Kıbrıslı Türk ve Rum öğrenciler Atina'da
bir araya geldi
Çok sayıda öğrencinin katıldığı geceye,
Atina'da eğitimini sürdüren Kıbrıslı Türk öğrenciler,
ayrıca İstanbul ve Ankara KGP temsilcileri de katıldı.
İki toplumun yeniden yakınlaşması ve
Kıbrıs'ta iki bölgeli iki toplumlu federatif birleşik
Kıbrıs'ın oluşturulması adına konuşmalar
yapılan gecede, kısa film gösterileri ve barışa dair ortak
şarkılar söylendi.
Kıbrıslı Gençlik Platformu Federasyon
Konseyi üyesi Serkan Karas ve Proodeftiki Atina Başkanı Marios
Loizidis etkinlikte yaptıkları konuşmada, adadaki mevcut sorunun
çözülmesi temennilerini dile getirdi.
İki toplumun beraberce yaşayabileceği
sürdürebilir bir barışın mümkün olduğunu ve iki toplumun da
buna hazır bulunduğunu belirten Karas ile Loizidis, tüm enerjilerini
bu amaç uğruna sarf edeceklerinin altını çizdi.
Öğrenciler, etkinliğin sonunda
Kıbrıs'ta barışa dair sloganlar da attı.
KIBRIS 12/10/08
Anastasiadis, Yeşilırmak barikatının
hemen açılmasını istedi
Habere geniş yer ayıran Alithia gazetesi, Anastasiadis'in
yaptığı açıklamada "Limnidi (Yeşilırmak)
barikatının açılması, tarihi şehrin korunmasına
ilişkin sözde Maraş belediye başkanlarının önerisinin
uygulanması, kapalı Maraş şehrinin mevcut durumunun
teknokratlar tarafından biçimlendirilmesi ve Ledra Caddesi'ndeki (Uzun
Yol) geçiş noktasıyla ilgili anlaşmanın
tamamlanması" gibi güven yaratıcı önlemlerin benimsenmesini
ve uygulanmasını önerdiğini yazdı.
"Tüm bunlar, farklı,
umutlandırıcı bir imaj yaratabilir" ifadelerini kullanan
Anastasiadis, birtakım önlemler bulunduğunu dile getirerek, bu
önlemler alındığı takdirde bunların ortamı önemli
ölçüde iyileştireceğini kaydetti.
Ortamın "sarsıldığını" ifade
eden Anastasiadis, Kıbrıs'ta iki lider arasında meydana gelen
"açık anlaşmazlıklar ve kişisel
saldırılara" son verilmesine ilişkin kararın
uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Urbancic'le görüşmesi...
Açıklamasında, ABD'nin yeni Güney
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'le görüşmesine de değinen
Anastasiadis, bu görüşmenin sadece resmi bir görüşmeden ibaret
olmadığını, Kıbrıs sorununun şu anki
aşaması, karşı karşıya kalınan zorluklar ve
derhal alınması gereken önlemlere ilişkin özlü bir diyaloğu
da kapsadığını belirtti. Amerikalıların, sürece
aktif bir şekilde müdahale etme niyetleri olup
olmadığının sorulması üzerine Anastasiadis,
Amerikanların tezinin, diyalogu ve üstlenilen girişimleri desteklemek
olduğunu belirtti.
"Fikir ya da müdahale
taşıyıcısı olacakları anlamına gelecek
şekilde, ABD'nin sürece doğrudan karışmak istemediğini"
kaydeden Anastasiadis, "Amerikalıların taahhüt ettiği
şey; iki toplum tarafından kabul edilecek bir çözüm bulunmasına
yardımcı olacak kararları alması gerekenleri nihai aşamada
cesaretlendirerek, rol oynayabilecekleridir" dedi.
Kıbrıs sorununun çözüm temeli konusunda
anlaşmazlıklar olmadığını dile getiren
Anastasiadis, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli, iki toplumlu
federasyona dönüştürülmesi yöntemine yönelik ve BM'nin belirlediği
şekilde eşitliğin tanınması konusunda
anlaşmazlık" olduğunu belirtti. Anastasiadis, genel
ortamı bozan şeyin; "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
partenojenez (bakir doğum) yoluyla dönüşümü olduğunu" da
ileri sürdü.
Fileleftheros gazetesi ise; "ABD Kıbrıs
Sorunuyla İlgili Fikir Taşıyıcısı Olmayacak...
Anastasiadis: Ortamın İyileşmesi İçin Önlemler-
'Partenojenez'i (Bakir Doğum) Kabul Etmeyeceğiz"
başlıklı haberinde, Anastasiadis'in yaptığı
açıklamada; "Kıbrıs sorununun çözüm temeline ilişkin
olarak ortak bir tez bulunduğunun göründüğünü" belirttiğini
ve Cumhurbaşkanı Talat'ın "tek uluslararası kimlik,
tek egemenlik ve tek vatandaşlığa sahip bir devletten bahsetmeyi
ihmal etmediğini" ifade ettiğini kaydetti.
Anastasiadis-Simitis görüşmesi
Gazeteler, Rum ana muhalefet DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis'in Güney'de temaslarda bulunan Yunanistan
eski başbakanı Kostas Simitis'le de biraraya geldiğini
yazdılar.
Alithia gazetesi konuyla ilgili haberinde, Anastasiadis'in
Simitis'i Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeler ve
doğrudan müzakereler sürecine ilişkin bilgilendirdiğini
kaydetti.
Simitis'in "Kıbrıs"a olan ilgisinin
daima güçlü olduğunu ifade eden Anastasiadis; Simitis'in, yakın
zamanda adada Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilecek
bir çözüm bulunması için üstlenilen tüm girişimleri
desteklediğini söylemekten mutluluk duyduğunu belirtti.
KIBRIS 12/10/08
"Ortam iyileşti, ancak görüş
ayrılıkları sürüyor"
Rum gazeteleri, doğrudan müzakereler çerçevesindeki önceki günkü
görüşmede; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas'ın baş başa
görüşmeleri ve BM'nin; momentumu koruma çabaları sayesinde ortamda
gözle görülür bir iyileşme sağlandığı, ancak
görüş ayrılıklarının üzerine köprü kurmayı
başarılamadığı yolunda haberler yer aldı.
Fileleftheros gazetesi; "Ortamın 'Restorasyonu' -
Öze İlişkin Uçurum, Yürütme Yetkisine İlişkin
Anlaşmazlık Varlığını Koruyor"
başlığıyla manşete çektiği ve edindiği
bilgilere dayandırdığı haberinde önceki günkü 3 saati
aşkın görüşmede ele alınan konulardan; Kıbrıs
sorununun özüne ilişkin anlaşmazlıkların
varlığını koruduğunun
anlaşıldığını yazdı, şöyle devam etti:
"Başkan Dimitris Hristofyas'ın işgal
lideri Talat'la gerçekleştirdiği, bir saat süren baş başa
görüşme, önceki görüşmelere oranla ortamı iyileştirdi,
ancak Türklerin öze ilişkin tezlerini değiştirmedi. Baş
başa görüşmede ele alınanlar, baş başa görüşmede
konuşulanlar, karşılıklı öneriler ve öze ilişkin
tartışmalar görüşmenin sonraki aşamasına da
yansıdı.
Başkan Hristofyas Talat'a; kamuoyuna açıklamada
bulunmaktan kaçınmasını tavsiye etti. Aynı zamanda daha
sık, haftada bir görüşmek suretiyle prosedürün
hızlandırılmasına, Nami ve Yakovu'nun da yükseltilmiş
role sahip olmasına karar verdiler. Nami ve Yakovu; yanlarına
uzmanları da alarak konuları görüşecekler.
Deniz hukuku görüşüldü
Güvenilir bilgilerimize göre, önceki günkü müzakereler
Deniz Hukuku'nun görüşülmesiyle başladı, ancak bir sonuca
varılamadı. Öğrendiğimize göre müzakere sonunda Türk
tarafı itirazda bulundu. Türkiye'nin İsrail'le birlikte istisna
teşkil ettiğine ve çeşitli nedenlerle Deniz Hukuku
sözleşmesini imzalamadıklarına işaret ediliyor.
İlk kez önceki günkü görüşmede ele alınan
ve iki liderin siyasi-ideolojik yaklaşımlarından kaynaklanan
'Vatandaşların Toplumsal Hakları' konusunda ise görüş
birlikleri saptandı. Ancak bu meselenin; henüz ele alınmaya
başlanmayan temel insan haklarının üzerinde olması söz
konusu değildir. Bu haklar, Merkezî Hükümet'in yetkileri dahilinde olacak.
Merkezi Hükümet'in yetkileriyle ilgili olarak; Avrupa Birliği'yle ilgili
konular görüşüldü.
Dünkü görüşmede yürütme yetkisi konusu da müzakere
edildi. Öğrendiğimize göre Başkan Hristofyas, çeşitli
yönetim sistemlerini ve bunların avantaj ve dezavantajlarını
ortaya koyarak; başkanlık sistemini önerdi. Yani Başkan ve
Başkan Yardımcısı ve bunların dönüşümlü
başkanlığının işlemesini... Talat ve
çalışma arkadaşları ara istediler, istişare ettiler ve
müzakere masasına geri döndüler. Mehmet Ali Talat da, çeşitli yönetim
sistemlerine ilişkin bir analiz yaptı, Kıbrıs Rum tezini
reddetti ve İsviçre modelini önerdi. Başkan Hristofyas
muhatabına; Kıbrıs Rum tarafının İsviçre modelini
kabul etmediğini söyledi ve detaylı yanıtını;
önümüzdeki Pazartesi olarak belirlenen bir sonraki görüşmeye
sakladı."
Düğün hediyesi
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, AB
Zirvesi'ne katılmak üzere önümüzdeki hafta salı günü Brüksel'e
gideceğini haber veren gazete, Hristofyas'ın önceki günkü
görüşmenin öncesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, yaz
sezonunda evlenen kızına düğün hediyesi olarak; her iki toplumun
da yaptığı geleneksel Kıbrıs işi olduğundan
sembolik öneme sahip olduğunu söylediği, Lefkara işi bir örtü
hediye verdiğini yazdı.
Gazeteye göre "taktik değiştirerek",
Uluslararası Lefkoşa Havaalanı'nın
kapılarını basın mensuplarına açan BM; Aleksander
Downer aracılığıyla medya mensuplarını;
prosedürle ilgili yazdıklarına dikkat etmeleri konusunda uyardı.
Downer, "Bu, Kıbrıs'ın geleceği için çok önemli bir
müzakeredir ve liderlerin de bu müzakereleri gerçekleştirmek için çok
zamana ihtiyaçları olacak" dedi.
Fileleftheros gazetesi; "Downer'in
Çağrısı: Momentum Korunsun - Müdahiller İlerleme
Saptadı" başlığıyla
yansıttığı haberinde, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'tan
kamuoyu önünde çatışmaktan kaçınmalarını ve prosedürü
hızlandırmalarını istediğini yazdı.
Her üç tarafın da (Kıbrıs Türk tarafı,
Rum tarafı ve BM) farklı nedenlerden dolayı momentumu korumak
istediğini yazan gazete, Downer'in; her iki liderin de oluru ile;
doğrudan müzakereler çerçevesinde kaydedilen ilerlemeden söz ettiğini
belirtti.
"Downer haddini aştı"
Politis gazetesi; "Prosedür
Hızlandırılıyor - Aleksander Downer Müzakerelerde Haddini
Aştı - Çalışma Gruplarını da Yeniden Öne
Çıkarıyorlar" başlık ve spotlarını
kullandığı manşet haberinde önceki günkü Talat-Hristofyas
görüşmesinin; son zamanlarda oluşan buzların
kırıldığını gösterdiğini yazdı.
İki liderin; haftada en az bir kere görüşme,
prosedürü hızlandırma ve konuları daha ileri inceleme için
havale edecekleri çalışma gruplarını yeniden
aktifleştirmeye karar verdiklerini belirten gazete, "Aleksander
Downer müzakerelerde haddini aştı. Dünkü görüşmenin sonucu;
baş başa görüşmelerinde çok şey üzerinde uzlaşan iki
lidere atfedilse de BM Genel Sekreteri'nin Özel
Danışmanı'nın New York dönüşünde ortaya koyduğu
çerçeve içerisinde hareket ettikleri aşikârdır" ifadesini
kullandı.
Alithia gazetesi; "Danışmanları ve
(Çalışma) Gruplarını Yükseltiyorlar - Dünkü
Talat-Hristofyas Görüşmesinde İlk İlerleme
İşaretleri" başlıklı haberinde Downer'in
görüşme sonrasında yaptığı "çalışma
grupları, temsilciler ve uzmanlar iki liderden alacakları talimatlara
göre görüşmeler gerçekleştirecekler" açıklamasını
öne çıkardı.
Hristofyas: Adım adım ilerleyeceğiz
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas'ın görüşme sonrasında Rum Başkanlık
Köşkü'ne dönüşünde kendisini bekleyen gazetecilere
yaptığı açıklamayı da; "Hristofyas, İlerleme
Adım Adım Diyor" başlığıyla
yansıttı.
Gazeteye göre Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'la
yaptığı görüşmenin sonuçlarından memnun olduğunu
söyledi. Aleksander Downer'in görüşme sonrasında söylediği gibi
federal yönetim konusunda ilerleme sağlanıp sağlanmadığının
sorulmasına karşılık Hristofyas, "Downer'in
söyledikleri iki toplum liderini de ifade ediyor" yanıtını
verdi.
Hristofyas; Cumhurbaşkanı Talat'la baş
başa yaptığı görüşmeyle ilgili soruya
karşılık da, kendi aralarında dostça
konuştukları, bu tür görüşmelerin devam edeceği
yanıtını verdi. Hristofyas şunları söyledi:
"Şu ana kadar üç görüşme oldu. Zannederim,
'Kıbrıs sorunu çözülmesi gerekirdi' mesajını vermemiz
gerekmez, çünkü Kıbrıs sorununun, her iki toplumun farklı
görüşlerinin bulunduğu 5-6 çok çok önemli yönü var. Şurası
nettir: Her şeyden önce bizim ve sizin sabırlı olmanız
gerekir.
Benim söylediğim; orada görüşleri, tezleri
savunarak Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerinde her iki toplumun
da çıkarına olacak bir çözüm bulmaya
çalıştığımızdır. Dolayısıyla, o
kadar süratli olmasa da ilerleme sağlayacağız, yeter ki ilerleyelim.
Merkezi Hükümet'in yetkileriyle ilgili 2-3 adım attık"
Downer liderlere öneriler sunacak
Mahi gazetesi; "BM Daha Aktif Rol İstiyor
- Hedef Prosedürün Hızlandırılması ve Özlü İlerleme -
Aleksander Downer Pazartesi Günü Liderlere; BM'nin Nasıl
Yardımcı Olabileceğine İlişkin Öneriler Sunacak"
başlıklı manşet haberinde BM'nin; Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik doğrudan müzakereler
prosedüründe daha aktif rol istemekte olduğunu yazdı.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak, önceki günkü
Talat-Hristofyas görüşmesinde Aleksander Downer'in liderlere; BM'nin daha
aktif rol alarak prosedürün hızlandırılmasına yardım
etmeye hazır olduğunu söylediğini yazdı.
Downer'in liderlere; BM'nin hedefinin prosedürün
hızlandırılması ve özlü ilerleme sağlanmasına
yardımcı olmak olduğunu söylediğini belirten gazete,
aynı kaynakların; BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı'nın pazartesi günü (13 Ekim) BM'nin iki lidere;
ilerlemeleri ve müzakereleri zamanın derinliklerine çekmemeleri için
nasıl yardımcı olabileceğine dair bazı somut öneriler
sunacağını haber verdi.
KIBRIS 12/10/08
Quality, not quantity
what matters at talks
By
Elias Hazou
REACTION to
Fridays meeting of the two leaders brought a mixed can of beans, ranging from
the polemical to the moderate.
Under UN prodding, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat have agreed to speed up the process with more frequent
meetings.
Christofias is in Paris today, attending a Eurozone summit to assess the
international credit crisis, but will be back on the island tonight.
An air of pessimism for which the government itself was partly responsible
had hung over the talks prior to Fridays meeting. However, when it was over
Christofias said he was satisfied and that progress had been made.
Christofias also told newsmen that one should not expect the Cyprus problem to
be solved after just a couple of sessions.
The sentiment was shared by UN Special Envoy Alexander Downer, who urged all
parties concerned, including the media on both sides, to be patient and give
the two leaders some space to talk shop.
Government Spokesman Stephanos Stephanou said yesterday that achieving a
solution did not depend so much on the frequency of the meetings, but rather on
whether the sides brought reasonable proposals to the table.
Only through an earnest give-and-take could the two sides bridge their
differences, he added.
Responding to questions, Stephanou said the UNs role was defined by UN
Security Council resolutions, which state that the peace process is owned by
the Cypriot people and that the settlement must be agreed and put to
simultaneous referenda.
Deputy Andreas Angelides of DIKO, AKELs main government partner, took a
militant stance, urging Christofias to expose Turkish intransigence.
It is a political error to say that the key to the solution lies in Ankara.
Instead, we should be saying that Turkey is responsible for invading and
occupying territory which is now part of the EU. Turkey should be denounced
internationally as the root cause of the problem and as a human rights
violator, he said.
And EDEK boss Yiannakis Omirou suggested Nicosia and Athens turn the screws on
Turkey by sending a clear message that Ankaras EU accession bid would be
endangered if it insisted on its intransigent stance.
Turkeys goal remains virgin birth, the dissolution of the Republic of Cyprus
and keeping the security guarantees in place, Omirou declared.
Ruling AKEL chose to focus on the positive, with party spokesman Andros
Kyprianou welcoming Fridays decision to re-activate the working groups of
experts supporting the talks process.
Kyprianou flatly disagreed with the idea of reporting Turkey to international
fora. He said that would be a counter-productive move at a time when
negotiations were ongoing.
According to Kyprianou, President Christofias was already doing a good job of
exposing Turkish intransigence by bringing to the table objective positions
which were not reciprocated by the other side.
Nicos Tornaritis of DISY, which has lent Christofias full support, called for a
more active involvement of the EU in the peace process.
Foreign leaders should be kept updated on the course of negotiations, so that
in the event the talks were stalling those mechanisms could be brought into
action that will move the process forward again.
The leaders of the two communities next come together in no-mans land tomorrow
to resume discussion on power-sharing and governance, the first item on the
talks agenda.
Christofias was elected in February on a ticket to revive reunification talks,
stalled for four years since Greek Cypriots rejected a UN blueprint.
Though no timeframe has been set for a settlement, the UN has indicated to both
sides that the talks should not be allowed to drag on indefinitely.
CYPRUS MAIL
12/10/08
NTV
Güncelleme: 14:43 TSİ 13 Ekim 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı
açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve
yardımcısı mekanizmasını ele aldıklarını,
gelecek hafta çarşamba günü yapılacak görüşmede bu konunun
görüşülmeye devam edileceğini söyledi.
Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de belirten
Downer, tarafların görüşmede önerilerini sunduklarını, daha
fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade etti.
BM yetkilisi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovunun da hafta
içinde bir araya geleceklerini kaydetti.
Downer, Liderler arasında ortak bir dil var mı sorusuna
karşılık, ortak siyasi irade ve çözüm isteği
bulunduğunu bunun da iyi bir şey olduğunu
söyledi.
Kıbrıs konusunun son derece karmaşık bir sorun
olduğunu ifade eden Downer, liderlerin her konuda birbirine yakın
olmalarının beklenemeyeceğini belirtti.
Downer, BMnin her zaman sürece desteğini sürdüreceğini de sözlerine
ekledi. Liderler gelecek hafta yapılacak görüşmelerde de
başkanlık sistemini görüşmeyi sürdürecek.
Yönetimde güç paylaşımı konusunun yürütme alt
başlığında ele alınan başkanlık sisteminde
Kıbrıs Türk tarafı kısmen Bosna-Hersek veya İsviçrede
olduğu gibi yürütmenin Başkanlık Konseyi şeklinde
olmasını istiyor.
Türk tarafının üstünde durduğu Başkanlık Konseyinde
konseyin, tarafların uzlaşacağı sayıda Türk ve
Rumlardan oluşan üyeleri olacak. Başkanlık bu üyeler
arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi yüzde 70
Rumlarda, yüzde 30 Türklerde olacak.
Kıbrıs Rum tarafı ise başkanlık sistemini savunuyor,
bunda bir başkan ve bir başkan yardımcısı
olmasını öngörüyor. Rumların istediği sistemde
başkanlık iki kişi arasında dönüşümlü olacak ve
yetkileri bu iki kişi kullanacak.
Kıbrıs'ta askeri tatbikatlar iptal
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 11 Eylül'de kapsamlı görüşmelere başlayan KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, adadaki askeri tatbikatları karşılıklı olarak iptal etti.
Kıbrıs Türk tarafı, Rum
tarafının Nikiforos tatbikatının bu yıl
yapılmayacağı kararını memnuniyetle
karşıladığını ve buna bağlı olarak
Toros tatbikatının da yapılmayacağını açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın
duyurduğu, Rum yönetimin Nikiforos tatbikatının bu yıl
yapılmayacağına ilişkin kararını memnuniyetle
karşıladıklarını belirterek, "Nikiforos
tatbikatı yapılmayacağına göre Toros tatbikatının
da yapılmayacağını söyleyebiliriz" dedi.
"Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros
tatbikatının da yapılmayacağını
duyurabileceklerini ifade eden Erçakıca, "zaten Toros
tatbikatının, Nikiforos tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya
başlandığı için icra edilmeye
başlandığını" hatırlattı.
Türk tarafının bütün gerginliğe rağmen, Toros
tatbikatının daha çok arama-kurtarma, hayatta kalmayı içeren
komando gösterileri gibi olmasına özen gösterdiğini, ağır
silahların gösterisine dönüşmesinden
kaçındığını anlatan Erçakıca, "Adada
görüşme sürecinin yeniden başladığı dönemde,
tatbikatların yapılmayacak olmasını
Cumhurbaşkanımız da memnuniyetle karşılıyor"
dedi.
CNN
TURK 13/10/08
Liderler başkanlık
mekanizmasını görüştü
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün dördüncü kez bir araya geldi.
Liderler Lefkoşa ara bölgede
yapılan ve 3 saat süren görüşmenin ardından bölgeden
ayrıldı.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı
açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve
yardımcısı mekanizmasını ele
aldıklarını, gelecek hafta çarşamba günü yapılacak
görüşmede bu konunun görüşülmeye devam edileceğini söyledi.
Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de belirten Downer,
tarafların görüşmede önerilerini sunduklarını, daha fazla
diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade etti.
BM yetkilisi, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun da hafta
içinde bir araya geleceklerini kaydetti.
Downer, "Liderler arasında ortak bir dil var mı" sorusuna
karşılık, "ortak siyasi irade ve çözüm isteği
bulunduğunu bunun da iyi bir şey olduğunu" söyledi.
Kıbrıs konusunun son derece karmaşık bir sorun
olduğunu ifade eden Downer, liderlerin her konuda birbirine yakın
olmalarının beklenemeyeceğini belirtti.
Downer, BM'nin her zaman sürece desteğini sürdüreceğini de sözlerine
ekledi.
Liderler gelecek hafta yapılacak görüşmelerde de başkanlık
sistemini görüşmeyi sürdürecek.
Yönetimde güç paylaşımı konusunun yürütme alt
başlığında ele alınan başkanlık sisteminde
Kıbrıs Türk tarafı kısmen Bosna-Hersek veya İsviçre'de
olduğu gibi yürütmenin "Başkanlık Konseyi"
şeklinde olmasını istiyor.
Türk tarafının üstünde durduğu "Başkanlık
Konseyi'nde" konseyin, tarafların uzlaşacağı
sayıda Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri olacak. Başkanlık
bu üyeler arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi
yüzde 70 Rumlarda, yüzde 30 Türklerde olacak.
Kıbrıs Rum tarafı ise başkanlık sistemini savunuyor,
bunda bir başkan ve bir başkan yardımcısı olmasını
öngörüyor.
Rumların istediği sistemde başkanlık iki kişi
arasında dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.
CNN
TURK 13/10/08
Bir ayda 4.
kez buluşan Kırbıslı iki lider Talat ve Hristofyas önemli
bir adım attı. Önce Rum lider "Nikiforos tatbikatı
yapımayacak" dedi, ardından KKTC
Cumhurbaşkanlığı "Toros tatbikatı da da iptal
edildi" açıklamasını yaptı.
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO)
tarafından her yıl düzenlenen Nikiforos tatbikatının bu
yıl yapılmayacağını söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesinin ardından Rum
Başkanlık Sarayına dönüşünde açıklama yapan
Hristofyas, Rum Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar uyarınca,
Rum ordusunun Nikiforos tatbikatı ile Türk ordusunun Toros
tatbikatının iptal edilmesi yönünde BM Genel Sekreteri'ne öneri
sunduğunu anımsattı.
Hristofyas, Bakanlar Kurulunun, Nikiforos tatbikatının
ertelenmesi ya da iptal edilmesi yönünde aldığı karar
çerçevesinde, Nikiforos tatbikatının iptal edilmesine karar
verdiklerini bildirdi.
KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI:
NİKİFOROS YAPILMAYACAĞINA GÖRE, TOROS DA YAPILMAYACAK
Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik 11 Eylülde kapsamlı görüşmelere başlayan KKTC
ve Kıbrıs Rum yönetimi, adadaki askeri tatbikatları
karşılıklı olarak iptal etti.
Kıbrıs Türk
tarafı, Rum tarafının Nikiforos tatbikatının bu
yıl yapılmayacağı kararını memnuniyetle
karşıladığını ve buna bağlı olarak
Toros tatbikatının da yapılmayacağını
açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan
Erçakıca, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın duyurduğu, Rum yönetimin
Nikiforos tatbikatının bu yıl yapılmayacağına
ilişkin kararını memnuniyetle
karşıladıklarını belirterek, şunları
söyledi:
Nikiforos tatbikatı yapılmayacağına göre
Toros tatbikatının da yapılmayacağını
söyleyebiliriz. Hristofyas'ın bu konuda basına yaptığı
açıklamalardan ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki (AKPM)
konuşmasında bu konuya değinmesinden sonra bize böyle bir resmi
başvuruda bulunmamasına rağmen, Türk tarafı olarak gerekli
çalışmaları yapmış ve Nikiforos'un
yapılmaması halinde Toros'un da yapılmaması
kararını üretmiştik.
Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros
tatbikatının da yapılmayacağını
duyurabileceklerini ifade eden Erçakıca, zaten Toros
tatbikatının, Nikiforos tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya
başlandığı için icra edilmeye
başlandığını hatırlattı.
Türk tarafının bütün gerginliğe rağmen, Toros
tatbikatının daha çok arama-kurtarma, hayatta kalmayı içeren
komando gösterileri gibi olmasına özen gösterdiğini, ağır
silahların gösterisine dönüşmesinden
kaçındığını anlatan Erçakıca, Adada görüşme
sürecinin yeniden başladığı dönemde, tatbikatların
yapılmayacak olmasını Cumhurbaşkanımız da
memnuniyetle karşılıyor dedi.
HURRIYET
13/10/08
Esra
KIRDÖK/ADANA, (DHA)

ADANALI tarihçi Cezmi Yurtsever, 1inci Dünya Savaşında Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısırda kurulan esir kamplarında, Ermeni doktorlarca temizlik bahanesiyle cerasol adlı kimsayal bir madde ile su tanklarında zorla banyo yaptırılarak kör edildiğini öne sürdü. Bu olayı İngiliz arşivinde de belgelediğini savunan Yurtsever, TBMMye Bu vahşeti dünyaya anlatın çağrısı yaptı.
Yaptığı ilginç araştırmalarla tanınan Cezmi Yurtsever, basın toplantısı düzenleyerek, Osmanlının son dönemlerinde Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısırda kurulan esir kamplarında Ermeni doktorlarının vahşetine maruz kaldığını iddia etti. Yurtsever şunları söyledi:
1917 yılı Kasım ayı başlarında
Osmanlı ordusunun Gazze- Birüssebi Savaşında 13 bin Türk askeri
hayatını kaybetti. 12 bin civarında da esir vardı. Esir
Türk askerleri için Mısırda esir kampları kuruldu. Türk Tarih
Kurumu arşivinde bulunan TBMMnin 27 Mayıs 1921 tarihli oturum
zabıtları belgelerini okudum. Edirne mebusları Faik ve Şeref
beylerin Atatürke sundukları görüşme konusu (takrir) belgesinde,
Mısırda sonuçlandırılan İngilizlerin fenni temizlik
bahanesiyle miktarından fazla cerasol banyosuna sokarak gözlerini kör
ettikleri 15 bin Türk evladını kobay olarak kullandıkları,
bu cinayetin failleri olan Ermeni ve İngiliz tabipleriyle garnizon
kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz
sözleri yazılıydı. Bu vahşi uygulama bir sa
vaş suçudur.
Yurtsever, olayın farklı boyutlarını Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinden de araştırdığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Arşivde, JO1208 kod numaralı Türk askerlerinin Mısırda kırbaçlı kasketli düşman görevliler karşısında çırılçıplak, cerasol karıştırılmış su tanklarında zorla banyo yaptırılma fotoğrafına ulaştım. Mısırdaki esir Türk askerleri tutanak ve belgelerinde Heliopolis esir kampının sorumluları Arsen Kohoren ve Leon Samuel adındaki doktorlardı. Sidi Beşir kampından sorumlu doktor da Osmanlı ordusunda görevli iken bir şekilde düşman safına geçen Halepli ve Ermeni asıllı doktordu.
MILLIYET
13/10/08
Kıbrısın güneyinde kitap
krizi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Rum Yönetiminin Türkler ve Rumlar arasında bir
saygı kültürü oluşturmak amacıyla bazı tarih
kitaplarında değişiklik yapması kilise ve muhalefetin
tepkisini çekti
Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkler ve Rumlar arasında
devam eden müzakerelere katkıda bulunmak ve iki taraf arasında
saygı kültürü oluşmasını sağlamak amacıyla Rum
kesimindeki okullarda okutulan bazı tarih kitaplarında
değişiklik yapınca eleştiri oklarının hedefi
oldu.
Türklerle Rumların barış içinde bir arada yaşamaları
fikrine destek vermek isteyen Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Andreas
Dimitriunun önerisi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu,
Güneydoğu Avrupada Ulus ve Devlet, Balkan Savaşı ve
İkinci Dünya Savaşı isimli yardımcı okul
kitapları hazırlandı.
Şirin
Osmanlı!
Ancak Eğitim ve Kültür Bakanının girişimi, muhalefet ve
din adamlarının tepkisini çekti. Muhalefetteki milliyetçi
DİSİ partisi, bu projenin, Rumların Helenistik
mirasını sansür etmek anlamına geldiğini söyledi.
Başpiskopos Hrisostomos da, Bu, bugüne kadar öğrendiğimiz her
şeyin yanlış olduğu anlamına mı geliyor? dedi.
Rum gazeteleri de manşetten verdikleri haberlerde, Kitapların
Osmanlı devletini şirin göstermeye
çalıştığı iddiasını ortaya attı.
Simerini, Tarih bilmez kitaplarda inanılmaz şeyler. Etnik
kimliğimiz olmasın istiyorlar manşetini attı. Gazete,
kitaplarda İstanbulun, Türkler tarafından fethedilmesinden sonra
refaha kavuşmaya başladığı bilgisinin verildiğini
yazdı.
Gazete, kitaplarla ilgili olarak şu eleştirileri sıraladı:
Kitaplardan birinde Selanikin 1912 yılında Yunan ordusu
tarafından kurtarılmasının istila olarak nitelendirilmesi
acı bir izlenim yaratıyor. Kitap tamamen, Selanik için can atan
Üsküplülerin (Makedonların) yayılmacı planlarına hizmet
ediyor.
Eğitim ve Kültür Bakanı Dimitriu ise Eğitim bizi bir arada
tutan ve bir halk olarak nitelendiren şeyleri beslemelidir. Ben
şahsen, gerçeklerden daha iyi bir şey olmadığına
inanıyorum dedi. Dimitriu, söz konusu yardımcı kitapların
okullara girmesi konusunda şimdilik hiçbir anlaşma
bulunmadığını da ekledi. Bakanlık, kitapların
okul kütüphanelerine girmeden önce incelenmesi için özel bir komisyon kurdu.
KKTC
değiştirdi
KKTCde de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın 2003
yılında Başbakan olduğu dönemde, okullarda okutulan tarih
kitaplarında değişiklikler yapılmıştı.
Kıbrıs Türk Tarihi kitaplarında, Rumlara ve Yunanlılara
kin ve nefret uyandıran bölümler çıkarılmış, yerine
daha dostane ifadeler konulmuştu.
MILLIYET
13/10/08
İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı
2004 Annan
Planı referandumundan sonra, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik
gelişmelerin etkisiyle "patlama" yaşayan inşaat
sektörü, son iki yılda büyük bir durgunluk içine girdi. Ancak bu durum
ülkemizdeki müteahhit sayısının artmasına engel
olamadı
MÜTEAHHİT SAYISI 59'DAN 228'E YÜKSELDİ... İnşaat
sektöründeki duraksamaya rağmen, kayıtlı müteahhit
sayısı yükselmeye devam ediyor. İnşaat sektöründe 2004
yılı Annan Planı referandumundan sonra yaşanan
hareketlilik, sadece çevremizde artan bina sayısına değil,
kayıtlı müteahhit rakamlarına da yansıdı. 1998
yılında İnşaat Encümenliği'ne kayıtlı 59
müteahhit varken, bu rakam 2008 yılında 228'e yükseldi
"SEKTÖR AMBALE OLDU"... Kıbrıs Türk Müteahhitler
Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, kayıtlı müteahhit
sayısının 2008'de yüksek oranda artmasının,
"müteahhitler disiplin altına girdi" anlamı
taşıdığını söyledi. Kısa bir süredir yeni
üye kaydı yapmadıklarına çünkü sektörün "ambale"
olduğuna dikkat çeken Gürcafer, adada bir çözüm olması halinde Annan
Planı'ndan sonraki inşaat patlamasından çok daha
fazlasının yaşanacağını söyledi. Gürcafer, çözüm
olmaması halinde ise sektörün şu anki işlevini sürdüreceği
görüşünde olduğunu belirtti
Ergül ERNUR
İnşaat sektöründe 2004 yılı Annan
Planı referandumundan sonra yaşanan hareketlilik, sadece çevremizde
artan bina sayısına değil, kayıtlı müteahhit
rakamlarına da yansıdı.
1998 yılında İnşaat
Encümenliği'ne kayıtlı 59 müteahhit varken, bu rakam 2008
yılında 228'e yükseldi.
Annan Planı referandumunun ardından ülkemizde
yaşanan "inşaat patlaması", 2006 yılından
itibaren durgunlaşmaya başladığı halde, bu durum
müteahhit sayısının azalmasına neden olmadı.
Buna göre, 2003'te 51, 2004'te 60, 2005'te 71 olan
kayıtlı müteahhit sayısı, 2006'da 171'e, 2007'de 215 ve
2008'de de 228'e yükseldi.
İnşaat Encümenliğinin istatistiki
rakamlarına göre, İnşaat Encümenliği'nin 408 üyesi
bulunduğu ancak bazı müteahhit firmaların iptali,
bazısının ise kaydını yenilememesinden dolayı
rakam 228 oldu.
Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, kayıtlı müteahhit sayısının 2008
yılında yüksek oranda artmasının "müteahhitlerin
disiplin altına girdiği" anlamı
taşıdığını vurguladı.
Kısa bir süredir yeni üye kaydı
yapmadıklarını çünkü sektörün "ambale" olduğunu
belirten Gürcafer, "Yasakçı bir yaklaşımı savunmuyoruz
ama yasada gerekli düzenlemeler yapılana kadar, gerekli dikkati ve özeni
göstermeye çalışıyoruz" dedi.
Sektörü disiplin altına almak için Haziran 2007
tarihinde de kaçak müteahhit veya inşaatlara karşı
kaymakamlık ve belediyelerin de yardımıyla mücadele
başlatan Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği ve
İnşaat Encümenliği, bugüne kadar toplam 16 adet kaçak
inşaat tespit etti.
Yüzde 70'i apartman, yüzde 30'u ise site inşaatı
olan söz konusu kaçak inşaatlar, en fazla Girne bölgesi ve
civarındaki yerleşim birimlerinde bulunuyor.
Kaçak müteahhitlere ve inşaatlara karşı
başlattıkları denetimlerin de sektörde belli bir disiplin ve
kalitenin oluşmasına katkı sağladığını
kaydeden Gürcafer, tanınmamış bir ülke olmamıza rağmen
çok iyi bir noktada olduğumuzu söyledi.
Adada bir çözüm olması halinde ise Annan Planı
referandumundan sonra inşaat sektöründeki patlamadan çok daha
fazlasının yaşanacağına vurgu yapan Gürcafer, çözüm
olmaması halinde ise sektörün şu anki işlevini sürdüreceği
görüşünde olduğunu belirtti.
Gürcafer, Kıbrıs sorununun çözüleceğini
düşünerek, süratle hazır hale gelinmesi gerektiğini söyleyerek
"Ancak şu anki süratimiz buna yeterli değildir" yorumunu
yaptı.
Kayıtlı müteahhit sayısı 59'dan 228'e
yükseldi
Ülkemizde en fazla ihtiyaç duyulan sektörler arasında
yer alan inşaat sektörü, gerek ekonomik gerekse siyasi etkenlerden
dolayı değişken dönemler yaşıyor.
Sınır kapılarının
açıldığı 2003 yılı nisan ayından itibaren
inşaat ve gayrimenkul sektöründe yaşanan canlanma, 2004 Annan
Planı'nın ortaya çıktığı dönemlerde kısa
süreli bir durgunluk yaşadı.
Kapıların açılması ve ardından da
Annan Planı referandumuyla, 2003'ten 2006 yılı sonuna kadar
sektörde yaşanan hareketlilik, gözle görülür bir şekilde ülkemize
olumlu yansıdı.
Ülkemizdeki inşaat sektöründe henüz bir hareketlilik
yaşanmadığı dönemler olan 1998 yılında
kayıtlı 59 müteahhit varken, bu rakam 2003'te 51'e düştü, ancak
2008 yılında büyük bir artışla 228'e yükseldi.
1998 yılından 2003'e kadar değişken
bir tablo çizen kayıtlı müteahhit sayısı, bir yıl
artarken diğer yıl düşüş gösteriyor.
Buna göre, 1998'de 59 olan kayıtlı müteahhit
sayısı 1999'da 15'e, 2000'de ise 8'e düştü, 2001'de 31'e
yükselen sayı, 2002'de 45'e ve 2003'te de 51'e yükseldi.
2003 yılı Annan Planı'ndan sonra ise
sürekli artış gösteren müteahhit sayısı, 2004'te 60 iken
2008'de 228'e ulaştı.
2003 yılındaki inşaat
patlamasının etkisi, 2006 yılında yerini duraksamaya
bıraktığı halde, kayıtlı müteahhit
sayısındaki artış yine de yükselmeye devam etti.
2003'te 51 olan kayıtlı müteahhit
sayısı, 2004'te 60'a, 2005'te 71'e, 2006'da 171'e, 2007'de 215'e ve
2008'de ise 228'e yükseldi.
İnşaat Encümenliği'nin verilerine göre,
2008'de kayıtlı 408 müteahhit bulunuyor ancak bu sene
kaydını 228 tanesi yenilendi.
Bir yılda 16 kaçak inşaat
İnşaat sektöründeki gelişmelerin
ardından artan müteahhit sayısını kontrol altına almak
ve sektöre disiplin getirmek için Haziran 2007 tarihinden itibaren kaçak
müteahhit veya inşaatlara karşı mücadele başlatan
Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği ve İnşaat
Encümenliği, bugüne kadar toplam 16 adet kaçak inşaat tespit etti.
Girne'de 9, Mağusa'da 4, Lefkoşa'da 2 ve
Güzelyurt'ta 1 adet kaçak inşaat tespit edilirken, mühürlemeler
kaymakamlık ve belediyelerin yardımıyla gerçekleştirildi.
Yüzde 70'i apartman, yüzde 30'u ise site inşaatı
olan söz konusu kaçak inşaatlar, en fazla Girne bölgesi ve
civarındaki yerleşim birimlerinde bulunuyor.
Gürcafer: Af üzerinde çalışıyoruz
Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği
Başkanı Cafer Gürcafer, 19/98 sayılı Müteahhitleri
Kayıt ve Denetim Yasası'nın Annan Planı'ndan önce
uygulanırlığının yalnızca devlet ihalelerine
yönelik algılandığını, özel için zorunlu
olmadığı gibi düşünüldüğünü söyledi.
2003 yılı Anan Planı'ndan sonraki
inşaat patlamasıyla birlikte Müteahhitler Birliği olarak
harekete geçtiklerini belirten Gürcafer, yaptıkları
çalışmalarda kayıtlı faaliyet gösteren firma
sayısının kayıtsız faaliyet gösterenlere oranla çok
düşük olduğunun tespit edildiğini ifade etti.
Karşılarına çıkan tabloda bir anda
firmaların işlevlerinin durdurulmasının mümkün
olmadığına işaret eden Gürcafer, sektörü disiplin
altına alabilmek için müteahhitleri, Müteahhitler Birliği'nde kayıt
altına alma ve ardından İnşaat Encümenliği'ne
kayıtlarını yaptırmalarını sağlayarak
gerekli çalışmalara başladıklarını kaydetti.
Müteahhitlerin İnşaat Encümenliği'ne
kayıt yaptırmasının ise amaca ulaşmak için yeterli
olmayacağını belirten Gürcafer, "af" konusunda da
çalışma başlattıklarını söyledi.
19/98 sayılı Müteahhitleri Kayıt ve Denetim
Yasası'nın, 1998'den sonra yapılan işleri referans olarak
kabul etmediği dolayısıyla müteahhitlerin yeni kayıt
olmuş gibi 5. sınıftan faaliyet göstermesi gerektiğini
belirten Gürcafer, "Bir af çıkartarak, yasada düzenleme
yapılacak. Böylece, firmaların yaptıkları işlerle,
sahip oldukları karneleri denk duruma getirmek istiyoruz" dedi.
Gürcafer, yapılacak çalışmayla denetimlerin
daha kolay ve etkin hale getirilebileceğini ifade etti.
"Müteahhit kontrollerinde üye olamayacakların üzerinde
duruyoruz"
İzolasyonlar altında yaşayan bir ülke
olduğumuzu anımsatarak konuşmasına devam eden Cafer
Gürcafer, şöyle dedi:
"Bizim müteahhitlerimizin bu ülke
dışında başka bir ülkede müteahhitlik hizmeti
satmaları mümkün değildir. Kendi ülkemizdeki pastayı en
azından bir çözüm olana, izolasyonlar kalkana kadar veya bizim
insanlarımız da yurtdışında eşit koşullarda
iş yapabilecek duruma gelene kadar bu pastayı kendi insanımıza
ve ekonomimize ayrılmalıyız."
Bundan dolayı kayıtlı ve
kayıtsız müteahhitlerin kontrolü yapılırken,
ağırlıklı olarak üye olamayacakların üzerinde
durduklarında dikkat çeken Gürcafer, Müteahhitler Birliği'ne
kaydını yaptırmış ancak İnşaat Encümenliği'nden
yıllık geçerli iznini alma imkanı olduğu halde bazı
nedenlerden dolayı izin çıkartmamış müteahhitlere
karşı esnek davrandıklarını söyledi.
Ancak hiçbir koşulda KKTC vatandaşı
olmayanların üye olamayacağının altını çizen
Gürcafer, "Onarla karşı da çok katıyız" diye
konuştu.
Gürcafer, yasanın
uygulanırlığını mümkün kılmak için çaba
harcadıklarını belirterek, denetleme yaptıklarını
fakat bazı durumlarda esnek davrandıklarını söyledi.
Ekonominin çok kırılgan bir nokta olduğunu
da ifade eden Gürcafer, "Oluşan artı değerin ülkemizde
kalmasını istiyoruz" dedi.
KIBRIS
13/10/08
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız
devlet istemiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs Türk
tarafının konfederasyon istemediği gibi, iki ayrı
bağımsız devlet de istemediğini ifade etti.
Nami, Kıbrıs sorunuyla ilgili
SİMERİNİ gazetesine verdiği demeçte, sorununun çeşitli
yönlerine değindi.
Haberi "Hristofyas ve Talat'ın
Anlaştığı Her şey Geçerli... Özdil Nami: Konfederasyon
İstemediğimiz gibi iki ayrı devlet de istemiyoruz"
başlıklarıyla veren gazete, Nami'nin Kıbrıslı
Türklerin; gerçekleşecek olan herhangi bir çözümde garantör güç olarak
sadece Türkiye'yle birlikte kendilerini güvende hissedeceklerini
söylediğini ve Kıbrıs Rum kesimini bu konuya anlayış
götermeye çağırdığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas
arasında gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerin çıkmaza
girmesi halinde, hakemlik yoluna işaret eden Nami, kendine göre; eğer
gerekirse iki liderin bu metodu izleyeceğini söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının iki kesimli, iki
toplumlu federasyonu desteklemeye devam ettiğini sözlerine ekleyen Nami,
Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne engel teşkil ettiği
iddiasının doğru olmadığını da çeşitli
örnekler vererek vurguladı.
"Hristofyas'ın; gerçekleştirdikleri ilk
görüşmelerde Kıbrıs sorununun çözüm temelinin tek egemenlik, tek
vatandaşlık, tek uluslar arası kimlik ve siyasi
eşitliğe dayanacak olan iki kesimli, iki toplumlu federasyon
olacağı konusunda Talat'ın hemfikir olduğunu söylediği
ve Talat'ın tezinin hala daha bu mu olduğu" sorusu üzerine Nami,
Cumhurbaşkanı Talat'ın böyle bir çözümü desteklemeye devam
ettiğini kaydederek, bu konuya ilişkin ifade edilenlerin 23
Mayıs ve 1 Haziran'da yapılan anlaşmalarla
güçlendirildiğini belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının konfederasyona
ilişkin felsefesi bulunmadığını söyleyen Nami, siyasi
liderler arasında varılacak olan olası bir anlaşmanın
her iki tarafta da ayrı ayrı referanduma sunulacağını
ifade etti.
Anlaşmayı iki halk, referandumla imzalayacak
Kıbrıslı Türklerin konfederasyon
istemediği gibi iki ayrı bağımsız devlet de
istemediğini yineleyen Nami, "devlet" kelimelerinin iki liderin
kendi aralarında anlaştıkları anlamı
taşıdığını söyledi. "Federal devlete
katılacak olan, kurucu-oluşturucu devletlerden bahsettiklerini"
ifade eden Nami, anlaşmanın bu iki devlet arasında
imzalanmayacağını; anlaşmayı halkın, referandumda
imzalayacağını belirtti.
Zorluklar Rum tarafından kaynaklanıyor
"Hristofyas'ın Bulgaristan'da
yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasındaki en büyük engelin
'Türk tarafının felsefesi' olduğunu
söylediğinin" hatırlatılması üzerine ise Nami,
Papadopulos'un başta olduğu dönemde Cumhurbaşkanı Talat'la
anlaşmaya varmaya niyeti olmadığını, fakat
Hristofyas'ın başkanlığı devralmasıyla Ledra
Caddesi'ndeki barikatın açıldığına, iki lider
arasında zirve görüşmesi yapıldığına ve 3
farklı anlaşmaya vardıklarına, ayrıca bütünlüklü
çözüme yönelik doğrudan görüşmelerin başladığına
işaret etti.
Zorlukların; iddia edildiği gibi Türkiye ve
askeri rejimden kaynaklanmadığını söyleyen Nami, bu güne
kadarki zorlukların Kıbrıs Rum yönetiminden
kaynaklandığını söyledi. Rum kesimindeki yönetim
değişir değişmez her şeyin birden bire ilerlemeye
başladığını ve ilerleme gözlemlendiğini sözlerine
ekleyen Nami, bu yüzden kimsenin engellerin Türkiye'den
kaynaklandığını iddia etmemesi gerektiğini dile getirdi.
Açıklamasında "diyalog
aracılığıyla başaramayacağımız bir
şey olduğuna inanmıyoruz" ifadelerini de kullanan Nami, iki
tarafı da endişelendiren noktalar bulunduğunu, fakat
müzakerelerde iki toplumu da memnun bırakacak olan ortak bir formül
bulacaklarına inandığını vurguladı.
Türkiye'nin garantisi
Özdil Nami, "Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği'ne katıldığı, Türkiye'nin de AB'ye
katılmayı arzuladığı halde neden Türk ordusunun
varlığında ve Türkiye'nin garantilerinde ısrar ediyorsunuz"
sorusunu yanıtlarken, "En başta bunu Kıbrıs Türk
tarafının istediğini söylememiz lazım" dedi.
Hafızasında geçmişte yaşanan olayları
taşıyan Kıbrıs Türk halkının; Türkiye'nin
garantör güç olmayacağı herhangi bir çözümde kendini güvende
hissetmemeye devam edeceğini söyleyen Nami, gerçekleşecek olan bir
anlaşmada; Kıbrıslı Türklerin güvende olmayacağı
andan itibaren, ortaya çıkacak olan tüm olumlu şeylerin hiçbir önemi
olmayacağını vurguladı. Kıbrıslı Türklerin
şu an bu şekilde kendilerini güvende hissettiklerini dile getiren
Özdil Nami, Türkiye'nin garantisine ihtiyaç olmadığının
kanıtlanması gerektiğini söyleyerek, tarihin bugüne kadar buna
ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğine vurgu yaptı.
Yeni bayrak yeni anayasa
Nami; iki taraf referandumda ayrı ayrı
"evet" dediği takdirde, bunun yeni bir oluşuma sahip
olunacağı anlamına geldiğini; bu oluşumun yeni bir
bayrağı ve yeni bir anayasası olacağını da ifade
etti.
"Dimitris Hristofyas'ın RMMO tarafından
Güney'de icra edilen Nikiforos ve Türk Ordusu tarafından
Kuzey'de icra edilen Toros tatbikatlarının
yapılmaması konusunda müdahalede bulunması ve askeri
dekonfrantasyonun ilk olarak Lefkoşa bölgesinden başlaması
konusunda yakın zamanlarda BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a öneride
bulunmasına" ilişkin olarak ise Nami, önerilerin resmi olarak
ellerine geçmediğini, bu yüzden bu konuyla ilgili herhangi bir görüş
belirtemeyeceğini kaydetti.
Nami, Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Talat ve
Kıbrıs Türk halkını desteklediğini de sözlerine
ekledi.
TC kökenliler
"Bize samimi bir şekilde söyleyin;
Kıbrıs'ın Kuzey bölümünde kaç bin yerleşik (TC kökenli)
yaşıyor ve Sayın
Hristofyas'ın 50 bin yerleşik kalması önerisini ne
derece kabul ediyorsunuz?" sorusuna karşılık ise Nami,
şu ana kadar söylediklerinin samimi olduğunu belirterek, yakın
zamanlarda Kuzey Kıbrıs'ta bir nüfus sayımı
gerçekleştirildiğini, tüm bilgilerin ilgili web sitesinde
bulunduğunu ve isteyen kişinin bunları kontrol
edebileceğini kaydetti.
Bu konuyla ilgili gizledikleri herhangi bir şey
olmadığını da sözlerine ekleyen Nami, bunun bir
"insanlık konusu" olduğuna dikkat çekti.
Avrupa müktesebatları
"Kıbrıs sorununun Avrupa
Müktesebatlarına dayanacağı bir çözümü kabul etmeye hazır
mısınız?" sorusuna karşılık ise Nami, AB
müktesebatlarıyla ilgili herhangi bir sorunları
olmadığını ifade etti.
Özdil Nami, Annan Planı'nın da Avrupa Birliği
ilkeleri temelinde olduğunu ve bu yüzden Avrupa tarafından
desteklendiğini de belirtti.
Maraş'ın iadesi konusu
"Maraş şehrinin iadesini engelleyen
nedir?" sorusuna karşılık ise Nami, Maraş konusunun
kapsamlı müzakerelerin bir parçasını teşkil ettiğini
ifade ederek, Kıbrıs sorununun birçok başlıktan
oluştuğunu; Kıbrıs Türk tarafının bütünlüklü bir
çözüm için çalıştığını belirtti.
Özdil Nami, Rum kesimini aynı çerçeveler içerisinde
hareket etmeye davet ettiklerini de söyledi.
KIBRIS 13/10/08
NTV
Güncelleme: 10:11 TSİ 14 Ekim 2008 Salı
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, görüşmeye ilişkin olarak yaptığı
açıklamada, liderlerin bugün başkanlık sisteminde başkan ve
yardımcısı mekanizmasını ele
aldıklarını, gelecek hafta çarşamba günü yapılacak
görüşmede bu konunun görüşülmeye devam edileceğini söyledi.
|
Liderlerin 20 dakika baş başa görüştüklerini de
belirten Downer, tarafların görüşmede önerilerini
sunduklarını, daha fazla diyaloğa ihtiyaç olduğunu ifade
etti. |
|
Tatbikatlar iptal
ÖNCE RUM TARAFI, SONRA KIBRIS TÜRK TARAFI AÇIKLADI...
Cumhurbaşkanı Talat ile dünkü görüşmesinin ardından Rum
başkanlık sarayında açıklama yapan Hristofyas, Nikiforos
tatbikatının iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi. Ardından
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs
Türk tarafının, Rum tarafının bu kararını
memnuniyetle karşıladığını ve buna
bağlı olarak Toros Tatbikatı'nın da
yapılmayacağını açıkladı
KARAR, TÜRK TARAFINCA ÖNCEDEN ÜRETİLMİŞTİ...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, "Nikiforos
Tatbikatı yapılmayacağına göre Toros
Tatbikatı'nın da yapılmayacağını söyleyebiliriz.
Hristofyas'ın bu konuda basına yaptığı
açıklamalardan ve AKPM'deki konuşmasında bu konuya
değinmesinden sonra bize böyle bir resmi başvuruda bulunmamasına
rağmen, Türk tarafı olarak gerekli çalışmaları
yapmış ve Nikiforos'un yapılmaması halinde Toros'un da
yapılmaması kararını üretmiştik" diye
konuştu
Adadaki iki taraf, Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulunmasına yönelik 3 Eylül'den beridir devam eden doğrudan
müzakereler çerçevesinde, dün önemli bir adım atarak, askeri
tatbikatları kaldırma kararı aldı.
Kıbrıs sorunun kapsamlı çözüm müzakereleri
çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Lefkoşa ara
bölgede dördüncü kez bir araya gelen Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, Rum Başkanlık Sarayı'na dönüşünde
açıklamada bulunarak, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) tarafından
her yıl düzenlenen "Nikiforos" tatbikatının iptal
edilmesine karar verdiklerini bildirdi.
Bunun kısa bir süre ardından
Cumhurbaşkanlığı'ndan bir açıklama geldi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının bu
kararını memnuniyetle karşıladığını ve
buna bağlı olarak Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri'nin düzenlediği Toros Tatbikatı'nın da
yapılmayacağını açıkladı.
İlk adım Rum tarafından
Dünkü görüşmenin ardından Rum
Başkanlık Sarayı'na dönüşünde açıklama yapan Rum lider
Hristofyas, Rum Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar uyarınca,
Rum ordusunun Nikiforos tatbikatı ile Türk ordusunun Toros
tatbikatının iptal edilmesi yönünde BM Genel Sekreteri'ne öneri
sunduğunu anımsattı.
Hristofyas, Bakanlar Kurulu'nun, "Nikiforos
tatbikatının ertelenmesi ya da iptal edilmesi" yönünde
aldığı karar çerçevesinde, Nikiforos tatbikatının
iptal edilmesine karar verdiklerini bildirdi.
"Nikiforos yapılmayacağına
göre Toros da yapılmayacak"
Bu açıklamanın akabinde Kıbrıs Türk
tarafı, Rum tarafının Nikiforos Tatbikatı'nın bu
yıl yapılmayacağı kararını memnuniyetle
karşıladığını ve buna bağlı olarak
Toros Tatbikatı'nın da yapılmayacağını
açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, TAK muhabirinin Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın Nikiforos Tatbikatı'nın bu yıl
yapılmayacağını açıklamasıyla ilgili
sorularını yanıtlarken, Rum hükümetinin bu kararını
memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.
Karar önceden üretilmişti
Erçakıca, "Nikiforos Tatbikatı
yapılmayacağına göre Toros Tatbikatı'nın da
yapılmayacağını söyleyebiliriz. Hristofyas'ın bu
konuda basına yaptığı açıklamalardan ve AKPM'deki
konuşmasında bu konuya değinmesinden sonra bize böyle bir resmi
başvuruda bulunmamasına rağmen, Türk tarafı olarak gerekli
çalışmaları yapmış ve Nikiforos'un
yapılmaması halinde Toros'un da yapılmaması
kararını üretmiştik" diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, Rum tarafı bu kararı duyurduğuna göre, Toros
Tatbikatı'nın da yapılmayacağını
duyurabileceklerini kaydederek, zaten Toros Tatbikatı'nın, Nikiforos
Tatbikatı 2005'te yeniden yapılmaya başlandığı
için icra edilmeye başlanan bir tatbikat olduğunu
hatırlattı.
Türk tarafının bütün gerginliğe
rağmen, Toros Tatbikatı'nın daha fazla arama kurtarma, hayatta
kalmayı içeren komando gösterileri gibi olmasına özen
gösterdiğini, ağır silahların gösterisine
dönüşmesinden kaçındığını anlatan Hasan
Erçakıca, "Adada görüşme sürecinin yeniden
başladığı dönemde, tatbikatların yapılmayacak
olmasını Cumhurbaşkanımız da memnuniyetle
karşılıyor" dedi.
Hrsitofyas AKPA'da ne demişti?
Hristofyas, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde
(AKPA) yaptığı konuşmada, New York'ta BM Genel Sekreteri
Ban Ki-Moon ile görüşmesi sırasında, Kıbrıs'ta ve
çevresinde her güz dönemi yapılan yıllık askeri
tatbikatların feshedilmesi için bir anlaşmayı teşvik
etmesini önerdiğini açıklamıştı. Hristofyas,
"özellikle Kıbrıs Ulusal Muhafız Ordusu tarafından
yapılan Nikiforos tatbikatı ve Kıbrıs'taki Türk askeri
güçleri tarafından yürütülen Toros tatbikatlarına atıfta
bulundum" demişti.
KIBRIS
14/10/08
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
FARKLI PERSPEKTİF... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, liderlerin, yürütme, başkanlık ile
başkan yardımcılığının nasıl
işleyeceğini müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok
farklı perspektifle geldiğini vurguladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulmak için sürdürdükleri müzakereler çerçevesinde dün dördüncü kez bir
araya gelerek, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında "Federal Yürütmenin
Yapısı"nı ele aldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin,
yürütme, başkanlık ile başkan
yardımcılığının nasıl işleyeceğini
müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok farklı perspektifle
geldiğini vurguladı.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, iki toplum liderinin, "yürütme,
başkanlık ve başkan
yardımcılığını" görüştüğünü
söyleyerek, konunun 16 Ekim Perşembe günü iki liderin temsilcileri;
gelecek hafta 22 Ekim Çarşamba günü de iki lider tarafından müzakere
edileceğini bildirdi.
İki lider, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun'un
ev sahipliği yaptığı görüşmede bir araya geldi. Ara
bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı
müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşen görüşmede liderlere
temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu yanında heyetleri de eşlik
etti.
Yaklaşık 3 saat süren görüşme
sonrasında liderler açıklama yapmadan ayrılırken, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer'in kısa bir açıklama yaptı ve gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
20 dakika özel görüşme
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, liderlerin talebi üzerine açıklama
yaptığına ifade ederek, görüşmenin başında
yaklaşık 20 dakika süren özel bir görüşme gerçekleştiren
Talat ile Hristofyas'ın, dün yürütme, başkanlık ve başkan
yardımcılığını müzakere ettiğini söyledi.
Konunun hafta içinde temsilciler ve uzmanlar düzeyinde
müzakere edilmesine devam edileceğini kaydeden Downer, iki liderin
temsilcilerinin perşembe günkü görüşmesinin ardından liderlerin
gelecek hafta çarşamba günü yeniden bir araya geleceğini ve
müzakereye devam edeceğini belirtti.
"İlerleme kaçınılmaz"
Downer, ilerleme olup olmadığına
ilişkin soruya yanıtında, liderlerin, yürütme,
başkanlık ile başkan
yardımcılığının nasıl işleyeceğini
müzakere ettiği dünkü pozisyonlarına çok farklı perspektifle
geldiğine işaret etti.
Müzakerelerde, farklılıklar üzerinde
çalışılması halinde ilerlemenin kaçınılmaz
olduğunu kaydeden Downer, temsilciler ile uzmanların ilerlemenin
gerçekleşmesine katkı koymak için BM gözetiminde bir araya
geleceğini belirtti.
Alexander Downer, liderlerin her şeyden önce
birbirlerinin pozisyonunu ve pozisyonlarını neden
koruduklarını anlaması gerektiğini söyledi.
"Boşluk kapanabilir"
Downer, "Yeni bir öneri var mı?" yönündeki
soruyu yanıtlarken, liderlerin daha önce sundukları önerileri ele
aldıklarını belirtti.
"Aradaki boşluk kapanıyor mu?"
sorusuna yanıtında, karşılıklı anlayışın
kaçınılmaz bir şekilde geliştiğine işaret eden
Downer, zamanın ilerlemesine bağlı olarak boşluğun da
kapanabileceğini söyledi.
"Tatbikatlar görüşülmedi"
Alexander Downer, bir başka soruya
karşılık, Hristofyas'ın tatbikatların iptaliyle ilgili
önerisini ne dün, ne de önceki görüşmede ele aldıklarını
söyledi. Downer, liderlerin konuyla ilgili gerekli açıklamayı uygun
zamanda yapacağından emin olduğunu kaydetti.
Downer, "Ortak dil var mı?" sorusuna
verdiği yanıtta, liderlerin bazı ortak pozisyonları
olduğunu söyledi.
"Bir günde bütün konularda
anlaşmalarını bekleyemezsiniz"
Müzakerelerin 2-3 haftadır devam ettiğine ancak
müzakere edilecek daha çok konu bulunduğuna işaret eden Downer,
konunun, uzun süredir devam eden, geniş bir konu olduğunu ve
liderlerin bir günde bütün konularda anlaşmasının beklenmemesi
gerektiğini söyledi.
"Siyasi istek var"
Downer, müzakerenin zor olduğuna ve zaman
alacağına işaret ederek, "Ancak burada bir siyasi istek var
ve bu iyi" dedi.
BM'nin sürece daha enerjik bir katkısının
söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, Downer,
BM'nin, yardımcı olmak için elinden gelen yardımı
yaptığını ve yapmaya da hazır olduğunu ifade
etti.
Heyetler değişmedi
Cumhurbaşkanı Talat, bir önceki görüşmede
olduğu gibi, dünkü görüşmeye de Hristofyas'tan önce saat tam 10.00'da
geldi. Her iki lider de basına Türkçe ve Rumca "Günaydın"
diye seslendikten sonra görüşmeye geçti.
Cumhurbaşkanı Talat'a eşlik eden heyet
Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından Reşat
Çağlar, Dışişleri Bakanlığı 3. Sekreteri
Mehmet Dana, Hukukçu Tufan Erhürman ile Uluslararası Hukuk Uzmanı
Kudret Özersay dan oluştu.
Rum heyetinde ise Toumazos Celebis, Andreas Mavromadis,
Menelaos Menelaou ve Nikos Muduros yer aldı.
4. görüşme
Kıbrıs'la ilgili yeni müzakere sürecinin 3
Eylül'deki törensel görüşmenin ardından 11 Eylül'de
başlamasıyla, liderler bugüne kadar dört kez bir araya geldi.
Dördüncü görüşmeyi gerçekleştiren liderlerin bundan sonra haftada bir
görüşmesi bekleniyor.
Basının ilgisi iyice azaldı
Basının görüşmeye ilgisi de iyice
azaldı. Görüşmeyi canlı olarak sadece bazı Rum televizyon
kanalları verdi.
Bu arada basına çadır, masa ve içecek
sağlayan BM'nin ikram menüsüne, limonata ve meyveli çay da eklendi.
KIBRIS 14/10/08
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca:
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
müzakere sürecinin her aşamasında Meclis ve siyasi partilerin
bilgilendirildiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu
konuya özel önem verdiğini belirtti.
Erçakıca yazılı açıklamasında,
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Meclis
ve partiler müzakere sürecinde izleyici" şeklinde önceki gün
yaptığı açıklamayı isim vermeden eleştirdi. Açıklamanın
üzüntüyle karşılandığını belirten Erçakıca,
"Büyük ölçüde iç politika amaçlarına dayanan bu eleştiriyi,
'siyasi partilerimizin gelişmeler hakkında bilgilendirilmedikleri'
gerekçesine dayandırmak büyük bir haksızlıktır" dedi.
Erçakıca, özetle şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımız 21 Mart'ta
başlayan ve 3 Eylül itibariyle kapsamlı müzakerelere dönüşen
sürecin her aşamasında siyasi partiler ve Meclis'in
bilgilendirilmesine özel bir önem vermiştir. Bu bilgilendirme bizzat
kendisi tarafından yapıldığı gibi, tüm belge ve bilgilere
ulaşımın sağlanması yoluyla da gerçekleştirilmektedir.
Cumhurbaşkanımız ile Meclis'te temsil edilen siyasi parti
temsilcilerinin yeterli sıklıkta bir araya gelmesi
sağlanmış, ayrıca görüşme tutanaklarının
Meclis'e gönderilmesiyle yetinilmeyerek Cumhurbaşkanlığı
binası içerisinde bir oda temin edilerek siyasi parti temsilcilerinin
eldeki tüm dokümanlara kolayca ulaşabilmesine imkân
verilmiştir."
Cumhurbaşkanı Talat'ın siyasi partiler ve
ilgili tüm çevrelere birçok defa çağrıda bulunarak liderler
buluşmasından önce öneri ve katkıya açık olduğunu dile
getirdiğini, ilgili herkesi katkıda bulunma yönünde
cesaretlendirdiğini anlatan Erçakıca, bu kapsamda özel görüşme
istemlerine de olumlu yanıt verildiğini kaydetti.
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'na bu
amaçla yazılı olarak gönderilecek görüş ve önerilerin en iyi
şekilde değerlendirileceği konusunda kuşku duyulmaması
gerektiğini de ekledi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş
önceki gün yaptığı yazılı açıklamada, iki lider
arasında devam eden görüşme sürecinin büyük bir sır perdesinin
ardına saklandığını, siyasi partiler ile Cumhuriyet
Meclisi'nin süreçle ilgili izleyici konumuna sokulduğunu savunmuştu.
KIBRIS
14/10/08
War games cancelled on
both sides
By
Elias Hazou
What you
have here is the political will and the political will is very good
NEWS THAT both sides were cancelling their annual war games as a sign of
goodwill overshadowed yesterdays meeting between the leaders of the two
communities, who otherwise remained coy about how reunification talks were
progressing.
It was the fourth get-together between President Demetris Christofias and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat in the latest drive to end the islands
ongoing division.
The leaders yesterday continued discussion of power-sharing and governance,
focusing on the powers of the executive, the structure of the federal state and
the role of the president and vice-president.
No comments were made afterwards, leaving it up to UN Special Envoy Alexander
Downer to read out a brief joint statement.
Downer said the two leaders had a one-on-one discussion that lasted 15 minutes,
after which they were rejoined by their chief advisers.
They also set their next meeting for October 22.
The Australian diplomat said a process of give-and-take was inevitable in all
negotiations in order to work through the differences.
Responding to questions, Downer noted that inevitably there is a growing
understanding between the two sides and their positions and as time goes on of
course the gaps are going to narrow.
This is an enormous issue, hasnt been resolved for a very long time and as I
said on Friday it is important to give the leaders space here.
You cant expect them suddenly to agree on everything on Day 1 and the whole
matter to be resolved after all these years.
Its going to take a lot of time and its going to be a difficult negotiation.
There is no question of that. But what you have here is the political will and
the political will is very good, he added.
On the UNs role in the peace process, Downer said We are doing all we can to
be helpful and I hope we are being helpful.
On his return to the Presidential Palace, Christofias was tightlipped when
asked to assess the outcome of the meet, thus sticking to a media embargo
agreed with Talat, after public sniping from both sides seemed to poison the
climate.
These are negotiations on many and serious issues. It will take time.
Therefore, you cant judge from a single discussion whether you are satisfied
or not.
If you are going to ask me every time whether Im satisfied or not, then every
time I shall say that, yes, I am, Christofias joked with newsmen.
He said the advisers to the two leaders, supported by experts from the relevant
working group, would come together this Thursday to discuss in further detail
the issue of the executive.
What little Christofias was willing to reveal was his decision sure to earn
brownie points abroad to call off the Nikiforos war games, scheduled to begin
today.
The live-ammo military exercise, held every year in October, is the single
largest peacetime mobilisation by the National Guard. It is almost immediately
followed by the Taurus exercise in the north.
Christofias said the government had a while back intimated to the UN
Secretary-General its intention to postpone or altogether cancel Nikiforos,
asking that the Turkish side reciprocate.
However, government spokesman Stefanos Stefanou was cagey as to whether the
Taurus war games would also be shelved.
That decision rests with the Turkish occupation forces, he told the Mail.
This was a goodwill gesture on our side. Military exercises are not part of
the ongoing dialogue
it is not a bicommunal action, if you will.
He said military drills were not discussed at yesterdays meeting, stressing
that the move was not part of a deal with the other side.
But later in the afternoon, Talats spokesman said the Taurus exercise has also
been called off.
CYPRUS
MAIL 14/10/08
Nikiforos cancelled at
last minute
RESERVISTS
called up for this years Nikiforos exercise, called off after a government
decision, still need to report to their designated stations, the Defence
Ministry has said.
The military exercise had been set to start today and end Saturday.
Its cancellation, literally on the eleventh hour, must come as music to the
ears of the some 50,000 reserves, most of whom have to leave their jobs and the
comforts of home to camp out in tents.
Cyprus cancelled Nikiforos in 2001 as part of broader efforts to reduce
tensions in the region. But in 2005, after much debate, the Defence Ministry
decided to run the drill, which involves National Guard conscripts and
thousands of reserves.
According to a press release issued by the relevant ministry, all reservists
summoned for duty must report as scheduled so that they can get their discharge
papers.
CYPRUS
MAIL 14/10/08
Sarayda Kıbrıs zirvesi
BİLGİ VERDİ... Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan
müzakere süreciyle ilgili bilgi vermek amacıyla mecliste temsil edilen
siyasi parti başkan ve temsilcileriyle bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan
müzakere süreciyle ilgili bilgi vermek amacıyla mecliste temsil edilen
siyasi parti başkan ve temsilcileriyle bir araya geldi.
Talat, mecliste temsil edilen siyasi partilere
Kıbrıs konusunda sürdürülen kapsamlı görüşmeler
hakkında bilgi verdi. Cumhurbaşkanının siyasi parti
temsilcileriyle toplantısı yaklaşık iki saat sürdü.
Cumhurbaşkanlığı'nda saat 11.00'de başlayan
görüşmeye, CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, ÖRP Genel Başkanı,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı
katıldı.
Siyasi parti başkanlarına
görüşmelerde partilerinin ileri gelenleri eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Talat'ın devam
eden görüşmeler öncesinde siyasi parti başkanları ile bir araya
geleceği belirtildi.
KIBRIS
15/10/08
KTÖS: Talat, taksimi değil, Kıbrıslı
Türklerin menfaatlerini savunmalı
Sendika, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın da;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklere de ait
olduğunu somut adımlarla ortaya koyması gerektiğini
vurguladı.
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, görüşme
sürecini değerlendirdiği yazılı açıklamada, Türkiye'nin
"ayrılıkçı" ve "konfederal" önerileri
bulunduğunu iddia ederek, bunlarla bir yere
varılamayacağını savundu.
Elcil, "federal devletçilikte ayrı merkez
bankası, eski eserler üzerinde ayrı egemenlik gibi
yaklaşımlar, oluşturucu devlet, kurucu devlet gibi kavramlara
saplanıp kalmak süreci tıkamaktan öte anlam içermemektedir"
dedi.
Kıbrıs sorunun çözümüyle ilgili önemli bir
aşamaya gelindiğine işaret eden Elcil, BM tarafından
tarafların samimiyetine güvenerek başlatılan süreci berhava
etmenin; Kıbrıslı Rum ve Türkleri hayal
kırıklığına uğratarak, adanın
bölünmüşlüğünü kalıcı kılmak anlamı
taşıdığını söyledi.
Tüm "Kıbrıslıların"
süreçten, adanın federal temelde tekrardan birleştirilmesini
beklediğini ifade eden Elcil, "Talat görüşme sürecinde samimi
ise, Türkiye'nin dayattığı ayrılıkçı önerileri
masaya koymazdı. Anlaşılan odur ki, görüşmelerin
tıkanıp ayrılığın pekişmesine yönelik,
Türkiye'nin 1950'lerden beri izlediği taksim tezinin hayata geçirilmesi
için hazırlık yapılmaktadır" görüşünü öne sürdü.
Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın da,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklerin de
cumhuriyeti olduğunu söylediğine dikkat çeken Şener Elcil,
açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Hristofyas eğer samimiyse,
Kıbrıslı Türklerin 1963'te Kıbrıs Cumhuriyeti'nden
atılması ve uğradıkları insanlık
dışı muamele konusunda Kıbrıs Rum toplumu adına
Kıbrıslı Türklerden özür diler ve bizlerin seçme seçilme ve eğitim
hakkımız başta olmak üzere Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'ndan kaynaklanan haklarımızın
kullanılması konusunda somut adım atardı. Öyle sözde
eşitlik söylemleri ile bir yere varılamaz."
Kimsenin uzun uzadıya görüşme süreçlerine
tahammülü kalmadığına da dikkat çeken Şener Elcil,
Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'den sürekli nüfus aktarımı
nedeniyle toplumsal yok oluşla karşı karşıya
kaldığını savundu.
KIBRIS
15/10/08
Nikiforos cancellation
sparks opposition
By
Paul Malaos
POLITICAL
parties have aired their disapproval over the Presidents decision to cancel
the Nikiforos military exercise, even though the Turkish Cypriot side has
reciprocated the gesture.
The governments decision to cancel the military exercise is aimed at
maintaining the peaceful climate in accordance with the ongoing peace
negotiations, President Christofias said yesterday.
He said that if a solution to the Cyprus problem is to be achieved peacefully
and under the guidance of the UN, cancelling the Nikiforos exercise would give
Cyprus added political leverage.
We must arm ourselves where we are the weakest and this is in the area of
diplomacy, he said.
Political party EUROKO has denounced the move saying that the annual military
exercises are a legal right.
Referring to the cancellation of the Turkish Taurus exercise, EUROKO said in a
statement that the presence of Turkish troops in Cyprus is an infringement of
the Republics constitutional rights. As such their decision to cancel the
illegal exercise cannot be recognised as gesture of goodwill.
House Defence Committee member Zacharias Poulias echoed EUROKOs objection
stating that the decision to cancel Nikiforos was one of many peace efforts
that are one-sided and come to no avail.
We have repeatedly on our part made efforts to contribute to a peaceful
climate, said Poulias. Military exercises have been cancelled in the past but
the outcome is never welcomed.
Meanwhile, EDEKs President Yiannakis Omirou in light of the Turkish Cypriot
sides decision to cancel the Taurus military exercise retracted a statement he
had made previously, condemning the cancellation of Nikiforos.
I cannot pass judgement on the Presidents decision to cancel Nikiforos, said
Omirou.
If the effort is mutual.
To continue with the exercise at this stage would leave us open to criticism,
during the peaceful climate.
He added that while the National Guard should continue military exercises, the
mutual agreement to cancel the scheduled exercises was within the framework of
the peace negotiations.
CYPRUS
MAIL 15/10/08
Fury at AKEL call for
end to school parades
A SUGGESTION
by AKEL to scrap school parades was yesterday met with an outraged reaction by
DISY deputy Andreas Themistocleous.
In a written announcement by the head of AKELs Education Office, George
Loukaides, the ruling party called for a cancellation of the pupils two annual
parades to mark national holidays, describing them as an outdated tradition.
Themistocleous said AKEL announcements came as no surprise anymore. This is
part of AKELs attack against our history and education, which was expressed
after the election of [Demetris] Christofias and each day it is becoming all
the more savage and outspoken, said the DISY deputy.
It is not the school parades that must stop, but the AKEL assaults against the
history and education of the Greeks of Cyprus, he added.
CYPRUS
MAIL 15/10/08
Tarihimizde Kürtler
16
Ekim Perşembe 2008
BİZDE tarih yazımının resmi temelleri
1930'larda atıldı. Antik Grek medeniyetini "Krak" Türkleri
kurmuştu! Eski Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri de "Türk
ırkı"nın eseriydi falan... Hun, Moğol ve Kıpçak
tarihleri de "Türk" diye yüceltilmişti.
Böylece "ümmet dönemi" diye Selçuklu ve bilhassa Osmanlı tarihi
marjinalleştiriliyordu.
Gerçi 1939'da düzeltme kararı alındı ama özü çok da
değişmedi.
Halbuki, bugünkü "millet" varlığımız Anadolu'nun
yerli kültürlerini de özümseyen Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinin evriminin
eseridir. Anadolu insanına bir "aidiyet" ve
"vatandaşlık" duygusu vermede, içinde yer
aldıkları bu tarih çizgisi esastır: Selçuklu, Osmanlı,
Cumhuriyet...
Yani, "etnisist" değil, "Türkiye" odaklı bir
tarih...
Böyle bir tarih yazımında iki konu hayati derecede önemlidir:
* Türklerle Kürtlerin buluşması...
* Bin yılı birlikte yaşamaları...
Türk-Kürt buluşması
"Etnisist" tarihçiliğin Kürtçü versiyonu, Doğu Anadolu'nun
otantik Kürt yurdu olduğunu, Türklerin 1071'den itibaren gelip 'işgal'
ettiğini yazarlar; tarihe "buluşma" gözüyle değil,
"çatışma" gözüyle bakarlar.
Halbuki antik Kürtlerin orijinal yurdu, Van Gölü'nün epeyce
aşağısında ve Batı İran'da dağlık
Carduchi coğrafyasıdır. Brownson bunun haritasını da
yayımlamıştır. Sultan Sencer'in kurdurduğu
"Kürdistan" eyaleti de aynı coğrafyanın bugünkü
Hemedan yöresinde idi.
Doğu Anadolu o çağlarda Roma ve Bizans toprağıydı,
Ermeni, Süryani, Rum ve Diyarbekir yöresinde de Hıristiyan Arap kabileleri
vardı.
Abbasi Halife ordularının fetihleriyle birlikte Güneydoğu'ya
Müslüman Arap ve Kürt aşiretlerinin, ardından Türkmen
aşiretlerinin girişi başladı.
1071'de Malazgirt'te Alparslan'ın ordusunda 10 bin gönüllü Kürdün
bulunması, Bizans'a karşı bu "buluşma"nın
simgesidir.
12. yüzyılda bile Urfa ve çevresinde Haçlı Kontluğu'nun
kurulması, bölge nüfusunda Hıristiyan unsurların önemini
gösterir. Selçuklu-Türkmen fetihleri Doğu Anadolu'yu
"Turcomania" haline getirirken, Kürtler de Fırat'ın doğusuna
yayılmışlardır...
Nüfus hareketleri
Tarihsel süreçte Türkmenler Ege'ye yürürken Eyyubiler döneminde
Fırat'ın doğusuna Kürt göçü hızlandı.
Osmanlı-Safevi çatışmasında da Anadolu'ya İran'dan
Sünni Kürt göçü, Anadolu'dan İran'a Alevi Türkmen göçü oldu.
Bölgedeki Kürt nüfusu, etnik milliyetçilerin iddia ettiği gibi, antik
Hurriler ve Mitannilerin devamı olarak değil, İslam fetihleri
ile Selçuklu ve Osmanlı tarihlerindeki bu süreçlerde oluşmuştur.
Asırlar içinde çok karışmışlar, yaylalarda
Kürtleşmişler, ova ve şehirlerde Türkleşmişlerdir.
Kürt tarihinin en önemli kaynaklarından Şerefname'de Oğuz
Han'ın Hz. Peygamber'e gönderdiği elçinin Kürt olduğu
yazılıdır. Bu elbette bir efsaneydi ama nasıl bir kültürel
kaynaşma olduğunu gösteren bir simgedir.
Etnik milliyetçilerin 'otantik yurt' ve 'işgal' iddiaları tamamen
kurgudur fakat doğrusu anlatılmadığında etnik
milliyetçiliği besleyen bir efsanedir!
Şimdi, ikinci konuya geliyoruz: Bu beraberlik ya da Selçuklu ve
Osmanlı hâkimiyeti Kürtleri "geri
bıraktırmış" mıdır? Bunu da yarın
yazacağım.
Not: Kısa kaynakçayı, yazımın internetteki devamında
bulabilirsiniz.
Kısa kaynakça:
- C. L. Brownson, Xenephon, Anabasis, Harvard 2001.
- Urfalı Mateos Vekayinamesi, TTK 1987.
- Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, Tarih Vakfı 2000.
- Rene Grosset, Ermenilerin Tarihi, Aras 2005.
- Steven Ruinciman, Haçlı Seferleri Tarihi, cilt 1, TTK 1986.
- Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Ötüken 2004.
- Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi, iki cilt,
TTK 1990.
TAHA AKYOL
MILLIYET 16/10/08
Amerikan şalvarı?
16 Ekim Perşembe 2008
Abdullah Öcalanın Türkiyeye teslim edildiği dönemde
Başbakan olan Bülent Ecevit, Amerika, Apoyu neden verdi anlamadım
demişti.
Oysa Öcalan bunun cevabını, daha teslim edilmeden Özgür Politika
gazetesinde vermişti:
Doğrudan ABD tarafından yönlendirilen bir komployla ulusal
kurtuluş çizgisinin tamamen tasfiyesi amaçlanmaktadır. Kuzey
Iraklı Kürt liderlerin katıldığı Washington
Deklarasyonu süreci, tasfiyemiz üzerine kuruldu. Barzani ile Talabaninin
Ankaraya gidişleri bu çerçevededir.
Öcalan kendisine yönelik komployu fark etmiş, ama
kaçamamıştı.
Yakalanmasından hemen sonra toplanan PKK Kongresi, bu operasyonun ABD
emperyalizmi, Türk faşizmi ile Kürt ihanetinin ortak komplosu
olduğunu duyurmuştu.
* * *
Önceki gün NTVde Nedenin konuğu olan eski MİT Müsteşar
Yardımcısı Cevat Öneşin açıklamaları bu
komployu teyit etti.
Öcalanın yakalandığı dönemde MİTte üst düzey
yönetici konumunda bulunan Öneşe göre, O dönem ABD,
bağımsız bir Kürt devleti kurma isteğindeydi. Öcalan konumu
itibariyle buna engeldi. ABD bölgede yeni bir Kürt devleti kurabilmek için
Öcalanı Türkiyeye teslim etti.
Sırada ne var?
Satır aralarını biraz dikkatli okuyabilenler için bunun
yanıtını bulmak da zor değil...
* * *
Türkiyenin ABD gözetiminde Kuzey Irakta kara harekâtı yürüttüğü
günlerde yine Nedende strateji uzmanı Nihat Ali Özcan şöyle
demişti:
Amerika PKK meselesinde Türkiyeye yardım ediyor. Bunun sonunda
İşte bakın, istediğiniz yardımı da yaptım,
ama gördüğünüz gibi bundan sonuç alamıyorsunuz. O zaman bunu
başka bir formatta devam ettirelim diyebilir.
Tam da o günlerde İngiliz Economist dergisi Özcanın yorumunu
tamamlıyordu:
ABDnin istihbarat desteğinin arkası gelecek. Önce Kuzey Irak
yönetimiyle temas baskısı, sonra da PKKlılara af da içeren bir siyasi-diplomatik
çözüm telkini...
* * *
İpuçlarını bir araya toplayınca bugün yaşananları
anlamlandırmak kolaylaşıyor.
Ankara sancılı bir süreçten ve sonuç vermeyen sayısız
sınır ötesi askeri manevradan sonra önceki gün Barzani ile
görüşmeye razı oldu.
Washington, Ortadoğudaki yeni müttefiki Kürtlerle, eski müttefiki
Türkiyeyi yakınlaştırmak, böylece kendi yerini
sağlamlaştırmak istiyor.
Görünen o ki, bu sadece Washingtonun hayli önceden geliştirdiği bir
plan olmanın ötesinde, bölgede ciddi yatırımı olan ya da
yatırım hayali kuran büyük sermayenin de talebi...
Tuhaf gelebilir; ama halen bu yakınlaşma sürecine şiddetle
direnen iki odak var:
Bunu bir ihanet sayan MHP ve etki alanını Barzaniye kaptıran
Öcalan...
Türkiye çözüm konusunda inisiyatif almadıkça, kendi derdine kendisi çare
bulmadıkça, kendi halkı için barış, demokrasi, özgürlü
kapılarını açmadıkça, okyanus ötesi planların bir
parçası olmaya ve sonradan Niye yaptılar bize bunu? diye sormaya
devam edecektir.
CAN DUNDAR
16/10/08
Zaman geçtikçe çözüm zorlaşır
"ÇÖZÜM
EN KISA SÜREDE SAĞLANMALI"... Rum yönetimi eski
başkanlarından Yorgo Vasiliu, çözümsüz geçen zamanın
sorunları daha da arttırıp, çözümü iyice
zorlaştırabileceğini ifade ederek, bunun için çözümün en
kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti. Vasiliu,
"Bu, sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için değil, pek
çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem taşıyor"
dedi
Rum
yönetimi eski başkanlarından Yorgo Vasiliu, çözümsüz geçen
zamanın sorunları daha da arttırıp, çözümü iyice
zorlaştırabileceğini ifade ederek, bunun için çözümün en
kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti.
Vasiliu, "Bu, sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için
değil, pek çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem
taşıyor" dedi.
Yorgo Vasiliu, Kıbrıs'ta devam eden barış sürecini
değerlendirirken, adadaki iki liderin de başarmaya kararlı
olduklarını ve çözüme inandıklarını söyledi. Vasiliu,
"Umarım bu kez başaracaklar" dedi.
London School of Economics (LSE) tarafından düzenlenen
"Kıbrıs'ta barış görüşmeleri çerçevesindeki
gelişmeler: Kıbrıslıların Kıbrıs için çözüm
arayışları" konulu seminerde konuşan Vasiliu, LSE'deki
organizasyona katkı veren, Londra'da faaliyet gösteren
"Kıbrıslılar, Kıbrıs İçin" adlı
sivil toplum kuruluşunun çabalarını överek, iki toplumun
bireylerinin bir araya gelip aralarındaki sorunları çözmeye
çalışmalarının son derece önemli bir adım
olduğunu belirtti.
Bunun Kıbrıs'ta özlenen gelişme olduğunu kaydeden Vasiliu,
gelişmenin ikinci Kıbrıs sayılan, 400 bini aşkın
Türk ve Rum Kıbrıslının yaşadığı
Londra'da gerçekleşmesinin de ayrı bir önem
taşıdığına işaret etti.
Çözümün uzun sürmeden elde edilmesi gerektiğini belirten Vasiliu, aksi
takdirde, bunun dünyayı, "Bu sorun ilelebet sürecek"
şeklinde bir kötümserliğe sürükleyebileceği ve çözüme olan
uluslararası ilginin azalabileceğini ifade etti.
Adada 1974'ten bu yana pek çok çözüm çabasının
harcandığını, ancak bunların sonuçsuz
kaldığını hatırlatan Vasiliu, buna Ada'daki çözüm
bekleyen sorunların yol açtığını, ancak bu sorunlardan
en önemlisini, adadaki bireylerin birbirleriyle ilgili vehimlerinin
oluşturduğunu söyledi.
Vasiliu, Cumhurbaşkanı olduğu dönemde birinci
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile kendisinin de çözüm için bir
araya geldiklerini, ancak bu girişimin de sonuçsuz
kaldığını anlattı.
Hristofyas'ın Rum kesiminde yapılan seçimi kazanmasının
ardından bu kez Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyas'ın bir araya gelme
başarısını gösterdiklerine dikkati çeken Vasiliu, iki
liderin de çözüme inandıklarını, başarmaya kararlı
olduklarını ve bu kez başarıdan ümitli olduğunu
söyledi.
Görüşmelerin başladığını ve ilerleme
sağlanabileceğinin kanıtlandığını da ifade
eden Vasiliu, geçen aylar da teknik komitelerin çalışmalar
yapıp, gerçek müzakerelerin zeminini
hazırladığını hatırlattı.
Bu kez başarılacağına olan inancının nedenlerini,
"iki tarafın da çözümün güçle sağlanamayacağına
inanmaları", "çözüm için iki tarafın da kazanmasına
dayalı bir yol aranması ve bunun için fedakarlık gerektiğinin
iki tarafça da bilinmesi" olarak sıralayan Vasiliu, "iki taraf
için de kabul edilebilir bir
çözüm
bulunması gerektiği biliniyor" diye konuştu.
Çözümün
avantajları çok
Çözümsüz geçen zamanın sorunları daha da arttırıp, çözümü
iyice zorlaştırabileceğini ifade eden Vasiliu, bunun için
çözümün en kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti.
Vasiliu, "Bu sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için
değil, pek çok sebeple uluslararası toplum için de büyük önem
taşıyor" diye konuştu.
Çözümün getireceği sayısız avantaj bulunduğunun
altını çizen Vasiliu, bunların başında "emlak
sorunlarının tazminat yoluyla çözümü", "kurulacak
federasyona gelecek taze parayla yeni projelerin uygulanması",
"Kıbrıslı Türklerin AB üyeliğinin getireceği
kolaylıklardan yararlanmalarına olanak doğması",
"AB üyeliğinin ticaret, yatırımlar, eğitim ve
sağlık alanında getireceği kolaylıkların"
bulunduğunu söyledi.
Alev Adil
Toplantıda konuşan Greenwich Üniversitesi öğretim
görevlilerinden Alev Adil de iki toplumun ilk kez samimi olarak
görüştüklerini, müzakerelerin ümit verici bir çerçevede ilerlediğini
belirtti.
Adil, adadaki iki toplumun birbirine saygı duymayı, geçmişte
yaşanan acılardan ders çıkartabilmeyi, birbirini kabullenmeyi
öğrenmesi gerektiğini de söyledi.
Kıbrıs'ta Toplumlararası Barış Projesi koordinatörü
Sypros Christoui da hazırladıkları projeyi anlattı.
Projenin amaçlarının "iki toplum arasındaki güven
boşluğunun doldurulması", "iki toplum arasındaki
farklılıkların giderilmesi", "iki toplumun birbiriyle ilgili
negatif ön yargılarının azaltılması" ve "iki
toplum arasındaki bölünmüşlüğün giderilmesi" olduğunu
belirtti.
Christoui projeyi önemli kılan unsurların ise lokal olması,
katılımcılığı sağlaması, liderlerle
toplumlar arasındaki kanalları açması ve diyasporaları da
içine alması olduğunu ifade etti.
Erel
Kıbrıs-AB Derneği Başkanı Ali Erel ise, son müzakere
süreciyle ilgili olarak ortaya çıkan iyimser havaya dikkati çekti ve
kendisinin hala bazı çekinceleri bulunduğunu aktardı. Sürece
ihtiyatla yaklaştığını belirten Erel, daha önce de
sonuca ulaşmayan pek çok görüşmeler dizisi
yaşandığını hatırlattı.
Yine de bu kez ortada kendisini barışa adamış iki lider
bulunduğu için kötümserliğinin azaldığını
kaydeden Erel, son 12 yılın Türkiye'nin AB müzakerelerine
başlaması ve Rum kesiminin çözüm sağlanmadan AB'ye tam
üyeliğe kabul edilmesine varan gelişmeleri özetledi.
Erel, Türkiye'de önemli bir AB ve Kıbrıs'ta çözüm
karşıtlığı bulunduğunu da öne sürdü.
Ada'da iyi ilişkiler için, insan haklarının, ekonominin
geliştirilmesi için çalışmak ve lobi yapmak gerektiğini
belirten Erel, "Türkiye-AB sürecini", "Kıbrıs'ta çözüm
sürecinden" ayırmak gerektiğini söyledi.
Daha sonra Kıbrıs Rum kesimi eski lideri Yorgo Vasiliu soruları
yanıtladı.
Bir soru üzerine, iki liderin BM'nin daha önce koyduğu parametrelerden de
yararlanarak kendi aralarında görüşmeye karar verdiklerini belirten
Vasiliu, bunun en doğrusu olduğuna kendisinin de
inandığını söyledi. Vasiliu, "Halklar için de
liderlerinin kendi aralarında bir sonuca vardığını
bilmek, yabancı bir gücün dayatmasıyla çözüme varılmasından
çok daha kolay kabul edilebilir" dedi.
BM'nin sürece destek vereceğine inandığını kaydeden
Vasiliu, "son sözün iki lider tarafından söylenmesi bence de en
doğru olanı" diye konuştu.
AB'nin de süreçte önemli rol oynayacağına işaret eden Vasiliu,
iki liderin üzerinde anlaştıkları hususların AB hukukuna
uygunluğuna da bakılacağının altını çizdi.
Vasiliu, "AB gelişmeleri yakından izliyor, izleyecek. Çünkü bu
onlar için de önemli" diyerek sözlerini tamamladı.
KIBRIS 16/10/08
AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas
Grubu Kıbrıs'ta
Kıbrıslı
Türklerle ilişkileri geliştirmek amacıyla oluşturulan
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede
Temas Grubu'ndan bir heyet dün Kıbrıs'a geldi.
Avrupa Parlamentosu Basın Ofisi'nden elde edilen bilgiye göre heyet,
kuzeyde de temaslarda bulanacak.
AP
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu heyeti bugün,
saat 11.30'da CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
CTP Genel Merkezi'nde bir araya gelecek.
Heyet
bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
yurtdışında bulunması nedeniyle,
Cumhurbaşkanının BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel
Temsilcisi Özdil Nami ile görüşecek. Görüşme bugün saat 15.00'de
Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.
Heyet
bugün ayrıca, Pile'de incelemelerde bulunacak.
Heyetin, adada bulunduğu süre içinde diğer siyasilerin yanı
sıra BM, AB yetkilileri ile AB üyesi ülkelerin Kıbrıs
büyükelçileriyle de görüşmesi bekleniyor.
AP
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, cuma günü saat
14.00'de Ledra Palace Otel'de bir basın toplantısı
düzenleyecek.
KIBRIS 16/10/08
60 more missing persons
to be identified by next year
DNA test
results from the remains of over 60 missing persons are expected to be ready by
the beginning of next year.
The remains were excavated by the Investigative Committee on Missing Persons
(CMP) as part of its programme to find the Greek and Turkish Cypriots that went
missing between 1963 and 1974.
Committee member Christophe Giraud yesterday told the Cyprus News Agency that
more identifications were expected at the beginning of 2009.
The House Refugee Committee, which yesterday visited the CMP Anthropology Lab,
was shown around the area and informed on its work so far.
According to Giraud, in its two years of operation, the CMP has excavated the
remains of 450 people. The remains of 105 76 Greek Cypriots and 29 Turkish
Cypriots were identified and returned to their families.
Excavations are currently taking place in five locations, two in Alambra and
Gerasa, and three in the occupied areas of Kyrenia and Pentadaktylos.
Parliamentarians also visited the Institute of Neurology and Genetics, where
the genetic material is identified.
Giraud told deputies that it was important that the excavations and
identifications were being made by scientists from both communities.
I believe this is a good start and these two years have been satisfactory
regarding rate and quantity, said Girod. I hope we will be able to maintain
or even increase the number of identifications because we have legitimately
being creating expectations for the families, who are expecting us to do more,
and we will try to correspond to their expectations and identify more people in
the next months.
CYPRUS MAIL 16/10/08
Act now to stop traffic
choke
By
Jean Christou
Cypriots have
more cars than anyone in Europe
EXPERTS yesterday called for an urgent transport plan for a unified Cyprus, as
spiralling car ownership threatens to choke the island.
By the end of this year, there will be more than one card for every man woman
and child on the Greek Cypriot side.
And if there is a Cyprus solution, it wont be long before Turkish Cypriots
catch up, further contributing to the problem, Greek Traffic Engineer Dr Spyros
Vougias warned yesterday.
Vougias was addressing a conference titled Integrating Transport in a
Reunified Cyprus, which was organised by the Reconstruction and Resettlement
Council.
At the moment, the north of Cyprus is not following the same rapid
development, Vougias said. In reunification, it will catch up and there will
be an increase in car ownership, so there needs to be preparation and policies
so that people can adjust quickly.
Vougias said that in 2007 there were 688,532 cars registered on the Greek
Cypriot side, compared to 649,574 in 2006. This is a huge increase, 33.1 per
cent or 48,387 new cars, he said, adding that by comparison Greece has 10
million people and five million cars.
By the end of 2008, there will be 750,000 cars registered in Cyprus, Vougias
said. This is more than one car for every man woman and child.
The situation with cars in Cyprus means you have more than any other European
country. There is more than one vehicle for every person, Vougias said. Car
ownership is not a sin, but using them when its not necessary is.
He said it would be absolutely necessary in a reunited Cyprus to look into a
tram system for Nicosia and a light-rail system for the whole of the island.
In a reunified Cyprus, trains must play a part. There cant be just one type
of transport, Vougias said.
He also said walking and cycling were not adequately encouraged in Cyprus and
there needed to be re-education in that area. Bus services were insufficient
and inadequate, he said. Authorities must also begin to use smart
alternatives to reduce traffic coming into city centres.
It has been proved that where there is urban charging, as much as 30 per cent
of traffic is discouraged from entering city centres, he said. This could be
done via smart cards, which would not involve any police presence and would be
cost effective.
Vougias said that although Cyprus was not a basic polluter in global terms,
Greeks and Cypriots actually inhale more pollutants than other Europeans.
Cypriots and Greeks are unfortunately first when it comes to the inhalation of
particulate matter, which sits in the lungs and creates a lot of health
problems, he said.
We have to completely rethink urban mobility, he added, suggesting that
reunification of the island offered a good chance to create this new culture.
But civil engineer Anna Caramondani said there was a lack of planning at
national level and a lack of co-ordination, and an absence of vision for a
reunified Cyprus.
Land use and transportation planning are carried out by different parties who
dont talk to each other, she said. Planners on both sides turned their backs
to the dividing line and didnt even see it as a border but as a barrier. This
was a great mistake, although understandable due to the tragic events.
She said it was imperative and even late to start planning how the country
could be reunified spatially.
Mehmet Kunt, a Turkish civil and transport engineer, told similar stories from
the north.
He spoke of aged buses, unreliable timetables, limited routes and bus stops and
each town having its own system.
We need to make a decision on what we want to do, he said.
We need to have a transportation authority to oversee management of the system
for the whole island. Not all solutions require huge amounts of money. A
combined effort now will stop duplication and will save money.
Alecos Michaelides, the Director of the Public Works Department, also addressed
the conference giving an outline on the technicalities.
He said there would need to be 29 arteries and secondary roads to reunify the
two sides smoothly.
The 29 connection points include Pyrgos, Kalo Chorio, Zodia, Dherynia, Mammari
and Denia, Polemidhia, Athienou, Lymbia, Troulli and Pyla. These links are
what will bring about the reunification of the transport network, said
Michaelides.
There would also be a ring road around the capital, which is already underway,
Michaelides said.
The 32-kilometre four-lane ring road would start in the east of Nicosia at
Yeri, linking Dhali, Tseri and Lakatamia, where it would go underground for 2.5
kilometres and diversify into three different openings, one of which would link
it both to the Nicosia-Troodos motorway and the Nicosia-Limassol highway.
Michaelides said Cyprus has currently has 8,000 kilometres of roads, including
2,500 kilometres of highway.
The road to economic development goes through a good communications network,
he said. And a good road network will be the backbone of reunification.
CYPRUS MAIL 16/10/08
İtalya'dan KKTC'ye charter uçak
seferleri
İtalya'dan KKTC'ye charter uçak seferleri başlatılıyor. İtalyan tur operatörü "My Sun Sea Tur" ile imzalanan protokol çerçevesinde, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) tarafından gerçekleştirilecek seferlerle, 2009 yılında İtalya'dan KKTC'ye 1800 turistin getirilmesi hedefleniyor.
Protokol, KKTC Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ile My Sun Sea ve KKTC'deki Northern Travel
şirketleri arasında imzalandı.
Protokole, KKTC ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan
Şanlıdağ ile İtalyan tur operatörü direktörü Astorre
Legnani ve Northern Travel direktörlerinden Saffet Başpınarlı
imza koydu.
Şanlıdağ, imza töreninde yaptığı konuşmada,
protokolü çok olumlu bir gelişme olarak niteledi. Uzun yıllardır
turizm çok geniş bir çerçevede icra edilmesi gerekirken çok dar bir
çerçeveye sıkıştırıldığını ifade
eden Şanlıdağ, "Bunun açılması yönünde
atılan bu adım bizim için çok önemlidir. Bu çalışmaları
daha çok ülkelerle de yapmalıyız" dedi.
İtalya ile KKTC arasındaki seferlerin KTHY tarafından
yapılacağını belirten Şanlıdağ,
Bakanlığın daha önce belirlediği, Türkiye, İngiltere
veAlmanya'ya ilave destinasyonların gelmesinin olumlu bir gelişme
olduğunu belirtti.
Öncelikli hedeflerinin turizm sektörünü kurumsal bir yapıya kavuşturma
kolduğunu, bunun için de gerekli olan yasal düzenlemelerin birer birer
hayatageçmeye başladığını anlatan
Şanlıdağ, ülkenin turizm politikasını belirleyecekbir
"turizm örgütünün" kurulması için gerekli yasayı hayata
geçireceklerini söyledi.
Şanlıdağ, turizmin daha planlı bir gelişimini
sağlayacak, ülkenin turizm avantajları olan çevre, deniz ve tarihi
yapısının bozulmasına fırsat vermeyecek Master
Planı'nın da son aşamalarına geldiğini bildirdi.
My Sun Sea Direktörü Astorre Legnani de Kuzey Kıbrıs'ı müşterilerine
sunmanın iyi bir fırsat olduğunu, Kuzey Kıbrıs'ın
güzel denizleri, tarihi zenginliği ve güler yüzlü insanları
olduğunu belirtti.
Legnani, özellikle tüm dünyada yaşanan mali krizden dolayı güleryüzün
müşterileri için çok büyük önem arz ettiğini söyledi. Northern Travel
direktörlerinden Özbek Dedekorkut ise 2000 yılından itibaren KKTC ile
herhangi bir ülke arasında sürekli bir charter uçuş hizmeti
olmadığını; bazı girişimlerin olduğunu, ancak
birkaç seferden sonra durdurulduğunu, bu açıdan İtalyan
şirketiyle imzalanan protokolün önemli olduğunu ifade etti.
CNN
TURK 16/10/08
Rum basını:
"Anlaşmazlıklar dorukta"
Yazı boyutu
Kıbrıs Rum gazeteleri, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı dün yeniden bir araya getiren kapsamlı müzakerelerin dördüncüsünün "iyi bir ortamda" yapıldığını, ancak "anlaşmazlıkların dorukta" olduğunu yazdı.
Türk ve Rum liderlerin
"görüşmenin içeriğine ilişkin basına açıklama
yapılmaması" kararı olduğu halde, dünkü
görüşmenin içeriğinden diyaloglar ve bilgiler aktaran Rum gazeteleri,
"iki lider arasındaki görüş ayrılığının
sadece (dünkü) görüşme konusu olan yürütme yetkisiyle
sınırlı kalmadığını, çözüm şekli ve
içeriğine yönelik olarak da farklı yaklaşımların
tespit edildiğini" belirtti.
"Talat ve Hristofyas'ın yürütme yetkisine ilişkin
anlaşmazlıklar konusunda köprü kuramadıkları"
belirtilen haberlerde, iki liderin çözümden sonraki federal devletin yönetim
biçimiyle ilgili farklı yaklaşımlar hakkındaki "en iyi
çözümü" gelecek hafta yapacakları görüşmeyle bulmaya
çalışacakları ifade edildi.
Rum gazeteleri, "iyi haber alan" kaynaklarına dayanarak,
Talat'ın görüşme sırasında, hafta içerisinde daha çok
görüşme yapılması önerisinde bulunduğunu, Rum
tarafının ise bunun pratikte olanaksız olduğu
karşılığını verdiğini yazdı.
Hristofyas, "Başkanlık Konseyi" fikrine karşı
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, dünkü görüşmede,
Kıbrıs Türk tarafının bir "başkanlık
konseyi"nin oluşturulmasını öngören İsviçre modeline
ilişkin görüşü hakkında, "bu modelin başka
koşullar, siyasetler için şekillendirildiğini,
Kıbrıs'ta uygulanmasının mümkün
olmadığını" savundu.
Cumhurbaşkanı Talat ise Kıbrıs Rum tarafının
yürütme yetkisine ilişkin önerilerini reddetti ve bu önerinin "ne
başkanlık, ne de parlamenter sistem" olarak addedildiğini
ifade etti. Talat, "başkanlık sistemi"ni de
"demokratik değil' diye nitelendirerek reddetti.
Hristofyas, "yönetimin; vatandaşlar tarafından ortak oy
pusulasından seçilecek bir başkan ve bir başkan
yardımcısının olacağı, bir başkanlık
sistemini öngörmesi" gerekliliğinden bahsederken;
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı'nın benzeri olan, ancak
oluşumu konusunda istisnalara sahip olan başkanlık konseyi
tezinde ısrarlı oldu.
Bu konu, liderlerin temsilcileri, Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun hafta içinde
yapacakları görüşmede de ele alınacak.
CNN
TURK 14/10/08
"Türk tarafı hiçbir iyi tavır
göstermedi"
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Marcos Kiprianu, İspanyol ABC gazetesinde bugün yayınlanan demecinde, halen süren görüşmelerle ilgili Türk tarafını suçlayarak, "Türk tarafından hiçbir iyi tavır gösterme isteği görmedik" dedi.
Dışişleri Bakanı Ali
Babacan ile "siyasal değil yalnızca sosyal ilişkide
bulunduğunu" belirten Marcos Kiprianu, "Birleşme süreci
boyunca Türk tarafından hiçbir iyi tavır isteği görmedik. Bu,
beklentilerin birçoğunda pozisyonumuza etki edebilir" diye
konuştu.
Kiprianu, müzakerelerin "yavaş ve zorluklarla" sürdüğünü
savunarak, "Üst düzey çalışma grubu için adım
atıldığında sürecin hızlanacağını
düşünüyorduk. Ama halen böyle değil. Eylül ayında, müzakerelerin
başlamasıyla beliren zorluklar sürüyor, çünkü yapılması
gerekenler yapılmadı" dedi.
Öngörülenden daha yavaş olmasına karşın müzakerelerin
sürdüğünü ve verdikleri sözlerinin halen geçerli olduğunu ifade eden
Rum bakan, "Tek bir Kıbrıs'ta federal sistemin işlemesi
için oluşan yakınlaşmalarda farklılıklar var. Bu bizi
şaşırttı, çünkü bunun artık açıklığa
kavuştuğunu düşünüyorduk" yorumunda bulundu.
CNN
TURK 15/10/08
KKTC'de sigara yasağı yürürlükte
Yazı boyutu
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde 6 Ekimde oy birliğiyle onaylanan "Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma ve Denetim Yasası", Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından imzalanmasının ardından Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Birçok ülkede olduğunu gibi, bugünden
itibaren KKTC'de de sigara ve tütün içimine önemli kısıtlamalar
getirildi. Yasadaki bazı düzenlemeler ise 1 Ocak 2010'da yürürlüğe
girecek.
"Tütün Ürünlerinin Zararlarından Korunma ve Denetim
Yasası", "kişileri ve gelecek nesilleri tütün ürünlerinin
zararlarından, bunların alışkanlıklarını
özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarından
koruyucu tertip ve tedbirleri almak ve herkesin temiz hava soluyabilmesinin sağlanması
yönünde düzenlemeler yapmayı" amaçlıyor.
Uygulamasından Sağlık Bakanlığının yetkili
kılındığı yasa, özellikle gençleri tütün ve tütün
ürünlerinin zararlarından korumayı hedefliyor. Yasa, ürün denetimi ve
ürünlerin satışa sunumda uyulması gereken kuralları
düzenlerken, nerelerde sigara ve tütün ürünleri içilemeyeceğini de
belirliyor. Yasaya aykırı davrananlara asgari ücrete bağlı
cezalar içeren yasa, ağır suçlarda 3 yıla kadar
hapislik de içeriyor.
18 yaşından küçüklere satış yasak
Yasa uyarınca, 18 yaşından küçüklere, kendi
kullanımları dışında başkaları için dahi
olsa tütün satılması da yasak.
İçine para atılan makineler aracılığıyla sigara
ve diğer tütün ürünlerinin satışını da yasaklayan
yasa, küçüklere hitap eden ve tütün ürünlerini çağrıştıran
şeker, çerez, oyuncak ve başka nesnelerin tütün ürünleri
şeklinde üretilmesine ve satılmasına da son verecek.
Yasa, tütün ürünlerinin market rafları gibi doğrudan
ulaşılabilir yerlerde satışını yasaklıyor,
ancak gümrüksüz satış dükkanlarını bu kapsam dışında
tutuyor. Yasayla tütün ürünlerinin isim, marka veya alametleri
kullanılarak her ne surette olursa olsun reklam ve tanıtımı
yapılamayacak, bu ürünlerin kullanılmasını özendiren veya
teşvik eden kampanyalar düzenlenemeyecek.
Tütün ürünü üreticilerinin, ithalatçılarının ve
satıcılarının etkinliklere amblemlerini, marka ve
işaretlerini kullanarak destek olması
(sponsorluk) da yasaklanıyor. Yazılı basında, radyo ve
televizyonlarda ve sinema salonlarında tütün ürünleri reklamı
yanında ürün fiyatları ve fiyatlardaki değişikliklere
ilişkin duyurular da yapılamayacak.
Yasaklanmış mekanlarda sigara ve diğer tütün ürünlerini içenler,
asgari ücretin onda biri oranında, yani bugünkü rakamlarla 119 YTL para
cezasına çarptırılacak. Cezalardan toplanacak paralar, Türk
Hastaneleri İnşa ve Teçhizat Fonuna aktarılacak.
Bazı yerlerde 2010'a kadar serbest
Yaşlı bakım evleri, ruh ve sinir hastalıkları
hastanesi, cezaevleri, şehirler arası veya uluslararası
güzergahlarda yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının
güverteleri ile kumarhane, disko, gece kulübü ve sadece alkollü içki servisi
yapılan bar ve birahanelerde, 1 Ocak 2010'a kadar yasa kurallarına
bakılmaksızın tütün ürünleri tüketilebilecek ve bu tarihten
sonra tüzük kuralları uygulanacak.
Alkollü içki satılsın veya satılmasın lokanta, kafeterya,
büfe, kahvehane, pastane ve benzeri toplu tüketim yerlerinin kapalı
alanlarında yasak, 1 Ocak 2010'da yürürlüğe girecek. Bu süreye kadar
sadece 18 yaş üstü kişilerin girebileceği havalandırmalı
özel bölümler ayrılacak.
CNN
TURK 16/10/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:01 TSİ 17 Ekim 2008 Cuma
BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER - Miguel DEscoto başkanlığında toplanan 192
BM Genel Kurulu üyesinin verdiği oylar sonucu, Türkiye 2009-2010 dönemi
için Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildi. Türkiye 151 ülkeden oy
alarak rakipleri İzlanda ve Avusturyaya fark attı.
Türkiyenin aday olduğu Batı Avrupa grubunu Güvenlik
Konseyinde temsil edecek diğer develet ise 132 oy alan Avusturya oldu.
İzlanda 87 oy aldığı için BM Güvenlik Konseyi geçici
üyeliğine seçilemedi.
DİĞER
ÜYELER: JAPONYA, MEKSİKA, UGANDA
Diğer bölgesel gruplarda Afrika bölgesinden Uganda, Latin Amerika ve
Karayipler bölgesinden Meksika, Asya grubundan ise Japonya konseye geçici üye
olmaya hak kazandı. Asya grubunda yarışan İran ise yeterli
oyu alamadı. Uganda ve Meksika ise zaten bölgelerinden seçime tek
ülkelerdi.
BM Genel Kurulunda bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan,
sonuçların açıklanmasının ardından tebrikleri kabul
etmeye başladı.
GÖREVE
OCAK 2009DA BAŞLAYACAKLAR
Yeni seçilen üyeler iki yıl sürecek görevlerine 1 Ocak 2009da
başlayacaklar.
Hükümet BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olabilmek için uzun bir dönemdir
diplomatik faaliyet gösteriyordu.
Türkiye, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığını
21 Temmuz 2003 tarihinde açıklamıştı.
BM Güvenlik Konseyinde 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961
yılında Polonya ile paylaştığı bir
yıllık yarı dönemde yer alan Türkiye, 47 yıldır
konseyde temsil edilmiyordu.
NTV
Güncelleme: 19:59 TSİ 17 Ekim 2008 Cuma
WASHINGTON
- Sitedeki haberde, Obamanın Yunan-Amerikan cemaatine bir mektup
gönderdiği belirtiliyor. Habere göre, Obama, Sorunun müzakereler yoluyla
çözümü, Kuzey Kıbrıstaki Türk işgaline son verecektir
ifadesini kullanıyor.
Obama,
Türk-Yunan ilişkilerine de değiniyor ve Türkiyede demokrasinin
güçlendirilmesi ve askeri çatışma riskinin azaltılması
gerektiğini savunuyor.
Ayrıca, Türkiyeden Heybeliada ruhban okulunun açılmasına izin
vermesini ve her uyruktan din adamına eğitim hakkı
tanımasını istiyor.
Obamanın mektubu, henüz kendi resmi sitesinde yayımlanmış
değil...
Obama
Türkiye'ye "işgalci" dedi
ABD'deki Demokrat Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın son hedefi ülkesindeki Yunan asıllı seçmen. Yunan-Amerikan Cemaati'ne bir mektup gönderen Obama, Kıbrıs sorunundan bahsederken, Türkiye'den işgalci diye söz etti.
Mektupta Obama, "Kıbrıs sorununun müzakereler yoluyla
çözümü, Kuzey Kıbrıs'taki Türk işgaline son verecektir"
ifadesini kullandı.
Demokrat başkan adayı, Kıbrıs için çözüm formülünü de
şöyle anlattı:
"Kıbrıs tek bir egemenliği bulunan bir ülke olarak
kalmalıdır. Bu ülkede iki toplum da, iki bölgeli federasyon içinde
siyasi merci olarak icraatta bulunabilmelidir"
Demokrat lider, Türkiye'de demokrasiyi güçlendirerek ve askeri
çatışma riskini azaltarak, Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesine
yardımcı olma sözü de verdi.
Obama, "Türkiye Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına izin vermeli
ve her uyruktan din adamlarının eğitilmesi hakkını
tanımalıdır" diye yazdı.
Son anketler: "Obama 5 puan önde"
Bu arada ABD'de kasım ayında düzenlenecek başkanlık
seçimiyle ilgili yapılan yeni bir kamuoyu yoklamasına göre, Demokrat
Parti'nin adayı Barack Obama, Cumhuriyetçi Parti'nin adayı John
Mccain karşısında hala 5 puan önde bulunuyor.
Reuters/C-SPAN/ZOGBY'nin, iki adayın önceki gün, üçüncü ve son kez kamuoyu
önündeki tartışmasından sonraki ilk kamuoyu yoklamasında,
Obama'nın oyların yüzde 49'unu, McCain'in de 44'ünü
aldığı görüldü.
Aynı şirketin günlük yaptığı anketlerin son dördünde
de Obama, McCain karşısında 5 puan önde
çıkmıştı.
MILLIYET
17/10/08
Tarihimizde Kürtler - 2
Kürtler ve ekonomi
17 Ekim Cuma 2008
BU ortamda isim vermiyorum; 'Kürtçülüğün ideoloğu'
haline gelmiş bir sosyolog var, sadece Kürt kimliğini savunmuyor;
öyle olsa mesele yok. Dahası, "Uluslararası Sömürge
Kürdistan" diyerek Türkiye'yi sömürgecilikle suçluyor! Bankalardan kredi
alarak, iş kurarak, ticaret yaparak zenginleşen Kürt
vatandaşlarımıza "ajan sınıf" diyor!
Bütün radikal Kürtçülerin tezidir bu! Kaç genci ateşleyip ölüme
sürmüştür bu kör kışkırtma?!
Halbuki İranlı Kürt lider merhum Abdurrahman Qasimlu, geri
kalmışlığın tarihsel sebebinin Kürdistan'ın
dağlık coğrafyası olduğunu anlatır. Bu
coğrafya hayvancılık dışındaki işlerin
gelişmesine imkân vermemiş, aşiret hayatını,
feodaliteyi dayanıklı hale getirmiştir.
Ira Lapidius da feodaliteyi kırabilecek Osmanlı idare ve toprak
sisteminin aynı coğrafi zorluklar yüzündün bölgede
uygulanamadığını hatırlatır...
Coğrafyanın rolü
Anadolu tarihinde ticaretin coğrafyasını yansıtan
"kervansaray"ların dağılımına bakalım:
Sayın Korel Göymen'in Turizm Müsteşarlığı
sırasında çıkarılan envantere göre, Doğu ve
Güneydoğu'da, Selçuklu ve Osmanlı kervansaraylarının
sayısı 43'tür. Bunun dışındaki tüm Anadolu'da bu
sayı 363'tür. İstanbul'la Trakya'yı da katarsak 484'tür.
Devletlerin kalkınma politikalarının olmadığı
tarihsel dönemleri yansıtan bu tablo, bölge coğrafyasının
ticareti nasıl kısıtladığını gösteriyor.
Büyük tarihçimiz Ömer Lütfi Barkan'ın Osmanlı bütçelerine
ilişkin rakamları da bunu doğruluyor. Bu konuda Prof. Şevket
Pamuk'un kitabı son derece aydınlatıcıdır.
Akdeniz'in büyük tarihçisi Braudel de "Kürtler dağların
efendisi, Türkler ise şehirlerin, ovaların, yolların
efendisiydi" diye yazar, Kürtlerin tarihte "dağlara
hapsolduğunu" belirtir.
Tarihte iktisadi ve sosyal gelişmenin ve geri kalmanın sebebi bu
faktörlerdir.
Aynı sebepten, Ziya Gökalp'in de belirttiği gibi, dağlık ve
yaylalık coğrafyalarda Türk aşiretleri Kürtleşmişti,
ovalara ve şehirlere yerleşen Kürt aşiretleri
Türkleşmişti.
Tarih yazmak...
Bugün de şehirleşme, ticaret ve göç hem entegrasyonun,
bütünleşmenin, hem Kürt kimliği ve kültürü konusunda bilinçlenmenin
en güçlü sosyolojik dinamiğini oluşturuyor.
Aynı süreçte, artan bütünleşme, artan kültürel kimlik özlemi!
Bu kadar iç içe geçmiş bir toplumda bunları
çatıştırmadan çözebilmek! John McGarry, böyle durumlarda
"federasyon" tezinin "kötü sicile sahip olduğunu",
kitlevi çatışmaları tahrik ettiğini anlatır.
Çözümü, tarihte olduğu gibi, aynı bayrak altında ve aynı
devletin yurttaşları olarak, modern üniter devlet içinde, kültürel
özgürlükler açısından düşünmek gerekiyor.
Tarihe bakış, duygularımızı yönetmede de fevkalade
önemlidir.
Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, Genelkurmay ne düşünür?
Kürtleri yok saymanın sonuçları ortada; o halde tarihimizin
"çokluk içinde birlik" karakterini vurgulayan, duyguları
kaynaştıran ve "Türkiye" odaklı yeni bir tarih
yazımı gerekmiyor mu?
Benim yetkim olsa, Prof. Aygün Attar'a bir komisyon kurdurup hemen
çalışmayı başlatırdım. Diyarbakır tarihi
üzerine bilimsel bir sempozyumdaki tebliğinde gördüm ki, Prof. Attar bu
konuları araştırmış... Daha birçok isim var elbette.
Kısa
kaynakça:
- A. Qasimlu, İran Kürdistanı, Belge, 1991.
- I. Lapidius, A History of Islamic Societies, Cambridge 1988.
- W. Hyde, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, TTK 1975.
- Ö. L. Barkan, İktisat Fakültesi Mecmuası, Ekim 1953.
- Ş. Pamuk, Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık
ve Büyüme, Tarih Vakfı, 1994.
- Z. Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Toker
1999.
- F. Braudel, Akdeniz, cilt 1, Eren 1989.
TAHA AKYOL MILLIYET 17/10/08
Kıbrıslı Rumlar, "Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi için inisiyatif
almaya" davet edildi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Merkezi İngiltere'de bulunan insan hakları
grubu Ambargolular, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları
Vakfı (KTİHV) temsilcileri ile birlikte geçtiğimiz hafta,
Polonya'nın başkenti Varşova'da gerçekleşen insan
hakları konferansı, İnsani Boyut Uygulama Toplantısına
(HDIM) katıldı.
Kıbrıslı Rum yetkililerin Kuzey
Kıbrıs üzerindeki ambargolar ve Güney Kıbrıs'taki
aşırı ırkçı unsurlarla ilgili
açıklamalarına karşılık Ambargolular Grubu ve
KTİHY yetkilileri, etkinlikte birer konuşma yaparak Kıbrıs
Türkü'ne uygulanan haksız izolasyonlara bir an önce son verilmesini talep
etti.
Ambargolular Başkanı Fevzi Hüseyin,
toplantıda yapılan tolerans ve eşit davranmayla ilgili
çalışma oturumunda Kuzey Kıbrıs'ta yaşamakta olan
Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların
altını çizerek, onların özgürce ticaret yapıp seyahat
etmelerinden sportif, sosyal ve kültürel etkinliklerde yer almaya kadar
uzanan temel insan haklarının ihlalini vurgulayan bir konuşma
yaptı. Fevzi Hüseyin ayrıca "Kıbrıslı Rum
yetkililerin Kuzey Kıbrıs'ta yaşamakta olan
Kıbrıslı Türklerin karşılaştıkları
ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğü inkâr etmeyi
sürdürmelerinden hayal kırıklığı
duyduğunu" ifade ederek, "Tüm tarafların ırkçılığa
karşı durup etnik ve kültürel farklılıkları
kucaklamaları ve evrensel insan haklarını teşvik
etmeleri" konusundaki talebini yineledi.
"Kuzey Kıbrıs'a uygulanan yaptırımların
hafifletilmesi için acil inisiyatif alın"
Fevzi Hüseyin, Kıbrıslı Rumları iyi
niyet ruhuyla "Her iki taraf arasında güven yaratıcı
önlemlerin uygulanması ve Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
yaptırımların hafifletilmesi için etkin ve acil inisiyatif
almaya" davet etti.
Ambargolular Kampanyalar Sorumlusu Ergin Ballı da KTİHV
adına bir sunum yaparak Güney Kıbrıs'ta bulunan ve
'Altın Şafak' anlamına gelen "Hrisi Avgi adlı neo-Nazi
grubun çözüm sürecine yönelik yarattığı tehlikelere dikkat
çekti. Ergin Ballı konuşmasında ayrıca
Kıbrıslı Rum yetkilileri "Tüm ırkçı örgütler ve
davranışlara karşı en sıkı tedbirleri
almaya" ve "Resmi kurumlar ve örgütler dahil olmak üzere
hoşgörüsüzlük ve ırkçılık yayan herkese yönelik ciddi yasal
yaptırımlar yapmaya" davet etti.
Ballı, "Sesimizin duyulduğundan ve ambargo
konusunun uluslararası bir kaygı olmayı sürdürdüğünden emin
olmak için bu tür saygın ve tanınmış etkinliklere
katılımı sürdüreceğiz" dedi.
Kıbrıslı Rum temsilciden
kışkırtıcı tavır
Toplantıda Ambargolular Grubu'nun
yaptığı konuşmalara karşılık
Kıbrıslı Rum temsilci ise ,ortaya atılan öneriler üzerinde
yapıcı fikir beyan etmek yerine kışkırtıcı
bir tavırla Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerini "yasa
dışı bir şekilde işgal ettikleri" için izole
edildiklerini, Hrisi Avgi'nin ise "büyük" bir sorun
yaratmadığını ileri sürdü.
Konferans sonrası Ambargolular Grubu'ndan yapılan
açıklamada Rumların tavrı eleştirilerek , bu tür
kışkırtıcı ve küçümseyici davranışların
Kıbrıslılar arasında saygı ve güven
ortamını zedeleyeceğini ve her iki tarafın
kutuplaşmasına hizmet edeceği belirtildi.
Avrupa'daki en büyük
insan hakları konferansı
Avrupa'da Güvenlik ve İşbirliği
Örgütü'nün (OSCE) bir parçası olan yıllık İnsani
Boyut Uygulama Toplantısı (HDIM) Avrupa'daki en büyük insan
hakları konferansı olarak biliniyor. 10 günlük bir süreye
yayılan toplantı, haksızlığı yok ederek dünya
barışı ve istikrarını teşvik etmeyi
amaçlıyor. Üye ülkeler ve örgütler bu toplantıda insan hakları
politikalarını gözden geçirerek hoşgörü, eşit muamele ve
nasyonalizm karşıtlığını teşvik etmenin
yollarını ve yabancı düşmanlığı ile insan
hakları ihlallerine karşı mücadeleyi
tartışıyorlar. Konferans hükümetler, uluslararası
uzmanlar ve 3090 civarında STÖ'den gelen delegeyi içeriyor.
KIBRIS 17/10/08
Advisers step in to help
talks process
PRESIDENTIAL
Commissioner George Iacovou and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats
adviser Ozdil Nami yesterday met to take over some of the load from the two
leaders in order to speed up the talks process.
Iacovou and Nami exchanged views on the issue of governance ahead of the
leaders meeting next Wednesday.
Iacovou said after the meeting that a lot of progress and convergence had been
achieved on many issues of previous chapters regarding the competences of the
central government.
He said Christofias and Talat had asked the two advisers to discuss some of the
relevant issues and that within this framework they talked for two hours.
The President had asked for a series of clarifications for the positions
expressed by Mr Talat, said Iacovou.
The purpose of this meeting was to have these clarifications and we on our
part gave certain clarifications which the Turkish Cypriots had asked for
during the last meeting.
The proposed restoration work on the Ledra Street crossing and the recurrent
issue of the Limnitis crossing were also discussed.
CYPRUS MAIL 17/10/08
Turkish Cypriots look to
Ottoman archives in land bid
By
Simon Bahceli
OTTOMAN archives compiled in Cyprus between the sixteenth century
and British rule could provide the Turkish Cypriot side with ammunition to
counter Greek Cypriot property claims in the north, it was claimed yesterday.
The revelations were made by the Turkish-language daily Star and were confirmed
by an anonymous source close to the Turkish Cypriot authorities who told the
Cyprus Mail, A group of foreign experts have been working on a report [based
on archival material]. Some of the findings will give strength to the Turkish
Cypriot position on properties.
Although the source did not confirm details, the Stars article claimed some 100
experts had been combing Ottoman archives since 2005. The Ottomans ruled the
island for over 300 years from 1571 until 1878. The experts, it said, had
compiled a 250-volume report entitled Cyprus Land and Property. It also said
the reports findings would come as a shock to those Greek Cypriots trying to
extract money and land from north Cyprus and that the shock would be delivered
when Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat unveiled the report at a news
conference next week.
The Cyprus Mail was unable to confirm yesterday whether Talat would indeed be
hosting such a media event. Rather, a source within the administration said it
was yet undecided how or when the report would be used.
No such political decision has been made, the source said, adding that the
report was seen as a supportive element in ongoing negotiations for a
settlement with the Greek Cypriot side, rather than as evidence that would be
used in court to justify Turkish Cypriot possession of Greek Cypriot properties
in the north.
Sometimes you have a document that you use only for political purposes. To put
such things before a court, you first have to be sure there are no
inconsistencies. If there are, these can weaken your argument, it said.
The source added, however, that political factors could sometimes be used to
influence a court decision a factor especially true in Cyprus case.
Commenting on the prospect of Turkish Cypriot property lawyers and negotiators
taking such a tack, Greek Cypriot lawyer Achilleas Demetriades told the Cyprus
Mail that such an approach was known as the Evkaf approach and was not new.
It had already been used by Turkish lawyers, he said, during a case at the
European Court of Human Rights (ECHR) in which his Greek Cypriot client Myra Xenides-Arestis
had sought to regain possession of her property from Turkey in the fenced-off
area of Varosha, near Famagusta.
Evkaf is the umbrella organisation that oversees the running of all Turkish
Cypriot religious foundations in Cyprus and is said to own vast amounts of land
and property.
The Evkaf approach, however, was dismissed by the court, Demetriades said.
Turkey was ordered to pay Arestis 850,000 in compensation for denying her
access to her property.
The Greek Cypriot lawyer added, however, that if there was basis to the Evkaf
argument, its claims do not lie against the Greek Cypriot owners but perhaps
against the colonial powers, namely the UK.
Prior to gaining independence from Britain, Demetriades said, Britian paid
over one million pounds to the Turkish Cypriot community [their leaders] in
full and final settlement of all claims that the Turkish Cypriot community may
have had to [Vakif] properties.
He added that a possible use of the archival information would be for Turkey to
open an interstate case against the UK for having illegally disenfranchised the
Turkish Cypriots of large amounts of public property.
That would be a very interesting case to follow, he said.
CYPRUS MAIL 17/10/08
Rumlar Obama'nın
açıklamalarından memnun
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanou, ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama'nın, Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamasından memnun olduklarını söyledi.
Rum Sözcü, Obama'nın, Türkiye'yi
Kıbrıs'ta "işgalci" olduğunu öne süren
açıklamasıyla ilgili bir soru üzerine, Obama'nın
yaptığı açıklamada önemli unsurların olduğunu
iddia etti.
Stefaou, Kıbrıs sorununa iki kesimli ve iki toplumlu federal bir
çözümünün bulunması gerektiğini savundu.
CNN
TURK 18/10/08
Kıbrıslı Türkleri ABde görmek hepimizin arzusu
Geçen hafta, Avrupadan Sorumlu Birleşik Krallık Devlet Bakanı olarak atanmamdan üç gün sonra, Kıbrısa bir ziyarette bulundum.
Görüşmeler bir ayını doldurmuşken, benden
önceki meslektaşımın vermiş olduğu Adayı ziyaret
sözünü yerine getirmenin ve Birleşik Krallıkın Adanın
tekrar birleşmesi yönündeki güçlü desteğini bu sürecin
başında göstermenin ne kadar önemli olduğunu açıkça gördüm.
Bu görüşmeler, tüm bölgenin barış ve refahı için esas olan
Kıbrıs sorununun çözümü adına şimdiye kadar sunulan en iyi
fırsatı oluşturmakta.
Memnunum
Ziyaretim sırasında her iki lider ile bir araya gelme imkânı
bulmuş olmak ve görüşmelerin gidişatı konusunda ilk
ağızdan bilgi almaktan son derece memnunum. Sayın Talat ile
makamında yaptığım görüşme sırasında
Kıbrısın birleşmesi konusundaki
kararlılığımızı konuştuk. Her iki lider de
devlet adamlıkları, yapıcı yaklaşımları ve
bu değişim fırsatını yakalamakta göstermiş
oldukları başarıdan ötürü bende büyük bir takdir ve saygı
uyandırmakta. Birleşik Krallıka döndükten sonra ise liderlerin
yoğun bir görüşme programını üstlenmiş ve güven
artırıcı sağlam bir önlem olarak planlı askeri
tatbikatları iptal etmiş olduklarını görmek son derece
olumlu oldu.
Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletlerin (BM) politik
eşitliğe sahip iki kesimli, iki toplumlu bir federasyona dayalı
çözüm yönündeki çabalarını desteklemeyi sürdürmektedir.
Varılacak nihai çözümün ne şekilde olacağını karar
verecek olan taraf tabii ki Kıbrıs halkı olacaktır, fakat
Birleşik Krallık, Kıbrıslılar için
Kıbrıslılar ile varılacak bir anlaşmanın tüm
taraflarına istendiğinde elinden gelen yardım ve desteği
sunmaya hazırdır.
Şu anda, Kıbrıs Türk halkı Avrupa Birliği (AB)
üyeliğinin tüm avantajlarından tam olarak faydalanma, ya da
sorumluluklarını paylaşma, imkânına sahip değil. Oysa
ki Adanın birleşmesini sağlayacak bir anlaşma
Kıbrıs Türk Halkına potansiyellerinin tamamına erişme
imkânı sunacaktır. Kıbrısın AB içerisinde,
Kıbrıs Türk halkının AB vatandaşlığı rolünü
tamamıyla üstlenmesine imkân veren bütünlüğüne kavuşmuş bir
ülke olarak yükseldiğini görmek hepimizin ortak arzusudur.
Bu konunun çözüme kavuşmasında paydası olan herkesten, konuya
dahil, olumlu ve destekleyici olmayı sürdürmelerini bekliyoruz. Türkiyenin
bugüne kadar vermiş olduğu olumlu mesajları takdirle
karşılıyoruz. Türkiye bu konuda önemli bir rol oynamaktadır
ve konunun çözümünden kazanacağı çok şey vardır.
Ziyaretim sırasında, bu fırsatın kaçmasına ya da
görüşmelerin sekteye uğramasına izin vermemeleri konusunda
Kıbrıslılara yoğun telkinlerde bulundum. Türkiye ve
Yunanistan da dahil Kıbrısın komşuları ve
uluslararası camianın diğer üyeleri olarak
Kıbrıslıların Adayı birleştirme konusundaki
çalışmalarını desteklemek için elimizden gelenin en iyisini
yapmalıyız.
Kolay
olmayacak
Bu müzakerelerin kolay olacağını düşünmüyorum. Her iki
halkın da müzakerelerde ele alınması gereken birtakım
endişeleri ve gereksinimleri var. Gene aynı şekilde her iki
tarafın da bu yolda ilerlerken karşılarına çıkan engelleri
aşabilmek için esnek ve uzlaşmaya açık olması
gerekmiştir ve gerekecektir de. Fakat, uluslararası camia bu sürece
verdiği desteği devam ettirmektedir ve birleşmiş bir
Kıbrısa hoş geldin demeye hazırdır. Desmond Tutunun
da Kıbrıs ziyareti sırasında dediği gibi, Tarihle
yaptıkları bu randevuda her iki tarafı da cesaretlendirmek için
geldik. Gerçekten de bu iki lider şu anda tarih yazmaktalar.
Caroline Flint, MV
Birleşik Krallık Avrupadan
Sorumlu Devlet Bakanı
MILLIYET
18/10/08
Grossetete: Pozitif işaretler aldık
TARAFLARDA İSTEK VAR... AP Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, Kıbrıs'ta havanın
olumlu yönde değiştiğini, müzakerelerden olumlu sonuç
alınacağına dair işaretler aldıklarını
belirterek, "İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon için taraflarda
istek var" dedi
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete, Kıbrıs'ta
havanın olumlu yönde değiştiğini, müzakerelerden olumlu
sonuç alınacağına dair işaretler aldıklarını
belirterek, "İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon için taraflarda
istek var... Çalışma gruplarındaki ilerlemeleri de
selamlıyoruz" dedi.
Koordinatör Yardımcısı Mechtild Rothe ise,
Haziran 2009'da gerçekleştirilecek AP seçimleri öncesinde adada çözüme
ulaşılmasını ve Kıbrıslı Türklerin de
seçimlerden sonra AP sandalyelerindeki yerlerini almasını
dilediklerini belirtti.
AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek seviyede Temas
Grubu, adadaki temaslarını tamamlayarak, dün öğleden sonra ara
bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi.
Basın Toplantısı, BM askerlerinin "toplantının
15.00'e alındığı bilgisi geldi" iddialarına
karşın, basına daha önce açıklandığı
şekliyle saat 14.00'te başladı.
Ledra Palace'ta tartışma
Bu arada BM Basın Akreditasyon Kartı olmayan
Türk ve Rum basın mensupları içeri alınmayınca bir süre
Ledra Palace Otel'in ana giriş kapısı önünde
tartışmalar yaşandı.
Basın toplantısına parlamenterler
Grossetete ve Rothe ile Francis Wurtz ve Ashley Mote katıldı.
Grossetete
Heyet adına genel bir açıklama yapan Grossetete,
önceki günden bu yana taraflarla ciddi görüşmeler
yaptıklarını, dün öğlen Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ile "ilginç" bir öğle yemeği
yediklerini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ise, istemelerine
karşın, Talat'ın İstanbul ziyaretinden dolayı bir
araya gelemediklerini söyledi.
Kıbrıs müzakerelerinde çok olumlu
gelişmeler olduğuna dair işaretler aldıklarını
belirten Grossetete, Çalışma Grupları'nın 16
başlık konusunda mutabakata vardıklarını
öğrendiklerini, zorluklar bulunduğunu bildiklerini, ancak ileriye
gidilebileceğini gözlemlediklerini söyledi.
Grossetete, yaptıkları temaslar hakkında
bilgi aktardığı konuşmasında, Pile köyüne gezilerini
de anlatarak, "1974 olaylarına karşın iki toplumdan
insanların köyde yaşamayı sürdürdüklerini" kaydetti.
Yönetim, mal-mülk ve askersizleştirme, TC kökenli
KKTC vatandaşları gibi konularda daha katedilmesi gereken mesafeler
olduğunu ifade eden Grossetete, uzun ve zor bir yol
olacağını, ancak herkesin çaba göstermesi halinde
görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanabileceğini ifade etti.
AP'de gelecek yıl seçimler
yapılacağına işaret eden Grossetete,
Kıbrıslı Türklerin temsiliyeti konusunda pratik bir formül
bulmak gerektiğini söyledi.
"Askersizleştirme gecikmemeli"
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin anahtar konumda
olduğunu savunan Grossetete, askersizleştirme konusunun sonraya
bırakılmayarak gecikmeden yapılması için genel bir istek
bulunduğunu savundu.
Bu arada Avrupa Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'taki
temsilcilerinin "çok önemli ve zor" bir iş
gerçekleştirdiklerini ifade eden Grossetete, mayından
arındırma çalışmalarının
tamamlanmasının da Kıbrıs için büyük önem taşıdığını
söyledi.
"Oyunun adı"
Grossetete, mayından arındırma ve
diğer bir önemli konu olan kayıpların akıbetinin
araştırılması konusunda AB tarafından yapılan
katkının bütçesinin artırılacağını söyledi.
Grossetete, Kıbrıslı Türklere yönelik 259
milyon Euro'luk Mali Yardım Programı'nın da sürdüğünü
anımsattı.
Grossetete, Güven Yaratıcı Önlemler'in önemini
de vurgulayarak, "The Name Of The Game is Confidence Building Measures
(Oyunun adı Güven Yaratıcı Önlemlerdir)" dedi.
Rothe
Koordinatör Yardımcısı Mechtild Rothe ise
konuşmasında, Kıbrıs'tan büyük bir iyimserlikle ayrılmakta
olduklarını kaydederek, Güney'de hükümetin değişmesinden
sonra adaya ikinci gelişleri olduğunu, bir işbirliği
ortamı gördüklerini ve bunun birleşik Kıbrıs'ı ortaya
çıkaracağına inandıklarını söyledi.
Böyle bir süreçte "güçlükler
olmamasının" şaşırtıcı
olacağını ifade eden Rothe, ancak zamanın çözümün aleyhine
çalıştığını söyledi.
Müzakere sürecinde Güven Yaratıcı Önlemler'in
önemini vurgulayan Rothe, Teknik Komiteler tarafından hazırlanan
birçok konunun uygulama aşamasına geldiğini, Güven Yaratıcı
Önlemler çerçevesinde Lokmacı (Ledra) Kapısı'nın
açılmasının bir sembol olduğunu söyledi.
Rothe, Rumların, tarih kitaplarının yeniden
yazılmasıyla ilgili başlattıkları
çalışmanın da "büyük önem"
taşıdığını ifade etti.
Rothe, bu yeni atmosferde liderlerin bir çözüme
ulaşabileceklerini, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce bir çözüm
olabileceğini kaydetti.
Rothe, Haziran 2009'da gerçekleştirilecek AP
seçimleri öncesinde adada çözüme ulaşılmasını ve
Kıbrıslı Türklerin de seçimlerden sonra AP sandalyelerindeki
yerlerini almasını dilediklerini belirtti.
Wurtz: Hristofyas rotasyonu masaya getirdi
Francis Wurtz ise konuşmasında,
"Kıbrıs'ta tarihi bir ana gelindiğini" belirterek, bir
tarafta iyimserlik, bir tarafta da "yükümlülükler" bulunduğunu,
güçlüklerin ne olduğunun isimlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Siyasi eşitlik konusunun önemine değinen Wurtz,
çeşitli konularda uzlaşmalar olduğunu belirterek,
Hristofyas'ın da son olarak başkanlık konusunun rotasyonunu
masaya getirdiğini, bir güçlüğün aşılması için bunun
önemli olduğunu savundu.
Wurtz, askersizleştirme konusunun önemine de
işaret ederek, Güven Yaratıcı Önlemler çerçevesinde ilk
aşamada Lefkoşa'nın askersizleştirilmesinin önemli bir
adım olarak gündeme gelebileceğini öne sürdü.
Wurtz, bu güçlükleri aşmak için cesur olmak
gerektiğini kaydetti.
Mote
İngiliz Parlamenter Ashley Mote ise, gençlerin
karşılıklı dil ve kültürlerini öğrenmesinin çözüm için
"büyük" önem taşıdığını belirtti.
Mote, 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Paketi
konusuna da değinerek, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendileriyle
yaptığı görüşmede, "Kıbrıslı Türklerin
ekonomik kalkınması için kullanılacağı vaat edilen"
bu paranın bir kısmının mayından arındırma
çalışmalarında kullanılmasını eleştirdiğini
belirtti.
Mote, bir ülkede ekonomi için serbest
dolaşımın önünü açmanın önemli olduğunu, mayından
arındırma gerçekleşmezse serbest dolaşımda sorunlar
yaşanacağını ve bunun insani bir konu olmanın
yanında ekonomi için de önem taşıdığını
savundu.
Ashley Mote, söz konusu yardımın "AB'nin
cebinden değil, 27 üye ülkenin vergi mükelleflerinin cebinden"
çıktığını kaydederek, kendisinin seçmenlerine bu
paranın insani bir konu olan mayından arındırma için
kullanıldığını anlatabileceğini, ancak başka
bir şey için kullanıldığını
anlatmasının zor olacağını ileri sürdü.
KIBRIS
18/10/08
AB, ikinci aşamada köy evlerinin dış
cephelerini düzenleyecek
Hisarköy'deki su boruları, Avrupa Birliği'nin (AB)
Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Programı
kapsamında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
(UNDP) tarafından yenilendi.
Köy içerisinde bulunan toplam 4,5 kilometrelik, 50
yıllık galvanize su borularının değiştirilmesinin
ardından; şimdi de köy evlerinin dış cephelerini düzenlemek
için çalışmalar başlıyor.
Bu kapsamda önceki akşam her iki olayla ilgili olarak
Hisarköy'de tören düzenlendi ve uygulamanın
açılışını, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Avrupa
Komisyonu Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı
Andrew Rashbash yaptı.
Köy meydanında gerçekleştirilen törene,
Başbakan Soyer ve Rasbash'ın yanında, Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen, Başbakanlık AB Koordinasyon
Merkezi Başkanı Erhan Erçin, hükümet ve AB yetkilileri ile köylüler
katıldı. Törende, Hisarköy Muhtarı Ali Faik Şemi de
hazır bulundu.
Başbakan Soyer, Rasbash, UNDP-PFF (BM Kalkınma
Programı-Gelecek İçin Ortaklık Programı) yöneticisi Tiziane
Zannaro ve Muhtar Şemi'nin konuşmalarının ardından su
sisteminin sembolik açılışı yapıldı.
Açılışın ardından
katılımcılara Kıbrıs'a özgü yiyeceklerle izaz ikramda
bulunuldu.
Şemi: Emek sağlayan herkese teşekkür ederiz
Hisarköy Muhtarı Ali Faik Şemi, törende
yaptığı konuşmada, AB ile UNDP'nin ortak
çalışmasıyla köyün 50 yıllık galvanize su
borularının değiştirildiğini, ikinci aşamada ise
köy evlerinin dış cephelerinin düzenleneceğini kaydetti.
Şemi, projeye finansman sağlayan,
çalışmaları yapan ve köyün su borularını
değiştirirken emek harcayan herkese teşekkür etti.
Zannaro: Günlük hayata olumlu yansıyacağını ümit
ederiz
UNDP-PFF yöneticisi Tiziane Zannaro da, programın AB
tarafından finanse edildiğini, UNDP tarafından da
yürütüldüğünü belirterek, projenin Hisarköylülerin günlük hayatına
olumlu yansıyacağını ümit ettiğini söyledi.
Zannaro, proje kapsamında köyün 50 yıllık
4,5 kilometrelik galvanize su borularının ev
bağlantılarıyla birlikte değiştirildiğini ifade
ederek, bu işlemle artık köydeki herkesin aynı düzeyde daha
kaliteli ve daha basınçlı su alacağını kaydetti.
Projenin gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkürlerini
sunan Zannaro, projenin bölgeye hayırlı olmasını ve refah
getirmesini temenni etti.
Rasbash: Ortaya güzel bir iş çıktı
Avrupa Komisyonu Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Kolu Başkanı Rasbash da, projenin
uygulamasında gösterilen işbirliğiyle ortaya güzel bir iş
çıktığını belirtti.
Rasbash, köylülerin artık daha temiz, güzel ve
kesintisiz su alma imkanı bulduğunu ifade ederek, köyde
yapacakları ilk aşamanın tamamlandığını,
şimdi de ikinci aşamaya geçeceklerini dile getirdi.
Bu projenin sonucunun köye nasıl
yansıyacağını ancak 2 yıl sonra görebileceklerini, bu
yüzden 2 yıl sonra Hisarköy'e yeniden geleceğini ve gelişmeleri
göreceğini söyleyen Rasbash, bu projede ayrıca AB yardımlarının
bir yere getirebileceği iyi etkileri göstermek istediklerini kaydetti.
Rasbash, projenin başarılı
olacağına olan inancını da vurguladı.
Soyer: Tüm yatırımların temeli insanlar
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, insan isteklerinin
sınırsız olduğunu, bu yüzden her zaman daha iyinin
istendiğini belirterek, tüm yatırımların temelinin insanlar
ve insan hayatının refahına yönelik olduğunu kaydetti.
Soyer, insanların hırsının da sonu
olmadığını ve bundan dolayı ekonominin
bozulduğunu, ancak bunu düzeltecek olanın da yine insan olduğunu
dile getirdi.
Yatırımların altyapıya yönelik
olmasının insan refahını doğrudan etkilediğini
belirten Soyer, bu yüzden AB ve UNDP yetkililerine Hisarköy'e
yaptıkları bu projelerden dolayı teşekkürlerini sundu.
Soyer, projenin hayata geçmesi için emek harcayan herkese
de teşekkür ederek, projenin hayırlı olmasını diledi.
KIBRIS
18/10/08
Karpas donkey protection
plan a bad joke
By
Simon Bahceli
A PROTOCOL
supposedly aimed at protecting wild donkeys in the Karpas peninsula was branded
a bad joke by environmentalists yesterday.
The document, signed between the norths economy and tourism ministry and the
Turkish Cypriot Hunters Federation earlier this week, says it will ensure that
the approximately 700 wild donkeys roaming in the Karpas peninsula will be fed,
watered and given shelter.
However, head of the norths Green Action Group Dogan Sahir told the Cyprus
Mail yesterday the protocol would do little or nothing to protect the
donkeys.
When there are so many environmentalist and other interest groups here in
Cyprus, why would the government give the authority for the protection of
donkeys to hunters? Sahir said yesterday. He added that the only reason for
the signing was that the economy and tourism minister Erdogan Sanlidag and
the head of the Hunters Federation Nilhan Tayfunlu were political friends.
Both are members of the junior coalition party the Freedom and Reform Party
(ORP).
The plight of the Karpas donkeys, once branded the only true Cypriots by
Archbishop Makarios, was highlighted last spring when it was discovered that
several had been shot. It is believed they were killed either by reckless
hunters or farmers upset at damage done to crops by the donkeys. It is also
believed that many more may have died during this years drought.
Sahir believes the wild donkeys will only get proper protection when a national
park is established in the peninsula. He says the authorities in the north have
been talking about doing so since 1977, but have recently expressed greater
interest in pushing the project forward. However, it is still yet to happen.
Its not just about the donkeys, but about the birds, the turtles, the flora
and fauna, the climate. Everything has to be taken together, he said, adding:
I believe it will happen; they say its in the process of being set up.
Meanwhile, the Hunters Federation says protection of the donkeys will, for the
moment, fall under its remit. Its head Nilhan Tayfunlu told the press his
organisation would plant fields of animal feed for the donkeys, and drill wells
and fit them with wind-powered water pumps to bring water to the surface.
Tayfunlu says he will also oversee a census to establish how many wild donkeys
there are, as well as organising a publicity campaign to inform the public and
local farmers about how not to harm the donkeys. It will also employ nine
rangers to patrol the area looking after the herds.
Sahir, however, maintains that the Hunters Federation does not have skills or
know-how to carry out a census or any of the works assigned to them by the
ministry.
Work like this needs a scientific basis, he insisted.
He also called on the authorities and the hunters to explain where the funds
for the donkey project would come from and how they would be spent.
The hunters have in the past been given funds for the breeding of game. How
the money was spent was never properly ascertained, he said.
CYPRUS
MAIL 18/10/08
19 Ekim Pazar 2008

Nazımın onu karşılarken
yazdığı dizeleri
onu uğurlarken söylüyoruz ardından:
Güle Güle.../ Biz bıraktığın gibiyiz/
Ustalaştık biraz daha / taşı kırmakta/
dostu düşmandan ayırmakta...
Ne zaman Arnavutköyden geçsem, o güzelim kırmızı
yalının penceresinde onu arardım. Bazen her zamanki
köşesinde, ak saçlarıyla denizi süzüyor olurdu.
Bazen kaybolurdu.
Kayıpsa bilin ki, gönüllülerden birinin kulağına yüksek sesle
okuduğu bir romanı dinliyordu.
Geçen hafta o köşeden ebediyen koptu.
Oysa Dalya demesine pek az kalmıştı.
Nail Çakırhan, Türkiye Komünist Partisinin yaşayan en eski üyesiydi.
Kendi deyimiyle 1930da Nazımın partisine, 1933ten sonra da esas
partiye, yani TKPye üye olmuştu.
Komünistti. Şairdi. Gazeteciydi. Mimardı.
Savaş öncesi Sovyetlere eğitime girmiş, orada sosyalizmi
yaşamış, evlenmişti.
Eşi dokuz aylık hamileyken Komintern, Türkiyeye dönmesine karar
vermiş, o da çaresiz kabul etmişti.
1937de partiye emanet ettiği doğmamış çocuğunu ne
zaman görebilmişti biliyor musunuz?
1979da... yani eşinin karnında bıraktığı çocuk,
42 yaşına koca bir adam olduğunda...
O da Nazım gibi 30lu, 40lı yılların bir bölümünü
hapishanelerde geçirmiş, 50lerde kendini mimariye vermiş,
akademik eğitimi olmayan bu dalda geliştirdiği kendine has
mimari tasarım anlayışıyla Ağa Han Mimarlık
Ödülüne değer görülmüştü.
Dua niyetine
Bu koca çınarla üç kez, üç ayrı vesileyle söyleşme
şansı bulmuştum.
Biri ondan Nazımı dinlemek için...
Biri Tan Matbaası baskınını anlatması için...
Biri de mimarlık konusunda fikrini almak için...
Her üçünde de giderek ilerleyen yaşına, zor gören gözlerine,
artık işitmekte zorlanan kulaklarına rağmen akıl almaz
bir bellek ve parıldayan bir beyinle yorulmaksızın
anlatmış, anlatmış, anlatmıştı.
Bugün onun anısına, o anlattıklarından bir demet sunmak
istiyorum size... Nazımın ona yazdığı bir
şiiriyle birlikte...
Beni onunla ilk tanıştıran değerli dostum Melihin
dediği gibi... dua niyetine...

Nail Çakırhana Ağa Han Mimarlık Ödülünü kazandıran
ev.
NAZIM, ATATÜRKÜN ÇAĞRISINI NASIL REDDETTİ
Ben Deniz Kızı Eftalya değilim!
Nail Çakırhan, Nazımdan konuşurken Ben
Nazımı kadın gibi kıskanırdım demişti:
Otururken Nazım birisiyle fazla meşgul olsa, rahatsız olurdum.
o kadar çok severdim Nazımı... O da beni severdi, bildiğim
kadarıyla...
Saatler süren Nazım sohbeti sırasında ondan dinlediğim çok
özel bir anıyı burada aktarmak istiyorum:
Bir gün Erenköydeki evde oturuyoruz, telefon çaldı. Samiye geldi:
-Nazım seni arıyorlar dedi.
Arayan da onun teyzesinin kocası Salih Rıfat... Saraydan
arıyorlarmış.
Nazım dinledi. Birdenbire sinirlendi.
Ben Deniz Kızı Eftalya değilim diye bağırıp
kapattı telefonu...
Gelince Nedir, ne oluyor diye sorduk:
Atatürk beni görmek istemiş, Saraya gelmemi ve orada şiir
okumamı istiyormuş dedi.
Ben de Deniz Kızı Eftalya olmadığımı söyledim
dedi.
Ben bugünkü kafamla onun yerinde olsam derhal giderdim. Bir zararı yoktu
ki... Yani Atatürkün sofrasında şiir okumak o kadar kötü bir
şey değildi ki...
Kaldı ki TKP, 1926 Viyana kongresinde Türkiyenin burjuva demokratik
devrimi için Mustafa Kemalin hattıyla beraber olma kararı
almıştı. O karara da uymuş olurdu.
ÇAKIRHANIN TANIKLIĞIYLA
Tan baskını
4 Aralık 1945 günü bir grup gelip de Tanın kapısına
dayandığında ben içerideydim. Pencereden
dışarıyı seyrediyordum. Karşıda Sulet ve
İnkılap Kütüphanesi vardı. Sokakta bir kaynaşma oldu.
Karşıdan uzak bir uğultu halinde Kahrolsun komünistler,
Komünistler Moskovaya, Türkiye komünist olmayacaktır gibi sloganlar
duyduk.
Ellerinde taşlar, balyozlar, Türk bayrakları olan kalabalık,
Cağaloğlu yokuşu boyunca inmeye başladı.
Ben Zekeriyaya telefon edip vaziyeti haber verdim.
Hiç korkma! Ben Vali Lütfi Kırdarla konuştum, polis şimdi
geliyor, orayı emniyet altına alacak dedi bana...
Kuvvet bir süre sonra geldi gerçekten de... Karşıdaki kütüphaneleri
güvenlik çemberine aldı, Tanın önünü serbest bıraktı.
Kalabalık gittikçe büyüdü. Bazı patırtılar gürültüler oldu.
Bazı dükkanları yakmaya, yıkmaya başladılar. Ben de
dikkatle seyrediyordum. Ama hâlâ aklıma Tanı yıkacakları
gelmiyordu.
Baskın ve talan
Gürültüden sonra, önden birkaç kişi, arkadan büyük bir kalabalık
girdi binaya...
Birdenbire bir taş geldi benim odaya...
Ve cam olduğu gibi indi. Ben tam zamanında çekilmiş bulundum.
Bir taş daha gelir diye siper aldım. Derken birdenbire havaya
kaldırıldığımı hissettim. Dört-beş kişi
vardı. Beni hızla ikinci kattan aldılar. Çatıdaki camdan
üçüncü kattaki çatıya çıkardılar. Dediler ki, Biraz yürü.
Bir çatı daha göreceksin. Oradan in aşağıya... Doğrudan
yan sokağa, Meserretin önüne çıkacaksın.
Ben dedikleri gibi yaptım. Meserretin önüne geldim. Kalabalık
binanın önünü kaplamıştı. Ellerinde balyozlarla
kapılara vuruyorlardı. Seyretmeye başladım. Bu sırada
birisi geldi yanıma, Sen deli misin dedi. Beni kolumdan tuttu, yan
sokaklardan birindeki arabaya bindirip eve gönderdi.
Ben yine duramadım. Bir müddet sonra çıktım, Tana geri döndüm.
Gördüğüm manzara şuydu:
Tanın içine girmişler. İçerde dizgi, baskı makinelerini
kırmışlar. Kağıt bobinleri denize doğru
yuvarlamışlar. Caddede trafik durmuş, bobinler Sirkeciye
doğru yuvarlanıyor.
Baskından çıkan bakanlar
Akşama doğru Beyoğlu caddesine çıktım baktım,
Beyoğlu caddesinde her taraf kağıt, cam kırıkları
doluydu.
Orada Cami Baykurt ve Sabahattin Alinin çıkarmaya karar verdikleri Yeni
Dünya dergisi vardı. Bir de Rus kütüphanesi... Baktım, orayı da
kırıp dökmüşler.
Bu bir tertipti ama bazılarının dediği gibi İnönünün
tahriki olduğunu hiç sanmıyorum.
O yeni başlayan demokrasinin bozulmasını istemiyordu. Ama kendi
kontrolünde devam etsin istiyordu.
Olayların başında ise Halk Partisinin İstanbul il
başkanı vardı. O adam, sonradan 1940ların sonuna
doğru Sosyalist Partiyi kurdu. Baskına katılanlardan bir
kısmı
sonradan sosyal demokrat geçindi. Bir kısmı
ise Demokrat Parti iktidarında bakan oldu.
Olacak iş mi?
Nazımdan Nail Çakırhana...
Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....
TALAT'A TAM DESTEK... Kıbrıs konusunda umutlu
olmak için "çözüm istediğini belirten iki lider
varlığı" gibi sebepleri olduğunu belirten Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a desteğinin tam olduğunu
yineledi
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan,
Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a tam destek
verdiğini belirtti. Rum tarafında da, çözüm istediğini belirten
bir lider bulunduğunu ifade eden Babacan, Kıbrıs konusunda
umutlu olmak için sebepler bulunduğunu kaydetti.
Ali Babacan BM Güvenlik Konseyi (BMGK)
2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilen Türkiye'nin, "BMGK'ya kendi
özgün bakış açısını, kendi bağımsız
ancak gittikçe dünyanın takdirini kazanan dış politika
perspektifini getireceğini" söyledi.
Türkiye'nin BMGK geçici üyeliğine
seçilmesiyle ilgili olarak TRT'nin sorularını yanıtlayan
Babacan, sonucun çok sevindirici olduğunu belirterek, Türkiye'nin yüzde
80'e yakın bir oranda destekle bu göreve seçildiğine dikkati çekti.
Babacan, Kıbrıs konusunda da yeni
bir sürecin başladığına dikkati çekerek, Türkiye olarak bu
sürece ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a tam destek
verdiklerini söyledi.
Babacan, "2004'de nasıl Türkiye ve
KKTC sonuca ulaştıysa ve işi sonuna kadar götürdüyse bugün de
Türkiye'de aynı hükümet işbaşında. KKTC'de Talat
Başbakandı o gün, bugün Cumhurbaşkanı dolayısıyla
bizim tarafta çözüme odaklanmış bir liderlik var. Ama öbür tarafta da
çözüm istediğini söyleyen yeni bir lider var, o tabii sadece söylemle
değil eylemle de ortaya konması lazım. Hep beraber
göreceğiz ama umutlu olmak için sebepler var şu anda Kıbrıs
konusunda" şeklinde konuştu.
BMGK'nin önüne kuşkusuz pek çok sorunun
geleceğine işaret eden Babacan, şöyle devam etti:
"Kafkaslardan tutun Balkanlara kadar,
Afrika ülkelerine kadar pek çok konu gelecek. Ancak biz önümüzdeki dönemde
özellikle global ısınma, gıda krizi, enerji meselesi gibi
giderek işin artık güvenlik boyutunu da tehdit etmeye başlayan
önemli sorunların da BMGK'nin gündemine girmesini bekliyoruz. Bu konularda
da hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Türkiye sadece
bölgesel konularda değil, küresel konularda da katkılarda
bulunacaktır. Kendi bakış açımızı,
perspektifimizi mutlaka getireceğiz ve önümüzdeki yıllar gerçekten
Türkiye'nin dış politika alanında çok geniş bir konu setiyle
ilgilendiği bir dönem olacak. Bu Türkiye'ye önemli açılımlar,
kazanımlar sağlayacak ancak dünyaya da önemli katkılar
sağlayacak bir süreç olacak."
Avrupa Komisyonu, KKTC'de 83 km uzunluğunda su
borusunun ve 3 bin 800 adet su sayacının yenilenmesi için yeniden
ihale açıyor.
Avrupa Komisyonu'ndan yapılan basın
açıklamasına göre, projenin Avrupa Birliği Mali Yardım
Programı'nın Kıbrıs Türk toplumu için finanse ettiği
ilk iş projesi (first work project ) olduğu belirtildi.
İhalenin duyurusunun önceden yapıldığı
belirtilen açıklamada, ihale teklifi vermek isteyenler için gerekli
bilgiler ve ihale dosyasının EuropeAid'in
http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl web sitesinde bulunduğu
kaydedildi.
Son başvuru 1 Aralık
AB üyesi ve aday ülkelerdeki şirketlerin
ihaleye katılabileceklerine işaret edilen açıklamada, teklifler
için son başvuru tarihinin 1 Aralık 2008 olduğu
belirtildi.
Yenilenecek olan su borularının
esasen asbestten yapıldığı, ayrıca boruların kötü
koşullarda olup tehlikeli hastalıklara yol açabilecek durumda
olduğu kaydedilen açıklamada, mevcut boruların çeşitli
yerlerinden delindiği, bu durumun da mevcut suyun yüzde 60'ına kadar
olan kısmının kayba uğramasına neden olduğu ifade
edildi.
Yeni tesisat AB standartlarına uygun olacak
Söz konusu projenin, 83 km uzunluğundaki
ana su borularının ve evlerdeki bağlantılarının
yanı sıra 3 bin 800 adet su sayacının yenilenmesini de
öngördüğü, yeni tesisatın döşemesinin AB standartlarına
uygun yapılacağı belirtilen açıklamada,
"Kıbrıs Türk toplumu için ayrılan 259 milyon Euro'luk AB
Mali Yardım Programı'nın yönetimi Avrupa Komisyonu
tarafından yapılmaktadır. Özellikle su
dağıtımı, atık suyun toplanması ve
arıtılması başta olmak üzere altyapının AB
standartlarına yükseltilmesi, bu programın en büyük
parçasıdır" ifadelerine yer verildi.
KIBRIS
19/10/08
Ercan Devlet Havaalanı'nda Lefkoşa Türk
Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları tarafından
karşılanan Christian Ude ziyaretiyle ilgili olarak bir basın
toplantısı düzenledi.
Kuzey Kıbrıs'a ikinci kez gelmenin
mutluluğunu yaşadığını söyleyen Christian Ude
Almanya'da olduğu süre içerisinde Kıbrıs'taki gelişmeleri
çok yakından takip ettiğini vurguladı.
Ude adada olduğu süre içerisinde
yapacağı görüşmelerden Kıbrıs konusunda hangi noktaya
gelindiğini de öğreneceğini belirterek, özellikle başkent
Lefkoşa'da bir park açılışına katılacak olmaktan
büyük mutluluk duyduğunu, parkların şehirlerin hangi noktaya
geldiğinin en büyük göstergesi olduğunu ifade etti.
Eşinin, resim sergisinin Viyana, Zagrep
ve Atina'dan sonra Lefkoşa'da açılmasının ülkelerin
kültürel anlamda birbirine yakınlaşması adında çok önemli
bir adım olacağınıda vurgulayan Ude, Alman
vatandaşlarının Kıbrıs'ı iyi bildiğini ancak
Kuzey Kıbrıs'ı çok iyi bilmediğine dikkat çekerek, bu tür
kültürel faaliyetlerin insanların birbirine yakınlaşmasına
katkı sağladığını söyledi.
Bulutoğluları: Ude Rumların engellemelerine
rağmen Ercan'dan geldi
Christian Ude'nin düzenlediği basın
toplantısında bir açıklama yapan Lefkoşa Türk Belediyesi
Başkanı Cemal Bulutoğluları da Ude'ye ikinci kez ve
Rumların tüm engellemelerine rağmen Ercan Havaalanı'ndan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geldiği için teşekkür etti.
Kıbrıs Türk halkının,
ambargoların kaldırılması anlamında Ude gibi cesur
belediye başkanlarına ihtiyaç duyduğunu belirten
Bulutoğluları, Ude ile Avrupa'da uygulanan
yatırımların hangi kaynaklarla ve ne şekilde Kuzey
Kıbrıs'ta uygulanabileceğini görüşeceklerini
vurguladı.
KIBRIS
19/10/08
Furrowed brows over Turkeys UN
appointment
By Jean
Christou
TURKEYS
election as a non-permanent member of the UN Security Council (UNSC) sent
shudders through the Greek Cypriot political arena yesterday but no one was
particularly surprised.
President Demetris Christofias said as unpalatable as it was for Cyprus, it
could not have been prevented.
Of course the fact that a country which is occupying part of the Republic of
Cyprus, a UN member state, violating the human rights of the people of Cyprus,
has become a UNSC member, does not exactly thrill us, he said.
Turkey was elected for two years, along with four other countries, to the
rotating membership. The 15-member UNSC has five permanent members, Britain,
France, Russia, China and the US but every year the General Assembly elects
five non-permanent members for a two-year rotation, leaving another five in
place until the following year.
Ankara has been jostling for the position since 2003, having failed to secure a
seat since 1961.
This is now a reality, said Christofias. Now we need to look ahead and see
how to deal with Turkeys machinations.
Similar statements were made by the Cypriot UN representative in New York, and
by an array of other politicians on the island yesterday, worried over what
approach Ankara might now take on the Cyprus issue, although Christofias said
he found it difficult to see how much more Turkey could harden its position on
Cyprus.
It could go either way, EU diplomatic sources told the Sunday Mail.
We hope Turkey sees this as a step to enter the fold of the international
community and take more responsibility.
He said that was the arguable position, although there was a possibility of
Turkey taking a different view on UN resolutions.
As long as they dont turn it into a point-scoring exercise
, the diplomat
added.
Absolutely they will, said a Greek Cypriot source close to the talks process.
They will take advantage like they did with the OIC.
The source was referring to the bolstering in recent years of relations between
Ankara and the Organisation of Islamic Conference, the second largest
inter-governmental organisation after the UN with a membership of 57 states
spread over four continents.
We had many more friends in the OIC than Turkey, said the source. They were
never interested and then launched an initiative, managing to have a Turk
elected as General Secretary. Its the same pattern.
The sources said however there were limits to what Turkey could do as a
non-permanent member of the Security Council.
Substantive UNSC decisions need nine positive votes, including the concurring
votes of the five permanent members. For dispute under certain chapters a
member who is party to a dispute must abstain from voting. An abstention is not
regarded as a veto.
However there is a worry for the Greek Cypriot side that Ankara would have
access to privileged information and lobbying advantages within the UNSC.
We will have to increase our efforts outside of the UNSC, the Greek Cypriot
source said. Then again they dont start until January, and a lot can happen
in the meantime.
Turkey snagged 151 votes from the 192 countries that make up the UN General
Assembly even though there are dozens of outstanding UN resolutions on Cyprus
that have gone ignored for decades.
Under the UN Charter when a country is being considered as a non-permanent
member of the UNSC, due regard is specially paid, in the first instance to
[its] contribution
to the maintenance of international peace and security.
Turkeys Foreign Minister Ali Babacan called the decision an historic day for
Turkish Foreign Affairs.
Turkey has contributed to peace, stability, and security in the Caucasus,
Balkans, Middle East, Central Asia, and countries like Afghanistan and
Pakistan, he said.
CYPRUS MAIL 19/10/08
Spotlight on Turkish Cypriot lives
in Limassol
By Jean
Christou
A NEW book being
launched next week gives a unique insight into Limassol from a Turkish Cypriot
perspective.
The book, titled Echoes from the past: the Turkish Cypriot community and its
heritage, is the work of two former Limassolians, brothers, Selchuk and Ozay
Akif.
It is being published in English, Turkish and Greek and will be disseminated
free of charge to all secondary schools, colleges and universities on the
island.
The project is being launched by Terra Cypria, the Cyprus Conservation
Foundation and has been largely funded by the UNDP Programme Action for
Cooperation and Trust with support from the Cyprus Ministry of Education and
Culture.
It arose from the work conducted by Terra Cypria during a previous UNOPS
project called A study of the Old Town Limassol, through which the two
Turkish Cypriot brothers produced a wealth of information, based on their
research and personal knowledge. It was all considered too valuable to remain
as only an appendix to the project report.
The publication of a book such as this will act as another milestone on the
road to reconciliation in Cyprus through its demonstration of the fact that
peaceful multicultural coexistence between Greek Cypriots and Turkish Cypriots
in a community such as Limassol once existed, and will also educate the youth
on their heritage, the UNDP said
According to the overall editor, Dr Artemis Yiordamli, who also translated the
book into Greek from the original English text, the book is significant because
it fills a gap.
She said that while a number of Greek Cypriots have written memoirs or studies
about Limassol this will be the first published narrative from a Turkish
Cypriot perspective.
The fact that it is appearing simultaneously in three languages will also make
it accessible not only to all Cypriots, but also to other residents of Cyprus
who will be interested in accounts of times gone by.
The 250-page book includes 180 photographs, mostly unpublished.
They cover a wide range of subjects from mosques and Ottoman-style houses, to
traditional practices such as the hamam routine, the call to prayer, weddings
and even divorces.
According to Terra Cypria, the accounts are peppered with stories about events
and personalities, both Turkish and Greek Cypriot.
Although intended as easy reading, the publication should prove to be a most
useful source of reference on traditional professions and their practitioners,
as well as an interesting account for the more casual reader, it said.
The book will first be presented to the public at Limassol Town Hall on
Wednesday in Greek. The event will be addressed by Limassol Mayor, Andreas
Christou.
The previous day, October 21, academics and teachers will meet to discuss the
book at the premises of the new Cyprus Technological University in Limassol. A
presentation in English and Turkish, in association with the British Council,
will be held in Nicosia on Thursday, while the Kerynia Liman Rotary Club will
host a lunch presentation in Kerynia on November 5, for its members and guests.
Additionally, the Cyprus Oxford Society is organising a presentation for its
members in December.
Terra Cypria is a non-profit-making foundation promoting environmental
education and advocacy in the widest sense. The Foundation has undertaken many
local, international and bi-communal projects and this book project The Kerynia
Liman Rotary Club is a partner in the project.
The project also involves a number of organised walks for schools in the
Turkish sector of Limassol to be led by the authors and other researchers.
CYPRUS MAIL 19/10/08
Milli Vizyon Meselesi
Rauf R. DENKTAŞ
![]()
1994de
Kıbrısta milli vizyonumuzun var olduğunu kanıtlamak için
küçük bir kitap yazıp dağıtmıştım. Milli
Vizyonumuz Türk liderlerin açıklamaları ile olduğu kadar TBMMde
de oy birliği ile alınmış kararlarla da dünyaya
duyurulmaktaydı. Benim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına
Sn. Demirel ile imzaladığım protokollerde de milli
görüşümüz vurgulanmaktaydı.
Rahmetli
Menderesten başlayarak her hükümet ve her lider Kıbrısın
Türkiye açısından milli bir mesele olmanın ötesinde bir güvenlik
meselesi olduğunu açıkça belirtiyordu. Konuda açıklık
vardı. 1983de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilirken
Türkiyenin de isteği üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
varlığının federal bir çözüme engel olmayacağı
vurgulanmıştı. Bunun anlamı Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin ortadan kalkabileceği değildi. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti kurulacak bir federasyonda kurucu kanatlardan biri
olabilecekti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti iki tarafın
eşit egemenliğinin kanıtıydı. 1960
Antlaşmalarına göre Rum ne ise, biz de Türk ortak olarak aynen o
idik. Anlaşmalara rağmen Türkleri kesip öldürerek Devlet ve Hükümet
olduğunu iddia eden Rumun karşısında yirmi
yıllık bir sabır ve denemelerden sonra eşit
egemenliğimizin kabul edilmeyeceğini görünce Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti ilân edilerek haklarımızın korunması
ve bunlardan asla vazgeçilmeyeceğinin kanıtlanmaktaydı. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu nedenle ilân edilmişti.Gün gele Rum
devlet olarak devam etsin biz de ona yamalanalım diye değil!
Vizyon
kelimesinin manası ileriye bakış ve görüştür. 1994de
ileriye baktığımızda Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin kalıcılığından başka bir şey
görmüyor, düşünmüyorduk. Rum tarafının Kıbrısa tek
başına sahip çıkma siyaseti karşısında hayal
âleminde yaşamanın bir gereği de yoktu. Bu nedenle bütün
görüşmelerde halkımızın Ruma eşit egemen bir halk
veya ayni anlama kullandığımız egemenlikte eşit toplum
statüsünden taviz verilmedi ve Garantiler Annan Planı denilen
Anglo-Amerikan oyununa kadar masaya yatırılmadı.1960
Antlaşmalarının temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesinden
taviz verilmedi. Kıbrısın Türkiyenin de üye
olmadığı bir ABye üye yapılamayacağı savunulurken
iş sözde kalmadı Sn. Ecevit ile birlikte AB böyle bir hata
yaptığı takdirde Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin de ayni şartlarda birlik olacakları dünyaya
duyuruldu.
Annan Planı
ile ileriye bakış ve görüş Annan Planının
getirdiği çerçevenin sınırları ile tahdit edildi. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkıyor, Kıbrıs
Türkiye ABye tam üye olmadan birleşerek AB üyesi oluyor böylelikle
Türk-Yunan dengesi akıl almaz bir şekilde Yunanın lehine
değişmiş oluyor, 650 kişilik adada Türk var oldukça
kalması öngörülen Türk Alayının bile adadan
çıkışı her üç yılda bir masaya
yatırılıyor, kurucu devlet adı altında sözde Kuzeyde
Türklerin idare edecekleri kısma (vilâyete) AB normları altında
Rumların gelip yerleşmelerine kapı açılıyor,
yerleşikler Anadoluya diye var olmayan paralar vaat ediliyor,
1960dakinden daha karmaşık bir mekanizmaya bağlanıyorduk.
Yunan devlet adamı Mitsodakis bu şartlarda Kıbrıs on
yılda Yunan olur diyordu. Ancak AB üyeliğini Enosisin tahakkuku
olarak gören Papadopullos ve Hristofyasa göre beklemeğe gerek yoktu. Bu
nedenle ret oyu kullandırdılar. Türk tarafına evet
dedirtmiş olan ABDnin yorumu ve görüşü vizyonumuz olarak bize mal
edildi ve bundan sonra KKTC-Egemenlik, tanınma demek
hakkımızın kalmadığı beyan edilerek bu
saçmalık BMGSnin raporuna da kaydedildi. Kısacası
Amerikanın ve İngiltere ile diğerlerinin, AB ülkelerinin
Kıbrıs ile ilgili vizyonları bu noktada düğümlenip
kalmış durumdadır. Sırtımızın
okşanması bundandır. Açıkçası KKTCnin ortadan kalkmasını
ve Türk azınlığı olarak gördükleri bireylerin hükümetleri
ile anlaşarak işgalin sebep olduğu bölünmeye son verilmesini
beklemektedirler. Son gelen fırsatçılar heyeti ELDERS (yaşlılar
grubu) da bu çizgide anlaşmaya varıldığı
zannı ile çıkagelmişlerdir. Sn. Talatın Avrupa Konseyi
Parlamentosunda cemaat lideri olarak konuşmasının altında
da bu vardır: Ayrı devlet istemeyen azınlık liderini
cesaretlendirmek!
Milli Vizyonumuz
ABD ve diğerlerinin bize mal etmeğe çalıştıkları
doğrultuda değilse aklımızı başımıza
alalım ve Milli Vizyonumuzun ne olduğunu dünyaya duyuralım. TBMM
Başkanı Sn. Toptan görevini yapmış ve TBMMde de Annan
Planı aldatmacasından önce de oy birliği ile kabul edilmiş
olan milli görüşü açıklamıştır: İKİ DEVLET,
İKİ HALK, İKİ DEMOKRASİ VE GARANTİLER!
Sn. Talat ve
Türk Hükümeti açıkça bu vizyonda var olup olmadıklarını
açıklamak zorundadırlar. ABD ve diğerleri milli vizyonumuzun
kendi anladıkları şekilde olduğu inancındadırlar
ve bütün yaklaşımları, yüze gülmeler, sırt okşamalar
bizi kendi çizgilerinde tutmak içindir. Bu çizgide
olmadığımızı söylemek zamanı şimdidir. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetine ve egemenliğimize sahip çıkma
zamanı da şimdidir.
KIBRIS POSTASI.COM 15/10/08