Rumlardan Türklere Türk malı ev
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Rum Yönetimi,
Kıbrıslı Türklere Güney Kıbrıs Rum Kesiminde daimi
ikamet etmeleri halinde Kıbrıs Türk malı ev vermeye
başladı.
Rum tarafında
kurulan Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü Yorgos
Theodoru, ev alma başvurusunda bulunan Kıbrıslı Türklere ev
verilmesinin önkoşullarının bazı kriterlere
bağlandığını belirtti. Theodoru,
Kıbrıslı Türklerin, gerçek mal sahibi veya mirasçı
olduğunu kanıtlaması halinde, Türklere ait evleri
alabileceklerini söyledi. Rumların bu tutumunu siyasi olarak
değerlendiren diplomatik kaynaklara göre Rumlar Türklere ev vererek dünya
kamuoyuna, Bakın Türklere mallarını geri veriyoruz mesajı
vermeyi amaçlıyor.
MILLIYET 11/12/08
Talattan Atinaya suçlama
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Brükselde Avrupa Birliği
yetkilileriyle temaslarda bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Yunanistanın Kıbrıs sorunu konusunda
takındığı tavrı eleştirdi.
Talat, Yunanistanın
perde arkası rolüne dikkat çekerken, Rum Kesiminin hem çözüm ister
imajı yaratıp hem de gerginliği tırmandıran
adımlar atmasının anlaşılır yanının
olmadığını söyledi. Talat, petrol arama gibi
konuların müzakereleri baltalama amacıyla kullanılıyor
olabileceği mesajını verdi.
Rumlara karışmadığı izlenimi yaratan ve
çözümsüzlüğün sorumluluğunu Türkiyeye yıkmaya çalışan
Yunanistanın Rum Kesimini kullanmasının önüne geçilmesi
gerektiğini ifade eden Talat, Yunanistan, son yıllarda Türkiyeye
karşı bir yumuşama gösteriyor ancak Rum Kesimini Türkiyenin
önünde ciddi engel olarak kullanıyor.
AB üyesi Yunanistanın Rum Kesiminin arkasına saklanmadan hareket
etmesi Kıbrıs sorununun çözümü açısından önemlidir dedi.
Talat, ABnin Yunanistanın tutumunu da masaya yatırması
gerektiğini söyledi.
Talatın eleştirdiği bir başka noktayı da Rum
Kesiminin Doğu Akdenizde petrol arama konusundaki inatçı tavrı
oluşturdu. Petrol arama konusu, Rum Kesimi tarafından son dönemde
sürekli ısıtılan bir konu olarak dikkat çekiyor. Rum
Yönetiminin bu konudaki yaklaşımının
anlaşılabilir yanı olmadığı görüşünde olan
Talat, Bu benim egemenlik hakkım, istediğimi yaparım
yaklaşımı sorumlu bir yaklaşım değil.
Uyarılarımıza karşın tavırları
değişmiyor. Sorumlu kişilerin bu tür riskleri göze almaması
gerekir. Rum tarafı çözüm istiyorsa petrol arama konusunda bir süre
bekleyebilir diye düşünüyorum diye konuştu.
Müzakerelerin genel gidişinin kötü olmadığını söyleyen
Talat, özellikle yürütme konusunda ciddi sorunlar bulunduğunu ifade etti.
MILLIYET 11/12/08
Kıbrıslı Türklere Güney'de daimi ikamet etme
karşılığında ev
Alithia'nın haberine göre Kıbrıs
Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü Yorgos Theodoru gazeteye
yaptığı açıklamada, ancak başvuruda bulunan
Kıbrıslı Türkler'e, ev verilmesinin
önkoşullarının bazı kriterlere
bağlandığını; çünkü Kıbrıslı Türkler
tarafından bu konuya fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
Birçok Kıbrıslı Türk'ün
"sahte veri ve beyanlarla özgür bölgelerde" mal kullanım ve
sahip olma hakkını elde etmeyi arzuladığını
savunan Theodoru, mala sahip olma hakkının, gerçekten mal sahibi veya
mirasçısı olması çerçevesinde
araştırıldığını, ancak bunun da yeterli
olmadığını, daimi -en az altı ay- ikamete gereksinim
olduğunu söyledi.
Theodoru, Kıbrıslı Türklerin,
gerçek mal sahibi veya mirasçı olduğunu kanıtlaması
gerektiğini de belirtti.
Gazete, aynı sayfada yer alan bir
başka haberinde ise, Güney Kıbrıs'tan taşınmaz mal
satın almak isteyen Kıbrıslı Türkler konusuna da
değindi.
Gazete, KKTC yetkilisi olan bir
kişinin, kısa bir süre önce Güney Kıbrıs'ta apartman
dairesi satın almak istediğini, ancak Rum Yönetimi yetkililerinin
kendisine izin vermediği şeklinde (gazeteye) şikayette
bulunduğunu yazdı.
Habere göre bu konudaki görüşüne
başvurulan Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Birimi Müdürü
Yorgos Theodoru, böyle bir yasaklamanın olduğunu yalanladı.
Theodoru, son yıllarda özellikle
Baf ve Larnaka bölgelerinde yapılan taşınmaz mal
alımının yüzlerce olduğunu, böyle bir kısıtlama
ve yasaklamanın bulunmadığını söyledi.
Theodoru, Kıbrıslı
Türkler için olan tek farklılığın, eski yasayla ilgili
olduğunu, Kıbrıslı Türk tarafından
gerçekleştirilen alımın, Rum İçişleri Bakanlığı'nın
onayına gereksinimi olduğunu, ayrıca bugüne kadar böyle bir
alımın reddedilmediğini, bunun aksine yeteri kadar
Kıbrıslı Türk'ün gerek Larnaka gerekse Baf'ta taşınmaz
mal- özellikle ev ve apartman dairesi- satın
aldığını söyledi.
KIBRIS 10/12/08
Rumlar, "Sercem Construction Ltd"i dava etti
MALLARIN
KULLANIMINA MÜDAHALE İSTİYORLAR... Lefkoşa Belediye
Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın sahibi olduğu
"Sercem Construction Ltd" şirketi aleyhine dava açan iki
Kıbrıslı Rum, Sadrazamköy'de üzerine inşaat yapılan arazinin
kendilerinin olduğu iddiasıyla 2 milyon Euro'yu aşkın
tazminat talep ediyor. Davacılar, "mahkemenin davalıları,
davacıların mallarının kullanılmasına müdahale
edilmesine mecbur edecek" bir ara emrinin
çıkarılmasını talep etti
"Livera" (Sadrazamköy) kökenli Stelyos
Stavru Filipu ile Yorgos Mathaiu isimli iki Kıbrıslı Rum'un, burada
bulunan mallarının "yasa
dışı kullanılmasına ve müdahale edilmesine"
bağlı olarak 2 milyon Euro'yu aşkın tazminat talebiyle
Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'nde, esas hissedarının, Lefkoşa
Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın
olduğu "Sercem Construction Ltd" şirketi aleyhine önceki
gün dava açtığı bildirildi.
İki Kıbrıslı
Rum'un, söz konusu bölgedeki taşınmaz mal toplamının 180
dönüm olduğunu yazan Politis, davacıların, "mahkemenin
davalıları, davacıların mallarının
kullanılmasına müdahale edilmesine mecbur edecek" bir ara
emrinin çıkarılmasını talep ettiğini belirtti.
Öte yandan Haravgi,
davacıların, "Sercem Construction Ltd" ile "Sercem
Development Ltd" şirketlerinin yazlık ev inşa ettikleri
bölgede mal sahibi olduklarını savundu.
Gazete, davanın, söz konusu iki
şirketin ötesinde, şirketin üç esas hissedarı ve müdürlerine
yönelik olmakla birlikte bunlardan bir tanesinin Lefkoşa Türk Belediye
Başkanı Cemal Bulutoğluları olduğunu yazdı.
Söz konusu davaya ilişkin ve
davalıların 10 gün içinde mahkemeye katılımlarını
bildirmelerini içeren mahkeme celbinin önceki gün
çıkarıldığını yazan gazete, davalıların
mahkemeye katılmamaları durumunda, davacıların, davalıların
yokluğunda, davayı ileriye götürmesinin ve mahkeme tarafından
karar alınmasının da mümkün olduğunu belirtti.
Habere göre davacıları,
"K.P Erotokritu ve SIA" isimli avukatlık bürosu temsil ediyor.
Fileleftheros bu arada,
davalıların isimlerini sayarken, Kemal Metin, Erhan Başay ve
Hasip İzetli'nin isimlerine de yer verdi.
KIBRIS
10/12/08
Talat, AB'den cesaretlendirme istedi
HRİSTOFYAS
SÖYLEMDEN ÖTEYE GEÇMELİ... Cumhurbaşkanı Talat, AB
yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde Rum tarafını
çözüme angaje etme konusunda cesaretlendirmesini istediğini
açıkladı. Hristofyas'ın çözüm istediğini söylese de bunun
ötesine geçemediğini, söylemden öteye geçmesi için yapması gerekenler
olduğunu ifade eden Talat, Hristoftas'ın bu pozisyonunun Rum
tarafında daha önce de sahnelendiğini kaydetti
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI- TAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Türkiye'yle ilişkilerini bozmak istemeyen ve ilişkilerde
yumuşama gösteren Yunanistan'ın, perde gerisinden Kıbrıs
Rum tarafını Türkiye'nin önünde ciddi bir engel olarak
kullandığını söyledi.
AB yetkililerinden Rum
tarafını çözüm yönünde cesaretlendirmesini istediklerini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin çözümde
mevzuat uyumu ve ekonomik ilerlemesi için teknik yardım da talep
ettiklerini açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat,
Brüksel'de Hotel Silken Berlaymont'ta düzenlediği basın
toplantısında, AB yetkilileriyle yaptıkları görüşmeler
ve Kıbrıs sorunu müzakereleriyle ilgili bilgiler verdi, soruları
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, AB
zirvesinin de yapılacak olması nedeniyle bugün bazı AB
dışişleri bakanlarıyla da görüşeceğini ifade
etti. Önceki gün Barosso ve Rehn'le, dün Solana'yla görüştüğünü
hatırlatan Talat, Kıbrıs sorununun müzakerelerinde içinde
bulunulan safhayı anlattıklarını, AB'nin rolünü
değerlendirerek AB'den taleplerini ortaya koyduklarını belirtti.
Talat, Barosso ve Rehn'le bir saatlik
güzel bir görüşme yaptıklarını kaydederek, "Çok
yararlı bir görüşme yaptığımız
düşüncesindeyim. Sayın Barosso, Kıbrıs sorununun çözümü
için iki liderin de ciddi yükümlülük altında olduğumuzu
vurguladı. Bunu Hristofyas'a da söyleyeceğini ifade etti. Sayın
Solana da aynı şeyi dedi. Bunun, sadece Kıbrıs Türkleri ve
Rumları için değil, AB için de bölge barışı için
önemini vurguladı. Sanıyorum ortak bir görüş etrafında
birleştik bu iki önemli görüşmede..." diye konuştu.
"Cesaretlendirme istedik"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, AB'den neler istedikleri konusunda bilgiler verirken, en başta
üyeleri olan Kıbrıs Rum tarafını çözüme angaje etme
konusunda cesaretlendirmesini istediğini açıkladı.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın çözüm istediğini söylese de bunun ötesine
geçemediğini, söylemden öteye geçmesi için yapması gerekenler
olduğunu ifade ederek, Rum tarafının bu pozisyonunun daha önce
de görüldüğüne, şimdi de Hristofyas'la aynı şeylerin
sahnelendiğine dikkat çekti.
"AB'nin Rum tarafını
cesaretlendirmesi gerekir ki gerçekten bunu yapabilsinler, çözüm konusunda
gerçekten ciddi ve doğru adım atabilsinler" diyen
Cumhurbaşkanı Talat, AB'den istedikleri ikinci şey hakkında
bilgi verirken, şöyle konuştu:
Teknik yardım
"AB'nin tarafsız bir oyuncu
olamayacağı gerçeğinden hareketle -çünkü Rum tarafı ve
Yunanistan oradadır- bize teknik yardım sağlaması. Çünkü
Kıbrıs sorunu çözüldüğü zaman bütün Kıbrıs AB üyesi
olacak ve Kıbrıslı Türklerin gerek mevzuat uyumu, gerekse
ekonomideki ilerleme ihtiyacı AB için ciddi bir sorun
oluşturabilecek. Bunu şimdiden çözmek, adımlar
atılmasını sağlamak doğru olur diye
düşündüğümüzden bu konudaki görüşlerimizi AB'li yetkililere
anlattık. Bende anladıkları izlenimi var."
Yunanistan Türkiye'ye karşı Rum
tarafını kullanıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı tutumunda önemli bir
yumuşama gösterdiğine, ama buna karşılık Rum
tarafını Türkiye'nin önündeki ciddi engellerden biri olarak
kullandığına da dikkat çekti.
Basında bu yönde fazla
teşhis görmediğini belirten Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın özellikle Yunanistan gezisinde bunu gördüklerini, "iki
ayrı devletiz" vurgusu yaparken perde gerisinde Yunanistan'ın
Türkiye'yle ilişkilerini kötüleştirmek istemediği için Rum
tarafını ortaya çıkardığını
gözlemlediklerini belirtti.
Talat, Yunanistan'ın 1981'den
beri AB üyesi olduğuna işaret ederek, "Yunanistan'ın
bir şeylerin arkasına saklanmadan hareket etmesi Kıbrıs
sorununun çözümünün geleceği açısından önemlidir. Bunu
Avrupalıların dikkatine getiriyoruz" diye konuştu.
"Müzakere sürecinden heyecan duyuyorlar"
Avrupalıların genel olarak
müzakere sürecinden büyük heyecan duymaya devam ettiğini kaydeden Talat,
"Bunu da gözlemledik. Biz kararlılığımızı
bir kere daha teyit ettik. Biz, Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz
ve her seferinde bunu teyit ediyoruz. Top, Kıbrıs sorununun
çözümünü isteyen herkesin yardımıyla hedefe yönlendirilecektir. Size
düşenleri siz, bize düşenleri biz yapacağız ve hedefe
varacağız dedik" dedi.
"AP seçimleri öncesi çözüm geçerli ve
ihtiyaç"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, müzakere sürecinde takvim konusundaki bir soruyu yanıtlarken,
Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde sorunun çözümlenmesi görüşlerinin
geçerli ve ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Rumların bunu istemediğini
yüksek sesle tekrarladıklarını belirten Talat, Rusya'yla ortak
mutabakat metni düzenleyerek bunu Rusya'nın da desteklediği gibi bir
anlayışı ortaya koyduklarına işaret etti.
Takvim için karşı
tarafın da mutabakatı gerektiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafından böyle bir yaklaşım
görmediğini söyledi.
"Tam anlamıyla eşit muamele
istedik"
AB yetkililerinden eşit muamele
isterken neler talep ettikleri sorusuna karşılık Talat, AB üyesi
olan Kıbrıs Rum tarafına AB'nin nasıl davranması
gerektiğini dikte ettiremeyeceklerini, zaten bu konuda bir çabaya da
girmediklerini anlattı ve "Ama Kıbrıs meselesinin
varlığını herkes kabul ediyor. AB de dünya da...
Kıbrıs sorununda eşit muamele istedik, tam anlamında
eşit.. Örneğin bizim üniversitelerimizin Bologna Süreci'ne
katılımı söz konusuysa ve karşısındaki engel
Kıbrıs sorunudur deniyorsa buna karşı eşit muamele istiyoruz.
Eğer Kıbrıs sorununun kendisiyle ilgili müzakere süreciyle ilgili
tavırlar söz konusuyla burada da eşit muamele istiyoruz. İki
lidersek, eşitsek Kıbrıs sorunuyla ilgili eşit
yaklaşım istiyoruz. Biliyoruz ki mümkün değil ama
istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Ankara'ya büyükelçi atanmasındaki
sorunla ilgili soruyu yanıtlarken, bunun Türkiye'yle bir sorun değil,
iç sorun olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu sorunun
çözüleceğini söyledi.
Türkiye'nin tutumu
Cumhurbaşkanı Talat,
Türkiye'nin müzakerelerdeki tutumunun çok açık olduğunu belirterek,
çözüm istediğini ortaya koyup ispat ettiğini ve bunu hem
Kıbrıslı Türkler ve Türkiye hem de bölge için istediğini
belirtti.
Türkiye'nin Yunanistan'la
ilişkilerinde de samimi davrandığını ifade eden Talat,
"Beni ilgilendiren özellikle Kıbrıs'ın başka AB üyesi
ülkeler tarafından Türkiye'ye karşı
kullanıldığı iddialarına 'Allah aşkına bir
de Yunanistan'a bakın' demek istiyorum. Sayın Hristofyas'ın
Yunanistan ziyareti bunu çok açık ortaya koyuyor" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, müzakerelerin havasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, federal
hükümetin yetkilerinde birkaç konu hariç anlaştıklarını,
yasama ve yargıda da anlaştıklarını sadece yürütmede
ciddi farklar bulunduğunu anlattı.
Talat, özetle şunları dile
getirdi:
"Bağımsız
kurumlarda ciddi bir yaklaşım farkı var.
Tıkanıklıkların çözümü mekanizmasında görüşümüz
net. Biz, kurumun içinde öngörüyoruz ya da istişari mekanizma istiyoruz.
Herhangi bir kurumdaki tıkanıklığı çözecek, o kurumun
görevini üstlenecek bir kurum olamaz diyoruz. İstişari bir mekanizma
olur. Rum tarafının bu konuda başlangıçta
yaptığı öneriler bu anlayıştan uzaktı, ama
şimdi yeni öneriler hazırlıyoruz. Bunların bizim
görüşlerimize daha yakın olacağını düşünüyoruz.
Eğer öyle olursa aşmış olacağız sorunu...
Tıkanıklıkların
çözümü mekanizması ve yürütmedeki farklılıkları gidermek
için bekleriz
Genel gidişat kötü değil. En büyük
eksiklik ve sorunumuz, müzakere için bir zemin sağlanmamasıdır.
Rum tarafının Annan Planı'nı
şeytanlaştırması yüzünden zemin alamadık, neredeyse
her konuyu sıfırdan görüşüyoruz. Annan Planı da bir
referans, ama resmi referans değil, bizim için referans... Annan
Planı'na biz bağlı, onlar serbest gibi hava yaratıyorlar.
Gecikmenin en temel nedeni budur.."
"Ben içerikle ilgili basına
konuşmuyorum"
Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın medya yoluyla açıklamaları konusundaki soruya
karşılık da Cumhurbaşkanı Talat, bunu yapmaması
çağrısına karşılık Hristofyas'ın devam
ettiğini, kendisinin ise görüşmelerin içeriğiyle ilgili bir
şey demediğini kaydetti.
Hristofyas'ın Kıbrıs'ta
bulunacak çözümün "evrim yoluyla federasyona dönüşeceğini"
söylemesine şiddetle karşı olduklarını, ama kavga
etmemek için bunu fazla dile getirmediklerini anlatan Talat, "Nasıl
ki biz bakir doğumla ilgili başlangıçtakileri söylemiyoruz,
kavga etmemek için; onların da bunu söylememesi lazım. Bizi cevap
vermeye zorluyor. Ya da garanti sistemiyle ilgili konuşuyor, AB'nin
NATO'nun garantör olmasını öneriyorlar. Bunlardır benim itiraz
ettiğim... Benim cevap vermemi mecbur etmemeleri lazım. O olursa
medya yoluyla konuşmuş oluruz" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat,
müzakerelerde anlaştıkları noktaların daha fazla
olduğunu, en büyük anlaşmazlığın yürütmede
olduğunu belirtirken, içeriğini söylemediğini kaydederek, içerikle
ilgili bir şey söylememek gerektiğini, ama görüşlerini
halkı ve dünyayı bilgilendirmek için bazı ölçütler içinde
söylediğini anlattı.
"AP seçimlerine kadar çözüm
bulunabileceğine inanıyorum"
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa
Parlamentosu (AP) seçimleri öncesine kadar çözüm bulunmasının mümkün
olduğunu ve buna inandığını vurgulayarak, süreci
planlı hale getirip öyle hareket etmek ve bunları konuşmak
gerektiğini belirtti.
Talat, "Ocak ayından
itibaren karar versek ve her gün başka hiçbir iş yapmadan
Kıbrıs sorununu çözmeye konsantre olsak, nasıl bir ilerleme
sağlarız? Ben oldukça büyük ilerleme
sağlayacağımızı düşünüyorum. Ama bunu önermek
istemiyorum, çünkü hemen karşı cevap verirler" dedi.
Rum tarafının Akdeniz'de
petrol aramasıyla ilgili krizi müzakere sürecini sabote etmek için kullandığına
dair soruya karşılık Talat, bunun mümkün olabileceğini,
ancak işin savaş boyutunda bir gerginliğe
ulaşabileceğini düşünmediğini kaydetti.
Petrol konusu
Talat, tüm uyarılarına
rağmen Rum tarafının petrol meselesinde bu şekilde
davranmasını anlaşılır bulmadığını
belirterek, "'Bu benim egemenlik hakkımdır' diyor. Bu kadar
kolay mı senin böyle bir egemenliğini tanımayan ülke yani
Türkiye ve senin bu tür egemenlik kullanmanı kendi
çıkarlarının ve gelecek yaşamının en büyük
düşmanı gören Kıbrıs Türk halkı varken 'bu benim
egemenlik hakkımdır istediğimi yaparım'
yaklaşımı sorumlu bir yaklaşım değildir"
dedi.
Rum tarafının,
Kıbrıs Türk tarafını ve Türkiye'yi bu kadar geren bir
konuda böylesine ısrarlı olmasının bir anlamı
olduğunu düşündüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
S-300 füzelerinin konuşlandırılması konusunda da böyle
davrandığını ve kendisinin de muhalefet lideriyken tüm Rum
partilerle görüşerek uyarılar yaptığını
hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen sorumlu kişilerin bu tür
riskler almaması gerektiğini vurgulayarak, uluslararası bir
sorun olan Kıbrıs sorununun Türkiye'ye, Yunanistan'a,
İngiltere'ye, ABD'ye rağmen çözülemeyeceğini herkesin kabul
ettiğine göre buna uygun davranmak gerektiğini vurguladı.
Hristofyas'a "Kıbrıs
sorununu Türkiye'ye rağmen çözeceğini mi düşünüyorsun?"
diye sorduğunu, ondan da "Hayır, olmaz böyle şey"
dediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin bölgede büyük
bir güç olduğunu belirtti.
Talat, Rum tarafı samimiyetle çözüm istiyorsa, petrol
aramalarını sürdürmemesi gerektiğini, bunun bir süre
bekleyebileceğini kaydetti.
KIBRIS
10/12/08
"Her şey var Helva yok"
KIBRIS'a
açıklamada bulunan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, KKTC'de sorunların çözülememesinin kendisini çok
etkilediğini ve devamlı "neden?" sorusuna yanıt
aradığını belirterek vurguladı:
SIKINTILAR NEDEN AŞILAMIYOR?...
Kıbrıs'ta kendisini en fazla etkileyen olgunun,
Kıbrıslı
Türklerin bütün sorunlar için çözüm reçeteleri
üretecek yetenek ve kapasiteye sahip olduğu, eğitim düzeyi yüksek
olan toplumda her alanda çok iyi yetişmiş elemanlar bulunmasına
rağmen mevcut sıkıntıların neden
aşılamadığı sorusu olduğunu vurgulayan
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, "Her şey var
ama helva yapılamıyor" diyerek
şaşkınlığını ifade etti
L TIKANIKLIKTA TOP ELÇİLİĞE
ATILIYOR... Türkekul Kurttekin, ülkemizde herhangi bir tıkanma anında
topun Büyükelçiliğe atılmasının da bir refleks
olduğunu ifade etti. Bu anlamda birçok şaşırtıcı
örneklerle karşılaştığını ifade eden
Kurttekin, bir şey olamadığında büyükelçilik istemedi veya
böyle istedi denilmesi refleksinin geliştiğini ifade ederken,
"Tohumluk arpa hayvanlara yedirilmiş, niye? İşte,
Büyükelçilik böyle istemiş" şeklinde kendini
şaşırtan bir örnek verdi
KURUMSALLAŞMA SORUNU VAR... KKTC'de
kurumsallaşma ve kurallaşma açısından eksiklikler
olduğuna vurgu yapan Kurttekin, "Bazı durumlarda kurallar belli
değil. Bazı durumlarda kurallar belli, ama ihlalleri durumunda
müeyyideler belli değil. Bazı durumlarda ise hem kural var, hem de
müeyyideler belli, ama uygulamada eksiklikler ve aksaklıklar var. Bu zaman
zaman yetki karmaşasına yol açıyor. Bunlar ne kadar
tamamlanırsa devlet çarkları o kadar etkili çalışacaktır"
dedi
Emin AKKOR
Kıbrıslı
Türklerin her türlü yeteneğe sahip olmasına rağmen ülkedeki
sorunların aşılamamasının görevde bulunduğu 2
yıllık sürede kendisini en fazla etkileyen unsur olduğunu ifade
eden Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, toplumda
sorunların tartışılmaya
başlandığını fakat çözüm üretmede mesafe
alınamadığını belirtti.
Görev süresinin son günlerinde
KIBRIS'a konuşan Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, görevde bulunduğu 2 yıllık süreyle ilgili
Kıbrıs deneyimlerini aktarırken, iktidarlara öneri ve
uyarılarda bulundu.
KKTC'de en önemli sorunun
kurumsallaşma eksikliği olduğunu ifade eden büyükelçi Kurttekin,
müzakere sürecinde bile bu eksiklilerin tamamlanması için çaba sarf
edilmesinin önemine işaret ederken Cumhuriyet Meclisi'ne de zaman
kısıtlaması gözetmeksizin çalışmasını
istedi.
Küresel ekonomik krizi için hükümetin
politik endişelerden arınarak ekonomik akla uygun olarak tedbirler
almasının aciliyetine işaret eden Kurttekin, hükümeti dünya
Bankası raporları ışığında hiçbir adım
atmamakla suçladı.
Görüşme sürecinin Rumlar
tarafından yavaşlatıldığını belirten
Türkekul Kurttekin, Kıbrıs'ta çözüme Rumların,
Kıbrıslı Türkleri siyasi eşit ortak olarak görebildikleri
zaman ulaşılabileceğini ifade etti.
2006'da KKTC referandum sonuçlarının
belirsizliğindeydi
Kıbrıs'a ilk gelişinin
1986 yılında tatil amaçlı olduğunu ve bu dönemde adayı
dolaştığını ifade eden Türkiye Cumhuriyeti
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, 2006 yılında büyükelçi
olarak atandığında KKTC'yi çok daha gelişmiş
bulduğunu ifade etti.
Yeni ve daha büyük binalar, daha
gelişmiş yollar, yenilenmiş bir elektrik şebekesi ve
düzenli bir yaşamla karşılaştığında çok
etkilendiğinden bahseden Büyükelçi Kurttekin, 1986'ye göre 2006'da günlük
ve ticari yaşamdaki hareketliliğin de başlamasının
dikkat çekici bir gözlemi olduğunu ifade etti.
2006 yılında göreve
başladığında, Kıbrıslı Türklerde, Anan
Planının referanduma sunulmasından sonra ortaya çıkan
belirsizlik ve vaatlerin yerine getirilmemesinin zihinlerde
bıraktığı karmaşıklığı
gözlemlediğini belirten Kurttekin, o dönemde yaptığı ve
bugün yine tekrarlayabileceği tavsiyesini ise şöyle aktardı:
"Çözüm meselesini kafanıza fazla takmayınız. Öncelikle
kurumsallaşmadaki eksiklileri giderip, ekonomik alanda ortaya çıkan
sıkıntıları gidermek için çaba sarf etmek gerekir"
Kıbrıslı Türklerin
kabul edebileceği bir çözüm için de Cumhurbaşkanı Talat'ın
çabalarının; Kıbrıslı
Türklerin eşitliğini koruyacak, iki
kurucu devletin oluşturacağı iki bölgeli ve iki halkın
eşitliğine dayanan
federal bir sistemde yeni bir ortaklık
kurulması ve Türkiye'nin garantisinin devam etmesi doğrultusunda
olduğunu belirten Kurttekin, Kıbrıslı Türklerin yeni
ortaklıkta kendi kendini yönetme yeterliliğini muhafaza edebilmesi
için öncelikle kurumsallaşmış bir yaşam ve
güçlendirilmiş bir ekonomi yaratmasının şart olduğunu
kaydetti.
Kurumsallaşmada sorun var
KKTC'de kurumsallaşma ve
kurallaşma açısından eksiklikler olduğuna vurgu yapan
Kurttekin, bunlarla bağlantılı olarak da ekonomik gelişmede
yaşanan ivme ve sıçramayı yavaş yavaş KKTC
ekonomisinin kaybettiğini gördüğünü ifade eden Kurttekin,
"Bazı durumlarda kurallar belli değil. Bazı durumlarda
kurallar belli, ama ihlalleri durumunda müeyyideler belli değil. Bazı
durumlarda ise hem kural var, hem de müeyyideler belli, ama uygulamada
eksiklikler ve aksaklıklar var. Bu zaman zaman yetki karmaşasına
yol açıyor. Bunlar ne kadar tamamlanırsa devlet çarkları o kadar
etkili çalışacaktır" dedi.
Kurumsallaşmadaki sorunla ilgili
saptamasını bir örnekle açıklayan Kurttekin, "Bu
eğitim öğretim yılı başladığında
öğrencilerin hangi okula gideceğiyle ilgili tartışmalar
yaşanmıştı. Normalde bunun kararını
Bakanlığın vermesi gerekir. Bir bakıyorsunuz bu makam
dışında bu yönde birtakım görüşler öne sürüldü ve
gereksiz tartışmalar yaşandı. Bu gibi durumlar, emek ve
zaman kaybedilmesine yol açıyor. Ayrıca devlet çarklarının
düzenli bir şekilde işlemesi ve vatandaşın
sorunlarının daha kısa zamanda çözülmesini engelliyor"
dedi.
Büyükelçiler, danışılan dert
yanılandır, ama onay makamı değil
Türkiye Büyükelçilerinin KKTC'de
normal büyükelçilerin işlevlerinin dışında
algılandığı saptamalarına
katıldığını belirten Kurttekin, "Büyükelçilerin
görevleri ikiye ayrılır. Birincisi, kendi ülkesini bulunduğu ülkede
temsil etmek ve kendi ülkesinin çıkarlarını korumak. İkinci
olarak da, iki ülke ilişkileri ve işbirliğinin
geliştirilmesine katkı koymak. TC Lefkoşa Büyükelçisinde ikinci
işlev ön plana çıkar" diyerek, bundan dolayı Büyükelçiden
beklentilerin farklılaştığını ifade etti.
Büyükelçilerin kimi zaman dert
yanılan, danışılan bir makam olarak görüldüğüne
işaret eden Kurttekin, bunun, her konuda Büyükelçinin onayı
alınır şeklinde yorumlanmasının yanlış
olduğunu belirtirken, bu yönde algılanma ve iddiaların
varlığına da dikkat çekti.
Kurttekin, Türkiye Büyükelçisinin
Kıbrıs'ta ayrı bir saygınlığa sahip
olmasını, Kıbrıslı Türklerin mücadelesini Türkiye ile
birlikte yürütmesi ve bundan sonra da yürütecek olmasına bağladı.
Olumsuzluklarda top elçiliğe atılıyor
Bir sorunun çözümü için Büyükelçiye
danışılıp fikir alınmasının son derece
normal olduğunu ve bunun hükümetlerin alacağı kararları
onaydan geçirdiği şeklinde algılanmasının
yanlış olduğunu ifade eden TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, herhangi bir tıkanma anında topun Büyükelçiliğe
atılmasının da bir refleks olduğunu ifade etti.
Bu anlamda birçok
şaşırtıcı örneklerle
karşılaştığını ifade eden Kurttekin, bir
şey olamadığında Büyükelçilik istemedi veya böyle istedi
denilmesi refleksinin geliştiğini ifade ederken, "Tohumluk arpa
hayvanlara yedirilmiş, niye? İşte, Büyükelçilik böyle
istemiş" şeklinde kendini şaşırtan bir örnek
verdi.
Kıbrıslı Türkler toleranslı
Kurttekin, Kıbrıslı
Türkler ile Türkiye'nin aynı kültürü paylaştığı,
aynı dili kullandığı, davranış şekillerinde
de benzerlikler olduğundan dolayı Kıbrıs'ta kendisini
günlük yaşamda çok fazla etkileyen unsurların pek
olmadığını belirtti.
Görevde bulunduğu 2 yıllık sürede
Kıbrıs'ta kendisini bu açıdan en fazla neyin etkilediği
şeklindeki soruyu yanıtlarken, KKTC'de tek bir
farklılığın dikkatini çektiğini ifade eden Türkekul
Kurttekin, Kıbrıslı Türkleri daha toleranslı buluyor.
Kıbrıslı Türklerin
birbirleriyle ilişkilerinde daha toleranslı olduklarını
ifade eden Kurttekin, "insanlar tartışıyor, ama bu
şiddete dönüşmüyor. Tartışma, dilde çok sertleşmesine
rağmen taraflar sonra sakinleşiyor ve şiddete
dönüşmüyor" diyerek bundan etkilendiğini vurguladı.
Kurumlar, ihtiyaçlarıyla ilgili taleplerde
bulunuyor
Sohbet esnasında hükümetle
politik ilişkilerin içeriğine girmeyen Kurttekin, görevde olduğu
sürede hükümet ve kurumlarla ilişkilerin sağlıklı
işlediğini ifade etti.
Görev süresi boyunca kendisini ziyaret
eden kişi ve kurumların, daha çok kendi ihtiyaçlarıyla
ilgili taleplerde bulunduğu ve Elçiliğin ne tür katkılar
koyabileceğini talep ettiklerini belirten Kurttekin, bazı hallerde de
sorunların çözümünde katkı istenildiğini belirtti.
Kurttekin, katkı isteyenlere
tecrübelerinin el verdiği doğrultuda destek olduklarını da
belirtti.
Kıbrıslı Türklerin ruh hali...
Kıbrıslı Türklerin
bugün içinde bulunduğu ruh haliyle ilgili gözlemlerini de aktaran Türkekul
Kurttekin, Kıbrıslı Türklerin, sorunlarının çözümü
konusunda bazı hallerde ümitsiz, bazı hallerde ise sorunun çözümüne
nasıl ulaşacağıyla ilgili kararsızlık içinde
olduklarını, bazı hallerde de deneyim eksikliği içinde
olduklarını belirtti.
Herkesin ekonomiden şikayetçi
olduğu gözlemlediğini kaydeden Kurttekin, ekonomik
sıkıntı içinde bulunan halkın küresel krizin,
sıkıntılarını daha da artırması
endişesi taşıdığını kaydetti.
Kurttekin, sosyal yaşamın da
ekonomik koşullarla bağlantılı şekillendiğini
ifade etti.
Yeni Büyükelçiye mesaj
Bu ay sonu görev süresi sona erecek
olan Türkekul Kurttekin, yeni büyükelçiye Kıbrıs'taki ortamla ilgili
vereceği ilk mesaj, Kıbrıslı Türklerin analizinin de yer
aldığı Kıbrıs sorunuyla ilgili olacak.
Kurttekin'in yeni büyükelçiye vereceği
ilk mesaj şöyle: "Kıbrıs Türklerinin
ulaştığı nokta çok önemlidir, bu noktaya tarih boyunca
verdiği büyük mücadele ve fedakârlıklarla ulaştı. Çok büyük
bir çoğunluğu bunun bilincindedir ve tarihine, ulusal kimliğine
ve özgürlüğüne sahip çıkmaktadır. Bundan sonraki mücadelesi de
bunları korumak ve eşit olarak bu adada Rumlarla yaşayabilecekleri
bir ortamı sağlamaktır. Kıbrıs Türkleri maalesef tarih
boyunca çok haksızlıklara uğradı. Ada tarihinde
Kıbrıs Türklerinin Rumların yönetiminde
yaşadığı bir dönem olmamıştır.
Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğu bunun bilincindedir.
Önemli olan ve Kıbrıs Türkünün beklentisi, bu gerçeğin herkes
tarafından anlaşılmasıdır. Bu noktaya maalesef
gelinemedi. Kıbrıs Türkü halen, 2004 referandumunda çözüm isteyen
taraf olduğunu kanıtlamasına rağmen haksız
kısıtlamalara ve kendilerini uluslararası camiadan tecrit edilmesi
çabalarına maruz kalmaktadır. Halbuki Kıbrıs Türkü dünyayla
bütünleşip, uluslararası camiaya ve insanlığa katkı
koymak istiyor. Bunun idrak edilmemesinin hayal
kırıklığını yaşıyor. Örneğin,
üniversiteler olayı. Bilim, eğitim ve kültür alanlarındaki çabalar
dahi engellerle karşılaşıyor. Halbuki Kıbrıs
Türkünün bu alanda insanlığa koyacağı çok önemli
katkılar var"
Müzakerelerle ilgili yargıya varmak için erken
Kıbrıs'ta kapsamlı bir
çözüm için görüşme sürecinin başlamasının önemli
olduğuna vurgu yapan Büyükelçi Türkekul Kurttekin, ancak kesin bir
yargıya varmak için zamanın erken olduğunu ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin adil
ve kalıcı bir çözüm için Rumlara göre daha istekli ve hazır
olduklarının altını çizen Kurttekin, bugün için önemli
olanın sürecin devamı olduğunu kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin
çözüm için parametrelerini dünyaya duyurduğunu ve Türkiye'nin de
bunları desteklediğini belirten Kurttekin, "Fakat
Kıbrıs Türkünün çözüme yaklaşımıyla karşı
tarafın yaklaşımı arasında önemli farklılıklar
var. Bu bakımdan şu anda yargıya varmakta
zorlanıyorum" dedi.
Görüşmeler başlarken
Cumhurbaşkanı Talat'ın 2008 yılı sonuna kadar çözüme
ulaşılabileceğini açıkladığını,
ilerleyen süreçte de 2009 yılı içerisinde çözüm fırsatının
olabilirliğinin tartışıldığını
anımsatan Kurttekin, görüşme sürecinin başlatılması ve
başladıktan sonra da ilerletilmesinin Kıbrıslı Rumlar
tarafından geciktirildiğini belirterek ,Rumların yavaş
tavrına dikkat çekti.
Kurttekin, saptamasını
şu örnekle destekledi: "Liderler görüşmesinin
fasılaları konusunda kısa bir süre önce haftada bir defa
görüşmeleri gündeme geldi. Sn. Talat haftada iki defa görüşelim dedi.
Ama bu gerçekleşmedi."
Çözüme ne zaman
ulaşılabileceğinin iki tarafın çözüm konusundaki
iradelerinin örtüşmesine ve çözüm parametrelerindeki
farklılıkların giderilmesine bağlı olduğunu ifade
eden Kurttekin, farklılıkların yakınlaşması
ihtimalini görüyor musunuz sorusunda "temenni ediyorum" yanıtını
verdi.
Çözüme odaklanarak yaşamanın
yanlış olduğunu, bunu söylerken de çözüm süreci ilerlerken
ülkede
öncelikli olarak yapılması gerekenler
olduğunu belirtmek istediğini kaydeden Türkekul Kurttekin,
Kıbrıslı Türklerin her ne pahasına olursa olsun
şeklindeki bir çözümün peşinde olduğuna inanmadığını
ve bu halkın nasıl bir çözüm istediği ortadayken ve
liderler görüşürken de bunun dışındaki sorunların
çözümlenmesine eğilinmesini önerdi.
Rumlar, eşitliği kabul etmezse çözüm zor
Çözüm süreciyle ilgili olarak en
kritik noktanın Kıbrıslı Rumların,
Kıbrıslı Türkleri eşit ortak olarak görmemelerini
olduğunu vurgulayan Kurttekin, Rumların, Kıbrıslı
Türkleri eşit görmeye hazır olmadığını ifade etti
Kıbrıslı Türklerin iki
eşit kurucu devletten bahsederken, Rumların 1960 çatısı
üzerine bir yönetimde ısrar ettiğini belirten Kurttekin, ipin burada
koptuğunu belirtti.
Kurttekin, Rumların eşit
ortaklık fikrini benimsememesi durumunda çözümü
çabuklaştırmayı mümkün görmüyor.
Acil olarak ekonomik tedbir alınmalı
Hükümete en önemli tavsiyesinin
ekonomi krize karşı hiç gecikmeden ekonomik aklın gerektiği
tedbirleri alması olduğunu belirten Türkekul Kurttekin, bu konuda
hükümetin tereddütte olmaması gerektiğini vurguladı.
Hükümetin gerekli tedbirleri
alması durumunda, Kıbrıslı Türklerin de bu tedbirlerin
ekonomik akılla ne kadar ölçüştüğünü ölçebilecek birikime sahip
olduğuna dikkat çekerek, hükümeti cesaretlendiren Kurttekin, tabii
tedbirler derken hükümetin pahalılık getirmesini öneriyor
şeklinde algılanmamasını da istedi.
Siyasi iktidarların politik endişe
hesabı yaparak hareket etmesi durumunda bundan yalnız iktidardaki
partiler değil, toplumun tümünün zarar göreceği uyarısında
bulunan Kurttekin, ayrıca iktidarın kurumsallaşmadaki
eksiklikleri süratle tamamlamasının önemine işaret etti.
Meclis, zaman kısıtlamadan çalışmalı
Kurumsallaşmadaki eksikliklerin
bir kısmının giderilmesi için yasal düzenlemelerin gerekli
olduğunu belirten Kurttekin, burada meclise de görev düştüğünü
kaydetti.
Meclisin, zaman
kısıtlaması tanımadan kurumsallaşma sürecine
katkısını koymak zorunda olduğunu vurgulayan Türkekul
Kurttekin, Meclise çalışmalarını
hızlandırması mesajı verdi.
Hükümet, gerekli adımları atmıyor
Bugün dünyada piyasa ekonomisi
kurallarının egemen olduğunu ve bunun da üretimin
artırılması ile insanın teşebbüs gücünün önünün
açılmasını gerekli kıldığını kaydeden
Kurttekin, hantal bir devlet yapısında, kaynakların büyük
kısmının cari harcamalara sarf edilmesiyle bu değişimi
yapmanın mümkün olmadığını belirtti.
Dünya Bankası'nın 2006 raporunun
Kıbrıs ile ilgili bölümünün geçen yıl UKÜ'de 14 hafta
tartışıldığını anımsatan Büyükelçi
Kurttekin, "KKTC ekonomisiyle ilgili tespitler, ekonomistler,
akademisyenler, bürokratlar ve siyasiler tarafından ele alındı.
Beklenti, o kadar tartışmadan sonra süratle somut eyleme dönüşecek
kararlar alınmasıydı. Ama bu olmadı" diyerek hükümeti
eleştirdi.
İktidar tedbirleri iyi anlatabilirse, özveri
olur
Sıkıntıların
aşılmasını sağlayacak kararlar almaya cesaret edemeyen
hükümete cesaretlendirici ifadeler kullanan Kurttekin, iktidarların
alacağı tedbirleri kamuoyuna iyi anlatması durumunda bütün
kesimlerin özveride bulunmaya ikna edilebileceğini düşündüğünü
vurguladı.
Kurttekin, işin temelinin,
insanların daha fazla çalışma ile vermeden almanın mümkün
olmadığına ikna edilmesi olduğunu kaydetti.
Her bir siyasi iktidarın
eksikliklerden birini tamamlamasıyla gelişmenin önünün
açılabileceğini belirten Kurttekin, ama siyasi mücadele ekonomik
aklın egemen olmasını engellemesi durumunda herkesin kaybedeceği
uyarısında bulundu.
Sorunlar yük paylaşımıyla
aşılabilir
KKTC ekonomisiyle ilgili genel
şikayet konusunun, kamuda gereğinden fazla istihdam
yapıldığı ve cari gelirlerin büyük kısmının
kamu personelinin maaşlarına gittiğiyle ilgili olduğunu
belirten Kurttekin, bu sorunu aşmanın çaresini tüm oyuncuların
oturup üretebileceğini belirtti.
Ortak akıl formülü ve yük
paylaşımıyla sorunların aşılabileceği
tavsiyesini de veren Kurttekin, pasta küçüldükten sonra daha fazla pay
almanın da mümkün olmayacağı uyarısında bulunarak bu
konunun aciliyetine işaret etti.
İşe gitmeden maaş alan
kamu görevlilerinin bulunduğuyla ilgili basında yer alan haberlere
atıfta bulunan Kurttekin, iktidarın ya buna çare üretmesi, ya da
basında yer alan haberlerin doğru olmadığını
duyurması gerekirken bunlardan hiçbirinin
yapılamadığının görüldüğünü belirterek, çok rahat
çözülebilecek sorunlardan birini örnek verdi.
Kurala uyulmadığı
durumda tedbirin üretilmemesinin sistemin zafiyeti olduğuna vurgu yapan
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, tedbir alınmayan
konularla ilgili kurallarda bir yanlışlık varsa bunu
düzeltmenin de devletin görevi olduğunu ifade etti.
Her şey var ama helva yapılamıyor
Kıbrıs'ta kendisini en fazla
etkileyen olgunun, Kıbrıslı Türklerin bütün sorunlar için çözüm
reçeteleri üretecek yetenek ve kapasiteye sahip olduğu, eğitim düzeyi
yüksek olan toplumda her alanda çok iyi yetişmiş elemanlar
bulunmasına rağmen mevcut sıkıntıların neden
aşılamadığı sorusu olduğunu vurgulayan Kurttekin,
"Her şey var. Ama, helva yapılamıyor" diyerek
şaşkınlığını ifade etti.
Bu sorunun yanıtını
bulamadığını kaydeden Kurttekin, toplumda sorunların
tartışılmaya başlandığını fakat çözüm
üretmede mesafe alınamadığını belirtti. Bunun
sebebinin kişisel veya zümresel çıkarların toplumsal çıkarın
ve Devlete sahip çıkılmasının önüne geçmesi şeklinde
izah edilebileceğini söyledi.
KIBRIS 10/12/08
İngiltere aleyhine toplu dava
Rumların,
İngiltere aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM), Türklerin "Kıbrıs" aleyhine
gerçekleştirdiği iddia edilen insan hakları ihlallerine suç
ortaklığı yaptığı gerekçesiyle açacakları
davanın toplu olacağı bildirildi.
Fileleftheros, AİHM eski yargıcı
Lukis Lukaidis'in bu yöndeki niyetinin ardından, yeteri kadar
Kıbrıslı Rum göçmenin dava açacaklar listesine dahil olma
konusunda talepte bulunduğunu yazdı.
Habere göre Lukaidis gazeteye
yaptığı açıklamada, bu gelişme konusunda duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.
Lukaidis ancak bunun, çok kolay
bir argüman olmadığını, zira AİHM'in,
İngiltere'nin Türkiye tarafından yapıldığı iddia
edilen "insan hakları ihlalleri"ne direkt olarak müdahil olan
bir ülke olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi
ihtimalinin bulunduğunu söyledi.
Lukaidis, İngiltere aleyhine
davayı destekleyecek önemli içtihatların da bulunduğunu savundu.
KIBRIS 10/12/08
Din Kıyafeti
Din sınıfı yoksa din
kıyafeti de olmayacaktır, olmamalıdır.
Kur'an, peygamber de dahil hiçbir
insan için özel kıyafet önermez, kabul etmez.
Kıyafet bir iklim ve gelenek işidir.
Din bununla uğraşmaz.
Mesele gayet açıktır:
Din sınıfı yoktur ki, dinsel alâmet olan bir giysi söz konusu
olsun.
Sarık, İslam'ın değil, Hz. Ali'nin buyurduğu gibi,
'Arapların alâmetidir.'
Sarığı
İslam'ın alâmeti konumuna getirenler, esasında Arapların ve
Arapçılığın bütün kabullerini İslam'ın simgeleri
gibi göstererek İslam'ı asırlardan beri
Araplaştırmışlardır.
Bunlara sormak lazım:
"Sarık ve sakal İslam'ın alâmeti diyorsunuz; peki Hz.
Peygamber'in baş düşmanı olan kişilerin, mesela Ebu
Cehil'in, Ebu Leheb'in sarığı ve sakalı yok muydu?"
Vardı ve en görkemli sakal ile
en görkemli sarık onlarındı. Bu bir gerçek iken sarık ve
sakalı İslam'ın alâmeti yapmaya nasıl cüret
edebiliyorsunuz?
Bırakın, isteyen sakal
bıraksın, isteyen sarık sarsın ama hiç kimse bunların
dinin emri olduğunu söylemesin.
Kur'an, o muhteşem
mesajların suresi Mâûn Suresi'nde bize bildiriyor ki, 'maske namazlar'
olduğu gibi 'maske giysiler' de vardır.
Maske giysilerin başında 'din sınıfı'nın
giysileri gelir.
Dincilik sanayii, maske giysiler altında gösterime çıkardığı
maske namazları kullanarak, Allah ile aldattığı kitlelerin
kesesinde, kasasında, evinde, camisinde, fabrikasında,
tarlasında ne varsa talan eder.
Bu da yetmez, aldattığı kitlelerin zaman zaman iffetlerine de
sataşır.
Hem de küçük-büyük demeden
Ve sonunda, Allah'a
varacaklarını bekleyen aldatılmış halkı,
Allah'ın yolundan da dinden-imandan da nefret edecekleri bir noktaya
getirir.
Ama o arada kesesini ve
kasasını doldurup gulûl oyunlarıyla
aşırdığı paralarla servetler yapar:
Gazeteler, televizyonlar,
holdingler, hanlar, hamamlar, siteler sahibi olur.
Din sınıfının
giysileri, istisnasız 'maske giysi' olduğu içindir ki, din
sınıfından nefret eden Kur'an, din sınıfını
yıkmış, din kisvesini yakmıştır.
Kendisini dokunulmaz, kutsal ve Tanrı'nın vekili ilan eden bu
sınıf, insanlığın en acılı
kahırlarının sebebi olarak tarihte geçmiştir. Hz.
Peygamber, bu gerçeği ifadeye koyarken çok sarsıcı bir tespit
yapmaktadır.
Şöyle buyuruyor:
"Allah'ın en büyük öfkeyi
duyduğu kişiler, giysileri amellerinden hayırlı olan
kişilerdir. Bunların giysileri peygamber giysisi olur ama iş ve
eylemleri despot zalimlerin iş ve eylemleridir." (İbn Hacer
el-Heytemî, ez-Zevâcir, 1/65)
Evet, din sınıfı;
giysileri eylemlerinden, yüreklerinden, niyetlerinden ve yedikleri lokmalardan
daha temiz olan bir aldatma sınıfıdır.
Prof
Dr Yasar Nuri Ozturk 11/12/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:22 TSİ 12 Aralık 2008 Cuma
İSTANBUL
- Akciğer kanseri tedavisi gören Tasos Papadopulos yaşamını
yitirdi. Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22
Kasımdan bu yana yoğun bakımda tutuluyordu.
Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen
Akritas Planının hazırlayıcısı olan Tasos
Papadopulos, 7 Ocak 1934de doğdu. 16 Şubat 2003de yapılan
başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5.
lideri olan Papadopulos, bu görevini Şubat 2008e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londradaki Grays Inn Barrister-at-law okulunda hukuk
eğitimi gördü.
Adaya 20 yaşında geri döndü ve EOKAnın, İngiliz sömürge
idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959da Zürih Anlaşmasının
imzalanması için Londra konferansı toplandığında,
tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londraya
çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici
hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve
örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran
İçişleri Bakanlığına atandı.
16 Ağustos 1960da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios
tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
görevine getirildi.
Papadopulos, bağımsızlık için geçiş döneminde, Rum
tarafının 4 kişilik komisyonunda yer aldı, Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve
hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963te ortaklık cumhuriyetinden
dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım
ve Maliye bakanlıkları görevinde bulundu. Temmuz 1970de
bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Kleridesle birlikte merkez sağ
görüşlü Birleşik Partiyi kurarak, milletvekili seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında,
Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968deki müzakereler
başladığında; zamanın Meclis Başkanı olan
Rum müzakereci Glafkos Kleridesin danışmanıydı.
15 Temmuz 1974te Makariosa karşı girişilen darbede
tutuklandı.
DARBEDEN
SONRA MÜZAKERECİ OLDU
Müzakerecilik görevini Kleridesten 1976da devraldı ve Temmuz 1978e
kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977de, kurduğu Ulusal Konsey
Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansında, coğrafi
bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli
federasyon çözümü önerisini sundu.
1976da yeniden milletvekili oldu ve 1981de Birleşik Kıbrıs
partisini kurdu. Bu parti 1988de merkez Demokratik Partiyle (DİKO)
birleşti ve 1991de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996da da
aynı partiden milletvekili olarak görevini sürdürdü. Ekim 2000de, eski
Rum lider Spiros Kiprianunun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük
siyasi güç olan DİKO Başkanlığına seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve
Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden
Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL
Genel Sekreteri Dimitiris Hristofyasa devretmişti.
TÜRK
KASABI OLARAK TANINIYORDU
1964de Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir Türk bile
bulamayacak sözünü söyleyen Papadopulos, Türk kasabı olarak da
anılıyor.
Papadopulosun sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviçin yurtdışına
kaçırdığı paraların aklanmasına
karıştığı iddia edildi.
HAYIR
İÇİN GÖZ YAŞI DÖKTÜ
24 Nisan 2004te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos,
televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum
halkının plana hayır demesini istemişti. Sonuçta da Rum
tarafı onun tercihine uydu.
Devlet teslim aldım, eyalet teslim etmem diyen Papadopulos, 7 Nisan 2004
akşamı yaptığı söz konusu tarihi
konuşmasında özetle şöyle demişti: Bugün
Kıbrısın yarını için karar vereceksiniz, neslimiz
için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz.
Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi,
tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. Son
şans diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum
halkı, seni 24 Nisanda güçlü bir hayır demeye davet ediyorum.
Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. Hayır desek de
bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar.
Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı.
Papadopulos yaşamını yitirdi
Eski
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü
hastanede akciğer kanserine yenik düşerek hayatını
kaybetti. Türkiye aleyhtarı tutumuyla bilinen Papadopulos, uzun zamandan
beri kanser tedavisi görüyordu.
Rum
Sağlık Bakanı Hristos Pashalidis, Lefkoşa Rum Genel
Hastanesi'nde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos'un 74
yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi.
Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasım'dan bu yana
yoğun bakım servisinde tutuluyordu.
Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde
ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü
bildirildi.
Papadopulos kimdir?
Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas
Planı"nın hazırlayıcısı olan Tasos
Papadopulos, 7 Ocak 1934'de doğdu.
Plana göre Ada'daki Türkler yok edilecek ve Ada Yunanistan'a
bağlanacaktı. Plan 21 Nisan 1966'da Patris gazetesinde
yayımlandı, ancak Papadopulos iddiaları kabul etmedi.
16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak,
Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini
şubat 2008'e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk eğitimi
gördü.
Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge
idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın
imzalanması için Londra konferansı toplandığında,
tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya
çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici
hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve
örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran
İçişleri Bakanlığı'na atandı.
16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios
tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş
döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer
aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini
yaptı ve hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden
dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım
ve Maliye bakanlıkları da yaptı.
Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte
merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili
seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında,
Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler
başladığında; zamanın meclis başkanı olan
Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı.
15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede
tutuklandı. Yunanistan destekli Eoka lideri Nikos Sampson'un Makaryos'u
devirip Kıbrıs'ın Yyunanistan'a
bağlandığını ilan etmesinin ardından, Makrayos'un
en güvendği isimlerden Papadopulos tutuklandı. Öldürülmeyi bekleyen
Papadopulos Türkiye'nin barış harekatı sonrası serbest
kaldı.
Tasos Papadopulos darbeden sonra müzakereci oldu
Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da devraldı ve Temmuz 1978'e
kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey
Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi
bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli
federasyon çözümü önerisini sundu.
1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs
partisini kurdu. Bu parti 1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO)
birleşti ve 1991'de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da
aynı partiden milletvekili oldu.
Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum
meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO
Başkanlığı'na seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve
Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden
Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL
Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.
1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir
Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk
kasabı" olarak da anılıyor.
Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına
kaçırdığı paraların aklanmasına
karıştığı iddia edildi.
"Hayır" için gözyaşı döktü
24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos,
televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum
halkının planan "hayır" demesini istemişti.
Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.
"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7
Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi
konuşmasında özetle şöyle demişti:
"Bugün Kıbrıs'ın yarını için karar vereceksiniz,
neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz.
Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi,
tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. 'Son
şans' diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum
halkı seni 24 Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum.
Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de
bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar.
Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."
Talat Rum halkına metanet diledi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, eski Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle ailesine ve Rum
halkına metanet diledi.
Talat, Yenidüzen gazetesinin kuruluş yıl dönümü resepsiyonu
sırasında ölüm haberini alması üzerine yaptığı
açıklamada, Papadopulos'un yakınları ve sevenlerinin üzüntüsünü
paylaştığını belirtti.
Papadopulos'un ailesine ve Rum halkına metanet dileyen KKTC
Cumhurbaşkanı, cenaze törenine katılmayı düşünüp
düşünmediğinin sorulması üzerine, "cenaze töreninin tarihi
belirlendiğinde konuyu değerlendireceğini" söyledi.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da
Papadopulos'un ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, ailesi ve
sevenlerine başsağlığı diledi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, eski
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle, Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a mesaj gönderdi.
Avrupa Komisyonu "Kıbrıs Temsilciliği"nden
yapılan açıklamaya göre Barosso, Hristofyas'a gönderdiği
mesajda, Papadopulos'un ölümünden büyük üzüntü duyduğunu bildirdi,
ailesine ve "tüm Kıbrıslılara" baş
sağlığı diledi.
Barosso, mesajında, kendisinin ve Komisyonun Papadopulos'u, "ülkesine
duyduğu büyük sevgi, keskin hafızası, görevine
bağlılığı ve cesaretiyle"
anımsayacağını kaydetti.
CNN
TURK 12/12/08
A.A.
Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak
bilinen "Akritas Planı'nın hazırlayıcısı ve
KKTC'yi izole eden adam eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede öldü.
|
|
Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel
Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi gören Papadopulos'un 74
yaşında hayatını kaybettiğini bildirdi.
Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasımdan bu yana
Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım servisinde tutuluyordu.
Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde
ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü
bildirildi.
'HAYIR' İÇİN GÖZYAŞI
DÖKMÜŞTÜ
24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı
referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak yaptığı
konuşmada, Rum halkının plana "hayır" demesini
istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu. Referandum
öncesi televizyonda Rum halkına seslenirken gözyaşı döken
Papadopulos, "Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem"
demişti.
RUMLAR YÜZDE 76 İLE 'HAYIR'
DEMİŞTİ
24 Nisan 2004'te Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta yapılan referandumlar
ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 65 kabul gördüğü
halde Rum oylarının % 76 ret şeklinde olduğundan
hayata geçirilemedi. Kıbrıs'ta
Rumların "hayır" oyuna rağmen Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum kesimini adeta
ödüllendirerek birliğe almıştı.
TÜRKLERİ İMHA PLANININ HAZIRLAYICISI
Kıbrıslı Türkleri imha
planı olarak bilinen "Akritas Planı"nın
hazırlayıcısı olan Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934'de
doğdu.
16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri
olan Papadopulos, bu görevini şubat 2008'e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk
eğitimi gördü.
Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge
idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın
imzalanması için Londra konferansı toplandığında,
tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya
çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici
hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve
örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran
İçişleri Bakanlığı'na atandı.
16 Ağustos 1960'da Kıbrıs
Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios tarafından, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş
döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer
aldı, Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini yaptı ve
hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden
dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım
ve Maliye bakanlıkları da yaptı.
Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte
merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili
seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında,
Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler
başladığında; zamanın meclis başkanı olan
Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı.
15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede
tutuklandı.
DARBEDEN SONRA MÜZAKERECİ OLDU
Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da
devraldı ve Temmuz 1978'e kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey
Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi
bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli
federasyon çözümü önerisini sundu.
1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs partisini kurdu. Bu parti
1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO) birleşti ve 1991'de bu
partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da aynı partiden milletvekili
oldu. Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum
meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO
Başkanlığı'na seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve
Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden
Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL
Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.
1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir
Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk
kasabı" olarak da anılıyor.
Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına
kaçırdığı paraların aklanmasına
karıştığı iddia edildi.
RUMLAR DEDİĞİNİ YAPTI
24 Nisan 2004'te yapılan
Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan ağlayarak
yaptığı konuşmada, Rum halkının plana
"hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum tarafı onun
tercihine uydu.
"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7
Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi
konuşmasında özetle şöyle demişti: "Bugün Kıbrıs'ın
yarını için karar vereceksiniz, neslimiz için karar vereceksiniz.
Gelecek nesiller için karar vereceksiniz. Yargınıza itimadım
var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden
korkmadığınıza inanıyorum. 'Son şans' diyenlere
inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24
Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı,
onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de bir hafta sonra AB
üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir
uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."
HURRIYET 12/12/08
Ambargo insanlık suçu
Şortundaki KKTC bayrağı ile
adını dünyaya duyuran şampiyon İngiliz boksör David Haye,
"Spor yapmak insanların en doğal hakkıdır. Kuzey
Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların bir insanlık
suçu olduğunu düşünüyorum" dedi.
DÜNYA Yarı Ağır Sıklet Boks
Şampiyonu David Haye, bir KKTC sevdalısı...
Şortundaki KKTC bayrağı ile siyasi ve sportif alanda
ambargolardan bunalan Kıbrıs
Türkünün sesi oldu İngiliz boksör. Tüm dünya, KKTC bayraklı
şortu ile unvan sahibi olduğu maçta tanıdı onu ve
davasını özümsedi.
Kimdi bu David Haye? Bu KKTC aşkı nereden geliyordu? Tüm bu
soruların yanıtını bulmak için Hayein
yaşadığı Çatalköy ve antrenmanlarını
yaptığı Ozanköyün yolunu tuttum. Girnenin bu güzel iki köyünde
gerçekleştirdik röportajı... David Hayee ilk sorumuz, "Sizi
ringde şortunuzda KKTC bayrağı ile görenler merak ediyor. Bu
KKTC sevginiz nereden kaynaklanıyor?" oldu.
Verdiği yanıt ilginçti: "Londranın en belalı
mahallesinde büyüdüm. Orada öğrendiğim tek şey, yaşamak
için adam nasıl dövülür olmuştu. Aşırı
kavgacılığım beni 10 yaşımda ringe
taşıdı. 22 yaşıma kadar amatör boks yaptım. 2002
yılında profesyonelliğe geçtim.
Dünya Yarı Ağır Siklet Boks şampiyonluğu
unvanını kazandım. Bu unvanı 4 kez korudum. Jamaika
asıllı Londra varoşundan çıkmış bir İngiliz
boksör olarak menajerimin KKTC Türkü olan babasının teklifi üzerine
KKTCye geldim. Aylarca KKTCde kaldım ama medya da dahil kimse beni bir
boksör olarak tanımadı. İşadamı Yılkan
Zorlukasapın demir atölyesinin bir deposunu modern bir ring haline
dönüştürüp, ABDden getirdiğim boksörlerle
antrenmanlar yaparak unvan maçına gizli gizli hazırlandım. Ne
zaman beni şortumda KKTC forması ile çıktığım
unvan maçında gördüler, işte o zaman KKTCdeki
varlığım ortaya çıkmış oldu.
İyi ki sevmişim
Londra gibi kalabalık bir kentten sakin, huzurlu bir yer olan KKTCye
gelmem ilgimi çekti. Tıpkı, çok güzel bir bayan görüp ona
aşık olmak gibi bir şey bu. İşte KKTC ile ilk
aşkım böyle gelişti. İnsanlarını sevdim,
havasını sevdim, sakin yaşamını sevdim, organik
yiyeceklerini sevdim. İyi ki de sevmişim. Bu ülkede
çalışarak dünya şampiyonu oldum."
- KKTC bayrağı ile ringe çıkarak dünyaya vermek
istediğiniz mesaj neydi?
"KKTC diye bir ülkenin varlığının dünyada
bilinmesini istedim."
- Siz KKTC bayrağı ile ringde dövüşüyorsunuz ama KKTCli
sporcular, uygulanan ambargolar ile bu haklardan yoksunlar. Bunu biliyor
musunuz?
"Ben her şeyden önce politikacı değil, bir sporcuyum.
Spor yapmak insanların en doğal hakkıdır. Kendi ülkelerinde
de yurt dışında da. Bu hak kesinlikle
alınmamalıdır. KKTCli sporculara uygulanan ambargolar bana
anlatıldığında bunun bir insanlık suçu olduğunu
düşünüyorum. Bu görüşlerimi her platformda da rahatça
söylüyorum."
- KKTCyi çok sevdiğinize göre bu ülkeye yatırım yapmayı
düşünüyor musunuz?
"Ben sporumu yaptığım sürece KKTCden hiçbir beklentim
yok. Bu böyle bilinmelidir. Bir evim var. Bu güzel ülkeye inşaat
sektöründe yapacağım yatırımlarla katkıda bulunmak
istiyorum."
- Unvan veya öncesi bir maçınızı bu topraklarda yapmayı
düşünür müsünüz?
"Planımız var. Nisan veya mayıs ayında Girnede
birlikte yaşadığım insanlara bu mutluluğu
yaşatacağım."
- KKTCde yaşamak nasıl bir duygu?
"Londranın merkezinden gelen bir insan için KKTC emniyetli,
rahat, huzurlu ve sakin."

Cesaretiniz varsa o bayrağı siz sökün
ŞORTUNDAKİ KKTC bayrağının hikayesini
anlatırken gözleri çakmak çakmak oluyor Hayein.
Aldığı tepkilere çok sert karşılıklar
verdiğini belirtti ve bu konuda şunları söyledi:
"Yaşadığım ülkenin şortuma işlenmiş
bayrağı ile ringde dövüşmenin anormal yanıolamaz.
Şortumda bir de İngiltere bayrağını
taşıyorum. Bazı kişiler beni İngiltere Boks Federasyonuna
şikayet ettiler. Orası tanınmamış bir ülkedir. KKTC
bayrağı ile ringe çıkmak suçtur dediler. Hatta tepkilerinde
daha da ileri gittiklerinde, cesaretiniz varsa KKTC bayraklı şortumu
kendiniz çıkarın dedim. Kimse cesaret edemedi.
ABD ve İngilterede canlı
yayınlanan bu unvan maçımdan sonra dünyada yaşayan Türklerden 10
milyonun üzerinde mail aldım. Herkes benim bu jestim
karşısında KKTCyi konuşmaya başladı. Bunun
yanı sıra tehdide kadar varan kötü mailler de Kıbrıslı
Rumlardan geldi. Bu KKTC sevgimin ölçüsü de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tercih
etmemin bir delilidir."
Demirbilek pes etti
ARKADAŞIMIZ Celal Demirbilek eldiven giyip ringde David Hayein
karşısına çıktı. Ancak kısa sürede pes etti.
Fotoğraflarını KKTCli gazeteci Nezihi Beyazın
çektiği bu kapışma kısa sürede bitti.
HURRIYET 12/12/08
AA
Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, tedavi gördüğü hastanede öldü.
Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi
gören Papadopulosun 74 yaşında hayatını kaybettiğini
bildirdi.
Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22 Kasımdan bu yana
Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım servisinde tutuluyordu.
Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde
ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü
bildirildi.
MILLIYET 12/12/08
Papadopulos hayatını kaybetti
12/12/2008 RADIKAL
Kanser teşhisiyle güney Lefkoşa Rum Genel Hastanesi yoğun bakım servisinde tedavi gören Rum yönetimi eski liderlerinden Tasos Papadopulos hayatını kaybetti
LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
tedavi gördüğü hastanede öldü.
Rum Radyosu, Lefkoşa Rum Genel Hastanesinde akciğer kanseri tedavisi
gören Papadopulosun 74 yaşında hayatını kaybettiğini
bildirdi. Papadopulos, solunum yetmezliği şikayetiyle 22
Kasımdan bu yana Lefkoşa Rum Genel Hastanesi Yoğun bakım
servisinde tutuluyordu. Eski Rum liderinin durumunun sabah saatlerinde
ağırlaştığı ve öğle saatlerinde öldüğü
bildirildi.
HALKTAN ANNAN PLANINA "HAYIR" DEMELERİNİ
İSTEMİŞTİ
Tasos Papadopulos, 7 Ocak 1934de doğdu.16 Şubat 2003te yapılan
başkanlık seçimini kazanarak, Kıbrıs Rum yönetiminin 5.
lideri olan Papadopulos, bu görevini şubat 2008e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londradaki Grays Inn Barrister-at-law okulunda hukuk
eğitimi gördü.
Adaya 20 yaşında geri döndü ve EOKAnın, İngiliz sömürge
idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959da Zürih Anlaşmasının
imzalanması için Londra konferansı toplandığında,
tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londraya
çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici
hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve
örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran
İçişleri Bakanlığına atandı.
16 Ağustos 1960da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios
tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş
döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer
aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini
yaptı ve hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963te ortaklık cumhuriyetinden
dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım
ve Maliye bakanlıkları da yaptı.
Temmuz 1970te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Kleridesle birlikte
merkez sağ görüşlü Birleşik Partiyi kurarak, milletvekili
seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında,
Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968deki müzakereler
başladığında; zamanın meclis başkanı olan
Rum müzakereci Glafkos Kleridesin danışmanıydı.
15 Temmuz 1974te Makariosa karşı girişilen darbede
tutuklandı.
DARBEDEN SONRA MÜZAKERECİ OLDU
Müzakerecilik görevini Kleridesten 1976da devraldı ve Temmuz 1978e
kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977de, kurduğu Ulusal Konsey
Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansında, coğrafi
bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli
federasyon çözümü önerisini sundu.
1976da yeniden milletvekili seçildi ve 1981de Birleşik Kıbrıs
partisini kurdu. Bu parti 1988de merkez Demokratik Partiyle (DİKO)
birleşti ve 1991de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996da da
aynı partiden milletvekili oldu. Ekim 2000de, eski Rum lider Spiros
Kiprianunun ölümünden sonra, Rum meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan
DİKO Başkanlığına seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve
Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden
Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL
Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyasa devretmişti.
1964te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir
Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk
kasabı" olarak da anılıyor.
Papadopulosun sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviçin yurtdışına
kaçırdığı paraların aklanmasına
karıştığı iddia edildi.
"HAYIR" İÇİN GÖZ YAŞI DÖKTÜ 24 Nisan
2004te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos, televizyondan
ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum halkının
planan "hayır" demesini istemişti. Sonuçta da Rum
tarafı onun tercihine uydu.
"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7
Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi
konuşmasında özetle şöyle demişti:
"Bugün Kıbrısın yarını için karar vereceksiniz,
neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz.
Yargınıza itimadım var. Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi,
tehditlerden korkmadığınıza inanıyorum. Son
şans diyenlere inanmadığınızı biliyorum. Rum
halkı seni 24 Nisanda güçlü bir hayır demeye davet ediyorum.
Adaleti savunmanı, onurunu savunmanı istiyorum. Hayır desek de
bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar.
Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı." (aa)
Kıbrıs Barış Platformu'nun
Brüksel'deki temasları sona erdi
Temaslar çerçevesinde Kıbrıs
Barış Platformu heyeti önceki gün Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Birimi Başkanı
Andrew Rasbash, Avrupa Parlamentosu Başkan
Yardımcısı, Kıbrıs Türk toplumu ile ilişkiler
yürüten Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkan Yardımcısı,
Sosyalist Grup Üyesi Mechtild Rothe ve de Yüksek Seviyede Temas Grubu Üyesi ve
Ulusalcılar Grubu (UEN) Üyesi, Sean O´ Neachtain ile görüştü.
Platform yetkilileri dün de
Kıbrıs Türk toplumu ile ilişkiler yürüten Yüksek Seviyede Temas
Grubu Başkanı,
Avrupa Halkları Partisi - Hıristiyan
Demokratlar (EPP-ED) üyesi Françoise Grossetête, Avrupa Parlamentosu
Türkiye Raportörü, Avrupa Halkları Partisi -
Hıristiyan Demokratlar (EPP-ED) üyesi Ria Oomen-Ruijten, Avrupa Liberaller
ve Demokratlar İttifakı Grubu (ALDE) Başkanı Graham Watson
ve ALDE grup üyesi Andrew Duff, Konfedere Avrupa Birleşik Sol
Grubu/Kuzeyli Yeşil Sol (GUE/NGL) Üyesi Dimitrios Papadimoulis ile
görüştü.
"Kıbrıslı
Türklerin Sesi Brüksel'e tanışıyor" sloganıyla
gerçekleşen görüşmeler çerçevesinde Platform temsilcileri Kıbrıs
sorunu ve süren görüşme sürecine ilişkin görüşlerini Avrupa
Parlamenterleri ile paylaştı, hazırlanan ortak metni
Parlamenterlere sundu.
Heyet Kıbrıs Avrupa
Parlamenterleri ve Kıbrıslı teknik ekipler ile de bir araya
gelerek görüş alış verişinde bulundu. Kıbrıs
Barış Platformu Dönem Sözcüsü KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan,
temaslarını ve AB yetkililerinin ve AB Parlamenterlerinin
görüşlerini adaya dönünce yapacakları basın toplantısı
ile detaylı olarak açıklayacaklarını belirtti.
Kıbrıs Barış
Platformu heyeti şu isimlerden oluşuyor;
Murat Kanatlı (YKP), İzzet
İzcan (BKP), Mehmet Harmancı (TDP), Güven Varoğlu (KTÖS), Adnan
Eraslan (KTOEÖS), Erol Şeherlioğlu (Tıp-İş), Tevfik
Yoldaş (DAÜ-BİR-SEN)
KIBRIS 12/12/08
Önemli olan şey, olumlu konjonktürü korumaktır
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
Kıbrıs'a geldi.
BM Barış Gücü
Sözcülüğü'nden elde edilen bilgiye göre, adaya dün sabah gelen Downer,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın salı günü gerçekleştireceği
görüşmeye katılacak.
Rum basınına göre Downer dün
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile bir çalışma
yemeği yedi.
Downer'in bugün de KKTC'de temaslarda
bulunması bekleniyor.
"Önemli olan konjonktürü korumak"
Bu arada Rum radyosu Downer'in adaya
varışında Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada, Kıbrıs sorunuyla ilgili gerçekleştirilen
müzakerelerde önemli olan şeyin elverişli konjonktürün muhafaza
edilmesi olduğunu, ayrıca müzakerelerin iyi bir şekilde
ilerlediğini söylediğini belirtti.
Zamana ihtiyaç var
Önümüzdeki haftalarda müzakerelerde
iyi bir konjonktür ortaya çıkacağı umudunu da dile getiren
Downer, müzakerelerde iyi ve başarılı bir sonuç elde edilmesinin
mümkün olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümü için zamana
ihtiyaç olduğunu söyledi.
Sürecin; yapılacak
açıklamalara değil sonuca bağlı olacağını da
kaydeden Downer, müzakerelerde daha ağır ilerleyecek zor konular
olacağı gibi, daha hızlı ilerleyecek kolay konular
olacağını da belirtti.
Müzakerelerde bir momentum
gerektiğini her zaman söylediğini de ifade eden Downer, önümüzdeki
haftalarda iyi bir konjonktür ortaya çıkacağına dair umudunu
yineleyerek, müzakereler sürecinde önemli olan şeyin uygun bir momentum
muhafaza edilmesi olduğunu kaydetti.
Bir anayasa
oluşturulmasının zorluğunun küçümsenmemesi gerektiğini
de dile getiren BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, önemli olan şeyin müzakerelerdeki
felsefesinin korunması olduğunu belirtti.
" Mehmet Ali Talat partenojenezden
(bakir doğum) bahsederken, Kıbrıs sorununun çözülmesi nasıl
mümkün olacak" şeklindeki bir soruya ise Downer,
"Kaçınılmaz olarak müzakerelerin bu aşamasında
farklı zamanlarda, farklı görüşler ifade edecek olan
kişiler ortaya çıkacak. En nihayette önemli olan şey müzakere
odasında ne olduğudur" yanıtını verdi.
KIBRIS 12/12/08
Cumhurbaşkanı Talat Brüksel'deki
temaslarını tamamladı
AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi
için Brüksel'e gelen bazı bakanlarla bir araya gelen Talat dün ilk olarak
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ile
görüştü.
Talat'ın Finli bakan Stub ve Çek
bakan Schwarzenber'le görüşmesinde basına görüntü olanağı
sağlandı.
Cumhurbaşkanı Talat'a
görüşmede Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri
Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi
Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı AB
Danışmanı Mert Ersin eşlik etti.
Talat, İngiltere Dışişleri
Bakanı David Milliband ile de görüştü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband ile
de bir araya geldi
İngiltere'nin Brüksel'deki
AB Daimi Temsilciliği'nde yer alan görüşme yarım saat sürdü.
Talat'ın Çek
Dışişleri Bakanı'yla yapacağı görüşme ise
zaman darlığı nedeniyle iptal edildi.
Cumhurbaşkanı Talat'a
görüşmede yine Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri
Sorumlusu Armağan Candan, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi
Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı
Mert Ersin eşlik etti.
İngiltere Dışişleri
Bakanı yapılan görüşmenin ardından Talat ve
beraberindekiler KKTC'ye dönmek üzere havaalanına hareket
etti.
KIBRIS 12/12/08
Kıbrıs Kayıp Şahıslar
Komitesi'ne İrlanda'dan 50 bin euroluk bağış
Kıbrıs
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yürüttüğü "Kazı,
Kimlik Tespiti ve Kalıntıların İadesi Projesi"ne
İrlanda 50 bin euroluk bağış yaptı.
Komiteden yapılan açıklamaya göre son 2
yıl içinde 3 kez bağışta bulunan İrlanda, projeye
toplam 150 bin Euro'luk katkı sağladı.
Projeye Aralık 2008'de Almanya
tarafından 100 bin euro, İspanya tarafından da 50 bin euroluk
bağış yapıldı.
Kıbrıs Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin açıklamasına göre proje
kapsamında bugüne kadar 465 kişiye ait kalıntı ortaya
çıkarıldı. Şu ana kadar 108 kişinin kimliği
tespit edilerek kalıntıları ailelerine teslim edildi.
KIBRIS 12/12/08
Hristofyas'tan Talat'a yönelik iddialar
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve Kıbrıs
sorununun çözümlenebileceği, çözülmesi gereken zeminine saygı
duymadan, Kıbrıs sorununu kaba saba ele aldığı sürece,
hiçbir şey kazanmayacağını" savundu.
Haravgi ve diğer Rum gazetelerinde yer
aşlan habere göre, Brüksel'e hareketinden önce Larnaka Havalimanı'nda
açıklamalarda bulunan Hristofyas, "Talat'ın bu
davranışının, kendisi ve Kıbrıs Türk toplumu
aleyhine izlenimler de bıraktığını" ileri sürdü.
Hristofyas açıklamasının devamında "Eğer Talat
uzlaşmaz ve katıyı oynamak istiyorsa bu hakkıdır.
Sorun, Kıbrıs Türk liderin tutumuyla, Kıbrıs meselesinde
çözümün ileriye götürülmeyeceğidir" şeklinde de konuştu.
"Mehmet Ali Talat'ın AB
yetkilileriyle görüşmelerinde, Kıbrıs'taki iki toplum
arasındaki siyasi eşitlik ve gelecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinde
Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin
eşit temsil edilmesini ortaya koymasının" sorulması
üzerine Hristofyas, Talat'ın temaslarında olası ortaya
koydukları hakkında somut bilgiye sahip olmadığını
belirtti. Hristofyas, "Talat'ın yarattığı izlenimlerin
ne kendi açısından ne de toplumu açısından iyi
olmadığını" ileri sürdü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde yaptığı
açıklamayı anımsatan Hristofyas, Talat'ın, orada ortaya
koyduklarının, Türk dostu olarak addedilen milletvekilleri
tarafından bile hoş karşılanmadığını,
bunların Talat için olumlu olmadığını iddia etti.
Hristofyas, "Biz önümüze
bakıyoruz. Talat'a, önlerine bakmaları ve bizim gibi
yaratıcı olması yönünde çağrı yapıyorum. Zira
Talat'ı düşman veya rakip olarak düşünmüyorum"
şeklinde konuştu.
Stefanu: Sorumluluğun Türk tarafına
yüklenmesi talebi için henüz erken
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu,
Rum tarafının müzakerelerden olası çekilmesini
"yıkıcı bir gelişme" olarak nitelendirdi.
Haravgi ve diğer gazetelere göre,
"Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a ikinci bir
mektup
göndermesine bağlı olarak, Rum
tarafının müzakerelerden çekilmesi vaktinin gelip
gelmediği" sorusuna yanıt verirken açıklamalarda bulunan
Stefanu, Rum tarafının referandum sonrasında bazı
çevrelerce fırlatıldığı köşeden
Hristofyas'ın üstlendiği somut girişimler ve sıkı
çalışmayla çıkarıldığını söyledi,
müzakerelerden bir anda çekilmesi durumunda "Rum tarafı çözüm
istemiyor" kategorisine sokulacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın açıklamalarına atıfta bulunan Stefanu, çözüm
istemediklerinin doğru olmadığını, "çünkü
işgal, işgal ordularının varlığı, gerek
Kıbrıs Türk toplumunun gerek Kıbrıs halkının
bütünün demografik yapısını değiştiren yerleşik
akımı sürdüğü için çözüm konusunda acele ettiklerini" iddia
etti. Stefanu, "Kıbrıs Türk toplumunun, Kıbrıs Rum
toplumu gibi, Kıbrıs sorunun çözümü için çok sıkı
çalışması gerektiğini" savundu.
"Kıbrıs sorunun
çözümünü isteyen tek tarafın Kıbrıs Rum tarafı
mıdır" şeklindeki soruya karşılık Stefanu
bunun süreç içerisinde ortaya çıkacağını belirtti.
Kendilerinin, sadece Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini
söylemediklerini, bunu; müzakere masasında ortaya koydukları tezler
ve davranışlarla kanıtladıklarını ileri süren
Stefanu, uluslararası unsurun, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas ve Rum tarafını, Kıbrıs sorunu çözümüyle ilgili
samimi istek konusunda kredilendirdiğini belirtti.
"Uluslararası unsurun Mehmet
Ali Talat'ın tutumunu kınamamasına" işaret edilmesi
üzerine Stefanu, geçen gün yayımlanan AB Dışişleri
Bakanları Konseyi sonuç bildirgesine ve Avrupa Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso'nun Türkiye ziyareti sırasında söylediklerine
atıfta bulundu ve bu konuların, sürekli sahip
çıkılması gereken konular olduğunu söyledi. Stefanu
açıklamasının devamında "Kıbrıs sorununun,
her zaman uluslararası toplumun uğraştığı bir
konu olabilmesi için harekete geçilmesi ve tetikte olunması, buna eş
zamanlı olarak Kıbrıs sorununa doğru boyutlarla
yaklaşılması gerektiğini" ileri sürdü.
Stefanu "işgal ve istila
sorunu" olduğunu iddia ettiği Kıbrıs sorununun BM
kararları, uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku, Doruk
Anlaşmaları çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini yineledi.
Rum Yönetimi'nin, sorumluluğun
Kıbrıs Türk tarafına yüklenmesini BM'den talep etmesi gerekip
gerekmediği şeklindeki bir soru üzerine Stefanu, henüz daha
müzakerelerin başında olunduğuna işaret etti.
KIBRIS 12/12/08
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi halen
görevinin başındadır
TC Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Türkiye-KKTC diplomatik
ilişkileriyle ilgili basında yer alan haberlerin kamuoyunu
yanıltıcı bilgiler içerdiğini belirterek, Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi'nin halen görevinin başında olduğunu
bildirdi.
Özügergin, AA'nın önceki gün
basında yer alan haberlerde, "Türkiye ile KKTC'nin diplomatik
ilişkisinin maslahatgüzar seviyesine indiği, KKTC'nin 3,5 aydır
Ankara'ya, Türkiye'nin de 2,5 aydan beri Lefkoşa'ya Büyükelçi
atamadığı" şeklindeki iddialara ilişkin sorusu
üzerine, şunları kaydetti:
"Söz konusu haberler
kamuoyumuzu yanıltıcı bilgiler içermektedir. Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi atandığı günden bu yana kesintisiz
olarak görevine devam etmiş olup, halen görevinin başındadır."
KIBRIS 12/12/08
Pilot survives chopper
crash
A FRENCH
pilot survived a helicopter crash and was being treated for injuries in a
hospital in the north yesterday.
The Turkish Cypriot forestry department rented the helicopter from a French
company based in Istanbul to help get rid of bugs in pine trees.
At around 10.30am on Wednesday, while the pilot was spraying in the Tylliria
area, the helicopters tail hit an electricity cable. The tail broke off,
causing the pilot to lose control of the French-made August Bell-206
helicopter, which landed in the Kambos river bed.
The 39-year-old Paul Hernandez survived the crash, but was admitted to hospital
with injuries to his head and back.
CYPRUS MAIL
12/12/08
momentum needs to be
kept up in talks
By
Jean Christou
U.N.
SECRETARY Generals Special Adviser for Cyprus, Alexander Downer, arrived back
on the island yesterday stressing the importance of keeping up momentum in the
Cyprus talks.
Downer will attend the next meeting of the leaders on December 16.
I have always said that there needs to be a momentum in the negotiations, so I
hope that over the next couple of weeks between now and Christmas there will be
good momentum bringing us to the Christmas break and into next year, Downer
said on arrival at Larnaca airport.
The important thing is that it (the process) maintains appropriate momentum.
He said there would be difficult issues that will move more slowly and easier
issues that would move more quickly.
We should not underestimate how difficult it is to put together a
constitution. This is a very, very challenging task, its a very big task and
is an ambitious task and it is a worthy and important ambition, he said.
The important thing is to keep the negotiations moving forward. But I think it
is still moving forward okay.
Downer played down the continuing negative statements being by the two leaders
outside of the negotiations.
What ultimately is going to be important is what happens in the negotiating
room and that is not just between the leaders of course, but the
representatives and the officials, he said.
Ultimately what is going to be important is the test of this process. The test
of this process is going to be the result and I think they can achieve a good
result, they can achieve a successful result. But you can not underestimate the
size of the task. This is a very difficult and a very big task, he added.
Expectations that the problem could be solved quickly were not realistic Downer
said.
Meanwhile in New York the United Nations Security Councils draft resolution
for the renewal of the mandate of the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP)
was circulated.
There now exists an unprecedented opportunity to make decisive progress, it
said.
The draft resolution urges full exploitation of this opportunity, including by
intensifying the momentum of negotiations, preserving the current atmosphere of
trust and goodwill, and engaging in the process in a constructive and open
manner.
CYPRUS MAIL
12/12/08
Chris Evans in Cyprus
today
By
Nathan Morley
BRITISH
television and radio personality Chris Evans arrives in Cyprus today to present
a special radio broadcast from the British base at Dhekelia.
Evans, 42, will host his award-winning BBC Radio 2 afternoon programme live
from the headquarters of the 2nd Battalion 2PWRR this afternoon.
The star will be meeting soldiers and their families and conducting interviews
with key military personnel during the show.
A spokesman for BBC Radio said that, Chris is really looking forward to the
event; he is interested in hearing soldiers stories from operations and of
living in Cyprus.
2PWRR, or The Princess of Waless Royal Regiment, are currently based at
Alexander Barracks and their troops have recently seen action in hotspots such
as Afghanistan. Their regimental HQ is in Canterbury.
The programme, which is heard by over 4 million listeners, will start at 7pm
and run through to 9pm.
Chris Evans shot to fame in the early 1990s after fronting a string of top
rated shows including TFI Friday, The Big Breakfast and Dont Forget Your
Toothbrush.
Listeners can eavesdrop on todays broadcast, which will be streamed live at
www.bbc.co.uk/radio2
Evans and his BBC team will depart for the UK early tomorrow morning.
Evans is the latest high profile figure to broadcast live from the island, last
month British radio shock-jock Jon Gaunt presented his national Talksport show
from Paphos.
CYPRUS MAIL
12/12/08
AA
Güncelleme: 17:12 TSİ 12 Aralık 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yenidüzen gazetesinin 34üncü
kuruluş yıl dönümünde düzenlenen resepsiyon sırasında
gazetecilerin soruları üzerine, bu hafta Brükselde yaptığı
temasları değerlendirdi.
|
Brükselde Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander
Stub ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband
ile bu görevlere yeni geldikleri için ilk kez görüştüğünü belirten
Talat, İngilterenin Kıbrısın garantörlerinden biri ve
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olduğuna dikkati çekti. |
|
GÜNEYDE 3
GÜN YAS İLAN EDİLDİ... Rum yönetimi eski
başkanlarından Tasos Papadopulos, tedavi gördüğü Güney
Lefkoşa'daki hastanede dün hayatını kaybetti. Rum Bakanlar
Kurulu, Tasos Papadopulos'un ölümü nedeniyle 3 gün yas ilan etti. Karar
uyarınca, yas süresince bayraklar yarıya indirilecek, Rum
Dışişleri Bakanlığı ve Rum dış
temsilciliklerinde taziye defteri açılacak
15
ARALIK'TA GÖMÜLECEK... Papadopulos, 15 Aralık Pazartesi günü düzenlenecek
törenin ardından Güney Lefkoşa'da toprağa verilecek. Pazartesi
günü saat 11.00'de kilisede düzenlenecek cenaze törenini, Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu 2. Hrisostomos yönetecek. Papadopulos'un, 2. Hrisostomos
tarafından gömüleceği belirtildi
Rum yönetimi eski başkanlarından Tasos Papadopulos'un dün tedavi
gördüğü Güney Lefkoşa'daki hastanede hayatını
kaybettiği resmen açıklandı.
Papadopulos'un tedavisini üstlenen doktorlar kurulu ve Rum Sağlık
Bakanı Hristos Pashalidis tarafından gerçekleştirilen ve Rum
radyo ve televizyonlarından yayınlanan basın
açıklamasında, 74 yaşında olan Papadopulos'un dün 13.10'da
tedavi gördüğü akciğer kanseri sebebiyle hayatını
kaybettiği kaydedildi.
Papadopulos, 22 Kasım tarihinden beridir yoğun bakımda tedavi
görmekteydi. Papadopulos, 1934 Lefkoşa doğumluydu.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise yaptığı
açıklamada Papadopulos'un ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek,
Papadopulos'un ailesi ve sevenlerine başsağlığı dileğinde
bulundu.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Chisostomos, Papadopulos'un
ölümünden derin üzüntü duyduğunu söyledi.
Yazılı bir açıklama yapan Rum Başpiskoposu,
"Şüphesiz tarih çok yönlülüğünü ve önemli
katkılarını altın harflerle yazacaktır.
Halkımız ve adamız önemli katkılarından dolayı
kendisine borçludur. Ailesine başsağlığı dilerim"
dedi.
Öte yandan, Rum Bakanlar Kurulu'nun Papadopulos'un ölümü dolayısıyla
dün 15.00'de toplanacağı belirtildi.
Papadopulos,
pazartesi günü toprağa verilecek
Tasos Papadopulos'un, 15 Aralık Pazartesi günü devlet töreniyle
toprağa verileceği bildirildi.
Rum televizyonu RIK'in haberine göre, konuyla ilgili açıklamayı, dün
öğleden sonra Papadopulos'un vefatı nedeniyle olağanüstü
yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Rum Hükümet
Sözcüsü Stefanos Stefanu yaptı.
Stefanu, Papadopulos'un ölümü nedeniyle Güney Kıbrıs'ta 3 günlük yas
ilan edildiğini de açıkladı. Karar uyarınca, yas süresince
bayraklar yarıya indirilecek, Rum Dışişleri
Bakanlığı ve Rum dış temsilciliklerinde taziye defteri
açılacak. Yas sürecince hiçbir etkinlik yapılamayacak ve 15
Aralık Pazartesi günü de okullar kapalı olacak.
Radyonun verdiği bilgiye göre, Lefkoşa'nın Strovolo semtindeki
Aya Sofiya Kilisesi'nde saat 11:00'de düzenlenecek ayinin ardından
toprağa verilecek.
Pazartesi günü saat 11.00'de kilisede düzenlenecek cenaze törenini, Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos yönetecek. Papadopulos'un,
2. Hrisostomos tarafından gömüleceği belirtildi.
Cumhurbaşkanı
Talat,
Rum
halkına metanet diledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi eski
başkanlarından Tasos Papadopulos'un hayatını kaybetmesi
nedeniyle ailesine ve Rum halkına metanet diledi.
Talat, Yenidüzen Gazetesi'nin kuruluş yıldönümü resepsiyonunda,
Papadopulos'un ölüm haberini alması üzerine yaptığı
açıklamada, Papadopulos'un yakınlarının ve sevenlerinin
üzüntüsünü paylaştığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un cenaze törenine
katılmayı düşünüp düşünmediğinin sorulması
üzerine, cenaze töreninin tarihi belirlendiğinde konuyu
değerlendireceğini söyledi.
Denktaş,
Papadopulos'un ailesine başsağlığı diledi
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eski Rum lideri Papadopulos
için, "Enosis diye yola çıkıp Kıbrıs'ı ikiye
bölenlerdendir. Bütün bunlara rağmen ailesine, yakınlarına
baş sağlığı diliyorum" dedi.
İstanbul'da bulunan Denktaş, Papadopulos'un ölümüyle ilgili olarak,
telefonla AA muhabirine yaptığı açıklamada,
şunları söyledi:
"Bizim dinimizde, kültürümüzde ölünün arkasından kötü söz söylenmez.
Ancak tarihi açıdan Kıbrıs'ın başına gelen bütün
felaketlerin sorumlusu olan Makarios'un yanında aynı suçu sonuna
kadar paylaşanlardandır.
Türklerin
haklarını, Türkiye'nin garantörlük hakkını hiçe sayarak
1960 anlaşmalarını yok farz ederek başlattıkları
saldırılarının sonucu bugüne kadar Kıbrıs'ta iki
taraf arasında barış anlaşması
yapılamamıştır."
Denktaş ve Papadopulos, en son, 2003-2004 yıllarında Annan
Planı müzakerelerinde bir araya gelmişlerdi.
Bakoyanni'den
başsağlığı mesajı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, eski Rum lideri
Tassos Papadopoulos'un ölümünden derin üzüntüyü duyduğunu dile getirdi.
Bakoyanni, Papadopoulos'un "Kıbrıs'ın çağdaş
tarihinde önemli rol oynadığını" belirterek,
"Kıbrıs'ın Türk askeri işgalinin sona ermesi
çabalarına katkı koyduğunu" kaydetti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı, Papadopoulos'un ailesine
başsağlığı diledi.
Barosso,
Papadopulos'un vefatı
nedeniyle
Hristofyas'a mesaj gönderdi
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso, Rum Yönetimi eski
Başkanı Tasos Papadopulos'un ölümünden büyük üzüntü duyduğunu
bildirdi, ailesine ve "tüm Kıbrıslılara"
başsağlığı diledi.
Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan
açıklamaya göre Barosso, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'a
Papadopulos'un vefatı nedeniyle bir mesaj gönderdi.
Barosso mesajında, kendisinin ve Komisyon'un Papadopulos'u "ülkesine
duyduğu büyük sevgi, keskin hafızası, görevine
bağlılığı ve cesaretiyle"
anımsayacağını kaydetti.
Papadopulos,
Akritas
Planı'nın
hazırlayıcısıydı
Kıbrıslı Türkleri imha planı olarak bilinen "Akritas
Planı"nın hazırlayıcısı olan Tasos
Papadopulos, 7 Ocak 1934'de doğdu.
16 Şubat 2003'te yapılan başkanlık seçimini kazanarak,
Kıbrıs Rum yönetiminin 5. lideri olan Papadopulos, bu görevini
Şubat 2008'e kadar sürdürdü.
Papadopulos, Londra'daki Gray's Inn Barrister-at-law okulunda hukuk
eğitimi gördü.
Ada'ya 20 yaşında geri döndü ve EOKA'nın, İngiliz sömürge
idaresine karşı mücadelesinin siyasi sorumlularından oldu.
Papadopulos, Şubat 1959'da Zürih Anlaşması'nın
imzalanması için Londra konferansı toplandığında,
tavsiyelerini almak üzere Makarios tarafından Londra'ya
çağırdığı kişiler arasında yer aldı.
Zürih anlaşmasının imzalanmasından sonra kurulan geçici
hükümette Makarios tarafından, yeni devletin iç güvenliği ve
örgütlenmesi sorumluluklarını da barındıran
İçişleri Bakanlığı'na atandı.
16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Makarios
tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
görevine getirildi.
Papadopulos, "bağımsızlık için geçiş
döneminde", Rum tarafının 4 kişilik komisyonunda yer
aldı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası görüşmelerini
yaptı ve hazırladı.
Kıbrıslı Türklerin 1963'te ortaklık cumhuriyetinden
dışlanmasının ardından, Sağlık, Tarım
ve Maliye bakanlıkları da yaptı.
Temmuz 1970'te bakanlıktan ayrılarak, Glafkos Klerides'le birlikte
merkez sağ görüşlü Birleşik Parti'yi kurarak, milletvekili
seçildi.
Zamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldeim başkanlığında,
Anayasal sorunların çözülmesi için Haziran 1968'deki müzakereler
başladığında; zamanın meclis başkanı olan
Rum müzakereci Glafkos Klerides'in danışmanıydı. 15 Temmuz
1974'te Makarios'a karşı girişilen darbede tutuklandı.
Darbeden
sonra müzakereci oldu
Müzakerecilik görevini Klerides'ten 1976'da devraldı ve Temmuz 1978'e
kadar bu mevkide kaldı.
Müzakerecilik görevi sırasında, 1977'de, kurduğu Ulusal Konsey
Üst Komitesi Başkanı olarak Viyana Konferansı'nda, coğrafi
bir haritanın da eşlik ettiği, iki bölgeli iki kesimli
federasyon çözümü önerisini sundu.
1976'da yeniden milletvekili seçildi ve 1981'de Birleşik Kıbrıs
partisini kurdu. Bu parti 1988'de merkez Demokratik Parti'yle (DİKO)
birleşti ve 1991'de bu partinin ilk milletvekili seçildi, 1996'da da
aynı partiden milletvekili oldu.
Ekim 2000'de, eski Rum lider Spiros Kiprianu'nun ölümünden sonra, Rum
meclisindeki üçüncü büyük siyasi güç olan DİKO
Başkanlığı'na seçildi.
Fotini Mihailidi ile evli olan Papadopulos, Konstantino, Maria, Nikola ve
Anastasia adında 4 çocuk babasıydı.
Şubat 2008'deki Rum başkanlık seçimini birinci turda kaybeden
Papadopulos, başkanlık görevini, seçimi ikinci turda kazanan AKEL
Genel Sekreteri Dimitiris Hraitofyas'a devretmişti.
1964'te, "Türk donanması adaya geldiğinde kurtaracak tek bir
Türk bile bulamayacak" sözünü söyleyen Papadopulos, "Türk
kasabı" olarak da anılıyor.
Papadopulos'un sahibi olduğu hukuk bürosunun, eski Yugoslavya Devlet
Başkanı Slobodan Miloşeviç'in yurtdışına
kaçırdığı paraların aklanmasına
karıştığı iddia edildi.
"Hayır"
için gözyaşı döktü
24 Nisan 2004'te yapılan Annan Planı referandumunda Papadopulos,
televizyondan ağlayarak yaptığı konuşmada, Rum
halkının planan "hayır" demesini istemişti.
Sonuçta da Rum tarafı onun tercihine uydu.
"Devlet teslim aldım eyalet teslim etmem" diyen Papadopulos, 7
Nisan 2004 akşamı yaptığı söz konusu tarihi
konuşmasında özetle şöyle demişti:
"Bugün Kıbrıs'ın yarını için karar vereceksiniz,
neslimiz için karar vereceksiniz. Gelecek nesiller için karar vereceksiniz.
Yargınıza itimadım var.
Sahte ikilemlere girmeyeceğinizi, tehditlerden
korkmadığınıza inanıyorum. 'Son şans' diyenlere
inanmadığınızı biliyorum. Rum halkı seni 24
Nisan'da güçlü bir 'hayır' demeye davet ediyorum. Adaleti savunmanı,
onurunu savunmanı istiyorum. 'Hayır' desek de bir hafta sonra AB
üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir
uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı."
KIBRIS 13/12/08
Güvenlik Konseyi, Ban'ın Kıbrıs raporunu onayladı
BM Güvenlik
Konseyi, dün BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs raporunu
görüşerek onayladı.
BM Güvenlik Konseyi'nin, Ban'ın tavsiyesi doğrultusunda
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 15
Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar tasarısını dün kabul
etti.
858'i asker, 69'u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPY'nin 6
aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona ermişti.
Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde
ilerlediğini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül 2008 tarihinde iki
bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme
yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret
verici olduğunu belirtti.
Ban'ın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak
"Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusu" ifadesini
kullanması ise KKTC'de rahatsızlık yaratmıştı.
John
Sawers: Müzakerelerde
yakalanan
ivme yoğunlaşmalı
İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers,
Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan
ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi.
Sawers, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün
(UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan kararını oy
birliğiyle almasının ardından gazetecilere açıklama
yaptı.
Sawers sözlerinin başında Kıbrıs Rum yönetiminin eski
lideri Tasos Papadopulos'un ölümünden üzüntü duyduğunu belirterek,
baş sağlığı dileğinde bulundu.
UNFICYP'nin ara bölgede önemli rol oynadığını vurgulayan
Sawers, barış gücünün adada güven arttırıcı önlemleri
kolaylaştırdığını ve adayı yeniden
birleştirmek için önemli müzakerelere başlayan iki taraf
arasında güven oluşumunda önemli rol oynadığını
bildirdi. Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde desteklediğini
belirten Sawers, Konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin
yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren
bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit
ettiklerini kaydetti.
Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin yoğunlaşmasını
görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz" diye konuştu.
Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna
inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf
liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında
"tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki
tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.
"Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar"
diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.
Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını
anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de
kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı
olabiliriz" dedi.
İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle
karşılaştırıldığında müzakereleri
yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers,
müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de
söyledi. Sawers 4 aydır devam eden müzakerelerde iyi bir ilerleme
sağlandığına inandığını kaydederek,
"Yeni yılda bunun devam etmesini ve
yoğunlaşmasını istiyoruz" ifadesini kullandı.
Sawers, Rum bir gazetecinin müzakereler için belli bir süre bitimi öngörüp
öngörmediklerini sorması üzerine, şunları söyledi: "Süre
vermek bizim işimiz değil, ama bu tür süreçlerde ivmenin
korunması önemlidir."
2009
yılında adada seçimin öngörülmediğini anımsatan Sawers,
bunun da müzakerelerin ileriye götürülmesi açısından bir fırsat
dönemi sunduğunu bildirdi.
Rum
temsilci: Kararın kabul
edilmesinden
memnuniyet duyduk
Kıbrıs Rum yönetiminin Ağustos ayında yeni BM temsilcisi
olarak göreve başlayan Minas Hadjimichael ise Sawers'ın ardından
yaptığı açıklamada kararın Konsey'de kabul
edilmesinden memnuniyet duyduklarını belirtti.
Adada Türk askeri kuvvetlerinin bulunması nedeniyle UNFICYP'nın
adadaki varlığını "vazgeçilmez" gördüklerini
anlatan Hadjimichael, Konseyin kararını "dengeli"
bulduklarını ve çözümün temelinin tarafların siyasi
eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon
olduğunu bir kez daha açıkça teyit etmesinden memnuniyet
duyduklarını söyledi.
Hadjimichael Kıbrıs Rum idaresinin adadaki müzakere sürecine tam
olarak iştirak ettiğini ve süreci ileri götürmek için "BM ile
her zamanki gibi işbirliği yaptığını"
sözlerine ekledi.
Ban'ın
son Kıbrıs raporunun tam metni
BM
Güvenlik Konseyi, dün BM Genel Sekreteri Ban'ın Kıbrıs raporunu
görüşerek onayladığı karar taslağı şöyle:
Güvenlik Konseyi, Genel Sekreterin Kıbrıs'ta BM faaliyetleri
hakkındaki 28 Kasım 2008 tarihli (S/2008/744) raporunu memnuniyetle
karşılar,
Kıbrıs hükümetinin adadaki mevcut koşullar
ışığında Kıbrıs'taki Birleşmiş
Milletler Barış Gücü'nü 15 Aralık 2008'den sonra
bulundurulmasının gerekli olduğu konusunda mutabık
kaldığını not eder,
Genel Sekreterin bir çözüm bulunması için sorumluluğun ilk ve
öncelikle Kıbrıslıların kendilerinde olduğu güçlü
inancını yineleyerek, belirleyici ilerleme kaydedilmesi için
eşsiz bir fırsatın mevcut olduğunu vurgular ve taraflara
adanın bölünmüşlüğüne ve soruna kapsamlı ve
yaşayabilir bir çözüm bulunması için taraflara yardımcı
olmasındaki BM ana rolünü teyit eder,
3 Eylül
2008'de tam teşekkülü müzakerelerin başlamasını, şu
ana kadar kaydedilen ilerlemeyi ve liderlerin ortak
açıklamalarını memnuniyetle karşılar,
İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirlenen siyasi eşitlikle
iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon temelinde kapsamlı bir çözüme
yönelik belirleyici ilerleme kaydedilmesi için tüm tarafların
kapsamlı, esnek ve yapıcı bir şekilde bu müzakerelere
katılımının önemini vurgular,
Müzakerelerdeki devam eden momentumu ve iyi niyet ile güvenin muhafaza edilmesini
cesaretlendirir, özlü ilerleme ve şu anki fırsattan tam olarak
yararlanılmasını özler, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs
Türk liderlerin şu ana kadar gösterdikleri siyasi liderliği takdir
eder ve Genel Sekreter'in Konseyi bilgilendirmeye devam etme niyetini memnuniyetle
karşılar,
Güven artırıcı önlemlerin açıklanmasını ve askeri
tatbikatların feshedilmesini memnuniyetle karşılar, bu
önlemlerin, anlaşmanın ve toplumlararasında güven inşa
edecek atılacak ileriki adımların uygulanmasını özler,
Kıbrıslıların Yeşil Hat'ta devam eden
geçişlerinin önemini teyit eder, Ledra Sokağı geçişinin
açılmasını memnuniyetle
karşıladığını yineler, diğer geçiş
noktalarının karşılıklı mutabakatla
açılmasını cesaretlendirir ve bu çerçevede liderlerin ortak
açıklamalarında Limnitis/Yeşilırmak geçiş
noktasını açacakları taahhütlerini not eder,
Tüm
Kıbrıslılar için kapsamlı ve yaşayabilir bir çözümden
ortaya çıkacak birçok önemli faydaya inanır, her iki tarafı
açık bir şekilde bu faydaları açıklamaya ve ayrıca
olası herhangi bir referandum öncesinde her iki taraf için bunların
sağlanması için esneklik ihtiyacını cesaretlendirir,
Uluslararası topluluğun şu anki fırsatın tam olarak
kullanılması için Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk liderlere yardımda rol oynamaya devam
edeceği destekçi rolünü belirtir,
Genel
Sekreteri'nin adadaki ve Yeşil Hat boyunca güvenlik durumunun genel olarak
istikrarlı olduğu
yönündeki
değerlendirmesini not eder, iki tarafın alakadar olduğu toplam
olayların sayısındaki düşüşü memnuniyetle
karşılar ve her iki tarafı UNFICYP'in hareketlerinde
kısıtlama dâhil gerilimin artmasına yol açacak, şu ana
kadar kaydedilen iyi ilerlemeyi zayıflatacak ya da adadaki iyi niyete
hasar verecek, herhangi bir hareketten sakınmaya teşvik eder,
Genel Sekreter'in her iki tarafın 1989 BM'nin kullandığı
diplomatik muhtırayı (aide-memoire) kabul etmesi durumunda tampon
bölgedeki durumun iyileştirileceğine güçlü inancı yinelenerek,
Mayın temizleme faaliyetlerinin kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle
karşılar, Genel Sekreteri'nin kalan mayın alanlarının
temizlenmesi çağrısını yineler ve Mayın Hareketi
Merkezi'nin bu çalışmalarının 2008'den sonra devam etmesine
imkân tanıyacak fona acil ihtiyacı olduğunu not eder,
Kayıp Kişileri Komitesi'nin önemli faaliyetlerinin ilerlemesi ve
devam etmesini memnuniyetle karşılar, bu sürecin toplumlar
arasındaki uzlaşıyı geliştireceğine inanır,
Aktif ve gelişen sivil toplumun siyasi süreç için gerekli olduğu
konusunda mutabık kalır, adadaki BM
kurumları
adına olanlar dâhil iki toplumlu temasların ve etkinliklerin
desteklenmesine yönelik tüm çabaları destekler, sivil toplumun aktif
katılımını ve ekonomik ve ticari organlar arasındaki
işbirliğinin cesaretlenmesini desteklemek ve bu tür temaslara
karşı tüm engellerin kaldırılması için iki tarafı
teşvik eder,
Genel Sekreterin adadaki gelişmeleri ve tarafların görüşlerini
dikkate alarak yakın inceleme altında UNFICYP'in faaliyetlerini
bulundurmaya devam etmesinin önemini teyit eder, UNFICYP'in görevi, güç
seviyesi, operasyonun içeriğine yönelik ileriki değişiklikler
için uygun olan tavsiyelerle Konseye yeniden sevk eder,
Alexander Downer'in kapsamlı bir çözüme ulaşılmasını
hedefleyen tam teşekkülü müzakerelerin yürütülmesinde taraflara
yardımcı olma göreviyle Genel Sekreter'in özel
danışmanı olarak atanmasını memnuniyetle
karşılar,
Genel Sekreter'in Kıbrıs hükümetinin ve Yunanistan hükümetinin
UNFICYP'e sağlanan fonlara gönüllü katkılarından dolayı
duyduğu minnettarlığını ve diğer ülkeler ve
örgütlerden daha fazla gönüllü katkı talebini yineler,
Birleşmiş
Milletlerin tüm barış güçlerinin faaliyetlerindeki HIV/AIDS ve
diğer bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve kontrol
edilmesindeki barış gücü personelinin duyarlı olmasına
yönelik çabaları memnuniyetle karşılar ve cesaretlendir,
1.
Genel Sekreter'in görevine uygun olarak, raporunda son altı ayda adadaki
gelişmelerin analizini memnuniyetle karşılıyor;
2. 3
Eylül 2008'de tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını ve
bunun yaratmış olduğu kapsamlı ve yaşayabilir çözüm
olasılığını memnuniyetle karşılıyor;
3.
müzakerelerin momentumunu yoğunlaştırarak ve mevcut güven ve iyi
niyet atmosferini muhafaza ederek bu fırsatın tam
değerlendirilmesini ve yapıcı ve açık bir şekilde
sürece katılımı teşvik ediyor;
4.
Güven artırıcı önlemlerin açıklanmasını ve askeri
tatbikatların feshedilmesini memnuniyetle karşılıyor ve bu
önlemlerin, anlaşmanın ve liderlerin ortak açıklamalarında
belirtildiği gibi diğer geçiş noktalarının olası
açılması gibi diğer ileriki adımların
uygulanmasını bekliyor,
5.
Kıbrıs hakkında, özellikle 29 Haziran 1999 tarihli 1251 (1999)
sayılı kararını ve özlü kararları olmak üzere ilgili
tüm kararlarını teyit eder,
6.
UNFICYP'e tam desteğini ifade ediyor ve görev süresini 15 Haziran 2009'a
kadar uzatmaya karar veriyor;
7.
UNFICYP'in görevine saygı gösterirken, ivedilikli bir konu olarak, her iki
tarafı da, önemli konularda erken bir anlaşmaya ulaşma
görüşüyle, tampon bölgenin, özellikle Ledra Sokağı'ndaki
geçiş noktasıyla ilgili olarak hudutun belirlenmesi ve
Birleşmiş Milletlerin 1989 diplomatik muhtıra (aide-memoire)
konusunda UNFICYP ile danışmalarda bulunmaya devam etmeye
çağırıyor;
8.
Kıbrıs Türk tarafını ve Türk güçlerini Strovilia'da 30
Haziran 2000 tarihinden önce mevcut olan askeri düzeni yeniden tesis etmeye
çağırıyor;
9.
Genel Sekreterin 1 Haziran 2009 tarihi itibarıyla bu kararın
uygulanması hakkında bir rapor sunmasını ve gerektiği
üzere Güvenlik Konseyi'ni olaylar hakkında bilgilendirmesini rica ediyor;
10.
UNFICYP'in Genel Sekreter'in cinsel istismar ve suiistimaliyle ilgili
sıfır hoşgörü politikasının
uygulanması
ve personelinin BM davranış kurallarına tam uygun
olmasını temin etmek için üstlendiği çabaları memnuniyetle
karşılıyor, Genel Sekreter'in bu yönde tüm gerekli
adımları atmaya ve Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirmeye devam etmesini
talep ediyor ve birlik katkısında bulunan ülkeleri, konuşlanma
öncesi davranışlar hakkında bilinçlendirme eğitimi dâhil
uygun caydırıcı adımları, disiplinle ilgili ve kendi
personellerin bu tür bir davranışta bulunmaları halinde tam sorumluluğu
üstlenmelerinin temin edilmesi için diğer adımı almaya
teşvik ediyor;
11.
Konunun takipçisi olmaya devam etmeye karar veriyor."
KIBRIS
13/12/08
Federasyon
istediğimizi ispatladık
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin 2004'teki referandumla
Kıbrıs'ta federal bir çözüm istediğini
ispatladığını, bunun tersine yapılan propagandalara
karşı bunu Brüksel'deki temasları sırasında bir kez
daha anlattığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, tarafsız olmadığı için
Avrupa Birliği'nden siyasi bir yardım beklemediklerini, ancak teknik
ve finansal yardım istediklerini belirtti.
Talat, Yenidüzen gazetesinin 34'üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle
düzenlenen resepsiyon sırasında gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Talat, liderler zirvesi olduğu için dışişleri
bakanlarının önceki gün Brüksel'e gittiğini, ancak kendisinin de
önceki akşam ayrıldığını belirterek, bu nedenle
sınırlı sayıda bakanla görüştüğünü söyledi.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ve
İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband'la bu
görevlere yeni geldikler için ilk kez görüştüğünü kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, İngiltere'nin Kıbrıs'ın
garantörlerinden biri ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden biri
olduğuna dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, Güvenlik Konseyi'ndeki karar
tasarılarının da İngiltere tarafından
hazırlandığını belirterek, bunun da önemli
olduğunu kaydetti.
"İngiltere
önemli ülke"
Brüksel'de görüştüğü kişilere Kıbrıs'ta müzakere
sürecinin önemini, kısa sürede bir çözüme ulaşmak için üzerlerine
düşeni yaptıklarını anlattığını ifade
eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"AB'den beklentilerimiz önemli. İngiltere de AB Komisyonu
dışında görüşlerimizi aktarmamız gereken önemli bir
ülkeydi. AB'yle ilgili düşüncelerimizi de aktardık. AB'nin çözüm sürecinde
oynayabileceği rolü değerlendirdik. AB'nin tarafsız
olmamasından kaynaklanan nedenlerle siyasi bir yardım yapabilecek
pozisyonu olmadığını, ancak teknik yardımına
ihtiyacımız olduğunu İngiltere'ye ve Finlandiya'ya
anlattık. Hatta aynı şeyi bir gün önce AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da söyledik. Beklentimiz teknik ve
finansal yardımdır. Bunun dışında AB'den tarafsız
olmayan bir kurum olarak siyasi yardım beklemediğimizi bir kere daha
ifade ettik."
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının
görüşlerinin anlaşılması ve aleyhteki politikaların
düzeltilmesi açısından Brüksel temaslarının yararlı
geçtiğini belirterek, federasyon çözümünü kabul etmekle bunu gerçekten
istediklerinin çelişkili olduğu yönünde yapılan propagandaya da
yanıt verdiklerini dile getirdi.
"Konfederasyonu
iddiaları oralara kadar gitti"
"Türk tarafı federasyon istiyor görünüyor ama konfederasyonu
savunuyor" iddialarının ta oralara kadar gittiğini belirten
Talat, bütün görüştükleri çevrelere esas hedeflerinin iki kesimli, iki
halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm
olduğunu, iki kurucu devletin eşit statüsüyle yeni bir ortaklık
devletinin kurulmasını istediklerini anlattıklarını
açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat, bunların da Kıbrıs sorununun
çözümüyle gerçekleşeceğini, konfederasyon değil, federasyon
istediklerini ve bunu da ispatladıklarını bir kez daha
anlattıklarını söyledi.
"Kolay
unutuluyor... Tekrar tekrar anlattık"
Talat şöyle devam etti:
"İnsanlar kolay unutuyor. Kıbrıslı Türkler 2004'te
sandıklara giderek doğrudan demokrasi yoluyla çözüm istediğini
federal bir yapıyı kabul ettiğini ispat etti. O yüzden
artık Kıbrıslı Türklerin tekrar bir ispat yükümlülüğü
olmadığını, o güne kadar bütün dünyayı çözümü kabul
edeceği konusunda ikna ettikten sonra son anda tutum
değiştirerek çözümü reddeden tarafın çözümü
arzuladığını ortaya koyma ihtiyacı ve ispat
yükümlülüğü bulunduğunu tekrar tekrar anlattık.
Anlaşıldığını umuyoruz. Daha sonra Avrupa
Parlamentosu'ndan parlamenterler, düşünce kuruluşları ve gazetecilerin
katıldığı çalışma toplantılarındaki
değerlendirmeler, doğru biçimde
algılandığımızı gösterdi."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bayramı ülkesinde geçirmeyi de
çok istediğini ancak Brüksel'e yaptığı ziyaretin de çok
gerekli olduğunu ifade etti.
KIBRIS
13/12/08
Papadopoulos loses cancer battle
By Jean
Christou
CYPRUS will mark
the passing of former President Tassos Papadopoulos with three days of mourning
following his death yesterday from lung cancer.
Papadopoulos, 74, was hospitalised in Nicosia on November 22, suffering from
breathing problems. His condition had been touch and go for the past week.
Diagnosed with small-cell lung cancer, reports yesterday said he had passed a
difficult night on Thursday. He died at 1.05pm yesterday with family and
friends by his bedside.
He will be buried on Monday in a state funeral at 11am at Ayia Sofia church in
Strovolos, presided over by Archbishop Chrysostomos. Monday has also been
declared a public holiday.
Papadopoulos death was announced by Director of the Intensive Care Unit of the
Nicosia General Hospital Theodoros Kyprianou, along with Health Minister
Christos Patsalides.
President Papadopoulos faced his illness with strength and dignity
throughout, said Kyprianou. The medical team... would like to express their
sincere condolences to his wife, siblings and children.
Reading a written statement to the press, Papadopoulos` son Constantinos
Giorkatzis, together with Nicolas Papadopoulos, his other son, and a House
Deputy, said: Our father Tassos Papadopoulos left us after an intermittent
battle with a disease
a battle he fought with courage, dignity and persistence,
qualities which characterised every moment of his life, Giorkatzis added, his
voice breaking.
He thanked the Minister of Health, the doctors and hospital personnel for their
efforts in easing his pain during his last days.
Today, Cyprus lost a patriot, a tireless fighter who struggled all his life
for freedom and democracy. He served Cyprus with consistency, devotion and
commitment to principles and values, Giorkatzis said.
Today, our family lost a devoted husband, a caring grandfather, a beloved
brother and a wonderful father.
Papadopoulos, the former leader of centre-right DIKO, and a mega-successful
lawyer, who was married to Photini Michaelides, had two other children Maria
and Anastasia.
President Demetris Christofias, whose party AKEL was a coalition partner during
Papadopoulos` 2003-2008 presidency and who defeated him in this years
election, fought to hold back his tears during a statement he made in Brussels
yesterday.
I would like to express my deep sorrow and the sorrow of all the people of
Cyprus for the loss of former President of the Republic Tassos Papadopoulos he
said.
A close bond of friendship tied me to Tassos Papadopoulos. We worked together,
fought battles together, and we jointly struggled for the cause of Cyprus, he
added.
Chrisotfias praised the role Papadopoulos played in the history of Cyprus from
the struggle against colonial rule to his place as the youngest cabinet
minister appointed after Independence to his own term as President at one of
the most crucial period in Cyprus` history the referendum on the UN
reunification plan in 2004. Papadopoulos also oversaw Cyprus accession to the
EU in May that year, and the islands entry to the euro zone at the beginning
of this year.
Tassos Papadopoulos has devoted his whole life to matters concerning this
society since he was young, Christofias said. He will remain in history as
one of the leaders of the modern history of our country, he added.
Yesterday afternoon, the cabinet announced three days of mourning to honour
the former President. Government Spokesman Stefanos Stefanou said all flags
would fly at half mast while a book of condolences was to be opened at the
Foreign Ministry and also at Cypriot embassies abroad. Monday was declared a
public holiday with all schools and all official events cancelled. A white rose
is to be put in the spot where Papadopoulos used to sit at the National Council
meetings.
House President, and DIKO leader Marios Garoyian chaired the extraordinary
cabinet meeting and led a one-minute silence after which he paid tribute to his
mentor.
President Papadopoulos honoured the office of President of the Republic, and
honoured the homeland in all of the struggles and challenges it faced, said
Garoyian.
I know that you are all shocked at his untimely death. You all knew him as
President and as a human being as well. Many of you have served in his Cabinet
and others have been his close associates and friends.
CYPRUS
MAIL 13/12/08
Tributes pour in for Papadopoulos
death
By Jean
Christou
FORMER
colleagues, friends and political opponents of Tassos Papadopoulos paid tribute
to the former President yesterday queuing up to speak about him in public.
Foreign Minister Erato Marcoullis, the first woman appointed to the
Papadopoulos cabinet was one of the first people to offer her views on the
former President.
Cyprus has lost a great leader who spent all of his life fighting for freedom
and justice, she said. Marcoullis also hailed Papadopoulos for becoming the
youngest cabinet minister in the history of the Cyprus Republic at the age of
24.
Vassilis Palmas, the last to serve as government spokesman in the Papadopoulos
government, was at the hospital yesterday, and had been by the former
Presidents bedside. He told reporters: He was a great man and a great
politician and his views will continue to be supported by a big part of the
Cypriot population.
Former Finance Minister Michalis Sarris, a non-political appointee brought in
by Papadopoulos, focused on his contribution to strengthening the Cyprus
economy. He chose me to serve at a crucial time for the economy, said Sarris
referring to Papadopoulos` depth of knowledge on economic issues.
Two of Papadopoulos` former DIKO colleagues were in tears. Paphos ex deputy
Nicos Pittokopitis said: We have lost our friend, our colleague, and
personally I have lost my mentor but all of Cyprus has lost a historical
leader.
Pittokopitis waxed lyrical to state television about how Papadopoulos had saved
Cypriot Hellenism and the Republic of Cyprus by rejecting the Annan plan.
Unfortunately we have lost him during a difficult time when we need his
wisdom, he added.
Openly crying, another ex DIKO member, and former Interior Minister said:
Tassos Papadopoulos wrote his own page in the history of Cyprus and of Cypriot
Hellenism. He was always a patriot.
George Lilliaks, a prot?g?, and also a Foreign Minister in the Papadopoulos
government said Papadopoulos` death was a huge loss for Cyprus. I believe he
will rest in peace because he served his country in the best way he could, he
said.
EDEK leader Yiannakis Omirou said Papadopoulos was always there in the
forefront at the critical stages of Cyprus history. We owe it to him to
continue the struggle, he added.
George Vassiliou, himself a former President, did not always agree with
Papadopoulos` stance on the Cyprus problem but he said it had not diminished
their personal friendship.
Vassiliou said he had known Papadopoulos since 1962 and they had worked
together on many issues over the decades. It is known that on some issues we
had differences of opinion but despite this, our relationship was harmonious,
said Vassiliou. He gave a lot and unfortunately now he is gone from us.
Presidential Commissioner George Iacovou also praised Papadopoulos as a patriot
who had made an important contribution to the history of Cyprus.
''Politicians eventually are judged by history and history will judge
Papadopoulos as a great personality of Cyprus, he said.
Foreign Minister Markos Kyprianou, a member of DIKO said it was an honour for
him to have server with Papadopoulos. I have gained invaluable and unique
experiences. His death is a great loss for all of us and leaves a gap in public
life which cannot be replaced, he said.
Similar message of condolences and tribute poured in all day from the island;s
political parties, including AKEL, the United Democrats, the European Party, the
Green Party and DISY.
President Demetris Christofias also received written condolences from European
Commission President Jose Manuel Barroso saying he would be remembered for his
unwavering love for his country but also for his sharpness of mind, hard work,
and dedication to duty, and his courage in pursuit of his convictions.
CYPRUS
MAIL 13/12/08
Turkish Cypriot leaders express
condolences for Papadopoulos
By Simon
Bahceli
TURKISH Cypriot
leader Mehmet Ali Talat yesterday refrained from airing any bitterness he may
have felt over Tassos Papadopoulos` refusal to back the 2004 UN peace plan for
Cyprus, and made only a brief statement of condolences to Papadopoulos family
and the Greek Cypriot people.
He did however speak of the possibility of attending the former presidents
funeral.
3Former Turkish Cypriot deputy prime minister Serdar Denktash said he might
also attend Papadopoulos funeral. He told the Cyprus Mail he would remember
Papadopoulos with great respect for the way he stuck to his guns over the UNs
settlement plan for Cyprus in 2004.
We had many meetings there and I found him to be very straightforward about his
views. From the onset he was against the Annan plan and he wasnt afraid to say
so, which I found an honest approach.
Although I couldnt agree with him, when he explained to me his reasons for
opposing the Annan plan, I cant say he wasnt justified from his point of
view, he added. Because his aim was to protect what he saw as the Greekness
of the island, some Turkish Cypriots saw him as an enemy. I personally,
however, did not see him as one.
Denktash said it was during final negotiations on the Annan plan taking place
in Birgenstock, Switzerland in 2004 that he got to know Papadopoulos on a one
to one basis.
I found him very polite, but determined, Denktash said, adding: I am deeply
saddened and hope to be able to go to his funeral.
CYPRUS
MAIL 13/12/08
Greek President pays tribute to Papadopoulos
The Greek
leadership yesterday paid tribute to the former President beginning with a
minutes silence at the Greek parliament.
In his message of condolences, Greek President Karolos Papoulias said he shared
the deep sorrow of the people and the government of Cyprus.
Tassos Papadopoulos has served faithfully the Republic of Cyprus, he fought
with a passion and consistency for the future of Cypriot Hellenism and for his
beliefs, always acting within the law which he defended at difficult times,
Papoulias said in his message.
Cyprus, he said, found the place it deserved during Papadopoulos term in
office, as a member of the European Union.
Unfortunately he did not live to see a just, viable and functional solution of
the Cyprus problem, for which we are all fighting, he added.
Speaking of Papadopoulos in a personal he said: I bow to the memory of my dear
friend.
Greek Prime Minister Costas Karamanlis described Papadopoulos as an historic
figure of Cypriot Hellenism to which he had dedicated his entire life.
I have had a close cooperation with Papadopoulos in the recent past, during
his presidency, at a crucial time for Cyprus and the Cyprus problem. As
President of the Republic of Cyprus he fought with tenacity, patriotism,
persistence a difficult battle for the future of his country, Karamanlis added.
he said Hellenism owed a lot to Papadopoulos.
Greek Foreign Minister Dora Bakoyiannis described Papadopoulos as an historic
personality who has undoubtedly contributed generously and with consistency to
the long struggle of Cypriot Hellenism.
CYPRUS MAIL 13/12/08
Turkish Cypriot property companies
banned from Scandinavian exhibitions
By Jean
Christou
PROPERTY
companies operating in the north have been banned from exhibitions in some
Scandinavian countries after protests by Greek Cypriot developers, Overseas
Property Professional magazine has reported.
The report said the Turkish Cypriot developers had been banned from a host of
exhibitions across Finland, Norway and Iceland following complaints from Greek
Cypriot companies.
The decision was purely commercial, according to event organisers Fair Media,
which feared that Greek Cypriot developers would withdraw from the exhibitions.
At a previous show in Norway, we had sold stand space to someone with a
Turkish billing address and assumed that this was a Turkish developer coming to
the show, said Sven Kallstrom, chairman of Fair Media.
It was in fact a northern Cypriot company and halfway through the show, a
collective group of representatives from Pafilia, Aristo, Leptos and other
southern Cypriot developers came over and asked us to remove the company from
the exhibition.
For me it was fine to have them there and I hadnt 100 per cent decided on a
policy for this situation, but they threatened to boycott any future events. I
am losing money on ignoring northern Cypriot companies now and we are getting a
lot more enquiries, but I would lose even more money if I allowed them in so we
have made our decision.
The article also quotes Russell Price, managing director of Property
International, a company in the north as saying he understood the decision.
At the end of the day, the exhibition company has made a commercial decision
and I respect that, he said. I dont necessarily disagree with companies that
sell a range of title in north Cyprus. However, we only sell pre-1974 titles so
this isnt fair on companies such as ours that wish to legitimately sell
property in the north to international buyers.
Another representative of the same company said:
This practice of judge and jury is giving south Cypriot developers an unfair
advantage and misinforming the public. There is a strong demand for property in
north Cyprus, which is 50 per cent cheaper than the south.
CYPRUS MAIL 13/12/08
State steps up efforts to ban GPS
with Turkish place-names
By Elias
Hazou
THE GOVERNMENT
aims to ban the sale of any GPS receivers that use maps featuring Turkish
place-names for the occupied areas.
The bizarre story, broken by Politis, first came to light more than two years
ago. The ministries of Foreign Affairs, the Interior and of Education are all
involved, as is the Attorney-general.
Its been two years since authorities have been trying to crack down on the
wayward gadgets.
Apparently, it was the secret service KYP which first brought the matter to the
governments attention.
The Global Positioning System (GPS) is a satellite-based navigation system made
up of a network of 24 satellites placed into orbit by the US Defence
Department. GPS was originally intended for military applications, but in the 1980s
the government made the system available for civilian use. GPS works in any
weather conditions, anywhere in the world, 24 hours a day.
But the bid to ban the GPS receivers is turning out to be a legal minefield. It
goes without saying that preventing the sale of consumer goods would violate a
raft of EU free market laws, as well as regulations governing the free flow of
goods and services.
The receivers in question are manufactured by Garmin, a leading US electronics
company, and are imported from Britain.
The devices come loaded with a basemap which employs Turkish names for towns,
villages and streets in the north anathema to authorities sensibilities.
For example, Kyrenia appears as Girne and Morphou as Güzelyurt.
But computer software can be used to make a simple modification to the names.
According to Politis, when the matter first surfaced, the government complained
to both the manufacturer and to the Cypriot importer. The latter was contacted
and asked to stop importing the devices, but the company replied it could not
as no formal complaint had been filed.
Undeterred, the government asked the Attorney-generals office for a legal
reasoning. In his response, the AG explained that, specific legislation needs
to be passed before a product may be banned.
And in a subsequent legal reasoning, the AG cited a further legal obstacle: it
is illegal to stop or in any way restrict the availability of a consumer
product if it has been imported from an EU country. Such restrictions do not
apply to products coming from outside the EU.
However, legal wizards think they have found a loophole: authorities may
prohibit the importation of a product if it is deemed to be contrary to public
order.
The Ministry of Education meanwhile has dug up further ammunition for the
campaign to ban the GPS receivers. In its feedback, the ministry pointed out
indignantly that the Greek place names of Cyprus have been shaped throughout
the centuries.
It went on to accuse Turkish authorities of undertaking a systematic campaign
to alter the nomenclature of northern Cyprus.
Further, the ministry pointed out that, according to both the UN and UNESCO,
placenames are part of a nations cultural heritage.
It seems the government is dead serious about the crackdown, and as we speak
experts are drafting a law banning the offending receiver. In its crosshairs is
one particular importer the one spotted a couple of years back.
In a further twist, the owner of the company claims that he has since updated
his receivers; the Turkish placenames have been purged and replaced by the
official Greek ones, he says.
He did this by obtaining the proper designations from the records of the Land
Registry Department, which keeps maps of the entire island.
The man was unable to comprehend why the government was still making such a big
fuss over this.
He also complained that he read of the governments plans in the press, and
that no one had contacted him recently to see what was happening.
Ninety-nine per cent of the receivers of this brand now have Greek names, he
told the Mail.
By default, the receivers have been converted to Greek unless a customer
specifically asks that the placenames be left in Turkish, he said.
CYPRUS MAIL 13/12/08
Müzakerelerde yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerekir
TARİHİ
BİR FIRSAT VAR... İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John
Sawers, Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde
yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi. Sawers,
adada çözüm yönünde, iki taraf liderleri arasındaki
farklılıkları giderme noktasında "tarihi bir
fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da
"siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti
İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers, Kıbrıs'ta
iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan ivmenin
yoğunlaşması gerektiğini söyledi.
Sawers, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün
(UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan kararını oy
birliğiyle almasının ardından gazetecilere açıklama
yaptı.
Sawers sözlerinin başında Kıbrıs Rum yönetiminin eski
lideri Tasos Papadopulos'un ölümünden üzüntü duyduğunu belirterek,
baş sağlığı dileğinde bulundu.
UNFICYP'nin ara bölgede önemli rol oynadığını vurgulayan
Sawers, barış gücünün adada güven arttırıcı önlemleri
kolaylaştırdığını ve adayı yeniden
birleştirmek için önemli müzakerelere başlayan iki taraf
arasında güven oluşumunda önemli rol oynadığını
bildirdi. Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde
desteklediğini belirten Sawers, konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin
yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren
bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit
ettiklerini kaydetti.
Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin
yoğunlaşmasını görmeyi sabırsızlıkla
bekliyoruz" diye konuştu.
Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna
inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf
liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında "tarihi
bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki tarafta da
"siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.
"Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar"
diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.
Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını
anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de
kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı
olabiliriz" dedi.
İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle
karşılaştırıldığında müzakereleri
yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers,
müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de
söyledi. Sawers 4 aydır devam eden müzakerelerde iyi bir ilerleme
sağlandığına inandığını kaydederek,
"Yeni yılda bunun devam etmesini ve
yoğunlaşmasını istiyoruz" ifadesini kullandı.
Sawers, Rum bir gazetecinin müzakereler için belli bir süre bitimi öngörüp
öngörmediklerini sorması üzerine, şunları söyledi: "Süre
vermek bizim işimiz değil, ama bu tür süreçlerde ivmenin
korunması önemlidir."
2009 yılında adada seçimin öngörülmediğini anımsatan
Sawers, bunun da müzakerelerin ileriye götürülmesi açısından bir
fırsat dönemi sunduğunu bildirdi.
Rum
temsilci
Kıbrıs Rum yönetiminin Ağustos ayında yeni BM temsilcisi
olarak göreve başlayan Minas Hadjimichael ise Sawers'ın ardından
yaptığı açıklamada kararın Konsey'de kabul
edilmesinden memnuniyet duyduklarını belirtti.
Adada Türk askeri kuvvetlerinin bulunması nedeniyle UNFICYP'nın
adadaki varlığını "vazgeçilmez" gördüklerini
anlatan Hadjimichael, Konseyin kararını "dengeli" bulduklarını
ve çözümün temelinin tarafların siyasi eşitliğe dayalı iki
toplumlu, iki bölgeli federasyon olduğunu bir kez daha açıkça teyit
etmesinden memnuniyet duyduklarını söyledi.
Hadjimichael Kıbrıs Rum idaresinin adadaki müzakere sürecine tam
olarak iştirak ettiğini ve süreci ileri götürmek için "BM ile
her zamanki gibi işbirliği yaptığını"
sözlerine ekledi.
KIBRIS
14/12/08
Papadopoulos tributes continue to
pour in
By Stefanos
Evripidou
TRIBUTES
CONTINUED to pour in from around the world yesterday following the death of
former President Tassos Papadopoulos on Friday.
Papadopoulos lost his long battle with lung cancer at 74, after being
hospitalised on November 22.
Greek Prime Minister Costas Karamanlis will arrive on the island tomorrow to
attend the funeral, accompanied by Greek Foreign Minister Dora Bakoyiannis,
according to a press release issued by the Prime Minister's office.
The American Hellenic Institute (AHI) expressed its deepest sorrow at the death
of the former President. An announcement released by AHI described the late
President as an intense man who was bound by his principles and love for his
country, and therefore, never allowed himself to have these guiding beacons
compromised for the sake of political expediency. For this, the people of
Cyprus should be grateful.
In letters sent to Christofias and the family of the deceased, the Archbishop
of America Demetrios said Papadopoulos was a bright, dynamic and prudent
national leader, who dedicated his whole life to the struggle for the international
promotion and just solution of the Cyprus problem.
Archbishop of Thyateira and Great Britain Gregorios, along with leaders of the
Cypriot community in Britain and overseas Cypriots also expressed their
profound grief over the death of the former President.
US Senator Robert Menendez (D-NJ) described Papadopoulos as a historic figure
for the Greek Cypriots who served them with passion and dedication throughout
his life. The loss of a beloved leader is a tragic moment for any community.
President Papadopoulos commitment and bravery will be remembered for
generations both in Cyprus and around the world, said Menendez in a written
statement.
The government declared a three-day official mourning to mark his death until
Monday, when Papadopoulos will be laid to rest. Tomorrow has been declared a
public holiday with all schools and public services closed and official events
cancelled.
All flags are flying at half mast while a book of condolences will be opened at
the Foreign Ministry tomorrow by President Demetris Christofias and at Cypriot
embassies abroad.
The book of condolences will be open for the public from 1pm to 5pm and on
Tuesday from 9am till 5pm.
The funeral will take place at Saint Sophia church in Nicosia tomorrow morning
from 8.30am till 1030am.
Honorary President of socialist party EDEK, Vassos Lyssarides, will read the
funeral oration. President Christofias, Archbishop Chrysostomos, House
President Marios Garoyian, Christodoulos Pashiardis on behalf of friends of the
deceased and Anastasia Papadopoulou on behalf of his family will read
valedictory speeches.
Tassos Papadopoulos will be buried at the cemetery in Deftera village, near
Nicosia.
The bereaved family requests that, instead of wreaths, donations be made to the
Red Cross, the Intensive Care Forum and the Patient Welfare Council of the
Makarios Hospital.
CYPRUS MAIL 14/12/08
UNFICYP mandate renewed
THE UNITED
Nations Security Council renewed the mandate of the UN peace-keeping force in
Cyprus for another six months on Friday.
Cyprus Permanent Representative to the UN, Minas Hadjimichael described
Resolution 1847 as balanced, noting it reconfirmed in a crystal clear and
unequivocal manner that any solution must be based on a bizonal, bicommunal
federation with political equality.
We consider the presence of the United Nations Peacekeeping Force in Cyprus
indispensable as long as the occupation of part of the territory of the
Republic of Cyprus by Turkey persists, he added.
Britain's Permanent Representative to the UN, Sir John Sawers noted the good
progress in ongoing negotiations between the two leaders on the island but
called for an intensification of the peace process during the 2009 window
before the onset of elections.
Sawers said he believed there was a readiness among the two leaders to engage
in a negotiation which will require a bit of give and take, will recognise that
solutions come when each side recognises the needs of the other and try to find
a compromise and a way forward.
CYPRUS MAIL 14/12/08
Kıbrıs'ın sütünü içelim
KIBRIS'a
politikalarının rehber ilkelerini anlatan AKEL Genel Sekreteri ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum Cumhurbaşkanı Dimitris
Hristofyas, tüm mücadelesinin Kıbrıslılar için olduğunu
vurgulayarak, tartışma yaratan "sütten kesil" ifadesine
açıklık getirdi
ANAVATANLARDAN BAĞIMSIZ HAREKET
ETMELİYİZ... Son günlerin en fazla tartışılan
"sütten kesil" sözüne açıklık getiren Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas, "Bu vatanın evlatları olarak bu
vatanın sütünden içmeliyiz düşüncesiyle bunu söyledim.
Kıbrıs'ın sütünden hiçbir zaman
uzaklaşmamalıyız" dedi. Anavatanların sütü
arayışı içinde olmamak gerektiğini kaydeden Hristofyas,
onlara verdikleri süt için teşekkür edip, ama anavatanların
düşüncelerinden, siyasi hedeflerinden bağımsız bir
şekilde düşünüp hareket edilmesi gerektiğini vurguladı
50 BİN KİŞİNİN KALMASINI
KABUL EDİYORUM: Açık bir şekilde 50 bin
"yerleşiğin" Kıbrıs'ta kalmasını kabul
edeceğini söylediğini anımsatan Hristofyas, buna karşılık
olarak "burada yerleşikler yok, Türkiye'den adaya
taşınmış nüfus yok, burada KKTC"
vatandaşları var" denilmesini kabul edilemez bulduğunu
kaydetti. Hristofyas, "Bu vatan tüm Kıbrıslıların
vatanı. Ben hepimizin bu ortak evimizde dostluk içerisinde
yaşamamızı istiyorum. Bu nedenle de ortak vatanımız
için ben elimden geleni yapma uğraşısı içerisindeyim. Ancak
bunları tek başıma yapamam" dedi
ORTAK DİLİ, BARIŞ
DİLİNİ BULMALIYIZ... "Günün sonunda
Kıbrıs'ın Kıbrıslılara ait olabilmesi için
ellerimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle
ben bu müzakerelere bir Kıbrıslı olarak gidiyorum. Biz
Kıbrıslıların ortak dili, barış dilini
bulmalarını arzuluyorum. Bu müzakereler
aracılığıyla Kıbrıslılar lehine bir
uzlaşmayı hedefleyerek bu görüşmelere katıldım."
1960 KIBRISLILARIN ENDİŞELERİNİ
ORTADAN KALDIRMADI... "1960 çözümü sadece Kıbrıslı
Rumların değil, bütün Kıbrıslıların
endişelerini ortadan kaldırmadı. Üsler kuruldu. Kıbrıs
toprakları üzerinde egemen olan üsler Kıbrıs Cumhuriyeti
toprağı dışında tutuluyor ve Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinden sonra dahi üsler bölgesi
İngilizler tarafından Avrupa Birliği topraklarının da
dışında tutuluyor"
KIBRISLI TÜRKLERE ZARAR VERMEMİŞ BİR
PARTİDEN GELİYORUM. "Hiçbir zaman herhangi bir
Kıbrıslı Türk yurttaşımıza zarar vermemiş
olan bir siyasal partiden gelmekten onur duyuyorum. Küçük yaşta, daha 8-10
yaşımdayken siyasetle ilgilenmeye başladım ve o dönemden
itibaren içinde yer aldığım siyasal harekette şunu
öğrendim: Kıbrıslılar konuştukları dilden,
inandıkları dinden, sahip oldukları etnik kökenden
bağımsız olarak Kıbrıslıdır ve aynı
vatanın evlatlarıdır"
Hasan HASTÜRER
Müzakere masasında tüm
Kıbrıslıların temsilcisi olarak bulunduğunu
kaydederek, "sütten kesil" sözüyle ilgili olarak da
Kıbrıslıların artık anavatanlarından
sıyrılarak kendi vatanları olan Kıbrıs için hareket
etmeleri gerektiğini ifade etti.
AKEL Genel Sekreteri ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum Cumhurbaşkanı Dimitris
Hristofyas, KIBRIS gazetesi köşe yazarlarından Hasan Hastürer'in
sorularını yanıtladı.
Güney Lefkoşa'daki başkanlık
sarayında üç saati aşkın süren görüşmede Hristofyas, siyasi
duruşunu ve konulara yaklaşımına rehber olan ilkelerini
özetledi.
Müzakerelere bir Kıbrıslı olarak
gidiyorum
Dimtris Hristofyas,
Cumhurbaşkanlığı'na adaylık fikrinin nasıl
oluşup yaşam bulduğuna yönelik bir soruyu yanıtlarken
şunları söyledi:
"Partimin ve
yoldaşlarımın önerisini Kıbrıs sorunun çözümü
uğraşılarını ileri götürmek amacıyla kabul ettim.
Cumhurbaşkanlığı adaylığını bunun için
kabul ettim... Günün sonunda Kıbrıs'ın Kıbrıslılara
ait olabilmesi için ellerimizden geleni yapmamız gerektiğini
düşünüyorum. Bu nedenle ben bu müzakerelere bir Kıbrıslı
olarak gidiyorum. Biz Kıbrıslıların ortak dili,
barış dilini bulmalarını arzuluyorum. Bu müzakereler
aracılığıyla Kıbrıslılar lehine bir
uzlaşmayı hedefleyerek bu görüşmelere katıldım. Bunu
beni ziyaret eden yabancılara da söylüyorum."
Sömürgeciliğe karşı mücadeleyi bir
çocuk olarak yaşadım
Hristofyas, kendi mücadele
geçmişi ve Kıbrıs'ın yakın tarihinde
yaşananları değerlendirirken, "Ben sömürgecilik döneminde
dünyaya geldim. Sömürgeciliğe karşı mücadeleyi bir çocuk olarak
yaşadım. Sömürgecilerin böl ve yönet taktiğini uygulayabilmeleri
için toplumları birbiriyle karşı karşıya getirme
uğraşılarını da yaşadım" dedikten sonra
şöyle konuştu:
"Elbette sömürgeciler
politikalarını her iki toplumun da içindeki şoven kesimleri
kullanarak yaşama geçirdiler. 1960 çözümü sadece Kıbrıslı
Rumların değil, bütün Kıbrıslıların
endişelerini ortadan kaldırmadı. Üsler kuruldu. Kıbrıs
toprakları üzerinde egemen olan üsler Kıbrıs Cumhuriyeti
toprağı dışında tutuluyor ve Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinden sonra dahi üsler bölgesi
İngilizler tarafından Avrupa Birliği topraklarının da
dışında tutuluyor.
Ne yazık ki, iki toplumdan da
güçler NATO'cu çevreler, yabancılar tarafından kurulan tuzaklara
düştü. 1963'te, 1967'de tekrarlıyorum şoven güçlerin
başrolde olduğu çatışmalar yaşandı. Yunanistan'da
darbe oldu ve Cunta başa geldi. 1960 Anayasası'nın işlerlik
kazanmasına çalışılacağı yerde, her iki toplum
içinde de bazı çevreler, şoven çevreler bir tarafta Taksim'in
nasıl yapılacağı, diğer tarafta Enosis'in nasıl
gerçekleştirileceği düşüncesiyle hareket etti. Sonunda darbeye
ve darbenin yol açtığı Türkiye'nin istilasının
yaşanmasına ve adada 34 yıldır devam eden işgale
ulaştık."
Romantizmimi de yitirmedim
Hristofyas, bir soruyu
yanıtlarken gelecek kuşaklara karşı sorumluluk bilinci
içinde olma gerekliliğinin altını çizip "Bu süreç
içerisinde, tüm bu yaşadıklarımızın endişeleri
içerisinde artık torun sahibi hale geldik. Ben de belirtmek istiyorum,
misyonumuz çocuklarımızın, torunlarımızın, bizden
sonraki nesillerin bizim yaşamış olduğumuz
acıları, sorunları ve kaygıları
yaşamamalarını sağlamaktır. Ben gerçekçi olmayan
birisi değilim, ama içinden geldiğim siyasal alanın bir
gereği olarak romantizmimi de yitirmiş bir kişi
değilim" dedi.
CTP ile ortak misyon ve ortak görev
Dimitris Hristfoyas, parti olarak CTP,
lider olarak Mehmet Ali Talat'la Kıbrıs sorununun çözümü için
geçmişten gelen ortak yanları olduğunu anımsatıp
şu görüşleri dile getirdi:
"CTP'nin Kıbrıs Türk
toplumu liderliğinde olduğu koşullarda, birlikte güçlükleri
aşarak, ortak misyonumuzu, ortak görevimizi yerine getirebileceğimiz
inancıyla hareket ettim.
BM kararları, 1977-1979 Doruk
Anlaşmaları ve eğer isterseniz neredeyse yaklaşık 30
yıl boyunca CTP ile birlikte yaptığımız pek çok ortak
açıklama temelinde, BM kararlarında belirtildiği şekilde iki
toplumun siyasal eşitliğinin olacağı iki bölgeli iki
toplumlu federasyon çerçevesinde ülkemizi yeniden birleştireceğimiz
inancıyla hareket ettim.
Hiçbir zaman herhangi bir
Kıbrıslı Türk yurttaşımıza zarar vermemiş
olan bir siyasal partiden gelmekten onur duyuyorum. Küçük yaşta, daha 8-10
yaşımdayken siyasetle ilgilenmeye başladım ve o dönemden
itibaren içinde yer aldığım siyasal harekette şunu
öğrendim: Kıbrıslılar konuştukları dilden,
inandıkları dinden, sahip oldukları etnik kökenden bağımsız
olarak Kıbrıslıdır ve aynı vatanın
evlatlarıdır. Ayhan Hikmet, Derviş Ali Kavazoğlu, Kutlu
Adalı ve diğer Kıbrıslı Türkler öldürüldüklerinde, bir
Kıbrıslı Rum yurtsever öldürüldüğünde ne hissettiysem
aynısını hissettim. Aynı acıyı, aynı
üzüntüyü yaşadım."
Anavatanların sütü arayışında
olmamalıyız
"Her birimiz kökenimiz, inandığımız
din, konuştuğumuz dilden gurur duyabiliriz. Ama aynı zamanda,
aynı vatanın evlatları olarak hareket etmeliyiz, ortak
vatanımızın lehine hareket etme anlayışına sahip
olmalıyız. Çünkü hepimiz aynı vatanın, aynı toprak
ananın evlatlarıyız" dedikten sonra sözü sütten kesilmeye
getiren Hristofyas, şunları söyledi: "Ben sütten kesilmeden söz
ettiğimde, hepimiz kendi anamızın, kendi
vatanımızın sütünden içmeliyiz, bu vatanın evlatları
olarak bu vatanın sütünden içmeliyiz düşüncesiyle bunu söyledim.
Kıbrıs'ın sütünden hiçbir zaman uzaklaşmamalıyız.
Anavatanların sütü arayışı içinde olmamalıyız.
Onlara verdikleri süt için teşekkür edelim, ama anavatanların
düşüncelerinden, siyasi hedeflerinden bağımsız bir
şekilde düşünüp hareket edelim. 1960'tan bu yana bağımsız
bir ülke olduğumuzu anlamalıyız. Bu memleketin gerçek efendileri
olarak düşünelim, hareket edelim. Elbette varılan bu zor ve
karmaşık durumda, bu kolay değildir. Ancak bizim görevimiz bu
karmaşık yumağı çözebilmektir."
Türk halkına karşı olumsuz duygular
taşımıyorum.
"Türkiye ve Türk halkına
karşı duygularınız nedir?" sorusuna Hristofyas şu
yanıtı verdi:
"Şahsen Türk halkına karşı
da olumsuz duygular taşımıyorum. Tam aksine, ne zaman
gerekiyorsa Türk halkıyla dayanışma içerisinde olduğumu
ortaya koyuyorum. Bugünkü Türk liderliğine karşı da herhangi bir
düşmanlık duymuyorum. Tam aksine Türkiye liderliğinin köklü
reformları gerçekleştirip Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik
sürecinde ilerlemeyi başarması yönünde sempatimi de pek çok kez dile
getirdim. Çünkü böyle bir ilerlemenin Kıbrıs'ın da yararına
olduğuna inanıyorum. Ancak bunun önkoşulu Kıbrıs'a,
Kıbrıs halkının tümüne, iki toplumun da
çıkarlarına saygı gösterilmesidir. Bu halkın,
Kıbrıs halkının bunca yaşadıklarından sonra
yeterince olgunlaşmış olduğunu ve
başkalarının himayesine gerek olmadığını
düşünmek kötü bir şey mi?"
Uluslararası kazanımlar ortak
kazanımlardır
"İki toplumun birlikte
yaşayacağı devletin yapılandırılmasıyla
ilgili karar verecekleri müzakerelere katılıyorum, var olan durum
nedeniyle bu müzakerelerde Cumhurbaşkanı olarak değil, toplum
lideri olarak diğer toplum lideriyle görüşmek için müzakerelerde yer
alıyorum" görüşünü ifade eden Dimitris Hristofyas, sözlerinin
devamını şöyle getirdi:
"Hem Kıbrıslı
Rumlar, hem de Kıbrıslı Türkler karşısındaki
sorumluluklarımı düşünerek hareket etmek zorundayım.
Cumhurbaşkanı olarak hem yurt içinde görevlerimi yerine
getirmekteyim, hem de bunun yanı sıra yurt dışında
temaslarda da bulunuyorum.
Uluslararası alanda ne kazanırsak, Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi ve federasyon zemininde bunu birlikte
kazanmış oluyoruz, ortak kazanımımız oluyor.
Kıbrıs'ın ekonomik alanı içerisinde neden petrol
araştırmaları yaptığımız sorusuna
ilişkin olarak da şunu söylüyorum: Ben Talat'a gelin Kıbrıs
sorununu çözelim, ortaklığı tekrar canlandıralım
diyorum; eğer bulunursa, 6, 7, 8 yıl içinde bulunacak olan petrolü,
gazı gelin iki toplum olarak birlikte kullanalım diyorum."
Her Kıbrıs vatandaşının
söz ve oy hakkı olması
Dönüşümlü başkanlık, oy
kullanımı ve kuzeydeki nüfus dokusuyla ilgili soruyu yanıtlayan
Dimitris Hristofyas şu görüşleri seslendirdi:
"Ben dönüşümlü
başkanlığı kabul ettiğimi ifade ettim. Bu
düşüncemin, bu tarafta tepkilere de yol açtığını
biliyorum. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Cumhurbaşkanı'nın, hem Kıbrıslı Rum
Cumhurbaşkanı'nın, hem Kıbrıslı Türk
Cumhurbaşkanı'nın, hem birinin, hem öbürünün, hem
Cumhurbaşkanı'nın hem de Cumhurbaşkanı Vekili'nin kim
olacağı konusunda her Kıbrıs vatandaşı söz ve oy
hakkının olmasını istemez mi? Bu konuda bir
Kıbrıslı olarak sen de söz ve oy hakkının
olmasını istemez misin?
...Ve şunu da belirtiyorum. Kıbrıs
Türk toplumunun nüfusu Kıbrıs Rum toplumundan daha az. Nüfusu az olan
toplumun oyunu güçlendirecek, değerini yükseltecek bir yol bulalım
diyorum. İki toplumluluğu bozacağı iddiasıyla bu
reddedilmemelidir. Senin de belirttiğin gibi (Kuzeyde)- karma evlilikler
var, burada doğmuş olan çocuklar var, Kıbrıs'ı kendi
vatanları olarak hisseden insanlar var. Ben çıkıp açık bir
şekilde, 50 bin kişinin, 50 bin yerleşiğin
kalmasını kabul ediyorum dedim. Buna karşılık olarak
"burada yerleşikler yok, Türkiye'den adaya
taşınmış nüfus yok, burada "KKTC"
vatandaşları var" denilemez."
Biz anlaştık diyebilmeliyiz
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum
Cumhurbaşkanı Dimtris Hristofyas, her türlü dış etkene
karşı, "Biz Kıbrıslılar olarak birlikte
anlaşmaya varıp, çıkıp biz Kıbrıslılar kendi
evimizde anlaşmaya vardık diyebilmeliyiz" görüşünde
olduğunu ifade edip şunları ekledi:
"Referandumlardan sonra
Papadopulos'un onayıyla Kıbrıslı Türklere yönelik bazı
destek önlemleri yaşama geçirildi. Bu destekler bugüne kadar da
uygulanmaktadır. Papadopulos tarafından Mağusa ile ilgili bir
öneri yapıldı. Mağusa Limanı'nın AB'nin gözetimi
altında Kıbrıslı Türkler tarafından çalıştırılması
ve BM Güvenlik Konseyi'nin 550 sayılı kararının
uygulanmasıyla BM ya da Kıbrıslı Rumların yönetimi
altında Mağusalıların geri dönüşüyle ilgili öneri
yapıldı.
Bu öneri yaşama geçirilseydi
önümüzdeki on yıl için, belki daha da fazla bir süre için hem
Kıbrıslı Rumlar, hem Kıbrıslı Türkler için
iş olanakları da doğacaktı. Çok sözü edilen doğrudan
ticaret de oradan yapılacaktı. Biz, Kıbrıs Türk
tarafının bu öneriye olumlu yaklaşmasını bekliyorduk.
Ancak bazı milliyetçi çevrelerin tepki göstermesinin ardından bu
gerçekleşmedi."
Bu vatan tüm Kıbrıslıların
vatanıdır
Adada yaşanan zorlukların göç nedeni
olmasını kaygıyla izlediklerini belirten Dimitris Hristofyas,
"Kıbrıslı Türk dostlardan şunu duyuyorum. Türkiye'den
adaya gelen nüfus o kadar artmaktaki, Kıbrıs sorunu çözümsüz
kaldığı takdirde, bu gidişle Kıbrıslı
Türkler kuzeyde azınlık haline gelecekler. Bu durumda bazı
Kıbrıslı Türkler kendi vatanımızda 2., 3.
sınıf yurttaş gibi yaşamaktansa, gider başka bir
ülkede yabancı olduğumuzu bilerek, yabancı gibi
yaşarız diyorlar.
Ben hiçbir
yurttaşımızın vatanını terk edip, yabancı
ülkelere, başka yerlere gitmesini istemiyorum. Bu vatan tüm
Kıbrıslıların vatanı. Ben hepimizin bu ortak evimizde
dostluk içerisinde yaşamamızı istiyorum. Bu nedenle de ortak
vatanımız için ben elimden geleni yapma uğraşısı
içerisindeyim. Ancak bunları tek başıma yapamam" dedi.
Geçmişin acılarında şoven
çevrelerin rolü var
Hastürer'in sorularını
yanıtlamanın son bölümünde Dimitris Hristofyas, şunları
söyledi:
"Geçmişte yaşanan
acılarda iki toplumdan da şoven çevrelerin sorumlulukları var.
Kıbrıslı Türkler getolaşmaya itildi. Yaşananlarda
Denktaş'ın sorumlulukları yok mu? Hatta Sayın Küçük'ün bile
bazı sorumlulukları var. Unutmayalım ki, Sayın İnönü
bile Sayın Küçük'e yazdığı mektupta görevinize geri dönünüz
çağrısında bulunuyordu. Ancak Sayın Küçük bu olmaz diyordu.
Geçmişte yaşanmış
olanlara takılıp kalarak ilerleyemeyiz. Eğer geçmişe
bakacaksak, toplumlarımız içerisinden büyük hatalar
yapıldı. İleriye bakalım ve geçmişte yaşanan
hataların, olumsuzlukların bir daha yaşanmaması için
çalışalım.
Yakın bir zaman önce AKEL ve CTP
Mağusa ilçe örgütleri tarafından Derinya'da iki toplumlu bir etkinlik
gerçekleştirildi. Bu etkinlikte yaptığım konuşmada
oraya kulaklara hoş gelen sözler söylemeye değil, gerçekleri
söylemeye gittiğimi belirttim."
KIBRIS
15/12/08
Siyasiler, Papadopulos'un cenazesine katılmıyor
Cumhurbaşkanı Talat'ın bugünkü
programının önceden hazırlandığı belirtilirken,
bazı siyasilerimiz de güvenlik ve protokol taleplerinin yerine
getirilmediği gerekçesiyle cenazeye katılmama kararı aldı
Akciğer kanserine yakalanan ve
yaklaşık 10 gündür yoğun bakımda kaldıktan sonra
hayatını kaybeden Rum yönetiminin eski başkanlarından Tasos
Papadopulos'un bugün saat 11.00'de Strovolo kentindeki Aya Sofia kilisesinde
gerçekleştirilecek cenaze törenine KKTC'den resmi katılım
olmuyor.
Cumhurbaşkanlığından elde edilen bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bugünkü programının önceden
hazırlandığı ve söz konusu program içerisinde Tasos
Papadopulos'un cenazesine katılımın yer almadığı
ifade edildi.
Başbakanlık Özel Kalem
Müdürü Ahmet Muratoğlu da KIBRIS'a yaptığı açıklamada
Başbakan Soyer'in Papadopulos'un bugünkü cenaze törenine
katılmayacağını açıkladı.
Demokrat Parti (DP) Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ta yaptığı
açıklamada, cenazeye katılamayacaklarını ifade ederek
"Güvenlik ve protokol açısından taleplerimiz olmuştu.
Bunları sağlamadıkları için
katılmayacağız" diye konuştu.
Serdar Denktaş, babası eski
cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın da törene
katılmayacağını da belirtti.
Özgürlük ve Reform Partisi sözcüsü
Rasıh Reşat, Tasos Papadopulos'un bugün gerçekleştirilecek
cenazesine katılmak gibi bir gündemlerinin
bulunmadığını söyledi.
Toplumcu Demokrasi Partisi Genel
Başkanı Mehmet Çakıcı konuyla ilgili olarak
yaptığı açıklamada, kendisinin cenazeye
katılmayacağı gibi, partiden bir heyetin de
gönderilmeyeceğini ifade ederek "DİKO'ya başsağlığı
mesajı yolladık. Katılımımız olmayacak"
dedi.
Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri
Nazım Çavuşoğlu, cenazeye katılım konusunda
görüşme yapılmadığını, bu sabah yapılacak
toplantıda görüşülüp karar verileceğini ifade etti.
KIBRIS
15/12/08
BM
Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP)
görev süresini 6 ay süreyle uzatan ve 3 Eylül 2008'de müzakerelerin
başlamasıyla ortaya çıkan "benzersiz" fırsattan
tarafların tam olarak yararlanmalarını isteyen bir kararı
kabul etti.
Güvenlik
Konseyi, bugün yaptığı toplantıda, BM Genel Sekreteri Ban
Ki-mun'un adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki
gelişmeleri özetleyen ve genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin
iyi yönde ilerlediğini belirten raporuyla ilgili hazırladığı
karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.
Konsey görev süresi 15 Aralık 2008'de dolacak UNFICYP'nin süresini 15
Haziran 2009 tarihine kadar uzattı.
Konsey kararında, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs sorununa
çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle adadaki taraflara ait olduğu
yolundaki görüşüne katıldığını belirterek,
"Şimdi çok önemli ilerleme yapabilmek için benzersiz bir fırsat
bulunmaktadır" dedi.
Kararda Konsey, BM'nin Kıbrıs sorununun çözülmesi, adadaki bölünmenin
sona erdirilerek kapsamlı ve kalıcı bir çözüme
ulaşılması çerçevesinde taraflara yardımcı olma
yönünde oynadığı ana rolü bir kez daha teyit etti.
Konsey, kararında, 3 Eylül 2008'de kapsamlı müzakerelerin
başlamasını, bugüne kadar sağlanan ilerlemeyi ve liderlerin
ortak açıklamalarını memnuniyetle
karşıladığını belirterek, tarafların siyasi
eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon temelinde
kalıcı anlaşmaya varabilmek için müzakerelere "tamamen,
esneklik göstererek ve yapıcı bir şekilde"
katılmalarının önemini vurguladı.
Müzakerelerde sağlanan ivmenin, iyi niyetin ve güvenin korunması için
tarafları teşvik ettiğini belirten Konsey, bu fırsattan tam
olarak yararlanılmasını istedi.
Güven artırıcı önlemler
Kıbrıslı Türk ve Rum liderleri takdir ettiğini belirten
Konsey, adada güven artırıcı önlemlerin
açıklanmasını ve askeri tatbikatların iptal edilmesini de
memnuniyetle karşıladığını, söz konusu önlemlerin
uygulanmasını ve iki toplum arasında güven oluşturmak için
başka adımlar atılması konusunda anlaşmaya
varılıp onların da uygulanmasını
sabırsızlıkla beklediğini kaydetti.
İki taraf arasında Yeşil Hat'tan karşılıklı
geçişlerin devamı ve Ledra Caddesi'nin (Lokmacı geçiş
kapısının) açılmasının öneminin bir kez daha
vurgulandığı kararda, Yeşilırmak (Liminitis) gibi
diğer geçiş noktalarının açılmasının da
teşvik edildiği belirtildi.
Kapsamlı ve kalıcı bir çözümün tüm Kıbrıslılara
son derece önemli yararlar getireceğinin altı çizilen kararda,
tarafların ileride yapılması muhtemel bir referandum öncesinde
bu yararların neler olduğunu ve onlara ulaşılabilinmesi
için esneklik gösterilmesi gerektiğini iki topluma açıkça
anlatmaları istendi.
Konsey, bu kapsamda uluslararası toplumun iki tarafın liderlerine
mevcut fırsattan tam olarak yararlanılması için destek vermeye
devam edeceğinin altını çizdi.
Konsey, iki taraf arasında olay sayısındaki düşüş,
genel olarak adadaki güvenlik durumumun istikrarlı olması ve
mayın temizleme çalışmaları ile Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarında sağlanan
ilerlemeden memnuniyet duyduğunu da
ifade etti.
Kararda, aktif sivil toplumun siyasi süreç açısından öneminden söz
edilerek iki toplum arasındaki temaslar ve etkinliklerin artmasına
yönelik çabalardan memnuniyet duyulduğu kaydedildi.
"İki toplum arasındaki engeller kaldırılsın"
Konsey, bu çerçevede iki taraftaki sivil toplumun sürece
katılımının, ekonomik ve ticari kurumları
arasındaki işbirliğinin teşvik edilmesini, iki toplum
arasındaki temaslara karşı tüm engellerin
kaldırılmasını istedi.
Konsey kararında, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs Özel
Danışmanı olarak Alexander Downer'ı atamasından
memnuniyet duyduğunu da belirtti. Kararın sonuç bölümünde ise 3 Eylül
2008'de kapsamlı görüşmelere başlanmasından memnuniyet
duyulduğunun altı bir kez daha çizildi ve görüşmelerin
başlamasının kapsamlı ve kalıcı çözüme yönelik
bekleyiş yarattığı belirtildi.
Konsey, müzakerelerde sağlanan ivme ile mevcut güven ve iyi niyet
ortamı korunarak, sürece yapıcı ve açık katılımla
bu fırsattan tam olarak yararlanılmasını istedi. Konsey, bu
kapsamda, adadaki BM Barış Gücüne (UNFICYP) tam destek vererek gücün
görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar 6 ay uzattı ve Genel
Sekreter Ban'dan 1 Haziran 2009 tarihinde bu kararın uygulanmasına
yönelik bir rapor hazırlamasını, ayrıca gerekli
gördüğü durumlarda gelişmelerle ilgili Konseyi bilgilendirmesini
talep etti.
UNFICYP'nin adada 858'i asker, 69'u da polis olmak üzere toplam 927 personeli
bulunuyor.
CNN TURK 12/12/08
"İnsanların izole edildiği yerde hak ihlali var"
Avrupa
Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, izolasyon
altındaki toplumlarda insan hakları ihlali olduğunu, ancak
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Bölümü'nün bu konuda çalışma
yapacak kaynağı bulunmadığını söyledi.
İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesinin 60. yıl dönümü dolayısıyla
adada bulunan Hammarberg, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK)
yaptığı açıklamada, "Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların insan hakları ihlali olup
olmadığı" sorusu üzerine, "İnsanların izole
edildiği yerlerde elbette ki insan hakları ihlaliyle ilgili
belirtiler vardır" dedi.
"Kıbrıslı Türklere sportif, kültürel ve eğitim
alanında uygulanan izolasyonların hafifletilmesi yönünde herhangi bir
çalışmaları bulunup bulunmadığı" sorusuna
karşılık olarak da Hammarberg,
çalıştığı birimin İnsan Hakları Konvansiyonu
çerçevesinde çalışma yürüttüğünü, Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonun ise Konvansiyonda yer
almadığını söyledi.
Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplumla sosyal
temasının kısıtlı olduğuna dikkati çeken
Hammarberg, "ekibinin küçük olmasından dolayı sadece İnsan
Hakları Konvansiyonu'nda yasal olarak tanımlanmış insan
hakları konuları üzerinde yoğunlaştıklarını,
yeterli kaynakları olsaydı pek çok alanda daha çalışma
yürüteceklerini" kaydetti.
UNESCO veya genel olarak Avrupa Konseyinin Kıbrıslı Türklerin
dış temasları konusunda çalışma yürütebileceğini
ifade eden Hammarberg, "Kesinlikle bunun için elimizde kaynak yok"
dedi.
"Kuzey Kıbrıs'ta eşcinsel ilişkinin yasak
olmasının AB değerleri ile tezat oluşturduğunu"
savunan Hammarberg, "bugün gelişmiş ülkelerin hiçbirinde eş
cinsel ilişkilerin yasak olmadığını" söyledi.
Kadın hakları geliştirilmeli
Hammarberg, Temmuz 2008'de KKTC'de yaptığı temaslardan söz
ederken, ziyaret ettikleri Merkezi Cezaevi ile ilgili olarak,
"Kapasitesinden fazla mahkum var, alt yapısı yetersiz, hapishane
koşuları beklenen seviyede değil" diye konuştu.
Kadın haklarını destekleme konusunda da KKTC'de "pek çok
şeyin daha yapılabileceğini" söyleyen Hammarberg, siyasi
mevkilerde çok az kadının bulunmasının hem kuzeyde, hem de
güneyde kadın haklarına yaklaşımın bir sonucu
olduğunu savundu.
Hammarberg, KKTC'deki gözlemlerini, "etki yaratabilecek bir formata
sokarak" yayınlamayı düşündüklerini sözlerine ekledi.
Toplam 47 Avrupa ülkesinin üye olduğu Avrupa Konseyi'nde
bağımsız bir mevki olarak görev yapan İnsan Hakları
Komiseri, üye ülkelerde insan hakları hakkında bilinç yaratmak
amacıyla Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi tarafından
seçiliyor.
CNN
TURK 12/12/08
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "tarafsız
olmadığı için" Avrupa Birliği'nden siyasi bir
yardım beklemediklerini, ancak teknik ve finansal yardım
istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıslı Türklerin 2004'teki referandumla federal çözüm
istediğini ispatladığını, bunun tersine yapılan
propagandaları Brüksel'deki temasları sırasında bir kez
daha anlattığını kaydetti.
Talat, Yenidüzen gazetesinin 34'üncü kuruluş yıl dönümünde düzenlenen
resepsiyon sırasında gazetecilerin soruları üzerine, bu hafta
Brüksel'de yaptığı temasları değerlendirdi.
Brüksel'de Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stub ve
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile bu
görevlere yeni geldikleri için ilk kez görüştüğünü belirten Talat,
İngiltere'nin Kıbrıs'ın garantörlerinden biri ve BM
Güvenlik Konseyi daimi üyesi olduğuna dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, BM Güvenlik Konseyindeki karar
tasarılarının da İngiltere tarafından
hazırlandığına işaret etti.
"İngiltere önemli ülke"
Brüksel'de görüştüğü kişilere Kıbrıs'ta müzakere
sürecinin önemini, kısa sürede bir çözüme ulaşmak için üzerlerine
düşeni yaptıklarını anlattığını ifade
eden Talat, şöyle konuştu:
"AB'den beklentilerimiz önemli. İngiltere de AB Komisyonu
dışında görüşlerimizi aktarmamız gereken önemli bir
ülkeydi. AB ile ilgili düşüncelerimizi de aktardık. AB'nin çözüm
sürecinde oynayabileceği rolü değerlendirdik.
AB'nin tarafsız olmamasından kaynaklanan nedenlerle siyasi bir
yardım yapabilecek pozisyonu olmadığını, ancak teknik
yardımına ihtiyacımız olduğunu İngiltere'ye ve
Finlandiya'ya anlattık. Hatta aynı şeyi bir gün önce AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'ya da söyledik. Beklentimiz
teknik ve finansal yardımdır. Bunun dışında AB'den
tarafsız olmayan bir kurum olarak siyasi yardım beklemediğimizi
bir kere daha ifade ettik."
Talat, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerinin
anlaşılması ve aleyhteki politikaların düzeltilmesi
açısından Brüksel temaslarının yararlı geçtiğini
belirti.
"Federasyon istediğimiz ispatladık"
"Türk tarafı federasyon istiyor görünüyor, ama konfederasyonu
savunuyor iddialarının ta oralara kadar gittiğini" belirten
Talat, bütün görüştüğü çevrelere, esas hedeflerinin iki kesimli, iki
halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm
olduğunu, iki kurucu devletin eşit statüsüyle yeni bir ortaklık
devletinin kurulmasını istediklerini anlattıklarını açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat, bunların da Kıbrıs sorununun
çözümüyle gerçekleşeceğini, konfederasyon değil, federasyon
istediklerini ve bunu da ispatladıklarını bir kez daha
anlattıklarını söyledi.
Talat şöyle devam etti:
"İnsanlar kolay unutuyor. Kıbrıslı Türkler 2004'te
sandıklara giderek doğrudan demokrasi yoluyla çözüm istediğini
federal bir yapıyı kabul ettiğini ispat etti. O yüzden
artık Kıbrıslı Türklerin tekrar bir ispat yükümlülüğü
olmadığını, o güne kadar bütün dünyayı çözümü kabul
edeceği konusunda ikna ettikten sonra son anda tutum
değiştirerek çözümü reddeden tarafın çözümü
arzuladığını ortaya koyma ihtiyacı ve ispat
yükümlülüğü bulunduğunu tekrar tekrar anlattık.
Anlaşıldığını umuyoruz. Daha sonra Avrupa
Parlamentosundan parlamenterler, düşünce kuruluşları ve
gazetecilerin katıldığı çalışma
toplantılarındaki değerlendirmeler, doğru biçimde
algılandığımızı gösterdi."
BM: "Yakalanan ivmenin yoğunlaşması gerek"
Bu arada, İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers da,
Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden müzakerelerde yakalanan
ivmenin yoğunlaşması gerektiğini söyledi.
BM Güvenlik Konseyi'nin adadaki süreci güçlü bir şekilde
desteklediğini belirten Sawers, Konseyin müzakerelerde yakalanan ivmenin
yoğunlaşmasını istediğini ve 2009'un çok uzun süren
bir beklemenin ardından "gerçek bir ilerleme" getirmesini ümit
ettiklerini kaydetti.
Sawers, "Artık iki taraf arasındaki müzakerelerin
yoğunlaşmasını görmeyi sabırsızlıkla
bekliyoruz" diye konuştu.
Sawers, adada çözüm yönünde bu sefer gerçekten bir fırsat olduğuna
inanıp inanmadığının sorulması üzerine, iki taraf
liderleri arasındaki farklılıkları giderme noktasında
"tarihi bir fırsatın" bulunduğunu ve bu çerçevede iki
tarafta da "siyasi irade" olduğunu düşündüklerini belirtti.
"Liderler gerekli kararlılığı gösteriyorlar"
diyen Sawers, uluslararası toplumun da süreci desteklediğini söyledi.
Çözümün iki toplum ve iki lider tarafından bulunacağını
anlatan Sawers, "Bizler onlara bazen fikir vererek bazen de
kolaylaştırıcı rol oynayarak yardımcı
olabiliriz" dedi.
İki tarafta da 4 yıl ya da 10 yıl öncesiyle
karşılaştırıldığında müzakereleri
yürütme yönünde bir irade olduğunu düşündüğünü belirten Sawers,
müzakerelerin biraz "al-ver" ve uzlaşma gerektirdiğini de
söyledi
CNN TURK 12/12/08
Akciğer
kanserine yenik düşerek 12 Aralık Cuma günü ölen eski Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, düzenlenen cenaze töreninin ardından bugün
toprağa verildi. Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Aya Sofya
Kilisesi'nde düzenlenen ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2.
Hrisotomos'un yönettiği törene, Rum yönetimi lideri Dimitris Hritofyas,
Papadopulos'un ailesi, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, PASOK Genel
Başkanı Yorgos Papandreu, diğer Rum yetkililer ve Güney Kıbrıs'taki
yabancı büyükelçiler katıldı.
Kilise duvarında "Hayır" pankartı
Cenaze töreninin yapıldığı Aya Sofya Kilisesi'nin
duvarına büyük boyutta "Hayır" pankartının
asılması dikkat çekti.
Kilise duvarına, aynı boyutta, EOKA mücadelesine atıf yapan
"Özgürlük mücadelecisi" ve "lider" sözlerinin
yazılı olduğu pankartlar da asıldı.
Papadopulos'un sözlerinin yazılı olduğu çeşitli pankartlar
taşıyan siyah giyimli Rumlar, "Bize öz güvenimizi ve ümidimizi
verdiğiniz için teşekkür ederiz" sözlerinin yazılı olduğu
pankart da açtı.
Papadopulos'un ölümü nedeniyle cuma gününden beri yasta olan Güney
Kıbrıs'ta bugün resmi tatil ilan edildi.
Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile PASOK Partisi
Başkanı Yorgos Papandreu, Rum Dışişleri
Bakanlığı'na giderek, burada Papadopulos için açılan taziye
defterini imzaladılar.
Hristofyas'ın konuşması
Rum yönetimi lideri Hristofyas, kilisede yaptığı konuşmada,
Papadopulos'un yaptığı işlerle, "Kıbrıs
halkının kurtuluş mücadelesinde çok zengin ve mücadeleci bir
tarih yazdığını" savundu.
Hayatından kesitler anlattığı Papadopulos'un
Başpiskopos Makarios tarafından "Kıbrıs'ın en
genç bakanı" olarak atandığını ifade eden
Hristofyas, Papadopulos'un "Kıbrıs halkının,
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
kazanımı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her türlü mücadele
içerisine girerek savunduğunu" ileri sürdü.
Hristofyas, Papadopulos'un "Cunta ve EOKA B'ye karşı Makarios'un
yanında verdiği mücadelenin" kendisi ile Papadopulos'u
"aynı mücadele ve işbirliği saflarına
getirdiğini" kaydetti.
"Papadopulos'un, III. Makarios tarafından seçilmesi ile
başladığı faaliyetlerinde çok zengin ve mücadeleci bir
tarih yazdığını" anlatan Hrsitofyas, şöyle devam
etti:
"Tasos Papadopulos siyasi ve ideolojik olarak merkeze (sağa) mensup
olmasına rağmen toplumsal vizyonu merkez-sol olarak
nitelendirilebilir. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ve
'Kıbrıs cumhuriyeti başkanı' olarak sosyal
duyarlılık ortaya koydu.
Tasos Papadopulos'la ezelden beridir karşılıklı saygı
ve karşılıklı anlayışa dayanan bir
işbirliği içindeydim.
Bu işbirliği dostluğa dönüştü. Meclis
başkanlığım sırasında kendisiyle Meclis'te
işbirliği yaptık, daha sonra da bizim desteğimiz ile
'Kıbrıs cumhuriyeti başkanlığına' seçildi.
Şimdi bu uzun yolculuğuna, vatana ve halkımıza
karşı görevini yerine getirmiş ve borcunu ödemiş
olmanın büyük rahatlığı içerisinde çıkabilir.
Hoşçakal Tasos, bıraktığın boşluğu
dolduracağız."
"Mücadele devam edecek"
Sosyalist EDEK partisi onursal başkan Vasos Lissaridis de, Papadopulos'a
"mücadele devam edecek" sözü ile veda etti.
Konuşmasında şiir okuyarak, milliyetçi duygularını
dile getiren Lissaridis, Papadopulos'un Annan planı referandumu öncesinde
söylediği "Devlet teslim aldım, toplum teslim
etmeyeceğim" sözlerini anımsattı. Lissarides'in
konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
"Milli davamızdan kayıp"
Başpiskopos 2. Hrisostomos ise, "Milli davamızdaki ender
doğru seslerden biri söndü. Makarios'un işini sürdüren kişi
olduğunu gösteren Papadopulos, artık, ata yadigarı
topraklarımızda fiziki ve milli varlığımızı
güvence altına alacak yaşayabilir bir çözüm bulunmasına yönelik
en zor yollarda bize rehberlik edecek" dedi.
2. Hrisostomos, Papadopulos'un EOKA mücadelesine büyük katkı
yaptığından da söz etti.
Rum Meclis Başkanı ve Papadopulos'un partisi Demokratik Parti'nin
(DİKO) Başkanı Marios Karoyan da, "Papadopulos'un geride
büyük bir boşluk bıraktığını, bu
boşluğu doldurmak için çok çalışacaklarını"
söyledi.
Törende Papadopulos'un kızı Anastasia Papadopulos da konuştu.
Konuşmaların ardından Papadopulos'un tabutuna çelenkler konuldu.
Papadopulos'un Rum ve Yunan bayrağına sarılı tabutu, çan
sesleri ve alkışlar eşliğinde kiliseden
çıkartılarak, cenaze arabasıyla Deftera
Mezarlığı'na götürüldü. Papadopulos, burada düzenlenen kısa
bir dini tören ve selamlama atışlarının ardından
toprağa verildi.
CNN
TURK 15/12/08
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, bugün 12. kez bir araya geldi. Talat, müzakerelerde
iyimser olmamak için şu an için bir neden olmadığını
belirtirken, Hristofyas ise, "iki taraf arasında çözüm bekleyen
dikenli konular bulunduğunu" söyledi.
Talat
ile Hristofyas'ın kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
yaptığı görüşme sona erdi.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de
başlayan görüşmelerde "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
konuları müzakere eden taraflar, aynı konuyu görüşmeye 2009'da
da devam edecek.
Bu yıl müzakerelerle ilgili son görüşme 22 Aralık Pazartesi günü
yapılacak. 24 ve 29 Aralık için planlanan görüşmeler ise BM
yetkilileri o tarihlerde adada olmayacağı için yapılmayacak.
Talat'ın açıklaması
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'la bugünkü görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Bugünkü görüşmede, federal hükümette "dış
ilişkiler" konusunu ele aldıklarını ifade eden Talat,
"Hem onlar hem biz sunumlarımızı yaptık, haftaya devam
ediyoruz" dedi.
"Dış ilişkiler konusunun çok kapsamlı bir konu ve
ortak yapının da oldukça önemli bir fonksiyonu olduğunu"
kaydeden Talat, dış ilişkilerin federal yetkiler arasında
olduğunu ama kurucu devletlerle de bağı olduğunu belirtti.
Anlaşılan ve anlaşılmayan konular olduğunu söyleyen
Talat, "Dış ilişkiler federal hükümetin yetkisi olunca,
doğaldır ki bazı düzenlemelere ihtiyaç var. Kurucu devletlerle
yapılacak işbirliği anlaşmalarına ihtiyaç var. Bir
uluslararası anlaşmanın nasıl yapılacağı
konusunda değerlendirmelere ihtiyaç var. Bunları yaptık.
Uzlaşılan konular, uzlaşılmayan konular var. Biz, oldukça
kapsamlı bir şekilde önerimizi verdik. Umarız ki haftaya bu
konuda görüş ortaya koyacaklar. Biz de onların önerileriyle ilgili
zaten görüşlerimizi koymuştuk. Çünkü, çalışma
gruplarında varılan mutabakat ve ayrılık noktaları
onlar tarafından ortaya kondu. Bu konuyu görüşmeye devam
ediyoruz" dedi.
Gelecek görüşmelerin takvimini de yaptıklarını
açıklayan Talat, 24 ve 29 Aralık toplantılarının, BM
yetkilileri adada olmayacağından dolayı, BM'nin isteğiyle
yapılmayacağını söyledi.
Talat, 2009 başındaki toplantıların takvimlenmesini
yaptıklarını ve temsilcilerine, o toplantılarda hangi
konuların ele alınacağını programlaması için
görev verdiklerini belirterek, temsilciler Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun
yarın bir araya geleceğini kaydetti.
Yıl sonuna kadar aynı başlık
"Dolayısıyla aynı başlık hala devam ediyor;
Yönetim ve Güç Paylaşımı" diyen Talat, "(Bu konu)
Yıl sonuna tamamlanacak mı" sorusu üzerine, "Yıl
sonuna tamamlanmıyor bu hızla, ne yazık ki, çünkü yıl
sonuna kadar bir toplantı var dolayısıyla tamamlanmıyor.
Ama önümüzdeki yılın ilk birkaç haftasında tamamlamayı
planlıyoruz" dedi.
"Görüşmeler önümüzdeki yıl daha mı
yoğunlaşacak" sorusuna ise Talat, "Öyle bir durum şu
an için konuşulmuş değil ama sanırım o ihtiyaç
doğacak" karşılığını verdi.
Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer'ın, dün Hristofyas'la görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada, "iyimser olduğu ve ileride
konjonktürün hızlanacağı" yönündeki sözleri
hatırlatılarak, Downer'in iyimserliğinin nedeninin
sorulması üzerine de, "O iyimser olmak durumundadır, ben de
iyimserim. O benden de iyimser durumda olmak zorundadır. Belki neden odur
ama iyimser olmamak için de bir neden şu an için yoktur. Henüz
görüşmeye devam ediyoruz, görüşmeye devam ettiğimize göre ve
ilerleme de olduğuna göre, aynı konuyu sürekli
tartışmıyoruz, umutsuz olmaya bir gerek yok diye
düşünüyorum" diye konuştu.
Hristofyas: "Dikenli konular var"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise, "iki taraf
arasında çözüm bekleyen dikenli konular bulunduğunu" söyledi.
Hriatofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinden sonra
başkanlık binasına dönüşünde açıklama yaptı.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, dış ilişkilerin ele
alındığı bugünkü görüşmede bu
başlığın henüz tamamlanmadığını ve bir
sonraki görüşmede konuya devam edileceğini belirtti.
Görüşmede nelerin ele alındığını, diğer
tarafın ve kendilerinin neler söylediğini ifşa ederek
ayrıntılara girmek istemediğini söyleyen Hristofyas,
"dikenli konular bulunduğunu" kaydetti.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun, "konuların,
anlaşmazlıklar ve üzerinde anlaşma sağlananlar
şeklinde iki sepete konulduğu" yolundaki
açıklamasının anımsatılması üzerine Hristofyas,
bunun beklenen bir şey olduğunu belirtti.
Rum lideri, "iki tarafın, müzakerelerde öncelikle Kıbrıs
sorununun her boyutunun ele alınması ve bunun ardından üzerinde
anlaşmaya varılanlarla varılamayan noktaları
ayıracakları şeklinde bir süreç üzerinde
anlaştığını" ifade etti.
Dış ilişkiler konusu ele alındı
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül'de
başlayan kapsamlı müzakereler çerçevesinde yapılan bugünkü
görüşmede, federal hükümette "dış ilişkiler"
konusunu ele alan taraflar, karşılıklı önerilerini sundu.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
bugün dış ilişkiler konusunun ele
alındığını ifade ederek, konunun kapsamlı
olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.
Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralık'ta
yapılacağını da belirtti.
Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak
üzere 3 saati aşkın sürdü.
Liderlerin, Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereler için tahsis
edilen binadaki görüşmesine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexsander Downer ve liderlerin heyetleri de
katıldı.
Liderler, önce baş başa görüşmeye başladı.
Görüşme daha sonra heyetlerin katılımıyla devam etti.
Müzakerelerin başlangıcından buyana, "Yönetim ve güç
paylaşımı" başlığı altındaki
konuları görüşen liderlerin, "dış ilişkiler"
konusunu ele aldı.
Liderler, 2 Aralık'ta yaptığı son görüşmede,
"kamu yönetimi" ve "Kamu Hizmeti Komisyonu" konusunu
müzakere ederek karşılıklı önerilerini sunmuştu.
2 Aralık görüşmesinde, Hristofyas, Türk tarafının,
görüşmeler devamederken Hristofyas'ın görüşme zeminini
kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu
rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı
deklarasyona ilişkin tepkisine karşılık yazılı
yanıtını okumuş ve Hristofyas'ın ortaya koyduğu
argümanlar, Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmemişti.
Son görüşmeden sonra, Talat ve Hristofyas Brüksel'de temaslarda
bulunmuş, BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta görevli BM Barış
Gücü;nün (UNFICYP) görev süresini 15 Aralık'tan geçerli olmak üzere 6 ay
uzatan kararı kabul etmişti.
Müzakereleri takip eden gazetecilerin sayısında azalma gözlendi.
Son görüşmeden sonraki açıklamalar
Hristofyas, 2 Aralık görüşmesinden sonra yaptığı
açıklamada "Rusya konusunu kapattığımızı
düşünüyoruz" derken, KKTC Cumhurbaşkanı Talat da Rum
tarafının ayrılıktan korktuğu için adada iki halk
olduğunu reddettiğini ve "tek halk var" dediğini
söylemişti.
Talat, Hristofyas;ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
kararlarına atıfta bulunarak, Kıbrıs'ta tek halk
bulunduğunu ispat etmeye çalıştığını
ve halkların ayrı self determinasyon hakları
olmasından dolayı Rum yönetiminin ikihalk olgusunu reddettiğini
belirtmişti.
KKTC lideri, "Onların iki halktan korkmasının nedeni,
aslında Kıbrıs;ta iki halkolmasından değil! Onlar da
biliyorlar ki Kıbrıs' ta iki halk var. Korktukları
halkların ayrı self determinasyon hakları var olması ve ayrı
self determinasyonhakkı ayrılmak demektir. Onlar ayrılmaktan
korkuyorlar. Ayrılmaktan korktukları için işin bilimsel
yanını reddediyorlar ve Kıbrıs'ta tek halk var diyorlar.
Bende sordum: Kıbrıs'ta tek halk varsa dili nedir? Dini nedir? Bu
halkın kültürel yapısı nedir bana tarif et" dedi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı yönündeki bir
anlaşmayı kabuletmeyeceklerini ve oluşacak olan yeni
birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir
devletolacağını tekrar ortaya koyduklarını" ifade
eden Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs Türk
tarafının eşitliğinin mutlak suretle, karar ve temsilmekanizmalarına
yansıması" konusundaki görüşlerini
vurguladıklarını belirtmişti.
Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden petrol arama
çalışmaları yapılmasının iyi ortamı
bozduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorunu çözülmeden petrol arama
çabalarının durdurulmasını da talep ettiklerini
açıklamıştı.
Talat, Hristofyas;ın "Ben Yunanistan;dan izin almadan masaya
otururum,ancak Talat sütten kesilsin de gelsin" yönündeki hakaretine de
sert tepki göstererek, "Anladığım kadarıyla bu
hakaretlerinin hakaret olarak algılandığını anlamıyor"
demişti.
CNN
TURK 16/12/08
Kansere
yenik düşerek cuma günü vefat eden Rum Yönetimi eski
başkanlarından Tasos Papadopulos, dün 2004'te sürdürdüğü
"hayır" kampanyasındaki söylemlerinin yer
aldığı devasa pankartlar arasında toprağa verildi.
Papadopulos'un naaşı Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Strovolos
bölgesinde bulunan Aya Sofya Kilisesi'nde gerçekleştirilen cenaze
töreninin ardından Deftera Mezarlığı'na defnedildi.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un yönettiği dua
ayiniyle saat 11.00 civarlarında Aya Sofya Kilisesi'nde başlayan
törende sırasıyla Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
KS EDEK Fahri Başkanı Vasos Lissaridis, Başpiskopos Hrisostomos,
Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan, yakın
çalışma arkadaşı ve eski Hükümet Sözcüsü Hristodulos
Paşardis ve kızı Anastasia Papadopulos konuşma
yaptılar.
Cenaze töreninde Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve PASOK
lideri Yorgo Papandreu da hazır bulundu.
Konuşmaların ardından "Kıbrıs Cumhuriyeti"
ile Yunanistan bayraklarına sarılan Papadopulos'un tabutuna çelenkler
konuldu.
Kilisedeki törenin 13.00 sularında tamamlanmasının ardından
Papadopulos'un tabutu Deftera Mezarlığı'na götürülerek burada
gerçekleştirilen kısa bir dini tören ve selamlama
atışlarının ardından toprağa verildi.
Hristofyas
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas kilisedeki törende
yaptığı konuşmada; Papadopulos'un yaptığı
işlerle "Kıbrıs halkının kurtuluş
mücadelesinde çok zengin ve değerli bir tarih yazdığını"
savundu.
Hayatından kesitler anlattığı Papadopulos'un
Başpiskopos Makarios tarafından "Kıbrıs'ın en
genç bakanı" olarak atandığını ifade eden
Hristofyas, Papadopulos'un "Kıbrıs halkının,
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
kazanımı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her türlü mücadele
içerisine girerek savunduğunu" ileri sürdü.
Hristofyas, Papadopulos'un "Cunta ve EOKA B'ye karşı Makarios'un
yanında verdiği mücadelenin" kendisi ile Papadopulos'u
"aynı mücadele ve işbirliği saflarına
getirdiğini" de sözlerine ekledi.
Karoyan
Rum Temsilciler Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan, cenaze
töreninde yaptığı konuşmada Papadopoulos'un ülkesine
kararlılık ve istikrar ile hizmet ettiğini söyledi.
Karoyan, "DİKO bugün bir çocuğuna veda ediyor" dedi.
Karoyan, "Tassos Papadopoulos senin verdiğin mücadeleyi devam
ettireceğiz. Sen, Annan Planı'na verdiğin "Hayır"
cevabıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savundun" dedi.
Lisarides
EDEK onursal Başkanı Vassos Lisarides ise yaptığı
konuşmada Papadopoulos'u "büyük bir insan olarak" niteleyerek,
Kıbrıs ve Kıbrıs'ın
bağımsızlığı için mücadelecilerden biri
olduğunu savundu.
Papadopoulos Kıbrıs'ı daima destekleyen biri olduğuna ileri
süren, EDEK onursal Başkanı, "Herkese bir mesaj verilmesi
gerekiyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin tamamlanması
için, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne karşı kendi
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor" dedi.
Papulyas,
mesaj gönderdi
Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Rum yönetimi
başkanı Demetris Hristofyas'a bir mesaj göndererek eski Rum lideri
Papadopoulos'un ölümünden duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.
Papulyas, Papadopoulos'un "Kıbrıslı Rumların
geleceği için mücadele ettiğini ve bunu demokratik yasallık
çerçevesinde yaptığını" söyledi.
Yunanistan Cumhurbaşkanı, Papadopoulos'un "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği üyeliği için
çalıştığını ancak Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesini ve Kıbrıs sorununa adil ve
çalışabilir bir çözüm bulunmasını göremediğini"
söyledi.
"Ohi"
kampanyasındaki söylemlerin
yer
aldığı devasa pankartlar dikkat çekti
Aya Sofya Kilisesi'ndeki tören sırasında, Papadopulos'un 2004'te
Birleşmiş Milletler planı için sürdürdüğü
"hayır" kampanyasındaki söylemlerinin yer
aldığı devasa pankartlar dikkat çekti.
Kiliseye asılmış yirmi metre uzunluğundaki bir pankartta
"hayır" anlamına gelen "ohi" ifadesi yer
alırken, Papadopulos'un Annan Planı döneminde sürdürdüğü
hayır kampanyasında kullandığı "Bir devlet
aldım toplum olarak devredemem", "Kıbrıs'ın
bugünü ve yarını için, bizim ve gelecek kuşaklar için karar
vereceksiniz", "Her millet kendi geleceğini tayin eder"
sözleri de törende açılan pankartlarda yer aldı.
Öte yandan törene gelenlerin yakalarına takılmak üzere
dağıtılan rozetlerde Papadopulos'un referandum öncesi
televizyonda halka yaptığı seslenişten şu
alıntı yer aldı: "Seni; adaleti ve özgüveni savunmaya davet
ediyorum."
Bu arada törene, Papadopulos'un bir dönem de
başkanlığını yaptığı Demokratik
Seferberlik Partisi'nin (DIKO) Gençlik Kolları üyeleri, üzerinde
"Başlatmış olduğunuz mücadeleyi devam
ettireceğiz" yazılı pankartlar açarak geldiği
gözlemlendi.
İki saat süren törende Papadopulos'un tabutu "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ile Yunanistan bayraklarına sarıldı.
Törene katılan halkın bir kısmı kalabalıktan
dolayı kiliseye giremezken, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos ve
diğer konuşmacıların törende yaptığı
konuşmalar kilisenin dışarısına yerleştirilen
mikrofonlar sayesinde dışarıdan da dinlenebildi.
Bu arada, Tasos Papadopulos'un ailesinin törene çiçek gönderilmesi yerine
Kızılhaç'a yardım yapılması yönündeki talebi üzerine,
kilise dışarıda Kızılhaç'a yardım için masalar da
kuruldu.
Papadopulos'un naaşı, törenden sonra, köyü Deftera'da toprağa
verildi.
KIBRIS 16/12/08
Crowds gather for last farewell to
Papadopoulos
By Elias
Hazou
THOUSANDS of
mourners attended a funeral service yesterday for former President Tassos
Papadopoulos, laid to rest amid full state honours.
Greek Prime Minister Costas Karamanlis and Foreign Minister Dora Bakoyianni
were among politicians, friends and admirers who paid their last respects to
Papadopoulos.
The former president died on Friday from lung cancer aged 74. He served as
president from 2003 until the presidential election in March this year, when he
was defeated in a first round of voting.
Archbishop Chrysostomos presided over the service at the new Saint Sophia
church in the Nicosia suburb of Strovolos.
President Demetris Christofias hailed Papadopoulos' years of public service as
a "contribution etched in the people's collective consciousness."
"He was a politician with depth and was widely respected because our
society respects patriots who conscientiously serve it," he said.
Christofias said his predecessor "never wavered" from taking a stand
against prevailing public and political opinion if he believed it served the
island's best interests, and always defended the creation of the Cyprus
Republic as an achievement of both Greek Cypriots and Turkish Cypriots after
Britain's colonial rule.
Papadopoulos was elected President in 2003, capping a 50-year-long career in
politics.
He ushered the island into the European Union a year later after rallying Greek
Cypriots to reject a UN-drafted plan to reunify the war-divided island in a
referendum.
His sons Nicolas and Constandinos were among the pallbearers as the solemn
funerary procession made its way toward Papadopoulos final resting place. At
the Deftera cemetery, thousands gathered to pay their last respects. The crowd
broke out in applause as the former President was interred, a National Guard
detachment firing three shots in the air in salute.
Also attending the funeral service were local and Greek political leaders,
including PASOK chairman George Papandreou, as well as the President of the
European Parliament Hans-Gert Pöttering.
Across the island, flags atop public buildings and schools flew at half-mast.
Government services, municipalities, public schools and the University of
Cyprus were closed for the day, and all official functions cancelled.
A condolences book has been opened at the Foreign Ministry.
At 11am sharp, just as the funeral ceremony got underway, a minutes silence
was observed by staff and travelers alike at the islands two airports.
Inside the packed cathedral, the eulogy was given by veteran politician and
friend Vassos Lyssarides.
He was a grand personality, who brightened the political life of our country,
who left an indelible mark on Cyprus, Lyssarides said of Papadopoulos.
History shall define his role as that of the President who thwarted
unacceptable [reunification] plans, as the man who effectively changed the
negative climate [abroad] caused by the fully justified No of the Cypriot
people, he added.
Tassos Papadopoulos has left this world and passed the threshold to eternity,
but he shall remain alive in the memories of an entire nation.
There is a saying that goes: Ideas do not die. To this I add: Nor do those
who forge ideas. Only those who leave no legacy can die. But yours is a rich
legacy indeed.
Outside the church, admirers hung banners reading Defender of Democracy,
Freedom Fighter, and the words I received a state, I delivered a state an
allusion to Papadopoulos address to the nation days before the Annan plan
referendum.
The funeral received wide coverage from both the Greek and Turkish Cypriot
media.
Papadopoulos daughter Anastasia read the valedictory speech on behalf of the
bereaved family.
Farewell, dear father. Have a good journey. Do not worry about us. We shall
always follow the path you have etched, a path lightened by your thoughts,
actions, history and dignity, she said, fighting back tears.
She said her father had struggled through his last difficult days with dignity
and admirable inner strength.
Over the last few weeks, we had to watch you suffer. And yet even then you did
not wish for us to share your pain, you did not wish to tell us what you were
going through
you chose to carry the burden on your own.
You may have lost the fight with nature, but you have earned what I am certain
is that which you wanted: to bring us all together one last time, to awaken the
whole of Cyprus with your move. Perhaps you wanted to ensure that we, your
family, would not be alone without you, she said.
CYPRUS MAIL 16/12/08
State steps up efforts to ban GPS
with Turkish place names
By Elias
Hazou
THE GOVERNMENT
aims to ban the sale of any GPS receivers that use maps featuring Turkish place
names for the occupied areas.
The bizarre story, broken by Politis, first came to light more than two years
ago. The ministries of Foreign Affairs, the Interior and of Education are all
involved, as is the Attorney-general.
Its been two years since authorities have been trying to crack down on the
wayward gadgets.
Apparently, it was the secret service KYP which first brought the matter to the
governments attention.
The Global Positioning System (GPS) is a satellite-based navigation system made
up of a network of 24 satellites placed into orbit by the US Defence
Department. GPS was originally intended for military applications, but in the
1980s the government made the system available for civilian use. GPS works in
any weather conditions, anywhere in the world, 24 hours a day.
But the bid to ban the GPS receivers is turning out to be a legal minefield. It
goes without saying that preventing the sale of consumer goods would violate a
raft of EU free market laws, as well as regulations governing the free flow of
goods and services.
The receivers in question are manufactured by Garmin, a leading US electronics
company, and are imported from Britain.
The devices come loaded with a basemap which employs Turkish names for towns,
villages and streets in the north anathema to authorities sensibilities.
For example, Kyrenia appears as Girne and Morphou as Güzelyurt.
But computer software can be used to make a simple modification to the names.
According to Politis, when the matter first surfaced, the government complained
to both the manufacturer and to the Cypriot importer. The latter was contacted
and asked to stop importing the devices, but the company replied it could not
as no formal complaint had been filed.
Undeterred, the government asked the Attorney-generals office for a legal reasoning.
In his response, the AG explained that specific legislation needs to be passed
before a product may be banned.
And in a subsequent legal reasoning, the AG cited a further legal obstacle: it
is illegal to stop or in any way restrict the availability of a consumer
product if it has been imported from an EU country. Such restrictions do not
apply to products coming from outside the EU.
However, legal wizards think they have found a loophole: authorities may
prohibit the importation of a product if it is deemed to be contrary to public
order.
The Ministry of Education meanwhile has dug up further ammunition for the
campaign to ban the GPS receivers. In its feedback, the ministry pointed out
indignantly that the Greek place names of Cyprus have been shaped throughout
the centuries.
It went on to accuse Turkish authorities of undertaking a systematic campaign
to alter the nomenclature of northern Cyprus.
Further, the ministry pointed out that, according to both the UN and UNESCO,
place names are part of a nations cultural heritage.
It seems the government is dead serious about the crackdown, and as we speak
experts are drafting a law banning the offending receiver. In its crosshairs is
one particular importer the one spotted a couple of years back.
In a further twist, the owner of the company claims that he has since updated
his receivers; the Turkish place names have been purged and replaced by the
official Greek ones, he says.
He did this by obtaining the proper designations from the records of the Land
Registry Department, which keeps maps of the entire island.
The man was unable to comprehend why the government was still making such a big
fuss over this.
He also complained that he read of the governments plans in the press, and
that no one had contacted him recently to see what was happening.
Ninety-nine per cent of the receivers of this brand now have Greek names, he
told the Mail.
By default, the receivers have been converted to Greek unless a customer
specifically asks that the place names be left in Turkish, he said.
CYPRUS MAIL 16/12/08
A very political funeral
By Stefanos
Evripidou
THOSE WHO
thought the funeral of former President Tassos Papadopoulos would honour the
mans more than half a century contribution to Cypriot politics would be wrong.
The entire service was marked by one specific moment in Papadopoulos political
life: his 2004 rejection of the Annan plan.
Before reaching the gargantuan Saint Sophia Church in Strovolos, one could
already get a sense of the mood at the single-themed ceremony. Hanging from one
of the bell towers was a 20-metre banner which simply read, OXI (NO).
The message was clear.
Excerpts of his April 7, 2004 speech where he called on Greek Cypriots to vote
a resounding NO to the UN plan occupied the space outside the church. His
words were everywhere, printed on black banners held high by supporters, on
black T-shirts worn by DIKO youth members and on stickers distributed to all.
The stickers read: I call on you to defend justice, your dignity and your
history, written over a map of copper-coloured Cyprus, signed by Papadopoulos.
A gigantic banner hung from one of the bell towers read: Protector of
Democracy, while smaller ones held by his followers said: I took over a
state, I delivered a state, Tassos We Thank You and This people will not
yield, will not give up until justice finally triumphs.
The level of organisation evident in the shape of ubiquitous stickers and
banners bore similarities to the slick marketing of the NO campaign during
the 2004 referendum.
By 10.30am, Eleonon Street was packed with cars, diverted one way or the other
by a heavy police presence. Around a thousand people were already inside the
church and an equal number in the yard. The favoured charities of the bereaved
family set up desks across the yard to collect donations from the crowd.
The sense of grief was pervasive. From those asked, the majority were mourning
the loss, not of a long-known personality in Cypriot politics, but of a man whose
resolute distrust of the Annan plan saved Cyprus.
We came to honour the memory of a president who we believe saved us from a
plan that would have led to partition, said Evgenia Tomasidou from Kyrenia,
echoing the sentiments of other mourners.
His politics, particularly the NO, reflects our feelings, and unfortunately,
his work will be valued now that hes gone, said Georgios Hadjioanni.
Im just afraid that Tassos left disappointed, said a teary-eyed Stallo
Hadjioanni, referring to his failure to win a second term in office.
He was very misjudged by a lot of people. I worked for his re-election and
wish wed done more. My biggest worry now is the economy, not the Cyprus
problem, said Efi Xanthou.
Not all were as passionate in their response. Im here because my boss is
related to Tassos, said one young employee, while a curious man walking
through the throngs confessed, I like to watch people at public gatherings.
The path to the church doors was lined by the National Guards commando unit
and members of the police force. The arrival of Greek Prime Minister Costas
Karamanlis drew a round of applause from the crowds outside, as did the
incumbent President Demetris Christofias, though the warm reception did not
hold with the faithful inside.
The coffin of Papadopoulos was draped in a Greek and Cypriot flag, guarded by
four members of the Military Police.
Following the Orthodox liturgy, Christofias was called to a make a speech. In
stark contrast to every other speaker that followed, no one clapped before,
during or after his speech.
As the president spoke, one woman standing on the upper floor of the church
said to whoever was listening: Listen to him crying, putting emotion in his
voice. Does he think were all stupid?
The mood warmed when EDEKs honorary president, Vassos Lyssarides, took the
microphone. The crowd of mourners broke into loud applause whenever Lyssarides
referred to the Annan plan and Papadopoulos rejection of it.
The following speeches by the Archbishop, House President Marios Garoyian and
former Defence Minister Christodoulos Pashiardis followed a similar pattern,
with the word NO consistently drawing loud approval.
The final speech, given by his daughter, Anastasia, was delivered with
composure and passion, leaving many in tears. The fair dose of politics she
injected in her speech hinted at a possible desire to follow in the footsteps
of her father.
One man from the presidential entourage found the two-hour ceremony too much to
handle and fainted. He was rushed out by the secret services, only to be
inundated by members of the crowd offering him sweets to suck on and water to
drink.
Like all funerals, there was a heavy climate, but unlike others, there was also
a sense of political urgency.
Some had come to honour the former president like his namesake Alecos
Papadopoulos (no relation) from Limassol, who said: Tassos was a good patriot,
a good man and he deserved a final farewell.
But many others hinted at a sense of fear for the future now that Papadopoulos
had gone. The numbers may not have been overwhelming, but one things for
certain, Papadopoulos departure has left a gap in Cypriot politics. It remains
to be seen who will fill it.
CYPRUS MAIL 16/12/08
AA
Güncelleme: 14:47 TSİ 16 Aralık 2008 Salı
LEFKOŞA
- Bugün gerçekleşen görüşmede, federal hükümette dış
ilişkiler konusunu ele alan taraflar, karşılıklı
önerilerini sundu. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, bugün dış ilişkiler
konusunun ele alındığını ifade ederek, konunun
kapsamlı olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.
Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralıkta
yapılacağını da belirtti.
Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak
üzere 3 saati aşkın sürdü.
AA
Güncelleme: 15:03 TSİ 17 Aralık 2008 Çarşamba
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
düzenlediği haftalık basın brifinginde, konuyla ilgili bir
soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile yaptığı görüşmede, KKTCnin dış
temsilcilerinin ve Ankara Büyükelçisinin atanmasındaki
sıkıntıların da ele alındığını
kaydetti. Erçakıca, Bu konuda bazı yasal düzenlemeye ihtiyaç
duyulduğu anlaşılıyor. Konu henüz çözümlenebilmiş
değil dedi.
AA
Güncelleme: 10:17 TSİ 17 Aralık 2008 Çarşamba
LEFKOŞA
- Bugün gerçekleşen görüşmede, federal hükümette dış
ilişkiler konusunu ele alan taraflar, karşılıklı
önerilerini sundu. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, bugün dış ilişkiler
konusunun ele alındığını ifade ederek, konunun
kapsamlı olduğunu ve uzun sürmesinin normal olduğunu kaydetti.
Downer, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Aralıkta
yapılacağını da belirtti.
Bugünkü görüşme, 1 saat 20 dakikası iki lider arasında olmak
üzere 3 saati aşkın sürdü.
Rum kesiminde askerlik 1 ay
kısaltıldı
Kıbrıs
Rum yönetimi Bakanlar Kurulu, Rum Milli Muhafız Ordusu'nda (RMMO) 25 ay
olan askerlik süresinin bir ay kısaltılmasına karar verdi.
Rum
radyosunun haberine göre, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, bugünkü
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından
yaptığı açıklamada, alınan kararla askerlik süresinin
25 aydan 24 aya indirildiğini bildirdi.
Bakanlar Kurulu kararının 2007/1 celbini de
kapsadığını belirten Stefanu, bu nedenle Şubat 2009'da
terhis edilmesi gereken askerlerin Ocak ayında terhis edileceklerini
söyledi.
Stefanu, "bu kararın, Rum Savunma Bakanlığının
askerlik süresinin 19 aya indirilmesine ilişkin incelemesiyle hiçbir
alakası olmadığını" kaydetti.
Sözcü, Savunma Bakanlığının bu konudaki incelemesinin
tamamlandığını ve çok yakında Bakanlar Kurulunda ve
siyasi partilerde tartışmaya açılacağını
sözlerine ekledi.
CNN
TURK 17/12/08
Rum Bakan istifada ısrarlı
Kıbrıs
Rum yönetimi Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Kipros Hrisostomidis, firar eden
mahkum nedeniyle ikinci kez istifasını verdi.
Rum
radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Hrisostomidis'in ikinci kez verdiği istifa dilekçesini bu kez geri
çevirmeyerek, kabul etti.
Kipros Hrisostomidis, cinayet suçundan ömür boyu hapse mahkum olan "Al
Kapone" lakabıyla tanınan Andonis Kittas isimli Rum'un 12
Aralık Cuma günü özel bir hastanede tedavi altındayken firar etmesi
üzerine istifasını sunmuş, ancak istifası Hristofyas tarafından
kabul edilmemişti.
CNN
TURK 17/12/08
Rum kesiminde "Türkçe" hassasiyeti
Kıbrıs
Rum yönetimi Bakanlar Kurulu, Kıbrıs Rum tarafında
kullanılmaya başlanan Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS)
cihazlarında KKTC'deki şehir adlarının Türkçe görünmemesi
için sunulan yasa tasarısını onayladı.
Rum
Politis gazetesinin haberine göre, stoklarda bulunan GPS cihazlarının
bazı eski modellerinde Türkçe isimler bulunuyor.
Fakat bu stokların bitmesiyle yeni üretilen cihazlarda Türkçe isimler
kullanılmayacak.
CNN
TURK 17/12/08
"Talat'ın cenazeye katılmama
doğruluğu ortaya çıktı"
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eski Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un cenaze törenine katılmama kararının
doğruluğunun, törenden sonra ortaya
çıktığını söyledi.
Erçakıca,
haftalık basın brifinginde, Papadopulos'un cenaze töreninde
"Hayır" yazılı pankart ve sloganlarla ilgili bir
soruya karşılık, "Sevenleri, ailesi, siyasi
yoldaşları Papadopulos'u yaşamına uygun olarak yolcu etmek
istediler. Buna saygı duymak gerekir, ama bizim bu konuda biraz ihtiyatlı
davranmamız gerektiğine inanıyorum" dedi.
"Cumhurbaşkanı Talat'ın törene katılması
gerektiği" yönündeki eleştirilere de değinen Erçakıca,
"bu gibi insani olayların iki halkın
yakınlaştırılmasına vesile olacağından hiç
kimsenin kuşkusu olmadığını, ancak
Cumhurbaşkanı Talat'ın kızının düğününde
dahi siyasi mülahazaların işin içine girdiğini" kaydetti.
"Gerçekten yararlı olacağını düşünseydik,
Cumhurbaşkanı mutlaka cenaze törenine katılacaktı"
diyen Erçakıca, "Ancak riskleri de dikkate
aldığımız zaman, ihtiyatlı davranmanın daha
doğru bir hareket olduğu, cenaze töreninden sonra ortaya
çıkıyor. O tür
pankartlar altında cenaze törenine katılmak doğru olmazdı.
Çünkü bizim siyasi mesajımız bunlara tam terstir" diye
konuştu.
Rum gazetesi: "Talat törene çelenk gösterdi"
Bu arada, Rum Politis gazatesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Papadopulos'un cenaze törenine çelenk gönderdiğini
yazdı.
Çelengin üzerinde sadece Talat'ın isminin bulunduğunu belirten
gazete, törende Talat'ın gönderdiği çelengin anons edilmesinin
kararlaştırıldığını, ancak daha sonra
"Papadopulos'un anısına hakaret olarak
algılanacağı" düşüncesiyle bundan vazgeçildiğini
belirtti.
CNN
TURK 17/12/08
Karamsar olmayın
TALAT İYİMSER, HRİSTOFYAS'TAN YORUM
YOK... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünkü görüşmenin
ardından açıklamada bulunarak, devam ettiği ve ilerleme
sağlandığı sürece, kapsamlı müzakerelerde iyimser
olmamak için bir neden olmadığını ancak görüşmelerin
yoğunlaşması ihtiyacının
doğacağını söyledi. Rum lider Hristofyas ise Downer'in Noel
Yortusu'na kadar bir momentumdan bahsettiğinin
hatırlatılması üzerine, "1-2 saat içinde Downer'i
göreceksiniz, ona sorun" diye yanıt verdi
L "DIŞ İLİŞKİLER
KONUSU GÖRÜŞÜLMEYE DEVAM EDECEK"...BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin dünkü
görüşmede "Federal Hükümetin Dış İlişkileri"
konusunu ele aldıklarını ifade eden Downer, bu konudaki
tartışmanın gelecek görüşmede de devam edeceğini
kaydetti. Downer, dış ilişkiler konusundan sonra liderlerin
"Kurucu Devletler ile Federal Hükümet arasındaki ilişkiler"
konusunu görüşmeye başlayacağını da ifade etti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü
görüşmede "Federal Hükümet'in Dış
İlişkileri" konusunu ele aldı.
Liderlerin, 22 Aralık Pazartesi
günü gerçekleştirecekleri bir sonraki görüşmede "Federal
Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu görüşmeye
devam edecekleri, bu konudan sonra liderlerin "Kurucu Devletler ile
Federal Hükümet arasındaki ilişkiler" konusunu
tartışmaya geçecekleri belirtildi.
Ara bölgede müzakereler için tahsis
edilen binada gerçekleştirilen görüşme saat 10.00'da
başladı ve 13.15'de sona erdi. Liderler heyetler arası
müzakereye geçmezden önce yaklaşık 1 saat 20 dakika baş başa
görüştüler.
Görüşme yerinden liderler
açıklama yapmadan ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği
yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer kısa bir açıklama yaptı.
Downer, Federal Hükümetin
Dış İlişkileri" konusunu ele
aldıklarını ifade eden Downer, bu konudaki tartışmanın
gelecek görüşmede de devam edeceğini kaydetti.
Görüşmeden dönüşünde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam ettiği ve ilerleme
sağlandığı sürece, kapsamlı müzakerelerde iyimser
olmamak için bir neden olmadığını ancak görüşmelerin
yoğunlaşması ihtiyacının
doğacağını söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer'in "gelecek
haftalarda müzakerelerde iyi bir konjonktür olacak"
açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında
Cumhurbaşkanı Talat, "Ben de iyimserim. O benden de iyimserdir.
Ancak iyimser olmamak için de bir neden yoktur. Görüşmeye devam
ettiğimize göre ve ilerleme de olduğuna göre, umutsuz olmaya gerek
yok" dedi.
Rum başkanlık
binasına dönüşünde aynı soru üzerine değerlendirmede
bulunan Rum lider Hristofyas ise, "1-2 saat içinde Downer'i göreceksiniz,
ona sorun" dedi.
Downer: Liderlerin tartışmaya devam
etmesi iyi
Görüşmeden sonra kısa bir
açıklamada bulunan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, liderlerin dünkü görüşmede "Federal
Hükümetin Dış İlişkileri" konusunu ele
aldıklarını ifade ederek, bu konudaki tartışmanın
gelecek görüşmede de devam edeceğini kaydetti.
Downer, "mevzuat
hiyerarşisine" göre dış ilişkiler konusundan sonra
liderlerin "Kurucu Devletler ile Federal Hükümet arasındaki
ilişkiler" konusunu görüşmeye başlayacağını
da ifade etti.
"Görüşmeler nasıl
gidiyor?" şeklindeki soru üzerine Downer, "Liderlerin bu
konuları tartışmaya devam etmesi iyi, önlerinde çok büyük ve
önemli konular ile büyük sorular var ve bu zaman alıyor" diye konuştu.
Liderlerin 29 Aralık'ta yeniden
bir araya gelip gelemeyeceğinin sorulması üzerine ise Downer, bunun
Noel nedeniyle birçok kişi tatilde olacağı için zor
göründüğünü dile getirdi ve 22 Aralık'tan sonra görüşmelerin
Ocak ayında devam edeceğini belirtti.
Talat: Umutsuz olmaya gerek yok
Cumhurbaşkanı Talat, devam
ettiği ve ilerleme sağlandığı sürece, kapsamlı
müzakerelerde iyimser olmamak için bir neden olmadığını
ancak görüşmelerin yoğunlaşması ihtiyacının
doğacağını söyledi.
Talat, yılsonuna kadar
tamamlayamayacakları "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığını, 2009'un ilk birkaç haftasında
bitirmeyi planladıklarını belirtti.
Talat, Rum Lideri Hristofyas ile
gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşte,
Cumhurbaşkanlığı'nda, gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
"Dış ilişkileri
görüştük"
Cumhurbaşkanı Talat,
görüşmenin değerlendirilmesine ilişkin soruyu
yanıtında, dış ilişkilerin ele
alındığını ve tarafların sunumunu
yaptığını söyledi.
Ortak yapının oldukça önemli
bir fonksiyonu olan dış ilişkilerin çok kapsamlı bir konu
olduğuna dikkat çeken Talat, federal yetkiler arasında yer alan
dış ilişkilerin aynı şekilde kurucu devletlerle de
bağı bulunduğunu belirtti.
Talat, "Kurucu devletlerin
yetkileri var, federal hükümetin yetkileri var. Dış ilişkiler,
federal hükümetin yetkisi olunca, doğaldır ki bazı düzenlemelere
ihtiyaç var. Kurucu devletlerle yapılacak işbirliği
anlaşmalarına ihtiyaç var. Bir uluslararası anlaşmanın
nasıl yapılacağı konusunda değerlendirmelere ihtiyaç
var. Bunları yaptık" dedi.
"Türk tarafı önerisini verdi"
Cumhurbaşkanı Talat,
uzlaşılan konular olduğu gibi, uzlaşılmayan
konuların da bulunduğunu kaydetti.
Konuyla ilgili müzakerenin haftaya devam
edeceğini kaydeden Talat, Türk tarafının oldukça kapsamlı
önerisini verdiği karşı tarafın görüşünü gelecek hafta
sunmasını beklediklerini söyledi.
Talat, "Biz de onların
önerileriyle ilgili görüşlerimizi ortaya koymuştuk. Çünkü
çalışma gruplarında varılan mutabakat ve ayrılık
noktaları onlar tarafından ortaya kondu. Dolayısıyla konuyu
görüşmeye devam edeceğiz" dedi.
Görüşme takvimi yapıldı
Önümüzdeki görüşmelerin takvimini
yaptıklarını kaydeden Talat, 29 Aralık
toplantısının, adada bulunmayacak olan BM yetkililerinin talebi
üzerine yapılmayacağını söyledi. Talat, 2009'un başındaki
görüşme takvimini de yaptıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, hangi
konuların ele alınacağını programlamakla
görevlendirdikleri temsilcilerinin de yarın bir araya geleceğini
kaydetti.
"Yönetim ve güç paylaşımı"
yeni yılda da devam edecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, müzakerelerin "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında devam edeceğini söyledi.
Gazetecilerin sorusu üzerine,
"Yönetim ve Güç paylaşımı"
başlığının bu hızla yıl sonuna kadar
tamamlanmayacağını kaydeden Talat, "Ama önümüzdeki
yılın ilk birkaç haftasında tamamlamayı
planlıyoruz" dedi.
Talat, başka bir soruyu
yanıtında, görüşmelerin yoğunlaşmasına
ilişkin bir durumun henüz konuşulmadığını ancak
böyle bir ihtiyacın doğacağını söyledi.
Downer'ın iyimserliği
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer'in "gelecek haftalarda müzakerelerde iyi bir konjonktür
olacak" açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında,
"Ben de iyimserim. O benden de iyimserdir. Ancak iyimser olmamak için de
bir neden yoktur. Görüşmeye devam ettiğimize göre ve ilerleme de
olduğuna göre, umutsuz olmaya gerek yok" dedi.
Hristofyas: Dikenli konular var
Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, doğrudan müzakereler kapsamında dün
Cumhurbaşkanı Talat ile gerçekleştirdiği görüşme
sonrasında yaptığı açıklamada, iki taraf arasında
çözüm bekleyen "dikenli konular" bulunduğunu söyledi.
Rum radyosunun haberine göre
başkanlık binasına dönüşünde açıklamalarda bulunan
Hristofyas, dış ilişkilerin ele alındığı
dünkü görüşmede bu başlığın henüz
tamamlanmadığını ve bir sonraki görüşmede konuya devam
edileceğini belirtti.
BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme
sonrasındaki açıklamasında "yakıcı
sorunlardan" bahsetmesinin sorulması üzerine Hristofyas,
"dikenli konular" bulunduğunu ifade etti.
Dimitris Hristofyas, görüşmede
nelerin ele alındığını, diğer tarafın ve
kendilerinin neler söylediğini ifşa ederek ayrıntılara
girmek istemediğini söyledi.
Downer'in Noel yortusuna kadar bir
momentumdan bahsettiğine değinen bir gazeteciye ise Hristofyas,
"1-2 saat içinde Downer'i göreceksiniz, ona sorun" dedi.
Rum Başkanlık Komiseri
Yorgos Yakovu'nun, konuların; anlaşmazlıklar ve üzerinde
anlaşma sağlananlar şeklinde iki sepete konulduğu yolundaki
açıklamasının sorulması üzerine Hristofyas, bunun beklenen
bir şey olduğunu; iki tarafın, müzakerelerde öncelikle
Kıbrıs sorununun her boyutunun ele alınması ve bunun ardından
üzerinde anlaşmaya varılanlarla varılamayan noktaları
ayıracakları şeklinde bir süreç üzerinde
anlaştığını söyledi.
Üzerinde anlaşmaya
varılamayan konuların sonlandırılma düzeyine gelebilmesi
için iki tarafın tezlerinin netleşip netleşmediği sorusu
üzerine ise Hristofyas, "Henüz değil, çünkü şu anda
dış ilişkiler konusunu görüşeceğimizi söyledik.
Mevzuat hiyerarşisi var. Yeniden çıkmazların çözümlenmesi
mekanizmasına değineceğiz. Kıbrıs sorununun bir
başka boyutuna girmeden önce göreceğimiz konular da var"
şeklinde konuştu.
Heyetler aynı
Cumhurbaşkanı Talat'a dünkü
görüşmede BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat
Çağlar, Dışişleri Bakanlığı II. Sekreteri
Mehmet Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk
Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.
Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas ise görüşmeye, aralarında Rum yönetimi başkanlık
komiseri Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle geldi.
Basından tepki
Bu arada, daha önceki
görüşmelerde basın mensupları için BM tarafından
sağlanan sıcak su, çay ve Nescafe'nin dünkü görüşmeden itibaren
artık tedarik edilemeyecek olmasına basın mensupları tepki
gösterdi.
BM yetkilileri, bu durumu
"ekonomik krize yönelik bir önlem" olarak açıklarken,
görüşmeye girmeden önce basını selamlayan
Cumhurbaşkanı Talat'a bu sorunu ileten bir basın mensubu,
Cumhurbaşkanı Talat'tan "bu konuyu görüşürüz"
yanıtını aldı.
KIBRIS
17/12/08
Leaders meet again to
tackle thorny issues
PRESIDENT
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met yesterday to
discuss external relations.
This was the leaders 12th meeting in the framework of direct talks which began
in September.
The UN Secretary-Generals Special Adviser for Cyprus Alexander Downer said the
pair discussed the external relations, powers of a federal government.
He added that talks on that issue would continue during their next meeting on
December 22.
The next issue on the agenda is the relationship between the laws of the
constituent states and the federal government, he said.
At their last meeting on December 2, the two leaders discussed matters relating
to the civil service and the civil service commission.
Asked how the negotiations were proceeding so far, Downer said: it is good
that they continue the discussions on these issues.
[These are] very big issues for any community to work through, he added.
The meeting, which was scheduled to take place on December 29 will not take
place due to the December holiday season, said Downer.
Referring to his Monday meeting with Talat, the UN special envoy said it had
been a very good discussion about where the negotiations are and how they are
proceeding.
He would address the same issues during a similar meeting with Christofias, he
added.
Commenting later on the ongoing talks Christofias said there were thorny
issues.
However, the president refrained from going into detail about what was being
discussed by each side as this would be unproductive.
CYPRUS MAIL
17/12/08
AA
Güncelleme: 11:59 TSİ 18 Aralık 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
düzenlediği haftalık basın brifinginde, konuyla ilgili bir
soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile yaptığı görüşmede, KKTCnin dış
temsilcilerinin ve Ankara Büyükelçisinin atanmasındaki
sıkıntıların da ele alındığını
kaydetti. Erçakıca, Bu konuda bazı yasal düzenlemeye ihtiyaç
duyulduğu anlaşılıyor. Konu henüz çözümlenebilmiş
değil dedi.
Türkiye
değişiyor
Resmini millet doya
doya yüzüne tükürsün diye basıyoruz diye yazmışlardı
Cumhuriyetin birinci sayfasındaki fotoğrafının
altına...
1951 yılıydı.
Fotoğraftaki adam, Nâzım Hikmetti.
Hapislerde çürütüleceğine, öldürüleceğine inandığından
Türkiyeden kaçıp Sovyetlere sığınmıştı.
Nâzım da Moskofların şakşakçı peyki oldu
başlığıyla çıkmıştı Cumhuriyet...
Şimdi Nâzım, ders kitaplarında Türkiyenin en büyük
şairlerinden biri...
Cumhuriyetin de gözdesi...
* * *
Zaman değişir; biz de onunla değişiriz.
Değişir değer yargılarımız, görüşlerimiz...
Dünkü vatan hainlerini gün olur kahramana çeviririz.
Nâzımın hain ilan edildiği yıl, Yaşar Kemal de bir
kuşağın canına okuyan 142. maddeden (sosyal bir
sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde
tahakkümünü tesis... vsden)
Kozan Cezaevinde yatıyordu.
142. madde çöplükte bugün...
Yaşar Kemal, Cumhurbaşkanının sofrasında...
* * *
Yılbaşında TRT, 24 saat Kürtçe yayına başlıyor;
inanabiliyor musunuz?
Daha 10 yıl önce Yeni albümüme Kürtçe bir parça koyacağım dedi
diye Ahmet Kayanın nasıl linç edildiğini hatırlıyor
musunuz?
Ahmet Kaya mezarda şimdi; ama Kürtçe, devlet televizyonunda...
* * *
Ermeni meselesi de bu toplumun el sürülmez tabularından biriydi. Bugün bir
grup aydın, bu tabuyu vicdanla kırıyor; 1915te Osmanlı
Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket konusunda Ermeni
kardeşlerinin duygu ve acılarını paylaşıyor, özür
diliyor.
Dışişleri Sözcüsü Açık bir toplumda her konu rahatça
konuşulabilmeli diyor.
Hrant Dinki anmanın vaktidir:
Bu, siyasal bir konu değil, bir vicdan meselesidir diyen oydu...
Hrant mezarda şimdi... ve onun barış çağrılarıyla
gömüldüğü toprak, ilk kez bir kardeşlik mesajı veriyor.
* * *
Sırada 6-7 Eylül olayları var. Tomris Giritlioğlunun yeni filmi
Güz Sancısı, Türk siyasi hayatının bir başka utanç
sayfasıyla hesaplaşıyor.
CHP lideri, kıyafeti kötü diye Âşık Veyseli Atatürk
Bulvarına sokmayan tek parti dönemini eleştiriyor.
Aleviler, uzun bir mücadele sonunda inandıkları gibi ibadet edip
çocuklarına kendi inançlarına saygılı bir eğitim
verebilme haklarını devlete nihayet kabul ettiriyorlar.
Dokunulmazlığıyla nam salmış bir emekli paşa,
mahkeme önünde kanlı bir geçmişin hesabını veriyor.
Türkiye değişiyor.
* * *
Amerikada Obamayı iktidara taşıyan sihirli sözcük
değişim...
Bir isimden çok bir fiil, bir ihtiyacın, bir özlemin ifadesi...
O rüzgâr, sessizce Türkiye semalarında esiyor şimdi...
Rengârenk bir toplumu tek tip elbiseye tıkmaya çalışan
statükocuların uykularını kaçırsa da, yeni Tükürün!
kampanyalarına yol açsa da, kimi öncülerin canına mal olsa da, canlar
alıp canlar yakarak, tabuları tabutlara çakarak, dipten ve
ağır aksak, geliyor değişim...
CAN DUNDAR MILLIYET 18/12/08
O çarmıh
Diyarbakırda
18/12/08 RADIKAL
Diyarbakırdaki Süryani Kilisesi Hz. İsanın gerildiği çarmıhın bir parçasının kiliselerinde olduğunu açıklayınca polisi alarma geçirdi
Muharrem KONTAZ/DİYARBAKIR
KUDÜS'te Hz. İsanın gerildiği çarmıhın bir
parçasının dünyada bir tek Diyarbakırda olduğunun
açıklaması, polisi alarma geçirdi. Paha biçilmez parçanın
bulunduğu belirtilen Süryani Kilisesi'nin etrafı güvenlik
kameralarıyla donatılarak özel korumaya alındı.
Diyarbakır Meryem Ana Süryani Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Can
Şakarer, 3 gün önce Hz. İsanın Kudüste gerildiği
çarmıhın bir parçasının kiliselerinde olduğunu
açıkladı. Paha biçilmez parçanın korunması için harakete
geçen polis, MOBESE kemaralarını kiliseyi en iyi görecek şekilde
yerleştirdi. Sürekli kayıtta olan kameralarla izlenen kilisenin
çevresinde de devriye görevi yapan polis ekibi sayısı
artırıldı. (dha)
Türk ve Rum siyasi partileri Ledra Palace'ta toplandı
Bazı Türk
ve Rum siyasi partilerin başkan ve temsilcileri ara bölgedeki Ledra
Palace'ta dün bir araya geldi.
Güney Kıbrıs'taki Slovak
Büyükelçiliğinin organize ettiği toplantının ev
sahipliğini Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) yaparken, TDP'yi Mehmet
Çakıcı, Özgün Kutalmış ve Sami Dayıoğlu'ndan
oluşan heyet temsil etti.
Toplantıya KKTC'den ayrıca
CTP adına Ünal Fındık, Sami Özuslu, DP'yi temsilen Ata Atun,
Bengü Şonya, BKP'den Abdullah Korkmazhan, YKP'den de Alpay Durduran
katıldı.
KIBRIS 18/12/08
Türk tarafının
"dış ilişkiler" önerileri belli oldu
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
amacıyla yürütülen müzakerelerde Türk tarafı, federal hükümetin
dış ilişkilerle ilgili alacağı kararlarda kurucu devletlere
sadece danışılması önerisinde bulundu.
T.A.K. -Fezile ATÜF ÖKSÜZ
Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma amacıyla yürütülen müzakerelerde Türk
tarafı, federal hükümetin dış ilişkilerle ilgili
alacağı kararlarda kurucu devletlere sadece danışılması
önerisinde bulundu. Konunun, kurucu devletlerin yetkisine girmesi durumunda ise
kurucu devletlerin rızasının alınmasını istedi.
Kurucu devletlerin, kendi yetki
alanlarına giren konularda, diplomatik statüye sahip temsilci
atayabilmesini öneren Türk tarafı, bu temsilcilerin, birleşik federal
devletin diplomatları listesinde yer almasını talep etti.
Kurucu devletlerin antlaşma yapma
yetkisi bakımından, antlaşmaların türü temelinde
"birinci tür anlaşmalar" ve "ikinci tür
anlaşmalar" diye ikili bir ayrımın söz konusu olduğu
Türk tarafı önerisinde, kurucu devletlerin, kendi yetki alanlarına
giren tüm konularda antlaşma yapabilmesi, ancak doğrudan kendi yetki
alanlarına girmeyen ama yetkilerini etkileyen konularda yapılacak
antlaşmalarda bazı açılardan söz sahibi olabilmesi öngörülüyor.
Öneriye göre dış
ilişkilerde bir devletin tanınması, diplomatik ilişki
kurulması ya da var olan diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi önemli
konulardaki federal kararlar ise sadece Başkanlık Konseyi
tarafından alınabilecek.
Kurucu devletlere danışılacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın önceki
gün "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında müzakerelerine başladığı
"dış ilişkiler"le ilgili Türk tarafının
önerisi yavaş yavaş belli oluyor. Tarafların önceki günkü
görüşmede konuyla ilgili sunuşlarını yaptığı
"Dış ilişkiler"in müzakeresine 22 Aralık
Pazartesi günü başlanacak.
TAK muhabirinin elde ettiği
bilgiye göre Türk tarafı, dış ilişkiler konusunda federal
hükümet seviyesinde alınacak kararlarda, konunun Kurucu Devletler'in
yetkisine girmesi durumunda, Kurucu Devletler'in de rızasının
alınmasını önerdi.
Bunun dışındaki
konularda dış ilişkiler bakımından Kurucu Devletlere
sadece danışılacak.
Kurucu devlet temsilci atayabilecek
Türk tarafı ayrıca kurucu
devletlerin, kendi yetki alanlarına giren konularda diplomatik statüye
sahip temsilci atayabilmesi önerisinde bulundu.
Bu temsilciler, birleşik federal
devletin diplomatları listesinde yer alacak.
Antlaşma yapma yetkisi
Kurucu devletlerin antlaşma yapma
yetkisi bakımından, antlaşmaların türü temelinde ikili bir
ayrımın söz konusu olduğu öneriye göre, kurucu devletler, kendi
yetki alanlarına giren tüm konularda antlaşma yapabilecek.
Birleşik Kıbrıs'ın
AB üyeliği ile uyumlu olmak zorunda olan bu antlaşmaların
yapılmasında, federal hükümet her aşamada bilgilendirilecek.
Federal hükümet ise bu tür antlaşmaların yapılmasını
önceden tanımlanacak belirli bazı durumlarda engelleyebilecek.
Federal hükümetin engelleme yetkisi
Öneriye göre Kurucu Devletler, federal
hükümetin tanımadığı ya da diplomatik ilişki
kurmadığı veya ilişkilerini askıya
aldığı bir devletle bu türden bir antlaşma yapmaya kalkıştığında
federal hükümet bu süreci askıya alabilecek.
Bu engelleme yetkisi, bu türden bir
antlaşmanın Kıbrıs'ın uluslararası
yükümlülüklerine aykırı olması halinde de geçerli olacak.
Yasama organlarının ayrı onayı
Türk tarafının önerisine
göre kurucu devletler, doğrudan kendi yetki alanlarına girmeyen ama
yetkilerini etkileyen konularda yapılacak bu tür antlaşmalarda
bazı açılardan söz sahibi olabilecekler.
Esasen federal devlet tarafından
yapılabilecek bu antlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için
Kurucu Devletlerin yasama organlarının ayrı ayrı onayı
gerekli olacak.
Dış temsilcilikler
Kıbrıs Türk tarafı,
Birleşik Kıbrıs'ın dış temsilciliklerinde
büyükelçiler ile yardımcılarının farklı Kurucu
Devletlerden olmasını önerdi.
BM, AB ve Avrupa Konseyi, BM Güvenlik
Konseyi'nin beş daimi üyesi, Yunanistan ve Türkiye'ye gönderilecek misyon
başkanlarının ise 2 Kurucu Devlet arasında eşit
şekilde paylaşılması istendi.
Devlet tanıma, Başkanlık Konseyi'nin
işi
Türk tarafının önerisine
göre, dış ilişkilerde bir devletin tanınması,
diplomatik ilişki kurulması ya da var olan diplomatik
ilişkilerin kesilmesi gibi önemli konulardaki federal kararlar, sadece
Başkanlık Konseyi tarafından alınabilecek.
KIBRIS 18/12/08
2009 yazında çözüm bulunması gerekiyor
"TAKVİM BELİRLENMESİ
KAÇINILMAZDIR"... Bugüne kadar gerçekleşen bütün çözüm
çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı olduğunu ifade eden
Erçakıca, "Seçimlere fazla yaklaşmadan, çözüm
planlarının seçim malzemesi olmasını engelleyecek
şekilde takvimin belirlenmesi kaçınılmazdır. Yaz
aylarında bir çözüm anlaşmasının parafe edilmesi ve
sonbaharda da referanduma sunulması doğal bir takvim olarak
karşımıza çıkıyor" dedi
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs müzakere sürecinde takvimin
doğal sınırlarına
yaklaşıldığını belirterek, ilgili bütün tarafların
2009 yazında, en geç temmuz ve ağustos ayında bir çözüm
bulunması gereğine inandığını söyledi.
Bugüne kadar gerçekleşen bütün
çözüm çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı olduğunu
ifade eden Erçakıca, "Seçimlere fazla yaklaşmadan, çözüm
planlarının seçim malzemesi olmasını engelleyecek
şekilde takvimin belirlenmesi kaçınılmazdır. Yaz
aylarında bir çözüm anlaşmasının parafe edilmesi ve
sonbaharda da referanduma sunulması doğal bir takvim olarak
karşımıza çıkıyor" dedi.
Takvimde doğal sınırlara yaklaşıldı
Hasan Erçakıca, dün
düzenlediği haftalık brifingde, gazetecilerin sorularını da
yanıtladı.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, "Türk tarafının çözüm takvimi konusunda
bir çalışması oldu mu?" sorusuna "Takvim konusunda
zaten artık doğal sınırlara yaklaşıyoruz"
yanıtını verdi.
Erçakıca, "İlgili bütün
taraflar 2009 yazında, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce veya temmuz
ağustos ayını ifade ediyor. Temmuz veya ağustos ayında
bir çözüm bulunması gerekliliğine inanıyorlar" dedi.
Kabaca bir takvim bulunuyor
Hasan Erçakıca, Kıbrıs
Türk ve Rum tarafının yanı sıra Downer'in, hiç
konuşulmuş olmamasına rağmen anlaşma için yaz
aylarından söz ettiğine dikkat çekerek, müzakere edilip,
anlaşmaya varılmış olmamasına rağmen bir
anlaşma için kabaca bir takvimin bulunduğunu belirtti.
Çözüm çabaları seçim takvimlerinin
kurbanı
KKTC
Cumhurbaşkanlığı seçiminin Nisan 2010'da
yapılacağına işaret eden Erçakıca, bugüne kadar
gerçekleşen çözüm çabalarının seçim takvimlerinin kurbanı
olduğunu söyledi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Seçimlere fazla
yaklaşmadan, çözüm planlarının seçim malzemesi
olmasını engelleyecek şekilde takvimin belirlenmesi
kaçınılmazdır. Bu da demektir ki Kıbrıs Türk ve Rum
halkının, 2009 yaz ayları ve yıl sonu arasında bir tarihte
referanduma gitmesi en makul olanıdır. Yaz aylarında bir çözüm
anlaşmasının parafe edilmesi ve sonbaharda da referanduma
sunulması doğal bir takvim olarak karşımıza
çıkıyor."
Erçakıca, "Erken çözüm
arayışında olunmasına rağmen, müzakereler için zamana
da ihtiyaç duyulduğu dikkate alındığı zaman makul olan
budur" dedi.
Türkiye'nin takvim talebi
Türkiye Cumhuriyeti'nin
Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin belli bir takvime
bağlanmasını istemesinin ve üzerinde uzlaşılamayan
noktalar için BM Genel Sekreteri'nin hakemliğinin gerekliliğinden söz
etmesine işaret eden Erçakıca, bunun Türk tarafının çözüme
ne kadar istekli olduğunun ve risk almaya bile hazır
olduklarının göstergesi olduğunu söyledi.
Erçakıca, "Çözüm takvimi ve
hakemlik konusunda istekli olanların, 'sorunu çözümsüz bırakmaya
çalışmak veya Kıbrıs sorununu Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinin rehinesi haline getirmekle' suçlanması elbette akıl
dışı bir yaklaşımdır ve iyi niyetten
yoksundur" dedi.
Downer'ın arabuluculuğu
Hasan Erçakıca, bir gazetecinin
"BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer'ın hakem olarak atanması rahatsızlık
yaratır mı?" yönündeki sorusuna yanıtında,
Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin arabuluculuğundan söz ettiğine
işaret etti.
Kıbrıs özel danışmanlarının,
geçmişteki örneklerden de bilindiği gibi BM Genel Sekreteri ile
Güvenlik Konseyi'nin tutumunu büyük ölçüde etkilediğine, ancak
belirlemediğine dikkat çeken Erçakıca, "Bizim Downer'in ya da
Ban'ın hakemliğinden bir rahatsızlığımız
yok. Biz zaten bunu talep ediyoruz. BM Genel Sekreteri'nin üstlenebileceği
bir görevdir" dedi.
Sorunu çözümsüzlüğe
terk etmeye çalışıyorlar
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, basın
brifinginde, Rum tarafının Türliye-AB ilişkilerini
Kıbrıs sorununun tutsağı haline getirmeye
çalıştığını, sağlanan mutabakatları yok
etmeyi veya erozyona uğratarak sorunu çözümsüzlüğe terk etmeyi
amaçladığını da söyledi.
Rum tarafını ağır
bir dille eleştiren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rum yönetimini "Kıbrıs sorununun çözümünü
ertelemek için her türlü girişimde bulunmakla" suçladı.
Erçakıca, BM Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresini uzatmasıyla
ilgili yaptığı görüşme sırasında Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelere destek
verilmesi istenildiğine, Rum tarafının Rusya'nın
desteğiyle, iki liderin ortak açıklamalarına atıfta
bulunulmasını engellemeye çalıştığını
belirtti.
23 Mayıs anlaşmasını yok etmek
istiyorlar
Güney Kıbrıs'ın 2
kurucu devletin eşit statüsünden söz eden 23 Mayıs
anlaşmasını yok etmek istediğini kaydeden Erçakıca, bu
çabanın, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunmasını engelleyen bir uğraş olarak
algılanması gerektiğini belirtti.
Erçakıca, "Kıbrıs
sorununa çözüm, sağlanan mutabakatların üzerinden ilerlenerek
bulunacaktır. Bu mutabakatları yok etmeye veya erozyona
uğratmaya çalışmak, aslında Kıbrıs sorununu
çözümsüzlüğe terk etmekle eşdeğer anlamlar
taşımaktadır" dedi.
Sorunu Türkiye'nin AB üyeliğiyle
ilişkilendirme
Hasan Erçakıca, Kıbrıs
Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünü Türkiye'nin AB
üyeliği süreciyle tam olarak ilişkilendirmek için elinden gelen
çabayı harcadığını da söyledi.
Erçakıca, Rum tarafının
Türkiye-AB ilişkilerini Kıbrıs sorununun tutsağı
haline getirme çabasının, gerçekte Kıbrıs sorununun
çözümünü erteletme girişiminin bir göstergesi olduğunu belirtti.
Erçakıca, "Son haftalarda
gerek BM'de, gerekse AB çatısı altında yaşanan
gelişmeler, Rum tarafının uluslararası ilişkilerini
hangi amaçla sürdürdüğünü ve bu ilişkilerini hangi amaçlar
doğrultusunda kullandığını göstermesi
bakımından öğretici olmuştur" dedi.
Papadopulos'un cenazesi
Erçakıca, Rum lider Tasos
Papadopulos'un cenazesindeki pankart ve sloganlarla ilgili soruyu
yanıtlarken de, "Sevenleri, ailesi, siyasi yoldaşları
Papadopulos'u yaşamına uygun olarak yolcu etmek istediler. Buna
saygı duymak gerekir ama bizim bu konuda biraz ihtiyatlı
davranmamız gerektiğine inanıyorum" dedi.
"Cumhurbaşkanı
Talat'ın törene katılması gerektiği" yönündeki
eleştirilere de değinen Erçakıca, bu gibi insani olayların
iki halkın yakınlaştırılmasına vesile
olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmadığını,
ancak Cumhurbaşkanı Talat'ın kızının
düğününde dahi siyasi mülahazaların işin içine girdiğine
işaret etti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Gerçekten yararlı olacağını düşünseydik,
Cumhurbaşkanı mutlaka cenaze törenine katılacaktı. Ancak
riskleri de dikkate aldığımız zaman, ihtiyatlı
davranmanın daha doğru bir hareket olduğu cenaze töreninden
sonra ortaya çıkıyor. O tür pankartlar altında cenaze törenine
katılmak doğru olmazdı. Çünkü bizim siyasi mesajımız
KIBRIS 18/12/08
European Court orders
Cyprus to release convict
By
Elias Hazou
ANDREAS
Kyprianou Panovic will walk free after spending seven years behind bars for the
manslaughter of a 14-year-old British tourist, after the European Court of
Human Rights acquitted him on the grounds that he did not get a fair trial in
Cyprus.
In 2001, Panovic was sentenced to 14 years in jail for the killing of Graham
Mills from Tring in Hertfordshire.
Mills was found battered to death on April 19, 2000 near the old Limassol port.
Panovic, a teenager at the time, was one of two suspects arrested by police.
The other suspect, Christos Christodoulou, was the first to be held in custody,
naming Panovic as his accomplice under questioning.
During his remand hearing before Limassol District Court, Christodoulou, who
appeared without a lawyer, said: "I admitted the murder. We were drunk. We
hit him, but when we left he was breathing. It was not premeditated."
Soon after the arrest, police picked up 17-year-old Andreas Panovic, alias
Panouris.
Panovic was later summoned to the police station with his father, who was
advised over the phone that the charges against his son were serious and that
they should consider hiring a lawyer.
At the station, Panovic was led to a room for questioning, while his father
waited outside in a corridor, despite being told he could be with his son.
A few minutes later, the CID officer came out of the room with Panovics
confession.
The subsequent trial heard how the Panovic and Christodoulou were in a Limassol
bar when they spotted the victim, whom they followed outside. Following a brief
conversation with Mills, the two Cypriots assaulted him. Mills lost consciousness,
at which time one or both of the attackers struck him in the head with a large
stone. They then took whatever cash was on him and left him there.
The trial itself turned controversial when Panovics lawyer at the time was
held in contempt of court and put behind bars for five days. The court found
Panovic guilty of manslaughter and passed down a 14-year jail sentence.
Through his lawyers, Panovic appealed the decision claiming that he did not
receive a fair trial. The appeal was rejected in Cyprus, and in 2004 Panovic
took recourse with the ECHR.
On December 11 this year, the European court found that Panovic had been
wrongly tried, acquitting him of the charges.
Although it is not automatic, local authorities are now expected to comply with
the ruling and immediately release Panovic from the Central Prisons.
John Mylonas, one of the lawyers who filed the appeal on behalf of Panovic,
told the Mail that the courts decision was based on a technicality.
It was a fine line, yes. The law is not mathematics, he said.
He said the ECHR deemed that the circumstances under which police extracted the
confession were suspicious. Simply advising a suspect he has the right to a
lawyer was not sufficient, the court said.
CYPRUS MAIL 18/12/08
Lawyer calls for Truth
Commisssion on missing to provide relatives with closure
By
Stefanos Evripidou
There are 45
truth commissions in the world. We are not inventing the wheel here
HUMAN RIGHTS lawyer Achilleas Demetriades yesterday called for urgent action to
locate the missing persons of Cyprus and avoid losing another generation of
relatives who died in sorrow.
Speaking at the University of Nicosia on establishing a Cyprus Truth Commission
for the Missing Persons, Demetriades said a speedy resolution to the problem
had to be found as people were dying without knowing the fate of their loved
ones or the circumstances of their death.
Most parents of the missing are dead. We have failed the parents. They died in
sorrow, he said.
The lawyer called for a sense of urgency to tackle the problem and provide some
closure to the spouses, brothers, sisters and children of the missing.
Its a dilemma. Weve lost one generation. Are we going to lose another?
Demetriades argued that the work of the Committee on Missing Persons in Cyprus
(CMP) would soon dry up, and no more burial sites would be found.
There are currently 1,995 people listed as missing in Cyprus (502 Turkish
Cypriots and 1493 Greek Cypriots), who disappeared either during the
intercommunal fighting in the 1960s or the 1974 Turkish invasion.
Despite 27 years in operation, the CMP only started to make inroads the last
two years, during which 453 exhumations were carried out. From those, 105 of
the missing have been identified, counting for around one fifth of the total.
However, the CMPs mandate is restricted to finding and identifying the
remains, not establishing cause of death.
I think the CMP will run out of burial sites. Now, theyve identified nearly
25 per cent of those missing. Lets say they can only reach 50 per cent. What
next? What is Plan B? asked Demetriades.
The lawyer said the families of the missing had been let down over decades,
referring to a news article in yesterdays press which reported that more
graves of unknown soldiers had been discovered in Nicosia.
This is unacceptable. I cannot understand why they have not been dug up and
the remains identified. You can talk about the Turks but what are we doing
about these graves?
In 1999, a burial site was discovered in a Lakatamia cemetery, where the
National Guard had dumped a number of Greek Cypriots lost during the 1974
invasion in unmarked graves. Many still had identifiable items on them, like
rings, watches or crosses. No one bothered to mention this or inform the
families that missing people were buried there until 25 years later when
exhumations began at the site.
The families are devastated. They are dignified people who wont go smashing
up the House of Representatives like potato farmers. They placed their
confidence in the government, which has failed them, he added.
The case of Varnava vs. Turkey at the European Court of Human Rights clarified
that failure by a state to account for the location of people last seen in
their control amounted to inhuman treatment or torture.
This notion of a personal violation against the next of kin is currently being
used by both Greek Cypriot and Turkish Cypriot relatives of the missing against
the Republic of Cyprus for failing to carry out an effective investigation.
There are also cases launched against Turkey to find out the fate of loved ones
or even if that has been established, the circumstances surrounding their
death.
Pain is uniform it does not discriminate. States have done wrong against the
people, and they want some sort of justice. This is not divided on ethnic
grounds.
The human rights advocate called for the setting up of a Truth Commission to
finally discover what happened to the missing. Apart from providing real
closure to the families, it will also help the CMP locate all the missing, he
argued.
The idea is to set up a truth commission, or redefine the CMP, and call on
perpetrators of crimes to give details of what they did and where, showing
remorse in the process. In return for the truth, they will be given immunity
from criminal prosecution.
Demetriades suggested the commission didnt have to be bicommunal in structure.
We could set up a mono-communal commission, and maybe the Turkish Cypriots
would do the same, he said.
There are 45 truth commissions in the world. We are not inventing the wheel
here.
He acknowledged that truth for immunity might not be the most appropriate
solution for Cyprus but highlighted the need for some semblance of public
debate on the issue after decades in the dark.
I dont have patience anymore with those who say dont rock the boat. I
cant find any other way to get this country moving, he said.
CYPRUS MAIL 18/12/08
Psychological block
hinders Green Line trade
BUSINESSES
need open encouragement from both political and business leaders in order to
have the courage to do business across the divide, according to new research.
Published by the Cyprus Centre of the International Peace Research Institute,
Oslo (PRIO), the research found that intra-island trade was only a tiny
proportion of each communitys trade with the rest of the world and that
businesses faced psychological barriers in engaging in trade.
The research was done by Mete Hatay, Fiona Mullen and Julia Kalimeri.
The researchers found that the sale of goods across the Green Line has risen
from just under 475,000 in 2004 to 4.9 million in 2007, while total
transactions across the Green Line including shopping and casino spending
amounted to an estimated 31.7 million in 2007.
In terms of value, the flow of money is in favour of Greek Cypriots but it
tips in favour of Turkish Cypriots when estimated remittances of those working
in the south are included, said the report.
With this included, the value of total intra-island business including salaries
is estimated at 85.3 million.
This year had seen some acceleration in trade growth in both directions.
However, in comparison with other trade, it remains low, the report concludes.
Apart from political and structural impediments to trade, there were also other
impediments that could be described as psychological, according to the
report.
The researchers found that psychological barriers did exist and were reinforced
by political leaders and the media.
The main psychological approach among Greek Cypriots was denial. The main
psychological approach among Turkish Cypriots was a fear of being treated as
inferior.
Greek Cypriots fear that if they trade, they will be identified and pilloried
by their own community, since the produce could involve Greek Cypriot land,
which reminds them of the trauma of 1974, it said.
The researchers found that even those who do conduct business feel compelled to
deny the existence of their clients or hide their identity by trading only in
non-labelled goods.
For many Greek Cypriots, therefore, doing business with Turkish Cypriots is
taboo, the research found.
Turkish Cypriots, meanwhile, did not trust that Greek Cypriots were really
serious about trade and feared that it was merely a means of controlling them.
The actual experience at the crossing points has been humiliating, reminding
Turkish Cypriots of the traumas of the 1960s, when restrictions, checks and
requests for documents made it very difficult for Turkish Cypriots to do business
and thus became associated with economic hardship.
Suggestions to remedy the problem include more encouragement from political and
business leaders, lifting telecommunications barriers, and making the crossing
points more business-friendly.
CYPRUS MAIL 18/12/08
Easyjet to fly to
Larnaca from Gatwick next year
EasyJet is to
start flights to Larnaca next year with fares starting from as little as £30
sterling one-way, the low-cost airline has announced.
The airline, founded by Cypriot tycoon Stelios Hadjiioanou, announced that four
new routes would be added in 2009 from London Gatwick.
With Larnaca, the other routes are Dubrovnik, Naples and Santorini.
EasyJet has been flying to Paphos since earlier this year when it took over
British Airways subsidiary GB Airways.
In a bold move at a time of cutbacks and recession, the development could be
just the boost Cyprus tourism industry was hoping for with the projections for
the sector looking gloomy for 2009.
David Osborne, easyJets regional general manager for the UK, said: easyJet
has grown dramatically at London Gatwick over the last few years, by offering
its familiar combination of low-fares with care and convenience. With our
summer 2009 flights also now on sale there has never been a better time to make
sure you book summer early and save big!
With these new routes, the number of easyJet destinations from London Gatwick
now totals 71. The London Gatwick to Larnaca flights will begin on March 31
2009, according the airlines website, and will be offered on Tuesdays,
Wednesdays, Fridays and Sundays. One-way fares including taxes and charges will
be starting from £30.99. Flights to Santorini will be on Tuesdays, Thursdays
and Sundays with fares starting from £36.99.
CYPRUS MAIL 18/12/08
Crisis Group urges more
even-handed EU approach
By
Jean Christou
THE
INTERNATIONAL Crisis Group (ICG) has suggested the EU take a more even handed
interest in the Cyprus problem, and consider delaying oil exploration in
contested territorial waters.
In its report, Turkey and Europe: The Decisive Year Ahead, the ICG, a think
tank which had issued controversial reports on Cyprus in the past, said EU
states tended to be complacent about the long-standing calm of the frozen
Cyprus conflict and find it hard to act even-handedly due to Cyprus EU
membership.
Some appear willing to offer vital financial support to implement an agreement
but are hesitant to engage now to help ensure that such an agreement is
actually signed, said the report, issued in Brussels on Monday.
It said that even though there had been steady progress in negotiations
following the election of President Demetris Christofias in February, lack of
EU engagement beyond token support to the UN mediation effort has contributed
to a loss of momentum.
EU support and guidance could be crucial, especially when the leaders return in
early 2009 to issues they were unable to agree upon in the first rounds, it
said, estimating that the current window of opportunity would likely close in
late 2009 when elections begin in the north.
The EU should also send senior officials to visit both Cypriot leaders, and
also underline its willingness to give financial support for a solution.
In a sign of the tensions that could be provoked, the ICG referred to the
recent intimidation by Turkish warships of Cyprus-commissioned vessels
exploring for hydrocarbons off the south coast. Turkey claims the waters form
part of its continental shelf.
In its recommendation, the ICG said Cyprus should consider delaying oil
exploration in contested territorial waters while talks are under way.
Recommendations for Turkey included sustaining full support for the current
round of talks on a Cyprus settlement and to avoid navy intervention against
oil exploration in waters claimed by Greece or the Republic of Cyprus.
EU member states should seize the chance to fix past mistakes over Cyprus by
prioritising success in the new negotiations on the island and do more to
encourage Turkey to revitalise its reform effort. EU politicians must stop
pushing the qualifying bar ever higher for Turkey and restate that they stand
by their promise of full membership once all criteria are fulfilled, the ICG
report said.
Turkey should be less sensitive to slights and stop treating the EU as a
monolithic bloc. It should take care to avoid the trap of self-exclusion, keep
its foot in the still open door and, like the UK and Spain before it, refuse to
take no for an answer, it added.
CYPRUS MAIL 18/12/08
Britons in fight for Cyprus home

The Orams'
dream home is just west of the port of Kyrenia
An adviser to the
EU's top court says a ruling against the British owners of a holiday home in
Turkish-controlled northern Cyprus should be recognised.
The Court of Appeal
of England and Wales had requested a legal opinion from the European Court of
Justice.
Linda and David
Orams are engaged in a long-running legal battle with Meletios Apostolides, a
Greek Cypriot who claims the land their home stands on.
Breakaway
Turkish-held northern Cyprus is not internationally recognised.
The Orams, a retired
couple from Hove in Sussex, got a favourable ruling in 2006 from the UK High
Court, which said they could keep their villa in northern Cyprus.

But Mr Apostolides
appealed, insisting that the land was rightfully his because his family had
been uprooted from it by the Turkish invasion in 1974.
The UK High Court
ruling came after the Nicosia District Court, in the Republic of Cyprus, had
ruled that the Orams should demolish their house, return the land and pay
"rent" for the time they lived there.
The Advocate
General, Juliane Kokott, has now advised the European Court of Justice that the
Nicosia court "has jurisdiction in relation to the property dispute,
irrespective of the fact that the Republic of Cyprus does not exercise
effective control over Northern Cyprus".
Her opinion is not
binding on the European court's judges, but in most cases they follow her
recommendations.
Ms Kokott was asked
to interpret the EU's Brussels Regulation in this case - a regulation dealing with
the recognition and enforcement of judgments issued by courts in other EU
member states.
Test case
The Republic of
Cyprus joined the EU in 2004, even though it does not control the northern part
of the island.
Property disputes
are one of the main obstacles to efforts to reunify Cyprus.
EU law was suspended
in northern Cyprus for the purposes of Cyprus's accession, but the advocate
general argues that the Orams' civil case still falls within the scope of the
EU regulation.
"The fact that
the [Nicosia court's] judgment cannot actually be enforced at this time does
not, in the Advocate General's opinion, relieve courts in other member states
from the obligation to recognise and enforce the judgment," a statement
from the European Court of Justice said.
It is seen as a test
case because estate agents in northern Cyprus have sold many holiday homes to
British citizens. The European court's rulings are binding on EU member states.
The judges in
Luxembourg have started considering the Orams' case and they may take three to
six months to reach a verdict, a court spokesman told the BBC.
http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/7789444.stm
18/12/08
Ermeniler de özür diliyor!
ERMENİ
aydınları da Türklerden özür dileme! kampanyası
başlatıyor.
Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yapılan çok ince ayaktopu
jestinden çok etkilenen bizim "aydınlar"ın belirli
bir plan ve program çerçevesinde başlattıkları özür
dileme kampanyasından çok etkilenip sevinçten gözleri dolan
Ermenistan ve diaspora aydınlarından da karşılık
geliyor.
Aradan daha
bir hafta geçmeden onlar da kampanya başlatmak için kolları
sıvadılar.
Önümüzdeki
günlerde Ermenistan Halkının imzasına ve Ermeni Diasporasının
insafına sunulacak olan Duyurunun taslağı özel
kanallarla elime ulaştı, sizlerle paylaşıyorum.
Aydoğan KEKEVİ
(Bir kaynak: Em. Öğr. Neşide Kerem Demir: Bir
Şehit Anasına Tarihin Söyledikleri- Türkiyenin Ermeni
Meselesi (Sayın Neşide Kerem Demir, 27 Ocak 1973 tarihinde
şehit edilen Los Angeles Başkonsolos Muavini Bahadır Demirin
annesidir. A.K.)
* * *
"Biz aşağıda imzası bulunan Osmanlı İmparatorluğunun
millet-i sadıkası Ermenilerin torunları olarak:
Bizansın Kırıma sürdüğü 170 bin Ermeniyi
Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki savaş filosuyla alıp
yeniden Osmanlı topraklarına getirip İstanbula
yerleştiren, Ermeni Patrikliğini ihdas eden Fatih Sultan Mehmetten;
Türkmen gençleri cepheden cepheye cihat uğruna koşturulurken Tebrizden
getirdiği Ermeni sanatkarlara ülkenin sanat damarlarını
teslim eden Yavuz Sultan Selimden;
Atalarımızı paşalıktan bakanlığa, Saray hazinesinin
tesliminden imparatorluğun temsiline kadar her türlü makama layık
gören tüm Osmanlıdan; kendilerine gösterilen bu güvene layık
ve sadık davranmayan; dış ülkelerin emperyalist amaçlarına
alet olan; savaş halinde olan Osmanlı ordusuna arkadan
saldıran, eli silah tutan erkeklerin cephede olmasını
fırsat bilip köy yağmalayan, ırza geçen; terör örgütü kurup
onlarca Türk diplomatını şehit eden; bugünkü Ermenistan
sınırları içinde bir tek Türk barındırmayan;
Yıllardır her yerde, her fırsatta Türkleri kötülemeyi
meslek edinen;
Okul kitaplarından masallara kadar her yerde her fırsatta
çocuklarımıza Türk Düşmanlığı aşılayan;
Gerçekleri yazanları, söyleyenleri korkutarak susturmaya
çalışan;
Gerçekleri yazan kitapları piyasalardan toplattıran, belgeleri yok
eden;
Ermenistan arşivlerini açmayarak sorunu sürüncemede
bırakıp kullanan;
Sahte belgeler, tahrifatlı resimler, uyduruk sayılarla
yıllardır dünya kamuoyunu aldatan;
Karabağda, Hocalide katliam yapıp, milyonlarca Azeriyi
göçürüp perişan eden;
Her fırsatı yerli yersiz, doğru yanlış demeden
kullanarak Türkleri dünyaya şikayet edip kötüleyen atalarımız ve
günümüz Ermenileri adına özür diliyor; Türk milletinden bizleri ve
atalarımızı bağışlamalarını rica
ediyoruz..."
Destekleyenler:
(...)
Özür dilemiyoruz
ÖZÜR bildirisine karşı ne yapacağız, bunun
karşısında da mı susacağız?
Şimdi biz de sesimizi duyurmak, suçlu olmadığımız bir
konuda özür dilemeyeceğimizi göstermek için bir web sitesi açtık.
www.ozurdilemiyoruz.biz
Bütün özür dilemeyenlerin desteklerini bekliyoruz, tıklayın, bir imza
da siz atın...
Ertuğrul AKGÜNDÜZ
"TARİH yazmak da tarih yapmak kadar önemlidir" diyen
Ulu Önder Mustafa Kemal Paşadan... ASALA terörüne kurban giden
diplomatlarımız ve ailelerinden... özür diliyoruz.
Haydar MUTAF GAZİANTEP
·
* * * *
Yalçın
BAYER HURRIYET 18/12/08
Özür
tartışması
PRENSİP olarak CNN
Türkteki Ortak Acı belgeselinin yayını tamamlanıncaya
kadar konuyla ilgili tartışmalara girmeyeceğim.
Çünkü 1878den 1920ye kadar en az kırk yılı kapsayan zaman
dilimi içinde, o kadar çok olay, o kadar çok facia vardır ki,
istediklerimizi seçip bir araya getirerek dilediğimiz şekilde bir
tablo çizebiliriz. Suçun şunda veya bunda olduğunu söyleyebiliriz.
Yıllardan beri kutuplaşma niteliğindeki tartışmalar
bu şekilde cereyan ediyor zaten.
Ermeni mezalimi adıyla yayımlanmış birçok kitap, belge ve
fotoğraf var. Bunlar Ermeni komitelerinin yaptığı Müslüman
katliamının kanıtlarıdır ve pek çoğunun tarihi
1917 ve 1918dir.
Evet ama diyaspora ve yandaşları bu belgeleri inkâr etmiyor, 1915 ve
1916 yıllarında Türkler Anadoluyu homojenleştirmek için
Ermenilere karşı etnik temizlik ve soykırım yaptılar,
1917 ve 1919 yıllarında ise Ermeniler buna tepki olarak biraz
Müslüman öldürdüler diye karşılık veriyorlar!
Soykırımın anlamı
Soykırım kavramının hukuki tanımında, toplu
öldürmelerde etnik temizlik amacının bulunması, yani kitlelerin
etnik ve dini sebeplerle öldürülmüş olması önemlidir. Böyle bir amaç
yoksa toplu ölümler elbette faciadır ama hukuken soykırım
sayılmıyor.
Osmanlı Hükümeti 1915 yılında etnik temizlik amacıyla
tehcir ve taktil (toplu öldürmeler) yaptı da Ermeni komiteleri sırf
buna tepki olarak ya da intikam duygusuyla 1917-1919 arasında kitleler
halinde Müslümanları öldürdüyse buna soykırım denilmeyecek,
facia olarak kalacak!
İşte bu yüzdendir ki, 1917-1919 arasında, değişen
askeri duruma paralel olarak, Ermenilerin yaptığı
katliamları gösteren belgelerimiz, fotoğraflarımız, toplu
mezarlarımız Türkler soykırım yaptı
iddiasını ortadan kaldırmaya yetmiyor!
Onun için, Mayıs 1915teki tehcir kararından önce Ermeni
komitelerinin silahlı eylemlerini araştırmak son derece
önemlidir!
Tehcirin sebepleri?
İşlerine geldiği için, Ermeni tarihçiler 1915 ve 1916
yılına odaklanıyorlar, durup dururken Türkler Ermenileri
kovmuş, öldürmüş tablosunu resmediyorlar!
Aynı şekilde, 1 milyon 200 bin Osmanlı Ermenisinden 1923 Türkiyesine
140 bin Ermeninin kalmış olmasını da Türkler
soykırım yaptı diye takdim ediyorlar; başka ülkelere
yerleşen Ermenileri görmezden gelerek...
Bu tür basitleştirmeler etkili de oluyor! Ömründe konuyla igili tek
bilimsel eser okumamış bir Fransız vekil veya Amerikalı
senatör soykırım tasarısına parmak kaldırıyor!
CNN TÜRKte yayımlanmakta olan Ortak Acı, 1915, Türkler ve
Ermeniler adlı belgeselde, insani açıdan iki tarafın da
acılarını ele aldık, Ermenilerin çektiği
acıları da ele alıyoruz.
1914-1919 dönemini Ortak Acı olarak niteliyoruz..
Belgeselde bilhassa tehcirden önceki Ermeni komitelerinin faaliyetlerini,
Erzurum ve Vanı ele geçirmeyi hedefleyen Rus ordusuna komitelerin
nasıl Müslüman katliamlarıyla destek olduğunu ve aynı
komitelerin Batı illerimizdeki faaliyetlerini de anlatıyoruz.
Bu akşam CNN TÜRKte saat 22.00de izleyeceğiniz bölüm, kanlı
sürecin tam bu aşamasıyla ilgili.
TAHA AKYOL MILLIYET
19/12/08
Orams davasında kötü haber
RUM MAHKEMESİNİN KARARI GEÇERLİ...
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Savcı Juliane Kokott,
"Kuzey Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da
Kıbrıs'taki (Rum kesimindeki) mahkeme kararı, diğer AB üye
ülkelerinde tanınmalı ve uygulanmalıdır" şeklinde
görüş bildirdi. Savcı Kokott, Kıbrıslı Rum Meletis
Apostolidis ile Orams ailesi arasındaki anlaşmazlığın,
"Kuzey Kıbrıs'ın işgaliyle" ilgili
olmadığını ve "sivil nitelik
taşıdığını" belirtti
l SAVCINININ GÖRÜŞÜNÜN ATAD ÜZERİNDE
BAĞLAYICI ETKİSİ YOK... Savcı Kakott'un dünkü görüşünü
yorumlayan KKTC'deki hukukçular, ATAD Savcısı'nın bu
görüşünün ATAD üzerinde bağlayıcı bir etkisinin
bulunmadığını, mahkemenin kararını verirken
savcının görüşünü dikkate alıp almamak konusunda
sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurguladı
Kıbrıslı Rum Meletis
Apostolidis'in, Lapta'daki "1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine
villa inşa ettikleri"
gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti
hakkında açtığı davadaki Avrupa Toplulukları Adalet
Divanı (ATAD) Savcısı Juliane Kokott, "Kuzey
Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs'taki (Rum
kesimindeki) mahkeme kararı diğer üye ülkelerde tanınmalı
ve uygulanmalıdır" şeklinde görüş bildirdi.
Kamuoyunda "Orams davası"
diye bilinen davayı yeni bir aşamaya getiren Savcı Kokott'un
görüşünün, ATAD üzerinde bağlayıcı etkisi bulunmuyor.
Annan Planı müzakerelerinin sonuç
vermemesi üzerine Kıbrıs Rum kesiminin 2004 yılında AB'ye
katılımını mümkün kılmak için AB
müktesebatının KKTC'de geçerli olmaması kararının
alındığını iddia eden Savcı Kokott, buradaki
amacın "AB hukukunun topraklarının tamamında
uygulanmasını güvence altına alamayan üye ülkenin
(Kıbrıs Rum kesiminin) AB hukukunu ihlal etmiş durumuna
düşmesinin engellenmesi olduğunu" savundu.
Avrupa Toplulukları Adalet
Divanı Savcısı Kokott, Apostolidis ile Orams ailesi
arasındaki anlaşmazlığın, "Kuzey
Kıbrıs'ın işgaliyle" ilgili
olmadığını, "sivil nitelik
taşıdığını" ve AB müktesebatının
kapsama alanına girdiğini ifade etti.
Orams davasıyla ilgili süreç, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Lefkoşa Mahkemesi'nin, KKTC hukukuna göre
Orams ailesine ait olan ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz
malın eski haline döndürülerek Rum Yönetimi tapusuna göre sahibi olan
Apostolides'e devredilmesi ve bu aradaki kullanımdan dolayı tazminat
ödenmesi konusunda aldığı kararla
başlamıştı.
Daha sonra İngiliz yetkili
makamlarına yapılan başvuruyla, kararın İngiltere'de
tanınması ve uygulanması (tenfiz) için girişimde
bulunulmuş, bu yöndeki talebe ilişkin olarak İngiliz ilk derece
mahkemesinin verdiği ret kararının ardından
Kıbrıslı Rum Apostolides'in İngiliz İstinaf
Mahkemesi'ne başvurmasıyla süreçte yeni bir aşamaya
ulaşılmıştı.
İngiliz İstinaf Mahkemesi, Avrupa
Birliği hukukunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 44/2001
sayılı AB Tüzüğü'nün ve 10. Protokol'ün
yorumlanmasını, bu konuda yetkili olan ATAD'dan istemeye karar
vermiş ve konu bu yolla ATAD'ın gündemine
getirilmişti.
ATAD'da uygulanan yargılama usulüne
göre mahkemeye sunulan yazılı düşüncelerin ardından
yapılan duruşmada taraflar konuya ilişkin iddialarını
dile getirdi ve bugün de Savcı Juliane Kokott, mahkeme için
bağlayıcı olmayan görüşünü açıkladı.
Savcı Kokkot, 10. Protokol çerçevesinde
AB hukukunun KKTC'de askıya alınmış olmasının
sebebini, Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleştirilecek
ihlallerden sorumlu tutulmasını engellemek diye görüyor. Bu nedenle
bu protokol, 44/2001 sayılı tüzüğün Rum Yönetimi mahkemelerinin
Kuzey Kıbrıs'la ilgili kararlarının Avrupa ülkelerinde
tanınmasını ve tenfiz edilmesini engelleyecek biçimde yorumlanamayacak.
KKTC'deki hukukçular, savcının bu
görüşünün, "Rum Yönetimi mahkemesinin Orams davasında
verdiği, Rum Yönetimi tapusuna göre Apostolides'e ait taşınmaz
malın eski haline döndürülerek Apostolides'e devredilmesine ve
kullanım kaybından doğan zararın da davacıya
ödenmesine ilişkin kararının İngiliz mahkemelerince
tanınması ve uygulanmasına yönelik olduğuna"
işaret ettiler.
Hukukçular, İngiliz mahkemesinin
KKTC'de yürürlükteki hukuk çerçevesinde kararı KKTC'de uygulamanın,
dolayısıyla malın Apostolides'e devrinin mümkün
olamayacağından, bu görüşün mahkemece kabulü halinde, Rum
Yönetimi Mahkemesi'nin kararının yalnızca tazminata ilişkin
kısmının İngiltere'de uygulanabileceğini kaydettiler.
Savcı Kakott'un dün açıklanan
görüşünü yorumlayan hukukçular, ATAD Savcısı'nın bu
görüşünün ATAD üzerinde bağlayıcı bir etkisinin
bulunmadığını, mahkemenin kararını verirken
savcının görüşünü dikkate alıp almamak konusunda
sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurguladılar.
KIBRIS
19/12/08
Rum mağaza sahipleri, Lokmacı
Kapısı'nın açılmasından mutlu olmadı
Simerini gazetesinde yer a