NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:50 TSİ 09 Haziran 2008 Pazartesi
LONDRA
- Financial Timesda yayınlanan Vincent Boland imzalı makalede,
Şimdi bir çok gözlemci ve yorumcu, AKPnin kapatılması ve
Erdoğan da dahil liderlerine siyaset yasağı konması
olasılığının iyice arttığında hemfikir.
Türkiyede, ülkenin onlarca yıldır gördüğü en kapsamlı
reform girişimlerine tanık olunan 2003-2006 arası ulusal
uzlaşma döneminin sonuna gelindiği anlaşılıyor yorumu
yapıldı ve Yakın zamana kadar Avrupanın en güçlü
liderlerinden biri olan Erdoğanın konumu tehlikeye düştü
ifadesi kullanıldı.
Anayasa Mahkemesinin ikiye karşı dokuz oy
çoğunluğuyla aldığı kararı, Erdoğanın
başbakanlığı süresince aldığı en büyük
siyasi yenilgi olarak değerlendiren makalede, Erdoğanın en
temel siyasetlerinden birinin geri çevrilmesiyle
karşılaştığı siyasi güçsüzlüğün uzun
sürebileceği kaydedildi.
Uzmanların, bu mahkeme kararının AK Partinin
kapatılması ve liderlerinin siyasetten men edilmesi talebiyle
açılan başka bir davada kullanılabileceğini ifade
ettiği belirtilen yazıda, AK Partiye açılan davanın,
türban konusundaki girişimlere karşı bir hareket olduğu
yorumu yapılarak Erdoğana ve partinin önde gelen diğer
isimlerine karşı yapılan suçlama genel olarak Türkiyeyi
İslamileştirmeye çalıştıkları savını
içeriyor dendi.
ERDOĞAN
OYLARI AZKEN DAHA ETKİLİYDİ
AKPlilerin ise bu suçlamayı reddettiğini belirten makale şöyle
devam etti:
Türban konusu ve kapatma davası, ülkedeki laik kurumların
(mahkemeler, askeriye, medya ve diğerleri) AKPnin siyasi
kararlılığını kırmakta ne kadar kararlı
olduğunu gösteriyor. Türban düzenlemesi Türkiyede Erdoğanın
bir seneden daha kısa bir süre önce ikinci siyasi zaferini
kazanmasıyla başlayan siyasi krizi derinleştiriyor. Ankaradaki
bazı diplomatların gözlemlediği üzere, Erdoğan, parlamenter
çoğunluğu ve oyları daha azken daha etkili bir
başbakandı. Uzlaşmaya daha istekliydi, AB reformlarına daha
bağlıydı ve birçok Türkün rejim olarak nitelediği
Türkiyeyi kuran laik milliyetçi ideolojiye ucu dokunan riskli
girişimlerde bulunmaya daha az eğilimliydi.
Makalede uzmanların, bu krizde uzlaşma için fazla bir
olasılık olmadığını düşündükleri de
belirtildi ve 2003-2006 arasında Türk siyasetinde var olan
uzlaşının ve son yılların en ciddi reform sürecinin
bitmiş olduğu görülüyor ifadesine yer verildi.
Rusya tarafların uzlaşacağı çözümden
yana
|
9 Haziran, 2008 16:53:00 (TSİ
CNN TURK |
Kıbrıs Rum yönetimi Ada'daki barış
sürecinde etkili olabilecek ülkelerin nabzını tutuyor.
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos
Kipriyanu Moskova'da Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile
görüştü.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,
Kıbrıs'ta BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde, Türk ve Rum
halklarının üzerinde uzlaşacakları bir çözümden yana
olduklarını söyledi.
Lavrov, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Dışişleri
Bakanı Markos Kiprianu ile Moskova'daki görüşmesinin ardından
gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta
tarafların diyaloğu yeniden başlatmalarından memnuniyet
duyduklarını söyledi.
"Bu diyaloğun gelişmesini ve başarılı şekilde
sonuçlanmasını aktif bir şekilde destekleyeceğiz"
diyen Lavrov, Kıbrıs sorununun çözümünde tarafların
arasında uzlaşı sağlanması halinde kilit rolü BM'nin
oynaması gerektiğini vurguladı.
"Kosova konusunda görüşlerimiz yakın"
Kosova konusunda Rusya ve GKRY'nin görüşlerinin birbirine çok yakın
olduğunu ifade eden Lavrov, "Sırp bölgesinde tek taraflı
bağımsızlık ilanı bölgedeki istikrarı
geliştirmeyi başaramadı. Rusya ve Kıbrıs (GKRY),
Belgrad ve Priştine'nin toprak konusundaki anlaşmazlığa
uluslararası hukuk temelinde çözüm bulabilmeleri için görüşmeleri
yeniden başlatmaları taraftarıdır" dedi.
Kiprianu da GKRY'nin Kosova'nın
bağımsızlığını
tanımayacağınıbelirterek, "Kosova'yı
bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetindedeğiliz.
Kosova sorununa çözüm BM çerçevesi içinde Sırbistan'ın
doğrudankatılımıyla bulunmalı" diye konuştu.
Bu arada Lavrov, GKRY'nin yeni liderinin bu yılın ikinci
yarısında Moskova'ya ziyarette bulunacağını
açıkladı.
Pascoe'nun ziyaretiyle ilgili çalışmalar sürüyor
İDDİYA TEPKİ... Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, Rum basınının, "Pascoe'nun, Talat ve
Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt
verdiği" yönündeki iddialarına cevap vererek, henüz
kesinleşmiş bir toplantı veya yemek yokken böyle bir
iddianın ortaya atılmasını eleştirdi
KESİN BİR ŞEY YOK... Erçakıca, BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
Pascoe'nun, Ada'ya yapmayı düşündüğü ziyaret ile ilgili
çalışmaların devam ettiğini ve burada bulunacağı
sırada ne gibi toplantı veya sosyal etkinliklerin
yapılacağının bu çalışmalar sonunda
belirleneceğini açıkladı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
basınının, "BM Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'nun,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi başkanı
Dimitris Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt
verdiği" yönündeki iddialarına cevap vererek, henüz
kesinleşmiş bir toplantı veya yemek yokken böyle bir iddia
ortaya atılmasını eleştirdi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn
Pascoe'nun, Ada'ya yapmayı düşündüğü ziyaret ile ilgili
çalışmaların devam ettiğini ve burada bulunacağı
sırada ne gibi toplantı veya sosyal etkinliklerin
yapılacağının bu çalışmalar sonunda belirleneceğini
açıkladı.
Erçakıca, Rum basınında çıkan,
"Kıbrıs Tük tarafının; BM Genel Sekreteri'nin
UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun
içeriğine ve Güney Kıbrıs ile İngiltere'nin
'Karşılıklı Anlayış Memorandumu'
imzalamasına tepki olarak; Lynn Pascoe'nun Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la 17
Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt verdiği" yönündeki
iddialara karşılık yaptığı yazılı
açıklamada şunları kaydetti:
"Sayın Pascoe'nun adamıza yapmayı
düşündüğü ziyaret ile ilgili çalışmalar devam ediyor.
Salı günü de açıkladığımız gibi, Pascoe'nun
Kıbrıs ziyareti sırasında ne gibi toplantılar veya
sosyal etkinlikler yapılacağı bu çalışmalar sonunda
belirlenmiş olacaktır. Bu aşamada, kesinleşmiş bir toplantı
veya yemekten söz edemeyiz."
Rum basınında bugün yer alan haberlerde, "Türk
tarafının, Pascoe'nun yemek davetini 'reddetmesinin', Pascoe'nun
Ada'ya gelişinin iptalini gündeme getirebileceği ve doğrudan
müzakerelerin hazırlık sürecine de yan etkileri
olabileceği" iddiasında da bulunulmuştu.
Rum basını ne yazdı?
Politis, Kıbrıs Tük tarafının; BM Genel
Sekreteri'nin UNFICYP'in görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına
ilişkin raporunun içeriğine ve Güney Kıbrıs ile
İngiltere'nin "Karşılıklı Anlayış
Memorandumu" imzalamasına tepki olarak; Lynn Pascoe'nun
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'la 17 Haziran'daki yemek davetine olumsuz yanıt
verdiğini iddia etti.
Gazete; "Pascoe'nun Ziyareti Havaya - Kıbrıslı
Türkler Ban Ki Moon'un Raporuna ve İngiltere'yle Memoranduma Tepki
Gösteriyorlar" başlığıyla
yansıttığı Makarios Drusiotis imzalı haberinde; Türk
tarafının, Pascoe'nun yemek davetini "reddetmesinin",
Pascoe'nun Ada'ya gelişinin iptalini gündeme getirebileceğini ve
doğrudan müzakerelerin hazırlık sürecine de yan etkileri
olabileceğini yazdı.
Batı diplomasisinin ve özellikle İngiltere'nin, bütün bu
zorluklar ışığı altında; "Türk
tarafını yeniden ikna etmek ve prosedür rayından çıkmadan
önce treni yeniden rayına oturtmak çabasıyla harekete
geçtiğini" yazan gazete, özetle şöyle devam etti:
"Bütün çaba; Güvenlik Konseyi tarafından 13 Haziran'da
onaylanması beklenen UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına
ilişkin rapor üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu rapor, Kıbrıs Rum tarafının; özellikle
Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonlarıyla' ilgili olarak
2004'ten beridir elde ettiklerinin en iyisi olarak değerlendiriliyor.
Türk tarafı, bundan İngiltere'yi sorumlu tutuyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında yapılan
Karşılıklı Anlayış Memorandumu'nun
imzalanması, Kıbrıslı Türklerin tepkilerini; Pascoe
tarafından yapılan yemek davetini reddetme noktasına
yoğunlaştırdı.
Kıbrıs-İngiltere memorandumunun içeriği,
Kıbrıs Rum tarafı için çok elverişliydi ve Dimitris
Hristofyas'ı iç cephede oldukça güçlendirdi. Talat'ın çevresinden
Politis'e verilen bilgiye göre Kıbrıslı Türk lider,
memorandumun; İngiltere'nin bugüne kadar farklı bir
yaklaşım sergilediği bütün temel meselelerde Rum
yaklaşımını benimsediği için İngilizlerden ciddi
şekilde şikâyetçidir.
İngiliz bir diplomatik kaynak, Kıbrıslı Türklerin
tepkilerini 'aşırı' diye yorumladı ve 'Maalesef
Kıbrıs sorununda bir tarafça olumlu görülen, öteki tarafça olumsuz
olarak değerlendiriliyor' dedi.
Hükümetten bir kaynak da, Kıbrıslı Türklerin tepkilerini
şu şekilde yorumladı:
'Kıbrıslı Türklerle 2004'te olmayan bir sorunumuz var.
Tasos Papadopulos'un olumsuz yaklaşımı dolayısıyla
diğer tarafa aşırı bir sempati gösterildi ve 'KKTC'nin
statüsünün yükseltilmesi politik eğilimi oldu. Papadopulos'un
politikasına tepki olan bu statü yükseltmesi tanınma beklentisi
yarattı, iki eşit devlet arasında partenojenez hedefi de
bundandır. Kıbrıslı Türkler; 23 Mayıs
açıklamasında beyan edildiği üzere; çözümle birlikte federasyon
haline gelecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kendilerinin de devleti
olduğunu anlamalıdır.'
Hal böyle iken memorandum ve neden olduğu tepkiler bütün prosedürü
tehlikeye sokuyor. Kıbrıs sorunuyla çok ilgilenen yabancı bir
diplomatik kaynak, 'Memorandum iç cephede önemli ölçüde güçlenen Hristofyas
için çok iyi bir metindir. Ancak Kıbrıs'ın başkanı,
İngiltere'yle ikili bir anlaşmanın ötesinde Kıbrıs
sorununun çözümünü de talep ediyor. Bu metin, prosedürün değerini
düşürüyorsa belki diğer tarafın endişelerini de dikkate
almalıydı' dedi.
Pascoe'nun ziyaretinin ana hedefi; mümkünse yemek idi. İptal
edilmesi, prosedürün ilerlemesine karşı olanlara argüman
sağlayacak; Papadopulos'un müdahalesine rağmen, ortak
açıklamanın sonrasında yapamadıklarını; memoranduma
tepkilerle başarabilirler.
Şu anda bakışlar, Güvenlik Konseyi'ne ve kararın
içeriğine çevrilmiş durumdadır. Güvenlik Konseyi üyesi ülkeden
bir diplomat gazetemize; 'Karar, doğrudan müzakerelerin
başlamasına ivme kazandıracak şekilde olacak' dedi. Hedef;
Lynn Pascoe'nun Kıbrıs'ı ziyareti sırasında bir tarihte
açıklanmasıdır. Tarih; ilk takvimler içerisinde olacak, ancak
Dimitris Hristofyas'ın erteleme talebi de; Ağustos ayında ara
verilip Eylül ayında yoğunlaştırılması ile tatmin
edilecek.
Birleşmiş Milletler, bütün çalışma gruplarında
görüş birliği ve ilerleme sağlanıp
sağlanmamasından bağımsız olarak başlayacak
müzakerelerin yeni turu için hazırlık yapıyor. Gazetemizin
edindiği bilgilere göre, üç çalışma grubunda ilerleme
kaydedildi, sorunun daha dikenli yönlerini ele almakta olan diğer
çalışma gruplarında ise durum statiktir.
İlerleme; Ekonomi, AB ve Anayasa/Yönetim konularını ele
alan çalışma gruplarında kaydedildi. Mülkiyet, Toprak, Güvenlik
ve Garantiler konularını ele almakta olan çalışma
gruplarında durum statiktir.
Bu meseleler, iki toplum lideri tarafından ele alınacak ve
komitelerden beklenen de; tezleri not etmeleri, anlaşmazlıkları
belirlemeleri ve alternatif öneriler üzerinde
çalışmalarıdır.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, UNFICYP'le ilgili raporunda
işaret ettiği de budur.
Elbette bütün bunlar; Kıbrıs-İngiltere memorandumu
nedeniyle patlak veren güven bunalımının alacağı
şekle bağlı olacak.
Müzakerelerin derhal başlamasını isteyen, ancak
şimdi Lynn Pascoe'yle yemeği reddederek müzakerelerin
başlamasını uzatanın Talat olması, zeminin kayganlığı
açısından göstergedir."
Aynı gazete, yakın geçmişe kadar Kıbrıs
sorununa karşı ilgisiz görünen BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un
sorunun çözümüne ilişkin yeni, kapsamlı inisiyatif fikriyle çok daha
kararlı şekilde dahil oluyor göründüğünü yazdı.
Gazete; "BM Doğrudan Müzakerelerin Başlaması
İçin Hazırlık Yapıyor - Genel Sekreter'in Raporu
Başlama İşareti - Lynn Pascoe'nun Gündeminde, Aleksander
Dawner'in Genel Sekreter'in Özel Temsilcisi Olarak Atanması Da Var"
başlıklı haberinde Rum yönetiminin; Güvenlik Konseyi'nin
onaylaması beklenen UNFICYP'le ilgili rapora; doğrudan müzakerelerin
zemininin İngiltere'yle imzaladığı "Memorandum"da
belirtildiği şekliyle kaydedilmesini istemekte olduğunu yazdı.
UNFICYP'in görev süresiyle ilgili Güvenlik Konseyi'ne yönelik raporunun
Genel Sekreterlik'te var olan ve başrolü de BM Genel Sekreter
Yardımcısı Lynn Pascoe'nun oynadığı
planlamayı açıklamakta olduğunu yazan gazete, Pascoe'nun
imzasını taşıdığı kesin olan
planlamanın şu temel misyonu bulunduğunu belirtti:
"BM'nin bundan sonraki adımları atmaya ve iki
tarafı artık kesin olarak doğrudan müzakerelerin
başlaması mantığına sürüklemeye hazır
olduğunu göstermek."
Gazete, BM Genel Sekreteri'nin; doğrudan müzakerelerin gözetiminde
yapılacağı Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin atanmasına
ilişkin sondajların da bu çerçevede devam etmekte olduğunu, bu
mevki için -Rum yönetiminin bütün itirazlarına rağmen- Avustralya
Dışişleri eski Başkanı Aleksander Dawner'in
adının Ban Ki Moon'un aday listesinin ilk sırasında olmaya
devam ettiğini belirtti.
Genel Sekreter'in, Dawner'in kesin rızasını alması
halinde dahi çekincelerin aşılmayacağının
düşünüldüğünü belirten gazete, Ada'ya 17 Haziran'da gelecek olan ve
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la
yemek yiyeceği bilgisi sızdırılan Lynn Pascoe'nun; yeni
görevinin de bu olmasının beklendiğini kaydetti.
Simerini de haberini; "Lynn Pascoe'dan Yemek - 17 Haziran'da
Talat-Hristofyas Yeni Görüşmesi" başlığıyla
yansıttı.
KIBRIS 09/06/08
AA
Güncelleme: 13:22 TSİ 10 Haziran 2008 Salı
ANKARA
- Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Şevki
Aydın, cehaletle savaşmayı gündeminin ilk sıralarına
almış bir dinin mensuplarının bugün cahil ve
eğitimsiz olduklarını söyledi; Kadın gibi çok önemli bir
eğiticiyi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına
gömdük. Bugün toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden
birisi bu dedi. Herkesin kendi ahlakına uygun sakat din
anlayışı var. Türkiyede kadınların sorunları
ciddi. Cinsiyet kültürü sorgulanmalı. Kadın da, erkek gibi bir insan
diyen Aydın, dini sorgulayan, ateistler için bile anlamlı olacak,
sakat bilgileri unutturan, medeni dindarlığı öğreten,
kadın-erkek ayrımını ortadan kaldıran, çocukları
önemseyen eğitim atağı başlattıklarını
açıkladı.
Şevki Aydın, Anadolu Ajansı muhabirinin soruları
üzerine, Kuran kurslarındaki eğitim anlayışının,
çağdaş eğitim anlayışı çerçevesinde
şekillendirilmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi
verdi. Yaz Kuran kurslarının bu yıldan itibaren 3er
haftalık dönemler halinde, kur sistemi çerçevesinde
yapılacağını kaydeden Aydın, Kuran kursu hizmetleri
o kadar nitelikli olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan
her kesimden insan iyi ki bu ülkede Kuran kursu var diyecek diye
konuştu.
ÖNCE
DİN UZMANLARI EĞİTİLECEK
Kurslarda kalıp bilgileri ezberletmekten çıkıp, anlamlı
öğrenmeyi gerçekleştirecek bir din eğitimi
anlayışını hakim kılmayı
amaçladıklarını ifade eden Aydın, bu nedenle ilk olarak
Kuran kursu öğreticilerine yönelik eğitim çalışmaları
başlattıklarını anlattı.
Diyanetin, bu yeni eğitim anlayışına uygun eğitim
setleri hazırladığını bildiren Aydın,
Sloganımız bir Kuran kursu, öğreticisi kadar kaliteli
olabilir... O yüzden çalışmalarımızı
imamlarımızın, Kuran Kursu öğreticilerimizin formasyonunu
geliştirmeye dönük yapıyoruz dedi.
Özel eğitim alan bir ekip tarafından Kuran kurslarındaki yeni
eğitim anlayışını, kur sistemini, Diyanetin
eğitim felsefesini içeren ve uygulanmasına ilişkin bilgilerin
yer aldığı CDler hazırladıklarını belirten
Aydın, kurs öğreticilerine Başkentte, yeni eğitim sistemi
hakkında bilgiler verdiklerini kaydetti.
DİNİ
SORGULAYAN, MEDENİ DİNDAR
Aydın, şöyle konuştu: Kurslarda kurlar olacak. Çocuklar,
seviyelerine hangi kur uygunsa o kura kayıt olabilecek. Çocukların
dinden bıkmadan, sıkılmadan, eğlenerek haberdar
olmalarını istiyoruz. Amacımız, bu çağın Kuran
kursunu inşa etmek. Bu çağın medeni dindarını
yetiştirecek Kuran kursu... Dini kuralları ezberleyen bir birey
değil de din üzerinde düşünen, dini bilgiyi sorgulayan, onu
anlamlandırmaya çalışan bir birey yetiştirmeye
çalışıyoruz. Bu Kuran kursu hizmetleri, o kadar nitelikli
olacak ki, ateist olanlar da dahil bu toplumda yaşayan her kesimden insan
iyi ki bu ülkede Kuran kursu var diyecek. Artık dikte edici,
ezberletici bir din eğitiminin bizim Kuran kurslarında yer
almasını istemiyoruz.
TÜRKİYEDEKİ
KADINLARIN SORUNU CİDDİ
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hizmetlerini
toplumsal sorunlara göre oluşturmayı ilke edindiklerini anlatan
Aydın, bu çerçevede ülke genelindeki eğitim program ve projelerini
desteklediklerini belirtti.
Türkiyede çok ciddi bir kadın sorunu olduğuna dikkati çeken
Aydın, bu sorun karşısında da Diyanetin duyarsız
kalamayacağını söyledi. Kadın sorunu
başlığı altında Türkiyedeki sorunların
aslında İslam dininin de temel değerleriyle
çeliştiğini vurgulayan Aydın, Bunu dinimizin onaylaması
mümkün değil. Cehaletle savaşmayı gündeminin ilk
sıralarına almış bir dinin mensupları bugün cahil,
eğitimsiz. Onun için biz bu milli sorunun çözümünde din kurumu olarak
Diyanetin önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu
nedenle Türkiyedeki okuma yazma seferberliklerini gönülden destekliyoruz diye
konuştu.
Din görevlilerinin çok az maaşlarıyla kız
çocuklarının okuması için burs verdiklerini anlatan Aydın,
burslarla imamların topluma örnek olmaya
çalıştıklarını ve verilen bursların birer sembol
olduğunu kaydetti. İmamların bu burslarla eğitim sorunu,
din adına bizim savaşmamız gereken bir sorundur. Biz bunu yapıyoruz
diye mesaj verdiklerini ifade eden Aydın, 2006 yılında kız
çocukları okulsuz kalmasın kampanyası kapsamında din
personelinin 9 ay süreyle 40ar YTL burs verdiklerini, böylece 2008
eğitim-öğretim dönemi sonuna kadar toplam 2 bin 309 kız
çocuğunun eğitim almasına katkı
sağladıklarını kaydetti.
KENDİ
DİN AHLAKIYLA, SAKAT DİN ANLAYIŞI
Kadın sorunun arkasında yatan yanlış zihniyetle din
adına mücadele etmeyi önemsediklerini vurgulayan Aydın, Kız
çocuklarının eğitim görmemesinin altında çok sakat,
yanlış bir din anlayışı yatıyor. Her ne kadar
doğrudan dinle bunun ilgisi olmasa da bunu böyle
uygulayanlarının bilinçaltında yanlış din
algılayışı da var diye konuştu. Aydın, bu
sorunun çözümü için müftülürden özel programlar hazırlanmasını
ve devletin diğer kurumlarıyla iş birliği
yapılmasını istediklerini vurguladı.
Bir ilde Haydi Kızlar Okula Kampanyası çerçevesinde valiliğin
faaliyetlerde bulunduğunu ancak bir sonuç
alınamadığını anlatan Aydın, müftünün gidip
halkla bir konuşma yapması üzerine ildeki kızların yüzde
75inin okula kayıt olduğunu kaydetti.
Ailelerin kız çocuğunu okutmama gerekçesi olarak kendince ahlaki bir
takım argümanlar öne sürdüklerini ve bunları kendi din ahlakıyla
temellendirmeye çalıştıklarına işaret eden Aydın,
Ama bu düşünceleri Kurana, sünnete dayandırmak mümkün değil.
İslam, bu konuda kadın ve erkek her Müslümanın beşikten
mezara kadar ilim talep etmesini görev olarak addediyor dedi.
CİNSİYET
KÜLTÜRÜ SORGULANMALI, KADIN DA İNSAN
Türkiyedeki cinsiyet kültürünün sorgulanması gerektiğine de dikkati
çeken Aydın, Cinsiyet kültürümüz dini değerlerimizden çok
uzaklaşmış durumda. Biz de faaliyetlerimizde kadının
da erkek gibi insan olduğunu, aralarında fark
olmadığını, dolayısıyla her iki cinsin de
eğitiminde fark olamayacağını anlatıyoruz dedi.
Aydın, şöyle devam etti:
Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi varlığından
habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Bugün
toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden birisi bu.
Kadınını, annesini yani en önemli eğitimcisini ihmal eden
bir toplum iyi erkek de yetiştiremez. Nitekim bu toplum iyi erkek de
yetiştiremiyor. Kadınını ihmal ederek, iyi erkek
yetiştireceğini düşünmek savunulacak hiçbir yönü olmayan bir
kanaattir. Biz, bu ülkede iyi insan yetiştirmek istiyorsak kadın,
erkek ayırmadan herkesin beynini kafasını, kalbini geliştirmesini
sağlayacak bir ortamı hazırlamalıyız.
Diyanet olarak, hizmetlerinde bu sorunu gözettiklerini, Kuran
kurslarının kadınların eğitiminde önemli bir yer
tuttuğunu ifade eden Aydın, kurslara katılanların yüzde
90dan fazlasını kadınların oluşturduğunu
anlattı. Aydın, Bu çok sevindirici. Çünkü kadın sorunuyla
celalleşen bir ülkede, kadınların evde oturmak yerine Kuran
kurslarına gelip eğitim görmesi çok önemli dedi. Aydın, Kuran
kursları çerçevesinde halk eğitim merkezleriyle birlikte okuma-yazma
kursları düzenlediklerini bildirdi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:29 TSİ 10 Haziran 2008 Salı
KKTC'den tepki: "Çirkin bir pazarlık"
|
10 Haziran, 2008 17:49:00
(TSİ) CNN TURK |
Rum Yönetimi Lideri Hristofyas, Financial Times ile söyleşisinde Kıbrıstaki çözüm umutlarını, Türk ordusunun gerici açıklamalarının" baltaladığını öne sürdü
LONDRA - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrısın, iki toplumu birleştirecek bir çözüme doğru ilerlediği umutlarını, Türk ordusunun gerici" açıkmalarının baltaladığını öne sürdü. Dimitris Hristofyas, Financial Times ile yaptığı söyleşide adada bir çözüm bulunması konusundaki ilerlemenin büyük bir engel" ile karşıladığını savundu.
Ankaranın, yeniden adadaki Türk ve Rum toplumunu iki ayrı halk olarak nitelendirmeye başladığını söyleyen Hristofyas, halbuki kendisinin ve adadaki Türk muhataplarının, bir barış anlaşmasının tek temelinin, Rumlar ile Kıbrıslı Türkleri, iki toplumun haklarını tanıyan tek bir cumhuriyet"te birleştirmek olduğunu kabul ettiğini öne sürdü.
Ancak MGKnın Nisan toplantısının ardından yayınlan bildiride Kıbrıstaki iki ayrı halk"tan söz edilerek Kıbrıstaki iki tarafın pozisyonuna karşı çıkıldığını söyleyen Hristofyas, Eğer kendi geleceğini belirleme hakkı olan halklardan söz ederseniz o zaman sizin felsefe, adayı bölmektir. Bu bende hayal kırıklığını yaratıyor. İki toplum felsefesine bağlı kalmalıyız" dedi. Rum lideri, Ankaranın attığı adımın öncülüğünü, adada 36 bin asker bulunduran ve birleşmeye karşı çıkan gerici Türk ordusunun yaptığını" da iddia etti. (anka)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC
vatandaşlarının her yerde "KKTC vatandaşı"
olarak anıldığını ve vatandaşlar arasında da
bir fark bulunmadığını söyledi.
Talat, "Vatandaşlık oyuncak değildir,
vatandaşlığı uluslararası normlara uygun olarak
veriyoruz" ifadesini de kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk Göçmenler
Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı
Enver Dinçoğlu'nu kabulünde, Rum yetkililerin göçmenler arasında
tedirginlik yaratan "Göçmen vatandaşlar gitmeden bir çözüm
olmayacak" sözlerini değerlendirdi.
Oyuncak değil
KKTC vatandaşlarının gerek ülke içinde, gerekse ülke
dışında vatandaş olduğuna işaret eden Talat,
"Vatandaşlık oyuncak değildir...
Vatandaşlığı en azından 2004'den beri ciddi,
uluslararası normlara uygun olarak ve hiç kimsenin itiraz etmeyeceği
şekilde veriyoruz" dedi.
Müzakerelerin artık herkesi rahatsız eden, uluslararası
ilişkileri de tedirgin eden bir sorunun ortadan kalkması
isteğiyle yapıldığına dikkat çeken Talat, "Bu
uzlaşma meselesidir. Fedakarlık gerekirse yapacağız ancak
bu insan haklarına aykırı olmayacak. Hiç kimse endişe
etmesin. Bu yükü taşırsak, hep beraber
taşıyacağız" diye konuştu.
Talat'tan Dinçoğlu'na yanıt
Cumhurbaşkanı Talat, "bizi esas rahatsız eden, Türk
tarafının müzakerelerde sessiz kalmasıdır" diyen
Dinçoğlu'na şu yanıtı da verdi:
"Siz sivil toplum örgütüsünüz. Siz istediğiniz
açıklamayı yaparsınız. Ancak müzakere sürecinde sadece
müzakere masasında konuşulur. Biz de konuşup, gerekli
tavrımızı koyuyoruz. Zaman zaman basın sorduğu zaman
da yanıtlıyoruz ancak bunu sürekli tekrarlamak müzakerecinin,
Cumhurbaşkanı'nın görevi değil."
Dinçoğlu
Kıbrıs Türk Göçmenler Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği Başkanı Enver Dinçoğlu da,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu göreve gelmeden önce
yaptığı açıklamaların kendilerini "düşündürdüğünü",
hatta zaman zaman da "üzdüğünü", ancak
Cumhurbaşkanlığı dönemindeki açıklamalarının
"içlerine su serptiğini" söyledi.
"Müzakerelerin, barış ve çözüm istemeyen Rumlar
tarafından sulandırılarak zaafa
uğratıldığını" da kaydeden Dinçoğlu,
"göçmen vatandaşlar gitmeden bir çözümün olamayacağı"
yönünde görüş ortaya koyan Rum tarafına gereken yanıtın
müzakerelerde verilmediğini iddia etti.
"Susmakla, kabullenme görünümünün ortaya
çıktığını" savunan Dinçoğlu,
"Başbakan, göçmen vatandaşların KKTC'nin
vatandaşları olduğunu açıklamıştır. Bu
açıklamanın Kıbrıs Türk halkına değil,
müzakerelerde Rumlara ve dış güçlere karşı
yapılması gerekmektedir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın "KKTC devleti olgusunu
mutlaka ortaya koymasının şart olduğunu" da söyleyen
Dinçoğlu, şunları kaydetti:
"Kıbrıs Türk halkının adil ve kalıcı
bir barış istediğini, kendi toprakları üzerinde kimlik
arayışı içinde olmadan güvenliğinin kendi askerleri
tarafından sağlandığını, Anavatan Türkiye'nin
garantörlüğü ve güvencesi altında egemen ve özgür olarak yaşamak
istediğini dış güçlere karşı açık olarak
vurgulamalısınız..."
Turkish plane loses way
over Strovolos
STROVOLOS
residents were alarmed to see a Turkish plane flying dangerously low over their
district on Sunday.
The illegal operation of Tymbos airport in the occupied areas has been blamed
for the incident, which according to Civil Aviation officials was not an
isolated one.
The latest case raises flight safety issues due to the total lack of
communication between the Cypriot and Turkish Control Towers.
According to media reports yesterday, a Turkish civilian plane flew over
Strovolos for a few minutes on Sunday, around 2,000 feet above the ground.
It was estimated that the pilot had been told to circle the Tymbos Airport to
await landing and had lost his way into Nicosia, which Civil Aviation officials
have said is a frequent phenomenon for planes heading to Tymbos.
It is prohibited for planes to fly over built-up residential areas, such as
Nicosia, especially at such a low altitude.
Politis newspaper yesterday reported that a complaint was expected to be filed
to the International Civil Aviation Organisation over the issue.
Turkish Cypriots play
down mad cow fears
By
Stefanos Evripidou
THE TURKISH
Cypriot health minister Esref Vaiz yesterday sought to play down fears of mad
cow disease spreading on the island.
The Cyprus Mail reported on Sunday that a 55-year-old woman in the north is
dying of the rare and fatal neurological disease known as Creutzfeldt-Jakob
disease (CJD). CJD is believed to be contracted by eating beef infected with
bovine spongiform encephalopathy (BSE), more commonly known as mad cow disease.
An undersecretary at the norths health ministry refused to confirm the case
last week, but admitted that tests were being carried out on one person, and
that results of the tests would be available on Monday.
Vaiz yesterday confirmed that test results in the US and France had revealed
the woman was likely suffering from CJD. However, he went on to state that
there was no way of knowing for sure until an autopsy was performed on the
brain.
CJD is a very rare and incurable degenerative neurological disorder, from which
the patient always dies. According to literature on the disease, once it strikes,
it can kill in months or even weeks as it attacks the brains nerve cells.
Common initial symptoms are dementia, loss of co-ordination and seizures.
The patient, a Bulgarian immigrant living in the north since 1996, is currently
in north Nicosias general hospital. Her husband, a taxi driver, believes that
if his wife was infected by contaminated beef, it is highly likely she was
infected while living in the north.
However, a 2006 report by the Lancet stated the disease could incubate for up
to 50 years. It is also believed that between five and ten per cent of CJD
cases are caused by genetic factors and not by eating contaminated beef.
Vaiz repeated this view in his statement saying the disease was genetic and
non-transferable. He noted that given the total population of the island of
around one million, one or two cases are to be expected of mad cow disease.
On a final note, Vaiz highlighted that symptoms of CJD had shown up in the
government-controlled areas last year, adding that there was no CJD epidemic in
the north.
Talks shaken by Turkish
anger over UK memorandum
By
Stefanos Evripidou
NEXT WEEKS
UN-hosted dinner between the two community leaders remains in the balance
following a backlash by the Turkish Cypriot leadership over the Cyprus-UK
memorandum signed last week.
The recent progress in relations between the two sides has taken a step back
after last Thursdays meeting between President Demetris Christrofias and
British Prime Minister Gordon Brown.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was not happy with a number of clauses
in the memo, including reference to the basis of a future settlement: a
bizonal, bicommunal federation with political equality, reflecting single
sovereignty, citizenship and international status.
Another point of contention was Britains pledge not to recognise or upgrade
the status of any new political entity on the island.
A further battle is underway over the wording of the UN Security Councils next
report on renewing UNFICYPs presence on the island. The report will be agreed
on June 13.
According to reports, the UN report will be the most favourable since 2004.
Christofias campaign to overturn the negative climate between Cyprus and the
international community appears to be paying off.
The Cyprus Mail understands the UK-Cyprus memo was drawn up to boost
Christofias domestic support as well as mend bridges between the two countries
following the UKs signing of a separate memorandum with Turkey last September.
The government has been keen to stress that the memorandum simply reiterated
what was already clearly stated in previous UN resolutions and high-level
agreements between Greek and Turkish Cypriot leaders.
For their part, the British were keen to move away from the zero-sum game
dictating Cypriot politics, noting that the text of the memo stuck to the
wording of UN and EU decisions. It was also stressed that nothing in the memo
undermined the May 23 agreement between the two leaders.
Talats former advisor Rasit Pertev described the memo as a point of permanent
friction. The leader of the Turkish Cypriot Peoples Party said Talat made a
historic mistake by allowing the Greek Cypriots to set the basis of
negotiations.
Talats spokesman Hasan Ercakica yesterday rejected reports from the north that
Talat has refused to attend the joint dinner proposed by UN Undersecretary
General Lynn Pascoe for next Tuesday. Ercakica told reporters that nothing had
been decided yet on the meeting with Pascoe.
This was confirmed by Christofias on Sunday, who said he had yet to receive an
official invitation for dinner. Of course, the invite will never arrive if
Pascoe gets the message that Talat will reject it.
Pascoe is coming from New York to ensure the impetus for new talks between the
two leaders remains strong. The UN hopes to get the two leaders to announce a
date for the beginning of talks from the informal dinner.
Assuming the rift between the two sides does not grow, it is believed talks
will begin before the summer, but that the leaders will only enter into
substantive issues after the August holiday.
Pascoe will also sound out the two leaders over the UNs future special envoy
to Cyprus. One proposal is for former Australian Foreign Minister, Alexander
Downer, to take the post. While the Greek Cypriot side has yet to express a
view on the appointment, it is believed a number of European leaders have
reservations over Downers appointment, given his perceived reputation for
being strongly opinionated and averse to minute details.
DISY leader Nicos Anastassiades yesterday called for the doors of dialogue to
remain open. It would be a tragic consequence if the two sides reached
deadlock and started the blame game, he said.
Leader of the European Party, Demetris Syllouris, warned that the so-called
positive climate boiled down to the efforts of the Greek Cypriot leadership,
which would have to be paid for through further concessions.
NTV
Güncelleme: 22:52 TSİ 11 Haziran 2008 Çarşamba
"ÇÖZÜM SÜRECİNİ OLUMSUZ ETKİLEYECEK"...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, İngiltere ile
Rum yönetiminin, 5 Haziran'da imzaladıkları memorandumla ''çirkin bir
pazarlık'' yaptıklarını söyledi. Bu pazarlıkta
İngiltere'nin BM çatısı altında raporları
hazırlama rolünün de kullanıldığını belirten
Erçakıca, memorandumun Kıbrıs sorununun çözüm sürecini olumsuz
yönde etkileyeceğini ifade etti
BM GÜVENLİK KONSEYİ'NİN BAZI DAİMİ
ÜYELERİNE ELEŞTİRİ... BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi
İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Kıbrıs konusundaki
tutumlarını eleştiren Erçakıca, Kıbrıs sorununu
etkileyecek şekilde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a destek
verilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını
söyledi ve müzakere sürecini etkileyen bu yaklaşımlara, ''züccaciye
dükkânına giren fil'' nitelemesi yaptı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
İngiltere ile Rum yönetiminin, 5 Haziran'da imzaladıkları
memorandumunla ''çirkin bir pazarlık'' yaptıklarını
söyledi. Bu pazarlıkta İngiltere'nin BM çatısı altında
raporları hazırlama rolünün de kullanıldığını
belirten Erçakıca, memorandumun Kıbrıs sorununun çözüm sürecini
olumsuz yönde etkileyeceğini ifade etti.
Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, memoranduma tepkilerinin diplomatik yollardan devam ettiğini,
bu aşamada görüşmelerin askıya alınması konusunu
düşünmediklerini bildirdi.
İngiltere'nin Kıbrıs konusunda sıradan bir ülke
olmadığını kaydeden Erçakıca, bu ülkenin üç garantör
ülkeden biri olduğuna ve bazı kesimlerce Kıbrıs sorununun
ortaya çıkmasının sorumlusu olarak gösterildiğine
işaret etti. Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs sorununun
çözümü sürecinde oynayacağı rolün tek taraflı
olamayacağını söyledi.
Erçakıca, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üsleri
nedeniyle, İngiltere ile Rum yönetimi arasında ''kötü ve çirkin bir
pazarlık'' yapıldığını, ''İngiltere'nin BM
çatısı altında raporları hazırlama rolünün de bu
pazarlıkta kullanıldığını'' vurguladı.
''İngiltere'nin bunu yapmaması gerektiğini'' kaydeden
Erçakıca, ''Yaptığı zaman da Kıbrıs sorununda
olumlu bir rol oynamış olmuyor, olumsuz bir rol oynamış
oluyor. Bunu ilerleyen süreçlerde de göreceğiz'' dedi.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi İngiltere, Rusya ve
Fransa'nın Kıbrıs konusundaki tutumlarını
eleştiren Erçakıca, Kıbrıs sorununu etkileyecek
şekilde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a destek verilmesinin doğru
bir yaklaşım olmadığını söyledi ve müzakere
sürecini etkileyen bu yaklaşımlara, ''züccaciye dükkânına giren
fil'' nitelemesi yaptı.
"Görüşme sürecin geleceği
bakımından kuşkular yaratıldı"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum
tarafının uluslararası çevrelerden destek gören
tavrının, görüşme sürecinin geleceği bakımından
kuşkular yarattığını söyledi.
Erçakıca, 21 Mart tarihinde iki liderin anlaşması ile
başlayan yeni sürecin hedefinin, iki bölgeli, iki toplumlu,
Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliği
ile iki kurucu devletin eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık
devleti oluşturmak olarak belirlendiğine dikkat çekti.
Rum yönetiminin biri İngiltere ile imzalanan memorandum,
diğeri de BM çatısı altındaki faaliyetleri olmak üzere iki
alanda yürüttüğü çabalarının, 21 Mart ile 23 Mayıs
mutabakatlarında sağlanan dengeyi bozduğuna işaret eden
Erçakıca, "Süreçte sağlanan ilerlemeleri yok etmek, üzerlerine
basarak daha ileriye gitmeyi düşlediğimiz taşları yok etmek
demektir" diye konuştu.
Erçakıca, Rum tarafının son haftalarda uluslararası
platformlarda ortaya koyduğu tavırların görüşme süreci için
büyük bir tehdit oluşturduğunu da söyleyerek, "Kıbrıs
Rum tarafı, 21 Mart ve 23 Mayıs mutabakatlarında sağlanan
dengeleri tek taraflı olarak bozmak için çeşitli girişimler
yapmakta, ne yazık ki uluslararası çevrelerden de ilgi ve destek
görmektedir" dedi.
"Amaç Hristofyas'a iç politikada yardımcı olmak"
Erçakıca, Rum tarafının son haftalardaki
çabalarının, süreç için çok ciddi bir tehdit oluşturduğunu,
başlıca nedenin de varılan mutabakatlara sadık
kalınmaması, aşındırılmak istenmesi olduğunu
söyledi.
Bu çabaların yürütüldüğü önemli alanlardan birinin de Rum
tarafı ile İngiltere arasında imzalanan memorandum olduğunu
kaydeden Erçakıca, bu anlaşma ile Kıbrıs sorununa çözüm
bulma çabalarına ciddi bir darbe vurulduğunu belirtti.
Hristofyas'ın uluslararası çevrelerce, iç politikada
karşılaştığı zorlukları aşabilmesine
yardımcı olabilmek amacıyla gereğinden fazla
güçlendirildiğine işaret eden Erçakıca, "Böyle bir hak
edilmeyen kazanımdan sonra Hristofyas'ın iç siyasetteki yeri
güçlenmiş olsa bile, diğer güçleri bizimle uzlaşmaya ikna etmesi
o kadar daha zor olacak" dedi.
Erçakıca, Türk tarafının da Güney Kıbrıs'taki
tartışmaları soğukkanlı karşılayarak,
Hristofyas'ın iç siyasetteki zorluklarını aşabilmesine
fırsat vermek adına bu açıklamalar karşısında
sessizliğini koruduğunu ancak müzakere sürecini doğrudan
etkileyecek tutum ve davranışların kabul edilmesinin mümkün
olmadığını belirtti.
Türk tarafının tepkisi diplomatik
Erçakıca, bir soru üzerine, Türk tarafının, Rum tarafının
uluslararası çevrelerce de desteklenen son günlerdeki çabalarına
tepkisinin diplomatik kanallardan yapıldığını ve bu
aşamada görüşmelerin askıya alınması gibi bir tepkinin
hiç düşünülmediğini söyledi.
Erçakıca, "Çünkü ne olursa olsun, Kıbrıs sorununa çözüm
arayışları için bu görüşme platformlarının
korunması gerekir. Ama belki bu görüşme platformlarında, mart
sürecinde bir kısım tavır değişikliklerimiz
olabilir" dedi.
"Memorandumun olumlu
rol oynamasını bekleyemeyiz"
İngiltere ile memorandum imzalanmasının Kıbrıs
sorununda olumlu bir rol oynamasının beklenmediğini kaydeden
Erçakıca, "Tam tersine bu gelişmenin yarattığı
sonuçlar düzeltilmediği takdirde, bunlar Kıbrıs sorununun
çözümlenmesinde önemli bir engel olarak karşımıza
çıkacaktır" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"İngiltere, sıradan bir devlet değildir.
Kıbrıs'ın üç garantöründen biridir. İngiltere, BM
çatısı altında Kıbrıs konusunda hazırlanan
kararların taslaklarının hazırlayıcısıdır.
İngiltere'nin tutumu, Kıbrıs sorununu çok yakından
etkilemektedir."
Yorum yok
Erçakıca, "İngiltere memorandum ile adadaki iki toplum
arasındaki gerginliği mi artırmaya
çalışıyor" yönündeki soruya da,
"Cumhurbaşkanı Talat'ın bir sözcüsü olarak bu soruya
yanıt vermek istemem. İngiltere'nin siyasi tarihte oldukça yaygın
olan 'böl-yönet' politikasının bir unsuru olup
olmadığını yorumlamak istemem" yanıtını
verdi.
Rum tarafının maksimalist arzuları
Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun, aslında
Kıbrıs Rum tarafının maksimalist ve Kıbrıs'ı
tamamen kendilerine ait bir ada olarak görme arzularının
yarattığı bir sorun olduğuna işaret ederek,
"Dünyanın önde gelen devletleri, bu maksimalist arzuları
besledikleri oranda, Kıbrıs sorununun derinleşmesine
katkıda bulunmuşlardır" dedi.
Rum tarafının, çözüm konusunda hiçbir somut adım atmadan,
son günlerde yaşanan gelişmelerle yeniden ödüllendirilmeye
çalışıldığını kaydeden Erçakıca, bu
durumun Rum tarafının Kıbrıs sorununu kendilerine göre
çözme eğilimlerini güçlendireceğini ve 24 Nisan 2004'te olduğu
gibi çözüm sürecinin çökmesine neden olacağını belirtti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Başta İngiltere olmak üzere, diğer önemli dünya
devletlerinin Kıbrıs Rum tarafı ile iyi ilişkiler içinde
olmaları Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için de gereklidir.
Ne var ki bu ilişkiler, onlara Kıbrıs adasına tek
başlarına sahip olabilecekleri veya Kıbrıs Türk
halkını idareleri altına alabilecekleri izlenimini vermemelidir.
Kırılma noktası buradadır. Bu nokta
aşıldığı zaman ortaya çeşitli sorunlar
çıkmaktadır. Memorandum ile bu sınır
aşılmıştır."
BM raporu
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM
Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi'ne
sunduğu son raporda, Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonlarla ilgili tutumda ciddi bir gerileme olduğunu da söyledi.
Erçakıca, "2004 referandumundan sonra Gücvenlik Konseyi
tarafından sunulan tüm raporlarda Kıbrıslı Türkler
üzerindeki izolasyonlara kuvvetle vurgu yapılırken, son raporun 45.
paragrafında izolasyonlara, 'Kıbrıslı Türkler
tarafından hissedilen izolasyon duygusu' diye atıfta
bulunuluyor" dedi.
Raporun Kıbrıslı Türklerin her gün ve hayatın her
alanında karşılaştığı sorun ve maruz
kaldığı dışlanmışlığı ifade
etmekten uzak olduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
"İzolasyonların kalkması ve hafifletilmesi yönünde
gerek 2004 yılından bu yana, gerekse son raporun
yayınlandığı günden bugüne herhangi elle tutulur bir
gelişme olmadığı da göz önüne
alındığında, izolasyonlar konusundaki ibarenin geçmiş
raporlara kıyasla ciddi bir şekilde sulandırılmış
olmasının herhangi mantıklı bir izahatı yoktur."
Pascoe'nun ziyareti
Hasan Erçakıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter
Yardımcısı Pascoe'nun Kıbrıs'a yapmayı
düşündüğü ziyaret konusunda yeni bir gelişme
olmadığını da söyledi.
Cuma gününe kadar bu ziyaretten daha çok BM Güvenlik Konseyi'nde ele
alınan karar tasarısıyla ilgilendiklerini kaydeden
Erçakıca, "Güvenlik Konseyi'nde alınacak kararın,
görüşme sürecinin, iki lider arasında 21 Mart ve 23 Mayıs'ta
sağlanan mutabakatlara uygun olarak gelişmesine olanak vermesi
halinde bu ziyaretin çok daha verimli olacağına kuşku yoktur.
Aksi durumda yaşanacak çeşitli zorluklar olacaktır" dedi.
Hristofyas'ın açıklamalarına tepki
Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın şahsına dönük
sözleriyle ilgili soruyu yanıtlarken de, "Ben Kıbrıs Türk
toplumunun sözcüsü değilim. Ben KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın sözcüsüyüm" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Ben bütün sesleri temsil etmiyorum. Ben Talat'ın sözcüsüyüm.
Kıbrıs Türk halkı adına konuşamam. Bu anlamda
yetkilerimi veya misyonumu aşmam. Böyle bir şeye de teşebbüs
etmem. Ancak Hristofyas aşıyor. Yetki almadığı bir
halkın adına da konuşmaya kalkıyor..."
Stolen cars returned to
Cyprus buyers
By
Alexia Saoulli
TWENTY-one
cars stolen in the UK were returned to the Cypriot owners who unwittingly
bought them this week, police said yesterday.
But not all the owners will be allowed to drive their vehicles and none of them
are allowed to take their cars abroad or to sell them.
Only the owners whose vehicles were financed by London banks and ended up in
Cyprus are allowed to drive them, police said. The remaining owners have been
told they must remain immobilised as their cars have had their VIN [vehicle
identification number] changed and arrived with false papers.
The vehicles, involved in a car scam that double registered the chassis number
of cars imported to Cyprus from the UK, were confiscated last month. The scam
came to light after Scotland Yard notified local police. Two Cypriot men are
already in custody and an arrest warrant has been issued for a third man, said
CID Headquarters Chief Yiannakis Charalambous.
Because the vehicles were stolen, all 21 owners had to go through legal
procedures in the UK that would release the vehicles into their ownership, allowing
them to drive them freely or to sell them, he said.
Asked whether their UK owners would want the vehicles returned to them,
Charalmabous said that was a matter for the courts and not police.
Just as the British owners paid for their cars, so did the owners here, he
said.
In the meantime, police had information that the car scam was much bigger than
initially suspected and were extending their investigations.
Weve started a new cycle of confiscations of cars stolen from the England,
he said.
The confiscations involved the two suspects already in custody, he added.
We need to find ways to stop bringing stolen cars to Cyprus. We need to set up
some sort of insurances that clamp down on this phenomenon, he said.
Nevertheless the problem was much more prevalent in other countries, such as
Russia, Charalambous said.
The scam came to light when Scotland Yard investigators arrived on the island
last month and told authorities 245 cars imported to Cyprus were involved in
the scam.
Only 106 such cars were found. The majority had had their VIN duplicated and
used to register stolen vehicles of exactly the same brand and model as the
cars sold in the UK. Of those 106 cars, two were stolen from the UK and
unwittingly sold to Cypriot buyers. A further 19 stolen cars, not included on
the original list of 245 cars, were also found during police investigations and
unknowingly sold to local buyers. It is these 21 vehicles that were recently
returned to their owners.
FATİH ALTAYLI'NIN TEKETEK PROGRAMI KENDİ KALEMİNDEN...
Ataturk'u sevmez, Humeyni'yi sever 10.06.2008
Dun gece Teke Tek
programında yaşadığım şoklar, giderek
yaşlanan kalbime ağır gelmiş olacak ki, sabaha kadar
uyuyamadım.
Maksadım üniversitede turban meselesini, üniversitede okuyan kızlarla
konuşmak, tartışmaktı.
Konuklarımdan
ikisi türbanlı, ikisi ise bası açık kızlardı.
Başı açıkların biri kendini liberal, diğeri ise
Kemalist olarak tanımlıyordu. Her dört kız da kendi
görüşleriyle paralel derneklerde çalışıyorlardı..
Ve emin olun ki, şimdiye kadar yaptığım hiç bir Teke Tek
programı beni bu kadar sok etmemişti.
1999'dan bu
yana turban eylemcisi olan Nuray, inanç özgürlüğü kapsamında turbanla
eğitim hakkini savunurken, bunun eğitimle sinirli
olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her turlu hakki
kapsaması gerektiğini söyledi. Bu
alıştığımız bir durumdu.
Türbanlı aktivistlerin tamamı bu söyleme sıkı
sıkıya sarılıyordu. Yani AKP'nin Anayasa'da
yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten onları
kesmeyecekti. Bu biliniyordu.
Ancak Nuray
konuyu bambaşka taleplere taşıdı.
Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından
oluşturulmuş hukuku beğenmeme ve kendi inançlarınıza
göre yargılanma talebinizin ortaya çıkmayacağını ve
yarin öbürgün Müslümanların kadı mahkemesinde yargılanmasını
istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?" diye sordum.
Çok samimi yanıt verdi.
"Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de. Niye insan kendi
inandığı hukukla yönetilmesin"
Sok olmuştum.
"Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey
nasıl olacak?" diye sordum.
"Niye olmasın" dedi.
Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser'e bir soru yönelttim.
"İran'daki
baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını
söylüyorsun ama facebook'daki sayfanda Humeyni resimleri varmış"
dedim.
"Evet var. Humeyni'yi çok severim" dedi
"İran'daki rejimi kuran o değil mi?" dedim.
"Onun kurduğu rejimi bozdular" dedi.
"Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" diye
sordum.
"Asker olarak çok başarılıymış" dedi.
Askerlik vurgusu dikkatimi çekti. Tam bir Milli Görüş çizgisiydi.
Sonra donup ayni soruyu diğer türbanlı konuğum Nuray'a
yönelttim. Humeyni'yi o da çok seviyordu.
"Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye ona da sordum.
Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Sonra
"Acaba düşündüğümü söylersem suç olur mu?" dedi ve yine
büyük bir samimiyetle
"Hayır
Atatürk'ü hiç sevmem" dedi.
"Niye?" dedim.
"85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan"
dedi.
"İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız,
Yunan işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir
ulus olduk. O olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası
altında olabilirdik. Sömürge olurduk" dedim. Ama Nuray
kararlıydı.
"Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı
Müslümanlar başlattı. Maraş'ta bir kadının
türbanına el uzatılmasıyla kurtuluş savası
başladı. Atatürk'le ilgisi yok"
"Atatürk bu savası organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka
bir yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" dedim. Ona da
yanıtı vardı.
"Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında
inançlarımızı daha iyi yasayabilirdik. Daha özgür
olabilirdik"
Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karsı karşıya olduğu
durum bu. İstenen bu. Bugün söylenmese de talep edilecek olan bu.
Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni bu.
Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu. Bunun
kılıfı özgürlük. fatihaltayli@haberturk.com
AA
Güncelleme: 17:26 TSİ 12 Haziran 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum kesimine giden Bakoyanni, Larnaka havaalanında
yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa adil,
yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması mücadelesinin
yine kararlı öneme sahip bir anında bulunuyoruz. Yeni, cesur ve zor
bir çaba başladı. Hepimizi çok iş bekliyor dedi.
|
Rum radyosunun haberine göre, Bakoyanni şöyle devam etti:
Yunanistan, daha çok perspektif olanağı ve başarı
garantisi verecek gerekli ve doğru ön hazırlığın
yapılması için başlayan yeni çabaya katkıda bulunacak.
Yasa dışı işgale, uluslararası hukukun ihlaline,
istila ve işgalin sonuçlarına son verecek ve Avrupanın son
duvarını yıkacak kesin çözümden daha azı olamaz. |
|
KKTC ile Rumlar arasında 'frekans' gerilimi
|
12 Haziran, 2008 20:42:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC turizm cenneti oldu

KKTCde turizm sektörü yeni yatırımlarla giderek gelişiyor. 2003 yılında 115 olan tesis sayısı geçen yıl 130u, 11 bin 550 olan yatak kapasitesi ise 15 bini aştı.
Türkiyeden sadece 64 kilometre uzaklıktaki KKTC, tarihi, bozulmamış doğası, temiz kumsalları ve berrak denizi ile turistlerin ilgi odağı. KKTC, pasaport ve yurt dışı çıkış harcı gerektirmemesi, nedeniyle Türk turistlerin de önemli tatil seçenekleri arasında
ADANA - Türkiyeden sadece 64 kilometre uzaklıktaki KKTC, tarihi, bozulmamış doğası, temiz kumsalları ve berrak denizi ile tatilcilerin ilgisini çekiyor.
KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Turizm Planlama Dairesi Müdürü Turgut Muslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KKTCnin tesisleri, gazinoları, doğasıyla adeta "turizm cenneti" olduğunu, tatilcilerin istedikleri tatil seçeneklerini bulabileceklerini vurguladı.
Muslu, KKTCnin turizm açısından çeşitlilik gösterdiğini, zengin potansiyeli olduğunu belirterek, "KKTCye gelecek turistler, eko turizm çeşitliliği açısından köy pansiyonculuğu, dağ, doğa yürüyüşü, flora-fauna gezi gözlem, mağara turizmi, bisikletçilik, atlı doğa gezintisi yapabilirler" dedi.
Turgut Muslu, köy pansiyonculuğu ile ilgili özellikle Karpaz bölgesinde bulunan Tatlısu, Büyükkonuk, Mehmetçik, Kumyalı, Dipkarpaz yerleşim birimlerinde 6 binanın restorasyonunun yapıldığını, 8 binanın da inşaatına başlandığını anlattı.
Muslu, projenin 2005 yılında başladığını, gelecek aylarda tamamlanarak 180 yatağın hizmete girmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Turgut Muslu, "Kuzey Kıbrısta keşfedilmeyi bekleyen birçok mağara bulunuyor. Bu arada, özellikle Beşparmak Dağları, doğal ve tarihi çekiciliğinden dolayı bisiklet meraklılarının en çok ilgi gösterdiği güzergahlar arasında bulunuyor" dedi.
Muslu, adada golf turizmini de geliştirmek amacıyla yeni yatırımlar yapıldığını, Güzelyurt bölgesinde bulunan sahanın sadece bu sporun meraklılarına hizmet sunduğunu söyledi. Muslu, golf meraklılarına daha iyi hizmet vermek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Esentepe bölgesinde 18 delikli bir saha ile hizmet veren Korineum Golf Clubun bu alanda KKTCdeki tam teşekküllü ilk ve tek tesis olduğunu vurguladı.
Kıyılardaki dalış bölgelerinde batık gemi, uçak enkazı, mağaralar, çok eski dönemlerden kalma gemi çapaları ve amforaların görülebileceğini ifade eden Muslu, "Dalmak için Kuzey Kıbrısı seçenler, Akdenize özgü balık türlerini, deniz kaplumbağalarını ve diğer deniz canlılarını izleme şansına da sahip olacak" dedi.
Muslu, Girne Marina ve Delta Marinanın KKTCyi ziyaret eden yatlara limanda demirleme ve konaklama imkanı sunduğunu, Yenierenköyde yapımı devam eden 350 yat kapasiteli marinanın da 2009 yılı içinde hizmete girmesinin beklendiğini dile getirdi.
Sayılarla turizm
Muslu, yıllara göre tesis sayısı ve yatak
kapasitesine bakıldığında turizm sektöründeki
gelişmenin görüleceğini vurguladı.
Adada 2003 yılında 115 tesisin toplam 11 bin 550 yatak kapasitesiyle hizmet verebildiğini anlatan Muslu, şöyle devam etti:
"2006 yılında bu sayı 127 tesis, 13 bin 453 yatak kapasitesine ulaştı. Geçen yıl ise tesis sayısı 130u, yatak kapasitesi de 15 bini aştı. Adadaki 5 yıldızlı 11 tesis bulunuyor. Bunlar toplam 6 bin 274 yatak kapasitesine sahip. Ayrıca, inşa halindeki toplam 45 tesisin 10 bin 883 yatak kapasitesi var.
Bafra da Turizm Yatırım Bölgesi olarak belirlendi. Bölgede öngörülen 13 adet turistik yatırım alanının bir tanesi tamamlanarak hizmete açılırken, 4ünün ise inşaatı halen devam ediyor. Tüm yatırımlar tamamlandığı zaman bölgede yaklaşık 16 bin yatak kapasitesine ulaşılması bekleniyor."
Muslu, KKTCde kongre turizmine uygun 16 tesisin bulunduğunu da anlattı.
KKTC turizminin önemli zenginliklerinden birinin gazinolar olduğunu, adada 23 gazinolu tesisin hizmet verdiğini belirten Muslu, "Gazino müşterilerimiz turizme olumlu katkı sağlıyor, turizmi ayakta tutan önemli etkilerden biridir. Gazinolardan elde edilen vergi gelirleri, turizm gelişme ve tanıtma fonunun yüzde 40-50lik bölümünü oluşturuyor. KKTC, içinde gazinoları da barındıran bir turizm cenneti. Gazinolarımız Güney Kıbrısa göre KKTC için bir çeşitliliktir" dedi.
Turizm teşvikleri
Muslu, Ekonomi ve Turizm Bakanlığının turizmi canlandırmak için çeşitli teşvikler de sağladığını belirtti.
Bunlardan birinin yatırım indirimi olduğunu anımsatan Muslu, şunları söyledi:
"Devlet Planlama Örgütünün kalkınma planları veya yıllık programlar çerçevesinde belirleyeceği kalkınmada öncelikli yöreler ve özel önem taşıyan sektörlerde yapılacak yatırımlarda yatırım indirim oranı mal oluş bedeli üzerinden yüzde 200dür. Diğer sektörler ve yörelerde yapılacak yatırımlarda ise yatırım indirimi oranı maloluş bedeli üzerinden yüzde 100dür.
Güzelyurt ve Karpaz, Bakanlar Kurulu tarafından kalkınmada öncelikli bölgeler olarak belirlendi. Bunun yanı sıra gümrük vergisi ve fonu muafiyeti, makine ve teçhizat alımlarında katma değer vergisi uygulaması, arsa, arazi ve bina temini, fon kaynaklı kredi, inşaat ruhsatı ile ilgili vergi, resim ve harçlardan muafiyet teşvikleri de bulunuyor."
Muslu, Türkiyeden getirilecek turist için de teşvikler uygulandığını belirterek, "Oteller encümeni tarafından belgelendirilmiş tesislerde konaklama yaptıran tur operatörlerine, Haziran-Ekim 2008 dönemi için en az 4 gece konaklama için kişi başı 15 avro teşvik sağlanıyor. KKTCye turist getirmek amacı ile yeni destinasyonlara yönelik sefer düzenleyen havayoluna her sefer başına bin avro katkı veriliyor."
Bakan Şanlıdağ: KKTC gazino cenneti değil
Bu arada, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ da Casino İşletmecileri Birliğinin KKTCde yayımladığı ilanla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "KKTC gazino cenneti olarak değil, içinde gazinoları da barındıran bir turizm cenneti olarak" tanımlanması gerektiğini kaydetti.
Guney Kıbrısta gazino olmaması nedeniyle KKTCnin bu açıdan turizm çeşitliliğine sahip bulunduğunu belirten Şanlıdağ, açıklamasında şunları vurguladı:
"Ülkemizdeki gazinoların KKTCnin turizm çeşitliliğine katkısını yinelemek isterim.
Ancak, KKTCnin keşfedilmesi için iki-üç gün yeterli olamayacaktır. Bakanlığımız, Türkiyeye yönelik yürüttüğü Gerçek Akdeniz başlıklı tanıtım kampanyası çerçevesindeki etkinliklerde, bu kapsamda, Türkiyeden KKTCye turist taşıyacak olan tur operatörlerine, hava yolu şirketlerine ve de acentelere hafta içi en az 4 geceleme şartı ile teşvik verdiği vurgulanmaktadır." (aa)
Katıldığı televizyon programındaki sözleriyle Atatürke hakaret ettiği ileri sürülen Nuray Bezirgan hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın arkasından Hilal TV'ye konuşan Bezirgan ise adeta ağız değiştirdi.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığınca açılan soruşturmanın, 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun"un 2. maddesi uyarınca başlatıldığı ve Basın Savcılığınca yürütüleceği öğrenildi.
SÖZLERİM ÇARPITILDI
Hilal TV Haber Müdürü Gazeteci Arzu Erdoğrala demeç veren Nuray Bezirgan
Atatürk düşmanı olmadığını ve sözlerinin
çarpıtıldığını söyledi. "
"ATATÜRK DÜŞMANI
DEĞİLİM"
Benim daha önce Kanadada olduğum yeni ortaya çıkmış gibi davranılması hayret verici Atatürk düşmanı değilim. Altaylı ısrarla sordu Fikirlerim uyuşmadığı için sevmiyorum dedim. Düşmanlık demek çok yanlış
Humeyniyi seviyorum cümlesi de tamamen çarptırıldı. Şahın zulümlerine karşı başkaldırı olduğu için, iyiyi hakim kılmak kötüyü ortadan kaldırmak için sadece liderlik vasfını seviyorum dedim
"NASIL OLUR DA FADİME ŞAHİNE
BENZETİRLER"
İngiliz mandası olduğumu söylüyorlar. Kendi yorumları ile, nasıl yaparlar bunu. 3 çocuk annesi evli biriyim ailem var. Kardeşlerim var Nasıl olur da beni Fadime Şahine benzetirler? Fadime Şahin olmayı asla kabul edemem. Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin benzetmesini ne hakla bana yaparlar. Bunu yapanlar iftiralarından vazgeçmez ise dava açacağım. Uğur Dündar bile yorum yapmasına rağmen en azından aradı, fikrimi sordu ama hakkımda asılsız haber yapanlar bunu yapmadı
YARIM SAAT YATIRDILAR, SONRA GÜLEREK GİTTİLER"...
Yaklaşık 5 yıldır Güney Kıbrıs'ta inşaatlarda
yapıcı ustası olarak çalıştığını
belirten Emirali Parlan, bir hafta önce Paralimni'deki
başladığı inşaatta 7 arkadaşı ile birlikte
dün çalışırken Rum sivil polisleri tarafından
saldırıya uğradıklarını iddia etti. Parlan, Rum
polisinin çifte tabanca çekip, kendilerini yere
yatırdığını, tartakladığını,
güneşin altında yarım saat yerde yatırdıktan sonra
hiçbir şey olmamış gibi gülerek çekip gittiklerini ileri sürdü
PARLAN: TÜRK OLMAKTAN BAŞKA SUÇUMUZ YOK... Emirali Parlan, Türk
olmaktan başka hiçbir suçları bulunmadığını
belirterek bu polislerden şikayetçi olduğunu kaydetti. Parlan,
Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartını çıkarıp polise
vermek istediğini ancak bir polisin eline vurarak kimliğini yere
düşürdüğünü iddia etti. Parlan, polisin kaçak
aradığını duyduğunu, ancak bu duyumun doğru olsa
bile Rum polisinin kendilerine yaptığı muameleyi haklı
çıkarmadığını kaydetti
Sevgi YALMAN
Rum polisinin, dün sabah Güney Kıbrıs'taki Paralimni köyünde
bir inşaatta çalışan Emirali Parlan ve 7
arkadaşını tabanca tehdidiyle kelepçeleyip gözaltına
aldığı ve işkence ettiği iddia edildi.
Paralimni köyündeki bir inşaat alanında topluca oturan Türk
işçilerin, çok sayıda sivil giyimli Rum polisinin
saldırısına uğradığı, Türk işçilerin
birbirlerine kelepçe ile bağlandıktan sonra tabanca tehdidiyle yere
yatırıldıkları, soru sormaya kalkanların ise
dövüldüğü ileri sürüldü.
Rum polisinin, Türk işçilere işkencesinin yaklaşık
yarım saat sürdüğü, daha sonra işçileri çözen polisin hiçbir
şey olmamış gibi, gülerek olay yerinden
ayrıldığı öne sürüldü.
İnsanlık dışı muameleye tabi tutulduğunu
belirterek KIBRIS'ın Gazimağusa Bürosu'na gelen Emirali Parlan ve
kardeşi, "suçumuz yokken herkesin gözü önünde hayvan gibi
tutuklandık. Cinayet işlemişiz gibi çifte tabancalarla üzerimize
yürüdüler. Yere yatırıldık, güneş altında yarım
saat bekletildik. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi, bir şey
söylemeden kelepçeleri açtılar; gülerek kaçtılar"
iddiasında bulundu.
"Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğimi yere attı"
Emirali Parlan, dün sabah saat 11.00 sıralarında meydana
gelen olayla ilgili olarak şöyle konuştu:
"Ben 24 yaşındayım, yapıcı
ustasıyım. 5 yıldır Rum tarafında inşaatlarda
çalışırım. Paralimni'deki bu işe geçen hafta
başladım. Arkadaşlarım içinde 45 yaşında olanlar
da var. Dün sabah işe gittik. İnşaat alanında otururken
birden sivil polisler geldi, Üzerimize saldırdılar,
tabancalarını çekerek hiçbir şey sormadan 'yere yatın'
dediler. Ne olduğumuzu anlayamadık. Bizi birbirimize kelepçelediler
ve yere yatırdılar. Başını kaldırıp ne
olduğunu öğrenmek isteyenleri dövdüler, kafamızı yere
vurdular. Kelepçeli vaziyette yarım saat yerde yattıktan sonra
kimliklerimizi incelediler ve sanki hiçbir şey olmamış,
karşılarındakiler insan değilmiş gibi davranarak kelepçelerimizi
çözdüler, kaçtılar."
Emirali Parlan, Türk olmaktan başka hiçbir suçları
bulunmadığını belirterek bu polislerden şikayetçi
olduğunu kaydetti.
Olay sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik
kartını çıkarıp polise vermek istediğini ancak bir
polisin eline vurduğunu, kimliğinin yere düştüğünü de iddia
eden Parlan, bu olayın neden yaşandığını
anlayamadığını söyledi.
Parlan, polisin kaçak aradığını duyduğunu,
ancak bu duyumun doğru olsa bile Rum polisinin kendilerine
yaptığı muameleyi haklı
çıkarmadığını kaydetti.
İKİ LİDERE ÇÖZÜM BULMA
ÇALIŞMALARINDA DESTEK OLUNACAK... Ledra Palace
toplantılarının organizatörü Slovakya Büyükelçisi Anna
Turenicova tarafından toplantı sonunda okunan ortak açıklamada,
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin, "21 Mart ve 23
Mayıs tarihli görüşmelerinde belirledikleri çerçevede
Kıbrıs sorununa en kısa zamanda çözüm bulma
çalışmalarında iki lidere destek olacağı yönünde
anlaşmaya vardığı" kaydedildi
SOYER: GÖRÜŞMELERİN HEDEF TARİHİ OLMALI...
Toplantıda konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
başlayacak kapsamlı görüşmelerin hedef tarihi olması
gerektiğini söyledi. Soyer, görüşmelerin BM Genel Sekreteri
tarafından belirtildiği gibi eşit bir şekilde ve BM
parametreleri çerçevesinde, BM'nin geçmiş çalışmaları da
kullanılarak yapılması gerektiğini vurguladı.
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerinin dün
yapılan aylık rutin toplantısında, iki lidere,
açıkladıkları ortak vizyon çerçevesindeki çözüm çabalarında
destek kararı alındı.
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin ev sahipliğinde ara bölgedeki Ledra
Palace Hotel'de yer alan toplantıda konuşan Cumhuriyetçi Türk Partisi
Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik başlayacak kapsamlı görüşmelerin
hedef tarihi olması gerektiğini söyledi.
Ortak açıklama
Ledra Palace toplantılarının organizatörü Slovakya
Büyükelçisi Anna Turenicova tarafından toplantı sonunda okunan ortak
açıklamada, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin,
"21 Mart ve 23 Mayıs tarihli görüşmelerinde belirledikleri
çerçevede Kıbrıs sorununa en kısa zamanda çözüm bulma
çalışmalarında iki lidere destek olacağı yönünde
anlaşmaya vardığı" kaydedildi.
Soyer'in konuşması
Basına kapalı yapılan toplantıda ev sahibi CTP'nin
Genel Başkanı, Başbakan Soyer'in yaptığı
konuşmanın metni de basına dağıtıldı.
Metne göre Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta
gerçekleştirdiği görüşmede, iki liderin bağlı
oldukları ortak vizyonun teyit edildiğini hatırlattı.
Soyer, bu ortak vizyonun, bunun "tek uluslararası kimlikli, eşit
statüde Kıbrıslı Türk kurucu devlet ve Kıbrıslı
Rum kurucu devletten oluşan, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi kararlarında belirtildiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu bir
federasyon" olduğunu söyledi.
Bir hedef tarihi olması gerekir
Bu vizyona ulaşmanın tek yolunun kapsamlı müzakerelerden
geçtiğini belirten Soyer, "Kapsamlı görüşmelerin,
karşılıklı kabul edilebilir bir antlaşma
bulunmasına yönelik bir hedef tarihi olması gerekir" dedi.
Kapsamlı müzakerelerin en kısa zamanda BM şemsiyesi
altında başlaması gerektiğini ifade eden Soyer,
görüşmelerin BM Genel Sekreteri tarafından belirtildiği gibi
eşit bir şekilde ve BM parametreleri çerçevesinde, BM'nın
geçmiş çalışmaları da kullanılarak yapılması
gerektiğini vurguladı.
Belirlenecek tarihe kadar görüşmeler sonuçlanmaz ancak liderler
görüşmeye devam eder ve yol kat ederlerse o zaman yeni bir tarih
belirlenebileceğini belirten Başbakan Soyer, ancak görüşmeler
anlamlı bir şekilde devam etmezse o zaman tarafların tekrar bir
araya gelerek sürecin anlamlı bir şekilde nasıl devam
edebileceği konusunu ele alması gerektiğini söyledi.
Farklılıkların giderilemediği konular üzerinde
tarafların bir çözüm mekanizmasına başvurma imkânı
olması gerektiğini de belirten Soyer, Avrupa Birliği'nin çözüm
sürecindeki rolünün teknik yardımda bulunma ve doğacak çözüme AB'de
yer vermek olduğunu söyledi.
Direkt Ticaret Tüzüğü hayata geçirilmeli
Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türkler için
hazırlanan Direkt Ticaret Tüzüğü'nün AB tarafından hayata
geçirilmesi gerektiğini de ifade eden Soyer, böyle bir hareketin iki
tarafı da çözüm bulma yolunda teşvik edeceğine
inandığını söyledi.
Kapsamlı müzakereler dışında
arayışlar çalışmaları sıfırlar
Çözüm sürecinde ilerlemenin ancak bu noktalara uyulduğu takdirde
mümkün olacağını ifade eden Başbakan Soyer,
"liderlerin karşılıklı anlaşmasının
yerini ne bir memorandumun, ne de başka bir şeyin alabileceğine"
vurgu yaptı. Soyer, "Kapsamlı müzakerelerin
dışında Kıbrıs sorununa başka bir çözüm
arayışına girmek, liderlerin tüm
çalışmalarını sıfırlayacaktır"
uyarısında bulundu.
Soyer, toplantı sonunda hazırlanan ortak deklarasyonda, iki
liderin ortak vizyonu yönündeki çalışmaların desteklenmesinin
ortak görüş olarak yer almasını da önerdi.
Toplantıya katılanlar
Ledra Place'ta dün yapılan toplantıya Güney
Kıbrıs'tan ADIK, AKEL, Kıbrıs Yeşiller Partisi , DIKO,
DISI, EDEK, EPALXI ve Birleşik Demokratlar; KKTC'den ise Demokrat Parti
(DP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP),
Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ve
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) katıldı.
Türk ve Rum siyasi partilerin bir sonraki ortak toplantısı 24
Eylül'de yapılacak.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, üç televizyon kanalının Rum
tarafından yapılan güçlü bir yayın yüzünden net
izlenemediğini belirterek, sorun ortadan kalkmazsa gerekli teknik
önlemlerin alınacağını söyledi.
Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan aynı frekansta çok
güçlü bir yayın başlatılması yüzünden önceki gün gece
yarısından beri NTV, ATV ve ART televizyon kanallarının
KKTC'de net izlenemediğini belirterek, bu sabahtan beri ilgili tüm
birimlerin gerekli çalışmaları yaptığını
kaydetti.
Bakanlar Kurulu, Başbakan Soyer başkanlığında
saat 16.00 sıralarında toplandı.
Başbakan Soyer, toplantıya girerken gazetecilere
açıklamalar yaptı, soruları yanıtladı.
Üç televizyon kanalının yayınlarında
karşılaştığı sorun konusundaki
açıklamasında Başbakan Soyer, dün akşam saatlerinde
toplanan Yayın Yüksek Kurulu ve BRT'nin alınacak tedbirleri
görüştüğünü bildirdi.
"Teknik komitelerde ele alınmasını istedik
ama..."
Soyer, şöyle konuştu:
"NTV, ATV ve ART televizyonlarının izlenememesinin
nedenini halkımızla paylaşmak istedim. Bu bize yeni bir problem
çıkarmamalıdır. Bizim görüşme sürecinde teknik komitelerde
ele alınmasını istediğimiz konulardan biri de,
Kıbrıs'taki radyo ve televizyon yayınları ve frekanslardır.
Ancak Kıbrıs Rum tarafı elan bu konuyu görüşme
noktasında bir olgunluk içine girmemiştir. Böyle hadiseler, teknik
olarak bir kısım tedbirler almaya itecektir bizi. Bu da hoş
olmayacaktır. Temennim Rum tarafının bu uygulamadan erken
zamanda vazgeçmesidir. Vazgeçmezse YYK ve BRT gerekli tüm teknik tedbirleri
alacaktır ve bunun sorumluluğu da bize ait olmayacaktır."
Gazetelere destek
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin İngilizce
yayımlanan gazetelere destek kararı aldığını,
bunun Resmi Gazete'de de yayımlanan bir karar olduğunu ve
suiistimalinin olamayacağını söyleyerek, bu konuda basında
yer alan iddiaları da yanıtladı.
Bakanlar Kurulu'nun güvenlik ve savunmayla ilgili olanlar hariç
kararlarının yüzde 95'ten fazlasının Resmi Gazete'de
yayımlandığını ifade ederek, gizli kararları
bulunmadığını söyleyen Soyer, geçmişte kararların
yüzde 60'ından fazlasının Resmi Gazete'de
yayımlanmadığı dikkate alınırsa bu oranın
yüksekliğinin görüleceğini vurguladı.
Basının Resmi Gazete'den aldığı bilgilerle
eleştiri, öneri ve farklı yorumlarla kararları
yansıttığına işaret eden Başbakan Soyer,
"Her konunun bir gerekçesi mutlaka vardır. Bu kararları her
zaman için gerekçeleriyle alnımız açık olarak savunmaya ve
ortaya koymaya varız. Hükümetimiz bir politika olarak bunu
sürdürecek" dedi.
"Yayımlanmış kararların suiistimali
olamaz"
Soyer, açık, yayımlanmış kararların
suiistimali olamayacağına işaret ederek, hükümetin bir gazeteye
destek verdiğiyle ilgili manşetten haber yayımlayan gazeteyi
yanıtladı.
Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar çerçevesinde
haftalık ve günlük İngilizce gazetelere reklam desteği
verdiğini söyleyen Soyer, haftalık ve günlük olanlara farklı
destekler sağlandığını kaydetti. Bunu, medyayı
kontrol etmek adına değil, tüm yerel basına yaptıkları
gibi devlet ilanlarını ve reklamlarını eşit ve dengeli
dağıttıkları gibi bir destek olarak
yaptıklarını anlatan Soyer, devlet ilanlarının
ayrım yapılmadan, tüm gazetelerde dengeli yayımlanması
siyasetlerini de devam ettireceklerini vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, zorluklar içindeki medyanın,
ellerindeki bir kısım imkanlarla az da olsa desteklenmesi için adalet
içinde, açık ve objektif kararlar üreteceklerini dile getirdi.
"Sınırlı kaynakları tüm kesimlere dengeli
kullanmalıyız"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, devletin sınırlı
kaynaklarını tüm kesimlere eşit, dengeli ve rasyonel kullanması
gerektiğini vurguladı.
Emeklilerinin devlet tarafından ödenmesinin belediyelere
yapılmış büyük bir katkı olduğuna işaret eden
Başbakan Soyer, belediyelerin de mali disiplinlerini
sağlamasını ve kaynaklarını düzenlemesini istedi.
Başbakan Soyer, kuraklığa karşı önlemleri,
birçok eleştiriyi göğüsleyerek sürdürdüklerini kaydederek, ellerinden
gelen katkıyı verdiklerini anlattı.
"Devletin imkânları sonsuz değil"
Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Başbakan Soyer, İnönü Belediyesi'ndeki
grevle ilgili soruya karşılık, tüm yerel yönetimlere elden gelen
desteği vermeye çalıştıklarını ancak farklı
sorunları olan yerel yönetimlere karşı devletin imkanlarının
sonsuz olmadığını söyledi.
Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı
yatırımlarındaki aksamaların mutlaka giderilmesi
gerektiğini kaydeden Soyer, "Biz desteği sürdüreceğiz ama
belediyeler de kendi tedbirlerini almalıdır" dedi.
Tüm belediye emeklilerini devlet bütçesine aldıklarına
işaret eden Soyer, "Bir örnek vermem gerekirse Lefkoşa Türk
Belediyesi'nden 110 emekliyi ve bundan sonra emekliye çıkacakları
devlet bütçesine aldık. Bu demektir ki bu belediyelere ayda 300-350 milyar
bir katkı yapılmaktadır" dedi.
Başbakan Soyer, devletin halen her ay ödediği 27 bin
emeklinin yüzde 10'unu bir başkasının ödemesi halinde bugün
yaptıkları işlerin iki katını yapabileceklerini
vurgulayarak, belediyelere sağlanan imkânın büyüklüğüne
işaret etti. Soyer, buna karşın belediyelerin de mali disiplini
sağlamasını ve kendi kaynaklarını düzenlemesini istedi.
"Emlak vergileri büyük gelir"
Emlak vergilerinin düzenlenmesinden de belediyelerin büyük gelir
sağladığını ama hiçbir belediye
başkanının da "emlak vergileri doğrudur"
demediğini ve tepkileri de hep hükümete yönlendirdiğini belirten
Soyer, devletin daha fazla para aktarmasına imkân
bulunmadığını vurgulayarak, belediyelerin gelirlerindeki
ciddi artışın rasyonel değerlendirilmesini istedi,
Soyer, hükümetin, dünyada kuraklık nedeniyle korkunç derecede
artan petrol ve gıda fiyatlarıyla mücadele etmek zorunda
olduğunu da söyledi. Maliyetlerin yükseldiğine işaret eden
Soyer, Avrupa ülkeleri ve ABD'nin dahi yükselen enflasyon
karşısında tereddüt ve endişeler içinde bulunduğunu
belirtti.
Soyer, "Hal böyleyken biz mali disiplinimizi almak, bu büyüyen
dalgaya dalgakıran olmak zorundayız. Aksi takdirde ileriye
gidebilmemiz mümkün değildir" diye konuştu.
"Eleştirileri göğüsleyerek kuraklığa çare
olmaya çalışıyoruz"
Başbakan Soyer, Çiftçiler Birliği'nin, "kuraklıkla
ilgili talepleri yerine gelmezse eyleme gidebileceğine" ilişkin
açıklamasıyla ilgili soruya karşılık, kuraklıkla
ilgili ellerinden gelen tedbirleri aldıklarını vurguladı.
Kaba yem ithal ettiklerini, sayısız kaynak kullanıp
riskler aldıklarını, yangınları bile
göğüslediklerini kaydeden Soyer, gerçek dışı kene
iddialarıyla da yüz yüze kaldıklarını anlattı.
"Ülkede sanki hiç kene yokmuş gibi kaba yem ithaliyle kene
gelecek" denildiğini ifade eden Başbakan Soyer, pek çok
eleştiriyi göğüsleyerek kuraklığa çare olmaya
çalıştıklarını anlattı.
"Herkese maksimumu veremeyiz. Bu mümkün değildir. Ama
insanlarımıza elden gelen tüm katkıyı vermeye
çalışıyoruz ve daha devam edeceğiz" diyen Soyer,
"Bir kısım acıları siyaset adına istismar edenlere
söyleyecek sözüm yok" ifadelerini kullandı.
Soyer, sorunların aşılması için akıllı
işbirliği gerekirken her kesimin devletten para istemesinin
yanlış olduğuna işaret ederek, "Bu kaynak
sınırlı bir kaynaktır ve hükümet dengeli şekilde, tüm
kesimlerin sıkıntısını aşmak ve ülke ekonomisini
geliştirebilmek için kullanmak mecburiyetindedir. Başka çaresi
yoktur" diye konuştu.
İki gün sürecek toplantılarda bakanlar, İttifak'ın
savunma planlaması, Afganistan ve Kosova operasyonları, nükleer
planlama, NATO-AB ilişkileri gibi dosyaları ele alacaklar.
NATO-AB ilişkilerinde ve stratejik işbirliğinde
Kıbrıs sorunundan kaynaklanan pürüzlerin bir kere daha gündeme
gelmesi, özellikle yarın akşam, AB Yüksek Temsilcisi Javier
Solana'nın da katılacağı yemekte bu konuda görüş
alışverişinde bulunulması bekleniyor.
Toplantıların ikinci gününde, NATO-Rusya Konseyi
çerçevesinde, İttifak ile Rusya'nın işbirliği projeleri
değerlendirilirken bu işbirliğinin Afganistan ve Kosova
boyutlarına ağırlık verilmesi bekleniyor.
NATO-Ukrayna Komisyonu toplantısında da
yoğunlaştırılmış diyalog konusuna öncelik
verilecek.
Öte yandan Türkiye'nin Afganistan'daki varlığına ve
katkılarına ilişkin bir fotoğraf sergisi, bugün,
İttifak Genel Merkezi'nde, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve NATO
Genel Sekreter Vekili Claudio Bisogniero'nun da katılımıyla
açılacak.
NATO toplantıları yarın son bulacak.
Greek Foreign Minister
arrives today
GREEK Foreign
Minister Dora Bakoyianni arrives on the island today on a four-day working
visit. She will have meetings with President Demetris Christofias, House
President Marios Garoyian and Foreign Minister Marcos Kyprianou
She will also have meetings with former presidents Tassos Papadopoulos, Glafcos
Clerides and George Vassiliou, and meet leaders or representatives of political
parties.
It will be Bakoyiannis first visit since the election of Christofias and is
aimed at sending a strong message of support for the new Presidents efforts
to resolve the Cyprus issue, Greek Foreign Ministry spokesman George
Koumoutsakos said yesterday.
Asked about guarantor rights over the island in the event of a settlement,
which is one of the issues up for discussion, Koumoutsakos said: Greece
considers the question of guarantees or right of intervention is something that
is long gone and is a practice that is foreign within the European framework.
Greece, Turkey and Britain are guarantors of Cyprus under the 1960 agreements.
New medals for WWII
veteran who lost originals in 1974
By
Mick Treviss
A CHANCE
remark at the coffee shop in Kalavassos village near Larnaca has lead to a
medal presentation in the BFC Episkopi Officers Mess.
It began when 85-year-old Evelthon Georgiou told one of the many British expats
living in the village that he used to serve in the British Army. Wallace
Naiken, who served in the Royal Electrical and Mechanical Engineers (REME) for
over 30 years, was intrigued and fascinated by the veterans story.
Tales were exchanged over many cups of Cypriot coffee and the odd beer or two
but what got Wallaces undivided attention was the fact that Georgiou used to
live in a small village near Famagusta and had to leave his village during the
invasion of 1974, leaving all of his possessions behind and taking with him
only the clothes he wore that day. Of all of his many valuable possessions lost
during this time were his medals that he was so proud to be awarded during the
World War II.
Georgiou served in the Field Mule Pack Transport Company Cyprus Regiment RASC
from 1941 until 1945 and saw service in Lebanon, Egypt and Italy. The medals
that were lost in 1974 consisted of the 1939-45 Star, the Africa Star, the
Italy Star, the Defence Medal and the 1939-45 Medal.
Determined that he should try and help, Wallace enlisted the help of Ernie
Scott, who is an active member of the Royal British Legion in Limassol. Ernie
spent a good deal of time gathering information about Georgious time serving
in The Cyprus Regiment before passing those details to Lt Col Andrew Noyes RM
(Rtd) who is President of the Royal British Legion in Limassol. Wearing his
other hat, Andrew, who is also Assistant Secretary of SSAFA-Forces Help
Cyprus Branch, got to work and through various channels of support that is open
to SSAFA on the island managed to obtain duplicate medals.
That chance remark culminated in the Defence Attaché at the British High
Commission in Nicosia, Col John Lemon, presenting those long lost medals to a
very grateful Evelthon Georgiou. Many family members were able to be at the
presentation, which SSAFA Cyprus Branch were delighted in being able to help.
Also at the ceremony was Theodoros Philipou, who is 82 and served with Georgiou
in The Cyprus Regiment during the war in the same locations. Philipou was
awarded the same decorations as his comrade, but what is perhaps quite
remarkable is the fact that Philipou was also awarded the Military Medal while
fighting the war in Italy.
The Cyprus Regiment was created by the British government during the World War
II and made part of the British Army structure. It was comprised mostly of
volunteers from the Greek and Turkish Cypriot inhabitants of Cyprus but also
included other Commonwealth nationalities.
The Cyprus Regiment was founded on April 12, 1940 and disbanded on March 31,
1950. It included Infantry, Mechanical, Transport and Pack Transport Companies.
Cypriot mule drivers were the first colonial troops sent to the western front.
They served in many areas including France, Ethiopia and Italy carrying
equipment to areas inaccessible to vehicles.
About 30,000 Cypriots served in the Cyprus Regiment. The regiment was involved
in action from the very start and served at Dunkirk, Greece (about 600 soldiers
were captured in Kalamata in 1941), North Africa (Operation Compass), France,
the Middle East and Italy. Many soldiers were taken prisoner especially at the
beginning of the war and were interned in various POW camps including Lamsdorf
(Stalag 344), Stalag IVC at Wistritz bei Teplitz and Stalag 4b.
In the post war years and prior to its disbandment, the regiment served in
Cyprus and the Middle East including Palestine during the 1945-1948 period.
n SSAFA Forces Help, Cyprus Branch has an office located within BFC Episkopi
and is manned by volunteers each morning between 9am and 12 noon. There is an
answer phone for use during times when there is nobody in the office. The phone
number is 25-963647 and the fax number is 25-963335. If you know of an
ex-forces member that you may think would benefit from SSAFAs help then do not
hesitate to call.
Israeli company under
fire for desalination plant in north
By
Leo Leonidou
AN ISRAELI
company set to build a desalination plant in Episkopi was yesterday accused of
building a similar unit on Greek Cypriot land in the occupied north.
Last month, Israels Granite Hacarmel Investments said its subsidiary GES
(Global Environment Solutions) signed an agreement to build a third
desalination plant at Episkopi for $11 million.
According to GES, the company has a 60 per cent share in the consortium that
won a tender to build the plant and operate it for ten years.
The plant will desalinate 40,000 cubic meters of water a day and will be
completed by the end of 2009.
GES said the plant will produce income of $40 million over the ten-year period.
However, a spokesman for the Water Development Department in Nicosia yesterday
told the Mail that nothing has been finalised yet.
We are still in the tender process and an agreement has not yet been signed,
he explained.
According to the spokesman, the plant will start operations at the end of 2010
or the beginning of 2011 for a period of 20 years.
At todays prices, the government will end up paying 400 million to the
Israelis for the supply of water over the two decades.
In February, GES, along with ABM, won a tender to build a desalination plant in
occupied Famagusta-Salamina. GES will own 60 per cent of the project and ABM
will own the rest.
The plant, expected to be ready next year, will produce 5,000 cubic meters of
water a day, with an option to double output.
The water will be used for drinking purposes and for irrigation for 21 areas in
the north.
But the land in the north is owned by Greek Cypriots, who will reportedly be
taking legal action against the Israelis and possibly the Republic.
They claim that if the reports are true, the government will be rewarding a
foreign company for the building of a unit on Greek Cypriot land in the north
by awarding them the tender for the Episkopi unit.
Reports in the local press also suggested that if there are objections filed,
these will lead to delays in construction.
Agriculture Minister Michalis Polynikis said he has been informed of the
situation and is carrying out an investigation, while political party EDEK
described the reports as, a scandal and provocation.
Government Spokesman Stefanos Stefanou also weighed in, saying that no decision
has been taken yet and that tenders were still being evaluated.
The government will certainly take into consideration, very seriously, any company
that establishes itself on Greek Cypriot land in the occupied areas, bearing in
mind that the government cannot reward such activities when making its
decision, he said.
The Israeli Embassy in Nicosia yesterday declined to comment on the issue.
|
12
Haziran 2008 |
|
AA
Güncelleme: 17:16 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma
Mecliste hükümeti destekleyen 4 parti ile muhalefet partileri,
görüşmelerde tasarının reddedilmesi için çaba gösterdi.
Bu arada muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti milletvekili Süryani
asıllı Yılmaz Kerimo, genel kurulda yaptığı
konuşmada, milletvekillerinden tasarının kabulü için oy
kullanmalarını istedi.
Ancak Kerimo, milletvekillerinin ısrarlı soruları üzerine, kendi
partisinin bile tasarıyı benimsemediğini kabul etmek zorunda
kaldı.
AA
Güncelleme: 12:33 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma
Kendilerinin frekans ayarlamaları yaparken Güney
Kıbrıstaki yayın organlarının frekanslarıyla
sorun yaşanmamasına özen gösterdiklerini anlatan Diren, aynı
hassasiyeti Güney Kıbrısın göstermediğini kaydetti.
Yayınlara engel olan enterferelere, Güney Kıbrıstaki PIK ve ERT
televizyonlarının yaptığı güç
artırımının neden olduğu bilgisini
aldıklarını ve YYKnın konuyla ilgili olağanüstü
toplandığını belirten Diren, şunları söyledi:
Toplantıda, bu sorunun giderilmesi için hükümet yetkilileri ve Bayrak
Radyo Televizyonu (BRT) ile de görüşerek bir dizi acil önlem alma ve en
temel insan haklarından biri olan kendi kültürümüzü yayma ve
haberleşme konusunda yaşadığımız bu
sıkıntının nedeni olarak Güney Kıbrıs yönetimini
Birleşmiş Milletler aracılığı ile uyararak, neden
oldukları bu sıkıntı konusunda sağduyuya ve
yayınlarını eski haline döndürmeye çağırma kararı
alınmıştır.
Muhtırada, Güney Kıbrısta yayın yapan PIK ve ERT
televizyonlarının yayın güçlerini artırma
çalışmasıyla Kıbrıslı Türklerin iletişim ve
haberleşme konusundaki evrensel haklarının hiçe
sayıldığı belirtildi.
Mevcut durumun hiçbir şekilde kabul edilemez bir uygulamanın sonucu
olduğu kaydedilen muhtırada, adı geçen yayınların
yapılmasına engel olan çalışmanın Güney
Kıbrıs yönetimince derhal eski haline döndürülmesi istendi ve
haksızlık protesto edildi.
NTV
Güncelleme: 13:02 TSİ 13 Haziran 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Turgay Avcı, Rum yönetiminin frekans müdahalesini sona erdirmemesi
halinde gereğini yapmaktan kaçınmayacaklarını ve frekansa
frekansla müdahale edebileceklerini söyledi.
YASADIŞI İŞGAL, ULUSLARARASI HUKUKUN
İHLALİ"...Bakoyanni, "Yunanistan, daha çok perspektif
olanağı ve başarı garantisi verecek gerekli ve doğru
ön hazırlığın yapılması için başlayan yeni
çabaya katkı koyacak. Yasadışı işgale, uluslararası
hukukun ihlaline, istila ve işgalin sonuçlarına son verecek ve
Avrupa'nın son duvarını yıkacak kesin çözümden daha
azı olamaz" dedi
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, dün
Güney Kıbrıs'a gitti.
Rum radyosunun haberine göre Bakoyanni, Larnaka Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın, gerekli ve
doğru ön hazırlığın yapılması için
başlayan yeni çabaya katkı koyacağını söyledi.
Güney Kıbrıs'ta 3 gün kalacak olan Bakoyanni, ilk olarak saat
11.30'da Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile bir araya
geldi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile saat 12.30'da
görüşen Bakoyanni, 13.00'te Rum Dışişleri
Bakanlığı'nda düzenlenen çalışma yemeğine
katıldı ve saat 14.45'te basın toplantısı düzenledi.
Bakoyanni, öğleden sonra Rum siyasi parti liderleriyle bir araya
geldi ve sırasıyla AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis,
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, DİKO Başkan
Vekili Yorgos Kolokasidis, EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EURO.KO
Başkanı Dimitris Şilluris ve Rum Ekologlar ve Çevreciler
Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis ile görüştü.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni bu arada,
"Glafkos Klerides" isimli Avrupa demokrasi enstitüsü tarafından
düzenlenecek "Lizbon Sözleşmesi Sonrasında AB" konulu
etkinlikte de kısa bir konuşma yapacak.
Havaalanındaki açıklama
Dora Bakoyanni, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada, Yunanistan'ın, gerekli ve doğru ön
hazırlığın yapılması için başlayan yeni
çabaya katkı koyacağını söyledi.
"Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve
işleyebilir bir çözüm bulunması mücadelesinin yine kararlı öneme
sahip bir anında bulunuyoruz. Yeni, yiğit ve zor bir çaba
başladı. Hepimizi çok iş bekliyor" diyen Bakoyanni,
şöyle devam etti:
"Yunanistan, daha çok perspektif olanağı ve
başarı garantisi verecek gerekli ve doğru ön
hazırlığın yapılması için başlayan yeni
çabaya katkı koyacak. Yasadışı işgale,
uluslararası hukukun ihlaline, istila ve işgalin sonuçlarına son
verecek ve Avrupa'nın son duvarını yıkacak kesin çözümden
daha azı olamaz."
"Bakoyanni'nin çalışma ziyareti güçlü mesaj"
Bu arada Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni'nin, Güney Kıbrıs'a ziyareti Rum basınında
geniş yer aldı.
"Atina'dan Mesajlar", "Dora Yeni Fırsat Penceresi
Görüyor" ve "Yunanistan Dışişleri Bakanı
Türkiye'den Adımlar İstiyor" başlıklarıyla
verilen haberlerde, Yunanistan'ın; Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesine uzlaşı çözümü bulunmasını hedefleyen
çabaları desteklemeye devam edeceği kaydedildi.
Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafına, teknik
komitelerin çalışmalarının sonuçlarıyla ilgili
güncellenmiş yeni bir belge sundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, söz konusu belgeyi dün bir
araya geldiği Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'ya
verdi.
TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'dan elde ettiği bilgiye göre, Nami ile Yakovu, dün Ledra
Palace Otel'de bir araya geldi. İki temsilci yaklaşık 1.5 saat
süren görüşmede, çalışma grupları ve son günlerdeki politik
gelişmeleri değerlendirdi.
Nami, görüşmede, temsilcilerin, teknik komitelerin
çalışmalarının sonucunu 15 gün içinde değerlendirmekle
görevlendirilen 23 Mayıs mutabakatı çerçevesinde
hazırladığı ve bir süre önce sunduğu belgenin
güncellenmiş halini yeniden sundu.
Bu arada, bir soru üzerine çalışma grupları ile teknik
komitelerin çalışmalarının devam ettiğini ve devam
edeceğini kaydeden Erçakıca, Rum tarafının teknik
komitelerin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmesini henüz
sunmadığına dikkat çekti.
Support across the Green
Line as Turkish Cypriot lecturers battle dismissal
By
Leo Leonidou
A PETITION
was yesterday handed in to the Turkish Cypriot parliament, demanding the
reinstatement of 78 teachers at the European University of Lefke who have been
fired over the past two years.
Semra Galip, a Professor of Sociology at Sorbonne University, who hails from
the town and whose brother was one of those dismissed, yesterday told the Mail
that the dismissals are illegal.
Legal action has been initiated by the teachers, who include Turks, Cypriots,
Americans and Britons, she said.
According to Galip, there is, disorder at the university, where political
power is being exerted and cliques formed on the board.
She added that many of those fired have taken to sleeping in tents outside
Parliament and the university in protest.
We have the support of numerous civil organisations from both sides of the
Green Line as well as from Greek Cypriot teachers, she said.
If there is no positive response in the next week, we plan on staging a huge
demonstration.
A man teaching at the university for over ten years before being sacked said
the problems began with the appointment of a new rector two years ago.
Teachers have a constitutional right to join the Cyprus Turkish Secondary
School Teachers Union (KTOEOS) and we cannot lose our jobs for doing so, he
explained.
Two half-day warning strikes took place in March, with everybody participating
receiving warning letters.
A week-long strike was then arranged beginning on May 11, with 18 people sacked
by the university five days later.
Eventually, the staff felt that more needed to be done to make a stand and
save the university from the actions of the current administration and thats
why we have handed in the petition, the man said. We need to exert pressure
on the government to bring about the reinstatement of the teachers.
He added that, after working there for so long, I am feeling very bitter about
what has happened.
A British lecturer said she was in shock over the sackings.
These people are being denied their rights. We simply want to be able to be
part of the union, she said.
The woman added that she was told she would have her contract terminated if she
joined.
Costis Achniotis, a member of the Greek Cypriot United Cyprus Teachers Union,
also said he backed the teachers.
We are fully behind them and must try to show our support and solidarity in
any way we can, he said.
Christofias stops plane
for Prescott
By
Jean Christou
SOME MIGHT
say the improved mood between Nicosia and London went a little overboard when
the Cypriot President ordered an easytJet flight to wait for Britains former
Deputy Prime Minister.
According to Britains Telegraph newspaper John Prescott was in Paphos this
week to address the Institute of Travel and Tourism in Paphos.
However no sooner had he landed on the island he received a text from London
calling him back for Wednesdays vote on a new counter-terrorism law.
Prescott, the Telegraph said, had been hoping to stay a week but was instead
forced to leave his wife on the island, and head back to the airport.
But his woes didnt end there.
"John had left his hotel in good time and jumped in a cab but there was
not for the first time in his life a breakdown of communication," a
friend of Prescott told the newspaper.
Apparently the driver thought the former Deputy Prime Minister wanted to go to
Larnaca airport, rather than Paphos. It was only when they had been on the road
for half an hour Prescott realised something was wrong as he had been told the
journey to Paphos airport would take only ten minutes.
He arrived at Paphos Airport only 15 minutes before the easyJet flight was due
to depart and the gate was closed.
Prescott had an almighty "Do You Know Who I Am?" moment when he
finally arrived, breathless, at the easyJet desk, said the Telegraph.
He then called the people at the Institute, who in turn called President
Demetris Christofias.
Christofias said he knew Prescott very well and told the top brass at easyJet
to delay their aircraft's take-off for his friend to board, the Telegraph
said.
There was some tut-tutting when Prezza, having delayed the flight for more
than a quarter of an hour, finally squeezed into his seat, it added.
This is just another sign of the improved cooperation between the two countries,
a Nicosia-based diplomat said yesterday, with an almost straight face.
Nicosia and London last week signed a memorandum of cooperation pledging to
work jointly for a Cyprus solution and also in other bi-lateral areas.
Christofias, who appears to have put his British evil demon past well behind
him, also attended the Queens Birthday Party celebrations at the British High
Commissioners residence on Wednesday night.
Israeli desalination
contract may be annulled
THE ISLANDS
legal service was yesterday looking into ways of annulling a tender procedure
to build a desalination unit after it transpired that the frontrunner was
apparently an Israeli company, which is building a similar unit in the
Turkish-occupied north.
Last month, Israels Granite Hacarmel Investments, said a consortium led by its
subsidiary Global Environmental Solution (GES) had won a tender to build a
desalination plant in Episkopi that would desalinate 3.5 million cubic metres
of seawater a year.
The same company also announced in February that it had agreed to build a
similar unit in Turkish-occupied Famagusta, but despite the various
publications, it apparently went unnoticed by authorities here who only found
out through recent press reports.
Reports yesterday suggested that the government had asked the Attorney-general
to look into ways not to award the tender to the Israelis without any legal
repercussions for Cyprus.
It is understood that there is no clause in the tender disqualifying companies
that operate in the north.
But there is a clause obligating the bidders to declare previous projects they
were involved in.
Reports said GES had failed to disclose that it was also active in the north.
The government has said it has not yet signed any deal with any of the
participating companies.
At current prices the government will end up paying 400 million euros to the
winning company for the supply of water over 20 years.
The plant in the north is of a smaller capacity and the water will be used for drinking
purposes and the irrigation of 21 areas.
AA
Güncelleme: 21:07 TSİ 14 Haziran 2008 Cumartesi
MİLLET: TARAF DEĞİLİZ... İngiltere'nin
Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ile İngiltere arasında imzalanan memorandumun
Kıbrıs sorununa müdahale olmadığı gibi
İngiltere'nin Kıbrıs
konusunda taraf da olmadığını ifade etti.
İngiltere'nin pozisyonunun, Talat ile Hristofyas arasında
başlatılan sürece destek vermek olduğunu belirten Millet,
"Başlatılan süreç iki lidere ve iki topluma aittir. Sürecin,
Kıbrıs sorununun tüm Kıbrıslıların yararına
olacak şekilde çözüme kavuşturacağını umuyoruz"
dedi
1 RYAN: ÇÖZÜM KIBRISLILARIN ELİNDEDİR...
İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan da, memorandumun,
iki tarafın görüşme sürecini olumsuz etkileyeceğine
inanmadığını vurgulayarak, " Anlaşmanın
görüşmelere olumsuz yansıyacağı eleştirilerine
katılmıyorum" dedi. Özel temsilci Ryan, Kıbrıs
sorununun çözümünün Kıbrıslıların elinde olduğunu; iki
taraf arasında çalışma grupları ve teknik komitelerin
bugüne kadar yaptığı faaliyetleri olumlu
karşıladıklarını kaydetti
Avrupa Komisyonu, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerini
güçlendirmek; Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasında
güven, diyalog ve daha yakın ilişkilerin gelişmesini desteklemek
amacıyla başlattığı hibe programı için
çağrı yaptı.
Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden
yapılan açıklamaya göre, "Kıbrıs Sivil Toplumu
İş Başında" isimli 2.5 milyon Euro'luk hibe
programı için ikinci kez yapılan çağrıda, program için 9
Eylül Salı gününe kadar tekliflerin yapılması gerektiği
belirtildi.
17 Haziran Salı günü saat 18:30-20:00 saatleri
arasında, teklif çağrısıyla ilgili bir bilgilendirme
oturumu da yapılacak. Oturum, Ledra Palace yanındaki Chateau Status
Restaurant'ta yer alacak.
Hibe programı, Kıbrıs Türk sivil toplumunun
sunacağı ve Kıbrıs Rum sivil toplum örgütleri ile
ortaklık kuracak projelere; kültür, ekonomik gelişim, sosyal
kapsayıcılık, sosyal diyalog, insan hakları, cinsiyet
eşitliği, uzlaşma ve akademik araştırmalar gibi
alanlardaki tekliflere açık olacak.
"İki toplum arasında köprü kurmak"
Komisyondan yapılan açıklamada, projeler ile
Avrupa Birliği ağları arasında ilişkiler ve
bağlantılar kurulmasının da destekleneceği ve Avrupa
Komisyonu'nun iki toplum arasında köprü kurmak ve iletişimi
desteklemek potansiyeli olan herhangi bir aktiviteyi değerlendirmeye
hazır olduğu vurgulandı. Açıklamada, projelerin bazı
altyapı yatırımlarını (toplum merkezleri, kültürel
mirasın korunması, canlandırılması, yenilenmesi
aktivitelerini içeren ortak projeler gibi) da içerebileceği belirtildi.
Kıbrıs Türk toplumunda daha canlı bir sivil
toplumun gelişmesini destekleyen projelere hibe sağlanacağı
ifade edilen açıklamada, yeni sivil toplum örgütlerinin kurulması ve
gelişmelerinin desteklenmesi için de hibeler sağlanacağı
ifade edildi ve kamu yararına çalışan sivil toplum örgütlerinin
desteklenmesine ağırlık verileceği kaydedildi.
Komisyon, çevrenin korunması; toplumda cinsiyet eşitliğinin
teşvik edilmesi yaklaşımıyla kadın
haklarının korunması ve geliştirilmesi; tüketicilerin
korunması; engellilere yönelik sosyal
kapsayıcılığın artırılması;
vatandaş savunuculuk gruplarının geliştirilmesi; insan
hakları, uluslararası kalkınma" gibi sektörlerde
diğerlerine ilaveten önerilen aktiviteler de hedefleneceğini dile
getirdi.
Açıklamaya göre, sivil toplum örgütleri ve
uluslararası kuruluşların iki toplum arasındaki güveni
etkileyen konulara dair daha iyi bir anlayışa sahip olmak için araştırmalar
yapılmasını da içeren, uzlaşmayı teşvik edici
projelerinin de desteklenebileceği hibe programı ile konferanslara,
incelemelere, yayınlara bazı fonlar da sağlanacak. Ancak, genel olarak,
bir kereye mahsus olan ve tekrarı olmayan etkinlikler desteklenmeyecek.
Başvurular,
http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl adresine yapılabilecek.
"Kıbrıs Sivil Toplumu İşbaşında"
programıyla ilgili olarak "Lise Pate" ile lise.pate@ec.europa.eu
adresi aracılığıyla irtibat kurulabilecek.
ŞİRKET, MUKAYYİTLİĞE
KAYDETTİRİLEMEDİ... İhaleyi kazandığı
bildirildikten sonra, şirket yetkililerinin, bir ay içerisinde CAS isimli
"yabancı şirketi", KKTC Şirketler Mukayyitliği'ne
kayıt ettirmesi gerekiyordu. Ancak, hükümet tarafından CAS
şirketine çeşitli gerekçelerle kayıt süresi
uzatılmasına rağmen, şirket yetkilileri son gün olan dün,
yükümlülüğünü yerine getiremedi
Geçitkale Havaalanı ihalesini kazanan Cyprus Aviation Services
Limited (CAS) şirketi, şartname koşullarını yerine
getiremedi. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, CAS, şartname
koşullarını yerine getiremediği için ihale iptal edilecek.
İhaleyi kazandığı bildirildikten
sonra, şirket yetkililerinin, bir ay içerisinde CAS isimli
"yabancı şirketi", KKTC Şirketler Mukayyitliği'ne
kayıt ettirmesi gerekiyordu.
Ancak, hükümet tarafından CAS şirketine
çeşitli gerekçelerle kayıt süresi uzatılmasına rağmen,
şirket yetkilileri dün, son gün olmasına rağmen
yükümlülüğünü yerine getiremedi.
CAS yetkililerinin, şirketin tescili için gerekli
belgeleri tamamlayamaması nedeniyle dün mesai sonu itibarı ile
şirketin tescili gerçekleştirilemedi.
CAS'ın şartname koşullarını
yerine getirememesi nedeniyle, hükümetin, ihalenin iptali yönünde karar
aldığı öğrenildi.
Şirketler Mukayyidi Cemal Arık'ın,
işadamı Asil Nadir'in avukatlarından Boysan Boyra'ya hitaben
yazdığı "RKD 000- 1- 08-1064" sayılı ve
"13 Haziran 2008" tarihli, resmi belge de tescil için son gün olan
dün, mesai sonu itibarıyla CAS'ın tescil işlemlerini
tamamlamadığını ortaya koyuyor.
Asil Nadir uyarmıştı
İhaleyi alan şirkette hissesi bulunan ve
ihaleden saf dışı bırakılmaya çalışılan
işadamı Asil Nadir, 27 Mayıs 2008'de yaptığı
açıklamada, CAS'ın şartname şartlarını yerine
getirmemesinden dolayı, ihalenin iptal edilmesi gerektiği
çağrısı yapmıştı.
Nadir, gerekli şartların yerine
getirilmediğini, çeşitli belgelerle de
kanıtlamıştı.
İptali gerektiren şartlar
İhale şartlarına uyulmamasına
rağmen ihalenin iptal edilmemesi gerekçesiyle hakkı yenildiğini
ortaya koyan işadamı Asil Nadir, şartname gereği ihalenin
iptalini gerektiren şartları şöyle
sıralamıştı:
- "İngiltere'de kurulan bir şirket olan
CAS'ın ihale şartnamesi gereği, ihaleyi
aldığının bildirilmesinden sonra, bir ay içerisinde
Şirketler Mukayyitliği'ne tescilini yapması gerekirken, 4 ay
geçmesine rağmen tescili yapılmadı."
- "Şartnameye göre, 'ihaleyi alan
şirketin durağan olmaması gerekir' koşuluna da sahip
olmayan CAS şirketinin durağan bir şirket olması da ihalenin
feshini gerektiriyor."
- "Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar ile şirket yöneticilerinin 14 Mayıs tarihinde
sözleşme imzaladıklarının açıklanmasına
rağmen, sözleşme imzalandığı iddia edilen gün, imza
koyan kişilerin ülkede olmadığının tespit edilmesi de
ihaleye gölge düşürmüştü."
KÜPÜR ALTI:
Şirketler Mukayyidi Cemal Arık'ın, işadamı
Asil Nadir'in avukatlarından Boysan Boyra'ya hitaben
yazdığı "RKD 000- 1- 08-1064" sayılı ve
"13 Haziran 2008" tarihli, resmi belgede tescil için son gün olan
dün, mesai sonu itibarıyla CAS'ın tescil işlemlerini
tamamlamadığını ortaya koyuyor
Simerini gazetesi; geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleşen
görüşmenin ardından Fransua'nun yaptığı açıklamada,
İngiltere'de "muhafazakârlardan oluşacak bir hükümetin
Kıbrıs sorunuyla daha ciddi bir şekilde
ilgileneceğini" belirttiğini ve Güney Kıbrıs ile
İngiltere arasında imzalanan işbirliği memorandumunu ise
"önemli bir belge" olarak nitelendirdiğini yazdı.
Habere göre, Rum "Ulusal Kıbrıs
Federasyonu" Başkanı Peter Drusiotis, görüşme
sonrasında yaptığı açıklamada; gerek Fransua gerek
görüştükleri diğer muhafazakârlar partisi yetkililerinin,
"Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün ilkelere dayanması
gerektiğini, çözümün anahtarının Türkiye'nin elinde olduğu
ve Türk hükümetine baskı yapılması gerektiğini anlamakta
olduklarını gördüklerini" iddia etti.
US bid to change
resolution thwarted
THE U.S.
tried to reopen a debate on a UN Security Council resolution on Cyprus, which
was eventually approved unchanged last night after a three-hour delay.
The Security Council met to approve the extension of UNFICYPs mandate for
another six months, the draft of which had been agreed days ago.
But during yesterdays session, the US permanent representative to the UN
suddenly appeared with an amendment, which according to some reports from New
York included the phrase bizonal bicommunal federation and constituent
states.
The request, diplomatic sources told the Cyprus News Agency correspondent, was
to meet a Turkish demand.
Cyprus had already given its consent to the text of the resolution through its
Permanent Representative Andreas Mavrogiannis.
The other 14 members of the Security Council, barring the US, supported
Cyprus' position that any further debate would violate the regulations of the
Security Council, the agency said.
The resolution was finally approved after a three-hour delay.
In its resolution approving UNFICYPs presence on the island for another six
months, the Council called on both sides to begin expeditiously fully-fledged
negotiations towards a political settlement.
The Security Council also welcomed the agreement between the two leaders of
March 21 and the joint statement of May 23 which,
have demonstrated a renewed political willingness to support and engage fully
and in good faith with the UNs efforts, reaffirmed the commitment of the
leaders to a bicommunal, bizonal federation with political equality, as set out
in the relevant Security Council resolutions, and to consider further civilian
and military confidence building measures. The words constituent states as
demanded by the Turkish side via the US were not included.
Dinner diplomacy in doubt
as north sulks over British memorandum
By
Jean Christou
A PLANNED
dinner between the two leaders with visiting senior UN official Lynn Pascoe
next week was still in doubt yesterday as the Turkish Cypriot side had still
not replied to the invitation.
The Turkish Cypriot side is upset over the memorandum signed last week between
President Demetris Christofias and British Prime Minister Gordon Brown, which
is aimed at improving bilateral relations.
One diplomat yesterday said the timing of the memorandum might have been
slightly unfortunate, given UN efforts for a resumption of Cyprus talks at the
latest by the end of next month.
However, some members of the international community believe the Turkish
Cypriot side is overreacting to the London memorandum as there is nothing new
in the document.
Pascoe, the UNs Undersecretary General for Political Affairs, is due to meet
the two leaders separately on Tuesday to asses progress in the working groups
and technical committees, and the preparations for new talks.
Invitations have been sent out to both sides for a dinner with Pascoe at the
residence of UN Special Representative Taye-Brooke Zerihoun, but the Turkish
Cypriot side has not yet replied.
They have not responded, said a diplomatic source, who stopped short of
saying that the dinner snub, if thats what ultimately happens, would seriously
affect the current process.
I think this is just part of the vagaries of the Cyprus problem, and a bit of
posturing over the memorandum. Maybe the timing was not right on that, but
everyone sees it as an opportunity to patch things up between the Greek Cypriot
side and the UK, the source said. [The Turkish Cypriot reaction] is not
something negligible, but the UN does not seem overly concerned that it may
seriously affect the current process.
The diplomat said the way in which the Turkish Cypriot side was going about
making their displeasure known could be seen as counterproductive.
Turkish Cypriot press reported yesterday that the British High Commission was
surprised by the reaction from the north, but that Britain would undertake an
initiative within the coming days so that this reaction is stopped and the
climate becomes milder.
It is obvious that with the memorandum an effort is being made to strengthen
Christofias against his internal opponents so that he can act more comfortably
at the negotiations, said one newspaper.
In the meantime, Star Kibris reported that Turkish Cypriot National Existence
Council placed a black wreath at the door of the office of the British High
Commission in the north of Nicosia in protest over the memorandum.
Other diplomatic sources said yesterday Britain would likely take some
initiative, but it would be to explain the content and meaning of the
memorandum to the Turkish Cypriot side. The memorandum should not be eliciting
a negative impact, they said.
Communities join for
Famagusta flood celebrations
By
Leo Leonidou
GREEK and
Turkish Cypriots will make their way to Famagusta tomorrow to celebrate
Kataklysmos, the Festival of the Flood.
A special event, organised by Greek and Turkish Cypriot non-government
organisations will be held at 6.30pm at Constantia Beach, now known as the Palm
Beach, just outside the fenced-off area of the ghost town of Varosha. They
include a bi-communal cultural programme and traditional fair on the beach.
President of the Movement for the Reunification of Cyprus Akis Lordos told the
Mail that, the aim is to keep reminding all Cypriots that we must all work
together and send the right signals for the reunification of the island.
He added that he expects 4,000 to 5,000 people to attend, including many
ambassadors.
There will be traditional food and drink including lokmades and shamishi being
served as well as bi-communal dancing and singing, including a duet involving a
Greek and Turkish Cypriot, Lordos said.
A statement from the organisers said: This is a further contribution towards
the process of peace and reconciliation between our two communities in Cyprus.
Various Greek and Turkish Cypriot non-governmental organisations have decided,
with the support of the Turkish Cypriot Municipality of Famagusta, to celebrate
together the ancient traditional festivities.
Your presence at this event will give us great joy and honour. Our joint
effort intends to show to all Cypriots, as well as to the rest of the world,
that the peace process in Cyprus cannot be stopped any more.
The event was first held back in 2004.