Mülkiyet formülümüz var, önereceğiz

ANNAN PLANI BENZERİ BİR FORMÜL... Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerde en zorlu konuların mülkiyet ve toprak ayarlamaları olacağını vurguladı ve detaya girmeden mülkiyet konusunda formül hazırladıklarını ve masaya götürerek tartışacaklarını söyledi. Talat, "En zorlu konu mülkiyet. Çünkü herkesi, her bireyi ilgilendiriyor. Çözümü karmaşık bir sorun... 30-40 yıl geçmiş, mallar kaç tane el değiştirmiş. Üstelik Kıbrıslı Türkler de, Rumlar da mal konusunda hassas. Bu nedenle mülkiyet zorlu konu" diye konuştu. Mülkiyet konusunda nasıl bir öneriyle masaya gidecekleri konusunda ise "Formülümüz var, önereceğiz" diyen Talat, "Annan Planı benzeri bir formül" dedi ancak daha fazla detay vermedi

"ANNAN PLANI, BİZİM MASAMIZDA"... Cumhurbaşkanı Talat, müzakere zeminiyle ilgili tartışmaların anımsatılması üzerine özetle şunları söyledi: "En son zemin Annan Planı'ydı ve biz, 'bu yeni sürece bıraktığımız yerden başlayalım, yani Annan Planı'ndan başlayalım' dedik, ama kabul ettiremedik. Tarafların istedikleri konuyu masaya getirmeleri şeklinde başladı. Ancak komiteler için ortak gündem saptandı. Bu önemli. Bu konular, bu ortak gündem müzakerelerde nelerin görüşüleceğini gösterir... Özetle zemin BM parametreleri ve müzakere birikimidir. Örneğin yargı tartışılırken Annan Planı'na, Gali Fikirler Dizisi'ne bakılacak. Yani Annan Planı ortak zemin değil ama bizim masamızda, bizim önümüzde duruyor"

T.A.K. -Nezire GÜRKAN

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kapsamlı müzakerelere hazırlık amacıyla çalışmalarını sürdüren teknik komiteler ile çalışma gruplarında görüş farklılıklarına rağmen genel havanın olumlu olduğunu belirterek, "Bir taraf caymazsa haziranda müzakereler başlayacak" dedi.

Müzakereler ve çözüm konusundaki kararlılığını "Hiç bir zaman bu kadar şans olmamıştı" sözleriyle dile getiren Talat, müzakerelerde en zorlu konuların mülkiyet ve toprak ayarlamaları olacağını vurguladı. Detaya girmeden mülkiyet konusunda formül hazırladıklarını ve masaya götürerek tartışacaklarını söyleyen Talat, toprak ayarlamaları konusunda ise, "Harita ancak her konuda ilerleme olursa konuşulabilir. O nedenle harita çalışması yapmadık" dedi.

Komitelerden sistemli rapor

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ledra Palace'ta çalışmalarını sürdüren iki toplumlu teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarını sistemli olarak izlediğini, günlük bilgi ve rapor aldığını belirterek, "Farklı görüşler var, aksamalar oluyor ama çoğunlukla hava olumlu" dedi.

Komite ve çalışma gruplarında her konunun konuşulduğunu ancak pazarlık yapılmadığını söyleyen Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la 23 Mayıs'ta yapacakları görüşmede komitelerin çalışmalarının değerlendirileceğini belirtti.

Sosyal ilişkiler olumlu yansır

Rum Yönetimi Başkanlığına Dimitris Hristofyas'ın seçilmesiyle oluşan olumlu havanın ve artan sosyal ilişkilerin müzakerelere de yansıyacağına inandığını söyleyen Talat, müzakerelerin alt yapısını oluşturmak amacıyla kurulan komite ve çalışma gruplarının çalışmaya başlamasının, hatta ortak gündem belirlemelerinin de bu olumlu havanın ürünü olduğunu vurguladı.

Haziranda başlar mı?

BM gözetiminde 21 Mart'ta yapılan görüşmede varılan mutabakat uyarınca kapsamlı müzakerelerin haziran ayında başlayacağını söyleyen Talat, müzakereler öncesinde 23 Mayıs'ta yapılacak görüşmede ise çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarına ilişkin genel değerlendirme yapılacağını yineledi.

Bu görüşmeye geçtiğimiz hafta Slovakya Büyükelçiliği'nin organizasyonuyla Ledra Palace'ta yapılan resepsiyonda Hristofyas'la birlikte karar verdiklerini, tarihin ise ertesi gün çalışma arkadaşlarının temasıyla kesinleştiğini anlatan Talat, Rum liderlerin müzakere tarihinin gecikebileceğine ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine, "Mutabakat haziranda başlaması yönünde. Şu anki gelişmelere göre gecikmeyi gerektirecek bir durum yok. Bir taraf caymazsa haziranda başlayacak" dedi.

Talat, müzakerelerin başlamasıyla birlikte BM Genel Sekreteri'nin yeni bir danışman atayacağını da bildirdi. Yeni danışmanın geçmişte De-Soto'nun yaptığı görevi yapacağını belirten Talat, isim konusunda bilgileri olmadığını da kaydetti.

Zemin BM parametreleri

Cumhurbaşkanı Talat, müzakere zeminiyle ilgili tartışmaların anımsatılması üzerine de, özetle şunları söyledi:

"En son zemin Annan Planı'ydı ve biz, 'bu yeni sürece bıraktığımız yerden başlayalım, yani Annan Planı'ndan başlayalım' dedik, ama kabul ettiremedik. Tarafların istedikleri konuyu masaya getirmeleri şeklinde başladı. Ancak komiteler için ortak gündem saptandı. Bu önemli. Bu konular, bu ortak gündem müzakerelerde nelerin görüşüleceğini gösterir... Özetle zemin BM parametreleri ve müzakere birikimidir. Örneğin yargı tartışılırken Annan Planı'na, Gali Fikirler Dizisi'ne bakılacak. Yani Annan Planı ortak zemin değil ama bizim masamızda, bizim önümüzde duruyor..."

Mülkiyet dikenli konu

Müzakere sürecine yönelik hazırlıkların devam ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya karşılık, "En zorlu konu mülkiyet. Çünkü herkesi, her bireyi ilgilendiriyor. Çözümü karmaşık bir sorun... 30-40 yıl geçmiş, mallar kaç tane el değiştirmiş. Üstelik Kıbrıslı Türkler de, Rumlar da mal konusunda hassas. Bu nedenle mülkiyet zorlu konu" diye konuştu.

Mülkiyet konusunda nasıl bir öneriyle masaya gidecekleri konusunda "Formülümüz var, önereceğiz" diyen Talat, "Annan Planı benzeri bir formül" dedi ancak daha fazla detay vermedi.

Konunun çalışma gruplarında da tartışıldığını ancak pazarlık yapılmadığını söyleyen Talat, "İlgili çalışma grubundan aldığımız bilgiler de bu konunun zorlu olacağını gösteriyor" dedi.

Toprak da zorlu konulardan

Toprak ayarlamasını da bir diğer zorlu konu olarak sıralayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kurucu devletlerin haritalarının belirlenmesi özlü ve dikenli konulardan... Ancak bu konuda bir çalışma yapmadık. Çünkü harita ancak birçok konuda ilerleme olursa konuşulabilir. Aksi halde ekonomi felç olur" ifadelerini kullandı.

Garantiler ve vatandaşlık

Rum liderler tarafından sürekli gündemde tutulan garantiler konusunda ise Talat, "Bizim açımızdan zorlu bir konu değil. Garantiler uluslararası anlaşmaların parçası. Bunu zorlayacak konular olursa ancak zorlu olabilir" dedi.

Garanti anlaşmalarının değişmeden kalması görüşünde olduklarını yineleyen Talat, Rum liderler tarafından sürekli sorun olarak gündeme getirilen vatandaşlık ve nüfus konusunda da, "Problem olacağını sanmıyorum. Yanlış bilgiler üzerine yorum yaptıkları için ciddi problem olarak ortaya koyuyorlar" diye konuştu.

Hristofyas çözüme inanıyor mu?

Rum Lider Hristofyas'ın barış ve federal çözüme yönelik söylemlerini inandırıcı bulup bulmadığının sorulması üzerine de Talat, "Papadopulos yıllarca adını koymadan üniter devleti savundu, Rum toplumu da çözüme hiç hazırlanmadı. Şimdi Hristofyas federal çözüme inandığını söylüyor. Zaten politik yaşamına bakılırsa inanması lazım... Gerçekten inanıyor mu, çözüm istiyor mu, bunu bekleyip görmek lazım. Müzakere süreci bize bunu gösterecek" dedi.

Bu defa çok daha mümkün

Görüşme sürecine rağmen toplumda heyecan olmamasını ise referandumla yaşanan hayal kırıklığına bağlayan Talat, "toplumun geçmişteki gibi söylemle ve eylemle güçlü hareket oluşturmamasında, liderin çözüm istencinin önemli rol oynadığını" da söyledi.

"Toplumda çözüm olacağına dair güçlü inanç yok, siz inanıyor musunuz gerçekten" sorusuna ise Talat, "Ben bu defa sorunun çözümünün çok daha mümkün olduğuna inanıyorum. Çünkü iki tarafta da orijinal duruşu çözümsüzlük olmayan liderler var. Çözüm olmaması için bir neden yok... Ama Hristofyas kiliseden, Papadopulos'tan nasıl etkilenir onu zaman gösterecek" karşılığını verdi.

Türkiye'nin çözüm sürecine güçlü destek verdiğini ve herhangi bir görüş ayrılığı olmadığını da yineleyen Talat, "Çözüm isteyen iki liderin bulunduğu bu dönemde de sorun çözümlenmezse ciddi hayal kırıklığı olur, bölünme kalıcı hale gelir, çözüm gittikçe zorlaşır" dedi.

Kıbrıs, Türkiye'nin AB sürecini, süreçteki aksama Kıbrıs'ı etkiler

Çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB sürecinde de ciddi sıkıntılar yaratacağını belirten Talat, bir soruya karşılık, Türkiye'nin AB sürecinde veya içte AKP iktidarında sorun yaşanması halinde de Kıbrıs müzakerelerine olumsuz yansımaları olacağına vurgu yaptı.

Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmama konusunda kararlı olduğunu, bu yönde bir kuşkusu olmadığını belirten Talat, "Türkiye bize karşı da, iç politik saiklerle de böyle bir adım atmaz" dedi.

Talat, Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasının ancak Kıbrıs Türklerini rahatlatacak şekilde izolasyonların kaldırılması yönünde bir adımla gündeme gelebileceğini de söyledi.

İçte rahat mı?

Cumhurbaşkanı Talat, "müzakere sürecinde içte yeterli destek var mı, rahat mısınız" sorusuna da, şu karşılığı verdi:

"Hükümet izlediğimiz politikayı destekliyor. Muhalefet de eleştiri yapıyor ama katı, çalışmalarımızı engelleyecek bir düzeye yükseltmedi. Yani engel olmuyor. Aynı durum sivil toplum örgütleri için de geçerli. Yani gerek muhalefet partilerinden, gerek örgütlerden şikâyetim yok. Hatta müteşekkirim..."

Talat, "çözüm güçleri arasında ciddi ayrışmalar yaşanıyor. Müzakere sürecinde 'Hristofyas'ın talebi veya önerisi haklı' diyerek karşınıza çıkacak kesimler olur mu" sorusuna ise, "Çözümü savunan bir lider olarak 'hayati' diyerek bir öneriye karşı çıktığımda 'hayır kabul et' diyecek insan sayısı azdır. Bu ülkede böyle bir potansiyel yoktur. Çözümden yana olduğunu ispat etmiş bir yöneticiye sahip Kıbrıs Türkü böyle bir yaklaşıma prim vermez" karşılığını verdi.

KIBRIS 12/05/08

 

 

Cumhurbaşkanı Talat, Askerlik Yasası'nı imzaladı

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda yaklaşık iki hafta önce kabul edilen Askerlik Yasası, Cumhurbaşkanı Talat'ın imzalamasıyla Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girecek.

Yasada yapılan değişiklikle, askerlik ertelemede 49 yaş sınırı kaldırılmış ve yurt dışında yaşayan vatandaşlara kesin dönüş yapana kadar erteleme hakkı, bu arada da yılda 90 gün ülkede kalma imkânı sağlanmıştı.

Yasada yapılan değişiklikle getirilen affın 1995 yılıyla sınırlanması, yani 1995'ten sonra yurt dışına gidenleri kapsamaması ise tepkilere yol açmıştı. Ancak Başbakanlık, "adalet ve eşitlik ilkesine aykırı olur" diyerek bu tarihin daha ileriye çekilmesinin mümkün olmadığını açıklamıştı.

Değişiklikle, yoklamaları aksatanların bedelli askerlik hakkını kaybedecekleri de hükme bağlanmıştı.

KIBRIS 12/05/08

 

Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan: Doğrudan görüşmeler için ortak zemin ön koşul

Bugün Atina'yı ziyaret edecek olan Karoyan, Atina Haber Ajansına (ANA) verdiği demeçte, Kıbrıs'taki son gelişmelere değindi.

Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla kurulan çalışma grupları ve teknik komitelerin temaslarından olumlu sonuç almadan doğrudan görüşmelerin başlatılmasının hiçbir anlamı olmayacağını savunan Karoyan, "Bunun aynı zamanda 8 Temmuz anlaşmasının da ihlali anlamına geleceğini" söyledi.

"Kıbrıs'ta olası bir çözümün BM kararları ve AB ilkeleri temeline dayandırılması gerektiğini" kaydeden Karoyan, "Rum tarafının Kıbrıs'ta tüm halkların refahını ve kalıcı bir barışı garanti altına alacak, ancak Türkiye'nin stratejik çıkarlarına hizmet etmeyecek bir çözüm arzuladığını" ifade etti.

Kıbrıs'ta bir çözüme varılması durumunda, KKTC'deki "yerleşimcilerin" durumunun ne olacağına ilişkin soruyu yanıtlayan Karoyan, "Bu konunun bu aşamada tartışılmasının gereksiz olduğunu" ve "Rum tarafının zamanı geldiğinde bu konudaki tezlerini açıklayacağını" söyledi.

Karoyan, yine soru üzerine, "İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreterliğinin son zamanlarda Kıbrıs sorunuyla ilgili faaliyetlerinin Rum tarafı için önemli sorunlar yarattığını" ifade etti.

Konferansın Türk sekreterinin "KKTC'nin ve Türkiye'nin Kıbrıs konusuyla ilgili tezlerinin desteklenmesine yönelik büyük çabalar harcadığını" kaydeden Karoyan, "bu konuda Rum tarafının tezlerini desteklenmesi amacıyla önümüzdeki dönemde İslam ülkeleri ve diğer ülkelerin parlamentolarıyla ikili ilişkileri güçlendirmenin Rum meclisinin hedefleri arasında bulunduğunu" belirtti.

KIBRIS 12/05/08

 

İngiltere KKTC’de soyguncu peşinde

İngiltere, tarihinin en büyük soygun zanlılarının yakalanması için KKTC’yle ortak operasyon başlattı.

NTV

Güncelleme: 09:40 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Güvenlik şirketi Securitas’a yönelik 53 milyon Sterlin’lik soyguna karıştığı öne sürülen Sean Lupton ile Kıbrıslı Türk kardeşler Hüseyin ve Mustafa Başar’ın bulunması için operasyon başlatıldı. Operasyon Girne ve çevresinde yoğunlaştı. Şüpheli adreslere, baskınlar düzenleniyor.

İngiliz polisi, 2006 yılında gerçekleşen soygunun ardından, zanlıların 32 milyon Sterlin’i alarak KKTC’ye kaçtığını öne sürüyor.

Lordlar Kamarası’nın girişimiyle harekete geçen KKTC hükümeti, zanlıların bulunması halinde İngiltere’ye iadesi konusunda söz verdi.

İngiltere ile siyasi olarak tanımadığı KKTC arasında resmi bir suçluların iadesi anlaşması bulunmuyor.

 

Talat, AB, asker

Hafta sonunu Kıbrıs’ta AKEL lideri Hristofyas’ın Rum kesiminde Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile buluşarak, başlattıkları müzakere sürecinin olası sonuçlarını taraflardan dinleyerek geçirdik.
İki lider 23 Mayıs’ta yeniden bir araya gelecekler. Hristofyas’la yaptığımız 3 saatlik görüşmeden izlenimleri pazar günü aktarmıştık.
Kuzey Kıbrıs’tan ayrılmadan, Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Hanım’ın Sadrazamköy’deki evlerinde öğle yemeğine davetliydik. Deniz kenarındaki mangal partisi, keyifli bir sohbete dönüştü. Türkiye’nin AB serüveni gibi, 1960’lardan bu yana gündemden düşmeyen Kıbrıs sorununun çözümünü, “Bırak güneş içinize girsin” diye seslenen Akdeniz iyimserliğiyle bile “öğleden sonra” mesaisine sığdıramayacağımızı bildiğimiz için müzakereci olmaktan vazgeçip birkaç kısa soruyla yetindik.
Örneğin Hristofyas, “Talat özgür bırakılırsa Kıbrıs’ta çözüme ulaşırız” diyordu. Bu mesajın Ankara’ya ve daha çok da son MGK bildirisinde “iki devlet” vurgusu çıkarımında bulunduğu askerin etkisine uzandığı açık. Talat’a “Siz de öyle mi anladınız?“ diye soruluyor. “Hiç öyle bir şey yok” diyor. Ve Hristofyas’a, “Asıl eli kolu bağlı olan kendisidir. Adadaki Rum ordusunu bir Yunanlı general yönetiyor. Rumların bütün korkusu adanın bölünmesidir. Hristofyas, seçimde ‘birleşme’ sözü verdi. Bizim tezlerimizi kabul ederse belki askeri darbe olmaz ama kilise darbe yapar” yanıtını alıyoruz.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Hristofyas’a şunu sormuş: “Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek mi istiyorsunuz, yoksa Türkiye’yi AB sürecinde köşeye sıkıştıracak bir politika mı izleyeceksiniz?”
Hristofyas, Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olduğunu, demokratik sürecin Kıbrıs’ta çözümü de kolaylaştıracağını anlatıyor. Gül ve Erdoğan’dan da övgüyle söz ediyor. Rum lider, 1960’lardaki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş tezini, “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon” şeklinde dile getirirken, adada 1974 öncesi koşullara dönülemeyeceğini belirtiyor. Ancak Türkiye’nin askeri varlığının sona ermesini istiyor. Talat’a bunu soruyoruz:
“Türkiye AB’ye üye olur, asker gider” diyor.
Hristofyas’ın “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 1 dakikalığına bile dağıtmayız” sözüne ise “Ne yani, herhalde biz de KKTC’yi lağvedecek değiliz” yanıtını veriyor.
Bu durumda “bakir doğum” nasıl olacak?!
Kıbrıs’ta çözümün hiç de kolay olmadığı, Türkiye’nin AB üyeliği gibi daha birkaç kuşak politikacı, diplomat, akademisyen ve gazeteciyi emekli edebileceği duygusuyla adadan ayrılıyoruz.

DERYA SAZAK MILLIYET 13/05/08

 

 Ambargoları reddediyoruz

GAYRİMEŞRU AMBARGOLAR... İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İKÖ olarak KKTC'ye uygulanan "gayrimeşru" ambargoları reddettiklerini, bunun hiç bir değerler manzumesine uygun düşmediğini söyledi. İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde cezalandırılmasının hiçbir değerler manzumesine uygun düşmediğini vurguladı. İKÖ'nün bu konuda kararlı olduğunu ve KKTC hükümetiyle işbirliğine devam edeceklerini kaydeden İhsanoğlu, daha güzel adımların atılmasını diledi

"YDÜ'DEN FAHRİ DOKTORA UNVANI ALMAK GURUR VERİCİ"... YDÜ tarafından doktora unvanı almaktan mutluluk ve gurur duyduğunu belirten İhsanoğlu, bugüne kadar birçok üniversiteden onursal doktora unvanı aldığını ancak bunun öneminin ayrı olduğunu ifade etti. İhsanoğlu, "Bu kadar zor şartlar, haksızlıklar altında, bu topraklarda böyle başarılı bir üniversite kurmak her baba yiğidin harcı değil" diyerek ve üniversiteye teşekkür etti

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İKÖ olarak KKTC'ye uygulanan "gayrimeşru" ambargoları reddettiklerini, bunun hiç bir değerler manzumesine uygun düşmediğini söyledi.

İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde cezalandırılmasının hiçbir değerler manzumesine uygun düşmediğini vurguladı. İKÖ'nün bu konuda kararlı olduğunu ve KKTC hükümetiyle işbirliğine devam edeceklerini kaydeden İhsanoğlu, daha güzel adımların atılmasını diledi.

İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na Yakın Doğu Üniversitesi tarafından "Onursal Doktora Unvanı" verildi.

YDÜ İletişim Fakültesi Turuncu Salon'da yer alan törene, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Milli Eğitim ev Kültür Bakanı Canan Öztoprak,YDÜ Kurucu Rektörü Suat Günsel, Rektör Prof. Dr. Ümit Hassan, İKÖ Siyasi Danışmanı Kamal Momani ile diğer bazı yetkililer, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Törende İhsanoğlu'nun özgeçmişinin okunmasının ardından Rektör Prof. Dr. Hassan konuşma yaptı ve İhsanoğlu'na doktora unvanı ile üniversitenin anı tabağını sundu. Ardından da İhsanoğlu konuşmasını yaptı.

YDÜ tarafından doktora unvanı almaktan mutluluk ve gurur duyduğunu belirten İhsanoğlu, bugüne kadar birçok üniversiteden onursal doktora unvanı aldığını ancak bunun öneminin ayrı olduğunu ifade ederek "bu kadar zor şartlar, haksızlıklar altında, bu topraklarda böyle başarılı bir üniversite kurmak her baba yiğidin harcı değil" dedi ve üniversiteye teşekkür etti.

Kıbrıslı Türklerin maruz

kaldığı adil olmayan muameleler

Kıbrıslı Türklerin ve hükümetinin maruz kaldığı adil olmayan muamelelere karşı olduklarını vurgulayan İhsanoğlu, bunun kişisel görüşü değil, İKÖ'nün temel politikası olduğunun altını çizdi ve 57 ülkenin konsensüsüyle alınan kararları uygulamakta olduğuna dikkat çekti.

57 ülke ve 5 de gözlemci statüdeki ülkenin üyesi bulunduğu İslam Konferansı Örgütü'nün faaliyetleri ve yakın geçmişteki temaslarıyla ilgili bilgiler de veren Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam ülkelerinin Kıbrıslı Türklere yönelik desteğinin devam edeceğini söyledi.

İhsanoğlu, adada, çözüm müzakerelerinin bir an önce başlaması ve iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümle sonuçlanması temennisinde bulunduğu konuşmasında, örgütün, adil, kalıcı ve kapsamlı çözümle sonuçlanacak her türlü sürece destek vereceğini vurguladı.

Örgütün yeni vizyonu

İhsanoğlu, İKÖ'nün yakın geçmişte aldığı kararlar doğrultusundaki yeni vizyonunun "ılımlılık, modernizasyon ve birlik-beraberlik-dayanışma" sözcükleriyle özetlenebileceğini belirttiği konuşmasında, bu çerçevede, örgütün kapasitesini artırarak siyasi anlaşmazlıkların çözümünde daha aktif rol almak; barış, güvenlik ve ekonomik kalkınma yolunda katkıda bulunmanın da başlıca hedefleri olduğunu anlattı.

Örgütün, anlaşmazlıkların çözümü, arabuluculuk, insan hakları ve iyi yönetim alanlarında ortaya koyduğu projelerini de anlatan İhsanoğlu, İslamın doğru anlaşılması ve gerek Müslüman dünyası, gerek batıdaki marjinal hareketler arasında orta yolun bulunmasının önemini vurguladı.

Coğrafi, demografik ve entelektüel açıdan, İslam ve Müslümanların, Avrupa'nın anahtar parçalarından birini oluşturduğuna da işaret eden İhsanoğlu, Kıbrıslı Türklerin de bu argümanın desteklenmesinde önemli rol oynadığını anlattı.

İhsanoğlu, İslam dünyası ile Kıbrıslı Türkler arasındaki işbirliği ve barış ortamının devamını da temenni etti.

Prof. Hassan

YDÜ Rektörü Prof. Dr. Ümit Hassan da konuşmasında, İhsanoğlu'nun, BM'den sonra, dünyanın sayıca en büyük örgütü İKÖ'nun Genel Sekreteri olduğuna dikkat çekti. İhsanoğlu'nun bu onursal doktora unvanının kabul etmesinin kendilerini memnun ettiğini belirten Hassan, "Bu onursal doktora unvanını vermekle YDÜ de onurlanmaktadır "dedi.

Hassan, övgüyle söz ettiği İhsanoğlu'na, uluslararası ilişkiler alanındaki bu payenin, dünya ve bölge barışına katkılarından dolayı verildiğine işaret ederek İKÖ Genel Sekreteri'nin almış olduğu onursal doktora ile şeref ve liyakat nişanları yanında eserleriyle ilgili de bilgiler aktardı.

İhsanoğlu'ndan Talat'a ziyaret

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nu kabul etti.

Cumhurbaşkanlığı'nda dün saat 12.15'te başlayan görüşmede Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da hazır bulundu.

Görüşme öncesi basına açıklama yapılmadı.

İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu yaklaşık 1 saatlik görüşmenin ardından basına açıklamalarda ve Cumhurbaşkanı Talat'la yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.

Ekmeleddin İhsanoğlu, 11'inci İKÖ toplantısında Kıbrıs'la ilgili alınan kararların daha önce alınan kararların bir tekrarı olmadığını ve yeni ufuklar açtığını söyledi. İKÖ'nün Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı haksız ambargonun giderilmesinde kendisine görev düştüğü kanaatinde olduğunu söyleyen İhsanoğlu, İKÖ'nün bu yönde yol aldığını ve almaya devam edeceğini belirtti.

İhsanoğlu, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri de memnuniyetle karşıladıklarını yineleyerek, bu teşebbüslerin sonuna kadar başarılı olmasını diledi.

İki tarafın mutabık kaldığı tarihlerde yeniden görüşmeye başlayarak sorunu çözmesine ve BM ile Genel Sekreter Ban Ki-Moon'un yapıcı gayretlerine destek verileceğini söyleyen İhsanoğlu, KKTC'ye uygulanan izolasyon politikasının sona ermesini desteklediklerini vurguladı.

İhsanoğlu, Kıbrıs sorununun, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayanan, Türklerin de Rumlarla eşit muamele göreceği bir anlaşmayla çözülmesini diledi.

Karoyan'a yanıt: Kimsenin işini zorlaştırmıyoruz

İhsanoğlu, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'ın İKÖ hakkındaki beyanatıyla ilgili soruya da "Bu beyanatı görmedim. Fakat benim haberdar olduğum başka şeyler var. Ziyaretimiz önceden protesto ediliyor ve yanlış kanaate varılıyor. Biz kimsenin işlerini zorlaştırmıyoruz. Aksine kolaylaştırılmasını istiyoruz. Bizim istediğimiz Kıbrıs Türk halkının mağduriyetinin giderilmesi ve buradaki insanların kendi vatanlarında bir azınlık muamelesi değil, bu toprakların sahibi, vatandaşı ve insan olarak haklı muamele görmesini istiyoruz. Bizim bu iyi niyetimizi anlamayanlara biz bunu izah etmeye hazırız."

Karoyan dün Atina'da yaptığı açıklamada, "İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreterliğinin son zamanlarda Kıbrıs sorunuyla ilgili faaliyetlerinin Rum tarafı için önemli sorunlar yarattığını" söylemişti.

Konferansın Türk Sekreterinin "KKTC'nin ve Türkiye'nin Kıbrıs konusuyla ilgili tezlerinin desteklenmesine yönelik büyük çabalar harcadığını" kaydeden Karoyan, "bu konuda Rum tarafının tezlerini desteklenmesi amacıyla önümüzdeki dönemde İslam ülkeleri ve diğer ülkelerin parlamentolarıyla ikili ilişkileri güçlendirmenin Rum meclisinin hedefleri arasında bulunduğunu" belirtmişti.

İhsanoğlu "Suudi Arabistan'da idama mahkûm edilen Türk berber" hakkındaki soruyu yanıtlamayı reddederek "Bunlar Kıbrıs'ta konuşulacak konu değil, orada konuşulacak konular" diye konuştu.

Soyer'e ziyaret

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na KKTC ve Kıbrıs Türk halkını ilgilendiren meselelere gösterdiği büyük duyarlılık için teşekkür etti.

Başbakan Soyer, KKTC'de bulunan İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nu, Başbakanlık Şeref Salonu'nda kabul etti. Kabulde, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hazır bulundu.

İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu, yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek kendisine gösterilen ilgiye teşekkür etti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, İhsanoğlu'nun, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ile yurt dışı temaslarda dayanışma; Cumhuriyet Meclis Başkanı ve milletvekilleri için de İslam Konferansı Örgütü çerçevesinde düzenlenen parlamentolar arası birlik toplantılarında destek gösterdiğini belirtti.

Soyer, "KKTC'nin ekonomik sosyal ve kültürel ilişkilerinin İKÖ ülkeleri ile gelişmesinde gösterdikleri titizlik bizi mutlu ediyor" dedi.

İlişkilerin daha da geliştirilmesini dileyen Soyer, Kıbrıs sorununda karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün bulunması için çaba sarf edilen bugünlerde İhsanoğlu'nun KKTC'ye gelmesinin büyük anlam taşıdığını söyledi.

Avcı'yı ziyaret

İhsanoğlu ve heyeti, dün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyaret etti.

İhsanoğlu, görüşmede yaptığı konuşmada, "güzel adada, güzel bir halk arasında" bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, bunun Genel Sekreter olarak adaya ikinci ziyareti olduğunu kaydetti.

İhsanoğlu, Genel Sekreter olarak Kıbrıs meselesinin adil çözümü ve bu çözümün politik eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı, Kıbrıs Türk halkının kimliğinin korunacağı bir çözüm olması çerçevesinde BM inisiyatiflerini desteklediklerini kaydetti.

Güney Kıbrıs'taki seçimlerde Rum halkının tavrını ilgiyle izlediklerini belirten İhsanoğlu, iki taraf arasında güven artırıcı tedbirler alınmasını ve sürecin başarıya ulaşmasını diledi. "İKÖ olarak gayrimeşru ambargoları reddediyoruz" diyen İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde cezalandırılmasının hiç bir değerler manzumesine uygun düşmediğini vurguladı.

İKÖ'nün bu konuda kararlı olduğunu ve KKTC hükümetiyle işbirliğine devam edeceklerini kaydeden İhsanoğlu, daha güzel adımların atılmasını diledi.

İhsanoğlu,YDÜ'nün "nazik ve cömert davranışı" nedeniyle KKTC'ye geldiğini de kaydetti.

Avcı, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aralarında görmekten büyük bir onur ve mutluluk duyduklarını dile getirerek, bu ziyaretin, ülkeye uygulanan haksız izolasyonların kaldırılmasına yönelik büyük bir gayret içerisinde olan Kıbrıs Türk halkı için bir kez daha büyük bir moral kaynağı olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının haklı davasına her platformda destek veren İhsanoğlu'na ve kendisine eşlik eden Özel

Kalem Müdürü Amanul Haq ile Siyasi Danışmanı Kamal Momani'ye ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade

eden Avcı, son dönemlerde İKÖ sekreteryası ve örgüte bağlı kurum ve kuruluşlar ile üye ülkelerle bakanlıklarının, birçok karşılıklı temas gerçekleştirdiğini, İKÖ'ye bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından düzenlenen konferans, fuar, atölye çalışmalarına katıldığını ve bazı önemli İKÖ etkinliklerine ev sahipliği de yaptığını kaydetti.

İhsanoğlu'nun KKTC de dahil olmak üzere siyasi ve ekonomik zorluklar içerisinde bulunan İslam ülkelerinin sorunlarının çözümü için gösterdiği özverili ve olağanüstü çabaların her türlü övgünün üstünde bulunduğunu belirten Avcı, İKÖ'ye üye 57 İslam ülkesinin, İhsanoğlu'nun gösterdiği bu fevkalade çabalara duyduğu şükranlarının bir ifadesi olarak, kendisini yeniden Genel Sekreter seçtiğini anımsattı.

İKÖ ile ilgili projelere maddi ve manevi büyük destek vererek katkıda bulunan YDÜ ve onun yöneticilerinin de bu kısa ziyaret sırasında Prof. İhsanoğlu'na İslam dünyasının kalkınmasına ve bölge barışına yaptığı hizmetler ve İslami bilimlere katkılarından dolayı fahri doktora payesi vereceğini kaydeden Avcı, "Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan ağır izolasyonlara rağmen, KKTC'nin İKÖ'ye üye ülkelerle ekonomik, ticari, eğitim ve sosyal alanlarda ilişkilerinde yaşanan canlılık bizlere güç ve moral vermekte ve daha etkin çalışmamızı sağlamaktadır" dedi.

Avcı, izolasyonların kaldırılması yönünde alınan İKÖ kararlarının çok büyük önem arz ettiğini ve örgüt tarafından ülkemiz üzerinde uygulanan haksız ve insanlık dışı kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik üye ülkelere yapılan çağrıların memnuniyetle karşılandığını dile getirdi.

Bu çerçevede, İhsanoğlu ve heyetinin ziyaretinin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması ve ülkenin uluslararası topluluk içerisinde haklı yerini alması yönünde İKÖ sekreteryası tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koyduğuna işaret eden Avcı, "Sayın İhsanoğlu ile ülkemizde bulunacağı süre içerisinde birçok konuda görüş alışverişinde bulunacağız ve önümüzdeki dönemlerde uygulamaya koyacağımız ortak projeleri konuşacağız" dedi.

Avcı, Kıbrıs konusunda devam eden sürece de değinerek, siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümü desteklediklerini; TC'nin etkin garantörlüğünün devamını istediklerini kaydetti. Avcı, bu bağlamda teknik çalışmaların sürdüğünü, her türlü iyi niyetli katkıyı koymaya hazır olduklarını söyledi.

KIBRIS 13/05/08

 

Turkish Cypriot police hunt Securitas robber
By Jean Christou

THE Turkish Cypriot authorities are co-operating with British police in the hunt for fugitive Sean Lupton, who is wanted in connection with the £32 million sterling Securitas robbery in the UK in February 2006.

According to Britain’s Mail on Sunday newspaper, British detectives raided addresses across the north on because they believed Lupton, 47, may be hiding in a mountain village near Kyrenia.

"Highly credible intelligence" obtained by British police said Lupton had made high-spending visits to casinos and nightclubs. "The police have been told that he has been rather injudiciously splashing his money around," a source told the newspaper. "He can't stop himself spending, apparently, and has also been picking up a lot of prostitutes from clubs on the island."

The Mail on Sunday said that Lord Ahmed, a member of the British House of Lords, was sent last week to the north and held meetings with Mehmet Ali Talat and Turkish Cypriot police.

According to Turkish newspaper Bilge, Lupton, who has been in the island for a year, was tracked down at the occupied village of Ayios Epiktitos through his mobile phone.

A taxi driver has said that he was paid to smuggle Lupton in with Turkish Cypriot brothers Hussein and Mustafa Basar from the free areas of Cyprus to the north. But British police reject the claim. The brothers have also been connected with the robbery. Lupton’s phone records indicated that he called the north within hours of the robbery.

Talat reportedly promised Lord Ahmed that he would return Lupton when he is arrested even though, being unrecognised internationally, the ‘TRNC’ has no extradition process with the UK. Turkish Cypriot police have instructions to arrest Lupton on sight.

Five men were jailed in Britain in January for the Securitas raid. The robbers kidnapped depot manager Colin Dixon and his wife and child before stealing £53 million. Only £21 million was recovered.

“But Lupton, a builder who is married with two teenage children, vanished later that year while on bail after being questioned about the robbery a month earlier,” said the Mail on Sunday.

Lupton was last seen in Britain in near Folkestone and police believe he went by ferry to France. The British newspaper said Lupton’s wife was convinced he was murdered by the robbery mastermind on the day he disappeared.

Police believe he travelled to Cyprus with suitcases full of cash.

Police on the Greek Cypriot side were not consulted prior to the police raid in the north, Justice Minster Kypros Chrysostomides said yesterday. He said it was an issue for the Foreign Ministry.

CYPRUS MAIL 13/05/08

 

New UN envoy arrives today

TAYE-Brook Zerihoun, the UN Secretary-General's new Special Representative in Cyprus, arrives today, UNFICYP confirmed yesterday.

Zerihoun will arrive in the afternoon on a flight from Vienna.

The new Special Representative was most recently the Secretary-General's Principal Deputy Special Representative in the UN Mission in Sudan (UNMIS). He has also been serving as Chief UN Mediator for the Darfur Peace Talks since October 2007, in support of the efforts of Special Envoy Jan Eliasson.

Between 1995 and 2003, Zeirhoun served initially as Deputy and then Director of Africa I Division in the Department of Political Affairs with responsibility for the countries of the Horn of Africa, the Great Lakes and Southern Africa regions as well as regional organisations. He was then appointed Chairman of the Inter-departmental Task Force for Sudan and served in that capacity until becoming Principal Deputy Special Representative with UNMIS.

Zerihoun completed his undergraduate and graduate studies in New York, and holds a Master of Philosophy degree in comparative politics from Columbia University. He is married and is the father of four children, a son and three daughters.

CYPRUS MAIL 13/05/08

Turks working on compromise property formula
By Simon Bahceli

A FORMULA for the resolution of the thorny issue of refugee property rights could soon be proposed by the Turkish Cypriot side, spokesman for the north’s leadership said yesterday.

“We are looking at a variety of formulas that we hope both sides can agree to,” Hasan Ercakica, spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told the Cyprus Mail yesterday.

Ercakica’s words came in the wake of statements over the weekend from Talat stating that the property issue was the most “thorny” of all the issues that would need to be solved before an overall solution to the Cyprus problem is found.

“It is the most difficult issue because it is one that affects everyone,” Talat said, adding that the problem was further complicated by the fact that properties left behind by refugees from both communities had “changed hands” numerous times since the conflicts that left the island divided along ethnic lines.

But despite the complications, Talat said his side “has a formula” and would present it to Greek Cypriot negotiators soon.

Talat’s spokesman yesterday, however, spoke of a variety of possible formulas that would seek compromise between Turkish and Greek Cypriot views on the issue. While the Turkish Cypriot side would prefer to see a global exchange of properties between Greek and Turkish Cypriot refugees, the Greek Cypriot side insists that the ownership rights of its refugees are maintained, regardless of whether properties fall under Turkish or Greek Cypriot jurisdiction following a solution.

But despite the Turkish Cypriot side’s preferences, Ercakica insisted that whatever was agreed in the end would be a compromise.

“We are taking on board the wishes of the Greek Cypriots and are open to criticism,” he said yesterday, adding: “If we hit an obstacle, we will look for ways around it.”

Ercakica also conceded that the UN’s most recent model for solving the property issue, published in the 2004 Annan plan, was “too complicated”. Indeed, one of the Greek Cypriot side’s chief reasons for rejecting the Annan plan was that it gave only partial right of return to refugees under a system that many said they failed to properly understand.

Ercakica says Turkish Cypriot negotiators are currently working to iron out anomalies that would have arisen out from the Annan plan had it been implemented.

“You may have had situations where Greek Cypriots were allowed to re-establish ownership of their properties but not be allowed to move back into them. Examples like this are what we are trying to overcome,” the spokesman said.

However, a Turkish Cypriot property expert who did not wish to be named told the Mail yesterday that “whatever formula you come up with, it’s going to be complicated”.

“When one side insists on maintaining its rights to all abandoned properties, while the other calls for an overall exchange, the only way forward is compromise. What else can you do when you have these two extremes to work with?” the expert said.

The expert concluded that while the Annan plan’s property regime may have been complicated, it was an “extremely good compromise”.

“There is no simple solution, so any solution devised will be a compromise and will be complicated.”

CYPRUS MAIL 13/05/08

Hristofyas Talat’tan 1 ay erteleme isteyecek

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın 23 Mayıs’taki randevularında KKTC Cumhurbaşkanı Talat’tan, kapsamlı müzakereler için 1 aylık erteleme talep etmesi bekleniyor.

NTV

Güncelleme: 18:53 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Rum basını, müzakerelere hazırlık amacıyla oluşturulan çalışma gruplarıyla teknik komitelerin faaliyetlerinden memnun olmayan Dimitris Hristofyas’ın, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan bazı şartların yerine getirilmesini isteyeceğini yazdı.

Gazetelerde yer alan haberlere göre, Rum lider Hristofyas, iki toplumlu iki bölgeli federal yapının net bir biçimde tanımlanmasını ve Talat’tan iki devletli bir çözümü kastetmediğini vurgulamasını isteyecek.

Hristofyas, çalışma gruplarının mülkiyet, yetki paylaşımı ve toprak gibi zorlu konularda ortak kararlar üretmiş olmasını, teknik komitelerde de belirli bir ilerleme sağlanmasını şart koşacak.

 

Mal komisyonuna 314 Rum başvurdu

KKTC’de kurulan taşınmaz mal komisyonuna başvuran Rumların sayısı 300’ü aştı.

NTV

Güncelleme: 18:53 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet konusunda mahkeme statüsünde çalışan komisyon, 314 dosyadan 38’ini karara bağladı.

Bu dosyalardan 32’si için Rumların KKTC’de kalan malları için tazminat ödenmesi kararı alınırken, 1’i çözümden sonra olmak üzere 4 dosya için iade, 2’si için de takas kararı verildi.

Takas kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuran Mike Timvios için alındı. Kararın, Strasbourg Mahkemesi tarafından onaylanmasıyla komisyon “iç hukuk” yolu olarak AİHM tarafından da onaylanmıştı.

 

Hristofyas: Türkiye beni ikna edemedi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kendisini ikna etmediğini ifade ederek, çözüm için aklında bir tarih olmadığını söyledi.

AA

Güncelleme: 14:22 TSİ 14 Mayıs 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC’de yayımlanan Kıbrıs gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetimi liderliğine seçilmesinden sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile iyi bir başlangıç yaptıklarını, ama teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarında ciddi sorunların yaşandığını kaydetti. Aklında çözüm için bir tarih olmadığını belirten Hristofyas, Türkiye’nin Kıbrıs’taki iki toplumun çıkarları lehine bir çözümü kabul ettiğine ikna olmadığını belirtti.

Toplantılara katılan teknik elemanların aynı dili konuşmadığından endişe ettiğini ifade eden Hristofyas, “Ayın 23’ünde Sayın Talat ile bir araya geleceğiz ve bunu konuşacağız” dedi.

Grupların çalışmalarında ilerleme görmediğini söyleyen Rum yönetimi lideri, Talat’ın çıkıp “İlerleme var, Haziran’da müzakerelere başlayalım” demesiyle hiçbir yere varamıyoruz” dedi.

Hristofyas, görüşmelerin uzatılması talebinin olmadığını, ancak çalışma gruplarının faaliyetlerinin uzamasını ihtimal dışı görmediğini belirterek, Temmuz sonu bir değerlendirme yapacaklarını kaydetti.

TÜRKLERİN HEPSİNİN KALMASINI KABUL ETMEM
Hristofyas, “yerleşik” olarak nitelediği, Türkiye’den gelen KKTC vatandaşlarıyla ilgili “hepsi kalacak” söylemini asla kabul etmeyeceğini belirterek, çözüm olması halinde en fazla 50 bin kişinin kalmasını kabul edeceğini kaydetti. Hristofyas, “Samimi olarak şuna inanıyorum ki, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen Kıbrıslı Türkler de ‘yerleşiklerin’ tümünün kalmasını istemiyor” iddiasında bulundu.

Olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Türk yönetiminde dahi olsa evlerine dönme hakkı bulunması gerektiğini savunan Hristofyas, bunun için, Rum mülkünü kullanan Kıbrıslı Türklere ayrı evler yapılabileceğini iddia etti. Hristofyas, “Kimse benden ‘ne aldıysanız helal olsun’ dememi beklemesin” ifadesini kullandı.

“Geçmiş yıllarda iki toplumun liderlerinin ajandalarının büyük farklılıklar içerdiğini,” söyleyen Hristofyas, şöyle konuştu: “Bugün iki toplumun liderliğinde aynı dili konuşmaları gereken iki insan bulunuyor. Aynı zamanda iki bölgeli, iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümüne sadık olmaları gereken iki insan bulunuyor. Her zaman gerek partiler gerekse liderler olarak konfederasyonu reddediyorduk. Bu nedenle benim çabam tutarlı bir biçimde iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çizgisini savunmak ve desteklemektir. Ben hiçbir zaman konfederasyon çözümünü kabul edemem. Ne de iki ayrı devletin tanınmasını.”

“Yabancıların ‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmaması ve aşamalı olarak askerlerden arındırılma konusunda ısrarlı olacağını” ifade eden Hristofyas, “yabancılar” dediğinin aynı zamanda garantörler olduğu hatırlatılınca da “Bu memleketin gerçek efendileri olarak biz Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin bağımsızlığına bu güçlerin de saygı göstermeleri gerekiyor” dedi.

Hristofyas, “Çözüm için aklınızda bir takvim var mı?” sorusuna karşılık şunları söyledi: “Benim aklımda böylesi bir tarih veya takvim yok. Benim aklımda dostum Talat ile birlikte aynı dili konuşabilmek var. Ve diğer yandan böylesi bir takvimi koyabilecek şekilde Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda beni ikna etmediğini görüyorum. Yani Kıbrıs’taki iki toplumun Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının çıkarları lehine bir çözümü Türkiye’nin kabul ettiği yönünde ben ikna olabilmiş değilim. Ben birbirimizi kandırmak derdinde değilim. Samimi ve gerçekçi olmak istiyorum. Ayaklarımızın yere basmasını istiyorum. Gönül isterdi ki 2008 yılı içerisinde hatta mümkünse bugün referandumu yapalım. Ancak bunun yapılabilmesi için bizim ortak bir zemine kavuşmamız gerekir. Keşke 2008 içerisinde çözüme ulaşabilsek...”

 

Kraliçenin ziyareti İngiliz basınında

İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth’in Türkiye ziyareti, ülkesinde de yakından izleniyor. Bugün İngiltere’nin birçok önemli medya kuruluşu sayfalarında ziyarete yer verdi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 13:36 TSİ 14 Mayıs 2008 Çarşamba

 

İSTANBUL/LONDRA - İngiltere basını da Kraliçe II. Elizabeth’in Türkiye ziyaretini yakından takip ediyor. BBC’ye göre, Kraliçe bu ziyaretiyle, batı yanlısı Türklere etkili bir müteffikleri olduğu mesajını veriyor. Times gazetesi ise haberinde, Ankara’nın ziyaretten beklentilerini dile getirirken, Daily Express, askerin tavrını “boykot” olarak yorumluyor.

İngiliz yayın kurumu BBC, internet sitesinde yayınladığı yorum yazısında, Kraliçe Elizabeth’in ziyaretinin Türkiye için önemine dikkat çekiyor. Yazıda, “Kraliçe, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın isteğiyle Türkiye’ye gelerek, Türkiye’nin AB üyeliğine desteği belli ediyor ve bu ülkenin yüzünün batıya dönük olması gerektiği yönünde net bir mesaj veriyor.” ifadesine yer verildi. Son dönemdeki gelişmeler ışığında, İngiltere’nin, Türkiye’deki insan hakları ve özgürlükler alanındaki reformları destekleme kararlılığının dile getirildiği makalede, “Kraliçe’nin ziyaretiyle, laiklerle yüzü batıya dönük Türklere, güçlü ve nüfuzlu bir müttefikleri olduğu garantisi veriliyor.” görüşü yer aldı.

İkinci Elizabeth’in 37 yıl önceki ilk ziyaretiyle bugünü karşılaştıran Times gazetesine göre ise, bu ziyaret ağırbaşlı bir ilişkinin göstergesi. Gazetedeki haberde yer alan yorumlar ise şöyle: “Modern Türkiye Cumhuriyeti, yaşlı Avrupa’yı AB üyeliğine layık bir ülkenin olgun yüzüyle karşılıyor. Ankara, Kraliçe’nin ziyaretinin AB yoluna sağduyulu ve zamanlı bir destek sağlamasını umuyor.”

Ziyarete farklı bir pencereden bakan tabloid gazetelerinden The Daily Express ise, Hayrunnisa Gül’ün türbanı nedeniyle askerlerin Cumhurbaşkanı Gül’ün kraliçe onuruna verdiği yemeği boykot ettiği yorumunu yaptı.

 

Rum işadamından Türkiye'ye dava

 



14 Mayıs, 2008 16:13:00 (TSİ) CNN TURK

Rum işadamı Konstantinos Lordos KKTC'de kaldığını öne sürdüğü mülkü için Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) dava açtı.

Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Türkiye aleyhine 32 Rum'un yaptığı başvurunun AİHM'de kabul aşamasına geldiğini, bu kişilerden birinin de Konstantinos Lordos ve ailesi olduğunu yazdı.
 
Gazete, ailesininkiler hariç yalnızca Lordos'un 150'den fazla gayrimenkulü olduğunu ve bunların çoğunun Gazimağusa bölgesinde deniz kenarında bulunduğunu öne sürdü.
 
Gazete, "Lordos'un başvurusuyla ilgili tazminatın 100 milyon Kıbrıs Lirası'nı(yaklaşık 324 milyon YTL) kolaylıkla aşacağını" iddia etti.

 

Karşılama "daha ağırbaşlı" bulundu

 



14 Mayıs, 2008 09:44:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra - AA

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in Türkiye ziyareti İngiliz basınında da yankı buldu. The Times, dünkü karşılamanın 37 yıl öncekine göre daha ''ağırbaşlı'' olduğunu yazdı.

 



Hayrünnisa Gül, pembe ve gümüş renkli kıyafeti ile yemeğe katıldı

 

 

 

 

 

 

 

 

Gazete, "Modern Türkiye Cumhuriyeti yaşlı Avrupa'yı AB üyeliğine layık bir ülkenin olgun yüzüyle karşılıyor" ifadesini kullandı.
 
Haberde, Kraliçe'nin 37 yıl önce yaptığı Türkiye ziyaretindeki karşılama hatırlatıldı ve o dönemde hayranlıkla tepkiler verildiği; dün başlayan resmi ziyaretin ise çok daha ağırbaşlı bir ilişkinin göstergesi olabileceği belirtildi.
 
37 yıl önceki ziyaret sırasında binlerce kişinin polis kordonlarını aşarak, kraliyet konvoyunu oluşturan üstü açık arabaların etrafını sardığını yazan The Times, o zamanki ziyaret programının hipodrom ziyareti ve Türkçe aşk şarkıları konseri gibi demode içerikli olduğunu kaydetti.
 
Haberde, Kraliçe Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip'in Anıtkabir ziyareti ve Çankaya Köşkü'ndeki temaslarına da yer verildi.
 
The Times, "21 pare top atışından çıkan duman kırmızı halının üzerine doğru yayılırken, Kraliçe ve Prens Philip ilk kez İslami elbise giyen bir cumhurbaşkanı eşi olan Bayan Gül tarafından karşılandı" ifadesini kullandı.
 
Haberde, "Türkiye laik gururu ile İslami kökenleri arasındaki uyum arayışlarını sürdürürken, başörtüsü hala Türk siyasetinde en hararetli tartışmalara neden olan konu olmaya devam ediyor" denildi.
 
Charles da 6 ay önce gelmişti
 
Prens Charles'ın 6 ay önce Türkiye'yi ziyaret ettiği hatırlatılan haberde, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird'in, iki ziyaretin Türkiye'nin AB ve dünya açısından taşıdığı önemi vurgulamaya yönelik olduğuna dair sözlerine yer verildi.
 
Büyükelçinin, ziyaretlerin ayrıca Türk-İngiliz ilişkilerinin derinliğini ortaya koymaya yönelik olduğunu söylediği bildirildi.
 
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, resmi ziyaret için dün Türkiye'ye gelmişti.
 


Yemekten notlar
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kraliçe onuruna Çankaya Köşkü'nde akşam yemeği verdi. Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül ile Kraliçe Elizabeth ile eşi Edinburg Dükü Prens Philip, yenilenmiş Atatürk portresinin altında konukları karşıladı.
 
Kraliçe Elizabeth, tacıyla birlikte, yeşil yapraklı kırmızı üzüm motifli beyaz bir elbise, beyaz eldivenler, gümüş rengi çanta ve aynı renk ayakkabıyla katılırken, eşi Prens Philip'in de, 2'nci Dünya Savaşı sırasında donanmadaki hizmetinden dolayı kazandığı nişanların da olduğu madalyayı taktığı gözlendi.
 
Cumhurbaşkanı Gül ise yemekte gri papyonlu siyah takım elbise giyerken, eşi Hayrünnisa Gül, pembe ve gümüş renkli kıyafeti ile aynı renkteki ayakkabı ve çantasıyla yemeğe katıldı.
 
Cumhurbaşkanı Gül, Kraliçe Elizabeth tarafından kendisine takdim edilen, İngiltere'nin en önemli nişanlarından biri olan "Knight Grand Cross ofthe Order of the Bath" (GCB) nişanını ceketine takarken, Kraliçe Elizabeth de, elbisesine, Cumhurbaşkanı Gül tarafından kendisine verilen devlet nişanını taktı.

 

 

Ahmet Türk: ‘PKK’nın silahlı mücadelesi Kürtlere zarar veriyor’

 Ferit ASLAN/DİYARBAKIR, (DHA)

 

DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) resmi inter sitesine verdiği özel demeçte, “Açık ve net söylüyorum. PKK’nın silahlı mücadelesi Kürt halkına zarar veriyor, Askerin elini güçlendiriyor. Ama onlar da bu sorunun çözümü için bir proje ortaya konulmasını istiyorlar. Böyle bir proje konulmadığı, barışçıl adım atılmadığı için fazla etkili olamıyoruz. Eğer bu konuda fazla ısrarcı olursak halkımızdan koparız” dedi.

Kuzey Irak’ta geçen hafta Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve bölgesel Kürt yönetiminin yetkilileri ile görüşen DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin resmi internet sitesine özel röportaj verdi. Kürtçe yapılan röportajın ses kaydı ‘Pukmedia’ adlı internet sitesinde yayımlandı.

Ahmet Türk, Kürtçe yaptığı konuşmada, Kürt halkının Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile sorununun çözülmesi konusunda umutlandığını belirtirek, şunları söyledi:

“Ancak, sonradan bu umut ortadan kalktı. Devletin Kürt siyaseti ve Kürt sorununa bakışı AKP üzerinde büyük etki yarattı. Bunun üzerine sorunun çözümü ve Kürt kimliğinin tanınması için bir adım atamadılar. Türkiye’de iktidar ve Hükümet var ama, asker ve devletin tesiri Türk siyasetinin üzerinde halen etkilidir. Eğer demokrasiye inanç yoksa hiç bir politika üretemezsiniz. Kürtlerin gözünde bugün AKP Parti, devlet tesiri yüzünden hiç bir adım atamıyor.”

“GÜL’E 376’Yİ BULURSANIZ DESTEK VERİRİZ DEDİK”

Ahmet Türk, Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek vermemeleri ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:

“Abdullah Gül partimizi ziyaret ettiğinde biz kendisine söyledik. Biz Kürt sorununun çözümü konusundaki projelerini sorduk. Biz kendisine 367’yi bulmaları halinde destek vereceğimizi söyledik. Ama 367’yi bulmazsanız size destek versekte işe yaramaz dedik. Kendisi de bu konuda ısrar etmedi.”

Ahmet Türk, Türkiye’de bazı kesimlerin şiddetten beslendiğini, eğer Kürt kimliğinin ve dilinin tanınması konusunda adımlar atılırsa kendilerinin de yaşanan çatışmalar durdurulması için mücadele vereceklerini kaydederek, “Eğer Devlet bu sorunu askeri yolla çözmekte ısrar ediyorsa biz bir şey yapamayız. Siyasi bir çözüm ve proje ortaya getirilirse ve PKK savaşı durdurmaz ise biz de PKK’ya karşı çıkarız” diye konuştu.

Çatışmaların durdurulması, sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inandıklarını ancak AKP’nin demokrasiye olan inancın az olması nedeniyle bunun için mücedele veremedeğini ileri süren Ahmet Türk, “AKP’nin Avrupa'ya verdiği mesaj ile pratikleri birbirine uymuyor. AKP, Kürdistan’da sorunu Kürt sorunu olarak çözüm değil, ümmet sorunu olarak çözmeye çalışıyor. Kürt sorunu konusunda da takkiye yapıyorlar” dedi.

“GEREKİRSE PKK’YA KARŞI ÇIKARIZ”

DTP Grup başkanı Ahmet Türk, bugün PKK’nın bir Kürt gerçeği olduğunu ve PKK’yı bir Kürt gerçeği olarak kabul ettiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz, barış için adım atılsın gerekirse PKK’ya karşı da çıkarız. Kürtler seçimde AKP’yi destekledi ama bugün, ‘Keşke elimiz kırılsaydı AKP’ye oy vermeseydik’ diyorlar. Çünkü AKP’ye güven kalmadı. Kürtler AKP’nin propagandalarına kandılar. AKP Kürtleri kendine dilenci gibi bağlamak için yardımlar yapıyor. Avrupa Birliği'nin fonları ile bölgede kirli bir siyaset yürütüyor.”

MILLIYET 14/05/08

 

 

Hristofyas: İyi başladık ama sorun var

SORUN VAR: KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularını yanıtlayan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas komitelerin çalışmalarında sorunlar bulunduğunu, toplantılara katılan teknik elemanların aynı dili konuşmadığını ve "anlaşamıyoruz" gibi bir sonuca sürüklenildiğinden endişe ettiğini açıkladı. Hristofyas, "Ayın 23'ünde Sayın Talat ile bir araya geleceğiz ve bunu konuşacağız" dedi.

50 BİN KALABİLİR: Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yerleşik olarak isimlendirdiği, Türkiye'den gelen KKTC yurttaşlarıyla ilgili "hepsi kalacak" söylemini asla kabul etmeyeceğini belirtti ve şöyle konuştu: "Eğer Cenevre anlaşmasını harfiyen uygulamaya kalksak o zaman işgal sonucunda yerleşmiş bu nüfusun savaş suçu sayıldığı gerçeğinden hareketle bir tek yerleşiğin bile kalmaması gerekir. Biz Cenevre anlaşmasının gerektirdiğini dahi adeta ihlal ederek, sayıları 50 bine varacak şekilde Türkiye'den gelmiş nüfusu kabul etme adımını atıyoruz"

EV YAPALIM: Varılacak bir çözümde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türk Yönetiminde dahi olsa evlerine dönme hakkı bulunması gerektiğini savunan Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas bunun için Kıbrıslı Türklere ayrı evler yapılabileceğini iddia etti. Hristofyas, "Kimse benden (ne aldıysanız helal olsun) dememi beklemesin" şeklinde konuştu

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas komitelerin çalışmalarından memnun olmadığını açıkladı.

Kıbrıs Türk basınından ilk kez KIBRIS gazetesine konuşan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, başkanlığa seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile iyi bir başlangıç yaptıklarını ama komitelerin çalışmalarında ciddi sorunların yaşandığını söyledi.

23 Mayıs'ta Talat ile biraraya gelip bu sorunları konuşacağını belirten Hristofiyas, "anlaşamıyoruz" gibi bir sonuca sürüklenmek istemediğini kaydetti.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularına şu yanıtları verdi:

Soru : Kısa bir değerlendirme yapmanızı istiyorum. Daha önce Kıbrıs sorunu ile ilgili ikinci derecede etkili bir liderdiniz. Şimdi cumhurbaşkanı seçildiniz ve birinci derece etkili oldunuz. Kıbrıs açısından bu neyi değiştirecek?

Hristofyas: Dostum Başaran, bu söylemiyle beni tarihi bir değerlendirme yapmaya itiyor. Kıbrıs sorununun özüne baktığımızda 1950'li yıllardan demesem de en azından 1960'lı yıllardan hatta 1950'li yıllardan gündeme gelen şoven unsurların yaptıkları faaliyetler ve 1974'de yaşananlar. Bunlar Kıbrıslı Rumları ve Kıbrıslı Türkleri, bizi bir arada barış içinde yaşamamızı engelleyen unsurlar; sorun yaratan unsurlar olarak ortaya çıktı ve süreç içerisinde gündeme gelen işgal ve adada var olmaya devam eden ve sayıları 40 bin civarındaki Türk askerinin varlığı ve sayıları binlerce ölçülebilecek sayıdaki Türkiye'den getirilen yerleşikler ve bunun yanı sıra Kıbrıs sorununun çözümü ile bağlantılı olarak Türkiye tarafından dile getirilen talepler.

Bildiğiniz gibi bir istila yaşandı ardından orduların varlığı ve işgal.

Makarios, Denktaş ile görüşüp 1977 doruk anlaşmasının imzalanması cesaretini gösterdi ve bu anlaşmanın da temelinde Kıbrıs sorununun çözümünü teşkil edecek iskelet bulunuyordu. Yani 1960'da oluşturulan üniter devlet çerçevesindeki ortaklığın çağdaşlaştırılması ve iki bölgeli iki toplumlu bir federasyona dönüştürülmesi vardı iskelet olarak 1977 doruk anlaşmasında.

İki toplumun liderinin vardığı bu anlaşma bir tarihi uzlaşmadır ve bu tarihi uzlaşmaya göre bir bölge Kıbrıs Türk yönetimi altında olacaktı, bir bölge de Kıbrıs Rum Yönetimi altında olacak şekilde iki bölgeliliği öngörüyordu. Bunun yanı sıra bir ortak şemsiye ve federal merkezi yönetim olacaktı ve bu federal şemsiyede merkezi yönetim de hem devletin birliğini sağlayacaktı hem de devletin birliğini güvence altına alacaktı ki bu şekilde bir toplumun aleyhine ya da diğer toplumun aleyhine bir işleyiş söz konusu olmasın.

Aynı zamanda federasyonla ilgili güçlükler ya da Kıbrıs Türk Toplumunun karşı karşıya olduğu güçlükler bunlar, insan haklarının göz ardı edilmesi için ya da temel özgürlüklerin çiğnenmesi için gerekçe olamaz. İster Kıbrıslı Türklere ilişkin insan hakları olsun ister Kıbrıslı Rumlara, ister Kıbrıslı Türklere ilişkin temel özgürlükler olsun ister Kıbrıslı Rumlara ilişkin temel özgürlükler olsun.

Bu şöyle ki, toprak üzerindeki haklar başkalarına ait olan mal varlıkları üzerinde oldu bittiler yaratmaya izin veren bir şey olamaz. Garantör güçlerin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin içişlerine karışması haklarının olması ne demek? Gerek, uluslararası hukukun temel ilkelerini gerek Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üye olmasını göz önüne alarak, gerek insan haklarının verileri koşullarında varılacak olan çözüm hiçbir biçimde insan haklarını çiğneyecek çözüm olmamalı.

Bu durum gösteriyor ki geçmiş yıllarda iki toplumun liderlerinin ajandaları büyük farklılıklar içeriyordu. Bunun sebepleri çeşitli. Bunlardan bir sebep şu: Kıbrıs Türk toplumunun liderliğinde yıllar boyunca tamamen farklı bir vizyona sahip bir kişi vardı. Gerek Türkiye'deki gerek Yunanistan'daki durumlar maalesef Kıbrıs'ta etkileyici oluyorlar. Ancak, Türkiye'nin adada ordularını bulundurması hem adanın bir bölümünü işgal altında tutması Kıbrıs sorununda doğrudan belirleyici oluyor. Bugün iki toplumun liderliğinde aynı dili konuşmaları gereken iki insan bulunuyor. Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin ortak vatan için ortak mücadeleleri dilini konuşmaları gereken iki insan bulunuyor. Aynı zamanda iki bölgeli, iki toplumlu , iki kesimli federasyon çözümüne sadık olmaları gereken iki insan bulunuyor. Her zaman gerek partiler gerekse liderler olarak konfederasyonu reddediyorduk. Bu nedenle benim çabam tutarlı bir biçimde iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çizgisini savunmak ve desteklemek olmakta. Ben hiçbir zaman konfederasyon çözümünü kabul edemem. Ne de iki ayrı devletin tanınmasını. Elbette olabildiğince çok sayıda yerleşiğin Kıbrıs'tan ayrılmasını talep edeceğim. Ve yabancıların Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin içişlerine karışmaması için ısrarlı olacağım ve aşamalı olarak askerlerden arındırılma konusunda ısrarlı olacağım.

Dostum Başaran aynı zamanda, mal varlıklarına yönelik hakların tanınması konusunda da ısrarlı olacağım. Neden? Benim mal varlığım yok. Ben emekçi sınıfından geliyorum. Ama şunu çok iyi biliyoruz öylesi bir sistemde yaşıyoruz ki bu içinde yaşadığımız sistemin özünün kalbini özel mülkiyet temsil ediyor. Eğer birisine sen mal varlıklarını unut, var olan durumu kabul et, bugün varılan gerçekliği kabul et dersen o kişinin böylesi bir çözüm formülüne evet demesi bunu onaylaması mümkün mü? Ayrıca bu adil mi?

Soru: Şimdi tabii ben biraz şaşırdım. Geçmişte, en azından son konuştuğumuzda, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların çıkarları birdir şeklinde bir söyleminiz vardı. Pratiği dikkate alan bir söylemdi bu. Şimdiki söyleminiz de sıradan insanların sorun yaşayabileceğini anlatıyor. Bunu nasıl çözeceksiniz? Örneğin Baf'tan gelen ve Girne'de Rum toprağı üzerine ev yapan ve onu çocuğuna miras olarak bırakan bir Kıbrıslı Türk'ü nasıl ikna edeceksiniz?

Hristofyas: Ben her zaman Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ortak çıkarları olduğuna inandım ve bugün de buna inanmaya devam ediyorum. Biraz önce söylediklerim de bu inancıma aykırı şeyler değil. Bu konuda değindiğiniz biçimle konunun duygusal yanını da koymuş oluyorsunuz. Böylesi bir durumda ben de duygusal bir yanımı koyarak ele alacağım o zaman; burada işin duygusal yanını da paylaştırmamız gerekiyor. Bir Kıbrıslı Rum'un mal varlığı üzerinde çocuğu için ev yapmış olan kişinin bunu yapmış olmasından ve bugünkü durumda sorun doğuyor. Biz bu sorunun çözümü için görüşüp tartışmaya açığız ve hazırız. Ancak, ben şunu da sormak istiyorum. Dostlarımız şöyle bir şeyi göz önüne alıyorlar mı? Örneğin, bir Kıbrıslı Rum'un evine yerleşmiş olan ve bir Kıbrıslı Rum'un evinde yaşayan bir Kıbrıslı Türk için başka bir yerde başka bir evin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından inşa edilmesini de göz önüne alıyorlar mı. Demek ki çözüm yolları var.

Soru: Bunu ilk duyduğumda 80'li yılların sonuydu, ben gazeteciliğe yeni başlamıştım. Söyleyen de AKEL'in o zamanki Genel Sekreteri Papayuannu idi...

Hristofyas: Ancak, bu da gösteriyor ki demek ki biz komünistler dediklerimizde bir devamlılık ve tutarlılık var. Ortak çıkarlar ve iki toplumun barış içinde ortak yaşamı ile gerçekten ilgileniyorsan sadece bir tarafın duygusallığı ile ya da sadece bir tarafın duygularını esas alarak hareket edemezsin. Ben anlıyorum Kıbrıslı Türk'ün duygularına ilişkin olan kısmı ancak Kıbrıslı Rum'un da duygularına ilişkin göz önüne alınmalı.

Soru: Bir başkan olarak bunları nasıl amalgame edip bir uzlaşma formülü bulacaksınız? Sorduğum soru budur.

Hristofyas: Bu meseleler gazetelerde yayınlanacak röportajlar aracılığı ile çözümlenmiyor. Bu meseleler liderler arasında müzakereler süresince çözüme kavuşturulabiliyor. Eğer iyi niyetle oturursanız ve görüşürsünüz bir çözüme ulaşılmasının yolları vardır. Bu konulara ilişkin çözüm üretilmesinin yolu vardır ama eğer iyi niyetle oturup bunlar üzerinde tartışmak yerine adeta büyük zaferi kazanmış kişi edası ile oldubitti mantığı ile hareket edildiği takdirde o zaman bu iş oldukça zorlaşır. Ben madem ki yeni Cumhurbaşkanı olarak ne düşünüyorsunuz diye sorduğunuzda bence yeni Cumhurbaşkanı olarak çıkıp şunu mu söyleyeyim? Şu ana kadar ne aldıysanız helal olsun. Bu mantıkla mı hareket edeyim?

Soru: Tamam ama Tüm Kıbrıslıların insan haklarının tesis edilecek denildi mi bu Kıbrıslı Türkler tarafından şöyle algılanır ki Kıbrıslı Rumların insan hakları çiğnendi ve o tesis edilecek. Bir, anlaşma uluslararası hukuka, BM kararlarına ve AB yasalarına uygun olacak dendi mi bu anlaşılır ki Kıbrıslı Türklerin bir çok hakkı ellerinden alınacak. Şu andaki mallarını da bırakırlarsa geriye ne kalıyor? Evli evine köylü köyüne mi dönmüş olacak?

Hristofyas: Öncelikle şunu belirteyim ben insan haklarının tesisinden söz ettiğimde sadece Kıbrıslı Rumların insan haklarından söz etmedim. Benim anlayamadığım konulardan bir tanesi şu. Türkiye'nin istilası ve işgali ile ortaya çıkan ortam içerisinde yabancının malında oturmak insan hakkı mı? Anladığım kadarı ile ve ben bunları bir Kıbrıslı olarak söylüyorum. Türkiye'den getirilen ve Kıbrıslı Rumların mallarına da yerleştirilen kişilere de bu hakların verilmesi insan hakları mı oluyor. Biz, Kıbrıslı Türklerin herhangi bir hakkının ellerinden alınmasını istemiyoruz. Ancak, bizim açımızdan nasıl Kıbrıslı Türklerin haklarının ellerinden alınmasını istenmiyorsa Kıbrıslı Rumların da insan haklarının ellerinden alınmasını istemiyoruz. Bu anlamıyla dengeli çözümlere ulaşılması gerekiyor. BM, Türk ordularının Kıbrıs'taki mevcudiyetini yasa dışı olarak görüyor. Yani Türk ordularının Kıbrıs'tan gitmesini istememiz Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlali olarak mı görüyor Kıbrıslı Türkler. Biz, ciddi konularda bazı incelemeler yaptık. İki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü kabul ederek yani Baflı'ya eğer sen şimdi Girne'de yaşamak istiyorsan Girne'de yaşarım dersen iki bölgeli iki toplumlu federasyonu kabul ederken, ciddi indirimler yapmış olduk. Gerek uluslararası hukuk bağlamında gerek insan hakları bağlamında. Girneli hemşerilerimle bir araya geldiğimde ki bu yakın zamanda ben Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da oldu. Ben Girneli hemşerilerime şunu söyledim. Çözümden sonra Girneliler Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşacak dedim. Ve ayrıca Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak denilmesi kolay olmayan hatta riskli bile denilebilecek bir şeyi daha söyledim. Kıbrıs sorununda çözüme varılabilmesi için biz Türkiye'den gelmiş 50 bin yerleşiğin adada kalmasına yeter ki Kıbrıs sorununda çözüme ulaşabilelim kabul etmeye açığız. Bunu da dile getirdim. Eğer Cenevre anlaşmasını harfiyen uygulamaya kalksak o zaman işgal sonucunda yerleşmiş bu nüfusun savaş suçu sayıldığı gerçeğinden hareketle bir tek yerleşiğin bile kalmaması gerekir. Biz Cenevre anlaşmasının gerektirdiğini dahi adeta ihlal ederek, sayıları 50 bine varacak şekilde Türkiye'den gelmiş nüfusun kabul etme adımını atıyoruz.

Soru: Geçtiğimiz gün bir demeciniz vardı ki "Biz Annan planı'na yerleşikler kalıyor diye hayır dedik. Ve bir tanesi bile kalmayacak" diye basında bir demeciniz vardı.

Hristofyas: Ağzım açık kalıyor bunu duyunca. Kurusa bakmayın ama siz gazeteciler Kıbrıs sorununun çözümü için nasıl çalışıyorsunuz? Ben şaşırıp kalıyorum. Emektar dostum. Eski dostum ve şimdiki dostum. Şunu söylemek istiyorum. Annan planı'nda deniyor ki yerleşikler kalacak o zaman bu mesele kapanmıştır. Yerleşikler kalacak yönünde Talat tarafından yapıldığı söylenen bir açıklama vardı. Annan planı'na göre yerleşiklerin tümü kalacağı söyleniyordu. Yerleşiklerin tümünün kalacağını öngördüğünden dolayı Annan Planı Kıbrıs Rum toplumu tarafından reddedildi dedim. Ben hiçbir yerleşiğin kalmasını kabul etmiyorum demedim. Ancak, tüm yerleşiklerin de kalmasını kabul etmiyorum. Ve, samimi olarak şuna da inanıyorum ki Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen Kıbrıslı Türkler yerleşiklerin tümünün kalmasını istemiyorlar.

Soru: Sayın Talat ile aranızda bir demeç gerginliği var ve her gün karşılıklı suçlamalar oluyor. Bir imaj oluşturmaya mı çalışıyorsunuz?

Hristofyas: Ben sayın Talat'ı hiçbir zaman tahrik etmedim. Bu çabaya başladığımızdan bu yana buna özellikle dikkat ettim. Sürtüşme şu noktadan ortaya çıktı. Sayın Talat'a sempatimi dile getirdiğimde ortaya çıktı. Şöyle ki ben demiştim ki sayın Talat çözümü arzuluyor çözümü istiyor ama Türkiye'deki bazı çevreler çözümden yana değil dediğimde ilk sürtüşme ortaya çıkmıştı. Bunu duyar duymaz adeta yaşasın Türkiye kahrolsun Hristofyas, tabi bunu mecazi anlamda söylüyorum. Adeta bu anlama gelecek bir açıklama yapma ihtiyacını hisseti. Kıbrıslı Türklerin de duygularını ve taleplerini de paylaşan bir Kıbrıslı olarak diliyorum ki hiçbir zaman işgalle uğraşmayalım. Ben Kıbrıslı Türk yurttaşlarımla uzlaşmaya hazırım. Ancak, yabancılarla (kim olursa olsun bu yabancılar) yabancılarla değil. Eğer memleketimizde hayırlı bir gelişme istiyorsak bu böyle.

Soru: Yabancı dedikleriniz aynı zamanda garantörlerdir ve bir anlaşma da onların uzlaşmasıyla ortaya çıkmayacak mı?

Hristofyas: Elbette ki. Ancak, bu gidip de o güçlerin elini öpeceğiz anlamına gelmez. Sanki biz dünyanın en olgun olmayan halkıymışız gibi bizim gidip bu güçlerin himayesinde mi hareket etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki bu garantörde olan güçlerin şuna saygı göstermeleri gerekiyor. Bu memleketin gerçek efendileri olarak biz Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin bağımsızlığına bu güçlerin de saygı göstermeleri gerekiyor.

Soru: Geçtiğimiz hafta bir iyimser bir de kötümser vardı orta yerde. Sayın Talat, komiteler fena gitmiyor umutluyum türünde açıklama yaparken, Sayın Hristofyas komitelerden çok sonuç alınamadı çok umutlu değilim dedi. Nedir bunun gerçeği?

Hristofyas: Sayın Talat ile samimi bir ilişki içinde kardeş bir ilişki içinde olmayı istiyorum. Bir takım emellere hizmet eden ya da taktik oyunlara hizmet eden hareketler yapmak için burada bulunmuyorum. Benim hedefim Rum tarafı köşeden çıksın Talat köşeye sıkışsın ya da belki de olması gerekir ama aslında olması gereken de o. Türkiye köşeye sıkışsın, benim niyetim bu da değil. Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak da değil. Benim amacım Kıbrısca konuşalım, Kıbrıs dilini konuşalım bunu istiyorum. Biz bir araya geldiğimizde ben Yunanca, Talat Türkçe konuşsun istemiyorum. İkimiz de Kıbrıs dilini konuşalım. Bunu derken neyi kastediyorum. Benim derdim zaten hem fikir olmadığım Kıbrıslı Rum çevrelerin emellerine hizmet etmek değil. Aynı şekilde sayın Talat'ın da Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nun taleplerine hizmet eden bir tutum içerisinde olmasını da istemiyorum. Bu amaçla ben Talat ile buluşmayı istedim ve 23 Mayıs'ta bir araya geleceğiz. Teknik komitelerin ve özellikle çalışma gruplarının da yaptığı işlerden ben sonuçta memnun değilim. Çünkü, farklı dil konuşuluyor. Ayın 23'ünde bir araya gelip samimi bir şekilde yapılanların değerlendirmesini birlikte yapmak istiyorum. Üzerinde çalışacağımız ortak zemini bulmamız lazım. Ve bu ortak zemin bizi anlaşmaya varacağımız çözüme götürecek zemin olmalı. Peki üzerinde bugüne kadar anlaşmaya varılmış olan temel hangisi. Örneğin CTP ile AKEL arasında varılan uzlaşma doruk anlaşmaları ve BM kararlarıdır. Bunlar uluslararası camia tarafından da tanınan temeller. Ben sorunu teknik komiteler veya çalışma grupları çözecek demiyorum. Çözüme ilişkin Kıbrıs sorununun çeşitli öğesine çeşitli yanına ilişkin ortaya konulan görüşler arasındaki mesafe büyük, çok büyük. Böylesi bir durumda eğer müzakerelere gidildiği taktirde bu mesafe kapatılamayacağından çıkılıp şu denilecektir. Kıbrıs sorununun çözümü mümkün değil, Kıbrıs sorunu çözülemiyor. Ben, böyle bir sonuca varılmasını istemiyorum.

Soru: Komite çalışmaları çıkmaza mı gidiyor?

Hristofyas: En azından ben ilerleme olduğunu görmüyorum. Çünkü, eğer biz müzakereler çerçevesinde bir araya geldiğimizde ve bu kadar farklı dillerden konuşma durumunda olduğumuz takdirde bu mesafeyi kapatamayız. Bu nedenle biz liderler çalışma gruplarına yardımcı olmalıyıyız. Çalışma gruplarının sonuç almasına yardımcı olmalıyız. Talat'ın çıkıp ilerleme var Haziranda müzakerelere başlayalım demesiyle, Hristofyas'ın da ilerleme yok demesiyle hiçbir yere varamıyoruz. Bu nedenle dedim bu konuyu buluşup görüşelim.

Soru: Sizin görüşmelerin uzatılması talebiniz oldu. Bunun gerekçesi nedir?

Hristofyas: Ben şu ana kadar böyle bir talebi dile getirmiş değilim. Niye gazeteler bunu da mı yazdı? Elbette ben çalışma gruplarının faaliyetlerinin uzaması ihtimalini ihtimal dışı görmüyorum. Ancak bizim ilerleme kaydetmemiz için ayni dili konuşabilmemiz lazım.

Soru: Prosedürde bir takvim var mıdır?

Hristofyas: Öngördüğümüz bir takvim söz konusu. Şöyle ki yaklaşık 3 ay. Tabi bizim iki lider olarak görüştüğümüz tarihten itibaren üç ay değil. Bu grupların komitelerin faaliyete geçmesinden itibaren üç ay. Bu komiteler 21 nisan tarihinde faaliyete geçtiler yani mayıs, haziran, temmuz. Temmuz sonu bir değerlendirme yapacağız. Bu Gambari mektubunda da belirtiliyordu. Bu sürecin sonucunda bir değerlendirme yapacağız ve bu sürecin sonucunda ne derece taraflar arasındaki mesafenin kapatıldığına bakacağız.

Soru: Çözüm için kafanızda bir takvim var mı?

Hristofyas: Benim aklımda böylesi bir tarih yok. Böylesi bir takvim yok. Benim aklımda dostum Talat ile birlikte ayni dili konuşabilmek var. Benim aklımda bu var. Ve diğer yandan böylesi bir takvimi koyabilecek şeklinde Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda beni ikna etmediğini görüyorum. Yani Kıbrıs'taki iki toplumun Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının çıkarları lehine bir çözümü Türkiye'nin kabul ettiği yönünde ben ikna olabilmiş değilim. Ben birbirimizi aldatmak ve birbirimizi kandırmak derdinde değilim. Samimi ve gerçekçi olmak istiyorum. Ayaklarımızın yere basmasını istiyorum. Elbette, gönül isterdi ki 2008 yılı içerisinde hatta mümkünse bugün referandumu gerçekleştirelim. Ancak, bunun yapılabilmesi için bizim ortak bir şeye kavuşmamız gerekir. Gönlüm ister ve bundan büyük memnuniyet duyarım, keşke 2008 içerisinde çözüme ulaşabilsek.

Soru: Kıbrıslı Türklere bir mesajınız var mı?

Hristofyas: Benim Kıbrıslı Türklere mesajım iyi niyet mesajıdır. Kıbrıs sorunu için Kıbrıs sorununun çözümü için iyi niyet mesajı. Ülkemizin, ortak vatanımızın yeniden birleşmesi çözüme ulaşma mesajı. Hem Kıbrıslı Rumların hem Kıbrıslı Türklerin bütün Kıbrıslıların haklarını güvence altına alan, iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümüne ulaşmak için iyi niyet mesajı. Ben geçmişte meclis başkanı olduğumda da şunu vurgulamıştım. 1960'lı yıllarda iki toplum içerisindeki bazı çevreler yüzünden Kıbrıslı Türkler haksızlığa uğradılar ve acı çektiler ve eğer şimdi ulaşacağımız çözümde de hem Kıbrıslı Türklerin ama hem Kıbrıslı Rumların haklarını güvence altına almadığımız takdirde kuracağımız binayı kum üzerine inşa etmiş oluruz. Sağlam zeminler üzerine kurmamış oluruz..

KIBRIS 14/05/08

 

 

Zerihoun, Kıbrıs'a geldi

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Temsilciliği ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefliği'ne atadığı Taye-Brook Zerihoun, dün Kıbrıs'a geldi.

Zerihoun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ilk görüşmesini bugün yapacak. Talat, saat 16.30'da Zerihoun'u kabul edecek.

UNFICYP'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, adaya Sudan'dan gelen Zerihoun, bu ülkedeki BM misyonunda (UNMIS), Genel Sekreter'in Özel Temsilci Vekili olarak görev yapıyordu.

Mart 1981'den bu yana BM diplomatı olarak görev yapan Zerihoun, bugüne kadar, dekolonizasyon, BM adına vekillik, uzlaşmazlıkların önlenmesi ve çözülmesi, barışı sağlamaya yönelik görevlerde, bir çok bölgede ve bir çok boyutta siyasi sorunlarla ilgilendi.

1995-2003 yılları arasında BM Afrika Birinci Bölge'de, Siyasi İşler Bölümü'nde, önce direktör yardımcılığı, sonra direktörlük yapan Etiyopyalı diplomat, bu görev nedeniyle Büyük Göller, Güney Afrika ve "Afrika'nın Boynuzu" olarak bilinen ve içinde Kenya, Etiyopya, Cibuti, Somali, Eritre ve Sudan'ın da bulunduğu, sadece Afrika'nın değil, dünyanın en sorunlu bölgelerinden biri olan Doğu Afrika'da, yıllarca BM'nin en önemli isimlerinden biri olarak çalıştı.

Etiyopyalı BM diplomat, evli ve dört çocuk babası.

KIBRIS 14/05/08

 

Geçitkale'de Rum bağlantısı

İHALEYE, RUM ORTAK KATMAYA ÇALIŞTILAR... Geçitkale Havaalanı ihalesine katılan Cyprus Aviation Services Limited (CAS) şirketinin yüzde 30 hissesine sahip olduğunu belgelerle ortaya koyan Asil Nadir, şirkete Güney Kıbrıs'ta tescilli Rum şirketin de ortak yapılmaya çalışılmasına karşı çıktı. İhaleye, Rum ortak katılmaya çalışılmasına Asil Nadir'in tepki göstermesi karşısında James Beveridge ve Mustafa Ebgü, hissedarları arasında Asil Nadir'in bulunmadığı Castlegate Aviation Limited'i kurarak, ihaleyi alan şirketten farklı olan bu şirketi Bakanlar Kurulu'na sundukları ortaya çıktı

TÜM BELGELER YETKİLİLERE İLETİLDİ... Güney Kıbrıs'taki ilişkiler ve izlenen yolun "komplo"yu ortaya koyduğuna dikkat çeken Asil Nadir, KKTC ekonomisi için olduğu kadar stratejik açıdan da büyük önemi haiz Geçitkale Havaalanı projesinin, herhangi bir kuşkuya mahal bırakmayacak bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla konunun uygun ve süratli bir şekilde çözümlenmesi gerektiğini belirtti. Asil Nadir, yaptığı açıklamadaki tüm olguları belgeleriyle kanıtlamaya hazır olduğunu ve tüm belgelerin yetkili makamlara iletildiğini vurguladı.

Geçitkale Havaalanı ihalesiyle ilgili açıklamada bulunan işadamı Asil Nadir, oynanmaya çalışılan oyunlar ve ortada duran tehlikelere dikkat çekti.

İhaleye katılan Cyprus Aviation Services Limited (CAS) şirketinin yüzde 30 hissesine sahip olduğunu belgelerle ortaya koyan Asil Nadir, şirkete Güney Kıbrıs'ta tescilli Rum şirketin de ortak yapılmaya çalışılmasından duyduğu rahatsızlıktan sonra, James Beveridge'in 8 Nisan 2008'de tescil ettirdiği başka bir şirketle kendisini saf dışı bırakmaya çalıştığını açıkladı.

Asil Nadir'in ofisinden yapılan açıklamaya göre, James Beveridge ve Mustafa Ebgü, hissedarları arasında Asil Nadir'in bulunmadığı Castlegate Aviation Limited'i kurarak, ihaleyi alan şirketin dışında başka bir şirketi Bakanlar Kurulu'na sundular.

Konuyla ilgili geniş açıklama yapan Asil Nadir, burada geçen tüm olguları belgeleriyle kanıtlamaya hazır olduğunu ve tüm belgelerin yetkili makamlara iletildiğini vurguladı.

Geçitkale ihalesiyle ilgili olarak işadamı Asil Nadir'in ofisinden yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

"Cyprus Aviation Services Limited ("CAS") 2 Kasım 2005 tarihinde İngiltere'de kurulmuş olup amacı KKTC'de Geçitkale Havaalanı'nın muhtemel ihalesine ("İhale") katılmaktı.

CAS'ın kuruluş tarihindeki sermayesi 4 hisseden oluşup beher hissenin değeri £1 idi. Hissedarlar ve hisse dağılımı:

David Harry Millham 1 hisse

James Aitcheson Beveridge 1 hisse

Charles Andrew Popplestone 1 hisse

Thomas Quinn 1 hisse

Yukarıdaki 4 hissedar, CAS'ın aynı zamanda yönetim kurulunu oluşturmakta idi.

Asil Nadir ile James Beveridge, Geçitkale Havaalanı'nın KKTC için stratejik önemi haiz bir konumda olduğu ve ülke halkının kabullenebileceği bir yönetim tarafından idare edilmesi gerektiği konularında hemfikir olmuşlar ve ortaklık kurma hususunda anlaşmışlardı.

Nitekim, James Beveridge, 29 Haziran 2007 tarihinde sadece kendi imzasıyla Elizabeth Forsyth'a hitaben yazısında, CAS şirketinin %15 hissesini, ihalenin kazanılması halinde, Sn. Asil Nadir'e verileceğini teyit etmiştir.

20 Kasım 2007 tarihinde CAS'ın sermayesi £ 100'a çıkarılıp yukarda isimleri belirtilen dört yabancı hissedara 25 hisse verilmişti. Bu sermaye yapısı bu güne kadar değişmiş değildir; ve şirketin bilançosunda, yapılmış olan hiç bir masraf kaydedilmemiştir.

Yeminli mali müşavir olan James Beveridge, 7 Aralık 2007 tarihinde sadece kendi imzasıyla 'İlgili Makama' hitaben ve Türkçe olarak Mustafa Ebgü'yü, KKTC'ndeki işlerin takibi amacıyla, CAS şirketi direktörü ve KKTC'de yetkili şahıs olarak gösteren bir mektup vermiştir.

Ancak, bugüne kadar İngiltere Şirketler Mukayyitliği'nde Mustafa Ebgü'nün direktörlüğü tescil edilmemiştir.

Asil Nadir ile James Beveridge, Mutabakat Metni'nin imzalanmasını müteakip Asil Nadir'e bağlı bir şirkete de CAS'ın %15 hissesinin devredilmesi hususunda mutabık kalmışlardı.

Nitekim ısrarla ve defalarca talep edilen hissedarlar listesi Asil Nadir'e ancak nisan ayında verilmiştir. Bu liste 12 Mart 2008 tarihinde James Beveridge imzalı, içeriği aşağıda verilen ve bu yeni hissedarların tescil edilmelerinin direktifini veren yazısından oluşmaktadır:

Robert Rees % 11.25

George Meyerick % 5.00

Queenlane Limited % 12.50

Resource Consulting Services Limited % 15.00

James Beveridge % 15.00

David Millham % 2.25

Mustafa Ebgü % 2.25

Charles Popplestone % 2.25

Tom Quinn % 2.25

William Hilditch % 2.25

% 70.00

Tahsis dışı %30 bakiye hissenin yatırımcı

sermayedarlara verileceğinin notu % 30.00

Toplam hissedar dağılımı %100.00

Ancak, bugüne kadar İngiltere Şirketler Mukayyitliği'nde böyle bir kayıt yapılmamıştır.

Böylelikle, Asil Nadir'e veya nomine edeceği bir kişiye %15 (yukarıda tahsis dışı görünen %30'a dahil); Asil Nadir'in kontrolünde olan bir şirkete de (yukarıda belirtilen Resource Consulting Services Limited) %15 hisse tahsis edilmesi sonucu, Asil Nadir CAS şirketinin %30 sahibi ve de en büyük hissedarı durumundadır.

Geçitkale Havaalanı'nın stratejik önemi ve ülke ekonomisine katkısı nedeniyle, CAS şirketinin hissedarlarının güvenilirliği ve de gerekli vasıflara sahip olmaları, Asil Nadir'in daima üzerinde durduğu en önemli konudur.

Bu görüş ışığında, yukarıdaki hissedarlar listesi incelendiği zaman aşağıda belirtilen bazı kuşkulu isimlerin varlığı tespit edilmiş ve gerekli araştırma başlatılmıştır.

George Meyerick: Bu kişiyi tanımadığımızı belirtmiş ve hakkında detaylı bilgi istemiş olmamıza rağmen halen elimize herhangi bilgi ulaştırılmamıştır.

William Hillditch: Bu kişinin geçmişte, kendi tabiriyle, dış gizli servisler için çalıştığı dikkate alınarak, stratejik açıdan bu denli önemli bir konuda Şirket hissedarı olmasının kabul edilebilir olmadığı, CAS Direktörü James Beveridge'e de iletilmiştir.

Queenlane Limited: Devamlı ısrarlarımız neticesinde James Beveridge'in verdiği listede CAS'ın % 12,5 hissedarı olan bu şirketin araştırılması neticesinde aşağıdaki bilgiler elde edilmiştir:

Kuruluş Tarihi 8 Şubat 2007

Ödenmiş Sermaye ?250,000

Yönetim Kurulu David Bowles ve Cynthia Baker

Tek Hissedar Lavine Holding Limited

Adres 7th Floor, Hume House, Ballsdridge, Dublin, İrlanda

Tek hissedar olarak kayıtlı bulunan Lavine Holding Limited'in araştırılmasında da, bu şirketin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nde" tescil edildiği ve Güney Kıbrıs kökenli olup oradan kontrol edildiği tespit edilmiştir.

Kuruluş Tarihi 30 Aralık 2005

Ödenmiş Sermaye CY£1,000

Yönetim Kurulu Georgia Georgiou

Hissedarlar Dema Nominees Limited - 500 hisse

Dema Trustees Limited - 500 hisse

Adres Nestoros 42, Kaimakli, P.C. 1026, Nicosia, Cyprus

NOT: KKTC ekonomisinin can damarı niteliğinde ve ülkenin ekonomik kalkınmasında bu denli önemli olan Geçitkale Havaalanı Projesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nde" tescil edilmiş Güney Kıbrıs kökenli bir şirketin methalder olması, ne Asil Nadir tarafından, ne de KKTC Hükümeti ve askeri makamlarca kabul edilebilecek bir durum değildir.

SONUÇ

CAS, kuruluş tarihi olan 02 Kasım 2005 tarihinden itibaren Geçitkale Havaalanı İhalesi ile ilgilenmektedir.

CAS Direktörü James Beveridge, 2007 ortalarında Asil Nadir ile temas kurup ortaklık teklif etmiş ve Geçitkale Havaalanı İhalesine müştereken katılmayı istemiştir. Asil Nadir de ülke çıkarlarını, böyle bir projenin sağlayacağı istihdam olanaklarını ve Geçitkale'nin stratejik konumunu dikkate alarak teklif edilen ortaklığı kabul etmiştir.

29 Haziran 2007 tarihli CAS Limited'in mektubu: James Beveridge tarafından imzalanan ve Elizabeth Forsyth'a hitab eden CAS'ın %15 hissesinin ihalenin neticelenmesi ile birlikte Asil Nadir'e verileceğinin taahhüdü;

12 Mart 2008 CAS Direktörü James Beveridge'in Murray isimli kişiye hitap eden direktif mektubu ve CAS Şirketi'nin yeni hissedar listesinin tescili. (Yeni hissedarlardan biri: Resource Consulting Services Limited, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı, Lefkoşa, KKTC - 15% hisse)

Böylelikle CAS şirketinin %30'u Asil Nadir ve Grubu'nundur.

(Bu durumda projenin önderliğini üstlenen ve de projeyi KKTC yetkili makamlarına takdim eden Asil Nadir, Mutabakat Metni imza töreninde imzanın kendisi yerine James Beveridge'i lanse etmişti. Amaç, yabancı ortaklarını onore etmekti.)

Asil Nadir, bir yıldan beri, bu şirkete kendi ofis binası içerisinde ve kendi önderliğinde çalışmaları için gerekli ofis alanı ve eksiksiz tüm diğer olanakları sağlamıştır. Nitekim CAS şirketinden James Beveridge, Elizabeth Forsyth, Mustafa Ebgü ve Lisani Kozal konu ile ilgili tüm çalışmalarını buradan yürütmüşlerdir. Tüm toplantılar dahi, Asil Nadir'in de katılımıyla, sağlanan bu ofiste yer almıştır.

Hatırlanacağı gibi İhale Komisyonu'na takdim Asil Nadir tarafından yapılmıştı. Ayrıca, CAS şirketine finansman sağlayacağı belirtilen Espirito Santo Bankası'nın Londra Genel Müdürü Nigel Purse de KKTC'yi ziyaret ettiğinde Asil Nadir tarafından ağırlanıp proje hakkında bilgilendirilmişti.

Geçitkale Havaalanı'nın stratejik konumundan dolayı, gelişen zaman içerisinde Asil Nadir, James Beveridge'ten CAS ve hissedarları hakkında gerekli bilgileri istemiş, şeffaflık konusunun önemini belirtmiş; ancak bu bilgilerin zamanında verilmemesi dikkat çekmeye başlamıştı.

Aynı zamanda, şirket finansmanının da tam olarak belirlenememesi (verilmiş olan banka mektubunun sadece bir niyet mektubu olması) ve bu finansman için bazı şirket hisselerinin ismi belirtilmemiş 'sponsorlara' verileceği de ayrıca soru işareti doğurmuştu.

Asil Nadir'in CAS Şirketine ciddiyetle bakması, diğer şirket hissedarlarını da bilmek istemesi en tabii hakkı olmakla beraber, kendisine tüm ısrarlara rağmen ancak 12 Mart 2008 tarihindeki hissedarlar ile ilgili direktif yazısı Nisan ayında verilmiştir. Bu da pek güven verici bulunmamıştır.

Bu yazıda kaydedilen gerçek ve bilinen kişiler dışında, bilinmeyen bir başka şirketin de (Queenlane Limited) hissedar oluşu dikkat çekmiş ve araştırmaya geçilmiştir.

Araştırma sonucu, Queenlane Limited'in, İrlanda'da 8 Şubat 2007 tarihinde tescil edilmiş bir şirket olduğu ve %100 hissesinin 2005 yılında "Kıbrıs Cumhuriyeti"nde tescil edilmiş Güney Kıbrıs kökenli Lavine Holdings Limited'e ait olduğu tespit edilmiştir.

Bu durum son derece kaygı verici ve tehlikeli olup hiç bir şekilde kabul edilemez.

İhale Komisyonu, ilgili bakanlık ve Başbakanlık yetkilileriyle yapılan görüşmelerde CAS (KKTC) şirketinin kurulması ve bu şirketin aynı hissedarlarla oluşturulması hususunda mutabık kalınmış olmasına rağmen, James Beveridge, Mustafa Ebgü ve Elizabeth Forsyth bu mutabakata uymayıp, Asil Nadir'den habersiz 9 Nisan 2008 tarihinde Castlegate Aviation Limited'i (M.Ş. 13214) tescil etmişlerdir.

Hissedar: Mustafa Kemal Ebgü (%51); James Beveridge (%49)

Direktör: Mustafa Kemal Ebgü

Sekreter: Elizabeth Forsyth - (Mukayyitliğe kaydedilmemiş "istifa" 5.5.2008)

Sermaye: 130,000 YTL (Mustafa Ebgü'nün kendi ifadesine göre, CAS şirketinden hiç para almamış ve bu sermayeyi kendi evini Türk Bankası'na ipotek koyarak sağlamıştır)

Bu arada, şirketin kuruluş tarihinden 1-2 gün önce kendilerine sağlanan ofisi habersiz terk edip irtibatı koparmış olmaları da, rahatsızlığımızı bir o kadar daha pekiştirmiştir.

İhalenin kazanılmasını müteakip, Geçitkale Havaalanında ilk etapta istihdam edilecek personelin münhal ilanlarını, müşterek ofiste Mehmet Ziya Berkman, Mustafa Ebgü ve Lisani Kozal beraberce hazırlayıp gazeteye bir dizi ilanlar verilmiştir. Müracaat adresi olarak Kıbrıs Medya Grubu gösterilmişti.

Tüm bu gelişmeler olurken ve Asil Nadir ve grubu hissedar olarak belgelenmişken, aşağıdaki konuların varlığı, oluşan şüphelerin kuvvetlenmesine neden olmuştur:

?1 milyonluk kesin teminatın tüm gayret ve uyarılara rağmen 28 Mart 2008 tarihinde verilemeyip ancak 8 Nisan 2008 de verilmiş olması;

Kredinin kesinleşmesinin müphem kalması;

'Sponsor' hissedarların bilinmemesi;

Araştırmalarımız neticesi "Kıbrıs Cumhuriyeti"nde tescil edilmiş bir şirketin CAS'ın endirekt ortağı olması;

CAS Şirketi'nin sermayesinin halen £100 olarak durması;

Castlegate Aviation Limited'in bilgimiz ve mutabakatımız hilafına KKTC'de tescili ve Geçitkale Havaalanı İhalesi neticesi imzalanması gereken sözleşmeyi Asil Nadir'den habersiz imzalamak için Resmi Makamlara müracaat etmeleri;

Tüm bu rahatsızlıklarımızın ele alınıp sonuçlandırılması için Asil Nadir ile James Beveridge'in 8 Mayıs 2008 Perşembe günü bir araya gelmeleri kararlaştırılmışken ve de bu görüşmede Güney Kıbrıs'ın rolünün sorgulanması düşünülürken, bu toplantıdan 2 gün önce James Beveridge ile Mustafa Ebgü'nün basın toplantısı yapıp gerçek dışı ve maksatlı bilgiler vermeleri, var olan kuşkuların kesinleşmesine neden olmuş ve biz dahil herkesi şaşırtmıştır.

9 Nisan 2008 gün ve S(K-II)887-2008 sayılı Bakanlar Kurulu kararının bilgimize gelmesinden hemen sonra yaptığımız araştırma neticesinde, kararda adı geçen Castlegate Aviation Limited isimli bir şirketin de İngiltere'de farklı ortaklarla kurulduğu tespit edilmiştir.

Kuruluş Tarihi 17 Mart 2008

Şirket No. 06536072

Adres: 8th Floor, Aldwych House

81 Aldwych, Londra WC2B 4HN

Ödenmiş Sermaye Müphem (dosyalanmadı)

Yönetim Kurulu Chettleburgh's Limited

Hissedar Müphem (dosyalanmadı)

£200 sermayesi olan Chettlesburgh's Limited'in yönetim kurulu da aşağıdaki kişilerden oluşmaktadır:

Malcolm Roy Chettlesburgh

Robert Stephen Kelford

Khojohn Phommavong

Dr. Tsutomu David Yamamoto

Tüm bu araştırmaların sonucunda ortaya çıkan inanılmaz işlemler ve gelişmeler, Güney Kıbrıs'taki ilişkiler ve İngiltere'de sil baştan Castlegate Aviation Limited isimli yeni bir şirket kurarak ihaleyi onun adına geçirtme teşebbüsü, olayın tamamen bir "komplo" olduğunu göstermektedir.

KKTC ekonomisi için olduğu kadar stratejik açıdan da büyük önemi haiz Geçitkale Havaalanı Projesinin, herhangi bir kuşkuya mahal bırakmayacak bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla konunun uygun ve süratli bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir.

KIBRIS 14/05/08

 

 

Geçitkale Havaalanı konusunda Ulaştırma Bakanlığı'ndan açıklama

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Geçitkale Havaalanı'nın son derece titiz ve şeffaf bir çalışmanın sonucunda kiralandığını açıkladı. Bakanlık, ekonomiye çok ciddi katkılar yapacak bu girişimin engellenmesi için yapılan yayınlar ve ihalenin iptali yönünde ortaya konan görüşlerin ise, itibar edilebilecek görüşler olmadığını belirtti.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Geçitkale Havaalanı ihalesiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, bazı yayın organları ile siyasi partiler, "sırf hükümeti ve CTP-BG'yi yıpratmak düşüncesiyle yayın ve açıklama yapmakla" suçlandı.

Açıklamada, "İhale süreci ile ilgili olarak kolayca bilgi edinilebilmesi söz konusu iken, bunu yapmamak ve İngiltere Şirketler Mukayyitliğinden çok büyük bir kolaylıkla elde edilecek bilgiler üzerine senaryolar yazarak, bunlar üzerinden teoriler üretmek ne kadar doğru bir yaklaşımdır" denildi.

Geçitkale Havaalanı'nın ekonomiye kazandırılması için başlatılan çalışmaların 2 yılı aşkın bir süredir devam ettiğine işaret edilen açıklamada, şartname ve sözleşme taslağının, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ile aylarca sürdürülen çalışmalar sonucu hazırlandığı kaydedildi.

Özel ihale komisyonu

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı açıklamasında, Geçitkale Havaalanı'nın kiralanmasıyla ilgili ihalenin, Merkezi İhale Komisyonu'nun (MİK) aracılığıyla değil, oluşturulan özel bir ihale komisyonu aracılığıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

MİK Başkanı başkanlığında, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı, Sivil Havacılık Dairesi Müdürü, Maliye Bakanlığı Bakanlık Müdürü, MİK üyesi, Hukuk Dairesi temsilcisi, DAÜ temsilcisi ile DHMİ temsilcisinden oluşan komisyonun, Bakanlar Kurulu tarafından oluşturulmasının ertesinde evrak üzerinde uzun bir çalışma yaptığı ve sonrasında ihale duyurusu yapılarak, sürecin başlatıldığı kaydedilen açıklamaya, şöyle devam edildi:

"Tüm ihale savcılığın, maliye bakanlığının, bayındırlık ve ulaştırma bakanlığının, başbakanlık ve ilgili diğer kurumların yaptığı titiz ve uzun bir çalışmanın sonucunda elde edilen ihale şartnamesine ve mevcut ihale yasasının ilgili maddelerine uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir."

6 kuruluş şartname aldı, 1 tanesi teklif verdi

İhalede TAV, NET Holding, İŞTAŞ, CAS ve YDA olmak üzere 6 kuruluşun şartname aldığını ancak sürenin sonunda sadece Cyprus Aviation Services Ltd'in (CAS) teklif verdiği belirtilen Bakanlık açıklamasında, "CAS Ltd'in teklifi, Kira Takdir Komisyonu'nun belirlemiş olduğu kira bedelinin oldukça üzerinde olması nedeniyle, İhale komisyonu ihaleyi sözü edilen şirkete vermiştir. İhale bedeli toplam 1,737,890 Euro + KDV'dir. Bu kira bedeli ve yapılacak yatırımların toplamı ekonomimiz için küçümsenemeyecek bir katkı sağlayacağı gibi, yaratılacak istihdam ile de bir başka katkı elde edilmiş olacaktır" denildi.

Spekülasyonlar

İhaleyle ilgili spekülasyonlara da değinilen Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı açıklamasında, 100 Sterling'lik sermayesi olan Cyprus Aviation Services Ltd'nin 55 milyon Euro'luk bir yatırımı nasıl gerçekleştireceği spekülasyonuyla ilgili olarak şunlar söylendi:

"Her şeyden önce şunu belirtmekte yarar görmekteyiz. Şirketlerin, İhale komisyonu tarafından sorgulanması sırasında Espirito Santo Bankası'nın müdürü CAS'ın ihaleyi kazanması durumunda, banka olarak 35 milyon Sterling tutarındaki yatırım için finansman sağlayacaklarını ifade etmişti. Nitekim bunu yazılı olarak da komisyona iletmişlerdir.

Yine Cyprus Aviation Ltd Şirketi, ihale koşullarından olan 500,000 Euro'luk geçici teminat ile 1,000,000 (Bir milyon) Euro'luk kati teminatı ilgili banka tarafından TC Ziraat Bankası aracılığı ile vermiş bulunmaktadır. Sözü edilen şirket, kuşku yaratılmaya çalışıldığı gibi, 100 Sterling'lik bir mali güce sahip olmuş olsaydı Espirito Santo Bankası bu miktarda teminatı verebilir miydi?

Espirito Santo Bankası 4 milyar Euro sermayeye sahip, 1884 yılından beri faaliyette bulunan ve kredibilitesi "A" olan Portekiz'in ikinci büyük özel bankasıdır. Böylesi ciddi ve köklü bir banka tarafından yatırımlar için finansmanın karşılanacağının belirtilmiş olması bizce yeterli olmalıdır."

Şirketin tescili

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı açıklamasında, söz konusu şirketin tesciliyle ilgili olarak şunlar aktarıldı:

"İhale şartnamesine göre, ihaleyi kazanan Cyprus Aviation Services Ltd Şirketinin, Şirketler Mukayyitliğinde de tescil edilmesi gerekmekte idi. Ve bu işlemi takiben sözleşmenin bir ay içinde imzalanması hükme bağlanmıştı.

İlgili şirketin, Şirketler Mukayyitliğine yapmış olduğu başvuru, 27 Mart 2008 tarihli yazı ile, faaliyette bulunan başka bir şirketle olan isim benzerliği nedeniyle, reddedilmiştir. İsim benzerliğinden kastedilen, KTHY ile Havaş'ın kurmuş olduğu ve yer hizmetleri yapacak olan Cyprus Airport Services Ltd'dir.

Bunun üzerine Şirketin ismi değiştirilerek, "Castelgate Aviation Limited" olarak tescil edilmiş ve Bakanlar Kurulu da ihale kararını yeni isme göre değiştirmiştir. Daha sonra konuyu değerlendiren ilgili bakanlık Cyprus Aviation Limited Şirketinin, yabancı bir şirket olarak tescil edilmesi için Bakanlar Kuruluna öneri yapmış, böylece şirketin tescili olanaklı hale gelmiş bulunmaktadır."

Şirketin ortakları

Açıklamada, ihale sürecinde Cyprus Aviation Services Ltd'in ve şirket ortakları olan David Harry Millham, James Aitchison Beveridge, Charles Andreu Popplestone ve Thomas Quiınn'in devlet tarafından araştırıldığı ve kişilerle ilgili herhangi bir sakıncalı durum tespit edilmediği kaydedildi.

Açılamada, "Şirket ortakları ihale aşamasında kimler idiyse şu an itibarıyle de aynı kişilerdir. Dolayısıyle şirket ortakları ile ilgili herhangi bir tereddüte gerek yoktur. Kaldı ki ihaleyi kazanan şirketin ortaklarında herhangi bir değişiklik yapılmak istenmesi halinde bunun ancak Bakanlar Kurulunun onayı ile mümkün olabileceğinin bilinmesinde fayda görmekteyiz" denildi. Açıklama, şöyle devam etti:

"Geçitkale Havaalanı gibi önemli bir yerin kontrolsüz kişilerin kontrol ve yönetimine geçmesini engellemek konusunda en az herkes kadar gerek hükümetimiz ve gerekse bakanlığımız gerekli hassasiyeti göstermektedir. Ve bu konuda son derece hassas ve duyarlı davranılmaktadır.

Geçitkale Havaalanı'nı Cyprus Aviation Limited Şirketi çalıştıracak ve sözleşme bu şirketle imzalanmış olacaktır. Ve bu şirketin de dört ortağı vardı ve şu an itibarıyle de aynı dört kişi şirketin ortağıdır. Yani şirketin ortaklarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. Hele hele herhangi bir Kıbrıslı Rum'un veya Rum kesiminde tescil edilmiş herhangi bir kuruluşun ortaklığı, kesinlikle söz konusu değildir."

Asil Nadir değil, James Beveridge imzaladı

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı açıklamasında, ayrıca, ihaleyle ilgili mutabakat metninin, iddia edildiği gibi Asil Nadir ile değil, şirket direktörlerinden James Beveridge ile imzalandığı belirtildi.

Açıklamada, "İhaleyi kazanan şirket ve/veya ortakları arasında Asil Nadir'in herhangi bir mutabakatının olması ve bunun yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanan herhangi bir uyuşmazlık ve sorunun olması halinde de bunun çözümlenmesinin yolu yargıdır" denildi.

KIBRIS 14/05/08

 

 

New UN envoy arrives

Tayé-Brook Zerihoun, the Special Representative of the Secretary-General and Chief of the United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP), arrived in the country yesterday.

Zerihoun comes to Cyprus from the Sudan, where he served as the Secretary-General’s Principal Deputy Special Representative in the United Nations Mission in that country  (UNMIS).  Since joining the United Nations in March 1981, Zerihoun has worked on special political questions in different capacities and areas, including decolonisation, trusteeship, conflict prevention and resolution, peacemaking and peacebuilding.

Between 1995 and 2003, he served initially as Deputy and then Director of Africa I Division in the Department of Political Affairs (DPA), with responsibility for the countries of the Horn of Africa, the Great Lakes and Southern Africa regions as well as regional organisations. He was then appointed Chairman of the Inter-departmental Task Force for Sudan (ITF) and served in that capacity until becoming Principal Deputy Special Representative with UNMIS.

Zerihoun is married and is the father of four children.

CYPRUS MAIL 14/05/08

 

 

Talat, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi ile görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, göreve yeni atanan ve adaya dün gelen, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNIFCP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’u kabul etti.

AA

Güncelleme: 11:53 TSİ 15 Mayıs 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Kıbrıs’taki BM Özel Temsilciliği görevine yeni atanan Taye-Brook Zerihoun bugün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü. KKTC Cumhurbaşkanlığındaki görüşmeye ilişkin açıklama yapılmazken, sadece basın mensuplarının görüntü almasına izin verildi.

 

UNFICP’ten yapılan yazılı açıklamaya göre, adaya dün Sudan’dan gelen Zerihoun, bu ülkedeki BM misyonunda Genel Sekreterin Özel Temsilci Vekili olarak görev yapıyordu.

Mart 1981’den bu yana BM diplomatı olan Zerihoun, 1995-2003 yılları arasında BM Afrika Birinci Bölgede Siyasi İşler Bölümü’nde önce direktör yardımcılığı, sonra direktörlük yaptı. Etiyopyalı diplomat, bu görev nedeniyle Büyük Göller, Güney Afrika ve “Afrika’nın Boynuzu” olarak bilinen ve içinde Kenya, Etiyopya, Cibuti, Somali, Eritre ve Sudan’ın da bulunduğu, sadece Afrika’nın değil, dünyanın en sorunlu bölgelerinden biri olan Doğu Afrika’da yıllarca BM’nin en önemli isimlerinden biri olarak çalıştı.

Etiyopyalı BM diplomatı, evli ve dört çocuk babası.

 

Times’dan, Prensin Anıtkabir ziyareti yorumu

İngiliz “The Times” gazetesi, Prens Philip’in Anıtkabir ziyareti ile ilgili olarak: “Babasını yenen adamın mezarını ziyarete gitti” yorumunu yaptı. Times, bir başka makalede de kraliçenin ziyretinin stratejik önemine değindi.

AA

Güncelleme: 11:46 TSİ 15 Mayıs 2008 Perşembe

 

LONDRA - Times gazetesinde Kraliçe’nin Türkiye ziyareti ile ilgili olarak verdiği bir haberde, Prens Philip’in Anıtkabir ziyareti için “Babasını yenen adamın mezarını ziyarete gitti” yorumunu yaptı. Gazete bu yorumla, Prens Philip’in Yunanistan ve Danimarka Prensi olan babası Andrew’un, Sakarya Meydan Muharebesi’nde Yunan 2’nci Kolordusu’nun komutanı olmasına ve bu savaşta yenilmesine gönderme yaptı. Gazete ayrıca başka bir makalede, Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkilerin “stratejik bir köprü” oluşturduğunu ve Kraliçe Elizabeth’in Türkiye’yi resmi ziyaretinin iki ülke arasındaki bu ilişkiyi güçlendirmesi gerektiğini yazdı.

 

Times makalesinde, Sakarya bozgunundan sonra, Prens Philip’in babası Kral Andrew’un tahttan indirildiğini ve devrim mahkemesinde yargılandıktan sonra, vatan haini ilan edilerek ölüm cezası aldığını yazdı. Kral Andrew, İngiltere’nin araya girmesi üzerine serbest bırakıldı ve Paris’e ailesiyle birlikte sürgüne gönderildi. Andrew daha sonra Kurtuluş Savaşı’nda yaşadıklarını anlatan “Felâkete Doğru” isimli bir kitap da yazdı.

The Times’ın, konuyla ilgili haberinde Atatürk için “Türk ulusal hareketini zafere götüren parlak komutan” ifadesi yer aldı.

İNGİLTERE TÜRKİYE’NİN AB SÜRECİNİN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ
Times, Kraliçe’nin Türkiye ziyaretiyle ilgili başka bir makalede, bu tür ziyaretlerin İngiltere’nin ilişkilerini güçlendirip, dostluklarını tazelemeye, siyasi işbirliğini derinleştirmeye ve dünyada kamuoyuna sembolik mesajlar vermeye yaradığına dikkat çekti ve “Kraliçe’nin çok az sayıdaki ziyareti, Türkiye’ye yaptığı ziyareti kadar zamanlaması yerinde ve önemli olmuştur” ifadesi kullanıldı.

Türkiye’nin doğu ile batı arasında eşsiz bir köprü pozisyonunda olduğuna, AB ve dünyayla ilişkileri açısından önemli bir dönemden geçtiğine işaret edilen Times Gazetesinin makalesinde, Türkiye’nin, huzursuz bir bölgede barışın ve istikrarın korunması için anahtar rol oynadığı kaydedildi.

Türkiye için de İngiltere’nin, büyük önem taşıdığı belirtilen makalede, İngiltere’nin Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin en büyük destekçisi olduğu, Tony Blair’in başbakanlığı döneminde Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin başlatıldığı ve İngiliz hükümetinin AB içindeki ortaklarının bu taahhütten geri adım atmamasını sağlamak için yoğun çaba harcadığı hatırlatıldı.

TÜRKİYE’NİN IRAK KONUSUNDAKİ SORUMLU TUTUMU
Makalede, Türkiye’nin stratejik önemini artıran önemli unsurlar arasında, Irak’taki istikrarın büyük ölçüde Ankara’nın itidalli tutumuna bağlı olmasının bulunduğu vurgulandı.

Terör örgütü PKK’nın kanlı eylemlerinin Türkiye’yi Irak’ın kuzeyindeki durum konusunda hassas kıldığı belirtilen makalede, sınır ötesi operasyonlar ve teröristlere yönelik sıcak takiplere rağmen Türkiye’nin Irak’ta birlik ve istikrarın sağlanması ve korunması açısından son derece sorumluluk içeren rol oynadığı kaydedildi.

Türkiye’nin Müslüman ve laik demokratik modeliyle bölgesel bir endüstriyel güç olarak, aşırı dini kesimlerin baskılarına rağmen açık ve özgür kalabilen toplum yapısıyla bir örnek oluşturduğu da belirtilen makalede, ülkede ifade özgürlüğünün gelişmesi için ise zamana ihtiyaç olduğu savunuldu.

“Bugün Türkiye’yi eşsiz biçimde önemli kılan ise ılımlı İslam ile demokrasi ve ekonomik gelişme arasında bir ahenk sağlamaya yönelik girişimidir” ifadesi kullanılan makalede, onlarca yıldır ilk kez Arap ülkelerinin gelişmeleri büyük dikkatle izledikleri belirtildi.

Makalenin sonunda, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun bütün İslam dünyasını etkisi altında bulundurduğu hatırlatılarak, “Bugün Türkiye’de olup bitenler de hala sınırlarının ötesinde önem taşıyor” denildi.

 

'Bayan Gül' İngiltere gündeminde

 

 

 

 

 

'Bayan Gül' İngiltere gündemindeHayrünnisa Gül'ün resmi yemekte kullandığı türban İngiliz basınının gündeminin ön sıralardaki yerini koruyor.

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’nün, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in onuruna verilen resmi yemekte kullandığı türban, İngiliz basınının gündeminin ön sıralarındaki yerini korumaya devam ediyor.

Gazete, Kraliçe’nin Yeşil Cami ziyareti sırasında ayakkabılarını çıkartıp başörtüsü kullanmasına dikkat çektiği haberinde “Bayan Gül, salı gecesi resmi yemekte İslami başörtüsü giyerek cumhuriyetin askeri liderlerini kızdırdı” diye yazdı.  

The Daily Telegraph gazetesi, Kraliçe’nin Bursa ziyaretini değerlendirdiği haberinde geniş bir şapka ve beyaz ayakkabı giyen Kraliçe’nin Yeşil Cami ziyareti sırasında ayakkabılarını çıkartıp başörtüsü kullanmasına vurgu yaptı. Kraliçe’ye Hayrünnisa Gül’ün eşlik ettiğini belirten gazete, Hayrünnisa Gül konusunda şunları yazdı:

“Bayan Gül, salı gecesi, Majestelerinin Türkiye’yi ‘Doğu ile Batı arasındaki bir köprü’ olarak nitelendirdiği resmi yemekte İslami bir başörtüsü giyerek cumhuriyetin askeri liderlerini kızdırdı. Ülkenin liderleri, kendilerini Türkiye’nin laik mirasını savuncuları olarak görüyor ve Cumhurbaşkanı’nın eşinin başörtüsü kullanma kararını hiçbir zaman kabul etmedi.”

The Telegraph gazetesi, “Kraliçe, Müslüman tarzı bir başörtüsü giyerek ve çoraplı ayaklarla yürüyerek Türkiye’ye 37 yılda yaptığı ilk resmi ziyaret sırasında ülkenin en önemli camilerinden birini gezdi” diye yazdı.

Kraliçe’nin, “Kadınların başlarını örtmesi ve tüm ziyaretçileri ayakkabılarını çıkartmasını gerektiren İslami kıyafet kuralı”na uyduğuna dikkat çeken gazete, Kraliçe’ye bir Kuran armağan edildiğini de belirtti.

Kraliçe’nin Koza Han’ı gezerken ebru tekniği ile bir ipek mendili dizayn ettiğini de kaydeden gazete, Kraliçe’nin de 250 Türk lira tutarında iki işlenmiş yastığı satın aldığına işaret etti.

TÜRK MODACILAR HAYRÜNNİSA GÜL'ÜN KIYAFETİNE TAM PUAN VERDİ

First Lady Hayrünnisa Gül'ün Dilek Hanif imzalı elbisesi, ipek ve satenden hazırlandı. Üzerine bir kat ipek şifon yerleştirildi. Bedeni, Fransız dantel ve kristal taşlarla süslendi.

Şapka tipi türban

Dilek Hanif, Gül’ün saçını örtmesi için de ilginç bir örtü tekniği uyguladı. Şapkayı anımsatan bu bağlama şekli, ilk kez denendi. Hayrünissa Gül’ün, özellikle ayakkabı ve çantasının çok sade olmasını istemesi üzerine, bu ricaya da uyuldu. Kollarındaki ve boyun kısmındaki drapeler de kıyafetin dikkat çekici detayları arasında yer aldı. Modacıların Kraliçe ve Gül’ün kıyafetleriyle ilgili görüşleri ise şöyle:

Cengiz Abazoğlu: "Kraliçe’nin gece resepsiyonda giydiği emprime desenli elbise, tac, gerdanlık, eldiven, taşlı bilezikler ve yakadaki broşla çok karışık duruyordu. Kraliçe’nin, yaşı ve ölçülerinden dolayı koyu tonları tercih etmesini dilerdim. Hayrünissa Hanım’ın ise renk seçimi güzel. Protokol kuralları gereğince şık ve hoş bir görüntü sergilemiş."

Nedret Taciroğlu: "Kraliçe’nin akşam resepsiyonda giydiği kıyafet, etnik bir kıyafetti. Neden etnik bir tarz giymiş, anlamış değilim? Kraliçe’nin yanında Hayrünissa Hanım daha şıktı. Farklıydı. Ayağındaki gümüş rengi platform topuk ayakkabılar, başını bağlama şekliyle modern bir kadın miajı çiziyordu...

HURRIYET 15/05/08

 

 

KKTC’de ekonomik krize doğru

2006’ya kadar Çinvâri bir hızla büyüyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi hızla küçülmeye başladı.
Büyümenin de küçülmenin de arkasındaki neden aynıdır: İnşaat sektörü.
2004 yılındaki referandumdan sonra patlayan dış talep inşaat sektörüne büyük ivme getirdi. Başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar akın akın Kıbrıs’a gelip tatil ve emeklilik evi satın almaya başladılar. Bu furya sonucunda adaya üç milyar dolara yakın para geldiği tahmin ediliyor.
“Bu nedenle mucizevi bir kalkınma gerçekleşmeye başladı” diye konuştu bir kaynak. Ekonomi 2002-2006 arasında yılda ortalama yüzde 13 küsur büyüdü. “Ancak bilinçsiz hükümet bu paranın gökten yağdığını zannetti ve aldığı hatalı kararlarla kalkınma durdu.”
Neden, hükümetin basiretsizliği olduğu kadar, inşaat sektörünün sorumsuzluğudur.
Neredeyse tamamen kontrolsüz bir biçimde meydana gelen yapılaşma Akdeniz’in son bozulmamış yerlerinden biri olan KKTC’nin çehresini inanılmaz bir süratle çirkinleştirdi.
İnsansız koylar, tepeler, vadiler, zeytinlikler, tarlalar rasgele, kalitesiz ve çirkin yapılarla doldu. Ormanlara, arkeolojik alanlara bile binalar dikildi. KKTC büyük bir çöplük haline geldi. Zaten kıt olan elektrik ve su daha da kıtlaştı. 

İnşaatla küçülüyor
Bunların halk ve çevreciler arasında yarattığı infial hükümetin inşaat sektörüne sert kısıtlamalar getirmesine neden oldu. Avrupa ekonomilerinde görülen yavaşlama, Kıbrıs’ta çözüm olasılığının azalması ve mülkiyetle ilgili sorunlar dış talebi bıçak gibi kesti. İnşaat sektörüyle birlikte KKTC ekonomisi de küçülmeye başladı.
Bankacılık kaynaklarına göre, 2007’de ekonomi yüzde 2.5 oranında küçüldü. Bu yıl daralmanın yüzde 6’yı aşabileceğine dair tahminler var.
İnşaat sektörünü zapturapt altına alınması gerektiği konusunda yaygın bir fikir birliği var. Ancak hükümet vur deyince öldürmüşe benziyor.
Yaratılan en önemli (ve saçma) sorun yabancıları gayrimenkul alımının izne bağlanmasıdır. Tapu alabilmek için yabancılar gayrimenkulü satın aldıktan sonra izin için Bakanlar Kurulu’na müracaat etmek zorundadırlar. Gayrimenkulün bedelini ödedikten sonra aylarca, hatta yıllarca beklemek rutin haline geldi. Öğrendiğime göre, iki binden fazla yabancı izin bekliyor.
İçişleri Bakanlığı askerin denetim yaptığını, izin verilip verilmeyeceğine, ne zaman verileceğine onların karar verdiğini söylüyor. Askeri yetkililer ise “Bu görüş yanlıştır, biz sadece askeri bölgelere yakın yerlerde kontrol yapıyoruz” diyor.
Hükümetin inşaat sektörünü yüksek standartlara ve çevre saygısına dayalı bir yasal düzenlemeye bir an önce kavuşturması şarttır.
“Ama sadece yasak getiriyorlar” diye konuştu işadamı Erdil Nami, hükümeti kastederek. “Plan yapmıyorlar. Konuşmayı bırakıp iş yapsalar daha iyi olacak.”

METIN MUNIR 15/05/08

 

 

Kraliçe, Doğuşun çocuklarına bayıldı

Salı akşamı Çankaya’da, İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve eşi Prens Philip onuruna verilen yemeğe ben de davetliydim. Kraliçe’nin 1971 gelişinde verilen davete de yine gazeteci olarak katılmıştım. Nedense o gün, Kraliçe beni bu defaki kadar etkilememişti. Belki arada geçen 37 yılın getirdiği bilinçlenme veya bunca zamandır medya aracılığı ile sık sık izlemekten, artık hepimizin bir aile ferdiymiş gibi görür olduğumuz Kraliçeyi ile tekrar karşılaşmanın merakı olsa gerek, heyecanlandım.
Karşımda bir tarih duruyordu.
Şimdiye kadar binlerce ünlüyle karşılaştım. Erkekli kadınlı lider olsun veya büyük şöhret olsun niceleriyle el sıkıştım, konuştum. Ancak bu defaki farklıydı. Karşımdaki küçücük kadın, bembeyaz saçlarıyla bir imparatorluğu temsil etmesi bir yana, başından geçenleri düşündüğünüz zaman diğerlerinden çok farklıydı.
82 yaşına rağmen son derece dinç bir görünüşü vardı. Güzel yaşlandığı besbelliydi.
Prens Philip ise çok yaşlanmış. Daha bir yıpranmış.
Bütün bunları düşünürken, 37 yıl önceki kendi görüntüm aklıma geldi ve bu yaşlanma konusunu hemen kapatmaya karar verdim (!)
Daha önce de Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin onuruna verilen yemeğe katılmıştım. Hatta bu köşe’de sizlere, yediğimiz yemeklerin ne kadar kötü olduğundan söz etmiştim.
Anlaşılan, Hayrunisa hanım müdahele etmiş ki, bu defa başta yemekler olmak üzere herşey mükemmeldi. Özellikle de menü harikaydı.
Zeytinyağlı enginar dolması, Su böreği, Patlıcana sarılı beyendi ile  kuzu tandır. Tatlı olarak da, muhallebi üzerine gül baklava. Corvus ve Sarafin şarapları içildi.
Ne yazık ki, yemeğin verildiği salon Rusya’daki metro istasyonlarını andırır cinstendi. Ancak öğrendim ki, oraları da elden geçirilip düzeltilecekmiş. Ruhsuz halinden çıkarılacak, daha sıcak bir hava verilecekmiş.
Bizim eski bir alışkanlığımız yine göze çarptı.
Davet edilip, yanıt dahi vermeyenler ve daha da dramatiği, geleceklerini bildirip gelmeyenler. Masalarda sökülmüş diş gibi boşlukların görülmemesi için, oturma yerlerinde  son dakika değişiklikler yapılıp, durum idare edildi.
Bir diğer alışkanlığımız da, geç gelmektir.
Bu defa herkes zamanında geldi. Herhalde saray protokolünden kaynaklanıyor olacak ki, Başbakan bile gecikmedi.
Beni en çok etkileyen diğer bir unsur da, Doğuş Gurubunun Çocuk Senfoni Orkestrasıydı. Davetliler arasındaki Ferit Şahenk’i özellikle tebrik ettim. Mütevazı bir şekilde, köşesinden gözleri dolu dolu çocuklarını izledi.
Orkestra Elgar’ın, Pomp and Circumstance’ini çalınca Kraliçe ile Prens bir neşelendi ki, görülmeye değerdi. Zira bizim için “Dağ başını duman almış” ne ise, İngilizler için de bu parça aynı değerdedir.
Özetle çok hoş bir gece geçirdik.
Tarihle tanıştık...

 

Erdoğan ve Gül'ün farklı tutumları...
Cumhurbaşkanı Gül, şimdiye kadar hiç smokinli görülmemişti. Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki yemin töreninde dahi, frak yerine kravatı tercih etmişti. Zira temsil ettiği dünya görüşünde smokin, frak gibi giysilere bir alerji vardır. Ancak bu defa, Kraliçeye saygı gösterdi ve belki de ilk ve son defa smokin giydi. İngiliz Kraliyet Sarayının bir alışkanlığına karşı gelmedi. İstese, o da smokin giymez ve yemeğe kravatlı katılabilirdi. Bundan dolayı da, Kraliçe gezisini yarıda bırakıp, ülkesine geri dönmezdi. Belki biraz kırılır, ancak hiçbir şey olmamış gibi davranıp resmi görevini yerine getirirdi.
Gül, tamamen Kraliçeye bir jest yaptı. Ancak bunu yaparken, bir de mesaj vermiş oldu. Katı  olmadığını, gerektiğinde esnek davranabileceğini, kurallarını değiştirebileceğini gösterdi.
Başbakan Erdoğan ise tamamen farklı bir izlenim verdi.
Yemeğe kravatlı geldi.
Onunla birlikte Ali Babacan ve diğer AKP’li davetliler de kravatlıydılar.
Bu bir duruş gösteriyor.
Herkes istediği gibi okuyabilir. Ben, Başbakan’ın “Tutumumdan, duruşumdan ödün vermem.” demek istediği sonucunu çıkardım. Herhalde “canım, başbakanımızın eve gidip giysi değişmeye vakti olmadı” denemez.
Can Paker’in evindeki yemek ile ilgili yazdıklarıma ben Otağtepe Kriterleri adını taktım. Başbakan, işte onlardan birini daha uyguluyor. Yani “Tutumunu, yaklaşımını, görüşlerini,  değiştirmemek, boyun eğmemek” yaklaşımını sürdürüyor.
Gül ile Erdoğan’ın dünyaları ve yaklaşımları arasındaki büyük fark o geceki yemekte bir daha ortaya çıktı.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 15/05/08

 

 

Kraliçe’nin siyasi mesajı

İNGİLTERE Kraliçesi 2. Elizabeth’in bu yıl boyunca dış ülkelere yapacağı iki resmi ziyaretin birini -ve birincisini- Türkiye’ye ayırmış olması İngiliz diplomasisinin ülkemize verdiği önemi bir kez daha ortaya koyuyor.
Britanya’nın Türkiye’ye bu özel ilgisinin nedenlerinin işaretlerini, Kraliçe’nin önceki gece Çankaya Köşkü’nde yaptığı konuşmada bulmak mümkün.
Aslında bu konuşma, bir süreden beri Birleşik Krallık’ın Türkiye konusunda şekillendirdiği stratejinin ana unsurlarını içeriyor.
Bu bakımdan Kraliçe’nin sözleri, Türkiye’ye olduğu kadar Avrupa’ya ve dünyaya yönelik anlamlı mesajlarla dolu...
İlk bakışta Kraliçe’nin yaptığı bu tür ziyaretlerin sembolik veya protokoler bir nitelik taşıdığı izlenimi edinilse bile, bu gezilerin zamanlaması ve konuşmaların içeriği, siyasal bir anlam taşır.
Nitekim, BBC’nin Kraliyet muhabiri Peter Hunt, Majestelerin Türkiye gezisiyle ilgili değerlendirmesinde, şu ifadeyi kullandı: “Bu kısmen değil, tamamen siyasi bir ziyaret... İngiliz hükümeti Türkiye’ye Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak bakıyor... Türkiye’yi başarılı bir demokrasi örneği olarak görüyor”...

Çok şey değişti, ama...
82 yaşındaki Kraliçe’nin daha önce Türkiye’ye gelişleri de siyasal bir anlam taşımıştır.
Kraliçe 1961 yılında, 27 Mayıs ihtilalinden bir yıl sonra Ankara’ya  birkaç saatlik “gayri resmi” bir ziyarette bulunmuştu. O tarihte izlediğimiz bu ziyaretin amacı, İngiltere’nin -ve Batı’nın- devrik liderlerin (Bayar, Menderes ve Zorlu’nun) idam edilmesi olasılığından duyduğu kaygıyı ifade etmek ve açıkçası bunu önlemeye çalışmaktı. Bu kısa görüşme zamanın Cumhurbaşkanı Orgeneral Cemal Gürsel ile, Esenboğa Havaalanı’nın VIP salonunda yapılmıştı. Kraliçe’nin gelişinde ve gidişinde hiçbir açıklama yapılmamıştı. Gazeteciler Gürsel’den görüşme hakkında bilgi isteyince, Paşa “Kraliçe çok zarif bir bayan” demekle yetinmişti!..
Kraliçe 2. Elizabeth’in Ankara’yı 1971’de ilk resmi ziyareti de Türkiye’nin 12 Mart muhtırasının ardından rejim tartışmalarına sahne olduğu bir zamana rastlamıştı. İngiltere o sırada, Türkiye’nin demokrasiye dönüşünü teşvik ediyor, Kraliçe’nin ziyareti de bu yönde bir fırsat oluşturuyordu.
Kuşkusuz Türkiye 1971’den bu yana her alanda büyük mesafe kat etti. Nitekim Kraliçe konuşmasında, bu değişikliğe değindi ve demokrasi alanında da gelinen noktanın o zaman hayal bile edilemeyeceğini söyledi.

Tartışma sürüyor
Ne var ki, bu ziyaret de, iktidar partisinin kapatılma davası ile karşılaştığı ve gene rejim tartışmalarının devam ettiği bir zamana rastlıyor. Kraliçe’ye refakat eden İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband dün, bu konu ile ilgili bir soruyu yanıtlarken kullandığı dikkatli ifadeler, bu konuda duyulan kaygıyı yansıtıyor...
Kraliçe’nin konuşmasında yer alan mesajların başında AB üyeliğine tam destek geliyor. Bu gerçekten İngiliz diplomasisinin temel stratejik hedeflerinden biri. Britanya bu yöndeki çabalarını Fransa ve Almanya’nın muhalefetine rağmen ısrarla sürdürüyor. Kuşkusuz bunda İngiltere’nin kendi çıkarlarının ve bakış açısının rolü var. Ama sonuçta Türkiye İngiltere’yi hep yanında bulabiliyor.
Kraliçe’nin enerji işbirliğinden “Medeniyetler İttifakı” projesine kadar, konuşmasında değindiği konularda verdiği mesajlar da, Londra ile Ankara’nın bir görüş birliği ve uyum içinde olduklarını bir kez daha gösterdi.
Kraliçe’ye bu gezisinde Türkiye’de gösterilen sempati, bu ortak anlayışın ve yakınlığın da bir sonucu...

SAMI KOHEN MILLIYET 15/05/08

 

 

İngiliz basını: Kraliçeyi hiç böyle görmediniz

 

RADIKAL 15/05/08

İngiliz basını: Kraliçeyi hiç böyle görmediniz

 

15/05/2008

‘The Times', ‘The Daily Telegraph', ‘The Daily Express', ‘Daily Mail' gazeteleri ile BBC'nin internet sayfaları, Kraliçe'nin başörtülü resimlerini ‘alışılmadık’ olarak niteledi

Merve Loğmanoğulları

LONDRA - İngiltere Kraliçesi 2'nci Elizabeth'in Türkiye ziyareti, ‘The Times', ‘The Daily Telegraph', ‘The Daily Express', ‘Daily Mail' gazeteleri ile BBC'nin internet sayfasında geniş yer buldu. Gazeleler Kraliçe'nin Bursa Yeşil Cami’deki başörtülü resimlerini ‘alışılmadık’ olarak niteledi.

‘Kraliçe’yi hiç böyle görmediniz’ başlığıyla Kraliçe'nin Yeşil Cami ziyaretinde çekilen başörtülü fotoğraflarını kullanan İngiliz basını, bunun kendileri için ‘alışılmadık’ olduğunu belirtirken, saygı göstergesi olduğunu vurguladı. Kraliçenin cami ziyaretinde egzotik bir başörtünün, güneşten korunmaya kullandığı geniş kenarlı şapkanın yerini aldığını yazan Daily Mail, ayakkabılarının yerine de terlik giymeyi tercih ettiğine dikkat çekti. The Daily Telegraph gazetesi, Kraliçe'nin Türkiye'nin en önemli camilerinden Yeşil Camii'yi gezerken ‘Müslüman tarzı’ başörtüsü kullandığını ve İslami giyim prensiplerine uygun olarak cami girişinde ayakkabılarını çıkararak terlik giydiğini yazdı.

Kraliçe'nin Türkiye ziyaretiyle ilgili haberine tam sayfa yer ayıran The Times gazetesi ise, ‘Örtülü ve terlikli Kraliçe, Türkler'i sevindirdi’ başlığını kullandı. Kraliçe'nin çok nadir olarak cami ziyaretlerinde bulunduğunu belirten Times, ziyaretle ilgili şu ayrıntıları verdi:

“Geniş kenarlı beyaz şapkasıyla caminin önüne gelen Kraliçe, ayakkabılarını değiştirmekte zorlanınca asistanları yardımına koştu. Daha sonra imam Ayhan Polat duaya başlarken Bayan Gül ve Kraliçe sandalyelerde yerlerini aldı. Cami çıkışında ise Kraliçe’nin şapkasının sağlam bir şekilde tekrar başında olduğu gözlendi.” (aa)

 

BM nabız tutuyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki yeni Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüştü.

   Taye-Brook Zerihoun'un, Cumhurbaşkanlığı'nda dün saat 16.30'da başlayan ve bir saat süren görüşmesinin başında görüntü alınması imkânı sağlanırken, basına açıklama yapılmadı.

   Taye-Brook Zerihoun, Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılırken, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 21 Mart'ta başlayan yeni süreç ve komitelerle çalışma gruplarının sürdürdüğü toplantılarla ilgili sorulara karşılık, konuşmak için henüz erken olduğunu ve zamanı geldiğinde gereken açıklamanın yapılacağını söyledi.

   Görüşmede Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca da hazır bulunurken, Zerihoun'a kıdemli danışmanı Wlodek Cibor ve UNFICYP Siyasi İlişkiler Memuru Timothy Alchin eşlik etti.   

 

Hristofyas'la da görüştü

 

   Adaya önceki gün gelen Zerihoun, dün sabah Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la da görüştü.

   Rum radyosunun haberine göre Zerihoun, Hristofyas ile yaklaşık 45 dakika süren görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı görüşme fırsatımız olacak" dedi.

   Rum gazetecilerden; bilgi alabilmesi için kendisine biraz zaman vermelerini rica eden Taye Brook Zerihoun, "Başkan Dimitris Hristofyas'a BM Genel Sekreteri'nin iyi dileklerini ilettim ve BM'nin Kıbrıs sorununun çözüm prosedürüne desteğini yineledim" dedi.

KIBRIS 15/05/08

 

Christofias seeks rethink on talks
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias said yesterday he would ask Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to reconsider aspects of the current process relating to the working groups and technical committees.

Christofias is due to meet Talat on May 23.

For the past week or so, the Greek Cypriot side has been making noises about putting off the start of fully-fledged negotiations, which it was hoped would begin by the end of June.

The government spoke of difficulties in the process of the groups and committees, and said it did not want to be tied to timetables because if the groups did not prepare the ground well, fully-fledged negotiations were bound to fail.

However, the Turkish Cypriot side wants talks to begin in June, saying the process is going well.

Christofias said this development did not mean the process had reached a dead end, but he said on ethical grounds he could not elaborate on the problems faced at the committees and groups.

“I firmly believe that a lot more work is needed, and I believe that with Mr Talat we should re-evaluate the basis on which the discussion are being held,” Christofias said on his departure for Peru.

Asked to clarify, Christofias said that according to the “Gambari letter”, the process should be reviewed by the two leaders three months after they start work. The groups began work on April 21, meaning they would only have been operational for two months by June 21.

It was the first time Christofias raised the issue of the Gambari process, also known as the July 8, 2006 agreement, since his meeting with Talat in March.

The March 21 agreement between Christofias and Talat makes no reference to the July 8 process, which the Turkish Cypriot side considers a non-starter. The leaders agreed to meet three months from March 21, to review the work of the working groups and technical committees, “and using their results, to start full-fledged negotiations”.

Initially, Christofias had been accused of giving in to the Turkish side’s demands and of abandoning the July 8 agreement that the previous government had pledged to adhere to, even though under President Tassos Papadopoulos, the process never even got as far as agreeing working groups and technical committees.

Christofias said his meeting with Talat next week was to see what could be done to overcome the obstacles, although he made it clear the climate during the process has been amicable.

Earlier yesterday, the President met the UN Secretary-General’s new Special Representative for Cyprus Taye-Brook Zerihoun, who later met Talat in the north.

Christofias described his 45-minute meeting with Zerihoun, who arrived on the island on Tuesday, as cordial and said he felt the collaboration would be excellent.

He stressed that the role of the UN in the current process would be a supportive one.

CYPRUS MAIL 15/05/08

Talat vekiller ile süreci değerlendirdi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, siyasi partilerin Kıbrıs konusundaki “endişelerine” cevap vermeye çalıştıklarını söyledi.

AA

Güncelleme: 09:09 TSİ 16 Mayıs 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulunun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın katılımıyla yaptığı Kıbrıs konulu olağanüstü toplantısında barış sürecindeki son gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, partilerin endişelerine cevap vermeye çalıştığını, partilerle Meclis dışında da görüştüğünü kaydetti.

Talat, Meclisten ayrılırken basına yaptığı değerlendirmede, bugünkü birleşimde milletvekillerinin konuştuğunu belirtti. Onların görüşlerini aldığını ifade eden Talat, kendisinin ise bir haftalık gelişmelerle ilgili kısa bilgi verdiğini ve sonunda kısa bir açıklama yaptığını söyledi.

Meclis’teki toplantının ardından Talat, BM ve AB ile ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile beraber, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanlık komiseri Yorgos Yakovu ile buluştu. Toplantıda çalışma grupları ve teknik komitelerdeki çalışmalar değerlendirildi.

Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otelde yapılan görüşmede, adaya önceki gün gelen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da hazır bulundu.

 

Kraliçe doğum gününü erken kutladı, gitti

 



16 Mayıs, 2008 14:30:00 (TSİ) CNN TURK

 

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'nde düzenlenen doğum günü resepsiyonuna katıldı. Resepsiyonun ardından Kraliçe ve eşi Türkiye'den ayrıldı.

Kraliçe'nin Türkiye ziyareti vesilesiyle doğum günü resepsiyonu erken düzenlendi.
 
Kraliçe Elizabeth ve eşi, İngiltere Büyükelçiliği kapısında, Türkiye Jokey Kulübü (TJK) Başkanı Yasin Kadri Ekinci, geçen yıl Kraliçe Elizabeth kupasını kazanan "Berraksu" adlı atın sahibi Nasri Artar ve atın jokeyi Akın Sözen tarafından karşılandı.
 
Atlara merakı olduğu bilinen İngiltere Kraliçesi Elizabeth resepsiyona girişinde, 1971'deki Türkiye ziyareti sırasında, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile birlikte Elizabeth adına düzenlenen at yarışını izlerken çekilen görüntülerin gösterildiği filmi izledi.
 
TJK Başkanı Ekinci, Kraliçe Elizabeth'e, kraliçenin atının tasvir edildiği bir tablo hediye etti.
 
Ödül törenine katıldı
 
Kraliçe II. Elizabeth daha sonra, Uluslararası Gençlik Ödülü Programı'nın birinci altın kategori ödülü törenine katıldı. 1956'da başlatılan ve tüm dünyada uygulanan Uluslararası Gençlik Ödülü Programı, Türkiye'de de 2003 yılından bu yana gençlik ödül derneği bazında devam ediyor.
 
Kraliçe ve eşi, Türkiye ile İngiltere milli marşlarının dinlenmesinin ardından resepsiyon bahçesini gezerek, konuklarla sohbet etti. İngiltere Kraliçesi, 1971'de olduğu gibi bu gelişinde de meşe ağacı dikti.
 
Sokak Ligi eğitim kampanyası
 
Kraliçe, daha sonra 12-16 yaş arasında spora erişimi kısıtlı çocukların futbol oynamasını seyretti. Bu sırada, eski bir futbolcu olan Başbakan Erdoğan da çocuklarla paslaştı.
 
Sokak Ligi adlı eğitim projesi, futbolu araç olarak kullanarak, spora erişimi kısıtlı çocukların sosyal hayata uyum sağlamalarını amaçlıyor. British Council'ın başlattığı ve Sosyal Sorumluluk Derneği'nin yürüttüğü projeye 16 ilden, 73 takım ve 1260 genç katılıyor.
 
Elizabeth, en centilmen takım seçilen İzmir takımına ünlü futbolcu David Beckham imzalı topu ödül olarak verirken, Başbakan Erdoğan da birinci seçilen takıma kupasını verdi.
 
Resepsiyonda İngiltere Büyükelçiliği'ne bağlı İngiliz Okulu'nun öğrencileri "We are all in this together" (Bunda hep beraberiz) adlı şarkı eşliğinde dans gösterisi de sundu. Resepsiyonda Türk Silahlı Kuvvetleri Senfoni Orkestrası da bir konser verdi.
 
Elçiliğin en yaşlı çalışanını tebrik etti
 
Bu arada Kraliçe'nin kendisine resepsiyon boyunca eşlik eden Başbakan Erdoğan'la bir süre görüştüğü öğrenildi. Resepsiyon sırasında ayrıca, İngiltere Büyükelçiliği'nin en eski çalışanı Şeref Öztürk Kraliçe'ye tanıştırıldı. Kraliçe, Öztürk'ü tebrik etti, elini sıktı ve bir plaket verdi.
 
Resepsiyona, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve eşi, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ve eşi, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ve eşi, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, CHP lider Deniz Baykal ve eşi, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, basın-yayın organlarının temsilcileri ve yabancı misyon temsilcileriyle çok sayıda davetli katıldı.
 
Resepsiyonun ardından Türkiye'den ayrıldı
 
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, resmi ziyaretini tamamlayarak Türkiye'den ayrıldı.
 
Kraliçe Elizabeth ve beraberindekileri, Esenboğa Havaalanı'nda, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve eşi Nihal Aydın, Ankara Valisi Kemal Önal, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan ve eşiyle diğer yetkililer uğurladı.

 

 

 

 

 

 

 

Bakan'ın katıldığı açılışı işte böyle izlediler

 

Yer Kütahya... Dün, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in de katıldığı Kütahya Ticaret Borsası tarafından türlü kişi ve kuruluşların desteğiyle yaptırılan Bölcek İlköğretim Okulu'nun açılış töreni yapılıyordu. Bakan Çelik, kürsüde konuşuyor, "Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur" diyordu. Bir grup kadın ise Bakan'ı ve açılış törenlerini yüzlerini tamamen kapattıkları ilginç kıyafetleriyle işte böyle izliyordu.

 

 

 

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur” dedi.

Hüseyin Çelik, Kütahya Ticaret Borsası tarafından türlü kişi ve kuruluşların desteğiyle yaptırılan Bölcek İlköğretim Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, bu okulun devlet ve ulus işbirliğinin en güzel örneklerinden biri olduğunu söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde okullara 600 bin bilgisayar gönderildiğini, öğrenci kitlesinin yüzde 90'ının internetten yararlandığını belirten Çelik, “Köylerdeki çok sayıda devredışı kalmış okulları bir tarafa bırakırsanız, faal olarak Kütahya'da kullanılan her 3 derslikten biri bizim iktidarımız döneminde yapılmıştır. Bu dersliklerde özel sektörümüzün çok büyük katkısı vardır.

Biz, bir şeyi programa koyarız, parasını ayırır, başlar ve bitiririz. Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur. Atatürk'ün bize gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine sloganla çıkamayız.”

Kütahya'da, hayırsever vatandaşlar tarafından 44 okulun yaptırıldığını ya da inşaatının sürdüğünü ifade eden Çelik, bu işbirliğinin süreceğini anlattı.

Çelik'e, Kütahya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Altınkaya tarafından Dumlupınar Şehitliği maketi verildi.

Kurdeleyi keserek binanın açılışını yapan Çelik, beraberindekilerle okulu gezdi.

KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE TÜRKİYE

Bakan Çelik, Kütahya Belediyesi Kültür Sarayı'nda düzenlenen “Küreselleşme Sürecinde Türkiye” konulu konferansa katıldı.

Çelik, burada yaptığı konuşmada, küreselleşmenin; “hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı” olduğunu söyledi.

Küreselleşme kavramının kimi kişilerce “iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesiyle birlikte dünyadaki fikri yakınlaşma ve bir yere varmanın kolaylaştırılması” olarak tanımlandığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“Bugün iyi bir dizüstü bilgisayarınız ve cep telefonunuz varsa Kanada'da oturup Singapur'daki işletmenizi idare edebilirsiniz. Bugün birçok yerde çağrı merkezleri var. ABD'deki firmanın çağrı merkezini arıyorsunuz. Karşınıza operatör çıkıyor ve istediğinizi yapıyor. Ancak bu kişi ABD'de değil, Hindistan'da oturuyor. Ekonomik olarak bugün dünyada herşey küreseldir. Hukuk, siyaset, spor ve hatta terör bile küreseldir artık. New York'taki borsada biri öksürünce İMKB'de insanlar grip oluyor. Tokyo Borsası'nda dalgalanma olunca burada deprem meydana geliyor. Dünya böyle bir dünya oldu.”

“Biz büyük bir devletiz, kendimize yeteriz, kendimiz üretir, kendimiz tüketiriz” anlayışının küreselleşme olgusu karşısında zayıf kaldığını anlatan Çelik, küreselleşmenin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul, güçlüyü daha güçlü yapan bir tarafının bulunduğunu anlattı.

“Küreselleşmeyi görmezlikten gelmemiz, yok saymamız; küreselleşmenin bizi görmediği ve yok saydığı anlamına gelmez” diyen Çelik, küreselleşme sürecinin sürdüğünü ve bu çarkın herkesi içine alıp götürdüğünü ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bizim Türkiye olarak medeni dünyadan kopmak gibi bir lüksümüz olamaz. Biz eğer başımızı kuma sokarsak, bu ipek böceği politikasıdır. İpek böceği etrafına kozayı örer ve sonunda haşlanır. Türkiye yol ayrımındadır. Ulusalcı fukaralık ve içe kapanmadan mı yoksa ulusal zenginlik ve açılımdan yana mı olacağız? Buna karar vermeliyiz.”

HURRIYET 16/05/08

İngiliz uzmanlar: Dönere dikkat!

NEVSAL ELEVLİ Londra

İngiltere’de yapılan araştırma, bir porsiyon dönerli sandviçin, bir şarap bardağı dolusu sıvı yağa eşdeğer kızartma yağı içerdiğini ortaya koydu.

Araştırmada ayrıca, haftada iki defa döner gibi yağlı yiyeceklerle beslenen bir kişide 10 yıl içinde kalp krizinin meydana gelebileceği kaydedildi.
İngiliz Portsmouth Hastaneler Birliği Beslenme ve Diyet Bölümü Şefi Denise Thomas, döner kebap, pizza ve cips türü gibi hazır yiyeceklerin en sağlıksız yiyecekler olduğunu kaydetti.
Bir döner kebap sandviçin 111 gram yağ içerdiğini, bunun da günlük gereksinimin iki misline eşdeğer olduğunu ifade eden Thomas, “Eğer döner kebap 400 gram ise bu da yemeğin dörtte birinin yağ olduğu demektir. Bu yağın çoğu da doymuş yağdır. Yani kolesterolünüzü artırır ve sonuçta damarlarınızı tıkar” dedi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Thomas, “Haftada iki kez dönerli sandviç yerseniz kalp hastalıklarına davetiye çıkarmış olursunuz” dedi. Thomas, sorun çıkmaması için daha çok meyve ve bitkisel yiyeceklerle beslenme tavsiyesinde bulundu. Bu arada Yemek Standartları Ajansı, bu tür yiyecklerin üzerine kırmızı işaret konulması ve yağ oranlarının da yazılmasını istedi.

MILLIYET 16/05/08

Meclis konuştu

ÖNCE TALAT, SONRA PARTİLER SÖZ ALDI... Basına kapalı yapılan ve yaklaşık 3.5 saat süren meclis toplantısında, önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat söz alarak Kıbrıs konusunda bir haftalık gelişmeleri anlattı. Ardından söz alan CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı, söz alarak görüşlerini aktardı. Bu arada Serdar Denktaş, partisinin görüşünü sunduktan sonra toplantıyı izleyici locasından izledi

"ENDİŞELERİ GİDERMEYE ÇALIŞIYORUZ"...Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken bir gazetecinin, geçen haftaki meclis toplantısının ardından DP Genel Başkanı Denktaş'ın "dinlediklerimden endişe duydum" açıklamasını hatırlatması üzerine şöyle konuştu: "Endişelerini belki giderdim, bilmiyorum... Bu hafta da konuştum, ne olduğunu anlattım. Ama tabii özellikle partilerle görüşmelerimiz sadece mecliste olmuyor. Cumhurbaşkanlığı'nda da zaman zaman toplanıyoruz. Her partimizin endişelerine cevap veriyoruz, vermeye çalışıyoruz. Görevimiz bu"

Cumhuriyet Meclisi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla Kıbrıs konusunda ikinci kez olağanüstü toplandı.

Basına kapalı gerçekleşecek toplantı saat 10.45'te başladı ve yaklaşık 3.5 saat sürdü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdiği geçen haftaki olağanüstü toplantının ardından, dünkü toplantıda da siyasi partiler sürece ilişkin görüş ve düşüncelerini sundu.

Önce Cumhurbaşkanı Talat söz alarak bir haftalık gelişmeleri anlattı.

Talat'ın konuşmasının ardından CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı grupları adına söz alarak görüşlerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Talat, milletvekillerinin ardından yeniden söz aldı.

Cumhuriyet Meclisi'ne istifa dilekçesini sunan ve bir süreden beridir genel kurul toplantılarına katılmayan DP milletvekilleri dünkü toplantıyı da bürokratların oturduğu locadan izledi.

Genel kurul toplantısına katılan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ise partisinin görüşünü sunduktan sonra toplantıyı izleyici locasından takip etti.

"Partilerimizin endişelerine cevap vermeye çalışıyoruz... görevimiz bu..."

Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken basına yaptığı değerlendirmede, dünkü birleşimde milletvekillerinin konuştuğunu, onların görüşlerini aldığını, kendisinin ise bir haftalık gelişmelerle ilgili kısa bilgi verdiğini ve sonunda da kısa bir açıklama yaptığını kaydetti.

Bir gazetecinin, geçen haftaki meclis toplantısının ardından DP Genel Başkanı Denktaş'ın "dinlediklerimden endişe duydum" açıklamasını hatırlatması üzerine de Talat, "Endişelerini belki giderdim, bilmiyorum... Bu hafta da konuştum, ne olduğunu anlattım. Ama tabii özellikle partilerle görüşmelerimiz sadece mecliste olmuyor. Cumhurbaşkanlığı'nda da zaman zaman toplanıyoruz. Her partimizin endişelerine cevap veriyoruz, vermeye çalışıyoruz. Görevimiz bu" yanıtını verdi.

Cumhuriyet Meclisi, olağanüstü toplantısının ardından, olağan toplantısına geçip denetleme görevini yaptı.

KIBRIS 16/05/08

 

 

Basın örgütlerinden çözüm çabalarına destek

ÇÖZÜM İKİ TOPLUM İÇİN HAYATİ BİR KONU"... Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak üç dilde yayımlanan ortak deklarasyonda, bir anlaşma için toplumların adil ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme hazır olmalarının büyük bir öneme sahip olduğunun altı çizildi. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları arasında güven, anlayış ve işbirliği ortamı yaratılması ve Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme en kısa zamanda ulaşılması için pratik yöntemlerin önemine dikkat çekilen deklarasyonda, kabul edilebilir bir çözümün daha fazla geciktirilmemesi konusunun iki toplum için hayati bir konu olduğuna dikkat çekildi

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti başkan ve temsilcileri, dün, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de rutin toplantıları çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi. Toplantının başında Kıbrıslı Türk ve Rum basın örgütleri ortak deklarasyon yayımlayarak, çözüm çabalarına destek belirtti.

Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından organize edilen toplantıların dünkü oturumuna, KKTC ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adaya gelen Françoise Grossetete başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri de katıldı.

Toplantı öncesinde Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB), Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN) ve Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği tarafından ortak hazırlanan ve çözüm sürecine destek belirten ortak bir deklarasyon dağıtıldı.

Deklarasyonun dağıtılması sırasında Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz, KTGB Yönetim Kurulu Üyesi Sami Özuslu ile Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Gannavuros da hazır bulundu.

Konuşmalar

Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Gannavuros, toplantı öncesinde ortak deklarasyon hakkında bilgi verirken yaptığı konuşmada, ortak deklarasyonun Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ortaya konan çabalara destek olmak için hazırlandığını kaydetti.

Gannavuros, ortak deklarasyonun, iki liderin; Kıbrıs sorununa adil, kalıcı, karşılıklı kabul edilebilir ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini öngören bir çözüm bulma yönündeki çabalarına net bir şekilde destek belirtildiğini söyledi.

Ulaşılacak çözümün bölünmüşlüğü kaldıracak, adadaki tüm Kıbrıslıların insan haklarını ve dolaşım özgürlüğünü getirecek bir çözüm olması gerektiğini ifade eden Gannavuros, gazeteciler olarak temaslarını sürdüreceklerini, gazetecilikle ilgili teknik konuları tartışmaya ve iki toplum arasındaki güvenin artmasına yönelik çalışmaları devam ettireceklerini kaydetti. Gannavuros, arzulanan çözüme ulaşılması için deklarasyonun yardımcı olacağını ümit ettiklerini kaydetti.

KTGB Yönetim Kurulu Üyesi Sami Özuslu da yaptığı konuşmada, deklarasyondaki tarihin yeni olmadığına, Kasım 2007 olarak yazıldığına dikkat çekerek, ortak bir çözüme ulaşmanın ne kadar zor olduğunu bildiklerini, çünkü üç sivil toplum örgütünün bile ortak bir deklarasyonda hem fikir olabilmeleri için bile aylar gerektirdiğini belirtti.

Özuslu, gazeteciler olarak, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları'nda altı çizilen ve 2004 yılında sunulan kapsamlı çözüm planında da belirtilen BM parametreleri temelinde kabul edilebilir bir çözüm bulma sürecini desteklediklerini kaydetti.

Ortak deklarasyon

Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak üç dilde yayımlanan ortak deklarasyonda, bir anlaşma için toplumların adil ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme hazır olmalarının büyük bir öneme sahip olduğunun altı çizildi.

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları arasında güven, anlayış ve işbirliği ortamı yaratılması ve Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme en kısa zamanda ulaşılması için pratik yöntemlerin önemine dikkat çekilen deklarasyonda, kabul edilebilir bir çözümün daha fazla geciktirilmemesi konusunun iki toplum için hayati bir konu olduğunun altı çizildi.

İki toplum arasında güven oluşturmaya yardımcı olabilecek mümkün olan her adımı atma konusunda anlaşmaya vardıkları da ifade edilen deklarasyonda, deklarasyonun içeriğini aktarmak için iki liderle de görüşmeye çalışacakları kaydedildi.

Deklarasyonda ayrıca, gazeteci ve medya kuruluşlarının, dolaşım özgürlüğü ile hakları ve haber kaynaklarına ulaşım konusundaki sorunları en erken zamanda ele alma konusunda hemfikir oldukları da belirtildi.

KIBRIS 16/05/08

 

Slight impasse over progress in Cyprus problem working groups and technical committees

THE UN Secretary General’s new Special Representative Taye-Brook Zerihoun yesterday met the senior aides to the two leaders who were instrumental in setting up the working groups and technical committees.

Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami, the advisor to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met Zerihoun at the Ledra Palace.

Both men briefed him on the work of the 13 working groups and technical committees, which have been experiencing difficulties, according to the Greek Cypriot side.

The government wants the committees to progress more before entering negotiations with Talat on the substantive issues but the Turkish Cypriot side says negotiations should go ahead.

Yesterday after the meeting Iacovou told reporters: “We want to see substantial progress in all issues. This is our aim and we remain steadfast in our efforts to have results and to use those results as a basis for negotiations when they start.”

The outcome of a meeting between political parties from both sides yesterday was that the two did not seem to be speaking the same language with regards to when negotiations are actually due to begin under the agreement reached between Talat and President Demetris Christofias on March 21.

Talat thinks talks should start in June, three months from the date of the leaders’ meeting in March 21, while Christofias sees it as a meeting to review the progress of the committees and groups, which will ultimately lead to a date for a resumption of talks.

The slight impasse will be the subject of a meeting next Friday between Christofias and Talat. Christofias said he would ask the Turkish Cypriot leader to review the basis of the process with him.

CYPRUS MAIL 16/05/08

Hristofyas, zaman kazanma peşinde

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 23 Mayıs’ta KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs sorunuyla ilgili doğrudan müzakerelerin anlaşmalı olarak bir ay ertelenmesini isteyeceği kaydedildi.

Liderler, 21 Mart’ta ara bölgede yapılan ilk görüşmede kapsamlı müzakerelerin haziran ayının ikinci yarısında başlamasını öngörmüştü. Rum basınına göre, Hristofyas, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konuların ele alındığı 6 çalışma grubundan 4’ünde ilerleme eksikliği olduğunu öne sürerek erteleme isteyecek. Rum Yönetimi, çalışma gruplarında, güvenlik, toprak, mülkiyet ve yönetim konularının detaylı olarak görüşülmediğini savunuyor.

MILLIYET 17/05/08

Çözüm için eşsiz fırsat var

"BÜYÜK BEKLENTİLERİMİZ VAR"... Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de basın toplantısı düzenledi. Mechtild Rothe, Karin Resetarits, Cem Özdemir, Sean O Neachtain, Ashley Mote ve Georgios Karatzaferis'in kısa açıklamalar yaptıkları basın toplantısında grubun ortak açıklamasını Fransız Parlamenter Francoise Grosetete okudu. Grosetete, ortamın, sorunun çözümü yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu, grup olarak süreçten büyük beklentileri bulunduğunu dile getirdi.

AB YARDIM PROGRAMINA DESTEK... Grosetete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, iki taraf arasındaki görüşme sürecini devam ettiren Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Temsilcisi Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile görüştüklerini ve muhataplarının Avrupa Komisyonu'nun adada yürüttüğü Kıbrıs Türk Toplumu için AB Yardım Programının uygulanması çabalarını övdüklerini belirtti

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de basın toplantısı düzenledi.

Mechtild Rothe, Karin Resetarits, Cem Özdemir, Sean O Neachtain, Ashley Mote ve Georgios Karatzaferis'in kısa açıklamalar yaptıkları basın toplantısında grubun ortak açıklamasını Fransız Parlamenter Francoise Grosetete okudu. Grosetete, ortamın, sorunun çözümü yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu, Grup olarak süreçten büyük beklentileri bulunduğunu dile getirdi.

Grosetete, grup olarak adaya 6. kez, Kıbrıs'ta anlaşma arayışları için karar aşamasında bulunulan bir dönemde geldiklerini söyledi.

Kıbrıs Türk Toplumu için

AB yardım programı destekleniyor

Grosetete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, iki taraf arasındaki görüşme sürecini devam ettiren Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Temsilcisi Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile görüştüklerini ve muhataplarının Avrupa Komisyonu'nun adada yürüttüğü Kıbrıs Türk Toplumu için AB Yardım Programının uygulanması çabalarını övdüklerini belirtti.

Lokmacı'ya yaptıkları ziyareti de anlatan Grosetete, bundan duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Grosetete, Slovakya Büyükelçiliği'nin iki taraftan siyasi partilerle düzenlediği toplantıya da katılarak liderlerle çok yararlı temaslarda bulunduklarını, tüm siyasi parti liderlerinin yeni başlayan süreçten duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini anlattı.

Sürece ve liderlere destek veriyoruz

Grubun, her görüşmesinde, adada uzun süredir devam eden sorunun çözümü yönünde başlatılan sürece ve liderlerin bu olumlu olaydaki taahhütlerine tam destek verdiğini kaydeden Fransız Parlamenter, adada bulunulan ortamın, sorunun çözümü yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu vurguladı.

Grosetete, "Grup, AB'yi tüm olası çabaları göstermesi için teşvik etmeyi taahhüt ediyor" dedi.

Günlük yaşamı kolaylaştırıcı adımlar atılmalı

Fransız parlamenter, süreçte zorlukların bulunduğunun farkında olduğunu, ancak diyalog başlayınca güçlüklerin normal olduğunu, bu diyalogu kolaylaştırmak için çaba harcayacaklarını söyledi. "Süreçten büyük beklentilerimiz var. AB'ye üye ülkelerin de katkı yapması önemli. Biz Avrupalı vatandaşları temsil ediyoruz. Dolayısıyla Kıbrıslı vatandaşları da" diyen Grosetete, teknik komite çalışmalarında günlük yaşamı kolaylaştırıcı adımların atılması gerektiğini kaydetti.

Grosetete, gelecek ziyaretlerinde kalıcı çözüm için liderler arasında görüşmelerin başlamış olmasını diledi.

Rothe:Yeni ortamdan çok iyimseriz

Mechtild Rothe ise konuşmasında bu ziyaretlerinde çok yeni bir atmosferle karşılaştıklarını belirterek, yeni ortamdan çok iyimser olduklarını belirtti.

İki liderin yeni bir süreç başlatmasından duydukları memnuniyeti de vurgulayan Rothe, "Avrupa'daki son duvarın" da çökmesini diledi.

Rothe, sürecin başlangıcında sorunlar olmasının da normal olduğunu kaydetti.

Resetarits: Müzakerelerin haziranda başlamasını umuyoruz

Karin Resetarits ise, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden sonra ortaya çıkan durumdan daha şimdiden başarı hikâyeleri çıkmaya başladığını kaydederek, Lokmacı'nın açılmasına işaret etti.

Resetarits, Lokmacı'dan şimdiye kadar açılan kapılardan kat kat fazla geçiş yapıldığını öğrendiklerini söyledi.

Kapsamlı müzakerelerin haziranda başlamasını umduğunu söyleyen Resetarits, gelecek gelişlerinde yeni başarı hikâyeleriyle karşılaşmak istediklerini vurguladı.

Resetarits, sorunun çözülmesini ve Avrupa Parlamentosu'nda gelecek yıl gerçekleştirilecek seçimlerde Kıbrıs'ın her iki tarafından da temsilcilerin seçilerek yerlerini almalarını diledi.

Özdemir: Birbirlerine güvenen liderler var, bu şanslar kullanılmalı

AP'deki Türk milletvekili Cem Özdemir ise, ada tarihinde ilk kez birbirine güvenen ve işbirliği yapabilecek liderlerin iktidarda bulunduğuna işaret ederek, "Bu şanslar kullanılmalı" dedi.

Türkçenin kullanılması

Özdemir, jestlerin de büyük önem taşıdığını, Lokmacı'nın bunlardan biri olduğunu kaydederek, bir jestin de Türkçenin AP'de kullanılmaya başlamasıyla olabileceğini, bunun Türkiye'nin AB süreci için de reformların hızlanmasını sağlayacak bir jest olacağını kaydetti.

Özdemir, bunun izolasyonlar konusunda da önemli bir adım olacağını ifade etti.

"Türklere iki sandalyesi verilmeli ya da boş bırakılmalı"

Özdemir, çözüm olmasa bile, 2009'daki AP seçimlerinde Kıbrıs için ayrılan 6 sandalyeden 2'sine Kıbrıslı Türklerin seçilmesini öneren Özdemir, bu olmazsa bile en azından Kıbrıslı Türklere ait olması gereken 2 sandalyenin boş kalmasını istedi.

Özdemir, "Türkiye'deki siyasi durumun adaya ne gibi etkileri olabileceği" ve bir Rum gazetecinin, "Türkiye'nin, AB sürecine yönelik Güney Kıbrıs'la ilgili yükümlülüklerinin yerine getirmesi gerekip gerekmediği" yönündeki soruları üzerine, liderlerin adadaki sorunun çözümüne konsantre olmaları gerektiğini, adadaki çözümün AB yolunda Türkiye'nin önünü açacağını belirtti.

Özdemir, Kıbrıs'ta çözüm olması halinde Türkiye'nin üyelik sürecinde 8 başlık birden açılacağını söyledi, ayrıca Türkçenin AP'de kullanılması halinde bunun yaratacağı psikolojik olumlu etkinin düşünülmesini istedi.

Yükümlülükler hep birlikte ele alınmalı

Özdemir, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a olan yükümlülüklerinin AP tarafından çeşitli defalar vurgulandığını ancak yükümlülükler ele alınacaksa bunların hep birlikte ele alınması ve AB'nin de referandumdan önce Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerden kaynaklanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Neachtaın: Çözümün pozitif tarafları negatiflerden çok fazla

Sean O Neachtain ise, İrlanda örneğini vererek, çözüm sürecinde ekonomik faydaların göze alınmasının yapacağı katkıyı ve dolayısıyla teknik komite çalışmalarının önemini vurguladı.

Neachtain, çözümün pozitif taraflarının tüm ada insanları için negatif taraflarından çok daha fazla olacağını kaydetti.

Mote: Göç konusu da geç olmadan ele alınmalı

İngiliz parlamenter Ashley Mote ise, tüm söylenenleri desteklediklerini kaydederek, adada bir çözüm olması durumunda, Türkiye'den, Kıbrıs Türk tarafı üzerinden Avrupa'ya ve özellikle de İngiltere'ye kontrolsüz bir göç yaşanabileceğini savunarak, iki tarafın liderlerinin başlayacakları müzakerelerde, "geç olmadan" bu konuyu da ele almalarını istedi.

Karatzaferis: Nami ve Yakovu ile liderlere güvenim tam

Grubun Yunan üyesi Georgios Karatzaferis ise, görüşme sürecindeki zorlukları duyduklarını, ancak bunun doğru yolda olunduğunu gösterdiğini kaydetti.

Karatzaferis, çözüme ulaşılmasındaki çabalar konusunda Nami ve Yakovu ile liderlere güveninin tam olduğunu ifade etti.

KIBRIS 17/05/08

Kıbrıs Barış Platformu'ndan Liderlere çağrı

Kıbrıs Barış Platformu, toplum liderlerini, ayrılıklarını açıkça ortaya koymaya ve Kıbrıs sorununun çözümüne engel gördükleri konuları yüksek sesle dillendirerek çözüm için çaba harcamaya çağırdı.

Kıbrıs Barış Platformu dün düzenlediği basın toplantısında, liderlerden, çalışma gruplarını aralarındaki uçurumları daraltacak çalışmalar üretmeye yönlendirmek için, harekete geçmelerini de istedi.

TDP, BK, YKP ve KTÖS, KTOEÖS, Çağ-Sen, Tıp-İş, Kıb-Yay, Güç-Sen ile İskele Yurttaş İnsiyatifi'nin oluşturduğu Kıbrıs Barış Platformu, bu sabah KTÖS lokalinde basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında, "Kıbrıs Barış Platformu'ndan iki toplum liderine çağrı: Açık konuşun ve şeffaf olun" başlıklı yazılı açıklamayı, platformun dönem sözcüsü Halil Paşa okudu.

KTOEÖS'e destek

Basın toplantısında Paşa, öncelikle, KTOEÖS'ün LAÜ'deki grevinde önceki gün yaşanan olayları kınayarak sendikaya destek belirtti. Paşa, "Üniversitedeki sendikalaşma hareketini de destekliyoruz" dedi.

Liderlere çağrı

Kıbrıs Barış Platformu'nun, "Kıbrıs adasında gelecek yaşamı birlikte paylaşacak olanların Kıbrıslılar olacağı, dolayısıyla gelecekleri hakkında karar vermesi gerekenlerin de Kıbrıslılar olması gerektiği" düşüncesinde olduğunu ifade eden Paşa, "Bu nedenle yapılacak anlaşmanın da Kıbrıslı bir anlaşma olması gerektiğini" savundu.

Paşa, "Kıbrıslı bir anlaşma, gücünü ve yetkisini kendi toplumlarından alan iki siyasi liderin, her şeyden önce hem birbirlerine, hem de kendi toplumlarına karşı açık ve şeffaf olmalarını gerekli kılar" dedi.

Rum tarafındaki lider değişikliğiyle her iki toplumda da çözüm umutlarının yeniden arttığı ve anlaşma yönünde olumlu bir havanın esmesine neden olduğunu belirten Paşa, " Her iki toplumda var olan çözüm heyecanı ve isteği, ne yazık ki şu ana kadar iki liderin siyasi demeçlerine yansımış değildir" şeklinde konuştu.

Her iki tarafın da sadece açık sözlü ve iyi niyetli olmalarının bile çözüm yolunda önemli bir adım olacağını söyleyen Paşa, liderlerin, tarafların hassasiyetlerini bilerek ve bunları göz önünde bulundurarak açıklama yapmalarının sorunun çözümünde önemli ilerlemeyi de beraberinde getireceğini savundu.

Paşa, liderlerin sözcülerinin de açıklamalarını, "süreci baltalama doğrultusunda değil, süreci olumlu yönlendirme doğrultusunda" yapmaları gerektiğini kaydetti.

"Taraflar arasında görüş ayrılıklarının ayyuka çıktığı da bilinen bir gerçektir" diyen Paşa, buna rağmen liderlerin bunu kamuoyuyla paylaşmamasının, "yeni bir çözümsüzlüğün sinyalini verdiği" görüşünü ileri sürdü.

Paşa: Çalışma gruplarındaki

belirsizlik ortadan kaldırılmalı

Paşa, çalışma gruplarındaki "belirsizliğin" ortadan kaldırılmasını da istediği açılamada, "bir taraf sadece tespit yapacağını savunurken diğer tarafın etkin bir müzakere öngördüğünü" belirtti ve "Bu gruplardan, çözüme hizmet edecek ciddi ve derinliğine çalışmalar üretmelerini talep eder, bunun için de iki lideri çalışma gruplarından bunu talep etmeye davet ederiz" dedi.

Paşa liderlere şu çağrıyı yaptı:

"Kıbrıs Barış Platformu olarak liderlerin ayrılıklarını açıkça ortaya koymalarını ve her iki lideri Kıbrıs sorununun çözümüne engel gördükleri konuları yüksek sesle dillendirmeye ve çözüm için çaba harcamaya, bu amaçla çalışma gruplarını aralarındaki uçurumları daraltacak çalışmalar üretmeye yönlendirmek için, bir an önce harekete geçmeye çağırırız.

Ancak Kıbrıslıların çıkarına olan ve gücünü de Kıbrıslılardan alacak bir anlaşmanın kalıcı olacağını anımsatır, liderlerin, Kıbrıslılara açık konuşmalarını bir kez daha

KIBRIS 17/05/08

 

 

Rumların ne hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de olmasını istiyoruz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin BM temelinde bir barış ve Kıbrıslı Rumlarla eşit haklar istediğini söyledi. Soyer, spor, kültür, ulaşım alanlarındaki izolasyonlara işaret ederek, "Kıbrıs'ta talebimiz, Kıbrıslı Rumların ne hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de aynısının olmasıdır. Bu doğrultuda mücadelemizi sürdürüyoruz" dedi.

Başbakan Soyer, Girne'de bugün yapılacak merkez komite toplantısı için 5 günlük ziyaret çerçevesinde KKTC'de bulunan Uluslararası Avrasya Metal İşleri Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Özbek ve çeşitli Avrasya ülkelerinden oluşturulan merkez komitesi üyelerini kabul etti.

Heyette federasyon üyesi Kamu-İş'in Genel Başkanı Ahmet Çaluda da hazır bulundu ve heyetin ziyaretiyle ilgili bilgiler verdi.

Özbek: Avrupa'da sendikalaşma yüzde 5'in altında

Uluslararası Avrasya Metal İşçiler Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Özbek de, federasyonun çalışmaları hakkında bilgiler aktardı ve çok uluslu şirketler nedeniyle özellikle Avrupa'da sendikalaşmanın yüzde 5'in altına indiğini; 1970'li yıllarda örnek aldıkları Batı sendikacılığının yok olduğunu anlattı.

Özbek, Avrasya'nın ise büyük ve güçlü bir kıta olarak 21. yüzyılın ekonomik kalbi olduğunu kaydederek, çok uluslu şirketlerin burayı da sindirme çabasına giriştiğini, kendilerinin eğitime verdikleri büyük önem ve diğer çabalarla buna karşı durduklarını ifade etti.

Anadolu'da ve Avrasya'da uluslararası şirketlerin kötü emellerine ve emperyalizme karşı güçlü sendikalarla başlattıkları mücadelelerinin iyi gittiğini belirten Mustafa Özbek, Uluslararası Avrasya Metal İşçiler Federasyonu'nun 21 milyon üyesiyle daha da büyüdüğünü; Türk Metal-Sen'in de 320 bin üyeyle bu oluşumun en güçlü sendikası olduğunu anlattı.

Özbek, 21. yüzyıl sendikacılığının, masa başında ikna eden, bilgili kişiler gerektirdiğini belirterek, gençleri bu bilinçle yetiştirdiklerini ve emperyalizme karşı da eğittiklerini söyledi.

Soyer: Ulusal sınırlar aşıldı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, 21. yüzyılda bilim ve teknoloji çağında ulusal sınırların çok uluslu şirketler tarafından aşıldığını; var olan adaletsizliklerin de fevkalade büyüdüğünü söyledi.

Bu adaletsizliklerin temelinde pek çok ülkenin yoksulluk sınırlarının altında olmasının ve kaynaklarının çok uluslu şirketlerce gasp edilmesinin yattığına işaret eden Soyer, Avrasya'nın da doğal ve tarihsel zenginlikleriyle bu olumsuzluklardan en fazla etkilenen bölgelerden olduğunu kaydetti.

Ferdi Sabit Soyer, İsrail saldırılarını, Irak'ın işgalini, Balkanlar'da yakın geçmişte yaşanan acıları, Rusya'daki olayları ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sarsmak için yaratılan büyük olayları anımsatarak, tüm bu olumsuzluklardan çıkış için değişik ülkelerin işçilerinin birlikteliğinin önem taşıdığını vurguladı. Bu karmaşık ortamdan çıkış yolu bulmak için bilim ve teknoloji yolunda ilerlemek gerektiğini kaydeden Soyer, üretimin, gelişimin ve verimliliği artırmanın önemine işaret etti.

Hükümetin ve işverenlerin sosyal adaleti gözeten önlemleriyle üretimin ve verimliliğin sağlanabileceğini belirten Başbakan Soyer, işçiye rağmen önlem alınamayacağını; işçilerin de durumu gözetmeyen, fazla taleplerle ülkelerini refaha kavuşturamayacağını kaydetti.

Soyer, bilinçli sendikacılar vasıtasıyla, ülkenin birlik bütünlüğünü, hak ve menfaatleri gözeten düzenlemelere ulaşılabileceğini söyledi.

"Ülkenize gidince söyleyin: Kıbrıslı Türkler eşit haklar istiyor

Uluslararası Avrasya Metal İşçiler Federasyonu heyetini KKTC'de görmekten duyduğu memnuniyeti de ifade eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, özetle şöyle konuştu:

"Ülkelerinize gittiğiniz zaman Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitlik ve kendi güvenliklerinden başka bir şey istemediklerini söylemenizi rica ediyorum. Biz BM temelinde bir barış istiyoruz. AB'de Rumların ne hakkı varsa, aynısına Kıbrıslı Türklerin de sahip olmasını istiyoruz. Kıbrıslı Türklerin uluslar arası hiçbir sportif ve kültürel etkinliğe katılamadığını, buraya direkt uçuşla gelemediğinizi, bu tür haksızlıklarla yüz yüze kaldığımızı anlatmanızı rica ediyorum. Kıbrıs'ta talebimiz, Kıbrıslı Rumların ne hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de aynısı olmasıdır. Bu doğrultuda mücadelemiz sürüyor."

Görüşmede Mustafa Özbek Başbakan Soyer'e bir hediye; Soyer de Özbek'e Lefkara işi tablo hediye etti.

KIBRIS 17/05/08

 

Avrupa Komisyonu: KKTC'yi tanımıyoruz

ABHaber'e göre, Komisyon bu açıklamayı Kıbrıslı Rum Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi AKEL Kyriacos Trantaphyllides'e yaptı.

Triantaphyllides Komisyona yazılı soru yönergesi sunarak "Dov Weissglas"ın desteğinde KKTC'nin Tel Aviv'de "özel" bir ticari ofis kurmasıyla ilgili görüşlerini öğrenmek istedi.

Kıbrıslı Rum AP milletvekili, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'in Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçen kasım ayında KKTC'nin Tel Aviv'de ticari bir ofis açılması isteğini reddettiğini kaydetti.

Triantaphyllides, "Belli ki açmak istedikleri ofisin diplomatik statüsü "özel" sözcüğünün altına gizlenmek isteniyor" dedi.

Komisyon da cevabında, Britanya'nın bağımsız üsleri hariç bütün adanın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait olduğunu vurguladı.

KIBRIS 17/05/08

 

 

All eyes on meeting between leaders
By Jean Christou

NEXT Friday’s meeting between the two Cypriot leaders is seen by the international community as crucial to when and how Cyprus negotiations will be resumed.

Yesterday, Britain's Special Representative for Cyprus Joan Ryan said it was important that the difficulties being experienced at the working groups and technical committees not be turned into obstacles.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat plan to meet under UN auspices next Friday because the Greek Cypriot side wants to discuss a re-evaluation of the process, and to ask for more time before substantive negotiations resume.

It was hoped that talks would start on June 21, three months from the date of the leaders’ agreement, but the groups and committees have not been working as fast as Christofias hoped. They began work barely a month ago.

Recent statements from both sides have led the international community to worry that unless the growing number of barbs are nipped in the bud, a new ‘blame game’ could erupt and damage prospects.

“There will be difficulties, but we should not let them become obstacles,” Ryan told London Greek radio in an interview.

Ryan said she was not “unduly dismayed” by the public remarks but she said a face to face meeting between the leaders to talk about difficulties was a good way forward.

A Greek Cypriot source close to the process said the “war of words” began in Ankara and “continued by Talat”. “Everyone is ignoring the militant statements by Turgay Avci,” said the source.

One of the offending comments recently made by Avci, the Turkish Cypriot ‘Deputy Prime Minister and Foreign Minister’ was that the Turkish Cypriot side would “in no way accept any kind of solution which eliminates or dilutes Turkey’s effective guarantor power.”

“All these people are giving out a barrage of negative rhetoric,” the Greek Cypriot source said. He said that now it was a matter of waiting until next Friday to see what the meeting would bring.

“I think next Friday’s meeting is crucial,” a diplomatic source said yesterday. “When the two leaders are face to face they get on. The chemistry works. They communicate better than they do when it’s via the media. But I think they will want to re-test each other’s political will.”

He said both sides had tried very hard not to play the blame game apart from a small minority of politicians on both sides who might want to undermine the process for their own domestic ambitions.

“I hope what they will be able to do on May 23 is to reinvigorate the process, commit themselves to move to negotiations,” the source added.

It seems likely that mediators will support Christofias’ request for more time but not beyond the summer.

“It doesn’t have to be June 21,” the source said.

“Maybe it does need a little bit more time but it can’t afford to drag on indefinitely. It certainly shouldn’t go into the summer without fully-fledged negotiations having been launched.”

There are two dangers to the current process, according to mediators. One is the political crisis in Turkey, which may distract Ankara from Cyprus. The second would be procrastination on the ground.

“If we hit mid July and we’re still struggling with open ended timetables we’re into August September…” said the source.

“I don’t think either side wants it to collapse and they don’t want it to be blamed for a collapse. The bigger danger is that it will drag on and peter out into a Tzonis-Pertev type thing, which kept going for two years [without progress under the previous government].”

A second diplomatic source said: “In the end I think both recognise that you’re not going to be able to start exactly three months from March 21, but you also can’t start five months after. I think it will be split in the middle.”

CYPRUS MAIL 17/05/08

 

 

Turkish Cypriot gays battle for respect
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot gays will take to the streets of central Nicosia today to mark the International Day Against Homophobia and to raise awareness about homosexuality in general.

“The World Health Organisation removed homosexuality from the list of mental and behavioral disorders on May 17, 1990, but attitudes and laws in this country, especially in the north, remain archaic,” one of the organisers of today’s “awareness campaign” told the Cyprus Mail.

The group behind the campaign, which calls itself the Initiative Against Homophobia and boasts 20 “core members” and around 300 sympathisers, will be distributing a leaflet in Turkish, Greek and English outlining the significance of May 17. It also carries information on what it means to be gay, and how people come to be gay, lesbian, bisexual or transsexual.

“The main message is that it is not an illness,” another of the organisers told the Mail, but added: “It’s also a serious legal issue, because as things stand what we do is forbidden by the law as being ‘unnatural’.”

Indeed, the law on homosexuality in the north stems from colonial times and makes sex between two males punishable by up to five years in jail. There is no law prohibiting sexual relations between women however.

Today’s campaign is by far the Initiative’s most public action to date in what is known to be a deeply conservative society. But it follows a move earlier this week when the group applied to register their Initiative as a non-governmental organisation (NGO) with the Turkish Cypriot authorities.

“This will cause a stir because by law they have to afford us the right to express our views, but at the same time homosexuality is illegal. So we don’t really know what they will decide to do. But one way or another it will lead us to the next step in our campaign to make homosexuality both legal and acceptable,” an organiser said.

Although the current law on homosexuality is rarely invoked, the threat posed by its existence is keenly felt by gays in the north.

“We know of a guy who was blackmailed by his gay lover who threatened to tell his wife and children about their relationship. When he went to the police to tell them about the blackmail he was arrested, sent for a medical to establish whether he had committed so-called unnatural and illegal acts. He was totally humiliated. He had gone to the police as the victim of a crime and was treated like a criminal. He has now left the country, despite the court case pending,” an organiser said.

And beyond the scrapping of the ancient law, gays in north Cyprus also want protection within society against persecution or prejudice.

“We can be fired from jobs, abused in the military, denied access to privileges that others consider normal, all because we are gay, and we have no recourse to justice,” a member of the Initiative explained.

Several of the members of the Initiative say they are active homosexuals who live with their partners. However, very few have actually “come out”.

“We can live together without getting much reaction from people in general. People just think we are friends. But how they would treat us if we actually told them we were gay is another matter. People don’t seem to mind as long as they aren’t confronted with it,” one of the campaigners said.

Another says, “I’m sure my parents know I’m gay. We even joke about it, but no one ever discusses it seriously.”

While the temptation remains to stay “in the closet”, some of north Cyprus’ gay community now say they wish to live in a society that knows who and what they are and does not disapprove.

“I’ve lived in Europe and there you can be totally comfortable with what you are. I want it to be like that here.”

CYPRUS MAIL 17/05/08

 

 

KKTC’de öğretmen grevi devam ediyor

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikasının, toplu iş sözleşmesi talebiyle Lefke Avrupa Üniversitesinde başlattığı süresiz grev devam ediyor.

AA

Güncelleme: 23:49 TSİ 17 Mayıs 2008 Cumartesi

 

LEFKE - Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) tarafından “grev kırıcılığı yapmakla” suçlanan üniversite yönetimi bugün yaptığı organizasyonla sınavları yaparken, greve katılan öğretim görevlileri kampüs önünde eylemlerini sürdürdü. Sendikanın orta eğitim kurumlarında öğretmenlerin kıdem tazminatlarının ödenmediği gerekçesiyle pazartesi günü başlattığı grev devam ederken, Sendika Başkanı Adnan Eraslan, “talepleri konusunda sonuç alınıncaya kadar grevin devam edeceğini” söyledi.

 

KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ise dün, KTOEÖS’ün greve gerekçe olarak gösterdiği kıdem tazminatlarıyla ilgili hiçbir pürüz kalmadığını açıklamıştı. KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun da, “öğretmenlerin gasp edilen herhangi bir hakkı bulunmadığını, hak kazanmış herkese ödemelerinin yapıldığını” bildirmişti.

Bu arada KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Öztoprak, gelişmelerle ilgili olarak akşam saatlerinde basın toplantısı düzenleyecek.

 

AP Sosyalist Grubu'ndan Türkiye'ye protokolü uygulama çağrısı

Fileleftheros gazetesi haberinde; Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyalistler Grubu'nun Türkiye'ye aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu "tüm üye devletlerle ilişkilerini normalleştirmesi ve Ankara Protokolü'nden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi" çağrısında bulunduğunu yazdı.

   Habere göre, konuya ilişkin yazılı bir açıklamada bulunan Sosyalistler Grubu Başkan Yardımcıları Jan Marinus Wiersma ve Hanes Swoboda ayrıca; Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi durumunda AB'ye tam üye olması gerektiğini belirttiler ve Türkiye anayasasının 301'inci maddesinin değiştirilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

   Öte yandan gazete, bir diğer haberinde; Avrupa Sosyalist Partisi ve AP Sosyalistler Grubu adına, Rum KS EDEK partisine verdiği desteği göstermek ve Rum hükümetine AB anayasasını onaylama çağrısında bulunak amacıyla İspanyol Sosyalist lider Enrique Baron Crespo'nun Güney Kıbrıs'a gideceğini yazdı.

   Habere göre; AB anayasasına ilişkin Limasol'da 29 Mayıs'ta düzenlenecek bir seminere katılmak amacıyla Güney Kıbrıs'a gidecek olan Crespo yaptığı yazılı açıklamada; Rum halkına KS EDEK partisinin bir milletvekili ile AP'de yer alabilmesi için KS EDEK' e destek vermeleri çağrısında bulundu. Crespo; Avrupalı sosyalistlerin EDEK ile Haziran 2009 tarihindeki AP seçimlerinde işbirliği yapacaklarını da vurguladı.

KIBRIS 18/05/08

 

Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster, Kıbrıs'a geliyor

GÖRÜŞMELER YAPACAK... Hörster'in Kıbrıs'ın her iki tarafında da görüşmeler yapması, bu görüşmeleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Ekenoğlu, Başbakan Soyer ile görüşmesi, iktidar ve ana muhalefet partilerini ziyaret etmesi ve sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yapması bekleniyor

   Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (AKPA) Siyasi İşler Komitesi toplantıları için İsveç'in başkenti Stockholm'de bulunan CTP-BG Güzelyurt Milletvekili Mehmet Çağlar, Kıbrıs Raportörü Alman Milletvekili Joachim Hörster'in 15-19 Haziran tarihleri arasında Kıbrıs'a geleceğini açıkladı.

   UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün ile birlikte AKPA'da temaslarda bulunan Çağlar, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, toplantıda Kıbrıs sorununun ve Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin çalışmalarının yeniden gündeme getirildiğini ve liderler arasında başlaması beklenen müzakereler ve Kıbrıs'ta çözümün gerekliliği konusunda grupta görüş alışverişlerinde bulunulduğunu kaydetti.

   Öğleden sonraki grup toplantılarında ayrıca İsveç Hükümeti bakanlarından Adalet Bakanı Tobias Biliström, Dışişleri Bakanı Frank Belfrage ve Çevre Bakanı Andreas Carigren gruba hitaben konuşmalar yaptı ve grup üyelerinin sorularını cevapladı. Bakanlarla yapılan görüşmelerden sonra İsviçre Milletvekili ve AKPA Sosyalist Grup Başkanı Sayın Andreas Gross'un raportörlüğünü yaptığı "Avrupa Demokrasisinin Yapısı" konusu görüşüldü.

   15 Mayıs Perşembe günü son olarak ise "Ortadoğu'da son durum" konusu gündeme geldi ve bu konunun özel bir gündemle 11-12 Haziran tarihlerinde Rodos'ta yapılacak toplantıda ele alınacağı belirtildi.

   Toplantının önceki günkü bölümündeyse, BM yetkilileriyle "BM reformları ve küresel yönetim" üzerinde tartışmalar sürdürüldü. BM yetkilileri grup üyelerinin sorularını cevaplandırdı. 

   Bu arada, Hörster'in, Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin programını Çağlar ve AKEL Milletvekili Andros Kipriyanu ile yapacağı görüşmelerle belirleyeceği ifade edildi.

   Hörster'in Kıbrıs'ın her iki tarafında da görüşmeler yapması, bu görüşmeleri çerçevesinde  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile görüşmesi, iktidar ve ana muhalefet partilerini ziyaret etmesi ve sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yapması bekleniyor.

   Toplantıların iki gün yoğun bir program dahilinde sürdüğünü belirten Çağlar, Siyasi İşler Komitesi'nin bundan sonraki toplantılarının 11-12 Haziran'da Rodos'ta, 23-27 Haziran'da Strasbourg'ta ve 10 Eylül'de Paris'te yapılacağını açıkladı.

   Çağlar, Stockholm'de bulunduğu süre içerisinde ayrıca, Siyasi İşler Komitesi Sosyalist Grup Milletvekilleri ile birlikte İsveç Sosyalist Partisini ziyaret etti ve görüş alışverişinde bulundu. Çağlar'ın açıklamasına göre, 2006 yılında yapılan seçimlerde muhalefet partisi olarak geride kalan ve hükümette yer almayan İsveç Sosyalist Partisinin yeniden yapılanması konusunda kendilerine bir sunum yapılan aralarında Çağlar'ın da bulunduğu AKPA Sosyalist Grup Milletvekilleri, İsveç Sosyalist Partisi ile bağlantılarının sürdürüleceğini, özellikle CTP-BG ile İsveç Sosyalist Parti arasında iletişim kurulmasına çalışacaklarını belirtti.

   Çağlar, açıklamasında, bu görüşmelerin çok verimli geçtiğini ve ilişkilerin geliştirilmesinin arzulandığını kaydetti.

KIBRIS 18/05/08

 

 

Haye: Kimse benim Kıbrıs'ı tanıtmama engel olamaz

 

Ünlü boksör David Haye'nin Kıbrıs sevgisi

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

Dünya ağır sıklet, Commonwealth ve Avrupa şampiyonu boksör David Haye, başarısının sırrını Kıbrıs'ta yaşamak olduğunu söyledi.

   Bir yıldır Çatalköy'de yaşayan ünlü boksör David Haye, menajeri Adam Eşref Cevdet ve KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık ile birlikte KKTC Londra Temsilciliği'nde bir basın toplantısı düzenledi. Haye, toplantıda Kıbrıs'a olan sevgisini dile getirdi.

   Katıldığı maçlarda şortunda KKTC bayrağını taşıyarak, Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımını yapan ve tüm dünyanın dikkatini çeken David Haye, bu konudaki görüşlerini şu şekilde dile getirdi:

   "Şimdiye kadar Kıbrıs'ın statüsüyle ilgili siyasal bir problem ile karşılaşmadım. Kimse benim Kıbrıs'ı tanıtmama engel olamaz. Beni kabul ettikleri sürece ben orada kalmak istiyorum. Benim elimden gelen KKTC bayrağını dünya sahnesinde mümkün olduğunca tanıtmak."

   Her turnuvada Kuzey Kıbrıs'ı temsil etmeye çalıştığını söyleyen 28 yaşındaki genç boksör Haye, "Güney Kıbrıs'ı daha önce ziyaret etmiştim. Fakat Adam'ı ziyaret etmek için gittiğim Kuzey Kıbrıs'a, beklentilerime karşın aşık oldum. Orada antrenmanlarım son derece başarılı geçiyor. Deniz kenarında güzel bir villamız var. Muhteşem yemekler yiyoruz, her şey organik, balıklar harika. Bir atlet için dört dörtlük koşullar bunlar" dedi.

   Jamaikalı baba ve İngiliz annenin oğlu olan boksör David Haye, toplantıda ayrıca Türkçesini geliştirmek istediğini de belirtti.

   Basın toplantısında ünlü boksöre KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık tarafından bir plaket hediye edildi. Yanık, David Haye'nin Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımını yaptığı için teşekkür ederek, genç boksöre Kıbrıslı Türk Modacı Mustafa Aslantürk tarafından tasarlanacak özel bir şort hediye edeceklerini söyledi.

   David Haye, son olarak mart ayında Londra'da KKTC bayrağı ile çıktığı müsabakada Enzo Maccarinelli'yi yenerek, WBO şampiyonluk kemerine sahip olmuştu. Maç, O2 Arena'dan canlı televizyon yayını ile tüm dünyada milyonlarca insan tarafından izlenmişti.

   David Haye, 10 Kasım 2007'de WBA ve WBC'de Fransız Jean-Marc Momeck'i 7. raundda nakavt ederek dünya şampiyonluğu kemerlerini eline geçirmiş ve bu müsabakada da KKTC bayraklı şortu ile dikkat çekmişti. Haye, geçtiğimiz yıl kasım ayından beri Kuzey Kıbrıs'ta Ozanköy Jimnastik Salonu'nda maçlarına hazırlanıyor.

KIBRIS 18/05/08

Gays in north take to streets to raise awareness
By Leo Leonidou

A GAY RIGHTS group yesterday took to the streets of north Nicosia to mark International Day Against Homophobia (IDAH).

Calling themselves the ‘Initiative Against Homophobia,’ members of the group distributed leaflets to raise awareness of the issue and change the law.

In the north, the law on homosexuality stems from colonial times and makes sex between two males punishable by up to five years in jail. There is no law prohibiting sexual relations between women however.

The Initiative is a civil society organisation that was founded to fight against discrimination because of sexual orientation, to prevent homophobia, to protect the basic universal rights of gay, lesbian, bisexual and trans-gendered people and to increase sensitivity in society.

Since the World Health Organisation removed homosexuality from its list of mental and behavioural disorders on May 17, 1990, this date is recorded around the world as the IDAH and celebrated as a day of resistance and activity against all physical, moral and symbolic violence referring to sexual identity or orientation.

According to the Initiative, “the fight against homophobia requires constant work. May 17 is a special day when everyone’s efforts converge towards a common goal. This annual event aims to make people aware of the devastating effects of homophobia, to impart a positive image of homosexuality and to combat exclusion. Everyone should take part in their own way.”

According to one activist, “we must educate society and let people know about the problems that we are facing.”

He added that at the moment, “homosexuals in the north are forced to hide their true feelings and this is not right.”

Earlier this week, the group applied to register the Initiative as a non-governmental organisation with the Turkish Cypriot authorities.

“We are hopeful that something will change for the better,” the activist said.

A Greek Cypriot volunteer with the Family Planning Association was also involved in the distribution of around 1,000 leaflets yesterday.

“I am here because I believe that everybody should be free to do as they please, especially in the privacy of their own home,” the woman told the Mail. “We must respect everybody’s choices and beliefs, but the law in the north is not always democratic, especially on taboo subjects such as this.”

The leaflet distributed by the Initiative states: “In the scientific community, people ask the same question but from different angles. Is homosexuality a question of nature or nurture? In other words, are we born with our sexual orientation or do we become gay, lesbian or bisexual depending on our experiences, education or other influences? Different theories have been put forward although there’s no general opinion. Regardless of such theories, we say for sure there is total agreement on the fact that people cannot choose their sexual orientation and that there are no ways to change it.”

There are currently 77 countries across the world where it is a criminal offence to be gay.

CYPRUS MAIL 18/05/08

Christofias discusses common interest with Latin America

PRESIDENT Demetris Christofias participated in the EU - Latin America summit held Friday in the Peruvian capital of Lima.

On the sidelines of the summit, Christofias had several meetings with Latin American leaders with whom he discussed issues of common interest, while he briefed them on the current developments regarding the Cyprus problem.

In particular, the President met with his Bolivian, Chilean and Colombian counterparts.

He also met President of Venezuela, Hugo Chavez. The Foreign Ministers of the two countries were also present. Christofias and Chavez discussed international issues and agreed to cooperate on political, financial and cultural, as well as on technological issues.

In today’s world of globalisation the use of technology has created wealth which could feed each and every human being on this planet, Christofias said.

Hi speech focused on poverty, inequality and exclusion, which are “daily phenomena,” he pointed out.

“This is due to the exploitation of the natural resources of developing countries by huge economic and trading corporations at the expense of the economic interests of these countries and their peoples,” the President said.

Additionally, he referred to Cyprus as a country that in its recent history has benefited from the generosity of others. “After the Turkish invasion and occupation of 1974, which continues until now, it had to rely on the assistance of third countries in order to care for its refugees, its destitute and its wounded. This has generated a heightened sense of moral obligation that is very real in the hearts of all Cypriots. As a result, Cyprus could not but become engaged in the efforts of the international community to attain a more equitable distribution of the world’s wealth,” he said.

At the summit, President Christofias also met with Cuban Vice-President Jose Machado Ventura, as well as with the country’s Foreign Minister. They discussed the Cyprus problem, issues of common interest and expressed the wish to strengthen further good bilateral relations.

Christofias reiterated the Greek Cypriot side’s will to work towards a Cyprus settlement for the benefit of both the Greek and Turkish Cypriot communities.

At a Foreign Ministers meeting held before the summit, Cypriot FM Markos Kyprianou talked about intercultural dialogue and the effort to strengthen communication and understanding between EU and Latin American countries.

On the sidelines of the meeting, Kyprianou held discussion with his counterparts from Argentina, Peru, Panama, Ecuador and Costa Rica.

CYPRUS MAIL 18/05/08