Kıbrıslı Türk ve Rum öğrenciler Atina'da bir araya geldi

Çok sayıda öğrencinin katıldığı geceye, Atina'da eğitimini sürdüren Kıbrıslı Türk öğrenciler, ayrıca İstanbul ve Ankara KGP temsilcileri de katıldı.

   İki toplumun yeniden yakınlaşması ve Kıbrıs'ta iki bölgeli iki toplumlu federatif birleşik Kıbrıs'ın oluşturulması adına konuşmalar yapılan gecede, kısa film gösterileri ve barışa dair ortak şarkılar söylendi.

   Kıbrıslı Gençlik Platformu Federasyon Konseyi üyesi Serkan Karas ve Proodeftiki Atina Başkanı Marios Loizidis etkinlikte yaptıkları konuşmada, adadaki mevcut sorunun çözülmesi temennilerini dile getirdi.

   İki toplumun beraberce yaşayabileceği sürdürebilir bir barışın mümkün olduğunu ve iki toplumun da buna hazır bulunduğunu belirten Karas ile Loizidis, tüm enerjilerini bu amaç uğruna sarf edeceklerinin altını çizdi.

   Öğrenciler, etkinliğin sonunda Kıbrıs'ta barışa dair sloganlar da attı.

KIBRIS 12/10/08

 

Anastasiadis, Yeşilırmak barikatının hemen açılmasını istedi

Habere geniş yer ayıran Alithia gazetesi, Anastasiadis'in yaptığı açıklamada "Limnidi (Yeşilırmak) barikatının açılması, tarihi şehrin korunmasına ilişkin sözde Maraş belediye başkanlarının önerisinin uygulanması, kapalı Maraş şehrinin mevcut durumunun teknokratlar tarafından biçimlendirilmesi ve Ledra Caddesi'ndeki (Uzun Yol) geçiş noktasıyla ilgili anlaşmanın tamamlanması" gibi güven yaratıcı önlemlerin benimsenmesini ve uygulanmasını önerdiğini yazdı.

   "Tüm bunlar, farklı, umutlandırıcı bir imaj yaratabilir" ifadelerini kullanan Anastasiadis, birtakım önlemler bulunduğunu dile getirerek, bu önlemler alındığı takdirde bunların ortamı önemli ölçüde iyileştireceğini kaydetti.

Ortamın "sarsıldığını" ifade eden Anastasiadis, Kıbrıs'ta iki lider arasında meydana gelen "açık anlaşmazlıklar ve kişisel saldırılara" son verilmesine ilişkin kararın uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Urbancic'le görüşmesi...

 

   Açıklamasında, ABD'nin yeni Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'le görüşmesine de değinen Anastasiadis, bu görüşmenin sadece resmi bir görüşmeden ibaret olmadığını, Kıbrıs sorununun şu anki aşaması, karşı karşıya kalınan zorluklar ve derhal alınması gereken önlemlere ilişkin özlü bir diyaloğu da kapsadığını belirtti. Amerikalıların, sürece aktif bir şekilde müdahale etme niyetleri olup olmadığının sorulması üzerine Anastasiadis, Amerikanların tezinin, diyalogu ve üstlenilen girişimleri desteklemek olduğunu belirtti.

   "Fikir ya da müdahale taşıyıcısı olacakları anlamına gelecek şekilde, ABD'nin sürece doğrudan karışmak istemediğini" kaydeden Anastasiadis, "Amerikalıların taahhüt ettiği şey; iki toplum tarafından kabul edilecek bir çözüm bulunmasına yardımcı olacak kararları alması gerekenleri nihai aşamada cesaretlendirerek, rol oynayabilecekleridir" dedi.

    Kıbrıs sorununun çözüm temeli konusunda anlaşmazlıklar olmadığını dile getiren Anastasiadis, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli, iki toplumlu federasyona dönüştürülmesi yöntemine yönelik ve BM'nin belirlediği şekilde eşitliğin tanınması konusunda anlaşmazlık" olduğunu belirtti. Anastasiadis, genel ortamı bozan şeyin; "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin partenojenez (bakir doğum) yoluyla dönüşümü olduğunu" da ileri sürdü.

   Fileleftheros gazetesi ise; "ABD Kıbrıs Sorunuyla İlgili Fikir Taşıyıcısı Olmayacak... Anastasiadis: Ortamın İyileşmesi İçin Önlemler- 'Partenojenez'i (Bakir Doğum) Kabul Etmeyeceğiz" başlıklı haberinde, Anastasiadis'in yaptığı açıklamada; "Kıbrıs sorununun çözüm temeline ilişkin olarak ortak bir tez bulunduğunun göründüğünü" belirttiğini ve Cumhurbaşkanı Talat'ın "tek uluslararası kimlik, tek egemenlik ve tek vatandaşlığa sahip bir devletten bahsetmeyi ihmal etmediğini" ifade ettiğini kaydetti.

 

Anastasiadis-Simitis görüşmesi

 

   Gazeteler, Rum ana muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in Güney'de temaslarda bulunan Yunanistan eski başbakanı Kostas Simitis'le de biraraya geldiğini yazdılar.

   Alithia gazetesi konuyla ilgili haberinde, Anastasiadis'in Simitis'i Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeler ve doğrudan müzakereler sürecine ilişkin bilgilendirdiğini kaydetti.

   Simitis'in "Kıbrıs"a olan ilgisinin daima güçlü olduğunu ifade eden Anastasiadis; Simitis'in, yakın zamanda adada Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilecek bir çözüm bulunması için üstlenilen tüm girişimleri desteklediğini söylemekten mutluluk duyduğunu belirtti.

KIBRIS 12/10/08

 

 

"Ortam iyileşti, ancak görüş ayrılıkları sürüyor"

 

Rum gazeteleri, doğrudan müzakereler çerçevesindeki önceki günkü görüşmede; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın baş başa görüşmeleri ve BM'nin; momentumu koruma çabaları sayesinde ortamda gözle görülür bir iyileşme sağlandığı, ancak görüş ayrılıklarının üzerine köprü kurmayı başarılamadığı yolunda haberler yer aldı.

   Fileleftheros gazetesi; "Ortamın 'Restorasyonu' - Öze İlişkin Uçurum, Yürütme Yetkisine İlişkin Anlaşmazlık Varlığını Koruyor" başlığıyla manşete çektiği ve edindiği bilgilere dayandırdığı haberinde önceki günkü 3 saati aşkın görüşmede ele alınan konulardan; Kıbrıs sorununun özüne ilişkin anlaşmazlıkların varlığını koruduğunun anlaşıldığını yazdı, şöyle devam etti:

   "Başkan Dimitris Hristofyas'ın işgal lideri Talat'la gerçekleştirdiği, bir saat süren baş başa görüşme, önceki görüşmelere oranla ortamı iyileştirdi, ancak Türklerin öze ilişkin tezlerini değiştirmedi. Baş başa görüşmede ele alınanlar, baş başa görüşmede konuşulanlar, karşılıklı öneriler ve öze ilişkin tartışmalar görüşmenin sonraki aşamasına da yansıdı.

   Başkan Hristofyas Talat'a; kamuoyuna açıklamada bulunmaktan kaçınmasını tavsiye etti. Aynı zamanda daha sık, haftada bir görüşmek suretiyle prosedürün hızlandırılmasına, Nami ve Yakovu'nun da yükseltilmiş role sahip olmasına karar verdiler. Nami ve Yakovu; yanlarına uzmanları da alarak konuları görüşecekler.

 

Deniz hukuku görüşüldü

 

   Güvenilir bilgilerimize göre, önceki günkü müzakereler Deniz Hukuku'nun görüşülmesiyle başladı, ancak bir sonuca varılamadı. Öğrendiğimize göre müzakere sonunda Türk tarafı itirazda bulundu. Türkiye'nin İsrail'le birlikte istisna teşkil ettiğine ve çeşitli nedenlerle Deniz Hukuku sözleşmesini imzalamadıklarına işaret ediliyor.

   İlk kez önceki günkü görüşmede ele alınan ve iki liderin siyasi-ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanan 'Vatandaşların Toplumsal Hakları' konusunda ise görüş birlikleri saptandı. Ancak bu meselenin; henüz ele alınmaya başlanmayan temel insan haklarının üzerinde olması söz konusu değildir. Bu haklar, Merkezî Hükümet'in yetkileri dahilinde olacak. Merkezi Hükümet'in yetkileriyle ilgili olarak; Avrupa Birliği'yle ilgili konular görüşüldü.

   Dünkü görüşmede yürütme yetkisi konusu da müzakere edildi. Öğrendiğimize göre Başkan Hristofyas, çeşitli yönetim sistemlerini ve bunların avantaj ve dezavantajlarını ortaya koyarak; başkanlık sistemini önerdi. Yani Başkan ve Başkan Yardımcısı ve bunların dönüşümlü başkanlığının işlemesini... Talat ve çalışma arkadaşları ara istediler, istişare ettiler ve müzakere masasına geri döndüler. Mehmet Ali Talat da, çeşitli yönetim sistemlerine ilişkin bir analiz yaptı, Kıbrıs Rum tezini reddetti ve İsviçre modelini önerdi. Başkan Hristofyas muhatabına; Kıbrıs Rum tarafının İsviçre modelini kabul etmediğini söyledi ve detaylı yanıtını; önümüzdeki Pazartesi olarak belirlenen bir sonraki görüşmeye sakladı."

 

Düğün hediyesi

 

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, AB Zirvesi'ne katılmak üzere önümüzdeki hafta salı günü Brüksel'e gideceğini haber veren gazete, Hristofyas'ın önceki günkü görüşmenin öncesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, yaz sezonunda evlenen kızına düğün hediyesi olarak; her iki toplumun da yaptığı geleneksel Kıbrıs işi olduğundan sembolik öneme sahip olduğunu söylediği, Lefkara işi bir örtü hediye verdiğini yazdı.

   Gazeteye göre "taktik değiştirerek", Uluslararası Lefkoşa Havaalanı'nın kapılarını basın mensuplarına açan BM; Aleksander Downer aracılığıyla medya mensuplarını; prosedürle ilgili yazdıklarına dikkat etmeleri konusunda uyardı. Downer, "Bu, Kıbrıs'ın geleceği için çok önemli bir müzakeredir ve liderlerin de bu müzakereleri gerçekleştirmek için çok zamana ihtiyaçları olacak" dedi.

   Fileleftheros gazetesi; "Downer'in Çağrısı: Momentum Korunsun - Müdahiller İlerleme Saptadı" başlığıyla yansıttığı haberinde, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'tan kamuoyu önünde çatışmaktan kaçınmalarını ve prosedürü hızlandırmalarını istediğini yazdı.

   Her üç tarafın da (Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafı ve BM) farklı nedenlerden dolayı momentumu korumak istediğini yazan gazete, Downer'in; her iki liderin de oluru ile; doğrudan müzakereler çerçevesinde kaydedilen ilerlemeden söz ettiğini belirtti.

 

"Downer haddini aştı"

 

   Politis gazetesi; "Prosedür Hızlandırılıyor - Aleksander Downer Müzakerelerde Haddini Aştı - Çalışma Gruplarını da Yeniden Öne Çıkarıyorlar" başlık ve spotlarını kullandığı manşet haberinde önceki günkü Talat-Hristofyas görüşmesinin; son zamanlarda oluşan buzların kırıldığını gösterdiğini yazdı.

   İki liderin; haftada en az bir kere görüşme, prosedürü hızlandırma ve konuları daha ileri inceleme için havale edecekleri çalışma gruplarını yeniden aktifleştirmeye karar verdiklerini belirten gazete, "Aleksander Downer müzakerelerde haddini aştı. Dünkü görüşmenin sonucu; baş başa görüşmelerinde çok şey üzerinde uzlaşan iki lidere atfedilse de BM Genel Sekreteri'nin Özel Danışmanı'nın New York dönüşünde ortaya koyduğu çerçeve içerisinde hareket ettikleri aşikârdır" ifadesini kullandı.

   Alithia gazetesi; "Danışmanları ve (Çalışma) Gruplarını Yükseltiyorlar - Dünkü Talat-Hristofyas Görüşmesinde İlk İlerleme İşaretleri" başlıklı haberinde Downer'in görüşme sonrasında yaptığı "çalışma grupları, temsilciler ve uzmanlar iki liderden alacakları talimatlara göre görüşmeler gerçekleştirecekler" açıklamasını öne çıkardı.

 

Hristofyas: Adım adım ilerleyeceğiz

 

   Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın görüşme sonrasında Rum Başkanlık Köşkü'ne dönüşünde kendisini bekleyen gazetecilere yaptığı açıklamayı da; "Hristofyas, İlerleme Adım Adım Diyor" başlığıyla yansıttı.

   Gazeteye göre Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'la yaptığı görüşmenin sonuçlarından memnun olduğunu söyledi. Aleksander Downer'in görüşme sonrasında söylediği gibi federal yönetim konusunda ilerleme sağlanıp sağlanmadığının sorulmasına karşılık Hristofyas, "Downer'in söyledikleri iki toplum liderini de ifade ediyor" yanıtını verdi.

   Hristofyas; Cumhurbaşkanı Talat'la baş başa yaptığı görüşmeyle ilgili soruya karşılık da, kendi aralarında dostça konuştukları, bu tür görüşmelerin devam edeceği yanıtını verdi. Hristofyas şunları söyledi:

   "Şu ana kadar üç görüşme oldu. Zannederim, 'Kıbrıs sorunu çözülmesi gerekirdi' mesajını vermemiz gerekmez, çünkü Kıbrıs sorununun, her iki toplumun farklı görüşlerinin bulunduğu 5-6 çok çok önemli yönü var. Şurası nettir: Her şeyden önce bizim ve sizin sabırlı olmanız gerekir.

   Benim söylediğim; orada görüşleri, tezleri savunarak Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerinde her iki toplumun da çıkarına olacak bir çözüm bulmaya çalıştığımızdır. Dolayısıyla, o kadar süratli olmasa da ilerleme sağlayacağız, yeter ki ilerleyelim. Merkezi Hükümet'in yetkileriyle ilgili 2-3 adım attık"

 

Downer liderlere öneriler sunacak

 

    Mahi gazetesi; "BM Daha Aktif Rol İstiyor - Hedef Prosedürün Hızlandırılması ve Özlü İlerleme - Aleksander Downer Pazartesi Günü Liderlere; BM'nin Nasıl Yardımcı Olabileceğine İlişkin Öneriler Sunacak" başlıklı manşet haberinde BM'nin; Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik doğrudan müzakereler prosedüründe daha aktif rol istemekte olduğunu yazdı.

   Gazete edindiği bilgilere dayanarak, önceki günkü Talat-Hristofyas görüşmesinde Aleksander Downer'in liderlere; BM'nin daha aktif rol alarak prosedürün hızlandırılmasına yardım etmeye hazır olduğunu söylediğini yazdı.

   Downer'in liderlere; BM'nin hedefinin prosedürün hızlandırılması ve özlü ilerleme sağlanmasına yardımcı olmak olduğunu söylediğini belirten gazete, aynı kaynakların; BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı'nın pazartesi günü (13 Ekim) BM'nin iki lidere; ilerlemeleri ve müzakereleri zamanın derinliklerine çekmemeleri için nasıl yardımcı olabileceğine dair bazı somut öneriler sunacağını haber verdi.

KIBRIS 12/10/08

 

Quality, not quantity what matters at talks
By Elias Hazou

REACTION to Friday’s meeting of the two leaders brought a mixed can of beans, ranging from the polemical to the moderate.

Under UN prodding, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have agreed to speed up the process with more frequent meetings.

Christofias is in Paris today, attending a Eurozone summit to assess the international credit crisis, but will be back on the island tonight.

An air of pessimism – for which the government itself was partly responsible – had hung over the talks prior to Friday’s meeting. However, when it was over Christofias said he was “satisfied” and that “progress” had been made.

Christofias also told newsmen that one should not expect the Cyprus problem to be solved after just a couple of sessions.

The sentiment was shared by UN Special Envoy Alexander Downer, who urged all parties concerned, including the media on both sides, to be patient and give the two leaders some “space” to talk shop.

Government Spokesman Stephanos Stephanou said yesterday that achieving a solution did not depend so much on the frequency of the meetings, but rather on whether the sides brought “reasonable proposals” to the table.

Only through an earnest give-and-take could the two sides bridge their differences, he added.

Responding to questions, Stephanou said the UN’s role was defined by UN Security Council resolutions, which state that the peace process is owned by the Cypriot people and that the settlement must be agreed and put to simultaneous referenda.

Deputy Andreas Angelides of DIKO, AKEL’s main government partner, took a militant stance, urging Christofias to expose Turkish intransigence.

“It is a political error to say that the key to the solution lies in Ankara. Instead, we should be saying that Turkey is responsible for invading and occupying territory which is now part of the EU. Turkey should be denounced internationally as the root cause of the problem and as a human rights violator,” he said.

And EDEK boss Yiannakis Omirou suggested Nicosia and Athens turn the screws on Turkey by sending a clear message that Ankara’s EU accession bid would be endangered if it insisted on its intransigent stance.

“Turkey’s goal remains virgin birth, the dissolution of the Republic of Cyprus… and keeping the security guarantees in place,” Omirou declared.

Ruling AKEL chose to focus on the positive, with party spokesman Andros Kyprianou welcoming Friday’s decision to re-activate the working groups of experts supporting the talks process.

Kyprianou flatly disagreed with the idea of “reporting” Turkey to international fora. He said that would be a counter-productive move at a time when negotiations were ongoing.

According to Kyprianou, President Christofias was already doing a good job of exposing Turkish intransigence by bringing to the table “objective positions” which were not reciprocated by the other side.

Nicos Tornaritis of DISY, which has lent Christofias full support, called for a more active involvement of the EU in the peace process.

Foreign leaders should be kept updated on the course of negotiations, so that in the event the talks were stalling “those mechanisms could be brought into action that will move the process forward again.”

The leaders of the two communities next come together in no-man’s land tomorrow to resume discussion on power-sharing and governance, the first item on the talks’ agenda.

Christofias was elected in February on a ticket to revive reunification talks, stalled for four years since Greek Cypriots rejected a UN blueprint.

Though no timeframe has been set for a settlement, the UN has indicated to both sides that the talks should not be allowed to drag on indefinitely.

CYPRUS MAIL 12/10/08

 

 Talat ve Hristofyas başkanlığı konuştu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas’ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptıkları görüşme sona erdi.

NTV

Güncelleme: 14:43 TSİ 13 Ekim 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve yardımcısı mekanizmasını ele aldıklarını, gelecek hafta çarşamba günü yapılacak görüşmede bu konunun görüşülmeye devam edileceğini söyledi.

Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de belirten Downer, tarafların görüşmede önerilerini sunduklarını, daha fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade etti.

BM yetkilisi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun da hafta içinde bir araya geleceklerini kaydetti.

Downer, “Liderler arasında ortak bir dil var mı” sorusuna karşılık, “ortak siyasi irade ve çözüm isteği bulunduğunu bunun da iyi bir şey olduğunu”
söyledi.

Kıbrıs konusunun son derece karmaşık bir sorun olduğunu ifade eden Downer, liderlerin her konuda birbirine yakın olmalarının beklenemeyeceğini belirtti.

Downer, BM’nin her zaman sürece desteğini sürdüreceğini de sözlerine ekledi. Liderler gelecek hafta yapılacak görüşmelerde de başkanlık sistemini görüşmeyi sürdürecek.

Yönetimde güç paylaşımı konusunun yürütme alt başlığında ele alınan başkanlık sisteminde Kıbrıs Türk tarafı kısmen Bosna-Hersek veya İsviçre’de olduğu gibi yürütmenin “Başkanlık Konseyi” şeklinde olmasını istiyor.

Türk tarafının üstünde durduğu “Başkanlık Konseyinde” konseyin, tarafların uzlaşacağı sayıda Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri olacak. Başkanlık bu üyeler arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi yüzde 70 Rumlarda, yüzde 30 Türklerde olacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise başkanlık sistemini savunuyor, bunda bir başkan ve bir başkan yardımcısı olmasını öngörüyor. Rumların istediği sistemde başkanlık iki kişi arasında dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.

 

Kıbrıs'ta askeri tatbikatlar iptal

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 11 Eylül'de kapsamlı görüşmelere başlayan KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, adadaki askeri tatbikatları karşılıklı olarak iptal etti.

Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının Nikiforos tatbikatının bu yıl yapılmayacağı kararını memnuniyetle karşıladığını ve buna bağlı olarak Toros tatbikatının da yapılmayacağını açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın duyurduğu, Rum yönetimin Nikiforos tatbikatının bu yıl yapılmayacağına ilişkin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Nikiforos tatbikatı yapılmayacağına göre Toros tatbikatının da yapılmayacağını söyleyebiliriz" dedi.

"Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros tatbikatının da yapılmayacağını duyurabileceklerini ifade eden Erçakıca, "zaten Toros tatbikatının, Nikiforos tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya başlandığı için icra edilmeye başlandığını" hatırlattı.

Türk tarafının bütün gerginliğe rağmen, Toros tatbikatının daha çok arama-kurtarma, hayatta kalmayı içeren komando gösterileri gibi olmasına özen gösterdiğini, ağır silahların gösterisine dönüşmesinden kaçındığını anlatan Erçakıca, "Adada görüşme sürecinin yeniden başladığı dönemde, tatbikatların yapılmayacak olmasını Cumhurbaşkanımız da memnuniyetle karşılıyor" dedi.

CNN TURK 13/10/08

 

Liderler başkanlık mekanizmasını görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün dördüncü kez bir araya geldi.

 

Liderler Lefkoşa ara bölgede yapılan ve 3 saat süren görüşmenin ardından bölgeden ayrıldı.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve yardımcısı mekanizmasını ele aldıklarını, gelecek hafta çarşamba günü yapılacak görüşmede bu konunun görüşülmeye devam edileceğini söyledi.

Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de belirten Downer, tarafların görüşmede önerilerini sunduklarını, daha fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade etti.

BM yetkilisi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun da hafta içinde bir araya geleceklerini kaydetti.

Downer, "Liderler arasında ortak bir dil var mı" sorusuna karşılık, "ortak siyasi irade ve çözüm isteği bulunduğunu bunun da iyi bir şey olduğunu" söyledi.

Kıbrıs konusunun son derece karmaşık bir sorun olduğunu ifade eden Downer, liderlerin her konuda birbirine yakın olmalarının beklenemeyeceğini belirtti.

Downer, BM'nin her zaman sürece desteğini sürdüreceğini de sözlerine ekledi.

Liderler gelecek hafta yapılacak görüşmelerde de başkanlık sistemini görüşmeyi sürdürecek.

Yönetimde güç paylaşımı konusunun yürütme alt başlığında ele alınan başkanlık sisteminde Kıbrıs Türk tarafı kısmen Bosna-Hersek veya İsviçre'de olduğu gibi yürütmenin "Başkanlık Konseyi" şeklinde olmasını istiyor.

Türk tarafının üstünde durduğu "Başkanlık Konseyi'nde" konseyin, tarafların uzlaşacağı sayıda Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri olacak. Başkanlık bu üyeler arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi yüzde 70 Rumlarda, yüzde 30 Türklerde olacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise başkanlık sistemini savunuyor, bunda bir başkan ve bir başkan yardımcısı olmasını öngörüyor.
 
Rumların istediği sistemde başkanlık iki kişi arasında dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.

CNN TURK 13/10/08

 

Ada'da önemli gelişme

Bir ayda 4. kez buluşan Kırbıslı iki lider Talat ve Hristofyas önemli bir adım attı. Önce Rum lider "Nikiforos tatbikatı yapımayacak" dedi, ardından KKTC Cumhurbaşkanlığı "Toros tatbikatı da da iptal edildi" açıklamasını yaptı.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) tarafından her yıl düzenlenen “Nikiforos” tatbikatının bu yıl yapılmayacağını söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesinin ardından Rum Başkanlık Sarayına dönüşünde açıklama yapan Hristofyas, Rum Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar uyarınca, Rum ordusunun Nikiforos tatbikatı ile Türk ordusunun Toros tatbikatının iptal edilmesi yönünde BM Genel Sekreteri'ne öneri sunduğunu anımsattı.

Hristofyas, Bakanlar Kurulunun, “Nikiforos tatbikatının ertelenmesi ya da iptal edilmesi” yönünde aldığı karar çerçevesinde, Nikiforos tatbikatının iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi.

KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI: “NİKİFOROS YAPILMAYACAĞINA GÖRE, TOROS DA YAPILMAYACAK”

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 11 Eylülde kapsamlı görüşmelere başlayan KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, adadaki askeri tatbikatları karşılıklı olarak iptal etti.

Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının Nikiforos tatbikatının bu yıl yapılmayacağı kararını memnuniyetle karşıladığını ve buna bağlı olarak Toros tatbikatının da yapılmayacağını açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın duyurduğu, Rum yönetimin Nikiforos tatbikatının bu yıl yapılmayacağına ilişkin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Nikiforos tatbikatı yapılmayacağına göre Toros tatbikatının da yapılmayacağını söyleyebiliriz. Hristofyas'ın bu konuda basına yaptığı açıklamalardan ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki (AKPM) konuşmasında bu konuya değinmesinden sonra bize böyle bir resmi başvuruda bulunmamasına rağmen, Türk tarafı olarak gerekli çalışmaları yapmış ve Nikiforos'un yapılmaması halinde Toros'un da yapılmaması kararını üretmiştik.”

“Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros tatbikatının da yapılmayacağını duyurabileceklerini ifade eden Erçakıca, “zaten Toros tatbikatının, Nikiforos tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya başlandığı için icra edilmeye başlandığını” hatırlattı.

Türk tarafının bütün gerginliğe rağmen, Toros tatbikatının daha çok arama-kurtarma, hayatta kalmayı içeren komando gösterileri gibi olmasına özen gösterdiğini, ağır silahların gösterisine dönüşmesinden kaçındığını anlatan Erçakıca, “Adada görüşme sürecinin yeniden başladığı dönemde, tatbikatların yapılmayacak olmasını Cumhurbaşkanımız da memnuniyetle karşılıyor” dedi.

HURRIYET 13/10/08

 

‘Ermeni doktorlar 15 bin Türk esiri kör etti’ iddiası

 Esra KIRDÖK/ADANA, (DHA)

 

 

 

 

ADANALI tarihçi Cezmi Yurtsever, 1’inci Dünya Savaşı’nda Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısır’da kurulan esir kamplarında, Ermeni doktorlarca temizlik bahanesiyle ‘cerasol’ adlı kimsayal bir madde ile su tanklarında zorla banyo yaptırılarak kör edildiğini öne sürdü. Bu olayı İngiliz arşivinde de belgelediğini savunan Yurtsever, TBMM’ye “Bu vahşeti dünyaya anlatın” çağrısı yaptı.

Yaptığı ilginç araştırmalarla tanınan Cezmi Yurtsever, basın toplantısı düzenleyerek, Osmanlı’nın son dönemlerinde Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısır’da kurulan esir kamplarında Ermeni doktorlarının vahşetine maruz kaldığını iddia etti. Yurtsever şunları söyledi:

“1917 yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun Gazze- Birüssebi Savaşı’nda 13 bin Türk askeri hayatını kaybetti. 12 bin civarında da esir vardı. Esir Türk askerleri için Mısır’da esir kampları kuruldu. Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunan TBMM’nin 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtları belgelerini okudum. Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk’e sundukları ‘görüşme konusu’ (takrir) belgesinde, ‘Mısır’da sonuçlandırılan İngilizlerin fenni temizlik bahanesiyle miktarından fazla ‘cerasol’ banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15 bin Türk evladını kobay olarak kullandıkları, bu cinayetin failleri olan Ermeni ve İngiliz tabipleriyle garnizon kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz’ sözleri yazılıydı. Bu vahşi uygulama bir savaş suçudur.”

Yurtsever, olayın farklı boyutlarını Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinden de araştırdığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arşivde, ‘JO1208’ kod numaralı Türk askerlerinin Mısır’da kırbaçlı kasketli düşman görevliler karşısında çırılçıplak, ‘cerasol’ karıştırılmış su tanklarında zorla banyo yaptırılma fotoğrafına ulaştım. Mısır’daki esir Türk askerleri tutanak ve belgelerinde Heliopolis esir kampının sorumluları Arsen Kohoren ve Leon Samuel adındaki doktorlardı. Sidi Beşir kampından sorumlu doktor da Osmanlı ordusunda görevli iken bir şekilde düşman safına geçen Halepli ve Ermeni asıllı doktordu.”

MILLIYET 13/10/08

 

 

Kıbrıs’ın güneyinde kitap krizi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Rum Yönetimi’nin Türkler ve Rumlar arasında bir saygı kültürü oluşturmak amacıyla bazı tarih kitaplarında değişiklik yapması kilise ve muhalefetin tepkisini çekti

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkler ve Rumlar arasında devam eden müzakerelere katkıda bulunmak ve iki taraf arasında “saygı kültürü” oluşmasını sağlamak amacıyla Rum kesimindeki okullarda okutulan bazı tarih kitaplarında değişiklik yapınca eleştiri oklarının hedefi oldu.
Türklerle Rumların barış içinde bir arada yaşamaları fikrine destek vermek isteyen Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Andreas Dimitriu’nun önerisi üzerine, “Osmanlı İmparatorluğu”, “Güneydoğu Avrupa’da Ulus ve Devlet”, “Balkan Savaşı” ve “İkinci Dünya Savaşı” isimli yardımcı okul kitapları hazırlandı. 

Şirin Osmanlı!
Ancak Eğitim ve Kültür Bakanı’nın girişimi, muhalefet ve din adamlarının tepkisini çekti. Muhalefetteki milliyetçi DİSİ partisi, bu projenin, Rumların “Helenistik mirasını sansür etmek” anlamına geldiğini söyledi. Başpiskopos Hrisostomos da, “Bu, bugüne kadar öğrendiğimiz her şeyin yanlış olduğu anlamına mı geliyor?” dedi.
Rum gazeteleri de manşetten verdikleri haberlerde, “Kitapların Osmanlı devletini şirin göstermeye çalıştığı” iddiasını ortaya attı. Simerini, “Tarih bilmez kitaplarda inanılmaz şeyler. Etnik kimliğimiz olmasın istiyorlar” manşetini attı. Gazete, kitaplarda İstanbul’un, Türkler tarafından fethedilmesinden sonra refaha kavuşmaya başladığı bilgisinin verildiğini yazdı.
Gazete, kitaplarla ilgili olarak şu eleştirileri sıraladı: “Kitaplardan birinde Selanik’in 1912 yılında Yunan ordusu tarafından kurtarılmasının istila olarak nitelendirilmesi acı bir izlenim yaratıyor. Kitap tamamen, Selanik için can atan Üsküplülerin (Makedonların) yayılmacı planlarına hizmet ediyor.”
Eğitim ve Kültür Bakanı Dimitriu ise “Eğitim bizi bir arada tutan ve bir halk olarak nitelendiren şeyleri beslemelidir. Ben şahsen, gerçeklerden daha iyi bir şey olmadığına inanıyorum” dedi. Dimitriu, söz konusu yardımcı kitapların okullara girmesi konusunda şimdilik hiçbir anlaşma bulunmadığını da ekledi. Bakanlık, kitapların okul kütüphanelerine girmeden önce incelenmesi için özel bir komisyon kurdu.

KKTC değiştirdi
KKTC’de de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın 2003 yılında Başbakan olduğu dönemde, okullarda okutulan tarih kitaplarında değişiklikler yapılmıştı. Kıbrıs Türk Tarihi kitaplarında, Rumlara ve Yunanlılara “kin ve nefret uyandıran” bölümler çıkarılmış, yerine daha dostane ifadeler konulmuştu.

MILLIYET 13/10/08

 

İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı

2004 Annan Planı referandumundan sonra, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerin etkisiyle "patlama" yaşayan inşaat sektörü, son iki yılda büyük bir durgunluk içine girdi. Ancak bu durum ülkemizdeki müteahhit sayısının artmasına engel olamadı

MÜTEAHHİT SAYISI 59'DAN 228'E YÜKSELDİ... İnşaat sektöründeki duraksamaya rağmen, kayıtlı müteahhit sayısı yükselmeye devam ediyor. İnşaat sektöründe 2004 yılı Annan Planı referandumundan  sonra yaşanan hareketlilik, sadece çevremizde artan bina sayısına değil, kayıtlı müteahhit rakamlarına da yansıdı. 1998 yılında İnşaat Encümenliği'ne kayıtlı 59 müteahhit varken, bu rakam 2008 yılında 228'e yükseldi

 

"SEKTÖR AMBALE OLDU"... Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, kayıtlı müteahhit sayısının 2008'de yüksek oranda artmasının, "müteahhitler disiplin altına girdi" anlamı taşıdığını söyledi. Kısa bir süredir yeni üye kaydı yapmadıklarına çünkü sektörün "ambale" olduğuna dikkat çeken Gürcafer, adada bir çözüm olması halinde Annan Planı'ndan sonraki inşaat patlamasından çok daha fazlasının yaşanacağını söyledi. Gürcafer, çözüm olmaması halinde ise sektörün şu anki işlevini sürdüreceği görüşünde olduğunu belirtti

 

Ergül ERNUR

   İnşaat sektöründe 2004 yılı Annan Planı referandumundan sonra yaşanan hareketlilik, sadece çevremizde artan bina sayısına değil, kayıtlı müteahhit rakamlarına da yansıdı.

   1998 yılında İnşaat Encümenliği'ne kayıtlı 59 müteahhit varken, bu rakam 2008 yılında 228'e yükseldi.

   Annan Planı referandumunun ardından ülkemizde yaşanan "inşaat patlaması", 2006 yılından itibaren durgunlaşmaya başladığı halde, bu durum müteahhit sayısının azalmasına neden olmadı.

   Buna göre, 2003'te 51, 2004'te 60, 2005'te 71 olan kayıtlı müteahhit sayısı, 2006'da 171'e, 2007'de 215 ve 2008'de de 228'e yükseldi.

   İnşaat Encümenliğinin istatistiki rakamlarına göre, İnşaat Encümenliği'nin 408 üyesi bulunduğu ancak bazı müteahhit firmaların iptali, bazısının ise kaydını yenilememesinden dolayı rakam 228 oldu.

Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, kayıtlı müteahhit sayısının 2008 yılında yüksek oranda artmasının "müteahhitlerin disiplin altına girdiği" anlamı taşıdığını vurguladı.

   Kısa bir süredir yeni üye kaydı yapmadıklarını çünkü sektörün "ambale" olduğunu belirten Gürcafer, "Yasakçı bir yaklaşımı savunmuyoruz ama yasada gerekli düzenlemeler yapılana kadar, gerekli dikkati ve özeni göstermeye çalışıyoruz" dedi.

   Sektörü disiplin altına almak için Haziran 2007 tarihinde de kaçak müteahhit veya inşaatlara karşı kaymakamlık ve belediyelerin de yardımıyla mücadele başlatan Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği ve İnşaat Encümenliği, bugüne kadar toplam 16 adet kaçak inşaat tespit etti.

   Yüzde 70'i apartman, yüzde 30'u ise site inşaatı olan söz konusu kaçak inşaatlar, en fazla Girne bölgesi ve civarındaki yerleşim birimlerinde bulunuyor.

   Kaçak müteahhitlere ve inşaatlara karşı başlattıkları denetimlerin de sektörde belli bir disiplin ve kalitenin oluşmasına katkı sağladığını kaydeden Gürcafer, tanınmamış bir ülke olmamıza rağmen çok iyi bir noktada olduğumuzu söyledi.

   Adada bir çözüm olması halinde ise Annan Planı referandumundan sonra inşaat sektöründeki patlamadan çok daha fazlasının yaşanacağına vurgu yapan Gürcafer, çözüm olmaması halinde ise sektörün şu anki işlevini sürdüreceği görüşünde olduğunu belirtti.

   Gürcafer, Kıbrıs sorununun çözüleceğini düşünerek, süratle hazır hale gelinmesi gerektiğini söyleyerek "Ancak şu anki süratimiz buna yeterli değildir" yorumunu yaptı.

 

Kayıtlı müteahhit sayısı 59'dan 228'e yükseldi  

 

   Ülkemizde en fazla ihtiyaç duyulan sektörler arasında yer alan inşaat sektörü, gerek ekonomik gerekse siyasi etkenlerden dolayı değişken dönemler yaşıyor.

   Sınır kapılarının açıldığı 2003 yılı nisan ayından itibaren inşaat ve gayrimenkul sektöründe yaşanan canlanma, 2004 Annan Planı'nın ortaya çıktığı dönemlerde kısa süreli bir durgunluk yaşadı.

   Kapıların açılması ve ardından da Annan Planı referandumuyla, 2003'ten 2006 yılı sonuna kadar sektörde yaşanan hareketlilik, gözle görülür bir şekilde ülkemize olumlu yansıdı.

   Ülkemizdeki inşaat sektöründe henüz bir hareketlilik yaşanmadığı dönemler olan 1998 yılında kayıtlı 59 müteahhit varken, bu rakam 2003'te 51'e düştü, ancak 2008 yılında büyük bir artışla 228'e yükseldi.

   1998 yılından 2003'e kadar değişken bir tablo çizen kayıtlı müteahhit sayısı, bir yıl artarken diğer yıl düşüş gösteriyor.

   Buna göre, 1998'de 59 olan kayıtlı müteahhit sayısı 1999'da 15'e, 2000'de ise 8'e düştü, 2001'de 31'e yükselen sayı, 2002'de 45'e ve 2003'te de 51'e yükseldi.

   2003 yılı Annan Planı'ndan sonra ise sürekli artış gösteren müteahhit sayısı, 2004'te 60 iken 2008'de 228'e ulaştı.

   2003 yılındaki inşaat patlamasının etkisi, 2006 yılında yerini duraksamaya bıraktığı halde, kayıtlı müteahhit sayısındaki artış yine de yükselmeye devam etti.

   2003'te 51 olan kayıtlı müteahhit sayısı, 2004'te 60'a, 2005'te 71'e, 2006'da 171'e, 2007'de 215'e ve 2008'de ise 228'e yükseldi.

   İnşaat Encümenliği'nin verilerine göre, 2008'de kayıtlı 408 müteahhit bulunuyor ancak bu sene kaydını 228 tanesi yenilendi.

 

Bir yılda 16 kaçak inşaat

 

   İnşaat sektöründeki gelişmelerin ardından artan müteahhit sayısını kontrol altına almak ve sektöre disiplin getirmek için Haziran 2007 tarihinden itibaren kaçak müteahhit veya inşaatlara karşı mücadele başlatan Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği ve İnşaat Encümenliği, bugüne kadar toplam 16 adet kaçak inşaat tespit etti.

   Girne'de 9, Mağusa'da 4, Lefkoşa'da 2 ve Güzelyurt'ta 1 adet kaçak inşaat tespit edilirken, mühürlemeler kaymakamlık ve belediyelerin yardımıyla gerçekleştirildi.

   Yüzde 70'i apartman, yüzde 30'u ise site inşaatı olan söz konusu kaçak inşaatlar, en fazla Girne bölgesi ve civarındaki yerleşim birimlerinde bulunuyor.

  

Gürcafer: Af üzerinde çalışıyoruz

 

   Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, 19/98 sayılı Müteahhitleri Kayıt ve Denetim Yasası'nın Annan Planı'ndan önce uygulanırlığının yalnızca devlet ihalelerine yönelik algılandığını, özel için zorunlu olmadığı gibi düşünüldüğünü söyledi.

   2003 yılı Anan Planı'ndan sonraki inşaat patlamasıyla birlikte Müteahhitler Birliği olarak harekete geçtiklerini belirten Gürcafer, yaptıkları çalışmalarda kayıtlı faaliyet gösteren firma sayısının kayıtsız faaliyet gösterenlere oranla çok düşük olduğunun tespit edildiğini ifade etti.

   Karşılarına çıkan tabloda bir anda firmaların işlevlerinin durdurulmasının mümkün olmadığına işaret eden Gürcafer, sektörü disiplin altına alabilmek için müteahhitleri, Müteahhitler Birliği'nde kayıt altına alma ve ardından İnşaat Encümenliği'ne kayıtlarını yaptırmalarını sağlayarak gerekli çalışmalara başladıklarını kaydetti.

   Müteahhitlerin İnşaat Encümenliği'ne kayıt yaptırmasının ise amaca ulaşmak için yeterli olmayacağını belirten Gürcafer, "af" konusunda da çalışma başlattıklarını söyledi.

   19/98 sayılı Müteahhitleri Kayıt ve Denetim Yasası'nın, 1998'den sonra yapılan işleri referans olarak kabul etmediği dolayısıyla müteahhitlerin yeni kayıt olmuş gibi 5. sınıftan faaliyet göstermesi gerektiğini belirten Gürcafer, "Bir af çıkartarak, yasada düzenleme yapılacak. Böylece, firmaların yaptıkları işlerle, sahip oldukları karneleri denk duruma getirmek istiyoruz" dedi.

   Gürcafer, yapılacak çalışmayla denetimlerin daha kolay ve etkin hale getirilebileceğini ifade etti.

 

"Müteahhit kontrollerinde üye olamayacakların üzerinde duruyoruz"

 

   İzolasyonlar altında yaşayan bir ülke olduğumuzu anımsatarak konuşmasına devam eden Cafer Gürcafer, şöyle dedi:

   "Bizim müteahhitlerimizin bu ülke dışında başka bir ülkede müteahhitlik hizmeti satmaları mümkün değildir. Kendi ülkemizdeki pastayı en azından bir çözüm olana, izolasyonlar kalkana kadar veya bizim insanlarımız da yurtdışında eşit koşullarda iş yapabilecek duruma gelene kadar bu pastayı kendi insanımıza ve ekonomimize ayrılmalıyız."

    Bundan dolayı kayıtlı ve kayıtsız müteahhitlerin kontrolü yapılırken, ağırlıklı olarak üye olamayacakların üzerinde durduklarında dikkat çeken Gürcafer, Müteahhitler Birliği'ne kaydını yaptırmış ancak İnşaat Encümenliği'nden yıllık geçerli iznini alma imkanı olduğu halde bazı nedenlerden dolayı izin çıkartmamış müteahhitlere karşı esnek davrandıklarını söyledi.

   Ancak hiçbir koşulda KKTC vatandaşı olmayanların üye olamayacağının altını çizen Gürcafer, "Onarla karşı da çok katıyız" diye konuştu.

   Gürcafer, yasanın uygulanırlığını mümkün kılmak için çaba harcadıklarını belirterek, denetleme yaptıklarını fakat bazı durumlarda esnek davrandıklarını söyledi.

   Ekonominin çok kırılgan bir nokta olduğunu da ifade eden Gürcafer, "Oluşan artı değerin ülkemizde kalmasını istiyoruz" dedi.

KIBRIS 13/10/08

 

Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs Türk tarafının konfederasyon istemediği gibi, iki ayrı bağımsız devlet de istemediğini ifade etti.

   Nami, Kıbrıs sorunuyla ilgili SİMERİNİ gazetesine verdiği demeçte, sorununun çeşitli yönlerine değindi.

   Haberi "Hristofyas ve Talat'ın Anlaştığı Her şey Geçerli... Özdil Nami: Konfederasyon İstemediğimiz gibi iki ayrı devlet de istemiyoruz" başlıklarıyla veren gazete, Nami'nin Kıbrıslı Türklerin; gerçekleşecek olan herhangi bir çözümde garantör güç olarak sadece Türkiye'yle birlikte kendilerini güvende hissedeceklerini söylediğini ve Kıbrıs Rum kesimini bu konuya anlayış götermeye çağırdığını bildirdi.

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas arasında gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerin çıkmaza girmesi halinde, hakemlik yoluna işaret eden Nami, kendine göre; eğer gerekirse iki liderin bu metodu izleyeceğini söyledi.

   Kıbrıs Türk tarafının iki kesimli, iki toplumlu federasyonu desteklemeye devam ettiğini sözlerine ekleyen Nami, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne engel teşkil ettiği iddiasının doğru olmadığını da çeşitli örnekler vererek vurguladı.

   "Hristofyas'ın; gerçekleştirdikleri ilk görüşmelerde Kıbrıs sorununun çözüm temelinin tek egemenlik, tek

vatandaşlık, tek uluslar arası kimlik ve siyasi eşitliğe dayanacak olan iki kesimli, iki toplumlu federasyon olacağı konusunda Talat'ın hemfikir olduğunu söylediği ve Talat'ın tezinin hala daha bu mu olduğu" sorusu üzerine Nami, Cumhurbaşkanı Talat'ın böyle bir çözümü desteklemeye devam ettiğini kaydederek, bu konuya ilişkin ifade edilenlerin 23 Mayıs ve 1 Haziran'da yapılan anlaşmalarla güçlendirildiğini belirtti.

   Kıbrıs Türk tarafının konfederasyona ilişkin felsefesi bulunmadığını söyleyen Nami, siyasi liderler arasında varılacak olan olası bir anlaşmanın her iki tarafta da ayrı ayrı referanduma sunulacağını ifade etti.

           

Anlaşmayı iki halk, referandumla imzalayacak

 

   Kıbrıslı Türklerin konfederasyon istemediği gibi iki ayrı bağımsız devlet de istemediğini yineleyen Nami, "devlet" kelimelerinin iki liderin kendi aralarında anlaştıkları anlamı taşıdığını söyledi. "Federal devlete katılacak olan, kurucu-oluşturucu devletlerden bahsettiklerini" ifade eden Nami, anlaşmanın bu iki devlet arasında imzalanmayacağını; anlaşmayı halkın, referandumda imzalayacağını belirtti.

 

Zorluklar Rum tarafından kaynaklanıyor

 

    "Hristofyas'ın Bulgaristan'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasındaki en büyük engelin

'Türk tarafının felsefesi' olduğunu söylediğinin" hatırlatılması üzerine ise Nami, Papadopulos'un başta olduğu dönemde Cumhurbaşkanı Talat'la anlaşmaya varmaya niyeti olmadığını, fakat Hristofyas'ın başkanlığı devralmasıyla Ledra Caddesi'ndeki barikatın açıldığına, iki lider arasında zirve görüşmesi yapıldığına ve 3 farklı anlaşmaya vardıklarına, ayrıca bütünlüklü çözüme yönelik doğrudan görüşmelerin başladığına işaret etti.

   Zorlukların; iddia edildiği gibi Türkiye ve askeri rejimden kaynaklanmadığını söyleyen Nami, bu güne kadarki zorlukların Kıbrıs Rum yönetiminden kaynaklandığını söyledi. Rum kesimindeki yönetim değişir değişmez her şeyin birden bire ilerlemeye başladığını ve ilerleme gözlemlendiğini sözlerine ekleyen Nami, bu yüzden kimsenin engellerin Türkiye'den kaynaklandığını iddia etmemesi gerektiğini dile getirdi.

   Açıklamasında "diyalog aracılığıyla başaramayacağımız bir şey olduğuna inanmıyoruz" ifadelerini de kullanan Nami, iki tarafı da endişelendiren noktalar bulunduğunu, fakat müzakerelerde iki toplumu da memnun bırakacak olan ortak bir formül bulacaklarına inandığını vurguladı.

 

Türkiye'nin garantisi

 

   Özdil Nami, "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katıldığı, Türkiye'nin de AB'ye katılmayı arzuladığı halde neden Türk ordusunun varlığında ve Türkiye'nin garantilerinde ısrar ediyorsunuz" sorusunu yanıtlarken, "En başta bunu Kıbrıs Türk tarafının istediğini söylememiz lazım" dedi. Hafızasında geçmişte yaşanan olayları taşıyan Kıbrıs Türk halkının; Türkiye'nin garantör güç olmayacağı herhangi bir çözümde kendini güvende hissetmemeye devam edeceğini söyleyen Nami, gerçekleşecek olan bir anlaşmada; Kıbrıslı Türklerin güvende olmayacağı andan itibaren, ortaya çıkacak olan tüm olumlu şeylerin hiçbir önemi olmayacağını vurguladı. Kıbrıslı Türklerin şu an bu şekilde kendilerini güvende hissettiklerini dile getiren Özdil Nami, Türkiye'nin garantisine ihtiyaç olmadığının kanıtlanması gerektiğini söyleyerek, tarihin bugüne kadar buna ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğine vurgu yaptı.

 

Yeni bayrak yeni anayasa

 

   Nami; iki taraf referandumda ayrı ayrı "evet" dediği takdirde, bunun yeni bir oluşuma sahip olunacağı anlamına geldiğini; bu oluşumun yeni bir bayrağı ve yeni bir anayasası olacağını da ifade etti.

   "Dimitris Hristofyas'ın RMMO tarafından Güney'de icra edilen Nikiforos ve Türk Ordusu tarafından

Kuzey'de icra edilen Toros tatbikatlarının yapılmaması konusunda müdahalede bulunması ve askeri dekonfrantasyonun ilk olarak Lefkoşa bölgesinden başlaması konusunda yakın zamanlarda BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a öneride bulunmasına" ilişkin olarak ise Nami, önerilerin resmi olarak ellerine geçmediğini, bu yüzden bu konuyla ilgili herhangi bir görüş belirtemeyeceğini kaydetti.

    Nami, Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Türk halkını desteklediğini de sözlerine ekledi.

 

TC kökenliler

 

   "Bize samimi bir şekilde söyleyin; Kıbrıs'ın Kuzey bölümünde kaç bin yerleşik (TC kökenli) yaşıyor ve Sayın

Hristofyas'ın 50 bin yerleşik kalması önerisini ne derece kabul ediyorsunuz?" sorusuna karşılık ise Nami, şu ana kadar söylediklerinin samimi olduğunu belirterek, yakın zamanlarda Kuzey Kıbrıs'ta bir nüfus sayımı gerçekleştirildiğini, tüm bilgilerin ilgili web sitesinde bulunduğunu ve isteyen kişinin bunları kontrol edebileceğini kaydetti.

   Bu konuyla ilgili gizledikleri herhangi bir şey olmadığını da sözlerine ekleyen Nami, bunun bir "insanlık konusu" olduğuna dikkat çekti.

 

Avrupa müktesebatları

 

   "Kıbrıs sorununun Avrupa Müktesebatlarına dayanacağı bir çözümü kabul etmeye hazır mısınız?" sorusuna karşılık ise Nami, AB müktesebatlarıyla ilgili herhangi bir sorunları olmadığını ifade etti.

   Özdil Nami, Annan Planı'nın da Avrupa Birliği ilkeleri temelinde olduğunu ve bu yüzden Avrupa tarafından desteklendiğini de belirtti.

 

Maraş'ın iadesi konusu

 

   "Maraş şehrinin iadesini engelleyen nedir?" sorusuna karşılık ise Nami, Maraş konusunun kapsamlı müzakerelerin bir parçasını teşkil ettiğini ifade ederek, Kıbrıs sorununun birçok başlıktan oluştuğunu; Kıbrıs Türk tarafının bütünlüklü bir çözüm için çalıştığını belirtti.

   Özdil Nami, Rum kesimini aynı çerçeveler içerisinde hareket etmeye davet ettiklerini de söyledi.

KIBRIS 13/10/08

 

Talat ve Hristofyas başkanlığı konuştu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas’ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptıkları görüşme sona erdi.

NTV

Güncelleme: 10:11 TSİ 14 Ekim 2008 Salı

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve yardımcısı mekanizmasını ele aldıklarını, gelecek hafta çarşamba günü yapılacak görüşmede bu konunun görüşülmeye devam edileceğini söyledi.

 

Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de belirten Downer, tarafların görüşmede önerilerini sunduklarını, daha fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade etti.

BM yetkilisi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun da hafta içinde bir araya geleceklerini kaydetti.

Downer, “Liderler arasında ortak bir dil var mı” sorusuna karşılık, “ortak siyasi irade ve çözüm isteği bulunduğunu bunun da iyi bir şey olduğunu”
söyledi.

Kıbrıs konusunun son derece karmaşık bir sorun olduğunu ifade eden Downer, liderlerin her konuda birbirine yakın olmalarının beklenemeyeceğini belirtti.

Downer, BM’nin her zaman sürece desteğini sürdüreceğini de sözlerine ekledi. Liderler gelecek hafta yapılacak görüşmelerde de başkanlık sistemini görüşmeyi sürdürecek.

Yönetimde güç paylaşımı konusunun yürütme alt başlığında ele alınan başkanlık sisteminde Kıbrıs Türk tarafı kısmen Bosna-Hersek veya İsviçre’de olduğu gibi yürütmenin “Başkanlık Konseyi” şeklinde olmasını istiyor.

Türk tarafının üstünde durduğu “Başkanlık Konseyinde” konseyin, tarafların uzlaşacağı sayıda Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri olacak. Başkanlık bu üyeler arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi yüzde 70 Rumlarda, yüzde 30 Türklerde olacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise başkanlık sistemini savunuyor, bunda bir başkan ve bir başkan yardımcısı olmasını öngörüyor. Rumların istediği sistemde başkanlık iki kişi arasında dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.

 

 

 

Tatbikatlar iptal

ÖNCE RUM TARAFI, SONRA KIBRIS TÜRK TARAFI AÇIKLADI... Cumhurbaşkanı Talat ile dünkü görüşmesinin ardından Rum başkanlık sarayında açıklama yapan Hristofyas, Nikiforos tatbikatının iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi. Ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının bu kararını memnuniyetle karşıladığını ve buna bağlı olarak Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını açıkladı

 

KARAR, TÜRK TARAFINCA ÖNCEDEN ÜRETİLMİŞTİ... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, "Nikiforos Tatbikatı yapılmayacağına göre Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını söyleyebiliriz. Hristofyas'ın bu konuda basına yaptığı açıklamalardan ve AKPM'deki konuşmasında bu konuya değinmesinden sonra bize böyle bir resmi başvuruda bulunmamasına rağmen, Türk tarafı olarak gerekli çalışmaları yapmış ve Nikiforos'un yapılmaması halinde Toros'un da yapılmaması kararını üretmiştik" diye konuştu

 

   Adadaki iki taraf, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasına yönelik 3 Eylül'den beridir devam eden doğrudan müzakereler çerçevesinde, dün önemli bir adım atarak, askeri tatbikatları kaldırma kararı aldı.

   Kıbrıs sorunun kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Lefkoşa ara bölgede dördüncü kez bir araya gelen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum Başkanlık Sarayı'na dönüşünde açıklamada bulunarak, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) tarafından her yıl düzenlenen "Nikiforos" tatbikatının iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi.

   Bunun kısa bir süre ardından Cumhurbaşkanlığı'ndan bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının bu kararını memnuniyetle karşıladığını ve buna bağlı olarak Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri'nin düzenlediği Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını açıkladı.

 

İlk adım Rum tarafından

 

   Dünkü görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayı'na dönüşünde açıklama yapan Rum lider Hristofyas, Rum Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar uyarınca, Rum ordusunun Nikiforos tatbikatı ile Türk ordusunun Toros tatbikatının iptal edilmesi yönünde BM Genel Sekreteri'ne öneri sunduğunu anımsattı.

   Hristofyas, Bakanlar Kurulu'nun, "Nikiforos tatbikatının ertelenmesi ya da iptal edilmesi" yönünde aldığı karar çerçevesinde, Nikiforos tatbikatının iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi.

 

"Nikiforos yapılmayacağına

göre Toros da yapılmayacak"

 

   Bu açıklamanın akabinde Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının Nikiforos Tatbikatı'nın bu yıl yapılmayacağı kararını memnuniyetle karşıladığını ve buna bağlı olarak Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını açıkladı.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, TAK muhabirinin Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Nikiforos Tatbikatı'nın bu yıl yapılmayacağını açıklamasıyla ilgili sorularını yanıtlarken, Rum hükümetinin bu kararını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

 

Karar önceden üretilmişti

 

   Erçakıca, "Nikiforos Tatbikatı yapılmayacağına göre Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını söyleyebiliriz. Hristofyas'ın bu konuda basına yaptığı açıklamalardan ve AKPM'deki konuşmasında bu konuya değinmesinden sonra bize böyle bir resmi başvuruda bulunmamasına rağmen, Türk tarafı olarak gerekli çalışmaları yapmış ve Nikiforos'un yapılmaması halinde Toros'un da yapılmaması kararını üretmiştik" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını duyurabileceklerini kaydederek, zaten Toros Tatbikatı'nın, Nikiforos Tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya başlandığı için icra edilmeye başlanan bir tatbikat olduğunu hatırlattı.

   Türk tarafının bütün gerginliğe rağmen, Toros Tatbikatı'nın daha fazla arama kurtarma, hayatta kalmayı içeren komando gösterileri gibi olmasına özen gösterdiğini, ağır silahların gösterisine dönüşmesinden kaçındığını anlatan Hasan Erçakıca, "Adada görüşme sürecinin yeniden başladığı dönemde, tatbikatların yapılmayacak olmasını Cumhurbaşkanımız da memnuniyetle karşılıyor" dedi.

 

Hrsitofyas AKPA'da ne demişti?

 

 

   Hristofyas, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde (AKPA) yaptığı konuşmada, New York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşmesi sırasında, Kıbrıs'ta ve çevresinde her güz dönemi yapılan yıllık askeri tatbikatların feshedilmesi için bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdiğini açıklamıştı. Hristofyas, "özellikle Kıbrıs Ulusal Muhafız Ordusu tarafından yapılan Nikiforos tatbikatı ve Kıbrıs'taki Türk askeri güçleri tarafından yürütülen Toros tatbikatlarına atıfta bulundum" demişti.  

KIBRIS 14/10/08

 

 

Başkanlık konusunda uzlaşamadılar

FARKLI PERSPEKTİF... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin, yürütme, başkanlık ile başkan yardımcılığının nasıl işleyeceğini müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok farklı perspektifle geldiğini vurguladı

  

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak için sürdürdükleri müzakereler çerçevesinde dün dördüncü kez bir araya gelerek, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında "Federal Yürütmenin Yapısı"nı ele aldı.

   Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin, yürütme, başkanlık ile başkan yardımcılığının nasıl işleyeceğini müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok farklı perspektifle geldiğini vurguladı.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, iki toplum liderinin, "yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığını" görüştüğünü söyleyerek, konunun 16 Ekim Perşembe günü iki liderin temsilcileri; gelecek hafta 22 Ekim Çarşamba günü de iki lider tarafından müzakere edileceğini bildirdi.

   İki lider, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'un ev sahipliği yaptığı görüşmede bir araya geldi. Ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşen görüşmede liderlere temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu yanında heyetleri de eşlik etti.

   Yaklaşık 3 saat süren görüşme sonrasında liderler açıklama yapmadan ayrılırken, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in kısa bir açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

 

20 dakika özel görüşme

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin talebi üzerine açıklama yaptığına ifade ederek, görüşmenin başında yaklaşık 20 dakika süren özel bir görüşme gerçekleştiren Talat ile Hristofyas'ın, dün yürütme, başkanlık ve başkan yardımcılığını müzakere ettiğini söyledi.

   Konunun hafta içinde temsilciler ve uzmanlar düzeyinde müzakere edilmesine devam edileceğini kaydeden Downer, iki liderin temsilcilerinin perşembe günkü görüşmesinin ardından liderlerin gelecek hafta çarşamba günü yeniden bir araya geleceğini ve müzakereye devam edeceğini belirtti.

 

"İlerleme kaçınılmaz"

 

   Downer, ilerleme olup olmadığına ilişkin soruya yanıtında, liderlerin, yürütme, başkanlık ile başkan yardımcılığının nasıl işleyeceğini müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok farklı perspektifle geldiğine işaret etti.

   Müzakerelerde, farklılıklar üzerinde çalışılması halinde ilerlemenin kaçınılmaz olduğunu kaydeden Downer, temsilciler ile uzmanların ilerlemenin gerçekleşmesine katkı koymak için BM gözetiminde bir araya geleceğini belirtti.

   Alexander Downer, liderlerin her şeyden önce birbirlerinin pozisyonunu ve pozisyonlarını neden koruduklarını anlaması gerektiğini söyledi.

 

"Boşluk kapanabilir"

 

   Downer, "Yeni bir öneri var mı?" yönündeki soruyu yanıtlarken, liderlerin daha önce sundukları önerileri ele aldıklarını belirtti.

   "Aradaki boşluk kapanıyor mu?" sorusuna yanıtında, karşılıklı anlayışın kaçınılmaz bir şekilde geliştiğine işaret eden Downer, zamanın ilerlemesine bağlı olarak boşluğun da kapanabileceğini söyledi.

 

"Tatbikatlar görüşülmedi"

 

   Alexander Downer, bir başka soruya karşılık, Hristofyas'ın tatbikatların iptaliyle ilgili önerisini ne dün, ne de önceki görüşmede ele aldıklarını söyledi. Downer, liderlerin konuyla ilgili gerekli açıklamayı uygun zamanda yapacağından emin olduğunu kaydetti.

   Downer, "Ortak dil var mı?" sorusuna verdiği yanıtta, liderlerin bazı ortak pozisyonları olduğunu söyledi.

 

"Bir günde bütün konularda

anlaşmalarını bekleyemezsiniz"

 

   Müzakerelerin 2-3 haftadır devam ettiğine ancak müzakere edilecek daha çok konu bulunduğuna işaret eden Downer, konunun, uzun süredir devam eden, geniş bir konu olduğunu ve liderlerin bir günde bütün konularda anlaşmasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.

 

"Siyasi istek var"

 

   Downer, müzakerenin zor olduğuna ve zaman alacağına işaret ederek, "Ancak burada bir siyasi istek var ve bu iyi" dedi.

   BM'nin sürece daha enerjik bir katkısının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, Downer, BM'nin, yardımcı olmak için elinden gelen yardımı yaptığını ve yapmaya da hazır olduğunu ifade etti. 

 

Heyetler değişmedi

 

   Cumhurbaşkanı Talat, bir önceki görüşmede olduğu gibi, dünkü görüşmeye de Hristofyas'tan önce saat tam 10.00'da geldi. Her iki lider de basına Türkçe ve Rumca "Günaydın" diye seslendikten sonra görüşmeye geçti.

   Cumhurbaşkanı Talat'a eşlik eden heyet Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından Reşat Çağlar, Dışişleri Bakanlığı 3. Sekreteri Mehmet Dana, Hukukçu Tufan Erhürman ile Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay dan oluştu.

   Rum heyetinde ise Toumazos Celebis, Andreas Mavromadis, Menelaos Menelaou ve Nikos Muduros yer aldı.

 

4. görüşme

 

   Kıbrıs'la ilgili yeni müzakere sürecinin 3 Eylül'deki törensel görüşmenin ardından 11 Eylül'de başlamasıyla, liderler bugüne kadar dört kez bir araya geldi. Dördüncü görüşmeyi gerçekleştiren liderlerin bundan sonra haftada bir görüşmesi bekleniyor.

 

Basının ilgisi iyice azaldı

 

   Basının görüşmeye ilgisi de iyice azaldı. Görüşmeyi canlı olarak sadece bazı Rum televizyon kanalları verdi.

   Bu arada basına çadır, masa ve içecek sağlayan BM'nin ikram menüsüne, limonata ve meyveli çay da eklendi.

 KIBRIS 14/10/08

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca:

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, müzakere sürecinin her aşamasında Meclis ve siyasi partilerin bilgilendirildiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu konuya özel önem verdiğini belirtti.

   Erçakıca yazılı açıklamasında, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Meclis ve partiler müzakere sürecinde izleyici" şeklinde önceki gün yaptığı açıklamayı isim vermeden eleştirdi. Açıklamanın üzüntüyle karşılandığını belirten Erçakıca, "Büyük ölçüde iç politika amaçlarına dayanan bu eleştiriyi, 'siyasi partilerimizin gelişmeler hakkında bilgilendirilmedikleri' gerekçesine dayandırmak büyük bir haksızlıktır" dedi.

   Erçakıca, özetle şunları kaydetti:

   "Cumhurbaşkanımız 21 Mart'ta başlayan ve 3 Eylül itibariyle kapsamlı müzakerelere dönüşen sürecin her aşamasında siyasi partiler ve Meclis'in bilgilendirilmesine özel bir önem vermiştir. Bu bilgilendirme bizzat kendisi tarafından yapıldığı gibi, tüm belge ve bilgilere ulaşımın sağlanması yoluyla da gerçekleştirilmektedir. Cumhurbaşkanımız ile Meclis'te temsil edilen siyasi parti temsilcilerinin yeterli sıklıkta bir araya gelmesi sağlanmış, ayrıca görüşme tutanaklarının Meclis'e gönderilmesiyle yetinilmeyerek Cumhurbaşkanlığı binası içerisinde bir oda temin edilerek siyasi parti temsilcilerinin eldeki tüm dokümanlara kolayca ulaşabilmesine imkân verilmiştir."

   Cumhurbaşkanı Talat'ın siyasi partiler ve ilgili tüm çevrelere birçok defa çağrıda bulunarak liderler buluşmasından önce öneri ve katkıya açık olduğunu dile getirdiğini, ilgili herkesi katkıda bulunma yönünde cesaretlendirdiğini anlatan Erçakıca, bu kapsamda özel görüşme istemlerine de olumlu yanıt verildiğini kaydetti.

   Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'na bu amaçla yazılı olarak gönderilecek görüş ve önerilerin en iyi şekilde değerlendirileceği konusunda kuşku duyulmaması gerektiğini de ekledi.

   Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş önceki gün yaptığı yazılı açıklamada, iki lider arasında devam eden görüşme sürecinin büyük bir sır perdesinin ardına saklandığını, siyasi partiler ile Cumhuriyet Meclisi'nin süreçle ilgili izleyici konumuna sokulduğunu savunmuştu.

 

KIBRIS 14/10/08

 

War games cancelled on both sides
By Elias Hazou

‘What you have here is the political will and the political will is very good’

NEWS THAT both sides were cancelling their annual war games as a sign of goodwill overshadowed yesterday’s meeting between the leaders of the two communities, who otherwise remained coy about how reunification talks were progressing.

It was the fourth get-together between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat in the latest drive to end the island’s ongoing division.

The leaders yesterday continued discussion of power-sharing and governance, focusing on the powers of the executive, the structure of the federal state and the role of the president and vice-president.

No comments were made afterwards, leaving it up to UN Special Envoy Alexander Downer to read out a brief joint statement.

Downer said the two leaders had a one-on-one discussion that lasted 15 minutes, after which they were rejoined by their chief advisers.

They also set their next meeting for October 22.

The Australian diplomat said a process of give-and-take was “inevitable in all negotiations” in order to work through the differences.

Responding to questions, Downer noted that “inevitably there is a growing understanding between the two sides and their positions and as time goes on of course the gaps are going to narrow.”

“This is an enormous issue, hasn’t been resolved for a very long time and as I said on Friday it is important to give the leaders space here.

“You can’t expect them suddenly to agree on everything on Day 1 and the whole matter to be resolved after all these years.

“It’s going to take a lot of time and it’s going to be a difficult negotiation. There is no question of that. But what you have here is the political will and the political will is very good,” he added.

On the UN’s role in the peace process, Downer said “We are doing all we can to be helpful – and I hope we are being helpful.”

On his return to the Presidential Palace, Christofias was tightlipped when asked to assess the outcome of the meet, thus sticking to a media embargo agreed with Talat, after public sniping from both sides seemed to poison the climate.

“These are negotiations on many and serious issues. It will take time. Therefore, you can’t judge from a single discussion whether you are satisfied or not.

“If you are going to ask me every time whether I’m satisfied or not, then every time I shall say that, yes, I am,” Christofias joked with newsmen.

He said the advisers to the two leaders, supported by experts from the relevant working group, would come together this Thursday to discuss in further detail the issue of the executive.

What little Christofias was willing to reveal was his decision – sure to earn brownie points abroad – to call off the Nikiforos war games, scheduled to begin today.

The live-ammo military exercise, held every year in October, is the single largest peacetime mobilisation by the National Guard. It is almost immediately followed by the Taurus exercise in the north.

Christofias said the government had a while back intimated to the UN Secretary-General its intention to postpone or altogether cancel Nikiforos, asking that the Turkish side reciprocate.

However, government spokesman Stefanos Stefanou was cagey as to whether the Taurus war games would also be shelved.

“That decision rests with the Turkish occupation forces,” he told the Mail.

“This was a goodwill gesture on our side. Military exercises are not part of the ongoing dialogue…it is not a bicommunal action, if you will.”

He said military drills were not discussed at yesterday’s meeting, stressing that the move was not part of a deal with the other side.

But later in the afternoon, Talat’s spokesman said the Taurus exercise has also been called off.

CYPRUS MAIL 14/10/08

Nikiforos cancelled at last minute

RESERVISTS called up for this year’s Nikiforos exercise, called off after a government decision, still need to report to their designated stations, the Defence Ministry has said.

The military exercise had been set to start today and end Saturday.

Its cancellation, literally on the eleventh hour, must come as music to the ears of the some 50,000 reserves, most of whom have to leave their jobs and the comforts of home to camp out in tents.

Cyprus cancelled Nikiforos in 2001 as part of broader efforts to reduce tensions in the region. But in 2005, after much debate, the Defence Ministry decided to run the drill, which involves National Guard conscripts and thousands of reserves.

According to a press release issued by the relevant ministry, all reservists summoned for duty must report as scheduled so that they can get their discharge papers.

CYPRUS MAIL 14/10/08

 

Sarayda Kıbrıs zirvesi

BİLGİ VERDİ... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan müzakere süreciyle ilgili bilgi vermek amacıyla mecliste temsil edilen siyasi parti başkan ve temsilcileriyle bir araya geldi

 

    Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan müzakere süreciyle ilgili bilgi vermek amacıyla mecliste temsil edilen siyasi parti başkan ve temsilcileriyle bir araya geldi.

     Talat, mecliste temsil edilen siyasi partilere Kıbrıs konusunda sürdürülen kapsamlı görüşmeler hakkında bilgi verdi. Cumhurbaşkanının siyasi parti temsilcileriyle toplantısı yaklaşık iki saat sürdü.

        Cumhurbaşkanlığı'nda saat 11.00'de başlayan görüşmeye, CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, ÖRP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı katıldı.

    Siyasi parti başkanlarına görüşmelerde partilerinin ileri gelenleri eşlik etti.

     Cumhurbaşkanı Talat'ın devam eden görüşmeler öncesinde siyasi parti başkanları ile bir araya geleceği belirtildi.

KIBRIS 15/10/08

 

KTÖS: Talat, taksimi değil, Kıbrıslı Türklerin menfaatlerini savunmalı

Sendika, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın da; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklere de ait olduğunu somut adımlarla ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

   KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, görüşme sürecini değerlendirdiği yazılı açıklamada, Türkiye'nin "ayrılıkçı" ve "konfederal" önerileri bulunduğunu iddia ederek, bunlarla bir yere varılamayacağını savundu.

   Elcil, "federal devletçilikte ayrı merkez bankası, eski eserler üzerinde ayrı egemenlik gibi yaklaşımlar, oluşturucu devlet, kurucu devlet gibi kavramlara saplanıp kalmak süreci tıkamaktan öte anlam içermemektedir" dedi.

   Kıbrıs sorunun çözümüyle ilgili önemli bir aşamaya gelindiğine işaret eden Elcil, BM tarafından tarafların samimiyetine güvenerek başlatılan süreci berhava etmenin; Kıbrıslı Rum ve Türkleri hayal kırıklığına uğratarak, adanın bölünmüşlüğünü kalıcı kılmak anlamı taşıdığını söyledi.

   Tüm "Kıbrıslıların" süreçten, adanın federal temelde tekrardan birleştirilmesini beklediğini ifade eden Elcil, "Talat görüşme sürecinde samimi ise, Türkiye'nin dayattığı ayrılıkçı önerileri masaya koymazdı. Anlaşılan odur ki, görüşmelerin tıkanıp ayrılığın pekişmesine yönelik, Türkiye'nin 1950'lerden beri izlediği taksim tezinin hayata geçirilmesi için hazırlık yapılmaktadır" görüşünü öne sürdü.

   Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın da, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklerin de cumhuriyeti olduğunu söylediğine dikkat çeken Şener Elcil, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: 

   "Hristofyas eğer samimiyse, Kıbrıslı Türklerin 1963'te Kıbrıs Cumhuriyeti'nden atılması ve uğradıkları insanlık dışı muamele konusunda Kıbrıs Rum toplumu adına Kıbrıslı Türklerden özür diler ve bizlerin seçme seçilme ve eğitim hakkımız başta olmak üzere Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan haklarımızın kullanılması konusunda somut adım atardı. Öyle sözde eşitlik söylemleri ile bir yere varılamaz."

   Kimsenin uzun uzadıya görüşme süreçlerine tahammülü kalmadığına da dikkat çeken Şener Elcil, Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'den sürekli nüfus aktarımı nedeniyle toplumsal yok oluşla karşı karşıya kaldığını savundu.

KIBRIS 15/10/08

 

 

Nikiforos cancellation sparks opposition
By Paul Malaos

POLITICAL parties have aired their disapproval over the President’s decision to cancel the Nikiforos military exercise, even though the Turkish Cypriot side has reciprocated the gesture.

The government’s decision to cancel the military exercise is aimed at maintaining the peaceful climate in accordance with the ongoing peace negotiations, President Christofias said yesterday.

He said that if a solution to the Cyprus problem is to be achieved peacefully and under the guidance of the UN, cancelling the Nikiforos exercise would give Cyprus added political leverage.

“We must arm ourselves where we are the weakest and this is in the area of diplomacy,” he said.

Political party EUROKO has denounced the move saying that the annual military exercises are a legal right.

Referring to the cancellation of the Turkish Taurus exercise, EUROKO said in a statement that the presence of Turkish troops in Cyprus is an infringement of the Republic’s constitutional rights. As such their decision to cancel the illegal exercise cannot be recognised as gesture of goodwill.

House Defence Committee member Zacharias Poulias echoed EUROKO’s objection stating that the decision to cancel Nikiforos was one of many peace efforts that are one-sided and come to no avail.

“We have repeatedly on our part made efforts to contribute to a peaceful climate,” said Poulias. “Military exercises have been cancelled in the past but the outcome is never welcomed.”

Meanwhile, EDEK’s President Yiannakis Omirou in light of the Turkish Cypriot side’s decision to cancel the Taurus military exercise retracted a statement he had made previously, condemning the cancellation of Nikiforos.

“I cannot pass judgement on the President’s decision to cancel Nikiforos,” said Omirou.

“If the effort is mutual.”

“To continue with the exercise at this stage would leave us open to criticism, during the peaceful climate.”

He added that while the National Guard should continue military exercises, the mutual agreement to cancel the scheduled exercises was within the framework of the peace negotiations.

CYPRUS MAIL 15/10/08

 

Fury at AKEL call for end to school parades

A SUGGESTION by AKEL to scrap school parades was yesterday met with an outraged reaction by DISY deputy Andreas Themistocleous.

In a written announcement by the head of AKEL’s Education Office, George Loukaides, the ruling party called for a cancellation of the pupils’ two annual parades to mark national holidays, describing them as an outdated tradition.

Themistocleous said AKEL announcements came as no surprise anymore. “This is part of AKEL’s attack against our history and education, which was expressed after the election of [Demetris] Christofias and each day it is becoming all the more savage and outspoken,” said the DISY deputy.

“It is not the school parades that must stop, but the AKEL assaults against the history and education of the Greeks of Cyprus,” he added.

CYPRUS MAIL 15/10/08

 

 

Tarihimizde Kürtler

 

16 Ekim Perşembe 2008

BİZDE tarih yazımının resmi temelleri 1930'larda atıldı. Antik Grek medeniyetini "Krak" Türkleri kurmuştu! Eski Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri de "Türk ırkı"nın eseriydi falan... Hun, Moğol ve Kıpçak tarihleri de "Türk" diye yüceltilmişti.
Böylece "ümmet dönemi" diye Selçuklu ve bilhassa Osmanlı tarihi marjinalleştiriliyordu.
Gerçi 1939'da düzeltme kararı alındı ama özü çok da değişmedi.
Halbuki, bugünkü "millet" varlığımız Anadolu'nun yerli kültürlerini de özümseyen Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinin evriminin eseridir. Anadolu insanına bir "aidiyet" ve "vatandaşlık" duygusu vermede, içinde yer aldıkları bu tarih çizgisi esastır: Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet...
Yani, "etnisist" değil, "Türkiye" odaklı bir tarih...
Böyle bir tarih yazımında iki konu hayati derecede önemlidir:
* Türklerle Kürtlerin buluşması...
* Bin yılı birlikte yaşamaları...

Türk-Kürt buluşması
"Etnisist" tarihçiliğin Kürtçü versiyonu, Doğu Anadolu'nun otantik Kürt yurdu olduğunu, Türklerin 1071'den itibaren gelip 'işgal' ettiğini yazarlar; tarihe "buluşma" gözüyle değil, "çatışma" gözüyle bakarlar.
Halbuki antik Kürtlerin orijinal yurdu, Van Gölü'nün epeyce aşağısında ve Batı İran'da dağlık Carduchi coğrafyasıdır. Brownson bunun haritasını da yayımlamıştır. Sultan Sencer'in kurdurduğu "Kürdistan" eyaleti de aynı coğrafyanın bugünkü Hemedan yöresinde idi.
Doğu Anadolu o çağlarda Roma ve Bizans toprağıydı, Ermeni, Süryani, Rum ve Diyarbekir yöresinde de Hıristiyan Arap kabileleri vardı.
Abbasi Halife ordularının fetihleriyle birlikte Güneydoğu'ya Müslüman Arap ve Kürt aşiretlerinin, ardından Türkmen aşiretlerinin girişi başladı.
1071'de Malazgirt'te Alparslan'ın ordusunda 10 bin gönüllü Kürdün bulunması, Bizans'a karşı bu "buluşma"nın simgesidir.
12. yüzyılda bile Urfa ve çevresinde Haçlı Kontluğu'nun kurulması, bölge nüfusunda Hıristiyan unsurların önemini gösterir. Selçuklu-Türkmen fetihleri Doğu Anadolu'yu "Turcomania" haline getirirken, Kürtler de Fırat'ın doğusuna yayılmışlardır...

Nüfus hareketleri
Tarihsel süreçte Türkmenler Ege'ye yürürken Eyyubiler döneminde Fırat'ın doğusuna Kürt göçü hızlandı. Osmanlı-Safevi çatışmasında da Anadolu'ya İran'dan Sünni Kürt göçü, Anadolu'dan İran'a Alevi Türkmen göçü oldu.
Bölgedeki Kürt nüfusu, etnik milliyetçilerin iddia ettiği gibi, antik Hurriler ve Mitannilerin devamı olarak değil, İslam fetihleri ile Selçuklu ve Osmanlı tarihlerindeki bu süreçlerde oluşmuştur. Asırlar içinde çok karışmışlar, yaylalarda Kürtleşmişler, ova ve şehirlerde Türkleşmişlerdir.
Kürt tarihinin en önemli kaynaklarından Şerefname'de Oğuz Han'ın Hz. Peygamber'e gönderdiği elçinin Kürt olduğu yazılıdır. Bu elbette bir efsaneydi ama nasıl bir kültürel kaynaşma olduğunu gösteren bir simgedir.
Etnik milliyetçilerin 'otantik yurt' ve 'işgal' iddiaları tamamen kurgudur fakat doğrusu anlatılmadığında etnik milliyetçiliği besleyen bir efsanedir!
Şimdi, ikinci konuya geliyoruz: Bu beraberlik ya da Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyeti Kürtleri "geri bıraktırmış" mıdır? Bunu da yarın yazacağım.
Not: Kısa kaynakçayı, yazımın internetteki devamında bulabilirsiniz.

Kısa kaynakça:
- C. L. Brownson, Xenephon, Anabasis, Harvard 2001.
- Urfalı Mateos Vekayinamesi, TTK 1987.
- Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, Tarih Vakfı 2000.
- Rene Grosset, Ermenilerin Tarihi, Aras 2005.
- Steven Ruinciman, Haçlı Seferleri Tarihi, cilt 1, TTK 1986.
- Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Ötüken 2004.
- Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, iki cilt, TTK 1990.
 

TAHA AKYOL MILLIYET 16/10/08

 

Amerikan şalvarı?

16 Ekim Perşembe 2008

 

Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edildiği dönemde Başbakan olan Bülent Ecevit, “Amerika, Apo’yu neden verdi anlamadım” demişti.
Oysa Öcalan bunun cevabını, daha teslim edilmeden Özgür Politika gazetesinde vermişti:
“Doğrudan ABD tarafından yönlendirilen bir komployla ulusal kurtuluş çizgisinin tamamen tasfiyesi amaçlanmaktadır. Kuzey Iraklı Kürt liderlerin katıldığı Washington Deklarasyonu süreci, tasfiyemiz üzerine kuruldu. Barzani ile Talabani’nin Ankara’ya gidişleri bu çerçevededir.”
Öcalan kendisine yönelik komployu fark etmiş, ama kaçamamıştı.
Yakalanmasından hemen sonra toplanan PKK Kongresi, bu operasyonun “ABD emperyalizmi, Türk faşizmi ile Kürt ihaneti”nin ortak komplosu olduğunu duyurmuştu.
* * *
Önceki gün NTV’de Neden’in konuğu olan eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in açıklamaları bu “komplo”yu teyit etti.
Öcalan’ın yakalandığı dönemde MİT’te üst düzey yönetici konumunda bulunan Öneş’e göre, “O dönem ABD, bağımsız bir Kürt devleti kurma isteğindeydi. Öcalan konumu itibariyle buna engeldi. ABD bölgede yeni bir Kürt devleti kurabilmek için Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etti”.
Sırada ne var?
Satır aralarını biraz dikkatli okuyabilenler için bunun yanıtını bulmak da zor değil...
* * *
Türkiye’nin ABD gözetiminde Kuzey Irak’ta kara harekâtı yürüttüğü günlerde yine Neden’de strateji uzmanı Nihat Ali Özcan şöyle demişti:
“Amerika PKK meselesinde Türkiye’ye yardım ediyor. Bunun sonunda ‘İşte bakın, istediğiniz yardımı da yaptım, ama gördüğünüz gibi bundan sonuç alamıyorsunuz. O zaman bunu başka bir formatta devam ettirelim’ diyebilir.”
Tam da o günlerde İngiliz Economist dergisi Özcan’ın yorumunu tamamlıyordu:
“ABD’nin istihbarat desteğinin arkası gelecek. Önce Kuzey Irak yönetimiyle temas baskısı, sonra da PKK’lılara af da içeren bir siyasi-diplomatik çözüm telkini...”
* * *
İpuçlarını bir araya toplayınca bugün yaşananları anlamlandırmak kolaylaşıyor.
Ankara sancılı bir süreçten ve sonuç vermeyen sayısız sınır ötesi askeri manevradan sonra önceki gün Barzani ile görüşmeye razı oldu.
Washington, Ortadoğu’daki yeni müttefiki Kürtlerle, eski müttefiki Türkiye’yi yakınlaştırmak, böylece kendi yerini sağlamlaştırmak istiyor.
Görünen o ki, bu sadece Washington’un hayli önceden geliştirdiği bir plan olmanın ötesinde, bölgede ciddi yatırımı olan ya da yatırım hayali kuran büyük sermayenin de talebi...
Tuhaf gelebilir; ama halen bu yakınlaşma sürecine şiddetle direnen iki odak var:
Bunu bir ihanet sayan MHP ve etki alanını Barzani’ye kaptıran Öcalan...
Türkiye çözüm konusunda inisiyatif almadıkça, kendi derdine kendisi çare bulmadıkça, kendi halkı için barış, demokrasi, özgürlü kapılarını açmadıkça, okyanus ötesi planların bir parçası olmaya ve sonradan “Niye yaptılar bize bunu?” diye sormaya devam edecektir.

 

CAN DUNDAR 16/10/08

 

Zaman geçtikçe çözüm zorlaşır

"ÇÖZÜM EN KISA SÜREDE SAĞLANMALI"...  Rum yönetimi eski başkanlarından Yorgo Vasiliu, çözümsüz geçen zamanın sorunları daha da arttırıp, çözümü iyice zorlaştırabileceğini ifade ederek, bunun için çözümün en kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti.  Vasiliu, "Bu, sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için değil, pek çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem taşıyor" dedi

 

 Rum yönetimi eski başkanlarından Yorgo Vasiliu, çözümsüz geçen zamanın sorunları daha da arttırıp, çözümü iyice zorlaştırabileceğini ifade ederek, bunun için çözümün en kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti.

   Vasiliu, "Bu, sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için değil, pek çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem taşıyor" dedi.

   Yorgo Vasiliu, Kıbrıs'ta devam eden barış sürecini değerlendirirken, adadaki iki liderin de başarmaya kararlı olduklarını ve çözüme inandıklarını söyledi. Vasiliu, "Umarım bu kez başaracaklar" dedi.

   London School of Economics (LSE) tarafından düzenlenen "Kıbrıs'ta barış görüşmeleri çerçevesindeki gelişmeler: Kıbrıslıların Kıbrıs için çözüm arayışları" konulu seminerde konuşan Vasiliu, LSE'deki organizasyona katkı veren, Londra'da faaliyet gösteren "Kıbrıslılar, Kıbrıs İçin" adlı sivil toplum kuruluşunun çabalarını överek, iki toplumun bireylerinin bir araya gelip aralarındaki sorunları çözmeye çalışmalarının son derece önemli bir adım olduğunu belirtti.

   Bunun Kıbrıs'ta özlenen gelişme olduğunu kaydeden Vasiliu, gelişmenin ikinci Kıbrıs sayılan, 400 bini aşkın Türk ve Rum Kıbrıslının yaşadığı Londra'da gerçekleşmesinin de ayrı bir önem taşıdığına işaret etti.

   Çözümün uzun sürmeden elde edilmesi gerektiğini belirten Vasiliu, aksi takdirde, bunun dünyayı, "Bu sorun ilelebet sürecek" şeklinde bir kötümserliğe sürükleyebileceği ve çözüme olan uluslararası ilginin azalabileceğini ifade etti.

   Adada 1974'ten bu yana pek çok çözüm çabasının harcandığını, ancak bunların sonuçsuz kaldığını hatırlatan Vasiliu, buna Ada'daki çözüm bekleyen sorunların yol açtığını, ancak bu sorunlardan en önemlisini, adadaki bireylerin birbirleriyle ilgili vehimlerinin oluşturduğunu söyledi.

   Vasiliu, Cumhurbaşkanı olduğu dönemde birinci cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile kendisinin de çözüm için bir araya geldiklerini, ancak bu girişimin de sonuçsuz kaldığını anlattı.

   Hristofyas'ın Rum kesiminde yapılan seçimi kazanmasının ardından bu kez Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın bir araya gelme başarısını gösterdiklerine dikkati çeken Vasiliu, iki liderin de çözüme inandıklarını, başarmaya kararlı olduklarını ve bu kez başarıdan ümitli olduğunu söyledi.

   Görüşmelerin başladığını ve ilerleme sağlanabileceğinin kanıtlandığını da ifade eden Vasiliu, geçen aylar da teknik komitelerin çalışmalar yapıp, gerçek müzakerelerin zeminini hazırladığını hatırlattı.

   Bu kez başarılacağına olan inancının nedenlerini, "iki tarafın da çözümün güçle sağlanamayacağına inanmaları", "çözüm için iki tarafın da kazanmasına dayalı bir yol aranması ve bunun için fedakarlık gerektiğinin iki tarafça da bilinmesi" olarak sıralayan Vasiliu, "iki taraf için de kabul edilebilir bir

çözüm bulunması gerektiği biliniyor" diye konuştu.

 

Çözümün avantajları çok

 

   Çözümsüz geçen zamanın sorunları daha da arttırıp, çözümü iyice zorlaştırabileceğini ifade eden Vasiliu, bunun için çözümün en kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti. Vasiliu, "Bu sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için değil, pek çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem taşıyor" diye konuştu.

   Çözümün getireceği sayısız avantaj bulunduğunun altını çizen Vasiliu, bunların başında "emlak sorunlarının tazminat yoluyla çözümü", "kurulacak federasyona gelecek taze parayla yeni projelerin uygulanması", "Kıbrıslı Türklerin AB üyeliğinin getireceği kolaylıklardan yararlanmalarına olanak doğması", "AB üyeliğinin ticaret, yatırımlar, eğitim ve sağlık alanında getireceği kolaylıkların" bulunduğunu söyledi.

 

Alev Adil

 

   Toplantıda konuşan Greenwich Üniversitesi öğretim görevlilerinden Alev Adil de iki toplumun ilk kez samimi olarak görüştüklerini, müzakerelerin ümit verici bir çerçevede ilerlediğini belirtti.

   Adil, adadaki iki toplumun birbirine saygı duymayı, geçmişte yaşanan acılardan ders çıkartabilmeyi, birbirini kabullenmeyi öğrenmesi gerektiğini de söyledi.

   Kıbrıs'ta Toplumlararası Barış Projesi koordinatörü Sypros Christoui da hazırladıkları projeyi anlattı. Projenin amaçlarının "iki toplum arasındaki güven boşluğunun doldurulması", "iki toplum arasındaki farklılıkların giderilmesi", "iki toplumun birbiriyle ilgili negatif ön yargılarının azaltılması" ve "iki toplum arasındaki bölünmüşlüğün giderilmesi" olduğunu belirtti.

   Christoui projeyi önemli kılan unsurların ise lokal olması, katılımcılığı sağlaması, liderlerle toplumlar arasındaki kanalları açması ve diyasporaları da içine alması olduğunu ifade etti.

 

Erel

 

 

   Kıbrıs-AB Derneği Başkanı Ali Erel ise, son müzakere süreciyle ilgili olarak ortaya çıkan iyimser havaya dikkati çekti ve kendisinin hala bazı çekinceleri bulunduğunu aktardı. Sürece ihtiyatla yaklaştığını belirten Erel, daha önce de sonuca ulaşmayan pek çok görüşmeler dizisi yaşandığını hatırlattı.

   Yine de bu kez ortada kendisini barışa adamış iki lider bulunduğu için kötümserliğinin azaldığını kaydeden Erel, son 12 yılın Türkiye'nin AB müzakerelerine başlaması ve Rum kesiminin çözüm sağlanmadan AB'ye tam üyeliğe kabul edilmesine varan gelişmeleri özetledi.

   Erel, Türkiye'de önemli bir AB ve Kıbrıs'ta çözüm karşıtlığı bulunduğunu da öne sürdü.

   Ada'da iyi ilişkiler için, insan haklarının, ekonominin geliştirilmesi için çalışmak ve lobi yapmak gerektiğini belirten Erel, "Türkiye-AB sürecini", "Kıbrıs'ta çözüm sürecinden" ayırmak gerektiğini söyledi.

   Daha sonra Kıbrıs Rum kesimi eski lideri Yorgo Vasiliu soruları yanıtladı.

   Bir soru üzerine, iki liderin BM'nin daha önce koyduğu parametrelerden de yararlanarak kendi aralarında görüşmeye karar verdiklerini belirten Vasiliu, bunun en doğrusu olduğuna kendisinin de inandığını söyledi. Vasiliu, "Halklar için de liderlerinin kendi aralarında bir sonuca vardığını bilmek, yabancı bir gücün dayatmasıyla çözüme varılmasından çok daha kolay kabul edilebilir" dedi.

   BM'nin sürece destek vereceğine inandığını kaydeden Vasiliu, "son sözün iki lider tarafından söylenmesi bence de en doğru olanı" diye konuştu.

   AB'nin de süreçte önemli rol oynayacağına işaret eden Vasiliu, iki liderin üzerinde anlaştıkları hususların AB hukukuna uygunluğuna da bakılacağının altını çizdi. Vasiliu, "AB gelişmeleri yakından izliyor, izleyecek. Çünkü bu onlar için de önemli" diyerek sözlerini tamamladı.

KIBRIS 16/10/08

 

AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Kıbrıs'ta

Kıbrıslı Türklerle ilişkileri geliştirmek amacıyla oluşturulan Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'ndan bir heyet dün Kıbrıs'a geldi.

  Avrupa Parlamentosu Basın Ofisi'nden elde edilen bilgiye göre heyet, kuzeyde de temaslarda bulanacak.

  AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu heyeti bugün, saat 11.30'da CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile CTP Genel Merkezi'nde bir araya gelecek.

  Heyet bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yurtdışında bulunması nedeniyle, Cumhurbaşkanının BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile görüşecek. Görüşme bugün saat 15.00'de Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.

  Heyet bugün ayrıca, Pile'de incelemelerde bulunacak.

  Heyetin, adada bulunduğu süre içinde diğer siyasilerin yanı sıra BM, AB yetkilileri ile AB üyesi ülkelerin Kıbrıs büyükelçileriyle de görüşmesi bekleniyor.

  AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, cuma günü saat 14.00'de Ledra Palace Otel'de bir basın toplantısı düzenleyecek. 

KIBRIS 16/10/08

 

60 more missing persons to be identified by next year

DNA test results from the remains of over 60 missing persons are expected to be ready by the beginning of next year.

The remains were excavated by the Investigative Committee on Missing Persons (CMP) as part of its programme to find the Greek and Turkish Cypriots that went missing between 1963 and 1974.

Committee member Christophe Giraud yesterday told the Cyprus News Agency that more identifications were expected at the beginning of 2009.

The House Refugee Committee, which yesterday visited the CMP Anthropology Lab, was shown around the area and informed on its work so far.

According to Giraud, in its two years of operation, the CMP has excavated the remains of 450 people. The remains of 105 – 76 Greek Cypriots and 29 Turkish Cypriots – were identified and returned to their families.

Excavations are currently taking place in five locations, two in Alambra and Gerasa, and three in the occupied areas of Kyrenia and Pentadaktylos.

Parliamentarians also visited the Institute of Neurology and Genetics, where the genetic material is identified.

Giraud told deputies that it was important that the excavations and identifications were being made by scientists from both communities.

“I believe this is a good start and these two years have been satisfactory regarding rate and quantity,” said Girod. “I hope we will be able to maintain or even increase the number of identifications because we have legitimately being creating expectations for the families, who are expecting us to do more, and we will try to correspond to their expectations and identify more people in the next months.”

CYPRUS MAIL 16/10/08

 

Act now to stop traffic choke
By Jean Christou

Cypriots have more cars than anyone in Europe

EXPERTS yesterday called for an urgent transport plan for a unified Cyprus, as spiralling car ownership threatens to choke the island.

By the end of this year, there will be more than one card for every man woman and child on the Greek Cypriot side.

And if there is a Cyprus solution, it won’t be long before Turkish Cypriots catch up, further contributing to the problem, Greek Traffic Engineer Dr Spyros Vougias warned yesterday.

Vougias was addressing a conference titled ‘Integrating Transport in a Reunified Cyprus’, which was organised by the Reconstruction and Resettlement Council.

“At the moment, the north of Cyprus is not following the same rapid development,” Vougias said. “In reunification, it will catch up and there will be an increase in car ownership, so there needs to be preparation and policies so that people can adjust quickly.”

Vougias said that in 2007 there were 688,532 cars registered on the Greek Cypriot side, compared to 649,574 in 2006. “This is a huge increase, 33.1 per cent or 48,387 new cars,” he said, adding that by comparison Greece has 10 million people and five million cars.

“By the end of 2008, there will be 750,000 cars registered in Cyprus,” Vougias said. This is more than one car for every man woman and child.

“The situation with cars in Cyprus means you have more than any other European country. There is more than one vehicle for every person,” Vougias said. “Car ownership is not a sin, but using them when it’s not necessary is.”

He said it would be absolutely necessary in a reunited Cyprus to look into a tram system for Nicosia and a light-rail system for the whole of the island.

“In a reunified Cyprus, trains must play a part. There can’t be just one type of transport,” Vougias said.

He also said walking and cycling were not adequately encouraged in Cyprus and there needed to be re-education in that area. Bus services were insufficient and inadequate, he said. Authorities must also begin to use ‘smart’ alternatives to reduce traffic coming into city centres.

“It has been proved that where there is urban charging, as much as 30 per cent of traffic is discouraged from entering city centres,” he said. This could be done via smart cards, which would not involve any police presence and would be cost effective.

Vougias said that although Cyprus was not a basic polluter in global terms, Greeks and Cypriots actually inhale more pollutants than other Europeans.

“Cypriots and Greeks are unfortunately first when it comes to the inhalation of particulate matter, which sits in the lungs and creates a lot of health problems,” he said.

“We have to completely rethink urban mobility,” he added, suggesting that reunification of the island offered a good chance to create this new culture.

But civil engineer Anna Caramondani said there was a lack of planning at national level and a lack of co-ordination, and an absence of vision for a reunified Cyprus.

“Land use and transportation planning are carried out by different parties who don’t talk to each other,” she said. “Planners on both sides turned their backs to the dividing line and didn’t even see it as a border but as a barrier. This was a great mistake, although understandable due to the tragic events.”

She said it was imperative “and even late” to start planning how the country could be reunified spatially.

Mehmet Kunt, a Turkish civil and transport engineer, told similar stories from the north.

He spoke of aged buses, unreliable timetables, limited routes and bus stops and each town having its own system.

“We need to make a decision on what we want to do,” he said.

“We need to have a transportation authority to oversee management of the system for the whole island. Not all solutions require huge amounts of money. A combined effort now will stop duplication and will save money.”

Alecos Michaelides, the Director of the Public Works Department, also addressed the conference giving an outline on the technicalities.

He said there would need to be 29 “arteries and secondary roads” to reunify the two sides smoothly.

The 29 connection points include Pyrgos, Kalo Chorio, Zodia, Dherynia, Mammari and Denia, Polemidhia, Athienou, Lymbia, Troulli and Pyla. “These links are what will bring about the reunification of the transport network,” said Michaelides.

There would also be a ring road around the capital, which is already underway, Michaelides said.

The 32-kilometre four-lane ring road would start in the east of Nicosia at Yeri, linking Dhali, Tseri and Lakatamia, where it would go underground for 2.5 kilometres and diversify into three different openings, one of which would link it both to the Nicosia-Troodos motorway and the Nicosia-Limassol highway.

Michaelides said Cyprus has currently has 8,000 kilometres of roads, including 2,500 kilometres of highway.

“The road to economic development goes through a good communications network,” he said. “And a good road network will be the backbone of reunification.”

CYPRUS MAIL 16/10/08

 

İtalya'dan KKTC'ye charter uçak seferleri

İtalya'dan KKTC'ye charter uçak seferleri başlatılıyor. İtalyan tur operatörü "My Sun Sea Tur" ile imzalanan protokol çerçevesinde, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) tarafından gerçekleştirilecek seferlerle, 2009 yılında İtalya'dan KKTC'ye 1800 turistin getirilmesi hedefleniyor.

Protokol, KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile My Sun Sea ve KKTC'deki Northern Travel şirketleri arasında imzalandı.

Protokole, KKTC ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ ile İtalyan tur operatörü direktörü Astorre Legnani ve Northern Travel direktörlerinden Saffet Başpınarlı imza koydu.

Şanlıdağ, imza töreninde yaptığı konuşmada, protokolü çok olumlu bir gelişme olarak niteledi. Uzun yıllardır turizm çok geniş bir çerçevede icra edilmesi gerekirken çok dar bir çerçeveye sıkıştırıldığını ifade eden Şanlıdağ, "Bunun açılması yönünde atılan bu adım bizim için çok önemlidir. Bu çalışmaları daha çok ülkelerle de yapmalıyız" dedi.

İtalya ile KKTC arasındaki seferlerin KTHY tarafından yapılacağını  belirten Şanlıdağ, Bakanlığın daha önce belirlediği, Türkiye, İngiltere veAlmanya'ya ilave destinasyonların gelmesinin olumlu bir gelişme olduğunu belirtti.

Öncelikli hedeflerinin turizm sektörünü kurumsal bir yapıya kavuşturma kolduğunu, bunun için de gerekli olan yasal düzenlemelerin birer birer hayatageçmeye başladığını anlatan Şanlıdağ, ülkenin turizm politikasını belirleyecekbir "turizm örgütünün" kurulması için gerekli yasayı hayata geçireceklerini söyledi.

Şanlıdağ, turizmin daha planlı bir gelişimini sağlayacak, ülkenin turizm avantajları olan çevre, deniz ve tarihi yapısının bozulmasına fırsat vermeyecek Master Planı'nın da son aşamalarına geldiğini bildirdi.

My Sun Sea Direktörü Astorre Legnani de Kuzey Kıbrıs'ı müşterilerine sunmanın iyi bir fırsat olduğunu, Kuzey Kıbrıs'ın güzel denizleri, tarihi zenginliği ve güler yüzlü insanları olduğunu belirtti.

Legnani, özellikle tüm dünyada yaşanan mali krizden dolayı güleryüzün müşterileri için çok büyük önem arz ettiğini söyledi. Northern Travel direktörlerinden Özbek Dedekorkut ise 2000 yılından itibaren KKTC ile herhangi bir ülke arasında sürekli bir charter uçuş hizmeti olmadığını; bazı girişimlerin olduğunu, ancak birkaç seferden sonra durdurulduğunu, bu açıdan İtalyan şirketiyle imzalanan protokolün önemli olduğunu ifade etti.

CNN TURK 16/10/08

 

Rum basını: "Anlaşmazlıklar dorukta"

Yazı boyutu

Kıbrıs Rum gazeteleri, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı dün yeniden bir araya getiren kapsamlı müzakerelerin dördüncüsünün "iyi bir ortamda" yapıldığını, ancak "anlaşmazlıkların dorukta" olduğunu yazdı.

Türk ve Rum liderlerin "görüşmenin içeriğine ilişkin basına açıklama yapılmaması" kararı olduğu halde, dünkü görüşmenin içeriğinden diyaloglar ve bilgiler aktaran Rum gazeteleri, "iki lider arasındaki görüş ayrılığının sadece (dünkü) görüşme konusu olan yürütme yetkisiyle sınırlı kalmadığını, çözüm şekli ve içeriğine yönelik olarak da farklı yaklaşımların tespit edildiğini" belirtti.

"Talat ve Hristofyas'ın yürütme yetkisine ilişkin anlaşmazlıklar konusunda köprü kuramadıkları" belirtilen haberlerde, iki liderin çözümden sonraki federal devletin yönetim biçimiyle ilgili farklı yaklaşımlar hakkındaki "en iyi çözümü" gelecek hafta yapacakları görüşmeyle bulmaya çalışacakları ifade edildi.

Rum gazeteleri, "iyi haber alan" kaynaklarına dayanarak, Talat'ın görüşme sırasında, hafta içerisinde daha çok görüşme yapılması önerisinde bulunduğunu, Rum tarafının ise bunun pratikte olanaksız olduğu karşılığını verdiğini yazdı.

Hristofyas, "Başkanlık Konseyi" fikrine karşı

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, dünkü görüşmede, Kıbrıs Türk tarafının bir "başkanlık konseyi"nin oluşturulmasını öngören İsviçre modeline ilişkin görüşü hakkında, "bu modelin başka koşullar, siyasetler için şekillendirildiğini, Kıbrıs'ta uygulanmasının mümkün olmadığını" savundu.

Cumhurbaşkanı Talat ise Kıbrıs Rum tarafının yürütme yetkisine ilişkin önerilerini reddetti ve bu önerinin "ne başkanlık, ne de parlamenter sistem" olarak addedildiğini ifade etti. Talat, "başkanlık sistemi"ni de "demokratik değil' diye nitelendirerek reddetti.

Hristofyas, "yönetimin; vatandaşlar tarafından ortak oy pusulasından seçilecek bir başkan ve bir başkan yardımcısının olacağı, bir başkanlık sistemini öngörmesi" gerekliliğinden bahsederken; Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı'nın benzeri olan, ancak oluşumu konusunda istisnalara sahip olan başkanlık konseyi tezinde ısrarlı oldu.

Bu konu, liderlerin temsilcileri, Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun hafta içinde yapacakları görüşmede de ele alınacak.

CNN TURK 14/10/08

 

"Türk tarafı hiçbir iyi tavır göstermedi"

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Marcos Kiprianu, İspanyol ABC gazetesinde bugün yayınlanan demecinde, halen süren görüşmelerle ilgili Türk tarafını suçlayarak, "Türk tarafından hiçbir iyi tavır gösterme isteği görmedik" dedi.

Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile "siyasal değil yalnızca sosyal ilişkide bulunduğunu" belirten Marcos Kiprianu, "Birleşme süreci boyunca Türk tarafından hiçbir iyi tavır isteği görmedik. Bu, beklentilerin birçoğunda pozisyonumuza etki edebilir" diye konuştu.

Kiprianu, müzakerelerin "yavaş ve zorluklarla" sürdüğünü savunarak, "Üst düzey çalışma grubu için adım atıldığında sürecin hızlanacağını düşünüyorduk. Ama halen böyle değil. Eylül ayında, müzakerelerin başlamasıyla beliren zorluklar sürüyor, çünkü yapılması gerekenler yapılmadı" dedi.

Öngörülenden daha yavaş olmasına karşın müzakerelerin sürdüğünü ve verdikleri sözlerinin halen geçerli olduğunu ifade eden Rum bakan, "Tek bir Kıbrıs'ta federal sistemin işlemesi için oluşan yakınlaşmalarda farklılıklar var. Bu bizi şaşırttı, çünkü bunun artık açıklığa kavuştuğunu düşünüyorduk" yorumunda bulundu.

CNN TURK 15/10/08

 

KKTC'de sigara yasağı yürürlükte

Yazı boyutu

KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde 6 Ekimde oy birliğiyle onaylanan "Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma ve Denetim Yasası", Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından imzalanmasının ardından Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Birçok ülkede olduğunu gibi, bugünden itibaren KKTC'de de sigara ve tütün içimine önemli kısıtlamalar getirildi. Yasadaki bazı düzenlemeler ise 1 Ocak 2010'da yürürlüğe girecek.

"Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma ve Denetim Yasası", "kişileri ve gelecek nesilleri tütün ürünlerinin zararlarından, bunların alışkanlıklarını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarından koruyucu tertip ve tedbirleri almak ve herkesin temiz hava soluyabilmesinin sağlanması yönünde düzenlemeler yapmayı" amaçlıyor.

Uygulamasından Sağlık Bakanlığının yetkili kılındığı yasa, özellikle gençleri tütün ve tütün ürünlerinin zararlarından korumayı hedefliyor. Yasa, ürün denetimi ve ürünlerin satışa sunumda uyulması gereken kuralları düzenlerken, nerelerde sigara ve tütün ürünleri içilemeyeceğini de belirliyor. Yasaya aykırı davrananlara asgari ücrete bağlı cezalar içeren yasa, ağır suçlarda 3 yıla kadar
hapislik de içeriyor.

18 yaşından küçüklere satış yasak

Yasa uyarınca, 18 yaşından küçüklere, kendi kullanımları dışında başkaları için dahi olsa tütün satılması da yasak.

İçine para atılan makineler aracılığıyla sigara ve diğer tütün ürünlerinin satışını da yasaklayan yasa, küçüklere hitap eden ve tütün ürünlerini çağrıştıran şeker, çerez, oyuncak ve başka nesnelerin tütün ürünleri şeklinde üretilmesine ve satılmasına da son verecek.

Yasa, tütün ürünlerinin market rafları gibi doğrudan ulaşılabilir yerlerde satışını yasaklıyor, ancak gümrüksüz satış dükkanlarını bu kapsam dışında tutuyor. Yasayla tütün ürünlerinin isim, marka veya alametleri kullanılarak her ne surette olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamayacak, bu ürünlerin kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemeyecek.

Tütün ürünü üreticilerinin, ithalatçılarının ve satıcılarının etkinliklere amblemlerini, marka ve işaretlerini kullanarak destek olması
(sponsorluk) da yasaklanıyor. Yazılı basında, radyo ve televizyonlarda ve sinema salonlarında tütün ürünleri reklamı yanında ürün fiyatları ve fiyatlardaki değişikliklere ilişkin duyurular da yapılamayacak.

Yasaklanmış mekanlarda sigara ve diğer tütün ürünlerini içenler, asgari ücretin onda biri oranında, yani bugünkü rakamlarla 119 YTL para cezasına çarptırılacak. Cezalardan toplanacak paralar, Türk Hastaneleri İnşa ve Teçhizat Fonuna aktarılacak.

Bazı yerlerde 2010'a kadar serbest

Yaşlı bakım evleri, ruh ve sinir hastalıkları hastanesi, cezaevleri, şehirler arası veya uluslararası güzergahlarda yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güverteleri ile kumarhane, disko, gece kulübü ve sadece alkollü içki servisi yapılan bar ve birahanelerde, 1 Ocak 2010'a kadar yasa kurallarına bakılmaksızın tütün ürünleri tüketilebilecek ve bu tarihten sonra tüzük kuralları uygulanacak.

Alkollü içki satılsın veya satılmasın lokanta, kafeterya, büfe, kahvehane, pastane ve benzeri toplu tüketim yerlerinin kapalı alanlarında yasak, 1 Ocak 2010'da yürürlüğe girecek. Bu süreye kadar sadece 18 yaş üstü kişilerin girebileceği havalandırmalı özel bölümler ayrılacak.

CNN TURK 16/10/08

 

Türkiye BM Güvenlik Konseyi üyesi oldu

BM Genel Kururlu’nda yapılan oylama sonucunda, Türkiye 2009-2010 dönemleri için Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:01 TSİ 17 Ekim 2008 Cuma

 

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER - Miguel D’Escoto başkanlığında toplanan 192 BM Genel Kurulu üyesinin verdiği oylar sonucu, Türkiye 2009-2010 dönemi için Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildi. Türkiye 151 ülkeden oy alarak rakipleri İzlanda ve Avusturya’ya fark attı.

 

Türkiye’nin aday olduğu Batı Avrupa grubunu Güvenlik Konseyi’nde temsil edecek diğer develet ise 132 oy alan Avusturya oldu. İzlanda 87 oy aldığı için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilemedi.

DİĞER ÜYELER: JAPONYA, MEKSİKA, UGANDA
Diğer bölgesel gruplarda Afrika bölgesinden Uganda, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinden Meksika, Asya grubundan ise Japonya konseye geçici üye olmaya hak kazandı. Asya grubunda yarışan İran ise yeterli oyu alamadı. Uganda ve Meksika ise zaten bölgelerinden seçime tek ülkelerdi.

BM Genel Kurulu’nda bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, sonuçların açıklanmasının ardından tebrikleri kabul etmeye başladı.

GÖREVE OCAK 2009’DA BAŞLAYACAKLAR
Yeni seçilen üyeler iki yıl sürecek görevlerine 1 Ocak 2009’da başlayacaklar.

Hükümet BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olabilmek için uzun bir dönemdir diplomatik faaliyet gösteriyordu.

Türkiye, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığını 21 Temmuz 2003 tarihinde açıklamıştı.

BM Güvenlik Konseyi’nde 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde yer alan Türkiye, 47 yıldır konseyde temsil edilmiyordu.

 

Obama Türkiye için ‘işgalci’ dedi

Grek News adlı internet sitesi, ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı Obama’nın, Kıbrıs sorunundan söz ederken Türkiye için işgalci nitelemesini kullandığını duyurdu.

NTV

Güncelleme: 19:59 TSİ 17 Ekim 2008 Cuma

 

WASHINGTON - Sitedeki haberde, Obama’nın Yunan-Amerikan cemaatine bir mektup gönderdiği belirtiliyor. Habere göre, Obama, “Sorunun müzakereler yoluyla çözümü, Kuzey Kıbrıs’taki Türk işgaline son verecektir” ifadesini kullanıyor.

 

Obama, Türk-Yunan ilişkilerine de değiniyor ve Türkiye’de demokrasinin güçlendirilmesi ve askeri çatışma riskinin azaltılması gerektiğini savunuyor.

Ayrıca, Türkiye’den Heybeliada ruhban okulunun açılmasına izin vermesini ve her uyruktan din adamına eğitim hakkı tanımasını istiyor.

Obama’nın mektubu, henüz kendi resmi sitesinde yayımlanmış değil...

 

 

Obama Türkiye'ye "işgalci" dedi

ABD'deki Demokrat Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın son hedefi ülkesindeki Yunan asıllı seçmen. Yunan-Amerikan Cemaati'ne bir mektup gönderen Obama, Kıbrıs sorunundan bahsederken, Türkiye'den işgalci diye söz etti.

Mektupta Obama, "Kıbrıs sorununun müzakereler yoluyla çözümü, Kuzey Kıbrıs'taki Türk işgaline son verecektir" ifadesini kullandı.

Demokrat başkan adayı, Kıbrıs için çözüm formülünü de şöyle anlattı:

"Kıbrıs tek bir egemenliği bulunan bir ülke olarak kalmalıdır. Bu ülkede iki toplum da, iki bölgeli federasyon içinde siyasi merci olarak icraatta bulunabilmelidir"

Demokrat lider, Türkiye'de demokrasiyi güçlendirerek ve askeri çatışma riskini azaltarak, Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesine yardımcı olma sözü de verdi.

Obama, "Türkiye Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına izin vermeli ve her uyruktan din adamlarının eğitilmesi hakkını tanımalıdır" diye yazdı.

Son anketler: "Obama 5 puan önde"

Bu arada ABD'de kasım ayında düzenlenecek başkanlık seçimiyle ilgili yapılan yeni bir kamuoyu yoklamasına göre, Demokrat Parti'nin adayı Barack Obama, Cumhuriyetçi Parti'nin adayı John Mccain karşısında hala 5 puan önde bulunuyor.

Reuters/C-SPAN/ZOGBY'nin, iki adayın önceki gün, üçüncü ve son kez kamuoyu önündeki tartışmasından sonraki ilk kamuoyu yoklamasında, Obama'nın oyların yüzde 49'unu, McCain'in de 44'ünü aldığı görüldü.

Aynı şirketin günlük yaptığı anketlerin son dördünde de Obama, McCain karşısında 5 puan önde çıkmıştı.

MILLIYET 17/10/08

 

Tarihimizde Kürtler - 2

Kürtler ve ekonomi

17 Ekim Cuma 2008

BU ortamda isim vermiyorum; 'Kürtçülüğün ideoloğu' haline gelmiş bir sosyolog var, sadece Kürt kimliğini savunmuyor; öyle olsa mesele yok. Dahası, "Uluslararası Sömürge Kürdistan" diyerek Türkiye'yi sömürgecilikle suçluyor! Bankalardan kredi alarak, iş kurarak, ticaret yaparak zenginleşen Kürt vatandaşlarımıza "ajan sınıf" diyor!
Bütün radikal Kürtçülerin tezidir bu! Kaç genci ateşleyip ölüme sürmüştür bu kör kışkırtma?!
Halbuki İranlı Kürt lider merhum Abdurrahman Qasimlu, geri kalmışlığın tarihsel sebebinin Kürdistan'ın dağlık coğrafyası olduğunu anlatır. Bu coğrafya hayvancılık dışındaki işlerin gelişmesine imkân vermemiş, aşiret hayatını, feodaliteyi dayanıklı hale getirmiştir.
Ira Lapidius da feodaliteyi kırabilecek Osmanlı idare ve toprak sisteminin aynı coğrafi zorluklar yüzündün bölgede uygulanamadığını hatırlatır...

Coğrafyanın rolü
Anadolu tarihinde ticaretin coğrafyasını yansıtan "kervansaray"ların dağılımına bakalım: Sayın Korel Göymen'in Turizm Müsteşarlığı sırasında çıkarılan envantere göre, Doğu ve Güneydoğu'da, Selçuklu ve Osmanlı kervansaraylarının sayısı 43'tür. Bunun dışındaki tüm Anadolu'da bu sayı 363'tür. İstanbul'la Trakya'yı da katarsak 484'tür.
Devletlerin kalkınma politikalarının olmadığı tarihsel dönemleri yansıtan bu tablo, bölge coğrafyasının ticareti nasıl kısıtladığını gösteriyor. Büyük tarihçimiz Ömer Lütfi Barkan'ın Osmanlı bütçelerine ilişkin rakamları da bunu doğruluyor. Bu konuda Prof. Şevket Pamuk'un kitabı son derece aydınlatıcıdır.
Akdeniz'in büyük tarihçisi Braudel de "Kürtler dağların efendisi, Türkler ise şehirlerin, ovaların, yolların efendisiydi" diye yazar, Kürtlerin tarihte "dağlara hapsolduğunu" belirtir.
Tarihte iktisadi ve sosyal gelişmenin ve geri kalmanın sebebi bu faktörlerdir.
Aynı sebepten, Ziya Gökalp'in de belirttiği gibi, dağlık ve yaylalık coğrafyalarda Türk aşiretleri Kürtleşmişti, ovalara ve şehirlere yerleşen Kürt aşiretleri Türkleşmişti.

Tarih yazmak...
Bugün de şehirleşme, ticaret ve göç hem entegrasyonun, bütünleşmenin, hem Kürt kimliği ve kültürü konusunda bilinçlenmenin en güçlü sosyolojik dinamiğini oluşturuyor.
Aynı süreçte, artan bütünleşme, artan kültürel kimlik özlemi!
Bu kadar iç içe geçmiş bir toplumda bunları çatıştırmadan çözebilmek! John McGarry, böyle durumlarda "federasyon" tezinin "kötü sicile sahip olduğunu", kitlevi çatışmaları tahrik ettiğini anlatır.
Çözümü, tarihte olduğu gibi, aynı bayrak altında ve aynı devletin yurttaşları olarak, modern üniter devlet içinde, kültürel özgürlükler açısından düşünmek gerekiyor.
Tarihe bakış, duygularımızı yönetmede de fevkalade önemlidir.
Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, Genelkurmay ne düşünür? Kürtleri yok saymanın sonuçları ortada; o halde tarihimizin "çokluk içinde birlik" karakterini vurgulayan, duyguları kaynaştıran ve "Türkiye" odaklı yeni bir tarih yazımı gerekmiyor mu?
Benim yetkim olsa, Prof. Aygün Attar'a bir komisyon kurdurup hemen çalışmayı başlatırdım. Diyarbakır tarihi üzerine bilimsel bir sempozyumdaki tebliğinde gördüm ki, Prof. Attar bu konuları araştırmış... Daha birçok isim var elbette.


Kısa kaynakça:
- A. Qasimlu, İran Kürdistanı, Belge, 1991.
- I. Lapidius, A History of Islamic Societies, Cambridge 1988.
- W. Hyde, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, TTK 1975.
- Ö. L. Barkan, İktisat Fakültesi Mecmuası, Ekim 1953.
- Ş. Pamuk, Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, Tarih Vakfı, 1994.
- Z. Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Toker 1999.
- F. Braudel, Akdeniz, cilt 1, Eren 1989.

 TAHA AKYOL MILLIYET 17/10/08

 

Kıbrıslı Rumlar, "Kuzey Kıbrıs'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi için inisiyatif almaya" davet edildi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

 

    Merkezi İngiltere'de bulunan insan hakları grubu Ambargolular, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV) temsilcileri ile birlikte geçtiğimiz hafta, Polonya'nın başkenti Varşova'da gerçekleşen insan hakları konferansı, İnsani Boyut Uygulama Toplantısına (HDIM) katıldı.

   Kıbrıslı Rum yetkililerin Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargolar ve Güney Kıbrıs'taki  aşırı ırkçı unsurlarla ilgili  açıklamalarına karşılık Ambargolular Grubu ve KTİHY yetkilileri, etkinlikte birer konuşma yaparak Kıbrıs Türkü'ne uygulanan haksız izolasyonlara bir an önce son verilmesini talep etti.

   Ambargolular Başkanı Fevzi Hüseyin, toplantıda yapılan  tolerans ve eşit davranmayla ilgili çalışma oturumunda Kuzey Kıbrıs'ta yaşamakta olan Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların altını çizerek, onların özgürce ticaret yapıp seyahat etmelerinden sportif, sosyal ve kültürel etkinliklerde  yer almaya kadar uzanan temel insan haklarının ihlalini vurgulayan bir konuşma yaptı. Fevzi Hüseyin ayrıca "Kıbrıslı Rum yetkililerin Kuzey Kıbrıs'ta yaşamakta olan Kıbrıslı Türklerin karşılaştıkları ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğü inkâr etmeyi sürdürmelerinden  hayal kırıklığı duyduğunu" ifade ederek, "Tüm tarafların ırkçılığa karşı durup etnik ve kültürel farklılıkları kucaklamaları ve evrensel insan haklarını teşvik etmeleri" konusundaki talebini yineledi.

 

"Kuzey Kıbrıs'a uygulanan yaptırımların

hafifletilmesi için acil inisiyatif alın"

 

   Fevzi Hüseyin, Kıbrıslı Rumları iyi niyet ruhuyla "Her iki taraf arasında güven yaratıcı önlemlerin uygulanması ve Kuzey Kıbrıs'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi için etkin ve acil  inisiyatif almaya" davet etti.

Ambargolular Kampanyalar Sorumlusu Ergin Ballı da KTİHV adına bir sunum yaparak Güney Kıbrıs'ta  bulunan ve 'Altın Şafak' anlamına gelen "Hrisi Avgi adlı neo-Nazi grubun çözüm sürecine yönelik yarattığı tehlikelere dikkat çekti.  Ergin Ballı konuşmasında ayrıca  Kıbrıslı Rum yetkilileri "Tüm ırkçı örgütler ve davranışlara karşı en sıkı tedbirleri almaya" ve "Resmi kurumlar ve örgütler dahil olmak üzere hoşgörüsüzlük ve ırkçılık yayan herkese yönelik ciddi yasal yaptırımlar yapmaya" davet etti.

   Ballı, "Sesimizin duyulduğundan ve ambargo konusunun uluslararası bir kaygı olmayı sürdürdüğünden emin olmak için bu tür saygın ve tanınmış etkinliklere katılımı sürdüreceğiz" dedi.

 

Kıbrıslı Rum temsilciden kışkırtıcı tavır

 

   Toplantıda Ambargolular Grubu'nun yaptığı konuşmalara karşılık  Kıbrıslı Rum temsilci ise ,ortaya atılan öneriler üzerinde yapıcı fikir beyan etmek yerine kışkırtıcı bir tavırla Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerini "yasa dışı bir şekilde işgal ettikleri" için izole edildiklerini, Hrisi Avgi'nin ise "büyük"  bir sorun yaratmadığını ileri sürdü. 

Konferans sonrası Ambargolular Grubu'ndan yapılan açıklamada Rumların tavrı eleştirilerek , bu tür kışkırtıcı ve küçümseyici davranışların Kıbrıslılar arasında saygı ve  güven ortamını zedeleyeceğini ve her iki tarafın kutuplaşmasına hizmet edeceği belirtildi.

 

Avrupa'daki en büyük

insan hakları konferansı

 

   Avrupa'da Güvenlik ve İşbirliği Örgütü'nün  (OSCE) bir parçası olan yıllık İnsani Boyut Uygulama Toplantısı (HDIM) Avrupa'daki en büyük insan hakları konferansı olarak biliniyor. 10 günlük bir süreye yayılan toplantı, haksızlığı yok ederek dünya barışı ve istikrarını teşvik etmeyi amaçlıyor. Üye ülkeler ve örgütler bu toplantıda insan hakları politikalarını gözden geçirerek hoşgörü, eşit muamele ve nasyonalizm karşıtlığını teşvik etmenin yollarını ve yabancı düşmanlığı ile insan hakları ihlallerine karşı mücadeleyi tartışıyorlar.  Konferans hükümetler, uluslararası uzmanlar ve 3090 civarında STÖ'den gelen delegeyi içeriyor.

KIBRIS 17/10/08

 

Advisers step in to help talks process

PRESIDENTIAL Commissioner George Iacovou and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s adviser Ozdil Nami yesterday met to take over some of the load from the two leaders in order to speed up the talks process.

Iacovou and Nami exchanged views on the issue of governance ahead of the leaders’ meeting next Wednesday.

Iacovou said after the meeting that a lot of progress and convergence had been achieved on many issues of previous chapters regarding the competences of the central government.

He said Christofias and Talat had asked the two advisers to discuss some of the relevant issues and that within this framework they talked for two hours.

“The President had asked for a series of clarifications for the positions expressed by Mr Talat,” said Iacovou.

“The purpose of this meeting was to have these clarifications and we on our part gave certain clarifications which the Turkish Cypriots had asked for during the last meeting.”

The proposed restoration work on the Ledra Street crossing and the recurrent issue of the Limnitis crossing were also discussed.

CYPRUS MAIL 17/10/08

 

Turkish Cypriots look to Ottoman archives in land bid
By Simon Bahceli

OTTOMAN archives compiled in Cyprus between the sixteenth century and British rule could provide the Turkish Cypriot side with ammunition to counter Greek Cypriot property claims in the north, it was claimed yesterday.

The revelations were made by the Turkish-language daily Star and were confirmed by an anonymous source close to the Turkish Cypriot authorities who told the Cyprus Mail, “A group of foreign experts have been working on a report [based on archival material]. Some of the findings will give strength to the Turkish Cypriot position on properties”.

Although the source did not confirm details, the Star’s article claimed some 100 experts had been combing Ottoman archives since 2005. The Ottomans ruled the island for over 300 years from 1571 until 1878. The experts, it said, had compiled a 250-volume report entitled ‘Cyprus Land and Property’. It also said the report’s findings would “come as a shock to those Greek Cypriots trying to extract money and land from north Cyprus” and that the shock would be delivered when Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat unveiled the report at a news conference next week.

The Cyprus Mail was unable to confirm yesterday whether Talat would indeed be hosting such a media event. Rather, a source within the administration said it was yet undecided how or when the report would be used.

“No such political decision has been made,” the source said, adding that the report was seen as a “supportive element” in ongoing negotiations for a settlement with the Greek Cypriot side, rather than as evidence that would be used in court to justify Turkish Cypriot possession of Greek Cypriot properties in the north.

“Sometimes you have a document that you use only for political purposes. To put such things before a court, you first have to be sure there are no inconsistencies. If there are, these can weaken your argument,” it said.

The source added, however, that political factors could sometimes be used to influence a court decision – a factor especially true in Cyprus’ case.

Commenting on the prospect of Turkish Cypriot property lawyers and negotiators taking such a tack, Greek Cypriot lawyer Achilleas Demetriades told the Cyprus Mail that such an approach was known as the “Evkaf approach” and was not new. It had already been used by Turkish lawyers, he said, during a case at the European Court of Human Rights (ECHR) in which his Greek Cypriot client Myra Xenides-Arestis had sought to regain possession of her property from Turkey in the fenced-off area of Varosha, near Famagusta.

Evkaf is the umbrella organisation that oversees the running of all Turkish Cypriot religious foundations in Cyprus and is said to own vast amounts of land and property.

The Evkaf approach, however, “was dismissed by the court,” Demetriades said. Turkey was ordered to pay Arestis €850,000 in compensation for denying her access to her property.

The Greek Cypriot lawyer added, however, that if there was basis to the Evkaf argument, its claims “do not lie against the Greek Cypriot owners but perhaps against the colonial powers, namely the UK”.

Prior to gaining independence from Britain, Demetriades said, “Britian paid over one million pounds to the Turkish Cypriot community [their leaders] in full and final settlement of all claims that the Turkish Cypriot community may have had to [Vakif] properties”.

He added that a possible use of the archival information would be for Turkey to open an interstate case against the UK for having illegally disenfranchised the Turkish Cypriots of large amounts of public property.

“That would be a very interesting case to follow,” he said.
CYPRUS MAIL 17/10/08

 

Rumlar Obama'nın açıklamalarından memnun

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanou, ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama'nın, Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamasından memnun olduklarını söyledi.

Rum Sözcü, Obama'nın, Türkiye'yi Kıbrıs'ta "işgalci" olduğunu öne süren açıklamasıyla ilgili bir soru üzerine, Obama'nın yaptığı açıklamada önemli unsurların olduğunu iddia etti.

Stefaou, Kıbrıs sorununa iki kesimli ve iki toplumlu federal bir çözümünün bulunması gerektiğini savundu.

CNN TURK 18/10/08

 

Kıbrıslı Türkleri AB’de görmek hepimizin arzusu

 

Geçen hafta, Avrupa’dan Sorumlu Birleşik Krallık Devlet Bakanı olarak atanmamdan üç gün sonra, Kıbrıs’a bir ziyarette bulundum.

Görüşmeler bir ayını doldurmuşken, benden önceki meslektaşımın vermiş olduğu Adayı ziyaret sözünü yerine getirmenin ve Birleşik Krallık’ın Ada’nın tekrar birleşmesi yönündeki güçlü desteğini bu sürecin başında göstermenin ne kadar önemli olduğunu açıkça gördüm.
Bu görüşmeler, tüm bölgenin barış ve refahı için esas olan Kıbrıs sorununun çözümü adına şimdiye kadar sunulan en iyi fırsatı oluşturmakta. 

Memnunum
Ziyaretim sırasında her iki lider ile bir araya gelme imkânı bulmuş olmak ve görüşmelerin gidişatı konusunda ilk ağızdan bilgi almaktan son derece memnunum. Sayın Talat ile makamında yaptığım görüşme sırasında Kıbrıs’ın birleşmesi konusundaki kararlılığımızı konuştuk. Her iki lider de devlet adamlıkları, yapıcı yaklaşımları ve bu değişim fırsatını yakalamakta göstermiş oldukları başarıdan ötürü bende büyük bir takdir ve saygı uyandırmakta. Birleşik Krallık’a döndükten sonra ise liderlerin yoğun bir görüşme programını üstlenmiş ve güven artırıcı sağlam bir önlem olarak planlı askeri tatbikatları iptal etmiş olduklarını görmek son derece olumlu oldu.
Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletler’in (BM) politik eşitliğe sahip iki kesimli, iki toplumlu bir federasyona dayalı çözüm yönündeki çabalarını desteklemeyi sürdürmektedir. Varılacak nihai çözümün ne şekilde olacağını karar verecek olan taraf tabii ki Kıbrıs halkı olacaktır, fakat Birleşik Krallık, Kıbrıslılar için Kıbrıslılar ile varılacak bir anlaşmanın tüm taraflarına istendiğinde elinden gelen yardım ve desteği sunmaya hazırdır.
Şu anda, Kıbrıs Türk halkı Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin tüm avantajlarından tam olarak faydalanma, ya da sorumluluklarını paylaşma, imkânına sahip değil. Oysa ki Ada’nın birleşmesini sağlayacak bir anlaşma Kıbrıs Türk Halkına potansiyellerinin tamamına erişme imkânı sunacaktır. Kıbrıs’ın AB içerisinde, Kıbrıs Türk halkının AB vatandaşlığı rolünü tamamıyla üstlenmesine imkân veren bütünlüğüne kavuşmuş bir ülke olarak yükseldiğini görmek hepimizin ortak arzusudur.
Bu konunun çözüme kavuşmasında paydası olan herkesten, konuya dahil, olumlu ve destekleyici olmayı sürdürmelerini bekliyoruz. Türkiye’nin bugüne kadar vermiş olduğu olumlu mesajları takdirle karşılıyoruz. Türkiye bu konuda önemli bir rol oynamaktadır ve konunun çözümünden kazanacağı çok şey vardır.
Ziyaretim sırasında, bu fırsatın kaçmasına ya da görüşmelerin sekteye uğramasına izin vermemeleri konusunda Kıbrıslılara yoğun telkinlerde bulundum. Türkiye ve Yunanistan da dahil Kıbrıs’ın komşuları ve uluslararası camianın diğer üyeleri olarak Kıbrıslıların Ada’yı birleştirme konusundaki çalışmalarını desteklemek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

Kolay olmayacak
Bu müzakerelerin kolay olacağını düşünmüyorum. Her iki halkın da müzakerelerde ele alınması gereken birtakım endişeleri ve gereksinimleri var. Gene aynı şekilde her iki tarafın da bu yolda ilerlerken karşılarına çıkan engelleri aşabilmek için esnek ve uzlaşmaya açık olması gerekmiştir ve gerekecektir de. Fakat, uluslararası camia bu sürece verdiği desteği devam ettirmektedir ve birleşmiş bir Kıbrıs’a hoş geldin demeye hazırdır. Desmond Tutu’nun da Kıbrıs ziyareti sırasında dediği gibi, “Tarihle yaptıkları bu randevuda her iki tarafı da cesaretlendirmek için geldik.” Gerçekten de bu iki lider şu anda tarih yazmaktalar.
Caroline Flint, MV
Birleşik Krallık Avrupa’dan  
Sorumlu Devlet Bakanı 

MILLIYET 18/10/08

 

 

Grossetete: Pozitif işaretler aldık

TARAFLARDA İSTEK VAR... AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, Kıbrıs'ta havanın olumlu yönde değiştiğini, müzakerelerden olumlu sonuç alınacağına dair işaretler aldıklarını belirterek, "İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon için taraflarda istek var" dedi

 

   Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete, Kıbrıs'ta havanın olumlu yönde değiştiğini, müzakerelerden olumlu sonuç alınacağına dair işaretler aldıklarını belirterek, "İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon için taraflarda istek var... Çalışma gruplarındaki ilerlemeleri de selamlıyoruz" dedi.

   Koordinatör Yardımcısı Mechtild Rothe ise, Haziran 2009'da gerçekleştirilecek AP seçimleri öncesinde adada çözüme ulaşılmasını ve Kıbrıslı Türklerin de seçimlerden sonra AP sandalyelerindeki yerlerini almasını dilediklerini belirtti.

   AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek seviyede Temas Grubu, adadaki temaslarını tamamlayarak, dün öğleden sonra ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. Basın Toplantısı, BM askerlerinin "toplantının 15.00'e alındığı bilgisi geldi" iddialarına karşın, basına daha önce açıklandığı şekliyle saat 14.00'te başladı.

 

Ledra Palace'ta tartışma

 

   Bu arada BM Basın Akreditasyon Kartı olmayan Türk ve Rum basın mensupları içeri alınmayınca bir süre Ledra Palace Otel'in ana giriş kapısı önünde tartışmalar yaşandı.

   Basın toplantısına parlamenterler Grossetete ve Rothe ile Francis Wurtz ve Ashley Mote katıldı.

 

Grossetete

 

   Heyet adına genel bir açıklama yapan Grossetete, önceki günden bu yana taraflarla ciddi görüşmeler yaptıklarını, dün öğlen Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile "ilginç" bir öğle yemeği yediklerini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ise, istemelerine karşın, Talat'ın İstanbul ziyaretinden dolayı bir araya gelemediklerini söyledi.

   Kıbrıs müzakerelerinde çok olumlu gelişmeler olduğuna dair işaretler aldıklarını belirten Grossetete, Çalışma Grupları'nın 16 başlık konusunda mutabakata vardıklarını öğrendiklerini, zorluklar bulunduğunu bildiklerini, ancak ileriye gidilebileceğini gözlemlediklerini söyledi.

   Grossetete, yaptıkları temaslar hakkında bilgi aktardığı konuşmasında, Pile köyüne gezilerini de anlatarak, "1974 olaylarına karşın iki toplumdan insanların köyde yaşamayı sürdürdüklerini" kaydetti. 

   Yönetim, mal-mülk ve askersizleştirme, TC kökenli KKTC vatandaşları gibi konularda daha katedilmesi gereken mesafeler olduğunu ifade eden Grossetete, uzun ve zor bir yol olacağını, ancak herkesin çaba göstermesi halinde görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanabileceğini ifade etti.

   AP'de gelecek yıl seçimler yapılacağına işaret eden Grossetete, Kıbrıslı Türklerin temsiliyeti konusunda pratik bir formül bulmak gerektiğini söyledi.

 

"Askersizleştirme gecikmemeli"

 

   Kıbrıs konusunda Türkiye'nin anahtar konumda olduğunu savunan Grossetete, askersizleştirme konusunun sonraya bırakılmayarak gecikmeden yapılması için genel bir istek bulunduğunu savundu.

   Bu arada Avrupa Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'taki temsilcilerinin "çok önemli ve zor" bir iş gerçekleştirdiklerini ifade eden Grossetete, mayından arındırma çalışmalarının tamamlanmasının da Kıbrıs için büyük önem taşıdığını söyledi.

 

"Oyunun adı"

 

   Grossetete, mayından arındırma ve diğer bir önemli konu olan kayıpların akıbetinin araştırılması konusunda AB tarafından yapılan katkının bütçesinin artırılacağını söyledi.

   Grossetete, Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Euro'luk Mali Yardım Programı'nın da sürdüğünü anımsattı.

   Grossetete, Güven Yaratıcı Önlemler'in önemini de vurgulayarak, "The Name Of The Game is Confidence Building Measures (Oyunun adı Güven Yaratıcı Önlemlerdir)" dedi.

 

Rothe

 

   Koordinatör Yardımcısı Mechtild Rothe ise konuşmasında, Kıbrıs'tan büyük bir iyimserlikle ayrılmakta olduklarını kaydederek, Güney'de hükümetin değişmesinden sonra adaya ikinci gelişleri olduğunu, bir işbirliği ortamı gördüklerini ve bunun birleşik Kıbrıs'ı ortaya çıkaracağına inandıklarını söyledi.

   Böyle bir süreçte "güçlükler olmamasının" şaşırtıcı olacağını ifade eden Rothe, ancak zamanın çözümün aleyhine çalıştığını söyledi.

   Müzakere sürecinde Güven Yaratıcı Önlemler'in önemini vurgulayan Rothe, Teknik Komiteler tarafından hazırlanan birçok konunun uygulama aşamasına geldiğini, Güven Yaratıcı Önlemler çerçevesinde Lokmacı (Ledra) Kapısı'nın açılmasının bir sembol olduğunu söyledi.

   Rothe, Rumların, tarih kitaplarının yeniden yazılmasıyla ilgili başlattıkları çalışmanın da "büyük önem" taşıdığını ifade etti.

   Rothe, bu yeni atmosferde liderlerin bir çözüme ulaşabileceklerini, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce bir çözüm olabileceğini kaydetti.

   Rothe, Haziran 2009'da gerçekleştirilecek AP seçimleri öncesinde adada çözüme ulaşılmasını ve Kıbrıslı Türklerin de seçimlerden sonra AP sandalyelerindeki yerlerini almasını dilediklerini belirtti.

 

Wurtz: Hristofyas rotasyonu masaya getirdi

 

   Francis Wurtz ise konuşmasında, "Kıbrıs'ta tarihi bir ana gelindiğini" belirterek, bir tarafta iyimserlik, bir tarafta da "yükümlülükler" bulunduğunu, güçlüklerin ne olduğunun isimlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

   Siyasi eşitlik konusunun önemine değinen Wurtz, çeşitli konularda uzlaşmalar olduğunu belirterek, Hristofyas'ın da son olarak başkanlık konusunun rotasyonunu masaya getirdiğini, bir güçlüğün aşılması için bunun önemli olduğunu savundu.

   Wurtz, askersizleştirme konusunun önemine de işaret ederek, Güven Yaratıcı Önlemler çerçevesinde ilk aşamada Lefkoşa'nın askersizleştirilmesinin önemli bir adım olarak gündeme gelebileceğini öne sürdü.

   Wurtz, bu güçlükleri aşmak için cesur olmak gerektiğini kaydetti.

 

Mote

 

   İngiliz Parlamenter Ashley Mote ise, gençlerin karşılıklı dil ve kültürlerini öğrenmesinin çözüm için "büyük" önem taşıdığını belirtti.

   Mote, 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Paketi konusuna da değinerek, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendileriyle yaptığı görüşmede, "Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için kullanılacağı vaat edilen" bu paranın bir kısmının mayından arındırma çalışmalarında kullanılmasını eleştirdiğini belirtti.

   Mote, bir ülkede ekonomi için serbest dolaşımın önünü açmanın önemli olduğunu, mayından arındırma gerçekleşmezse serbest dolaşımda sorunlar yaşanacağını ve bunun insani bir konu olmanın yanında ekonomi için de önem taşıdığını savundu.

   Ashley Mote, söz konusu yardımın "AB'nin cebinden değil, 27 üye ülkenin vergi mükelleflerinin cebinden" çıktığını kaydederek, kendisinin seçmenlerine bu paranın insani bir konu olan mayından arındırma için kullanıldığını anlatabileceğini, ancak başka bir şey için kullanıldığını anlatmasının zor olacağını ileri sürdü.

KIBRIS 18/10/08

 

 

AB, ikinci aşamada köy evlerinin dış cephelerini düzenleyecek

Hisarköy'deki su boruları, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Programı kapsamında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yenilendi.

   Köy içerisinde bulunan toplam 4,5 kilometrelik, 50 yıllık galvanize su borularının değiştirilmesinin ardından; şimdi de köy evlerinin dış cephelerini düzenlemek için çalışmalar başlıyor.   

   Bu kapsamda önceki akşam her iki olayla ilgili olarak Hisarköy'de tören düzenlendi ve uygulamanın açılışını, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash yaptı.

   Köy meydanında gerçekleştirilen törene, Başbakan Soyer ve Rasbash'ın yanında, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin, hükümet ve AB yetkilileri ile köylüler katıldı. Törende, Hisarköy Muhtarı Ali Faik Şemi de hazır bulundu. 

   Başbakan Soyer, Rasbash, UNDP-PFF (BM Kalkınma Programı-Gelecek İçin Ortaklık Programı) yöneticisi Tiziane Zannaro ve Muhtar Şemi'nin konuşmalarının ardından su sisteminin sembolik açılışı yapıldı.

   Açılışın ardından katılımcılara Kıbrıs'a özgü yiyeceklerle izaz ikramda bulunuldu.

 

Şemi: Emek sağlayan herkese teşekkür ederiz

 

   Hisarköy Muhtarı Ali Faik Şemi, törende yaptığı konuşmada, AB ile UNDP'nin ortak çalışmasıyla köyün 50 yıllık galvanize su borularının değiştirildiğini, ikinci aşamada ise köy evlerinin dış cephelerinin düzenleneceğini kaydetti.

   Şemi, projeye finansman sağlayan, çalışmaları yapan ve köyün su borularını değiştirirken emek harcayan herkese teşekkür etti.

 

Zannaro: Günlük hayata olumlu yansıyacağını ümit ederiz

 

   UNDP-PFF yöneticisi Tiziane Zannaro da, programın AB tarafından finanse edildiğini, UNDP tarafından da yürütüldüğünü belirterek, projenin Hisarköylülerin günlük hayatına olumlu yansıyacağını ümit ettiğini söyledi.

   Zannaro, proje kapsamında köyün 50 yıllık 4,5 kilometrelik galvanize su borularının ev bağlantılarıyla birlikte değiştirildiğini ifade ederek, bu işlemle artık köydeki herkesin aynı düzeyde daha kaliteli ve daha basınçlı su alacağını kaydetti.

   Projenin gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkürlerini sunan Zannaro, projenin bölgeye hayırlı olmasını ve refah getirmesini temenni etti.

         

Rasbash: Ortaya güzel bir iş çıktı

 

   Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Rasbash da, projenin uygulamasında gösterilen işbirliğiyle ortaya güzel bir iş çıktığını belirtti.

   Rasbash, köylülerin artık daha temiz, güzel ve kesintisiz su alma imkanı bulduğunu ifade ederek, köyde yapacakları ilk aşamanın tamamlandığını, şimdi de ikinci aşamaya geçeceklerini dile getirdi.

   Bu projenin sonucunun köye nasıl yansıyacağını ancak 2 yıl sonra görebileceklerini, bu yüzden 2 yıl sonra Hisarköy'e yeniden geleceğini ve gelişmeleri göreceğini söyleyen Rasbash, bu projede ayrıca AB yardımlarının bir yere getirebileceği iyi etkileri göstermek istediklerini kaydetti.

   Rasbash, projenin başarılı olacağına olan inancını da vurguladı.

 

Soyer: Tüm yatırımların temeli insanlar

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, insan isteklerinin sınırsız olduğunu, bu yüzden her zaman daha iyinin istendiğini belirterek, tüm yatırımların temelinin insanlar ve insan hayatının refahına yönelik olduğunu kaydetti.

   Soyer, insanların hırsının da sonu olmadığını ve bundan dolayı ekonominin bozulduğunu, ancak bunu düzeltecek olanın da yine insan olduğunu dile getirdi.

   Yatırımların altyapıya yönelik olmasının insan refahını doğrudan etkilediğini belirten Soyer, bu yüzden AB ve UNDP yetkililerine Hisarköy'e yaptıkları bu projelerden dolayı teşekkürlerini sundu.

   Soyer, projenin hayata geçmesi için emek harcayan herkese de teşekkür ederek, projenin hayırlı olmasını diledi.

KIBRIS 18/10/08

 

 

Karpas donkey protection plan ‘a bad joke’
By Simon Bahceli

A PROTOCOL supposedly aimed at protecting wild donkeys in the Karpas peninsula was branded “a bad joke” by environmentalists yesterday.

The document, signed between the north’s ‘economy and tourism ministry’ and the Turkish Cypriot Hunters Federation earlier this week, says it will ensure that the approximately 700 wild donkeys roaming in the Karpas peninsula will be fed, watered and given shelter.

However, head of the north’s Green Action Group Dogan Sahir told the Cyprus Mail yesterday the protocol would do “little or nothing” to protect the donkeys.

“When there are so many environmentalist and other interest groups here in Cyprus, why would the government give the authority for the protection of donkeys to hunters?” Sahir said yesterday. He added that the only reason for the signing was that the ‘economy and tourism minister’ Erdogan Sanlidag and the head of the Hunters Federation Nilhan Tayfunlu were “political friends”. Both are members of the junior coalition party the Freedom and Reform Party (ORP).

The plight of the Karpas donkeys, once branded “the only true Cypriots” by Archbishop Makarios, was highlighted last spring when it was discovered that several had been shot. It is believed they were killed either by reckless hunters or farmers upset at damage done to crops by the donkeys. It is also believed that many more may have died during this year’s drought.

Sahir believes the wild donkeys will only get proper protection when a national park is established in the peninsula. He says the authorities in the north have been talking about doing so since 1977, but have recently expressed greater interest in pushing the project forward. However, it is still yet to happen.

“It’s not just about the donkeys, but about the birds, the turtles, the flora and fauna, the climate. Everything has to be taken together,” he said, adding: “I believe it will happen; they say it’s in the process of being set up.”

Meanwhile, the Hunters Federation says protection of the donkeys will, for the moment, fall under its remit. Its head Nilhan Tayfunlu told the press his organisation would plant fields of animal feed for the donkeys, and drill wells and fit them with wind-powered water pumps to bring water to the surface. Tayfunlu says he will also oversee a census to establish how many wild donkeys there are, as well as organising a publicity campaign to inform the public and local farmers about how not to harm the donkeys. It will also employ nine rangers to patrol the area looking after the herds.

Sahir, however, maintains that the Hunters’ Federation does not have skills or know-how to carry out a census or any of the works assigned to them by the ‘ministry’.

“Work like this needs a scientific basis,” he insisted.

He also called on the authorities and the hunters to explain where the funds for the donkey project would come from and how they would be spent.

“The hunters have in the past been given funds for the breeding of game. How the money was spent was never properly ascertained,” he said.

CYPRUS MAIL 18/10/08

 

Bir komüniste 'dua'

Omuz başımızda boşluğu

19 Ekim Pazar 2008

 

 

 

 

 

 

 

 

Nazım’ın onu karşılarken yazdığı dizeleri
onu uğurlarken söylüyoruz ardından:
“Güle Güle.../ Biz bıraktığın gibiyiz/ 
Ustalaştık biraz daha / taşı kırmakta/
dostu düşmandan ayırmakta...”
 

Ne zaman Arnavutköy’den geçsem, o güzelim kırmızı yalının penceresinde onu arardım. Bazen her zamanki köşesinde, ak saçlarıyla denizi süzüyor olurdu.
Bazen kaybolurdu.
Kayıpsa bilin ki, gönüllülerden birinin kulağına yüksek sesle okuduğu bir romanı dinliyordu.
Geçen hafta o köşeden ebediyen koptu.
Oysa “Dalya” demesine pek az kalmıştı.
Nail Çakırhan, Türkiye Komünist Partisi’nin yaşayan en eski üyesiydi.
Kendi deyimiyle 1930’da “Nazım’ın partisi”ne, 1933’ten sonra da “esas partiye”, yani TKP’ye üye olmuştu.
Komünistti. Şairdi. Gazeteciydi. Mimardı.
Savaş öncesi Sovyetler’e eğitime girmiş, orada sosyalizmi yaşamış, evlenmişti.
Eşi dokuz aylık hamileyken Komintern, Türkiye’ye dönmesine karar vermiş, o da çaresiz kabul etmişti.
1937’de partiye emanet ettiği doğmamış çocuğunu ne zaman görebilmişti biliyor musunuz?
1979’da... yani eşinin karnında bıraktığı çocuk, 42 yaşına koca bir adam olduğunda...
O da Nazım gibi 30’lu, 40’lı yılların bir bölümünü hapishanelerde geçirmiş, 50’lerde kendini mimariye vermiş,  akademik eğitimi olmayan bu dalda geliştirdiği kendine has mimari tasarım anlayışıyla “Ağa Han Mimarlık Ödülü”ne değer görülmüştü.

Dua niyetine
Bu koca çınarla üç kez, üç ayrı vesileyle söyleşme şansı bulmuştum.
Biri ondan Nazım’ı dinlemek için...
Biri Tan Matbaası baskınını anlatması için... 
Biri de mimarlık konusunda fikrini almak için...
Her üçünde de giderek ilerleyen yaşına, zor gören gözlerine, artık işitmekte zorlanan kulaklarına rağmen akıl almaz bir bellek ve parıldayan bir beyinle yorulmaksızın anlatmış, anlatmış, anlatmıştı.
Bugün onun anısına, o anlattıklarından bir demet sunmak istiyorum size... Nazım’ın ona yazdığı bir şiiriyle birlikte...
Beni onunla ilk tanıştıran değerli dostum Melih’in dediği gibi... “dua niyetine...”




Nail Çakırhan’a Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandıran ev. 


NAZIM, ATATÜRK’ÜN ÇAĞRISINI NASIL REDDETTİ
“Ben Deniz Kızı Eftalya değilim!”
Nail Çakırhan, Nazım’dan konuşurken “Ben
Nazım’ı kadın gibi kıskanırdım” demişti:
“Otururken Nazım birisiyle fazla meşgul olsa, rahatsız olurdum. o kadar çok severdim Nazım’ı... O da beni severdi, bildiğim kadarıyla..”.
Saatler süren Nazım sohbeti sırasında ondan dinlediğim çok özel bir anıyı burada aktarmak istiyorum:
“Bir gün Erenköy’deki evde oturuyoruz, telefon çaldı. Samiye geldi:
‘-Nazım seni arıyorlar’ dedi.
Arayan da onun teyzesinin kocası Salih Rıfat... Saraydan arıyorlarmış.
Nazım dinledi. Birdenbire sinirlendi.
‘Ben Deniz Kızı Eftalya değilim’ diye bağırıp kapattı telefonu...
Gelince ‘Nedir, ne oluyor’ diye sorduk:
‘Atatürk beni görmek istemiş, Saray’a gelmemi ve orada şiir okumamı istiyormuş’ dedi.
‘Ben de Deniz Kızı Eftalya olmadığımı söyledim’ dedi.
Ben bugünkü kafamla onun yerinde olsam derhal giderdim. Bir zararı yoktu ki... Yani Atatürk’ün sofrasında şiir okumak o kadar kötü bir şey değildi ki...
Kaldı ki TKP, 1926 Viyana kongresinde Türkiye’nin burjuva demokratik devrimi için Mustafa Kemal’in hattıyla beraber olma kararı almıştı. O karara da uymuş olurdu.”


ÇAKIRHAN’IN TANIKLIĞIYLA
Tan baskını
“4 Aralık 1945 günü bir grup gelip de Tan’ın kapısına dayandığında ben içerideydim. Pencereden dışarıyı seyrediyordum. Karşıda Sulet ve İnkılap Kütüphanesi vardı. Sokakta bir kaynaşma oldu. Karşıdan uzak bir uğultu halinde ‘Kahrolsun komünistler’, ‘Komünistler Moskova’ya’, ‘Türkiye komünist olmayacaktır’ gibi sloganlar duyduk.
Ellerinde taşlar, balyozlar, Türk bayrakları olan kalabalık, Cağaloğlu yokuşu boyunca inmeye başladı.
Ben Zekeriya’ya telefon edip vaziyeti haber verdim.
‘Hiç korkma! Ben Vali Lütfi Kırdar’la konuştum, polis şimdi geliyor, orayı emniyet altına alacak” dedi bana...
Kuvvet bir süre sonra geldi gerçekten de... Karşıdaki kütüphaneleri güvenlik çemberine aldı, Tan’ın önünü serbest bıraktı.
Kalabalık gittikçe büyüdü. Bazı patırtılar gürültüler oldu. Bazı dükkanları yakmaya, yıkmaya başladılar. Ben de dikkatle seyrediyordum. Ama hâlâ aklıma Tan’ı yıkacakları gelmiyordu. 

Baskın ve talan
Gürültüden sonra, önden birkaç kişi, arkadan büyük bir kalabalık girdi binaya...
Birdenbire bir taş geldi benim odaya...
Ve cam olduğu gibi indi. Ben tam zamanında çekilmiş bulundum. Bir taş daha gelir diye siper aldım. Derken birdenbire havaya kaldırıldığımı hissettim. Dört-beş kişi vardı. Beni hızla ikinci kattan aldılar. Çatıdaki camdan üçüncü kattaki çatıya çıkardılar. Dediler ki,  ‘Biraz yürü. Bir çatı daha göreceksin. Oradan in aşağıya... Doğrudan yan sokağa, Meserret’in önüne çıkacaksın.’
Ben dedikleri gibi yaptım. Meserret’in önüne geldim. Kalabalık binanın önünü kaplamıştı. Ellerinde balyozlarla kapılara vuruyorlardı. Seyretmeye başladım. Bu sırada birisi geldi yanıma, ‘Sen deli misin’ dedi. Beni kolumdan tuttu, yan sokaklardan birindeki arabaya bindirip eve gönderdi.
Ben yine duramadım. Bir müddet sonra çıktım, Tan’a geri döndüm. Gördüğüm manzara şuydu:
Tan’ın içine girmişler. İçerde dizgi, baskı makinelerini kırmışlar. Kağıt bobinleri denize doğru yuvarlamışlar. Caddede trafik durmuş, bobinler Sirkeci’ye doğru yuvarlanıyor. 

Baskından çıkan bakanlar
Akşama doğru Beyoğlu caddesine çıktım baktım, Beyoğlu caddesinde her taraf kağıt, cam kırıkları doluydu.
Orada Cami Baykurt ve Sabahattin Ali’nin çıkarmaya karar verdikleri Yeni Dünya dergisi vardı. Bir de Rus kütüphanesi... Baktım, orayı da kırıp dökmüşler.
Bu bir tertipti ama bazılarının dediği gibi İnönü’nün tahriki olduğunu hiç sanmıyorum.
O yeni başlayan demokrasinin bozulmasını istemiyordu. Ama kendi kontrolünde devam etsin istiyordu.
Olayların başında ise Halk Partisi’nin İstanbul il başkanı vardı. O adam, sonradan 1940’ların sonuna doğru Sosyalist Parti’yi kurdu. Baskına katılanlardan bir kısmı
sonradan sosyal demokrat geçindi. Bir kısmı
ise Demokrat Parti iktidarında bakan oldu.
Olacak iş mi?” 


Nazım’dan Nail Çakırhan’a...
“Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....”

CAN DUNDAR MILLIYET 19/10/08
Çözüm konusunda umutlu olmak için nedenler mevcut

TALAT'A TAM DESTEK... Kıbrıs konusunda umutlu olmak için "çözüm istediğini belirten iki lider varlığı" gibi sebepleri olduğunu belirten Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a desteğinin tam olduğunu yineledi

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a tam destek verdiğini belirtti. Rum tarafında da, çözüm istediğini belirten bir lider bulunduğunu ifade eden Babacan, Kıbrıs konusunda umutlu olmak için sebepler bulunduğunu kaydetti.

   Ali Babacan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilen Türkiye'nin, "BMGK'ya kendi özgün bakış açısını, kendi bağımsız ancak gittikçe dünyanın takdirini kazanan dış politika perspektifini getireceğini" söyledi.

   Türkiye'nin BMGK geçici üyeliğine seçilmesiyle ilgili olarak TRT'nin sorularını yanıtlayan Babacan, sonucun çok sevindirici olduğunu belirterek, Türkiye'nin yüzde 80'e yakın bir oranda destekle bu göreve seçildiğine dikkati çekti.

   Babacan, Kıbrıs konusunda da yeni bir sürecin başladığına dikkati çekerek, Türkiye olarak bu sürece ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a tam destek verdiklerini söyledi.

   Babacan, "2004'de nasıl Türkiye ve KKTC sonuca ulaştıysa ve işi sonuna kadar götürdüyse bugün de Türkiye'de aynı hükümet işbaşında. KKTC'de Talat Başbakandı o gün, bugün Cumhurbaşkanı dolayısıyla bizim tarafta çözüme odaklanmış bir liderlik var. Ama öbür tarafta da çözüm istediğini söyleyen yeni bir lider var, o tabii sadece söylemle değil eylemle de ortaya konması lazım. Hep beraber göreceğiz ama umutlu olmak için sebepler var şu anda Kıbrıs konusunda" şeklinde konuştu.

   BMGK'nin önüne kuşkusuz pek çok sorunun geleceğine işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

   "Kafkaslardan tutun Balkanlara kadar, Afrika ülkelerine kadar pek çok konu gelecek. Ancak biz önümüzdeki dönemde özellikle global ısınma, gıda krizi, enerji meselesi gibi giderek işin artık güvenlik boyutunu da tehdit etmeye başlayan önemli sorunların da BMGK'nin gündemine girmesini bekliyoruz. Bu konularda da hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Türkiye sadece bölgesel konularda değil, küresel konularda da katkılarda bulunacaktır. Kendi bakış açımızı, perspektifimizi mutlaka getireceğiz ve önümüzdeki yıllar gerçekten Türkiye'nin dış politika alanında çok geniş bir konu setiyle ilgilendiği bir dönem olacak. Bu Türkiye'ye önemli açılımlar, kazanımlar sağlayacak ancak dünyaya da önemli katkılar sağlayacak bir süreç olacak."

KIBRIS 19/10/08

 

AB'den yeni su tesisatı için mali destek

Avrupa Komisyonu, KKTC'de 83 km uzunluğunda su borusunun ve 3 bin 800 adet su sayacının yenilenmesi için yeniden ihale açıyor.

   Avrupa Komisyonu'ndan yapılan basın açıklamasına göre, projenin Avrupa Birliği Mali Yardım Programı'nın Kıbrıs Türk toplumu için finanse ettiği ilk iş projesi (first work project ) olduğu belirtildi.

   İhalenin duyurusunun önceden yapıldığı belirtilen açıklamada, ihale teklifi vermek isteyenler için gerekli bilgiler ve ihale dosyasının EuropeAid'in http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl web sitesinde bulunduğu kaydedildi.

 

Son başvuru 1 Aralık

 

   AB üyesi ve aday ülkelerdeki şirketlerin ihaleye katılabileceklerine işaret edilen açıklamada, teklifler için son başvuru tarihinin 1 Aralık 2008 olduğu belirtildi. 

   Yenilenecek olan su borularının esasen asbestten yapıldığı, ayrıca boruların kötü koşullarda olup tehlikeli hastalıklara yol açabilecek durumda olduğu kaydedilen açıklamada, mevcut boruların çeşitli yerlerinden delindiği, bu durumun da mevcut suyun yüzde 60'ına kadar olan kısmının kayba uğramasına neden olduğu ifade edildi.

 

Yeni tesisat AB standartlarına uygun olacak

 

   Söz konusu projenin, 83 km uzunluğundaki ana su borularının ve evlerdeki bağlantılarının yanı sıra 3 bin 800 adet su sayacının yenilenmesini de öngördüğü, yeni tesisatın döşemesinin AB standartlarına uygun yapılacağı belirtilen açıklamada, "Kıbrıs Türk toplumu için ayrılan 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Programı'nın yönetimi Avrupa Komisyonu tarafından yapılmaktadır. Özellikle su dağıtımı, atık suyun toplanması ve arıtılması başta olmak üzere altyapının AB standartlarına yükseltilmesi, bu programın en büyük parçasıdır" ifadelerine yer verildi.

KIBRIS 19/10/08

 

Münih Belediye Başkanı Ude KKTC'de

Ercan Devlet Havaalanı'nda Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları tarafından karşılanan Christian Ude ziyaretiyle ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledi.

   Kuzey Kıbrıs'a ikinci kez gelmenin mutluluğunu yaşadığını söyleyen Christian Ude Almanya'da olduğu süre içerisinde Kıbrıs'taki gelişmeleri çok yakından takip ettiğini vurguladı.

   Ude adada olduğu süre içerisinde yapacağı görüşmelerden Kıbrıs konusunda hangi noktaya gelindiğini de öğreneceğini belirterek, özellikle başkent Lefkoşa'da bir park açılışına katılacak olmaktan büyük mutluluk duyduğunu, parkların şehirlerin hangi noktaya geldiğinin en büyük göstergesi olduğunu ifade etti.

   Eşinin, resim sergisinin Viyana, Zagrep ve Atina'dan sonra Lefkoşa'da açılmasının ülkelerin kültürel anlamda birbirine yakınlaşması adında çok önemli bir adım olacağınıda vurgulayan Ude, Alman vatandaşlarının Kıbrıs'ı iyi bildiğini ancak Kuzey Kıbrıs'ı çok iyi bilmediğine dikkat çekerek, bu tür kültürel faaliyetlerin insanların birbirine yakınlaşmasına katkı sağladığını söyledi.

 

Bulutoğluları: Ude Rumların engellemelerine rağmen Ercan'dan geldi

 

   Christian Ude'nin düzenlediği basın toplantısında bir açıklama yapan Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları da Ude'ye ikinci kez ve Rumların tüm engellemelerine rağmen Ercan Havaalanı'ndan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geldiği için teşekkür etti.

   Kıbrıs Türk halkının, ambargoların kaldırılması anlamında Ude gibi cesur belediye başkanlarına ihtiyaç duyduğunu belirten Bulutoğluları, Ude ile Avrupa'da uygulanan yatırımların hangi kaynaklarla ve ne şekilde Kuzey Kıbrıs'ta uygulanabileceğini görüşeceklerini vurguladı.

KIBRIS 19/10/08

 

Furrowed brows over Turkey’s UN appointment
By Jean Christou

TURKEY’S election as a non-permanent member of the UN Security Council (UNSC) sent shudders through the Greek Cypriot political arena yesterday but no one was particularly surprised.

President Demetris Christofias said as unpalatable as it was for Cyprus, it could not have been prevented.

“Of course the fact that a country which is occupying part of the Republic of Cyprus, a UN member state, violating the human rights of the people of Cyprus, has become a UNSC member, does not exactly thrill us,” he said.

Turkey was elected for two years, along with four other countries, to the rotating membership. The 15-member UNSC has five permanent members, Britain, France, Russia, China and the US but every year the General Assembly elects five non-permanent members for a two-year rotation, leaving another five in place until the following year.

Ankara has been jostling for the position since 2003, having failed to secure a seat since 1961.

“This is now a reality,” said Christofias. “Now we need to look ahead and see how to deal with Turkey’s machinations.”

Similar statements were made by the Cypriot UN representative in New York, and by an array of other politicians on the island yesterday, worried over what approach Ankara might now take on the Cyprus issue, although Christofias said he found it difficult to see how much more Turkey could harden its position on Cyprus.

“It could go either way,” EU diplomatic sources told the Sunday Mail.

“We hope Turkey sees this as a step to enter the fold of the international community and take more responsibility.”

He said that was the arguable position, although there was a possibility of Turkey taking a different view on UN resolutions.

“As long as they don’t turn it into a point-scoring exercise…,” the diplomat added.

“Absolutely they will,” said a Greek Cypriot source close to the talks process. “They will take advantage like they did with the OIC.”

The source was referring to the bolstering in recent years of relations between Ankara and the Organisation of Islamic Conference, the second largest inter-governmental organisation after the UN with a membership of 57 states spread over four continents.

“We had many more friends in the OIC than Turkey,” said the source. “They were never interested and then launched an initiative, managing to have a Turk elected as General Secretary. It’s the same pattern.”

The sources said however there were limits to what Turkey could do as a non-permanent member of the Security Council.

Substantive UNSC decisions need nine positive votes, including the concurring votes of the five permanent members. For dispute under certain chapters a member who is party to a dispute must abstain from voting. An abstention is not regarded as a veto.

However there is a worry for the Greek Cypriot side that Ankara would have access to privileged information and lobbying advantages within the UNSC.

“We will have to increase our efforts outside of the UNSC,” the Greek Cypriot source said. “Then again they don’t start until January, and a lot can happen in the meantime.”

Turkey snagged 151 votes from the 192 countries that make up the UN General Assembly even though there are dozens of outstanding UN resolutions on Cyprus that have gone ignored for decades.

Under the UN Charter when a country is being considered as a non-permanent member of the UNSC, due regard is “specially paid, in the first instance to [its] contribution…to the maintenance of international peace and security”.

Turkey’s Foreign Minister Ali Babacan called the decision an historic day for Turkish Foreign Affairs.

“Turkey has contributed to peace, stability, and security in the Caucasus, Balkans, Middle East, Central Asia, and countries like Afghanistan and Pakistan,” he said.

CYPRUS MAIL 19/10/08

 

Spotlight on Turkish Cypriot lives in Limassol
By Jean Christou

A NEW book being launched next week gives a unique insight into Limassol from a Turkish Cypriot perspective.

The book, titled Echoes from the past: the Turkish Cypriot community and its heritage, is the work of two former Limassolians, brothers, Selchuk and Ozay Akif.

It is being published in English, Turkish and Greek and will be disseminated free of charge to all secondary schools, colleges and universities on the island.

The project is being launched by Terra Cypria, the Cyprus Conservation Foundation and has been largely funded by the UNDP Programme Action for Cooperation and Trust with support from the Cyprus Ministry of Education and Culture.

It arose from the work conducted by Terra Cypria during a previous UNOPS project called ‘A study of the Old Town Limassol’, through which the two Turkish Cypriot brothers produced a wealth of information, based on their research and personal knowledge. It was all considered too valuable to remain as only an appendix to the project report.

“The publication of a book such as this will act as another milestone on the road to reconciliation in Cyprus through its demonstration of the fact that peaceful multicultural coexistence between Greek Cypriots and Turkish Cypriots in a community such as Limassol once existed, and will also educate the youth on their heritage,” the UNDP said

According to the overall editor, Dr Artemis Yiordamli, who also translated the book into Greek from the original English text, the book is significant because it fills a gap.

She said that while a number of Greek Cypriots have written memoirs or studies about Limassol this will be the first published narrative from a Turkish Cypriot perspective.

The fact that it is appearing simultaneously in three languages will also make it accessible not only to all Cypriots, but also to other residents of Cyprus who will be interested in accounts of times gone by.

The 250-page book includes 180 photographs, mostly unpublished.

They cover a wide range of subjects from mosques and Ottoman-style houses, to traditional practices such as the hamam routine, the call to prayer, weddings and even divorces.

According to Terra Cypria, the accounts are peppered with stories about events and personalities, both Turkish and Greek Cypriot.

“Although intended as easy reading, the publication should prove to be a most useful source of reference on traditional professions and their practitioners, as well as an interesting account for the more casual reader,” it said.

The book will first be presented to the public at Limassol Town Hall on Wednesday in Greek. The event will be addressed by Limassol Mayor, Andreas Christou.

The previous day, October 21, academics and teachers will meet to discuss the book at the premises of the new Cyprus Technological University in Limassol. A presentation in English and Turkish, in association with the British Council, will be held in Nicosia on Thursday, while the Kerynia Liman Rotary Club will host a lunch presentation in Kerynia on November 5, for its members and guests. Additionally, the Cyprus Oxford Society is organising a presentation for its members in December.

Terra Cypria is a non-profit-making foundation promoting environmental education and advocacy in the widest sense. The Foundation has undertaken many local, international and bi-communal projects and this book project The Kerynia Liman Rotary Club is a partner in the project.

The project also involves a number of organised walks for schools in the Turkish sector of Limassol to be led by the authors and other researchers.

CYPRUS MAIL 19/10/08

 

Milli Vizyon Meselesi

 

Rauf R. DENKTAŞ

 

1994’de Kıbrıs’ta milli vizyonumuzun var olduğunu kanıtlamak için küçük bir kitap yazıp dağıtmıştım. Milli Vizyonumuz Türk liderlerin açıklamaları ile olduğu kadar TBMM’de de oy  birliği ile alınmış kararlarla da dünyaya duyurulmaktaydı. Benim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına Sn. Demirel ile imzaladığım protokollerde de milli görüşümüz vurgulanmaktaydı.

Rahmetli Menderes’ten başlayarak her hükümet ve her lider Kıbrıs’ın Türkiye açısından milli bir mesele olmanın ötesinde bir güvenlik meselesi olduğunu açıkça belirtiyordu. Konuda açıklık vardı. 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilirken Türkiye’nin de isteği üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığının federal bir çözüme engel olmayacağı vurgulanmıştı. Bunun anlamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortadan kalkabileceği değildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulacak bir federasyonda kurucu kanatlardan biri olabilecekti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti iki tarafın eşit egemenliğinin kanıtıydı. 1960 Antlaşmalarına göre Rum ne ise, biz de Türk ortak olarak aynen o idik. Anlaşmalara rağmen Türkleri kesip öldürerek Devlet ve Hükümet olduğunu iddia eden Rum’un karşısında yirmi yıllık bir sabır ve denemelerden sonra eşit egemenliğimizin kabul edilmeyeceğini görünce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilân edilerek haklarımızın korunması  ve bunlardan asla vazgeçilmeyeceğinin kanıtlanmaktaydı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu nedenle ilân edilmişti.Gün gele Rum devlet olarak devam etsin biz de ona yamalanalım diye değil!

Vizyon kelimesinin manası “ileriye bakış ve görüştür”. 1994’de ileriye baktığımızda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kalıcılığından başka bir şey görmüyor, düşünmüyorduk. Rum tarafının Kıbrıs’a tek başına sahip çıkma siyaseti karşısında hayal âleminde yaşamanın bir gereği de yoktu. Bu nedenle bütün görüşmelerde halkımızın Rum’a eşit egemen bir halk veya ayni anlama kullandığımız egemenlikte eşit toplum statüsünden taviz verilmedi ve Garantiler Annan Planı denilen Anglo-Amerikan oyununa kadar masaya yatırılmadı.1960 Antlaşmalarının temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesinden taviz verilmedi. Kıbrıs’ın Türkiye’nin de üye olmadığı bir AB’ye üye yapılamayacağı savunulurken iş sözde kalmadı Sn. Ecevit ile birlikte “AB böyle bir hata yaptığı takdirde Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de ayni şartlarda birlik olacakları dünyaya duyuruldu. 

Annan Planı ile “ileriye bakış ve görüş” Annan Planının getirdiği çerçevenin sınırları ile tahdit edildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkıyor, Kıbrıs Türkiye AB’ye tam üye olmadan birleşerek AB üyesi oluyor böylelikle Türk-Yunan dengesi akıl almaz bir şekilde Yunan’ın lehine değişmiş oluyor, 650 kişilik adada Türk var oldukça kalması öngörülen Türk Alayı’nın bile adadan çıkışı her üç yılda bir masaya yatırılıyor, “kurucu devlet” adı altında sözde Kuzeyde Türklerin idare edecekleri kısma (vilâyete) AB normları altında Rumların gelip yerleşmelerine kapı açılıyor, yerleşikler Anadolu’ya diye var olmayan paralar vaat ediliyor, 1960’dakinden daha karmaşık bir mekanizmaya bağlanıyorduk. Yunan devlet adamı Mitsodakis “bu şartlarda Kıbrıs on yılda Yunan olur” diyordu. Ancak AB üyeliğini Enosis’in tahakkuku olarak gören Papadopullos ve Hristofyas’a göre beklemeğe gerek yoktu. Bu nedenle ret oyu kullandırdılar. Türk tarafına evet dedirtmiş olan ABD’nin yorumu ve görüşü vizyonumuz olarak bize mal edildi ve bundan sonra “KKTC-Egemenlik, tanınma” demek hakkımızın kalmadığı beyan edilerek bu saçmalık BMGS’nin raporuna da kaydedildi. Kısacası Amerika’nın ve İngiltere ile diğerlerinin, AB ülkelerinin Kıbrıs ile ilgili vizyonları bu noktada düğümlenip kalmış durumdadır. Sırtımızın okşanması bundandır. Açıkçası KKTC’nin ortadan kalkmasını ve Türk azınlığı olarak gördükleri bireylerin “hükümetleri ile anlaşarak” işgalin sebep olduğu bölünmeye son verilmesini beklemektedirler. Son gelen fırsatçılar heyeti ELDERS (yaşlılar grubu) da  bu çizgide anlaşmaya varıldığı zannı ile çıkagelmişlerdir. Sn. Talat’ın Avrupa Konseyi Parlamentosunda “cemaat lideri” olarak konuşmasının altında da bu vardır: Ayrı devlet istemeyen azınlık liderini cesaretlendirmek!

Milli Vizyonumuz ABD ve diğerlerinin bize mal etmeğe çalıştıkları doğrultuda değilse aklımızı başımıza alalım ve Milli Vizyonumuzun ne olduğunu dünyaya duyuralım. TBMM Başkanı Sn. Toptan görevini yapmış ve TBMM’de de Annan Planı aldatmacasından önce de oy birliği ile kabul edilmiş olan milli görüşü açıklamıştır: İKİ DEVLET, İKİ HALK, İKİ DEMOKRASİ VE GARANTİLER!

Sn. Talat ve Türk Hükümeti açıkça bu vizyonda var olup olmadıklarını açıklamak zorundadırlar. ABD ve diğerleri milli vizyonumuzun kendi anladıkları şekilde olduğu inancındadırlar ve bütün yaklaşımları, yüze gülmeler, sırt okşamalar bizi kendi çizgilerinde tutmak içindir. Bu çizgide olmadığımızı söylemek zamanı şimdidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve egemenliğimize sahip çıkma zamanı da şimdidir.

KIBRIS POSTASI.COM 15/10/08