Rumlardan Türklere ‘Türk malı ev’


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türklere Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde daimi ikamet etmeleri halinde “Kıbrıs Türk malı ev” vermeye başladı.

Rum tarafında kurulan Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü Yorgos Theodoru, ev alma başvurusunda bulunan Kıbrıslı Türklere ev verilmesinin önkoşullarının bazı kriterlere bağlandığını belirtti. Theodoru, Kıbrıslı Türklerin, gerçek mal sahibi veya mirasçı olduğunu kanıtlaması halinde, Türklere ait evleri alabileceklerini söyledi. Rumların bu tutumunu “siyasi” olarak değerlendiren diplomatik kaynaklara göre Rumlar Türklere ev vererek dünya kamuoyuna, “Bakın Türklere mallarını geri veriyoruz” mesajı vermeyi amaçlıyor.

MILLIYET 11/12/08

 

 

Talat’tan Atina’ya suçlama


GÜVEN ÖZALP Brüksel

 

Brüksel’de Avrupa Birliği yetkilileriyle temaslarda bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistan’ın Kıbrıs sorunu konusunda takındığı tavrı eleştirdi.

Talat, Yunanistan’ın “perde arkası” rolüne dikkat çekerken, Rum Kesimi’nin hem çözüm ister imajı yaratıp hem de gerginliği tırmandıran adımlar atmasının anlaşılır yanının olmadığını söyledi. Talat, “petrol arama gibi konuların müzakereleri baltalama amacıyla kullanılıyor olabileceği” mesajını verdi.
Rumlara karışmadığı izlenimi yaratan ve çözümsüzlüğün sorumluluğunu Türkiye’ye yıkmaya çalışan Yunanistan’ın Rum Kesimi’ni kullanmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Talat, “Yunanistan, son yıllarda Türkiye’ye karşı bir yumuşama gösteriyor ancak Rum Kesimi’ni Türkiye’nin önünde ciddi engel olarak kullanıyor.
AB üyesi Yunanistan’ın Rum Kesimi’nin arkasına saklanmadan hareket etmesi Kıbrıs sorununun çözümü açısından önemlidir” dedi. Talat, AB’nin Yunanistan’ın tutumunu da masaya yatırması gerektiğini söyledi. 
Talat’ın eleştirdiği bir başka noktayı da Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de petrol arama konusundaki inatçı tavrı oluşturdu. Petrol arama konusu, Rum Kesimi tarafından son dönemde sürekli ısıtılan bir konu olarak dikkat çekiyor. Rum Yönetimi’nin bu konudaki yaklaşımının anlaşılabilir yanı olmadığı görüşünde olan Talat, “Bu benim egemenlik hakkım, istediğimi yaparım yaklaşımı sorumlu bir yaklaşım değil. Uyarılarımıza karşın tavırları değişmiyor. Sorumlu kişilerin bu tür riskleri göze almaması gerekir. Rum tarafı çözüm istiyorsa petrol arama konusunda bir süre bekleyebilir diye düşünüyorum” diye konuştu.
Müzakerelerin genel gidişinin kötü olmadığını söyleyen Talat, özellikle yürütme konusunda ciddi sorunlar bulunduğunu ifade etti.

MILLIYET 11/12/08

 

 

Kıbrıslı Türklere Güney'de daimi ikamet etme karşılığında ev

Alithia'nın haberine göre Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü Yorgos Theodoru gazeteye yaptığı açıklamada, ancak başvuruda bulunan Kıbrıslı Türkler'e, ev verilmesinin önkoşullarının bazı kriterlere bağlandığını; çünkü Kıbrıslı Türkler tarafından bu konuya fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

   Birçok Kıbrıslı Türk'ün "sahte veri ve beyanlarla özgür bölgelerde" mal kullanım ve sahip olma hakkını elde etmeyi arzuladığını savunan Theodoru, mala sahip olma hakkının, gerçekten mal sahibi veya mirasçısı olması çerçevesinde araştırıldığını, ancak bunun da yeterli olmadığını, daimi -en az altı ay- ikamete gereksinim olduğunu söyledi.

   Theodoru, Kıbrıslı Türklerin, gerçek mal sahibi veya mirasçı olduğunu kanıtlaması gerektiğini de belirtti.

   Gazete, aynı sayfada yer alan bir başka haberinde ise, Güney Kıbrıs'tan taşınmaz mal satın almak isteyen Kıbrıslı Türkler konusuna da değindi.

   Gazete, KKTC yetkilisi olan bir kişinin, kısa bir süre önce Güney Kıbrıs'ta apartman dairesi satın almak istediğini, ancak Rum Yönetimi yetkililerinin kendisine izin vermediği şeklinde (gazeteye) şikayette bulunduğunu yazdı.

   Habere göre bu konudaki görüşüne başvurulan Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü Yorgos Theodoru, böyle bir yasaklamanın olduğunu yalanladı.

   Theodoru, son yıllarda özellikle Baf ve Larnaka bölgelerinde yapılan taşınmaz mal alımının yüzlerce olduğunu, böyle bir kısıtlama ve yasaklamanın bulunmadığını söyledi.

   Theodoru, Kıbrıslı Türkler için olan tek farklılığın, eski yasayla ilgili olduğunu, Kıbrıslı Türk tarafından gerçekleştirilen alımın, Rum İçişleri Bakanlığı'nın onayına gereksinimi olduğunu, ayrıca bugüne kadar böyle bir alımın reddedilmediğini, bunun aksine yeteri kadar Kıbrıslı Türk'ün gerek Larnaka gerekse Baf'ta taşınmaz mal- özellikle ev ve apartman dairesi-  satın aldığını söyledi.

KIBRIS 10/12/08

 

 

Rumlar, "Sercem Construction Ltd"i dava etti

MALLARIN KULLANIMINA MÜDAHALE İSTİYORLAR... Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın sahibi olduğu "Sercem Construction Ltd" şirketi aleyhine dava açan iki Kıbrıslı Rum, Sadrazamköy'de üzerine inşaat yapılan arazinin kendilerinin olduğu iddiasıyla 2 milyon Euro'yu aşkın tazminat talep ediyor. Davacılar, "mahkemenin davalıları, davacıların mallarının kullanılmasına müdahale edilmesine mecbur edecek" bir ara emrinin çıkarılmasını talep etti

"Livera" (Sadrazamköy) kökenli Stelyos Stavru Filipu ile Yorgos Mathaiu isimli iki Kıbrıslı Rum'un, burada

bulunan mallarının "yasa dışı kullanılmasına ve müdahale edilmesine" bağlı olarak 2 milyon Euro'yu aşkın tazminat talebiyle Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'nde, esas hissedarının, Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın olduğu "Sercem Construction Ltd" şirketi aleyhine önceki gün dava açtığı bildirildi.

   İki Kıbrıslı Rum'un, söz konusu bölgedeki taşınmaz mal toplamının 180 dönüm olduğunu yazan Politis, davacıların, "mahkemenin davalıları, davacıların mallarının kullanılmasına müdahale edilmesine mecbur edecek" bir ara emrinin çıkarılmasını talep ettiğini belirtti.

   Öte yandan Haravgi, davacıların, "Sercem Construction Ltd" ile "Sercem Development Ltd" şirketlerinin yazlık ev inşa ettikleri bölgede mal sahibi olduklarını savundu.

   Gazete, davanın, söz konusu iki şirketin ötesinde, şirketin üç esas hissedarı ve müdürlerine yönelik olmakla birlikte bunlardan bir tanesinin Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları olduğunu yazdı.

   Söz konusu davaya ilişkin ve davalıların 10 gün içinde mahkemeye katılımlarını bildirmelerini içeren mahkeme celbinin önceki gün çıkarıldığını yazan gazete, davalıların mahkemeye katılmamaları durumunda, davacıların, davalıların yokluğunda, davayı ileriye götürmesinin ve mahkeme tarafından karar alınmasının da mümkün olduğunu belirtti.

   Habere göre davacıları, "K.P Erotokritu ve SIA" isimli avukatlık bürosu temsil ediyor.

   Fileleftheros bu arada, davalıların isimlerini sayarken, Kemal Metin, Erhan Başay ve Hasip İzetli'nin isimlerine de yer verdi.

 KIBRIS 10/12/08

 

Talat, AB'den cesaretlendirme istedi

HRİSTOFYAS SÖYLEMDEN ÖTEYE GEÇMELİ... Cumhurbaşkanı Talat, AB yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde Rum tarafını çözüme angaje etme konusunda cesaretlendirmesini istediğini açıkladı. Hristofyas'ın çözüm istediğini söylese de bunun ötesine geçemediğini, söylemden öteye geçmesi için yapması gerekenler olduğunu ifade eden Talat, Hristoftas'ın bu pozisyonunun Rum tarafında daha önce de sahnelendiğini kaydetti

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI- TAK

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'yle ilişkilerini bozmak istemeyen ve ilişkilerde yumuşama gösteren Yunanistan'ın, perde gerisinden Kıbrıs Rum tarafını Türkiye'nin önünde ciddi bir engel olarak kullandığını söyledi.

   AB yetkililerinden Rum tarafını çözüm yönünde cesaretlendirmesini istediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin çözümde mevzuat uyumu ve ekonomik ilerlemesi için teknik yardım da talep ettiklerini açıkladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de Hotel Silken Berlaymont'ta düzenlediği basın toplantısında, AB yetkilileriyle yaptıkları görüşmeler ve Kıbrıs sorunu müzakereleriyle ilgili bilgiler verdi, soruları yanıtladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, AB zirvesinin de yapılacak olması nedeniyle bugün bazı AB dışişleri bakanlarıyla da görüşeceğini ifade etti. Önceki gün Barosso ve Rehn'le, dün Solana'yla görüştüğünü hatırlatan Talat, Kıbrıs sorununun müzakerelerinde içinde bulunulan safhayı anlattıklarını, AB'nin rolünü değerlendirerek AB'den taleplerini ortaya koyduklarını belirtti.

   Talat, Barosso ve Rehn'le bir saatlik güzel bir görüşme yaptıklarını kaydederek, "Çok yararlı bir görüşme yaptığımız düşüncesindeyim. Sayın Barosso, Kıbrıs sorununun çözümü için iki liderin de ciddi yükümlülük altında olduğumuzu vurguladı. Bunu Hristofyas'a da söyleyeceğini ifade etti. Sayın Solana da aynı şeyi dedi. Bunun, sadece Kıbrıs Türkleri ve Rumları için değil, AB için de bölge barışı için önemini vurguladı. Sanıyorum ortak bir görüş etrafında birleştik bu iki önemli görüşmede..." diye konuştu.

 

"Cesaretlendirme istedik"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'den neler istedikleri konusunda bilgiler verirken, en başta üyeleri olan Kıbrıs Rum tarafını çözüme angaje etme konusunda cesaretlendirmesini istediğini açıkladı.

   Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın çözüm istediğini söylese de bunun ötesine geçemediğini, söylemden öteye geçmesi için yapması gerekenler olduğunu ifade ederek, Rum tarafının bu pozisyonunun daha önce de görüldüğüne, şimdi de Hristofyas'la aynı şeylerin sahnelendiğine dikkat çekti.

   "AB'nin Rum tarafını cesaretlendirmesi gerekir ki gerçekten bunu yapabilsinler, çözüm konusunda gerçekten ciddi ve doğru adım atabilsinler" diyen Cumhurbaşkanı Talat, AB'den istedikleri ikinci şey hakkında bilgi verirken, şöyle konuştu:

 

Teknik yardım

 

   "AB'nin tarafsız bir oyuncu olamayacağı gerçeğinden hareketle -çünkü Rum tarafı ve Yunanistan oradadır- bize teknik yardım sağlaması. Çünkü Kıbrıs sorunu çözüldüğü zaman bütün Kıbrıs AB üyesi olacak ve Kıbrıslı Türklerin gerek mevzuat uyumu, gerekse ekonomideki ilerleme ihtiyacı AB için ciddi bir sorun oluşturabilecek. Bunu şimdiden çözmek, adımlar atılmasını sağlamak doğru olur diye düşündüğümüzden bu konudaki görüşlerimizi AB'li yetkililere anlattık. Bende anladıkları izlenimi var."

 

Yunanistan Türkiye'ye karşı Rum tarafını kullanıyor

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı tutumunda önemli bir yumuşama gösterdiğine, ama buna karşılık Rum tarafını Türkiye'nin önündeki ciddi engellerden biri olarak kullandığına da dikkat çekti.

   Basında bu yönde fazla teşhis görmediğini belirten Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın özellikle Yunanistan gezisinde bunu gördüklerini, "iki ayrı devletiz" vurgusu yaparken perde gerisinde Yunanistan'ın Türkiye'yle ilişkilerini kötüleştirmek istemediği için Rum tarafını ortaya çıkardığını gözlemlediklerini belirtti.

   Talat, Yunanistan'ın 1981'den beri AB üyesi olduğuna işaret ederek,  "Yunanistan'ın bir şeylerin arkasına saklanmadan hareket etmesi Kıbrıs sorununun çözümünün geleceği açısından önemlidir. Bunu Avrupalıların dikkatine getiriyoruz" diye konuştu.

      

"Müzakere sürecinden heyecan duyuyorlar"

 

   Avrupalıların genel olarak müzakere sürecinden büyük heyecan duymaya devam ettiğini kaydeden Talat, "Bunu da gözlemledik. Biz kararlılığımızı bir kere daha teyit ettik. Biz, Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz ve her seferinde bunu  teyit ediyoruz. Top, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen herkesin yardımıyla hedefe yönlendirilecektir. Size düşenleri siz, bize düşenleri biz yapacağız ve hedefe varacağız dedik" dedi.

 

"AP seçimleri öncesi çözüm geçerli ve ihtiyaç"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinde takvim konusundaki bir soruyu yanıtlarken, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde sorunun çözümlenmesi görüşlerinin geçerli ve ihtiyaç olduğunu vurguladı.

   Rumların bunu istemediğini yüksek sesle tekrarladıklarını belirten Talat, Rusya'yla ortak mutabakat metni düzenleyerek bunu Rusya'nın da desteklediği gibi bir anlayışı ortaya koyduklarına işaret etti.

   Takvim için karşı tarafın da mutabakatı gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafından böyle bir yaklaşım görmediğini söyledi.

 

"Tam anlamıyla eşit muamele istedik"

 

   AB yetkililerinden eşit muamele isterken neler talep ettikleri sorusuna karşılık Talat, AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafına AB'nin nasıl davranması gerektiğini dikte ettiremeyeceklerini, zaten bu konuda bir çabaya da girmediklerini anlattı ve "Ama Kıbrıs meselesinin varlığını herkes kabul ediyor. AB de dünya da... Kıbrıs sorununda eşit muamele istedik, tam anlamında eşit.. Örneğin bizim üniversitelerimizin Bologna Süreci'ne katılımı söz konusuysa ve karşısındaki engel Kıbrıs sorunudur deniyorsa buna karşı eşit muamele istiyoruz. Eğer Kıbrıs sorununun kendisiyle ilgili müzakere süreciyle ilgili tavırlar söz konusuyla burada da eşit muamele istiyoruz. İki lidersek, eşitsek Kıbrıs sorunuyla ilgili eşit yaklaşım istiyoruz. Biliyoruz ki mümkün değil ama istiyoruz" ifadelerini kullandı.

   Ankara'ya büyükelçi atanmasındaki sorunla ilgili soruyu yanıtlarken, bunun Türkiye'yle bir sorun değil, iç sorun olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu sorunun çözüleceğini söyledi.

 

Türkiye'nin tutumu

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin müzakerelerdeki tutumunun çok açık olduğunu belirterek, çözüm istediğini ortaya koyup ispat ettiğini ve bunu hem Kıbrıslı Türkler ve Türkiye hem de bölge için istediğini belirtti.

   Türkiye'nin Yunanistan'la ilişkilerinde de samimi davrandığını ifade eden Talat, "Beni ilgilendiren özellikle Kıbrıs'ın başka AB üyesi ülkeler tarafından Türkiye'ye karşı kullanıldığı iddialarına 'Allah aşkına bir de Yunanistan'a bakın' demek istiyorum. Sayın Hristofyas'ın Yunanistan ziyareti bunu çok açık ortaya koyuyor" dedi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin havasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, federal hükümetin yetkilerinde birkaç konu hariç anlaştıklarını, yasama ve yargıda da anlaştıklarını sadece yürütmede ciddi farklar bulunduğunu anlattı.

   Talat, özetle şunları dile getirdi:

   "Bağımsız kurumlarda ciddi bir yaklaşım farkı var. Tıkanıklıkların çözümü mekanizmasında görüşümüz net. Biz, kurumun içinde öngörüyoruz ya da istişari mekanizma istiyoruz. Herhangi bir kurumdaki tıkanıklığı çözecek, o kurumun görevini üstlenecek bir kurum olamaz diyoruz. İstişari bir mekanizma olur. Rum tarafının bu konuda başlangıçta yaptığı öneriler bu anlayıştan uzaktı, ama şimdi yeni öneriler hazırlıyoruz. Bunların bizim görüşlerimize daha yakın olacağını düşünüyoruz. Eğer öyle olursa aşmış olacağız sorunu...

   Tıkanıklıkların çözümü mekanizması ve yürütmedeki farklılıkları gidermek için bekleriz

Genel gidişat kötü değil. En büyük eksiklik ve sorunumuz, müzakere için bir zemin sağlanmamasıdır. Rum tarafının Annan Planı'nı şeytanlaştırması yüzünden zemin alamadık, neredeyse her konuyu sıfırdan görüşüyoruz. Annan Planı da bir referans, ama resmi referans değil, bizim için referans... Annan Planı'na biz bağlı, onlar serbest gibi hava yaratıyorlar. Gecikmenin en temel nedeni budur.."

 

"Ben içerikle ilgili basına konuşmuyorum"

 

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın medya yoluyla açıklamaları konusundaki soruya karşılık da Cumhurbaşkanı Talat, bunu yapmaması çağrısına karşılık Hristofyas'ın devam ettiğini, kendisinin ise görüşmelerin içeriğiyle ilgili bir şey demediğini kaydetti.

   Hristofyas'ın Kıbrıs'ta bulunacak çözümün "evrim yoluyla federasyona dönüşeceğini" söylemesine şiddetle karşı olduklarını, ama kavga etmemek için bunu fazla dile getirmediklerini anlatan Talat, "Nasıl ki biz bakir doğumla ilgili başlangıçtakileri söylemiyoruz, kavga etmemek için; onların da bunu söylememesi lazım. Bizi cevap vermeye zorluyor.  Ya da garanti sistemiyle ilgili konuşuyor, AB'nin NATO'nun garantör olmasını öneriyorlar. Bunlardır benim itiraz ettiğim... Benim cevap vermemi mecbur etmemeleri lazım. O olursa medya yoluyla konuşmuş oluruz" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerde anlaştıkları noktaların daha fazla olduğunu, en büyük anlaşmazlığın yürütmede olduğunu belirtirken, içeriğini söylemediğini kaydederek, içerikle ilgili bir şey söylememek gerektiğini, ama görüşlerini halkı ve dünyayı bilgilendirmek için bazı ölçütler içinde söylediğini anlattı.

 

"AP seçimlerine kadar çözüm bulunabileceğine inanıyorum"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri öncesine kadar çözüm bulunmasının mümkün olduğunu ve buna inandığını vurgulayarak, süreci planlı hale getirip öyle hareket etmek ve bunları konuşmak gerektiğini belirtti.

   Talat, "Ocak ayından itibaren karar versek ve her gün başka hiçbir iş yapmadan Kıbrıs sorununu çözmeye konsantre olsak, nasıl bir ilerleme sağlarız? Ben oldukça büyük ilerleme sağlayacağımızı düşünüyorum. Ama bunu önermek istemiyorum, çünkü hemen karşı cevap verirler" dedi.

   Rum tarafının Akdeniz'de petrol aramasıyla ilgili krizi müzakere sürecini sabote etmek için kullandığına dair soruya karşılık Talat, bunun mümkün olabileceğini, ancak işin savaş boyutunda bir gerginliğe ulaşabileceğini düşünmediğini kaydetti.

 

Petrol konusu

 

   Talat, tüm uyarılarına rağmen Rum tarafının petrol meselesinde bu şekilde davranmasını anlaşılır bulmadığını belirterek, "'Bu benim egemenlik hakkımdır' diyor. Bu kadar kolay mı senin böyle bir egemenliğini tanımayan ülke yani Türkiye ve senin bu tür egemenlik kullanmanı kendi çıkarlarının ve gelecek yaşamının en büyük düşmanı gören Kıbrıs Türk halkı varken 'bu benim egemenlik hakkımdır istediğimi yaparım' yaklaşımı sorumlu bir yaklaşım değildir" dedi.

   Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafını ve Türkiye'yi bu kadar geren bir konuda böylesine ısrarlı olmasının bir anlamı olduğunu düşündüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, S-300 füzelerinin konuşlandırılması konusunda da böyle davrandığını ve kendisinin de muhalefet lideriyken tüm Rum partilerle görüşerek uyarılar yaptığını hatırlattı.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen sorumlu kişilerin bu tür riskler almaması gerektiğini vurgulayarak, uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununun Türkiye'ye, Yunanistan'a, İngiltere'ye, ABD'ye rağmen çözülemeyeceğini herkesin kabul ettiğine göre buna uygun davranmak gerektiğini vurguladı.

   Hristofyas'a "Kıbrıs sorununu Türkiye'ye rağmen çözeceğini mi düşünüyorsun?" diye sorduğunu, ondan da "Hayır, olmaz böyle şey" dediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin bölgede büyük bir güç olduğunu belirtti.

   Talat, Rum tarafı samimiyetle çözüm istiyorsa, petrol aramalarını sürdürmemesi gerektiğini, bunun bir süre bekleyebileceğini kaydetti.   

 KIBRIS 10/12/08

 

"Her şey var Helva yok"

KIBRIS'a açıklamada bulunan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, KKTC'de sorunların çözülememesinin kendisini çok etkilediğini ve devamlı "neden?" sorusuna yanıt aradığını belirterek vurguladı:

SIKINTILAR NEDEN AŞILAMIYOR?... Kıbrıs'ta kendisini en fazla etkileyen olgunun, Kıbrıslı

Türklerin bütün sorunlar için çözüm reçeteleri üretecek yetenek ve kapasiteye sahip olduğu, eğitim düzeyi yüksek olan toplumda her alanda çok iyi yetişmiş elemanlar bulunmasına rağmen mevcut sıkıntıların neden aşılamadığı sorusu olduğunu vurgulayan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, "Her şey var ama helva yapılamıyor" diyerek şaşkınlığını ifade etti

 

 

L TIKANIKLIKTA TOP ELÇİLİĞE ATILIYOR... Türkekul Kurttekin, ülkemizde herhangi bir tıkanma anında topun Büyükelçiliğe atılmasının da bir refleks olduğunu ifade etti. Bu anlamda birçok şaşırtıcı örneklerle karşılaştığını ifade eden Kurttekin, bir şey olamadığında büyükelçilik istemedi veya böyle istedi denilmesi refleksinin geliştiğini ifade ederken, "Tohumluk arpa hayvanlara yedirilmiş, niye? İşte, Büyükelçilik böyle istemiş" şeklinde kendini şaşırtan bir örnek verdi

 

 

KURUMSALLAŞMA SORUNU VAR... KKTC'de kurumsallaşma ve kurallaşma açısından eksiklikler olduğuna vurgu yapan Kurttekin, "Bazı durumlarda kurallar belli değil. Bazı durumlarda kurallar belli, ama ihlalleri durumunda müeyyideler belli değil. Bazı durumlarda ise hem kural var, hem de müeyyideler belli, ama uygulamada eksiklikler ve aksaklıklar var. Bu zaman zaman yetki karmaşasına yol açıyor. Bunlar ne kadar tamamlanırsa devlet çarkları o kadar etkili çalışacaktır" dedi

 

 

Emin AKKOR

  

    Kıbrıslı Türklerin her türlü yeteneğe sahip olmasına rağmen ülkedeki sorunların aşılamamasının görevde bulunduğu 2 yıllık sürede kendisini en fazla etkileyen unsur olduğunu ifade eden Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, toplumda sorunların tartışılmaya başlandığını fakat çözüm üretmede mesafe alınamadığını belirtti.

    Görev süresinin son günlerinde KIBRIS'a konuşan Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, görevde bulunduğu 2 yıllık süreyle ilgili Kıbrıs deneyimlerini aktarırken, iktidarlara öneri ve uyarılarda bulundu.

   KKTC'de en önemli sorunun kurumsallaşma eksikliği olduğunu ifade eden büyükelçi Kurttekin, müzakere sürecinde bile bu eksiklilerin tamamlanması için çaba sarf edilmesinin önemine işaret ederken Cumhuriyet Meclisi'ne de zaman kısıtlaması gözetmeksizin çalışmasını istedi.

   Küresel ekonomik krizi için hükümetin politik endişelerden arınarak ekonomik akla uygun olarak tedbirler almasının aciliyetine işaret eden Kurttekin, hükümeti dünya Bankası raporları ışığında hiçbir adım atmamakla suçladı.

   Görüşme sürecinin Rumlar tarafından yavaşlatıldığını belirten Türkekul Kurttekin, Kıbrıs'ta çözüme Rumların, Kıbrıslı Türkleri siyasi eşit ortak olarak görebildikleri zaman ulaşılabileceğini ifade etti.

 

2006'da KKTC referandum sonuçlarının belirsizliğindeydi

 

   Kıbrıs'a ilk gelişinin 1986 yılında tatil amaçlı olduğunu ve bu dönemde adayı dolaştığını ifade eden Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, 2006 yılında büyükelçi olarak atandığında KKTC'yi çok daha gelişmiş bulduğunu ifade etti.

   Yeni ve daha büyük binalar, daha gelişmiş yollar, yenilenmiş bir elektrik şebekesi ve düzenli bir yaşamla karşılaştığında çok etkilendiğinden bahseden Büyükelçi Kurttekin, 1986'ye göre 2006'da günlük ve ticari yaşamdaki hareketliliğin de başlamasının dikkat çekici bir gözlemi olduğunu ifade etti.

  2006 yılında göreve başladığında, Kıbrıslı Türklerde, Anan Planının referanduma sunulmasından sonra ortaya çıkan belirsizlik ve vaatlerin yerine getirilmemesinin zihinlerde bıraktığı karmaşıklığı gözlemlediğini belirten Kurttekin, o dönemde yaptığı ve bugün yine tekrarlayabileceği tavsiyesini ise şöyle aktardı: "Çözüm meselesini kafanıza fazla takmayınız. Öncelikle kurumsallaşmadaki eksiklileri giderip, ekonomik alanda ortaya çıkan sıkıntıları gidermek için çaba sarf etmek gerekir"

   Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği bir çözüm için de Cumhurbaşkanı Talat'ın çabalarının; Kıbrıslı

Türklerin eşitliğini koruyacak, iki kurucu devletin oluşturacağı iki bölgeli ve iki halkın eşitliğine dayanan

federal bir sistemde yeni bir ortaklık kurulması ve Türkiye'nin garantisinin devam etmesi doğrultusunda olduğunu belirten Kurttekin, Kıbrıslı Türklerin yeni ortaklıkta kendi kendini yönetme yeterliliğini muhafaza edebilmesi için öncelikle kurumsallaşmış bir yaşam ve güçlendirilmiş bir ekonomi yaratmasının şart olduğunu kaydetti.

 

Kurumsallaşmada sorun var

 

   KKTC'de kurumsallaşma ve kurallaşma açısından eksiklikler olduğuna vurgu yapan Kurttekin, bunlarla bağlantılı olarak da ekonomik gelişmede yaşanan ivme ve sıçramayı yavaş yavaş KKTC ekonomisinin kaybettiğini gördüğünü ifade eden Kurttekin, "Bazı durumlarda kurallar belli değil. Bazı durumlarda kurallar belli, ama ihlalleri durumunda müeyyideler belli değil. Bazı durumlarda ise hem kural var, hem de müeyyideler belli, ama uygulamada eksiklikler ve aksaklıklar var. Bu zaman zaman yetki karmaşasına yol açıyor. Bunlar ne kadar tamamlanırsa devlet çarkları o kadar etkili çalışacaktır" dedi.

   Kurumsallaşmadaki sorunla ilgili saptamasını bir örnekle açıklayan Kurttekin, "Bu eğitim öğretim yılı başladığında öğrencilerin hangi okula gideceğiyle ilgili tartışmalar yaşanmıştı. Normalde bunun kararını Bakanlığın vermesi gerekir. Bir bakıyorsunuz bu makam dışında bu yönde birtakım görüşler öne sürüldü ve gereksiz tartışmalar yaşandı. Bu gibi durumlar, emek ve zaman kaybedilmesine yol açıyor. Ayrıca devlet çarklarının düzenli bir şekilde işlemesi ve vatandaşın sorunlarının daha kısa zamanda çözülmesini engelliyor" dedi.

 

Büyükelçiler, danışılan dert yanılandır, ama onay makamı değil

 

   Türkiye Büyükelçilerinin KKTC'de normal büyükelçilerin işlevlerinin dışında algılandığı saptamalarına katıldığını belirten Kurttekin, "Büyükelçilerin görevleri ikiye ayrılır. Birincisi, kendi ülkesini bulunduğu ülkede temsil etmek ve kendi ülkesinin çıkarlarını korumak. İkinci olarak da, iki ülke ilişkileri ve işbirliğinin geliştirilmesine katkı koymak. TC Lefkoşa Büyükelçisinde ikinci işlev ön plana çıkar" diyerek, bundan dolayı Büyükelçiden beklentilerin farklılaştığını ifade etti.

   Büyükelçilerin  kimi zaman dert yanılan, danışılan bir makam olarak görüldüğüne işaret eden Kurttekin, bunun, her konuda Büyükelçinin onayı alınır şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğunu belirtirken, bu yönde algılanma ve iddiaların varlığına da dikkat çekti.

   Kurttekin, Türkiye Büyükelçisinin Kıbrıs'ta ayrı bir saygınlığa sahip olmasını, Kıbrıslı Türklerin mücadelesini Türkiye ile birlikte yürütmesi ve bundan sonra da yürütecek olmasına bağladı.

 

Olumsuzluklarda top elçiliğe atılıyor

 

  Bir sorunun çözümü için Büyükelçiye danışılıp fikir alınmasının son derece normal olduğunu ve bunun hükümetlerin alacağı kararları onaydan geçirdiği şeklinde algılanmasının yanlış olduğunu ifade eden TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, herhangi bir tıkanma anında topun Büyükelçiliğe atılmasının da bir refleks olduğunu ifade etti.

   Bu anlamda birçok şaşırtıcı örneklerle karşılaştığını ifade eden Kurttekin, bir şey olamadığında Büyükelçilik istemedi veya böyle istedi denilmesi refleksinin geliştiğini ifade ederken, "Tohumluk arpa hayvanlara yedirilmiş, niye? İşte, Büyükelçilik böyle istemiş" şeklinde kendini şaşırtan bir örnek verdi.

 

Kıbrıslı Türkler toleranslı

 

   Kurttekin, Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin aynı kültürü paylaştığı, aynı dili kullandığı, davranış şekillerinde de benzerlikler olduğundan dolayı Kıbrıs'ta kendisini günlük yaşamda çok fazla etkileyen unsurların pek olmadığını belirtti.

Görevde bulunduğu 2 yıllık sürede Kıbrıs'ta kendisini bu açıdan en fazla neyin etkilediği şeklindeki soruyu yanıtlarken, KKTC'de tek bir farklılığın dikkatini çektiğini ifade eden Türkekul Kurttekin, Kıbrıslı Türkleri daha toleranslı buluyor.

   Kıbrıslı Türklerin birbirleriyle ilişkilerinde daha toleranslı olduklarını ifade eden Kurttekin, "insanlar tartışıyor, ama bu şiddete dönüşmüyor. Tartışma, dilde çok sertleşmesine rağmen taraflar sonra sakinleşiyor ve şiddete dönüşmüyor" diyerek bundan etkilendiğini vurguladı.

 

Kurumlar, ihtiyaçlarıyla ilgili taleplerde bulunuyor

 

   Sohbet esnasında hükümetle politik ilişkilerin içeriğine girmeyen Kurttekin, görevde olduğu sürede hükümet ve kurumlarla ilişkilerin sağlıklı işlediğini ifade etti.

   Görev süresi boyunca kendisini ziyaret eden kişi ve  kurumların, daha çok kendi ihtiyaçlarıyla ilgili taleplerde bulunduğu ve Elçiliğin ne tür katkılar koyabileceğini talep ettiklerini belirten Kurttekin, bazı hallerde de sorunların çözümünde katkı istenildiğini belirtti.

   Kurttekin, katkı isteyenlere tecrübelerinin el verdiği doğrultuda destek olduklarını da belirtti.

 

Kıbrıslı Türklerin ruh hali...

 

   Kıbrıslı Türklerin bugün içinde bulunduğu ruh haliyle ilgili gözlemlerini de aktaran Türkekul Kurttekin, Kıbrıslı Türklerin, sorunlarının çözümü konusunda bazı hallerde ümitsiz, bazı hallerde ise sorunun çözümüne nasıl ulaşacağıyla ilgili kararsızlık içinde olduklarını, bazı hallerde de deneyim eksikliği içinde olduklarını belirtti.

   Herkesin ekonomiden şikayetçi olduğu gözlemlediğini kaydeden Kurttekin, ekonomik sıkıntı içinde bulunan halkın küresel krizin, sıkıntılarını daha da artırması endişesi taşıdığını kaydetti.

  Kurttekin, sosyal yaşamın da ekonomik koşullarla bağlantılı şekillendiğini ifade etti.

 

Yeni Büyükelçiye mesaj

 

   Bu ay sonu görev süresi sona erecek olan Türkekul Kurttekin, yeni büyükelçiye Kıbrıs'taki ortamla ilgili vereceği ilk mesaj, Kıbrıslı Türklerin analizinin de yer aldığı Kıbrıs sorunuyla ilgili olacak.

  Kurttekin'in yeni büyükelçiye vereceği ilk mesaj şöyle: "Kıbrıs Türklerinin ulaştığı nokta çok önemlidir, bu noktaya tarih boyunca verdiği büyük mücadele ve fedakârlıklarla ulaştı. Çok büyük bir çoğunluğu bunun bilincindedir ve tarihine, ulusal kimliğine ve özgürlüğüne sahip çıkmaktadır. Bundan sonraki mücadelesi de bunları korumak ve eşit olarak bu adada Rumlarla yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Kıbrıs Türkleri maalesef tarih boyunca çok haksızlıklara uğradı. Ada tarihinde Kıbrıs Türklerinin Rumların yönetiminde yaşadığı bir dönem olmamıştır. Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğu bunun bilincindedir. Önemli olan ve Kıbrıs Türkünün beklentisi, bu gerçeğin herkes tarafından anlaşılmasıdır. Bu noktaya maalesef gelinemedi. Kıbrıs Türkü halen, 2004 referandumunda çözüm isteyen taraf olduğunu kanıtlamasına rağmen haksız kısıtlamalara ve kendilerini uluslararası camiadan tecrit edilmesi çabalarına maruz kalmaktadır. Halbuki Kıbrıs Türkü dünyayla bütünleşip, uluslararası camiaya ve insanlığa katkı koymak istiyor. Bunun idrak edilmemesinin hayal kırıklığını yaşıyor. Örneğin, üniversiteler olayı. Bilim, eğitim ve kültür alanlarındaki çabalar dahi engellerle karşılaşıyor. Halbuki Kıbrıs Türkünün bu alanda insanlığa koyacağı çok önemli katkılar var"

 

Müzakerelerle ilgili yargıya varmak için erken

 

   Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm için görüşme sürecinin başlamasının önemli olduğuna vurgu yapan Büyükelçi Türkekul Kurttekin, ancak kesin bir yargıya varmak için zamanın erken olduğunu ifade etti.

   Kıbrıslı Türklerin adil ve kalıcı bir çözüm için Rumlara göre daha istekli ve hazır olduklarının altını çizen Kurttekin, bugün için önemli olanın sürecin devamı olduğunu kaydetti.

   Kıbrıslı Türklerin çözüm için parametrelerini dünyaya duyurduğunu ve Türkiye'nin de bunları desteklediğini belirten Kurttekin, "Fakat Kıbrıs Türkünün çözüme yaklaşımıyla karşı tarafın yaklaşımı arasında önemli farklılıklar var. Bu bakımdan şu anda yargıya varmakta zorlanıyorum" dedi.

   Görüşmeler başlarken Cumhurbaşkanı Talat'ın 2008 yılı sonuna kadar çözüme ulaşılabileceğini açıkladığını, ilerleyen süreçte de 2009 yılı içerisinde çözüm fırsatının olabilirliğinin tartışıldığını anımsatan Kurttekin, görüşme sürecinin başlatılması ve başladıktan sonra da ilerletilmesinin Kıbrıslı Rumlar tarafından geciktirildiğini belirterek ,Rumların yavaş tavrına dikkat çekti.

   Kurttekin, saptamasını şu örnekle destekledi: "Liderler görüşmesinin fasılaları konusunda kısa bir süre önce haftada bir defa görüşmeleri gündeme geldi. Sn. Talat haftada iki defa görüşelim dedi. Ama bu gerçekleşmedi."

   Çözüme ne zaman ulaşılabileceğinin iki tarafın çözüm konusundaki iradelerinin örtüşmesine ve çözüm parametrelerindeki farklılıkların giderilmesine bağlı olduğunu ifade eden Kurttekin, farklılıkların yakınlaşması ihtimalini görüyor musunuz sorusunda "temenni ediyorum" yanıtını verdi.

   Çözüme odaklanarak yaşamanın yanlış olduğunu, bunu söylerken de çözüm süreci ilerlerken ülkede

öncelikli olarak yapılması gerekenler olduğunu belirtmek istediğini kaydeden Türkekul Kurttekin, Kıbrıslı Türklerin her ne pahasına olursa olsun şeklindeki bir çözümün peşinde olduğuna inanmadığını ve bu halkın nasıl bir çözüm istediği ortadayken ve  liderler görüşürken de bunun dışındaki sorunların çözümlenmesine eğilinmesini önerdi.

  

Rumlar, eşitliği kabul etmezse çözüm zor

 

   Çözüm süreciyle ilgili olarak en kritik noktanın Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkleri eşit ortak olarak görmemelerini olduğunu vurgulayan Kurttekin, Rumların, Kıbrıslı Türkleri eşit görmeye hazır olmadığını ifade etti

   Kıbrıslı Türklerin iki eşit kurucu devletten bahsederken, Rumların 1960 çatısı üzerine bir yönetimde ısrar ettiğini belirten Kurttekin, ipin burada koptuğunu belirtti.

   Kurttekin, Rumların eşit ortaklık fikrini benimsememesi durumunda çözümü çabuklaştırmayı mümkün görmüyor.

 

Acil olarak ekonomik tedbir alınmalı

 

   Hükümete en önemli tavsiyesinin ekonomi krize karşı hiç gecikmeden ekonomik aklın gerektiği tedbirleri alması olduğunu belirten Türkekul Kurttekin, bu konuda hükümetin tereddütte olmaması gerektiğini vurguladı.

   Hükümetin gerekli tedbirleri alması durumunda, Kıbrıslı Türklerin de bu tedbirlerin ekonomik akılla ne kadar ölçüştüğünü ölçebilecek birikime sahip olduğuna dikkat çekerek, hükümeti cesaretlendiren Kurttekin, tabii tedbirler derken hükümetin pahalılık getirmesini öneriyor şeklinde algılanmamasını da istedi.

  Siyasi iktidarların politik endişe hesabı yaparak hareket etmesi durumunda bundan yalnız iktidardaki partiler değil, toplumun tümünün zarar göreceği uyarısında bulunan Kurttekin, ayrıca iktidarın kurumsallaşmadaki eksiklikleri süratle tamamlamasının önemine işaret etti.

 

Meclis, zaman kısıtlamadan çalışmalı

 

   Kurumsallaşmadaki eksikliklerin bir kısmının giderilmesi için yasal düzenlemelerin gerekli olduğunu belirten Kurttekin, burada meclise de görev düştüğünü kaydetti.

   Meclisin, zaman kısıtlaması tanımadan kurumsallaşma sürecine katkısını koymak zorunda olduğunu vurgulayan Türkekul Kurttekin, Meclise çalışmalarını hızlandırması mesajı verdi.

 

Hükümet, gerekli adımları atmıyor

 

   Bugün dünyada piyasa ekonomisi kurallarının egemen olduğunu ve bunun da üretimin artırılması ile insanın teşebbüs gücünün önünün açılmasını gerekli kıldığını kaydeden Kurttekin, hantal bir devlet yapısında, kaynakların büyük kısmının cari harcamalara sarf edilmesiyle bu değişimi yapmanın mümkün olmadığını belirtti.

  Dünya Bankası'nın 2006 raporunun Kıbrıs ile ilgili bölümünün geçen yıl UKÜ'de 14 hafta tartışıldığını anımsatan Büyükelçi Kurttekin, "KKTC ekonomisiyle ilgili tespitler, ekonomistler, akademisyenler, bürokratlar ve siyasiler tarafından ele alındı. Beklenti, o kadar tartışmadan sonra süratle somut eyleme dönüşecek kararlar alınmasıydı. Ama bu olmadı" diyerek hükümeti eleştirdi.

 

İktidar tedbirleri iyi anlatabilirse, özveri olur

 

   Sıkıntıların aşılmasını sağlayacak kararlar almaya cesaret edemeyen hükümete cesaretlendirici ifadeler kullanan Kurttekin, iktidarların alacağı tedbirleri kamuoyuna iyi anlatması durumunda bütün kesimlerin özveride bulunmaya ikna edilebileceğini düşündüğünü vurguladı.

   Kurttekin, işin temelinin, insanların daha fazla çalışma ile vermeden almanın mümkün olmadığına ikna edilmesi olduğunu kaydetti.

   Her bir siyasi iktidarın eksikliklerden birini tamamlamasıyla gelişmenin önünün açılabileceğini belirten Kurttekin, ama siyasi mücadele ekonomik aklın egemen olmasını engellemesi durumunda herkesin kaybedeceği uyarısında bulundu.

 

Sorunlar yük paylaşımıyla aşılabilir

 

   KKTC ekonomisiyle ilgili genel şikayet konusunun, kamuda gereğinden fazla istihdam yapıldığı ve cari gelirlerin büyük kısmının kamu personelinin maaşlarına gittiğiyle ilgili olduğunu belirten Kurttekin, bu sorunu aşmanın çaresini tüm oyuncuların oturup üretebileceğini belirtti.

   Ortak akıl formülü ve yük paylaşımıyla sorunların aşılabileceği tavsiyesini de veren Kurttekin, pasta küçüldükten sonra daha fazla pay almanın da mümkün olmayacağı uyarısında bulunarak bu konunun aciliyetine işaret etti.

   İşe gitmeden maaş alan kamu görevlilerinin bulunduğuyla ilgili basında yer alan haberlere atıfta bulunan Kurttekin, iktidarın ya buna çare üretmesi, ya da basında yer alan haberlerin doğru olmadığını duyurması gerekirken bunlardan hiçbirinin yapılamadığının görüldüğünü belirterek, çok rahat çözülebilecek sorunlardan birini örnek verdi.

   Kurala uyulmadığı durumda tedbirin üretilmemesinin sistemin zafiyeti olduğuna vurgu yapan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, tedbir alınmayan konularla ilgili  kurallarda bir yanlışlık varsa bunu düzeltmenin de devletin görevi olduğunu ifade etti.

 

Her şey var ama helva yapılamıyor

 

   Kıbrıs'ta kendisini en fazla etkileyen olgunun, Kıbrıslı Türklerin bütün sorunlar için çözüm reçeteleri üretecek yetenek ve kapasiteye sahip olduğu, eğitim düzeyi yüksek olan toplumda her alanda çok iyi yetişmiş elemanlar bulunmasına rağmen mevcut sıkıntıların neden aşılamadığı sorusu olduğunu vurgulayan Kurttekin, "Her şey var. Ama, helva yapılamıyor" diyerek şaşkınlığını ifade etti.

   Bu sorunun yanıtını bulamadığını kaydeden Kurttekin, toplumda sorunların tartışılmaya başlandığını fakat çözüm üretmede mesafe alınamadığını belirtti. Bunun sebebinin kişisel veya zümresel çıkarların toplumsal çıkarın ve Devlete sahip çıkılmasının önüne geçmesi şeklinde izah edilebileceğini söyledi.

 KIBRIS 10/12/08

 

İngiltere aleyhine toplu dava

Rumların, İngiltere aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM), Türklerin "Kıbrıs" aleyhine gerçekleştirdiği iddia edilen insan hakları ihlallerine suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle açacakları davanın toplu olacağı bildirildi.

Fileleftheros, AİHM eski yargıcı Lukis Lukaidis'in bu yöndeki niyetinin ardından, yeteri kadar Kıbrıslı Rum göçmenin dava açacaklar listesine dahil olma konusunda talepte bulunduğunu yazdı.

   Habere göre Lukaidis gazeteye yaptığı açıklamada, bu gelişme konusunda duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Lukaidis ancak bunun, çok kolay bir argüman olmadığını, zira AİHM'in, İngiltere'nin Türkiye tarafından yapıldığı iddia edilen "insan hakları ihlalleri"ne direkt olarak müdahil olan bir ülke olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi ihtimalinin bulunduğunu söyledi.

   Lukaidis, İngiltere aleyhine davayı destekleyecek önemli içtihatların da bulunduğunu savundu.

KIBRIS 10/12/08

 

Din Kıyafeti
Din sınıfı yoksa din kıyafeti de olmayacaktır, olmamalıdır.
Kur'an, peygamber de dahil hiçbir insan için özel kıyafet önermez, kabul etmez.
Kıyafet bir iklim ve gelenek işidir.
Din bununla uğraşmaz.
Mesele gayet açıktır:
Din sınıfı yoktur ki, dinsel alâmet olan bir giysi söz konusu olsun.
Sarık, İslam'ın değil, Hz. Ali'nin buyurduğu gibi, 'Arapların alâmetidir.'

Sarığı İslam'ın alâmeti konumuna getirenler, esasında Arapların ve Arapçılığın bütün kabullerini İslam'ın simgeleri gibi göstererek İslam'ı asırlardan beri Araplaştırmışlardır.
Bunlara sormak lazım:
"Sarık ve sakal İslam'ın alâmeti diyorsunuz; peki Hz. Peygamber'in baş düşmanı olan kişilerin, mesela Ebu Cehil'in, Ebu Leheb'in sarığı ve sakalı yok muydu?"

Vardı ve en görkemli sakal ile en görkemli sarık onlarındı. Bu bir gerçek iken sarık ve sakalı İslam'ın alâmeti yapmaya nasıl cüret edebiliyorsunuz?
Bırakın, isteyen sakal bıraksın, isteyen sarık sarsın ama hiç kimse bunların dinin emri olduğunu söylemesin.
Kur'an, o muhteşem mesajların suresi Mâûn Suresi'nde bize bildiriyor ki, 'maske namazlar' olduğu gibi 'maske giysiler' de vardır.
Maske giysilerin başında 'din sınıfı'nın giysileri gelir.
Dincilik sanayii, maske giysiler altında gösterime çıkardığı maske namazları kullanarak, Allah ile aldattığı kitlelerin kesesinde, kasasında, evinde, camisinde, fabrikasında, tarlasında ne varsa talan eder.
Bu da yetmez, aldattığı kitlelerin zaman zaman iffetlerine de sataşır.

Hem de küçük-büyük demeden…
Ve sonunda, Allah'a varacaklarını bekleyen aldatılmış halkı, Allah'ın yolundan da dinden-imandan da nefret edecekleri bir noktaya getirir.
Ama o arada kesesini ve kasasını doldurup gulûl oyunlarıyla aşırdığı paralarla servetler yapar:
Gazeteler, televizyonlar, holdingler, hanlar, hamamlar, siteler sahibi olur.
Din sınıfının giysileri, istisnasız 'maske giysi' olduğu içindir ki, din sınıfından nefret eden Kur'an, din sınıfını yıkmış, din kisvesini yakmıştır.  
Kendisini dokunulmaz, kutsal ve Tanrı'nın vekili ilan eden bu sınıf, insanlığın en acılı kahırlarının sebebi olarak tarihte geçmiştir. Hz. Peygamber, bu gerçeği ifadeye koyarken çok sarsıcı bir tespit yapmaktadır.
Şöyle buyuruyor:

"Allah'ın en büyük öfkeyi duyduğu kişiler, giysileri amellerinden hayırlı olan kişilerdir. Bunların giysileri peygamber giysisi olur ama iş ve eylemleri despot zalimlerin iş ve eylemleridir." (İbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevâcir, 1/65)
Evet, din sınıfı; giysileri eylemlerinden, yüreklerinden, niyetlerinden ve yedikleri lokmalardan daha temiz olan bir aldatma sınıfıdır.

Prof Dr Yasar Nuri Ozturk 11/12/08

 

 

Eski Rum lider Tasos Papadopulos öldü

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin eski lideri Tasos Papadopulos 74 yaşında hayatını kaybetti. Annan Planı’na şiddetle karşı çıkan Papadopulos, “Bay Hayır” olarak tanınıyordu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:22 TSİ 12 Aralık 2008 Cuma

 

İSTANBUL - Akciğer kanseri tedavisi gören Tasos Papadopulos yaşamını yitirdi. Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasım’dan bu yana yoğun bakımda tutuluyordu.

 

Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen “Akritas Planı”nın hazırlayıcısı olan Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934’de doğdu. 16 Şubat 2003’de yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini Şubat 2008’e kadar sürdürdü.

Papadopulos, Londra’daki Gray’s Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi gördü.

Ada’ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA’nın, İngiliz sömürge idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.

Papadopulos, Şubat 1959’da Zürih Anlaşması’nın imzalanması için Londra konferansı toplandığında, tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra’ya çağırdığı kişiler arasında yer aldı.

Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran İçişleri Bakanlığı’na atandı.

16 Ağustos 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.

Papadopulos, “bağımsızlık için geçiş döneminde”, Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve hazırladı.

Kıbrıslı Türklerin 1963’te ortaklık cumhuriyetinden dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım ve Maliye bakanlıkları görevinde bulundu. Temmuz 1970’de bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides’le birlikte merkez sağ görüşlü Birleşik Parti’yi kurarak, milletvekili seçildi.

Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında, Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968’deki müzakereler başladığında; zamanın Meclis Başkanı olan Rum müzakereci Glafkos Klerides’in danışmanıydı.

15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı girişilen darbede tutuklandı.

DARBEDEN SONRA MÜZAKERECİ OLDU
Müzakerecilik görevini Klerides’ten 1976’da devraldı ve Temmuz 1978’e kadar bu mevkide kaldı.

Müzakerecilik görevi sırasında, 1977’de, kurduğu Ulusal Konsey Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı’nda, coğrafi bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli federasyon çözümü önerisini sundu.

1976’da yeniden milletvekili oldu ve 1981’de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti 1988’de merkez Demokratik Parti’yle (DİKO) birleşti ve 1991’de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996’da da aynı partiden milletvekili olarak görevini sürdürdü. Ekim 2000’de, eski Rum lider Spiros Kiprianu’nun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO Başkanlığı’na seçildi.

Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.

Şubat 2008’deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hristofyas’a devretmişti.

“TÜRK KASABI” OLARAK TANINIYORDU
1964’de “Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile bulamayacak” sözünü söyleyen Papadopulos, “Türk kasabı” olarak da anılıyor.

Papadopulos’un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç’in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştığı iddia edildi.

“HAYIR” İÇİN GÖZ YAŞI DÖKTÜ
24 Nisan 2004’te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının plana “hayır” demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.

“Devlet teslim aldım, eyalet teslim etmem” diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi konuşmasında özetle şöyle demişti: “Bugün Kıbrıs’ın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. ‘Son şans’ diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı, seni 24 Nisan’da güçlü bir ‘hayır’ demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. ‘Hayır’ desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı.”

 

Papadopulos yaşamını yitirdi

 

Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede akciğer kanserine yenik düşerek hayatını kaybetti. Türkiye aleyhtarı tutumuyla bilinen Papadopulos, uzun zamandan beri kanser tedavisi görüyordu.

 

Rum Sağlık Bakanı Hristos Pashalidis, Lefkoşa Rum Genel Hastanesi'nde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos'un 74 yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi.

Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasım'dan bu yana yoğun bakım servisinde tutuluyordu.

Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü bildirildi.

Papadopulos kimdir?

Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas Planı"nın hazırlayıcısı olan Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934'de doğdu.

Plana göre Ada'daki Türkler yok edilecek ve Ada Yunanistan'a bağlanacaktı. Plan 21 Nisan 1966'da Patris gazetesinde yayımlandı, ancak Papadopulos iddiaları kabul etmedi.

16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini şubat 2008'e kadar sürdürdü.

Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi gördü.

Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.

Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın imzalanması için Londra konferansı toplandığında, tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya çağırdığı kişiler arasında yer aldı.

Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran İçişleri Bakanlığı'na atandı.

16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.

Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve hazırladı.

Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım ve Maliye bakanlıkları da yaptı.

Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili seçildi.

Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında, Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler başladığında; zamanın meclis başkanı olan Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı.

15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede tutuklandı. Yunanistan destekli Eoka lideri Nikos Sampson'un Makaryos'u devirip Kıbrıs'ın Yyunanistan'a bağlandığını ilan etmesinin ardından, Makrayos'un en güvendği isimlerden Papadopulos tutuklandı. Öldürülmeyi bekleyen Papadopulos Türkiye'nin barış harekatı sonrası serbest kaldı.

Tasos Papadopulos darbeden sonra müzakereci oldu

Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da devraldı ve Temmuz 1978'e kadar bu mevkide kaldı.

Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli federasyon çözümü önerisini sundu.

1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti 1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO) birleşti ve 1991'de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da aynı partiden milletvekili oldu.

Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO Başkanlığı'na seçildi.

Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.

Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.

1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk kasabı" olarak da anılıyor.

Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştığı iddia edildi.

"Hayır" için gözyaşı döktü


24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının planan "hayır" demesini istemişti.

Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.

"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi konuşmasında özetle şöyle demişti:

"Bugün Kıbrıs'ın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. 'Son şans' diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24 Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."

Talat Rum halkına metanet diledi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
, eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle ailesine ve Rum halkına metanet diledi.

Talat, Yenidüzen gazetesinin kuruluş yıl dönümü resepsiyonu sırasında ölüm haberini alması üzerine yaptığı açıklamada, Papadopulos'un yakınları ve sevenlerinin üzüntüsünü paylaştığını belirtti.

Papadopulos'un ailesine ve Rum halkına metanet dileyen KKTC Cumhurbaşkanı, cenaze törenine katılmayı düşünüp düşünmediğinin sorulması üzerine, "cenaze töreninin tarihi belirlendiğinde konuyu değerlendireceğini" söyledi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da Papadopulos'un ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, ailesi ve sevenlerine başsağlığı diledi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a mesaj gönderdi.

Avrupa Komisyonu "Kıbrıs Temsilciliği"nden yapılan açıklamaya göre Barosso, Hristofyas'a gönderdiği mesajda, Papadopulos'un ölümünden büyük üzüntü duyduğunu bildirdi, ailesine ve "tüm Kıbrıslılara" baş sağlığı diledi.

Barosso, mesajında, kendisinin ve Komisyonun Papadopulos'u, "ülkesine duyduğu büyük sevgi, keskin hafızası, görevine bağlılığı ve cesaretiyle" anımsayacağını kaydetti.

CNN TURK 12/12/08

 

 

Tasos Papadopulos öldü

A.A.

 

Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas Planı'nın hazırlayıcısı ve KKTC'yi izole eden adam eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede öldü.

 

 

 

 

 

 

Tasos Papadopulos öldü

 

Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos'un 74 yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi.
Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasımdan bu yana Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım servisinde tutuluyordu.
Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü bildirildi. 

'HAYIR' İÇİN GÖZYAŞI DÖKMÜŞTÜ

24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının plana "hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu. Referandum öncesi televizyonda Rum halkına seslenirken gözyaşı döken Papadopulos, "Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" demişti. 

RUMLAR YÜZDE 76 İLE 'HAYIR' DEMİŞTİ

24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 65 kabul gördüğü halde Rum oylarının % 76 ret şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi. Kıbrıs'ta Rumların "hayır" oyuna rağmen Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum kesimini adeta ödüllendirerek birliğe almıştı.

TÜRKLERİ İMHA PLANININ HAZIRLAYICISI

Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas Planı"nın hazırlayıcısı olan Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934'de doğdu.
16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini şubat 2008'e kadar sürdürdü.

Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi gördü. 

Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın imzalanması için Londra konferansı toplandığında, tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya çağırdığı kişiler arasında yer aldı.

Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran İçişleri Bakanlığı'na atandı.

16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve hazırladı.

Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım ve Maliye bakanlıkları da yaptı.

Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında, Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler başladığında; zamanın meclis başkanı olan Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı.
15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede tutuklandı.

DARBEDEN SONRA MÜZAKERECİ OLDU

Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da devraldı ve Temmuz 1978'e kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli federasyon çözümü önerisini sundu.

1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti 1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO) birleşti ve 1991'de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da aynı partiden milletvekili oldu. Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO Başkanlığı'na seçildi.

Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.

1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk kasabı" olarak da anılıyor.

Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştığı iddia edildi.

RUMLAR DEDİĞİNİ YAPTI

24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının plana "hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.

"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi konuşmasında özetle şöyle demişti: "Bugün Kıbrıs'ın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. 'Son şans' diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24 Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."

HURRIYET 12/12/08

Ambargo insanlık suçu
Celal DEMİRBİLEK   12 Aralık 2008

Şortundaki KKTC bayrağı ile adını dünyaya duyuran şampiyon İngiliz boksör David Haye, "Spor yapmak insanların en doğal hakkıdır. Kuzey Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların bir insanlık suçu olduğunu düşünüyorum" dedi.

DÜNYA Yarı Ağır Sıklet Boks Şampiyonu David Haye, bir KKTC sevdalısı... Şortundaki KKTC bayrağı ile siyasi ve sportif alanda ambargolardan bunalan Kıbrıs Türkünün sesi oldu İngiliz boksör. Tüm dünya, KKTC bayraklı şortu ile unvan sahibi olduğu maçta tanıdı onu ve davasını özümsedi.

Kimdi bu David Haye? Bu KKTC aşkı nereden geliyordu? Tüm bu soruların yanıtını bulmak için Haye’in yaşadığı Çatalköy ve antrenmanlarını yaptığı Ozanköy’ün yolunu tuttum. Girne’nin bu güzel iki köyünde gerçekleştirdik röportajı... David Haye’e ilk sorumuz, "Sizi ringde şortunuzda KKTC bayrağı ile görenler merak ediyor. Bu KKTC sevginiz nereden kaynaklanıyor?" oldu.

Verdiği yanıt ilginçti: "Londra’nın en belalı mahallesinde büyüdüm. Orada öğrendiğim tek şey, yaşamak için adam nasıl dövülür olmuştu. Aşırı kavgacılığım beni 10 yaşımda ringe taşıdı. 22 yaşıma kadar amatör boks yaptım. 2002 yılında profesyonelliğe geçtim.

Dünya Yarı Ağır Siklet Boks şampiyonluğu unvanını kazandım. Bu unvanı 4 kez korudum. Jamaika asıllı Londra varoşundan çıkmış bir İngiliz boksör olarak menajerimin KKTC Türkü olan babasının teklifi üzerine KKTC’ye geldim. Aylarca KKTC’de kaldım ama medya da dahil kimse beni bir boksör olarak tanımadı. İşadamı Yılkan Zorlukasap’ın demir atölyesinin bir deposunu modern bir ring haline dönüştürüp, ABD’den getirdiğim boksörlerle antrenmanlar yaparak unvan maçına gizli gizli hazırlandım. Ne zaman beni şortumda KKTC forması ile çıktığım unvan maçında gördüler, işte o zaman KKTC’deki varlığım ortaya çıkmış oldu.

İyi ki sevmişim

Londra gibi kalabalık bir kentten sakin, huzurlu bir yer olan KKTC’ye gelmem ilgimi çekti. Tıpkı, çok güzel bir bayan görüp ona aşık olmak gibi bir şey bu. İşte KKTC ile ilk aşkım böyle gelişti. İnsanlarını sevdim, havasını sevdim, sakin yaşamını sevdim, organik yiyeceklerini sevdim. İyi ki de sevmişim. Bu ülkede çalışarak dünya şampiyonu oldum."

- KKTC bayrağı ile ringe çıkarak dünyaya vermek istediğiniz mesaj neydi?

"KKTC diye bir ülkenin varlığının dünyada bilinmesini istedim."

- Siz KKTC bayrağı ile ringde dövüşüyorsunuz ama KKTC’li sporcular, uygulanan ambargolar ile bu haklardan yoksunlar. Bunu biliyor musunuz?

"Ben her şeyden önce politikacı değil, bir sporcuyum. Spor yapmak insanların en doğal hakkıdır. Kendi ülkelerinde de yurt dışında da. Bu hak kesinlikle alınmamalıdır. KKTC’li sporculara uygulanan ambargolar bana anlatıldığında bunun bir insanlık suçu olduğunu düşünüyorum. Bu görüşlerimi her platformda da rahatça söylüyorum."

- KKTC’yi çok sevdiğinize göre bu ülkeye yatırım yapmayı düşünüyor musunuz?

"Ben sporumu yaptığım sürece KKTC’den hiçbir beklentim yok. Bu böyle bilinmelidir. Bir evim var. Bu güzel ülkeye inşaat sektöründe yapacağım yatırımlarla katkıda bulunmak istiyorum."

- Unvan veya öncesi bir maçınızı bu topraklarda yapmayı düşünür müsünüz?

"Planımız var. Nisan veya mayıs ayında Girne’de birlikte yaşadığım insanlara bu mutluluğu yaşatacağım."

- KKTC’de yaşamak nasıl bir duygu?

"Londra’nın merkezinden gelen bir insan için KKTC emniyetli, rahat, huzurlu ve sakin."
/_np/0805/6960805.jpg

 

 

 

 


Cesaretiniz varsa o bayrağı siz sökün

ŞORTUNDAKİ KKTC bayrağının hikayesini anlatırken gözleri çakmak çakmak oluyor Haye’in. Aldığı tepkilere çok sert karşılıklar verdiğini belirtti ve bu konuda şunları söyledi:

"Yaşadığım ülkenin şortuma işlenmiş bayrağı ile ringde dövüşmenin anormal yanıolamaz. Şortumda bir de İngiltere bayrağını taşıyorum. Bazı kişiler beni İngiltere Boks Federasyonu’na şikayet ettiler. ’Orası tanınmamış bir ülkedir. KKTC bayrağı ile ringe çıkmak suçtur’ dediler. Hatta tepkilerinde daha da ileri gittiklerinde, ’cesaretiniz varsa KKTC bayraklı şortumu kendiniz çıkarın’ dedim. Kimse cesaret edemedi.

ABD ve İngiltere’de canlı yayınlanan bu unvan maçımdan sonra dünyada yaşayan Türklerden 10 milyonun üzerinde mail aldım. Herkes benim bu jestim karşısında KKTC’yi konuşmaya başladı. Bunun yanı sıra tehdide kadar varan kötü mailler de Kıbrıslı Rumlardan geldi. Bu KKTC sevgimin ölçüsü de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tercih etmemin bir delilidir."

Demirbilek pes etti

ARKADAŞIMIZ Celal Demirbilek eldiven giyip ringde David Haye’in karşısına çıktı. Ancak kısa sürede pes etti. Fotoğraflarını KKTC’li gazeteci Nezihi Beyaz’ın çektiği bu kapışma kısa sürede bitti.

HURRIYET 12/12/08

Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos öldü

 AA

Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede öldü.

Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos’un 74 yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi.

Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasımdan bu yana Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım servisinde tutuluyordu.

Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü bildirildi.

MILLIYET 12/12/08

Papadopulos hayatını kaybetti

12/12/2008 RADIKAL

Kanser teşhisiyle güney Lefkoşa Rum Genel Hastanesi yoğun bakım servisinde tedavi gören Rum yönetimi eski liderlerinden Tasos Papadopulos hayatını kaybetti


LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede öldü.
Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos’un 74 yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi. Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasımdan bu yana Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım servisinde tutuluyordu.  Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü bildirildi.


HALKTAN ANNAN PLANINA "HAYIR" DEMELERİNİ İSTEMİŞTİ
Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934’de doğdu.16 Şubat 2003’te yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini şubat 2008’e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londra’daki Gray’s Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi gördü.
Ada’ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA’nın, İngiliz sömürge idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959’da Zürih Anlaşması’nın imzalanması için Londra konferansı toplandığında, tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra’ya çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran İçişleri Bakanlığı’na atandı.
16 Ağustos 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963’te ortaklık cumhuriyetinden dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım ve Maliye bakanlıkları da yaptı.
Temmuz 1970’te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides’le birlikte merkez sağ görüşlü Birleşik Parti’yi kurarak, milletvekili seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında, Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968’deki müzakereler başladığında; zamanın meclis başkanı olan Rum müzakereci Glafkos Klerides’in danışmanıydı.
15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı girişilen darbede tutuklandı.

DARBEDEN SONRA MÜZAKERECİ OLDU
Müzakerecilik görevini Klerides’ten 1976’da devraldı ve Temmuz 1978’e kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977’de, kurduğu Ulusal Konsey Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı’nda, coğrafi bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli federasyon çözümü önerisini sundu.
1976’da yeniden milletvekili seçildi ve 1981’de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti 1988’de merkez Demokratik Parti’yle (DİKO) birleşti ve 1991’de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996’da da aynı partiden milletvekili oldu. Ekim 2000’de, eski Rum lider Spiros Kiprianu’nun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO Başkanlığı’na seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008’deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas’a devretmişti.
1964’te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk kasabı" olarak da anılıyor.
Papadopulos’un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç’in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştığı iddia edildi.

"HAYIR" İÇİN GÖZ YAŞI DÖKTÜ 24 Nisan 2004’te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının planan "hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.
"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi konuşmasında özetle şöyle demişti:
"Bugün Kıbrıs’ın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. ’Son şans’ diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24 Nisan’da güçlü bir ’hayır’ demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. ’Hayır’ desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı." (aa)

Kıbrıs Barış Platformu'nun Brüksel'deki temasları sona erdi

Temaslar çerçevesinde Kıbrıs Barış Platformu heyeti önceki gün Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi Başkanı

Andrew Rasbash, Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı, Kıbrıs Türk toplumu ile ilişkiler yürüten Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkan Yardımcısı, Sosyalist Grup Üyesi Mechtild Rothe ve de Yüksek Seviyede Temas Grubu Üyesi ve Ulusalcılar Grubu (UEN) Üyesi, Sean O´ Neachtain ile görüştü.

   Platform yetkilileri dün de Kıbrıs Türk toplumu ile ilişkiler yürüten Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı,

Avrupa Halkları Partisi - Hıristiyan Demokratlar (EPP-ED) üyesi Françoise Grossetête, Avrupa Parlamentosu

Türkiye Raportörü, Avrupa Halkları Partisi - Hıristiyan Demokratlar (EPP-ED) üyesi Ria Oomen-Ruijten, Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı Grubu (ALDE) Başkanı Graham Watson ve ALDE grup üyesi Andrew Duff, Konfedere Avrupa Birleşik Sol Grubu/Kuzeyli Yeşil Sol (GUE/NGL) Üyesi Dimitrios Papadimoulis ile görüştü.

   "Kıbrıslı Türklerin Sesi Brüksel'e tanışıyor" sloganıyla gerçekleşen görüşmeler çerçevesinde Platform temsilcileri Kıbrıs sorunu ve süren görüşme sürecine ilişkin görüşlerini Avrupa Parlamenterleri ile paylaştı, hazırlanan ortak metni Parlamenterlere sundu.

   Heyet Kıbrıs Avrupa Parlamenterleri ve Kıbrıslı teknik ekipler ile de bir araya gelerek görüş alış verişinde bulundu. Kıbrıs Barış Platformu Dönem Sözcüsü KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan, temaslarını ve AB yetkililerinin ve AB Parlamenterlerinin görüşlerini adaya dönünce yapacakları basın toplantısı ile detaylı olarak açıklayacaklarını belirtti.

   Kıbrıs Barış Platformu heyeti şu isimlerden oluşuyor;

   Murat Kanatlı (YKP), İzzet İzcan (BKP), Mehmet Harmancı (TDP), Güven Varoğlu (KTÖS), Adnan Eraslan (KTOEÖS), Erol Şeherlioğlu (Tıp-İş), Tevfik Yoldaş (DAÜ-BİR-SEN)

KIBRIS 12/12/08

Önemli olan şey, olumlu konjonktürü korumaktır

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer Kıbrıs'a geldi.

   BM Barış Gücü Sözcülüğü'nden elde edilen bilgiye göre, adaya dün sabah gelen Downer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın salı günü gerçekleştireceği görüşmeye katılacak.

   Rum basınına göre Downer dün Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile bir çalışma yemeği yedi.

   Downer'in bugün de KKTC'de temaslarda bulunması bekleniyor.

 

"Önemli olan konjonktürü korumak"

 

   Bu arada Rum radyosu Downer'in adaya varışında Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorunuyla ilgili gerçekleştirilen müzakerelerde önemli olan şeyin elverişli konjonktürün muhafaza edilmesi olduğunu, ayrıca müzakerelerin iyi bir şekilde ilerlediğini söylediğini belirtti.

 

Zamana ihtiyaç var

 

   Önümüzdeki haftalarda müzakerelerde iyi bir konjonktür ortaya çıkacağı umudunu da dile getiren Downer, müzakerelerde iyi ve başarılı bir sonuç elde edilmesinin mümkün olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümü için zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.

   Sürecin; yapılacak açıklamalara değil sonuca bağlı olacağını da kaydeden Downer, müzakerelerde daha ağır ilerleyecek zor konular olacağı gibi, daha hızlı ilerleyecek kolay konular olacağını da belirtti.

   Müzakerelerde bir momentum gerektiğini her zaman söylediğini de ifade eden Downer, önümüzdeki haftalarda iyi bir konjonktür ortaya çıkacağına dair umudunu yineleyerek, müzakereler sürecinde önemli olan şeyin uygun bir momentum muhafaza edilmesi olduğunu kaydetti.

   Bir anayasa oluşturulmasının zorluğunun küçümsenmemesi gerektiğini de dile getiren BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, önemli olan şeyin müzakerelerdeki felsefesinin korunması olduğunu belirtti.

   " Mehmet Ali Talat partenojenezden (bakir doğum) bahsederken, Kıbrıs sorununun çözülmesi nasıl mümkün olacak" şeklindeki bir soruya ise Downer, "Kaçınılmaz olarak müzakerelerin bu aşamasında farklı zamanlarda, farklı görüşler ifade edecek olan kişiler ortaya çıkacak. En nihayette önemli olan şey müzakere odasında ne olduğudur" yanıtını verdi.

KIBRIS 12/12/08

 

Cumhurbaşkanı Talat Brüksel'deki temaslarını tamamladı

AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için Brüksel'e gelen bazı bakanlarla bir araya gelen Talat dün ilk olarak Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ile görüştü.

   Talat'ın Finli bakan Stub ve Çek bakan Schwarzenber'le görüşmesinde basına görüntü olanağı sağlandı.

   Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Mert Ersin eşlik etti.

 

Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband ile de görüştü

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband ile de bir araya geldi

    İngiltere'nin Brüksel'deki AB Daimi Temsilciliği'nde yer alan görüşme yarım saat sürdü.

   Talat'ın Çek Dışişleri Bakanı'yla yapacağı görüşme ise zaman darlığı nedeniyle iptal edildi.

   Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede yine Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Mert Ersin eşlik etti.

  İngiltere Dışişleri Bakanı yapılan görüşmenin ardından Talat ve beraberindekiler KKTC'ye dönmek üzere havaalanına hareket etti.              

KIBRIS 12/12/08

Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi'ne İrlanda'dan 50 bin euroluk bağış

Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü "Kazı, Kimlik Tespiti ve Kalıntıların İadesi Projesi"ne İrlanda 50 bin euroluk bağış yaptı.

Komiteden yapılan açıklamaya göre son 2 yıl içinde 3 kez bağışta bulunan İrlanda, projeye toplam 150 bin Euro'luk katkı sağladı.

   Projeye Aralık 2008'de Almanya tarafından 100 bin euro, İspanya tarafından da 50 bin euroluk bağış yapıldı.

   Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi'nin açıklamasına göre proje kapsamında bugüne kadar 465 kişiye ait kalıntı ortaya çıkarıldı. Şu ana kadar 108 kişinin kimliği tespit edilerek kalıntıları ailelerine teslim edildi.

KIBRIS 12/12/08

Hristofyas'tan Talat'a yönelik iddialar

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve Kıbrıs sorununun çözümlenebileceği, çözülmesi gereken zeminine saygı duymadan, Kıbrıs sorununu kaba saba ele aldığı sürece, hiçbir şey kazanmayacağını" savundu.

Haravgi ve diğer Rum gazetelerinde yer aşlan habere göre, Brüksel'e hareketinden önce Larnaka Havalimanı'nda açıklamalarda bulunan Hristofyas, "Talat'ın bu davranışının, kendisi ve Kıbrıs Türk toplumu aleyhine izlenimler de bıraktığını" ileri sürdü. Hristofyas açıklamasının devamında "Eğer Talat uzlaşmaz ve katıyı oynamak istiyorsa bu hakkıdır. Sorun, Kıbrıs Türk liderin tutumuyla, Kıbrıs meselesinde çözümün ileriye götürülmeyeceğidir" şeklinde de konuştu.

   "Mehmet Ali Talat'ın AB yetkilileriyle görüşmelerinde, Kıbrıs'taki iki toplum arasındaki siyasi eşitlik ve gelecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin eşit temsil edilmesini ortaya koymasının" sorulması üzerine Hristofyas, Talat'ın temaslarında olası ortaya koydukları hakkında somut bilgiye sahip olmadığını belirtti. Hristofyas, "Talat'ın yarattığı izlenimlerin ne kendi açısından ne de toplumu açısından iyi olmadığını" ileri sürdü.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde yaptığı açıklamayı anımsatan Hristofyas, Talat'ın, orada ortaya koyduklarının, Türk dostu olarak addedilen milletvekilleri tarafından bile hoş karşılanmadığını, bunların Talat için olumlu olmadığını iddia etti.

   Hristofyas, "Biz önümüze bakıyoruz. Talat'a, önlerine bakmaları ve bizim gibi yaratıcı olması yönünde çağrı yapıyorum. Zira Talat'ı düşman veya rakip olarak düşünmüyorum" şeklinde konuştu.

 

Stefanu: Sorumluluğun Türk tarafına yüklenmesi talebi için henüz erken

 

   Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum tarafının müzakerelerden olası çekilmesini "yıkıcı bir gelişme" olarak nitelendirdi.

   Haravgi ve diğer gazetelere göre, "Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a ikinci bir mektup

göndermesine bağlı olarak, Rum tarafının müzakerelerden çekilmesi vaktinin gelip gelmediği" sorusuna yanıt verirken açıklamalarda bulunan Stefanu, Rum tarafının referandum sonrasında bazı çevrelerce fırlatıldığı köşeden Hristofyas'ın üstlendiği somut girişimler ve sıkı çalışmayla çıkarıldığını söyledi, müzakerelerden bir anda çekilmesi durumunda "Rum tarafı çözüm istemiyor" kategorisine sokulacağını belirtti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açıklamalarına atıfta bulunan Stefanu, çözüm istemediklerinin doğru olmadığını, "çünkü işgal, işgal ordularının varlığı, gerek Kıbrıs Türk toplumunun gerek Kıbrıs halkının bütünün demografik yapısını değiştiren yerleşik akımı sürdüğü için çözüm konusunda acele ettiklerini" iddia etti. Stefanu, "Kıbrıs Türk toplumunun, Kıbrıs Rum toplumu gibi, Kıbrıs sorunun çözümü için çok sıkı çalışması gerektiğini" savundu.

   "Kıbrıs sorunun çözümünü isteyen tek tarafın Kıbrıs Rum tarafı mıdır" şeklindeki soruya karşılık Stefanu bunun süreç içerisinde ortaya çıkacağını belirtti. Kendilerinin, sadece Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini söylemediklerini, bunu; müzakere masasında ortaya koydukları tezler ve davranışlarla kanıtladıklarını ileri süren Stefanu, uluslararası unsurun, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum tarafını, Kıbrıs sorunu çözümüyle ilgili samimi istek konusunda kredilendirdiğini belirtti.

   "Uluslararası unsurun Mehmet Ali Talat'ın tutumunu kınamamasına" işaret edilmesi üzerine Stefanu, geçen gün yayımlanan AB Dışişleri Bakanları Konseyi sonuç bildirgesine ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun Türkiye ziyareti sırasında söylediklerine atıfta bulundu ve bu konuların, sürekli sahip çıkılması gereken konular olduğunu söyledi. Stefanu açıklamasının devamında "Kıbrıs sorununun, her zaman uluslararası toplumun uğraştığı bir konu olabilmesi için harekete geçilmesi ve tetikte olunması, buna eş zamanlı olarak Kıbrıs sorununa doğru boyutlarla yaklaşılması gerektiğini" ileri sürdü.

   Stefanu "işgal ve istila sorunu" olduğunu iddia ettiği Kıbrıs sorununun BM kararları, uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku, Doruk Anlaşmaları çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini yineledi.

   Rum Yönetimi'nin, sorumluluğun Kıbrıs Türk tarafına yüklenmesini BM'den talep etmesi gerekip gerekmediği şeklindeki bir soru üzerine Stefanu, henüz daha müzakerelerin başında olunduğuna işaret etti.

KIBRIS 12/12/08

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi halen görevinin başındadır

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Türkiye-KKTC diplomatik ilişkileriyle ilgili basında yer alan haberlerin kamuoyunu yanıltıcı bilgiler içerdiğini belirterek, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi'nin halen görevinin başında olduğunu bildirdi.

   Özügergin, AA'nın önceki gün basında yer alan haberlerde, "Türkiye ile KKTC'nin diplomatik ilişkisinin maslahatgüzar seviyesine indiği, KKTC'nin 3,5 aydır Ankara'ya, Türkiye'nin de 2,5 aydan beri Lefkoşa'ya Büyükelçi atamadığı" şeklindeki iddialara ilişkin sorusu üzerine, şunları kaydetti:

    "Söz konusu haberler kamuoyumuzu yanıltıcı bilgiler içermektedir. Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi atandığı günden bu yana kesintisiz olarak görevine devam etmiş olup, halen görevinin başındadır."

 KIBRIS 12/12/08

Pilot survives chopper crash

A FRENCH pilot survived a helicopter crash and was being treated for injuries in a hospital in the north yesterday.

The Turkish Cypriot forestry department rented the helicopter from a French company based in Istanbul to help get rid of bugs in pine trees.

At around 10.30am on Wednesday, while the pilot was spraying in the Tylliria area, the helicopter’s tail hit an electricity cable. The tail broke off, causing the pilot to lose control of the French-made August Bell-206 helicopter, which landed in the Kambos river bed.

The 39-year-old Paul Hernandez survived the crash, but was admitted to hospital with injuries to his head and back.

CYPRUS MAIL 12/12/08

momentum needs to be kept up in talks
By Jean Christou

U.N. SECRETARY General’s Special Adviser for Cyprus, Alexander Downer, arrived back on the island yesterday stressing the importance of keeping up momentum in the Cyprus talks.

Downer will attend the next meeting of the leaders on December 16.

“I have always said that there needs to be a momentum in the negotiations, so I hope that over the next couple of weeks between now and Christmas there will be good momentum bringing us to the Christmas break and into next year,” Downer said on arrival at Larnaca airport.

“The important thing is that it (the process) maintains appropriate momentum.”

He said there would be “difficult issues that will move more slowly” and easier issues that would move more quickly.

“We should not underestimate how difficult it is to put together a constitution. This is a very, very challenging task, it’s a very big task and is an ambitious task and it is a worthy and important ambition,” he said.

“The important thing is to keep the negotiations moving forward. But I think it is still moving forward okay.”

Downer played down the continuing negative statements being by the two leaders outside of the negotiations.

“What ultimately is going to be important is what happens in the negotiating room and that is not just between the leaders of course, but the representatives and the officials”, he said.

“Ultimately what is going to be important is the test of this process. The test of this process is going to be the result and I think they can achieve a good result, they can achieve a successful result. But you can not underestimate the size of the task. This is a very difficult and a very big task”, he added.

Expectations that the problem could be solved quickly were not realistic Downer said.

Meanwhile in New York the United Nations Security Council’s draft resolution for the renewal of the mandate of the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) was circulated.

“There now exists an unprecedented opportunity to make decisive progress,” it said.

The draft resolution urges “full exploitation of this opportunity, including by intensifying the momentum of negotiations, preserving the current atmosphere of trust and goodwill, and engaging in the process in a constructive and open manner”.

CYPRUS MAIL 12/12/08

Chris Evans in Cyprus today
By Nathan Morley

BRITISH television and radio personality Chris Evans arrives in Cyprus today to present a special radio broadcast from the British base at Dhekelia.

Evans, 42, will host his award-winning BBC Radio 2 afternoon programme live from the headquarters of the 2nd Battalion 2PWRR this afternoon.

The star will be meeting soldiers and their families and conducting interviews with key military personnel during the show.

A spokesman for BBC Radio said that, “Chris is really looking forward to the event; he is interested in hearing soldiers stories from operations and of living in Cyprus.”

2PWRR, or The Princess of Wales’s Royal Regiment, are currently based at Alexander Barracks and their troops have recently seen action in hotspots such as Afghanistan. Their regimental HQ is in Canterbury.

The programme, which is heard by over 4 million listeners, will start at 7pm and run through to 9pm.

Chris Evans shot to fame in the early 1990s after fronting a string of top rated shows including ‘TFI Friday’, ‘The Big Breakfast’ and ‘Don’t Forget Your Toothbrush’.

Listeners can eavesdrop on today’s broadcast, which will be streamed live at www.bbc.co.uk/radio2

Evans and his BBC team will depart for the UK early tomorrow morning.

Evans is the latest high profile figure to broadcast live from the island, last month British radio shock-jock Jon Gaunt presented his national Talksport show from Paphos.

CYPRUS MAIL 12/12/08

Talat: AB’den maddi yardım bekliyoruz

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği’nden siyasi bir yardım değil, teknik ve finansal yardım istediklerini söyledi.

AA

Güncelleme: 17:12 TSİ 12 Aralık 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yenidüzen gazetesinin 34’üncü kuruluş yıl dönümünde düzenlenen resepsiyon sırasında gazetecilerin soruları üzerine, bu hafta Brüksel’de yaptığı temasları değerlendirdi.

 

Brüksel’de Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile bu görevlere yeni geldikleri için ilk kez görüştüğünü belirten Talat, İngiltere’nin Kıbrıs’ın garantörlerinden biri ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olduğuna dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, BM Güvenlik Konseyindeki karar tasarılarının da İngiltere tarafından hazırlandığına işaret etti.

AB’DEN BEKLENTİLERİMİZ...
Brüksel’de görüştüğü kişilere Kıbrıs’ta müzakere sürecinin önemini, kısa sürede bir çözüme ulaşmak için üzerlerine düşeni yaptıklarını anlattığını ifade eden Talat, şöyle konuştu: “AB’den beklentilerimiz önemli. İngiltere de AB Komisyonu dışında görüşlerimizi aktarmamız gereken önemli bir ülkeydi. AB ile ilgili düşüncelerimizi de aktardık. AB’nin çözüm sürecinde oynayabileceği rolü değerlendirdik. AB’nin tarafsız olmamasından kaynaklanan nedenlerle siyasi bir yardım yapabilecek pozisyonu olmadığını, ancak teknik yardımına ihtiyacımız olduğunu İngiltere’ye ve Finlandiya’ya anlattık. Hatta aynı şeyi bir gün önce AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso’ya da söyledik. Beklentimiz teknik ve finansal yardımdır. Bunun dışında AB’den tarafsız olmayan bir kurum olarak siyasi yardım beklemediğimizi bir kere daha ifade ettik.”

Talat, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin anlaşılması ve aleyhteki politikaların düzeltilmesi açısından Brüksel temaslarının yararlı geçtiğini belirti.

FEDERASYON İSTEDİĞİMİZİ İSPATLADIK
“Türk tarafı federasyon istiyor görünüyor, ama konfederasyonu savunuyor iddialarının ta oralara kadar gittiğini” belirten Talat, bütün görüştüğü çevrelere, esas hedeflerinin iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm olduğunu, iki kurucu devletin eşit statüsüyle yeni bir ortaklık devletinin kurulmasını istediklerini anlattıklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Talat, bunların da Kıbrıs sorununun çözümüyle gerçekleşeceğini, konfederasyon değil, federasyon istediklerini ve bunu da ispatladıklarını bir kez daha anlattıklarını söyledi.

KOLAY UNUTULUYOR
Talat şöyle devam etti: “İnsanlar kolay unutuyor. Kıbrıslı Türkler 2004’te sandıklara giderek doğrudan demokrasi yoluyla çözüm istediğini federal bir yapıyı kabul ettiğini ispat etti. O yüzden artık Kıbrıslı Türklerin tekrar bir ispat yükümlülüğü olmadığını, o güne kadar bütün dünyayı çözümü kabul edeceği konusunda ikna ettikten sonra son anda tutum değiştirerek çözümü reddeden tarafın çözümü arzuladığını ortaya koyma ihtiyacı ve ispat yükümlülüğü bulunduğunu tekrar tekrar anlattık. Anlaşıldığını umuyoruz. Daha sonra Avrupa Parlamentosu’ndan parlamenterler, düşünce kuruluşları ve gazetecilerin katıldığı çalışma toplantılarındaki değerlendirmeler, doğru biçimde algılandığımızı gösterdi.”

 

 

 

Güneyde Papadopulos'a yas

GÜNEYDE 3 GÜN YAS İLAN EDİLDİ...   Rum yönetimi eski başkanlarından Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü Güney Lefkoşa'daki hastanede dün hayatını kaybetti. Rum Bakanlar Kurulu, Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle 3 gün yas ilan etti. Karar uyarınca, yas süresince bayraklar yarıya indirilecek, Rum Dışişleri Bakanlığı ve Rum dış temsilciliklerinde taziye defteri açılacak

 

15 ARALIK'TA GÖMÜLECEK... Papadopulos, 15 Aralık Pazartesi günü düzenlenecek törenin ardından Güney Lefkoşa'da toprağa verilecek. Pazartesi günü saat 11.00'de kilisede düzenlenecek cenaze törenini, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos yönetecek. Papadopulos'un, 2. Hrisostomos tarafından gömüleceği belirtildi

 

   Rum yönetimi eski başkanlarından Tasos Papadopulos'un dün tedavi gördüğü Güney Lefkoşa'daki hastanede hayatını kaybettiği resmen açıklandı.

   Papadopulos'un tedavisini üstlenen doktorlar kurulu ve Rum Sağlık Bakanı Hristos Pashalidis tarafından gerçekleştirilen ve Rum radyo ve televizyonlarından yayınlanan basın açıklamasında, 74 yaşında olan Papadopulos'un dün 13.10'da tedavi gördüğü akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettiği kaydedildi.

   Papadopulos, 22 Kasım tarihinden beridir yoğun bakımda tedavi görmekteydi. Papadopulos, 1934 Lefkoşa doğumluydu.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise yaptığı açıklamada Papadopulos'un ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Papadopulos'un ailesi ve sevenlerine başsağlığı dileğinde bulundu.

   Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Chisostomos, Papadopulos'un ölümünden derin üzüntü duyduğunu söyledi.

   Yazılı bir açıklama yapan Rum Başpiskoposu, "Şüphesiz tarih çok yönlülüğünü ve önemli katkılarını altın harflerle yazacaktır. Halkımız ve adamız önemli katkılarından dolayı kendisine borçludur. Ailesine başsağlığı dilerim" dedi.

   Öte yandan, Rum Bakanlar Kurulu'nun Papadopulos'un ölümü dolayısıyla dün 15.00'de toplanacağı belirtildi.

 

 Papadopulos, pazartesi günü toprağa verilecek

 

   Tasos Papadopulos'un, 15 Aralık Pazartesi günü devlet töreniyle toprağa verileceği bildirildi.

   Rum televizyonu RIK'in haberine göre, konuyla ilgili açıklamayı, dün öğleden sonra Papadopulos'un vefatı nedeniyle olağanüstü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu yaptı.

   Stefanu, Papadopulos'un ölümü nedeniyle Güney Kıbrıs'ta 3 günlük yas ilan edildiğini de açıkladı. Karar uyarınca, yas süresince bayraklar yarıya indirilecek, Rum Dışişleri Bakanlığı ve Rum dış temsilciliklerinde taziye defteri açılacak.  Yas sürecince hiçbir etkinlik yapılamayacak ve 15 Aralık Pazartesi günü de okullar kapalı olacak.

      Radyonun verdiği bilgiye göre, Lefkoşa'nın Strovolo semtindeki Aya Sofiya Kilisesi'nde saat 11:00'de düzenlenecek ayinin ardından toprağa verilecek.

     Pazartesi günü saat 11.00'de kilisede düzenlenecek cenaze törenini, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos yönetecek. Papadopulos'un, 2. Hrisostomos tarafından gömüleceği belirtildi.

 

Cumhurbaşkanı Talat,

Rum halkına metanet diledi

       

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi eski başkanlarından Tasos Papadopulos'un hayatını kaybetmesi nedeniyle ailesine ve Rum halkına metanet diledi.

   Talat, Yenidüzen Gazetesi'nin kuruluş yıldönümü resepsiyonunda, Papadopulos'un ölüm haberini alması üzerine yaptığı açıklamada, Papadopulos'un yakınlarının ve sevenlerinin üzüntüsünü paylaştığını belirtti.

  Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un cenaze törenine katılmayı düşünüp düşünmediğinin sorulması üzerine, cenaze töreninin tarihi belirlendiğinde konuyu değerlendireceğini söyledi.

 

Denktaş, Papadopulos'un ailesine başsağlığı diledi

 

   Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eski Rum lideri Papadopulos için, "Enosis diye yola çıkıp Kıbrıs'ı ikiye bölenlerdendir. Bütün bunlara rağmen ailesine, yakınlarına baş sağlığı diliyorum" dedi.

   İstanbul'da bulunan Denktaş, Papadopulos'un ölümüyle ilgili olarak, telefonla AA muhabirine yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

    "Bizim dinimizde, kültürümüzde ölünün arkasından kötü söz söylenmez. Ancak tarihi açıdan Kıbrıs'ın başına gelen bütün felaketlerin sorumlusu olan Makarios'un yanında aynı suçu sonuna kadar paylaşanlardandır.

Türklerin haklarını, Türkiye'nin garantörlük hakkını hiçe sayarak 1960 anlaşmalarını yok farz ederek başlattıkları saldırılarının sonucu bugüne kadar Kıbrıs'ta iki taraf arasında barış anlaşması yapılamamıştır."

    Denktaş ve Papadopulos, en son, 2003-2004 yıllarında Annan Planı müzakerelerinde bir araya gelmişlerdi.

 

Bakoyanni'den başsağlığı mesajı

 

   Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, eski Rum lideri Tassos Papadopoulos'un ölümünden derin üzüntüyü duyduğunu dile getirdi.

  Bakoyanni, Papadopoulos'un "Kıbrıs'ın çağdaş tarihinde önemli rol oynadığını" belirterek, "Kıbrıs'ın Türk askeri işgalinin sona ermesi çabalarına katkı koyduğunu" kaydetti.

  Yunanistan Dışişleri Bakanı, Papadopoulos'un ailesine başsağlığı diledi.

 

Barosso, Papadopulos'un vefatı

nedeniyle Hristofyas'a mesaj gönderdi

 

   Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, Rum Yönetimi eski Başkanı Tasos Papadopulos'un ölümünden büyük üzüntü duyduğunu bildirdi, ailesine ve "tüm Kıbrıslılara" başsağlığı diledi.

   Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre Barosso, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'a Papadopulos'un vefatı nedeniyle bir mesaj gönderdi.

   Barosso mesajında, kendisinin ve Komisyon'un Papadopulos'u "ülkesine duyduğu büyük sevgi, keskin hafızası, görevine bağlılığı ve cesaretiyle" anımsayacağını kaydetti.

 

Papadopulos, Akritas

Planı'nın hazırlayıcısıydı

 

   Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas Planı"nın hazırlayıcısı olan Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934'de doğdu.

   16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini Şubat 2008'e kadar sürdürdü.

   Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi gördü.

   Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.

   Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın imzalanması için Londra konferansı toplandığında, tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya çağırdığı kişiler arasında yer aldı.

   Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran İçişleri Bakanlığı'na atandı.

   16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.    

   Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve hazırladı.

   Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım ve Maliye bakanlıkları da yaptı.

   Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili seçildi.

   Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında, Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler başladığında; zamanın meclis başkanı olan Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı. 15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede tutuklandı.

 

Darbeden sonra müzakereci oldu

 

   Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da devraldı ve Temmuz 1978'e kadar bu mevkide kaldı.

   Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli federasyon çözümü önerisini sundu.

   1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti 1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO) birleşti ve 1991'de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da aynı partiden milletvekili oldu.

   Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO Başkanlığı'na seçildi.

   Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.

   Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.

   1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk kasabı" olarak da anılıyor.

   Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına kaçırdığı paraların aklanmasına karıştığı iddia edildi.

 

"Hayır" için gözyaşı döktü

 

   24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının planan "hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.

   "Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi konuşmasında özetle şöyle demişti:

   "Bugün Kıbrıs'ın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım var.

   Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. 'Son şans' diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24 Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."

KIBRIS 13/12/08

 

 

Güvenlik Konseyi, Ban'ın Kıbrıs raporunu onayladı

BM Güvenlik Konseyi, dün BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs raporunu görüşerek onayladı.

     BM Güvenlik Konseyi'nin, Ban'ın tavsiyesi doğrultusunda Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar tasarısını dün kabul etti.

   858'i asker, 69'u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPY'nin 6 aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona ermişti.

     Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret verici olduğunu belirtti.

     Ban'ın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak "Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusu" ifadesini kullanması ise KKTC'de rahatsızlık yaratmıştı.

 

John Sawers: Müzakerelerde

yakalanan ivme yoğunlaşmalı

 

   İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers, Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

  Sawers, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan kararını oy birliğiyle almasının ardından gazetecilere açıklama yaptı.

  Sawers sözlerinin başında Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Tasos Papadopulos'un ölümünden üzüntü duyduğunu belirterek, baş sağlığı dileğinde bulundu.

  UNFICYP'nin ara bölgede önemli rol oynadığını vurgulayan Sawers, barış gücünün adada güven arttırıcı önlemleri kolaylaştırdığını ve adayı yeniden birleştirmek için önemli müzakerelere başlayan iki taraf arasında güven oluşumunda önemli rol oynadığını bildirdi. Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde desteklediğini belirten Sawers, Konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit ettiklerini kaydetti.

   Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin yoğunlaşmasını görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz" diye konuştu.

  Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında "tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.

  "Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar" diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.

  Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı olabiliriz" dedi.

  İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında müzakereleri yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers, müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de söyledi. Sawers 4 aydır devam eden müzakerelerde iyi bir ilerleme sağlandığına inandığını kaydederek, "Yeni yılda bunun devam etmesini ve yoğunlaşmasını istiyoruz" ifadesini kullandı.

  Sawers, Rum bir gazetecinin müzakereler için belli bir süre bitimi öngörüp öngörmediklerini sorması üzerine, şunları söyledi: "Süre vermek bizim işimiz değil, ama bu tür süreçlerde ivmenin korunması önemlidir."

  2009 yılında adada seçimin öngörülmediğini anımsatan Sawers, bunun da müzakerelerin ileriye götürülmesi açısından bir fırsat dönemi sunduğunu bildirdi.

 

Rum temsilci: Kararın kabul

edilmesinden memnuniyet duyduk

 

  Kıbrıs Rum yönetiminin Ağustos ayında yeni BM temsilcisi olarak göreve başlayan Minas Hadjimichael ise Sawers'ın ardından yaptığı açıklamada kararın Konsey'de kabul edilmesinden memnuniyet duyduklarını belirtti.

   Adada Türk askeri kuvvetlerinin bulunması nedeniyle UNFICYP'nın adadaki varlığını "vazgeçilmez" gördüklerini anlatan Hadjimichael, Konseyin kararını "dengeli" bulduklarını ve çözümün temelinin tarafların siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon olduğunu bir kez daha açıkça teyit etmesinden memnuniyet duyduklarını söyledi.

   Hadjimichael Kıbrıs Rum idaresinin adadaki müzakere sürecine tam olarak iştirak ettiğini ve süreci ileri götürmek için "BM ile her zamanki gibi işbirliği yaptığını" sözlerine ekledi.

 

Ban'ın son Kıbrıs raporunun tam metni

 

  BM Güvenlik Konseyi, dün BM Genel Sekreteri Ban'ın Kıbrıs raporunu görüşerek onayladığı karar taslağı şöyle:

  Güvenlik Konseyi, Genel Sekreterin Kıbrıs'ta BM faaliyetleri hakkındaki 28 Kasım 2008 tarihli (S/2008/744) raporunu memnuniyetle karşılar,

  Kıbrıs hükümetinin adadaki mevcut koşullar ışığında Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nü 15 Aralık 2008'den sonra bulundurulmasının gerekli olduğu konusunda mutabık kaldığını not eder,

  Genel Sekreterin bir çözüm bulunması için sorumluluğun ilk ve öncelikle Kıbrıslıların kendilerinde olduğu güçlü inancını yineleyerek, belirleyici ilerleme kaydedilmesi için eşsiz bir fırsatın mevcut olduğunu vurgular ve taraflara adanın bölünmüşlüğüne ve soruna kapsamlı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması için taraflara yardımcı olmasındaki BM ana rolünü teyit eder,

  3 Eylül 2008'de tam teşekkülü müzakerelerin başlamasını, şu ana kadar kaydedilen ilerlemeyi ve liderlerin ortak açıklamalarını memnuniyetle karşılar,

  İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirlenen siyasi eşitlikle iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik belirleyici ilerleme kaydedilmesi için tüm tarafların kapsamlı, esnek ve yapıcı bir şekilde bu müzakerelere katılımının önemini vurgular,

  Müzakerelerdeki devam eden momentumu ve iyi niyet ile güvenin muhafaza edilmesini cesaretlendirir, özlü ilerleme ve şu anki fırsattan tam olarak yararlanılmasını özler, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk liderlerin şu ana kadar gösterdikleri siyasi liderliği takdir eder ve Genel Sekreter'in Konseyi bilgilendirmeye devam etme niyetini memnuniyetle karşılar,

  Güven artırıcı önlemlerin açıklanmasını ve askeri tatbikatların feshedilmesini memnuniyetle karşılar, bu önlemlerin, anlaşmanın ve toplumlararasında güven inşa edecek atılacak ileriki adımların uygulanmasını özler,

  Kıbrıslıların Yeşil Hat'ta devam eden geçişlerinin önemini teyit eder, Ledra Sokağı geçişinin açılmasını memnuniyetle karşıladığını yineler, diğer geçiş noktalarının karşılıklı mutabakatla açılmasını cesaretlendirir ve bu çerçevede liderlerin ortak açıklamalarında Limnitis/Yeşilırmak geçiş noktasını açacakları taahhütlerini not eder,

  Tüm Kıbrıslılar için kapsamlı ve yaşayabilir bir çözümden ortaya çıkacak birçok önemli faydaya inanır, her iki tarafı açık bir şekilde bu faydaları açıklamaya ve ayrıca olası herhangi bir referandum öncesinde her iki taraf için bunların sağlanması için esneklik ihtiyacını cesaretlendirir,

  Uluslararası topluluğun şu anki fırsatın tam olarak kullanılması için Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk liderlere yardımda rol oynamaya devam edeceği destekçi rolünü belirtir,

  Genel Sekreteri'nin adadaki ve Yeşil Hat boyunca güvenlik durumunun genel olarak istikrarlı olduğu

yönündeki değerlendirmesini not eder, iki tarafın alakadar olduğu toplam olayların sayısındaki düşüşü memnuniyetle karşılar ve her iki tarafı UNFICYP'in hareketlerinde kısıtlama dâhil gerilimin artmasına yol açacak, şu ana kadar kaydedilen iyi ilerlemeyi zayıflatacak ya da adadaki iyi niyete hasar verecek, herhangi bir hareketten sakınmaya teşvik eder,

  Genel Sekreter'in her iki tarafın 1989 BM'nin kullandığı diplomatik muhtırayı (aide-memoire) kabul etmesi durumunda tampon bölgedeki durumun iyileştirileceğine güçlü inancı yinelenerek,

  Mayın temizleme faaliyetlerinin kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşılar, Genel Sekreteri'nin kalan mayın alanlarının temizlenmesi çağrısını yineler ve Mayın Hareketi Merkezi'nin bu çalışmalarının 2008'den sonra devam etmesine imkân tanıyacak fona acil ihtiyacı olduğunu not eder,

  Kayıp Kişileri Komitesi'nin önemli faaliyetlerinin ilerlemesi ve devam etmesini memnuniyetle karşılar, bu sürecin toplumlar arasındaki uzlaşıyı geliştireceğine inanır,

  Aktif ve gelişen sivil toplumun siyasi süreç için gerekli olduğu konusunda mutabık kalır, adadaki BM

kurumları adına olanlar dâhil iki toplumlu temasların ve etkinliklerin desteklenmesine yönelik tüm çabaları destekler, sivil toplumun aktif katılımını ve ekonomik ve ticari organlar arasındaki işbirliğinin cesaretlenmesini desteklemek ve bu tür temaslara karşı tüm engellerin kaldırılması için iki tarafı teşvik eder,

  Genel Sekreterin adadaki gelişmeleri ve tarafların görüşlerini dikkate alarak yakın inceleme altında UNFICYP'in faaliyetlerini bulundurmaya devam etmesinin önemini teyit eder, UNFICYP'in görevi, güç seviyesi, operasyonun içeriğine yönelik ileriki değişiklikler için uygun olan tavsiyelerle Konseye yeniden sevk eder,

  Alexander Downer'in kapsamlı bir çözüme ulaşılmasını hedefleyen tam teşekkülü müzakerelerin yürütülmesinde taraflara yardımcı olma göreviyle Genel Sekreter'in özel danışmanı olarak atanmasını memnuniyetle karşılar,

   Genel Sekreter'in Kıbrıs hükümetinin ve Yunanistan hükümetinin UNFICYP'e sağlanan fonlara gönüllü katkılarından dolayı duyduğu minnettarlığını ve diğer ülkeler ve örgütlerden daha fazla gönüllü katkı talebini yineler,

  Birleşmiş Milletlerin tüm barış güçlerinin faaliyetlerindeki HIV/AIDS ve diğer bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve kontrol edilmesindeki barış gücü personelinin duyarlı olmasına yönelik çabaları memnuniyetle karşılar ve cesaretlendir,

  1. Genel Sekreter'in görevine uygun olarak, raporunda son altı ayda adadaki gelişmelerin analizini memnuniyetle karşılıyor;

  2. 3 Eylül 2008'de tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını ve bunun yaratmış olduğu kapsamlı ve yaşayabilir çözüm olasılığını memnuniyetle karşılıyor;

  3. müzakerelerin momentumunu yoğunlaştırarak ve mevcut güven ve iyi niyet atmosferini muhafaza ederek bu fırsatın tam değerlendirilmesini ve yapıcı ve açık bir şekilde sürece katılımı teşvik ediyor;

  4. Güven artırıcı önlemlerin açıklanmasını ve askeri tatbikatların feshedilmesini memnuniyetle karşılıyor ve bu önlemlerin, anlaşmanın ve liderlerin ortak açıklamalarında belirtildiği gibi diğer geçiş noktalarının olası açılması gibi diğer ileriki adımların uygulanmasını bekliyor,

  5. Kıbrıs hakkında, özellikle 29 Haziran 1999 tarihli 1251 (1999) sayılı kararını ve özlü kararları olmak üzere ilgili tüm kararlarını teyit eder,

  6. UNFICYP'e tam desteğini ifade ediyor ve görev süresini 15 Haziran 2009'a kadar uzatmaya karar veriyor;

  7. UNFICYP'in görevine saygı gösterirken, ivedilikli bir konu olarak, her iki tarafı da, önemli konularda erken bir anlaşmaya ulaşma görüşüyle, tampon bölgenin, özellikle Ledra Sokağı'ndaki geçiş noktasıyla ilgili olarak hudutun belirlenmesi ve Birleşmiş Milletlerin 1989 diplomatik muhtıra (aide-memoire) konusunda UNFICYP ile danışmalarda bulunmaya devam etmeye çağırıyor;

  8. Kıbrıs Türk tarafını ve Türk güçlerini Strovilia'da 30 Haziran 2000 tarihinden önce mevcut olan askeri düzeni yeniden tesis etmeye çağırıyor;

  9. Genel Sekreterin 1 Haziran 2009 tarihi itibarıyla bu kararın uygulanması hakkında bir rapor sunmasını ve gerektiği üzere Güvenlik Konseyi'ni olaylar hakkında bilgilendirmesini rica ediyor;

  10. UNFICYP'in Genel Sekreter'in cinsel istismar ve suiistimaliyle ilgili sıfır hoşgörü politikasının

uygulanması ve personelinin BM davranış kurallarına tam uygun olmasını temin etmek için üstlendiği çabaları memnuniyetle karşılıyor, Genel Sekreter'in bu yönde tüm gerekli adımları atmaya ve Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirmeye devam etmesini talep ediyor ve birlik katkısında bulunan ülkeleri, konuşlanma öncesi davranışlar hakkında bilinçlendirme eğitimi dâhil uygun caydırıcı adımları, disiplinle ilgili ve kendi personellerin bu tür bir davranışta bulunmaları halinde tam sorumluluğu üstlenmelerinin temin edilmesi için diğer adımı almaya teşvik ediyor;

  11. Konunun takipçisi olmaya devam etmeye karar veriyor."

KIBRIS 13/12/08

 

Federasyon istediğimizi ispatladık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin 2004'teki referandumla Kıbrıs'ta federal bir çözüm istediğini ispatladığını, bunun tersine yapılan propagandalara karşı bunu Brüksel'deki temasları sırasında bir kez daha anlattığını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, tarafsız olmadığı için Avrupa Birliği'nden siyasi bir yardım beklemediklerini, ancak teknik ve finansal yardım istediklerini belirtti.

   Talat, Yenidüzen gazetesinin 34'üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen resepsiyon sırasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Talat, liderler zirvesi olduğu için dışişleri bakanlarının önceki gün Brüksel'e gittiğini, ancak kendisinin de önceki akşam ayrıldığını belirterek, bu nedenle sınırlı sayıda bakanla görüştüğünü söyledi.

   Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband'la bu görevlere yeni geldikler için ilk kez görüştüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, İngiltere'nin Kıbrıs'ın garantörlerinden biri ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden biri olduğuna dikkat çekti.

   Cumhurbaşkanı Talat, Güvenlik Konseyi'ndeki karar tasarılarının da İngiltere tarafından hazırlandığını belirterek, bunun da önemli olduğunu kaydetti.

 

"İngiltere önemli ülke"

 

   Brüksel'de görüştüğü kişilere Kıbrıs'ta müzakere sürecinin önemini, kısa sürede bir çözüme ulaşmak için üzerlerine düşeni yaptıklarını anlattığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

   "AB'den beklentilerimiz önemli. İngiltere de AB Komisyonu dışında görüşlerimizi aktarmamız gereken önemli bir ülkeydi. AB'yle ilgili düşüncelerimizi de aktardık. AB'nin çözüm sürecinde oynayabileceği rolü değerlendirdik. AB'nin tarafsız olmamasından kaynaklanan nedenlerle siyasi bir yardım yapabilecek pozisyonu olmadığını, ancak teknik yardımına ihtiyacımız olduğunu İngiltere'ye ve Finlandiya'ya anlattık. Hatta aynı şeyi bir gün önce AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da söyledik. Beklentimiz teknik ve finansal yardımdır. Bunun dışında AB'den tarafsız olmayan bir kurum olarak siyasi yardım beklemediğimizi bir kere daha ifade ettik."

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin anlaşılması ve aleyhteki politikaların düzeltilmesi açısından Brüksel temaslarının yararlı geçtiğini belirterek, federasyon çözümünü kabul etmekle bunu gerçekten istediklerinin çelişkili olduğu yönünde yapılan propagandaya da yanıt verdiklerini dile getirdi.

 

"Konfederasyonu iddiaları oralara kadar gitti"

 

   "Türk tarafı federasyon istiyor görünüyor ama konfederasyonu savunuyor" iddialarının ta oralara kadar gittiğini belirten Talat, bütün görüştükleri çevrelere esas hedeflerinin iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm olduğunu, iki kurucu devletin eşit statüsüyle yeni bir ortaklık devletinin kurulmasını istediklerini anlattıklarını açıkladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, bunların da Kıbrıs sorununun çözümüyle gerçekleşeceğini, konfederasyon değil, federasyon istediklerini ve bunu da ispatladıklarını bir kez daha anlattıklarını söyledi.

 

"Kolay unutuluyor... Tekrar tekrar anlattık"

 

   Talat şöyle devam etti:

   "İnsanlar kolay unutuyor. Kıbrıslı Türkler 2004'te sandıklara giderek doğrudan demokrasi yoluyla çözüm istediğini federal bir yapıyı kabul ettiğini ispat etti. O yüzden artık Kıbrıslı Türklerin tekrar bir ispat yükümlülüğü olmadığını, o güne kadar bütün dünyayı çözümü kabul edeceği konusunda ikna ettikten sonra son anda tutum değiştirerek çözümü reddeden tarafın çözümü arzuladığını ortaya koyma ihtiyacı ve ispat yükümlülüğü bulunduğunu tekrar tekrar anlattık. Anlaşıldığını umuyoruz. Daha sonra Avrupa Parlamentosu'ndan parlamenterler, düşünce kuruluşları ve gazetecilerin katıldığı çalışma toplantılarındaki değerlendirmeler, doğru biçimde algılandığımızı gösterdi."

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bayramı ülkesinde geçirmeyi de çok istediğini ancak Brüksel'e yaptığı ziyaretin de çok gerekli olduğunu ifade etti.

KIBRIS 13/12/08

 

Papadopoulos loses cancer battle
By Jean Christou

CYPRUS will mark the passing of former President Tassos Papadopoulos with three days of mourning following his death yesterday from lung cancer.

Papadopoulos, 74, was hospitalised in Nicosia on November 22, suffering from breathing problems. His condition had been touch and go for the past week.

Diagnosed with small-cell lung cancer, reports yesterday said he had passed a difficult night on Thursday. He died at 1.05pm yesterday with family and friends by his bedside.

He will be buried on Monday in a state funeral at 11am at Ayia Sofia church in Strovolos, presided over by Archbishop Chrysostomos. Monday has also been declared a public holiday.

Papadopoulos’ death was announced by Director of the Intensive Care Unit of the Nicosia General Hospital Theodoros Kyprianou, along with Health Minister Christos Patsalides.

“President Papadopoulos faced his illness with strength and dignity throughout,” said Kyprianou. “The medical team... would like to express their sincere condolences to his wife, siblings and children.”

Reading a written statement to the press, Papadopoulos` son Constantinos Giorkatzis, together with Nicolas Papadopoulos, his other son, and a House Deputy, said: “Our father Tassos Papadopoulos left us after an intermittent battle with a disease…a battle he fought with courage, dignity and persistence, qualities which characterised every moment of his life,” Giorkatzis added, his voice breaking.

He thanked the Minister of Health, the doctors and hospital personnel for their efforts in easing his pain during his last days.

“Today, Cyprus lost a patriot, a tireless fighter who struggled all his life for freedom and democracy. He served Cyprus with consistency, devotion and commitment to principles and values,” Giorkatzis said.

“Today, our family lost a devoted husband, a caring grandfather, a beloved brother and a wonderful father”.

Papadopoulos, the former leader of centre-right DIKO, and a mega-successful lawyer, who was married to Photini Michaelides, had two other children Maria and Anastasia.

President Demetris Christofias, whose party AKEL was a coalition partner during Papadopoulos` 2003-2008 presidency and who defeated him in this year’s election, fought to hold back his tears during a statement he made in Brussels yesterday.

“I would like to express my deep sorrow and the sorrow of all the people of Cyprus for the loss of former President of the Republic Tassos Papadopoulos” he said.

“A close bond of friendship tied me to Tassos Papadopoulos. We worked together, fought battles together, and we jointly struggled for the cause of Cyprus,” he added.

Chrisotfias praised the role Papadopoulos played in the history of Cyprus from the struggle against colonial rule to his place as the youngest cabinet minister appointed after Independence to his own term as President at one of the most crucial period in Cyprus` history – the referendum on the UN reunification plan in 2004. Papadopoulos also oversaw Cyprus accession to the EU in May that year, and the island’s entry to the euro zone at the beginning of this year.

“Tassos Papadopoulos has devoted his whole life to matters concerning this society since he was young,” Christofias said. “He will remain in history as one of the leaders of the modern history of our country,” he added.

Yesterday afternoon, the cabinet announced three days of mourning –to honour the former President. Government Spokesman Stefanos Stefanou said all flags would fly at half mast while a book of condolences was to be opened at the Foreign Ministry and also at Cypriot embassies abroad. Monday was declared a public holiday with all schools and all official events cancelled. A white rose is to be put in the spot where Papadopoulos used to sit at the National Council meetings.

House President, and DIKO leader Marios Garoyian chaired the extraordinary cabinet meeting and led a one-minute silence after which he paid tribute to his mentor.

“President Papadopoulos honoured the office of President of the Republic, and honoured the homeland in all of the struggles and challenges it faced,” said Garoyian.

“I know that you are all shocked at his untimely death. You all knew him as President and as a human being as well. Many of you have served in his Cabinet and others have been his close associates and friends.”

CYPRUS MAIL 13/12/08

 

 

Tributes pour in for Papadopoulos’ death
By Jean Christou

FORMER colleagues, friends and political opponents of Tassos Papadopoulos paid tribute to the former President yesterday queuing up to speak about him in public.

Foreign Minister Erato Marcoullis, the first woman appointed to the Papadopoulos cabinet was one of the first people to offer her views on the former President.

“Cyprus has lost a great leader who spent all of his life fighting for freedom and justice,” she said. Marcoullis also hailed Papadopoulos for becoming the youngest cabinet minister in the history of the Cyprus Republic at the age of 24.

Vassilis Palmas, the last to serve as government spokesman in the Papadopoulos government, was at the hospital yesterday, and had been by the former President’s bedside. He told reporters: “He was a great man and a great politician and his views will continue to be supported by a big part of the Cypriot population.

Former Finance Minister Michalis Sarris, a non-political appointee brought in by Papadopoulos, focused on his contribution to strengthening the Cyprus economy. ‘He chose me to serve at a crucial time for the economy,” said Sarris referring to Papadopoulos` depth of knowledge on economic issues.

Two of Papadopoulos` former DIKO colleagues were in tears. Paphos ex deputy Nicos Pittokopitis said: “We have lost our friend, our colleague, and personally I have lost my mentor but all of Cyprus has lost a historical leader.”

Pittokopitis waxed lyrical to state television about how Papadopoulos had saved Cypriot Hellenism and the Republic of Cyprus by rejecting the Annan plan. “Unfortunately we have lost him during a difficult time when we need his wisdom,” he added.

Openly crying, another ex DIKO member, and former Interior Minister said: “Tassos Papadopoulos wrote his own page in the history of Cyprus and of Cypriot Hellenism. He was always a patriot.”

George Lilliaks, a prot?g?, and also a Foreign Minister in the Papadopoulos government said Papadopoulos` death was a huge loss for Cyprus. “I believe he will rest in peace because he served his country in the best way he could,” he said.

EDEK leader Yiannakis Omirou said Papadopoulos was always there in the forefront at the critical stages of Cyprus history. “We owe it to him to continue the struggle,” he added.

George Vassiliou, himself a former President, did not always agree with Papadopoulos` stance on the Cyprus problem but he said it had not diminished their personal friendship.

Vassiliou said he had known Papadopoulos since 1962 and they had worked together on many issues over the decades. “It is known that on some issues we had differences of opinion but despite this, our relationship was harmonious,” said Vassiliou. “He gave a lot and unfortunately now he is gone from us.”

Presidential Commissioner George Iacovou also praised Papadopoulos as a patriot who had made an important contribution to the history of Cyprus.

''Politicians eventually are judged by history and history will judge Papadopoulos as a great personality of Cyprus,” he said.

Foreign Minister Markos Kyprianou, a member of DIKO said it was an honour for him to have server with Papadopoulos. “I have gained invaluable and unique experiences. His death is a great loss for all of us and leaves a gap in public life which cannot be replaced,” he said.

Similar message of condolences and tribute poured in all day from the island;s political parties, including AKEL, the United Democrats, the European Party, the Green Party and DISY.

President Demetris Christofias also received written condolences from European Commission President Jose Manuel Barroso saying he would be remembered for his unwavering love for his country but also for his sharpness of mind, hard work, and dedication to duty, and his courage in pursuit of his convictions.

CYPRUS MAIL 13/12/08

 

Turkish Cypriot leaders express condolences for Papadopoulos
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday refrained from airing any bitterness he may have felt over Tassos Papadopoulos` refusal to back the 2004 UN peace plan for Cyprus, and made only a brief statement of condolences to Papadopoulos’ family and the Greek Cypriot people.

He did however speak of the possibility of attending the former president’s funeral.

3Former Turkish Cypriot ‘deputy prime minister’ Serdar Denktash said he might also attend Papadopoulos’ funeral. He told the Cyprus Mail he would remember Papadopoulos with “great respect for the way he stuck to his guns over the UN’s settlement plan for Cyprus in 2004”.
“
We had many meetings there and I found him to be very straightforward about his views. From the onset he was against the Annan plan and he wasn’t afraid to say so, which I found an honest approach”.

“Although I couldn’t agree with him, when he explained to me his reasons for opposing the Annan plan, I can’t say he wasn’t justified from his point of view,” he added. “Because his aim was to protect what he saw as the Greekness of the island, some Turkish Cypriots saw him as an enemy. I personally, however, did not see him as one”.

Denktash said it was during final negotiations on the Annan plan taking place in Birgenstock, Switzerland in 2004 that he got to know Papadopoulos on a “one to one basis”.

“I found him very polite, but determined,” Denktash said, adding: “I am deeply saddened and hope to be able to go to his funeral”.

CYPRUS MAIL 13/12/08

 

Greek President pays tribute to Papadopoulos

The Greek leadership yesterday paid tribute to the former President beginning with a minute’s silence at the Greek parliament.

In his message of condolences, Greek President Karolos Papoulias said he shared the deep sorrow of the people and the government of Cyprus.

“Tassos Papadopoulos has served faithfully the Republic of Cyprus, he fought with a passion and consistency for the future of Cypriot Hellenism and for his beliefs, always acting within the law which he defended at difficult times,” Papoulias said in his message.

Cyprus, he said, found the place it deserved during Papadopoulos’ term in office, as a member of the European Union.

“Unfortunately he did not live to see a just, viable and functional solution of the Cyprus problem, for which we are all fighting,” he added.

Speaking of Papadopoulos in a personal he said: “I bow to the memory of my dear friend.”

Greek Prime Minister Costas Karamanlis described Papadopoulos as “an historic figure of Cypriot Hellenism” to which he had dedicated his entire life.

“I have had a close cooperation with Papadopoulos in the recent past, during his presidency, at a crucial time for Cyprus and the Cyprus problem. As President of the Republic of Cyprus he fought with tenacity, patriotism, persistence a difficult battle for the future of his country,” Karamanlis added.

he said Hellenism “owed a lot to Papadopoulos.”

Greek Foreign Minister Dora Bakoyiannis described Papadopoulos as “an historic personality who has undoubtedly contributed generously and with consistency to the long struggle of Cypriot Hellenism.”

CYPRUS MAIL 13/12/08

 

Turkish Cypriot property companies banned from Scandinavian exhibitions
By Jean Christou

PROPERTY companies operating in the north have been banned from exhibitions in some Scandinavian countries after protests by Greek Cypriot developers, Overseas Property Professional magazine has reported.

The report said the Turkish Cypriot developers had been banned from a host of exhibitions across Finland, Norway and Iceland following complaints from Greek Cypriot companies.

The decision was purely commercial, according to event organisers Fair Media, which feared that Greek Cypriot developers would withdraw from the exhibitions.

“At a previous show in Norway, we had sold stand space to someone with a Turkish billing address and assumed that this was a Turkish developer coming to the show,” said Sven Kallstrom, chairman of Fair Media.

“It was in fact a northern Cypriot company and halfway through the show, a collective group of representatives from Pafilia, Aristo, Leptos and other southern Cypriot developers came over and asked us to remove the company from the exhibition.

“For me it was fine to have them there and I hadn’t 100 per cent decided on a policy for this situation, but they threatened to boycott any future events. I am losing money on ignoring northern Cypriot companies now and we are getting a lot more enquiries, but I would lose even more money if I allowed them in so we have made our decision.”

The article also quotes Russell Price, managing director of Property International, a company in the north as saying he understood the decision.

“At the end of the day, the exhibition company has made a commercial decision and I respect that,” he said. “I don’t necessarily disagree with companies that sell a range of title in north Cyprus. However, we only sell pre-1974 titles so this isn’t fair on companies such as ours that wish to legitimately sell property in the north to international buyers.”

Another representative of the same company said:

“This practice of judge and jury is giving south Cypriot developers an unfair advantage and misinforming the public. There is a strong demand for property in north Cyprus, which is 50 per cent cheaper than the south.”

CYPRUS MAIL 13/12/08

State steps up efforts to ban GPS with Turkish place-names
By Elias Hazou

THE GOVERNMENT aims to ban the sale of any GPS receivers that use maps featuring Turkish place-names for the occupied areas.

The bizarre story, broken by Politis, first came to light more than two years ago. The ministries of Foreign Affairs, the Interior and of Education are all involved, as is the Attorney-general.

It’s been two years since authorities have been trying to crack down on the wayward gadgets.

Apparently, it was the secret service KYP which first brought the matter to the government’s attention.

The Global Positioning System (GPS) is a satellite-based navigation system made up of a network of 24 satellites placed into orbit by the US Defence Department. GPS was originally intended for military applications, but in the 1980s the government made the system available for civilian use. GPS works in any weather conditions, anywhere in the world, 24 hours a day.

But the bid to ban the GPS receivers is turning out to be a legal minefield. It goes without saying that preventing the sale of consumer goods would violate a raft of EU free market laws, as well as regulations governing the free flow of goods and services.

The receivers in question are manufactured by Garmin, a leading US electronics company, and are imported from Britain.

The devices come loaded with a basemap which employs Turkish names for towns, villages and streets in the north – anathema to authorities’ sensibilities.

For example, Kyrenia appears as “Girne” and Morphou as “Güzelyurt.”

But computer software can be used to make a simple modification to the names.

According to Politis, when the matter first surfaced, the government complained to both the manufacturer and to the Cypriot importer. The latter was contacted and asked to stop importing the devices, but the company replied it could not as no formal complaint had been filed.

Undeterred, the government asked the Attorney-general’s office for a legal reasoning. In his response, the AG explained that, specific legislation needs to be passed before a product may be banned.

And in a subsequent legal reasoning, the AG cited a further legal obstacle: it is illegal to stop or in any way restrict the availability of a consumer product if it has been imported from an EU country. Such restrictions do not apply to products coming from outside the EU.

However, legal wizards think they have found a loophole: authorities may prohibit the importation of a product if it is deemed to be contrary to “public order.”

The Ministry of Education meanwhile has dug up further ammunition for the campaign to ban the GPS receivers. In its feedback, the ministry pointed out indignantly that the Greek place names of Cyprus “have been shaped throughout the centuries.”

It went on to accuse Turkish authorities of undertaking a systematic campaign to alter the nomenclature of northern Cyprus.

Further, the ministry pointed out that, according to both the UN and UNESCO, placenames are part of a nation’s cultural heritage.

It seems the government is dead serious about the crackdown, and as we speak experts are drafting a law banning the offending receiver. In its crosshairs is one particular importer – the one spotted a couple of years back.

In a further twist, the owner of the company claims that he has since updated his receivers; the Turkish placenames have been purged and replaced by the official Greek ones, he says.

He did this by obtaining the proper designations from the records of the Land Registry Department, which keeps maps of the entire island.

The man was unable to comprehend why the government was still making such a big fuss over this.

He also complained that he read of the government’s plans in the press, and that no one had contacted him recently to see what was happening.

“Ninety-nine per cent of the receivers of this brand now have Greek names,” he told the Mail.

“By default, the receivers have been converted to Greek – unless a customer specifically asks that the placenames be left in Turkish,” he said.

CYPRUS MAIL 13/12/08

 

Müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerekir

TARİHİ BİR FIRSAT VAR... İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers, Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi. Sawers, adada çözüm yönünde, iki taraf liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında "tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti

   İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers, Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

   Sawers, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan kararını oy birliğiyle almasının ardından gazetecilere açıklama yaptı.

   Sawers sözlerinin başında Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Tasos Papadopulos'un ölümünden üzüntü duyduğunu belirterek, baş sağlığı dileğinde bulundu.

   UNFICYP'nin ara bölgede önemli rol oynadığını vurgulayan Sawers, barış gücünün adada güven arttırıcı önlemleri kolaylaştırdığını ve adayı yeniden birleştirmek için önemli müzakerelere başlayan iki taraf arasında güven oluşumunda önemli rol oynadığını bildirdi. Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde desteklediğini belirten Sawers, konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit ettiklerini kaydetti.

   Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin yoğunlaşmasını görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz" diye konuştu.

   Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında "tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.

   "Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar" diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.

   Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı olabiliriz" dedi.

   İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında müzakereleri yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers, müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de söyledi. Sawers 4 aydır devam eden müzakerelerde iyi bir ilerleme sağlandığına inandığını kaydederek, "Yeni yılda bunun devam etmesini ve yoğunlaşmasını istiyoruz" ifadesini kullandı.

   Sawers, Rum bir gazetecinin müzakereler için belli bir süre bitimi öngörüp öngörmediklerini sorması üzerine, şunları söyledi: "Süre vermek bizim işimiz değil, ama bu tür süreçlerde ivmenin korunması önemlidir."

   2009 yılında adada seçimin öngörülmediğini anımsatan Sawers, bunun da müzakerelerin ileriye götürülmesi açısından bir fırsat dönemi sunduğunu bildirdi.

 

Rum temsilci

 

   Kıbrıs Rum yönetiminin Ağustos ayında yeni BM temsilcisi olarak göreve başlayan Minas Hadjimichael ise Sawers'ın ardından yaptığı açıklamada kararın Konsey'de kabul edilmesinden memnuniyet duyduklarını belirtti.

   Adada Türk askeri kuvvetlerinin bulunması nedeniyle UNFICYP'nın adadaki varlığını "vazgeçilmez" gördüklerini anlatan Hadjimichael, Konseyin kararını "dengeli" bulduklarını ve çözümün temelinin tarafların siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon olduğunu bir kez daha açıkça teyit etmesinden memnuniyet duyduklarını söyledi.

   Hadjimichael Kıbrıs Rum idaresinin adadaki müzakere sürecine tam olarak iştirak ettiğini ve süreci ileri götürmek için "BM ile her zamanki gibi işbirliği yaptığını" sözlerine ekledi.

 KIBRIS 14/12/08

 

Papadopoulos tributes continue to pour in
By Stefanos Evripidou

TRIBUTES CONTINUED to pour in from around the world yesterday following the death of former President Tassos Papadopoulos on Friday.

Papadopoulos lost his long battle with lung cancer at 74, after being hospitalised on November 22.

Greek Prime Minister Costas Karamanlis will arrive on the island tomorrow to attend the funeral, accompanied by Greek Foreign Minister Dora Bakoyiannis, according to a press release issued by the Prime Minister's office.

The American Hellenic Institute (AHI) expressed its deepest sorrow at the death of the former President. An announcement released by AHI described the late President as “an intense man who was bound by his principles and love for his country, and therefore, never allowed himself to have these guiding beacons compromised for the sake of political expediency. For this, the people of Cyprus should be grateful.”

In letters sent to Christofias and the family of the deceased, the Archbishop of America Demetrios said Papadopoulos was a bright, dynamic and prudent national leader, who dedicated his whole life to the struggle for the international promotion and just solution of the Cyprus problem.

Archbishop of Thyateira and Great Britain Gregorios, along with leaders of the Cypriot community in Britain and overseas Cypriots also expressed their profound grief over the death of the former President.

US Senator Robert Menendez (D-NJ) described Papadopoulos as a historic figure for the Greek Cypriots who served them with passion and dedication throughout his life. “The loss of a beloved leader is a tragic moment for any community. President Papadopoulos’ commitment and bravery will be remembered for generations both in Cyprus and around the world,” said Menendez in a written statement.

The government declared a three-day official mourning to mark his death until Monday, when Papadopoulos will be laid to rest. Tomorrow has been declared a public holiday with all schools and public services closed and official events cancelled.

All flags are flying at half mast while a book of condolences will be opened at the Foreign Ministry tomorrow by President Demetris Christofias and at Cypriot embassies abroad.

The book of condolences will be open for the public from 1pm to 5pm and on Tuesday from 9am till 5pm.

The funeral will take place at Saint Sophia church in Nicosia tomorrow morning from 8.30am till 1030am.

Honorary President of socialist party EDEK, Vassos Lyssarides, will read the funeral oration. President Christofias, Archbishop Chrysostomos, House President Marios Garoyian, Christodoulos Pashiardis on behalf of friends of the deceased and Anastasia Papadopoulou on behalf of his family will read valedictory speeches.

Tassos Papadopoulos will be buried at the cemetery in Deftera village, near Nicosia.

The bereaved family requests that, instead of wreaths, donations be made to the Red Cross, the Intensive Care Forum and the Patient Welfare Council of the Makarios Hospital.

CYPRUS MAIL 14/12/08

 

 

UNFICYP mandate renewed

THE UNITED Nations Security Council renewed the mandate of the UN peace-keeping force in Cyprus for another six months on Friday.

Cyprus’ Permanent Representative to the UN, Minas Hadjimichael described Resolution 1847 as balanced, noting it “reconfirmed in a crystal clear and unequivocal manner” that any solution must be based on a bizonal, bicommunal federation with political equality.

“We consider the presence of the United Nations Peacekeeping Force in Cyprus indispensable as long as the occupation of part of the territory of the Republic of Cyprus by Turkey persists,” he added.

Britain's Permanent Representative to the UN, Sir John Sawers noted the “good progress” in ongoing negotiations between the two leaders on the island but called for an intensification of the peace process during the 2009 window before the onset of elections.

Sawers said he believed there was a readiness among the two leaders to “engage in a negotiation which will require a bit of give and take, will recognise that solutions come when each side recognises the needs of the other and try to find a compromise and a way forward”.

CYPRUS MAIL 14/12/08

 

 

Kıbrıs'ın sütünü içelim

KIBRIS'a politikalarının rehber ilkelerini anlatan AKEL Genel Sekreteri ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, tüm mücadelesinin Kıbrıslılar için olduğunu vurgulayarak, tartışma yaratan "sütten kesil" ifadesine açıklık getirdi

ANAVATANLARDAN BAĞIMSIZ HAREKET ETMELİYİZ... Son günlerin en fazla tartışılan "sütten kesil" sözüne açıklık getiren Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, "Bu vatanın evlatları olarak bu vatanın sütünden içmeliyiz düşüncesiyle bunu söyledim. Kıbrıs'ın sütünden hiçbir zaman uzaklaşmamalıyız" dedi. Anavatanların sütü arayışı içinde olmamak gerektiğini kaydeden Hristofyas, onlara verdikleri süt için teşekkür edip, ama anavatanların düşüncelerinden, siyasi hedeflerinden bağımsız bir şekilde düşünüp hareket edilmesi gerektiğini vurguladı

 

50 BİN KİŞİNİN KALMASINI KABUL EDİYORUM: Açık bir şekilde 50 bin "yerleşiğin" Kıbrıs'ta kalmasını kabul edeceğini söylediğini anımsatan Hristofyas, buna karşılık olarak "burada yerleşikler yok, Türkiye'den adaya taşınmış nüfus yok, burada KKTC" vatandaşları var" denilmesini kabul edilemez bulduğunu kaydetti. Hristofyas, "Bu vatan tüm Kıbrıslıların vatanı. Ben hepimizin bu ortak evimizde dostluk içerisinde yaşamamızı istiyorum. Bu nedenle de ortak vatanımız için ben elimden geleni yapma uğraşısı içerisindeyim. Ancak bunları tek başıma yapamam" dedi

 

ORTAK DİLİ, BARIŞ DİLİNİ BULMALIYIZ... "Günün sonunda Kıbrıs'ın Kıbrıslılara ait olabilmesi için ellerimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle ben bu müzakerelere bir Kıbrıslı olarak gidiyorum. Biz Kıbrıslıların ortak dili, barış dilini bulmalarını arzuluyorum. Bu müzakereler aracılığıyla Kıbrıslılar lehine bir uzlaşmayı hedefleyerek bu görüşmelere katıldım."

 

1960 KIBRISLILARIN ENDİŞELERİNİ ORTADAN KALDIRMADI... "1960 çözümü sadece Kıbrıslı Rumların değil, bütün Kıbrıslıların endişelerini ortadan kaldırmadı. Üsler kuruldu. Kıbrıs toprakları üzerinde egemen olan üsler Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı dışında tutuluyor ve Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinden sonra dahi üsler bölgesi İngilizler tarafından Avrupa Birliği topraklarının da dışında tutuluyor"

 

KIBRISLI TÜRKLERE ZARAR VERMEMİŞ BİR PARTİDEN GELİYORUM. "Hiçbir zaman herhangi bir Kıbrıslı Türk yurttaşımıza zarar vermemiş olan bir siyasal partiden gelmekten onur duyuyorum. Küçük yaşta, daha 8-10 yaşımdayken siyasetle ilgilenmeye başladım ve o dönemden itibaren içinde yer aldığım siyasal harekette şunu öğrendim: Kıbrıslılar konuştukları dilden, inandıkları dinden, sahip oldukları etnik kökenden bağımsız olarak Kıbrıslıdır ve aynı vatanın evlatlarıdır" 

 

Hasan HASTÜRER

   Müzakere masasında tüm Kıbrıslıların temsilcisi olarak bulunduğunu kaydederek, "sütten kesil" sözüyle ilgili olarak da Kıbrıslıların artık anavatanlarından sıyrılarak kendi vatanları olan Kıbrıs için hareket etmeleri gerektiğini ifade etti.

   AKEL Genel Sekreteri ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, KIBRIS gazetesi köşe yazarlarından Hasan Hastürer'in sorularını yanıtladı.

   Güney Lefkoşa'daki başkanlık sarayında üç saati aşkın süren görüşmede Hristofyas, siyasi duruşunu ve konulara yaklaşımına rehber olan ilkelerini özetledi.

 

Müzakerelere bir Kıbrıslı olarak gidiyorum

 

   Dimtris Hristofyas, Cumhurbaşkanlığı'na adaylık fikrinin nasıl oluşup yaşam bulduğuna yönelik bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

   "Partimin ve yoldaşlarımın önerisini Kıbrıs sorunun çözümü uğraşılarını ileri götürmek amacıyla kabul ettim. Cumhurbaşkanlığı adaylığını bunun için kabul ettim... Günün sonunda Kıbrıs'ın Kıbrıslılara ait olabilmesi için ellerimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle ben bu müzakerelere bir Kıbrıslı olarak gidiyorum. Biz Kıbrıslıların ortak dili, barış dilini bulmalarını arzuluyorum. Bu müzakereler aracılığıyla Kıbrıslılar lehine bir uzlaşmayı hedefleyerek bu görüşmelere katıldım. Bunu beni ziyaret eden yabancılara da söylüyorum."

 

Sömürgeciliğe karşı mücadeleyi bir çocuk olarak yaşadım

 

   Hristofyas, kendi mücadele geçmişi ve Kıbrıs'ın yakın tarihinde yaşananları değerlendirirken, "Ben sömürgecilik döneminde dünyaya geldim. Sömürgeciliğe karşı mücadeleyi bir çocuk olarak yaşadım. Sömürgecilerin böl ve yönet taktiğini uygulayabilmeleri için toplumları birbiriyle karşı karşıya getirme uğraşılarını da yaşadım" dedikten sonra şöyle konuştu:

   "Elbette sömürgeciler politikalarını her iki toplumun da içindeki şoven kesimleri kullanarak yaşama geçirdiler. 1960 çözümü sadece Kıbrıslı Rumların değil, bütün Kıbrıslıların endişelerini ortadan kaldırmadı. Üsler kuruldu. Kıbrıs toprakları üzerinde egemen olan üsler Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı dışında tutuluyor ve Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinden sonra dahi üsler bölgesi İngilizler tarafından Avrupa Birliği topraklarının da dışında tutuluyor.

   Ne yazık ki, iki toplumdan da güçler NATO'cu çevreler, yabancılar tarafından kurulan tuzaklara düştü. 1963'te, 1967'de tekrarlıyorum şoven güçlerin başrolde olduğu çatışmalar yaşandı. Yunanistan'da darbe oldu ve Cunta başa geldi. 1960 Anayasası'nın işlerlik kazanmasına çalışılacağı yerde, her iki toplum içinde de bazı çevreler, şoven çevreler bir tarafta Taksim'in nasıl yapılacağı, diğer tarafta Enosis'in nasıl gerçekleştirileceği düşüncesiyle hareket etti. Sonunda darbeye ve darbenin yol açtığı Türkiye'nin istilasının yaşanmasına ve adada 34 yıldır devam eden işgale ulaştık."

 

Romantizmimi de yitirmedim

 

   Hristofyas, bir soruyu yanıtlarken gelecek kuşaklara karşı sorumluluk bilinci içinde olma gerekliliğinin altını çizip "Bu süreç içerisinde, tüm bu yaşadıklarımızın endişeleri içerisinde artık torun sahibi hale geldik. Ben de belirtmek istiyorum, misyonumuz çocuklarımızın, torunlarımızın, bizden sonraki nesillerin bizim yaşamış olduğumuz acıları, sorunları ve kaygıları yaşamamalarını sağlamaktır. Ben gerçekçi olmayan birisi değilim, ama içinden geldiğim siyasal alanın bir gereği olarak romantizmimi de yitirmiş bir kişi değilim" dedi.

 

CTP ile ortak misyon ve ortak görev

 

   Dimitris Hristfoyas, parti olarak CTP, lider olarak Mehmet Ali Talat'la Kıbrıs sorununun çözümü için geçmişten gelen ortak yanları olduğunu anımsatıp şu görüşleri dile getirdi:

   "CTP'nin Kıbrıs Türk toplumu liderliğinde olduğu koşullarda, birlikte güçlükleri aşarak, ortak misyonumuzu, ortak görevimizi yerine getirebileceğimiz inancıyla hareket ettim.

   BM kararları, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları ve eğer isterseniz neredeyse yaklaşık 30 yıl boyunca CTP ile birlikte yaptığımız pek çok ortak açıklama temelinde, BM kararlarında belirtildiği şekilde iki toplumun siyasal eşitliğinin olacağı iki bölgeli iki toplumlu federasyon çerçevesinde ülkemizi yeniden birleştireceğimiz inancıyla hareket ettim.

   Hiçbir zaman herhangi bir Kıbrıslı Türk yurttaşımıza zarar vermemiş olan bir siyasal partiden gelmekten onur duyuyorum. Küçük yaşta, daha 8-10 yaşımdayken siyasetle ilgilenmeye başladım ve o dönemden itibaren içinde yer aldığım siyasal harekette şunu öğrendim: Kıbrıslılar konuştukları dilden, inandıkları dinden, sahip oldukları etnik kökenden bağımsız olarak Kıbrıslıdır ve aynı vatanın evlatlarıdır. Ayhan Hikmet, Derviş Ali Kavazoğlu, Kutlu Adalı ve diğer Kıbrıslı Türkler öldürüldüklerinde, bir Kıbrıslı Rum yurtsever öldürüldüğünde ne hissettiysem aynısını hissettim. Aynı acıyı, aynı üzüntüyü yaşadım."

 

Anavatanların sütü arayışında olmamalıyız

 

   "Her birimiz kökenimiz, inandığımız din, konuştuğumuz dilden gurur duyabiliriz. Ama aynı zamanda, aynı vatanın evlatları olarak hareket etmeliyiz, ortak vatanımızın lehine hareket etme anlayışına sahip olmalıyız. Çünkü hepimiz aynı vatanın, aynı toprak ananın evlatlarıyız" dedikten sonra sözü sütten kesilmeye getiren Hristofyas, şunları söyledi: "Ben sütten kesilmeden söz ettiğimde, hepimiz kendi anamızın, kendi vatanımızın sütünden içmeliyiz, bu vatanın evlatları olarak bu vatanın sütünden içmeliyiz düşüncesiyle bunu söyledim. Kıbrıs'ın sütünden hiçbir zaman uzaklaşmamalıyız. Anavatanların sütü arayışı içinde olmamalıyız. Onlara verdikleri süt için teşekkür edelim, ama anavatanların düşüncelerinden, siyasi hedeflerinden bağımsız bir şekilde düşünüp hareket edelim. 1960'tan bu yana bağımsız bir ülke olduğumuzu anlamalıyız. Bu memleketin gerçek efendileri olarak düşünelim, hareket edelim. Elbette varılan bu zor ve karmaşık durumda, bu kolay değildir. Ancak bizim görevimiz bu karmaşık yumağı çözebilmektir."

 

Türk halkına karşı olumsuz duygular taşımıyorum.

 

   "Türkiye ve Türk halkına karşı duygularınız nedir?" sorusuna Hristofyas şu yanıtı verdi:

"Şahsen Türk halkına karşı da olumsuz duygular taşımıyorum. Tam aksine, ne zaman gerekiyorsa Türk halkıyla dayanışma içerisinde olduğumu ortaya koyuyorum. Bugünkü Türk liderliğine karşı da herhangi bir düşmanlık duymuyorum. Tam aksine Türkiye liderliğinin köklü reformları gerçekleştirip Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde ilerlemeyi başarması yönünde sempatimi de pek çok kez dile getirdim. Çünkü böyle bir ilerlemenin Kıbrıs'ın da yararına olduğuna inanıyorum. Ancak bunun önkoşulu Kıbrıs'a, Kıbrıs halkının tümüne, iki toplumun da çıkarlarına saygı gösterilmesidir. Bu halkın, Kıbrıs halkının bunca yaşadıklarından sonra yeterince olgunlaşmış olduğunu ve başkalarının himayesine gerek olmadığını düşünmek kötü bir şey mi?"

 

Uluslararası kazanımlar ortak kazanımlardır

 

   "İki toplumun birlikte yaşayacağı devletin yapılandırılmasıyla ilgili karar verecekleri müzakerelere katılıyorum, var olan durum nedeniyle bu müzakerelerde Cumhurbaşkanı olarak değil, toplum lideri olarak diğer toplum lideriyle görüşmek için müzakerelerde yer alıyorum" görüşünü ifade eden Dimitris Hristofyas, sözlerinin devamını şöyle getirdi:

   "Hem Kıbrıslı Rumlar, hem de Kıbrıslı Türkler karşısındaki sorumluluklarımı düşünerek hareket etmek zorundayım. Cumhurbaşkanı olarak hem yurt içinde görevlerimi yerine getirmekteyim, hem de bunun yanı sıra yurt dışında temaslarda da bulunuyorum.

Uluslararası alanda ne kazanırsak, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi ve federasyon zemininde bunu birlikte kazanmış oluyoruz, ortak kazanımımız oluyor. Kıbrıs'ın ekonomik alanı içerisinde neden petrol araştırmaları yaptığımız sorusuna ilişkin olarak da şunu söylüyorum: Ben Talat'a gelin Kıbrıs sorununu çözelim, ortaklığı tekrar canlandıralım diyorum; eğer bulunursa, 6, 7, 8 yıl içinde bulunacak olan petrolü, gazı gelin iki toplum olarak birlikte kullanalım diyorum."

 

Her Kıbrıs vatandaşının söz ve oy hakkı olması

 

   Dönüşümlü başkanlık, oy kullanımı ve kuzeydeki nüfus dokusuyla ilgili soruyu yanıtlayan Dimitris Hristofyas şu görüşleri seslendirdi:

   "Ben dönüşümlü başkanlığı kabul ettiğimi ifade ettim. Bu düşüncemin, bu tarafta tepkilere de yol açtığını biliyorum. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'nın, hem Kıbrıslı Rum Cumhurbaşkanı'nın, hem Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı'nın, hem birinin, hem öbürünün, hem Cumhurbaşkanı'nın hem de Cumhurbaşkanı Vekili'nin kim olacağı konusunda her Kıbrıs vatandaşı söz ve oy hakkının olmasını istemez mi? Bu konuda bir Kıbrıslı olarak sen de söz ve oy hakkının olmasını istemez misin?

...Ve şunu da belirtiyorum. Kıbrıs Türk toplumunun nüfusu Kıbrıs Rum toplumundan daha az. Nüfusu az olan toplumun oyunu güçlendirecek, değerini yükseltecek bir yol bulalım diyorum. İki toplumluluğu bozacağı iddiasıyla bu reddedilmemelidir. Senin de belirttiğin gibi (Kuzeyde)- karma evlilikler var, burada doğmuş olan çocuklar var, Kıbrıs'ı kendi vatanları olarak hisseden insanlar var. Ben çıkıp açık bir şekilde, 50 bin kişinin, 50 bin yerleşiğin kalmasını kabul ediyorum dedim. Buna karşılık olarak "burada yerleşikler yok, Türkiye'den adaya taşınmış nüfus yok, burada "KKTC" vatandaşları var" denilemez."

 

Biz anlaştık diyebilmeliyiz

 

   Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum Cumhurbaşkanı Dimtris Hristofyas, her türlü dış etkene karşı, "Biz Kıbrıslılar olarak birlikte anlaşmaya varıp, çıkıp biz Kıbrıslılar kendi evimizde anlaşmaya vardık diyebilmeliyiz" görüşünde olduğunu ifade edip şunları ekledi:

   "Referandumlardan sonra Papadopulos'un onayıyla Kıbrıslı Türklere yönelik bazı destek önlemleri yaşama geçirildi. Bu destekler bugüne kadar da uygulanmaktadır. Papadopulos tarafından Mağusa ile ilgili bir öneri yapıldı. Mağusa Limanı'nın AB'nin gözetimi altında Kıbrıslı Türkler tarafından çalıştırılması ve BM Güvenlik Konseyi'nin 550 sayılı kararının uygulanmasıyla BM ya da Kıbrıslı Rumların yönetimi altında Mağusalıların geri dönüşüyle ilgili öneri yapıldı.

   Bu öneri yaşama geçirilseydi önümüzdeki on yıl için, belki daha da fazla bir süre için hem Kıbrıslı Rumlar, hem Kıbrıslı Türkler için iş olanakları da doğacaktı. Çok sözü edilen doğrudan ticaret de oradan yapılacaktı. Biz, Kıbrıs Türk tarafının bu öneriye olumlu yaklaşmasını bekliyorduk. Ancak bazı milliyetçi çevrelerin tepki göstermesinin ardından bu gerçekleşmedi."

 

Bu vatan tüm Kıbrıslıların vatanıdır

 

Adada yaşanan zorlukların göç nedeni olmasını kaygıyla izlediklerini belirten Dimitris Hristofyas, "Kıbrıslı Türk dostlardan şunu duyuyorum. Türkiye'den adaya gelen nüfus o kadar artmaktaki, Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldığı takdirde, bu gidişle Kıbrıslı Türkler kuzeyde azınlık haline gelecekler. Bu durumda bazı Kıbrıslı Türkler kendi vatanımızda 2., 3. sınıf yurttaş gibi yaşamaktansa, gider başka bir ülkede yabancı olduğumuzu bilerek, yabancı gibi yaşarız diyorlar.

   Ben hiçbir yurttaşımızın vatanını terk edip, yabancı ülkelere, başka yerlere gitmesini istemiyorum. Bu vatan tüm Kıbrıslıların vatanı. Ben hepimizin bu ortak evimizde dostluk içerisinde yaşamamızı istiyorum. Bu nedenle de ortak vatanımız için ben elimden geleni yapma uğraşısı içerisindeyim. Ancak bunları tek başıma yapamam" dedi.

 

Geçmişin acılarında şoven çevrelerin rolü var

 

   Hastürer'in sorularını yanıtlamanın son bölümünde Dimitris Hristofyas, şunları söyledi:

   "Geçmişte yaşanan acılarda iki toplumdan da şoven çevrelerin sorumlulukları var. Kıbrıslı Türkler getolaşmaya itildi. Yaşananlarda Denktaş'ın sorumlulukları yok mu? Hatta Sayın Küçük'ün bile bazı sorumlulukları var. Unutmayalım ki, Sayın İnönü bile Sayın Küçük'e yazdığı mektupta görevinize geri dönünüz çağrısında bulunuyordu. Ancak Sayın Küçük bu olmaz diyordu.

   Geçmişte yaşanmış olanlara takılıp kalarak ilerleyemeyiz. Eğer geçmişe bakacaksak, toplumlarımız içerisinden büyük hatalar yapıldı. İleriye bakalım ve geçmişte yaşanan hataların, olumsuzlukların bir daha yaşanmaması için çalışalım.

   Yakın bir zaman önce AKEL ve CTP Mağusa ilçe örgütleri tarafından Derinya'da iki toplumlu bir etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinlikte yaptığım konuşmada oraya kulaklara hoş gelen sözler söylemeye değil, gerçekleri söylemeye gittiğimi belirttim."

KIBRIS 15/12/08

 

Siyasiler, Papadopulos'un cenazesine katılmıyor

Cumhurbaşkanı Talat'ın bugünkü programının önceden hazırlandığı belirtilirken, bazı siyasilerimiz de güvenlik ve protokol taleplerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle cenazeye katılmama kararı aldı

 

   Akciğer kanserine yakalanan ve yaklaşık 10 gündür yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybeden Rum yönetiminin eski başkanlarından Tasos Papadopulos'un bugün saat 11.00'de Strovolo kentindeki Aya Sofia kilisesinde gerçekleştirilecek cenaze törenine KKTC'den resmi katılım olmuyor.

   Cumhurbaşkanlığından elde edilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat'ın bugünkü programının önceden hazırlandığı ve söz konusu program içerisinde Tasos Papadopulos'un cenazesine katılımın yer almadığı ifade edildi.

   Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Ahmet Muratoğlu da KIBRIS'a yaptığı açıklamada Başbakan Soyer'in Papadopulos'un bugünkü cenaze törenine katılmayacağını açıkladı.

   Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'ta yaptığı açıklamada, cenazeye katılamayacaklarını ifade ederek "Güvenlik ve protokol açısından taleplerimiz olmuştu. Bunları sağlamadıkları için katılmayacağız" diye konuştu.

  Serdar Denktaş, babası eski cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın da törene katılmayacağını da belirtti.

   Özgürlük ve Reform Partisi sözcüsü Rasıh Reşat, Tasos Papadopulos'un bugün gerçekleştirilecek cenazesine katılmak gibi bir gündemlerinin bulunmadığını söyledi.

   Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Mehmet Çakıcı konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, kendisinin cenazeye katılmayacağı gibi, partiden bir heyetin de gönderilmeyeceğini ifade ederek "DİKO'ya başsağlığı mesajı yolladık. Katılımımız olmayacak" dedi.

   Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri Nazım Çavuşoğlu, cenazeye katılım konusunda görüşme yapılmadığını, bu sabah yapılacak toplantıda görüşülüp karar verileceğini ifade etti.

KIBRIS 15/12/08

 

Kıbrıs Barış Gücü'nün görev süresi 6 ay uzadı

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan ve 3 Eylül 2008'de müzakerelerin başlamasıyla ortaya çıkan "benzersiz" fırsattan tarafların tam olarak yararlanmalarını isteyen bir kararı kabul etti.

Güvenlik Konseyi, bugün yaptığı toplantıda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri özetleyen ve genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini belirten raporuyla ilgili hazırladığı karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.

Konsey görev süresi 15 Aralık 2008'de dolacak UNFICYP'nin süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzattı.

Konsey kararında, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle adadaki taraflara ait olduğu yolundaki görüşüne katıldığını belirterek, "Şimdi çok önemli ilerleme yapabilmek için benzersiz bir fırsat bulunmaktadır" dedi.

Kararda Konsey, BM'nin Kıbrıs sorununun çözülmesi, adadaki bölünmenin sona erdirilerek kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılması çerçevesinde taraflara yardımcı olma yönünde oynadığı ana rolü bir kez daha teyit etti.

Konsey, kararında, 3 Eylül 2008'de kapsamlı müzakerelerin başlamasını, bugüne kadar sağlanan ilerlemeyi ve liderlerin ortak açıklamalarını memnuniyetle karşıladığını belirterek, tarafların siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon temelinde kalıcı anlaşmaya varabilmek için müzakerelere "tamamen, esneklik göstererek ve yapıcı bir şekilde" katılmalarının önemini vurguladı.

Müzakerelerde sağlanan ivmenin, iyi niyetin ve güvenin korunması için tarafları teşvik ettiğini belirten Konsey, bu fırsattan tam olarak yararlanılmasını istedi.

Güven artırıcı önlemler


Kıbrıslı Türk ve Rum liderleri takdir ettiğini belirten Konsey, adada güven artırıcı önlemlerin açıklanmasını ve askeri tatbikatların iptal edilmesini de memnuniyetle karşıladığını, söz konusu önlemlerin uygulanmasını ve iki toplum arasında güven oluşturmak için başka adımlar atılması konusunda anlaşmaya varılıp onların da uygulanmasını sabırsızlıkla beklediğini kaydetti.

İki taraf arasında Yeşil Hat'tan karşılıklı geçişlerin devamı ve Ledra Caddesi'nin (Lokmacı geçiş kapısının) açılmasının öneminin bir kez daha vurgulandığı kararda, Yeşilırmak (Liminitis) gibi diğer geçiş noktalarının açılmasının da teşvik edildiği belirtildi.

Kapsamlı ve kalıcı bir çözümün tüm Kıbrıslılara son derece önemli yararlar getireceğinin altı çizilen kararda, tarafların ileride yapılması muhtemel bir referandum öncesinde bu yararların neler olduğunu ve onlara ulaşılabilinmesi için esneklik gösterilmesi gerektiğini iki topluma açıkça anlatmaları istendi.

Konsey, bu kapsamda uluslararası toplumun iki tarafın liderlerine mevcut fırsattan tam olarak yararlanılması için destek vermeye devam edeceğinin altını çizdi.

Konsey, iki taraf arasında olay sayısındaki düşüş, genel olarak adadaki güvenlik durumumun istikrarlı olması ve mayın temizleme çalışmaları ile Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarında sağlanan ilerlemeden memnuniyet duyduğunu da
ifade etti.

Kararda, aktif sivil toplumun siyasi süreç açısından öneminden söz edilerek iki toplum arasındaki temaslar ve etkinliklerin artmasına yönelik çabalardan memnuniyet duyulduğu kaydedildi.

"İki toplum arasındaki engeller kaldırılsın"


Konsey, bu çerçevede iki taraftaki sivil toplumun sürece katılımının, ekonomik ve ticari kurumları arasındaki işbirliğinin teşvik edilmesini, iki toplum arasındaki temaslara karşı tüm engellerin kaldırılmasını istedi.

Konsey kararında, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs Özel Danışmanı olarak Alexander Downer'ı atamasından memnuniyet duyduğunu da belirtti. Kararın sonuç bölümünde ise 3 Eylül 2008'de kapsamlı görüşmelere başlanmasından memnuniyet duyulduğunun altı bir kez daha çizildi ve görüşmelerin başlamasının kapsamlı ve kalıcı çözüme yönelik bekleyiş yarattığı belirtildi.

Konsey, müzakerelerde sağlanan ivme ile mevcut güven ve iyi niyet ortamı korunarak, sürece yapıcı ve açık katılımla bu fırsattan tam olarak yararlanılmasını istedi. Konsey, bu kapsamda, adadaki BM Barış Gücüne (UNFICYP) tam destek vererek gücün görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar 6 ay uzattı ve Genel Sekreter Ban'dan 1 Haziran 2009 tarihinde bu kararın uygulanmasına yönelik bir rapor hazırlamasını, ayrıca gerekli gördüğü durumlarda gelişmelerle ilgili Konseyi bilgilendirmesini talep etti.

UNFICYP'nin adada 858'i asker, 69'u da polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunuyor.

CNN TURK 12/12/08

 

"İnsanların izole edildiği yerde hak ihlali var"

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, izolasyon altındaki toplumlarda insan hakları ihlali olduğunu, ancak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Bölümü'nün bu konuda çalışma yapacak kaynağı bulunmadığını söyledi.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 60. yıl dönümü dolayısıyla adada bulunan Hammarberg, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, "Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların insan hakları ihlali olup olmadığı" sorusu üzerine, "İnsanların izole edildiği yerlerde elbette ki insan hakları ihlaliyle ilgili belirtiler vardır" dedi.

"Kıbrıslı Türklere sportif, kültürel ve eğitim alanında uygulanan izolasyonların hafifletilmesi yönünde herhangi bir çalışmaları bulunup bulunmadığı" sorusuna karşılık olarak da Hammarberg, çalıştığı birimin İnsan Hakları Konvansiyonu çerçevesinde çalışma yürüttüğünü, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun ise Konvansiyonda yer almadığını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplumla sosyal temasının kısıtlı olduğuna dikkati çeken Hammarberg, "ekibinin küçük olmasından dolayı sadece İnsan Hakları Konvansiyonu'nda yasal olarak tanımlanmış insan hakları konuları üzerinde yoğunlaştıklarını, yeterli kaynakları olsaydı pek çok alanda daha çalışma yürüteceklerini" kaydetti.

UNESCO veya genel olarak Avrupa Konseyinin Kıbrıslı Türklerin dış temasları konusunda çalışma yürütebileceğini ifade eden Hammarberg, "Kesinlikle bunun için elimizde kaynak yok" dedi.

"Kuzey Kıbrıs'ta eşcinsel ilişkinin yasak olmasının AB değerleri ile tezat oluşturduğunu" savunan Hammarberg, "bugün gelişmiş ülkelerin hiçbirinde eş cinsel ilişkilerin yasak olmadığını" söyledi.

Kadın hakları geliştirilmeli


Hammarberg, Temmuz 2008'de KKTC'de yaptığı temaslardan söz ederken, ziyaret ettikleri Merkezi Cezaevi ile ilgili olarak, "Kapasitesinden fazla mahkum var, alt yapısı yetersiz, hapishane koşuları beklenen seviyede değil" diye konuştu.

Kadın haklarını destekleme konusunda da KKTC'de "pek çok şeyin daha yapılabileceğini" söyleyen Hammarberg, siyasi mevkilerde çok az kadının bulunmasının hem kuzeyde, hem de güneyde kadın haklarına yaklaşımın bir sonucu olduğunu savundu.

Hammarberg, KKTC'deki gözlemlerini, "etki yaratabilecek bir formata sokarak" yayınlamayı düşündüklerini sözlerine ekledi.

Toplam 47 Avrupa ülkesinin üye olduğu Avrupa Konseyi'nde bağımsız bir mevki olarak görev yapan İnsan Hakları Komiseri, üye ülkelerde insan hakları hakkında bilinç yaratmak amacıyla Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi tarafından seçiliyor.

CNN TURK 12/12/08

 

Talat AB'den siyasi yardım beklemiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "tarafsız olmadığı için" Avrupa Birliği'nden siyasi bir yardım beklemediklerini, ancak teknik ve finansal yardım istediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin 2004'teki referandumla federal çözüm istediğini ispatladığını, bunun tersine yapılan propagandaları Brüksel'deki temasları sırasında bir kez daha anlattığını kaydetti.

Talat, Yenidüzen gazetesinin 34'üncü kuruluş yıl dönümünde düzenlenen resepsiyon sırasında gazetecilerin soruları üzerine, bu hafta Brüksel'de yaptığı temasları değerlendirdi.

Brüksel'de Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile bu görevlere yeni geldikleri için ilk kez görüştüğünü belirten Talat, İngiltere'nin Kıbrıs'ın garantörlerinden biri ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olduğuna dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, BM Güvenlik Konseyindeki karar tasarılarının da İngiltere tarafından hazırlandığına işaret etti.

"İngiltere önemli ülke"

Brüksel'de görüştüğü kişilere Kıbrıs'ta müzakere sürecinin önemini, kısa sürede bir çözüme ulaşmak için üzerlerine düşeni yaptıklarını anlattığını ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"AB'den beklentilerimiz önemli. İngiltere de AB Komisyonu dışında görüşlerimizi aktarmamız gereken önemli bir ülkeydi. AB ile ilgili düşüncelerimizi de aktardık. AB'nin çözüm sürecinde oynayabileceği rolü değerlendirdik.

AB'nin tarafsız olmamasından kaynaklanan nedenlerle siyasi bir yardım yapabilecek pozisyonu olmadığını, ancak teknik yardımına ihtiyacımız olduğunu İngiltere'ye ve Finlandiya'ya anlattık. Hatta aynı şeyi bir gün önce AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da söyledik. Beklentimiz teknik ve finansal yardımdır. Bunun dışında AB'den tarafsız olmayan bir kurum olarak siyasi yardım beklemediğimizi bir kere daha ifade ettik."

Talat, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin anlaşılması ve aleyhteki politikaların düzeltilmesi açısından Brüksel temaslarının yararlı geçtiğini belirti.

"Federasyon istediğimiz ispatladık"


"Türk tarafı federasyon istiyor görünüyor, ama konfederasyonu savunuyor iddialarının ta oralara kadar gittiğini" belirten Talat, bütün görüştüğü çevrelere, esas hedeflerinin iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm olduğunu, iki kurucu devletin eşit statüsüyle yeni bir ortaklık devletinin kurulmasını istediklerini anlattıklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Talat, bunların da Kıbrıs sorununun çözümüyle gerçekleşeceğini, konfederasyon değil, federasyon istediklerini ve bunu da ispatladıklarını bir kez daha anlattıklarını söyledi.

Talat şöyle devam etti:

"İnsanlar kolay unutuyor. Kıbrıslı Türkler 2004'te sandıklara giderek doğrudan demokrasi yoluyla çözüm istediğini federal bir yapıyı kabul ettiğini ispat etti. O yüzden artık Kıbrıslı Türklerin tekrar bir ispat yükümlülüğü olmadığını, o güne kadar bütün dünyayı çözümü kabul edeceği konusunda ikna ettikten sonra son anda tutum değiştirerek çözümü reddeden tarafın çözümü arzuladığını ortaya koyma ihtiyacı ve ispat yükümlülüğü bulunduğunu tekrar tekrar anlattık.

Anlaşıldığını umuyoruz. Daha sonra Avrupa Parlamentosundan parlamenterler, düşünce kuruluşları ve gazetecilerin katıldığı çalışma toplantılarındaki değerlendirmeler, doğru biçimde algılandığımızı gösterdi."

BM: "Yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerek"


Bu arada, İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers da, Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

BM Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde desteklediğini belirten Sawers, Konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit ettiklerini kaydetti.

Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin yoğunlaşmasını görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz" diye konuştu.

Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında "tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.

"Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar" diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.

Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı olabiliriz" dedi.

İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında müzakereleri yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers, müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de söyledi

CNN TURK 12/12/08

 

Papadopulos son yolculuğuna uğurlandı

Akciğer kanserine yenik düşerek 12 Aralık Cuma günü ölen eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, düzenlenen cenaze töreninin ardından bugün toprağa verildi. Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Aya Sofya Kilisesi'nde düzenlenen ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisotomos'un yönettiği törene, Rum yönetimi lideri Dimitris Hritofyas, Papadopulos'un ailesi, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, PASOK Genel Başkanı Yorgos Papandreu, diğer Rum yetkililer ve Güney Kıbrıs'taki yabancı büyükelçiler katıldı.

Kilise duvarında "Hayır" pankartı

Cenaze töreninin yapıldığı Aya Sofya Kilisesi'nin duvarına büyük boyutta "Hayır" pankartının asılması dikkat çekti.

Kilise duvarına, aynı boyutta, EOKA mücadelesine atıf yapan "Özgürlük mücadelecisi" ve "lider" sözlerinin yazılı olduğu pankartlar da asıldı.

Papadopulos'un sözlerinin yazılı olduğu çeşitli pankartlar taşıyan siyah giyimli Rumlar, "Bize öz güvenimizi ve ümidimizi verdiğiniz için teşekkür ederiz" sözlerinin yazılı olduğu pankart da açtı.

Papadopulos'un ölümü nedeniyle cuma gününden beri yasta olan Güney Kıbrıs'ta bugün resmi tatil ilan edildi.

Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile PASOK Partisi Başkanı Yorgos Papandreu, Rum Dışişleri Bakanlığı'na giderek, burada Papadopulos için açılan taziye defterini imzaladılar.

Hristofyas'ın konuşması


Rum yönetimi lideri Hristofyas, kilisede yaptığı konuşmada, Papadopulos'un yaptığı işlerle, "Kıbrıs halkının kurtuluş mücadelesinde çok zengin ve mücadeleci bir tarih yazdığını" savundu.

Hayatından kesitler anlattığı Papadopulos'un Başpiskopos Makarios tarafından "Kıbrıs'ın en genç bakanı" olarak atandığını ifade eden Hristofyas, Papadopulos'un "Kıbrıs halkının, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların kazanımı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her türlü mücadele içerisine girerek savunduğunu" ileri sürdü.

Hristofyas, Papadopulos'un "Cunta ve EOKA B'ye karşı Makarios'un yanında verdiği mücadelenin" kendisi ile Papadopulos'u "aynı mücadele ve işbirliği saflarına getirdiğini" kaydetti.

"Papadopulos'un, III. Makarios tarafından seçilmesi ile başladığı faaliyetlerinde çok zengin ve mücadeleci bir tarih yazdığını" anlatan Hrsitofyas, şöyle devam etti:

"Tasos Papadopulos siyasi ve ideolojik olarak merkeze (sağa) mensup olmasına rağmen toplumsal vizyonu merkez-sol olarak nitelendirilebilir. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ve 'Kıbrıs cumhuriyeti başkanı' olarak sosyal duyarlılık ortaya koydu.
Tasos Papadopulos'la ezelden beridir karşılıklı saygı ve karşılıklı anlayışa dayanan bir işbirliği içindeydim.

Bu işbirliği dostluğa dönüştü. Meclis başkanlığım sırasında kendisiyle Meclis'te işbirliği yaptık, daha sonra da bizim desteğimiz ile 'Kıbrıs cumhuriyeti başkanlığına' seçildi. Şimdi bu uzun yolculuğuna, vatana ve halkımıza karşı görevini yerine getirmiş ve borcunu ödemiş olmanın büyük rahatlığı içerisinde çıkabilir. Hoşçakal Tasos, bıraktığın boşluğu dolduracağız."

"Mücadele devam edecek"


Sosyalist EDEK partisi onursal başkan Vasos Lissaridis de, Papadopulos'a "mücadele devam edecek" sözü ile veda etti.

Konuşmasında şiir okuyarak, milliyetçi duygularını dile getiren Lissaridis, Papadopulos'un Annan planı referandumu öncesinde söylediği "Devlet teslim aldım, toplum teslim etmeyeceğim" sözlerini anımsattı. Lissarides'in konuşması sık sık alkışlarla kesildi.

"Milli davamızdan kayıp"


Başpiskopos 2. Hrisostomos ise, "Milli davamızdaki ender doğru seslerden biri söndü. Makarios'un işini sürdüren kişi olduğunu gösteren Papadopulos, artık, ata yadigarı topraklarımızda fiziki ve milli varlığımızı güvence altına alacak yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik en zor yollarda bize rehberlik edecek" dedi.

2. Hrisostomos, Papadopulos'un EOKA mücadelesine büyük katkı yaptığından da söz etti.

Rum Meclis Başkanı ve Papadopulos'un partisi Demokratik Parti'nin (DİKO) Başkanı Marios Karoyan da, "Papadopulos'un geride büyük bir boşluk bıraktığını, bu boşluğu doldurmak için çok çalışacaklarını" söyledi.

Törende Papadopulos'un kızı Anastasia Papadopulos da konuştu. Konuşmaların ardından Papadopulos'un tabutuna çelenkler konuldu.

Papadopulos'un Rum ve Yunan bayrağına sarılı tabutu, çan sesleri ve alkışlar eşliğinde kiliseden çıkartılarak, cenaze arabasıyla Deftera Mezarlığı'na götürüldü. Papadopulos, burada düzenlenen kısa bir dini tören ve selamlama atışlarının ardından toprağa verildi.

CNN TURK 15/12/08

 

Hristofyas: "Dikenli konular var"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün 12. kez bir araya geldi. Talat, müzakerelerde iyimser olmamak için şu an için bir neden olmadığını belirtirken, Hristofyas ise, "iki taraf arasında çözüm bekleyen dikenli konular bulunduğunu" söyledi.

 

Talat ile Hristofyas'ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptığı görüşme sona erdi.

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de başlayan görüşmelerde "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki konuları müzakere eden taraflar, aynı konuyu görüşmeye 2009'da da devam edecek.

Bu yıl müzakerelerle ilgili son görüşme 22 Aralık Pazartesi günü yapılacak. 24 ve 29 Aralık için planlanan görüşmeler ise BM yetkilileri o tarihlerde adada olmayacağı için yapılmayacak.

Talat'ın açıklaması

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bugünkü görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bugünkü görüşmede, federal hükümette "dış ilişkiler" konusunu ele aldıklarını ifade eden Talat, "Hem onlar hem biz sunumlarımızı yaptık, haftaya devam ediyoruz" dedi.

"Dış ilişkiler konusunun çok kapsamlı bir konu ve ortak yapının da oldukça önemli bir fonksiyonu olduğunu" kaydeden Talat, dış ilişkilerin federal yetkiler arasında olduğunu ama kurucu devletlerle de bağı olduğunu belirtti.

Anlaşılan ve anlaşılmayan konular olduğunu söyleyen Talat, "Dış ilişkiler federal hükümetin yetkisi olunca, doğaldır ki bazı düzenlemelere ihtiyaç var. Kurucu devletlerle yapılacak işbirliği anlaşmalarına ihtiyaç var. Bir uluslararası anlaşmanın nasıl yapılacağı konusunda değerlendirmelere ihtiyaç var. Bunları yaptık. Uzlaşılan konular, uzlaşılmayan konular var. Biz, oldukça kapsamlı bir şekilde önerimizi verdik. Umarız ki haftaya bu konuda görüş ortaya koyacaklar. Biz de onların önerileriyle ilgili zaten görüşlerimizi koymuştuk. Çünkü, çalışma gruplarında varılan mutabakat ve ayrılık noktaları onlar tarafından ortaya kondu. Bu konuyu görüşmeye devam ediyoruz" dedi.

Gelecek görüşmelerin takvimini de yaptıklarını açıklayan Talat, 24 ve 29 Aralık toplantılarının, BM yetkilileri adada olmayacağından dolayı, BM'nin isteğiyle yapılmayacağını söyledi.

Talat, 2009 başındaki toplantıların takvimlenmesini yaptıklarını ve temsilcilerine, o toplantılarda hangi konuların ele alınacağını programlaması için görev verdiklerini belirterek, temsilciler Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun yarın bir araya geleceğini kaydetti.

Yıl sonuna kadar aynı başlık

"Dolayısıyla aynı başlık hala devam ediyor; Yönetim ve Güç Paylaşımı" diyen Talat, "(Bu konu) Yıl sonuna tamamlanacak mı" sorusu üzerine, "Yıl sonuna tamamlanmıyor bu hızla, ne yazık ki, çünkü yıl sonuna kadar bir toplantı var dolayısıyla tamamlanmıyor. Ama önümüzdeki yılın ilk birkaç haftasında tamamlamayı planlıyoruz" dedi.

"Görüşmeler önümüzdeki yıl daha mı yoğunlaşacak" sorusuna ise Talat, "Öyle bir durum şu an için konuşulmuş değil ama sanırım o ihtiyaç doğacak" karşılığını verdi.

Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın, dün Hristofyas'la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "iyimser olduğu ve ileride konjonktürün hızlanacağı" yönündeki sözleri hatırlatılarak, Downer'in iyimserliğinin nedeninin sorulması üzerine de, "O iyimser olmak durumundadır, ben de iyimserim. O benden de iyimser durumda olmak zorundadır. Belki neden odur ama iyimser olmamak için de bir neden şu an için yoktur. Henüz görüşmeye devam ediyoruz, görüşmeye devam ettiğimize göre ve ilerleme de olduğuna göre, aynı konuyu sürekli tartışmıyoruz, umutsuz olmaya bir gerek yok diye düşünüyorum" diye konuştu.

Hristofyas: "Dikenli konular var"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise, "iki taraf arasında çözüm bekleyen dikenli konular bulunduğunu" söyledi. Hriatofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinden sonra başkanlık binasına dönüşünde açıklama yaptı.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, dış ilişkilerin ele alındığı bugünkü görüşmede bu başlığın henüz tamamlanmadığını ve bir sonraki görüşmede konuya devam edileceğini belirtti.

Görüşmede nelerin ele alındığını, diğer tarafın ve kendilerinin neler söylediğini ifşa ederek ayrıntılara girmek istemediğini söyleyen Hristofyas, "dikenli konular bulunduğunu" kaydetti.

Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun, "konuların, anlaşmazlıklar ve üzerinde anlaşma sağlananlar şeklinde iki sepete konulduğu" yolundaki açıklamasının anımsatılması üzerine Hristofyas, bunun beklenen bir şey olduğunu belirtti.

Rum lideri, "iki tarafın, müzakerelerde öncelikle Kıbrıs sorununun her boyutunun ele alınması ve bunun ardından üzerinde anlaşmaya varılanlarla varılamayan noktaları ayıracakları şeklinde bir süreç üzerinde anlaştığını" ifade etti.

Dış ilişkiler konusu ele alındı

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde yapılan bugünkü görüşmede, federal hükümette "dış ilişkiler" konusunu ele alan taraflar, karşılıklı önerilerini sundu.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bugün dış ilişkiler konusunun ele alındığını ifade ederek, konunun kapsamlı olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.

Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralık'ta yapılacağını da belirtti.

Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak üzere 3 saati aşkın sürdü.

Liderlerin, Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binadaki görüşmesine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexsander Downer ve liderlerin heyetleri de katıldı.

Liderler, önce baş başa görüşmeye başladı. Görüşme daha sonra heyetlerin katılımıyla devam etti. Müzakerelerin başlangıcından buyana, "Yönetim ve güç paylaşımı" başlığı altındaki konuları görüşen liderlerin, "dış ilişkiler" konusunu ele aldı.

Liderler, 2 Aralık'ta yaptığı son görüşmede, "kamu yönetimi" ve "Kamu Hizmeti Komisyonu" konusunu müzakere ederek karşılıklı önerilerini sunmuştu.

2 Aralık görüşmesinde, Hristofyas, Türk tarafının, görüşmeler devamederken Hristofyas'ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisine karşılık yazılı yanıtını okumuş ve Hristofyas'ın ortaya koyduğu argümanlar, Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmemişti.

Son görüşmeden sonra, Talat ve Hristofyas Brüksel'de temaslarda bulunmuş, BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta görevli BM Barış Gücü;nün (UNFICYP) görev süresini 15 Aralık'tan geçerli olmak üzere 6 ay uzatan kararı kabul etmişti.

Müzakereleri takip eden gazetecilerin sayısında azalma gözlendi.

Son görüşmeden sonraki açıklamalar

Hristofyas, 2 Aralık görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada "Rusya konusunu kapattığımızı düşünüyoruz" derken, KKTC Cumhurbaşkanı Talat da Rum tarafının ayrılıktan korktuğu için adada iki halk olduğunu reddettiğini ve "tek halk var" dediğini söylemişti.

Talat, Hristofyas;ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak, Kıbrıs'ta tek halk bulunduğunu ispat etmeye çalıştığını ve  halkların ayrı self determinasyon hakları olmasından dolayı Rum yönetiminin ikihalk olgusunu reddettiğini belirtmişti.

KKTC lideri, "Onların iki halktan korkmasının nedeni, aslında Kıbrıs;ta iki halkolmasından değil! Onlar da biliyorlar ki Kıbrıs' ta iki halk var. Korktukları halkların ayrı self determinasyon hakları var olması ve ayrı self determinasyonhakkı ayrılmak demektir. Onlar ayrılmaktan korkuyorlar. Ayrılmaktan korktukları için işin bilimsel yanını reddediyorlar ve Kıbrıs'ta tek halk var diyorlar. Bende sordum: Kıbrıs'ta tek halk varsa dili nedir? Dini nedir? Bu halkın kültürel yapısı nedir bana tarif et" dedi.

"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı yönündeki bir anlaşmayı kabuletmeyeceklerini ve oluşacak olan yeni birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devletolacağını tekrar ortaya koyduklarını" ifade eden Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs Türk tarafının eşitliğinin mutlak suretle, karar ve temsilmekanizmalarına yansıması" konusundaki görüşlerini vurguladıklarını belirtmişti.

Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden petrol arama çalışmaları yapılmasının iyi ortamı bozduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorunu çözülmeden petrol arama çabalarının durdurulmasını da talep ettiklerini açıklamıştı.

Talat, Hristofyas;ın "Ben Yunanistan;dan izin almadan masaya otururum,ancak Talat sütten kesilsin de gelsin" yönündeki hakaretine de sert tepki göstererek, "Anladığım kadarıyla bu hakaretlerinin hakaret olarak algılandığını anlamıyor" demişti.

CNN TURK 16/12/08

 

Ohi pankartlarıyla toprağa verildi

Kansere yenik düşerek cuma günü vefat eden Rum Yönetimi eski başkanlarından Tasos Papadopulos, dün 2004'te sürdürdüğü "hayır" kampanyasındaki söylemlerinin yer aldığı devasa pankartlar arasında toprağa verildi.

    Papadopulos'un naaşı Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Strovolos bölgesinde bulunan Aya Sofya Kilisesi'nde gerçekleştirilen cenaze töreninin ardından Deftera Mezarlığı'na defnedildi.

   Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un yönettiği dua ayiniyle saat 11.00 civarlarında Aya Sofya Kilisesi'nde başlayan törende sırasıyla Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KS EDEK Fahri Başkanı Vasos Lissaridis, Başpiskopos Hrisostomos, Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan, yakın çalışma arkadaşı ve eski Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ve kızı Anastasia Papadopulos konuşma yaptılar.

   Cenaze töreninde Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve PASOK lideri Yorgo Papandreu da hazır bulundu.

   Konuşmaların ardından "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile Yunanistan bayraklarına sarılan Papadopulos'un tabutuna çelenkler konuldu.

   Kilisedeki törenin 13.00 sularında tamamlanmasının ardından Papadopulos'un tabutu Deftera Mezarlığı'na götürülerek burada gerçekleştirilen kısa bir dini tören ve selamlama atışlarının ardından toprağa verildi.

 

Hristofyas

 

    Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas kilisedeki törende yaptığı konuşmada; Papadopulos'un yaptığı işlerle "Kıbrıs halkının kurtuluş mücadelesinde çok zengin ve değerli bir tarih yazdığını" savundu.

   Hayatından kesitler anlattığı Papadopulos'un Başpiskopos Makarios tarafından "Kıbrıs'ın en genç bakanı" olarak atandığını ifade eden Hristofyas, Papadopulos'un "Kıbrıs halkının, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların kazanımı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her türlü mücadele içerisine girerek savunduğunu" ileri sürdü.

   Hristofyas, Papadopulos'un "Cunta ve EOKA B'ye karşı Makarios'un yanında verdiği mücadelenin" kendisi ile Papadopulos'u "aynı mücadele ve işbirliği saflarına getirdiğini" de sözlerine ekledi.

 

Karoyan

  

   Rum Temsilciler Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan, cenaze töreninde yaptığı konuşmada Papadopoulos'un ülkesine kararlılık ve istikrar ile hizmet ettiğini söyledi.

  Karoyan, "DİKO bugün bir çocuğuna veda ediyor" dedi.

  Karoyan, "Tassos Papadopoulos senin verdiğin mücadeleyi devam ettireceğiz. Sen, Annan Planı'na verdiğin "Hayır" cevabıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savundun" dedi.

 

Lisarides

 

   EDEK onursal Başkanı Vassos Lisarides ise yaptığı konuşmada Papadopoulos'u "büyük bir insan olarak" niteleyerek, Kıbrıs ve Kıbrıs'ın bağımsızlığı için mücadelecilerden biri olduğunu savundu.

   Papadopoulos Kıbrıs'ı daima destekleyen biri olduğuna ileri süren, EDEK onursal Başkanı, "Herkese bir mesaj verilmesi gerekiyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin tamamlanması için, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne karşı kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor" dedi.

 

Papulyas, mesaj gönderdi

 

   Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Rum yönetimi başkanı Demetris Hristofyas'a bir mesaj göndererek eski Rum lideri Papadopoulos'un ölümünden duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.

   Papulyas, Papadopoulos'un "Kıbrıslı Rumların geleceği için mücadele ettiğini ve bunu demokratik yasallık çerçevesinde yaptığını" söyledi.

   Yunanistan Cumhurbaşkanı, Papadopoulos'un "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği üyeliği için çalıştığını ancak Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini ve Kıbrıs sorununa adil ve çalışabilir bir çözüm bulunmasını göremediğini" söyledi.

 

"Ohi" kampanyasındaki söylemlerin

yer aldığı devasa pankartlar dikkat çekti

 

   Aya Sofya Kilisesi'ndeki tören sırasında, Papadopulos'un 2004'te Birleşmiş Milletler planı için sürdürdüğü "hayır" kampanyasındaki söylemlerinin yer aldığı devasa pankartlar dikkat çekti.

   Kiliseye asılmış yirmi metre uzunluğundaki bir pankartta "hayır" anlamına gelen "ohi" ifadesi yer alırken, Papadopulos'un Annan Planı döneminde sürdürdüğü hayır kampanyasında kullandığı "Bir devlet aldım toplum olarak devredemem", "Kıbrıs'ın bugünü ve yarını için, bizim ve gelecek kuşaklar için karar vereceksiniz", "Her millet kendi geleceğini tayin eder" sözleri de törende açılan pankartlarda yer aldı.

   Öte yandan törene gelenlerin yakalarına takılmak üzere dağıtılan rozetlerde Papadopulos'un referandum öncesi televizyonda halka yaptığı seslenişten şu alıntı yer aldı: "Seni; adaleti ve özgüveni savunmaya davet ediyorum."

   Bu arada törene, Papadopulos'un bir dönem de başkanlığını yaptığı Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DIKO) Gençlik Kolları üyeleri, üzerinde "Başlatmış olduğunuz mücadeleyi devam ettireceğiz" yazılı pankartlar açarak geldiği gözlemlendi.

   İki saat süren törende Papadopulos'un tabutu "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile Yunanistan bayraklarına sarıldı.

   Törene katılan halkın bir kısmı kalabalıktan dolayı kiliseye giremezken, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos ve diğer konuşmacıların törende yaptığı konuşmalar kilisenin dışarısına yerleştirilen mikrofonlar sayesinde dışarıdan da dinlenebildi.

   Bu arada, Tasos Papadopulos'un ailesinin törene çiçek gönderilmesi yerine Kızılhaç'a yardım yapılması yönündeki talebi üzerine, kilise dışarıda Kızılhaç'a yardım için masalar da kuruldu.

   Papadopulos'un naaşı, törenden sonra, köyü Deftera'da toprağa verildi.

KIBRIS 16/12/08

 

 

Crowds gather for last farewell to Papadopoulos
By Elias Hazou

THOUSANDS of mourners attended a funeral service yesterday for former President Tassos Papadopoulos, laid to rest amid full state honours.

Greek Prime Minister Costas Karamanlis and Foreign Minister Dora Bakoyianni were among politicians, friends and admirers who paid their last respects to Papadopoulos.

The former president died on Friday from lung cancer aged 74. He served as president from 2003 until the presidential election in March this year, when he was defeated in a first round of voting.

Archbishop Chrysostomos presided over the service at the new Saint Sophia church in the Nicosia suburb of Strovolos.

President Demetris Christofias hailed Papadopoulos' years of public service as a "contribution etched in the people's collective consciousness."

"He was a politician with depth and was widely respected because our society respects patriots who conscientiously serve it," he said.


Christofias said his predecessor "never wavered" from taking a stand against prevailing public and political opinion if he believed it served the island's best interests, and always defended the creation of the Cyprus Republic as an achievement of both Greek Cypriots and Turkish Cypriots after Britain's colonial rule.

Papadopoulos was elected President in 2003, capping a 50-year-long career in politics.

He ushered the island into the European Union a year later after rallying Greek Cypriots to reject a UN-drafted plan to reunify the war-divided island in a referendum.

His sons Nicolas and Constandinos were among the pallbearers as the solemn funerary procession made its way toward Papadopoulos’ final resting place. At the Deftera cemetery, thousands gathered to pay their last respects. The crowd broke out in applause as the former President was interred, a National Guard detachment firing three shots in the air in salute.

Also attending the funeral service were local and Greek political leaders, including PASOK chairman George Papandreou, as well as the President of the European Parliament Hans-Gert Pöttering.

Across the island, flags atop public buildings and schools flew at half-mast. Government services, municipalities, public schools and the University of Cyprus were closed for the day, and all official functions cancelled.

A condolences book has been opened at the Foreign Ministry.

At 11am sharp, just as the funeral ceremony got underway, a minute’s silence was observed by staff and travelers alike at the island’s two airports.

Inside the packed cathedral, the eulogy was given by veteran politician and friend Vassos Lyssarides.

“He was a grand personality, who brightened the political life of our country, who left an indelible mark on Cyprus,” Lyssarides said of Papadopoulos.

“History shall define his role as that of the President who thwarted unacceptable [reunification] plans, as the man who effectively changed the negative climate [abroad] caused by the fully justified ‘No’ of the Cypriot people,” he added.

“Tassos Papadopoulos has left this world and passed the threshold to eternity, but he shall remain alive in the memories of an entire nation.

“There is a saying that goes: ‘Ideas do not die. To this I add: ‘Nor do those who forge ideas. Only those who leave no legacy can die. But yours is a rich legacy indeed.”

Outside the church, admirers hung banners reading “Defender of Democracy,” “Freedom Fighter,” and the words “I received a state, I delivered a state” – an allusion to Papadopoulos’ address to the nation days before the Annan plan referendum.

The funeral received wide coverage from both the Greek and Turkish Cypriot media.

Papadopoulos’ daughter Anastasia read the valedictory speech on behalf of the bereaved family.

“Farewell, dear father. Have a good journey. Do not worry about us. We shall always follow the path you have etched, a path lightened by your thoughts, actions, history and dignity,” she said, fighting back tears.

She said her father had struggled through his last difficult days with dignity and admirable inner strength.

“Over the last few weeks, we had to watch you suffer. And yet even then you did not wish for us to share your pain, you did not wish to tell us what you were going through… you chose to carry the burden on your own.

“You may have lost the fight with nature, but you have earned what I am certain is that which you wanted: to bring us all together one last time, to awaken the whole of Cyprus with your move. Perhaps you wanted to ensure that we, your family, would not be alone without you,” she said.

CYPRUS MAIL 16/12/08

 

 

State steps up efforts to ban GPS with Turkish place names
By Elias Hazou

THE GOVERNMENT aims to ban the sale of any GPS receivers that use maps featuring Turkish place names for the occupied areas.

The bizarre story, broken by Politis, first came to light more than two years ago. The ministries of Foreign Affairs, the Interior and of Education are all involved, as is the Attorney-general.

It’s been two years since authorities have been trying to crack down on the wayward gadgets.

Apparently, it was the secret service KYP which first brought the matter to the government’s attention.

The Global Positioning System (GPS) is a satellite-based navigation system made up of a network of 24 satellites placed into orbit by the US Defence Department. GPS was originally intended for military applications, but in the 1980s the government made the system available for civilian use. GPS works in any weather conditions, anywhere in the world, 24 hours a day.

But the bid to ban the GPS receivers is turning out to be a legal minefield. It goes without saying that preventing the sale of consumer goods would violate a raft of EU free market laws, as well as regulations governing the free flow of goods and services.

The receivers in question are manufactured by Garmin, a leading US electronics company, and are imported from Britain.

The devices come loaded with a basemap which employs Turkish names for towns, villages and streets in the north – anathema to authorities’ sensibilities.

For example, Kyrenia appears as “Girne” and Morphou as “Güzelyurt”.

But computer software can be used to make a simple modification to the names.

According to Politis, when the matter first surfaced, the government complained to both the manufacturer and to the Cypriot importer. The latter was contacted and asked to stop importing the devices, but the company replied it could not as no formal complaint had been filed.

Undeterred, the government asked the Attorney-general’s office for a legal reasoning. In his response, the AG explained that specific legislation needs to be passed before a product may be banned.

And in a subsequent legal reasoning, the AG cited a further legal obstacle: it is illegal to stop or in any way restrict the availability of a consumer product if it has been imported from an EU country. Such restrictions do not apply to products coming from outside the EU.

However, legal wizards think they have found a loophole: authorities may prohibit the importation of a product if it is deemed to be contrary to “public order”.

The Ministry of Education meanwhile has dug up further ammunition for the campaign to ban the GPS receivers. In its feedback, the ministry pointed out indignantly that the Greek place names of Cyprus “have been shaped throughout the centuries”.

It went on to accuse Turkish authorities of undertaking a systematic campaign to alter the nomenclature of northern Cyprus.

Further, the ministry pointed out that, according to both the UN and UNESCO, place names are part of a nation’s cultural heritage.

It seems the government is dead serious about the crackdown, and as we speak experts are drafting a law banning the offending receiver. In its crosshairs is one particular importer – the one spotted a couple of years back.

In a further twist, the owner of the company claims that he has since updated his receivers; the Turkish place names have been purged and replaced by the official Greek ones, he says.

He did this by obtaining the proper designations from the records of the Land Registry Department, which keeps maps of the entire island.

The man was unable to comprehend why the government was still making such a big fuss over this.

He also complained that he read of the government’s plans in the press, and that no one had contacted him recently to see what was happening.

“Ninety-nine per cent of the receivers of this brand now have Greek names,” he told the Mail.

“By default, the receivers have been converted to Greek – unless a customer specifically asks that the place names be left in Turkish,” he said.

CYPRUS MAIL 16/12/08

 

A very political funeral
By Stefanos Evripidou

THOSE WHO thought the funeral of former President Tassos Papadopoulos would honour the man’s more than half a century contribution to Cypriot politics would be wrong.

The entire service was marked by one specific moment in Papadopoulos’ political life: his 2004 rejection of the Annan plan.

Before reaching the gargantuan Saint Sophia Church in Strovolos, one could already get a sense of the mood at the single-themed ceremony. Hanging from one of the bell towers was a 20-metre banner which simply read, “OXI” (NO).

The message was clear.

Excerpts of his April 7, 2004 speech where he called on Greek Cypriots to vote a “resounding NO” to the UN plan occupied the space outside the church. His words were everywhere, printed on black banners held high by supporters, on black T-shirts worn by DIKO youth members and on stickers distributed to all.

The stickers read: “I call on you to defend justice, your dignity and your history”, written over a map of copper-coloured Cyprus, signed by Papadopoulos.

A gigantic banner hung from one of the bell towers read: “Protector of Democracy”, while smaller ones held by his followers said: “I took over a state, I delivered a state”, “Tassos We Thank You” and “This people will not yield, will not give up until justice finally triumphs”.

The level of organisation evident in the shape of ubiquitous stickers and banners bore similarities to the slick marketing of the “NO” campaign during the 2004 referendum.

By 10.30am, Eleonon Street was packed with cars, diverted one way or the other by a heavy police presence. Around a thousand people were already inside the church and an equal number in the yard. The favoured charities of the bereaved family set up desks across the yard to collect donations from the crowd.

The sense of grief was pervasive. From those asked, the majority were mourning the loss, not of a long-known personality in Cypriot politics, but of a man whose resolute distrust of the Annan plan “saved Cyprus”.

“We came to honour the memory of a president who we believe saved us from a plan that would have led to partition,” said Evgenia Tomasidou from Kyrenia, echoing the sentiments of other mourners.

“His politics, particularly the ‘NO’, reflects our feelings, and unfortunately, his work will be valued now that he’s gone,” said Georgios Hadjioanni.

“I’m just afraid that Tassos left disappointed,” said a teary-eyed Stallo Hadjioanni, referring to his failure to win a second term in office.

“He was very misjudged by a lot of people. I worked for his re-election and wish we’d done more. My biggest worry now is the economy, not the Cyprus problem,” said Efi Xanthou.

Not all were as passionate in their response. “I’m here because my boss is related to Tassos,” said one young employee, while a curious man walking through the throngs confessed, “I like to watch people at public gatherings”.

The path to the church doors was lined by the National Guard’s commando unit and members of the police force. The arrival of Greek Prime Minister Costas Karamanlis drew a round of applause from the crowds outside, as did the incumbent President Demetris Christofias, though the warm reception did not hold with the faithful inside.

The coffin of Papadopoulos was draped in a Greek and Cypriot flag, guarded by four members of the Military Police.

Following the Orthodox liturgy, Christofias was called to a make a speech. In stark contrast to every other speaker that followed, no one clapped before, during or after his speech.

As the president spoke, one woman standing on the upper floor of the church said to whoever was listening: “Listen to him crying, putting emotion in his voice. Does he think we’re all stupid?”

The mood warmed when EDEK’s honorary president, Vassos Lyssarides, took the microphone. The crowd of mourners broke into loud applause whenever Lyssarides referred to the Annan plan and Papadopoulos’ rejection of it.

The following speeches by the Archbishop, House President Marios Garoyian and former Defence Minister Christodoulos Pashiardis followed a similar pattern, with the word “NO” consistently drawing loud approval.

The final speech, given by his daughter, Anastasia, was delivered with composure and passion, leaving many in tears. The fair dose of politics she injected in her speech hinted at a possible desire to follow in the footsteps of her father.

One man from the presidential entourage found the two-hour ceremony too much to handle and fainted. He was rushed out by the secret services, only to be inundated by members of the crowd offering him sweets to suck on and water to drink.

Like all funerals, there was a heavy climate, but unlike others, there was also a sense of political urgency.

Some had come to honour the former president like his namesake Alecos Papadopoulos (no relation) from Limassol, who said: “Tassos was a good patriot, a good man and he deserved a final farewell.”

But many others hinted at a sense of fear for the future now that Papadopoulos had gone. The numbers may not have been overwhelming, but one thing’s for certain, Papadopoulos’ departure has left a gap in Cypriot politics. It remains to be seen who will fill it.

CYPRUS MAIL 16/12/08

 

Talat ve Hristofyas 12. kez görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptığı 12. görüşme sona erdi.

 

AA

Güncelleme: 14:47 TSİ 16 Aralık 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Bugün gerçekleşen görüşmede, federal hükümette “dış ilişkiler” konusunu ele alan taraflar, karşılıklı önerilerini sundu. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bugün dış ilişkiler konusunun ele alındığını ifade ederek, konunun kapsamlı olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.

 

Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralık’ta yapılacağını da belirtti.

Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak üzere 3 saati aşkın sürdü.

 

 

KKTC Ankara büyükelçisi konusunu çözemedi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Ankara’ya büyükelçi atanmasıyla ilgili sorunun aşılamadığını, konunun çözümü için yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

AA

Güncelleme: 15:03 TSİ 17 Aralık 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, konuyla ilgili bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile yaptığı görüşmede, KKTC’nin dış temsilcilerinin ve Ankara Büyükelçisi’nin atanmasındaki sıkıntıların da ele alındığını kaydetti. Erçakıca, “Bu konuda bazı yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Konu henüz çözümlenebilmiş değil” dedi.

 

Talat ve Hristofyas 12. kez görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptığı 12. görüşme sona erdi.

AA

Güncelleme: 10:17 TSİ 17 Aralık 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Bugün gerçekleşen görüşmede, federal hükümette “dış ilişkiler” konusunu ele alan taraflar, karşılıklı önerilerini sundu. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bugün dış ilişkiler konusunun ele alındığını ifade ederek, konunun kapsamlı olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.

 

Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralık’ta yapılacağını da belirtti.

Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak üzere 3 saati aşkın sürdü.

 

Rum kesiminde askerlik 1 ay kısaltıldı

 

Kıbrıs Rum yönetimi Bakanlar Kurulu, Rum Milli Muhafız Ordusu'nda (RMMO) 25 ay olan askerlik süresinin bir ay kısaltılmasına karar verdi.

 

Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, alınan kararla askerlik süresinin 25 aydan 24 aya indirildiğini bildirdi.

Bakanlar Kurulu kararının 2007/1 celbini de kapsadığını belirten Stefanu, bu nedenle Şubat 2009'da terhis edilmesi gereken askerlerin Ocak ayında terhis edileceklerini söyledi.

Stefanu, "bu kararın, Rum Savunma Bakanlığının askerlik süresinin 19 aya indirilmesine ilişkin incelemesiyle hiçbir alakası olmadığını" kaydetti.

Sözcü, Savunma Bakanlığının bu konudaki incelemesinin tamamlandığını ve çok yakında Bakanlar Kurulunda ve siyasi partilerde tartışmaya açılacağını sözlerine ekledi.

CNN TURK 17/12/08

 

 

Rum Bakan istifada ısrarlı

Kıbrıs Rum yönetimi Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Kipros Hrisostomidis, firar eden mahkum nedeniyle ikinci kez istifasını verdi.

Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Hrisostomidis'in ikinci kez verdiği istifa dilekçesini bu kez geri çevirmeyerek, kabul etti.

Kipros Hrisostomidis, cinayet suçundan ömür boyu hapse mahkum olan "Al Kapone" lakabıyla tanınan Andonis Kittas isimli Rum'un 12 Aralık Cuma günü özel bir hastanede tedavi altındayken firar etmesi üzerine istifasını sunmuş, ancak istifası Hristofyas tarafından kabul edilmemişti.

CNN TURK 17/12/08

 

 

Rum kesiminde "Türkçe" hassasiyeti

Kıbrıs Rum yönetimi Bakanlar Kurulu, Kıbrıs Rum tarafında kullanılmaya başlanan Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS) cihazlarında KKTC'deki şehir adlarının Türkçe görünmemesi için sunulan yasa tasarısını onayladı.

Rum Politis gazetesinin haberine göre, stoklarda bulunan GPS cihazlarının bazı eski modellerinde Türkçe isimler bulunuyor.

Fakat bu stokların bitmesiyle yeni üretilen cihazlarda Türkçe isimler kullanılmayacak.

CNN TURK 17/12/08

 

"Talat'ın cenazeye katılmama doğruluğu ortaya çıktı"

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un cenaze törenine katılmama kararının doğruluğunun, törenden sonra ortaya çıktığını söyledi.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Papadopulos'un cenaze töreninde "Hayır" yazılı pankart ve sloganlarla ilgili bir soruya karşılık, "Sevenleri, ailesi, siyasi yoldaşları Papadopulos'u yaşamına uygun olarak yolcu etmek istediler. Buna saygı duymak gerekir, ama bizim bu konuda biraz ihtiyatlı davranmamız gerektiğine inanıyorum" dedi.

"Cumhurbaşkanı Talat'ın törene katılması gerektiği" yönündeki eleştirilere de değinen Erçakıca, "bu gibi insani olayların iki halkın yakınlaştırılmasına vesile olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmadığını, ancak Cumhurbaşkanı Talat'ın kızının düğününde dahi siyasi mülahazaların işin içine girdiğini" kaydetti.

"Gerçekten yararlı olacağını düşünseydik, Cumhurbaşkanı mutlaka cenaze törenine katılacaktı" diyen Erçakıca, "Ancak riskleri de dikkate aldığımız zaman, ihtiyatlı davranmanın daha doğru bir hareket olduğu, cenaze töreninden sonra ortaya çıkıyor. O tür
pankartlar altında cenaze törenine katılmak doğru olmazdı. Çünkü bizim siyasi mesajımız bunlara tam terstir" diye konuştu.

Rum gazetesi: "Talat törene çelenk gösterdi"

Bu arada, Rum Politis gazatesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Papadopulos'un cenaze törenine çelenk gönderdiğini yazdı.

Çelengin üzerinde sadece Talat'ın isminin bulunduğunu belirten gazete, törende Talat'ın gönderdiği çelengin anons edilmesinin kararlaştırıldığını, ancak daha sonra "Papadopulos'un anısına hakaret olarak algılanacağı" düşüncesiyle bundan vazgeçildiğini belirtti.

CNN TURK 17/12/08

 

Karamsar olmayın

TALAT İYİMSER, HRİSTOFYAS'TAN YORUM YOK... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünkü görüşmenin ardından açıklamada bulunarak, devam ettiği ve ilerleme sağlandığı sürece, kapsamlı müzakerelerde iyimser olmamak için bir neden olmadığını ancak görüşmelerin yoğunlaşması ihtiyacının doğacağını söyledi. Rum lider Hristofyas ise Downer'in Noel Yortusu'na kadar bir momentumdan bahsettiğinin hatırlatılması üzerine, "1-2 saat içinde Downer'i göreceksiniz, ona sorun" diye yanıt verdi

 

L "DIŞ İLİŞKİLER KONUSU GÖRÜŞÜLMEYE DEVAM EDECEK"...BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin dünkü görüşmede "Federal Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu ele aldıklarını ifade eden Downer, bu konudaki tartışmanın gelecek görüşmede de devam edeceğini kaydetti. Downer, dış ilişkiler konusundan sonra liderlerin "Kurucu Devletler ile Federal Hükümet arasındaki ilişkiler" konusunu görüşmeye başlayacağını da ifade etti

 

        

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü görüşmede "Federal Hükümet'in Dış İlişkileri" konusunu ele aldı.

   Liderlerin, 22 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirecekleri bir sonraki görüşmede "Federal Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu görüşmeye devam edecekleri, bu konudan sonra liderlerin "Kurucu Devletler ile Federal Hükümet arasındaki ilişkiler" konusunu tartışmaya geçecekleri belirtildi.

   Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleştirilen görüşme saat 10.00'da başladı ve 13.15'de sona erdi. Liderler heyetler arası müzakereye geçmezden önce yaklaşık 1 saat 20 dakika baş başa görüştüler.

   Görüşme yerinden liderler açıklama yapmadan ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer kısa bir açıklama yaptı.

   Downer, Federal Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu ele aldıklarını ifade eden Downer, bu konudaki tartışmanın gelecek görüşmede de devam edeceğini kaydetti.

   Görüşmeden dönüşünde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam ettiği ve ilerleme sağlandığı sürece, kapsamlı müzakerelerde iyimser olmamak için bir neden olmadığını ancak görüşmelerin yoğunlaşması ihtiyacının doğacağını söyledi.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer'in "gelecek haftalarda müzakerelerde iyi bir konjonktür olacak" açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında Cumhurbaşkanı Talat, "Ben de iyimserim. O benden de iyimserdir. Ancak iyimser olmamak için de bir neden yoktur. Görüşmeye devam ettiğimize göre ve ilerleme de olduğuna göre, umutsuz olmaya gerek yok" dedi.

     Rum başkanlık binasına dönüşünde aynı soru üzerine değerlendirmede bulunan Rum lider Hristofyas ise, "1-2 saat içinde Downer'i göreceksiniz, ona sorun" dedi.

 

Downer: Liderlerin tartışmaya devam etmesi iyi

  

   Görüşmeden sonra kısa bir açıklamada bulunan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin dünkü görüşmede "Federal Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu ele aldıklarını ifade ederek, bu konudaki tartışmanın gelecek görüşmede de devam edeceğini kaydetti.

  Downer, "mevzuat hiyerarşisine" göre dış ilişkiler konusundan sonra liderlerin "Kurucu Devletler ile Federal Hükümet arasındaki ilişkiler" konusunu görüşmeye başlayacağını da ifade etti.

   "Görüşmeler nasıl gidiyor?" şeklindeki soru üzerine Downer, "Liderlerin bu konuları tartışmaya devam etmesi iyi, önlerinde çok büyük ve önemli konular ile büyük sorular var ve bu zaman alıyor" diye konuştu.

   Liderlerin 29 Aralık'ta yeniden bir araya gelip gelemeyeceğinin sorulması üzerine ise Downer, bunun Noel nedeniyle birçok kişi tatilde olacağı için zor göründüğünü dile getirdi ve 22 Aralık'tan sonra görüşmelerin Ocak ayında devam edeceğini belirtti.

 

Talat: Umutsuz olmaya gerek yok

 

  Cumhurbaşkanı Talat, devam ettiği ve ilerleme sağlandığı sürece, kapsamlı müzakerelerde iyimser olmamak için bir neden olmadığını ancak görüşmelerin yoğunlaşması ihtiyacının doğacağını söyledi.

   Talat, yılsonuna kadar tamamlayamayacakları "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığını, 2009'un ilk birkaç haftasında bitirmeyi planladıklarını belirtti.

   Talat, Rum Lideri Hristofyas ile gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşte, Cumhurbaşkanlığı'nda, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

 

"Dış ilişkileri görüştük"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin değerlendirilmesine ilişkin soruyu yanıtında, dış ilişkilerin ele alındığını ve tarafların sunumunu yaptığını söyledi.

   Ortak yapının oldukça önemli bir fonksiyonu olan dış ilişkilerin çok kapsamlı bir konu olduğuna dikkat çeken Talat, federal yetkiler arasında yer alan dış ilişkilerin aynı şekilde kurucu devletlerle de bağı bulunduğunu belirtti.

   Talat, "Kurucu devletlerin yetkileri var, federal hükümetin yetkileri var. Dış ilişkiler, federal hükümetin yetkisi olunca, doğaldır ki bazı düzenlemelere ihtiyaç var. Kurucu devletlerle yapılacak işbirliği anlaşmalarına ihtiyaç var. Bir uluslararası anlaşmanın nasıl yapılacağı konusunda değerlendirmelere ihtiyaç var. Bunları yaptık" dedi.

 

"Türk tarafı önerisini verdi"

 

  Cumhurbaşkanı Talat, uzlaşılan konular olduğu gibi, uzlaşılmayan konuların da bulunduğunu kaydetti.

  Konuyla ilgili müzakerenin haftaya devam edeceğini kaydeden Talat, Türk tarafının oldukça kapsamlı önerisini verdiği karşı tarafın görüşünü gelecek hafta sunmasını beklediklerini söyledi.

   Talat, "Biz de onların önerileriyle ilgili görüşlerimizi ortaya koymuştuk. Çünkü çalışma gruplarında varılan mutabakat ve ayrılık noktaları onlar tarafından ortaya kondu. Dolayısıyla konuyu görüşmeye devam edeceğiz" dedi.

 

Görüşme takvimi yapıldı

 

   Önümüzdeki görüşmelerin takvimini yaptıklarını kaydeden Talat, 29 Aralık toplantısının, adada bulunmayacak olan BM yetkililerinin talebi üzerine yapılmayacağını söyledi. Talat, 2009'un başındaki görüşme takvimini de yaptıklarını belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, hangi konuların ele alınacağını programlamakla görevlendirdikleri temsilcilerinin de yarın bir araya geleceğini kaydetti.

 

"Yönetim ve güç paylaşımı"

yeni yılda da devam edecek

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında devam edeceğini söyledi.

   Gazetecilerin sorusu üzerine, "Yönetim ve Güç paylaşımı" başlığının bu hızla yıl sonuna kadar tamamlanmayacağını kaydeden Talat, "Ama önümüzdeki yılın ilk birkaç haftasında tamamlamayı planlıyoruz" dedi.

   Talat, başka bir soruyu yanıtında, görüşmelerin yoğunlaşmasına ilişkin bir durumun henüz konuşulmadığını ancak böyle bir ihtiyacın doğacağını söyledi.

 

Downer'ın iyimserliği

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in "gelecek haftalarda müzakerelerde iyi bir konjonktür olacak" açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında, "Ben de iyimserim. O benden de iyimserdir. Ancak iyimser olmamak için de bir neden yoktur. Görüşmeye devam ettiğimize göre ve ilerleme de olduğuna göre, umutsuz olmaya gerek yok" dedi. 

 

Hristofyas: Dikenli konular var

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereler kapsamında dün Cumhurbaşkanı Talat ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, iki taraf arasında çözüm bekleyen "dikenli konular" bulunduğunu söyledi.

   Rum radyosunun haberine göre başkanlık binasına dönüşünde açıklamalarda bulunan Hristofyas, dış ilişkilerin ele alındığı dünkü görüşmede bu başlığın henüz tamamlanmadığını ve bir sonraki görüşmede konuya devam edileceğini belirtti.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme sonrasındaki açıklamasında "yakıcı sorunlardan" bahsetmesinin sorulması üzerine Hristofyas, "dikenli konular" bulunduğunu ifade etti.

   Dimitris Hristofyas, görüşmede nelerin ele alındığını, diğer tarafın ve kendilerinin neler söylediğini ifşa ederek ayrıntılara girmek istemediğini söyledi.

   Downer'in Noel yortusuna kadar bir momentumdan bahsettiğine değinen bir gazeteciye ise Hristofyas, "1-2 saat içinde Downer'i göreceksiniz, ona sorun" dedi.

   Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun, konuların; anlaşmazlıklar ve üzerinde anlaşma sağlananlar şeklinde iki sepete konulduğu yolundaki açıklamasının sorulması üzerine Hristofyas, bunun beklenen bir şey olduğunu; iki tarafın, müzakerelerde öncelikle Kıbrıs sorununun her boyutunun ele alınması ve bunun ardından üzerinde anlaşmaya varılanlarla varılamayan noktaları ayıracakları şeklinde bir süreç üzerinde anlaştığını söyledi.

   Üzerinde anlaşmaya varılamayan konuların sonlandırılma düzeyine gelebilmesi için iki tarafın tezlerinin netleşip netleşmediği sorusu üzerine ise Hristofyas, "Henüz değil, çünkü şu anda dış ilişkiler konusunu görüşeceğimizi söyledik. Mevzuat hiyerarşisi var. Yeniden çıkmazların çözümlenmesi mekanizmasına değineceğiz. Kıbrıs sorununun bir başka boyutuna girmeden önce göreceğimiz konular da var" şeklinde konuştu.

 

Heyetler aynı

 

   Cumhurbaşkanı Talat'a dünkü görüşmede BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, Dışişleri Bakanlığı II. Sekreteri Mehmet Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ise görüşmeye, aralarında Rum yönetimi başkanlık komiseri Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle geldi.

 

Basından tepki

 

   Bu arada, daha önceki görüşmelerde basın mensupları için BM tarafından sağlanan sıcak su, çay ve Nescafe'nin dünkü görüşmeden itibaren artık tedarik edilemeyecek olmasına basın mensupları tepki gösterdi.

   BM yetkilileri, bu durumu "ekonomik krize yönelik bir önlem" olarak açıklarken, görüşmeye girmeden önce basını selamlayan Cumhurbaşkanı Talat'a bu sorunu ileten bir basın mensubu, Cumhurbaşkanı Talat'tan "bu konuyu görüşürüz" yanıtını aldı.

KIBRIS 17/12/08

 

Leaders meet again to tackle ‘thorny issues’

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met yesterday to discuss external relations.

This was the leaders’ 12th meeting in the framework of direct talks which began in September.

The UN Secretary-General’s Special Adviser for Cyprus Alexander Downer said the pair discussed “the external relations, powers of a federal government”.

He added that talks on that issue would continue during their next meeting on December 22.

The next issue on the agenda “is the relationship between the laws of the constituent states and the federal government”, he said.

At their last meeting on December 2, the two leaders discussed matters relating to the civil service and the civil service commission.

Asked how the negotiations were proceeding so far, Downer said: “it is good that they continue the discussions on these issues”.

“[These are] very big issues for any community to work through,” he added.

The meeting, which was scheduled to take place on December 29 will not take place due to the December holiday season, said Downer.

Referring to his Monday meeting with Talat, the UN special envoy said it had been “a very good discussion about where the negotiations are and how they are proceeding”.

He would address the same issues during a similar meeting with Christofias, he added.

Commenting later on the ongoing talks Christofias said there were “thorny issues”.

However, the president refrained from going into detail about what was being discussed by each side as this would be unproductive.

CYPRUS MAIL 17/12/08

 

KKTC Ankara büyükelçisi konusunu çözemedi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Ankara’ya büyükelçi atanmasıyla ilgili sorunun aşılamadığını, konunun çözümü için yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

AA

Güncelleme: 11:59 TSİ 18 Aralık 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, konuyla ilgili bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile yaptığı görüşmede, KKTC’nin dış temsilcilerinin ve Ankara Büyükelçisi’nin atanmasındaki sıkıntıların da ele alındığını kaydetti. Erçakıca, “Bu konuda bazı yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Konu henüz çözümlenebilmiş değil” dedi.

 

 

Türkiye değişiyor

“Resmini millet doya doya yüzüne tükürsün diye basıyoruz” diye yazmışlardı Cumhuriyet’in birinci sayfasındaki fotoğrafının altına...
1951 yılıydı.
Fotoğraftaki adam, Nâzım Hikmet’ti.
Hapislerde çürütüleceğine, öldürüleceğine inandığından Türkiye’den kaçıp Sovyetler’e sığınmıştı.
“Nâzım da Moskofların şakşakçı peyki oldu” başlığıyla çıkmıştı Cumhuriyet...
Şimdi Nâzım, ders kitaplarında “Türkiye’nin en büyük şairlerinden biri...”
Cumhuriyet’in de gözdesi...
* * *
“Zaman değişir; biz de onunla değişiriz.”
Değişir değer yargılarımız, görüşlerimiz...
Dünkü “vatan hainleri”ni gün olur “kahraman”a çeviririz.
Nâzım’ın “hain” ilan edildiği yıl, Yaşar Kemal de bir kuşağın canına okuyan 142. maddeden (“sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis... vs”den)
Kozan Cezaevi’nde yatıyordu.
142. madde çöplükte bugün...
Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanı’nın sofrasında...
* * *
Yılbaşında TRT, 24 saat Kürtçe yayına başlıyor; inanabiliyor musunuz?
Daha 10 yıl önce “Yeni albümüme Kürtçe bir parça koyacağım” dedi diye Ahmet Kaya‘nın nasıl linç edildiğini hatırlıyor musunuz?
Ahmet Kaya mezarda şimdi; ama Kürtçe, devlet televizyonunda...
* * *
Ermeni meselesi de bu toplumun el sürülmez tabularından biriydi. Bugün bir grup aydın, bu tabuyu vicdanla kırıyor; “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket” konusunda “Ermeni kardeşlerinin duygu ve acılarını paylaşıyor, özür diliyor”.
Dışişleri Sözcüsü “Açık bir toplumda her konu rahatça konuşulabilmeli” diyor.
Hrant Dink’i anmanın vaktidir:
“Bu, siyasal bir konu değil, bir vicdan meselesidir” diyen oydu...
Hrant mezarda şimdi... ve onun barış çağrılarıyla gömüldüğü toprak, ilk kez bir kardeşlik mesajı veriyor.
* * *
Sırada 6-7 Eylül olayları var. Tomris Giritlioğlu’nun yeni filmi “Güz Sancısı”, Türk siyasi hayatının bir başka utanç sayfasıyla hesaplaşıyor.
CHP lideri, kıyafeti kötü diye Âşık Veysel’i Atatürk Bulvarı’na sokmayan “tek parti” dönemini eleştiriyor.
Aleviler, uzun bir mücadele sonunda inandıkları gibi ibadet edip çocuklarına kendi inançlarına saygılı bir eğitim verebilme haklarını devlete nihayet kabul ettiriyorlar.
Dokunulmazlığıyla nam salmış bir emekli paşa, mahkeme önünde kanlı bir geçmişin hesabını veriyor.
Türkiye değişiyor.
* * *
Amerika’da Obama’yı iktidara taşıyan sihirli sözcük “değişim”...
Bir “isim”den çok bir “fiil”, bir ihtiyacın, bir özlemin ifadesi...
O rüzgâr, sessizce Türkiye semalarında esiyor şimdi...
Rengârenk bir toplumu tek tip elbiseye tıkmaya çalışan statükocuların uykularını kaçırsa da, yeni “Tükürün!” kampanyalarına yol açsa da, kimi öncülerin canına mal olsa da, canlar alıp canlar yakarak, tabuları tabutlara çakarak, dipten ve ağır aksak, geliyor değişim...

CAN DUNDAR MILLIYET 18/12/08

 

O çarmıh Diyarbakır’da

 

18/12/08 RADIKAL 

 

Diyarbakır’daki Süryani Kilisesi Hz. İsa’nın gerildiği çarmıhın bir parçasının kiliselerinde olduğunu açıklayınca polisi alarma geçirdi


Muharrem KONTAZ/DİYARBAKIR

KUDÜS'te Hz. İsa’nın gerildiği çarmıhın bir parçasının dünyada bir tek Diyarbakır’da olduğunun açıklaması, polisi alarma geçirdi. Paha biçilmez parçanın bulunduğu belirtilen Süryani Kilisesi'nin etrafı güvenlik kameralarıyla donatılarak özel korumaya alındı.
Diyarbakır Meryem Ana Süryani Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Can Şakarer, 3 gün önce Hz. İsa’nın Kudüs’te gerildiği çarmıhın bir parçasının kiliselerinde olduğunu açıkladı. Paha biçilmez parçanın korunması için harakete geçen polis, MOBESE kemaralarını kiliseyi en iyi görecek şekilde yerleştirdi. Sürekli kayıtta olan kameralarla izlenen kilisenin çevresinde de devriye görevi yapan polis ekibi sayısı artırıldı. (dha)

 

Türk ve Rum siyasi partileri Ledra Palace'ta toplandı

Bazı Türk ve Rum siyasi partilerin başkan ve temsilcileri ara bölgedeki Ledra Palace'ta dün bir araya geldi.

Güney Kıbrıs'taki Slovak Büyükelçiliğinin organize ettiği toplantının ev sahipliğini Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) yaparken, TDP'yi Mehmet Çakıcı, Özgün Kutalmış ve Sami Dayıoğlu'ndan oluşan heyet temsil etti.

   Toplantıya KKTC'den ayrıca CTP adına Ünal Fındık, Sami Özuslu, DP'yi temsilen Ata Atun, Bengü Şonya, BKP'den Abdullah Korkmazhan, YKP'den de Alpay Durduran katıldı.

KIBRIS 18/12/08

 

Türk tarafının "dış ilişkiler" önerileri belli oldu 

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amacıyla yürütülen müzakerelerde Türk tarafı, federal hükümetin dış ilişkilerle ilgili alacağı kararlarda kurucu devletlere sadece danışılması önerisinde bulundu.

T.A.K. -Fezile ATÜF ÖKSÜZ

 

   Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amacıyla yürütülen müzakerelerde Türk tarafı, federal hükümetin dış ilişkilerle ilgili alacağı kararlarda kurucu devletlere sadece danışılması önerisinde bulundu. Konunun, kurucu devletlerin yetkisine girmesi durumunda ise kurucu devletlerin rızasının alınmasını istedi.

   Kurucu devletlerin, kendi yetki alanlarına giren konularda, diplomatik statüye sahip temsilci atayabilmesini öneren Türk tarafı, bu temsilcilerin, birleşik federal devletin diplomatları listesinde yer almasını talep etti.

   Kurucu devletlerin antlaşma yapma yetkisi bakımından, antlaşmaların türü temelinde "birinci tür anlaşmalar" ve "ikinci tür anlaşmalar" diye ikili bir ayrımın söz konusu olduğu Türk tarafı önerisinde, kurucu devletlerin, kendi yetki alanlarına giren tüm konularda antlaşma yapabilmesi, ancak doğrudan kendi yetki alanlarına girmeyen ama yetkilerini etkileyen konularda yapılacak antlaşmalarda bazı açılardan söz sahibi olabilmesi öngörülüyor.

   Öneriye göre dış ilişkilerde bir devletin tanınması, diplomatik ilişki kurulması ya da var olan diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi önemli konulardaki federal kararlar ise sadece Başkanlık Konseyi tarafından alınabilecek.

 

Kurucu devletlere danışılacak

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın önceki gün "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında müzakerelerine başladığı "dış ilişkiler"le ilgili Türk tarafının önerisi yavaş yavaş belli oluyor. Tarafların önceki günkü görüşmede konuyla ilgili sunuşlarını yaptığı "Dış ilişkiler"in müzakeresine 22 Aralık Pazartesi günü başlanacak.

   TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre Türk tarafı, dış ilişkiler konusunda federal hükümet seviyesinde alınacak kararlarda, konunun Kurucu Devletler'in yetkisine girmesi durumunda, Kurucu Devletler'in de rızasının alınmasını önerdi.

   Bunun dışındaki konularda dış ilişkiler bakımından Kurucu Devletlere sadece danışılacak.

 

Kurucu devlet temsilci atayabilecek

 

   Türk tarafı ayrıca kurucu devletlerin, kendi yetki alanlarına giren konularda diplomatik statüye sahip temsilci atayabilmesi önerisinde bulundu.

   Bu temsilciler, birleşik federal devletin diplomatları listesinde yer alacak.

 

Antlaşma yapma yetkisi

 

   Kurucu devletlerin antlaşma yapma yetkisi bakımından, antlaşmaların türü temelinde ikili bir ayrımın söz konusu olduğu öneriye göre, kurucu devletler, kendi yetki alanlarına giren tüm konularda antlaşma yapabilecek.

   Birleşik Kıbrıs'ın AB üyeliği ile uyumlu olmak zorunda olan bu antlaşmaların yapılmasında, federal hükümet her aşamada bilgilendirilecek. Federal hükümet ise bu tür antlaşmaların yapılmasını önceden tanımlanacak belirli bazı durumlarda engelleyebilecek.

 

Federal hükümetin engelleme yetkisi

 

   Öneriye göre Kurucu Devletler, federal hükümetin tanımadığı ya da diplomatik ilişki kurmadığı veya ilişkilerini askıya aldığı bir devletle bu türden bir antlaşma yapmaya kalkıştığında federal hükümet bu süreci askıya alabilecek.

   Bu engelleme yetkisi, bu türden bir antlaşmanın Kıbrıs'ın uluslararası yükümlülüklerine aykırı olması halinde de geçerli olacak.

 

Yasama organlarının ayrı onayı

 

   Türk tarafının önerisine göre kurucu devletler, doğrudan kendi yetki alanlarına girmeyen ama yetkilerini etkileyen konularda yapılacak bu tür antlaşmalarda bazı açılardan söz sahibi olabilecekler.

   Esasen federal devlet tarafından yapılabilecek bu antlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için Kurucu Devletlerin yasama organlarının ayrı ayrı onayı gerekli olacak.

 

Dış temsilcilikler

 

   Kıbrıs Türk tarafı, Birleşik Kıbrıs'ın dış temsilciliklerinde büyükelçiler ile yardımcılarının farklı Kurucu Devletlerden olmasını önerdi.

   BM, AB ve Avrupa Konseyi, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi, Yunanistan ve Türkiye'ye gönderilecek misyon başkanlarının ise 2 Kurucu Devlet arasında eşit şekilde paylaşılması istendi.

 

Devlet tanıma, Başkanlık Konseyi'nin işi

 

   Türk tarafının önerisine göre, dış ilişkilerde bir devletin tanınması, diplomatik ilişki kurulması ya da var olan diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi önemli konulardaki federal kararlar, sadece Başkanlık Konseyi tarafından alınabilecek.

KIBRIS 18/12/08

 

2009 yazında çözüm bulunması gerekiyor

"TAKVİM BELİRLENMESİ KAÇINILMAZDIR"... Bugüne kadar gerçekleşen bütün çözüm çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı olduğunu ifade eden Erçakıca, "Seçimlere fazla yaklaşmadan, çözüm planlarının seçim malzemesi olmasını engelleyecek şekilde takvimin belirlenmesi kaçınılmazdır. Yaz aylarında bir çözüm anlaşmasının parafe edilmesi ve sonbaharda da referanduma sunulması doğal bir takvim olarak karşımıza çıkıyor" dedi

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs müzakere sürecinde takvimin doğal sınırlarına yaklaşıldığını belirterek, ilgili bütün tarafların 2009 yazında, en geç temmuz ve ağustos ayında bir çözüm bulunması gereğine inandığını söyledi.

   Bugüne kadar gerçekleşen bütün çözüm çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı olduğunu ifade eden Erçakıca, "Seçimlere fazla yaklaşmadan, çözüm planlarının seçim malzemesi olmasını engelleyecek şekilde takvimin belirlenmesi kaçınılmazdır. Yaz aylarında bir çözüm anlaşmasının parafe edilmesi ve sonbaharda da referanduma sunulması doğal bir takvim olarak karşımıza çıkıyor" dedi.

 

Takvimde doğal sınırlara yaklaşıldı

 

   Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, "Türk tarafının çözüm takvimi konusunda bir çalışması oldu mu?" sorusuna "Takvim konusunda zaten artık doğal sınırlara yaklaşıyoruz" yanıtını verdi.

   Erçakıca, "İlgili bütün taraflar 2009 yazında, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce veya temmuz ağustos ayını ifade ediyor. Temmuz veya ağustos ayında bir çözüm bulunması gerekliliğine inanıyorlar" dedi.

 

Kabaca bir takvim bulunuyor

 

   Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk ve Rum tarafının yanı sıra Downer'in, hiç konuşulmuş olmamasına rağmen anlaşma için yaz aylarından söz ettiğine dikkat çekerek, müzakere edilip, anlaşmaya varılmış olmamasına rağmen bir anlaşma için kabaca bir takvimin bulunduğunu belirtti.

 

Çözüm çabaları seçim takvimlerinin kurbanı

 

   KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminin Nisan 2010'da yapılacağına işaret eden Erçakıca, bugüne kadar gerçekleşen çözüm çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı olduğunu söyledi.

   Erçakıca, şöyle devam etti:

   "Seçimlere fazla yaklaşmadan, çözüm planlarının seçim malzemesi olmasını engelleyecek şekilde takvimin belirlenmesi kaçınılmazdır. Bu da demektir ki Kıbrıs Türk ve Rum halkının, 2009 yaz ayları ve yıl sonu arasında bir tarihte referanduma gitmesi en makul olanıdır. Yaz aylarında bir çözüm anlaşmasının parafe edilmesi ve sonbaharda da referanduma sunulması doğal bir takvim olarak karşımıza çıkıyor."

   Erçakıca, "Erken çözüm arayışında olunmasına rağmen, müzakereler için zamana da ihtiyaç duyulduğu dikkate alındığı zaman makul olan budur" dedi.

 

Türkiye'nin takvim talebi

 

   Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin belli bir takvime bağlanmasını istemesinin ve üzerinde uzlaşılamayan noktalar için BM Genel Sekreteri'nin hakemliğinin gerekliliğinden söz etmesine işaret eden Erçakıca, bunun Türk tarafının çözüme ne kadar istekli olduğunun ve risk almaya bile hazır olduklarının göstergesi olduğunu söyledi.

   Erçakıca, "Çözüm takvimi ve hakemlik konusunda istekli olanların, 'sorunu çözümsüz bırakmaya çalışmak veya Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin rehinesi haline getirmekle' suçlanması elbette akıl dışı bir yaklaşımdır ve iyi niyetten yoksundur" dedi.

 

Downer'ın arabuluculuğu

 

   Hasan Erçakıca, bir gazetecinin "BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın hakem olarak atanması rahatsızlık yaratır mı?" yönündeki sorusuna yanıtında, Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin arabuluculuğundan söz ettiğine işaret etti.

   Kıbrıs özel danışmanlarının, geçmişteki örneklerden de bilindiği gibi BM Genel Sekreteri ile Güvenlik Konseyi'nin tutumunu büyük ölçüde etkilediğine, ancak belirlemediğine dikkat çeken Erçakıca, "Bizim Downer'in ya da Ban'ın hakemliğinden bir rahatsızlığımız yok. Biz zaten bunu talep ediyoruz. BM Genel Sekreteri'nin üstlenebileceği bir görevdir" dedi.

 

Sorunu çözümsüzlüğe

terk etmeye çalışıyorlar

 

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, basın brifinginde, Rum tarafının Türliye-AB ilişkilerini Kıbrıs sorununun tutsağı haline getirmeye çalıştığını, sağlanan mutabakatları yok etmeyi veya erozyona uğratarak sorunu çözümsüzlüğe terk etmeyi amaçladığını da söyledi.

   Rum tarafını ağır bir dille eleştiren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimini "Kıbrıs sorununun çözümünü ertelemek için her türlü girişimde bulunmakla" suçladı.

   Erçakıca, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresini uzatmasıyla ilgili yaptığı görüşme sırasında Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelere destek verilmesi istenildiğine, Rum tarafının Rusya'nın desteğiyle, iki liderin ortak açıklamalarına atıfta bulunulmasını engellemeye çalıştığını belirtti.

 

23 Mayıs anlaşmasını yok etmek istiyorlar

 

   Güney Kıbrıs'ın 2 kurucu devletin eşit statüsünden söz eden 23 Mayıs anlaşmasını yok etmek istediğini kaydeden Erçakıca, bu çabanın, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasını engelleyen bir uğraş olarak algılanması gerektiğini belirtti.

   Erçakıca, "Kıbrıs sorununa çözüm, sağlanan mutabakatların üzerinden ilerlenerek bulunacaktır. Bu mutabakatları yok etmeye veya erozyona uğratmaya çalışmak, aslında Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe terk etmekle eşdeğer anlamlar taşımaktadır" dedi.

 

Sorunu Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilişkilendirme

 

   Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünü Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle tam olarak ilişkilendirmek için elinden gelen çabayı harcadığını da söyledi.

   Erçakıca, Rum tarafının Türkiye-AB ilişkilerini Kıbrıs sorununun tutsağı haline getirme çabasının, gerçekte Kıbrıs sorununun çözümünü erteletme girişiminin bir göstergesi olduğunu belirtti.

   Erçakıca, "Son haftalarda gerek BM'de, gerekse AB çatısı altında yaşanan gelişmeler, Rum tarafının uluslararası ilişkilerini hangi amaçla sürdürdüğünü ve bu ilişkilerini hangi amaçlar doğrultusunda kullandığını göstermesi bakımından öğretici olmuştur" dedi.

 

Papadopulos'un cenazesi

 

   Erçakıca, Rum lider Tasos Papadopulos'un cenazesindeki pankart ve sloganlarla ilgili soruyu yanıtlarken de, "Sevenleri, ailesi, siyasi yoldaşları Papadopulos'u yaşamına uygun olarak yolcu etmek istediler. Buna saygı duymak gerekir ama bizim bu konuda biraz ihtiyatlı davranmamız gerektiğine inanıyorum" dedi.

   "Cumhurbaşkanı Talat'ın törene katılması gerektiği" yönündeki eleştirilere de değinen Erçakıca, bu gibi insani olayların iki halkın yakınlaştırılmasına vesile olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmadığını, ancak Cumhurbaşkanı Talat'ın kızının düğününde dahi siyasi mülahazaların işin içine girdiğine işaret etti.

   Erçakıca, şöyle devam etti:

   "Gerçekten yararlı olacağını düşünseydik, Cumhurbaşkanı mutlaka cenaze törenine katılacaktı. Ancak riskleri de dikkate aldığımız zaman, ihtiyatlı davranmanın daha doğru bir hareket olduğu cenaze töreninden sonra ortaya çıkıyor. O tür pankartlar altında cenaze törenine katılmak doğru olmazdı. Çünkü bizim siyasi mesajımız

KIBRIS 18/12/08

 

European Court orders Cyprus to release convict
By Elias Hazou

ANDREAS Kyprianou Panovic will walk free after spending seven years behind bars for the manslaughter of a 14-year-old British tourist, after the European Court of Human Rights acquitted him on the grounds that he did not get a fair trial in Cyprus.

In 2001, Panovic was sentenced to 14 years in jail for the killing of Graham Mills from Tring in Hertfordshire.

Mills was found battered to death on April 19, 2000 near the old Limassol port.

Panovic, a teenager at the time, was one of two suspects arrested by police. The other suspect, Christos Christodoulou, was the first to be held in custody, naming Panovic as his accomplice under questioning.

During his remand hearing before Limassol District Court, Christodoulou, who appeared without a lawyer, said: "I admitted the murder. We were drunk. We hit him, but when we left he was breathing. It was not premeditated."

Soon after the arrest, police picked up 17-year-old Andreas Panovic, alias Panouris.

Panovic was later summoned to the police station with his father, who was advised over the phone that the charges against his son were serious and that they should consider hiring a lawyer.

At the station, Panovic was led to a room for questioning, while his father waited outside in a corridor, despite being told he could be with his son.

A few minutes later, the CID officer came out of the room with Panovic’s confession.

The subsequent trial heard how the Panovic and Christodoulou were in a Limassol bar when they spotted the victim, whom they followed outside. Following a brief conversation with Mills, the two Cypriots assaulted him. Mills lost consciousness, at which time one or both of the attackers struck him in the head with a large stone. They then took whatever cash was on him and left him there.

The trial itself turned controversial when Panovic’s lawyer at the time was held in contempt of court and put behind bars for five days. The court found Panovic guilty of manslaughter and passed down a 14-year jail sentence.

Through his lawyers, Panovic appealed the decision claiming that he did not receive a fair trial. The appeal was rejected in Cyprus, and in 2004 Panovic took recourse with the ECHR.

On December 11 this year, the European court found that Panovic had been wrongly tried, acquitting him of the charges.

Although it is not automatic, local authorities are now expected to comply with the ruling and immediately release Panovic from the Central Prisons.

John Mylonas, one of the lawyers who filed the appeal on behalf of Panovic, told the Mail that the court’s decision was based on a technicality.

“It was a fine line, yes. The law is not mathematics,” he said.

He said the ECHR deemed that the circumstances under which police extracted the confession were “suspicious”. Simply advising a suspect he has the right to a lawyer was not sufficient, the court said.

CYPRUS MAIL 18/12/08

 

Lawyer calls for Truth Commisssion on missing to provide relatives with closure
By Stefanos Evripidou

‘There are 45 truth commissions in the world. We are not inventing the wheel here’

HUMAN RIGHTS lawyer Achilleas Demetriades yesterday called for urgent action to locate the missing persons of Cyprus and avoid losing another generation of relatives who “died in sorrow”.

Speaking at the University of Nicosia on establishing a Cyprus Truth Commission for the Missing Persons, Demetriades said a speedy resolution to the problem had to be found as people were dying without knowing the fate of their loved ones or the circumstances of their death.

“Most parents of the missing are dead. We have failed the parents. They died in sorrow,” he said.

The lawyer called for a sense of urgency to tackle the problem and provide some closure to the spouses, brothers, sisters and children of the missing.

“It’s a dilemma. We’ve lost one generation. Are we going to lose another?”

Demetriades argued that the work of the Committee on Missing Persons in Cyprus (CMP) would soon dry up, and no more burial sites would be found.

There are currently 1,995 people listed as missing in Cyprus (502 Turkish Cypriots and 1493 Greek Cypriots), who disappeared either during the intercommunal fighting in the 1960s or the 1974 Turkish invasion.

Despite 27 years in operation, the CMP only started to make inroads the last two years, during which 453 exhumations were carried out. From those, 105 of the missing have been identified, counting for around one fifth of the total.

However, the CMP’s mandate is restricted to finding and identifying the remains, not establishing cause of death.

“I think the CMP will run out of burial sites. Now, they’ve identified nearly 25 per cent of those missing. Let’s say they can only reach 50 per cent. What next? What is Plan B?” asked Demetriades.

The lawyer said the families of the missing had been let down over decades, referring to a news article in yesterday’s press which reported that more graves of “unknown soldiers” had been discovered in Nicosia.

“This is unacceptable. I cannot understand why they have not been dug up and the remains identified. You can talk about the Turks but what are we doing about these graves?”

In 1999, a burial site was discovered in a Lakatamia cemetery, where the National Guard had “dumped” a number of Greek Cypriots lost during the 1974 invasion in unmarked graves. Many still had identifiable items on them, like rings, watches or crosses. No one bothered to mention this or inform the families that missing people were buried there until 25 years later when exhumations began at the site.

“The families are devastated. They are dignified people who won’t go smashing up the House of Representatives like potato farmers. They placed their confidence in the government, which has failed them,” he added.

The case of Varnava vs. Turkey at the European Court of Human Rights clarified that failure by a state to account for the location of people last seen in their control amounted to inhuman treatment or torture.

This notion of a personal violation against the next of kin is currently being used by both Greek Cypriot and Turkish Cypriot relatives of the missing against the Republic of Cyprus for failing to carry out an effective investigation. There are also cases launched against Turkey to find out the fate of loved ones or even if that has been established, the circumstances surrounding their death.

“Pain is uniform it does not discriminate. States have done wrong against the people, and they want some sort of justice. This is not divided on ethnic grounds.”

The human rights advocate called for the setting up of a Truth Commission to finally discover what happened to the missing. Apart from providing real closure to the families, it will also help the CMP locate all the missing, he argued.

The idea is to set up a truth commission, or redefine the CMP, and call on perpetrators of crimes to give details of what they did and where, showing remorse in the process. In return for the truth, they will be given immunity from criminal prosecution.

Demetriades suggested the commission didn’t have to be bicommunal in structure. “We could set up a mono-communal commission, and maybe the Turkish Cypriots would do the same,” he said.

“There are 45 truth commissions in the world. We are not inventing the wheel here.”

He acknowledged that truth for immunity might not be the most appropriate solution for Cyprus but highlighted the need for some semblance of public debate on the issue after decades in the dark.

“I don’t have patience anymore with those who say ‘don’t rock the boat’. I can’t find any other way to get this country moving,” he said.

CYPRUS MAIL 18/12/08

 

 

Psychological block hinders Green Line trade

BUSINESSES need open encouragement from both political and business leaders in order to have the courage to do business across the divide, according to new research.

Published by the Cyprus Centre of the International Peace Research Institute, Oslo (PRIO), the research found that intra-island trade was only a tiny proportion of each community’s trade with the rest of the world and that businesses faced psychological barriers in engaging in trade.

The research was done by Mete Hatay, Fiona Mullen and Julia Kalimeri.

The researchers found that the sale of goods across the Green Line has risen from just under €475,000 in 2004 to €4.9 million in 2007, while total transactions across the Green Line including shopping and casino spending amounted to an estimated €31.7 million in 2007.

“In terms of value, the flow of money is in favour of Greek Cypriots but it tips in favour of Turkish Cypriots when estimated remittances of those working in the south are included,” said the report.

With this included, the value of total intra-island business including salaries is estimated at €85.3 million.

This year had seen some acceleration in trade growth in both directions. However, in comparison with other trade, it remains low, the report concludes.

Apart from political and structural impediments to trade, there were also other impediments that could be described as “psychological”, according to the report.

The researchers found that psychological barriers did exist and were reinforced by political leaders and the media.

The main psychological approach among Greek Cypriots was denial. The main psychological approach among Turkish Cypriots was a fear of being treated as inferior.

“Greek Cypriots fear that if they trade, they will be identified and pilloried by their own community, since the produce could involve Greek Cypriot land, which reminds them of the trauma of 1974,” it said.

The researchers found that even those who do conduct business feel compelled to deny the existence of their clients or hide their identity by trading only in non-labelled goods.

“For many Greek Cypriots, therefore, doing business with Turkish Cypriots is taboo,” the research found.

Turkish Cypriots, meanwhile, did not trust that Greek Cypriots were really serious about trade and feared that it was merely a means of controlling them.

“The actual experience at the crossing points has been humiliating, reminding Turkish Cypriots of the traumas of the 1960s, when restrictions, checks and requests for documents made it very difficult for Turkish Cypriots to do business and thus became associated with economic hardship.”

Suggestions to remedy the problem include more encouragement from political and business leaders, lifting telecommunications barriers, and making the crossing points more business-friendly.

CYPRUS MAIL 18/12/08

 

Easyjet to fly to Larnaca from Gatwick next year

EasyJet is to start flights to Larnaca next year with fares starting from as little as £30 sterling one-way, the low-cost airline has announced.

The airline, founded by Cypriot tycoon Stelios Hadjiioanou, announced that four new routes would be added in 2009 from London Gatwick.

With Larnaca, the other routes are Dubrovnik, Naples and Santorini.

EasyJet has been flying to Paphos since earlier this year when it took over British Airways subsidiary GB Airways.

In a bold move at a time of cutbacks and recession, the development could be just the boost Cyprus’ tourism industry was hoping for with the projections for the sector looking gloomy for 2009.

David Osborne, easyJet’s regional general manager for the UK, said: “easyJet has grown dramatically at London Gatwick over the last few years, by offering its familiar combination of low-fares with care and convenience. With our summer 2009 flights also now on sale there has never been a better time to make sure you book summer early and save big!”

With these new routes, the number of easyJet destinations from London Gatwick now totals 71. The London Gatwick to Larnaca flights will begin on March 31 2009, according the airline’s website, and will be offered on Tuesdays, Wednesdays, Fridays and Sundays. One-way fares including taxes and charges will be starting from £30.99. Flights to Santorini will be on Tuesdays, Thursdays and Sundays with fares starting from £36.99.

CYPRUS MAIL 18/12/08

Crisis Group urges ‘more even-handed’ EU approach
By Jean Christou

THE INTERNATIONAL Crisis Group (ICG) has suggested the EU take a “more even handed” interest in the Cyprus problem, and consider delaying oil exploration in “contested territorial waters”.

In its report, ‘Turkey and Europe: The Decisive Year Ahead’, the ICG, a think tank which had issued controversial reports on Cyprus in the past, said EU states tended to be complacent about the long-standing calm of the frozen Cyprus conflict “and find it hard to act even-handedly” due to Cyprus’ EU membership.

“Some appear willing to offer vital financial support to implement an agreement but are hesitant to engage now to help ensure that such an agreement is actually signed,” said the report, issued in Brussels on Monday.

It said that even though there had been steady progress in negotiations following the election of President Demetris Christofias in February, lack of EU engagement “beyond token support to the UN mediation effort has contributed to a loss of momentum”.

EU support and guidance could be crucial, especially when the leaders return in early 2009 to issues they were unable to agree upon in the first rounds, it said, estimating that the current window of opportunity would likely close in late 2009 when elections begin in the north.

The EU should also send senior officials to visit both Cypriot leaders, and also underline its willingness to give financial support for a solution.

In a sign of the tensions that could be provoked, the ICG referred to the recent intimidation by Turkish warships of Cyprus-commissioned vessels exploring for hydrocarbons off the south coast. Turkey claims the waters form part of its continental shelf.

In its recommendation, the ICG said Cyprus should consider “delaying oil exploration in contested territorial waters while talks are under way”.

Recommendations for Turkey included sustaining full support for the current round of talks on a Cyprus settlement and to avoid navy intervention against oil exploration in waters claimed by Greece or the Republic of Cyprus.

“EU member states should seize the chance to fix past mistakes over Cyprus by prioritising success in the new negotiations on the island and do more to encourage Turkey to revitalise its reform effort. EU politicians must stop pushing the qualifying bar ever higher for Turkey and restate that they stand by their promise of full membership once all criteria are fulfilled,” the ICG report said.

“Turkey should be less sensitive to slights and stop treating the EU as a monolithic bloc. It should take care to avoid the trap of self-exclusion, keep its foot in the still open door and, like the UK and Spain before it, refuse to take ‘no’ for an answer,” it added.

CYPRUS MAIL 18/12/08

 

Britons in fight for Cyprus home

The Orams' villa in northern Cyprus

The Orams' dream home is just west of the port of Kyrenia

 

An adviser to the EU's top court says a ruling against the British owners of a holiday home in Turkish-controlled northern Cyprus should be recognised.

The Court of Appeal of England and Wales had requested a legal opinion from the European Court of Justice.

Linda and David Orams are engaged in a long-running legal battle with Meletios Apostolides, a Greek Cypriot who claims the land their home stands on.

Breakaway Turkish-held northern Cyprus is not internationally recognised.

The Orams, a retired couple from Hove in Sussex, got a favourable ruling in 2006 from the UK High Court, which said they could keep their villa in northern Cyprus.

 

Cyprus map

 

 

But Mr Apostolides appealed, insisting that the land was rightfully his because his family had been uprooted from it by the Turkish invasion in 1974.

The UK High Court ruling came after the Nicosia District Court, in the Republic of Cyprus, had ruled that the Orams should demolish their house, return the land and pay "rent" for the time they lived there.

The Advocate General, Juliane Kokott, has now advised the European Court of Justice that the Nicosia court "has jurisdiction in relation to the property dispute, irrespective of the fact that the Republic of Cyprus does not exercise effective control over Northern Cyprus".

Her opinion is not binding on the European court's judges, but in most cases they follow her recommendations.

Ms Kokott was asked to interpret the EU's Brussels Regulation in this case - a regulation dealing with the recognition and enforcement of judgments issued by courts in other EU member states.

Test case

The Republic of Cyprus joined the EU in 2004, even though it does not control the northern part of the island.

Property disputes are one of the main obstacles to efforts to reunify Cyprus.

EU law was suspended in northern Cyprus for the purposes of Cyprus's accession, but the advocate general argues that the Orams' civil case still falls within the scope of the EU regulation.

"The fact that the [Nicosia court's] judgment cannot actually be enforced at this time does not, in the Advocate General's opinion, relieve courts in other member states from the obligation to recognise and enforce the judgment," a statement from the European Court of Justice said.

It is seen as a test case because estate agents in northern Cyprus have sold many holiday homes to British citizens. The European court's rulings are binding on EU member states.

The judges in Luxembourg have started considering the Orams' case and they may take three to six months to reach a verdict, a court spokesman told the BBC.

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/7789444.stm 18/12/08

Ermeniler de özür diliyor!

ERMENİ aydınları da ’Türklerden özür dileme!’ kampanyası başlatıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yapılan çok ince ’ayaktopu’ jestinden çok etkilenen ’bizim’ "aydınlar"ın belirli bir ’plan ve program’ çerçevesinde başlattıkları ’özür dileme’ kampanyasından çok etkilenip sevinçten gözleri dolan Ermenistan ve diaspora aydınlarından da karşılık geliyor.

Aradan daha bir hafta geçmeden onlar da kampanya başlatmak için kolları sıvadılar.

Önümüzdeki günlerde Ermenistan Halkı’nın imzasına ve Ermeni Diasporası’nın insafına sunulacak olan ’Duyuru’nun taslağı özel kanallarla elime ulaştı, sizlerle paylaşıyorum.
Aydoğan KEKEVİ 

(Bir kaynak: Em. Öğr. Neşide Kerem Demir: ’Bir Şehit Anasına Tarihin Söyledikleri- Türkiye’nin Ermeni Meselesi’ (Sayın Neşide Kerem Demir, 27 Ocak 1973 tarihinde şehit edilen Los Angeles Başkonsolos Muavini Bahadır Demir’in annesidir. A.K.)

* * *

"Biz aşağıda imzası bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nun ’millet-i sadıka’sı Ermenilerin torunları olarak:

Bizans’ın Kırım’a sürdüğü 170 bin Ermeni’yi Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki savaş filosuyla alıp yeniden Osmanlı topraklarına getirip İstanbul’a yerleştiren, Ermeni Patrikliğini ihdas eden Fatih Sultan Mehmet’ten;

Türkmen gençleri cepheden cepheye cihat uğruna koşturulurken Tebriz’den getirdiği Ermeni sanatkarlara ülkenin sanat damarlarını teslim eden Yavuz Sultan Selim’den;

Atalarımızı paşalıktan bakanlığa, Saray hazinesinin tesliminden imparatorluğun temsiline kadar her türlü makama layık gören tüm Osmanlı’dan; kendilerine gösterilen bu güvene layık ve sadık davranmayan; dış ülkelerin emperyalist amaçlarına alet olan; savaş halinde olan Osmanlı ordusuna arkadan saldıran, eli silah tutan erkeklerin cephede olmasını fırsat bilip köy yağmalayan, ırza geçen; terör örgütü kurup onlarca Türk diplomatını şehit eden; bugünkü Ermenistan sınırları içinde bir tek Türk barındırmayan;

Yıllardır her yerde, her fırsatta Türkleri kötülemeyi meslek edinen;

Okul kitaplarından masallara kadar her yerde her fırsatta çocuklarımıza ’Türk Düşmanlığı’ aşılayan;

Gerçekleri yazanları, söyleyenleri korkutarak susturmaya çalışan;

Gerçekleri yazan kitapları piyasalardan toplattıran, belgeleri yok eden;

Ermenistan arşivlerini açmayarak sorunu sürüncemede bırakıp kullanan;

Sahte belgeler, tahrifatlı resimler, uyduruk sayılarla yıllardır dünya kamuoyunu aldatan;

Karabağ’da, Hocali’de katliam yapıp, milyonlarca Azeri’yi göçürüp perişan eden;

Her fırsatı ’yerli yersiz’, ’doğru yanlış’ demeden kullanarak Türkleri dünyaya şikayet edip kötüleyen atalarımız ve günümüz Ermenileri adına özür diliyor; Türk milletinden bizleri ve atalarımızı bağışlamalarını rica ediyoruz..."

Destekleyenler:

(...)

Özür dilemiyoruz

ÖZÜR bildirisine karşı ne yapacağız, bunun karşısında da mı susacağız?

Şimdi biz de sesimizi duyurmak, suçlu olmadığımız bir konuda özür dilemeyeceğimizi göstermek için bir web sitesi açtık. www.ozurdilemiyoruz.biz

Bütün özür dilemeyenlerin desteklerini bekliyoruz, tıklayın, bir imza da siz atın...
Ertuğrul AKGÜNDÜZ

"TARİH yazmak da tarih yapmak kadar önemlidir" diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Paşa’dan... ASALA terörüne kurban giden diplomatlarımız ve ailelerinden... özür diliyoruz.
Haydar MUTAF GAZİANTEP

·          * * * *

Yalçın BAYER HURRIYET 18/12/08

 

Özür tartışması

 

PRENSİP olarak CNN Türk’teki “Ortak Acı” belgeselinin yayını tamamlanıncaya kadar konuyla ilgili tartışmalara girmeyeceğim.
Çünkü 1878’den 1920’ye kadar en az kırk yılı kapsayan zaman dilimi içinde, o kadar çok olay, o kadar çok facia vardır ki, istediklerimizi seçip bir araya getirerek dilediğimiz şekilde bir tablo çizebiliriz. Suçun şunda veya bunda olduğunu söyleyebiliriz.
Yıllardan beri ‘kutuplaşma’ niteliğindeki tartışmalar bu şekilde cereyan ediyor zaten.
“Ermeni mezalimi” adıyla yayımlanmış birçok kitap, belge ve fotoğraf var. Bunlar Ermeni komitelerinin yaptığı Müslüman katliamının kanıtlarıdır ve pek çoğunun tarihi 1917 ve 1918’dir.
Evet ama diyaspora ve yandaşları bu belgeleri inkâr etmiyor, “1915 ve 1916 yıllarında Türkler Anadolu’yu homojenleştirmek için Ermenilere karşı etnik temizlik ve soykırım yaptılar, 1917 ve 1919 yıllarında ise Ermeniler buna tepki olarak biraz Müslüman öldürdüler” diye karşılık veriyorlar!

‘Soykırım’ın anlamı
“Soykırım” kavramının hukuki tanımında, toplu öldürmelerde “etnik temizlik” amacının bulunması, yani kitlelerin etnik ve dini sebeplerle öldürülmüş olması önemlidir. Böyle bir amaç yoksa toplu ölümler elbette faciadır ama hukuken “soykırım” sayılmıyor.
Osmanlı Hükümeti 1915 yılında “etnik temizlik” amacıyla “tehcir ve taktil” (toplu öldürmeler) yaptı da Ermeni komiteleri sırf buna tepki olarak ya da intikam duygusuyla 1917-1919 arasında kitleler halinde Müslümanları öldürdüyse buna “soykırım” denilmeyecek, “facia” olarak kalacak!
İşte bu yüzdendir ki, 1917-1919 arasında, değişen askeri duruma paralel olarak, Ermenilerin yaptığı katliamları gösteren belgelerimiz, fotoğraflarımız, toplu mezarlarımız “Türkler soykırım yaptı” iddiasını ortadan kaldırmaya yetmiyor!
Onun için, Mayıs 1915’teki tehcir kararından önce Ermeni komitelerinin silahlı eylemlerini araştırmak son derece önemlidir!

Tehcirin sebepleri?
İşlerine geldiği için, Ermeni tarihçiler 1915 ve 1916 yılına odaklanıyorlar, durup dururken Türkler Ermenileri kovmuş, öldürmüş tablosunu resmediyorlar!
Aynı şekilde, 1 milyon 200 bin Osmanlı Ermenisinden 1923 Türkiye’sine 140 bin Ermeninin kalmış olmasını da “Türkler soykırım yaptı” diye takdim ediyorlar; başka ülkelere yerleşen Ermenileri görmezden gelerek...
Bu tür ‘basitleştirme’ler etkili de oluyor! Ömründe konuyla igili tek bilimsel eser okumamış bir Fransız vekil veya Amerikalı senatör “soykırım tasarısı”na parmak kaldırıyor!
CNN TÜRK’te yayımlanmakta olan “Ortak Acı, 1915, Türkler ve Ermeniler” adlı belgeselde, insani açıdan iki tarafın da acılarını ele aldık, Ermenilerin çektiği acıları da ele alıyoruz.
1914-1919 dönemini “Ortak Acı” olarak niteliyoruz..
Belgeselde bilhassa tehcirden önceki Ermeni komitelerinin faaliyetlerini, Erzurum ve Van’ı ele geçirmeyi hedefleyen Rus ordusuna komitelerin nasıl Müslüman katliamlarıyla destek olduğunu ve aynı komitelerin Batı illerimizdeki faaliyetlerini de anlatıyoruz.
Bu akşam CNN TÜRK’te saat 22.00’de izleyeceğiniz bölüm, kanlı sürecin tam bu aşamasıyla ilgili.

TAHA AKYOL MILLIYET 19/12/08

 

 

Orams davasında kötü haber

RUM MAHKEMESİNİN KARARI GEÇERLİ... Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Savcı Juliane Kokott, "Kuzey Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs'taki (Rum kesimindeki) mahkeme kararı, diğer AB üye ülkelerinde tanınmalı ve uygulanmalıdır" şeklinde görüş bildirdi. Savcı Kokott, Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis ile Orams ailesi arasındaki anlaşmazlığın, "Kuzey Kıbrıs'ın işgaliyle" ilgili olmadığını ve "sivil nitelik taşıdığını" belirtti

 

l SAVCINININ GÖRÜŞÜNÜN ATAD ÜZERİNDE BAĞLAYICI ETKİSİ YOK... Savcı Kakott'un dünkü görüşünü yorumlayan KKTC'deki hukukçular, ATAD Savcısı'nın bu görüşünün ATAD üzerinde bağlayıcı bir etkisinin bulunmadığını, mahkemenin kararını verirken savcının görüşünü dikkate alıp almamak konusunda sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurguladı

 

   Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis'in, Lapta'daki "1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine villa inşa ettikleri"

gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti hakkında açtığı davadaki Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) Savcısı Juliane Kokott, "Kuzey Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs'taki (Rum kesimindeki) mahkeme kararı diğer üye ülkelerde tanınmalı ve uygulanmalıdır" şeklinde görüş bildirdi.

  Kamuoyunda "Orams davası" diye bilinen davayı yeni bir aşamaya getiren Savcı Kokott'un görüşünün, ATAD üzerinde bağlayıcı etkisi bulunmuyor.

  Annan Planı müzakerelerinin sonuç vermemesi üzerine Kıbrıs Rum kesiminin 2004 yılında AB'ye katılımını mümkün kılmak için AB müktesebatının KKTC'de geçerli olmaması kararının alındığını iddia eden Savcı Kokott, buradaki amacın "AB hukukunun topraklarının tamamında uygulanmasını güvence altına alamayan üye ülkenin (Kıbrıs Rum kesiminin) AB hukukunu ihlal etmiş durumuna düşmesinin engellenmesi olduğunu" savundu.

   Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Savcısı Kokott, Apostolidis ile Orams ailesi arasındaki anlaşmazlığın, "Kuzey Kıbrıs'ın işgaliyle" ilgili olmadığını, "sivil nitelik taşıdığını" ve AB müktesebatının kapsama alanına girdiğini ifade etti.

  Orams davasıyla ilgili süreç, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lefkoşa Mahkemesi'nin, KKTC hukukuna göre Orams ailesine ait olan ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline döndürülerek Rum Yönetimi tapusuna göre sahibi olan Apostolides'e devredilmesi ve bu aradaki kullanımdan dolayı tazminat ödenmesi konusunda aldığı kararla başlamıştı.

  Daha sonra İngiliz yetkili makamlarına yapılan başvuruyla, kararın İngiltere'de tanınması ve uygulanması (tenfiz) için girişimde bulunulmuş, bu yöndeki talebe ilişkin olarak İngiliz ilk derece mahkemesinin verdiği ret kararının ardından Kıbrıslı Rum Apostolides'in İngiliz İstinaf Mahkemesi'ne başvurmasıyla süreçte yeni bir aşamaya ulaşılmıştı.

  İngiliz İstinaf Mahkemesi, Avrupa Birliği hukukunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 44/2001 sayılı AB Tüzüğü'nün ve 10. Protokol'ün yorumlanmasını, bu konuda yetkili olan ATAD'dan istemeye karar vermiş ve konu bu yolla ATAD'ın gündemine getirilmişti.  

  ATAD'da uygulanan yargılama usulüne göre mahkemeye sunulan yazılı düşüncelerin ardından yapılan duruşmada taraflar konuya ilişkin iddialarını dile getirdi ve bugün de Savcı Juliane Kokott, mahkeme için bağlayıcı olmayan görüşünü açıkladı.

  Savcı Kokkot, 10. Protokol çerçevesinde AB hukukunun KKTC'de askıya alınmış olmasının sebebini, Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleştirilecek ihlallerden sorumlu tutulmasını engellemek diye görüyor. Bu nedenle bu protokol, 44/2001 sayılı tüzüğün Rum Yönetimi mahkemelerinin Kuzey Kıbrıs'la ilgili kararlarının Avrupa ülkelerinde tanınmasını ve tenfiz edilmesini engelleyecek biçimde yorumlanamayacak. 

  KKTC'deki hukukçular, savcının bu görüşünün, "Rum Yönetimi mahkemesinin Orams davasında verdiği, Rum Yönetimi tapusuna göre Apostolides'e ait taşınmaz malın eski haline döndürülerek Apostolides'e devredilmesine ve kullanım kaybından doğan zararın da davacıya ödenmesine ilişkin kararının İngiliz mahkemelerince tanınması ve uygulanmasına yönelik olduğuna" işaret ettiler.

   Hukukçular, İngiliz mahkemesinin KKTC'de yürürlükteki hukuk çerçevesinde kararı KKTC'de uygulamanın, dolayısıyla malın Apostolides'e devrinin mümkün olamayacağından, bu görüşün mahkemece kabulü halinde, Rum Yönetimi Mahkemesi'nin kararının yalnızca tazminata ilişkin kısmının İngiltere'de uygulanabileceğini kaydettiler.

  Savcı Kakott'un dün açıklanan görüşünü yorumlayan hukukçular, ATAD Savcısı'nın bu görüşünün ATAD üzerinde bağlayıcı bir etkisinin bulunmadığını, mahkemenin kararını verirken savcının görüşünü dikkate alıp almamak konusunda sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurguladılar. 

KIBRIS 19/12/08

 

Rum mağaza sahipleri, Lokmacı Kapısı'nın açılmasından mutlu olmadı

Simerini gazetesinde yer a