda tamamlanarak, kimliği tam olarak
tespit edilen kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim
edilmesinin hedeflendiğini söyledi
"ŞUBATTA AP'DEN YENİ BİR GRUP
GELİYOR"...Küçük, AP Raportörü Klamt'ın Ekim 2007'de adaya
yaptığı ziyaretin ardından, şubat ayında
parlamentodan yeni bir grubun kayıp kişilerle ilgili toplantı
yapmak üzere adaya geleceğini söyledi. Komitenin üç üyesinin de
toplantıya davetli olduğunu belirten Küçük, Klamt'ın da
hazır bulunacağı toplantıda, AP raportörünün
kayıplarla ilgili raporunu açıklayabileceğini kaydetti
Anıl IŞIK
Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları
yerinde incelemek ve kayıp yakınları, sivil toplum örgütleri ve
Kayıp Kişiler Komitesi'nin yetkilileriyle görüşmek için geçen
yıl ekim ayında adayı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu (AP)
Alman asılı Raportörü Ewa Klamt'ın, adadaki kayıp
şahıslarla ilgili raporunu şubat-mart ayında parlamentoya
sunması bekleniyor.
Kayıp Kişiler Komitesi'nin Kıbrıslı Türk Üyesi
Gülden Plümer Küçük, KBRIS gazetesine verdiği özel demeçte, Avrupa
Parlamentosu'nun Mart 2007'de Kayıp Şahıslar Komitesi'ne büyük
ilgi gösterdiğini ve komite üyelerini parlamentoya davet ettiğini
ifade etti.
Plümer, bu girişimin AP Kıbrıslı Rum üyesi
Panayotis Dimitriu'nun öncülüğünde ve parlamentoda bulunan büyük
grupların temsilcilerinin de hem fikir olmasıyla gerçekleştiğine
işaret ederek, Avrupa Parlamentosu'nda ilk kez Kıbrıs'taki
kayıpların, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı
Türk kayıplar olduğunun tescil edildiğini kaydetti.
AP'deki grup liderlerinin, parlamentoda yaptıkları
konuşmalarda kayıplar konusuna değindiklerini anlatan Gülden
Plümer Küçük, parlamentonun Kayıp Kişiler Komitesi'nin
yaptığı çalışmalara mali destek
sağlayacaklarını beyan ettiklerini söyledi.
Parlamento'daki bu gelişmelerin ardından AP Siyasi
Özgürlükler Komisyonundaki siyasi grup koordinatörlerinin Avrupa Halk Partisi
Grubu'ndan Ewa Klamt'ın kayıplarla ilgili raportör olarak
atadığını ve Kıbrıs'a geldiğini
anımsatan Küçük, "Klamt, her iki tarafta da temaslarda
bulunmuştur ve komitenin çalışmalarına destek
vereceğini beyan etti" dedi.
Klamt'ın her iki tarafın acısını
anladığını ve hem Kıbrıslı Rum hem de
Kıbrıslı Türk kayıplardan bahsettiğini belirten Küçük,
Klamt'ın Avrupa Parlamentosu'na kayıplarla ilgili raporunu mart
ayına kadar vereceğini söylemiş olduğunu
anımsattı.
Ancak Gülden Plümer Küçük, AP'den yeni bir grubun şubat
ayında kayıp kişilerle ilgili toplantı yapmak üzere adaya
geleceğini ve komitenin üç üyesinin de toplantıya davetli
olduğunu belirterek, Ewa Klamt da hazır bulunacağını
bu toplantıda, raporunu açıklayabileceğini ancak şu anda henüz
raporla ilgili kesin bir bilgi bulunmadığını kaydetti.
"Komitenin 2008 bütçesinde artış var"
Komitenin 2008 bütçesiyle ilgili olarak da KIBRIS'a bilgi veren Gülden
Plümer Küçük, Kayıp Kişiler Komitesi'nin tamamen
bağışlar üzerine kurlu bir bütçesi olduğunu belirterek,
2007 bütçesinin 1.5 milyon Avro'luk (yaklaşık 2 milyon dolarlık)
bölümünün Kıbrıslı Türklere AB tarafından sağlanan 259
milyon Avro'luk mali yardımdan sağlandığını,
geriye kalan kısmının ise genetik çalışmalara büyük
katkılarda bulunan ABD ve AB'nin diğer üye ülkeleri tarafından
karşılandığını belirtti.
Ancak Küçük, "bu para 2007 ortalarında komitenin eline
geçtiği için 2008 bütçesine sarkmıştır. Bu nedenle 2008
bütçesini yeniden toparladığımızda 1.5 milyon dolarlık
açığımız var" diyerek, bunun da değişik
ülkelerin bağışları ile karşılanacağı
ümidini dile getirdi.
Küçük, 2008 bütçesinin geçen yılki bütçeden biraz daha fazla
olduğuna işaret ederek, "2008'de yapılacak olan
kazılar, yaptığımız hesaplamalara göre, daha maliyetli
kazılardır. Mesela bazen yolu ve duvarları yıkmamız
gerekiyor. Ayrıca, birtakım çeşitli bilimsel destekler
istediğimizi fark ettik ve bunları da bütçelere ilave ettik. Bu
nedenlerden dolayı bütçede biraz artış belirmiştir"
diye konuştu.
"Yerasa bölgesinde uzun soluklu kazı"
Komitenin geçen yıl yaptığı çalışmalar ve
2008'de yapmayı planladığı çalışmalar
hakkındaki soruya yanıt veren Gülden Plümer Küçük, iki toplumluluk ve
hassas dengelere dayanan proje çerçevesinde, 2007 yılında her iki
tarafta da, kuzeyde ve güneyde, kazılar yapıldığına
işaret ederek, şöyle devam etti:
"Şu anda Güney Kıbrıs'ta Limasol'da Yerasa (Gerasa)
bölgesinde Dohni (Taşkent) kayıplarına ait bir gömü yerinin
kazı çalışmaları hala daha devam etmektedir. Bu uzun
soluklu bir kazı. Bölgenin zor koşullarından ve büyük bir alana
yayılmasından dolayı 3 ayı aşan bir süredir orada
kazılar devam etmektedir. Büyük bir grup arkeologa ihtiyaç vardır;
iki üç arkeologla yapılacak bir kazı değildir. Hatta zaman zaman
ek yardım bile alıyoruz veya elimizdeki diğer grupları da
boş zamanlarında oraya gönderiyoruz. Bu arada kuzeyde Girne
bölgesinde ve birtakım köylerde kazı çalışmaları
yapılıyor."
Projenin stratejik bir planlama çerçeve içerisinde ilerlediğini
ancak hiçbir zaman bu kazıların ne kadar sürede biteceğini kestirmenin
söz konusu olmadığını belirten Küçük, "bir gömü yerini
aştığımız zaman bunun ne zaman tamamlanacağı
belli olmayabilir. Çok zor bir gömü yeri de karşımıza
çıkabilir. Bir haftada bitireceğimizi düşünürken 1.5-2 haftada
bitirebiliriz" diye konuştu.
"Yeni kalıntıların teslimi ile ilgili
ilk toplantı 7 Ocak'ta yapıldı"
Komitenin, 2007'de kayıp kişilerin
kalıntılılarının çıkarılmasına yönelik
yaptığı kazılar çerçevesinde 370 civarında
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayba ait
kalıntının bulunarak, antropoloji laboratuarında analiz
edildiğini ve bunların 19'u Kıbrıslı Türk ve 38'i
Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 57'sinin ailelere teslim
edildiğini anlattı.
2008 yılında yeni analiz edilen ve kimlik tespiti
yapılan kayıplara ait kalıntıların ailelerine teslim edilmek
üzere çalışmalara başlandığını da ifade eden
Küçük, ilk çalışmanın 7 Ocak tarihinde DNA ve Antropoloji
laboratuarının bilimsel elemanlarının
yaptığı toplantıda yapıldığını
söyledi.
Kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim
edilmeden önce her iki laboratuarın da kimlik tespitine uzlaşma ile
karar vermesi gerektiğini belirten Küçük, söz konusu toplantıda bu
çalışma başlatıldığını ve önümüzdeki
günlerde çalışmaların tamamlanarak, kimliği tam olarak
tespit edilen kayıplara ait kalıntıların ailelere teslim
edilmesinin hedeflendiğini söyledi.
"Dikmen'de bulunan gömü
yeri büyük ihtimalle mezarlık"
Eylül 2007'de Dikmen'de bir evin bahçesinde kuyu kazımı
esnasında ulaşılan kemiklerin kayıp kişilere ait olup
olmadığının belirlenmesi için başlatılan incelemelerle
ilgili bir soruya karşılık Küçük, Dikmen'deki gömü yerinin ilk
verilerinin bu yerin bir mezarlık olabileceğini gösterdiğini,
gömü yerinde bulunan insanların başlarının beli bir yöne ve
usule göre gömüldüğünü kaydetti.
Çalışmalarda ilk aşamada bu gömünün büyük bir ihtimalle
mezarlık olduğu tespit edildi, ancak bilimsel veri elde edilmesi için
bulunan kemiklerin laboratuara götürüldüğünü ve DNA testlerini
yapılacağını ve kayıplara ait olduğunun teslim
edilmesi halinde gömü yerinin kazılacağını belirtti.
Küçük, "ancak yüzde 90 bir ihtimalle bir mezarlıktır,
ancak yine de tam olarak emin olmak için bir DNA analizine tabi
tutulacaktır" dedi.
Taşkent, Paşaköy ve Değirmenlik
İki toplumluluk ve denge unsuruna dayanan proje çerçevesinde Dohni
(Taşkent) bölgesindeki Kıbrıslı Türk
kayıplarının bulunması için yürütülen kazı
çalışmalarının hatırlatılması ve
Kıbrıslı Rum kayıpların bulunduğu tahmin edilen Aşşa
(Paşaköy) ve Kitrea'da (Değirmenlik) da kazıların
başlatılmasının söz konusu olup
olmadığının sorulması üzerine Küçük şöyle
konuştu:
"Denge unsuru çok önemli ve bu dengeyi korumaya
çalışıyoruz. Projenin esası ve çalışanları
eşit olarak Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
çalışanlardan oluşuyor. Komitenin üç üyesi vardır;
Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve üçüncü üyesi ki BM
tarafından atanır. Kararlarımız uzlaşma ile
alınıyor. Bu çerçevede, proje tüm komite ve proje eşit
şartlar üzerine oturtulmuştur. Kayıplar açısından
rakamlara baktığımız zaman 1/3 olduğu görülüyor. Buna
bağlı olarak da yapılan çalışmaları o
şekilde planlıyoruz. Tabii ki hiçbir zaman rakamların yüzde yüz
tutması söz konusu değildir, ancak 30 Kıbrıslı Türk'e
karşılık 90 Kıbrıslı Rum çıkarmak için çaba
harcıyoruz. Buna da saygı gösteriyoruz. Ancak bunu yaparken herhangi
bir kazı yerine karşılık başka bir kazı yerini
düşünmüyoruz. Biz sadece rakam olarak düşünerek
çalışmalarımızı götürüyoruz. Bu rakamsal dengeye,
karşılıklı saygıya, işbirliğine çok önem
gösteriyoruz. Her iki taraf da önem gösteriyor, bu nedenle proje zaten yürüyor.
İşbirliği, denge, hassasiyet ve insan boyutuna verilen dengeyi
ön plana çıkarttığımız için... Bize kayıtlı
kayıplar aynı titizlikle ve aynı önem verilerek
araştırılmaktadır. Elimizden geleni yapıyoruz."
Gülden Plümer Küçük, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bir gömü yerinin ya da bir kaybın bulunmasının
araştırılması tahmininizden çok daha uzun sürmektedir.
Eğer bize verilen bilgi bir futbol sahası gibi bir bölge ise, bunu
bulmak çok zor. Bizim bunu, nokta ya da noktalara yakın bölgelere
indirgememiz lazım ki kazı başarılı olsun. Bir futbol
sahası gibi bir yeri araştırdığınız zaman o
gömü yerini bulma şansınız çok düşüktür. Göz
şahitleriyle ilgili zaman aşımı sorunu var...
Bazıları için 30-40 yıl geçti. 'Bir ağaç vardı'
diyorlar, ya da 'buradan yol geçiyordu' diyorlar, ama bakıyorsunuz o bölge
değişmiş; ağaç yok, yolun yeri değişmiş.
Yaşlanıp, ölen göz şahitleri var. Ancak, biz yine de çok yönlü
çalışmalarımızı sürdürüyoruz, hatta
başarısız bile olsa kazılara devam ediyoruz. Kazıp da
hiçbir şey çıkmayan yerler de var."
Kayıplarla arşivlerin açılması
Türk tarafına kayıplarla ilgili arşivleri açması
yönünde sürekli olarak çağrıda bulunulduğuyla ilgili olarak
Küçük, "Biz, Kıbrıs'taki kayıpların,
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
kayıpların, Kıbrıs adası üzerine gömülü olduğuna
inanıyoruz. Yaptığımız kazılar ve
çalışmalar da bunu gösteriyor. Kıbrıs'ın güneyinden ve
kuzeyinden bugüne kadar 370 civarında kayıp bulduk. Bu iddialar, daha
çok politik iddialardır. Kayıp Şahıslar Komitesi politize
edilmeme konusuna büyük bir hassasiyet gösterdiğimiz için bu sorulara çok
fazla yanıt vermek istemiyorum, çünkü bu dengeli, işbirliği ve
hassasiyetle giden projeye politika karıştırırsak bu proje
ilerleyemez" diye konuştu.
Varnava davası
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Varnava davasıyla
ilgili bir soru üzerine Küçük, kayıplar konusunun uzun bir süre
uluslararası alanda sadece Kıbrıslı Rum için
çalışan bir konu olduğunu, bu davaların çoğunun
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin projelerinden önce açılmış
davalar olduğunu ifade ederek, bu davaların komitenin projesiyle ilgili
herhangi bir bağlantısı olmadığını söyledi.
Küçük, "Ancak her bireyin, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum olarak, kendi hakları veya herhangi bir konuda
karar verme hakları tamamen kendilerine aittir, o nedenle bu konuda biz
sadece tarafsız kalabiliriz" dedi.
"Proje model olarak dünyada tek"
Komitenin çalışmalarını değerlendiren ve
2008'deki hedefleri hakkında kısa bilgi veren Küçük, komitenin
çalışmalarını çok başarılı bulduğunu
belirterek, emek verilmiş, iyi programlanmış projenin iki
toplumluluk, denge, haysiyet, işbirliği, güven ve gizlilik (komiteye
insanların verdikleri bilgilerin ve DNA'lar ve özel bilgilerle ilgili
bilgilerin gizli tutulması) unsurlarına
dayadığını yineledi.
Kayıplar konusunun politize edilmesine rağmen,
kayıplarla ilgili projeyi genelde çok başarılı olarak
nitelendiren Küçük, komitenin üyelerinin, çalışanlarının ve
asistanlarının büyük bir hassasiyetle ve özveri ile projeyi
yürüttüklerini kaydederek şöyle devam etti:
Proje model olarak dünyada tektir. Bu tür kayıpları olan
diğer ülkeler bugüne kadar böyle bir çalışma
yapmamışlardır, bu nedenle birçok ülkenin dikkatini çeken bir
proje. Değişik ülkelerden bizi ziyaret edenler var. Bu proje
gelecekte tarihe özel bir çalışma olarak geçecektir."
Projede yaşanan sıkıntılar
Projede karşılaşılan zorluklar olup
olmadığının sorulması üzerine Küçük, "Zorluklar
var; zaman aşımı, insanların bilgi vermesi.
İnsanların bize daha fazla bilgi vermesini bekliyoruz. Bu proje başladıktan
sonra bize ulaşan bilgilerde büyük bir artış olmuştur.
Ancak, bu yeterli değildir, daha fazla insan gelip bilgi verirse daha iyi
olacaktır ve emin olsunlar ki bu bilgiler gizli kalacaktır"
dedi.
Mali olarak projede herhangi bir sıkıntı
yaşamadıklarını dile getiren Küçük, "proje
başarılı olduğu için destek bulan bir projedir" dedi.
Projenin başarılı olmasında her iki toplum
liderinin tutumlarının büyük katkısı olduğunu belirten
Küçük, "her iki liderin 2006'da bir araya gelip bu projeye destek
vermeleri ve komitenin çalışmalarını politize
etmeyeceklerini beyan etmeleri de projenin başarılı
olmasına çok önemli bir etki yapmıştır. Bu söz her iki
tarafça tutulmuştur" dedi.
Kayıp yakınlarına mesaj
Küçük, her iki tarafın kayıp ailelerinin uzun süre psikolojik
destek açısından ihmal edildiğini belirterek, biz geçte olsa bu
desteği vermeye çalışıyoruz. Bu projenin insan boyutu en
önemli yanıdır. Biz kayıp şahısların aileleri
için, onların acısını dindirebilmek için bu projeyi
yaptık. Herkesin ailesinde ölüm olur, ama bu acı öyle bir
acıdır ki bu defteri kapatamıyorsunuz çünkü kaybınızın
mezarı yok. Bu acıyı kendinizden sonra gelen nesillere
bırakıyorsunuz. Biz onlarına kayıpları kemiklerini
iade ettiğimiz zaman bu acılarının kapanacağına
inanıyoruz" dedi.
Küçük, ayrıca Kayıp Kişiler Komitesi'nin
çalışmaları ile kayıplar konusunun daha açık ve net
bir şekilde konuşulmaya başlandığını ifade
ederek, "bu bir yerde toplumsal yaraların sarılmasına neden
oluyor. Bu konu, her iki tarafta da daha açık ve net bir şekilde konuşuluyor.
Rumlar 1963-64 kayıplarını konuşmaya başladılar,
bizim tarafımızda da böyle. Bunun karşılıklı
hesaplaşmada bir çeşit fayda sağladığına
inanıyorum" dedi.
Küçük, projenin uzun süreli bir proje olduğuna işaret ederek,
kayıp yakınlarından sabırlı olmalarını
istedi. Küçük, ayrıca tüm kayıpların bulunmasının
mümkün olamayacağını da ifade ederek, kayıpların yüzde
60-70 oranına ulaşılabileceğini söyledi.
502 Kıbrıslı Türk, 1468 Kıbrıslı Rum
kayıp olmak üzere adada kayıtlı 1970 resmi kayıp bulunuyor.
KIBRIS
22/01/08
Greek PM to discuss
Cyprus on rare visit to Turkey
By
Dina Kyriakidou
GREEK Prime
Minister Costas Karamanlis will discuss Cyprus and bilateral issues during a
trip to Ankara that begins tomorrow, the first official visit to Turkey by a
Greek premier since 1959.
The visit is seen as a positive step in relations between the two neighbours,
but is not expected to produce a breakthrough on Cyprus or the long-standing
territorial and minority disputes that have hurt Turkey's European Union
accession hopes.
"The fact that he is finally going is very significant and should not be
underestimated," a European diplomat told Reuters. "Although we
expect no big announcements, it is a historic visit that can only do
good."
Relations have improved since the two NATO allies nearly clashed in 1996 over a
deserted Aegean island – war was averted through US intervention – and working
groups are clinching economic agreements as part of confidence building
measures.
"Inactivity is very damaging for both countries," a senior Greek
government official who requested anonymity told Reuters. "We want to go
ahead with the complete normalisation of relations and we expect the other side
to respond."
Greece, eager to bring its neighbour closer to Europe, backs Turkey's EU
accession provided it completes reforms and works to re-unite Cyprus, which is
already an EU member. Turkish Cypriots voted for reunification under the Annan
plan in 2004, but Greek Cypriots opposed it.
"We have not yet fully normalised our relations with Turkey. There are
issues that must be discussed," Karamanlis told parliament on Friday.
His uncle, Constantine Karamanlis, was the last Greek premier to visit Turkey
officially in 1959, though unofficial visits have taken place since.
In November, Karamanlis inaugurated a pipeline with his Turkish counterpart
Tayyip Erdogan on the Greek-Turkish border.
During the January 23-25 visit, he will go to Ankara and to Istanbul, where he
and Erdogan are expected to attend a business forum on transport links,
including possible direct flights between Athens and Ankara.
"Greek economic interests in Turkey are growing fast, despite the
occasional reports of dogfights over the Aegean," said Semih Idiz,
commentator for the liberal daily Milliyet.
Greek banks, long invested in the Balkans, have recently turned to Turkey,
where top Greek lender National Bank bought Turkish Finansbank in 2006.
The major sources of tension remain Cyprus, minority rights in both countries
and disputes over the Aegean, and flare-ups often take the shape of mock
dogfights between fighter aircraft.
The two sides are expected to urge the United Nations to re-engage in efforts
to re-unite Cyprus.
Turkish officials said the two countries were taking measures to minimise the
risk of embarrassing dogfights over the Aegean during the visit. (R)
CYPRUS
MAIL 22/01/08
Flights arrivals on the
increase in the north
By
Stefanos Evripidou
ARRIVALS
increased by over 15 per cent at Tymbou (Ercan) airport last year compared to
the year before. A total of 892,201 passengers arrived at the illegal airport
in the north in 2007, compared to 749,685 in 2006. Departures also saw an
increase with 900,769 passengers using Tymbou airport to fly out of the island
in 2007, compared to 768,019 the year before.
According to statistics released by the ‘civil aviation’ office in the north,
7,751 flights landed in Tymbou last year, recording an increase of 1,257
compared to the year before.
Like the rest of the island, the airport recorded its peak movement in August
with 99,082 arrivals and 100,013 passengers departing. In 2006, September saw
the highest number of arrivals, 85,506, while August had the highest number of
passengers leaving the airport with 88,866.
The upward trend was also witnessed in the number of flights landing at the
airport. August proved to be peak season again, with 715 flights landing in
2006, and 752 the following year for the month of August.
The airport is used by Turkish Cypriot Airlines, Turkish Airlines and private
companies AtlasJet and Pegasus, flying to eight different destinations in
Turkey including Istanbul and Ankara. Flights from the north are also offered
via Turkey to Heathrow, Stansted and Manchester airports in Britain.
The International Civil Aviation Organisation does not include Tymbou airport
on its registry. According to the Foreign Ministry website, the ICAO’s position
is that the Republic of Cyprus does not lose its sovereign rights over
territory and the airspace above it as a result of military occupation.
Tymbou airport may not be internationally recognised but the figures speak for
themselves. Traffic through the airport is on the increase. This has been a
cause of concern for pilots in the past due to the lack of communication
between air traffic controllers in the Nicosia Flight Information Region and
Turkish or Turkish Cypriot controllers at Tymbou. There remains no
communication between Nicosia and Ankara on air safety, something which pilots
argue puts flight safety in the region at risk.
CYPRUS
MAIL 22/01/08
Dünyanın en iyi 500'ü arasında 5 Türk
üniversitesi
BAHAR ATAKAN
Ankara
İngiltere'de ünlü yayınevleri Blackwell ve Quacquarelli Symonds (QS)
ile The Times tarafından yaptırılan araştırmaya göre,
Türkiye'de 5 üniversite dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına
girmeye hak kazandı. Bilkent, Sabancı, İTÜ, İstanbul ve
Çukurova üniversiteleri "En iyi 500'ler" listesine girdi.
Üniversitelerin yayın sayıları,
atıf yapılan yayınları ve yabancı öğrenci
oranları gibi verilere bakılarak hazırlanan "en iyi
500'ler" listesinde, Türkiye'den 2'si özel 5 üniversite yer aldı.
Bilkent, Sabancı, Çukurova, İTÜ ve İstanbul üniversitesi
yabancı ülkelerde okumak isteyen öğrenciler ve velilerine önerilen en
iyi üniversiteler arasına girdi. Farklı bilim dallarına göre
farklı puanlar verilen üniversitelerden Bilkent Doğa Bilimleri'nde
308., Çukurova Yaşam Bilimleri ve Eczacılık'ta 314., İTÜ
Mühendislik'te 219., İstanbul Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve
Eczacılık'ta 123. ve Sabancı Doğa Bilimleri'nde 447. oldu.
Bu üniversitelerin diğer alanlardaki başarıları şöyle:
- İstanbul, Tıp, Sanat ve Beşeri
Bilimler'de 328., Mühendislik ve Teknoloji'de 358., Doğa Bilimleri'nde
368., Sosyal Bilimler'de ise 372. oldu.
- İTÜ, Yaşam Bilimleri ve Biyoloji'de
338., Sosyal Bilimler'de 393. ve Doğal Bilimler'de 401. sırada yer
aldı.
- Bilkent, Sanat ve Beşeri Bilimler'de
328., Mühendislik ve Teknoloji'de 390. ve Sosyal Bilimler'de 393. sıraya
yerleşti.
- Çukurova, 3 fakültesiyle ilk 500 içinde yer
aldı. Doğa Bilimleri'nde 461. ve Mühendislik ve Teknoloji
alanında 463. olmayı başardı.
- Sabancı, Mühendislik ve Teknoloji
alanında 463. ve Sosyal Bilimler'de 471. olmaya hak kazandı.
İlk 5
Bütün bölümler düzeyinde
bakıldığında dünyanın en iyi 5 üniversitesi
sırasıyla şöyle: Harvard, Cambridge, Oxford, Massachusetts
Institute of Technology ve Yale.
MILLIYET 23/01/08
Kıbrıs sorununda en net tavır
Hristofyas'ın
HRİSTOFYAS CUMHURBAŞKANI OLURSA... Çözüme en yakın aday
olarak görülen AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın
cumhurbaşkanı olması ihtimalini değerlendiren Dr.
İsmail Kemal "Kuzeyde ve güneyde iki sol iktidarın ne
yapacağını görmek, bence çok ilginç olur. Ama Hristofyas'ın
iktidara gelmesi çözüme yol açar mı bilemiyorum. Ama yeni bir deneyim olur
ve bence bunun yaşanmasında fayda var" dedi. Doç Dr. Niyazi
Kızılyürek ise Hristofyas'ın cumhurbaşkanı seçilmesi
durumunda "elbette umutların tazeleneceği aşikar.
Uluslararası topluluk Hristofyas'ın kazanmasını heyecanla
karşılayarak harekete geçecek" diye konuştu
PAPADOPULOS VE HRİSTOFYAS İKİNCİ TURA KALACAK...
Dr. İsmail Kemal, anketlere bakıldığı zaman her üç
adayın da birbirine yakın olduğunu ifade ederek "Ancak ben
Papadopulos ve Hristofyas'ın büyük bir ihtimalle ikinci tura
kalacaklarını düşünüyorum" dedi. Doç Dr. Niyazi
Kızılyürek de, "Benim değerlendirmeme göre, çok büyük bir
ihtimalle, Papadopulos ile Hristofyas ikinci turda yarışacak.
Yalnız, Kasulidis'in de sürpriz yapması imkansız değildir.
Bunun da altını çizmek istiyorum" şeklinde konuştu
Aral MORAL
Kıbrıs Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim görevlileri
Dr. İsmail Kemal ve Doç Dr. Niyazi Kızılyürek, AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorunu konusunda,
diğer başkan adaylarına göre en net politika geliştiren
siyasi olduğunu belirtti.
Kemal, Hristofyas'ın seçim kampanyasını, Kıbrıs'ın
bölünmeye doğru gittiği ve acil olarak çözümün gerektiği
söylemine oturttuğunu ifade ederek "Bu, Papadopulos ile
Hristofyas'ın farklılaştığı noktadır"
dedi.
Kızılyürek de, siyasi geleceğe yönelik en net
mesajları verenin AKEL Genel Sekreteri olduğunu kaydederek,
"Hristofyas, çok açık bir şekilde, Kıbrıs Rum
toplumunun iki seçeneği olduğunu söylüyor. Biri taksim, diğeri
de federasyon" diye konuştu.
Her iki akademisyen ayrıca, Tasos Papadopulos ile Dimitris
Hristofyas'ın ikinci tura çıkacaklarına ancak Kasulidis'in de
ikinci tura çıkma şansının çok yüksek olduğuna dikkat
çekti.
Şubat ayında gerçekleştirilecek başkanlık
seçimlerinde adaylar arasında, Tasos Papadopulos, Dimitris Hristofyas ve
Yoannis Kasulidis'in önce çıktığını söyleyen uzmanlar,
her üç adayın da seçimdeki pozisyonlarını KIBRIS'a
değerlendirdi.
Dr. İsmail Kemal ve Doç Dr. Niyazi Kızılyürek'in
KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar aynen şöyle:
Kemal: İkinci tura, Papadopulos ve
Hristofyas'ın kalacağını düşünüyorum
KIBRIS: Rum basınında sürekli olarak anketler
yayımlanıyor ve bunlar sürekli değişiyor. Rum toplumunda
başkan adaylarına yönelik genel eğilim durumu nedir?
KEMAL: Artık seçim kampanyası son aşamasına girdi.
Seçimlere 1 aylık bir süre kaldı. 3 esas aday da var gücüyle
çalışıyor. Dolayısıyla anketler de çoğalmaya
başladı. Eğer anketlerden bahsedeceksek, genelde bazı
istisnalar hariç, genel eğilimin 3 aday arasındaki farkın çok az
olduğudur. Anketlerde hata payları genelde yüzde 3 olarak gösterilir.
Dolayısıyla Papadopulos, Hristofyas ve Kasulidis arasındaki
farka bakıldığında sağlıklı bir tahmin yapma
imkanı vermiyor. Görülen eğilim; Papadopulos ilk sırada
başladı ve aşağı yukarı o pozisyonunu koruyor.
Farklılaşan, Hristofyasın durumu oldu. Hristofyas ilk
başlarda gerilerde başlamıştı. Ancak
kampanyasını çok iyi örgütledi. Etkili bir kampanya yürütüyor ve
bence en iyisini o yapıyor. Bunun sonucunda aradaki farkı
kapattı. Bütün anketlere bakıldığında ikisinin
arasındaki farkın çok az olduğunu görüyoruz.
KIBRIS: Bunun sebebi nedir? Hristofyas'ın iyi bir seçim
kampanyası yürütmesi mi yoksa Kıbrıs sorununa
yaklaşımlarının bir etkisi var mı?
KEMAL: Ben kampanyaya bağlıyorum. İyi ve örgütlü bir
seçim kampanyası düzenliyor. Onun Kıbrıs sorunu ile ilgili
görüşleri geçmişte de biliniyordu. Yani, yüzde 5 civarında,
Papadopulos'un gerisindeyken de görüşleri aynıydı. Şimdi de
çok fazla değişmiş değil. Aradaki fark, Hristofyas'ın,
Papadopulos'a şimdi daha da eleştirisel yaklaşmasıdır.
Bunun dışında Kıbrıs sorununun çözümü ile söyledikleri
pek farklı değildir. Ama arada yükseliş oldu. İki
karşı adayın seçim kampanyasının
zayıflıkları da var. Kasulidis ise son birkaç hafta içerisinde
bunu gidermiş gibi görünüyor. Onun da kampanyası çok canlandı.
İlginç olan Papadopulos'un, en azından görsel alanda çok etkili bir
kampanya yürütememesi. Belki farklı bir yöntem izliyor. Ancak Tasos
Papadopulos'un resmini bir yerde göremiyorsunuz. Bir taktik midir bilmiyorum
ama medyaya resimleri fazla yansımıyor. Buna rağmen
Papadopulos'un destek oranı aşağı yukarı
istikrarlı. Oylarını artıran Dimitris Hristofyas oldu.
Kasulidis'in de oylarında hafif bir artış görülüyor. Belli ki
bazı çevreleri etrafına toplayabildi. Üç aday da birbirine çok
yakın. Dolayısıyla kimin kazanacağını ya da
ikinci tura kimin çıkacağını söylemek çok riskli. Tabii
tahmin yapma gerekirse, Papadopulos'un ikinci tura çıkma şansı
diğer adaylara göre daha yüksektir. Hristofyas ve Kasulidis de ikinci tura
çıkabilir. Ben, Hristofyas'ın az da olsa daha şanslı
olduğunu düşünüyorum ve ikinci tura Tasos Papadopulos ve
Hristofyas'ın çıkacağını düşünüyorum. Ama aradaki
fark çok az olduğu için kesin tahmin yapmak çok zor. Her ikisinin de çok
az bir farkla ikinci tura çıkma olasılığı vardır.
Papadopulos'un ikinci tura çıkmama olasılığı bence çok
zayıftır.
KIBRIS: Her üç adaydan birinin seçilmesi durumunda, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik izleyeceği politika ne olacak?
KEMAL: Öncelikle seçim döneminde söylenenleri fazla dikkate almamak
gerektiğine inanıyorum.
"Papadopulos seçilirse izlediği politika
değişmeyecek"
KIBRIS: İç politikaya yönelik olabilir diyorsunuz?
KEMAL: Evet seçim döneminde politikacılar seçimi kazanmak için bir
şeyler söyleyebilirler ve bu doğaldır. Bütün ülkelerdeki
seçimlerde politikacılar bunu yapıyor. Adayların siyasi
geçmişine bakarak bir değerlendirme yaparsak, Papadopulos seçilirse
büyük oranda son 5 yıl içerisindeki politikasını sürdürür. Zaten
kampanyalarında da bunu söylüyor. Çözümsüzlük demiyor ama "benim
istediğim şekilde bir çözüm" diyor. Annan planının
kesinlikle uzağında ona benzemeyen bir çözüm. Zaten
kampanyasını da " Ben Annan planına hayır dedim"
yaklaşımı üzerine oturtuyor ve bunun gibi bir planın
gelmemesi için destek istiyor. Papadopulos'un çözüm konusunda topluma
sunduğu iki somut şey vardır. Birincisi, 8 Temmuz
mutabakatıdır. Bunu kendisinin başardığını
söylüyor. Bu şekilde görüşme sürecini Annan planının
rayından çıkarttığını ve yeni bir raya
oturttuğunu söylüyor. 8 Temmuz mutabakatının hayata
geçirilmesini ve bunun kendilerini çözüme götüreceğini belirtiyor.
İkincisi de Türkiye'nin AB üyeliği isteğinden yararlanarak,
kendi ideallerine daha yakın bir çözüm istiyor. Yani uzun vadeli bir
strateji yürütmeyi planlıyor.
KIBRIS: Yani veto kartını göstererek istediğini koparmak
mı istiyor?
KEMAL: Evet. Demek istediği; Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa
Kıbrıs'ın onayını almadan bu olamaz,
dolayısıyla istediklerimi verir ve yoluna devam eder. Bu şekilde
Annan planının Kıbrıs Rum toplumuna verdiğinin çok
daha ötesinde kazanımlarla bir çözüme gidileceğini söylüyor.
Hristofyas, 4.5 yıl Papadopulos ile ortaklık yaptı ve bu süre
içerisinde Tasos Papadopulos ile kendi tavrını fazla
ayırmadı. Tabii bunun en önemli noktası Annan planı ile
referandumda Papadopulos ile birlikte tavır koymasıydı.
Şimdi aday olduktan sonra Tasos Papadopulos'u belirli noktalarda
eleştirmeye başladı. Araya bir mesafe koydu. Devamlı olarak
vurguladığı şudur; eğer çözüm olmazsa Kıbrıs
bölünmeye gidiyor. Ve acil olarak bir çözüm gerekiyor. Bu Papadopulos ile
Hristofyas'ın farklılaştığı noktadır.
Zamanın, Kıbrıslı Rumların aleyhine
işlediğini belirtiyor. Hristofyas'ın seçim kampanyası da
bunun üzerine oturtuldu. Tabii kimse Dimitris Hristofyas'a, Annan planına
hayır demekle, şu andaki durumun oluşmasına
katkısı olup olmadığını sormuyor. Bu fazla
tartışılmıyor. Hristofyas, seçildiği taktirde
yapacağı girişimlerle, ki bunların ne olduğu belli
değil, Türkiye'yi uzlaşmaz tavrından
uzaklaştıracağını söylüyor. Yine burada muhatap büyük
oranda Türkiye'dir. Türkiye'yi uzlaşmaz tavrından
uzaklaştıracak girişimde bulunacağını söylüyor.
Tabii bunun içeriğini açmıyor. Hristofyas'ın seçim platformu
daha çok çözüm temasını işleyerek oluyor. Bütün
açıklamalarında değişmeyen bir nokta var. Çözümü talep
ederken, iki bölgeli iki kesimli federal, temel insan haklarını ve
özgürlüklerini tesis edecek bir çözümü istediğini söylüyor. Temel insan
hakları konusu çok şey içerir.
KIBRIS: Geniş bir konu mu bu?
KEMAL: Evet çok geniş bir konudur. Yani bir yandan, temel insan
haklarından bahsedilmesi, iki toplumlu ve iki kesimli federal çözümün,
'sulandırılmak' istendiği gibi bir izlenim veriyor.
Hristofyas'ın kafasında bu konuda ne vardır bilemiyorum.
Müzakere masasına oturduğunda özgürlüklerin neresine kadar ısrar
edecek, yani tüm göçmenlerin evlerine dönmesi gibi konularda ısrar edecek
mi bilinmiyor. Gerçekten iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyona daha
yakın olacak mı bunu bilmiyoruz.
KIBRIS: Üç adayın ve diğer siyasilerin de
açıklamalarında, Türk ordusunun ve Türkiyeli göçmenlerin geri gitmesi
ve Rum göçmenlerinin tamamıyla geri dönmesi gerektiği söyleniyor. Ama
masaya gelen her çözüm planında, bu talepleri, söylemlerindeki gibi
tamamıyla bulunmuyor. Niye böyle söylemlere gidiyorlar? Bunlar iç
politikaya yönelik mi?
KEMAL: Bütün politikacıların Kıbrıs konusunda
söyledikleri ulusal konseydeki ortak konsensus çevresindedir. Ulusal konsey
kararları biraz önce söylediklerimizi içerir. Tabii bu halka ve
dış dünyaya karşı söylenendir. Müzakere masasına
gelindiği zaman dediğiniz konularda taviz vereceklerini biliyorlar. Fakat
bence onlar için çok daha önemli olan konunun bir veya iki yönü değil,
bütününde kendilerini tatmin edip etmeyeceğidir. Ve burada özellikle çözüm
sonrasında kurulacak olan devletin niteliği çok önemlidir. Onlar
federal derken büyük oranda üniter bir devlete yakın bir devlet
algılıyorlar. Rumlar, ABD'deki yapıyı örnek verirler.
Eyaletler vardır ama bir eyaletten diğer eyalete gidip yerleşmek
için bir sınırlama yoktur. Dolayısıyla Kıbrıs'ta
da böyle bir federasyona varız diyorlar. Ama Kıbrıslı
Türklerin federal anlayışı bu değildir.
Dolayısıyla onlar bütün olarak bakarlar. Özellikle son Annan
planı ile ilgili olan tartışmalarda en çok
tartışılan konulardan biri de tek merkez bankasının
mı olması yoksa iki ayrı merkez bankasının olmasıydı.
Onlar tek istiyordu. Yani mümkün olduğu oranda her şeyin tek
olmasını istiyordular. Bu biraz daha açıldığında
"tek devlet, tek vatandaşlık, tek temsiliyet" derler. Bu
tekliğe vurgu yaparlar. Kıbrıslı Türkler ise mümkün
olduğunca iki tarafın birbirinden bağımsız
olacağı yani her iki toplumun kendi kendini yöneteceği ama
dış temsiliyet konusunda ortak olacak bir federal üst yapı
oluşmasını istiyor. Burada felsefe
uyuşmazlığı vardır. Bu konuda Hristofyas'ın ne
kadar geri adım atacağı bilinmiyor. İkincisi, bulunacak
olan bir çözümde, devlet, halen şu an var olan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin devamı mı olacak yoksa yeni bir devlet mi kurulacak?
Bu da çok tartışmalı bir konudur. Çözüme en yakın aday
olarak görülen Hristofyas da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı
konusunda ısrar edebilir diye düşünüyorum. Çünkü Kıbrıs
Cumhuriyeti vurgusunu, çok yapıyor. Tabii bu, Kıbrıs Türk
tarafının pozisyonuna oldukça aykırı geliyor. Bu, Türk
tarafına fazla çekici gelmiyor. Son açıklamalara
bakıldığında iki kurucu tarafın oluşturacağı
ortak yapıdan söz ediliyor. Olay sadece bütün göçmenlerin dönüp dönmemesi
değil. Rum tarafı için toprak meselesi de çok önemlidir. Ne kadar
toprak verileceği ve bunların hangi bölgeler olacağı çok
önemli. Son birkaç gündür zaten Karpaz konusu çok
tartışılıyor. Karpaz'ın Rum idaresi altında
olması gerektiği falan tartışılıyor.
Dolayısıyla bu konuda sadece yüzdelikler değil hangi bölgelerin
verileceği de çok önemli. Bütün bu tablo ortaya
çıktığında her kimse lider, bu Kıbrıs Rum
toplumunca kabul edilebilir bir formüldür diye düşünürse, o zaman sorun
çözülür. Her iki tarafı da tatmin edecek bir orta nokta bulmak
şimdiye kadar mümkün olmadı. Bundan sonra olur mu bilinmez.
"Kasulidis dışişleri Bakanı iken
'şahindi'
KIBRIS: Kasulidis'in Kıbrıs konusunda tutumu ne?
KEMAL: Kendisini dışişleri bakanlığı
yaptığı döneme bakarak değerlendirebiliriz. Seçim
kampanyasından çok o döneme bakmalıyız. Kendisi
dışişleri bakanlığı yaptığı
dönemde oldukça katı bir tavır içindeydi.
KIBRIS: Kıbrıslı Türklere yönelik şahin
davranışlarda mıydı?
KEMAL: Daha şahin yaklaşımlar içerisindeydi. Şimdi
seçim kampanyasında çözümün detayları konusuna fazla girmiyor.
Söylediği, Rum tarafının daha çok girişim yaparak,
inisiyatif geliştirerek kaybedilen uluslararası pozisyonu yeniden
kazanmasıdır. Kampanyalarının temasında, Papadopulos
döneminde müttefiklerini yitirdiklerini ve tekrar kazanmalarını
söylüyor. Ancak bunun nasıl olacağına açıklık
getirmiyor. Bu biraz abartılıyor. Papadopulos'a AB içerisinde sempati
yoktur ama kimse de kendisine bir şey demiyor.
"Kasulidis'in Türkiye'ye yönelik çok sert açıklamaları
var"
KIBRIS: Yani Kasulidis çözüm istemeyen taraf kimliğinden kurtulmak
mı istiyor?
KIBRIS: Olabilir. Rum tarafının uluslararası
ittifaklarının yeniden gelişmesini sağlamak istiyor. Tasos
Papadopulos'un yaptığının yanlış olduğunu
söylüyor. Ancak kendisinin ne yapacağını söylemiyor.
Söylediklerini nasıl sağlayacağına açıklık
getirmiyor. Türkiye konusundaki tavrında bir değişiklik yoktur.
Türkiye'ye karşı açıklamalar sert. Kasulidis'in seçim
kampanyası, Papadopulos'un uygulamalarını eleştirme üzerine
oturtuldu.
KIBRIS: Papadopulos'un kampanyaları hangi
ağırlıkta?
KEMAL: İlginçtir, iç yaşamla ilgili çok somut
açıklamalar yapıyor. Kendisinin seçilmesi durumunda emeklilik
maaşlarını artıracağını, sosyal hakları
artıracağını, öğrencilere verilen burs
miktarını artıracağı şeklinde daha popülist
konularda açıklamalar yapıyor. Ve bunlara yönelik tarihler de vererek
kendini seçtirmeye çalışıyor. Bir de söylediği şey
Annan planını reddederek toplumu kurtardığıdır.
Seçim kampanyaları bu iki konu üzerinde götürülüyor.
KIBRIS: Sizce hangi aday Kıbrıs Türk kesiminden daha çok
kabul görür?
KEMAL: Denenmemiş adaylara bakmalı. Papadopulos 5
yıldır orada ve onun politikaları belli. Denenmemiş olan
Hristofyas'dır. O'nun başkan olarak nasıl bir tavır
geliştireceğini görmek ilginç olur. Ayrıca hem güneyde hem de
kuzeyde sol iktidar olacak. İki sol iktidarın ne
yapacağını görmek bence çok ilginç olur. Ama Hristofyas'ın
iktidara gelmesi çözüme yol açar mı bilemiyorum. Ama yeni bir deneyim olur
ve bence bunun yaşanmasında fayda var diyorum. Yani AKEL'in
iktidarını ve neler yapıp yapamayacağını görmek
lazım.
Kızılyürek: Papadopulos ve Hristofyas ikinci tura çıkar
KIBRIS: Adaylar arasında üç isim ortaya çıkıyor. Şu
anda aralarındaki durum nasıl?
KIZILYÜREK: Bu üç adayın da sinirlerinin çok sağlam
olması gereken bir yarış. Çünkü bir at başı
yarış var ve her kamuoyu araştırması
yayımlandığı zaman adaylar heyecanlanıyor. Ama sonuçta
seçim gerçekten bir at yarışı gibi gidiyor. Son dönemlerde
Kasulidis'in çıkışa geçmiş olması daha önceki kamuoyu
yoklamalarında Papadopulos ve Hristofyas'ın ikinci turu
garantiledikleri gibi göründüğü o tablo biraz bozuluyor ve aslında
Kasulidis'e ikinci tur şansı doğmuş oldu.
Dolayısıyla, üç aday kıran kırana bir yarış
içinde ve bu yarışın son safhasına girildi. Her şey
beklenebilir. Benim değerlendirmeme göre, çok büyük bir ihtimalle,
Papadopulos ile Hristofyas yarışacak. Yalnız Kasulidis'in de
sürpriz yapması imkansız değildir. Bunun da altını
çizmek istiyorum.
KIBRIS: Peki adayların oy oranlarına
bakıldığında, Kıbrıs sorununa yönelik
izleyecekleri politikanın ne gibi etkisi var?
KIZILYÜREK: Bütün kamuoyu araştırmalarının
gösterdiği bir şey var. Seçmenin neye göre oy verdiği sorusuna
verilen yanıtlar yüzde 70 oranında Kıbrıs sorunudur.
KIBRIS: Yani Kıbrıs sorunu seçmen tarafından öncelikli
olarak mı görülüyor?
KIZILYÜREK: Kıbrıs sorunu temel sorun olarak
algılanıyor. Azımsanmayacak derecede ekonomik kalkınma,
istihdam gibi şeyler de önemlidir. Politikanın bir boyutu var. Bunu
da küçümsememek lazım. Tabii yönlendirici faktör olarak Kıbrıs
sorunu görülüyor. Bu açıdan bakıldığı zaman
adayların Kıbrıs sorunundaki pozisyonlarına göre oy
aldıkları söylenebilir. Buna göre ise şöyle bir tablo çizilebilir.
Kanımca Papadopulos'un en çok öne çıkardığı
yaklaşım şu oluyor: Bana verilecek oy sizi kötü çözümlerden
koruyacak oydur.
"Papadopulos federal çözüm karşıtlarından oy
alıyor"
KIBRIS: Annan planı gibi mi?
KIZILYÜREK: Tabii tabii. Siyasi anlayışı, kötü
çözümlerden Kıbrıs Rum toplumunu korumak oluyor. Bunun içine çok fazla
şey girmiyor. Daha çok mevcut durumu muhafaza etmeye yönelik söylemlerdir.
Bu da şunu gösteriyor ki, toplumun içinde ciddi oranda mevcut durumu
muhafaza etmeye yönelik eğilimler vardır. Bu oran, Papadopulos'a
seçimi kazandıracak kadar yüksek mi, değil mi bunu seçimin sonunda
göreceğiz. Kafadan yüzde 30'luk bir oy desteği ile ikinci tura
geçebiliyor ve bu oy oranı da federal çözüme çok sıcak bakmayan
kesimlerin oyu. Gerçi herkes federal çözümü istediğini söylüyor ama ona;
"Doğru bir içerik" gibi bir kuyruk ekliyor. Doğru içerik ne
demek? Federalizmin anlamı federal olur. Doğru içerik demekle
aslında federalizmle ilgili yaşanan
hazımsızlığı dile getiren bir söylemdir. Ve
kanımca da özellikle DİKO EDEK ve Avrupa Partisi'nin desteğiyle
bu orana sahip oluyor. Bu cephenin de ezelden beri federal çözüme sıcak
bakmadığı biliniyor. Dolayısıyla orada
birleştirici faktör öyle bir şey.
KIBRIS: Yani çözüm karşıtları gibi mi duruyorlar?
KIZILYÜREK: Çözüm karşıtlığı denmese bile
federalizmi kolay benimsemeyenlerle, gerçekten federalizme karşı
çıkanların havuzundan oy alıyor Papadopulos. İkinci tura
Hristofyas ile çıkarsa DİSİ tabanından da oy
alacağını hesaplıyor. DİSİ'nin milliyetçi kanadını
yanına çekebileceğini hesaplıyor. Eğer Kasulidis'le ikinci
tura çıkarsa, AKEL'in oyları DİSİ'ye gidemeyeceğine
göre bu oyların kendine geleceğini hesaplıyor. Yani bütün
kurduğu senaryo ikinci tura geçmek ve DİSİ-AKEL gerilimini, o
tarihi kavganın yarattığı uçurumdan yararlanarak
cumhurbaşkanı olmayı hedefliyor.
"Kasulidis Kıbrıs konusunda çok esnek söylemlere
sahip"
KIBRIS: Yoannis Kasulidis'in pozisyonu nasıl?
KIZILYÜREK Kasulidis, öncelikle DİSİ tarafından
desteklenen bir aday. Ancak yöneldiği seçmen kitlesi DİSİ'nin
dışına taşımaya dönük. Yani DİKO ve EDEK gibi
partilerden de oy alacağını hesaplayan bir söylem içerisinde.
Kıbrıs konusunda mümkün olduğu kadar çok oy
sığdırabilecek bir geniş ve esnek şeyler söylüyor.
KIBRIS: Papadopulos, Kıbrıs konusunda açık
tavrını ortaya koyuyor ve sorunun çözümünü uzun vadeye yaymak
istiyor. Hristofyas da bir şekilde tavrını net bir şekilde
söylüyor ve adanın taksime gittiğini, acil bir sorunun bulunması
gerektiğini belirtiyor. Kasulidis'e bakıldığında
Papadopulos ve Hristofyas'ın karışımı bir politika
mı izliyor?
KIZILYÜREK Kasulidis'le ilgili kısmı biraz daha açmamda fayda
var. Dediğim gibi, farklı kesimlerden oy alabileceğini
hesapladığı için sağdan ve hayırcı çevrelerden de
oy alabileceğini hesaplıyor ve çok kaygan bir söylem geliştiriyor.
Buna göre Kıbrıs sorunuyla ilgili çözümün temel dayanakları bir
yandan 60 Cumhuriyeti ve anayasası bir yandan 1977-1979 Doruk
Anlaşmaları diğer yandan da Güvenlik Konseyi'nin kararları
ve artı AB ilkeleri gibi bir şey. Ama öncelikle Rum toplumu içinde
bir ulusal uzlaşma sağlayacağını söylüyor. Yani evvela
bir milli çözüm taslağı elde etmek istiyor. Bu da Rum toplumunun bir
çoğunun onay vereceği bir taslak olacağını söylüyor ve
o çerçevede masaysa oturacağını söylüyor.
KIBRIS: Peki Rum toplumunun büyük bir kısmının destek
vereceği taslağın içeriği nasıl olacak?
KIZILYÜREK: Rum toplumunun bütününü kucaklayacak bir çözüm planı
bulmak, Kıbrıslı Türklerle bir çözüm planı bulmaktan daha
zordur gibi geliyor bana. Dolayısıyla bu da çok gerçekçi bir
yaklaşım değil. Bunlar tabii taktiksel açılımlar
olarak da düşünülmeli. Böyle bir söylem üstünden oy toplamaya
çalışıyor Kasulidis.
"Geleceğe yönelik en net mesajları Hristofyas
veriyor"
KIBRIS: Hristofyas'ın kampanyasından bahseder misiniz?
KIZILYÜREK: Siyasi geleceğe yönelik en net mesajlar veren lider
konumunda. Çok açıkça, Kıbrıs Rum toplumunun iki seçeneği
olduğunu söylüyor. Biri taksim diğeri de federasyon. Ya taksim ya
federasyon söylemi üzerinden kampanyasını yürütüyor. Bunu iki türlü
söylem üzerinden yapıyor; bir, adanın kalıcı bölünmenin
eşiğine geldiği ve bu kalıcı bölünmüşlüğün
aslında uzun vadeli olarak Kıbrıs Rum ve Türk toplumunun
aleyhine bir gelişme olacağıdır. Hatta felaketimsi bir
gelişme olacağını söylüyor. Papadopulos'un mevcut durumun
muhafazasına yönelik izlediği tutumun tam tersi bir tutum
geliştiriyor. Diğer taraftan Kıbrıs'ı,
Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin birlikte yöneteceği fikrini de
ortaya atıyor. Bunu hazmetmek zorunda olduklarını ve bunun
adanın gerçeği olduğunu söylüyor. Bunu şahsen
vurguladığını gördüm. Bence Hristofyas biraz da risk alarak
doğrudan mesajlar vererek bir kampanya yürütüyor.
KIBRIS: Kalıcı bölünmenin eşiğine gelinmesinde
kendisinin de katkısı oldu mu sizce? Yani Papadopulos ile Annan
planına hayır demekle katkısı oldu mu?
KIZILYÜREK: Bunu bana bir tarihçi ve siyaset bilimci olarak sorarsanız,
hiç kuşkusuz yanıtım evettir. Ancak, içinden geçilen bu kritik
dönemde bir yurttaş olarak, adanın geleceğine yönelik
kaygısı olan birisi olarak, şu anda geçmişi tamir etmekten
çok geleceği kurtarmak kaygısı öne çıkıyor. Bu
Kıbrıs Rum aydınları arasında fevkalade çok
yapılan bir tartışmadır. Her ne kadar AKEL "kabahat
bende" dememişse de, fiilen uyguladığı siyasetle
praktis yapıyor.
"AKEL'in kendi adayını çıkartıp desteklemesi
çok önemli"
KIBRIS: AKEL tarihinde ilk defa başkan adayı
çıkartıyor. Bu nasıl karşılandı sol kesimler
arasında?
KIZILYÜREK: Bu önemli bir şey. Kıbrıs sorununun
dışında genel olarak Kıbrıslı Rum toplumunun
demokratikleşmesi açısından da bu seçimin büyük bir önemi
vardır. Uzun yıllar en büyük parti olan ve yarışa kendi
adayıyla girmeyen Makarios'u ve Makariosçu sağ güçleri iktidara
taşıyan bir parti, bu noktadan sonra bunlardan vazgeçiyor ve kendi
adayıyla seçime giriyor. Bunun büyük bir önemi var. Bu güne kadar ret
cephesi olarak bilinen DİKO EDEK koalisyonu AKEL'in aday çıkarmaması
nedeniyle hep iktidara gelmeyi başarmıştır. Aslında
çoğunluk sahibi olmadan Kiprianu ve Papadopulos'u, AKEL'in desteği
ile cumhurbaşkanlığı yaptılar. Bu çok önemli bir yol
ayırımı ve AKEL burada kendi adayını destekliyor.
İkincisi, Rumların demokratikleşmesi açısından çok
önemli oldu. En büyük partinin tarihten gelen bir kaygıyla, yani işte
EOKA dönemi, anti komünist milliyetçi eğilimi, totaliter, otoriter,
milliyetçilerin solcuları Rum bile saymaması, bütün bunlar AKEL'de
politika yapma gibi bir komplekse de yol açmıştı. Şimdi
bundan da sıyrıldı AKEL ve dolayısıyla toplumdaki
gerçek siyasi güçleri özgürleştirmiş oldular.
KIBRIS: Bir yerde kendi benliğini buldu diyebilir miyiz?
KIZILYÜREK: Evet, kendi benliğini de buldu. Ayrıca diğer
sol, liberal, anti milliyetçi kesimleri de özgürleştirici bir şey
oldu. Dolayısıyla, Hristofyas'ın adaylığı,
toplumda çok geniş bir ilgi ve heyecanla karşılandı
diyebilirim. Hatta, Papadopulos'un, Kıbrıs sorununa yönelik
politikalarından dolayı son derece umutsuz olan ve bir köşeye
çekilmiş olan insanların da, yavaş yavaş evlerinden
çıktıklarını, tekrar siyasi angajman içerisinde
girdiklerini görüyoruz. Bu da, bir anlamda, Hristofyas'ın
adaylığının ne kadar özgürleştirici ve siyasi güçleri
harekete geçirici olduğunu gösteriyor
"Talat ve Hristofyas müzakere ederse omuzlarına tarihi yük
binecek"
KIBRIS: Şu anda Kuzey Kıbrıs'ta sol görüşlü bir
yönetim var. Güney Kıbrıs'ta da Hristofyas'ın
Cumhurbaşkanı olması durumunda Kıbrıs'ı
nasıl bir gelecek bekliyor?
KIZILYÜREK: Öncelikle şunu söyleyeyim. Uzun yıllar süren
Kıbrıs sorununda artık klasikleşmiş bir laf
vardır. Onu tekrar edelim. Taraflardan biri çözüme hazır olduğu
zaman öteki taraf hazır olmuyor. Hep böyle bir zamanlama sorunu oldu.
Hristofyas'ın cumhurbaşkanı olması durumunda elbette
umutların tazeleneceği aşikar. Uluslararası topluluk
Hristofyas'ın kazanmasını heyecanla karşılayacak.
Kıbrıs Rum toplumunda "hayırcı" cephenin
dağıldığı anlamında yorumlanacak ve
uluslararası aktörlerin harekete geçmesi için teşvik edici bir gelişme
olarak algılanacak. Bu aşikar. BM'nin, AB'nin ve ABD'nin sorunun
çözümü için sahaya ineceklerini tahmin etmek zor değil. Talat-Hristofyas
görüşmeleri Kıbrıs sorununda yepyeni bir aşama olarak
yorumlanacak. Ama bu kendi içinde de bir risk taşıyor. Eğer bu
iki liderin görüşme sürecinin sonunda bir uzlaşmaya varmamaları
aslında adada bütün umutların yitileceği anlamına gelir.
Burada Talat ve Hristofyas çok tarihi bir yük üslenmiş olacaklar.
Yapılacak görüşmelerden mutlaka olumlu bir sonuç alarak ayrılmaları
gerekiyor. Çünkü onların anlaşmamaları demek, Kıbrıs
sorununda anlaşmanın artık imkansız olduğu gibi bir
şeyin altını çizip üstüne damga atmak demek olacaktır.
KIBRIS: Böyle bir durumda da kalıcı bölünmeye doğru
gidilir mi?
KIZILYÜREK: O zaman tabii ki kalıcı bölünme üstünden
senaryoların gelişeceği aşikardır. Çünkü
Kıbrıs sorunu bu haliyle çok uzun yıllar devam edemez. Önemli
olan AB içinde rahatsız bir faktör olmaya başlamasıdır. Bir
anlamda Türk-AB ilişkilerini sabote edici, NATO-AB arasındaki savunma
işbirliğini sabote eden bir sorun. Dolayısıyla federal bir
anlaşma çerçevesinde anlaşma söz konusu olmazsa, ayrılık
üstünden senaryoların devreye gireceğini önceden kestirmek
peygamberlik sayılmasa gerek. İşte tam bu noktada Talat ve
Hristofyas'ın üzerindeki tarihi yükün altını çizmek gerekiyor.
Ben de şahsen, adanın kalıcı olarak
ayrılmasının iki toplumun çıkarına olduğunu
düşünmüyorum.
KIBRIS 23/01/08
6 Türk ve 8 Rum kaybın kemikleri daha ailelerine
teslim ediliyor
TAK muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki
Türk Üye Gülden P. Küçük'ten aldığı bilgiye göre, kimlik tespiti
tamamlanan 14 kayıpla ilgili olarak ailelere bilgi verilmeye
başlandı. Talep eden ailelerin defin işleminden önce Ara
Bölge'deki merkezde kayıplarını görme imkânı bulunduğunu
anlatan Küçük, defin işlemlerinin münferit
yapılacağını ve tamamen ailelerin inisiyatifinde
olduğunu anlattı. Bu nedenle ortak bir defin tarihi
olmadığını söyleyen Küçük, kayıplarıyla birlikte
ailelere DNA ve patoloji raporunun, ayrıca defin masrafları için 2
bin 400 dolar verildiğini anımsattı.
Kimlik tespiti tamamlanan 6'sı Türk, 8'si Rum 14 kaybın daha
ailelere verilmesiyle birlikte bugüne kadar ailelerine teslim edilen kayıp
sayısı 71'e ulaşmış olacak.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 14 kaybın tesliminin
ardından kısa bir süre sonra yeni bir grubu daha ailelere teslim
etmeyi planlıyor.
Kazılar Güney'de de sürdürülüyor
Bu arada Kuzey ve Güney'de planlı mezar kazıları da
sürüyor.
Kuzey'de Girne ve Haspolat bölgelerinde iki ayrı kazı
yapılırken, Güney Kıbrıs'ta kazılar yaklaşık
3 aydan beri Yerasa bölgesinde devam ediyor. Taşkent şehitlerinin
arandığı bu bölgedeki kazıların, bölgenin
özelliği nedeniyle zaman aldığı belirtiliyor. Yerasa
bölgesindeki kazılarda aranan 42 Taşkent şehidinden
yaklaşık 30'unun bulunduğu, geri kalanların da
bulunması için kazıların aralıksız devam ettiği
belirtiliyor.
Geçtiğimiz günlerde Karpaz'da bulunan 2 kayıpla birlikte Türk
ve Rum toplam 370 kayba ait kalıntılara ulaşılırken,
kimlik tespitinin ardından tümü ailelere teslim edilecek.
Kayıplara ait kalıntıların bulunmasının
ardından antropoloji ve DNA laboratuarlarında uzun zaman alan teknik
işlemlerle kimlik tespiti yapılıyor.
BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod
başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum
tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.
Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere
Kıbrıs'ta kayıtlı 1970 resmi kayıp bulunuyor.
KIBRIS 23/01/08
Bothorel: Amaç Kıbrıslı Türklerin AB ülkeleriyle
doğrudan temasını sağlamak
AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs
Türk Toplumu Çalışma Birimi tarafından düzenlenen
"Doğrudan Temaslar ve Gençlik Programı" hakkında, bu
akşam Saray Otel'de bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AB Komisyonu Genişleme
Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi
Sorumlusu Andrew Rasbash'ın da izlediği seminerde, AB Destek Ofisi
Sorumlusu Alain Bothorel bir açış konuşması yaptı.
Bothorel, seminerin, Kıbrıslı Türklere 259 milyon
Euro'luk AB Mali Yardımı çerçevesinde gerçekleştirilecek
"Doğrudan Temaslar ve Gençlik Değişimleri
Programı" hakkında bilgilendirme amacıyla
düzenlendiğini söyledi.
Söz konusu programa 1.5 milyon Euro
ayrıldığını anlatan Bothorel, Kıbrıslı
Türklerin, dışarıdaki muadilleriyle ya hiç ya da çok
sınırlı teması olduğunu belirtti. Bothorel,
Kıbrıslı Türklerin doğrudan ilişkiler konusunda
diğer AB vatandaşlarına oranla çok daha kötü durumda
olduklarını belirterek, sosyal, sportif ve kültürel ilişkiler
başlatmanın zorluklarının
yaşandığını kaydetti.
AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türkler için doğrudan
temasların sağlanması amacıyla bu programı
öngördüğünü kaydeden Bothorel, programın daha çok gençlere ve sivil
toplum örgütlerine yönelik olduğunu ifade etti.
Programa uyan tekliflere açık olduklarını, bunun sportif
etkinlikler için bir başlangıç olabileceğini, kadınlara
yönelik öneriler getirilebileceğini veya medyaya yönelik
değişimler olabileceğini söyleyen Bothorel, programın
amacının "turistik gezi" değil sosyal ve kültürel
alanda iletişim kurma olduğunu vurguladı. Bothorel,
"Kıbrıslı Türklere AB değerlerini anlamaları için
yardım etmek istiyoruz" dedi.
Bothorel'in konuşmasının ardından programa
başvuru prosedürleriyle ilgili olarak program yetkililerinden Lise Pate
tarafından bilgi aktarıldı. Seminerin sonunda
katılımcıların soruları yanıtlandı.
İsteyenler, programın tanıtımı için
oluşturulan www.dogrudantemaslar.eu web adresinden
ayrıntılı bilgi alabilecek. Programa 2008 yılı için
son başvuru tarihi 10 Nisan... Aynı programın 2009
yılında da tekrar edilmesi öngörülüyor.
KIBRIS 23/01/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 07:33 ET 24 Ocak 2008 Perşembe
ANKARA
- Yunanistan Başbakanı Kostos Karamanlis, Bilkent Üniversitesi’nde
verdiği konferansta Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği
desteğin arkasında gizli bir niyet aranmaması gerektiğini
söyledi.
|
“Yunanistan ve Türkiye; Geleceğe Bakmak” konulu konferansta
konuşan Kostas Karamanlis, “Yunanistan stratejik bir kararla Türkiye’nin
Avrupa Birliği perspektifine destek vermeye karar verdi. Bu çabuk ve
kolay alınmış bir karar değildi ama AB kriterleri çerçevesinde
alınmış bir karardı” dedi. Karamanlis, iki ülke
arasında hala bazı sorunlar olduğunu ancak bu sorunların
ortak kararlılıkla çözümlenebileceğini belirtti. Karamanlis,
“Avrupa Birliği sınırları içindeki son engel olan,
Lefkoşa’daki duvarı yıkma zamanı geldi” dedi. |
|
Greek PM presses Turkey
on seminary and Cyprus
ANKARA must
improve its relations with the Cyprus government if it has plans to realise its
EU aspirations, Greek Prime Minister Costas Karamanlis said yesterday.
He was speaking to journalists immediately after an historic meeting with
Turkish PM Tayyip Erdogan.
This is the first time in 48 years that a Greek PM has been on an official
visit to Turkey.
At the joint news conference Karamanlis and Erdogan both reaffirmed their
support for a peace settlement, Reuters reported. The Cyprus problem is viewed
as the major obstacle to Turkey’s EU accession.
“It is obvious that Turkey needs to improve its relations with Cyprus for its
EU bid,” Karamanlis, who spoke through a Turkish interpreter, said.
Referring to the 2004 Annan plan which was overwhelmingly rejected by the Greek
Cypriot community in a referendum, Erdogan called for a redoubling of
diplomatic efforts to reunite the island after next month’s presidential
elections.
At the time the Turkish Cypriot side voted in favour of the plan. More recent
reports have suggested that the north’s community would vote differently today.
Erdogan said: “The process after the [Greek Cypriot] elections is very
important. We expect an effort from Mr Karamanlis to restart the negotiations.”
Commenting on the meeting earlier in the day, President Tassos Papadopoulos had
said Karamanlis would “outline the well-known positions shared by Greece and
Cyprus” and that any effort that improved Greco-Turkish relations would surely
benefit the Cyprus problem.
“Our position is simple and clear. Every effort, every initiative, which
improves the relations between Greece and Turkey, has a beneficial effect on
the Cyprus problem,” he said.
According to the Cyprus News Agnecy (CNA) the official talks took place in the
presence of the countries’ respective Foreign Ministers, Dora Bakoyiannis and
Ali Babacan, respectively.
Both Karamanlis and Erdogan pledged to continue building closer trade, energy
and tourism ties between Turkey and Greece, NATO allies but also ancient rivals
which came to the brink of war over an uninhabited Aegean island in 1996,
Reuters said.
Today Karamanlis will meet with Turkish President Abdullah Gul and opposition
leader, President of the Republican Peoples Party Deniz Baykal. He will then
travel to Istanbul where he will meet with Ecumenical Patriarch Bartholomew,
CNA reported.
Cyprus Mail 24/01/08
Theodorakis backing for
AKEL forces Tassos camp to change its tune
By
Andreas Avgousti
BLUSHES all
round for the Tassos Papadopoulos camp, thanks to Greek singer and composer
Mikis Theodorakis’ public declaration in favour of AKEL candidate Demetris
Christofias.
Theodorakis and his orchestra were booked to headline the February 8 music
extravaganza organised by the Papadopoulos camp.
However, following Theodorakis’ public announcement of his support for the
Christofias candidacy, the Papadopoulos camp had to change their tune.
The large, free for-the-about-to-vote-masses concert will go ahead as planned,
but Stavros Xarhakos has replaced Theodorakis as headliner.
Born in 1939, composer Xarhakos is a veteran of the Greek music scene.
Currently, he is serving as an MEP for New Democracy and is a member of the
European People's Party (Christian Democrats) and European Democrats.
Ergo, he seems like a much safer bet for the Papadopoulos campaign.
Interestingly, 82-year old Theodorakis had flirted with the right, becoming a
member of parliament for the New Democracy party in 1990.
However, he has confessed to having regretted this move but asserts that it was
needed so that Greece could come out of the political crisis that had been
created as a result of the numerous Socialist party (PASOK) scandals.
He later swung back to the left, which he today identifies with.
Whether Theodorakis had thought that he could come out in favour of another
candidate, while headlining a concert for another, is not clear.
As it happens, such antics are not tolerated on the Cypriot election scene.
CYPRUS MAIL 24/01/08
Turks release Greek
Cypriot who strayed into buffer zone
THE
43-YEAR-old Greek Cypriot who was arrested in the occupied areas for dumping
garbage in the buffer zone was yesterday released on bail, police said.
Vassos Vassiliou, who was arrested by authorities in the north in the Potamia
area on Tuesday, was released after paying a Turkish Cypriot ‘court’ €500. He
was told to re-appear on January 29.
Police said Vassiliou’s car had also been held by the authorities in the north.
The 43-year-old said he had not been mistreated in any way.
Fire at clover farm
A FIRE that broke out in the early hours of yesterday at a clover farm at
Polemidia in Limassol destroyed 140 tones of clover, causing damage of €36,000.
At approximately 2.20am, gunfire was heard near the farm of 57-year-old Pambos
Nikolaou and the fire was then noticed. The fire brigade was called in to put
it out, but considerable damage had already been incurred to the farm, which
was not insured for fire.
Following investigation, police determined that the fire had been caused
deliberately. Police are investigating the causes for the arson.
Car broken into
A 50-YEAR-old woman from Limassol reported to police that in the early hours of
yesterday her husband’s car was broken into and two bags stolen from inside it.
The bags contained credit cards, personal documents and two mobile phones worth
approximately €1,455. Police are investigating the case.
CYPRUS MAIL 24/01/08
Annan
planının uygulanmamasından üzüntü duyuyoruz
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu'nun
seçimlere destek yemeğinde konuşan Joan Ryan, konuşmasında
Kıbrıs sorununa da değinerek, Annan planının
uygulanmamasından üzüntü duyduklarını, Kıbrıs'ta
barışın sağlanmasını istediklerini ifade etti.
İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu,
mayıs ayında yapılacak Londra Büyükşehir Belediye
Başkanlığı seçimleri için belediye başkanı Ken
Livingstone ve belediye meclis üyesi Joanne Mccartney için Türk, Kürt ve
Kıbrıslı Türklerden destek istedi.
İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love'nin ofisinde
düzenlenen yemeğe, İşçi Partisi Enfileld Milletvekili ve
İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Londra
Büyükşehir Belediye Meclis üyesi Joanne Mccartney, Edmonton Milletvekili
Andy Love, Edmonton İşçi Partisi İlçe Başkanı Bevon
Betton, Enfield Belediye Meclis Üyesi ve milletvekili adayı Ayfer Orhan
ile işçi partili belediye meclis üyeleri ve çok sayıda konuk
katıldı.
Gecenin açılış konuşmasını yapan
İşçi Partisi Birleşik Güçler Grubu Başkanı Yusuf
Çiçek, amaçlarının İşçi Partisi'ne yakınlık duyan
Türk, Kürt, Afrikalı ile Asyalı etnik azınlıkları
biraraya getirmek ve ülke politikasında aktif rol oynamalarını
sağlamak olduğunu söyledi. Yusuf Çiçek sözlerini şu şekilde
sürdürdü;
"Grubumuz 10 yıldır, Britanya'da yaşayan tüm etnik
grupların ülke politikasında aktif rol oynamalarını
sağlayacak zemini hazırlamak için çalışıyor.
İşçi Partisi'nin politikalarını bu
çalışmalarımızla tanıtıyoruz ve öncelikle
başta kendi toplumumuz başta olmak üzere partiye üye kazandırmaya
çalışıyoruz. Bu anlamda bizi destekleyen herkese teşekkür
ederiz."
İngiltere'de İşçi Partisi Enfield Milletvekili ve
İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan yemekte
yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB üyelik süreci ve
Kıbrıs sorunu üzerinde de durdu.
Ryan, Türkiye'yi AB'de görmek istediklerini belirterek "Türkiye'yi
batıda istiyoruz. Kıbrıs'ta barışın
sağlanmasından ve iki toplumun birleştirilmesinden yanayız.
Bu anlamdaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz' dedi.
İngiltere İşçi Partili Birleşik Güçler Grubu'nun
seçimlere destek yemeğinde konuşan Joan Ryan, konuşmasında
Kıbrıs sorununa da değinerek, Annan planının
uygulanmamasından üzüntü duyduklarını, Kıbrıs'ta
barışın sağlanmasını istediklerini ifade etti.
Edmonton Milletvekili Andy Love ise konuşmasında,
İngiltere'ye Olimpiyatları getiren, iş olanakları
bakımından Londra'yı çekim merkezi yapan, öğrencilere
ücretsiz ulaşım imkanı sunan ve yaşlıların bedava
ulaşımı için hazırlık yapan Başkan Ken
Livingstone'nin yeniden seçilmesinin Londra'ya çok şeyler kazandıracağını
belirtti.
Toplantıda konuşan İşçi Partisi Hemel Hampstead
milletvekili adayı ve Enfield Belediye Meclis Üyesi
Kıbrıslı Türk Ayfer Orhan da, göçmen kökene sahip ve işçi
sınıfından olan insanların sağlık, eğitim,
ulaşım, barınma ve eşitlik gibi sorunlarına
İşçi Partisi'nin her zaman daha iyi
yaklaştığını vurguladı.
KIBRIS 24/01/08
Tarihi
zirveye Kıbrıs damgası
ERDOĞAN: MÜZAKERELERİN BAŞLAMASI ÖNEM TAŞIR...
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis arasında dün yapılan
başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerden sonra iki lider
ortak basın toplantısı düzenledi. Başbakan Erdoğan,
2008 yılının Kıbrıs sorunu açısından da önem
taşıdığına inandığını ifade ederek
''Özellikle anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney Kıbrıs'ta
yapılacak seçimlerin ardından atılacak adımlardan sonra
müzakerelerin başlamasının önem
taşıdığını düşünüyoruz'' dedi
KARAMANLİS: ADADA ARTIK BİRLEŞME OLMALI... Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis de Kıbrıs konusundaki çözüm
sürecine ilişkin soru üzerine, Yunanistan'ın adadaki siyasi sorunun
çözümlenmesi yönünde açık ve net siyaseti olduğunu söyledi.
"Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen
Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için
olması gerektiğini ifade etti. Karamanlis, Kıbrıs sorunu
uluslararası boyutta olduğu için sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan
arasındaki ilişkilerin gelişmesine de katkıda
bulunacağını kaydetti
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2008
yılının Kıbrıs sorunu açısından da önem
taşıdığına inandığını ifade ederek
''özellikle anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney Kıbrıs'ta
yapılacak seçimlerin ardından atılacak adımlardan sonra
müzakerelerin başlamasının önem
taşıdığını düşünüyoruz'' dedi. Erdoğan,
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le baş başa ve
heyetlerarası görüşmelerde Ege'nin bir ''barış denizi''
olması konusunda ısrarlı vurgularda bulunduklarını ve
Ege'nin iki yakasındaki ülkeler arasında işbirliğinin ve
bir dayanışmanın olması sürecinin
başlamasının isabetli olduğu yönündeki adımların
üzerinde durduklarını belirterek, ''Önümüzdeki dönemi bir
fırsatlar penceresi olarak görmek istiyoruz. Gerek siyasi, gerek askeri,
gerek ekonomik, gerek ticari, gerek kültürel alanda bu sürecin
gerçekleşeceğine inanıyorum'' diye konuştu.
'Azınlıkların, iki ülke arasındaki en önemli
köprü'' olduğuna dikkati çeken Erdoğan, azınlıkların
sorunlarını çözme hususunda da mutabakatın büyük ölçüde
bulunduğunu dile getirdi.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de Kıbrıs
konusundaki çözüm sürecine ilişkin soru üzerine, Yunanistan'ın
adadaki siyasi sorunun çözümlenmesi yönünde açık ve net siyaseti olduğunu
söyledi. "Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen
Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için
olması gerektiğini ifade etti. Karamanlis, Kıbrıs sorunu
uluslararası boyutta olduğu için sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan
arasındaki ilişkilerin gelişmesine de katkıda
bulunacağını kaydetti
Başbakan Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis, başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerin
ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Başbakan Erdoğan, basın toplantısında,
Karamanlis'in 49 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelen ilk Yunanistan
Başbakanı olduğunun altını çizmek istediğini
söyledi.
''İnanıyorum ki liderler siyasette olumsuzluk üzerine
kurulmuş bazı tabuları yıkmak suretiyle büyürler'' diyen
Erdoğan, Türkiye ile Yunanistan arasında 1999 yılından bu
yana gerçekleşen diyaloga dikkati çekti.
Bu diyalogun son 5 yılda adeta bir zirve yapma noktasına
geldiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları
kaydetti:
''İnanıyorum ki 2008 yılı bu noktada ülkelerimiz
arasındaki ilişkilere yeni imkânlar sunacaktır.
Önümüzdeki dönemi bir fırsatlar penceresi olarak görmek istiyoruz.
Gerek siyasi alanda, gerek askeri alanda, gerek ekonomik, gerek ticari alanda,
gerek kültürel alanda bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyorum.
Değerli dostum Kostas ve Dışişleri Bakanı
Sayın Bakoyanni ile şahsım ve Dışişleri
Bakanımız ikili görüşmeler yaptık. Ardından da
heyetlerarası görüşmeleri yaptık.
Ülkelerimizi ilgilendiren önemli konular üzerinde gerek ülkeler
arası, gerekse bölgesel konular üzerinde bir düşünce teatisinde
bulunduk.
Özellikle Ege'nin bir barış denizi olması konusunda
ısrarlı vurgularımızı yaptık. Ege'nin iki
yakasındaki ülkeler arasında işbirliğinin ve bir
dayanışmanın olması sürecinin başlamasının
isabetli olduğu yönündeki adımların üzerinde durduk.
Ülkelerin birbirleri için tehdit oluşturduğu bir dünya
küresel barışa hizmet etmez. Barışın
olmadığı bir dünya insanlığa hizmet getirmez. Onun
için sorunlu alanları süratle tasfiye etmenin gayreti içinde olmak
inanıyorum ki insanlığın huzuruna hizmet etmenin adı
olacaktır.
Sorunsuz alanlarda hızla mesafe almamız lazım.
Diğer yandan da sorunlarımızı çözmemiz gerekir.
Şu anda devam etmekte olan, özellikle Ege sorununa yönelik
görüşmelerin hızlanarak sonuç almaya yönelik devam etmesi, üzerinde
her iki başbakanın durduğu ve ortak bir kanaate
vardığı noktadır.''
AB desteğine teşekkür
İki ülke arasında 24 adet güven arttırıcı
önlem bulunduğunu ve bunun hızla netice almaya yönelik
adımların somut bir göstergesi olduğunu belirten Erdoğan,
33 anlaşma ve protokolün de ikili işbirliğinin zeminini
teşkil ettiğini anlattı. Başbakan Erdoğan, ekonomi,
ticaret, enerji gibi konularda atılan adımların bunun en net
göstergesi olduğunu dile getirdi.
18 Kasım 2007 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında
doğal gaz konusunda önemli bir adım
atıldığını hatırlatan Erdoğan, bunun da iki
ülke arasındaki işbirliğinin bir barış projesi olarak
en önemli adımlarından biri olduğunu söyledi.
Bu işbirliğinin sadece Türkiye ve Yunanistan'ı
değil, bölge ve Avrupa ile olan bağı da ilgilendirdiğini
vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Yunanistan'ın, ülkemizin AB üyelik sürecine verdiği
desteği burada ifade etmeden geçemeyeceğim. 5 yıllık dönem
içerisinde sürekli desteklerini yanımızda bulduk. Bundan dolayı
kendilerine ülkem ve şahsım adına teşekkür ediyorum. Bu,
zor dönemlerde kendini gösteren bir destektir.
Sayın Karamanlis'in ziyareti sebebiyle İstanbul'da Cuma günü
iş konseyini toplayacağız. Bu bir Türk-Yunan İş Forumu
olacak. Ve özel sektörlerimizin bir kez daha bir araya geldiği bu foruma
bizler de katılmak suretiyle katılımcılara hitap etme
fırsatını bulacağız.
Bir diğer önemli konu, özellikle biz şuna inanıyoruz;
Azınlıklar, ülkelerimiz arasındaki en önemli köprüdür.
Azınlıklarımızın ve azınlıkların
sorunlarını çözme hususunda da mutabakatımız büyük ölçüde
mevcuttur. Bunu Dışişleri Bakanlarımız daha yoğun
bir şekilde çalışarak bu sorunları hızla çözmenin
adımlarını atacaklar. Gerek Türkiye'deki, gerek Batı
Trakya'daki bu sorunları azalttıkça inanıyorum ki
aramızdaki bu köprü çok daha güçlü hale gelecektir.''
Türkiye ve Yunanistan'ın terörle mücadelede de dayanışma
içerisinde ortak çalışmalar yaptıklarını belirten
Erdoğan, iki ülkenin de terörle mücadele etmede kararlı
olduklarını bildirdi.
Erdoğan, bu ilişkilerin dostluk ve komşuluk bağlarını
kuvvetlendirerek ve alınan mesafeyi çok daha güçlü kılarak, iki
ülkenin bölge barışına katkı yönünde çok büyük hizmet
göreceklerini de dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, ziyaretin Türkiye ve Yunanistan için
birlik, beraberlik ve dayanışmaya vesile olması dileklerinde
bulundu.
Kıbrıs
TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak "2008 yılının Kıbrıs sorunu
açısından da önem taşıdığına
inanıyorum. Özellikle Anavatan ve garantör ülkeler olarak Güney
Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra müzakerelerin
başlamasının önem taşıdığını
düşünüyoruz." dedi.
Erdoğan, ''Derdimiz şüphesiz ki Kıbrıs'ta, masada
müzakerelerle, bu sorunu çözebilmektir. Garantör ülkeler, bunu teşvik
edeceğiz. Ve masalarda müzakerelerle bu işi neticeye kavuşturmak
gerek'' dedi.
Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruya Erdoğan şu
yanıtı verdi:
''Güney Kıbrıs'la alakalı 17 Şubat'ta
yapılacak olan seçimler ve bu seçimlerden sonraki süreç, önem arz ediyor.
Özellikle ben, değerli dostum, meslektaşım Kostas'dan burada bir
gayret bekliyorum. O da müzakerelerin yeniden başlatılmasına
yönelik bir adımın atılmasıdır. Tabii bu
Birleşmiş Milletler zeminidir. Bu konu, lokal bir konu değildir.
BM Sayın Annan'la bu konuda bir adım atmıştı. Annan
Planı bunu çözmeye yönelik bir adımdır. Ve birlikte değerli
dostumla (Kostas Karamanlis ile) ve ekibiyle İsviçre'nin Bürgenstock
kentinde günlerce birlikte çalıştık. Orada referandumun
imzaları atıldı. 24 Nisan'da bir referandum yapıldı.
Kuzey, bu referanduma 'evet' dedi. Güney 'hayır' dedi. Aslında bu
referandumla ilgili paket, sözleşme metni de diyebiliriz, buradaki
geleceği kuşatacak bir adımın da altyapısını
oluşturuyor. Ne yazık ki bunu başaramadık. Ve süreç
aynı şekilde devam ediyor. Artık Annan Planı devreden
çıkmış durumda, ama esası, ruhu aynen korunabilir. Derdimiz
şüphesiz ki Kıbrıs'ta, masada müzakerelerle bu sorunu
çözebilmektir. Garantör ülkeler, bunu teşvik edeceğiz. Ve masalarda
müzakerelerle bu işi neticeye kavuşturmak gerek. Adil, kapsamlı,
kalıcı bir neticeye ulaşabilmek için...''
Ruhban Okulu
''Ruhban okulu ve patrikhane konusunda Türkiye'nin görüşleri
nedir?'' sorusuna ise Başbakan Erdoğan şu yanıtı
verdi:
''Patrikhane konusunda şu ana kadar gösterdiğimiz ilgi, alaka
ortadadır. Bizler bu konuda elimizden gelen bütün kolaylığı
göstermekteyiz. Aslında Ekümeniklik konusu Hristiyan-Ortodoks
Dünyasının kendi iç sorunudur. Ve seçimlerine varıncaya kadar
Türkiye'nin şu ana kadar takındığı tavır, olumlu
yaklaşım ortadadır.
Ruhban Okulu konusunda, 1972 yılına kadar vardı,
1972'den sonra alınmış bir kararla
kapatılmıştır. Bizler şu anda bu konuyla ilgili bir
çalışma yapıyoruz, konuyu değerlendiriyoruz ve bu konuyu
değerlendirmek suretiyle kararımızı bundan sonra
vereceğiz.''
Türkiye'nin AB üyeliğine destek
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'la Başbakanlık'ta düzenledikleri ortak basın
toplantısına, "Türkiye Başbakanı değerli dostuma,
şahsıma ve heyetime gösterdiği samimi misafirperverlikten dolayı
teşekkür etmek istiyorum" sözleriyle başladı.
Ziyaretinin Yunanistan'dan başbakan düzeyinde 49 yıl aradan
sonra yapılan ilk resmi ziyaret olduğunu hatırlatan Karamanlis,
"Biz burada geçmişin zorluklarını geçip, geleceğe daha
olumlu bakmak için bir noktada Yunanistan'ın tercihini göstermek
istedik" diye konuştu.
Karamanlis, görüşmelerde ikili ve uluslararası düzeydeki
sorunlarla ilgili görüş alışverişinde
bulunduklarını söyledi.
Bugün bazı ikili işbirliği alanlarında önemli
adımların atıldığının bir gerçek
olduğunu ifade eden Karamanlis, ekonomi alanındaki
işbirliğiyle ilgili bugün artık somut bazı adamların
bulunduğunu ve bunların da geleceğe daha iyi bakmaya vesile
teşkil ettiğini belirtti. Özellikle enerji alanındaki
işbirliğinde iki ülke için önemli avantajlar bulunduğunu
kaydeden Karamanlis, bunun geleceğe yönelik daha fazla avantaj
yaratacağını ifade etti.
Türkiye'nin AB sürecini de ele aldıklarını belirten
Karamanlis, her aday ülke için olduğu gibi, Türkiye için de zor bir süreç
olduğunu ve ciddi bir çalışma gerektirdiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan'a, Yunanistan'ın Türkiye'nin tam üyelik
sürecini desteklediğini bir kez daha beyan ettiğini kaydeden
Karamanlis, "Türkiye AB'ye karşı yüklenmiş olduğu
sorumluluklarını ve AB kriterlerini yerine getirdiği takdirde,
AB de Türkiye'yi tam üye olarak kabul etmek zorundadır" dedi.
Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde samimi olarak
değerlendirilmesi gereken konular arasında Patrikhane ve Heybeliada
Ruhban Okulunun tekrar açılması gibi konuların bulunduğunu
belirten Karamanlis, azınlık haklarının
korunmasının da AB açısından önemli bir kriter
olduğunu belirtti.
"Temel hedefimiz Türk- Yunan ilişkilerinin tamamen
uyumlaştırılmasıdır" diyen Karamanlis, bunun,
ikili ilişkilerde gerçek anlamda ilerlemenin tek yolu olduğunu ve AB
çerçevesinde iki ülkenin önüne açılan tüm fırsatları
değerlendirme imkânı sunduğunu belirtti.
İkili ilişkilerin ilerleyebilmesi için temel faktörün,
uluslararası hukuk ve sözleşmeler temeli olduğuna işaret
eden Karamanlis, aynı ittifak içinde yer alan ve AB perspektifi
taşıyan iki komşu ülke için uluslararası hukuk temelinde
hareket etmekten başka bir yol kalmadığını ifade etti.
Karamanlis, bu çerçevede başlatılmış olan
istikşafi görüşmelerin devamını ve genişletilmesi
konusunda görüş birliği içinde olduklarını söyledi.
Karamanlis: Hedefimiz adil,
barışçıl ve kalıcı çözüme ulaşmaktır
Kıbrıs sorununu da görüştüklerini belirten Karamanlis,
"Zaten şu an 8 Temmuz 2006 tarihli sözleşmeye istinaden
çabaların devam etmesi yönünde mutabık kaldık" dedi.
Karamanlis, "Hedefimiz BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde
Kıbrıs'ın birleşmesine neden olabilecek olan adil,
barışçıl ve kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Bu
şekilde Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları ortak
olarak AB'nin nimetlerinden yararlanabilirler" diye konuştu.
Sorular
Yunanistan'ın Ege sorunları çerçevesinde tek sorun olarak
kıta sahanlığı konusunu gördüğünün
hatırlatılması üzerine Karamanlis, ikili ilişkilerde
özellikle Ege konusunda belirli sorunların bulunduğunun malum
olduğunu belirterek, bu tip sorunların çözümünde izlenmesi gereken
yöntemin, uluslararası hukuk ve sözleşmeler çerçevesinde ele
alınması olduğunu kaydetti.
Yunanistan'ın bu konuda Lahey Adalet Divanına başvurma
yönündeki tavrını muhafaza ettiğini belirten Karamanlis, bununla
birlikte sorunların barışçıl şekilde
çözümleneceğine inandığını ifade etti.
Karamanlis, temel hedefin ikili ilişkilerin iyileştirilmesi
olduğunu ve bunun temel şartının da iyi komşuluk
ilişkilerinden geçtiğini kaydetti.
AB sürecinde tehdidin, kaba kuvvetin veya gerginliğin yer
almasının anlamsız olduğunu ifade eden Karamanlis,
"Şahsen ben artık bir sayfayı çevirmenin zamanı
geldiğine inanıyorum" diye konuştu.
Adada artık birleşme olması gerekiyor
Karamanlis, Kıbrıs konusundaki çözüm sürecine ilişkin
soru üzerine, Yunanistan'ın adadaki siyasi sorunun çözümlenmesi yönünde
açık ve net siyaseti olduğunu söyledi.
"Adada artık birleşme olması gerekiyor" diyen
Karamanlis, bunun her şeyden önce Kıbrıs'taki tüm insanlar için
olması gerektiğini söyledi.
Kıbrıs sorunu uluslararası boyutta olduğu için
sorunun çözümünün Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkileri
gelişmesine de katkıda bulunacağını belirten
Karamanlis, bu konuda çerçevenin BM Güvenlik Konseyi kararları, AB
ilkeleri ve 8 Temmuz 2006 sözleşmesiyle belirlendiğine
inandığını kaydetti.
Karamanlis, "Biz tüm gücümüzle, kalıcı olabilecek çözümün
bulunması yönünde her türlü desteğe vermeye hazırız"
dedi.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, bir başka soru üzerine
de, Türkiye için Patrikhane'nin merkezinin bu ülkede olmasının çok
önemli bir kriter olduğunu belirterek, "Bunun bir Avrupa pasaportu olduğunu
söyleyebilirim" diye konuştu.
İstikşafi görüşmelere yönelik soru üzerine de
Karamanlis, ilgili sorunun devam ettiğini belirterek, istikşafi
görüşmelerin devamı ve hızlandırılmasını
konusunda görüş birliğine varıldığını
söyledi.
Avrupa'daki son duvarın yıkılması için fırsat
Bir başka soru üzerine Karamanlis, Kıbrıs sorunun
çözümünün Türkiye'nin AB sürecinde önemli bir kriter olduğunu ve
Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimiyle ilişkilerini
uyumlaştırmasının zorunluluk olduğunu söyledi.
AB ülkeleri çerçevesinde adil ve kalıcı çözüm bulunabilmesi
için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını kaydeden
Karamanlis, "Avrupa'da var olan son duvarın yıkılması
için artık önümüzde son fırsat var. Bu konuda çaba göstermemiz
gerekiyor" dedi.
Bazı basın organlarındaki Yunanistan'daki Türkiye
aleyhtarlığına ilişkin ankete yönelik soru üzerine
Karamanlis, yapılan kamuoyu araştırmalarını
yararlı çabalar olarak gördüğünü, ancak bunların siyaset
belirleme unsuru olduğuna inanmadığını belirtti.
Karamanlis, Yunanlıların Türk halkına yönelik iyi
duygular taşıdığına inandığını
ifade ederek, "Bir sayfa değiştirilmesi gerektiğini
öngördüklerine inanıyorum" diye konuştu.
Uzun yıllar pek de olumlu olmayan tarihi bir geçmiş
olduğunun bir gerçek olduğunu belirten Karamanlis, çok zaman
bunların güven sorunu ortaya çıkardığını,
bunları aşmak için uzun zaman gerektiğini belirtti. Karamanlis,
"Bu konuda liderlerin yolları açması için siyasi cesaret ve
isteklerinin olması gerekiyor" dedi.
Karamanlis, Yunanistan'dan başbakan düzeyinde bir sonraki
ziyaretin bir 49 yıl daha almayacağını sözlerine ekledi.
Başbakan Erdoğan, basın toplantısının
ardından, konuk başbakan Karamanlis onuruna Başbakanlık
Resmi Konutunda akşam yemeği verdi.
Basın mensuplarının yemekten kısa süre görüntü
almasına izin verildi, açıklama yapılmadı.
KIBRIS 24/01/08
Turks uneasy at plan to drop
headscarf ban
By Vincent Boland in Ankara
Financial Times January 24 2008
Turkey’s socially conservative government took a
large step on Thursday towards ending a ban on women wearing headscarves at
universities, in a move that could spark another fierce tussle with the
country’s powerful secular establishment.
The governing Justice and Development party (AKP),
which has its roots in political Islam and is riding a rising tide of conservatism
in this country of 70m Muslims, reached agreement with an opposition party to
lift the constitutional ban on the headscarf on campus and presented the issue
as one of civil and religious freedom.
The ban was introduced after a military coup in 1980
and has been enforced at state universities with varying degrees of zealousness
since then by the higher education board, a key institution in the safeguarding
of Turkey’s founding secular ideals.
Polls show a large majority of Turkish citizens
oppose the ban, however.
“The issue is a bleeding wound in higher education
[and] has to be solved,” the AKP said in a joint statement with the Nationalist
Action party, which draws its electoral support from the same socially
conservative suburban, small-town and village parts of Turkey as does the
government.
The two parties have set up a commission to study
amendments to articles 10 and 42 of the constitution, which was drafted under
military supervision and introduced in 1982. Their proposals are expected to be
published in the coming days. Then the changes are likely to be put to
parliament, where the two parties can muster enough MPs to vote to change the
constitution.
Already, however, the move is causing anxiety. It
disturbs many Turks who fear that a lifting of the ban would represent a social
and psychological shift in the country’s image of itself. Deniz Baykal, leader
of the opposition Republicans, has predicted “a major constitutional crisis” in
what is expected to be a bruising political clash.
Arzuhan Dogan Yalcindag, chairman of Tusiad,
Turkey’s big-business lobby, accused the government of ignoring other
difficulties caused by the headscarf in Turkish society, such as community
pressure on girls to wear it against their will. She said the country had more
serious issues to address.
The military, which clashed with the government
last year over issues that included the headscarf, is also sure to make its
position known at some point, and regards the headscarf as a political symbol.
Some analysts fear such a confrontation would unsettle the financial markets at
a time of severe global volatility.
The government’s decision to pursue the headscarf
issue by amending the current constitution rather than introducing a new one
that would address the issue also raises questions about its commitment to
adopting a new constitution, which it had presented as the centrepiece of its
reform agenda in its second term of office. Ibrahim Kalin, head of the Seta
think-tank in Ankara, said that if the two parties could agree on the issue
“the urgency of a new constitution will go away, but it will also allow for
greater emphasis on civil liberties in any new constitution without the
distraction of the headscarf”.
"Kıbrıs sorununun
sıkıntıları dikkate alınmalı"
|
25 Ocak, 2008 12:34:00
(TSİ) CNN TURK |
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan
Doğan Yalçındağ, Kıbrıs sorununun hem Türkiye-AB
ilişkileri hem de bölgesel ilişkiler açısından
yarattığı sıkıntıların daha fazla dikkate
alınması gerektiğini belirtti.
İstanbul'da Türk-Yunan İş Forumu'nda
konuşan Yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde
şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin
ertesinde hem kendi yöneticilerimizden hem de Yunan siyasetçilerden beklentimiz,
Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist baskılardan uzak
bir şekilde BM çatısı altında çözüm odaklı
çalışmalarını özendirecek bir siyasal tavır
alınmasıdır" dedi.
Yalçındağ, Türk-Yunan İş Forumu'nun iki ülke ekonomik
işbirliğinin yeni alanlara yayılarak, daha da
derinleşmesine katkı sağlayacağına inandığını
ifade ederek, "Türkiye-Yunan ilişkilerinin ikili ekonomik
işbirliğinin yanı sıra AB ve bölgesel girişimler
çerçevesinde ele alınmasının, Türk-Yunan
ortaklığı için yeni fırsatlar
doğuracağını düşünüyorum" diye konuştu.
Yalçındağ, Türkiye'nin müzakere aşamasında olan
Hırvatistan ve sırada bekleyen diğer bölge ülkeleriyle birlikte
AB üyeliği gerçekleştiğinde, Balkanlar coğrafyasına
mensubiyet ile birlik üyeliği arasında tam bir örtüşme
olacağını dile getirdi.
Balkanlar için tüm bölge devletlerinin AB üyeliğinin büyük bir şans
ve kalıcı bir barış, istikrar ve bölgesel kalkınma
olanağı anlamına geleceğini anlattı.
Yalçındağ, Türk-Yunan ilişkilerinin ekonomik, siyasal yönden,
son 10 yılda olumlu yönde geliştiğini,
karşılıklı ticaret ve yatırımın arttığını
ifade ederek, 1996 yılında son aşaması gerçekleşen
Türkiye-AB Gümrük Birliği öncesinde 200-300 milyon dolar seviyesinde
seyreden ticaret hacminin bugün 3 milyar doları bulduğunu kaydetti.
"Yatırımlarda artış yaşanıyor"
Son yıllarda yatırımlarda da artış
yaşandığına, Yunanistan'dan Türkiye'ye 2006
yılında 2.8 milyar dolar, geçen yıl ise 2.3 milyar dolarlık
doğrudan yatırım gerçekleştiğine dikkat çeken
Yalçındağ, "Bu dinamiğin Türkiye'nin AB üyeliği
perspektifinden bağımsız olduğunu iddia etmek mümkün
değildir" dedi.
Yalçındağ, "Türkiye, üyelik yolunda ilerledikçe, müzakere
başlıkları açılıp kapandıkça, başta
hizmetler sektörü olmak üzere her iki ülke ekonomisinin birbirleriyle
entegrasyon düzeyinde ciddi bir artış sağlanacağı
açıktır. Her iki tarafın siyasetçilerinin bu alanda
gösterecekleri kararlılığın ve ulusal çıkar
tanımlarındaki perspektif genişliğinin önemi
ortadadır" diye konuştu.
"Ayrıca, Kıbrıs sorununun hemTürkiye-AB ilişkileri hem
de bölgesel ilişkiler açısından yarattığı
sıkıntılar daha fazla dikkate alınmalıdır"
diyen yalçındağ, "Özellikle Ada'nın güneyinde
şubat ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin
ertesinde hem kendi yöneticilerimizden, hem de Yunan siyasetçilerden
beklentimiz Ada'da her iki tarafın temsilcilerinin de popülist
baskılardan uzak bir şekilde BM çatısı altında çözüm
odaklı çalışmalarını özendirecek bir siyasal
tavır alınmasıdır" dedi.
"Karadeniz ve Hazar havzasında işbirliği..."
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye gibi Yunanistan'ın da
güçlü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Karadeniz ve
Hazar havzasının iki ülkenin ortak projeler geliştirip,
işbirliği yapabileceği bir coğrafya haline geldiğini
belirtti.
Yalçındağ, AB tarafından genişleme sürecine paralel olarak
2003 yılında temelleri atılan Avrupa Komşuluk
Politikası ve bu sene içinde AB Komisyonu kanalıyla yayınlanan
"Karadeniz Sinerjisi" ve "Orta Asya" stratejilerinin AB'nin
artık bölgeyle ilgili politikalarını teoriden pratiğe
geçirerek, güçlendirilmiş bölgesel bir işbirliği
oluşturmayı amaçladığını ortaya koyduğunu da
kaydetti.
"Ancak söz konusu coğrafyanın giderek artan önemine ve bölgedeki
ülke halklarının sahip olduğu tarih, dil, din, kültür ve etnik
yakınlıklarına rağmen bölgesel ekonomik ilişkilerin
istenilen seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir" diyen
Yalçındağ, "Bölge ülkelerinin mevcut ilişkilerinin daha da
ileriye götürülmesi gerekmektedir" dedi.
Yalçındağ söz konusu ülkelerin üretim yapılarının,
ihracat potansiyellerinin ve ithal ettikleri ürünlerinin birbirlerini
tamamladıklarını söyledi.
TÜSİAD Başkanı, "Bu kapsamda Türkiye ve Yunanistan'ın
özellikle önemli doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olan Orta Asya ile
bu ürünlere bağımlılığı gittikçe artan Batı
ülkeleri arasında doğal bir köprü olma durumu yakın zamanda
açılan Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattı ile
kuvvetlenmiştir" dedi.
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türk ve Yunan özel sektörünün bu
ülkelerle sadece enerji ve ticaret değil aynı zamanda
yatırım, hizmet sektörü ve teknoloji alanında
işbirliği imkanlarının artırılması için de
çaba harcaması gerektiğine işaret etti.
Yalçındağ, "Orta Asya'nın dünyanın yükselen iki
ekonomisi Çin ve Hindistan ile bağlantıyı sağlayan
geçiş noktasında çok stratejik bir yerde bulunduğu
unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Kurdish protesters press
for release of detained leader
By
Stefanos Evripidou
THE INTERIOR
Ministry was the scene of multiple demonstrations yesterday as Iranian asylum
seekers and Kurdish protestors filled the street outside the main gate with
flags and banners.
Around 100 Kurds marched from Eleftheria Square to the Interior Ministry
calling for the release of their leader Mohammed Ali Ahmad who was being
detained in Block 10.
Ahmad is one of the founding leaders of the Kurdish political group Yekiti
which has been banned in Syria. According to Athina Karyadi of the
Cyprus-Kurdish Friendship Association (CKFA), Ahmad faces a life sentence if he
returns to Syria.
Ahmad is also an asylum seeker who was serving a 45-day sentence for driving
without insurance. As Karyadi noted, his sentence was much less than the
six-month maximum because of mitigating circumstances, he was driving the car
of his brother-in-law who was too drunk to drive.
After completing the sentence, instead of releasing him, police used a
provision in the law which allows asylum seekers who have committed an offence
to be detained until their application is processed. And so, Ahmad was moved to
Block 10, like many asylum seekers who complete sentences for small offences.
Unlike others though, he has all his documents and papers in check.
Karyadi maintained that during his time in Block 10, the authorities had issued
a deportation order against him.
“He is legal here. They want to deport him and have been pushing him to sign
deportation papers. If he goes back, he faces an automatic life sentence for
being a key leader in Yekiti,” she noted.
Ahmad has a wife and four children living in Cyprus. Interior Minister Christos
Patsalides came out of his office to speak to the protestors. He maintained
that Cyprus was bound by international rules and laws on asylum that had to be
followed and respected. He noted that the authorities were acting within the
law by keeping him in jail until his asylum status could be determined since he
had broken the law.
A representative from the migrant support group KISA questioned why Cyprus kept
this “colonial law” that allowed a migration officer to detain someone
indefinitely for committing a petty crime.
“This man is not a danger to public safety. Why do we still have these laws
dating from colonial times?” asked Doros Polycarpou.
“We should all have trust in the institutions of the state, and to understand
there are certain rules and principles that have to be followed,” said
Patsalides. He made no mention of police efforts to deport him back to Syria.
After some commotion and promises by the protesters to camp outside the
ministry until Ahmad was released, the minister left. Once back in his office,
he invited the wife of Ahmad and representatives of the CKFA for talks. He told
them he would look into the case and make a decision next Tuesday. The
demonstrating crowd was sufficiently placated by his promise, and agreed to
march back to Eleftheria Square.
Only a group of Iranian women and children protesting against the detention of
their asylum seeking husbands were left behind, camped outside the main gate.
CYPRUS MAIL 25/01/08
EU says ue of north
ports not illegal
THE EUROPEAN
Commission does not consider illegal the use of ports in occupied northern
Cyprus, an EU official has said.
In a reply to a question European MP Marios Matsakis regarding a controversial
ferry service between occupied Famagusta and Syria, EU Enlargement Commissioner
Olli Rehn said the use of ports in the north was not prohibited.
“Based on the general principles of international law, entry and exit of
vessels from sea ports in the northern part of Cyprus is not prohibited,” Rehn
is quoted as saying in an announcement released by Matsakis.
“The Commission is not in a position to intervene regarding the Syrian
authorities,” the EU official said.
Matsakis had asked for the condemnation of “Syria’s unacceptable stance on the
issue” and a warning that continuing this could have repercussions on its
relations with the EU.
Rehn’s comment did not come as a surprise to the Cypriot government.
“Mr Rehn’s and in general the European Commission’s approach is clearly
legalistic,” Government Spokesman Vasilis Palmas said.
The spokesman said the Commission’s position is nothing new and is “directly connected
with the position and view on direct trade with which we disgree.”
The Commission has been trying for years to open direct trade with the Turkish
Cypriot breakaway state, something which Nicosia strongly rejects arguing it
would mean indirect recognition.
“As the Republic of Cyprus, we try to safeguard our state’s interests, with
every way and means,” Palmas said.
Meanwhile, the ferry service was suspended around two weeks ago after Georgia
struck the vessel from its registry.
The much-advertised service started in October but was not doing well and
recently cut back to one trip a week from two, due to low passenger numbers.
On top of that, it had turned into a convenient means for illegal immigrants to
gain entry into the government-controlled areas and Europe through the occupied
north.
CYPRUS MAIL 25/01/08
Karamanlis lauds Ataturk
on historic trip to Turkey
GREECE'S
prime minister, on a historic visit to ancient rival Turkey, yesterday paid
tribute to Mustafa Kemal Ataturk who founded the modern Turkish republic and
once drove Greek armies into the sea.
Costas Karamanlis laid a wreath at Ataturk's tomb in the Ankara mausoleum but
did not visit its museum, which celebrates Turkey's crushing military victory
over Greece in 1922 with models, pictures, memorabilia and recordings of
martial music.
Karamanlis is the first Greek leader to pay an official visit to Ankara since
his uncle came in 1959 and it caps a decade of steadily improving economic and
political ties between the two rivals, which are also NATO allies.
"Kemal Ataturk and [then Greek leader] Eleftherios Venizelos had the
political courage, will and vision not to allow the conflicts and tragedies of
the past to become an obstacle to... building a better future of peace and
co-operation to the benefit of the two peoples," Karamanlis wrote in the
visitors' book.
After the wars accompanying the collapse of the old Ottoman Empire and the 1923
declaration of the Turkish republic, Ataturk and Venizelos successfully
restored cordial bilateral ties. Ataturk, revered by Turks as the "Great
Leader", died in 1938.
Karamanlis and Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan promised on Wednesday to
increase bilateral trade, now worth $2.8 billion, and to boost tourism, energy
and security ties.
The Greek leader also reaffirmed his support for Turkey's efforts to join the
European Union, but said Turkey must meet all EU criteria, including respect
for human rights and religious freedoms.
Turkey is home to a tiny Greek Orthodox community, remnant of a much larger
population that enjoyed wealth and influence in Ottoman times but now complains
of discrimination.
On Wednesday, Karamanlis urged Turkey to normalise relations with Cyprus.
"It is necessary for Turkey to normalise its relations with Cyprus [for
its EU bid]," Karamanlis said.
Erdogan called for a redoubling of diplomatic efforts to reunite the island
after Cyprus’ presidential elections next month.
"The process after the elections is very important. We expect an effort
from Mr Karamanlis to restart the negotiations," Erdogan said.
After talks with President Abdullah Gul, Karamanlis was due to fly to Istanbul
later yesterday to meet Turkish business leaders and Patriarch Bartholomew,
spiritual head of the world's Orthodox Christians.
Bartholomew, an ethnic Greek but Turkish citizen, is based in Istanbul, which
as Constantinople was for centuries capital of the Greek-speaking Byzantine
Empire until its fall to Muslim Ottoman Turks in 1453.
CYPRUS MAIL 25/01/08
Reconsidering the Bases?
By
Andreas Avgousti
MUCH ADO
about nothing seems to be the conclusion one can draw from President Tassos
Papadopoulos’ claim that the government has told Great Britain that his
government is reconsidering the status of the Sovereign Base Areas (SBA).
The issue has been looming under the surface of political discourse ever since
Britain signed a strategic partnership with Turkey on October 23.
The agreement focused on Turkey's bid to join the European Union as well as
joint co-operation against terrorism, but crucially referred to the occupied
areas as the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ (TRNC).
According to the government, this constitutes implicit recognition of the TRNC
by Britain.
“The strategic agreement was a negative development,” Papadopoulos said earlier
this week.
“We have notified the British that the whole gamut of issues regarding the
bases, their status, the status of Cypriot citizens [living on the bases] and
the treaties are, for us, under reconsideration.”
He made the comments when replying to questions regarding the problems for the
funding of businesses within the SBA areas.
The President said that there was a problem with the introduction of the euro
in the Bases, since the UK has not entered the eurozone, adding that efforts
for the acquis communautaire to apply to the Bases were continuing.
A British High Commission spokesman in Nicosia had no immediate comment to make
on whether the government had contacted them about the issue.
However, he did tell the Mail that, “Our line is that we remain confident about
the legal status of the SBA.”
Spokesman for the SBA Dennis Barnes was in full agreement, adding that, “Any
wider discussion should be held with the High Commission and not with us.”
“We would not expect the government to contact us about political and/or legal
matters.”
The Greek Cypriot press yesterday offered little in the way of evidence for
moves made by the Papadopoulos government, which would excuse the so-called
“reconsideration”.
In an article, Alithia wrote that, “the government has never raised the SBA
issue either by contacting the British High Commissioner or through the Cyprus
High Commission in London, or indeed via the Foreign Ministry or at high level
meetings.”
In its editorial, Simerini also pointed out that, “beyond the general
proclamations made on the issue, little is to be found which confirms the
government’s stated intentions” to reconsider the SBA status.
Ever since they were first instituted as part of the 1960 London-Zurich
founding agreements, the SBA have been source of disaffection for the Cypriots.
Britain is Cyprus’ largest trading partner and accounts for the most tourists
to the island.
CYPRUS MAIL 25/01/08
AB'ye uyum
için kollar sıvandı
UYUM ÇALIŞMALARI 12 BAŞLIK ALTINDA YÜRÜTÜLÜYOR... AB'yle
başlatılan uyum çalışmaları, "Sermayenin serbest
hareketi", "Kamu ihaleleri", "Şirketler hukuku",
"Rekabet hukuku", "Mali hizmetler", "Ziraat ve
kırsal gelişmeler", "Gıda güvenliği",
"Ulaştırma politikaları", "İstatistik",
"Sosyal politika çalışmaları", "Çevre", ve
"Tüketicilerin ve sağlığının korunması"
olmak üzere 12 başlık altında yürütülüyor. AB heyeti, önceki gün
de uyum çalışmaları konusunda Bakanlar Kurulu'na brifing
vermişti
BİLGİ VERİLDİ, GÖRÜŞ ALINDI...
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleşen
toplantıya; CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve CTP-BG milletvekilleri
Özkan Yorgancıoğlu ile Alpay Afşaroğlu, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP Milletvekili Hasan Taçoy
ve Ersin Tatar, DP Parti Meclisi üyeleri Ata Atun ile Bengü Şonya, TDP
Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve ÖRP'den Ahmet Atamer ile
Rasıh Reşat katıldı. Yaklaşık 1,5 saat süren
toplantıda AB heyeti çalışmalarına ilişkin bilgi
verdi, siyasi parti temsilcilerinin görüşünü aldı
Kıbrıs Türkü ile uyum çalışmaları
başlatan Avrupa Birliği (AB) yetkilileri, dün siyasi parti
temsilcileriyle bir araya geldi.
Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü
Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi Başkanı Andrew
Rasbash ile AB Destek Ofisi Direktörü Alain Bothorel'in başkanlık
ettiği AB heyeti, Kıbrıs Türkleri ile 12 başlık
altında başlatılan uyum çalışmaları hakkında
bilgi verip, siyasi parti temsilcilerinin görüşünü aldı.
Başlatılan uyum çalışmaları, "Sermayenin
serbest hareketi", "Kamu ihaleleri", "Şirketler
hukuku", "Rekabet hukuku", "Mali hizmetler",
"Ziraat ve kırsal gelişmeler", "Gıda
güvenliği", "Ulaştırma politikaları",
"İstatistik", "Sosyal politika
çalışmaları", "Çevre", "Tüketicilerin ve
sağlığının korunması"
başlıkları altında yürütülüyor.
AB heyeti, önceki gün de uyum çalışmaları konusunda
Bakanlar Kurulu'na brifing vermişti.
Siyasi parti temsilcileri
görüşlerini ortaya koydu
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleşen
toplantıya; CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve CTP-BG milletvekilleri
Özkan Yorgancıoğlu ile Alpay Afşaroğlu, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP Milletvekili Hasan Taçoy
ve Ersin Tatar, DP Parti Meclisi üyeleri Ata Atun ile Bengü Şonya, TDP
Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve ÖRP'den Ahmet Atamer ile
Rasıh Reşat katıldı.
Siyasi parti temsilcileri yaklaşık 1,5 saat süren
toplantıdan çıkışta basına açıklamalarda bulundu.
Kalyoncu: Uyum çalışması
sürecinde çözüm için de çaba...
CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Kıbrıs Türk
halkının AB ile uyumunu sağlamak üzere çözümü hedefleyen
girişimin bir süredir devam ettiğini söyledi.
AB'nin, Rumların tüm itirazlarına rağmen,
Kıbrıs Türk halkının temsilcilerine resmi bir yazı
yollayarak, uyum çalışmalarının başlaması
girişiminde bulunduğunu kaydeden Kalyoncu, "Bugün, 12
başlıkla ilgili uyum çalışmasının başladığı
ilan edilmiştir. Ancak bu işin temeli uzun süre önce Brüksel'de
atılmıştı. Temsilcilerimiz orada bir ön çalışma
yapmıştı" dedi.
Kalyoncu, bütün siyasi partilerin, Kıbrıs Türk
halkının böyle bir gelişmeyi hak ettiğini ve daha iyi bir
yaşam için böyle bir uyuma destek vereceklerini toplantıda beyan
ettiklerini söyledi.
Uyum çalışmaları çerçevesinde son günlerde
hazırlanan terör-kara paranın aklanmasıyla ilgili
yasaların, AB temsilcileriyle birlikte hazırlandığına
işaret eden Ömer Kalyoncu, Rekabet Yasası'nın da aynı
şekilde hazırlandığını belirtti.
Kalyoncu, AB yetkilileriyle birlikte yapılması gereken AB ile
uyum çalışmalarının başlamasının memnuniyet
verici olduğunu söyledi.
Çalışmalara başlamanın "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin egemenliğinin tanınması anlamına
gelmediğine işaret eden Kalyoncu, çalışmaların, AB'nin
ayrı bir kararıyla başladığını belirtti.
Uyum çalışması sürecinde çözüm için de çaba
harcanacağını kaydeden Kalyoncu, Kıbrıs Türkü'nün
çözüm olana kadar kendi kendini temsil edip, bu çalışmaya katkı
koyacağına vurgu yaptı.
Ömer Kalyoncu, toplantıda 259 milyon Euro'luk yardımın
harcanması konusunda da bilgilendirildiklerini söyledi.
Ertuğruloğlu: AB ile ilişki KKTC'yi
inkar etme anlamında değildir
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, AB ile diyalog
içinde olmanın önemine işaret ederek, öğrenecek çok şey
bulunduğunu, ancak bu ilişkiyi doğru perspektife oturtmak
gerektiğini söyledi.
Ertuğruloğlu, "Bu ilişki, Rumların tüm
Kıbrıs adına AB'ye üye olduğunu kabul etme anlamında
değildir. Bu ilişki, herhangi bir şekilde KKTC'yi inkâr etme
anlamında değildir. Bu pozisyonumuzu açık açık ifade
ettik" dedi.
UBP'nin AB ile ilişkiyi tamamıyla teknik düzeyde
değerlendirdiğini belirten Ertuğruloğlu, Kıbrıs
Türk halkının yaşam standardını daha iyiye çekebilme
adına öğrenilebilecek şeyler ve teknik anlamda katkı alma
adına bu ilişkiden fayda umduklarını kaydetti.
Tahsin Ertuğruloğlu, siyasi tartışmaya girmeden bu
düzeyde Kıbrıs Türkü'nün yararına olabilecek ve yaşam
standardını artırabilecek önlemlerin alınabilmesi konusunda
UBP olarak üzerlerine düşeni yapmaya ve öğrenmeye
çalıştıklarını söyledi.
Görüşmenin yararlı olup olmadığının
sorulması üzerine Ertuğruloğlu, "İleriki safhalarda
yararlı olacağını umuyoruz. Bu bir başlangıç. Ne
öngörüldüğüyle ilgili bir sunuş yapıldı" dedi.
Ertuğruloğlu, AB yetkililerinin de ifade ettiği gibi,
sürecin çok zor olacağına işaret ederek, Kıbrıs
konusunun özel koşulları ve siyasi boyutu dikkate
alındığı zaman, problemlerle karşı
karşıya kalmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Niyetin; Kıbrıs Türk halkının yaşam
standardını artırmak olmasının iyi bir şey
olduğunu kaydeden Ertuğruloğlu, süreç zor olacak diye de bir
şey yapmamanın doğru olmayacağını belirtti.
Atun: AB ile çalışmalar
Kıbrıs Türk kimliğiyle
DP Parti Meclisi Üyesi Ata Atun da açıklamasında,
Kıbrıs Türkü'nün AB'ye girmesinin sonuna kadar arkasında
olduklarına işaret ederek, AB Mali Yardım Komitesi'nin siyasi
partilerle yaptığı toplantıyı desteklediklerini söyledi.
Atun, toplantının başında, "Mali Yardım
Tüzüğü ve AB Kıbrıs Tüzüğü'nde yer alan Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC topraklarında hakkı bulunuyor
ve söz sahibidir hükmüne itiraz ettiklerini" belirtti.
Ata Atun, "AB ile çalışmaların; herhangi bir çözüm
olsa da, olmasa da Kıbrıs Türk kimliğiyle devam ettirilmesine
destek vereceğimizi de belirttik. Toplantıyı yararlı
görüyoruz. Eğer bizim düşündüğümüz koşullarda devam ederse,
her türlü desteği vermeye de hazırız" dedi.
Çakıcı: Halkı kandırmamak gerekir
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise
açıklamasında, AB'ye doğru adım adım
ilerlenildiğini belirterek, gelecekte federal bir yapının
kurulması ve çözüm olmasına bağlı olarak Kıbrıs
Türkü'nün de AB'de yer alacağını söyledi.
AB ile, özellikle AB müktesebatıyla uyum
çalışmalarının da ileriye götürülmesi gerektiğini
belirten Çakıcı, "Hem uyum çalışmaları olacak,
hem de 259 milyon Euro'luk mali yardım hayata geçecek. Ne zaman ki çözüm
olacak, Kıbrıs Türkleri de AB içinde yer alacak" dedi.
Mehmet Çakıcı, Kıbrıs Türkü'nün bireysel olarak AB
üyesi olduğunu ve bundan doğan haklarını kullandığını
kaydederek, toplumsal hakların da kullanılması gerektiğini
söyledi.
Uyum çalışmalarının doğru
anlaşılması gerektiğini ifade eden Çakıcı,
"Bu; KKTC ile uyumlaştırma çalışması
değildir. Çözümle olacak olan bir AB'ye giriş sürecinin
hazırlığıdır" dedi.
Çakıcı, şöyle devam etti:
"12 başlığı, KKTC AB'ye giriyor yalanıyla
yansıtıp, halkı kandırmamak gerekir. Kıbrıs
Türkü, bir çözümle AB'ye girecek. Bu çözümün şartları da ortada:
İki toplumlu, iki bölgeli federal Kıbrıs'tır bunun
adı. KKTC ile uyumlaştırma çalışmaları
yapılıyor noktasını benimsemedikleri metin içinde yer
almaktadır."
Mehmet Çakıcı konuşmasının sonunda, AB
karşıtı partilere; "Hem ağlarım hem giderim
olmaz. AB'ye gittiğimiz ortadadır. Bunun için herkes kendini bir
çözüme hazırlamalı. Ancak bu çözüm, KKTC zemininde bir çözüm
değildir. BM parametreleri ortada. Kendimizi federal çözüme de
uyumlaştırmamız lazım" çağrısında
bulundu.
KIBRIS 25/01/08
Komisyondan
Tassos'a tokat
AB KOMİSYONU: LİMANLARIMIZ MEŞRU... Rum
basınında yer alan haberlere göre, Rehn, limanlarla ilgili
görüşlerini, Rum Avrupa Milletvekili ve Rum Yönetimi
Başkanlığı adaylarından Marios Matsakis'e,
Mağusa-Lazkiye seferleriyle ilgili şikâyetine gönderdiği
yanıt mektubunda ortaya koydu. Simerini "Avrupa Komisyonu:
İşgal Limanlarının İşlemesi Yasak Değil
-Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Yeni Bir Arkadan Hançerleme"
başlığıyla yer verdiği haberde, Rehn'in, KKTC
limanlarının uluslararası denizcilik tarafından kullanılmasını
meşru kabul ettiği belirtildi
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, uluslararası
hukuk kurallarına göre KKTC limanlarının
kullanılmasının yasadışı
olmadığını belirtti.
Rum basınında yer alan haberlere göre Rehn, limanlarla ilgili
görüşlerini, Rum Avrupa Milletvekili ve Rum Yönetimi
Başkanlığı adaylarından Marios Matsakis'e,
Mağusa-Lazkiye seferleriyle ilgili şikâyetine gönderdiği
yanıt mektubunda dile getirdi.
Simerini de "Avrupa Komisyonu: İşgal
Limanlarının İşlemesi Yasak Değil -Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne Yeni Bir Arkadan Hançerleme" başlığıyla
yer alan haberde, Rehn'in KKTC limanlarının uluslararası
denizcilik tarafından kullanılmasını meşru kabul
ettiği belirtildi.
Rehn'in mektubunda, uluslararası hukukun genel kurallarına
göre gemilerin Kuzey Kıbrıs deniz limanlarına
giriş-çıkış yapmalarının yasak
olmadığı ve konunun "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile
Suriye Arap Cumhuriyeti arasında çözülmesi gerektiği yönünde
görüş ortaya koyduğu kaydedildi.
AB Komisyonu'na yolladığı mektupta Mağusa-Lazkiye
arasındaki yasadışı feribot seferini şikâyet ederek
AB'nin müdahale etmesini isteyen Matsakis, Rehn'in yanıtını
"AB, detaylı olarak incelediği uluslararası hukuk
kuralları temelinde, işgal altındaki
limanlarımızın kullanılmasının
yasadışı olmadığını söylüyor. Bu
kesindir" şeklinde yorumladı.
KIBRIS 25/01/08
Oya Talat:
Avrupa'yla bütünleşmek ve geleceği paylaşmak için Brüksel'deydik
Arzu KÖPRÜLÜ- T.A.K.
Aralarında siyasi partilerin kadın kolları ve sivil
toplum örgütü temsilcilerinin de yer aldığı 30 civarında
kadın, Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlara karşı
ses vermek amacıyla önceki gün Brüksel'de bir dizi etkinlik
gerçekleştirdi.
Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat
öncülüğünde, AB Parlamentosu Hollanda Parlamenteri Emine Bozkurt'un ev
sahipliğinde yapılan bir dizi etkinlikte, "Kıbrıs Türkü'nü
görmezlikten gelmeyin" mesajıyla izolasyonlara karşı isyan
dile getirildi.
Basın toplantısı, resepsiyon, sergi...
Etkinlikler çerçevesinde Oya Talat, AP Parlamenteri Emine Bozkurt ile
birlikte Parlamento binasında ortak bir basın toplantısı
düzenleyerek Kıbrıs sorunu hakkında bilgi verdi,
Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı
izolasyonları anlattı ve soruları yanıtladı.
Basın toplantısının ardından sanatçı
Ayhatun Ateşin'in dizaynıyla "Hundred of Footsteps: Turkish
Cypriot Womans Journey Agains Izolasion" (Yüzlerce Adım:
Kıbrıs Türk Kadınının İzolasyonlara
Karşı Yolculuğu) adlı bir sergi düzenlendi ve resepsiyon
verildi.
Kadın ayakkabılarından oluşan serginin
açılışında kısa bir konuşma yapan Oya Talat,
"Kıbrıs sorunu çözülmeden ada onurlu ve aktif bir Avrupa
Birliği üyesi olamaz" dedi ve Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların kaldırılması için Avrupa'dan
destek istedi.
Sergide ayrıca Kıbrıs sorununun tarihsel sürecinin
anlatıldığı bir de slayt gösterimi yapıldı.
Parlamento binasında bir ilk...
Ayakkabılar OXFAM'a...
Serginin ardından Kıbrıslı Türk kadınlar bir
ilke imza atarak, parlamento binasında resepsiyon düzenledi. Resepsiyon
sırasında Parlamento çalışanlarına Kıbrıs'a
has hediyeler ve bildiri dağıtıldı.
Etkinliklerin ardından Kuzey Kıbrıs'tan getirilerek
sergilenen ayakkabılar uluslararası yardım kuruluşu OXFAM'a
bağışlanmak üzere yetkililere teslim edildi.
Oya Talat, Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Kirspy
Kolthoss'la da görüştü.
Etkinliklerin tamamlanmasının ardından Oya Talat,
katkılarından dolayı KKTC Brüksel temsilcisi Yalçın Vehit'e
kadın hareketini simgeleyen bir fotoğraf hediye etti.
Emine Bozkurt da, KKTC ekibine parlamento binasında öğle
yemeği verdi.
Resepsiyona Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan
Bozkır da katıldı.
Talat: Avrupa'yla bütünleşmek için geldik
Oya Talat, basın toplantısında, Kıbrıslı
Türklerin barış ve sınırsız yaşam isteğini
vurgulamak üzere yüzlerce ayakkabının Brüksel'e getirildiğini
belirterek, "Bunlar Avrupa Birliği'ne ulaşmayı ve dünya
vatandaşı olmayı kısıtlayan kabul edilemez
izolasyonların kaldırılmasını hedefleyen
Kıbrıslı Türk kadınlarının
adımlarıdır" dedi.
Üç jenerasyon kadının Avrupa ile bütünleşmek ve
geleceği paylaşmak için Brüksel'e gittiğini belirten Talat,
"Biz buraya, Kıbrıs Türklerine yapılan haksız
muamelelerin kaldırılması için verilen sözleri Avrupa
Birliği'ne hatırlatmak ve temelde insan haklarının kabulü
için geldik. Biz buraya dünyadaki gerçek yerimizin tanınması için
geldik" diye konuştu.
Trajedi ve kayıplar öyküsü
Yaklaşık yarım asırdır devam eden
Kıbrıs sorununun ve geç kalmış çözümsüzlüğün
dünyayı meşgul ettiğini anlatan Talat, bu sürecin üzüntü,
trajedi ve kayıplarla dolu olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türklerinin, geçmişin acı
hatıralarını bir tarafa bırakıp geleceğe umutla
bakmaya karar verdiğine işaret eden Talat, Kıbrıslı
Türklerin sorunun çözümü ve AB'ye dahil olmak için Annan Planı'na olumlu
oy verdiğini anlattı.
Kıbrıs Türkü'nün evet demesine karşın Rumların
tek yanlı AB üyeliğiyle birliği Kıbrıs sorununa taraf
yaptığına ve barışçıl bir çözümü
zorlaştırdığına dikkat çeken Talat, özetle
şunları söyledi:
"26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Türklerin evet
oylarını dikkate alan Avrupa Konseyi bir bildiri yayınlayarak
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına ve Komisyon'un çalışmalara
başlamasına karar vermiştir. Kıbrıs Türklerinin
ekonomisinin gelişmesine yardımcı olmak amacı ile Kuzey'den
Güney'e mal gönderilmesine olanak sağlamak amacı ile Yeşil Hat
Yönetmenliği hazırlamış ancak düzenlemenin uygulamadaki
zorlukları hala kaldırılmamıştır."
Tüzükler izolasyonların örneği
Bunun yanında Mali Yardım ve Direkt Ticaret tüzüklerinin
Komisyon tarafından önerildiğini, ancak Direk Ticaret Tüzüğü'nün
Rumların engellemesiyle ele alınamadığını da
anlatan Talat, Mali Yardım Tüzüğü'nün ise onaylanmasına
karşın uygulamadaki zorlukların devam ettiğini
vurguladı.
Biz varız, gözünüzle görün...
"Bugün, bu asırda insanların etnik
farklılıklar dolayısıyla birbirinden nefret etmeleri, kavga
etmeleri, savaş halinde olmaları ve birbirlerini öldürmeleri
anlaşılır bir şey değil" diyen Oya Talat,
çatışma ve savaş ortamında büyüyen kadınlar olarak
barışa, çok kültürlülüğe ve yaşama değer verdiklerini
anlattı.
Talat "Biz böyle bir hayat tarzını arzulamaktayız
ve burada bu görkemli parlamento binasında bulunmamızın sebebi
bu özlemdir. Avrupa Birliği üyesi olmayı, Avrupa topluluğunun
bir parçası olmayı arzulamaktayız" diye konuştu.
Talat, özetle şunları kaydetti:
"Biz burada, Avrupa Parlamentosu'nda, bizi görünmez ve hiç var
olmamış addeden zihniyetlere sesimizi duyurmak istiyoruz.
Bağırarak söylemek isteriz ki, 'biz varız, bizi gözünüzle görün,
görmezlikten gelmeyin'. Yıllarca kalıcı bir çözüm için caba sarf
ettik. Biz bunları hak etmiyoruz ve Avrupa Birliği'nden izole
edilmeyi koşulsuz reddediyoruz..."
İzolasyonlara vurgu yaparken, Kıbrıs Türkü'nün Brüksel
ve diğer ülkelere kendi pasaportlarıyla seyahat edemediklerini
anlatan Talat, "Seyahat haklarımız kısıtlı,
eğitim haklarımız kaldırıldı, ekonomik
faaliyetlere engel kondu...Şahsi fedakarlıklarla ve Türkiye'nin
yardımıyla bugünkü karanlıktan çıkıp geleceğimizi
aydınlatmaya çalışıyoruz" diye konuştu.
Bütünleşmek istiyoruz...
Kıbrıs Türkü'nün Avrupa Birliği ile bütünleşmek
istediğini anlatan Talat, Avrupa Birliği'ni, Kıbrıs
Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılmasına
yardımcı olmaya ve kalıcı bir çözüm için çaba sarf etmeye
çağırdı.
Talat, yanlarında getirdikleri ayakkabıları
uluslararası yardım kuruluşu OXFAM'a
bağışlayacaklarını ve böylece "Kıbrıs
Türk kadınlarının adımlarının, hem içte hem
dünyada barış için savaşanlara ilham kaynağı
olacağını" belirtti.
Bozkurt: destek sürecek
AB Parlamentosu Hollanda Parlamenteri Emine Bozkurt da,
Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksız
izolasyonları anlatarak konuyla ilgili örnekler verdi.
Kıbrıslı Türklere her konuda destek olmak için elinden
geleni yapmaya devam edeceğini belirten Bozkurt, Kıbrıs
sorununda yaşanan süreç ve atılan adımlar hakkında
ayrıntılı bilgi verdi.
Basın toplantısının sonunda Oya Talat ve Emine
Bozkurt konuyla ilgili soruları da yanıtladı.
Önceki gün, gün boyunca süren yoğun etkinlik programıyla
Brüksel ziyaretini tamamlayan Oya Talat ve Kıbrıslı Türk
kadın grubu, dün akşam geç saatlerde KKTC'ye döndü.
KIBRIS 25/01/08