AA
Güncelleme: 19:56 TSİ 11 Eylül 2008 Perşembe
LEFKOŞA - TRT2de
yayımlanan Günün Konusu programında Duygu Tuncerin
sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile bugün
yaptığı görüşmenin ardından, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik iyimserliğini koruduğunu belirtti.
Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulma ihtiyacının sadece kendileri için
değil, Rumlar için de geçerli olduğunu dile getiren Talat, Kosova ile
Güney Osetya ve Abhazya olaylarına üstü kapalı gönderme yaparak,
Onlar (Rumlar) açısından da, dünyamızdaki gelişmeler
dikkate alındığında, hiç istemedikleri, çok
korktukları gelişmeler kapının arkasına gelebilir.
Bundan dolayı da çözüm ihtiyaçları veya çözüm arzuları
kamçılanır diye düşünüyorum dedi.
Talat, görüşmelere, yönetim ve güç paylaşımı konusuyla
başlamalarının nedeninin, bu konularda adım atabilirlerse,
diğer konulara geçmelerinin daha anlamlı olduğunu kaydetti ve 18
Eylül görüşmesinde de bu konuyu görüşmeye devam edeceklerini söyledi.
Talat, 18 Eylül görüşmesinin ardından, kendisinin ve
Hristofyasın yurtdışı temasları ve araya bayram
girmesi nedeniyle, görüşmelerin Ramazan bayramından sonra
olacağını açıkladı.
Kıbrıs Türkleri için siyasal eşitliğin çok önemli
olduğunun altını çizen Talat, siyasi eşitliğin
kendisini, yönetim ve güç paylaşımında gösterdiğini
kaydetti. Talat, güç paylaşımı konusunda, egemenlik unsurunun da
görüşüleceğini kaydetti.
Nasıl bir hükümet olacağının, federal hükümetlere
bırakılacak yetki kadar önemli olmadığını ifade
eden Talat, Önemli olan Kıbrıs Türk halkının
kullanacağı yetkiler dedi. Talat, güç bölüşümü ve federal
düzeyde verilecek yetkilerle işe başladıklarını
belirterek, Zaten biz federal yetkileri tanımlayacağız sadece.
Federal yetkileri tanımlayıp orada bırakacağız. Çünkü
gerisi kurucu devletlerin yetkisi olacak diye konuştu.
Bizim tezimin Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum
halkı ile siyasi eşitliğinin olması üzerine kurulu diyen
Talat, Kıbrıs Türk devleti ile Kıbrıs Rum devletinin
eşit statüsünün önemli olduğunu söyledi. Talat, Bizim en hassas
olduğumuz konu iki halkın siyasi eşitliğidir... Siyasi
eşitlik halklar arasında olacak, devletler arasında olacak olan
eşit statüdür dedi.
BAZI
ORTAK NOKTALARA VARDIK
Bugünkü görüşmede bazı konularda ortak noktalara
vardıklarını belirten, ancak detay vermeyen Talat,
tartışmalara devam ettiklerini, bazı uzmanlardan görüş
alacaklarını ve gelecek hafta görüşmeye devam edeceklerini
söyledi.
Müzakerelerin devam ettiğini ve basın
aracılığıyla müzakere edilmeyeceğini kaydeden Talat,
müzakere edilen konuların da basında
tartışılmayacağını ifade etti.
TAVİZ
VERMEDEN, ANLAŞMA MÜMKÜN DEĞİL
Talat, Hristofyasın taviz vermeyeceğiz yönündeki
açıklamasıyla ilgili görüşünün sorulması üzerine de, bunun
Rum iç kamuoyuna yönelik sözler olduğunu belirterek, al-ver sürecine
girmeden, adım atmadan anlaşmanın olmayacağını
vurgulayarak şöyle konuştu:
Esneklik göstermeden taviz vermeden, anlaşma mümkün değil. Bunu
herkes biliyor. O da taviz verecek, biz de taviz vereceğiz, doğrusu
budur bunun. Taviz vermemek diye bir şey söz konusu olamaz.
Görüşmelerin prensibiyle ilgili olarak, Her konuda anlaşmadan hiç
konuda anlaşılmış sayılmıyor. Son derece önemli
bir ilke. Onu uyguluyoruz diyen Talat, konuları basın önünde
konuşmamalarının nedeninin spekülasyon olduğunu, özellikle
Kıbrıs Rum basının çok fazla spekülatif haberler
yaptığını, bunun da müzakere sürecine zarar verdiğini
söyledi.
BÜTÜNLÜKLÜ
BİR ÇÖZÜM PEŞİNDEYİZ
Bütünlüklü bir çözüm peşinde olduklarını kaydeden Talat,
çözümün, bütün unsurlarıyla anlaşıldıktan sonra halkın
oyuna sunulacağını bildirdi.
Talat, tezlerinde Annan planının önemli bir yeri olduğunu, Annan
planından esinlendiklerini, ancak masada
tartıştıklarının Annan planı
olmadığını kaydetti. Talat, anlaşamadıkları
konuları, anlaşamadıkları dosyasına koyup, başka
konulara geçeceklerini, daha sonra, anlaşamadıkları
konuları yeniden ele alacaklarını ifade etti. Talat, bugün
başkanlık konusunun görüşülmediğini, federal hükümetin
yetkileri üzerinde durduklarını belirtti.
GARANTİLER
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulosun,
Garanti ve İttifak Anlaşmalarını, Türk askerinin durumunu
Annan planını ret gerekçesinin bahanesi haline getirdiğini ve
Rum seçimlerinde de tüm adaylarının bunu konuşmaya
başladığını anımsattı.
Bunun uluslararası bir anlaşma olduğunu ve tüm taraflar kabul
ederse anlaşmanın değişeceğini, bütün taraflar kabul
etmezse değişmeyeceğini Rumlara da söylediğini aktaran
Talat, Rumların, Türkiyenin garantörlüğünden, Garanti ve
İttifak anlaşmalarının devamından endişe
duymasının gerçek bir endişe olmadığını
vurguladı.
Türkiyenin durup dururken adaya müdahale etmediğini ifade eden Talat,
Türkiyenin adaya müdahalede geç bile kaldığını,
müdahalenin gecikmesi nedeniyle Kıbrıslı Türklerin de
sabrının taştığını söyledi.
MÜLKİYET
Talat, herkesi ilgilendirdiği için, müzakerelerde en zor konunun mal-mülk
konusu olacağını ve konunun çözümünün zamana
yayılacağını belirtti.
Mülkiyet konusunun mutlaka iki taraftan da onay çıkacak şekilde çözülmesi
gerektiğini ifade eden Talat, Aksi halde, Kıbrıs sorununun
çözümünün onaylanmamasının nedeni mülkiyet olursa çok yazık
olur diye konuştu.
Talat, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downerın görüşmelerdeki tavrını da iyi olarak
niteledi ve Beklediğimizin dışında değil. Tam pasif
değil ama aktif bir tutum içinde de değil dedi.
AA
Güncelleme: 15:06 TSİ 11 Eylül 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Talat ve
Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden
ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel
Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
yaptı.
Downer,
görüşmenin iyi geçtiğini belirtti ve liderlerin bundan sonra
görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda
anlaştıklarını açıkladı.
Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele
alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde
yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam
edileceğini söyledi.
SIRADA
MÜLK KONUSU VAR
Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti.
Liderler bugün, yönetim ve güç paylaşımı konusunu ele
aldı.
Downer, bir gazetecinin, 2009da bir çözüm olup olmayacağı sorusuna
karşılık, görüşmelerin devam ettiğini, her iki
liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek daha çok
yol olduğunu söyledi.
Liderler, 18 Eylülde yeniden bir araya gelecek.
LİDERLERİN
ALTINCI GÖRÜŞMESİ
Talat ve Hristofyas, 21 Martta başlayan süreç kapsamında 6. kez bir
araya geldi. En son 3 Eylülde görüşen liderler, aralarındaki
görüş ayrılıklarını ortaya koyan açıklamalar
yapmıştı.
Görüşmenin ardından Talat, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının
devam etmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Hristofyas ise tek devlet temelinde çözüm isteğini dile getirerek,
İki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm Makariosun verdiği büyük
bir tavizdi. Bu tavizle Kıbrıslı Rumlar limitlerini
tüketmiştir ve daha ileriye gidemez. Ne konfederasyon, ne de iki devletin
yeni bir ortaklığı kabul edilebilir. Federal çözüm, iki toplumun
ortaklığı şeklinde olacaktır. demişti.
18 Eylül'de yeniden bir araya gelecekler
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm
bulmayı amaçlayan kapsamlı Kıbrıs müzakereleri
kapsamında bugün bir araya geldi. İki lider görüşmeler
kapsamında 18 Eylül'de yeniden bir araya gelecek.
İki liderin Lefkoşa ara bölgede sabah
10.10'da başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen
aradan sonra 14.10'a kadar devam etti.
Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama yapmadan görüşme yerinden
ayrılırken, görüşmeye ilişkin açıklamayı BM Genel
Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yaptı.
Downer, görüşmenin "iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin
bundan sonra görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda
anlaştıklarını açıkladı. Görüşmede yönetim
ve güç paylaşımının ele alındığını
ifade eden Downer,18 Eylül'de yapılacak görüşmede de bu konunun ele
alınmasına devam edileceğini söyledi.
Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini kaydetti.
Downer, bir gazetecinin, "2009'da bir çözüm olup
olmayacağı" sorusuna karşılık,
"görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni
yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu"
söyledi.
Görüşme öncesi açıklamalar
Hristofyas görüşme öncesi bir Türk gazetecinin, "Bulduğunuz
ortak dil nedir" yönündeki sorusuna, "Barışı, iki
toplumun çıkarlarını ve anlaşmayı bulabileceğimiz
bir dili kullanacağız" karşılığını
verdi. Talat da, kendisine başarı dileyen gazetecilere teşekkür
etti.
Talat ve Hristofyas, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'ın da
katıldığı görüşmede, "yönetim ve güç
paylaşımı" konusunu ele alacak.
Liderlerin konuya, "yürütmeden" başlaması bekleniyor.
İki liderin sorumluluğunda sürdürülecek görüşmelere taraflar,
liderler dahil altışar kişilik heyetlerle katılıyor.
Yönetim ve güç paylaşımı
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri Hristofyas, kapsamlı
müzakerelere "yönetim ve güç paylaşımı" konusuyla
başlıyor.
Daha önce çalışma gruplarında ele alınan konu üzerinde
taraflar uzlaşmaya varamamışlardı. Konu şimdi liderler
düzeyinde ele alınacak.
Kıbrıs Türk tarafı, "yönetim ve güç
paylaşımı" konusunun yürütmeden başlanmasını
bekliyor. Yürütme ele alınırken, yürütmenin; başkanlık
sistemi mi, başkanlık konseyi mi, parlamenter sisteme dayalı
bakanlar kurulu esasına mı dayalı olacağı üzerinde
durulacak.
Kıbrıs Türk tarafının tutumu, kısmen Bosna-Hersek veya
İsviçre'de olduğu gibi, yürütmenin "başkanlık
konseyi" şeklinde olması yönünde. Kıbrıs Rum
tarafı ise, "başkanlık sistemini" savunuyor.
Kıbrıs Rum tarafının savunduğu
"başkanlık sisteminde", bir başkan, bir başkan
yardımcısı olacak, başkanlık bunlar arasında
dönüşümlü olacak ve yetkileri bu iki kişi kullanacak.
Kıbrıs Türk tarafının üstünde durduğu
"başkanlık konseyinde" ise, konseyin, tarafların
uzlaşacağı sayıda, Türk ve Rumlardan oluşan üyeleri
olacak, başkanlık bu üyeler arasında el değiştirecek.
Başkanlık görevi yüzde 70 Rumlarda,
yüzde 30 Türklerde olacak.
"Güç paylaşımı" konusu kapsamında ise, yeni
devlette, yürütme, yasama, yargı erklerinin nasıl
kullanılacağı; bu yetkilerin ne kadarının
"federal merkezi hükümette", ne kadarının "kurucu
devletlerde" olacağı tartışması yapılacak.
ANNAN PLANI DÖNEMİNDE GÖREV ALAN UZMANLAR
Talat ve Hristofyas'a bugün başlayan kapsamlı müzakerelerde
eşlik eden heyetlerde, Annan Planı'nın müzakere edilmesi
döneminde görev alan uzmanlar da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Talat başkanlığındaki KKTC
heyetinde danışmanı Özdil Nami ile birlikte Tufan Erhürman,
Kudret Özersay, Reşat Çağlar ve Mehmet Dana; Hristofyas
başkanlığındaki Rum heyetinde de Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakavu, Tmazos Çelebis, Muneleos Menelav, Andreas Movromadis ve
Nikos Muduros bulunuyor.
Heyetlerde yer alan isimlerden bazıları 21 Mart mutabakatı
uyarınca oluşturulan teknik komite ve çalışma
gruplarında da yer alıyorlar. Türk heyetinde yer alan emekli diplomat
Reşat Çağlar, Annan Planı müzakerelerinde dönemin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın heyetinde görev
almıştı.
Tufan Erhürman ve Kudret Özersay da yine Annan Planı döneminde
oluşturulan komitelerde çalışmıştı.
Rum heyetinde öne çıkan isimlerden Yorgos Yakavu ile Tmazos Çelebis de
Annan Planı ile ilgili müzakerelerde Rum heyetinde görev
almışlardı. Çelebis, anayasa konularındaki
uzmanlığıyla biliniyor.
Liderlerin müzakere heyetlerinde yer alan isimlerin ilerleyen günlerde
müzakerelerin seyrine göre değiştirilebileceği belirtiliyor.
18 Eylül'de yeniden görüşme
İki liderin sorumluluğunda sürdürülecek görüşmelere taraflar,
liderler dahil 5'er kişilik heyetlerle katılacak. Bu sayı ve
heyetlerde yer alacak kişiler, "müzakerelerin sorumlulukla ve tam
kapasiteyle sürdürülebilmesi" amacıyla değişebilecek.
Liderler, 18 Eylül'de yeniden bir araya gelecek.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün
yaptığı açıklamada, "Türk tarafının tam
kapasite ve yapıcılıkla çalışacağını ve
Kıbrıs Rum tarafının aynı
yapıcılığı ve esnekliği ortaya koyması
gerektiğini" ifade ederek, "Çözümün
iki halkın siyasi eşitliği ile iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayanması esas olacaktır" demişti.
Müzakerelerden önceki temaslar
Tarafların, 11 Eylül görüşmesi öncesi ada dışında
temaları oldu. Hristofyas, 1 Temmuz'da AB dönem
başkanlığını devralacak İsveç'te, ardından
da Londra'da temaslarda bulundu. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer da, KKTC ve Kıbrıs Rum
kesimindeki temaslarının ardından Atina ve Ankara'yı
ziyaret eti.
Liderlerin 6'ncı buluşması
Talat ve Hristofyas, 21 Martta başlayan süreç kapsamında yarın
6'ncı kez bir araya gelecek. Liderler, 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz,
25 Temmuz ve 3 Eylülde görüştü. 3 Eylülde yapılan görüşme,
kapsamlı müzakereler başladığı için törensel nitelikte
oldu ve liderler bu görüşmede müzakerelerin yöntemi üzerinde durdu.
Liderler, 3 Eylül görüşmesi sırasında ve görüşme sonunda
yaptıkları açıklamalarda, aralarındaki keskin görüş
ayrılıklarını ortaya koydu.
3 Eylül görüşmesi
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM
Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un resmi ikametgahında, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer'ın da katıldığı görüşmenin basına
açık bölümünde
yaptığı konuşmada, Rum tarafıyla müzakerelere
sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla
müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini belirterek, 1960 garanti ve ittifak
anlaşmalarının devam etmesi gerektiğini
vurgulamıştı.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas ise tek devlet temelinde çözüm
isteğini dile getirerek, AB'nin tam üyesi olduklarını ifade etti
ve "çözümün AB çerçevesinde olması" gerektiğini
savunmuştu.
Sınırların kaldırılması hedefinde
olduklarını kaydeden Hristofyas, görüşmenin basına
kapalı kısmında yaptığı ve metni daha sona BM
tarafından basına dağıtılan konuşmasında da
ise, "İki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm Makarios'un
verdiği büyük bir tavizdi. Bu tavizle Kıbrıslı Rumlar
limitlerini tüketmiştir ve daha ileriye gidemez. Ne konfederasyon, ne de
'bakir doğum' aracılığıyla iki devletin yeni bir
ortaklığı kabul edilebilir. Federal çözüm, iki toplumun
ortaklığı şeklinde olacaktır" demişti.
"Kıbrıs sorununun çözülemeyecek bir sorun
olmadığını" ifade eden BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer da, liderlerin
geçmiş toplantılarda yaptığı açıklamaların
çözümün çerçevesini oluşturduğunu, Kıbrıs sorununda
geçmişten gelen bir birikim olduğunu, bundan liderlerin
faydalanabileceğini kaydetmiş ve iki halkın ve adanın
yeniden birleşmesinin tüm Kıbrıslıların
çıkarına olduğunu söylemişti.
Hristofyas'ın "taviz verdik" açıklamasına bir gün
sonra yanıt veren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın,
"1977'de büyük taviz verdik, ondan geriye gidilemez" yönündeki
sözlerinin "büyük talihsizlik" olarak nitelemiş ve "Bir
kere
Kıbrıslı Türklere taviz verilmedi" demişti.
CNN TURK 11/09/08
ABD'deki 11 Eylül saldırılarından 7 yıl sonra,
dünyanın bu olaya hala şüpheyle baktığı ortaya
çıktı. Canlı yayınlanan "en büyük
yıkım" olayının, El Kaide'nin işi olduğuna
inanmayan hala çok...
ABD'de 11 Eylül 2001'de
İkiz Kuleler'e düzenlenen terör saldırılarında
yaşamlarını yitirenler için New York'ta anma töreni
düzenleniyor. Törende, her yıl olduğu gibi saldırıda
ölen 2 bin 751 kişinin adları tek tek okundu.
Ancak dünyada "canlı yayınlanan en büyük yıkım"
olayından 7 yıl sonra dahi, ABD yönetiminin,
üzerindeki şüpheleri yok edemediği anlaşıldı.
Saldırının gerçekleştiği gün bile cevap bulamayan
sorular ise hala cevapsız. Bu yüzden "komplo teorisi"
denilenlere inanaların sayısı, Bush yönetiminin
resmi açıklamalarına inananlardan fazla.
DÜNYA, EL KAİDE'NİN YAPTIĞINA
İNANMIYOR
ABD 11 Eylül
saldırılarından El Kaideyi sorumlu tutmuş, başta Afganistan olmak
üzere tüm dünyada terörle mücadele adı altında şüpheli
avına başlamıştı. Ancak World Public Opinion
tarafından 17 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması,
dünya genelinde saldırının sorumluları konusunda görüş
birliği bulunmadığını gösterdi.
TÜRKLERİN YÜZDE 36'SI ABD'Yİ
SORUMLU TUTUYOR
Yapılan kamuoyu araştırması ABD
dışında, birçok ülkede saldırıların El Kaide
tarafından düzenlendiğine ilişkin şüpheler bulunduğunu
ortaya koydu. Araştırmaya göre Türklerin yüzde 36sı da
saldırılardan ABD
yönetimini sorumlu tutuyor.
Saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine
yönelik yaygın kanıya Kenyalılar ve Nijeryalılar sahip...
CEVAPSIZ SORULAR "ŞAHİNLERDE"
Fransız yazar Eric Loran "11 Eylül'ün Gizli Yönü"
adlı kitabında tüm soruların yanıtının, Bush yönetiminde
bulunan "şahinlerin" 11 Eylül öncesi projelerinde olduğunu
bildiriyor.
1- Örneğin, ABD yönetiminin
de itiraf ettiği gibi, Bush
yönetimi saldırıların olacağını bilmesine ve bu
konuda CIA'nın hazırladığı raporun Bush'a
verilmesine rağmen saldırılara neden engel olunmadı?
2- Taliban'ın Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir yetkilinin Ağustos 2001'de
Pakistan'ın Peşaver kentinde Amerikan Büyükelçiliği
ile yaptığı gizli görüşmede, ABD'nin
yakında bir saldırıya uğrayacağını ve bu
konuda önemli bilgiler vermesine rağmen Bush yönetiminin
neden bunu dikkate almadı?
3- Amerika'ya saldırı olacağı yönünde ABD
istihbaratı CIA başta olmak üzere, İngiltere, Mısır,
İsrail ve Ürdün istihbarat birimlerinin de Bush yönetimini
uyarmasına rağmen neden önlem alınmadı?
4- New York'taki enkaz kaldırma işi
neden özel bir şirkete verildi, o şirket enkazı neden büyük
bir aceleyle kaldırdı ve delil toplanacağına enkaz
adeta yok edildi?
5- Pentagon'a çarptığı söylenen
uçağın boyutlarıyla, binanın duvarındaki iz neden
birbirini tutmuyor?
6- El Kaide saldırıyı, neden
binaların daha boş olduğu bir saatte gerçekleştirdi? Yoksa,
dünyanın en azılı terör örgütü masum insanları mı
düşündü?
7- Uçuş yasağının bulunduğu Manhattan
üzerinde uçakların bulunduğunu, kaçırılan uçakların
bir saat süreyle rotasından çıktığını nasıl
oldu da hiçbir radar, hiçbir savunma sisitemi anlayamadı?
8- Saldırıyı düzenleyenlerin
çoğunun Suudi oldukları söylendi. Ama Bush, El
Kaide lideri Bin Ladin Afganistan'da
saklanıyor gerekçesiyle Afganistan'a
saldırdı. Ardından, El Kaide ile hiçbir ilişkisi
olmadığı bilinen, ABD'ye
hiçbir zaman bir zararı dokunmamış olan Irak'a neden
saldırdı?
Halen cevabı bulunmayan bu tür soruların sayısı
yüzlerle ifade ediliyor. Alman yazar Mathias Bröckers da "Komplolar,
komplo teorileri ve 11 Eylül'ün sırları" kitabında bu
sorulara geniş yer veriyor.
HURRIYET 11/09/08
11/09/2008 RADIKAL
Yönetim ve güç paylaşımının görüşüldüğü Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi. Bir sonraki görüşme 18 Eylülde
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın Lefkoşa
ara bölgedeki görüşmesi sona erdi. İki liderin sabah 10.10da
başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen aradan sonra
14.10a kadar devam etti. Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama
yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye
ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer yaptı. Downer, görüşmenin
"iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin bundan sonra
görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda anlaştıklarını
açıkladı.
Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele
alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde
yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam
edileceğini söyledi. Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun
görüşüleceğini kaydetti.
Downer, bir gazetecinin, "2009da bir çözüm olup
olmayacağı" sorusuna karşılık,
"görüşmelerin devam ettiğini, her iki liderin elinden geleni
yaptığını, ancak gidilecek daha çok yol olduğunu"
söyledi.(aa)
Talat, Hristofyas'ı Avrupalılara
anlattı
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta kapsamlı
çözüm umudu belirdiğinde Rum lideri Dimitris Hristofyas'tan taleplerini
basına değil kendisine söylemesini istediğini, ama
dinletemediğini belirterek, bunun müzakereleri
zorlaştıracağı uyarısında bulundu.
Talat, düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde
yaptığı konuşmada, "Hristofyas'a 'Eğer bir
şey istiyorsan basına değil bana söyle, ben de böyle
yaparım' dedim, ama dinlemedi. Medyayla birlikte müzakere yapmak çok zor.
Görüşlerini medyaya değil, müzakerelerde ortaya koymalı"
ifadesini kullandı.
Basında çıkan bazı asılsız haberlerin Rum
basınınca kullanılarak "ortamın
hareketlendirildiğini" ve bunun ardından Rum yönetiminden
yapılan açıklamalara cevap vermek zorunda kaldıklarını
anlatan Talat, "Biliyorsunuz Hristofyas daha yeni. Her geçen gün deneyim
kazanıyor. Eğer müzakereleri medyayla birlikte yapacaksak, bu hem
durumu zorlaştırır, hem de iki toplumun ilişkilerine zarar
verir" diye konuştu.
Müzakere konularında her iki tarafın farklı görüşlere sahip
olsa da iyi niyet ve kararlılıkla sonuç almayı umduğunu
söyleyen Talat, kendisinin müzakereler için "2008 yılı sonu
olacak" şekilde hedef tarih konulmasından yana olduğunu,
fakat bu düşüncesinin Rum tarafınca reddedildiğini
hatırlattı.
Talat, "Çözüm fazla zaman almamalı. Bu sorun zaten çok uzadı.
Zaman çözümün lehine işlemiyor" dedi.
Kapsamlı çözüm müzakerelerinde yeni bir unsur bulunmadığına
ve bütün sorunların BM tarafından bilindiğine dikkati çeken
Talat, siyasi eşitlikten taviz verilmemesinin kendileri için en önemli
konu olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm müzakereleriyle ilgili
Brüksel'den beklentilerini ise, "AB'nin kendini çözümün sonuçlarına
uyarlamaya hazır olması, nihai anlaşmanın birincil hukuk
olarak AB tarafından güvence altına alınması, AB'ye uygun
dahil olmaları için teknik yardım verilmesi, Rum tarafının
çözüm yolunda teşvik edilmesi" olarak sıraladı.
Talat, Türk Ordusunun Kıbrıs'ta çözüm müzakerelerine nasıl
yaklaştığının sorulması üzerine, "Türkiye,
çözümü tüm kurumlarıyla destekliyor. Bazı kurumlarda bazı
endişeler olabilir. Türkiye'nin desteği olmadan, garantisi olmadan
Kıbrıslı Türkler çözümü kabullenmez" ifadesini
kullandı.
Müzakerelerde garantörlük haklarının devamından yana tutum
alacaklarını anlatan Talat, "Türk Ordusu ya da başka bir
kurumun bu hedefe itiraz etmeyeceğini düşünüyorum" diye
konuştu.
Talat, adadaki asker sayısının kapsamlı çözüm
müzakerelerinde ele alınacağını anımsatarak,
barış halinde mevcut rakamın azaltılmasından yana
olduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, 1960 kurucu anlaşmalarında adada 650
Türk ve 950 Yunan askeri olmak üzere sembolik bir gücün öngörüldüğünü
hatırlattı.
Mehmet Ali Talat, müzakerelerin başlaması nedeniyle
Kıbrıs'taki Türk barış gücünün BM ya da AB misyonuyla
değiştirilmesi önerisi üzerine, ada tarihinde İngiliz
askerlerinin de BM'nin de barışı koruma görevini
üstlendiğini, ancak acı tecrübeler
yaşattığını ve başarılı
olamadığını kaydetti. Talat, "Dolayısıyla
Kıbrıslı Türklerden bunu istemek uygun değil" diye
konuştu.
Mehmet Ali Talat, müzakereleri 2008 yılı sonuna kadar sonuçlandırma
önerisi kabul görmese de Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin,
herkesin mutabık kaldığı yeni hedef olarak öne
çıktığını ifade etti.
Brüksel'de önceki gün başladığı temasları
kapsamında AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve
bazı üye ülkelerin daimi temsilcileriyle bir araya gelen KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, dün KKTC'ye döndü.
KIBRIS 11/09/08
BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
Ankara'da çeşitli temaslarda bulundu.
AA'nın haberine göre Downer dün TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Downer,
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile de
bir araya geldi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ı Çankaya
Köşkü'nde kabul etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'i
Başbakanlık Merkez Binası'nda kabul etti. Görüşme
yaklaşık 45 dakika sürdü. Görüşmenin başında görüntü
alınmasına izin verildi, açıklama yapılmadı.
Görüşmede Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Ertuğrul Apakan da hazır bulundu.
Özügergin:
Downer ile yararlı
bir
işbirliğinde bulunacağız
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak
Özügergin, Ankara'da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer'e, Kıbrıs sorununa
yerleşik BM parametreleri çerçevesinde çözüm bulunmasına verilen
önemin hatırlatıldığını söyledi ve
"Kendisiyle önümüzdeki dönemde yararlı bir işbirliği içinde
bulunacağımıza inanıyoruz" dedi.
Sözcü Özügergin, AA'ya yaptığı açıklamada, Downer'ın
Kıbrıs konusunda BM müzakere süreci çerçevesinde tarafların
görüşlerini dinlemek, bu konuda temas ve istişarelerde bulunmak ve
çalışmaları ileriye götürmek için Ankara'yı ziyaret
ettiğini bildirdi.
Alexander Downer'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Ali Babacan tarafından kabul edildiğini, ayrıca
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi
Ertuğrul Apakan başkanlığında heyetler arası
görüşmelerin yapıldığını belirten Özügergin,
şöyle konuştu:
"Görüşmelerde Downer'a Kıbrıs sorununa yerleşik BM
parametreleri çerçevesinde çözüm bulunmasına önem verdiğimiz
hatırlatıldı ve 2004 yılında olduğu gibi
Kıbrıs sorununun çözümü için güçlü destek vermeye devam
edeceğimiz belirtildi."
Özügergin, önceki BM özel danışmanlarıyla olduğu gibi
Downer ile de verimli görüşmeler yapıldığını
kaydederek, "Kendisiyle önümüzdeki dönemde yararlı bir
işbirliği içinde bulunacağımıza inanıyoruz"
dedi.
KIBRIS 11/09/08
Can the two sides bridge the gap?
By Jean Christou
TWENTY-four hours before
the start of new Cyprus negotiations, there appeared to be little sense of
occasion yesterday, as Ankara took the opportunity to dig its heels in on the
issue of Turkeys guarantee.
On the Greek Cypriot side, Presidential Commissioner George Iacovou made a
bland statement during a road safety event at the UN about cautious optimism.
Time will tell, he said, whether the Turkish Cypriot side would show good
will for progress in the long-awaited talks, which begin today to discuss
governance and power sharing.
Without the political will of the Turkish Cypriots and Turkey there can be no
progress, said Iacovou.
While Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was making statements in Brussels
saying he believed it was possible to succeed to really bridge the different
views and solve the problems, Ankara made it clear it would not budge an inch
on Turkeys guarantorship.
In an interview with Turkish channel NTV yesterday, Turkish Foreign Minister
Ali Babacan said the guarantee was necessary to safeguard security in the
entire eastern Mediterranean region.
This is not an issue the two leaders can negotiate. It concerns the Republic
of Turkey and it is within the will of the Turkish Republic. This issue is not
part of the full-fledged negotiations currently in progress. He said.
Greek Cypriots, however, would likely reject any solution that would allow a
Turkish guarantee over the island.
Yet Babacan said he was optimistic for the talks and that Turkish Cypriots had
tangibly displayed their willingness for a comprehensive solution.
Although the new leader and the new government of the Greek Cypriot
administration make pro-solution statements, they have not yet taken any
concrete steps, he added.
UN Chief of Mission Taye-Brooke Zerihoun also spoke ahead of the talks.
Speaking at the road safety event, he said the road ahead will be pot-holed
and sometimes perilous, but it does not look blocked.
Addressing Iacovou and Talats aide Ozdil Nami, Zerihoun said: Initiatives
such as the one you have embarked upon demonstrate that the pursuit of the
greater good of the people of Cyprus is key in overcoming past rancour and
division, and in ushering in a new era of co-operation, prosperity and peace
based on respect for diversity and shared principles.
Reports yesterday added the hunt was on for an EU Cyprus envoy who could attend
the new negotiations as an adviser, mainly on technical issued related to the
EU acquis as it would pertain to a solution.
So far, all the names put forward have not found favour with one or the other
of the two sides.
In London, Britains former Cyprus envoy Lord David Hannay said the Greek
Cypriot sides dependence on UN resolutions in seeking a solution were
erroneous, given Turkeys military strength.
Asked during a lecture about UN resolutions on Cyprus that had not been
implemented, Hannay said many of the documents were dead texts.
He added he was against holding referendums on a Cyprus solution
CYPRUS MAIL 11/09/08
Turkish Cypriot youths held for
anti-army graffiti in north
By Simon Bahceli
FOUR Turkish Cypriot youths
will appear in court in the north today after being caught red handed by
police on Sunday as they daubed walls in the capital with slogans targeting the
Turkish military.
The four all admitted writing Out with the occupying Turkish army on walls in
the city when brought before a judge at north Nicosias district court on
Monday. An earlier hearing at a military court was thrown out by the judge who
cited a lack of evidence. The district court judge, however, demanded that the
four remain in custody until their trial today.
Remzi Yektaoglu, father of one of the youths being held, told the Cyprus Mail
yesterday the four were being treated like murderers by police in the north.
They brought them before the judge in handcuffs, he said, adding that
although the youths had been charged with nothing more than defacement of
public property, the investigation was being carried out by the political
branch of the police.
They told my son they know who he was, who his parents were, and that he had
Greek Cypriot friends. The police were trying to psychologically pressurise
them into admitting some greater crime, Yektaoglu said.
Yektaoglu is a well known pro-solution campaigner who owns a left-wing bookshop
and publishing company in north Nicosia. His company has published numerous
books calling for the reunification of the island and for the Turkish army to
leave.
The previous week, four other Turkish Cypriot youths were arrested for similar
graffiti offences. It emerged then that two of the arrested were children of
well-known trade unionists. That time, no charges were brought against the
youths, although their family homes were searched by police, who confiscated
personal computers belonging to the youths.
Similarly, the family homes of the four currently being held were raided and
computers taken away as evidence.
Despite the fact that theyve been charged with vandalism, it is the political
branch of the police that is carrying out the enquiry. It also needs to be
asked why computers would be seized if they are guilty only of vandalism,
Yektaoglu said.
The 51-year-old publisher also complained that the four had been kept in
custody from Sunday night until Monday afternoon before being allowed to
telephone relatives to inform them of their arrests, and that the police raided
his house without a warrant.
As soon as I left home on Monday the police raided the house and took all the
computers. They also confiscated the computers of the other youngsters
arrested, he said.
Another anomaly is that until charges are pressed only initials of those
arrested are made public. In this case, Yektaoglu says, the four youths full
names and photographs were made available to media outlets.
It was as if the police were doing their best to demonise the four.
Yektaoglu, however, sees what his son and friends have done as heroic.
This is a reflection of the feeling among Turkish Cypriot youth and I am proud
of my son for what he did. I in my own way, through the books I publish,
express the same sentiment, he said.
CYPRUS MAIL 11/09/08
11/09/2008 RADIKAL
Yönetim ve güç paylaşımının görüşüldüğü Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi. Bir sonraki görüşme 18 Eylülde.
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın Lefkoşa
ara bölgedeki görüşmesi sona erdi. İki liderin sabah 10.10da
başlayan görüşmesi, öğle yemeği için verilen aradan sonra
14.10a kadar devam etti. Talat ve Hristofyas, herhangi bir açıklama
yapmadan görüşme yerinden ayrılırken, görüşmeye
ilişkin açıklamayı BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer yaptı. Downer, görüşmenin
"iyi geçtiğini" belirtti ve liderlerin bundan sonra
görüşmelere ilişkin açıklamada bulunmama konusunda
anlaştıklarını açıkladı.
Görüşmede yönetim ve güç paylaşımının ele
alındığını ifade eden Downer, 18 Eylülde
yapılacak görüşmede de bu konunun ele alınmasına devam
edileceğini söyledi. Downer, bu konudan sonra mal-mülk konusunun görüşüleceğini
kaydetti.
Downer, bir gazetecinin, "2009da bir çözüm olup olmayacağı"
sorusuna karşılık, "görüşmelerin devam ettiğini,
her iki liderin elinden geleni yaptığını, ancak gidilecek
daha çok yol olduğunu" söyledi.(aa)
Dünya ABD'ye inanmıyor
11/09/2008 RADIKAL
11 Eylül saldırılarının 7. yılında saldırıların sorumluları konusunda dünya kamuoyu hala şüphe içinde... 17 ülkede yapılan araştırma bu şüpheye ilişkin belge niteliği taşıyor.
WASHINGTON - ABD 11 Eylül saldırılarından El
Kaideyi sorumlu tutmuş, başta Afganistan olmak üzere tüm dünyada
terörle mücadele adı altında şüpheli avına
başlamıştı. Ancak World Public Opinion tarafından 17
ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması, dünya genelinde
saldırının sorumluları konusunda görüş birliği
bulunmadığını gösterdi.
Yapılan kamuoyu araştırması ABD dışında,
birçok ülkede saldırıların El Kaide tarafından
düzenlendiğine ilişkin şüpheler bulunduğunu ortaya koydu.
Araştırmaya göre Türklerin yüzde 36sı da
saldırılardan ABD yönetimini sorumlu tutuyor.
Saldırıların El Kaide tarafından düzenlendiğine
yönelik yaygın kanıya Kenyalılar ve Nijeryalılar sahip...
KURBANLAR TÖRENLE ANILACAK
11 Eylül saldırıları 7nci yılında İngilizlerin,
İtalyanların, Fransızların ve Almanların yarıdan
fazlası da bu görüşü paylaşıyor.
Mısırlıların yüzde 43ü, Ürdünlülerin yüzde 31i ve
Filistinlilerin yüzde 19u ise saldırılardan İsraili sorumlu
tutuyor. Türklerin yüzde 36sı, Meksikalıların yüzde 30u ve
Filistinlilerin yüzde 27sine göre ise 11 Eylül saldırıları ABD
yönetiminin işi.
11 Eylülde New York ve Washingtonu hedef alan saldırılarda,
çoğu Dünya Ticaret Merkezi kulelerinde olmak üzere 3 bin kişi
yaşamını yitirmişti. El Kaide, bir süre sonra
saldırıların sorumluluğunu üstlenmişti.
Pazarlık başladı
"YAPICI
VE VERİMLİ GEÇTİ"... Talat-Hristofyas görüşmesi 4 saat
sürdü; görüşmenin ardından liderler basına açıklama
yapmadı. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, yaptığı kısa
açıklamada, konuşmama kararı alan liderlerin "Yönetim ve
güç paylaşımı" konusunu görüştüğünü söyledi.
Görüşmenin yapıcı ve verimli geçtiğini kaydeden Downer,
müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirtti. Downer, müzakerelerde
"yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından
"mülkiyet" konusunun ele alınacağını söyledi
BASIN
BÜYÜK İLGİ GÖSTERDİ... Talat-Hristofyas görüşmesine
Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve uluslararası basın büyük ilgi
gösterdi. Görüşmelerin hazırlık sürecinde
basının azalan ilgisinin, dün yeniden yükselişe geçtiği ve
birçok televizyon kanalının canlı yayınlarla gelişmeleri
aktardığı gözlemlendi. Gazeteciler, sıcak havadan BM'nin
kurduğu çadırlar altında korunmaya çalıştı
Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunması hedefiyle
masaya oturan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereleri dün
"yönetim ve güç paylaşımı" ile başlattı; böylece
pazarlık süreci de başlamış oldu.
İki lider, bir sonraki görüşmesini 18 Eylül'de yapacak; "yönetim
ve güç paylaşımı"nın ardından ise
"mülkiyet" konusu masaya yatırılacak.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas,
dün "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu dört saat
görüştü.
Görüşmenin "yapıcı ve verimli" geçtiği
bildirildi. Liderler, aynı konuyu müzakereye 18 Eylül'de de devam edecek;
daha sonra da "mülkiyet" konusuna geçecek.
Görüşmeden sonra basına tek açıklamayı yapan BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
"Bugün (dün) çok iyi bir görüşme gerçekleştirildi. Ancak
besbelli katedilecek mesafe oldukça uzun. Sürecin daha
başlangıcındayız" dedi.
Downer, müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirterek,
müzakerelerde "yönetim ve güç paylaşımı"nın
ardından "mülkiyet" konusunun ele
alınacağını söyledi.
"Yönetim
ve güç paylaşımı" ile başladılar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas ile kapsamlı müzakerelere dün saat 10.00'da başladı.
Liderler müzakereleri ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası
Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada
gerçekleştirdi.
"Yönetim ve güç paylaşımı"nın müzakere
edildiği görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi, BM Barış Gücü Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun da katıldı.
Cumhurbaşkanı Talat'a, görüşmede, BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri
Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat
Çağlar, hukukçu Tufan Erhürman ve uluslararası ilişkiler
uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.
Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ise görüşmeye, aralarında
Başkanlık Komiseri
Yorgos
Yakovu, Danışmanı Tumazos Çelebis, Türk Konuları Ofisi
Sorumlusu Nikos Muduro, Diplomat Menelaos Menelau ve Andreas Mavromadis'in de
bulunduğu bir heyetle katıldı.
Önce Downer
ve Zerihoun geldi
BM kontrolündeki eski Lefkoşa Havaalanı'nda görüşmeler için tahsis
edilen binaya ilk olarak BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun
geldi.
Talat el
salladı, teşekkür etti
Ev sahipliği yapan iki BM görevlisinin ardından görüşmeye ilk
gelen lider, Cumhurbaşkanı Talat ve ekibi oldu. Saat 10.00'da makam
aracıyla görüşme yerine gelen Talat, "günaydın"
dedikten sonra gazetecilerin "hayırlısı olsun, kolay
gelsin" dileklerine teşekkür etti, basın ordusuna el salladı
ve BM yetkilileriyle el sıkıştı.
Hristofyas'tan
"Galimera"
Cumhurbaşkanı Talat'tan bir kaç dakika sonra Rum lider Hristofyas ve
ekibini taşıyan araçlar görüşme yerine geldi.
Hristofyas, "Galimera" diye seslenmesinin ardından bir
gazetecinin "görüşmelerde kullanılacak ortak dilin ne
olacağı" sorusuna karşılık, "adada
barışı, anlaşmayı sağlayacak ve iki toplumun
çıkarlarını gözetecek bir barış dili
kullanılacağını" söyledi.
Her iki lideri de BM yetkilileri Downer ve Zerihoun karşıladı.
Basının
ilgisi arttı
Talat-Hristofyas görüşmesine Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve
uluslararası basın büyük ilgi gösterdi. Görüşmelerin
hazırlık sürecinde basının azalan ilgisinin, dün yeniden
yükselişe geçtiği ve birçok televizyon kanalının canlı
yayınlarla gelişmeleri aktardığı gözlemlendi.
Gazeteciler, sıcak havadan BM'nin kurduğu çadırlar altında
korunmaya çalıştı.
Kıbrıs sorunuyla ilgili 21 Mart süreci hazırlık
görüşmeleri, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin resmi
ikametgahında yer alırken, dünkü görüşme Annan Planı
görüşmeleri döneminde de kullanılan eski Lefkoşa Havaalanı
yanındaki binada yapıldı.
Beklenenden
kısa sürdü
Liderlerin saat 13.00 sıralarında yemek arası verip 16.00'ya
kadar görüşmeye devam edeceği duyumunun aksine görüşme saat 14.15'te
sona erdi.
Liderlerin görüşme mekânından çıkışları ve
araçlarına binişleri sırasında iki bayan BM askeri görev
yaptı. Görüşmeden ilk ayrılan, gelirken olduğu gibi
Cumhurbaşkanı Talat'tı. Talat'ı, aracına binerken, BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon
Şefi Taye-Brook Zerihoun uğurladı.
Liderlerden
açıklama yok
Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarına eliyle selam
vererek makam aracına bindi ve görüşme yerinden ayrıldı.
Hemen ardından Rum lider Hristofyas da aynı şekilde BM
yetkililerince uğurlandı. Hristofyas da Talat gibi basına
açıklama yapmadı. Sorulan bir soruyu da yanıtsız
bırakan Hristofyas, açıklamanın Downer tarafından
yapılacağını söyledi.
İki lideri uğurladıktan sonra yeniden binaya giren BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
elindeki küçük bir not kâğıdıyla hemen geri gelerek
görüşmeye ilişkin çok kısa açıklama yaptı ve birkaç
soruyu yanıtladı.
Downer:
Yapıcı ve verimli
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, görüşmeden çıkışta yaptığı kısa
açıklamada, konuşmama kararı alan liderlerin "Yönetim ve
güç paylaşımı" konusunu görüştüğünü söyledi.
Görüşmenin yapıcı ve verimli geçtiğini kaydeden Downer,
müzakerelerin 18 Eylül'de devam edeceğini belirtti.
"Sürecin
daha başındayız"
Alexander Downer, gazetecilerin sorusu üzerine,
kararlaştırılmış belirli bir zaman
sınırlaması olmadığına işaret ederek,
liderlerin sürecin ilerlemesi için elerinden geleni
yaptığını söyledi.
Downer, "Bugün (dün) çok iyi bir görüşme gerçekleştirildi. Ancak
besbelli kat edilecek mesafe oldukça uzun. Sürecin daha
başlangıcındayız" dedi.
Downer, "Liderler sadece görüştü mü, yoksa müzakere mi etti?"
yönündeki soruya "Müzakere ettiler" yanıtını verdi.
Bir sonraki
konu mülkiyet
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Downer, başka bir soru üzerine, müzakerelerde "yönetim ve güç
paylaşımı"nın ardından "mülkiyet"
konusunun ele alınacağını söyledi.
"
Zaman alacak"
"Yönetim ve güç paylaşımı" müzakerelerinin 18 Eylül'de
de devam edeceğine işaret eden Downer, görüşmelerin aslında
iyi devam ettiğini, ancak güç paylaşımı ve anayasa gibi
büyük sorunları çözmenin zaman alacağını ifade etti.
Hristofyas
köşk önünde de açıklama yapmadı
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la dün yaptığı görüşmeden sonra saat
14.30'da Rum Başkanlık Köşkü'ne döndü.
Gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen görüşmenin
içeriğiyle ilgili açıklamaya yapmayan Hristofyas, bir soru üzerine
bundan sonra izlenecek prosedürün daha sonra açıklanacağını
söyledi.
İlk konu olarak dün ele alınan yönetim ve güç
paylaşımı konusunun 18 Eylül'e kadar tamamlanmasının
mümkün olup olmadığının sorulmasına
karşılık "Benden böyle şeyler istemeyin, bu süreç
içerisinde ortaya çıkacak" diyen Hristofyas "Bunlar prosedürel
şeylerdir, kesin bir şey söyleyemem ama 18 Eylül'de devam
edeceğiz" ifadesini kullandı.
Hristofyas bir Rum gazetecinin "Genel hatlarıyla ilk görüşmeden
memnun musunuz, insani olarak kendi kişisel değerlendirmenizi
istiyorum" sorusu üzerinde ise "şu an memnun olup
olmadığımı söylememin zamanı değil"
yanıtını verdi.
KIBRIS 12/09/08
Gençler, teminatla
serbest kaldı
Erol UYSAL
Başkent Lefkoşa'da, ağustos ve eylül aylarında birçok bina
duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef alan
"İşgalci Türk ordusu defol" türünde, manevi şahsiyeti
zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle poliste tutuklu olan
Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli 20
yaşlarındaki dört genç dün teminat duruşması için
Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin
huzuruna çıkarıldı.
Verilen şahadet ışığında tahkikatın
tamamlandığını göz önünde bulunduran yargıç Ulutekin,
4 zanlının da mukayyitliğin uygun göreceği KKTC
vatandaşı muteber bir kişinin 10'ar bin YTL'lik şahsi
kefalet senedi imzalaması, haftada bir gün en yakın polis karakoluna
ispat-ı vücutta bulunmaları ve yargılanıncaya kadar yurt
dışına çıkışlarının yasaklanması
koşuluyla serbest kalmalarına karar verdi.
Gençler, teminat duruşması için mahkemeye
çıkarıldığı esnada, mahkeme avlusunda toplanan
aileleri ve yakınları tarafından alkışlarla
karşılandılar.
Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne bağlı Adli Şube
Amirliği'nde görev yapan ve meselenin tahkikat sorumlusu olan
Müfettiş Muavini Oral Ordu, mahkemede yeminli şahadet vererek, Çetin
Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli
zanlıların, Lefkoşa'da, ağustos-eylül aylarında birçok
bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef
alan zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle
arandıklarını ve 8 Eylül tarihinde Dr. Burhan Nalbantoğlu
Caddesi'ndeki bir duvara yazı yazdıkları esnada, tespit edilerek
tutuklandıklarını anlattı.
Zanlıların "manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar
yazmak" ve "kasti hasar" suçlarından methaldar
olduklarını ifade eden Ordu, zanlıların suçlarını
kabul ettiklerini belirtti.
Tahkikatın tamamlandığını ifade eden Ordu,
zanlıların yargılanıncaya dek mahkemenin uygun
göreceği bir teminat şartına bağlanması talebinde
bulundu.
Verilen şahadet ışığında tahkikatın
tamamlandığını göz önünde bulunduran Yargıç Ulutekin 4
zanlının da mukayyitliğin uygun göreceği KKTC
vatandaşı muteber bir kişinin 10'ar bin YTL'lik şahsi
kefalet senedi imzalaması, haftada bir gün en yakın polis karakoluna
ispat-ı vücutta bulunmaları ve yargılanıncaya kadar yurt
dışına çıkışlarının yasaklanması
koşuluyla serbest kalmalarına karar verdi.
Teminat şartlarını yerine getiren gençler serbest kaldı.
KIBRIS 12/09/08
Power-sharing kicks off talks
By Jean Christou
THE CYPRUS talks yesterday
got off to a low-key start in terms of show, but some real work was done on the
issue of governance during the four and a half hour meeting, according to those
close to the process.
Unlike the inaugural meeting of the leaders on September 3 when President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat made separate
statements that later caused bad feeling on the Greek Cypriot side, not even a
joint statement was made yesterday.
In New York UN Secretary General Ban Ki-moon said later yesterday he was
encouraged by the progress, and said he had already urged the leaders in
Cyprus, Greece and Turkey to seize the moment when he spoke to them by phone in
the past week.
During calls to all the leaders I have encouraged them to seize this momentum
and try to demonstrate their political leadership with a sense of flexibility
and wisdom and to look beyond their regional issues to the future of the
Cypriot people, said Ban.
While I believe the Cypriot people have the ownership of this (negotiating
process), we are committed to continue to provide our facilitating role, he
added.
Although there is no UN-imposed blackout on the talks, the leaders themselves
decided not to turn the process into a media circus and give fodder to the
prophets of doom as they did last time.
Instead, UN special envoy Alexander Downer made a brief comment and then
answered questions.
The talks have been productive and the talks have been fruitful and they will
continue the negotiations on the 18th September, Downer said.
He said real negotiations had taken place on the issue of governance, which
will be continued at the next meeting.
After that the thorny issue of property will be opened for negotiations, the UN
envoy said.
Downer himself is due to leave for Australia tonight or tomorrow and may not
attend the next meeting. He will hold a news conference in Nicosia later today.
Both leaders are doing what they can to push the process ahead at an
appropriate speed. It has been a good discussion today but obviously there is a
long way to go. Its the very beginning of the process, he said yesterday.
There will be a continuation of the discussion on governance and power sharing
and the subject that had been stipulated before and they will be moving on to
the property issue after that.
Asked if he was happy with yesterdays proceedings, which began at 10am, Downer
said he thought things were going well.
These are big issues. Discussing something like governance and power sharing
for a constitution is a big question, so inevitably it will take a bit of
time, he said.
Downer said the meeting was as he imagined it would be.
Or in the words of another source: It was as good a start as you could have
hoped for.
Talat came out smiling from the meeting but Christofias did not appear to be in
the best of form, which the sources confirmed. But they said his mood had
nothing to do with the process and did not affect the meeting.
Prior to the President and his team of aides leaving from the presidential
palace yesterday morning, Christofias said he was going to the talks with self
confidence.
Our cause is a just cause. We will defend it and I hope and wish that the
other side will show the same good will and understanding, he said.
All will be judged at the negotiating table. What is being said outside is
important but it is of a secondary importance, given the fact that the real
positions of the Turkish Cypriots and the Greek Cypriots are expressed there
(at the negotiations).
Later when he was asked if he was satisfied with the meeting with Talat he
said: This is not the time to say if I am satisfied or not.
CYPRUS MAIL 12/09/08
Landmark ruling on Turkish Cypriot property
THE SUPREME COURT yesterday
deemed a property transaction between a Greek and Turkish Cypriot illegitimate
and as such without standing, in what was described as a landmark ruling.
The Court heard how a Turkish Cypriot woman, Perihan Mustafa Korkut, who had
emigrated to Australia before 1974, had agreed to sell to a Greek Cypriot from
Australia two plots of land situated near Polis Chrysochous. The land had been
placed in the care of the Guardian of Turkish Cypriot properties since the
invasion.
Following the submission of the sales agreement at the Paphos Land Registry in
2003, the plots were valued at several million euros above the agreed price.
Korkut then reneged on the deal, despite the fact that the buyer had already
paid a deposit of 150,000 Australian dollars.
In its unanimous decision, the Court cited a July 1991 law stipulating that
transactions involving Turkish Cypriot property, the owners of which emigrated
before the passing of the law or who live in the occupied areas, are null and
void.
Responding, Korkuts lawyer, Leonidas Georgiou, said that the ruling
establishes beyond any doubt the legitimacy of the status of the Guardian of
Turkish Cypriot properties. Any funds exchanged for purchases, but without the
prior approval of the Guardian, were essentially lost, he said.
CYPRUS MAIL 12/09/08
Tylliria residents join forces to
demand crossing
By Jean Christou
GREEK Cypriots and Turkish
Cypriots from the area of Tylliria yesterday held a joint demonstration outside
the UNPA for the opening of the Limnitis crossing as Cyprus talks got under
way.
Residents have been pushing for the opening of Limnitis since the first
crossing opened at the Ledra Palace in April 2003.
The issue came to a head recently, when the Turkish side refused to allow Greek
Cypriots to cross to a church in Morphou for a saints feast day.
Greek Cypriot residents had only weeks before backed away from plans to block
an annual crossing by Turkish Cypriots in the hope they too would be allowed to
use the convenient Limnitis road to visit Morphou.
Permission was not granted by the Turkish Cypriot side, however, a move that
created bad feeling on the Greek Cypriot side.
Yesterday, residents from both sides of the area called on the two leaders to
push through the opening of Limnitis.
We are here today to demand the opening of the crossing point at Limnitis and
at other points as well, said Andreas Karos, the representative of the
Pyrgos-Limnitis-Kokkina Committee.
The move would end the 44-year isolation of the people of Tylliria and would
revitilise the area, Karos said.
Musa Seral, the representative of the Turkish Cypriot faction of the same
committee, said it was the desire of all the people of the area to have the
crossing opened.
We gathered here today to call on the two leaders to decide on the opening of
Limnitis gate, he said. We demand the leaders stop bargaining and open the
crossing.
Green Party leader George Perdikis joined the demonstrators saying: The
isolation of the people of Tylliria must come to an end. We cannot accept the
negative stance of the leader of the Turkish Cypriot community, Mehmet Ali
Talat, on the matter.
The joint committee handed in a resolution for the opening to UN personnel to
be passed on to the leaders who were meeting inside the UNPA.
It will be necessary that decisions to bring the two communities closer are
taken, such as the opening of Limnitis, which will send a strong message of
hope and will give strong support to the general target of reunification, the
resolution said.
CYPRUS MAIL 12/09/08
Black cabs to go on sale in Cyprus
By Leo Leonidou
BLACK cabs are to be
imported to the island from the UK and will go on sale from next week.
The Char. Pilakoutas Group will be holding a news conference on Monday at the
residence of the British High Commissioner in Nicosia to show off one of the
TX4 vehicles.
Marketing Manager Andros Skalistis yesterday told the Mail that, there is a
big market in Cyprus for these cabs and we are very confident of selling good
numbers.
He added that they will be available to everybody, but will prove to be most
popular with existing taxi drivers.
This is the only vehicle designed specifically to carry different kinds of
paying passengers and will also be the only standard taxi on the island capable
of transporting five people plus the driver.
He added that the cabs will make the lives of disabled people much easier,
thanks to special wheelchair ramps, as well as offering an extremely
comfortable ride to everybody.
Passengers will be separated from the driver by heavy-duty plexiglass,
enabling complete privacy as well as guaranteeing the drivers safety from any
potentially criminal passengers. An intercom system can be used for
communication.
Prices will be announced on Monday, with Skalistis adding that the cabs will
be available in almost any colour that you can think of.
UNDOUBTEDLY the most recognisable shape of all taxis, motorised hackney cabs,
traditionally all black, have the popular name of black cabs
With its iconic shape and famous 25 foot turning circle, the TX series has
revolutionised the taxi industry.
Electric hackney carriages appeared before the introduction of the internal
combustion engine to vehicles for hire in 1901. During the 20th century, cars
generally replaced horse-drawn models, and the last horse-drawn hackney
carriage ceased service in London in 1947.
Regulations define a hackney carriage as a taxicab allowed to ply the streets
looking for passengers to pick up, as opposed to private hire vehicles
(sometimes called minicabs), which may only pick up passengers who have
previously booked or who visit the taxi operators office.
Luggage usually goes in the passenger compartment or travels in the front next
to the driver - these vehicles have no front passenger-seat. A door has
replaced the original open side. All models can also accommodate wheelchairs in
the back
The latest TX4 model boasts the most tested of any taxi engine; over 600,000
miles of real taxi use were used for testing purposes, as well as real life
extreme hot and cold climates.
In London, drivers have to pass a test called The Knowledge to demonstrate
they have an intimate knowledge of London streets.
There are currently around 21,000 black cabs in London, licensed by the Public
Carriage Office.
CYPRUS MAIL 12/09/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:41 TSİ 12 Eylül 2008 Cuma
NEW
YORK - Genel Sekreter Ban, BMde düzenlediği basın
toplantısında bir Rum gazetecinin kendisinden Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik son gelişmeleri değerlendirmesini istemesi
ve bu kez BM değişik ne yapabilir? sorusu üzerine, Kıbrıs
sorununun 40 yılı aşkın bir zamandır devam
ettiğini ve bu sorunun artık en kısa zamanda çözülmesi
gerektiğini belirtti.
Ban, geçen Temmuz ayında Pariste
Kıbrıslı Rum lider, ardından (Berlinde)
Kıbrıslı Türk liderle görüştüğünü hatırlatarak,
şöyle konuştu:
Onların iki lider olarak bir araya gelme suretiyle görüşmeleri devam
ettirme konusundaki taahhüt ve isteklerinden son derece etkilendim. Bana iki
liderin eski arkadaşlar olduğu söylendi. Bu da siyasi açıdan iyi
bir atmosfer yaratacaktır. Ben iyi bir ivme
yaratıldığına inanıyorum ve BM de hem (adadaki) iki
taraf, hem de diğer ilgili taraflarca son derece saygı duyulan ve
deneyimli bir diplomat olan yeni Kıbrıs özel danışmanıyla
(sürece) yeniden güç, enerji veriyor.
Genel Sekreter Ban, adadaki liderlerden sorunların çözümü yolunda esneklik
göstermeleri istediğini de belirterek, Liderler güç
paylaşımı, yönetim ve mülk gibi son derece özlü ve
ihtilaflı konuları görüşmeye başladıklarında
esneklik ve liderlik göstermeliler, şu anki meselelerin ötesine geçip
geleceği düşünmeliler dedi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 20:40 TSİ 12 Eylül 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Downer, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otelde düzenlediği
basın toplantısında, temasları ve başlatılan
kapsamlı müzakereler hakkında bilgi verdi. Müzakerelerin olumlu
başladığını ve iyimser olduğunu dile getiren
Downer, iyimserliğinin aptalca olmadığını, göreve
atanmadan önce, konu hakkında araştırma
yaptığını, okuduğunu, çözülemeyecek sorun
bulunmadığını belirtti.
Ortada BM planı olmayacak diyen
Alexander Downer, kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın
vereceğini kaydetti.
Kıbrıs müzakerelerinin zorlu bir süreç olacağını
ifade ederek, iki tarafın sorunu çözme yönünde gösterdiği
kararlılıktan etkilendiğini dile getiren Downer, Atina ve Ankara
ile Adada temaslar yaptığını ve genelde dinlediğini,
temaslarından güç aldığını belirtti.
Downer, Kıbrıs sorununu çözmek için bugüne kadar çok deneme
yapıldığını ve bunların
başarısızlıkla sonuçlandığını, bu kez
de zorlu bir süreç olacağını kaydetti.
Önümüzde barış süreci var diyen Downer, sürecin zor
geçeceğini, ancak iki tarafın gösterdiği kararlılıktan
etkilendiğini söyledi. Downer, BMnin görevini, sürece yardımcı
olmak şeklinde tanımladı.
Kıbrıstaki siyasi sürecin kendine has özellikleri bulunduğunu,
iki tarafın pozisyonunun ayrı olduğunu ve bunların
bilindiğini ifade eden BM yetkilisi, farklı görüşleri, siyasi
iradenin bir araya getireceğini belirtti. Downer, Kıbrısa
yerleşecek misiniz? yönündeki bir soruya karşılık, görevi
part time olduğu için kabul ettiğini belirterek, Adaya
gidip-geleceğini söyledi.
Basın toplantısından sonra Avustralyaya gideceğini, oradan
New Yorka geçerek, BMye rapor sunacağını belirten Downer,
Adaya ekim başında döneceğini bildirdi.
Kıbrıs'ta çözüm için
BM'nin planı olmayacak
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, "ortada bir BM planı
olmayacağını, kararı, liderlerin siyasi iradesi ile
halkın vereceğini" söyledi.
Downer, Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace
Otel'de düzenlediği basın toplantısında, temasları ve
başlatılan kapsamlı müzakereler hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin olumlu başladığını ve iyimser
olduğunu dile getiren Downer, iyimserliğinin aptalca
olmadığını, göreve atanmadan önce, konu hakkında
araştırma yaptığını, okuduğunu,
çözülemeyecek sorun bulunmadığını belirtti.
"Ortada BM planı olmayacak" diyen Alexander Downer,
"kararı, liderlerin siyasi iradesi ile halkın
vereceğini" kaydetti.
Kıbrıs müzakerelerinin "zorlu bir süreç
olacağını" ifade ederek, iki tarafın sorunu çözme
yönünde gösterdiği kararlılıktan etkilendiğini dile getiren
Downer, Atina ve Ankara ile Adada temaslar yaptığını ve
genelde dinlediğini, temaslarından güç aldığını
belirtti.
Downer, Kıbrıs sorununu çözmek için bugüne kadar çok deneme
yapıldığını ve bunların
başarısızlıkla sonuçlandığını, bu kez
de "zorlu bir süreç olacağını" kaydetti.
"Önümüzde barış süreci var" diyen Downer, sürecin zor
geçeceğini, ancak iki tarafın gösterdiği kararlılıktan
etkilendiğini söyledi. Downer, BM'nin görevini, sürece yardımcı
olmak şeklinde tanımladı.
Kıbrıs'taki siyasi sürecin kendine has özellikleri bulunduğunu,
iki tarafın pozisyonunun ayrı olduğunu ve bunların
bilindiğini ifade eden BM yetkilisi, farklı görüşleri, siyasi
iradenin bir araya getireceğini belirtti.
Downer, "Kıbrıs'a yerleşecek misiniz?" yönündeki bir
soruya karşılık, görevi "part time" olduğu için
kabul ettiğini belirterek, Adaya gidip-geleceğini söyledi.
Basın toplantısından sonra Avustralya'ya gideceğini, oradan
New York'a geçerek, BM'ye rapor sunacağını belirten Downer,
Adaya ekim başında döneceğini bildirdi.
CNN TURK 13/09/08
Esneklik ve liderlik
göstersinler,geleceği düşünsünler
BAN Kİ
MOON MEMNUN... BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'ta önceki gün
iki lider arasındaki toplantının "verimli
geçtiğini" söyledi. Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin
görüşmeler sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve
geleceği düşünmeleri gerektiğini" de kaydetti
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'ta önceki gün iki lider
arasındaki toplantının "verimli geçtiğini"
söyledi. Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin görüşmeler
sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve geleceği
düşünmeleri gerektiğini" de kaydetti.
Genel Sekreter Ban, BM'de önceki gün düzenlediği basın
toplantısında, Kıbrıs'a atıfta bulunarak, bu hafta
Kıbrıs sorunuyla ilgilenen tüm önemli taraflarla
konuştuğunu belirtti. Ban, bu çerçevede "Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıslı Türk
lider Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ve Yunan Başbakanı
Kostas Karamanlis" ile telefonda görüştüğünü söyledi.
Ban şöyle konuştu:
"(Kıbrıs konusunda) ilerleme sağlamamızdan ve bizim bu
konudaki kolaylaştırıcı rolümüzden cesaret aldım.
İlk özlü görüşmeler başladı ve toplantıya özel
danışmanım Alexander Downer da katıldı.
Danışmanım toplantının verimli geçtiğini
söylüyor. Tüm liderlerle yaptığım telefon görüşmelerimde
onlardan bu ivmeyi yakalamalarını, esneklik ve bilgelik duygusuyla
siyasi liderlik göstermeye çalışmalarını istedim."
Ban, bu çerçevede, tarafların şu anki meselelerinin ötesinde
Kıbrıslı insanların geleceğine bakmaları
gerektiğini belirterek, BM'nin konunun çözümüne yönelik
kolaylaştırıcı rolünü sürdürme
kararlılığında olduğunu vurguladı.
İki
lider eski arkadaş, bu iyi bir atmosfer yaratır
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki iki liderin
görüşmeler sırasında "esneklik ve liderlik göstermeleri ve
geleceği düşünmeleri gerektiğini" söyledi.
Genel Sekreter Ban, önceki gün BM'de düzenlediği basın
toplantısında bir Rum gazetecinin kendisinden Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik son gelişmeleri değerlendirmesini istemesi
ve "bu kez BM değişik ne yapabilir?" sorusu üzerine,
Kıbrıs sorununun 40 yılı aşkın bir zamandır
devam ettiğini ve bu sorunun artık en kısa zamanda çözülmesi
gerektiğini belirtti.
Ban, geçen temmuz ayında Paris'te Kıbrıslı Rum lider,
ardından (Berlin'de) Kıbrıslı Türk liderle
görüştüğünü hatırlatarak, şöyle konuştu:
"Onların iki lider olarak bir araya gelme suretiyle görüşmeleri
devam ettirme konusundaki taahhüt ve isteklerinden son derece etkilendim. Bana
iki liderin eski arkadaşlar olduğu söylendi. Bu da siyasi açıdan
iyi bir atmosfer yaratacaktır. Ben iyi bir ivme
yaratıldığına inanıyorum ve BM de hem (adadaki) iki
taraf, hem de diğer ilgili taraflarca son derece saygı duyulan ve
deneyimli bir diplomat olan yeni Kıbrıs özel
danışmanıyla (sürece) yeniden güç, enerji veriyor."
Genel Sekreter Ban, adadaki liderlerden sorunların çözümü yolunda esneklik
göstermeleri istediğini de belirterek, "Liderler güç
paylaşımı, yönetim ve mülk gibi son derece özlü ve
ihtilaflı konuları görüşmeye başladıklarında
esneklik ve liderlik göstermeliler, şu anki meselelerin ötesine geçip
geleceği düşünmeliler" dedi.
KIBRIS
13/09/08
Downer'i etkilediler
"HER
İKİ LİDERİN KARARLILIĞINDAN
ETKİLENDİM"... Alexander Downer, Kıbrıs sorununa
kalıcı çözüm bulma hedefiyle başlayan yeni müzakere sürecinden
umutlu olduğunu yineleyerek, "Bu kez sorunu çözmeye
çalışmak için siyasi irade var" dedi. Downer, her iki liderin de
müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma yönündeki kararlılığından
etkilendiğini vurgulayarak, BM'nin de sürece katkıda bulunma
konusunda elinden geleni yapacağını söyledi
"SÜRECİN
BAŞARIYA ULAŞMA ŞANSI VAR"... Her süreçte zamanın,
şartların ve tarihin farklı olduğunu; bugünün
şartlarıyla 4 sene veya 40 sene önceki şartların aynı
olmadığını vurgulayan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, "Bu kez
başarıya ulaşılacak. Bu gün liderler bunun için istekli ve
kararlı. Sürecin başarıya ulaşma şansı var"
dedi
DOWNER,
BM GÜVENLİK KONSEYİ'NE BİLGİ VERECEK... Adadan
ayrıldıktan sonra birkaç gün Avustralya'da kalıp daha sonra New
York'ta BM Güvenlik Konseyi'ne süreçle ilgili bilgi vereceğini söyleyen BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, 18
Eylül'de devam edecek görüşmeye Zerihoun'un ev sahipliği
yapacağını, kendisinin de ekim başlarında yeniden
adaya dönmeyi düşündüğünü kaydetti
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulma hedefiyle
başlayan yeni müzakere sürecinden umutlu olduğunu yineleyerek,
"Bu kez sorunu çözmeye çalışmak için siyasi irade var"
dedi.
Downer, her iki liderin de müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma
yönündeki kararlılığından etkilendiğini vurgulayarak,
Birleşmiş Milletler'in de sürece katkıda bulunma konusunda
elinden geleni yapacağından şüphe duyulmamasını
istedi.
Adaya Özel Danışman olarak 1 Eylül'de gelen ve liderlerin 3
Eylül'deki ilk görüşmesinde olduğu gibi önceki günkü görüşmede
de hazır bulunan Downer, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de
basın toplantısı düzenleyerek adaya geldiği günden itibaren
her iki tarafta ve Ankara ile Atina'da gerçekleştirdiği
temasları değerlendirdi.
Basın toplantısında BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu.
Duyduklarım
beni cesaretlendirdi
Adaya geldiği 1 Eylül'den itibaren öncelikle 3 Eylül'de liderlerin ilk
görüşmesinde hazır bulunduğunu, ardından her iki tarafta
siyasi parti yetkilileriyle görüştüğünü, Atina ve Ankara'daki
temaslarının ardından yeniden adaya dönerek önceki günkü
görüşmeye katıldığını anlatan Downer, tüm
bu temaslarında duyduklarının kendisini cesaretlendirdiğini
vurguladı.
Zor bir
süreç ama siyasi irade var...
İki liderin önceki gün ele almaya başladığı
"Yönetim ve Yetki Paylaşımı" ile ilgili
görüşmenin iyi geçtiğini, görüşmenin dostça bir atmosferde
ve yapıcı geçtiğini belirten Downer, sürecin zor olduğunu,
yıllardır çözüm
bulunmadığını
dolayısıyla basit ve kolay bir süreç olmayacağını,
ancak bu kez sorunu çözmeye çalışmak için siyasi iradenin var
olduğuna inandığını söyledi.
"Her iki tarafın da müzakere sürecini çözümle sonuçlandırma
yönündeki kararlılığından etkilendim" diyen
Downer, BM'nin de sürece katkıda bulunma konusunda elinden geleni
yapacağından şüphe duyulmamasını istedi.
Güvenlik
Konseyi'ne bilgi...
Ekim
başında dönecek
Adadan ayrıldıktan sonra birkaç gün Avustralya'da kalıp daha
sonra New York'ta BM Güvenlik Konseyi'ne süreçle ilgili bilgi vereceğini
söyleyen Downer, 18 Eylül'de devam edecek görüşmeye Zerihoun'un ev
sahipliği yapacağını, kendisinin de ekim
başlarında yeniden adaya dönmeyi düşündüğünü kaydetti.
Downer, önceki günkü görüşmeyle ilgili daha söylenecek pek çok şey
olduğu ancak her şeyin açıklanması taraftarı
olmadıklarını ifade ederek, önemli olanın liderlerin
hisleri ve bu sürecin barışla noktalandırılması
olduğunu belirtti ve bundan umutlu olduğunu, sürece katkıda
bulunmak için elinden gelen çabayı göstereceğini yineledi.
Sorular
Downer, garantiler ve TC kökenlilerle ilgili bir soru üzerine, öncelikle bu
göreve gelmeden önce politikayı bıraktığını
anımsattı ve "politikada farklı pozisyonlar
olabileceğine" dikkat çekti. Farklı pozisyonları
yakınlaştırmanın güç olduğunu vurgulayan Downer,
"Aksi halde sorun yıllar önce çözülürdü ve yeniden müzakere
masasına oturmamız gerekmezdi" ifadelerini kullandı.
Downer, hedeflerinin iki farklı pozisyona sahip tarafı bir araya
getirmek ve sürecin sonunda anlaştırmak olduğunu belirterek,
bundan umutlu olduğunu ancak zaman gerektiğini söyledi.
Görevimiz
sürece yardımcı olmak
Downer, "arabuluculuk" konusundaki bir soruyu yanıtlarken de,
görevlerinin sürece yardımcı olmak olduğunu ve
yardımcı olmayacak bir şeyi yapmaktan
kaçınacaklarını vurgulayarak, "BM yardımcı olmaya
kararlıdır" dedi. Müzakereler sonunda olası bir
anlaşmanın her iki tarafın referandumuna sunulacağı ve
bu referandumun BM'de veya bir başka ülkede değil Kıbrıs'ta
olacağını, karar verecek olanın buradaki insanlar
olduğunu kaydeden Downer, bunu anlamanın önemli olduğunu söyledi.
3
Eylül'deki görüşmenin sonunda "iyimser" olduğunu
söylediğini hatırlatan bir gazetecinin, "son görüşmeden ne
derecede iyimser olduğunu" sorması üzerine ise Özel
Danışman Downer, "Aynı seviyede iyimserim" dedi.
Etkileyici
bir siyasi irade...
Siyasi
irade olmasının önemini vurgularken de, gerçekten sorunu çözmek
isteyen liderlerin varlığına dikkat çeken Downer, "Taraflar
arasında farklı vizyonlar, pozisyonlar olabilir ancak etkileyici bir
siyasi irade var ve beni iyimser olmaya iten de budur" diye konuştu.
Mülkiyetten
sonra AB konuları
Müzakerelerde izlenecek prosedüre ilişkin soruları da yanıtlayan
Downer, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"nın
ardından "Mülkiyet" ve sonrasında da "AB
konuları, ekonomi, güvenlik" gibi konuların ele alınmaya
başlanacağını, tarafların
yakınlaşabileceği veya çalışma gruplarına
aktarılabilecek konular yanında uzlaşılması güç
konular da olabileceğini ve bunların daha sonraya bırakılabileceğini
anlattı.
Sürecin
başarı şansı var
Downer, "Sorun çok eski ve her gelen BM yetkilisi umutlu olmasına
rağmen çözüme ulaşılamadı" şeklindeki soruya
karşılık ise, "geçmişte başarıya
ulaşılamamasının yeniden denemeye engel olmadığını"
söyledi.
Downer, her süreçte zamanın, şartların ve tarihin farklı
olduğunu; bugünün şartlarıyla 4 sene veya 40 sene önceki
şartların aynı olmadığını
vurguladı.
Downer, "Bu kez başarıya ulaşılacak. Bu gün liderler
bunun için istekli ve kararlı. Sürecin başarıya ulaşma
şansı var" şeklinde konuştu.
Bir başka soruya karşılık Downer, temaslarından
edindiği izlenimin, çözüm yönündeki beklentinin de yüksek olduğu
şeklinde olduğunu ekledi.
KIBRIS
13/09/08
Giving nothing away beyond the sound
bites
By Jean Christou
U.N. SPECIAL envoy
Alexander Downer yesterday faced his first real Cyprus media challenge,
successfully giving away nothing during a news conference in Nicosia.
It was Downers second news conference in Cyprus, but the first since the
negotiations started on September 3.
Along with the usual UN platitudes, such as being encouraged, seeing
political will, and predicting a difficult process, yet being cautiously
optimistic, the Australian former Foreign Minister deftly dodged a number of
atypical Cyprob questions.
Asked about the guarantees issued a red line for Turkey Downer cheerfully
replied: Im not going there.
Speaking of the process so far, he said: There will be ups and downs and goods
days and bad days. There will be good headlines and bad headlines of course.
But he said he was determined that this time the process would succeed.
Reminded of the 16 other envoys that had gone before him who had probably also
felt the same way when they took on the Cyprus issue, Downer said: I wouldnt
have taken on this job if I thought it was a doomed job. I looked at it very
carefully before I accepted this job and I thought there was a chance of the
process being successful and I remain of that view.
He said just because the process had failed in the past, it did not mean you
dont try to make it succeed in the present or the future.
There is a time when these things can work and there is a time when they
wont. Time and circumstances change. It depends on a lot of variables, he
said.
The circumstances of today are not the same as four years ago or 34 years ago.
You have two leaders who want to succeed and are quite determined to succeed.
Asked whether there was likely to be any necessity for UN arbitration this time
around, Downer said the UN was willing to help in any way possible.
How the help will manifest, time will tell, he said. There is not going to
be a UN plan or scheme. If people dont feel comfortable its never going to
happen.
Having neatly dodged a number of other questions of substance, Downer said: I
will concede one thing to you. Its taking a lot more time than I had
originally anticipated and I will be here a great deal over the next few
months. There is no doubt about that.
Downer leaves the island today for Australia and will then travel to New York
to brief the Security Council on the Cyprus meetings. He will not be present
when the leaders meet again on Thursday.
He rounded off his news conference with another statement of optimism after
being asked whether he was equally optimistic now as he was before the
negotiations began.
But Im not naïve, he said. This is an incredibly difficult process but I am
optimistic. What Ive looked for is political will and its impressive. That
gives me cause for cautious optimism.
CYPRUS
MAIL 13/09/08
Turkish halloumi requests rejected
By Marcos Charalambides
THE HALLOUMI registration
saga has overcome a new hurdle, with the Supreme Court rejecting a Turkish
Cypriot application to suspend Cyprus application to register the product in
the EU.
Judge Rallis Gabrielides on Thursday rejected the requests of Turkish dairy
producers KOOP-SUT that the Court should issue a temporary order calling for
the governments application to register halloumi as a Protected Designation of
Origin (PDO) not to be sent to the European Commission until the matter is
discussed and a final decision is reached by the court.
The PDO law is designed to protect the names of regional foods and ensures that
only products genuinely originating from that region are allowed in commerce,
in order to protect the reputation of regional foods and eliminate any unfair
competition and misinformation by non-genuine products, which may be of
inferior quality or different in flavour.
The issue of registering halloumi as a PDO has been ongoing for months and this
development could have been viewed positively were it not for another temporary
court order which prevents the Agriculture Ministry from going ahead with the
application, in light of a pending legal suit with Alpina farm.
According to yesterdays Politis, Thursdays case brought up the issue of
including the appellation hellim, the name under which Turkish Cypriots sell
the cheese, in the PDO application.
What the judge rejected was the claims by the Turkish Cypriot lawyer that the
publication of the PDO application in a Turkish Cypriot newspaper constituted a
breach of the current legislation whereby the government cannot enforce the
acquis communautaire in the occupied areas something he asserts was part of
the Republics accession treaty.
The judge argued that this was, in fact, not the case but rather that the
publications aim was to inform everyone residing within the Republics
dominion about the PDO procedure. He added that, in any case, the relevant
legislation states that the Republic is not required to enforce the acquis
communautaire on the occupied areas, but this does not imply that the Republic
is required not to enforce the acquis.
CYPRUS
MAIL 13/09/08
Government annoyed at Turkish leaks
By Jean Christou
THE
GREEK Cypriot side was clearly annoyed yesterday after Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat broke the embargo on talking about the new negotiations.
It certainly doesnt help, President Demetris Christofias muttered on his way
to a meeting at ruling AKEL headquarters yesterday evening.
Immediately after the two leaders met on Thursday to discuss governance and
power-sharing in their first meeting on substantive issues, Talat gave an
interview to Turkish TRT television discussing his positions.
An exclusive story also appeared in Turkish mainland newspaper Milliyet, giving
details of what was discussed.
The Greek Cypriot side declined, however, to be drawn into a conflagration over
the issue, although criticising Talat for doing the interview.
Both leaders had agreed on Thursday not to make statements after their
meetings. Public statements from either side tend to lead to a war of words
through the press.
Foreign Minister Marcos Kyprianou said Talat should not have violated the
agreement.
It was a wrong move by Mr Talat to have given that interview, shortly after
the talks. Its ironic that Mr Talat, who had recently criticised President
Christofias for making too many public statements, was the first to violate the
agreement, Kyprianou said.
He said the Greek Cypriot side would not follow suit.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government would observe the
commitment to avoid any statements that could affect the climate of the talks.
He said he hoped Talat would do the same from now on.
During this period, we will be very careful in order to maintain a good
climate that will help the negotiations, said Stefanou
AKEL spokesman Andros Kyprianou was also asked about Talats move and the
content of the Milliyet report.
I cannot confirm nor deny what has been published, he said.
We will not play this game, we will stick to what has been agreed between the
two leaders and the UN that the content of these talks should not see the light
of publicity.
He did say, however, that Talats decision to air the issues publicly was disappointing.
According to reports in Turkish Cypriot newspapers, Talat said: Some
developments that Greek Cypriots fear could come to the fore.
One paper said Talat was hinting at the recognition of the north.
That's why I think their need or desire for a solution could be stimulated,
said Talat.
Speaking of the discussions on governance, Talat said: What kind of a
government it will be is not that important, as the power and authority to be
vested on the federal governments. What is important is for the authority and
power to be exercised by the Turkish Cypriot people. What we will do, is to
define only the federal powers. Once we define the federal powers, we will stop
there because the rest will be the powers and authority of the founding states.
Our thesis is based on the political equality of the Turkish Cypriot people and
the Greek Cypriot people.
Talat said that during Thursdays meeting, common ground was reached on some
points, but he refused to elaborate on them. Talat also said that the Annan
plan had an important place in the negotiations and was their source of
inspiration. But the plan was not on the negotiating table, he said.
What Milliyet reported
What the Turkish side wants
1. The Federal State should be administrated by a presidential council which
the parliament will elect from one single list.
2. The rotation of the president and the vice-president should last 12 months
(a total of three years to Turkish and three years to Greek presidents).
3. The presidential council shall be composed of 7 persons, 4 Greeks and 3
Turks. On the decisions taken by single majority, this should include a
positive vote from two members from each community.
4. The representation of the Turkish Founding State to the House of
Representatives should be one third.
What the Greek side wants?
1. The Federal State should be administrated with a presidential system. The
President and the vice-president should be elected by the citizens of the
Federal Republic.
2. The Presidency should be a rotating one. The Greek President should remain
at the presidency for 4 years and the Turkish President for 2 years.
3. The Council of Ministers shall be composed of 9 persons, 6 Greeks and 3
Turks. Decisions for which no consensus can be reached to be taken by simple
majority on condition that one member from each federal unit takes part.
4. The Turkish Federal Unit shall be represented in the House of
Representatives by one quarter.
CYPRUS
MAIL 13/09/08
Çukurova 1912'de
Fransızlara satılmış
Abdullah
YANGIN/ADANA, (DHA)
ADANALI tarih araştırmacısı Cezmi Yurtsever,
Osmanlı arşivinde ulaştığı belgelere dayanarak,
1912de Çukurovada 1 milyon 100 bin dönümlük tarım arazisinin 5 milyon
altın frank karşılığında 75 yıl süreyle
Fransızlara satıldığını iddia etti.
Çukurova halkının köle
olmayız diyerek topraklarının Fransızlara
satılmasına karşı çıktığı anlatan
Yurtsever, elde ettiği belgeler ışığında Çukurova
tarihinin yenilenmesi gerektiğini savundu.
Osmanlı arşivindeki
İrade Dahiliye, D-66, G-27 numaralı dosyada yaptığı
incelemenin sonuçlarını açıklayan Yurtsever şunlanı
söyledi:
Bahsi geçen dosya içinde çok
sayıda Osmanlı Türkçesi ve Fransızca
karşılıklı protestolar, telgraflar, Adana valilik
müfettiş raporları, hükümetin gizi toplantılarında
alınan karar belgeleri vardı. Şaşırtıcı olan
Çukurovanın merkezi yerindeki Osmanlının en büyük
çiftliği olan sınırları Anavarza kalesinden
başlayıp Kozan- İmamoğlu yolu, Misis, daha güneyde Ceyhan
nehrini izleyerek Yüreğir ovasının da verimli
topraklarını içine alarak Akdenize ulaşan alanda
yaklaşık 1 milyon 100 bin dönümlük tarım arazisinin 75 yıl
süreyle işletme haklarının Fransız Kont Leon dö Lesseps ile
Baron Vendeuvre ortaklığına 5 milyon altın Frank
karşılığı satıldığı, sonra da
komisyonun çalışmalarının durdurduğu bilgileri idi.
VALİYE DİLEKÇE
Ramazanoğlu Vakfı
yöneticileri, çiftçi başılar, tüccarlar ve ulemanın 13 Mart 1913
tarihi ile Adana Valisine verdiği mühür ve imza onaylı dilekçeyi de
açıklayan Cezmi Yurtsever, şöyle devam etti:
Dilekçede, Çukurova çiftliğinin
bir Fransız şirkete verilmesi bütün vilayet halkını
üzmüştür. Elimizdeki sabanlarla işlediğimiz toprakların
yabancılara verilmesi 600 yıllık hakimiyetimizi sona erdirir ve
bizi hayatsız bir köle yapar sözleri ise Osmanlının çöküş
gerçeğini yürek parçalayan bir dille anlatması bakımından
önemli bir tarihi belgedir. Çukurova köylüleri ve önde gelen Türkmen ve Yörük
beylerinin Çukurovanın Fransızlara satılmasına
karşı sert tutumları ve protesto etmeleri sonucu çiftlik
sınırlarını belirleyen komisyon çalışmaları
dondurmuş. Fransız şirketin avukatları olayı,
Osmanlı ile Fransa arasında siyasi çatışma
ortamına sürüklendi diye değerlendirmiş. Fransanın
Çukurovayı işgal sebebi ile ilgili önemli bir kaynak olan
düşündürücü belgelerin asılları ile birlikte çözümlenmiş
halini kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Belgeler
ışığında Çukurova tarihinin yeniden
yazılması gerektiğine inanıyorum
HURRIYET
14/09/08
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, önceki yıllarda
olduğu gibi geçen hafta da rektörlerle birlikte İstanbul
çıkarması yaparak, ek kontenjanlar için destek istedi. Haksız da
sayılmaz, çünkü KKTC ekonomisinin en önemli temel direklerinden birisi de
üniversiteler ve öğrenciler.
Öğrenci sayısı 40 bini aşmış. Bu rakam KKTCdeki
asker sayısından daha fazla. Hedef 60 bin. Yeni açılan
üniversitelerden sonra tam bir eğitim adası olacak. ODTÜden sonra
İTÜnün de adada kampus kurması ve mevcut üniversitelerin dünya
genelinde ilgi görmesi, Rum kesimini telaşlandırmış olacak
ki, onlar da hızla yeni üniversiteler açma peşindeler.
Başbakan Soyer, eğitimin önemine canı gönülden inanan ender
başbakanlardan biri. Üniversitelerin gelişmesini istiyor. Elinden
gelen desteği sağlıyor. Yakın Doğu gibi zaman zaman
oyun bozanlık edenlere de eskiden olduğu gibi toleransla
bakmıyor. Doğu Akdenizin yaptığı fahiş zamlara
da seyirci kalmıyor.
KKTCde 70e yakın ülkeden öğrenci var. Başbakan Soyer, Onlar
bizim temsilcilerimiz, dünyaya açılan pencerelerimiz diyor. Bir anlamda
gelen her yabancı öğrenci, politikacıların resmen
tanımadığı KKTCye legal bir hüviyet
kazandırıyor.
Soyer, öğrenci ve veli şikâyetleri konusunda da çok duyarlı.
Üniversitelerdeki gerginlikleri yakından izliyor. Görmediklerimiz,
duymadıklarımız olursa, her türlü bilgilendirmeye
açığız diyor ve ekliyor:
Ülkemizin ve üniversitelerimizin itibarını zedelemeye hiç kimsenin
hakkı yok...
Deniz suyunu
içiyoruz
Bir grup gazeteci arkadaşımızla birlikte
katıldığımız Başbakanın mini iftar
yemeğinde elbette KKTCnin güncel sorunları da masaya
yatırıldı. İşte bazı satırbaşları:
- KKTC, bir devlet olarak önceki yıllar ile kıyaslanmayacak şekilde
daha güçlü durumda. Uçaklarımız pek çok ülkeye gidiyor, pek çok
ülkeden turist geliyor ve müzakerelere artık eşit koşullarda
oturuyoruz.
- En büyük sıkıntımız olan su konusunda büyük yol kat
ettik. Deniz suyunu arıtma tesislerinin yenileri kuruluyor.
Arıtılan deniz suyu içilebildiği gibi tarımda da
kullanılabiliyor.
- KKTCnin laik yapısını ve dine bakış
açısını kimse değiştiremez. Ama ihtiyaçlara da cevap
vermek zorundayız. Türkiyeden göçle gelenlerin çocuklarına yönelik
açtığımız Kuran kurslarına hepsi hepsi 200
başvuru oldu.
- Türk hükümetinden ya da Cumhurbaşkanından bazı
konularda baskı gördüğümüz doğru değil. Ticaret yapmak
isteyen herkese kapımız açık.
- Rumlar ile mal mübadelesi konusunda eskiye göre çok daha güçlüyüz.
Onların mallarının bugünkü ekonomik değerler ölçüsünde
karşılığını veriyoruz. Ama bizim
vatandaşlarımızın Rum bölgesinde kalan mallarının
da takipçisi oluyoruz. Artık tek taraflı bir süreç işlemiyor.
- Yabancıların KKTCyi talan ettiği doğru değil.
Özel konutlar içerisindeki yabancı oranı yüzde 3 civarında.
- Büyük bir marina yapılıyor ve büyük bir radar sistemi
kuruluyor. Kaçak insan ticareti konusunda artık sahillerimizi daha iyi
kontrol edebileceğiz.
- KKTC turizmde bu yıl altın dönem yaşadı. Yatak
kapasitemiz neredeyse üç katına çıktı ve giderek artıyor.
Gelen turistlerin memnuniyet oranı çok yüksek.
- KKTC Hava Yolları artık zarar etmiyor ve daha çok noktaya
giderek, daha kaliteli hizmet veriyor.
- Sit alanları ilan edildi. Eskiden verilen inşaat
ruhsatlarının dışında betonlaşmaya izin
verilmeyecek...
Başbakan Soyer, hemen her konuda rahat konuşan bir isim. Diğer
siyasetçiler gibi, lafın sonu nereye gider, ucu kime dokunur diye
kılı kırk yararak konuşmuyor. Dobra dobra. Ama onu da
eleştirenler var. Bu kendisine sorulduğunda da tıpkı
diğer politikacılar gibi, menfaatlerini kestik, o yüzden diyor.
Özetin özeti: KKTC üniversiteleri, aklınızın bir köşesinde
olsun. Ücretleri bizim vakıf üniversiteleriyle kıyaslanmayacak
derecede ekonomik. Birikimleri de var. Eski dağınıklıkları
ve başına buyruklukları da sona ermiş gibi...
ABBAS GUCLU MILLIYET 14/09/08
Vasilik için AİHM karar verecek
Simerini
gazetesi; Rum Yüksek Mahkemesi'nin, Kıbrıslı bir Türk ile
Kıbrıslı bir Rum arasında kişisel sözleşme
yoluyla yapılan mal alış verişini geçersiz sayan ve
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'taki
taşınmaz mallarının idaresinden sorumlu vasiliği tek
yetkili olarak gösteren kararını hatırlattı.
Gazete haberinde, çeşitli Rum hukukçuların görüşlerine yer
verirken, Rum Yüksek Mahkemesi'nin söz konusu kararında Vasiliğin AB
normlarıyla ve insan haklarıyla uyumlu olup
olmadığını ele almadığını, sadece
mevcut bir "yasayı" vurguladığını belirtti.
Haberde, görüşlerine yer verilen Rum hukukçular, Vasiliğin
geçerliliğinin, Kıbrıslı bir Türk'ün doğrudan
AİHM'ye yapmış olduğu başvurunun ocak ayında
yapılacak duruşmasında değerlendirileceğini ifade
ettiler.
KIBRIS 14/09/08
Rumların
KKTC'de mal satışı "donduruldu"
Fileleftheros
gazetesi; Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis'in konuya
ilişkin yaptığı açıklamada; Kıbrıslı
Rumların KKTC'deki taşınmaz mallarının
satışı konusunun Rum Bakanlar Kurulu'na götürüleceğini ve
bu taşınmazların satışına ilişkin bilgi
talep ettiğini söylediğini yazdı.
Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıslı Türk
taşınmaz malları konusunda ise Silikiotis; Kıbrıs Türk
taşınmazlarının Rum Tapu Dairesi'ne ulaşmayan
satışlarının "yüzlerce demese bile onlarca
olduğunu" düşündüğünü, ancak kesin rakamı bilmediğini
ifade etti.
Kıbrıslı Türklerle kişisel anlaşma imzalayarak gerek
kaparo gerek miktarın tümünü ödeyen kişilerin "açıkta
olduklarını" belirten Silikiotis; 1974'ten sonra Güney
Kıbrıs'ta satışı gerçekleşen Kıbrıs
Türk mallarının oranının %0,03 olduğunu ileri sürdü.
Silikiotis; Rum hükümetinin Rum göçmenler için inşa ettiği evlerin üzerinde
bulunduğu Kıbrıs Türk arazilerinin de bu orana dâhil
olduğunu savundu ve Rum göçmenlere de çağrıda bulunarak; ikamet
ettikleri Kıbrıs Türk taşınmazını satın
aldığını söyleyen şirketlerin baskılarına
boyu eğmemelerini istedi.
Silikiotis; söz konusu taşınmazın satışı
onaylanmış olsa dahi devletin söz konusu göçmenleri öncelikle
başka bir yere yerleştirdiğini kaydetti.
KIBRIS
14/09/08
Rum tarafı
gelişmelerden rahatsız
Fileleftheros
gazetesi haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, Rum
siyasi liderlerine müzakerelerde konuşulanlar hakkında bilgi vermeye
önceki gün kendi partisinden başladığını yazdı.
Hristofyas'ın,
önceki günkü AKEL Politbüro toplantısı öncesinde partinin Meclis Grup
Sözcüsü Nikos Katsuridis'le bir araya gelerek, müzakerelerde konuşulanlar
hakkında bilgi verdiğini kaydeden gazete, Rum Yönetimi
Başkanı'nın, toplantıya girmeden önce Türk tarafına ve
diğerlerine; "müzakereler sırasında tezlerin
sızdırılmasının yardımcı
olmayacağı" mesajını verdiğini yazdı.
AKEL
"üzgün"
Habere göre AKEL de, Basın Sözcüsü Andros Kiprianu
aracılığıyla aynı frekansta bir açıklama
yaptı, sızdırılan Türk tezlerini doğrulama veya
yalanlama prosedürüne girmeksizin; AKEL'in "bu oyunu oynamayacağını,
iki lider ve BM arasında varılan; müzakerelerin içeriğinin
basına açıklanmayacağı anlaşmasına
bağlı kalacağını" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın "açıklama ambargosuna
uyacağı taahhüdüne rağmen bu meselelere ilişkin basına
açıklama yapmayı tercih etmesinden üzüntü" belirten AKEL
Basın Sözcüsü Andros Kiprianu çözüm arayışlarının
sonucuyla ilgili temkinli iyimserlik belirtti.
Marios
Karoyan
Gazete, "Meclis Başkanı, Başkan Hristofyas'a Koruma
Sağladı -Partiler Bilgilendirilecek, Prosedür Netleşmedi"
başlıklı haberinde ise DİKO ve Rum Meclisi
Başkanı Marios Karoyan'ın "Türk tarafının
tavrından endişe belirtmesine rağmen, yeni tur müzakerelerin
olumlu bir sona ulaşması dileğinde bulunduğunu"
yazdı. Gazeteye göre Karoyan "Umut ve beklentimiz, bu tur
müzakerelerin olumlu bir sonuca ulaşmasıdır. Ancak özellikle son
dönemde ifade edildiği şekliyle Türk tavrı ve politikası
iyimser olmamıza olanak tanımıyor" dedi.
Habere göre durumun, müzakere masasında değişmesi beklentisi
içerisinde olduğunu söyleyen Karoyan; Hristofyas'ın, ilk tur özlü
görüşme hakkında kendisine bilgi verip vermediğinin
sorulmasına karşılık; Rum Yüksek Mahkemesi'nin yeni
yargıcının Rum Başkanlık Köşkü'nde yer alan yemin
töreni dolayısıyla Hristofyas'ın kendisine bilgi vermediğini
söyledi. Karoyan "Başkan Hristofyas siyasi partilere de, bilgi
isteyen herkese de bilgi verecek" dedi.
Gazete Rum siyasi partileri bilgilendirme prosedürünün henüz
kararlaştırılmadığını ancak Marios
Karoyan'ın; siyasi partilerin, Hristofyas gerekli gördüğü anda Rum
Ulusal Konseyi'nin toplanması arzularını yinelediğini
yazdı.
Stefanu:
Yorumlamamız söz konusu değil
Alithia gazetesi de, "Hükümet Açıklama Ambargosu'na Bağlı
-Talat'ın Peşinden Sürüklenmedi" başlıklı
haberinde Rum Sözcü Stefanos Stefanu ve Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianu'nun açıklama ambargosuna uyarak, Cumhurbaşkanı
Talat'ın söylediklerine değinmekten
kaçındıklarını savundu.
Gazeteye göre, Rum Sözcü Stefanu ilgili bir soru üzerine, "Hükümetin
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın, Başkan
Hristofyas'la görüşmesinin ardından Türk televizyon kanalına
yaptığı açıklamaları yorumlaması söz konusu
değildir. Ortamı ve prosedürü etkileyebilecek yorum ve
açıklamalar yapmama taahhüdüne bağlı kalacak" dedi.
"BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer'in; müzakerelerin verimli olduğu değerlendirmesine
Rum yönetiminin katılıp katılmadığı"
sorusuna muhatap olan Stefanu "Downer'in açıklamasının net
olduğunu düşünüyorum" dedi ve Rum Yönetimi Başkanı'nın
siyasi parti başkanlarına müzakereler hakkında bilgi
vereceğini söyledi.
Markos Kiprianu:
Talat kötü etti
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ise Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas'la açıklama yapmama konusunda
anlaşmasına rağmen TRT'ye yaptığı açıklama
dolayısıyla Cumhurbaşkanı Talat'ı
"karaladı." Cumhurbaşkanı Talat'ın "kötü
ettiği" görüşünü ortaya koyan Kiprianu "Bizim de bu
hatalı hareketi takip etmemiz gerektiğine inanmıyorum.
Başkan Hristofyas, temsilcimiz olarak; bazı tezlerin
açıklanmasını uygun gördüğü zaman yapacak" dedi.
"Müzakerelerde
görüş birliği sağlanır mı?" sorusuna
karşılık, sonuç için henüz erken olduğu
yanıtını veren Markos Kiprianu, Talat'ın; "yönetim
konusunda anlaşma olmaması halinde mülkiyet konusu üzerinde
görüşme olmayacağı açıklamasını"
yorumlarken; "prosedüre göre bir konu üzerindeki görüşme, görüş
ayrılığı olan noktalar kalsa bile tamamlanacak" dedi.
Loverdos,
Türkiye'yi hedef gösterdi
Aynı gazete, "Ambargo, Türkiye'nin Kontrolünde
Kırıldı" başlığıyla
yansıttığı haberinde ise, Yunanistan Anamuhalefet partisi
PASOK'un Dışişleri konusundaki siyasi temsilcisi Andreas
Loverdos; TRT'ye açıklama yaptığı için
Cumhurbaşkanı Talat'ı; "Hristofyas'la
yaptığı, müzakerelerin içeriğine ilişkin açıklama
ambargosunu, Türkiye'nin kontrolünde kırmakla"
suçladığını bildirdi.
Gazete, Yunanistan'ın; Yunanistan Dış Politika Ulusal
Konseyi'nde alınan ortak kararla; BM himayesinde adada başlayan
müzakereleri desteklediğini söyleyen Loverdos şunları savundu:
"Yunanistan
müzakereleri destekler ama karışmaz. Aksine Türkiye
karışmakla kalmıyor, Sayın Talat'ın
açıklamalarından da görüldüğü üzere ilerlemesini de kontrol
ediyor. Başkan Hristofyas ve Sayın Talat'ın müzakerelerin
içeriği konusunda bağlı kalmakta anlaştıkları
ambargonun kırılması ancak bu şekilde izah edilebilir.
Yunanistan, Kıbrıs'ın, yani AB üyesi bir ülkenin büyük sorununu
çözme girişimine, Türkiye'nin değerini azaltıcı
çalışması hakkında AB'yi yeniden bilgilendirmelidir."
Simerini
gazetesi "Anayasa Yönünde Tezler Arasında Uçurum -Türk Medyası
Açıklıyor" başlığıyla manşete
çektiği haberinde AB Haber isimli medya kuruluşunun; tarafların
öneri ve tezlerine ilişkin haberini iktibas etti.
"Ulusal
Konsey hemen toplansın" talebi
Aynı gazete, "Çoğu Parti, Hemen Şimdi! Ulusal Konsey
(Toplantısı) İstiyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat'ın
TRT'ye açıklamasının Rum yönetimi dışında Rum
siyasi partilerini de rahatsız etmiş göründüğünü, çoğu
siyasi partinin; bilgilendirme yapılmasının ötesinde,
gelişmelerle ilgili görüş alış verişinde
bulunulması için Rum Ulusal Konseyi'nin derhal toplanmasını
istediğini bildirdi.
Gazete, Rum Sözcü Stefanu'nun; önümüzdeki haftalarda yurtdışı
gezileri de yapacak olan Hristofyas'ın aşırı yoğun
programının Ulusal Konsey toplantısı yapmasına olanak
vermediğini söylediğini yazdı.
Hristofyas hükümetinin ortaklarından EDEK'in Basın Sözcüsü Dimitris
Papadakis'in önceki günkü açıklamasına dayanarak; EDEK'in iki
haftadan beridir Rum Ulusal Konseyi'nin toplanmasını talep
ettiğini, hatırlatan gazete, EURO.KO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler
Hareketi'nin de aynı talepte olduğuna dikkat çekti.
Gazeteye göre DİSİ Basın Sözcüsü Haris Georgiadis, özellikle
müzakerelere doğrudan müdahil olanların kamuoyuna yönelik
açıklamalarını her halükarda kısıtlamaları
gerektiği görüşünü ortaya koyarak DİSİ'nin; gerek
Hristofyas'la yüz yüze gerek Rum Ulusal Konseyi çerçevesinde Rum siyasi parti
liderlerinin yoğun şekilde bilgilendirilmesi gerektiği
görüşünde olduğunu söyledi.
Haravgi gazetesi ise, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, AKEL
Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis ve Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos
Stefanu'nun açıklamalarını "Sızdırmalar
Müzakereler Prosedürüne Yardımcı Olmaz'"
başlığı altında özetledi.
Matsis çok
endişeli
Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 10 Eylül'de Brüksel'de
yaptığı; birincil hukuk ve 10. Protokol'le ilgili
açıklamalarının Avrupa Halk Partili Rum Avrupa Milletvekili
Yannakis Matsis'i endişelendirdiğini bildirdi.
Gazeteye göre Matsis, "Bu endişe, Kıbrıslı Türk lider
Talat'ın;-partenojeneze gönderme yapan- bu konuların halen
müzakereler çerçevesinde Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve AB
arasında görüşme konusu olduğu iddiası nedeniyle
şiddetleniyor" dedi ve şunları savundu:
"AB müktesebatından sapmaların birincil hukuk haline getirilmesi
aracılığıyla partenojenezi akıllı hiç kimse kabul
edemez. Böyle bir şey olursa Kıbrıs sorununun çözüm zemini
değişir... Ve artık çözüm zemini; istilanın
oldu-bittilerinin yasallaşmasına ve partenojeneze dayanır.
Dolayısıyla bu mesele derhal netleştirilmelidir.
Kıbrıs hükümeti konu hakkında kamuoyunu aydınlatmalıdır."
Gazete, Matsis'in bu konu hakkında Avrupa Komisyonu'na; taraflar ve AB
arasında halen böyle bir görüşme yapılıp
yapılmadığı, AB'nin; Kıbrıs sorununun çözümü
çerçevesinde müktesebatından sapmaların birincil hukuka dahil
edilmesini kabule hazır olup olmadığı, 10. Protokol'ün
üzerinde değişiklik yapılmasını veya tamamen
değiştirilmesini tartışıp
tartışmadığı sorularını yazılı
olarak sunduğunu kaydetti.
KIBRIS 14/09/08
Status confusion denying dying man
treatment
By Jean Christou
A BRITISH expat who is
terminally ill with lung cancer and a brain tumor is unable to receive
treatment in Cyprus because no one seems to know what his entitlements are as
an EU citizen.
Long-term resident of Cyprus, Richard, who is 55, was turned away from the Bank
of Cyprus Oncology Centre in Nicosia on Thursday when he was unable to pay a
bill of 10,000 for previous treatment because he does not have private
insurance.
And because he did not have a free cancer treatment, or so-called white, card
from the Health Ministry, administration staff at the oncology centre sent him
packing.
The director of the Oncology Centre Alecos Stamatis confirmed that all cancer
sufferers who have a white card from the Ministry are treated free,
irrespective of income or possession of health insurance. But someone who shows
up with no card and no insurance cannot be treated, he said.
Richard cannot get a white card from the Ministry without possessing a general
EU medical card, which entitles him to the same treatment as Cypriots.
In fact, according to another expat, Bob Cracknell, who is speaking on behalf
of the mans family, administration staff at Limassol hospital said Richard was
not entitled to the white card because he was a foreigner, and that free
cancer treatment was only for Cypriots.
Richard applied to Britain for the EU medical card that could help him get a
white card in Cyprus but was turned down because he had not lived and worked in
the UK and so did not qualify.
He has been in Cyprus for around eight years, locally employed by a British
tour operator until his recent collapse, when it was established he has tumors
on both lungs, and also a brain tumor.
No one seems to know what Richards rights are. Neither the oncology centre,
the British High Commission nor Health Minister Christos Paschalides were able
to answer the questions, If cancer care is free for all Cypriots irrespective,
are other EU citizens entitled to the same free cancer care?
And: Does Richard need a general EU medical card to obtain the white card
necessary, or is he, as an EU citizen resident on the island, allowed to get
only the white card to have his specific illness treated?
To be fair to the Minister, the Sunday Mail was only able to track him down
yesterday where he could not give a direct answer. He said there were various
categories that Richard might fall into from discount cards to free treatment.
Paschalides said he would look into it tomorrow.
It needs to be established, Richard said yesterday. There could be lots of
other people in similar circumstances and they need to know.
When he was first taken ill, Richards medical costs were covered by his
employer. They also offered to fly him back to the UK for treatment on the NHS
but Richard has no family or support in Britain, and Cyprus is his home.
I was told by my (private) doctor here that treatment for cancer was free full
stop, said Richard. Thats the reason I decided to go ahead with the
treatment here.
When he first went to the Oncology Centre in Nicosia staff must have assumed he
could pay, or was insured because no one really pressed him to pay up front
even though he spent 22 days in intensive care. He in turn thought he was
receiving free treatment, he said.
That was until Thursday when he was due to be checked in for chemotherapy and
was told unless the 10,000 bill was paid, they could not readmit him to the
centre.
I was devastated, he said. I didnt have any money and they said they
couldnt treat me. The woman was unequivocal. She said sorry we cant treat you
until you pay.
Richard must receive his chemotherapy on Tuesday at the latest. If I dont, it
could affect my chances of recovery, he said. There is a time pressure.
Richards doctor at the centre has told him that if he could scrape enough
money together for the chemo session, the issue of the outstanding bill could
be negotiated so his family is considering borrowing the money to at least keep
up the chemo. But its not a matter of penny pinching, said Richard. What we
need to know is whether cancer treatment for EU citizens costs or it doesnt.
Stamatis said the clear criteria for treatment at the centre was whether
someone was the holder of a white card from the Ministry of Health, or not.
If they do then they are entitled to all of our services in the same way as a
Cypriot citizen, said Stamatis. If the Ministry is unable to issue the card a
person is obligated to pay out of his pocket. This is the agreement we have
with the government.
Stamatis said he was not sure what the status was vis a vis the EU, only that
the law states they must be treated the same way as Cypriots, which brought the
subject back to the necessity to have a white card and another round of going
in circles.
Cracknell, who has been fighting Richards corner since he first took ill in
July, said he was sure Richard was entitled to the white card, even if he
didnt have the EU general medical card. Ive heard Ministers say cancer
patients do not pay in Cyprus, he said.
To turn to a dying man and say if you dont pay, you dont get treated
.
Where is the Hippocratic Oath?
A spokesman at the British High Commission was also flummoxed over what the
exact entitlements were. Its all very complex, he said. It appears he
(Richard) has fallen through the net really. The spokesman said Richard, as a British
citizen in distress, should contact the consular section of the High Commission
to try and establish his rights.
CYPRUS MAIL 14/09/08
EU expat influx a strain on
hospitals
By Bejay Browne
WHEN Cyprus joined the European Union in 2004,
thousands more Brits flocked here to set up home. They joined the multitude
already registered as living in Cyprus, and now make up a fair-sized chunk of
the local community.
A large proportion of British ex-pats in Cyprus are retired, and they bring
with them the problems of advancing years and degenerating health. As EU
citizens in an EU country, they are due the same benefits as Cypriot nationals,
and so pensioners, for example, are eligible for free medical care regardless
of their income, as long as they hold a Cyprus medical card. As the expat
population ages, this will put a greater strain on an already stretched
healthcare system. The pressure is greatest in Paphos and Polis.
Of course more people living in Cyprus will put a strain on the health care
system, this is natural, said the general manager of Paphos hospital, Filaktis
Constantinides.
The greatest number of British living in Cyprus is in Paphos. I would say
weve had a 25 per cent increase in patient numbers in recent years, especially
with chronic patients, he added. By that I mean those suffering with
pulmonary and heart problems and diabetics. Most of the British residents in
Paphos are of the older generation, and obviously as we get older, we generally
encounter more health problems.
But its not just the elderly. Younger couples with families have also moved to
Cyprus in recent years, and Constantinides confirmed that this younger crowd
are also coming for treatment as well.
The system is under strain, but were OK. Its not about to collapse, he
said.
Polis hospital has also seen an increase in the number of patients, but they
dont have any in-patients so the strain isnt so great.
Constantinides underlined the major requirement of the hospitals in Paphos and
Polis.
What we do need are more doctors. Were short staffed, and it would be much
better for everyone if more doctors were available. Were re-organising the
facilities here at the moment to help us improve. We want to give the best
service to all our patients, he said.
I would like to point out though, that although the number of British patients
may have increased, they are also the people who do so much to raise money for
us, in addition to providing help and making donations.
The British Masons, for example, donated the intensive care bed in the surgical
ward. And at the moment, other ex-pats are raising money for a childrens
playground at the hospital.
Frank Singleton is a 64-year-old Paphos resident who moved to Cyprus from
Chorley in the UK in March 2003. As a sufferer of high blood pressure, he had
been taking medication for the condition in the UK. He and his wife both have a
Cyprus medical card.
I went to see Dr Stavros at the general hospital, and he asked if medical
staff in England had ever tried to find out the reason for my high blood
pressure and racing pulse. When I replied negatively he sent me on to the
cardio department, Singleton said.
They were absolutely excellent. I have nothing but praise for them. I was told
they would get to root of my problem and not to worry.
He was given a barrage of tests and saw a variety of consultants including a
kidney specialist, an eye specialist and an urologist. After an abdominal scan,
he also received some astonishing news.
When the doctor came back he asked me if Id had a kidney removed. I told him
I hadnt, and thats when he told me I only had one kidney. I couldnt believe
it. Ive lived all this time not knowing, said Singleton.
He also had to have a prostate operation. Everything was free. I didnt pay a
thing and the level of care was superb. I was thoroughly tested and saw many
different doctors there. I think the system there works very well.
As I still go for regular check ups, Ive noticed more and more Brits using
the hospital, not only for serious conditions, but also the out patients
clinics. Were all entitled to be treated.
With younger couples are moving here and having families, many women who are
eligible are choosing to have their babies at the general hospital, over
private clinics. One such woman was Tala resident Sarah Parkston. Unlike Frank
Singletons experience, Parkstons was far less positive.
I waited hours to be seen at the hospital recently, she said. The woman on
the desk wasnt helpful, and I had to wait until my number was called. After
two hours I gave up, as I had to go and collect my children from school. I
wouldnt go there again. There were a few English people waiting to be seen and
some of them were complaining as well. Theyre obviously understaffed, and I
can only see the problem getting worse.
Usually, emergency patients of the district are taken to Paphos General
hospital by ambulance first, prior to be transferred to other clinics or
hospitals. Those EU citizens who have neither a medical card nor health
insurance can be in for a shock.
I was admitted to Paphos General Hospital as an emergency, said 47-year-old
Nicolas who had neither. The cost was sky high, I think about the same as
private clinics charge. Most of the patients were Cypriot, although the patient
in the next bed to mine was a retired English man. He had been admitted a
number of times, and told me his treatment was free, he said.
I had to come back to outpatients, and the queues were horrendous. I dont
think there is enough staff to cope with the number of patients requiring
assistance.
Pyramid-shaped Paphos General Hospital opened in 1992 and is the main hospital
servicing the district. If you are an EU national resident in Cyprus and
possess a Cyprus medical card, then you may be entitled to subsidised or free
health care, depending on your status.
If you dont possess a medical card, you will be charged the full whack, and
this can be a crippling amount. The form to fill in for a medical card may be
downloaded from the Cyprus Government site: www.moh.gov.cy You will be
requested to supply documents to substantiate your application, and will then
take them to the Paphos General hospital. You will receive your Cyprus medical
card by post.
CYPRUS MAIL 14/09/08

NTV
Güncelleme: 17:08 TSİ 15 Eylül 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - Türk ve Rum
siyasi partilerin gençlik örgütleri tarafından Birleşmiş
Milletler desteğiyle, düzenlenen Barış için ortak
şarkılar etkinliği, adanın iki tarafındaki
siyasetçileri biraraya getirdi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum
anamuhalefet lideri Nikos Anastasiadis ve Birleşmiş Milletlerin
adadaki temsilcisi Taye Brok-Zerihoun, dineyiciler arasındaydı.
Kapsamlı
müzakereleri başlatan Talat ve Hristofyas, ara bölgede düzenlenen
konserden önce yaptıkları konuşmada gençlere çözüm sözü verdi.
Hristofyas, Umarım önümüzdeki yıl bu tür etkinlikleri tüm
Kıbrısta, birleşmiş bir adada düzenleyebiliriz. Mehmet Ali
aynı fikirde mi bilmiyorum ama, ben böyle etkinliklerin
askersizleştirilmiş, Birleşik Federal Kıbrıs
Cumhuriyetinde olmasını istiyorum. dedi.
Mehmet Ali Talat ise, Ben ve arkadaşım Dimitris ortak bir hedef için
çalışıyoruz. Bu süreçte halkların, özellikle de gençlerin
bize destek vermesini istiyoruz. dedi.
Liderler daha sonra, gençlerle birlikte iki toplumlu koronun söylediği
Türkçe ve Rumca şarkıları dinledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:57 TSİ 15 Eylül 2008 Pazartesi
STRASBOURG - AKPMnin
hazırladığı raporda iki toplum arasında müzakerelerin
yeniden açılmasının yıllardır yakalanan en iyi
fırsat olduğu ve bu fırsatın kaçırılmaması
gerektiği ifade edilerek, tüm aktörlere ek çaba sarf etme
çağrısında bulunuluyor.
RUMLARA DERS KİTAPLARINI GÖZDEN
GEÇİRİNTAVSİYESİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan, AB Komisyonunun
Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret
öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür,
spor ve gençlik alanlarında uluslararası temaslarına engel
olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmak için
aktif olarak çalışmaları, barış için tarih
eğitimi konusunda Avrupa Konseyinin deneyim ve yardımından
faydalanmaları ve kine teşvik edici söylemlerden kaçınmak için
ders kitaplarını gözden geçirmeleri isteniyor.
TÜRKLERE
BAĞIMSIZ DEVLET EMELİNDEN VAZGEÇİN TAVSİYESİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde
bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri,
Kıbrısın yeniden birleşmesi için
çalışmaları, Kuzey Kıbrısta Kıbrıslı
Rumlara ait taşınmazların satışını
askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa
etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların
orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları
çağrısında bulunuyor.
Karar taslağında Yunanistandan Kıbrıslı Rumlarla olan
geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiyeyle
ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara
ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu
kolaylaştırmasını isteniyor.
Karar taslağında İngiltere de Kıbrısta askeri üs
olarak kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte
söz verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet
ediliyor.
TÜRKİYEYE:
ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALT
Türkiyeden ise adadaki askeri varlığını azaltması,
Kıbrıs Cumhuriyeti ile iyi komşuluk ilişkileri
kurması, limanlarını Kıbrıslı Rumlara
açması, Dünya Ticaret Örgütü ve ABye karşı yükümlülükleri
çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti ile ticari anlaşma
imzalaması ve Kıbrıs Rum Kesimine karşı 2001
yılında AİHMde kaybettiği devletlerarası dava
kararının hükümlerini tam olarak yerine getirmesi talep ediliyor.
AKPMnin Kıbrıs raportörü Alman parlamenter Joachim Hörster
tarafından hazırlanan rapor ve beraberindeki karar tasarısı
1 Ekim çarşamba günü Strasbourgda düzenlenecek genel kurul
toplantılarında tartışılıp oylanacak.
Kıbrıs oturumundan önce KKTC cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
da Kıbrıs Türk Toplumu Lideri sıfatıyla AKPM genel
kuruluna seslenecek.
Kıbrıs Rumlarının lideri Dimitris Hıristofyas ise 30
Eylül salı günü Strasbourgda Avrupalı parlamenterlere hitap edecek.
AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil
edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki
Kıbrıslı Türk parlamenter Strasbourgdaki AKPM oturumlarına
-oy hakkı olmaksızın- düzenli olarak katılabiliyor.
Rumlarda hedef 1960 anlaşmalarını yıkmak
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Türkiyeye 1960da verilen garantilerin kaldırılmasını hedefleyen Rumlar, 4 farklı barış gücü seçeneği tartışıyor
Kıbrıs Rum Kesiminin, Kıbrıslı Türklere
çok taviz verildiğini iddia ettiği, 1960ta Türk ve Rumların
ortak kurduğu Kıbrıs Cumhuriyetinin
anlaşmalarını yıkmayı hedef seçtiği belirtildi.
Rum Filelefteros gazetesinin haberine göre, 1960 Anlaşmalarının
lağvedilmesi Rum Kesimi için birinci öncelik haline geldi.
Rumlar, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde
Türkiyeye verilen garanti anlaşmalarının yeni anlaşmada
kaldırılmasını istiyor. Gazete, garantiler yerine
Kıbrısta yeni bir anlaşmada, 4 farklı senaryo ortaya
attı.
ABden
yardım isteyecekler
Gazeteye göre, bu konuda uluslararası destek arayan Rum Yönetimi,
özellikle müzakereler masasında ilerleme
sağlandığında Avrupa Birliğinden rol
oynamasını isteyecek.
Habere göre, Atina ve Rum Kesimi garantiler konusuna kalın bir
kırmızı çizgi çekti. Bu taktiğin, Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanuun kısa süre önce
gerçekleştirdiği Atina ziyareti sırasında teyid
edildiği kaydedildi. Gazete garantilerle ilgili olarak 4 senaryo
yazdı. Bu senaryolar şunlar:
UNFICYP
KALSIN: Bu model adadaki mavi berelilerin (BM Barış
Gücü), operasyonel güvenliği de kapsayacak şekilde takviyesini
öngörüyor. Bu güç, Türk, Yunan ve Avrupa kontenjanlarının da
katılımıyla UNFICYP+ (artı) adını alacak; gücün
hareketlerinde ve operasyonel faaliyetlerinde başlıca söz sahibi BM
Güvenlik Konseyi olacak.
NATO
Gücüne Türk askeri
AVRUPA
GÜCÜ: Avrupa askeri gücü her halükârda Yunan, Türk ve İngiliz
kontenjanlarından oluşacak. Gücün komutanı Avrupalı
olacak. Avrupa askeri gücü UNFICYPin yerine geçmeyecek, UNFICYP bugünkü
azaltılmış sayısıyla Kıbrısta kalacak.
Avrupa Gücü İngiliz üs alanlarına yerleşecek.
NATO: Arabulucular
bu konuyu büyük bir hararetle tartışıyorlar, çünkü Türkiye de
NATO üyesi ve ittifakın bir gücüne rahatça katılabilir
KIBRIS
İÇİN ÖZEL: Tamamen yeniden birleşmiş bir
Kıbrısın ihtiyaçları için özel bir askeri güç
kurulmasından söz ediliyor.
MILLIYET
15/09/08
İngiliz
kilisesi Darwinden özür dile
15/09/2008
İngiltere Kilisesinin resmi olarak, evrim teorisini yanlış anladığı için, Charles Darwinden özür dileyeceği bildirildi.
LONDRA - İngiliz Kilisesinin, 126 yıl önce ölen
ünlü bilim adamı Charles Darwinden, evrim teorisini yanlış
anladığı için özür dileyeceği duyuruldu. Yarın
İngiliz Kilisesinin internet sitesinde yayımlanması beklenen
özür yazısında, Charles Darwin, doğumundan 200 yıl sonra,
İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni yanlış
anladığı, sana yanlış tepki verdiği ve
başkalarının da seni hala yanlış anlamasına sebep
olduğu için. ifadesi yer alacak. Fakat Darwinin torununun toruna göre,
kilisenin hamlesi anlamsız ve komik.
Haberin devamı
İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, kilise yetkilileri
Darwinden diledikleri özrün Papa 2. John Paulün, dünya güneşin
etrafında döner dediği için kilise tarafından yargılanan
Galileodan özür dilemesi ile benzer nitelikte olduğunu söylüyor.
Kilisenin, 1860larda Darwine atılanı lekenin telafi edilmesi
amacını güttüğü ve böylece kendini köktendinci
Hıristiyanlardan ayırmak istediği belirtiliyor.
İNTERNET SİTESİNDEN YAYINLANACAK
Yarın İngiliz Kilisesinin internet sitesinde yayımlanması
beklenen özür yazısında, Charles Darwin, doğumundan 200
yıl sonra, İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni
yanlış anladığı, sana yanlış tepki
verdiği ve başkalarının da seni hala yanlış
anlamasına sebep olduğu için. Ancak senin itibarın için verilen
mücadele henüz bitmedi. ifadeleri yer alacak.
HIRİSTİYAN ÖĞRETİ İLE EVRİM TEORİSİ
UYUYOR
Darwinden özür dileyen yazıyı, Başpsikoposlar Konseyinin
halkla ilişkilerden sorumlu üyesi Malcolm Brown kaleme aldı. Brown,
insanlar ve kurumların hata yapabileceğini ve Hıristiyanlar ile
kilisenin bunun dışında olmadığını savundu.
Brown, Yeni bir fikir ortaya çıktığında, insanların
dünyaya bakışı değişir. Bütün eski değerlere
saldırıldığını hissederler ve yeniye
karşı savaş açarlar. Kilise bu hataya Galileo ile düştü. Ve
bazı kilise yetkilileri aynı hatayı 1860larda Charles Darwin
ile de yaptılar. Bu yüzden Darwinin teorilerinin dini düşünce
üzerindeki etkisinin yeniden düşünülmesi gerekli. diye konuştu ve
Hıristiyan öğretisi ile Darwinin bilimsel teorileri arasında
uyuşmayan bir şey olmadığını söyledi.
TORUN DARWİN: 200 YIL SONRA GELEN ÖZÜR HATAYI DÜZELTMEZ
Darwin, insan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya
da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüştü.
Charles Darwinin torununun torunu Andrew Darwin ise kilisenin özür dileme
kararını duyduğunda
şaşırdığını ancak bunun anlamsız
göründüğünü söyledi. Torun Darwin, Eğer bir özür 200 yıl sonra
geliyorsa, bu bir yanlışı düzeltmez. Sadece o özrü dileyen
kurumun daha iyi hissetmesini sağlar. diye konuştu.
Ancak Darwinin başka bir torunu Horace Barlow (87) ise
atalarının kilisenin özrünü duymaktan memnuniyet
duyacağını söyledi.
Liderler, gençlere çözüm için çalışacakları sözünü
Verdi
GENÇLERDEN DESTEK İSTENDİ... Cumhurbaşkanı Talat
ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, Kıbrıslı Türk ve
Rum gençlik örgütlerinin, Slovakya Büyükelçiliği himayesinde ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'in bahçesinde düzenlediği "Barış
İçin Ortak Şarkılar" etkinliğinde buluştu. Talat
ve Hristofyas, Türk ve Rum gençlerine Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunması için çalışacakları sözünü verdiler ve bunun için
destek istediler
SLOGANLAR ATILDI, HALAY ÇEKİLDİ... Liderlerin de
katıldığı "Barış İçin Ortak
Şarkılar" etkinliğinde şiirler okundu, Kuzey
Kıbrıs'tan SOS ve Güney Kıbrıs'tan liseli gençlerin
oluşturduğu bir müzik grubu şarkılarını
seslendirdi. Bu arada etkinliğe katılan Türk ve Rum gençler hem
Türkçe hem de Rumca "Kıbrıs'ta Barış
Engellenemez" diye slogan atarak halay çektiler
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk ve Rum gençlerine Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulunması için çalışacakları sözünü
verdiler ve bunun için destek istediler.
Cumhurbaşkanı Talat çözümün en kısa zamanda
gelmesi için çok çalışılması gerektiğine dikkat
çekerek "Bunu yapmak hepinize sözüm ve taahhüdümdür" dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da
"Talat ile ihtiyaç duyduğumuz ortak dili bulmak ve BM
yardımlarıyla da Ada'yı yeniden birleştirmek için elimden
geleni yapacağım taahhüdümü yineliyorum" ifadelerini
kullandı.
"Barış için ortak şarkılar"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk ve Rum gençlik örgütlerinin ara
bölgedeki Ledra Palace Otel'in bahçesinde düzenlediği
"Barış İçin Ortak Şarkılar"
etkinliğinde buluştu.
Bazı Türk ve Rum Siyasi partilerin gençlik
örgütlerinin Slovakya Büyükelçiliği himayesinde ve BM desteğiyle
"Uluslararası Barış Günü" çerçevesinde
gerçekleştirdiği etkinlik, saat 18.45'te başladı. İki
lider etkinliğe saat 19.45 civarında geldi.
Etkinlikte şiirler okundu, Kuzey Kıbrıs'tan
SOS ve Güney Kıbrıs'tan liseli gençlerin oluşturduğu bir
müzik grubu şarkılarını seslendirdi. Bu arada
etkinliğe katılan Türk ve Rum gençler hem Türkçe hem de Rumca
"Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" diye slogan atarak
halay çektiler.
İki taraftan gençlik örgütleri adına iki genç
konuşma yaparken liderlerin gelmesinin ardından iki liderle BM genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun sahneye davet edilerek konuşmalarını
yaptılar. Etkinlikte son konuşmayı Slovakya Büyükelçisi Anna
Turenikova yaptı. Konuşmalardan sonra "Barış İçin
Dans" grubu temsilcileri liderlere ve Zerihoun'a küçük seleler hediye
ettiler. Etkinlikte iki toplumlu koro da Türkçe ve Rumca
şarkılarını seslendirdi. Ayrıca folklor gösterileri
yapıldı.
Törene Başbakan Ferdi Sabit Soyer, LTB
Başkanı Cemal Bulutoğluları, Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovu, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, iki taraftan da
siyasi partilerin lider ve temsilcileri, iki taraftan milletvekilleri, üst
düzey yabancı diplomatlar ve iki taraftan vatandaşlarla, gençler
katıldı.
Hristofyas: Adayı yeniden birleştirmek
için elimden geleni yapacağım
Etkinlikte ilk konuşmayı yapan Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas, geçmişte, Ledra Palace'taki
görüşmelerde, ortak vatana barış getirmek için birçok
arkadaşıyla birçok manifesto hazırladıklarını
belirtti. Şimdi inisiyatifin iki taraftan gençlerin örgütleri
tarafından alındığını kaydeden Hristofyas
şunları söyledi:
"Bu çok olumludur ve bize geleceğe giden yolu
gösteriyor, çünkü gençlik gelecektir, adamızın geleceğidir.
Talat ile ihtiyaç duyduğumuz ortak dili bulmak ve BM yardımıyla
da adayı yeniden birleştirmek için elimden geleni yapacağım
taahhüdümü yineliyorum. Bu adada barışa
ihtiyacımız var. Bu güzel etkinliği düzenlemeniz çok
güzel."
Etkinliğin, Uluslararası Barış
Günü çerçevesinde düzenlenmesinin de olaya ayrı bir güzellik
kattığını söyleyen Hristofyas, gelecek yıl, böyle
etkinliklerin tüm Kıbrıs'ta, yeniden birleşmiş bir adada
gerçekleştirilmesini diledi.
Hristofyas şöyle dedi:
"Mehmet Ali benimle aynı fikir de mi bilmiyorum.
Ümidim bu etkinlikleri askersizleştirilmiş Birleşik
Kıbrıs federal devletinde kutlamak. Bir diyalog başlattık,
ciddi bir diyalog. BM personelini, barış içindeki adamızın,
üniformasız ziyaretçileri olarak karşılamak için
çabalarımızı birleştirmek zorundayız. Bu bizim
Kıbrıs'ın genç insanlarına sözümüzdür. Çok
yaşasın barış, bu adaya barışı ve sosyal
adaleti getirelim, her iki toplumun da acı çekmiş insanları
ancak özellikle gençleri için bunu yapalım"
Talat: Barışa gerçekten ihtiyaç duyuluyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinliğe
katılanlara "barışın değerli olduğuna inanan
gençler ve kendini genç hissedenler" hitabıyla başladı.
Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında, barışa ulaşmak
için çalışmaları gerektiğini, barışa gerçekten
ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Adada barış ve bir anlaşma
olmamasından dolayı birçok neslin acı çektiğini anlatan
Cumhurbaşkanı, gençlerin, barış içinde birleşmiş
bir ülke, federal bir ülke görmek istediklerini, bunu sağlamanın Hristofyasla
kendisinin ortak amaçları olduğunu ve bunu başarmayı taahhüt
ettiklerini belirtti.
Halklarından her desteği alacaklarına
inandığını söyleyen Talat, bunun çok açık
olduğunu ve özellikle her gün yaptıkları temaslarında bunu
hissettiklerini vurguladı.
Çözüm barışı inşa etmenin temelidir
Talat, çözümün "barışı inşa
etmenin" temeli olduğunu çünkü barışı inşa
etmenin farklı bir şey olduğunu, bunun her iki halkın da
birbirinin kültürlerine büyük saygı duydukları bir ortamda tam bir
işbirliği içerisinde yaşamaları anlamına
geldiğini, bunun hedeflerinin en uç noktası olduğunu kaydetti.
Buna ulaşmak için önce bir anlaşma yaparak
temeli hazırlamak gerektiğini söyleyen Talat, bunun hedeflerinin
başlangıcı olacağını söyledi.
Gençlerin sorumlulukları
Gençlerin özellikle anlaşmayı takip edecek bu
"yeni durum" için büyük sorumlulukları bulunduğunu ifade
eden Talat, geleceği yaşayacak gençlerin barışı
yaratmak için çalışmaları gerektiğini söyledi.
Talat, gerçekleşen olayın çok daha büyüklerinin
gelecekte Kıbrıs'ın her yanında gerçekleştirilmesi
dileğinde bulundu.
Halk desteği alırsak başarırız
Ciddi çalışılması gerektiğini
ifade eden Talat, "Eğer halklarımızın desteğini
alırsak başarırız. Aksi taktirde çok zor olur. Vermeli ve
almalıyız. Bir şey verip bir şey almalıyız.
Uzlaşmalıyız. Uzlaşmak için halklarımızın ve
özellikle siz gençlerin desteğine ve cesaretlendirmesine
ihtiyacımız var. Bunu genç insanlardan talep ediyoruz. Gençler için
müreffeh bir geleceğe ulaşmak amacıyla kendi adına elimden
geleni yapacağımı ve uzlaşacağımı taahhüt
ederim."
Talat çok yakın bir gelecekte bir çözümden sonra daha
coşkulu etkinliklerde buluşmayı diledi. Çözümün en kısa
zamanda gelmesi için çok çalışılması gerektiğini ifade
eden Talat, "Bunu yapmak hepinize sözüm ve taahhüdümdür"
dedi.
Zerihoun: Şarkılar insanları bir araya getiriyor
Zerihoun ise konuşmasında, etkinlikten
duyduğu büyük memnuniyeti dile getirdi. Sanatın insanları
özgürleştirdiğini ve şarkıların insanları bir
araya getirdiğini kaydeden Zerihoun, Birleşik bir Kıbrıs'a
ulaşmak için önemli bir fırsat bulunduğuna işaret etti.
BM diplomatı, ülkeyi iki taraf için de ortak bir
vatan yapabilmenin önemine değindiği konuşmasında,
etkinliğin gerçekleşmesinden dolayı Slovakya Büyükelçisi Anna
Turenikova'ya teşekkür etti.
Turenikova: Yardımcı, yapıcı ve destekleyici
olmayı amaçlıyoruz
Turenikova ise konuşmasında, etkinlikten
duyduğu mutluluğu dile getirerek, yardımcı,
yapıcı ve destekleyici olmayı amaçladıklarını, bu
etkinliğin doğuş fikrinin Ledra Palace'ta gerçekleştirilen
bazı Türk ve Rum siyasi partilerin buluşmalarında ortaya
çıktığını ifade etti.
Gençlik örgütlerinin liderlerinin heyecanını
takdir ettiğini söyleyen Turenikova, etkinliğin Uluslararası
Barış Günü çerçevesinde gündeme gelmesinin de anlamına
işaret etti.
KIBRIS 15/09/08
İngiltere, Osmanlı modelini deniyor
İngiltere, çağımızın en ilginç
deneylerinden birine kalkıştı. Türkiyede lafı bile
dudakları uçuklatan bir şeyi sınıyorlar:
Çokhukukluluğu...
Sunday Times, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı
5 büyük kentte şeriat mahkemeleri kurulduğunu duyurdu.
Londra, Birmingham, Bradford, Manshester ve Warwickshireda kurulan (Glasgow ve
Edinburghda da kurulacak olan) şeriat mahkemeleri, boşanma, aile içi
şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi sosyal konularda karar
yetkisine sahip olacak. Kararlar, ancak Bölge Mahkemesi ve Yüksek Mahkemenin
onayıyla yürürlüğe girebilecek; davalı ve davacının
ortak rızasıyla uygulanabilecek.
* * *
Tartışmayı 77 milyon Anglikanın lideri, Canterbury
Başpiskoposu Rowan Williams başlatmıştı. Şubat
ayında, İngilterede yaşayan Müslüman kadınlara peçe
yasağı getirilmesini eleştirirken, Hükümet dini semboller
konusunda karar vermemeli. Bunu Çin denedi, başarısız oldu. Dini
kısıtlamalar İngiliz toplumunu yanlış bir laiklik
anlayışına sürüklüyor demişti.
Williamsa göre, İngilterenin bazı yurttaşları kendilerini
İngiliz hukuk sistemine bağlı hissetmiyorlardı. O
halde Müslümanlar kültüre bağlılık ile devlete
bağlılık gibi iki keskin alternatif arasında seçime
zorlanmamalı, ailevi ve mali meselelerde isterlerse şeriat
kanunlarını uygulayabilmeliydiler.
Bu, onların kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası
hissetmeleri için elzemdi.
* * *
İlk söylendiğinde kıyamet koparan bu sözler, şimdi
uygulamaya konuyor.
Uygulamayı eleştirenler, bunun ülkede resmi hukuka paralel ikinci bir
hukuk sistemi doğuracağından kaygılanıyorlar.
Kararı savunanlar ise, şeriat hukukunun İngilteredeki Müslüman
toplumda zaten Şeriat Mahkemesi adıyla faaliyet gösteren yapılar
bulunduğunu, son uygulamayla bu yapıların resmi denetim
altına alınmış olacağını belirtiyorlar.
* * *
Tartışması yıllara yayılacak bıçak
sırtı bir konu bu...
Ama asıl ilginci, gelinen noktanın, Osmanlının hukuk
sistemine yakın bir görünüm arz etmesi...
Osmanlıda da millet sistemi çerçevesinde gayrimüslim cemaatlerde kamu
alanına sıçramayan hukuki-cezai durumlarda karar alma, uygulama,
denetleme yetkisi ruhani başkanlara
bırakılmıştı.
Murat Belge bunun gerekçesini şöyle izah eder (Osmanlıda Kurumlar
ve Kültür, Bilgi Üniversitesi Y., 2005):
Devletin dini olan İslam, tebaa içinde büyük sayıda insanın
dini olmayınca hem bu farklı dinlere hoşgörü sağlayan, hem
de pratik düzeyde adaleti garanti altına alan bir İslam
anlayışı ve somut politikası zorunlu oluyordu.
Tanzimatla gelen şey, o güne dek hoşgörü çerçevesinde göz yumulan
bu uygulamanın dış baskıyla hukuki güvence altına
alınmasıdır. Ama bununla mevcut teokratik devlet ilkesinden de
bir kopuş başlamıştır. (Bülent Tanör,
Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, YKY, 1998)
* * *
Şimdi İngiltere, bugüne dek hoşgörü çerçevesinde göz yumulan
bir uygulamayı, biraz da iç baskıyla hukuki güvence altına
alıyor.
Bu, Başpiskopos Williamsın umduğu gibi, Müslüman göçmenlerin
kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası gibi görmelerine mi hizmet
edecek, yoksa laik hukuktan bir kopuşun başlangıcı mı
olacak?
Bu sorunun cevabı, insanlığın 21. yüzyılını
belirleyecek kadar önemli...
CAN DUNDAR MILLIYET 16/09/08
Talat:
Rum halkı çözüme hazır değil
16/09/2008 RADIKAL
Talat Kıbrıs Rum tarafıyla başlatılan müzakerelerde sıkıntılar yaşandığını ifade ederek Rum halkı çözüme hazır değil dedi
Ali RUHLUEL
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat sivil toplum örgütleri
temsilcilerine Kıbrısta Çözüm Süreci ve Son Durum konulu sunum
yaptı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
halkının çözüme hazır olmadığı izlenimini
edindiğini belirterek, onları çözüme hazırlamanın ise
siyasilerin görevi olduğunu belirtti. Uzlaşmayı halkın
istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir diyen Talat, üzerlerindeki bir
başka sorumluluğun da halkın benimseyebileceği bir çözüme
ulaşmak olduğunu, üzerinde uzlaşılan bir metnin referanduma
gideceğini belirterek, bunun için de her türlü desteğe
ihtiyaçları olduğunu kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC Ticaret Odasında,
bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine Kıbrısta Çözüm
Süreci ve Son Durum adı altında bir sunum yaptı. Toplantı,
KKTC Ticaret Odası Başkanı Hasan İncenin, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata, özellikle ekonomik konularda
yaptığı açıklama konusunda destek belirtmesi ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
başkanlığa seçilmesinin ardından başlatılan
görüşme ve müzakere süreciyle ilgili görüşlerini aktarmasıyla
başladı. Cumhurbaşkanı Talatın yaklaşık
yarım saat süren sunumunun ardından soru cevap bölümüne geçildi ve
toplantının bu bölümü basına kapatıldı.
RUM MEDYASININ HABERLERİ SÜRECİ OLUMSUZ
ETKİLEYEBİLİR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunumuna, müzakerelerle ilgili
basına uygulanan karartmaya açıklık getirerek başladı
ve müzakereler konusunda basına açıklama
yapılmamasını, Türk tarafının istediğini
belirtti. Rum medyasının spekülatif haberler yaptığına
ve bunun sürece olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çeken Talat, Hristofyastan
bir şey istediğinde bunu kendisine söylemesini ve basın yoluyla
iletişim kurmamasını istediğini söyledi. Medya yoluyla
pazarlık yapmayalım demesine rağmen bunu Rum tarafına
dinletemediğini kaydeden Talat, Rum siyasilerin 7den 70e Türk
tarafının her söylediğine laf yetiştirmeye devam
ettiğini, adeta bunun bir gelenek halini aldığını
ifade etti. 11 Eylülde yapılan müzakerelerde toplantıda
konuşulanların basına açıklanmaması konusunda talepte
bulunduğunu, spekülasyonların başlaması halinde işin
bozulabileceğini anlattığını belirten Talat, Tamam
demediler, ama ben dediler diye varsaydım şeklinde konuştu.
Daha sonra daha önce verdiği bir sözü yerine getirerek TRT televizyonuna
mülakat verdiğini, ancak burada genel konulara değinerek
müzakerelerde konuşulan konuları gündeme getirmediğini anlatan
Talat, bu mülakatın ardından tüm Rum siyasilerin koro halinde
kendisine laf yetiştirdiğini ve Rum Yönetimi Başkanlık
Komiseri Dimitris Yakovunun münasebetsiz söyleminde dahi bulunduğunu
kaydetti.
RUM POLİTİKACILAR SALDIRIYOR, BU HOŞ DEĞİL
Talat, kendisinin görüşmelerde konuşulanlar konusunda açıklama
yapılmamasını istediğini, yoksa Kıbrıs sorunu
konusunda konuşmayalım demediğini belirterek, Kıbrıs
sorunu bizim hayatımız, atalarımızdan gelen ve
geleceğimizi ilgilendiren bir konu. Biz konuşmasak da vatandaş
konuşur. Bütün Rum politikacılar vurun abalıya misali
saldırıyorlar bu hiç hoş bir şey değil dedi.
Kendisinin bu konularda Rum basınına açıklama yapması
halinde Rum gazetelerinin bunu yayınlamayacağına da işaret
eden Talat, Rum basının Rum Yönetiminin istemediği şeyleri
yazmadığını, hatta Türk tarafından verilen
ilanları bile yayınlamadığını
hatırlattı. Türk tarafının söyledikleri
yayınlanmazken, Rum tarafının söylediklerinin dünyada ve Türk
tarafında yankı bulduğuna dikkat çeken Talat, bunların
üzüntü verici gerçekler olduğunu ifade etti. Talat, ancak bunlarla beraber
yürünmesi gerektiğini ve müzakerelere bununla devam etmek durumunda
olduklarını vurguladı.
İKİ TARAFIN DA KABUL EDİP ONAYLAYACAĞI BİR
ÇÖZÜM OLACAK
Bugün içinde bulunulan koşulların Kıbrıs sorununun çözümüne
en elverişli koşullar olduğuna dikkat çeken KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların bütün bu
tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen durumun böyle olduğunu
söyledi. Herşey dört dörtlük olmaz. Ben de herşeyin mükemmel
olmasını beklemiyorum diyen Talat, bunun en iyi koşullarda bile
çözüme ulaşmanın güvencesi olmadığını
vurguladı.
Bir çözüm iki tarafın da kabul edebileceği iki tarafın da
onaylayacağı bir çözüm olacak diyen Talat, bu çözüme
ulaşırken de çok ciddi al ver süreçleri yaşayacaklarını
kaydetti.
VERİLEN TAVİZİ SORGULAMAYA ÇALIŞTIK
Rum liderliğinin iddiasının, Rum tarafının 1977de
vereceği tavizi verdiği, başka taviz veremeyeceği,
kırmızı çizgilerin geçilemeyeceği şeklinde
olduğunu belirten Talat, böyle bir tutumun kabul edilemez olduğunu,
peşinen bu konuda hiçbir ilerlemeye açık
olmadığını söylemesi halinde, hiçbir ilerleme
kaydedilemeyeceğini ifade etti.
Bize verilen tavizi sorgulamaya çalıştık ve öfkeyle
karışık cevaplar aldık diyen Talat, bunun federasyon olup
olmadığını sorgulayarak şöyle dedi:
Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti bir çeşit federasyon değil miydi?
Kıbrıs Cumhuriyeti Türk başkan muavinin veto etmesi durumunda
karar alma mekanizmasının duracağı bir yöntemle
yönetilmiyor muydu? Ve Kıbrıslı Türkler ayrı bir toplum
olarak seçimlerini ayrı yapmıyormuydu? Cemaat Meclisi Annan
Planında öngörülen kurucu devlet fonksiyonlarını yerine
getirmiyor muydu? Demek ki o fonksiyonel federatif dediğimiz
Kıbrıs Cumhuriyetinin iki kesimli federasyona dönüşmesi 1974te
yaşanan olayların yarattığı, darbenin arkasından
Barış Harekatının yarattığı yeni
koşulların sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu bir
taviz değil bir yeniden düzenlemeydi. Kıbrıslı Türkler
fazladan haklar almıyor, o koşullarda daha önceden formüle
edilmiş haklarını bu koşullarda yeniden formüle
ediyorlardı.
1977ye gitmenin 31 yıl öncesi demek olduğuna da dikkat çeken Talat,
bunu bugüne kadar varılan bir 8 Temmuz veya 23 Mayıs
anlaşmalarından üstün tutmanın anlamsız olduğunu,
üstelik bunlarda yeni terminolojinin kullanıldığını
söyledi. Talat, Bütün bunlar, Kıbrıslı Türkler olarak o günden
bu güne elde ettiğimiz haklarımızın bir anlamda
yontulması veya erozyona uğratılması çabalarından
başka bir şey değil dedi.
EN OLUMLU KOŞULLAR BU DÖNEMDE
Kıbrıslı Türkler olarak bunları iyi görmek, iyi gözlemlemek
ve bunlara uygun olarak hareket etmek durumunda olunduğunu ifade eden
Talat, yine de bütün bunlara rağmen en olumlu koşulların bu
dönemde olduğunu tekrarladı. Kıbrıs Türk ve Rum halklarının
artık bu sorunun çözümlenmesi gerektiğinin bilincinde olduğuna
işaret eden Talat, bu sorunun Kıbrıslı Türkler kadar
Kıbrıslı Rumlar için de problemli olduğunu kaydetti. KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın yönetimlerinin de bunun
bilincinde olduğunu düşündüğünü ifade ederek, en azından
Kuzeyde böyle bir yönetim olduğunu ve Kıbrıs Türk
halkının referandumda evet dediğini hatırlattı ve bu
evet için kampanya yürüten yönetimin hala görevde olmasının çözüm
yanlısı duruşun güvencesi olduğunu kaydetti. Güney
Kıbrısta eski Başkan Papadopulosa uyarak referandumda çözümün
çökmesine neden olan liderliğin olumlu davranmadığını
anlatan Talat, bugün bu yönetim çözüm yanlısı olması halinde
bunu ispatlaması gerektiğini söyledi.
İZLENİMİM RUM HALKI ÇÖZÜME HAZIR DEĞİL
Talat, Bugün ders aldıklarını umuyor ve olumlu
davranmalarını bekliyorum dedi. Kendi izleniminin, Kıbrıs
Rum halkının çözüme hazır olmadığı yönünde
olduğunu da vurgulayan Talat, ancak hazırlanabileceklerini ve bu
konuda Rum siyasilere görev düştüğünü söyledi. Çözüme hazırlanma
sürecini Kıbrıs Türk halkının da
yaşadığını anlatan Talat, aynı şeyin
Kıbrıs Rum tarafında da yaşanmayacağının
garantisini kimsenin veremeyeceğini ifade etti.
RUM SİYASETÇİLER, HALKI ÇÖZÜME HAZIRLAYABİLİR
Kıbrıs Rum tarafının her konuda siyasileştiğini,
futbol kulüplerinden sivil toplum örgütlerine kadar bir siyasileşme
olduğunu anlatan Talat, Kıbrıs Rum halkının
siyasilerle birlikte nefes almakta olduğunu, bu nedenle siyasilerin
halkı kolayca çözüme hazırlayabileceğini kaydetti. Ortaya
çıkarılacak bir çözümün referanduma götürülecek olması nedeniyle
bu konularda adım atmanın daha kolay olabileceğini belirten
Talat, Üzerinde anlaşılan metin referanduma gidecek dedi.
Talat, geçmişte ise üzerinde anlaşılmamış bir metnin
referanduma sunulduğunu hatırlattı. Uzlaşmayı
halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi gerekir diyen Talat,
üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da halkın
benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu belirterek, bunun
için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.(dha)
Erdoğan: Onlar kaçıyor, biz kovalıyoruz
PEŞKEŞ ÇEKMEDİK... Erdoğan: Kıbrıs
konusunda KKTC ile birlikte her zaman bir adım önde olacağız.
'Peşkeş çektiniz' diyorlar... Ne yaptık da peşkeş
çektik... Tam aksine şu anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz...
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs konusunda KKTC ile birlikte her zaman bir adım önde
olacaklarını belirterek, "'Peşkeş çektiniz'
diyorlar... Ne yaptık da peşkeş çektik... Tam aksine şu
anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz..." ifadelerini
kullandı.
Marmara Üniversitesi'nin 2008-2009
eğitim-öğretim yılı açılış töreninde
yaptığı konuşmada Kıbrıs konusundaki son
gelişmelere de değinen Türkiye Başbakanı Erdoğan, şunları
kaydetti:
"Ben ilkokulda okurken Kıbrıs sorunu
vardı. 2000 yılına geldik hala Kıbrıs sorunu var.
Komşu ülkeleriyle çözülemeyen meselelerimiz hala devam ediyor. Dünya
değişti. Demirperdeler ortadan kalktı. Ama demir perdelerin
anlayışı bizde hala var. Değişmedi. Artık demir
perdede devletçilik diye bir anlayış var mı? Hepsi
özelleştiriyor. Niye? Artık ekonomik gelişim bunu gerektiriyor
da onun için.".
Kıbrıs'la ilgili mücadele verdiklerini
vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Diyorlar ki 'Kıbrıs'ı
peşkeş çektiniz'... Ne yaptık da peşkeş çektik... Tam
aksine şu anda onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. Ama biz gelmeden
önce maalesef devamlı onlar kovalardı. Çünkü masada garantör ülke
olarak Türkiye yoktu ve Kuzey Kıbrıs yoktu. Ama şimdi Kuzey
Kıbrıs her an masada, garantör ülke olarak Türkiye her an masada.
Kaçan onlar. Biz her zaman bir adım önde olacağız ama asla
hakkımızı da yedirtmeyeceğiz. Formül (kazan-kazan). Sen de
kazan, ben de kazanayım. Yani birinin kaybında diğerinin
kazancı olamaz. O anlayışı kabul etmemiz mümkün değil."
KIBRIS 16/09/08
Talat: Rum halkı çözüme hazır değil
RUM HALKI ÇÖZÜME HAZIRLANMALI... Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Rum halkının çözüme hazır
olmadığı izlenimini edindiğini belirterek, onları
çözüme hazırlamanın ise siyasilerin görevi olduğunu belirtti.
"Uzlaşmayı halkın istemesi ve liderleri yönlendirmesi
gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka sorumluluğun da,
halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak olduğunu, bunun
için de her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti
l "EN İYİ KOŞULLARDA BİLE ÇÖZÜME ULAŞMA
GÜVENCESİ YOK"... Bugün içinde bulunulan koşulların
Kıbrıs sorununun çözümüne en elverişli koşullar
olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Rumların bütün
bu tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen durumun böyle
olduğunu söyledi. "Her şey dört dörtlük olmaz. Ben de her
şeyin mükemmel olmasını beklemiyorum" diyen Talat, bu en
iyi koşullarda bile çözüme ulaşmanın güvencesi
olmadığını vurguladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Rum halkının çözüme hazır olmadığı izlenimini
edindiğini belirterek, onları çözüme hazırlamanın ise
siyasilerin görevi olduğunu belirtti.
"Uzlaşmayı halkın istemesi ve
liderleri yönlendirmesi gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka
sorumluluğun da, halkın benimseyebileceği bir çözüme
ulaşmak olduğunu, üzerinde uzlaşılan bir metnin referanduma
gideceğini belirterek, bunun için de her türlü desteğe
ihtiyaçları olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam, Ticaret
Odası'nda, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine
"Kıbrıs'ta Çözüm Süreci ve Son Durum" konusunda sunum
yaptı.
Toplantı, Ticaret Odası Başkanı Hasan
İnce'nin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, özellikle ekonomik
konularda yaptığı açıklama konusunda destek belirtmesi ve
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın başkanlığa
seçilmesinin ardından başlatan görüşme ve müzakere süreciyle
ilgili görüşlerini aktarmasıyla başladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın yaklaşık
yarım saat süren sunumunun ardından soru cevap bölümüne geçildi ve
toplantının bu bölümü basına kapatıldı.
"Medya yoluyla pazarlık yapmayalım"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sunumuna,
müzakerelerle ilgili basına uygulanan karatmaya açıklık
getirerek başladı ve müzakereler konusunda basına açıklama
yapılmamasını, Türk tarafının istediğini
belirtti.
Rum medyasının spekülatif haberler
yaptığına ve bunun sürece olumsuz etkileri olabileceğine
dikkat çeken Talat, Hristofyas'tan bir şey istediğinde bunu kendisine
söylemesini ve basın yoluyla iletişim kurmamasını
istediğini söyledi.
"Medya yoluyla pazarlık yapmayalım"
demesine rağmen bunu Rum tarafına dinletemediğini kaydeden Talat,
Rum siyasilerin 7'den 70'e Türk tarafının her söylediğine laf
yetiştirmeye devam ettiğini, adeta bunun bir gelenek halini
aldığını ifade etti.
11 Eylül'de yapılan müzakerelerde toplantıda
konuşulanların basına açıklanmaması konusunda talepte
bulunduğunu, spekülasyonların başlaması halinde işin
bozulabileceğini anlattığını belirten Talat,
"Tamam demediler ama ben dediler diye varsaydım" şeklinde
konuştu.
Daha sonra daha önce verdiği bir sözü yerine
getirerek TRT televizyonuna mülakat verdiğini ancak burada genel konulara
değinerek müzakerelerde konuşulan konuları gündeme
getirmediğini anlatan Talat, bu mülakatın ardından tüm Rum
siyasilerin koro halinde kendisine laf yetiştirdiğini ve Rum Yönetimi
Başkanlık Komiseri Dimitris Yakovu'nun "münasebetsiz" söyleminde
dahi bulunduğunu kaydetti.
Talat, kendisinin görüşmelerde konuşulanlar
konusunda açıklama yapılmamasını istediğini, yoksa
Kıbrıs sorunu konusunda konuşmayalım demediğini
belirterek, "Kıbrıs sorunu bizim hayatımız,
atalarımızdan gelen ve geleceğimizi ilgilendiren bir konu. Biz
konuşmasak da vatandaş konuşur... Bütün Rum politikacılar
vurun abalıya misali saldırıyorlar bu hiç hoş bir şey
değil" dedi.
"Rum basını Rum yönetimi
istemezse yayınlamaz"
Kendisinin bu konularda Rum basınına açıklama
yapması halinde Rum gazetelerinin bunu yayınlamayacağına da
işaret eden Talat, Rum basınının Rum yönetiminin
istemediği şeyleri yazmadığını, hatta Türk
tarafından verilen ilanları bile
yayınlamadığını hatırlattı.
Türk tarafının söyledikleri yayınlanmazken,
Rum tarafının söylediklerinin dünyada ve Türk tarafında
yankı bulmakta olduğuna dikkat çeken Talat, bunların üzüntü
verici gerçekler olduğunu ifade etti.
Talat, ancak bunlarla beraber yürünmesi gerektiğini
ve müzakerelere bununla devam etmek durumunda olduklarını
vurguladı.
"Sorunun çözümüne en elverişli koşullar"
Bugün içinde bulunulan koşulların
Kıbrıs sorununun çözümüne en elverişli koşullar
olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Rumların bütün bu tavırlarına ve olumsuzluklara rağmen
durumun böyle olduğunu söyledi.
"Her şey dört dörtlük olmaz. Ben de her
şeyin mükemmel olmasını beklemiyorum" diyen Talat, bu en
iyi koşullarda bile çözüme ulaşmanın güvencesi
olmadığını vurguladı.
"Bir çözüm iki tarafın da kabul edebileceği
iki tarafın da onaylayacağı bir çözüm olacak" diyen Talat,
bu çözüme ulaşırken de çok ciddi al ver süreçleri
yaşayacaklarını kaydetti.
Taviz konusu
Rum liderliğinin iddiasının, "Rum
tarafının 1977'de vereceği tavizi verdiği başka taviz
veremeyeceği, kırmızı çizgilerin geçilemeyeceği"
şeklinde olduğunu belirten Talat, böyle bir tutumun kabul edilemez
olduğunu, peşinen bu konuda hiçbir ilerlemeye açık
olmadığını söylemesi halinde hiçbir ilerleme
kaydedilemeyeceğini ifade etti.
"Bize verilen tavizi sorgulamaya
çalıştık ve öfkeyle karışık cevaplar
aldık" diyen Talat, bunun federasyon olup
olmadığını sorgulayarak şöyle dedi:
"Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti bir çeşit
federasyon değil miydi? Kıbrıs Cumhuriyeti Türk başkan
muavinin veto etmesi durumunda karar alma mekanizmasının
duracağı bir yöntemle yönetilmiyor muydu? Ve Kıbrıslı
Türkler ayrı bir toplum olarak seçimlerini ayrı yapmıyordu?
Cemaat Meclisi Annan Planı'nda öngörülen kurucu devlet fonksiyonlarını
yerine getirmiyor muydu?... Demek ki o fonksiyonel federatif dediğimiz
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli federasyona dönüşmesi 1974'te
yaşanan olayların yarattığı, darbenin arkasından
Barış Harekatı'nın yarattığı yeni
koşulların sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu bir
taviz değil bir yeniden düzenlemeydi. Kıbrıslı Türkler
fazladan haklar almıyor o koşullarda daha önceden formüle
edilmiş haklarını bu koşullarda yeniden formüle
ediyorlardı."
Türklerin haklarını yontma
1977'ye gitmenin 31 yıl öncesi demek olduğuna da
dikkat çeken Talat, bunu bugüne kadar varılan bir 8 Temmuz veya 23
Mayıs anlaşmalarından üstün tutmanın anlamsız
olduğunu, üstelik bunlarda yeni terminolojinin
kullanıldığını söyledi.
Talat, "Bütün bunlar, Kıbrıslı Türkler
olarak o günden bu güne elde ettiğimiz haklarımızın bir
anlamda yontulması veya erozyona uğratılması
çabalarından başka bir şey değil" dedi.
Kıbrıslı Türkler olarak bunları iyi
görmek iyi gözlemlemek ve bunlara uygun olarak hareket etmek durumunda
olunduğunu ifade eden Talat, yine de bütün bunlara rağmen en olumlu
koşulların bu dönemde olduğunu tekrarladı.
Kıbrıs Türk ve Rum halklarının
artık bu sorunun çözümlenmesi gerektiğinin bilincinde olduğuna
işaret eden Talat, bu sorunun Kıbrıslı Türkler kadar
Kıbrıslı Rumlar için de problemli olduğunu kaydetti.
Çözüm yanlısı yönetimler
Cumhurbaşkanı Talat, iki tarafın
yönetimlerinin de bunun bilincinde olduğunu düşündüğünü ifade
ederek, en azından kuzeyde böyle bir yönetim olduğunu ve
Kıbrıs Türk halkının referandumda evet dediğini
hatırlattı ve bu evet için kampanya yürüten yönetimin hala görevde
olmasının çözüm yanlısı duruşun güvencesi
olduğunu kaydetti.
Güney Kıbrıs'ta eski Başkan Papadopulos'a
uyarak referandumda çözümün çökmesine neden olan liderliğin olumlu
davranmadığını anlatan Talat, bugün bu yönetim çözüm
yanlısı olması halinde bunu ispatlaması gerektiğini
söyledi. Talat, "Bugün ders aldıklarını umuyor ve olumlu
davranmalarını bekliyorum" dedi.
"Rum halkı çözüme hazır değil"
Kendi izleniminin, Kıbrıs Rum halkının
çözüme hazır olmadığı yönünde olduğunu da vurgulayan
Talat, ancak hazırlanabileceklerini ve bu konuda Rum siyasilere görev
düştüğünü söyledi.
Çözüme hazırlanma sürecini Kıbrıs Türk
halkının da yaşadığını anlatan Talat,
aynı şeyin Kıbrıs Rum tarafında da
yaşanmayacağının garantisini kimsenin veremeyeceğini
ifade etti.
"Rum tarafı siyasileşti"
Kıbrıs Rum tarafının her konuda
siyasileştiğini, futbol kulüplerinden sivil toplum örgütlerine kadar
bir siyasileşme olduğunu anlatan Talat, Kıbrıs Rum
halkının siyasilerle birlikte nefes almakta olduğunu, bu nedenle
siyasilerin halkı kolayca çözüme hazırlayabileceğini kaydetti.
Ortaya çıkarılacak bir çözümün referanduma
götürülecek olması nedeniyle bu konularda adım atmanın daha
kolay olabileceğini belirten Talat, "Üzerinde anlaşılan metin
referanduma gidecek" dedi.
Talat, geçmişte ise üzerinde
anlaşılmamış bir metnin referanduma sunulduğunu
hatırlattı. "Uzlaşmayı halkın istemesi ve
liderleri yönlendirmesi gerekir" diyen Talat, üzerlerindeki bir başka
sorumluluğun da halkın benimseyebileceği bir çözüme ulaşmak
olduğunu belirterek, bunun için de her türlü desteğe ihtiyaçları
olduğunu kaydetti.
KIBRIS 16/09/08
Securitas fugitive
swanning around north Cyprus
By Simon
Bahceli
SECURITAS robber Sean
Lupton continues to live it up in Kyrenia, despite British and Turkish
Cypriot police attempts to find him, Luptons wife Therese has said.
Speaking to Britains Daily Mail over the weekend, Luptons embittered wife
said she had been shown evidence by the British police that proved beyond any
doubt that Lupton was alive and well and living in the north.
I know for certain he is alive. He is swanning around in Cyprus, living the
high life with a mountain of cash, she said, adding: They [the UK police]
showed me photographs of people connected to him, where Sean has been, what he
has been doing -- including spending a lot of time in casinos and visiting
prostitutes.
British police have been searching for 47-year-old Lupton since he disappeared
after being made a suspect in the record-breaking 2006 Securitas heist that saw
robbers make off with £53 million stolen from a Securitas warehouse in Kent.
Five of Luptons accomplices were jailed for their parts in the raid in
January, but Lupton, the UK police believe, escaped to northern Cyprus with
around £32 million worth of cash. The police say they have evidence that Lupton
used his mobile phone to make calls to northern Cyprus hours after the heist,
and that mobile phone calls were also later made by him in Kyrenia.
A spokesman for Detective Chief Inspector Mick Judge, who leads the search for
Lupton, told the Cyprus Mail yesterday that Kent police believe Sean Lupton
was in northern Cyprus earlier in the year and that enquiries are continuing.
The spokesman refused to say, however, whether the police had evidence that
Lupton was on the island.
A spokesman for the Turkish Cypriot police said they are also still looking for
Lupton.
Earlier in the year Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat promised that
Lupton would be extradited to the UK if found in the north. Other Turkish
Cypriot officials have, however, insisted that Lupton was not living there and
that the breakaway state was no longer a safe haven for criminals.
Although Luptons wife had initially believed her fugitive husband dead, she
now says she is convinced British police know the exact whereabouts of her
now-estranged husband, but that they are waiting for the right time to make a
move to arrest him.
Delays in making an arrest are exacerbated by the absence of extradition laws
between the north and Britain. It is known, however, that there has been some
co-operation on the case between police in the north and the UK.
They [the British police] went into a great deal of detail about the
extradition process and the importance of getting a water-tight case. They will
have only one chance at getting him so they dont want to blow it, Theresa
Lupton said.
Luptons estranged wife says she is bitter about what her husband has done, and
that she will do all she can to see him behind bars.
I have made a statement for the first time and have told the police that I
will do anything to help including giving evidence against him, she said,
and added, I have absolutely no feelings for him whatsoever. I now know beyond
any doubt that he is alive but he may as well be dead.
Theresa Lupton is particularly bitter that the fugitive abandoned his children,
leaving them to believe that he was dead.
They are devastated, sick that he should make them think he was dead.
She is also embittered by the belief that Lupton is living on the spoils of the
Securitas robbery while say says she lives on unemployment benefits of just £60
per week.
CYPRUS MAIL 16/09/08
ECHR president in visit
to Cyprus
PRESIDENT of the
European Court of Human Rights (ECHR) Jean Paul Costa arrived on the island on
Sunday for an official visit at the invitation of the Supreme Court President.
Costa said he was happy to be in Cyprus for two reasons.
Firstly, to strengthen the traditional co-operation between the European Court
of Human Rights and the Supreme Court in Cyprus, but also because I will be
received by higher political leaders including the President of the Republic
and the President of the House of Representatives. It will also be very good to
have some backing from your country to our Court.
As he explained, the ECHR has 47 member states and it is a very important
international court.
He also pointed out the huge number of applications the ECHR receives, which
means a huge workload for the Court and we need not only traditional support
and cooperation but also some political understanding and support from the
highest leaders of every country.
Costa expressed hope the presence of the Courts delegation will be useful for
Cyprus, the Supreme Court and the authorities.
The new President of the Supreme Court, Petros Artemis, received the ECHR
delegation at Larnaca Airport.
Costa is being accompanied by the Cypriot ECHR judge, George Nicolaou, and the
ECHR Registrar.
Yesterday, Costa was received by President Demetris Christofias and met House
President Marios Garoyian.
Christofias accepted an invitation to visit the headquarters of the Court in
Strasbourg during his forthcoming visit for the plenary session of the
Parliamentary Assembly of the Council of Europe.
After the meeting, Costa said that the general climate of the meeting was very
good.
On his part, Garoyian explained that he and Costa had discussed ways of
speeding up the hearings of the large number of cases pending before the ECHR.
He also expressed his appreciation for the important role the ECHR is playing
concerning the protection of the fundamental and human freedoms of all Cypriots
and every European who appeals to it.
Today, the ECHR President will have a meeting with the President and members of
the Supreme Court.
In the afternoon, he is due deliver a speech for lawyers and judges, before
leaving the island tomorrow.
CYPRUS MAIL 16/09/08
British PM sacks Cyprus
envoy
THE BRITISH High
Commission in Nicosia said yesterday it was too early to say who might replace
sacked Labour Vice Chairman Joan Ryan as Britains special representative to
Cyprus.
Ryan was fired by British Prime Minister Gordon Brown at the weekend when she
and another MP were accused of urging senior Labour Party members to stand
against Brown during next weekends party conference.
She said Browns future as leader was being discussed privately at all levels
of the party and it was time for a leadership election.
I want a leadership election, I want a choice of candidates, I want to have a
debate, she told BBC radio.
We need to have this debate about the direction and leadership of our country
out in the open now. It is happening at all levels of the party and it should
be happening in a more open and honest way.
Brown, who took over from Tony Blair last year and does not have to hold a
national election until May 2010, is trying to re-launch his premiership after
months of speculation about his fate following a series of crushing local
election defeat, Reuters said.
Browns opponents within Labour say their party has no chance of winning the
election if he stays as leader. After 11 years in power, Labour lags the
opposition Conservatives in opinion polls by about 20 points, it added.
Ryan was appointed envoy for Cyprus last year. It is not known yet who might
replace her even though the Cyprus talks got under way on September 3.
Its too soon comment on that, said a spokesman for the British High
Commission. Its a partly political issue primarily.
CYPRUS MAIL 16/09/08
London black cabs soon
available in Cyprus, in any colour
By Leo
Leonidou
WE ARE pleased,
honoured and enthusiastic to launch our iconic taxi into the Cyprus market and
are confident that we are in very good hands.
That was the verdict last night of London Taxis International, who officially
unveiled Londons world-famous black cab, which will soon be available in
Cyprus.
At a news conference at the residence of the British High Commissioner in
Nicosia, the Char. Pilakoutas Group, which is importing the taxis to the
island, showed off one of the TX4 vehicles.
Marketing Manager Andros Skalistis told the Mail that, there is a big market
in Cyprus for these cabs and we are very confident of selling good numbers.
He added that they will be available to everybody, but will prove to be most
popular with taxi drivers.
This is the only vehicle designed specifically to carry different kinds of
paying passengers and will also be the only standard taxi on the island capable
of transporting five people plus the driver.
He added that the cabs will make the lives of disabled people much easier,
thanks to special wheelchair ramps, as well as offering an extremely
comfortable ride.
Managing Director of the Group, Charalambos Pilakoutas, explained that,
various surveys have proven that the London taxi is the best in the world and
there is a real need in Cyprus for such a vehicle, which caters equally to both
passenger and driver.
We are proud to have the taxi in our fleet and will continue with our passion
for excellence.
On his part, British High Commissioner to Nicosia Peter Millett, himself a
Londoner, stated: I am absolutely delighted to see a London icon in Cyprus and
am sure that it is the best and safest taxi in the world, coming with great
tradition and a long history.
According to Pilakoutas, prices will start at 39,000 with many different
colours available.
We have already taken three orders, two of which have been placed by taxi
drivers, said Skalistis.
Not everybody was impressed however. Veteran cabbie Theodosis Ioannou, who has
been driving taxis across the island for 35 years, said: To me, the price
seems a bit high as you can buy a Mercedes for a few thousand pounds more.
One thing Ive learned after all these years is that the Cypriot [customer] is
very particular and will settle for nothing less than a Mercedes-Benz.
CYPRUS MAIL 16/09/08
Anzakli Omer'in hikayesi
|
Türk olmanin nasil bir sey
oldugunu unutanlara hatirlatmak için, Türk olmanin tadina varmak için, lütfen
okuyun. |
Both sides optimistic in
Orams-Apostolides property case
By Simon
Bahceli
LAWYERS battling out
Cyprus most high-profile, north-south property dispute yesterday finished
presenting their cases at the European Court of Justice (ECJ) in Luxembourg,
leaving the final decision in the hands of an international panel of judges.
Greek Cypriot Meletis Apostolides has been fighting since 2004 to regain
possession of his land in Lapithos, a village that fell under Turkish
occupation in 1974.
The current occupiers of the property, Linda and David Orams, are fighting to
keep the land and overturn a ruling by the Greek Cypriot court that they
demolish the house they built on the land and return it to Apostolides.
The ECJ is the final step in what Apostolides Greek Cypriot lawyer
Constantinos Candounas has described as a three-stage process that will, he
hopes, see the Lapithos property returned to his client.
After the Orams ignored the ruling of the Greek Cypriot court, Candounas sought
to use the British High Court, believing it would confiscate the Orams family
home in Sussex to compensate Apostolides.
The UK judge, however, said he had no jurisdiction to act on disputes
originating in the breakaway Turkish Republic of Northern Cyprus because EU
law was suspended there. The ruling left Candounas no choice but implement the
third stage of the process and take the matter to the ECJ.
Speaking to the Cyprus Mail from Luxembourg yesterday, Candounas said he was
confident the Advocate General (AG) presiding over the case would recommend
that Apostolides have his ownership rights restored.
He said is was especially heartened by what he said was the 100 per cent
support of the judge representing the European Commission. The recommendation
of the AG is expected on December 18, after which the panel of international
judges will make a final decision.
Candounas added, however, that the court could also take into account certain
political factors, as well as legal ones.
One of the judges asked for the opinion of the UN, and two of its statements
were presented. One was from [former Secretary General] Kofi Annan, saying that
property disputes in the courts did not help relations [between the Greek and
Turkish Cypriot communities].
The other was that increased construction on Greek Cypriot properties in the
north did not help [bring about a solution to the Cyprus problem].
But Candounas added that he was confident that whatever the ruling on the Orams
case, it would have little or no impact on ongoing negotiations between the
Turkish and Greek Cypriot leadership.
It is not as if a loss on our part would cause [President Demetris]
Christofias to abandon efforts to get back properties [in the north], he said.
He did concede, however, that if Apostolides won, it might slow down the
ongoing developments on Greek Cypriot properties in the north.
The Orams Turkish Cypriot lawyer Gunes Mentes, speaking from Luxembourg
yesterday, told the Mail that he was also optimistic that the ECJ judges would
rule in favour of his clients.
As far as our legal arguments are concerned, I think we did very well, he
said.
He added, however, that although the decision would be a legal one, political
factors would also be taken into consideration.
Everybody is looking at the ongoing talks [aimed at finding a solution to the
Cyprus problem] in a very positive way, he said, adding that no one wanted a
decision that might negatively affect the outcome of the talks.
CYPRUS MAIL 17/09/08
AA
Güncelleme: 16:29 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyasın, Kıbrıs sorununa kalıcı
çözüm bulunması amacıyla 11 Eylülde başlayan kapsamlı
müzakereler çerçevesinde bugün yaptığı ikinci görüşme sona
erdi. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook
Zerihoun ile liderlerin heyetlerininde katıldığı
görüşme 5 saat sürdü. Görüşmede yine yönetim ve güç
paylaşımı konusu ele alındı.
Talat
ile Hristofyasın 8 Ekimde yine yönetim ve güç paylaşımı
konusunu görüşmek üzere bir araya gelecekleri bildirdi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Talatla görüşmeye gitmek üzere
Rum başkanlık köşkünden ayrılırken bir açıklama
yaptı.
Yönetim başlığının çok fazla alt
başlığı bulunduğunu söyleyen Hristofyas, Şu anda
yalnız merkezi hükümetin yetkilerini konuşuyoruz. Daha
konuşulacak, yasama yetkisi, yargı yetkisi,
anlaşmazlıkların çözülmesi mekanizması ve diğer pek
çok konu var. Bunlar zaman alabilir. dedi.
UMARIM
TALAT İÇERİDE SÖYLEDİKLERİNE SADIK KALIR
Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talatın, Merkezi hükümetin bu
konularını görüştüğümüze göre federasyonlara ilişkin
diğer şeyleri görüşmemize gerek yok, çünkü yetkilerden kalanlar
federal devletlere gidecek yönündeki açıklaması
hatırlatılınca Hristofyas, Talat içeride başka,
dışarıda başka şeyler söylüyor. İçeride taahhüt
ettiklerine sonuna kadar sadık kalacağını umarım.
dedi.
TALAT:
BUNU SÖYLEYEN AYNAYA BAKMALIDIR
Hristofyas, Ortak dil bulmamaları halinde, değil Talatın
istediği gibi yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm
bulunmayacağını söyledi ve Arzu edilen bu değildir. Arzu
edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için Kıbrıs sorununun
temel çözüm ilkeleri üzerinde karşılıklı
anlayıştır diye konuştu.
Talat ise görüşmenin ardından, Hristofyasın eleştirisi hakkında
şöyle konuştu: Müzakerelerin başlaması ve bir an önce
sonuçlaması için ne kadar büyük gayret gösterdiğimizi bütün dünya
biliyor. Herhangi bir şekilde sürecin uzamasını değil,
hızlanmasını istiyoruz. Bunun için de bütün gayreti ortaya
koyduk. Bizim hedefimiz bir an önce çözümün olmasıdır. Eğer
yavaş gidiyorsa, tabii bunu iddia eden bir aynaya bakmalıdır.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:02 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe
BAKÜ - AGİT Minsk
Grubunun Fransız eşbaşkanı Bernard Fassier ile Erivanda
biraraya gelen Artur Bagdasaryan, mevcut dialog platformunun devam
ettirilmesinin önemini vurgulayarak, Barışa yönelik her türlü
desteği kabul etmeye hazırız. Fakat bu destek arabulucuk demek
değil. açıklamasında bulundu.
Ülkesinin
AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlarından (Rusya, Fransa ve ABD)
herhangi birisinin değiştirilmesine karşı olduğunu
vurgulayan Bagdasaryan, Zaten her üç eşbaşkan da, görüşmelerin
aynı çerçevede devam ettirilmesini istiyor. diye konuştu.
Ermenistan-Türkiye ilişkilerine değinen Bagdasaryan, Türklerle
komşuyuz. Düşman değiliz. Dolayısıyla ilişkileri
adım adım normalleştirmeliyiz. Üst düzey görüşmeler
Ermenistan için hayati önem taşıyan konuları kapsıyor. Bu
nedenle Devlet Başkanı Serj Sarkisyanın İstanbul
ziyaretine büyük önem veriyoruz. dedi.
KAFKASYA
PLATFORMUNU DEĞERLENDİRİYORUZ
Ermeni yetkili, Ankaranın önerdiği Kafkasyada Güvenlik ve
İstikrar Platformu konusunun da Erivanda tüm yönleriyle
değerlendirildiğini belirtti.
Ermenistanda Şubat ayında yapılan devlet
başkanlığı seçimlerini üçüncü sırada tamamlayan
Orinats Yerkir Partisinin (Yasal Dünya), Başkanı Artur Bagdasaryan
diğer muhalefet liderlerinden farklı olarak Devlet Başkanı
Serj Sarkisyanın zaferini tanıdı ve bunun
karşılığında 29 Şubatta kendisine Güvenlik
Konseyi Sekreteri görevi önerildi.
NTV
Güncelleme: 15:14 TSİ 18 Eylül 2008 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kapsamlı müzakereler
çerçevesinde ikinci kez Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile
görüşmek için makamından ayrılırken basına
açıklama yapmadı. Talat ve Hristofyasa görüşmede heyetleri
eşlik ediyor.
Lefkoşa
ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki Uluslararası Havaalanı
yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada
yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye-Brook Zerihounun da katılıyor.
Kapsamlı müzakerelerin başladığı 11 Eylülde yönetim
ve güç paylaşımı konusunu ele alan liderler, bugün de aynı
konuyu görüşmeyi sürdürecek.
BM, taraflardan talep gelmesi halinde görüşmeden sonra açıklama
yapacağını duyurdu.
Talat-Hristofyas
görüşmesi sona erdi
CNN TURK 18/09/08
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün ikinci kez bir araya geldi. İki liderin sonraki buluşması 8 Ekim'de..
Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki
Uluslararası Havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler
için tahsis edilen binada yapılan ve BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile liderlerin
heyetlerininde katıldığı görüşme 5 saat sürdü.
Talat'ın açıklaması
KTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la 8
Ekim'de yeniden bir araya gelerek, "yönetim ve güç
paylaşımı" konusunu görüşmeyi sürdüreceklerini
bildirdi.
Talat, Hristofyas'la görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtladı. "Sizi hayal
kırıklığına uğratacağım, fazla açıklama
yapamayacağım" diyen Talat, "yönetim ve güç
paylaşımı" konusunu görüştüklerini ve henüz
tamamlamadıklarını belirtti.
Talat, Hristofyas ile 8 Ekim'de saat 16.00'da aynı konunun bütün
yanlarını ele alacaklarını, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları yanları not ettikten sonra mülkiyet
konusunu görüşmeye geçeceklerini söyledi.
Hristofyas'ın açıklaması
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'ın, "görüşme salonunda başka
dışarıda başka konuştuğunu" iddia ederek,
"Ortak dil bulmazsak değil yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm
bulunmayacak" dedi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Talat'la görüşmeye gitmek üzere
Rum başkanlık köşkünden ayrılırken açıklama
yaptı.
"Yönetim ve güç paylaşımı"
başlığının görüşülmesinin bugün tamamlanıp tamamlanmayacağına
dair soru üzerine Hristofyas, "Anlaşırsak tamamlanacak,
anlaşmazsak tamamlanmayacak" diye konuştu.
"Yönetim" başlığının çok fazla alt
başlığı bulunduğunu söyleyen ve "Şu anda
yalnız merkezi hükümetin yetkilerini konuşuyoruz" diyen Hristofyas,
"Daha konuşulacak, yasama yetkisi, yargı yetkisi,
anlaşmazlıkların çözülmesi mekanizması ve diğer pek
çok konu bulunduğunu ve bunların zaman alabileceğini" ifade
etti.
Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Merkezi hükümetin bu
konularını görüştüğümüze göre federasyonlara ilişkin
diğer şeyleri görüşmemize gerek yok, çünkü yetkilerden kalanlar
federal devletlere gidecek" yönündeki sözlerinin
hatırlatılması üzerine de Talat'ın, "İçeride
başka, dışarıda başka şeyler
söylediğini" iddia etti ve "İçeride taahhüt ettiklerine
sonuna kadar sadık kalacağını umarım" dedi.
Hristofyas, "Ortak dil bulmamaları halinde, değil Talat'ın
istediği gibi yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm
bulunmayacağını" söyledi. Hristofyas, "Arzu edilen de
bu değildir. Arzu edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için
Kıbrıs sorununun temel çözüm ilkeleri üzerinde
karşılıklı anlayıştır" diye
konuştu.
Talat ve Hristofyas'a görüşmede heyetleri eşlik etti. Görüşmeye,
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un
da katıldı. Görüşmenin yapıldığı bölgeye
basın alınmadı.
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFIYCP), KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'ın 8 Ekim'de yeniden görüşeceğini duyurdu.
UNFICYP Sözcüsü Jose Luis Diaz, görüşmeye ilişkin
yaptığı kısa yazılı açıklamada, liderlerin
bugün "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu
görüştüğünü, 8 Ekim'de aynı konuyu görüşmeye devam
edeceğini belirtti.
AB finansal desteği, olası bir çözüm için de gerekli
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çeşitli kaynaklardan
sağlanan desteklerin Kıbrıs Türk halkının her alanda
AB standartlarını yakalaması için kullanılması
gerektiğini, bunun bulunacak bir çözümün sürdürülebilmesi için de gerekli olduğunu
vurguladı.
AB Destek Ofisi, "Kıbrıslı Türk
Toplumuna Yönelik AB Mali Yardım Programı" çerçevesinde ilk ve
orta düzey okullardaki eğitim seviyesini yükseltmek için hibe almaya hak
kazanan okulların yöneticileri için dün gece resepsiyon verdi.
AB Destek Ofisi'ndeki resepsiyona Başbakan Ferdi
Sabit Soyer yanında Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan
Öztoprak, bazı milletvekilleri, okul müdürleri ve sendika yetkilileri
katıldı.
Resepsiyonda, ilk ve orta öğretim sektöründe reforma
teknik destek vermek için 3 yıllık bir sözleşme imzalanan
Finlandiyalı danışma şirketinin yetkilileri de
tanıtıldı.
Soyer: AB standartlarına hazırlanmak zorundayız
Başbakan Ferdi Sabit Soyer gecede
yaptığı konuşmada, bu projenin yaşama geçmesinin,
Kıbrıs Türk halkının çözüm ve kendini geliştirme
sürecinde kat ettiği aşamanın ürünü olduğunu söyledi.
"Kıbrıs Türk halkı kendini hem çözüme,
hem de AB standartlarına hazırlamak zorundadır" diyen
Soyer, Kıbrıs Türk halkına bu süreçte kendi kaynaklarına ek
olarak TC yardımlarının da önemli bir katkı
sağladığını, bugün ise AB'nin finansal desteğinin
buna eklendiğini kaydetti.
Kıbrıs Türkünün kendi kaynaklarıyla kendi
ayakları üzerinde durabilecek duruma gelinceye kadar yapılan mali
desteklerle her açıdan AB'a hazırlanmasının esas amaç
olması gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, bu
yardımların TC veya AB üye ülke insanlarının vergilerinden
toplandığını hatırlattı.
Soyer, "Bu bakımdan, bunları kendimizi
geliştirmek amacıyla kullanmak durumundayız" dedi.
"Çözüm amacımızdır" diyen Soyer,
muhtemel bir çözümü yaşatabilmek için hayatın her alanını
AB standartlarında geliştirmek gerektiğini vurguladı.
Belçika tekrarlanmaması gereken bir örnek
"Belçika bizim için hiçbir zaman tekrarlanmaması
gereken bir örnektir" diyen Soyer, Belçika federasyonundaki sorunun
ekonomik problemlerden kaynaklandığına işaret etti.
Soyer, şöyle devam etti:
"Çözüm aşamasında bunlardan dersler
çıkararak, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkı
arasında bu birliği hiçbir zaman sarsmayacak ekonomik bir
kısım gelişmeler ve birleşmeler içerisinde olmamız şarttır.
Bu bakımdan bu sürece her bakımdan hazırlanmak
zorundayız."
Hiçbir zaman durdurmayacağız
Başbakan Soyer, "bazı siyasi güçlerin,
AB'ın Protokol 10'a bağlı olarak geliştirilen
ilişkilerin durdurulması çağrısında
bulunduğunu" da belirterek, "Biz Protokol 10'a bağlı
gelişen tüm süreçlerde, Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım
Tüzüğü konusunda çalışmalarımızı
sürdüreceğiz. Görüşme masasında da eşitliğimize dayalı
bir çözüm için gayretimizi sürdüreceğiz" dedi.
Öztoprak: AB'nin eğitimin gelişmesine yönelik
programının ümit veriyor
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak
da, eğitimde gelişimin eğitimle ilgili tüm tarafları
içerecek şekilde bir konsensüsle sağlanabileceğini kaydetti.
Eğitimde kaliteyi artırma
çalışmalarında işbirliği ve inancın şart
olduğunu belirten Öztoprak, AB'nin eğitimin gelişmesine
yönelik programının ümit verdiğini kaydetti.
Programın öğrenci merkezli,
yapılandırıcı ve proje tabanlı eğitim
olmasından dolayı "eğitim reformunun önemli bir
unsuru" olduğunu belirten Öztoprak, böyle bir programa
başvurmanın bu eğitim sistemini benimsemek anlamına
geldiğini ifade etti.
Kapasite geliştirilmesinin ve
sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapan Öztoprak, okul yöneticilerine
hitaben, "Oldukça kapsamlı projeler yapıp sundunuz ve bu
projeler sonucunda da okullarınıza çok büyük gelişmeler
sağlayacaksınız" dedi.
Öztoprak, üniversiteler arası değişim
programından yaralanamayan Kıbrıslı Türk öğrenciler
için sunulan AB burs programının genişletilmesi gerektiğini
de belirtti.
Viezzer: Yoğun başvuru aldık
AB Destek Ofisi Mali Yardım Program Koordinatörü
Alessandra Viezzer de, amacın "Kıbrıs Türk kesimindeki
okulların eğitim kalitesini küresel trende göre artırmaya
yardımcı olmak" olduğunu kaydetti.
Yoğun başvuru aldıklarını
kaydeden Viezzer, "Bu Kıbrıslı Türk öğretmenlerin
verilen fırsattan yararlanarak okullarına yardım etmek için en
iyisini yapmaya çalışacaklarının bir göstergesi" dedi.
Bir sonraki hibe çağrısının gelecek
hafta yapılacağını ve daha büyük bir bütçeye sahip
olduğunu ifade den Viezzer, yardımda bulunanlara teşekkürlerini
ileterek Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in desteğinin de kesintisiz
olduğunu vurguladı.
Gecede hibe almaya hak kazanan okullar adına Çatalköy
İlkokulu adına Müdür Muavini Rüyan Tokatlıoğlu da bir
konuşma yaptı ve projeleri hakkında bilgi verdi.
Blane: Okullar ancak okul müdürleri kadar iyi olabilir
Eğitimde reform sürecinde yerinde destek verecek
Uluslararası Eğitim Uzmanı Finnish Consulting Group
International Sorumlusu Dudley Blane ise, "okulların ancak okul
müdürleri kadar iyi olabileceğini" vurguladı.
Ekonomi İşbirliği ve Kalkınma
Teşkilatı'nın eğitim kalitesi üzerine
hazırladığı rapora da değinen Blane, okulların
kalitesini arttırmak için öğretmen olarak doğru kişilerin seçilmesi
ve bu kişilerin etkili birer sınıf öğretmeni
olmasını sağlamak gerektiğini kaydetti.
Dudley Blane, çalışmaların kapasite
artırımı üzerinde olması gerektiğini belirterek,
"Ayrıldıktan sonra geride sürdürülebilir bir yapı
bırakmak için sistemdeki tüm parçaların kapasitesinin
artırılması gerekir" dedi.
Programda neler var
AB Destek Ofisi tarafından hazırlanan ve
okullardaki eğitim seviyesinin gelişimini amaçlayan "Yenilik ve
Değişim" projesi çerçevesinde ilk etapta hak kazanan
okulların hazırladığı projelere göre 14 okula 10 ile
50 bin Euro arasında yaklaşık 500 bin Euro hibe verilecek.
Okullardaki eğitimin geliştirilmesi için 259
milyon euroluk mali yardım programından 3.5 milyon euro kaynak
ayrıldı. Okullara verilecek hibe toplam 2 milyon euro olup, hibeler
için iki ayrı çağrı daha yapılacak. Yaklaşık 1
milyon 200 bin euro, Finlandiyalı danışma ekibine vereceği
hizmetler karşılığı ödenecek, geri kalan yaklaşık
350 bin euro ise yine eğitimin geliştirilmesi için harcanacak.
Hibeler okullara ekipman alımı veya öğretmenlerin yurt
dışı eğitim gezileri için harcanabilecek.
KIBRIS 18/09/08
Leaders back to work for
talks today
By Jean
Christou
PRESIDENT Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat will today hold their
second substantive meeting since negotiations were official launched on
September 3.
The two leaders, who will meet at 10am, are due to continue their discussions
on governance and power sharing, even though UN envoy Alexander Downer will not
be present. The meeting will be held under the auspices of Chief of Mission
Taye-Brook Zerihoun.
It is not known when the next meeting of the leaders will be, as Christofias
will shortly be heading for New York to attend the UN General Assembly.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday the Greek Cypriot side
expected the continuation of meaningful negotiations.
Once the governance and power-sharing discussion has gone as far as it can, the
leaders may refer outstanding aspects back to the working groups for further
consideration, and move on to the next issue, which will be property.
Until now, the process has seen some ups and downs, mainly accusations against
Talat for breaking a media embargo that the two leaders imposed on themselves
after their first meeting on September 3. They last met on September 11.
The mood improved somewhat at the weekend when the two leaders attended a
bi-communal youth peace initiative, and joined hands while pledging to work for
a solution.
Yesterday, Talats spokesman Hasan Ercakica said the accusations against the
Turkish Cypriot leader over the embargo did not reflect the truth.
He said it was a sign of ill will on the part of the Greek Cypriot side to make
such allegations.
The statements of Talat were related to the general situation of the Cyprus
problem and it is our primary duty to inform the public about our evaluations
on this issue, he said.
The Cyprus problem is a problem which will be solved with mutual concessions.
If the Greek Cypriot side is alleging that it has no other concession to make,
it is meaningless for it to be at the negotiating table. The Greek Cypriot side
must leave aside running after manipulations and take its place at the
negotiating table with seriousness.
However, Izzet Izcan, the general secretary of the Turkish Cypriot United
Cyprus Party (BKP) said Talat continuously violated the embargo on statements.
He said the intention was not good, and it was not helping the process.
CYPRUS MAIL 18/09/08
Ensure your status to
ensure proper healthcare
By Jean
Christou
THE HEALTH Ministry
yesterday urged all EU nationals from other member states to make sure their
residency and work status in Cyprus is properly established to avoid mix ups
over medical treatment down the line.
Its a pity people wait until the last minute, said Health Ministry official
Andreas Kyriakides, referring to the case of a cancer-stricken British expat,
who appeared to have fallen through the cracks as far as his treatment was
concerned.
This has led to a bill of 10,000 from the Bank of Cyprus Oncology Centre, and
difficulty in raising funds to continue treatment because his rights as an EU
citizen could not clearly be established.
Richard, 55, who lives in Limassol has been in Cyprus for around eight years
and was, until diagnosed suddenly in July, locally employed. However, because
his residency or work status is not clear, and he had no private insurance, he
was unable to secure an EU medical card, or Cypriot medical that would entitle
him to free cancer care.
The Oncology Centre requires a card from the Health Ministry to ensure
treatment is given free of charge. Richard was not eligible for an EU card
under British regulations and friends who tried to help him obtain a card
through the health services in Cyprus kept being turned away.
Many civil servants at lower levels in most ministries do not yet seem to be
well informed on everything pertaining to EU regulations that now apply in
Cyprus, and often misinform people about their rights.
Health Minister Christos Patsalides promised at the weekend to look into the
case, and yesterday the Cyprus Mail was put in touch with Kyriakides at the
Ministry who clarified the situation.
Kyriakides said that aside from tourists and others who hold EU medical cards
known as EHIC, European nationals who work in Cyprus and who contribute to
social security, are treated like Cypriots. Cypriots are means tested for
medical cards but cancer treatment is free, irrespective of income.
Kyriakides said non-active EU nationals other than pensioners, who have never
contributed to the system in any EU country and are not covered by EU
regulations, need to pay for their treatment.
Technically, if Richard has not contributed to the system either in the UK or
in Cyprus, he is therefore not covered under any EU regulations. Richard
himself is unable to state the conditions of his employment on the island or
whether he paid in to the system.
If he was locally employed, his employers by law should have paid social
insurance on his behalf.
Kyriakides said in cases where a person has not contributed, other regulations
kick in. Namely the free movement of citizens, he said.
This involved EU nationals registering themselves in Cyprus within four months
of arriving on the island. If such people are resident on the island for more
than five years, they are eligible to apply for long-term stay.
When they receive this status, they are entitled to be treated as Cypriots
even if they are not insured, said Kyriakides.
All of this depends on the status they receive from the Immigration Department.
Kyriakides suggested Richard needed to sort out his status with immigration
first and establish himself as a long-term resident since he has been on the
island for around eight years.
Kyriakides said the Health Ministry had a deal with Immigration to give
priority to medical cases. He needs first to fix his status in Cyprus, said
the Health Ministry official. He said Richard and his family were welcome to
contact him to see how they could help.
CYPRUS MAIL 18/09/08
AA
Güncelleme: 14:06 TSİ 19 Eylül 2008 Cuma
LEFKOŞA - Eylem
çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek, çalışanların
Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı primleri
yatırılmayacak, araç ruhsatları çıkarılmayacak,
KDVler yatırılmayacak, çalışanlarının maaş
vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri
yapılmayacak.
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, ülkede bir süredir
ekonomik sıkıntı yaşandığını
belirterek, hükümetin aldığı tedbirleri, günlük, geçici
tedbirler olarak niteledi. Büyüyen kamu açığının
yapılan zamlarla kapatılamayacağını ifade eden Tunar,
Hükümetlerin yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu
açıklarını elektriğe, akaryakıta ve her türlü harca
fahiş zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir dedi.
Sivil itaatsizlik eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve Mutfak
Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği, Süt ve
Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton
Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri
Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa
İnşaatçılar Birliği, Asfalt Üreticileri Birliği ve
Süpermarketler Birliğinin destek verdiği belirtildi.
KKTC'de
"sivil itaatsizlik" eylemi
CNN TURK 19/09/08
KKTC'de Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KIBSO), sekiz örgütün desteğiyle hükümete karşı "sivil itaatsizlik" eylemi başlattı. Eyleme tepki gösteren KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun ise, "Bu anarşizmdir" dedi.
Eylem çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek,
çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat
Sandığı primleri yatırılmayacak, araç seyrüsefer
ruhsatları çıkarılmayacak, KDV'ler yatırılmayacak,
çalışanlarının maaş vergileri
yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar,
"ülkede bir süredir ekonomik sıkıntı
yaşandığını" belirterek, hükümetin
aldığı tedbirleri, "günlük, geçici tedbirler" olarak niteledi.
"Büyüyen kamu açığının yapılan zamlarla
kapatılamayacağını" ifade eden Tunar, "Hükümetlerin
yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu açıklarını
elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş
zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir" dedi.
Tunar, "yapılan zamların tüm halkın belini büktüğünü,
yerel üretimin girdi maliyetlerini yükselttiğini ve ülkede
pahalılığın artmasına neden olduğunu"
söyledi.
Tunar, "Yerel üretimi temsil eden Kıbrıs Türk Sanayi Odası
ve üretici birlikleri olarak bizler bu gidişe 'artık yeter' diyoruz.
Kamu açıkları zamlarla kapatılamaz. Hükümetlerin
yanlış icraatlarının bedelini, işyerlerimizi kapatarak
ödemek istemiyoruz. Kamuya istihdam ve gizli işsiz ordusu yaratmak,
işsizlik sorununu çözmez. Kamu çalışanı ile özel sektör
çalışanı arasındaki uçurum kapanmalıdır.
Yapısal değişiklikler yapma zamanıdır. Olası
çözüm sonrası çok geç olacak" dedi.
"Sivil itaatsizlik" eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve
Mutfak Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği,
Süt ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton
Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri
Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa
İnşaatçılar Birliği ve Asfalt Üreticileri Birliği
destek veriyor.
Süpermarketler Birliği de yaptığı açıklamada, Sanayi
Odası öncülüğünde başlatılan eyleme destek verdiğini
duyurdu.
Maliye Bakanı: "Anarşizm"
KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun ise, Kıbrıs Türk Sanayi
Odası öncülüğündeki 8 örgütün başlattığını
açıkladığı, "sivil itaatsizlik eylemi"ni
"anarşizm" olarak niteleyerek, eyleme yönelik, "yasalar
neyi öngörüyorsa uygulanacağını" söyledi.
"Böyle bir eylem yaklaşımının anarşi ortamı
yaratacağını" belirten Uzun, Sanayi Odası ve
diğer örgütlerin böyle bir eylem kararı alarak hata
yaptığını kaydetti.
Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) "Sivil İtaatsizlik"
eylemini değerlendiren KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, eylemi 'üzücü"
diye niteledi ve "Bunun manası, devletin yasalarının
öngördüklerinin yerine getirilmemesi, tanınmamasıdır. Bu
bakımdan üzücü. Böyle bir yaklaşım bir anarşi
ortamını yaratır" dedi.
"Özellikle iş adamlarının, ekonominin dönen bir tekerlek
olduğunu bilmesi gerektiğini" kaydeden Uzun, "Eğer
onlar çomak sokarsa bu tekerlek dönmez ve onların tarafına da gitmez.
Devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyeceklerse, devlet de
onlara sağlayacağı olanakları sağlayamayacak"
diye konuştu.
"Yasalar uygulanacak"
Maliye Bakanı Uzun, yasalarda, bir mükellefiyet yerine getirilmezse,
karşılığında ne yapılacağının yer
aldığına işaret ederek, örneğin elektrik
faturasını ödemeyenlerin elektriğinin kesildiğini
hatırlattı.
Uzun, sivil itaatsizlik eylemi yaparak elektrik faturası ödemeyeceklerin,
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'na (KIBTEK), "elektriğimi kesme
hakkın yok" diyemeyeceğini ifade ederek, devlete ait
işyerlerinin kiralarını ödemeyenlerin de sözleşmelerinin
iptal edileceğini kaydetti.
Uzun, bir soru üzerine, yasalardaki yaptırımların kesinlikle
uygulanacağını belirterek, "Bu misilleme değildir ama
yasaların gereği yerine getirilecektir. Bunu yaparken devleti
cezalandırmayı düşünüyorlarsa, devlet de geliri olmadan onlara
karşı mükellefiyetleri varsa bunları ister istemez yerine
getiremeyecek" dedi.
Seyrüseferi olmayan araçların polis denetimleriyle trafikten men
edileceğini bildiren Ahmet Uzun, "Bu eylemle 'kanunları, devleti
tanımıyorum, gereklerini yapmayacağım' demek
anarşizmdir. Böyle eylem olmaz. Bu yaklaşımın
Rumlarınkinden ne farkı var? Bize 'sözde devlet' diyorlar. Bunlara
karşı yasalar ne diyorsa yapacağız. Elektrik
faturasını ödemiyorsa, elektriği kesilecek. İleride
fazlasıyla ödemek zorunda kalacak. Sanayi Odası'nın bu eylem
şeklini ve yaklaşımını bir hata olarak
değerlendiriyorum" diye konuştu.
Eylem gerekçelerini de doğru bulmadığını ifade eden
Ahmet Uzun, elektrik fiyatlarının dünya petrol piyasalarındaki
rakamlara göre belirlendiğini sık sık
açıkladıklarını hatırlattı ve rakamların
bütçe açıklarını kapatmak için belirlendiğini söylemenin
amacının başka olduğunu belirtti.
Uzun, eylemin amacının, "üzüm yemek değil,
bağcıyı dövmek" olduğunu da kaydetti.
Bir soru üzerine, sanayi odası yetkililerinden kendisine görüşme
talebi gelmediğini, zaten bu eylem kararı öncesinde de görüşme
yapmadıklarını anlatan Ahmet Uzun, "Onlar itaatsizlik
eylemi yaparlarsa biz de yasaların gereğini yapacağız.
Görüşme talepleri olursa da görüşeceğiz" dedi.
Elektrik faturaları ödenmeyecek, SSK primleri, KDV'ler,
çalışanlarının maaş vergileri
yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.
KKTC'de Kıbrıs
Türk Sanayi Odası (KIBSO), sekiz örgütün desteğiyle hükümete
karşı "sivil itaatsizlik" eylemi başlattı.
Eylem çerçevesinde, elektrik faturaları ödenmeyecek,
çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat
Sandığı primleri yatırılmayacak, araç seyrüsefer
ruhsatları çıkarılmayacak, KDV'ler yatırılmayacak,
çalışanlarının maaş vergileri yatırılmayacak,
tapu devir işlemleri yapılmayacak.
KKTC hükümetine eleştiriler
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, "ülkede bir
süredir ekonomik sıkıntı yaşandığını"
belirterek, hükümetin aldığı tedbirleri, "günlük, geçici
tedbirler" olarak niteledi.
"Büyüyen kamu açığının yapılan zamlarla
kapatılamayacağını" ifade eden Tunar, "Hükümetlerin
yanlış icraatlarıyla büyütülen kamu açıklarını
elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş
zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir" dedi.
Tunar, "yapılan zamların tüm halkın belini büktüğünü,
yerel üretimin girdi maliyetlerini yükselttiğini ve ülkede
pahalılığın artmasına neden olduğunu"
söyledi.
Tunar, şöyle konuştu:
"Yerel üretimi temsil eden Kıbrıs
Türk Sanayi Odası ve üretici birlikleri olarak bizler bu gidişe
'artık yeter' diyoruz. Kamu açıkları zamlarla kapatılamaz.
Hükümetlerin yanlış icraatlarının bedelini,
işyerlerimizi kapatarak ödemek istemiyoruz. Kamuya istihdam ve gizli
işsiz ordusu yaratmak, işsizlik sorununu çözmez. Kamu
çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki
uçurum kapanmalıdır. Yapısal değişiklikler yapma
zamanıdır. Olası çözüm sonrası çok geç olacak."
"Sivil itaatsizlik" eylemine, Ahşap Doğrama Mobilya ve
Mutfak Üreticileri Birliği, Taş Ocakçıları Birliği,
Süt ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği, Hazır Beton
Üreticileri Birliği, Gıda ve Ambalaj Ürünleri Üreticileri
Birliği, Girne İnşaatçılar Birliği, Mağusa
İnşaatçılar Birliği ve Asfalt Üreticileri Birliğinin
destek verdiği belirtildi.
Süpermarketler Birliği de yaptığı açıklamada, Sanayi
Odası öncülüğünde başlatılan eyleme destek verdiğini
duyurdu.
HURRIYET 19/09/2008
Kıbrısta hava sertleşti
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Rum lider Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Talatı, çözüm için ortak dile sahip olmamakla eleştirdi, Talat da Hristofyasa, Bunu söyleyen önce aynaya baksın karşılığını verdi
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın görüşme salonunda başka
dışarıda başka konuştuğunu iddia ederek, Ortak
dil bulamazsak, değil yıl sonunda, sonuna kadar çözüm bulunmayacak
dedi. Talat ise Hristofyasın açıklamasına, Bunu söyleyen önce
bir aynaya baksın diyerek tepki gösterdi.
Kıbrısta dün ikincisi yapılan kapsamlı müzakereler
öncesinde Rum Başkanlık Sarayında basına konuşan
Hristofyas, Arzu edilen, detaylara girip sorunu çözebilmemiz için
Kıbrıs sorununun temel çözüm ilkeleri üzerinde
karşılıklı anlayıştır dedi. Hristofyas,
Talatın, içeride başka, dışarıda başka
şeyler söylediğini iddia etti ve İçeride taahhüt ettiklerine
sonuna kadar sadık kalacağını umarım dedi.
Talat:
Süreci hızlandıralım
Görüşmeden dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Talat ise, Biz sürecin hızlandırılmasını istiyoruz.
Elimizden gelen gayreti ortaya koyuyoruz. Eğer bu süreç yavaş
gidiyorsa, bunu söyleyen önce bir aynaya bakmalıdır dedi.
Sen
misin Deniz Gezmiş'i anan
19/09/2008 RADIKAL
Muğla'da 6 Mayıs'ta asılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı anmak için etkinlik düzenleyen Yursever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan ve üniversite öğrencisi Ekin Yağmur Yılmaz için 5 yıla kadar hapis isteniyor
Yaşar ANTER
MUĞLA - Deniz Gezmiş (fotoğrafta), Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişlerinin 36'ncı yıldönümü nedeniyle, Yurtsever Cephe Muğla İnisiyatifi tarafından 6 Mayıs'ta Muğla Nazım Kültürevi'nde düzenlenen anma etkinliği davalık oldu. Yursever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan ve üniversite öğrencisi Ekin Yağmur Yılmaz hakkında, suç ve suçluyu övmek, yasaya aykırı toplantı düzenlemek suçlarından 3'er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
35 KİŞİ KATILDI
68 kuşağının öğrenci liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişlerinin 36'ncı yıldönümü nedeniyle, Yurtsever Cephe Muğla İnisiyatifi tarafından 6 Mayıs'ta Muğla Nazım Kültürevi'nde düzenlenen ve yaklaşık 35 kişinin katıldığı anma etkinliği davalık oldu. Yurtsever Cephe Sözcüsü 45 yaşındaki Ayhan Karahan ve yardımcısı Muğla Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi 20 yaşındaki 20 yaşındaki Ekin Yağmur Yılmaz hakkında, suç ve suçluyu övmek, yasaya aykırı toplantı düzenlemek suçlarını içeren Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 28/1, TCK 251/1 ve TCK 53. maddelerinden Muğla 2'nci Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Muğla Cumhuriyet Savcısı Şenol Çuğun tarafından hazırlanan iddianamede, Karahan ve Yılmaz hakkında, 28/1den 18 aydan 3 yıla kadar hapis, ayrıca adli para cezası, 251/1den de 2 yıla kadar hapis cezası istendi.
DENİZLER HİÇBİR ZAMAN SUÇLU OLMADI
Davanın hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını ve tamamen siyasi olduğunu savunan Yurtsever Cephe Bodrum Sözcüsü Ayhan Karahan, Deniz, Yusuf, Hüseyin ve diğerleri hiçbir zaman suçlu olmadı. Asıl suçlular, ülkede bağımsızlığın ve özgürlüğün simgesi olan bu yurtsever gençleri idama götürenlerdir, emperyalizmin işbirlikçileridir. Bunca yıl sonra, halen Denizlerin ismine bile tahammül edemeyenler var diye konuştu.
-ABDULLAH ÇATLI'YI KAHRAMAN GİBİ ANANLARA DAVA YOK-
Karahan, şöyle devam etti: Susurluğun her yıldönümünde Abdullah Çatlı'yı mezarı başında kahramanlar gibi ananlar böyle bir dava ile karşı karşıya kalmıyorlar. Holiganlar trübünlerde Hepimiz Ogün Samastız yazılı bandanalar bağladığında polis onları alkışlıyor. Adnan Menderes de idam edildi. Ama iktidar partisi Menderes'in izindeyiz manifestosu yayınlıyor. Hiçbir işlem yok. Hangi derneğe, partiye kendi binasındaki kapalı toplantısından dolayı dava açılmıştır. Bu davanın hiçbir hukuki niteliği bulunmamaktadır. Tamamen siyasal içerik taşımaktadır. Bizler zaten bu siyasallaşmanın açığa çıkmasını talep ediyorduk. Muğla 2'nci Asliye Ceza Mahkemesine işimizi kolaylaştırdığı için teşekkür ediyoruz. Deniz Feneri vurgunu yolsuzlukları açığa çıkmasın diye bizim Denizlerimize saldırıyorlar. Emperyalistler rahatsız oluyor diye yurtseverliğimizden, işbirlikçileri rahatsız oluyor diye de Deniz olmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Davanın, etkinliğin olduğu gün Nazım Kültürevi'ne girmek isteyen polisleri içeri almadıkları gerekçesiyle, Muğla Emniyet Müdürlüğü'nün savcılığa yaptığı suç duyurusu sonucu açıldığını anlatan Ayhan Karahan, Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 20 Kasım 2008'de ilk duruşması görülecek davada, Yurtsever Cephe'ye CHP, SHP, TKP ve ÖDP'nin destek vereceğini, Muğla Adliyesi önünde basın açıklaması yapılacağını duyurdu. (dha)
Neither deadlock nor
progress as leaders get down to work
By Jean
Christou
THE LEADERS of the two
sides met for five hours yesterday out of the glare of the media, continuing
discussions on power sharing and governance.
On his return to the Presidential Palace after the meeting, Christofias said
the discussion on the particular topic had not been completed and that it would
be taken up again when the leaders meet again on October 8.
'We are moving forward but there are some pending issues, he said.
Christofias said at the next meeting they would take up the issue of executive
power, which was part of the overall chapter on governance and power sharing.
These included discussions on the powers of the central government, legislative
authority, judicial authority, and the mechanism for the resolution of
disputes.
There are a lot of issues, so it will take time, he said.
There are three more core issues to be covered by the leaders. The next one
to be taken up will be property. Territory and security are the remaining two.
Christofias said the climate of yesterdays meeting was good.
The meetings always take place in a friendly spirit, regardless of whether we
agree or not, he said.
Since the new negotiations were officially launched on September 3 there had
been some tension related to public statements made by the Turkish Cypriot
side, but the leaders appear to have got past that and met socially last Sunday
for a bicommunal event.
Before he left for the UN to attend yesterdays meeting with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat, Christofias was asked about the public statements made
by the Turkish side.
What counts for me is what he [Talat] is pledging during that talks and I hope
that he will abide by them, he said. "Mr. Talat says and accepts one
thing inside and proclaims another outside. People should know this.
He also said no settlement could be reached unless the two leaders were
speaking the same language. I told Mr Talat that he should appear more
reasonable and to extend his hand, otherwise if we don't find a common
language, a solution won't be found either at the end of this or any other
year, Christofias added.
In his comments after the meeting, Talat said yesterdays meeting resulted in
neither deadlock nor great progress. Neither could it be called unproductive,
he added.
He said once the issue of governance and power sharing was exhausted and they
moved on to property, it did not necessarily mean agreement would have been
reached on the first topic. It will just mean that we have discussed all
aspects, he said.
CYPRUS MAIL 19/09/08
Commission moves on
Cyprus infringements
THE European Commission
has decided to pursue infringement procedures against 12 member states,
including Cyprus, for failure to implement certain internal market directives
into national law.
The countries have been referred by the Commission to the European Court of
Justice over non-implementation of a directive on recognition of professional
qualifications.
This directive stems from the reform of the system for the recognition of
professional qualifications launched by the Commission to help make labour
markets more flexible, to further open up the supply of services, to encourage
greater automatic recognition of qualifications and to simplify administrative
procedures.
It merges into a single legislative act 15 individual directives, covering the
professions of doctor, general care nurse, dentist, veterinary surgeon, midwife
and architect, and three directives establishing a general system for the
recognition of professional qualifications covering most other regulated
professions.
It simplifies the structure of the system for the recognition of qualifications
and improves the way it operates. It thus aims to facilitate mobility in the
single market for qualified persons who move to another Member State to provide
a service or to establish themselves there permanently.
In a separate case, in a new round of proceedings against possible
infringements of EU Telecoms rules, the Commission yesterday decided to refer
Poland and Cyprus to the European Court of Justice on broadband retail
regulation and rights of way respectively.
The Cypriot case involves a failure properly to apply the procedure for
granting rights to install facilities for the mobile sector on public property
or to adopt additional measures to enable their correct implementation.
Cyprus has not replied to the reasoned opinion sent by the Commission in
February 2008.
CYPRUS MAIL 19/09/08
Important finds in
Bronze Age settlement
By Jean
Christou
ARCHAEOLOGISTS have
uncovered the remains of an unusual 1.2 metre high wall with once curved end
and one straight end during continued excavations at Kissonerga-Skalia in
Paphos.
They believe it might have been a perimeter wall to the ancient settlement. We
have now revealed that it [the wall] extends for over 10 metres and hope to
trace the remaining length in future seasons, said a statement from the
Antiquities Department.
It said curved walls were rare for this period and the unusual width and rubble
construction also indicated that it had a special function.
On the outside of the wall, the Bronze Age occupants of Kissonerga had levelled
the surface to create an exterior area and on the interior face a circular mud
plastered pit abutted the wall.
Within the structure, there was also an additional plastered pit filled with an
ashy deposit, an area of compacted floor surface, spreads of pot sherds and
ground stone tools.
This represents the latest preserved occupation in this area of the
settlement. No subdivisions have yet been revealed on its interior and the
walls function remains uncertain. It is possible that it may prove to be a
perimeter wall, which would again be atypical for sites of this period, the
statement added.
In another part of the settlement, archaeologists exposed a large freestanding
furnace-like structure and some typical stone footings of Bronze Age houses.
Other finds include copper fragments, textile production, attested by spindle
whorls and a loom weight, and numbers of ground stone objects, including
agricultural tools such as querns for grinding grain.
The site has also yielded evidence of faunal and marine exploitation such as
cattle, deer, sheep, goats, pigs, crabs and shellfish, and also botanical
remains of grapes and lentils.
The architecture and organisation of the settlement of Kissonerga-Skalia
therefore has some unusual features, but also shares traditions with other
parts of the island, said the statement.
What these similarities and differences mean in terms of how the Bronze Age
people of the southwest interacted with other communities is a question that
further excavation may answer, the Department said.
We can now begin to build up a picture of life in Bronze Age Kissonerga, but
there is much work remaining for future seasons to be able to completely
understand the site, it added.
Kissonerga has previously yielded archaeological evidence dating from the very
first Neolithic age in Cyprus and also an important Chalcolithic settlement.
This is the first time, however, that a research project has placed the
prehistoric settlement in the Bronze Age. The settlement was believed to have
been abandoned around 1700BC. In 2007, preserved houses were found that dated
to the Early Middle Bronze Age.
The latest excavations were carried out with archaeologists from the University
of Manchester team.
CYPRUS MAIL 19/09/08
CENK BAŞLAMIŞ Erivan
Sarkisyan, Türkiyeden toprak talebiniz var
mı? sorusuna, Toprak iddiasına çok şaşırıyorum.
Kesinlikle hiçbir Ermeni yetkili böyle bir açıklama yapmadı diye
cevap verdi
Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, Erivanın
Türkiyeden toprak talebinde bulunmadığını
tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklayan en üst
düzeydeki ilk Ermeni yetkili oldu.
Ermenistanın bugün kutlayacağı bağımsızlık
ilanının 17. yıldönümü öncesinde Sarkisyan, aralarında
Milliyet muhabirinin de bulunduğu bir grup yabancı gazeteciyle
başkanlık sarayında kahvaltılı sohbet
toplantısı yaptı. Yabancı gazetecilerin Türkiye ile
ilişkilerden Karabağ sorununa ve Gürcistandaki gelişmelere
kadar pek çok konuda sorularını yanıtlayan Sarkisyan, net ve
yoruma açık olmayan mesajlar vermeye çalıştı. Ermenistan
lideri, Milliyet tarafından yöneltilen soruları şöyle
yanıtladı:
Soru: Ermenistanın
Türkiyeden toprak talebi var mı?
Sarkisyan: Toprak iddiası konusuna çok şaşırıyorum.
Nedense yaygın bir görüş. Ama siz hangi Ermeni yetkilinin
Türkiyeden toprak istiyoruz dediğini duydunuz? Kesinlikle böyle bir
açıklama olmadı. Nedense, soykırım konusuyla toprak
iddiaları arasında bağlantı kuranlar var.
Soru: Türkiye ile
Ermenistanın soykırım konusunu araştırmak üzere
tarihçilerden oluşan bir komisyon kurmasına en azından
karşı olmadığınızı
açıkladınız. Karşı olmadığınıza
göre, komisyonun varacağı sonucu tanımaya hazır
mısınız?
- Ben genel olarak iki ülke arasında komisyonlar kurulmasına
karşı olmadığımı söyledim. Herhangi bir komisyon
oluşturulmasından önce iki ülke arasında diplomatik ilişki
kurulmasının daha iyi olacağını belirttim. Önce ortak
sınırımız açılsın ve diplomatik ilişki
kurulsun, ondan sonra her türlü konuda komisyonlar, alt komisyonlar, alt alt
komisyonlar kurarız. Komisyonun varacağı kararını
tanıyıp tanımayacağımıza ilişkin
soruları biraz garip karşılıyorum. Çünkü sonuçta bir grup
bilim adamı, tarihçi oturup bir karar verecek. Ermenistanda bugün
Sarkisyan var. Diyelim ben kararı tanıdım. Ama benden sonra
gelen ya kalkıp, Ben tanımıyorum derse? Yani, bu komisyonun
alacağı karar belirleyici olamaz. Bu ancak, karar vericilere, yani
hükümetlere, tavsiye niteliğinde bir karar olabilir. Aslında
hatırlarsanız, ABDnin girişimiyle zamanında buna benzer
bir komisyon kurulmuştu ve soykırım olmuştur sonucuna
varmıştı. Peki ne oldu? Bir şey değişti mi?Kimse
kabul etti mi? Hayır. Kimse kabul etmedi.
Soru: Türk ve Ermeni milli
takımları arasında oynanacak rövanş
karşılaşması için Türkiyeye gideceksiniz. Bu ziyaretinizde
ya da daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla görüşmeyi
planlıyor musunuz?
- Sayın Erdoğanla görüşme imkânı bulabilirsem mutlu
olurum.
Karabağı
tanımak son seçenek
Soru: Gürcistanın Güney
Osetyaya saldırmasıyla yaşanan süreci nasıl
değerlendiriyorsunuz? Rusya, Güney Osetyayı tanıyınca
neden siz de Karabağın
bağımsızlığını tanımadınız?
- Bu olaylar etnik sorunun silahla çözülmeye
çalışılmasının ne kadar tehlikeli olduğunu
gösterdi. Karabağı tanımak şu anda gündemimizde
değil, çünkü bir görüşme süreci devam ediyor. Karabağı
tanımak bizim için son seçenek. Ama şunu da söylemem lazım, bir
mucize olur da Karabağ Azerbaycan çatısına girerse Ermeniler
hemen orayı terk eder.
Sarkisyanı
güldüren soru
Soru: Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülle görüşmenizde siyaset dışı konulara girme
olanağı bulabildiniz mi? Örneğin, Cumhurbaşkanı,
Erivanla ilgili izlenimlerini aktardı mı? Size herhangi bir Ermenice
kelime söyledi mi ya da belki de siz ona Türkçe bir şeyler
söylemişsinizdir...
-(Uzun uzun güldükten sonra) Hayır, Ekselansla diğer konulara girme
fırsatımız olmadı. Sayın Gülün Ermenice
bildiğini sanmıyorum. Nedense benim Azerice konuştuğum
yolunda bir efsane var! Evet, bir zamanlar basit konuşma düzeyinde Azerice
bilirdim. Türkçe ile Azericenin de birbirlerine yakın olduğunu
biliyorum. Ama 20 yıldır Azerice konuşmadım. Yani, şu
anda mantıklı bir cümle kurabilecek durumda değilim!
Belirtmek isterim ki, Sayın Gülle ilişkin izlenimlerim çok olumlu,
çok hoş bir insan. İkimiz insanların müreffeh bir hayat sürmesi
için yapabileceklerimizi konuştuk.

Erivanın merkezindeki Cumhuriyet Meydanında
görüntülediğimiz üniversite öğrencisi Karina, Milliyete Türkiyeyle
ilişki kurmak biz gençlerin geleceği için çok önemli dedi.
ANALİZ
Ermenistan
çıkış arıyor
Ermenistanda
şu anda en çok konuşulan konulardan biri, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün Erivana yaptığı ziyaret.
Yıldırım hızıyla gerçekleştirilen bir ziyaret
olmasına karşın tarihte ilk kez bir Türk
cumhurbaşkanının Ermeni topraklarına ayak
basmasının yankısı büyük olmuş. Aşırı
milliyetçiler dışında kalan kesim, kısaca futbol
diplomasisi olarak adlandırılan yakınlaşma denemesini
destekliyor. Aslında, sokaktaki Ermeninin bir Türk vatandaşıyla
herhangi bir konuda alıp veremediği yok. Tersine, Erivanda Türk
vatandaşlarına özel ilgi gösteriliyor.
Sorunları
dondurmak
Peki, Ermenistan yönetiminin tarihi bir açılımla Gülü davet
etmesinin anlamı ne? Belirtmek gerekiyor ki, Erivanın
soykırımın Ankara tarafından tanınması talebinden
kesinlikle vazgeçmeye niyeti yok. Ermenistan Devlet Başkanı Serj
Sarkisyanın, Milliyetin sorusuna yanıt olarak çok açık bir
dille Türkiyeden toprak talepleri bulunmadığını söylemesinin
de aslında başka nedenleri var. Ancak, şu anda Ermenistan için
soykırım ya da toprak talebinden daha acil bir konu var: Bir taraftan
Türk, diğer yandan Azeri ablukası Ermenistanı ekonomik
açıdan çıkmaza sürüklemiş durumda. Soykırım ve toprak
talebi konularını şu anda ısrarla canlı tutmanın
kendisinin çıkarına olmadığını gören Ermeni
yönetimi, öyle anlaşılıyor ki Türkiye ile diplomatik ilişki
kurulması sayesinde ablukadan sıyrılmayı planlıyor.
Sarkisyan yönetiminin, Önce diplomatik ilişki kurulsun, sonra oturup
bütün sorunları çözeriz yaklaşımının içten mi, yoksa
taktik mi olduğu ancak zaman içinde ortaya çıkacak. Ama
Erivanın şu andaki gündeminde iki ülke arasında normal
ilişki kurulmasını engelleyen sorunların dondurulması
var.
MILLIYET 21/09/08
Talat-Hristofyas görüşmesi 10 Ekim'e ertelendi
Cumhurbaşkanlığı'ndan
elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs sorununa çözüm müzakereleri
çerçevesinde 8 Ekim'de yapılacak görüşmenin iki gün ertelenmesi, Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Bulgaristan'a yapacağı
ziyaretten kaynaklandı.
Rum
basını ne yazdı?
Bu arada Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim tarihinde
yapılması planlanan görüşmenin, 10 Ekim tarihine
ertelendiğini; bu arada 9 Ekim tarihinde, AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn'in Kıbrıs'a geleceğini yazdı.
Politis gazetesi; "Olli Rehn Geliyor - AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri 9 Ekim'de Kıbrıs'ı Ziyaret Edecek"
başlıkları altında verdiği haberinde;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim tarihinde yapılacağı
belirtilen üçüncü görüşmenin, Hristofyas'ın Bulgaristan ziyareti
sebebiyle 10 Ekim'e ertelendiğini savundu. Gazete; AB Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Rehn'in ise, Talat-Hristofyas görüşmesinin bir gün
öncesinde, 9 Ekim tarihinde Kıbrıs'a geleceğini ve
Kıbrıs'taki taraflarla Kıbrıs sorununa ilişkin
görüşmeler gerçekleştireceğini ileri sürdü.
Gazete; diplomatik kaynakların, Rehn'in, Kıbrıs ziyareti
sırasında, Cumhurbaşkanı Talat'a "AB
normlarının esnek olabileceğini, ancak Kıbrıs
sorununun çözümünün temel unsurlarında kalıcı sapmaları
olamayacağını izah etmesini" umut ettiklerini yazdı.
Gazete ayrıca; Rehn'in, Kıbrıs Türk tarafına; AB'nin
"tek üye devletten çifte temsiliyeti kabul etmesinin mümkün
olmayacağını izah etmesinin beklendiğini" öne sürdü.
Öte yandan Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipiranu; Rehn'in;
"AB'nin, Kıbrıs sorununda iki toplumun üzerinde
uzlaşacakları her türlü çözümü, birleşik
Kıbrıs'ın AB ilkelerine saygı göstermesi ve üye devlet
olarak görevlerini yerine getirecek konumda olması koşuluyla, kabul
edebileceği" şeklindeki açıklamasına yönelik Rum
basınında yapılan eleştirileri "reddettiğini"
açıkladı.
Kipiranu, sözde "Mağusa Belediyesi"nin önceki günkü "anti
işgal" etkinlikleri sonrasında yaptığı
açıklamada; Rehn'in söz konusu açıklamasıyla kalıcı
sapmalara giden yola "kırmızı halı serdiği"
şeklindeki yorumların doğru olmadığını,
Rehn'in bizzat kendisine "çözümün AB normlarıyla uyumlu olması
gerektiğini söylediğini" iddia etti. Kipiranu; hiçbir
sapmanın Güney Kıbrıs'ın onayı olmaksızın
kabul edilemeyeceğini vurguladı ve son sözün AB Komisyonu'na
değil Güney Kıbrıs'ın da daimi üyesi olduğu AB
Konseyi'ne ait olduğunu söyledi.
KIBRIS 21/09/08
Newspapers scream deadlock, but
wheres the proof?
By Jean Christou
THE
DOOMSAYERS were out in force the day after the second substantive meeting
between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat on Thursday.
Fridays front-page headline in right-wing Simerini screamed Doomed with a
subhead saying the talks were going nowhere. Phileleftheros had a less dramatic
headline but the implication was similar: They want their own state
.and
more.
Phileleftheros accused Talat of being negative, promoting separation and
seeking powerful state powers.
Although both newspapers had the exact same information about Thursdays
meeting as the other papers, their spin could not have been more different.
It was true the two leaders had not agreed everything on the issue of
governance and power sharing. It was true that Talat said they had not made
great progress, but neither had they reached a deadlock.
It was also true that Christofias said Talat was speaking differently inside
and outside of the meetings, but there was no indication of a crisis. Maybe the
Cyprus talks are ultimately doomed to fail, but at the same time they have
barely started, and for once, at least, two Cypriot leaders are actually
talking.
There is an old saying that a sour face is a reflection of sour thoughts,
which would indicate the level of difference in how some newspapers are
handling the same information.
It appears the procedure is moving at a snail's pace, which creates reasonable
doubt about the degree of convergence of views on both sides, said Simerini,
calling it a quagmire.
Governance and power sharing has not been completed and will be discussed at
the next meeting, despite five hours of discussions, it added, as if the
34-year-old problem could be solved in two meetings of the leaders.
On the Turkish Cypriot side there were also mixed interpretations by newspapers
from negative to neutral but not necessarily positive. Kibris said: Tension in
statements and referred to sarcastic statements by the leaders.
There is no progress, said Vatan and Afrika with almost identical headlines,
Who is telling the truth? said Halkin Sesi. Christofias: Talat acts in a
double-faced manner. Talat: Let Christofias look in the mirror, said Ortam.
Its all par for the course, said a source close to the talks. The source
said it was true that listening to the leaders when they come out of the talks,
one could be forgiven for thinking everyone involved was attending a different
meeting.
The source said there could be a number of reasons why some newspapers had
decided to view the process so far in a negative light. One was the well-known
existence of factions who do not want a solution. And the closer it seemed to a
solution being found, the louder they became.
Those who are looking positively at the situation and know the Cyprus issue
well, will realise that the absence of a deadlock is actually progress. A lot
of it is just posturing, the source said.
The two leaders are talking seriously and are committed but they still
continue to play to their respective public and pander to certain factions.
They are politicians, he said.
This was only the second meeting of substantive talks and they have covered a
lot of ground. The meetings have been long and they have not agreed on
everything but they have not been acrimonious, the source added.
He said it was all being done in a very businesslike way.
Its also the first time for Christofias, and for Talat Its the first time he
has had someone who is talking back to him. With Papadopoulos he was coming up
against a brick wall, the source added.
He said there were people on both sides that did not want solution. And its
only going to get worse, he said. If they see more traction, the criticism and
attacks will worsen.
Analyst Hubert Faustmann, an Associate Professor of International Relations at
the University of Nicosia said there was a lot of negativity on both sides.
But the mere format of the talks means they (the leaders) cant agree on
everything. There will be a final give and take at the end, he said.
Faustmann said the pessimism was probably a combination of people being jaded
by so many failed attempts to solve the Cyprus issue, and also the factions who
dont want a solution that were contributing to the negativity.
Everyone is afraid of a solution. Real progress makes them afraid, he said.
I think its premature to be negative.
At the same time Faustmann said neither leader has emerged from their meetings
particularly friendly to each other, despite the friendliness inside.
He said he finds the statements being made by both leaders bewildering with
each seemingly trying to undermine the credibility of the other.
Journalists in Cyprus are as much part of the problem, he said.
The responsible thing to do is not to leak information until a final deal has
been reached. Otherwise, he said there would be negative consequences that
could undermine a solution.
CYPRUS MAIL 21/09/08
Christofias calls on UN to remain consistent during talks
PRESIDENT Demetris
Christofias yesterday departed for New York to attend the United Nations
General Assembly.
Speaking at Larnaca Airport, Christofias said he would relay the message to the
UN Secretary-general that dialogues continue, in the framework of the direct
talks, and that the Greek Cypriot side is expecting support from the UN and for
the international organisation to remain true to its position that the
discussions are taking place between Cypriots for the good of the Cypriots.
Christofias noted that there are also international aspects to the Cyprus
problem, which of course, we dont ignore.
He added, We are expecting the United Nations, European Union and other
international organisations to play their role towards Turkey, so that the
principals of international justice are respected by the occupying forces;
otherwise, we will never find a solution to the Cyprus problem.
The President said he would inform the UN General Assembly on the Cyprus
governments and Greek Cypriots positions and principles on the Cyprus
problem.
Christofias also let slip that he was reservedly optimistic over the direct
talks, which began at the beginning of the month with Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat, adding that the Greek Cypriot side was ready to deal with any
difficulties that may arise.
CYPRUS MAIL 21/09/08