Mülkiyet formülümüz var, önereceğiz
ANNAN PLANI BENZERİ BİR FORMÜL... Cumhurbaşkanı
Talat, müzakerelerde en zorlu konuların mülkiyet ve toprak
ayarlamaları olacağını vurguladı ve detaya girmeden
mülkiyet konusunda formül hazırladıklarını ve masaya
götürerek tartışacaklarını söyledi. Talat, "En zorlu
konu mülkiyet. Çünkü herkesi, her bireyi ilgilendiriyor. Çözümü
karmaşık bir sorun... 30-40 yıl geçmiş, mallar kaç tane el
değiştirmiş. Üstelik Kıbrıslı Türkler de, Rumlar
da mal konusunda hassas. Bu nedenle mülkiyet zorlu konu" diye
konuştu. Mülkiyet konusunda nasıl bir öneriyle masaya gidecekleri
konusunda ise "Formülümüz var, önereceğiz" diyen Talat,
"Annan Planı benzeri bir formül" dedi ancak daha fazla detay vermedi
"ANNAN PLANI, BİZİM MASAMIZDA"... Cumhurbaşkanı
Talat, müzakere zeminiyle ilgili tartışmaların
anımsatılması üzerine özetle şunları söyledi: "En
son zemin Annan Planı'ydı ve biz, 'bu yeni sürece
bıraktığımız yerden başlayalım, yani Annan
Planı'ndan başlayalım' dedik, ama kabul ettiremedik. Tarafların
istedikleri konuyu masaya getirmeleri şeklinde başladı. Ancak
komiteler için ortak gündem saptandı. Bu önemli. Bu konular, bu ortak
gündem müzakerelerde nelerin görüşüleceğini gösterir... Özetle zemin
BM parametreleri ve müzakere birikimidir. Örneğin yargı
tartışılırken Annan Planı'na, Gali Fikirler Dizisi'ne
bakılacak. Yani Annan Planı ortak zemin değil ama bizim
masamızda, bizim önümüzde duruyor"
T.A.K. -Nezire GÜRKAN
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kapsamlı müzakerelere
hazırlık amacıyla çalışmalarını sürdüren
teknik komiteler ile çalışma gruplarında görüş
farklılıklarına rağmen genel havanın olumlu
olduğunu belirterek, "Bir taraf caymazsa haziranda müzakereler
başlayacak" dedi.
Müzakereler ve çözüm konusundaki kararlılığını
"Hiç bir zaman bu kadar şans olmamıştı"
sözleriyle dile getiren Talat, müzakerelerde en zorlu konuların mülkiyet
ve toprak ayarlamaları olacağını vurguladı. Detaya
girmeden mülkiyet konusunda formül hazırladıklarını ve
masaya götürerek tartışacaklarını söyleyen Talat, toprak
ayarlamaları konusunda ise, "Harita ancak her konuda ilerleme olursa
konuşulabilir. O nedenle harita çalışması
yapmadık" dedi.
Komitelerden sistemli rapor
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ledra Palace'ta
çalışmalarını sürdüren iki toplumlu teknik komite ve
çalışma gruplarının çalışmalarını
sistemli olarak izlediğini, günlük bilgi ve rapor
aldığını belirterek, "Farklı görüşler var,
aksamalar oluyor ama çoğunlukla hava olumlu" dedi.
Komite ve çalışma gruplarında her konunun konuşulduğunu
ancak pazarlık yapılmadığını söyleyen Talat, Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas'la 23 Mayıs'ta yapacakları
görüşmede komitelerin çalışmalarının değerlendirileceğini
belirtti.
Sosyal ilişkiler olumlu yansır
Rum Yönetimi Başkanlığına Dimitris Hristofyas'ın
seçilmesiyle oluşan olumlu havanın ve artan sosyal ilişkilerin
müzakerelere de yansıyacağına inandığını
söyleyen Talat, müzakerelerin alt yapısını oluşturmak
amacıyla kurulan komite ve çalışma gruplarının
çalışmaya başlamasının, hatta ortak gündem belirlemelerinin
de bu olumlu havanın ürünü olduğunu vurguladı.
Haziranda başlar mı?
BM gözetiminde 21 Mart'ta yapılan görüşmede varılan
mutabakat uyarınca kapsamlı müzakerelerin haziran ayında
başlayacağını söyleyen Talat, müzakereler öncesinde 23
Mayıs'ta yapılacak görüşmede ise çalışma grupları
ile teknik komitelerin çalışmalarına ilişkin genel
değerlendirme yapılacağını yineledi.
Bu görüşmeye geçtiğimiz hafta Slovakya Büyükelçiliği'nin
organizasyonuyla Ledra Palace'ta yapılan resepsiyonda Hristofyas'la birlikte
karar verdiklerini, tarihin ise ertesi gün çalışma
arkadaşlarının temasıyla kesinleştiğini anlatan
Talat, Rum liderlerin müzakere tarihinin gecikebileceğine ilişkin
açıklamalarının anımsatılması üzerine,
"Mutabakat haziranda başlaması yönünde. Şu anki
gelişmelere göre gecikmeyi gerektirecek bir durum yok. Bir taraf caymazsa
haziranda başlayacak" dedi.
Talat, müzakerelerin başlamasıyla birlikte BM Genel
Sekreteri'nin yeni bir danışman atayacağını da
bildirdi. Yeni danışmanın geçmişte De-Soto'nun yaptığı
görevi yapacağını belirten Talat, isim konusunda bilgileri
olmadığını da kaydetti.
Zemin BM parametreleri
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere zeminiyle ilgili
tartışmaların anımsatılması üzerine de, özetle
şunları söyledi:
"En son zemin Annan Planı'ydı ve biz, 'bu yeni sürece
bıraktığımız yerden başlayalım, yani Annan
Planı'ndan başlayalım' dedik, ama kabul ettiremedik.
Tarafların istedikleri konuyu masaya getirmeleri şeklinde
başladı. Ancak komiteler için ortak gündem saptandı. Bu önemli.
Bu konular, bu ortak gündem müzakerelerde nelerin görüşüleceğini
gösterir... Özetle zemin BM parametreleri ve müzakere birikimidir. Örneğin
yargı tartışılırken Annan Planı'na, Gali Fikirler
Dizisi'ne bakılacak. Yani Annan Planı ortak zemin değil ama
bizim masamızda, bizim önümüzde duruyor..."
Mülkiyet dikenli konu
Müzakere sürecine yönelik hazırlıkların devam
ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya
karşılık, "En zorlu konu mülkiyet. Çünkü herkesi, her
bireyi ilgilendiriyor. Çözümü karmaşık bir sorun... 30-40 yıl
geçmiş, mallar kaç tane el değiştirmiş. Üstelik
Kıbrıslı Türkler de, Rumlar da mal konusunda hassas. Bu nedenle
mülkiyet zorlu konu" diye konuştu.
Mülkiyet konusunda nasıl bir öneriyle masaya gidecekleri konusunda
"Formülümüz var, önereceğiz" diyen Talat, "Annan Planı
benzeri bir formül" dedi ancak daha fazla detay vermedi.
Konunun çalışma gruplarında da
tartışıldığını ancak pazarlık
yapılmadığını söyleyen Talat, "İlgili
çalışma grubundan aldığımız bilgiler de bu
konunun zorlu olacağını gösteriyor" dedi.
Toprak da zorlu konulardan
Toprak ayarlamasını da bir diğer zorlu konu olarak
sıralayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kurucu devletlerin
haritalarının belirlenmesi özlü ve dikenli konulardan... Ancak bu
konuda bir çalışma yapmadık. Çünkü harita ancak birçok konuda
ilerleme olursa konuşulabilir. Aksi halde ekonomi felç olur"
ifadelerini kullandı.
Garantiler ve vatandaşlık
Rum liderler tarafından sürekli gündemde tutulan garantiler
konusunda ise Talat, "Bizim açımızdan zorlu bir konu değil.
Garantiler uluslararası anlaşmaların parçası. Bunu
zorlayacak konular olursa ancak zorlu olabilir" dedi.
Garanti anlaşmalarının değişmeden kalması
görüşünde olduklarını yineleyen Talat, Rum liderler
tarafından sürekli sorun olarak gündeme getirilen vatandaşlık ve
nüfus konusunda da, "Problem olacağını sanmıyorum.
Yanlış bilgiler üzerine yorum yaptıkları için ciddi problem
olarak ortaya koyuyorlar" diye konuştu.
Hristofyas çözüme inanıyor mu?
Rum Lider Hristofyas'ın barış ve federal çözüme yönelik
söylemlerini inandırıcı bulup bulmadığının
sorulması üzerine de Talat, "Papadopulos yıllarca
adını koymadan üniter devleti savundu, Rum toplumu da çözüme hiç
hazırlanmadı. Şimdi Hristofyas federal çözüme
inandığını söylüyor. Zaten politik yaşamına
bakılırsa inanması lazım... Gerçekten inanıyor mu,
çözüm istiyor mu, bunu bekleyip görmek lazım. Müzakere süreci bize bunu
gösterecek" dedi.
Bu defa çok daha mümkün
Görüşme sürecine rağmen toplumda heyecan olmamasını
ise referandumla yaşanan hayal kırıklığına
bağlayan Talat, "toplumun geçmişteki gibi söylemle ve eylemle
güçlü hareket oluşturmamasında, liderin çözüm istencinin önemli rol
oynadığını" da söyledi.
"Toplumda çözüm olacağına dair güçlü inanç yok, siz
inanıyor musunuz gerçekten" sorusuna ise Talat, "Ben bu defa
sorunun çözümünün çok daha mümkün olduğuna inanıyorum. Çünkü iki
tarafta da orijinal duruşu çözümsüzlük olmayan liderler var. Çözüm
olmaması için bir neden yok... Ama Hristofyas kiliseden, Papadopulos'tan
nasıl etkilenir onu zaman gösterecek" karşılığını
verdi.
Türkiye'nin çözüm sürecine güçlü destek verdiğini ve herhangi bir
görüş ayrılığı olmadığını da
yineleyen Talat, "Çözüm isteyen iki liderin bulunduğu bu dönemde de
sorun çözümlenmezse ciddi hayal kırıklığı olur,
bölünme kalıcı hale gelir, çözüm gittikçe zorlaşır"
dedi.
Kıbrıs, Türkiye'nin AB sürecini, süreçteki aksama
Kıbrıs'ı etkiler
Çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB sürecinde de ciddi
sıkıntılar yaratacağını belirten Talat, bir
soruya karşılık, Türkiye'nin AB sürecinde veya içte AKP
iktidarında sorun yaşanması halinde de Kıbrıs
müzakerelerine olumsuz yansımaları olacağına vurgu
yaptı.
Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmama
konusunda kararlı olduğunu, bu yönde bir kuşkusu
olmadığını belirten Talat, "Türkiye bize
karşı da, iç politik saiklerle de böyle bir adım atmaz"
dedi.
Talat, Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemilere
açılmasının ancak Kıbrıs Türklerini rahatlatacak
şekilde izolasyonların kaldırılması yönünde bir
adımla gündeme gelebileceğini de söyledi.
İçte rahat mı?
Cumhurbaşkanı Talat, "müzakere sürecinde içte yeterli
destek var mı, rahat mısınız" sorusuna da, şu
karşılığı verdi:
"Hükümet izlediğimiz politikayı destekliyor. Muhalefet
de eleştiri yapıyor ama katı,
çalışmalarımızı engelleyecek bir düzeye yükseltmedi.
Yani engel olmuyor. Aynı durum sivil toplum örgütleri için de geçerli.
Yani gerek muhalefet partilerinden, gerek örgütlerden şikâyetim yok. Hatta
müteşekkirim..."
Talat, "çözüm güçleri arasında ciddi ayrışmalar
yaşanıyor. Müzakere sürecinde 'Hristofyas'ın talebi veya önerisi
haklı' diyerek karşınıza çıkacak kesimler olur
mu" sorusuna ise, "Çözümü savunan bir lider olarak 'hayati' diyerek
bir öneriye karşı çıktığımda 'hayır kabul
et' diyecek insan sayısı azdır. Bu ülkede böyle bir potansiyel
yoktur. Çözümden yana olduğunu ispat etmiş bir yöneticiye sahip
Kıbrıs Türkü böyle bir yaklaşıma prim vermez"
karşılığını verdi.
KIBRIS 12/05/08
Cumhurbaşkanı Talat, Askerlik Yasası'nı
imzaladı
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda yaklaşık iki hafta önce
kabul edilen Askerlik Yasası, Cumhurbaşkanı Talat'ın
imzalamasıyla Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girecek.
Yasada yapılan değişiklikle, askerlik ertelemede 49
yaş sınırı kaldırılmış ve yurt
dışında yaşayan vatandaşlara kesin dönüş yapana
kadar erteleme hakkı, bu arada da yılda 90 gün ülkede kalma
imkânı sağlanmıştı.
Yasada yapılan değişiklikle getirilen affın 1995
yılıyla sınırlanması, yani 1995'ten sonra yurt
dışına gidenleri kapsamaması ise tepkilere yol
açmıştı. Ancak Başbakanlık, "adalet ve
eşitlik ilkesine aykırı olur" diyerek bu tarihin daha
ileriye çekilmesinin mümkün olmadığını
açıklamıştı.
Değişiklikle, yoklamaları aksatanların bedelli
askerlik hakkını kaybedecekleri de hükme
bağlanmıştı.
KIBRIS 12/05/08
Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan: Doğrudan
görüşmeler için ortak zemin ön koşul
Bugün Atina'yı ziyaret edecek olan Karoyan, Atina Haber
Ajansına (ANA) verdiği demeçte, Kıbrıs'taki son
gelişmelere değindi.
Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelere zemin hazırlamak
amacıyla kurulan çalışma grupları ve teknik komitelerin
temaslarından olumlu sonuç almadan doğrudan görüşmelerin başlatılmasının
hiçbir anlamı olmayacağını savunan Karoyan, "Bunun
aynı zamanda 8 Temmuz anlaşmasının da ihlali anlamına
geleceğini" söyledi.
"Kıbrıs'ta olası bir çözümün BM kararları ve
AB ilkeleri temeline dayandırılması gerektiğini"
kaydeden Karoyan, "Rum tarafının Kıbrıs'ta tüm
halkların refahını ve kalıcı bir barışı
garanti altına alacak, ancak Türkiye'nin stratejik çıkarlarına
hizmet etmeyecek bir çözüm arzuladığını" ifade etti.
Kıbrıs'ta bir çözüme varılması durumunda, KKTC'deki
"yerleşimcilerin" durumunun ne olacağına ilişkin
soruyu yanıtlayan Karoyan, "Bu konunun bu aşamada
tartışılmasının gereksiz olduğunu" ve
"Rum tarafının zamanı geldiğinde bu konudaki tezlerini
açıklayacağını" söyledi.
Karoyan, yine soru üzerine, "İslam Konferansı
Teşkilatı (İKT) Genel Sekreterliğinin son zamanlarda
Kıbrıs sorunuyla ilgili faaliyetlerinin Rum tarafı için önemli
sorunlar yarattığını" ifade etti.
Konferansın Türk sekreterinin "KKTC'nin ve Türkiye'nin
Kıbrıs konusuyla ilgili tezlerinin desteklenmesine yönelik büyük çabalar
harcadığını" kaydeden Karoyan, "bu konuda Rum
tarafının tezlerini desteklenmesi amacıyla önümüzdeki dönemde
İslam ülkeleri ve diğer ülkelerin parlamentolarıyla ikili
ilişkileri güçlendirmenin Rum meclisinin hedefleri arasında
bulunduğunu" belirtti.
KIBRIS 12/05/08
NTV
Güncelleme: 09:40 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı
LEFKOŞA
- Güvenlik şirketi Securitasa yönelik 53 milyon Sterlinlik soyguna
karıştığı öne sürülen Sean Lupton ile
Kıbrıslı Türk kardeşler Hüseyin ve Mustafa
Başarın bulunması için operasyon başlatıldı.
Operasyon Girne ve çevresinde yoğunlaştı. Şüpheli
adreslere, baskınlar düzenleniyor.
İngiliz polisi, 2006 yılında gerçekleşen soygunun
ardından, zanlıların 32 milyon Sterlini alarak KKTCye
kaçtığını öne sürüyor.
Lordlar Kamarasının girişimiyle harekete geçen KKTC hükümeti,
zanlıların bulunması halinde İngiltereye iadesi konusunda
söz verdi.
İngiltere ile siyasi olarak tanımadığı KKTC
arasında resmi bir suçluların iadesi anlaşması bulunmuyor.
Hafta sonunu Kıbrısta AKEL lideri
Hristofyasın Rum kesiminde Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile buluşarak, başlattıkları
müzakere sürecinin olası sonuçlarını taraflardan dinleyerek
geçirdik.
İki lider 23 Mayısta yeniden bir araya gelecekler. Hristofyasla
yaptığımız 3 saatlik görüşmeden izlenimleri pazar günü
aktarmıştık.
Kuzey Kıbrıstan ayrılmadan, Cumhurbaşkanı Talat ve
eşi Oya Hanımın Sadrazamköydeki evlerinde öğle
yemeğine davetliydik. Deniz kenarındaki mangal partisi, keyifli bir
sohbete dönüştü. Türkiyenin AB serüveni gibi, 1960lardan bu yana
gündemden düşmeyen Kıbrıs sorununun çözümünü, Bırak
güneş içinize girsin diye seslenen Akdeniz iyimserliğiyle bile
öğleden sonra mesaisine
sığdıramayacağımızı bildiğimiz için
müzakereci olmaktan vazgeçip birkaç kısa soruyla yetindik.
Örneğin Hristofyas, Talat özgür bırakılırsa
Kıbrısta çözüme ulaşırız diyordu. Bu mesajın
Ankaraya ve daha çok da son MGK bildirisinde iki devlet vurgusu
çıkarımında bulunduğu askerin etkisine
uzandığı açık. Talata Siz de öyle mi
anladınız? diye soruluyor. Hiç öyle bir şey yok diyor. Ve
Hristofyasa, Asıl eli kolu bağlı olan kendisidir. Adadaki Rum
ordusunu bir Yunanlı general yönetiyor. Rumların bütün korkusu
adanın bölünmesidir. Hristofyas, seçimde birleşme sözü verdi. Bizim
tezlerimizi kabul ederse belki askeri darbe olmaz ama kilise darbe yapar
yanıtını alıyoruz.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Cumhurbaşkanı seçildikten
sonra Hristofyasa şunu sormuş: Kıbrıs sorununu gerçekten
çözmek mi istiyorsunuz, yoksa Türkiyeyi AB sürecinde köşeye
sıkıştıracak bir politika mı izleyeceksiniz?
Hristofyas, Türkiyenin AB üyeliğinden yana olduğunu, demokratik
sürecin Kıbrısta çözümü de
kolaylaştıracağını anlatıyor. Gül ve
Erdoğandan da övgüyle söz ediyor. Rum lider, 1960lardaki
Kıbrıs Cumhuriyetine dönüş tezini, iki bölgeli, iki toplumlu
federasyon şeklinde dile getirirken, adada 1974 öncesi koşullara
dönülemeyeceğini belirtiyor. Ancak Türkiyenin askeri
varlığının sona ermesini istiyor. Talata bunu soruyoruz:
Türkiye ABye üye olur, asker gider diyor.
Hristofyasın Kıbrıs Cumhuriyetini 1
dakikalığına bile dağıtmayız sözüne ise Ne
yani, herhalde biz de KKTCyi lağvedecek değiliz
yanıtını veriyor.
Bu durumda bakir doğum nasıl olacak?!
Kıbrısta çözümün hiç de kolay olmadığı, Türkiyenin
AB üyeliği gibi daha birkaç kuşak politikacı, diplomat,
akademisyen ve gazeteciyi emekli edebileceği duygusuyla adadan
ayrılıyoruz.
DERYA SAZAK MILLIYET 13/05/08
Ambargoları
reddediyoruz
GAYRİMEŞRU AMBARGOLAR... İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu, İKÖ olarak KKTC'ye uygulanan
"gayrimeşru" ambargoları reddettiklerini, bunun hiç bir
değerler manzumesine uygun düşmediğini söyledi.
İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde
cezalandırılmasının hiçbir değerler manzumesine uygun
düşmediğini vurguladı. İKÖ'nün bu konuda kararlı
olduğunu ve KKTC hükümetiyle işbirliğine devam edeceklerini
kaydeden İhsanoğlu, daha güzel adımların
atılmasını diledi
"YDÜ'DEN FAHRİ DOKTORA UNVANI ALMAK GURUR
VERİCİ"... YDÜ tarafından doktora unvanı almaktan
mutluluk ve gurur duyduğunu belirten İhsanoğlu, bugüne kadar
birçok üniversiteden onursal doktora unvanı aldığını
ancak bunun öneminin ayrı olduğunu ifade etti. İhsanoğlu,
"Bu kadar zor şartlar, haksızlıklar altında, bu
topraklarda böyle başarılı bir üniversite kurmak her baba
yiğidin harcı değil" diyerek ve üniversiteye teşekkür
etti
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu, İKÖ olarak KKTC'ye uygulanan
"gayrimeşru" ambargoları reddettiklerini, bunun hiç bir
değerler manzumesine uygun düşmediğini söyledi.
İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde
cezalandırılmasının hiçbir değerler manzumesine uygun düşmediğini
vurguladı. İKÖ'nün bu konuda kararlı olduğunu ve KKTC
hükümetiyle işbirliğine devam edeceklerini kaydeden
İhsanoğlu, daha güzel adımların atılmasını
diledi.
İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na Yakın
Doğu Üniversitesi tarafından "Onursal Doktora Unvanı"
verildi.
YDÜ İletişim Fakültesi Turuncu Salon'da yer alan törene, TC
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Milli Eğitim ev Kültür Bakanı Canan Öztoprak,YDÜ Kurucu
Rektörü Suat Günsel, Rektör Prof. Dr. Ümit Hassan, İKÖ Siyasi
Danışmanı Kamal Momani ile diğer bazı yetkililer,
akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Törende İhsanoğlu'nun özgeçmişinin okunmasının
ardından Rektör Prof. Dr. Hassan konuşma yaptı ve
İhsanoğlu'na doktora unvanı ile üniversitenin anı
tabağını sundu. Ardından da İhsanoğlu
konuşmasını yaptı.
YDÜ tarafından doktora unvanı almaktan mutluluk ve gurur
duyduğunu belirten İhsanoğlu, bugüne kadar birçok üniversiteden
onursal doktora unvanı aldığını ancak bunun öneminin
ayrı olduğunu ifade ederek "bu kadar zor şartlar,
haksızlıklar altında, bu topraklarda böyle
başarılı bir üniversite kurmak her baba yiğidin harcı
değil" dedi ve üniversiteye teşekkür etti.
Kıbrıslı Türklerin maruz
kaldığı adil olmayan muameleler
Kıbrıslı Türklerin ve hükümetinin maruz
kaldığı adil olmayan muamelelere karşı
olduklarını vurgulayan İhsanoğlu, bunun kişisel
görüşü değil, İKÖ'nün temel politikası olduğunun
altını çizdi ve 57 ülkenin konsensüsüyle alınan kararları
uygulamakta olduğuna dikkat çekti.
57 ülke ve 5 de gözlemci statüdeki ülkenin üyesi bulunduğu
İslam Konferansı Örgütü'nün faaliyetleri ve yakın
geçmişteki temaslarıyla ilgili bilgiler de veren Genel Sekreter
Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam ülkelerinin Kıbrıslı
Türklere yönelik desteğinin devam edeceğini söyledi.
İhsanoğlu, adada, çözüm müzakerelerinin bir an önce
başlaması ve iki tarafın siyasi eşitliğine
dayalı, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümle
sonuçlanması temennisinde bulunduğu konuşmasında, örgütün,
adil, kalıcı ve kapsamlı çözümle sonuçlanacak her türlü sürece
destek vereceğini vurguladı.
Örgütün yeni vizyonu
İhsanoğlu, İKÖ'nün yakın geçmişte
aldığı kararlar doğrultusundaki yeni vizyonunun
"ılımlılık, modernizasyon ve
birlik-beraberlik-dayanışma" sözcükleriyle özetlenebileceğini
belirttiği konuşmasında, bu çerçevede, örgütün kapasitesini
artırarak siyasi anlaşmazlıkların çözümünde daha aktif rol
almak; barış, güvenlik ve ekonomik kalkınma yolunda katkıda
bulunmanın da başlıca hedefleri olduğunu anlattı.
Örgütün, anlaşmazlıkların çözümü, arabuluculuk, insan
hakları ve iyi yönetim alanlarında ortaya koyduğu projelerini de
anlatan İhsanoğlu, İslamın doğru
anlaşılması ve gerek Müslüman dünyası, gerek batıdaki
marjinal hareketler arasında orta yolun bulunmasının önemini
vurguladı.
Coğrafi, demografik ve entelektüel açıdan, İslam ve
Müslümanların, Avrupa'nın anahtar parçalarından birini
oluşturduğuna da işaret eden İhsanoğlu,
Kıbrıslı Türklerin de bu argümanın desteklenmesinde önemli
rol oynadığını anlattı.
İhsanoğlu, İslam dünyası ile Kıbrıslı
Türkler arasındaki işbirliği ve barış
ortamının devamını da temenni etti.
Prof. Hassan
YDÜ Rektörü Prof. Dr. Ümit Hassan da konuşmasında,
İhsanoğlu'nun, BM'den sonra, dünyanın sayıca en büyük
örgütü İKÖ'nun Genel Sekreteri olduğuna dikkat çekti.
İhsanoğlu'nun bu onursal doktora unvanının kabul etmesinin
kendilerini memnun ettiğini belirten Hassan, "Bu onursal doktora
unvanını vermekle YDÜ de onurlanmaktadır "dedi.
Hassan, övgüyle söz ettiği İhsanoğlu'na,
uluslararası ilişkiler alanındaki bu payenin, dünya ve bölge
barışına katkılarından dolayı verildiğine
işaret ederek İKÖ Genel Sekreteri'nin almış olduğu
onursal doktora ile şeref ve liyakat nişanları yanında
eserleriyle ilgili de bilgiler aktardı.
İhsanoğlu'ndan Talat'a ziyaret
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İKÖ Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu'nu kabul etti.
Cumhurbaşkanlığı'nda dün saat 12.15'te
başlayan görüşmede Dışişleri Bakanı Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı da hazır bulundu.
Görüşme öncesi basına açıklama yapılmadı.
İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu yaklaşık 1
saatlik görüşmenin ardından basına açıklamalarda ve
Cumhurbaşkanı Talat'la yapıcı bir görüşme
gerçekleştirdiklerini belirtti.
Ekmeleddin İhsanoğlu, 11'inci İKÖ
toplantısında Kıbrıs'la ilgili alınan kararların
daha önce alınan kararların bir tekrarı
olmadığını ve yeni ufuklar açtığını
söyledi. İKÖ'nün Kıbrıs Türk halkının maruz
kaldığı haksız ambargonun giderilmesinde kendisine görev
düştüğü kanaatinde olduğunu söyleyen İhsanoğlu,
İKÖ'nün bu yönde yol aldığını ve almaya devam
edeceğini belirtti.
İhsanoğlu, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri
de memnuniyetle karşıladıklarını yineleyerek, bu
teşebbüslerin sonuna kadar başarılı olmasını
diledi.
İki tarafın mutabık kaldığı tarihlerde
yeniden görüşmeye başlayarak sorunu çözmesine ve BM ile Genel Sekreter
Ban Ki-Moon'un yapıcı gayretlerine destek verileceğini söyleyen
İhsanoğlu, KKTC'ye uygulanan izolasyon politikasının sona
ermesini desteklediklerini vurguladı.
İhsanoğlu, Kıbrıs sorununun, iki bölgeli ve siyasi
eşitliğe dayanan, Türklerin de Rumlarla eşit muamele
göreceği bir anlaşmayla çözülmesini diledi.
Karoyan'a yanıt: Kimsenin işini
zorlaştırmıyoruz
İhsanoğlu, Rum Meclis Başkanı Marios
Karoyan'ın İKÖ hakkındaki beyanatıyla ilgili soruya da
"Bu beyanatı görmedim. Fakat benim haberdar olduğum başka
şeyler var. Ziyaretimiz önceden protesto ediliyor ve yanlış
kanaate varılıyor. Biz kimsenin işlerini
zorlaştırmıyoruz. Aksine
kolaylaştırılmasını istiyoruz. Bizim istediğimiz
Kıbrıs Türk halkının mağduriyetinin giderilmesi ve
buradaki insanların kendi vatanlarında bir azınlık
muamelesi değil, bu toprakların sahibi, vatandaşı ve insan
olarak haklı muamele görmesini istiyoruz. Bizim bu iyi niyetimizi
anlamayanlara biz bunu izah etmeye hazırız."
Karoyan dün Atina'da yaptığı açıklamada,
"İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel
Sekreterliğinin son zamanlarda Kıbrıs sorunuyla ilgili
faaliyetlerinin Rum tarafı için önemli sorunlar
yarattığını" söylemişti.
Konferansın Türk Sekreterinin "KKTC'nin ve Türkiye'nin
Kıbrıs konusuyla ilgili tezlerinin desteklenmesine yönelik büyük
çabalar harcadığını" kaydeden Karoyan, "bu konuda
Rum tarafının tezlerini desteklenmesi amacıyla önümüzdeki
dönemde İslam ülkeleri ve diğer ülkelerin parlamentolarıyla
ikili ilişkileri güçlendirmenin Rum meclisinin hedefleri arasında
bulunduğunu" belirtmişti.
İhsanoğlu "Suudi Arabistan'da idama mahkûm edilen Türk
berber" hakkındaki soruyu yanıtlamayı reddederek
"Bunlar Kıbrıs'ta konuşulacak konu değil, orada
konuşulacak konular" diye konuştu.
Soyer'e ziyaret
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu'na KKTC ve Kıbrıs Türk halkını
ilgilendiren meselelere gösterdiği büyük duyarlılık için
teşekkür etti.
Başbakan Soyer, KKTC'de bulunan İKÖ Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu'nu, Başbakanlık Şeref Salonu'nda
kabul etti. Kabulde, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hazır bulundu.
İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu, yaptığı
konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek
kendisine gösterilen ilgiye teşekkür etti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, İhsanoğlu'nun,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
ile yurt dışı temaslarda dayanışma; Cumhuriyet Meclis
Başkanı ve milletvekilleri için de İslam Konferansı Örgütü
çerçevesinde düzenlenen parlamentolar arası birlik
toplantılarında destek gösterdiğini belirtti.
Soyer, "KKTC'nin ekonomik sosyal ve kültürel ilişkilerinin
İKÖ ülkeleri ile gelişmesinde gösterdikleri titizlik bizi mutlu
ediyor" dedi.
İlişkilerin daha da geliştirilmesini dileyen Soyer,
Kıbrıs sorununda karşılıklı kabul edilebilir bir
çözümün bulunması için çaba sarf edilen bugünlerde İhsanoğlu'nun
KKTC'ye gelmesinin büyük anlam taşıdığını
söyledi.
Avcı'yı ziyaret
İhsanoğlu ve heyeti, dün Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'yı ziyaret etti.
İhsanoğlu, görüşmede yaptığı
konuşmada, "güzel adada, güzel bir halk arasında"
bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, bunun Genel Sekreter
olarak adaya ikinci ziyareti olduğunu kaydetti.
İhsanoğlu, Genel Sekreter olarak Kıbrıs meselesinin
adil çözümü ve bu çözümün politik eşitlik ve iki bölgeliliğe
dayalı, Kıbrıs Türk halkının kimliğinin
korunacağı bir çözüm olması çerçevesinde BM inisiyatiflerini
desteklediklerini kaydetti.
Güney Kıbrıs'taki seçimlerde Rum halkının
tavrını ilgiyle izlediklerini belirten İhsanoğlu, iki taraf
arasında güven artırıcı tedbirler alınmasını
ve sürecin başarıya ulaşmasını diledi. "İKÖ
olarak gayrimeşru ambargoları reddediyoruz" diyen
İhsanoğlu, bir halkın bu şekilde
cezalandırılmasının hiç bir değerler manzumesine uygun
düşmediğini vurguladı.
İKÖ'nün bu konuda kararlı olduğunu ve KKTC hükümetiyle
işbirliğine devam edeceklerini kaydeden İhsanoğlu, daha
güzel adımların atılmasını diledi.
İhsanoğlu,YDÜ'nün "nazik ve cömert
davranışı" nedeniyle KKTC'ye geldiğini de kaydetti.
Avcı, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin
İhsanoğlu'nu aralarında görmekten büyük bir onur ve mutluluk
duyduklarını dile getirerek, bu ziyaretin, ülkeye uygulanan
haksız izolasyonların kaldırılmasına yönelik büyük bir
gayret içerisinde olan Kıbrıs Türk halkı için bir kez daha büyük
bir moral kaynağı olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının haklı davasına her
platformda destek veren İhsanoğlu'na ve kendisine eşlik eden
Özel
Kalem Müdürü Amanul Haq ile Siyasi Danışmanı Kamal
Momani'ye ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade
eden Avcı, son dönemlerde İKÖ sekreteryası ve örgüte
bağlı kurum ve kuruluşlar ile üye ülkelerle
bakanlıklarının, birçok karşılıklı temas
gerçekleştirdiğini, İKÖ'ye bağlı kurum ve kuruluşlar
tarafından düzenlenen konferans, fuar, atölye çalışmalarına
katıldığını ve bazı önemli İKÖ
etkinliklerine ev sahipliği de yaptığını kaydetti.
İhsanoğlu'nun KKTC de dahil olmak üzere siyasi ve ekonomik
zorluklar içerisinde bulunan İslam ülkelerinin sorunlarının
çözümü için gösterdiği özverili ve olağanüstü çabaların her
türlü övgünün üstünde bulunduğunu belirten Avcı, İKÖ'ye üye 57
İslam ülkesinin, İhsanoğlu'nun gösterdiği bu fevkalade
çabalara duyduğu şükranlarının bir ifadesi olarak,
kendisini yeniden Genel Sekreter seçtiğini anımsattı.
İKÖ ile ilgili projelere maddi ve manevi büyük destek vererek
katkıda bulunan YDÜ ve onun yöneticilerinin de bu kısa ziyaret
sırasında Prof. İhsanoğlu'na İslam
dünyasının kalkınmasına ve bölge barışına
yaptığı hizmetler ve İslami bilimlere
katkılarından dolayı fahri doktora payesi vereceğini
kaydeden Avcı, "Kıbrıs Türkleri üzerinde uygulanan
ağır izolasyonlara rağmen, KKTC'nin İKÖ'ye üye ülkelerle
ekonomik, ticari, eğitim ve sosyal alanlarda ilişkilerinde
yaşanan canlılık bizlere güç ve moral vermekte ve daha etkin
çalışmamızı sağlamaktadır" dedi.
Avcı, izolasyonların kaldırılması yönünde
alınan İKÖ kararlarının çok büyük önem arz ettiğini ve
örgüt tarafından ülkemiz üzerinde uygulanan haksız ve insanlık
dışı kısıtlamaların kaldırılmasına
yönelik üye ülkelere yapılan çağrıların memnuniyetle
karşılandığını dile getirdi.
Bu çerçevede, İhsanoğlu ve heyetinin ziyaretinin
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların
kaldırılması ve ülkenin uluslararası topluluk içerisinde
haklı yerini alması yönünde İKÖ sekreteryası
tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koyduğuna
işaret eden Avcı, "Sayın İhsanoğlu ile ülkemizde
bulunacağı süre içerisinde birçok konuda görüş
alışverişinde bulunacağız ve önümüzdeki dönemlerde
uygulamaya koyacağımız ortak projeleri
konuşacağız" dedi.
Avcı, Kıbrıs konusunda devam eden sürece de
değinerek, siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, adil,
kalıcı ve kapsamlı bir çözümü desteklediklerini; TC'nin etkin
garantörlüğünün devamını istediklerini kaydetti. Avcı, bu
bağlamda teknik çalışmaların sürdüğünü, her türlü iyi
niyetli katkıyı koymaya hazır olduklarını söyledi.
KIBRIS 13/05/08
Turkish Cypriot police
hunt Securitas robber
By
Jean Christou
THE Turkish
Cypriot authorities are co-operating with British police in the hunt for
fugitive Sean Lupton, who is wanted in connection with the £32 million sterling
Securitas robbery in the UK in February 2006.
According to Britains Mail on Sunday newspaper, British detectives raided
addresses across the north on because they believed Lupton, 47, may be hiding
in a mountain village near Kyrenia.
"Highly credible intelligence" obtained by British police said Lupton
had made high-spending visits to casinos and nightclubs. "The police have
been told that he has been rather injudiciously splashing his money
around," a source told the newspaper. "He can't stop himself
spending, apparently, and has also been picking up a lot of prostitutes from
clubs on the island."
The Mail on Sunday said that Lord Ahmed, a member of the British House of
Lords, was sent last week to the north and held meetings with Mehmet Ali Talat
and Turkish Cypriot police.
According to Turkish newspaper Bilge, Lupton, who has been in the island for a
year, was tracked down at the occupied village of Ayios Epiktitos through his
mobile phone.
A taxi driver has said that he was paid to smuggle Lupton in with Turkish
Cypriot brothers Hussein and Mustafa Basar from the free areas of Cyprus to the
north. But British police reject the claim. The brothers have also been
connected with the robbery. Luptons phone records indicated that he called the
north within hours of the robbery.
Talat reportedly promised Lord Ahmed that he would return Lupton when he is
arrested even though, being unrecognised internationally, the TRNC has no
extradition process with the UK. Turkish Cypriot police have instructions to
arrest Lupton on sight.
Five men were jailed in Britain in January for the Securitas raid. The robbers
kidnapped depot manager Colin Dixon and his wife and child before stealing £53
million. Only £21 million was recovered.
But Lupton, a builder who is married with two teenage children, vanished later
that year while on bail after being questioned about the robbery a month
earlier, said the Mail on Sunday.
Lupton was last seen in Britain in near Folkestone and police believe he went by
ferry to France. The British newspaper said Luptons wife was convinced he was
murdered by the robbery mastermind on the day he disappeared.
Police believe he travelled to Cyprus with suitcases full of cash.
Police on the Greek Cypriot side were not consulted prior to the police raid in
the north, Justice Minster Kypros Chrysostomides said yesterday. He said it was
an issue for the Foreign Ministry.
CYPRUS MAIL 13/05/08
New UN envoy arrives
today
TAYE-Brook
Zerihoun, the UN Secretary-General's new Special Representative in Cyprus,
arrives today, UNFICYP confirmed yesterday.
Zerihoun will arrive in the afternoon on a flight from Vienna.
The new Special Representative was most recently the Secretary-General's
Principal Deputy Special Representative in the UN Mission in Sudan (UNMIS). He
has also been serving as Chief UN Mediator for the Darfur Peace Talks since
October 2007, in support of the efforts of Special Envoy Jan Eliasson.
Between 1995 and 2003, Zeirhoun served initially as Deputy and then Director of
Africa I Division in the Department of Political Affairs with responsibility
for the countries of the Horn of Africa, the Great Lakes and Southern Africa
regions as well as regional organisations. He was then appointed Chairman of
the Inter-departmental Task Force for Sudan and served in that capacity until
becoming Principal Deputy Special Representative with UNMIS.
Zerihoun completed his undergraduate and graduate studies in New York, and
holds a Master of Philosophy degree in comparative politics from Columbia
University. He is married and is the father of four children, a son and three
daughters.
CYPRUS MAIL 13/05/08
Turks working on
compromise property formula
By
Simon Bahceli
A FORMULA for
the resolution of the thorny issue of refugee property rights could soon be
proposed by the Turkish Cypriot side, spokesman for the norths leadership said
yesterday.
We are looking at a variety of formulas that we hope both sides can agree to,
Hasan Ercakica, spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told the
Cyprus Mail yesterday.
Ercakicas words came in the wake of statements over the weekend from Talat
stating that the property issue was the most thorny of all the issues that
would need to be solved before an overall solution to the Cyprus problem is
found.
It is the most difficult issue because it is one that affects everyone, Talat
said, adding that the problem was further complicated by the fact that
properties left behind by refugees from both communities had changed hands
numerous times since the conflicts that left the island divided along ethnic
lines.
But despite the complications, Talat said his side has a formula and would
present it to Greek Cypriot negotiators soon.
Talats spokesman yesterday, however, spoke of a variety of possible formulas
that would seek compromise between Turkish and Greek Cypriot views on the
issue. While the Turkish Cypriot side would prefer to see a global exchange of
properties between Greek and Turkish Cypriot refugees, the Greek Cypriot side
insists that the ownership rights of its refugees are maintained, regardless of
whether properties fall under Turkish or Greek Cypriot jurisdiction following a
solution.
But despite the Turkish Cypriot sides preferences, Ercakica insisted that whatever
was agreed in the end would be a compromise.
We are taking on board the wishes of the Greek Cypriots and are open to
criticism, he said yesterday, adding: If we hit an obstacle, we will look for
ways around it.
Ercakica also conceded that the UNs most recent model for solving the property
issue, published in the 2004 Annan plan, was too complicated. Indeed, one of
the Greek Cypriot sides chief reasons for rejecting the Annan plan was that it
gave only partial right of return to refugees under a system that many said
they failed to properly understand.
Ercakica says Turkish Cypriot negotiators are currently working to iron out
anomalies that would have arisen out from the Annan plan had it been
implemented.
You may have had situations where Greek Cypriots were allowed to re-establish
ownership of their properties but not be allowed to move back into them.
Examples like this are what we are trying to overcome, the spokesman said.
However, a Turkish Cypriot property expert who did not wish to be named told
the Mail yesterday that whatever formula you come up with, its going to be
complicated.
When one side insists on maintaining its rights to all abandoned properties,
while the other calls for an overall exchange, the only way forward is
compromise. What else can you do when you have these two extremes to work
with? the expert said.
The expert concluded that while the Annan plans property regime may have been
complicated, it was an extremely good compromise.
There is no simple solution, so any solution devised will be a compromise and
will be complicated.
CYPRUS MAIL 13/05/08
NTV
Güncelleme: 18:53 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı
LEFKOŞA - Rum basını, müzakerelere
hazırlık amacıyla oluşturulan çalışma
gruplarıyla teknik komitelerin faaliyetlerinden memnun olmayan Dimitris
Hristofyasın, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan bazı
şartların yerine getirilmesini isteyeceğini yazdı.
Gazetelerde yer alan haberlere göre, Rum lider Hristofyas, iki toplumlu
iki bölgeli federal yapının net bir biçimde
tanımlanmasını ve Talattan iki devletli bir çözümü
kastetmediğini vurgulamasını isteyecek.
Hristofyas, çalışma gruplarının mülkiyet, yetki
paylaşımı ve toprak gibi zorlu konularda ortak kararlar
üretmiş olmasını, teknik komitelerde de belirli bir ilerleme
sağlanmasını şart koşacak.
NTV
Güncelleme: 18:53 TSİ 13 Mayıs 2008 Salı
LEFKOŞA - Kıbrıs sorununun temelini
oluşturan mülkiyet konusunda mahkeme statüsünde çalışan
komisyon, 314 dosyadan 38ini karara bağladı.
Bu dosyalardan 32si için Rumların KKTCde kalan malları için
tazminat ödenmesi kararı alınırken, 1i çözümden sonra olmak
üzere 4 dosya için iade, 2si için de takas kararı verildi.
Takas kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvuran Mike Timvios için alındı. Kararın, Strasbourg
Mahkemesi tarafından onaylanmasıyla komisyon iç hukuk yolu olarak
AİHM tarafından da onaylanmıştı.
AA
Güncelleme: 14:22 TSİ 14 Mayıs 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, KKTCde yayımlanan Kıbrıs gazetesine
verdiği demeçte, Rum yönetimi liderliğine seçilmesinden sonra KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile iyi bir başlangıç
yaptıklarını, ama teknik komite ve çalışma
gruplarının çalışmalarında ciddi sorunların
yaşandığını kaydetti. Aklında çözüm için bir
tarih olmadığını belirten Hristofyas, Türkiyenin
Kıbrıstaki iki toplumun çıkarları lehine bir çözümü kabul
ettiğine ikna olmadığını belirtti.
Toplantılara katılan teknik elemanların aynı dili
konuşmadığından endişe ettiğini ifade eden
Hristofyas, Ayın 23ünde Sayın Talat ile bir araya geleceğiz ve
bunu konuşacağız dedi.
Grupların çalışmalarında ilerleme görmediğini söyleyen
Rum yönetimi lideri, Talatın çıkıp İlerleme var,
Haziranda müzakerelere başlayalım demesiyle hiçbir yere
varamıyoruz dedi.
Hristofyas, görüşmelerin uzatılması talebinin
olmadığını, ancak çalışma gruplarının
faaliyetlerinin uzamasını ihtimal dışı görmediğini
belirterek, Temmuz sonu bir değerlendirme yapacaklarını
kaydetti.
TÜRKLERİN
HEPSİNİN KALMASINI KABUL ETMEM
Hristofyas, yerleşik olarak nitelediği, Türkiyeden gelen KKTC
vatandaşlarıyla ilgili hepsi kalacak söylemini asla kabul
etmeyeceğini belirterek, çözüm olması halinde en fazla 50 bin
kişinin kalmasını kabul edeceğini kaydetti. Hristofyas,
Samimi olarak şuna inanıyorum ki, Kıbrıs sorununun
çözümünü isteyen Kıbrıslı Türkler de yerleşiklerin
tümünün kalmasını istemiyor iddiasında bulundu.
Olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs
Türk yönetiminde dahi olsa evlerine dönme hakkı bulunması
gerektiğini savunan Hristofyas, bunun için, Rum mülkünü kullanan
Kıbrıslı Türklere ayrı evler yapılabileceğini
iddia etti. Hristofyas, Kimse benden ne aldıysanız helal olsun
dememi beklemesin ifadesini kullandı.
Geçmiş yıllarda iki toplumun liderlerinin ajandalarının
büyük farklılıklar içerdiğini, söyleyen Hristofyas, şöyle
konuştu: Bugün iki toplumun liderliğinde aynı dili
konuşmaları gereken iki insan bulunuyor. Aynı zamanda iki
bölgeli, iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümüne sadık olmaları
gereken iki insan bulunuyor. Her zaman gerek partiler gerekse liderler olarak
konfederasyonu reddediyorduk. Bu nedenle benim çabam tutarlı bir biçimde
iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çizgisini savunmak ve desteklemektir. Ben
hiçbir zaman konfederasyon çözümünü kabul edemem. Ne de iki ayrı devletin
tanınmasını.
Yabancıların Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin iç
işlerine karışmaması ve aşamalı olarak
askerlerden arındırılma konusunda ısrarlı
olacağını ifade eden Hristofyas, yabancılar
dediğinin aynı zamanda garantörler olduğu
hatırlatılınca da Bu memleketin gerçek efendileri olarak biz
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin
bağımsızlığına bu güçlerin de saygı
göstermeleri gerekiyor dedi.
Hristofyas, Çözüm için aklınızda bir takvim var mı? sorusuna
karşılık şunları söyledi: Benim aklımda böylesi
bir tarih veya takvim yok. Benim aklımda dostum Talat ile birlikte
aynı dili konuşabilmek var. Ve diğer yandan böylesi bir takvimi
koyabilecek şekilde Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda beni ikna etmediğini görüyorum. Yani Kıbrıstaki iki
toplumun Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının
çıkarları lehine bir çözümü Türkiyenin kabul ettiği yönünde ben
ikna olabilmiş değilim. Ben birbirimizi kandırmak derdinde
değilim. Samimi ve gerçekçi olmak istiyorum. Ayaklarımızın
yere basmasını istiyorum. Gönül isterdi ki 2008 yılı
içerisinde hatta mümkünse bugün referandumu yapalım. Ancak bunun
yapılabilmesi için bizim ortak bir zemine kavuşmamız gerekir.
Keşke 2008 içerisinde çözüme ulaşabilsek...
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 13:36 TSİ 14 Mayıs 2008 Çarşamba
İSTANBUL/LONDRA - İngiltere
basını da Kraliçe II. Elizabethin Türkiye ziyaretini yakından
takip ediyor. BBCye göre, Kraliçe bu ziyaretiyle, batı yanlısı
Türklere etkili bir müteffikleri olduğu mesajını veriyor. Times
gazetesi ise haberinde, Ankaranın ziyaretten beklentilerini dile
getirirken, Daily Express, askerin tavrını boykot olarak
yorumluyor.
İngiliz yayın kurumu
BBC, internet sitesinde yayınladığı yorum
yazısında, Kraliçe Elizabethin ziyaretinin Türkiye için önemine
dikkat çekiyor. Yazıda, Kraliçe, İngiltere Dışişleri
Bakanlığının isteğiyle Türkiyeye gelerek,
Türkiyenin AB üyeliğine desteği belli ediyor ve bu ülkenin yüzünün
batıya dönük olması gerektiği yönünde net bir mesaj veriyor.
ifadesine yer verildi. Son dönemdeki gelişmeler
ışığında, İngilterenin, Türkiyedeki insan
hakları ve özgürlükler alanındaki reformları destekleme
kararlılığının dile getirildiği makalede, Kraliçenin
ziyaretiyle, laiklerle yüzü batıya dönük Türklere, güçlü ve nüfuzlu bir
müttefikleri olduğu garantisi veriliyor. görüşü yer aldı.
İkinci Elizabethin 37 yıl önceki ilk ziyaretiyle bugünü
karşılaştıran Times gazetesine göre ise, bu ziyaret ağırbaşlı
bir ilişkinin göstergesi. Gazetedeki haberde yer alan yorumlar ise
şöyle: Modern Türkiye Cumhuriyeti, yaşlı Avrupayı AB
üyeliğine layık bir ülkenin olgun yüzüyle karşılıyor.
Ankara, Kraliçenin ziyaretinin AB yoluna sağduyulu ve zamanlı bir
destek sağlamasını umuyor.
Ziyarete farklı bir pencereden bakan tabloid gazetelerinden The Daily
Express ise, Hayrunnisa Gülün türbanı nedeniyle askerlerin
Cumhurbaşkanı Gülün kraliçe onuruna verdiği yemeği boykot
ettiği yorumunu yaptı.
Rum işadamından Türkiye'ye dava
|
14 Mayıs, 2008 16:13:00
(TSİ) CNN TURK |
Rum
işadamı Konstantinos Lordos KKTC'de kaldığını öne
sürdüğü mülkü için Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM) dava açtı.
Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Türkiye aleyhine
32 Rum'un yaptığı başvurunun AİHM'de kabul
aşamasına geldiğini, bu kişilerden birinin de Konstantinos
Lordos ve ailesi olduğunu yazdı.
Gazete, ailesininkiler hariç yalnızca Lordos'un 150'den fazla gayrimenkulü
olduğunu ve bunların çoğunun Gazimağusa bölgesinde deniz
kenarında bulunduğunu öne sürdü.
Gazete, "Lordos'un başvurusuyla ilgili tazminatın 100 milyon
Kıbrıs Lirası'nı(yaklaşık 324 milyon YTL)
kolaylıkla aşacağını" iddia etti.
Karşılama "daha
ağırbaşlı" bulundu
|
14 Mayıs, 2008 09:44:00 (TSİ)
CNN TURK |
Metin
Güneş / CNN TÜRK / Londra - AA
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in Türkiye ziyareti İngiliz
basınında da yankı buldu. The Times, dünkü
karşılamanın 37 yıl öncekine göre daha
''ağırbaşlı'' olduğunu yazdı.
|
|
Hayrünnisa Gül, pembe
ve gümüş renkli kıyafeti ile yemeğe katıldı |
Gazete, "Modern Türkiye Cumhuriyeti yaşlı
Avrupa'yı AB üyeliğine layık bir ülkenin olgun yüzüyle
karşılıyor" ifadesini kullandı.
Haberde, Kraliçe'nin 37 yıl önce yaptığı Türkiye
ziyaretindeki karşılama hatırlatıldı ve o dönemde
hayranlıkla tepkiler verildiği; dün başlayan resmi ziyaretin ise
çok daha ağırbaşlı bir ilişkinin göstergesi
olabileceği belirtildi.
37 yıl önceki ziyaret sırasında binlerce kişinin polis
kordonlarını aşarak, kraliyet konvoyunu oluşturan üstü
açık arabaların etrafını sardığını
yazan The Times, o zamanki ziyaret programının hipodrom ziyareti ve
Türkçe aşk şarkıları konseri gibi demode içerikli
olduğunu kaydetti.
Haberde, Kraliçe Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip'in
Anıtkabir ziyareti ve Çankaya Köşkü'ndeki temaslarına da yer
verildi.
The Times, "21 pare top atışından çıkan duman
kırmızı halının üzerine doğru
yayılırken, Kraliçe ve Prens Philip ilk kez İslami elbise giyen
bir cumhurbaşkanı eşi olan Bayan Gül tarafından
karşılandı" ifadesini kullandı.
Haberde, "Türkiye laik gururu ile İslami kökenleri arasındaki
uyum arayışlarını sürdürürken, başörtüsü hala Türk
siyasetinde en hararetli tartışmalara neden olan konu olmaya devam
ediyor" denildi.
Charles da 6 ay önce gelmişti
Prens Charles'ın 6 ay önce Türkiye'yi ziyaret ettiği
hatırlatılan haberde, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Nick
Baird'in, iki ziyaretin Türkiye'nin AB ve dünya açısından
taşıdığı önemi vurgulamaya yönelik olduğuna dair
sözlerine yer verildi.
Büyükelçinin, ziyaretlerin ayrıca Türk-İngiliz ilişkilerinin
derinliğini ortaya koymaya yönelik olduğunu söylediği
bildirildi.
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip,
resmi ziyaret için dün Türkiye'ye gelmişti.

Yemekten notlar
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kraliçe onuruna Çankaya
Köşkü'nde akşam yemeği verdi. Cumhurbaşkanı Gül
ve eşi Hayrünnisa Gül ile Kraliçe Elizabeth ile eşi Edinburg Dükü
Prens Philip, yenilenmiş Atatürk portresinin altında konukları
karşıladı.
Kraliçe Elizabeth, tacıyla birlikte, yeşil yapraklı
kırmızı üzüm motifli beyaz bir elbise, beyaz eldivenler,
gümüş rengi çanta ve aynı renk ayakkabıyla katılırken,
eşi Prens Philip'in de, 2'nci Dünya Savaşı
sırasında donanmadaki hizmetinden dolayı
kazandığı nişanların da olduğu madalyayı
taktığı gözlendi.
Cumhurbaşkanı Gül ise yemekte gri papyonlu siyah takım elbise
giyerken, eşi Hayrünnisa Gül, pembe ve gümüş renkli kıyafeti ile
aynı renkteki ayakkabı ve çantasıyla yemeğe
katıldı.
Cumhurbaşkanı Gül, Kraliçe Elizabeth tarafından kendisine takdim
edilen, İngiltere'nin en önemli nişanlarından biri olan
"Knight Grand Cross ofthe Order of the Bath" (GCB) nişanını
ceketine takarken, Kraliçe Elizabeth de, elbisesine, Cumhurbaşkanı
Gül tarafından kendisine verilen devlet nişanını
taktı.
Ferit
ASLAN/DİYARBAKIR, (DHA)
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) resmi inter sitesine verdiği özel demeçte, Açık ve net söylüyorum. PKKnın silahlı mücadelesi Kürt halkına zarar veriyor, Askerin elini güçlendiriyor. Ama onlar da bu sorunun çözümü için bir proje ortaya konulmasını istiyorlar. Böyle bir proje konulmadığı, barışçıl adım atılmadığı için fazla etkili olamıyoruz. Eğer bu konuda fazla ısrarcı olursak halkımızdan koparız dedi.
Kuzey Irakta geçen hafta Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve bölgesel Kürt yönetiminin yetkilileri ile görüşen DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin resmi internet sitesine özel röportaj verdi. Kürtçe yapılan röportajın ses kaydı Pukmedia adlı internet sitesinde yayımlandı.
Ahmet Türk, Kürtçe yaptığı konuşmada, Kürt halkının Abdullah Gülün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile sorununun çözülmesi konusunda umutlandığını belirtirek, şunları söyledi:
Ancak, sonradan bu umut ortadan kalktı. Devletin Kürt siyaseti ve Kürt sorununa bakışı AKP üzerinde büyük etki yarattı. Bunun üzerine sorunun çözümü ve Kürt kimliğinin tanınması için bir adım atamadılar. Türkiyede iktidar ve Hükümet var ama, asker ve devletin tesiri Türk siyasetinin üzerinde halen etkilidir. Eğer demokrasiye inanç yoksa hiç bir politika üretemezsiniz. Kürtlerin gözünde bugün AKP Parti, devlet tesiri yüzünden hiç bir adım atamıyor.
GÜLE 376Yİ BULURSANIZ DESTEK VERİRİZ DEDİK
Ahmet Türk, Abdullah Güle Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek vermemeleri ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
Abdullah Gül partimizi ziyaret ettiğinde biz kendisine söyledik. Biz Kürt sorununun çözümü konusundaki projelerini sorduk. Biz kendisine 367yi bulmaları halinde destek vereceğimizi söyledik. Ama 367yi bulmazsanız size destek versekte işe yaramaz dedik. Kendisi de bu konuda ısrar etmedi.
Ahmet Türk, Türkiyede bazı kesimlerin şiddetten beslendiğini, eğer Kürt kimliğinin ve dilinin tanınması konusunda adımlar atılırsa kendilerinin de yaşanan çatışmalar durdurulması için mücadele vereceklerini kaydederek, Eğer Devlet bu sorunu askeri yolla çözmekte ısrar ediyorsa biz bir şey yapamayız. Siyasi bir çözüm ve proje ortaya getirilirse ve PKK savaşı durdurmaz ise biz de PKKya karşı çıkarız diye konuştu.
Çatışmaların durdurulması, sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inandıklarını ancak AKPnin demokrasiye olan inancın az olması nedeniyle bunun için mücedele veremedeğini ileri süren Ahmet Türk, AKPnin Avrupa'ya verdiği mesaj ile pratikleri birbirine uymuyor. AKP, Kürdistanda sorunu Kürt sorunu olarak çözüm değil, ümmet sorunu olarak çözmeye çalışıyor. Kürt sorunu konusunda da takkiye yapıyorlar dedi.
GEREKİRSE PKKYA KARŞI ÇIKARIZ
DTP Grup başkanı Ahmet Türk, bugün PKKnın bir Kürt gerçeği olduğunu ve PKKyı bir Kürt gerçeği olarak kabul ettiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
Biz, barış için adım atılsın gerekirse PKKya karşı da çıkarız. Kürtler seçimde AKPyi destekledi ama bugün, Keşke elimiz kırılsaydı AKPye oy vermeseydik diyorlar. Çünkü AKPye güven kalmadı. Kürtler AKPnin propagandalarına kandılar. AKP Kürtleri kendine dilenci gibi bağlamak için yardımlar yapıyor. Avrupa Birliği'nin fonları ile bölgede kirli bir siyaset yürütüyor.
MILLIYET 14/05/08
Hristofyas: İyi başladık ama sorun var
SORUN VAR: KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü
Başaran Düzgün'ün sorularını yanıtlayan Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas komitelerin çalışmalarında
sorunlar bulunduğunu, toplantılara katılan teknik
elemanların aynı dili konuşmadığını ve
"anlaşamıyoruz" gibi bir sonuca sürüklenildiğinden
endişe ettiğini açıkladı. Hristofyas, "Ayın
23'ünde Sayın Talat ile bir araya geleceğiz ve bunu
konuşacağız" dedi.
50 BİN KALABİLİR: Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas yerleşik olarak isimlendirdiği, Türkiye'den gelen
KKTC yurttaşlarıyla ilgili "hepsi kalacak" söylemini asla
kabul etmeyeceğini belirtti ve şöyle konuştu: "Eğer
Cenevre anlaşmasını harfiyen uygulamaya kalksak o zaman
işgal sonucunda yerleşmiş bu nüfusun savaş suçu
sayıldığı gerçeğinden hareketle bir tek yerleşiğin
bile kalmaması gerekir. Biz Cenevre anlaşmasının
gerektirdiğini dahi adeta ihlal ederek, sayıları 50 bine varacak
şekilde Türkiye'den gelmiş nüfusu kabul etme adımını
atıyoruz"
EV YAPALIM: Varılacak bir çözümde Kıbrıslı
Rumların Kıbrıs Türk Yönetiminde dahi olsa evlerine dönme
hakkı bulunması gerektiğini savunan Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas bunun için Kıbrıslı Türklere
ayrı evler yapılabileceğini iddia etti. Hristofyas, "Kimse
benden (ne aldıysanız helal olsun) dememi beklemesin"
şeklinde konuştu
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas komitelerin
çalışmalarından memnun olmadığını
açıkladı.
Kıbrıs Türk basınından ilk kez KIBRIS gazetesine
konuşan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
başkanlığa seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile iyi bir başlangıç yaptıklarını ama
komitelerin çalışmalarında ciddi sorunların
yaşandığını söyledi.
23 Mayıs'ta Talat ile biraraya gelip bu sorunları
konuşacağını belirten Hristofiyas,
"anlaşamıyoruz" gibi bir sonuca sürüklenmek
istemediğini kaydetti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KIBRIS gazetesi
Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularına
şu yanıtları verdi:
Soru : Kısa bir değerlendirme yapmanızı istiyorum.
Daha önce Kıbrıs sorunu ile ilgili ikinci derecede etkili bir
liderdiniz. Şimdi cumhurbaşkanı seçildiniz ve birinci derece
etkili oldunuz. Kıbrıs açısından bu neyi
değiştirecek?
Hristofyas: Dostum Başaran, bu söylemiyle beni tarihi bir
değerlendirme yapmaya itiyor. Kıbrıs sorununun özüne
baktığımızda 1950'li yıllardan demesem de en
azından 1960'lı yıllardan hatta 1950'li yıllardan gündeme
gelen şoven unsurların yaptıkları faaliyetler ve 1974'de
yaşananlar. Bunlar Kıbrıslı Rumları ve
Kıbrıslı Türkleri, bizi bir arada barış içinde
yaşamamızı engelleyen unsurlar; sorun yaratan unsurlar olarak
ortaya çıktı ve süreç içerisinde gündeme gelen işgal ve adada
var olmaya devam eden ve sayıları 40 bin civarındaki Türk
askerinin varlığı ve sayıları binlerce ölçülebilecek
sayıdaki Türkiye'den getirilen yerleşikler ve bunun yanı
sıra Kıbrıs sorununun çözümü ile bağlantılı
olarak Türkiye tarafından dile getirilen talepler.
Bildiğiniz gibi bir istila yaşandı ardından
orduların varlığı ve işgal.
Makarios, Denktaş ile görüşüp 1977 doruk
anlaşmasının imzalanması cesaretini gösterdi ve bu
anlaşmanın da temelinde Kıbrıs sorununun çözümünü
teşkil edecek iskelet bulunuyordu. Yani 1960'da oluşturulan üniter
devlet çerçevesindeki ortaklığın
çağdaşlaştırılması ve iki bölgeli iki toplumlu
bir federasyona dönüştürülmesi vardı iskelet olarak 1977 doruk anlaşmasında.
İki toplumun liderinin vardığı bu anlaşma bir
tarihi uzlaşmadır ve bu tarihi uzlaşmaya göre bir bölge
Kıbrıs Türk yönetimi altında olacaktı, bir bölge de
Kıbrıs Rum Yönetimi altında olacak şekilde iki
bölgeliliği öngörüyordu. Bunun yanı sıra bir ortak şemsiye
ve federal merkezi yönetim olacaktı ve bu federal şemsiyede merkezi
yönetim de hem devletin birliğini sağlayacaktı hem de devletin
birliğini güvence altına alacaktı ki bu şekilde bir toplumun
aleyhine ya da diğer toplumun aleyhine bir işleyiş söz konusu
olmasın.
Aynı zamanda federasyonla ilgili güçlükler ya da Kıbrıs
Türk Toplumunun karşı karşıya olduğu güçlükler bunlar,
insan haklarının göz ardı edilmesi için ya da temel
özgürlüklerin çiğnenmesi için gerekçe olamaz. İster
Kıbrıslı Türklere ilişkin insan hakları olsun ister
Kıbrıslı Rumlara, ister Kıbrıslı Türklere
ilişkin temel özgürlükler olsun ister Kıbrıslı Rumlara
ilişkin temel özgürlükler olsun.
Bu şöyle ki, toprak üzerindeki haklar başkalarına ait
olan mal varlıkları üzerinde oldu bittiler yaratmaya izin veren bir
şey olamaz. Garantör güçlerin Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin içişlerine karışması haklarının
olması ne demek? Gerek, uluslararası hukukun temel ilkelerini gerek Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne üye olmasını göz önüne alarak, gerek insan
haklarının verileri koşullarında varılacak olan çözüm
hiçbir biçimde insan haklarını çiğneyecek çözüm olmamalı.
Bu durum gösteriyor ki geçmiş yıllarda iki toplumun
liderlerinin ajandaları büyük farklılıklar içeriyordu. Bunun
sebepleri çeşitli. Bunlardan bir sebep şu: Kıbrıs Türk
toplumunun liderliğinde yıllar boyunca tamamen farklı bir
vizyona sahip bir kişi vardı. Gerek Türkiye'deki gerek
Yunanistan'daki durumlar maalesef Kıbrıs'ta etkileyici oluyorlar.
Ancak, Türkiye'nin adada ordularını bulundurması hem adanın
bir bölümünü işgal altında tutması Kıbrıs sorununda
doğrudan belirleyici oluyor. Bugün iki toplumun liderliğinde
aynı dili konuşmaları gereken iki insan bulunuyor. Kıbrıslı
Rumlar ve Türklerin ortak vatan için ortak mücadeleleri dilini konuşmaları
gereken iki insan bulunuyor. Aynı zamanda iki bölgeli, iki toplumlu , iki
kesimli federasyon çözümüne sadık olmaları gereken iki insan
bulunuyor. Her zaman gerek partiler gerekse liderler olarak konfederasyonu
reddediyorduk. Bu nedenle benim çabam tutarlı bir biçimde iki bölgeli, iki
toplumlu federasyon çizgisini savunmak ve desteklemek olmakta. Ben hiçbir zaman
konfederasyon çözümünü kabul edemem. Ne de iki ayrı devletin
tanınmasını. Elbette olabildiğince çok sayıda
yerleşiğin Kıbrıs'tan ayrılmasını talep
edeceğim. Ve yabancıların Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin içişlerine karışmaması için
ısrarlı olacağım ve aşamalı olarak askerlerden
arındırılma konusunda ısrarlı olacağım.
Dostum Başaran aynı zamanda, mal varlıklarına
yönelik hakların tanınması konusunda da ısrarlı
olacağım. Neden? Benim mal varlığım yok. Ben emekçi
sınıfından geliyorum. Ama şunu çok iyi biliyoruz öylesi bir
sistemde yaşıyoruz ki bu içinde yaşadığımız
sistemin özünün kalbini özel mülkiyet temsil ediyor. Eğer birisine sen mal
varlıklarını unut, var olan durumu kabul et, bugün varılan
gerçekliği kabul et dersen o kişinin böylesi bir çözüm formülüne evet
demesi bunu onaylaması mümkün mü? Ayrıca bu adil mi?
Soru: Şimdi tabii ben biraz şaşırdım.
Geçmişte, en azından son konuştuğumuzda, Kıbrıslı
Türklerin ve Kıbrıslı Rumların çıkarları birdir
şeklinde bir söyleminiz vardı. Pratiği dikkate alan bir söylemdi
bu. Şimdiki söyleminiz de sıradan insanların sorun yaşayabileceğini
anlatıyor. Bunu nasıl çözeceksiniz? Örneğin Baf'tan gelen ve
Girne'de Rum toprağı üzerine ev yapan ve onu çocuğuna miras
olarak bırakan bir Kıbrıslı Türk'ü nasıl ikna
edeceksiniz?
Hristofyas: Ben her zaman Kıbrıslı Rumların ve
Kıbrıslı Türklerin ortak çıkarları olduğuna
inandım ve bugün de buna inanmaya devam ediyorum. Biraz önce söylediklerim
de bu inancıma aykırı şeyler değil. Bu konuda
değindiğiniz biçimle konunun duygusal yanını da koymuş
oluyorsunuz. Böylesi bir durumda ben de duygusal bir yanımı koyarak ele
alacağım o zaman; burada işin duygusal yanını da
paylaştırmamız gerekiyor. Bir Kıbrıslı Rum'un mal
varlığı üzerinde çocuğu için ev yapmış olan
kişinin bunu yapmış olmasından ve bugünkü durumda sorun
doğuyor. Biz bu sorunun çözümü için görüşüp tartışmaya
açığız ve hazırız. Ancak, ben şunu da sormak
istiyorum. Dostlarımız şöyle bir şeyi göz önüne
alıyorlar mı? Örneğin, bir Kıbrıslı Rum'un evine
yerleşmiş olan ve bir Kıbrıslı Rum'un evinde
yaşayan bir Kıbrıslı Türk için başka bir yerde
başka bir evin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından
inşa edilmesini de göz önüne alıyorlar mı. Demek ki çözüm
yolları var.
Soru: Bunu ilk duyduğumda 80'li yılların sonuydu, ben
gazeteciliğe yeni başlamıştım. Söyleyen de AKEL'in o
zamanki Genel Sekreteri Papayuannu idi...
Hristofyas: Ancak, bu da gösteriyor ki demek ki biz komünistler dediklerimizde
bir devamlılık ve tutarlılık var. Ortak çıkarlar ve
iki toplumun barış içinde ortak yaşamı ile gerçekten
ilgileniyorsan sadece bir tarafın duygusallığı ile ya da
sadece bir tarafın duygularını esas alarak hareket edemezsin.
Ben anlıyorum Kıbrıslı Türk'ün duygularına
ilişkin olan kısmı ancak Kıbrıslı Rum'un da
duygularına ilişkin göz önüne alınmalı.
Soru: Bir başkan olarak bunları nasıl amalgame edip bir
uzlaşma formülü bulacaksınız? Sorduğum soru budur.
Hristofyas: Bu meseleler gazetelerde yayınlanacak röportajlar
aracılığı ile çözümlenmiyor. Bu meseleler liderler
arasında müzakereler süresince çözüme kavuşturulabiliyor. Eğer
iyi niyetle oturursanız ve görüşürsünüz bir çözüme ulaşılmasının
yolları vardır. Bu konulara ilişkin çözüm üretilmesinin yolu
vardır ama eğer iyi niyetle oturup bunlar üzerinde
tartışmak yerine adeta büyük zaferi kazanmış kişi
edası ile oldubitti mantığı ile hareket edildiği
takdirde o zaman bu iş oldukça zorlaşır. Ben madem ki yeni
Cumhurbaşkanı olarak ne düşünüyorsunuz diye sorduğunuzda
bence yeni Cumhurbaşkanı olarak çıkıp şunu mu
söyleyeyim? Şu ana kadar ne aldıysanız helal olsun. Bu
mantıkla mı hareket edeyim?
Soru: Tamam ama Tüm Kıbrıslıların insan
haklarının tesis edilecek denildi mi bu Kıbrıslı
Türkler tarafından şöyle algılanır ki
Kıbrıslı Rumların insan hakları çiğnendi ve o
tesis edilecek. Bir, anlaşma uluslararası hukuka, BM kararlarına
ve AB yasalarına uygun olacak dendi mi bu anlaşılır ki
Kıbrıslı Türklerin bir çok hakkı ellerinden alınacak.
Şu andaki mallarını da bırakırlarsa geriye ne
kalıyor? Evli evine köylü köyüne mi dönmüş olacak?
Hristofyas: Öncelikle şunu belirteyim ben insan
haklarının tesisinden söz ettiğimde sadece
Kıbrıslı Rumların insan haklarından söz etmedim. Benim
anlayamadığım konulardan bir tanesi şu. Türkiye'nin
istilası ve işgali ile ortaya çıkan ortam içerisinde
yabancının malında oturmak insan hakkı mı?
Anladığım kadarı ile ve ben bunları bir
Kıbrıslı olarak söylüyorum. Türkiye'den getirilen ve
Kıbrıslı Rumların mallarına da yerleştirilen kişilere
de bu hakların verilmesi insan hakları mı oluyor. Biz,
Kıbrıslı Türklerin herhangi bir hakkının ellerinden
alınmasını istemiyoruz. Ancak, bizim açımızdan
nasıl Kıbrıslı Türklerin haklarının ellerinden
alınmasını istenmiyorsa Kıbrıslı Rumların da
insan haklarının ellerinden alınmasını istemiyoruz. Bu
anlamıyla dengeli çözümlere ulaşılması gerekiyor. BM, Türk
ordularının Kıbrıs'taki mevcudiyetini yasa
dışı olarak görüyor. Yani Türk ordularının
Kıbrıs'tan gitmesini istememiz Kıbrıslı Türklerin
insan haklarının ihlali olarak mı görüyor
Kıbrıslı Türkler. Biz, ciddi konularda bazı incelemeler
yaptık. İki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü kabul ederek
yani Baflı'ya eğer sen şimdi Girne'de yaşamak istiyorsan
Girne'de yaşarım dersen iki bölgeli iki toplumlu federasyonu kabul
ederken, ciddi indirimler yapmış olduk. Gerek uluslararası hukuk
bağlamında gerek insan hakları bağlamında. Girneli
hemşerilerimle bir araya geldiğimde ki bu yakın zamanda ben
Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da oldu. Ben Girneli hemşerilerime
şunu söyledim. Çözümden sonra Girneliler Kıbrıs Türk yönetimi
altında yaşacak dedim. Ve ayrıca Kıbrıs
Cumhurbaşkanı olarak denilmesi kolay olmayan hatta riskli bile
denilebilecek bir şeyi daha söyledim. Kıbrıs sorununda çözüme
varılabilmesi için biz Türkiye'den gelmiş 50 bin yerleşiğin
adada kalmasına yeter ki Kıbrıs sorununda çözüme
ulaşabilelim kabul etmeye açığız. Bunu da dile getirdim.
Eğer Cenevre anlaşmasını harfiyen uygulamaya kalksak o
zaman işgal sonucunda yerleşmiş bu nüfusun savaş suçu
sayıldığı gerçeğinden hareketle bir tek
yerleşiğin bile kalmaması gerekir. Biz Cenevre
anlaşmasının gerektirdiğini dahi adeta ihlal ederek,
sayıları 50 bine varacak şekilde Türkiye'den gelmiş nüfusun
kabul etme adımını atıyoruz.
Soru: Geçtiğimiz gün bir demeciniz vardı ki "Biz Annan
planı'na yerleşikler kalıyor diye hayır dedik. Ve bir
tanesi bile kalmayacak" diye basında bir demeciniz vardı.
Hristofyas: Ağzım açık kalıyor bunu duyunca. Kurusa
bakmayın ama siz gazeteciler Kıbrıs sorununun çözümü için
nasıl çalışıyorsunuz? Ben şaşırıp
kalıyorum. Emektar dostum. Eski dostum ve şimdiki dostum. Şunu
söylemek istiyorum. Annan planı'nda deniyor ki yerleşikler kalacak o
zaman bu mesele kapanmıştır. Yerleşikler kalacak yönünde
Talat tarafından yapıldığı söylenen bir açıklama
vardı. Annan planı'na göre yerleşiklerin tümü kalacağı
söyleniyordu. Yerleşiklerin tümünün kalacağını
öngördüğünden dolayı Annan Planı Kıbrıs Rum toplumu
tarafından reddedildi dedim. Ben hiçbir yerleşiğin
kalmasını kabul etmiyorum demedim. Ancak, tüm yerleşiklerin de
kalmasını kabul etmiyorum. Ve, samimi olarak şuna da
inanıyorum ki Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen
Kıbrıslı Türkler yerleşiklerin tümünün kalmasını
istemiyorlar.
Soru: Sayın Talat ile aranızda bir demeç gerginliği var
ve her gün karşılıklı suçlamalar oluyor. Bir imaj
oluşturmaya mı çalışıyorsunuz?
Hristofyas: Ben sayın Talat'ı hiçbir zaman tahrik etmedim. Bu
çabaya başladığımızdan bu yana buna özellikle dikkat
ettim. Sürtüşme şu noktadan ortaya çıktı. Sayın
Talat'a sempatimi dile getirdiğimde ortaya çıktı. Şöyle ki
ben demiştim ki sayın Talat çözümü arzuluyor çözümü istiyor ama
Türkiye'deki bazı çevreler çözümden yana değil dediğimde ilk
sürtüşme ortaya çıkmıştı. Bunu duyar duymaz adeta
yaşasın Türkiye kahrolsun Hristofyas, tabi bunu mecazi anlamda
söylüyorum. Adeta bu anlama gelecek bir açıklama yapma
ihtiyacını hisseti. Kıbrıslı Türklerin de
duygularını ve taleplerini de paylaşan bir
Kıbrıslı olarak diliyorum ki hiçbir zaman işgalle
uğraşmayalım. Ben Kıbrıslı Türk
yurttaşlarımla uzlaşmaya hazırım. Ancak,
yabancılarla (kim olursa olsun bu yabancılar) yabancılarla
değil. Eğer memleketimizde hayırlı bir gelişme
istiyorsak bu böyle.
Soru: Yabancı dedikleriniz aynı zamanda garantörlerdir ve bir
anlaşma da onların uzlaşmasıyla ortaya çıkmayacak
mı?
Hristofyas: Elbette ki. Ancak, bu gidip de o güçlerin elini
öpeceğiz anlamına gelmez. Sanki biz dünyanın en olgun olmayan
halkıymışız gibi bizim gidip bu güçlerin himayesinde mi
hareket etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki bu garantörde olan güçlerin
şuna saygı göstermeleri gerekiyor. Bu memleketin gerçek efendileri
olarak biz Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin
bağımsızlığına bu güçlerin de saygı
göstermeleri gerekiyor.
Soru: Geçtiğimiz hafta bir iyimser bir de kötümser vardı orta
yerde. Sayın Talat, komiteler fena gitmiyor umutluyum türünde
açıklama yaparken, Sayın Hristofyas komitelerden çok sonuç
alınamadı çok umutlu değilim dedi. Nedir bunun gerçeği?
Hristofyas: Sayın Talat ile samimi bir ilişki içinde
kardeş bir ilişki içinde olmayı istiyorum. Bir takım
emellere hizmet eden ya da taktik oyunlara hizmet eden hareketler yapmak için
burada bulunmuyorum. Benim hedefim Rum tarafı köşeden
çıksın Talat köşeye sıkışsın ya da belki de
olması gerekir ama aslında olması gereken de o. Türkiye
köşeye sıkışsın, benim niyetim bu da değil.
Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak da değil. Benim
amacım Kıbrısca konuşalım, Kıbrıs dilini
konuşalım bunu istiyorum. Biz bir araya geldiğimizde ben
Yunanca, Talat Türkçe konuşsun istemiyorum. İkimiz de
Kıbrıs dilini konuşalım. Bunu derken neyi kastediyorum.
Benim derdim zaten hem fikir olmadığım Kıbrıslı
Rum çevrelerin emellerine hizmet etmek değil. Aynı şekilde
sayın Talat'ın da Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nun taleplerine
hizmet eden bir tutum içerisinde olmasını da istemiyorum. Bu amaçla
ben Talat ile buluşmayı istedim ve 23 Mayıs'ta bir araya
geleceğiz. Teknik komitelerin ve özellikle çalışma
gruplarının da yaptığı işlerden ben sonuçta
memnun değilim. Çünkü, farklı dil konuşuluyor. Ayın 23'ünde
bir araya gelip samimi bir şekilde yapılanların
değerlendirmesini birlikte yapmak istiyorum. Üzerinde
çalışacağımız ortak zemini bulmamız lazım.
Ve bu ortak zemin bizi anlaşmaya varacağımız çözüme
götürecek zemin olmalı. Peki üzerinde bugüne kadar anlaşmaya
varılmış olan temel hangisi. Örneğin CTP ile AKEL
arasında varılan uzlaşma doruk anlaşmaları ve BM
kararlarıdır. Bunlar uluslararası camia tarafından da
tanınan temeller. Ben sorunu teknik komiteler veya çalışma
grupları çözecek demiyorum. Çözüme ilişkin Kıbrıs sorununun
çeşitli öğesine çeşitli yanına ilişkin ortaya konulan
görüşler arasındaki mesafe büyük, çok büyük. Böylesi bir durumda
eğer müzakerelere gidildiği taktirde bu mesafe
kapatılamayacağından çıkılıp şu
denilecektir. Kıbrıs sorununun çözümü mümkün değil,
Kıbrıs sorunu çözülemiyor. Ben, böyle bir sonuca
varılmasını istemiyorum.
Soru: Komite çalışmaları çıkmaza mı gidiyor?
Hristofyas: En azından ben ilerleme olduğunu görmüyorum.
Çünkü, eğer biz müzakereler çerçevesinde bir araya geldiğimizde ve bu
kadar farklı dillerden konuşma durumunda olduğumuz takdirde bu
mesafeyi kapatamayız. Bu nedenle biz liderler çalışma
gruplarına yardımcı olmalıyıyız.
Çalışma gruplarının sonuç almasına yardımcı
olmalıyız. Talat'ın çıkıp ilerleme var Haziranda
müzakerelere başlayalım demesiyle, Hristofyas'ın da ilerleme yok
demesiyle hiçbir yere varamıyoruz. Bu nedenle dedim bu konuyu buluşup
görüşelim.
Soru: Sizin görüşmelerin uzatılması talebiniz oldu.
Bunun gerekçesi nedir?
Hristofyas: Ben şu ana kadar böyle bir talebi dile getirmiş
değilim. Niye gazeteler bunu da mı yazdı? Elbette ben
çalışma gruplarının faaliyetlerinin uzaması ihtimalini
ihtimal dışı görmüyorum. Ancak bizim ilerleme kaydetmemiz için
ayni dili konuşabilmemiz lazım.
Soru: Prosedürde bir takvim var mıdır?
Hristofyas: Öngördüğümüz bir takvim söz konusu. Şöyle ki
yaklaşık 3 ay. Tabi bizim iki lider olarak görüştüğümüz
tarihten itibaren üç ay değil. Bu grupların komitelerin faaliyete
geçmesinden itibaren üç ay. Bu komiteler 21 nisan tarihinde faaliyete geçtiler
yani mayıs, haziran, temmuz. Temmuz sonu bir değerlendirme
yapacağız. Bu Gambari mektubunda da belirtiliyordu. Bu sürecin
sonucunda bir değerlendirme yapacağız ve bu sürecin sonucunda ne
derece taraflar arasındaki mesafenin kapatıldığına
bakacağız.
Soru: Çözüm için kafanızda bir takvim var mı?
Hristofyas: Benim aklımda böylesi bir tarih yok. Böylesi bir
takvim yok. Benim aklımda dostum Talat ile birlikte ayni dili
konuşabilmek var. Benim aklımda bu var. Ve diğer yandan böylesi
bir takvimi koyabilecek şeklinde Türkiye'nin Kıbrıs sorununun
çözümü konusunda beni ikna etmediğini görüyorum. Yani
Kıbrıs'taki iki toplumun Kıbrıs Rum ve Kıbrıs
Türk toplumlarının çıkarları lehine bir çözümü Türkiye'nin
kabul ettiği yönünde ben ikna olabilmiş değilim. Ben birbirimizi
aldatmak ve birbirimizi kandırmak derdinde değilim. Samimi ve
gerçekçi olmak istiyorum. Ayaklarımızın yere basmasını
istiyorum. Elbette, gönül isterdi ki 2008 yılı içerisinde hatta
mümkünse bugün referandumu gerçekleştirelim. Ancak, bunun
yapılabilmesi için bizim ortak bir şeye kavuşmamız gerekir.
Gönlüm ister ve bundan büyük memnuniyet duyarım, keşke 2008
içerisinde çözüme ulaşabilsek.
Soru: Kıbrıslı Türklere bir mesajınız var
mı?
Hristofyas: Benim Kıbrıslı Türklere mesajım iyi
niyet mesajıdır. Kıbrıs sorunu için Kıbrıs
sorununun çözümü için iyi niyet mesajı. Ülkemizin, ortak
vatanımızın yeniden birleşmesi çözüme ulaşma
mesajı. Hem Kıbrıslı Rumların hem
Kıbrıslı Türklerin bütün Kıbrıslıların
haklarını güvence altına alan, iki toplumlu iki bölgeli
federasyon çözümüne ulaşmak için iyi niyet mesajı. Ben geçmişte
meclis başkanı olduğumda da şunu
vurgulamıştım. 1960'lı yıllarda iki toplum
içerisindeki bazı çevreler yüzünden Kıbrıslı Türkler
haksızlığa uğradılar ve acı çektiler ve eğer
şimdi ulaşacağımız çözümde de hem
Kıbrıslı Türklerin ama hem Kıbrıslı Rumların
haklarını güvence altına almadığımız
takdirde kuracağımız binayı kum üzerine inşa
etmiş oluruz. Sağlam zeminler üzerine kurmamış oluruz..
KIBRIS 14/05/08
Zerihoun, Kıbrıs'a geldi
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Temsilciliği
ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon
Şefliği'ne atadığı Taye-Brook Zerihoun, dün
Kıbrıs'a geldi.
Zerihoun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ilk
görüşmesini bugün yapacak. Talat, saat 16.30'da Zerihoun'u kabul edecek.
UNFICYP'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, adaya
Sudan'dan gelen Zerihoun, bu ülkedeki BM misyonunda (UNMIS), Genel Sekreter'in
Özel Temsilci Vekili olarak görev yapıyordu.
Mart 1981'den bu yana BM diplomatı olarak görev yapan Zerihoun,
bugüne kadar, dekolonizasyon, BM adına vekillik,
uzlaşmazlıkların önlenmesi ve çözülmesi, barışı
sağlamaya yönelik görevlerde, bir çok bölgede ve bir çok boyutta siyasi
sorunlarla ilgilendi.
1995-2003 yılları arasında BM Afrika Birinci Bölge'de,
Siyasi İşler Bölümü'nde, önce direktör yardımcılığı,
sonra direktörlük yapan Etiyopyalı diplomat, bu görev nedeniyle Büyük
Göller, Güney Afrika ve "Afrika'nın Boynuzu" olarak bilinen ve
içinde Kenya, Etiyopya, Cibuti, Somali, Eritre ve Sudan'ın da
bulunduğu, sadece Afrika'nın değil, dünyanın en sorunlu
bölgelerinden biri olan Doğu Afrika'da, yıllarca BM'nin en önemli
isimlerinden biri olarak çalıştı.
Etiyopyalı BM diplomat, evli ve dört çocuk babası.
KIBRIS 14/05/08
Geçitkale'de Rum bağlantısı
İHALEYE, RUM ORTAK KATMAYA ÇALIŞTILAR... Geçitkale Havaalanı
ihalesine katılan Cyprus Aviation Services Limited (CAS) şirketinin
yüzde 30 hissesine sahip olduğunu belgelerle ortaya koyan Asil Nadir,
şirkete Güney Kıbrıs'ta tescilli Rum şirketin de ortak
yapılmaya çalışılmasına karşı
çıktı. İhaleye, Rum ortak katılmaya
çalışılmasına Asil Nadir'in tepki göstermesi
karşısında James Beveridge ve Mustafa Ebgü, hissedarları
arasında Asil Nadir'in bulunmadığı Castlegate Aviation
Limited'i kurarak, ihaleyi alan şirketten farklı olan bu şirketi
Bakanlar Kurulu'na sundukları ortaya çıktı
TÜM BELGELER YETKİLİLERE İLETİLDİ... Güney
Kıbrıs'taki ilişkiler ve izlenen yolun "komplo"yu
ortaya koyduğuna dikkat çeken Asil Nadir, KKTC ekonomisi için olduğu
kadar stratejik açıdan da büyük önemi haiz Geçitkale Havaalanı
projesinin, herhangi bir kuşkuya mahal bırakmayacak bir şekilde
gerçekleştirilmesi amacıyla konunun uygun ve süratli bir şekilde
çözümlenmesi gerektiğini belirtti. Asil Nadir, yaptığı
açıklamadaki tüm olguları belgeleriyle kanıtlamaya hazır
olduğunu ve tüm belgelerin yetkili makamlara iletildiğini
vurguladı.
Geçitkale Havaalanı ihalesiyle ilgili açıklamada bulunan
işadamı Asil Nadir, oynanmaya çalışılan oyunlar ve
ortada duran tehlikelere dikkat çekti.
İhaleye katılan Cyprus Aviation Services Limited (CAS)
şirketinin yüzde 30 hissesine sahip olduğunu belgelerle ortaya koyan
Asil Nadir, şirkete Güney Kıbrıs'ta tescilli Rum şirketin
de ortak yapılmaya çalışılmasından duyduğu
rahatsızlıktan sonra, James Beveridge'in 8 Nisan 2008'de tescil
ettirdiği başka bir şirketle kendisini saf dışı
bırakmaya çalıştığını açıkladı.
Asil Nadir'in ofisinden yapılan açıklamaya göre, James
Beveridge ve Mustafa Ebgü, hissedarları arasında Asil Nadir'in
bulunmadığı Castlegate Aviation Limited'i kurarak, ihaleyi alan
şirketin dışında başka bir şirketi Bakanlar
Kurulu'na sundular.
Konuyla ilgili geniş açıklama yapan Asil Nadir, burada geçen
tüm olguları belgeleriyle kanıtlamaya hazır olduğunu ve tüm
belgelerin yetkili makamlara iletildiğini vurguladı.
Geçitkale ihalesiyle ilgili olarak işadamı Asil Nadir'in
ofisinden yapılan açıklamanın tam metni şöyle:
"Cyprus Aviation Services Limited ("CAS") 2 Kasım
2005 tarihinde İngiltere'de kurulmuş olup amacı KKTC'de
Geçitkale Havaalanı'nın muhtemel ihalesine ("İhale")
katılmaktı.
CAS'ın kuruluş tarihindeki sermayesi 4 hisseden oluşup
beher hissenin değeri £1 idi. Hissedarlar ve hisse
dağılımı:
David Harry Millham 1 hisse
James Aitcheson Beveridge 1 hisse
Charles Andrew Popplestone 1 hisse
Thomas Quinn 1 hisse
Yukarıdaki 4 hissedar, CAS'ın aynı zamanda yönetim
kurulunu oluşturmakta idi.
Asil Nadir ile James Beveridge, Geçitkale Havaalanı'nın KKTC
için stratejik önemi haiz bir konumda olduğu ve ülke halkının
kabullenebileceği bir yönetim tarafından idare edilmesi
gerektiği konularında hemfikir olmuşlar ve ortaklık kurma
hususunda anlaşmışlardı.
Nitekim, James Beveridge, 29 Haziran 2007 tarihinde sadece kendi
imzasıyla Elizabeth Forsyth'a hitaben yazısında, CAS
şirketinin %15 hissesini, ihalenin kazanılması halinde, Sn. Asil
Nadir'e verileceğini teyit etmiştir.
20 Kasım 2007 tarihinde CAS'ın sermayesi £ 100'a
çıkarılıp yukarda isimleri belirtilen dört yabancı
hissedara 25 hisse verilmişti. Bu sermaye yapısı bu güne kadar
değişmiş değildir; ve şirketin bilançosunda,
yapılmış olan hiç bir masraf kaydedilmemiştir.
Yeminli mali müşavir olan James Beveridge, 7 Aralık 2007
tarihinde sadece kendi imzasıyla 'İlgili Makama' hitaben ve Türkçe
olarak Mustafa Ebgü'yü, KKTC'ndeki işlerin takibi amacıyla, CAS
şirketi direktörü ve KKTC'de yetkili şahıs olarak gösteren bir
mektup vermiştir.
Ancak, bugüne kadar İngiltere Şirketler Mukayyitliği'nde
Mustafa Ebgü'nün direktörlüğü tescil edilmemiştir.
Asil Nadir ile James Beveridge, Mutabakat Metni'nin
imzalanmasını müteakip Asil Nadir'e bağlı bir şirkete
de CAS'ın %15 hissesinin devredilmesi hususunda mutabık
kalmışlardı.
Nitekim ısrarla ve defalarca talep edilen hissedarlar listesi Asil
Nadir'e ancak nisan ayında verilmiştir. Bu liste 12 Mart 2008
tarihinde James Beveridge imzalı, içeriği aşağıda
verilen ve bu yeni hissedarların tescil edilmelerinin direktifini veren
yazısından oluşmaktadır:
Robert Rees % 11.25
George Meyerick % 5.00
Queenlane Limited % 12.50
Resource Consulting Services Limited % 15.00
James Beveridge % 15.00
David Millham % 2.25
Mustafa Ebgü % 2.25
Charles Popplestone % 2.25
Tom Quinn % 2.25
William Hilditch % 2.25
% 70.00
Tahsis dışı %30 bakiye hissenin yatırımcı
sermayedarlara verileceğinin notu % 30.00
Toplam hissedar dağılımı %100.00
Ancak, bugüne kadar İngiltere Şirketler Mukayyitliği'nde
böyle bir kayıt yapılmamıştır.
Böylelikle, Asil Nadir'e veya nomine edeceği bir kişiye %15
(yukarıda tahsis dışı görünen %30'a dahil); Asil Nadir'in
kontrolünde olan bir şirkete de (yukarıda belirtilen Resource
Consulting Services Limited) %15 hisse tahsis edilmesi sonucu, Asil Nadir CAS
şirketinin %30 sahibi ve de en büyük hissedarı durumundadır.
Geçitkale Havaalanı'nın stratejik önemi ve ülke ekonomisine
katkısı nedeniyle, CAS şirketinin hissedarlarının
güvenilirliği ve de gerekli vasıflara sahip olmaları, Asil
Nadir'in daima üzerinde durduğu en önemli konudur.
Bu görüş ışığında, yukarıdaki
hissedarlar listesi incelendiği zaman aşağıda belirtilen
bazı kuşkulu isimlerin varlığı tespit edilmiş ve
gerekli araştırma başlatılmıştır.
George Meyerick: Bu kişiyi
tanımadığımızı belirtmiş ve hakkında
detaylı bilgi istemiş olmamıza rağmen halen elimize
herhangi bilgi ulaştırılmamıştır.
William Hillditch: Bu kişinin geçmişte, kendi tabiriyle,
dış gizli servisler için çalıştığı dikkate
alınarak, stratejik açıdan bu denli önemli bir konuda Şirket
hissedarı olmasının kabul edilebilir olmadığı,
CAS Direktörü James Beveridge'e de iletilmiştir.
Queenlane Limited: Devamlı ısrarlarımız neticesinde
James Beveridge'in verdiği listede CAS'ın % 12,5 hissedarı olan
bu şirketin araştırılması neticesinde
aşağıdaki bilgiler elde edilmiştir:
Kuruluş Tarihi 8 Şubat 2007
Ödenmiş Sermaye ?250,000
Yönetim Kurulu David Bowles ve Cynthia Baker
Tek Hissedar Lavine Holding Limited
Adres 7th Floor, Hume House, Ballsdridge, Dublin, İrlanda
Tek hissedar olarak kayıtlı bulunan Lavine Holding Limited'in
araştırılmasında da, bu şirketin
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nde" tescil edildiği ve Güney
Kıbrıs kökenli olup oradan kontrol edildiği tespit edilmiştir.
Kuruluş Tarihi 30 Aralık 2005
Ödenmiş Sermaye CY£1,000
Yönetim Kurulu Georgia Georgiou
Hissedarlar Dema Nominees Limited - 500 hisse
Dema Trustees Limited - 500 hisse
Adres Nestoros 42, Kaimakli, P.C. 1026, Nicosia, Cyprus
NOT: KKTC ekonomisinin can damarı niteliğinde ve ülkenin
ekonomik kalkınmasında bu denli önemli olan Geçitkale Havaalanı
Projesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nde" tescil edilmiş
Güney Kıbrıs kökenli bir şirketin methalder olması, ne Asil
Nadir tarafından, ne de KKTC Hükümeti ve askeri makamlarca kabul edilebilecek
bir durum değildir.
SONUÇ
CAS, kuruluş tarihi olan 02 Kasım 2005 tarihinden itibaren
Geçitkale Havaalanı İhalesi ile ilgilenmektedir.
CAS Direktörü James Beveridge, 2007 ortalarında Asil Nadir ile
temas kurup ortaklık teklif etmiş ve Geçitkale Havaalanı
İhalesine müştereken katılmayı istemiştir. Asil Nadir
de ülke çıkarlarını, böyle bir projenin
sağlayacağı istihdam olanaklarını ve Geçitkale'nin
stratejik konumunu dikkate alarak teklif edilen ortaklığı kabul
etmiştir.
29 Haziran 2007 tarihli CAS Limited'in mektubu: James Beveridge
tarafından imzalanan ve Elizabeth Forsyth'a hitab eden CAS'ın %15
hissesinin ihalenin neticelenmesi ile birlikte Asil Nadir'e verileceğinin
taahhüdü;
12 Mart 2008 CAS Direktörü James Beveridge'in Murray isimli kişiye
hitap eden direktif mektubu ve CAS Şirketi'nin yeni hissedar listesinin
tescili. (Yeni hissedarlardan biri: Resource Consulting Services Limited, Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı, Lefkoşa, KKTC - 15% hisse)
Böylelikle CAS şirketinin %30'u Asil Nadir ve Grubu'nundur.
(Bu durumda projenin önderliğini üstlenen ve de projeyi KKTC
yetkili makamlarına takdim eden Asil Nadir, Mutabakat Metni imza töreninde
imzanın kendisi yerine James Beveridge'i lanse etmişti. Amaç,
yabancı ortaklarını onore etmekti.)
Asil Nadir, bir yıldan beri, bu şirkete kendi ofis
binası içerisinde ve kendi önderliğinde çalışmaları
için gerekli ofis alanı ve eksiksiz tüm diğer olanakları
sağlamıştır. Nitekim CAS şirketinden James Beveridge,
Elizabeth Forsyth, Mustafa Ebgü ve Lisani Kozal konu ile ilgili tüm
çalışmalarını buradan yürütmüşlerdir. Tüm
toplantılar dahi, Asil Nadir'in de katılımıyla,
sağlanan bu ofiste yer almıştır.
Hatırlanacağı gibi İhale Komisyonu'na takdim Asil
Nadir tarafından yapılmıştı. Ayrıca, CAS
şirketine finansman sağlayacağı belirtilen Espirito Santo
Bankası'nın Londra Genel Müdürü Nigel Purse de KKTC'yi ziyaret
ettiğinde Asil Nadir tarafından ağırlanıp proje
hakkında bilgilendirilmişti.
Geçitkale Havaalanı'nın stratejik konumundan dolayı,
gelişen zaman içerisinde Asil Nadir, James Beveridge'ten CAS ve
hissedarları hakkında gerekli bilgileri istemiş,
şeffaflık konusunun önemini belirtmiş; ancak bu bilgilerin
zamanında verilmemesi dikkat çekmeye başlamıştı.
Aynı zamanda, şirket finansmanının da tam olarak
belirlenememesi (verilmiş olan banka mektubunun sadece bir niyet mektubu
olması) ve bu finansman için bazı şirket hisselerinin ismi
belirtilmemiş 'sponsorlara' verileceği de ayrıca soru
işareti doğurmuştu.
Asil Nadir'in CAS Şirketine ciddiyetle bakması, diğer
şirket hissedarlarını da bilmek istemesi en tabii hakkı
olmakla beraber, kendisine tüm ısrarlara rağmen ancak 12 Mart 2008
tarihindeki hissedarlar ile ilgili direktif yazısı Nisan ayında
verilmiştir. Bu da pek güven verici bulunmamıştır.
Bu yazıda kaydedilen gerçek ve bilinen kişiler
dışında, bilinmeyen bir başka şirketin de (Queenlane
Limited) hissedar oluşu dikkat çekmiş ve araştırmaya
geçilmiştir.
Araştırma sonucu, Queenlane Limited'in, İrlanda'da 8
Şubat 2007 tarihinde tescil edilmiş bir şirket olduğu ve
%100 hissesinin 2005 yılında "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nde tescil edilmiş Güney Kıbrıs kökenli Lavine
Holdings Limited'e ait olduğu tespit edilmiştir.
Bu durum son derece kaygı verici ve tehlikeli olup hiç bir
şekilde kabul edilemez.
İhale Komisyonu, ilgili bakanlık ve Başbakanlık
yetkilileriyle yapılan görüşmelerde CAS (KKTC) şirketinin
kurulması ve bu şirketin aynı hissedarlarla
oluşturulması hususunda mutabık kalınmış
olmasına rağmen, James Beveridge, Mustafa Ebgü ve Elizabeth Forsyth
bu mutabakata uymayıp, Asil Nadir'den habersiz 9 Nisan 2008 tarihinde
Castlegate Aviation Limited'i (M.Ş. 13214) tescil etmişlerdir.
Hissedar: Mustafa Kemal Ebgü (%51); James Beveridge (%49)
Direktör: Mustafa Kemal Ebgü
Sekreter: Elizabeth Forsyth - (Mukayyitliğe kaydedilmemiş
"istifa" 5.5.2008)
Sermaye: 130,000 YTL (Mustafa Ebgü'nün kendi ifadesine göre, CAS
şirketinden hiç para almamış ve bu sermayeyi kendi evini Türk
Bankası'na ipotek koyarak sağlamıştır)
Bu arada, şirketin kuruluş tarihinden 1-2 gün önce
kendilerine sağlanan ofisi habersiz terk edip irtibatı
koparmış olmaları da,
rahatsızlığımızı bir o kadar daha
pekiştirmiştir.
İhalenin kazanılmasını müteakip, Geçitkale
Havaalanında ilk etapta istihdam edilecek personelin münhal
ilanlarını, müşterek ofiste Mehmet Ziya Berkman, Mustafa Ebgü ve
Lisani Kozal beraberce hazırlayıp gazeteye bir dizi ilanlar
verilmiştir. Müracaat adresi olarak Kıbrıs Medya Grubu
gösterilmişti.
Tüm bu gelişmeler olurken ve Asil Nadir ve grubu hissedar olarak
belgelenmişken, aşağıdaki konuların
varlığı, oluşan şüphelerin kuvvetlenmesine neden
olmuştur:
?1 milyonluk kesin teminatın tüm gayret ve uyarılara
rağmen 28 Mart 2008 tarihinde verilemeyip ancak 8 Nisan 2008 de
verilmiş olması;
Kredinin kesinleşmesinin müphem kalması;
'Sponsor' hissedarların bilinmemesi;
Araştırmalarımız neticesi "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nde tescil edilmiş bir şirketin CAS'ın endirekt
ortağı olması;
CAS Şirketi'nin sermayesinin halen £100 olarak durması;
Castlegate Aviation Limited'in bilgimiz ve mutabakatımız
hilafına KKTC'de tescili ve Geçitkale Havaalanı İhalesi neticesi
imzalanması gereken sözleşmeyi Asil Nadir'den habersiz imzalamak için
Resmi Makamlara müracaat etmeleri;
Tüm bu rahatsızlıklarımızın ele
alınıp sonuçlandırılması için Asil Nadir ile James
Beveridge'in 8 Mayıs 2008 Perşembe günü bir araya gelmeleri
kararlaştırılmışken ve de bu görüşmede Güney
Kıbrıs'ın rolünün sorgulanması düşünülürken, bu
toplantıdan 2 gün önce James Beveridge ile Mustafa Ebgü'nün basın
toplantısı yapıp gerçek dışı ve maksatlı
bilgiler vermeleri, var olan kuşkuların kesinleşmesine neden
olmuş ve biz dahil herkesi şaşırtmıştır.
9 Nisan 2008 gün ve S(K-II)887-2008 sayılı Bakanlar Kurulu
kararının bilgimize gelmesinden hemen sonra
yaptığımız araştırma neticesinde, kararda
adı geçen Castlegate Aviation Limited isimli bir şirketin de
İngiltere'de farklı ortaklarla kurulduğu tespit edilmiştir.
Kuruluş Tarihi 17 Mart 2008
Şirket No. 06536072
Adres: 8th Floor, Aldwych House
81 Aldwych, Londra WC2B 4HN
Ödenmiş Sermaye Müphem (dosyalanmadı)
Yönetim Kurulu Chettleburgh's Limited
Hissedar Müphem (dosyalanmadı)
£200 sermayesi olan Chettlesburgh's Limited'in yönetim kurulu da
aşağıdaki kişilerden oluşmaktadır:
Malcolm Roy Chettlesburgh
Robert Stephen Kelford
Khojohn Phommavong
Dr. Tsutomu David Yamamoto
Tüm bu araştırmaların sonucunda ortaya çıkan
inanılmaz işlemler ve gelişmeler, Güney Kıbrıs'taki
ilişkiler ve İngiltere'de sil baştan Castlegate Aviation Limited
isimli yeni bir şirket kurarak ihaleyi onun adına geçirtme
teşebbüsü, olayın tamamen bir "komplo" olduğunu
göstermektedir.
KKTC ekonomisi için olduğu kadar stratejik açıdan da büyük önemi
haiz Geçitkale Havaalanı Projesinin, herhangi bir kuşkuya mahal
bırakmayacak bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla
konunun uygun ve süratli bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir.
KIBRIS 14/05/08
Geçitkale Havaalanı konusunda Ulaştırma
Bakanlığı'ndan açıklama
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı, Geçitkale Havaalanı'nın son derece titiz ve
şeffaf bir çalışmanın sonucunda
kiralandığını açıkladı. Bakanlık, ekonomiye
çok ciddi katkılar yapacak bu girişimin engellenmesi için
yapılan yayınlar ve ihalenin iptali yönünde ortaya konan
görüşlerin ise, itibar edilebilecek görüşler
olmadığını belirtti.
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı, Geçitkale Havaalanı ihalesiyle ilgili
yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, bazı
yayın organları ile siyasi partiler, "sırf hükümeti ve
CTP-BG'yi yıpratmak düşüncesiyle yayın ve açıklama
yapmakla" suçlandı.
Açıklamada, "İhale süreci ile ilgili olarak kolayca
bilgi edinilebilmesi söz konusu iken, bunu yapmamak ve İngiltere
Şirketler Mukayyitliğinden çok büyük bir kolaylıkla elde edilecek
bilgiler üzerine senaryolar yazarak, bunlar üzerinden teoriler üretmek ne kadar
doğru bir yaklaşımdır" denildi.
Geçitkale Havaalanı'nın ekonomiye
kazandırılması için başlatılan
çalışmaların 2 yılı aşkın bir süredir devam
ettiğine işaret edilen açıklamada, şartname ve
sözleşme taslağının, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Hava
Meydanları İşletmesi (DHMİ) ile aylarca sürdürülen
çalışmalar sonucu hazırlandığı kaydedildi.
Özel ihale komisyonu
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı açıklamasında, Geçitkale Havaalanı'nın
kiralanmasıyla ilgili ihalenin, Merkezi İhale Komisyonu'nun
(MİK) aracılığıyla değil, oluşturulan özel
bir ihale komisyonu aracılığıyla
gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.
MİK Başkanı başkanlığında,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
Müsteşarı, Sivil Havacılık Dairesi Müdürü, Maliye
Bakanlığı Bakanlık Müdürü, MİK üyesi, Hukuk Dairesi
temsilcisi, DAÜ temsilcisi ile DHMİ temsilcisinden oluşan komisyonun,
Bakanlar Kurulu tarafından oluşturulmasının ertesinde evrak
üzerinde uzun bir çalışma yaptığı ve sonrasında
ihale duyurusu yapılarak, sürecin başlatıldığı
kaydedilen açıklamaya, şöyle devam edildi:
"Tüm ihale savcılığın, maliye
bakanlığının, bayındırlık ve
ulaştırma bakanlığının, başbakanlık ve
ilgili diğer kurumların yaptığı titiz ve uzun bir
çalışmanın sonucunda elde edilen ihale şartnamesine ve
mevcut ihale yasasının ilgili maddelerine uygun bir şekilde
gerçekleştirilmiştir."
6 kuruluş şartname aldı, 1 tanesi teklif verdi
İhalede TAV, NET Holding, İŞTAŞ, CAS ve YDA olmak
üzere 6 kuruluşun şartname aldığını ancak sürenin
sonunda sadece Cyprus Aviation Services Ltd'in (CAS) teklif verdiği
belirtilen Bakanlık açıklamasında, "CAS Ltd'in teklifi,
Kira Takdir Komisyonu'nun belirlemiş olduğu kira bedelinin oldukça
üzerinde olması nedeniyle, İhale komisyonu ihaleyi sözü edilen
şirkete vermiştir. İhale bedeli toplam 1,737,890 Euro + KDV'dir.
Bu kira bedeli ve yapılacak yatırımların toplamı
ekonomimiz için küçümsenemeyecek bir katkı sağlayacağı
gibi, yaratılacak istihdam ile de bir başka katkı elde
edilmiş olacaktır" denildi.
Spekülasyonlar
İhaleyle ilgili spekülasyonlara da değinilen
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
açıklamasında, 100 Sterling'lik sermayesi olan Cyprus Aviation
Services Ltd'nin 55 milyon Euro'luk bir yatırımı nasıl
gerçekleştireceği spekülasyonuyla ilgili olarak şunlar söylendi:
"Her şeyden önce şunu belirtmekte yarar görmekteyiz.
Şirketlerin, İhale komisyonu tarafından sorgulanması
sırasında Espirito Santo Bankası'nın müdürü CAS'ın
ihaleyi kazanması durumunda, banka olarak 35 milyon Sterling tutarındaki
yatırım için finansman sağlayacaklarını ifade
etmişti. Nitekim bunu yazılı olarak da komisyona
iletmişlerdir.
Yine Cyprus Aviation Ltd Şirketi, ihale koşullarından
olan 500,000 Euro'luk geçici teminat ile 1,000,000 (Bir milyon) Euro'luk kati
teminatı ilgili banka tarafından TC Ziraat Bankası
aracılığı ile vermiş bulunmaktadır. Sözü edilen
şirket, kuşku yaratılmaya
çalışıldığı gibi, 100 Sterling'lik bir mali güce
sahip olmuş olsaydı Espirito Santo Bankası bu miktarda
teminatı verebilir miydi?
Espirito Santo Bankası 4 milyar Euro sermayeye sahip, 1884
yılından beri faaliyette bulunan ve kredibilitesi "A" olan
Portekiz'in ikinci büyük özel bankasıdır. Böylesi ciddi ve köklü bir
banka tarafından yatırımlar için finansmanın
karşılanacağının belirtilmiş olması bizce
yeterli olmalıdır."
Şirketin tescili
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı açıklamasında, söz konusu şirketin
tesciliyle ilgili olarak şunlar aktarıldı:
"İhale şartnamesine göre, ihaleyi kazanan Cyprus
Aviation Services Ltd Şirketinin, Şirketler Mukayyitliğinde de
tescil edilmesi gerekmekte idi. Ve bu işlemi takiben sözleşmenin bir
ay içinde imzalanması hükme bağlanmıştı.
İlgili şirketin, Şirketler Mukayyitliğine
yapmış olduğu başvuru, 27 Mart 2008 tarihli yazı ile,
faaliyette bulunan başka bir şirketle olan isim benzerliği
nedeniyle, reddedilmiştir. İsim benzerliğinden kastedilen, KTHY
ile Havaş'ın kurmuş olduğu ve yer hizmetleri yapacak olan
Cyprus Airport Services Ltd'dir.
Bunun üzerine Şirketin ismi değiştirilerek,
"Castelgate Aviation Limited" olarak tescil edilmiş ve Bakanlar
Kurulu da ihale kararını yeni isme göre
değiştirmiştir. Daha sonra konuyu değerlendiren ilgili
bakanlık Cyprus Aviation Limited Şirketinin, yabancı bir
şirket olarak tescil edilmesi için Bakanlar Kuruluna öneri
yapmış, böylece şirketin tescili olanaklı hale gelmiş
bulunmaktadır."
Şirketin ortakları
Açıklamada, ihale sürecinde Cyprus Aviation Services Ltd'in ve
şirket ortakları olan David Harry Millham, James Aitchison Beveridge,
Charles Andreu Popplestone ve Thomas Quiınn'in devlet tarafından
araştırıldığı ve kişilerle ilgili herhangi
bir sakıncalı durum tespit edilmediği kaydedildi.
Açılamada, "Şirket ortakları ihale
aşamasında kimler idiyse şu an itibarıyle de aynı
kişilerdir. Dolayısıyle şirket ortakları ile ilgili
herhangi bir tereddüte gerek yoktur. Kaldı ki ihaleyi kazanan
şirketin ortaklarında herhangi bir değişiklik yapılmak
istenmesi halinde bunun ancak Bakanlar Kurulunun onayı ile mümkün
olabileceğinin bilinmesinde fayda görmekteyiz" denildi.
Açıklama, şöyle devam etti:
"Geçitkale Havaalanı gibi önemli bir yerin kontrolsüz
kişilerin kontrol ve yönetimine geçmesini engellemek konusunda en az
herkes kadar gerek hükümetimiz ve gerekse bakanlığımız
gerekli hassasiyeti göstermektedir. Ve bu konuda son derece hassas ve duyarlı
davranılmaktadır.
Geçitkale Havaalanı'nı Cyprus Aviation Limited Şirketi
çalıştıracak ve sözleşme bu şirketle
imzalanmış olacaktır. Ve bu şirketin de dört
ortağı vardı ve şu an itibarıyle de aynı dört
kişi şirketin ortağıdır. Yani şirketin ortaklarında
herhangi bir değişiklik olmamıştır. Hele hele herhangi
bir Kıbrıslı Rum'un veya Rum kesiminde tescil edilmiş
herhangi bir kuruluşun ortaklığı, kesinlikle söz konusu
değildir."
Asil Nadir değil, James Beveridge imzaladı
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
açıklamasında, ayrıca, ihaleyle ilgili mutabakat metninin, iddia
edildiği gibi Asil Nadir ile değil, şirket direktörlerinden
James Beveridge ile imzalandığı belirtildi.
Açıklamada, "İhaleyi kazanan şirket ve/veya
ortakları arasında Asil Nadir'in herhangi bir mutabakatının
olması ve bunun yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanan
herhangi bir uyuşmazlık ve sorunun olması halinde de bunun
çözümlenmesinin yolu yargıdır" denildi.
KIBRIS 14/05/08
New UN envoy arrives
Tayé-Brook
Zerihoun, the Special Representative of the Secretary-General and Chief of the
United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP), arrived in the country
yesterday.
Zerihoun comes to Cyprus from the Sudan, where he served as the
Secretary-Generals Principal Deputy Special Representative in the United
Nations Mission in that country (UNMIS). Since joining the United
Nations in March 1981, Zerihoun has worked on special political questions in
different capacities and areas, including decolonisation, trusteeship, conflict
prevention and resolution, peacemaking and peacebuilding.
Between 1995 and 2003, he served initially as Deputy and then Director of
Africa I Division in the Department of Political Affairs (DPA), with
responsibility for the countries of the Horn of Africa, the Great Lakes and
Southern Africa regions as well as regional organisations. He was then
appointed Chairman of the Inter-departmental Task Force for Sudan (ITF) and
served in that capacity until becoming Principal Deputy Special Representative
with UNMIS.
Zerihoun is married and is the father of four children.
CYPRUS MAIL 14/05/08
AA
Güncelleme: 11:53 TSİ 15 Mayıs 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıstaki BM Özel Temsilciliği görevine yeni atanan
Taye-Brook Zerihoun bugün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüştü. KKTC Cumhurbaşkanlığındaki görüşmeye
ilişkin açıklama yapılmazken, sadece basın
mensuplarının görüntü almasına izin verildi.
UNFICPten yapılan yazılı açıklamaya göre, adaya
dün Sudandan gelen Zerihoun, bu ülkedeki BM misyonunda Genel Sekreterin Özel
Temsilci Vekili olarak görev yapıyordu.
Mart 1981den bu yana BM diplomatı olan Zerihoun, 1995-2003
yılları arasında BM Afrika Birinci Bölgede Siyasi
İşler Bölümünde önce direktör yardımcılığı,
sonra direktörlük yaptı. Etiyopyalı diplomat, bu görev nedeniyle
Büyük Göller, Güney Afrika ve Afrikanın Boynuzu olarak bilinen ve
içinde Kenya, Etiyopya, Cibuti, Somali, Eritre ve Sudanın da
bulunduğu, sadece Afrikanın değil, dünyanın en sorunlu
bölgelerinden biri olan Doğu Afrikada yıllarca BMnin en önemli
isimlerinden biri olarak çalıştı.
Etiyopyalı BM diplomatı, evli ve dört çocuk babası.
AA
Güncelleme: 11:46 TSİ 15 Mayıs 2008 Perşembe
LONDRA
- Times gazetesinde Kraliçenin Türkiye ziyareti ile ilgili olarak verdiği
bir haberde, Prens Philipin Anıtkabir ziyareti için Babasını
yenen adamın mezarını ziyarete gitti yorumunu yaptı.
Gazete bu yorumla, Prens Philipin Yunanistan ve Danimarka Prensi olan
babası Andrewun, Sakarya Meydan Muharebesinde Yunan 2nci Kolordusunun
komutanı olmasına ve bu savaşta yenilmesine gönderme yaptı.
Gazete ayrıca başka bir makalede, Türkiye ile İngiltere
arasındaki ilişkilerin stratejik bir köprü oluşturduğunu
ve Kraliçe Elizabethin Türkiyeyi resmi ziyaretinin iki ülke arasındaki
bu ilişkiyi güçlendirmesi gerektiğini yazdı.
Times makalesinde, Sakarya bozgunundan sonra, Prens Philipin
babası Kral Andrewun tahttan indirildiğini ve devrim mahkemesinde
yargılandıktan sonra, vatan haini ilan edilerek ölüm cezası
aldığını yazdı. Kral Andrew, İngilterenin araya
girmesi üzerine serbest bırakıldı ve Parise ailesiyle birlikte
sürgüne gönderildi. Andrew daha sonra Kurtuluş Savaşında
yaşadıklarını anlatan Felâkete Doğru isimli bir
kitap da yazdı.
The Timesın, konuyla ilgili haberinde Atatürk için Türk ulusal
hareketini zafere götüren parlak komutan ifadesi yer aldı.
İNGİLTERE
TÜRKİYENİN AB SÜRECİNİN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ
Times, Kraliçenin Türkiye ziyaretiyle ilgili başka bir makalede, bu tür
ziyaretlerin İngilterenin ilişkilerini güçlendirip,
dostluklarını tazelemeye, siyasi işbirliğini
derinleştirmeye ve dünyada kamuoyuna sembolik mesajlar vermeye
yaradığına dikkat çekti ve Kraliçenin çok az sayıdaki
ziyareti, Türkiyeye yaptığı ziyareti kadar zamanlaması
yerinde ve önemli olmuştur ifadesi kullanıldı.
Türkiyenin doğu ile batı arasında eşsiz bir köprü
pozisyonunda olduğuna, AB ve dünyayla ilişkileri açısından
önemli bir dönemden geçtiğine işaret edilen Times Gazetesinin
makalesinde, Türkiyenin, huzursuz bir bölgede barışın ve
istikrarın korunması için anahtar rol oynadığı
kaydedildi.
Türkiye için de İngilterenin, büyük önem
taşıdığı belirtilen makalede, İngilterenin
Türkiyenin ABye üyelik sürecinin en büyük destekçisi olduğu, Tony
Blairin başbakanlığı döneminde Türkiye ile AB
arasındaki müzakerelerin başlatıldığı ve
İngiliz hükümetinin AB içindeki ortaklarının bu taahhütten geri
adım atmamasını sağlamak için yoğun çaba
harcadığı hatırlatıldı.
TÜRKİYENİN
IRAK KONUSUNDAKİ SORUMLU TUTUMU
Makalede, Türkiyenin stratejik önemini artıran önemli unsurlar
arasında, Iraktaki istikrarın büyük ölçüde Ankaranın itidalli
tutumuna bağlı olmasının bulunduğu vurgulandı.
Terör örgütü PKKnın kanlı eylemlerinin Türkiyeyi Irakın
kuzeyindeki durum konusunda hassas kıldığı belirtilen
makalede, sınır ötesi operasyonlar ve teröristlere yönelik sıcak
takiplere rağmen Türkiyenin Irakta birlik ve istikrarın
sağlanması ve korunması açısından son derece
sorumluluk içeren rol oynadığı kaydedildi.
Türkiyenin Müslüman ve laik demokratik modeliyle bölgesel bir endüstriyel güç
olarak, aşırı dini kesimlerin baskılarına rağmen
açık ve özgür kalabilen toplum yapısıyla bir örnek
oluşturduğu da belirtilen makalede, ülkede ifade özgürlüğünün
gelişmesi için ise zamana ihtiyaç olduğu savunuldu.
Bugün Türkiyeyi eşsiz biçimde önemli kılan ise
ılımlı İslam ile demokrasi ve ekonomik gelişme
arasında bir ahenk sağlamaya yönelik girişimidir ifadesi
kullanılan makalede, onlarca yıldır ilk kez Arap ülkelerinin
gelişmeleri büyük dikkatle izledikleri belirtildi.
Makalenin sonunda, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun bütün
İslam dünyasını etkisi altında bulundurduğu
hatırlatılarak, Bugün Türkiyede olup bitenler de hala
sınırlarının ötesinde önem taşıyor denildi.
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün eşi Hayrünnisa Gülnün,
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabethin onuruna verilen resmi yemekte
kullandığı türban, İngiliz basınının
gündeminin ön sıralarındaki yerini korumaya devam ediyor.
Gazete, Kraliçenin Yeşil Cami ziyareti sırasında
ayakkabılarını çıkartıp başörtüsü kullanmasına
dikkat çektiği haberinde Bayan Gül, salı gecesi resmi
yemekte İslami başörtüsü giyerek cumhuriyetin askeri liderlerini
kızdırdı diye yazdı.
The Daily Telegraph gazetesi, Kraliçenin Bursa ziyaretini
değerlendirdiği haberinde geniş bir şapka ve beyaz
ayakkabı giyen Kraliçenin Yeşil Cami ziyareti sırasında
ayakkabılarını çıkartıp başörtüsü
kullanmasına vurgu yaptı. Kraliçeye Hayrünnisa Gülün eşlik
ettiğini belirten gazete, Hayrünnisa Gül konusunda
şunları yazdı:
Bayan Gül, salı gecesi, Majestelerinin
Türkiyeyi Doğu ile Batı arasındaki bir köprü olarak
nitelendirdiği resmi yemekte İslami bir başörtüsü giyerek
cumhuriyetin askeri liderlerini kızdırdı. Ülkenin liderleri,
kendilerini Türkiyenin laik mirasını savuncuları olarak görüyor
ve Cumhurbaşkanının eşinin başörtüsü kullanma
kararını hiçbir zaman kabul etmedi.
The Telegraph gazetesi, Kraliçe, Müslüman
tarzı bir başörtüsü giyerek ve çoraplı ayaklarla yürüyerek
Türkiyeye 37 yılda yaptığı ilk resmi ziyaret
sırasında ülkenin en önemli camilerinden birini gezdi diye
yazdı.
Kraliçenin, Kadınların
başlarını örtmesi ve tüm ziyaretçileri
ayakkabılarını çıkartmasını gerektiren
İslami kıyafet kuralına uyduğuna dikkat çeken gazete,
Kraliçeye bir Kuran armağan edildiğini de belirtti.
Kraliçenin Koza Hanı gezerken ebru
tekniği ile bir ipek mendili dizayn ettiğini de kaydeden gazete,
Kraliçenin de 250 Türk lira tutarında iki işlenmiş
yastığı satın aldığına işaret etti.
TÜRK MODACILAR HAYRÜNNİSA GÜL'ÜN
KIYAFETİNE TAM PUAN VERDİ
First Lady Hayrünnisa Gül'ün Dilek Hanif
imzalı elbisesi, ipek ve satenden hazırlandı. Üzerine bir kat
ipek şifon yerleştirildi. Bedeni, Fransız dantel ve kristal
taşlarla süslendi.
Şapka tipi türban
Dilek Hanif, Gülün saçını örtmesi için de ilginç bir örtü
tekniği uyguladı. Şapkayı anımsatan bu bağlama
şekli, ilk kez denendi. Hayrünissa Gülün, özellikle ayakkabı ve
çantasının çok sade olmasını istemesi üzerine, bu ricaya da
uyuldu. Kollarındaki ve boyun kısmındaki drapeler de
kıyafetin dikkat çekici detayları arasında yer aldı.
Modacıların Kraliçe ve Gülün kıyafetleriyle ilgili
görüşleri ise şöyle:
Cengiz Abazoğlu: "Kraliçenin gece resepsiyonda giydiği
emprime desenli elbise, tac, gerdanlık, eldiven, taşlı
bilezikler ve yakadaki broşla çok karışık duruyordu.
Kraliçenin, yaşı ve ölçülerinden dolayı koyu tonları
tercih etmesini dilerdim. Hayrünissa Hanımın ise renk seçimi
güzel. Protokol kuralları gereğince şık ve hoş bir
görüntü sergilemiş."
Nedret Taciroğlu: "Kraliçenin akşam resepsiyonda
giydiği kıyafet, etnik bir kıyafetti. Neden etnik bir tarz
giymiş, anlamış değilim? Kraliçenin yanında
Hayrünissa Hanım daha şıktı. Farklıydı.
Ayağındaki gümüş rengi platform topuk ayakkabılar,
başını bağlama şekliyle modern bir kadın
miajı çiziyordu...
HURRIYET 15/05/08
2006ya kadar Çinvâri bir hızla büyüyen Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi hızla küçülmeye
başladı.
Büyümenin de küçülmenin de arkasındaki neden aynıdır:
İnşaat sektörü.
2004 yılındaki referandumdan sonra patlayan dış talep
inşaat sektörüne büyük ivme getirdi. Başta İngilizler olmak
üzere Avrupalılar akın akın Kıbrısa gelip tatil ve
emeklilik evi satın almaya başladılar. Bu furya sonucunda adaya
üç milyar dolara yakın para geldiği tahmin ediliyor.
Bu nedenle mucizevi bir kalkınma gerçekleşmeye başladı
diye konuştu bir kaynak. Ekonomi 2002-2006 arasında yılda
ortalama yüzde 13 küsur büyüdü. Ancak bilinçsiz hükümet bu paranın gökten
yağdığını zannetti ve aldığı
hatalı kararlarla kalkınma durdu.
Neden, hükümetin basiretsizliği olduğu kadar, inşaat sektörünün
sorumsuzluğudur.
Neredeyse tamamen kontrolsüz bir biçimde meydana gelen yapılaşma
Akdenizin son bozulmamış yerlerinden biri olan KKTCnin çehresini
inanılmaz bir süratle çirkinleştirdi.
İnsansız koylar, tepeler, vadiler, zeytinlikler, tarlalar rasgele,
kalitesiz ve çirkin yapılarla doldu. Ormanlara, arkeolojik alanlara bile
binalar dikildi. KKTC büyük bir çöplük haline geldi. Zaten kıt olan
elektrik ve su daha da kıtlaştı.
İnşaatla küçülüyor
Bunların halk ve çevreciler arasında yarattığı infial
hükümetin inşaat sektörüne sert kısıtlamalar getirmesine neden
oldu. Avrupa ekonomilerinde görülen yavaşlama, Kıbrısta çözüm
olasılığının azalması ve mülkiyetle ilgili
sorunlar dış talebi bıçak gibi kesti. İnşaat
sektörüyle birlikte KKTC ekonomisi de küçülmeye başladı.
Bankacılık kaynaklarına göre, 2007de ekonomi yüzde 2.5
oranında küçüldü. Bu yıl daralmanın yüzde 6yı
aşabileceğine dair tahminler var.
İnşaat sektörünü zapturapt altına alınması
gerektiği konusunda yaygın bir fikir birliği var. Ancak hükümet
vur deyince öldürmüşe benziyor.
Yaratılan en önemli (ve saçma) sorun yabancıları gayrimenkul
alımının izne bağlanmasıdır. Tapu alabilmek için
yabancılar gayrimenkulü satın aldıktan sonra izin için Bakanlar
Kuruluna müracaat etmek zorundadırlar. Gayrimenkulün bedelini ödedikten
sonra aylarca, hatta yıllarca beklemek rutin haline geldi.
Öğrendiğime göre, iki binden fazla yabancı izin bekliyor.
İçişleri Bakanlığı askerin denetim
yaptığını, izin verilip verilmeyeceğine, ne zaman verileceğine
onların karar verdiğini söylüyor. Askeri yetkililer ise Bu
görüş yanlıştır, biz sadece askeri bölgelere yakın
yerlerde kontrol yapıyoruz diyor.
Hükümetin inşaat sektörünü yüksek standartlara ve çevre
saygısına dayalı bir yasal düzenlemeye bir an önce
kavuşturması şarttır.
Ama sadece yasak getiriyorlar diye konuştu işadamı Erdil Nami,
hükümeti kastederek. Plan yapmıyorlar. Konuşmayı
bırakıp iş yapsalar daha iyi olacak.
METIN MUNIR 15/05/08
Salı akşamı Çankayada, İngiltere
Kraliçesi Elizabeth ve eşi Prens Philip onuruna verilen yemeğe ben de
davetliydim. Kraliçenin 1971 gelişinde verilen davete de yine gazeteci
olarak katılmıştım. Nedense o gün, Kraliçe beni bu defaki
kadar etkilememişti. Belki arada geçen 37 yılın getirdiği
bilinçlenme veya bunca zamandır medya aracılığı ile
sık sık izlemekten, artık hepimizin bir aile ferdiymiş gibi
görür olduğumuz Kraliçeyi ile tekrar karşılaşmanın
merakı olsa gerek, heyecanlandım.
Karşımda bir tarih duruyordu.
Şimdiye kadar binlerce ünlüyle karşılaştım. Erkekli
kadınlı lider olsun veya büyük şöhret olsun niceleriyle el
sıkıştım, konuştum. Ancak bu defaki
farklıydı. Karşımdaki küçücük kadın, bembeyaz
saçlarıyla bir imparatorluğu temsil etmesi bir yana,
başından geçenleri düşündüğünüz zaman diğerlerinden
çok farklıydı.
82 yaşına rağmen son derece dinç bir görünüşü vardı.
Güzel yaşlandığı besbelliydi.
Prens Philip ise çok yaşlanmış. Daha bir
yıpranmış.
Bütün bunları düşünürken, 37 yıl önceki kendi görüntüm
aklıma geldi ve bu yaşlanma konusunu hemen kapatmaya karar verdim (!)
Daha önce de Irak Cumhurbaşkanı Talabaninin onuruna verilen
yemeğe katılmıştım. Hatta bu köşede sizlere,
yediğimiz yemeklerin ne kadar kötü olduğundan söz etmiştim.
Anlaşılan, Hayrunisa hanım müdahele etmiş ki, bu defa
başta yemekler olmak üzere herşey mükemmeldi. Özellikle de menü
harikaydı.
Zeytinyağlı enginar dolması, Su böreği, Patlıcana
sarılı beyendi ile kuzu tandır. Tatlı olarak da,
muhallebi üzerine gül baklava. Corvus ve Sarafin şarapları içildi.
Ne yazık ki, yemeğin verildiği salon Rusyadaki metro
istasyonlarını andırır cinstendi. Ancak öğrendim ki,
oraları da elden geçirilip düzeltilecekmiş. Ruhsuz halinden
çıkarılacak, daha sıcak bir hava verilecekmiş.
Bizim eski bir alışkanlığımız yine göze
çarptı.
Davet edilip, yanıt dahi vermeyenler ve daha da dramatiği,
geleceklerini bildirip gelmeyenler. Masalarda sökülmüş diş gibi
boşlukların görülmemesi için, oturma yerlerinde son dakika
değişiklikler yapılıp, durum idare edildi.
Bir diğer alışkanlığımız da, geç gelmektir.
Bu defa herkes zamanında geldi. Herhalde saray protokolünden
kaynaklanıyor olacak ki, Başbakan bile gecikmedi.
Beni en çok etkileyen diğer bir unsur da, Doğuş Gurubunun Çocuk
Senfoni Orkestrasıydı. Davetliler arasındaki Ferit Şahenki
özellikle tebrik ettim. Mütevazı bir şekilde, köşesinden gözleri
dolu dolu çocuklarını izledi.
Orkestra Elgarın, Pomp and Circumstanceini çalınca Kraliçe ile
Prens bir neşelendi ki, görülmeye değerdi. Zira bizim için Dağ
başını duman almış ne ise, İngilizler için de bu
parça aynı değerdedir.
Özetle çok hoş bir gece geçirdik.
Tarihle tanıştık...
Erdoğan ve Gül'ün
farklı tutumları...
Cumhurbaşkanı Gül, şimdiye kadar hiç smokinli görülmemişti.
Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki yemin
töreninde dahi, frak yerine kravatı tercih etmişti. Zira temsil
ettiği dünya görüşünde smokin, frak gibi giysilere bir alerji
vardır. Ancak bu defa, Kraliçeye saygı gösterdi ve belki de ilk ve
son defa smokin giydi. İngiliz Kraliyet Sarayının bir alışkanlığına
karşı gelmedi. İstese, o da smokin giymez ve yemeğe
kravatlı katılabilirdi. Bundan dolayı da, Kraliçe gezisini
yarıda bırakıp, ülkesine geri dönmezdi. Belki biraz kırılır,
ancak hiçbir şey olmamış gibi davranıp resmi görevini
yerine getirirdi.
Gül, tamamen Kraliçeye bir jest yaptı. Ancak bunu yaparken, bir de mesaj
vermiş oldu. Katı olmadığını,
gerektiğinde esnek davranabileceğini, kurallarını
değiştirebileceğini gösterdi.
Başbakan Erdoğan ise tamamen farklı bir izlenim verdi.
Yemeğe kravatlı geldi.
Onunla birlikte Ali Babacan ve diğer AKPli davetliler de
kravatlıydılar.
Bu bir duruş gösteriyor.
Herkes istediği gibi okuyabilir. Ben, Başbakanın Tutumumdan,
duruşumdan ödün vermem. demek istediği sonucunu çıkardım.
Herhalde canım, başbakanımızın eve gidip giysi
değişmeye vakti olmadı denemez.
Can Pakerin evindeki yemek ile ilgili yazdıklarıma ben Otağtepe
Kriterleri adını taktım. Başbakan, işte onlardan
birini daha uyguluyor. Yani Tutumunu, yaklaşımını,
görüşlerini, değiştirmemek, boyun eğmemek
yaklaşımını sürdürüyor.
Gül ile Erdoğanın dünyaları ve yaklaşımları
arasındaki büyük fark o geceki yemekte bir daha ortaya çıktı.
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 15/05/08
İNGİLTERE Kraliçesi 2. Elizabethin bu yıl
boyunca dış ülkelere yapacağı iki resmi ziyaretin birini
-ve birincisini- Türkiyeye ayırmış olması İngiliz
diplomasisinin ülkemize verdiği önemi bir kez daha ortaya koyuyor.
Britanyanın Türkiyeye bu özel ilgisinin nedenlerinin işaretlerini,
Kraliçenin önceki gece Çankaya Köşkünde yaptığı
konuşmada bulmak mümkün.
Aslında bu konuşma, bir süreden beri Birleşik
Krallıkın Türkiye konusunda şekillendirdiği stratejinin
ana unsurlarını içeriyor.
Bu bakımdan Kraliçenin sözleri, Türkiyeye olduğu kadar Avrupaya ve
dünyaya yönelik anlamlı mesajlarla dolu...
İlk bakışta Kraliçenin yaptığı bu tür
ziyaretlerin sembolik veya protokoler bir nitelik
taşıdığı izlenimi edinilse bile, bu gezilerin
zamanlaması ve konuşmaların içeriği, siyasal bir anlam
taşır.
Nitekim, BBCnin Kraliyet muhabiri Peter Hunt, Majestelerin Türkiye gezisiyle
ilgili değerlendirmesinde, şu ifadeyi kullandı: Bu kısmen
değil, tamamen siyasi bir ziyaret... İngiliz hükümeti Türkiyeye
Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak bakıyor...
Türkiyeyi başarılı bir demokrasi örneği olarak görüyor...
Çok şey değişti, ama...
82 yaşındaki Kraliçenin daha önce Türkiyeye gelişleri de
siyasal bir anlam taşımıştır.
Kraliçe 1961 yılında, 27 Mayıs ihtilalinden bir yıl sonra
Ankaraya birkaç saatlik gayri resmi bir ziyarette bulunmuştu. O
tarihte izlediğimiz bu ziyaretin amacı, İngilterenin -ve
Batının- devrik liderlerin (Bayar, Menderes ve Zorlunun) idam
edilmesi olasılığından duyduğu kaygıyı ifade
etmek ve açıkçası bunu önlemeye çalışmaktı. Bu
kısa görüşme zamanın Cumhurbaşkanı Orgeneral Cemal
Gürsel ile, Esenboğa Havaalanının VIP salonunda
yapılmıştı. Kraliçenin gelişinde ve gidişinde
hiçbir açıklama yapılmamıştı. Gazeteciler Gürselden
görüşme hakkında bilgi isteyince, Paşa Kraliçe çok zarif bir
bayan demekle yetinmişti!..
Kraliçe 2. Elizabethin Ankarayı 1971de ilk resmi ziyareti de
Türkiyenin 12 Mart muhtırasının ardından rejim
tartışmalarına sahne olduğu bir zamana
rastlamıştı. İngiltere o sırada, Türkiyenin
demokrasiye dönüşünü teşvik ediyor, Kraliçenin ziyareti de bu yönde
bir fırsat oluşturuyordu.
Kuşkusuz Türkiye 1971den bu yana her alanda büyük mesafe kat etti.
Nitekim Kraliçe konuşmasında, bu değişikliğe
değindi ve demokrasi alanında da gelinen noktanın o zaman hayal
bile edilemeyeceğini söyledi.
Tartışma sürüyor
Ne var ki, bu ziyaret de, iktidar partisinin kapatılma davası ile
karşılaştığı ve gene rejim
tartışmalarının devam ettiği bir zamana
rastlıyor. Kraliçeye refakat eden İngiltere Dışişleri
Bakanı David Miliband dün, bu konu ile ilgili bir soruyu yanıtlarken
kullandığı dikkatli ifadeler, bu konuda duyulan
kaygıyı yansıtıyor...
Kraliçenin konuşmasında yer alan mesajların başında
AB üyeliğine tam destek geliyor. Bu gerçekten İngiliz diplomasisinin
temel stratejik hedeflerinden biri. Britanya bu yöndeki çabalarını
Fransa ve Almanyanın muhalefetine rağmen ısrarla sürdürüyor.
Kuşkusuz bunda İngilterenin kendi çıkarlarının ve
bakış açısının rolü var. Ama sonuçta Türkiye İngiltereyi
hep yanında bulabiliyor.
Kraliçenin enerji işbirliğinden Medeniyetler İttifakı
projesine kadar, konuşmasında değindiği konularda
verdiği mesajlar da, Londra ile Ankaranın bir görüş
birliği ve uyum içinde olduklarını bir kez daha gösterdi.
Kraliçeye bu gezisinde Türkiyede gösterilen sempati, bu ortak
anlayışın ve yakınlığın da bir sonucu...
SAMI KOHEN MILLIYET
15/05/08
İngiliz basını: Kraliçeyi hiç böyle görmediniz
RADIKAL 15/05/08

15/05/2008
The Times', The Daily Telegraph', The Daily Express', Daily Mail' gazeteleri ile BBC'nin internet sayfaları, Kraliçe'nin başörtülü resimlerini alışılmadık olarak niteledi
Merve Loğmanoğulları
LONDRA - İngiltere Kraliçesi 2'nci Elizabeth'in Türkiye ziyareti, The Times', The Daily Telegraph', The Daily Express', Daily Mail' gazeteleri ile BBC'nin internet sayfasında geniş yer buldu. Gazeleler Kraliçe'nin Bursa Yeşil Camideki başörtülü resimlerini alışılmadık olarak niteledi.
Kraliçeyi hiç böyle görmediniz başlığıyla Kraliçe'nin Yeşil Cami ziyaretinde çekilen başörtülü fotoğraflarını kullanan İngiliz basını, bunun kendileri için alışılmadık olduğunu belirtirken, saygı göstergesi olduğunu vurguladı. Kraliçenin cami ziyaretinde egzotik bir başörtünün, güneşten korunmaya kullandığı geniş kenarlı şapkanın yerini aldığını yazan Daily Mail, ayakkabılarının yerine de terlik giymeyi tercih ettiğine dikkat çekti. The Daily Telegraph gazetesi, Kraliçe'nin Türkiye'nin en önemli camilerinden Yeşil Camii'yi gezerken Müslüman tarzı başörtüsü kullandığını ve İslami giyim prensiplerine uygun olarak cami girişinde ayakkabılarını çıkararak terlik giydiğini yazdı.
Kraliçe'nin Türkiye ziyaretiyle ilgili haberine tam sayfa yer ayıran The Times gazetesi ise, Örtülü ve terlikli Kraliçe, Türkler'i sevindirdi başlığını kullandı. Kraliçe'nin çok nadir olarak cami ziyaretlerinde bulunduğunu belirten Times, ziyaretle ilgili şu ayrıntıları verdi:
Geniş kenarlı beyaz şapkasıyla caminin önüne gelen Kraliçe, ayakkabılarını değiştirmekte zorlanınca asistanları yardımına koştu. Daha sonra imam Ayhan Polat duaya başlarken Bayan Gül ve Kraliçe sandalyelerde yerlerini aldı. Cami çıkışında ise Kraliçenin şapkasının sağlam bir şekilde tekrar başında olduğu gözlendi. (aa)
BM nabız tutuyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
yeni Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP)
Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüştü.
Taye-Brook Zerihoun'un, Cumhurbaşkanlığı'nda
dün saat 16.30'da başlayan ve bir saat süren görüşmesinin
başında görüntü alınması imkânı sağlanırken,
basına açıklama yapılmadı.
Taye-Brook Zerihoun,
Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılırken,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 21 Mart'ta başlayan yeni süreç
ve komitelerle çalışma gruplarının sürdürdüğü
toplantılarla ilgili sorulara karşılık, konuşmak için
henüz erken olduğunu ve zamanı geldiğinde gereken
açıklamanın yapılacağını söyledi.
Görüşmede Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Hasan Sarıca da hazır bulunurken, Zerihoun'a
kıdemli danışmanı Wlodek Cibor ve UNFICYP Siyasi
İlişkiler Memuru Timothy Alchin eşlik etti.
Hristofyas'la da görüştü
Adaya önceki gün gelen Zerihoun, dün sabah Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas'la da görüştü.
Rum radyosunun haberine göre Zerihoun, Hristofyas ile
yaklaşık 45 dakika süren görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki günlerde daha
ayrıntılı görüşme fırsatımız olacak"
dedi.
Rum gazetecilerden; bilgi alabilmesi için kendisine biraz
zaman vermelerini rica eden Taye Brook Zerihoun, "Başkan Dimitris
Hristofyas'a BM Genel Sekreteri'nin iyi dileklerini ilettim ve BM'nin
Kıbrıs sorununun çözüm prosedürüne desteğini yineledim"
dedi.
KIBRIS 15/05/08
Christofias seeks
rethink on talks
By
Jean Christou
PRESIDENT
Demetris Christofias said yesterday he would ask Turkish Cypriot leader Mehmet
Ali Talat to reconsider aspects of the current process relating to the working
groups and technical committees.
Christofias is due to meet Talat on May 23.
For the past week or so, the Greek Cypriot side has been making noises about
putting off the start of fully-fledged negotiations, which it was hoped would
begin by the end of June.
The government spoke of difficulties in the process of the groups and
committees, and said it did not want to be tied to timetables because if the
groups did not prepare the ground well, fully-fledged negotiations were bound
to fail.
However, the Turkish Cypriot side wants talks to begin in June, saying the
process is going well.
Christofias said this development did not mean the process had reached a dead
end, but he said on ethical grounds he could not elaborate on the problems
faced at the committees and groups.
I firmly believe that a lot more work is needed, and I believe that with Mr
Talat we should re-evaluate the basis on which the discussion are being held,
Christofias said on his departure for Peru.
Asked to clarify, Christofias said that according to the Gambari letter, the
process should be reviewed by the two leaders three months after they start
work. The groups began work on April 21, meaning they would only have been
operational for two months by June 21.
It was the first time Christofias raised the issue of the Gambari process, also
known as the July 8, 2006 agreement, since his meeting with Talat in March.
The March 21 agreement between Christofias and Talat makes no reference to the
July 8 process, which the Turkish Cypriot side considers a non-starter. The
leaders agreed to meet three months from March 21, to review the work of the
working groups and technical committees, and using their results, to start
full-fledged negotiations.
Initially, Christofias had been accused of giving in to the Turkish sides
demands and of abandoning the July 8 agreement that the previous government had
pledged to adhere to, even though under President Tassos Papadopoulos, the
process never even got as far as agreeing working groups and technical
committees.
Christofias said his meeting with Talat next week was to see what could be done
to overcome the obstacles, although he made it clear the climate during the
process has been amicable.
Earlier yesterday, the President met the UN Secretary-Generals new Special
Representative for Cyprus Taye-Brook Zerihoun, who later met Talat in the
north.
Christofias described his 45-minute meeting with Zerihoun, who arrived on the
island on Tuesday, as cordial and said he felt the collaboration would be
excellent.
He stressed that the role of the UN in the current process would be a
supportive one.
CYPRUS MAIL 15/05/08
AA
Güncelleme: 09:09 TSİ 16 Mayıs 2008 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulunun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın katılımıyla yaptığı
Kıbrıs konulu olağanüstü toplantısında barış
sürecindeki son gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı
Talat, bir soru üzerine, partilerin endişelerine cevap vermeye
çalıştığını, partilerle Meclis dışında
da görüştüğünü kaydetti.
Talat, Meclisten ayrılırken basına
yaptığı değerlendirmede, bugünkü birleşimde
milletvekillerinin konuştuğunu belirtti. Onların
görüşlerini aldığını ifade eden Talat, kendisinin ise
bir haftalık gelişmelerle ilgili kısa bilgi verdiğini ve
sonunda kısa bir açıklama yaptığını söyledi.
Meclisteki toplantının ardından Talat, BM ve AB ile
ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ile beraber, Kıbrıs
Rum Yönetimi Başkanlık komiseri Yorgos Yakovu ile buluştu.
Toplantıda çalışma grupları ve teknik komitelerdeki
çalışmalar değerlendirildi.
Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otelde yapılan görüşmede,
adaya önceki gün gelen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban
Ki-munun yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da
hazır bulundu.
Kraliçe doğum gününü erken kutladı, gitti
|
16 Mayıs, 2008 14:30:00
(TSİ) CNN TURK |
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh
Dükü Prens Philip, İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'nde düzenlenen
doğum günü resepsiyonuna katıldı. Resepsiyonun ardından
Kraliçe ve eşi Türkiye'den ayrıldı.
Kraliçe'nin Türkiye ziyareti vesilesiyle doğum günü
resepsiyonu erken düzenlendi.
Kraliçe Elizabeth ve eşi, İngiltere Büyükelçiliği
kapısında, Türkiye Jokey Kulübü (TJK) Başkanı Yasin Kadri
Ekinci, geçen yıl Kraliçe Elizabeth kupasını kazanan
"Berraksu" adlı atın sahibi Nasri Artar ve atın jokeyi
Akın Sözen tarafından karşılandı.
Atlara merakı olduğu bilinen İngiltere Kraliçesi Elizabeth
resepsiyona girişinde, 1971'deki Türkiye ziyareti sırasında,
dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile birlikte Elizabeth adına
düzenlenen at yarışını izlerken çekilen görüntülerin
gösterildiği filmi izledi.
TJK Başkanı Ekinci, Kraliçe Elizabeth'e, kraliçenin atının
tasvir edildiği bir tablo hediye etti.
Ödül törenine katıldı
Kraliçe II. Elizabeth daha sonra, Uluslararası Gençlik Ödülü
Programı'nın birinci altın kategori ödülü törenine
katıldı. 1956'da başlatılan ve tüm dünyada uygulanan
Uluslararası Gençlik Ödülü Programı, Türkiye'de de 2003
yılından bu yana gençlik ödül derneği bazında devam ediyor.
Kraliçe ve eşi, Türkiye ile İngiltere milli
marşlarının dinlenmesinin ardından resepsiyon bahçesini
gezerek, konuklarla sohbet etti. İngiltere Kraliçesi, 1971'de olduğu
gibi bu gelişinde de meşe ağacı dikti.
Sokak Ligi eğitim kampanyası
Kraliçe, daha sonra 12-16 yaş arasında spora erişimi
kısıtlı çocukların futbol oynamasını seyretti. Bu
sırada, eski bir futbolcu olan Başbakan Erdoğan da çocuklarla
paslaştı.
Sokak Ligi adlı eğitim projesi, futbolu araç olarak kullanarak, spora
erişimi kısıtlı çocukların sosyal hayata uyum
sağlamalarını amaçlıyor. British Council'ın
başlattığı ve Sosyal Sorumluluk Derneği'nin
yürüttüğü projeye 16 ilden, 73 takım ve 1260 genç
katılıyor.
Elizabeth, en centilmen takım seçilen İzmir takımına ünlü
futbolcu David Beckham imzalı topu ödül olarak verirken, Başbakan
Erdoğan da birinci seçilen takıma kupasını verdi.
Resepsiyonda İngiltere Büyükelçiliği'ne bağlı İngiliz
Okulu'nun öğrencileri "We are all in this together" (Bunda hep
beraberiz) adlı şarkı eşliğinde dans gösterisi de
sundu. Resepsiyonda Türk Silahlı Kuvvetleri Senfoni Orkestrası da bir
konser verdi.
Elçiliğin en yaşlı çalışanını tebrik
etti
Bu arada Kraliçe'nin kendisine resepsiyon boyunca eşlik eden Başbakan
Erdoğan'la bir süre görüştüğü öğrenildi. Resepsiyon
sırasında ayrıca, İngiltere Büyükelçiliği'nin en eski
çalışanı Şeref Öztürk Kraliçe'ye
tanıştırıldı. Kraliçe, Öztürk'ü tebrik etti, elini
sıktı ve bir plaket verdi.
Resepsiyona, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi, Devlet
Bakanı Mehmet Aydın ve eşi, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan ve eşi, İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband ve eşi, Milli Savunma
Bakanı Vecdi Gönül, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin, CHP lider Deniz Baykal ve eşi, DTP Grup
Başkanı Ahmet Türk, basın-yayın organlarının
temsilcileri ve yabancı misyon temsilcileriyle çok sayıda davetli
katıldı.
Resepsiyonun ardından Türkiye'den ayrıldı
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip,
resmi ziyaretini tamamlayarak Türkiye'den ayrıldı.
Kraliçe Elizabeth ve beraberindekileri, Esenboğa Havaalanı'nda,
Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve eşi Nihal Aydın, Ankara
Valisi Kemal Önal, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner,
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird, Türkiye'nin Londra
Büyükelçisi Yiğit Alpogan ve eşiyle diğer yetkililer
uğurladı.
|
|
|
|
Yer Kütahya... Dün, Milli
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in de katıldığı
Kütahya Ticaret Borsası tarafından türlü kişi ve
kuruluşların desteğiyle yaptırılan Bölcek
İlköğretim Okulu'nun açılış töreni yapılıyordu.
Bakan Çelik, kürsüde konuşuyor, "Lafla Atatürkçülük, lafla
çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de
icraatla olur" diyordu. Bir grup kadın ise Bakan'ı ve
açılış törenlerini yüzlerini tamamen kapattıkları
ilginç kıyafetleriyle işte böyle izliyordu.
Milli Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik, Lafla
Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da
Atatürkçülük de icraatla olur dedi.
Hüseyin Çelik, Kütahya Ticaret Borsası
tarafından türlü kişi ve kuruluşların desteğiyle
yaptırılan Bölcek İlköğretim Okulu'nun
açılışında yaptığı konuşmada, bu okulun
devlet ve ulus işbirliğinin en güzel örneklerinden biri olduğunu
söyledi.
AK Parti
iktidarı döneminde okullara 600 bin bilgisayar gönderildiğini,
öğrenci kitlesinin yüzde 90'ının internetten
yararlandığını belirten Çelik, Köylerdeki çok sayıda
devredışı kalmış okulları bir tarafa
bırakırsanız, faal olarak Kütahya'da kullanılan her 3
derslikten biri bizim iktidarımız döneminde
yapılmıştır. Bu dersliklerde özel sektörümüzün çok büyük
katkısı vardır.
Biz, bir şeyi
programa koyarız, parasını ayırır, başlar ve
bitiririz. Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz.
Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur. Atatürk'ün bize
gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine sloganla
çıkamayız.
Kütahya'da,
hayırsever vatandaşlar tarafından 44 okulun
yaptırıldığını ya da inşaatının
sürdüğünü ifade eden Çelik, bu işbirliğinin süreceğini
anlattı.
Çelik'e, Kütahya
Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Altınkaya
tarafından Dumlupınar Şehitliği maketi verildi.
Kurdeleyi keserek
binanın açılışını yapan Çelik, beraberindekilerle
okulu gezdi.
KÜRESELLEŞME
SÜRECİNDE TÜRKİYE
Bakan Çelik,
Kütahya Belediyesi Kültür Sarayı'nda düzenlenen Küreselleşme
Sürecinde Türkiye konulu konferansa katıldı.
Çelik, burada
yaptığı konuşmada, küreselleşmenin; hizmetlerin ve
sermayenin serbest dolaşımı olduğunu söyledi.
Küreselleşme
kavramının kimi kişilerce iletişim ve ulaşım
araçlarının gelişmesiyle birlikte dünyadaki fikri
yakınlaşma ve bir yere varmanın kolaylaştırılması
olarak tanımlandığını ifade eden Çelik,
şunları kaydetti:
Bugün iyi bir
dizüstü bilgisayarınız ve cep telefonunuz varsa Kanada'da oturup
Singapur'daki işletmenizi idare edebilirsiniz. Bugün birçok yerde
çağrı merkezleri var. ABD'deki firmanın
çağrı merkezini arıyorsunuz. Karşınıza operatör
çıkıyor ve istediğinizi yapıyor. Ancak bu kişi ABD'de değil, Hindistan'da oturuyor. Ekonomik olarak bugün
dünyada herşey küreseldir. Hukuk, siyaset, spor ve hatta terör bile
küreseldir artık. New York'taki borsada biri öksürünce İMKB'de
insanlar grip oluyor. Tokyo Borsası'nda dalgalanma olunca burada deprem
meydana geliyor. Dünya böyle bir dünya oldu.
Biz büyük bir
devletiz, kendimize yeteriz, kendimiz üretir, kendimiz tüketiriz
anlayışının küreselleşme olgusu
karşısında zayıf kaldığını anlatan
Çelik, küreselleşmenin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul, güçlüyü
daha güçlü yapan bir tarafının bulunduğunu anlattı.
Küreselleşmeyi
görmezlikten gelmemiz, yok saymamız; küreselleşmenin bizi
görmediği ve yok saydığı anlamına gelmez diyen Çelik,
küreselleşme sürecinin sürdüğünü ve bu çarkın herkesi içine
alıp götürdüğünü ifade ederek, şöyle konuştu:
Bizim Türkiye
olarak medeni dünyadan kopmak gibi bir lüksümüz olamaz. Biz eğer
başımızı kuma sokarsak, bu ipek böceği
politikasıdır. İpek böceği etrafına kozayı örer
ve sonunda haşlanır. Türkiye yol ayrımındadır.
Ulusalcı fukaralık ve içe kapanmadan mı yoksa ulusal zenginlik
ve açılımdan yana mı olacağız? Buna karar vermeliyiz.
HURRIYET 16/05/08
NEVSAL ELEVLİ Londra
İngilterede yapılan araştırma, bir porsiyon dönerli sandviçin, bir şarap bardağı dolusu sıvı yağa eşdeğer kızartma yağı içerdiğini ortaya koydu.
Araştırmada ayrıca, haftada iki defa döner
gibi yağlı yiyeceklerle beslenen bir kişide 10 yıl içinde
kalp krizinin meydana gelebileceği kaydedildi.
İngiliz Portsmouth Hastaneler Birliği Beslenme ve Diyet Bölümü
Şefi Denise Thomas, döner kebap, pizza ve cips türü gibi hazır
yiyeceklerin en sağlıksız yiyecekler olduğunu kaydetti.
Bir döner kebap sandviçin 111 gram yağ içerdiğini, bunun da günlük
gereksinimin iki misline eşdeğer olduğunu ifade eden Thomas,
Eğer döner kebap 400 gram ise bu da yemeğin dörtte birinin yağ
olduğu demektir. Bu yağın çoğu da doymuş
yağdır. Yani kolesterolünüzü artırır ve sonuçta
damarlarınızı tıkar dedi. Beslenme ve Diyet Uzmanı
Thomas, Haftada iki kez dönerli sandviç yerseniz kalp hastalıklarına
davetiye çıkarmış olursunuz dedi. Thomas, sorun
çıkmaması için daha çok meyve ve bitkisel yiyeceklerle beslenme
tavsiyesinde bulundu. Bu arada Yemek Standartları Ajansı, bu tür
yiyecklerin üzerine kırmızı işaret konulması ve
yağ oranlarının da yazılmasını istedi.
MILLIYET 16/05/08
Meclis konuştu
ÖNCE TALAT, SONRA PARTİLER SÖZ ALDI... Basına kapalı
yapılan ve yaklaşık 3.5 saat süren meclis
toplantısında, önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat söz
alarak Kıbrıs konusunda bir haftalık gelişmeleri
anlattı. Ardından söz alan CTP-BG Genel Başkanı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı
Serdar Denktaş ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı, söz alarak
görüşlerini aktardı. Bu arada Serdar Denktaş, partisinin
görüşünü sunduktan sonra toplantıyı izleyici locasından
izledi
"ENDİŞELERİ GİDERMEYE
ÇALIŞIYORUZ"...Cumhurbaşkanı Talat, meclisten
ayrılırken bir gazetecinin, geçen haftaki meclis
toplantısının ardından DP Genel Başkanı
Denktaş'ın "dinlediklerimden endişe duydum"
açıklamasını hatırlatması üzerine şöyle
konuştu: "Endişelerini belki giderdim, bilmiyorum... Bu hafta da
konuştum, ne olduğunu anlattım. Ama tabii özellikle partilerle
görüşmelerimiz sadece mecliste olmuyor.
Cumhurbaşkanlığı'nda da zaman zaman toplanıyoruz. Her
partimizin endişelerine cevap veriyoruz, vermeye
çalışıyoruz. Görevimiz bu"
Cumhuriyet Meclisi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
katılımıyla Kıbrıs konusunda ikinci kez
olağanüstü toplandı.
Basına kapalı gerçekleşecek toplantı saat 10.45'te
başladı ve yaklaşık 3.5 saat sürdü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs
konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdiği geçen haftaki
olağanüstü toplantının ardından, dünkü toplantıda da
siyasi partiler sürece ilişkin görüş ve düşüncelerini sundu.
Önce Cumhurbaşkanı Talat söz alarak bir haftalık
gelişmeleri anlattı.
Talat'ın konuşmasının ardından CTP-BG Genel Başkanı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş ve TDP Milletvekili Mustafa
Akıncı grupları adına söz alarak görüşlerini aktardı.
Cumhurbaşkanı Talat, milletvekillerinin ardından yeniden
söz aldı.
Cumhuriyet Meclisi'ne istifa dilekçesini sunan ve bir süreden beridir
genel kurul toplantılarına katılmayan DP milletvekilleri dünkü
toplantıyı da bürokratların oturduğu locadan izledi.
Genel kurul toplantısına katılan DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş ise partisinin görüşünü sunduktan
sonra toplantıyı izleyici locasından takip etti.
"Partilerimizin endişelerine cevap vermeye
çalışıyoruz... görevimiz bu..."
Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken
basına yaptığı değerlendirmede, dünkü birleşimde
milletvekillerinin konuştuğunu, onların görüşlerini
aldığını, kendisinin ise bir haftalık
gelişmelerle ilgili kısa bilgi verdiğini ve sonunda da kısa
bir açıklama yaptığını kaydetti.
Bir gazetecinin, geçen haftaki meclis toplantısının
ardından DP Genel Başkanı Denktaş'ın
"dinlediklerimden endişe duydum" açıklamasını
hatırlatması üzerine de Talat, "Endişelerini belki
giderdim, bilmiyorum... Bu hafta da konuştum, ne olduğunu
anlattım. Ama tabii özellikle partilerle görüşmelerimiz sadece
mecliste olmuyor. Cumhurbaşkanlığı'nda da zaman zaman
toplanıyoruz. Her partimizin endişelerine cevap veriyoruz, vermeye
çalışıyoruz. Görevimiz bu" yanıtını verdi.
Cumhuriyet Meclisi, olağanüstü toplantısının
ardından, olağan toplantısına geçip denetleme görevini
yaptı.
KIBRIS
16/05/08
Basın örgütlerinden çözüm çabalarına
destek
ÇÖZÜM İKİ TOPLUM İÇİN HAYATİ BİR
KONU"... Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak üç dilde yayımlanan
ortak deklarasyonda, bir anlaşma için toplumların adil ve
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme hazır
olmalarının büyük bir öneme sahip olduğunun altı çizildi.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları
arasında güven, anlayış ve işbirliği ortamı
yaratılması ve Kıbrıs sorununa
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme en kısa zamanda
ulaşılması için pratik yöntemlerin önemine dikkat çekilen
deklarasyonda, kabul edilebilir bir çözümün daha fazla geciktirilmemesi
konusunun iki toplum için hayati bir konu olduğuna dikkat çekildi
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi
parti başkan ve temsilcileri, dün, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de
rutin toplantıları çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi.
Toplantının başında Kıbrıslı Türk ve Rum
basın örgütleri ortak deklarasyon yayımlayarak, çözüm çabalarına
destek belirtti.
Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği
tarafından organize edilen toplantıların dünkü oturumuna, KKTC
ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adaya gelen Françoise
Grossetete başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AP)
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri de
katıldı.
Toplantı öncesinde Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği
(KTGB), Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN) ve Kıbrıs
Rum Gazeteciler Birliği tarafından ortak hazırlanan ve çözüm
sürecine destek belirten ortak bir deklarasyon dağıtıldı.
Deklarasyonun dağıtılması sırasında
Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz, KTGB Yönetim Kurulu Üyesi Sami
Özuslu ile Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği Başkanı
Andreas Gannavuros da hazır bulundu.
Konuşmalar
Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas
Gannavuros, toplantı öncesinde ortak deklarasyon hakkında bilgi
verirken yaptığı konuşmada, ortak deklarasyonun
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ortaya konan çabalara destek olmak
için hazırlandığını kaydetti.
Gannavuros, ortak deklarasyonun, iki liderin; Kıbrıs sorununa
adil, kalıcı, karşılıklı kabul edilebilir ve
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini öngören bir çözüm bulma
yönündeki çabalarına net bir şekilde destek belirtildiğini
söyledi.
Ulaşılacak çözümün bölünmüşlüğü kaldıracak,
adadaki tüm Kıbrıslıların insan haklarını ve
dolaşım özgürlüğünü getirecek bir çözüm olması
gerektiğini ifade eden Gannavuros, gazeteciler olarak
temaslarını sürdüreceklerini, gazetecilikle ilgili teknik
konuları tartışmaya ve iki toplum arasındaki güvenin
artmasına yönelik çalışmaları devam ettireceklerini
kaydetti. Gannavuros, arzulanan çözüme ulaşılması için
deklarasyonun yardımcı olacağını ümit ettiklerini
kaydetti.
KTGB Yönetim Kurulu Üyesi Sami Özuslu da yaptığı
konuşmada, deklarasyondaki tarihin yeni olmadığına,
Kasım 2007 olarak yazıldığına dikkat çekerek, ortak
bir çözüme ulaşmanın ne kadar zor olduğunu bildiklerini, çünkü
üç sivil toplum örgütünün bile ortak bir deklarasyonda hem fikir olabilmeleri
için bile aylar gerektirdiğini belirtti.
Özuslu, gazeteciler olarak, 1977 ve 1979 Doruk
Anlaşmaları'nda altı çizilen ve 2004 yılında sunulan
kapsamlı çözüm planında da belirtilen BM parametreleri temelinde
kabul edilebilir bir çözüm bulma sürecini desteklediklerini kaydetti.
Ortak deklarasyon
Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak üç dilde yayımlanan ortak
deklarasyonda, bir anlaşma için toplumların adil ve
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme hazır
olmalarının büyük bir öneme sahip olduğunun altı çizildi.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
toplumları arasında güven, anlayış ve işbirliği
ortamı yaratılması ve Kıbrıs sorununa
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme en kısa zamanda
ulaşılması için pratik yöntemlerin önemine dikkat çekilen
deklarasyonda, kabul edilebilir bir çözümün daha fazla geciktirilmemesi
konusunun iki toplum için hayati bir konu olduğunun altı çizildi.
İki toplum arasında güven oluşturmaya yardımcı
olabilecek mümkün olan her adımı atma konusunda anlaşmaya
vardıkları da ifade edilen deklarasyonda, deklarasyonun
içeriğini aktarmak için iki liderle de görüşmeye çalışacakları
kaydedildi.
Deklarasyonda ayrıca, gazeteci ve medya
kuruluşlarının, dolaşım özgürlüğü ile
hakları ve haber kaynaklarına ulaşım konusundaki
sorunları en erken zamanda ele alma konusunda hemfikir oldukları da
belirtildi.
KIBRIS
16/05/08
Slight impasse over
progress in Cyprus problem working groups and technical committees
THE UN
Secretary Generals new Special Representative Taye-Brook Zerihoun yesterday
met the senior aides to the two leaders who were instrumental in setting up the
working groups and technical committees.
Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami, the advisor to Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat met Zerihoun at the Ledra Palace.
Both men briefed him on the work of the 13 working groups and technical
committees, which have been experiencing difficulties, according to the Greek
Cypriot side.
The government wants the committees to progress more before entering
negotiations with Talat on the substantive issues but the Turkish Cypriot side
says negotiations should go ahead.
Yesterday after the meeting Iacovou told reporters: We want to see substantial
progress in all issues. This is our aim and we remain steadfast in our efforts
to have results and to use those results as a basis for negotiations when they
start.
The outcome of a meeting between political parties from both sides yesterday
was that the two did not seem to be speaking the same language with regards to
when negotiations are actually due to begin under the agreement reached between
Talat and President Demetris Christofias on March 21.
Talat thinks talks should start in June, three months from the date of the
leaders meeting in March 21, while Christofias sees it as a meeting to review
the progress of the committees and groups, which will ultimately lead to a date
for a resumption of talks.
The slight impasse will be the subject of a meeting next Friday between
Christofias and Talat. Christofias said he would ask the Turkish Cypriot leader
to review the basis of the process with him.
CYPRUS MAIL 16/05/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyasın 23 Mayısta KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs sorunuyla ilgili doğrudan müzakerelerin anlaşmalı olarak bir ay ertelenmesini isteyeceği kaydedildi.
Liderler, 21 Martta ara bölgede yapılan ilk görüşmede kapsamlı müzakerelerin haziran ayının ikinci yarısında başlamasını öngörmüştü. Rum basınına göre, Hristofyas, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konuların ele alındığı 6 çalışma grubundan 4ünde ilerleme eksikliği olduğunu öne sürerek erteleme isteyecek. Rum Yönetimi, çalışma gruplarında, güvenlik, toprak, mülkiyet ve yönetim konularının detaylı olarak görüşülmediğini savunuyor.
MILLIYET 17/05/08
Çözüm için
eşsiz fırsat var
"BÜYÜK BEKLENTİLERİMİZ VAR"...
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AP Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de basın
toplantısı düzenledi. Mechtild Rothe, Karin Resetarits, Cem Özdemir,
Sean O Neachtain, Ashley Mote ve Georgios Karatzaferis'in kısa
açıklamalar yaptıkları basın toplantısında grubun
ortak açıklamasını Fransız Parlamenter Francoise Grosetete
okudu. Grosetete, ortamın, sorunun çözümü yönünde eşsiz bir
fırsat sunduğunu, grup olarak süreçten büyük beklentileri bulunduğunu
dile getirdi.
AB YARDIM PROGRAMINA DESTEK... Grosetete, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, iki taraf
arasındaki görüşme sürecini devam ettiren
Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Özdil Nami ve Rum
Başkanlık Temsilcisi Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile görüştüklerini ve
muhataplarının Avrupa Komisyonu'nun adada yürüttüğü
Kıbrıs Türk Toplumu için AB Yardım Programının uygulanması
çabalarını övdüklerini belirtti
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AP Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de
basın toplantısı düzenledi.
Mechtild Rothe, Karin Resetarits, Cem Özdemir, Sean O Neachtain,
Ashley Mote ve Georgios Karatzaferis'in kısa açıklamalar yaptıkları
basın toplantısında grubun ortak açıklamasını
Fransız Parlamenter Francoise Grosetete okudu. Grosetete, ortamın,
sorunun çözümü yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu, Grup olarak
süreçten büyük beklentileri bulunduğunu dile getirdi.
Grosetete, grup olarak adaya 6. kez, Kıbrıs'ta anlaşma
arayışları için karar aşamasında bulunulan bir dönemde
geldiklerini söyledi.
Kıbrıs Türk Toplumu için
AB yardım programı destekleniyor
Grosetete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Meclis
Başkanı Marios Karoyan, iki taraf arasındaki görüşme
sürecini devam ettiren Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Özdil
Nami ve Rum Başkanlık Temsilcisi Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile görüştüklerini ve
muhataplarının Avrupa Komisyonu'nun adada yürüttüğü
Kıbrıs Türk Toplumu için AB Yardım Programının
uygulanması çabalarını övdüklerini belirtti.
Lokmacı'ya yaptıkları ziyareti de anlatan Grosetete,
bundan duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Grosetete, Slovakya Büyükelçiliği'nin iki taraftan siyasi
partilerle düzenlediği toplantıya da katılarak liderlerle çok
yararlı temaslarda bulunduklarını, tüm siyasi parti liderlerinin
yeni başlayan süreçten duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini
anlattı.
Sürece ve liderlere destek veriyoruz
Grubun, her görüşmesinde, adada uzun süredir devam eden sorunun
çözümü yönünde başlatılan sürece ve liderlerin bu olumlu olaydaki
taahhütlerine tam destek verdiğini kaydeden Fransız Parlamenter,
adada bulunulan ortamın, sorunun çözümü yönünde eşsiz bir fırsat
sunduğunu vurguladı.
Grosetete, "Grup, AB'yi tüm olası çabaları göstermesi
için teşvik etmeyi taahhüt ediyor" dedi.
Günlük yaşamı kolaylaştırıcı
adımlar atılmalı
Fransız parlamenter, süreçte zorlukların bulunduğunun
farkında olduğunu, ancak diyalog başlayınca güçlüklerin
normal olduğunu, bu diyalogu kolaylaştırmak için çaba
harcayacaklarını söyledi. "Süreçten büyük beklentilerimiz var.
AB'ye üye ülkelerin de katkı yapması önemli. Biz Avrupalı
vatandaşları temsil ediyoruz. Dolayısıyla
Kıbrıslı vatandaşları da" diyen Grosetete, teknik
komite çalışmalarında günlük yaşamı
kolaylaştırıcı adımların atılması
gerektiğini kaydetti.
Grosetete, gelecek ziyaretlerinde kalıcı çözüm için liderler
arasında görüşmelerin başlamış olmasını
diledi.
Rothe:Yeni ortamdan çok iyimseriz
Mechtild Rothe ise konuşmasında bu ziyaretlerinde çok yeni
bir atmosferle karşılaştıklarını belirterek, yeni
ortamdan çok iyimser olduklarını belirtti.
İki liderin yeni bir süreç başlatmasından
duydukları memnuniyeti de vurgulayan Rothe, "Avrupa'daki son duvarın"
da çökmesini diledi.
Rothe, sürecin başlangıcında sorunlar
olmasının da normal olduğunu kaydetti.
Resetarits: Müzakerelerin haziranda başlamasını
umuyoruz
Karin Resetarits ise, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden sonra
ortaya çıkan durumdan daha şimdiden başarı hikâyeleri
çıkmaya başladığını kaydederek,
Lokmacı'nın açılmasına işaret etti.
Resetarits, Lokmacı'dan şimdiye kadar açılan
kapılardan kat kat fazla geçiş yapıldığını
öğrendiklerini söyledi.
Kapsamlı müzakerelerin haziranda başlamasını
umduğunu söyleyen Resetarits, gelecek gelişlerinde yeni
başarı hikâyeleriyle karşılaşmak istediklerini
vurguladı.
Resetarits, sorunun çözülmesini ve Avrupa Parlamentosu'nda gelecek
yıl gerçekleştirilecek seçimlerde Kıbrıs'ın her iki
tarafından da temsilcilerin seçilerek yerlerini almalarını
diledi.
Özdemir: Birbirlerine güvenen liderler var, bu şanslar
kullanılmalı
AP'deki Türk milletvekili Cem Özdemir ise, ada tarihinde ilk kez
birbirine güvenen ve işbirliği yapabilecek liderlerin iktidarda
bulunduğuna işaret ederek, "Bu şanslar
kullanılmalı" dedi.
Türkçenin kullanılması
Özdemir, jestlerin de büyük önem
taşıdığını, Lokmacı'nın bunlardan biri
olduğunu kaydederek, bir jestin de Türkçenin AP'de kullanılmaya
başlamasıyla olabileceğini, bunun Türkiye'nin AB süreci için de
reformların hızlanmasını sağlayacak bir jest
olacağını kaydetti.
Özdemir, bunun izolasyonlar konusunda da önemli bir adım
olacağını ifade etti.
"Türklere iki sandalyesi verilmeli ya da boş
bırakılmalı"
Özdemir, çözüm olmasa bile, 2009'daki AP seçimlerinde Kıbrıs
için ayrılan 6 sandalyeden 2'sine Kıbrıslı Türklerin
seçilmesini öneren Özdemir, bu olmazsa bile en azından
Kıbrıslı Türklere ait olması gereken 2 sandalyenin boş
kalmasını istedi.
Özdemir, "Türkiye'deki siyasi durumun adaya ne gibi etkileri
olabileceği" ve bir Rum gazetecinin, "Türkiye'nin, AB sürecine
yönelik Güney Kıbrıs'la ilgili yükümlülüklerinin yerine getirmesi
gerekip gerekmediği" yönündeki soruları üzerine, liderlerin
adadaki sorunun çözümüne konsantre olmaları gerektiğini, adadaki
çözümün AB yolunda Türkiye'nin önünü açacağını belirtti.
Özdemir, Kıbrıs'ta çözüm olması halinde Türkiye'nin
üyelik sürecinde 8 başlık birden açılacağını
söyledi, ayrıca Türkçenin AP'de kullanılması halinde bunun
yaratacağı psikolojik olumlu etkinin düşünülmesini istedi.
Yükümlülükler hep birlikte ele alınmalı
Özdemir, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a olan yükümlülüklerinin
AP tarafından çeşitli defalar vurgulandığını
ancak yükümlülükler ele alınacaksa bunların hep birlikte ele
alınması ve AB'nin de referandumdan önce Kıbrıslı
Türklere verdiği sözlerden kaynaklanan izolasyonların
kaldırılmasına yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi
gerektiğini vurguladı.
Neachtaın: Çözümün pozitif tarafları negatiflerden çok fazla
Sean O Neachtain ise, İrlanda örneğini vererek, çözüm sürecinde
ekonomik faydaların göze alınmasının yapacağı
katkıyı ve dolayısıyla teknik komite
çalışmalarının önemini vurguladı.
Neachtain, çözümün pozitif taraflarının tüm ada
insanları için negatif taraflarından çok daha fazla
olacağını kaydetti.
Mote: Göç konusu da geç olmadan ele alınmalı
İngiliz parlamenter Ashley Mote ise, tüm söylenenleri
desteklediklerini kaydederek, adada bir çözüm olması durumunda,
Türkiye'den, Kıbrıs Türk tarafı üzerinden Avrupa'ya ve özellikle
de İngiltere'ye kontrolsüz bir göç yaşanabileceğini savunarak,
iki tarafın liderlerinin başlayacakları müzakerelerde, "geç
olmadan" bu konuyu da ele almalarını istedi.
Karatzaferis: Nami ve Yakovu ile liderlere güvenim tam
Grubun Yunan üyesi Georgios Karatzaferis ise, görüşme sürecindeki
zorlukları duyduklarını, ancak bunun doğru yolda
olunduğunu gösterdiğini kaydetti.
Karatzaferis, çözüme ulaşılmasındaki çabalar konusunda
Nami ve Yakovu ile liderlere güveninin tam olduğunu ifade etti.
KIBRIS 17/05/08
Kıbrıs Barış Platformu, toplum liderlerini,
ayrılıklarını açıkça ortaya koymaya ve
Kıbrıs sorununun çözümüne engel gördükleri konuları yüksek sesle
dillendirerek çözüm için çaba harcamaya çağırdı.
Kıbrıs Barış Platformu dün düzenlediği
basın toplantısında, liderlerden, çalışma
gruplarını aralarındaki uçurumları daraltacak
çalışmalar üretmeye yönlendirmek için, harekete geçmelerini de
istedi.
TDP, BK, YKP ve KTÖS, KTOEÖS, Çağ-Sen, Tıp-İş,
Kıb-Yay, Güç-Sen ile İskele Yurttaş İnsiyatifi'nin
oluşturduğu Kıbrıs Barış Platformu, bu sabah KTÖS
lokalinde basın toplantısı düzenledi. Basın
toplantısında, "Kıbrıs Barış Platformu'ndan
iki toplum liderine çağrı: Açık konuşun ve şeffaf
olun" başlıklı yazılı açıklamayı,
platformun dönem sözcüsü Halil Paşa okudu.
KTOEÖS'e destek
Basın toplantısında Paşa, öncelikle, KTOEÖS'ün
LAÜ'deki grevinde önceki gün yaşanan olayları kınayarak
sendikaya destek belirtti. Paşa, "Üniversitedeki sendikalaşma
hareketini de destekliyoruz" dedi.
Liderlere çağrı
Kıbrıs Barış Platformu'nun, "Kıbrıs
adasında gelecek yaşamı birlikte paylaşacak olanların
Kıbrıslılar olacağı, dolayısıyla gelecekleri
hakkında karar vermesi gerekenlerin de Kıbrıslılar olması
gerektiği" düşüncesinde olduğunu ifade eden Paşa,
"Bu nedenle yapılacak anlaşmanın da Kıbrıslı
bir anlaşma olması gerektiğini" savundu.
Paşa, "Kıbrıslı bir anlaşma, gücünü ve
yetkisini kendi toplumlarından alan iki siyasi liderin, her şeyden
önce hem birbirlerine, hem de kendi toplumlarına karşı açık
ve şeffaf olmalarını gerekli kılar" dedi.
Rum tarafındaki lider değişikliğiyle her iki
toplumda da çözüm umutlarının yeniden arttığı ve
anlaşma yönünde olumlu bir havanın esmesine neden olduğunu
belirten Paşa, " Her iki toplumda var olan çözüm heyecanı ve
isteği, ne yazık ki şu ana kadar iki liderin siyasi demeçlerine
yansımış değildir" şeklinde konuştu.
Her iki tarafın da sadece açık sözlü ve iyi niyetli
olmalarının bile çözüm yolunda önemli bir adım
olacağını söyleyen Paşa, liderlerin, tarafların
hassasiyetlerini bilerek ve bunları göz önünde bulundurarak açıklama
yapmalarının sorunun çözümünde önemli ilerlemeyi de beraberinde
getireceğini savundu.
Paşa, liderlerin sözcülerinin de açıklamalarını,
"süreci baltalama doğrultusunda değil, süreci olumlu yönlendirme
doğrultusunda" yapmaları gerektiğini kaydetti.
"Taraflar arasında görüş
ayrılıklarının ayyuka çıktığı da
bilinen bir gerçektir" diyen Paşa, buna rağmen liderlerin bunu
kamuoyuyla paylaşmamasının, "yeni bir çözümsüzlüğün
sinyalini verdiği" görüşünü ileri sürdü.
Paşa: Çalışma gruplarındaki
belirsizlik ortadan kaldırılmalı
Paşa, çalışma gruplarındaki
"belirsizliğin" ortadan kaldırılmasını da
istediği açılamada, "bir taraf sadece tespit
yapacağını savunurken diğer tarafın etkin bir müzakere
öngördüğünü" belirtti ve "Bu gruplardan, çözüme hizmet edecek
ciddi ve derinliğine çalışmalar üretmelerini talep eder, bunun
için de iki lideri çalışma gruplarından bunu talep etmeye davet
ederiz" dedi.
Paşa liderlere şu çağrıyı yaptı:
"Kıbrıs Barış Platformu olarak liderlerin
ayrılıklarını açıkça ortaya koymalarını ve
her iki lideri Kıbrıs sorununun çözümüne engel gördükleri
konuları yüksek sesle dillendirmeye ve çözüm için çaba harcamaya, bu
amaçla çalışma gruplarını aralarındaki uçurumları
daraltacak çalışmalar üretmeye yönlendirmek için, bir an önce harekete
geçmeye çağırırız.
Ancak Kıbrıslıların çıkarına olan ve
gücünü de Kıbrıslılardan alacak bir anlaşmanın
kalıcı olacağını anımsatır, liderlerin,
Kıbrıslılara açık konuşmalarını bir kez daha
KIBRIS 17/05/08
Rumların ne hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de olmasını istiyoruz
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin BM
temelinde bir barış ve Kıbrıslı Rumlarla eşit
haklar istediğini söyledi. Soyer, spor, kültür, ulaşım
alanlarındaki izolasyonlara işaret ederek, "Kıbrıs'ta
talebimiz, Kıbrıslı Rumların ne hakkı varsa,
Kıbrıslı Türklerin de aynısının
olmasıdır. Bu doğrultuda mücadelemizi sürdürüyoruz" dedi.
Başbakan Soyer, Girne'de bugün yapılacak merkez komite
toplantısı için 5 günlük ziyaret çerçevesinde KKTC'de bulunan
Uluslararası Avrasya Metal İşleri Federasyonu Genel
Başkanı Mustafa Özbek ve çeşitli Avrasya ülkelerinden
oluşturulan merkez komitesi üyelerini kabul etti.
Heyette federasyon üyesi Kamu-İş'in Genel Başkanı
Ahmet Çaluda da hazır bulundu ve heyetin ziyaretiyle ilgili bilgiler
verdi.
Özbek: Avrupa'da sendikalaşma yüzde 5'in altında
Uluslararası Avrasya Metal İşçiler Federasyonu Genel
Başkanı Mustafa Özbek de, federasyonun çalışmaları
hakkında bilgiler aktardı ve çok uluslu şirketler nedeniyle
özellikle Avrupa'da sendikalaşmanın yüzde 5'in altına
indiğini; 1970'li yıllarda örnek aldıkları Batı
sendikacılığının yok olduğunu anlattı.
Özbek, Avrasya'nın ise büyük ve güçlü bir kıta olarak 21.
yüzyılın ekonomik kalbi olduğunu kaydederek, çok uluslu
şirketlerin burayı da sindirme çabasına giriştiğini, kendilerinin
eğitime verdikleri büyük önem ve diğer çabalarla buna karşı
durduklarını ifade etti.
Anadolu'da ve Avrasya'da uluslararası şirketlerin kötü
emellerine ve emperyalizme karşı güçlü sendikalarla
başlattıkları mücadelelerinin iyi gittiğini belirten
Mustafa Özbek, Uluslararası Avrasya Metal İşçiler
Federasyonu'nun 21 milyon üyesiyle daha da büyüdüğünü; Türk Metal-Sen'in
de 320 bin üyeyle bu oluşumun en güçlü sendikası olduğunu
anlattı.
Özbek, 21. yüzyıl sendikacılığının, masa
başında ikna eden, bilgili kişiler gerektirdiğini
belirterek, gençleri bu bilinçle yetiştirdiklerini ve emperyalizme
karşı da eğittiklerini söyledi.
Soyer: Ulusal sınırlar aşıldı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, 21.
yüzyılda bilim ve teknoloji çağında ulusal
sınırların çok uluslu şirketler tarafından
aşıldığını; var olan adaletsizliklerin de
fevkalade büyüdüğünü söyledi.
Bu adaletsizliklerin temelinde pek çok ülkenin yoksulluk
sınırlarının altında olmasının ve
kaynaklarının çok uluslu şirketlerce gasp edilmesinin
yattığına işaret eden Soyer, Avrasya'nın da doğal
ve tarihsel zenginlikleriyle bu olumsuzluklardan en fazla etkilenen bölgelerden
olduğunu kaydetti.
Ferdi Sabit Soyer, İsrail saldırılarını,
Irak'ın işgalini, Balkanlar'da yakın geçmişte yaşanan
acıları, Rusya'daki olayları ve Türkiye'nin toprak
bütünlüğünü sarsmak için yaratılan büyük olayları
anımsatarak, tüm bu olumsuzluklardan çıkış için
değişik ülkelerin işçilerinin birlikteliğinin önem taşıdığını
vurguladı. Bu karmaşık ortamdan çıkış yolu bulmak
için bilim ve teknoloji yolunda ilerlemek gerektiğini kaydeden Soyer,
üretimin, gelişimin ve verimliliği artırmanın önemine
işaret etti.
Hükümetin ve işverenlerin sosyal adaleti gözeten önlemleriyle
üretimin ve verimliliğin sağlanabileceğini belirten
Başbakan Soyer, işçiye rağmen önlem
alınamayacağını; işçilerin de durumu gözetmeyen, fazla
taleplerle ülkelerini refaha kavuşturamayacağını kaydetti.
Soyer, bilinçli sendikacılar vasıtasıyla, ülkenin
birlik bütünlüğünü, hak ve menfaatleri gözeten düzenlemelere
ulaşılabileceğini söyledi.
"Ülkenize gidince söyleyin: Kıbrıslı Türkler
eşit haklar istiyor
Uluslararası Avrasya Metal İşçiler Federasyonu heyetini
KKTC'de görmekten duyduğu memnuniyeti de ifade eden Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, özetle şöyle konuştu:
"Ülkelerinize gittiğiniz zaman Kıbrıs Türklerinin
siyasi eşitlik ve kendi güvenliklerinden başka bir şey
istemediklerini söylemenizi rica ediyorum. Biz BM temelinde bir barış
istiyoruz. AB'de Rumların ne hakkı varsa, aynısına
Kıbrıslı Türklerin de sahip olmasını istiyoruz.
Kıbrıslı Türklerin uluslar arası hiçbir sportif ve kültürel
etkinliğe katılamadığını, buraya direkt
uçuşla gelemediğinizi, bu tür haksızlıklarla yüz yüze
kaldığımızı anlatmanızı rica ediyorum.
Kıbrıs'ta talebimiz, Kıbrıslı Rumların ne
hakkı varsa, Kıbrıslı Türklerin de aynısı
olmasıdır. Bu doğrultuda mücadelemiz sürüyor."
Görüşmede Mustafa Özbek Başbakan Soyer'e bir hediye; Soyer
de Özbek'e Lefkara işi tablo hediye etti.
KIBRIS 17/05/08
Avrupa
Komisyonu: KKTC'yi tanımıyoruz
ABHaber'e göre, Komisyon bu açıklamayı
Kıbrıslı Rum Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi AKEL Kyriacos
Trantaphyllides'e yaptı.
Triantaphyllides Komisyona yazılı soru yönergesi sunarak
"Dov Weissglas"ın desteğinde KKTC'nin Tel Aviv'de
"özel" bir ticari ofis kurmasıyla ilgili görüşlerini
öğrenmek istedi.
Kıbrıslı Rum AP milletvekili, İsrail
Cumhurbaşkanı Simon Peres'in Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'ün geçen kasım ayında KKTC'nin Tel Aviv'de ticari bir ofis
açılması isteğini reddettiğini kaydetti.
Triantaphyllides, "Belli ki açmak istedikleri ofisin diplomatik
statüsü "özel" sözcüğünün altına gizlenmek isteniyor"
dedi.
Komisyon da cevabında, Britanya'nın bağımsız
üsleri hariç bütün adanın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait
olduğunu vurguladı.
KIBRIS 17/05/08
All eyes on meeting between leaders
By Jean
Christou
NEXT Fridays
meeting between the two Cypriot leaders is seen by the international community
as crucial to when and how Cyprus negotiations will be resumed.
Yesterday, Britain's Special Representative for Cyprus Joan Ryan said it was
important that the difficulties being experienced at the working groups and
technical committees not be turned into obstacles.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat plan
to meet under UN auspices next Friday because the Greek Cypriot side wants to
discuss a re-evaluation of the process, and to ask for more time before
substantive negotiations resume.
It was hoped that talks would start on June 21, three months from the date of
the leaders agreement, but the groups and committees have not been working as
fast as Christofias hoped. They began work barely a month ago.
Recent statements from both sides have led the international community to worry
that unless the growing number of barbs are nipped in the bud, a new blame
game could erupt and damage prospects.
There will be difficulties, but we should not let them become obstacles, Ryan
told London Greek radio in an interview.
Ryan said she was not unduly dismayed by the public remarks but she said a
face to face meeting between the leaders to talk about difficulties was a good
way forward.
A Greek Cypriot source close to the process said the war of words began in
Ankara and continued by Talat. Everyone is ignoring the militant statements
by Turgay Avci, said the source.
One of the offending comments recently made by Avci, the Turkish Cypriot
Deputy Prime Minister and Foreign Minister was that the Turkish Cypriot side
would in no way accept any kind of solution which eliminates or dilutes
Turkeys effective guarantor power.
All these people are giving out a barrage of negative rhetoric, the Greek
Cypriot source said. He said that now it was a matter of waiting until next
Friday to see what the meeting would bring.
I think next Fridays meeting is crucial, a diplomatic source said yesterday.
When the two leaders are face to face they get on. The chemistry works. They
communicate better than they do when its via the media. But I think they will
want to re-test each others political will.
He said both sides had tried very hard not to play the blame game apart from a
small minority of politicians on both sides who might want to undermine the
process for their own domestic ambitions.
I hope what they will be able to do on May 23 is to reinvigorate the process,
commit themselves to move to negotiations, the source added.
It seems likely that mediators will support Christofias request for more time
but not beyond the summer.
It doesnt have to be June 21, the source said.
Maybe it does need a little bit more time but it cant afford to drag on
indefinitely. It certainly shouldnt go into the summer without fully-fledged
negotiations having been launched.
There are two dangers to the current process, according to mediators. One is
the political crisis in Turkey, which may distract Ankara from Cyprus. The
second would be procrastination on the ground.
If we hit mid July and were still struggling with open ended timetables were
into August September
said the source.
I dont think either side wants it to collapse and they dont want it to be
blamed for a collapse. The bigger danger is that it will drag on and peter out
into a Tzonis-Pertev type thing, which kept going for two years [without
progress under the previous government].
A second diplomatic source said: In the end I think both recognise that youre
not going to be able to start exactly three months from March 21, but you also
cant start five months after. I think it will be split in the middle.
CYPRUS MAIL 17/05/08
Turkish Cypriot gays battle for
respect
By Simon
Bahceli
TURKISH Cypriot
gays will take to the streets of central Nicosia today to mark the
International Day Against Homophobia and to raise awareness about homosexuality
in general.
The World Health Organisation removed homosexuality from the list of mental
and behavioral disorders on May 17, 1990, but attitudes and laws in this
country, especially in the north, remain archaic, one of the organisers of
todays awareness campaign told the Cyprus Mail.
The group behind the campaign, which calls itself the Initiative Against
Homophobia and boasts 20 core members and around 300 sympathisers, will be
distributing a leaflet in Turkish, Greek and English outlining the significance
of May 17. It also carries information on what it means to be gay, and how
people come to be gay, lesbian, bisexual or transsexual.
The main message is that it is not an illness, another of the organisers told
the Mail, but added: Its also a serious legal issue, because as things stand
what we do is forbidden by the law as being unnatural.
Indeed, the law on homosexuality in the north stems from colonial times and
makes sex between two males punishable by up to five years in jail. There is no
law prohibiting sexual relations between women however.
Todays campaign is by far the Initiatives most public action to date in what
is known to be a deeply conservative society. But it follows a move earlier
this week when the group applied to register their Initiative as a
non-governmental organisation (NGO) with the Turkish Cypriot authorities.
This will cause a stir because by law they have to afford us the right to
express our views, but at the same time homosexuality is illegal. So we dont
really know what they will decide to do. But one way or another it will lead us
to the next step in our campaign to make homosexuality both legal and
acceptable, an organiser said.
Although the current law on homosexuality is rarely invoked, the threat posed
by its existence is keenly felt by gays in the north.
We know of a guy who was blackmailed by his gay lover who threatened to tell
his wife and children about their relationship. When he went to the police to
tell them about the blackmail he was arrested, sent for a medical to establish
whether he had committed so-called unnatural and illegal acts. He was totally
humiliated. He had gone to the police as the victim of a crime and was treated
like a criminal. He has now left the country, despite the court case pending,
an organiser said.
And beyond the scrapping of the ancient law, gays in north Cyprus also want
protection within society against persecution or prejudice.
We can be fired from jobs, abused in the military, denied access to privileges
that others consider normal, all because we are gay, and we have no recourse to
justice, a member of the Initiative explained.
Several of the members of the Initiative say they are active homosexuals who
live with their partners. However, very few have actually come out.
We can live together without getting much reaction from people in general.
People just think we are friends. But how they would treat us if we actually
told them we were gay is another matter. People dont seem to mind as long as
they arent confronted with it, one of the campaigners said.
Another says, Im sure my parents know Im gay. We even joke about it, but no
one ever discusses it seriously.
While the temptation remains to stay in the closet, some of north Cyprus gay
community now say they wish to live in a society that knows who and what they
are and does not disapprove.
Ive lived in Europe and there you can be totally comfortable with what you
are. I want it to be like that here.
CYPRUS MAIL 17/05/08
AA
Güncelleme: 23:49 TSİ 17 Mayıs 2008 Cumartesi
LEFKE -
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS)
tarafından grev kırıcılığı yapmakla
suçlanan üniversite yönetimi bugün yaptığı organizasyonla
sınavları yaparken, greve katılan öğretim görevlileri
kampüs önünde eylemlerini sürdürdü. Sendikanın orta eğitim kurumlarında
öğretmenlerin kıdem tazminatlarının ödenmediği
gerekçesiyle pazartesi günü başlattığı grev devam ederken,
Sendika Başkanı Adnan Eraslan, talepleri konusunda sonuç
alınıncaya kadar grevin devam edeceğini söyledi.
KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ise dün,
KTOEÖSün greve gerekçe olarak gösterdiği kıdem tazminatlarıyla
ilgili hiçbir pürüz kalmadığını
açıklamıştı. KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun da,
öğretmenlerin gasp edilen herhangi bir hakkı
bulunmadığını, hak kazanmış herkese ödemelerinin
yapıldığını bildirmişti.
Bu arada KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Öztoprak,
gelişmelerle ilgili olarak akşam saatlerinde basın
toplantısı düzenleyecek.
AP Sosyalist
Grubu'ndan Türkiye'ye protokolü uygulama çağrısı
Fileleftheros gazetesi haberinde; Avrupa
Parlamentosu'ndaki Sosyalistler Grubu'nun Türkiye'ye aralarında Güney
Kıbrıs'ın da bulunduğu "tüm üye devletlerle
ilişkilerini normalleştirmesi ve Ankara Protokolü'nden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmesi" çağrısında
bulunduğunu yazdı.
Habere göre, konuya ilişkin
yazılı bir açıklamada bulunan Sosyalistler Grubu Başkan
Yardımcıları Jan Marinus Wiersma ve Hanes Swoboda ayrıca;
Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi durumunda AB'ye tam üye
olması gerektiğini belirttiler ve Türkiye anayasasının
301'inci maddesinin değiştirilmesinden duydukları memnuniyeti
dile getirdiler.
Öte yandan gazete, bir diğer haberinde;
Avrupa Sosyalist Partisi ve AP Sosyalistler Grubu adına, Rum KS EDEK
partisine verdiği desteği göstermek ve Rum hükümetine AB
anayasasını onaylama çağrısında bulunak amacıyla
İspanyol Sosyalist lider Enrique Baron Crespo'nun Güney Kıbrıs'a
gideceğini yazdı.
Habere göre; AB anayasasına ilişkin
Limasol'da 29 Mayıs'ta düzenlenecek bir seminere katılmak
amacıyla Güney Kıbrıs'a gidecek olan Crespo
yaptığı yazılı açıklamada; Rum halkına KS
EDEK partisinin bir milletvekili ile AP'de yer alabilmesi için KS EDEK' e
destek vermeleri çağrısında bulundu. Crespo; Avrupalı
sosyalistlerin EDEK ile Haziran 2009 tarihindeki AP seçimlerinde
işbirliği yapacaklarını da vurguladı.
KIBRIS 18/05/08
Kıbrıs
Raportörü Joachim Hörster, Kıbrıs'a geliyor
GÖRÜŞMELER YAPACAK... Hörster'in
Kıbrıs'ın her iki tarafında da görüşmeler
yapması, bu görüşmeleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Talat,
Meclis Başkanı Ekenoğlu, Başbakan Soyer ile görüşmesi,
iktidar ve ana muhalefet partilerini ziyaret etmesi ve sivil toplum
örgütleriyle görüşmeler yapması bekleniyor
Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi
(AKPA) Siyasi İşler Komitesi toplantıları için
İsveç'in başkenti Stockholm'de bulunan CTP-BG Güzelyurt Milletvekili
Mehmet Çağlar, Kıbrıs Raportörü Alman Milletvekili Joachim
Hörster'in 15-19 Haziran tarihleri arasında Kıbrıs'a
geleceğini açıkladı.
UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün ile
birlikte AKPA'da temaslarda bulunan Çağlar, konuya ilişkin
yazılı açıklamasında, toplantıda Kıbrıs
sorununun ve Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin
çalışmalarının yeniden gündeme getirildiğini ve
liderler arasında başlaması beklenen müzakereler ve
Kıbrıs'ta çözümün gerekliliği konusunda grupta görüş
alışverişlerinde bulunulduğunu kaydetti.
Öğleden sonraki grup
toplantılarında ayrıca İsveç Hükümeti bakanlarından
Adalet Bakanı Tobias Biliström, Dışişleri Bakanı Frank
Belfrage ve Çevre Bakanı Andreas Carigren gruba hitaben konuşmalar
yaptı ve grup üyelerinin sorularını cevapladı. Bakanlarla
yapılan görüşmelerden sonra İsviçre Milletvekili ve AKPA
Sosyalist Grup Başkanı Sayın Andreas Gross'un
raportörlüğünü yaptığı "Avrupa Demokrasisinin
Yapısı" konusu görüşüldü.
15 Mayıs Perşembe günü son olarak
ise "Ortadoğu'da son durum" konusu gündeme geldi ve bu konunun
özel bir gündemle 11-12 Haziran tarihlerinde Rodos'ta yapılacak
toplantıda ele alınacağı belirtildi.
Toplantının önceki günkü
bölümündeyse, BM yetkilileriyle "BM reformları ve küresel
yönetim" üzerinde tartışmalar sürdürüldü. BM yetkilileri grup
üyelerinin sorularını cevaplandırdı.
Bu arada, Hörster'in, Kıbrıs'a
yapacağı ziyaretin programını Çağlar ve AKEL
Milletvekili Andros Kipriyanu ile yapacağı görüşmelerle belirleyeceği
ifade edildi.
Hörster'in Kıbrıs'ın her iki
tarafında da görüşmeler yapması, bu görüşmeleri
çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
görüşmesi, iktidar ve ana muhalefet partilerini ziyaret etmesi ve sivil
toplum örgütleriyle görüşmeler yapması bekleniyor.
Toplantıların iki gün yoğun
bir program dahilinde sürdüğünü belirten Çağlar, Siyasi
İşler Komitesi'nin bundan sonraki toplantılarının
11-12 Haziran'da Rodos'ta, 23-27 Haziran'da Strasbourg'ta ve 10 Eylül'de
Paris'te yapılacağını açıkladı.
Çağlar, Stockholm'de bulunduğu süre
içerisinde ayrıca, Siyasi İşler Komitesi Sosyalist Grup
Milletvekilleri ile birlikte İsveç Sosyalist Partisini ziyaret etti ve
görüş alışverişinde bulundu. Çağlar'ın
açıklamasına göre, 2006 yılında yapılan seçimlerde
muhalefet partisi olarak geride kalan ve hükümette yer almayan İsveç
Sosyalist Partisinin yeniden yapılanması konusunda kendilerine bir
sunum yapılan aralarında Çağlar'ın da bulunduğu AKPA
Sosyalist Grup Milletvekilleri, İsveç Sosyalist Partisi ile
bağlantılarının sürdürüleceğini, özellikle CTP-BG ile
İsveç Sosyalist Parti arasında iletişim kurulmasına
çalışacaklarını belirtti.
Çağlar, açıklamasında, bu
görüşmelerin çok verimli geçtiğini ve ilişkilerin
geliştirilmesinin arzulandığını kaydetti.
KIBRIS 18/05/08
Haye:
Kimse benim Kıbrıs'ı tanıtmama engel olamaz
Ünlü boksör David Haye'nin Kıbrıs sevgisi
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
Dünya ağır sıklet, Commonwealth ve Avrupa
şampiyonu boksör David Haye, başarısının
sırrını Kıbrıs'ta yaşamak olduğunu söyledi.
Bir yıldır Çatalköy'de yaşayan
ünlü boksör David Haye, menajeri Adam Eşref Cevdet ve KKTC Londra
Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık ile birlikte KKTC Londra
Temsilciliği'nde bir basın toplantısı düzenledi. Haye,
toplantıda Kıbrıs'a olan sevgisini dile getirdi.
Katıldığı maçlarda
şortunda KKTC bayrağını taşıyarak, Kuzey
Kıbrıs'ın tanıtımını yapan ve tüm
dünyanın dikkatini çeken David Haye, bu konudaki görüşlerini şu
şekilde dile getirdi:
"Şimdiye kadar
Kıbrıs'ın statüsüyle ilgili siyasal bir problem ile
karşılaşmadım. Kimse benim Kıbrıs'ı
tanıtmama engel olamaz. Beni kabul ettikleri sürece ben orada kalmak
istiyorum. Benim elimden gelen KKTC bayrağını dünya sahnesinde
mümkün olduğunca tanıtmak."
Her turnuvada Kuzey Kıbrıs'ı
temsil etmeye çalıştığını söyleyen 28
yaşındaki genç boksör Haye, "Güney Kıbrıs'ı daha
önce ziyaret etmiştim. Fakat Adam'ı ziyaret etmek için gittiğim
Kuzey Kıbrıs'a, beklentilerime karşın aşık oldum.
Orada antrenmanlarım son derece başarılı geçiyor. Deniz
kenarında güzel bir villamız var. Muhteşem yemekler yiyoruz, her
şey organik, balıklar harika. Bir atlet için dört dörtlük
koşullar bunlar" dedi.
Jamaikalı baba ve İngiliz annenin
oğlu olan boksör David Haye, toplantıda ayrıca Türkçesini
geliştirmek istediğini de belirtti.
Basın toplantısında ünlü
boksöre KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık tarafından bir
plaket hediye edildi. Yanık, David Haye'nin Kuzey Kıbrıs'ın
tanıtımını yaptığı için teşekkür
ederek, genç boksöre Kıbrıslı Türk Modacı Mustafa Aslantürk
tarafından tasarlanacak özel bir şort hediye edeceklerini söyledi.
David Haye, son olarak mart ayında
Londra'da KKTC bayrağı ile çıktığı müsabakada
Enzo Maccarinelli'yi yenerek, WBO şampiyonluk kemerine sahip olmuştu.
Maç, O2 Arena'dan canlı televizyon yayını ile tüm dünyada
milyonlarca insan tarafından izlenmişti.
David Haye, 10 Kasım 2007'de WBA ve
WBC'de Fransız Jean-Marc Momeck'i 7. raundda nakavt ederek dünya
şampiyonluğu kemerlerini eline geçirmiş ve bu müsabakada da KKTC
bayraklı şortu ile dikkat çekmişti. Haye, geçtiğimiz
yıl kasım ayından beri Kuzey Kıbrıs'ta Ozanköy
Jimnastik Salonu'nda maçlarına hazırlanıyor.
KIBRIS 18/05/08
Gays in north take to streets to
raise awareness
By Leo
Leonidou
A GAY RIGHTS
group yesterday took to the streets of north Nicosia to mark International Day
Against Homophobia (IDAH).
Calling themselves the Initiative Against Homophobia, members of the group
distributed leaflets to raise awareness of the issue and change the law.
In the north, the law on homosexuality stems from colonial times and makes sex
between two males punishable by up to five years in jail. There is no law
prohibiting sexual relations between women however.
The Initiative is a civil society organisation that was founded to fight
against discrimination because of sexual orientation, to prevent homophobia, to
protect the basic universal rights of gay, lesbian, bisexual and trans-gendered
people and to increase sensitivity in society.
Since the World Health Organisation removed homosexuality from its list of
mental and behavioural disorders on May 17, 1990, this date is recorded around
the world as the IDAH and celebrated as a day of resistance and activity
against all physical, moral and symbolic violence referring to sexual identity
or orientation.
According to the Initiative, the fight against homophobia requires constant
work. May 17 is a special day when everyones efforts converge towards a common
goal. This annual event aims to make people aware of the devastating effects of
homophobia, to impart a positive image of homosexuality and to combat
exclusion. Everyone should take part in their own way.
According to one activist, we must educate society and let people know about
the problems that we are facing.
He added that at the moment, homosexuals in the north are forced to hide their
true feelings and this is not right.
Earlier this week, the group applied to register the Initiative as a
non-governmental organisation with the Turkish Cypriot authorities.
We are hopeful that something will change for the better, the activist said.
A Greek Cypriot volunteer with the Family Planning Association was also
involved in the distribution of around 1,000 leaflets yesterday.
I am here because I believe that everybody should be free to do as they
please, especially in the privacy of their own home, the woman told the Mail.
We must respect everybodys choices and beliefs, but the law in the north is
not always democratic, especially on taboo subjects such as this.
The leaflet distributed by the Initiative states: In the scientific community,
people ask the same question but from different angles. Is homosexuality a
question of nature or nurture? In other words, are we born with our sexual
orientation or do we become gay, lesbian or bisexual depending on our
experiences, education or other influences? Different theories have been put
forward although theres no general opinion. Regardless of such theories, we
say for sure there is total agreement on the fact that people cannot choose
their sexual orientation and that there are no ways to change it.
There are currently 77 countries across the world where it is a criminal
offence to be gay.
CYPRUS MAIL 18/05/08
Christofias discusses common
interest with Latin America
PRESIDENT
Demetris Christofias participated in the EU - Latin America summit held Friday
in the Peruvian capital of Lima.
On the sidelines of the summit, Christofias had several meetings with Latin
American leaders with whom he discussed issues of common interest, while he
briefed them on the current developments regarding the Cyprus problem.
In particular, the President met with his Bolivian, Chilean and Colombian
counterparts.
He also met President of Venezuela, Hugo Chavez. The Foreign Ministers of the
two countries were also present. Christofias and Chavez discussed international
issues and agreed to cooperate on political, financial and cultural, as well as
on technological issues.
In todays world of globalisation the use of technology has created wealth
which could feed each and every human being on this planet, Christofias said.
Hi speech focused on poverty, inequality and exclusion, which are daily
phenomena, he pointed out.
This is due to the exploitation of the natural resources of developing
countries by huge economic and trading corporations at the expense of the
economic interests of these countries and their peoples, the President said.
Additionally, he referred to Cyprus as a country that in its recent history has
benefited from the generosity of others. After the Turkish invasion and
occupation of 1974, which continues until now, it had to rely on the assistance
of third countries in order to care for its refugees, its destitute and its
wounded. This has generated a heightened sense of moral obligation that is very
real in the hearts of all Cypriots. As a result, Cyprus could not but become
engaged in the efforts of the international community to attain a more
equitable distribution of the worlds wealth, he said.
At the summit, President Christofias also met with Cuban Vice-President Jose
Machado Ventura, as well as with the countrys Foreign Minister. They discussed
the Cyprus problem, issues of common interest and expressed the wish to
strengthen further good bilateral relations.
Christofias reiterated the Greek Cypriot sides will to work towards a Cyprus
settlement for the benefit of both the Greek and Turkish Cypriot communities.
At a Foreign Ministers meeting held before the summit, Cypriot FM Markos Kyprianou
talked about intercultural dialogue and the effort to strengthen communication
and understanding between EU and Latin American countries.
On the sidelines of the meeting, Kyprianou held discussion with his
counterparts from Argentina, Peru, Panama, Ecuador and Costa Rica.
CYPRUS MAIL 18/05/08