ABD'den görüşmelere tam destek

"LİDERLERİN ÇABALARINDAN ETKİLENDİK"... ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Fried, ABD'nin, Talat ve Hristofyas'ın başlatmış olduğu sürece destek verdiğini belirtti. ABD'nin Kıbrıs'ı birleşmiş olarak görmek istediğini ifade eden Fried, iki kesimli, iki toplumlu, tek uluslu ve tek vatandaşlığın olacağı birleşik Kıbrıs için süreci desteklediklerini kaydetti. Talat ve Hristofyas'ın göstermiş olduğu çabadan etkilendiğini belirten Fried, liderlerle yaptığı görüşmede, her iki liderin de 21 Mart, 23 Mayıs ve 1 Temmuz mutabakatlarına olan bağlılıklarını teyit ettiklerini söyledi

 

Aral MORAL

   ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Daniel Fried, ABD'nin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın başlatmış olduğu sürece destek verdiğini belirtti.

   Fried, dün saat 14.00'te ara bölgedeki Fulbright Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyerek adadaki temaslarını değerlendirdi.

   Sözlerine "Kıbrıs Cumhuriyeti"nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek başlayan Fried, ziyaretinin amacının, ABD'nin, her iki liderin başlatmış olduğu sürece olan desteğini iletmek olduğunu belirtti.

   Birleşik Devletler'in, Kıbrıs'ı birleşmiş olarak görmek istediğini ifade eden Daniel Fried, iki kesimli, iki toplumlu, tek uluslu ve tek vatandaşlığın olacağı birleşik Kıbrıs için süreci desteklediklerini kaydederek, liderlerin ilerleme sağlamasını ve kapsamlı görüşmelere başlamasını umduklarını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Hristofyas'ın göstermiş olduğu çabadan etkilendiğini belirten ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, liderlerle yaptığı görüşmede, her iki liderin de 21 Mart, 23 Mayıs ve 1 Temmuz mutabakatlarına olan bağlılıklarını teyit ettiklerini söyledi.

   Liderle yaptığı görüşmenin yapıcı ve faydalı olduğunun altını çizen Daniel Fried, "Bu toplantılarda her iki tarafın da kaygılarını dinleme fırsatı buldum" diye konuştu.

 

"Ortada bir Amerikan planı yok"

 

   "Liderlerin, başlatmış oldukları süreci daha da ileriye götürerek, kapsamlı müzakerelere başlayacaklarını umuyoruz" diye konuşan Fried, ortada bir "Amerikan planının" bulunmadığını vurguladı.

   Sürecin, liderlere ait olduğunu ve dışardan empoze edilmediğine işaret eden Fried, Talat ve Hristofyas'ın süreci ileriye götürmelerini beklediklerini belirtti.

   Sadece olumlu açıklamaların yapılmadığını, ilerlemenin de sağlandığını kaydeden ABD yetkilisi "Bunlardan biri de Ledra barikatının açılmasıdır" dedi.

KIBRIS 08/07/08

 

Babacan: Bangladeş'te KKTC ticaret ofisi açılsın

KKTC, 10-15 YERDE TİCARET OFİSİ AÇTI"... G-8 zirvesine katılmak için Malezya'da bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Babacan'ın Bangladeş Dışişleri Bakanı Chowdhury ile dün yaptığı görüşmede Kıbrıs konusunun da gündeme geldiği öğrenildi. Babacan, görüşmede 10-15 yerde KKTC'nin ticaret ofisi açtığını vurgulayarak, Bangladeş'e de ofis açma çağrısında bulundu

 

 

   Gelişen Sekiz Ülke (D-8) zirvesine katılmak için Malezya'da bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Bangladeş Dışişleri Bakanı İftihar Ahmed Chowdhury ile dün yaptığı görüşmede, iki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs konusunun da ele alındığı ve Babacan'ın 10-15 yerde KKTC'nin ticaret ofisi açtığını vurgulayarak, Bangladeş'e de ofis açma çağrısında bulunduğu öğrenildi.

   Babacan'ın, görüşmede ayrıca Bangladeşli bakanı ülkesinde yaptığı reformlardan dolayı kutladığı öğrenildi.

   Chowdhury ise Türkiye ile Bangladeş arasındaki ilişkilerin tarihi köklere dayandığını ve iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin arttırılmasının gerekliliğini vurguladı.

   İlaç endüstrisi alanında Türkiye ile işbirliği talebini dile getiren Bangladeşli Bakan, öğrenci değişim programını yenileme önerisinde bulundu.

   Bangladeş Dışişleri Bakanı İftihar Ahmed Chowdhury'in ayrıca, Türkiye'yi AB'de görmek istediklerini belirttiği ve Türkiye'nin AB sürecinin kendilerini de ilgilendirdiğini söylediği öğrenildi. Chowdhury, Babacan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Bangladeş'e davet etti.

   Babacan da iki ülke arasındaki öğrenci değişim programının kültürel işbirliği anlaşmasının bir parçası olduğunu ve metnin kendilerine iletildiğini hatırlattı.

   Ali Babacan ayrıca, Türk firmalarının Bangladeş'in sağlık sektöründe yatırım yapmak için başvurularının olduğunu anımsatarak, bunun hızlandırılmasını istedi.

   İki ülke arasında savunma sanayi alanındaki işbirliğini artırabileceğini de ileten Bakan Babacan, Türkiye'nin savunma sanayisindeki gelişmeden ve varılan noktadan bahsetti.

   Kıbrıs konusunun da gündeme geldiği görüşmede, Babacan'ın 10-15 yerde KKTC'nin ticaret ofisi açtığını vurgulayarak, Bangladeş'e de ofis açma çağrısında bulunduğu öğrenildi.

   D-8'in bugünkü zirvesine, Türkiye'nin yanı sıra üye ülkeler Malezya, İran, Mısır, Pakistan, Endonezya, Bangladeş ve Nijerya'nın devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanları katılacak. Bugünkü zirveye katılacak olan Babacan'ın ikili temaslarını da sürdürmesi öngörülüyor.

KIBRIS 08/07/08

Freid: Amerikan planı yok, ama ABD'nin açık desteği var

ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, temaslarını tamamlayarak adadan ayrıldı.

   Bölge ziyaretleri çerçevesinde Kıbrıs'a geçtiğimiz gün gelen Freid, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yanında,  BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook-Zerihoun, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Marcos Kiprianu ve iki taraftan bazı siyasilerle bir araya geldi.

   Temaslarının ardından ara bölgedeki Fullbright Merkezi'nde önceki gün basın toplantısı düzenleyen Fried, ardından adadan ayrıldı.

   Basın toplantısında, Kıbrıs ziyaretinin ABD'nin Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediğinin bir kanıtı olduğunu söyleyen Fried, "İki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek millet, tek vatandaşlık ve bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz" diye konuştu.

   Liderlerin ilerleme sağlamasını ve kapsamlı görüşmelere başlamasını umduklarını söyleyen Fried, Kıbrıs'la ilgili bir Amerikan planı olmadığını, ancak ABD'nin açık desteği olduğunu da kaydetti. Bunun, liderlere dayatılacak bir konu olmadığını, yolu liderlerin göstermesi gerektiğini söyleyen Fried, Lokmacı Kapısı'nın açılmasına atıf yaparak Kıbrıs'ta ilerleme olduğunu söyledi.

 

"Liderler çözüme bağlı"

 

   Her iki liderin de çözüme bağlı olduğunu kaydeden Fried, "Sorunsuz geçişlere baktığımızda Kıbrıs halkı çözüme hazırdır'' ifadesini kullandı.

   Görüşmelerin bir an önce başlaması ve ilerleme olması temennisinde bulunan Fried, adanın birleştirilmesi çabalarını desteklediklerini, BM'nin de bu çabaların içinde yer aldığını kaydetti. İki liderin ''uzlaşma'' sözü verdiğini vurgulayan Fried, ''Umarız ilerleme sağlanır ve bir anlaşma olur, kapsamlı müzakerelerle bir çözüme varılır'' dedi.

 

''Müzakerelere liderler karar verecek''

 

   Bir soruya karşılık, iki liderin 25 Temmuz'da görüşeceğini ve zaman çerçevesinin bu görüşmede belli olacağını söyleyen Fried, "Kapsamlı müzakerelerin ne zaman başlayacağına Kıbrıs'ta liderler karar verecek" dedi. Fried, ABD olarak mümkün olan en kısa sürede kapsamlı müzakerelerin başlamasını desteklediklerini kaydetti.

   Fried, ''Türkiye'deki gelişmelerin Kıbrıs'taki sürece olumsuz etkisinin olup olamayacağı'' yönündeki bir soru üzerine de, Türkiye'nin de Kıbrıs'ta çözümü desteklediğini ifade ederek, Türkiye'deki siyasilerle defalarca görüştüğünü ve onların Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu savunduğunu belirtti. Daniel Fried, ''Umarız Türkiye'deki siyasi gelişmeler demokrasi içinde çözüme kavuşur ve bu süreç aşılır. Umarım Türkiye'deki durum Kıbrıs'taki çözüm çabalarını olumsuz etkilemez'' dedi.

   Avrupa Birliği'nin sürece teknik olarak destek verebileceğini kaydeden Fried, Kıbrıs'taki sorunu liderlerin çözeceğini, ilerlemenin de liderlerden geleceğini belirtti.

   Fried, bir soru üzerine, Kıbrıs sorununun çözümü için yıllar içinde çok şey yapıldığını, liderlerin bundan faydalanabileceğini söyledi.

KIBRIS 09/07/08

Hristofyas, gelişmelerden memnun

İLK 120 GÜNÜN BİLÂNÇOSU OLUMLU"... Rum yönetimi başkanı Hristofyas, başkanlığının ilk 120 gününün bilânçosunu "olumlu" olarak değerlendirerek, "durağanlığın sona erdirilmesi, çalışma grupları ve teknik komitelerin çalışmaları ve doğrudan müzakerelerin başlaması perspektifi, uluslararası faktörün ilgisi, uluslararası alanda Rum tarafı aleyhine var olan olumsuz havanın ortadan kalkmasının bu olumlu bilânçonun emareleri olduğunu" söyledi

 

l "ZEMİNİN NETLEŞMESİ İLERİYE DOĞRU ÖNEMLİ BİR ADIM"... Rum yönetimi başkanı Hristofyas, 21 Mart görüşmesinin ardından başlayan yeni süreçte; müzakerelerin zemininin; tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti olan; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında ifade edildiği üzere siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olarak açıklığa kavuşmasının ileriye doğru önemli bir adım olarak nitelendirdi

 

l "21 MART ANLAŞMASI, KARŞILIKLI ANLAYIŞIN BİR SONUCU"... Hristofyas, Talat ile 25 Temmuz'da yapacağı görüşmede çalışma grupları ve teknik komitelerde alınan sonuçları son bir kez gözden geçirdikten sonra doğrudan görüşmelere geçip geçilmeyeceğine karar vereceklerini belirterek, "21 Mart anlaşmasında var olanlar, iki lider arasındaki karşılıklı anlayışın bir sonucudur. Bu saptamayı var olan farklı yaklaşımları ve karşılaşılan zorlukları hiç göz ardı etmeden yapıyorum" dedi

 

l "SIKI TAKVİMLERİ KABUL EDEMEYİZ"... Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas: Bizim için takvim yoktur. Takvimleri 2004'te denedik ve iki toplum olarak da acı tecrübeler yaşadık. Nihayetinde Kıbrıs sorununu çözmeyi başaramadık. Sayın Talat'a da söylediğim üzere biz, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin başlaması ya da bitmesi konusunda sıkı takvimleri kabul edemeyiz

 

 

 

   Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 21 Mart'taki görüşmelerinin ardından başlayan yeni süreçte; müzakerelerin zemininin; tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti olan; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında ifade edildiği üzere siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olarak açıklığa kavuşmasının ileriye doğru önemli bir adım olarak nitelendirdi.

    İki liderin ortak açıklamasında ilk kez; tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası vatandaşlığa değinilmesinin çok önemli olduğuna işaret eden Hristofyas, "tek başına bu, büyük öneme haizdir" dedi.

    Hristofyas, Talat ile 25 Temmuz'da yapacağı görüşmede çalışma grupları ve teknik komitelerde alınan sonuçları son bir kez gözden geçirdikten sonra doğrudan görüşmelere geçip geçilmeyeceğine karar vereceklerini belirterek, "bu noktada vurgulamak isterim ki 21 Mart anlaşmasında var olanlar, iki lider arasındaki karşılıklı anlayışın bir sonucudur. Bu saptamayı var olan farklı yaklaşımları ve karşılaşılan zorlukları hiç göz ardı etmeden yapıyorum" dedi.

   Kıbrıs konusundaki hedeflerinin soruna çözüm bulunması sağlayacak kapsamlı müzakerelerin başlaması olduğunu belirten Hristofyas, Rum tarafının, Kıbrıs sorununun çözümünde gerekli koşulları yaratmak, sorunda yer alan tüm faktörleri koşullara bağlı adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm için doğru yönde harekete geçirmek amacıyla elinden gelen her şeyi yaptığını söyledi.

  Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, iktidardaki 120 gününü anlatmak üzere dün basın toplantısı düzenledi.  

  Basın toplantısında, Kıbrıs sorunu ve iç yönetim konularını iki ayrı bölümde ele alan Hristofyas, basın toplantısında, Kıbrıslı Türk, Rum ve Türkiyeli gazetecileri Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak "günaydın, hoş geldiniz" ifadesiyle selamladı.

 

"Federasyon sözünü duymayı

içlerine sindirmeleri zamanı geldi"

 

    Rum yönetimi başkanı Hristofyas, "federasyon sözünü duymayı içlerine sindirmeleri zamanının geldiğini" de belirtti.

    Makarios'un, federasyon çözüm şeklini, "işgal" diye nitelediği olayın "kötülüklerine son verecek tek yol olarak gördüğü" için, "vatanı ve halkı birleştirmek" için kabul etmek durumunda kaldığını söyleyen Hristofyas, "Sonuç iki toplum liderinin imzalayacağı, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olacak" dedi.

   Federasyonun tanımını da yapan Hristofyas, "federasyon, iki toplumlu, iki kesimli, iki eyalet. Eşit statüye ve eşit yetkilere sahip iki eyalet. Devlet birleşik olmalıdır, ekonomi birleşik olmalıdır. Bu da federal hükümet, merkezi hükümet ve merkezi federal anayasa tarafından sağlanacaktır. Federasyonlarda böyle olur ve bir gün bunu anlayacağımıza inanmak istiyorum" şeklinde konuştu.

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs konusundaki hedeflerinin soruna çözüm bulunması sağlayacak kapsamlı müzakerelerin başlaması olduğunu belirterek, görüşmelerin başlayamaması durumunda "alternatif bir çözüm planları olmadığını söyledi.

   Hristofyas, hem kendisinin hem de Cumhurbaşkanı Talat'ın kapsamlı müzakereler başlamasa bile teknik komiteler ile çalışma gruplarının çalışmalarını sürdürmesi görüşünde olduklarını kaydetti.

   Görüşmelerin 30 yıldan bu yana iki devlet başkanı arasında değil, iki lider arasında yapıldığını; çünkü Kıbrıs'ta iki devlet bulunmadığını savunan Hristofyas, "Kıbrıs Cumhuriyeti vardır. İki toplum arasında 1960'dan beri bir ortaklık vardır ve bu ortaklığı yenilemek, modernize etmek istiyoruz" dedi.

     

"Kıbrıs sorunuyla ilgili ilk

120 günün bilânçosu olumlu"

 

   Hristofyas, "Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak cumhurbaşkanlığımızın ilk yüz yirmi gününün bilânçosunu olumlu olarak değerlendiriyoruz. Durağanlığın sona erdirilmesi, var olan hareketlilik, çalışma grupları ve teknik komiteler düzeyinde iki toplum arasında süren diyalog ve doğrudan müzakerelerin başlaması perspektifi, uluslararası faktörün ilgisi, uluslararası alanda Kıbrıs Rum tarafı aleyhine var olan olumsuz havanın ortadan kalkması bu olumlu bilânçonun emareleridir" diye konuştu.

   Dimitris Hristofyas şöyle devam etti:

  "Bu olumlu bilânço ne bizde bir rehavet, ne de çözüm uğraşılarımızda bir gevşeklik yaratıyor. Kıbrıs sorunun çözümü çok zor ve karmaşık olmaya devam ediyor ve Türkiye'deki hâkim olan durum nedeniyle de daha da zorlaşıyor. Çok arzuladığımız çözüm gününe ulaşmak için önümüzde aşmamız gereken çok engel var. Nitekim Kıbrıs sorununu sihirle çözecek sihirli değneğe sahip olmadığımızı daha başından vurguladığımızı hatırlatmak istiyorum. Zorlukların altını çizmiştik ve aynı zamanda her şeyin bize bağlı olmadığını da belirtmiştik. Çözümün Kıbrıslılar için Kıbrıslılar tarafından bulunacağının BM ve genelde bütün ilgililer tarafından kabul görmesi olumludur, ancak bu Türkiye'yi sorumluluklarından arındırmamaktadır."

 

"İç cephede birlik ve uzlaşı var"

  

  "Mücadelemizin başarısı için önemli unsur iç cephede birlik ve uzlaşının var olmasıdır" diyen Hristofyas, Rum başkanlığının çözüm uğraşılarında siyasi güçlerin desteğine sahip olmasının önemli olduğunu ifade ederek, "gelişmelere ilişkin olarak farklı siyasi güçlerin ifade ettiği bazı görüş ve çekincelerden bağımsız olarak Cumhurbaşkanı'nın bu desteğe sahip olduğuna inanıyorum. Ulusal Konsey'in geçen hafta oy birliği ile yaptığı açıklama bunun bir göstergesidir. Bu destek için teşekkür etmek istiyorum ve programımdaki tezler ve açıklamalar temelinde Kıbrıs sorununun çözümü için aynı bağlılık ve tutarlılıkla çalışmaya devam edeceğimi tekrarlamak istiyorum" dedi.

 

"Hiç bir detay yıkamaz"

 

   Federasyonu aynı yetkileri olan iki eyaletin oluşturacağını söyleyen Hristofyas, bir gazetecinin "Egemenliğin ve vatandaşlığın tek ve bir olacağını ancak bunların hayata geçirilmesinin görüşülmesi gerektiğini söylediniz. Size göre hangi detaylar bu felsefeyi yıkabilir?" sorusuna karşılık, "Hiçbir detayın bu felsefeyi yıkamayacağı görüşündeyim. Bu felsefenin yıkılmasını kabul de etmeyiz" dedi. Dimitris Hristofyas, şunları söyledi:

   "Sayın Talat'ın da bu felsefenin yıkılmasını talep etmediğine inanmak istiyorum, inanıyorum... Sayın Talat Annan planında var olan; eyaletlerin yetkilerini egemen şekilde kullanmaları görüşünü savunuyor. Ben bunu kabul etmedim, belki Sayın Talat'la görüşme konusu olabilir..."

 

"İkinci bir vatandaşlık olamaz"

 

   Her eyaletin vatandaşlarının sıfatının da görüşme konusu olacağını belirten Hristofyas, bir soru üzerine merkezi federal hükümetin verdiği vatandaşlığın üzerinde ikinci bir vatandaşlığın, Talat'ın da istemediği bir şey olduğunu savundu ve "Bilinsin ki A vatandaş her şeyden önce Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olacak, bu net şekilde anlaşılmalıdır. Eyaletlerin birinde veya diğerinde mi oy kullanacağı, netleştirilmesi gereken bir konudur. Biz, ikinci vatandaşlıktan söz etmeksizin,  çeşitli yöntemler olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla, biz net ve açığız. Sayın Talat'la; mesela, Annan planında var olan ancak bizim kabul etmediğimiz egemenlik kelimesindeki gibi; farklı olabilecek görüşler de var" dedi.

 

"Zemin nettir"

 

   Rum Yönetimi Başkanı, müzakere zeminine ilişkin bir soruya karşılık, "Zeminin net olduğuna inanıyorum, tabii oyalamak ve kelimelerle oynamak istemiyorsak" şeklinde konuştu ve şunları ekledi:

   "Devletin tek bir egemenliği, tek bir uluslararası temsiliyeti olacağı nettir,  elbette iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çerçevesinde. İki toplum; BM'nin ilgili kararlarında ifade edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip olacak. O noktadan itibaren elbette cumhuriyetimiz var, diyalog ediyoruz, her türlü farklı görüşe saygı gösteriyoruz ancak bunun karşılığında görüşüm net ve istikrarlıdır. Daha fazla izaha gerek yoktur."

 

"Müzakereler başladığında da zorluklar..."

 

   "Çalışma grupları çalışmalarını tamamladığında Sayın Talat'la Kıbrıs sorunun çözümünü imzalamaya gidecekleri yönünde izlenim yaratıldığını, ancak durumun böyle olmadığını" belirten Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Doğrudan görüşmeler başladığında da zorluklarla karşılaşacağız. İki toplumun farklı konular üzerinde farklı görüşleri var.  Ancak mesele; çözümün, BM kararlarında belirtildiği şekliyle siyasi eşitliği olan iki bölgeli federasyon olacağına, bu devletin tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan bir devlet olacağına karar vermiş olmamız ve bunun; -başladığı zaman- doğrudan müzakerelerde de bizi yönlendireceğidir. Dolayısıyla, bir miktar ilerleme vardır, çoğu meselede görüş birliği vardır. Farklı görüşler de vardır, ancak nihai değerlendirmeyi 25 Temmuz'da Sayın Talat'la yapacağız. O zaman da Kıbrıs halkının karşısına çıkacak ve doğrudan müzakerelerin nasıl ve neden başlayacağı veya başlamayacağı konusundaki görüşümü açıklayacağım."

 

 "İlkelerden ödün vermeyeceğim"

 

   "Türkiye'deki gelişmeler, Kıbrıslı Türkler arasındaki ve sağ muhalefet partilerinde hâkim olan hoşnutsuzluktan ötürü Mehmet Ali Talat'ın zor bir durumda olduğunun görüldüğü" ileri sürülüp Talat'ın işini kolaylaştırmak için ödün verip vermeyeceği yönündeki bir soruya karşılık Hristofyas, "İlkelerden ödün vererek Talat'ın işini kolaylaştıramayacağını ve bunu çok dostane bir şekilde Talat'a da söylediğini" belirtti.

 

"Sıkı takvimleri kabul edemeyiz"

 

   Hristofyas, "Doğrudan müzakerelerin başlaması için Kıbrıs Rum tarafının herhangi bir koşulu olup olmadığı" yönündeki bir soruya, "Bizim için takvim yoktur. Takvimleri 2004'te denedik ve iki toplum olarak da acı tecrübeler yaşadık. Nihayetinde Kıbrıs sorununu çözmeyi başaramadık. Sayın Talat'a da söylediğim üzere biz, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin başlaması ya da bitmesi konusunda sıkı takvimleri kabul edemeyiz" yanıtını verdi.

 

"Türkiye'deki gelişmeler etkiliyor"

 

   Bir gazetecinin; Türkiye'deki gelişmelerin Kıbrıs'taki duruma etkisi, doğrudan müzakerelerin ne zaman başlayacağı ve en uygun zamanın nasıl belirlenmesi gerektiği ile Cumhurbaşkanı Talat'ın kendisine "doğrudan müzakerelerin başlamasında yaşanan gecikmeye ilişkin anlayış göstereceğine dair söz verip vermediği" şeklindeki sorularına verdiği yanıtta, Hristofyas; "Türkiye'deki gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümü çabalarına doğrudan etkisi olduğunu" savundu.

    "Türkiye'nin çözümün anahtarı olduğunu ve elbette Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediklerini" belirten Hristofyas, "demokratik reformlarını gerçekleştiren, uluslararası hukuka saygılı ve AB ile Kıbrıs Cumhuriyeti gibi AB üyesi ülkeler karşısındaki sorumluluklarını yerine getiren bir Türkiye'den yana olduklarını" söyledi.

 

Siyasi eşitlik konusu

 

   Hristofyas; siyasi eşitlik konusunda şöyle dedi:

   "Hükümet ve hükümet partilerinin yanı sıra siyasi partiler de sorumluluklarını üstlenmelidirler. İki toplumlu, iki kesimli federasyondan bahsederken günün sonunda üniter devletten bahsedemeyiz. Ya üniter devlet olacak ya da federe devlet.

   Her iki toplum, her iki taraf da, bu federasyonun üyesi olacak, bir bölgeyi, bir devletçiği; isterseniz bir eyalet deyin; aynı sorumluluk ve yetkilerle yönetecek. Ancak şunu net bir şekilde söylemek gerekir ki; bu toplumların, eyaletlerin yetkileri ve nitelikleri aracılığıyla ifade edilen siyasi eşitlikleri, bölünme ya da nüfusa, mesela sadece Kıbrıslı Türklere ya da Türkçe konuşanlara ait ülke anlamına gelmez. Elbette göçmenlerin geri dönüş, mülkiyet haklarının sağlanmasını istiyoruz ve bu başarılmalıdır. Aksi halde kumun üzerine inşaat yapar ve doğru koşullara sahip olmayız."

 

"Talat'ın görüşüne katılmıyorum"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın geçen pazar günü "Alithia" gazetesinde yer alan söyleşisinde "Federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağını söylediğinin" hatırlatılması ve Talat'ın bu görüşüne katılıp katılmadığının sorulması üzerine ise, Hristofyas; Cumhurbaşkanı Talat'ın bu görüşüne "elbette katılmadığını" vurguladı ve şunları söyledi:

   "Kıbrıs Cumhuriyeti mevcuttur ve iki toplumun ürünüdür. Asıl konu, iki toplumun, yeniden birlikte olmak için, birleşik bir devletten iki toplumlu, iki kesimli federasyona dönüşecek ve birlikte ortak yöneticileri olacakları Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yeniden nasıl katılacaklarıdır. En baştan söylediğim gibi, müzakere eden iki başkan değildir. Kıbrıslı Rum toplumunun lideri ile Kıbrıslı Türk toplumunun lideri müzakere etmektedir. Bunun ötesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, BM'nin üyesi olan ve bir bölümü Türk işgal askerlerinin kontrolünde olan bir devlettir. Bu durum büyük zorluklar yaratmaktadır. Bunları elbette Sn. Talat ile müzakerelerde görüşeceğiz."

 

21 Mart

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Talat'la 21 Mart'taki görüşmesinin, ilk taahhütlerini yerine getirme yönünde bir başlangıç noktası olduğunu söyledi ve bu görüşmede; öze ilişkin yönleri ve gündelik konuları ele almak üzere çalışma grupları ve teknik komiteler kurulması konusunda anlaştıklarını, Lokmacı kapısının açılmasının bu aşamada gerçekleştiğini anlatarak, Yeşilırmak kapısının açılmasını da yakın bir zamanda başaracaklarına inandığını kaydetti.

   21 Mart görüşmesini; biri 23 Mayıs'ta, diğeri 1 Temmuz'da olmak üzere iki görüşme daha izlediğini söyleyen Hristofyas, "Bu görüşmelerde; müzakerelerin zemininin; tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti olan; BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında ifade edildiği üzere siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olduğu izah edildi. Müzakere zeminin netleştirilmesi, ileriye doğru, 8 Temmuz Anlaşması'nın öngördüğünden daha ileri önemli bir adımdır" dedi.

 

"İlk kez tek egemenlik tek vatandaşlık"

 

   Hristofyas, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

"Vurgulanması gerekir ki; iki liderin ortak açıklamasında ilk kez; tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası vatandaşlıkta uzlaşıldı olarak ifade edildi. Tek başına bu, büyük öneme haizdir. Sayın Talat'la 25 Temmuz'da yapacağım sonraki görüşmede çalışma grupları ve teknik komitelerde alınan sonuçları ve üretilenleri son bir kez gözden geçirdikten sonra doğrudan görüşmelere geçip geçmeyeceğimize karar vereceğiz. Bu noktada vurgulamak isterim ki 21 Mart anlaşmasında var olanlar, iki lider arasındaki karşılıklı anlayışın bir sonucudur. Bu saptamayı; var olan farklı yaklaşımları ve karşılaşılan zorlukları hiç de göz ardı etmeden yapıyorum."

 

Rumların sorumlulukları

 

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs sorununda, EOKA ve Cunta'nın eylemleri dolayısıyla Rumların sorumlulukları olduğunu da söyledi.

KIBRIS 09/07/08

 

Egemenlikteki payımız eşit olacak

"TEK EGEMENLİK RUM EGEMENLİĞİ DİYE ALGILANMAMALI"... Cumhurbaşkanı Talat,  BRT-1'de katıldığı "Reflektör Özel" programında gazetecilerin Kıbrıs konusuna ilişkin sorularını yanıtlarken, tek egemenlik ve tek vatandaşlığın bugüne kadarki tüm çözüm planları ve Birleşmiş Milletler parametrelerine yerleşmiş ilkeler olduğuna işaret ederek, bunun hayata nasıl geçeceğinin tam teşekküllü müzakerelerde görüşüleceğini söyledi. Tek egemenliğin Rum egemenliği olarak algılanmasını anlaşılamaz diye niteleyen Talat, "eşit katkılarla oluşan bir egemenlik nasıl olur da Rum egemenliği olur" diye sordu.

 

L  "GÖRÜŞMELERE DERHAL BAŞLAMAYA HAZIRIM"... Kurulması hedeflenen federal hükümetin Rum hükümeti şeklinde görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, "egemenlikteki payımız eşit olacak" diyen Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler niye başlamıyor sorusunun muhatabının kendisi olmadığı, kendisinin görüşmelere derhal başlamaya hazır olduğunu vurguladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye'nin ilişkilerinin özel olduğuna değinen Talat, "bu durumun egemenliğimizi uygulayamadığımız şeklinde yorumlanması doğru değildir" şeklinde konuştu.

 

 

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kurulması hedeflenen federal hükümetin Rum hükümeti şeklinde görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, "egemenlikteki payımız eşit olacak" dedi.

  Talat, Kıbrıs sorununun önüne hiçbir şeyin geçemeyeceğini vurgulayarak, kendisine çözüm için destek olacak bir hükümetin görevde olmasının önemini vurguladı.

    Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  BRT-1'de katıldığı "Reflektör Özel" programında gazetecilerin Kıbrıs konusuna ilişkin sorularını yanıtladı.

  Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın bugüne kadarki tüm çözüm planları ve Birleşmiş Milletler parametrelerine yerleşmiş ilkeler olduğuna işaret eden Talat, bunun hayata nasıl geçeceğinin tam teşekküllü müzakerelerde görüşüleceğini kaydetti.

  Tek egemenliğin Rum egemenliği olarak algılanmasını anlaşılamaz diye niteleyen Talat, "eşit katkılarla oluşan bir egemenlik nasıl olur da Rum egemenliği olur" diye sordu.

  Geçmişte yürütülen konfederasyon politikalarında iki egemenliğin söz konusu olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, ancak bugün konfederasyon konuşulmadığı için tek egemenliğin tartışılacak bir yanı bile bulunmadığını vurguladı.

  Talat, kurulması hedeflenen federal hükümetin Rum hükümeti şeklinde görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, "egemenlikteki payımız eşit olacak" dedi.

  Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler niye başlamıyor sorusunun muhatabının kendisi olmadığı belirterek, kendisinin görüşmelere derhal başlamaya hazır olduğunu vurguladı.

  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye'nin ilişkilerinin özel olduğuna değinen Talat, "bu durumun egemenliğimizi uygulayamadığımız şeklinde yorumlanması doğru değildir" şeklinde konuştu.

  Cumhuriyetçi Türk Partisi geleneğinden geldiğini ancak bir Cumhurbaşkanı olarak artık tarafsız olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, ülkedeki en önemli konunun Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu söyledi.

  Kıbrıs sorununun önüne hiçbir şeyin geçemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, çözüm isteyen bir örgütün hükümete çek-git derken yerine kimin geleceğini de söylemesi gerektiğini belirtti.

  Çözüm karşıtı bir hükümetin göreve gelmesi halinde Cumhurbaşkanı olarak çözüm müzakerelerini yürütüp yürütemeyeceğini soran Talat, kendisine çözüm için destek olacak bir hükümetin görevde olmasının öneminin altını çizdi.

KIBRIS 09/07/08

Hristofyas-Ban görüşmesiyle ilgili dolaylı doğrulama

Politis gazetesi haberinde, Birleşmiş Milletlerin; Akdeniz Birliği toplantısı vesilesiyle BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 13 Temmuz'da Paris'te bir araya geleceklerine dair gazetenin önceki günkü röportajını resmi olarak doğrulamaktan kaçındığını yazdı. Gazete BM yetkilisinin haberi yalanlamadığını, fakat şunları söylemekle yetindiğini bildirdi ;

   "BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Türk Lideri Mehmet Ali Talat'la geçtiğimiz Mart ayında İslam Konferansı Örgütü çerçevesinde bir görüşme gerçekleştirmesi dolayısıyla, Kıbrıslı başkanla bir görüşme gerçekleştirmesi de mantıklıdır, ihtimal dışı değildir."

   Gazete, Hristofyas'ın önceki gün gerçekleştirdiği basın toplantısında, Rum tarafının söz konusu görüşmenin gerçekleştirilmesi talebinde bulunduğunu dolaylı bir şekilde doğruladığını kaydetti. Hristofyas'ın konuya ilişkin daha fazla ayrıntı vermek istemediğini söylediğini belirten gazete, Hristofyas'ın "bu gibi konularda karşı tarafın da cevabının beklenmesi gerektiğini" söylediğini ifade etti.

   Alithia gazetesi ise konuyla ilgili haberinde, Hristofyas'ın yaptığı açıklamada böyle bir görüşme gerçekleştirilmesi durumunda, zamanı geldiğinde açıklama yapılacağını belirttiğini yazdı.

   "Uluslar arası unsurun temsilcilerinin adaya ardı ardına gerçekleştirdikleri ziyaretlerin ek baskı oluşturup oluşturmadığı" sorusuna karşılık ise Hristofyas, Kıbrıs Rum kesiminin, BM Güvenlik Konseyi üyeleri ve AB'nin olaya karışmalarını istediğini belirtti. Hristofyas "dıştan çözüm empoze edilmesi konusunda 2004 yılında acı bir deneyim yaşadıklarını, hakemlik kabul etmeyeceklerini" bu temsilcilerle görüşmelerinde açıklığa kavuşturduğunu da söyledi.

KIBRIS 10/07/08

Teknik komitelerde görüşülen 10'u aşkın konuda sonuca oldukça yaklaşıldı

Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerine hazırlık amacıyla oluşturulan teknik komitelerde görüşülen 10'u aşkın konuda sonuca oldukça yaklaşıldı.

    Cumhurbaşkanlığı'nın müzakerelerden sorumlu özel temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, dün yeniden bir araya geldi.

    Cumhurbaşkanlığı'nın müzakerelerden sorumlu özel temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun Lefkoşa'da ara bölgedeki Ledra palace Otel'de dün gerçekleştirdikleri görüşmede, teknik komitelerin çalışmalarında gelinen son aşama değerlendirildi.

  Cumhurbaşkanlığının müzakerelerden sorumlu özel temsilcisi Özdil Nami görüşmeyle ilgili BRT'ye yaptığı açıklamada, Yakovu ile 10'u aşkın teknik komitede neticeye son derece yaklaşıldığını tespit ettiklerini söyledi.

   Nami, görüşmede ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 25 Temmuz'da gerçekleştireceği görüşmeyle ilgili ön hazırlıklara da başladıklarını kaydetti.

KIBRIS 11/07/08

 

 

 

Gül: Adada kalıcı ve kapsamlı bir çözüm Kıbrıs Türklerinin de Türkiye'nin de arzusu

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin Adada kalıcı ve kapsamlı bir çözümü arzu ettiklerini belirterek, "Ümit ederiz ki bu gerçekleşir. Gerçekleşse de gerçekleşmese de Türkiye sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin yanında olacaktır" dedi.

Gül, Çankaya Köşkü'nde KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve beraberinde aralarında Kıbrıs Barış Harekatı gazilerinin de bulunduğu heyeti kabul etti.

Gazioğlu, kabulün başlangıcında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta Barış Harekatı öncesi durum, Barış Harekatı ve sonrasında yaşanan süreci anlattı.

Kıbrıs'ta adil bir çözümün şart olduğunu ifade eden Gazioğlu, "Kendi hakkımız olandan fazlasını istemiyoruz. Hakkımız olanı istemek de sonuna kadar kararlıyız" dedi.

Gazioğlu, geçmişte ve bugün Kıbrıs'a maddi ve manevi destek veren anavatan Türkiye'ye teşekkür etti. Tamer Gazioğlu, "KKTC, Rum kesimiyle anlaşmaya varılsın, varılmasın ilelebet yaşayacaktır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Gül de yaptığı konuşmada, Gazioğlu ve beraberindekilerin, Kıbrıs Türk Barış Harekatı'nın 34. yıl dönümü dolayısıyla yaptıkları ziyaret için teşekkür etti ve Kıbrıs'ın ulusal bayramını kutladı.

Kıbrıs Türklerinin topraklarını ve kendilerini korumak için canlarını ortaya koyduğunu belirten Gül, şehitlere Allah'tan rahmet diledi.

Türkiye'nin Kıbrıs Barış Harekatı'nı, tarihi ve ahdi hak ve insani gerekçelere dayanarak gerçekleştirdiğini kaydeden Gül, "Barış Harekatı ile Kıbrıs Türk halkının yıllardır çektiği acılara son verildi. Bu acılar bir daha asla tekrar etmeyecektir. Bunu bütün dünyanın bilmesi gerekir" dedi.

Gül, KKTC makamlarının Kıbrıs'ta kalıcı barışın sağlanması için ellerinden geleni yaptığını ifade ederek, 2004 yılındaki referandumda kimin çözümden yana olduğunu, kimin olmadığını Kıbrıs Türkünün ispatladığını söyledi.

Kıbrıs'ta iki ayrı demokrasi olduğunun altını çizen Gül, KKTC demokrasisinin giderek derinleştiğini, ekonomisinin de güçlendiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin kalıcı ve kapsamlı bir çözümü arzu ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Ümit ederiz ki bu gerçekleşir. Ama gerçekleşse de gerçekleşmese de Türkiye sonuna kadar Kıbrıs Türklerinin yanında olacaktır. Ekonomik olarak, siyasi olarak, güvenlik açısından garantiler geçerlidir. Dolayısıyla sonuna kadar ana vatan, Kıbrıs Türklerinin, kardeşlerinin yanında olacak. Kıbrıs Türkleri, barış ve huzur içinde yaşamak, egemenliklerini ve özgürlüklerini korumak istiyor. Bu da en tabi haklarıdır. Dünyanın bu gerçeği göreceğine inanıyorum. Dünyanın Kıbrıs Türklerinin ne kadar çok barıştan, çözümden yana olduğunu da bir gün anlayacağına inanıyorum. Adadaki gerçekleri dikkate almadan çözüm mümkün değil. Onun için herkesin adil bir biçimde hakça hareket etmesi gerekir. Tüm dünyanın da bu şekilde yaklaşması gerekir. Şüphesiz ki verilen sözlerin yerine getirilmesi gerekir. Kıbrıs Türkleri sözlerini tutmuştur. Onlara söz verenlerin de sözlerini tutması gerekir. Bu sözler tutulsa da tutulmasa da Türkiye her zaman Kıbrıs Türklerinin yanında olacaktır."

KIBRIS 12/07/08

Başbakan Erdoğan, KKTC'ye geliyor

Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine katılmak üzere KKTC'ye gelmesi bekleniyor.

   Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, 19 Temmuz günü KKTC'ye gelmesi beklenen Başbakan Erdoğan'ın ziyaretinin kısa olacağı öğrenildi.

   Geçtiğimiz günlerde KKTC'de yayına yeni başlayan bir televizyon kanalındaki programa katılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 20 Temmuz törenlerine katılmak üzere KKTC'yi ziyaret etmesinin kendilerine güç vereceğini ayrıca bu ziyaretle Türkiye'nin desteğini bir kez daha yanlarında hissedeceklerini açıklamıştı.

KIBRIS 11/07/08

Talat, Berlin'de Ban'la görüşecek

GÖRÜŞME 15 TEMMUZ'DA... Talat-Ban görüşmesi, Cumhurbaşkanı Talat'ın talebiyle, Moon'un daveti üzerine gerçekleştirilecek. Kıbrıs konusundaki son gelişmelerin değerlendirileceği görüşme, 15 Temmuz Salı günü saat 14.00'te yapılacak

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Berlin'de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşecek.

   Görüşme Cumhurbaşkanı Talat'ın talebiyle, Moon'un daveti üzerine gerçekleştirilecek.

   Kıbrıs konusundaki son gelişmelerin değerlendirileceği görüşme, 15 Temmuz Salı günü saat 14.00'te yapılacak.

   Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'dan alınan bilgiye göre, Talat, 15 Temmuz Salı sabahı Berlin'e gidecek ve aynı gün akşam saatlerinde yurda dönecek 

KIBRIS 11/07/08

Roth KKTC’ye gitmeyecek

Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth, Barış Harekatı’nın yıldönümü kutlamalarına katılmak amacıyla KKTC’ye gitmeyeceğini bildirdi.

AA

Güncelleme: 17:30 TSİ 10 Temmuz 2008 Perşembe

BERLİN - Yeşiller Partisi’nin sözcüsü bu konuda yaptığı açıklamada, Claudia Roth’un hiç bir zaman Kuzey Kıbrıs’a gitme niyetinin olmadığını belirterek, Yeşiller Partisi eş başkanının KKTC’ye gideceği haberlerini yalanladı.

Yeşiller üyesi olan Hamburg eyaleti meclisi başkan vekili Nebahat Güçlü de , parti lideri olarak Roth’un KKTC’ye gitmeyecek olması nedeniyle, kendisinin de Barış Harekatı’nın yıldönümü kutlamalarına katılamayacağını ifade etti.

Hrisostomos: Sınır kapıları kapatılsın

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, Kıbrıs’ta iki halk arasında yakınlaşma ve güven artırma amacıyla açılan sınır kapılarının kapatılmasını önerdi.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:28 TSİ 11 Temmuz 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Atina Üniversitesi’nde konuşan Başpiskopos 2. Hrisostomos, geçiş noktalarına Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına hizmet ettiği için karşı olduğunu öne sürdü. Rum Başpiskoposu, “Türkiye kökenlilerin, Güney kesimine girişleri engellenemiyorsa; en iyi yol sınırları kapatmaktır.” dedi.

Hrisostomos; sosyal görüşmeler ve yemeklerle Talat’ın Kıbrıs sorununu çözecek ılımlı lider efsanesine dönüştürüldüğünü belirterek, Rum yönetiminin acı sonuçlar doğuracak bir yolda tutsak olduğunu iddia etti.

Türk tarafına baskı yapmak için, AB üyeliğinden yeterince yararlanılamadığını da iddia eden Başpiskopos, çözüm için Türk ve Rum kurucu devletlerden söz edildiğini, bunun kabul edilemeyeceğini söyledi.

RUM YÖNETİMİ İKTİDARINDAN TEPKİ GELDİ
Başpiskopos Hrisostomos’un ‘sınırlar kapatılsın’ önerisine, Rum iktidar ve ana muhalefet partilerinden sert tepki geldi. İktidardaki AKEL partisinden yapılan açıklamada, Hrisostomos’un federal çözümü kabullenemediği için her şeyi kötü göstermeye çalıştığı belirtildi. Açıklamada Başpiskoposun, Rum lider Hristofyas’ı destekleyen kendi halkıyla ters düştüğü de ifade edildi.

Rum anamuhalefet partisi DİSİ Genel Başkanı tarafından yapılan açıklamada ise, “Hrisostomos siyasetten ne kadar uzak durursa saygınlığını o kadar koruyabilir.” denildi.

Hrisostomos bu açıklamalara, ‘her vatandaş gibi kilisenin söz hakkı olduğunu, hatta kilisenin Kıbrıs sorununda vatandaşlardan daha çok görüş belirtme hakkı olduğunu’ söyleyerek cevap verdi.

 

Belçika: Kıbrıs’taki durumun sebebi Türkiye

Belçika senatosu, Kıbrıs’la ilgili bir tasarıyı kabul etti. Kararda, çözümsüzlüğün sorumlusu olarak Türkiye gösteriliyor.

Güldener Sonumut

NTV-MSNBC

Güncelleme: 19:57 TSİ 13 Temmuz 2008 Pazar

 

BRÜKSEL - Liberal Demokrat Senatör Phillipe Monfils tarafindan kaleme alıan kararın gerekçe bölümünde, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiği” ifadesi yer alıyor ve Türkiye’nin çözüm sürecinin mutlaka dışında tutulması gerektiği belirtiliyor. Kararda, sorunun bugüne kadar çözülememesinden de Türkiye ve Türk tarafının yaklaşımı sorumlu tutuluyor.

Kararda ayrıca sürece müdahil olan üçüncü ülkelere de yaptırım uygulanması öneriliyor ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tamamında tek yasal egemen devlet olduğu öne sürülüyor.

Tarafların çözüm arayışlarını uzlaşı, güven ve barış havası içinde sağlaması gerektiği vurgulayan kararda birleşme çağrısı yapılıyor.

Belçika Parlamentou’nun oy çokluğu ile kabul ettiği kararda, Rumların Annan Planı’nı reddetmelerinin, “Kıbrıs sorununun çözümünü reddetmeleri şeklinde yorumlanamayacağı”, bu tavrın gerekçelerinin anlaşılabileceği ifade ediliyor.

Hristofyas: Çözüm için söz bu sefer Kıbrıslılarda

Rum lider Hristofyas, “Kıbrıs sorununun çözüm prosedürü bu sefer Kıbrıslılara bırakılıyor. BM’nin rolü nasıl yardımcılık olacak ise Genel Sekreterin yeni Özel Danışmanı Aleksander Downer’in rolü de aynı şekilde yardımcılık olacak” dedi.

AA

Güncelleme: 22:21 TSİ 13 Temmuz 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Paris’e hareket etmeden önce BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanlığı görevine Aleksander Downer’i atamasını yorumladı. Hristofyas, “Genel Sekreter Sayın Downer’i tercih etti. Herkes faaliyetleri ve üretkenliğiyle değerlendirilecek” dedi.

Hristofyas, gerek BM’nin gerekse temsilcilerinin Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları temelinde bu çabada çok önemli ve olumlu rol oynayabileceklerini ifade etti.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, bir soru üzerine teknik komite ve çalışma gruplarında ne kadar ilerleme olduğu konusunda, birlikte veya tek başıma değerlendirme yapmakta acele etmediğini belirtti. Hristofyas, 25 Temmuz’da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşmede görüşlerini ifade edeceğini söyledi.

FEDERASYON MU YOKSA BAŞKA BİRŞEY Mİ?..
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’un, Kıbrıs sorununda izlenen prosedüre ilişkin açıklaması ile Rum yönetimi ve Yunanistan’a yönelik eleştirileri hakkındaki görüşü de sorulan Hristofyas, şunları söyledi:

“Başpiskopos’un saldırılarını yorumlamak istemiyorum. Şunu söylemek isterim; Hükümetler yetkiyi halktan alırlar. Seçimler kısa süre önce yapıldı. ‘Kıbrıs’ halkının gösterdiği güvene bir kez daha teşekkür etmek ve temin etmek isterim ki, ilkeleri savunuyoruz, aynı zamanda biz ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Kıbrıs Rum tarafının iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüne ilişkin taahhüdünü yerine getireceğiz. Elbette mesele, federasyon mu yoksa başka bir şey midir? Bana göre başka şey, taksimin, iki devletin sağlamlaşmasıdır. Dolayısıyla biz federasyonu tercih ediyoruz.”

 

Christofias tight-lipped over Downer’s appointment
By Alexia Saoulli

UN Secretary-general special adviser on the Cyprus problem, Alexander Downer, has an auxiliary role to play in the Cyprus issue, President Demetris Christofias said yesterday.

Commenting on Downer’s appointment, which was announced on Friday, at Larnaca airport before his departure for Paris where he will participate at the EU summit for the Mediterranean, Christofias said that the former Australian Minister of Foreign Affairs would be judged by his actions.

He said Secretary-general Ban Ki-Moon’s intentions were well known, and added that each and every one “will be judged by his action and his productivity”.

Furthermore Christofias expressed the belief that the UN and its officials could play a positive role in the joint efforts towards a Cyprus settlement based on the Security Council resolutions.

The president added that the Greek Cypriot side would evaluate the progress or work being done by the technical committees and working groups ahead of his July 25 meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. During the meeting he would express the Greek Cypriot side’s estimation and opinion on the matter, he added.

This month’s meeting is the fourth since Christofias’ election in February. It is a review of the progress achieved at discussions between Greek Cypriot and Turkish Cypriot experts on various aspects of the Cyprus question, including territory, governance, the economy and property. The leaders will decide whether direct negotiations between them can begin.

CYPRUS MAIL 13/07/08

Tremors of Turkey’s scandal will be felt in Cyprus
By Simon Bahceli

TOMORROW’S announcement on how Turkish state prosecutors plan to proceed with indictments against a clandestine group that allegedly sought to overthrow Turkey’s Justice and Development Party (AKP) government will have major implications for Cyprus.

Not only did the group – known in the media as Ergenekon – allegedly plan to topple the government, it also plotted to intervene in Cyprus to prevent the possible implementation of the UN’s Annan plan for the reunification of the island.

Investigations into the ultra-nationalist Ergenekon group have been ongoing since police raided a house in Istanbul in June last year and found a collection of arms and explosives, along with computer documents outlining plans to overthrow the government. Since then, tens of people have been arrested, including retired military generals, journalists, university lecturers, businessmen and economists.

Forty-eight of them are currently being held in jail, and face possible charges of plotting bomb attacks, assassinations and clandestine media campaigns aimed at triggering a military coup. Their alleged plans include a plot to kill Nobel Prize winning Turkish author Orhan Pamuk and a bomb attack in Istanbul’s Taksim Square. It has also been suggested that the group might be linked to the murder of Armenian journalist Hrant Dink in 2007.

But what makes the ongoing Ergenekon saga interesting for Cypriots is the allegation that the group was plotting to “intervene” to prevent the UN’s Annan plan going to referendum in the north of the island by sparking a military takeover. And what makes the story yet more significant for Cypriots is the allegation, made by a number of journalists in Turkey, that former Turkish Cypriot leader Rauf Denktash was to be the one who would give instructions on when and how the takeover was to be carried out. These allegations are based on extracts from the diary of retired Navy General Ozden Ornek, which apparently stated that he and two other retired generals had received “secret messages” from Denktash in February 2004, and that the “theory and practice” of what the generals were to carry out was to be “as directed by Denktash”.

Denktash has not responded to these allegations, despite the banner headline of one Turkish Cypriot newspaper on June 5 gleefully implying that Denktash could himself face arrest in the near future. The former leader also refused an interview with this paper, and has limited his public comments on the subject to saying that he is “saddened” by the arrests of those “who would give their all for their country”.

As a result, debate - albeit hushed - continues in the north over Denktash’s possible links with the currently imprisoned alleged plotters. Head of the Cyprus Policy Centre at Famagusta’s Eastern Mediterranean (EMU) Dr Ahmet Sozen says that although Denktash’s links with the nationalist movement in Turkey are “known to be close” he believes Denktash to be “intelligent enough not to associate himself with people engaged in illegal activities”.

Similarly, Turkish Cypriot journalist Basaran Duzgun wrote on July 5 that he did not believe Denktash would face arrest if he travelled to Turkey and went further by saying that the fact the Turkish Cypriots got through the referendum without untoward incident was partly down to Denktash’s handling of it. “Denktash’s referendum record is clean,” Basaran insists, although what he says could be perceived as implying that Denktash simply did not think it necessary to instigate a coup. Indeed, by the last round of negotiations on the Annan plan in February 2004, it had become fairy certain the Greek Cypriots were going to reject the plan.

But not everyone agrees that the former hands are entirely clean. One Turkish Cypriot political analyst who asked not to be named said, “I don’t have any doubts of his [Denktash’s] involvement. Most of the people who have been arrested are his friends.” He went to say that Denktash had an “ideological identification” with the Ergenekon group and believed, like the group, in pan Turkism, a romantic notion whereby all Turkish-speaking and ethnically Turkish peoples unite to form a greater Turkish nation. The analyst also believes that Denktash, who he says sought the toppling of the Turkish government because of its stance on the Cyrus problem, could face arrest in Turkey “if the government wishes to do so”.

“It is after all a crime to encourage a coup against a democratically elected government,” the analyst concluded.

Another analyst, who also preferred not to be named, said Denktash’s involvement in the Ergenekon group “almost goes without saying”, but added that arrest was unlikely because he was “simply too popular in Turkey”, and that this might provide public sympathy for the group.

Whether Denktash faces arrest, or whether he will be called to give evidence in court, remains to be seen. What is clear is that the Ergenekon scandal will rock Turkey to its foundations, and that major tremors will be felt across Cyprus.

CYPRUS MAIL 13/07/08

Obama’nın ‘soykırım’ ısrarı

ABD’de Demokrat başkan adayı Barack Obama’nın sorularını yanıtlayan Erivan Büyükelçisi adayı Marie Yovanovitch, Obama’nın ısrarına karşın, 1915 olayları için ‘soykırım’ sözünü kullanmadı.

Ümit Enginsoy

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:11 TSİ 14 Temmuz 2008 Pazartesi

 

WASHINGTON - Ermeni tezlerini savunan Demokrat Başkan adayı Senatör Barack Obama’nın, 1915 olaylarına ilişkin sorduğu sorular, Amerika’nın Erıvan büyükelçisi adayı Marie Yovanovitch tarafından yazılı olarak yanıtlandı. Yovanovitch, Obama’nın ısrarlı sorularına karşın, 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendirmeye yanaşmadı.

 

Obama’nın 301. maddedeki değişiklikle ilgili sorusunu da yanıtlayan Yovanovitch, Amerika’nın aslında bu maddenin kaldırılmasını tercih ettiğini söyledi. Ancak Yovanovitch, 301. maddede gidilen değişiklikle dava açma yetkisinin Adalet Bakanı’na verilmesiyle birlikte de, dava sayısında önemli azalma meydana gelmesinin beklendiğini belirtti.

Halen Senato’daki onay süreci devam eden Yovanovitch’in, “soykırım” sözünü kullanmadığı daha önceki açıklamaları ve Obama’nın sorularına verdiği yanıtlar, Ermeniler’i tatmin etmedi.

Ermeni yanlısı senatörler, bu ortamda Yovanovitch’ın Erivan büyükelçiliği görevini engelleme veya engellememe kararını verecek.

 

 

Hristofyas: BM güvence verdi, yeni plan yok

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM’nin Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir plan sunmayacağı konusunda Genel Sekreteri Ban Ki-mun’dan “güvence aldığını” söyledi

AA

Güncelleme: 17:00 TSİ 14 Temmuz 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum basınında çıkan haberlere göre, Dimitris Hristofyas, Ban’la dün Paris’te görüştükten sonra yaptığı açıklamada, görüşmesi sırasında Ban’ın kendisinden, “doğrudan müzakerelerin bir an önce başlamasını talep ettiğini” bildirdi. Görüşmede Ban, “Kıbrıs’taki liderlerin, BM’den yeni bir plan ya da öneriler beklememesi gerektiğini” belirtti.

 

Hristofyas, “Doğrudan müzakerelere ne zaman ve nasıl başlayacağımızı, Kıbrıs’a geri döndüğümüzde, çalışma gruplarının işlerini ele alacağımız değerlendirmeden sonra göreceğiz” diye konuştu ve Ban ile Eylül ayında, BM Genel Kurul toplantısı çerçevesinde bir kez daha bir araya geleceğini kaydetti.

Rum lideri, dünkü görüşmede, “sürecin sahibinin Kıbrıslılar olduğunu, BM’nin süreci kolaylaştıracak koşulları sağlayacak tarafsız ve tutarlı bir rol üstleneceğini ve hakemlik yapmayacağını kesinleştirdiklerini” de ifade etti.

Görüşmede Hristofyas’ın Ban’a, “Türkiye’deki siyasi gelişmelerin Kıbrıs sorununa yapması olası etkilerinden duyduğu endişeyi” dile getirdiği belirtildi.

 

Talat yarın BM Genel Sekreteri ile görüşecek

14 Temmuz, 2008 19:36:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yarın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki-mun ile görüşecek. Görüşmede Kıbrıs konusunda gelinen aşama değerlendirilecek.

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da dün Paris'te Ban ki-mun ile bir araya gelmişti.
 
Hristofyas, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada müzakere kararının Kıbrıslılara ait olduğunun ve Birleşmiş Milletler'in yalnızca destek rolü oynayacağının teyit edildiğini belitrmişti.
 
Talat ve Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin nasıl ve ne zaman başlayacağını 25 Temmuz'da yapacakları görüşmede ele alacak.

 

 

Başbakan'dan "kabine değişikliğine" yeşil ışık

"KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ GEREKİRSE, BUNU DA UYGULAYACAĞIZ"... Başbakan Ferdi Sabit Soyer: "Burada revizyon şahıs üstüne değildir. Elbette bu da her işin içinde olacak. Ama bu gelinen aşamada ben başbakan ve parti başkanı olarak önce partimde, bu geldiğimiz sıkışık durumu ve Kıbrıs sorunu gibi önemli bir tarihsel misyonda yürüyeceğimiz yolda hangi programı uygulayacağız bunu tartışmak istiyorum ki bunu tartışacağız bu sürecin içerisinde. Aynı dönemde toplumda da tartışacağız bunu, tüm sivil toplum kesimleriyle. Partimde yapacağım tartışmanın sonucunda çıkacak olan program neticesinde, eğer kabine değişimi, eğer başka değişimler de gündemdeyse, bunu da uygulayacağız. Bu bir bütündür. Yani şahıs değiştirerek tek başına imaj değiştiremezsiniz. Gerçekleri açıklıkla paylaşarak, çıkış yolu da arayarak bu konuda güveni de artıracak düzenlemelerle yola gidebilirsiniz ancak. Onun için biz bu yolu tutacağız. Zor bir yol ama biz o yolu tutacağız"

"VERGİLERİ DÜŞÜRDÜK, GELİRLERİ ARTIRDIK"... "2003'te toplam devlet geliri 645 milyon YTL idi. 2007'de bu rakam 1 milyar 628 milyon YTL olmuştur. Yani devlet gelirleri yüzde 152 artmıştır. Burada akla şu soru gelir. 2003'te 645 milyon YTL'lik devlet gelirini 1 milyar 628 milyon YTL'ye yükselttiğimiz zaman, demek ki o zaman vergileri artırdık... Halbuki durum, hiç de öyle değildir... 2003'te kurumlar vergisi yüzde 15 idi, biz bunu yüzde 10'a düşürdük. Yani kurumlar vergisini yüzde 10'a düşürmemize karşın, yüzde 716'lık bir gelir artışı elde etti devlet. Bunun ana mantığı nedir? Ülkemizde yüksek vergiden düşük vergiye geçerek devletin vergi toplama kapasitesi artmıştır; kayıt altına alma sürecinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır... Mesela 2003'te fon gelirleri 147 milyon YTL idi. 2007'de fon gelirleri 263 milyon YTL oldu. Yani fon gelirleri yüzde 78 arttı. Devlet olarak biz örneğin pek çok fonu iptal ettik. Rıhtım harcını arabalar hariç diğer bütün emtiaların üstünde bulunan GKK fonunu, diğer pek çok fonu iptal ederek ve düşürerek bu siyaseti izleyerek bu sonuca ulaştık"

"DIŞTAN ENFLASYON İTHAL EDİYORUZ"... "Bizi yalnız yapısal sorunlar değil, dünyadaki gelişmeler de etkilemektedir. Kuraklığın bize dönük etkisi vardır. Tarım bütçemiz, 70 trilyon dolayındaydı. Kuraklık felaketiyle bizim en az 60 trilyon daha desteğe ihtiyacımız vardır. Dünyada gıda ürünlerinde müthiş bir artış vardır. Pirincin, yağın, şekerin, tuzun, buğdayın, arpanın fiyatını biz belirlemiyoruz artık. Dünyadaki fiyatlar belirlemektedir. Bu da bize bir enflasyon baskısı getirmektedir. Dıştan ithal edilmektedir. Ama bunun fiyatını artıran biz değiliz. Örneğin elektrikte 227 dolar tonu almıştık biz fuel-oili geçen yıl şubat ayında. En son posta 535 dolar tonudur ve toplam olarak da şimdi 700 dolara tırmanmıştır fuel-oilin tonu. Siz 250 gram fuel-oil yakmak zorundasınız 1 kilovat enerji üretebilmeniz için. Bizim toplam 300-350 bin ton dolayında fuel-oile ihtiyacımız var yıllık. Dolayısıyla buna biz şimdi bu fiyatlarla 150 ile 170 milyon dolar arasında bir para ödememiz lazımdır. Bu ülke ekonomisinden çıkacak bir paradır"

Dilek ÇETEREİSİ

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyada baş gösteren ekonomik krizle birlikte zor günler yaşamakta olan ülke ekonomisinin fotoğrafını rakamlarla ortaya koydu ve bir soru üzerine ilk kez kabinede yapılacak bir revizyonun da çıkış yolu olabileceğini söyledi.

Başbakan Soyer, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, ilk kez kabine değişikliği hakkında konuştu ve bu konuyu önce partisinde tartışmak istediğini anlattı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Partimde yapacağım tartışmanın sonucunda çıkacak program neticesinde, eğer kabine değişikliği, eğer başka değişimler de gündemdeyse bunu da uygulayacağız" dedi. Ancak Soyer, kabinede sadece şahıs değiştirmekle imaj değiştirmenin mümkün olmadığının bilincinde olduklarına işaret ederek, bütünlüklü bir programla ortaya çıkmak istediklerinin mesajını verdi.

KIBRIS, Başbakan Soyer'le, yaşanan ekonomik sıkıntıları konuştu. Soyer, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) iktidara geldiği 2003 yılından itibaren devlet gelirleriyle giderlerini, devraldıkları kötü mirası rakamlarla ortaya koydu.

Bu dönemde devlet gelirlerinde yaşanan büyük artışa ve alınan radikal tedbirlere rağmen bir yandan devletteki yapısal bozukluklar, diğer yandan da dünyada yaşanan büyük ekonomik kriz yüzünden satın alınan enflasyonist baskıdan dolayı ülke ekonomisinin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini vurgulayan Başbakan Soyer, bundan çıkış için her kesimin görüş ve önerilerine açık olduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, toplumda fırtınalar estiren eşel-mobil konusunda geri adım atmalarının söz konusu olmadığının da altını çizerek, meclisin tatilde olacağı süreç içerisinde konuyu enine boyuna tartıştırmak ve öneriler almak istediğini kaydetti.

Soyer, yaz tatilinin ardından eşel-mobil tasarılarının yeniden gündeme geleceğini söyledi.

Sadece şahıs değiştirerek imaj değiştiremezsiniz

Başbakan Soyer, ülke ekonomisiyle ilgili oldukça geniş röportajımızın son bölümünde, "Ekonominin böylesine sıkıntılı olduğu bir dönemde, birtakım çevreler, kabinede yapılacak değişikliğin veya erken bir seçimin topluma sunulabilecek yeni bir açılım adına bir çıkış yolu olabileceği görüşünü seslendiriyor. Sizce bu öneriler bir alternatif olur mu?" sorusunu da yanıtladı.

Soyer bu soruya şu karşılığı verdi:

"Ben kendimi konsantre ediyorum tüm bu ekonomik sorunları aşmaya, hem de kesintisiz olarak eylülde başlayacak görüşme sürecinin ilerlemesine. Eğer çözümü bir kısım insanlar artık önemsemiyorsa o onların sorunudur ama benim sorunum değildir. Dolayısıyla çözüm sürecinin içerisinde biz çok dikkatli olmak zorundayız.

Bir yandan biraz evvel anlattığım olguları tartışmamız lazım ve bunu uygulayacak revizyonlar da yapmamız lazım yürütmede. Evet, kabinede, her şeyde var bu...".

"Yani kabine değişikliği gündemde demek mi bu?" sözü üzerine de Soyer, şunları kaydetti:

"Ben bunu söz gelimi olarak söyledim. Burada revizyon şahıs üstüne değildir. Elbette bu da her işin içinde olacak. Ama bu gelinen aşamada ben başbakan ve parti başkanı olarak önce partimde, bu geldiğimiz sıkışık durumu ve Kıbrıs sorunu gibi önemli bir tarihsel misyonda yürüyeceğimiz yolda hangi programı uygulayacağız bu sıkışıklığı aşabilmek için bunu tartışmak istiyorum ki bunu tartışacağız bu sürecin içerisinde. Aynı dönemde toplumda da tartışacağız bunu, tüm sivil toplum kesimleriyle. Partimde yapacağım tartışmanın sonucunda çıkacak olan program neticesinde, eğer kabine değişimi, eğer başka değişimler de gündemdeyse, bunu da uygulayacağız. Bu bir bütündür.

Yani şahıs değiştirerek tek başına imaj değiştiremezsiniz. Gerçekleri açıklıkla paylaşarak, çıkış yolu da arayarak bu konuda güveni de artıracak düzenlemelerle yola gidebilirsiniz ancak.

Onun için biz bu yolu tutacağız. Zor bir yol ama biz o yolu tutacağız. Kolaycılık her zaman bizi sıkıntıya götürür".

... Ve röportaj başlıyor...

Başbakan Soyer, röportajın başında "Ülke ekonomisi ve devlet hazinesinin iyi durumda olmadığını görüyoruz. Hele hele de hükümetlerin eşel-mobil gibi bir olayı, ki binlerce çalışan ile emekliyi ilgilendiriyor, ellemeye cesaret edemediği bir olayın üzerine cesurca gittiğiniz görülüyor. Gerçekten ülke ekonomisi ve maliyesi bu kadar kötü mü? Bize bunun tablosunu ortaya koyar mısınız?" sorusuna, oldukça geniş rakamsal verilerle yanıt verdi.

Soyer'in çizdiği tablo şöyle:

"KKTC ekonomisi ve bütçesinin verilerini incelediğimizde, hem gelişmeleri, hem sıkıntıları objektif olarak görmek mümkündür. Bu gelişmelerin içerisinde en temel nokta şöyle özetlenebilir.

Örneğin ekonomimizde bizim GSMH'miz 2003 yılında 975 milyon dolardı. 2007 itibarıyla GSMH 3.5 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Bu oldukça önemli ekonomik bir büyümedir ülkemizde.

Bir rakam vermek isterim, örneğin KKTC'de, 2003'te 75 bin civarında elektrik sayacı vardı. Şimdi bu rakam 170 bin civarındadır. Bu neyi gösterir? Bina, altyapı, konut, işyeri toplamında KKTC'ye 4 yıl içerisinde bir o kadar daha bir KKTC ilave olmuş demektir.

Bu yapının yanı sıra çok önemli başka bir rakam daha var.

2003 yılında Sosyal Sigortalar'a 22 bin civarında kendi nam ve hesabına prim yatıran işyeri vardı. Bu rakam günümüz koşullarında 29 bine yaklaşmıştır. Yani bir hayli işyeri de aynı zamanda açılmıştır. Bu işyerlerinin büyük bir çoğunluğu hizmet sektörü ve imalat çerçevesinde olan işyerleridir.

Dolayısıyla bu gelişme, pozitif bir gelişmedir. Bir bakarsanız ithalatımız 2003'te toplam olarak 600 milyon dolar dolayındaydı, bu ithalat 2007'de 1 milyar 400 milyon dolara çıkmıştır.

Aynı dönem itibarıyla ihracatımız 50 milyon dolardan 81 milyon dolara çıkmıştır. Dolayısıyla ihracatın ithalatı karşılama oranı birbirini tutmamaktadır.

Cari açık var...

Yanıt: Cari açığımız var. Ancak bu cari açığı kapatan çok önemli faktörler var. Bunlardan bir tanesi üniversiteler sektörüdür. Aşağı yukarı 155 milyon dolar olan üniversiteler sektörünün 2003'teki ülke ekonomimize katkısı, 375 milyon dolara çıkmıştır.

175 milyon dolarlık turizm gelirimiz 378 milyon dolara çıkmıştır. O dönemler içerisinde 20-30 milyon dolar olan dış sermaye katkısı, toplam olarak 175 milyon dolarlara yaklaşan bir trendi izlemiştir.

Yine sınır kapılarının açılmasının yarattığı etkiyle ülke ekonomimize bir girdi oluşmuştur. Böylece ödemeler dengemizdeki ithalat- ihracat arasındaki farkı, hizmetler sektörü, yabancı sermaye girdisinin toplam üretkenliğinin yarattığı etki ile önemli bir kapatma noktasına girmiştir. Bunlar pozitif yanlarımızdır bizim.

Aynı dönem içerisinde bankalarda olan mevduatlar 1.5 milyar dolardı, bu 5 milyar dolara çıkmıştır. Dolayısıyla üretimin yarattığı değerden ve tüketimden artan çok önemli bir de tasarrufumuz oluşmuştur. Bir baktığımız zaman aynı dönem itibarıyla bankalarda mevduatın kredi kullanma oranı yüzde 50'lerden yüzde 70'e çıkmıştır ortalaması. Bu bazı bankalarımızda yüzde 76, 80, 85 nisbetine çıkmıştır.

Yani üretkenliğin ihtiyacı olan para plasasında da müthiş bir artış vardır. Bu yapıda son bir örnek daha vermek isterim. Örneğin inşaat sektörümüzün ödemeler dengemize getirdiği artı katkı ise aşağı yukarı 50 milyon dolardan 263 milyon dolara çıkmıştır.

Tüm bunlar ciddi bir şekilde bir pozisyon yaratmıştır. Örneğin kapasite artırımı, yeni üretim çerçevesinde imalat sanayine yapılan yatırımlar toplam olarak yüzde 25 oranında artmıştır. Bu da ekonomideki pozitif gelişmeleri gösteriyor. Ama bu hem yeterli değil, hem de yeni yeni sorunlar çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Yapısal, ciddi sıkıntılar var...

Ekonomideki bu pozitif gelişmeyi bize sınırlayan büyük ölçüde durgunluğa bizi iten faktörlerden bir tanesi, dış enflasyonist gelişmelerin yanı sıra içimizde yaşadığımız yapısal, ciddi bozukluğun bize getirdiği tıkanıklıktır.

Bunu Kıbrıs Türk halkı tartışmalıdır. Çıkış yollarını bulmalıyız".

"Bunu açalım biraz, nedir bu yapısal bozukluklar?" sözü üzerine de Soyer, şöyle konuştu:

"Örneğin KKTC bütçesinin yüzde 47'si transfer kalemlerine gidiyordu 2003'te. Günümüzde bu oran yüzde 40'tır. Yüzde 7 gerileme hükümetimiz döneminde gerçekleşmiştir ama bu bir başarı değildir, bunun altını çiziyorum. Çünkü yüzde 40 çok büyük bir orandır.

Bu transfer giderleri emekli maaşlarına, sosyal güvenlik fonlarına devletin aktardığı kaynaklar ve sübvansiyonları kapsamaktadır. Bunu biraz açarsam, 27 bin devletten çek alan insan vardır. Bu emeklidir, şehit ailesi, malul gazi ve yardıma muhtaç insan sayısıdır. Ama bunların içerisinde en büyük oranı ve payı emekli sayısı oluşturmaktadır.

Bu kamu bütçesi içerisinde önemli bir sorundur. Bunu sizin değiştirmeniz mümkün değildir. Çünkü popülist maksatlarla 30 yaşındaki adamı 30 seneden emekli çıkardınız. Bunu geri döndürmemiz mümkün değildir.

Bunun yanı sıra devletten, sosyal güvenlik fonlarına, bütçeye çok önemli bir kaynak aktarılmaktadır. Bu 60 trilyona ulaşmıştır şu anda. Sosyal Sigortalar'daki bütün gelişmelere rağmen bu sıkıntı vardır.

Örneğin aktif sigortalı sayısı 2003'te 34 bin dolayındaydı, günümüz koşullarında aktif sigortalı sayısı 70 bine ulaşmıştır. Yani eskiden emekli ile aktif sigortalı oranı 1'e 1 iken, bu oran 1'e 3'e yükselmiştir. Çok önemli bir gelişmedir bu. Peki neden Sosyal Sigorta sıkıntıya düşmektedir. Çünkü Sigorta'nın 24 bin emeklisi vardır, 27 bin devlet emeklisinden ayrı. Bu sigorta emeklilerinin önemli bir kısmı, 10 yıl-15 yıl geçmiş dönemlerin aldığı popülist kararlarla prim yatırarak emekliye çıkmıştır. Arada çok büyük bir fark vardır. Bu fark devlet katkısı ile karşılanmaktadır.

İkincisi, Sigortalar'ın giderlerini artıran faktörlerden bir tanesi de prim, asgari ücrete göre düzenlenmektedir bildiğiniz gibi. Ve yıl başındaki prim esas alınmaktadır. Sigorta bütün gelirini buradan elde etmektedir. Ama her iki ayda bir eşel mobil uygulamaktadır Sigorta, emeklilerine. Dolayısıyla bu, önemli bir sıkıntı doğurmaktadır. Bunlar yapısal, ciddi problemlerimizdir.

Bu rakam çok önemlidir. 2003'te toplam devlet geliri 645 milyon YTL idi. 2007'de bu rakam 1 milyar 628 milyon YTL olmuştur. Yani devlet gelirleri yüzde 152 artmıştır. Şimdi burada akla şu soru gelir. 2003'te 645 milyon YTL'lik devlet gelirini 1 milyar 628 milyon YTL'ye yükselttiğimiz zaman, demek ki o zaman vergileri artırdık. Büyük bir vergi yükü getirdik sayılır halka, öyle düşünülür.

Halbuki durum, hiç de öyle değildir. Bu gelirler nasıl artmıştır, bunu da belirtmem gerekir. Örneğin, bu dönem içerisinde kurumlar vergisi 2003'te 16 milyon 900 bin YTL idi. 2007'de kurumlar vergisi 138 milyon 60 bin YTL oldu. Peki bu yüzde 716'lık artış, kurumlar vergisini artırarak sağlanmadı ama.

Vergiler, fonlar düşürüldü ancak...

2003'te kurumlar vergisi yüzde 15 idi, biz bunu yüzde 10'a düşürdük. Yani kurumlar vergisini yüzde 10'a düşürmemize karşın, yüzde 716'lık bir gelir artışı elde etti devlet.

Bunun ana mantığı nedir? 1) ülkemizde yüksek vergiden düşük vergiye geçerek devletin vergi toplama kapasitesi artmış, 2) Kayıt altına alma sürecinde önemli ilerlemeler sağlandı. Bir diğer ciddi örnek şunu vermek isterim. Mesela 2003'te fon gelirleri 147 milyon YTL idi. 2007'de fon gelirleri 263 milyon YTL oldu. Yani fon gelirleri yüzde 78 arttı. Devlet olarak biz örneğin pek çok fonu iptal ettik. Rıhtım harcını arabalar hariç diğer bütün emtiaların üstünde bulunan GKK fonunu, diğer pek çok fonu iptal ederek ve düşürerek bu siyaseti izleyerek bu sonuca ulaştık.

Yine 2003'te gelir vergisi 103 milyon YTL idi. 2007'de gelir vergisi 193 milyon YTL'ye çıktı. Yüzde 85'lik bir artış sağlandı. Ama gelir vergisinde, yüzde 47 idi şahsi gelir vergisi oranı, hem kamu çalışanları, hem işçiler, hem esnaf ve zanaatkar ve hem da tüm insanlar için. Yüzde 47'yi yüzde 37'ye düşürerek bu gelişme sağlanmıştır.

Yani ülke ekonomisinin büyümesi hasebiyle yalnız maaş ve ücretler artırılmamıştır. Aynı zamanda ülke ekonomisinin büyümesinin pozisyonunda vergileri düşürerek, fonları kaldırarak bütün toplum kesimlerinin iş sahiplerinden maaş ve ücretle çalışan insanlara kadar vergi nispetlerinde düşüşler sağlayarak ülke ekonomisinin gelişmesinin hem faydasını, hem de devletin daha fazla gelir toplamasına sebebiyet vermiştir.

Şimdi ülke ekonomisi tamamen kayıt altında mı? Bu konuda yürümemiz gereken daha çok yol var. Ancak burada bir noktaya daha değinmek isterim.

Mesela Katma Değer Vergisi (KDV) 2003'te, 141 milyon YTL idi. 2007'de Katma Değer Vergisi 376 milyon YTL olmuştur. Yani yüzde 165'lik bir büyüme sağlanmıştır. KDV oranlarında hem düşüş sağlayarak, hem de kontrolü artırarak KDV'de yüzde 165'lik bir büyüme sağladık. Bu bir başka işaretin de bir göstergesidir. Bu da ülkemizde, özellikle iç talebin artmasıdır.

İç talep artışının yükselmesinin, insanların alım gücünün artmasının da bir başka göstergesidir bu. Daha fazla tüketme ve daha fazla tüketimin getirdiği artıştır KDV'deki artışın aynı zamanda diğer bir noktası.

Dolayısıyla bütün bunlar bütçemizin yapısıdır.

TC yardımları altyapıya...

Ayrıca bu rakamları da vermem gerekir ki kamuoyu da net olarak bilsin.

Bu sürecin içerisinde toplam olarak bütçemize ve KKTC'ye 2003'te Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) yardımlar toplamına bakarsak burada da belli bir noktayı görmek ve yakalamak mümkündür.

Örneğin TC yardımları 2003'te 432 milyon YTL idi. Bu 432 milyon YTL TC Yardımları çerçevesinde gerçekleşirken, aynı yıl bizim KKTC bütçemizin toplam yerel gelirleri 600 milyon YTL dolaylarında idi. Yani TC yardımlarının bütçemiz içerisindeki oranı yüzde 40 düzeyindeydi. 2007'de TC yardımlarının toplamı, 554 milyon YTL'dir. Bizim toplam yerel gelirlerimiz ise 1 milyar 628 milyon YTL'dir.

Yani TC yardımlarının bütçemiz içerisindeki payı yüzde 25 dolayındadır. Bu yardımların her iki dönem itibarıyla baktığımız zaman TC yardımları iki kaleme ayrılmaktadır.

Birinci kalem, doğrudan doğruya cari bütçe açığı ve cari bütçede kullanılmak için ayrılan paydır. Öteki ise doğrudan doğruya alt yapı yatırımları ve üretken sektörlerin desteklenmesi için ayrılan paydır.

Personel giderleri ciddi sıkıntı...

İşte mesele buradadır. Biz yerel gelirleri, büyük ölçüde artırmış olmamıza ve TC yardımlarının da bu anlayış doğrultusunda önemli bir kısım avantajlarla şekillenmesine karşın, ciddi bir sıkıntı yaşamaktayız. Çünkü bu sıkıntının ana kaynağını oluşturan faktör, personel giderlerindeki artış oluşturmaktadır.

Personel giderlerimiz örneğin 2003'te genel toplamda 567 milyon YTL'dir. Tüm personel giderleri. Emeklilere, sosyal yardım alanlara ve çalışanlara ödediğimiz. Ama 2007 yılında 1 milyar 483 milyon YTL olmuştur. Yani personel giderlerindeki artış, yüzde 161'dir. Devlet gelirlerinin toplamında yüzde 152 bir artış sağlanmış olmasına rağmen, personel giderlerinde toplam artış yüzde 161'dir.

İstihdam rakamları...

Peki, buradan ne çıkar? Bundan çıkan sonuç çok açık ve nettir. Bir iddia vardır ki bu hükümet personel sayısını artırmıştır, aşırı istihdam yapmıştır. Bundan ötürü bu açık doğmuştur. Şimdi bu rakamı da vermek isterim. Çünkü esası tartışmak isterim. Ve bu tür yaklaşımlarla esastan kaçmamak lazımdır. Esas şudur:

Devletten maaş çekenlerin toplamı Aralık 2003'te 34 bin 123 kişiydi. Aralık 2007'de devletten maaş çekenlerin toplamı, 36 bin 598 kişidir. Aralık 2003'ten Aralık 2007'ye kadar devletten maaş çekenlerin toplamında 2 bin 475 artış vardır. Bu artışı sağlayan nelerdir, altyapısını anlatmak isterim.

Devlette fiilen işçi ve memur olarak çalışanların sayısı Aralık 2003'te 16 bin 354 kişiydi, bu Aralık 2007'de 17 bin 869 kişi oldu. Yani bin 542 artış vardır burada. Dolayısıyla ekstra 2003'e göre istihdam kapasitesindeki artış, bin 542 kişidir. Bunun 500 tanesi polistir, 100 tanesi sivil güvenlik görevlileridir. Hemşiredir, doktordur, hastabakıcıdır, sınavla belli kademelerde alınan memurlar ve öğretmenlerdir. 300'ü aşkını da öğretmenlerdir.

Aralık 2003'te devlette çalışan çeşitli sıfatlardaki işçilerin sayısı 3 bin 671 kişiydi. Aralık 2007'de işçi sayısı 3 bin 519 kişi olmuştur. 152 kişi düşmüştür.

2003 Aralık'ta emekliler 11 bin 50 idi, 2007 Aralık'ta 11 bin 702 kişidir, 652 artış var emeklilerde.

Aralık 2003'te muhtaç ve yoksul aylığı alanlar 3 bin 168 kişiydi, Aralık 2007'de bu rakam 2 bin 963 kişi olmuştur. Eksi 205 kişi vardır.

Burada bir tek özürlülerde bir artış vardır. Aralık 2003'te 2 bin 427 özürlü aylık alıyordu, Aralık 2007'de 3 bin 24, yani 597 özürlü artışı var.

Tüm bunlar devlette çalışanlarla ilgilidir. Bir de devletin KİT'ler bölümü vardır. Bu KİT'ler bölümünde yaptığımız istihdam iddiaları vardır. Mesela Vakıflar İdaresi, Din İşleri, BRT, KTHY, Denizcilik Şirketi, Merkez Bankası, Cypfruvex, TÜK, KIB-TEK, K.T Petrolleri, İhtiyat Sandığı, DAÜ, LAÜ, Sivil Savunma, DÜÇ dahil, 2003 Aralık'ta toplam çalışan miktarı 6 bin 857 kişiydi. Aralık 2007'de bu rakam 6 bin 373 kişi oldu. Yani 484 düşüş var. Tablo budur.

Peki o zaman bu yüzde 161'lik artış nerden olmuştur? Maaş ve ücretlerdeki genel artış toplamından olmuştur.

Aralık 2003 ile Aralık 2007 arasında çalışanlara kalkınma nisbetinde verilen artışlarla, bu artışların sağladığı fonksiyonla, kamudan maaş çekenlerin sayısındaki pozisyona bağlı olarak miktarında önemli bir artış olmuştur.

"Maaş ve ücretleri öngörüsüz artırdınız" diyenlere yanıt...

Esas bize personel yükünü getiren faktör budur. Bundan ötürü günümüzde bir eleştiri almaktayız. Bu eleştirinin temeli budur. Öngörüsüz bir şekilde maaş ve ücretleri artırdınız. Esas mesele budur. İşte burada bu eleştiriye dönük olarak da benim söylemek istediğim bir mesele var.

Her bir yılın başında bu eleştiriyi bize yapan siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, her yılın başında hükümetin çalışanlara yeterince artış vermediği eleştirisini yapan kesimlerdir bunlar. Her toplu sözleşme döneminde meydana gelen her greve destek veren siyasi partilerdir, UBP'dir, DP'dir, TDP'dir, diğer siyasi partilerdir.

Bunu şimdi farklı açıdan söylemektedirler. Artış verdik demektedirler. Mesela çok ilginçtir. UBP sözcüleri sürekli olarak hükümeti, sendikalara düşmanlık gütmekle suçlamaktadırlar ama aynı siyasi partiler, genel başkanı olsun, milletvekilleri olsun, meclis kürsüsünde konuşurken de, hükümeti, sendikalara teslim olmakla suçlamaktadırlar. Ve sendikaların isteklerine cevap vermekle ve bu maaş artışlarını buna göre şekillendirmekle suçlamaktadırlar ama her grevin, yürüyüşün de en önünde 'daha fazla isteyin, daha fazla isteyin' diye haykırmaktadırlar.

Medyada bizi eleştiren pek çok köşe yazarı vardır, gazeteci, düşünür vardır. Onlar da her toplu sözleşme döneminde 'sendikalar haklıdır, ben de olsam greve giderim' demektedirler. Ama ondan sonra, o rüzgar geçtikten sonra hükümeti fazla personel maaşını artırmakla ve öngörüsüz olarak maaşları artırmakla suçlamaktadırlar. Bu da memleketimizde yaşadığımız bir başka garabettir.

Dolayısıyla bunların toplamı bir sıkıntı yaratmaktadır. Bu alanda bazı rakamcıklar daha vermek istiyorum. Mesela tüm bu sürecin içerisinde biz, Türkiye'den gelen yardımları 2004, 2005, 2006 ve ağırlıkla 2007 içerisinde altyapıya ayırdık ve memleketimizde pek çok gelişmeleri sağlayan düzenlemelere imza attık.

Birkaç örnek daha...

Örneğin basit bazı rakamlar vermek isterim. 2004'ten günümüze kadar 120 köyümüzde 550 kilometrelik yol yaptık. 87 köyde bin 36 kilometre içme suyunda isale hattı değiştirdik. 148 köyün temizliği yapıldı. Ve 1975'ten 2003 dönemine kadar örneğin 21 köyde ağılların yolu, 16 köyde ağıllara su, 28 köyde de elektrik götürüldü ağıllara. Toplam 65 köyümüze 1975-2003 dönemi içerisinde organize hayvancılık bölgelerinin altyapısı oluşturuldu.

2004'den 2007'ye kadar olan dönemde ise toplam 43 köydeki ağıla yol, 23 köydeki ağıla su, 33 köydeki ağıla elektrik, toplam 99 ağıl bölgesine bütün ihtiyaçları tamamlayan düzenlemeler götürüldü. Bu çarpıcı bir rakamdır.

Bir başka daha rakam vermek isterim size. Bu da oldukça önemlidir. 2007 yılında 106 milyon 200 bin YTL'lik yatırım yapıldı ve tamamlandı bunlar. Bunlar nedir? 70 megavatlık elektrik santralinin yapılması, 3. trafo merkezleri, Telnecik, Girne 1, Girne 2, Alsancak, Ortadoğu, Çamlıbel, Güneşköy, Bafra, 3. etap iletim hatları, 3. etap 11 adet trafo merkezi için skada sistemi, Lefkoşa trafo merkezi bitirildi.

Şu anda toplam olarak 107 milyon 727 bin YTL'lik 2008 yılı içerisinde tamamlanacak elektrikteki hatlarla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bu 4. etap elektrik iletişim hatları, 4. etap trafo merkezleri, 4. etap olarak Lefkoşa, Geçitkale iletişim hatları, Ercan yolu Yonca Kavşağı'nın genişletilmesi ve ağustos ayında Kıb-Tek'e alınacak olan 35 megabatlık yeni bir santral. Bunlar da 2008 sonunda tamamlanacaktır. Böylece Kıbrıs Türkü'nün elektrik konusunda önemli bir çıkmazını aşmış olacağız.

Toplam olarak bu dönem içerisinde 495 kilometrelik yol yapıldı, ana yol 400 kilometre, ama söylemem gerekir ki 2004'e kadar toplam yapılan yol 335 kilometredir.

Hastaneler, altyapı, kalp üniteleri, diğer başka yatırımlar ve reel sektöre aktarılan kaynaklar, esnafa yapılan destekler, üretime yapılan destekler noktasını da ayrıca zikretmek isterim.

Kuraklık, petrol fiyatlarındaki artış, ekonomik kriz...

İşte bu noktada bizim çıkmazımız başlamaktadır. Bunu yaparken bazı düzenlemelere ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Çünkü bizi yalnız bu yapısal sorunlar değil, dünyadaki gelişmeler de etkilemektedir.

En son gelişmelerden kuraklığın bize dönük etkisidir. Bizim tarım bütçemiz, 70 trilyon dolayındaydı. Kuraklık felaketiyle biz en az 60 trilyon daha desteğe ihtiyacımız vardır, ekstra bir destek. Bu reel bir gerçektir.

İkincisi tüm dünyada gıda ürünlerinde müthiş bir artış vardır. Pirincin, yağın, şekerin, tuzun, buğdayın, arpanın fiyatını biz belirlemiyoruz artık. Dünyadaki fiyatlar belirlemektedir. Ve bunlar hızla artmaktadır. Bu da bize bir enflasyon baskısı getirmektedir. Dıştan ithal edilmektedir.

Yurttaş, pirincin fiyatının artmasından şikayetçidir. Ama bunun fiyatını artıran biz değiliz. Bunun fiyatı dünyada artmaktadır. Örneğin elektrikte 227 dolar tonu almıştık biz fuel-oili geçen yıl şubat ayında. En son posta 535 dolar tonudur ve toplam olarak da şimdi 700 dolara tırmanmıştır fuel-oilin tonu.

Siz 250 gram fuel-oil yakmak zorundasınız 1 kilovat enerji üretebilmeniz için. Bizim toplam 300-350 bin ton dolayında fuel-oile ihtiyacımız var yıllık. Dolayısıyla buna biz şimdi bu fiyatlarla 150 ile 170 milyon dolar arasında bir para ödememiz lazımdır. Bu ülke ekonomisinden çıkacak bir paradır.

TC Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle önümüzdeki yıl itibarıyla Türkiye'nin 52 milyar dolar ekstra bir paraya ihtiyacın olacağını söyledi ve dedi ki 'bu parayla biz neler neler yapmazdık'.

Dolayısıyla bu da size bir enflasyonist baskı getiriyor demektir. İşte bu nedenle bir kısım düzenlemeleri tartışmamız gerekmektedir. Ülkemizin gerçekleri bunlardır".

(Devamı yarın)

KIBRIS 14/07/08

 

 

12 güven yaratıcı önlemi daha açıklayacaklar

"GARANTİLER VE ASKERİ KONULAR BİZİ AŞAR"... Rum Başkanlık Komiseri Yakovu, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB'yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami'yle önümüzdeki hafta yeniden görüşeceklerini söyledi ve teknik komite ve çalışma gruplarının bazılarında ilerleme olduğunu bazılarında ise olmadığını yineledi. Yakovu, "Garantiler ve askerler gibi yüksek dereceli siyasi konularda, 5 kamu memuru karar alamaz. Bu meseleler siyasi liderliğe havale edilecek" dedi

Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 25 Temmuz'da yapacakları görüşmede, 12 yeni güven yaratıcı önlemin daha açıklanmasının beklendiğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Yorgos Yakovu Vizakia'da düzenlenen bir anma töreninde yaptığı konuşmada, çalışma grupları ve teknik komitelerin, çalışmalarını Talat-Hristofyas görüşmesine kadar devam ettireceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB'yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami'yle önümüzdeki hafta yeniden görüşeceklerini de açıklayan Yakovu, teknik komite ve çalışma gruplarının bazılarında ilerleme olduğunu bazılarında olmadığını yineledi ve "Garantiler ve askerler gibi yüksek dereceli siyasi konularda, 5 kamu memuru karar alamaz. Bu meseleler siyasi liderliğe havale edilecek" dedi.

KIBRIS 14/07/08

 

 

Tek vatandaşlık ve tek egemenliği görüştüler

DOĞRUDAN MÜZAKELERİN BAŞLAMASI HIZLANDIRILMALI... Rum radyosunun haberine göre, Dimitris Hristofyas-Ban Ki Moon görüşmesinde, Kıbrıs sorununun mevcut aşaması ele alındı ancak ayrıntı verilmedi. Fakat Rum basını, Hristofyas, Moon'dan, doğrudan müzakerelerin başlamasını hızlandırmasını isteyeceğini yazdı ve tek egemenlikle tek vatandaşlık konularının ele alınmasının beklendiğini bildirdi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon, 15 Temmuz'da Berlin'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yapacağı görüşme öncesinde dün, Paris'te, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la bir araya geldi ve "tek egemenlik ve tek vatandaşlık" konusunu görüştü.

Rum radyosunun haberine göre, Dimitris Hristofyas-Ban Ki Moon görüşmesinde, Kıbrıs sorununun mevcut aşaması ele alındı ancak ayrıntı verilmedi.

Fakat Rum basını, Hristofyas, Moon'dan, doğrudan müzakerelerin başlamasını hızlandırmasını isteyeceğini yazdı.

Fileleftheros, "yetkili kaynaklara" dayanarak verdiği haberinde, görüşmede, Kıbrıs Rum tarafının 2-3 konu üzerinde durmasının beklenmekte olduğunu yazdı. Gazete devamla şunları kaydetti:

"İlk konu; BM'nin beklenmekte olan doğrudan müzakerelerde oynayacağı rolle ve bu rolü hangi çerçeve içerisinde oynaması gerektiğiyle ilgilidir. Lefkoşa'ya göre bu rol; iyi niyet misyonu olmalıdır ve Birleşmiş Milletler, BM tarafından belirlenmiş olan kararlar çerçevesi içerisinde hareket etmek zorundadır. Diğer bir deyişle mesaj; BM uluslar arası hukuk ve Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği şekliyle siyasi eşitliği, tek bir egemenliği, bir vatandaşlığı ve bir uluslar arası temsiliyeti olan iki bölgeli, iki toplumlu federasyon öngören kendi kararları temelinde hareket etmek zorundadır ve bunu taahhüt eder olacak.

Aynı zamanda 2004 tipi senaryolardan kaçınılması için ikinci mesaj; müzakerelerin sorumluluğunun Kıbrıslılara ait olduğu ve BM'nin; ister öneriler veya planlar düzeyinde olsun, ister dar takvimler; dört yıl öncekine benzer inisiyatiflerden kaçınması gerekir olacak.

Lefkoşa'nın; Kıbrıs Rum tarafının gerekli bütün siyasi iradeye ve ilerleme niyetine sahip olduğu tezi kesindir. Kıbrıs Türk tarafının anlaşmaya varılmasına olanak bırakmayacak tezler ortaya koyması ihtimalinden de kaygı duyuyor. Böyle bir durumda da Lefkoşa'nın tutumu; BM'nin dürüst olması gerektiği şeklindedir.

Güvenilir bilgilerimize göre Başkan Hristofyas tarafından Ban'la yapacağı görüşmede ortaya konulması beklenen noktalar; Kıbrıs Rum tarafı açısından çok önemlidir. Ban'ın; Başkan Hristofyas'ın Paris'te görüşme talebini kabul eder etmez Talat'la da ikinci görüşmeyi ayarlaması Lefkoşa'daki yetkili kaynakların gözünden kaçmadı. Bu vakadaki eşit mesafeyi koruma çabası abartı sınırına dayanıyor. Bu nedenle, BM'nin rolü ve bu rolünü içinde oynaması gereken çerçevenin netleştirilmesi zaruri olarak değerlendiriliyor."

Haravgi ise "Kıbrıslılar Başrolde - Başkan Hristofyas Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Yeni Prosedürde BM'nin de Yardımcı Rolde Olduğunu Söylüyor - Bugün Paris'te BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la, Devlet ve Hükümet Liderleriyle Görüşme" başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın Paris'e hareketi öncesinde Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamaya yer verdi.

Gazete Paris'te Avrupa-Akdeniz Ülkeleri Toplantısı'na katılacak olan Hristofyas'ın "Kıbrıs sorununun çözüm prosedürü bu sefer Kıbrıslılara aittir ve BM'nin rolü "yardımcı olmaktır" BM Genel Sekreteri'nin yeni Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in rolü de bu şekilde (yardımcı) olacak" açıklamasını öne çıkardı.

Gazete dün BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve diğer devlet ve hükümet liderleriyle görüşecek olan Hristofyas'ın bütün istikametlere verdiği "Ben ilkeleri savunacağım, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Rum tarafının federasyon çözümüne ilişkin taahhüdünü yerine getireceğim" sözüne de vurgu yaptı.

Esad'la görüşme

Öte yandan Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas dün ayrıca Suriye Devlet Başkanı Hafız Al Esad'la bir araya geldi.

Rum Radyosu, Hristofyas- Esad görüşmesinde, Gazi Mağusa-Lazkiye feribot seferlerini konusunun da ele alındığını bildirdi.

Hristofyas, AB-Akdeniz Ülkeleri Zirvesi çerçevesinde gerçekleşen görüşme sonrasında yaptığı açıklamada; Güney Kıbrıs'ı ve Suriye'yi rahatsız eden her ne olursa olsun, çözülmesi konusunda anlaştıklarını söyledi ve Suriye Devlet Başkanı Esad'ın daveti dolayısıyla Suriye'yi ziyaret etmeye hazır olduğunu söyledi.

Esad ise Gazi Mağusa-Lazkiye feribot seferleri konusunu Türk tarafıyla olduğu gibi Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'la da samimiyetle görüştüklerini açıkladı.

KIBRIS 14/07/08

 

Talat BM Genel Sekreteri ile görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya’nın başkenti Berlin’de BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüştü. Talat, görüşmeden sonra, BM Genel Sekreteri Ban’ın Kıbrıs sorunun gidişatından şu sıralar memnun göründüğünü belirtti.

AA

Güncelleme: 18:20 TSİ 15 Temmuz 2008 Salı

 

BERLİN - Talat BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüşmesi hakkında basına yaptığı açıklamada, “Aslında hepimiz gibi o da memnun, her ne kadar endişelerimiz olsa da. Biliyorsunuz, yaklaşık 4 yıldan bu yana Kıbrıs’ta yeni bir sürecin başlama ihtimali var. Sayın Hristofyas ile 3-4 görüşme yaptık. 25 Temmuz’da yeniden buluşuyoruz. Umuyorum ve büyük ihtimalle olacağına inanıyorum, tam teşekkülü müzakereleri başlatmış olacağız.”

Zaten Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye’nin tam desteğinde Kıbrıs sorunun çözümü konusunda uzunca bir zamandan bu yana çalıştığını söyleyen Talat, “Hala bu pozisyonumuzu sürdürüyoruz ve elimizden gelen tüm esnekliği ve çabayı ortaya koyacağız.” dedi.

Talat, Genel Sekreterin beklentilerinin ne olduğunun sorulması üzerine de şöyle dedi: “Beklentisi açık ve net. Bir an önce tam teşekkülü müzakerelerin başlaması. Çünkü özel danışmanı ataması da bunu gösteriyor. Bizim görüşümüzü aldı. Görüşümüz olumluydu. Büyük ihtimalle Hristofyas’ın görüşü de olumluydu, bu atamayı yaptı.”

ALMAN HÜKÜMETİNİN İLGİSİ GEÇ KALDI
Talat, Alman hükümetinin Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını artırdığı yorumunun yapılması üzerine de şunları kaydetti: “Bu olması gereken bir şeydi. Hatta geç kalınan bir şey. Almanya, AB’nin öncü ülkelerinden biri. Bu ilgiyi göstermeliydi, çünkü Almanya ve tüm AB de BM’nin çözüm planını, yani Annan planını var güçleriyle desteklemişti. Bu plana karşı çıkanın ağır bedel ödeyeceğini de söylemişlerdi, ancak buna karşı çıkan bir bedel ödemedi. Üstelik de bu tutumunu sürdürdü bu zamanlara kadar. Bu dönemde Almanya gerçekten ilgilenmeye başladı. Bence geç kalmış bir ilgidir, ancak gereklidir.”

Fransa’nın da Rum tarafına çok yakın bir politika sergilediğini ifade eden Talat sözlerini şöyle sürdürdü: “Fransa’nın da daha tarafsız, daha objektif bir tutum içinde olması gerekir. Çünkü zamanında Rumlar tarafından Annan planı reddedildiğinde, ciddi ve en anlamlı tepkiyi Fransa dışişleri bakanı göstermişti. Ancak ne yazık ki bunun arkası gelmedi. Biz tüm AB ülkelerinin ve AB’nin bir bütün olarak Kıbrıs sorununa daha objektif yaklaşmasını ve Rum tarafını çözüm konusunda cesaretlendirmesini istiyoruz, bekliyoruz.”

Talat, Annan planının gelecekte müzakerelere temel alınıp alınmayacağı sorusuna da şu karşılığı verdi: BM tarafından bu sorunun çözümü Kıbrıs’taki taraflara bırakılmıştır. Tabii ki sonuçta bir BM birikimi var. O birikimi dikkate alarak bir müzakere yürütüyoruz. Bunun içinde de doğal olarak bizim açımızdan Annan planı var. Annan planını kimse inkar edemez, ancak ‘Annan planını mı görüşüyorsunuz’ diyorsanız hayır...”

 

 

Çatırdayan ülke

Belçika Başbakanı Yves Leterme'in, hükümetinin istifasını Kral II. Albert'e sunmasının ardından ülkede siyasi kaos yaşanıyor.

 

Siyasi kriz, Belçika'yı "beklenen bölünmeye yakınlaştıran yeni bir adım" olarak değerlendiriliyor. Koalisyon hükümetini geçen yılın haziran ayında yapılan genel seçimler ve uzun müzakereler ardından 20 Mart 2008'de kuran, 116. gününde istifasını sunan Leterme, ülkedeki Valonlar ile Flamanlar arasında, kurumsal reformlar konusunda görüş farklılıklarının “aşılamaz düzeyde” olduğunu açıkladı.

Başbakan ile 4 saat görüşen Kral, siyasi parti başkanlarını kabul ederken istifayı askıda tutuyor. Son seçimlerde 800 bin tercih oyu alarak, güçlü ve iddialı bir politikacı olarak hükümete gelen Leterme, liberal, sosyalist ve muhafazakar koalisyon partileri arasındaki uzlaşma arayışlarının 15 Temmuz'a kadar sonuçlandırılacağını bildirmişti.

Federal sistem limitlerine ulaştı

Başbakan, “Belçika'daki federal sistemin limitlerine ulaştığını” söylerken, koalisyon hükümetinin başlangıçta belirlediği takvim ve programı uygulayamadığını açıkladı.

İstifayı bir “sürpriz” olarak nitelendiren Belçika basını, “Ekonomik kriz döneminde gemisini terk eden kaptandan” söz ediyor ve 13 aydır devam eden siyasi çalkantıların “tahammül edilemez boyuta ulaştığını” savunuyor.

İki halk birbirini suçluyor

Siyasi partiler, “acil erken seçim” gereğinden söz ederken, Valonlar ve Flamanlar birbirlerini suçlayan açıklamalar yapıyor. Kral II. Albert'in istifayı reddetmesi veya Leterme'e tekrar hükümeti kurma görevi vermesi olasılığı göz önünde bulunduruluyor.

Siyasi kriz, Belçika'yı, “beklenen bölünmeye yakınlaştıran yeni bir adım” olarak değerlendiriliyor.

HURRIYET 15/07/08

 

 

Olgun'dan Talat'a sert eleştiri

Annan Planı Müzakere Heyeti Üyesi ve Teknik Komiteler Koordinatörü Ergün Olgun, Cumhurbaşkanı Talat'a mektup gönderdi ve politikasını onaylamadığını duyurdu.

BAKİR DOĞUMDAN SÖZ EDİLEMEZ... Ergün Olgun, mevcut koşullarda bundan sonra pazarlık masasında 1992 BM Fikirler Dizisi'nde bile öngörüldüğü şekilde egemenliğin iki toplum/halktan kaynaklandığı gerçeğinden, iki halk/kurucu devletin yeni bir ortaklık oluşturacağından ve hatta 2004 BM kapsamlı çözüm planında öngörülen bakir doğum formülünden dahi söz edilemeyeceğini iddia etti

GELECEK İPOTEK ALTINDA... Talat'ın, tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramlarını kılavuz ilkeler olarak kabul etmekle, hem olası bir anlaşmayı, hem de Kıbrıslı Türklerin geleceğini ipotek altına aldığını savunan Ergün Olgun, bundan sonra Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili olarak eş zamanlı iki ayrı referandum yapma gereğinin zeminine ciddi bir darbe vurulduğunu kaydetti

Annan Planı Müzakere Heyeti Üyesi ve Teknik komiteler Koordinatörü Ergün Olgun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektupta, Talat'ın, tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramlarını kılavuz ilkeler olarak kabul etmesini, "hem olası bir anlaşmayı, hem de Kıbrıslı Türklerin geleceğini anlamsız bir şekilde ipotek altına aldığını" savundu.

Olgun, "Homojen tek bir halk ve tek bir lisana bağlı üniter ulus devletlerinin temel özelliğini yansıtan klasik tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramlarının çağımızda devletlerin üye olduğu ve birçok egemen yetkilerini devrettiği AB gibi devlet ötesi oluşumların ortaya çıkmasıyla gerilerde kalmış tanımlamalar olduğunu belirtti.

Çağımızda birden fazla etnik halkın iradeleri ile yaşamını sürdüren ortaklık devletlerinde yetkilerin kurucu devletlerle merkez arasında paylaşıldığı koşullarda tek egemenlikten bahsetmenin anlamını yitirdiğini belirten Ergün Olgun, AB üyesi olan ve Annan planında örnek alınan Belçika federasyonunun ve federe ünitelerin (Communities/Regions) yetki, fonksiyon ve yasaları arasında hiyerarşi farkının bulunmadığını ifade etti.

Ergün Olgun'un Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektubun geri kalanı aynen şöyle:

"Bundan sonra 'bakir doğumdan' söz edilemeyecek"

"Hatta federe devletler bu yetkilerini sadece içte değil kendi yetki alanlarında uluslararası anlaşmalar yapma yeteneğine sahip olarak dışa karşı da egemence kullanılabilecek duruma gelmiştir. Dolayısıyla uygulamada Belçika'da egemenlik paylaşılmakta ve federal merkezin federe/oluşturucu birimlerin sahip olduğu münhasır yetkilere müdahale hakkı bulunmamaktadır. Sonuç itibarı ile Belçika devleti örneğinde egemen yetkiler federe/oluşturucu üniteler, federal merkez ve AB kurumlarında olmak üzere üç seviyede kullanılmakta ve paylaşılmaktadır. Bunların da ötesinde Belçika örneğinde federal merkeze kalan yetkiler iki ortak tarafından konsensüsle karar alma ilkesi çerçevesinde ortak kullanılmaktadır. Çağımızdaki bu gelişmeleri "tek egemenlik" kavramına sığıştırmak mümkün değildir.

Ayrı etnik kökenlere bağlı halkların oluşturduğu ortaklık devletlerinin bütünlüklerini koruyabilmeleri için ortaya çıkan bu küresel gereksinim ve Kıbrıs Türk halkının kendini Rum hakimiyetçi zihniyetinden koruma ihtiyacına rağmen, ortaya yetki paylaşımı, kullanımı ve bunlara bağlı güvenceler çatısı çıkmadan ve hiçbir sınırlama yapılmadan tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramlarının kılavuz ilkeler olarak tarafınızca kabul edilmesi hem olası bir anlaşmayı hem de geleceğimizi anlamsız bir şekilde ciddi bir ipotek altına almaktadır. Bu koşullarda bundan sonra pazarlık masasında 1992 BM Fikirler Dizinde bile öngörüldüğü şekilde egemenliğin iki toplum/halktan kaynaklandığı gerçeğinden, iki halk/kurucu devletin yeni bir ortaklık oluşturacağından ve hatta 2004 BM kapsamlı çözüm planında öngörülen bakir doğum formülünden dahi söz etmek mümkün olmayacaktır. Keza, bundan sonra Kıbrıs'ın geleceği ile ilgili olarak eş zamanlı iki ayrı referandum yapma gereğinin zeminine ciddi bir darbe vurulmuştur.

2004 BM kapsamlı çözüm planında kullanılan tek uluslararası hukuki kimlik ve egemenlik ifadelerine gelince (Kuruluş Anlaşması Madde 2.1.a) bu ifadeler hiçbir zaman Kıbrıs Türk Müzakere Heyeti tarafından kabul edilmemiş ve Rum tarafını memnun etmek için o zamanki BM Genel Sekreteri tarafından kendi iradesi ile plana alınmıştır. Şimdi sizlerin bu ifadeleri hayati çıkar ve gereksinimlerimizi karşılayacak hiçbir düzenleme sağlanmadan karşılıksız kabul etmeniz çok büyük bir geri adım teşkil etmektedir ve bu geri adımın telafisi çok zor, hatta imkansız olabilecektir.

Tek vatandaşlık konusuna gelince, bu ifade de 2004 BM kapsamlı çözüm planında yer almaktadır. (Kuruluş Anlaşması Madde 3.1) ancak kuruluş anlaşmasının bir sonraki maddesinde ortaklık devletinin iki toplumdan/halktan oluşacağının ve bu toplumların/halkların iç hukuk açısından kendi temsilcilerini seçme şartının bir gereği olarak kurucu devlet vatandaşlığından söz edilmektedir.

Egemenlik kavramı çağımızın değişen koşullarında çok komplike ve değişken bir hale geldiği için siyah beyaz ifade edilmek yerine değişen paradigmalara ayak uyduracak yapıcı muğlaklık içinde bırakılsa tercih edilen bir kavram haline gelmiştir. Rum tarafının bağnaz düşünce planlarına yenik düşerek arabayı atın önüne koymanız büyük bir kesimde ciddi hayal kırıklığı yaratmıştır.

Ortaya çıkan bu olumsuzlukların en kısa zamanında telafi edilmesi dileği ile saygılarımla arz ederim"

KIBRIS 15/07/08

 

Cyprus problem solution ‘must come from Cypriots’

THE United Nations agree that any solution to the Cyprus problem must come from the Cypriots and not from outsiders, President Demetris Christofias said last night.

“With the UN we confirmed that this time, considering the bitter experience of the recent past, the solution must come from Cypriots and not from outside,” Christofias told reporters at Larnaca airport.

He had just arrived from France where he took part in the European Union Summit on the Mediterranean.

Christofias met UN Secretary-general Ban Ki-Moon on the sidelines of the summit.

He said he was very satisfied with the meeting and that Ban expressed his readiness to facilitate the Cyprus problem negotiations now underway and “create the preconditions for its success without refereeing and strict timeframes.”

“It is something important, which I believe the UNSG will observe until the end,” the president said.

Ban will also be meeting Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat in Berlin today.

Christofias and Talat will meet on July 25 to take stock on the progress made by the working groups and technical committees set up to prepare the grounds for fully fledged talks.

The two leaders will then decide whether to start direct negotiations to resolve the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 15/07/08

 

 

Prospective envoy Downer still undecided
By Jean Christou

AUSTRALIAN former Foreign Minister Alexander Downer has yet to decide whether to accept the post of special envoy for Cyprus, reports from Australia said yesterday.

Oddly enough, after announcing he would be taking up the post of the UN’s special envoy for Cyprus weeks before the UN did, a Downer spokesman told ABC News “Mr Downer is yet to decide whether he will accept…the posting.”

Downer, 56, officially bowed out of Australian politics yesterday after a lifetime in politics and nearly 12 years as Foreign Minister.

He had announced in London at the beginning of this month that he was stepping down from politics to take up the Cyprus post. "I will be working toward helping the Cyprus saga, working as an envoy to try and resolve that long standing issue," he said.

In another article at the time he said of Cyprus: “It's not going to be a cakewalk These things are always untidy. It's never easy to do. We ended the civil war in Bougainville. We played our part in Iraq and Afghanistan. Why not try to fix up Cyprus as well?"

Last Friday UN Secretary General Ban Ki-moon informed the Security Council he intended to appoint Downer as his new special envoy for Cyprus.

The announcement in New York put an end to weeks of speculation after Downer had pre-empted the UN. Yet since the official announcement, he has not uttered a word about it, even with the next meeting of the two leaders coming up next week.

President Demetris Christofias said on Saturday Downer would have only an auxiliary role to play in the Cyprus issue. He said Downer would be judged by his actions and his productivity.

CYPRUS MAIL 15/07/08

 

‘I am Makarios, I am alive’
By Bejay Browne

Leader’s words mark historic anniversary for local station

IN THE AFTERMATH of the 1974 coup, famous words rang out from a ham radio station in Paphos. July 15 is an important anniversary for Radio Paphos, which was the first broadcaster to inform the island that deposed President Makarios III was still alive.

On that day in 1974, the Cypriot National Guard and EOKA-B launched a coup to overthrow President Archbishop Makarios III.

The presidential palace in Nicosia came under artillery fire from tanks, while Makarios was greeting a group of schoolchildren from Cairo. The presidential guard fought for several hours until the rebels stormed the building and set fire to it.

Makarios fled to the safety of Kykkos Monastery and mulled over his options.

At that time, Nicos Nicolaides was a CyBC technician in Paphos and was unaware that his life was about to change forever.

Fotis Nicolaides, the middle of three of Nicos’ sons, was only nine at the time and remembers his father’s story.

“My father was a technical whizz and could fix anything,” he told the Cyprus Mail.

“He was so good with electronics, he even built his own amateur radio broadcasting equipment, which he used from time to time.”

He continued, “My father was astounded when he heard about the Greek junta and the coup. He wasn’t sure if the President had been killed.”

State media broadcast Makarios’ demise at the time, as it was presumed the President had been assassinated.

“My father had the idea to broadcast a message to other patriots across Cyprus, to stand up to the Junta.”

Nicos Nicolaides went to the head of Makarios’ support base in Paphos, Mikis Tembriotis, who gave the idea his blessing. Many people came that day to broadcast on the airwaves of The Free Radio of Cyprus, as my father called it.”

The radio was set up in Nicolaides’ workshop, and broadcasts were made in Greek, English Arabic, French and Spanish.

Makarios, still in Kykkos, heard these messages on a small transistor radio he carried with him, and took the decision to travel to Paphos to broadcast to the nation he was still alive.

The deposed president found a safe-haven in the Cathedral in Paphos; and Nicolaides and other amateur journalists met with him, and recorded his message. Makarios spoke in Greek and English, and the Free Radio of Cyprus repeatedly broadcast the message continually for hours, to bring hope to the people and spur them into action.

Armed volunteer guards surrounded the workshop in the now named Nicos Nicolaides Street, offering their loyal service.

Israel picked up the message, and sent it to the BBC for conformation that the voice was indeed Makarios’. This was verified and the speech was broadcast later in the evening of July 15, by CyBC in Cyprus.

The coup d’état, had installed Nicos Sampson, as the de facto President of Cyprus, following the deposition of Makarios.

Nicolaides son explained the implications of this broadcast,

“This was very important, the international community believed Makarios was dead and governments were on the verge of recognising Sampson as the new President,” stressed Nicolaides. “Because of my father and those who helped him, this didn’t happen.”

Samson was only President for eight days, and failed to gain diplomatic recognition during that time. Glafcos Clerides was sworn in as acting President soon afterwards.

Nicos Nicolaides died of a heart attack in 1995 but not before overseeing the Free Radio of Cyprus evolve into a successful local radio station, Radio Paphos.

The Nicolaides family are hoping to obtain official museum status for Nicos’ workshop, which still stands today, full of equipment and memorabilia, used to broadcast more than thirty years ago.

CYPRUS MAIL 15/07/08

 

 

Junta-led coup marks its 34th year

CYPRUS today marks the 34th anniversary of the failed coup to overthrow President Makarios, which paved the way for the Turkish invasion and subsequent occupation of the north of the island.

On the morning of July 15, 1974, parts of the Greek Cypriot National Guard, backed by the junta then ruling Greece, overthrew the elected government and tried to kill President Makarios.

Their aim was union with Greece.

Makarios who was at presidential palace entertaining school children, narrowly escaped the attempt and fled from the compound along a path left unattended by the assailants.

He escaped the capital and was flown off the island by the British military.

The coupists installed Nicos Sampson as president who was nicknamed the eight-day president – the duration of the coupist government.

The failed coup provided Turkey with the pretext it was seeking to invade the island and on July 20 occupied 37 per cent of its territory.

Political parties and other organisations yesterday issued statements condemning the coup.

Communist AKEL said this year’s anniversary “finds us in the midst of hopeful developments, as regards the struggle to solve the Cyprus problem.”

AKEL said the election of the party’s general secretary Demetris Christofias to the presidency has led to developments in the Cyprus issues, adding that it hopes they will pave the way for a solution to the problem.

Conservative DISY condemned the “treacherous coup” which was the dramatic culmination of a series of criminal acts by the Athens junta against Cyprus.

“We should draw the necessary bitter lessons … and from these be led to self-knowledge,” DISY said.

Centrist DIKO condemned with “outrage” the perpetrators of the coup and their associates.

“The great treachery that marked the history and course of Cyprus and its people remains a sharp nail in the conscience of the nation and our people,” DIKO said.

Socialist EDEK called for unity.

“Our priority and upmost aim is the struggle to end the occupation and the restoration of the rights of the Cypriot people, Greek and Turkish Cypriots.”

CYPRUS MAIL 15/07/08

 

 

Rum kesimine Yunanistan’dan gelen su koktu

Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki su sorununu çözmek için Yunanistan’dan getirilen su, iki hafta boyunca şehir şebekelerine aktarılamadı. Şimdi aktarma işlemi başladı, ancak bu defa da bekleyen suda oluşan kötü koku sorun oldu.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:36 TSİ 16 Temmuz 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi, bu sene büyük sorun olan susuzluğa çareyi Yunanistan’dan gemiyle su getirmekte buldu. Ancak küçük bir hesap hatası yüzünden, Yunanistan’dan ilk partide gelen 40 bin metreküp su iki hafta süreyle tankerden boşaltılamadı. Çünkü tankerdeki suyu şebekeye bağlayacak olan boru sistemi 3 buçuk metre kısa geldi. Kısa gelen borular hummalı bir çalışmayla uzatılarak gemiye bağlandı ve Yunanistan’dan gelen ilk parti su en büyük kıyı kenti olan Limasol’un şebekesine verildi ancak bu kez de suyun tankerde uzun süre beklemesinden ötürü meydana gelen kötü koku sorun oldu.

Sudaki kokuyu gidermek için başta klor olmak üzere çeşitli kimyasallar kullanıldı ancak Yunanistan’dan törenle gelen sudaki kötü koku bir türlü geçmedi. Rumlar musluklarından akan suyu kullanmak bir yana dursun, hayvanlarına bile veremediğini söylüyor.

Rum tarım ve doğal kaynaklar bakanı suyun kalitesinde bir bozulma olmadığını kokunun tankerde uzun süre beklemeden kaynaklandığını söyledi.

Rum yetkililer, tankerle gelen Yunan suyunu bir yeraltı havzasına yönlendirmeyi ve doğal filtrasyona tabi tutarak kötü kokuyu gidermeyi planlıyor. Ancak sudaki kokunun bu yolla geçip geçmeyeceği bilinmiyor.

İklim değişikliğinden ağır biçimde etkilenen Kıbrıs’ta son yılların en büyük kuraklığı yaşanıyor. Göletler kurudu, yeraltı suları tükendi, barajların doluluk oranıysa yüzde 6 civarında. Yılda yaklaşık 3 milyon turist ağırlayan Rum kesimi, susuzluğa çare olarak Yunanistan’dan tankerle su getirmeyi kararlaştırmıştı.

Rum kesimi, Kasım ayına kadar Yunanistan’dan 8 milyon metreküp su getirmeyi planlıyor. Susuzluğa önemli ölçüde çare olacak bu operasyon için Yunanistan’dan Rum kesimine hergün gemi gelmesi ve tam 200 kez su nakliyatı yapılması öngörülüyor.

 

Kıbrıslı liderlere kırmızı telefon hattı

DIŞ HABERLER SERVİSİ

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında doğrudan telefon hattı kurulacağı belirtildi

Amerikan Associatad Press ajansının haberine göre Birleşmiş Milletler Barış Gücü sözcüsü Jose Luiz Diaz iki lider arasındaki barış görüşmelerini kolaylaştırması ve hızlandırması amacıyla Talat ve Hıristofyas arasında doğrudan telefon hattı kurulmasının planlandığını söyledi.
Tasarı hayata geçerse KKTC ve Rum kesimi liderleri arasında ilk kez doğrudan telefon hattı kurulacağına dikkat çekilen haberde alınan karar, “iki liderin adadaki problemleri çözme konusundaki kararlılığının bir işareti olarak” yorumlandı.
Diaz sözkonusu hattın ne zaman kurulacağına dair bir bilgisi olmadığını belirtirken Hıristofyas’ın üst düzey yardımcılarından George Iacovou, doğrudan barış müzakerelerine başlandığında telefon hattı projesinin de hayata geçirileceğini söyledi. Diaz ve Iacovou, doğrudan telefon hattı önerisinin hangi taraftan geldiğine dair bir bilgi vermedi. 

MILLIYET 16/07/08

 

 

Talat ve Ban UMUTLU

"UMUYORUM VE BÜYÜK İHTİMALLE OLACAĞINA İNANIYORUM..." Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'la görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, genel sekreterin, "endişelerimiz olsa da bizim gibi gidişattan memnun olduğunu" belirterek şöyle konuştu: Biliyorsunuz, uzun zamandan bu yana, yaklaşık 4 yıldan bu yana Kıbrıs'ta yeni bir sürecin başlama ihtimali var. Sayın Hristofyas ile 3-4 görüşme yaptık. 25 Temmuz'da yeniden buluşuyoruz. Umuyorum ve büyük ihtimalle olacağına inanıyorum, tam teşekkülü müzakereleri başlatmış olacağız. Bunları görüştük."

"KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLÜR"... Talat, Genel Sekreterin beklentilerinin ne olduğunun sorulması üzerine ise "beklentisinin bir an önce tam teşekküllü müzakerelerin başlaması" olduğunu söyleyerek, özel danışmanı atamasının da bunu gösterdiğine işaret etti. Talat, " Bizim görüşümüzü aldı. Görüşümüz olumluydu. Büyük ihtimalle Hristofyas'ın görüşü de olumluydu, bu atamayı yaptı. Dolayısıyla Genel Sekreterin beklentisi müzakerelerin başlaması ve herhalde bir an önce, kendi isteğimiz olduğu için de söylüyorum Kıbrıs sorunu çözülür" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un iki lider arasındaki görüşmelerden beklentisinin "bir an önce tam teşekküllü müzakerelerin başlaması" olduğunu belirterek, bu konuda özel danışman atamasının da bunu gösterdiğini vurguladı.

Talat, Moon'un bu konuda kendi görüşlerini aldığını da belirterek, "Bizim görüşümüzü aldı. Görüşümüz olumluydu. Büyük ihtimalle Hristofyas'ın görüşü de olumluydu ve bu atamayı yaptı. Dolayısıyla Genel Sekreterin beklentisi müzakerelerin başlaması ve herhalde bir an önce, kendi isteğimiz olduğu için de söylüyorum Kıbrıs sorunu çözülür" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün Almanya'nın başkenti Berlin'de BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüştü.

Talat, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Ban'ın Kıbrıs sorunun gidişatından şu sıralar memnun göründüğünü belirterek şunları söyledi:

"Aslında hepimiz gibi o da memnun, her ne kadar endişelerimiz olsa da. Biliyorsunuz, uzun zamandan bu yana, yaklaşık 4 yıldan bu yana Kıbrıs'ta yeni bir sürecin başlama ihtimali var. Sayın Hristofyas ile (Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas) 3-4 görüşme yaptık. 25 Temmuzda yeniden buluşuyoruz. Umuyorum ve büyük ihtimalle olacağına inanıyorum, tam teşekkülü müzakereleri başlatmış olacağız. Bunları görüştük.

Biliyorsunuz özel danışmanını atadı. Özel danışman atanması önemliydi. Çünkü Güvenlik Konseyi kararlarında, özel danışmanın çözüm konusunda umutlu olunduğu takdirde, çözümün olacağına inanma durumunda atanacağı ifade edilmişti. Dolayısıyla bu da gösteriyor ki, BM artık sorunun bir çözüm yoluna gireceğini görüyor. Biz de elimizden geleni yapacağız.

Zaten Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye'nin tam desteğinde Kıbrıs sorunun çözümü konusunda uzunca bir zamandan bu yana çalışıyor. Hala bu pozisyonumuzu sürdürüyoruz ve elimizden gelen tüm esnekliği ve çabayı ortaya koyacağız."

Talat, Genel Sekreterin beklentilerinin ne olduğunun sorulması üzerine de şöyle dedi:

"Beklentisi,açık ve net. Bir an önce tam teşekküllü müzakerelerin başlaması. Çünkü özel danışmanı ataması da bunu gösteriyor. Bizim görüşümüzü aldı. Görüşümüz olumluydu. Büyük ihtimalle Hristofyas'ın görüşü de olumluydu, bu atamayı yaptı. Dolayısıyla Genel Sekreterin beklentisi müzakerelerin başlaması ve herhalde bir an önce, kendi isteğimiz olduğu için de söylüyorum Kıbrıs sorunu çözülür" dedi.

AB ülkelerinden, özellikle Alman hükümetinden beklentilerinin ne olduğu sorusunu yanıtlayan Talat şöyle konuştu:

"Burada Alman hükümetiyle bir temasımız yok. Sadece bu görüşme için geldim. Tabii AB'den beklentimiz var. Beklentimiz, bize teknik yardım sağlaması, ayrıca Kıbrıs Rum tarafını çözüm konusunda cesaretlendirmesi. Tabii bildiğiniz gibi, AB'nin doğrudan doğruya tarafsız bir rol oynaması mümkün değil. Kıbrıs Rum yönetimi üye olduğu sürece, Yunanistan da kayıtsız şartsız destekçisi olduğu sürece..."

"Geç kalmış ilgi"

Talat, Alman hükümetinin Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını artırdığı yorumunun yapılması üzerine de şunları kaydetti:

"Bu olması gereken bir şeydi. Hatta geç kalınan bir şey. Almanya, AB'nin öncü ülkelerinden biri. Bu ilgiyi göstermeliydi, çünkü Almanya ve tüm AB de BM'nin çözüm planını, yani Annan planını var güçleriyle desteklemişti. Bu plana karşı çıkanın ağır bedel ödeyeceğini de söylemişlerdi, ancak buna karşı çıkan bir bedel ödemedi. Üstelik de bu tutumunu sürdürdü bu zamanlara kadar. Bu dönemde Almanya gerçekten ilgilenmeye başladı. Bence geç kalmış bir ilgidir, ancak gereklidir."

Fransa'nın da Rum tarafına çok yakın bir politika sergilediğini ifade eden Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fransa'nın da daha tarafsız, daha objektif bir tutum içinde olması gerekir. Çünkü zamanında Rumlar tarafından Annan planı reddedildiğinde, ciddi ve en anlamlı tepkiyi Fransa dışişleri bakanı göstermişti. Ancak ne yazık ki bunun arkası gelmedi. Biz tüm AB ülkelerinin ve AB'nin bir bütün olarak Kıbrıs sorununa daha objektif yaklaşmasını ve Rum tarafını çözüm konusunda cesaretlendirmesini istiyoruz, bekliyoruz. Bizim o cesaretimiz var, bu nedenle bize böyle bir cesaretlendirmeye ihtiyaç yok."

Talat, Ban ile görüşme talebinin kimden geldiğinin sorulması üzerine de, "Kıbrıs'taki temsilcilerine görüşmek istediğimizi söyledik. Ancak tarih, yer gibi hususlar hemen akabinde BM'den geldi" dedi.

Talat, Annan planının gelecekte müzakerelere temel alınıp alınmayacağı sorusuna da şu karşılığı verdi:

"BM tarafından bu sorunun çözümü Kıbrıs'taki taraflara bırakılmıştır. Tabii ki sonuçta bir BM birikimi var. O birikimi dikkate alarak bir müzakere yürütüyoruz. Bunun içinde de doğal olarak bizim açımızdan Annan planı var. Annan planını kimse inkâr edemez, ancak 'Annan planını mı görüşüyorsunuz' diyorsanız hayır..."

Talat, KKTC'nin müzakereleri başlatma eğilimi ortaya çıktığında AB ülkelerinin biraz geri plana çekildiğini ve o günlerde Kıbrıs konusuyla ilgilenmiyormuş gibi göründüğünü sözlerine ekledi.

BM Genel Sekreteri'yle randevusu için dün sabah Berlin'e giden Cumhurbaşkanı Talat, akşam saat 23.00'de KKTC'ye döndü.

KIBRIS 16/07/08

 

Wexler: Kıbrıslı Türklere daha fazla engel getirildi

ABD Temsilciler Meclisi'ndeki Türk dostluk grubunun kurucularından olan Wexler, piyasaya yeni çıkan "Fire Breathing Liberal" adlı kitabını, Türk asıllı Amerikalıların katıldığı bir toplantıyla tanıttı ve imzaladı.

Toplantıda katılımcılardan birinin, Türkiye'deki gelişmelerden endişeli olup olmadığı sorusu üzerine Wexler "Bunlar Türkiye'nin iç meselesi. Türk halkının çözmesi gerekecek" dedi. Ancak Türkiye'nin, Washington'daki bir dostu olarak, bazı fırsatların kaybedilmesinden endişe ettiğini belirten Wexler, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin sıkıntıya girdiğini, Kıbrıslı Türkler'e daha fazla engel getirildiğini, Türk-Yunan ilişkilerindeki olumlu gidişin değiştiğini, Ermeni meselesinde fırsatların kaçırıldığını görmek istemediğini vurguladı.

Wexler, Demokrat Parti'nin başkan adaylığını garantileyen Barack Obama'nın ABD Başkanı olduğu takdirde ilk hedefinin Irak'tan güvenli bir şekilde asker çekmek olacağını ve bunun için de Türkiye ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu söyledi

Wexler, ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin, Irak Savaşı'nda tek yanlı bir tutum alarak Türkiye'nin tepkisini topladığını ve Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verildiğini savunurken, Obama döneminde bunun değişeceğini ve Türk-Amerikan ilişkilerinin olumlu yönde ilerleyeceğini söyledi.

Kitabın imzalandığı binanın önünde, elinde Rum ve Yunan bayrakları bulunan bir grup gösterici, Türkiye aleyhine sloganlar attı.

KIBRIS 16/07/08

 

Avcı: Rum yönetimi bir feribot seferini bile durdurmak için 24 saat çalışıyor

Avcı, bir kabulü sırasında, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, "Akdeniz İçin Birlik Zirvesi" için gittiği Paris'te, Suriye Devlet Başkanı Beşar El Esad'a, KKTC-Lazkiye feribot seferlerinin durdurulması yönünde konuşma yaptığını kaydetti. Avcı, "Bu hangi anlayış... Bu hangi iyi niyet... Kıbrıs Türkü'nün bir feribot seferini durdurmak için Güney'de tüm ülke seferber oldu" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün barışçı olduğunu ve geleceğe umutla baktığını söyleyen Avcı, Kıbrıs Türkü olarak herkesin daha çok çalışması gerektiğini de kaydetti.

 

KIBRIS 16/07/08

 

 

Greek water to be dumped
By Alexia Saoulli

THE FIRST shipment of water from Greece is to be dumped on land as it is not suitable for consumption, the Agriculture Minister said yesterday.

The water has sat in a tanker off the coast of Limassol for over two weeks and was due to be pumped into Limassol’s water network today. However, it has been deemed unsuitable for consumption and will be dumped into the ground, where minister Michalis Polynikis rather euphemistically said it would “enrich” Yermasoyia’s underground water supply.

The idea is that the water will end up in boreholes and from there supply homes.

The development has come as a huge blow to Limassol’s Water Board as the town’s water supply is dangerously low and its consumers are already surviving on very little water. Five villages have already resorted to bottled water.

Tests carried out by the state laboratory earlier in the day established the quality of water onboard the Westama tanker had been slightly altered due to its excessive chlorination in recent days, Polynikis said. This has also led to the water emitting a bad odour, according to an Agriculture Ministry announcement.

“There is an increase in the levels of chlorination by-products but which remained within acceptable limits, while the general chromatographic profile of the water’s organic compounds was slightly altered compared to the profile samples of July 1, 2008,” the minister said.

Polynikis’ almost laughable effort to gloss over what is clearly the latest in a series of embarrassing blunders in handling the island’s water problem was made from Brussels, where he is attending the EU Council of Agriculture Ministers.

Fears that the drinking water would prove unusable were raised two weeks ago shortly after the water first arrived in Limassol. As the water arrived before pipes to pump it into the Limassol supply were completed, it was forced to lie stagnant inside the tanker.

The decision to empty it on to the land was made by the Water Development Board. Health Minister Christos Patsallides stressed that this was purely a preventative measure. “It was considered prudent to enrich the underground water supply… What was found was that because of the lengthy wait there was a change in smell and the state lab suggested that it shouldn’t supply the network,” Patsallides said.

Polynikis said enriching the underground water supply with the water was “necessary because there is a danger of oversalination of water if the underground water table is weakened”.

His comment follows recent expert warnings that due to over exploitation of underground water reserves from drilling, fresh water was gaining salinity and could eventually turn into salt water, making it unusable.

Polynikis added that once the tanker’s connection to the anchorage was complete the water would start flowing to the Yermasoyia underground water supply and not the network. The ship was finally connected to the anchorage at 9.30 last night.

Commenting on the incident last night, Limassol Water Board chief, Socrates Metaxas said the town’s water supply was alarmingly low.

He said the development was a huge blow to the town’s consumers as they were barely surviving on existing cuts as it was.

“People are getting by on very little water… it’s not easy to say we will cut more water,” he said.

“We are waiting for the completion the necessary infrastructure that will allow the daily delivery from tankers of drinking water from Greece so that we don’t suffer any more,” Metaxas added.

A total of six vessels will be used for the transportation of water to Cyprus. At present a second tanker has been certified to transport water and has already been loaded, awaiting the OK to begin its journey to Limassol.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Security beefed up at British High Commission

THE BRITISH High Commission (BHC) yesterday confirmed that security was being upped at its premises close to the Nicosia Central Prisons but said it was not something new.

Reports yesterday suggested that the BHC had started work on turning the premises into “a fortress” along the lines of the US and Israeli embassies.

A line of cement bollards and other roadblocks would surround the building, which would be designed to thwart terrorist car bomb attacks or suicide car-bombers.

It was suggested the move was prompted by last week’s terrorist attack outside the US consulate in Istanbul, which left six dead.

However, a spokesman for the BHC said yesterday the work was not something that was happening due specifically to the attack in Turkey.

“The British High Commission takes the safety of its employees very seriously and in cooperation with the Republic of Cyprus has undertaken a number of projects to enhance security at its premises,” the spokesman said.

“These are long term projects and not a response to any recent incidents”.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

 

Cyprus remembers those killed during 1974 military coup
By Marianna Pissa

CEREMONIES across the island marked the 34th anniversary of the failed coup to overthrow President Makarios yesterday.

The annual canticle at the graves of the heroes of the coup of 1974 was led by Archbishop Chrysostomos in the presence of President Demetris Christofias House Representative Marios Garoyian, party leaders, deputies, Ministers and other dignitaries.

“Days like these are days of remembrance that upset the soul of each true Cypriot, every patriot.

“These are days to honour the memory of people that gave the holiest thing – their life, in order to defend the republic and the legality of this land,” Christofias said.

“The 34 years that have passed, outline the scale of the crime that was committed on July 15 and July 20, 1974. A crime, whose wounds have not yet healed,” Christofias added.

Christofias stressed that by remembering this crime, “we learn, to forge unity and intensify our efforts to be put an end to the occupation and to the unacceptable situation that violates the liberty and human right of our people, if the situation continues, it will have even worse results”.

“We will do whatever is possible in the framework of the priorities we undertake always under the umbrella of the United Nations to carry out a difficult mission.

“The reunification of our country and our population, the re-establishment of independence, sovereignty and territorial integrity of a united, confederate Cypriot Republic,” Christofias said.

The Minister of Defence, Costas Papacostas, in his speech reported that “we honour the deaths of the 1974 tragedy with feelings of retained optimism that it can pave the way for a solution of the Cyprus problem”.

The government yesterday called on the nation to gather in a mass demonstration for the anniversaries of the coup and the invasion. The gathering was set to be held last night in the Presidential Palace.

The people were called on to protest and condemn with all their power the double crime of the fascist coup of the Junta and the EOKA B’ and the barbaric invasion of the Attila.

The protest was also held to honour all the people that sacrificed their lives for Cyprus, all the fighters and everyone who suffered or were left with a disability in the 1974 events.

The missing persons, the enclaved and the refugees were also honoured.

CYPRUS MAIL 16/07/08

 

 

Undersea earthquake off Rhodes felt in Cyprus
By Leo Leonidou

AN EARTHQUAKE measuring 6.3 on the Richter scale occurred yesterday morning in the sea between Cyprus and Rhodes, where one person was killed.

The tremor was felt by residents of Paphos, Polis Chrysochous, Nicosia and Limassol. The Director of the Geological Survey Department, Polis Michaelides, described it as “very strong” and occurring at 6.26am.

The epicentre of the quake, he added, was beneath the seabed south-east of Rhodes, 445 kilometres south-east of Athens, at a depth of around 65 kilometres.

Residents and tourists fled their homes and hotels in panic. Dodecanese prefect Yiannis Mahairides said on Antenna radio that a 56-year-old woman died of head injuries when she tripped and fell on a staircase in the village of Masari on Rhodes as she ran to leave her home.

Buildings on Rhodes have suffered structural damage and there have been power cuts in several areas.

Local authorities in the affected areas appealed for calm and seismologists said that while Rhodes lies in a seismically active area, major aftershocks were not expected.

Back in Cyprus, Evgenia Vidal, who lives in the Nicosia suburb of Makedonitissa told the Mail: “I was in a deep sleep and suddenly woke up as I felt my bed shaking. I wasn’t sure if it was my imagination or not, but after feeling the bed shake for a while, I realised that it must have been an earthquake. I looked at my clock and it was exactly 6.28am,” she said.

“I wasn’t scared as I have felt similar tremors before and I just waited for the phenomenon to pass, before drifting off back to sleep.”

Petros Papapetrou, a resident of central Nicosia said: “Shaking woke me up around 6.30am and our entire six-storey building was moving. I looked over to my bookshelves and they were creaking.”

“The quake has the power to create a small tsunami but this possibility is reduced if its epicentre was at a great depth,” seismologist Efthymios Lekkas told state Net television.

In Cyprus, no damage has been reported.


The earthquake was also felt on the islands of Crete, Santorini, Cos, Karpathos, Samos, Symi and Leros, as well as in northern and central Israel.

No major damage was reported to any of Rhode’s buildings or historical sites by the quake, which the Athens Geodynamic Institute said had a preliminary magnitude of 6.3.

The US Geological Survey gave the magnitude as 6.4 however. Magnitudes often differ in the first hours and days after an earthquake.

Greece is one of the most seismically active countries in the world, but most of the quakes do not cause damage or injuries.

On June 8, a 6.5-magnitude quake struck near the western port city of Patras, about 120 miles west of Athens, killing two people, injuring more than 200 and damaging hundreds of buildings. In 1999, a magnitude 5.9 quake near Athens killed 143 people.

CYPRUS MAIL 16/07/08

 

 

Talat meets Ban in Berlin

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat met UN Secretary General Ban Ki-moon in Berlin yesterday, ahead of his meeting with President Demetris Christofias next week.

Christofias met Ban in Paris on Sunday.

Following yesterday’s meeting in Berlin, Talat aide Asim Akansoy told Turkish Cypriot television BRT the meeting lasted for nearly an hour.

According to Akansoy, Talat had conveyed the Turkish Cypriot side’s position on a comprehensive settlement, and that Ban had expressed the desire to see the start of negotiations as soon as possible.

Ban was also said to have told Talat how optimistic both he and the international community were about the current process.

“I have had three meetings with Mr Christofias and I hope when we meet on July 25 it will lead to full-fledged negotiations,” Talat said later, adding that Ban had expressed a similar wish.

“We will continue putting all of our efforts into this”.

CYPRUS MAIL 16/07/08

 

 

Başbakan Soyer, Gaziveren'i ziyaretinde konuştu: Rumlar görüşme tarihini erteleme çabasında

Gaziveren köyünü ziyaretinde konuşan Soyer; Türk tarafının kapsamlı müzakerelere başlama isteğine karşılık, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin görüşme tarihini erteleme çabasında olduğunu kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, köy gezileri çerçevesinde önceki akşam Gaziveren'i ziyaret etti.

Soyer'e ziyaretinde, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, CTP-BG Güzelyurt Milletvekilleri Nazım Beratlı ile Ramadan Gilanlıoğulları ve bazı bakanlıkların yetkilileri eşlik etti.

Köy kahvesinde vatandaşlarla bir araya gelen Başbakan Soyer, yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusuna değinerek; Rum tarafının çözüm olmadan Avrupa Birliği üyesi olduğunu anımsattı ve çözümsüzlük koşullarının çözüme ulaşma isteğini artırdığını kaydetti.

Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununda 2004'ten bugüne yaşanan gelişmeleri de anlatarak, temel hedefin eylül ayının ilk haftasında Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi'nin katılımıyla kapsamlı müzakerelere başlanması olduğunu söyledi.

Türk tarafının kapsamlı müzakereleri başlatma arzusuna karşın Kıbrıs Rum Yönetimi'nin görüşmeleri uzatma çabasının iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Soyer, Rum siyasi liderliğinin, sorunu, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü görüşmelere taşıma ve baskıyla Türkiye'yi tavize zorlama hedefinde olduğunu belirtti.

KIBRIS 17/07/08

 

 

Denktaş, Talat'ı "tek"li yoldan vazgeçmeye çağırdı

Denktaş, 20 Temmuz Özgürlük ve Mücadele Bayramı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, "TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın açıklamalarına, TC'deki parti liderlerinin açıklamaları da eklendiği bu günlerde, anavatan tarafından kurtarılışımızın 34., devletimizin ilanının 25., ortaklık devletinden silah zoruyla dışlanışımızın 45. yılında KKTC'yi can ve kan pahasına kurarak 25 yıl yaşatmış olan halkımızın 'tek halk, tek egemenlik, tek devlet' formülü ile karşı karşıya bırakılmış olması büyük bir talihsizliktir" dedi.

Yabancı kuruluşların da değerlendirmelerine göre bu yolda devam edildiği takdirde sonucun azınlık olarak sahte "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında seyreden Rum Cumhuriyetine bağlanmak olacağını belirten Denktaş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Halkımızı, kurtuluşumuzun 34. yılında, Anavatan'a şükran duygularını belirtirken, yeminine sadık olduğunu açıklamış olan Sayın Cumhurbaşkanı Talat'ı, bu sözünü, fiilen 'tek'li yoldan' vazgeçmeye davet etmeye; bunu yaptığı takdirde, halkın büyük bir çoğunluğunu arkasında bulacağı yönünde ona güven vermeye çağırıyorum."

Denktaş, "13 sendikanın '2004 irademizdir' zannıyla destek beyan ettikleri formülün", Kıbrıs Türk halkını 1960'daki hakların gerisine götürecek bir formül olduğunu kaydetti.

"KKTC halkı 2004'te 'devletin yaşatılacak ve tanınacaktır' diye kandırılmış, bir kısmı da parayla satın alınmıştı. Uzlaşmaya evet diyen halkımızı, Anan Planı'nın zincirlerine mahkum ederek, tek halk ve tek egemenliğe dayalı bir anlaşmaya esir yapmak hakkı kimsede yoktur" ifadelerine yer veren Rauf Denktaş, 20 Temmuz Barış Harekâtı nedeniyle canlarını veren şehitleri rahmetle, gazileri de saygıyla andı. Denktaş, açıklamasını "Anavatanımıza, en içten duygularla teşekkür ediyorum. Varlığını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden eksik etmesin" temennisiyle tamamladı.

KIBRIS 17/07/08

 

 

Başbakan Soyer: Kimlik kartıyla giriş-çıkış uygulaması KKTC ile Türkiye arasındaki seyahatlerde geçerlidir

Başbakan Soyer, Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısı öncesinde, KKTC vatandaşlarının üçüncü bir ülkeye gitmek üzere Türkiye'den çıkışta yaşadığı sorunların hatırlatılması üzerine, "Kimlik kartıyla giriş-çıkış uygulaması, KKTC ile Türkiye arasındaki seyahatlerde geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti'nden yurt dışına çıkış pasaportladır. Dolayısıyla KKTC pasaportuyla çıkış gerçekleştirilir. Uygulama budur ve bu uygulama şu an değiştirilmiş değil" dedi.

Başbakan Soyer, Türkiye ile KKTC arasında kimlik kartıyla seyahatin durdurulmasını isteyen çevrelerin bu kez Türkiye'den çıkış için kimlik kartını gündeme getirmesinin "tebessümle karşılanacak bir hadise" olduğunu söyledi.

Çakıcı: Yetkililer acil açıklama yapmalı

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, yetkilileri; Kıbrıslı Türklerin "Kıbrıs Cumhuriyeti" pasaportu ve kimlik kartı ile Türkiye'nin hava ve deniz limanlarından giriş-çıkış yapmasının yasaklanması, yanlarında KKTC pasaportu olmayan Kıbrıslı Türklerin Türkiye'den çıkışlarına izin verilmemesi konusunda acil açıklamaya yapmaya çağırdı.

Çakıcı TDP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı açıklamada, eskiden Türkiye'ye kimlikle veya pasaportla giriş yapanların, Türkiye'den bir başka ülkeye çıkışta "Kıbrıs Cumhuriyeti" pasaportu veya kimlik kartı ile çıkış yapabileceğini, yeni uygulamayla yanlarında KKTC pasaportu olmayan Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'den üçüncü ülkeye çıkışına yasak getirildiğini savundu.

Konu hakkında KKTC hükümeti ile TC'li yetkililerin işbirliği içinde mutabakata vardıklarını ve uygulamanın bir süre önce yürürlüğe girdiğini öğrendiklerini ifade eden Çakıcı, "kimlikle girişlerin devam ettiği Kuzey Kıbrıs'ın yolgeçen hanına döndüğü bir ortamda bu yönde bir uygulamaya gidilmesi düşündürücüdür" dedi.

Yeni uygulamadan habersiz birçok Kıbrıslı Türk'ün KKTC pasaportu olmadığı gerekçesiyle çıkışlarına izin verilmediğini ileri süren Mehmet Çakıcı, "Kıbrıslı Türklerin küçük oyunlarla KKTC pasaportu almaya zorlandığını" savundu.

"Kıbrıslı Türklere seyahatlerinde 2 pasaport alma zorunluluğu getirilmesi, zorluk çıkarmak ve mali külfet getirmekten başka bir şey değildir. Kıbrıslı Türkler pasaport karmaşası arasında ezilmek isteniyor" şeklinde konuşan TDP Genel Başkanı Çakıcı, yeni uygulamanın seyahat özgürlüğünü kısıtladığını ve Kıbrıslı Türklerin Larnaka Havalimanı'nı kullanmaya zorlandığını ileri sürdü.

KITSAB: Kimlik kartıyla girip,

Türkiye'den üçüncü ülkelere gidilemez

Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB), vatandaşları, üçüncü ülkelere gidişlerde, Türkiye'ye girerken KKTC, TC veya "Kıbrıs" pasaportlarını kullanmaları gerektiği konusunda uyararak, KKTC Kimlik Kartı ile Türkiye'ye giriş yapanların üçüncü ülkelere seyahatlerinin mümkün olmadığını açıkladı.

KITSAB Başkanı Özbek Dedekorkut imzasıyla yayımlanan açıklamada, "Basınımızda çıkan haberlere göre Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait seyahat belgeleri ile Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere gitmek isteyen vatandaşlar Türkiye çıkışlarında bazı engellemelerle karşılaşmışlardır. Elde ettiğimiz bilgiler ışığında belirtmek isteriz ki, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yeni uygulamaya konmuş bir karar yoktur" denildi.

Açıklamada, KKTC Kimlik Kartı'nın, sadece Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında kullanılabileceği belirtilerek şöyle denildi:

"Kimlik Kartı ile Türkiye'ye girip üçüncü ülkelere seyahat etmek mümkün değildir. Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere seyahat edecek vatandaşlarımızın Türkiye'ye girişte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti veya Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile giriş yapıp üçüncü ülkelere çıkışta da Güney Kıbrıs pasaportunu vize olarak gösterebilecekleri gibi Türkiye'ye girişte Güney Kıbrıs pasaportuna vize alarak aynı pasaportla çıkış yapabileceklerini belirtmek isteriz."

KIBRIS 17/07/08

 

Papadopoulos makes ‘important’ revelations to Cyprus File committee

FORMER President Tassos Papadopoulos revealed important new evidence during the last part of his testimony to the Committee on the Cyprus File yesterday.

Chairman of the Committee for the Cyprus File and EDEK Deputy Marinos Sizopoulos said yesterday that the former President’s testimony revealed new facts that were classed as very important.

“I have to admit that Tassos Papadopoulos mentioned facts and incidents that are regarded as particularly significant and had not come to the attention of the Committee before this. These facts will be cross-checked with other information and documents and we believe will constitute important material for historians that will look into the Cyprus File in the future,” he said.

Papadopoulos’ testimony centred on events that took place in Cyprus between the years 1971 and 1974 and included evidence on the coup, the Turkish invasion and the return of Archbishop Makarios III to Cyprus.

Yesterday’s witness statement by the former President was the second time he had given evidence to the Committee for the Cyprus File as he had previously provided information regarding events that took place in the years 1967-71.

The Committee for the Cyprus File, which convenes behind closed doors, has been collecting testimonies and documents in a bid to clarify the exact events that took place leading up to the Turkish invasion.

Among the high profile names that have already appeared before the Committee include former President Glafcos Clerides as well as EDEK honorary Chairman Vassos Lyssarides.

Sizopoulos said that yesterday’s evidence officially concluded Papadopoulos’ testimony, though he could be called before the Committee again if its members felt that further clarification was needed on the evidence that he has already submitted.

KIBRIS 17/07/08

 

 

Cyprus remains peaceful on the peace index
By Nihal Sharaf

CYPRUS has ranked 52 out of 140 countries most at peace in the Global Peace Index of 2008, maintaining a higher ranking than the US, Turkey and Israel, while two places above Greece and three below the UK.

The index is annually compiled by the Economist Intelligence Unit (EIU), which measures the countries’ peacefulness based on 24 indicators such as relations with neighbouring countries, political instability, military expenditure and number of homicides per 100,000 people.

This year, the list has expanded from 121 to 140 countries, with Iceland the most peaceful country in the world followed by Denmark, Norway, New Zealand, Japan and Ireland.

Israel, Afghanistan, Sudan, Somalia and Iraq are the least peaceful.

However, according to the index, the expansion does not directly affect changes in the rank even though some countries were pushed downwards. The rankings are based only on the measurements examined by the researchers and to verify this, the index included a comparative version of the original 121 excluding the new countries of 2008.

Researchers examine the index compilation of the countries against patterns and drivers of democracy and transparency of government, education and standard of living in order to identify the order of peacefulness.

Although Cyprus fell one place from last year, according to the index, the indicator levels of peace have increased by two points.

CYPRUS MAIL 17/07/08

 

 

Erdoğan KKTC'de Talat ile görüşecek

 



18 Temmuz, 2008 19:09:00 (TSİ) CNN TURK

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 34'üncü yıldönümü törenlerine katılmak üzere Ada'ya gitti. .Başbakan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile de görüşecek.

Başbakan Erdoğan, Esenboğa Havalimanı'ndan hareketinden önce geziye ilişkin açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Erdoğan, Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için Türk tarafının bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkı doğu Akdeniz'i istikrar ve refah üreten bir bölge haline getirmek için çözümden yana kararlı tutumunu sürdürmektedir" dedi.
 
Erdoğan, ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Cumhuriyet Meclisi'nde grubu bulunan parti temsilcileriyle görüşmelerinin olacağını bildirdi.
 
Görüşmeleri sırasında Kıbrıs konusunda bulunulan aşamayı ve Ada'da adil, kalıcı bir kapsamlı çözüme ulaşılması için bundan sonra yapılması gerekenleri birlikte değerlendireceklerini kaydeden Erdoğan, KKTC'li yetkililerle ayrıca KKTC ekonomisini sağlıklı biçimde gelişmeye devam etmesi için bundan sonra atılabilecek ilave adımları ele alacaklarını ve bazı yatırım projelerinin açılış törenlerine katılacağını söyledi.
 
"Yardımlarımızı rekor düzeylerde artırdık"
 
Bunlar arasında Lefkoşe-Güzelyurt yolunun ikinci etabı, Kumköy-Serhatköy su isale hattı, üniversite ek binaları ve amfi tiyatro yatırımları bulunduğunu kaydeden Erdoğan, "Hükümet olarak iş başına geldiğimiz günden beri yavru vatanın sosyal
ve ekonomik kalkınması için her türlü desteği verdik" dedi.
 
"Yardımlarımızı rekor düzeylerde artırdık. Bunun somut neticelerini de son 5 yılda KKTC ekonomisinin tarihi büyüme rakamlarında görmüş bulunuyoruz. Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için Türk tarafı bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir" diyen Başbakan, "Bugün de Kıbrıs Türk halkı Doğu Akdeniz'i istikrar ve refah üreten bir bölge haline getirmek için çözümden yana kararlı tutumunu sürdürmektedir" diye konuştu.
 
Erdoğan ayrıca, "Türkiye olarak biz de KKTC'nin bu yaklaşımını paylaşıyor ve iki tarafın siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin eşit statüsüne ve Türkiye'nin etkin garantisine dayanan yeni bir ortaklık kurulması yönündeki yapıcı yaklaşımımızı sürdürüyoruz. Aynı zamanda KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların kaldırılması için gayretlerimize aralıksız şekilde devam ediyoruz" dedi.
 
Başbakan Erdoğan'ı, Esenboğa Havalimanı'ndan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala, Ankara Valisi Kemal Önal, Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz ve öteki ilgililer uğurladı.
 
Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet bakanları Murat Başesgioğlu, Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da KKTC'ye gitti.
 
Rum kesimi sözcüsü: "Ziyaret yasa dışı"
 
Bu arada, Kıbrıs Rum kesimi hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 20 Temmuz Barış Harekatı'nın yıldönümü kutlamaları nedeniyle KKTC'ye yaptığı ziyaretin yasa dışı olduğunu öne sürdü.
 
Rum basınında yer alan haberlere göre, Erdoğan'ın 20 Temmuz kutlamaları nedeniyle KKTC'yi ziyaret etmesini eleştiren Stefanu, "Türkiye tarafından BM ve uluslararası hukuk kuralları çiğnenerek, 1974'ten beri işgal altında bulundurulan bir bölgeye yapılan bu ziyaret yasa dışıdır" iddiasında bulundu.
 
Kıbrıs Rum kesimindeki bazı gazeteler, Başbakan Erdoğan'ın ziyaretini şu başlıklarla yansıttı:
 
Fileleftheros: "Kırmızı çizgiler resitali. Erdoğan ve Talat, Türk
niyetlerinin işaretini veriyorlar.'

Simerini: "Erdoğan'ın ziyareti ortamı dinamitliyor. Bugün işgal
bölgelerine geliyor ve üç gün kalacak."

Politis: "Erdoğan'ı beklerken, işgal bölgelerinden göndereceği mesajlar
konusunda farklı değerlendirmeler."

Alithia: "Erdoğan, istila için bugün işgal bölgelerinde"

 

 

Askerden Kıbrıs'ta iki ayrı devlet temennisi

A.A

 

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'ın kabul ettiği 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk, "Umarım adada her iki tarafın, iki ayrı devlet şeklinde yaşayabileceği, iki ayrı devlet esasına dayalı, kalıcı ve adil bir çözüm sağlanır." dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz 1974'ün, Kıbrıs Türküne getirdiği güvenlik ve daha müreffeh bir hayat dışında Kıbrıs sorununun çözümüne kalıcı katkılar sağladığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsil edecek 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Talat, kabulde yaptığı konuşmada, “Elde edilen bu katkı ve kazanımları varılacak bir çözümde Kıbrıs Türklerinin geleceğinin bir güvencesi olarak var etmek ayrıca önemlidir. Bundan sonraki siyasi uğraşlarımızın hedefi bu olacaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, TSK'nin güçlü desteğine işaret ederek, TSK'nin sadece 20 Temmuz 1974'te değil, ondan önce de, çok zor ve karanlık günlerde verdiği destekle Kıbrıs Türkünün yok olmaktan kurtarılmasında başlıca faktör olduğunu kaydetti.

Talat, şunları söyledi:
“Bütün bu desteğe müteşekkiriz. Türkiye'ye bir bütün olarak müteşekkiriz. Çünkü Türkiye bütün kurumlarıyla Kıbrıs Türkünü desteklemiştir. 34 yıldır sizleri aramızda görmek bizi çok sevindiriyor. Törenler nedeniyle gerçekleştireceğiniz temaslar, zaten mükemmel olan ilişkilerin daha da iyileşmesine yardımcı olacak."

Bütün bunları düşündüğünde, geleceğe çok rahat ve umutla baktığını kaydeden Talat, başlatılmak üzere olan yeni sürecin başarılı bir şekilde ilerleyip, adil ve kalıcı bir barışa ulaşma ve uluslararası alanda da Kıbrıs sorununun bitişini ilan etmenin hedefleri arasında olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, bunun için iyi niyetle çalıştıklarını, ancak bu iyi niyetin karşılıklı olması gerektiğini söyledi. Talat, “Eğer iki taraf da bu iyi niyetini ortaya koyarsa, anlaşmaya varmamak için bir neden görmüyorum" dedi.

Talat, Kıbrıs Türkünün hala çok ciddi izolasyonlar altında olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs sorunu çözüm görüşmeleri devam ederken, izolasyonlara karşı mücadeleyi de sürdürmek gerektiğini belirtti. Talat, şöyle devam etti:
“Ancak dünyada yeni bir anlayış gelişiyor. 'Görüşmeler başladı, nasıl olsa sorunu çözeceksiniz, o zaman izolasyonlar kalkacak' deniliyor. İzolasyonların kaldırılmasını belirsiz bir tarihe erteleme eğilimleri var. Bunları da kesinlikle kabul etmiyoruz."

Türk Silahlı Kuvvetleri 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk de konuşmasında, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Barış Harekatı'nın 34. yılında Kıbrıs Türklerinin arasında olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

Orgeneral Berk, şunları söyledi:
“1974'te sağlanan barış ortamının 34 yıldır sürmesi, Kıbrıs Türk halkının rahat ve huzur içinde yaşaması ve o günden bu güne bu barış ortamının devam ettirilmesi tabii ki bizi her zaman mutlu etmiştir. Umarım adada her iki tarafın, iki ayrı devlet şeklinde yaşayabileceği, iki ayrı devlet esasına dayalı, kalıcı ve adil bir çözüm sağlanır."

Orgeneral Berk, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve desteğinin her zaman süreceğini de belirtti.

HURRIYET 18/07/08

 

The Economist'ten inanılmaz bir Türkiye planı

İngilizlerin ünlü The Economist dergisi Türkiye'nin İslamlaşmasını 1915’ten itibaren Ermenilerin, Rumların “katledilmesi ve sürülmesi” yalanlarına bağladı.

İngilizler'in prestijli The Economist dergisi, bugün satışa çıkan yeni sayısında yayımladığı “Bayraklar, Peçeler ve Şeriat” başlıklı çok geniş bir makaleyle AKP’nin kapatılma davasını irdelemeye çalıştı.

 

Dergi imzasız yayımladığı makalesinde "Türkiye’nin ne kadar İslamlaştiğı" sorusuna yanıt ararken, çok büyük bir yalana da imza attı. Economist, Türkiye’nin AKP ile İslamlaşmadığı, zaten İslamlaşma başladığı için AKP’nin iktidarda olduğu tezini kanıtlamak için bu durumu “Hıristiyanların katledilmesine” bağladı.

 

Kars’ta Arzu Orhankazi adlı bir feminist aktivistle konuşan dergi, Orhankazi’nin büyükannesinin eskiden kentte büyük bir rahatlıkla şarap içip Çarliston dans ettiğini anlattığını aktardı.

 

Dergi, "Anadolu'nun eksi günlerde neden daha az İslami görünmesinin en büyük nedenlerinden biri büyük ve canlı bir Hıristiyan topluluğa sahip olmasıdır. Ancak bu demografik denge 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Ermeni ve Rumların topluca katledilmeleri ve sürülmeleri sonucunda vahşice tepetaklak edildi. Mesela Anadolu'nun kuzeyinde yer alan Tokat'ta 1915'ten önce Ermeniler nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturuyordu. Bugün ise bir zamanlar burada yaşayan Ermeni topluluğunu anımsatan terk edilen, tek şey üzerinde otlar bürümüş ve hazine avcısı yerel halk tarafından talan edilmiş bir mezarlık," diye yazdı.

 

İmzasız yayınlanan makalede, İslamlaşmanın bugün AKP'nin önünü kesmeye çalışan ordunun 1980'de yönetime el koyduktan sonra hızlandığına dikkat çekildi. Dergi, bu dönemde Komunizm korkusu nedeniyle din eğitiminin zorunlu hale getirildiğini ve imam hatip okullarının "mantar gibi" bittiğini yazdı.

 

 

“HER MÜDAHALE ISLAMCILARI GÜÇLENDİRDİ”

 

ANKA ajansının yayımladığı habere göre, Economist Yargitay Başsavcısının AKP’nin kapatilmasini talep etmesinden bu yana Türkiye’nin “kargasa” içinde oldugunu savunurken, kararin yakinda çikmasinin beklendigini, çogu gözlemcilerin partinin kapatilacagina inandigini da kaydetti.

 

Iddianamede “yeterli kanit” olmadigini da öne süren dergi, “AKP, Islami degerleri tesvik etti, ancak Kuran’dan esinlenen yasalari geçirmek için hiç bir zaman girisimde bulunmadi” diye yazdi.

 

Ancak “Bu, yargi darbesinin arkasinda olduklarina inanilan Türkiye’nin müdahaleci generalleri pek etkilemedi” iddiasina da yer veren dergi, 1997 yilinda Erbakan hükümetinin uzaklastirilmasini ve “e-muhtira”yi animsattiktan sonra bazi generallerin Ergenekon olayina karistiklarini da öne sürdü.

 

The Economist, “Her müdahaleden sonra Islamcilar daha güçlü olarak dönüs yapti” degerlendirmesini de yaptiktan sonra, AKP döneminde ekonomi ve reform yolunda atilan adimlara dikkat çekti. “Dar Kemalist gömlek artik bu modern ülkeye uymuyor” iddiasina da yer veren dergi, buna karsin anketlerin, Türklerin çogunun artik kendilerini her seyden önce Türk degil, Müslüman olarak nitelendirdiklerini animsatti.

 

 

ERDOĞAN "TİRAN"

 

Yazının son bölümünde ise Basbakan Recep Tayyip Erdogan’a elestiriler yönelten The Economist, üst düzey bir AKP yetkilisine atfen “Sayin Erdogan, laik Türklere elini uzatmak için çaba gösterseydi ‘bugün bulundugumuz yerde olmayabilirdik” diye yazdi. Dergi,  Erdogan için su yorumu yapti:

 

“Birkaç sansi kaçirdi. Geçen son baharda AKP’nin generaller tarafindan 1980 yillarinda yapilan anayasa yerine geçecek yeni bir anayasa hazirlanmaya çalisilirken Sayin Erdogan, hiçbir zaman laik muhaliflerine danisma zahmetine girmedi. Kizlarda üniversitelerde türban kullanmalarina olanak veren yasayi geçirirken de onlari görmezlikten geldi. Elestirenler, büyük seçim zaferinin basini döndürdügünü söylüyorlar. Bir AKP milletvekili de ‘Erdogan hiçbir tavsiye ve elestiriyi kabul etmiyor. Bir tirana dönüstü’ diye fisildadi.”

 

The Economist de, Erdogan’a yönelik bu elestiriler için “Belki öyle ancak bu, siyasetten men edilmesi ve partisinin yasaklanmasini hak ettigi anlamina gelmez” ifadesini kullandi.

 

EN BÜYÜK FAY HATLARI

 

The Economist, “laiklerin korkularinin arkasinda bilgisizligin bulundugu” iddiasini aktardiktan sonra, “Türkiye’deki giderek sivrilesen laik-dindar ayrismadaki en büyük çatlak hatlar, içki, kadinlar ve egitim ile ilgilidir” diye yazdi.

 

Bazi AKP belediye baskanlarinin kentlerin disinda “kirmizi bölgeler” olusturma istegine de dikkat çekildigi dergide, kadin ve erkekler için ayri plajlar düzenleyen ve içki servisi yapmayan otellerin sayisindaki artisa dikkat çekildi. Dergi de, türban kullanan kadinlarin sayisinin dört misli artigi görüslerine de isaret edildi. “Bütün bunlar, tirmanan Islam’a iliskin paranoyayi besliyor” diyen dergi, “Bu korkular hakli mi?” sorusunu da sordu.

 

Ingiliz dergisi, muhafazakar Anadolu’nun alaninin genislesmis ise de kentli laiklerin yasaminin eskiden gibi devam ettigini de belirtti. “Türkiye’nin ruhu için en sert mücadele okullarda veriliyor” degerlendirmesini de yapan dergi, Hizbullah eylemlerine de dikkat çektikten sonra, “AKP’nin yasaklanmasi asiri unsurlarin elini güçlendirebilir” görüsünü de dile getirdi. Dergi, AKP milletvekillerinin çocuklarinin Kuran’dan çok Ingilizce’yi okuduklari iddiasina da yer verdi.

KIBRIS 18/07/08

 

 

Kıbrıs’ta tek egemenlik tartışması

Türkiye, AKP’nin kapatılma davasıyla Ergenekon soruşturmasına kilitlenmiş durumda. Bu arada önemli birçok gelişme gündemde hak ettiği yeri almadı. Bunlardan biri Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas arasındaki müzakereler. İki liderin görüşmelerinde ortaya çıkan yeni “ilke” anlaşmaları...

Tek egemenlik
Talat-Hristofyas görüşmelerinden çıkan önemli sonuç tarafların, “tek egemenlik, tek vatandaşlık” ilkesi üzerinde anlaştıkları ve çözümü bu ilke üzerinde inşa edecekleriydi...
Bu ilke anlaşması, Türk tarafı açısından yeni bir politika...
Türkiye ve KKTC’nin kalıcı çözüm için geliştirdiği temel çizgi şöyle özetleniyordu:
1- İki egemenliğe,
2- İki halka,
3- İki demokrasiye,
4- İki devlete dayalı, ortak bir çatı devlet.
Annan Planı müzakereleri de bu yaklaşım esas alınarak yürütülmüştü. Annan Planı’nın birçok alandaki yetersizliğine rağmen Türk tarafı “evet” demiş, Rum tarafı ise reddetmişti.
Bugün iki lider arasındaki görüşmelerin dayandığı zemin ise bu çizgiden bir hayli uzak görünüyor. İki egemenlik, iki halk, iki devlet, iki demokrasiden söz edilmiyor, “tek egemenlik, tek vatandaşlık” ilkesi esas alınıyor.

Elekdağ’ın eleştirisi
Talat ve Hristofyas’ın “ilke anlaşması”na önemli eleştirilerden biri, yıllarını diplomasiye vermiş olan emekli Büyükelçi ve CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ’dan geldi.
Elekdağ, “tek egemenlik, tek vatandaşlık” üzerine bina edilecek bir Kıbrıs’ta, Türklerin azınlık durumuna düşeceğine işaret ediyor. Bu ilkeye göre kurulacak yapıda Türklerin, Kıbrıs yönetimine eklemlenmesinin amaçlandığı uyarısında bulunuyor.

Ankara’nın tepkisi var mı?
Elekdağ, geliştirilen yeni çizginin son MGK kararlarıyla örtüşmediğini de düşünüyor. Şöyle diyor:
“Kıbrıs’ta üniter devlet kurma amacına zemin hazırlayan tek egemenlik, tek vatandaşlık ilkesi etrafında geliştirilen politika, Milli Güvenlik Kurulu’nun 24 Nisan 2008 tarihli toplantısında kararlaştırılan çözüm parametrelerine tamamen ters düşüyor.
Söz konusu bildiride ‘çözümün Ada’daki gerçekler temelinde, iki ayrı halkın ve demokrasinin’ varlığına dayanacağı, ‘iki kesimliliğin, iki tarafın siyasi eşitliğinin korunacağı’ ve ‘Garanti ve İttifak anlaşmalarının yürürlükte kalacağı’, ‘iki kurucu devletin eşit statüde’ olacağı, ‘yeni bir ortaklık devleti’ kurulacağı belirtilmişti.
Hristofyas’ın Talat’a dayattığı tek egemenlik, tek vatandaşlık ilkesi bu yaklaşıma ters düşmektedir.”
Elekdağ’ın dikkat çektiği bir husus da Ankara’nın, Hristofyas-Talat görüşmelerinde benimsendiği açıklanan tek egemenlik, tek vatandaşlık ilkesine karşı tepki vermemesi...
Elekdağ, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın basına yansıyan “Talat’a güvenimiz tamdır” açıklamasını da bu politika değişikliğine Ankara’da hükümetin onay verdiği izlenimi yarattığını düşünüyor.
Elekdağ’a göre, Türk tarafı bu politikayla Kıbrıs konusunda çok tehlikeli bir yola girmiş durumda. Bu yolda devam edilmesi halinde KKTC’yi bekleyen akıbet, egemenlik statüsünün ortadan kaldırılması ve Kıbrıs Rum Devleti içinde azınlık haklarından yararlanan bir vilayete dönüşmesi...

FIKRET BILA MILLIYET 18/07/08

 

Hayrünnisa Gül'den The Times'a ilginç açıklamalar

 LONDRA(ANKA) -

Hayrünnisa Gül, İngiliz The Times’in muhabiriyle yaptığı röportajda türbana ilişkin “Ben sizi sarışın diye yargılamıyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, İngiliz The Times gazetesi ile yaptığı söyleşide, türbana ilişkin “Ben başımı örtüyorum, beynimi değil" dedi. The Times muhabirinin “Laikler, sizden korkuyorlar" demesi üzerine Gül, İngilizce olarak “Siz benden korkuyor musunuz?" sorusunu yöneltti.
Prestijli İngiliz gazetesi The Times, Times2 ekinde Türkiye’deki türban sorununu kapak yaptı. Bu çerçevede türban tartışmalarına geniş yer veren gazeteden Janice Turner’ın, Hayrünnisa Gül ile yaptığı röportaj da yayınladı.
-“TÜRKİYE’NİN EN TARTIŞMALI KADINI"
Tercüman kullanarak yapıldığı belirtilen röportaja yer verildiği geniş haberde Turner, birlikte çay içtiği Hayrünnisa Gül için “Türkiye’nin en tartışmalı kadını, çok zarif bir makyaj kullanıyor, şık ve dar bir deri ceket, uzun etek ve marka ayakkabı giyiyor" diye yazdı.
41 yaşındaki Gül’ün neşeli gözleri ve genç kız gibi sesinin olduğunu da ifade eden Turner, Gül’ün tercümanın aracılığıyla eşinin siyasi kariyerinin başlarında nasıl aile işlerini yürüttüğünü anlattığını belirtirken, Gül’ün kendi banka hesabının olmasında ısrar ettiğini, erkek çocukları gibi kızını da iyi bir üniversiteye girmesi için teşvik ettiğini yazdı.
Hayrünnisa Gül’ün “namus cinayetleri'ne karşı konuşmayı planladığını kaydeden Turner, türban sorununa ilişkin olarak da Gül’ün, kendisine “Ben sizi sarışın diye yargılamıyorum" değini de aktardı. Türner’e göre, Gül ayrıca “Ben başımı örtüyorum, beynimi değil," ifadesini kullandı.
Bu arada, Turner’in “Laikler sizden korkuyorö demesi üzerine Gül, İngilizce olarak “Siz benden korkuyor musunuz?" karşılığına verdi. Gül “Bazen sıcak günlerde güneş altında türban kullanmak rahatsızlık veriyor. Kadınları kullanmaya zorlayabileceğiniz bir şey olduğunu düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
İran’da böyle yapıldığına işaret edilmesi üzerine Gül, “Ancak Türkiye farklı bir toplum. Ailelerde türban takanlar var da, takamayanlar da var. Bazı aile fertleri türban kullanır, diğerleri kullanmaz. Biz, farklı tercihlere alışığız" dedi.

MILLIYET 18/07/08

 

 

Erdoğan: Yapıcıyız ve barıştan yanayız

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler (BM) temelindeki kapsamlı çözüm çabalarını desteklemeye devam edeceklerini söyledi.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlama etkinliklerine katılmak üzere beraberinde kalabalık bir ekiple Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelecek olan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Eroğan, dün gece yurt dışında görevli büyükelçiler onuruna verdiği akşam yemeğinde Kıbrıs konusuna değindi.

Kıbrıs'ın Türk dış politikasının öncelikli konularından biri olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Yapıcı ve barıştan yana tutumumuzu bundan böyle de korumaya devam edeceğiz ve bu konuda kararlıyız. İnşallah bu hafta sonu da çok büyük bir ekiple Kuzey Kıbrıs'ta olacağız ve orada gerek açılışlar gerekse kutlamalarla Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımıza çok daha farklı bir motivasyonu, çok daha farklı bir heyecanı vereceğiz" dedi

KIBRIS 18/07/08

 

 

Babacan: Kıbrıs'ta çözüm isteyen tarafız

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, özellikle Kıbrıs Rum kesimindeki seçimden sonra yeni bir iyimserlik havasının oluştuğunu ve adada liderlerin bir araya geldiğini hatırlatarak, 25 Temmuz'da yeni bir görüşmenin yapılacağını ve bu toplantıyla teknik komitelerle ilgili son bir değerlendirme yapılacağını bildirdi.

Babacan, TRT'de yayınlanan bir programda Türk dış politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Biz çözüm isteyen tarafız" diyen Babacan, BM'nin yerleşmiş parametreleri çerçevesinde bir çözüm olması gerektiğini belirtti. Ali Babacan, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yeni bir temsilci atadığını hatırlatarak, bunun BM'nin çözüm umudunu gösterdiğini bildirdi.

KIBRIS 18/07/08

 

 

UN condemns razing of 16th century church in north
By Jean Christou

THE UN yesterday condemned the razing of the 16th century church of Ayia Katerina in Karpasia in May during a time when the leaders of both sides had entered a new peace process.

The destruction of the church to create building plots came to light during the launch of a new book published by the Kykkos Monastery Museum titled The religious monuments in Turkish occupied Cyprus

Museum chairman Stelios Perdikis said news of the destruction of Ayia Katerina had only emerged this week, and photographic evidence was collected showing the church in Yerani village some 27 kilometres north of Famagusta, as a pile of debris.

The cemetery behind the church was also completely destroyed.

“We think the destruction of the cultural heritage is unacceptable in general and in this case in particular,” UNFICYP spokesman Jose Diaz said yesterday when asked to comment.

“I think it points to the urgency of efforts to agree on modalities for the protection and restoration of the cultural heritage on both sides.”

The UN was ready to assist both sides in this regard, Diaz added.

To add insult to injury, the razing of Ayia Katerina came at a time not only when the leaders were engaged in discussions, but also while a special technical committee on cultural heritage was meeting as part of the peace process.

Only a month ago, aides to the two leaders, Presidental Commissioner George Iacovou and Talat’s adviser Ozdil Nami, announced progress in that committee by means of an agreement for joint educational programmes on cultural heritage.

A western diplomatic source said he could not comment on the specific case. “But I believe respect for cultural heritage of both communities is important and I hope that the relevant technical committee can discuss this important issue,” he said.

Perdikis said the Kykkos Monastery Museum was in contact with the chairman and the members of the technical committee on cultural heritage, who had been informed on what had happened at Ayia Katerina.

“This is happening at a time when we have started a process to solve the Cyprus problem, while a technical committee has been set up for cultural heritage issues,” Perdikis said.

“It is not the only church that has been razed intentionally, and the timing in this case can only lead to disappointment about the future.”

Byzantine specialist Charalambos Hodjakoglu, the author of the book, said the church had been in bad shape after being neglected for 34 years. It had already been plundered in 1974, he said.

Icons, artefacts, doors, windows and other items had been stolen from the church, but the bell tower with its bell and cross remained intact. The roof of the church had fallen in and the walls were either cracked or sloping.

“This monument was very important for the archaeological development in Cyprus,” he said, adding that “it maintained important architectural elements on the influence of gothic monuments on the architecture of that period.”

Eerily the cover of the new book, which was printed before knowledge of its destruction was known, depicts the Ayia Katerina church.

Hodjakoglu said the photograph was chosen by Bishop of Kykkos and Tylliria Nikiforos after a vision he had of the church during the time it was being demolished.

The new book launched about the destruction of Orthodox heritage in the north is available in Greek and English, and an Italian version is also in the works.

An exhibition of photographs gathered by Hodjakoglu's team is currently on show in Salonica and will later be moved to Italy.

Perdikis said the book was part of the research on Byzantine and post-Byzantine archaeology and art, which the Museum has established.

He said efforts to list religious sites in the occupied areas was difficult and at times dangerous but resulted in a unique list of monuments. He said the state has still to draw up such an archive, although it has the mechanism to do so.

The book is aimed at researchers and the public, and contains an archive pulled from 20,000 photographs from all churches, monasteries and chapels in the north, except those within Turkish military zones.

The seven chapters include the use of religious monuments for purposes other than those intended, as well as the condition of Ottoman mosques in the government-controlled areas.

The churches that have been salvaged in the north are those of Archangel Michael in Kyrenia, Ayios Mamas in Morphou, the Virgin Mary in Trikomo, and Saint Barnabas in Salamina. Some of them have been turned into museums.

“Most churches are on the verge of ruin,” Perdikis said, adding that those were the ones being targeted for demolition.

Those that have been turned into mosques were in better condition because they were being preserved.

Hodjakoglu said the destruction was not confined to Greek Orthodox churches, but those of other faiths such as Roman Catholic, Protestant, Maronite and even Jewish monuments. “We present this in the book in order to show that there is a conflict, not only against the Orthodox, but anything not Muslim,” he said.

He added that the problem is that, as time goes by without progress in the Cyprus problem or the committee discussing these issues, the condition of the monuments will further deteriorate.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Thousands expected for Palace commemoration

AS MANY as 3,000 people are expected to attend an event tonight at the Presidential Palace to condemn the 1974 coup and the Turkish invasion, police said yesterday.

It is the first time the Palace has been opened to the public as part of the ‘Black Anniversaries’ events.

A banner ad has been running in ruling AKEL mouthpiece Haravghi for days inviting the public to attend the event at the Palace at 8.30pm tonight when President Demetris Christofias will give a speech.

Extra police will be on duty primarily to direct traffic, Nicosia Divisional Police Chief Alkis Kyriacou said yesterday.

He said around ten police officers would be on duty outside the Palace main gate. Security and activity within the Palace grounds was the responsibility of the presidential detail, Kyriacou said.

It was likely the only cars that would be allowed inside would be those of officials and the media.

“We are expecting around 3,000 members of the public,” Kyriacou said.

A statement from AKEL also called on the public to turn out en masse to condemn the invasion and occupation.

“We will honour those who fought and sacrificed their lives to defend democracy and the independence of Cyprus, offer our support to refugees and the enclaved and demand resolution of the issue of missing persons,” a statement said.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Climate for talks is not right, say DIKO and EDEK
By Nassos Stylianou

CRACKS have begun to appear in the government coalition, as both junior partners have expressed their disagreement over President Demetris Christofias’ handling of the Cyprus problem.

On Wednesday night, DIKO announced that they did not believe that the current climate called for the start of direct negotiations between the two sides whilst also expressing their doubt that any significant progress has been made by the working groups and technical committees set up to prepare the grounds for fully fledged talks.

Some party members are reportedly unhappy with the unwavering support offered by party leader Marios Garoyian in public to Demetris Christofias. Some reports have even suggested that DIKO could withdraw from the government over the issue.

Socialist partner EDEK have voiced their opposition to Christofias’ policies, with party leader Yiannakis Omirou saying that the basis for the negotiations has not yet been clarified.

However, government spokesman Stefanos Stefanou said yesterday that President Demetris Christofias would talk to the parties before making any decisions regarding the July 25 meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

“The commitment that the President will make any decisions on the July 25 meeting after first talking with the parties remains,” he said.

“Whether the President will call the National Council before July 25 or whether he will meet with each party individually will be announced within the next few days.”

Responding to comments from coalition partner DIKO, Stefanou said that progress has been made by the working groups and technical committees, adding that during the recent meetings between the President and the Turkish Cypriot leader, the basis on which the Cyprus problem would be solved has been clarified.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Cyprus welcomes European Parliament report on Famagusta
By Jacqueline Theodoulou

THE EUROPEAN Parliament Petitions Committee’s adoption of a report on the fenced off town of Famagusta (Varosha) has been hailed on the island as a moral victory.

Following heated debate, the Petitions Committee approved the report by Polish MEP Lidia Joanna Geringer de Oedenberg with a majority vote of 22 in favour and two against.

The report, viewed by the Cypriot media as very positive for the Greek Cypriot side, requests the departure of occupying forces and the return of the “ghost town” to its legal residents by the end of 2008.

A report by Committee Chairman Marcin Libicki, the draft of which was strongly condemned by Cypriot political parties for being pro-Turkish, was rejected, receiving just two votes in favour.

Libicki’s report aimed for an upgrade of the occupied areas, while holding Varosha hostage to negotiations over the Cyprus problem.

According to the recommendations of the report, “UNSC Resolution 550(1984) must be respected, and implemented without further delay by all parties and, with regard to the petitioners' concerns, the institutions of the European Union must actively support and promote a solution which leads to the full restoration of property to its legitimate owners in Varosha.”

Furthermore, “Turkey must withdraw its occupation military forces from the Republic of Cyprus, an EU territory, starting with the return of the Famagusta sealed-off section to its lawful inhabitants in compliance with the above resolution.”

The report adds, “The Slovenian and the French Presidencies of the EU must give their support so that this issue is resolved by the end of 2008, and the European Parliament is urged in this context to give full backing to this objective,” while, “if there are no visible results by the end of the year, the PETI Committee could re-examine the current state of play and reflect on further actions, i.e. possibility of bringing the issue of the Famagusta petitioners to plenary.”

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Erdogan due in the north for invasion anniversary

TURKISH Prime Minister Tayyip Erdogan is expected in the north this weekend to attend the Turkish Cypriot celebrations of the 1974 invasion of Cyprus.

“This visit is illegal in an area that is occupied since 1974 in violation of international law and charters,” Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday, commenting on the visit, which he described as reprehensible.

Turkish Cypriot press reports said Erdogan would be accompanied by six cabinet ministers and was expected to give messages of “solidarity and peace” in his speech on Sunday, the anniversary of the invasion.

The events in the north are due to start on Saturday at noon with a 21-gun salute and a televised speech to be given by Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali Talat.

A parade will take place on Sunday where both Talat and Erdogan will give speeches while Turkish military aircraft will put on a show.

Ahmet Yonluer, chairman of the Politics for the People Party said: “With his visit the Prime Minister will once more reiterate how justified and appropriate the 1974 Peace Operation was.”

He said the Turkish Cypriot side would never accept Turkey’s right of guarantee over the island to be watered down.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

Turkey barring Turkish Cypriots from travelling with Cyprus passports
By Jean Christou

TURKISH Cypriot holders of a Republic of Cyprus passport are not being allowed to exit Turkey for a third country unless they have a ‘TRNC’ passport, reports from the north said yesterday .

The new ‘rule’ came into effect from July 1 and Turkish Cypriots have complained they were not informed they needed a ‘TRNC’ passport to go on to another country.

A number of families going on holiday were not allowed to leave Turkey with their Cyprus passports and did not have ‘TRNC’ ones so they could exit ports and airports in Turkey.

Most Turkish Cypriots can enter Turkey with an identity card but if they want to travel further they need to show a passport to exit Turkey for third countries.

Thousands of Turkish Cypriots hold Republic of Cyprus passports which gives them free access to EU countries.

Greek Cypriots have been free to travel to and from Turkey without restriction since 2003.

Ortam newspaper said the new rules were agreed between Turkey and the administration in the north, and had upset many Turkish Cypriots. It also pointed out that the move would probably just prompt more Turkish Cypriots to use Larnaca airport to leave the country.

Mehmet Cakici, chairman of the Social Democrat Party (TDP), was quoted yesterday in Afrika newspaper as saying the move was a restriction of the free movement of Turkish Cypriots.

The paper also said the Turkish Cypriot Travel Agents’ Union had issued a statement advising Turkish Cypriots to use a ‘TRNC’ passport when travelling in and out of Turkey.

Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer denied there had been an agreement with Turkey over Cyprus passports. He said the agreement concerned only the use of identity cards between the north and Turkey.

Asked about the difficulties being experience by some Turkish Cypriots when travelling through Turkey, Soyer said: “The practice of entering-exiting with an identity card is valid in the journeys between the TRNC and Turkey. The exit from Turkey for abroad is made with passport. Therefore, exit with the passport of the TRNC can be made,” he said.

CYPRUS MAIL 18/07/08

 

 

‘Barış Suyu’ KKTC’ye 2012’de ulaşacak

Kıbrıs’ta bulunan Başbakan Erdoğan, “Barış Suyu Projesi”nin çalışmalarının başladığını, Türkiye’den KKTC’ye boru hattı döşenmesiyle en geç 2012 yılında içme suyunun Ada’ya ulaştırılacağını söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:35 TSİ 19 Temmuz 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaptıkları rtak basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladılar.

 

Başbakan Erdoğan, Ada’daki su sorununun çözümü için Barış Suyu Projesi çalışmalarının başladığını belirterek, “Bu çalışmanın bitmesiyle birlikte, ki bu bütün tatbikat projesi olarak bitmiş olacak, Anamur’dan Kuzey Kıbrıs’a deniz altı hattını o zaman döşemiş olacağız. Bununla birlikte bir defa Kuzey Kıbrıs’ın geleceğini de kuşatacak bir su imkanını getirmiş olacağız. Tamamıyla içme suyu, kullanma suyu olarak bunu söylemiyorum. Ondan sonra da bunun tabii yapımı filan, projenin önümüzdeki yıl bitiminden sonra, azami olarak söylüyorum, önümüzdeki yılın Haziranından sonra üç yılda bitecektir. Bunun talimatları da Çevre ve Orman Bakanımıza, DSİ oraya bağlıdır, verilmiştir ve orası tarafından sürdürülmektedir” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise başlangıçta tankerlerle su taşınmasını, sonra da boru yoluyla adaya su taşınmasını ve her iki durumda da Güney Kıbrıs’a su sevk etmeyi Türkiye’nin desteklediğini söyledi.

Kendisinin konuyu Rum tarafına değişik kanallarla hem yüz yüze ve hem de teknik komite vasıtasıyla ilettiğini ifade eden Talat, henüz Rum tarafının konuyu değerlendirip kendilerine dönmediğini, ancak Rum Hükümet sözcüsünün Kıbrıs sorunu çözülmeden su almayacakları yönünde bir açıklama yaptığını kaydetti.

Talat, “Ama bize iletilmiş resmi bir cevapları yoktur” dedi.

 

Erdoğan: Rumlar adım atmalı

Başbakan Erdoğan, “Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir barış istiyoruz, bu da ancak iki kurucu devlet temelinde ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözümle mümkün” dedi.

NTV

Güncelleme: 20:17 TSİ 19 Temmuz 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Barış Harekatı’nın 34’ncü yıldönümü törenlerine katılmak üzere Kıbrıs’ta bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bir araya geldi. Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ta çözüm için Rumların adım atması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, iki kurucu devlet temelinde, siyasi eşitliğe dayalı çözümü desteklediklerini, bu temeller üzerinde bir anlaşma sağlanmadıkça çözümün zorlaşacağını belirtti. Başbakan, süreci Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın değil Rum yönetiminin tıkadığını belirtti.

Erdoğan, “Çözüm hiçbir zaman tek taraflı olmaz. Hristofyas, bizim gibi olumlu yaklaşacak ki olumlu sonuç alınsın. İki halkın olduğu, siyasi eşitliğin olduğu, adil, kapsamlı kalıcı bir çözüm istiyoruz. Diğerleri ayrıntı. Eğer bu ön kabuller olmazsa bugüne kadar olduğu gibi çözüm de olmaz” dedi.

Kıbrıs’ta Talat ve Hristofyas’ın yeniden bir araya gelecekleri 25 Temmuz toplantısını önemsediğini belirten Başbakan Erdoğan, Rum kesimini şu sözlerle eleştirdi:

“24 Nisan 2004’de Annan Planı’na ‘evet’ dedik. Rum Kesimi ‘hayır’ dediği halde ödüllendirilmiş, KKTC ‘evet’ dediği halde cezalandırılmıştır. Peki nasıl oluyor da biz çözümün önünü tıkıyoruz. Adalet istiyoruz biz.”

Başbakan Erdoğan, açıklamalarıyla Türkiye’nin Kıbrıs’taki çözüm çabalarına bakışını ortaya koyarken, KKTC’ye “Türkiye yanınızda” mesajını verdi.

 

"Yeni bir ortaklık ilişkisi..."

 



19 Temmuz, 2008 15:32:00 (TSİ) CNN TURK

Barış Harekatı'nın 34'üncü yı dönümü için Ada'da olan Başbakan Erdoğan, ''Kıbrıs'ta çözüm BM çatısı altında, adadaki gerçeklere dayanan iki eşit halk, ve iki kurucu devlet arasında oluşturulacak, yeni bir ortaklık ilişkisi çerçevesinde bulunacaktır'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Erdoğan, yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
 
Erdoğan, sıcak karşılamadan dolayı Talat ve KKTC halkına teşekkür etti ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı çözüm bulunması yönünde ilk günden bu yana çok yoğun bir çaba sarfediyoruz" dedi.
 
Erdoğan, "Türkiye, iki lider tarafından 21 Mart tarihinde başlatılan süreci memnuniyetle karşılamıştır. İki liderin önümüzdeki günlerde yapacağı görüşmelerde kapsamlı müzakerelerin başlatılacağı tarih konusunda mutabakata varmalarını bekliyoruz" diye konuştu.
 
Başbakan, "Çözüm konusunda Cumhurbaşkanı Sayın Talat'a ve ekibine olan güvenimiz tamdır. Kendisinin müzakere heyetlerinin de KKTC Hükümeti'nin bu konuda aktif ve yapıcı bir çaba içerisinde olduğunu biliyoruz. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak sizleri bu yönde desteklemeye devam edeceğiz" dedi.
 
Erdoğan, "Şu anda da Kıbrıs'ta Türkler cezalandırılıyor ama ister istemez sonunda, inanıyorum ki Kıbrıs Türk Devleti kesinlikle kurulacak" dedi.
 
Talat: "Beni bir süreci başlatmış olacağız"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, 25 Temmuz'da Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas ile bir araya geldiğinde tam teşekküllü müzakerelerin başlangıcını ilan edeceklerini umduğunu, böylece Kıbrıs sorununun çözümü için yeni süreci başlatmış olacaklarını söyledi.
 
Talat, "Bundan sonra da Türkiye'nin desteğini her zaman yanımızda biliyoruz. Önümüzde bizi bekleyen Kıbrıs sorunuyla ilgili hassas süreçte bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.
 
Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile birlikte Kıbrıs sorununda BM parametrelerine dayalı, kalıcı bir çözümü ve bunun bir an önce olmasını desteklediğini kaydeden Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak Kıbrıs sorununun siyasi eşitliğimize dayalı, iki kesimli, iki kurucu devletine şit statüsüne dayalı bir çözümle bir an önce çözümlenmesini istiyoruz ve bunun için elimizden gelen her çabayı ortaya koyuyoruz" diye konuştu.
 
Kıbrıs Türk tarafının bunu kanıtladığını söyleyen Talat, Rum kesimi lideri Hristofyas ile yapılan üç görüşmede bu konudaki istekliliği ortaya koyduklarını ve gereğini yaptıklarını belirtti.
 
Talat, "25 Temmuz'da umuyorum ki bir araya geldiğimizde, tam teşekküllü müzakerelerin başlangıcını da ilan edeceğiz. Ve böylece Kıbrıs sorununun çözümü için yeni süreci başlatmış olacağız. Bu süreçte Türkiye'nin desteğinin bizimle birlikte olduğunu bilmek bize çok büyük bir güvence oluşturuyor" diye konuştu.
 
Kutlamalar...
 
Kutlamalar, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BRT televizyonu ve radyosundan yayımlanan konuşması ve 21 paretop atışıyla başladı.
 
Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında, Kıbrıs Türk halkına yaraşır, bilinçli sosyal ve ekonomik kalkınma programlarıyla bir an önce sıkıntıları aşma ve çözüme, Avrupa Birliği'ne, dünyayla bütünleşmeye koşma çağrısı yaptı.
 
"Kavgamız, birbirimizi yıpratmaya değil yüceltmeye yönelik olsun" diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için iyi niyetle çalışırken her düşünceyi saygıyla ve hoşgörüyle karşılayarak, her görüşten yararlandığını, ancak yararlanılacak görüşlerin de asgari bir tutarlılığı olması gerektiğini söyledi.
 
Barış Harekatı'nın 34'üncü yı dönümünü kutlayan Talat, Kıbrıslı Türklerin 20 Temmuz 1974 öncesinde yaşadığı zorluklara işaret ederek, korku ve şiddete dayalı yıkım yıllarının 1960'ta kurulan ancak 3 yıl gibi kısa bir ömrü olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rumlar tarafından gasp edilmesiyle birlikte başladığını hatırlattı.
 
"Gelecekten endişe ederek..."
 
Talat, "Bu nedenle 20 Temmuz 1974'ü, geleceği düşünmeyi bir yana bırakın, birkez daha hayatımızdan da endişe ederek karşılamıştık. 20 Temmuz Barış Harekatı'nın en önemli özelliği, temel niteliği, Kıbrıs Türk halkının can güvenliğini sağlamış olmasıdır. 20 Temmuzları 'Barış ve Özgürlük Bayramı' haline getiren işte bu temel özelliktir" dedi.
 
Kimsenin buna "hamaset" diye bakmamasını, "milliyetçi duyguları yükseltme yaklaşımı" olarak damgalamaya kalkışmamasını isteyen Cumhurbaşkanı Talat, "Bu, Kıbrıs Türk insanının ruhunda hissettiği gerçektir" diye konuştu.
 
Talat, 34 yıl sonra bile Kıbrıs sorununu konuştuklarını, bunun en önemli nedeninin Kıbrıs Rum tarafının 20 Temmuz'u gerçekçi bir şekilde algılamaması, Kıbrıs sorununu "20 Temmuz Barış Harekâtı ile ortaya çıkmış bir sorun" gibi göstermeye çalışması ve dünyanın da böyle algılaması için ısrarlı olmasından kaynaklandığını söyledi.
 
"Nedeni değil sonucu"
 
Talat, 20 Temmuz Barış Harekatı'nın, Kıbrıs sorununun nedeni değil, sonucu olduğuna işaret ederek, "Bu harekat, Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağlamış, varlığını korumuş; Kıbrıs adası üzerindeki haklarını koruyarak gelişmesini devam ettirmenin koşullarını ortaya çıkarmıştır" dedi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, Kıbrıs Türk halkının 20 Temmuz Barış Harekatı ile elde ettiği güvenceleri ortadan kaldıramayacağını; tam tersine çözümün, bu hak ve güvenceleri geçerli uluslararası normlara oturtarak, onları daha bir sağlamlaştırması gerektiğini vurguladı.
 
"Biz hazırız"
 
Kıbrıs'ta barışçıl bir çözümün bölgeye de huzur ve sükun getireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Evet, biz, Kıbrıslı Türkler, bu uluslararası sorunu sonlandırmaya hazırız. Çözüm bulma gayretlerini yoğunlaştırmak için hazırız. Çözüm için hazırız. Kıbrıs gerçeklerine uygun bir çözüm için hazır olmaya devam edecek ve bunun için yılmadan, yorulmadan çalışacağız" diye konuştu.
 
Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için çalışmakta kararlı olduklarını vurgulayarak, bu kararlılıklarının istismar edilmemesi gerektiğini söyledi ve "Kıbrıs sorununa çözüm bulma azmimiz, her türlü çözüme razı olacağımız şeklinde anlaşılmamalıdır. Biliyorsunuz, çözümün kriterlerini hep beraber saptadık. Geleceğimizi yok edecek ve bizleri zaman içerisinde eritecek formüllere evet demeyeceğimiz ve gençlerimizin aydınlık geleceğini karartmayacağımız kesinlikle bilinmelidir" dedi.
 
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde, ekonomik sıkıntılara çözüm bulmanın, daha verimli ve çağdaş bir düzen kurmanın çok daha kolay olacağına dikkat çeken Talat, "Ne var ki, bu sıkıntılar, Kıbrıs Türk halkının onay vermeyeceği; Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarınınk orunmayacağı; Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasına ve daha güzel bir geleceğe doğru yol almasına olanak vermeyecek bir çözüme 'evet' dememizin nedeni olamaz" diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs gerçeklerine uymayan bir çözümün yeni 20 Temmuzlar yaratmaya aday olduğunu ifade ederek, bir daha askeri önlemlere ihtiyaç duyulmayacak, Kıbrıs Türk halkının can ve mal güvenliği ile geleceğini özgürce belirleme hakkını hayata geçirmeyi sağlayacak bir çözümün arayışı içinde bulunduklarını belirtti.

 

Erdoğan Genelkurmay bildirisini yorumladı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik hukuk dışı saldırılara sıcak bakmayacaklarını bildirdi.
Başbakan Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinden sonra düzenlediği ortak basın toplantısında Genelkurmay Başkanlığı’nın dün yaptığı açıklamaya ilişkin bir soruyu yanıtladı. Erdoğan, bir gazetecinin Genelkurmay’ın açıklamada, “TSK’ya hukuk dışı saldırılar yapıldığı ve bu konuda Türk milletinin de yasal ve demokratik tepki göstermesi beklentisinin" dile getirildiğini anımsatması üzerine şunları söyledi :
“Silahlı Kuvvetlerimize karşı hiçbir zaman hukuk dışı bir eylemin içinde olmayı Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir vatandaşı, ferdi kabullenmez. Hiç bir kurumu da kabullenmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir anayasal kurumuna da hukuk dışı saldırıda bulunmayı hiçbir vatandaş kabullenmez. Silahlı Kuvvetlere karşı hukuk dışı saldırılara hiçbir zaman sıcak bakmamız ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir vatandaşının da sıcak bakması inanıyorum ki mümkün değildir.”

MILLIYET 19/07/08

 

Kavrulan Rumların taşıma su fiyaskosu

TAKİ BERBERAKİS Atina

Rum Kesimi’ne Yunanistan’dan ilk parti içme suyunu getiren tanker zamanında boşaltılamayınca 40 bin ton su heba oldu

Kıbrıs Rum kesiminin, adadaki büyük içme suyu sorununu Atina’dan tankerle su taşıyarak giderme operasyonunun ilk etabı fiyaskoyla sonuçlandı. İlk parti içme suyunu getiren tanker zamanında boşaltılamayınca, özelliğini yitiren 40 bin metreküp su toprağa döküldü.
KKTC aracılığıyla Türkiye’den su almayı reddeden Rumlar, yazlık su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geçen ay Yunan hükümeti ile bir içme suyu taşıma anlaşması imzalamıştı.

Su 15 gün bekledi
Bu anlaşma çerçevesinde, kendisi de susuzluk sorunu ile karşı karşıya olan Atina’nın su depolarından bir tankere yüklenen 40 bin metreküp içme suyu temmuz başında Larnaka açıklarına ulaştı. Ancak, Rum kesiminin, suyun gemiden su şebekesine sevkini sağlayacak altyapı çalışmalarını geciktirmesi üzerine tanker 2 hafta boyunca beklemek zorunda kaldı. Tankerde 15 gün bekletilen su, içme suyu olma özelliğini kaybetti ve 40 bin metreküp su toprağa boşaltıldı.
TaNea gazetesi haberi, “40 bin metreküp içme suyuyla topraklar susuzluğunu giderdi” şeklinde alaycı bir başlıkla duyurdu.
Yunan-Rum su anlaşması, Rum kesimindeki su sorununa çözüm oluşturamıyor. Anlaşma gereğince önümüzdeki dönem Atina’dan Larnaka’ya 8 milyon metreküp su taşınacak. Ancak, Rum kesiminin yıllık gereksinimi 70 milyon metreküp ve mevcut rezervleri ise ancak 17 milyon metreküp düzeyinde.

MILLIYET 19/07/08

 

Oneida kabilesi ‘Türk Boyları Şenliği'nde

Oneida kabilesi ‘Türk Boyları Şenliği'nde

Kızılderililer en ilgi çeken kafile oldu.

Oneida yerli dilini konuşarak Yalovalılar'ı selamlayan kabile reisi izleyicilerden büyük alkış aldı. Şenliğe çeşitli ülkelerden 26 halk oyunları ekibi katılıyor

 

KEMAL BAYRI

YALOVA - Bu yıl 11'incisi düzenlenen ‘Yalova Folklor Eğitim Merkezi (YAFEM) Türk Boyları Şöleni'ne çeşitli ülkelerden gelen 26 halk oyunu ekibi ve 300'e yakın halk dansçısı katılırken ABD'den gelen Oneida kabilesi kızılderilileri ilgi odağı oldu.

Kentte 25 Temmuz'a kadar sürecek olan ‘YAFEM Türk Boyları Şöleni'ne, Tuva Cumhuriyeti, Güney Osetya, Çuvaşistan, Balkarya, Yakutistan, Kazakistan, ABD Kızılderilileri, Karaim Türkleri, Çeçenistan, Tataristan, Makedonya, Bulgaristan Türkleri, Azerbaycan, Romanya, Kabardin, KKTC, Kosova, Karaçay Çerkez, Kuzey Osetya, Bosna-Hersek, Suriye Türkleri, Irak Türkleri, Kırım ve Sancak ekipleri katıldı. Dün başlayan festivalin ilk gününde yöresel kıyafetlerini giyen konuk ekiplerin sergilediği oyunlar beğeni ile izlendi. Akşam Barış Manço Açık Hava Tiyatrosu'nda yapılan açılış galasını 5 bin kişi izledi. Törende konuşma yapan YAFEM Başkanı Özer Koyuncu, 20'nci yıldönümlerini kutlayan derneklerinin Türk Boyları Şöleni gibi önemli organizasyonu gerçekleştirmesinden mutlu olduklarını söyledi. Bursa Uludağ Mehteran Takımı'nın gösterisi ardından Bosna-Hersek, ardından Çuvaşistan ekibi gösteri yaptı.

Açılışın ençok ilgi gören ekibi ABD'den gelen Oneida kabilesi kızılderilileri oldu. Oneida yerli dilini konuşarak Yalovalılar'ı selamlayan kabile reisi izleyicilerden büyük alkış aldı. 1 hafta sürecek olan şölen kapanış galası ile sona erecek. YAFEM Şöleni süresince TÜRKSOY Resim Sergisi, Türk Dünyası Müzik Aletleri Sergisi, Türk Boyları Basın Mensupları Buluşması, ABD'den festivale katılan kızılderililerin konuk olacağı Türkçe sohbetler, şairler buluşması yapılacak. (dha)

RADIKAL 19/07/08

 

 

Erdoğan: Bu yıl çözüm mümkün

ÇÖZÜMÜN KOŞULU, İYİ NİYET... 20 Temmuz törenlerine katılmak ve çeşitli açılışlar yapmak için adamızda bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2008 yılında çözümün mümkün görüldüğünü ifade etti. Mevcut BM müktesebatını kullanarak hızla uzlaşıya varılmasının mümkün olduğunu belirten Erdoğan, bunun temel koşulunun iyi niyetle müzakere, siyasi irade ve yetki-paylaşımına dayalı BM parametreleri ve çözüm modelinin kabullenmesi olduğuna dikkat çekti

BAKİR DOĞUM İLKESİNE UYGUN ORTAKLIK... Türkiye Başbakanı Erdoğan, kapsamlı müzakerelerin hızla ilerlemesi ve iki eşit halk arasında "bakir doğum" ilkesine uygun yeni bir ortaklık hedefine ulaşılması beklentisinde olduğunu ifade etti. Erdoğan, "Türk tarafının, 23 Mayıs Ortak Açıklaması'nda ilan edilen anlayış birliği üzerinden sürdürülecek kapsamlı müzakerelerin başarıyla sonuçlandırılması için siyasi iradeye sahip olduğuna tüm dünya bir kez daha tanıklık edecektir" dedi

YENİ SÜREÇTE TALAT'IN TUTUMUNA TAM DESTEK... Türkiye'nin BM parametrelerinde bir çözüm için desteğinin devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye'nin, Ada'daki iki lider arasında başlayan yeni süreçte Cumhurbaşkanı Talat'ın izlediği tutuma destek verdiğini kaydetti. Erdoğan, Barış Harekatı'nın yıldönümünde, sekiz bakanıyla KKTC'ye gelerek Kıbrıslı Türklerin adada huzur, barış ve refah içinde yaşamaları konusundaki kararlı iradelerini ortaya koyduklarını kaydetti

20 Temmuz Barış Harekatı'nın yıldönümü dolayısıyla düzenlenecek etkinliklere katılmak ve 1 Eylül'de başlayacak müzakereler öncesi Kıbrıslı Türklere desteğini teyit için 8 bakanıyla birlikte Kıbrıs'ta bulunan Türkiye Başbakanı Erdoğan, KIBRIS gazetesine yaptığı açıklamada bu yıl içerisinde çözümün mümkün olduğunu vurguladı.

Kıbrıs'ta çözümün tüm unsurları yıllar boyu süren görüşme süreçlerinde tekrar tekrar ele alındığını belirten Erdoğan, mevcut BM müktesebatını kullanarak hızla uzlaşıya varılmasının mümkün olduğunu belirtti. Bunun temel koşulunun iyi niyetle müzakere, siyasi irade ve yetki-paylaşımına dayalı BM parametreleri ve çözüm modelinin kabullenmesi olduğuna dikkat çeken Erdoğan, Yunanistan'a yaptığı çağrıda süreci desteklemesini ve Rum tarafını çözüm için teşvik etmesini istedi.

Türkiye'nin BM parametrelerinde bir çözüm için desteğinin devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, söz konusu parametrelerin de 40 yıldır süren müzakereler sonucunda Annan planında billurlaştığına dikkat çekerek Annan planı çerçevesindeki çözüme desteğini belirtti.

Türkiye, Ada'daki iki lider arasında 21 Mart görüşmesiyle başlayan süreçte KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın izlediği tutumu desteklediklerine vurgu yapan Erdoğan, "Beklentimiz kapsamlı müzakerelerin hızla ilerlemesi ve iki eşit halk arasında 'bakir doğum' ilkesine uygun yeni bir ortaklık kurulması hedefine ulaşılmasıdır" dedi.

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın KIBRIS gazetesinin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Soru: 2004 yılı referandumlar süreci dikkate alındığında Türk tarafı Kıbrıs sorununda hangi noktada bulunuyor?

Cevap: Kıbrıs Türk halkı 2004 yılında yapılan referandumlarda kendi kaderini belirleme hakkını kullanmak suretiyle barış ve istikrardan yana tutumunu somut biçimde sergilemiştir. Referandum sonuçları Ada'da kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması çabalarının hangi türden yalan, aldatma ve çarpıtma yöntemleri kullanılmak suretiyle engellendiğini ifşa etmiştir. Kıbrıs Türk halkı yol açacağı sıkıntı ve zorlukların bilinci içinde 2004 BM Kapsamlı Çözüm Planı'na "evet" derken, aynı zamanda kendi yönetiminden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçmeyeceği ve bir azınlık olarak yaşamayı kabul etmeyeceği yönündeki iradesini de sergilemiştir. Dolayısıyla, ne Türk tarafının referandum sonrasında sürdürdüğü yapıcı tutumda bir değişiklik, ne de kapsamlı çözümün Kıbrıs Türk halkının kurucu ve eşit olarak yer alacağı ve Türkiye'nin etkin garantisinin devam edeceği yeni bir ortaklıkla kurulması hedefinde bir sapma mevcuttur.

Soru: Kıbrıs, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini nasıl etkiliyor?

Cevap: Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinde bir engel teşkil etmemesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Kıbrıs sorunu ile müzakere sürecimizi bağlantılı kılmaya çalışan girişimlerin yanlışlığını anlatmaya devam edeceğiz. Çözüm olmadan Kıbrıs Rum yönetiminin üyeliğe kabul edilmesinin bir hata olduğunun AB içinde sık sık dile getirildiğini biliyoruz. AB üyesi ülkelerin bu hatayı telafi etme çareleri üreteceğine inanıyorum. Türkiye bir yandan AB'ye tam üyelik hedefi doğrultusunda müktesebatın gereklerini yerine getirmeyi sürdürecek, diğer yandan da Kıbrıs Türk tarafının kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasına yönelik yapıcı çabalarını destekleyecektir. Şunu açıkça ifade etmeliyim ki, Türkiye tüm kurum ve kuruluşlarıyla, AB'nin de önem verdiği Doğu Akdeniz bölgesinde istikrar ve barışı teminat altına alacak bir çözümü samimiyetle arzulamaktadır.

Soru: Hükümetiniz Annan planını destekleyen pozisyonunu koruyor mu yoksa yeni koşullarda daha farklı bir politika mı izliyor?

Cevap: Çözüm, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde BM parametreleri zemininde gerçekleşecektir. Söz konusu parametreler, yaklaşık kırk yıldır süregelen müzakere sürecinde ele alınan tüm konular ve varılan tüm esaslar itibariyle 2004 tarihli BM Kapsamlı Çözüm Planı'nda billurlaşmıştır. Çözümün her veçhesini, yeni ortaklığın nasıl işleyeceğini belirleyen bu emeğin heba edilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Şurası çok açıktır ki, Hükümetimiz, çözümün bu müktesebat üzerinden gerçekleşmesi için BM Genel Sekreteri'ne vaki desteğini sürdürmektedir.

Soru: Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında başlayan görüşmeleri nasıl karşılıyorsunuz?

Cevap: Türkiye, Ada'daki iki lider arasında 21 Mart görüşmesiyle başlayan süreçte KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat'ın izlediği yapıcı tutuma desteğini sürdürecektir. Beklentimiz kapsamlı müzakerelerin hızla ilerlemesi ve iki eşit halk arasında "bakir doğum" ilkesine uygun yeni bir ortaklık kurulması hedefine ulaşılmasıdır.

Soru: Kapsamlı müzakereler 1 Eylül'de başlayacak. Hükümetiniz bu süreç karşısında nasıl bir tavır alacak?

Cevap: Türk tarafının 23 Mayıs Ortak Açıklaması'nda ilan edilen anlayış birliği üzerinden sürdürülecek kapsamlı müzakerelerin başarıyla sonuçlandırılması için siyasi iradeye sahip olduğuna tüm dünya bir kez daha tanıklık edecektir. Kıbrıs Türkü'nün sevinç, coşku ve gururla kutladığı bu mutlu yıldönümünde Türkiye ile KKTC'nin güç ve gönül birliği içinde kenetlenmesi, önümüzdeki dönemde müştereken izleyeceğimiz diplomasinin en açık göstergesidir. Yavruvatan'daki kardeşlerimizin son beş yılda elde ettikleri diplomatik, ekonomik ve siyasi kazanımlar görmezden gelinemez. Barış Harekatı'nın yıldönümünde, sekiz bakanımla birlikte KKTC'ye gelerek bu anlamlı törende hazır bulunmamız kardeşlerimizin adada huzur, barış ve refah içinde yaşamaları konusundaki kararlı irademizi ortaya koymaktadır.

Soru: Sizce 2008 yılı sonu veya 2009 yılı başlarında bir anlaşmaya varılması mümkün olabilecek mi?

Cevap: 2008 yılı sonuna kadar çözüm, gerçekçi bir hedeftir. Zira, Kıbrıs'ta çözümün tüm unsurları yıllar boyu süren görüşme süreçlerinde tekrar tekrar ele alınmıştır. Mevcut BM müktesebatını kullanarak hızla uzlaşıya varılması mümkündür. Bunun temel koşulu iyi niyetle müzakere, siyasi irade ve yetki-paylaşımına dayalı BM parametrelerini ve çözüm modelini kabullenmektir. Diğer anavatan Yunanistan'ın da süreci desteklemesi ve Rum tarafını çözüm için teşvik etmesi önem taşımaktadır.

Soru: Rum tarafının "çözümün önündeki engel Türkiye'dir" şeklinde propagandasına ne söylemek istersiniz?

Cevap: Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türk halkını tahakküm altına alma çabalarını ve Rum Yönetimi'nin egemenliğini Ada'nın kuzeyine genişletme niyetlerini ifşa eden bu söylemi ciddiye almıyoruz. Hedef şaşırtmayı amaçlayan, Kıbrıs Türk halkının iradesini hiçe sayan bu söylemin menfi içeriği, üçüncü çevrelerle yaptığımız temaslarda muhataplarımız tarafından da dile getirilmektedir. Bu söylem aynı zamanda, Kıbrıs Türk halkına uygulanan, siyasi ve hukuki temelden yoksun kısıtlamaları sürdürme yönündeki gayretlerin de bir sonucudur. Bununla birlikte, böylesine uzlaşmaz bir siyasetin bedelinin Kıbrıs Türkü'ne ödetilmesi beklentisinin beyhude bir hayal olduğunu, bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim. Yapılan propagandalara aldanarak Kıbrıs Türklerini sorumlusu olmadıkları bir durumdan ötürü cezalandırmak, uluslararası camianın ahlaki ve vicdani yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır.

Soru: "Kapatma davası" Türkiye'nin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarını nasıl etkiliyor?

Cevap: Kıbrıs konusu bizim için, hükümetimiz için siyaset-üstü milli bir davadır. Bundan sonra da böyle yürütülecektir.

KIBRIS 19/07/08

 

Erdoğan, KKTC'ye geldi

rdoğan'ı, saat 19.20'de geldiği Ercan Devlet Havaalanı'nda, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, GKK Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Cumhurbaşkanlığı adına Müsteşar Hasan Sarıca, bakanlar, siyasi parti yetkilileri ve bazı belediye başkanları karşıladı.

Erdoğan'a, eşi Emine Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanları Murat Başesgioğlu, Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu eşlik ediyor.

Erdoğan'ın karşılanması sırasında, Paşaköy Belediyesi, "Mesarya'ya Üniversite İstiyoruz, Meserya'nın Ayağa Kalkması Üniversite İle Olur" yazılı pankartlar açarken; Karadeniz Kültür Derneği de, Başbakan Erdoğan'ı bayraklar açarak karşıladı.

Erdoğan: Çözüm için Türk

tarafı üzerine düşeni yaptı

Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 34. yıl dönümü nedeniyle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine katılmak üzere KKTC'ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Cumhuriyet Meclisi'nde grubu bulunan parti temsilcileriyle görüşmelerinin olacağını bildirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için Türk tarafının bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkı doğu Akdeniz'i istikrar ve refah üreten bir bölge haline getirmek için çözümden yana kararlı tutumunu sürdürmektedir" dedi.

Görüşmeleri sırasında Kıbrıs konusunda bulunulan aşamayı ve Ada'da adil, kalıcı bir kapsamlı çözüme ulaşılması için bundan sonra yapılması gerekenleri birlikte değerlendireceklerini kaydeden Erdoğan, KKTC'li yetkililerle ayrıca KKTC ekonomisini sağlıklı biçimde gelişmeye devam etmesi için bundan sonra atılabilecek ilave adımları ele alacaklarını ve bazı yatırım projelerinin açılış törenlerine katılacağını söyledi.

Bunlar arasında Lefkoşa-Güzelyurt yolunun ikinci etabı, Kumköy-Serhatköy su isale hattı, üniversite ek binaları ve amfi tiyatro yatırımları bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Hükümet olarak iş başına geldiğimiz günden beri yavru vatanın sosyal ve ekonomik kalkınması için her türlü desteği verdik. Yardımlarımızı rekor düzeylerde artırdık. Bunun somut neticelerini de son 5 yılda KKTC ekonomisinin tarihi büyüme rakamlarında görmüş bulunuyoruz. Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için Türk tarafı bugüne kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Bugün de Kıbrıs Türk halkı Doğu Akdeniz'i istikrar ve refah üreten bir bölge haline getirmek için çözümden yana kararlı tutumunu sürdürmektedir. Türkiye olarak biz de KKTC'nin bu yaklaşımını paylaşıyor ve iki tarafın siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin eşit statüsüne ve Türkiye'nin etkin garantisine dayanan yeni bir ortaklık kurulması yönündeki yapıcı yaklaşımımızı sürdürüyoruz. Aynı zamanda KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların kaldırılması için gayretlerimize aralıksız şekilde devam ediyoruz."

"Anavatan iktidarı, daha fazlasını

elde etmedikçe asla geri adım atmaz"

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti hakkındaki kapatma davasıyla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesinin kararını beklediklerini belirterek, "Bizler ülkemize hizmet etmekten başka bir şey yapmış değiliz. Ne söylediysek onu yapan zihniyet içinde olduk. Biz yolumuza devam edeceğiz. Yolumuz Türkiye Cumhuriyeti'ni muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma yoludur" dedi.

Erdoğan, "Kıbrıs'ta iki kurucu devletin eşit statüde tanınmasının ileride Türkleri azınlığa düşüreceği endişesiyle ilgili görüşünüz nedir?" şeklindeki soruyu yanıtlarken böyle bir endişeyi paylaşmadığını söyledi.

"5.5 yıllık iktidarımız döneminde KKTC veya Kıbrıslı Türkler dünyada azınlık muamelesi değil, her geçen gün adeta devlet ciddiyetiyle karşılanmaya başlandı" diyen Erdoğan, bunlardan en önemlisinin İKÖ'de daha önce bir topluluk olarak ağırlanan KKTC'nin, şu anda Kıbrıs Türk Devleti ve Gözlemci Üye sıfatıyla bulunması olduğu kaydetti. Erdoğan şöyle devam etti:

"Bu çok önemli bir adım, ama bunu ne yazık ki görmezlikten geliyorlar. 53 tane ülke olacak ve bunlar sizi gözlemci üye sıfatıyla kabul edecekler ve adınız da Kıbrıs Türk Devleti olacak. Öyle bir noktaya gelmişiz. Bakınız dün Sayın Talat Almanya'da Ban Ki-Moon ile görüşme yaptı. Değişik ülkelerde Amerika da dahil olmak üzere birçok davetler, Avrupa'da parlamentoda konuşturmalar ve saire... Bütün bunların hepsi bu dönemlerde gerçekleşti. Ve artık Kuzey Kıbrıs'a çeşitli ülkelerden siyasiler, çeşitli ticari heyetler gelip gitmeye başladı, ama bundan önce böyle bir şey yoktu. Suriye Kuzey Kıbrıs arasında ticari yolcu seferleri başladı. Bizim iktidarımıza kadar bu ülkede iktidarda olanlar, KKTC'ye acaba böyle bir itibar kazandırdı mı?

Şu anda bu itibarı kazandıran Anavatan İktidarı, bilesiniz ki bundan sonra daha fazlasını elde etmedikçe asla geri adım atmaz. Bu ilerisi de nedir? Kıbrıs Türk Devleti'nin kabulüdür. Bu da nedir? Kurucu eşit devlet. Bu olacak. Bu başarılmadığı sürece bizler garantör ülke sıfatıyla hiçbir zaman kalkıp da 'azınlık hukukuna tabi ol, bilmem ne yap' böyle bir şeyin içerisinde asla yer alamayız. Bunu da herkes böyle bilsin."

KIBRIS 19/07/08

 

 

Talat: Şehitlerin özverisi olmasaydı geriye kalanlar bugünleri böyle yaşayamazdı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak amacıyla KKTC'de bulunan Türkiye Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni kabul etti.

Cumhurbaşkanı Talat heyeti kabulde yaptığı konuşmada, sadece Kıbrıs Türk'ü için değil, tüm Kıbrıs için çok önemli bir tarih olan 20 Temmuz'da Türkiye Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Hiç kimsenin savaş istemediğini ve savaşı görmeyi arzulamadığını ifade eden Talat, "Ancak tarihin gerçekleri bunlar, bunları değerlendirmek ve ders çıkarmak lazım" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, savaşın en büyük acısını yaşayan kesim olan şehit ailelerine saygı ve minnetle yaklaştıklarını belirterek, "Onların özverisi olmasaydı, geriye kalanlar bugünleri böyle yaşayamazdı" şeklinde konuştu.

20 Temmuz'u sevinçle kutlarken, ölenlerin arkasından yas tuttuklarına dikkat çeken Talat, şehitlere layık bir düzen kurmaya çalışırken, geride bıraktıklarına da sahip çıkmaya çalıştıklarını vurguladı.

Türkiye Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Aydoğdu Yaşar da konuşmasında, KKTC Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'nin davetlisi olarak 20 Temmuz kutlamalarına katılmak amacıyla gerçekleştirdikleri ziyaretten büyük memnuniyet duyduğunu belirtti.

KKTC'yi "kardeş ülke" bildiklerini kaydeden Yaşar, "Türkiye'de olduğu gibi KKTC'de de şehit ve gazilerimizi ziyaret etmek, görüşmek en büyük görevimiz" dedi.

Yaşar daha sonra Cumhurbaşkanı Talat'a plaket sundu.

Heyete, KKTC Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan eşlik etti.

KIBRIS 19/07/08

 

Erdogan in north for three-day invasion celebrations
By Jean Christou

TURKISH Prime Minister Recep Tayyip Erdogan arrived in the north last night to attend the Turkish Cypriot anniversary celebrations of the 1974 invasion of Cyprus tomorrow.

On his departure from Ankara, Erdogan, who is bringing almost his entire Cabinet with him, said developments in the Cyprus issue would be the main focus of his visit.

“We will not take a step backwards,” he said. “We support the position of two equal constituent states in Cyprus.”

Erdogan said that over the past five years, the ‘TRNC’ had made big steps and achieved recognition by some international organisations, such as the Organisation of the Islamic Conference (OIC).

“Turkish Cypriots are no longer a minority,” he said, urging people to remember that Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had recently met in Berlin with UN Secretary-General Ban Ki-moon.

He also said he was visiting the north with an open agenda as regards the Cyprus issue.

Turkish Cypriot newspapers yesterday spoke of a “mini-Cabinet” session on the Cyprus problem, since Erdogan was bringing 11 ministers with him, and staying all of today and tomorrow.

The Turkish delegation also includes Deputy Prime Minister Cemil Cicek and Foreign Minister Ali Babacan.

“I will have meetings with Mehmet Ali Talat, Fatma Ekenoglou and Ferdi Sabit Soyer, with whom I will discuss the last developments in the Cypriot question,” Erdogan told reporters in Ankara.

According to Turkish television channel CNN Turk, Erdogan said Turkey would continue supporting the breakaway state’s finances, and its political and cultural existence.

He said the ‘TRNC’ was beginning to be accepted internationally and used as an example the number of foreign-related visits that had happened in recent months.

The visit was strongly condemned on the Greek Cypriot side, where government and politicians said Erdogan’s visit was provocative and not helpful to the climate of the ongoing peace process.

President Demetris Christofias is due to meet Talat for the fourth time in four months next Friday, where it will be decided whether to go to full-fledged negotiations in September.

Recently the climate between the two sides has been strained and Erdogan’s visit is likely to set the tone for next Friday’s leaders’ meeting.

It is believed the international community is concerned over the visit, not so much with he presence of Erdogan in the north, but over what he might say, which could cause more tension.

Erdogan is under heavy pressure in Turkey, which mediators think might influence the approach he takes to Cyprus during his visit.

There is also a more general concern that the July 25 meeting is taking place during the anniversaries week.

Turkish press said yesterday Erdogan was expected to reiterate Turkey's firm support to the ‘TRNC’ and to urge the EU to keep its promises to the Turkish Cypriots to lift their community out of its isolation.

Erdogan is due to meet Talat this morning at 11.30.

During a dinner in Ankara on Thursday night for Turkish ambassadors abroad, Erdogan was quoted as saying on Cyprus: “We shall continue from now on as well our constructive and pro-peace stance and we are determined on this issue. I hope that this weekend we shall be in northern Cyprus with a crowded team and there either with opening ceremonies or with celebrations we shall give the people of our race who live in northern Cyprus a very different motivation, a very different excitement.”

The events in the north are due to start today at noon with a 21-gun salute and a televised speech to be given by Talat.

A parade will take place on Sunday, where both Talat and Erdogan will give speeches while Turkish military aircraft will put on a show.

CYPRUS MAIL 19/07/08

 

housands attend Palace commemoration
By Jean Christou

THOUSANDS of people flocked to the gardens of the Presidential Palace last night to attend a special event to mark the 1974 coup and Turkish invasion.

It was the first time such an anniversary event was held in the Palace grounds with an open invitation to the public, and the public responded.

In his sombre speech, punctuated in parts by anti-occupation chanting by a group waving Cyprus flags, President Demetris Christofias said the venue was appropriate because the Presidential Palace was where it had all begun on July 15, 1974.

“The first actions in the Cyprus drama happened here,” he said, referring to the attempt on the life of Archbishop Makarios, who managed at the time to escape the coup protagonists.

“The shameful culprits tried to murder him and bury him under the ruins of this Presidential Palace because they knew that as long as he lived, their illegal plans would not come to pass.”

The Presidential Palace was a symbol of democracy and the resistance of the Cypriot people, Christofias said.

Before the President’s speech, a short film was shown with news clips of the start of the Turkish invasion and the wailing of sirens.

In his speech, Christofias paid tribute to all those who died during the coup and invasion and condemned the Turkish notion that 1974 was a ‘peace operation’.

“Peace can never be achieved through armed violence,” he said. “We are sure that many of our Turkish Cypriot compatriots like us, envision a free and united homeland and do not approve of the celebrations being held in the occupied areas.”

Christofias said the presence of Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan in the north for the weekend was distressing, and called on him to collaborate for a solution, which he said would also benefit Turkey.

“For us there is only one road, the difficult road to the lifting of the occupation and reunification of our homeland and our population,” he said. Any way other than a bicommunal, bizonal federation would only result in permanent partition, he said. Time was also working against the solution, but strict timetables were not an option.

A solution would not be either a second Greek state in the Mediterranean, or an extension of Turkey, but a common state for Greek Cypriots and Turkish Cypriots, Christofias said.

“Once we decide to start direct negotiations, we will move forward with self-confidence and determination consistent with the principles for a settlement and with flexibility in our policy,” he said.

Referring to his three meetings so far with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, whom he will meet again next Friday, Christofias said: “We have made positive steps. And these positive steps should be also credited to the two leaders.”

He said prior to next Friday’s meeting he would meet Greek Cypriot party leaders to have a common evaluation.

“We have nothing to be afraid of in a new negotiating process. On the contrary, we have a lot to gain,” he said. “I want to reassure our Turkish Cypriot compatriots that we want a solution that will guarantee their rights and safety and their participation in the federal state that will be created so that we can build a happy future.”

After the speech, the cultural part of the event kicked off with the music of Greek legend Mikis Theodorakis. In addition to Greek Cypriot officials, the Palace event was also attended by a Greek parliamentary delegation.

CYPRUS MAIL 19/07/08