|
Alpaslan
DÜVEN/LONDRA, (DHA) |
||
|
|
||
Aralarında
Kraliyet Alayı'nın 2 üyesinin de bulunduğu toplam 9
İngiliz askeri, Kıbrıs Rum Kesimi'nde gözaltına
alındı. Güney Kıbrıstaki Ayia Napa tatil
merkezinde olay çıkaran 9 askerin saldırı, ağır darp
ve haneye tecavüz iddiaları ile gözaltına
alındıkları belirtildi. İngiltere Savunma
Bakanlığı sözcüsü olayı doğrularken, gerekli
soruşturmanın başlatıldığını söyledi. |
HURRIYET 03/02/08
Gül'den Denktaş'ı şoke eden ultimatum
KKTC'nin etkili gazetecilerinden Başaran Düzgün, 2004'te New
York'ta düzenlenen Kıbrıs görüşmelerinde dönemin
Dışişleri Bakanı Gül'ün, Uğur Ziyal
aracılığıyla Denktaş'a, 'Benim dediğim olacak'
ültimatomu verdiğini yazdı
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün, Dışişleri Bakanı'yken 10 Şubat
2004'te dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Rum lider Tasos Papadopulos'la
yapılan Kıbrıs zirvesi öncesinde Dışişleri
Bakanlığı eski Müsteşarı Uğur Ziyal
aracılığıyla, KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a
2 ültimatom verdiği ortaya çıktı.
Söz konusu olayı, Kıbrıs gazetesi Yazıişleri Müdürü
Başaran Düzgün, önceki gün piyasaya çıkan, "Bir Tarihin
Tanığından Pilatus'un Gölgesinde" adlı kitabında
anlattı. Milliyet'in sorularını yanıtlayan Düzgün,
kitabını yazarken Rauf Denktaş, KKTC'nin şimdiki
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti (DP) Genel
Başkanı Serdar Denktaş'la konuştuğunu belirtti.
Düzgün'ün kitabındaki bilgilere göre, Denktaş,
başarısız olacağı düşüncesiyle New York'a gitmek
istemez ancak ikna edilir. Denktaş'ın New York'ta sorun
çıkarabileceği ihtimali üzerine Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, 'Kıbrıs sorununun çözümüne gönülden
inanıyor' dediği Uğur Ziyal'i New York'a gönderir ve kendisine
iki yazılı talimat verir. Gül'ün ilk talimatını
Denktaş'a zirveden önceki gece yemekte veren Ziyal, 'Sayın
Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin talimatıdır. Bu zirveden kaçan
taraf olmayacağız. Bu kesin ve mutlaka uygulanacak' diye
konuşur. Ziyal'in sözleri üzerine masada buz gibi bir hava eser. Bu
sırada dönemin Başbakanı Mehmet Ali Talat, Denktaş'ı
sakinleştirmeye çalışır.
İkinci ültimatom
BM'de Kofi
Annan başkanlığında düzenlenen zirvede, Denktaş ve
Papadopulos anlaşamaz. Bunun üzerine devreye giren Uğur Ziyal,
Denktaş'a 2. ültimatomu verir. Kitapta Rauf Denktaş, kapalı
kapılar ardında yaşanan bu olayla ilgili olarak
şunları aktarıyor:
"Müsteşar Uğur Ziyal cebinden bir kağıt
çıkarıp okudu. 'Burada görüşmelerin kesilmemesi lazım.
Türkiye için hayati bir konu. Kesilmeyecek. Zorluk varsa benimle gelip
istişare edeceksiniz, benim dediğim olacak' dedi. Çok
şaşırdım. O'na 'Bunu bana Ankara'da söyleseydiniz buraya
çıkıp gelemezdim' dedim."
Denktaş'ı hallederiz
Kitapta ayrıca Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın ABD Başkanı George W. Bush'a,
"Denktaş'ı biz hallederiz" dediği iddiası da yer
alıyor. Bu konuyu da Denktaş şöyle anlatıyor:
"Erdoğan parti lideri olarak Beyaz Saray'da kabul ediliyordu. Orada
Erdoğan ikna edildi. Oradan çıkarken Bush demiş ki,
'Denktaş faktörü var, onu ne yapacaksınız?' Erdoğan da,
'Biz O'nu hallederiz' demiş."
MILLIYET 03/02/08
Schröder'den KKTC'ye enerji işbirliği önerisi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, ülkesinin
güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara"
olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla
güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik Kuzey
Kıbrıs'la işbirliğine gidilebileceğini söyledi.
Schröder, dün temaslarını tamamlayarak Ada'dan ayrılmadan önce
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile düzenlediği basın
toplantısında, Kuzey Kıbrıs'ın güneşi bol bir
ülke olduğuna dikkat çekerek, "Almanya'da teknoloji, sizde ise
güneş var. Bu ikisini birleştirerek çok güzel sonuçlar
alabiliriz" dedi.
Tepkilerini dün de sürdüren Rum Yönetimi, Schröder'i
"münasebetsizlikler" yapmakla suçladı. Schröder'in KKTC
ziyaretine ve buradaki açıklamalarıyla ilgili Sözcü Vasilis Palmasna
şunları söyledi: "Sayın Schröder son günlerde
yaptığı münasebetsizliklerin dışında, en
azından 'Kıbrıs' (Rum) halkının Annan
Planı'nı reddetme konusundaki ezici çoğunluktaki kararına
saygı göstermek zorundadır."
MILLIYET 03/02/08
Squaddies arrested after
drunken Napa rampage
By
Alexia Saoulli
TEN BRITISH
soldiers were arrested yesterday after a drunken brawl at a popular Ayia Napa
bar in the early hours of the morning.
Arrest warrants were issued for the Dhekelia Base soldiers, who were allegedly
involved in a violent clash at Bedrock at around 1.30am.
The incident left five injured, including three Britons and two Greek Cypriots,
police said. One of the Britons was seriously injured and admitted to Paralimni
hospital with internal bleeding, bleeding to his ear and a head injury, police
said.
According to the owner, the drunken soldiers came crashing into his premises
and started throwing bottles, glasses and chairs.
First, one man ran in and then about 15 to 20 soldiers chased in after him and
started throwing and smashing anything they could get their hands on, Kyriakos
Hadjiyiannis told the Sunday Mail.
They were completely out of control.
The 40-year-old said it appeared the soldiers, who looked to be in their early
20s, had got into a fight with someone in the street. The person they were
chasing then ran into Bedrock to seek refuge, he said.
We had a pool competition on last night and it was coming to an end. There
were about five or six of us still there when we suddenly saw this man run in
and then the Brits chased in after him. They started to throw bottles, glasses
and chairs. We thought it would stop shortly but it didnt.
Refusing to stand idly by and watch his bar demolished, Hadjiyiannis said he
and the handful of Greek Cypriot patrons attempted to intervene.
But they turned on us when we tried to do that, he said.
The 40-year-old said he took a hit to the back of the head from a chair and
that someone had smashed a glass into his face.
Thankfully, he escaped with only a grazed eyebrow.
His friend, however, was not so lucky.
A friend of mine suffered a broken nose after he was hit with a pair of
crutches. He also had to spend three hours in hospital to have 22 stitches to
his face, Hadjiyiannis said.
The Greek Cypriots quickly fled the bar to avoid further assault and called
police from outside, he said.
They [soldiers] stayed inside and carried on throwing and breaking things. The
man theyd originally chased in had also managed to escape.
The bar owner said Bedrock was a quiet spot in the winter with a predominantly
local clientele.
In the summer, we operate as a karaoke bar, but in the winter its more of a
caf? and we hold darts and pool competitions and bingo. We dont have loud
music like other bars where there are frequent fights at the weekend.
He said squaddies had a bad reputation because they drank a lot and that when
they did they had outbursts.
When there are a lot of them together they think they own the world, he said.
The soldiers should not actually have been anywhere near Bedrock, as the
karaoke bar is out of bounds. Any club or bar located in the popular tourist
resorts town centre has been off limits for British military for at least 10
years. The ban was implemented following repeated bad press for their
involvement in a string of violent, drunken off-duty clashes in the islands
tourist resorts in the 1990s.
By yesterday lunchtime, Hadjiyiannis said he had still not been back to the
premises to estimate exactly how much damage the clash had caused.
There was a lot of damage. I only got back home from hospital at 7.30am and
havent been in yet to estimate the cost of it. Itll be a lot if theyve
broken any cash tills, computers or television screens, he said.
Whatever the damage, he said he planned to have the place cleaned up and ready
to open by the evening.
The bar owner added that he was still trying to figure out what had happened
and admitted he would struggle to remember the faces of all those involved.
I think Ill be able to remember the guy who hit me and who hit Costas [his
friend] but we had never seen any of them before and so it will be hard to
recognise them
Im still trying to get my head round it all, he said.
Commenting on the incident, Bases spokesman Dennis Barnes said: We cannot
condone any act of violence or disruption, and if any soldiers are proved
guilty then we will treat this very seriously and they may face potential
penalties.
Barnes said if the soldiers had indeed been involved in the incident, they
could also face disciplinary action for knowingly going to a banned area.
If it is proven they were in the bar which is out of bounds they may face
disciplinary action, he said.
If convicted they may also face consequential penalties from the British
army, he added.
Barnes said the garrison regiment that the men belonged to had been in Cyprus
two years and was due to return to the UK shortly. During this time, he said
the soldiers had distinguished themselves in several tours in Afghanistan and
Iraq.
This is the second recent violent incident at a tourist spot involving soldiers
who have been in frontline fighting. In March last year, two Royal Marine
commandos were charged with assaulting a Limassol taxi driver after a night out.
The duo was on the island on an adjustment period to normal life after the
stress of fighting the Taleban in Afghanistan.
Both Ayia Napa police and Famagusta CID are investigating the incident in
co-operation with the military police. It was unclear yesterday afternoon
whether the 10 arrested soldiers would be remanded or not.
CYPRUS MAIL 03/02/08
Talat: whoever wins
election has one last chance to reunite Cyprus
By
Simon Bahceli
THE VICTOR in
the presidential election on February 17 is likely to be the last to lead
negotiations for a Cyprus settlement based on a federal model, Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat said this week.
This is the last opportunity, he told the Sunday Mail in an exclusive
interview at his north Nicosia palace on Thursday.
Predicting a restart of negotiations on a new UN-sponsored peace plan in the
wake of the upcoming election, Talat said failure to reach agreement could
result in the two communities going their separate ways.
The international community may tolerate other types of solution, which I
myself do not desire, Talat said, alluding to the two-state model advocated by
his predecessor Rauf Denktash. Such an approach has also gained newfound
respectability among Turkish Cypriots as a result of Kosovos expected
declaration of independence from Serbia a move that looks set to be endorsed
by the US and the bulk of EU member states.
The result of the election, just two weeks away, could then be vital for Talat,
who has staked his own political survival on his dream of a federal solution to
the islands decades-old divide, and of getting the Turkish Cypriot community
into the EU.
But that does not mean Talat will be lending his support to any of the three
leading candidates currently running neck and neck. He has learnt from past
experience that efforts to influence Greek Cypriot voters are likely to
backfire, both on those he supports and himself.
If I make a choice, they will lose, Talat says, having identified what some
call the kiss of death phenomenon, whereby Greek Cypriot politicians who gain
Turkish Cypriot backing tend to lose, rather than gain, votes.
So Talat will be keeping mum this time. However, what he does not say could be
seen as being just as significant as what he does. Note that now is not the
time for Talat to berate AKEL candidate Demetris Christofias for withdrawing
his support for the Annan plan just days before the 2004 referendum. And all
attempts to draw him on whether he would trust Christofias not to repeat what
has earlier been described by Talats party as treachery remain without
comment.
In Talats mind, the result of this election is as significant as the one in
2003, which saw veteran Greek Cypriot negotiator Glafcos Clerides ousted as
president by current incumbent Papadopoulos. With Clerides being one of the
main architects of Talats beloved Annan plan, his election loss was in effect
the plans death knell.
But what if things at the top do not change? While one assumes Talat will not
be hoping for the re-election of a leader seemingly hell-bent on tripping him
up at every opportunity, the Turkish Cypriot leader does not rule out the
possibility that, should Papadopoulos win, he could re-emerge as a changed man
with a new, more reconciliatory approach to power sharing with the Turkish
Cypriots. Such a change in stance, he says, is not unprecedented.
Clerides during his first term was hawkish; during the second, he was one of
the architects of the Annan plan, Talat recalls.
Asked for his view of relative newcomer Ioannis Kasoulides, Talat is no more
committal than saying, Theyre all good guys. I expect the election to yield a
result for the benefit of all Cypriots.
Such optimism could, however, be cover for his growing fear that 2008 could be
the last chance for a reunification deal.
Our people are becoming estranged. Till now, the problem was between
politicians, the elite
but now it is becoming a problem between the people,
he says.
Talat also sees the possibility that if he fails to deliver a solution to his
electorate, he will ultimately be replaced by a leader who takes a tougher
stance against what the Turkish Cypriots generally see as Greek Cypriot
intransigence.
Until now there is nobody more inclined than I am to a united solution, he
warns, adding that he will remain flexible in negotiations with his Greek
Cypriot fellow negotiator.
If I see good will, I will be more flexible.
CYPRUS MAIL 03/02/08
Kuzey Kıbrıs'ın imajı değişti
"İZOLASYONLAR, ÖNEMLİ SİYASİ BİR
HEDEF"... Almanya'nın eski Başbakanı Schröder,
referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın imajının
değiştiğini, daha pozitif ve olumlu dikkat çekmeye
başladığını vurguladı. AB'nin, sözünü tutarak
finansal katkı sağlamasının önemli ancak paradan da önemli
olanın Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğuna değinen
Schröder, direkt ticaretin çok önemli olduğunu vurguladı. Bununla
ilgili tüzüğün kısa sürede geçmesi temennisinde bulunan Schröder,
izolasyonların kalkmasının önemli siyasi bir hedef olduğunu
söyledi
ENERJİ ÜRETİMİYLE İLGİLENDİ... Kuzey
Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl gelişebileceği
konusunda da temaslarda bulunduğunu açıklayan Schröder,
Almanya'nın güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda
"bir numara" olduğunu ve Alman şirketlerin
sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına
yönelik işbirliğine gidilebileceğini söyledi. Schröder, ülkesine
döndükten sonra bu alanda çalışan birkaç Alman şirketle
görüşeceğini de söyledi ve Avrupa'nın
sağladığı desteğin bu alanlarda
kullanılabileceğini ifade etti.
Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard Schröder,
referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs'ın imajının
değiştiğini, daha olumlu bir şekilde dikkat çekmeye
başladığını vurguladı. Schröder, izolasyonların
kalkmasının önemli siyasi bir hedef olduğunu söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB ruhuna uygun BM parametrelerinde
kalıcı bir çözüme gitme hedefi doğrultusundaki
çabalarını sürdüreceklerini belirtti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in davetlisi olarak KKTC'de bulunan
Almanya Eski Başbakanı Gerhard Schröder ile Başbakan Soyer ortak
basın toplantısı düzenledi.
Girne Colony Otel'de yer alan basın toplantısına,
Türkiye ve KKTC basını yanında yabancı basın da büyük
ilgi gösterdi.
Başbakan Soyer, "AB'nin ruhuna uygun çerçevede BM
parametrelerinde kalıcı bir çözüme gitmek temel hedefimiz olmaya
devam ediyor. Bu doğrultuda çabalarımız sürecektir" dedi.
Basın toplantısında konuşan Başbakan
Schröder'in ziyaretinin dünyayla ve Avrupa'yla bütünleşmek isteyen
Kıbrıs Türk halkının konumunun yeniden dünyaya
gösterilmesinde ve çözüm yönünde büyük bir yeni efor ve enerjinin
harcanmasına önemli bir kapı açtığını belirterek,
cesaretli adımı için Schröder'e teşekkür etti.
Schröder de Kuzey Kıbrıs'ın referandumdan sonra imajının
değiştiğini, daha pozitif ve olumlu şekilde dikkat çekmeye
başladığını belirterek, izolasyonların
kalkması konusunun önemli siyasi bir hedef olduğunu vurguladı.
Schröder, AB'nin bir yerde sözünü tutarak, Kuzey Kıbrıs'a
finansal katkı sağladığını, bunun önemli
olduğunu ancak paradan da önemli olanın, Avrupa içinde ticaret
yapabilmek olduğunu söyledi.
Doğrudan ticaretin çok önemli olduğuna vurgu yapan Schröder,
bununla ilgili tüzüğün kısa sürede geçmesi temennisinde bulundu.
İzolasyonların kalkmasının önemli siyasi bir hedef
olduğunu ve adanın bölünmüşlüğünün AB içinde de
sıkıntılar yarattığını ifade eden Schröder,
Kuzey Kıbrıs'ın turizm açısından da önemli bir yer
olduğunu ve burasının tatil yapmaya değer bir yer
olduğunu söyledi.
Schöder, önceki gün yaptığı temaslarda, ele alınan
konular arasında Kuzey Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl
gelişebileceği konusunun da bulunduğunu belirterek, ülkesinin
güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara"
olduğunu ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla
güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik işbirliğine
gidilebileceğini söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB ruhuna uygun, BM parametrelerinde
kalıcı bir çözüme gitme hedefi doğrultusundaki
çabalarını sürdüreceklerini vurguladı.
Kıbrıs'taki sorunun çözümlenmesi ve Kıbrıslı
Türklerin AB içindeki yerini güçlü bir şekilde alması
gerektiğini belirten Soyer, "bugünkü durum kabul edilebilecek gibi
bir durum değil" dedi.
Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu, Avrupa parlamentosunda
6 sandalyesi bulunduğunu ancak Kıbrıslı Rumların,
Kıbrıslı Türklere ait 2 sandalye de dahil, bu sandalyelerin
tümünü doldurduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, bunun
Avrupa'nın demokratik ilkelerine uygun olmadığını
söyledi.
Soyer: Burası Avrupa'nın bir parçası
Basın toplantısında konuşan Başbakan Soyer,
burasının Avrupa'nın parçası bir ada olduğuna
işaret ederek AB'nin bütün Avrupa'yı ulusal değerler
toplamında birleştiren büyük bir proje olduğunu, bu proje ve
genişleme sürecinin, gerek Türkiye'nin üyelik süreci, gerek
Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına büyük fırsat
yarattığını ve Kıbrıs Türk halkı ile
Türkiye'nin bu fırsatı önemli bularak yıllardır süren
Kıbrıs sorununu çözmek; BM parametrelerine bağlı,
kalıcı çözümü getirmek için getirilen Annan Planı'na destek
verdiğini hatırlattı.
"Bu süreçte büyük bir rol oynadık. Kıbrıs AB'nin
üyesi oldu ama ada hala daha bölünmüş durumdadır" diyen Soyer,
"Bunun için AB'nin ruhuna uygun çerçevede, BM parametrelerinde, adada
kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme
gitmek temel hedefimiz olmaya devam ediyor. Bu doğrultuda
çabalarımızı sürdüreceğiz" şeklinde konuştu.
Ziyaret önemli adımdır
Soyer, Schröder'in ziyaretinin dünyayla ve Avrupa'yla bütünleşmek
isteyen Kıbrıs Türk halkının
konumunun yeniden dünyaya gösterilmesinde ve çözüm yönünde büyük bir
yeni efor ve enerjinin harcanmasına önemli bir kapı
açtığını belirterek, cesaretli adımı için
Schröder'e teşekkür etti.
Bunun, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar yanında Türkiye
ve Yunanistan'a da 21. yüzyılda barış ve huzur
ortamını sağlayacak gelişmelere kapı
açacağını kaydeden Soyer, Kıbrıs sorunun
çözümsüzlüğünün bölgede yarattığı olumsuzluklara dikkat
çekti.
Soyer, limanlar sorununun, gerek Kuzey Kıbrıs gerek Güney
Kıbrıs'ın sorunu olmaya devam ettiğini ve bunun da
Doğu Akdeniz'de, Avrupa'nın tüm Akdeniz'i ortak ekonomik alan yapma
projesine engel oluşturduğunu belirterek, bölge halkları
arasında barış ve işbirliği ortamının
gelişmesi ve Avrupa bütünleşme sürecinde Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'in
barış ve işbirliği alanına dönüşmesi için
ellerinden
gelen tüm gayreti göstereceklerini vurguladı.
"Kuzey Kıbrıs Kuzey Kore değil...."
Kuzey Kıbrıs'ın Kuzey Kore olmadığı ve
Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme sürecinde her
alanda dünyayla ilişki kurma hakkına sahip olduğunu da
vurgulayan Soyer şöyle konuştu:
"Schröder'in bu ziyareti bir şeyi daha göstermiştir.
Kuzey Kıbrıs, Kuzey Kore değildir ve dünyayla
bütünleşmeye çaba harcayan, izolasyonları hak etmeyen ve
dünyayla bütünleşme sürecinde kültürel, sportif, ekonomik, siyasi ve
sosyal tüm alanlarda bu çerçevede ilişkiye hak sahibi olan bir halkın
yaşadığı bir ülkedir. Bu bakımdan da ziyareti için
Schröder'e teşekkür ederim."
Soyer, bu ziyaretin gerçekleşmesinde gösterdiği katkılar
için TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
Danışmanı Cüneyd Zapsu ve ekibine de teşekkür etti.
Soyer, Schröder'i, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik
bir Avrupa'da yer alacakları ve çözümün gerçekleşeceği günleri
kutlamak için burada şarap içmeye davet edeceğini de söyledi.
Schröder: İzolasyonların kalkması siyasi hedef
Schröder de Kuzey Kıbrıs'ın referandumdan sonra
imajının değiştiğini, daha pozitif ve olumlu
şekilde dikkat çekmeye başladığını belirterek,
bunun da başka etkiler yarattığını söyledi.
Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik anlamda, özellikle altyapı ve
inşaat sektöründe dinamizm olduğunu gördüğünü kaydeden Schröder,
AB'nin bir yerde sözünü tutarak, Kuzey Kıbrıs'a finansal katkı
sağladığını, bunun önemli olduğunu ancak paradan
da önemli olanın, Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğunu söyledi.
Direkt ticaretin çok önemli olduğuna vurgu yapan Schröder, bununla
ilgili tüzüğün kısa sürede
geçmesi ve ekonominin daha da gelişmesi temennisinde bulundu ve
izolasyonların kalkması konusunun önemli siyasi bir hedef
olduğunu vurguladı.
Adanın bölünmüşlüğünün Avrupa için de sorun
olduğunu çünkü Avrupa'nın bir bütün olduğunu ifade eden
Schröder, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın iradelerinin önemli
olduğunu belirterek Annan Planı'na desteğini yineledi.
"Kuzey Kıbrıs tatil yapmaya değer..."
Schröder, ülkenin turizm açısından da önemli bir yer
olduğu ve Kuzey Kıbrıs'a yapılacak bir ziyaretin aynı
zamanda tatil anlamına da geldiğine dikkat çekerek "burası
tatil yapmaya değer..." dedi.
Güneş enerjisinden elektrik...
Temasları çerçevesinde değerlendirilen konular arasında
Kuzey Kıbrıs'ta enerji üretiminin nasıl gelişebileceği
konusunun da bulunduğunu belirten Schröder, ülkesinin güneş ve rüzgar
gibi yenilenebilir enerji konusunda "bir numara" olduğunu ve
Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin
kullanılmasına yönelik işbirliğine gidilebileceğini
söyledi.
Schröder, Kuzey Kıbrıs'ın güneşi bol bir ülke
olduğuna dikkat çekerek "Almanya'da teknoloji, sizde ise güneş
var. Bu ikisini birleştirerek çok güzel sonuçlar alabiliriz"
şeklinde konuştu. Schröder, döndükten sonra bu alanda
çalışan birkaç Alman şirketle görüşeceğini de söyledi
ve Avrupa'nın sağladığı desteğin bu alanlarda
kullanılabileceğini ifade etti.
Sorular... Rum tarafındaki seçimler
Basın toplantısında basının
sorularını da yanıtlayan Schröder, Güney Kıbrıs'ta
yapılacak seçimlerden beklentisinin sorulması üzerine, kendisinin bir
beklentisi olamayacağını, bunun oradaki insanların
bileceği bir şey olduğunu belirterek seçimlerin, adada
birleşme şansını yükseltecek şekilde
sonuçlanmasını ümit ettiğini söyledi.
Schröder, Rum tarafındaki seçimlerin ardından bir
hareketlilik bekleyip beklemediği sorusuna karşılık ise, BM
tarafından yeni bir girişim başlatılacağı
yönündeki haberleri kendisinin de dünya basınından takip ettiğini
belirterek çözüm yönündeki insiyatiflerin kendisini mutlu ettiğini
söyledi.
Tarihi süreçlerin zamana ihtiyacı olduğunu belirterek
Almanya'nın birleşmesini örnek gösteren Schröder, birleşme
sürecinin hızlandırılması için herkesin
çalışması gerektiğini ifade etti ve seçimlerden sonra
doğacak olası ilerleme şansının iyi
değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
"Adadaki bölünmüşlük AB'de de sorunlara neden oluyor"
Schröder, AB'nin izolasyonların kaldırılması için
gerekli adımları neden atmadığı yönündeki bir soruya
karşılık, AB içinde kararların fikir birliği içinde
alındığı, bu konuda spekülasyonlar da
yapıldığı ve fikir birliğini engelleyenler
olduğundan zorluklar yaşandığını kaydetti.
Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün bu gibi sorunların
yaşanmasına neden olduğuna işaret eden Schröder, Kuzey
Kıbrıs'ın da AB üyeliğinin söz konusu olduğu ancak
buradaki sorunun kesin bir sonuca varması gerektiğini ve bunun uzun
bir süreç olduğu belirtti.
Soyer: Kıbrıslı Türkler AB içindeki yerini almalı
Başbakan Soyer ise bir soruya karşılık,
Kıbrıs'taki sorunun çözümlenmesi ve Kıbrıslı Türklerin
AB içindeki yerini güçlü bir şekilde alması gerektiğini
vurgulayarak "bugünkü durum kabul edilebilecek gibi bir durum
değil" dedi.
Kıbrıs'ın AB üyesi olduğu, Avrupa parlamentosunda 6
sandalyesi bulunduğu ancak Kıbrıslı Rumların,
Kıbrıslı Türklere ait 2 sandalye de dahil, bu sandalyelerin
tümünü doldurduğuna dikkat çeken Başbakan Soyer, bunun
Avrupa'nın demokratik ilkelerine uygun olmadığını
vurguladı.
KIBRIS 03/02/08
Rum yönetimi, AİHM'den Tibvios ile ilgili bilgi
gizledi
Kuzey Kıbrıs'ta terk ettiği taşınmaz
malına karşılık tazminat talebiyle Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM)'ne başvuran Kıbrıslı Rum
Mike Timvios davasına müdahil olmak için çaba harcayan Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin mahkemeden bilgi sakladığı açığa
çıktı.
Kıbrıs Rum Yönetimi AİHM'e gönderdiği 11 Ocak 2008
tarihli mektupta, başvuru sahibi Mike Timvios'un müflis olduğunu ve
kendisine ait taşınmaz mallar konusunda karar verme yetkisine sahip
olmadığını iddia etti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu başvurusunu Türk
tarafına ileten AİHM, bu konuda cevabi görüş talebinde bulundu.
AİHM'in bu talebi 29 Ocak 2008'de Türk tarafına iletilirken,
karşı görüş için 18 Şubat'a kadar süre verildi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Mike Timvios
davasının son aşamasında böyle bir girişimde
bulunması hukuk çevrelerinde "skandal" olarak yorumlandı.
Daha önce davaya müdahil olmak için çok sayıda dilekçe veren
Kıbrıs Rum Yönetimi, Mike Timvios'un iflas etmiş bir kişi
olduğuna ilişkin hiçbir bilgi vermemişti. Buna karşın
11 Ocak 2008 tarihi dilekçede Timvios'un iflas kararının 15 Mart 2000
tarihinde Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'nde alındığı
ileri sürülüyor.
Hukuk çevreleri, bu girişimin Timvios davasının dostane
çözüme ulaştırılması beklenirken ve davanın artık
sonuna yaklaşılırken yapıldığına da dikkat
çektiler.
AİHM, bir süreden beridir Timvios davasını
sonuçlandırmak için çalışırken, Türk tarafından
Timvios ile Taşınmaz Mal Komisyonu arasında sağlanan
anlaşmanın nasıl uygulanabileceğine dair bilgi
istemişti.
Hukuk çevreleri, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin son dakika
girişiminin, AİHM'nin Taşınmaz Mal Komisyonu
çalışmalarını bir kez daha önlemeyi
amaçladığını belirtiyorlar.
KIBRIS 03/02/08
AB'den, Gönyeli Belediyesi projelerine 800 bin Euro
katkı
AB'DEN GÖNYELİ BELEDİYESİNE MALİ YARDIM... Köyden
Kente Dönüşüm Projesi'ni 10 aylık bir çalışma süresinde
tamamlayan Gönyeli Belediyesi, bu projeyle kent içindeki 70'e yakın
atölyeyi Alayköy Sanayi Bölgesi'ne taşıyor. Gönyeli Alt Yapı
Master Planı için de AB'den 800 bin Euro'luk yardım ayrıldığını
açıklayan Benli, "AB programlarının hiçbirinde Gönyeli'nin
adı yoktu. Yavaş çalışan bu sisteme müdahil olduk ve AB'nin
259 milyon Euro'suyla bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt
Yapı Master Planı'yla gerçekleştirdik" dedi
DEVLETTEN ALINAN ARAZİLER PARSELLENEREK, KİRALANACAK...
Gönyeli için gerçekleştirilen birçok çalışmanın
Lefkoşa İmar Yasası'na uygun şekilde de
yapıldığına dikkat çeken Benli, kentte yeni iş
olanakları yaratmak için de çalışmalarını
sürdürdüklerini belirtti. Ahmet Benli, devletten alınacak araziler rezerv
olarak belediye bünyesinde tutulacağını ve arsa olarak
parsellenerek vatandaşa kiralanacağını kaydetti. Benli, bu
alanların kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli Belediyesi'nin kendi
ürettiği sanayi arsaları olacağına da değinerek
geleceğe dönük de adımlar attıklarının altını
çizdi
Ergül ERNUR
Gönyeli Belediyesi, kent içindeki atölyeleri Alayköy Organize Sanayi
Bölgesi'ne taşıyor. 'Köyden Kente Dönüşüm Projesi' adı
altında gerçekleştirilen projede Sanayi Bölgesi'nden arsa almaya hak
kazanan 70'e yakın Gönyeli esnafına hak sahipliği belgeleri
verildi.
Söz konusu projenin yanı sıra Gönyeli bölgesinin alt
yapı çalışmaları için 68 trilyonluk bir krediye ihtiyaç
duyulduğunu açıklayan Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli,
AB'nin KKTC için ayırdığı 259 milyon Euro'luk mali
yardımı için bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt
Yapı Master Planı'yla gerçekleştirdiklerini söyledi. Benli, bu
çalışma çerçevesinde AB'nin Gönyeli Alt Yapı Master
Planı'na 800 bin Euro yardım ayırdığını da
açıkladı.
Bölgenin kalkınması ve gelişmesi için her iki projeyi de
hayata geçirdiklerini belirten Benli, Gönyeli'de Lefkoşa İmar
Yasası'nın emrettiği kuralları da uygulamaya
başladıklarına dikkat çekti.
Yeni çalışma hedeflerinde ise yeni alanlar yaratmayı
amaçladıklarını kaydeden Ahmet Benli, devletten alınacak
arazilerin belediye bünyesinde tutulacağını ve arsa olarak
parsellenerek vatandaşa kiralanacağını kaydetti.
Bu alanların ise kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli
Belediyesi'nin kendi ürettiği sanayi arsaları olacağına
değinen Benli, Köyden Kente Dönüşüm Projesi'yle var olan
sorunları çözdüklerini ve aynı zamanda geleceğe dönük de
adımlar atmaya başladıklarını ifade etti.
AB'den 'Gönyeli Alt Yapı Master Planına' destek
Gönyeli bölgesinin en temel sorununun alt yapı olduğunu
vurgulayan Ahmet Benli, sorunların giderilebilmesi için 68 trilyonluk bir
krediye ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.
Bölgenin üçte birinin geliştiğini geriye kalan bölümün de
hızla gelişmekte olduğunu belirten Benli, gelişen
bölümlerde de alt yapı sorununun yaşandığını
kaydetti.
Benli, mevcut sorunları çözmek için yeni büyük kredilere ihtiyaç
duyulduğunu ifade ederek ilk adımın bölgenin alt
yapısının planlanması olduğunu söyledi.
Gönyeli Belediye başkanlığına geldikten kısa
bir süre sonra Avrupa Birliği (AB)'nin 259 milyon Euro'luk mali
yardım kaynaklarını hedef olarak seçtiklerini anlatan Benli,
"AB programlarının hiçbirinde Gönyeli'nin adı yoktu.
Yavaş çalışan bu sisteme müdahil olduk ve AB'nin 259 milyon
Euro'suyla bugüne kadar çıkılan ilk ihaleyi Gönyeli Alt Yapı
Master Planı'yla gerçekleştirdik ve AB, projemiz için bize 800 bin
Euro ayırdı" dedi.
İhalenin Brüksel'de gerçekleştirildiğini de belirten
Benli, ihaleyi bir İngiliz firmasının
kazandığını ve projeleri teslim alma dönemini
yaşadıklarını söyledi.
"Ülkemizde hiçbir kentte olmayan, çağdaş kentlerin
planlanmasında kullanılan temel altıklar olarak bilinen çok
detaylı Topografik haritalar artık Gönyeli bölgesi için
mevcuttur" diyen Benli, teknik bilgiye dayalı olarak çalıştıklarını
kaydetti.
Söz konusu projeyle bölgede yapılan işlerin kalıcı
olduğunu bildiklerini söyleyen Benli, AB'nin kendi normlarına uygun
yapılmış projeleri finanse ettiğini ifade etti.
Benli, projenin, AB normlarında ve doğrudan inşaat
ihalesine çıkabilecek şekilde hazırlandığını
da kaydetti.
"Köyden Kente Dönüşüm Projesi, 10 aylık bir
çalışmanın ürünü"
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Gönyeli bölgesinin
ülkemizin en yüksek büyüme yaşanan yerleşim yerlerinden biri
olduğuna değinerek 2007 yılında yapılan tespite göre
bölgenin nüfus yapısının % 10 oranında büyüdüğüne
işaret etti.
Benli, gerek şimdiki yüksek hızlı büyüme gerekse daha
önce meydana gelen büyümelere karşılık, gününde alınmayan
tedbirlerden dolayı Gönyeli'nin çok hızlı bir şekilde kent
konumundan uzaklaşarak köye doğru bir gidiş sergilediğini
söyledi.
Belediye olarak 'köye doğru gidişi' engellemek için bir
takım çalışmalar yapmaya başladıklarını
belirten Benli, kent içindeki atölyelerin Sanayi Bölgesi'ne
taşınmasının da bu kapsamda hazırlanan bir proje
olduğunu ifade etti.
Çağdaş kent olma amacıyla Lefkoşa İmar
Yasası'nın emrettiklerinin yerine getirildiğine de dikkat çeken
Benli, Köyden Kente Dönüşüm Projesi'nin yaklaşık on aylık
bir çalışmanın ürünü olduğunu kaydetti.
Projeye, hükümet ve siyasi partilerin de destek verdiğini söyleyen
Benli, "Daha önce seçim dönemlerinde seçim rüşveti olarak
yapılan tahsislerin iptal edilme iradesiyle önemli bir yol
alınmış oldu" dedi.
'Gönyeli ve Alayköy esnafının ihtiyaçları giderilmeden,
hak sahipleri listesi oluşturulmadan bunun dışındaki hak
sahipleriyle görüşülmeyeceği taahhüdünün' hükümet tarafından
alındığını da sözlerine ekleyen Benli, uyumlu bir
işbirliği çalışması sonucunda da talep edilen
etabın tamamlandığını söyledi.
Kent içindeki atölyelerin taşınmasıyla ilgili Gönyeli
esnafının da birlik içinde hareket ettiğine işaret eden
Benli, Gönyeli esnafının da örgütlenerek Gönyeli Esnaf ve
Zanaatkarlar Birliği'ni kurduğunu kaydetti.
Yeni atölye izni verilmiyor
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, yaklaşık 8
aydan beridir Lefkoşa İmar Yasası'ndaki maddeleri uyguladıklarını
kaydederek Gönyeli'ye yeni atölye izni verilmediğinin de altını
çizdi.
Benli, "Projenin birinci önemli ayağı olan tahsis
kısmı tamamlandıktan sonra Gönyeli bölgesi atölyelerden
kurtulmuş olacak ve köyden kente dönüşümde ciddi bir adım
atılacak" dedi.
Proje çerçevesinde yaklaşık 70 tane atölyenin Sanayi
Bölgesi'ne taşınacağını yineleyen Benli, projenin
kentin ve esnafın ihtiyaçları için gerçekleştirildiğini
belirtti.
Köyden Kente Dönüşüm Projesi'nin söz konusu esnafların
gelişmesine fırsat sağlayacak bir çalışma
olduğuna da değinen Benli, projeyi bir tarih olarak nitelendiriyor.
Lefkoşa İmar Yasası, Gönyeli'de uygulanıyor
Belediye olarak başka bir projeyi daha hayata geçirdiklerini
aktaran Benli, kent içinde kalacak iş yerlerine izin verirken binaların
Lefkoşa İmar Yasası'na uygun olup olmadığını
da incelediklerini söyledi.
İş yerlerinde yaşanan
sıkışıklıktan dolayı bölgede dışa
doğru bir büyüme gözlemlendiğini de belirten Ahmet Benli, "Yeni
verilen iş yeri izinlerinde imara aykırı ekleri olan yerlere
izin vermiyoruz" dedi.
İmara aykırı eklerin mevcut binaların hacimlerinin
ötesinde hacim yaratılarak kullanıldığından bahseden
Benli, doğrusunun hacmi kadar kullanmak olduğunu ve bölgede
boşalacak olan yerlerin bu hacmi karşılayacağını
kaydetti.
Devletten alınan araziler parsellenerek, vatandaşa
kiralanacak
Yeni çalışma hedeflerinde ise yeni alanlar yaratmayı
amaçladıklarını kaydeden Ahmet Benli, projeyle ilgili
kısaca bilgi verdi:
"Devletten alınacak olan araziler rezerv olarak belediye
bünyesinde tutulacak ve arsa olarak parsellenerek vatandaşa kiralanacak.
Bu alanlar, kısa vadeli ihtiyaçlara göre Gönyeli Belediyesi'nin kendi
ürettiği sanayi arsaları olacak. Köyden Kente Dönüşüm
Projesi'yle var olan sorunları çözdük aynı zamanda geleceğe
dönük de adımlar atıyoruz".
KIBRIS 03/02/08
Schöreder'in ziyareti Güney'de gündem yarattı
Rum Gazeteleri, Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard
Schöder'in önceki gün başlayan KKTC ziyareti ile habere ve bu ziyarete
gösterilen tepkilere geniş yer verdi.
Gazeteler haberlerinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un; Almanya eski başbakanı Gerhard Schröder'in özel
uçakla Ercan Devlet Havaalanı'ndan giriş yaparak önceki gün
başladığı KKTC ziyaretini ve KKTC Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'nın Lordlar Kamarası'nda konuşma yapmasını
"o da iş mi yani..." sözüyle yorumladığını
belirttiler.
Alithia haberi "O Da İş Mi Yani... - Schröder
İşgal Bölgelerindeki Kapalı Hava ve Deniz Limanlarını
Meşru İlan Etti - İşte, Başkan Papadopulos'un O Da
İş Mi Yani Diye Yorumladığı Kıbrıs Sorunundaki
Olumsuz Gelişmeler" başlığıyla manşetten
verdi.
Gazeteye göre Gerhard Schröder'in KKTC'yi Ercan Devlet Havaalanı
üzerinden ziyareti ile KKTC'deki hava ve deniz limanlarını meşru
ilen ederek Almanları KKTC'ye direkt uçuş yapmaya
çağırmasına; Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın Lordlar Kamarası'nda konuşma yapmasına ve
İtalyan milletvekillerinin KKTC pasaportu almalarına Rum Yönetimi
Başkanı "o da iş mi yani..." diye yanıt verdi.
Tasos Papadopulos'un bu benzeri görülmemiş tepkisinin;
seçimlerdeki rakipleri olan Yannakis Kasulidis ve Dimitris Hristofyas'ın
seçim kurmaylıklarını öfkelendirdiğini yazan gazete, Alman
analizcilerin ise "Papadopulos Kıbrıslı Türkleri değil
kendi kendini izole etti ve Ada'nın taksimini
sağlamlaştırdı" değerlendirmesinde bulunduklarına
dikkat çekti.
Gazete Schröder'in ziyaretiyle ilgili olarak Rum iç cephesinde
çıkan sürtüşmeyi ve Alman Deutsche Welle haber ajansının
haberini iç sayfalarında iki ayrı başlık altında
yansıttı.
Rum iç cephesindeki tartışmaları "'O Da
İş Mi Yani' - Başkan, Schröder'in Ziyaretini ve İşgal
Bölgelerindeki Olumsuz Gelişmeleri Bu Şekilde Niteledi"
başlığı altında işleyen gazete özetle
şunları yazdı:
"Başkan Papadopulos son zamanlarda Kıbrıs sorununda
cereyan etmekte olan olumsuz gelişmeleri 'o da iş mi yani' sözüyle
değerlendirdi. Almanya'nın eski Başbakanı Gerhard
Schröder'in işgal bölgelerini ziyareti Başkan Papadopulos
tarafından önemsiz gösterilmeye çalışılmasına
rağmen Schröder'in bu ziyareti en olumsuz gelişmelerden biri olarak
değerlendiriliyor.
Schröder'in ziyaretiyle Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve Yunan
medyaları dışında Alman medyası ve Alman Deutsche
Velle haber ajansı da ilgileniyor. Schröder'in ziyareti, pek çok yönü
olmasına paralel olarak içte çekişmelere ve siyasi sürtüşmelere
neden oldu.
Bir yandan Alman haber ajansı Deutsche Velle Schröder'in
ziyaretiyle ilgili olarak Kıbrıs hükümetinin düne kadar resmî
girişimde bulunmadığını açıklarken Alman
medyası Sayın Papadopulos'un taksimi sağlamlaştırdığı
değerlendirmesinde bulunuyorlar. Schröder de işgal bölgelerine
adımını atar atmaz; Almanya-Ercan direkt
uçuşlarının başlaması gerektiğini söyleyerek
bütün Avrupa devletlerini Kıbrıslı Türklerle doğrudan
ticari ilişkiler geliştirmeye çağırdı.
MEGA TV'ye Perşembe gecesi verdiği röportajda Başkan
Tasos Papadopulos'a Kıbrıslı Türklerin; İtalya ve
İngiltere parlamentolarında siyasi sıfatlarıyla
yurtdışında kabul görmeleri ve iki İtalyan milletvekilinin
Kıbrıs Türk kimliği sahibi olmasıyla ilgili olumsuz
gelişmeler hakkındaki yorumu soruldu. Papadopulos kelime-kelime; 'o
da iş mi yani' yanıtını verdi. Papadopulos'un bu
yanıtı Kasulidis ve Hristofyas'ın seçim
kurmaylıklarını çok öfkelendirdi.
Başkan adaylarından Yannakis Kasulidis önceki günkü
açıklamasında 'Sahte devletin siyasi açıdan yükseltilmesini
gündeme getiren, yediğimiz şamarları o da iş mi yani diye
yorumlayan bir başkan, Kıbrıs meselesini yönetebilecek bir
başkan değildir' dedi ve şunları söyledi:
'Sorun ziyaret değildir. Sorun; Schröder'in neden Kıbrıs
ve Kıbrıs sorunuyla ilgili farklı görüşe sahipken aniden bu
girişimde bulunduğudur. Sayın Papadopulos'un
anlamadığı budur. Çünkü aleyhimize olan bu hareketlere önem
vermiyor ve bunları; o da iş mi diye yorumluyor. Bu,
Kıbrıs'ın talihsizliğidir. İnsanlara bunu söylüyor
çünkü nihayetinde konuştuklarını seçmen olarak değil, kendi
dediği üzere, müşteri olarak görüyor.'
Başkan adaylarından Dimitris Hristofyas adına
açıklama yapan Nikos Katsuridis; AB temsilcileri işgal bölgelerinin
yasadışı hükümetiyle mevzuatın AB normlarıyla
uyumlaştırılmasını konuşmaları gibi olgulara
şahit oluyorken Başkan Papadopulos'tan da bu gelişmelere;
gerçekten de şaşkınlık yaratacak yorumlar işitiyoruz'
dedi ve şunları ekledi:
'Türkiye'nin tezlerine yardımcı nitelikte açıklamalar
yapıyoruz ve bütün bunlar; o da iş mi yani ifadesiyle
nitelendiriliyor ve Türkiye'nin sahte devleti tanıtamadığı
için başarısız olduğu tezi ortaya konuluyor. Bu tutum
matematiksel olarak; var olan oldu-bittilerin
sağlamlaşmasını gündeme getirir.'
Alithia "Deutsche Welle Ne Açıklıyor - Alman
Basını Tasos Papadopulos Hakkında Ne Diyor - Kıbrıs
Resmi Protestoda Bulunmadı 'Papadopulos Taksimi
Sağlamlaştırıyor" başlıklı haberinde de
Alman medyasına yansıyanları okurlarına özetle şöyle
aktardı:
"Alman Haber Ajansı, Almanya Dışişleri
Bakanlığı'ndan aldığı teyide atıfta
bulunarak; Kıbrıs hükümetinin 30 Ocak'a kadar Schröder'in işgal
bölgelerini ziyareti konusunda hiçbir resmî protestoda
bulunmadığını duyurdu. Öte yandan Alman medyası Tasos
Papadopulos'un Kıbrıs'ı yalnızlığa
sürüklediği ve politikasının Ada'yı taksime götüreceği
değerlendirmesinde bulundu.
Deutsche Welle'ye göre Almanya Dışişleri
Bakanlığı'nın resmî tutumu; 'özel bir kişinin
gerçekleştirdiği özel bir ziyaret olduğu ve istikametinin de
işgal bölgeleri değil Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu' ve
Sayın Schröder'in Kıbrıs'taki siyasi olguları, uluslar
arsı hukukun Kıbrıs'la ilgili yönlerini dikkate almaması
söz konusu olmadığı şeklindedir.
Yine Deutsche Welle'ye göre Almanya Dışişleri
Bakanlığı bu tutumu gerek Kıbrıs
Dışişleri Bakanlığı'na gerekse Berlin'deki
Kıbrıs Büyükelçiliği'ne iletti. Buna paralel olarak 'ilgili
temaslar (Kıbrıs ve Alman Dışişleri
bakanlıkları arasındaki) bürokratik düzeyde gerçekleşti ve
bilgilendirme niteliğindeydi. Dahası, aynı diplomatik kaynaklar;
Kıbrıs tarafından ziyaretle ilgili resmî protestoda
bulunulmadığını teyit ediyorlar.'
Edindiğimiz bilgilere göre Kıbrıs tarafından
Almanya nezdinde resmî protesto daha önceki gün alel-acele Berlin'e giden
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zinon
tarafından yapıldı. (şunu belirtmekte yarar var ki Schröder'in
ziyareti 12 Ekim 2007'den beri biliniyor)
Buna paralel olarak Deutsche Welle şunlara da dikkat çekiyor:
'ziyaretin özel nitelikte olduğuna dair teyitlere rağmen Schröder'i
Kuzey Kıbrıs'ı ziyarete iten nedenlerin siyasi olduğu
açıktır. Eski başbakanın yakın çevresinden bir
kaynağın bize teyit ettiğine göre Schröder; 2004'te ki
referandumda ortaya koydukları tavır dolayısıyla kendisini
Kıbrıslı Türklere taahhüt altında hissediyor. Aynı
kaynak; Sayın Schröder'in (Kıbrıslı Türklerin) ekonomik
izolasyonlarını haksız buluyor ve ziyaretiyle;
izolasyonların kaldırılmasına katkı koymak istiyor.'
İki Alman gazetesi Gerhard Schröder'in işgal bölgelerini
ziyaretini haber yaptı. Kölner Stadtanzeiger ve Frankfurter Rundschau.
Frankfurter Rundschau 'Kıbrıslı Türkler için bu ziyaret cesaret
mesajıdır. Kendilerine yönelik siyasi ve ekonomik izolasyonlara son
verilmesini diliyorlar' diye yazdı. Gazete 2004 referandumuna detaylı
olarak yer verdi ve şunları kaydetti:
'Kıbrıslı Rumların hayır yanıtından
sonra, Komisyon izolasyonlar altındaki Kıbrıslı Türklere
ekonomik yardım, doğrudan ticari ilişkiler ve iletişim
vaadinde bulundu. Ancak şu ana kadar Kıbrıslı Türkler
çeşitli ürünlerini yalnız Türkiye'ye ihraç edebiliyorlar ve
yabancı turistler Kuzey Kıbrıs'a İstanbul üzerinden
ulaşmak zorunda. Doğrudan ticari ilişkiler şu ana kadar
Kıbrıslı Rumların sert tepkilerinden dolayı
başarısız oldu.
Başkan Papdaopulos, Annan planı aleyhindeki
kampanyasıyla ve Kuzey Kıbrıs'a karşı ambargo
politikası ile Kıbrıslı Türkleri değil, kendisini
izole etti ve Ada'nın taksimini sağlamlaştırdı. Tasos
Papadopulos'un 5 yıllık başkanlık döneminde Ada'nın
yeniden birleşmesi hedefiyle müzakereler için asgarî ölçüde bile olanak
olmadı.
Ancak ABD ve İngiltere'den diplomatlar gittikçe daha çok Kuzey
Kıbrıs'a seyahat ediyorlar, Kıbrıs hükümetinin Kuzey
Kıbrıs'a gidilmesi konusunda talep ettiği prosedürleri
izlemeden... zaman Kıbrıslı Türklerin lehine işliyor ve
eski Şansölye Schröder'in ziyareti, bu yöndeki son mesaj da
değildir.'"
Fileleftheros "Schröder: Direkt Uçuşlar Da Neden Olmasın
- 'Annan Planını Kabul Edenlere Saygısından' Geldi -
Uçuşu İstanbul Üzerinden Gerçekleşti"
başlığıyla yansıttığı haberinde Gerhard
Schröder'in KKTC'ye gelir gelmez Ercan Devlet Havaalanı'nda
yaptığı açıklamayı; Almanya-KKTC direkt uçak
seferlerinin başlaması gerektiği görüşünü öne
çıkararak okurlarına aktardı.
Simerini Schröder ve Soyer'in önceki günkü
açıklamalarını "Annan Planı Ölçütüyle - Soyer'den
Tasos Papadopulos'a Eleştiriler - Schröder: AB'nin Bölünmüş Bir Ada'ya
İhtiyacı Yok" başlıklı haberiyle
yansıttı, Papadopulos'un Schröder'in ziyaretine
yaptığı yorum nedeniyle Rum tarafında yaşanan
sürtüşmeyle ilgili haberine de "'O Da İş Mi Yani' -
Başkan'ın Bir Açıklaması Eleştiri Konusu"
başlığını attı.
Politis "Doğrudan Uçuşlar 'O Da İş Mi Yani'...
- Şamarlar 'O Da İş Mi Yani - Salata Yaptılar -
Başkan'ın Şık Olmayan Yorumunda Hristofyas ve Kasulidis'ten
Sert Dille Eleştiri" ve "Almanlarını Buldular! - Eski
Şansölye Direkt Uçuş ve Doğrudan Ticaret Talep Etti"
başlıklarını attı.
Haravgi haberini "Schröder Ticaretten ve Uçuşlardan
Yana" başlığı altında özetledi
Mahi "Schröder , Kıbrıslı Türkler Annan
Planına Evet Dedikleri İçin Gitti - Sahte Devletle Direkt
Uçuşlardan Yana Tavır Koydu - Görüşmeleri İçin Tasos
Papadopulos'tan Davet Bekliyor" ve "Tasos Şamarları "O
Da İş Mi Yani' Sözüyle Karşılıyor - Kasulidis
(Papadopulos'u) Aleyhimize Olan Uluslar Arası Hareketleri Fark Etmemekle
Suçluyor" başlıklarını kullandı.
KIBRIS 03/02/08
KKTC açıklarında denizde korsanlık...
Kaptanı denize attılar...
KKTC'de, Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 kişi, ''Dime''
adlı yat tipi tekneyi kaçırarak, tekne sahibi ile kaptanını
açık denizde denize atarak kaçtı.
Edinilen bilgiye göre, yatı
alacaklarını söyleyen, Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2
korsan, bu sabah saat 10.00 sıralarında tekneyle deneme turuna
çıktı.
Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta
bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil
Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden olan Turan
Yeşiladay'ı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.
Balıkadam da olan Turan Yeşilada,
Girne açıklarında balıkçılar tarafından bulundu.
Yeşilada'nın, 6 saat kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.
Girne Akçiçek Devlet Hastanesi'ne
kaldırılan ve şokta olan Turan Yeşilada'dan alınan ilk
ifadede, korsanların, tekneyi denerken, açık denizde
bıçaklarını boğazlarına dayayarak denize
atıldıklarını, yüzme bilmeyen Adil Çakır'ın,
yalvarmalarına karşın can yeleği almasına da izin
vermediğini söylediği öğrenildi.
Turan Yeşilada, ifadesinde, Adil
Çakır'ı 1 saat kadar suda taşıdığını
ancak daha sonra arkadaşını bırakmak zorunda
kaldığını bildirdi.
GKK, ARAMA-KURTARMA BAŞLATTI
Olayın duyulmasıyla birlikte,
karanlığa karşın KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na
(GKK) ait 2 helikopter ve 2 sahil güvenlik botu, arama-kurtarma
çalışması başlattı. Aramaların halen sürdüğü
öğrenildi.
GKK yetkilileri, aramanın 24 saat
aralıksız süreceğini ve tüm çevre radarların da
uyarıldığını kaydettiler.
Korsanların, teknede bulunan 1100 litre
yakıtla Suriye, Lübnan veya Kıbrıs Rum kesimine
kaçtıkları sanılıyor.
Konuyla ilgili olarak polis, çok yönlü
soruşturma başlattı.
Turan Yeşilada'nın da şok
durumunun halen sürdüğü öğrenildi.
MILLIYET 04/02/08
Birleşme,Tanrı kelamı değil
POZİSYONUMUZ DEĞİŞMEZ DEĞİL...
Cumhurbaşkanı Talat, olası bir görüşme sürecinin
başlayıp sonuçsuz kalması sonucunda, masaya başka çözüm
yollarının geleceğini belirtti. Talat, Kıbrıs Türk
halkının siyasi iradesini otaya koyduğunu, kendi kaderini tayin
etme konusunda önemli bir kilometre taşını
aştığını anımsatarak, muhtemel bir
çözümsüzlüğün yine Rum tarafından kaynaklanacağını
söyledi. Talat, "Yine çözümsüzlük olursa, 'demek ki bunlar
birleşemezler' der ve kaçınılmaz olarak dünya artık
başka çözüm yolları arar" dedi
RUM TARAFININ GÖNLÜ OLSUN DİYE BEKLENEMEZ... Talat: Birleşmek
Tanrı kelamı değil, ancak biz niye 'federal yapı'
politikasını güdüyoruz? Biz böyle bir politika güdüyoruz; çünkü
uluslararası koşullar ve yerel koşullar bunu böyle gerekli
kılıyor da ondan. Eğer dediğimiz nedenlerle bu
koşullar değişirse, tabii ki başka senaryolar gündeme
gelecek. Bu da çok doğal bir şeydir. Kıbrıs Türk
halkını, sonsuza kadar Rum tarafının gönlü olsun ve çözümü
kabul etsin diye olduğu pozisyonda tutamazsınız
SHRÖDER'İN GELİŞİ ÇOK ÖNEMLİ... "Almanya
eski Başbakanı Shröder'in KKTC'ye gelişi çok önemlidir.
Almanya'yı uzun yıllar yönetmiş bir lider, Almanya'yı
dünyada gerçekten çok önemli bir yere getirmiş bir lider. Üstelik
doğuyla, özellikle Rusya ile bağları çok kuvvetli bir lider.
KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan direkt uçuşla, ulaşım
ambargosunu protesto ederek geliyor. Bu önemli bir şeydir. Bunu
küçümsememek lazım"
MECLİSİN DURUMUNDAN BEN DE RAHATSIZIM....
Cumhurbaşkanı Talat, meclisin bugünkü durumundan memnun
olmadığını belirtti. Talat, "Sonuçta bir partimiz
meclisten istifa ediyor. Bu doğaldır ki rahatsız edici bir
durum. Umarım ki bir çare bulunur. Çünkü hâlâ yollar kapanmış değil.
Hâlâ bazı ihtimaller var. Bunlar değerlendirilir ve bir sonuca
varılır diye umuyorum" dedi
Aral MORAL
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin çözümsüzlükte
diretmesi, bir sonuca ulaşılmaması durumunda dünyanın da
kaçınılmaz olarak "artık bunlar birleşemezler"
deyip farklı çözüm yolları arayabileceğini vurguladı.
Talat, Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini otaya
koyduğunu, kendi kaderini tayin etme konusunda önemli bir kilometre
taşını aştığını anımsatarak,
muhtemel bir çözümsüzlüğün yine Rum tarafından
kaynaklanacağını söyledi. Talat, "Yine çözümsüzlük olursa,
'demek ki bunlar birleşemezler' der ve kaçınılmaz olarak dünya
artık başka çözüm yolları arar. Birleşmek Tanrı
kelamı değil" dedi.
KIBRIS'a konuşan Cumhurbaşkanı Talat, Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinden
sonra, Kıbrıs sorununa yönelik sahnenin daha da
belirginleşeceğini belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının, seçimlerin ardından
harekete geçmesi durumunda Kıbrıs sorununda hareketlenme
yaşanabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
"Seçimlerden sonra beklenen, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun,
Kıbrıs'ı ve bölgeyi ziyaret edeceği yönündedir. Bu tabii
kendi başına olumlu bir adım olacağı gibi,
sonuçları da önemlidir. Çünkü Pascoe'nun bu ziyaretleri sonrası BM
Genel Sekreteri Moon, ne tavır takınacağına karar
verecek" diye konuştu.
"Güney Kıbrıs'taki seçimlerden nasıl bir lider
profili Kıbrıs sorununu çözüme götürür?" sorusuna Talat,
Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen ve Kıbrıslı
Türklerle güç bölüşmeyi, kaçınılmaz bir çözümün alt
yapısı olarak kabul eden bir liderin, sorunun çözümüne katkı
koyabileceğini ifade etti.
İç gelişmelere de değinen Talat, özellikle son günlerde
yaşanan "market tartışmaları" konusunda
"Doğruyu söylemek gerekirse bu konuda benim kesin net bir
görüşüm yok. Kesin net bir görüşüm olacak şekilde derin bir
inceleme yapmış değilim. İşin birkaç yönü var. Yani
hem olumlu hem de olumsuz yanı var. İyi bir değerlendirme
yapılmalı. Rekabet şansımızı da her zaman ön
planda tutacak bir düzenlemeye gidilmesi gerekir" dedi.
Bürokrasinin yavaş işleyişine de değinen Talat,
bürokrasinin yavaş işlemesi konusunda henüz değişen bir
şey olmadığını, çok ciddi bir çalışmayla bu
durumun düzene sokulabileceğini söyledi.
Talat, toplumun marazi bir hal içerisinde olduğu yönünde
geçmişte yaptığı değerlendirmesi konusunda fikrinin
aynı olduğunu belirterek, "Sanki adamın sağ eli sol
eliyle kavga eder gibi. Böyle bir hava var. Bir gerginlik sürekli var. Bu
gerginlik, her şeye yansıyor" diye konuştu
Cumhurbaşkanı Talat, iç ve dış politikada
yaşanan gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi.
"Güneydeki seçimlerden
sonra sahne belirginleşecek"
KIBRIS: 49 yıl sonra Yunanistan'dan bir başbakan Türkiye'ye
gitti, güneyde seçimler var, önümüzdeki süreç Kıbrıs konusunda yeni
gelişmelere gebe mi?
TALAT: Karamanlis'in Türkiye'yi ziyareti oldukça önemli. Çok iyi
sonuçlar da alınabilirdi bu ziyaretten. Bilemiyorum. Oradan gelen
haberler, basına yapılan açıklamalar biraz Kıbrıs Rum
tarafının resmi politikasının çizgisinde oldu. 'Bu bizi
birazcık rahatsız etti' demeyeceğim ama 'geleceğe dair
ümitlerimize bir katkıda bulunmadı' diyebilirim. Fakat her şeye
rağmen bir Yunanistan Başbakanı'nın 49 yıl aradan
sonra Türkiye'yi ziyaret etmesi önemli. Hatırlayın,
Kıbrıs'ta olumlu gelişmelerin yaşanması, hatta BM'nin
bütünlüklü bir çözüm planını gündeme getirmesi, Türk-Yunan
yakınlaşması ile birlikte başladı. 1999
yılında İstanbul'da olan deprem felaketi üzerine başlayan
Türk-Yunan yakınlaşması, hiç olmazsa katkıda bulunmuştu
sürecin başlamasına. Dolayısıyla, Kıbrıs sorunu
için Türk-Yunan yakınlaşması son derece önemlidir. Çünkü her
halükarda, Kıbrıs'ta var olan iki halkın esas kendisini
bağlı hissettiği anavatan olan devletler arasındaki
ilişki iyi olursa, bu iki halkın arasındaki ilişki de iyi
olur doğal olarak. Bu bir olumlu gelişme. Orada Kıbrıs
sorununun çözümüne vurgu yapılması ve bunun BM çerçevesinde
olacağının belirtilmesi, bazı parantezler açılsa bile
özellikle Yunanistan tarafından, olumlu bir yaklaşım.
Dolayısıyla Türk-Yunan tarafı iyi gibi görünüyor. Şimdi
güneydeki seçimlerden sonra buradaki oyun sahnesi de belirginleşecek.
Kıbrıs Türk tarafı çözüme hazır olduğunu
yıllardır söylüyor. 2004 yılından beri, referandumdan beri
hazır olduğunu söylüyor. Önemli olan Kıbrıs Rum
tarafının hareket etmeye karar vermesidir. Bu seçimler ya onay olacak
ya da bu seçimlerden sonra ihtiyaçlar onu gerektirir ve
Rum tarafı da motive olabilirse hele buna AB de katkıda
bulunursa kendi yöntemleriyle, büyük devletler BM Güvenlik Konseyi daimi
üyeleri ve aynı zamanda AB bu konuda katkıda bulunursa Rum
tarafı çözüm yönünde harekete geçebilirse, Kıbrıs sorununda bir
gelişme olacak. Seçimlerden sonra beklenen, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı Pascoe'nun,
Kıbrıs'ı ve bölgeyi ziyaret edeceği yönündedir. Bu tabii
kendi başına olumlu bir adım olacağı gibi,
sonuçları da önemlidir. Çünkü Pascoe'nun bu ziyaretleri sonrası BM
Genel Sekreteri, takınacağı tavra karar verecek.
Dolayısıyla Kıbrıs'ta çözüm sürecinin başlaması
birçok gelişmeye bağlı. Ama bunlar da olumsuz görünmüyor şu
anda. Umarız ki, olumlu bir şekilde gelişme
başlayacaktır.
KIBRIS: Güney Kıbrıs'taki seçimlerin büyük bir önemi
olduğunu söylüyorsunuz, özellikle uluslararası camianın
güneydeki seçimlere odaklandığını söyleyebilir miyiz?
TALAT: Söyleyebiliriz ama buna iki yönden bakmak lazım. Seçim var
ve bu seçimin arkasından Kıbrıs sorununa dünya daha fazla ilgi
duyacak, bir bu. Bir de seçimin sonucu çok önemli. Seçimin sonucunda kazanacak
lider nasıl bir politika belirleyecek o da önemli. Bu yüzden seçimin ikili
bir önemi var diyebiliriz.
"Sorunun çözümüne, Kıbrıslı Türklerle
güç paylaşımı isteyen lider katkı koyar"
KIBRIS: Güney Kıbrıs'ta nasıl bir lider profili sorunu
çözüme götürür?
TALAT: Bu zaten bellidir. Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen,
Kıbrıs'ta, Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıslı
Türklerle güç bölüşümünün kaçınılmaz bir çözüm
altyapısı olacağını kabul eden bir anlayış
ancak Kıbrıs'ta sorunun çözümüne katkı koyabilir.
KIBRIS: Referandumdan sonra Türkiye ile KKTC'nin yeni bir stratejisi
var mı?
TALAT: Yeni bir koşul veya yeni bir politika yok. Biz önce
Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz, bu çözümün BM zemininde
olacağını kabul ediyoruz. Çözüm adresi BM'dir. Bu çözümde iki
halk mutlaka siyasi olarak eşit olacaktır. Bu çözümde yeni oluşturulacak
olan devlette, kurucu devletler statü olarak birbirinin eşiti
olacaktır. Bu yeni devlet 'yeni bir devlet' olacaktır. Yani eskinin
devamı olmayacaktır. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir
devamı gibi olmayacaktır. Yeni devlet 'yeni bir ortaklık
devleti' niteliğinde olacaktır.
KIBRIS: Annan planının öngördüğü şekilde mi?
TALAT: Annan planının ilkesel olarak öngördüğü
şekilde. Yani bir federal yapı demek istiyorum. Ama bu tabii
üzerinden müzakere ederek anlaşacağımız birçok
ayrıntısı var böyle bir anlaşmanın. Biz temel
prensiplerimizi söylüyoruz. Bu politikamız, eskiden beri var.
Kıbrıs Türk halkı siyasi iradesini ortaya koymuş ve kendi
kaderini tayin etme konusunda çok önemli bir kilometre taşını
aşmıştır. Bu çok önemlidir. Böyle yetkilere sahip bir
halkın bu pozisyondan vazgeçmesi olamaz.
"Bu günkü pozisyonumuz değişmez değildir"
KIBRIS: Güneydeki seçimlerden sonra muhtemel olarak görüşmelerin
başlayacağı üzerinde duruluyor. Bunlardan bir sonuç elde
edilememesi durumunda, Kıbrıs'ta çözüm senaryoları bölünme
üzerinden mi tartışılacak? Böyle bir öngörü var mı sizde?
TALAT: Öngörü olarak soruyorsanız tabiî ki var. Düşünün,
tekrar bir süreç başlar, bu süreç yine başarısızlıkla
sonuçlanır. Bu başarısızlığın örneğin
yine nedeni Rum tarafı olur. Rumlar yine kabul etmedi, yani pire
ısırdı çık yukarı misali, pozisyonumuz budur.
'Değişemezsiniz' noktasında duramaz.
KIBRIS: Zaten AB de bu bölünmüşlüğün
rahatsızlığını hissediyor.
TALAT: Tabii ki. O zaman ne olur? Kaçınılmaz olarak dünya
artık başka çözüm yolları arar. 'Demek ki bunlar
birleşemezler' der. Başka yollar arar. Birleşmek Tanrı
kelamı değil. Ha, biz niye böyle bir politika güdüyoruz? Biz böyle
bir politika güdüyoruz; çünkü uluslararası koşullar ve yerel
koşullar bunu böyle gerekli kılıyor da ondan. Dediğim
nedenlerle, eğer bu koşullar değişirse, tabii ki başka
senaryolar gündeme gelecek. Bu da çok doğal bir şeydir.
Kıbrıs Türk halkını sonsuza kadar Rum tarafının
gönlü olsun ve çözümü kabul etsin diye olduğu pozisyonda
tutamazsınız. Zaten tutamıyorlar da. Örneğin, bir sürü
gelişmeler var dünyada. Onlar istedikleri kadar tutmaya
çalışsınlar. Uluslararası kuruluşlar KKTC'yi resmi
yazışma kapsamında muhatap etmemeye çalışıyor.
Ama görüşüyor, konuşuyor, bir araya geliyor ve mecburen ister istemez
bu varlığı kabul ediyor ve benimsiyor.
KIBRIS: Zaten Rumlar son zamanlarda kendi içlerinde, Matsakis bile
artık adanın bölünmesi gerektiğini söylüyor.
TALAT: Tabii ki. Kendi içlerinde de bunu tartışıyorlar.
Başka yolu yoktur bunun.
"Shröder'in gelişi çok önemli"
KIBRIS: Dilerseniz biraz da güncel olaylara bakalım. Almanya Eski
Başbakanı Shröder'in KKTC'yi ziyaretini nasıl
değerlendiriyorsunuz?
TALAT: O da başka bir örnektir. Yani Almanya'nın eski
başbakanı KKTC'ye geliyor. Ercan Havaalanı'ndan gelerek ziyaret
ediyor.
KIBRIS: Bunun önemi nedir?
TALAT: Bu ziyaret önemli. Bunun önemi; tabii şu anda başbakan
değil. Politikada aktif birisi de değil ama bir ülkeyi uzun
yıllar yönetmiş bir kişi, ömrünün sonuna kadar 'sayın
başbakan' diye hitap edilir. Bir ağırlığı olur,
bir önemi olur. Gittiği yerlerde özel bir muamele ile
karşılanır. Sözü dinlenir. Tecrübelerinden
yararlanılır. Yani politik bir figürdür. İsteseniz de
istemeseniz de... Şimdi böyle bir lider, Almanya'yı uzun yıllar
yönetmiş bir lider, Almanya'yı dünyada gerçekten çok önemli bir yere
getirmiş bir lider. Üstelik, doğuyla, özellikle Rusya ile
bağları çok kuvvetli bir lider, KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan
direkt uçuşla gelerek, ulaşım ambargosunu protesto da ederek
geliyor. Bu önemli bir şeydir. Bunu küçümsememek lazım. Niye
başbakan iken yapmadı? Çünkü o dönem formal kurallar
bağlıyordu kendisini ama bu davranış hiç olmazsa niyetini
gösteriyor. Yani bir süre daha bu durum böyle devam ederse, artık ülkeler
bunu gayri resmi değil, resmi olarak da yapma yoluna gidebilecek. Bu
yüzden çok önemlidir.
KIBRIS: Bunca yıldır Güney Kıbrıs ile Rusya
arasındaki ilişki çok yakın oldu. Acaba Sayın Shröder,
buraya gelmesiyle ve Rusya'daki bağlarıyla, KKTC ile Rusya
arasındaki ilişkilerin daha üst seviyeye gelmesine katkı koymaya
çalışacak mı?
TALAT: Onu bilemiyorum ama tabii ki bizim Rusya ile ilişkileri
geliştirmeye ihtiyacımız var. Bunu bize katkı koyabilecek
herkesin desteğine ihtiyacımız olacak dolayısıyla.
Sayın Shröder bunlardan birisi olabilir. Ama tabii ki sadece o değil.
Almanya açısından da kendisi çok önemlidir. Nitekim Almanya ile olan
ilişkilerimize değinecek olursak; sayın
başbakanımızın Almanya'ya yaptığı iki
ziyaret oldukça önemliydi. Her şey yavaş yavaş başlar
adım adım olur. Dolayısıyla o adımlar
atılır. Daha önemli adımların habercisidir bunlar. Hiçbir
şey birdenbire olmaz. Bugün dünya ile uyumlu politika güdülüyor ve
dünyayla uyumlu bu politikanın meyveleri mutlaka toplanacaktır. Ama
maalesef geçmişin dünyayla kavgalı politikasının etkilerini
ortadan kaldırmak çok kısa sürede olmuyor.
"Marketler konusunda hükümet
iyi bir değerlendirme yapmalı"
KIBRIS: İç konulara değindiğimizde, gündemde "pazar
günleri marketlerin açık olsun mu olmasın mı?"
tartışması var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
TALAT: Doğruyu söylemek gerekirse, bu konuda benim kesin net bir
görüşüm yok. Kesin net bir görüşüm olacak şekilde derin bir
inceleme yapmış değilim. İşin birkaç yönü var. Yani
hem olumlu hem de olumsuz yanı var. İyi bir değerlendirme
yapılmalı. Rekabet şansımızı da her zaman ön
planda tutacak bir düzenlemeye gidilmesi gerekir. Benim koyduğum
yaklaşım genel bir yaklaşımdır ama zannederim esas
altı çizilmesi gereken nokta rekabet şansımızın
korunacağı hatta geliştirileceğidir. Bu dikkate
alınırsa bu sorun çözülür diye düşünüyorum. Rekabet de neyle
oluyor bizde? Doğaldır ki Güney Kıbrıs ile oluyor. 'Güney
Kıbrıs'ı fersah fersah aşacağımız' demiyorum
ama rekabet şansımızı kaybetmemeliyiz. Her iki görüşün
de güçlü ve zayıf yanları var. Devlet, hükümet, karar verdiği
konunun yapılacak düzenlemelerle söylenen sakıncaları ortadan
kaldırmasını sağlayabilecek araçlara sahiptir ve bu
araçları kullanabilirse, kullanırsa sorunu çözebilir. Bu yüzden
hükümet bana göre o yönde bir karar almalıdır ki, devamında o
araçları kullanarak sorunları çözebilsin. Yanlış bir karar
alırsa, o araçların bir önemi kalmaz, kullanamaz.
Dolayısıyla da sorunlara başka sorunlar ekler. Benim genel
düşüncem budur. Propagandaları izliyorum,
karşılıklı olarak her iki yönden gelen propagandayı da
doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum ama bunu da
normal buluyorum. Taraflar her zaman marjinal, uç örnekler vererek veya uç
yaklaşımlar geliştirerek kendi durumunu en iyi ifade edebilir.
Öyle davranıyorlar. O yüzden doğru bulmuyorum ama hükümet daha
dikkatli hareket etmeli.
"Savaş platformunu
kursalardı anlamlı olabilirdi"
KIBRIS: Geçenlerde hükümete muhalif sivil toplum örgütü ve partilerin
bir girişimi oldu. Kıbrıs Barış Platformu'nu kurdular.
Sizce bu gerekli miydi?
TALAT: Şimdi savaş platformunu kursalardı anlamlı
olabilirdi ama Kıbrıs Barış Platformu'nun ne kadar
anlamlı olduğunu yapacağı faaliyetler gösterecek. Çünkü
şu anda KKTC'yi yöneten iktidar, cumhurbaşkanı ile hükümeti ile
Kıbrıs'ta barış istiyor. Bunun için de elinden geleni
ortaya koyuyor ve bedeller de ödüyor. O yüzden umarım ki
çalışmalarıyla barışa gerçekten hizmet ederler.
Barışa hizmet ettikleri oranda da tabii ki çok yararlı olur.
"Bürokrasinin işleyişi
konusunda gelişme yok"
KIBRIS: Bürokrasinin çok yavaş işlediği yönünde
açıklamalarınız olmuştu. O günden bu güne bir şey
değişti mi?
TALAT: Bir şey değişmedi. Bürokrasi çok ciddi bir
çalışmayla ancak düzene sokulabilir. Bir kamu reformuyla düzene
sokulabilir. Ama aslına bakarsanız başka yollarla da
iyileştirme mümkün kılınabilir. Onun için de hükümetin
bakanlıkların çok titiz, kılı kırk yaran bir
çalışma içinde olması lazım. Konuya muhatap örgütlerin
ciddiyetle hükümetle işbirliği yapması gerekir. Bürokrasi
dediğimizde akla bürokratların üye olduğu
kuruluşların, sendikaların da bürokrasinin bugün içinde olduğu
durumu onayladıklarını düşünmüyorum. Bu yüzden hükümet,
bakanlıklar bu sendikalarla da birlikte çalışarak, bürokrasiyi
daha etkin kılmayı, kamu reformunu gerçekleştirmeden de
değerlendirmelidir ve adım atmalıdır. Bunun
yapılabileceğini düşünüyorum. Hükümetin elinde yeterli araç
vardır aslında. Bugüne kadar kullanılmayan, hatta hükümetin
istediği halde kullanamadığı imkânlar olmuştur. Ama
bundan sonra, bana göre, hükümet dikkatli bir çalışmayla bu
araçları da kullanarak kamu yönetimini daha verimli, halkına hizmet
veren bir hale getirebilir. Ancak şu anda maalesef değişen bir
şey yok. Bir kere bürokrasi, vatandaşın dertlerine önce cevap
vermeyi öğrenmelidir. Vatandaşın isteklerinin yasal çerçevede
değerlendirmesini yapacak ve vatandaşla muhatap olacak. Önce bu olursa
sorunların önemli bir kısmı ortadan kalkar. Bize gelen
şikayetlerden biz bunu görüyoruz
KIBRIS: Uzun zamandan beridir de yargıdan şikayet vardı.
Lefkoşa Mahalli Barosu'nun Saray Otel'de düzenlediği basın
toplantısı oldu. Anket çalışmalarını kamuoyu ile
paylaştılar. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
TALAT: Şimdi böyle bir çalışma yapıp sonuca
varmalarından sonra benim yorum yapma durumum olur mu bilmiyorum. Bana
göre de gecikmiş adalet, adalet değildir. Sonuçta adaletin erken
tecelli etmesi gerekir ama erken tecelli eden adalet de doğru olmayabilir.
Yani çok iyi araştırmak çok iyi değerlendirmek ve bütün olumlu
ve olumsuz unsurlarını inceleyerek karar vermek gerekir. O yüzden
makul bir hızda olması lazım yargının. Bunun için
sanıyorum, Yüksek Adliye Kurulu gereğini yapacak. Yapılan ankete
göre özellikle istinaftan şikayetler var.Yüksek Mahkeme'nin iş yükü
çok ağır. Neden olduğunu bilmiyorum ama zamanında
yargıç sayısı anayasa ile belirlendi. Çok yanlış
yapıldı ama sonuçta anayasa ile sınırlandı. O yüzden
yeni yargıç atanamıyor Yüksek Mahkeme'ye. Atanamayınca, iş
yükünü o yargıçlar paylaşmak zorunda kalıyor ve onların
kapasitesini aşıyor ve gecikmeler oluyor. Bildiğiniz gibi bizim
anayasamız kutsal kitap, İncil mi desem, Kuran mı desem, Tevrat mı
desem anlamadım; hiç kimse değiştiremiyor bu anayasayı. Sanki
değişmez bir anayasa yapıldı. Toplum değişiyor,
her şey değişiyor anayasa değişmiyor. Anayasa
eğer bir gün değişirse sanıyorum bu da düzenlenecek ve
böylece adalet sisteminin daha hızlı çalışmasının
yolu açılacak.
"Meclisin durumundan
Ben de rahatsızım"
KIBRIS: Mecliste uzun bir zamandan beridir bir sıkıntı
yaşanıyor. DP istifasını sundu. Siz bu gelişen
olaylardan mutlu musunuz?
TALAT: Tabii ki memnun olamam. Sonuçta bir partimiz meclisten istifa
ediyor. Bu doğaldır ki rahatsız edici bir durum. Umarım ki
bir çare bulunur. Çünkü hala yollar kapanmış değil. Halen
bazı ihtimaller var. Bunlar değerlendirilir ve bir sonuca
varılır diye umuyorum.
"Toplum hâlâ daha marazi"
KIBRIS: Toplumumuzun marazi olduğunu söylemiştiniz. Sizce
değişim oldu mu, bu konuda gözlemleriniz nedir?
TALAT: O zamandan bu zaman değişen bir şey yok. Bu
sosyologların ve psikologların incelemesi gereken bir durumdur. Belki
Kıbrıs Türkünün yıllar boyu yaşadığı
travmaların yarattığı bir durumdur. Sanki adamın
sağ eli sol eliyle kavga eder gibi. Böyle bir hava var. Sürekli bir
gerginlik var. Bu gerginlik, her şeye yansıyor. Aile
yaşamına varıncaya kadar. Dolayısıyla, şimdilik
değişen bir şey yok ama umarım değişir. İzolasyonların
da büyük ihtimalle bunda etkisi vardır. Hani dünyayla bütünleşme,
dünyayı daha yakından görme gibi gelişmeler, açılımlar
bizi daha iyi bir noktaya taşıyabilir o konuda.
KIBRIS 04/02/08
Rum tarafının, AİHM'den bilgi saklaması
çok ciddi bir olay
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Emine Erk, Rum tarafının, "Timvios
Davası"nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nden
bilgi sakladığı iddialarının çok ciddi bir olay
olduğunu ve bu iddia doğruysa, bunun AİHM'de bilgiyi saklayanlar
aleyhine kullanılabileceğini kaydetti.
Timvios Davası'na ilişkin son gelişmeler hakkında
TAK'ın sorularını yanıtlayan Erk, Kıbrıslı
Rum Timvios'un kuzeyde kalan eski mülkleriyle ilgili Taşınmaz Mal
Komisyonu'na başvurması ve "dostane çözüm"
aşamasına gelindiği bir sırada Rum tarafının,
Komisyonu etkisiz kılmak amacıyla, söz konusu şahsın 2000
yılında Güney Kıbrıs'ta müflis ilan edildiğini
AİHM'e bildirerek, söz konusu şahsın taşınmaz
malları üzerinde karar verme yetkisinde bulunmadığını
iddia etmesini değerlendirdi.
Erk, konuya ilişkin iddia doğruysa, Komisyonun önerisini
etkisiz kılmak için Rum tarafınca bilginin ortaya
çıkarılmış olabileceğini kaydetti.
Dostane çözüm mümkün kılınmazsa, bunun, müflis olduğunu
daha önceden bildirmeyen Timvios ve Rum tarafından kaynaklanmış
olacağını ifade eden Erk, söz konusu gelişmenin
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu etkisiz kılmayacağını,
bu davanın bir ölçüt olmayabileceğini söyledi.
Erk, bu dava aracılığıyla AİHM'in,
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkin bir iç hukuk yolu olup
olmadığını değerlendireceğini, ancak davayla
ilgili söz konusu olan son gelişmelerden dolayı en kötü ihtimalle
"bu değerlendirmenin" yapılamayabileceğini,
AİHM'in bu konudaki tavrının ileriki dönemde ortaya
çıkacağını kaydetti.
Erk, Timvios ile takas yapılmasının iyi bir gelişme
olacağını, ancak şahsın müflis olmasından
dolayı bunun gerçekleştirilemeyecek olmasının söz konusu
şahsın sorumluluğu olacağını belirtti.
İflas olayını mahkemeden saklamanın çok ciddi bir
olay olduğunu söyleyen Erk, "eğer doğruysa", bu
gelişmenin mahkeme nazarında Timvios ve Rum tarafı için önemli
bir olumsuzluk olarak not edileceğini kaydetti.
KIBRIS 04/02/08
KKTC, kara para cenneti değil
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
İngiliz basınında tarif edilmek istendiği gibi bir
"Kara Para Cenneti" olmadığını vurguladı ve "Kara
Parayı Önleme Yasası"nın yürürlükte ve uygulamada
olduğundan bahsetti.
Avcı, bu açıklamayı Londra'daki temasları
sırasında İngiliz yayın kuruluşlarındaki
söyleşide yaptı.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Bürosu'ndan verilen bilgilere göre, İngiliz yayın kuruluşu BBC
ile üçüncü kez söyleşi yapan Avcı, yaptığı
açıklamalarda, İngiltere'deki bir soyguna adı karışan
İngiliz'in KKTC'ye giriş yapmadığı şeklindeki
tespiti tekrarladı ve İngiliz polisine işbirliği davetini
yineledi.
Avcı, KKTC'nin bir kaçaklar ülkesi olmadığını
ve birçok ülkeye göre çok daha güvenli olduğunu bir kez daha
tekrarladı.
Türk okuluna ziyaret
Turgay Avcı, önceki gün ayrıca, heyeti ve eşi Özlem
Avcı ile birlikte Kuzey Londra'da eğitim veren Ali Riza
Değirmencioğlu Türk Okulu'nu ziyaret etti. Bakan Avcı, burada
bir süre öğrenci, veli ve öğretmenlerle sohbet edip İngiltere'de
yaşayan Kıbrıslı Türk çocukların eğitimi ile
ilgili bilgi aldı.
Bakan Avcı, ziyareti sırasında bir Atatürk büstünü
armağan ederek, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı
Türk çocukların doğru yetiştirilmesi ve Atatürk ilkelerine
bağlılığın önemine işaret etti.
Ticaret odası
Londra temaslarının son gününde İngiltere
Kıbrıs Türk Ticaret Odası heyeti ile de görüşen
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Oda Başkanı Durmuş Hüseyin'in
başkanlığındaki heyetten İngiltere'de yaşayan
Kıbrıslı Türk işadamlarının KKTC'deki
yatırım planları ve sorunları ile ilgili bilgi aldı.
Birtakım projeleri de dinleyen Avcı, bunları hükümet nezdinde
gündeme getirip, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk
işadamlarının KKTC'de yatırım yapmasını
teşvik edici önlemlerin alınması için işadamları ile
birlikte hareket etme konusunda prensip kararına
varıldığını söyledi.
Hukukçularla görüş alışverişi
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Kıbrıslı Türk hukukçu Emma Ethem'in öncülüğünde kendisini
ziyaret eden bir grup İngiliz savcı, yargıç ve avukatla,
doğrudan uçuşla ilgili yasal mücadele ve diğer yasal
sıkıntılarla ilgili görüş alışverişinde
bulundu.
Londra temaslarının son gününde, Namık Kemal
Mezunları Gecesi'ne katılan Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, burada aynı okuldan mezun olduğu
arkadaşları ve İngiltere'de yaşayan Kıbrıs Türk
halkı ile bir araya geldi.
Gecenin yapıldığı ve Kıbrıslı
Türklerin birçok etkinliklerine özveriyle ev sahipliği yapan Papageno
Restaurant sahibi Reşat Niyazi'ye özelikle teşekkür eden Avcı,
ona Dışişleri Bakanlığı adına bir de
armağan sundu.
Bakan Avcı'nın dün gece geç saatlerde KKTC'ye dönmesi
bekleniyordu.
KIBRIS 04/02/08
Yat kaçıran korsanlar, kaptan ve gemi sahibini denize
attı
Edinilen bilgiye göre, yatı alacaklarını söyleyen,
Lübnan uyruklu olduğu iddia edilen 2 korsan, dün sabah saat 10.00
sıralarında tekneyle deneme turuna çıktı.
Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta
bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil
Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden olan Turan
Yeşilada'yı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.
Balıkadam da olan Turan Yeşilada, Girne açıklarında
balıkçılar tarafından bulundu. Yeşilada'nın, 6 saat
kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.
Girne Akçiçek Devlet Hastanesi'ne kaldırılan ve şokta
olan Turan Yeşilada'dan alınan ilk ifadede, korsanların, tekneyi
denerken, açık denizde bıçaklarını boğazlarına
dayayarak denize atıldıklarını, yüzme bilmeyen Adil
Çakır'ın, yalvarmalarına karşın can yeleği almasına
da izin vermediğini söylediği öğrenildi.
Turan Yeşilada, ifadesinde, Adil Çakır'ı 1 saat kadar
suda taşıdığını ancak daha sonra
arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını
bildirdi.
GKK, arama-kurtarma başlattı
Olayın duyulmasıyla birlikte, karanlığa karşın
KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) ait 2 helikopter
ve 2 sahil güvenlik botu, arama-kurtarma çalışması
başlattı. Aramaların halen sürdüğü öğrenildi.
GKK yetkilileri, aramanın 24 saat aralıksız
süreceğini ve tüm çevre radarların da uyarıldığını
kaydettiler.
Korsanların, teknede bulunan 1100 litre yakıtla Suriye,
Lübnan veya Kıbrıs Rum kesimine kaçtıkları
sanılıyor.
Konuyla ilgili olarak polis, çok yönlü soruşturma
başlattı. Turan Yeşilada'nın da şok durumunun
sürdüğü öğrenildi.
KIBRIS 04/02/08
Barmen, portakal suyu diye asit verdi
Alpaslan DÜVEN/ LONDRA, (DHA)
Güney Kıbıs'ta ailesiyle birlikte tatil yapan 2 yaşındaki
Annabel Rhodes, acemi barmenin portakal suyuna yanlışlıkla
içerisinde nitrik asit bulunan temizlik sıvısı koyması sonucu
hastanelik oldu.
Olay, Güney Kıbrıs'ın Limasol
liman kentinde bulunan Curium Palace Hotel'de meydana geldi. Anne ve
babasıyla birlikte otelin barında oturan 2 yaşındaki
Annabel Rhodes, portakal suyunu yudumlamaya başladı. Bu sırada
43 yaşındaki barmen seslenen baba Mark Rhodes, küçük kızın
bardağına portakal suyu ile birlikte birazda su koymasını
istedi. Barmen de barda bulunan plastik kutudaki sıvıyı küçük
kızın bardağına doldurdu. Portakal suyunu yudumlamaya devam
eden Annabel, kısa bir süre sonra fenalaştı. Anne ve
babasının şaşkın bakışları
arasında yere yığılan küçük kız, nefes almakta
zorlanınca derhal bölgede bulunan Makarios hastanesine kaldırıldı.
Annabel'e acil müdahalede bulunan doktorlar,
küçük kızın ağız, boğaz ve nefes alma organlarının
yandığını tesbit etti. Araştırmayı
derinleştiren doktorlar, Annabel'in boğazını yakan
şeyin nitrik asit olduğunu ortaya çıkardı. Bunun üzerine
kızının içtiği portakal suyunun tadına bakan baba Mark
Rhodes de tedavi altına alındı.
Doktorların yaptığı
açıklama karşısında şaşkına dönen baba Mark
Rhodes, kızının sadece portakal suyu içtiğini ve
ardından fenalaştığını söyledi. Yapılan
incelemeler sonunda portakal suyu servisi yapan 43 yaşındaki
barmenin, küçük kızın bardağına yanlışlıkla
içerisinde nitrik bulunan asit temizlik sıvısı koyduğu
anlaşıldı.
Baba Mark Rhodes'in sağlık durumunun
iyi olduğunu açıklayan hastane yetkilileri, 2 yaşındaki
Annabelin sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu belirtti.
MILLIYET 05/02/08
Korsanlar KKTC'de yat kaçırdı
Kendilerini alıcı olarak tanıtıp deneme turuna
çıktıkları yatın sahibi Turan Yeşilada ile yatta
çalışan Adil Çakır'ı denize atan korsanlar yatla birlikte
kayıplara karıştı
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Girne yat limanında, önceki gün Lübnan uyruklu olduğu tahmin edilen 2
korsan, kendilerini alıcı olarak tanıtıp deneme turuna
çıktıkları yatın sahibi ile yatta çalışan bir
denizciyi denize attıktan sonra yatla birlikte kayıplara karıştı.
Önceki sabah saat 10.00 sıralarında, Gims adlı yatı
satın alacaklarını söyleyen iki korsan, yat sahibi ve
kaptanı Turan Yeşilada ve denizci Adil Çakır'la birlikte deneme
turuna çıktı. Korsanlar, sahilden 2.5 mil açığa geldikleri
sırada, Yeşilada ve Çakır'dan kendilerini Türkiye'ye
götürmelerini istedi. Bunun üzerine Yeşilada'nın, "Bu
imkânsız. Hem buna yakıtımız yetmez" demesi üzerine
tartışma çıktığı kaydedildi.
Bıçaklarını çeken korsanlar, Turan Yeşilada ve Adil
Çakır'ı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdiler. Dalgıç
brövesi olan Turan Yeşilada Girne Kalesi'nin yaklaşık 2.5 mil
açığında boğulmak üzereyken balıkçılar
tarafından kurtarıldı.
Arkadaşını
taşıdı
Hastaneye
kaldırılan Yeşilada, ilk ifadesinde, yatı denerken
korsanların açık denizde bıçaklarını
boğazlarına dayayarak kendilerini denize attıklarını,
yüzme bilmeyen Adil Çakır'ın yalvarmasına rağmen, can
yeleği almasına da izin verilmediğini söyledi. Adil
Çakır'ı 1 saat kadar yüzerek suda
taşıdığını belirten Turan Yeşilada'nın,
"bir müddet daha yüzdüğünü, daha sonra arkadaşını
bırakmak zorunda kaldığını söylediği"
belirtildi.
KKTC Güvenlik Kuvvetleri'ne mensup 2 kurtarma helikopteri ve 2 Sahil Güvenlik
botu, gece boyunca Çakır'ı arama çalışmalarını
sürdürdü, ancak bir bulguya ulaşılamadı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı yetkilileri, aramanın 24
saat aralıksız devam edeceğini, tüm çevre radarlarının
da kaçırılan teknenin takibi için
uyarıldığını belirttiler.
Korsanların 1100 litre yakıtla Suriye, Lübnan veya Rum kesimine
kaçtıkları sanılıyor. Polis, çok yönlü
soruşturmasını sürdürüyor.
Bu arada, polisin Lübnan uyruklu bir kişiyi gözaltına
aldığı öğrenildi. Milliyet'e konuşan üst düzey bir
polis yetkilisi, "Olayın iddialardan ibaret olduğunu,
Yeşilada'nın ifadelerinin doğruluğunun ancak soruşturma
tamamlandıktan sonra ortaya çıkacağını" söyledi.
Yat Mersin'de bulundu
Yapılan aramada yat, Mersin'in Erdemli ilçesine
bağlı Ayaş Beldesi kesiminde karaya vurmuş halde bulundu.
Son derece hasarlı olduğu belirtilen Yat'ın Taşucu
Limanı'na çekileceği öğrenilirken, denizde kaybolan
Çakır'ın da arama çalışmalarının Girne açıklarında
sürdüğü bildirildi. Jandarma ve polis ekipleri, iki korsanı verilen
eşkal üzerine bulmak için çalışmalarını sürdürüyor.
MILLIYET 05/02/08
KKTC'de kaçırılan tekne Mersin'de karaya
vurdu
Arap uyruklu 2 kişi tarafından satın alınacağı
gerekçesiyle KKTCnin Girne kentinden denize açılan ve ardından
kaçırılan "GIMS" adlı tekne, Mersinin Erdemli
ilçesine bağlı Ayaş beldesinde sahile vurdu.
AA muhabirinin aldığı bilgiye
göre, tekneyi alacaklarını söyleyen ve Lübnan uyruklu oldukları
iddia edilen 2 kişi tarafından 3 Şubat tarihinde
kaçırılan tekne, Ayaş belde belediyesi yakınlarında
karaya vurmuş halde bulundu. Yatta Erdemli Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından inceleme yapılacağı
bildirildi.
Satın almak istediklerini söyleyen 2
korsan, 3 Şubat Pazar günü saat 10.00 sıralarında tekneyle
deneme turuna çıkmış, kıyıdan 2,5 mil açıkta
bıçakla tehdit ederek kaptan Adil Çırak ile teknenin sahibi Turan
Yeşiladayı denize atarak Akdenizde izlerini kaybettirmişti.
Balıkadam da olan tekne sahibi Yeşilada, 4 Şubat Pazartesi günü
vatandaşlar tarafından Girne açıklarında bulunmuştu.
Kaptan Adil Çakırı arama çalışmalarının
sürdüğü öğrenildi.
ADİL ÇIRAK'IN AİLESİNDE
GERGİN BEKLEYİŞ
Arap uyruklu 2 kişi tarafından
satın alınacağı gerekçesiyle KKTCnin Girne kentinden
denize açılan ve ardından kaçırılan "GIMS"
adlı tekneden atılan kaptan Adil Çırakın Mersinin Silifke
ilçesindeki evinde endişeli bekleyiş sürüyor.
Sayağzı Mahallesinde kızı
Şadiye (11) ile yaşayan Huriye Çırak (44), AA muhabirine,
olayı eşi Adil Çırakın (47) arkadaşından gelen
telefonla öğrendiğini söyledi.
Eşinin 8 yıl önce KKTCye
çalışmak için gittiğini ifade eden Huriye Çırak, en
kısa sürede eşine kavuşmak istediğini belirtti.
Karahacılı köyünde yaşayan baba
Nadir (79) ile anne Nazmiye Çırak (75)
da çocuklarının bir an önce
bulunmasını istedi.
Komşularının desteğiyle
ayakta güçlükle durabilen anne ve baba, beklemekten başka çarelerinin
olmadığını söyledi.
Üç çocuğu bulunduğu bildirilen Adil
Çırakın küçük oğlu Mehmetin (19), KKTCde yanında
kaldığı, büyük oğlu Tahsinin (21) ise Çanakkalede vatani
görevini yaptığı bildirildi.
Tekneyi satın alacaklarını
söyleyen 2 korsan, 3 Şubat Pazar günü saat 10.00 sıralarında
deneme turuna çıkmış, kıyıdan 2.5 mil açıkta
bıçakla
tehdit ettikleri kaptan Adil Çırak ile
teknenin sahibi Turan Yeşiladayı denize atarak, izlerini
kaybettirmişti. Balık adam da olan tekne sahibi Yeşilada, 4
Şubat Pazartesi günü vatandaşlar tarafından Girne açıklarında
bulunmuştu.
MILLIYET 05/02/08
Any new initiative will
be based on will from both sides
By
Jean Christou
UNFICYP
spokesman Jose Luis Diaz said yesterday he had no information on plans by UN
Secretary Ban Ki-moon to send a team instead of a single envoy to the region
for a new Cyprus push.
We saw the reports, he said, adding that the Secretary-general had made it
clear that any new initiative would depend on the political will of both sides.
It was unlikely that anything would materialise until after the presidential
elections, Diaz said.
Alithia newspaper yesterday quoted analyst Kristy Hughes from an EU magazine
saying Ban was planning to send a team of envoys rather than just one man. But
how this was done would also depend on who was elected president in Cyprus.
Hughes was quoting UN diplomats, and Alithia said it had confirmed the move
through sources in the UN and the US.
The reason a team of envoys was to be used was to avoid claims of bias and
impartiality from either side, the article said.
It also said the sources had warned that this could very well be the last shot
at a solution, irrespective of who is elected, although the hope was that the
election could offer a new starting point.
The sources also expressed disappointment over the stalled July 8, 2006
agreement, which has so far come to nothing.
CYPRUS MAIL
05/02/08
Search for man thrown
into sea by hijackers
By
Jean Christou
TURKISH
Cypriot search and rescue continued for the second day yesterday to look for a
missing man thrown overboard from his boat by hijackers on Sunday.
A second Turkish Cypriot man was still in hospital suffering from hypothermia
after spending six hours in the water, one hour of which he spent holding up
his friend who couldnt swim.
Reports from the north said the two hijackers were believed to be Lebanese.
Kibris newspaper said the two Lebanese men went to Kyrenia harbour on Sunday
morning offering to buy the boat, name Dime.
The owner of the boat Adil Cakir and the skipper of the boat Turan Yesilada agreed
with the prospective buyers to test the boat and all four sailed out of the
marina.
When the boat was two and half miles offshore, the two Lebanese men drew out
knives and reportedly ordered the two Turkish Cypriots to sail for Turkey.
When they refused the hijackers threw both of them overboard without life
jackets, despite Cakirs pleas.
Yesilada was found six hours later by fishermen and taken to Kyrenia hospital.
According to Kibris, he told police that he had carried Cakir for an hour but
had to leave him there. He believes the boat owner drowned shortly afterwards.
Turkish Cypriot authorities launched search to locate the hijackers but there
was no trace of them by that time. Police in the north said there were around
1,000 litres of fuel on the boat so conceivably the men had reached Turkey or
Syria or Lebanon.
The search for the missing man also proved fruitless.
CYPRUS MAIL
05/02/08
Christofias outlines his
10+1 ways to solve the Cyprus problem
By
Jean Christou
AKEL
candidate Demetris Christofias yesterday issued his 10+1 pledges to move the
Cyprus problem forward if he is elected president later this month.
Christofias said he didnt have a magic wand that could solve all of the
problems but promised a major initiative on the Cyprus question if he was
elected.
The 11 pledges include a direct initiative from the Greek Cypriot side on the
basis of the stalled July 8, 2006 agreement far removed from dead-end policies.
He also wants to bombard the Turkish Cypriots with friendship aiming at
invigorating the fading will for a solution.
Christofias also pledged to upgrade and expand the National Council, the body
that advises the President on the Cyprus issue, and to work for the unity of
the political parties that participate.
Perseverance was another word he used then it came to pursuing a solution on a
bi-zonal bi-communal federation that would ensure the right of refugees to
return.
He would also persevere in pursuing a solution based on the EU charter and UN
resolutions and international conventions. Cyprus also needed to exploit
Turkeys EU ambitions, he said.
We will fight
not to give Turkey 37 per cent of our island, he said.
Christofias dismissed statements by Tassos Papadopoulos campaign camp that the
incumbent was best placed to go forward with the July 8 agreement and that the
election of Christofias would mean the foreigners would bring back the Annan
plan.
Is that because they would be afraid of Mr Papadopoulos if they see in him
front of them? he said. He also wondered, he said, if Papadopoulos was best to
take the July 8 agreement forward, why it has gone nowhere in 18 months.
The difference between him and Papadopoulos was that the President was focusing
on preventing recognition of the north, while he would be focusing on a
solution.
CYPRUS MAIL 05/02/08
Sahil
güvenlik, Adil Çakır'ı arıyor
Girne'den denize açılan "GİMS" adlı yattan
atıldığı iddia edilen Adil Çakır'ı arama
çalışmaları sürüyor.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), Arap uyruklu 2
kişi tarafından satın alınacağı gerekçesiyle
Girne'den denize açılan "GIMS" isimli yattan denize atılan
Kaptan Adil Çakır'ın kurtarılmasına yönelik
çalışmaların dün sabah saat 07:00'den itibaren
yoğunlaştırıldığını bildirdi. Olay dün
de tam olarak aydınlatılamadı.
Girne'de denize açılan GİMS adlı yattan
atıldığı iddia edilen Adil Çakır dün de
bulunamadı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı sahil
güvenlik botları ve helikopterler tarafından yapılan aramalarda
ne Adil Çakır'ın ne de sözü edilen yat ve yatı
kaçırdığı iddia edilen iki Arap uyruklu kişinin izine
rastlandı.
Araştırmalar sonucunda 10.5 metre uzunluğundaki
"GİMS" adlı yatın, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Limanlar Dairesi siciline kayıtlı olmadığı
ve başka bir ülkenin bandırasını
taşıdığı öğrenildi.
Yeşilada'nın sağlık durumu iyi
Balıkçılar tarafından denizde bulunan ve denize
atıldığı iddia eden yat sahibi Turan Yeşilada'nın
sağlık durumunun ise iyi olduğu belirtildi.
Girne Doktor Akçiçek Hastanesi Dahiliye Uzmanı Doktor Ceyhun
Birinci, hipotermi geçiren Turan Yeşilada'nın sağlık
durumunun iyiye gittiğini ve hastanın hayati tehlikeyi
atlattığını belirtti.
Yeşilada'yı bulan Turgut Çaka olayı anlattı
Turan Yeşilada'yı denizde boğulmak üzereyken kurtaran
Girneli Balıkçı Turgut Çaka ise yaşadıklarını
basın mensuplarına anlattı.
Turgut Çaka, oğlu ile dün saat 16.00 sıralarında
tekneleriyle denize açıldıktan 20 dakika sonra Girne Kalesi'nin
yaklaşık 2 buçuk mil açığında denize ağ atmaya
başladıkları sırada bir cisim fark ettiklerini, daha sonra
da imdat sesleri duyduklarını söyledi.
Sesi duydukları bölgeye döndüklerinde, Turan
Yeşilada'nın çırpınarak denize batıp
çıktığını gördüklerini anlatan Turgut Çaka,
oğluyla birlikte yaklaşık 10 dakika uğraşarak Yeşilada'yı
teknelerine çektiklerini ifade etti.
Girne Yat Limanı'na döndüklerinde, Turan Yeşilada'nın,
eşi Beril Yeşilada tarafından alınarak önce duş
alması için yat limanı yakınında bulunan evlerine, daha
sonra da Girne Doktor Akçiçek Hastanesi'ne götürüldüğünü belirten Turgut
Çaka, kendisinin de Girne Polis Müdürlüğü'ne giderek ifade verdiğini
anlattı.
Yeşilada'nın odasını güvenlikçiler bekliyor
Girne Doktor Akçiçek Hastanesi'nde tedavi altında tutulan Turan
Yeşilada ve ailesi, basının yoğun ısrarına
rağmen, konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.
Yeşilada'nın hastanedeki odasının önünde bekleyen
güvenlik sorumluları, içeriye girilmesine ve Yeşilada ile
iletişim kurulmasına müsaade etmiyor.
Adil Çakır, iyi yüzme bilmiyordu
Öte yandan, denizde kaybolan Adil Çakır'ın çok iyi
yüzemediği ve bir ayağının da sakat olduğu belirtildi.
Çakır'ın kaçırılan yatın kaptanı
olmadığı ve Girne Yat Limanı'ndaki teknelerde
çalışarak ya da balıkçılara yardım ederek
hayatını kazandığı ifade ediliyor.
GKK, aramalarını sürdürüyor
Adil Çakır ile birlikte denize atılan yat sahibi Turan
Yeşilada'nın önceki akşam saatlerinde kıyıda
vatandaşlar tarafından bulunması üzerine Çakır'ın
denizde kaybolduğu anlaşılmış ve Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'na ait 2 sahil güvenlik botu ve iki helikopter
tarafından arama başlatılmıştı.
GKK'dan yapılan açıklamada, 18:00-22:30 saatleri
arasında sürdürülen arama faaliyetleri neticesinde Çakır'ın
bulunamadığı ve çalışmaların dün sabah
yoğunlaştırıldığı belirtildi.
Yatı alacaklarını söyleyen Lübnan uyruklu olduğu
iddia edilen 2 korsan, önceki gün sabah saat 10.00 sıralarında
tekneyle deneme turuna çıktı.
Korsanlar, kıyıdan 2.5 mil açıkta
bıçaklarını çekerek, tekne sahibi Silifke doğumlu Adil
Çakır ile KKTC'nin tanınmış teknecilerinden Turan
Yeşilada'yı denize atarak Akdeniz'de izlerini kaybettirdi.
Balıkadam olarak da bilinen Turan Yeşilada, Girne
açıklarında balıkçılar tarafından bulundu.
Yeşilada'nın, 6 saat kadar denizde yüzdüğü sanılıyor.
Girne Akçiçek Hastanesi'ne kaldırılan ve şokta
olduğu bildirilen Turan Yeşilada, verdiği ifadede,
korsanların, açık denizde bıçaklarını
boğazlarına dayayarak kendilerini denize attıklarını
anlattı. Yeşilada, Adil Çakır'ın yüzme bilmediğini ve
tüm yalvarmalarına karşın can yeleği almasına
korsanların izin vermediğini de söyledi.
Turan Yeşilada, Adil Çakır'ı bir saat kadar suda
taşıdığını ancak daha sonra
arkadaşını bırakmak zorunda kaldığını
bildirdi.
Korsanların, teknede bulunan 1100 litre yakıtla Suriye,
Lübnan veya Güney Kıbrıs'a kaçtıkları sanılıyor.
Polisin konuyla ilgili olarak çok yönlü soruşturma
başlattığı da öğrenildi.
KIBRIS 05/02/08
Hristofyas,
Kıbrıs sorunundaki önerilerini açıkladı
Rum radyosu, Hristofyas'ın, "inisiyatif alma" konusunu
öne çıkardığı önerilerini, şöyle aktardı:
"-Hareketlerin inisiyatifinin derhal Kıbrıs Rum
tarafınca alınması ve çabaların; 8 Temmuz
Anlaşması'nın hayata geçirilmesi üzerinde
yoğunlaştırılması.
-Çözüm ve uyum içerisinde birlikte yaşama iradesinin
canlandırılması amacıyla Kıbrıs Türk toplumuna
yönelik dostluk atağı.
- Taksimci mantıktan, iki devlet mantığından uzak
ve ilkelerde indirime gidilmeden, adil ve yaşayabilir çözümün garanti
edilmesi.
-Göçmenlerin beyan edilmiş geri dönüş hakları da dahil
olmak üzere; bütün vatandaşların insan haklarını ve temel
özgürlüklerini güvence altına alan, üzerinde uzlaşı
sağlanmış iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çerçevesinde
ısrar edilmesi.
-AB üyesi ülkelerin özelliğini ve AB'nin üzerine bina
edildiği ilkeleri değerlendirmek.
-Uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna, BM kararlarına,
Doruk Anlaşmaları'na ve insan haklarıyla ilgili
uluslararası sözleşmelere dayalı bir çözüm bulunmasında
ısrar etmek.
-Yükseltilmiş Ulusal Konsey çerçevesinde gerekli birlik ve
uzlaşının sağlanması. Ulusal Konsey'in yükseltilmesi
ve çağdaşlaştırılması.
-Türkiye'nin AB'ye yönelişinin; yükümlülüklerini yerine getirmesi
yönünde değerlendirilmesi.
-İnandırıcı, talepkâr ve esnek dış
politika geliştirilmesi ve derhal her yöne, özellikle de BM Genel
Sekreteri, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve uluslararası
camianın diğer unsurları yönünde sürekli inisiyatifler
alınması."
Hristofayas, basın toplantısında ayrıca, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u kısır politikalar
uygulamakla ve gerilemeye neden olmakla suçladı. Hristofyas;
Papadopulos'un uyguladığı politikalar sonucunda, Türkiye'nin
suçlarından arındırıldığını, Kıbrıs
sorununun esasının unutulduğunu ve Rum tarafına, KKTC
limanlarının KKTC mührüyle işletilmesi yönünde baskı
yapıldığını savundu.
KIBRIS 05/02/08
Turkey debates easing headscarf
ban
By Vincent Boland in Ankara
FINANCIAL TIMES February 6 2008
16:04
Six months after trouncing them in a battle of wits
that ended in a general election, Turkeys socially conservative government is
again testing the patience of its secular opponents. On Wednesday the Turkish
parliament began debating the lifting of a constitutional ban on the wearing of
headscarves at public universities.
The initiative, which could be approved by the end
of the week, pits the conservative government against the republican
establishment and the military, which views with undisguised distaste the
rising visibility of Islam in officially secular and overwhelmingly Muslim
Turkey.
The ban was introduced after a coup in 1980 in a
constitution drafted under military supervision, and analysts say the general
staff is sure to be unhappy at the overturning of a measure that previous
generals considered essential to the maintenance of public order and
secularism.
Opponents of the easing say the ban exists because
the headscarf is a political symbol. Its proponents, who have the support of a
majority of the public, say the ban must be lifted to uphold civil and human
rights, not for religious or political reasons. The gulf between the two sides
is a perfect illustration of the tension in Turkey between old-guard
secularists, who dominate the judiciary and the bureaucracy as well as the
academy, and power-hungry social and religious conservatives fresh from a
landslide victory in Julys election.
As Ibrahim Kalin, director of Seta, a think-tank in
Ankara, says: The headscarf is the most powerful symbol of the collision
between secularists and conservatives in Turkey.
In this collision, momentum appears to be with the
government. The ruling Justice and Development party, which has its roots in
political Islam, and a nationalist opposition party that has long supported the
easing of the ban have enough MPs in the 550-seat parliament to change the
constitution. However, the amendments are certain to be challenged in the
courts, and a prolonged, messy and noisy fight seems inevitable.
Opposition is being led by university rectors, who
regard the measure as a serious threat to Turkeys tradition of secularism.
This tradition, known as laicism, mandates the strict separation of state and
religion on the one hand and, on the other, strict state control of religious practice
and symbols. Among the republican elite, this is the most important of modern
Turkeys six founding principles.
Ural Akbulut, rector of Middle East Technical
University in Ankara, rejects the human rights argument put forward by the
government for the constitutional change. Girls in Turkey wear the headscarf
because it is a religious symbol, he says. Why else would they wear it? He
argues that girls who do not wear the headscarf at university will be forced to
cover up through peer pressure within five to 10 years if parliament makes
the change and it is passed by the courts.
The measure as drafted has dismayed those on the
liberal end of Turkeys political spectrum. They say the wording of the new
constitutional arrangements is one-sided, hastily agreed, and poorly drafted.
But there is no doubt that the governments initiative enjoys broad public
support. This is either because the ban directly affects a family members
education prospects or because people accept that girls of university age are
old enough to decide for themselves whether or not to wear a headscarf.
Greek Cyprus watches Kosovos
move
By Quentin Peel
FINANCIAL TIMES February 6 2008
03:25
Now the Serbian presidential election is over, the
unilateral independence of Kosovo is likely to be declared within a matter of
weeks. It may be a tiny, remote, poor and mountainous land, but the
consequences of the move will spread far beyond its Balkan borders.
Although the great majority of Serbs remain
strenuously opposed, Kosovos independence will swiftly be recognised by the
US, followed by leading members of the European Union, including the UK, France
and Germany. It will be a de facto recognition, not a de jure one.
Russia is blocking any United Nations resolution, both out of loyalty to Serbia
and from a more fundamental objection to the principle of self-determination.
Several EU member states also remain deeply
hesitant, fearful of the precedent set by allowing an ethnic minority to
declare independence without winning agreement from the country it is leaving.
Spain is one such, fearing the encouragement it will give to Basque
secessionists. Slovakia is another, Romania the third. They will delay any
recognition as long as possible.
Of all the EU members, however, the most hostile is
the republic of Cyprus. Speaking in Helsinki last week, Erato Markoulli, the
Greek Cypriot foreign minister, said her country cannot and will not recognise
a unilateral declaration of independence. This is an issue of principle, of
respect for international law, but also an issue of concern that it will create
a precedent in international relations.
Ms Markoulli denied the stance had anything to do
with northern Cyprus, the Turkish-ruled part of the island whose independence
has been recognised only by Turkey. Yet that is clearly the most threatening
precedent. If Kosovo wins recognition from the US and UK, how long will they
refuse to do the same for the self-styled Turkish Republic of Northern Cyprus?
Many EU members now regret allowing Cyprus to join
without resolving its internal division. The Greek Cypriots rejected Kofi
Annans UN plan for unification, after the Turkish Cypriots had voted heavily
in favour in 2004. Ever since, Cyprus has used its membership to delay or
disrupt every attempt at opening links to the northern enclave.
Yet, in a curious way, the Kosovo move could be
just the shock needed to get the two sides back together. It will come at much
the same time as a critical presidential election in Cyprus the two rounds
are on February 17 and 21 that is seen as a potential watershed for UN
negotiations to be launched, or for the divided island to be partitioned for
good.
Tassos Papadopoulos, the incumbent president, who
led the campaign against the Annan plan, could be defeated in a run-off against
his principal challenger, Demetris Christofias, leader of Akel, the Communist
party. Mr Christofias also voted No to the Annan plan, but he is committed to
seeking a new deal. So is Yiannakis Cassoulides, the conservative former
foreign minister, who is running third. The race is too close to call.
The northern Cypriots are holding their breath.
2008 may be the last opportunity for an international settlement, says Turgay
Avci, foreign minister of the Turkish Cypriot administration. For so many
months we have been told to wait for the elections, because the leadership may
change. I dont think it will make a big difference. What we expect is that
whoever wins the election will come to the table for a comprehensive solution.
Among Greek Cypriots, however, Mr Papadopoulos is
seen as the person least likely to make any move. He has the support of
nationalists and the Greek Orthodox church in Cyprus, but his truculent
negotiating style in the EU has worried those Cypriots who wish to be accepted
as full Europeans.
People are worried that no good initiatives have
come from Tassos, says one Greek Cypriot academic. He is always blocking and
blustering. It does not give them any pleasure to be seen as always the awkward
customers.
That does not give Mr Avci much reassurance. We
are isolated, he says. We have no free trade. There are no direct flights.
There are no cultural or educational openings in the EU. As long as they treat
Greek Cyprus as the only power in Cyprus, there will be no solution.
But at least he will be watching what happens to
Kosovo very quietly, and very closely.
Court orders Turkish
bank to pay refugee
By
Stefanos Evripidou
A GREEK
Cypriot refugee has been awarded 126,724 in compensation by the Nicosia
District Court for the occupation of her property by Turkish Bank Ltd.
Elpida Erotocritou-Chrysochou from Morphou filed a case against Turkish Bank in
2002 for occupying her property in the north since 1975 without paying rent.
Before 1974, Chrysochou received rent on the building from Chartered Bank Ltd.
According to yesterdays Phileleftheros, Justice Leonidas Parparinos ruled in
favour of the plaintiff, awarding compensation to the tune of 126,724
(£74,168) in rent arrears from 1975 until the end of 2007.
In the meantime, Turkish Bank Ltd, a company registered with the Registrar of
Companies in the Republic of Cyprus, has been ordered to pay £217 a month
starting from February 1, 2008, until the property is returned to Chrysochou.
The judge ordered that interest on the compensation sum would be calculated
from the date that the law suit was filed on July 17, 2002.
Turkish Bank was represented in the District Court by Turkish Cypriot lawyer
Hakin Onen, who argued that the bank was given permission to occupy the building
by the Turkish administration in the north. Justice Parparinos rejected the
argument ruling that the Turkish administration also known as the Turkish
Republic of Northern Cyprus did not constitute an internationally recognised
state, while its declaration of independence was ruled void and illegal by the
international community through the UN Security Council. As such, an illegal
entity could not carry out a legal action by awarding legal possession to his
client as the advocate claimed.
CYPRUS MAIL 06/02/08
Man feared drowned after
being thrown overboard by hijackers
By
Jean Christou
INVESTIGATIONS
were continuing in the north yesterday to track down the missing boat hijacked
by two men on Sunday after throwing the owner and another man into the sea.
One of the two victims is still in hospital and the other, who could not swim,
is missing presumed dead.
One Turkish Cypriot newspaper said yesterday the hijacked boat was found run
aground near Mersin in Turkey with a damaged hull.
The boat, the Dime, is said to be registered in the US.
Other reports yesterday quoted Turkish Cypriot police as saying they suspected
drug smuggling activities.
Two Lebanese men went to Kyrenia harbour on Sunday morning offering to buy the
boat from its owner Adil Cakir.
Cakir and the captain of the boat Turan Yesilada agreed with the prospective
buyers to test the boat and all four sailed out of the marina.
When the boat was two and half miles offshore, the two Lebanese men drew out
knives and reportedly ordered the two Turkish Cypriots to sail for Turkey.
When they refused the hijackers threw both of them overboard without life
jackets.
Yesilada was found six hours later by fishermen and taken to Kyrenia hospital,
where he remains suffering from hypothermia.
He told police that he had held up Cakir who could not swim for an hour,
but had to leave him there. He believes the boat owner drowned shortly
afterwards.
Turkish Cypriot authorities launched search to locate the hijackers but there
was no trace of them by that time. Police in the north said there were around
1,000 litres of fuel on the boat so the men could have reached Turkey, Syria or
Lebanon.
The search for the missing man also proved fruitless.
CYPRUS MAIL 06/02/08
Greek soldiers remains
returned to families
THE REMAINS
of ten Greek soldiers killed during the 1974 Turkish invasion were handed back
to their families at a special ceremony in Nicosia yesterday.
The ceremony took place at the National Guard headquarters in Nicosia, attended
by President Tassos Papadopoulos, Defence Minister Christodoulos Pasiardes and
the Greek Deputy Defence Minister Constantinos Tasoulas.
Two of the people identified were listed as missing during the Turkish invasion
of Cyprus and the remaining eight were killed during hostilities.
Their relatives have the right to be proud of their Greek valour, and Greece
and Cyprus have a duty to honour them and vindicate their sacrifice,
Papadopoulos said in his speech.
He said the ten officers and soldiers died in a heroic battle against the
Turkish invasion forces and today they return home as heroes, to the land where
they belong.
Greek Deputy Defence Minister Constantinos Tasoulas said: Everything we have
achieved to date, we owe to those people who, being Greeks at heart, were
determined to fight and if need die for our nation, for liberty, for our way of
life.
This was the value of the message of their sacrifice, he said.
In statements to the press, relatives of the men expressed their grief, saying
it was sad that most of the parents of those missing were no longer alive to
witness the closure and to receive their childrens remains for a proper
funeral.
The remains have been exhumed and identified through scientific means, as part
of an ongoing process the Cyprus government initiated in the late 1990s with
the assistance of the non governmental US- based organisation Physicians for
Human Rights.
CYPRUS MAIL 06/02/08
Ankara'da
Kıbrıs zirvesi
"ORTAK KIBRIS POLİTİKASININ İLERLETİLMESİ
KONUSUNDA GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİNDE BULUNDUK"...
Başbakan Soyer, Türkiye Başbakanı Erdoğan'la ortak
Kıbrıs politikasının ilerletilmesi konusunda görüş
alış verişinde bulunduklarını belirtti. AB'ye uyum
süreciyle ilgili girişimlerinin cumhurbaşkanlığı ve
hükümetin ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon
içinde yürütüldüğüne işaret eden Soyer, Türkiye'nin bu alandaki
deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte bazı teknik konularda bilgi alış
verişinde bulunma konusunun da görüşmede ele
alındığını ifade etti.
"YENİ GİRİŞİMLERİ İLERİYE
TAŞIMA NOKTASINDA HEMFİKİRİZ"... Başbakan
Erdoğan'la, Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC
ziyaretiyle ilgili gelişmeleri de değerlendirdiklerini ifade eden
Soyer, yeni girişimleri ileriye taşıma noktasında hemfikir
olduklarını kaydetti. Soyer şöyle konuştu: "Gerek
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar, gerekse Rum
tarafındaki seçimlerden sonra başlayacak BM parametrelerine
bağlı görüşme sürecine ilişkin Türk tarafı olarak
girişim gücümüzü, kabiliyetimizi ve çözüm yönündeki
kararlılığımızı birlikte daha ileriye
taşıyabilme açısından çeşitli görüş
alış verişinde bulunduk."
Başbakan Soyer, temaslarda bulunmak üzere gittiği Ankara'da
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'la Kıbrıs
politikasının ilerletilmesi konusunda görüş
alışverişinde bulundu.
Başbakan Soyer, görüşmeden sonra TAK, BRT ve Genç TV
muhabirlerine yaptığı değerlendirmede, AB'ye uyum süreciyle
ilgili girişimlerinin cumhurbaşkanlığı ve hükümetin
ilgili bakanlıkları arasında tam bir koordinasyon içinde
yürütüldüğüne işaret ederek, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden
yararlanabilme ve bu süreçte bazı teknik konularda bilgi alış verişinde
bulunma konusunun da görüşmede ele alındığını
ifade etti.
Başbakan Erdoğan'la, Almanya eski Başbakanı Gerhard
Schröder'in KKTC ziyaretiyle ilgili gelişmeleri de
değerlendirdiklerini ifade eden Soyer, yeni girişimleri ileriye
taşıma noktasında hemfikir olduklarını kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temaslarda bulunmak üzere,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun'un da yer
aldığı bir heyetle Ankara'ya gitti.
Ankara temasları çerçevesinde dün Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşme yapan
Başbakan Soyer, bugün de Türkiye Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret edecek.
Soyer ve beraberindeki heyet, Ankara'ya gitmek üzere saat 12.00'de
Ercan Havalimanı'ndan ayrıldı.
Heyeti Ercan'dan, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Sağlık Bakanı
Eşref Vaiz, Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün, Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan, Maliye
Bakanı Müsteşarı Zeren Mungan ve yetkililer uğurladı.
Heyette, Başbakanlık Müsteşarı Doğan
Şahali, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit
ve AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin de bulunuyor.
Soyer ve beraberindeki heyet, saat 16.00'da Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.
Soyer, bugün de saat 10:00 da, Türkiye Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet
Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret edecek ve saat
15.00 sıralarında adaya dönecek.
Heyeti Ankara Esenboğa Havalimanında Ankara Valisi Kemal
Önal, KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve diğer bazı
yetkililer karşıladı.
Soyer TC Başbakanı Erdoğan'la görüştü
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı Recep Tayyip Eroğan ile görüştü.
Erdoğan, saat 16.00'da Başbakanlık Merkez binasına
giden Soyer ve heyetini kapıda karşıladı. İki
başbakan önce baş başa görüştü. Yaklaşık
yarım saat süren bu görüşmeden sonra heyetler arası görüşmeye
geçildi.
Görüşme öncesinde açıklama yapılmadı, ancak
basının görüntü almasına izin verildi.
Heyetler arası görüşmeye TC kanadından Başbakan
Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Nazım Ekrem, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Ertuğrul Apakan, Başbakanlık Müsteşar
Yardımcısı Hakan Fidan ve Başbakanlık
Başdanışmanı Yalçın Akdoğan katılırken;
KKTC kanadından Başbakan Soyer, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali, AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu
Erhan Erçin ve KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ile
Müsteşarı Mustafa Lakadamyalı katıldı.
Soyer: Kıbrıs sorununda ortak politikanın ilerletilmesi
konusunda görüş alış verişinde bulunduk
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Başbakanı Recep
Tayip Erdoğan ile ortak Kıbrıs politikasının
ilerletilmesi konusunda görüş alış verişinde
bulunduklarını belirtti.
AB'a uyum süreciyle ilgili girişimlerinin
Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları
arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne de işaret
eden Soyer, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu
süreçte bazı teknik konularda bilgi alış verişinde bulunma
konusunun da görüşmede ele alındığını ifade etti.
İki ülke arasındaki mali konuların protokollerle
düzenlendiğini, bu nedenle görüşmede bu konunun ele alınmadığını
da söyleyen Soyer, sadece kuraklıkla ilgili beklenmeyen gelişmelerin
ele alındığını bildirdi.
Başbakan Soyer, Erdoğan ile görüşmesinin ardından
TAK, BRT ve Genç TV muhabirlerine değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan ve ekibiyle gerçekleştirdikleri görüşmeyi
"oldukça önemli ve güzel" diye niteleyen Soyer, görüşmede ana
hatlarıyla özellikle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son
Ankara ziyaretinde birlikte saptanan Kıbrıs sorunundaki ortak
politikanın ilerletilmesi konusunda görüş alış
verişinde bulunduklarını ifade etti.
Soyer, "Gerek Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonlar, gerekse Rum tarafındaki seçimlerden sonra başlayacak BM
parametrelerine bağlı görüşme süreciyle ilgili olarak Türk
tarafı olarak girişim gücümüzü, kabiliyetimizi ve çözüm yönündeki
kararlılığımızı birlikte daha ileriye
taşıyabilme açısından çeşitli görüş
alış verişinde bulunduk" dedi
Schröder'in ziyareti..
Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in KKTC ziyaretiyle
ilgili gelişmeleri de değerlendirdiklerini ifade eden Soyer, yeni
girişimleri ileriye taşıma noktasında hemfikir
olduklarını kaydetti.
Schröder'in ziyaretiyle ilgili soru üzerine ise Başbakan, bu
ziyaretin Kuzey Kıbrıs'ta AB'ye layık, çözüm isteyen bir
halkın var olduğunu göstermesi açısından büyük önem
taşıdığını belirtti.
Alman basınında çıkan bu yöndeki haberlere atıfta
bulunan Soyer, özellikle güneş enerjisinden elektrik üretilmesi konusunda
Schröder'in Alman firmalarına KKTC'ye yatırım
imkanlarını gündeme getireceğini
vurguladığını kaydetti.
AB uyum süreci...
Soyer, AB'ye uyum süreciyle ilgili girişimlerinin
Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ilgili bakanlıkları
arasında tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğüne işaret
ederek, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerinden yararlanabilme ve bu süreçte
teknik bazı konularda bilgi alış verişinde bulunma
konusunun da görüşmede ağırlıkla ele
alındığını vurguladı. "Bu konuda
aramızda fevkalade anlayış birliği oluştu" diyen
Soyer, Kıbrıs Türk halkının AB standartlarında
yaşama ve kurumsallaşma hakkına sahip olduğunu belirtti.
Yeni girişimler...
Ekonominin daha da gelişmesi, kurumsallaşması ve
izolasyonların getirdiği yüklerin hafifletilmesi süreçlerinde de
Türkiye'yle yeni girişimler planladıklarını kaydeden Soyer,
Türkiye Başbakanı'na ve hükümetine teşekkürlerini de
ilettiklerini söyledi.
"Kendi kaynaklarımızla gelişmeye
kararlıyız" diyerek kaynakları akılcı
düşünceyle kullanarak Türkiye'den alınan desteği altyapı ve
üretken sektörlere kanalize etme konusundaki kararlılıklarını
vurgulayan Soyer, "Bu bakımdan bu işbirliğinin bu temelde
gelişebilmesinin de önemi üzerinde durduk" şeklinde
konuştu.
Limanlar...
Sıkıntı yaşadıkları bazı konularla
ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını da
belirten Soyer, bunların başında limanlar konusunun
geldiğini anlattı.
Soyer, Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının ambargo
altında olmadığını teyit eden AB kararlarından
sonra limanları geliştirerek teknik kapasitelerini daha da yükseltme
konusunda ve bunun yanında direkt uçuşlar ve diğer konularda
neler yapılabileceğiyle ilgili görüş
alışverişinde bulunduklarını kaydetti.
Bir soruya karşılık, sıkıntı
yaşadıkları konuların geleneksel olarak Kıbrıs
Türk halkının karşı karşıya
kaldığı konular olduğunu belirten Soyer, bunların da
izolasyonlar nedeniyle özellikle navlun ve benzeri konularda ekonomi üzerinde
yük oluşturan konular olduğunu kaydetti. Soyer, bu sorunların
aşılması için limanları uluslararası trafiğe
açabilme kabiliyetinin zorlanması gerektiğini söyledi.
Kamu reformu halkın ihtiyacı...
Görüşmede kamu reformuna yönelik bir çalışma
yapılıp yapılmadığı yönündeki soruya
karşılık da Soyer, kamu reformunun sadece Ankara veya Brüksel'in
beklentisi değil, Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı
ve beklentisi olduğuna işaret etti. Soyer, bu konudaki
girişimlerini sürdürdüklerini ve hükümetin almakta olduğu tedbirlerle
kamu ağırlıklı pek çok yükün aşılmasında
önemli adımlar atıldığını kaydetti.
Gündemimizde mali konu yoktu, ama kuraklık...
Başbakan Soyer, "görüşmede Türkiye'den mali yardım
istendi mi" şeklindeki soru üzerine ise, özetle şunları
söyledi:
"Hayır, böyle bir şey yok. Türkiye ve KKTC arasında
mali yardımı düzenleyen, önceden ilan edilmiş bir protokol
vardır. Biz bu protokolü harfiyen uyguluyoruz. Türkiye de bunu
uygulamaktadır. Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkileri
'alan-veren, isteyen-cimrilik eden, isteyip veren' ilişkisinden
çıkarmamız gerekmektedir..." .
Elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan kuraklık gibi
sıkıntıların ele alındığını
anlatan Soyer, "Ancak mali bir konu bizim gündemimizde yoktu, çünkü bu
zaten protokollerle belirlenmiş bir unsurdur. Üretmek, kendimizi
geliştirmek, kaynaklarımızı doğru kullanmak ve
Türkiye'den aldığımız desteği hükümetimizin
yaptığı gibi elektrik altyapısına, yollara, suya,
hastanelere, eğitime, reel sektöre aktarmak gerekir" şeklinde
konuştu.
Turizm...protokol görüşmeleri
Bir başka soruya karşılık, görüşmelerinde
turizm konusunun da ele alındığını belirten Soyer,
özellikle Almanya pazarına dönük imkanların daha da
geliştirilmesi konusunda görüş alış verişinde
bulunduklarını söyledi.
Kamu görevlilerinin maaş artışı ve protokol görüşmeleriyle
ilgili bir diğer soruyu yanıtlarken de Soyer, geçmişte Rum
tarafındaki maaş ve ücretlerin yüzde 43'ü kadar olan maaş ve
ücretlerin hükümetinin göreve gelmesiyle yüzde 80'lere yaklaştığını
söyledi. Soyer, "Önemli olan alım gücündeki artışı korumaktır"
dedi.
Güneydeki seçimler
Başbakan Soyer, Rum tarafındaki seçimlerle ilgili
beklentisinin sorulması üzerine ise, bu konuda fikir belirtmeyi doğru
bulmadığını belirterek, "Biçim önemli ama onu da
belirleyen özdür... Kim seçilirse seçilsin önemli olan içeriktir" dedi.
Soyer, Kıbrıs Türk tarafının çizgisinin BM
parametreleri, BM çözüm planı ve BM inisiyatifinde görüşme süreci
olduğunu belirtti.
İç politika.... "Müdahale demek yanlış..."
İç politikadaki gelişmelerle ilgili bir diğer soruyu
yanıtlarken de Soyer, "Türkiye'nin iç politikaya müdahale
ettiğini" söylemenin yanlış olduğunu söyledi.
"Bazı partilerin iç siyasette veya parti içi problemlerinin ortaya
çıkardığı sıkıntıları müdahale diye
yansıtarak siyasi gerginlik yaratmasına" anlam veremediklerini
söyleyen Soyer, herkesi sağduyulu olmaya çağırdı.
KIBRIS 06/02/08
Rum koçanlı arsalar değer kazandı
YABANCILAR, RUM KOÇANLI ARAZİYİ TERCİH EDİYOR...
Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan
Sungur, kısa bir süre sonra Rum koçanlı arsaların Türk
koçanlılara göre daha pahalı olacağını iddia ederek
yabancı uyrukluların artık Rum koçanlı yerleri
tercih ettiğini söyledi. Sungur, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun
kararları sayesinde de Rum koçanlı arazisi olan
vatandaşların artık bir risk taşımadığını
vurguladı
Ergül ERNUR
Referandum süreciyle birlikte Türk koçanlı arsa fiyatları,
Rum koçanlılara göre daha fazla artış gösterirken, son günlerde
Türk ve Rum koçanlı arsa fiyatları arasındaki fark kapandı.
Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, kısa
bir süre Rum koçanlı malların Türk koçanlılardan daha
değerli olacağını iddia etti.
Arz talep dengesine bağlı olarak Rum koçanlı
arsaların değerleneceğini işaret eden Sungur, yabancı
uyrukluların da artık Rum koçanlı malları satın
almayı tercih ettiğini vurguladı.
Kıbrıslı Rumların artık Kuzey'deki
mallarını geri almak yerine tazmin etmeye yöneldiğini kaydeden
Sungur,
Türk koçanlı villaların yabancı uyruklulara
satımı konusunda KKTC devletinin olumsuz bir politika izlediğini
ifade etti.
Sungur, Girne'deki emirnamelerden dolayı inşaat
yapılabilecek arazilerin azaldığını ve bir müddet
sonra yabancı uyrukların tercihleri sayesinde Rum
mallarının Türk mallarından daha pahalı
olacağını iddia etti.
Sungur, Anayasa'nın 159. maddesi kapsamına giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası'na
bağlı oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu
sayesinde 'Türk veya Rum malı arasında hiçbir fark
kalmadığına' da dikkat çekti.
"Rum malına inşaat yaptığınız anda
KKTC devleti onu, tazmin ediyor" şeklinde konuşan Hasan Sungur,
Rum
malı üzerine inşaat yapıldığında devletin
bu malı Rum'a iade etmediğini ve devletin malın
tazminatını verdiğini kaydetti.
"İmar yapılabilecek arazilerin çoğu Rum
koçanlı"
Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Türk
koçanlı arazi bölgelerinin emirnameler ve master planından
dolayı yasağa girdiğini belirterek bunlara örnek olarak
Kanlıköy, Boğaz, Kırnı Havaalanı'nın
bulunduğu bölgeyi gösterdi.
Lefkoşa çevresinde Türklerin sahip olduğu bazı
bölgelerin yasaklandığını söyleyen Sungur, imar
yasağına girmeyen arazilerin Rum koçanlı olduğunu kaydetti.
Bugün mal almak isteyen kişilerin kolay kolay Türk koçanlı
mal alamayacağını ifade eden Sungur, Rum koçanlı
malların daha rahat bulunabileceğini belirtti.
Sungur, bugünkü ortamda emirnamelerden dolayı imar
yapılabilecek arazilerin büyük bir bölümünün
Rum koçanlı olduğuna da dikkat çekti.
"Rum malına inşaat yapma riski kalmadı...
Devlet, Rum'u tazmin ediyor"
Annan Planı gündeme gelene kadar KKTC'de Türk veya Rum malı
arasında bir ayrım yapılmadığını kaydeden
Hasan Sungur, referandum sonrası gündeme gelen bazı gelişmelere
bağlı olarak Rum koçanlı malların fiyatını
düşürdüğünü, ancak Türk koçanlı malların fiyatını
arttırdığını vurguladı.
Anayasa'nın 159. maddesi kapsamına giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası altında
oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu anımsatan Sungur,
komisyondan dolayı Rum malı bulunduran vatandaşların
artık bir risk taşımadığını iddia etti.
Sungur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'in de KKTC
hükümetinin taşınmaz mal hakkında oluşturduğu yasaya
sıcak bakmasından dolayı yatırım yapılan Türk
veya Rum malları arasında hiçbir fark kalmadığını
söyledi.
Kısa bir süre önceye kadar Rum koçanlı mal sahibi olan KKTC
vatandaşlarının "Rum gelip malını alacak
mı" endişesini taşıdığını kaydeden
Sungur, Taşınmaz Mal Komisyonu sayesinde bu soruların ortadan
kalktığını belirtti. Sungur, açıklamasına
şöyle devam etti:
"Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran Rumlar,
eğer arazi eşdeğerse, arazinin % 100'ü kadar bir değer
kazanma sağlanmış veya üzerine bir proje
yapılmış ise, Rum'a bu mal geri verilmiyor. KKTC devleti
tarafından tazmin ediliyor".
Rum mallarında tazmin edilen bölgeler arasında Haspolat ve
Lefkoşa Sanayi Bölgesi'nin bulunduğunu da
belirten Hasan Sungur, "Rum malının üzerine inşaat
yapma riski kalmadı" dedi.
Oluşturulan komisyondan dolayı 'Türk veya Rum malı
arasında hiçbir fark kalmadığını' yineleyen Sungur,
"Rum malına inşaat yaptığınız anda
KKTC devleti, onu tazmin ediyor" şeklinde konuştu.
Herhangi bir Rum malı üzerine inşaat
yapıldığında, devletin bu malı Rum'a iade
etmediğini vurgulayan Sungur, devletin malın tazminatını
verdiğini ve Kıbrıslı Rumların da buna razı
olduğunu kaydetti.
"Eğer arazi üzerinde inşaat yapılamıyorsa, Rum
malını geri alabilir" diyen Sungur, şöyle devam etti:
"Özellikle arazi üzerine inşaat yapılamıyorsa, Rum
da oraya inşaat yapamayacak. Bundan dolayı Rum da
malının tazmin edilmesini istiyor. Diğer taraftan bu
inşaat yasağının başında çok ilginç bir madde
var:
Eğer herhangi bir Rum 1974 öncesi malını geri almak
isterse, devlet niyetli de olsa kesinlikle malınıza el koymuyor.
Devlet önce piyasa değerinden malı istimlak eder ve sonra Rum'a
malı verir".
"Rum malları, Türk mallarından daha pahalı
olacak"
Kıbrıslı Rumların mallarını tazmin etmek
için KKTC'ye gelişinin bir gerçek olduğunun altını çizen
Sungur, bu sürecin son 1 buçuk yılda gerçekleştiğini söyledi.
KKTC devletinin de Rumları tazmin edecek gücü olduğunun
görüldüğünü kaydeden Sungur, kısa bir süre sonra Rum
mallarının Türk mallarından daha değerli
olacağını iddia etti.
Türk koçanlı villaların yabancı uyruklulara
satımı konusunda da KKTC devletinin olumsuz bir politikası
olduğuna değinen Sungur, "Yabancı uyruklulara Türk
koçanlı herhangi bir arsa üzerindeki villayı
sattığınız zaman, güvenlik soruşturmasının
uzun zaman aldığından, yabancı uyruklular malı
satın alır ama adına dönmesi için çok bekler" dedi.
Ancak Rum mallarının yabancı uyruklulara
satılması konusunda bir sorun olmadığına dikkat çeken
Sungur, güvenlik soruşturmasına takılmadığı için
yabancı uyrukluların Türk koçanlı değil, Rum koçanlı
malı almayı tercih ettiklerini söyledi.
Sungur, avukatların da bu süreci bildiğinden,
müşterilerini uyardıklarını ve Türk koçanlı mal
satın almamaya yönelttiklerini kaydetti.
Girne'deki emirnamelerden dolayı inşaat yapılabilecek
arazi miktarlarının azaldığını belirten Sungur,
bir müddet sonra Rum mallarının Türk mallarından daha
pahalı olacağını çünkü yabancı uyrukluların
alabileceğini iddia etti.
"Türk koçanlı yerlere yönelmeyin"
KKTC vatandaşlarının ev alırken Türk veya Rum
koçanlı tercihi yapmadan evin vizelendirilmiş olması ve imar
izniyle daha çok ilgilenmeleri gerektiğini vurgulayan Sungur,
kaymakamlıktan imar izni alınmışsa, malın Türk veya
Rum'a ait olmasının hiçbir farkı olmadığını
söyledi.
"Vatandaşlar, boşu boşuna Türk malı
alacağım diye, Türk koçanlı yerlere yönelmesinler" diyen
Sungur, ileriki zamanda arz talep dengesine bağlı olarak Rum
mallarının daha fazla değerleneceğini söyledi.
KIBRIS 06/02/08
Rum yönetimi Kosova konusunda engel
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Kosova'ya 1800 kişilik polis ve
sivil idare misyonu göndermek konusunda resmen anlaşmaya vardı.
Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre, Kosova'nın
bağımsızlığına karşı çıkan
Kıbrıs Rum kesimi misyonu engelleme tehditlerini bir yana
bırakarak oylamaya katılmadı.
Misyonun gönderilmesi kararını almak için toplantıya
katılan tüm AB ülkelerinin oy birliği gerekiyor.
Diplomatik kaynaklar, misyonun ne zaman sevk edileceği konusunda
ise kararın henüz alınmadığını belirttiler.
AB'nin misyonu, 1999'da NATO barış gücü askerlerinin
konuşlanmasıyla birlikte bölgedeki kontrolü ele alan
Birleşmiş Milletler misyonunun yerine görevlendirilecek.
KIBRIS 06/02/08
Papadopulos'tan
farkı yok
RESMİ RUM TEZİNE YAKINLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi
Lideri Tasos Papadopulos'tan farklı bir vizyonu ortaya
koymadığını söyledi. Erçakıca, Papadopulos'un EOKA,
Hristofyas'ın ise çözüm isteyen sol bir çevreden geliyor olmasına
rağmen Hristofyas'ın açıklamalarında resmi Kıbrıs
Rum tezine yakınlığının dikkat çekici olduğunu
belirtti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs konusunda Rum
Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'tan farklı bir vizyonu ortaya
koymadığını söyledi.
Erçakıca, Papadopulos'un EOKA, Hristofyas'ın ise çözüm
isteyen sol bir çevreden geliyor olmasına rağmen Hristofyas'ın
açıklamalarında resmi Kıbrıs Rum tezine
yakınlığının dikkat çekici olduğunu belirtti.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingte
Almanya'nın eski başbakanlarından Gerhard Schröder'in KKTC
ziyaretini değerlendirdi. Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine
Hristofyas'ın son açıklamalarıyla ilgili açıklamalarda da
bulundu.
Güney Kıbrıs'taki seçimlerdeki adayların özellikle
Kıbrıs konusu üzerinde durduğuna söyleyen Erçakıca,
Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa bakış açısıyla
ilgili geniş açıklamasını da Türk basınına yansıdığı
şekilde değerlendirdiklerini belirtti.
Hristofyas'ın açıklamalarında Papadopulos'tan çok farklı
bir şey bulunmadığını kaydeden Erçakıca,
"Öyle görünüyor ki aynı vizyona sahip kişiler, seçimlerde kendi
aralarında bir yarış sergiliyor" dedi.
Erçakıca, her ne kadar bugünün sorunlarına aynı
şekilde yaklaşıyor olsalar da adayların tarihsel
farklılıkları olduğunu da görmezlikten gelmemek
gerektiğini söyledi.
"Sorunu zamana yaymanın temelini oluşturur"
Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın Türkiye'nin AB üyeliğini,
Rum kesiminin kendi tezini Türkiye'ye kabul ettirmek için
kullanacaklarını ifade etmesinin dikkat çekici olduğunu
kaydetti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, Kıbrıslı Rumlar
tarafından kullanılmak istendiği ve başta AB olmak üzere
uluslararası güçler buna fırsat verdiği sürece, Kıbrıs
sorununa eşitlik temelinde bir çözüm bulmak çok zor olacak. Aynı
husus Hristofyas'ın dünkü basın toplantısında da
vardı. Korkarım ki bugüne kadar geçtiği gibi zaman, bundan sonra
da geçip, gitmesin. Bu taktik sorunu zamana yaymanın da temelini oluşturmaktadır"
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Hristofyas'ın Annan
Planı'na hayır demesiyle ilgili eleştirileri yanıtlarken
"Ben, eveti betonlaştırmak için hayır dedim" yönündeki
sözlerini "demagoji", "akıl oyunu" olarak niteledi.
Gelinen aşamada evetten çok hayırın betonlaşıp,
kalıcılaştığını kaydeden Erçakıca,
plana evet diyenlerin dahi bugün bunu ağzına almaktan
kaçındığını söyledi.
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
"Birleşme tanrı kelamı değil" sözlerine
atıfta bulunularak sorulan "Türk tarafının birleşme
dışında bir çözüm önerisi var mı?" yönündeki soruya
"Kıbrıs Türkü'nün birleşme dışında bir
planı yok" yanıtı verdi.
Barış ve çözüm arayışlarından
vazgeçilmediğini ancak 2008 girişiminin, uluslararası arenada,
büyük ölçüde bir son fırsat olarak görüldüğünü hatırlatan
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı Talat'ın üzerinde durduğu,
bizden daha çok, üçüncü tarafların yeni arayışlara da
yönelebileceği ve birleşmenin dışında başka
arayışların da gündeme geleceğidir. Türk tarafı olarak
bizim gündemimizde bugün için birleşmeden başka bir alternatif
yoktur. Böyle bir hazırlığımız da yoktur.
Çalışmamız da yoktur"
"BM heyetine Pascoe başkanlık edecek"
Erçakıca, şubat sonrasında başlaması beklenen
yeni sürece ilişkin bir soruya yanıtında, BM'nin yeni
girişiminin üst düzeyde gerçekleşeceğinin ifade edildiğini
söyledi. Erçakıca, "BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri temsilcileri
olsun, BM çevreleri olsun, bunun üst düzeyde bir görevli ya da heyet
olacağı açıklıkla belirtildi" dedi.
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı
Lynn Pascoe'nun bu heyete başkanlık edeceği yönünde
duyumları olduğunu söyleyen Erçakıca, konuyla ilgili daha fazla
ipucunu önümüzdeki günlerde elde etmeyi umut ettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Almanya'nın eski başbakanlarından Gerhard Schröder'in KKTC
ziyaretinin Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izolasyon
altında tutma çabalarını bir kez daha açığa
çıkardığını söyledi.
Rum tarafının kendini tümüyle haklı gören ve herkesi
kendi tavrını desteklemekle yükümlü sayan zihniyetinin de gözler
önüne serildiğini kaydeden Erçakıca, "Bu
anlayışın devam etmesi, önümüzdeki dönemde Kıbrıs
sorununda yaşanacak gelişmeleri de etkileyecektir... Bu zihniyetin
uzlaşma çabalarına katkı yapması elbette beklenemez"
dedi.
Erçakıca, Schröder'in resmi bir görevi olmasa da liderlik gücüyle
temsil ettiği anlayış ve iş dünyasına
yakınlığıyla ortaya koyduğu çabanın,
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununa çözüm bulma
ve dünyaya açılma uğraşı için çok önemli bir destek
oluşturduğunu belirtti.
Rum tarafının KKTC ziyaretinden dolayı fırtına
kopardığı Schröder'i münasebetsizlik yapmakla
suçladığını hatırlatan Erçakıca, "Sayın
Schröder'in seyahat hakkına, girişim özgürlüğüne, farklı
fikirleri öğrenme hakkına da saygısızlık
yapmıştır" dedi.
Rum Yönetimi Sözcüsü Palmas'ın ziyaretle ilgili açıklamalarına
da değinen Erçakıca, şöyle devam etti:
"Palmas, 'iş çıkarları veya ekonomik
çıkarların ilke ve değerlerin üzerinde olduğu görünüyor'
derken, ne kadar saygısız olduğunu bizzat kendi
kanıtlamıştır. Onların çıkarları söz konusu
olduğu zaman, bunlar kutsal ve uğrunda ölünebilecek ilkelerdir ama
başkalarının girişimleri 'bencil çıkarlar' olarak
lanse edilmektedir"
KIBRIS 06/02/08
Eski Tahran Büyükelçisi Korkmaz Haktanır'ın
eşi Handan Haktanır'dan uyarı var:
"İran'da örtü okula sinsice girdi; 3 yılda
herkes örtündü"
Önceki gece NTV'de akademisyenlerle türbanı tartışıyorduk,
ki internet adresimize bir mektup düştü.
Tahran'da yaşamış, "adının
açıklanmasını istemeyen" bir diplomat eşi,
İran'daki örtünme konusundaki deneyimini aktarıyor, Türk kadınlarını
uyanık olmaya çağırıyordu. İsmi kontrol ettik;
doğruydu.
Mektup, 1991-94 yılları arasında Türkiye'nin Tahran
Büyükelçiliği'ni yapan Korkmaz Haktanır'ın eşi Handan
Haktanır'dan geliyordu.Yayında isim vermeden, mektuptan bölümler
okudum.
Yayından sonra da kendisine ulaşıp mektubun tamamına bu
köşede yer vermek için iznini istedim.
İşte Handan Haktanır'ın "türban
uyarısı":
"Ruj süreni sopaladılar"
"Tahran'da görev yapmış bir diplomatın eşi olarak,
türban konusunda düşündüklerimi bir iki cümleyle ifade etmek isterim:
Tayin yerimiz olan Tahran'a uçağımız inerken
'hicab'ımı başıma geçirdiğimde kendimi şöyle
teselli ediyordum:
'Nasıl olsa burası benim ülkem değil. Birkaç yıl
dişimi sıkar katlanırım. Çok şükür ki biz Atatürk
kızlarıyız ve böyle şeyler bizim başımıza
gelmez.'
Tahran'daki görev süremiz boyunca (gayrimüslimler de dahil olmak üzere)
'hicab'sız dolaşan tek bir kadın görmedim. Bir yabancı
diplomatın eşi, şapka takarak bu yasağı delmeyi
denedi, ancak devrim polisleri kendisini derhal ikaz ettiler.
Bir başkasının eşi ruj sürdüğü için karakola
alındı ve ellerine sopalarla vuruldu. Bu hanım bir keresinde
'Eğer Müslümanlık buysa, Hıristiyan olduğum için çok
şanslıyım' demişti.
"Süreç 3 yılda tamamlandı"
"Tayinimizin ilk günlerinde İranlı hanım dostlarım
bana sürekli olarak Türk kadınlarının dikkatli
olmalarını ve erkeklerin bilinçaltındaki güvensizlik
duygularından ve endişelerden kaynaklanan bu uygulamanın,
sinsice ve adım adım geldiğini söylüyorlardı.
Bir gün okullarına gittiklerinde kapıda 'Bundan böyle hicabsız
derslere giremeyeceklerine' dair bir kâğıt bulmuşlardı.
Dedikleri kadarıyla, sürecin tamamlanması üç yıl
almıştı. Ondan sonra ise çok geç olmuştu.
İtiraz edenlerin sayısı giderek azalmış, sonuçta
yıllar sonra bu ortam içine doğan kızlar için 'hicab'lı
olmak son derece doğal ve yerine getirilmesi gereken bir şart olarak
algılanmaya başlanmıştı.
Bu uyarıları ben o zaman masal dinler gibi dinlemiştim. Evet,
ben de onlar gibi giyiniyordum, ama bu benim değil onların sorunuydu.
Bizim ülkemizde böyle şeyler olmazdı.
"Rüyamda korkuyordum"
Ancak, bir süre sonra vestiyerden 'hicab'ımı alıp
taktığımı, ancak sokağa çıktıktan sonra fark
ettiğimin ayırdına vardım. 'Hicab', benim için de
artık bir refleks haline gelmişti.
Öyle ki, bazen rüyalarımda bile kendimi başı açık olarak
gördüğümde korkuyla uyanıyor 'Devrim polisleri geliyor, ben ise
hicabımı takmamışım' diye paniğe
kapılıyordum. İşte o zaman, 'hicab'ın aslında
buzdağının görünen parçası olduğunu; asıl
amacın, kadının ezilmesi, kontrol altına alınması
ve korku altında yaşayan, ikinci sınıf insanlar
olduklarına inandırılması olduğunu anladım.
O nedenle Türk kadınlarının çok dikkatli olması ve son
derece masumane bir şekilde, özgürlük adı altında gelen
bazı uygulamaların, ileride çok daha baskıcı bir rejimin
ayak sesleri olabileceğini asla akıllarından
çıkarmamaları gerekmektedir.
En içten saygılarımla..."
CAN DUNDAR
MILLIYET 07/02/08
MHP'nin gerçek kimliği şimdi
anlaşıldı...
Türban ile ilgili tartışmalar turnusol kağıdı gibi,
herkesin gerçek niyetini ortaya çıkarıverdi. Kiminin görüşü
değişti, kiminin kuşku ve kaygıları arttı.
Ülkemizin geleceğini saptayacak olan siyasi partilerimizin dünyaya
bakışlarını, Türkiye'yi nereye götürmek istediklerini
netleştirdi.
Bu değişim içinde en belirgin şekilde öne çıkan parti MHP
oldu.
MHP, seçimler öncesinde milliyetçi yaklaşımları, PKK
hakkındaki tutumu ile farklı bir resim çiziyordu. "Derin
Devlet" diye adlandırılan oluşum içinde kimin adı
geçiyorsa, bir süre sonra ya Ülkücü veya MHP'li olduğu ileri sürülürdü.
MHP, toplumun gözünde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerlerine en
yakın, TSK'yı en çok destekleyen, ülkenin bölünmezliğini en
fazla ön planda tutan bir partiydi. Lider konumundaki politikacıları,
yabancılara kuşku ile bakar, bağımsızlık
bayrağını hep dik tutar , Amerika ve Avrupayı emperyalist
güçler olarak niteler ve kendilerini " en vatansever parti" diye
gösterirlerdi.
Ak Parti (AKP) iktidar olduktan sonra, toplumun laik-kemalist kesimleri,
özellikle 2007'deki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler
öncesinde yaşanan gelişmeler sırasında, MHP'yi kucaklar
oldular.
Onlar için MHP, ülkeyi din devletine götürmek, kadınları kapatmak
isteyen AKP'yi durdurabilecek bir güçtü. Muhafazakar olmasına rağmen,
hem TSK'ya, hem de Atatürk'e yakın bir söylemle ortaya
çıkışı bu partinin , demokrasi karnesi herne kadar pek
parlak olmasa dahi, laikliği koruyabileceği izlenimi hakimdi.
MHP'ye oy verildiği taktirde, AKP dengelenebilecek. Tek başına
iktidar olması engellenecek ve belki de CHP ile koalisyon imkanı dahi
doğabilecekti. Bu şekilde, ülkenin laik-demokratik sistemi
korunabilecekti.
22 temmuz 2007 seçimlerinde Ulusalcı-Kemalist, hatta laik sistemi ne
pahasına olursa olsun korumak gerektiğine inanan bir kesim MHP'ye oy
verdi.
Ancak bu değerlendirmeler şimdi altüst olmuş durumda.
Türban'ın serbest bırakılması ile ilgili gelişmelerin
ayrıntıları ortaya çıktıkça, bu süreci asıl
tetikleyen partinin MHP olduğu anlaşılıyor. AKP' nin,
böylesine önemli bir konuyu MHP'ye kaptırmamak için telaşla ortaya
atıldığı beliriyor.
Daha da önemlisi, MHP'nin göründüğünün aksine, dindar hatta koyu
muhafazakar, Atatürk'ün idealleriyle hiçbir şekilde uyum göstermeyen bir
parti olduğu anlaşılıyor. Türkiye'yi kolaylıkla bir
din devletine kaydırabilecek bir oluşum beliriyor. Bu alanda AKP'den
hiçbir farkı bulunmadığı netleşiyor.
AKP'nin yanında MHP'yi daha da tehlikeli bir konuma getiren unsur,
dinciliği yanısıra, demokrasi ve özgürlüklere de düşmanca
bir tutum takınması. Türban tartışmalarında, bunun
" tamamen bir özgürlük konusu olduğunu "söyleyen MHP'nin
özgürlük konusunda ele alınan 301 inci madde , Vakıflar Yasası
ve AB reformlarında adeta AKP'nin karşısında kartal
kesilişini görenler, bu parti hakkında ne kadar feci şekilde
yanıldıklarını söyler oldular.
Son yaşadıklarımız, işte bu gerçekleri ortaya
çıkardı.
AB
bölmüyor, aksine birleştiriyor
Ülkemizde
Avrupa Birliğine karşı çıkanların dillerinden
düşürmedikleri bir slogan vardır : AB, Türkiye'yi bölecek.
Öylesine ilginç bir mantık yürütüyorlar ki, şaşırmamak elde
değil:
"Avrupa'nın gizli gündeminde Türkiye'nin bölünmesi var. Dikkat edin,
demokrasi veya Kopenhag kriteri adı altında öyle yasaları
değiştirtiyorlar ki, devletimiz zayıflıyor. Kürt
milliyetçilerine ve PKK'ya karşı korunamaz duruma düşürülüyoruz.
Bu büyük bir oyundur. Kanmamamız gerekir!"
Bundan daha yanlış bir şey olamaz.
Ne yazık ki, bu mantığı Milliyetçiler ve Ulusalcılar
arasında bilgi ve zekasından hiç kuşku
duymadığınız kişiler kullanıyor. Üst rütbeli
bazı komutanlarımızın da bu yaklaşımı
benimsediklerini görüyoruz.
Oysa, Avrupa Birliğinin, tam aksine temeli birleştirmektir. Fransa
ile Almanya'nın bir daha savaşmamaları için kurulmuştur.
Son örneğini yine birlikte gördük.
Birbirine en büyük düşman sayılan Almanya ve Polonya, kısa bir
süre önce birbirlerine sınırlarını açtılar. Neisse ve
Oder nehirlerinin böldüğünü bugün Avrupa Birliği birleştirdi. 2
inci dünya savaşı sırasında yaşanan acıları
yatıştırdı, yaraları sardı.
Avrupa Birliği değil midir, ETA'nın yerine oturtulmasında
başrolü oynayan?
Avrupa Birliği değil midir, IRA'nın kanlı mücadelesinin
ardından yaraların sarılmasında son derece etkili olan?
Aynı Avrupa Birliği şimdi Türkiye'yi bölecekmiş (!)
Ayrıca biz bu kadar aptal ve beceriksiz bir toplum muyuz? Her söyleneni
yapan, AB'nin her istediğine selam çakan bir ülke miyiz?
Bırakalım bunları...
Avrupa Birliğinin azınlıkları korumak ve kollamaya yönelik
politikalarını biz yanlış okuyoruz. Alışkın
olmadığımızdan dolayı kuşkulanıyoruz.
Azınlıklara daima kaygıyla baktığımız için,
AB'nin yaklaşımını anlayamıyoruz. O zaman da kendi kendimizi
aldatıyoruz. Büyük bir projeyi kötülüyoruz. Toplumun şevkini
kırıyoruz.
Çok yazık ediyoruz.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 07/02/08
AB Kıbrıs'ta çözüme muhtaç
|
|
Güney
Kıbrıs'ta yaklaşan seçimi Papadopulos kazanırsa,
bölünmüşlüğün çözümünü Türkiye'nin AB sürecinin son
aşamasında ele almayı savunanlar güçlenecek.
Kıbrıs'ı görmezden gelmek, Türkiye'nin AB'den
dışlanması gibi ciddi sonuçlar yaratır; müzakerelere acilen
yeniden başlanmalı
07/02/2008
RADIKAL
David Hannay
Kıbrıslı Rumlar 2004'teki referandumda BM
planını reddettiğinden beri, Rum çoğunlukla kuzeydeki
Türkler arasındaki husumet arttı. Kıbrıslı Türkler
Türkiye'nin kucağına sığındı ve daha fazla
uluslararası tanınma elde etmeye çalıştı.
Kıbrıslı Rumlarsa AB üyeliğini, Türkiye'nin AB hedefini yokuşa
sürmek ve AB'yle kuzey arasındaki ticaretin artmasını engellemek
için kullanıyor.
AB Kıbrıs'ın kendi başına açtığı derde
kurban gitmesine izin veremez, zira üye ülke olarak Kıbrıs
marazlı bir ev arkadaşı görünümü veriyor. Kıbrıs bir
bütün olarak Mayıs 2004'te AB'ye katıldı, fakat AB
muktesebatı sadece hükümetin doğrudan kontrolü altındaki
yerlerde geçerli, Türklerin yönettiği yerlerdeyse askıda. Türk
hükümeti akılsızlık edip, Gümrük Birliği
anlaşmasının Kıbrıs dahil tüm yeni üyelere
genişletilmesi planı üzerinde AB'yle bozuştu. AB de
Kıbrıslı Türklere yardım ve ticaret vaatlerini yerine
getiremedi.
AB üyeliğine
bağlamak büyük hata
Belki de en kaygı verici olan şu: Bu kördüğüm sürerse,
Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimalini ortadan kaldırabilir. Zira
Kıbrıslı Rumların inatçılığı,
Türkiye'yi dışarda tutmak isteyen AB üyelerine yarıyor. Bu
durum, Başbakan Karamanlis'in Türkiye ziyaretiyle artan umutlara
rağmen Atina'yla Ankara arasındaki yeni yakınlaşmanın
da sonunu getirebilir.
Çözümün önündeki engeller saymakla bitmez. Daha geçen yıl AB dönem
başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ticaret meselesine
yönelik düğümü çözme girişimi başarısızlıkla
sonuçlandı ve kısmi çözümlerle 'güven artırıcı'
önlemlerin pek az işe yaradığı bir daha görüldü. BM'nin son
nabız yoklama girişimleri de bir yere varmıyor.
Kıbrıs'ta bu ay yapılacak devlet başkanlığı
seçimi, 2004 referandumunda hayır kampanyası yürüten Rum lider
Papadopulos'un ikinci kez koltuğa oturmasıyla sonuçlanabilir.
Diğer yandan Türkiye'deki son seçimler, 2004'te çözüm için ciddi çaba
gösteren AB yanlısı hükümeti tekrar iktidara getirdi. Yani durum o
kadar da umutsuz değil.
Bazıları Kıbrıs'ı kendi haline bırakıp
sorunu Türkiye'nin AB üyeliğinin son aşamalarında tekrar ele
almanın daha iyi olacağını savunuyor. Papadopulos tekrar
kazanırsa bu sesler muhtemelen güçlenecek. Böyle bir erteleme hata olur.
Türkiye bu durumda Kıbrıs ve AB üyeliği konusunda çifte müzakere
yürütmek zorunda kalır. Bu da ikisi arasında çakışma ve
feda riski yaratır; ya da Türklerin kabul edemeyeceği kadar büyük bir
taviz yığına yol açar. Böyle bir durumda iki müzakere de bir
vuruşta çökebilir. Kıbrıslı Rumlar için Türkiye'nin
müzakerelerdeki başarısızlığı, Kıbrıs sorununun
tüm çözüm ihtimallerinin yok olması anlamına gelir.
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler, herhangi bir çözüm müzakeresinde
gereken sorumluluğu almalı ve olası bir referandumda verdikleri
kararların arkasında durmalı. Kıbrıslılar
kendilerini sık sık Yunanistan, Türkiye veya 'büyük güçler'
arasındaki geniş çaplı bir oyunun çaresiz rehineleri olarak
sunar. Geçmişte bu doğru olabilirdi, ama hiçbir zaman da birçok
Kıbrıslı'nın inandığı boyutta değildi.
Gelinen noktada zamanın sınavından ancak samimi müzakereler (ve
karşılıklı kabul edilmiş bir anlaşma) geçebilir.
Adanın karmaşıklığı ve Kıbrıslıların
hassasiyeti göz önüne alındığında, bir yabancının
müstakbel anlaşmanın anahatlarını çizmeye
çalışması abes olacaktır. Fakat belli unsurları
baştan özetlemek hayırlı gibi görünüyor. Sözgelimi iki
tarafın ta 1977'de ettiği, iki toplumlu, iki bölgeli federasyona
yönelik temel çerçeveyi terk etmesi mantıksız. Dahası,
anlaşıldığı kadarıyla BM planının
2004'te reddedilen versiyonunun değiştirilmesi gerek.
Türkiye'nin AB üyeliğiyle bağlantılı 'geçiş dönemi'
önlemlerinden yararlanmak da yapıcı olabilir. Önceki BM önerisi,
Türkiye'nin Kıbrıs'taki birliklerinin çekilmesini AB'ye
katıldığında tamamlamasını öngörüyordu. Aynı
zamanda bir tarafın dile getirdiği, diğerininse halletmekte
zorlanmayacağı endişeler var. Rumlar son anlaşma
önerisindeki vergi hesabından kaygılı; AB ve diğer
uluslararası aktörlerin planı desteklemekte anlaşması,
maliyeti Türk toplumunu etkilemeden azaltacaktır.
BM, AB, Yunanistan, Türkiye ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri, anlaşma
çabalarının diriltilmesi için elbirliğiyle destek vermeli.
1964'te BM barış gücünün konuşlanmasından beri iki taraf
için kabul edilebilir aktör BM. AB temsil edilmeli, ama Yunanistan ve
Kıbrıs AB üyesi olduğundan birliğin tarafsız
arabuluculuk yapması mümkün değil. Güvenlik Konseyi de BM
arabulucularına destek vermeli ve bir anlaşmanın
şartlarını garanti etmeli. Bunlar, önceki planın
uygulanması konusunda 2004'te su yüzüne çıkan korkuların
giderilmesine yardım edecektir.
İkinci sınıf
bir sorun değil
Kıbrıs ikinci sınıf bir sorun olmaktan mustarip; arada bir
alevleniyor, derken kısa vadeli önlemlerle geri plana atılıyor.
Birçok uluslararası diplomat, önceki müzakerelerdeki sürekli
hırgürden, sonu gelmez geri adımlardan ve inatçılıktan yaka
silkmiş durumda.
Fakat Kıbrıs'ın görmezden gelinmesinin ciddi sonuçları olabilir,
özellikle de süregiden bölünme Türkiye'yi AB dışında tutabilir.
Bu da AB'nin barışı ve istikrarı teşvik etmek zorunda
olduğu bir bölgede geleceğin gerilimle dolu olacağı
anlamına gelir. (Britanya'nın eski AB ve BM büyükelçisi, 1996-2003
arasında Britanya'nın Kıbrıs özel temsilciliğini
yürüttü, 6 Şubat 2008)
Kıbrıslı Rumların gözü Kosova'nın
adımında
|
|
Kosova'nın
beklenen bağımsızlığını tanımayı
reddedecek AB üyelerinin başında, bunun KKTC'nin de
tanınmasının önünü açacağını düşünen
Kıbrıslı Rumlar geliyor. Oysa, Kosova adadaki Rumlarla Türkleri
yeniden bir araya getirecek bir şok etkisi yaratabilir
07/02/2008
RADIKAL
Quentin Peel
Sırbistan'daki devlet başkanlığı seçimi
geride kalırken, Kosova'nın birkaç hafta içinde tek taraflı
bağımsızlık ilan etmesi bekleniyor. Kosova küçük, ücra,
yoksul ve dağlık bir ülke olabilir, ama bu adımın etkileri
Balkanların çok ötesinde hissedilecek. Çoğu Sırp kesin
karşıtlıklarını sürdürse de, Kosova'nın
bağımsızlığı ABD ve önde gelen AB üyelerince
hızla tanınacak. Hukuki değil, fiili bir tanıma olacak bu.
Rusya BM'nin bu yöndeki kararını engelliyor; bir nedeni
Rusya'nın Sırbistan'a sadakatiyse, daha temel nedeni de kendi
kaderini tayin ilkesine karşı çıkması.
Bazı AB üyeleri de çok kararsız; bir etnik
azınlığın ayrıldığı ülkenin
rızası olmadan bağımsızlık ilan etmesinin kötü
örnek oluşturacağından korkuyorlar. Bask
ayrılıkçılığının cesaret bulmasından
çekinen İspanya bunlar arasında. Slovakya ve Romanya da keza. Bu
ülkeler Kosova'yı tanımayı mümkün mertebe erteleyecek.
Ancak AB üyeleri arasında Kosova'nın
bağımsızlığına en çok karşı çıkan
Kıbrıs cumhuriyeti. Kıbrıs Rum Dışişleri
Bakanı Markulli geçen hafta Helsinki'de şunları söyledi:
"Tek taraflı bağımsızlığı
tanıyamayız ve tanımayacağız. Bu bir ilke,
uluslararası hukuka saygı meselesi; oluşturacağı örnek
de kaygı nedeni."
Markulli bu sözlerin Kıbrıs'ın kuzey kesimiyle (ki buranın
bağımsızlığı sadece Türkiye tarafından
tanınmakta) ilgisi bulunmadığı iddiasında. Ancak en
tehditkâr örneğin bu olduğu da açık. Kosova ABD ve Britanya'dan
tanıma elde ederse, aynısının kendinden menkul KKTC için
yapılmasını daha ne kadar reddedecekler?
Birçok AB üyesi bugün iç sorunlarını çözmeyen bir
Kıbrıs'ı birliğe kattıkları için pişman.
Kıbrıslı Rumlar 2004'te BM'nin çözüm planı için yapılan
referandumda hayır dedi, Türklerse büyük oranda evet oyu verdi. O zamandan
beri Kıbrıs AB üyeliğini, kuzeyle bağ kurulması
yönünde her girişimi ertelemek veya bozmak için kullandı. Ancak
ilginç bir biçimde, Kosova iki tarafı tekrar bir araya getirmek için
gereken şok olabilir. Tam da Kıbrıs'ta, BM müzakerelerine
dönülmesi veya bölünmüş adanın kalıcı taksimi ihtimali
açısından kritik önemdeki devlet başkanlığı
seçiminin yapılacağı (ilk tur 17, ikinci tur 21 Şubat'ta)
bir dönem bu.
Görevi bırakacak olan ve BM planı aleyhine kampanya yürüten devlet
başkanı Papadopulos, en büyük rakibi Komünist AKEL lideri Demetris
Hristofyas tarafından yenilgiye uğratılabilir. Hristofyas da BM
planına hayır demişti, fakat yeni bir anlaşma aramakta
kararlı. Eski muhafazakâr dışişleri bakanı Yiannakis
Kasulides de şans verilen üçüncü aday. Yarış kıran
kırana geçecek.
Kuzey Kıbrıslılar nefeslerini tutmuş durumda. Türk
yönetiminin dışişleri bakanı Turgay Avcı
şunları söylüyor: "Uluslararası bir çözüm için 2008 son
şans olabilir. Bize aylardır bu seçimi beklememiz, zira
liderliğin değişebileceği söyleniyor. Çok fark
yaratacağını sanmıyorum. Bizim beklentimiz kim
kazanırsa kazansın, kapsamlı bir çözüm için masaya oturulması."
Papadopulos büyük
endişe kaynağı
Bununla birlikte Kıbrıslı Rumlar Papadopulos'u adım
atması en az muhtemel isim olarak görüyor. Milliyetçiler ve Rum Ortodoks
kilisesi onu destekliyor, fakat haşin müzakere tarzı, 'tam
Avrupalılar' olarak kabul edilmek isteyen Kıbrıslıları
kaygılandırıyor.
Kıbrıslı Rum bir akademisyen, "İnsanlar Tasos'tan
hayırlı girişimler gelmeyeceğinden endişeli. Daima
engelleyici ve yaygaracı. İnsanlar hep maraza çıkaran
müşteri gibi görülmekten memnun değil" diyor. Bu sözler
Avcı'nın içini rahatlatmıyor.
"Dışlanmış durumdayız" diyor ve ekliyor:
"Serbest ticaret yapamıyoruz. Doğrudan uçuşlar yok. AB
içinde kültürel veya eğitimsel açılımlar yok. Rumlara
Kıbrıs'ın tek gücü muamelesi yaptıkları sürece çözüm
falan da olmayacak." Fakat Avcı en azından Kosova'da ne olup
bittiğini 'çok sessiz ve çok yakından' takip ediyor olacak. (6
Şubat 2008)
Would the Turks prefer a
Tassos victory after all?
By
Jean Christou
THE Turkish
Cypriot side sees no difference between incumbent President Tassos Papadopoulos
and AKEL candidate Demetris Christofias.
Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, was
quoted as saying yesterday that Christofias did not put anything forward on the
Cyprus issue that was different to Papadopoulos.
Despite the fact that Mr Papadopoulos comes from the EOKA circles, and Mr
Christofias comes from leftist circles, regarding the desired solution however,
in his statements Mr Christofias expresses views closer to the official Greek
Cypriot position, Ercakica said.
He also criticised Christofias statement this week that the Greek Cypriots
should make use of Turkeys EU membership to advance the Cyprus issue.
So far, the Turkish side has avoided being seen to back one candidate or the
other in the Greek Cypriot presidential elections, conscious that a Turkish
endorsement would be seen as the kiss of death to the chosen candidates
standing among Greek Cypriot voters.
The speculation is that the Turkish side would prefer to see Papadopoulos
re-elected so the Cyprus problem can remain stalled, and they can continue to
blame the Greek Cypriot side for lack of progress.
But coming out in favour of the incumbent could cost Papadopoulos Greek Cypriot
votes if it was clear he had Turkish backing.
Yesterday, Alithia reported that Turkey was not pleased with comments made by
former German Chancellor Gerhard Schroeder during his visit to the north last
week.
According to Turkish newspaper Zaman, Schroeder brought the message that there
was a movement underway in Europe to undermine Papadopoulos, but this was not
apparently what the Turks wanted to hear.
The Zaman article quoted Turkish diplomatic sources as saying that Christofias
as an alternative was ostensibly not in support of resolving the Cyprus issue
based on the equality of the two communities.
However, the quote from the source appears to suggest that the Turkish side
doesnt want Christofias, because he might be seen as more flexible than
Papadopoulos, not because he is equally inflexible. This would damage their
case against Papadopoulos.
In the event he [Christofias] wins, it will take longer for Turkey to explain
to the world that he is not for a solution either," said a Turkish
diplomatic source.
This would undermine the Turkish position that it was the Greek Cypriot side
that was intransigent, courtesy of Papadopoulos.
Under the Papadopoulos presidency, the Turkish side sees greater efforts being
made within the international community to upgrade the TRNC
In fact there have been serious positive steps taken not only in some European
capitals but also in the Muslim world to enable the Turkish Cypriot leadership
to be accepted as an interlocutor, as the Greek Cypriot leadership has
increasingly been distancing itself from a solution based on the reunification
of the two communities in Cyprus, in particular since its admission to the EU
in 2004 as the sole representative of the island, said Zaman.
It is understood that in the long term, negotiated partition of the island
appears to be the final solution.
CYPRUS MAIL 07/02/08
Matsakis, KKTC'nin
tanınmasını önerdi
"ADADA İKİ BAĞIMSIZ DEVLET, AB'DE
BİRLEŞİK KIBRIS"...Matsakis, Kıbrıs sorunu için
ideal çözümün 1960 Anayasası'na dönüş olduğunu söyledi.
Matsakis, bunun mümkün olmaması halinde adada iki ayrı devletin
olacağı, ancak AB içinde sınırsız, birleşik bir
Kıbrıs'ın yer alabileceği bir çözüm önerisinde bulundu.
Matsakis, sunduğu çözümün bir parçası olarak KKTC'nin de
tanınmasını önerdi
"ÇÖZÜM HERKESİN ÇIKARINA"... 2008'de Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüme ulaşılabileceği
inancını dile getiren Matsakis, Kıbrıs sorununun çözümünün
herkesin çıkarına olduğunu söyledi. Kıbrıs sorununa
çözüm bulunmasının, Kıbrıslı Türklere ve
Kıbrıslı Rumlara barış ve refah getireceğini,
Türkiye'nin birliğe katılımına yardımcı
olacağını, Yunanistan'ın komşusuyla sorunları
azaltacağını ve AB'ni ise baş ağrısından
kurtaracağını belirtti
"KARŞILIKLI GÜVENE İHTİYAÇ VAR"...
"Papadopulos'a Kıbrıs sorununu nasıl çözmek istediğini
soruyorlar, bunu söyleyemeyeceğini çünkü bunun gizli düşüncelerini
ifşa edeceğini söylüyor. Kıbrıslı Türkleri
kandırmaya mı çalışıyoruz? Onları kabul etmek
istemeyecekleri bir şeyi kabul etmek zorunda mı bırakmak
istiyoruz?" diye soran Matsakis, "İki tarafın karşılıklı
olarak birbirine güvenmesi ve barışçıl bir şekilde
anlaşmanın yolunu bulması gerekiyor" dedi
Anıl IŞIK
Güney Kıbrıs'ta on gün sonra yapılacak
başkanlık seçimleri adaylarından Avrupa Parlamentosu (AP)
Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis, KIBRIS gazetesine
verdiği özel demeçte, Kıbrıs sorunu için ideal çözümün 1960
Anayasası'na dönüş olduğunu söyledi. Matsakis, bunun mümkün
olmaması halinde adada iki ayrı devletin olacağı, ancak
Avrupa Birliği (AB) içinde sınırsız, birleşik bir
Kıbrıs'ın yer alabileceği bir çözüm önerisinde bulundu.
Matsakis, sunduğu çözümün bir parçası olarak KKTC'nin de
tanınmasını önerdi.
Matsakis, önerdiği çözümün ana hatlarının, Avrupa
Birliği içinde birleşik, Türkiye ve Yunanistan'dan
bağımsız iki ayrı devletin oluşmasını, tüm
göçmenlerin kendi evlerine dönme hakkına sahip olmasını, adadaki
mevut askerin NATO idaresinde devredilmesini, Schengen bölgesinin tüm adada
uygulanmasını öngördüğünü anlattı.
Matsakis, iki devletli çözüm önerisinin bir parçası olarak
KKTC'nin tanınmasını ve sınırsız, birleşik
bir Kıbrıs'ın ise hemen AB'ye girmesini önerdiğini söyledi.
Önerdiği planın Kıbrıslı Türkler, Türkiye,
Yunanistan ve Britanya tarafından daha kolay kabul edilebileceğini,
esas sorunun, Kıbrıslı Rumları ikna etmekte olduğunu
söyleyen Matsakis, Kıbrıslı Rumları ikna edebilmek için
Kıbrıslı Türklerin planına desteğine ihtiyacı
olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk liderlerine önerdiği plana
"evet" demeleri çağrısında bulundu.
2008'de Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüme
ulaşılabileceği inancını dile getiren Matsakis,
Kıbrıs sorununun çözümünün herkesin çıkarına olduğunu
söyledi. Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının,
Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara
barış ve refah getireceğini, Türkiye'nin birliğe
katılımına yardımcı olacağını,
Yunanistan'ın komşusuyla sorunları azaltacağını
ve AB'ni ise baş ağrısından kurtaracağını
belirtti.
Güney Kıbrıs'ta 17 Şubat'ta yapılacak
başkanlık seçimlerinde aday olan Avrupa Parlamentosu (AP)
Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis, KIBRIS'a özel demeç verdi.
"Hiçbir adayın barış, istikrar ve
gelişme getireceğine inanmıyorum"
Marios Matsakis, hiçbir adayın kendi arzusunu
karşılamamasından dolayı güneyde yapılacak
başkanlık seçimlerine katılma kararı
aldığını belirterek, "Hiçbir adayın bu ülkeye
barış, istikrar ve gelişme getireceğine
inanmıyorum" diye konuştu.
Seçim kampanyasına erken başlamadığını
çünkü Kıbrıs gibi küçük ülkelerde uzun süreli kampanyaların
gerekli olmadığı inancını getiren Matsakis,
"Büyük ülkelerde seçim kampanyaları birkaç ay sürer.
Kıbrıs'ta bilemediğimiz bir nedenden bir yıl sürüyor. Bunun
yapıcı olmadığına ve ülke siyaseti için yıpratıcı
olduğuna inanıyorum. Bu nedenle seçim kampanyama son birkaç haftada
başladım ve hem Kıbrıslı Türklere hem de
Kıbrıslı Rumlar önerecek bir şeylerim olduğuna
inanıyorum. Yeni fikirler getiriyorum. Ben, belki de, biraz devrimci
fikirler getiriyorum ancak çıkmazı aşmak için bu yeni fikirlere
ihtiyacımız var" dedi.
Adada iki toplum arasında güven eksikliği olduğuna
işaret eden Matsakis, "Barışa ihtiyacımız var.
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında
güvene ihtiyacımız var. Birlikte yaşamaktaydık ve hiçbir
sorunumuz yoktur' demek yeterli değildir. Sorunlar vardı. Hem
Kıbrıslı Rumlar hem de Türkler birbirlerine karşı suç
işlediler, bunları saklayamayız. Biliyoruz ki, 1963 ve 1974'te
suç işlendi. Kıbrıslı Rumlar ya da Kıbrıslı
Türkler tarafından işlense de suç suçtur. Hepimiz ıstırap
çektik, birbirimize karşı güvenimizi kaybettik. Sadece yeniden
barış içinde birlikte yaşamak istediğimizi söylemek
yalandır. Bana göre, bunun olması mümkündür ancak zordur" dedi.
Matsakis, hâlâ hazırda mevcut olan 1960 Anayasası'na geri
dönüşün Kıbrıs sorununun çözümü için "ideal" bir
çözümün olduğunu belirterek, "bu Anayasa uluslararası topluluk
tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle en kolay çözüm
kâğıt üzerinde var olan bu Anayasa'ya dönüştür" dedi.
Bunun "ideal" çözümün mümkün olmaması halinde ise bir
"uzlaşı çözümü" bulunması gerektiğini belirten
Mastakis, "iki seçeneğimiz vardır; birincisi, Annan Planı
gibi iki kesimli, iki toplumlu federasyondur ki, bence, bu çözümü tamamen
uygulanamaz ve işlevsiz kılacak çok karmaşık, masraflı
bir çözüm yoldur. Bu sadece daha fazla sorun için reçete olabilir; iki kesimli,
iki toplumlu federasyonda farklı parlamentolar olacak, siyasi konulara
uluslararası hâkimler karar verecek, ordular olacak. Asla
çalışmayacak bir sistem oluşacak ve hâlâ siyasi konularda
bölünmüş olacağız. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
devletleri olacak. Bu, zaten her anlamda bölücü bir plandır" dedi.
Böyle bir plan yerine alternatif bir çözüm sunan Marios Matsakis, adada
iki ayrı devletin olacağı ancak Avrupa Birliği içinde
sınırsız birleşik bir Kıbrıs'ın yer
alabileceği bir çözüm önerisi bulunduğunu söyledi.
Sunduğu çözümün ana hatlarını anlatan Matsakis,
"Bölünmüşlük olacak, ancak Avrupa Birliği'nde
sınırsız birleşik bir Kıbrıs olacak.
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devleti olacak, orduların
hepsi adadan çıkacak. Kıbrıs Türk devleti bölgesi, 1974'teki
nüfus oranını dikkate alarak yeniden tanımlanacak. Mağusa
ve Omorfo şehirleri Kıbrıslı Rumlara iade edilecek, böylelikle
göçmenlerin büyük çoğunluğu Kıbrıs Rum devleti yönetimi altında
mülklerine geri dönebilecek" dedi.
Matsakis, hem Kıbrıslı Rumların hem de
Kıbrıs Türklerin, kendi mülkiyet ve geri dönüş
haklarını koruyabileceklerini, ancak o yönetimin vatandaşı
olmamaları halinde oy kullanma hakkında sahip
olmayacaklarını söyledi.
Mülkiyet haklarını almak kesinlikle imkânsız ise o zaman
uluslararası hukuk kurallarına göre uygun bir tazminat sistemi
oluşturulması gerektiğini belirten Matsakis, "Bu
tazminatın tümü Kıbrıslılar tarafından ödenmemeli. BM,
AB ya da G 8 ülkelerinin yüz milyar Avro'ya kadar sermaye katkısında
bulunacağı uluslararası bir fonla
karşılanmalı" dedi.
Önerdiği çözüm seçeneği kapsamında askersizleşme
için yapılması gereken düzenlemeler hakkında da bilgi veren
Matsakis, ne Kıbrıslı Türklerin ne de Kıbrıslı
Rumların ordusu olacağını, ancak adadaki mevcut askeri
personelin NATO tarafından idare edileceğini kaydetti.
Marios Matsakis şöyle konuştu:
"İki devlette hem NATO'ya hem de AB'ye girecek. Schengen
bölgesi tüm Kıbrıs'ta uygulanacak. Böylelikle birleşmiş
olacağız. Tek fark iki yönetimin olmasıdır, sadece bir ülke
olacak, Kıbrıs ve AB ile NATO'nun garantisinde iki ayrı yönetim
olacak. Kıbrıslı Türklerin, AB ve NATO'nun garantisinde kendi
devletleri olacak. Bu önerdiğim planın alternatif planın özü
olacak ki bunun Kıbrıslı Türkler, Türkiye, Yunanistan ve
Britanya tarafından daha kolay kabul edilebilir olacağını
düşünüyorum. Sorun, Kıbrıslı Rumları ikna etmektir. Bu
ideal bir plan değil ama uzlaşımcı bir plandır."
"KKTC'nin tanınmasını öneriyorum"
1960 Anayasası'nın ideal plan olduğunu ancak bunun
mümkün olmaması halinde ikinci en iyi çözüm olarak AB'de birleşik iki
devletli çözüm olan Plan B'yi önerdiğini yineleyen Matsakis,
"Eğer Belçika'dan Lüksemburg'a giderseniz, aynı haklara
sahipsiniz. Tek fark yönetimlerdir. Kıbrıs'ta farklı olacak tek
şey, AB müktesebatından deregasyonlar olacaktır; mesela
Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacak olan göçmenler
vatandaş olmamaları halinde oy kullanma hakkına sahip
olmayacaktır. Onları vatandaş yapıp yapmamakta
Kıbrıs Türk yönetimine bağlı olacak. Kıbrıs Türk
ve Kıbrıs Rum devleti olmak üzere iki hükümet olacak. Böylelikle
çözümün bir parçası olarak KKTC'nin tanınmasını ve
sınırsız olarak hemen AB'ye girmesini öneriyorum" dedi.
"Kıbrıslı Türklerin 'evet' demesini
bekliyorum"
Önerdiği çözüm planına Kıbrıslı Rumları
ikna etmek için Kıbrıslı Türklerin desteğine ihtiyacı
olduğunu belirten Matsakis, Kıbrıslı Türklerin bu plana
'evet' demelerini beklediğini söyledi.
Bu planı kabul etmek için tüm tarafların fedakârlık
yapması gerektiğini belirten Matsakis, "eğer adada refah ve
barış istiyorsak, her iki tarafın da fedakârlık
yapması gerekiyor" dedi.
"2008'de kapsamlı bir çözüme ulaşılabilir"
2008'de Kıbrıs sorununa olası bir çözüm
bulunmasıyla ilgili olarak Matsakis, "hızlı hareket etmemiz
gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla zaman kaybedilmiştir. 63'ten
beri sorunlar var, ne kadar uzun bir süre olduğunu düşünebiliyor
musunuz? 30 yıldan fazla. Kıbrıs sorunu bana anne ve babamdan
kaldı ve ben bu sorunun benim çocuklarıma kalmasını
istemiyorum. Bu nedenle, hızlı hareket etmeliyiz. Kıbrıs
sorununda bir kararın 2008'de verilmesi gerek. Bana göre, 8 Temmuz
mutabakatı, süreçle ilgili sorunlar tamamen zaman kaybıdır ve
gerekli değildir. Önemli olan şey Kıbrıs sorununu
çözmektir, süreci değil. Önkoşulsuz yoğun müzakerelere gerek
var. 2008'de Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme
ulaşılabilir ve sadece AB'nin değil tüm uluslararası
topluluğun desteğini alabiliriz. Herkes Kıbrıs sorununun
çözümlenmesini istiyor, çözüm herkesin yararınadır; bu Türkiye'nin birliğe
katılımına yardımcı olacaktır ki bunu ben de
destekliyorum. Yunanistan'ın ise komşusuyla sorunları
azaltacaktır. Kıbrıslı Türkler için de iyidir çünkü
sorunsuz özgür insanlar olacaklar. Kıbrıslı Rumlar güvenlik elde
edecek ve göçmenler mülklerine dönme şansına sahip olacak. AB ise
Kıbrıs sorunu baş ağrısından kurtulacak. Ne zaman
bir şey yapmaya çalışsalar, Kıbrıs sorunu ile
karşılaşıyorlar. Çözüm bir kazan-kazan durumudur.
"İnsanlardan akıllarını
kullanmalarını istiyorum"
17 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerinin
sonuçlarıyla ilgili öngörüsünün sorulması üzerine Matsakis,
"Herhangi bir fikrim yok. Seçim sonuçlarını tahmin etmeye
çalışarak zamanımı harcamıyorum, çünkü demokratik
seçimler bunun için değildir" dedi.
Matsakis, "Kıbrıslıların akıllarını
kullanmalarını ve kendileri için en iyisine karar vermelerini
istiyorum. Onların doğruyu görmelerini istiyorum, çünkü bu kadar
yıldır siyasetçilerin çoğunluğu Kıbrıs
halkına yalan söylüyor, sadece Kıbrıslı Rumlara değil,
Kıbrıslı Türklere de. Şimdi yeni bazı siyasetçiler var
ve yeni siyasetçiler kaderimizi değiştirecek" dedi.
"Karşılıklı güvene ihtiyaç var"
Üç ana aday - Papadopulos, Hristofyas ve Kasulidis- arasında
başa baş bir rekabet yaşandığının
hatırlatılması üzerine Marios Matsakis, "Sizin ana adaylar
olarak belirttiğiniz siyasetçiler, on yıl, yüz yıl öncesindeki
siyasetçilerle aynıdır. Partiler içinde hareket ediyorlar ve at
gözlüğü ile bakıyorlar. İnsanların Avrupai düşünmeye
başlamalarını istiyorum. Papadopulos'a Kıbrıs sorununu
nasıl çözmek istediğini soruyorlar, bunu söyleyemeyeceğini çünkü
bunun gizli düşüncelerini ifşa edeceğini söylüyor.
Kıbrıslı Türkleri kandırmaya mı
çalışıyoruz? Onları kabul etmek istemeyecekleri bir
şeyi kabul etmek zorunda mı bırakmak istiyoruz? Birbirimize
güvenmemiz gerekli. Biz bunu istiyoruz, siz ne istiyorsunuz diyerek,
barışçıl bir şekilde anlaşmanın yolunu
bulmalıyız."
Matsakis, son olarak, seçmenlere seslenerek, "geçmişi geride
bırakıp, kalplerini ve akıllarını
kullanmalarını" istedi. Matsakis, seçmenlere hitaben,
"onların daha çok akıllarını kullanmalarını
ve adada barış ve güven içinde yaşamamız gerektiği
konusunda önemli bir karar vermelerini istiyorum" dedi.
Matsakis, "ileriye yönelik cesur adımlar atmalıyız.
Uzlaşımcı olmalıyız. Kıbrıslı Türk
liderlerin Plan A'yı (1960 Anayasasına dönüş) mı yoksa Plan
B'yi mi desteklediklerini söylemelerini istiyorum" diyerek
konuşmasını tamamladı.
KIBRIS 07/02/08
Soyer: Çözüm
sentezini ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak gerek
KIBRIS'TA BİZİ YOK SAYMAYA ÇALIŞMALARI KABUL EDİLEMEZ...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin
belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde, her iki
ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli işbirliğinin
sürdüğünü belirterek, bu ortak çözüm sentezini birlikte ilerletmek, yeni
imkânları paylaşmak ve bunları kullanarak birlikte
çalışmak gerektiğini vurguladı. Adadaki Kıbrıs
Türk halkının varlığına işaret eden Soyer,
"Kıbrıs'ta bizi yok saymaya çalışmaları kabul
edilemez" şeklinde konuştu
Ankara'da temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin
belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde, her iki
ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli
işbirliğinin sürdüğünü belirterek, bu ortak çözüm sentezini
birlikte ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak ve bunları
kullanarak birlikte çalışmak gerektiğini vurguladı.
Adadaki Kıbrıs Türk halkının varlığına
işaret eden Soyer, "Kıbrıs'ta bizi yok saymaya
çalışmaları kabul edilemez" şeklinde konuştu.
CHP Genel Başkan Deniz Baykal da, yeni bir anlayışla
sıfırdan başlayarak, eski süreçten etkilenmeden, ama
yaşananları da dikkate alarak yeni bir müzakere sürecinin
başlatılmasının düşünüldüğüne işaret ederek
"Biz Kıbrıs Türk halkının sorunlarının
çözümüne yönelik tüm şanslarının en iyi şekilde
kullanılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda ortaya çıkacak
anlaşmayı memnuniyetle karşılarız" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Ankara
ziyaretinin ikinci ve son gününde Cumhuriyet Halk Partisi'ni ziyaret ederek
Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığındaki parti
yetkilileriyle görüştü.
Görüşmeye Başbakan ve beraberindeki heyet ile KKTC Ankara
Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve Müsteşarı Mustafa Lakadamyalı
da katılırken, CHP Genel Başkanı Baykal'a başkan
yardımcıları Mustafa Özyürek ve Onur Öymen ile Genel Sekreter
Önder Sav eşlik etti.
CHP Genel Merkezi'nde saat 10.00'da başlayan ve yaklaşık
1 saat süren görüşme öncesinde basına açıklama yapılmazken,
görüşme sonrasında Soyer ve Baykal basına ortak açıklama
yaptı.
Başbakan Soyer, Baykal'la görüşmesinin ardından saat
15.00 sıralarında tarifeli uçakla KKTC'ye döndü. Soyer, saat 16.30'da
haftalık olağan toplantısını yapan Bakanlar Kurulu'na
da başkanlık etti.
Kıbrıs sorununda gelinen aşama görüşüldü
Başbakan Soyer, Ankara'da önceki gün Başbakan Recep Tayip
Erdoğan'la son siyasi gelişmeleri değerlendirdikten sonra dün de
ana muhalefet CHP ile Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili
görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak iki ülkenin
belirlediği ortak politika ve hedef bütünlüğü çerçevesinde her iki
ülkenin üst düzey makamları arasında koordineli
işbirliğinin sürdüğüne işaret eden Soyer, bu ortak çözüm
sentezini birlikte ilerletmek, yeni imkânları paylaşmak ve
bunları kullanarak birlikte çalışmak gerektiğini
vurguladı.
İktidarıyla muhalefetiyle
Soyer, "İktidarıyla, muhalefetiyle hep birlikte,
Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir,
eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğüne dayalı bir çözüme gitmek
gerekiyor" dedi.
BM parametrelerine bağlı yeni bir görüşme sürecinin bir
an önce başlatılması ve adaya barışın gelmesiyle
bölgenin de barış alanına dönüşmesini
arzuladıklarını vurgulayan Soyer, bu yöndeki girişimlerini
sürdüreceklerini belirtti. Soyer, Baykal'a destek vereceklerini belirten ve
cesaret verici tutumu için teşekkür etti.
Kıbrıs Türk halkı vardır
Kıbrıs Türkü'nün dünyada bir "yok"
sayılıp bir "var" sayılmasının
yanlışlığına dikkat çekerek bu durumun ortadan
kaldırılmasının bir insanlık ve ilkesellik durumu
olduğunu belirten Soyer, "Kıbrıs Türk halkı
vardır. Kıbrıs'ta bizi yok saymaya çalışmaları
kabul edilemez."şeklinde konuştu.
İzolasyonlar nedeniyle Kıbrıs Türkü'nün yaşadığı
sıkıntılara da dikkat çekerek bunun en büyük insan hakkı
ihlali olduğunu ifade eden Soyer, bu yöndeki
sıkıntıların aşılmasının insanlık
görevi olduğunu kaydetti ve bu yöndeki uğraşlarının
sürdüğünü vurguladı. Soyer, "İyi ve güzel bir sonuca varmak
için iktidarıyla muhalefetiyle elbirliğiyle
çalışacağız" dedi.
Baykal: Yeni bir anlayış...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da açıklamasında,
Soyer ve heyetiyle yararlı, kapsamlı bir görüşme
yaptıklarını belirtti.
Kıbrıs konusunda yeni bir dönemin açılmakta
olduğunun işaretlerini aldıklarını belirten Baykal,
gelinen süreçte, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki iyi
niyetli tutumu ve verilen sözler dikkate alınarak, uluslararası
toplumun bu halka yeni bir anlayışla yaklaşmasının
gerekliliği üzerinde durdu. "Uluslararası kamuoyu
Kıbrıs Türk halkına borçludur" diyen Baykal, verilen
sözlerin, vaatlerin tutulmadığını, buna rağmen
Kıbrıs Türkü'nün olağanüstü uyum ve işbirliği
sergilemekte olduğunu ve hep mağdur olduğunu kaydetti.
Baykal, "Artık yeni bir anlayışın sergilendiğini
görüyoruz. Uluslararası kamuoyu biraz mahcup, biraz ezik
yaklaşıyor... Yaklaşmalı... Ve bu yönde atılması
gereken önemli adımlar vardır" şeklinde konuştu ve
izolasyonların kalkmasını umut ettiğini ifade etti.
KKTC limanlarının yasal olduğuna yönelik AB
kararını da "önemli bir karar" olarak değerlendiren
Baykal, Lazkiye seferlerinin de önemli olduğunu ve bunların daha
kapsamlı ve yaygın hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Eşit egemenlik
Rum tarafında yapılacak seçimlerin ardından ortaya
çıkacak yeni tablo içerisinde, yaşanan olaylardan ders
almış olarak, eşit egemenlik anlayışı içinde yeni
bir müzakere sürecini deneme zorunluluğunun ortaya
çıkacağını belirten Baykal, üzerinde durulması gereken
noktanın "eşit egemenliğin kabulü" olduğunu
vurguladı.
Baykal, yeni bir anlayışla, sıfırdan
başlayarak, eski süreçten etkilenmeden ama yaşananları da
dikkate alarak yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasının
düşünüldüğünü belirterek "Biz Kıbrıs Türk
halkının sorunlarının çözümüne yönelik tüm
şanslarının en iyi şekilde kullanılmasını
istiyoruz. Bu doğrultuda ortaya çıkacak anlaşmayı
memnuniyetle karşılarız" şeklinde konuştu ve
yaşanan gerçeklerin de en iyi şekilde değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi.
Desteğimiz sürecek
Baykal, Kıbrıs Türkü'nün haklarına, özgürlüklerine ve
uluslararası statüsüne kavuşması yönündeki girişimlere
destek vermeyi sürdüreceklerini vurguladı.
Baykal, Soyer'e Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile
gerçekleştirdiği görüşmenin Kıbrıs konusu boyutuyla
ilgili bilgi verdiğini de söyledi.
Baykal, Soyer'in şahsında tüm Kıbrıs Türk
insanına iyi dileklerini de sundu.
Soyer ve heyeti Ankara'dan döndü
Ankara'da resmi temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve
beraberindeki heyet dün saat 15.00 sıralarında KKTC'ye döndü. Heyetle
birlikte KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu da KKTC'ye geldi.
Heyeti Ercan'da Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı
Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Sonay Adem, Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün,
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan, Maliye
Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ve diğer
yetkililer karşıladı.
Soyer, Ercan'da temaslarını değerlendirdi
Başbakan Soyer, Ercan'da yaptığı açıklamada
Ankara temaslarını değerlendirdi. Başbakan Soyer, Ankara'da
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP yetkilileriyle
görüşmelerinin yararlı geçtiğini söyledi.
Görüşmelerde ağırlıkla Kıbrıs sorunu,
AB'a uyum süreci ve kuraklığın ekonomiye olumsuz
yansımaları konularının ele
alındığını kaydeden Soyer, ziyaretleriyle ilgili
olarak "Erdoğan erken seçim çağrısı yaptı, para
istendi" şeklindeki iddiaların tamamen gerçek
dışı olduğunu vurguladı.
İki ülkenin karşılıklı olarak birbirlerinin
içişlerine karışmasının söz konusu
olmadığını belirten Soyer, mali yardımların iki
ülke arasındaki protokollerle düzenlendiğini, bunun
dışında para istemek veya vermenin mümkün
olmadığını da yineledi.
Yararlı görüşmeler...
Başbakan Soyer, Erdoğan ile görüşmelerinde,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son Ankara ziyaretinde
şekillendirilen Türk tarafının ortak siyasetinin ilerletilmesi
ve muhtemel görüşme sürecinde her iki ülkenin de inisiyatif alma ve çözüm
sürecinin istekli tarafı olarak girişim yapması
konularını detaylı olarak ele aldıklarını
kaydetti.
Soyer, bunun yanında AB'ye uyum çalışmalarında
Türkiye'nin deneyimleri ve teknik kadrolarından yararlanılması
konularının da görüşüldüğünü anlattı.
Üniversitelerin bu yıl daha fazla öğrenci alması ve
hareket kabiliyetlerinin daha da gelişmesi, Erasmus gibi projelerin
ilerletilmesi konularının da gündeme geldiğini belirten Soyer,
kuraklığın Kıbrıs Türk ekonomisine ve tarım
sektörüne getirdiği sıkıntıların
aşılması konusunun da ele alındığını
kaydetti. Soyer, bu yüklerin hafifletilerek minimuma çekilmesi için
işbirliği imkânlarını değerlendirdiklerini ifade
ederek, Erdoğan'a gösterdiği duyarlılık için teşekkür
etti.
Ana muhalefetin de desteği sevindirici...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve heyetiyle
görüşmelerinin de yararlı geçtiğini belirten Soyer, bu
görüşmede iki ülke arasında oluşturulan ortak politikada çözüme
dönük olarak ana muhalefet partisinin de desteği, ilgisi ve girişim
gücünü yanlarında bulacaklarını gördüklerini, bunun kendileri
açısından sevindirici ve yararlı olduğunu söyledi.
Soyer, "Türkiye'de iktidar ve muhalefetin Kıbrıs
sorununun karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm sürecinde
yeni bir senteze doğru gittiğini görmek sevindirici"
şeklinde konuştu.
Heyetin bu ziyaretten önemli bir kazanımla döndüğünü söyleyen
Soyer, Kıbrıs Türkü'nün gerek çözüm, gerekse kendini dünyaya kabul
ettirme sürecinde daha güçlü ve hazırlıklı olması
açısından ziyaretin önemini vurguladı.
"İddialar gerçek dışı..."
Ankara ziyaretiyle ilgili iddiaları da yanıtlayan Soyer,
"Bunlar tamamen senaryoya dayalı, iyi niyetten uzak ve gerçekle
hiçbir ilgisi yok" dedi. Soyer, "KKTC'de demokrasi krizi yaratmaya
çalışan çevrelerin şimdi de yapay sorun yaratmaya
çalıştıklarını" ifade etti.
"Erdoğan'ın erken seçim çağrısı
yaptığına" ilişkin iddiayı da "gerçek
dışı ve garip" olarak niteleyen Soyer, iki ülkenin karşılıklı
olarak birbirlerinin içişlerine karışmasının söz
konusu olmadığını vurguladı. Soyer,
"görüşmede ekonomik anlamda sadece kuraklık konusu mu
görüşüldü" yönündeki bir soruya "evet"
yanıtını verdi ve "Ankara'ya para istemek için
gidildi" şeklindeki iddialara tepki gösterdi. Soyer, iki ülke
arasında mali yardımları düzenleyen protokol ve kredi
anlaşmalarına atıfta bulunarak, "Bunun
dışında para istemek veya vermek mümkün değil, ihtimal
dâhilinde değil" dedi.
Soyer, kaynakları verimli kullanmanın önemine de işaret
ederek, ekstra taleplerde bulunmak değil kendi imkânlarıyla ve
Türkiye'den alınan yardımları yatırımlara kanalize
ederek ilerleme gayretinde olduklarını ekledi.
KIBRIS 07/02/08
Durun artık...
Meral Müren Ankara barosunun saygı duyulan ve sevilen avukatlarından
biridir. Benim de koruyucu meleğimdir. Aldığı davalara
inandığı taktirde sizin için yapmayacağı şey
yoktur. Aldığı para değil, inandığı davayı
kazanması önemlidir. Çok avukatla çalıştım Meral hanım
kadar işinin ehli, namuslu, ciddisini, emin olun görmedim. Benim üzerimde
de çok hakkı olan bir insandır.Aydın, kültürlü bir Atatürk
kuşağı kadınıdır.
Çarşamba günü Ankaradaydım. Buluştuk.
"Sizden bir şey isteyeceğim"diye söze girdi.
"Eğer sizin üzerinizde bir parçacık hakkım varsa, ülkenin
bu gidişine karşı çıkın..." diye
başladı ve gözleri dolarak rahatsızlıklarını
anlattı...
Türkiye'de milyonlarca Meral Müren var.
Hak verirsiniz veya vermeyebilirsiniz.
Söyledikleri abartılı veya yanlış değerlendirmeden
kaynaklanıyor da olabilir.
Ancak bu insanlar var ve bu insanlar da bu ülkenin bir parçası.
Dolayısiyle bu insanların hissiyatlarını görmezden
gelemezsiniz.
Toplum, bir iktidarın kafasının ardındakini okumaz. Genel
bir izlenim edinir ve o izlenime göre kararını verir. Ak Parti (AKP)
iktidarını oluşturan zevatın ilginç bir tutumu var.
Toplumun sadece bir kesimini görüyorlar. Diğer bölümünün
rahatsızlığını ise görmezden geliyorlar. Oysa Meral
Müren'ler son derece rahatsızlar ve haykırıyorlar. Bugün
haykırışları belki yeterince duyulmuyor, ancak yarın
emin olun duyulacaktır.
AKP iktidarı da, adeta alay eder gibi, türban ile
başlattıkları yürüyüşü, inadına ve arttırarak
hızlandıyor.
İnanılması son derece güç bir aymazlıkla karşı
karşıyayız.
Basına yansıyan haberlere bakılacak olursa, türban ile ilgili anayasa
değişikliğinin dumanı daha tüterken, iki yeni adım
daha atılmak üzere.
Bunlardan biri, Yargıtay yasasındaki değişiklik,
diğeri de İmam Hatip mezunlarının diğer üniversitelere
girerken önlerinin daha da açılmasını sağlayacak olan Yök
kararı hazırlığı.
Yazarken bile, böylesine büyük bir hatanın yapılıyor
olmasına inanamıyorum. Belki bir yanlışlık vardır
umudundayım. Ancak ne yazık ki, çalışmalar sürüyor.
Yargıtay yasası değişecek ve üye sayısı 250'den
150'ye indirilecek. Doğru veya yanlış, kamu oyunun bir
bölümündeki algılama, laikliği benimseyenlerin
sayısını azaltmak ve ilerde Yargıtay'ı kendileri gibi
düşünen yargıçlarla doldurmak şeklinde.
Adalet Bakanı tersini söylüyor. Bunun ideolojiyle hiç ilgisi
olmadığını ve tamamen yargıtayın
çalışmasını daha etkinleştirmek için bu
adımların atıldığını ileri sürüyor.
Ancak inandıramıyor.
Sözünü ettiğim kesim artık bu sözlere inanmıyor.
Hele YÖK'e ne demeli ?
YÖK içindeki denge, iktidar gibi düşünenlerin lehine bozulduktan sonra,
ilk atılan adım, İmam Hatiplilerin önlerini açmak mı
olmalıydı ?
Katsayı değiştirilmek isteniyor.
Amaç, İmam Hatiplilerin önünü biraz daha açmak. Onlar gibi diğer
meslek okullarından mezun olanların, başka üniversitelere
girişlerinde uygulanan katsayı değiştirilerek, İmam
Hatiplileri rahatsız eden bir engel kaldırılacak. Bu
şekilde İmam Hatipliler istedikleri gibi hareket edebilecekler,
istedikleri mesleğin eğitimini alabilecekler.
Yani, ilerde Türkiye'yi yönetecek elit kesimdeki oranlarını
arttırabilecekler.
Bunlara ne gerek var ?
Farklı bir nedenden dolayı bu adımları atıyor
olsanız dahi, toplumun bir bölümünü gerecek bu tip
davranışları şimdi ortaya koymanın ne anlamı var
?
Sizin etrafınızda hiç mi toplum bilimci insan yok?
Etrafınızda hiç mi sağlıklı düşünen, toplumun tüm
kesimlerini izleyen kişi yok ? Veya var da, size birşeyler
söylemekten mi korkuyorlar ?
Anlayabilmek son derece güç.
Atılan bu adımlar artık, özgürlük veya liberallikle filan da
ilgili değil. Bu işin tam anlamıyla suyu çıktı.
Bugün belki insanlar açık bir tepki göstermiyor veya gösteremiyorlar.
Ancak yarın bir kıvılcım herşeyi mahvedebilir.
Artık yeter. Artık durun.
Artık toplumun her kesimini dinlemeye başlayın.
Kaygı duyanlara da saygı gösterin ve onları tatmin edecek
adımlar atın.
Unutmayın, sonra " kendi düşen ağlamaz."
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 08/02/08
UN hints at growing
impatience with Cyprus
By
Jean Christou
THE UNs
growing impatience with the lack of movement on the Cyprus issue was evident
yesterday in a speech given by UNFICYP chief of Mission Michael Moller.
Moller made it clear the UN had no plans to launch a Cyprus initiative on its
own. but would rather support the efforts of both sides to re-start talks, if
they were serious about it.
In his speech to troops to mark the Winter Medal Parade, Moller hinted at the
UNs weariness with the Cyprus problem, saying the length of UNFICYPs mission
44 years and the continuing lack of progress, gave rise to a number of
legitimate questions.
He said UNFICYP was often asked how much longer the international community
would wait for a settlement, what more could the force do in Cyprus after more
than four decades, and could the UN resources on Cyprus be put to better use
elsewhere.
The list of questions is extensive, but I believe they all boil down to one,
said Moller.
Is there the necessary political will among the leaders of both communities in
Cyprus to sit down and negotiate seriously to find a solution for the greater
good of their people?
Moller said the answer to that question did not lie with the UN but with the
Cypriots themselves.
He referred to the growing speculation about a new possible last chance
initiative on Cyprus.
Depending on who one listens to, this initiative is imminent, probable or
contingent on the results of the election, said Moller.
In fact its been clear for some time now that rather than launching a new
initiative on its own, the UN will support good faith efforts on the part of
both sides to restart talks and work for a solution.
He added that this year may indeed prove crucial for a solution. But we have
seen expectations raised many times before, he said.
The time has come for serious negotiations. The window of opportunity we have
this year will not remain open forever.
There is a growing feeling among international mediators that if another new
round of Cyprus talks fail, it will be the last time and that the island will
finally have to face up to permanent partition.
Any new initiative hinges on the outcome of the presidential elections this
month.
CYPRUS MAIL
08/02/08
EPP in Cyprus for
Euro-Med debate
By
Stefanos Evripidou
THE LARGEST
grouping in the European Parliament, the European Peoples Party (EPP) launched
a debate on Euro-Mediterranean policy in Cyprus yesterday at the behest of the
Democratic Rally party (DISY).
The two-day meeting of the Bureau of the EPP began yesterday in Nicosia, with
the participation of 65 MEPs and government delegates from the Mediterranean
region.
The four main issues for discussion are: the future of the EUs Mediterranean
policy; the role of the UN in Cyprus; and the role of the EU in a Cyprus
settlement and in promoting peace in the Eastern Mediterranean.
In his opening speech, EPP leader Joseph Daul referred to the current
instability in Lebanon and the humanitarian crisis in Gaza, noting that the
European Parliament was closely following developments.
Daul added that as an outpost of the EU in the Eastern Mediterranean, Cyprus
must and does play a key role in efforts to maintain peace and stability in the
region.
He also referred to the importance of setting up a Middle East Observatory in
Cyprus and extended congratulations on the inauguration of this project.
DISY leader Nicos Anastassiades agreed that Cyprus could play a role in the
region, adding it was high time that Cyprus' accession to the EU was utilised
towards achieving a settlement to the island's political problem.
Anastassiades said he expected the Turkish Cypriots to co-operate towards a
settlement, adding that his party may support Turkeys bid to join the EU but
that Turkey still had an obligation to facilitate a settlement and behave like
a European country.
During yesterdays discussion on the UN role in Cyprus, MEP Eva Klamt said the
valuable work carried out by the Committee on Missing Persons (CMP) was a
personal achievement for its three members. However, she called for a
speeding-up of the process because eyewitnesses were becoming old.
DISYs own MEP Panayiotis Demetriou also congratulated the CMP, describing its
work as exclusively humanitarian with no distinction between families of
missing persons.
The CMP is the only project carried out jointly by the two communities on the
island. The EU provides financial contribution to the CMP, something which is
appreciated by every Cypriot, noted Demetriou.
Lillikas blasts DISY for bringing foreigners to tell us what to do
Stefanos Evripidou
SPOKESMAN for presidential candidate Tassos Papadopoulos Georgios Lillikas
yesterday threw broadsides at DISY for bringing foreigners to tell Cypriots
what to do, referring to the two-day conference of the European Peoples Party
(EPP) on EU Mediterranean policy. In response, DISY officials accused the
former foreign minister of xenophobia.
Speaking on state radio, Lillikas pondered why the Papadopoulos campaign team
did not get EDEK to bring the Party of European Socialists to come and give
their support to the incumbent president as DISY did for presidential candidate
Ioannis Kasoulides.
We did not try to bring any foreigner to tell Cypriots what to do. Cypriot
citizens can use their own judgment. They dont need to be guided like the
foreigners did with pressure and blackmail three years ago. We trust in Cypriot
citizens, said Lillikas.
The Papadopoulos campaigner went a step further, accusing Kasoulides of missing
three crucial EU meetings on Cyprus and Turkey.
He left an empty chair, once because he was campaigning in Cyprus, the other
because of obligations in Cyprus, and the third he told us he missed the train.
How can they call on the EU when in critical times they are missing from the
EU? he said.
DISYs acting spokesman Haris Georgiades said that through his words Lillikas
was exhibiting a clear case of xenophobia.
He referred to pressures, guidance and blackmail of Cypriots by foreigners.
With this position he confirms that he has no idea how modern European policy
operates; a completely xenophobic approach from a man who was foreign minister
and who seeks, no matter what, to return to the Foreign Ministry, said Georgiades.
We inform Mr Lillikas that the mutual show of support by sister parties is a
fact. If some people are without access to Europe, its not our fault. At
least, Cyprus should not pay for the consequences of isolation, he added.
The DISY spokesman noted that the EPP offered Cyprus the strongest support in
relation to the Cyprus problem.
We inform [Lillikias], Tassos Papadopoulos will leave office not because
foreigners dont want him but because the Cypriot people will vote against
him, said Georgiades.
Kasoulides spokesman Loucas Fourlas further charged Lillikas with being
ignorant of the fact that a Cyprus President must have influence in Europe if
it wants to promote Cyprus interests.
Lillikas should know at least, the position of the EPP against Turkey is
tougher than the so-called assertive policies of Mr Papadopoulos, who let
Turkey do whatever it wanted for the last five years, said Fourlas.
Investment in fear and division, introversion and xenophobia, thankfully for
the Cypriot people will end on February 24.
CYPRUS MAIL
08/02/08
Hristofyas:
İKÖ, KKTC'nin tanınmasında "saatli bomba"
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, KKTC'nin tanınması
hareketinin İKÖ'den başlamasının beklenmesi gerektiği
kanaatini dile getirdi ve Rum Yönetimi Başkanlığı'na
seçilmesinin hemen ardından Rum dostu olan İslam ülkeleri nezdinde
girişimler üstleneceğini söyledi.
BM'nin, Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin ve Avrupa
Birliği'nin; başkan seçilmesinin hemen ardından inisiyatifler
alacağı diğer üç istikamet olduğunu söyleyen Hristofyas,
"AB'deki itibarımız, Kıbrıs sorununun çözümüne
bağlıdır. Özellikle, referandumdan sonra Kıbrıs
Başkanı'nın çözüm istediği konusunda ikna etmeye
çalıştım" dedi.
Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin "taktik oyununu"
sürdürdüğünü iddia ederek, "bir ara, Sayın Talat'a, 8 Temmuz
anlaşmasında öngörülen çalışma gruplarını;
Türkiye-AB ortaklık ilişkisiyle ilgili nihai kararın
alınacağı 2009'a kadar ileri götürmesini söyleyecek. Biz,
durgunluğun son bulması için inisiyatifler üstleneceğiz"
dedi. Hristofyas, şunları da söyledi:
"Başkan'a hiçbir zaman, çıkmazdan sorumlu olduğu
suçlamasında bulunmadım. Pek çok kez, çıkmazın
sorumlusunun; Türk tarafı olduğunu söyledim. Türk tarafı şu
anda çözüm müzakerelerini derinlemesine ileri götürmeyi elbette istemiyor,
çünkü uluslararasındaki bazılarından ve Avrupalılardan,
Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının
kaldırılmasıyla sahte devleti yükseltecekleri yönünde taahhüt
aldılar."
KIBRIS 08/02/08
Kıbrıs için çapraz oylama önerisi
|
|
Kıbrıs'ta
60 yıldır oynanan 'kim suçlu' oyunu ihtilafı çözmek yönünde
yarar sağlamıyor. Yaratıcı çözüme ihtiyaç duyan adada,
siyasiler sadece 'kendi' toplumlarına seslendiği sürece demokrasi
bölücü eğilimleri ateşleyecek. 'Çapraz oylama' sistemi, bunu
önleyerek iki tarafı yakınlaştırabilir
09/02/2008
RADIKAL
Costa Carras
'Kim suçlu?' diye bakınıp durmak aptalca bir oyun.
Kıbrıs'ta 60 yıllık bir ihtilafın ardından,
seyircilerin tahammülü kalmadı artık.
Bu Akdeniz adasında istikrarsızlık nedeniyle suçlanacak
siyasetçi sıkıntısı hiçbir zaman çekilmedi:
Kıbrıs'ı 1878'de devralan ve 1931'den 1960'taki
bağımsızlığa kadar merkezi temsil
kurumlarını inkâr eden Britanya sömürge yönetimi; 1958 ve 1963-64
döneminde toplumlar arası liderler; Yunan cuntasının darbesi ve
Türkiye'nin adayı 1974'te bölmesi; Kıbrıslı Rumların
tartışmalı Annan planını 2004'te, Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin AB'ye girmesinden hemen önce reddetmesi...
60 yıldır süren bu suçlu arama oyununa rağmen,
Kıbrıs'ın birçok olumlu yanı da var. Kıbrıs'ta
Rumlar ve Türkler arasındaki ilişki muhtemelen Kuzey İrlanda'daki
Protestanlar ve Katolikler arasındaki ilişkilerden daha iyidir, en
azından Filistinlilerle İsrailliler arasındakilerden iyi
olduğunu biliyoruz. Muhtemelen aynı genleri paylaşıyorlar.
Köylüleri aynı geleneklerden ve yaşam tarzından gelme,
kentlileriyse çevre sorunlarına aynı derecede duyarsız.
Belçika ders olsun
Üstelik kişisel ilişkiler de genellikle iyi; toplumlar arası
kavga çıkmadıkça şahıslar arasında pek sorun
yaşanmıyor. 1963-64 sorunlarından sonra bile
Kıbrıslı Türklerin yüzde 50'si karışık toplumlarda
yaşamaya devam etti. Hatta 29 yıldır süren tam bölünmeye
rağmen, 2003'te tampon bölgenin açılması üzerine son derece
medeni bir iletişimin yeniden ortaya çıkması etkileyici
düzeylerdeydi.
Bugünse yavaş yavaş yeni fikirler ortaya çıkmakta; bunlardan
biri Tassos Papadopulos (Kıbrıslı Rumlar adına),
diğeri Mehmet Ali Talat (Kıbrıslı Türkler adına)
tarafından geçenlerde BM'ye sunuldu. Papadopulos taze ve
yaratıcı fikirlerin yeniden tartışılabilmesi için
fırsat yaratma adına bir sivil toplum istişare kurulu önerirken,
Talat anlayış, hoşgörü ve karşılıklı
saygıyı artırma amacıyla bir 'uzlaşma komitesi' teklif
etti. Her iki fikir de Kasım 2007'de Atina'da düzenlenen Yunan-Türk
Forumu'nda onaylandı.
Kıbrıs'ın mevcut durumunun ortaya koyduğu ve başka
birçok ülkenin geleceği açısından da büyük önem
taşıyan dört ana mesele var.
Öncelikle, iki toplum, topraklarının tümü öteden beri her iki
toplumca belirlenmiş, ancak ne adaleti devam ettirecek bir devleti bulunan
(Kuzey İrlanda'daki gibi), ne de nesillerdir süregelen bir ortak siyasi
bağlılığı olan bir coğrafyada nasıl bir
arada yaşayabilir? Belçika örneği bize, bu son etken eskiden var
olmuş olsa dahi, siyasiler oy hevesiyle sadece 'kendi' toplumlarına seslendiği
sürece demokratik sürecin bölücü eğilimleri teşvik ettiğini
kanıtlıyor.
Londra merkezli 'Kıbrıs'ın Dostları' grubunda
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında yapılan
toplantılarda uzun süre önce bulunmuş çözüme göre, iki toplumlu bir
devlette kalıcı olabilecek bir demokrasinin sağlanabilmesi için,
bir toplumdaki siyasiler öbür toplumun oylarını da cezbetmek zorunda
bırakılmalı. Bu nasıl olacak? Ayrı toplum listeleriyle
ve öbür toplumun temsilcilerinin seçilmesinde her bir toplumun eşit
yüzdeli katılımıyla: Bu durumda, 'çapraz oylama' bir anda öbür
toplumdakilerin de oylarının hesaba katılması anlamına
geliyor!
Bu tür bir sistem örneğin BM'nin önerdiği İsviçre konsey sistemi
dahil olmak üzere çok çeşitli anayasal yapıya dahil edilebilir.
Çapraz oylama olmazsa, gerçek bir federasyon bile ya bölünme ya da çoğunluk
hâkimiyetine hazırlanmaktan başka işe yaramaz, ki bu
olasılıkların ikisi de 1977, 1979 ve 8 Temmuz 2006 tarihlerinde
toplumlar arasında varılan üç yüksek düzeyli anlaşmayla
dışlanmıştı.
Peki ama bölünmeye bundan çok daha kısa yoldan, yani bir Türk işgal
gücünün varlığıyla varılamaz mı? Evet ve bu da ikinci
ana mesele. Bazı ülkelerin gerçek anlamda bağımsız
olabilmesi için, savunmasını ulusal değil bölgesel düzeyde
güvenceye alması gerekiyor. Kıbrıs Rum Yönetimi 2004'te AB'ye
katılmakla kalmayıp, birliğin dünyanın en tehlikeli
bölgesindeki 'gözcü kulesi' halini de aldı. Bu açıdan, AB
komutasında olacak ancak bir Türk birliği de içerecek bir bölgesel
kuvvet, tüm Kıbrıslıların güvenliği için en etkili ve
en tarafsız taahhüt olur. İki toplumdan eşit oranda meydana
getirilecek bir Kıbrıs kuvvetiyse, AB'ye sadece Kıbrıs
dışında hizmet edebilir. Böylelikle, güvenliğin daha
kolektif olması gereken bir dünyada, Kıbrıs bir sorun olmaktan
çıkıp, başkalarına örnek halini alabilir.
Üçüncü mesele nüfusla ilgili. Bağımsızlık dönemindeki oran
yüzde 82 Rum, yüzde 18 Türk şeklindeydi. 1974'ten beri Ankara Anadolu'dan
yerleşimi öylesine teşvik etti ki, şu an 'Kıbrıs
Türkü' dediklerimizin içinde aslen Kıbrıs Türkü olanlar
azınlıkta kalmış olabilir. Bunun 4. Cenevre Sözleşmesi'ni
ihlal ettiği gibi geçerli bir iddiaysa, yerleşimcilerin
Kıbrıs'ta doğup büyümüş çocuklarının insan
hakları talepleriyle karşı karşıya geliyor. Her yerde
olduğu gibi burada da, geleneksel demografik oranlara saygıyla (eski
nüfuslara haksızlık yapılmaması için), Kıbrıs'tan
başka vatan tanımamış kişilere saygı
arasında denge kurmak için yeni yaklaşımlar gerekiyor. Britanya
hâkimiyetinin başlamasından sonraki ilk nüfus sayımında
Türklerin oranı yüzde 24,5 olarak tespit edilmişti. Belki de Türk
yerleşimcilerin Kıbrıs'ta doğup büyümüş
çocuklarına bu yüzdeye kadar vatandaşlık verilmeli. Onların
ebeveynlerinin Kıbrıs'ta oturma hakkı olsun ama
vatandaşlıkları olmasın veya dönmeleri için maddi
yardımda bulunulsun.
İşgal BM
tüzüğüne aykırı
Dördüncü mesele, biri eski diğeri yeni iki gelişmenin
uluslararası meşruiyete meydan okumasıyla ilgili:
Kıbrıslı Türklerin 1983'teki, uluslararası toplum
tarafından kınanan tek taraflı bağımsızlık
bildirgesi ve Britanya'nın 2007 sonbaharından beri sürdürdüğü,
Kıbrıs Türk yönetiminin siyasi statüsünü Kıbrıs Rum
Yönetimi nezdinde yükseltmeye, Türkiye nezdindeyse düşürmeye yönelik
çabaları.
Oysa bu durumda gerekenin tam aksini yapıyorlar. Bir federasyon ne kadar
gevşek olursa, yasallığı vurgulama ihtiyacı o kadar
artar. Bunun için de, Ankara'nın askeri işgalinin BM tüzüğüne
aykırı olduğunun ve AB üyeliği hedefini
baltaladığının altını çizmek gerek. Yerel
Kıbrıs Türk yönetimi daha ziyade, prensipte üzerinde zaten
anlaşma sağlanmış ve mevcut Kıbrıs
Cumhuriyeti'nden kademe kademe gelişmekte olan ama
ayrıntılı anayasal şartları henüz hazırlanmayan
bir federasyonun gelecekteki ortağı olarak görülmeli.
Britanya'nın mevcut siyaseti, yaşatılabilir, adil ve
yaratıcı bir anlaşma için çaba harcayan BM'ye ve birçok
Kıbrıslı Rum ve Türk'e pek iyilik etmiyor. (Britanya merkezli
düşünce kuruluşu, Avrupa Kültür Mirasları Federasyonu
Başkan Yardımcısı, 5 Şubat 2008)
Tassos camp lashes out
as rivals flirt
By
Jean Christou
THE
PAPADOPOULOS camp is looking increasingly worried about an alliance between
ideological rivals DISY and AKEL that would ensure victory over the incumbent
in a second round of the elections.
Campaign spokesman George Lillikas accused the leaders of the two parties of
cooking something up behind the backs of their voters with the United Democrats
serving as go-betweens.
He accused the two parties of rarely criticising each others candidates,
DISYs Ioannis Kasoulides and AKELs Demetris Christofias, and of pouring all
of their scorn on Tassos Papadopoulos.
Lillikas comments came as speculation began on a possible DISY-AKEL alliance
if one of their respective candidates came up against Papadopoulos in a second
round.
The first round of the elections is next Sunday and is expected to be a close
race.
On Wednesday, reports said, the first tentative steps towards co-operation
between the two parties were taken by DISY, which is reportedly ready to make
the transition to close old wounds with AKEL. On Thursday, Christofias would
not rule out speaking with DISY.
From the start we realised that the Kasoulides and Christofias camps were
focusing their fire exclusively on candidate Tassos Papadopoulos, said
Lillikas yesterday, adding that he wondered what could possibly connect the two
parties.
In due time, we realised that they were using the same arguments against
Tassos Papadopoulos, while at the same time never exchanging criticism between
themselves.
Now it seemed the time had come for public compliments and overtures between Mr
Christofias and DISY leader Nicos Anastassiades, he added.
We dont know, but we wonder what is being cooked up behind the backs of the
voters, and what has changed from last year when Mr Christofias declared he
could not have a dialogue with DISY because the party was in chaos, Lillikas
said.
He put the new-found links down to the United Democrats reviled among
opponents of the Annan plan whose founding members came from AKEL and went on
to hold key positions in the DISY government of Glafcos Clerides.
Both DISY and AKEL are being coy about the speculation, both saying yesterday
they were sure their respective candidates would make it through. AKEL
parliamentary spokesman Nicos Katsourides said anyone from DISY or
Papadopoulos party DIKO was welcome to vote for Christofias in the second
round.
But political analyst Christoforos Christoforou said yesterday there was a
strong possibility the two parties would co-operate.
In recent years, the gap between DISY and AKEL has softened and you will find
some from each party willing to vote for the other camp, he said.
However, he said no decision could be taken until after the first round because
it would depend on who would go through.
A DISY-AKEL pact would be hard for many DISY voters to swallow, he said,
because polls showed that one third of DISY voters would support Christofias in
a second round and one third would support Papadopoulos.
He said DISY could call for an open vote, but the crucial factor is whether
they decide to support one another with a pact.
They may have some problems with some of their staunch supporters, but they
will also have a strong argument for power sharing because they can win. This
strengthens the argument in favour, said Christoforou.
He agreed the Papadopoulos camp was worried. But of course there is no
guarantee that he will get through to the second round either, he added.
CYPRUS MAIL 09/02/08
Tassos outlines his
vision of a solution
By
Andreas Avgousti
I AM NOT
about to make calculations and statements motivated by electioneering when it
comes to the Cyprus problem, said President Tassos Papadopoulos in a press
conference yesterday.
I want to clearly state that in no case will I accept the return of the Annan
plan or a version of it under another name.
I think that the division of Cyprus would be a catastrophe and I would never
agree to such a prospect, President Papadopoulos said.
The President yesterday summoned the media to the Presidential Palace to
present his policy on the Cyprus problem.
As we all have come to know following his dramatic televised appeal for a no
to the Annan plan referendum in April 2004, the Presidential Palace is the
apposite location in which to engage with the Cyprus problem. Indeed, whereas
his previous policy commitments were announced in other locations, this time he
could not resist.
He repeated his mantra for a Cyprus which secures a safe future for our
children, while he breathed new life into the solution with the correct
content discussion which caused much acrimony during the election season.
The solution he is after prescribes a final solution to the problem of
settlers, recognises the right of return of refugees and achieves a united
economy,
Settlers will be given appropriate incentives to pack up and leave the
country, since the illegal entry of immigrants into a country is conditional
upon numerous international agreements and under the authority of European
legal justice.
The solution also makes for a new form of security for the two communities.
which will not allow a third country to intervene.
The President was asked how easy it would be to achieve this last point: woe
betides us if our criterion for deciding what we wanted was how easy it would
be to achieve, thus abandoning positions that have the wider international
support.
As for the procedure by which a solution will be achieved, he rejected all that
went before the Annan plan, saying that he will seek a short and effective
negotiation.
Papadopoulos added that the term good offices which defines the role of the
UN Secretary-general does not include arbitration unless both parties desire
it.
The basic parameters of his compound and multi-levelled strategy are:
co-operation with Greece, the building of alliances with the international
community and with the European Union, the active participation of the five
permanent members of the Security Council, supporting the Turkish Cypriot
community, achieving reciprocal understanding between the two communities,
creating communication channels with civil society and intensifying efforts
towards materialising the July 8 agreement.
In spite of previous lack of evidence as to efforts made for the
reconsideration of the status of the British bases, Papadopoulos insisted that
his government is in fact reviewing and reconsidering the SBA status.
He reminded the people that for obvious reasons there was an effort to
reassert the SBAs status in the Annan plan.
Regarding meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Papadopoulos
said that he had never refused to see Talat within the July 8 framework.
We should not undermine and abandon the July 8 agreement since, not only does
it cultivate a positive climate and makes for the improvement of relations
between the two communities, but also adds sufficient content to any discussion
of the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 09/02/08
MEPs warn against
linking Turkeys accession course to Cyprus problem
MEMBERS of
the European Parliament said on Friday that linking Turkeys EU accession to
the Cyprus issue could slow down the chances for a solution.
Chairman of the High Level Contact Group in the European Parliament for
relations with the Turkish Cypriot community, Françoise Grossetête said the
Cyprus problem was a European question but cautioned on an actual link to
Turkey.
Speaking at a news conference for the visiting delegation from the Bureau of
the EPP-ED Group in the European Parliament, Grossetête said if a settlement
was not found soon, the Greek Cypriots could be in danger of becoming a
minority, due to the continuing influx of Turkish settlers to the north.
However, linking the Cyprus issue and Turkeys accession was not the answer, as
it could slow down efforts for a solution, she said.
The job of the EPP-ED contact group was to foster closer relations between the
two communities Grossetête said.
The group held a two-day meeting on the island this week.
Chairman of the EPP-ED Group Joseph Daul talked about the mushrooming of
illegal immigration to Cyprus, and said the island could not handle the problem
on its own and needed more help from the EU.
The visit by the EPP-ED, with which right-wing DISY is affiliated, sparked an
election row on Thursday when George Lillikas, the spokesman for presidential
candidate Tassos Papadopoulos, accused DISY of bringing foreigners to tell
Cypriots what to do. In response, DISY officials accused the former foreign
minister of xenophobia.
CYPRUS MAIL 09/02/08
Tassos: Moller comments
misunderstood
By
Jean Christou
PRESIDENT
Tassos Papadopoulos said yesterday that comments by UNFICYP Chief of Mission
Michael Moller that the Secretary-general would not be launching a new
initiative on Cyprus had been misunderstood.
Moller said on Thursday the UN had no plans to launch a Cyprus initiative on
its own, but would rather support the efforts of both sides to restart talks,
if they were serious about it.
When asked to comment yesterday, Papadopoulos said Moller meant that the UN
would launch an initiative once it saw that signs of good will existed.
We will give these examples of good will from our side, said Papadopoulos.
We have already shown signs that we are ready for initiatives and I believe
that we have even given concrete proposals that show we are ready for
substantial negotiations on the basis of the July 8 agreement.
Statements out of the UN in New York yesterday reiterated Mollers comments
that there would be no initiative, but rather support would be given for
efforts that would originate from the two sides in Cyprus.
The Secretary-general's Spokeswoman Michelle Montas said: Moller, said that, rather
than launching a new initiative on its own, the UN will support good faith
efforts on the part of both sides to restart talks and work for a solution.
The UNs growing impatience with the lack of movement on the Cyprus issue was
evident in Mollers speech.
Moller said the answer to whether good will existed to restart talks did not
lie with the UN but with the Cypriots themselves. He also warned of last
chances and a crucial year ahead with a window of opportunity that would not
remain open forever. If talks failed this time, permanent partition would be a
real possibility.
An organisation calling itself the Union of Dynamic Resistance yesterday
dismissed the comment, saying windows of opportunity would always remain open
for Cyprus. They called the comments threats and blackmail.
CYPRUS MAIL 09/02/08
Kayıplar için 2 milyon Euro
"RAPORDAKİ GÖRÜŞLERİM DESTEK BULDU"...Geçen
ekim ayında adayı ziyaret ederek her iki tarafta da kayıp
kişilerle ilgili temaslarda bulunan AP Raportörü Klamt, AP'ye sunduğu
kayıplar hakkındaki taslak raporunda, adada konuyla ilgili
edindiği bilgileri aktardığını belirtti. Klamt,
raporunda yer alan görüşlerin komitede destek bulduğunu da
kaydetti
"2 MİLYON EURO'LUK MALİ FON"... Taslak raporunda,
kayıplarla ilgili çalışmaların
hızlandırılması için 2 milyon Euro değerinde mali fon
sağlanması talebinde bulunduğunu belirten Ewa Klamt, ayrıca
Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına yardımcı
olmaya çalışan herkesin desteklenmesi gerektiğini ifade
ettiğini söyledi
"AP OLARAK ELİMİZDEN GELEN HERŞEYİ
YAPACAĞIZ"... "Avrupa Parlamentosu olarak, yardımcı
olmak için her şeyi yapmaya çalışacağız. Bizim
yardımımız tabii ki komitenin çalışmalarını
desteklemek ve fon sağlamaktır. Sanıyorum, çalışmaların
hızlandırılması için fonun alınacağı
kesindir" diyen Klamt, taslak raporun nisan ayında parlamentonun
genel kurulunda oylamaya sunulacağını ve kabul edilmesini
beklediğini de belitti
Anıl IŞIK
Geçen yıl ekim ayında adayı ziyaret ederek her iki
tarafta da kayıp kişilerle ilgili temaslarda bulunan
Kıbrıs'taki Kayıp Kişiler hakkında Sivil
Özgürlükler, Adalet ve İç İçişleri Komitesi Raportörü Ewa Klamt,
KIBRIS'a verdiği özel demeçte, adadaki kayıplarla ilgili taslak
raporunu Avrupa Parlamentosu'na (AP) sunduğunu açıkladı.
Avrupa Halk Partisi ve Avrupalı Demokratlar Grubu'nun (EPP-ED) 7-8
Şubat tarihlerinde Güney Lefkoşa'da yapılan
toplantısına katılmak için adaya gelen AP raportörü Klamt,
KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.
Ewa Klamt, geçen yıl ekim ayında adanın her iki
tarafında da kayıplarla ilgili çok faydalı temaslarda
bulunduğuna işaret ederek, kayıplarla ilgili taslak raporunu
Avrupa Parlamentosu'na sunduğunu söyledi.
Klamt, taslak raporunda, adada kayıplar konusuyla ilgili
edindiği bilgileri AP üyelerine aktardığını
belirterek, AP'nin ilgili komitesinin raporuyla çok ilgilendiklerini ve raporda
yer alan görüşlerinin destek bulduğunu kaydetti.
Raporda, kayıplarla ilgili çalışmaların
hızlandırılması için 2 milyon Euro değerinde mali fon
sağlanması talebinde bulunduğunu belirten Klamt, ayrıca
Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına yardımcı
olmaya çalışan herkesin desteklenmesi gerektiğini ifade
ettiğini kaydetti.
Kayıp Kişiler konusunun, Kıbrıs'ta yaşayan tüm
insanlar için en önemli konu ve çözülmesi gereken en büyük sorunlardan biri
olduğu düşüncesini dile getiren Klamt, Kayıp Kişiler
Komitesi'nin çalışmalarından övgüyle söz ederek, komitenin
çalışmaları sonucunda 80 kişiye ait
kalıntıların ailelerine iade edilebildiğini söyledi.
Klamt, Kayıp yakınlarına seslenerek, Avrupa Parlamentosu
olarak, yardımcı olmak için her şeyi yapmaya
çalışacaklarını belirtti ve, "Tabii ki bizim
yardımımız, komitenin çalışmalarını
desteklemek ve fon sağlamaktır. Sanıyorum,
çalışmaları hızlandırmak için fonu
alacağınız kesindir" dedi.
Ewa Klamt, taslak raporun nisan ayında onaylanarak, kabul
edilmesini beklediğini söyledi.
AP raportörü Ewa Klamt'ın KIBRIS'ın sorularına
verdiği yanıtlar şöyle:
KIBRIS: Sayın Klamt, geçen ekim ayında adaya ziyarette
bulunarak her iki tarafta da kayıp kişilerle ilgili birtakım
temaslarda bulundunuz. Temaslarınızın ardından Avrupa
Parlamentosu'na en geç mart ayına kadar bu konuda bir rapor sunmanız
bekleniyor. Raporunuzu AP'ye sundunuz mu ve raporda yer alan başlıca
unsurlar hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz?
KLAMT: Raportör olarak atandıktan sonra, geçen ekim ayında
Kıbrıs'a geldim ve her iki tarafa gidip, kayıp kişiler
komitesinin tüm üyeleri ile bir araya geldim. Komite üyeleri bana çok
yardımcı oldu. Ayrıca, kayıp kişilerin
yakınları ile de görüştüm. Bu, benim için çok duygusal bir
görüşmeydi. Ne kadar ıstırap ve acı çektiklerini anlamak
çok önemliydi. Şu anda taslak raporumu, Avrupa Parlamentosu'ndaki sorumlu
komiteye sundum. Çok ilgilendiler. Biliyorsunuz ki, AP bu konuyu nerdeyse
bilmiyor, bu nedenle buradayken edindiğim bilgileri onlara aktarmaya
çalıştım. Çok ilgilendiler ve herkes görüşlerimi oldukça
destekledi. Görüşlerim; çalışmaların
hızlandırılması ki, bu da daha fazla mali fon demek. AB'den
gelecek fonlara ihtiyacınız var. Bu nedenle, mevcut fonların
biteceği gelecek yıldan başlayarak 2 milyon Euro talep ettim.
Ayrıca, Avrupa Parlamentosu olarak kayıp yakınlarına
yardımcı olmaya çalışan herkesi desteklememiz
gerektiğini söyledim ve nerdeyse her aile bundan etkilenmiş
görülüyor. Biz, gerçekten yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Biri öldüğünde en azından acınızı biliyorsunuz, çünkü
onu gömebilirsiniz. Ama bunu bilmediğiniz zaman, sanıyorum bu
kapanmayacak, iyileşmeyecek bir yaradır. Bu nedenle, bunun
Kıbrıs'ta yaşayan tüm insanlar için en önemli şey ve
çözülmesi gereken en büyük sorunlardan biri olduğunu sanıyorum.
KIBRIS: Kayıp Kişiler Komitesi'nin üç üyesiyle de
görüştünüz ve komitenin çalışmaları hakkında bilgi
edindiniz. Komiteyle ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?
KLAMT: Kayıp Kişiler Komitesi'ni gerçekten kutlamak
istiyorum, üç üyesi de inanılmaz. Onların birlikteliği,
komitenin şu an komitenin çalışmasının ve 80
kişiye ait kalıntıların ailelerle iade edilebilmesinin
nedeni. Tabii ki tüm bu aileler bir kez daha ıstırap çekti, ancak
bundan sonra ağlayabilirler, mezarlarına gidebilirler ve
sevdiklerinin orada olduklarını biliyorlar.
KIBRIS: Kayıp yakınlarına mesajınız nedir?
KLAMT: Mesajım; biz, Avrupa Parlamentosu olarak,
yardımcı olmak için her şeyi yapmaya
çalışacağız. Bizim yardımımız tabii ki
komitenin çalışmalarını desteklemek ve fon sağlamaktır.
Sanıyorum, çalışmaları hızlandırmak için fonu
alacağınız kesindir.
KIBRIS: AP'de rapor ne zaman onaylanacak?
KLAMT: Bu raporu mart ayında oylayacağız ve nisanda da
genel kurulda oylayacağız. Bunun ardından kabul edilecek.
KIBRIS
09/02/08
Güneydeki seçimlerden sonra Möller değil, bizzat BM
girişim başlatmalı
ZAMAN KAYBETMEK İYİ BİR ŞEY
DEĞİL"...Cumhurbaşkanı Talat, Möller'in, taraflara,
Kıbrıs sorununun daha fazla uzamasının ciddi etkileri
konusunda "uyarıda bulunduğu" açıklamasıyla
ilgili soruya yanıtında, zaman kaybetmenin iyi bir şey
olmadığının Kıbrıs Türk tarafınca sürekli
olarak dile getirildiğini söyledi. Talat, "Karşımızda
aynı anlayışta bir taraf yoktur. Sorun orada. Möller'in zaman
kaybettiren tarafa yönelmesinde yarar görüyoruz" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda BM
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in, Kıbrıs sorununun
çözümünde zaman kaybettiren tarafa yönelmesi gerektiğini belirterek,
Güney'deki seçim sonrasında daha dinamik bir girişimin Möller
tarafından değil de bizzat BM tarafından yapılmasını
ve zaman kaybının bir an önce ortadan kalkmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün, Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'nı ziyaret etti. Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
ile yaklaşık 40 dakika süren bir görüşme gerçekleştiren
Talat, daha sonra meslek memurlarıyla bir araya gelerek, Kıbrıs
konusunda bilgi verdi ve önümüzdeki süreçteki açılımları
paylaştı.
Talat ile Avcı'nın görüşmesinde,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Namık Korhan ve Dışişleri Bakanlığı Genel
Koordinatörü Fahri Yönlüer de hazır bulundu.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avcı ile görüşmesi
öncesinde yaptığı açıklamada, ziyareti,
çalışmaları hakkında bilgi vermek ve düşünce
paylaşımı için gerçekleştirdiğini söyledi.
Uzun süredir bakanlıkları ziyaret etmediğini kaydeden
Talat, "Umarım bu bir başlangıç olur ve diğer
bakanlıkları da ziyaret eder, çalışmalarıyla ilgili
bilgi alırım" dedi.
Talat, ziyaret vesilesiyle,
Cumhurbaşkanlığı'nın en yakın
çalıştığı bakanlık olarak
Dışişleri Bakanlığı ile bir iç çalışma
yapmayı uygun gördüklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorunu bir
şekilde gündeme gelecek. Kıbrıs Türkü tabii ki hazır
olmalıdır ve hazırdır. Bunları bir daha
değerlendirmek ve görüş alışverişinde bulunmak
faydalı olacak" şeklinde konuştu.
Möller'in açıklaması
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Michael Möller'in, taraflara,
Kıbrıs sorununun daha fazla uzamasının ciddi etkileri
konusunda "uyarıda bulunduğu" açıklamasıyla
ilgili soruya yanıtında, zaman kaybetmenin iyi bir şey
olmadığının Kıbrıs Türk tarafınca sürekli
olarak dile getirildiğini söyledi.
Talat, "Karşımızda aynı anlayışta
bir taraf yoktur. Sorun orada. Möller'in zaman kaybettiren tarafa yönelmesinde
yarar görüyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam
etti:
"Güney'deki seçim sonrasında daha dinamik bir girişim,
bizzat Möller tarafından değil de BM tarafından
yapılır da bu zaman kaybı bir an önce ortadan kalkar."
Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimlerle ilgili bir soruya ise,
"Yaptığım bir değerlendirme yok. Sonucu
göreceğiz. At başı bir yarış gidiyor işte. Çok
kalmadı" yanıtını verdi.
Avcı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, konuşmasında,
Cumhurbaşkanı'nın sürekli birlikte
çalıştığı ve görüştüğü Dışişleri
Bakanlığı'nı ziyaretinin bir ilk olduğuna işaret
ederek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Avcı, Dışişleri Bakanlığı'nın,
özellikle son gelişmeler çerçevesinde, Güney Kıbrıs'taki seçim
sonrasında girilmesi beklenen yoğun sürece her türlü
katkıyı koymaya hazır olduğunu söyledi. Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı,
Cumhurbaşkanlığı'na destek ve çalışmalarına
yardım sağlamada üzerine düşeni yapmaya hazır olan Dışişleri
Bakanlığı'nın, dış politikayı da birlikte
götürmede gereken desteği ortaya koyacağını belirtti.
KIBRIS
09/02/08
Çözüm
gecikirse, Kıbrıslı Rumların adada azınlığa
düşme tehlikesi var
Avrupa Halk Partisi-Avrupalı Demokratlar Grubu Siyasi Bürosu'nun
Lefkoşa'nın Rum kesiminde gerçekleştirilen 2 günlük
toplantısının tamamlanmasının ardından dün
düzenlenen basın toplantısında; Türkiye'nin AB üyelik sürecinin
Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı
kılınmasının çözümü geciktirebileceği belirtildi.
Ayrıca çözümün gecikmesi halinde Kıbrıslı Rumların
adada azınlığa düşme tehlikesinden söz edildi.
Rum radyosunun haberine göre, Kıbrıs sorununa yakın
zamanda çözüm bulunamaması halinde Kıbrıslı Rumların
adada azınlığa düşme tehlikesinde bulunduğu
görüşü de ortaya konuldu ve buna gerekçe olarak sözde "TC
kökenlilerin KKTC'ye süregelen akışları" gösterildi.
Avrupa Parlamentosu'ndaki Avrupa Halk Partisi Grubu Başkanı
Joseph Dawl; Avrupa Halk Partisi Avrupalı Demokratlar Grubu Siyasi
Bürosu'nun toplantısını Rum tarafında gerçekleştirme
nedeninin, Rum başkan adaylarından Yannakis Kasulidis'i desteklemek
olduğunu söyledi.
Basın toplantısında Avrupa Parlamentosu
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Başkanı Fransua
Grostet de söz aldı. Grostet, Temas Grubu'nun, Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi nihai hedefiyle, faaliyetlerinin daha sonuç getirici
olması amacıyla Ada'yı yeniden ziyaret edeceğini
açıkladı.
Grostet bir soruya karşılık; Türkiye'nin
Kıbrıs sorunuyla birlikte AB üyelik sürecine devam etmesinin zor
olduğunu belirterek; "Türk yerleşiklerin işgal bölgelerine
süregelen akışları dolayısıyla, Kıbrıs
sorununa yakın zamanda çözüm bulunamaması halinde
Kıbrıslı Rumların azınlık haline gelmeleri
tehlikesi var" iddiasında bulundu.
Grostet devamla şunları söyledi:
"Türkiye istilacı olmaya devam ediyor ve AB üyesi bir ülkeyi
tanımayı reddediyor. Temas Grubu; Ada'nın mümkün olan en
kısa zamanda yeniden birleşmesi hedefiyle iki toplumu birbirine
yakınlaştırmaya çalışıyor. Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyelik sürecinin Kıbrıs sorununa bağlanması
Kıbrıs sorununun çözümünü geciktirebilir."
Bu noktada sözü Dawl aldı ve bu bağlantının
olamayacağını, çünkü bir sorun çözülmeden diğerinin
çözülmesinin beklenemeyeceğini belirterek, diplomatik yoldan çaba
üstlenilmesi gerektiğini söyledi.
KIBRIS
09/02/08
"Kosova tanınırsa KKTC de
tanınacak"
|
10 Şubat, 2008 13:47:00
(TSİ) CNN TURK |
Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey
İvanov, Kosova'nın bağımsızlığının
tanınmasının, gelecekte KKTC'nin de tanınması
zorunluluğunu beraberinde getireceğini söyledi.
İvanov, 44'üncü Münih Güvenlik Politikası
Konferansı'nda yaptığı konuşmada, Kosova'nın tam
bağımsızlık ilanına karşı
çıktığını belirtti.
"Sanırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, dünkü
konuşmasında Kıbrıs konusuna değinmişti"
diyen İvanov,"Kosova'nın bağımsızlık
ilanının kabul edilmesi pandora kutusunun açılması gibi
bazı sorunları beraberinde getirecektir. Bu durum, Kuzey
Kıbrıs'ın tanınması zorunluluğunu beraberinde
getirecektir" dedi.
Sırbistan'ın Kosova Bakanı Slobodan Samarciç, Kosova'daki
Arnavut liderliğinin 17 Şubat'ta
bağımsızlığı ilan edeceği bilgisine sahip
olduklarını açıklamış, Batılı diplomatlar
ise Kosova'nın Sırbistan'dan
bağımsızlığını 18 Şubat'ta Avrupa
Birliği toplantısı sırasında ilan edebileceğini
belirtmişlerdi.
Kosova Başbakanı Haşim Taçi, Sırbistan'dan
bağımsızlıklarını ilan eder etmez
yaklaşık 100 ülkenin bağımsız Kosova devletini hemen
tanıyacağını, üstelik "güçlü ve yaygın bir
şekilde tanınacaklarını" söylemişti.
Jumbos prepare to jet in voters
FIVE OF the 29
flights chartered by the Tassos Papadopoulos campaign team to fly over voters
from Europe and America are Boeing 747 planes, better known as jumbo jets.
The Boeing 747 was the first widebody aircraft in history, noted for its double
deck configuration on part of the length of the plane. The first ever jumbo jet
delivery went to Pan Am in 1969. The following year saw its first commercial
flight. Since then, the 747 series has gone on to be the most popular widebody
aircraft, offering distances of over 14,000km, speeds of over 900km/h and seat
capacity starting from 400 plus. It held the passenger capacity record for 37
years until the Airbus A380 (superjumbo)
came along, with 800 plus capacity.
Director of the Civil Aviation Department Leonidas Leonidou said Larnaca and
Paphos airports had no problems accommodating the Boeing 747, which has landed
on our island a number of times, most notably during the Lebanon crisis in
2006.
There would be a problem, however, with accommodating the superjumbo Airbus
A380 which would require certain changes to the runway first.
The Airbus A380 or double decker as its called would be a problem. Certain
changes would have to be made to remove certain things from the runway but this
is a collectors item at the moment. I dont see it coming to an airport in
Cyprus any time soon, said Leonidou.
CYPRUS MAIL 10/02/08
TURİSTLER, 28 NİSAN'DAN İTİBAREN GELİYOR...
Almanya'nın ünlü tur operatörlerinden Öger Tur ile KTHY arasında
yapılan anlaşmaya göre, 28 Nisan tarihinden itibaren başlayacak
uçuşlarla Almanya'dan ülkemize turist getirilmeye başlanacak. Almanya'dan
gelecek turistlerin uçak bileti, transferler ve otelde yarım pansiyon bir
hafta konaklamasını içeren paket programlar 459 euro ile 689euro
fiyattan pazarlanmaya başlandı. Pazarlamanın geç
başlamasına rağmen 2008'de 3 bin turistin ülkemize getirilmesi
hedefleniyor
TANITIM ÇALIŞMALARI BAŞLADI... Öger Tur'un, Kuzey
Kıbrıs'a turist getirmek için kolları
sıvadığını kaydeden Öger Tur'un Kıbrıs
partnerliğini yürüten Roots Holiday Direktörü İsmail Çetin, ilk
iş olarak 100 bin katalog basılarak Almanya'daki tur operatörlerine
dağıtıldığını açıkladı. Ülkeyi
tanıtmak için acenteler ve gazetecilerin KKTC'ye davet edildiğini
belirten Çetin, Almanya'da da tanıtım
çalışmalarının başladığını
kaydetti. Çetin Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nı da
Almanya'da daha aktif olmaya davet etti
Emin AKKOR
KKTC turizmi, 15 yıl aradan sonra Almanya pazarına
açılıyor.
Almanya'nın ünlü tur operatörlerinden Öger Tur ile KTHY
arasında yapılan anlaşmaya göre 28 Nisan tarihinden itibaren
Almanya'ya yapılacak uçuşlarla ülkemize turist getirilmeye
başlanacak.
Avrupa Parlamentosu milletvekilliği de yapan Vural Öger'in sahibi
olduğu Öger Tur'un 25 yıldır Kıbrıs partnerliğini
yürüten Roots Holiday Direktörü İsmail Çetin, Almanya'dan KKTC'ye turist
getirtilmesiyle ilgili gerekli anlaşmaların yapıldığını
ve çok uygun fiyata paket programların satışına
başlandığını açıkladı.
Türkiye ve İngiltere dışında yeni bir pazara
açılma adına önemli bir girişime imza attıklarına
dikkat çeken İsmail Çetin, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın teşviki ile KTHY ve Öger Tur
arasında yapılan antlaşmayla turistlerin (uçak bileti,
transferler ve otelde yarım pansiyon bir hafta konaklama)yı içeren
paket programların 459 euro ile 689 euro fiyattan süreklilik arz edecek
bir anlayışla pazarlandığını belirtti.
15 yıl sonra yeniden
Türkiye dışında en fazla turisti
ağırladığımız İngiltere'den gelenlerin
sayısında son üç yıldır azalma
yaşandığına dikkat çeken İsmail Çetin, yeni alternatif
pazarların yaratılması gereği
ışığında Almanya'dan turist getirilmesinin ülkemiz
turizmi açısından önemli bir adım olduğunu belirtti.
İstanbul Hava Yolları'nın, havayolları sektöründen
çekilmeden önce 50 bine varan Alman turistin getirildiğini anımsatan
Çetin, yıllar sonra KTHY'nin yeni yönetiminin, anlayış ve
desteğiyle en uygun fiyatların oluştuğunu kaydetti.
Öger Tur direktörü Vural Öger'in özel çabaları, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın 60 euroluk ulaşım teşviki ve
KTHY yönetiminin böyle bir projeye sıcak bakması ve Almanya-Türkiye
hattının riskini üstlenmesiyle başlayan girişimler
sonrasında 28 Nisan'da ilki yapılacak seferler için gerekli
imzaların atıldığını belirten Çetin, süreklilik
ve istikrar arz edecek bu anlaşmanın başarıya
ulaşacağını vurguladı.
Tek dezavantaj direk uçuş olmaması
Almanya'dan turist getirecek seferlerde fiyat konusunda Türkiye güney
sahilleriyle rekabet edebilecek düzeyde olduklarını kaydeden Öger
Tur'un Kıbrıs partnerliğini yürüten Roots Holiday Direktörü
İsmail Çetin, tek dezavantajlarının direkt uçuş
yapılamaması olduğunu söyledi.
Almanya'nın çeşitlik kentlerinden İstanbul ve
İzmir aktarmalı olarak yapılacak uçuşlarda turistlerin
Türkiye'de 3-4 saat bekletileceğine işaret eden Çetin, gelecek
yıllarda bekleme süresinin ortadan kaldırılması için
çalışmaların yürütüldüğünü kaydetti.
Pazara girmek zaman ister
15 yıldır hiçbir çalışma
yapılmadığı için kaybolan Almanya pazarına girmenin
zor olacağına dikkat çeken İsmail Çetin, 2-3 yıl pazara
yatırım yapılması durumunda iyi sonuç
alınabileceğine işaret etti.
2008 yılını geç pazarlamaya başlanmasına
rağmen bu yıl 2-3 bin Alman turistin getirileceğini belirten
Çetin, tanıtım çalışmalarının iyi
yapılması durumunda gelenlerin sayısının her geçen
yıl iki katına çıkabileceğini kaydetti.
Öger Tur 100 bin katalog bastı
Öger Tur'un, 2008 yazında Kuzey Kıbrıs'a turist
getirmek için kolları sıvadığını söyleyen Çetin,
ilk iş olarak 100 bin katalog basılarak, Almanya'daki tur
operatörlerine dağıtıldığını kaydetti.
Kuzey Kıbrıs'ın tanıtıldığı ve
20 otelin konumu özellikleri ve konaklama ücretleriyle ilgili bilgilerin yer
aldığı katalogda bir haftalık paket turun (uçak bileti,
transferler ile otelde yarım pansiyon 1 hafta konaklama) fiyatları
yer alıyor.
Broşürdeki fiyatlara göre, Almanya'nın herhangi bir
şehrindeki turistler, 459 euro ile 689 euro ödeyerek ülkemizde bir hafta
tatil yapabilecek.
Kuzey Kıbrıs, Almanya'da tanıtılmaya
başlandı
Turizmde sürekliliğin şart olduğunu anımsatan
Çetin, Kuzey Kıbrıs'ın Almanya'daki imajını yeniden
canlandırmak için tanıtımlara
başlandığını kaydetti.
Öger Tur'un Almanya'da yapmaya başladığı veya
hazırlıklarını sürdürdüğü tanıtım
faaliyetleri şöyle:
* Almanya'nın büyük turizm gruplarından LTU'ya
bağlı 400 seyahat acentesine Kuzey Kıbrıs
tanıtıldı
* Alman seyahat acentelerine KKTC'ye tanıtım turları
düzenleniyor
* Almanya'daki turizm yazarları KKTC'ye davet edildi
* Medya kuruluşları Kuzey Kıbrıs'ı
tanıtıcı programlar yapmak için davet edildi
* Almanya'daki seyahat acentelerinde çalışan binlerce
kişiye özel promosyon turları düzenlenecek
* Almanya kentlerindeki meydanlara "Yeni destinasyon,
keşfedilmemiş Kuzey Kıbrıs" yazılı reklam
panoları asıldı
* Kafa, restoran ve eğlence yerlerinde Kuzey Kıbrıs ve
kültürü tanıtıcı etkinlikler düzenlenecek
* İnternet üzerinden Kuzey Kıbrıs ve otelleri
tanıtıcı programlar yapılacak. Tanıtım ve
satış yapılacak
Bakanlık ne yapmalı?
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın da ülkemizin
Almanya'da tanıtılması için ciddi projeler üretmesi
gerektiğinin altını çizen İsmail Çetin, öncelikle
tanıtım için önemli bir bütçenin ayrılması gerektiğini
kaydetti.
Tek kişinin çalıştığı Almanya'daki
turizm ofisinin canlandırılması gerektiğini belirten Çetin,
Kuzey Kıbrıs'ın da piyasada var olduğunu hissettirmek için,
oradaki seyahat acentelerine ulaşarak ülkeyi tanıtıcı
faaliyetlere girişilmesini istedi.
KIBRIS 10/02/08
Talat: İzolasyonlar nedeniyle turizmi arzulanan noktaya taşıyamadık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın davetlisi olarak KKTC'de bulunan Türkiye
Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) heyetini kabul etti.
Ziyarette Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan
Şanlıdağ, bakanlık yetkilileri ve Kıbrıs Türk
Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Özbek Dedekorkut da
hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, turizm sektörünün ekonominin motoru
olarak kabul edildiğini, ancak uzun yıllar boyunca
izolasyonların getirdiği sıkıntılardan dolayı
turizmin ciddi gelişme yaşayamadığını söyledi.
Turizmin en önemli sorunlarının direkt uçuşlardan ve
Rum tarafının KKTC'de konaklayacak turistlere
çıkardığı zorluklardan kaynaklandığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin; KKTC turizmini,
Kıbrıslı Türklerin refah düzeyini artıracak bir alan olarak
görmesi nedeniyle engellemeye çalıştığını, Güney
Kıbrıs'ın turizmde güçlü bir ülke oluşundan dolayı bu
çabalarında başarılı olduğunu kaydetti.
KKTC'nin buna karşı yoğun mücadele verdiğini anlatan
Talat, "Zaman zaman kendi sorunlarımızdan, zaman zaman
izolasyondan, turizmi arzulanan noktaya taşıyamadık" dedi.
2004-2005 yıllarında turizm alanında bir gelişme
yaşandıktan sonra müteakip yıllarda bir
durağanlığın meydana geldiğini belirten Cumhurbaşkanı
Talat, bunun aşılması gerektiğini söyledi.
Talat, Kıbrıs Türklerinin izolasyonları hak
etmediğini, bunun Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
raporunda da yer aldığını vurguladı.
BM Genel Sekreteri'nin izolasyonların kaldırılması
çağrısından esinlenerek izolasyonlardan kurtulma
çabalarını sürdürmek ve TÜRSAB'dan gelecek desteklerle turizmin de
geliştirilmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat,
"Her alandan gelecek desteklerle bunu başarmamanın bir nedeni
yoktur" dedi.
TÜRSAB'ın turizmin çeşitli alanlarında KKTC'ye
yardımcı olabileceğini ifade eden Talat, TÜRSAB yetkililerine
teşekkür ederek işbirliğin devamı temennisinde bulundu.
Ulusoy: Rekabet edilebilir ülkelere karşı KKTC ürünü ortaya
konmalıdır
TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy da kabulde yaptığı
konuşmada, Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdikleri ziyaretin,
KKTC'de turizm alanında yapılan çalışmaları görmek ve
TÜRSAB'ın görüşlerini aktarmak açısından önemli olduğunu
belirtti.
Ulusoy, TÜRSAB heyetinin, KKTC ziyareti sırasında
yapılan çalışmalarda, dünyadaki gelişmeleri ve ekonomik
durgunluğu da göz önünde bulundurarak, KKTC'deki turizm hareketi
hakkında görüş ve tavsiyelerini anlattıklarını
belirtti.
Turizm taşımacılığının Türkiye'de
turizm acenteleri tarafından yürütüldüğünü ifade eden Başaran Ulusoy,
bunun KKTC'de de uygulanabileceğini kaydetti.
KKTC'nin de TÜRSAB'ın bir ürünü olduğunu belirten Ulusoy,
"Ada'daki ürün en iyi şekilde pazarlanmalı ve rekabet edilebilir
ülkelere karşı KKTC ürünü ortaya konmalıdır" dedi.
TÜRSAB KKTC'yi 2008 Travel Turkey İzmir Fuarı'nda partner
ülke olarak seçti
KKTC'de turistik faaliyetleri tanıtan bir cep rehberi
çıkarılmasının tanıtıcı bir
çalışma olabileceğini aktaran Başaran Ulusoy,
TÜRSAB'ın Türkiye'de yayımlanan Vatan gazetesi ile aylık
çıkaracakları turizm ekinin her sayısında KKTC'yle ilgili
tanıtıcı bir bölüme yer verileceğini kaydetti.
TÜRSAB olarak KKTC'yi bu ay yapılacak "2008 Travel Turkey
İzmir Fuarı"nda "partner ülke" olarak seçtiklerini
belirten Başaran Ulusoy, "Elimizden gelen desteği vermeye
hazırız" dedi.
Başaran Ulusoy kabulde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a, Karadeniz'den gümüş işlemeli bir hediye de takdim etti.
KIBRIS
10/02/08
Papadopulos'un hedefi
Türkiye'ye baskı
ULUSLARARASI BASKI İÇİN ELİMDEN GELENİ
YAPACAĞIM...Türkiye'yi, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
çabalarına çekmek için baskı uygulaması yönünde
uluslararası toplumu ikna etme konusunda elinden geleni
yapacağını vurgulayan Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Ankara'nın Rumların ortaya koyduğu taleplerden
memnun olmadığı sürece Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin üyelik
müzakereleri için açacağı fasıllara rıza
göstermeyeceğini belirtti
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesi halinde, Türkiye'yi
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarına çekmek için baskı
uygulaması yönünde uluslararası toplumu ikna etme konusunda elinden
geleni yapacağını vurguladı.
Papadopulos Kıbrıs Haber Ajansı'na verdiği özel
demeçte, çözüm yolunda ilk adımın Kıbrıslı Türklerle
atılması, bu iktidar paylaşımının gelecekteki
yönetiminde, üzerinde anlaşılır esaslar üzerinde olması
gerektiğini belirtti.
Tasos Papadopulos, Rum yönetiminin, Avrupa Birliğine ve özellikle
Kıbrıs'a olan yükümlülüklerini yerine getirmesi şartıyla
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini desteklediğini
hatırlattı.
Muhaliflerinin cumhurbaşkanlığı görevi süresinde
Kıbrıs'ın birçok yenilgi yaşadığı
iddialarını reddeden Papadopulos, bu iddiaların
bazılarının "konunun gerçekliğinden değil
yaratılmak istenen etkiyle bağlantılı olduğunu"
ifade etti ve olanları ne küçümserim ne de baltalarım" dedi.
Tasos Papadopulos, "Türkiye'ye güçlü baskı
yapılmasını sağlamak için elimden geleni
yapacağım. Öncelikle ilgileneceğim konu, Kıbrıslı
Türklerle üzerinde anlaştığımız Gambari
mutabakatı esasında bir diyalog başlatmak için yeniden belirli
koşullar önermek için kendi çabalarımıza başlamak
olacaktır" dedi.
Papadopulos, Temmuz 2006 Mutbakatı'nın uygulanması ve
bir anlaşmaya götürmesi için teknik grupların kurulması ve
Kıbrıs sorunuyla ilgili temel yönlerin ele alınacağı
özlü görüşmeler yapılması üzerinde anlaşılan yönteme
de değindi.
Papadopulos, bu temel yönlerin bölge ayarlamaları, mülk konusu,
insan hakları, göçmenlerin geri dönmesi, Türk askerinin geri çekilmesi,
garantiler, 'yerleşikler' ve hükümetin yapısıyla ilgisi
olduğunu açıkladı.
Tassos Papadopulos, "Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi
bir görüşme ne zaman yapılırsa yapılsın, sorununun
özlü yönleri üzerinde yoğunlaşacaktır. Annan Planı bu
yönleri kapsıyordu ancak yanlış içerikteydi" şeklinde
konuştu.
Papadopulos,Temmuz 2006 Mutabakatı'nın Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'ne üye beş daimi üyenin tam desteğini
aldığına, Avrupa Konseyi'nin de bunu desteklediğine ve
Türkiye'ye Temmuz Mutabakatı'nın uygulanmasını aktif olarak
sürdürmesi çağrısı yaptığına işaret etti.
Birleşmiş Milletlerin önerdiği çözüm planında
-Annan Planı- yer alan unsurların ve diğer muhtemel siyasi çözüm
için önerilerin gözden geçirilebileceğini veya konuya bağlı
olarak tamamen ters çevrildiğini ifade eden Papadopulos, bu tür
konuların görüşme masasında incelenmesi gerektiğini
kaydetti ve "bunları biz söylemezsek Türk tarafı
söyleyecektir" dedi.
Gelecekteki birleşik bir Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımıyla ilgili olarak
da Papadopulos, "Kıbrıslı Türkler yönetime, hizmetlere ve
diğer hükümet dairelerine iştirak edecekler. Bunu isterseniz
paylaştıralım, 70'e 30, 80'e 20, bunun oranı
görüşmelerin bir parçası olacaktır. Talat'ı öncelikle
seçmeye davet edeceğim, ondan sonra uyup uymadığına
bakacağım ve her biri ikimiz arasında
anlaştığımız güç oranını alacaktır"
şeklinde konuştu.
Türkiye'nin Annan Planı'yla ilgili tutumu hakkındaki
soruları da yanıtlayan Tasos Papadopulos, Türk tarafının
herhangi bir yeni görüşmede Annan Planı'nın geri getirmeye
ısrar edeceğine şüphesi olmadığını ancak
Kıbrıs sorunuyla ilgilenen hiçbir yabancının bu konuda
2004'te (Kıbrıslı Türkler büyük çoğunlukla planı kabul
etmiş, Kıbrıslı Rumlar da büyük çoğunlukla
reddetmişti) konuştuğu gibi konuşmadığını
belirtti.
Papadopulos, "Kıbrıslı Türkler bizim
muhatabımızdır. Ankara yakın olmasından dolayı
muhataptır. Kıbrıslı Türklerin Ankara'yı
Kıbrıs'la ilgili politikasını değiştirmeye ikna
edeceklerini düşünsem bile Kıbrıslı Türkler faktörünü ne
küçümserim ne de baltalarım ancak aynı zamanda güçlendirmem de"
dedi.
Papadopulos, Annan planını desteklemelerinden sonra Türk
tarafını memnun etmek ve Kıbrıslı Türklere sözde
izolasyonları hafifletmek için bazı ülkelerin koordineli bir
çalışması olduğunu hatırlattı ve bazı ülkelerin,
bir Kıbrıs Türk devletini tanımayacaklarını söylerken
yeniden birleşmeyi kolaylaştırmak için Kıbrıslı
Türklerle ikili ilişkileri gelişmek istediklerini belirttiklerini
anlattı.
"Ben bunun yanlış bir düşünce olduğuna
inanıyorum ancak onların inandıkları budur" diyen
Papadopulos, Birleşmiş Milletlerin "yasal olarak geçersizdir"
dediği Kıbrıs Türk rejimini şu ana kadar resmi olarak
tanıyan bulunmadığını hatırlattı.
Kıbrıs'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere
süreciyle ilgili tutumu konusunda da Tasos Papadopulos, hiçbir siyasi partinin,
Ulusal Konsey üyesinin (Cumhurbaşkanı'nın en üst düzeydeki
danışmanı) Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde veto
hakkını kullanması gerektiğini söylemediğini belirtti.
Papadopulos, "Üzerinde görüş birliğine
vardığımız, Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili bazı
kararları lehimize değiştirmeye çalışmamız gerektiğiydi.
Bunun bir bölümünü, Türkiye'nin Ankara protokolü çizgisinde hareket etmesi ve
Kıbrıs'la ilişkilerini normalleştirmesi gibi, elde
ettik" şeklinde konuştu.
Ankara'nın Rumların ortaya koyduğu taleplerden memnun
olmadığı sürece Rum yönetiminin, Türkiye'nin üyelik müzakereleri
için açacağı fasıllara rıza göstermeyeceğine dikkati
çeken Tasos Papadopulos, "Başlangıçta birlik içerisinde tek
başımıza idik. Şimdi bazıları arkamızda ve
hava daha çok talep etmeye ve daha fazla baskı kurmaya
elverişli" dedi.
Türkiye ile Brüksel arasında imtiyazlı ortaklıkla
ilgili olarak da Papadopulos, böyle bir durumda, bunun Avrupa Birliği ile
üçüncü ülke arasında bir anlaşma olacağını ve tüm 27
üye ülke tarafından oybirliğiyle onaylanması gerekeceğini
vurguladı.
Tasos Papadopulos, "Böyle bir durumda eğer Türkiye de hem
fikir olursa, Ankara'nın Kıbrıs'a yönelik yükümlülüklerinin
korunduğuna emin olacağız. Türkiye şu ana kadar
Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara limanlarını
açmayı reddetti. Buna ek olarak Ankara tanımadığı Lefkoşa'yla
ilişkilerini normalleştirmek için bir harekette de
bulunmadı" şeklinde konuştu.
17 Şubat'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçim kampanyasıyla ilgili olarak da Papadopulos, tüm adayların seçim
programlarını halka açıklamasının önemli olduğunu
belirterek bunun sağlıklı demokrasinin göstergesi olduğunu,
siyasi diyaloğun düzeyinin çok iyi olduğunu ifade etti.
Tasos Papadopulos diğer sorulara verdiği yanıtta da,
beş yıllık görev süresinde "gerçek
değişiklikler" olduğunu vurguladı. Papadopulos
hükümetinin başarılarıyla ilgili de şunları söyledi:
Bazı kötü gelişmeler olduğunu da kabul eden ve Alman
Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilerin
artırılmasını öngören bir kararın geçtiğine
değinen Papadopulos, KKTC'de Mağusa ile Suriye arasında deniz
seferleri başladığını, Kuzey Kıbrıs'a
bazı ziyaretler yapıldığını,
Kıbrıslı Türk yetkililerinin de rejime özel statü tanıma
talebinde ısrar etmek için yurtdışı seyahatler
yaptıklarını anlattı.
Seçim sonucunun önceden bilinmeyeceğine inanıp
inanmadığı sorusuna Papadopulos, "Gerçekte seçim
anketlerine inanmıyorum. Birçok anketin benim en yüksek oy
oranını elde edeceğimi tahmin ediyorsa da ben sözde istatistik
hatanın sadece bana bağlanamayacağına inanıyorum"
şeklinde konuştu.
"Diğer partilerin seçmenleriyle işbirliği olmadan
hiç kimsenin sadece partinin gücüyle seçilemeyeceğini belirten Tasos
Papadopulos, parti liderleri arasında işbirliğinin ise
başka bir konu olduğunu kaydetti.
Seçilmesi halinde oluşturacağı hükümetle ilgili olarak
kendisine hiçbir yükümlülük verilmediğine işaret eden Papadopulos,
"Bununla birlikte benim programımın uygun görülmesi halinde bu
program uygulandığında buna katılacaklardır. Bu konuda
başka bir görüşme olmamıştır" dedi.
Annan Planı'nın gündeme gelmesini kabul etmem
17 Şubat'ta gerçekleştirilecek başkanlık seçimleri
adaylarından, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki
gün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin önerileri ile parametrelerini
açıkladı.
Politis; "Tasos Kıbrıs Sorununa İlişkin
Önerilerini Sundu - Baştan Başlıyoruz"
başlıkları altında verdiği haberinde; Papadopulos'un
basın toplantısında, kendisinin Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik isteklerini içeren parametrelerini liste halinde
sunduğunu ve buna göre Papadopulos'un başkan seçilmesi durumunda,
"onca geçmiş yılda BM kararları ve zirve
anlaşmaları ile oluşan çerçevenin neredeyse tamamının
AB ilkeleriyle zenginleştirilmiş şeklini Kıbrıslı
Türkler ile en baştan müzakere etmeyi
amaçladığını" yazdı.
Papadopulos'un amacının; Annan planından farklı
yeni bir plan temeli bulmak olduğunu belirten gazete, Papadopulos'un
basın toplantısında, "Annan planının yeniden
gündeme getirilmesini kesinlikle kabul etmeyeceğini"
vurguladığına dikkat çekti.
Habere göre; Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne götürecek
sürecin 8 Temmuz "Anlaşması" ve Gambari mektubunda
belirlenen süreç olduğunu savunan Papadopulos; bu sürecin harfi harfine
uygulanması gerektiğini söyledi.
Gazeteye göre Papadopulos; Kıbrıs sorununa kısa zamanda
çözüm bulunması gerektiğini vurgulamasına karşın bir
daha sıkı takvimleri ve hakemlik olgusunu kabul etmeyeceğinin de
altını çizdi.
Öneri ve çözüm parametreleri
Papadopulos'un ayrıca; sunduğu parametrelerin
birçoğunun Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tarafından
"başlama noktası olarak bile kabul görmeyeceğini
bildiğini" yazan gazete, Papadopulos'un sunduğu öneri ve
parametreleri şu maddeler altında "özet şekliyle"
şöyle sıraladı:
"1. Kıbrıs'ın gerçekten yeniden birleşmesine
götürecek doğru içeriğe sahip iki toplumlu, iki kesimli federasyon.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olan, ortak egemenlik,
uluslararası kimlik ve vatandaşlık ve BM kararlarında tarif
edildiği şekliyle iki toplumun siyasi eşitliğini teminat
altına alan anayasaya sahip federal bir devlet. AB normlarının,
kalıcı sapmalar olmaksızın sonuç getirici bir şekilde
uygulanması.
2. Yerleşiklerin ayrılmaları için teşvikler
verilerek yerleşikler sorununa kesin çözüm bulunması.
3. Avrupa İnsan Hakları Anlaşması gereğince
göçmenlerin geri dönüş hakları ve mallarını özgürce
kullanmaları haklarının sağlanması. Ayrıca
birleşik ekonomi.
4. BM Güvenlik Konseyi (anayasanın 7'nci maddesi) ve AB
tarafından çözümün uygulanmasının denetlenmesi. Bunun,
Türkiye-AB arasında gelecekteki her türlü ilişkinin
uygulanmasının ön koşulunu teşkil etmesi.
5. Göçmenlerin büyük bir kısmının Kıbrıs Rum
idaresi altında bulunması için toprakların iade edilmesi. Bu
bölgelerin çözümden hemen sonra yasal sahiplerine iade edilmek üzere BM'ye
teslimi. Her bölgenin sahil şeridinin uzunluğunun her eyaletin toplam
alanı ile orantılı olması. Mağusa'nın
(Maraş) müzakereler başlar başlamaz BM'ye iade edilmesi.
6. Üçüncü bir ülkeye müdahale hakkı tanımayan yeni bir
güvenlik sistemi. Kısa süreli ara düzenlemeler ve kayıplar konusunun
halli".
Fileleftheros; " 'Doğru İçerikle' Çözüm Önerisi - Papadopulos
Kıbrıs Sorununun Çözümüne Dair 18 Maddelik Kendi Çerçevesini
Sundu" başlıkları altında verdiği haberinde;
Papadopulos'un Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin kendi
önerilerini sunduğunu belirtti ve bu önerilerden başlıca 2
tanesine dikkat çekti.
Gazete; Papadopulos'un önerileri arasında dikkat çektiği ilk
maddenin; "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin şu anki anayasal
düzeninden federal çözüm düzenine geçişin, yeni yapı
taşlarının hazır olduğu ve işleyişlerinin
garanti altına alındığı zaman gerçekleşmesi"
olduğunu belirtti.
Gazete; Papadopulos'un bu önerisine göre, çözümün hayatsa geçmemesi
durumunda, "bugünkü Kıbrıs Cumhuriyeti rejiminin geçerli
olacağını" vurguladı.
Habere göre Papadopulos'un önerlerinde ikinci dikkat çekici nokta ise;
"belli bir zaman diliminin ardından çözümün uygulanmasının
ilk yıllarından elde edilecek tecrübe ile kurulacak bir Karma
İki Toplumlu Anayasa Kurulu'nun anayasal değerlendirme
yapması" önerisi.
Gazete; basın toplantısında, "yabancı
devletlere egemenliğe ilişkin yetki verilmemesi" önerisinin,
İngiliz üsleri ile mi ilgili olduğu şeklindeki bir soruya
karşılık Papadopulos'un, "söz konusu değinmenin,
Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına ilişkin olduğunu;
ancak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasındaki, üsler
konusu da dâhil, ilişkilerin tam olarak yeniden gözden geçirilerek
değerlendirilmesine çalışıldığını"
söylediğini vurguladı.
Papadopulos; "geçmişte Annan planı çerçevesine
İngiliz üslerinin statüsünün referandumla onaylanmasının da
dâhil edilmesine çalışıldığını ve bunun
sebeplerinin de açıkça ortada olduğunu" savundu.
KIBRIS
10/02/08
KKTC-Suriye seferleri yeniden başladı
|
11 Şubat, 2008 16:51:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC ile Suriye
arasında bir süredir yapılamayan gemi seferlerinin, seferi yapan
geminin Türk bandırasına geçmesiyle bugün saat 10.30'da yeniden
başladığını bildirdi.
"Seferlerin turizm ve ticari sektöre hayırlı
uğurlu olmasını" dileyen Avcı, Lazkiye seferinin bugün
itibarıyla, gemi Girne'de olduğu için Girne'den yapıldığını,
diğer günlerde, daha önce olduğu gibi Gazimağusa-Lazkiye
arasında devam edeceğini söyledi.
Avcı, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) bünyesinde
faaliyet gösteren İslam Eğitim, Bilim ve Kültür
Teşkilatı'nın (ISESCO) Genel Müdürü Dr. Abdülaziz Osman Altvayci
ve beraberindeki heyeti kabulü sırasında, 30 yıl aradan sonra
Gazimağusa-Lazkiye arasında başlayan seferlerin bir süredir
yapılamadığına işaret etti.
"İkinci gemi için müraacat yapıldı"
Avcı, "Güney Kıbrıs Rum yönetiminin yaptığı
büyük baskılar sonucunda Mağusa-Lazkiye arasında seferler
yürüten Akgünler firmasına ait Gürcistan bandıralı geminin izni,
Gürcistan makamlarınca bayrak olarak geri
alınmıştı" dedi.
Kıbrıs Rum yönetimi yetkililerinin, "Yılbaşından
sonra feribot seferleri başlatılmayacaktır, bu iş
bitmiştir" yönünde açıklamaları olduğunu kaydeden
Avcı, kendilerinin ise bayrak konusundaki formalite ve bürokrasi
işleri tamamlandıktan sonra seferlerin yeniden
başlayacağını açıkladıklarını
anımsattı.
Akgünler firmasının Türkiye'ye müracaat ederek gerekli izinleri
aldığını açıklayan Turgay Avcı, "Türk
bayrağı ile seferlerine başlamak üzere Mersin Limanı'ndan
hareketle Girne Limanı'na gelmiştir" dedi.
Avcı, "Bu çerçevede, bugün sabah 10.30 itibarıyla seferler
yeniden başlamış olup Akgünler şirketine ait gemi sadece
bugüne mahsus olmak üzere, Girne'de olduğu için, Girne-Lazkiye seferine
çıkmıştır. Bugünden sonraki seferleri yine
Gazimağusa-Lazkiye olarak devam edecektir" diye konuştu.
Turgay Avcı, bir soru üzerine, 340 kişilik tek gemi için izin
alındığını, ikinci bir gemi için de müraacat
yapıldığını söyledi.
MILLIYET 12/02/2008
Cyprus problem dominates the final
stretch
By Stefanos
Evripidou
THE THREE main
presidential contenders yesterday intensified their campaigns as they entered
the final stretch of the race.
With opinion polls barred since Sunday, the candidates yesterday began their
final effort to convince the voters. While all three election campaigns have so
far offered a wide range of issues for debate, with only five days to go until
campaigning winds up on Friday, the Cyprus problem has once again taken over as
the issue of the day.
Incumbent President Tassos Papadopoulos, AKEL leader Demetris Christofias and
DISY candidate and Euro MP Ioannis Kasoulides are the main frontrunners to be
the next President of the Republic of Cyprus.
Opinion polls have shown all three candidates neck and neck, with Papadopoulos
having a slight edge over the others. However, with many voters still undecided
or not replying to poll questions, and the vote of thousands of Cypriots being
flown in from abroad uncertain, the outcome of the election remains anyones
guess. If the polls are to be believed, one thing is for certain, no outright
winner will emerge this Sunday, making a run-off vote the following Sunday
almost a given.
All three are intensifying their campaign in the coming days, with special
events planned, including concerts, increased advertising, door to door visits,
delivery of printed material and radio, TV and newspaper interviews. All three
candidates believe they will go through to the run-off and as such, refuse to
discuss potential alliances in the event they fail to get passed the first
round.
The three main candidates will participate in a second live televised debate
this Thursday, with the Cyprus question being the only item on the agenda. The
last debate, though restricted in scope and staid in value, was watched by
seven out of 10 television viewers.
A spokesman for the Kasoulides campaign team said the former foreign minister had
personal interviews planned with the three main television channels Mega,
Antenna and Sigma this week. Tomorrow, he will announce the release of his
election manifesto, a compilation of all election pledges made throughout his
campaign. On Friday, Kasoulides will hold a final election rally at the
Conference Centre in Nicosia at 7.30pm.
Members of the Christofias and Papadopoulos campaign teams were unavailable for
comment yesterday on the contenders final schedules. Under Cyprus election
law, all electioneering must end at midnight on Friday.
Speaking on the Cyprus problem over the past few days, Papadopoulos said he
wanted a solution with the right content that would appeal to all Cypriots
and which would reunite the country, economy, society and institutions as well
as safeguard human rights.
Together we have achieved a lot and I call on you to help achieve even more.
My vision is a Cyprus free of Turkish troops, where our children will live in
safety and enjoy the freedom that will give them the chance to plan for their
future, he said.
He described the so-called Gambari agreement of July 2006 as the only road to
the resumption of substantive negotiations for a mutually acceptable solution.
Addressing an election rally, Christofias said: Dithering with regard to the
solution we want does not help; rejecting or questioning the bizonal,
bicommunal federation and federation in general, seeking a unitary state and
references to a new basis for a solution can only create confusion and cast doubt
on our will for a settlement, among the international community.
He noted that his party had credibility because over the years we have
remained firm in the principles of the solution we are seeking and the basis of
that solution. The AKEL leader noted that his party enjoyed the trust of the
vast majority of Turkish Cypriots, which he described as a powerful weapon we
shall use to find a common language with them.
In his remarks on Sunday, Kasoulides said the people wanted to hear how the
candidates intended to achieve their objectives and not general slogans.
We have suffered setbacks because of the way Papadopoulos has handled the no
vote in the April 2004 referendum and not because the people of Cyprus rejected
the plan, he said. The Euro MP criticised Papadopoulos for delaying five years
to display his will to negotiate a settlement.
Yesterday, he asked voters to choose between a modern, European Cyprus with
authority abroad and the present quagmire and regression.
Will we listen and trust in the new generation or will we be lured by division
and fear of the past? he asked.
CYPRUS MAIL 12/02/2008
Another 12 missing persons
identified
By Stefanos
Evripidou
TWELVE MORE missing persons have been identified by the
bicommunal team of scientists working on the exhumation, identification and
return of missing persons across Cyprus.
Greek and Turkish Cypriot anthropologists and geneticists working under the
supervision of an Argentinean team notified the Committee on Missing Persons
(CMP) of the 12 new identifications yesterday, which in turn informed the
families concerned. The new identifications bring the total number of missing
persons identified by the CMP up to 83 since its inception 27 years ago.
According to a CMP press release, new identifications are expected in the weeks
to come.
The CMP extended its condolences to the families concerned, expressing the hope
that despite the sorrow they will undoubtedly experience, some peace may
eventually be found after so many years of painful uncertainty.
A total of 1,912 Greek and Turkish Cypriots are still registered missing as a
result of intercommunal violence in the 1960s and the Turkish invasion of 1974.
The CMP was created in 1981 to establish their fate but was unable to make any
progress until last summer when the remains of missing people were first
identified and returned to their families for proper burial. After decades of
stalemate in the search for the missing, progress is finally being made. There
are now around 400 bodies recently unearthed that await identification.
Meanwhile, exhumations continue to be carried out island-wide by Cypriot
archeologists and anthropologists of the CMP bi-communal team. One team is
working in Gerasa on the search for remains of Turkish Cypriot missing, while
two teams are working in Kyrenia and in the Mesaoria plain on the search for
Greek Cypriot missing persons. Exhumation work was also carried out recently in
the region of the Karpasia.
The CMP mandate is limited to establishing the fate of the missing, and not to
investigating the cause of death or attributing responsibility for their death.
It remains one of the only functioning and institutionalised bicommunal organs
in Cyprus.
CYPRUS MAIL 12/02/2008
Kosovo stance driven by principle
rather than fear of a precedent
By Jean
Christou
CYPRUS
opposition to a unilateral declaration of independence by Kosovo is driven by
principle rather than fear that it would set a precedent for the TRNC,
Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis said yesterday.
The Serbian province of Kosovo, which is mainly populated by ethnic Albanians,
is expected to declare independence on Sunday under fierce opposition from
Serbia and Russia.
According to a Reuters report between 20 and 22 EU governments are likely to
recognise Kosovo rapidly, but at least five Cyprus, Greece, Romania, Slovakia
and Spain are not expected to recognise the new state initially, diplomats
said.
Cyprus is likely to be most vehemently opposed because of the implications it might
have on the breakaway Turkish Cypriot administration in the north, which
declared itself a state in 1983 but is not recognised by any other country
except Turkey.
Speaking yesterday on her departure for Malta to attend a ministerial meeting
between the EU and the Arab League, Marcoullis said the UN had given a strong
response to any notion of recognition of the TRNC.
Our position [on Kosovo] is based on principles and not on fear that a
unilateral declaration of independence could set a precedent for the
recognition of the occupation regime, she said, adding that Cyprus would
never recognise any unilateral declaration that was outside of a UN
framework.
"This position has been accepted by our EU partners. We are not on our
own, there are other countries which will not recognise the unilateral
declaration of independence," she said.
Despite Nicosias certainty that Kosovo would not set a precedent for the
north, the issue is not so clear from a foreign perspective.
Sergei Ivanov, Russia's first deputy prime minister, has warned that the Kosovo
situation would open a Pandora's Box.
"This problem will cause a domino reaction in the whole region," he
said, specifically mentioning the Turkish Cypriot breakaway state. Other
disputed regions, such as the north of Cyprus, might seek similar treatment.
"Let's be logical about this: If NATO and the EU countries recognise
Kosovo's independence, they will have to recognise north Cyprus, Ivanov said.
Responding to this, Marcoullis said Cyprus was covered by UN Security Council
resolutions that were binding for the international community.
There is no issue of deviating from Security Council resolutions, she said.
EU ministers are expected to adopt a general statement on Kosovo's future next
Monday, taking note of the declaration of independence, calling for stability
and leaving it to each member state to decide on recognition, diplomats told
Reuters.
DISY leader Nicos Anastassides, commenting on the issue yesterday, said his
party had warned that the international climate did not encourage continuing
impasses such as that of Cyprus.
He said the stagnation of the Cyprus issue could bring international and
European partners to the conclusion that the only solution left in Cyprus was
partition.
CYPRUS MAIL 12/02/2008
Politikamız, KKTC'ye emsal yaratacağı korkusuna değil, ilkelere dayanıyor
Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli,
Kosova'nın tek yanlı bağımsızlık ilanına
karşı çıkmalarının, KKTC'nin tanınmasına
emsal teşkil edeceğinden değil, ilkelere
dayandığını iddia etti.
Rum radyosunun haberine göre Markulli, AB-Arap Birliği Bakanlar
Konferansı'na katılmak üzere Malta'ya hareketinden önce Larnaka
Havaalanı'nda, "Kosova'nın tanınmasının söz
konusu olup olmadığı" yönündeki soruları
yanıtladı.
Markulli, özetle şunları söyledi:
"Kosova'nın Kıbrıs tarafından hiçbir
şekilde tanınması söz konusu değildir. Bunu defalarca
açıkladık. Kıbrıs, BM çerçevesi dışında ve
özellikle Güvenlik Konseyi'nin rolü by-pass edilerek tek yanlı bir
bağımsızlık ilanını hiçbir zaman
tanımayacak. Kıbrıs'ın bu tutumu, AB'daki
ortaklarımız tarafından da kabul gördü. Tek
başımıza değiliz, bu tek yanlı
bağımsızlık ilanını tanımayacak başka
ülkeler de var."
Rusya'nın Kosova konusundaki tavrının kaygı
yaratıp yaratmadığının sorulması üzerine de
Markulli, "Hiç kaygılandırmıyor. Rusya, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının ve toprak
bütünlüğünün istikrarlı destekleyicilerinden biridir, bunu defalarca
göstermiştir. Rusya'nın tavrında bizi endişelendirecek
hiçbir şey yoktur" dedi.
Başka bir soruya karşılık, Kosova'nın tek
yanlı bağımsızlık ilanına karşı
çıkmalarının, KKTC'nin tanınmasına emsal teşkil
edeceğinden değil, ilkelere dayandığını iddia
eden Markulli, BM Güvenlik Konseyi'nin iki ayrı kararıyla KKTC'nin
tek yanlı ilanını "yasadışı" ilan
ettiğini kaydetti.
KIBRIS 12/02/2008
Lazkiye seferleri "Türk bandırası" ile yeniden başladı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, İslam Eğitim, Bilim ve Kültür
Teşkilatı (İSESCO) heyetiyle birlikte dün düzenlediği
basın toplantısında, Akgünler Turizm'e ait feribota Gürcistan
tarafından verilen bandıranın Rum baskısıyla geri
alınmasıyla duran seferlerin, dünden itibaren Türk
bandırasıyla başladığını bildirdi.
Avcı, Akgünler Turizm'e ait feribota Türkiye ile yapılan
temaslar sonucunda Türk bandırası
sağlandığını ve Lazkiye seferlerinin Türk
bayraklı gemiyle devam edeceğini söyledi. Avcı, daha büyük
ikinci bir gemiye de bandıra alınması için
çalışmaların sürdüğünü ve bu geminin de yaz aylarında
devreye girmesinin planlandığını belirtti.
Gazimağusa-Lazkiye seferlerinin Rumların tüm engellemelerine rağmen süreceğini belirten Avcı, KKTC'den Lazkiye'ye dünkü seferin Girne limanından yapıldığını, normal seferlerin ise Gazimağusa'dan devam edeceğini kaydetti.
KIBRIS
12/02/2008
5 Kıbrıslı
Türk kaybın daha naaşı ailelerine teslim ediliyor
5 Türk şehit için Lefkoşa Mezarlığı'nda, Cuma
günü saat 10.00'da ailelerinin de katılımıyla askeri tören
düzenlenecek
Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği'nden verilen bilgiye
göre, DNA testi yapıldıktan sonra kimlikleri belirlenen 1964
kayıpları Fehim Hüseyin ve Kamil Hüseyin Kuşuri ile 1974
kayıplarından Ahmet Cemal, Erdoğan Enver (Çiftlikler) ve Ünal
Adil, 15 Şubat Cuma günü ailelerine teslim edildikten sonra, dört şehit
Lefkoşa Mezarlığı'ndaki şehitliğe askeri törenle
defnedilecek, Kuşuri ise ertesi gün Tuzla'ya defnedilecek.
1964 Şehidi Kamil Hüseyin Kuşuri, ailesinin isteği
üzerine, 16 Şubat Cumartesi günü Tuzla'daki mezarlığa
eşinin yanına defnedilecek. Kuşuri'nin naaşı ve ailesi
de Cuma günkü törende hazır bulunacak.
Lefkoşa Mezarlığı'ndaki askeri tören saat 10.00'da
başlayacak ve şehitler, şehit oğlu Hüseyin Hergüner'in
konuşmasından sonra dua okunarak defnedilecekler.
KIBRIS
12/02/2008
5 KKTC üniversitesi,
İslam Ülkeleri Üniversiteler Federasyonu'na kabul edildi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, 5 KKTC üniversitesinin İslam Ülkeleri
Üniversiteler Federasyonu'na kabul edildiğini açıkladı.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, temaslarda bulunmak üzere KKTC'ye
gelen İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) alt
kuruluşlarından İslam Eğitim, Bilim ve Kültür
Teşkilatı (İSESCO) heyetiyle ortak basın
toplantısı düzenledi.
İKÖ bünyesinde faaliyet gösteren ve örgütün en önemli alt
kuruluşlarından biri olan İSESCO Genel Müdürü Dr. Abdullaziz
Othman Altwaijri, İSESCO İdari Müdürü Dr. Ahmed Said Ould Bah ve
Halkla İlişkiler Sorumlusu Hassan Lamarti, 14 Şubat'a kadar
bakanlığın davetlisi olarak ülkede bir dizi temasta bulunacak.
İSESCO Genel Müdürü Abdullaziz Othman Altwaijri, KKTC'nin
İslam dünyasının çok önemli bir parçası olduğunu
vurgulayarak, temasları çerçevesinde birçok ortak ilgi konusunu ele
alacaklarını söyledi.
Konuşmasında Kıbrıs Türkü'nü öven ve KKTC ile
işbirliği ve ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini
belirten Altwaijri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşeceklerini, üniversiteleri ziyaret edeceklerini ve
temaslarının kendilerine KKTC ile ilgili tam bir resim
vereceğini söyledi.
Altwaijri, mart ayında yapılacak İKÖ konferansında
temaslarına ilişkin rapor sunacağını da kaydetti.
"Yasa dışı, insanlık dışı ve
gereksiz izolasyonların sona ermesi gerektiğini" vurgulayan
Altwaijri, Kıbrıs ile ilgili sorunların izolasyona gerek
kalmadan, yasal çerçevede ve müzakerelerle çözümlenebileceğini söyledi.
Altwaijri, haklı davalarında Kıbrıslı
Türklere sempatilerini dile getirerek, "davaya destek vereceklerini"
söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, 2007 yılı içerisinde İKÖ
sekreteryası ve örgüte bağlı kurum, kuruluşlar ve üye
ülkelerle bakanlığın birçok karşılıklı temas
gerçekleştirdiğini anımsattı.
Avcı, KKTC'nin İKÖ ile mevcut ilişkilerinin daha da
geliştirilmesi ve ülkenin daha etkin bir şekilde örgüte üye ülkelerde
sesinin duyulabilmesi için 2008 yılında da
karşılıklı ziyaretlerin sürdürülmesi amacıyla
çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini
anlattı.
İKÖ bünyesinde faaliyet gösteren ve örgütün en önemli alt
kuruluşlarından biri olan İSESCO Genel Müdürü ve heyetinin 10-14
Şubat tarihleri arasında bakanlığın davetlisi olarak
ülkede bir dizi temasta bulunacağını belirten Avcı,
geçtiğimiz yıl İslamabad'da düzenlenen 34. İKÖ
Dışişleri Bakanları toplantısı vesilesiyle
yakından tanışma imkanı buldukları Dr. Altwaijri'nin
Kıbrıs Türk halkının gerçek dostu olduğunu
anlattı.
Avcı, Dr. Altwaijri ve heyetinin, bu ziyaretinin Kıbrıs
Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların
kaldırılması ve ülkenin uluslararası topluluk içerisinde
haklı yerini alması yönünde İKÖ ve bağlı kuruluşları
tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koyduğunu
belirtti.
Avcı, İslam ülkelerinin eğitim, bilim, kültür ve
iletişim alanlarında ilişkilerini geliştirmek amacıyla
kurulmuş olan İSESCO ile işbirliğinin ülkedeki
Kıbrıs Türk kültür mirasının vurgulanması ve Güney
Kıbrıs'taki İslam kültür mirasının sistematik
şekilde tahrip edildiğinin dünyaya duyurulması
açısından çok büyük önem taşıdığını
kaydetti.
İSESCO bünyesinde bir yan kuruluş olarak faaliyet gösteren
İslam Ülkeleri Üniversiteler Federasyonu'na KKTC'deki 5 üniversitenin, Dr.
Alwaijri'nin büyük çabaları sonucunda üye olarak kabul edildiğini
söyleyen Avcı, "İslam dünyasının Bologna süreci"
olarak kabul edilen federasyona, üniversitelerin üyeliğinin, İKÖ'ye
üye ülkelerden KKTC üniversitelerine gelen öğrencilerin sayısını
artıracağını belirtti.
Dr. Altwaijri ve beraberindeki heyetin adada bulunduğu süre
içerisinde ülke üniversitelerine ziyaretlerde bulunarak, üniversite yetkilileri
ile bir araya geleceğini ve ülke ile İKÖ'ye üye ülkeler arasında
yüksek öğrenim alanında ilişkilerin geliştirilmesine
yönelik atılacak adımlar üzerinde görüş
alışverişinde bulunacaklarını kaydeden Avcı,
İSESCO ile eğitim ve kültür alanlarında ortak proje ve
çalışmalar gerçekleştireceklerini söyledi.
Avcı, tanınmayla ilgili bir soru üzerine, "Anavatan
Türkiye ile işbirliği halinde bir dış politika ortaya
koyduklarını, BM çerçevesinde siyasi eşitliğe dayalı,
garantörlüğün devam edeceği, adil, kalıcı ve kapsamlı
bir çözümün ana hedef olduğunu" söyledi. Avcı, "ancak çözüm
masasında bir 40 yıl daha bekleyemeyeceklerini, KKTC'nin dünyaya
açılması için çalışmalarını
sürdüreceklerini" ekledi.
KIBRIS
12/02/2008