Talat: Çözüm Rumların da ihtiyacı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların, “çok korktuğu gelişmelerin, kapının arkasına gelebileceğini” ifade ederek, Kıbrıs sorununun çözümünün sadece Türkler için değil, Rumlar için de bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

AA

Güncelleme: 19:56 TSİ 11 Eylül 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - TRT2’de yayımlanan Günün Konusu programında Duygu Tuncer’in sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile bugün yaptığı görüşmenin ardından, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik iyimserliğini koruduğunu belirtti.

 

Kıbrıs sorununa bir çözüm bulma ihtiyacının sadece kendileri için değil, Rumlar için de geçerli olduğunu dile getiren Talat, Kosova ile Güney Osetya ve Abhazya olaylarına üstü kapalı gönderme yaparak, “Onlar (Rumlar) açısından da, dünyamızdaki gelişmeler dikkate alındığında, hiç istemedikleri, çok korktukları gelişmeler kapının arkasına gelebilir. Bundan dolayı da çözüm ihtiyaçları veya çözüm arzuları kamçılanır diye düşünüyorum” dedi.

Talat, görüşmelere, yönetim ve güç paylaşımı konusuyla başlamalarının nedeninin, bu konularda adım atabilirlerse, diğer konulara geçmelerinin daha anlamlı olduğunu kaydetti ve 18 Eylül görüşmesinde de bu konuyu görüşmeye devam edeceklerini söyledi.

Talat, 18 Eylül görüşmesinin ardından, kendisinin ve Hristofyas’ın yurtdışı temasları ve araya bayram girmesi nedeniyle, görüşmelerin Ramazan bayramından sonra olacağını açıkladı.

Kıbrıs Türkleri için siyasal eşitliğin çok önemli olduğunun altını çizen Talat, siyasi eşitliğin kendisini, yönetim ve güç paylaşımında gösterdiğini kaydetti. Talat, güç paylaşımı konusunda, egemenlik unsurunun da görüşüleceğini kaydetti.

“Nasıl bir hükümet olacağının, federal hükümetlere bırakılacak yetki kadar önemli olmadığını ifade eden Talat, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının kullanacağı yetkiler” dedi. Talat, güç bölüşümü ve federal düzeyde verilecek yetkilerle işe başladıklarını belirterek, “Zaten biz federal yetkileri tanımlayacağız sadece. Federal yetkileri tanımlayıp orada bırakacağız. Çünkü gerisi kurucu devletlerin yetkisi olacak” diye konuştu.

“Bizim tezimin Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum halkı ile siyasi eşitliğinin olması üzerine kurulu” diyen Talat, Kıbrıs Türk devleti ile Kıbrıs Rum devletinin eşit statüsünün önemli olduğunu söyledi. Talat, “Bizim en hassas olduğumuz konu iki halkın siyasi eşitliğidir... Siyasi eşitlik halklar arasında olacak, devletler arasında olacak olan eşit statüdür” dedi.

“BAZI ORTAK NOKTALARA VARDIK”
Bugünkü görüşmede bazı konularda “ortak noktalara vardıklarını” belirten, ancak detay vermeyen Talat, tartışmalara devam ettiklerini, bazı uzmanlardan görüş alacaklarını ve gelecek hafta görüşmeye devam edeceklerini söyledi.

Müzakerelerin devam ettiğini ve basın aracılığıyla müzakere edilmeyeceğini kaydeden Talat, müzakere edilen konuların da basında tartışılmayacağını ifade etti.

“TAVİZ VERMEDEN, ANLAŞMA MÜMKÜN DEĞİL”
Talat, Hristofyas’ın “taviz vermeyeceğiz” yönündeki açıklamasıyla ilgili görüşünün sorulması üzerine de, bunun Rum iç kamuoyuna yönelik sözler olduğunu belirterek, al-ver sürecine girmeden, adım atmadan anlaşmanın olmayacağını vurgulayarak şöyle konuştu:

“Esneklik göstermeden taviz vermeden, anlaşma mümkün değil. Bunu herkes biliyor. O da taviz verecek, biz de taviz vereceğiz, doğrusu budur bunun. Taviz vermemek diye bir şey söz konusu olamaz.”

Görüşmelerin prensibiyle ilgili olarak, “Her konuda anlaşmadan hiç konuda anlaşılmış sayılmıyor. Son derece önemli bir ilke. Onu uyguluyoruz” diyen Talat, konuları basın önünde konuşmamalarının nedeninin spekülasyon olduğunu, özellikle Kıbrıs Rum basının çok fazla spekülatif haberler yaptığını, bunun da müzakere sürecine zarar verdiğini söyledi.

“BÜTÜNLÜKLÜ BİR ÇÖZÜM PEŞİNDEYİZ”
Bütünlüklü bir çözüm peşinde olduklarını kaydeden Talat, çözümün, bütün unsurlarıyla anlaşıldıktan sonra halkın oyuna sunulacağını bildirdi.

Talat, tezlerinde Annan planının önemli bir yeri olduğunu, Annan planından esinlendiklerini, ancak masada tartıştıklarının Annan planı olmadığını kaydetti. Talat, anlaşamadıkları konuları, anlaşamadıkları dosyasına koyup, başka konulara geçeceklerini, daha sonra, anlaşamadıkları konuları yeniden ele alacaklarını ifade etti. Talat, bugün başkanlık konusunun görüşülmediğini, federal hükümetin yetkileri üzerinde durduklarını belirtti.

GARANTİLER
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos’un, Garanti ve İttifak Anlaşmalarını, Türk askerinin durumunu Annan planını ret gerekçesinin bahanesi haline getirdiğini ve Rum seçimlerinde de tüm adaylarının bunu konuşmaya başladığını anımsattı.

Bunun uluslararası bir anlaşma olduğunu ve tüm taraflar kabul ederse anlaşmanın değişeceğini, bütün taraflar kabul etmezse değişmeyeceğini Rumlara da söylediğini aktaran Talat, Rumların, Türkiye’nin garantörlüğünden, Garanti ve İttifak anlaşmalarının devamından “endişe” duymasının “gerçek bir endişe olmadığını” vurguladı.

Türkiye’nin durup dururken adaya müdahale etmediğini ifade eden Talat, Türkiye’nin adaya müdahalede “geç bile” kaldığını, müdahalenin gecikmesi nedeniyle Kıbrıslı Türklerin de sabrının taştığını söyledi.

MÜLKİYET
Talat, herkesi ilgilendirdiği için, müzakerelerde en zor konunun mal-mülk konusu olacağını ve konunun çözümünün zamana yayılacağını belirtti.

Mülkiyet konusunun mutlaka iki taraftan da onay çıkacak şekilde çözülmesi gerektiğini ifade eden Talat, “Aksi halde, Kıbrıs sorununun çözümünün onaylanmamasının nedeni mülkiyet olursa çok yazık olur” diye konuştu.

Talat, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın görüşmelerdeki tavrını da “iyi” olarak niteledi ve “Beklediğimizin dışında değil. Tam pasif değil ama aktif bir tutum içinde de değil” dedi.

 

Talat-Hristofyas görüşmesi bitti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan kapsamlı Kıbrıs müzakerelerine bugün başladı.

AA

Güncelleme: 15:06 TSİ 11 Eylül 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yaptı.

 

Downer, görüşmenin “iyi geçtiğini” belirtti ve liderlerin bundan sonra görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda anlaştıklarını açıkladı.

Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam edileceğini söyledi.

SIRADA MÜLK KONUSU VAR
Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti.

Liderler bugün, “yönetim ve güç paylaşımı” konusunu ele aldı.

Downer, bir gazetecinin, “2009’da bir çözüm olup olmayacağı” sorusuna karşılık, “görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu” söyledi.

Liderler, 18 Eylül’de yeniden bir araya gelecek.

LİDERLERİN ALTINCI GÖRÜŞMESİ
Talat ve Hristofyas, 21 Mart’ta başlayan süreç kapsamında 6. kez bir araya geldi. En son 3 Eylül’de görüşen liderler, aralarındaki görüş ayrılıklarını ortaya koyan açıklamalar yapmıştı.

Görüşmenin ardından Talat, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının devam etmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Hristofyas ise tek devlet temelinde çözüm isteğini dile getirerek, “İki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm Makarios’un verdiği büyük bir tavizdi. Bu tavizle Kıbrıslı Rumlar limitlerini tüketmiştir ve daha ileriye gidemez. Ne konfederasyon, ne de iki devletin yeni bir ortaklığı kabul edilebilir. Federal çözüm, iki toplumun ortaklığı şeklinde olacaktır.” demişti.

 

 

18 Eylül'de yeniden bir araya gelecekler

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan kapsamlı Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün bir araya geldi. İki lider görüşmeler kapsamında 18 Eylül'de yeniden bir araya gelecek.

İki liderin Lefkoşa ara bölgede sabah 10.10'da başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen aradan sonra 14.10'a kadar devam etti.

Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yaptı.

Downer, görüşmenin "iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin bundan sonra görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda anlaştıklarını açıkladı. Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele alındığını ifade eden Downer,18 Eylül'de yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam edileceğini söyledi.

Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti. Downer, bir gazetecinin, "2009'da bir çözüm olup olmayacağı" sorusuna karşılık, "görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu" söyledi.

Görüşme öncesi açıklamalar


Hristofyas görüşme öncesi bir Türk gazetecinin, "Bulduğunuz ortak dil nedir" yönündeki sorusuna, "Barışı, iki toplumun çıkarlarını ve anlaşmayı bulabileceğimiz bir dili kullanacağız" karşılığını verdi. Talat da, kendisine başarı dileyen gazetecilere teşekkür etti.

Talat ve Hristofyas, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın da katıldığı görüşmede, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu ele alacak.

Liderlerin konuya, "yürütmeden" başlaması bekleniyor. İki liderin sorumluluğunda sürdürülecek görüşmelere taraflar, liderler dahil altışar kişilik heyetlerle katılıyor.

Yönetim ve güç paylaşımı

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri Hristofyas, kapsamlı müzakerelere "yönetim ve güç paylaşımı" konusuyla başlıyor.

Daha önce çalışma gruplarında ele alınan konu üzerinde taraflar uzlaşmaya varamamışlardı. Konu şimdi liderler düzeyinde ele alınacak.

Kıbrıs Türk tarafı, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunun yürütmeden başlanmasını bekliyor. Yürütme ele alınırken, yürütmenin; başkanlık sistemi mi, başkanlık konseyi mi, parlamenter sisteme dayalı bakanlar kurulu esasına mı dayalı olacağı üzerinde durulacak.

Kıbrıs Türk tarafının tutumu, kısmen Bosna-Hersek veya İsviçre'de olduğu gibi, yürütmenin "başkanlık konseyi" şeklinde olması yönünde. Kıbrıs Rum tarafı ise, "başkanlık sistemini" savunuyor.

Kıbrıs Rum tarafının savunduğu "başkanlık sisteminde", bir başkan, bir başkan yardımcısı olacak, başkanlık bunlar arasında dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.

Kıbrıs Türk tarafının üstünde durduğu "başkanlık konseyinde" ise, konseyin, tarafların uzlaşacağı sayıda, Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri olacak, başkanlık bu üyeler arasında el değiştirecek. Başkanlık görevi yüzde 70 Rumlarda,
yüzde 30 Türklerde olacak.

"Güç paylaşımı" konusu kapsamında ise, yeni devlette, yürütme, yasama, yargı erklerinin nasıl kullanılacağı; bu yetkilerin ne kadarının "federal merkezi hükümette", ne kadarının "kurucu devletlerde" olacağı tartışması yapılacak.

ANNAN PLANI DÖNEMİNDE GÖREV ALAN UZMANLAR

Talat ve Hristofyas'a bugün başlayan kapsamlı müzakerelerde eşlik eden heyetlerde, Annan Planı'nın müzakere edilmesi döneminde görev alan uzmanlar da yer aldı.

Cumhurbaşkanı Talat başkanlığındaki KKTC heyetinde danışmanı Özdil Nami ile birlikte Tufan Erhürman, Kudret Özersay, Reşat Çağlar ve Mehmet Dana; Hristofyas başkanlığındaki Rum heyetinde de Başkanlık Komiseri Yorgos Yakavu, Tmazos Çelebis, Muneleos Menelav, Andreas Movromadis ve Nikos Muduros bulunuyor.

Heyetlerde yer alan isimlerden bazıları 21 Mart mutabakatı uyarınca oluşturulan teknik komite ve çalışma gruplarında da yer alıyorlar. Türk heyetinde yer alan emekli diplomat Reşat Çağlar, Annan Planı müzakerelerinde dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın heyetinde görev almıştı.

Tufan Erhürman ve Kudret Özersay da yine Annan Planı döneminde oluşturulan komitelerde çalışmıştı.

Rum heyetinde öne çıkan isimlerden Yorgos Yakavu ile Tmazos Çelebis de Annan Planı ile ilgili müzakerelerde Rum heyetinde görev almışlardı. Çelebis, anayasa konularındaki uzmanlığıyla biliniyor.

Liderlerin müzakere heyetlerinde yer alan isimlerin ilerleyen günlerde müzakerelerin seyrine göre değiştirilebileceği belirtiliyor.

18 Eylül'de yeniden görüşme

İki liderin sorumluluğunda sürdürülecek görüşmelere taraflar, liderler dahil 5'er kişilik heyetlerle katılacak. Bu sayı ve heyetlerde yer alacak kişiler, "müzakerelerin sorumlulukla ve tam kapasiteyle sürdürülebilmesi" amacıyla değişebilecek. Liderler, 18 Eylül'de yeniden bir araya gelecek.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün yaptığı açıklamada, "Türk tarafının tam kapasite ve yapıcılıkla çalışacağını ve Kıbrıs Rum tarafının aynı yapıcılığı ve esnekliği ortaya koyması gerektiğini" ifade ederek, "Çözümün
iki halkın siyasi eşitliği ile iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanması esas olacaktır" demişti.

Müzakerelerden önceki temaslar

Tarafların, 11 Eylül görüşmesi öncesi ada dışında temaları oldu. Hristofyas, 1 Temmuz'da AB dönem başkanlığını devralacak İsveç'te, ardından da Londra'da temaslarda bulundu. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer da, KKTC ve Kıbrıs Rum kesimindeki temaslarının ardından Atina ve Ankara'yı ziyaret eti.

Liderlerin 6'ncı buluşması

Talat ve Hristofyas, 21 Martta başlayan süreç kapsamında yarın 6'ncı kez bir araya gelecek. Liderler, 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz, 25 Temmuz ve 3 Eylülde görüştü. 3 Eylülde yapılan görüşme, kapsamlı müzakereler başladığı için törensel nitelikte oldu ve liderler bu görüşmede müzakerelerin yöntemi üzerinde durdu.

Liderler, 3 Eylül görüşmesi sırasında ve görüşme sonunda yaptıkları açıklamalarda, aralarındaki keskin görüş ayrılıklarını ortaya koydu.

3 Eylül görüşmesi

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un resmi ikametgahında, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın da katıldığı görüşmenin basına açık bölümünde
yaptığı konuşmada, Rum tarafıyla müzakerelere sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini belirterek, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının devam etmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas ise tek devlet temelinde çözüm isteğini dile getirerek, AB'nin tam üyesi olduklarını ifade etti ve "çözümün AB çerçevesinde olması" gerektiğini savunmuştu.

Sınırların kaldırılması hedefinde olduklarını kaydeden Hristofyas, görüşmenin basına kapalı kısmında yaptığı ve metni daha sona BM tarafından basına dağıtılan konuşmasında da ise, "İki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm Makarios'un verdiği büyük bir tavizdi. Bu tavizle Kıbrıslı Rumlar limitlerini tüketmiştir ve daha ileriye gidemez. Ne konfederasyon, ne de 'bakir doğum' aracılığıyla iki devletin yeni bir ortaklığı kabul edilebilir. Federal çözüm, iki toplumun ortaklığı şeklinde olacaktır" demişti.

"Kıbrıs sorununun çözülemeyecek bir sorun olmadığını" ifade eden BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer da, liderlerin geçmiş toplantılarda yaptığı açıklamaların çözümün çerçevesini oluşturduğunu, Kıbrıs sorununda geçmişten gelen bir birikim olduğunu, bundan liderlerin faydalanabileceğini kaydetmiş ve iki halkın ve adanın yeniden birleşmesinin tüm Kıbrıslıların çıkarına olduğunu söylemişti.

Hristofyas'ın "taviz verdik" açıklamasına bir gün sonra yanıt veren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın, "1977'de büyük taviz verdik, ondan geriye gidilemez" yönündeki sözlerinin "büyük talihsizlik" olarak nitelemiş ve "Bir kere
Kıbrıslı Türklere taviz verilmedi" demişti.


CNN TURK 11/09/08

 

 

Asrın şüphesi

ABD'deki 11 Eylül saldırılarından 7 yıl sonra, dünyanın bu olaya hala şüpheyle baktığı ortaya çıktı. Canlı yayınlanan "en büyük yıkım" olayının, El Kaide'nin işi olduğuna inanmayan hala çok...

 

ABD'de 11 Eylül 2001'de İkiz Kuleler'e düzenlenen terör saldırılarında yaşamlarını yitirenler için New York'ta anma töreni düzenleniyor.  Törende, her yıl olduğu gibi saldırıda ölen 2 bin 751 kişinin adları tek tek okundu.

Ancak dünyada "canlı yayınlanan en büyük yıkım" olayından 7 yıl sonra dahi, ABD yönetiminin, üzerindeki şüpheleri yok edemediği anlaşıldı. Saldırının gerçekleştiği gün bile cevap bulamayan sorular ise hala cevapsız. Bu yüzden "komplo teorisi" denilenlere inanaların sayısı, Bush yönetiminin resmi açıklamalarına inananlardan fazla.

 

DÜNYA, EL KAİDE'NİN YAPTIĞINA İNANMIYOR

ABD 11 Eylül saldırılarından El Kaide’yi sorumlu tutmuş, başta Afganistan olmak üzere tüm dünyada terörle mücadele adı altında şüpheli avına başlamıştı. Ancak World Public Opinion tarafından 17 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması, dünya genelinde saldırının sorumluları konusunda görüş birliği bulunmadığını gösterdi.

TÜRKLERİN YÜZDE 36'SI ABD'Yİ SORUMLU TUTUYOR

Yapılan kamuoyu araştırması ABD dışında, birçok ülkede saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine ilişkin şüpheler bulunduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre Türklerin yüzde 36’sı da saldırılardan ABD yönetimini sorumlu tutuyor.

Saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine yönelik yaygın kanıya Kenyalılar ve Nijeryalılar sahip...

CEVAPSIZ SORULAR "ŞAHİNLERDE"

Fransız yazar Eric Loran "11 Eylül'ün Gizli Yönü" adlı kitabında tüm soruların yanıtının, Bush yönetiminde bulunan "şahinlerin" 11 Eylül öncesi projelerinde olduğunu bildiriyor.

1- Örneğin, ABD yönetiminin de itiraf ettiği gibi, Bush yönetimi saldırıların olacağını bilmesine ve bu konuda CIA'nın hazırladığı raporun Bush'a verilmesine rağmen saldırılara neden engel olunmadı?

2- Taliban'ın Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin Ağustos 2001'de Pakistan'ın Peşaver kentinde Amerikan Büyükelçiliği ile yaptığı gizli görüşmede, ABD'nin yakında bir saldırıya uğrayacağını ve bu konuda önemli bilgiler vermesine rağmen Bush yönetiminin neden bunu dikkate almadı?

3- Amerika'ya saldırı olacağı yönünde ABD istihbaratı CIA başta olmak üzere, İngiltere, Mısır, İsrail ve Ürdün istihbarat birimlerinin de Bush yönetimini uyarmasına rağmen neden önlem alınmadı? 

4- New York'taki enkaz kaldırma işi neden özel bir şirkete verildi, o şirket enkazı neden büyük bir aceleyle kaldırdı ve delil toplanacağına enkaz adeta yok edildi?

5- Pentagon'a çarptığı söylenen uçağın boyutlarıyla, binanın duvarındaki iz neden birbirini tutmuyor?

6- El Kaide saldırıyı, neden binaların daha boş olduğu bir saatte gerçekleştirdi? Yoksa, dünyanın en azılı terör örgütü masum insanları mı düşündü?

7- Uçuş yasağının bulunduğu Manhattan üzerinde uçakların bulunduğunu, kaçırılan uçakların bir saat süreyle rotasından çıktığını nasıl oldu da hiçbir radar, hiçbir savunma sisitemi anlayamadı? 

8- Saldırıyı düzenleyenlerin çoğunun Suudi oldukları söylendi. Ama Bush, El Kaide lideri Bin Ladin Afganistan'da saklanıyor gerekçesiyle Afganistan'a saldırdı. Ardından, El Kaide ile hiçbir ilişkisi olmadığı bilinen, ABD'ye hiçbir zaman bir zararı dokunmamış olan Irak'a neden saldırdı?

Halen cevabı bulunmayan bu tür soruların sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Alman yazar Mathias Bröckers da "Komplolar, komplo teorileri ve 11 Eylül'ün sırları" kitabında bu sorulara geniş yer veriyor.

 HURRIYET 11/09/08

 

Talat- Hristofyas görüşmesi sona erdi

 

11/09/2008 RADIKAL

Yönetim ve güç paylaşımının görüşüldüğü Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi. Bir sonraki görüşme 18 Eylül’de

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona erdi. İki liderin sabah 10.10’da başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen aradan sonra 14.10’a kadar devam etti. Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yaptı. Downer, görüşmenin "iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin bundan sonra görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda anlaştıklarını açıkladı.
Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam edileceğini söyledi. Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti.
Downer, bir gazetecinin, "2009’da bir çözüm olup olmayacağı" sorusuna karşılık, "görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu" söyledi.(aa)

 

Talat, Hristofyas'ı Avrupalılara anlattı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm umudu belirdiğinde Rum lideri Dimitris Hristofyas'tan taleplerini basına değil kendisine söylemesini istediğini, ama dinletemediğini belirterek, bunun müzakereleri zorlaştıracağı uyarısında bulundu.

   Talat, düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde yaptığı konuşmada, "Hristofyas'a 'Eğer bir şey istiyorsan basına değil bana söyle, ben de böyle yaparım' dedim, ama dinlemedi. Medyayla birlikte müzakere yapmak çok zor. Görüşlerini medyaya değil, müzakerelerde ortaya koymalı" ifadesini kullandı.

   Basında çıkan bazı asılsız haberlerin Rum basınınca kullanılarak "ortamın hareketlendirildiğini" ve bunun ardından Rum yönetiminden yapılan açıklamalara cevap vermek zorunda kaldıklarını anlatan Talat, "Biliyorsunuz Hristofyas daha yeni. Her geçen gün deneyim kazanıyor. Eğer müzakereleri medyayla birlikte yapacaksak, bu hem durumu zorlaştırır, hem de iki toplumun ilişkilerine zarar verir" diye konuştu.

   Müzakere konularında her iki tarafın farklı görüşlere sahip olsa da iyi niyet ve kararlılıkla sonuç almayı umduğunu söyleyen Talat, kendisinin müzakereler için "2008 yılı sonu olacak" şekilde hedef tarih konulmasından yana olduğunu, fakat bu düşüncesinin Rum tarafınca reddedildiğini hatırlattı.

   Talat, "Çözüm fazla zaman almamalı. Bu sorun zaten çok uzadı. Zaman çözümün lehine işlemiyor" dedi.

   Kapsamlı çözüm müzakerelerinde yeni bir unsur bulunmadığına ve bütün sorunların BM tarafından bilindiğine dikkati çeken Talat, siyasi eşitlikten taviz verilmemesinin kendileri için en önemli konu olduğunu ifade etti.

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm müzakereleriyle ilgili Brüksel'den beklentilerini ise, "AB'nin kendini çözümün sonuçlarına uyarlamaya hazır olması, nihai anlaşmanın birincil hukuk olarak AB tarafından güvence altına alınması, AB'ye uygun dahil olmaları için teknik yardım verilmesi, Rum tarafının çözüm yolunda teşvik edilmesi" olarak sıraladı.

   Talat, Türk Ordusunun Kıbrıs'ta çözüm müzakerelerine nasıl yaklaştığının sorulması üzerine, "Türkiye, çözümü tüm kurumlarıyla destekliyor. Bazı kurumlarda bazı endişeler olabilir. Türkiye'nin desteği olmadan, garantisi olmadan Kıbrıslı Türkler çözümü kabullenmez" ifadesini kullandı.

   Müzakerelerde garantörlük haklarının devamından yana tutum alacaklarını anlatan Talat, "Türk Ordusu ya da başka bir kurumun bu hedefe itiraz etmeyeceğini düşünüyorum" diye konuştu.

    Talat, adadaki asker sayısının kapsamlı çözüm müzakerelerinde ele alınacağını anımsatarak, barış halinde mevcut rakamın azaltılmasından yana olduklarını söyledi.

  Cumhurbaşkanı Talat, 1960 kurucu anlaşmalarında adada 650 Türk ve 950 Yunan askeri olmak üzere sembolik bir gücün öngörüldüğünü hatırlattı.

   Mehmet Ali Talat, müzakerelerin başlaması nedeniyle Kıbrıs'taki Türk barış gücünün BM ya da AB misyonuyla değiştirilmesi önerisi üzerine, ada tarihinde İngiliz askerlerinin de BM'nin de barışı koruma görevini üstlendiğini, ancak acı tecrübeler yaşattığını ve başarılı olamadığını kaydetti. Talat, "Dolayısıyla Kıbrıslı Türklerden bunu istemek uygun değil" diye konuştu.

   Mehmet Ali Talat, müzakereleri 2008 yılı sonuna kadar sonuçlandırma önerisi kabul görmese de Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin, herkesin mutabık kaldığı yeni hedef olarak öne çıktığını ifade etti.

   Brüksel'de önceki gün başladığı temasları kapsamında AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve bazı üye ülkelerin daimi temsilcileriyle bir araya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, dün KKTC'ye döndü.

KIBRIS 11/09/08

 

Downer Ankara'da nabız yokladı

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Ankara'da çeşitli temaslarda bulundu.

   AA'nın haberine göre Downer dün TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Downer, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de bir araya geldi.

   Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ı Çankaya Köşkü'nde kabul etti.

   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'i Başbakanlık Merkez Binası'nda kabul etti. Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü. Görüşmenin başında görüntü alınmasına izin verildi, açıklama yapılmadı. Görüşmede Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan da hazır bulundu.

 

Özügergin: Downer ile yararlı

bir işbirliğinde bulunacağız

 

   Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Ankara'da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'e, Kıbrıs sorununa yerleşik BM parametreleri çerçevesinde çözüm bulunmasına verilen önemin hatırlatıldığını söyledi ve "Kendisiyle önümüzdeki dönemde yararlı bir işbirliği içinde bulunacağımıza inanıyoruz" dedi.

   Sözcü Özügergin, AA'ya yaptığı açıklamada, Downer'ın Kıbrıs konusunda BM müzakere süreci çerçevesinde tarafların görüşlerini dinlemek, bu konuda temas ve istişarelerde bulunmak ve çalışmaları ileriye götürmek için Ankara'yı ziyaret ettiğini bildirdi.

   Alexander Downer'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan tarafından kabul edildiğini, ayrıca Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan başkanlığında heyetler arası görüşmelerin yapıldığını belirten Özügergin, şöyle konuştu:

   "Görüşmelerde Downer'a Kıbrıs sorununa yerleşik BM parametreleri çerçevesinde çözüm bulunmasına önem verdiğimiz hatırlatıldı ve 2004 yılında olduğu gibi Kıbrıs sorununun çözümü için güçlü destek vermeye devam edeceğimiz belirtildi."

   Özügergin, önceki BM özel danışmanlarıyla olduğu gibi Downer ile de verimli görüşmeler yapıldığını kaydederek, "Kendisiyle önümüzdeki dönemde yararlı bir işbirliği içinde bulunacağımıza inanıyoruz" dedi.

KIBRIS 11/09/08

 

Can the two sides bridge the gap?
By Jean Christou

TWENTY-four hours before the start of new Cyprus negotiations, there appeared to be little sense of occasion yesterday, as Ankara took the opportunity to dig its heels in on the issue of Turkey’s guarantee.

On the Greek Cypriot side, Presidential Commissioner George Iacovou made a bland statement during a road safety event at the UN about “cautious optimism”.

“Time will tell,” he said, whether the Turkish Cypriot side would show good will for progress in the long-awaited talks, which begin today to discuss governance and power sharing.

“Without the political will of the Turkish Cypriots and Turkey there can be no progress,” said Iacovou.

While Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was making statements in Brussels saying he believed it was possible “to succeed to really bridge the different views and solve the problems”, Ankara made it clear it would not budge an inch on Turkey’s guarantorship.

In an interview with Turkish channel NTV yesterday, Turkish Foreign Minister Ali Babacan said the guarantee was necessary to safeguard security in the entire eastern Mediterranean region.

“This is not an issue the two leaders can negotiate. It concerns the Republic of Turkey and it is within the will of the Turkish Republic. This issue is not part of the full-fledged negotiations currently in progress.” He said.

Greek Cypriots, however, would likely reject any solution that would allow a Turkish guarantee over the island.

Yet Babacan said he was optimistic for the talks and that Turkish Cypriots had “tangibly displayed their willingness for a comprehensive solution.”

“Although the new leader and the new government of the Greek Cypriot administration make pro-solution statements, they have not yet taken any concrete steps,” he added.

UN Chief of Mission Taye-Brooke Zerihoun also spoke ahead of the talks. Speaking at the road safety event, he said “the road ahead will be pot-holed and sometimes perilous, but it does not look blocked”.

Addressing Iacovou and Talat’s aide Ozdil Nami, Zerihoun said: “Initiatives such as the one you have embarked upon demonstrate that the pursuit of the greater good of the people of Cyprus is key in overcoming past rancour and division, and in ushering in a new era of co-operation, prosperity and peace based on respect for diversity and shared principles.”

Reports yesterday added the hunt was on for an EU Cyprus envoy who could attend the new negotiations as an adviser, mainly on technical issued related to the EU acquis as it would pertain to a solution.

So far, all the names put forward have not found favour with one or the other of the two sides.

In London, Britain’s former Cyprus envoy Lord David Hannay said the Greek Cypriot side’s dependence on UN resolutions in seeking a solution were erroneous, given Turkey’s military strength.

Asked during a lecture about UN resolutions on Cyprus that had not been implemented, Hannay said many of the documents were “dead texts”.

He added he was against holding referendums on a Cyprus solution

CYPRUS MAIL 11/09/08

 

Turkish Cypriot youths held for anti-army graffiti in north
By Simon Bahceli

FOUR Turkish Cypriot youths will appear in court in the north today after being caught “red handed” by police on Sunday as they daubed walls in the capital with slogans targeting the Turkish military.

The four all admitted writing “Out with the occupying Turkish army” on walls in the city when brought before a judge at north Nicosia’s district court on Monday. An earlier hearing at a military court was thrown out by the judge who cited a lack of evidence. The district court judge, however, demanded that the four remain in custody until their trial today.

Remzi Yektaoglu, father of one of the youths being held, told the Cyprus Mail yesterday the four were being treated “like murderers” by police in the north.

“They brought them before the judge in handcuffs,” he said, adding that although the youths had been charged with nothing more than defacement of public property, the investigation was being carried out by the political branch of the police.

“They told my son they know who he was, who his parents were, and that he had Greek Cypriot friends. The police were trying to psychologically pressurise them into admitting some greater crime,” Yektaoglu said.

Yektaoglu is a well known pro-solution campaigner who owns a left-wing bookshop and publishing company in north Nicosia. His company has published numerous books calling for the reunification of the island and for the Turkish army to leave.

The previous week, four other Turkish Cypriot youths were arrested for similar graffiti offences. It emerged then that two of the arrested were children of well-known trade unionists. That time, no charges were brought against the youths, although their family homes were searched by police, who confiscated personal computers belonging to the youths.

Similarly, the family homes of the four currently being held were raided and computers taken away “as evidence”.

“Despite the fact that they’ve been charged with vandalism, it is the political branch of the police that is carrying out the enquiry. It also needs to be asked why computers would be seized if they are guilty only of vandalism,” Yektaoglu said.

The 51-year-old publisher also complained that the four had been kept in custody from Sunday night until Monday afternoon before being allowed to telephone relatives to inform them of their arrests, and that the police raided his house without a warrant.

“As soon as I left home on Monday the police raided the house and took all the computers. They also confiscated the computers of the other youngsters arrested,” he said.

Another anomaly is that until charges are pressed only initials of those arrested are made public. In this case, Yektaoglu says, the four youths’ full names and photographs were made available to media outlets.

“It was as if the police were doing their best to demonise the four.”

Yektaoglu, however, sees what his son and friends have done as heroic.

“This is a reflection of the feeling among Turkish Cypriot youth and I am proud of my son for what he did. I in my own way, through the books I publish, express the same sentiment,” he said.

CYPRUS MAIL 11/09/08

 

 

Talat- Hristofyas görüşmesi sona erdi

 

11/09/2008 RADIKAL

Yönetim ve güç paylaşımının görüşüldüğü Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi. Bir sonraki görüşme 18 Eylül’de.

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona erdi. İki liderin sabah 10.10’da başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen aradan sonra 14.10’a kadar devam etti. Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yaptı. Downer, görüşmenin "iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin bundan sonra görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda anlaştıklarını açıkladı.
Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam edileceğini söyledi. Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti.
Downer, bir gazetecinin, "2009’da bir çözüm olup olmayacağı" sorusuna karşılık, "görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu" söyledi.(aa)

 

Dünya ABD'ye inanmıyor

11/09/2008 RADIKAL

11 Eylül saldırılarının 7. yılında saldırıların sorumluları konusunda dünya kamuoyu hala şüphe içinde... 17 ülkede yapılan araştırma bu şüpheye ilişkin belge niteliği taşıyor.

WASHINGTON - ABD 11 Eylül saldırılarından El Kaide’yi sorumlu tutmuş, başta Afganistan olmak üzere tüm dünyada terörle mücadele adı altında şüpheli avına başlamıştı. Ancak World Public Opinion tarafından 17 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması, dünya genelinde saldırının sorumluları konusunda görüş birliği bulunmadığını gösterdi.


Yapılan kamuoyu araştırması ABD dışında, birçok ülkede saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine ilişkin şüpheler bulunduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre Türklerin yüzde 36’sı da saldırılardan ABD yönetimini sorumlu tutuyor.

Saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine yönelik yaygın kanıya Kenyalılar ve Nijeryalılar sahip...

KURBANLAR TÖRENLE ANILACAK

11 Eylül saldırıları 7’nci yılında İngilizlerin, İtalyanların, Fransızların ve Almanların yarıdan fazlası da bu görüşü paylaşıyor. Mısırlıların yüzde 43’ü, Ürdünlülerin yüzde 31’i ve Filistinlilerin yüzde 19’u ise saldırılardan İsrail’i sorumlu tutuyor. Türklerin yüzde 36’sı, Meksikalıların yüzde 30’u ve Filistinlilerin yüzde 27’sine göre ise 11 Eylül saldırıları ABD yönetiminin işi.

11 Eylül’de New York ve Washington’u hedef alan saldırılarda, çoğu Dünya Ticaret Merkezi kulelerinde olmak üzere 3 bin kişi yaşamını yitirmişti. El Kaide, bir süre sonra saldırıların sorumluluğunu üstlenmişti.

 

Pazarlık başladı

"YAPICI VE VERİMLİ GEÇTİ"... Talat-Hristofyas görüşmesi 4 saat sürdü; görüşmenin ardından liderler basına açıklama yapmadı. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yaptığı kısa açıklamada, konuşmama kararı alan liderlerin "Yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüştüğünü söyledi. Görüşmenin yapıcı ve verimli geçtiğini kaydeden Downer, müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirtti. Downer, müzakerelerde "yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından "mülkiyet" konusunun ele alınacağını söyledi

 

 BASIN BÜYÜK İLGİ GÖSTERDİ... Talat-Hristofyas görüşmesine Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve uluslararası basın büyük ilgi gösterdi.  Görüşmelerin hazırlık sürecinde basının azalan ilgisinin, dün yeniden yükselişe geçtiği ve birçok televizyon kanalının canlı yayınlarla gelişmeleri aktardığı gözlemlendi. Gazeteciler, sıcak havadan BM'nin kurduğu çadırlar altında korunmaya çalıştı

  

   Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunması hedefiyle masaya oturan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereleri dün "yönetim ve güç paylaşımı" ile başlattı; böylece pazarlık süreci de başlamış oldu.

    İki lider, bir sonraki görüşmesini 18 Eylül'de yapacak; "yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından ise "mülkiyet" konusu masaya yatırılacak.

    Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, dün "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu dört saat görüştü.

    Görüşmenin "yapıcı ve verimli" geçtiği bildirildi. Liderler, aynı konuyu müzakereye 18 Eylül'de de devam edecek; daha sonra da "mülkiyet" konusuna geçecek.

   Görüşmeden sonra basına tek açıklamayı yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, "Bugün (dün) çok iyi bir görüşme gerçekleştirildi. Ancak besbelli katedilecek mesafe oldukça uzun. Sürecin daha başlangıcındayız" dedi.

    Downer, müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirterek, müzakerelerde "yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından "mülkiyet" konusunun ele alınacağını söyledi.

 

"Yönetim ve güç paylaşımı" ile başladılar

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile kapsamlı müzakerelere dün saat 10.00'da başladı. Liderler müzakereleri ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleştirdi.

   "Yönetim ve güç paylaşımı"nın müzakere edildiği görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da katıldı.

   Cumhurbaşkanı Talat'a, görüşmede, BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, hukukçu Tufan Erhürman ve uluslararası ilişkiler uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

   Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ise görüşmeye, aralarında Başkanlık Komiseri

Yorgos Yakovu, Danışmanı Tumazos Çelebis, Türk Konuları Ofisi Sorumlusu Nikos Muduro, Diplomat Menelaos Menelau ve Andreas Mavromadis'in de bulunduğu bir heyetle katıldı. 

 

Önce Downer ve Zerihoun geldi

 

   BM kontrolündeki eski Lefkoşa Havaalanı'nda görüşmeler için tahsis edilen binaya ilk olarak BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun geldi.

 

Talat el salladı, teşekkür etti

 

   Ev sahipliği yapan iki BM görevlisinin ardından görüşmeye ilk gelen lider, Cumhurbaşkanı Talat ve ekibi oldu. Saat 10.00'da makam aracıyla görüşme yerine gelen Talat, "günaydın" dedikten sonra gazetecilerin "hayırlısı olsun, kolay gelsin" dileklerine teşekkür etti, basın ordusuna el salladı ve BM yetkilileriyle el sıkıştı.

 

Hristofyas'tan "Galimera"

 

   Cumhurbaşkanı Talat'tan bir kaç dakika sonra Rum lider Hristofyas ve ekibini taşıyan araçlar görüşme yerine geldi.

    Hristofyas, "Galimera" diye seslenmesinin ardından bir gazetecinin "görüşmelerde kullanılacak ortak dilin ne olacağı" sorusuna karşılık, "adada barışı, anlaşmayı sağlayacak ve iki toplumun çıkarlarını gözetecek bir barış dili kullanılacağını" söyledi.

   Her iki lideri de BM yetkilileri Downer ve Zerihoun karşıladı.

 

Basının ilgisi arttı

 

   Talat-Hristofyas görüşmesine Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve uluslararası basın büyük ilgi gösterdi.  Görüşmelerin hazırlık sürecinde basının azalan ilgisinin, dün yeniden yükselişe geçtiği ve birçok televizyon kanalının canlı yayınlarla gelişmeleri aktardığı gözlemlendi.

   Gazeteciler, sıcak havadan BM'nin kurduğu çadırlar altında korunmaya çalıştı.

   Kıbrıs sorunuyla ilgili 21 Mart süreci hazırlık görüşmeleri, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin resmi ikametgahında yer alırken, dünkü görüşme Annan Planı görüşmeleri döneminde de kullanılan eski Lefkoşa Havaalanı yanındaki binada yapıldı.

 

Beklenenden kısa sürdü

 

   Liderlerin saat 13.00 sıralarında yemek arası verip 16.00'ya kadar görüşmeye devam edeceği duyumunun aksine görüşme saat 14.15'te sona erdi.

   Liderlerin görüşme mekânından çıkışları ve araçlarına binişleri sırasında iki bayan BM askeri görev yaptı. Görüşmeden ilk ayrılan, gelirken olduğu gibi Cumhurbaşkanı Talat'tı. Talat'ı, aracına binerken, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun uğurladı.

 

Liderlerden açıklama yok

 

   Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarına eliyle selam vererek makam aracına bindi ve görüşme yerinden ayrıldı.

   Hemen ardından Rum lider Hristofyas da aynı şekilde BM yetkililerince uğurlandı. Hristofyas da Talat gibi basına açıklama yapmadı. Sorulan bir soruyu da yanıtsız bırakan Hristofyas, açıklamanın Downer tarafından yapılacağını söyledi.

   İki lideri uğurladıktan sonra yeniden binaya giren BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, elindeki küçük bir not kâğıdıyla hemen geri gelerek görüşmeye ilişkin çok kısa açıklama yaptı ve birkaç soruyu yanıtladı.

 

Downer: Yapıcı ve verimli

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmeden çıkışta yaptığı kısa açıklamada, konuşmama kararı alan liderlerin "Yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüştüğünü söyledi.

   Görüşmenin yapıcı ve verimli geçtiğini kaydeden Downer, müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirtti.

 

"Sürecin daha başındayız"

 

   Alexander Downer, gazetecilerin sorusu üzerine, kararlaştırılmış belirli bir zaman sınırlaması olmadığına işaret ederek, liderlerin sürecin ilerlemesi için elerinden geleni yaptığını söyledi.

   Downer, "Bugün (dün) çok iyi bir görüşme gerçekleştirildi. Ancak besbelli kat edilecek mesafe oldukça uzun. Sürecin daha başlangıcındayız" dedi.

   Downer, "Liderler sadece görüştü mü, yoksa müzakere mi etti?" yönündeki soruya "Müzakere ettiler" yanıtını verdi.

      

Bir sonraki konu mülkiyet

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, başka bir soru üzerine, müzakerelerde "yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından "mülkiyet" konusunun ele alınacağını söyledi.

 

" Zaman alacak"

 

   "Yönetim ve güç paylaşımı" müzakerelerinin 18 Eylül'de de devam edeceğine işaret eden Downer, görüşmelerin aslında iyi devam ettiğini, ancak güç paylaşımı ve anayasa gibi büyük sorunları çözmenin zaman alacağını ifade etti.

 

Hristofyas köşk önünde de açıklama yapmadı

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün yaptığı görüşmeden sonra saat 14.30'da Rum Başkanlık Köşkü'ne döndü.

   Gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen görüşmenin içeriğiyle ilgili açıklamaya yapmayan Hristofyas, bir soru üzerine bundan sonra izlenecek prosedürün daha sonra açıklanacağını söyledi.

   İlk konu olarak dün ele alınan yönetim ve güç paylaşımı konusunun 18 Eylül'e kadar tamamlanmasının mümkün olup olmadığının sorulmasına karşılık "Benden böyle şeyler istemeyin, bu süreç içerisinde ortaya çıkacak" diyen Hristofyas "Bunlar prosedürel şeylerdir, kesin bir şey söyleyemem ama 18 Eylül'de devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

   Hristofyas bir Rum gazetecinin "Genel hatlarıyla ilk görüşmeden memnun musunuz, insani olarak kendi kişisel değerlendirmenizi istiyorum" sorusu üzerinde ise "şu an memnun olup olmadığımı söylememin zamanı değil" yanıtını verdi.

KIBRIS 12/09/08

 

Gençler, teminatla serbest kaldı

Erol UYSAL

 

   Başkent Lefkoşa'da, ağustos ve eylül aylarında birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef alan "İşgalci Türk ordusu defol" türünde, manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle poliste tutuklu olan Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli 20 yaşlarındaki dört genç dün teminat duruşması için Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin huzuruna çıkarıldı.

   Verilen şahadet ışığında tahkikatın tamamlandığını göz önünde bulunduran yargıç Ulutekin, 4 zanlının da mukayyitliğin uygun göreceği KKTC vatandaşı muteber bir kişinin 10'ar bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalaması, haftada bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta bulunmaları ve yargılanıncaya kadar yurt dışına çıkışlarının yasaklanması koşuluyla serbest kalmalarına karar verdi.

   Gençler, teminat duruşması için mahkemeye çıkarıldığı esnada, mahkeme avlusunda toplanan aileleri ve yakınları tarafından alkışlarla karşılandılar.

   Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne bağlı Adli Şube Amirliği'nde görev yapan ve meselenin tahkikat sorumlusu olan Müfettiş Muavini Oral Ordu, mahkemede yeminli şahadet vererek, Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli zanlıların, Lefkoşa'da, ağustos-eylül aylarında birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef alan zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle arandıklarını ve 8 Eylül tarihinde Dr. Burhan Nalbantoğlu Caddesi'ndeki bir duvara yazı yazdıkları esnada, tespit edilerek tutuklandıklarını anlattı.

   Zanlıların "manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar yazmak" ve "kasti hasar" suçlarından methaldar olduklarını ifade eden Ordu, zanlıların suçlarını kabul ettiklerini belirtti.

   Tahkikatın tamamlandığını ifade eden Ordu, zanlıların yargılanıncaya dek mahkemenin uygun göreceği bir teminat şartına bağlanması talebinde bulundu.

   Verilen şahadet ışığında tahkikatın tamamlandığını göz önünde bulunduran Yargıç Ulutekin 4 zanlının da mukayyitliğin uygun göreceği KKTC vatandaşı muteber bir kişinin 10'ar bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalaması, haftada bir gün en yakın polis karakoluna ispat-ı vücutta bulunmaları ve yargılanıncaya kadar yurt dışına çıkışlarının yasaklanması koşuluyla serbest kalmalarına karar verdi.

   Teminat şartlarını yerine getiren gençler serbest kaldı.

KIBRIS 12/09/08

Power-sharing kicks off talks
By Jean Christou

THE CYPRUS talks yesterday got off to a low-key start in terms of show, but some real work was done on the issue of governance during the four and a half hour meeting, according to those close to the process.

Unlike the inaugural meeting of the leaders on September 3 when President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat made separate statements that later caused bad feeling on the Greek Cypriot side, not even a joint statement was made yesterday.

In New York UN Secretary General Ban Ki-moon said later yesterday he was encouraged by the progress, and said he had already urged the leaders in Cyprus, Greece and Turkey to seize the moment when he spoke to them by phone in the past week.

“During calls to all the leaders I have encouraged them to seize this momentum and try to demonstrate their political leadership with a sense of flexibility and wisdom and to look beyond their regional issues to the future of the Cypriot people,” said Ban.

“While I believe the Cypriot people have the ownership of this (negotiating process), we are committed to continue to provide our facilitating role,” he added.

Although there is no UN-imposed blackout on the talks, the leaders themselves decided not to turn the process into a media circus and give fodder to the prophets of doom as they did last time.

Instead, UN special envoy Alexander Downer made a brief comment and then answered questions.

“The talks have been productive and the talks have been fruitful and they will continue the negotiations on the 18th September,” Downer said.

He said real negotiations had taken place on the issue of governance, which will be continued at the next meeting.

After that the thorny issue of property will be opened for negotiations, the UN envoy said.

Downer himself is due to leave for Australia tonight or tomorrow and may not attend the next meeting. He will hold a news conference in Nicosia later today.

“Both leaders are doing what they can to push the process ahead at an appropriate speed. It has been a good discussion today but obviously there is a long way to go. It’s the very beginning of the process,” he said yesterday.

“There will be a continuation of the discussion on governance and power sharing and the subject that had been stipulated before and they will be moving on to the property issue after that.”

Asked if he was happy with yesterday’s proceedings, which began at 10am, Downer said he thought things were going well.

“These are big issues. Discussing something like governance and power sharing for a constitution is a big question, so inevitably it will take a bit of time,” he said.

Downer said the meeting was as he imagined it would be.

Or in the words of another source: “It was as good a start as you could have hoped for.”

Talat came out smiling from the meeting but Christofias did not appear to be in the best of form, which the sources confirmed. But they said his mood had nothing to do with the process and did not affect the meeting.

Prior to the President and his team of aides leaving from the presidential palace yesterday morning, Christofias said he was going to the talks with self confidence.

“Our cause is a just cause. We will defend it and I hope and wish that the other side will show the same good will and understanding”, he said.

“All will be judged at the negotiating table. What is being said outside is important but it is of a secondary importance, given the fact that the real positions of the Turkish Cypriots and the Greek Cypriots are expressed there (at the negotiations).”

Later when he was asked if he was satisfied with the meeting with Talat he said: “This is not the time to say if I am satisfied or not.”

CYPRUS MAIL 12/09/08

 

 

Landmark ruling on Turkish Cypriot property

THE SUPREME COURT yesterday deemed a property transaction between a Greek and Turkish Cypriot “illegitimate and as such without standing,” in what was described as a landmark ruling.

The Court heard how a Turkish Cypriot woman, Perihan Mustafa Korkut, who had emigrated to Australia before 1974, had agreed to sell to a Greek Cypriot from Australia two plots of land situated near Polis Chrysochous. The land had been placed in the care of the Guardian of Turkish Cypriot properties since the invasion.

Following the submission of the sales agreement at the Paphos Land Registry in 2003, the plots were valued at several million euros above the agreed price. Korkut then reneged on the deal, despite the fact that the buyer had already paid a deposit of 150,000 Australian dollars.

In its unanimous decision, the Court cited a July 1991 law stipulating that transactions involving Turkish Cypriot property, the owners of which emigrated before the passing of the law or who live in the occupied areas, are null and void.

Responding, Korkut’s lawyer, Leonidas Georgiou, said that the ruling establishes beyond any doubt the legitimacy of the status of the Guardian of Turkish Cypriot properties. Any funds exchanged for purchases, but without the prior approval of the Guardian, were essentially lost, he said.

CYPRUS MAIL 12/09/08

 

 

Tylliria residents join forces to demand crossing
By Jean Christou

GREEK Cypriots and Turkish Cypriots from the area of Tylliria yesterday held a joint demonstration outside the UNPA for the opening of the Limnitis crossing as Cyprus talks got under way.

Residents have been pushing for the opening of Limnitis since the first crossing opened at the Ledra Palace in April 2003.

The issue came to a head recently, when the Turkish side refused to allow Greek Cypriots to cross to a church in Morphou for a saint’s feast day.

Greek Cypriot residents had only weeks before backed away from plans to block an annual crossing by Turkish Cypriots in the hope they too would be allowed to use the convenient Limnitis road to visit Morphou.

Permission was not granted by the Turkish Cypriot side, however, a move that created bad feeling on the Greek Cypriot side.

Yesterday, residents from both sides of the area called on the two leaders to push through the opening of Limnitis.

“We are here today to demand the opening of the crossing point at Limnitis and at other points as well,” said Andreas Karos, the representative of the Pyrgos-Limnitis-Kokkina Committee.

The move would end the 44-year isolation of the people of Tylliria and would revitilise the area, Karos said.

Musa Seral, the representative of the Turkish Cypriot faction of the same committee, said it was the desire of all the people of the area to have the crossing opened.

“We gathered here today to call on the two leaders to decide on the opening of Limnitis gate,” he said. “We demand the leaders stop bargaining and open the crossing.”

Green Party leader George Perdikis joined the demonstrators saying: “The isolation of the people of Tylliria must come to an end. We cannot accept the negative stance of the leader of the Turkish Cypriot community, Mehmet Ali Talat, on the matter.”

The joint committee handed in a resolution for the opening to UN personnel to be passed on to the leaders who were meeting inside the UNPA.

“It will be necessary that decisions to bring the two communities closer are taken, such as the opening of Limnitis, which will send a strong message of hope and will give strong support to the general target of reunification,” the resolution said.

CYPRUS MAIL 12/09/08

 

 

Black cabs to go on sale in Cyprus
By Leo Leonidou

BLACK cabs are to be imported to the island from the UK and will go on sale from next week.

The Char. Pilakoutas Group will be holding a news conference on Monday at the residence of the British High Commissioner in Nicosia to show off one of the TX4 vehicles.

Marketing Manager Andros Skalistis yesterday told the Mail that, “there is a big market in Cyprus for these cabs and we are very confident of selling good numbers.”

He added that they will be available to everybody, but will prove to be most popular with existing taxi drivers.

“This is the only vehicle designed specifically to carry different kinds of paying passengers and will also be the only standard taxi on the island capable of transporting five people plus the driver.”

He added that the cabs will make the lives of disabled people much easier, thanks to special wheelchair ramps, as well as offering an extremely comfortable ride to everybody.

“Passengers will be separated from the driver by heavy-duty plexiglass, enabling complete privacy as well as guaranteeing the driver’s safety from any potentially criminal passengers. An intercom system can be used for communication.”

Prices will be announced on Monday, with Skalistis adding that the cabs “will be available in almost any colour that you can think of.”

UNDOUBTEDLY the most recognisable shape of all taxis, motorised hackney cabs, traditionally all black, have the popular name of black cabs

With its iconic shape and famous 25 foot turning circle, the TX series has revolutionised the taxi industry.

Electric hackney carriages appeared before the introduction of the internal combustion engine to vehicles for hire in 1901. During the 20th century, cars generally replaced horse-drawn models, and the last horse-drawn hackney carriage ceased service in London in 1947.

Regulations define a hackney carriage as a taxicab allowed to ply the streets looking for passengers to pick up, as opposed to private hire vehicles (sometimes called minicabs), which may only pick up passengers who have previously booked or who visit the taxi operator’s office.

Luggage usually goes in the passenger compartment or travels in the front next to the driver - these vehicles have no front passenger-seat. A door has replaced the original open side. All models can also accommodate wheelchairs in the back

The latest TX4 model boasts the most tested of any taxi engine; over 600,000 miles of real taxi use were used for testing purposes, as well as real life extreme hot and cold climates.

In London, drivers have to pass a test called ‘The Knowledge’ to demonstrate they have an intimate knowledge of London streets.

There are currently around 21,000 black cabs in London, licensed by the Public Carriage Office.

CYPRUS MAIL 12/09/08

 

 

Ban: Kıbrıs’ta liderler esneklik göstermeli

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs’taki iki liderin görüşmeler sırasında “esneklik ve liderlik göstermeleri ve geleceği düşünmeleri gerektiğini” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:41 TSİ 12 Eylül 2008 Cuma

 

NEW YORK - Genel Sekreter Ban, BM’de düzenlediği basın toplantısında bir Rum gazetecinin kendisinden Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son gelişmeleri değerlendirmesini istemesi ve “bu kez BM değişik ne yapabilir?” sorusu üzerine, Kıbrıs sorununun 40 yılı aşkın bir zamandır devam ettiğini ve bu sorunun artık en kısa zamanda çözülmesi gerektiğini belirtti.

 

Ban, geçen Temmuz ayında Paris’te Kıbrıslı Rum lider, ardından (Berlin’de) Kıbrıslı Türk liderle görüştüğünü hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Onların iki lider olarak bir araya gelme suretiyle görüşmeleri devam ettirme konusundaki taahhüt ve isteklerinden son derece etkilendim. Bana iki liderin eski arkadaşlar olduğu söylendi. Bu da siyasi açıdan iyi bir atmosfer yaratacaktır. Ben iyi bir ivme yaratıldığına inanıyorum ve BM de hem (adadaki) iki taraf, hem de diğer ilgili taraflarca son derece saygı duyulan ve deneyimli bir diplomat olan yeni Kıbrıs özel danışmanıyla (sürece) yeniden güç, enerji veriyor.”

Genel Sekreter Ban, adadaki liderlerden sorunların çözümü yolunda esneklik göstermeleri istediğini de belirterek, “Liderler ‘güç paylaşımı, yönetim ve mülk” gibi son derece özlü ve ihtilaflı konuları görüşmeye başladıklarında esneklik ve liderlik göstermeliler, şu anki meselelerin ötesine geçip geleceği düşünmeliler” dedi.


 

Downer: BM planı olmayacak

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, “ortada bir BM planı olmayacağını, kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın vereceğini” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 20:40 TSİ 12 Eylül 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Downer, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de düzenlediği basın toplantısında, temasları ve başlatılan kapsamlı müzakereler hakkında bilgi verdi. Müzakerelerin olumlu başladığını ve iyimser olduğunu dile getiren Downer, iyimserliğinin aptalca olmadığını, göreve atanmadan önce, konu hakkında araştırma yaptığını, okuduğunu, çözülemeyecek sorun bulunmadığını belirtti.

 

Ortada BM planı olmayacak” diyen Alexander Downer, “kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın vereceğini” kaydetti.

Kıbrıs müzakerelerinin “zorlu bir süreç olacağını” ifade ederek, iki tarafın sorunu çözme yönünde gösterdiği kararlılıktan etkilendiğini dile getiren Downer, Atina ve Ankara ile Adada temaslar yaptığını ve genelde dinlediğini, temaslarından güç aldığını belirtti.

Downer, Kıbrıs sorununu çözmek için bugüne kadar çok deneme yapıldığını ve bunların başarısızlıkla sonuçlandığını, bu kez de “zorlu bir süreç olacağını” kaydetti.

“Önümüzde barış süreci var” diyen Downer, sürecin zor geçeceğini, ancak iki tarafın gösterdiği kararlılıktan etkilendiğini söyledi. Downer, BM’nin görevini, sürece yardımcı olmak şeklinde tanımladı.

Kıbrıs’taki siyasi sürecin kendine has özellikleri bulunduğunu, iki tarafın pozisyonunun ayrı olduğunu ve bunların bilindiğini ifade eden BM yetkilisi, farklı görüşleri, siyasi iradenin bir araya getireceğini belirtti. Downer, “Kıbrıs’a yerleşecek misiniz?” yönündeki bir soruya karşılık, görevi “part time” olduğu için kabul ettiğini belirterek, Adaya gidip-geleceğini söyledi.

Basın toplantısından sonra Avustralya’ya gideceğini, oradan New York’a geçerek, BM’ye rapor sunacağını belirten Downer, Adaya ekim başında döneceğini bildirdi.

 

Kıbrıs'ta çözüm için BM'nin planı olmayacak

 

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, "ortada bir BM planı olmayacağını, kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın vereceğini" söyledi.

 

Downer, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de düzenlediği basın toplantısında, temasları ve başlatılan kapsamlı müzakereler hakkında bilgi verdi.

Müzakerelerin olumlu başladığını ve iyimser olduğunu dile getiren Downer, iyimserliğinin aptalca olmadığını, göreve atanmadan önce, konu hakkında araştırma yaptığını, okuduğunu, çözülemeyecek sorun bulunmadığını belirtti.

"Ortada BM planı olmayacak" diyen Alexander Downer, "kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın vereceğini" kaydetti.
Kıbrıs müzakerelerinin "zorlu bir süreç olacağını" ifade ederek, iki tarafın sorunu çözme yönünde gösterdiği kararlılıktan etkilendiğini dile getiren Downer, Atina ve Ankara ile Adada temaslar yaptığını ve genelde dinlediğini, temaslarından güç aldığını belirtti.

Downer, Kıbrıs sorununu çözmek için bugüne kadar çok deneme yapıldığını ve bunların başarısızlıkla sonuçlandığını, bu kez de "zorlu bir süreç olacağını" kaydetti.

"Önümüzde barış süreci var" diyen Downer, sürecin zor geçeceğini, ancak iki tarafın gösterdiği kararlılıktan etkilendiğini söyledi. Downer, BM'nin görevini, sürece yardımcı olmak şeklinde tanımladı.

Kıbrıs'taki siyasi sürecin kendine has özellikleri bulunduğunu, iki tarafın pozisyonunun ayrı olduğunu ve bunların bilindiğini ifade eden BM yetkilisi, farklı görüşleri, siyasi iradenin bir araya getireceğini belirtti.

Downer, "Kıbrıs'a yerleşecek misiniz?" yönündeki bir soruya karşılık, görevi "part time" olduğu için kabul ettiğini belirterek, Adaya gidip-geleceğini söyledi.

Basın toplantısından sonra Avustralya'ya gideceğini, oradan New York'a geçerek, BM'ye rapor sunacağını belirten Downer, Adaya ekim başında döneceğini bildirdi.



CNN TURK 13/09/08

 

 

Esneklik ve liderlik göstersinler,geleceği düşünsünler

 

BAN Kİ MOON MEMNUN... BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'ta önceki gün iki lider arasındaki toplantının "verimli geçtiğini" söyledi. Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin görüşmeler sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve geleceği düşünmeleri gerektiğini" de kaydetti

 

   BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'ta önceki gün iki lider arasındaki toplantının "verimli geçtiğini" söyledi. Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin görüşmeler sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve geleceği düşünmeleri gerektiğini" de kaydetti.

   Genel Sekreter Ban, BM'de önceki gün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs'a atıfta bulunarak, bu hafta Kıbrıs sorunuyla ilgilenen tüm önemli taraflarla konuştuğunu belirtti. Ban, bu çerçevede "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis" ile telefonda görüştüğünü söyledi.

   Ban şöyle konuştu:

   "(Kıbrıs konusunda) ilerleme sağlamamızdan ve bizim bu konudaki kolaylaştırıcı rolümüzden cesaret aldım. İlk özlü görüşmeler başladı ve toplantıya özel danışmanım Alexander Downer da katıldı. Danışmanım toplantının verimli geçtiğini söylüyor. Tüm liderlerle yaptığım telefon görüşmelerimde onlardan bu ivmeyi yakalamalarını, esneklik ve bilgelik duygusuyla siyasi liderlik göstermeye çalışmalarını istedim."

   Ban, bu çerçevede, tarafların şu anki meselelerinin ötesinde Kıbrıslı insanların geleceğine bakmaları gerektiğini belirterek, BM'nin konunun çözümüne yönelik kolaylaştırıcı rolünü sürdürme kararlılığında olduğunu vurguladı.

   

İki lider eski arkadaş, bu iyi bir atmosfer yaratır

 

   BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin görüşmeler sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve geleceği düşünmeleri gerektiğini" söyledi.

    Genel Sekreter Ban, önceki gün BM'de düzenlediği basın toplantısında bir Rum gazetecinin kendisinden Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son gelişmeleri değerlendirmesini istemesi ve "bu kez BM değişik ne yapabilir?" sorusu üzerine, Kıbrıs sorununun 40 yılı aşkın bir zamandır devam ettiğini ve bu sorunun artık en kısa zamanda çözülmesi gerektiğini belirtti.

   Ban, geçen temmuz ayında Paris'te Kıbrıslı Rum lider, ardından (Berlin'de) Kıbrıslı Türk liderle görüştüğünü hatırlatarak, şöyle konuştu:

   "Onların iki lider olarak bir araya gelme suretiyle görüşmeleri devam ettirme konusundaki taahhüt ve isteklerinden son derece etkilendim. Bana iki liderin eski arkadaşlar olduğu söylendi. Bu da siyasi açıdan iyi bir atmosfer yaratacaktır. Ben iyi bir ivme yaratıldığına inanıyorum ve BM de hem (adadaki) iki taraf, hem de diğer ilgili taraflarca son derece saygı duyulan ve deneyimli bir diplomat olan yeni Kıbrıs özel danışmanıyla (sürece) yeniden güç, enerji veriyor."

   Genel Sekreter Ban, adadaki liderlerden sorunların çözümü yolunda esneklik göstermeleri istediğini de belirterek, "Liderler güç paylaşımı, yönetim ve mülk gibi son derece özlü ve ihtilaflı konuları görüşmeye başladıklarında esneklik ve liderlik göstermeliler, şu anki meselelerin ötesine geçip geleceği düşünmeliler" dedi.

KIBRIS 13/09/08

 

 

Downer'i etkilediler

"HER İKİ LİDERİN KARARLILIĞINDAN ETKİLENDİM"... Alexander Downer, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulma hedefiyle başlayan yeni müzakere sürecinden umutlu olduğunu yineleyerek, "Bu kez sorunu çözmeye çalışmak için siyasi irade var" dedi. Downer, her iki liderin de müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma yönündeki kararlılığından etkilendiğini vurgulayarak, BM'nin de sürece katkıda bulunma konusunda elinden geleni yapacağını söyledi

 

 "SÜRECİN BAŞARIYA ULAŞMA ŞANSI VAR"... Her süreçte zamanın, şartların ve tarihin farklı olduğunu; bugünün şartlarıyla 4 sene veya 40 sene önceki şartların aynı olmadığını vurgulayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, "Bu kez başarıya ulaşılacak. Bu gün liderler bunun için istekli ve kararlı. Sürecin başarıya ulaşma şansı var" dedi

 

 DOWNER, BM GÜVENLİK KONSEYİ'NE BİLGİ VERECEK... Adadan ayrıldıktan sonra birkaç gün Avustralya'da kalıp daha sonra New York'ta BM Güvenlik Konseyi'ne süreçle ilgili bilgi vereceğini söyleyen BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, 18 Eylül'de devam edecek görüşmeye Zerihoun'un ev sahipliği yapacağını, kendisinin de ekim başlarında yeniden adaya dönmeyi düşündüğünü kaydetti

  

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulma hedefiyle başlayan yeni müzakere sürecinden umutlu olduğunu yineleyerek, "Bu kez sorunu çözmeye çalışmak için siyasi irade var" dedi.

   Downer, her iki liderin de müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma yönündeki kararlılığından etkilendiğini vurgulayarak, Birleşmiş Milletler'in de sürece katkıda bulunma konusunda elinden geleni yapacağından şüphe duyulmamasını istedi.

   Adaya Özel Danışman olarak 1 Eylül'de gelen ve liderlerin 3 Eylül'deki ilk görüşmesinde olduğu gibi önceki günkü görüşmede de hazır bulunan Downer,  dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenleyerek adaya geldiği günden itibaren her iki tarafta ve Ankara ile Atina'da gerçekleştirdiği temasları değerlendirdi.

  Basın toplantısında BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.

 

Duyduklarım beni cesaretlendirdi

 

  Adaya geldiği 1 Eylül'den itibaren öncelikle 3 Eylül'de liderlerin ilk görüşmesinde hazır bulunduğunu, ardından her iki tarafta siyasi parti yetkilileriyle görüştüğünü, Atina ve Ankara'daki temaslarının ardından yeniden adaya dönerek önceki günkü görüşmeye katıldığını anlatan Downer,  tüm bu temaslarında duyduklarının kendisini cesaretlendirdiğini vurguladı.

 

Zor bir süreç ama siyasi irade var...

 

  İki liderin önceki gün ele almaya başladığı "Yönetim ve Yetki Paylaşımı" ile ilgili görüşmenin iyi geçtiğini,  görüşmenin dostça bir atmosferde ve yapıcı geçtiğini belirten Downer, sürecin zor olduğunu, yıllardır çözüm

bulunmadığını dolayısıyla basit ve kolay bir süreç olmayacağını, ancak bu kez sorunu çözmeye çalışmak için siyasi iradenin var olduğuna inandığını söyledi.

  "Her iki tarafın da müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma yönündeki kararlılığından etkilendim" diyen Downer,  BM'nin de sürece katkıda bulunma konusunda elinden geleni yapacağından şüphe duyulmamasını istedi.

 

Güvenlik Konseyi'ne bilgi...

Ekim başında dönecek

 

  Adadan ayrıldıktan sonra birkaç gün Avustralya'da kalıp daha sonra New York'ta BM Güvenlik Konseyi'ne süreçle ilgili bilgi vereceğini söyleyen Downer, 18 Eylül'de devam edecek görüşmeye Zerihoun'un ev sahipliği yapacağını, kendisinin de ekim başlarında yeniden adaya dönmeyi düşündüğünü kaydetti.

   Downer, önceki günkü görüşmeyle ilgili daha söylenecek pek çok şey olduğu ancak her şeyin açıklanması taraftarı olmadıklarını ifade ederek, önemli olanın liderlerin hisleri ve bu sürecin barışla noktalandırılması olduğunu belirtti ve bundan umutlu olduğunu, sürece katkıda bulunmak için elinden gelen çabayı göstereceğini yineledi.

 

Sorular

 

  Downer, garantiler ve TC kökenlilerle ilgili bir soru üzerine, öncelikle bu göreve gelmeden önce politikayı bıraktığını anımsattı ve "politikada farklı pozisyonlar olabileceğine" dikkat çekti. Farklı pozisyonları yakınlaştırmanın güç olduğunu vurgulayan Downer, "Aksi halde sorun yıllar önce çözülürdü ve yeniden müzakere masasına oturmamız gerekmezdi" ifadelerini kullandı.

  Downer, hedeflerinin iki farklı pozisyona sahip tarafı bir araya getirmek ve sürecin sonunda anlaştırmak olduğunu belirterek, bundan umutlu olduğunu ancak zaman gerektiğini söyledi.

 

Görevimiz sürece yardımcı olmak

 

  Downer, "arabuluculuk" konusundaki bir soruyu yanıtlarken de, görevlerinin sürece yardımcı olmak olduğunu ve yardımcı olmayacak bir şeyi yapmaktan kaçınacaklarını vurgulayarak, "BM yardımcı olmaya kararlıdır" dedi. Müzakereler sonunda olası bir anlaşmanın her iki tarafın referandumuna sunulacağı ve bu referandumun BM'de veya bir başka ülkede değil Kıbrıs'ta olacağını,  karar verecek olanın buradaki insanlar olduğunu kaydeden Downer, bunu anlamanın önemli olduğunu söyledi.

  3 Eylül'deki görüşmenin sonunda "iyimser" olduğunu söylediğini hatırlatan bir gazetecinin, "son görüşmeden ne derecede iyimser olduğunu" sorması üzerine ise Özel Danışman Downer, "Aynı seviyede iyimserim" dedi.

 

Etkileyici bir siyasi irade...

 

  Siyasi irade olmasının önemini vurgularken de, gerçekten sorunu çözmek isteyen liderlerin varlığına dikkat çeken Downer, "Taraflar arasında farklı vizyonlar, pozisyonlar olabilir ancak etkileyici bir siyasi irade var ve beni iyimser olmaya iten de budur" diye konuştu.

 

Mülkiyetten sonra AB konuları

 

    Müzakerelerde izlenecek prosedüre ilişkin soruları da yanıtlayan Downer, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"nın ardından "Mülkiyet" ve sonrasında da "AB konuları, ekonomi, güvenlik" gibi konuların ele alınmaya başlanacağını, tarafların yakınlaşabileceği veya çalışma gruplarına aktarılabilecek konular yanında uzlaşılması güç konular da olabileceğini ve bunların daha sonraya bırakılabileceğini anlattı.

 

Sürecin başarı şansı var

 

   Downer, "Sorun çok eski ve her gelen BM yetkilisi umutlu olmasına rağmen çözüme ulaşılamadı" şeklindeki soruya karşılık ise, "geçmişte başarıya ulaşılamamasının yeniden denemeye engel olmadığını" söyledi.

  Downer, her süreçte zamanın, şartların ve tarihin farklı olduğunu; bugünün şartlarıyla 4 sene veya 40 sene önceki şartların aynı olmadığını vurguladı.  

  Downer, "Bu kez başarıya ulaşılacak. Bu gün liderler bunun için istekli ve kararlı. Sürecin başarıya ulaşma şansı var" şeklinde konuştu.

   Bir başka soruya karşılık Downer, temaslarından edindiği izlenimin, çözüm yönündeki beklentinin de yüksek olduğu şeklinde olduğunu ekledi.

KIBRIS 13/09/08

 

Giving nothing away beyond the sound bites
By Jean Christou

U.N. SPECIAL envoy Alexander Downer yesterday faced his first real Cyprus media challenge, successfully giving away nothing during a news conference in Nicosia.

It was Downer’s second news conference in Cyprus, but the first since the negotiations started on September 3.

Along with the usual UN platitudes, such as being “encouraged”, seeing “political will”, and predicting a “difficult process”, yet being “cautiously optimistic”, the Australian former Foreign Minister deftly dodged a number of atypical Cyprob questions.

Asked about the guarantees issued – a red line for Turkey – Downer cheerfully replied: “I’m not going there.”

Speaking of the process so far, he said: “There will be ups and downs and goods days and bad days. There will be good headlines and bad headlines of course.”

But he said he was determined that this time the process would succeed.

Reminded of the 16 other envoys that had gone before him who had probably also felt the same way when they took on the Cyprus issue, Downer said: “I wouldn’t have taken on this job if I thought it was a doomed job. I looked at it very carefully before I accepted this job and I thought there was a chance of the process being successful and I remain of that view.”

He said just because the process had failed in the past, it did not mean “you don’t try to make it succeed in the present or the future”.

“There is a time when these things can work and there is a time when they won’t. Time and circumstances change. It depends on a lot of variables,” he said.

“The circumstances of today are not the same as four years ago or 34 years ago. You have two leaders who want to succeed and are quite determined to succeed.”

Asked whether there was likely to be any necessity for UN arbitration this time around, Downer said the UN was willing to help in any way possible.

“How the help will manifest, time will tell,” he said. “There is not going to be a UN plan or scheme. If people don’t feel comfortable it’s never going to happen.”

Having neatly dodged a number of other questions of substance, Downer said: “I will concede one thing to you. It’s taking a lot more time than I had originally anticipated and I will be here a great deal over the next few months. There is no doubt about that.”

Downer leaves the island today for Australia and will then travel to New York to brief the Security Council on the Cyprus meetings. He will not be present when the leaders meet again on Thursday.

He rounded off his news conference with another statement of optimism after being asked whether he was equally optimistic now as he was before the negotiations began.

“But I’m not naïve,” he said. “This is an incredibly difficult process but I am optimistic. What I’ve looked for is political will and it’s impressive. That gives me cause for cautious optimism.”

CYPRUS MAIL 13/09/08

 

 

Turkish halloumi requests rejected
By Marcos Charalambides

THE HALLOUMI registration saga has overcome a new hurdle, with the Supreme Court rejecting a Turkish Cypriot application to suspend Cyprus’ application to register the product in the EU.

Judge Rallis Gabrielides on Thursday rejected the requests of Turkish dairy producers KOOP-SUT that the Court should issue a temporary order calling for the government’s application to register halloumi as a Protected Designation of Origin (PDO) not to be sent to the European Commission until the matter is discussed and a final decision is reached by the court.

The PDO law is designed to protect the names of regional foods and ensures that only products genuinely originating from that region are allowed in commerce, in order to protect the reputation of regional foods and eliminate any unfair competition and misinformation by non-genuine products, which may be of inferior quality or different in flavour.

The issue of registering halloumi as a PDO has been ongoing for months and this development could have been viewed positively were it not for another temporary court order which prevents the Agriculture Ministry from going ahead with the application, in light of a pending legal suit with Alpina farm.

According to yesterday’s Politis, Thursday’s case brought up the issue of including the appellation “hellim”, the name under which Turkish Cypriots sell the cheese, in the PDO application.

What the judge rejected was the claims by the Turkish Cypriot lawyer that the publication of the PDO application in a Turkish Cypriot newspaper constituted a breach of the current legislation whereby the government cannot enforce the acquis communautaire in the occupied areas – something he asserts was part of the Republic’s accession treaty.

The judge argued that this was, in fact, not the case but rather that the publication’s aim was to inform everyone residing within the Republic’s dominion about the PDO procedure. He added that, in any case, the relevant legislation states that the Republic is not required to enforce the acquis communautaire on the occupied areas, but this does not imply that the Republic is required not to enforce the acquis.

CYPRUS MAIL 13/09/08

 

 

Government annoyed at Turkish leaks
By Jean Christou

THE GREEK Cypriot side was clearly annoyed yesterday after Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat broke the embargo on talking about the new negotiations.

“It certainly doesn’t help,” President Demetris Christofias muttered on his way to a meeting at ruling AKEL headquarters yesterday evening.

Immediately after the two leaders met on Thursday to discuss governance and power-sharing in their first meeting on substantive issues, Talat gave an interview to Turkish TRT television discussing his positions.

An exclusive story also appeared in Turkish mainland newspaper Milliyet, giving details of what was discussed.

The Greek Cypriot side declined, however, to be drawn into a conflagration over the issue, although criticising Talat for doing the interview.

Both leaders had agreed on Thursday not to make statements after their meetings. Public statements from either side tend to lead to a war of words through the press.

Foreign Minister Marcos Kyprianou said Talat should not have violated the agreement.

“It was a wrong move by Mr Talat to have given that interview, shortly after the talks. It’s ironic that Mr Talat, who had recently criticised President Christofias for making too many public statements, was the first to violate the agreement”, Kyprianou said.

He said the Greek Cypriot side would not follow suit.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government would observe the commitment to avoid any statements that could affect the climate of the talks.

He said he hoped Talat would do the same from now on.

“During this period, we will be very careful in order to maintain a good climate that will help the negotiations,” said Stefanou

AKEL spokesman Andros Kyprianou was also asked about Talat’s move and the content of the Milliyet report.

“I cannot confirm nor deny what has been published,” he said.

“We will not play this game, we will stick to what has been agreed between the two leaders and the UN that the content of these talks should not see the light of publicity.”

He did say, however, that Talat’s decision to air the issues publicly was disappointing.

According to reports in Turkish Cypriot newspapers, Talat said: “Some developments that Greek Cypriots fear could come to the fore.”

One paper said Talat was hinting at the recognition of the north.

“That's why I think their need or desire for a solution could be stimulated,” said Talat.

Speaking of the discussions on governance, Talat said: “What kind of a government it will be is not that important, as the power and authority to be vested on the federal governments. What is important is for the authority and power to be exercised by the Turkish Cypriot people. What we will do, is to define only the federal powers. Once we define the federal powers, we will stop there because the rest will be the powers and authority of the founding states. Our thesis is based on the political equality of the Turkish Cypriot people and the Greek Cypriot people.”

Talat said that during Thursday’s meeting, common ground was reached on some points, but he refused to elaborate on them. Talat also said that the Annan plan had an important place in the negotiations and was their “source of inspiration”. But the plan was not on the negotiating table, he said.

What Milliyet reported

What the Turkish side wants

1. The Federal State should be administrated by a ‘presidential council’ which the parliament will elect from one single list.

2. The rotation of the president and the vice-president should last 12 months (a total of three years to Turkish and three years to Greek presidents).

3. The ‘presidential council’ shall be composed of 7 persons, 4 Greeks and 3 Turks. On the decisions taken by single majority, this should include a positive vote from two members from each community.

4. The representation of the Turkish Founding State to the House of Representatives should be one third.


What the Greek side wants?

1. The Federal State should be administrated with a ‘presidential system‘. The President and the vice-president should be elected by the ‘citizens of the Federal Republic’.

2. The Presidency should be a rotating one. The Greek President should remain at the presidency for 4 years and the Turkish President for 2 years.

3. The Council of Ministers shall be composed of 9 persons, 6 Greeks and 3 Turks. Decisions for which no consensus can be reached to be taken by simple majority on condition that one member from each federal unit takes part.

4. The Turkish Federal Unit shall be represented in the House of Representatives by one quarter.

CYPRUS MAIL 13/09/08

 

 

Çukurova 1912'de Fransızlara satılmış’

 

Abdullah YANGIN/ADANA, (DHA)

 

ADANALI tarih araştırmacısı Cezmi Yurtsever, Osmanlı arşivinde ulaştığı belgelere dayanarak, 1912’de Çukurova’da 1 milyon 100 bin dönümlük tarım arazisinin 5 milyon altın frank karşılığında 75 yıl süreyle Fransızlara satıldığını iddia etti.

Çukurova halkının ‘köle olmayız’ diyerek topraklarının Fransızlara satılmasına karşı çıktığı anlatan Yurtsever, elde ettiği belgeler ışığında Çukurova tarihinin yenilenmesi gerektiğini savundu.

Osmanlı arşivindeki ‘İrade Dahiliye, D-66, G-27’ numaralı dosyada yaptığı incelemenin sonuçlarını açıklayan Yurtsever şunlanı söyledi:

“Bahsi geçen dosya içinde çok sayıda Osmanlı Türkçesi ve Fransızca karşılıklı protestolar, telgraflar, Adana valilik müfettiş raporları, hükümetin gizi toplantılarında alınan karar belgeleri vardı. Şaşırtıcı olan Çukurova’nın merkezi yerindeki Osmanlı’nın en büyük çiftliği olan sınırları Anavarza kalesinden başlayıp Kozan- İmamoğlu yolu, Misis, daha güneyde Ceyhan nehrini izleyerek Yüreğir ovasının da verimli topraklarını içine alarak Akdeniz’e ulaşan alanda yaklaşık 1 milyon 100 bin dönümlük tarım arazisinin 75 yıl süreyle işletme haklarının Fransız Kont Leon dö Lesseps ile Baron Vendeuvre ortaklığına 5 milyon altın Frank karşılığı satıldığı, sonra da komisyonun çalışmalarının durdurduğu bilgileri idi.”

VALİYE DİLEKÇE

Ramazanoğlu Vakfı yöneticileri, çiftçi başılar, tüccarlar ve ulemanın 13 Mart 1913 tarihi ile Adana Valisi’ne verdiği mühür ve imza onaylı dilekçeyi de açıklayan Cezmi Yurtsever, şöyle devam etti:

“Dilekçede, ‘Çukurova çiftliğinin bir Fransız şirkete verilmesi bütün vilayet halkını üzmüştür. Elimizdeki sabanlarla işlediğimiz toprakların yabancılara verilmesi 600 yıllık hakimiyetimizi sona erdirir ve bizi hayatsız bir köle yapar’ sözleri ise Osmanlı’nın çöküş gerçeğini yürek parçalayan bir dille anlatması bakımından önemli bir tarihi belgedir. Çukurova köylüleri ve önde gelen Türkmen ve Yörük beylerinin Çukurova’nın Fransızlara satılmasına karşı sert tutumları ve protesto etmeleri sonucu çiftlik sınırlarını belirleyen komisyon çalışmaları dondurmuş. Fransız şirketin avukatları olayı, ‘Osmanlı ile Fransa arasında siyasi çatışma ortamına sürüklendi’ diye değerlendirmiş. Fransa’nın Çukurova’yı işgal sebebi ile ilgili önemli bir kaynak olan düşündürücü belgelerin asılları ile birlikte çözümlenmiş halini kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Belgeler ışığında Çukurova tarihinin yeniden yazılması gerektiğine inanıyorum”

HURRIYET 14/09/08

 

 

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, önceki yıllarda olduğu gibi geçen hafta da rektörlerle birlikte İstanbul çıkarması yaparak, ek kontenjanlar için destek istedi. Haksız da sayılmaz, çünkü KKTC ekonomisinin en önemli temel direklerinden birisi de üniversiteler ve öğrenciler.
Öğrenci sayısı 40 bini aşmış. Bu rakam KKTC’deki asker sayısından daha fazla. Hedef 60 bin. Yeni açılan üniversitelerden sonra tam bir eğitim adası olacak. ODTܒden sonra İTܒnün de adada kampus kurması ve mevcut üniversitelerin dünya genelinde ilgi görmesi, Rum kesimini telaşlandırmış olacak ki, onlar da hızla yeni üniversiteler açma peşindeler.
Başbakan Soyer, eğitimin önemine canı gönülden inanan ender başbakanlardan biri. Üniversitelerin gelişmesini istiyor. Elinden gelen desteği sağlıyor. Yakın Doğu gibi zaman zaman oyun bozanlık edenlere de eskiden olduğu gibi toleransla bakmıyor. Doğu Akdeniz’in yaptığı fahiş zamlara da seyirci kalmıyor.
KKTC’de 70’e yakın ülkeden öğrenci var. Başbakan Soyer, “Onlar bizim temsilcilerimiz, dünyaya açılan pencerelerimiz” diyor. Bir anlamda gelen her yabancı öğrenci, politikacıların resmen tanımadığı KKTC’ye legal bir hüviyet kazandırıyor.
Soyer, öğrenci ve veli şikâyetleri konusunda da çok duyarlı. Üniversitelerdeki gerginlikleri yakından izliyor. “Görmediklerimiz, duymadıklarımız olursa, her türlü bilgilendirmeye açığız” diyor ve ekliyor:
Ülkemizin ve üniversitelerimizin itibarını zedelemeye hiç kimsenin hakkı yok...

Deniz suyunu içiyoruz
Bir grup gazeteci arkadaşımızla birlikte katıldığımız Başbakan’ın mini iftar yemeğinde elbette KKTC’nin güncel sorunları da masaya yatırıldı. İşte bazı satırbaşları:
-  KKTC, bir devlet olarak önceki yıllar ile kıyaslanmayacak şekilde daha güçlü durumda. Uçaklarımız pek çok ülkeye gidiyor, pek çok ülkeden turist geliyor ve müzakerelere artık eşit koşullarda oturuyoruz.
-  En büyük sıkıntımız olan su konusunda büyük yol kat ettik. Deniz suyunu arıtma tesislerinin yenileri kuruluyor. Arıtılan deniz suyu içilebildiği gibi tarımda da kullanılabiliyor.
-  KKTC’nin laik yapısını ve dine bakış açısını kimse değiştiremez. Ama ihtiyaçlara da cevap vermek zorundayız. Türkiye’den göçle gelenlerin çocuklarına yönelik açtığımız Kuran kurslarına hepsi hepsi 200 başvuru oldu.
-  Türk hükümetinden ya da Cumhurbaşkanı’ndan bazı konularda baskı gördüğümüz doğru değil. Ticaret yapmak isteyen herkese kapımız açık.
-  Rumlar ile mal mübadelesi konusunda eskiye göre çok daha güçlüyüz. Onların mallarının bugünkü ekonomik değerler ölçüsünde karşılığını veriyoruz. Ama bizim vatandaşlarımızın Rum bölgesinde kalan mallarının da takipçisi oluyoruz. Artık tek taraflı bir süreç işlemiyor.
-  Yabancıların KKTC’yi talan ettiği doğru değil. Özel konutlar içerisindeki yabancı oranı yüzde 3 civarında.
-  Büyük bir marina yapılıyor ve büyük bir radar sistemi kuruluyor. Kaçak insan ticareti konusunda artık sahillerimizi daha iyi kontrol edebileceğiz.
-  KKTC turizmde bu yıl altın dönem yaşadı. Yatak kapasitemiz neredeyse üç katına çıktı ve giderek artıyor. Gelen turistlerin memnuniyet oranı çok yüksek.
-  KKTC Hava Yolları artık zarar etmiyor ve daha çok noktaya giderek, daha kaliteli hizmet veriyor.
-  Sit alanları ilan edildi. Eskiden verilen inşaat ruhsatlarının dışında betonlaşmaya izin verilmeyecek...
Başbakan Soyer, hemen her konuda rahat konuşan bir isim. Diğer siyasetçiler gibi, lafın sonu nereye gider, ucu kime dokunur diye kılı kırk yararak konuşmuyor. Dobra dobra. Ama onu da eleştirenler var. Bu kendisine sorulduğunda da tıpkı diğer politikacılar gibi, menfaatlerini kestik, o yüzden diyor.
Özetin özeti: KKTC üniversiteleri, aklınızın bir köşesinde olsun. Ücretleri bizim vakıf üniversiteleriyle kıyaslanmayacak derecede ekonomik. Birikimleri de var. Eski dağınıklıkları ve başına buyruklukları da sona ermiş gibi...

 ABBAS GUCLU MILLIYET 14/09/08

 

Vasilik için AİHM karar verecek

Simerini gazetesi; Rum Yüksek Mahkemesi'nin, Kıbrıslı bir Türk ile Kıbrıslı bir Rum arasında kişisel sözleşme yoluyla yapılan mal alış verişini geçersiz sayan ve Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'taki taşınmaz mallarının idaresinden sorumlu vasiliği tek yetkili olarak gösteren kararını hatırlattı.

   Gazete haberinde, çeşitli Rum hukukçuların görüşlerine yer verirken, Rum Yüksek Mahkemesi'nin söz konusu kararında Vasiliğin AB normlarıyla ve insan haklarıyla uyumlu olup olmadığını ele almadığını, sadece mevcut bir "yasayı" vurguladığını belirtti. Haberde, görüşlerine yer verilen Rum hukukçular, Vasiliğin geçerliliğinin, Kıbrıslı bir Türk'ün doğrudan AİHM'ye yapmış olduğu başvurunun ocak ayında yapılacak duruşmasında değerlendirileceğini ifade ettiler.

KIBRIS 14/09/08

 

Rumların KKTC'de mal satışı "donduruldu"

Fileleftheros gazetesi; Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis'in konuya ilişkin yaptığı açıklamada; Kıbrıslı Rumların KKTC'deki taşınmaz mallarının satışı konusunun Rum Bakanlar Kurulu'na götürüleceğini ve bu taşınmazların satışına ilişkin bilgi talep ettiğini söylediğini yazdı.

   Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıslı Türk taşınmaz malları konusunda ise Silikiotis; Kıbrıs Türk taşınmazlarının Rum Tapu Dairesi'ne ulaşmayan satışlarının "yüzlerce demese bile onlarca olduğunu" düşündüğünü, ancak kesin rakamı bilmediğini ifade etti.

   Kıbrıslı Türklerle kişisel anlaşma imzalayarak gerek kaparo gerek miktarın tümünü ödeyen kişilerin "açıkta olduklarını" belirten Silikiotis; 1974'ten sonra Güney Kıbrıs'ta satışı gerçekleşen Kıbrıs Türk mallarının oranının %0,03 olduğunu ileri sürdü.

   Silikiotis; Rum hükümetinin Rum göçmenler için inşa ettiği evlerin üzerinde bulunduğu Kıbrıs Türk arazilerinin de bu orana dâhil olduğunu savundu ve Rum göçmenlere de çağrıda bulunarak; ikamet ettikleri Kıbrıs Türk taşınmazını satın aldığını söyleyen şirketlerin baskılarına boyu eğmemelerini istedi.

   Silikiotis; söz konusu taşınmazın satışı onaylanmış olsa dahi devletin söz konusu göçmenleri öncelikle başka bir yere yerleştirdiğini kaydetti.

KIBRIS 14/09/08

 

Rum tarafı gelişmelerden rahatsız

Fileleftheros gazetesi haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, Rum siyasi liderlerine müzakerelerde konuşulanlar hakkında bilgi vermeye önceki gün kendi partisinden başladığını yazdı.

Hristofyas'ın, önceki günkü AKEL Politbüro toplantısı öncesinde partinin Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis'le bir araya gelerek, müzakerelerde konuşulanlar hakkında bilgi verdiğini kaydeden gazete, Rum Yönetimi Başkanı'nın, toplantıya girmeden önce Türk tarafına ve diğerlerine; "müzakereler sırasında tezlerin sızdırılmasının yardımcı olmayacağı" mesajını verdiğini yazdı.

 

AKEL "üzgün"

 

   Habere göre AKEL de, Basın Sözcüsü Andros Kiprianu aracılığıyla aynı frekansta bir açıklama yaptı, sızdırılan Türk tezlerini doğrulama veya yalanlama prosedürüne girmeksizin; AKEL'in "bu oyunu oynamayacağını, iki lider ve BM arasında varılan; müzakerelerin içeriğinin basına açıklanmayacağı anlaşmasına bağlı kalacağını" söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın "açıklama ambargosuna uyacağı taahhüdüne rağmen bu meselelere ilişkin basına açıklama yapmayı tercih etmesinden üzüntü" belirten AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu çözüm arayışlarının sonucuyla ilgili temkinli iyimserlik belirtti.

 

Marios Karoyan

 

   Gazete, "Meclis Başkanı, Başkan Hristofyas'a Koruma Sağladı -Partiler Bilgilendirilecek, Prosedür Netleşmedi" başlıklı haberinde ise DİKO ve Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyan'ın "Türk tarafının tavrından endişe belirtmesine rağmen, yeni tur müzakerelerin olumlu bir sona ulaşması dileğinde bulunduğunu" yazdı. Gazeteye göre Karoyan "Umut ve beklentimiz, bu tur müzakerelerin olumlu bir sonuca ulaşmasıdır. Ancak özellikle son dönemde ifade edildiği şekliyle Türk tavrı ve politikası iyimser olmamıza olanak tanımıyor" dedi.

   Habere göre durumun, müzakere masasında değişmesi beklentisi içerisinde olduğunu söyleyen Karoyan; Hristofyas'ın, ilk tur özlü görüşme hakkında kendisine bilgi verip vermediğinin sorulmasına karşılık; Rum Yüksek Mahkemesi'nin yeni yargıcının Rum Başkanlık Köşkü'nde yer alan yemin töreni dolayısıyla Hristofyas'ın kendisine bilgi vermediğini söyledi. Karoyan "Başkan Hristofyas siyasi partilere de, bilgi isteyen herkese de bilgi verecek" dedi.

   Gazete Rum siyasi partileri bilgilendirme prosedürünün henüz kararlaştırılmadığını ancak Marios Karoyan'ın; siyasi partilerin, Hristofyas gerekli gördüğü anda Rum Ulusal Konseyi'nin toplanması arzularını yinelediğini yazdı.

 

Stefanu: Yorumlamamız söz konusu değil

 

   Alithia gazetesi de, "Hükümet Açıklama Ambargosu'na Bağlı -Talat'ın Peşinden Sürüklenmedi" başlıklı haberinde Rum Sözcü Stefanos Stefanu ve Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu'nun açıklama ambargosuna uyarak, Cumhurbaşkanı Talat'ın söylediklerine değinmekten kaçındıklarını savundu.

   Gazeteye göre, Rum Sözcü Stefanu ilgili bir soru üzerine, "Hükümetin Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın, Başkan Hristofyas'la görüşmesinin ardından Türk televizyon kanalına yaptığı açıklamaları yorumlaması söz konusu değildir. Ortamı ve prosedürü etkileyebilecek yorum ve açıklamalar yapmama taahhüdüne bağlı kalacak" dedi.

   "BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in; müzakerelerin verimli olduğu değerlendirmesine Rum yönetiminin katılıp katılmadığı" sorusuna muhatap olan Stefanu "Downer'in açıklamasının net olduğunu düşünüyorum" dedi ve Rum Yönetimi Başkanı'nın siyasi parti başkanlarına müzakereler hakkında bilgi vereceğini söyledi.

 

Markos Kiprianu: Talat kötü etti

 

   Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ise Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la açıklama yapmama konusunda anlaşmasına rağmen TRT'ye yaptığı açıklama dolayısıyla Cumhurbaşkanı Talat'ı "karaladı." Cumhurbaşkanı Talat'ın "kötü ettiği" görüşünü ortaya koyan Kiprianu "Bizim de bu hatalı hareketi takip etmemiz gerektiğine inanmıyorum. Başkan Hristofyas, temsilcimiz olarak; bazı tezlerin açıklanmasını uygun gördüğü zaman yapacak" dedi.

 "Müzakerelerde görüş birliği sağlanır mı?" sorusuna karşılık, sonuç için henüz erken olduğu yanıtını veren Markos Kiprianu, Talat'ın; "yönetim konusunda anlaşma olmaması halinde mülkiyet konusu üzerinde görüşme olmayacağı açıklamasını" yorumlarken; "prosedüre göre bir konu üzerindeki görüşme, görüş ayrılığı olan noktalar kalsa bile tamamlanacak" dedi.

 

Loverdos, Türkiye'yi hedef gösterdi

 

   Aynı gazete, "Ambargo, Türkiye'nin Kontrolünde Kırıldı" başlığıyla yansıttığı haberinde ise, Yunanistan Anamuhalefet partisi PASOK'un Dışişleri konusundaki siyasi temsilcisi Andreas Loverdos; TRT'ye açıklama yaptığı için Cumhurbaşkanı Talat'ı; "Hristofyas'la yaptığı, müzakerelerin içeriğine ilişkin açıklama ambargosunu, Türkiye'nin kontrolünde kırmakla" suçladığını bildirdi.

  Gazete, Yunanistan'ın; Yunanistan Dış Politika Ulusal Konseyi'nde alınan ortak kararla; BM himayesinde adada başlayan müzakereleri desteklediğini söyleyen Loverdos şunları savundu:

"Yunanistan müzakereleri destekler ama karışmaz. Aksine Türkiye karışmakla kalmıyor, Sayın Talat'ın açıklamalarından da görüldüğü üzere ilerlemesini de kontrol ediyor. Başkan Hristofyas ve Sayın Talat'ın müzakerelerin içeriği konusunda bağlı kalmakta anlaştıkları ambargonun kırılması ancak bu şekilde izah edilebilir. Yunanistan, Kıbrıs'ın, yani AB üyesi bir ülkenin büyük sorununu çözme girişimine, Türkiye'nin değerini azaltıcı çalışması hakkında AB'yi yeniden bilgilendirmelidir."

Simerini gazetesi "Anayasa Yönünde Tezler Arasında Uçurum -Türk Medyası Açıklıyor" başlığıyla manşete çektiği haberinde AB Haber isimli medya kuruluşunun; tarafların öneri ve tezlerine ilişkin haberini iktibas etti.

 

"Ulusal Konsey hemen toplansın" talebi

 

   Aynı gazete, "Çoğu Parti, Hemen Şimdi! Ulusal Konsey (Toplantısı) İstiyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat'ın TRT'ye açıklamasının Rum yönetimi dışında Rum siyasi partilerini de rahatsız etmiş göründüğünü, çoğu siyasi partinin; bilgilendirme yapılmasının ötesinde, gelişmelerle ilgili görüş alış verişinde bulunulması için Rum Ulusal Konseyi'nin derhal toplanmasını istediğini bildirdi.

   Gazete, Rum Sözcü Stefanu'nun; önümüzdeki haftalarda yurtdışı gezileri de yapacak olan Hristofyas'ın aşırı yoğun programının Ulusal Konsey toplantısı yapmasına olanak vermediğini söylediğini yazdı.

   Hristofyas hükümetinin ortaklarından EDEK'in Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis'in önceki günkü açıklamasına dayanarak; EDEK'in iki haftadan beridir Rum Ulusal Konseyi'nin toplanmasını talep ettiğini, hatırlatan gazete, EURO.KO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin de aynı talepte olduğuna dikkat çekti.

   Gazeteye göre DİSİ Basın Sözcüsü Haris Georgiadis, özellikle müzakerelere doğrudan müdahil olanların kamuoyuna yönelik açıklamalarını her halükarda kısıtlamaları gerektiği görüşünü ortaya koyarak DİSİ'nin; gerek Hristofyas'la yüz yüze gerek Rum Ulusal Konseyi çerçevesinde Rum siyasi parti liderlerinin yoğun şekilde bilgilendirilmesi gerektiği görüşünde olduğunu söyledi.

   Haravgi gazetesi ise, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis ve Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu'nun açıklamalarını "Sızdırmalar Müzakereler Prosedürüne Yardımcı Olmaz'" başlığı altında özetledi.

 

Matsis çok endişeli

 

   Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 10 Eylül'de Brüksel'de yaptığı; birincil hukuk ve 10. Protokol'le ilgili açıklamalarının Avrupa Halk Partili Rum Avrupa Milletvekili Yannakis Matsis'i endişelendirdiğini bildirdi.

   Gazeteye göre Matsis, "Bu endişe, Kıbrıslı Türk lider Talat'ın;-partenojeneze gönderme yapan- bu konuların halen müzakereler çerçevesinde Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve AB arasında görüşme konusu olduğu iddiası nedeniyle şiddetleniyor" dedi ve şunları savundu:

   "AB müktesebatından sapmaların birincil hukuk haline getirilmesi aracılığıyla partenojenezi akıllı hiç kimse kabul edemez. Böyle bir şey olursa Kıbrıs sorununun çözüm zemini değişir... Ve artık çözüm zemini; istilanın oldu-bittilerinin yasallaşmasına ve partenojeneze dayanır. Dolayısıyla bu mesele derhal netleştirilmelidir. Kıbrıs hükümeti konu hakkında kamuoyunu aydınlatmalıdır."

   Gazete, Matsis'in bu konu hakkında Avrupa Komisyonu'na; taraflar ve AB arasında halen böyle bir görüşme yapılıp yapılmadığı, AB'nin; Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde müktesebatından sapmaların birincil hukuka dahil edilmesini kabule hazır olup olmadığı, 10. Protokol'ün üzerinde değişiklik yapılmasını veya tamamen değiştirilmesini tartışıp tartışmadığı sorularını yazılı olarak sunduğunu kaydetti.

 KIBRIS 14/09/08

 

Status confusion denying dying man treatment
By Jean Christou

A BRITISH expat who is terminally ill with lung cancer and a brain tumor is unable to receive treatment in Cyprus because no one seems to know what his entitlements are as an EU citizen.

Long-term resident of Cyprus, Richard, who is 55, was turned away from the Bank of Cyprus Oncology Centre in Nicosia on Thursday when he was unable to pay a bill of €10,000 for previous treatment because he does not have private insurance.

And because he did not have a free cancer treatment, or so-called ‘white’, card from the Health Ministry, administration staff at the oncology centre sent him packing.

The director of the Oncology Centre Alecos Stamatis confirmed that all cancer sufferers who have a white card from the Ministry are treated free, irrespective of income or possession of health insurance. But someone who shows up with no card and no insurance cannot be treated, he said.

Richard cannot get a white card from the Ministry without possessing a general EU medical card, which entitles him to the same treatment as Cypriots.

In fact, according to another expat, Bob Cracknell, who is speaking on behalf of the man’s family, administration staff at Limassol hospital said Richard was not entitled to the white card “because he was a foreigner”, and that free cancer treatment was only for Cypriots.

Richard applied to Britain for the EU medical card that could help him get a white card in Cyprus but was turned down because he had not lived and worked in the UK and so did not qualify.

He has been in Cyprus for around eight years, locally employed by a British tour operator until his recent collapse, when it was established he has tumors on both lungs, and also a brain tumor.

No one seems to know what Richard’s rights are. Neither the oncology centre, the British High Commission nor Health Minister Christos Paschalides were able to answer the questions, ‘If cancer care is free for all Cypriots irrespective, are other EU citizens entitled to the same free cancer care?’

And: “Does Richard need a general EU medical card to obtain the white card necessary, or is he, as an EU citizen resident on the island, allowed to get only the white card to have his specific illness treated?”

To be fair to the Minister, the Sunday Mail was only able to track him down yesterday where he could not give a direct answer. He said there were various categories that Richard might fall into from discount cards to free treatment. Paschalides said he would look into it tomorrow.

“It needs to be established,” Richard said yesterday. “There could be lots of other people in similar circumstances and they need to know.”

When he was first taken ill, Richard’s medical costs were covered by his employer. They also offered to fly him back to the UK for treatment on the NHS but Richard has no family or support in Britain, and Cyprus is his home.

“I was told by my (private) doctor here that treatment for cancer was free full stop,” said Richard. “That’s the reason I decided to go ahead with the treatment here.”

When he first went to the Oncology Centre in Nicosia staff must have assumed he could pay, or was insured because no one really pressed him to pay up front even though he spent 22 days in intensive care. He in turn thought he was receiving free treatment, he said.

That was until Thursday when he was due to be checked in for chemotherapy and was told unless the €10,000 bill was paid, they could not readmit him to the centre.

“I was devastated,” he said. “I didn’t have any money and they said they couldn’t treat me. The woman was unequivocal. She said sorry we can’t treat you until you pay.”

Richard must receive his chemotherapy on Tuesday at the latest. “If I don’t, it could affect my chances of recovery,” he said. ‘There is a time pressure.”

Richard’s doctor at the centre has told him that if he could scrape enough money together for the chemo session, the issue of the outstanding bill could be negotiated so his family is considering borrowing the money to at least keep up the chemo. “But it’s not a matter of penny pinching,” said Richard. “What we need to know is whether cancer treatment for EU citizens costs or it doesn’t.”

Stamatis said the clear criteria for treatment at the centre was whether someone was the holder of a white card from the Ministry of Health, or not.

“If they do then they are entitled to all of our services in the same way as a Cypriot citizen,” said Stamatis. ‘If the Ministry is unable to issue the card a person is obligated to pay out of his pocket. This is the agreement we have with the government.”

Stamatis said he was not sure what the status was vis a vis the EU, only that the law states they must be treated the same way as Cypriots, which brought the subject back to the necessity to have a white card and another round of going in circles.

Cracknell, who has been fighting Richard’s corner since he first took ill in July, said he was sure Richard was entitled to the white card, even if he didn’t have the EU general medical card. “I’ve heard Ministers say cancer patients do not pay in Cyprus,” he said.

“To turn to a dying man and say ‘if you don’t pay, you don’t get treated….’ Where is the Hippocratic Oath?”

A spokesman at the British High Commission was also flummoxed over what the exact entitlements were. “It’s all very complex,” he said. “It appears he (Richard) has fallen through the net really.” The spokesman said Richard, as a British citizen in distress, should contact the consular section of the High Commission to try and establish his rights.

CYPRUS MAIL 14/09/08

 

EU expat influx a strain on hospitals
By Bejay Browne

WHEN Cyprus joined the European Union in 2004, thousands more Brits flocked here to set up home. They joined the multitude already registered as living in Cyprus, and now make up a fair-sized chunk of the local community.

A large proportion of British ex-pats in Cyprus are retired, and they bring with them the problems of advancing years and degenerating health. As EU citizens in an EU country, they are due the same benefits as Cypriot nationals, and so pensioners, for example, are eligible for free medical care regardless of their income, as long as they hold a Cyprus medical card. As the expat population ages, this will put a greater strain on an already stretched healthcare system. The pressure is greatest in Paphos and Polis.

“Of course more people living in Cyprus will put a strain on the health care system, this is natural,” said the general manager of Paphos hospital, Filaktis Constantinides.

”The greatest number of British living in Cyprus is in Paphos. I would say we’ve had a 25 per cent increase in patient numbers in recent years, especially with chronic patients,” he added. “By that I mean those suffering with pulmonary and heart problems and diabetics. Most of the British residents in Paphos are of the older generation, and obviously as we get older, we generally encounter more health problems.”

But it’s not just the elderly. Younger couples with families have also moved to Cyprus in recent years, and Constantinides confirmed that this younger crowd are also coming for treatment as well.

“The system is under strain, but we’re OK. It’s not about to collapse,” he said.

“Polis hospital has also seen an increase in the number of patients, but they don’t have any in-patients so the strain isn’t so great.”

Constantinides underlined the major requirement of the hospitals in Paphos and Polis.

‘What we do need are more doctors. We’re short staffed, and it would be much better for everyone if more doctors were available. We’re re-organising the facilities here at the moment to help us improve. We want to give the best service to all our patients,” he said.

“I would like to point out though, that although the number of British patients may have increased, they are also the people who do so much to raise money for us, in addition to providing help and making donations.”

The British Masons, for example, donated the intensive care bed in the surgical ward. And at the moment, other ex-pats are raising money for a children’s playground at the hospital.’

Frank Singleton is a 64-year-old Paphos resident who moved to Cyprus from Chorley in the UK in March 2003. As a sufferer of high blood pressure, he had been taking medication for the condition in the UK. He and his wife both have a Cyprus medical card.

“I went to see Dr Stavros at the general hospital, and he asked if medical staff in England had ever tried to find out the reason for my high blood pressure and racing pulse. When I replied negatively he sent me on to the cardio department,” Singleton said.

“They were absolutely excellent. I have nothing but praise for them. I was told they would get to root of my problem and not to worry.”

He was given a barrage of tests and saw a variety of consultants including a kidney specialist, an eye specialist and an urologist. After an abdominal scan, he also received some astonishing news.

“When the doctor came back he asked me if I’d had a kidney removed. I told him I hadn’t, and that’s when he told me I only had one kidney. I couldn’t believe it. I’ve lived all this time not knowing,” said Singleton.

He also had to have a prostate operation. ”Everything was free. I didn’t pay a thing and the level of care was superb. I was thoroughly tested and saw many different doctors there. I think the system there works very well.

“As I still go for regular check ups, I’ve noticed more and more Brits using the hospital, not only for serious conditions, but also the out patients clinics. We’re all entitled to be treated.”

With younger couples are moving here and having families, many women who are eligible are choosing to have their babies at the general hospital, over private clinics. One such woman was Tala resident Sarah Parkston. Unlike Frank Singleton’s experience, Parkston’s was far less positive.

“I waited hours to be seen at the hospital recently,” she said. “The woman on the desk wasn’t helpful, and I had to wait until my number was called. After two hours I gave up, as I had to go and collect my children from school. I wouldn’t go there again. There were a few English people waiting to be seen and some of them were complaining as well. They’re obviously understaffed, and I can only see the problem getting worse.”

Usually, emergency patients of the district are taken to Paphos General hospital by ambulance first, prior to be transferred to other clinics or hospitals. Those EU citizens who have neither a medical card nor health insurance can be in for a shock.

“‘I was admitted to Paphos General Hospital as an emergency,” said 47-year-old Nicolas who had neither. “The cost was sky high, I think about the same as private clinics charge. Most of the patients were Cypriot, although the patient in the next bed to mine was a retired English man. He had been admitted a number of times, and told me his treatment was free,” he said.

“I had to come back to outpatients, and the queues were horrendous. I don’t think there is enough staff to cope with the number of patients requiring assistance.”




Pyramid-shaped Paphos General Hospital opened in 1992 and is the main hospital servicing the district. If you are an EU national resident in Cyprus and possess a Cyprus medical card, then you may be entitled to subsidised or free health care, depending on your status.
If you don’t possess a medical card, you will be charged the full whack, and this can be a crippling amount. The form to fill in for a medical card may be downloaded from the Cyprus Government site: www.moh.gov.cy You will be requested to supply documents to substantiate your application, and will then take them to the Paphos General hospital. You will receive your Cyprus medical card by post.
CYPRUS MAIL 14/09/08

Kıbrıs’ta barış için ortak şarkılar

Kıbrıs’ta çözüm için kapsamlı müzakerelere başlayan Türk ve Rum liderler, iki toplumlu bir etkinlikte biraraya geldi. Bazı Türk ve Rum siyasi partilerin gençlik örgütlerinin düzenlediği “Barış için ortak şarkılar” konserinde, iki lider çözüm sözü verdi.

 

NTV

Güncelleme: 17:08 TSİ 15 Eylül 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Türk ve Rum siyasi partilerin gençlik örgütleri tarafından Birleşmiş Milletler desteğiyle, düzenlenen “Barış için ortak şarkılar” etkinliği, adanın iki tarafındaki siyasetçileri biraraya getirdi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum anamuhalefet lideri Nikos Anastasiadis ve Birleşmiş Milletler’in adadaki temsilcisi Taye Brok-Zerihoun, dineyiciler arasındaydı.

 

Kapsamlı müzakereleri başlatan Talat ve Hristofyas, ara bölgede düzenlenen konserden önce yaptıkları konuşmada gençlere çözüm sözü verdi.

Hristofyas, “Umarım önümüzdeki yıl bu tür etkinlikleri tüm Kıbrıs’ta, birleşmiş bir adada düzenleyebiliriz. Mehmet Ali aynı fikirde mi bilmiyorum ama, ben böyle etkinliklerin askersizleştirilmiş, Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyetinde olmasını istiyorum.” dedi.

Mehmet Ali Talat ise, “Ben ve arkadaşım Dimitris ortak bir hedef için çalışıyoruz. Bu süreçte halkların, özellikle de gençlerin bize destek vermesini istiyoruz.” dedi.

Liderler daha sonra, gençlerle birlikte iki toplumlu koronun söylediği Türkçe ve Rumca şarkıları dinledi.

 

AKPM’den Kıbrıs’ta daha fazla çaba çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kıbrıs’ta çözüm için adadaki iki toplum ve garantör ülkelerden çabalarını artırmalarını isteyen bir rapor ve karar tasarısı hazırladı.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:57 TSİ 15 Eylül 2008 Pazartesi

 

STRASBOURG - AKPM’nin hazırladığı raporda iki toplum arasında müzakerelerin yeniden açılmasının yıllardır yakalanan en iyi fırsat olduğu ve bu fırsatın kaçırılmaması gerektiği ifade edilerek, tüm aktörlere ek çaba sarf etme çağrısında bulunuluyor.

 

RUMLARA “DERS KİTAPLARINI GÖZDEN GEÇİRİN”TAVSİYESİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan, AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür, spor ve gençlik alanlarında uluslararası temaslarına engel olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmak için aktif olarak çalışmaları, barış için tarih eğitimi konusunda Avrupa Konseyi’nin deneyim ve yardımından faydalanmaları ve kine teşvik edici söylemlerden kaçınmak için ders kitaplarını gözden geçirmeleri isteniyor.

TÜRKLERE “BAĞIMSIZ DEVLET EMELİNDEN VAZGEÇİN” TAVSİYESİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için çalışmaları, Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazların satışını askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları çağrısında bulunuyor.

Karar taslağında Yunanistan’dan Kıbrıslı Rumlarla olan geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu kolaylaştırmasını isteniyor.

Karar taslağında İngiltere de Kıbrıs’ta askeri üs olarak kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte söz verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet ediliyor.

TÜRKİYE’YE: ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALT
Türkiye’den ise adadaki askeri varlığını azaltması, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile iyi komşuluk ilişkileri kurması, limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması, Dünya Ticaret Örgütü ve AB’ye karşı yükümlülükleri çerçevesinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile ticari anlaşma imzalaması ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı 2001 yılında AİHM’de kaybettiği devletlerarası dava kararının hükümlerini tam olarak yerine getirmesi talep ediliyor.

AKPM’nin Kıbrıs raportörü Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan rapor ve beraberindeki karar tasarısı 1 Ekim çarşamba günü Strasbourg’da düzenlenecek genel kurul toplantılarında tartışılıp oylanacak. Kıbrıs oturumundan önce KKTC cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da “Kıbrıs Türk Toplumu Lideri” sıfatıyla AKPM genel kuruluna seslenecek.

Kıbrıs Rumlarının lideri Dimitris Hıristofyas ise 30 Eylül salı günü Strasbourg’da Avrupalı parlamenterlere hitap edecek.

AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki Kıbrıslı Türk parlamenter Strasbourg’daki AKPM oturumlarına -oy hakkı olmaksızın- düzenli olarak katılabiliyor.

Rumlarda hedef 1960 anlaşmalarını yıkmak

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Türkiye’ye 1960’da verilen garantilerin kaldırılmasını hedefleyen Rumlar, 4 farklı barış gücü seçeneği tartışıyor

Kıbrıs Rum Kesimi’nin, Kıbrıslı Türklere “çok taviz verildiğini” iddia ettiği, 1960’ta Türk ve Rumların ortak kurduğu “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin anlaşmalarını yıkmayı hedef seçtiği belirtildi.
Rum Filelefteros gazetesinin haberine göre, “1960 Anlaşmaları’nın lağvedilmesi Rum Kesimi için birinci öncelik” haline geldi.
Rumlar, 1960 yılında kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti”nde Türkiye’ye verilen garanti anlaşmalarının yeni anlaşmada kaldırılmasını istiyor. Gazete, garantiler yerine Kıbrıs’ta yeni bir anlaşmada, 4 farklı senaryo ortaya attı. 

AB’den yardım isteyecekler
Gazeteye göre, bu konuda uluslararası destek arayan Rum Yönetimi, özellikle müzakereler  masasında ilerleme sağlandığında Avrupa Birliği’nden rol oynamasını isteyecek.
Habere göre, Atina ve Rum Kesimi garantiler konusuna kalın bir kırmızı çizgi çekti. Bu taktiğin, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu’un kısa süre önce gerçekleştirdiği Atina ziyareti sırasında teyid edildiği kaydedildi. Gazete garantilerle ilgili olarak 4 senaryo yazdı. Bu senaryolar şunlar:

UNFICYP KALSIN: Bu model adadaki mavi berelilerin (BM Barış Gücü), operasyonel güvenliği de kapsayacak şekilde takviyesini öngörüyor. Bu güç, Türk, Yunan ve Avrupa kontenjanlarının da katılımıyla UNFICYP+ (artı) adını alacak; gücün hareketlerinde ve operasyonel faaliyetlerinde başlıca söz sahibi BM Güvenlik Konseyi olacak.

NATO Gücü’ne Türk askeri

AVRUPA GÜCÜ: Avrupa askeri gücü her halükârda Yunan, Türk ve İngiliz kontenjanlarından oluşacak.  Gücün komutanı Avrupalı olacak. Avrupa askeri gücü UNFICYP’in yerine geçmeyecek, UNFICYP bugünkü azaltılmış sayısıyla Kıbrıs’ta kalacak. Avrupa Gücü İngiliz üs alanlarına yerleşecek.
NATO: Arabulucular bu konuyu büyük bir hararetle tartışıyorlar, çünkü Türkiye de NATO üyesi ve ittifakın bir gücüne rahatça katılabilir
KIBRIS İÇİN ÖZEL: Tamamen yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ın ihtiyaçları için özel bir askeri güç kurulmasından söz ediliyor.

MILLIYET 15/09/08

 

 

İngiliz kilisesi Darwin’den özür dile

 

15/09/2008

İngiltere Kilisesi’nin resmi olarak, evrim teorisini yanlış anladığı için, Charles Darwin’den özür dileyeceği bildirildi.

LONDRA - İngiliz Kilisesi’nin, 126 yıl önce ölen ünlü bilim adamı Charles Darwin’den, evrim teorisini yanlış anladığı için özür dileyeceği duyuruldu. Yarın İngiliz Kilisesi’nin internet sitesinde yayımlanması beklenen özür yazısında, “Charles Darwin, doğumundan 200 yıl sonra, İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni yanlış anladığı, sana yanlış tepki verdiği ve başkalarının da seni hala yanlış anlamasına sebep olduğu için.” ifadesi yer alacak. Fakat Darwin’in torununun toruna göre, kilisenin hamlesi anlamsız ve komik.
Haberin devamı

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, kilise yetkilileri Darwin’den diledikleri özrün Papa 2. John Paul’ün, dünya güneşin etrafında döner dediği için kilise tarafından yargılanan Galileo’dan özür dilemesi ile benzer nitelikte olduğunu söylüyor.

Kilisenin, 1860’larda Darwin’e atılanı lekenin telafi edilmesi amacını güttüğü ve böylece kendini köktendinci Hıristiyanlar’dan ayırmak istediği belirtiliyor.

İNTERNET SİTESİNDEN YAYINLANACAK
Yarın İngiliz Kilisesi’nin internet sitesinde yayımlanması beklenen özür yazısında, “Charles Darwin, doğumundan 200 yıl sonra, İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni yanlış anladığı, sana yanlış tepki verdiği ve başkalarının da seni hala yanlış anlamasına sebep olduğu için. Ancak senin itibarın için verilen mücadele henüz bitmedi.” ifadeleri yer alacak.

HIRİSTİYAN ÖĞRETİ İLE EVRİM TEORİSİ UYUYOR
Darwin’den özür dileyen yazıyı, Başpsikoposlar Konseyi’nin halkla ilişkilerden sorumlu üyesi Malcolm Brown kaleme aldı. Brown, insanlar ve kurumların hata yapabileceğini ve Hıristiyanlar ile kilisenin bunun dışında olmadığını savundu. Brown, “Yeni bir fikir ortaya çıktığında, insanların dünyaya bakışı değişir. Bütün eski değerlere saldırıldığını hissederler ve yeniye karşı savaş açarlar. Kilise bu hataya Galileo ile düştü. Ve bazı kilise yetkilileri aynı hatayı 1860’larda Charles Darwin ile de yaptılar. Bu yüzden Darwin’in teorilerinin dini düşünce üzerindeki etkisinin yeniden düşünülmesi gerekli.” diye konuştu ve Hıristiyan öğretisi ile Darwin’in bilimsel teorileri arasında uyuşmayan bir şey olmadığını söyledi.

TORUN DARWİN: 200 YIL SONRA GELEN ÖZÜR HATAYI DÜZELTMEZ
Darwin, insan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüştü.

Charles Darwin’in torununun torunu Andrew Darwin ise kilisenin özür dileme kararını duyduğunda şaşırdığını ancak bunun anlamsız göründüğünü söyledi. Torun Darwin, “Eğer bir özür 200 yıl sonra geliyorsa, bu bir yanlışı düzeltmez. Sadece o özrü dileyen kurumun daha iyi hissetmesini sağlar.” diye konuştu.

Ancak Darwin’in başka bir torunu Horace Barlow (87) ise atalarının kilisenin özrünü duymaktan memnuniyet duyacağını söyledi.

 

Liderler, gençlere çözüm için çalışacakları sözünü Verdi

GENÇLERDEN DESTEK İSTENDİ... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, Kıbrıslı Türk ve Rum gençlik örgütlerinin, Slovakya Büyükelçiliği himayesinde ara bölgedeki Ledra Palace Otel'in bahçesinde düzenlediği "Barış İçin Ortak Şarkılar" etkinliğinde buluştu. Talat ve Hristofyas, Türk ve Rum gençlerine Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için çalışacakları sözünü verdiler ve bunun için destek istediler

 

 SLOGANLAR ATILDI, HALAY ÇEKİLDİ... Liderlerin de katıldığı "Barış İçin Ortak Şarkılar" etkinliğinde şiirler okundu, Kuzey Kıbrıs'tan SOS ve Güney Kıbrıs'tan liseli gençlerin oluşturduğu bir müzik grubu şarkılarını seslendirdi. Bu arada etkinliğe katılan Türk ve Rum gençler hem Türkçe hem de Rumca "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" diye slogan atarak halay çektiler

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk ve Rum gençlerine Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için çalışacakları sözünü verdiler ve bunun için destek istediler.

   Cumhurbaşkanı Talat çözümün en kısa zamanda gelmesi için çok çalışılması gerektiğine dikkat çekerek "Bunu yapmak hepinize sözüm ve taahhüdümdür" dedi.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da "Talat ile ihtiyaç duyduğumuz ortak dili bulmak ve BM yardımlarıyla da Ada'yı yeniden birleştirmek için elimden geleni yapacağım taahhüdümü yineliyorum" ifadelerini kullandı.

 

"Barış için ortak şarkılar"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk ve Rum gençlik örgütlerinin ara bölgedeki Ledra Palace Otel'in bahçesinde düzenlediği "Barış İçin Ortak Şarkılar" etkinliğinde buluştu.

   Bazı Türk ve Rum Siyasi partilerin gençlik örgütlerinin Slovakya Büyükelçiliği himayesinde ve BM desteğiyle "Uluslararası Barış Günü" çerçevesinde gerçekleştirdiği etkinlik, saat 18.45'te başladı. İki lider etkinliğe saat 19.45 civarında geldi.

   Etkinlikte şiirler okundu, Kuzey Kıbrıs'tan SOS ve Güney Kıbrıs'tan liseli gençlerin oluşturduğu bir müzik grubu şarkılarını seslendirdi. Bu arada etkinliğe katılan Türk ve Rum gençler hem Türkçe hem de Rumca "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" diye slogan atarak halay çektiler.

   İki taraftan gençlik örgütleri adına iki genç konuşma yaparken liderlerin gelmesinin ardından iki liderle BM genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun sahneye davet edilerek konuşmalarını yaptılar. Etkinlikte son konuşmayı Slovakya Büyükelçisi Anna Turenikova yaptı. Konuşmalardan sonra "Barış İçin Dans" grubu temsilcileri liderlere ve Zerihoun'a küçük seleler hediye ettiler. Etkinlikte iki toplumlu koro da Türkçe ve Rumca şarkılarını seslendirdi. Ayrıca folklor gösterileri yapıldı.

   Törene Başbakan Ferdi Sabit Soyer, LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, iki taraftan da siyasi partilerin lider ve temsilcileri, iki taraftan milletvekilleri, üst düzey yabancı diplomatlar ve iki taraftan vatandaşlarla, gençler katıldı.

 

Hristofyas: Adayı yeniden birleştirmek

için elimden geleni yapacağım

 

   Etkinlikte ilk konuşmayı yapan Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, geçmişte, Ledra Palace'taki görüşmelerde, ortak vatana barış getirmek için birçok arkadaşıyla birçok manifesto hazırladıklarını belirtti. Şimdi inisiyatifin iki taraftan gençlerin örgütleri tarafından alındığını kaydeden Hristofyas şunları söyledi:

   "Bu çok olumludur ve bize geleceğe giden yolu gösteriyor, çünkü gençlik gelecektir, adamızın geleceğidir. Talat ile ihtiyaç duyduğumuz ortak dili bulmak ve BM yardımıyla da adayı yeniden birleştirmek için elimden geleni yapacağım taahhüdümü yineliyorum.    Bu adada barışa ihtiyacımız var. Bu güzel etkinliği düzenlemeniz çok güzel."

   Etkinliğin,  Uluslararası Barış Günü çerçevesinde düzenlenmesinin de olaya ayrı bir güzellik kattığını söyleyen Hristofyas, gelecek yıl, böyle etkinliklerin tüm Kıbrıs'ta, yeniden birleşmiş bir adada gerçekleştirilmesini diledi.

   Hristofyas şöyle dedi:    

   "Mehmet Ali benimle aynı fikir de mi bilmiyorum. Ümidim bu etkinlikleri askersizleştirilmiş Birleşik Kıbrıs federal devletinde kutlamak. Bir diyalog başlattık, ciddi bir diyalog. BM personelini, barış içindeki adamızın, üniformasız ziyaretçileri olarak karşılamak için çabalarımızı birleştirmek zorundayız. Bu bizim Kıbrıs'ın genç insanlarına sözümüzdür. Çok yaşasın barış, bu adaya barışı ve sosyal adaleti getirelim, her iki toplumun da acı çekmiş insanları ancak özellikle gençleri için bunu yapalım"

 

Talat: Barışa gerçekten ihtiyaç duyuluyor

  

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinliğe katılanlara "barışın değerli olduğuna inanan gençler ve kendini genç hissedenler" hitabıyla başladı. Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında, barışa ulaşmak için çalışmaları gerektiğini, barışa gerçekten ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

   Adada barış ve bir anlaşma olmamasından dolayı birçok neslin acı çektiğini anlatan Cumhurbaşkanı, gençlerin, barış içinde birleşmiş bir ülke, federal bir ülke görmek istediklerini, bunu sağlamanın Hristofyasla kendisinin ortak amaçları olduğunu ve bunu başarmayı taahhüt ettiklerini belirtti.

   Halklarından her desteği alacaklarına inandığını söyleyen Talat, bunun çok açık olduğunu ve özellikle her gün yaptıkları temaslarında bunu hissettiklerini vurguladı. 

 

Çözüm barışı inşa etmenin temelidir

 

   Talat, çözümün "barışı inşa etmenin" temeli olduğunu çünkü barışı inşa etmenin farklı bir şey olduğunu, bunun her iki halkın da birbirinin kültürlerine büyük saygı duydukları bir ortamda tam bir işbirliği içerisinde yaşamaları anlamına geldiğini, bunun hedeflerinin en uç noktası olduğunu kaydetti.

   Buna ulaşmak için önce bir anlaşma yaparak temeli hazırlamak gerektiğini söyleyen Talat, bunun hedeflerinin başlangıcı olacağını söyledi.

 

Gençlerin sorumlulukları

 

   Gençlerin özellikle anlaşmayı takip edecek bu "yeni durum" için büyük sorumlulukları bulunduğunu ifade eden Talat, geleceği yaşayacak gençlerin barışı yaratmak için çalışmaları gerektiğini söyledi.

   Talat, gerçekleşen olayın çok daha büyüklerinin gelecekte Kıbrıs'ın her yanında gerçekleştirilmesi dileğinde bulundu.

 

Halk desteği alırsak başarırız

 

   Ciddi çalışılması gerektiğini ifade eden Talat, "Eğer halklarımızın desteğini alırsak başarırız. Aksi taktirde çok zor olur. Vermeli ve almalıyız. Bir şey verip bir şey almalıyız. Uzlaşmalıyız. Uzlaşmak için halklarımızın ve özellikle siz gençlerin desteğine ve cesaretlendirmesine ihtiyacımız var. Bunu genç insanlardan talep ediyoruz. Gençler için müreffeh bir geleceğe ulaşmak amacıyla kendi adına elimden geleni yapacağımı ve uzlaşacağımı taahhüt ederim."

   Talat çok yakın bir gelecekte bir çözümden sonra daha coşkulu etkinliklerde buluşmayı diledi. Çözümün en kısa zamanda gelmesi için çok çalışılması gerektiğini ifade eden Talat, "Bunu yapmak hepinize sözüm ve taahhüdümdür" dedi.   

 

Zerihoun: Şarkılar insanları bir araya getiriyor

 

   Zerihoun ise konuşmasında, etkinlikten duyduğu büyük memnuniyeti dile getirdi. Sanatın insanları özgürleştirdiğini ve şarkıların insanları bir araya getirdiğini kaydeden Zerihoun, Birleşik bir Kıbrıs'a ulaşmak için önemli bir fırsat bulunduğuna işaret etti.

   BM diplomatı, ülkeyi iki taraf için de ortak bir vatan yapabilmenin önemine değindiği konuşmasında, etkinliğin gerçekleşmesinden dolayı Slovakya Büyükelçisi Anna Turenikova'ya teşekkür etti.

 

Turenikova: Yardımcı, yapıcı ve destekleyici olmayı amaçlıyoruz

 

   Turenikova ise konuşmasında, etkinlikten duyduğu mutluluğu dile getirerek, yardımcı, yapıcı ve destekleyici olmayı amaçladıklarını, bu etkinliğin doğuş fikrinin Ledra Palace'ta gerçekleştirilen bazı Türk ve Rum siyasi partilerin buluşmalarında ortaya çıktığını ifade etti.

   Gençlik örgütlerinin liderlerinin heyecanını takdir ettiğini söyleyen Turenikova, etkinliğin Uluslararası Barış Günü çerçevesinde gündeme gelmesinin de anlamına işaret etti.

KIBRIS 15/09/08

 

İngiltere, Osmanlı modelini deniyor

İngiltere, çağımızın en ilginç deneylerinden birine kalkıştı. Türkiye’de lafı bile dudakları uçuklatan bir şeyi sınıyorlar:
Çokhukukluluğu...
Sunday Times, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı 5 büyük kentte şeriat mahkemeleri kurulduğunu duyurdu.
Londra, Birmingham, Bradford, Manshester ve Warwickshire’da kurulan (Glasgow ve Edinburgh’da da kurulacak olan) şeriat mahkemeleri, boşanma, aile içi şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi sosyal konularda karar yetkisine sahip olacak. Kararlar, ancak Bölge Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme’nin onayıyla yürürlüğe girebilecek; davalı ve davacının ortak rızasıyla uygulanabilecek.
* * *
Tartışmayı 77 milyon Anglikanın lideri, Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams başlatmıştı. Şubat ayında, İngiltere’de yaşayan Müslüman kadınlara peçe yasağı getirilmesini eleştirirken, “Hükümet dini semboller konusunda karar vermemeli. Bunu Çin denedi, başarısız oldu. Dini kısıtlamalar İngiliz toplumunu yanlış bir laiklik anlayışına sürüklüyor” demişti.
Williams’a göre, İngiltere’nin bazı yurttaşları kendilerini İngiliz hukuk sistemine bağlı hissetmiyorlardı. O halde  Müslümanlar “kültüre bağlılık” ile “devlete bağlılık” gibi iki keskin alternatif arasında seçime zorlanmamalı, ailevi ve mali meselelerde isterlerse şeriat kanunlarını uygulayabilmeliydiler.
“Bu, onların kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası hissetmeleri için elzem”di.
* * *
İlk söylendiğinde kıyamet koparan bu sözler, şimdi uygulamaya konuyor.
Uygulamayı eleştirenler, bunun ülkede resmi hukuka paralel ikinci bir hukuk sistemi doğuracağından kaygılanıyorlar.
Kararı savunanlar ise, şeriat hukukunun İngiltere’deki Müslüman toplumda zaten Şeriat Mahkemesi adıyla faaliyet gösteren yapılar bulunduğunu, son uygulamayla bu yapıların resmi denetim altına alınmış olacağını belirtiyorlar.
* * *
Tartışması yıllara yayılacak bıçak sırtı bir konu bu...
Ama asıl ilginci, gelinen noktanın, Osmanlı’nın hukuk sistemine yakın bir görünüm arz etmesi...
Osmanlı’da da “millet sistemi” çerçevesinde “gayrimüslim cemaatlerde kamu alanına sıçramayan hukuki-cezai durumlarda karar alma, uygulama, denetleme yetkisi ruhani başkanlara bırakılmıştı.”
Murat Belge bunun gerekçesini şöyle izah eder (“Osmanlı’da Kurumlar ve Kültür”, Bilgi Üniversitesi Y., 2005):
“Devletin dini olan İslam, tebaa içinde büyük sayıda insanın dini olmayınca hem bu farklı dinlere hoşgörü sağlayan, hem de pratik düzeyde adaleti garanti altına alan bir İslam anlayışı ve somut politikası zorunlu oluyordu.”
Tanzimat’la gelen şey, o güne dek “hoşgörü” çerçevesinde göz yumulan bu uygulamanın dış baskıyla hukuki güvence altına alınmasıdır. Ama bununla “mevcut teokratik devlet ilkesinden de bir kopuş başlamıştır.” (Bülent Tanör, “Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri”, YKY, 1998)
* * *
Şimdi İngiltere, bugüne dek “hoşgörü çerçevesinde göz yumulan” bir uygulamayı, biraz da “iç baskıyla” hukuki güvence altına alıyor.
Bu, Başpiskopos Williams’ın umduğu gibi, Müslüman göçmenlerin kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası gibi görmelerine mi hizmet edecek, yoksa laik hukuktan bir kopuşun başlangıcı mı olacak?
Bu sorunun cevabı, insanlığın 21. yüzyılını belirleyecek kadar önemli...

CAN DUNDAR MILLIYET 16/09/08

 

 

Talat: Rum halkı çözüme hazır değil

16/09/2008 RADIKAL

Talat Kıbrıs Rum tarafıyla başlatılan müzakerelerde sıkıntılar yaşandığını ifade ederek ‘Rum halkı çözüme hazır değil’ dedi

Ali RUHLUEL


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat sivil toplum örgütleri temsilcilerine ‘Kıbrıs’ta Çözüm Süreci ve Son Durum’ konulu sunum yaptı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır olmadığı izlenimini edindiğini belirterek, onları çözüme hazırlamanın ise siyasilerin görevi olduğunu belirtti. “Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir” diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu, üzerinde uzlaşılan bir metnin referanduma gideceğini belirterek, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC Ticaret Odası’nda, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine ‘Kıbrıs’ta Çözüm Süreci ve Son Durum’ adı altında bir sunum yaptı. Toplantı, KKTC Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce’nin, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a, özellikle ekonomik konularda yaptığı açıklama konusunda destek belirtmesi ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın başkanlığa seçilmesinin ardından başlatılan görüşme ve müzakere süreciyle ilgili görüşlerini aktarmasıyla başladı. Cumhurbaşkanı Talat’ın yaklaşık yarım saat süren sunumunun ardından soru cevap bölümüne geçildi ve toplantının bu bölümü basına kapatıldı.

‘RUM MEDYASININ HABERLERİ SÜRECİ OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR’
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunumuna, müzakerelerle ilgili basına uygulanan karartmaya açıklık getirerek başladı ve müzakereler konusunda basına açıklama yapılmamasını, Türk tarafının istediğini belirtti. Rum medyasının spekülatif haberler yaptığına ve bunun sürece olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çeken Talat, Hristofyas’tan bir şey istediğinde bunu kendisine söylemesini ve basın yoluyla iletişim kurmamasını istediğini söyledi. ‘Medya yoluyla pazarlık yapmayalım’ demesine rağmen bunu Rum tarafına dinletemediğini kaydeden Talat, Rum siyasilerin 7’den 70’e Türk tarafının her söylediğine laf yetiştirmeye devam ettiğini, adeta bunun bir gelenek halini aldığını ifade etti. 11 Eylül’de yapılan müzakerelerde toplantıda konuşulanların basına açıklanmaması konusunda talepte bulunduğunu, spekülasyonların başlaması halinde işin bozulabileceğini anlattığını belirten Talat, “Tamam demediler, ama ben dediler diye varsaydım” şeklinde konuştu. Daha sonra daha önce verdiği bir sözü yerine getirerek TRT televizyonuna mülakat verdiğini, ancak burada genel konulara değinerek müzakerelerde konuşulan konuları gündeme getirmediğini anlatan Talat, bu mülakatın ardından tüm Rum siyasilerin koro halinde kendisine laf yetiştirdiğini ve Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Dimitris Yakovu’nun ‘münasebetsiz’ söyleminde dahi bulunduğunu kaydetti.

‘RUM POLİTİKACILAR SALDIRIYOR, BU HOŞ DEĞİL’
Talat, kendisinin görüşmelerde konuşulanlar konusunda açıklama yapılmamasını istediğini, yoksa ‘Kıbrıs sorunu konusunda konuşmayalım’ demediğini belirterek, “Kıbrıs sorunu bizim hayatımız, atalarımızdan gelen ve geleceğimizi ilgilendiren bir konu. Biz konuşmasak da vatandaş konuşur. Bütün Rum politikacılar vurun abalıya misali saldırıyorlar bu hiç hoş bir şey değil” dedi.
Kendisinin bu konularda Rum basınına açıklama yapması halinde Rum gazetelerinin bunu yayınlamayacağına da işaret eden Talat, Rum basının Rum Yönetimi’nin istemediği şeyleri yazmadığını, hatta Türk tarafından verilen ilanları bile yayınlamadığını hatırlattı. Türk tarafının söyledikleri yayınlanmazken, Rum tarafının söylediklerinin dünyada ve Türk tarafında yankı bulduğuna dikkat çeken Talat, bunların üzüntü verici gerçekler olduğunu ifade etti. Talat, ancak bunlarla beraber yürünmesi gerektiğini ve müzakerelere bununla devam etmek durumunda olduklarını vurguladı.

‘İKİ TARAFIN DA KABUL EDİP ONAYLAYACAĞI BİR ÇÖZÜM OLACAK’
Bugün içinde bulunulan koşulların Kıbrıs sorununun çözümüne en elverişli koşullar olduğuna dikkat çeken KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların bütün bu tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen durumun böyle olduğunu söyledi. “Herşey dört dörtlük olmaz. Ben de herşeyin mükemmel olmasını beklemiyorum” diyen Talat, bunun en iyi koşullarda bile çözüme ulaşmanın güvencesi olmadığını vurguladı.
“Bir çözüm iki tarafın da kabul edebileceği iki tarafın da onaylayacağı bir çözüm olacak” diyen Talat, bu çözüme ulaşırken de çok ciddi al ver süreçleri yaşayacaklarını kaydetti.

‘VERİLEN TAVİZİ SORGULAMAYA ÇALIŞTIK’
Rum liderliğinin iddiasının, Rum tarafının 1977’de vereceği tavizi verdiği, başka taviz veremeyeceği, kırmızı çizgilerin geçilemeyeceği şeklinde olduğunu belirten Talat, böyle bir tutumun kabul edilemez olduğunu, peşinen bu konuda hiçbir ilerlemeye açık olmadığını söylemesi halinde, hiçbir ilerleme kaydedilemeyeceğini ifade etti.
“Bize verilen tavizi sorgulamaya çalıştık ve öfkeyle karışık cevaplar aldık” diyen Talat, bunun federasyon olup olmadığını sorgulayarak şöyle dedi:
“Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti bir çeşit federasyon değil miydi? Kıbrıs Cumhuriyeti Türk başkan muavinin veto etmesi durumunda karar alma mekanizmasının duracağı bir yöntemle yönetilmiyor muydu? Ve Kıbrıslı Türkler ayrı bir toplum olarak seçimlerini ayrı yapmıyormuydu? Cemaat Meclisi Annan Planı’nda öngörülen kurucu devlet fonksiyonlarını yerine getirmiyor muydu? Demek ki o fonksiyonel federatif dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki kesimli federasyona dönüşmesi 1974’te yaşanan olayların yarattığı, darbenin arkasından Barış Harekatı’nın yarattığı yeni koşulların sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu bir taviz değil bir yeniden düzenlemeydi. Kıbrıslı Türkler fazladan haklar almıyor, o koşullarda daha önceden formüle edilmiş haklarını bu koşullarda yeniden formüle ediyorlardı.”
1977’ye gitmenin 31 yıl öncesi demek olduğuna da dikkat çeken Talat, bunu bugüne kadar varılan bir 8 Temmuz veya 23 Mayıs anlaşmalarından üstün tutmanın anlamsız olduğunu, üstelik bunlarda yeni terminolojinin kullanıldığını söyledi. Talat, “Bütün bunlar, Kıbrıslı Türkler olarak o günden bu güne elde ettiğimiz haklarımızın bir anlamda yontulması veya erozyona uğratılması çabalarından başka bir şey değil” dedi.

‘EN OLUMLU KOŞULLAR BU DÖNEMDE’
Kıbrıslı Türkler olarak bunları iyi görmek, iyi gözlemlemek ve bunlara uygun olarak hareket etmek durumunda olunduğunu ifade eden Talat, yine de bütün bunlara rağmen en olumlu koşulların bu dönemde olduğunu tekrarladı. Kıbrıs Türk ve Rum halklarının artık bu sorunun çözümlenmesi gerektiğinin bilincinde olduğuna işaret eden Talat, bu sorunun Kıbrıslı Türkler kadar Kıbrıslı Rumlar için de problemli olduğunu kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın yönetimlerinin de bunun bilincinde olduğunu düşündüğünü ifade ederek, en azından Kuzey’de böyle bir yönetim olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının referandumda evet dediğini hatırlattı ve bu evet için kampanya yürüten yönetimin hala görevde olmasının çözüm yanlısı duruşun güvencesi olduğunu kaydetti. Güney Kıbrıs’ta eski Başkan Papadopulos’a uyarak referandumda çözümün çökmesine neden olan liderliğin olumlu davranmadığını anlatan Talat, bugün bu yönetim çözüm yanlısı olması halinde bunu ispatlaması gerektiğini söyledi.

‘İZLENİMİM RUM HALKI ÇÖZÜME HAZIR DEĞİL’
Talat, “Bugün ders aldıklarını umuyor ve olumlu davranmalarını bekliyorum” dedi. Kendi izleniminin, Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır olmadığı yönünde olduğunu da vurgulayan Talat, ancak hazırlanabileceklerini ve bu konuda Rum siyasilere görev düştüğünü söyledi. Çözüme hazırlanma sürecini Kıbrıs Türk halkının da yaşadığını anlatan Talat, aynı şeyin Kıbrıs Rum tarafında da yaşanmayacağının garantisini kimsenin veremeyeceğini ifade etti.

‘RUM SİYASETÇİLER, HALKI ÇÖZÜME HAZIRLAYABİLİR’
Kıbrıs Rum tarafının her konuda siyasileştiğini, futbol kulüplerinden sivil toplum örgütlerine kadar bir siyasileşme olduğunu anlatan Talat, Kıbrıs Rum halkının siyasilerle birlikte nefes almakta olduğunu, bu nedenle siyasilerin halkı kolayca çözüme hazırlayabileceğini kaydetti. Ortaya çıkarılacak bir çözümün referanduma götürülecek olması nedeniyle bu konularda adım atmanın daha kolay olabileceğini belirten Talat, “Üzerinde anlaşılan metin referanduma gidecek” dedi.
Talat, geçmişte ise üzerinde anlaşılmamış bir metnin referanduma sunulduğunu hatırlattı. “Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir” diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu belirterek, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.(dha)

 

Erdoğan: Onlar kaçıyor, biz kovalıyoruz

PEŞKEŞ ÇEKMEDİK... Erdoğan: Kıbrıs konusunda KKTC ile birlikte her zaman bir adım önde olacağız. 'Peşkeş çektiniz' diyorlar... Ne yaptık da peşkeş çektik... Tam aksine şu anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz...

    

   Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda KKTC ile birlikte her zaman bir adım önde olacaklarını belirterek, "'Peşkeş çektiniz' diyorlar... Ne yaptık da peşkeş çektik... Tam aksine şu anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz..." ifadelerini kullandı.

   Marmara Üniversitesi'nin 2008-2009 eğitim-öğretim yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Kıbrıs konusundaki son gelişmelere de değinen Türkiye Başbakanı Erdoğan, şunları kaydetti:

   "Ben ilkokulda okurken Kıbrıs sorunu vardı. 2000 yılına geldik hala Kıbrıs sorunu var. Komşu ülkeleriyle çözülemeyen meselelerimiz hala devam ediyor. Dünya değişti. Demirperdeler ortadan kalktı. Ama demir perdelerin anlayışı bizde hala var. Değişmedi. Artık demir perdede devletçilik diye bir anlayış var mı? Hepsi özelleştiriyor. Niye? Artık ekonomik gelişim bunu gerektiriyor da onun için.".

   Kıbrıs'la ilgili mücadele verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

   "Diyorlar ki 'Kıbrıs'ı peşkeş çektiniz'... Ne yaptık da peşkeş çektik... Tam aksine şu anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. Ama biz gelmeden önce maalesef devamlı onlar kovalardı. Çünkü masada garantör ülke olarak Türkiye yoktu ve Kuzey Kıbrıs yoktu. Ama şimdi Kuzey Kıbrıs her an masada, garantör ülke olarak Türkiye her an masada. Kaçan onlar. Biz her zaman bir adım önde olacağız ama asla hakkımızı da yedirtmeyeceğiz. Formül (kazan-kazan). Sen de kazan, ben de kazanayım. Yani birinin kaybında diğerinin kazancı olamaz. O anlayışı kabul etmemiz mümkün değil."

KIBRIS 16/09/08

 

 

Talat: Rum halkı çözüme hazır değil

RUM HALKI ÇÖZÜME HAZIRLANMALI... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır olmadığı izlenimini edindiğini belirterek, onları çözüme hazırlamanın ise siyasilerin görevi olduğunu belirtti. "Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da, halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti

 

l "EN İYİ KOŞULLARDA BİLE ÇÖZÜME ULAŞMA GÜVENCESİ YOK"... Bugün içinde bulunulan koşulların Kıbrıs sorununun çözümüne en elverişli koşullar olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Rumların bütün bu tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen durumun böyle olduğunu söyledi. "Her şey dört dörtlük olmaz. Ben de her şeyin mükemmel olmasını beklemiyorum" diyen Talat, bu en iyi koşullarda bile çözüme ulaşmanın güvencesi olmadığını vurguladı

 

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır olmadığı izlenimini edindiğini belirterek, onları çözüme hazırlamanın ise siyasilerin görevi olduğunu belirtti.

   "Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da, halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu, üzerinde uzlaşılan bir metnin referanduma gideceğini belirterek, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam, Ticaret Odası'nda, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine "Kıbrıs'ta Çözüm Süreci ve Son Durum" konusunda sunum yaptı.

   Toplantı, Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce'nin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, özellikle ekonomik konularda yaptığı açıklama konusunda destek belirtmesi ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın başkanlığa seçilmesinin ardından başlatan görüşme ve müzakere süreciyle ilgili görüşlerini aktarmasıyla başladı.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın yaklaşık yarım saat süren sunumunun ardından soru cevap bölümüne geçildi ve toplantının bu bölümü basına kapatıldı.

 

"Medya yoluyla pazarlık yapmayalım"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunumuna, müzakerelerle ilgili basına uygulanan karatmaya açıklık getirerek başladı ve müzakereler konusunda basına açıklama yapılmamasını, Türk tarafının istediğini belirtti.

   Rum medyasının spekülatif haberler yaptığına ve bunun sürece olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çeken Talat, Hristofyas'tan bir şey istediğinde bunu kendisine söylemesini ve basın yoluyla iletişim kurmamasını istediğini söyledi.

   "Medya yoluyla pazarlık yapmayalım" demesine rağmen bunu Rum tarafına dinletemediğini kaydeden Talat, Rum siyasilerin 7'den 70'e Türk tarafının her söylediğine laf yetiştirmeye devam ettiğini, adeta bunun bir gelenek halini aldığını ifade etti.

   11 Eylül'de yapılan müzakerelerde toplantıda konuşulanların basına açıklanmaması konusunda talepte bulunduğunu, spekülasyonların başlaması halinde işin bozulabileceğini anlattığını belirten Talat, "Tamam demediler ama ben dediler diye varsaydım" şeklinde konuştu.

   Daha sonra daha önce verdiği bir sözü yerine getirerek TRT televizyonuna mülakat verdiğini ancak burada genel konulara değinerek müzakerelerde konuşulan konuları gündeme getirmediğini anlatan Talat, bu mülakatın ardından tüm Rum siyasilerin koro halinde kendisine laf yetiştirdiğini ve Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Dimitris Yakovu'nun "münasebetsiz" söyleminde dahi bulunduğunu kaydetti.

   Talat, kendisinin görüşmelerde konuşulanlar konusunda açıklama yapılmamasını istediğini, yoksa Kıbrıs sorunu konusunda konuşmayalım demediğini belirterek, "Kıbrıs sorunu bizim hayatımız, atalarımızdan gelen ve geleceğimizi ilgilendiren bir konu. Biz konuşmasak da vatandaş konuşur... Bütün Rum politikacılar vurun abalıya misali saldırıyorlar bu hiç hoş bir şey değil" dedi.

 

"Rum basını Rum yönetimi

istemezse yayınlamaz"

 

   Kendisinin bu konularda Rum basınına açıklama yapması halinde Rum gazetelerinin bunu yayınlamayacağına da işaret eden Talat, Rum basınının Rum yönetiminin istemediği şeyleri yazmadığını, hatta Türk tarafından verilen ilanları bile yayınlamadığını hatırlattı.

   Türk tarafının söyledikleri yayınlanmazken, Rum tarafının söylediklerinin dünyada ve Türk tarafında yankı bulmakta olduğuna dikkat çeken Talat, bunların üzüntü verici gerçekler olduğunu ifade etti.

   Talat, ancak bunlarla beraber yürünmesi gerektiğini ve müzakerelere bununla devam etmek durumunda olduklarını vurguladı.

 

"Sorunun çözümüne en elverişli koşullar"

 

   Bugün içinde bulunulan koşulların Kıbrıs sorununun çözümüne en elverişli koşullar olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların bütün bu tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen durumun böyle olduğunu söyledi.

   "Her şey dört dörtlük olmaz. Ben de her şeyin mükemmel olmasını beklemiyorum" diyen Talat, bu en iyi koşullarda bile çözüme ulaşmanın güvencesi olmadığını vurguladı.

   "Bir çözüm iki tarafın da kabul edebileceği iki tarafın da onaylayacağı bir çözüm olacak" diyen Talat, bu çözüme ulaşırken de çok ciddi al ver süreçleri yaşayacaklarını kaydetti.

 

Taviz konusu

 

   Rum liderliğinin iddiasının, "Rum tarafının 1977'de vereceği tavizi verdiği başka taviz veremeyeceği, kırmızı çizgilerin geçilemeyeceği" şeklinde olduğunu belirten Talat, böyle bir tutumun kabul edilemez olduğunu, peşinen bu konuda hiçbir ilerlemeye açık olmadığını söylemesi halinde hiçbir ilerleme kaydedilemeyeceğini ifade etti.

   "Bize verilen tavizi sorgulamaya çalıştık ve öfkeyle karışık cevaplar aldık" diyen Talat, bunun federasyon olup olmadığını sorgulayarak şöyle dedi:

   "Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti bir çeşit federasyon değil miydi? Kıbrıs Cumhuriyeti Türk başkan muavinin veto etmesi durumunda karar alma mekanizmasının duracağı bir yöntemle yönetilmiyor muydu? Ve Kıbrıslı Türkler ayrı bir toplum olarak seçimlerini ayrı yapmıyordu? Cemaat Meclisi Annan Planı'nda öngörülen kurucu devlet fonksiyonlarını yerine getirmiyor muydu?... Demek ki o fonksiyonel federatif dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli federasyona dönüşmesi 1974'te yaşanan olayların yarattığı, darbenin arkasından Barış Harekatı'nın yarattığı yeni koşulların sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu bir taviz değil bir yeniden düzenlemeydi. Kıbrıslı Türkler fazladan haklar almıyor o koşullarda daha önceden formüle edilmiş haklarını bu koşullarda yeniden formüle ediyorlardı."

 

Türklerin haklarını yontma

 

   1977'ye gitmenin 31 yıl öncesi demek olduğuna da dikkat çeken Talat, bunu bugüne kadar varılan bir 8 Temmuz veya 23 Mayıs anlaşmalarından üstün tutmanın anlamsız olduğunu, üstelik bunlarda yeni terminolojinin kullanıldığını söyledi.

   Talat, "Bütün bunlar, Kıbrıslı Türkler olarak o günden bu güne elde ettiğimiz haklarımızın bir anlamda yontulması veya erozyona uğratılması çabalarından başka bir şey değil" dedi.

   Kıbrıslı Türkler olarak bunları iyi görmek iyi gözlemlemek ve bunlara uygun olarak hareket etmek durumunda olunduğunu ifade eden Talat, yine de bütün bunlara rağmen en olumlu koşulların bu dönemde olduğunu tekrarladı.

   Kıbrıs Türk ve Rum halklarının artık bu sorunun çözümlenmesi gerektiğinin bilincinde olduğuna işaret eden Talat, bu sorunun Kıbrıslı Türkler kadar Kıbrıslı Rumlar için de problemli olduğunu kaydetti.

 

Çözüm yanlısı yönetimler

 

   Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın yönetimlerinin de bunun bilincinde olduğunu düşündüğünü ifade ederek, en azından kuzeyde böyle bir yönetim olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının referandumda evet dediğini hatırlattı ve bu evet için kampanya yürüten yönetimin hala görevde olmasının çözüm yanlısı duruşun güvencesi olduğunu kaydetti.

   Güney Kıbrıs'ta eski Başkan Papadopulos'a uyarak referandumda çözümün çökmesine neden olan liderliğin olumlu davranmadığını anlatan Talat, bugün bu yönetim çözüm yanlısı olması halinde bunu ispatlaması gerektiğini söyledi. Talat, "Bugün ders aldıklarını umuyor ve olumlu davranmalarını bekliyorum" dedi.

 

"Rum halkı çözüme hazır değil"

 

   Kendi izleniminin, Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır olmadığı yönünde olduğunu da vurgulayan Talat, ancak hazırlanabileceklerini ve bu konuda Rum siyasilere görev düştüğünü söyledi.

   Çözüme hazırlanma sürecini Kıbrıs Türk halkının da yaşadığını anlatan Talat, aynı şeyin Kıbrıs Rum tarafında da yaşanmayacağının garantisini kimsenin veremeyeceğini ifade etti.

 

"Rum tarafı siyasileşti"

 

   Kıbrıs Rum tarafının her konuda siyasileştiğini, futbol kulüplerinden sivil toplum örgütlerine kadar bir siyasileşme olduğunu anlatan Talat, Kıbrıs Rum halkının siyasilerle birlikte nefes almakta olduğunu, bu nedenle siyasilerin halkı kolayca çözüme hazırlayabileceğini kaydetti.

   Ortaya çıkarılacak bir çözümün referanduma götürülecek olması nedeniyle bu konularda adım atmanın daha kolay olabileceğini belirten Talat, "Üzerinde anlaşılan metin referanduma gidecek" dedi.

   Talat, geçmişte ise üzerinde anlaşılmamış bir metnin referanduma sunulduğunu hatırlattı. "Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu belirterek, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

KIBRIS 16/09/08

 

Securitas fugitive ‘swanning around north Cyprus’
By Simon Bahceli

SECURITAS robber Sean Lupton continues to “live it up” in Kyrenia, despite British and Turkish Cypriot police attempts to find him, Lupton’s wife Therese has said.

Speaking to Britain’s Daily Mail over the weekend, Lupton’s embittered wife said she had been shown evidence by the British police that proved “beyond any doubt” that Lupton was alive and well and living in the north.

“I know for certain he is alive. He is swanning around in Cyprus, living the high life with a mountain of cash,” she said, adding: “They [the UK police] showed me photographs of people connected to him, where Sean has been, what he has been doing -- including spending a lot of time in casinos and visiting prostitutes”.

British police have been searching for 47-year-old Lupton since he disappeared after being made a suspect in the record-breaking 2006 Securitas heist that saw robbers make off with £53 million stolen from a Securitas warehouse in Kent.

Five of Lupton’s accomplices were jailed for their parts in the raid in January, but Lupton, the UK police believe, escaped to northern Cyprus with around £32 million worth of cash. The police say they have evidence that Lupton used his mobile phone to make calls to northern Cyprus hours after the heist, and that mobile phone calls were also later made by him in Kyrenia.

A spokesman for Detective Chief Inspector Mick Judge, who leads the search for Lupton, told the Cyprus Mail yesterday that “Kent police believe Sean Lupton was in northern Cyprus earlier in the year and that enquiries are continuing”.

The spokesman refused to say, however, whether the police had evidence that Lupton was on the island.

A spokesman for the Turkish Cypriot police said they are also still looking for Lupton.

Earlier in the year Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat promised that Lupton would be extradited to the UK if found in the north. Other Turkish Cypriot officials have, however, insisted that Lupton was not living there and that the breakaway state was no longer a safe haven for criminals.

Although Lupton’s wife had initially believed her fugitive husband dead, she now says she is convinced British police know the exact whereabouts of her now-estranged husband, but that they are waiting for the right time to make a move to arrest him.

Delays in making an arrest are exacerbated by the absence of extradition laws between the north and Britain. It is known, however, that there has been some co-operation on the case between police in the north and the UK.

“They [the British police] went into a great deal of detail about the extradition process and the importance of getting a water-tight case. They will have only one chance at getting him so they don’t want to blow it,” Theresa Lupton said.

Lupton’s estranged wife says she is bitter about what her husband has done, and that she will do all she can to see him behind bars.

“I have made a statement for the first time and have told the police that I will do anything to help – including giving evidence against him,” she said, and added, “I have absolutely no feelings for him whatsoever. I now know beyond any doubt that he is alive but he may as well be dead”.

Theresa Lupton is particularly bitter that the fugitive abandoned his children, leaving them to believe that he was dead.

“They are devastated, sick that he should make them think he was dead”.

She is also embittered by the belief that Lupton is living on the spoils of the Securitas robbery while say says she lives on unemployment benefits of just £60 per week.

CYPRUS MAIL 16/09/08

 

ECHR president in visit to Cyprus

PRESIDENT of the European Court of Human Rights (ECHR) Jean Paul Costa arrived on the island on Sunday for an official visit at the invitation of the Supreme Court President.

Costa said he was happy to be in Cyprus for two reasons.

“Firstly, to strengthen the traditional co-operation between the European Court of Human Rights and the Supreme Court in Cyprus, but also because I will be received by higher political leaders including the President of the Republic and the President of the House of Representatives. It will also be very good to have some backing from your country to our Court.”

As he explained, the ECHR has 47 member states and “it is a very important international court.”

He also pointed out the huge number of applications the ECHR receives, “which means a huge workload for the Court and we need not only traditional support and cooperation but also some political understanding and support from the highest leaders of every country.”

Costa expressed hope the presence of the Court’s delegation will be useful for Cyprus, the Supreme Court and the authorities.

The new President of the Supreme Court, Petros Artemis, received the ECHR delegation at Larnaca Airport.

Costa is being accompanied by the Cypriot ECHR judge, George Nicolaou, and the ECHR Registrar.

Yesterday, Costa was received by President Demetris Christofias and met House President Marios Garoyian.

Christofias accepted an invitation to visit the headquarters of the Court in Strasbourg during his forthcoming visit for the plenary session of the Parliamentary Assembly of the Council of Europe.

After the meeting, Costa said that “the general climate of the meeting was very good.”

On his part, Garoyian explained that he and Costa had discussed ways of speeding up the hearings of the large number of cases pending before the ECHR.

He also expressed his appreciation for the important role the ECHR is playing concerning the protection of the fundamental and human freedoms of all Cypriots and every European who appeals to it.

Today, the ECHR President will have a meeting with the President and members of the Supreme Court.

In the afternoon, he is due deliver a speech for lawyers and judges, before leaving the island tomorrow.

CYPRUS MAIL 16/09/08

 

British PM sacks Cyprus envoy

THE BRITISH High Commission in Nicosia said yesterday it was too early to say who might replace sacked Labour Vice Chairman Joan Ryan as Britain’s special representative to Cyprus.

Ryan was fired by British Prime Minister Gordon Brown at the weekend when she and another MP were accused of urging senior Labour Party members to stand against Brown during next weekend’s party conference.

She said Brown’s future as leader was being discussed privately at all levels of the party and it was time for a leadership election.

“I want a leadership election, I want a choice of candidates, I want to have a debate,” she told BBC radio.

“We need to have this debate about the direction and leadership of our country out in the open now. It is happening at all levels of the party and it should be happening in a more open and honest way.”

Brown, who took over from Tony Blair last year and does not have to hold a national election until May 2010, is trying to re-launch his premiership after months of speculation about his fate following a series of crushing local election defeat, Reuters said.

Brown’s opponents within Labour say their party has no chance of winning the election if he stays as leader. After 11 years in power, Labour lags the opposition Conservatives in opinion polls by about 20 points, it added.

Ryan was appointed envoy for Cyprus last year. It is not known yet who might replace her even though the Cyprus talks got under way on September 3.

“It’s too soon comment on that,” said a spokesman for the British High Commission. ‘It’s a partly political issue primarily.”

CYPRUS MAIL 16/09/08

 

London black cabs – soon available in Cyprus, in any colour
By Leo Leonidou

“WE ARE pleased, honoured and enthusiastic to launch our iconic taxi into the Cyprus market and are confident that we are in very good hands.”

That was the verdict last night of London Taxis International, who officially unveiled London’s world-famous black cab, which will soon be available in Cyprus.

At a news conference at the residence of the British High Commissioner in Nicosia, the Char. Pilakoutas Group, which is importing the taxis to the island, showed off one of the TX4 vehicles.

Marketing Manager Andros Skalistis told the Mail that, “there is a big market in Cyprus for these cabs and we are very confident of selling good numbers.”

He added that they will be available to everybody, but will prove to be most popular with taxi drivers.

“This is the only vehicle designed specifically to carry different kinds of paying passengers and will also be the only standard taxi on the island capable of transporting five people plus the driver.”

He added that the cabs will make the lives of disabled people much easier, thanks to special wheelchair ramps, as well as offering an extremely comfortable ride.

Managing Director of the Group, Charalambos Pilakoutas, explained that, “various surveys have proven that the London taxi is the best in the world and there is a real need in Cyprus for such a vehicle, which caters equally to both passenger and driver.

“We are proud to have the taxi in our fleet and will continue with our passion for excellence.”

On his part, British High Commissioner to Nicosia Peter Millett, himself a Londoner, stated: “I am absolutely delighted to see a London icon in Cyprus and am sure that it is the best and safest taxi in the world, coming with great tradition and a long history.”

According to Pilakoutas, prices will start at €39,000 with many different colours available.

“We have already taken three orders, two of which have been placed by taxi drivers,” said Skalistis.

Not everybody was impressed however. Veteran cabbie Theodosis Ioannou, who has been driving taxis across the island for 35 years, said: “To me, the price seems a bit high as you can buy a Mercedes for a few thousand pounds more.

“One thing I’ve learned after all these years is that the Cypriot [customer] is very particular and will settle for nothing less than a Mercedes-Benz.”

CYPRUS MAIL 16/09/08

 

Anzakli Omer'in hikayesi

 

Türk olmanin nasil bir sey oldugunu unutanlara hatirlatmak için, Türk olmanin tadina varmak için, lütfen okuyun.

Bu hakiki hikayeyi aktaran, sayin Dr. Ömer Musoglu 85 yasindadir ve halen MODA/ Istanbul'da oturmaktadir.

Anzakli Ömer'in Hikayesini 1957 Yilinda Istanbul Tip Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Musluoglu, görev yaptigi hanede basindan geçen çok enteresan bir hadiseyi söyle anlatiyor:

Amerika 'ya gittigim ilk yillar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almistim. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi isler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .Diger zamanlarda da laboratuarda çalisiyorum. Bir hastaya gittim. Yaslica bir adam, tahminen yetmis bes yaslarinda..

-Kan verecegim kolunuzu açar misiniz?" dedim.
Adamcagiz kanserdi ve ayni zamanda kansizdi.. Kolunu açtim, baktim pazusunda bir Türk bayragi dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:
-Siz Türk müsünüz?
-Kaslarini yukariya kaldirarak "hayir" manasina bir isaret yapti..
-Ama ben hala merak ediyorum. "Peki bu kolunuzdaki Türk bayragi nedir?"
-Aldirma öylesine bir sey iste, dedi.
Ben yine israrla:
-Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayragi, benim bayragim...
Bu söz üzerine gözlerini açti. Derin derin yüzüme bakti ve mirilti halinde sordu:
-Siz Türk müsünüz?
-Evet Türk'üm...."

Ihtiyar gözlerime tanidik bir göz ariyor gibi bakti.. Anlatmaya basladi:

"Yil 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de..Orada savasmak üzere bütün Hiristiyan devletlerden asker topluyorlardi. Ben, Avustralya Anzaklarindanim. Ingilizler bizi toplayip dediler ki:
-Barbar Türkler Hiristiyan dünyasini yakip yikacaklar. Bütün dünya o barbarlara karsi cephe açmis durumda.. Birlik olup üzerine gidecegiz. Bu savas çok önemlidir. '
Biz de inandik sözlerine ve savasmak isteyenler arasina katildik.. Beynimizi yikayan Ingilizler Türklere karsi topladigi askerlerin tamamini Çanakkale'ye sevk ediyormus. Bizi gemilere doldurup Misir'a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alip Çanakkale'ye getirdiler.

Savasin siddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düsen gülleler sulari metrelerce yukari fiskirtiyor, gökyüzünde havai fisekler gibi geceyi gündüze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatinin baharinda can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe sasiriyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün oldugumuz gibi sayi bakimindan da fazlaydik. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren sey neydi? Ilk baslarda zannediyordum ki Ingilizlerin bize anlattigi gibi Türkler barbarliktan böyle saldiriyorlar. Meger bu barbarliktan degil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklaniyormus.

Biz karaya çiktik. Taarruz edecegiz, bizi püskürtüyorlar.. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz...

Derken böyle bir taarruzda basimdan yedigim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmisim. Gözlerimi açtigimda kendimi yabanci insanlarin arasinda buldum. Nasil korktugumu anlatamam. Ingilizler bize Türkleri barbar, vahsi kimseler olarak tanitti ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmiyorlar, yaralarimi sarmislar. Iyice kendime gelince bu defa çantalarinda bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. Iyi biliyorum ki onlarin yiyecekleri çok çok azdi. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardi. Sok olmustum dogrusu..
Dedim ki kendi kendime:
-'Bu adamlar isteseler su anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi.. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler..' Biz esirlere misafir gibi davraniyorlardi. Bu duygularla 'Yaziklar olsun bana' dedim. 'Böyle asil insanlarla ben niye savasiyorum, niye savasmaya gelmisim? Bu Ingiliz milleti ne yalanciymis, ne kadar Türk düsmaniymis' diyerek pisman oldum.. Ama bu pismanligim fayda etmiyor ki... Bu iyilige karsi ne yapsam diye düsündüm durdum günlerce.. Nihayet bizi serbest biraktilar. Memleketime döndüm. Iste memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayragi dövmesini yaptirdim. Bu bayragin esrari bu iste.."

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: Talihin cilvesine bakin ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarimi iyilestirerek, sihhate kavusmama çaba sarf eden Türkler idi. Simdi de Amerika gibi bir yerde yillar sonra yine iyilestirmeye çaba sarf eden bir Türk... Ne garip degil mi? Avustralya'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karsilasacagimi hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsiniz. Bizi hep kandirmislar, buna bütün kalbimle inaniyorum. Pesinden nemli gözlerle
-Bana adinizi söyler misiniz? dedi.
"Ömer" cevabini verdim.
Merakla tekrar sordu:
-Peki niçin Ömer ismini vermisler sana?"
-Babam Müslümanlarin ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adini vermis.
-Senin adin Müslüman adi mi?
Ben
-Evet, Müslüman adi" deyince yüzüme bakti,dogrulmak istedi. Onun yatakta oturmasina yardim ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
-Senin adin güzelmis. Benim adim simdiye kadar Josef Miller idi, simdiden sonra "Anzakli Ömer" olsun.
-"Olsun" dedim.
-"Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?"
Sasirdim, nasil da birdenbire Müslüman olmaya karar vermisti. Meger o bunu hep düsünüyormus da kimseyle konusup soramadigi için gerçeklestirememis...
-"Tabii" dedim.. "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine imanin ve Islam'in sartlarini anlattim, kabul etti. Hem kelime-i sahadet getiriyor, hem de agliyordu.. Mirildandi:
-Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattigim yerden tespih çekerek Allah'imi ansam olur mu?
Bu sözden de anladim ki dedelerimiz savas esnasinda Hakk'i zikretmeyi ihmal etmiyormus. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta yataginda tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanina gittigimde samimi bir sekilde rica etti.
-Beni yalniz birakma olur mu?"
-Ne gibi Ömer amca?
-Ara sira gel de bana Islamiyet'i anlat!.. Sen çok güzel seylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahliyor." O günden sonra her gün yanina gittim, bildigim kadariyla dinimizi anlattim. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatirlamiyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;
"Doktor Ömer, lütfen 217 numarali odaya gidin!
Hemen yukari çiktim. Ömer amcanin odasina vardigimda gördügüm manzara aynen söyleydi: Sag elinde tespih, açik duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayragi, gögsünde imani ile koskoca Anzakli Ömer son anlarini yasiyordu. Hemen basucuna oturdum, kendisine kelime-i sahadet söylettirdim, o sekilde kucagimda ruhunu teslim etti...
Bir Çanakkale gazisi görmüstüm. Yillar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmustu. Ne yalan söyleyeyim, agladim... "

Madem ki; düsünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdügü bir günes ülke neden vücut bulmasin..."

Forum bülteni - Taner Günay, Haber Müdürü, Idealist Gazetesi

 

 

Both sides optimistic in Orams-Apostolides property case
By Simon Bahceli

LAWYERS battling out Cyprus’ most high-profile, north-south property dispute yesterday finished presenting their cases at the European Court of Justice (ECJ) in Luxembourg, leaving the final decision in the hands of an international panel of judges.

Greek Cypriot Meletis Apostolides has been fighting since 2004 to regain possession of his land in Lapithos, a village that fell under Turkish occupation in 1974.

The current occupiers of the property, Linda and David Orams, are fighting to keep the land and overturn a ruling by the Greek Cypriot court that they demolish the house they built on the land and return it to Apostolides.

The ECJ is the final step in what Apostolides’ Greek Cypriot lawyer Constantinos Candounas has described as a “three-stage process” that will, he hopes, see the Lapithos property returned to his client.

After the Orams ignored the ruling of the Greek Cypriot court, Candounas sought to use the British High Court, believing it would confiscate the Orams’ family home in Sussex to compensate Apostolides.

The UK judge, however, said he had no jurisdiction to act on disputes originating in the breakaway ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ because EU law was suspended there. The ruling left Candounas no choice but implement the third stage of the process and take the matter to the ECJ.

Speaking to the Cyprus Mail from Luxembourg yesterday, Candounas said he was confident the Advocate General (AG) presiding over the case would recommend that Apostolides have his ownership rights restored.

He said is was especially heartened by what he said was the “100 per cent support” of the judge representing the European Commission. The recommendation of the AG is expected on December 18, after which the panel of international judges will make a final decision.

Candounas added, however, that the court could also take into account certain political factors, as well as legal ones.

“One of the judges asked for the opinion of the UN, and two of its statements were presented. One was from [former Secretary General] Kofi Annan, saying that property disputes in the courts did not help relations [between the Greek and Turkish Cypriot communities].

“The other was that increased construction on Greek Cypriot properties in the north did not help [bring about a solution to the Cyprus problem].”

But Candounas added that he was confident that whatever the ruling on the Orams case, it would have little or no impact on ongoing negotiations between the Turkish and Greek Cypriot leadership.

“It is not as if a loss on our part would cause [President Demetris] Christofias to abandon efforts to get back properties [in the north],” he said. He did concede, however, that if Apostolides won, it might slow down the ongoing developments on Greek Cypriot properties in the north.

The Orams’ Turkish Cypriot lawyer Gunes Mentes, speaking from Luxembourg yesterday, told the Mail that he was also optimistic that the ECJ judges would rule in favour of his clients.

“As far as our legal arguments are concerned, I think we did very well,” he said.

He added, however, that although the decision would be a legal one, political factors would also “be taken into consideration”.

“Everybody is looking at the ongoing talks [aimed at finding a solution to the Cyprus problem] in a very positive way,” he said, adding that no one wanted a decision that might negatively affect the outcome of the talks.

CYPRUS MAIL 17/09/08

 

Hristofyas: Ortak dil bulamazsak, çözüm olmaz

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın, “görüşme salonunda başka dışarıda başka konuştuğunu” iddia ederek, “Ortak dil bulmazsak değil yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacak” dedi.

AA

Güncelleme: 16:29 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül’de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün yaptığı ikinci görüşme sona erdi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile liderlerin heyetlerininde katıldığı görüşme 5 saat sürdü. Görüşmede yine “yönetim ve güç paylaşımı” konusu ele alındı.

 

Talat ile Hristofyas’ın 8 Ekim’de yine “yönetim ve güç paylaşımı” konusunu görüşmek üzere bir araya gelecekleri bildirdi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Talat’la görüşmeye gitmek üzere Rum başkanlık köşkünden ayrılırken bir açıklama yaptı.

“Yönetim” başlığının çok fazla alt başlığı bulunduğunu söyleyen Hristofyas, “Şu anda yalnız merkezi hükümetin yetkilerini konuşuyoruz. Daha konuşulacak, yasama yetkisi, yargı yetkisi, anlaşmazlıkların çözülmesi mekanizması ve diğer pek çok konu var. Bunlar zaman alabilir.” dedi.

UMARIM TALAT İÇERİDE SÖYLEDİKLERİNE SADIK KALIR
Hristofyas’, Cumhurbaşkanı Talat’ın, “Merkezi hükümetin bu konularını görüştüğümüze göre federasyonlara ilişkin diğer şeyleri görüşmemize gerek yok, çünkü yetkilerden kalanlar federal devletlere gidecek” yönündeki açıklaması hatırlatılınca Hristofyas, “Talat içeride başka, dışarıda başka şeyler söylüyor. İçeride taahhüt ettiklerine sonuna kadar sadık kalacağını umarım.” dedi.

TALAT: BUNU SÖYLEYEN AYNAYA BAKMALIDIR
Hristofyas, “Ortak dil bulmamaları halinde, değil Talat’ın istediği gibi yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacağını” söyledi ve “Arzu edilen bu değildir. Arzu edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için Kıbrıs sorununun temel çözüm ilkeleri üzerinde karşılıklı anlayıştır” diye konuştu.
Talat ise görüşmenin ardından, Hristofyas’ın eleştirisi hakkında şöyle konuştu: “Müzakerelerin başlaması ve bir an önce sonuçlaması için ne kadar büyük gayret gösterdiğimizi bütün dünya biliyor. Herhangi bir şekilde sürecin uzamasını değil, hızlanmasını istiyoruz. Bunun için de bütün gayreti ortaya koyduk. Bizim hedefimiz bir an önce çözümün olmasıdır. Eğer yavaş gidiyorsa, tabii bunu iddia eden bir aynaya bakmalıdır.”

 

Ermeniler, Türk arabuluculuğuna karşı

Ermenistan Güvenlik Konseyi Sekreteri Artur Bagdasaryan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorunundaki arabuluculuk önerilerine tepki göstererek, barış görüşmelerinin AGİT Minsk Grubu kapsamında sürdürülmesini istedi.

Ramin Abdullayev

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:02 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe

 

BAKÜ - AGİT Minsk Grubu’nun Fransız eşbaşkanı Bernard Fassier ile Erivan’da biraraya gelen Artur Bagdasaryan, mevcut dialog platformunun devam ettirilmesinin önemini vurgulayarak, “Barışa yönelik her türlü desteği kabul etmeye hazırız. Fakat bu destek arabulucuk demek değil.” açıklamasında bulundu.

 

Ülkesinin AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlarından (Rusya, Fransa ve ABD) herhangi birisinin değiştirilmesine karşı olduğunu vurgulayan Bagdasaryan, “Zaten her üç eşbaşkan da, görüşmelerin aynı çerçevede devam ettirilmesini istiyor.” diye konuştu.

Ermenistan-Türkiye ilişkilerine değinen Bagdasaryan, “Türklerle komşuyuz. Düşman değiliz. Dolayısıyla ilişkileri adım adım normalleştirmeliyiz. Üst düzey görüşmeler Ermenistan için hayati önem taşıyan konuları kapsıyor. Bu nedenle Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın İstanbul ziyaretine büyük önem veriyoruz.” dedi.

KAFKASYA PLATFORMUNU DEĞERLENDİRİYORUZ
Ermeni yetkili, Ankara’nın önerdiği Kafkasya’da Güvenlik ve İstikrar Platformu konusunun da Erivan’da tüm yönleriyle değerlendirildiğini belirtti.

Ermenistan’da Şubat ayında yapılan devlet başkanlığı seçimlerini üçüncü sırada tamamlayan Orinats Yerkir Partisi’nin (Yasal Dünya), Başkanı Artur Bagdasaryan diğer muhalefet liderlerinden farklı olarak Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın zaferini tanıdı ve bunun karşılığında 29 Şubat’ta kendisine Güvenlik Konseyi Sekreteri görevi önerildi.

 

Talat ve Hristofyas ikinci kez bir arada

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül’de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün ikinci kez bir araya geldi.

NTV

Güncelleme: 15:14 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kapsamlı müzakereler çerçevesinde ikinci kez Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmek için makamından ayrılırken basına açıklama yapmadı. Talat ve Hristofyas’a görüşmede heyetleri eşlik ediyor.

 

Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki Uluslararası Havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun’un da katılıyor.

Kapsamlı müzakerelerin başladığı 11 Eylül’de “yönetim ve güç paylaşımı” konusunu ele alan liderler, bugün de aynı konuyu görüşmeyi sürdürecek.

BM, taraflardan talep gelmesi halinde görüşmeden sonra açıklama yapacağını duyurdu.

 

Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi

 

CNN TURK 18/09/08

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün ikinci kez bir araya geldi. İki liderin sonraki buluşması 8 Ekim'de..

 

Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki Uluslararası Havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada yapılan ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile liderlerin heyetlerininde katıldığı görüşme 5 saat sürdü.

Talat'ın açıklaması

KTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la 8 Ekim'de yeniden bir araya gelerek, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüşmeyi sürdüreceklerini bildirdi.

Talat, Hristofyas'la görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Sizi hayal kırıklığına uğratacağım, fazla açıklama yapamayacağım" diyen Talat, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüştüklerini ve henüz tamamlamadıklarını belirtti.

Talat, Hristofyas ile 8 Ekim'de saat 16.00'da aynı konunun bütün yanlarını ele alacaklarını, anlaştıkları ve anlaşamadıkları yanları not ettikten sonra mülkiyet konusunu görüşmeye geçeceklerini söyledi.

Hristofyas'ın açıklaması

Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, "görüşme salonunda başka dışarıda başka konuştuğunu" iddia ederek, "Ortak dil bulmazsak değil yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacak" dedi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Talat'la görüşmeye gitmek üzere Rum başkanlık köşkünden ayrılırken açıklama yaptı.

"Yönetim ve güç paylaşımı" başlığının görüşülmesinin bugün tamamlanıp tamamlanmayacağına dair soru üzerine Hristofyas, "Anlaşırsak tamamlanacak, anlaşmazsak tamamlanmayacak" diye konuştu.

"Yönetim" başlığının çok fazla alt başlığı bulunduğunu söyleyen ve "Şu anda yalnız merkezi hükümetin yetkilerini konuşuyoruz" diyen Hristofyas, "Daha konuşulacak, yasama yetkisi, yargı yetkisi, anlaşmazlıkların çözülmesi mekanizması ve diğer pek çok konu bulunduğunu ve bunların zaman alabileceğini" ifade etti.

Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Merkezi hükümetin bu konularını görüştüğümüze göre federasyonlara ilişkin diğer şeyleri görüşmemize gerek yok, çünkü yetkilerden kalanlar federal devletlere gidecek" yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de Talat'ın, "İçeride başka, dışarıda başka şeyler söylediğini" iddia etti ve "İçeride taahhüt ettiklerine sonuna kadar sadık kalacağını umarım" dedi.

Hristofyas, "Ortak dil bulmamaları halinde, değil Talat'ın istediği gibi yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacağını" söyledi. Hristofyas, "Arzu edilen de bu değildir. Arzu edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için Kıbrıs sorununun temel çözüm ilkeleri üzerinde karşılıklı anlayıştır" diye konuştu.

Talat ve Hristofyas'a görüşmede heyetleri eşlik etti. Görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un da katıldı. Görüşmenin yapıldığı bölgeye basın alınmadı.

Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFIYCP), KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın 8 Ekim'de yeniden görüşeceğini duyurdu.

UNFICYP Sözcüsü Jose Luis Diaz, görüşmeye ilişkin yaptığı kısa yazılı açıklamada, liderlerin bugün "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu görüştüğünü, 8 Ekim'de aynı konuyu görüşmeye devam edeceğini belirtti.

 

AB finansal desteği, olası bir çözüm için de gerekli

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çeşitli kaynaklardan sağlanan desteklerin Kıbrıs Türk halkının her alanda AB standartlarını yakalaması için kullanılması gerektiğini, bunun bulunacak bir çözümün sürdürülebilmesi için de gerekli olduğunu vurguladı.

   AB Destek Ofisi, "Kıbrıslı Türk Toplumuna Yönelik AB Mali Yardım Programı" çerçevesinde ilk ve orta düzey okullardaki eğitim seviyesini yükseltmek için hibe almaya hak kazanan okulların yöneticileri için dün gece resepsiyon verdi.

   AB Destek Ofisi'ndeki resepsiyona Başbakan Ferdi Sabit Soyer yanında Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, bazı milletvekilleri, okul müdürleri ve sendika yetkilileri katıldı.

   Resepsiyonda, ilk ve orta öğretim sektöründe reforma teknik destek vermek için 3 yıllık bir sözleşme imzalanan Finlandiyalı danışma şirketinin yetkilileri de tanıtıldı.

 

Soyer: AB standartlarına hazırlanmak zorundayız

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer gecede yaptığı konuşmada, bu projenin yaşama geçmesinin, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve kendini geliştirme sürecinde kat ettiği aşamanın ürünü olduğunu söyledi.

   "Kıbrıs Türk halkı kendini hem çözüme, hem de AB standartlarına hazırlamak zorundadır" diyen Soyer, Kıbrıs Türk halkına bu süreçte kendi kaynaklarına ek olarak TC yardımlarının da önemli bir katkı sağladığını, bugün ise AB'nin finansal desteğinin buna eklendiğini kaydetti.

   Kıbrıs Türkünün kendi kaynaklarıyla kendi ayakları üzerinde durabilecek duruma gelinceye kadar yapılan mali desteklerle her açıdan AB'a hazırlanmasının esas amaç olması gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, bu yardımların TC veya AB üye ülke insanlarının vergilerinden toplandığını hatırlattı.

   Soyer, "Bu bakımdan, bunları kendimizi geliştirmek amacıyla kullanmak durumundayız" dedi.

   "Çözüm amacımızdır" diyen Soyer, muhtemel bir çözümü yaşatabilmek için hayatın her alanını AB standartlarında geliştirmek gerektiğini vurguladı.

 

Belçika tekrarlanmaması gereken bir örnek

 

   "Belçika bizim için hiçbir zaman tekrarlanmaması gereken bir örnektir" diyen Soyer, Belçika federasyonundaki sorunun ekonomik problemlerden kaynaklandığına işaret etti.

   Soyer, şöyle devam etti:

   "Çözüm aşamasında bunlardan dersler çıkararak, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkı arasında bu birliği hiçbir zaman sarsmayacak ekonomik bir kısım gelişmeler ve birleşmeler içerisinde olmamız şarttır. Bu bakımdan bu sürece her bakımdan hazırlanmak zorundayız." 

 

Hiçbir zaman durdurmayacağız

 

   Başbakan Soyer, "bazı siyasi güçlerin, AB'ın Protokol 10'a bağlı olarak geliştirilen ilişkilerin durdurulması çağrısında bulunduğunu" da belirterek, "Biz Protokol 10'a bağlı gelişen tüm süreçlerde, Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü konusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Görüşme masasında da eşitliğimize dayalı bir çözüm için gayretimizi sürdüreceğiz" dedi.

 

Öztoprak: AB'nin eğitimin gelişmesine yönelik programının ümit veriyor

 

   Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da,  eğitimde gelişimin eğitimle ilgili tüm tarafları içerecek şekilde bir konsensüsle sağlanabileceğini kaydetti.

   Eğitimde kaliteyi artırma çalışmalarında işbirliği ve inancın şart olduğunu belirten Öztoprak,  AB'nin eğitimin gelişmesine yönelik programının ümit verdiğini kaydetti.

   Programın öğrenci merkezli, yapılandırıcı ve proje tabanlı eğitim olmasından dolayı "eğitim reformunun önemli bir unsuru" olduğunu  belirten Öztoprak, böyle bir programa başvurmanın bu eğitim sistemini benimsemek anlamına geldiğini ifade etti. 

   Kapasite geliştirilmesinin ve sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapan Öztoprak, okul yöneticilerine hitaben,  "Oldukça kapsamlı projeler yapıp sundunuz ve bu projeler sonucunda da okullarınıza çok büyük gelişmeler sağlayacaksınız" dedi.

   Öztoprak, üniversiteler arası değişim programından yaralanamayan Kıbrıslı Türk öğrenciler için sunulan AB burs programının genişletilmesi gerektiğini de belirtti.

 

Viezzer: Yoğun başvuru aldık

 

   AB Destek Ofisi Mali Yardım Program Koordinatörü Alessandra Viezzer de, amacın "Kıbrıs Türk kesimindeki okulların eğitim kalitesini küresel trende göre artırmaya yardımcı olmak" olduğunu kaydetti.

   Yoğun başvuru aldıklarını kaydeden Viezzer, "Bu Kıbrıslı Türk öğretmenlerin verilen fırsattan yararlanarak okullarına yardım etmek için en iyisini yapmaya çalışacaklarının bir göstergesi" dedi.

   Bir sonraki hibe çağrısının gelecek hafta yapılacağını ve daha büyük bir bütçeye sahip olduğunu ifade den Viezzer, yardımda bulunanlara teşekkürlerini ileterek Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in desteğinin de kesintisiz olduğunu vurguladı.

   Gecede hibe almaya hak kazanan okullar adına Çatalköy İlkokulu adına Müdür Muavini Rüyan Tokatlıoğlu da bir konuşma yaptı ve projeleri hakkında bilgi verdi.

 

Blane: Okullar ancak okul müdürleri kadar iyi olabilir

 

   Eğitimde reform sürecinde yerinde destek verecek Uluslararası Eğitim Uzmanı Finnish Consulting Group International Sorumlusu Dudley Blane ise, "okulların ancak okul müdürleri kadar iyi olabileceğini" vurguladı.

   Ekonomi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın eğitim kalitesi üzerine hazırladığı rapora da değinen Blane, okulların kalitesini arttırmak için öğretmen olarak doğru kişilerin seçilmesi ve bu kişilerin etkili birer sınıf öğretmeni olmasını sağlamak gerektiğini kaydetti.

   Dudley Blane, çalışmaların kapasite artırımı üzerinde olması gerektiğini belirterek, "Ayrıldıktan sonra geride sürdürülebilir bir yapı bırakmak için sistemdeki tüm parçaların kapasitesinin artırılması gerekir" dedi.

 

Programda neler var

 

   AB Destek Ofisi tarafından hazırlanan ve okullardaki eğitim seviyesinin gelişimini amaçlayan "Yenilik ve Değişim" projesi çerçevesinde ilk etapta hak kazanan okulların hazırladığı projelere göre 14 okula 10 ile 50 bin Euro arasında yaklaşık 500 bin Euro hibe verilecek.

   Okullardaki eğitimin geliştirilmesi için 259 milyon euroluk mali yardım programından 3.5 milyon euro kaynak ayrıldı. Okullara verilecek hibe toplam 2 milyon euro olup, hibeler için iki ayrı çağrı daha yapılacak. Yaklaşık 1 milyon 200 bin euro, Finlandiyalı danışma ekibine vereceği hizmetler karşılığı ödenecek, geri kalan yaklaşık 350 bin euro ise yine eğitimin geliştirilmesi için harcanacak. Hibeler okullara ekipman alımı veya öğretmenlerin yurt dışı eğitim gezileri için harcanabilecek.

KIBRIS 18/09/08

 

 

Leaders back to work for talks today
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat will today hold their second substantive meeting since negotiations were official launched on September 3.

The two leaders, who will meet at 10am, are due to continue their discussions on governance and power sharing, even though UN envoy Alexander Downer will not be present. The meeting will be held under the auspices of Chief of Mission Taye-Brook Zerihoun.

It is not known when the next meeting of the leaders will be, as Christofias will shortly be heading for New York to attend the UN General Assembly.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday the Greek Cypriot side expected the continuation of meaningful negotiations.

Once the governance and power-sharing discussion has gone as far as it can, the leaders may refer outstanding aspects back to the working groups for further consideration, and move on to the next issue, which will be property.

Until now, the process has seen some ups and downs, mainly accusations against Talat for breaking a media embargo that the two leaders imposed on themselves after their first meeting on September 3. They last met on September 11.

The mood improved somewhat at the weekend when the two leaders attended a bi-communal youth peace initiative, and joined hands while pledging to work for a solution.

Yesterday, Talat’s spokesman Hasan Ercakica said the accusations against the Turkish Cypriot leader over the embargo did not reflect the truth.

He said it was a sign of ill will on the part of the Greek Cypriot side to make such allegations.

“The statements of Talat were related to the general situation of the Cyprus problem and it is our primary duty to inform the public about our evaluations on this issue,” he said.

“The Cyprus problem is a problem which will be solved with mutual concessions. If the Greek Cypriot side is alleging that it has no other concession to make, it is meaningless for it to be at the negotiating table. The Greek Cypriot side must leave aside running after manipulations and take its place at the negotiating table with seriousness.”

However, Izzet Izcan, the general secretary of the Turkish Cypriot United Cyprus Party (BKP) said Talat continuously violated the embargo on statements. He said the intention was not good, and it was not helping the process.

CYPRUS MAIL 18/09/08

 

Ensure your status to ensure proper healthcare
By Jean Christou

THE HEALTH Ministry yesterday urged all EU nationals from other member states to make sure their residency and work status in Cyprus is properly established to avoid mix ups over medical treatment down the line.

“It’s a pity people wait until the last minute,” said Health Ministry official Andreas Kyriakides, referring to the case of a cancer-stricken British expat, who appeared to have fallen through the cracks as far as his treatment was concerned.

This has led to a bill of €10,000 from the Bank of Cyprus Oncology Centre, and difficulty in raising funds to continue treatment because his rights as an EU citizen could not clearly be established.

Richard, 55, who lives in Limassol has been in Cyprus for around eight years and was, until diagnosed suddenly in July, locally employed. However, because his residency or work status is not clear, and he had no private insurance, he was unable to secure an EU medical card, or Cypriot medical that would entitle him to free cancer care.

The Oncology Centre requires a card from the Health Ministry to ensure treatment is given free of charge. Richard was not eligible for an EU card under British regulations and friends who tried to help him obtain a card through the health services in Cyprus kept being turned away.

Many civil servants at lower levels in most ministries do not yet seem to be well informed on everything pertaining to EU regulations that now apply in Cyprus, and often misinform people about their rights.

Health Minister Christos Patsalides promised at the weekend to look into the case, and yesterday the Cyprus Mail was put in touch with Kyriakides at the Ministry who clarified the situation.

Kyriakides said that aside from tourists and others who hold EU medical cards known as EHIC, European nationals who work in Cyprus and who contribute to social security, “are treated like Cypriots”. Cypriots are means tested for medical cards but cancer treatment is free, irrespective of income.

Kyriakides said non-active EU nationals other than pensioners, who have never contributed to the system in any EU country and are not covered by EU regulations, need to pay for their treatment.

Technically, if Richard has not contributed to the system either in the UK or in Cyprus, he is therefore not covered under any EU regulations. Richard himself is unable to state the conditions of his employment on the island or whether he paid in to the system.

If he was locally employed, his employers by law should have paid social insurance on his behalf.

Kyriakides said in cases where a person has not contributed, other regulations kick in. “Namely the free movement of citizens,” he said.

This involved EU nationals registering themselves in Cyprus within four months of arriving on the island. If such people are resident on the island for more than five years, they are eligible to apply for long-term stay.

“When they receive this status, they are entitled to be treated as Cypriots even if they are not insured,” said Kyriakides.

All of this depends on the status they receive from the Immigration Department. Kyriakides suggested Richard needed to sort out his status with immigration first and establish himself as a long-term resident since he has been on the island for around eight years.

Kyriakides said the Health Ministry had a deal with Immigration to give priority to medical cases. “He needs first to fix his status in Cyprus,” said the Health Ministry official. He said Richard and his family were welcome to contact him to see how they could help.

CYPRUS MAIL 18/09/08

 

KKTC’de sivil itaatsizlik çağrısı

KKTC’de Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KIBSO), sekiz örgütün desteğiyle hükümete karşı “sivil itaatsizlik” eylemi başlattı.

AA

Güncelleme: 14:06 TSİ 19 Eylül 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Eylem çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek, çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı primleri yatırılmayacak, araç ruhsatları çıkarılmayacak, KDV’ler yatırılmayacak, çalışanlarının maaş vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.

 

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, “ülkede bir süredir ekonomik sıkıntı yaşandığını” belirterek, hükümetin aldığı tedbirleri, “günlük, geçici tedbirler” olarak niteledi. “Büyüyen kamu açığının yapılan zamlarla kapatılamayacağını” ifade eden Tunar, “Hükümetlerin yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu açıklarını elektriğe, akaryakıta ve her türlü harca fahiş zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir” dedi.

“Sivil itaatsizlik” eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve Mutfak Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği, Süt ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa İnşaatçılar Birliği, Asfalt Üreticileri Birliği ve Süpermarketler Birliği’nin destek verdiği belirtildi.

 

KKTC'de "sivil itaatsizlik" eylemi

 

CNN TURK 19/09/08

 

KKTC'de Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KIBSO), sekiz örgütün desteğiyle hükümete karşı "sivil itaatsizlik" eylemi başlattı. Eyleme tepki gösteren KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun ise, "Bu anarşizmdir" dedi.

 

Eylem çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek, çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı primleri yatırılmayacak, araç seyrüsefer ruhsatları çıkarılmayacak, KDV'ler yatırılmayacak, çalışanlarının maaş vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, "ülkede bir süredir ekonomik sıkıntı yaşandığını" belirterek, hükümetin aldığı tedbirleri, "günlük, geçici tedbirler" olarak niteledi.

"Büyüyen kamu açığının yapılan zamlarla kapatılamayacağını" ifade eden Tunar, "Hükümetlerin yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu açıklarını elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir" dedi.

Tunar, "yapılan zamların tüm halkın belini büktüğünü, yerel üretimin girdi maliyetlerini yükselttiğini ve ülkede pahalılığın artmasına neden olduğunu" söyledi.

Tunar, "Yerel üretimi temsil eden Kıbrıs Türk Sanayi Odası ve üretici birlikleri olarak bizler bu gidişe 'artık yeter' diyoruz. Kamu açıkları zamlarla kapatılamaz. Hükümetlerin yanlış icraatlarının bedelini, işyerlerimizi kapatarak ödemek istemiyoruz. Kamuya istihdam ve gizli işsiz ordusu yaratmak, işsizlik sorununu çözmez. Kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki uçurum kapanmalıdır. Yapısal değişiklikler yapma zamanıdır. Olası çözüm sonrası çok geç olacak" dedi.

"Sivil itaatsizlik" eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve Mutfak Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği, Süt ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa İnşaatçılar Birliği ve Asfalt Üreticileri Birliği destek veriyor.

Süpermarketler Birliği de yaptığı açıklamada, Sanayi Odası öncülüğünde başlatılan eyleme destek verdiğini duyurdu.

Maliye Bakanı: "Anarşizm"
 
 KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun ise, Kıbrıs Türk Sanayi Odası öncülüğündeki 8 örgütün başlattığını açıkladığı, "sivil itaatsizlik eylemi"ni "anarşizm" olarak niteleyerek, eyleme yönelik, "yasalar neyi öngörüyorsa uygulanacağını" söyledi.

"Böyle bir eylem yaklaşımının anarşi ortamı yaratacağını" belirten Uzun, Sanayi Odası ve diğer örgütlerin böyle bir eylem kararı alarak hata yaptığını kaydetti.

Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) "Sivil İtaatsizlik" eylemini değerlendiren KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, eylemi 'üzücü" diye niteledi ve "Bunun manası, devletin yasalarının öngördüklerinin yerine getirilmemesi, tanınmamasıdır. Bu bakımdan üzücü. Böyle bir yaklaşım bir anarşi ortamını yaratır" dedi.

"Özellikle iş adamlarının, ekonominin dönen bir tekerlek olduğunu bilmesi gerektiğini" kaydeden Uzun, "Eğer onlar çomak sokarsa bu tekerlek dönmez ve onların tarafına da gitmez. Devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyeceklerse, devlet de onlara sağlayacağı olanakları sağlayamayacak" diye konuştu.

"Yasalar uygulanacak"

Maliye Bakanı Uzun, yasalarda, bir mükellefiyet yerine getirilmezse, karşılığında ne yapılacağının yer aldığına işaret ederek, örneğin elektrik faturasını ödemeyenlerin elektriğinin kesildiğini hatırlattı.

Uzun, sivil itaatsizlik eylemi yaparak elektrik faturası ödemeyeceklerin, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'na (KIBTEK), "elektriğimi kesme hakkın yok" diyemeyeceğini ifade ederek, devlete ait işyerlerinin kiralarını ödemeyenlerin de sözleşmelerinin iptal edileceğini kaydetti.

Uzun, bir soru üzerine, yasalardaki yaptırımların kesinlikle uygulanacağını belirterek, "Bu misilleme değildir ama yasaların gereği yerine getirilecektir. Bunu yaparken devleti cezalandırmayı düşünüyorlarsa, devlet de geliri olmadan onlara karşı mükellefiyetleri varsa bunları ister istemez yerine getiremeyecek" dedi.

Seyrüseferi olmayan araçların polis denetimleriyle trafikten men edileceğini bildiren Ahmet Uzun, "Bu eylemle 'kanunları, devleti tanımıyorum, gereklerini yapmayacağım' demek anarşizmdir. Böyle eylem olmaz. Bu yaklaşımın Rumlarınkinden ne farkı var? Bize 'sözde devlet' diyorlar. Bunlara karşı yasalar ne diyorsa yapacağız. Elektrik faturasını ödemiyorsa, elektriği kesilecek. İleride fazlasıyla ödemek zorunda kalacak. Sanayi Odası'nın bu eylem şeklini ve yaklaşımını bir hata olarak değerlendiriyorum" diye konuştu.

Eylem gerekçelerini de doğru bulmadığını ifade eden Ahmet Uzun, elektrik fiyatlarının dünya petrol piyasalarındaki rakamlara göre belirlendiğini sık sık açıkladıklarını hatırlattı ve rakamların bütçe açıklarını kapatmak için belirlendiğini söylemenin amacının başka olduğunu belirtti.

Uzun, eylemin amacının, "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" olduğunu da kaydetti.

Bir soru üzerine, sanayi odası yetkililerinden kendisine görüşme talebi gelmediğini, zaten bu eylem kararı öncesinde de görüşme yapmadıklarını anlatan Ahmet Uzun, "Onlar itaatsizlik eylemi yaparlarsa biz de yasaların gereğini yapacağız. Görüşme talepleri olursa da görüşeceğiz" dedi.

 

 

"Sivil itaatsizlik" başladı

Elektrik faturaları ödenmeyecek, SSK primleri, KDV'ler, çalışanlarının maaş vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.

KKTC'de Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KIBSO), sekiz örgütün desteğiyle hükümete karşı "sivil itaatsizlik" eylemi başlattı.

Eylem çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek, çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı primleri yatırılmayacak, araç seyrüsefer ruhsatları çıkarılmayacak, KDV'ler yatırılmayacak, çalışanlarının maaş vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.

KKTC hükümetine eleştiriler

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, "ülkede bir süredir ekonomik sıkıntı yaşandığını" belirterek, hükümetin aldığı tedbirleri, "günlük, geçici tedbirler" olarak niteledi.

"Büyüyen kamu açığının yapılan zamlarla kapatılamayacağını" ifade eden Tunar, "Hükümetlerin yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu açıklarını elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir" dedi.

Tunar, "yapılan zamların tüm halkın belini büktüğünü, yerel üretimin girdi maliyetlerini yükselttiğini ve ülkede pahalılığın artmasına neden olduğunu" söyledi.
Tunar, şöyle konuştu:

"Yerel üretimi temsil eden Kıbrıs Türk Sanayi Odası ve üretici birlikleri olarak bizler bu gidişe 'artık yeter' diyoruz. Kamu açıkları zamlarla kapatılamaz. Hükümetlerin yanlış icraatlarının bedelini, işyerlerimizi kapatarak ödemek istemiyoruz. Kamuya istihdam ve gizli işsiz ordusu yaratmak, işsizlik sorununu çözmez. Kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki uçurum kapanmalıdır. Yapısal değişiklikler yapma zamanıdır. Olası çözüm sonrası çok geç olacak."

"Sivil itaatsizlik" eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve Mutfak Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği, Süt ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa İnşaatçılar Birliği ve Asfalt Üreticileri Birliğinin destek verdiği belirtildi.

Süpermarketler Birliği de yaptığı açıklamada, Sanayi Odası öncülüğünde başlatılan eyleme destek verdiğini duyurdu.

HURRIYET 19/09/2008

 

 

Kıbrıs’ta hava sertleşti

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Rum lider Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ı, ‘çözüm için ortak dile sahip olmamakla’ eleştirdi, Talat da Hristofyas’a, ‘Bunu söyleyen önce aynaya baksın’ karşılığını verdi

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşme salonunda başka dışarıda başka konuştuğunu iddia ederek, “Ortak dil bulamazsak, değil yıl sonunda, sonuna kadar çözüm bulunmayacak” dedi. Talat ise Hristofyas’ın açıklamasına, “Bunu söyleyen önce bir aynaya baksın” diyerek tepki gösterdi.
Kıbrıs’ta dün ikincisi yapılan kapsamlı müzakereler öncesinde Rum Başkanlık Sarayı’nda basına konuşan Hristofyas, “Arzu edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için Kıbrıs sorununun temel çözüm ilkeleri üzerinde karşılıklı anlayıştır” dedi. Hristofyas, Talat’ın, “içeride başka, dışarıda başka şeyler söylediğini” iddia etti ve “İçeride taahhüt ettiklerine sonuna kadar sadık kalacağını umarım” dedi. 

Talat: Süreci hızlandıralım
Görüşmeden dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat ise, “ Biz sürecin hızlandırılmasını istiyoruz. Elimizden gelen gayreti ortaya koyuyoruz.  Eğer bu süreç yavaş gidiyorsa, bunu söyleyen önce bir aynaya bakmalıdır” dedi.

 

Sen misin Deniz Gezmiş'i anan

 

19/09/2008 RADIKAL

Muğla'da 6 Mayıs'ta asılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı anmak için etkinlik düzenleyen Yursever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan ve üniversite öğrencisi Ekin Yağmur Yılmaz için 5 yıla kadar hapis isteniyor

Yaşar ANTER

 MUĞLA - Deniz Gezmiş (fotoğrafta), Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişlerinin 36'ncı yıldönümü nedeniyle, Yurtsever Cephe Muğla İnisiyatifi tarafından 6 Mayıs'ta Muğla Nazım Kültürevi'nde düzenlenen anma etkinliği davalık oldu. Yursever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan ve üniversite öğrencisi Ekin Yağmur Yılmaz hakkında, ‘suç ve suçluyu övmek’, ‘yasaya aykırı toplantı düzenlemek’ suçlarından 3'er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

 

35 KİŞİ KATILDI

68 kuşağının öğrenci liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişlerinin 36'ncı yıldönümü nedeniyle, Yurtsever Cephe Muğla İnisiyatifi tarafından 6 Mayıs'ta Muğla Nazım Kültürevi'nde düzenlenen ve yaklaşık 35 kişinin katıldığı anma etkinliği davalık oldu. Yurtsever Cephe Sözcüsü 45 yaşındaki Ayhan Karahan ve yardımcısı Muğla Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi 20 yaşındaki 20 yaşındaki Ekin Yağmur Yılmaz hakkında, ‘suç ve suçluyu övmek’, ‘yasaya aykırı toplantı düzenlemek’ suçlarını içeren Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 28/1, TCK 251/1 ve TCK 53. maddelerinden Muğla 2'nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Muğla Cumhuriyet Savcısı Şenol Çuğun tarafından hazırlanan iddianamede, Karahan ve Yılmaz hakkında, 28/1’den 18 aydan 3 yıla kadar hapis, ayrıca adli para cezası, 251/1’den de 2 yıla kadar hapis cezası istendi.

 

‘DENİZLER HİÇBİR ZAMAN SUÇLU OLMADI’

Davanın hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını ve tamamen siyasi olduğunu savunan Yurtsever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan, “Deniz, Yusuf, Hüseyin ve diğerleri hiçbir zaman suçlu olmadı. Asıl suçlular, ülkede bağımsızlığın ve özgürlüğün simgesi olan bu yurtsever gençleri idama götürenlerdir, emperyalizmin işbirlikçileridir. Bunca yıl sonra, halen Denizlerin ismine bile tahammül edemeyenler var” diye konuştu.

 

-ABDULLAH ÇATLI'YI KAHRAMAN GİBİ ANANLARA DAVA YOK-

Karahan, şöyle devam etti: “Susurluğun her yıldönümünde Abdullah Çatlı'yı mezarı başında kahramanlar gibi ananlar böyle bir dava ile karşı karşıya kalmıyorlar. Holiganlar trübünlerde ‘Hepimiz Ogün Samastız’ yazılı bandanalar bağladığında polis onları alkışlıyor. Adnan Menderes de idam edildi. Ama iktidar partisi ‘Menderes'in izindeyiz’ manifestosu yayınlıyor. Hiçbir işlem yok. Hangi derneğe, partiye kendi binasındaki kapalı toplantısından dolayı dava açılmıştır. Bu davanın hiçbir hukuki niteliği bulunmamaktadır. Tamamen siyasal içerik taşımaktadır. Bizler zaten bu siyasallaşmanın açığa çıkmasını talep ediyorduk. Muğla 2'nci Asliye Ceza Mahkemesine işimizi kolaylaştırdığı için teşekkür ediyoruz. Deniz Feneri vurgunu yolsuzlukları açığa çıkmasın diye bizim Denizlerimize saldırıyorlar. Emperyalistler rahatsız oluyor diye yurtseverliğimizden, işbirlikçileri rahatsız oluyor diye de Deniz olmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Davanın, etkinliğin olduğu gün Nazım Kültürevi'ne girmek isteyen polisleri içeri almadıkları gerekçesiyle, Muğla Emniyet Müdürlüğü'nün savcılığa yaptığı suç duyurusu sonucu açıldığını anlatan Ayhan Karahan, Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 20 Kasım 2008'de ilk duruşması görülecek davada, Yurtsever Cephe'ye CHP, SHP, TKP ve ÖDP'nin destek vereceğini, Muğla Adliyesi önünde basın açıklaması yapılacağını duyurdu. (dha)

Neither deadlock nor progress’ as leaders get down to work
By Jean Christou

THE LEADERS of the two sides met for five hours yesterday out of the glare of the media, continuing discussions on power sharing and governance.

On his return to the Presidential Palace after the meeting, Christofias said the discussion on the particular topic had not been completed and that it would be taken up again when the leaders meet again on October 8.

“'We are moving forward but there are some pending issues,” he said.

Christofias said at the next meeting they would take up the issue of executive power, which was part of the overall chapter on governance and power sharing.

These included discussions on the powers of the central government, legislative authority, judicial authority, and the mechanism for the resolution of disputes.

“There are a lot of issues, so it will take time,” he said.

There are three more ‘core issues’ to be covered by the leaders. The next one to be taken up will be property. Territory and security are the remaining two.

Christofias said the climate of yesterday’s meeting was good.

“The meetings always take place in a friendly spirit, regardless of whether we agree or not,” he said.

Since the new negotiations were officially launched on September 3 there had been some tension related to public statements made by the Turkish Cypriot side, but the leaders appear to have got past that and met socially last Sunday for a bicommunal event.

Before he left for the UN to attend yesterday’s meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Christofias was asked about the public statements made by the Turkish side.

“What counts for me is what he [Talat] is pledging during that talks and I hope that he will abide by them,” he said. "Mr. Talat says and accepts one thing inside and proclaims another outside. People should know this.”

He also said no settlement could be reached unless the two leaders were speaking the same language. “I told Mr Talat that he should appear more reasonable and to extend his hand, otherwise if we don't find a common language, a solution won't be found either at the end of this or any other year,” Christofias added.

In his comments after the meeting, Talat said yesterday’s meeting resulted in neither deadlock nor great progress. Neither could it be called unproductive, he added.

He said once the issue of governance and power sharing was exhausted and they moved on to property, it did not necessarily mean agreement would have been reached on the first topic. “It will just mean that we have discussed all aspects,” he said.

CYPRUS MAIL 19/09/08

Commission moves on Cyprus infringements

THE European Commission has decided to pursue infringement procedures against 12 member states, including Cyprus, for failure to implement certain internal market directives into national law.

The countries have been referred by the Commission to the European Court of Justice over non-implementation of a directive on recognition of professional qualifications.

This directive stems from the reform of the system for the recognition of professional qualifications launched by the Commission to help make labour markets more flexible, to further open up the supply of services, to encourage greater automatic recognition of qualifications and to simplify administrative procedures.

It merges into a single legislative act 15 individual directives, covering the professions of doctor, general care nurse, dentist, veterinary surgeon, midwife and architect, and three directives establishing a general system for the recognition of professional qualifications covering most other regulated professions.

It simplifies the structure of the system for the recognition of qualifications and improves the way it operates. It thus aims to facilitate mobility in the single market for qualified persons who move to another Member State to provide a service or to establish themselves there permanently.

In a separate case, in a new round of proceedings against possible infringements of EU Telecoms rules, the Commission yesterday decided to refer Poland and Cyprus to the European Court of Justice on broadband retail regulation and rights of way respectively.

The Cypriot case involves a failure properly to apply the procedure for granting rights to install facilities for the mobile sector on public property or to adopt additional measures to enable their correct implementation.

Cyprus has not replied to the reasoned opinion sent by the Commission in February 2008.

CYPRUS MAIL 19/09/08

Important finds in Bronze Age settlement
By Jean Christou

ARCHAEOLOGISTS have uncovered the remains of an unusual 1.2 metre high wall with once curved end and one straight end during continued excavations at Kissonerga-Skalia in Paphos.

They believe it might have been a perimeter wall to the ancient settlement. “We have now revealed that it [the wall] extends for over 10 metres and hope to trace the remaining length in future seasons,” said a statement from the Antiquities Department.

It said curved walls were rare for this period and the unusual width and rubble construction also indicated that it had a special function.

On the outside of the wall, the Bronze Age occupants of Kissonerga had levelled the surface to create an exterior area and on the interior face a circular mud plastered pit abutted the wall.

Within the structure, there was also an additional plastered pit filled with an ashy deposit, an area of compacted floor surface, spreads of pot sherds and ground stone tools.

“This represents the latest preserved occupation in this area of the settlement. No subdivisions have yet been revealed on its interior and the wall’s function remains uncertain. It is possible that it may prove to be a perimeter wall, which would again be atypical for sites of this period,” the statement added.

In another part of the settlement, archaeologists exposed a large freestanding furnace-like structure and some typical stone footings of Bronze Age houses. Other finds include copper fragments, textile production, attested by spindle whorls and a loom weight, and numbers of ground stone objects, including agricultural tools such as querns for grinding grain.

The site has also yielded evidence of faunal and marine exploitation such as cattle, deer, sheep, goats, pigs, crabs and shellfish, and also botanical remains of grapes and lentils.

“The architecture and organisation of the settlement of Kissonerga-Skalia therefore has some unusual features, but also shares traditions with other parts of the island,” said the statement.

What these similarities and differences mean in terms of how the Bronze Age people of the southwest interacted with other communities is a question that further excavation may answer, the Department said.

“We can now begin to build up a picture of life in Bronze Age Kissonerga, but there is much work remaining for future seasons to be able to completely understand the site,” it added.

Kissonerga has previously yielded archaeological evidence dating from the very first Neolithic age in Cyprus and also an important Chalcolithic settlement.

This is the first time, however, that a research project has placed the prehistoric settlement in the Bronze Age. The settlement was believed to have been abandoned around 1700BC. In 2007, preserved houses were found that dated to the Early Middle Bronze Age.

The latest excavations were carried out with archaeologists from the University of Manchester team.

CYPRUS MAIL 19/09/08

Erivan: Toprak talebimiz yok

CENK BAŞLAMIŞ Erivan

Sarkisyan, ‘Türkiye’den toprak talebiniz var mı?’ sorusuna, ‘Toprak iddiasına çok şaşırıyorum. Kesinlikle hiçbir Ermeni yetkili böyle bir açıklama yapmadı’ diye cevap verdi

Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, Erivan’ın Türkiye’den toprak talebinde bulunmadığını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklayan en üst düzeydeki ilk Ermeni yetkili oldu.
Ermenistan’ın bugün kutlayacağı bağımsızlık ilanının 17. yıldönümü öncesinde Sarkisyan, aralarında Milliyet muhabirinin de bulunduğu bir grup yabancı gazeteciyle başkanlık sarayında kahvaltılı sohbet toplantısı yaptı. Yabancı gazetecilerin Türkiye ile ilişkilerden Karabağ sorununa ve Gürcistan’daki gelişmelere kadar pek çok konuda sorularını yanıtlayan Sarkisyan, net ve yoruma açık olmayan mesajlar vermeye çalıştı. Ermenistan lideri, Milliyet tarafından yöneltilen soruları şöyle yanıtladı:
Soru: Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi var mı?
Sarkisyan: Toprak iddiası konusuna çok şaşırıyorum. Nedense yaygın bir görüş. Ama siz hangi Ermeni yetkilinin ‘Türkiye’den toprak istiyoruz’ dediğini duydunuz? Kesinlikle böyle bir açıklama olmadı. Nedense, soykırım konusuyla toprak iddiaları arasında bağlantı kuranlar var.
Soru: Türkiye ile Ermenistan’ın soykırım konusunu araştırmak üzere tarihçilerden oluşan bir komisyon kurmasına en azından karşı olmadığınızı açıkladınız. Karşı olmadığınıza göre, komisyonun varacağı sonucu tanımaya hazır mısınız?
- Ben genel olarak iki ülke arasında komisyonlar kurulmasına karşı olmadığımı söyledim. Herhangi bir komisyon oluşturulmasından önce iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının daha iyi olacağını belirttim. Önce ortak sınırımız açılsın ve diplomatik ilişki kurulsun, ondan sonra her türlü konuda komisyonlar, alt komisyonlar, alt alt komisyonlar kurarız. Komisyonun varacağı kararını tanıyıp tanımayacağımıza ilişkin soruları biraz garip karşılıyorum. Çünkü sonuçta bir grup bilim adamı, tarihçi oturup bir karar verecek. Ermenistan’da bugün Sarkisyan var. Diyelim ben kararı tanıdım. Ama benden sonra gelen ya kalkıp, ‘Ben tanımıyorum’ derse? Yani, bu komisyonun alacağı karar belirleyici olamaz. Bu ancak, karar vericilere, yani hükümetlere, tavsiye niteliğinde bir karar olabilir. Aslında hatırlarsanız, ABD’nin girişimiyle zamanında buna benzer bir komisyon kurulmuştu ve ‘soykırım olmuştur’ sonucuna varmıştı. Peki ne oldu? Bir şey değişti mi?Kimse kabul etti mi? Hayır. Kimse kabul etmedi.
Soru: Türk ve Ermeni milli takımları arasında oynanacak rövanş karşılaşması için Türkiye’ye gideceksiniz. Bu ziyaretinizde ya da daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi planlıyor musunuz?
- Sayın Erdoğan’la görüşme imkânı bulabilirsem mutlu olurum.

 

Karabağ’ı   tanımak son seçenek
Soru: Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Rusya, Güney Osetya’yı tanıyınca neden siz de Karabağ’ın bağımsızlığını tanımadınız?
- Bu olaylar etnik sorunun silahla çözülmeye çalışılmasının ne kadar tehlikeli olduğunu gösterdi. Karabağ’ı tanımak şu anda gündemimizde değil, çünkü bir görüşme süreci devam ediyor. Karabağ’ı tanımak bizim için son seçenek. Ama şunu da söylemem lazım, bir mucize olur da Karabağ Azerbaycan çatısına girerse Ermeniler hemen orayı terk eder.

 

Sarkisyan’ı güldüren soru
Soru: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmenizde siyaset dışı konulara girme olanağı bulabildiniz mi? Örneğin, Cumhurbaşkanı, Erivan’la ilgili izlenimlerini aktardı mı? Size herhangi bir Ermenice kelime söyledi mi ya da belki de siz ona Türkçe bir şeyler söylemişsinizdir...
-(Uzun uzun güldükten sonra) Hayır, Ekselans’la diğer konulara girme fırsatımız olmadı. Sayın Gül’ün Ermenice bildiğini sanmıyorum. Nedense benim Azerice konuştuğum yolunda bir efsane var! Evet, bir zamanlar basit konuşma düzeyinde Azerice bilirdim. Türkçe ile Azericenin de birbirlerine yakın olduğunu biliyorum. Ama 20 yıldır Azerice konuşmadım. Yani, şu anda mantıklı bir cümle kurabilecek durumda değilim!
Belirtmek isterim ki, Sayın Gül’le ilişkin izlenimlerim çok olumlu, çok hoş bir insan. İkimiz insanların müreffeh bir hayat sürmesi için yapabileceklerimizi konuştuk.


Erivan’ın merkezindeki Cumhuriyet Meydanı’nda görüntülediğimiz üniversite öğrencisi Karina, Milliyet’e “Türkiye’yle ilişki kurmak biz gençlerin geleceği için çok önemli” dedi.

 

ANALİZ
Ermenistan çıkış arıyor

Ermenistan’da şu anda en çok konuşulan konulardan biri, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’a yaptığı ziyaret.
Yıldırım hızıyla gerçekleştirilen bir ziyaret olmasına karşın tarihte ilk kez bir Türk cumhurbaşkanının Ermeni topraklarına ayak basmasının yankısı büyük olmuş. Aşırı milliyetçiler dışında kalan kesim, kısaca “futbol diplomasisi” olarak adlandırılan yakınlaşma denemesini destekliyor. Aslında, sokaktaki Ermeninin bir Türk vatandaşıyla herhangi bir konuda alıp veremediği yok. Tersine, Erivan’da Türk vatandaşlarına özel ilgi gösteriliyor.

Sorunları dondurmak
Peki, Ermenistan yönetiminin tarihi bir açılımla Gül’ü davet etmesinin anlamı ne? Belirtmek gerekiyor ki, Erivan’ın soykırımın Ankara tarafından tanınması talebinden kesinlikle vazgeçmeye niyeti yok. Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın, Milliyet’in sorusuna yanıt olarak çok açık bir dille Türkiye’den toprak talepleri bulunmadığını söylemesinin de aslında başka nedenleri var. Ancak, şu anda Ermenistan için soykırım ya da toprak talebinden daha acil bir konu var: Bir taraftan Türk, diğer yandan Azeri ablukası Ermenistan’ı ekonomik açıdan çıkmaza sürüklemiş durumda. Soykırım ve toprak talebi konularını şu anda ısrarla canlı tutmanın kendisinin çıkarına olmadığını gören Ermeni yönetimi, öyle anlaşılıyor ki Türkiye ile diplomatik ilişki kurulması sayesinde ablukadan sıyrılmayı planlıyor. Sarkisyan yönetiminin, “Önce diplomatik ilişki kurulsun, sonra oturup bütün sorunları çözeriz” yaklaşımının içten mi, yoksa taktik mi olduğu ancak zaman içinde ortaya çıkacak. Ama Erivan’ın şu andaki gündeminde iki ülke arasında normal ilişki kurulmasını engelleyen sorunların dondurulması var.

MILLIYET 21/09/08

 

Talat-Hristofyas görüşmesi 10 Ekim'e ertelendi

Cumhurbaşkanlığı'ndan elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs sorununa çözüm müzakereleri çerçevesinde 8 Ekim'de yapılacak görüşmenin iki gün ertelenmesi, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Bulgaristan'a yapacağı ziyaretten kaynaklandı.

 

Rum basını ne yazdı?

 

   Bu arada Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim tarihinde yapılması planlanan görüşmenin, 10 Ekim tarihine ertelendiğini; bu arada 9 Ekim tarihinde, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in Kıbrıs'a geleceğini yazdı.

   Politis gazetesi; "Olli Rehn Geliyor - AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri 9 Ekim'de Kıbrıs'ı Ziyaret Edecek" başlıkları altında verdiği haberinde; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim tarihinde yapılacağı belirtilen üçüncü görüşmenin, Hristofyas'ın Bulgaristan ziyareti sebebiyle 10 Ekim'e ertelendiğini savundu. Gazete; AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn'in ise, Talat-Hristofyas görüşmesinin bir gün öncesinde, 9 Ekim tarihinde Kıbrıs'a geleceğini ve Kıbrıs'taki taraflarla Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmeler gerçekleştireceğini ileri sürdü.

   Gazete; diplomatik kaynakların, Rehn'in, Kıbrıs ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı Talat'a "AB normlarının esnek olabileceğini, ancak Kıbrıs sorununun çözümünün temel unsurlarında kalıcı sapmaları olamayacağını izah etmesini" umut ettiklerini yazdı. Gazete ayrıca; Rehn'in, Kıbrıs Türk tarafına; AB'nin "tek üye devletten çifte temsiliyeti kabul etmesinin mümkün olmayacağını izah etmesinin beklendiğini" öne sürdü.

   Öte yandan Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipiranu; Rehn'in; "AB'nin, Kıbrıs sorununda iki toplumun üzerinde uzlaşacakları her türlü çözümü, birleşik Kıbrıs'ın AB ilkelerine saygı göstermesi ve üye devlet olarak görevlerini yerine getirecek konumda olması koşuluyla, kabul edebileceği" şeklindeki açıklamasına yönelik Rum basınında yapılan eleştirileri "reddettiğini" açıkladı.

   Kipiranu, sözde "Mağusa Belediyesi"nin önceki günkü "anti işgal" etkinlikleri sonrasında yaptığı açıklamada; Rehn'in söz konusu açıklamasıyla kalıcı sapmalara giden yola "kırmızı halı serdiği" şeklindeki yorumların doğru olmadığını, Rehn'in bizzat kendisine "çözümün AB normlarıyla uyumlu olması gerektiğini söylediğini" iddia etti. Kipiranu; hiçbir sapmanın Güney Kıbrıs'ın onayı olmaksızın kabul edilemeyeceğini vurguladı ve son sözün AB Komisyonu'na değil Güney Kıbrıs'ın da daimi üyesi olduğu AB Konseyi'ne ait olduğunu söyledi.

KIBRIS 21/09/08

 

 

Newspapers scream deadlock, but where’s the proof?
By Jean Christou

THE DOOMSAYERS were out in force the day after the second substantive meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on Thursday.

Friday’s front-page headline in right-wing Simerini screamed “Doomed” with a subhead saying the talks were going nowhere. Phileleftheros had a less dramatic headline but the implication was similar: “They want their own state….and more.”

Phileleftheros accused Talat of being negative, promoting separation and seeking powerful state powers.

Although both newspapers had the exact same information about Thursday’s meeting as the other papers, their spin could not have been more different.

It was true the two leaders had not agreed everything on the issue of governance and power sharing. It was true that Talat said they had not made great progress, but neither had they reached a deadlock.

It was also true that Christofias said Talat was speaking differently inside and outside of the meetings, but there was no indication of a crisis. Maybe the Cyprus talks are ultimately doomed to fail, but at the same time they have barely started, and for once, at least, two Cypriot leaders are actually talking.

There is an old saying that “a sour face is a reflection of sour thoughts”, which would indicate the level of difference in how some newspapers are handling the same information.

It appears the procedure is moving at a snail's pace, which creates reasonable doubt about the degree of convergence of views on both sides, said Simerini, calling it a “quagmire”.

“Governance and power sharing has not been completed and will be discussed at the next meeting, despite five hours of discussions,” it added, as if the 34-year-old problem could be solved in two meetings of the leaders.

On the Turkish Cypriot side there were also mixed interpretations by newspapers from negative to neutral but not necessarily positive. Kibris said: “Tension in statements” and referred to “sarcastic statements” by the leaders.

“There is no progress,” said Vatan and Afrika with almost identical headlines, “Who is telling the truth?” said Halkin Sesi. “Christofias: ‘Talat acts in a double-faced manner’. Talat: ‘Let Christofias look in the mirror’,” said Ortam.

“It’s all par for the course,” said a source close to the talks. The source said it was true that listening to the leaders when they come out of the talks, one could be forgiven for thinking everyone involved was attending a different meeting.

The source said there could be a number of reasons why some newspapers had decided to view the process so far in a negative light. One was the well-known existence of factions who do not want a solution. And the closer it seemed to a solution being found, the louder they became.

Those who are looking positively at the situation and know the Cyprus issue well, will realise that the absence of a deadlock is actually progress. A lot of it is just posturing, the source said.

“The two leaders are talking seriously and are committed but they still continue to play to their respective public and pander to certain factions. They are politicians,” he said.

“This was only the second meeting of substantive talks and they have covered a lot of ground. The meetings have been long and they have not agreed on everything but they have not been acrimonious,” the source added.

He said it was all being done in a very businesslike way.

“It’s also the first time for Christofias, and for Talat It’s the first time he has had someone who is talking back to him. With Papadopoulos he was coming up against a brick wall,” the source added.

He said there were people on both sides that did not want solution. “And it’s only going to get worse,” he said. “If they see more traction, the criticism and attacks will worsen.”

Analyst Hubert Faustmann, an Associate Professor of International Relations at the University of Nicosia said there was a lot of negativity on both sides.

“But the mere format of the talks means they (the leaders) can’t agree on everything. There will be a final give and take at the end,” he said.

Faustmann said the pessimism was probably a combination of people being jaded by so many failed attempts to solve the Cyprus issue, and also the factions who don’t want a solution that were contributing to the negativity.

“Everyone is afraid of a solution. Real progress makes them afraid,” he said. “I think it’s premature to be negative.”

At the same time Faustmann said neither leader has emerged from their meetings particularly friendly to each other, despite the friendliness inside.

He said he finds the statements being made by both leaders bewildering with each seemingly trying to undermine the credibility of the other.

“Journalists in Cyprus are as much part of the problem,” he said.


“The responsible thing to do is not to leak information until a final deal has been reached.” Otherwise, he said there would be negative consequences that could undermine a solution.

CYPRUS MAIL 21/09/08

 

Christofias calls on UN to remain consistent during talks

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday departed for New York to attend the United Nations General Assembly.

Speaking at Larnaca Airport, Christofias said he would relay the message to the UN Secretary-general that dialogues continue, in the framework of the direct talks, and that the Greek Cypriot side is expecting support from the UN and for the international organisation to remain true to its position that the discussions are taking place between Cypriots for the good of the Cypriots.

Christofias noted that there are also international aspects to the Cyprus problem, which “of course, we don’t ignore”.

He added, “We are expecting the United Nations, European Union and other international organisations to play their role towards Turkey, so that the principals of international justice are respected by the occupying forces; otherwise, we will never find a solution to the Cyprus problem”.

The President said he would inform the UN General Assembly on the Cyprus government’s and Greek Cypriots’ positions and principles on the Cyprus problem.

Christofias also let slip that he was reservedly optimistic over the direct talks, which began at the beginning of the month with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, adding that the Greek Cypriot side was ready to deal with any difficulties that may arise.

CYPRUS MAIL 21/09/08