Rum kesiminde 9 İngiliz askerine gözaltı

Alpaslan DÜVEN/LONDRA, (DHA)

 

 

Aralarında Kraliyet Alayı'nın 2 üyesinin de bulunduğu toplam 9 İngiliz askeri, Kıbrıs Rum Kesimi'nde gözaltına alındı.

Güney Kıbrıs’taki Ayia Napa tatil merkezinde olay çıkaran 9 askerin saldırı, ağır darp ve haneye tecavüz iddiaları ile gözaltına alındıkları belirtildi.

İngiltere Savunma Bakanlığı sözcüsü olayı doğrularken, gerekli soruşturmanın başlatıldığını söyledi.
 
Cuma günü meydana gelen olayın görgü tanıkları askerlerin ‘deli gibi’ etrafa saldırdıklarını söylerken, Rum yetkililer 3 Rum sivil ve 2 askerin yaralandığını kaydetti.

 

HURRIYET 03/02/08

 

Gül'den Denktaş'ı şoke eden ultimatum

 

KKTC'nin etkili gazetecilerinden Başaran Düzgün, 2004'te New York'ta düzenlenen Kıbrıs görüşmelerinde dönemin Dışişleri Bakanı Gül'ün, Uğur Ziyal aracılığıyla Denktaş'a, 'Benim dediğim olacak' ültimatomu verdiğini yazdı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Dışişleri Bakanı'yken 10 Şubat 2004'te dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Rum lider Tasos Papadopulos'la yapılan Kıbrıs zirvesi öncesinde Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Uğur Ziyal aracılığıyla, KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a 2 ültimatom verdiği ortaya çıktı.
Söz konusu olayı, Kıbrıs gazetesi Yazıişleri Müdürü Başaran Düzgün, önceki gün piyasaya çıkan, "Bir Tarihin Tanığından Pilatus'un Gölgesinde" adlı kitabında anlattı. Milliyet'in sorularını yanıtlayan Düzgün, kitabını yazarken Rauf Denktaş, KKTC'nin şimdiki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'la konuştuğunu belirtti.
Düzgün'ün kitabındaki bilgilere göre, Denktaş, başarısız olacağı düşüncesiyle New York'a gitmek istemez ancak ikna edilir. Denktaş'ın New York'ta sorun çıkarabileceği ihtimali üzerine Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Kıbrıs sorununun çözümüne gönülden inanıyor' dediği Uğur Ziyal'i New York'a gönderir ve kendisine iki yazılı talimat verir. Gül'ün ilk talimatını Denktaş'a zirveden önceki gece yemekte veren Ziyal, 'Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin talimatıdır. Bu zirveden kaçan taraf olmayacağız. Bu kesin ve mutlaka uygulanacak' diye konuşur. Ziyal'in sözleri üzerine masada buz gibi bir hava eser. Bu sırada dönemin Başbakanı Mehmet Ali Talat, Denktaş'ı sakinleştirmeye çalışır.

 

 

İkinci ültimatom

BM'de Kofi Annan başkanlığında düzenlenen zirvede, Denktaş ve Papadopulos anlaşamaz. Bunun üzerine devreye giren Uğur Ziyal, Denktaş'a 2. ültimatomu verir. Kitapta Rauf Denktaş, kapalı kapılar ardında yaşanan bu olayla ilgili olarak şunları aktarıyor:
"Müsteşar Uğur Ziyal cebinden bir kağıt çıkarıp okudu. 'Burada görüşmelerin kesilmemesi lazım. Türkiye için hayati bir konu. Kesilmeyecek. Zorluk varsa benimle gelip istişare edeceksiniz, benim dediğim olacak' dedi. Çok şaşırdım. O'na 'Bunu bana Ankara'da söyleseydiniz buraya çıkıp gelemezdim' dedim."

Denktaş'ı hallederiz

Kitapta ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush'a, "Denktaş'ı biz hallederiz" dediği iddiası da yer alıyor. Bu konuyu da Denktaş şöyle anlatıyor:
"Erdoğan parti lideri olarak Beyaz Saray'da kabul ediliyordu. Orada Erdoğan ikna edildi. Oradan çıkarken Bush demiş ki, 'Denktaş faktörü var, onu ne yapacaksınız?' Erdoğan da, 'Biz O'nu hallederiz' demiş."

MILLIYET 03/02/08

 

Schröder'den KKTC'ye enerji işbirliği önerisi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

 

 

 

 


Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, ülkesinin güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara" olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik Kuzey Kıbrıs'la işbirliğine gidilebileceğini söyledi.
Schröder, dün temaslarını tamamlayarak Ada'dan ayrılmadan önce KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile düzenlediği basın toplantısında, Kuzey Kıbrıs'ın güneşi bol bir ülke olduğuna dikkat çekerek, "Almanya'da teknoloji, sizde ise güneş var. Bu ikisini birleştirerek çok güzel sonuçlar alabiliriz" dedi.
Tepkilerini dün de sürdüren Rum Yönetimi, Schröder'i "münasebetsizlikler" yapmakla suçladı. Schröder'in KKTC ziyaretine ve buradaki açıklamalarıyla ilgili Sözcü Vasilis Palmasna şunları söyledi: "Sayın Schröder son günlerde yaptığı münasebetsizliklerin dışında, en azından 'Kıbrıs' (Rum) halkının Annan Planı'nı reddetme konusundaki ezici çoğunluktaki kararına saygı göstermek zorundadır."

MILLIYET 03/02/08

 

Squaddies arrested after drunken Napa rampage
By Alexia Saoulli

TEN BRITISH soldiers were arrested yesterday after a drunken brawl at a popular Ayia Napa bar in the early hours of the morning.

Arrest warrants were issued for the Dhekelia Base soldiers, who were allegedly involved in a violent clash at Bedrock at around 1.30am.

The incident left five injured, including three Britons and two Greek Cypriots, police said. One of the Britons was seriously injured and admitted to Paralimni hospital with internal bleeding, bleeding to his ear and a head injury, police said.

According to the owner, the drunken soldiers came crashing into his premises and started throwing bottles, glasses and chairs.

“First, one man ran in and then about 15 to 20 soldiers chased in after him and started throwing and smashing anything they could get their hands on,” Kyriakos Hadjiyiannis told the Sunday Mail.

“They were completely out of control.”

The 40-year-old said it appeared the soldiers, who looked to be in their early 20s, had got into a fight with someone in the street. The person they were chasing then ran into Bedrock to seek refuge, he said.

“We had a pool competition on last night and it was coming to an end. There were about five or six of us still there when we suddenly saw this man run in and then the Brits chased in after him. They started to throw bottles, glasses and chairs. We thought it would stop shortly but it didn’t.”

Refusing to stand idly by and watch his bar demolished, Hadjiyiannis said he and the handful of Greek Cypriot patrons attempted to intervene.

“But they turned on us when we tried to do that,” he said.

The 40-year-old said he took a hit to the back of the head from a chair and that someone had smashed a glass into his face.

Thankfully, he escaped with only a grazed eyebrow.

His friend, however, was not so lucky.

“A friend of mine suffered a broken nose after he was hit with a pair of crutches. He also had to spend three hours in hospital to have 22 stitches to his face,” Hadjiyiannis said.

The Greek Cypriots quickly fled the bar to avoid further assault and called police from outside, he said.

“They [soldiers] stayed inside and carried on throwing and breaking things. The man they’d originally chased in had also managed to escape.”

The bar owner said Bedrock was a quiet spot in the winter with a predominantly local clientele.

“In the summer, we operate as a karaoke bar, but in the winter it’s more of a caf? and we hold darts and pool competitions and bingo. We don’t have loud music like other bars where there are frequent fights at the weekend.”

He said squaddies had a bad reputation because they drank a lot and that when they did they had outbursts.

“When there are a lot of them together they think they own the world,” he said.
The soldiers should not actually have been anywhere near Bedrock, as the karaoke bar is out of bounds. Any club or bar located in the popular tourist resort’s town centre has been off limits for British military for at least 10 years. The ban was implemented following repeated bad press for their involvement in a string of violent, drunken off-duty clashes in the island’s tourist resorts in the 1990s.

By yesterday lunchtime, Hadjiyiannis said he had still not been back to the premises to estimate exactly how much damage the clash had caused.

“There was a lot of damage. I only got back home from hospital at 7.30am and haven’t been in yet to estimate the cost of it. It’ll be a lot if they’ve broken any cash tills, computers or television screens,” he said.

Whatever the damage, he said he planned to have the place cleaned up and ready to open by the evening.

The bar owner added that he was still trying to figure out what had happened and admitted he would struggle to remember the faces of all those involved.

“I think I’ll be able to remember the guy who hit me and who hit Costas [his friend] but we had never seen any of them before and so it will be hard to recognise them… I’m still trying to get my head round it all,” he said.

Commenting on the incident, Bases spokesman Dennis Barnes said: “We cannot condone any act of violence or disruption, and if any soldiers are proved guilty then we will treat this very seriously and they may face potential penalties.”

Barnes said if the soldiers had indeed been involved in the incident, they could also face disciplinary action for knowingly going to a banned area.

“If it is proven they were in the bar – which is out of bounds – they may face disciplinary action,” he said.

“If convicted they may also face consequential penalties from the British army,” he added.

Barnes said the garrison regiment that the men belonged to had been in Cyprus two years and was due to return to the UK shortly. During this time, he said the soldiers had distinguished themselves in several tours in Afghanistan and Iraq.

This is the second recent violent incident at a tourist spot involving soldiers who have been in frontline fighting. In March last year, two Royal Marine commandos were charged with assaulting a Limassol taxi driver after a night out. The duo was on the island on an adjustment period to normal life after the stress of fighting the Taleban in Afghanistan.

Both Ayia Napa police and Famagusta CID are investigating the incident in co-operation with the military police. It was unclear yesterday afternoon whether the 10 arrested soldiers would be remanded or not.

CYPRUS MAIL 03/02/08

 

Talat: whoever wins election has one last chance to reunite Cyprus
By Simon Bahceli

THE VICTOR in the presidential election on February 17 is likely to be the last to lead negotiations for a Cyprus settlement based on a federal model, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said this week.

“This is the last opportunity,” he told the Sunday Mail in an exclusive interview at his north Nicosia ‘palace’ on Thursday.

Predicting a restart of negotiations on a new UN-sponsored peace plan in the wake of the upcoming election, Talat said failure to reach agreement could result in the two communities going their separate ways.

“The international community may tolerate other types of solution, which I myself do not desire,” Talat said, alluding to the two-state model advocated by his predecessor Rauf Denktash. Such an approach has also gained newfound respectability among Turkish Cypriots as a result of Kosovo’s expected declaration of independence from Serbia – a move that looks set to be endorsed by the US and the bulk of EU member states.

The result of the election, just two weeks away, could then be vital for Talat, who has staked his own political survival on his dream of a federal solution to the island’s decades-old divide, and of getting the Turkish Cypriot community into the EU.

But that does not mean Talat will be lending his support to any of the three leading candidates currently running neck and neck. He has learnt from past experience that efforts to influence Greek Cypriot voters are likely to backfire, both on those he supports and himself.

“If I make a choice, they will lose,” Talat says, having identified what some call the “kiss of death” phenomenon, whereby Greek Cypriot politicians who gain Turkish Cypriot backing tend to lose, rather than gain, votes.

So Talat will be keeping mum this time. However, what he does not say could be seen as being just as significant as what he does. Note that now is not the time for Talat to berate AKEL candidate Demetris Christofias for withdrawing his support for the Annan plan just days before the 2004 referendum. And all attempts to draw him on whether he would trust Christofias not to repeat what has earlier been described by Talat’s party as “treachery” remain without comment.

In Talat’s mind, the result of this election is as significant as the one in 2003, which saw veteran Greek Cypriot negotiator Glafcos Clerides ousted as president by current incumbent Papadopoulos. With Clerides being one of the main architects of Talat’s beloved Annan plan, his election loss was in effect the plan’s death knell.

But what if things at the top do not change? While one assumes Talat will not be hoping for the re-election of a leader seemingly hell-bent on tripping him up at every opportunity, the Turkish Cypriot leader does not rule out the possibility that, should Papadopoulos win, he could re-emerge as a changed man with a new, more reconciliatory approach to power sharing with the Turkish Cypriots. Such a change in stance, he says, is not unprecedented.

“Clerides during his first term was hawkish; during the second, he was one of the architects of the Annan plan,” Talat recalls.

Asked for his view of relative newcomer Ioannis Kasoulides, Talat is no more committal than saying, “They’re all good guys. I expect the election to yield a result for the benefit of all Cypriots.”

Such optimism could, however, be cover for his growing fear that 2008 could be the last chance for a reunification deal.

“Our people are becoming estranged. Till now, the problem was between politicians, the elite… but now it is becoming a problem between the people,” he says.

Talat also sees the possibility that if he fails to deliver a solution to his electorate, he will ultimately be replaced by a leader who takes a tougher stance against what the Turkish Cypriots generally see as Greek Cypriot intransigence.

“Until now there is nobody more inclined than I am to a united solution,” he warns, adding that he will remain “flexible” in negotiations with his Greek Cypriot fellow negotiator.

“If I see good will, I will be more flexible.”

CYPRUS MAIL 03/02/08

 

Kuzey Kıbrıs'ın imajı değişti

"İZOLASYONLAR, ÖNEMLİ SİYASİ BİR HEDEF"... Almanya'nın eski Başbakanı Schröder, referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın imajının değiştiğini, daha pozitif ve olumlu dikkat çekmeye başladığını vurguladı. AB'nin, sözünü tutarak finansal katkı sağlamasının önemli ancak paradan da önemli olanın Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğuna değinen Schröder, direkt ticaretin çok önemli olduğunu vurguladı. Bununla ilgili tüzüğün kısa sürede geçmesi temennisinde bulunan Schröder, izolasyonların kalkmasının önemli siyasi bir hedef olduğunu söyledi

ENERJİ ÜRETİMİYLE İLGİLENDİ... Kuzey Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl gelişebileceği konusunda da temaslarda bulunduğunu açıklayan Schröder, Almanya'nın güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara" olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik işbirliğine gidilebileceğini söyledi. Schröder, ülkesine döndükten sonra bu alanda çalışan birkaç Alman şirketle görüşeceğini de söyledi ve Avrupa'nın sağladığı desteğin bu alanlarda kullanılabileceğini ifade etti.

Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın imajının değiştiğini, daha olumlu bir şekilde dikkat çekmeye başladığını vurguladı. Schröder, izolasyonların kalkmasının önemli siyasi bir hedef olduğunu söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB ruhuna uygun BM parametrelerinde kalıcı bir çözüme gitme hedefi doğrultusundaki çabalarını sürdüreceklerini belirtti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in davetlisi olarak KKTC'de bulunan Almanya Eski Başbakanı Gerhard Schröder ile Başbakan Soyer ortak basın toplantısı düzenledi.

Girne Colony Otel'de yer alan basın toplantısına, Türkiye ve KKTC basını yanında yabancı basın da büyük ilgi gösterdi.

Başbakan Soyer, "AB'nin ruhuna uygun çerçevede BM parametrelerinde kalıcı bir çözüme gitmek temel hedefimiz olmaya devam ediyor. Bu doğrultuda çabalarımız sürecektir" dedi.

Basın toplantısında konuşan Başbakan Schröder'in ziyaretinin dünyayla ve Avrupa'yla bütünleşmek isteyen Kıbrıs Türk halkının konumunun yeniden dünyaya gösterilmesinde ve çözüm yönünde büyük bir yeni efor ve enerjinin harcanmasına önemli bir kapı açtığını belirterek, cesaretli adımı için Schröder'e teşekkür etti.

Schröder de Kuzey Kıbrıs'ın referandumdan sonra imajının değiştiğini, daha pozitif ve olumlu şekilde dikkat çekmeye başladığını belirterek, izolasyonların kalkması konusunun önemli siyasi bir hedef olduğunu vurguladı.

Schröder, AB'nin bir yerde sözünü tutarak, Kuzey Kıbrıs'a finansal katkı sağladığını, bunun önemli olduğunu ancak paradan da önemli olanın, Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğunu söyledi.

Doğrudan ticaretin çok önemli olduğuna vurgu yapan Schröder, bununla ilgili tüzüğün kısa sürede geçmesi temennisinde bulundu.

İzolasyonların kalkmasının önemli siyasi bir hedef olduğunu ve adanın bölünmüşlüğünün AB içinde de sıkıntılar yarattığını ifade eden Schröder, Kuzey Kıbrıs'ın turizm açısından da önemli bir yer olduğunu ve burasının tatil yapmaya değer bir yer olduğunu söyledi.

Schöder, önceki gün yaptığı temaslarda, ele alınan konular arasında Kuzey Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl gelişebileceği konusunun da bulunduğunu belirterek, ülkesinin güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara" olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik işbirliğine gidilebileceğini söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB ruhuna uygun, BM parametrelerinde kalıcı bir çözüme gitme hedefi doğrultusundaki çabalarını sürdüreceklerini vurguladı.

Kıbrıs'taki sorunun çözümlenmesi ve Kıbrıslı Türklerin AB içindeki yerini güçlü bir şekilde alması gerektiğini belirten Soyer, "bugünkü durum kabul edilebilecek gibi bir durum değil" dedi.

Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu, Avrupa parlamentosunda 6 sandalyesi bulunduğunu ancak Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklere ait 2 sandalye de dahil, bu sandalyelerin tümünü doldurduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, bunun Avrupa'nın demokratik ilkelerine uygun olmadığını söyledi.

Soyer: Burası Avrupa'nın bir parçası

Basın toplantısında konuşan Başbakan Soyer, burasının Avrupa'nın parçası bir ada olduğuna işaret ederek AB'nin bütün Avrupa'yı ulusal değerler toplamında birleştiren büyük bir proje olduğunu, bu proje ve genişleme sürecinin, gerek Türkiye'nin üyelik süreci, gerek Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına büyük fırsat yarattığını ve Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye'nin bu fırsatı önemli bularak yıllardır süren Kıbrıs sorununu çözmek; BM parametrelerine bağlı, kalıcı çözümü getirmek için getirilen Annan Planı'na destek verdiğini hatırlattı.

"Bu süreçte büyük bir rol oynadık. Kıbrıs AB'nin üyesi oldu ama ada hala daha bölünmüş durumdadır" diyen Soyer, "Bunun için AB'nin ruhuna uygun çerçevede, BM parametrelerinde, adada kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme gitmek temel hedefimiz olmaya devam ediyor. Bu doğrultuda çabalarımızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.

Ziyaret önemli adımdır

Soyer, Schröder'in ziyaretinin dünyayla ve Avrupa'yla bütünleşmek isteyen Kıbrıs Türk halkının

konumunun yeniden dünyaya gösterilmesinde ve çözüm yönünde büyük bir yeni efor ve enerjinin harcanmasına önemli bir kapı açtığını belirterek, cesaretli adımı için Schröder'e teşekkür etti.

Bunun, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar yanında Türkiye ve Yunanistan'a da 21. yüzyılda barış ve huzur ortamını sağlayacak gelişmelere kapı açacağını kaydeden Soyer, Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünün bölgede yarattığı olumsuzluklara dikkat çekti.

Soyer, limanlar sorununun, gerek Kuzey Kıbrıs gerek Güney Kıbrıs'ın sorunu olmaya devam ettiğini ve bunun da Doğu Akdeniz'de, Avrupa'nın tüm Akdeniz'i ortak ekonomik alan yapma projesine engel oluşturduğunu belirterek, bölge halkları arasında barış ve işbirliği ortamının gelişmesi ve Avrupa bütünleşme sürecinde Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'in barış ve işbirliği alanına dönüşmesi için ellerinden

gelen tüm gayreti göstereceklerini vurguladı.

"Kuzey Kıbrıs Kuzey Kore değil...."

Kuzey Kıbrıs'ın Kuzey Kore olmadığı ve Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme sürecinde her alanda dünyayla ilişki kurma hakkına sahip olduğunu da vurgulayan Soyer şöyle konuştu:

"Schröder'in bu ziyareti bir şeyi daha göstermiştir. Kuzey Kıbrıs, Kuzey Kore değildir ve dünyayla

bütünleşmeye çaba harcayan, izolasyonları hak etmeyen ve dünyayla bütünleşme sürecinde kültürel, sportif, ekonomik, siyasi ve sosyal tüm alanlarda bu çerçevede ilişkiye hak sahibi olan bir halkın yaşadığı bir ülkedir. Bu bakımdan da ziyareti için Schröder'e teşekkür ederim."

Soyer, bu ziyaretin gerçekleşmesinde gösterdiği katkılar için TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyd Zapsu ve ekibine de teşekkür etti.

Soyer, Schröder'i, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa'da yer alacakları ve çözümün gerçekleşeceği günleri kutlamak için burada şarap içmeye davet edeceğini de söyledi.

Schröder: İzolasyonların kalkması siyasi hedef

Schröder de Kuzey Kıbrıs'ın referandumdan sonra imajının değiştiğini, daha pozitif ve olumlu şekilde dikkat çekmeye başladığını belirterek, bunun da başka etkiler yarattığını söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik anlamda, özellikle altyapı ve inşaat sektöründe dinamizm olduğunu gördüğünü kaydeden Schröder, AB'nin bir yerde sözünü tutarak, Kuzey Kıbrıs'a finansal katkı sağladığını, bunun önemli olduğunu ancak paradan da önemli olanın, Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğunu söyledi.

Direkt ticaretin çok önemli olduğuna vurgu yapan Schröder, bununla ilgili tüzüğün kısa sürede

geçmesi ve ekonominin daha da gelişmesi temennisinde bulundu ve izolasyonların kalkması konusunun önemli siyasi bir hedef olduğunu vurguladı.

Adanın bölünmüşlüğünün Avrupa için de sorun olduğunu çünkü Avrupa'nın bir bütün olduğunu ifade eden Schröder, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın iradelerinin önemli olduğunu belirterek Annan Planı'na desteğini yineledi.

"Kuzey Kıbrıs tatil yapmaya değer..."

Schröder, ülkenin turizm açısından da önemli bir yer olduğu ve Kuzey Kıbrıs'a yapılacak bir ziyaretin aynı zamanda tatil anlamına da geldiğine dikkat çekerek "burası tatil yapmaya değer..." dedi.

Güneş enerjisinden elektrik...

Temasları çerçevesinde değerlendirilen konular arasında Kuzey Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl gelişebileceği konusunun da bulunduğunu belirten Schröder, ülkesinin güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara" olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik işbirliğine gidilebileceğini söyledi.

Schröder, Kuzey Kıbrıs'ın güneşi bol bir ülke olduğuna dikkat çekerek "Almanya'da teknoloji, sizde ise güneş var. Bu ikisini birleştirerek çok güzel sonuçlar alabiliriz" şeklinde konuştu. Schröder, döndükten sonra bu alanda çalışan birkaç Alman şirketle görüşeceğini de söyledi ve Avrupa'nın sağladığı desteğin bu alanlarda kullanılabileceğini ifade etti.

Sorular... Rum tarafındaki seçimler

Basın toplantısında basının sorularını da yanıtlayan Schröder, Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden beklentisinin sorulması üzerine, kendisinin bir beklentisi olamayacağını, bunun oradaki insanların bileceği bir şey olduğunu belirterek seçimlerin, adada birleşme şansını yükseltecek şekilde sonuçlanmasını ümit ettiğini söyledi.

Schröder, Rum tarafındaki seçimlerin ardından bir hareketlilik bekleyip beklemediği sorusuna karşılık ise, BM tarafından yeni bir girişim başlatılacağı yönündeki haberleri kendisinin de dünya basınından takip ettiğini belirterek çözüm yönündeki insiyatiflerin kendisini mutlu ettiğini söyledi.

Tarihi süreçlerin zamana ihtiyacı olduğunu belirterek Almanya'nın birleşmesini örnek gösteren Schröder, birleşme sürecinin hızlandırılması için herkesin çalışması gerektiğini ifade etti ve seçimlerden sonra doğacak olası ilerleme şansının iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

"Adadaki bölünmüşlük AB'de de sorunlara neden oluyor"

Schröder, AB'nin izolasyonların kaldırılması için gerekli adımları neden atmadığı yönündeki bir soruya karşılık, AB içinde kararların fikir birliği içinde alındığı, bu konuda spekülasyonlar da yapıldığı ve fikir birliğini engelleyenler olduğundan zorluklar yaşandığını kaydetti. Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün bu gibi sorunların yaşanmasına neden olduğuna işaret eden Schröder, Kuzey Kıbrıs'ın da AB üyeliğinin söz konusu olduğu ancak buradaki sorunun kesin bir sonuca varması gerektiğini ve bunun uzun bir süreç olduğu belirtti.

Soyer: Kıbrıslı Türkler AB içindeki yerini almalı

Başbakan Soyer ise bir soruya karşılık, Kıbrıs'taki sorunun çözümlenmesi ve Kıbrıslı Türklerin AB içindeki yerini güçlü bir şekilde alması gerektiğini vurgulayarak "bugünkü durum kabul edilebilecek gibi bir durum değil" dedi.

Kıbrıs'ın AB üyesi olduğu, Avrupa parlamentosunda 6 sandalyesi bulunduğu ancak Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklere ait 2 sandalye de dahil, bu sandalyelerin tümünü doldurduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, bunun Avrupa'nın demokratik ilkelerine uygun olmadığını vurguladı.

KIBRIS 03/02/08

 

Rum yönetimi, AİHM'den Tibvios ile ilgili bilgi gizledi

Kuzey Kıbrıs'ta terk ettiği taşınmaz malına karşılık tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'ne başvuran Kıbrıslı Rum Mike Timvios davasına müdahil olmak için çaba harcayan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin mahkemeden bilgi sakladığı açığa çıktı.

Kıbrıs Rum Yönetimi AİHM'e gönderdiği 11 Ocak 2008 tarihli mektupta, başvuru sahibi Mike Timvios'un müflis olduğunu ve kendisine ait taşınmaz mallar konusunda karar verme yetkisine sahip olmadığını iddia etti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu başvurusunu Türk tarafına ileten AİHM, bu konuda cevabi görüş talebinde bulundu. AİHM'in bu talebi 29 Ocak 2008'de Türk tarafına iletilirken, karşı görüş için 18 Şubat'a kadar süre verildi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Mike Timvios davasının son aşamasında böyle bir girişimde bulunması hukuk çevrelerinde "skandal" olarak yorumlandı.

Daha önce davaya müdahil olmak için çok sayıda dilekçe veren Kıbrıs Rum Yönetimi, Mike Timvios'un iflas etmiş bir kişi olduğuna ilişkin hiçbir bilgi vermemişti. Buna karşın 11 Ocak 2008 tarihi dilekçede Timvios'un iflas kararının 15 Mart 2000 tarihinde Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'nde alındığı ileri sürülüyor.

Hukuk çevreleri, bu girişimin Timvios davasının dostane çözüme ulaştırılması beklenirken ve davanın artık sonuna yaklaşılırken yapıldığına da dikkat çektiler.

AİHM, bir süreden beridir Timvios davasını sonuçlandırmak için çalışırken, Türk tarafından Timvios ile Taşınmaz Mal Komisyonu arasında sağlanan anlaşmanın nasıl uygulanabileceğine dair bilgi istemişti.

Hukuk çevreleri, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin son dakika girişiminin, AİHM'nin Taşınmaz Mal Komisyonu çalışmalarını bir kez daha önlemeyi amaçladığını belirtiyorlar.

KIBRIS 03/02/08

 

AB'den, Gönyeli Belediyesi projelerine 800 bin Euro katkı

AB'DEN GÖNYELİ BELEDİYESİNE MALİ YARDIM... Köyden Kente Dönüşüm Projesi'ni 10 aylık bir çalışma süresinde tamamlayan Gönyeli Belediyesi, bu projeyle kent içindeki 70'e yakın atölyeyi Alayköy Sanayi Bölgesi'ne taşıyor. Gönyeli Alt Yapı Master Planı için de AB'den 800 bin Euro'luk yardım ayrıldığını açıklayan Benli, "AB programlarının hiçbirinde Gönyeli'nin adı yoktu. Yavaş çalışan bu sisteme müdahil olduk ve AB'nin 259 milyon Euro'suyla bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt Yapı Master Planı'yla gerçekleştirdik" dedi

DEVLETTEN ALINAN ARAZİLER PARSELLENEREK, KİRALANACAK... Gönyeli için gerçekleştirilen birçok çalışmanın Lefkoşa İmar Yasası'na uygun şekilde de yapıldığına dikkat çeken Benli, kentte yeni iş olanakları yaratmak için de çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Ahmet Benli, devletten alınacak araziler rezerv olarak belediye bünyesinde tutulacağını ve arsa olarak parsellenerek vatandaşa kiralanacağını kaydetti. Benli, bu alanların kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli Belediyesi'nin kendi ürettiği sanayi arsaları olacağına da değinerek geleceğe dönük de adımlar attıklarının altını çizdi

Ergül ERNUR

Gönyeli Belediyesi, kent içindeki atölyeleri Alayköy Organize Sanayi Bölgesi'ne taşıyor. 'Köyden Kente Dönüşüm Projesi' adı altında gerçekleştirilen projede Sanayi Bölgesi'nden arsa almaya hak kazanan 70'e yakın Gönyeli esnafına hak sahipliği belgeleri verildi.

Söz konusu projenin yanı sıra Gönyeli bölgesinin alt yapı çalışmaları için 68 trilyonluk bir krediye ihtiyaç duyulduğunu açıklayan Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, AB'nin KKTC için ayırdığı 259 milyon Euro'luk mali yardımı için bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt Yapı Master Planı'yla gerçekleştirdiklerini söyledi. Benli, bu çalışma çerçevesinde AB'nin Gönyeli Alt Yapı Master Planı'na 800 bin Euro yardım ayırdığını da açıkladı.

Bölgenin kalkınması ve gelişmesi için her iki projeyi de hayata geçirdiklerini belirten Benli, Gönyeli'de Lefkoşa İmar Yasası'nın emrettiği kuralları da uygulamaya başladıklarına dikkat çekti.

Yeni çalışma hedeflerinde ise yeni alanlar yaratmayı amaçladıklarını kaydeden Ahmet Benli, devletten alınacak arazilerin belediye bünyesinde tutulacağını ve arsa olarak parsellenerek vatandaşa kiralanacağını kaydetti.

Bu alanların ise kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli Belediyesi'nin kendi ürettiği sanayi arsaları olacağına değinen Benli, Köyden Kente Dönüşüm Projesi'yle var olan sorunları çözdüklerini ve aynı zamanda geleceğe dönük de adımlar atmaya başladıklarını ifade etti.

AB'den 'Gönyeli Alt Yapı Master Planına' destek

Gönyeli bölgesinin en temel sorununun alt yapı olduğunu vurgulayan Ahmet Benli, sorunların giderilebilmesi için 68 trilyonluk bir krediye ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

Bölgenin üçte birinin geliştiğini geriye kalan bölümün de hızla gelişmekte olduğunu belirten Benli, gelişen bölümlerde de alt yapı sorununun yaşandığını kaydetti.

Benli, mevcut sorunları çözmek için yeni büyük kredilere ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek ilk adımın bölgenin alt yapısının planlanması olduğunu söyledi.

Gönyeli Belediye başkanlığına geldikten kısa bir süre sonra Avrupa Birliği (AB)'nin 259 milyon Euro'luk mali yardım kaynaklarını hedef olarak seçtiklerini anlatan Benli, "AB programlarının hiçbirinde Gönyeli'nin adı yoktu. Yavaş çalışan bu sisteme müdahil olduk ve AB'nin 259 milyon Euro'suyla bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt Yapı Master Planı'yla gerçekleştirdik ve AB, projemiz için bize 800 bin Euro ayırdı" dedi.

İhalenin Brüksel'de gerçekleştirildiğini de belirten Benli, ihaleyi bir İngiliz firmasının kazandığını ve projeleri teslim alma dönemini yaşadıklarını söyledi.

"Ülkemizde hiçbir kentte olmayan, çağdaş kentlerin planlanmasında kullanılan temel altıklar olarak bilinen çok detaylı Topografik haritalar artık Gönyeli bölgesi için mevcuttur" diyen Benli, teknik bilgiye dayalı olarak çalıştıklarını kaydetti.

Söz konusu projeyle bölgede yapılan işlerin kalıcı olduğunu bildiklerini söyleyen Benli, AB'nin kendi normlarına uygun yapılmış projeleri finanse ettiğini ifade etti.

Benli, projenin, AB normlarında ve doğrudan inşaat ihalesine çıkabilecek şekilde hazırlandığını da kaydetti.

"Köyden Kente Dönüşüm Projesi, 10 aylık bir çalışmanın ürünü"

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Gönyeli bölgesinin ülkemizin en yüksek büyüme yaşanan yerleşim yerlerinden biri olduğuna değinerek 2007 yılında yapılan tespite göre bölgenin nüfus yapısının % 10 oranında büyüdüğüne işaret etti.

Benli, gerek şimdiki yüksek hızlı büyüme gerekse daha önce meydana gelen büyümelere karşılık, gününde alınmayan tedbirlerden dolayı Gönyeli'nin çok hızlı bir şekilde kent konumundan uzaklaşarak köye doğru bir gidiş sergilediğini söyledi.

Belediye olarak 'köye doğru gidişi' engellemek için bir takım çalışmalar yapmaya başladıklarını belirten Benli, kent içindeki atölyelerin Sanayi Bölgesi'ne taşınmasının da bu kapsamda hazırlanan bir proje olduğunu ifade etti.

Çağdaş kent olma amacıyla Lefkoşa İmar Yasası'nın emrettiklerinin yerine getirildiğine de dikkat çeken Benli, Köyden Kente Dönüşüm Projesi'nin yaklaşık on aylık bir çalışmanın ürünü olduğunu kaydetti.

Projeye, hükümet ve siyasi partilerin de destek verdiğini söyleyen Benli, "Daha önce seçim dönemlerinde seçim rüşveti olarak yapılan tahsislerin iptal edilme iradesiyle önemli bir yol alınmış oldu" dedi.

'Gönyeli ve Alayköy esnafının ihtiyaçları giderilmeden, hak sahipleri listesi oluşturulmadan bunun dışındaki hak sahipleriyle görüşülmeyeceği taahhüdünün' hükümet tarafından alındığını da sözlerine ekleyen Benli, uyumlu bir işbirliği çalışması sonucunda da talep edilen etabın tamamlandığını söyledi.

Kent içindeki atölyelerin taşınmasıyla ilgili Gönyeli esnafının da birlik içinde hareket ettiğine işaret eden Benli, Gönyeli esnafının da örgütlenerek Gönyeli Esnaf ve Zanaatkarlar Birliği'ni kurduğunu kaydetti.

Yeni atölye izni verilmiyor

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, yaklaşık 8 aydan beridir Lefkoşa İmar Yasası'ndaki maddeleri uyguladıklarını kaydederek Gönyeli'ye yeni atölye izni verilmediğinin de altını çizdi.

Benli, "Projenin birinci önemli ayağı olan tahsis kısmı tamamlandıktan sonra Gönyeli bölgesi atölyelerden kurtulmuş olacak ve köyden kente dönüşümde ciddi bir adım atılacak" dedi.

Proje çerçevesinde yaklaşık 70 tane atölyenin Sanayi Bölgesi'ne taşınacağını yineleyen Benli, projenin kentin ve esnafın ihtiyaçları için gerçekleştirildiğini belirtti.

Köyden Kente Dönüşüm Projesi'nin söz konusu esnafların gelişmesine fırsat sağlayacak bir çalışma olduğuna da değinen Benli, projeyi bir tarih olarak nitelendiriyor.

Lefkoşa İmar Yasası, Gönyeli'de uygulanıyor

Belediye olarak başka bir projeyi daha hayata geçirdiklerini aktaran Benli, kent içinde kalacak iş yerlerine izin verirken binaların Lefkoşa İmar Yasası'na uygun olup olmadığını da incelediklerini söyledi.

İş yerlerinde yaşanan sıkışıklıktan dolayı bölgede dışa doğru bir büyüme gözlemlendiğini de belirten Ahmet Benli, "Yeni verilen iş yeri izinlerinde imara aykırı ekleri olan yerlere izin vermiyoruz" dedi.

İmara aykırı eklerin mevcut binaların hacimlerinin ötesinde hacim yaratılarak kullanıldığından bahseden Benli, doğrusunun hacmi kadar kullanmak olduğunu ve bölgede boşalacak olan yerlerin bu hacmi karşılayacağını kaydetti.

Devletten alınan araziler parsellenerek, vatandaşa kiralanacak

Yeni çalışma hedeflerinde ise yeni alanlar yaratmayı amaçladıklarını kaydeden Ahmet Benli, projeyle ilgili kısaca bilgi verdi:

"Devletten alınacak olan araziler rezerv olarak belediye bünyesinde tutulacak ve arsa olarak parsellenerek vatandaşa kiralanacak. Bu alanlar, kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli Belediyesi'nin kendi ürettiği sanayi arsaları olacak. Köyden Kente Dönüşüm Projesi'yle var olan sorunları çözdük aynı zamanda geleceğe dönük de adımlar atıyoruz".

KIBRIS 03/02/08

 

Schöreder'in ziyareti Güney'de gündem yarattı

Rum Gazeteleri, Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schöder'in önceki gün başlayan KKTC ziyareti ile habere ve bu ziyarete gösterilen tepkilere geniş yer verdi.

Gazeteler haberlerinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; Almanya eski başbakanı Gerhard Schröder'in özel uçakla Ercan Devlet Havaalanı'ndan giriş yaparak önceki gün başladığı KKTC ziyaretini ve KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Lordlar Kamarası'nda konuşma yapmasını "o da iş mi yani..." sözüyle yorumladığını belirttiler.

Alithia haberi "O Da İş Mi Yani... - Schröder İşgal Bölgelerindeki Kapalı Hava ve Deniz Limanlarını Meşru İlan Etti - İşte, Başkan Papadopulos'un O Da İş Mi Yani Diye Yorumladığı Kıbrıs Sorunundaki Olumsuz Gelişmeler" başlığıyla manşetten verdi.

Gazeteye göre Gerhard Schröder'in KKTC'yi Ercan Devlet Havaalanı üzerinden ziyareti ile KKTC'deki hava ve deniz limanlarını meşru ilen ederek Almanları KKTC'ye direkt uçuş yapmaya çağırmasına; Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Lordlar Kamarası'nda konuşma yapmasına ve İtalyan milletvekillerinin KKTC pasaportu almalarına Rum Yönetimi Başkanı "o da iş mi yani..." diye yanıt verdi.

Tasos Papadopulos'un bu benzeri görülmemiş tepkisinin; seçimlerdeki rakipleri olan Yannakis Kasulidis ve Dimitris Hristofyas'ın seçim kurmaylıklarını öfkelendirdiğini yazan gazete, Alman analizcilerin ise "Papadopulos Kıbrıslı Türkleri değil kendi kendini izole etti ve Ada'nın taksimini sağlamlaştırdı" değerlendirmesinde bulunduklarına dikkat çekti.

Gazete Schröder'in ziyaretiyle ilgili olarak Rum iç cephesinde çıkan sürtüşmeyi ve Alman Deutsche Welle haber ajansının haberini iç sayfalarında iki ayrı başlık altında yansıttı.

Rum iç cephesindeki tartışmaları "'O Da İş Mi Yani' - Başkan, Schröder'in Ziyaretini ve İşgal Bölgelerindeki Olumsuz Gelişmeleri Bu Şekilde Niteledi" başlığı altında işleyen gazete özetle şunları yazdı:

"Başkan Papadopulos son zamanlarda Kıbrıs sorununda cereyan etmekte olan olumsuz gelişmeleri 'o da iş mi yani' sözüyle değerlendirdi. Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder'in işgal bölgelerini ziyareti Başkan Papadopulos tarafından önemsiz gösterilmeye çalışılmasına rağmen Schröder'in bu ziyareti en olumsuz gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor.

Schröder'in ziyaretiyle Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve Yunan medyaları dışında Alman medyası ve Alman Deutsche Velle haber ajansı da ilgileniyor. Schröder'in ziyareti, pek çok yönü olmasına paralel olarak içte çekişmelere ve siyasi sürtüşmelere neden oldu.

Bir yandan Alman haber ajansı Deutsche Velle Schröder'in ziyaretiyle ilgili olarak Kıbrıs hükümetinin düne kadar resmî girişimde bulunmadığını açıklarken Alman medyası Sayın Papadopulos'un taksimi sağlamlaştırdığı değerlendirmesinde bulunuyorlar. Schröder de işgal bölgelerine adımını atar atmaz; Almanya-Ercan direkt uçuşlarının başlaması gerektiğini söyleyerek bütün Avrupa devletlerini Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticari ilişkiler geliştirmeye çağırdı.

MEGA TV'ye Perşembe gecesi verdiği röportajda Başkan Tasos Papadopulos'a Kıbrıslı Türklerin; İtalya ve İngiltere parlamentolarında siyasi sıfatlarıyla yurtdışında kabul görmeleri ve iki İtalyan milletvekilinin Kıbrıs Türk kimliği sahibi olmasıyla ilgili olumsuz gelişmeler hakkındaki yorumu soruldu. Papadopulos kelime-kelime; 'o da iş mi yani' yanıtını verdi. Papadopulos'un bu yanıtı Kasulidis ve Hristofyas'ın seçim kurmaylıklarını çok öfkelendirdi.

Başkan adaylarından Yannakis Kasulidis önceki günkü açıklamasında 'Sahte devletin siyasi açıdan yükseltilmesini gündeme getiren, yediğimiz şamarları o da iş mi yani diye yorumlayan bir başkan, Kıbrıs meselesini yönetebilecek bir başkan değildir' dedi ve şunları söyledi:

'Sorun ziyaret değildir. Sorun; Schröder'in neden Kıbrıs ve Kıbrıs sorunuyla ilgili farklı görüşe sahipken aniden bu girişimde bulunduğudur. Sayın Papadopulos'un anlamadığı budur. Çünkü aleyhimize olan bu hareketlere önem vermiyor ve bunları; o da iş mi diye yorumluyor. Bu, Kıbrıs'ın talihsizliğidir. İnsanlara bunu söylüyor çünkü nihayetinde konuştuklarını seçmen olarak değil, kendi dediği üzere, müşteri olarak görüyor.'

Başkan adaylarından Dimitris Hristofyas adına açıklama yapan Nikos Katsuridis; AB temsilcileri işgal bölgelerinin yasadışı hükümetiyle mevzuatın AB normlarıyla uyumlaştırılmasını konuşmaları gibi olgulara şahit oluyorken Başkan Papadopulos'tan da bu gelişmelere; gerçekten de şaşkınlık yaratacak yorumlar işitiyoruz' dedi ve şunları ekledi:

'Türkiye'nin tezlerine yardımcı nitelikte açıklamalar yapıyoruz ve bütün bunlar; o da iş mi yani ifadesiyle nitelendiriliyor ve Türkiye'nin sahte devleti tanıtamadığı için başarısız olduğu tezi ortaya konuluyor. Bu tutum matematiksel olarak; var olan oldu-bittilerin sağlamlaşmasını gündeme getirir.'

Alithia "Deutsche Welle Ne Açıklıyor - Alman Basını Tasos Papadopulos Hakkında Ne Diyor - Kıbrıs Resmi Protestoda Bulunmadı 'Papadopulos Taksimi Sağlamlaştırıyor" başlıklı haberinde de Alman medyasına yansıyanları okurlarına özetle şöyle aktardı:

"Alman Haber Ajansı, Almanya Dışişleri Bakanlığı'ndan aldığı teyide atıfta bulunarak; Kıbrıs hükümetinin 30 Ocak'a kadar Schröder'in işgal bölgelerini ziyareti konusunda hiçbir resmî protestoda bulunmadığını duyurdu. Öte yandan Alman medyası Tasos Papadopulos'un Kıbrıs'ı yalnızlığa sürüklediği ve politikasının Ada'yı taksime götüreceği değerlendirmesinde bulundu.

Deutsche Welle'ye göre Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın resmî tutumu; 'özel bir kişinin gerçekleştirdiği özel bir ziyaret olduğu ve istikametinin de işgal bölgeleri değil Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu' ve Sayın Schröder'in Kıbrıs'taki siyasi olguları, uluslar arsı hukukun Kıbrıs'la ilgili yönlerini dikkate almaması söz konusu olmadığı şeklindedir.

Yine Deutsche Welle'ye göre Almanya Dışişleri Bakanlığı bu tutumu gerek Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı'na gerekse Berlin'deki Kıbrıs Büyükelçiliği'ne iletti. Buna paralel olarak 'ilgili temaslar (Kıbrıs ve Alman Dışişleri bakanlıkları arasındaki) bürokratik düzeyde gerçekleşti ve bilgilendirme niteliğindeydi. Dahası, aynı diplomatik kaynaklar; Kıbrıs tarafından ziyaretle ilgili resmî protestoda bulunulmadığını teyit ediyorlar.'

Edindiğimiz bilgilere göre Kıbrıs tarafından Almanya nezdinde resmî protesto daha önceki gün alel-acele Berlin'e giden Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zinon tarafından yapıldı. (şunu belirtmekte yarar var ki Schröder'in ziyareti 12 Ekim 2007'den beri biliniyor)

Buna paralel olarak Deutsche Welle şunlara da dikkat çekiyor: 'ziyaretin özel nitelikte olduğuna dair teyitlere rağmen Schröder'i Kuzey Kıbrıs'ı ziyarete iten nedenlerin siyasi olduğu açıktır. Eski başbakanın yakın çevresinden bir kaynağın bize teyit ettiğine göre Schröder; 2004'te ki referandumda ortaya koydukları tavır dolayısıyla kendisini Kıbrıslı Türklere taahhüt altında hissediyor. Aynı kaynak; Sayın Schröder'in (Kıbrıslı Türklerin) ekonomik izolasyonlarını haksız buluyor ve ziyaretiyle; izolasyonların kaldırılmasına katkı koymak istiyor.'

İki Alman gazetesi Gerhard Schröder'in işgal bölgelerini ziyaretini haber yaptı. Kölner Stadtanzeiger ve Frankfurter Rundschau. Frankfurter Rundschau 'Kıbrıslı Türkler için bu ziyaret cesaret mesajıdır. Kendilerine yönelik siyasi ve ekonomik izolasyonlara son verilmesini diliyorlar' diye yazdı. Gazete 2004 referandumuna detaylı olarak yer verdi ve şunları kaydetti:

'Kıbrıslı Rumların hayır yanıtından sonra, Komisyon izolasyonlar altındaki Kıbrıslı Türklere ekonomik yardım, doğrudan ticari ilişkiler ve iletişim vaadinde bulundu. Ancak şu ana kadar Kıbrıslı Türkler çeşitli ürünlerini yalnız Türkiye'ye ihraç edebiliyorlar ve yabancı turistler Kuzey Kıbrıs'a İstanbul üzerinden ulaşmak zorunda. Doğrudan ticari ilişkiler şu ana kadar Kıbrıslı Rumların sert tepkilerinden dolayı başarısız oldu.

Başkan Papdaopulos, Annan planı aleyhindeki kampanyasıyla ve Kuzey Kıbrıs'a karşı ambargo politikası ile Kıbrıslı Türkleri değil, kendisini izole etti ve Ada'nın taksimini sağlamlaştırdı. Tasos Papadopulos'un 5 yıllık başkanlık döneminde Ada'nın yeniden birleşmesi hedefiyle müzakereler için asgarî ölçüde bile olanak olmadı.

Ancak ABD ve İngiltere'den diplomatlar gittikçe daha çok Kuzey Kıbrıs'a seyahat ediyorlar, Kıbrıs hükümetinin Kuzey Kıbrıs'a gidilmesi konusunda talep ettiği prosedürleri izlemeden... zaman Kıbrıslı Türklerin lehine işliyor ve eski Şansölye Schröder'in ziyareti, bu yöndeki son mesaj da değildir.'"

Fileleftheros "Schröder: Direkt Uçuşlar Da Neden Olmasın - 'Annan Planını Kabul Edenlere Saygısından' Geldi - Uçuşu İstanbul Üzerinden Gerçekleşti" başlığıyla yansıttığı haberinde Gerhard Schröder'in KKTC'ye gelir gelmez Ercan Devlet Havaalanı'nda yaptığı açıklamayı; Almanya-KKTC direkt uçak seferlerinin başlaması gerektiği görüşünü öne çıkararak okurlarına aktardı.

Simerini Schröder ve Soyer'in önceki günkü açıklamalarını "Annan Planı Ölçütüyle - Soyer'den Tasos Papadopulos'a Eleştiriler - Schröder: AB'nin Bölünmüş Bir Ada'ya İhtiyacı Yok" başlıklı haberiyle yansıttı, Papadopulos'un Schröder'in ziyaretine yaptığı yorum nedeniyle Rum tarafında yaşanan sürtüşmeyle ilgili haberine de "'O Da İş Mi Yani' - Başkan'ın Bir Açıklaması Eleştiri Konusu" başlığını attı.

Politis "Doğrudan Uçuşlar 'O Da İş Mi Yani'... - Şamarlar 'O Da İş Mi Yani - Salata Yaptılar - Başkan'ın Şık Olmayan Yorumunda Hristofyas ve Kasulidis'ten Sert Dille Eleştiri" ve "Almanlarını Buldular! - Eski Şansölye Direkt Uçuş ve Doğrudan Ticaret Talep Etti" başlıklarını attı.

Haravgi haberini "Schröder Ticaretten ve Uçuşlardan Yana" başlığı altında özetledi

Mahi "Schröder , Kıbrıslı Türkler Annan Planına Evet Dedikleri İçin Gitti - Sahte Devletle Direkt Uçuşlardan Yana Tavır Koydu - Görüşmeleri İçin Tasos Papadopulos'tan Davet Bekliyor" ve "Tasos Şamarları "O Da İş Mi Yani' Sözüyle Karşılıyor - Kasulidis (Papadopulos'u) Aleyhimize Olan Uluslar Arası Hareketleri Fark Etmemekle Suçluyor" başlıklarını kullandı.

KIBRIS 03/02/08

 

KKTC açıklarında denizde korsanlık... Kaptanı denize attılar...

      KKTC'de, Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 kişi, ''Dime'' adlı yat tipi tekneyi kaçırarak, tekne sahibi ile kaptanını açık denizde denize atarak kaçtı.
      Edinilen bilgiye göre, yatı alacaklarını söyleyen, Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 korsan, bu sabah saat 10.00 sıralarında tekneyle deneme turuna çıktı.
      Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden olan Turan Yeşiladay'ı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.
      Balıkadam da olan Turan Yeşilada, Girne açıklarında balıkçılar tarafından bulundu. Yeşilada'nın, 6 saat kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.
      Girne Akçiçek Devlet Hastanesi'ne kaldırılan ve şokta olan Turan Yeşilada'dan alınan ilk ifadede, korsanların, tekneyi denerken, açık denizde bıçaklarını boğazlarına dayayarak denize atıldıklarını, yüzme bilmeyen Adil Çakır'ın, yalvarmalarına karşın can yeleği almasına da izin vermediğini söylediği öğrenildi.
      Turan Yeşilada, ifadesinde, Adil Çakır'ı 1 saat kadar suda taşıdığını ancak daha sonra arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını bildirdi.
     
      GKK, ARAMA-KURTARMA BAŞLATTI
      Olayın duyulmasıyla birlikte, karanlığa karşın KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) ait 2 helikopter ve 2 sahil güvenlik botu, arama-kurtarma çalışması başlattı. Aramaların halen sürdüğü öğrenildi.
      GKK yetkilileri, aramanın 24 saat aralıksız süreceğini ve tüm çevre radarların da uyarıldığını kaydettiler.
      Korsanların, teknede bulunan 1100 litre yakıtla Suriye, Lübnan veya Kıbrıs Rum kesimine kaçtıkları sanılıyor.
      Konuyla ilgili olarak polis, çok yönlü soruşturma başlattı.
      Turan Yeşilada'nın da şok durumunun halen sürdüğü öğrenildi.
     

MILLIYET 04/02/08

 

Birleşme,Tanrı kelamı değil

POZİSYONUMUZ DEĞİŞMEZ DEĞİL... Cumhurbaşkanı Talat, olası bir görüşme sürecinin başlayıp sonuçsuz kalması sonucunda, masaya başka çözüm yollarının geleceğini belirtti. Talat, Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini otaya koyduğunu, kendi kaderini tayin etme konusunda önemli bir kilometre taşını aştığını anımsatarak, muhtemel bir çözümsüzlüğün yine Rum tarafından kaynaklanacağını söyledi. Talat, "Yine çözümsüzlük olursa, 'demek ki bunlar birleşemezler' der ve kaçınılmaz olarak dünya artık başka çözüm yolları arar" dedi

RUM TARAFININ GÖNLÜ OLSUN DİYE BEKLENEMEZ... Talat: Birleşmek Tanrı kelamı değil, ancak biz niye 'federal yapı' politikasını güdüyoruz? Biz böyle bir politika güdüyoruz; çünkü uluslararası koşullar ve yerel koşullar bunu böyle gerekli kılıyor da ondan. Eğer dediğimiz nedenlerle bu koşullar değişirse, tabii ki başka senaryolar gündeme gelecek. Bu da çok doğal bir şeydir. Kıbrıs Türk halkını, sonsuza kadar Rum tarafının gönlü olsun ve çözümü kabul etsin diye olduğu pozisyonda tutamazsınız

SHRÖDER'İN GELİŞİ ÇOK ÖNEMLİ... "Almanya eski Başbakanı Shröder'in KKTC'ye gelişi çok önemlidir. Almanya'yı uzun yıllar yönetmiş bir lider, Almanya'yı dünyada gerçekten çok önemli bir yere getirmiş bir lider. Üstelik doğuyla, özellikle Rusya ile bağları çok kuvvetli bir lider. KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan direkt uçuşla, ulaşım ambargosunu protesto ederek geliyor. Bu önemli bir şeydir. Bunu küçümsememek lazım"

MECLİSİN DURUMUNDAN BEN DE RAHATSIZIM.... Cumhurbaşkanı Talat, meclisin bugünkü durumundan memnun olmadığını belirtti. Talat, "Sonuçta bir partimiz meclisten istifa ediyor. Bu doğaldır ki rahatsız edici bir durum. Umarım ki bir çare bulunur. Çünkü hâlâ yollar kapanmış değil. Hâlâ bazı ihtimaller var. Bunlar değerlendirilir ve bir sonuca varılır diye umuyorum" dedi

Aral MORAL

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin çözümsüzlükte diretmesi, bir sonuca ulaşılmaması durumunda dünyanın da kaçınılmaz olarak "artık bunlar birleşemezler" deyip farklı çözüm yolları arayabileceğini vurguladı.

Talat, Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini otaya koyduğunu, kendi kaderini tayin etme konusunda önemli bir kilometre taşını aştığını anımsatarak, muhtemel bir çözümsüzlüğün yine Rum tarafından kaynaklanacağını söyledi. Talat, "Yine çözümsüzlük olursa, 'demek ki bunlar birleşemezler' der ve kaçınılmaz olarak dünya artık başka çözüm yolları arar. Birleşmek Tanrı kelamı değil" dedi.

KIBRIS'a konuşan Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinden sonra, Kıbrıs sorununa yönelik sahnenin daha da belirginleşeceğini belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının, seçimlerin ardından harekete geçmesi durumunda Kıbrıs sorununda hareketlenme yaşanabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Seçimlerden sonra beklenen, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun, Kıbrıs'ı ve bölgeyi ziyaret edeceği yönündedir. Bu tabii kendi başına olumlu bir adım olacağı gibi, sonuçları da önemlidir. Çünkü Pascoe'nun bu ziyaretleri sonrası BM Genel Sekreteri Moon, ne tavır takınacağına karar verecek" diye konuştu.

"Güney Kıbrıs'taki seçimlerden nasıl bir lider profili Kıbrıs sorununu çözüme götürür?" sorusuna Talat, Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen ve Kıbrıslı Türklerle güç bölüşmeyi, kaçınılmaz bir çözümün alt yapısı olarak kabul eden bir liderin, sorunun çözümüne katkı koyabileceğini ifade etti.

İç gelişmelere de değinen Talat, özellikle son günlerde yaşanan "market tartışmaları" konusunda "Doğruyu söylemek gerekirse bu konuda benim kesin net bir görüşüm yok. Kesin net bir görüşüm olacak şekilde derin bir inceleme yapmış değilim. İşin birkaç yönü var. Yani hem olumlu hem de olumsuz yanı var. İyi bir değerlendirme yapılmalı. Rekabet şansımızı da her zaman ön planda tutacak bir düzenlemeye gidilmesi gerekir" dedi.

Bürokrasinin yavaş işleyişine de değinen Talat, bürokrasinin yavaş işlemesi konusunda henüz değişen bir şey olmadığını, çok ciddi bir çalışmayla bu durumun düzene sokulabileceğini söyledi.

Talat, toplumun marazi bir hal içerisinde olduğu yönünde geçmişte yaptığı değerlendirmesi konusunda fikrinin aynı olduğunu belirterek, "Sanki adamın sağ eli sol eliyle kavga eder gibi. Böyle bir hava var. Bir gerginlik sürekli var. Bu gerginlik, her şeye yansıyor" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Talat, iç ve dış politikada yaşanan gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi.

"Güneydeki seçimlerden

sonra sahne belirginleşecek"

KIBRIS: 49 yıl sonra Yunanistan'dan bir başbakan Türkiye'ye gitti, güneyde seçimler var, önümüzdeki süreç Kıbrıs konusunda yeni gelişmelere gebe mi?

TALAT: Karamanlis'in Türkiye'yi ziyareti oldukça önemli. Çok iyi sonuçlar da alınabilirdi bu ziyaretten. Bilemiyorum. Oradan gelen haberler, basına yapılan açıklamalar biraz Kıbrıs Rum tarafının resmi politikasının çizgisinde oldu. 'Bu bizi birazcık rahatsız etti' demeyeceğim ama 'geleceğe dair ümitlerimize bir katkıda bulunmadı' diyebilirim. Fakat her şeye rağmen bir Yunanistan Başbakanı'nın 49 yıl aradan sonra Türkiye'yi ziyaret etmesi önemli. Hatırlayın, Kıbrıs'ta olumlu gelişmelerin yaşanması, hatta BM'nin bütünlüklü bir çözüm planını gündeme getirmesi, Türk-Yunan yakınlaşması ile birlikte başladı. 1999 yılında İstanbul'da olan deprem felaketi üzerine başlayan Türk-Yunan yakınlaşması, hiç olmazsa katkıda bulunmuştu sürecin başlamasına. Dolayısıyla, Kıbrıs sorunu için Türk-Yunan yakınlaşması son derece önemlidir. Çünkü her halükarda, Kıbrıs'ta var olan iki halkın esas kendisini bağlı hissettiği anavatan olan devletler arasındaki ilişki iyi olursa, bu iki halkın arasındaki ilişki de iyi olur doğal olarak. Bu bir olumlu gelişme. Orada Kıbrıs sorununun çözümüne vurgu yapılması ve bunun BM çerçevesinde olacağının belirtilmesi, bazı parantezler açılsa bile özellikle Yunanistan tarafından, olumlu bir yaklaşım. Dolayısıyla Türk-Yunan tarafı iyi gibi görünüyor. Şimdi güneydeki seçimlerden sonra buradaki oyun sahnesi de belirginleşecek. Kıbrıs Türk tarafı çözüme hazır olduğunu yıllardır söylüyor. 2004 yılından beri, referandumdan beri hazır olduğunu söylüyor. Önemli olan Kıbrıs Rum tarafının hareket etmeye karar vermesidir. Bu seçimler ya onay olacak ya da bu seçimlerden sonra ihtiyaçlar onu gerektirir ve

Rum tarafı da motive olabilirse hele buna AB de katkıda bulunursa kendi yöntemleriyle, büyük devletler BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve aynı zamanda AB bu konuda katkıda bulunursa Rum tarafı çözüm yönünde harekete geçebilirse, Kıbrıs sorununda bir gelişme olacak. Seçimlerden sonra beklenen, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun, Kıbrıs'ı ve bölgeyi ziyaret edeceği yönündedir. Bu tabii kendi başına olumlu bir adım olacağı gibi, sonuçları da önemlidir. Çünkü Pascoe'nun bu ziyaretleri sonrası BM Genel Sekreteri, takınacağı tavra karar verecek. Dolayısıyla Kıbrıs'ta çözüm sürecinin başlaması birçok gelişmeye bağlı. Ama bunlar da olumsuz görünmüyor şu anda. Umarız ki, olumlu bir şekilde gelişme başlayacaktır.

KIBRIS: Güney Kıbrıs'taki seçimlerin büyük bir önemi olduğunu söylüyorsunuz, özellikle uluslararası camianın güneydeki seçimlere odaklandığını söyleyebilir miyiz?

TALAT: Söyleyebiliriz ama buna iki yönden bakmak lazım. Seçim var ve bu seçimin arkasından Kıbrıs sorununa dünya daha fazla ilgi duyacak, bir bu. Bir de seçimin sonucu çok önemli. Seçimin sonucunda kazanacak lider nasıl bir politika belirleyecek o da önemli. Bu yüzden seçimin ikili bir önemi var diyebiliriz.

"Sorunun çözümüne, Kıbrıslı Türklerle

güç paylaşımı isteyen lider katkı koyar"

KIBRIS: Güney Kıbrıs'ta nasıl bir lider profili sorunu çözüme götürür?

TALAT: Bu zaten bellidir. Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen, Kıbrıs'ta, Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıslı Türklerle güç bölüşümünün kaçınılmaz bir çözüm altyapısı olacağını kabul eden bir anlayış ancak Kıbrıs'ta sorunun çözümüne katkı koyabilir.

KIBRIS: Referandumdan sonra Türkiye ile KKTC'nin yeni bir stratejisi var mı?

TALAT: Yeni bir koşul veya yeni bir politika yok. Biz önce Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz, bu çözümün BM zemininde olacağını kabul ediyoruz. Çözüm adresi BM'dir. Bu çözümde iki halk mutlaka siyasi olarak eşit olacaktır. Bu çözümde yeni oluşturulacak olan devlette, kurucu devletler statü olarak birbirinin eşiti olacaktır. Bu yeni devlet 'yeni bir devlet' olacaktır. Yani eskinin devamı olmayacaktır. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir devamı gibi olmayacaktır. Yeni devlet 'yeni bir ortaklık devleti' niteliğinde olacaktır.

KIBRIS: Annan planının öngördüğü şekilde mi?

TALAT: Annan planının ilkesel olarak öngördüğü şekilde. Yani bir federal yapı demek istiyorum. Ama bu tabii üzerinden müzakere ederek anlaşacağımız birçok ayrıntısı var böyle bir anlaşmanın. Biz temel prensiplerimizi söylüyoruz. Bu politikamız, eskiden beri var. Kıbrıs Türk halkı siyasi iradesini ortaya koymuş ve kendi kaderini tayin etme konusunda çok önemli bir kilometre taşını aşmıştır. Bu çok önemlidir. Böyle yetkilere sahip bir halkın bu pozisyondan vazgeçmesi olamaz.

"Bu günkü pozisyonumuz değişmez değildir"

KIBRIS: Güneydeki seçimlerden sonra muhtemel olarak görüşmelerin başlayacağı üzerinde duruluyor. Bunlardan bir sonuç elde edilememesi durumunda, Kıbrıs'ta çözüm senaryoları bölünme üzerinden mi tartışılacak? Böyle bir öngörü var mı sizde?

TALAT: Öngörü olarak soruyorsanız tabiî ki var. Düşünün, tekrar bir süreç başlar, bu süreç yine başarısızlıkla sonuçlanır. Bu başarısızlığın örneğin yine nedeni Rum tarafı olur. Rumlar yine kabul etmedi, yani pire ısırdı çık yukarı misali, pozisyonumuz budur. 'Değişemezsiniz' noktasında duramaz.

KIBRIS: Zaten AB de bu bölünmüşlüğün rahatsızlığını hissediyor.

TALAT: Tabii ki. O zaman ne olur? Kaçınılmaz olarak dünya artık başka çözüm yolları arar. 'Demek ki bunlar birleşemezler' der. Başka yollar arar. Birleşmek Tanrı kelamı değil. Ha, biz niye böyle bir politika güdüyoruz? Biz böyle bir politika güdüyoruz; çünkü uluslararası koşullar ve yerel koşullar bunu böyle gerekli kılıyor da ondan. Dediğim nedenlerle, eğer bu koşullar değişirse, tabii ki başka senaryolar gündeme gelecek. Bu da çok doğal bir şeydir. Kıbrıs Türk halkını sonsuza kadar Rum tarafının gönlü olsun ve çözümü kabul etsin diye olduğu pozisyonda tutamazsınız. Zaten tutamıyorlar da. Örneğin, bir sürü gelişmeler var dünyada. Onlar istedikleri kadar tutmaya çalışsınlar. Uluslararası kuruluşlar KKTC'yi resmi yazışma kapsamında muhatap etmemeye çalışıyor. Ama görüşüyor, konuşuyor, bir araya geliyor ve mecburen ister istemez bu varlığı kabul ediyor ve benimsiyor.

KIBRIS: Zaten Rumlar son zamanlarda kendi içlerinde, Matsakis bile artık adanın bölünmesi gerektiğini söylüyor.

TALAT: Tabii ki. Kendi içlerinde de bunu tartışıyorlar. Başka yolu yoktur bunun.

"Shröder'in gelişi çok önemli"

KIBRIS: Dilerseniz biraz da güncel olaylara bakalım. Almanya Eski Başbakanı Shröder'in KKTC'yi ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

TALAT: O da başka bir örnektir. Yani Almanya'nın eski başbakanı KKTC'ye geliyor. Ercan Havaalanı'ndan gelerek ziyaret ediyor.

KIBRIS: Bunun önemi nedir?

TALAT: Bu ziyaret önemli. Bunun önemi; tabii şu anda başbakan değil. Politikada aktif birisi de değil ama bir ülkeyi uzun yıllar yönetmiş bir kişi, ömrünün sonuna kadar 'sayın başbakan' diye hitap edilir. Bir ağırlığı olur, bir önemi olur. Gittiği yerlerde özel bir muamele ile karşılanır. Sözü dinlenir. Tecrübelerinden yararlanılır. Yani politik bir figürdür. İsteseniz de istemeseniz de... Şimdi böyle bir lider, Almanya'yı uzun yıllar yönetmiş bir lider, Almanya'yı dünyada gerçekten çok önemli bir yere getirmiş bir lider. Üstelik, doğuyla, özellikle Rusya ile bağları çok kuvvetli bir lider, KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan direkt uçuşla gelerek, ulaşım ambargosunu protesto da ederek geliyor. Bu önemli bir şeydir. Bunu küçümsememek lazım. Niye başbakan iken yapmadı? Çünkü o dönem formal kurallar bağlıyordu kendisini ama bu davranış hiç olmazsa niyetini gösteriyor. Yani bir süre daha bu durum böyle devam ederse, artık ülkeler bunu gayri resmi değil, resmi olarak da yapma yoluna gidebilecek. Bu yüzden çok önemlidir.

KIBRIS: Bunca yıldır Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki ilişki çok yakın oldu. Acaba Sayın Shröder, buraya gelmesiyle ve Rusya'daki bağlarıyla, KKTC ile Rusya arasındaki ilişkilerin daha üst seviyeye gelmesine katkı koymaya çalışacak mı?

TALAT: Onu bilemiyorum ama tabii ki bizim Rusya ile ilişkileri geliştirmeye ihtiyacımız var. Bunu bize katkı koyabilecek herkesin desteğine ihtiyacımız olacak dolayısıyla. Sayın Shröder bunlardan birisi olabilir. Ama tabii ki sadece o değil. Almanya açısından da kendisi çok önemlidir. Nitekim Almanya ile olan ilişkilerimize değinecek olursak; sayın başbakanımızın Almanya'ya yaptığı iki ziyaret oldukça önemliydi. Her şey yavaş yavaş başlar adım adım olur. Dolayısıyla o adımlar atılır. Daha önemli adımların habercisidir bunlar. Hiçbir şey birdenbire olmaz. Bugün dünya ile uyumlu politika güdülüyor ve dünyayla uyumlu bu politikanın meyveleri mutlaka toplanacaktır. Ama maalesef geçmişin dünyayla kavgalı politikasının etkilerini ortadan kaldırmak çok kısa sürede olmuyor.

"Marketler konusunda hükümet

iyi bir değerlendirme yapmalı"

KIBRIS: İç konulara değindiğimizde, gündemde "pazar günleri marketlerin açık olsun mu olmasın mı?" tartışması var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

TALAT: Doğruyu söylemek gerekirse, bu konuda benim kesin net bir görüşüm yok. Kesin net bir görüşüm olacak şekilde derin bir inceleme yapmış değilim. İşin birkaç yönü var. Yani hem olumlu hem de olumsuz yanı var. İyi bir değerlendirme yapılmalı. Rekabet şansımızı da her zaman ön planda tutacak bir düzenlemeye gidilmesi gerekir. Benim koyduğum yaklaşım genel bir yaklaşımdır ama zannederim esas altı çizilmesi gereken nokta rekabet şansımızın korunacağı hatta geliştirileceğidir. Bu dikkate alınırsa bu sorun çözülür diye düşünüyorum. Rekabet de neyle oluyor bizde? Doğaldır ki Güney Kıbrıs ile oluyor. 'Güney Kıbrıs'ı fersah fersah aşacağımız' demiyorum ama rekabet şansımızı kaybetmemeliyiz. Her iki görüşün de güçlü ve zayıf yanları var. Devlet, hükümet, karar verdiği konunun yapılacak düzenlemelerle söylenen sakıncaları ortadan kaldırmasını sağlayabilecek araçlara sahiptir ve bu araçları kullanabilirse, kullanırsa sorunu çözebilir. Bu yüzden hükümet bana göre o yönde bir karar almalıdır ki, devamında o araçları kullanarak sorunları çözebilsin. Yanlış bir karar alırsa, o araçların bir önemi kalmaz, kullanamaz. Dolayısıyla da sorunlara başka sorunlar ekler. Benim genel düşüncem budur. Propagandaları izliyorum, karşılıklı olarak her iki yönden gelen propagandayı da doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum ama bunu da normal buluyorum. Taraflar her zaman marjinal, uç örnekler vererek veya uç yaklaşımlar geliştirerek kendi durumunu en iyi ifade edebilir. Öyle davranıyorlar. O yüzden doğru bulmuyorum ama hükümet daha dikkatli hareket etmeli.

"Savaş platformunu

kursalardı anlamlı olabilirdi"

KIBRIS: Geçenlerde hükümete muhalif sivil toplum örgütü ve partilerin bir girişimi oldu. Kıbrıs Barış Platformu'nu kurdular. Sizce bu gerekli miydi?

TALAT: Şimdi savaş platformunu kursalardı anlamlı olabilirdi ama Kıbrıs Barış Platformu'nun ne kadar anlamlı olduğunu yapacağı faaliyetler gösterecek. Çünkü şu anda KKTC'yi yöneten iktidar, cumhurbaşkanı ile hükümeti ile Kıbrıs'ta barış istiyor. Bunun için de elinden geleni ortaya koyuyor ve bedeller de ödüyor. O yüzden umarım ki çalışmalarıyla barışa gerçekten hizmet ederler. Barışa hizmet ettikleri oranda da tabii ki çok yararlı olur.

"Bürokrasinin işleyişi

konusunda gelişme yok"

KIBRIS: Bürokrasinin çok yavaş işlediği yönünde açıklamalarınız olmuştu. O günden bu güne bir şey değişti mi?

TALAT: Bir şey değişmedi. Bürokrasi çok ciddi bir çalışmayla ancak düzene sokulabilir. Bir kamu reformuyla düzene sokulabilir. Ama aslına bakarsanız başka yollarla da iyileştirme mümkün kılınabilir. Onun için de hükümetin bakanlıkların çok titiz, kılı kırk yaran bir çalışma içinde olması lazım. Konuya muhatap örgütlerin ciddiyetle hükümetle işbirliği yapması gerekir. Bürokrasi dediğimizde akla bürokratların üye olduğu kuruluşların, sendikaların da bürokrasinin bugün içinde olduğu durumu onayladıklarını düşünmüyorum. Bu yüzden hükümet, bakanlıklar bu sendikalarla da birlikte çalışarak, bürokrasiyi daha etkin kılmayı, kamu reformunu gerçekleştirmeden de değerlendirmelidir ve adım atmalıdır. Bunun yapılabileceğini düşünüyorum. Hükümetin elinde yeterli araç vardır aslında. Bugüne kadar kullanılmayan, hatta hükümetin istediği halde kullanamadığı imkânlar olmuştur. Ama bundan sonra, bana göre, hükümet dikkatli bir çalışmayla bu araçları da kullanarak kamu yönetimini daha verimli, halkına hizmet veren bir hale getirebilir. Ancak şu anda maalesef değişen bir şey yok. Bir kere bürokrasi, vatandaşın dertlerine önce cevap vermeyi öğrenmelidir. Vatandaşın isteklerinin yasal çerçevede değerlendirmesini yapacak ve vatandaşla muhatap olacak. Önce bu olursa sorunların önemli bir kısmı ortadan kalkar. Bize gelen şikayetlerden biz bunu görüyoruz

KIBRIS: Uzun zamandan beridir de yargıdan şikayet vardı. Lefkoşa Mahalli Barosu'nun Saray Otel'de düzenlediği basın toplantısı oldu. Anket çalışmalarını kamuoyu ile paylaştılar. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

TALAT: Şimdi böyle bir çalışma yapıp sonuca varmalarından sonra benim yorum yapma durumum olur mu bilmiyorum. Bana göre de gecikmiş adalet, adalet değildir. Sonuçta adaletin erken tecelli etmesi gerekir ama erken tecelli eden adalet de doğru olmayabilir. Yani çok iyi araştırmak çok iyi değerlendirmek ve bütün olumlu ve olumsuz unsurlarını inceleyerek karar vermek gerekir. O yüzden makul bir hızda olması lazım yargının. Bunun için sanıyorum, Yüksek Adliye Kurulu gereğini yapacak. Yapılan ankete göre özellikle istinaftan şikayetler var.Yüksek Mahkeme'nin iş yükü çok ağır. Neden olduğunu bilmiyorum ama zamanında yargıç sayısı anayasa ile belirlendi. Çok yanlış yapıldı ama sonuçta anayasa ile sınırlandı. O yüzden yeni yargıç atanamıyor Yüksek Mahkeme'ye. Atanamayınca, iş yükünü o yargıçlar paylaşmak zorunda kalıyor ve onların kapasitesini aşıyor ve gecikmeler oluyor. Bildiğiniz gibi bizim anayasamız kutsal kitap, İncil mi desem, Kuran mı desem, Tevrat mı desem anlamadım; hiç kimse değiştiremiyor bu anayasayı. Sanki değişmez bir anayasa yapıldı. Toplum değişiyor, her şey değişiyor anayasa değişmiyor. Anayasa eğer bir gün değişirse sanıyorum bu da düzenlenecek ve böylece adalet sisteminin daha hızlı çalışmasının yolu açılacak.

"Meclisin durumundan

Ben de rahatsızım"

KIBRIS: Mecliste uzun bir zamandan beridir bir sıkıntı yaşanıyor. DP istifasını sundu. Siz bu gelişen olaylardan mutlu musunuz?

TALAT: Tabii ki memnun olamam. Sonuçta bir partimiz meclisten istifa ediyor. Bu doğaldır ki rahatsız edici bir durum. Umarım ki bir çare bulunur. Çünkü hala yollar kapanmış değil. Halen bazı ihtimaller var. Bunlar değerlendirilir ve bir sonuca varılır diye umuyorum.

"Toplum hâlâ daha marazi"

KIBRIS: Toplumumuzun marazi olduğunu söylemiştiniz. Sizce değişim oldu mu, bu konuda gözlemleriniz nedir?

TALAT: O zamandan bu zaman değişen bir şey yok. Bu sosyologların ve psikologların incelemesi gereken bir durumdur. Belki Kıbrıs Türkünün yıllar boyu yaşadığı travmaların yarattığı bir durumdur. Sanki adamın sağ eli sol eliyle kavga eder gibi. Böyle bir hava var. Sürekli bir gerginlik var. Bu gerginlik, her şeye yansıyor. Aile yaşamına varıncaya kadar. Dolayısıyla, şimdilik değişen bir şey yok ama umarım değişir. İzolasyonların da büyük ihtimalle bunda etkisi vardır. Hani dünyayla bütünleşme, dünyayı daha yakından görme gibi gelişmeler, açılımlar bizi daha iyi bir noktaya taşıyabilir o konuda.

KIBRIS 04/02/08

 

Rum tarafının, AİHM'den bilgi saklaması çok ciddi bir olay

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Rum tarafının, "Timvios Davası"nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nden bilgi sakladığı iddialarının çok ciddi bir olay olduğunu ve bu iddia doğruysa, bunun AİHM'de bilgiyi saklayanlar aleyhine kullanılabileceğini kaydetti.

Timvios Davası'na ilişkin son gelişmeler hakkında TAK'ın sorularını yanıtlayan Erk, Kıbrıslı Rum Timvios'un kuzeyde kalan eski mülkleriyle ilgili Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurması ve "dostane çözüm" aşamasına gelindiği bir sırada Rum tarafının, Komisyonu etkisiz kılmak amacıyla, söz konusu şahsın 2000 yılında Güney Kıbrıs'ta müflis ilan edildiğini AİHM'e bildirerek, söz konusu şahsın taşınmaz malları üzerinde karar verme yetkisinde bulunmadığını iddia etmesini değerlendirdi.

Erk, konuya ilişkin iddia doğruysa, Komisyonun önerisini etkisiz kılmak için Rum tarafınca bilginin ortaya çıkarılmış olabileceğini kaydetti.

Dostane çözüm mümkün kılınmazsa, bunun, müflis olduğunu daha önceden bildirmeyen Timvios ve Rum tarafından kaynaklanmış olacağını ifade eden Erk, söz konusu gelişmenin Taşınmaz Mal Komisyonu'nu etkisiz kılmayacağını, bu davanın bir ölçüt olmayabileceğini söyledi.

Erk, bu dava aracılığıyla AİHM'in, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkin bir iç hukuk yolu olup olmadığını değerlendireceğini, ancak davayla ilgili söz konusu olan son gelişmelerden dolayı en kötü ihtimalle "bu değerlendirmenin" yapılamayabileceğini, AİHM'in bu konudaki tavrının ileriki dönemde ortaya çıkacağını kaydetti.

Erk, Timvios ile takas yapılmasının iyi bir gelişme olacağını, ancak şahsın müflis olmasından dolayı bunun gerçekleştirilemeyecek olmasının söz konusu şahsın sorumluluğu olacağını belirtti.

İflas olayını mahkemeden saklamanın çok ciddi bir olay olduğunu söyleyen Erk, "eğer doğruysa", bu gelişmenin mahkeme nazarında Timvios ve Rum tarafı için önemli bir olumsuzluk olarak not edileceğini kaydetti.

KIBRIS 04/02/08

 

KKTC, kara para cenneti değil

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İngiliz basınında tarif edilmek istendiği gibi bir "Kara Para Cenneti" olmadığını vurguladı ve "Kara Parayı Önleme Yasası"nın yürürlükte ve uygulamada olduğundan bahsetti.

Avcı, bu açıklamayı Londra'daki temasları sırasında İngiliz yayın kuruluşlarındaki söyleşide yaptı.

Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosu'ndan verilen bilgilere göre, İngiliz yayın kuruluşu BBC ile üçüncü kez söyleşi yapan Avcı, yaptığı açıklamalarda, İngiltere'deki bir soyguna adı karışan İngiliz'in KKTC'ye giriş yapmadığı şeklindeki tespiti tekrarladı ve İngiliz polisine işbirliği davetini yineledi.

Avcı, KKTC'nin bir kaçaklar ülkesi olmadığını ve birçok ülkeye göre çok daha güvenli olduğunu bir kez daha tekrarladı.

Türk okuluna ziyaret

Turgay Avcı, önceki gün ayrıca, heyeti ve eşi Özlem Avcı ile birlikte Kuzey Londra'da eğitim veren Ali Riza Değirmencioğlu Türk Okulu'nu ziyaret etti. Bakan Avcı, burada bir süre öğrenci, veli ve öğretmenlerle sohbet edip İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk çocukların eğitimi ile ilgili bilgi aldı.

Bakan Avcı, ziyareti sırasında bir Atatürk büstünü armağan ederek, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk çocukların doğru yetiştirilmesi ve Atatürk ilkelerine bağlılığın önemine işaret etti.

Ticaret odası

Londra temaslarının son gününde İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası heyeti ile de görüşen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Oda Başkanı Durmuş Hüseyin'in başkanlığındaki heyetten İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk işadamlarının KKTC'deki yatırım planları ve sorunları ile ilgili bilgi aldı. Birtakım projeleri de dinleyen Avcı, bunları hükümet nezdinde gündeme getirip, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk işadamlarının KKTC'de yatırım yapmasını teşvik edici önlemlerin alınması için işadamları ile birlikte hareket etme konusunda prensip kararına varıldığını söyledi.

Hukukçularla görüş alışverişi

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıslı Türk hukukçu Emma Ethem'in öncülüğünde kendisini ziyaret eden bir grup İngiliz savcı, yargıç ve avukatla, doğrudan uçuşla ilgili yasal mücadele ve diğer yasal sıkıntılarla ilgili görüş alışverişinde bulundu.

Londra temaslarının son gününde, Namık Kemal Mezunları Gecesi'ne katılan Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, burada aynı okuldan mezun olduğu arkadaşları ve İngiltere'de yaşayan Kıbrıs Türk halkı ile bir araya geldi.

Gecenin yapıldığı ve Kıbrıslı Türklerin birçok etkinliklerine özveriyle ev sahipliği yapan Papageno Restaurant sahibi Reşat Niyazi'ye özelikle teşekkür eden Avcı, ona Dışişleri Bakanlığı adına bir de armağan sundu.

Bakan Avcı'nın dün gece geç saatlerde KKTC'ye dönmesi bekleniyordu.

KIBRIS 04/02/08

 

Yat kaçıran korsanlar, kaptan ve gemi sahibini denize attı

Edinilen bilgiye göre, yatı alacaklarını söyleyen, Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 korsan, dün sabah saat 10.00 sıralarında tekneyle deneme turuna çıktı.

Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden olan Turan Yeşilada'yı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.

Balıkadam da olan Turan Yeşilada, Girne açıklarında balıkçılar tarafından bulundu. Yeşilada'nın, 6 saat kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.

Girne Akçiçek Devlet Hastanesi'ne kaldırılan ve şokta olan Turan Yeşilada'dan alınan ilk ifadede, korsanların, tekneyi denerken, açık denizde bıçaklarını boğazlarına dayayarak denize atıldıklarını, yüzme bilmeyen Adil Çakır'ın, yalvarmalarına karşın can yeleği almasına da izin vermediğini söylediği öğrenildi.

Turan Yeşilada, ifadesinde, Adil Çakır'ı 1 saat kadar suda taşıdığını ancak daha sonra arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını bildirdi.

GKK, arama-kurtarma başlattı

Olayın duyulmasıyla birlikte, karanlığa karşın KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) ait 2 helikopter ve 2 sahil güvenlik botu, arama-kurtarma çalışması başlattı. Aramaların halen sürdüğü öğrenildi.

GKK yetkilileri, aramanın 24 saat aralıksız süreceğini ve tüm çevre radarların da uyarıldığını kaydettiler.

Korsanların, teknede bulunan 1100 litre yakıtla Suriye, Lübnan veya Kıbrıs Rum kesimine kaçtıkları sanılıyor.

Konuyla ilgili olarak polis, çok yönlü soruşturma başlattı. Turan Yeşilada'nın da şok durumunun sürdüğü öğrenildi.

KIBRIS 04/02/08

 

Barmen, portakal suyu diye asit verdi

      Alpaslan DÜVEN/ LONDRA, (DHA)
Güney Kıbıs'ta ailesiyle birlikte tatil yapan 2 yaşındaki Annabel Rhodes, acemi barmenin portakal suyuna yanlışlıkla içerisinde nitrik asit bulunan temizlik sıvısı koyması sonucu hastanelik oldu.
      Olay, Güney Kıbrıs'ın Limasol liman kentinde bulunan Curium Palace Hotel'de meydana geldi. Anne ve babasıyla birlikte otelin barında oturan 2 yaşındaki Annabel Rhodes, portakal suyunu yudumlamaya başladı. Bu sırada 43 yaşındaki barmen seslenen baba Mark Rhodes, küçük kızın bardağına portakal suyu ile birlikte birazda su koymasını istedi. Barmen de barda bulunan plastik kutudaki sıvıyı küçük kızın bardağına doldurdu. Portakal suyunu yudumlamaya devam eden Annabel, kısa bir süre sonra fenalaştı. Anne ve babasının şaşkın bakışları arasında yere yığılan küçük kız, nefes almakta zorlanınca derhal bölgede bulunan Makarios hastanesine kaldırıldı.
      Annabel'e acil müdahalede bulunan doktorlar, küçük kızın ağız, boğaz ve nefes alma organlarının yandığını tesbit etti. Araştırmayı derinleştiren doktorlar, Annabel'in boğazını yakan şeyin nitrik asit olduğunu ortaya çıkardı. Bunun üzerine kızının içtiği portakal suyunun tadına bakan baba Mark Rhodes de tedavi altına alındı.
      Doktorların yaptığı açıklama karşısında şaşkına dönen baba Mark Rhodes, kızının sadece portakal suyu içtiğini ve ardından fenalaştığını söyledi. Yapılan incelemeler sonunda portakal suyu servisi yapan 43 yaşındaki barmenin, küçük kızın bardağına yanlışlıkla içerisinde nitrik bulunan asit temizlik sıvısı koyduğu anlaşıldı.
      Baba Mark Rhodes'in sağlık durumunun iyi olduğunu açıklayan hastane yetkilileri, 2 yaşındaki Annabel’in sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu belirtti.

MILLIYET 05/02/08

 

Korsanlar KKTC'de yat kaçırdı

Kendilerini alıcı olarak tanıtıp deneme turuna çıktıkları yatın sahibi Turan Yeşilada ile yatta çalışan Adil Çakır'ı denize atan korsanlar yatla birlikte kayıplara karıştı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Girne yat limanında, önceki gün Lübnan uyruklu olduğu tahmin edilen 2 korsan, kendilerini alıcı olarak tanıtıp deneme turuna çıktıkları yatın sahibi ile yatta çalışan bir denizciyi denize attıktan sonra yatla birlikte kayıplara karıştı.
Önceki sabah saat 10.00 sıralarında, Gims adlı yatı satın alacaklarını söyleyen iki korsan, yat sahibi ve kaptanı Turan Yeşilada ve denizci Adil Çakır'la birlikte deneme turuna çıktı. Korsanlar, sahilden 2.5 mil açığa geldikleri sırada, Yeşilada ve Çakır'dan kendilerini Türkiye'ye götürmelerini istedi. Bunun üzerine Yeşilada'nın, "Bu imkânsız. Hem buna yakıtımız yetmez" demesi üzerine tartışma çıktığı kaydedildi. Bıçaklarını çeken korsanlar, Turan Yeşilada ve Adil Çakır'ı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdiler. Dalgıç brövesi olan Turan Yeşilada Girne Kalesi'nin yaklaşık 2.5 mil açığında boğulmak üzereyken balıkçılar tarafından kurtarıldı.

Arkadaşını taşıdı

Hastaneye kaldırılan Yeşilada, ilk ifadesinde, yatı denerken korsanların açık denizde bıçaklarını boğazlarına dayayarak kendilerini denize attıklarını, yüzme bilmeyen Adil Çakır'ın yalvarmasına rağmen, can yeleği almasına da izin verilmediğini söyledi. Adil Çakır'ı 1 saat kadar yüzerek suda taşıdığını belirten Turan Yeşilada'nın, "bir müddet daha yüzdüğünü, daha sonra arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını söylediği" belirtildi.
KKTC Güvenlik Kuvvetleri'ne mensup 2 kurtarma helikopteri ve 2 Sahil Güvenlik botu, gece boyunca Çakır'ı arama çalışmalarını sürdürdü, ancak bir bulguya ulaşılamadı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı yetkilileri, aramanın 24 saat aralıksız devam edeceğini, tüm çevre radarlarının da kaçırılan teknenin takibi için uyarıldığını belirttiler.
Korsanların 1100 litre yakıtla Suriye, Lübnan veya Rum kesimine kaçtıkları sanılıyor. Polis, çok yönlü soruşturmasını sürdürüyor.
Bu arada, polisin Lübnan uyruklu bir kişiyi gözaltına aldığı öğrenildi. Milliyet'e konuşan üst düzey bir polis yetkilisi, "Olayın iddialardan ibaret olduğunu, Yeşilada'nın ifadelerinin doğruluğunun ancak soruşturma tamamlandıktan sonra ortaya çıkacağını" söyledi.

Yat Mersin'de bulundu

Yapılan aramada yat, Mersin'in Erdemli ilçesine bağlı Ayaş Beldesi kesiminde karaya vurmuş halde bulundu. Son derece hasarlı olduğu belirtilen Yat'ın Taşucu Limanı'na çekileceği öğrenilirken, denizde kaybolan Çakır'ın da arama çalışmalarının Girne açıklarında sürdüğü bildirildi. Jandarma ve polis ekipleri, iki korsanı verilen eşkal üzerine bulmak için çalışmalarını sürdürüyor.

MILLIYET 05/02/08

 

KKTC'de kaçırılan tekne Mersin'de karaya vurdu

      Arap uyruklu 2 kişi tarafından satın alınacağı gerekçesiyle KKTC’nin Girne kentinden denize açılan ve ardından kaçırılan "GIMS" adlı tekne, Mersin’in Erdemli ilçesine bağlı Ayaş beldesinde sahile vurdu.
      AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, tekneyi alacaklarını söyleyen ve Lübnan uyruklu oldukları iddia edilen 2 kişi tarafından 3 Şubat tarihinde kaçırılan tekne, Ayaş belde belediyesi yakınlarında karaya vurmuş halde bulundu. Yatta Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme yapılacağı bildirildi.
      Satın almak istediklerini söyleyen 2 korsan, 3 Şubat Pazar günü saat 10.00 sıralarında tekneyle deneme turuna çıkmış, kıyıdan 2,5 mil açıkta bıçakla tehdit ederek kaptan Adil Çırak ile teknenin sahibi Turan Yeşilada’yı denize atarak Akdeniz’de izlerini kaybettirmişti. Balıkadam da olan tekne sahibi Yeşilada, 4 Şubat Pazartesi günü vatandaşlar tarafından Girne açıklarında bulunmuştu. Kaptan Adil Çakır’ı arama çalışmalarının sürdüğü öğrenildi.
     
     ADİL ÇIRAK'IN AİLESİNDE GERGİN BEKLEYİŞ

      Arap uyruklu 2 kişi tarafından satın alınacağı gerekçesiyle KKTC’nin Girne kentinden denize açılan ve ardından kaçırılan "GIMS" adlı tekneden atılan kaptan Adil Çırak’ın Mersin’in Silifke ilçesindeki evinde endişeli bekleyiş sürüyor.
      Sayağzı Mahallesi’nde kızı Şadiye (11) ile yaşayan Huriye Çırak (44), AA muhabirine, olayı eşi Adil Çırak’ın (47) arkadaşından gelen telefonla öğrendiğini söyledi.
      Eşinin 8 yıl önce KKTC’ye çalışmak için gittiğini ifade eden Huriye Çırak, en kısa sürede eşine kavuşmak istediğini belirtti.
      Karahacılı köyünde yaşayan baba Nadir (79) ile anne Nazmiye Çırak (75)
      da çocuklarının bir an önce bulunmasını istedi.
      Komşularının desteğiyle ayakta güçlükle durabilen anne ve baba, beklemekten başka çarelerinin olmadığını söyledi.
      Üç çocuğu bulunduğu bildirilen Adil Çırak’ın küçük oğlu Mehmet’in (19), KKTC’de yanında kaldığı, büyük oğlu Tahsin’in (21) ise Çanakkale’de vatani görevini yaptığı bildirildi.
      Tekneyi satın alacaklarını söyleyen 2 korsan, 3 Şubat Pazar günü saat 10.00 sıralarında deneme turuna çıkmış, kıyıdan 2.5 mil açıkta bıçakla
      tehdit ettikleri kaptan Adil Çırak ile teknenin sahibi Turan Yeşilada’yı denize atarak, izlerini kaybettirmişti. Balık adam da olan tekne sahibi Yeşilada, 4 Şubat Pazartesi günü vatandaşlar tarafından Girne açıklarında bulunmuştu.

MILLIYET 05/02/08

 

Any new initiative will be based on will from both sides’
By Jean Christou

UNFICYP spokesman Jose Luis Diaz said yesterday he had no information on plans by UN Secretary Ban Ki-moon to send a team instead of a single envoy to the region for a new Cyprus push.

“We saw the reports,” he said, adding that the Secretary-general had made it clear that any new initiative would depend on the political will of both sides.

It was unlikely that anything would materialise until after the presidential elections, Diaz said.
Alithia newspaper yesterday quoted analyst Kristy Hughes from an EU magazine saying Ban was planning to send a team of envoys rather than just one man. But how this was done would also depend on who was elected president in Cyprus.

Hughes was quoting UN diplomats, and Alithia said it had confirmed the move through sources in the UN and the US.

The reason a team of envoys was to be used was to avoid claims of bias and impartiality from either side, the article said.

It also said the sources had warned that this could very well be the last shot at a solution, irrespective of who is elected, although the hope was that the election could offer a new starting point.

The sources also expressed disappointment over the stalled July 8, 2006 agreement, which has so far come to nothing.

CYPRUS MAIL 05/02/08

Search for man thrown into sea by hijackers
By Jean Christou

TURKISH Cypriot search and rescue continued for the second day yesterday to look for a missing man thrown overboard from his boat by hijackers on Sunday.

A second Turkish Cypriot man was still in hospital suffering from hypothermia after spending six hours in the water, one hour of which he spent holding up his friend who couldn’t swim.

Reports from the north said the two hijackers were believed to be Lebanese.

Kibris newspaper said the two Lebanese men went to Kyrenia harbour on Sunday morning offering to buy the boat, name Dime.

The owner of the boat Adil Cakir and the skipper of the boat Turan Yesilada agreed with the prospective buyers to test the boat and all four sailed out of the marina.

When the boat was two and half miles offshore, the two Lebanese men drew out knives and reportedly ordered the two Turkish Cypriots to sail for Turkey.

When they refused the hijackers threw both of them overboard without life jackets, despite Cakirs pleas.

Yesilada was found six hours later by fishermen and taken to Kyrenia hospital.

According to Kibris, he told police that he had carried Cakir for an hour but had to leave him there. He believes the boat owner drowned shortly afterwards.

Turkish Cypriot authorities launched search to locate the hijackers but there was no trace of them by that time. Police in the north said there were around 1,000 litres of fuel on the boat so conceivably the men had reached Turkey or Syria or Lebanon.

The search for the missing man also proved fruitless.

CYPRUS MAIL 05/02/08

Christofias outlines his ‘10+1’ ways to solve the Cyprus problem
By Jean Christou

AKEL candidate Demetris Christofias yesterday issued his ‘10+1’ pledges to move the Cyprus problem forward if he is elected president later this month.

Christofias said he didn’t have a magic wand that could solve all of the problems but promised a major initiative on the Cyprus question if he was elected.

The 11 pledges include a direct initiative from the Greek Cypriot side on the basis of the stalled July 8, 2006 agreement far removed from dead-end policies.

He also wants to bombard the Turkish Cypriots with friendship aiming at invigorating the fading will for a solution.

Christofias also pledged to upgrade and expand the National Council, the body that advises the President on the Cyprus issue, and to work for the unity of the political parties that participate.

Perseverance was another word he used then it came to pursuing a solution on a bi-zonal bi-communal federation that would ensure the right of refugees to return.

He would also persevere in pursuing a solution based on the EU charter and UN resolutions and international conventions. Cyprus also needed to exploit Turkey’s EU ambitions, he said.
“We will fight … not to give Turkey 37 per cent of our island,” he said.

Christofias dismissed statements by Tassos Papadopoulos’ campaign camp that the incumbent was best placed to go forward with the July 8 agreement and that the election of Christofias would mean “the foreigners” would bring back the Annan plan.

“Is that because they would be afraid of Mr Papadopoulos if they see in him front of them?” he said. He also wondered, he said, if Papadopoulos was best to take the July 8 agreement forward, why it has gone nowhere in 18 months.

The difference between him and Papadopoulos was that the President was focusing on preventing recognition of the north, while he would be focusing on a solution.
CYPRUS MAIL 05/02/08

Sahil güvenlik, Adil Çakır'ı arıyor

Girne'den denize açılan "GİMS" adlı yattan atıldığı iddia edilen Adil Çakır'ı arama çalışmaları sürüyor.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), Arap uyruklu 2 kişi tarafından satın alınacağı gerekçesiyle Girne'den denize açılan "GIMS" isimli yattan denize atılan Kaptan Adil Çakır'ın kurtarılmasına yönelik çalışmaların dün sabah saat 07:00'den itibaren yoğunlaştırıldığını bildirdi. Olay dün de tam olarak aydınlatılamadı.

Girne'de denize açılan GİMS adlı yattan atıldığı iddia edilen Adil Çakır dün de bulunamadı.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı sahil güvenlik botları ve helikopterler tarafından yapılan aramalarda ne Adil Çakır'ın ne de sözü edilen yat ve yatı kaçırdığı iddia edilen iki Arap uyruklu kişinin izine rastlandı.

Araştırmalar sonucunda 10.5 metre uzunluğundaki "GİMS" adlı yatın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Limanlar Dairesi siciline kayıtlı olmadığı ve başka bir ülkenin bandırasını taşıdığı öğrenildi.

Yeşilada'nın sağlık durumu iyi

Balıkçılar tarafından denizde bulunan ve denize atıldığı iddia eden yat sahibi Turan Yeşilada'nın sağlık durumunun ise iyi olduğu belirtildi.

Girne Doktor Akçiçek Hastanesi Dahiliye Uzmanı Doktor Ceyhun Birinci, hipotermi geçiren Turan Yeşilada'nın sağlık durumunun iyiye gittiğini ve hastanın hayati tehlikeyi atlattığını belirtti.

Yeşilada'yı bulan Turgut Çaka olayı anlattı

Turan Yeşilada'yı denizde boğulmak üzereyken kurtaran Girneli Balıkçı Turgut Çaka ise yaşadıklarını basın mensuplarına anlattı.

Turgut Çaka, oğlu ile dün saat 16.00 sıralarında tekneleriyle denize açıldıktan 20 dakika sonra Girne Kalesi'nin yaklaşık 2 buçuk mil açığında denize ağ atmaya başladıkları sırada bir cisim fark ettiklerini, daha sonra da imdat sesleri duyduklarını söyledi.

Sesi duydukları bölgeye döndüklerinde, Turan Yeşilada'nın çırpınarak denize batıp çıktığını gördüklerini anlatan Turgut Çaka, oğluyla birlikte yaklaşık 10 dakika uğraşarak Yeşilada'yı teknelerine çektiklerini ifade etti.

Girne Yat Limanı'na döndüklerinde, Turan Yeşilada'nın, eşi Beril Yeşilada tarafından alınarak önce duş alması için yat limanı yakınında bulunan evlerine, daha sonra da Girne Doktor Akçiçek Hastanesi'ne götürüldüğünü belirten Turgut Çaka, kendisinin de Girne Polis Müdürlüğü'ne giderek ifade verdiğini anlattı.

Yeşilada'nın odasını güvenlikçiler bekliyor

Girne Doktor Akçiçek Hastanesi'nde tedavi altında tutulan Turan Yeşilada ve ailesi, basının yoğun ısrarına rağmen, konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.

Yeşilada'nın hastanedeki odasının önünde bekleyen güvenlik sorumluları, içeriye girilmesine ve Yeşilada ile iletişim kurulmasına müsaade etmiyor.

Adil Çakır, iyi yüzme bilmiyordu

Öte yandan, denizde kaybolan Adil Çakır'ın çok iyi yüzemediği ve bir ayağının da sakat olduğu belirtildi.

Çakır'ın kaçırılan yatın kaptanı olmadığı ve Girne Yat Limanı'ndaki teknelerde çalışarak ya da balıkçılara yardım ederek hayatını kazandığı ifade ediliyor.

GKK, aramalarını sürdürüyor

Adil Çakır ile birlikte denize atılan yat sahibi Turan Yeşilada'nın önceki akşam saatlerinde kıyıda vatandaşlar tarafından bulunması üzerine Çakır'ın denizde kaybolduğu anlaşılmış ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na ait 2 sahil güvenlik botu ve iki helikopter tarafından arama başlatılmıştı.

GKK'dan yapılan açıklamada, 18:00-22:30 saatleri arasında sürdürülen arama faaliyetleri neticesinde Çakır'ın bulunamadığı ve çalışmaların dün sabah yoğunlaştırıldığı belirtildi.

Yatı alacaklarını söyleyen Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 korsan, önceki gün sabah saat 10.00 sıralarında tekneyle deneme turuna çıktı.

Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden Turan Yeşilada'yı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.

Balıkadam olarak da bilinen Turan Yeşilada, Girne açıklarında balıkçılar tarafından bulundu. Yeşilada'nın, 6 saat kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.

Girne Akçiçek Hastanesi'ne kaldırılan ve şokta olduğu bildirilen Turan Yeşilada, verdiği ifadede, korsanların, açık denizde bıçaklarını boğazlarına dayayarak kendilerini denize attıklarını anlattı. Yeşilada, Adil Çakır'ın yüzme bilmediğini ve tüm yalvarmalarına karşın can yeleği almasına korsanların izin vermediğini de söyledi.

Turan Yeşilada, Adil Çakır'ı bir saat kadar suda taşıdığını ancak daha sonra arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını bildirdi.

Korsanların, teknede bulunan 1100 litre yakıtla Suriye, Lübnan veya Güney Kıbrıs'a kaçtıkları sanılıyor.

Polisin konuyla ilgili olarak çok yönlü soruşturma başlattığı da öğrenildi.

KIBRIS 05/02/08

Hristofyas, Kıbrıs sorunundaki önerilerini açıkladı

Rum radyosu, Hristofyas'ın, "inisiyatif alma" konusunu öne çıkardığı önerilerini, şöyle aktardı:

"-Hareketlerin inisiyatifinin derhal Kıbrıs Rum tarafınca alınması ve çabaların; 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesi üzerinde yoğunlaştırılması.

-Çözüm ve uyum içerisinde birlikte yaşama iradesinin canlandırılması amacıyla Kıbrıs Türk toplumuna yönelik dostluk atağı.

- Taksimci mantıktan, iki devlet mantığından uzak ve ilkelerde indirime gidilmeden, adil ve yaşayabilir çözümün garanti edilmesi.

-Göçmenlerin beyan edilmiş geri dönüş hakları da dahil olmak üzere; bütün vatandaşların insan haklarını ve temel özgürlüklerini güvence altına alan, üzerinde uzlaşı sağlanmış iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çerçevesinde ısrar edilmesi.

-AB üyesi ülkelerin özelliğini ve AB'nin üzerine bina edildiği ilkeleri değerlendirmek.

-Uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna, BM kararlarına, Doruk Anlaşmaları'na ve insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelere dayalı bir çözüm bulunmasında ısrar etmek.

-Yükseltilmiş Ulusal Konsey çerçevesinde gerekli birlik ve uzlaşının sağlanması. Ulusal Konsey'in yükseltilmesi ve çağdaşlaştırılması.

-Türkiye'nin AB'ye yönelişinin; yükümlülüklerini yerine getirmesi yönünde değerlendirilmesi.

-İnandırıcı, talepkâr ve esnek dış politika geliştirilmesi ve derhal her yöne, özellikle de BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve uluslararası camianın diğer unsurları yönünde sürekli inisiyatifler alınması."

Hristofayas, basın toplantısında ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u kısır politikalar uygulamakla ve gerilemeye neden olmakla suçladı. Hristofyas; Papadopulos'un uyguladığı politikalar sonucunda, Türkiye'nin suçlarından arındırıldığını, Kıbrıs sorununun esasının unutulduğunu ve Rum tarafına, KKTC limanlarının KKTC mührüyle işletilmesi yönünde baskı yapıldığını savundu.

KIBRIS 05/02/08

 

Turkey debates easing headscarf ban

By Vincent Boland in Ankara

FINANCIAL TIMES February 6 2008 16:04

Six months after trouncing them in a battle of wits that ended in a general election, Turkey’s socially conservative government is again testing the patience of its secular opponents. On Wednesday the Turkish parliament began debating the lifting of a constitutional ban on the wearing of headscarves at public universities.

The initiative, which could be approved by the end of the week, pits the conservative government against the republican establishment and the military, which views with undisguised distaste the rising visibility of Islam in officially secular and overwhelmingly Muslim Turkey.

The ban was introduced after a coup in 1980 in a constitution drafted under military supervision, and analysts say the general staff is sure to be unhappy at the overturning of a measure that previous generals considered essential to the maintenance of public order and secularism.

Opponents of the easing say the ban exists because the headscarf is a political symbol. Its proponents, who have the support of a majority of the public, say the ban must be lifted to uphold civil and human rights, not for religious or political reasons. The gulf between the two sides is a perfect illustration of the tension in Turkey between old-guard secularists, who dominate the judiciary and the bureaucracy as well as the academy, and power-hungry social and religious conservatives fresh from a landslide victory in July’s election.

As Ibrahim Kalin, director of Seta, a think-tank in Ankara, says: “The headscarf is the most powerful symbol of the collision between secularists and conservatives in Turkey.”

In this collision, momentum appears to be with the government. The ruling Justice and Development party, which has its roots in political Islam, and a nationalist opposition party that has long supported the easing of the ban have enough MPs in the 550-seat parliament to change the constitution. However, the amendments are certain to be challenged in the courts, and a prolonged, messy and noisy fight seems inevitable.

Opposition is being led by university rectors, who regard the measure as a serious threat to Turkey’s tradition of secularism. This tradition, known as laicism, mandates the strict separation of state and religion on the one hand and, on the other, strict state control of religious practice and symbols. Among the republican elite, this is the most important of modern Turkey’s six founding principles.

Ural Akbulut, rector of Middle East Technical University in Ankara, rejects the human rights argument put forward by the government for the constitutional change. “Girls in Turkey wear the headscarf because it is a religious symbol,” he says. “Why else would they wear it?” He argues that girls who do not wear the headscarf at university will be forced to cover up through peer pressure “within five to 10 years” if parliament makes the change and it is passed by the courts.

The measure as drafted has dismayed those on the liberal end of Turkey’s political spectrum. They say the wording of the new constitutional arrangements is one-sided, hastily agreed, and poorly drafted. But there is no doubt that the government’s initiative enjoys broad public support. This is either because the ban directly affects a family member’s education prospects or because people accept that girls of university age are old enough to decide for themselves whether or not to wear a headscarf.

Greek Cyprus watches Kosovo’s move

By Quentin Peel

FINANCIAL TIMES February 6 2008 03:25

Now the Serbian presidential election is over, the unilateral independence of Kosovo is likely to be declared within a matter of weeks. It may be a tiny, remote, poor and mountainous land, but the consequences of the move will spread far beyond its Balkan borders.

Although the great majority of Serbs remain strenuously opposed, Kosovo’s independence will swiftly be recognised by the US, followed by leading members of the European Union, including the UK, France and Germany. It will be a de facto recognition, not a de jure one. Russia is blocking any United Nations resolution, both out of loyalty to Serbia and from a more fundamental objection to the principle of self-determination.

Several EU member states also remain deeply hesitant, fearful of the precedent set by allowing an ethnic minority to declare independence without winning agreement from the country it is leaving. Spain is one such, fearing the encouragement it will give to Basque secessionists. Slovakia is another, Romania the third. They will delay any recognition as long as possible.

Of all the EU members, however, the most hostile is the republic of Cyprus. Speaking in Helsinki last week, Erato Markoulli, the Greek Cypriot foreign minister, said her country “cannot and will not recognise a unilateral declaration of independence. This is an issue of principle, of respect for international law, but also an issue of concern that it will create a precedent in international relations.”

Ms Markoulli denied the stance had anything to do with northern Cyprus, the Turkish-ruled part of the island whose independence has been recognised only by Turkey. Yet that is clearly the most threatening precedent. If Kosovo wins recognition from the US and UK, how long will they refuse to do the same for the self-styled Turkish Republic of Northern Cyprus?

Many EU members now regret allowing Cyprus to join without resolving its internal division. The Greek Cypriots rejected Kofi Annan’s UN plan for unification, after the Turkish Cypriots had voted heavily in favour in 2004. Ever since, Cyprus has used its membership to delay or disrupt every attempt at opening links to the northern enclave.

Yet, in a curious way, the Kosovo move could be just the shock needed to get the two sides back together. It will come at much the same time as a critical presidential election in Cyprus – the two rounds are on February 17 and 21 – that is seen as a potential watershed for UN negotiations to be launched, or for the divided island to be partitioned for good.

Tassos Papadopoulos, the incumbent president, who led the campaign against the Annan plan, could be defeated in a run-off against his principal challenger, Demetris Christofias, leader of Akel, the Communist party. Mr Christofias also voted No to the Annan plan, but he is committed to seeking a new deal. So is Yiannakis Cassoulides, the conservative former foreign minister, who is running third. The race is too close to call.

The northern Cypriots are holding their breath. “2008 may be the last opportunity for an international settlement,” says Turgay Avci, foreign minister of the Turkish Cypriot administration. “For so many months we have been told to wait for the elections, because the leadership may change. I don’t think it will make a big difference. What we expect is that whoever wins the election will come to the table for a comprehensive solution.”

Among Greek Cypriots, however, Mr Papadopoulos is seen as the person least likely to make any move. He has the support of nationalists and the Greek Orthodox church in Cyprus, but his truculent negotiating style in the EU has worried those Cypriots who wish to be accepted as “full Europeans”.

“People are worried that no good initiatives have come from Tassos,” says one Greek Cypriot academic. “He is always blocking and blustering. It does not give them any pleasure to be seen as always the awkward customers.”

That does not give Mr Avci much reassurance. “We are isolated,” he says. “We have no free trade. There are no direct flights. There are no cultural or educational openings in the EU. As long as they treat Greek Cyprus as the only power in Cyprus, there will be no solution.”

But at least he will be watching what happens to Kosovo “very quietly, and very closely”.

Court orders Turkish bank to pay refugee
By Stefanos Evripidou

A GREEK Cypriot refugee has been awarded €126,724 in compensation by the Nicosia District Court for the occupation of her property by Turkish Bank Ltd.

Elpida Erotocritou-Chrysochou from Morphou filed a case against Turkish Bank in 2002 for occupying her property in the north since 1975 without paying rent. Before 1974, Chrysochou received rent on the building from Chartered Bank Ltd.

According to yesterday’s Phileleftheros, Justice Leonidas Parparinos ruled in favour of the plaintiff, awarding compensation to the tune of €126,724 (£74,168) in rent arrears from 1975 until the end of 2007.

In the meantime, Turkish Bank Ltd, a company registered with the Registrar of Companies in the Republic of Cyprus, has been ordered to pay £217 a month starting from February 1, 2008, until the property is returned to Chrysochou. The judge ordered that interest on the compensation sum would be calculated from the date that the law suit was filed on July 17, 2002.

Turkish Bank was represented in the District Court by Turkish Cypriot lawyer Hakin Onen, who argued that the bank was given permission to occupy the building by the ‘Turkish administration’ in the north. Justice Parparinos rejected the argument ruling that the ‘Turkish administration’ also known as the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ did not constitute an internationally recognised state, while its declaration of independence was ruled void and illegal by the international community through the UN Security Council. As such, an illegal entity could not carry out a legal action by awarding legal possession to his client as the advocate claimed.

CYPRUS MAIL 06/02/08

Man feared drowned after being thrown overboard by hijackers
By Jean Christou

INVESTIGATIONS were continuing in the north yesterday to track down the missing boat hijacked by two men on Sunday after throwing the owner and another man into the sea.

One of the two victims is still in hospital and the other, who could not swim, is missing presumed dead.

One Turkish Cypriot newspaper said yesterday the hijacked boat was found “run aground” near Mersin in Turkey with a damaged hull.

The boat, the Dime, is said to be registered in the US.

Other reports yesterday quoted Turkish Cypriot police as saying they suspected drug smuggling activities.

Two Lebanese men went to Kyrenia harbour on Sunday morning offering to buy the boat from its owner Adil Cakir.

Cakir and the captain of the boat Turan Yesilada agreed with the prospective buyers to test the boat and all four sailed out of the marina.

When the boat was two and half miles offshore, the two Lebanese men drew out knives and reportedly ordered the two Turkish Cypriots to sail for Turkey.

When they refused the hijackers threw both of them overboard without life jackets.

Yesilada was found six hours later by fishermen and taken to Kyrenia hospital, where he remains suffering from hypothermia.

He told police that he had held up Cakir – who could not swim – for an hour, but had to leave him there. He believes the boat owner drowned shortly afterwards.

Turkish Cypriot authorities launched search to locate the hijackers but there was no trace of them by that time. Police in the north said there were around 1,000 litres of fuel on the boat so the men could have reached Turkey, Syria or Lebanon.

The search for the missing man also proved fruitless.

CYPRUS MAIL 06/02/08

Greek soldiers’ remains returned to families

THE REMAINS of ten Greek soldiers killed during the 1974 Turkish invasion were handed back to their families at a special ceremony in Nicosia yesterday.

The ceremony took place at the National Guard headquarters in Nicosia, attended by President Tassos Papadopoulos, Defence Minister Christodoulos Pasiardes and the Greek Deputy Defence Minister Constantinos Tasoulas.

Two of the people identified were listed as missing during the Turkish invasion of Cyprus and the remaining eight were killed during hostilities.

“Their relatives have the right to be proud of their Greek valour, and Greece and Cyprus have a duty to honour them and vindicate their sacrifice,” Papadopoulos said in his speech.

He said the ten officers and soldiers “died in a heroic battle against the Turkish invasion forces and today they return home as heroes, to the land where they belong.”

Greek Deputy Defence Minister Constantinos Tasoulas said: “Everything we have achieved to date, we owe to those people who, being Greeks at heart, were determined to fight and if need die for our nation, for liberty, for our way of life.”

This was the value of the message of their sacrifice, he said.

In statements to the press, relatives of the men expressed their grief, saying it was sad that most of the parents of those missing were no longer alive to witness the closure and to receive their children’s remains for a proper funeral.

The remains have been exhumed and identified through scientific means, as part of an ongoing process the Cyprus government initiated in the late 1990s with the assistance of the non governmental US- based organisation Physicians for Human Rights.

CYPRUS MAIL 06/02/08

Ankara'da Kıbrıs zirvesi

"ORTAK KIBRIS POLİTİKASININ İLERLETİLMESİ KONUSUNDA GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİNDE BULUNDUK"... Başbakan Soyer, Türkiye Başbakanı Erdoğan'la ortak Kıbrıs politikasının ilerletilmesi konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını belirtti. AB'ye uyum süreciyle ilgili girişimlerinin cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne işaret eden Soyer, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte bazı teknik konularda bilgi alış verişinde bulunma konusunun da görüşmede ele alındığını ifade etti.

"YENİ GİRİŞİMLERİ İLERİYE TAŞIMA NOKTASINDA HEMFİKİRİZ"... Başbakan Erdoğan'la, Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretiyle ilgili gelişmeleri de değerlendirdiklerini ifade eden Soyer, yeni girişimleri ileriye taşıma noktasında hemfikir olduklarını kaydetti. Soyer şöyle konuştu: "Gerek Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar, gerekse Rum tarafındaki seçimlerden sonra başlayacak BM parametrelerine bağlı görüşme sürecine ilişkin Türk tarafı olarak girişim gücümüzü, kabiliyetimizi ve çözüm yönündeki kararlılığımızı birlikte daha ileriye taşıyabilme açısından çeşitli görüş alış verişinde bulunduk."

Başbakan Soyer, temaslarda bulunmak üzere gittiği Ankara'da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'la Kıbrıs politikasının ilerletilmesi konusunda görüş alışverişinde bulundu.

Başbakan Soyer, görüşmeden sonra TAK, BRT ve Genç TV muhabirlerine yaptığı değerlendirmede, AB'ye uyum süreciyle ilgili girişimlerinin cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne işaret ederek, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte bazı teknik konularda bilgi alış verişinde bulunma konusunun da görüşmede ele alındığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan'la, Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretiyle ilgili gelişmeleri de değerlendirdiklerini ifade eden Soyer, yeni girişimleri ileriye taşıma noktasında hemfikir olduklarını kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temaslarda bulunmak üzere, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun'un da yer aldığı bir heyetle Ankara'ya gitti.

Ankara temasları çerçevesinde dün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşme yapan Başbakan Soyer, bugün de Türkiye Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret edecek.

Soyer ve beraberindeki heyet, Ankara'ya gitmek üzere saat 12.00'de Ercan Havalimanı'ndan ayrıldı.

Heyeti Ercan'dan, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan, Maliye Bakanı Müsteşarı Zeren Mungan ve yetkililer uğurladı.

Heyette, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ve AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin de bulunuyor.

Soyer ve beraberindeki heyet, saat 16.00'da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

Soyer, bugün de saat 10:00 da, Türkiye Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret edecek ve saat 15.00 sıralarında adaya dönecek.

Heyeti Ankara Esenboğa Havalimanında Ankara Valisi Kemal Önal, KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve diğer bazı yetkililer karşıladı.

Soyer TC Başbakanı Erdoğan'la görüştü

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Eroğan ile görüştü.

Erdoğan, saat 16.00'da Başbakanlık Merkez binasına giden Soyer ve heyetini kapıda karşıladı. İki başbakan önce baş başa görüştü. Yaklaşık yarım saat süren bu görüşmeden sonra heyetler arası görüşmeye geçildi.

Görüşme öncesinde açıklama yapılmadı, ancak basının görüntü almasına izin verildi.

Heyetler arası görüşmeye TC kanadından Başbakan Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekrem, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan ve Başbakanlık Başdanışmanı Yalçın Akdoğan katılırken; KKTC kanadından Başbakan Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ile Müsteşarı Mustafa Lakadamyalı katıldı.

Soyer: Kıbrıs sorununda ortak politikanın ilerletilmesi

konusunda görüş alış verişinde bulunduk

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile ortak Kıbrıs politikasının ilerletilmesi konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını belirtti.

AB'a uyum süreciyle ilgili girişimlerinin Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne de işaret eden Soyer, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte bazı teknik konularda bilgi alış verişinde bulunma konusunun da görüşmede ele alındığını ifade etti.

İki ülke arasındaki mali konuların protokollerle düzenlendiğini, bu nedenle görüşmede bu konunun ele alınmadığını da söyleyen Soyer, sadece kuraklıkla ilgili beklenmeyen gelişmelerin ele alındığını bildirdi.

Başbakan Soyer, Erdoğan ile görüşmesinin ardından TAK, BRT ve Genç TV muhabirlerine değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan ve ekibiyle gerçekleştirdikleri görüşmeyi "oldukça önemli ve güzel" diye niteleyen Soyer, görüşmede ana hatlarıyla özellikle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son Ankara ziyaretinde birlikte saptanan Kıbrıs sorunundaki ortak politikanın ilerletilmesi konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını ifade etti.

Soyer, "Gerek Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar, gerekse Rum tarafındaki seçimlerden sonra başlayacak BM parametrelerine bağlı görüşme süreciyle ilgili olarak Türk tarafı olarak girişim gücümüzü, kabiliyetimizi ve çözüm yönündeki kararlılığımızı birlikte daha ileriye taşıyabilme açısından çeşitli görüş alış verişinde bulunduk" dedi

Schröder'in ziyareti..

Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretiyle ilgili gelişmeleri de değerlendirdiklerini ifade eden Soyer, yeni girişimleri ileriye taşıma noktasında hemfikir olduklarını kaydetti.

Schröder'in ziyaretiyle ilgili soru üzerine ise Başbakan, bu ziyaretin Kuzey Kıbrıs'ta AB'ye layık, çözüm isteyen bir halkın var olduğunu göstermesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.

Alman basınında çıkan bu yöndeki haberlere atıfta bulunan Soyer, özellikle güneş enerjisinden elektrik üretilmesi konusunda Schröder'in Alman firmalarına KKTC'ye yatırım imkanlarını gündeme getireceğini vurguladığını kaydetti.

AB uyum süreci...

Soyer, AB'ye uyum süreciyle ilgili girişimlerinin Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne işaret ederek, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte teknik bazı konularda bilgi alış verişinde bulunma konusunun da görüşmede ağırlıkla ele alındığını vurguladı. "Bu konuda aramızda fevkalade anlayış birliği oluştu" diyen Soyer, Kıbrıs Türk halkının AB standartlarında yaşama ve kurumsallaşma hakkına sahip olduğunu belirtti.

Yeni girişimler...

Ekonominin daha da gelişmesi, kurumsallaşması ve izolasyonların getirdiği yüklerin hafifletilmesi süreçlerinde de Türkiye'yle yeni girişimler planladıklarını kaydeden Soyer, Türkiye Başbakanı'na ve hükümetine teşekkürlerini de ilettiklerini söyledi.

"Kendi kaynaklarımızla gelişmeye kararlıyız" diyerek kaynakları akılcı düşünceyle kullanarak Türkiye'den alınan desteği altyapı ve üretken sektörlere kanalize etme konusundaki kararlılıklarını vurgulayan Soyer, "Bu bakımdan bu işbirliğinin bu temelde gelişebilmesinin de önemi üzerinde durduk" şeklinde konuştu.

Limanlar...

Sıkıntı yaşadıkları bazı konularla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını da belirten Soyer, bunların başında limanlar konusunun geldiğini anlattı.

Soyer, Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının ambargo altında olmadığını teyit eden AB kararlarından sonra limanları geliştirerek teknik kapasitelerini daha da yükseltme konusunda ve bunun yanında direkt uçuşlar ve diğer konularda neler yapılabileceğiyle ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.

Bir soruya karşılık, sıkıntı yaşadıkları konuların geleneksel olarak Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya kaldığı konular olduğunu belirten Soyer, bunların da izolasyonlar nedeniyle özellikle navlun ve benzeri konularda ekonomi üzerinde yük oluşturan konular olduğunu kaydetti. Soyer, bu sorunların aşılması için limanları uluslararası trafiğe açabilme kabiliyetinin zorlanması gerektiğini söyledi.

Kamu reformu halkın ihtiyacı...

Görüşmede kamu reformuna yönelik bir çalışma yapılıp yapılmadığı yönündeki soruya karşılık da Soyer, kamu reformunun sadece Ankara veya Brüksel'in beklentisi değil, Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı ve beklentisi olduğuna işaret etti. Soyer, bu konudaki girişimlerini sürdürdüklerini ve hükümetin almakta olduğu tedbirlerle kamu ağırlıklı pek çok yükün aşılmasında önemli adımlar atıldığını kaydetti.

Gündemimizde mali konu yoktu, ama kuraklık...

Başbakan Soyer, "görüşmede Türkiye'den mali yardım istendi mi" şeklindeki soru üzerine ise, özetle şunları söyledi:

"Hayır, böyle bir şey yok. Türkiye ve KKTC arasında mali yardımı düzenleyen, önceden ilan edilmiş bir protokol vardır. Biz bu protokolü harfiyen uyguluyoruz. Türkiye de bunu uygulamaktadır. Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkileri 'alan-veren, isteyen-cimrilik eden, isteyip veren' ilişkisinden çıkarmamız gerekmektedir..." .

Elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan kuraklık gibi sıkıntıların ele alındığını anlatan Soyer, "Ancak mali bir konu bizim gündemimizde yoktu, çünkü bu zaten protokollerle belirlenmiş bir unsurdur. Üretmek, kendimizi geliştirmek, kaynaklarımızı doğru kullanmak ve Türkiye'den aldığımız desteği hükümetimizin yaptığı gibi elektrik altyapısına, yollara, suya, hastanelere, eğitime, reel sektöre aktarmak gerekir" şeklinde konuştu.

Turizm...protokol görüşmeleri

Bir başka soruya karşılık, görüşmelerinde turizm konusunun da ele alındığını belirten Soyer, özellikle Almanya pazarına dönük imkanların daha da geliştirilmesi konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi.

Kamu görevlilerinin maaş artışı ve protokol görüşmeleriyle ilgili bir diğer soruyu yanıtlarken de Soyer, geçmişte Rum tarafındaki maaş ve ücretlerin yüzde 43'ü kadar olan maaş ve ücretlerin hükümetinin göreve gelmesiyle yüzde 80'lere yaklaştığını söyledi. Soyer, "Önemli olan alım gücündeki artışı korumaktır" dedi.

Güneydeki seçimler

Başbakan Soyer, Rum tarafındaki seçimlerle ilgili beklentisinin sorulması üzerine ise, bu konuda fikir belirtmeyi doğru bulmadığını belirterek, "Biçim önemli ama onu da belirleyen özdür... Kim seçilirse seçilsin önemli olan içeriktir" dedi.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafının çizgisinin BM parametreleri, BM çözüm planı ve BM inisiyatifinde görüşme süreci olduğunu belirtti.

İç politika.... "Müdahale demek yanlış..."

İç politikadaki gelişmelerle ilgili bir diğer soruyu yanıtlarken de Soyer, "Türkiye'nin iç politikaya müdahale ettiğini" söylemenin yanlış olduğunu söyledi. "Bazı partilerin iç siyasette veya parti içi problemlerinin ortaya çıkardığı sıkıntıları müdahale diye yansıtarak siyasi gerginlik yaratmasına" anlam veremediklerini söyleyen Soyer, herkesi sağduyulu olmaya çağırdı.

KIBRIS 06/02/08

Rum koçanlı arsalar değer kazandı

YABANCILAR, RUM KOÇANLI ARAZİYİ TERCİH EDİYOR... Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan

Sungur, kısa bir süre sonra Rum koçanlı arsaların Türk koçanlılara göre daha pahalı olacağını iddia ederek

yabancı uyrukluların artık Rum koçanlı yerleri tercih ettiğini söyledi. Sungur, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kararları sayesinde de Rum koçanlı arazisi olan vatandaşların artık bir risk taşımadığını vurguladı

Ergül ERNUR

Referandum süreciyle birlikte Türk koçanlı arsa fiyatları, Rum koçanlılara göre daha fazla artış gösterirken, son günlerde Türk ve Rum koçanlı arsa fiyatları arasındaki fark kapandı.

Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, kısa bir süre Rum koçanlı malların Türk koçanlılardan daha değerli olacağını iddia etti.

Arz talep dengesine bağlı olarak Rum koçanlı arsaların değerleneceğini işaret eden Sungur, yabancı uyrukluların da artık Rum koçanlı malları satın almayı tercih ettiğini vurguladı.

Kıbrıslı Rumların artık Kuzey'deki mallarını geri almak yerine tazmin etmeye yöneldiğini kaydeden Sungur,

Türk koçanlı villaların yabancı uyruklulara satımı konusunda KKTC devletinin olumsuz bir politika izlediğini

ifade etti.

Sungur, Girne'deki emirnamelerden dolayı inşaat yapılabilecek arazilerin azaldığını ve bir müddet sonra yabancı uyrukların tercihleri sayesinde Rum mallarının Türk mallarından daha pahalı olacağını iddia etti.

Sungur, Anayasa'nın 159. maddesi kapsamına giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'na

bağlı oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu sayesinde 'Türk veya Rum malı arasında hiçbir fark kalmadığına' da dikkat çekti.

"Rum malına inşaat yaptığınız anda KKTC devleti onu, tazmin ediyor" şeklinde konuşan Hasan Sungur, Rum

malı üzerine inşaat yapıldığında devletin bu malı Rum'a iade etmediğini ve devletin malın tazminatını verdiğini kaydetti.

"İmar yapılabilecek arazilerin çoğu Rum koçanlı"

Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Türk koçanlı arazi bölgelerinin emirnameler ve master planından

dolayı yasağa girdiğini belirterek bunlara örnek olarak Kanlıköy, Boğaz, Kırnı Havaalanı'nın bulunduğu bölgeyi gösterdi.

Lefkoşa çevresinde Türklerin sahip olduğu bazı bölgelerin yasaklandığını söyleyen Sungur, imar yasağına girmeyen arazilerin Rum koçanlı olduğunu kaydetti.

Bugün mal almak isteyen kişilerin kolay kolay Türk koçanlı mal alamayacağını ifade eden Sungur, Rum koçanlı malların daha rahat bulunabileceğini belirtti.

Sungur, bugünkü ortamda emirnamelerden dolayı imar yapılabilecek arazilerin büyük bir bölümünün

Rum koçanlı olduğuna da dikkat çekti.

"Rum malına inşaat yapma riski kalmadı...

Devlet, Rum'u tazmin ediyor"

Annan Planı gündeme gelene kadar KKTC'de Türk veya Rum malı arasında bir ayrım yapılmadığını kaydeden Hasan Sungur, referandum sonrası gündeme gelen bazı gelişmelere bağlı olarak Rum koçanlı malların fiyatını düşürdüğünü, ancak Türk koçanlı malların fiyatını arttırdığını vurguladı.

Anayasa'nın 159. maddesi kapsamına giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası altında oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu anımsatan Sungur, komisyondan dolayı Rum malı bulunduran vatandaşların artık bir risk taşımadığını iddia etti.

Sungur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'in de KKTC hükümetinin taşınmaz mal hakkında oluşturduğu yasaya sıcak bakmasından dolayı yatırım yapılan Türk veya Rum malları arasında hiçbir fark kalmadığını söyledi.

Kısa bir süre önceye kadar Rum koçanlı mal sahibi olan KKTC vatandaşlarının "Rum gelip malını alacak mı" endişesini taşıdığını kaydeden Sungur, Taşınmaz Mal Komisyonu sayesinde bu soruların ortadan kalktığını belirtti. Sungur, açıklamasına şöyle devam etti:

"Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran Rumlar, eğer arazi eşdeğerse, arazinin % 100'ü kadar bir değer

kazanma sağlanmış veya üzerine bir proje yapılmış ise, Rum'a bu mal geri verilmiyor. KKTC devleti tarafından tazmin ediliyor".

Rum mallarında tazmin edilen bölgeler arasında Haspolat ve Lefkoşa Sanayi Bölgesi'nin bulunduğunu da

belirten Hasan Sungur, "Rum malının üzerine inşaat yapma riski kalmadı" dedi.

Oluşturulan komisyondan dolayı 'Türk veya Rum malı arasında hiçbir fark kalmadığını' yineleyen Sungur,

"Rum malına inşaat yaptığınız anda KKTC devleti, onu tazmin ediyor" şeklinde konuştu.

Herhangi bir Rum malı üzerine inşaat yapıldığında, devletin bu malı Rum'a iade etmediğini vurgulayan Sungur, devletin malın tazminatını verdiğini ve Kıbrıslı Rumların da buna razı olduğunu kaydetti.

"Eğer arazi üzerinde inşaat yapılamıyorsa, Rum malını geri alabilir" diyen Sungur, şöyle devam etti:

"Özellikle arazi üzerine inşaat yapılamıyorsa, Rum da oraya inşaat yapamayacak. Bundan dolayı Rum da

malının tazmin edilmesini istiyor. Diğer taraftan bu inşaat yasağının başında çok ilginç bir madde var:

Eğer herhangi bir Rum 1974 öncesi malını geri almak isterse, devlet niyetli de olsa kesinlikle malınıza el koymuyor. Devlet önce piyasa değerinden malı istimlak eder ve sonra Rum'a malı verir".

"Rum malları, Türk mallarından daha pahalı olacak"

Kıbrıslı Rumların mallarını tazmin etmek için KKTC'ye gelişinin bir gerçek olduğunun altını çizen Sungur, bu sürecin son 1 buçuk yılda gerçekleştiğini söyledi.

KKTC devletinin de Rumları tazmin edecek gücü olduğunun görüldüğünü kaydeden Sungur, kısa bir süre sonra Rum mallarının Türk mallarından daha değerli olacağını iddia etti.

Türk koçanlı villaların yabancı uyruklulara satımı konusunda da KKTC devletinin olumsuz bir politikası olduğuna değinen Sungur, "Yabancı uyruklulara Türk koçanlı herhangi bir arsa üzerindeki villayı sattığınız zaman, güvenlik soruşturmasının uzun zaman aldığından, yabancı uyruklular malı satın alır ama adına dönmesi için çok bekler" dedi.

Ancak Rum mallarının yabancı uyruklulara satılması konusunda bir sorun olmadığına dikkat çeken Sungur, güvenlik soruşturmasına takılmadığı için yabancı uyrukluların Türk koçanlı değil, Rum koçanlı malı almayı tercih ettiklerini söyledi.

Sungur, avukatların da bu süreci bildiğinden, müşterilerini uyardıklarını ve Türk koçanlı mal satın almamaya yönelttiklerini kaydetti.

Girne'deki emirnamelerden dolayı inşaat yapılabilecek arazi miktarlarının azaldığını belirten Sungur, bir müddet sonra Rum mallarının Türk mallarından daha pahalı olacağını çünkü yabancı uyrukluların alabileceğini iddia etti.

"Türk koçanlı yerlere yönelmeyin"

KKTC vatandaşlarının ev alırken Türk veya Rum koçanlı tercihi yapmadan evin vizelendirilmiş olması ve imar izniyle daha çok ilgilenmeleri gerektiğini vurgulayan Sungur, kaymakamlıktan imar izni alınmışsa, malın Türk veya Rum'a ait olmasının hiçbir farkı olmadığını söyledi.

"Vatandaşlar, boşu boşuna Türk malı alacağım diye, Türk koçanlı yerlere yönelmesinler" diyen Sungur, ileriki zamanda arz talep dengesine bağlı olarak Rum mallarının daha fazla değerleneceğini söyledi.

KIBRIS 06/02/08

Rum yönetimi Kosova konusunda engel

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Kosova'ya 1800 kişilik polis ve sivil idare misyonu göndermek konusunda resmen anlaşmaya vardı.

Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre, Kosova'nın bağımsızlığına karşı çıkan Kıbrıs Rum kesimi misyonu engelleme tehditlerini bir yana bırakarak oylamaya katılmadı.

Misyonun gönderilmesi kararını almak için toplantıya katılan tüm AB ülkelerinin oy birliği gerekiyor.

Diplomatik kaynaklar, misyonun ne zaman sevk edileceği konusunda ise kararın henüz alınmadığını belirttiler.

AB'nin misyonu, 1999'da NATO barış gücü askerlerinin konuşlanmasıyla birlikte bölgedeki kontrolü ele alan Birleşmiş Milletler misyonunun yerine görevlendirilecek.

KIBRIS 06/02/08

Papadopulos'tan farkı yok

RESMİ RUM TEZİNE YAKINLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'tan farklı bir vizyonu ortaya koymadığını söyledi. Erçakıca, Papadopulos'un EOKA, Hristofyas'ın ise çözüm isteyen sol bir çevreden geliyor olmasına rağmen Hristofyas'ın açıklamalarında resmi Kıbrıs Rum tezine yakınlığının dikkat çekici olduğunu belirtti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'tan farklı bir vizyonu ortaya koymadığını söyledi.

Erçakıca, Papadopulos'un EOKA, Hristofyas'ın ise çözüm isteyen sol bir çevreden geliyor olmasına rağmen Hristofyas'ın açıklamalarında resmi Kıbrıs Rum tezine yakınlığının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingte Almanya'nın eski başbakanlarından Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretini değerlendirdi. Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine Hristofyas'ın son açıklamalarıyla ilgili açıklamalarda da bulundu.

Güney Kıbrıs'taki seçimlerdeki adayların özellikle Kıbrıs konusu üzerinde durduğuna söyleyen Erçakıca, Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa bakış açısıyla ilgili geniş açıklamasını da Türk basınına yansıdığı şekilde değerlendirdiklerini belirtti.

Hristofyas'ın açıklamalarında Papadopulos'tan çok farklı bir şey bulunmadığını kaydeden Erçakıca, "Öyle görünüyor ki aynı vizyona sahip kişiler, seçimlerde kendi aralarında bir yarış sergiliyor" dedi.

Erçakıca, her ne kadar bugünün sorunlarına aynı şekilde yaklaşıyor olsalar da adayların tarihsel farklılıkları olduğunu da görmezlikten gelmemek gerektiğini söyledi.

"Sorunu zamana yaymanın temelini oluşturur"

Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın Türkiye'nin AB üyeliğini, Rum kesiminin kendi tezini Türkiye'ye kabul ettirmek için kullanacaklarını ifade etmesinin dikkat çekici olduğunu kaydetti.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, Kıbrıslı Rumlar tarafından kullanılmak istendiği ve başta AB olmak üzere uluslararası güçler buna fırsat verdiği sürece, Kıbrıs sorununa eşitlik temelinde bir çözüm bulmak çok zor olacak. Aynı husus Hristofyas'ın dünkü basın toplantısında da vardı. Korkarım ki bugüne kadar geçtiği gibi zaman, bundan sonra da geçip, gitmesin. Bu taktik sorunu zamana yaymanın da temelini oluşturmaktadır"

Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Hristofyas'ın Annan Planı'na hayır demesiyle ilgili eleştirileri yanıtlarken "Ben, eveti betonlaştırmak için hayır dedim" yönündeki sözlerini "demagoji", "akıl oyunu" olarak niteledi. Gelinen aşamada evetten çok hayırın betonlaşıp, kalıcılaştığını kaydeden Erçakıca, plana evet diyenlerin dahi bugün bunu ağzına almaktan kaçındığını söyledi.

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Birleşme tanrı kelamı değil" sözlerine atıfta bulunularak sorulan "Türk tarafının birleşme dışında bir çözüm önerisi var mı?" yönündeki soruya "Kıbrıs Türkü'nün birleşme dışında bir planı yok" yanıtı verdi.

Barış ve çözüm arayışlarından vazgeçilmediğini ancak 2008 girişiminin, uluslararası arenada, büyük ölçüde bir son fırsat olarak görüldüğünü hatırlatan Erçakıca, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanı Talat'ın üzerinde durduğu, bizden daha çok, üçüncü tarafların yeni arayışlara da yönelebileceği ve birleşmenin dışında başka arayışların da gündeme geleceğidir. Türk tarafı olarak bizim gündemimizde bugün için birleşmeden başka bir alternatif yoktur. Böyle bir hazırlığımız da yoktur. Çalışmamız da yoktur"

"BM heyetine Pascoe başkanlık edecek"

Erçakıca, şubat sonrasında başlaması beklenen yeni sürece ilişkin bir soruya yanıtında, BM'nin yeni girişiminin üst düzeyde gerçekleşeceğinin ifade edildiğini söyledi. Erçakıca, "BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri temsilcileri olsun, BM çevreleri olsun, bunun üst düzeyde bir görevli ya da heyet olacağı açıklıkla belirtildi" dedi.

BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı Lynn Pascoe'nun bu heyete başkanlık edeceği yönünde duyumları olduğunu söyleyen Erçakıca, konuyla ilgili daha fazla ipucunu önümüzdeki günlerde elde etmeyi umut ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Almanya'nın eski başbakanlarından Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretinin Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izolasyon altında tutma çabalarını bir kez daha açığa çıkardığını söyledi.

Rum tarafının kendini tümüyle haklı gören ve herkesi kendi tavrını desteklemekle yükümlü sayan zihniyetinin de gözler önüne serildiğini kaydeden Erçakıca, "Bu anlayışın devam etmesi, önümüzdeki dönemde Kıbrıs sorununda yaşanacak gelişmeleri de etkileyecektir... Bu zihniyetin uzlaşma çabalarına katkı yapması elbette beklenemez" dedi.

Erçakıca, Schröder'in resmi bir görevi olmasa da liderlik gücüyle temsil ettiği anlayış ve iş dünyasına yakınlığıyla ortaya koyduğu çabanın, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununa çözüm bulma ve dünyaya açılma uğraşı için çok önemli bir destek oluşturduğunu belirtti.

Rum tarafının KKTC ziyaretinden dolayı fırtına kopardığı Schröder'i münasebetsizlik yapmakla suçladığını hatırlatan Erçakıca, "Sayın Schröder'in seyahat hakkına, girişim özgürlüğüne, farklı fikirleri öğrenme hakkına da saygısızlık yapmıştır" dedi.

Rum Yönetimi Sözcüsü Palmas'ın ziyaretle ilgili açıklamalarına da değinen Erçakıca, şöyle devam etti:

"Palmas, 'iş çıkarları veya ekonomik çıkarların ilke ve değerlerin üzerinde olduğu görünüyor' derken, ne kadar saygısız olduğunu bizzat kendi kanıtlamıştır. Onların çıkarları söz konusu olduğu zaman, bunlar kutsal ve uğrunda ölünebilecek ilkelerdir ama başkalarının girişimleri 'bencil çıkarlar' olarak lanse edilmektedir"

KIBRIS 06/02/08

 

Eski Tahran Büyükelçisi Korkmaz Haktanır'ın eşi Handan Haktanır'dan uyarı var:

"İran'da örtü okula sinsice girdi; 3 yılda herkes örtündü"


Önceki gece NTV'de akademisyenlerle türbanı tartışıyorduk, ki internet adresimize bir mektup düştü.
Tahran'da yaşamış, "adının açıklanmasını istemeyen" bir diplomat eşi, İran'daki örtünme konusundaki deneyimini aktarıyor, Türk kadınlarını uyanık olmaya çağırıyordu. İsmi kontrol ettik; doğruydu.
Mektup, 1991-94 yılları arasında Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği'ni yapan Korkmaz Haktanır'ın eşi Handan Haktanır'dan geliyordu.Yayında isim vermeden, mektuptan bölümler okudum.
Yayından sonra da kendisine ulaşıp mektubun tamamına bu köşede yer vermek için iznini istedim.
İşte Handan Haktanır'ın "türban uyarısı":

"Ruj süreni sopaladılar"
"Tahran'da görev yapmış bir diplomatın eşi olarak, türban konusunda düşündüklerimi bir iki cümleyle ifade etmek isterim:
Tayin yerimiz olan Tahran'a uçağımız inerken 'hicab'ımı başıma geçirdiğimde kendimi şöyle teselli ediyordum:
'Nasıl olsa burası benim ülkem değil. Birkaç yıl dişimi sıkar katlanırım. Çok şükür ki biz Atatürk kızlarıyız ve böyle şeyler bizim başımıza gelmez.'
Tahran'daki görev süremiz boyunca (gayrimüslimler de dahil olmak üzere) 'hicab'sız dolaşan tek bir kadın görmedim. Bir yabancı diplomatın eşi, şapka takarak bu yasağı delmeyi denedi, ancak devrim polisleri kendisini derhal ikaz ettiler.
Bir başkasının eşi ruj sürdüğü için karakola alındı ve ellerine sopalarla vuruldu. Bu hanım bir keresinde 'Eğer Müslümanlık buysa, Hıristiyan olduğum için çok şanslıyım' demişti.

"Süreç 3 yılda tamamlandı"
"Tayinimizin ilk günlerinde İranlı hanım dostlarım bana sürekli olarak Türk kadınlarının dikkatli olmalarını ve erkeklerin bilinçaltındaki güvensizlik duygularından ve endişelerden kaynaklanan bu uygulamanın, sinsice ve adım adım geldiğini söylüyorlardı.
Bir gün okullarına gittiklerinde kapıda 'Bundan böyle hicabsız derslere giremeyeceklerine' dair bir kâğıt bulmuşlardı.
Dedikleri kadarıyla, sürecin tamamlanması üç yıl almıştı. Ondan sonra ise çok geç olmuştu.
İtiraz edenlerin sayısı giderek azalmış, sonuçta yıllar sonra bu ortam içine doğan kızlar için 'hicab'lı olmak son derece doğal ve yerine getirilmesi gereken bir şart olarak algılanmaya başlanmıştı.
Bu uyarıları ben o zaman masal dinler gibi dinlemiştim. Evet, ben de onlar gibi giyiniyordum, ama bu benim değil onların sorunuydu. Bizim ülkemizde böyle şeyler olmazdı.

"Rüyamda korkuyordum"
Ancak, bir süre sonra vestiyerden 'hicab'ımı alıp taktığımı, ancak sokağa çıktıktan sonra fark ettiğimin ayırdına vardım. 'Hicab', benim için de artık bir refleks haline gelmişti.
Öyle ki, bazen rüyalarımda bile kendimi başı açık olarak gördüğümde korkuyla uyanıyor 'Devrim polisleri geliyor, ben ise hicabımı takmamışım' diye paniğe kapılıyordum. İşte o zaman, 'hicab'ın aslında buzdağının görünen parçası olduğunu; asıl amacın, kadının ezilmesi, kontrol altına alınması ve korku altında yaşayan, ikinci sınıf insanlar olduklarına inandırılması olduğunu anladım.
O nedenle Türk kadınlarının çok dikkatli olması ve son derece masumane bir şekilde, özgürlük adı altında gelen bazı uygulamaların, ileride çok daha baskıcı bir rejimin ayak sesleri olabileceğini asla akıllarından çıkarmamaları gerekmektedir.
En içten saygılarımla..."

CAN DUNDAR MILLIYET 07/02/08

 

MHP'nin gerçek kimliği şimdi anlaşıldı...


Türban ile ilgili tartışmalar turnusol kağıdı gibi, herkesin gerçek niyetini ortaya çıkarıverdi. Kiminin görüşü değişti, kiminin kuşku ve kaygıları arttı. Ülkemizin geleceğini saptayacak olan siyasi partilerimizin dünyaya bakışlarını, Türkiye'yi nereye götürmek istediklerini netleştirdi.
Bu değişim içinde en belirgin şekilde öne çıkan parti MHP oldu.
MHP, seçimler öncesinde milliyetçi yaklaşımları, PKK hakkındaki tutumu ile farklı bir resim çiziyordu. "Derin Devlet" diye adlandırılan oluşum içinde kimin adı geçiyorsa, bir süre sonra ya Ülkücü veya MHP'li olduğu ileri sürülürdü.
MHP, toplumun gözünde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerlerine en yakın, TSK'yı en çok destekleyen, ülkenin bölünmezliğini en fazla ön planda tutan bir partiydi. Lider konumundaki politikacıları, yabancılara kuşku ile bakar, bağımsızlık bayrağını hep dik tutar , Amerika ve Avrupayı emperyalist güçler olarak niteler ve kendilerini " en vatansever parti" diye gösterirlerdi.
Ak Parti (AKP) iktidar olduktan sonra, toplumun laik-kemalist kesimleri, özellikle 2007'deki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesinde yaşanan gelişmeler sırasında, MHP'yi kucaklar oldular.
Onlar için MHP, ülkeyi din devletine götürmek, kadınları kapatmak isteyen AKP'yi durdurabilecek bir güçtü. Muhafazakar olmasına rağmen, hem TSK'ya, hem de Atatürk'e yakın bir söylemle ortaya çıkışı bu partinin , demokrasi karnesi herne kadar pek parlak olmasa dahi, laikliği koruyabileceği izlenimi hakimdi.
MHP'ye oy verildiği taktirde, AKP dengelenebilecek. Tek başına iktidar olması engellenecek ve belki de CHP ile koalisyon imkanı dahi doğabilecekti. Bu şekilde, ülkenin laik-demokratik sistemi korunabilecekti.
22 temmuz 2007 seçimlerinde Ulusalcı-Kemalist, hatta laik sistemi ne pahasına olursa olsun korumak gerektiğine inanan bir kesim MHP'ye oy verdi.
Ancak bu değerlendirmeler şimdi altüst olmuş durumda.
Türban'ın serbest bırakılması ile ilgili gelişmelerin ayrıntıları ortaya çıktıkça, bu süreci asıl tetikleyen partinin MHP olduğu anlaşılıyor. AKP' nin, böylesine önemli bir konuyu MHP'ye kaptırmamak için telaşla ortaya atıldığı beliriyor.
Daha da önemlisi, MHP'nin göründüğünün aksine, dindar hatta koyu muhafazakar, Atatürk'ün idealleriyle hiçbir şekilde uyum göstermeyen bir parti olduğu anlaşılıyor. Türkiye'yi kolaylıkla bir din devletine kaydırabilecek bir oluşum beliriyor. Bu alanda AKP'den hiçbir farkı bulunmadığı netleşiyor.
AKP'nin yanında MHP'yi daha da tehlikeli bir konuma getiren unsur, dinciliği yanısıra, demokrasi ve özgürlüklere de düşmanca bir tutum takınması. Türban tartışmalarında, bunun " tamamen bir özgürlük konusu olduğunu "söyleyen MHP'nin özgürlük konusunda ele alınan 301 inci madde , Vakıflar Yasası ve AB reformlarında adeta AKP'nin karşısında kartal kesilişini görenler, bu parti hakkında ne kadar feci şekilde yanıldıklarını söyler oldular.
Son yaşadıklarımız, işte bu gerçekleri ortaya çıkardı.

AB bölmüyor, aksine birleştiriyor

Ülkemizde Avrupa Birliğine karşı çıkanların dillerinden düşürmedikleri bir slogan vardır : AB, Türkiye'yi bölecek.
Öylesine ilginç bir mantık yürütüyorlar ki, şaşırmamak elde değil:
"Avrupa'nın gizli gündeminde Türkiye'nin bölünmesi var. Dikkat edin, demokrasi veya Kopenhag kriteri adı altında öyle yasaları değiştirtiyorlar ki, devletimiz zayıflıyor. Kürt milliyetçilerine ve PKK'ya karşı korunamaz duruma düşürülüyoruz. Bu büyük bir oyundur. Kanmamamız gerekir!"
Bundan daha yanlış bir şey olamaz.
Ne yazık ki, bu mantığı Milliyetçiler ve Ulusalcılar arasında bilgi ve zekasından hiç kuşku duymadığınız kişiler kullanıyor. Üst rütbeli bazı komutanlarımızın da bu yaklaşımı benimsediklerini görüyoruz.
Oysa, Avrupa Birliğinin, tam aksine temeli birleştirmektir. Fransa ile Almanya'nın bir daha savaşmamaları için kurulmuştur.
Son örneğini yine birlikte gördük.
Birbirine en büyük düşman sayılan Almanya ve Polonya, kısa bir süre önce birbirlerine sınırlarını açtılar. Neisse ve Oder nehirlerinin böldüğünü bugün Avrupa Birliği birleştirdi. 2 inci dünya savaşı sırasında yaşanan acıları yatıştırdı, yaraları sardı.
Avrupa Birliği değil midir, ETA'nın yerine oturtulmasında başrolü oynayan?
Avrupa Birliği değil midir, IRA'nın kanlı mücadelesinin ardından yaraların sarılmasında son derece etkili olan?
Aynı Avrupa Birliği şimdi Türkiye'yi bölecekmiş (!)
Ayrıca biz bu kadar aptal ve beceriksiz bir toplum muyuz? Her söyleneni yapan, AB'nin her istediğine selam çakan bir ülke miyiz?
Bırakalım bunları...
Avrupa Birliğinin azınlıkları korumak ve kollamaya yönelik politikalarını biz yanlış okuyoruz. Alışkın olmadığımızdan dolayı kuşkulanıyoruz. Azınlıklara daima kaygıyla baktığımız için, AB'nin yaklaşımını anlayamıyoruz. O zaman da kendi kendimizi aldatıyoruz. Büyük bir projeyi kötülüyoruz. Toplumun şevkini kırıyoruz.
Çok yazık ediyoruz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 07/02/08

 

AB Kıbrıs'ta çözüme muhtaç

AB Kıbrıs'ta çözüme muhtaç

Güney Kıbrıs'ta yaklaşan seçimi Papadopulos kazanırsa, bölünmüşlüğün çözümünü Türkiye'nin AB sürecinin son aşamasında ele almayı savunanlar güçlenecek. Kıbrıs'ı görmezden gelmek, Türkiye'nin AB'den dışlanması gibi ciddi sonuçlar yaratır; müzakerelere acilen yeniden başlanmalı

07/02/2008 RADIKAL

David Hannay

Kıbrıslı Rumlar 2004'teki referandumda BM planını reddettiğinden beri, Rum çoğunlukla kuzeydeki Türkler arasındaki husumet arttı. Kıbrıslı Türkler Türkiye'nin kucağına sığındı ve daha fazla uluslararası tanınma elde etmeye çalıştı. Kıbrıslı Rumlarsa AB üyeliğini, Türkiye'nin AB hedefini yokuşa sürmek ve AB'yle kuzey arasındaki ticaretin artmasını engellemek için kullanıyor.
AB Kıbrıs'ın kendi başına açtığı derde kurban gitmesine izin veremez, zira üye ülke olarak Kıbrıs marazlı bir ev arkadaşı görünümü veriyor. Kıbrıs bir bütün olarak Mayıs 2004'te AB'ye katıldı, fakat AB muktesebatı sadece hükümetin doğrudan kontrolü altındaki yerlerde geçerli, Türklerin yönettiği yerlerdeyse askıda. Türk hükümeti akılsızlık edip, Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs dahil tüm yeni üyelere genişletilmesi planı üzerinde AB'yle bozuştu. AB de Kıbrıslı Türklere yardım ve ticaret vaatlerini yerine getiremedi.

AB üyeliğine bağlamak büyük hata
Belki de en kaygı verici olan şu: Bu kördüğüm sürerse, Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimalini ortadan kaldırabilir. Zira Kıbrıslı Rumların inatçılığı, Türkiye'yi dışarda tutmak isteyen AB üyelerine yarıyor. Bu durum, Başbakan Karamanlis'in Türkiye ziyaretiyle artan umutlara rağmen Atina'yla Ankara arasındaki yeni yakınlaşmanın da sonunu getirebilir.
Çözümün önündeki engeller saymakla bitmez. Daha geçen yıl AB dönem başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ticaret meselesine yönelik düğümü çözme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı ve kısmi çözümlerle 'güven artırıcı' önlemlerin pek az işe yaradığı bir daha görüldü. BM'nin son nabız yoklama girişimleri de bir yere varmıyor. Kıbrıs'ta bu ay yapılacak devlet başkanlığı seçimi, 2004 referandumunda hayır kampanyası yürüten Rum lider Papadopulos'un ikinci kez koltuğa oturmasıyla sonuçlanabilir. Diğer yandan Türkiye'deki son seçimler, 2004'te çözüm için ciddi çaba gösteren AB yanlısı hükümeti tekrar iktidara getirdi. Yani durum o kadar da umutsuz değil.
Bazıları Kıbrıs'ı kendi haline bırakıp sorunu Türkiye'nin AB üyeliğinin son aşamalarında tekrar ele almanın daha iyi olacağını savunuyor. Papadopulos tekrar kazanırsa bu sesler muhtemelen güçlenecek. Böyle bir erteleme hata olur. Türkiye bu durumda Kıbrıs ve AB üyeliği konusunda çifte müzakere yürütmek zorunda kalır. Bu da ikisi arasında çakışma ve feda riski yaratır; ya da Türklerin kabul edemeyeceği kadar büyük bir taviz yığına yol açar. Böyle bir durumda iki müzakere de bir vuruşta çökebilir. Kıbrıslı Rumlar için Türkiye'nin müzakerelerdeki başarısızlığı, Kıbrıs sorununun tüm çözüm ihtimallerinin yok olması anlamına gelir.
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler, herhangi bir çözüm müzakeresinde gereken sorumluluğu almalı ve olası bir referandumda verdikleri kararların arkasında durmalı. Kıbrıslılar kendilerini sık sık Yunanistan, Türkiye veya 'büyük güçler' arasındaki geniş çaplı bir oyunun çaresiz rehineleri olarak sunar. Geçmişte bu doğru olabilirdi, ama hiçbir zaman da birçok Kıbrıslı'nın inandığı boyutta değildi. Gelinen noktada zamanın sınavından ancak samimi müzakereler (ve karşılıklı kabul edilmiş bir anlaşma) geçebilir.
Adanın karmaşıklığı ve Kıbrıslıların hassasiyeti göz önüne alındığında, bir yabancının müstakbel anlaşmanın anahatlarını çizmeye çalışması abes olacaktır. Fakat belli unsurları baştan özetlemek hayırlı gibi görünüyor. Sözgelimi iki tarafın ta 1977'de ettiği, iki toplumlu, iki bölgeli federasyona yönelik temel çerçeveyi terk etmesi mantıksız. Dahası, anlaşıldığı kadarıyla BM planının 2004'te reddedilen versiyonunun değiştirilmesi gerek.
Türkiye'nin AB üyeliğiyle bağlantılı 'geçiş dönemi' önlemlerinden yararlanmak da yapıcı olabilir. Önceki BM önerisi, Türkiye'nin Kıbrıs'taki birliklerinin çekilmesini AB'ye katıldığında tamamlamasını öngörüyordu. Aynı zamanda bir tarafın dile getirdiği, diğerininse halletmekte zorlanmayacağı endişeler var. Rumlar son anlaşma önerisindeki vergi hesabından kaygılı; AB ve diğer uluslararası aktörlerin planı desteklemekte anlaşması, maliyeti Türk toplumunu etkilemeden azaltacaktır.
BM, AB, Yunanistan, Türkiye ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri, anlaşma çabalarının diriltilmesi için elbirliğiyle destek vermeli. 1964'te BM barış gücünün konuşlanmasından beri iki taraf için kabul edilebilir aktör BM. AB temsil edilmeli, ama Yunanistan ve Kıbrıs AB üyesi olduğundan birliğin tarafsız arabuluculuk yapması mümkün değil. Güvenlik Konseyi de BM arabulucularına destek vermeli ve bir anlaşmanın şartlarını garanti etmeli. Bunlar, önceki planın uygulanması konusunda 2004'te su yüzüne çıkan korkuların giderilmesine yardım edecektir.

İkinci sınıf bir sorun değil
Kıbrıs ikinci sınıf bir sorun olmaktan mustarip; arada bir alevleniyor, derken kısa vadeli önlemlerle geri plana atılıyor. Birçok uluslararası diplomat, önceki müzakerelerdeki sürekli hırgürden, sonu gelmez geri adımlardan ve inatçılıktan yaka silkmiş durumda.
Fakat Kıbrıs'ın görmezden gelinmesinin ciddi sonuçları olabilir, özellikle de süregiden bölünme Türkiye'yi AB dışında tutabilir. Bu da AB'nin barışı ve istikrarı teşvik etmek zorunda olduğu bir bölgede geleceğin gerilimle dolu olacağı anlamına gelir. (Britanya'nın eski AB ve BM büyükelçisi, 1996-2003 arasında Britanya'nın Kıbrıs özel temsilciliğini yürüttü, 6 Şubat 2008)

Kıbrıslı Rumların gözü Kosova'nın adımında

Kıbrıslı Rumların gözü Kosova'nın adımında

Kosova'nın beklenen bağımsızlığını tanımayı reddedecek AB üyelerinin başında, bunun KKTC'nin de tanınmasının önünü açacağını düşünen Kıbrıslı Rumlar geliyor. Oysa, Kosova adadaki Rumlarla Türkleri yeniden bir araya getirecek bir şok etkisi yaratabilir

07/02/2008 RADIKAL

Quentin Peel

Sırbistan'daki devlet başkanlığı seçimi geride kalırken, Kosova'nın birkaç hafta içinde tek taraflı bağımsızlık ilan etmesi bekleniyor. Kosova küçük, ücra, yoksul ve dağlık bir ülke olabilir, ama bu adımın etkileri Balkanların çok ötesinde hissedilecek. Çoğu Sırp kesin karşıtlıklarını sürdürse de, Kosova'nın bağımsızlığı ABD ve önde gelen AB üyelerince hızla tanınacak. Hukuki değil, fiili bir tanıma olacak bu. Rusya BM'nin bu yöndeki kararını engelliyor; bir nedeni Rusya'nın Sırbistan'a sadakatiyse, daha temel nedeni de kendi kaderini tayin ilkesine karşı çıkması.
Bazı AB üyeleri de çok kararsız; bir etnik azınlığın ayrıldığı ülkenin rızası olmadan bağımsızlık ilan etmesinin kötü örnek oluşturacağından korkuyorlar. Bask ayrılıkçılığının cesaret bulmasından çekinen İspanya bunlar arasında. Slovakya ve Romanya da keza. Bu ülkeler Kosova'yı tanımayı mümkün mertebe erteleyecek.
Ancak AB üyeleri arasında Kosova'nın bağımsızlığına en çok karşı çıkan Kıbrıs cumhuriyeti. Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Markulli geçen hafta Helsinki'de şunları söyledi: "Tek taraflı bağımsızlığı tanıyamayız ve tanımayacağız. Bu bir ilke, uluslararası hukuka saygı meselesi; oluşturacağı örnek de kaygı nedeni."
Markulli bu sözlerin Kıbrıs'ın kuzey kesimiyle (ki buranın bağımsızlığı sadece Türkiye tarafından tanınmakta) ilgisi bulunmadığı iddiasında. Ancak en tehditkâr örneğin bu olduğu da açık. Kosova ABD ve Britanya'dan tanıma elde ederse, aynısının kendinden menkul KKTC için yapılmasını daha ne kadar reddedecekler?
Birçok AB üyesi bugün iç sorunlarını çözmeyen bir Kıbrıs'ı birliğe kattıkları için pişman. Kıbrıslı Rumlar 2004'te BM'nin çözüm planı için yapılan referandumda hayır dedi, Türklerse büyük oranda evet oyu verdi. O zamandan beri Kıbrıs AB üyeliğini, kuzeyle bağ kurulması yönünde her girişimi ertelemek veya bozmak için kullandı. Ancak ilginç bir biçimde, Kosova iki tarafı tekrar bir araya getirmek için gereken şok olabilir. Tam da Kıbrıs'ta, BM müzakerelerine dönülmesi veya bölünmüş adanın kalıcı taksimi ihtimali açısından kritik önemdeki devlet başkanlığı seçiminin yapılacağı (ilk tur 17, ikinci tur 21 Şubat'ta) bir dönem bu.
Görevi bırakacak olan ve BM planı aleyhine kampanya yürüten devlet başkanı Papadopulos, en büyük rakibi Komünist AKEL lideri Demetris Hristofyas tarafından yenilgiye uğratılabilir. Hristofyas da BM planına hayır demişti, fakat yeni bir anlaşma aramakta kararlı. Eski muhafazakâr dışişleri bakanı Yiannakis Kasulides de şans verilen üçüncü aday. Yarış kıran kırana geçecek.
Kuzey Kıbrıslılar nefeslerini tutmuş durumda. Türk yönetiminin dışişleri bakanı Turgay Avcı şunları söylüyor: "Uluslararası bir çözüm için 2008 son şans olabilir. Bize aylardır bu seçimi beklememiz, zira liderliğin değişebileceği söyleniyor. Çok fark yaratacağını sanmıyorum. Bizim beklentimiz kim kazanırsa kazansın, kapsamlı bir çözüm için masaya oturulması."

Papadopulos büyük endişe kaynağı
Bununla birlikte Kıbrıslı Rumlar Papadopulos'u adım atması en az muhtemel isim olarak görüyor. Milliyetçiler ve Rum Ortodoks kilisesi onu destekliyor, fakat haşin müzakere tarzı, 'tam Avrupalılar' olarak kabul edilmek isteyen Kıbrıslıları kaygılandırıyor.
Kıbrıslı Rum bir akademisyen, "İnsanlar Tasos'tan hayırlı girişimler gelmeyeceğinden endişeli. Daima engelleyici ve yaygaracı. İnsanlar hep maraza çıkaran müşteri gibi görülmekten memnun değil" diyor. Bu sözler Avcı'nın içini rahatlatmıyor. "Dışlanmış durumdayız" diyor ve ekliyor: "Serbest ticaret yapamıyoruz. Doğrudan uçuşlar yok. AB içinde kültürel veya eğitimsel açılımlar yok. Rumlara Kıbrıs'ın tek gücü muamelesi yaptıkları sürece çözüm falan da olmayacak." Fakat Avcı en azından Kosova'da ne olup bittiğini 'çok sessiz ve çok yakından' takip ediyor olacak. (6 Şubat 2008)

Would the Turks prefer a Tassos victory after all?
By Jean Christou

THE Turkish Cypriot side sees no difference between incumbent President Tassos Papadopoulos and AKEL candidate Demetris Christofias.

Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, was quoted as saying yesterday that Christofias did not put anything forward on the Cyprus issue that was different to Papadopoulos.

“Despite the fact that Mr Papadopoulos comes from the EOKA circles, and Mr Christofias comes from leftist circles, regarding the desired solution however, in his statements Mr Christofias expresses views closer to the official Greek Cypriot position,” Ercakica said.

He also criticised Christofias’ statement this week that the Greek Cypriots should make use of Turkey’s EU membership to advance the Cyprus issue.

So far, the Turkish side has avoided being seen to back one candidate or the other in the Greek Cypriot presidential elections, conscious that a Turkish endorsement would be seen as the kiss of death to the chosen candidate’s standing among Greek Cypriot voters.

The speculation is that the Turkish side would prefer to see Papadopoulos re-elected so the Cyprus problem can remain stalled, and they can continue to blame the Greek Cypriot side for lack of progress.

But coming out in favour of the incumbent could cost Papadopoulos Greek Cypriot votes if it was clear he had Turkish backing.

Yesterday, Alithia reported that Turkey was not pleased with comments made by former German Chancellor Gerhard Schroeder during his visit to the north last week.

According to Turkish newspaper Zaman, Schroeder brought the message that there was a movement underway in Europe to undermine Papadopoulos, but this was not apparently what the Turks wanted to hear.

The Zaman article quoted Turkish diplomatic sources as saying that Christofias as an alternative was ostensibly not in support of resolving the Cyprus issue based on the equality of the two communities.

However, the quote from the source appears to suggest that the Turkish side doesn’t want Christofias, because he might be seen as more flexible than Papadopoulos, not because he is equally inflexible. This would damage their case against Papadopoulos.

“In the event he [Christofias] wins, it will take longer for Turkey to explain to the world that he is not for a solution either," said a Turkish diplomatic source.

This would undermine the Turkish position that it was the Greek Cypriot side that was intransigent, courtesy of Papadopoulos.

Under the Papadopoulos presidency, the Turkish side sees greater efforts being made within the international community to upgrade the ‘TRNC’
“In fact there have been serious positive steps taken not only in some European capitals but also in the Muslim world to enable the Turkish Cypriot leadership to be accepted as an interlocutor, as the Greek Cypriot leadership has increasingly been distancing itself from a solution based on the reunification of the two communities in Cyprus, in particular since its admission to the EU in 2004 as the sole representative of the island,” said Zaman.

“It is understood that in the long term, negotiated partition of the island appears to be the final solution.”

CYPRUS MAIL 07/02/08

 

Matsakis, KKTC'nin tanınmasını önerdi

"ADADA İKİ BAĞIMSIZ DEVLET, AB'DE BİRLEŞİK KIBRIS"...Matsakis, Kıbrıs sorunu için ideal çözümün 1960 Anayasası'na dönüş olduğunu söyledi. Matsakis, bunun mümkün olmaması halinde adada iki ayrı devletin olacağı, ancak AB içinde sınırsız, birleşik bir Kıbrıs'ın yer alabileceği bir çözüm önerisinde bulundu. Matsakis, sunduğu çözümün bir parçası olarak KKTC'nin de tanınmasını önerdi

"ÇÖZÜM HERKESİN ÇIKARINA"... 2008'de Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüme ulaşılabileceği inancını dile getiren Matsakis, Kıbrıs sorununun çözümünün herkesin çıkarına olduğunu söyledi. Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının, Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara barış ve refah getireceğini, Türkiye'nin birliğe katılımına yardımcı olacağını, Yunanistan'ın komşusuyla sorunları azaltacağını ve AB'ni ise baş ağrısından kurtaracağını belirtti

"KARŞILIKLI GÜVENE İHTİYAÇ VAR"... "Papadopulos'a Kıbrıs sorununu nasıl çözmek istediğini soruyorlar, bunu söyleyemeyeceğini çünkü bunun gizli düşüncelerini ifşa edeceğini söylüyor. Kıbrıslı Türkleri kandırmaya mı çalışıyoruz? Onları kabul etmek istemeyecekleri bir şeyi kabul etmek zorunda mı bırakmak istiyoruz?" diye soran Matsakis, "İki tarafın karşılıklı olarak birbirine güvenmesi ve barışçıl bir şekilde anlaşmanın yolunu bulması gerekiyor" dedi

Anıl IŞIK

Güney Kıbrıs'ta on gün sonra yapılacak başkanlık seçimleri adaylarından Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis, KIBRIS gazetesine verdiği özel demeçte, Kıbrıs sorunu için ideal çözümün 1960 Anayasası'na dönüş olduğunu söyledi. Matsakis, bunun mümkün olmaması halinde adada iki ayrı devletin olacağı, ancak Avrupa Birliği (AB) içinde sınırsız, birleşik bir Kıbrıs'ın yer alabileceği bir çözüm önerisinde bulundu. Matsakis, sunduğu çözümün bir parçası olarak KKTC'nin de tanınmasını önerdi.

Matsakis, önerdiği çözümün ana hatlarının, Avrupa Birliği içinde birleşik, Türkiye ve Yunanistan'dan bağımsız iki ayrı devletin oluşmasını, tüm göçmenlerin kendi evlerine dönme hakkına sahip olmasını, adadaki mevut askerin NATO idaresinde devredilmesini, Schengen bölgesinin tüm adada uygulanmasını öngördüğünü anlattı.

Matsakis, iki devletli çözüm önerisinin bir parçası olarak KKTC'nin tanınmasını ve sınırsız, birleşik bir Kıbrıs'ın ise hemen AB'ye girmesini önerdiğini söyledi.

Önerdiği planın Kıbrıslı Türkler, Türkiye, Yunanistan ve Britanya tarafından daha kolay kabul edilebileceğini, esas sorunun, Kıbrıslı Rumları ikna etmekte olduğunu söyleyen Matsakis, Kıbrıslı Rumları ikna edebilmek için Kıbrıslı Türklerin planına desteğine ihtiyacı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk liderlerine önerdiği plana "evet" demeleri çağrısında bulundu.

2008'de Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüme ulaşılabileceği inancını dile getiren Matsakis, Kıbrıs sorununun çözümünün herkesin çıkarına olduğunu söyledi. Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının, Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara barış ve refah getireceğini, Türkiye'nin birliğe katılımına yardımcı olacağını, Yunanistan'ın komşusuyla sorunları azaltacağını ve AB'ni ise baş ağrısından kurtaracağını belirtti.

Güney Kıbrıs'ta 17 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olan Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis, KIBRIS'a özel demeç verdi.

"Hiçbir adayın barış, istikrar ve

gelişme getireceğine inanmıyorum"

Marios Matsakis, hiçbir adayın kendi arzusunu karşılamamasından dolayı güneyde yapılacak başkanlık seçimlerine katılma kararı aldığını belirterek, "Hiçbir adayın bu ülkeye barış, istikrar ve gelişme getireceğine inanmıyorum" diye konuştu.

Seçim kampanyasına erken başlamadığını çünkü Kıbrıs gibi küçük ülkelerde uzun süreli kampanyaların gerekli olmadığı inancını getiren Matsakis, "Büyük ülkelerde seçim kampanyaları birkaç ay sürer. Kıbrıs'ta bilemediğimiz bir nedenden bir yıl sürüyor. Bunun yapıcı olmadığına ve ülke siyaseti için yıpratıcı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle seçim kampanyama son birkaç haftada başladım ve hem Kıbrıslı Türklere hem de Kıbrıslı Rumlar önerecek bir şeylerim olduğuna inanıyorum. Yeni fikirler getiriyorum. Ben, belki de, biraz devrimci fikirler getiriyorum ancak çıkmazı aşmak için bu yeni fikirlere ihtiyacımız var" dedi.

Adada iki toplum arasında güven eksikliği olduğuna işaret eden Matsakis, "Barışa ihtiyacımız var. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında güvene ihtiyacımız var. Birlikte yaşamaktaydık ve hiçbir sorunumuz yoktur' demek yeterli değildir. Sorunlar vardı. Hem Kıbrıslı Rumlar hem de Türkler birbirlerine karşı suç işlediler, bunları saklayamayız. Biliyoruz ki, 1963 ve 1974'te suç işlendi. Kıbrıslı Rumlar ya da Kıbrıslı Türkler tarafından işlense de suç suçtur. Hepimiz ıstırap çektik, birbirimize karşı güvenimizi kaybettik. Sadece yeniden barış içinde birlikte yaşamak istediğimizi söylemek yalandır. Bana göre, bunun olması mümkündür ancak zordur" dedi.

Matsakis, hâlâ hazırda mevcut olan 1960 Anayasası'na geri dönüşün Kıbrıs sorununun çözümü için "ideal" bir çözümün olduğunu belirterek, "bu Anayasa uluslararası topluluk tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle en kolay çözüm kâğıt üzerinde var olan bu Anayasa'ya dönüştür" dedi.

Bunun "ideal" çözümün mümkün olmaması halinde ise bir "uzlaşı çözümü" bulunması gerektiğini belirten Mastakis, "iki seçeneğimiz vardır; birincisi, Annan Planı gibi iki kesimli, iki toplumlu federasyondur ki, bence, bu çözümü tamamen uygulanamaz ve işlevsiz kılacak çok karmaşık, masraflı bir çözüm yoldur. Bu sadece daha fazla sorun için reçete olabilir; iki kesimli, iki toplumlu federasyonda farklı parlamentolar olacak, siyasi konulara uluslararası hâkimler karar verecek, ordular olacak. Asla çalışmayacak bir sistem oluşacak ve hâlâ siyasi konularda bölünmüş olacağız. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletleri olacak. Bu, zaten her anlamda bölücü bir plandır" dedi.

Böyle bir plan yerine alternatif bir çözüm sunan Marios Matsakis, adada iki ayrı devletin olacağı ancak Avrupa Birliği içinde sınırsız birleşik bir Kıbrıs'ın yer alabileceği bir çözüm önerisi bulunduğunu söyledi.

Sunduğu çözümün ana hatlarını anlatan Matsakis, "Bölünmüşlük olacak, ancak Avrupa Birliği'nde sınırsız birleşik bir Kıbrıs olacak. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devleti olacak, orduların hepsi adadan çıkacak. Kıbrıs Türk devleti bölgesi, 1974'teki nüfus oranını dikkate alarak yeniden tanımlanacak. Mağusa ve Omorfo şehirleri Kıbrıslı Rumlara iade edilecek, böylelikle göçmenlerin büyük çoğunluğu Kıbrıs Rum devleti yönetimi altında mülklerine geri dönebilecek" dedi.

Matsakis, hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıs Türklerin, kendi mülkiyet ve geri dönüş haklarını koruyabileceklerini, ancak o yönetimin vatandaşı olmamaları halinde oy kullanma hakkında sahip olmayacaklarını söyledi.

Mülkiyet haklarını almak kesinlikle imkânsız ise o zaman uluslararası hukuk kurallarına göre uygun bir tazminat sistemi oluşturulması gerektiğini belirten Matsakis, "Bu tazminatın tümü Kıbrıslılar tarafından ödenmemeli. BM, AB ya da G 8 ülkelerinin yüz milyar Avro'ya kadar sermaye katkısında bulunacağı uluslararası bir fonla karşılanmalı" dedi.

Önerdiği çözüm seçeneği kapsamında askersizleşme için yapılması gereken düzenlemeler hakkında da bilgi veren Matsakis, ne Kıbrıslı Türklerin ne de Kıbrıslı Rumların ordusu olacağını, ancak adadaki mevcut askeri personelin NATO tarafından idare edileceğini kaydetti.

Marios Matsakis şöyle konuştu:

"İki devlette hem NATO'ya hem de AB'ye girecek. Schengen bölgesi tüm Kıbrıs'ta uygulanacak. Böylelikle birleşmiş olacağız. Tek fark iki yönetimin olmasıdır, sadece bir ülke olacak, Kıbrıs ve AB ile NATO'nun garantisinde iki ayrı yönetim olacak. Kıbrıslı Türklerin, AB ve NATO'nun garantisinde kendi devletleri olacak. Bu önerdiğim planın alternatif planın özü olacak ki bunun Kıbrıslı Türkler, Türkiye, Yunanistan ve Britanya tarafından daha kolay kabul edilebilir olacağını düşünüyorum. Sorun, Kıbrıslı Rumları ikna etmektir. Bu ideal bir plan değil ama uzlaşımcı bir plandır."

"KKTC'nin tanınmasını öneriyorum"

1960 Anayasası'nın ideal plan olduğunu ancak bunun mümkün olmaması halinde ikinci en iyi çözüm olarak AB'de birleşik iki devletli çözüm olan Plan B'yi önerdiğini yineleyen Matsakis, "Eğer Belçika'dan Lüksemburg'a giderseniz, aynı haklara sahipsiniz. Tek fark yönetimlerdir. Kıbrıs'ta farklı olacak tek şey, AB müktesebatından deregasyonlar olacaktır; mesela Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak olan göçmenler vatandaş olmamaları halinde oy kullanma hakkına sahip olmayacaktır. Onları vatandaş yapıp yapmamakta Kıbrıs Türk yönetimine bağlı olacak. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devleti olmak üzere iki hükümet olacak. Böylelikle çözümün bir parçası olarak KKTC'nin tanınmasını ve sınırsız olarak hemen AB'ye girmesini öneriyorum" dedi.

"Kıbrıslı Türklerin 'evet' demesini bekliyorum"

Önerdiği çözüm planına Kıbrıslı Rumları ikna etmek için Kıbrıslı Türklerin desteğine ihtiyacı olduğunu belirten Matsakis, Kıbrıslı Türklerin bu plana 'evet' demelerini beklediğini söyledi.

Bu planı kabul etmek için tüm tarafların fedakârlık yapması gerektiğini belirten Matsakis, "eğer adada refah ve barış istiyorsak, her iki tarafın da fedakârlık yapması gerekiyor" dedi.

"2008'de kapsamlı bir çözüme ulaşılabilir"

2008'de Kıbrıs sorununa olası bir çözüm bulunmasıyla ilgili olarak Matsakis, "hızlı hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla zaman kaybedilmiştir. 63'ten beri sorunlar var, ne kadar uzun bir süre olduğunu düşünebiliyor musunuz? 30 yıldan fazla. Kıbrıs sorunu bana anne ve babamdan kaldı ve ben bu sorunun benim çocuklarıma kalmasını istemiyorum. Bu nedenle, hızlı hareket etmeliyiz. Kıbrıs sorununda bir kararın 2008'de verilmesi gerek. Bana göre, 8 Temmuz mutabakatı, süreçle ilgili sorunlar tamamen zaman kaybıdır ve gerekli değildir. Önemli olan şey Kıbrıs sorununu çözmektir, süreci değil. Önkoşulsuz yoğun müzakerelere gerek var. 2008'de Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşılabilir ve sadece AB'nin değil tüm uluslararası topluluğun desteğini alabiliriz. Herkes Kıbrıs sorununun çözümlenmesini istiyor, çözüm herkesin yararınadır; bu Türkiye'nin birliğe katılımına yardımcı olacaktır ki bunu ben de destekliyorum. Yunanistan'ın ise komşusuyla sorunları azaltacaktır. Kıbrıslı Türkler için de iyidir çünkü sorunsuz özgür insanlar olacaklar. Kıbrıslı Rumlar güvenlik elde edecek ve göçmenler mülklerine dönme şansına sahip olacak. AB ise Kıbrıs sorunu baş ağrısından kurtulacak. Ne zaman bir şey yapmaya çalışsalar, Kıbrıs sorunu ile karşılaşıyorlar. Çözüm bir kazan-kazan durumudur.

"İnsanlardan akıllarını kullanmalarını istiyorum"

17 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerinin sonuçlarıyla ilgili öngörüsünün sorulması üzerine Matsakis, "Herhangi bir fikrim yok. Seçim sonuçlarını tahmin etmeye çalışarak zamanımı harcamıyorum, çünkü demokratik seçimler bunun için değildir" dedi.

Matsakis, "Kıbrıslıların akıllarını kullanmalarını ve kendileri için en iyisine karar vermelerini istiyorum. Onların doğruyu görmelerini istiyorum, çünkü bu kadar yıldır siyasetçilerin çoğunluğu Kıbrıs halkına yalan söylüyor, sadece Kıbrıslı Rumlara değil, Kıbrıslı Türklere de. Şimdi yeni bazı siyasetçiler var ve yeni siyasetçiler kaderimizi değiştirecek" dedi.

"Karşılıklı güvene ihtiyaç var"

Üç ana aday - Papadopulos, Hristofyas ve Kasulidis- arasında başa baş bir rekabet yaşandığının hatırlatılması üzerine Marios Matsakis, "Sizin ana adaylar olarak belirttiğiniz siyasetçiler, on yıl, yüz yıl öncesindeki siyasetçilerle aynıdır. Partiler içinde hareket ediyorlar ve at gözlüğü ile bakıyorlar. İnsanların Avrupai düşünmeye başlamalarını istiyorum. Papadopulos'a Kıbrıs sorununu nasıl çözmek istediğini soruyorlar, bunu söyleyemeyeceğini çünkü bunun gizli düşüncelerini ifşa edeceğini söylüyor. Kıbrıslı Türkleri kandırmaya mı çalışıyoruz? Onları kabul etmek istemeyecekleri bir şeyi kabul etmek zorunda mı bırakmak istiyoruz? Birbirimize güvenmemiz gerekli. Biz bunu istiyoruz, siz ne istiyorsunuz diyerek, barışçıl bir şekilde anlaşmanın yolunu bulmalıyız."

Matsakis, son olarak, seçmenlere seslenerek, "geçmişi geride bırakıp, kalplerini ve akıllarını kullanmalarını" istedi. Matsakis, seçmenlere hitaben, "onların daha çok akıllarını kullanmalarını ve adada barış ve güven içinde yaşamamız gerektiği konusunda önemli bir karar vermelerini istiyorum" dedi.

Matsakis, "ileriye yönelik cesur adımlar atmalıyız. Uzlaşımcı olmalıyız. Kıbrıslı Türk liderlerin Plan A'yı (1960 Anayasasına dönüş) mı yoksa Plan B'yi mi desteklediklerini söylemelerini istiyorum" diyerek konuşmasını tamamladı.

KIBRIS 07/02/08

Soyer: Çözüm sentezini ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak gerek

KIBRIS'TA BİZİ YOK SAYMAYA ÇALIŞMALARI KABUL EDİLEMEZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde, her iki ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli işbirliğinin sürdüğünü belirterek, bu ortak çözüm sentezini birlikte ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak ve bunları kullanarak birlikte çalışmak gerektiğini vurguladı. Adadaki Kıbrıs Türk halkının varlığına işaret eden Soyer, "Kıbrıs'ta bizi yok saymaya çalışmaları kabul edilemez" şeklinde konuştu

Ankara'da temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak Kuzey

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde, her iki ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli işbirliğinin sürdüğünü belirterek, bu ortak çözüm sentezini birlikte ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak ve bunları kullanarak birlikte çalışmak gerektiğini vurguladı.

Adadaki Kıbrıs Türk halkının varlığına işaret eden Soyer, "Kıbrıs'ta bizi yok saymaya çalışmaları kabul edilemez" şeklinde konuştu.

CHP Genel Başkan Deniz Baykal da, yeni bir anlayışla sıfırdan başlayarak, eski süreçten etkilenmeden, ama yaşananları da dikkate alarak yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasının düşünüldüğüne işaret ederek "Biz Kıbrıs Türk halkının sorunlarının çözümüne yönelik tüm şanslarının en iyi şekilde kullanılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda ortaya çıkacak anlaşmayı memnuniyetle karşılarız" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Ankara ziyaretinin ikinci ve son gününde Cumhuriyet Halk Partisi'ni ziyaret ederek Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığındaki parti yetkilileriyle görüştü.

Görüşmeye Başbakan ve beraberindeki heyet ile KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve Müsteşarı Mustafa Lakadamyalı da katılırken, CHP Genel Başkanı Baykal'a başkan yardımcıları Mustafa Özyürek ve Onur Öymen ile Genel Sekreter Önder Sav eşlik etti.

CHP Genel Merkezi'nde saat 10.00'da başlayan ve yaklaşık 1 saat süren görüşme öncesinde basına açıklama yapılmazken, görüşme sonrasında Soyer ve Baykal basına ortak açıklama yaptı.

Başbakan Soyer, Baykal'la görüşmesinin ardından saat 15.00 sıralarında tarifeli uçakla KKTC'ye döndü. Soyer, saat 16.30'da haftalık olağan toplantısını yapan Bakanlar Kurulu'na da başkanlık etti.

Kıbrıs sorununda gelinen aşama görüşüldü

Başbakan Soyer, Ankara'da önceki gün Başbakan Recep Tayip Erdoğan'la son siyasi gelişmeleri değerlendirdikten sonra dün de ana muhalefet CHP ile Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak iki ülkenin belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde her iki ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli işbirliğinin sürdüğüne işaret eden Soyer, bu ortak çözüm sentezini birlikte ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak ve bunları kullanarak birlikte çalışmak gerektiğini vurguladı.

İktidarıyla muhalefetiyle

Soyer, "İktidarıyla, muhalefetiyle hep birlikte, Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir, eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğüne dayalı bir çözüme gitmek gerekiyor" dedi.

BM parametrelerine bağlı yeni bir görüşme sürecinin bir an önce başlatılması ve adaya barışın gelmesiyle bölgenin de barış alanına dönüşmesini arzuladıklarını vurgulayan Soyer, bu yöndeki girişimlerini sürdüreceklerini belirtti. Soyer, Baykal'a destek vereceklerini belirten ve cesaret verici tutumu için teşekkür etti.

Kıbrıs Türk halkı vardır

Kıbrıs Türkü'nün dünyada bir "yok" sayılıp bir "var" sayılmasının yanlışlığına dikkat çekerek bu durumun ortadan kaldırılmasının bir insanlık ve ilkesellik durumu olduğunu belirten Soyer, "Kıbrıs Türk halkı vardır. Kıbrıs'ta bizi yok saymaya çalışmaları kabul edilemez."şeklinde konuştu.

İzolasyonlar nedeniyle Kıbrıs Türkü'nün yaşadığı sıkıntılara da dikkat çekerek bunun en büyük insan hakkı ihlali olduğunu ifade eden Soyer, bu yöndeki sıkıntıların aşılmasının insanlık görevi olduğunu kaydetti ve bu yöndeki uğraşlarının sürdüğünü vurguladı. Soyer, "İyi ve güzel bir sonuca varmak için iktidarıyla muhalefetiyle elbirliğiyle çalışacağız" dedi.

Baykal: Yeni bir anlayış...

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da açıklamasında, Soyer ve heyetiyle yararlı, kapsamlı bir görüşme yaptıklarını belirtti.

Kıbrıs konusunda yeni bir dönemin açılmakta olduğunun işaretlerini aldıklarını belirten Baykal, gelinen süreçte, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki iyi niyetli tutumu ve verilen sözler dikkate alınarak, uluslararası toplumun bu halka yeni bir anlayışla yaklaşmasının gerekliliği üzerinde durdu. "Uluslararası kamuoyu Kıbrıs Türk halkına borçludur" diyen Baykal, verilen sözlerin, vaatlerin tutulmadığını, buna rağmen Kıbrıs Türkü'nün olağanüstü uyum ve işbirliği sergilemekte olduğunu ve hep mağdur olduğunu kaydetti.

Baykal, "Artık yeni bir anlayışın sergilendiğini görüyoruz. Uluslararası kamuoyu biraz mahcup, biraz ezik yaklaşıyor... Yaklaşmalı... Ve bu yönde atılması gereken önemli adımlar vardır" şeklinde konuştu ve izolasyonların kalkmasını umut ettiğini ifade etti.

KKTC limanlarının yasal olduğuna yönelik AB kararını da "önemli bir karar" olarak değerlendiren Baykal, Lazkiye seferlerinin de önemli olduğunu ve bunların daha kapsamlı ve yaygın hale getirilmesi gerektiğini söyledi.

Eşit egemenlik

Rum tarafında yapılacak seçimlerin ardından ortaya çıkacak yeni tablo içerisinde, yaşanan olaylardan ders almış olarak, eşit egemenlik anlayışı içinde yeni bir müzakere sürecini deneme zorunluluğunun ortaya çıkacağını belirten Baykal, üzerinde durulması gereken noktanın "eşit egemenliğin kabulü" olduğunu vurguladı.

Baykal, yeni bir anlayışla, sıfırdan başlayarak, eski süreçten etkilenmeden ama yaşananları da dikkate alarak yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasının düşünüldüğünü belirterek "Biz Kıbrıs Türk halkının sorunlarının çözümüne yönelik tüm şanslarının en iyi şekilde kullanılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda ortaya çıkacak anlaşmayı memnuniyetle karşılarız" şeklinde konuştu ve yaşanan gerçeklerin de en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Desteğimiz sürecek

Baykal, Kıbrıs Türkü'nün haklarına, özgürlüklerine ve uluslararası statüsüne kavuşması yönündeki girişimlere destek vermeyi sürdüreceklerini vurguladı.

Baykal, Soyer'e Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile gerçekleştirdiği görüşmenin Kıbrıs konusu boyutuyla ilgili bilgi verdiğini de söyledi.

Baykal, Soyer'in şahsında tüm Kıbrıs Türk insanına iyi dileklerini de sundu.

Soyer ve heyeti Ankara'dan döndü

Ankara'da resmi temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet dün saat 15.00 sıralarında KKTC'ye döndü. Heyetle birlikte KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu da KKTC'ye geldi.

Heyeti Ercan'da Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ve diğer yetkililer karşıladı.

Soyer, Ercan'da temaslarını değerlendirdi

Başbakan Soyer, Ercan'da yaptığı açıklamada Ankara temaslarını değerlendirdi. Başbakan Soyer, Ankara'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP yetkilileriyle görüşmelerinin yararlı geçtiğini söyledi.

Görüşmelerde ağırlıkla Kıbrıs sorunu, AB'a uyum süreci ve kuraklığın ekonomiye olumsuz yansımaları konularının ele alındığını kaydeden Soyer, ziyaretleriyle ilgili olarak "Erdoğan erken seçim çağrısı yaptı, para istendi" şeklindeki iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu vurguladı.

İki ülkenin karşılıklı olarak birbirlerinin içişlerine karışmasının söz konusu olmadığını belirten Soyer, mali yardımların iki ülke arasındaki protokollerle düzenlendiğini, bunun dışında para istemek veya vermenin mümkün

olmadığını da yineledi.

Yararlı görüşmeler...

Başbakan Soyer, Erdoğan ile görüşmelerinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son Ankara ziyaretinde şekillendirilen Türk tarafının ortak siyasetinin ilerletilmesi ve muhtemel görüşme sürecinde her iki ülkenin de inisiyatif alma ve çözüm sürecinin istekli tarafı olarak girişim yapması konularını detaylı olarak ele aldıklarını kaydetti.

Soyer, bunun yanında AB'ye uyum çalışmalarında Türkiye'nin deneyimleri ve teknik kadrolarından yararlanılması konularının da görüşüldüğünü anlattı.

Üniversitelerin bu yıl daha fazla öğrenci alması ve hareket kabiliyetlerinin daha da gelişmesi, Erasmus gibi projelerin ilerletilmesi konularının da gündeme geldiğini belirten Soyer, kuraklığın Kıbrıs Türk ekonomisine ve tarım sektörüne getirdiği sıkıntıların aşılması konusunun da ele alındığını kaydetti. Soyer, bu yüklerin hafifletilerek minimuma çekilmesi için işbirliği imkânlarını değerlendirdiklerini ifade ederek, Erdoğan'a gösterdiği duyarlılık için teşekkür etti.

Ana muhalefetin de desteği sevindirici...

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve heyetiyle görüşmelerinin de yararlı geçtiğini belirten Soyer, bu görüşmede iki ülke arasında oluşturulan ortak politikada çözüme dönük olarak ana muhalefet partisinin de desteği, ilgisi ve girişim gücünü yanlarında bulacaklarını gördüklerini, bunun kendileri açısından sevindirici ve yararlı olduğunu söyledi.

Soyer, "Türkiye'de iktidar ve muhalefetin Kıbrıs sorununun karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm sürecinde yeni bir senteze doğru gittiğini görmek sevindirici" şeklinde konuştu.

Heyetin bu ziyaretten önemli bir kazanımla döndüğünü söyleyen Soyer, Kıbrıs Türkü'nün gerek çözüm, gerekse kendini dünyaya kabul ettirme sürecinde daha güçlü ve hazırlıklı olması açısından ziyaretin önemini vurguladı.

"İddialar gerçek dışı..."

Ankara ziyaretiyle ilgili iddiaları da yanıtlayan Soyer, "Bunlar tamamen senaryoya dayalı, iyi niyetten uzak ve gerçekle hiçbir ilgisi yok" dedi. Soyer, "KKTC'de demokrasi krizi yaratmaya çalışan çevrelerin şimdi de yapay sorun yaratmaya çalıştıklarını" ifade etti.

"Erdoğan'ın erken seçim çağrısı yaptığına" ilişkin iddiayı da "gerçek dışı ve garip" olarak niteleyen Soyer, iki ülkenin karşılıklı olarak birbirlerinin içişlerine karışmasının söz konusu olmadığını vurguladı. Soyer, "görüşmede ekonomik anlamda sadece kuraklık konusu mu görüşüldü" yönündeki bir soruya "evet" yanıtını verdi ve "Ankara'ya para istemek için gidildi" şeklindeki iddialara tepki gösterdi. Soyer, iki ülke arasında mali yardımları düzenleyen protokol ve kredi anlaşmalarına atıfta bulunarak, "Bunun dışında para istemek veya vermek mümkün değil, ihtimal dâhilinde değil" dedi.

Soyer, kaynakları verimli kullanmanın önemine de işaret ederek, ekstra taleplerde bulunmak değil kendi imkânlarıyla ve Türkiye'den alınan yardımları yatırımlara kanalize ederek ilerleme gayretinde olduklarını ekledi.

KIBRIS 07/02/08

Durun artık...


Meral Müren Ankara barosunun saygı duyulan ve sevilen avukatlarından biridir. Benim de koruyucu meleğimdir. Aldığı davalara inandığı taktirde sizin için yapmayacağı şey yoktur. Aldığı para değil, inandığı davayı kazanması önemlidir. Çok avukatla çalıştım Meral hanım kadar işinin ehli, namuslu, ciddisini, emin olun görmedim. Benim üzerimde de çok hakkı olan bir insandır.Aydın, kültürlü bir Atatürk kuşağı kadınıdır.
Çarşamba günü Ankaradaydım. Buluştuk.
"Sizden bir şey isteyeceğim"diye söze girdi.
"Eğer sizin üzerinizde bir parçacık hakkım varsa, ülkenin bu gidişine karşı çıkın..." diye başladı ve gözleri dolarak rahatsızlıklarını anlattı...
Türkiye'de milyonlarca Meral Müren var.
Hak verirsiniz veya vermeyebilirsiniz.
Söyledikleri abartılı veya yanlış değerlendirmeden kaynaklanıyor da olabilir.
Ancak bu insanlar var ve bu insanlar da bu ülkenin bir parçası. Dolayısiyle bu insanların hissiyatlarını görmezden gelemezsiniz.
Toplum, bir iktidarın kafasının ardındakini okumaz. Genel bir izlenim edinir ve o izlenime göre kararını verir. Ak Parti (AKP) iktidarını oluşturan zevatın ilginç bir tutumu var. Toplumun sadece bir kesimini görüyorlar. Diğer bölümünün rahatsızlığını ise görmezden geliyorlar. Oysa Meral Müren'ler son derece rahatsızlar ve haykırıyorlar. Bugün haykırışları belki yeterince duyulmuyor, ancak yarın emin olun duyulacaktır.
AKP iktidarı da, adeta alay eder gibi, türban ile başlattıkları yürüyüşü, inadına ve arttırarak hızlandıyor.
İnanılması son derece güç bir aymazlıkla karşı karşıyayız.
Basına yansıyan haberlere bakılacak olursa, türban ile ilgili anayasa değişikliğinin dumanı daha tüterken, iki yeni adım daha atılmak üzere.
Bunlardan biri, Yargıtay yasasındaki değişiklik, diğeri de İmam Hatip mezunlarının diğer üniversitelere girerken önlerinin daha da açılmasını sağlayacak olan Yök kararı hazırlığı.
Yazarken bile, böylesine büyük bir hatanın yapılıyor olmasına inanamıyorum. Belki bir yanlışlık vardır umudundayım. Ancak ne yazık ki, çalışmalar sürüyor.
Yargıtay yasası değişecek ve üye sayısı 250'den 150'ye indirilecek. Doğru veya yanlış, kamu oyunun bir bölümündeki algılama, laikliği benimseyenlerin sayısını azaltmak ve ilerde Yargıtay'ı kendileri gibi düşünen yargıçlarla doldurmak şeklinde.
Adalet Bakanı tersini söylüyor. Bunun ideolojiyle hiç ilgisi olmadığını ve tamamen yargıtayın çalışmasını daha etkinleştirmek için bu adımların atıldığını ileri sürüyor.
Ancak inandıramıyor.
Sözünü ettiğim kesim artık bu sözlere inanmıyor.
Hele YÖK'e ne demeli ?
YÖK içindeki denge, iktidar gibi düşünenlerin lehine bozulduktan sonra, ilk atılan adım, İmam Hatiplilerin önlerini açmak mı olmalıydı ?
Katsayı değiştirilmek isteniyor.
Amaç, İmam Hatiplilerin önünü biraz daha açmak. Onlar gibi diğer meslek okullarından mezun olanların, başka üniversitelere girişlerinde uygulanan katsayı değiştirilerek, İmam Hatiplileri rahatsız eden bir engel kaldırılacak. Bu şekilde İmam Hatipliler istedikleri gibi hareket edebilecekler, istedikleri mesleğin eğitimini alabilecekler.
Yani, ilerde Türkiye'yi yönetecek elit kesimdeki oranlarını arttırabilecekler.
Bunlara ne gerek var ?
Farklı bir nedenden dolayı bu adımları atıyor olsanız dahi, toplumun bir bölümünü gerecek bu tip davranışları şimdi ortaya koymanın ne anlamı var ?
Sizin etrafınızda hiç mi toplum bilimci insan yok?
Etrafınızda hiç mi sağlıklı düşünen, toplumun tüm kesimlerini izleyen kişi yok ? Veya var da, size birşeyler söylemekten mi korkuyorlar ?
Anlayabilmek son derece güç.
Atılan bu adımlar artık, özgürlük veya liberallikle filan da ilgili değil. Bu işin tam anlamıyla suyu çıktı.
Bugün belki insanlar açık bir tepki göstermiyor veya gösteremiyorlar. Ancak yarın bir kıvılcım herşeyi mahvedebilir.
Artık yeter. Artık durun.
Artık toplumun her kesimini dinlemeye başlayın.
Kaygı duyanlara da saygı gösterin ve onları tatmin edecek adımlar atın.
Unutmayın, sonra " kendi düşen ağlamaz."

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/02/08

UN hints at growing impatience with Cyprus
By Jean Christou

THE UN’s growing impatience with the lack of movement on the Cyprus issue was evident yesterday in a speech given by UNFICYP chief of Mission Michael Moller.

Moller made it clear the UN had no plans to launch a Cyprus initiative on its own. but would rather support the efforts of both sides to re-start talks, if they were serious about it.

In his speech to troops to mark the Winter Medal Parade, Moller hinted at the UN’s weariness with the Cyprus problem, saying the length of UNFICYP’s mission – 44 years – and the continuing lack of progress, gave rise to a number of legitimate questions.

He said UNFICYP was often asked how much longer the international community would wait for a settlement, what more could the force do in Cyprus after more than four decades, and could the UN resources on Cyprus be put to better use elsewhere.

“The list of questions is extensive, but I believe they all boil down to one,” said Moller.

“Is there the necessary political will among the leaders of both communities in Cyprus to sit down and negotiate seriously to find a solution for the greater good of their people?”

Moller said the answer to that question did not lie with the UN but with the Cypriots themselves.

He referred to the growing speculation about a new “possible last chance” initiative on Cyprus.

“Depending on who one listens to, this initiative is imminent, probable or contingent on the results of the election,” said Moller.

“In fact it’s been clear for some time now that rather than launching a new initiative on its own, the UN will support good faith efforts on the part of both sides to restart talks and work for a solution.”

He added that this year “may indeed” prove crucial for a solution. “But we have seen expectations raised many times before,” he said.

“The time has come for serious negotiations. The window of opportunity we have this year will not remain open forever.”

There is a growing feeling among international mediators that if another new round of Cyprus talks fail, it will be the last time and that the island will finally have to face up to permanent partition.

Any new initiative hinges on the outcome of the presidential elections this month.

CYPRUS MAIL 08/02/08

EPP in Cyprus for Euro-Med debate
By Stefanos Evripidou

THE LARGEST grouping in the European Parliament, the European People’s Party (EPP) launched a debate on Euro-Mediterranean policy in Cyprus yesterday at the behest of the Democratic Rally party (DISY).

The two-day meeting of the Bureau of the EPP began yesterday in Nicosia, with the participation of 65 MEPs and government delegates from the Mediterranean region.

The four main issues for discussion are: the future of the EU’s Mediterranean policy; the role of the UN in Cyprus; and the role of the EU in a Cyprus settlement and in promoting peace in the Eastern Mediterranean.

In his opening speech, EPP leader Joseph Daul referred to the current instability in Lebanon and the humanitarian crisis in Gaza, noting that the European Parliament was closely following developments.

Daul added that as an outpost of the EU in the Eastern Mediterranean, Cyprus must and does play a key role in efforts to maintain peace and stability in the region.

He also referred to the importance of setting up a Middle East Observatory in Cyprus and extended congratulations on the inauguration of this project.

DISY leader Nicos Anastassiades agreed that Cyprus could play a role in the region, adding it was high time that Cyprus' accession to the EU was utilised towards achieving a settlement to the island's political problem.

Anastassiades said he expected the Turkish Cypriots to co-operate towards a settlement, adding that his party may support Turkey’s bid to join the EU but that Turkey still had an obligation to facilitate a settlement and behave like a European country.

During yesterday’s discussion on the UN role in Cyprus, MEP Eva Klamt said the valuable work carried out by the Committee on Missing Persons (CMP) was a personal achievement for its three members. However, she called for a speeding-up of the process because eyewitnesses were becoming old.

DISY’s own MEP Panayiotis Demetriou also congratulated the CMP, describing its work as exclusively humanitarian with no distinction between families of missing persons.

The CMP is the only project carried out jointly by the two communities on the island. The EU provides financial contribution to the CMP, something which is appreciated by every Cypriot, noted Demetriou.

Lillikas blasts DISY for ‘bringing foreigners to tell us what to do’
Stefanos Evripidou
SPOKESMAN for presidential candidate Tassos Papadopoulos Georgios Lillikas yesterday threw broadsides at DISY for “bringing foreigners to tell Cypriots what to do”, referring to the two-day conference of the European People’s Party (EPP) on EU Mediterranean policy. In response, DISY officials accused the former foreign minister of “xenophobia”.

Speaking on state radio, Lillikas pondered why the Papadopoulos campaign team did not get EDEK to bring the Party of European Socialists to come and give their support to the incumbent president as DISY did for presidential candidate Ioannis Kasoulides.

“We did not try to bring any foreigner to tell Cypriots what to do. Cypriot citizens can use their own judgment. They don’t need to be guided like the foreigners did with pressure and blackmail three years ago. We trust in Cypriot citizens,” said Lillikas.
The Papadopoulos campaigner went a step further, accusing Kasoulides of missing three crucial EU meetings on Cyprus and Turkey.

“He left an empty chair, once because he was campaigning in Cyprus, the other because of obligations in Cyprus, and the third he told us he missed the train. How can they call on the EU when in critical times they are missing from the EU?” he said.
DISY’s acting spokesman Haris Georgiades said that through his words Lillikas was exhibiting a clear case of “xenophobia”.

“He referred to pressures, guidance and blackmail of Cypriots by foreigners. With this position he confirms that he has no idea how modern European policy operates; a completely xenophobic approach from a man who was foreign minister and who seeks, no matter what, to return to the Foreign Ministry,” said Georgiades.

“We inform Mr Lillikas that the mutual show of support by sister parties is a fact. If some people are without access to Europe, it’s not our fault. At least, Cyprus should not pay for the consequences of isolation,” he added.

The DISY spokesman noted that the EPP offered Cyprus the strongest support in relation to the Cyprus problem.

“We inform [Lillikias], Tassos Papadopoulos will leave office not because foreigners don’t want him but because the Cypriot people will vote against him,” said Georgiades.

Kasoulides spokesman Loucas Fourlas further charged Lillikas with being ignorant of the fact that a Cyprus President must have influence in Europe if it wants to promote Cyprus’ interests.

“Lillikas should know at least, the position of the EPP against Turkey is tougher than the so-called assertive policies of Mr Papadopoulos, who let Turkey do whatever it wanted for the last five years,” said Fourlas.

“Investment in fear and division, introversion and xenophobia, thankfully for the Cypriot people will end on February 24.”

CYPRUS MAIL 08/02/08

Hristofyas: İKÖ, KKTC'nin tanınmasında "saatli bomba"

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, KKTC'nin tanınması hareketinin İKÖ'den başlamasının beklenmesi gerektiği kanaatini dile getirdi ve Rum Yönetimi Başkanlığı'na seçilmesinin hemen ardından Rum dostu olan İslam ülkeleri nezdinde girişimler üstleneceğini söyledi.

BM'nin, Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin ve Avrupa Birliği'nin; başkan seçilmesinin hemen ardından inisiyatifler alacağı diğer üç istikamet olduğunu söyleyen Hristofyas, "AB'deki itibarımız, Kıbrıs sorununun çözümüne bağlıdır. Özellikle, referandumdan sonra Kıbrıs Başkanı'nın çözüm istediği konusunda ikna etmeye çalıştım" dedi.

Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin "taktik oyununu" sürdürdüğünü iddia ederek, "bir ara, Sayın Talat'a, 8 Temmuz anlaşmasında öngörülen çalışma gruplarını; Türkiye-AB ortaklık ilişkisiyle ilgili nihai kararın alınacağı 2009'a kadar ileri götürmesini söyleyecek. Biz, durgunluğun son bulması için inisiyatifler üstleneceğiz" dedi. Hristofyas, şunları da söyledi:

"Başkan'a hiçbir zaman, çıkmazdan sorumlu olduğu suçlamasında bulunmadım. Pek çok kez, çıkmazın sorumlusunun; Türk tarafı olduğunu söyledim. Türk tarafı şu anda çözüm müzakerelerini derinlemesine ileri götürmeyi elbette istemiyor, çünkü uluslararasındaki bazılarından ve Avrupalılardan, Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının kaldırılmasıyla sahte devleti yükseltecekleri yönünde taahhüt aldılar."

KIBRIS 08/02/08

 

Kıbrıs için çapraz oylama önerisi

Kıbrıs için çapraz oylama önerisi

Kıbrıs'ta 60 yıldır oynanan 'kim suçlu' oyunu ihtilafı çözmek yönünde yarar sağlamıyor. Yaratıcı çözüme ihtiyaç duyan adada, siyasiler sadece 'kendi' toplumlarına seslendiği sürece demokrasi bölücü eğilimleri ateşleyecek. 'Çapraz oylama' sistemi, bunu önleyerek iki tarafı yakınlaştırabilir

09/02/2008 RADIKAL

Costa Carras

'Kim suçlu?' diye bakınıp durmak aptalca bir oyun. Kıbrıs'ta 60 yıllık bir ihtilafın ardından, seyircilerin tahammülü kalmadı artık.
Bu Akdeniz adasında istikrarsızlık nedeniyle suçlanacak siyasetçi sıkıntısı hiçbir zaman çekilmedi: Kıbrıs'ı 1878'de devralan ve 1931'den 1960'taki bağımsızlığa kadar merkezi temsil kurumlarını inkâr eden Britanya sömürge yönetimi; 1958 ve 1963-64 döneminde toplumlar arası liderler; Yunan cuntasının darbesi ve Türkiye'nin adayı 1974'te bölmesi; Kıbrıslı Rumların tartışmalı Annan planını 2004'te, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye girmesinden hemen önce reddetmesi...
60 yıldır süren bu suçlu arama oyununa rağmen, Kıbrıs'ın birçok olumlu yanı da var. Kıbrıs'ta Rumlar ve Türkler arasındaki ilişki muhtemelen Kuzey İrlanda'daki Protestanlar ve Katolikler arasındaki ilişkilerden daha iyidir, en azından Filistinlilerle İsrailliler arasındakilerden iyi olduğunu biliyoruz. Muhtemelen aynı genleri paylaşıyorlar. Köylüleri aynı geleneklerden ve yaşam tarzından gelme, kentlileriyse çevre sorunlarına aynı derecede duyarsız.

Belçika ders olsun
Üstelik kişisel ilişkiler de genellikle iyi; toplumlar arası kavga çıkmadıkça şahıslar arasında pek sorun yaşanmıyor. 1963-64 sorunlarından sonra bile Kıbrıslı Türklerin yüzde 50'si karışık toplumlarda yaşamaya devam etti. Hatta 29 yıldır süren tam bölünmeye rağmen, 2003'te tampon bölgenin açılması üzerine son derece medeni bir iletişimin yeniden ortaya çıkması etkileyici düzeylerdeydi.
Bugünse yavaş yavaş yeni fikirler ortaya çıkmakta; bunlardan biri Tassos Papadopulos (Kıbrıslı Rumlar adına), diğeri Mehmet Ali Talat (Kıbrıslı Türkler adına) tarafından geçenlerde BM'ye sunuldu. Papadopulos taze ve yaratıcı fikirlerin yeniden tartışılabilmesi için fırsat yaratma adına bir sivil toplum istişare kurulu önerirken, Talat anlayış, hoşgörü ve karşılıklı saygıyı artırma amacıyla bir 'uzlaşma komitesi' teklif etti. Her iki fikir de Kasım 2007'de Atina'da düzenlenen Yunan-Türk Forumu'nda onaylandı.
Kıbrıs'ın mevcut durumunun ortaya koyduğu ve başka birçok ülkenin geleceği açısından da büyük önem taşıyan dört ana mesele var.
Öncelikle, iki toplum, topraklarının tümü öteden beri her iki toplumca belirlenmiş, ancak ne adaleti devam ettirecek bir devleti bulunan (Kuzey İrlanda'daki gibi), ne de nesillerdir süregelen bir ortak siyasi bağlılığı olan bir coğrafyada nasıl bir arada yaşayabilir? Belçika örneği bize, bu son etken eskiden var olmuş olsa dahi, siyasiler oy hevesiyle sadece 'kendi' toplumlarına seslendiği sürece demokratik sürecin bölücü eğilimleri teşvik ettiğini kanıtlıyor.
Londra merkezli 'Kıbrıs'ın Dostları' grubunda Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında yapılan toplantılarda uzun süre önce bulunmuş çözüme göre, iki toplumlu bir devlette kalıcı olabilecek bir demokrasinin sağlanabilmesi için, bir toplumdaki siyasiler öbür toplumun oylarını da cezbetmek zorunda bırakılmalı. Bu nasıl olacak? Ayrı toplum listeleriyle ve öbür toplumun temsilcilerinin seçilmesinde her bir toplumun eşit yüzdeli katılımıyla: Bu durumda, 'çapraz oylama' bir anda öbür toplumdakilerin de oylarının hesaba katılması anlamına geliyor!
Bu tür bir sistem örneğin BM'nin önerdiği İsviçre konsey sistemi dahil olmak üzere çok çeşitli anayasal yapıya dahil edilebilir. Çapraz oylama olmazsa, gerçek bir federasyon bile ya bölünme ya da çoğunluk hâkimiyetine hazırlanmaktan başka işe yaramaz, ki bu olasılıkların ikisi de 1977, 1979 ve 8 Temmuz 2006 tarihlerinde toplumlar arasında varılan üç yüksek düzeyli anlaşmayla dışlanmıştı.
Peki ama bölünmeye bundan çok daha kısa yoldan, yani bir Türk işgal gücünün varlığıyla varılamaz mı? Evet ve bu da ikinci ana mesele. Bazı ülkelerin gerçek anlamda bağımsız olabilmesi için, savunmasını ulusal değil bölgesel düzeyde güvenceye alması gerekiyor. Kıbrıs Rum Yönetimi 2004'te AB'ye katılmakla kalmayıp, birliğin dünyanın en tehlikeli bölgesindeki 'gözcü kulesi' halini de aldı. Bu açıdan, AB komutasında olacak ancak bir Türk birliği de içerecek bir bölgesel kuvvet, tüm Kıbrıslıların güvenliği için en etkili ve en tarafsız taahhüt olur. İki toplumdan eşit oranda meydana getirilecek bir Kıbrıs kuvvetiyse, AB'ye sadece Kıbrıs dışında hizmet edebilir. Böylelikle, güvenliğin daha kolektif olması gereken bir dünyada, Kıbrıs bir sorun olmaktan çıkıp, başkalarına örnek halini alabilir.
Üçüncü mesele nüfusla ilgili. Bağımsızlık dönemindeki oran yüzde 82 Rum, yüzde 18 Türk şeklindeydi. 1974'ten beri Ankara Anadolu'dan yerleşimi öylesine teşvik etti ki, şu an 'Kıbrıs Türkü' dediklerimizin içinde aslen Kıbrıs Türkü olanlar azınlıkta kalmış olabilir. Bunun 4. Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gibi geçerli bir iddiaysa, yerleşimcilerin Kıbrıs'ta doğup büyümüş çocuklarının insan hakları talepleriyle karşı karşıya geliyor. Her yerde olduğu gibi burada da, geleneksel demografik oranlara saygıyla (eski nüfuslara haksızlık yapılmaması için), Kıbrıs'tan başka vatan tanımamış kişilere saygı arasında denge kurmak için yeni yaklaşımlar gerekiyor. Britanya hâkimiyetinin başlamasından sonraki ilk nüfus sayımında Türklerin oranı yüzde 24,5 olarak tespit edilmişti. Belki de Türk yerleşimcilerin Kıbrıs'ta doğup büyümüş çocuklarına bu yüzdeye kadar vatandaşlık verilmeli. Onların ebeveynlerinin Kıbrıs'ta oturma hakkı olsun ama vatandaşlıkları olmasın veya dönmeleri için maddi yardımda bulunulsun.

İşgal BM tüzüğüne aykırı
Dördüncü mesele, biri eski diğeri yeni iki gelişmenin uluslararası meşruiyete meydan okumasıyla ilgili: Kıbrıslı Türklerin 1983'teki, uluslararası toplum tarafından kınanan tek taraflı bağımsızlık bildirgesi ve Britanya'nın 2007 sonbaharından beri sürdürdüğü, Kıbrıs Türk yönetiminin siyasi statüsünü Kıbrıs Rum Yönetimi nezdinde yükseltmeye, Türkiye nezdindeyse düşürmeye yönelik çabaları.
Oysa bu durumda gerekenin tam aksini yapıyorlar. Bir federasyon ne kadar gevşek olursa, yasallığı vurgulama ihtiyacı o kadar artar. Bunun için de, Ankara'nın askeri işgalinin BM tüzüğüne aykırı olduğunun ve AB üyeliği hedefini baltaladığının altını çizmek gerek. Yerel Kıbrıs Türk yönetimi daha ziyade, prensipte üzerinde zaten anlaşma sağlanmış ve mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti'nden kademe kademe gelişmekte olan ama ayrıntılı anayasal şartları henüz hazırlanmayan bir federasyonun gelecekteki ortağı olarak görülmeli. Britanya'nın mevcut siyaseti, yaşatılabilir, adil ve yaratıcı bir anlaşma için çaba harcayan BM'ye ve birçok Kıbrıslı Rum ve Türk'e pek iyilik etmiyor. (Britanya merkezli düşünce kuruluşu, Avrupa Kültür Mirasları Federasyonu Başkan Yardımcısı, 5 Şubat 2008)

Tassos camp lashes out as rivals flirt
By Jean Christou

THE PAPADOPOULOS camp is looking increasingly worried about an alliance between ideological rivals DISY and AKEL that would ensure victory over the incumbent in a second round of the elections.

Campaign spokesman George Lillikas accused the leaders of the two parties of cooking something up behind the backs of their voters with the United Democrats serving as go-betweens.
He accused the two parties of rarely criticising each other’s candidates, DISY’s Ioannis Kasoulides and AKEL’s Demetris Christofias, and of pouring all of their scorn on Tassos Papadopoulos.

Lillikas’ comments came as speculation began on a possible DISY-AKEL alliance if one of their respective candidates came up against Papadopoulos in a second round.
The first round of the elections is next Sunday and is expected to be a close race.

On Wednesday, reports said, the first tentative steps towards co-operation between the two parties were taken by DISY, which is reportedly ready to make the transition to close old wounds with AKEL. On Thursday, Christofias would not rule out speaking with DISY.

“From the start we realised that the Kasoulides and Christofias camps were focusing their fire exclusively on candidate Tassos Papadopoulos,” said Lillikas yesterday, adding that he wondered what could possibly connect the two parties.

“In due time, we realised that they were using the same arguments against Tassos Papadopoulos, while at the same time never exchanging criticism between themselves.”
Now it seemed the time had come for public compliments and overtures between Mr Christofias and DISY leader Nicos Anastassiades, he added.

“We don’t know, but we wonder what is being cooked up behind the backs of the voters, and what has changed from last year when Mr Christofias declared he could not have a dialogue with DISY because the party was in chaos,” Lillikas said.
He put the new-found links down to the United Democrats – reviled among opponents of the Annan plan – whose founding members came from AKEL and went on to hold key positions in the DISY government of Glafcos Clerides.

Both DISY and AKEL are being coy about the speculation, both saying yesterday they were sure their respective candidates would make it through. AKEL parliamentary spokesman Nicos Katsourides said anyone from DISY or Papadopoulos’ party DIKO was welcome to vote for Christofias in the second round.
But political analyst Christoforos Christoforou said yesterday there was a strong possibility the two parties would co-operate.
“In recent years, the gap between DISY and AKEL has softened and you will find some from each party willing to vote for the other camp,” he said.

However, he said no decision could be taken until after the first round because it would depend on who would go through.
A DISY-AKEL pact would be hard for many DISY voters to swallow, he said, because polls showed that one third of DISY voters would support Christofias in a second round and one third would support Papadopoulos.

He said DISY could call for an open vote, but “the crucial factor is whether they decide to support one another with a pact”.
“They may have some problems with some of their staunch supporters, but they will also have a strong argument for power sharing because they can win. This strengthens the argument in favour,” said Christoforou.

He agreed the Papadopoulos camp was worried. “But of course there is no guarantee that he will get through to the second round either,” he added.

CYPRUS MAIL 09/02/08

Tassos outlines his vision of a solution
By Andreas Avgousti

“I AM NOT about to make calculations and statements motivated by electioneering when it comes to the Cyprus problem,” said President Tassos Papadopoulos in a press conference yesterday.

“I want to clearly state that in no case will I accept the return of the Annan plan or a version of it under another name.

“I think that the division of Cyprus would be a catastrophe and I would never agree to such a prospect,” President Papadopoulos said.
The President yesterday summoned the media to the Presidential Palace to present his policy on the Cyprus problem.

As we all have come to know following his dramatic televised appeal for a ‘no’ to the Annan plan referendum in April 2004, the Presidential Palace is the apposite location in which to engage with the Cyprus problem. Indeed, whereas his previous policy commitments were announced in other locations, this time he could not resist.
He repeated his mantra for a Cyprus “which secures a safe future for our children”, while he breathed new life into the “solution with the correct content” discussion which caused much acrimony during the election season.

The solution he is after prescribes a final solution to the problem of settlers, recognises the right of return of refugees and achieves a united economy,
Settlers will be given “appropriate incentives” to pack up and leave the country, since the illegal entry of immigrants into a country is conditional upon numerous international agreements and under the authority of European legal justice.
The solution also makes for a new form of security for the two communities. which will not allow a third country to intervene.

The President was asked how easy it would be to achieve this last point: “woe betides us if our criterion for deciding what we wanted was how easy it would be to achieve, thus abandoning positions that have the wider international support.”
As for the procedure by which a solution will be achieved, he rejected all that went before the Annan plan, saying that he will seek “a short and effective” negotiation.
Papadopoulos added that “the term ‘good offices’ which defines the role of the UN Secretary-general does not include arbitration unless both parties desire it.”

The basic parameters of his “compound and multi-levelled strategy” are: co-operation with Greece, the building of alliances with the international community and with the European Union, the active participation of the five permanent members of the Security Council, supporting the Turkish Cypriot community, achieving reciprocal understanding between the two communities, creating communication channels with civil society and intensifying efforts towards materialising the July 8 agreement.
In spite of previous lack of evidence as to efforts made for the reconsideration of the status of the British bases, Papadopoulos insisted that his government is in fact reviewing and reconsidering the SBA status.

He reminded the people that “for obvious reasons” there was an effort to reassert the SBA’s status in the Annan plan.
Regarding meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Papadopoulos said that he had never refused to see Talat within the July 8 framework.
“We should not undermine and abandon the July 8 agreement since, not only does it cultivate a positive climate and makes for the improvement of relations between the two communities, but also adds sufficient content to any discussion of the Cyprus problem.”

CYPRUS MAIL 09/02/08

MEPs warn against linking Turkey’s accession course to Cyprus problem

MEMBERS of the European Parliament said on Friday that linking Turkey’s EU accession to the Cyprus issue could slow down the chances for a solution.

Chairman of the High Level Contact Group in the European Parliament for relations with the Turkish Cypriot community, Françoise Grossetête said the Cyprus problem was a European question but cautioned on an actual link to Turkey.
Speaking at a news conference for the visiting delegation from the Bureau of the EPP-ED Group in the European Parliament, Grossetête said if a settlement was not found soon, the Greek Cypriots could be in danger of becoming a minority, due to the continuing influx of Turkish settlers to the north.

However, linking the Cyprus issue and Turkey’s accession was not the answer, as it could slow down efforts for a solution, she said.
The job of the EPP-ED contact group was to foster closer relations between the two communities Grossetête said.

The group held a two-day meeting on the island this week.
Chairman of the EPP-ED Group Joseph Daul talked about the mushrooming of illegal immigration to Cyprus, and said the island could not handle the problem on its own and needed more help from the EU.

The visit by the EPP-ED, with which right-wing DISY is affiliated, sparked an election row on Thursday when George Lillikas, the spokesman for presidential candidate Tassos Papadopoulos, accused DISY of “bringing foreigners to tell Cypriots what to do”. In response, DISY officials accused the former foreign minister of “xenophobia”.

CYPRUS MAIL 09/02/08

Tassos: Moller comments misunderstood
By Jean Christou

PRESIDENT Tassos Papadopoulos said yesterday that comments by UNFICYP Chief of Mission Michael Moller that the Secretary-general would not be launching a new initiative on Cyprus had been misunderstood.

Moller said on Thursday the UN had no plans to launch a Cyprus initiative on its own, but would rather “support the efforts of both sides to restart talks”, if they were serious about it.
When asked to comment yesterday, Papadopoulos said Moller meant that the UN would launch an initiative once it saw that signs of good will existed.

“We will give these examples of good will from our side,” said Papadopoulos.

“We have already shown signs that we are ready for initiatives and I believe that we have even given concrete proposals that show we are ready for substantial negotiations on the basis of the July 8 agreement.”
Statements out of the UN in New York yesterday reiterated Moller’s comments that there would be no initiative, but rather support would be given for efforts that would originate from the two sides in Cyprus.
The Secretary-general's Spokeswoman Michelle Montas said: “Moller, said that, rather than launching a new initiative on its own, the UN will support good faith efforts on the part of both sides to restart talks and work for a solution”.

The UN’s growing impatience with the lack of movement on the Cyprus issue was evident in Moller’s speech.

Moller said the answer to whether good will existed to restart talks did not lie with the UN but with the Cypriots themselves. He also warned of last chances and a crucial year ahead with a window of opportunity that would not remain open forever. If talks failed this time, permanent partition would be a real possibility.

An organisation calling itself the Union of Dynamic Resistance yesterday dismissed the comment, saying windows of opportunity would always remain open for Cyprus. They called the comments threats and blackmail.

CYPRUS MAIL 09/02/08

Kayıplar için 2 milyon Euro

"RAPORDAKİ GÖRÜŞLERİM DESTEK BULDU"...Geçen ekim ayında adayı ziyaret ederek her iki tarafta da kayıp kişilerle ilgili temaslarda bulunan AP Raportörü Klamt, AP'ye sunduğu kayıplar hakkındaki taslak raporunda, adada konuyla ilgili edindiği bilgileri aktardığını belirtti. Klamt, raporunda yer alan görüşlerin komitede destek bulduğunu da kaydetti 

"2 MİLYON EURO'LUK MALİ FON"... Taslak raporunda, kayıplarla ilgili çalışmaların hızlandırılması için 2 milyon Euro değerinde mali fon sağlanması talebinde bulunduğunu belirten Ewa Klamt, ayrıca Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına yardımcı olmaya çalışan herkesin desteklenmesi gerektiğini ifade ettiğini söyledi

"AP OLARAK ELİMİZDEN GELEN HERŞEYİ YAPACAĞIZ"... "Avrupa Parlamentosu olarak, yardımcı olmak için her şeyi yapmaya çalışacağız. Bizim yardımımız tabii ki komitenin çalışmalarını desteklemek ve fon sağlamaktır. Sanıyorum, çalışmaların hızlandırılması için fonun alınacağı kesindir" diyen Klamt, taslak raporun nisan ayında parlamentonun genel kurulunda oylamaya sunulacağını ve kabul edilmesini beklediğini de belitti

Anıl IŞIK

Geçen yıl ekim ayında adayı ziyaret ederek her iki tarafta da kayıp kişilerle ilgili temaslarda bulunan

Kıbrıs'taki Kayıp Kişiler hakkında Sivil Özgürlükler, Adalet ve İç İçişleri Komitesi Raportörü Ewa Klamt, KIBRIS'a verdiği özel demeçte, adadaki kayıplarla ilgili taslak raporunu Avrupa Parlamentosu'na (AP) sunduğunu açıkladı.

Avrupa Halk Partisi ve Avrupalı Demokratlar Grubu'nun (EPP-ED) 7-8 Şubat tarihlerinde Güney Lefkoşa'da yapılan toplantısına katılmak için adaya gelen AP raportörü Klamt, KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.

Ewa Klamt, geçen yıl ekim ayında adanın her iki tarafında da kayıplarla ilgili çok faydalı temaslarda bulunduğuna işaret ederek, kayıplarla ilgili taslak raporunu Avrupa Parlamentosu'na sunduğunu söyledi.

Klamt, taslak raporunda, adada kayıplar konusuyla ilgili edindiği bilgileri AP üyelerine aktardığını belirterek, AP'nin ilgili komitesinin raporuyla çok ilgilendiklerini ve raporda yer alan görüşlerinin destek bulduğunu kaydetti.

Raporda, kayıplarla ilgili çalışmaların hızlandırılması için 2 milyon Euro değerinde mali fon sağlanması talebinde bulunduğunu belirten Klamt, ayrıca Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına yardımcı olmaya çalışan herkesin desteklenmesi gerektiğini ifade ettiğini kaydetti.

Kayıp Kişiler konusunun, Kıbrıs'ta yaşayan tüm insanlar için en önemli konu ve çözülmesi gereken en büyük sorunlardan biri olduğu düşüncesini dile getiren Klamt, Kayıp Kişiler Komitesi'nin çalışmalarından övgüyle söz ederek, komitenin çalışmaları sonucunda 80 kişiye ait kalıntıların ailelerine iade edilebildiğini söyledi.

Klamt, Kayıp yakınlarına seslenerek, Avrupa Parlamentosu olarak, yardımcı olmak için her şeyi yapmaya çalışacaklarını belirtti ve, "Tabii ki bizim yardımımız, komitenin çalışmalarını desteklemek ve fon sağlamaktır. Sanıyorum, çalışmaları hızlandırmak için fonu alacağınız kesindir" dedi.

Ewa Klamt, taslak raporun nisan ayında onaylanarak, kabul edilmesini beklediğini söyledi.

AP raportörü Ewa Klamt'ın KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

KIBRIS: Sayın Klamt, geçen ekim ayında adaya ziyarette bulunarak her iki tarafta da kayıp kişilerle ilgili birtakım temaslarda bulundunuz. Temaslarınızın ardından Avrupa Parlamentosu'na en geç mart ayına kadar bu konuda bir rapor sunmanız bekleniyor. Raporunuzu AP'ye sundunuz mu ve raporda yer alan başlıca unsurlar hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz?

KLAMT: Raportör olarak atandıktan sonra, geçen ekim ayında Kıbrıs'a geldim ve her iki tarafa gidip, kayıp kişiler komitesinin tüm üyeleri ile bir araya geldim. Komite üyeleri bana çok yardımcı oldu. Ayrıca, kayıp kişilerin yakınları ile de görüştüm. Bu, benim için çok duygusal bir görüşmeydi. Ne kadar ıstırap ve acı çektiklerini anlamak çok önemliydi. Şu anda taslak raporumu, Avrupa Parlamentosu'ndaki sorumlu komiteye sundum. Çok ilgilendiler. Biliyorsunuz ki, AP bu konuyu nerdeyse bilmiyor, bu nedenle buradayken edindiğim bilgileri onlara aktarmaya çalıştım. Çok ilgilendiler ve herkes görüşlerimi oldukça destekledi. Görüşlerim; çalışmaların hızlandırılması ki, bu da daha fazla mali fon demek. AB'den gelecek fonlara ihtiyacınız var. Bu nedenle, mevcut fonların biteceği gelecek yıldan başlayarak 2 milyon Euro talep ettim. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına yardımcı olmaya çalışan herkesi desteklememiz gerektiğini söyledim ve nerdeyse her aile bundan etkilenmiş görülüyor. Biz, gerçekten yardımcı olmaya çalışıyoruz. Biri öldüğünde en azından acınızı biliyorsunuz, çünkü onu gömebilirsiniz. Ama bunu bilmediğiniz zaman, sanıyorum bu kapanmayacak, iyileşmeyecek bir yaradır. Bu nedenle, bunun Kıbrıs'ta yaşayan tüm insanlar için en önemli şey ve çözülmesi gereken en büyük sorunlardan biri olduğunu sanıyorum.

KIBRIS: Kayıp Kişiler Komitesi'nin üç üyesiyle de görüştünüz ve komitenin çalışmaları hakkında bilgi edindiniz. Komiteyle ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?

KLAMT: Kayıp Kişiler Komitesi'ni gerçekten kutlamak istiyorum, üç üyesi de inanılmaz. Onların birlikteliği, komitenin şu an komitenin çalışmasının ve 80 kişiye ait kalıntıların ailelerle iade edilebilmesinin nedeni. Tabii ki tüm bu aileler bir kez daha ıstırap çekti, ancak bundan sonra ağlayabilirler, mezarlarına gidebilirler ve sevdiklerinin orada olduklarını biliyorlar.

KIBRIS: Kayıp yakınlarına mesajınız nedir?

KLAMT: Mesajım; biz, Avrupa Parlamentosu olarak, yardımcı olmak için her şeyi yapmaya çalışacağız. Bizim yardımımız tabii ki komitenin çalışmalarını desteklemek ve fon sağlamaktır. Sanıyorum, çalışmaları hızlandırmak için fonu alacağınız kesindir.

KIBRIS: AP'de rapor ne zaman onaylanacak?

KLAMT: Bu raporu mart ayında oylayacağız ve nisanda da genel kurulda oylayacağız. Bunun ardından kabul edilecek.

KIBRIS 09/02/08

 

Güneydeki seçimlerden sonra Möller değil, bizzat BM girişim başlatmalı

ZAMAN KAYBETMEK İYİ BİR ŞEY DEĞİL"...Cumhurbaşkanı Talat, Möller'in, taraflara, Kıbrıs sorununun daha fazla uzamasının ciddi etkileri konusunda "uyarıda bulunduğu" açıklamasıyla ilgili soruya yanıtında, zaman kaybetmenin iyi bir şey olmadığının Kıbrıs Türk tarafınca sürekli olarak dile getirildiğini söyledi. Talat, "Karşımızda aynı anlayışta bir taraf yoktur. Sorun orada. Möller'in zaman kaybettiren tarafa yönelmesinde yarar görüyoruz" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in, Kıbrıs sorununun çözümünde zaman kaybettiren tarafa yönelmesi gerektiğini belirterek, Güney'deki seçim sonrasında daha dinamik bir girişimin Möller tarafından değil de bizzat BM tarafından yapılmasını ve zaman kaybının bir an önce ortadan kalkmasını diledi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nı ziyaret etti. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile yaklaşık 40 dakika süren bir görüşme gerçekleştiren Talat, daha sonra meslek memurlarıyla bir araya gelerek, Kıbrıs konusunda bilgi verdi ve önümüzdeki süreçteki açılımları paylaştı.

Talat ile Avcı'nın görüşmesinde, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan ve Dışişleri Bakanlığı Genel Koordinatörü Fahri Yönlüer de hazır bulundu.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avcı ile görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, ziyareti, çalışmaları hakkında bilgi vermek ve düşünce paylaşımı için gerçekleştirdiğini söyledi.

Uzun süredir bakanlıkları ziyaret etmediğini kaydeden Talat, "Umarım bu bir başlangıç olur ve diğer bakanlıkları da ziyaret eder, çalışmalarıyla ilgili bilgi alırım" dedi.

Talat, ziyaret vesilesiyle, Cumhurbaşkanlığı'nın en yakın çalıştığı bakanlık olarak Dışişleri Bakanlığı ile bir iç çalışma yapmayı uygun gördüklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorunu bir şekilde gündeme gelecek. Kıbrıs Türkü tabii ki hazır olmalıdır ve hazırdır. Bunları bir daha değerlendirmek ve görüş alışverişinde bulunmak faydalı olacak" şeklinde konuştu.

Möller'in açıklaması

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Michael Möller'in, taraflara, Kıbrıs sorununun daha fazla uzamasının ciddi etkileri konusunda "uyarıda bulunduğu" açıklamasıyla ilgili soruya yanıtında, zaman kaybetmenin iyi bir şey olmadığının Kıbrıs Türk tarafınca sürekli olarak dile getirildiğini söyledi.

Talat, "Karşımızda aynı anlayışta bir taraf yoktur. Sorun orada. Möller'in zaman kaybettiren tarafa yönelmesinde yarar görüyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Güney'deki seçim sonrasında daha dinamik bir girişim, bizzat Möller tarafından değil de BM tarafından yapılır da bu zaman kaybı bir an önce ortadan kalkar."

Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimlerle ilgili bir soruya ise, "Yaptığım bir değerlendirme yok. Sonucu göreceğiz. At başı bir yarış gidiyor işte. Çok kalmadı" yanıtını verdi.

Avcı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, konuşmasında, Cumhurbaşkanı'nın sürekli birlikte çalıştığı ve görüştüğü Dışişleri Bakanlığı'nı ziyaretinin bir ilk olduğuna işaret ederek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avcı, Dışişleri Bakanlığı'nın, özellikle son gelişmeler çerçevesinde, Güney Kıbrıs'taki seçim sonrasında girilmesi beklenen yoğun sürece her türlü katkıyı koymaya hazır olduğunu söyledi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, Cumhurbaşkanlığı'na destek ve çalışmalarına yardım sağlamada üzerine düşeni yapmaya hazır olan Dışişleri Bakanlığı'nın, dış politikayı da birlikte götürmede gereken desteği ortaya koyacağını belirtti.

KIBRIS 09/02/08

Çözüm gecikirse, Kıbrıslı Rumların adada azınlığa düşme tehlikesi var

Avrupa Halk Partisi-Avrupalı Demokratlar Grubu Siyasi Bürosu'nun Lefkoşa'nın Rum kesiminde gerçekleştirilen 2 günlük toplantısının tamamlanmasının ardından dün düzenlenen basın toplantısında; Türkiye'nin AB üyelik sürecinin Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı kılınmasının çözümü geciktirebileceği belirtildi. Ayrıca çözümün gecikmesi halinde Kıbrıslı Rumların adada azınlığa düşme tehlikesinden söz edildi.

Rum radyosunun haberine göre, Kıbrıs sorununa yakın zamanda çözüm bulunamaması halinde Kıbrıslı Rumların adada azınlığa düşme tehlikesinde bulunduğu görüşü de ortaya konuldu ve buna gerekçe olarak sözde "TC kökenlilerin KKTC'ye süregelen akışları" gösterildi.

Avrupa Parlamentosu'ndaki Avrupa Halk Partisi Grubu Başkanı Joseph Dawl; Avrupa Halk Partisi Avrupalı Demokratlar Grubu Siyasi Bürosu'nun toplantısını Rum tarafında gerçekleştirme nedeninin, Rum başkan adaylarından Yannakis Kasulidis'i desteklemek olduğunu söyledi.

Basın toplantısında Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Başkanı Fransua Grostet de söz aldı. Grostet, Temas Grubu'nun, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi nihai hedefiyle, faaliyetlerinin daha sonuç getirici olması amacıyla Ada'yı yeniden ziyaret edeceğini açıkladı.

Grostet bir soruya karşılık; Türkiye'nin Kıbrıs sorunuyla birlikte AB üyelik sürecine devam etmesinin zor olduğunu belirterek; "Türk yerleşiklerin işgal bölgelerine süregelen akışları dolayısıyla, Kıbrıs sorununa yakın zamanda çözüm bulunamaması halinde Kıbrıslı Rumların azınlık haline gelmeleri tehlikesi var" iddiasında bulundu.

Grostet devamla şunları söyledi:

"Türkiye istilacı olmaya devam ediyor ve AB üyesi bir ülkeyi tanımayı reddediyor. Temas Grubu; Ada'nın mümkün olan en kısa zamanda yeniden birleşmesi hedefiyle iki toplumu birbirine yakınlaştırmaya çalışıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin Kıbrıs sorununa bağlanması Kıbrıs sorununun çözümünü geciktirebilir."

Bu noktada sözü Dawl aldı ve bu bağlantının olamayacağını, çünkü bir sorun çözülmeden diğerinin çözülmesinin beklenemeyeceğini belirterek, diplomatik yoldan çaba üstlenilmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 09/02/08

"Kosova tanınırsa KKTC de tanınacak"



10 Şubat, 2008 13:47:00 (TSİ) CNN TURK

Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey İvanov, Kosova'nın bağımsızlığının tanınmasının, gelecekte KKTC'nin de tanınması zorunluluğunu beraberinde getireceğini söyledi.

İvanov, 44'üncü Münih Güvenlik Politikası Konferansı'nda yaptığı konuşmada, Kosova'nın tam bağımsızlık ilanına karşı çıktığını belirtti.
 
"Sanırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, dünkü konuşmasında Kıbrıs konusuna değinmişti" diyen İvanov,"Kosova'nın bağımsızlık ilanının kabul edilmesi pandora kutusunun açılması gibi bazı sorunları beraberinde getirecektir. Bu durum, Kuzey Kıbrıs'ın tanınması zorunluluğunu beraberinde getirecektir" dedi.

Sırbistan'ın Kosova Bakanı Slobodan Samarciç, Kosova'daki Arnavut liderliğinin 17 Şubat'ta bağımsızlığı ilan edeceği bilgisine sahip olduklarını açıklamış, Batılı diplomatlar ise Kosova'nın Sırbistan'dan bağımsızlığını 18 Şubat'ta Avrupa Birliği toplantısı sırasında ilan edebileceğini belirtmişlerdi.

Kosova Başbakanı Haşim Taçi, Sırbistan'dan bağımsızlıklarını ilan eder etmez yaklaşık 100 ülkenin bağımsız Kosova devletini hemen tanıyacağını, üstelik "güçlü ve yaygın bir şekilde tanınacaklarını" söylemişti.

 

Jumbos prepare to jet in voters

FIVE OF the 29 flights chartered by the Tassos Papadopoulos campaign team to fly over voters from Europe and America are Boeing 747 planes, better known as jumbo jets.

The Boeing 747 was the first widebody aircraft in history, noted for its double deck configuration on part of the length of the plane. The first ever jumbo jet delivery went to Pan Am in 1969. The following year saw its first commercial flight. Since then, the 747 series has gone on to be the most popular widebody aircraft, offering distances of over 14,000km, speeds of over 900km/h and seat capacity starting from 400 plus. It held the passenger capacity record for 37 years until the Airbus A380 (superjumbo)
came along, with 800 plus capacity.

Director of the Civil Aviation Department Leonidas Leonidou said Larnaca and Paphos airports had no problems accommodating the Boeing 747, which has landed on our island a number of times, most notably during the Lebanon crisis in 2006.
There would be a problem, however, with accommodating the ‘superjumbo’ Airbus A380 which would require certain changes to the runway first.

“The Airbus A380 or double decker as it’s called would be a problem. Certain changes would have to be made to remove certain things from the runway but this is a collector’s item at the moment. I don’t see it coming to an airport in Cyprus any time soon,” said Leonidou.

CYPRUS MAIL 10/02/08

 

Turizmde, Almanya pazarına giriyoruz

TURİSTLER, 28 NİSAN'DAN İTİBAREN GELİYOR... Almanya'nın ünlü tur operatörlerinden Öger Tur ile KTHY arasında yapılan anlaşmaya göre, 28 Nisan tarihinden itibaren başlayacak uçuşlarla Almanya'dan ülkemize turist getirilmeye başlanacak. Almanya'dan gelecek turistlerin uçak bileti, transferler ve otelde yarım pansiyon bir hafta konaklamasını içeren paket programlar 459 euro ile 689euro fiyattan pazarlanmaya başlandı. Pazarlamanın geç başlamasına rağmen 2008'de 3 bin turistin ülkemize getirilmesi hedefleniyor

TANITIM ÇALIŞMALARI BAŞLADI... Öger Tur'un, Kuzey Kıbrıs'a turist getirmek için kolları sıvadığını kaydeden Öger Tur'un Kıbrıs partnerliğini yürüten Roots Holiday Direktörü İsmail Çetin, ilk iş olarak 100 bin katalog basılarak Almanya'daki tur operatörlerine dağıtıldığını açıkladı. Ülkeyi tanıtmak için acenteler ve gazetecilerin KKTC'ye davet edildiğini belirten Çetin, Almanya'da da tanıtım çalışmalarının başladığını kaydetti. Çetin Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nı da Almanya'da daha aktif olmaya davet etti

Emin AKKOR

KKTC turizmi, 15 yıl aradan sonra Almanya pazarına açılıyor.

Almanya'nın ünlü tur operatörlerinden Öger Tur ile KTHY arasında yapılan anlaşmaya göre 28 Nisan tarihinden itibaren Almanya'ya yapılacak uçuşlarla ülkemize turist getirilmeye başlanacak.

Avrupa Parlamentosu milletvekilliği de yapan Vural Öger'in sahibi olduğu Öger Tur'un 25 yıldır Kıbrıs partnerliğini yürüten Roots Holiday Direktörü İsmail Çetin, Almanya'dan KKTC'ye turist getirtilmesiyle ilgili gerekli anlaşmaların yapıldığını ve çok uygun fiyata paket programların satışına başlandığını açıkladı.

Türkiye ve İngiltere dışında yeni bir pazara açılma adına önemli bir girişime imza attıklarına dikkat çeken İsmail Çetin, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın teşviki ile KTHY ve Öger Tur arasında yapılan antlaşmayla turistlerin (uçak bileti, transferler ve otelde yarım pansiyon bir hafta konaklama)yı içeren paket programların 459 euro ile 689 euro fiyattan süreklilik arz edecek bir anlayışla pazarlandığını belirtti.

15 yıl sonra yeniden

Türkiye dışında en fazla turisti ağırladığımız İngiltere'den gelenlerin sayısında son üç yıldır azalma yaşandığına dikkat çeken İsmail Çetin, yeni alternatif pazarların yaratılması gereği ışığında Almanya'dan turist getirilmesinin ülkemiz turizmi açısından önemli bir adım olduğunu belirtti.

İstanbul Hava Yolları'nın, havayolları sektöründen çekilmeden önce 50 bine varan Alman turistin getirildiğini anımsatan Çetin, yıllar sonra KTHY'nin yeni yönetiminin, anlayış ve desteğiyle en uygun fiyatların oluştuğunu kaydetti.

Öger Tur direktörü Vural Öger'in özel çabaları, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın 60 euroluk ulaşım teşviki ve KTHY yönetiminin böyle bir projeye sıcak bakması ve Almanya-Türkiye hattının riskini üstlenmesiyle başlayan girişimler sonrasında 28 Nisan'da ilki yapılacak seferler için gerekli imzaların atıldığını belirten Çetin, süreklilik ve istikrar arz edecek bu anlaşmanın başarıya ulaşacağını vurguladı.

Tek dezavantaj direk uçuş olmaması

Almanya'dan turist getirecek seferlerde fiyat konusunda Türkiye güney sahilleriyle rekabet edebilecek düzeyde olduklarını kaydeden Öger Tur'un Kıbrıs partnerliğini yürüten Roots Holiday Direktörü İsmail Çetin, tek dezavantajlarının direkt uçuş yapılamaması olduğunu söyledi.

Almanya'nın çeşitlik kentlerinden İstanbul ve İzmir aktarmalı olarak yapılacak uçuşlarda turistlerin Türkiye'de 3-4 saat bekletileceğine işaret eden Çetin, gelecek yıllarda bekleme süresinin ortadan kaldırılması için çalışmaların yürütüldüğünü kaydetti.

Pazara girmek zaman ister

15 yıldır hiçbir çalışma yapılmadığı için kaybolan Almanya pazarına girmenin zor olacağına dikkat çeken İsmail Çetin, 2-3 yıl pazara yatırım yapılması durumunda iyi sonuç alınabileceğine işaret etti.

2008 yılını geç pazarlamaya başlanmasına rağmen bu yıl 2-3 bin Alman turistin getirileceğini belirten Çetin, tanıtım çalışmalarının iyi yapılması durumunda gelenlerin sayısının her geçen yıl iki katına çıkabileceğini kaydetti.

Öger Tur 100 bin katalog bastı

Öger Tur'un, 2008 yazında Kuzey Kıbrıs'a turist getirmek için kolları sıvadığını söyleyen Çetin, ilk iş olarak 100 bin katalog basılarak, Almanya'daki tur operatörlerine dağıtıldığını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs'ın tanıtıldığı ve 20 otelin konumu özellikleri ve konaklama ücretleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı katalogda bir haftalık paket turun (uçak bileti, transferler ile otelde yarım pansiyon 1 hafta konaklama) fiyatları yer alıyor.

Broşürdeki fiyatlara göre, Almanya'nın herhangi bir şehrindeki turistler, 459 euro ile 689 euro ödeyerek ülkemizde bir hafta tatil yapabilecek.

Kuzey Kıbrıs, Almanya'da tanıtılmaya başlandı

Turizmde sürekliliğin şart olduğunu anımsatan Çetin, Kuzey Kıbrıs'ın Almanya'daki imajını yeniden canlandırmak için tanıtımlara başlandığını kaydetti.

Öger Tur'un Almanya'da yapmaya başladığı veya hazırlıklarını sürdürdüğü tanıtım faaliyetleri şöyle:

* Almanya'nın büyük turizm gruplarından LTU'ya bağlı 400 seyahat acentesine Kuzey Kıbrıs tanıtıldı

* Alman seyahat acentelerine KKTC'ye tanıtım turları düzenleniyor

* Almanya'daki turizm yazarları KKTC'ye davet edildi

* Medya kuruluşları Kuzey Kıbrıs'ı tanıtıcı programlar yapmak için davet edildi

* Almanya'daki seyahat acentelerinde çalışan binlerce kişiye özel promosyon turları düzenlenecek

* Almanya kentlerindeki meydanlara "Yeni destinasyon, keşfedilmemiş Kuzey Kıbrıs" yazılı reklam panoları asıldı

* Kafa, restoran ve eğlence yerlerinde Kuzey Kıbrıs ve kültürü tanıtıcı etkinlikler düzenlenecek

* İnternet üzerinden Kuzey Kıbrıs ve otelleri tanıtıcı programlar yapılacak. Tanıtım ve satış yapılacak

Bakanlık ne yapmalı?

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın da ülkemizin Almanya'da tanıtılması için ciddi projeler üretmesi gerektiğinin altını çizen İsmail Çetin, öncelikle tanıtım için önemli bir bütçenin ayrılması gerektiğini kaydetti.

Tek kişinin çalıştığı Almanya'daki turizm ofisinin canlandırılması gerektiğini belirten Çetin, Kuzey Kıbrıs'ın da piyasada var olduğunu hissettirmek için, oradaki seyahat acentelerine ulaşarak ülkeyi tanıtıcı faaliyetlere girişilmesini istedi.

KIBRIS 10/02/08

 

Talat: İzolasyonlar nedeniyle turizmi arzulanan noktaya taşıyamadık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın davetlisi olarak KKTC'de bulunan Türkiye Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) heyetini kabul etti.

Ziyarette Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, bakanlık yetkilileri ve Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Özbek Dedekorkut da hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, turizm sektörünün ekonominin motoru olarak kabul edildiğini, ancak uzun yıllar boyunca izolasyonların getirdiği sıkıntılardan dolayı turizmin ciddi gelişme yaşayamadığını söyledi.

Turizmin en önemli sorunlarının direkt uçuşlardan ve Rum tarafının KKTC'de konaklayacak turistlere çıkardığı zorluklardan kaynaklandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin; KKTC turizmini, Kıbrıslı Türklerin refah düzeyini artıracak bir alan olarak görmesi nedeniyle engellemeye çalıştığını, Güney Kıbrıs'ın turizmde güçlü bir ülke oluşundan dolayı bu çabalarında başarılı olduğunu kaydetti.

KKTC'nin buna karşı yoğun mücadele verdiğini anlatan Talat, "Zaman zaman kendi sorunlarımızdan, zaman zaman izolasyondan, turizmi arzulanan noktaya taşıyamadık" dedi.

2004-2005 yıllarında turizm alanında bir gelişme yaşandıktan sonra müteakip yıllarda bir durağanlığın meydana geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, bunun aşılması gerektiğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Türklerinin izolasyonları hak etmediğini, bunun Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin raporunda da yer aldığını vurguladı.

BM Genel Sekreteri'nin izolasyonların kaldırılması çağrısından esinlenerek izolasyonlardan kurtulma çabalarını sürdürmek ve TÜRSAB'dan gelecek desteklerle turizmin de geliştirilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Her alandan gelecek desteklerle bunu başarmamanın bir nedeni yoktur" dedi.

TÜRSAB'ın turizmin çeşitli alanlarında KKTC'ye yardımcı olabileceğini ifade eden Talat, TÜRSAB yetkililerine teşekkür ederek işbirliğin devamı temennisinde bulundu.

Ulusoy: Rekabet edilebilir ülkelere karşı KKTC ürünü ortaya konmalıdır

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy da kabulde yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdikleri ziyaretin, KKTC'de turizm alanında yapılan çalışmaları görmek ve TÜRSAB'ın görüşlerini aktarmak açısından önemli olduğunu belirtti.

Ulusoy, TÜRSAB heyetinin, KKTC ziyareti sırasında yapılan çalışmalarda, dünyadaki gelişmeleri ve ekonomik durgunluğu da göz önünde bulundurarak, KKTC'deki turizm hareketi hakkında görüş ve tavsiyelerini anlattıklarını belirtti.

Turizm taşımacılığının Türkiye'de turizm acenteleri tarafından yürütüldüğünü ifade eden Başaran Ulusoy, bunun KKTC'de de uygulanabileceğini kaydetti.

KKTC'nin de TÜRSAB'ın bir ürünü olduğunu belirten Ulusoy, "Ada'daki ürün en iyi şekilde pazarlanmalı ve rekabet edilebilir ülkelere karşı KKTC ürünü ortaya konmalıdır" dedi.

TÜRSAB KKTC'yi 2008 Travel Turkey İzmir Fuarı'nda partner ülke olarak seçti

KKTC'de turistik faaliyetleri tanıtan bir cep rehberi çıkarılmasının tanıtıcı bir çalışma olabileceğini aktaran Başaran Ulusoy, TÜRSAB'ın Türkiye'de yayımlanan Vatan gazetesi ile aylık çıkaracakları turizm ekinin her sayısında KKTC'yle ilgili tanıtıcı bir bölüme yer verileceğini kaydetti.

TÜRSAB olarak KKTC'yi bu ay yapılacak "2008 Travel Turkey İzmir Fuarı"nda "partner ülke" olarak seçtiklerini belirten Başaran Ulusoy, "Elimizden gelen desteği vermeye hazırız" dedi.

Başaran Ulusoy kabulde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Karadeniz'den gümüş işlemeli bir hediye de takdim etti.

KIBRIS 10/02/08

 

Papadopulos'un hedefi Türkiye'ye baskı

ULUSLARARASI BASKI İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM...Türkiye'yi, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarına çekmek için baskı uygulaması yönünde uluslararası toplumu ikna etme konusunda elinden geleni yapacağını vurgulayan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Ankara'nın Rumların ortaya koyduğu taleplerden memnun olmadığı sürece Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin üyelik müzakereleri için açacağı fasıllara rıza göstermeyeceğini belirtti

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesi halinde, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarına çekmek için baskı uygulaması yönünde uluslararası toplumu ikna etme konusunda elinden geleni yapacağını vurguladı.

Papadopulos Kıbrıs Haber Ajansı'na verdiği özel demeçte, çözüm yolunda ilk adımın Kıbrıslı Türklerle atılması, bu iktidar paylaşımının gelecekteki yönetiminde, üzerinde anlaşılır esaslar üzerinde olması gerektiğini belirtti.

Tasos Papadopulos, Rum yönetiminin, Avrupa Birliğine ve özellikle Kıbrıs'a olan yükümlülüklerini yerine getirmesi şartıyla Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini desteklediğini hatırlattı.

Muhaliflerinin cumhurbaşkanlığı görevi süresinde Kıbrıs'ın birçok yenilgi yaşadığı iddialarını reddeden Papadopulos, bu iddiaların bazılarının "konunun gerçekliğinden değil yaratılmak istenen etkiyle bağlantılı olduğunu" ifade etti ve olanları ne küçümserim ne de baltalarım" dedi.

Tasos Papadopulos, "Türkiye'ye güçlü baskı yapılmasını sağlamak için elimden geleni yapacağım. Öncelikle ilgileneceğim konu, Kıbrıslı Türklerle üzerinde anlaştığımız Gambari mutabakatı esasında bir diyalog başlatmak için yeniden belirli koşullar önermek için kendi çabalarımıza başlamak olacaktır" dedi.

Papadopulos, Temmuz 2006 Mutbakatı'nın uygulanması ve bir anlaşmaya götürmesi için teknik grupların kurulması ve Kıbrıs sorunuyla ilgili temel yönlerin ele alınacağı özlü görüşmeler yapılması üzerinde anlaşılan yönteme de değindi.

Papadopulos, bu temel yönlerin bölge ayarlamaları, mülk konusu, insan hakları, göçmenlerin geri dönmesi, Türk askerinin geri çekilmesi, garantiler, 'yerleşikler' ve hükümetin yapısıyla ilgisi olduğunu açıkladı.

Tassos Papadopulos, "Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir görüşme ne zaman yapılırsa yapılsın, sorununun özlü yönleri üzerinde yoğunlaşacaktır. Annan Planı bu yönleri kapsıyordu ancak yanlış içerikteydi" şeklinde konuştu.

Papadopulos,Temmuz 2006 Mutabakatı'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne üye beş daimi üyenin tam desteğini aldığına, Avrupa Konseyi'nin de bunu desteklediğine ve Türkiye'ye Temmuz Mutabakatı'nın uygulanmasını aktif olarak sürdürmesi çağrısı yaptığına işaret etti.

Birleşmiş Milletlerin önerdiği çözüm planında -Annan Planı- yer alan unsurların ve diğer muhtemel siyasi çözüm için önerilerin gözden geçirilebileceğini veya konuya bağlı olarak tamamen ters çevrildiğini ifade eden Papadopulos, bu tür konuların görüşme masasında incelenmesi gerektiğini kaydetti ve "bunları biz söylemezsek Türk tarafı söyleyecektir" dedi.

Gelecekteki birleşik bir Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımıyla ilgili olarak da Papadopulos, "Kıbrıslı Türkler yönetime, hizmetlere ve diğer hükümet dairelerine iştirak edecekler. Bunu isterseniz paylaştıralım, 70'e 30, 80'e 20, bunun oranı görüşmelerin bir parçası olacaktır. Talat'ı öncelikle seçmeye davet edeceğim, ondan sonra uyup uymadığına bakacağım ve her biri ikimiz arasında anlaştığımız güç oranını alacaktır" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin Annan Planı'yla ilgili tutumu hakkındaki soruları da yanıtlayan Tasos Papadopulos, Türk tarafının herhangi bir yeni görüşmede Annan Planı'nın geri getirmeye ısrar edeceğine şüphesi olmadığını ancak Kıbrıs sorunuyla ilgilenen hiçbir yabancının bu konuda 2004'te (Kıbrıslı Türkler büyük çoğunlukla planı kabul etmiş, Kıbrıslı Rumlar da büyük çoğunlukla reddetmişti) konuştuğu gibi konuşmadığını belirtti.

Papadopulos, "Kıbrıslı Türkler bizim muhatabımızdır. Ankara yakın olmasından dolayı muhataptır. Kıbrıslı Türklerin Ankara'yı Kıbrıs'la ilgili politikasını değiştirmeye ikna edeceklerini düşünsem bile Kıbrıslı Türkler faktörünü ne küçümserim ne de baltalarım ancak aynı zamanda güçlendirmem de" dedi.

Papadopulos, Annan planını desteklemelerinden sonra Türk tarafını memnun etmek ve Kıbrıslı Türklere sözde izolasyonları hafifletmek için bazı ülkelerin koordineli bir çalışması olduğunu hatırlattı ve bazı ülkelerin, bir Kıbrıs Türk devletini tanımayacaklarını söylerken yeniden birleşmeyi kolaylaştırmak için Kıbrıslı Türklerle ikili ilişkileri gelişmek istediklerini belirttiklerini anlattı.

"Ben bunun yanlış bir düşünce olduğuna inanıyorum ancak onların inandıkları budur" diyen Papadopulos, Birleşmiş Milletlerin "yasal olarak geçersizdir" dediği Kıbrıs Türk rejimini şu ana kadar resmi olarak tanıyan bulunmadığını hatırlattı.

Kıbrıs'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere süreciyle ilgili tutumu konusunda da Tasos Papadopulos, hiçbir siyasi partinin, Ulusal Konsey üyesinin (Cumhurbaşkanı'nın en üst düzeydeki danışmanı) Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde veto hakkını kullanması gerektiğini söylemediğini belirtti.

Papadopulos, "Üzerinde görüş birliğine vardığımız, Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili bazı kararları lehimize değiştirmeye çalışmamız gerektiğiydi. Bunun bir bölümünü, Türkiye'nin Ankara protokolü çizgisinde hareket etmesi ve Kıbrıs'la ilişkilerini normalleştirmesi gibi, elde ettik" şeklinde konuştu.

Ankara'nın Rumların ortaya koyduğu taleplerden memnun olmadığı sürece Rum yönetiminin, Türkiye'nin üyelik müzakereleri için açacağı fasıllara rıza göstermeyeceğine dikkati çeken Tasos Papadopulos, "Başlangıçta birlik içerisinde tek başımıza idik. Şimdi bazıları arkamızda ve hava daha çok talep etmeye ve daha fazla baskı kurmaya elverişli" dedi.

Türkiye ile Brüksel arasında imtiyazlı ortaklıkla ilgili olarak da Papadopulos, böyle bir durumda, bunun Avrupa Birliği ile üçüncü ülke arasında bir anlaşma olacağını ve tüm 27 üye ülke tarafından oybirliğiyle onaylanması gerekeceğini vurguladı.

Tasos Papadopulos, "Böyle bir durumda eğer Türkiye de hem fikir olursa, Ankara'nın Kıbrıs'a yönelik yükümlülüklerinin korunduğuna emin olacağız. Türkiye şu ana kadar Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara limanlarını açmayı reddetti. Buna ek olarak Ankara tanımadığı Lefkoşa'yla ilişkilerini normalleştirmek için bir harekette de bulunmadı" şeklinde konuştu.

17 Şubat'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasıyla ilgili olarak da Papadopulos, tüm adayların seçim programlarını halka açıklamasının önemli olduğunu belirterek bunun sağlıklı demokrasinin göstergesi olduğunu, siyasi diyaloğun düzeyinin çok iyi olduğunu ifade etti.

Tasos Papadopulos diğer sorulara verdiği yanıtta da, beş yıllık görev süresinde "gerçek değişiklikler" olduğunu vurguladı. Papadopulos hükümetinin başarılarıyla ilgili de şunları söyledi:

Bazı kötü gelişmeler olduğunu da kabul eden ve Alman Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilerin artırılmasını öngören bir kararın geçtiğine değinen Papadopulos, KKTC'de Mağusa ile Suriye arasında deniz seferleri başladığını, Kuzey Kıbrıs'a bazı ziyaretler yapıldığını, Kıbrıslı Türk yetkililerinin de rejime özel statü tanıma talebinde ısrar etmek için yurtdışı seyahatler yaptıklarını anlattı.

Seçim sonucunun önceden bilinmeyeceğine inanıp inanmadığı sorusuna Papadopulos, "Gerçekte seçim anketlerine inanmıyorum. Birçok anketin benim en yüksek oy oranını elde edeceğimi tahmin ediyorsa da ben sözde istatistik hatanın sadece bana bağlanamayacağına inanıyorum" şeklinde konuştu.

"Diğer partilerin seçmenleriyle işbirliği olmadan hiç kimsenin sadece partinin gücüyle seçilemeyeceğini belirten Tasos Papadopulos, parti liderleri arasında işbirliğinin ise başka bir konu olduğunu kaydetti.

Seçilmesi halinde oluşturacağı hükümetle ilgili olarak kendisine hiçbir yükümlülük verilmediğine işaret eden Papadopulos, "Bununla birlikte benim programımın uygun görülmesi halinde bu program uygulandığında buna katılacaklardır. Bu konuda başka bir görüşme olmamıştır" dedi.

Annan Planı'nın gündeme gelmesini kabul etmem

17 Şubat'ta gerçekleştirilecek başkanlık seçimleri adaylarından, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin önerileri ile parametrelerini açıkladı.

Politis; "Tasos Kıbrıs Sorununa İlişkin Önerilerini Sundu - Baştan Başlıyoruz" başlıkları altında verdiği haberinde; Papadopulos'un basın toplantısında, kendisinin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik isteklerini içeren parametrelerini liste halinde sunduğunu ve buna göre Papadopulos'un başkan seçilmesi durumunda, "onca geçmiş yılda BM kararları ve zirve anlaşmaları ile oluşan çerçevenin neredeyse tamamının AB ilkeleriyle zenginleştirilmiş şeklini Kıbrıslı Türkler ile en baştan müzakere etmeyi amaçladığını" yazdı.

Papadopulos'un amacının; Annan planından farklı yeni bir plan temeli bulmak olduğunu belirten gazete, Papadopulos'un basın toplantısında, "Annan planının yeniden gündeme getirilmesini kesinlikle kabul etmeyeceğini" vurguladığına dikkat çekti.

Habere göre; Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne götürecek sürecin 8 Temmuz "Anlaşması" ve Gambari mektubunda belirlenen süreç olduğunu savunan Papadopulos; bu sürecin harfi harfine uygulanması gerektiğini söyledi.

Gazeteye göre Papadopulos; Kıbrıs sorununa kısa zamanda çözüm bulunması gerektiğini vurgulamasına karşın bir daha sıkı takvimleri ve hakemlik olgusunu kabul etmeyeceğinin de altını çizdi.

Öneri ve çözüm parametreleri

Papadopulos'un ayrıca; sunduğu parametrelerin birçoğunun Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tarafından "başlama noktası olarak bile kabul görmeyeceğini bildiğini" yazan gazete, Papadopulos'un sunduğu öneri ve parametreleri şu maddeler altında "özet şekliyle" şöyle sıraladı:

"1. Kıbrıs'ın gerçekten yeniden birleşmesine götürecek doğru içeriğe sahip iki toplumlu, iki kesimli federasyon. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olan, ortak egemenlik, uluslararası kimlik ve vatandaşlık ve BM kararlarında tarif edildiği şekliyle iki toplumun siyasi eşitliğini teminat altına alan anayasaya sahip federal bir devlet. AB normlarının, kalıcı sapmalar olmaksızın sonuç getirici bir şekilde uygulanması.

2. Yerleşiklerin ayrılmaları için teşvikler verilerek yerleşikler sorununa kesin çözüm bulunması.

3. Avrupa İnsan Hakları Anlaşması gereğince göçmenlerin geri dönüş hakları ve mallarını özgürce kullanmaları haklarının sağlanması. Ayrıca birleşik ekonomi.

4. BM Güvenlik Konseyi (anayasanın 7'nci maddesi) ve AB tarafından çözümün uygulanmasının denetlenmesi. Bunun, Türkiye-AB arasında gelecekteki her türlü ilişkinin uygulanmasının ön koşulunu teşkil etmesi.

5. Göçmenlerin büyük bir kısmının Kıbrıs Rum idaresi altında bulunması için toprakların iade edilmesi. Bu bölgelerin çözümden hemen sonra yasal sahiplerine iade edilmek üzere BM'ye teslimi. Her bölgenin sahil şeridinin uzunluğunun her eyaletin toplam alanı ile orantılı olması. Mağusa'nın (Maraş) müzakereler başlar başlamaz BM'ye iade edilmesi.

6. Üçüncü bir ülkeye müdahale hakkı tanımayan yeni bir güvenlik sistemi. Kısa süreli ara düzenlemeler ve kayıplar konusunun halli".

Fileleftheros; " 'Doğru İçerikle' Çözüm Önerisi - Papadopulos Kıbrıs Sorununun Çözümüne Dair 18 Maddelik Kendi Çerçevesini Sundu" başlıkları altında verdiği haberinde; Papadopulos'un Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin kendi önerilerini sunduğunu belirtti ve bu önerilerden başlıca 2 tanesine dikkat çekti.

Gazete; Papadopulos'un önerileri arasında dikkat çektiği ilk maddenin; "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin şu anki anayasal düzeninden federal çözüm düzenine geçişin, yeni yapı taşlarının hazır olduğu ve işleyişlerinin garanti altına alındığı zaman gerçekleşmesi" olduğunu belirtti.

Gazete; Papadopulos'un bu önerisine göre, çözümün hayatsa geçmemesi durumunda, "bugünkü Kıbrıs Cumhuriyeti rejiminin geçerli olacağını" vurguladı.

Habere göre Papadopulos'un önerlerinde ikinci dikkat çekici nokta ise; "belli bir zaman diliminin ardından çözümün uygulanmasının ilk yıllarından elde edilecek tecrübe ile kurulacak bir Karma İki Toplumlu Anayasa Kurulu'nun anayasal değerlendirme yapması" önerisi.

Gazete; basın toplantısında, "yabancı devletlere egemenliğe ilişkin yetki verilmemesi" önerisinin, İngiliz üsleri ile mi ilgili olduğu şeklindeki bir soruya karşılık Papadopulos'un, "söz konusu değinmenin, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına ilişkin olduğunu; ancak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasındaki, üsler konusu da dâhil, ilişkilerin tam olarak yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesine çalışıldığını" söylediğini vurguladı.

Papadopulos; "geçmişte Annan planı çerçevesine İngiliz üslerinin statüsünün referandumla onaylanmasının da dâhil edilmesine çalışıldığını ve bunun sebeplerinin de açıkça ortada olduğunu" savundu.

KIBRIS 10/02/08

KKTC-Suriye seferleri yeniden başladı



11 Şubat, 2008 16:51:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC ile Suriye arasında bir süredir yapılamayan gemi seferlerinin, seferi yapan geminin Türk bandırasına geçmesiyle bugün saat 10.30'da yeniden başladığını bildirdi.

"Seferlerin turizm ve ticari sektöre hayırlı uğurlu olmasını" dileyen Avcı, Lazkiye seferinin bugün itibarıyla, gemi Girne'de olduğu için Girne'den yapıldığını, diğer günlerde, daha önce olduğu gibi Gazimağusa-Lazkiye arasında devam edeceğini söyledi.
 
Avcı, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) bünyesinde faaliyet gösteren İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (ISESCO) Genel Müdürü Dr. Abdülaziz Osman Altvayci ve beraberindeki heyeti kabulü sırasında, 30 yıl aradan sonra Gazimağusa-Lazkiye arasında başlayan seferlerin bir süredir yapılamadığına işaret etti.
 
"İkinci gemi için müraacat yapıldı"
 
Avcı, "Güney Kıbrıs Rum yönetiminin yaptığı büyük baskılar sonucunda Mağusa-Lazkiye arasında seferler yürüten Akgünler firmasına ait Gürcistan bandıralı geminin izni, Gürcistan makamlarınca bayrak olarak geri alınmıştı" dedi.
 
Kıbrıs Rum yönetimi yetkililerinin, "Yılbaşından sonra feribot seferleri başlatılmayacaktır, bu iş bitmiştir" yönünde açıklamaları olduğunu kaydeden Avcı, kendilerinin ise bayrak konusundaki formalite ve bürokrasi işleri tamamlandıktan sonra seferlerin yeniden başlayacağını açıkladıklarını anımsattı.
 
Akgünler firmasının Türkiye'ye müracaat ederek gerekli izinleri aldığını açıklayan Turgay Avcı, "Türk bayrağı ile seferlerine başlamak üzere Mersin Limanı'ndan hareketle Girne Limanı'na gelmiştir" dedi.
 
Avcı, "Bu çerçevede, bugün sabah 10.30 itibarıyla seferler yeniden başlamış olup Akgünler şirketine ait gemi sadece bugüne mahsus olmak üzere, Girne'de olduğu için, Girne-Lazkiye seferine çıkmıştır. Bugünden sonraki seferleri yine Gazimağusa-Lazkiye olarak devam edecektir" diye konuştu.
 
Turgay Avcı, bir soru üzerine, 340 kişilik tek gemi için izin alındığını, ikinci bir gemi için de müraacat yapıldığını söyledi.

 

 

Kıbrıs Rum halkı pazar günü sandığa gidiyor

      Kıbrıs Rum halkı, 5 yıl süreyle görev yapacak yeni ''başkan''larını seçmek üzere, 17 Şubat Pazar günü sandık başına gidiyor.
      Seçim yarışı, 9 adaydan en çok şans tanınan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) desteklediği AP milletvekili Yannakis Kasulidis arasında geçiyor.
      Oy pusulasında adaylar; Yannakis Kasulidis, Dimitris Hristofyas, Tasos Papadopulos, Andreas Evstratiu, Kostas Themistokleus, Kostas Kiriaku (Utopos), Marios Matsakis, Anastasis Mihail ve Hristodulos Neofitu şeklinde sıralanıyor.
      Seçimde oy verme işlemi saat 07.00'de başlayacak, saat 12.00'de bir saat öğle yemeği arasından sonra saat 17.00'de tamamlanacak. Oy merkezlerinde kuyruk oluşması halinde oy verme süresi saat 21.00'e kadar uzatılabilecek.
      Rum Merkez Seçim Kurulu, seçim sonuçlarının, her şeyin normal gitmesi halinde Pazar akşamı saat 20.30'da açıklanmasını bekliyor.
      Seçim kampanyası Cuma gece yarısı sona erecek.
     
      SEÇMEN SAYISINDA KADINLARIN ÜSTÜNLÜĞÜ
      AA muhabirinin Rum kaynaklarından derlemesine göre, oy kullanmanın yasal bir zorunluluk olduğu Kıbrıs Rum kesiminde, 390'ı Kıbrıslı Türk olmak üzere 515 bin 994 seçmen, 1159 sandıkta oy kullanacak. 18 yaşını dolduran yaklaşık 15 bin yeni seçmen ilk kez sandığa gidecek.
      Rum İçişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, seçmen listeleri hazır ve kadın seçmenler erkeklere oranla daha fazla. 515 bin 994 seçmenin 254 bin 584'ü erkek, 261 bin 410'u kadın.
      Bu arada, Rum hava yollarının açıklamasına göre, Yunanistan'dan 7 bin, İngiltere'den 5 bin ve diğer yerlerden de 1500 olmak üzere yaklaşık 14 bin öğrenci oy kullanmak için Güney Kıbrıs'a gelecek.
     
      3 ADAY DA İKİNCİ TURA KALACAĞINA İNANIYOR
      Seçimde yüzde 50'nin üzerinde oy alan aday yeni ''başkan'' olacak. İlk turda hiçbir adayın yüzde 50'nin üzerinde oy alamaması halinde, seçimlerin ikinci turu 24 Şubatta en yüksek oy alan iki aday arasında yapılacak. Tüm göstergeler seçimin ikinci tura kalacağı yönünde.
      Son anketler, Papadopulos'un çok az bir farkla da olsa daha avantajlı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte anketlere katılanların önemli bir bölümü hala kararsız ya da yanıt vermiyor.
      Basında hemen her gün yayımlanan anketlere göre, ağırlıklı olarak Papadopulos ve Hristofyas ikinci tura kalıyor. Papadopulos ilk turda az bir farkla önde olsa da, Hristofyas ile ikinci tura kalması halinde ana muhalefet DİSİ'nin oyları belirleyici olacak.
      Rum basını, DİSİ ile AKEL arasında ikinci tura yönelik işbirliği yapılması görüşünün ortaya çıktığını yazmıştı.
      Kıbrıs Rum kamuoyu üzerinde önemli bir etkisi olduğu belirtilen Kilise'nin, açıkça belirtmese de Papadopulos'u desteklediği belirtiliyor.
      Üç aday, Perşembe akşamı canlı televizyon tartışmasında Kıbrıs sorununu tek konu olarak ele alacak.
     
      ADAYLAR NE DİYOR?
      Seçimin güçlü adayları Papadopulos, Hristofyas ve Kasulides, seçim propagandalarında ağırlıklı olarak Kıbrıs sorununu ele alıyor.
      Bu üç aday da öngördükleri çözüm modelinde, Türk askeri ve ''yerleşik'' olarak niteledikleri Türk kökenli KKTC vatandaşlarının adadan ayrılmasını, adanın birleştirilmesini istiyor.
      Adaylar, 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'da Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında varılan ve 8 Temmuz Anlaşması ya da Gambari Süreci olarak da bilinen söz konusu anlaşması uygulamaya koyacağını belirtiyor.
     
      PAPADOPULOS
      Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak, ''Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilebilecek, ülkeyi, ekonomiyi, toplumu ve kurumları yeniden birleştirecek, insan haklarını koruyacak uygun bir içeriği olan çözüm istediğini'' belirtti.
      ''Birlikte çok şey başardık ve daha fazlasını başarmak için sizden yardım istiyorum'' diyen Papadopulos, ''Vizyonum Türk askerlerinden arınmış, çocuklarımıza geleceklerini planlama şansı verebilecek, özgür ve güven içinde yaşayacağı bir Kıbrıs'tır'' dedi.
      Kendi iddiasıyla, ''işgali'' ve bölünmüşlüğü sona erdirmek için çalışacağını söyleyen Papadopulos, her fırsatta, Annan Planı yeniden gündeme getirilirse, daha güçlü bir şekilde reddedeceğini açıkladı ve bu planının yeniden gündeme getirilmemesi için kendisinin seçilmesini istedi.
     
      HRİSTOFYAS
      Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hrsitofyas, ''çözüm vizyonunun; Türk 'işgal' ordularının geri çekilmesi, Kıbrıs'ın askerden arındırılması ve toprakların, ekonominin ve devlet kurumlarının yeniden birleştirilmesi'' olduğunu söyledi.
      ''Güvenilirliğimiz var, çünkü yıllardır istediğimiz çözüm ve çözüm temeli prensiplerine sadık kaldık'' diyen Hristofyas, AKEL'in Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun güvenine sahip olduğunu savunarak, bunu, ''Kıbrıslı Türklerle ortak bir dil bulunmasında önemli bir silah'' olarak nitelendirdi.
      Hristofyas, ''Yurtta birlik çözüme yönelik herhangi bir inisiyatifin ön şartıdır; hiç kimse, Kıbrıs sorununun sorumluluğunu tek başına kaldıramaz ve bu nedenle Ulusal Konseye yeni bir momentum vereceğiz'' dedi.
     
      KASULİDES
      DİSİ'nin desteklediği AP milletvekili ve eski Rum dışişleri bakanı Yannakis Kasulides ise Papadopulos'u çözüm vizyonu olmamakla eleştirdi.
      ''İnsanlar bizden, genel görünüşle ilgili sloganları değil, hedeflerimizi başarmayı nasıl düşündüğümüzü duymak istiyor'' diyen Kasulides, Kıbrıs Rum tarafının ''kırmızı çizgileri'' dahilinde bir çözümden bahsederek, Papadopulos'u beş yıldır çözüm için müzakere etme niyeti göstermemesinden dolayı eleştirdi.
     
      EN FAZLA ADAYIN YARIŞTIĞI İKİNCİ SEÇİM
      Kıbrıs Rum kesiminde 17 Şubat Pazar günü yapılacak seçim, en fazla sayıda ''başkan'' adayının katılacağı ikinci seçim olacak.
      Rum kesiminde 2003'te düzenlenen ''başkanlık'' seçiminde on aday yarışmıştı. 2003 seçimleri Papadopulos ile Glafkos Klerides arasında geçmiş ve Papadopulos seçimi ilk turda kazanmıştı.
     
      KİM KİMİ DESTEKLİYOR?
      Papadopulos, esas olarak uzun yıllardır başkanlığını yaptığı Demokratik Parti (DİKO) tarafından destekleniyor. Papadopulos ayrıca Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK, Avrupa Partisi ve Ekologlar ile küçük grupların desteğine sahip.
      Daha önce, aday çıkarmayan ve başka adayları destekleyen, Rum kesiminin en güçlü partisi komünist AKEL partisi, tarihinde ilk kez seçime kendi adayıyla katılıyor.
      AKEL, 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunda ve 2003'te Papadopulos'un seçilmesinde önemli rol oynamıştı.
      Eski koalisyonun büyük ortağı EDEK'in Papadopoulos'u destekleyeceğini açıklamasının ardından AKEL de geçen yaz Hristofyas ile seçimlere katılacağını açıklamıştı. Hristofyas'ı AKEL ve diğer küçük gruplar destekliyor.
      AP milletvekili ve eski Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides de mensubu olduğu ana muhalefet DİSİ ve küçük gruplar tarafından destekleniyor.
      Seçim sonuçları, www.proedrikes.gov.cy, www.ekloges.gov.cy ve www.elections.gov.cy web sitelerinden de duyurulacak.
     
      GEÇMİŞ RUM ''BAŞKANLAR''
      Güney Kıbrıs'taki seçimde, Papadopulos'un kaybetmesi halinde, seçimden zaferle çıkacak aday, Güney Kıbrıs'ta seçimle iş başına gelmiş 6. isim olacak.
      1960 Türk-Rum ortalığındaki cumhuriyetinin 1963'te yıkılmasından sonra Güney Kıbrıs'ta 45 yıl boyunca 5 ayrı isim çeşitli dönemlerde ''başkanlık'' yaptı. Bu arada, 15 Temmuz 1974'te Yunan Cuntası destekli bir darbe gerçekleştiren faşist diktatör Nikos Sampson da 8 gün süren sözde ''başkan'' oldu.
      Güney Kıbrıs'ta 1963'ten bugüne ''başkan'' olarak görev yapmış isimler ve başkanlık dönemleri şöyle:
      ''Başpiskopos Makarios (1963-1974, Glafkos Klerides (1974 Başkan Vekili), Başpiskopos Makarios (/1974-1977), Spiros Kipriyanu (1977-1988), Yorgo Vasiliu (1988-1993), Glafkos Klerides (1993-2003) ve Tasos Papadopoulos (2003-...).

MILLIYET 12/02/2008

 

Cyprus problem dominates the final stretch
By Stefanos Evripidou

THE THREE main presidential contenders yesterday intensified their campaigns as they entered the final stretch of the race.

With opinion polls barred since Sunday, the candidates yesterday began their final effort to convince the voters. While all three election campaigns have so far offered a wide range of issues for debate, with only five days to go until campaigning winds up on Friday, the Cyprus problem has once again taken over as the issue of the day.

Incumbent President Tassos Papadopoulos, AKEL leader Demetris Christofias and DISY candidate and Euro MP Ioannis Kasoulides are the main frontrunners to be the next President of the Republic of Cyprus.

Opinion polls have shown all three candidates neck and neck, with Papadopoulos having a slight edge over the others. However, with many voters still undecided or not replying to poll questions, and the vote of thousands of Cypriots being flown in from abroad uncertain, the outcome of the election remains anyone’s guess. If the polls are to be believed, one thing is for certain, no outright winner will emerge this Sunday, making a run-off vote the following Sunday almost a given.

All three are intensifying their campaign in the coming days, with special events planned, including concerts, increased advertising, door to door visits, delivery of printed material and radio, TV and newspaper interviews. All three candidates believe they will go through to the run-off and as such, refuse to discuss potential alliances in the event they fail to get passed the first round.

The three main candidates will participate in a second live televised debate this Thursday, with the Cyprus question being the only item on the agenda. The last debate, though restricted in scope and staid in value, was watched by seven out of 10 television viewers.

A spokesman for the Kasoulides campaign team said the former foreign minister had personal interviews planned with the three main television channels Mega, Antenna and Sigma this week. Tomorrow, he will announce the release of his election manifesto, a compilation of all election pledges made throughout his campaign. On Friday, Kasoulides will hold a final election rally at the Conference Centre in Nicosia at 7.30pm.

Members of the Christofias and Papadopoulos campaign teams were unavailable for comment yesterday on the contenders’ final schedules. Under Cyprus election law, all electioneering must end at midnight on Friday.

Speaking on the Cyprus problem over the past few days, Papadopoulos said he wanted a solution “with the right content” that would appeal to all Cypriots and which would reunite the country, economy, society and institutions as well as safeguard human rights.

“Together we have achieved a lot and I call on you to help achieve even more. My vision is a Cyprus free of Turkish troops, where our children will live in safety and enjoy the freedom that will give them the chance to plan for their future,” he said.

He described the so-called Gambari agreement of July 2006 as “the only road to the resumption of substantive negotiations” for a mutually acceptable solution.

Addressing an election rally, Christofias said: “Dithering with regard to the solution we want does not help; rejecting or questioning the bizonal, bicommunal federation and federation in general, seeking a unitary state and references to a new basis for a solution can only create confusion and cast doubt on our will for a settlement, among the international community.”

He noted that his party had credibility “because over the years we have remained firm in the principles of the solution we are seeking and the basis of that solution”. The AKEL leader noted that his party enjoyed the trust of the vast majority of Turkish Cypriots, which he described as a “powerful weapon we shall use to find a common language with them”.

In his remarks on Sunday, Kasoulides said the people wanted to hear how the candidates intended to achieve their objectives and not general slogans.

“We have suffered setbacks because of the way Papadopoulos has handled the ‘no’ vote in the April 2004 referendum and not because the people of Cyprus rejected the plan,” he said. The Euro MP criticised Papadopoulos for delaying five years to display his will to negotiate a settlement.

Yesterday, he asked voters to choose between a modern, European Cyprus with authority abroad and the present “quagmire and regression”.

“Will we listen and trust in the new generation or will we be lured by division and fear of the past?” he asked.

CYPRUS MAIL 12/02/2008

 

Another 12 missing persons identified
By Stefanos Evripidou

TWELVE MORE missing persons have been identified by the bicommunal team of scientists working on the exhumation, identification and return of missing persons across Cyprus.

Greek and Turkish Cypriot anthropologists and geneticists working under the supervision of an Argentinean team notified the Committee on Missing Persons (CMP) of the 12 new identifications yesterday, which in turn informed the families concerned. The new identifications bring the total number of missing persons identified by the CMP up to 83 since its inception 27 years ago. According to a CMP press release, new identifications are expected in the weeks to come.

The CMP extended its condolences to the families concerned, expressing the hope that “despite the sorrow they will undoubtedly experience, some peace may eventually be found after so many years of painful uncertainty”.

A total of 1,912 Greek and Turkish Cypriots are still registered missing as a result of intercommunal violence in the 1960s and the Turkish invasion of 1974. The CMP was created in 1981 to establish their fate but was unable to make any progress until last summer when the remains of missing people were first identified and returned to their families for proper burial. After decades of stalemate in the search for the missing, progress is finally being made. There are now around 400 bodies recently unearthed that await identification.

Meanwhile, exhumations continue to be carried out island-wide by Cypriot archeologists and anthropologists of the CMP bi-communal team. One team is working in Gerasa on the search for remains of Turkish Cypriot missing, while two teams are working in Kyrenia and in the Mesaoria plain on the search for Greek Cypriot missing persons. Exhumation work was also carried out recently in the region of the Karpasia.

The CMP mandate is limited to establishing the fate of the missing, and not to investigating the cause of death or attributing responsibility for their death. It remains one of the only functioning and institutionalised bicommunal organs in Cyprus.

CYPRUS MAIL 12/02/2008

 

Kosovo stance ‘driven by principle rather than fear of a precedent’
By Jean Christou

CYPRUS’ opposition to a unilateral declaration of independence by Kosovo is driven by principle rather than fear that it would set a precedent for the ‘TRNC’, Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis said yesterday.

The Serbian province of Kosovo, which is mainly populated by ethnic Albanians, is expected to declare independence on Sunday under fierce opposition from Serbia and Russia.

According to a Reuters report between 20 and 22 EU governments are likely to recognise Kosovo rapidly, but at least five – Cyprus, Greece, Romania, Slovakia and Spain – are not expected to recognise the new state initially, diplomats said.

Cyprus is likely to be most vehemently opposed because of the implications it might have on the breakaway Turkish Cypriot administration in the north, which declared itself a state in 1983 but is not recognised by any other country except Turkey.

Speaking yesterday on her departure for Malta to attend a ministerial meeting between the EU and the Arab League, Marcoullis said the UN had given a strong response to any notion of recognition of the ‘TRNC’.

“Our position [on Kosovo] is based on principles and not on fear that a unilateral declaration of independence could set a precedent for the recognition of the occupation regime,” she said, adding that Cyprus would “never recognise” any unilateral declaration that was outside of a UN framework.

"This position has been accepted by our EU partners. We are not on our own, there are other countries which will not recognise the unilateral declaration of independence," she said.

Despite Nicosia’s certainty that Kosovo would not set a precedent for the north, the issue is not so clear from a foreign perspective.

Sergei Ivanov, Russia's first deputy prime minister, has warned that the Kosovo situation would open a Pandora's Box.

"This problem will cause a domino reaction in the whole region," he said, specifically mentioning the Turkish Cypriot breakaway state. “Other disputed regions, such as the north of Cyprus, might seek similar treatment.

"Let's be logical about this: If NATO and the EU countries recognise Kosovo's independence, they will have to recognise north Cyprus,” Ivanov said.

Responding to this, Marcoullis said Cyprus was covered by UN Security Council resolutions that were binding for the international community.
“There is no issue of deviating from Security Council resolutions,” she said.

EU ministers are expected to adopt a general statement on Kosovo's future next Monday, taking note of the declaration of independence, calling for stability and leaving it to each member state to decide on recognition, diplomats told Reuters. 

DISY leader Nicos Anastassides, commenting on the issue yesterday, said his party had warned that the international climate did not encourage continuing impasses such as that of Cyprus.

He said the stagnation of the Cyprus issue could bring international and European partners to the conclusion that the only solution left in Cyprus was partition.

CYPRUS MAIL 12/02/2008

 

Politikamız, KKTC'ye emsal yaratacağı korkusuna değil, ilkelere dayanıyor

Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli, Kosova'nın tek yanlı bağımsızlık ilanına karşı çıkmalarının, KKTC'nin tanınmasına emsal teşkil edeceğinden değil, ilkelere dayandığını iddia etti.

Rum radyosunun haberine göre Markulli, AB-Arap Birliği Bakanlar Konferansı'na katılmak üzere Malta'ya hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda, "Kosova'nın tanınmasının söz konusu olup olmadığı" yönündeki soruları yanıtladı.

Markulli, özetle şunları söyledi:

"Kosova'nın Kıbrıs tarafından hiçbir şekilde tanınması söz konusu değildir. Bunu defalarca açıkladık. Kıbrıs, BM çerçevesi dışında ve özellikle Güvenlik Konseyi'nin rolü by-pass edilerek tek yanlı bir bağımsızlık ilanını hiçbir zaman tanımayacak. Kıbrıs'ın bu tutumu, AB'daki ortaklarımız tarafından da kabul gördü. Tek başımıza değiliz, bu tek yanlı bağımsızlık ilanını tanımayacak başka ülkeler de var."

Rusya'nın Kosova konusundaki tavrının kaygı yaratıp yaratmadığının sorulması üzerine de Markulli, "Hiç kaygılandırmıyor. Rusya, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün istikrarlı destekleyicilerinden biridir, bunu defalarca göstermiştir. Rusya'nın tavrında bizi endişelendirecek hiçbir şey yoktur" dedi.

Başka bir soruya karşılık, Kosova'nın tek yanlı bağımsızlık ilanına karşı çıkmalarının, KKTC'nin tanınmasına emsal teşkil edeceğinden değil, ilkelere dayandığını iddia eden Markulli, BM Güvenlik Konseyi'nin iki ayrı kararıyla KKTC'nin tek yanlı ilanını "yasadışı" ilan ettiğini kaydetti.

KIBRIS 12/02/2008

 

Lazkiye seferleri "Türk bandırası" ile yeniden başladı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (İSESCO) heyetiyle birlikte dün düzenlediği basın toplantısında, Akgünler Turizm'e ait feribota Gürcistan tarafından verilen bandıranın Rum baskısıyla geri alınmasıyla duran seferlerin, dünden itibaren Türk bandırasıyla başladığını bildirdi.

Avcı, Akgünler Turizm'e ait feribota Türkiye ile yapılan temaslar sonucunda Türk bandırası sağlandığını ve Lazkiye seferlerinin Türk bayraklı gemiyle devam edeceğini söyledi. Avcı, daha büyük ikinci bir gemiye de bandıra alınması için çalışmaların sürdüğünü ve bu geminin de yaz aylarında devreye girmesinin planlandığını belirtti.

Gazimağusa-Lazkiye seferlerinin Rumların tüm engellemelerine rağmen süreceğini belirten Avcı, KKTC'den Lazkiye'ye dünkü seferin Girne limanından yapıldığını, normal seferlerin ise Gazimağusa'dan devam edeceğini kaydetti.

KIBRIS 12/02/2008

 

5 Kıbrıslı Türk kaybın daha naaşı ailelerine teslim ediliyor

5 Türk şehit için Lefkoşa Mezarlığı'nda, Cuma günü saat 10.00'da ailelerinin de katılımıyla askeri tören düzenlenecek

Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği'nden verilen bilgiye göre, DNA testi yapıldıktan sonra kimlikleri belirlenen 1964 kayıpları Fehim Hüseyin ve Kamil Hüseyin Kuşuri ile 1974 kayıplarından Ahmet Cemal, Erdoğan Enver (Çiftlikler) ve Ünal Adil, 15 Şubat Cuma günü ailelerine teslim edildikten sonra, dört şehit Lefkoşa Mezarlığı'ndaki şehitliğe askeri törenle defnedilecek, Kuşuri ise ertesi gün Tuzla'ya defnedilecek.

1964 Şehidi Kamil Hüseyin Kuşuri, ailesinin isteği üzerine, 16 Şubat Cumartesi günü Tuzla'daki mezarlığa eşinin yanına defnedilecek. Kuşuri'nin naaşı ve ailesi de Cuma günkü törende hazır bulunacak.

Lefkoşa Mezarlığı'ndaki askeri tören saat 10.00'da başlayacak ve şehitler, şehit oğlu Hüseyin Hergüner'in konuşmasından sonra dua okunarak defnedilecekler.

KIBRIS 12/02/2008

 

5 KKTC üniversitesi, İslam Ülkeleri Üniversiteler Federasyonu'na kabul edildi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, 5 KKTC üniversitesinin İslam Ülkeleri Üniversiteler Federasyonu'na kabul edildiğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, temaslarda bulunmak üzere KKTC'ye gelen İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) alt kuruluşlarından İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (İSESCO) heyetiyle ortak basın toplantısı düzenledi.

İKÖ bünyesinde faaliyet gösteren ve örgütün en önemli alt kuruluşlarından biri olan İSESCO Genel Müdürü Dr. Abdullaziz Othman Altwaijri, İSESCO İdari Müdürü Dr. Ahmed Said Ould Bah ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Hassan Lamarti, 14 Şubat'a kadar bakanlığın davetlisi olarak ülkede bir dizi temasta bulunacak.

İSESCO Genel Müdürü Abdullaziz Othman Altwaijri, KKTC'nin İslam dünyasının çok önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak, temasları çerçevesinde birçok ortak ilgi konusunu ele alacaklarını söyledi.

Konuşmasında Kıbrıs Türkü'nü öven ve KKTC ile işbirliği ve ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini belirten Altwaijri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşeceklerini, üniversiteleri ziyaret edeceklerini ve temaslarının kendilerine KKTC ile ilgili tam bir resim vereceğini söyledi.

Altwaijri, mart ayında yapılacak İKÖ konferansında temaslarına ilişkin rapor sunacağını da kaydetti.

"Yasa dışı, insanlık dışı ve gereksiz izolasyonların sona ermesi gerektiğini" vurgulayan Altwaijri, Kıbrıs ile ilgili sorunların izolasyona gerek kalmadan, yasal çerçevede ve müzakerelerle çözümlenebileceğini söyledi.

Altwaijri, haklı davalarında Kıbrıslı Türklere sempatilerini dile getirerek, "davaya destek vereceklerini" söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, 2007 yılı içerisinde İKÖ sekreteryası ve örgüte bağlı kurum, kuruluşlar ve üye ülkelerle bakanlığın birçok karşılıklı temas gerçekleştirdiğini anımsattı.

Avcı, KKTC'nin İKÖ ile mevcut ilişkilerinin daha da geliştirilmesi ve ülkenin daha etkin bir şekilde örgüte üye ülkelerde sesinin duyulabilmesi için 2008 yılında da karşılıklı ziyaretlerin sürdürülmesi amacıyla çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini anlattı.

İKÖ bünyesinde faaliyet gösteren ve örgütün en önemli alt kuruluşlarından biri olan İSESCO Genel Müdürü ve heyetinin 10-14 Şubat tarihleri arasında bakanlığın davetlisi olarak ülkede bir dizi temasta bulunacağını belirten Avcı, geçtiğimiz yıl İslamabad'da düzenlenen 34. İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısı vesilesiyle yakından tanışma imkanı buldukları Dr. Altwaijri'nin Kıbrıs Türk halkının gerçek dostu olduğunu anlattı.

Avcı, Dr. Altwaijri ve heyetinin, bu ziyaretinin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması ve ülkenin uluslararası topluluk içerisinde haklı yerini alması yönünde İKÖ ve bağlı kuruluşları tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Avcı, İslam ülkelerinin eğitim, bilim, kültür ve iletişim alanlarında ilişkilerini geliştirmek amacıyla kurulmuş olan İSESCO ile işbirliğinin ülkedeki Kıbrıs Türk kültür mirasının vurgulanması ve Güney Kıbrıs'taki İslam kültür mirasının sistematik şekilde tahrip edildiğinin dünyaya duyurulması açısından çok büyük önem taşıdığını kaydetti.

İSESCO bünyesinde bir yan kuruluş olarak faaliyet gösteren İslam Ülkeleri Üniversiteler Federasyonu'na KKTC'deki 5 üniversitenin, Dr. Alwaijri'nin büyük çabaları sonucunda üye olarak kabul edildiğini söyleyen Avcı, "İslam dünyasının Bologna süreci" olarak kabul edilen federasyona, üniversitelerin üyeliğinin, İKÖ'ye üye ülkelerden KKTC üniversitelerine gelen öğrencilerin sayısını artıracağını belirtti.

Dr. Altwaijri ve beraberindeki heyetin adada bulunduğu süre içerisinde ülke üniversitelerine ziyaretlerde bulunarak, üniversite yetkilileri ile bir araya geleceğini ve ülke ile İKÖ'ye üye ülkeler arasında yüksek öğrenim alanında ilişkilerin geliştirilmesine yönelik atılacak adımlar üzerinde görüş alışverişinde bulunacaklarını kaydeden Avcı, İSESCO ile eğitim ve kültür alanlarında ortak proje ve çalışmalar gerçekleştireceklerini söyledi.

Avcı, tanınmayla ilgili bir soru üzerine, "Anavatan Türkiye ile işbirliği halinde bir dış politika ortaya koyduklarını, BM çerçevesinde siyasi eşitliğe dayalı, garantörlüğün devam edeceği, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümün ana hedef olduğunu" söyledi. Avcı, "ancak çözüm masasında bir 40 yıl daha bekleyemeyeceklerini, KKTC'nin dünyaya açılması için çalışmalarını sürdüreceklerini" ekledi.

KIBRIS 12/02/2008