FT: Erdoğan’ın konumu tehlikede

Financial Times gazetesi, Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü kararı ile ilgili olarak, “Daha yakın zamana kadar Avrupa’nın en güçlü liderlerinden biri olan Erdoğan’ın konumu tehlikeye düştü” yorumunu yaptı.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:50 TSİ 09 Haziran 2008 Pazartesi

 

LONDRA - Financial Times’da yayınlanan Vincent Boland imzalı makalede, “Şimdi bir çok gözlemci ve yorumcu, AKP’nin kapatılması ve Erdoğan da dahil liderlerine siyaset yasağı konması olasılığının iyice arttığında hemfikir. Türkiye’de, ülkenin onlarca yıldır gördüğü en kapsamlı reform girişimlerine tanık olunan 2003-2006 arası ulusal uzlaşma döneminin sonuna gelindiği anlaşılıyor” yorumu yapıldı ve “Yakın zamana kadar Avrupa’nın en güçlü liderlerinden biri olan Erdoğan’ın konumu tehlikeye düştü” ifadesi kullanıldı.

 

Anayasa Mahkemesi’nin ikiye karşı dokuz oy çoğunluğuyla aldığı kararı, “Erdoğan’ın başbakanlığı süresince aldığı en büyük siyasi yenilgi” olarak değerlendiren makalede, Erdoğan’ın en temel siyasetlerinden birinin geri çevrilmesiyle karşılaştığı siyasi güçsüzlüğün uzun sürebileceği kaydedildi.

Uzmanların, bu mahkeme kararının AK Parti’nin kapatılması ve liderlerinin siyasetten men edilmesi talebiyle açılan başka bir davada kullanılabileceğini ifade ettiği belirtilen yazıda, “AK Parti’ye açılan davanın, türban konusundaki girişimlere karşı bir hareket olduğu” yorumu yapılarak “Erdoğan’a ve partinin önde gelen diğer isimlerine karşı yapılan suçlama genel olarak Türkiye’yi İslamileştirmeye çalıştıkları savını içeriyor” dendi.

ERDOĞAN OYLARI AZKEN DAHA ETKİLİYDİ
AKP’lilerin ise bu suçlamayı reddettiğini belirten makale şöyle devam etti:

“Türban konusu ve kapatma davası, ülkedeki laik kurumların (mahkemeler, askeriye, medya ve diğerleri) AKP’nin siyasi kararlılığını kırmakta ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Türban düzenlemesi Türkiye’de Erdoğan’ın bir seneden daha kısa bir süre önce ikinci siyasi zaferini kazanmasıyla başlayan siyasi krizi derinleştiriyor. Ankara’daki bazı diplomatların gözlemlediği üzere, Erdoğan, parlamenter çoğunluğu ve oyları daha azken daha etkili bir başbakandı. Uzlaşmaya daha istekliydi, AB reformlarına daha bağlıydı ve birçok Türk’ün ‘rejim’ olarak nitelediği Türkiye’yi kuran laik milliyetçi ideolojiye ucu dokunan riskli girişimlerde bulunmaya daha az eğilimliydi.”

Makalede uzmanların, bu krizde uzlaşma için fazla bir olasılık olmadığını düşündükleri de belirtildi ve “2003-2006 arasında Türk siyasetinde var olan uzlaşının ve son yılların en ciddi reform sürecinin bitmiş olduğu görülüyor” ifadesine yer verildi.

 

Rusya tarafların uzlaşacağı çözümden yana

 



9 Haziran, 2008 16:53:00 (TSİ CNN TURK

 

Kıbrıs Rum yönetimi Ada'daki barış sürecinde etkili olabilecek ülkelerin nabzını tutuyor. Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu Moskova'da Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde, Türk ve Rum halklarının üzerinde uzlaşacakları bir çözümden yana olduklarını söyledi.
 
Lavrov, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile Moskova'daki görüşmesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta tarafların diyaloğu yeniden başlatmalarından memnuniyet duyduklarını söyledi.
 
"Bu diyaloğun gelişmesini ve başarılı şekilde sonuçlanmasını aktif bir şekilde destekleyeceğiz" diyen Lavrov, Kıbrıs sorununun çözümünde tarafların arasında uzlaşı sağlanması halinde kilit rolü BM'nin oynaması gerektiğini vurguladı.
 
"Kosova konusunda görüşlerimiz yakın"
 
Kosova konusunda Rusya ve GKRY'nin görüşlerinin birbirine çok yakın olduğunu ifade eden Lavrov, "Sırp bölgesinde tek taraflı bağımsızlık ilanı bölgedeki istikrarı geliştirmeyi başaramadı. Rusya ve Kıbrıs (GKRY), Belgrad ve Priştine'nin toprak konusundaki anlaşmazlığa uluslararası hukuk temelinde çözüm bulabilmeleri için görüşmeleri yeniden başlatmaları taraftarıdır" dedi.
 
Kiprianu da GKRY'nin Kosova'nın bağımsızlığını tanımayacağınıbelirterek, "Kosova'yı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetindedeğiliz. Kosova sorununa çözüm BM çerçevesi içinde Sırbistan'ın doğrudankatılımıyla bulunmalı" diye konuştu.
 
Bu arada Lavrov, GKRY'nin yeni liderinin bu yılın ikinci yarısında Moskova'ya ziyarette bulunacağını açıkladı.

 

 

Pascoe'nun ziyaretiyle ilgili çalışmalar sürüyor

İDDİYA TEPKİ... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum basınının, "Pascoe'nun, Talat ve Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt verdiği" yönündeki iddialarına cevap vererek, henüz kesinleşmiş bir toplantı veya yemek yokken böyle bir iddianın ortaya atılmasını eleştirdi

KESİN BİR ŞEY YOK... Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun, Ada'ya yapmayı düşündüğü ziyaret ile ilgili çalışmaların devam ettiğini ve burada bulunacağı sırada ne gibi toplantı veya sosyal etkinliklerin yapılacağının bu çalışmalar sonunda belirleneceğini açıkladı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum basınının, "BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'nun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt verdiği" yönündeki iddialarına cevap vererek, henüz kesinleşmiş bir toplantı veya yemek yokken böyle bir iddia ortaya atılmasını eleştirdi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'nun, Ada'ya yapmayı düşündüğü ziyaret ile ilgili çalışmaların devam ettiğini ve burada bulunacağı sırada ne gibi toplantı veya sosyal etkinliklerin yapılacağının bu çalışmalar sonunda belirleneceğini açıkladı.

Erçakıca, Rum basınında çıkan, "Kıbrıs Tük tarafının; BM Genel Sekreteri'nin UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun içeriğine ve Güney Kıbrıs ile İngiltere'nin 'Karşılıklı Anlayış Memorandumu' imzalamasına tepki olarak; Lynn Pascoe'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt verdiği" yönündeki iddialara karşılık yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

"Sayın Pascoe'nun adamıza yapmayı düşündüğü ziyaret ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Salı günü de açıkladığımız gibi, Pascoe'nun Kıbrıs ziyareti sırasında ne gibi toplantılar veya sosyal etkinlikler yapılacağı bu çalışmalar sonunda belirlenmiş olacaktır. Bu aşamada, kesinleşmiş bir toplantı veya yemekten söz edemeyiz."

Rum basınında bugün yer alan haberlerde, "Türk tarafının, Pascoe'nun yemek davetini 'reddetmesinin', Pascoe'nun Ada'ya gelişinin iptalini gündeme getirebileceği ve doğrudan müzakerelerin hazırlık sürecine de yan etkileri olabileceği" iddiasında da bulunulmuştu.

Rum basını ne yazdı?

Politis, Kıbrıs Tük tarafının; BM Genel Sekreteri'nin UNFICYP'in görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin raporunun içeriğine ve Güney Kıbrıs ile İngiltere'nin "Karşılıklı Anlayış Memorandumu" imzalamasına tepki olarak; Lynn Pascoe'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt verdiğini iddia etti.

Gazete; "Pascoe'nun Ziyareti Havaya - Kıbrıslı Türkler Ban Ki Moon'un Raporuna ve İngiltere'yle Memoranduma Tepki Gösteriyorlar" başlığıyla yansıttığı Makarios Drusiotis imzalı haberinde; Türk tarafının, Pascoe'nun yemek davetini "reddetmesinin", Pascoe'nun Ada'ya gelişinin iptalini gündeme getirebileceğini ve doğrudan müzakerelerin hazırlık sürecine de yan etkileri olabileceğini yazdı.

Batı diplomasisinin ve özellikle İngiltere'nin, bütün bu zorluklar ışığı altında; "Türk tarafını yeniden ikna etmek ve prosedür rayından çıkmadan önce treni yeniden rayına oturtmak çabasıyla harekete geçtiğini" yazan gazete, özetle şöyle devam etti:

"Bütün çaba; Güvenlik Konseyi tarafından 13 Haziran'da onaylanması beklenen UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin rapor üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu rapor, Kıbrıs Rum tarafının; özellikle Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonlarıyla' ilgili olarak 2004'ten beridir elde ettiklerinin en iyisi olarak değerlendiriliyor.

Türk tarafı, bundan İngiltere'yi sorumlu tutuyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında yapılan Karşılıklı Anlayış Memorandumu'nun imzalanması, Kıbrıslı Türklerin tepkilerini; Pascoe tarafından yapılan yemek davetini reddetme noktasına yoğunlaştırdı.

Kıbrıs-İngiltere memorandumunun içeriği, Kıbrıs Rum tarafı için çok elverişliydi ve Dimitris Hristofyas'ı iç cephede oldukça güçlendirdi. Talat'ın çevresinden Politis'e verilen bilgiye göre Kıbrıslı Türk lider, memorandumun; İngiltere'nin bugüne kadar farklı bir yaklaşım sergilediği bütün temel meselelerde Rum yaklaşımını benimsediği için İngilizlerden ciddi şekilde şikâyetçidir.

İngiliz bir diplomatik kaynak, Kıbrıslı Türklerin tepkilerini 'aşırı' diye yorumladı ve 'Maalesef Kıbrıs sorununda bir tarafça olumlu görülen, öteki tarafça olumsuz olarak değerlendiriliyor' dedi.

Hükümetten bir kaynak da, Kıbrıslı Türklerin tepkilerini şu şekilde yorumladı:

'Kıbrıslı Türklerle 2004'te olmayan bir sorunumuz var. Tasos Papadopulos'un olumsuz yaklaşımı dolayısıyla diğer tarafa aşırı bir sempati gösterildi ve 'KKTC'nin statüsünün yükseltilmesi politik eğilimi oldu. Papadopulos'un politikasına tepki olan bu statü yükseltmesi tanınma beklentisi yarattı, iki eşit devlet arasında partenojenez hedefi de bundandır. Kıbrıslı Türkler; 23 Mayıs açıklamasında beyan edildiği üzere; çözümle birlikte federasyon haline gelecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kendilerinin de devleti olduğunu anlamalıdır.'

Hal böyle iken memorandum ve neden olduğu tepkiler bütün prosedürü tehlikeye sokuyor. Kıbrıs sorunuyla çok ilgilenen yabancı bir diplomatik kaynak, 'Memorandum iç cephede önemli ölçüde güçlenen Hristofyas için çok iyi bir metindir. Ancak Kıbrıs'ın başkanı, İngiltere'yle ikili bir anlaşmanın ötesinde Kıbrıs sorununun çözümünü de talep ediyor. Bu metin, prosedürün değerini düşürüyorsa belki diğer tarafın endişelerini de dikkate almalıydı' dedi.

Pascoe'nun ziyaretinin ana hedefi; mümkünse yemek idi. İptal edilmesi, prosedürün ilerlemesine karşı olanlara argüman sağlayacak; Papadopulos'un müdahalesine rağmen, ortak açıklamanın sonrasında yapamadıklarını; memoranduma tepkilerle başarabilirler.

Şu anda bakışlar, Güvenlik Konseyi'ne ve kararın içeriğine çevrilmiş durumdadır. Güvenlik Konseyi üyesi ülkeden bir diplomat gazetemize; 'Karar, doğrudan müzakerelerin başlamasına ivme kazandıracak şekilde olacak' dedi. Hedef; Lynn Pascoe'nun Kıbrıs'ı ziyareti sırasında bir tarihte açıklanmasıdır. Tarih; ilk takvimler içerisinde olacak, ancak Dimitris Hristofyas'ın erteleme talebi de; Ağustos ayında ara verilip Eylül ayında yoğunlaştırılması ile tatmin edilecek.

Birleşmiş Milletler, bütün çalışma gruplarında görüş birliği ve ilerleme sağlanıp sağlanmamasından bağımsız olarak başlayacak müzakerelerin yeni turu için hazırlık yapıyor. Gazetemizin edindiği bilgilere göre, üç çalışma grubunda ilerleme kaydedildi, sorunun daha dikenli yönlerini ele almakta olan diğer çalışma gruplarında ise durum statiktir.

İlerleme; Ekonomi, AB ve Anayasa/Yönetim konularını ele alan çalışma gruplarında kaydedildi. Mülkiyet, Toprak, Güvenlik ve Garantiler konularını ele almakta olan çalışma gruplarında durum statiktir.

Bu meseleler, iki toplum lideri tarafından ele alınacak ve komitelerden beklenen de; tezleri not etmeleri, anlaşmazlıkları belirlemeleri ve alternatif öneriler üzerinde çalışmalarıdır.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, UNFICYP'le ilgili raporunda işaret ettiği de budur.

Elbette bütün bunlar; Kıbrıs-İngiltere memorandumu nedeniyle patlak veren güven bunalımının alacağı şekle bağlı olacak.

Müzakerelerin derhal başlamasını isteyen, ancak şimdi Lynn Pascoe'yle yemeği reddederek müzakerelerin başlamasını uzatanın Talat olması, zeminin kayganlığı açısından göstergedir."

Aynı gazete, yakın geçmişe kadar Kıbrıs sorununa karşı ilgisiz görünen BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un sorunun çözümüne ilişkin yeni, kapsamlı inisiyatif fikriyle çok daha kararlı şekilde dahil oluyor göründüğünü yazdı.

Gazete; "BM Doğrudan Müzakerelerin Başlaması İçin Hazırlık Yapıyor - Genel Sekreter'in Raporu Başlama İşareti - Lynn Pascoe'nun Gündeminde, Aleksander Dawner'in Genel Sekreter'in Özel Temsilcisi Olarak Atanması Da Var" başlıklı haberinde Rum yönetiminin; Güvenlik Konseyi'nin onaylaması beklenen UNFICYP'le ilgili rapora; doğrudan müzakerelerin zemininin İngiltere'yle imzaladığı "Memorandum"da belirtildiği şekliyle kaydedilmesini istemekte olduğunu yazdı.

UNFICYP'in görev süresiyle ilgili Güvenlik Konseyi'ne yönelik raporunun Genel Sekreterlik'te var olan ve başrolü de BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'nun oynadığı planlamayı açıklamakta olduğunu yazan gazete, Pascoe'nun imzasını taşıdığı kesin olan planlamanın şu temel misyonu bulunduğunu belirtti:

"BM'nin bundan sonraki adımları atmaya ve iki tarafı artık kesin olarak doğrudan müzakerelerin başlaması mantığına sürüklemeye hazır olduğunu göstermek."

Gazete, BM Genel Sekreteri'nin; doğrudan müzakerelerin gözetiminde yapılacağı Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin atanmasına ilişkin sondajların da bu çerçevede devam etmekte olduğunu, bu mevki için -Rum yönetiminin bütün itirazlarına rağmen- Avustralya Dışişleri eski Başkanı Aleksander Dawner'in adının Ban Ki Moon'un aday listesinin ilk sırasında olmaya devam ettiğini belirtti.

Genel Sekreter'in, Dawner'in kesin rızasını alması halinde dahi çekincelerin aşılmayacağının düşünüldüğünü belirten gazete, Ada'ya 17 Haziran'da gelecek olan ve Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la yemek yiyeceği bilgisi sızdırılan Lynn Pascoe'nun; yeni görevinin de bu olmasının beklendiğini kaydetti.

Simerini de haberini; "Lynn Pascoe'dan Yemek - 17 Haziran'da Talat-Hristofyas Yeni Görüşmesi" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 09/06/08

 

 

Diyanet’ten itiraf: Kadını karanlığa gömdük

Müslümanların cahil ve eğitimsiz olduklarını, kadını cehaletin karanlığına gömdüğünü, dini sorgulayan, medeni dindarlar gerektiğini söyleyen Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı’dan çarpıcı açıklamalar...

AA

Güncelleme: 13:22 TSİ 10 Haziran 2008 Salı

 

ANKARA - Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Şevki Aydın, “cehaletle savaşmayı gündeminin ilk sıralarına almış bir dinin mensuplarının bugün cahil ve eğitimsiz” olduklarını söyledi; “Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Bugün toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden birisi bu” dedi. “Herkesin kendi ahlakına uygun sakat din anlayışı var. Türkiye’de kadınların sorunları ciddi. Cinsiyet kültürü sorgulanmalı. Kadın da, erkek gibi bir insan” diyen Aydın, dini sorgulayan, ateistler için bile anlamlı olacak, sakat bilgileri unutturan, medeni dindarlığı öğreten, kadın-erkek ayrımını ortadan kaldıran, çocukları önemseyen eğitim atağı başlattıklarını açıkladı.

 

Şevki Aydın, Anadolu Ajansı muhabirinin soruları üzerine, Kur’an kurslarındaki eğitim anlayışının, çağdaş eğitim anlayışı çerçevesinde şekillendirilmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi. Yaz Kur’an kurslarının bu yıldan itibaren 3’er haftalık dönemler halinde, kur sistemi çerçevesinde yapılacağını kaydeden Aydın, “Kur’an kursu hizmetleri o kadar nitelikli olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan her kesimden insan ‘iyi ki bu ülkede Kur’an kursu var’ diyecek” diye konuştu.

ÖNCE DİN UZMANLARI EĞİTİLECEK
Kurslarda kalıp bilgileri ezberletmekten çıkıp, anlamlı öğrenmeyi gerçekleştirecek bir din eğitimi anlayışını hakim kılmayı amaçladıklarını ifade eden Aydın, bu nedenle ilk olarak Kur’an kursu öğreticilerine yönelik eğitim çalışmaları başlattıklarını anlattı.

Diyanet’in, bu yeni eğitim anlayışına uygun eğitim setleri hazırladığını bildiren Aydın, “Sloganımız ‘bir Kur’an kursu, öğreticisi kadar kaliteli olabilir’... O yüzden çalışmalarımızı imamlarımızın, Kur’an Kursu öğreticilerimizin formasyonunu geliştirmeye dönük yapıyoruz” dedi.

Özel eğitim alan bir ekip tarafından Kur’an kurslarındaki yeni eğitim anlayışını, kur sistemini, Diyanet’in eğitim felsefesini içeren ve uygulanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı CD’ler hazırladıklarını belirten Aydın, kurs öğreticilerine Başkent’te, yeni eğitim sistemi hakkında bilgiler verdiklerini kaydetti.

DİNİ SORGULAYAN, MEDENİ DİNDAR
Aydın, şöyle konuştu: “Kurslarda kurlar olacak. Çocuklar, seviyelerine hangi kur uygunsa o kura kayıt olabilecek. Çocukların dinden bıkmadan, sıkılmadan, eğlenerek haberdar olmalarını istiyoruz. Amacımız, bu çağın Kur’an kursunu inşa etmek. Bu çağın medeni dindarını yetiştirecek Kur’an kursu... Dini kuralları ezberleyen bir birey değil de din üzerinde düşünen, dini bilgiyi sorgulayan, onu anlamlandırmaya çalışan bir birey yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu Kur’an kursu hizmetleri, o kadar nitelikli olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan her kesimden insan ‘iyi ki bu ülkede Kur’an kursu var’ diyecek. Artık dikte edici, ezberletici bir din eğitiminin bizim Kur’an kurslarında yer almasını istemiyoruz.”

TÜRKİYE’DEKİ KADINLARIN SORUNU CİDDİ
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hizmetlerini toplumsal sorunlara göre oluşturmayı ilke edindiklerini anlatan Aydın, bu çerçevede ülke genelindeki eğitim program ve projelerini desteklediklerini belirtti.

Türkiye’de çok ciddi bir kadın sorunu olduğuna dikkati çeken Aydın, bu sorun karşısında da Diyanet’in duyarsız kalamayacağını söyledi. Kadın sorunu başlığı altında Türkiye’deki sorunların aslında İslam dininin de temel değerleriyle çeliştiğini vurgulayan Aydın, “Bunu dinimizin onaylaması mümkün değil. Cehaletle savaşmayı gündeminin ilk sıralarına almış bir dinin mensupları bugün cahil, eğitimsiz. Onun için biz bu milli sorunun çözümünde din kurumu olarak Diyanet’in önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’deki okuma yazma seferberliklerini gönülden destekliyoruz” diye konuştu.

Din görevlilerinin “çok az maaşlarıyla kız çocuklarının okuması için burs verdiklerini” anlatan Aydın, burslarla imamların topluma örnek olmaya çalıştıklarını ve verilen bursların birer sembol olduğunu kaydetti. İmamların bu burslarla “eğitim sorunu, din adına bizim savaşmamız gereken bir sorundur. Biz bunu yapıyoruz” diye mesaj verdiklerini ifade eden Aydın, 2006 yılında kız çocukları okulsuz kalmasın kampanyası kapsamında din personelinin 9 ay süreyle 40’ar YTL burs verdiklerini, böylece 2008 eğitim-öğretim dönemi sonuna kadar toplam 2 bin 309 kız çocuğunun eğitim almasına katkı sağladıklarını kaydetti.

KENDİ DİN AHLAKIYLA, SAKAT DİN ANLAYIŞI
Kadın sorunun arkasında yatan yanlış zihniyetle din adına mücadele etmeyi önemsediklerini vurgulayan Aydın, “Kız çocuklarının eğitim görmemesinin altında çok sakat, yanlış bir din anlayışı yatıyor. Her ne kadar doğrudan dinle bunun ilgisi olmasa da bunu böyle uygulayanlarının bilinçaltında yanlış din algılayışı da var” diye konuştu. Aydın, bu sorunun çözümü için müftülürden özel programlar hazırlanmasını ve devletin diğer kurumlarıyla iş birliği yapılmasını istediklerini vurguladı.

Bir ilde “Haydi Kızlar Okula” Kampanyası çerçevesinde valiliğin faaliyetlerde bulunduğunu ancak bir sonuç alınamadığını anlatan Aydın, müftünün gidip halkla bir konuşma yapması üzerine ildeki kızların yüzde 75’inin okula kayıt olduğunu kaydetti.

Ailelerin kız çocuğunu okutmama gerekçesi olarak kendince ahlaki bir takım argümanlar öne sürdüklerini ve bunları kendi din ahlakıyla temellendirmeye çalıştıklarına işaret eden Aydın, “Ama bu düşünceleri Kur’an’a, sünnete dayandırmak mümkün değil. İslam, bu konuda kadın ve erkek her Müslüman’ın ‘beşikten mezara kadar ilim talep etmesi’ni görev olarak addediyor” dedi.

CİNSİYET KÜLTÜRÜ SORGULANMALI, KADIN DA İNSAN
Türkiye’deki cinsiyet kültürünün sorgulanması gerektiğine de dikkati çeken Aydın, “Cinsiyet kültürümüz dini değerlerimizden çok uzaklaşmış durumda. Biz de faaliyetlerimizde kadının da erkek gibi insan olduğunu, aralarında fark olmadığını, dolayısıyla her iki cinsin de eğitiminde fark olamayacağını anlatıyoruz” dedi. Aydın, şöyle devam etti:

“Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Bugün toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden birisi bu. Kadınını, annesini yani en önemli eğitimcisini ihmal eden bir toplum iyi erkek de yetiştiremez. Nitekim bu toplum iyi erkek de yetiştiremiyor. Kadınını ihmal ederek, iyi erkek yetiştireceğini düşünmek savunulacak hiçbir yönü olmayan bir kanaattir. Biz, bu ülkede iyi insan yetiştirmek istiyorsak kadın, erkek ayırmadan herkesin beynini kafasını, kalbini geliştirmesini sağlayacak bir ortamı hazırlamalıyız.”

Diyanet olarak, hizmetlerinde bu sorunu gözettiklerini, Kur’an kurslarının kadınların eğitiminde önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Aydın, kurslara katılanların yüzde 90’dan fazlasını kadınların oluşturduğunu anlattı. Aydın, “Bu çok sevindirici. Çünkü kadın sorunuyla celalleşen bir ülkede, kadınların evde oturmak yerine Kur’an kurslarına gelip eğitim görmesi çok önemli” dedi. Aydın, Kur’an kursları çerçevesinde halk eğitim merkezleriyle birlikte okuma-yazma kursları düzenlediklerini bildirdi.

Bush: Türkiye’nin AB üyesi olması gerek

ABD Başkanı George W. Bush, Slovenya’da gerçekleşen ABD-AB zirvesinde Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğini söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:29 TSİ 10 Haziran 2008 Salı

 

BRDO PRI KRANJU - ABD’de Kasım ayında yapılacak seçimlerin ardından görev süresi dolacak Başkan George Bush, son Avrupa gezisinin ilk adımı olan Slovenya’da liderlerle bir araya geldi. Slovenya’da gerçekleşen ve 27 ülkenin temsilcilerinin katıldığı ABD-AB zirvesinde konuşan ABD Başkanı George W. Bush, “İçtenlikle Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğine inanıyorum.” dedi.

Bush’un, Brdo Kalesi’nde AB liderleriyle katıldığı zirvede İran’ın nükleer programına da değinerek, “İran ya nükleer programını durdurmalı, ya da dünyada izolasyon ile yüzleşmeli. Şimdi, onları durdurmak için hepimizin birlikte çalışmasının zamanı.” dedi gerekirse İran’ın uranyum zenginleştirme programını durdurmak için yeni yaptırımlar bulabileceğini iafede etti.

Ayrıca küresel ısınma konusuna da değinen Bush, “Küresel ısınma konusunda, Çin ve Hindistan’ın katılımı olmadan verimki bir anlaşma olamaz.” dedi ve iklim değişikliğine karşı bir anlaşmanın kendi başkanlık süresinin sonuna kadar imzalanacağına inandığını söyledi.

Amerikan dolarındaki düşüşe müdahale edilip edilmeyeceği yönündeki soruya karşılık Bush, buna karşı olduğunu, güçlü dolar politikasına inandığı halde, doların değerini dünya ekonomilerinin belirleyeceğini kaydetti.

ABD Başkanı Bush, bir hafta sürecek Avrupa gezisi sırasında Almanya’nın ardından İtalya, Fransa, İngiltere ve İrlanda’yı ziyaret edecek.

ABD Başkanı’nın Slovenya’nın ardından Almanya’ya geçerek, akşam yemeğinde Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya gelmesi, yarın da Merkel ile ortak basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

AB-ABD ZİRVESİ SONUÇ BİLDİRİSİ
AB-ABD zirvesinde liderler, İran’a BM yaptırımlarının ötesinde yeni yaptırımlar uygulamaya hazır olduklarını bildirdi.

Slovenya’nın Brdo kentinde 3 saat süren zirve sonunda yayımlanan bildiride, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin, İran’ın uranyum zenginleştirme programının muhtemel sonucu olarak nükleer silah elde etmesine izin verilmemesi konusunda mutabık kaldığı belirtildi.

Bildiride, Tahran’a BM Güvenlik Konseyi’nin, “nükleer programı çerçevesinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerine son vermesi” talebini yerine getirmesi çağrısında bulunularak, BM’nin mevcut yaptırımlarının yanı sıra İran’a karşı yeni önlemlere hazır oldukları ifade edildi.

Liderler, İran bankalarının nükleer silahların yayılmasını ve terörizmi desteklemek için uluslararası bankacılık sistemini suiistimal etmesini engellemek amacıyla birlikte çalışacaklarını belirtti.

Bildiride, AB ile ABD arasındaki bağın direncinin zor zamanlarda kendini ispatladığı ifade edilirken, zamanın en önemli sorunları karşısında etkin işbirliğinin devam edeceği kaydedildi.

Zirve bildirisinde liderleri bekleyen sorunlar, şöyle sıralandı:

“Uluslararası barış, istikrar, demokrasi, insan hakları, uluslararası ceza hukuku ve hukukun üstünlüğünü teşvik etmek, çatışmaların önlenmesi ve çatışma sonrası yeniden yapılanma için birlikte çalışma, terörizmle mücadele ve temel özgürlüklerin korunması, dünyanın hızla gelişen ekonomilerinin sorumluluklarını üstlenmesi, açık, rekabetçi, yenilikçi transatlantik ekonomiyi teşvik etmek, küresel ısınmayla mücadele, enerji güvenliğini artırma, gelişmekte olan ülkelerin yoksulluktan kurtulmasına ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelesine yardımcı olmak.”

ORTA DOĞU, IRAK, AFGANİSTAN
Orta Doğu’da son dönemde barış yönünde atılan adımlardan memnuniyet duyulduğunun ifade edildiği bildiride, İsrail ve Filistin’e yol haritasının yükümlülüklerini yerine getirmeleri çağrısında bulunuldu.

Irak’a komşu ülkeler toplantılarından da memnuniyetle söz eden liderler, Irak’ta güvenlik ve refah için bu tür toplantıların öneminin farkında olduklarını kaydetti.

Liderler, bölgedeki ülkelerden, Bağdat’ta diplomatik misyonlar açmak suretiyle Irak’la ilişkilerini artırmaları çağrısında bulundu.

Bildiride, Afganistan’da NATO’nun üstlendiği görevi takdir edilirken, Afganistan’a stratejik desteğin artırılacağı ifade edildi.

ABD Başkanı George W. Bush, zirveden sonra düzenlendiği basın toplantısında, Türkiye’nin AB’ye katılması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin AB’nin bir üyesi olması gerektiğine kesinlikle inanıyoruz” diye konuşmuştu.

KKTC'den tepki: "Çirkin bir pazarlık"

 



10 Haziran, 2008 17:49:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetiminin, 5 Haziran'da imzaladıkları memorandumnla ''çirkin bir pazarlık'' yaptıklarını söyledi.

Bu pazarlıkta İngiltere'nin BM çatısı altında raporları hazırlama rolünün de kullanıldığını belirten Erçakıca, memorandumun Kıbrıs sorununun çözüm sürecini olumsuz yönde etkileyeceğini ifade etti.
 
Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, memoranduma tepkilerinin diplomatik yollardan devam ettiğini, bu aşamada görüşmelerin askıya alınması konusunu düşünmediklerini bildirdi.
 
İngiltere'nin Kıbrıs konusunda sıradan bir ülke olmadığını kaydeden Erçakıca, bu ülkenin üç garantör ülkeden biri olduğuna ve bazı kesimlerce Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasının sorumlusu olarak gösterildiğine işaret etti.
 
Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde oynayacağı rolün tek taraflı olamayacağını söyledi.
 
Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üsleri nedeniyle, İngiltere ile Rum yönetimi arasında "kötü ve çirkin bir pazarlık" yapıldığını, "İngiltere'nin BM çatısı altında raporları hazırlama rolünün de bu pazarlıkta kullanıldığını" vurguladı.
 
"İngiltere'nin bunu yapmaması gerektiğini" kaydeden Erçakıca, "Yaptığı zaman da Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamış olmuyor, olumsuz bir rol oynamış oluyor. Bunu ilerleyen süreçlerde de göreceğiz" dedi.
 
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Kıbrıs konusundaki tutumlarını eleştiren Erçakıca, Kıbrıs sorununu etkileyecek şekilde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a destek verilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi ve müzakere sürecini etkileyen bu yaklaşımlara, "züccaciye dükkanına giren fil" nitelemesi yaptı.
 
"Rumların tavrı görüşmelere zarar veriyor"
 
Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetiminin son haftalardaki tavrının, mutabakat gereği sürdürülen görüşmelere büyük zarar verdiğini ifade etti.
 
Rumların 21 Mart ve 23 Mayıs mutabakatlarında sağlanan dengeleri tek taraflı bozmak için uluslararası çabalarda bulunduğunu kaydeden Erçakıca, Rumların ortak mutabakatları by-pass etmeye çalıştığını kaydetti.
 
Erçakıca, Rumların son çabalarının süreç için tehlikeli olduğunu, varılan mutabakata uymadığını ve ortak mutabakatı aşındırmaya çalıştığını söyledi.
 
Hasan Erçakıca, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun 7 Haziran'da yayımladığını anımsatarak, 24 Nisan 2004 referandumundan sonra BM Genel Sekreterliği tarafından sunulan tüm raporlarda Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara kuvvetli vurgu yapılırken, son raporun 45'inci paragrafında kullanılan ifadelerde ciddi bir gerileme olduğunu söyledi.
 
İzolasyonlara "Kıbrıslı Türkler tarafından hissedilen izolasyon duygusu" diye atıfta bulunulmasını üzüntüyle karşıladıklarını kaydeden Erçakıca, izolasyon konusundaki ibarenin, geçmiş raporlara kıyasla ciddi bir şekilde sulandırıldığını, bunun da Rum tarafını memnun etme gayretlerinden biri olduğunu belirtti. Erçakıca, bunun da çözüm çabalarına katkı yapmayacağını söyledi.
 
Erçakıca, "İngiltere'nin, Kıbrıs Rum yönetimi ile imzaladığı memorandum ile Kıbrıs'taki iki halk arasına sürekli bir gerginlik yaşanmasını mı hedeflediği" yönündeki bir soruya karşılık "Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sözcüsü olarak bu soruya cevap vermek istemem. Siyasi tarihte yaygın bir görüştür; İngiltere'nin böl ve yönet politikası. Onun bir unsuru mu bu son gelişmeler, bu konuda yorum yapmak istemem" karşılığını verdi.

Hristofyas Türk ordusuna çattı

10/06/08 RADIKAL

 

Rum Yönetimi Lideri Hristofyas, Financial Times ile söyleşisinde Kıbrıs’taki çözüm umutlarını, Türk ordusunun “gerici açıklamalarının" baltaladığını öne sürdü

 

LONDRA - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ın, iki toplumu birleştirecek bir çözüme doğru ilerlediği umutlarını, Türk ordusunun “gerici" açıkmalarının baltaladığını öne sürdü. Dimitris Hristofyas, Financial Times ile yaptığı söyleşide adada bir çözüm bulunması konusundaki ilerlemenin “büyük bir engel" ile karşıladığını savundu.

Ankara’nın, yeniden adadaki Türk ve Rum toplumunu iki ayrı halk olarak nitelendirmeye başladığını söyleyen Hristofyas, halbuki kendisinin ve adadaki Türk muhataplarının, bir barış anlaşmasının tek temelinin, Rumlar ile Kıbrıslı Türkleri, iki toplumun haklarını tanıyan “tek bir cumhuriyet"te birleştirmek olduğunu kabul ettiğini öne sürdü.

Ancak MGK’nın Nisan toplantısının ardından yayınlan bildiride Kıbrıs’taki “iki ayrı halk"tan söz edilerek Kıbrıs’taki iki tarafın pozisyonuna karşı çıkıldığını söyleyen Hristofyas, “Eğer kendi geleceğini belirleme hakkı olan ’halklar’dan söz ederseniz o zaman sizin felsefe, adayı bölmektir. Bu bende hayal kırıklığını yaratıyor. İki toplum felsefesine bağlı kalmalıyız" dedi. Rum lideri, “Ankara’nın attığı adımın öncülüğünü, adada 36 bin asker bulunduran ve birleşmeye karşı çıkan ’gerici’ Türk ordusunun yaptığını" da iddia etti. (anka)

 

Talat: Vatandaşlık oyuncak değil

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC vatandaşlarının her yerde "KKTC vatandaşı" olarak anıldığını ve vatandaşlar arasında da bir fark bulunmadığını söyledi.

Talat, "Vatandaşlık oyuncak değildir, vatandaşlığı uluslararası normlara uygun olarak veriyoruz" ifadesini de kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk Göçmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Enver Dinçoğlu'nu kabulünde, Rum yetkililerin göçmenler arasında tedirginlik yaratan "Göçmen vatandaşlar gitmeden bir çözüm olmayacak" sözlerini değerlendirdi.

Oyuncak değil

KKTC vatandaşlarının gerek ülke içinde, gerekse ülke dışında vatandaş olduğuna işaret eden Talat, "Vatandaşlık oyuncak değildir... Vatandaşlığı en azından 2004'den beri ciddi, uluslararası normlara uygun olarak ve hiç kimsenin itiraz etmeyeceği şekilde veriyoruz" dedi.

Müzakerelerin artık herkesi rahatsız eden, uluslararası ilişkileri de tedirgin eden bir sorunun ortadan kalkması isteğiyle yapıldığına dikkat çeken Talat, "Bu uzlaşma meselesidir. Fedakarlık gerekirse yapacağız ancak bu insan haklarına aykırı olmayacak. Hiç kimse endişe etmesin. Bu yükü taşırsak, hep beraber taşıyacağız" diye konuştu.

Talat'tan Dinçoğlu'na yanıt

Cumhurbaşkanı Talat, "bizi esas rahatsız eden, Türk tarafının müzakerelerde sessiz kalmasıdır" diyen Dinçoğlu'na şu yanıtı da verdi:

"Siz sivil toplum örgütüsünüz. Siz istediğiniz açıklamayı yaparsınız. Ancak müzakere sürecinde sadece müzakere masasında konuşulur. Biz de konuşup, gerekli tavrımızı koyuyoruz. Zaman zaman basın sorduğu zaman da yanıtlıyoruz ancak bunu sürekli tekrarlamak müzakerecinin, Cumhurbaşkanı'nın görevi değil."

Dinçoğlu

Kıbrıs Türk Göçmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Enver Dinçoğlu da, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu göreve gelmeden önce yaptığı açıklamaların kendilerini "düşündürdüğünü", hatta zaman zaman da "üzdüğünü", ancak Cumhurbaşkanlığı dönemindeki açıklamalarının "içlerine su serptiğini" söyledi.

"Müzakerelerin, barış ve çözüm istemeyen Rumlar tarafından sulandırılarak zaafa uğratıldığını" da kaydeden Dinçoğlu, "göçmen vatandaşlar gitmeden bir çözümün olamayacağı" yönünde görüş ortaya koyan Rum tarafına gereken yanıtın müzakerelerde verilmediğini iddia etti.

"Susmakla, kabullenme görünümünün ortaya çıktığını" savunan Dinçoğlu, "Başbakan, göçmen vatandaşların KKTC'nin vatandaşları olduğunu açıklamıştır. Bu açıklamanın Kıbrıs Türk halkına değil, müzakerelerde Rumlara ve dış güçlere karşı yapılması gerekmektedir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın "KKTC devleti olgusunu mutlaka ortaya koymasının şart olduğunu" da söyleyen Dinçoğlu, şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türk halkının adil ve kalıcı bir barış istediğini, kendi toprakları üzerinde kimlik arayışı içinde olmadan güvenliğinin kendi askerleri tarafından sağlandığını, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğü ve güvencesi altında egemen ve özgür olarak yaşamak istediğini dış güçlere karşı açık olarak vurgulamalısınız..."

KIBRIS 10/06/08

Turkish plane loses way over Strovolos

STROVOLOS residents were alarmed to see a Turkish plane flying dangerously low over their district on Sunday.

The illegal operation of Tymbos airport in the occupied areas has been blamed for the incident, which according to Civil Aviation officials was not an isolated one.

The latest case raises flight safety issues due to the total lack of communication between the Cypriot and Turkish Control Towers.

According to media reports yesterday, a Turkish civilian plane flew over Strovolos for a few minutes on Sunday, around 2,000 feet above the ground.

It was estimated that the pilot had been told to circle the Tymbos Airport to await landing and had lost his way into Nicosia, which Civil Aviation officials have said is a frequent phenomenon for planes heading to Tymbos.

It is prohibited for planes to fly over built-up residential areas, such as Nicosia, especially at such a low altitude.

Politis newspaper yesterday reported that a complaint was expected to be filed to the International Civil Aviation Organisation over the issue.

CYPRUS MAIL 10/06/08

Turkish Cypriots play down mad cow fears
By Stefanos Evripidou

THE TURKISH Cypriot ‘health minister’ Esref Vaiz yesterday sought to play down fears of mad cow disease spreading on the island.

The Cyprus Mail reported on Sunday that a 55-year-old woman in the north is dying of the rare and fatal neurological disease known as Creutzfeldt-Jakob disease (CJD). CJD is believed to be contracted by eating beef infected with bovine spongiform encephalopathy (BSE), more commonly known as mad cow disease.

An undersecretary at the north’s ‘health ministry’ refused to confirm the case last week, but admitted that tests were being carried out on one person, and that results of the tests would be “available on Monday”.

Vaiz yesterday confirmed that test results in the US and France had revealed the woman was likely suffering from CJD. However, he went on to state that there was no way of knowing for sure until an autopsy was performed on the brain.

CJD is a very rare and incurable degenerative neurological disorder, from which the patient always dies. According to literature on the disease, once it strikes, it can kill in months or even weeks as it attacks the brain’s nerve cells. Common initial symptoms are dementia, loss of co-ordination and seizures.

The patient, a Bulgarian immigrant living in the north since 1996, is currently in north Nicosia’s general hospital. Her husband, a taxi driver, believes that if his wife was infected by contaminated beef, it is highly likely she was infected while living in the north.

However, a 2006 report by the Lancet stated the disease could incubate for up to 50 years. It is also believed that between five and ten per cent of CJD cases are caused by genetic factors and not by eating contaminated beef.

Vaiz repeated this view in his statement saying the disease was genetic and non-transferable. He noted that given the total population of the island of around one million, “one or two cases are to be expected” of mad cow disease.

On a final note, Vaiz highlighted that symptoms of CJD had shown up in the government-controlled areas last year, adding that there was no CJD epidemic in the north.

CYPRUS MAIL 10/06/08

Talks shaken by Turkish anger over UK memorandum
By Stefanos Evripidou

NEXT WEEK’S UN-hosted dinner between the two community leaders remains in the balance following a backlash by the Turkish Cypriot leadership over the Cyprus-UK memorandum signed last week.

The recent progress in relations between the two sides has taken a step back after last Thursday’s meeting between President Demetris Christrofias and British Prime Minister Gordon Brown.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was not happy with a number of clauses in the memo, including reference to the basis of a future settlement: a bizonal, bicommunal federation with political equality, reflecting single sovereignty, citizenship and international status.

Another point of contention was Britain’s pledge not to recognise or upgrade the status of any new political entity on the island.

A further battle is underway over the wording of the UN Security Council’s next report on renewing UNFICYP’s presence on the island. The report will be agreed on June 13.

According to reports, the UN report will be the most favourable since 2004. Christofias’ campaign to overturn the negative climate between Cyprus and the international community appears to be paying off.

The Cyprus Mail understands the UK-Cyprus memo was drawn up to boost Christofias’ domestic support as well as mend bridges between the two countries following the UK’s signing of a separate memorandum with Turkey last September.

The government has been keen to stress that the memorandum simply reiterated what was already clearly stated in previous UN resolutions and high-level agreements between Greek and Turkish Cypriot leaders.

For their part, the British were keen to move away from the zero-sum game dictating Cypriot politics, noting that the text of the memo stuck to the wording of UN and EU decisions. It was also stressed that nothing in the memo undermined the May 23 agreement between the two leaders.

Talat’s former advisor Rasit Pertev described the memo as a “point of permanent friction”. The leader of the Turkish Cypriot People’s Party said Talat made a historic mistake by allowing the Greek Cypriots to set the basis of negotiations.

Talat’s spokesman Hasan Ercakica yesterday rejected reports from the north that Talat has refused to attend the joint dinner proposed by UN Undersecretary General Lynn Pascoe for next Tuesday. Ercakica told reporters that nothing had been decided yet on the meeting with Pascoe.

This was confirmed by Christofias on Sunday, who said he had yet to receive an official invitation for dinner. Of course, the invite will never arrive if Pascoe gets the message that Talat will reject it.

Pascoe is coming from New York to ensure the impetus for new talks between the two leaders remains strong. The UN hopes to get the two leaders to announce a date for the beginning of talks from the informal dinner.

Assuming the rift between the two sides does not grow, it is believed talks will begin before the summer, but that the leaders will only enter into substantive issues after the August holiday.

Pascoe will also sound out the two leaders over the UN’s future special envoy to Cyprus. One proposal is for former Australian Foreign Minister, Alexander Downer, to take the post. While the Greek Cypriot side has yet to express a view on the appointment, it is believed a number of European leaders have reservations over Downer’s appointment, given his perceived reputation for being strongly opinionated and averse to minute details.

DISY leader Nicos Anastassiades yesterday called for the doors of dialogue to remain open. It would be a “tragic consequence” if the two sides reached deadlock and started the blame game, he said.

Leader of the European Party, Demetris Syllouris, warned that the “so-called positive climate” boiled down to the efforts of the Greek Cypriot leadership, which would have to be paid for through further concessions.

CYPRUS MAIL 10/06/08

KKTC’de bazı TV yayınları izlenemiyor

Kıbrıs Rum Kesimi’nden yapılan güçlü yayın nedeniyle, dün akşamdan bu yana, KKTC’nin pek çok bölgesinde NTV, ATV ve ART televizyonlarının yayınları izlenemiyor.

NTV

Güncelleme: 22:52 TSİ 11 Haziran 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 3 televizyon kanalının Rum Kesimi’nden aynı frekansta çok güçlü bir yayın başlatılması yüzünden net izlenemediğini açıkladı. Bu sabahtan beri ilgili tüm birimlerin gerekli çalışmaları yaptığını vurgulayan Soyer, “Temennim Rum tarafının bu uygulamadan erken zamanda vazgeçmesidir” dedi. Soyer, sorun ortadan kalkmazsa gerekli teknik önlemlerin alınacağını söyledi.

Çirkin pazarlık

"ÇÖZÜM SÜRECİNİ OLUMSUZ ETKİLEYECEK"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, İngiltere ile Rum yönetiminin, 5 Haziran'da imzaladıkları memorandumla ''çirkin bir pazarlık'' yaptıklarını söyledi. Bu pazarlıkta İngiltere'nin BM çatısı altında raporları hazırlama rolünün de kullanıldığını belirten Erçakıca, memorandumun Kıbrıs sorununun çözüm sürecini olumsuz yönde etkileyeceğini ifade etti

BM GÜVENLİK KONSEYİ'NİN BAZI DAİMİ ÜYELERİNE ELEŞTİRİ... BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Kıbrıs konusundaki tutumlarını eleştiren Erçakıca, Kıbrıs sorununu etkileyecek şekilde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a destek verilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi ve müzakere sürecini etkileyen bu yaklaşımlara, ''züccaciye dükkânına giren fil'' nitelemesi yaptı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, İngiltere ile Rum yönetiminin, 5 Haziran'da imzaladıkları memorandumunla ''çirkin bir pazarlık'' yaptıklarını söyledi. Bu pazarlıkta İngiltere'nin BM çatısı altında raporları hazırlama rolünün de kullanıldığını belirten Erçakıca, memorandumun Kıbrıs sorununun çözüm sürecini olumsuz yönde etkileyeceğini ifade etti.

Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, memoranduma tepkilerinin diplomatik yollardan devam ettiğini, bu aşamada görüşmelerin askıya alınması konusunu düşünmediklerini bildirdi.

İngiltere'nin Kıbrıs konusunda sıradan bir ülke olmadığını kaydeden Erçakıca, bu ülkenin üç garantör ülkeden biri olduğuna ve bazı kesimlerce Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasının sorumlusu olarak gösterildiğine işaret etti. Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde oynayacağı rolün tek taraflı olamayacağını söyledi.

Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üsleri nedeniyle, İngiltere ile Rum yönetimi arasında ''kötü ve çirkin bir pazarlık'' yapıldığını, ''İngiltere'nin BM çatısı altında raporları hazırlama rolünün de bu pazarlıkta kullanıldığını'' vurguladı. ''İngiltere'nin bunu yapmaması gerektiğini'' kaydeden Erçakıca, ''Yaptığı zaman da Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamış olmuyor, olumsuz bir rol oynamış oluyor. Bunu ilerleyen süreçlerde de göreceğiz'' dedi.

BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Kıbrıs konusundaki tutumlarını eleştiren Erçakıca, Kıbrıs sorununu etkileyecek şekilde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a destek verilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi ve müzakere sürecini etkileyen bu yaklaşımlara, ''züccaciye dükkânına giren fil'' nitelemesi yaptı.

"Görüşme sürecin geleceği

bakımından kuşkular yaratıldı"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum tarafının uluslararası çevrelerden destek gören tavrının, görüşme sürecinin geleceği bakımından kuşkular yarattığını söyledi.

Erçakıca, 21 Mart tarihinde iki liderin anlaşması ile başlayan yeni sürecin hedefinin, iki bölgeli, iki toplumlu, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliği ile iki kurucu devletin eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık devleti oluşturmak olarak belirlendiğine dikkat çekti.

Rum yönetiminin biri İngiltere ile imzalanan memorandum, diğeri de BM çatısı altındaki faaliyetleri olmak üzere iki alanda yürüttüğü çabalarının, 21 Mart ile 23 Mayıs mutabakatlarında sağlanan dengeyi bozduğuna işaret eden Erçakıca, "Süreçte sağlanan ilerlemeleri yok etmek, üzerlerine basarak daha ileriye gitmeyi düşlediğimiz taşları yok etmek demektir" diye konuştu.

Erçakıca, Rum tarafının son haftalarda uluslararası platformlarda ortaya koyduğu tavırların görüşme süreci için büyük bir tehdit oluşturduğunu da söyleyerek, "Kıbrıs Rum tarafı, 21 Mart ve 23 Mayıs mutabakatlarında sağlanan dengeleri tek taraflı olarak bozmak için çeşitli girişimler yapmakta, ne yazık ki uluslararası çevrelerden de ilgi ve destek görmektedir" dedi.

"Amaç Hristofyas'a iç politikada yardımcı olmak"

Erçakıca, Rum tarafının son haftalardaki çabalarının, süreç için çok ciddi bir tehdit oluşturduğunu, başlıca nedenin de varılan mutabakatlara sadık kalınmaması, aşındırılmak istenmesi olduğunu söyledi.

Bu çabaların yürütüldüğü önemli alanlardan birinin de Rum tarafı ile İngiltere arasında imzalanan memorandum olduğunu kaydeden Erçakıca, bu anlaşma ile Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına ciddi bir darbe vurulduğunu belirtti.

Hristofyas'ın uluslararası çevrelerce, iç politikada karşılaştığı zorlukları aşabilmesine yardımcı olabilmek amacıyla gereğinden fazla güçlendirildiğine işaret eden Erçakıca, "Böyle bir hak edilmeyen kazanımdan sonra Hristofyas'ın iç siyasetteki yeri güçlenmiş olsa bile, diğer güçleri bizimle uzlaşmaya ikna etmesi o kadar daha zor olacak" dedi.

Erçakıca, Türk tarafının da Güney Kıbrıs'taki tartışmaları soğukkanlı karşılayarak, Hristofyas'ın iç siyasetteki zorluklarını aşabilmesine fırsat vermek adına bu açıklamalar karşısında sessizliğini koruduğunu ancak müzakere sürecini doğrudan etkileyecek tutum ve davranışların kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Türk tarafının tepkisi diplomatik

Erçakıca, bir soru üzerine, Türk tarafının, Rum tarafının uluslararası çevrelerce de desteklenen son günlerdeki çabalarına tepkisinin diplomatik kanallardan yapıldığını ve bu aşamada görüşmelerin askıya alınması gibi bir tepkinin hiç düşünülmediğini söyledi.

Erçakıca, "Çünkü ne olursa olsun, Kıbrıs sorununa çözüm arayışları için bu görüşme platformlarının korunması gerekir. Ama belki bu görüşme platformlarında, mart sürecinde bir kısım tavır değişikliklerimiz olabilir" dedi.

"Memorandumun olumlu

rol oynamasını bekleyemeyiz"

İngiltere ile memorandum imzalanmasının Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamasının beklenmediğini kaydeden Erçakıca, "Tam tersine bu gelişmenin yarattığı sonuçlar düzeltilmediği takdirde, bunlar Kıbrıs sorununun çözümlenmesinde önemli bir engel olarak karşımıza çıkacaktır" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"İngiltere, sıradan bir devlet değildir. Kıbrıs'ın üç garantöründen biridir. İngiltere, BM çatısı altında Kıbrıs konusunda hazırlanan kararların taslaklarının hazırlayıcısıdır. İngiltere'nin tutumu, Kıbrıs sorununu çok yakından etkilemektedir."

Yorum yok

Erçakıca, "İngiltere memorandum ile adadaki iki toplum arasındaki gerginliği mi artırmaya çalışıyor" yönündeki soruya da, "Cumhurbaşkanı Talat'ın bir sözcüsü olarak bu soruya yanıt vermek istemem. İngiltere'nin siyasi tarihte oldukça yaygın olan 'böl-yönet' politikasının bir unsuru olup olmadığını yorumlamak istemem" yanıtını verdi.

Rum tarafının maksimalist arzuları

Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun, aslında Kıbrıs Rum tarafının maksimalist ve Kıbrıs'ı tamamen kendilerine ait bir ada olarak görme arzularının yarattığı bir sorun olduğuna işaret ederek, "Dünyanın önde gelen devletleri, bu maksimalist arzuları besledikleri oranda, Kıbrıs sorununun derinleşmesine katkıda bulunmuşlardır" dedi.

Rum tarafının, çözüm konusunda hiçbir somut adım atmadan, son günlerde yaşanan gelişmelerle yeniden ödüllendirilmeye çalışıldığını kaydeden Erçakıca, bu durumun Rum tarafının Kıbrıs sorununu kendilerine göre çözme eğilimlerini güçlendireceğini ve 24 Nisan 2004'te olduğu gibi çözüm sürecinin çökmesine neden olacağını belirtti.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Başta İngiltere olmak üzere, diğer önemli dünya devletlerinin Kıbrıs Rum tarafı ile iyi ilişkiler içinde olmaları Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için de gereklidir. Ne var ki bu ilişkiler, onlara Kıbrıs adasına tek başlarına sahip olabilecekleri veya Kıbrıs Türk halkını idareleri altına alabilecekleri izlenimini vermemelidir. Kırılma noktası buradadır. Bu nokta aşıldığı zaman ortaya çeşitli sorunlar çıkmaktadır. Memorandum ile bu sınır aşılmıştır."

BM raporu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki görev süresinin uzatılmasıyla ilgili BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son raporda, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlarla ilgili tutumda ciddi bir gerileme olduğunu da söyledi.

Erçakıca, "2004 referandumundan sonra Gücvenlik Konseyi tarafından sunulan tüm raporlarda Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara kuvvetle vurgu yapılırken, son raporun 45. paragrafında izolasyonlara, 'Kıbrıslı Türkler tarafından hissedilen izolasyon duygusu' diye atıfta bulunuluyor" dedi.

Raporun Kıbrıslı Türklerin her gün ve hayatın her alanında karşılaştığı sorun ve maruz kaldığı dışlanmışlığı ifade etmekten uzak olduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:

"İzolasyonların kalkması ve hafifletilmesi yönünde gerek 2004 yılından bu yana, gerekse son raporun yayınlandığı günden bugüne herhangi elle tutulur bir gelişme olmadığı da göz önüne alındığında, izolasyonlar konusundaki ibarenin geçmiş raporlara kıyasla ciddi bir şekilde sulandırılmış olmasının herhangi mantıklı bir izahatı yoktur."

Pascoe'nun ziyareti

Hasan Erçakıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Pascoe'nun Kıbrıs'a yapmayı düşündüğü ziyaret konusunda yeni bir gelişme olmadığını da söyledi.

Cuma gününe kadar bu ziyaretten daha çok BM Güvenlik Konseyi'nde ele alınan karar tasarısıyla ilgilendiklerini kaydeden Erçakıca, "Güvenlik Konseyi'nde alınacak kararın, görüşme sürecinin, iki lider arasında 21 Mart ve 23 Mayıs'ta sağlanan mutabakatlara uygun olarak gelişmesine olanak vermesi halinde bu ziyaretin çok daha verimli olacağına kuşku yoktur. Aksi durumda yaşanacak çeşitli zorluklar olacaktır" dedi.

Hristofyas'ın açıklamalarına tepki

Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın şahsına dönük sözleriyle ilgili soruyu yanıtlarken de, "Ben Kıbrıs Türk toplumunun sözcüsü değilim. Ben KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sözcüsüyüm" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Ben bütün sesleri temsil etmiyorum. Ben Talat'ın sözcüsüyüm. Kıbrıs Türk halkı adına konuşamam. Bu anlamda yetkilerimi veya misyonumu aşmam. Böyle bir şeye de teşebbüs etmem. Ancak Hristofyas aşıyor. Yetki almadığı bir halkın adına da konuşmaya kalkıyor..."

KIBRIS 11/06/08

 

Stolen cars returned to Cyprus buyers
By Alexia Saoulli

TWENTY-one cars stolen in the UK were returned to the Cypriot owners who unwittingly bought them this week, police said yesterday.

But not all the owners will be allowed to drive their vehicles and none of them are allowed to take their cars abroad or to sell them.

Only the owners whose vehicles were financed by London banks and ended up in Cyprus are allowed to drive them, police said. The remaining owners have been told they must remain immobilised as their cars have had their VIN [vehicle identification number] changed and arrived with false papers.

The vehicles, involved in a car scam that double registered the chassis number of cars imported to Cyprus from the UK, were confiscated last month. The scam came to light after Scotland Yard notified local police. Two Cypriot men are already in custody and an arrest warrant has been issued for a third man, said CID Headquarters Chief Yiannakis Charalambous.

Because the vehicles were stolen, all 21 owners had to go through legal procedures in the UK that would release the vehicles into their ownership, allowing them to drive them freely or to sell them, he said.

Asked whether their UK owners would want the vehicles returned to them, Charalmabous said that was a matter for the courts and not police.

“Just as the British owners paid for their cars, so did the owners here,” he said.

In the meantime, police had information that the car scam was much bigger than initially suspected and were extending their investigations.

“We’ve started a new cycle of confiscations of cars stolen from the England,” he said.

The confiscations involved the two suspects already in custody, he added.

“We need to find ways to stop bringing stolen cars to Cyprus. We need to set up some sort of insurances that clamp down on this phenomenon,” he said.

Nevertheless the problem was much more prevalent in other countries, such as Russia, Charalambous said.

The scam came to light when Scotland Yard investigators arrived on the island last month and told authorities 245 cars imported to Cyprus were involved in the scam.

Only 106 such cars were found. The majority had had their VIN duplicated and used to register stolen vehicles of exactly the same brand and model as the cars sold in the UK. Of those 106 cars, two were stolen from the UK and unwittingly sold to Cypriot buyers. A further 19 stolen cars, not included on the original list of 245 cars, were also found during police investigations and unknowingly sold to local buyers. It is these 21 vehicles that were recently returned to their owners.

CYPRUS MAIL 11/06/08

 

FATİH ALTAYLI'NIN TEKETEK PROGRAMI KENDİ KALEMİNDEN...

Ataturk'u sevmez, Humeyni'yi sever 10.06.2008

Dun gece Teke Tek programında yaşadığım şoklar, giderek yaşlanan kalbime ağır gelmiş olacak ki, sabaha kadar uyuyamadım.
Maksadım üniversitede turban meselesini, üniversitede okuyan kızlarla konuşmak, tartışmaktı.

Konuklarımdan ikisi türbanlı, ikisi ise bası açık kızlardı. Başı açıkların biri kendini liberal, diğeri ise Kemalist olarak tanımlıyordu. Her dört kız da kendi görüşleriyle paralel derneklerde çalışıyorlardı..
Ve emin olun ki, şimdiye kadar yaptığım hiç bir Teke Tek programı beni bu kadar sok etmemişti.

1999'dan  bu yana turban eylemcisi olan Nuray, inanç özgürlüğü kapsamında turbanla eğitim hakkini savunurken, bunun eğitimle sinirli olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her turlu hakki kapsaması gerektiğini söyledi. Bu alıştığımız bir durumdu.
Türbanlı aktivistlerin tamamı bu söyleme sıkı sıkıya sarılıyordu. Yani AKP'nin Anayasa'da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten onları kesmeyecekti. Bu biliniyordu.

Ancak Nuray konuyu bambaşka taleplere taşıdı.
Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin ortaya çıkmayacağını ve yarin öbürgün Müslümanların kadı mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?" diye sordum.
Çok samimi yanıt verdi.
"Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de. Niye insan kendi inandığı hukukla yönetilmesin"
Sok olmuştum.
"Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey nasıl olacak?" diye sordum.
"Niye olmasın" dedi.

Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser'e bir soru yönelttim.

"İran'daki baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını söylüyorsun ama facebook'daki sayfanda Humeyni resimleri varmış" dedim.
"Evet var. Humeyni'yi çok severim" dedi
"İran'daki rejimi kuran o değil mi?" dedim.
"Onun kurduğu rejimi bozdular" dedi.
"Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" diye sordum.
"Asker olarak çok başarılıymış" dedi.
Askerlik vurgusu dikkatimi çekti. Tam bir Milli Görüş çizgisiydi.
Sonra donup ayni soruyu diğer türbanlı konuğum Nuray'a yönelttim. Humeyni'yi o da çok seviyordu.
"Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye ona da sordum.
Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Sonra "Acaba düşündüğümü söylersem suç olur mu?" dedi ve yine büyük bir samimiyetle

"Hayır Atatürk'ü hiç sevmem" dedi.
"Niye?" dedim.
"85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan" dedi.
"İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız, Yunan işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk. O olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında olabilirdik. Sömürge olurduk" dedim. Ama Nuray kararlıydı.
"Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar başlattı. Maraş'ta bir kadının türbanına el uzatılmasıyla kurtuluş savası başladı. Atatürk'le ilgisi yok"
"Atatürk bu savası organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka bir yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" dedim. Ona da yanıtı vardı.
"Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında inançlarımızı daha iyi yasayabilirdik. Daha özgür olabilirdik"
Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karsı karşıya olduğu durum bu. İstenen bu. Bugün söylenmese de talep edilecek olan bu.
Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni bu. Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu. Bunun kılıfı özgürlük. fatihaltayli@haberturk.com

Bakoyanni: Yeni çabaya katkıda bulunacağız

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, ülkesinin, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde “gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkıda bulunacağını” söyledi.

AA

Güncelleme: 17:26 TSİ 12 Haziran 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesimine giden Bakoyanni, Larnaka havaalanında yaptığı açıklamada, “Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması mücadelesinin yine kararlı öneme sahip bir anında bulunuyoruz. Yeni, cesur ve zor bir çaba başladı. Hepimizi çok iş bekliyor” dedi.

Rum radyosunun haberine göre, Bakoyanni şöyle devam etti: “Yunanistan, daha çok perspektif olanağı ve başarı garantisi verecek gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkıda bulunacak. Yasa dışı işgale, uluslararası hukukun ihlaline, istila ve işgalin sonuçlarına son verecek ve Avrupa’nın son duvarını yıkacak kesin çözümden daha azı olamaz.”

Bu arada, Bakoyanni’nin, Rum radyo-TV kurumuna (RİK) yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin, Kıbrıs sorununun çözümü için somut adımlar atması” gerektiğini savunarak, “Türkiye’nin AB’ye, ‘Kıbrıs’a karşı açık yükümlülükleri, özellikle de Ek Protokol’ü onaylama ve hayata geçirme, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini normalleştirme yükümlülüğü bulunduğunu” söyledi.

Bakoyanni, “Türkiye, Avrupa’ya yaklaşamamasının nedeninin Kıbrıs sorununun çözülmemesi olduğunu kendisi de biliyor. AB üyeliğine aday bir ülkenin, başka bir Avrupa ülkesinin bir bölümünü elinde bulundurması dünya çapında bir paradokstur” ifadesini kullandı.

Bakoyanni şöyle konuştu: “Hedef, Kıbrıs’ta ‘işgal’ ordusu olmamasıdır. Garantiler ve müdahale hakları, modası geçmiş bir mantıktır. Çağdaş bir Avrupa ülkesi AB’nin büyük kalkanına, büyük güvenliğine sahiptir. Kıbrıslılar; Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için gelecekteki en büyük güvenlik, AB’nin sağladığı güvenliktir. Kıbrıs sorununun çözümü, yine Kıbrıslılardan gelecek. Atina, görevi olduğu şekilde (Güney) ‘Kıbrıs’taki her hükümetle ve şu anda ‘başkan’ Hristofyas’la yakın işbirliği içinde olacak.”

 

 

KKTC ile Rumlar arasında 'frekans' gerilimi

 



12 Haziran, 2008 20:42:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Yayın Yüksek Kurulu (YYK), Güney Kıbrıs'taki iki televizyon kanalının güç artırımının, KKTC ve Türkiye'den yayın yapan bazı televizyonların KKTC'den izlenmesini engellediğini belirterek, Kıbrıs Rum yönetiminin tutumunu protesto etti.

YYK Başkanı İlkay Diren, önceki geceden beri Rum devlet televizyonu PIK ve Yunan ERT televizyonlarının güç artırımı nedeniyle yol açtığı enterferelerden (parazitlerden) NTV, ATV, ART ve Kıbrıs Genç TV'nin karasal yayınlarının olumsuz etkilendiğini ve mağduriyet yaşandığını açıkladı.
 
YYK'nın dün öğleden sonra olağanüstü toplanarak sorunun giderilmesi için hükümet yetkilileri ve Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT) yetkilileriyle de görüşerek bir dizi acil önlem üzerinde çalıştığını kaydeden Diren, Rum yönetimini sağduyuya ve yayınlarını eski haline döndürmeye çağırdı.
 
Diren, engellenen televizyon yayınlarıyla Kıbrıslı Türklerin temel insan haklarından birine saldırıldığına işaret ederek, "YYK'nın bugüne kadar verdiği frekans ve kanalları seçerken ve güç artırımına giderken Güney'deki komşulara karşı gerekli hassasiyeti göstererek kararlar ürettiğini" söyledi.
 
Aynı duyarlılığı Rum yönetiminden de beklediklerini kaydeden Diren, son zamanlarda Güney Kıbrıs'taki frekans ve kanal tahsislerinde ve güç artırımlarında aynı hassasiyeti göremediklerini belirtti.
 
PIK ve ERT'nin yayınlarının yarattığı durumun kabul edilemeyeceğini ifade eden İlkay Diren, Rum yönetimini yayınları eski haline döndürmeyeve Kıbrıslı Türklerin haklarına saygılı olmaya çağırdı.
 
Diren, haksızlığı protesto ederek, bu protestoyu Birleşmiş Milletler aracılığıyla da Rum yönetimine ileteceklerini kaydetti.
 
Turgay Avcı: "Çözümü dinamitlemek"
 
Bu arada KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, "Kıbrıs Rum yönetiminin İngiltere ile geçen hafta memorandum imzalamasının, bu hafta ise yaptığı frekans müdahaleleriyle üç Türk televizyon kanalının KKTC'de seyredilmesini engellemesinin, çözümü dinamitlemek olduğunu" söyledi.
 
Avcı, bir kabulü sırasında gazetecilerin, Rum tarafının frekans müdahalesiyle Türkiye'den yayın yapan üç televizyon kanalının KKTC'de seyredilmesini engellemesiyle ilgili Dışişleri Bakanlığı'nın herhangi bir girişimi olup olmadığını sorması üzerine, KKTC Yayın Yüksek Kurulu ile Dışişleri Bakanlığı'nın bir çalışma yürüttüğünü, olayın protesto edildiğini belirtti.
 
Yazılı protestonun yeterli olmadığını ifade eden Avcı, Rum yönetiminin frekans müdahalesini sona erdirmemesi halinde gereğini yapmaktan kaçınmayacaklarını söyledi ve "Frekansa frekansla müdahale etmek gerekirse, bunu yapacağız" dedi.
 
Rumların tavrının "Biz Kıbrıs Türklerinin sesinin duyulmaması için, konuşmamaları için her türlü müdahaleyi yapmaya hazırız" anlamına geldiğini kaydeden Avcı, "Rum yönetiminin, frekans müdahalesi, ekonomik baskılar ya da AB'yi arkasına alarak Kıbrıs Türklerini susturma, dünya ile bağlantılarını kesme girişimlerinin başarısızlığa uğrayacağını"söyledi.

 

KKTC turizm cenneti oldu

KKTC turizm cenneti oldu

KKTC’de turizm sektörü yeni yatırımlarla giderek gelişiyor. 2003 yılında 115 olan tesis sayısı geçen yıl 130’u, 11 bin 550 olan yatak kapasitesi ise 15 bini aştı.

12/06/08 RADIKAL

Türkiye’den sadece 64 kilometre uzaklıktaki KKTC, tarihi, bozulmamış doğası, temiz kumsalları ve berrak denizi ile turistlerin ilgi odağı. KKTC, pasaport ve yurt dışı çıkış harcı gerektirmemesi, nedeniyle Türk turistlerin de önemli tatil seçenekleri arasında

 

ADANA - Türkiye’den sadece 64 kilometre uzaklıktaki KKTC, tarihi, bozulmamış doğası, temiz kumsalları ve berrak denizi ile tatilcilerin ilgisini çekiyor.

KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Turizm Planlama Dairesi Müdürü Turgut Muslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KKTC’nin tesisleri, gazinoları, doğasıyla adeta "turizm cenneti" olduğunu, tatilcilerin istedikleri tatil seçeneklerini bulabileceklerini vurguladı.

Muslu, KKTC’nin turizm açısından çeşitlilik gösterdiğini, zengin potansiyeli olduğunu belirterek, "KKTC’ye gelecek turistler, eko turizm çeşitliliği açısından köy pansiyonculuğu, dağ, doğa yürüyüşü, flora-fauna gezi gözlem, mağara turizmi, bisikletçilik, atlı doğa gezintisi yapabilirler" dedi.

Turgut Muslu, köy pansiyonculuğu ile ilgili özellikle Karpaz bölgesinde bulunan Tatlısu, Büyükkonuk, Mehmetçik, Kumyalı, Dipkarpaz yerleşim birimlerinde 6 binanın restorasyonunun yapıldığını, 8 binanın da inşaatına başlandığını anlattı.

Muslu, projenin 2005 yılında başladığını, gelecek aylarda tamamlanarak 180 yatağın hizmete girmesinin hedeflendiğini ifade etti.

Turgut Muslu, "Kuzey Kıbrıs’ta keşfedilmeyi bekleyen birçok mağara bulunuyor. Bu arada, özellikle Beşparmak Dağları, doğal ve tarihi çekiciliğinden dolayı bisiklet meraklılarının en çok ilgi gösterdiği güzergahlar arasında bulunuyor" dedi.

Muslu, adada golf turizmini de geliştirmek amacıyla yeni yatırımlar yapıldığını, Güzelyurt bölgesinde bulunan sahanın sadece bu sporun meraklılarına hizmet sunduğunu söyledi. Muslu, golf meraklılarına daha iyi hizmet vermek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Esentepe bölgesinde 18 delikli bir saha ile hizmet veren Korineum Golf Club’un bu alanda KKTC’deki tam teşekküllü ilk ve tek tesis olduğunu vurguladı.

Kıyılardaki dalış bölgelerinde batık gemi, uçak enkazı, mağaralar, çok eski dönemlerden kalma gemi çapaları ve amforaların görülebileceğini ifade eden Muslu, "Dalmak için Kuzey Kıbrıs’ı seçenler, Akdeniz’e özgü balık türlerini, deniz kaplumbağalarını ve diğer deniz canlılarını izleme şansına da sahip olacak" dedi.

Muslu, Girne Marina ve Delta Marina’nın KKTC’yi ziyaret eden yatlara limanda demirleme ve konaklama imkanı sunduğunu, Yenierenköy’de yapımı devam eden 350 yat kapasiteli marinanın da 2009 yılı içinde hizmete girmesinin beklendiğini dile getirdi.

 

Sayılarla turizm

 

Muslu, yıllara göre tesis sayısı ve yatak kapasitesine bakıldığında turizm sektöründeki gelişmenin görüleceğini vurguladı.

Adada 2003 yılında 115 tesisin toplam 11 bin 550 yatak kapasitesiyle hizmet verebildiğini anlatan Muslu, şöyle devam etti:

"2006 yılında bu sayı 127 tesis, 13 bin 453 yatak kapasitesine ulaştı. Geçen yıl ise tesis sayısı 130’u, yatak kapasitesi de 15 bini aştı. Adadaki 5 yıldızlı 11 tesis bulunuyor. Bunlar toplam 6 bin 274 yatak kapasitesine sahip. Ayrıca, inşa halindeki toplam 45 tesisin 10 bin 883 yatak kapasitesi var.

Bafra da Turizm Yatırım Bölgesi olarak belirlendi. Bölgede öngörülen 13 adet turistik yatırım alanının bir tanesi tamamlanarak hizmete açılırken, 4’ünün ise inşaatı halen devam ediyor. Tüm yatırımlar tamamlandığı zaman bölgede yaklaşık 16 bin yatak kapasitesine ulaşılması bekleniyor."

Muslu, KKTC’de kongre turizmine uygun 16 tesisin bulunduğunu da anlattı.

KKTC turizminin önemli zenginliklerinden birinin gazinolar olduğunu, adada 23 gazinolu tesisin hizmet verdiğini belirten Muslu, "Gazino müşterilerimiz turizme olumlu katkı sağlıyor, turizmi ayakta tutan önemli etkilerden biridir. Gazinolardan elde edilen vergi gelirleri, turizm gelişme ve tanıtma fonunun yüzde 40-50’lik bölümünü oluşturuyor. KKTC, içinde gazinoları da barındıran bir turizm cenneti. Gazinolarımız Güney Kıbrıs’a göre KKTC için bir çeşitliliktir" dedi.

 

Turizm teşvikleri

 

Muslu, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı’nın turizmi canlandırmak için çeşitli teşvikler de sağladığını belirtti.

Bunlardan birinin yatırım indirimi olduğunu anımsatan Muslu, şunları söyledi:

"Devlet Planlama Örgütü’nün kalkınma planları veya yıllık programlar çerçevesinde belirleyeceği kalkınmada öncelikli yöreler ve özel önem taşıyan sektörlerde yapılacak yatırımlarda yatırım indirim oranı mal oluş bedeli üzerinden yüzde 200’dür. Diğer sektörler ve yörelerde yapılacak yatırımlarda ise yatırım indirimi oranı maloluş bedeli üzerinden yüzde 100’dür.

Güzelyurt ve Karpaz, Bakanlar Kurulu tarafından kalkınmada öncelikli bölgeler olarak belirlendi. Bunun yanı sıra gümrük vergisi ve fonu muafiyeti, makine ve teçhizat alımlarında katma değer vergisi uygulaması, arsa, arazi ve bina temini, fon kaynaklı kredi, inşaat ruhsatı ile ilgili vergi, resim ve harçlardan muafiyet teşvikleri de bulunuyor."

Muslu, Türkiye’den getirilecek turist için de teşvikler uygulandığını belirterek, "Oteller encümeni tarafından belgelendirilmiş tesislerde konaklama yaptıran tur operatörlerine, Haziran-Ekim 2008 dönemi için en az 4 gece konaklama için kişi başı 15 avro teşvik sağlanıyor. KKTC’ye turist getirmek amacı ile yeni destinasyonlara yönelik sefer düzenleyen havayoluna her sefer başına bin avro katkı veriliyor."

 

Bakan Şanlıdağ: KKTC gazino cenneti değil

 

Bu arada, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ da Casino İşletmecileri Birliği’nin KKTC’de yayımladığı ilanla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "KKTC gazino cenneti olarak değil, içinde gazinoları da barındıran bir turizm cenneti olarak" tanımlanması gerektiğini kaydetti.

Guney Kıbrıs’ta gazino olmaması nedeniyle KKTC’nin bu açıdan turizm çeşitliliğine sahip bulunduğunu belirten Şanlıdağ, açıklamasında şunları vurguladı:

"Ülkemizdeki gazinoların KKTC’nin turizm çeşitliliğine katkısını yinelemek isterim.

Ancak, KKTC’nin keşfedilmesi için iki-üç gün yeterli olamayacaktır. Bakanlığımız, Türkiye’ye yönelik yürüttüğü ’Gerçek Akdeniz’ başlıklı tanıtım kampanyası çerçevesindeki etkinliklerde, bu kapsamda, Türkiye’den KKTC’ye turist taşıyacak olan tur operatörlerine, hava yolu şirketlerine ve de acentelere hafta içi en az 4 geceleme şartı ile teşvik verdiği vurgulanmaktadır." (aa)

 

Canlı yayında konuştu sonra ağız değiştirdi

Katıldığı televizyon programındaki  sözleriyle Atatürk’e hakaret ettiği ileri sürülen Nuray Bezirgan hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın arkasından Hilal TV'ye konuşan Bezirgan  ise adeta ağız değiştirdi.

Beyoğlu Cumhuriyet  Savcılığınca açılan soruşturmanın, 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun"un 2. maddesi uyarınca başlatıldığı ve Basın Savcılığınca yürütüleceği öğrenildi.

SÖZLERİM ÇARPITILDI


Hilal TV Haber Müdürü Gazeteci Arzu Erdoğral’a demeç veren Nuray Bezirgan Atatürk düşmanı olmadığını ve sözlerinin çarpıtıldığını söyledi. "


"ATATÜRK DÜŞMANI DEĞİLİM"

Benim daha önce Kanada’da olduğum yeni ortaya çıkmış gibi davranılması hayret verici… Atatürk düşmanı değilim. Altaylı ısrarla sordu “Fikirlerim uyuşmadığı için sevmiyorum” dedim. Düşmanlık demek çok yanlış…

Humeyni’yi seviyorum cümlesi de tamamen çarptırıldı. “Şah’ın zulümlerine karşı başkaldırı olduğu için, iyiyi hakim kılmak kötüyü ortadan kaldırmak için sadece liderlik vasfını seviyorum” dedim


"NASIL OLUR DA FADİME ŞAHİN’E BENZETİRLER"

‘İngiliz mandası’ olduğumu söylüyorlar. Kendi yorumları ile, nasıl yaparlar bunu. 3 çocuk annesi evli biriyim ailem var. Kardeşlerim var Nasıl olur da beni Fadime Şahin’e benzetirler? Fadime Şahin olmayı asla kabul edemem. Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin benzetmesini ne hakla bana yaparlar. Bunu yapanlar iftiralarından vazgeçmez ise dava açacağım. Uğur Dündar bile yorum yapmasına rağmen en azından aradı, fikrimi sordu ama hakkımda asılsız haber yapanlar bunu yapmadı… 

MILLIYET 12/06/08

Rum polisinden Türk işçilere dayak iddiası

YARIM SAAT YATIRDILAR, SONRA GÜLEREK GİTTİLER"... Yaklaşık 5 yıldır Güney Kıbrıs'ta inşaatlarda yapıcı ustası olarak çalıştığını belirten Emirali Parlan, bir hafta önce Paralimni'deki başladığı inşaatta 7 arkadaşı ile birlikte dün çalışırken Rum sivil polisleri tarafından saldırıya uğradıklarını iddia etti. Parlan, Rum polisinin çifte tabanca çekip, kendilerini yere yatırdığını, tartakladığını, güneşin altında yarım saat yerde yatırdıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi gülerek çekip gittiklerini ileri sürdü

PARLAN: TÜRK OLMAKTAN BAŞKA SUÇUMUZ YOK... Emirali Parlan, Türk olmaktan başka hiçbir suçları bulunmadığını belirterek bu polislerden şikayetçi olduğunu kaydetti. Parlan, Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartını çıkarıp polise vermek istediğini ancak bir polisin eline vurarak kimliğini yere düşürdüğünü iddia etti. Parlan, polisin kaçak aradığını duyduğunu, ancak bu duyumun doğru olsa bile Rum polisinin kendilerine yaptığı muameleyi haklı çıkarmadığını kaydetti

Sevgi YALMAN

Rum polisinin, dün sabah Güney Kıbrıs'taki Paralimni köyünde bir inşaatta çalışan Emirali Parlan ve 7 arkadaşını tabanca tehdidiyle kelepçeleyip gözaltına aldığı ve işkence ettiği iddia edildi.

Paralimni köyündeki bir inşaat alanında topluca oturan Türk işçilerin, çok sayıda sivil giyimli Rum polisinin saldırısına uğradığı, Türk işçilerin birbirlerine kelepçe ile bağlandıktan sonra tabanca tehdidiyle yere yatırıldıkları, soru sormaya kalkanların ise dövüldüğü ileri sürüldü.

Rum polisinin, Türk işçilere işkencesinin yaklaşık yarım saat sürdüğü, daha sonra işçileri çözen polisin hiçbir şey olmamış gibi, gülerek olay yerinden ayrıldığı öne sürüldü.

İnsanlık dışı muameleye tabi tutulduğunu belirterek KIBRIS'ın Gazimağusa Bürosu'na gelen Emirali Parlan ve kardeşi, "suçumuz yokken herkesin gözü önünde hayvan gibi tutuklandık. Cinayet işlemişiz gibi çifte tabancalarla üzerimize yürüdüler. Yere yatırıldık, güneş altında yarım saat bekletildik. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi, bir şey söylemeden kelepçeleri açtılar; gülerek kaçtılar" iddiasında bulundu.

"Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğimi yere attı"

Emirali Parlan, dün sabah saat 11.00 sıralarında meydana gelen olayla ilgili olarak şöyle konuştu:

"Ben 24 yaşındayım, yapıcı ustasıyım. 5 yıldır Rum tarafında inşaatlarda çalışırım. Paralimni'deki bu işe geçen hafta başladım. Arkadaşlarım içinde 45 yaşında olanlar da var. Dün sabah işe gittik. İnşaat alanında otururken birden sivil polisler geldi, Üzerimize saldırdılar, tabancalarını çekerek hiçbir şey sormadan 'yere yatın' dediler. Ne olduğumuzu anlayamadık. Bizi birbirimize kelepçelediler ve yere yatırdılar. Başını kaldırıp ne olduğunu öğrenmek isteyenleri dövdüler, kafamızı yere vurdular. Kelepçeli vaziyette yarım saat yerde yattıktan sonra kimliklerimizi incelediler ve sanki hiçbir şey olmamış, karşılarındakiler insan değilmiş gibi davranarak kelepçelerimizi çözdüler, kaçtılar."

Emirali Parlan, Türk olmaktan başka hiçbir suçları bulunmadığını belirterek bu polislerden şikayetçi olduğunu kaydetti.

Olay sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartını çıkarıp polise vermek istediğini ancak bir polisin eline vurduğunu, kimliğinin yere düştüğünü de iddia eden Parlan, bu olayın neden yaşandığını anlayamadığını söyledi.

Parlan, polisin kaçak aradığını duyduğunu, ancak bu duyumun doğru olsa bile Rum polisinin kendilerine yaptığı muameleyi haklı çıkarmadığını kaydetti.

KIBRIS 12/06/08

 

Partilerden Liderlere destek

 İKİ LİDERE ÇÖZÜM BULMA ÇALIŞMALARINDA DESTEK OLUNACAK... Ledra Palace toplantılarının organizatörü Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova tarafından toplantı sonunda okunan ortak açıklamada, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin, "21 Mart ve 23 Mayıs tarihli görüşmelerinde belirledikleri çerçevede Kıbrıs sorununa en kısa zamanda çözüm bulma çalışmalarında iki lidere destek olacağı yönünde anlaşmaya vardığı" kaydedildi

SOYER: GÖRÜŞMELERİN HEDEF TARİHİ OLMALI... Toplantıda konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik başlayacak kapsamlı görüşmelerin hedef tarihi olması gerektiğini söyledi. Soyer, görüşmelerin BM Genel Sekreteri tarafından belirtildiği gibi eşit bir şekilde ve BM parametreleri çerçevesinde, BM'nin geçmiş çalışmaları da kullanılarak yapılması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerinin dün yapılan aylık rutin toplantısında, iki lidere, açıkladıkları ortak vizyon çerçevesindeki çözüm çabalarında destek kararı alındı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin ev sahipliğinde ara bölgedeki Ledra Palace Hotel'de yer alan toplantıda konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik başlayacak kapsamlı görüşmelerin hedef tarihi olması gerektiğini söyledi.

Ortak açıklama

Ledra Palace toplantılarının organizatörü Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova tarafından toplantı sonunda okunan ortak açıklamada, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin, "21 Mart ve 23 Mayıs tarihli görüşmelerinde belirledikleri çerçevede Kıbrıs sorununa en kısa zamanda çözüm bulma çalışmalarında iki lidere destek olacağı yönünde anlaşmaya vardığı" kaydedildi.

Soyer'in konuşması

Basına kapalı yapılan toplantıda ev sahibi CTP'nin Genel Başkanı, Başbakan Soyer'in yaptığı konuşmanın metni de basına dağıtıldı.

Metne göre Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta gerçekleştirdiği görüşmede, iki liderin bağlı oldukları ortak vizyonun teyit edildiğini hatırlattı. Soyer, bu ortak vizyonun, bunun "tek uluslararası kimlikli, eşit statüde Kıbrıslı Türk kurucu devlet ve Kıbrıslı Rum kurucu devletten oluşan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon" olduğunu söyledi.

Bir hedef tarihi olması gerekir

Bu vizyona ulaşmanın tek yolunun kapsamlı müzakerelerden geçtiğini belirten Soyer, "Kapsamlı görüşmelerin, karşılıklı kabul edilebilir bir antlaşma bulunmasına yönelik bir hedef tarihi olması gerekir" dedi.

Kapsamlı müzakerelerin en kısa zamanda BM şemsiyesi altında başlaması gerektiğini ifade eden Soyer, görüşmelerin BM Genel Sekreteri tarafından belirtildiği gibi eşit bir şekilde ve BM parametreleri çerçevesinde, BM'nın geçmiş çalışmaları da kullanılarak yapılması gerektiğini vurguladı.

Belirlenecek tarihe kadar görüşmeler sonuçlanmaz ancak liderler görüşmeye devam eder ve yol kat ederlerse o zaman yeni bir tarih belirlenebileceğini belirten Başbakan Soyer, ancak görüşmeler anlamlı bir şekilde devam etmezse o zaman tarafların tekrar bir araya gelerek sürecin anlamlı bir şekilde nasıl devam edebileceği konusunu ele alması gerektiğini söyledi.

Farklılıkların giderilemediği konular üzerinde tarafların bir çözüm mekanizmasına başvurma imkânı olması gerektiğini de belirten Soyer, Avrupa Birliği'nin çözüm sürecindeki rolünün teknik yardımda bulunma ve doğacak çözüme AB'de yer vermek olduğunu söyledi.

Direkt Ticaret Tüzüğü hayata geçirilmeli

Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türkler için hazırlanan Direkt Ticaret Tüzüğü'nün AB tarafından hayata geçirilmesi gerektiğini de ifade eden Soyer, böyle bir hareketin iki tarafı da çözüm bulma yolunda teşvik edeceğine inandığını söyledi.

Kapsamlı müzakereler dışında

arayışlar çalışmaları sıfırlar

Çözüm sürecinde ilerlemenin ancak bu noktalara uyulduğu takdirde mümkün olacağını ifade eden Başbakan Soyer, "liderlerin karşılıklı anlaşmasının yerini ne bir memorandumun, ne de başka bir şeyin alabileceğine" vurgu yaptı. Soyer, "Kapsamlı müzakerelerin dışında Kıbrıs sorununa başka bir çözüm arayışına girmek, liderlerin tüm çalışmalarını sıfırlayacaktır" uyarısında bulundu.

Soyer, toplantı sonunda hazırlanan ortak deklarasyonda, iki liderin ortak vizyonu yönündeki çalışmaların desteklenmesinin ortak görüş olarak yer almasını da önerdi.

Toplantıya katılanlar

Ledra Place'ta dün yapılan toplantıya Güney Kıbrıs'tan ADIK, AKEL, Kıbrıs Yeşiller Partisi , DIKO, DISI, EDEK, EPALXI ve Birleşik Demokratlar; KKTC'den ise Demokrat Parti (DP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) katıldı.

Türk ve Rum siyasi partilerin bir sonraki ortak toplantısı 24 Eylül'de yapılacak.

KIBRIS 12/06/08

Sorun kalkmazsa gerekli teknik tedbirler alınacak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, üç televizyon kanalının Rum tarafından yapılan güçlü bir yayın yüzünden net izlenemediğini belirterek, sorun ortadan kalkmazsa gerekli teknik önlemlerin alınacağını söyledi.

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan aynı frekansta çok güçlü bir yayın başlatılması yüzünden önceki gün gece yarısından beri NTV, ATV ve ART televizyon kanallarının KKTC'de net izlenemediğini belirterek, bu sabahtan beri ilgili tüm birimlerin gerekli çalışmaları yaptığını kaydetti.

Bakanlar Kurulu, Başbakan Soyer başkanlığında saat 16.00 sıralarında toplandı.

Başbakan Soyer, toplantıya girerken gazetecilere açıklamalar yaptı, soruları yanıtladı.

Üç televizyon kanalının yayınlarında karşılaştığı sorun konusundaki açıklamasında Başbakan Soyer, dün akşam saatlerinde toplanan Yayın Yüksek Kurulu ve BRT'nin alınacak tedbirleri görüştüğünü bildirdi.

"Teknik komitelerde ele alınmasını istedik ama..."

Soyer, şöyle konuştu:

"NTV, ATV ve ART televizyonlarının izlenememesinin nedenini halkımızla paylaşmak istedim. Bu bize yeni bir problem çıkarmamalıdır. Bizim görüşme sürecinde teknik komitelerde ele alınmasını istediğimiz konulardan biri de, Kıbrıs'taki radyo ve televizyon yayınları ve frekanslardır. Ancak Kıbrıs Rum tarafı elan bu konuyu görüşme noktasında bir olgunluk içine girmemiştir. Böyle hadiseler, teknik olarak bir kısım tedbirler almaya itecektir bizi. Bu da hoş olmayacaktır. Temennim Rum tarafının bu uygulamadan erken zamanda vazgeçmesidir. Vazgeçmezse YYK ve BRT gerekli tüm teknik tedbirleri alacaktır ve bunun sorumluluğu da bize ait olmayacaktır."

Gazetelere destek

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin İngilizce yayımlanan gazetelere destek kararı aldığını, bunun Resmi Gazete'de de yayımlanan bir karar olduğunu ve suiistimalinin olamayacağını söyleyerek, bu konuda basında yer alan iddiaları da yanıtladı.

Bakanlar Kurulu'nun güvenlik ve savunmayla ilgili olanlar hariç kararlarının yüzde 95'ten fazlasının Resmi Gazete'de yayımlandığını ifade ederek, gizli kararları bulunmadığını söyleyen Soyer, geçmişte kararların yüzde 60'ından fazlasının Resmi Gazete'de yayımlanmadığı dikkate alınırsa bu oranın yüksekliğinin görüleceğini vurguladı.

Basının Resmi Gazete'den aldığı bilgilerle eleştiri, öneri ve farklı yorumlarla kararları yansıttığına işaret eden Başbakan Soyer, "Her konunun bir gerekçesi mutlaka vardır. Bu kararları her zaman için gerekçeleriyle alnımız açık olarak savunmaya ve ortaya koymaya varız. Hükümetimiz bir politika olarak bunu sürdürecek" dedi.

"Yayımlanmış kararların suiistimali olamaz"

Soyer, açık, yayımlanmış kararların suiistimali olamayacağına işaret ederek, hükümetin bir gazeteye destek verdiğiyle ilgili manşetten haber yayımlayan gazeteyi yanıtladı.

Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar çerçevesinde haftalık ve günlük İngilizce gazetelere reklam desteği verdiğini söyleyen Soyer, haftalık ve günlük olanlara farklı destekler sağlandığını kaydetti. Bunu, medyayı kontrol etmek adına değil, tüm yerel basına yaptıkları gibi devlet ilanlarını ve reklamlarını eşit ve dengeli dağıttıkları gibi bir destek olarak yaptıklarını anlatan Soyer, devlet ilanlarının ayrım yapılmadan, tüm gazetelerde dengeli yayımlanması siyasetlerini de devam ettireceklerini vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, zorluklar içindeki medyanın, ellerindeki bir kısım imkanlarla az da olsa desteklenmesi için adalet içinde, açık ve objektif kararlar üreteceklerini dile getirdi.

"Sınırlı kaynakları tüm kesimlere dengeli kullanmalıyız"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, devletin sınırlı kaynaklarını tüm kesimlere eşit, dengeli ve rasyonel kullanması gerektiğini vurguladı.

Emeklilerinin devlet tarafından ödenmesinin belediyelere yapılmış büyük bir katkı olduğuna işaret eden Başbakan Soyer, belediyelerin de mali disiplinlerini sağlamasını ve kaynaklarını düzenlemesini istedi.

Başbakan Soyer, kuraklığa karşı önlemleri, birçok eleştiriyi göğüsleyerek sürdürdüklerini kaydederek, ellerinden gelen katkıyı verdiklerini anlattı.

"Devletin imkânları sonsuz değil"

Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Soyer, İnönü Belediyesi'ndeki grevle ilgili soruya karşılık, tüm yerel yönetimlere elden gelen desteği vermeye çalıştıklarını ancak farklı sorunları olan yerel yönetimlere karşı devletin imkanlarının sonsuz olmadığını söyledi.

Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı yatırımlarındaki aksamaların mutlaka giderilmesi gerektiğini kaydeden Soyer, "Biz desteği sürdüreceğiz ama belediyeler de kendi tedbirlerini almalıdır" dedi.

Tüm belediye emeklilerini devlet bütçesine aldıklarına işaret eden Soyer, "Bir örnek vermem gerekirse Lefkoşa Türk Belediyesi'nden 110 emekliyi ve bundan sonra emekliye çıkacakları devlet bütçesine aldık. Bu demektir ki bu belediyelere ayda 300-350 milyar bir katkı yapılmaktadır" dedi.

Başbakan Soyer, devletin halen her ay ödediği 27 bin emeklinin yüzde 10'unu bir başkasının ödemesi halinde bugün yaptıkları işlerin iki katını yapabileceklerini vurgulayarak, belediyelere sağlanan imkânın büyüklüğüne işaret etti. Soyer, buna karşın belediyelerin de mali disiplini sağlamasını ve kendi kaynaklarını düzenlemesini istedi.

"Emlak vergileri büyük gelir"

Emlak vergilerinin düzenlenmesinden de belediyelerin büyük gelir sağladığını ama hiçbir belediye başkanının da "emlak vergileri doğrudur" demediğini ve tepkileri de hep hükümete yönlendirdiğini belirten Soyer, devletin daha fazla para aktarmasına imkân bulunmadığını vurgulayarak, belediyelerin gelirlerindeki ciddi artışın rasyonel değerlendirilmesini istedi,

Soyer, hükümetin, dünyada kuraklık nedeniyle korkunç derecede artan petrol ve gıda fiyatlarıyla mücadele etmek zorunda olduğunu da söyledi. Maliyetlerin yükseldiğine işaret eden Soyer, Avrupa ülkeleri ve ABD'nin dahi yükselen enflasyon karşısında tereddüt ve endişeler içinde bulunduğunu belirtti.

Soyer, "Hal böyleyken biz mali disiplinimizi almak, bu büyüyen dalgaya dalgakıran olmak zorundayız. Aksi takdirde ileriye gidebilmemiz mümkün değildir" diye konuştu.

"Eleştirileri göğüsleyerek kuraklığa çare olmaya çalışıyoruz"

Başbakan Soyer, Çiftçiler Birliği'nin, "kuraklıkla ilgili talepleri yerine gelmezse eyleme gidebileceğine" ilişkin açıklamasıyla ilgili soruya karşılık, kuraklıkla ilgili ellerinden gelen tedbirleri aldıklarını vurguladı.

Kaba yem ithal ettiklerini, sayısız kaynak kullanıp riskler aldıklarını, yangınları bile göğüslediklerini kaydeden Soyer, gerçek dışı kene iddialarıyla da yüz yüze kaldıklarını anlattı.

"Ülkede sanki hiç kene yokmuş gibi kaba yem ithaliyle kene gelecek" denildiğini ifade eden Başbakan Soyer, pek çok eleştiriyi göğüsleyerek kuraklığa çare olmaya çalıştıklarını anlattı.

"Herkese maksimumu veremeyiz. Bu mümkün değildir. Ama insanlarımıza elden gelen tüm katkıyı vermeye çalışıyoruz ve daha devam edeceğiz" diyen Soyer, "Bir kısım acıları siyaset adına istismar edenlere söyleyecek sözüm yok" ifadelerini kullandı.

Soyer, sorunların aşılması için akıllı işbirliği gerekirken her kesimin devletten para istemesinin yanlış olduğuna işaret ederek, "Bu kaynak sınırlı bir kaynaktır ve hükümet dengeli şekilde, tüm kesimlerin sıkıntısını aşmak ve ülke ekonomisini geliştirebilmek için kullanmak mecburiyetindedir. Başka çaresi yoktur" diye konuştu.

KIBRIS 12/06/08

NATO savunma bakanlarının gündeminde Kıbrıs da var

İki gün sürecek toplantılarda bakanlar, İttifak'ın savunma planlaması, Afganistan ve Kosova operasyonları, nükleer planlama, NATO-AB ilişkileri gibi dosyaları ele alacaklar.

NATO-AB ilişkilerinde ve stratejik işbirliğinde Kıbrıs sorunundan kaynaklanan pürüzlerin bir kere daha gündeme gelmesi, özellikle yarın akşam, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da katılacağı yemekte bu konuda görüş alışverişinde bulunulması bekleniyor.

Toplantıların ikinci gününde, NATO-Rusya Konseyi çerçevesinde, İttifak ile Rusya'nın işbirliği projeleri değerlendirilirken bu işbirliğinin Afganistan ve Kosova boyutlarına ağırlık verilmesi bekleniyor.

NATO-Ukrayna Komisyonu toplantısında da yoğunlaştırılmış diyalog konusuna öncelik verilecek.

Öte yandan Türkiye'nin Afganistan'daki varlığına ve katkılarına ilişkin bir fotoğraf sergisi, bugün, İttifak Genel Merkezi'nde, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve NATO Genel Sekreter Vekili Claudio Bisogniero'nun da katılımıyla açılacak.

NATO toplantıları yarın son bulacak.

KIBRIS 12/06/08

Greek Foreign Minister arrives today

GREEK Foreign Minister Dora Bakoyianni arrives on the island today on a four-day working visit. She will have meetings with President Demetris Christofias, House President Marios Garoyian and Foreign Minister Marcos Kyprianou

She will also have meetings with former presidents Tassos Papadopoulos, Glafcos Clerides and George Vassiliou, and meet leaders or representatives of political parties.

It will be Bakoyianni’s first visit since the election of Christofias and is aimed at sending a “strong message of support” for the new President’s efforts to resolve the Cyprus issue, Greek Foreign Ministry spokesman George Koumoutsakos said yesterday.

Asked about guarantor rights over the island in the event of a settlement, which is one of the issues up for discussion, Koumoutsakos said: “Greece considers the question of guarantees or right of intervention is something that is long gone and is a practice that is foreign within the European framework.” Greece, Turkey and Britain are guarantors of Cyprus under the 1960 agreements.

CYPRUS MAIL 12/06/08

 

New medals for WWII veteran who lost originals in 1974
By Mick Treviss

A CHANCE remark at the coffee shop in Kalavassos village near Larnaca has lead to a medal presentation in the BFC Episkopi Officers’ Mess.

It began when 85-year-old Evelthon Georgiou told one of the many British expats living in the village that he used to serve in the British Army. Wallace Naiken, who served in the Royal Electrical and Mechanical Engineers (REME) for over 30 years, was intrigued and fascinated by the veteran’s story.

Tales were exchanged over many cups of Cypriot coffee and the odd beer or two but what got Wallace’s undivided attention was the fact that Georgiou used to live in a small village near Famagusta and had to leave his village during the invasion of 1974, leaving all of his possessions behind and taking with him only the clothes he wore that day. Of all of his many valuable possessions lost during this time were his medals that he was so proud to be awarded during the World War II.

Georgiou served in the Field Mule Pack Transport Company Cyprus Regiment RASC from 1941 until 1945 and saw service in Lebanon, Egypt and Italy. The medals that were lost in 1974 consisted of the 1939-45 Star, the Africa Star, the Italy Star, the Defence Medal and the 1939-45 Medal.

Determined that he should try and help, Wallace enlisted the help of Ernie Scott, who is an active member of the Royal British Legion in Limassol. Ernie spent a good deal of time gathering information about Georgiou’s time serving in The Cyprus Regiment before passing those details to Lt Col Andrew Noyes RM (Rtd) who is President of the Royal British Legion in Limassol. Wearing his ‘other hat’, Andrew, who is also Assistant Secretary of SSAFA-Forces Help Cyprus Branch, got to work and through various channels of support that is open to SSAFA on the island managed to obtain duplicate medals.

That chance remark culminated in the Defence Attaché at the British High Commission in Nicosia, Col John Lemon, presenting those long lost medals to a very grateful Evelthon Georgiou. Many family members were able to be at the presentation, which SSAFA Cyprus Branch were delighted in being able to help.

Also at the ceremony was Theodoros Philipou, who is 82 and served with Georgiou in The Cyprus Regiment during the war in the same locations. Philipou was awarded the same decorations as his comrade, but what is perhaps quite remarkable is the fact that Philipou was also awarded the Military Medal while fighting the war in Italy.

The Cyprus Regiment was created by the British government during the World War II and made part of the British Army structure. It was comprised mostly of volunteers from the Greek and Turkish Cypriot inhabitants of Cyprus but also included other Commonwealth nationalities.

The Cyprus Regiment was founded on April 12, 1940 and disbanded on March 31, 1950. It included Infantry, Mechanical, Transport and Pack Transport Companies. Cypriot mule drivers were the first colonial troops sent to the western front. They served in many areas including France, Ethiopia and Italy carrying equipment to areas inaccessible to vehicles.

About 30,000 Cypriots served in the Cyprus Regiment. The regiment was involved in action from the very start and served at Dunkirk, Greece (about 600 soldiers were captured in Kalamata in 1941), North Africa (Operation Compass), France, the Middle East and Italy. Many soldiers were taken prisoner especially at the beginning of the war and were interned in various POW camps including Lamsdorf (Stalag 344), Stalag IVC at Wistritz bei Teplitz and Stalag 4b.

In the post war years and prior to its disbandment, the regiment served in Cyprus and the Middle East including Palestine during the 1945-1948 period.

n SSAFA – Forces Help, Cyprus Branch has an office located within BFC Episkopi and is manned by volunteers each morning between 9am and 12 noon. There is an answer phone for use during times when there is nobody in the office. The phone number is 25-963647 and the fax number is 25-963335. If you know of an ex-forces member that you may think would benefit from SSAFA’s help then do not hesitate to call.

CYPRUS MAIL 12/06/08

 

Israeli company under fire for desalination plant in north
By Leo Leonidou

AN ISRAELI company set to build a desalination plant in Episkopi was yesterday accused of building a similar unit on Greek Cypriot land in the occupied north.

Last month, Israel’s Granite Hacarmel Investments said its subsidiary GES (Global Environment Solutions) signed an agreement to build a third desalination plant at Episkopi for $11 million.

According to GES, the company has a 60 per cent share in the consortium that won a tender to build the plant and operate it for ten years.

The plant will desalinate 40,000 cubic meters of water a day and will be completed by the end of 2009.

GES said the plant will produce income of $40 million over the ten-year period.

However, a spokesman for the Water Development Department in Nicosia yesterday told the Mail that nothing has been finalised yet.

“We are still in the tender process and an agreement has not yet been signed,” he explained.

According to the spokesman, the plant will start operations at the end of 2010 or the beginning of 2011 for a period of 20 years.

At today’s prices, the government will end up paying €400 million to the Israelis for the supply of water over the two decades.

In February, GES, along with ABM, won a tender to build a desalination plant in occupied Famagusta-Salamina. GES will own 60 per cent of the project and ABM will own the rest.

The plant, expected to be ready next year, will produce 5,000 cubic meters of water a day, with an option to double output.

The water will be used for drinking purposes and for irrigation for 21 areas in the north.

But the land in the north is owned by Greek Cypriots, who will reportedly be taking legal action against the Israelis and possibly the Republic.

They claim that if the reports are true, the government will be rewarding a foreign company for the building of a unit on Greek Cypriot land in the north by awarding them the tender for the Episkopi unit.

Reports in the local press also suggested that if there are objections filed, these will lead to delays in construction.

Agriculture Minister Michalis Polynikis said he has been informed of the situation and is carrying out an investigation, while political party EDEK described the reports as, “a scandal and provocation”.

Government Spokesman Stefanos Stefanou also weighed in, saying that no decision has been taken yet and that tenders were still being evaluated.

“The government will certainly take into consideration, very seriously, any company that establishes itself on Greek Cypriot land in the occupied areas, bearing in mind that the government cannot reward such activities when making its decision,” he said.

The Israeli Embassy in Nicosia yesterday declined to comment on the issue.

CYPRUS MAIL 12/06/08

12 Haziran 2008

Yılmaz ÖZDİL

 yozdil@hurriyet.com.tr

I love Humeyni!


"Humeyni’yi seviyorum.

Atatürk’ü sevmiyorum.

Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı."

*

Böyle dedi.

*

"Türbanlı böyle dedi"
demiyorum; çünkü bütün türbanlılar böyle düşünmediği gibi, böyle düşünen türbansızlar da var.

Demem şu...

*

Nene Hatun, Maraşlı değil.

Erzurumlu.

Savaştığı düşman, Fransız değil.

Rus.

Rus başörtüsüne saldırmadı.

Aziziye Tabyası’na saldırdı.

Milli mücadelenin mangal yürekli evladıdır ama, milli mücadelenin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.

Hasan Tahsin sıktı.

Maraş’ta değil, İzmir’de.

Takvime bak.. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var...

Sütçü İmam, Fransız vurmadı.

Ermeni vurdu.

Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da, aslında Sütçü İmam değil.

Çakmakçı Sait.

Silahı yoktu.

Yumruğuyla saldırdı.

Şehit oldu.

Maraş’ı önce kim işgal etti?

Arkadaşın İngilteresi!

Kim sesini çıkarmadı?

Arkadaşın padişah efendisi!

Kim kurtardı?

Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!

*

O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanların hep Müslüman olmadığını da görürsünüz...

Bizzat Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’ın ağlayarak okuduğu "şehit listesi"ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu hekimler arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var.

Ve, dikkatinizi çekerim, hepsine birden "şehit" demişler... Çünkü şehitlik kavramı, "o dönemin sosyolojik yapısı"na göre, dinle alakalı değil, yurtseverlikle alakalı.

*

Uzatmayayım.

Tehlike ne İran’dır, ne İngiltere...

Kara cehalettir.

YILMAZ OZDIL HURRIYET 12/06/08

İsveç Meclisi’nden Ermeni tasarısına ret

İsveç meclisi, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını yansıtan bir yasa tasarısını reddetti.

AA

Güncelleme: 17:16 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma

 

STOCKHOLM - İsveç Meclisi Dışişleri Komisyonu’nun, salı günü görüşülmeye başlayan tasarının reddedilmesi yönünde görüş bildirmesinden sonra, meclis genel kurulunda tasarı 37’ye karşı 245 oyla reddedildi. 66 üyenin katılmadığı oylamada bir üye çekimser kaldı.

Mecliste hükümeti destekleyen 4 parti ile muhalefet partileri, görüşmelerde tasarının reddedilmesi için çaba gösterdi.

Bu arada muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti milletvekili Süryani asıllı Yılmaz Kerimo, genel kurulda yaptığı konuşmada, milletvekillerinden tasarının kabulü için oy kullanmalarını istedi.

Ancak Kerimo, milletvekillerinin ısrarlı soruları üzerine, kendi partisinin bile tasarıyı benimsemediğini kabul etmek zorunda kaldı.

KKTC’den BM’ye yayın muhtırası

KKTC Yayın Yüksek Kurulu NTV, ART, ATV ve Kıbrıs Genç TV yayınlarına Rum televizyonlarının yaptığı engelleme nedeniyle Birleşmiş Milletler’e (BM) muhtıra gönderdi.

AA

Güncelleme: 12:33 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Muhtırayı Ledra Palace sınır kapısında BM Barış Gücü yetkililerine veren Yayın Yüksek Kurulu (YYK) Başkanı İlkay Diren, burada yaptığı açıklamada, çalışmaların sürdüğünü, en kısa zamanda gerekli önlemlerin alınacağını belirtti. Diren, yayınlara, “çeşitli enterfereler olduğunu” (parazitleme) ve bunlardan dolayı karasal yayınları en çok etkilenen NTV, ART, ATV ve Genç TV kanallarının ve dolayısıyla izleyenlerinin mağdur duruma düştüğünün tespit edildiğini söyledi.

Kendilerinin frekans ayarlamaları yaparken Güney Kıbrıs’taki yayın organlarının frekanslarıyla sorun yaşanmamasına özen gösterdiklerini anlatan Diren, aynı hassasiyeti Güney Kıbrıs’ın göstermediğini kaydetti.

Yayınlara engel olan enterferelere, Güney Kıbrıs’taki PIK ve ERT televizyonlarının yaptığı güç artırımının neden olduğu bilgisini aldıklarını ve YYK’nın konuyla ilgili olağanüstü toplandığını belirten Diren, şunları söyledi: “Toplantıda, bu sorunun giderilmesi için hükümet yetkilileri ve Bayrak Radyo Televizyonu (BRT) ile de görüşerek bir dizi acil önlem alma ve en temel insan haklarından biri olan kendi kültürümüzü yayma ve haberleşme konusunda yaşadığımız bu sıkıntının nedeni olarak Güney Kıbrıs yönetimini Birleşmiş Milletler aracılığı ile uyararak, neden oldukları bu sıkıntı konusunda sağduyuya ve yayınlarını eski haline döndürmeye çağırma kararı alınmıştır.”

Muhtırada, Güney Kıbrıs’ta yayın yapan PIK ve ERT televizyonlarının yayın güçlerini artırma çalışmasıyla Kıbrıslı Türklerin iletişim ve haberleşme konusundaki evrensel haklarının hiçe sayıldığı belirtildi.

Mevcut durumun hiçbir şekilde kabul edilemez bir uygulamanın sonucu olduğu kaydedilen muhtırada, adı geçen yayınların yapılmasına engel olan çalışmanın Güney Kıbrıs yönetimince derhal eski haline döndürülmesi istendi ve haksızlık protesto edildi.

 

Rumların frekans müdahalesine Avcı’dan tepki

KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Rum yönetiminin frekans müdahalesiyle NTV, ATV ve ART televizyonlarının yayınlarının KKTC’de izlenememesini ağır bir dile eleştirdi. Avcı, Rum yönetimini Kıbrıs sorununa çözüm çabalarını dinamitlemekle suçladı.

NTV

Güncelleme: 13:02 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Turgay Avcı, Rum yönetiminin frekans müdahalesini sona erdirmemesi halinde gereğini yapmaktan kaçınmayacaklarını ve frekansa frekansla müdahale edebileceklerini söyledi.

Avcı, Rumların tavrının “Kıbrıslı Türklerin seslerin duyulmaması için her türlü müdahaleyi yapmaya hazırız” anlamına geldiğini kaydetti.

KKTC Yayın Yüksek Kurulu da Kıbrıs Rum yönetiminin tutumunu protesto etti ve Rum yönetimini Kıbrıslı Türklere saygılı olmaya çağırdı.

Ulusal Birlik Partisi de Kıbrıs Türk halkının egemenliğine, malına ve mülküne yönelik Rum saldırılarının, başlatılan yeni sürece rağmen artarak devam etmekte olduğunu belirtti.

Kıbrıs'ta başlayan yeni sürece katkı koyacağız

YASADIŞI İŞGAL, ULUSLARARASI HUKUKUN İHLALİ"...Bakoyanni, "Yunanistan, daha çok perspektif olanağı ve başarı garantisi verecek gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkı koyacak. Yasadışı işgale, uluslararası hukukun ihlaline, istila ve işgalin sonuçlarına son verecek ve Avrupa'nın son duvarını yıkacak kesin çözümden daha azı olamaz" dedi

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, dün Güney Kıbrıs'a gitti.

Rum radyosunun haberine göre Bakoyanni, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın, gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkı koyacağını söyledi.

Güney Kıbrıs'ta 3 gün kalacak olan Bakoyanni, ilk olarak saat 11.30'da Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile bir araya geldi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile saat 12.30'da görüşen Bakoyanni, 13.00'te Rum Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen çalışma yemeğine katıldı ve saat 14.45'te basın toplantısı düzenledi.

Bakoyanni, öğleden sonra Rum siyasi parti liderleriyle bir araya geldi ve sırasıyla AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, DİKO Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis, EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EURO.KO Başkanı Dimitris Şilluris ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis ile görüştü.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni bu arada, "Glafkos Klerides" isimli Avrupa demokrasi enstitüsü tarafından düzenlenecek "Lizbon Sözleşmesi Sonrasında AB" konulu etkinlikte de kısa bir konuşma yapacak.

Havaalanındaki açıklama

Dora Bakoyanni, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın, gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkı koyacağını söyledi.

"Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması mücadelesinin yine kararlı öneme sahip bir anında bulunuyoruz. Yeni, yiğit ve zor bir çaba başladı. Hepimizi çok iş bekliyor" diyen Bakoyanni, şöyle devam etti:

"Yunanistan, daha çok perspektif olanağı ve başarı garantisi verecek gerekli ve doğru ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni çabaya katkı koyacak. Yasadışı işgale, uluslararası hukukun ihlaline, istila ve işgalin sonuçlarına son verecek ve Avrupa'nın son duvarını yıkacak kesin çözümden daha azı olamaz."

"Bakoyanni'nin çalışma ziyareti güçlü mesaj"

Bu arada Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, Güney Kıbrıs'a ziyareti Rum basınında geniş yer aldı.

"Atina'dan Mesajlar", "Dora Yeni Fırsat Penceresi Görüyor" ve "Yunanistan Dışişleri Bakanı Türkiye'den Adımlar İstiyor" başlıklarıyla verilen haberlerde, Yunanistan'ın; Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine uzlaşı çözümü bulunmasını hedefleyen çabaları desteklemeye devam edeceği kaydedildi.

KIBRIS  13/06/08

 

Teknik komiteler konusunda yeni belge

Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafına, teknik komitelerin çalışmalarının sonuçlarıyla ilgili güncellenmiş yeni bir belge sundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, söz konusu belgeyi dün bir araya geldiği Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'ya verdi.

TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'dan elde ettiği bilgiye göre, Nami ile Yakovu, dün Ledra Palace Otel'de bir araya geldi. İki temsilci yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede, çalışma grupları ve son günlerdeki politik gelişmeleri değerlendirdi.

Nami, görüşmede, temsilcilerin, teknik komitelerin çalışmalarının sonucunu 15 gün içinde değerlendirmekle görevlendirilen 23 Mayıs mutabakatı çerçevesinde hazırladığı ve bir süre önce sunduğu belgenin güncellenmiş halini yeniden sundu.

Bu arada, bir soru üzerine çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarının devam ettiğini ve devam edeceğini kaydeden Erçakıca, Rum tarafının teknik komitelerin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmesini henüz sunmadığına dikkat çekti.

KIBRIS  13/06/08

 

Support across the Green Line as Turkish Cypriot lecturers battle dismissal
By Leo Leonidou

A PETITION was yesterday handed in to the Turkish Cypriot ‘parliament’, demanding the reinstatement of 78 teachers at the European University of Lefke who have been fired over the past two years.

Semra Galip, a Professor of Sociology at Sorbonne University, who hails from the town and whose brother was one of those dismissed, yesterday told the Mail that the dismissals are illegal.

“Legal action has been initiated by the teachers, who include Turks, Cypriots, Americans and Britons,” she said.

According to Galip, there is, “disorder at the university, where political power is being exerted and cliques formed on the board.”

She added that many of those fired have taken to sleeping in tents outside ‘Parliament’ and the university in protest.

“We have the support of numerous civil organisations from both sides of the Green Line as well as from Greek Cypriot teachers,” she said.

“If there is no positive response in the next week, we plan on staging a huge demonstration.”

A man teaching at the university for over ten years before being sacked said the problems began with the appointment of a new rector two years ago.

“Teachers have a constitutional right to join the Cyprus Turkish Secondary School Teachers Union (KTOEOS) and we cannot lose our jobs for doing so,” he explained.

Two half-day warning strikes took place in March, with everybody participating receiving warning letters.

A week-long strike was then arranged beginning on May 11, with 18 people sacked by the university five days later.


“Eventually, the staff felt that more needed to be done to make a stand and save the university from the actions of the current administration and that’s why we have handed in the petition,” the man said. “We need to exert pressure on the government to bring about the reinstatement of the teachers.”

He added that, “after working there for so long, I am feeling very bitter about what has happened.”


A British lecturer said she was “in shock” over the sackings.

“These people are being denied their rights. We simply want to be able to be part of the union,” she said.

The woman added that she was told she would have her contract terminated if she joined.

Costis Achniotis, a member of the Greek Cypriot United Cyprus Teachers Union, also said he backed the teachers.

“We are fully behind them and must try to show our support and solidarity in any way we can,” he said.

CYPRUS MAIL 13/06/08

Christofias stops plane for Prescott
By Jean Christou

SOME MIGHT say the improved mood between Nicosia and London went a little overboard when the Cypriot President ordered an easytJet flight to wait for Britain’s former Deputy Prime Minister.

According to Britain’s Telegraph newspaper John Prescott was in Paphos this week to address the Institute of Travel and Tourism in Paphos.

However no sooner had he landed on the island he received a text from London calling him back for Wednesday’s vote on a new counter-terrorism law.

Prescott, the Telegraph said, had been hoping to stay a week but was instead forced to leave his wife on the island, and head back to the airport.

But his woes didn’t end there.

"John had left his hotel in good time and jumped in a cab but there was – not for the first time in his life – a breakdown of communication," a friend of Prescott told the newspaper.

Apparently the driver thought the former Deputy Prime Minister wanted to go to Larnaca airport, rather than Paphos. It was only when they had been on the road for half an hour Prescott realised something was wrong as he had been told the journey to Paphos airport would take only ten minutes.

He arrived at Paphos Airport only 15 minutes before the easyJet flight was due to depart and the gate was closed.

“Prescott had an almighty "Do You Know Who I Am?" moment when he finally arrived, breathless, at the easyJet desk,” said the Telegraph.

He then called the people at the Institute, who in turn called President Demetris Christofias.

“Christofias said he knew Prescott very well and told the top brass at easyJet to delay their aircraft's take-off for his friend to board,” the Telegraph said.

“There was some tut-tutting when Prezza, having delayed the flight for more than a quarter of an hour, finally squeezed into his seat,” it added.

“This is just another sign of the improved cooperation between the two countries,” a Nicosia-based diplomat said yesterday, with an almost straight face.

Nicosia and London last week signed a memorandum of cooperation pledging to work jointly for a Cyprus solution and also in other bi-lateral areas.

Christofias, who appears to have put his British “evil demon” past well behind him, also attended the Queen’s Birthday Party celebrations at the British High Commissioner’s residence on Wednesday night.

CYPRUS MAIL 13/06/08

Israeli desalination contract may be annulled

THE ISLAND’S legal service was yesterday looking into ways of annulling a tender procedure to build a desalination unit after it transpired that the frontrunner was apparently an Israeli company, which is building a similar unit in the Turkish-occupied north.

Last month, Israel’s Granite Hacarmel Investments, said a consortium led by its subsidiary Global Environmental Solution (GES) had won a tender to build a desalination plant in Episkopi that would desalinate 3.5 million cubic metres of seawater a year.

The same company also announced in February that it had agreed to build a similar unit in Turkish-occupied Famagusta, but despite the various publications, it apparently went unnoticed by authorities here who only found out through recent press reports.

Reports yesterday suggested that the government had asked the Attorney-general to look into ways not to award the tender to the Israelis without any legal repercussions for Cyprus.

It is understood that there is no clause in the tender disqualifying companies that operate in the north.

But there is a clause obligating the bidders to declare previous projects they were involved in.

Reports said GES had failed to disclose that it was also active in the north.

The government has said it has not yet signed any deal with any of the participating companies.

At current prices the government will end up paying 400 million euros to the winning company for the supply of water over 20 years.

The plant in the north is of a smaller capacity and the water will be used for drinking purposes and the irrigation of 21 areas.

CYPRUS MAIL 13/06/08

Barış Gücü 6 ay daha Kıbrıs’ta

BM Güvenlik Konseyi, “Kıbrıs’taki BM Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresini 6 ay süreyle uzatan ve adada kapsamlı çözüm yolunda yararlanılması gereken önemli bir fırsat penceresi bulunduğunu” belirten bir karar kabul etti.

AA

Güncelleme: 21:07 TSİ 14 Haziran 2008 Cumartesi

 

NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi bugün yaptığı toplantıda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un adadaki 16 Kasım 2007 ile 23 Mayıs 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri özetleyen ve “Kıbrıslılar için Kıbrıs sorununun nihayet çözümü için fırsat penceresinin açık” olduğunu ifade eden son Kıbrıs raporunu ele aldı. Konsey, daha sonra Ban’ın Kıbrıs raporuna ilişkin hazırlanan karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti.

Güvenlik Konseyi kararında görev süresi 15 Haziran 2008’de dolacak UNFICYP’nin görev süresini 15 Aralık 2008 tarihine kadar uzattı.

Konsey, Kıbrıs kararında, Genel Sekreter Ban’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle adadaki taraflara ait olduğu yolundaki görüşüne katıldığını belirterek, “Şimdi tüm taraflarca kapsamlı çözüm yolunda kararlı bir ilerleme sağlanılması yönünde tamamen yararlanılması gereken önemli bir fırsat penceresi bulunmaktadır” ifadesini kullandı.


Kararda Konsey, BM’nin Kıbrıs sorununun çözülmesi, adadaki bölünmenin sona erdirilerek kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılması çerçevesinde taraflara yardımcı olma yönünde oynadığı ana rolü bir kez daha teyit etti.

Konsey kararında, 21 Mart anlaşması ve 23 Mayıs ortak açıklamasının, adadaki iki liderin, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da belirtilen “siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon” çözümüne bağlılıklarını yeniden teyit ettiğini ve bu görüşmelerin çözüm yolunda BM çabalarını iyi niyetle destekleme yönündeki yenilenmiş siyasi iradeyi gösterdiği vurgulandı.

21 Mart anlaşması ve 23 Mayıs ortak açıklamasının, adada yeni sivil ve askeri güven arttırıcı önlemlerin alınmasının düşünüldüğünü göstermesi açısından önemli olduğu kaydedildi.

Konsey kararında, Ledra Caddesinin (Lokmacı geçiş kapısının) açılmasını memnuniyetle karşılanarak, bunun iki toplum arasında daha fazla güven ve etkileşim kurulmasına yardımcı olduğu belirtildi.

Konsey, Yeşil Hat’taki geçişlerin devam etmesinin önemini yeniden teyit ederek yeni geçiş kapılarının açılmasını teşvik etti.

Kararda Genel Sekreter Ban’ın “uygun zamanda” özel bir danışman (kapsamlı müzakereler için) atama yolundaki niyetinden de memnuniyet duyulduğu belirtildi.

Kararda adadaki mayın temizleme çalışmalarının ve kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için çalışan komitenin önemli çalışmalarının devam etmesinden memnuniyet duyulduğu da ifade edildi.

“İVMEYİ DAHA DA İLERLETİN”
Konsey kararında, son gelişmeler ışığında tarafları, şu an yakalanan ivmeyi daha da ilerletmeye, aralarında uzlaştıkları ve uzlaşamadıkları alanları tespiti sürdürmeye, daha hassas konular üzerine eğilmeye ve son olarak 21 Mart anlaşması ile 23 Mayıs ortak açıklaması çerçevesinde kapsamlı müzakerelerin süratle ve kolaylıkla başlayabilmesini temin etmek için çalışmaya çağırdı.

Konsey kararında, adadaki BM barış gücüne (UNFICYP)tam destek vererek gücün görev süresini 15 Aralık 2008 tarihine kadar 6 ay uzattı. Konsey bu çerçevede BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’dan 1 Aralık 2008 tarihinde bu kararın uygulanmasıyla ilgili gelişmeleri anlatan bir rapor hazırlamasını da talep etti.

Ban’ın son hazırladığı raporun ekinde, 16 Mayıs 2008 itibariyle UNFYCP’de Arjantin, Avusturya, Kanada, Macaristan, Slovakya, İngiltere, Avustralya, Bosna, Hırvatistan, El Salvador, Hindistan, İrlanda, İtalya ve Hollanda’dan gelen 853 askeri personel ile 69 polis bulunuyor.

Kararda, Genel Sekreter Ban’ın raporunda bahsettiği “Türk Kıbrıs toplumunun izolasyonundan” ya da “adada iki taraf arasında ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlanmasından” ise söz edilmedi.

İngiltere savunmada

MİLLET: TARAF DEĞİLİZ... İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile İngiltere arasında imzalanan memorandumun Kıbrıs sorununa müdahale olmadığı gibi İngiltere'nin Kıbrıs

konusunda taraf da olmadığını ifade etti. İngiltere'nin pozisyonunun, Talat ile Hristofyas  arasında başlatılan sürece destek vermek olduğunu belirten Millet,  "Başlatılan süreç iki lidere ve iki topluma aittir. Sürecin, Kıbrıs sorununun tüm Kıbrıslıların yararına olacak şekilde çözüme kavuşturacağını umuyoruz" dedi

 

1 RYAN:  ÇÖZÜM KIBRISLILARIN ELİNDEDİR... İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan da, memorandumun, iki tarafın görüşme sürecini olumsuz etkileyeceğine inanmadığını vurgulayarak, " Anlaşmanın görüşmelere olumsuz yansıyacağı eleştirilerine katılmıyorum" dedi. Özel temsilci Ryan, Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslıların elinde olduğunu; iki taraf arasında  çalışma grupları ve teknik komitelerin bugüne kadar yaptığı faaliyetleri olumlu karşıladıklarını kaydetti

KIBRIS 14/06/08

 

Avrupa Komisyonu hibe programı için çağrı yaptı

Avrupa Komisyonu, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerini güçlendirmek;  Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasında güven, diyalog ve daha yakın ilişkilerin gelişmesini desteklemek amacıyla başlattığı hibe programı için çağrı yaptı.

   Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre, "Kıbrıs Sivil Toplumu İş Başında" isimli 2.5 milyon Euro'luk hibe programı için ikinci kez yapılan çağrıda, program için 9 Eylül Salı gününe kadar tekliflerin yapılması gerektiği belirtildi.

   17 Haziran Salı günü saat 18:30-20:00 saatleri arasında,  teklif çağrısıyla ilgili bir bilgilendirme oturumu da yapılacak. Oturum, Ledra Palace yanındaki Chateau Status Restaurant'ta yer alacak.

   Hibe programı, Kıbrıs Türk sivil toplumunun sunacağı ve Kıbrıs Rum sivil toplum örgütleri ile ortaklık kuracak projelere; kültür, ekonomik gelişim, sosyal kapsayıcılık, sosyal diyalog, insan hakları, cinsiyet eşitliği, uzlaşma ve akademik araştırmalar gibi alanlardaki tekliflere açık olacak.

 

"İki toplum arasında köprü kurmak"

 

   Komisyondan yapılan açıklamada, projeler ile Avrupa Birliği ağları arasında ilişkiler ve bağlantılar kurulmasının da destekleneceği ve Avrupa Komisyonu'nun iki toplum arasında köprü kurmak ve iletişimi desteklemek potansiyeli olan herhangi bir aktiviteyi değerlendirmeye hazır olduğu vurgulandı. Açıklamada, projelerin bazı altyapı yatırımlarını (toplum merkezleri, kültürel mirasın korunması, canlandırılması, yenilenmesi aktivitelerini içeren ortak projeler gibi) da içerebileceği belirtildi.

   Kıbrıs Türk toplumunda daha canlı bir sivil toplumun gelişmesini destekleyen projelere hibe sağlanacağı ifade edilen açıklamada, yeni sivil toplum örgütlerinin kurulması ve gelişmelerinin desteklenmesi için de hibeler sağlanacağı ifade edildi ve kamu yararına çalışan sivil toplum örgütlerinin desteklenmesine ağırlık verileceği kaydedildi.

   Komisyon, çevrenin korunması; toplumda cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi yaklaşımıyla kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi; tüketicilerin korunması; engellilere yönelik sosyal kapsayıcılığın artırılması; vatandaş savunuculuk gruplarının geliştirilmesi; insan hakları, uluslararası kalkınma" gibi sektörlerde diğerlerine ilaveten önerilen aktiviteler de hedefleneceğini dile getirdi.

   Açıklamaya göre, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşların iki toplum arasındaki güveni etkileyen konulara dair daha iyi bir anlayışa sahip olmak için araştırmalar yapılmasını da içeren, uzlaşmayı teşvik edici projelerinin de desteklenebileceği hibe programı ile konferanslara, incelemelere, yayınlara bazı fonlar da sağlanacak. Ancak, genel olarak, bir kereye mahsus olan ve tekrarı olmayan etkinlikler desteklenmeyecek.

   Başvurular, http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl  adresine yapılabilecek. "Kıbrıs Sivil Toplumu İşbaşında" programıyla ilgili olarak "Lise Pate" ile lise.pate@ec.europa.eu adresi aracılığıyla irtibat kurulabilecek.

KIBRIS 14/06/08

Geçitkale İhalesi iptal ediliyor

ŞİRKET, MUKAYYİTLİĞE KAYDETTİRİLEMEDİ...  İhaleyi kazandığı bildirildikten sonra, şirket yetkililerinin, bir ay içerisinde CAS isimli "yabancı şirketi", KKTC Şirketler Mukayyitliği'ne kayıt ettirmesi gerekiyordu. Ancak, hükümet tarafından CAS şirketine çeşitli gerekçelerle kayıt süresi uzatılmasına rağmen, şirket yetkilileri son gün olan dün, yükümlülüğünü yerine getiremedi

 

 

Geçitkale Havaalanı ihalesini kazanan Cyprus Aviation Services Limited (CAS) şirketi, şartname koşullarını yerine getiremedi. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, CAS, şartname koşullarını yerine getiremediği için ihale iptal edilecek.

   İhaleyi kazandığı bildirildikten sonra, şirket yetkililerinin, bir ay içerisinde CAS isimli "yabancı şirketi", KKTC Şirketler Mukayyitliği'ne kayıt ettirmesi gerekiyordu.

   Ancak, hükümet tarafından CAS şirketine çeşitli gerekçelerle kayıt süresi uzatılmasına rağmen, şirket yetkilileri dün, son gün olmasına rağmen yükümlülüğünü yerine getiremedi.

   CAS yetkililerinin, şirketin tescili için gerekli belgeleri tamamlayamaması nedeniyle dün mesai sonu itibarı ile şirketin tescili gerçekleştirilemedi.

   CAS'ın şartname koşullarını yerine getirememesi nedeniyle, hükümetin, ihalenin iptali yönünde karar aldığı öğrenildi.

   Şirketler Mukayyidi Cemal Arık'ın, işadamı Asil Nadir'in avukatlarından Boysan Boyra'ya hitaben yazdığı "RKD 000- 1- 08-1064" sayılı ve "13 Haziran 2008" tarihli, resmi belge de tescil için son gün olan dün, mesai sonu itibarıyla CAS'ın tescil işlemlerini tamamlamadığını ortaya koyuyor.

 

Asil Nadir uyarmıştı

 

   İhaleyi alan şirkette hissesi bulunan ve ihaleden saf dışı bırakılmaya çalışılan işadamı Asil Nadir, 27 Mayıs 2008'de yaptığı açıklamada, CAS'ın şartname şartlarını yerine getirmemesinden dolayı, ihalenin iptal edilmesi gerektiği çağrısı yapmıştı.

   Nadir, gerekli şartların yerine getirilmediğini, çeşitli belgelerle de kanıtlamıştı.

 

İptali gerektiren şartlar

 

   İhale şartlarına uyulmamasına rağmen ihalenin iptal edilmemesi gerekçesiyle hakkı yenildiğini ortaya koyan işadamı Asil Nadir, şartname gereği ihalenin iptalini gerektiren şartları şöyle sıralamıştı:

   - "İngiltere'de kurulan bir şirket olan CAS'ın ihale şartnamesi gereği, ihaleyi aldığının bildirilmesinden sonra, bir ay içerisinde Şirketler Mukayyitliği'ne tescilini yapması gerekirken, 4 ay geçmesine rağmen tescili yapılmadı."

    - "Şartnameye göre, 'ihaleyi alan şirketin durağan olmaması gerekir' koşuluna da sahip olmayan CAS şirketinin durağan bir şirket olması da ihalenin feshini gerektiriyor."

   - "Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile şirket yöneticilerinin 14 Mayıs tarihinde sözleşme imzaladıklarının açıklanmasına rağmen, sözleşme imzalandığı iddia edilen gün, imza koyan kişilerin ülkede olmadığının tespit edilmesi de ihaleye gölge düşürmüştü."

 

 

 

KÜPÜR ALTI:

Şirketler Mukayyidi Cemal Arık'ın, işadamı Asil Nadir'in avukatlarından Boysan Boyra'ya hitaben yazdığı "RKD 000- 1- 08-1064" sayılı ve "13 Haziran 2008" tarihli, resmi belgede tescil için son gün olan dün, mesai sonu itibarıyla CAS'ın tescil işlemlerini tamamlamadığını ortaya koyuyor

KIBRIS 14/06/08

İngiliz Muhafazakârlar Partisi: Memorandum önemli bir belge

İngiltere'deki Muhafazakârlar Partisi'nin gölge bir hükümet oluşturduğu ve gölge hükümetin AB İşlerinden Sorumlu Bakanı Mark Fransua'nın, İngiltere'de ikamet eden Rumların oluşturduğu "Ulusal Kıbrıs Federasyonu" yetkilileri ile görüştüğü bildirildi.

Simerini gazetesi; geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleşen görüşmenin ardından Fransua'nun yaptığı açıklamada, İngiltere'de "muhafazakârlardan oluşacak bir hükümetin Kıbrıs sorunuyla daha ciddi bir şekilde ilgileneceğini" belirttiğini ve Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan işbirliği memorandumunu ise "önemli bir belge" olarak nitelendirdiğini yazdı.

   Habere göre, Rum "Ulusal Kıbrıs Federasyonu" Başkanı Peter Drusiotis, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada; gerek Fransua gerek görüştükleri diğer muhafazakârlar partisi yetkililerinin, "Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün ilkelere dayanması gerektiğini, çözümün anahtarının Türkiye'nin elinde olduğu ve Türk hükümetine baskı yapılması gerektiğini anlamakta olduklarını gördüklerini" iddia etti.

KIBRIS 14/06/08

US bid to change resolution thwarted

THE U.S. tried to reopen a debate on a UN Security Council resolution on Cyprus, which was eventually approved unchanged last night after a three-hour delay.

The Security Council met to approve the extension of UNFICYP’s mandate for another six months, the draft of which had been agreed days ago.

But during yesterday’s session, the US permanent representative to the UN suddenly appeared with an amendment, which according to some reports from New York included the phrase “bizonal bicommunal federation and constituent states”.

The request, diplomatic sources told the Cyprus News Agency correspondent, was to meet a Turkish demand.

Cyprus had already given its consent to the text of the resolution through its Permanent Representative Andreas Mavrogiannis.

“The other 14 members of the Security Council, barring the US, supported Cyprus' position that any further debate would violate the regulations of the Security Council,” the agency said.

The resolution was finally approved after a three-hour delay.

In its resolution approving UNFICYP’s presence on the island for another six months, the Council called on both sides “to begin expeditiously fully-fledged negotiations towards a political settlement”.

The Security Council also welcomed the agreement between the two leaders of March 21 and the joint statement of May 23 which,

“have demonstrated a renewed political willingness to support and engage fully and in good faith with the UN’s efforts, reaffirmed the commitment of the leaders to a bicommunal, bizonal federation with political equality, as set out in the relevant Security Council resolutions, and to consider further civilian and military confidence building measures.” The words “constituent states” as demanded by the Turkish side via the US were not included.

CYPRUS MAIL 14/06/08

Dinner diplomacy in doubt as north sulks over British memorandum
By Jean Christou

A PLANNED dinner between the two leaders with visiting senior UN official Lynn Pascoe next week was still in doubt yesterday as the Turkish Cypriot side had still not replied to the invitation.

The Turkish Cypriot side is upset over the memorandum signed last week between President Demetris Christofias and British Prime Minister Gordon Brown, which is aimed at improving bilateral relations.

One diplomat yesterday said the timing of the memorandum might have been slightly unfortunate, given UN efforts for a resumption of Cyprus talks at the latest by the end of next month.

However, some members of the international community believe the Turkish Cypriot side is overreacting to the London memorandum as there is nothing new in the document.

Pascoe, the UN’s Undersecretary General for Political Affairs, is due to meet the two leaders separately on Tuesday to asses progress in the working groups and technical committees, and the preparations for new talks.

Invitations have been sent out to both sides for a dinner with Pascoe at the residence of UN Special Representative Taye-Brooke Zerihoun, but the Turkish Cypriot side has not yet replied.

“They have not responded,” said a diplomatic source, who stopped short of saying that the dinner snub, if that’s what ultimately happens, would seriously affect the current process.

“I think this is just part of the vagaries of the Cyprus problem, and a bit of posturing over the memorandum. Maybe the timing was not right on that, but everyone sees it as an opportunity to patch things up between the Greek Cypriot side and the UK,” the source said. “[The Turkish Cypriot reaction] is not something negligible, but the UN does not seem overly concerned that it may seriously affect the current process.”

The diplomat said the way in which the Turkish Cypriot side was going about making their displeasure known could be seen as counterproductive.

Turkish Cypriot press reported yesterday that the British High Commission was surprised by the reaction from the north, but that Britain would “undertake an initiative within the coming days so that this reaction is stopped and the climate becomes milder”.

“It is obvious that with the memorandum an effort is being made to strengthen Christofias against his internal opponents so that he can act more comfortably at the negotiations,” said one newspaper.

In the meantime, Star Kibris reported that Turkish Cypriot National Existence Council placed a black wreath at the door of the office of the British High Commission in the north of Nicosia in protest over the memorandum.

Other diplomatic sources said yesterday Britain would likely take some initiative, but it would be to explain the content and meaning of the memorandum to the Turkish Cypriot side. “The memorandum should not be eliciting a negative impact,” they said.

CYPRUS MAIL 14/06/08

Communities join for Famagusta flood celebrations
By Leo Leonidou

GREEK and Turkish Cypriots will make their way to Famagusta tomorrow to celebrate Kataklysmos, the Festival of the Flood.

A special event, organised by Greek and Turkish Cypriot non-government organisations will be held at 6.30pm at Constantia Beach, now known as the Palm Beach, just outside the fenced-off area of the ghost town of Varosha. They include a bi-communal cultural programme and traditional fair on the beach.

President of the Movement for the Reunification of Cyprus Akis Lordos told the Mail that, “the aim is to keep reminding all Cypriots that we must all work together and send the right signals for the reunification of the island.”

He added that he expects 4,000 to 5,000 people to attend, including many ambassadors.

“There will be traditional food and drink including lokmades and shamishi being served as well as bi-communal dancing and singing, including a duet involving a Greek and Turkish Cypriot,” Lordos said.

A statement from the organisers said: “This is a further contribution towards the process of peace and reconciliation between our two communities in Cyprus. Various Greek and Turkish Cypriot non-governmental organisations have decided, with the support of the Turkish Cypriot Municipality of Famagusta, to celebrate together the ancient traditional festivities.

“Your presence at this event will give us great joy and honour. Our joint effort intends to show to all Cypriots, as well as to the rest of the world, that the peace process in Cyprus cannot be stopped any more.”

The event was first held back in 2004.

CYRPUS MAIL 14/06/08