Hristofyas MGK konusunda rest çekti

 



1 Mayıs, 2008 15:40:00 (TSİ) CNN TURK

 

Rum Dimitris Hristofyas, ''Kıbrıs Türk tarafının tezleri MGK'nın açıklamalarına dayanıyorsa o zaman, üstlenilen bu yeni çabanın başarı perspektifi olmadığını aleni şekilde beyan etmek zorunda'' olduklarını söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Rum Solcu İşçi Sendikaları Federasyonu'nun (PEO) 1 Mayıs kutlamasında Kıbrıs'ta barış arayışlarını değerlendirdi.
 
Rum lider, "Kıbrıs Türk tarafının tezleri tamamen ve dogmatik şekilde, Türkiye'nin Milli Güvenlik Kurulu'nun açıklamalarına dayanıyor ise ki maalesef Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat da bu tezleri tekrarladı, o zaman biz de üstlenilen bu yeni çabanın başarı perspektifi olmadığını aleni şekilde beyan etmek zorundayız" dedi.
 
Hristofyas, bu görüşlerini KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a iletip iletmediğinin sorulması üzerine, "Talat'la yüz yüze görüşmemiz sırasında net bir şekilde ilettim ve kendisi bunu anladı" şeklinde konuştu.
 
Hristofyas, "Rum tarafı, Kıbrıslılar arasında, Türkiye'nin katalizör müdahaleleri ve karışması olmaksızın samimi ve yapıcı bir diyalogda ısrar edecek" açıklamasında bulundu.
 
Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşme masasına Annan planından unsurlar koyma, Rum tarafının da Kıbrıs sorununun esas yönlerini masaya koyma hakkı olduğunu ifade eden Hristofyas, "Biz iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünde istikrarla ısrar ediyoruz. Müzakere zemininin, doruk anlaşmaları 8 Temmuz 2006 ve 21 Mart 2008 anlaşmaları aracılığıyla üstlenilen ortak taahhütler olduğunu yineliyoruz" dedi.

 

 

'Kızıl Ken' 'Osmanlı Torunu'na karşı...

Britanya bugün yerel seçimler için sandığa giderken, dikkatler Londra'da. 'Osmanlı torunu' Johnson'la başa baş giden 'Kızıl Ken' lakaplı Livingstone, eski düşmanı Blair'den de taktik almış

01/05/2008 RADIKAL

LONDRA - Britanya bugün kısmi yerel seçimler için sandığa giderken, başkent Londra'da iki dönemdir belediye başkanlığı yapan 'Kızıl Ken' lakaplı solcu Ken Livingstone ile kendini 'Osmanlı torunu' diye takdim eden Muhafazakâr Parti'nin adayı Boris Johnson kapışıyor. İngiltere ve Galler'deki seçimler öncesi anketler, iktidardaki İşçi Partisi'nin son 21 yılın en düşük seviyesinde indiğini gösteriyor.
Seçimlerin kaybedilmesi özellikle Londra'nın Muhafazakârlara kaptırılmasının koltuğu haziranda Tony Blair'den devr almış Başbakan Gordon Brown için ağır darbe olabilir. Bu yüzden seçimin kalbi belediye başkanının 22 milyar dolarlık bütçyle 7.5 milyon kişinin kaderine hükmettiği başkent Londra'da atıyor. Anketlere göre Johnson ile Kızıl Ken başabaş, ikiliyi Liberal Demokrat Brian Paddick izliyor. Zaferi Muhafazakârlar için sembolik önemdeyken, Livingston'un seçilmesi 2010 genel seçimine dek İşçi Partisi'ne ikramiye gibi görülüyor.
Londra'nın merkezine otomobille gitmeyi 16 dolar vergiye bağlaması, evinde evcil hayvan niyetine semender beslemesi ve üç sevgilisinden beş çocuğu olduğunu sır gibi saklaması, 2005'te Yahudi bir gazeteciyi kışkırtıcı tavırlarından ötürü Nazi kampı gardiyanına benzetip ABD Başkanı George W. Bush'u 'Dünyaya en büyük tehdit' diye sunmasıyla tartışma yaratmış Kızıl Ken, Blair İşçi Partisi'nden aday olmasını engelleyince 2000 seçimlerine bağımsız girip kazanmış ama partisinden kovulmuştu. 2004 seçimini bu kez İşçi Partisi adayı olarak kazanan Kızıl Ken'in Blair'den de Johnson'ı alt etme taktiği aldığı söyleniyor.
Boris'in kanındaki...
Johnson ise Anadolu'daki Milli Mücadele yıllarında Atatürk hakkında tutuklama emri çıkaran ve 1922'de İstanbul'da bir berberde enselenip İzmit'te karakol önünde askerlerce linç edilen eski Dahiliye Nazırı ve gazeteci Ali Kemal'in torununun çocuğu olduğunu söylüyor. The Sunday Times gazetesi, Johnson'ın dağınık saçları için 'Berber dükkanından uzak durmak Boris'in kanında olabilir' yorumunu yapmıştı. (Dış Haberler

 

Rumlara, 2'şer bin YTL'lik şahsi kefalet

VERDİKLERİ ZARARLARI DA ÖDEDİLER... Kasti hasar ve uygunsuz hareket suçlarından yargılanarak mahkum olan Rum sanıklar, yaptıkları hasarın bedeli olan bin 875 YTL'yi de mahkeme veznesine yatırdılar. Sigma TV'de stajyer olarak çalışan araç sürücüsü Demetrios Georgiou, yüzde 73 promil alkollü olarak araba kullandığı için ayrıca yargılanarak bin YTL para cezasına çarptırıldı

 

Sevgi YALMAN

 

   Beyarmudu Kara Giriş Kapısı'ndan önceki gün araçları ile KKTC'ye giriş yapan ve Karpaz'a yaptıkları ziyaretten dönüşte köy levhaları duraklar, duvarlar ve yollar olmak üzere toplam 6 ayrı yere "Ellas", bir yere de haç işareti yapan iki Rum genci, dün Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde yargılandı.

  Kasti hasar ve uygunsuz hareket suçlarından yargılanan Rum Demetrios Georgiou (28) ile Yunan vatandaşı Georgios Vanezos (26) bir yıl süreyle benzer suç işlememeleri için 2'şer bin YTL'lik şahsi kefalete bağlandılar.

   KKTC'ye geçerken KAT 516 plakalı aracı kullanan ve Sigma TV'de stajyer gazetecilik yapan Demetrios Georgiou, yüzde 73 promil alkollü olarak araba kullanmaktan, ayrıca yargılanarak Bin YTL para cezasına çarptırıldı.

   Karpaz dönüşü Dipkarpaz köyündeki bir hırdavatçıdan satın aldıkları sprey boya ile suç işleyen sanıklar, polise verdikleri ifadede üzgün olduklarını ve özür dilediklerini söyledikten sonra KKTC'ye suç işlemek için gelmediklerini, ansızın düşünerek karar verdiklerini belirttiler. Sanıklar, yaptıkları hasarın bedeli olan bin 875 YTL'yi de yargılamadan önce Avukatları İbrahim Özgür vasıtasıyla mahkeme veznesine yatırdılar.

   Emare olarak polis tarafından el konulan KAT 516 plakalı araç, davanın sonunda mahkeme emriyle sanıklara iade edildi. Para cezalarını ödeyen sanıklar serbest kaldı.

 

Aileleri de geldi

 

   Gazimağusa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Bertan Özerdağ huzurunda görüşülen davanın duruşmasına, sanıkların Güney Kıbrıs'tan gelen yakınları da katıldı. Bu arada Güney'de çalışan ve sanıkların ailelerini tanıyan çok sayıda kişi de mahkemeye gelerek ailelere yardımcı oldu.

    İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Savcı Meryem Beşoğlu, olguları mahkemeye sunarken Ellas yazılan yerleri ayrıntılı bir şekilde anlattı ve sanıkların sulh ve sükunu bozucu harekette bulunduklarını kaydetti. Dipkarpazlı Hasan Çin isimli vatandaşın ihbarı üzerine polisin Çayırova benzin istasyonu önünde ana yolda kontrole çıktığını ve sözü edilen aracı durdurduğunu ifade eden Beşoğlu, bu sırada 2. sanığın sprey kutusunu dışarıya attığını söyledi.

   Beşoğlu, polise "yazıları biz yazdık, hata yaptık" diyerek birer ifade veren sanıkların suçlarını kabul ettiğini de vurguladı.

 

"Suç işlemek amacıyla gelmediler"

 

   Sanıkların Avukatı İbrahim Özgür, savunmasında sanıkların suç işlemek amacıyla gelmediklerini, öyle olsaydı boyayı da beraberlerinde getireceklerini, manastırı ziyaretten sonra bir büfede bira içtiklerini, içkinin de etkisiyle bir anlık bir düşüncesizlik ve gafletle suçu işlediklerini belirtti.

   Özgür, sanıkların ailelerinin de perişan olduğunu kaydettikten sonra yapılan hasarın ödendiğini gösteren makbuzu mahkemeye sundu ve müvekkilleri adına özür diledi.

 

"Turisttirler"

 

   Sanıkların ilk andan itibaren suçlarını kabul ettiklerini, pişman olduklarını, suçu planlayarak işlemediklerini, bir anlık bir düşüncesizlikle hareket ettiklerini belirten Yargıç Bertan Özerdağ, sanık 1'in gazetecilik mesleğine yeni başlamış bir kişi, 2'nin de hem çalışıp hem okuduğunu, genç suçlu olduklarını ve KKTC de yabancı olduklarını, turistik maksatla geldiklerini dikkate aldığını kaydetti.

   Yargıç Bertan Özerdağ, sanıkları bir yıl süreyle benzer suç işlememeleri için 2'şer bin YTL şahsi kefalete bağladı.

   Sanıklar mahkeme mukayyitliğinde şahsi kefalet senedi imzaladıktan ve sanık 1, bin YTL'lik para cezasını ödedikten sonra serbest kaldılar.

KIBRIS 01/05/08

 

Güney'de, kullanılmayan Türk mülklerinin iadesi tartışılıyor

 

Titina Loizidu davası ile adını duyuran ve Rumların Türkiye aleyhine AİHM'de açtıkları davaları yürütmekte

olan Rum avukat Ahilleas Dimitriadis, Rum tarafında kalan, ancak Rum göçmenler tarafından kullanılmayan bazı Kıbrıs Türk taşınmaz mallarının, iyi niyet gösterisi olarak, ister yurtdışında, ister Rum tarafında isterse de, KKTC'de ikamet etsin, sahiplerine iade edilmesini önerdi.

   Fileleftheros gazetesi, "Avukat Ahilleas Dimitriadis'in Önerisi: 'İyi Niyet Hareketi Olarak Taşınmaz Mallar İade Edilsin' - Kullanılmayanları Alsınlar" başlığıyla yansıttığı haberinde, Dimitriadis'in, Rum Yönetimi'nin Güney'de kalan Kıbrıs Türk taşınmaz malları için oluşturduğu "Kıbrıs Türk Mallarını İdare Vasiliği" yasasının çağdaşlaştırılması gerektiği görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.

   Gazeteye göre, Dimitriadis, "Vasilik" yasasında; kimin Rum tarafında ikamet eder kabul edileceğine ilişkin tek bir ifade bile yer almadığını belirterek şunları söyledi:

   "Vasilik yönetiminde olup kullanılmayan çok sayıda Kıbrıs Türk taşınmaz malı var. Öyleyse Vasilik'in söz hakkı ve sorumluluğu nedir? Herkesin insan haklarına saygı gösterilmelidir. Dahası, o taşınmaz mallar onlarındır. İnsan hakları özgürlükleri de güvence altına alır. Dolayısıyla ben, kısıtlamalar olmasına hiç bir neden görmüyorum.

   Bu; (Güney'de kalan ve Rumlar tarafından kullanılmayan Kıbrıs Türk taşınmaz mallarının sahiplerine iadesi) bir iyi niyet gösterisi olacak. Kıbrıslı Türkler neden gelip, hiç kimsenin kullanmadığı evlerini veya tarlalarını almasınlar? Bu taşınmaz malları neden tutuyoruz?

   Kıbrıs Türk taşınmaz mallarını korumakta olan Vasiliğin, doğru koruma sorumluluğu bulunduğunu da bilmemiz gerekir. Bu olmadığında, sorumlu olacak. Ben diyorum ki; Limasol'un ticaret bölgesindeki bir mülk Vasilik tarafından; hak sahibi olan bir kişiye yılda 1 liraya kiralanıyor, o da aynı taşınmaz malı ayda binlerce lira karşılığında bir başkasına kiralıyor. Tazminat talebinde bulunacak olan Kıbrıslı Türk, aylık binlerce lira talep edecek. Böylece, Kıbrıslı vergi mükellefinin ne kadar ödemesi gerekeceği sorusu ortaya çıkıyor. Mülklerin Kıbrıslı Türklere verilmesi; bize, Titina Loizidu, Aresti, Dimadi ve diğerler davalarda; taşınmaz malların iade edilmesi gerektiğini de söyleme kozunu verecek."

   Gazete, haberinde, henüz görülmeyen iki Kıbrıslı Rum'un tazminat davası daha bulunduğunu; Titina Loizidu'ya verilen 650 bin KL dışında; evi ve portakal bahçesi için Aresti'ye 885 bin KL ve Dimadi davasında da 835 bin KL'lik ödenmemiş tazminat bulunduğunu belirtti.

 

Angelidis: "Uzun vadeli el koyalım"

 

   Aynı gazete, "Andreas Angelidis 'Kıbrıs Türk Taşınmaz Mallarına Uzun Vadeli El Konulsun'" başlığıyla yansıttığı haberinde ise, DİKO Milletvekili Andreas Angelidis'in; taşınmaz mallara el konulmasına ilişkin yasanın değiştirilmesine ilişkin Rum Meclisine iki yıl önce değişiklik önerisi sunduğunu, önerisinin Rum Meclisi İçişleri ve Göçmenler Komitesi'nde bulunduğunu söylediğini yazdı.

   Gazeteye göre, önerdiği değişikliğin öngördüklerinden birinin de Rum Yönetimi'nin, mülke el koyma süresini

kamu yararı için uzun vadeliğine uzatma hakkına sahip olması olduğunu söyleyen Angelidis, olağanüstü hal yasasına göre Rum Yönetimi'nin, ileri sürdükleri "Türk işgali" nedeniyle olağanüstü hal durumu devam ettiği sürece taşınmaz mallara el koyma süresini uzun vadeli olarak uzatma hakkına sahip olması gerektiğini savundu.

   Benzer bir durumun Rum Milli Muhafız Ordusu yasası için de geçerli olduğunu, bu yasayla ilgili kuşku ortaya konulduğunu, ancak Rum Yüksek Mahkemesi'nin, RMMO yasasının anayasaya aykırı olmadığına hükmettiğini kaydeden Angelidis, "Elimizde, Kıbrıs Türk taşınmaz malları için de uygulayabileceğimiz hazır bir yasa var" dedi.

 

Silikiotis: "Vasilik olduğu gibi kalacak"

 

   Fileleftheros gazetesi'un "Kıbrıs Türk Mallarını İdare Vasiliği Olduğu Gibi Korunuyor - İçişleri Bakanı, Değişiklik Düşünülmediğini Vurguluyor" başlıklı haberine göre, Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis; Rum tarafında kalan taşınmaz mallarını geri almak veya satmak talebiyle Rum Yönetimi'ne başvuran yüzlerce Kıbrıslı Türk bulunduğunu söyledi.

   Silikiotis, Kıbrıslı Türkler tarafından yapılan başvuruların çok sınırlı sayıda olanına onay verildiğini, onay verilenlerin de ya yurtdışında ikamet eden veya Güney Kıbrıs'a yerleşenlerin başvuruları olduğunu ifade etti.

   Rum Bakanlar Kurulu'nun 2004 tarihli kararı ile; maddi değeri çok yüksek olan satış başvurularının Rum Yönetimi tarafından onaylanmadığına dikkat çeken Silikiotis, bu nedenle Rum İçişleri Bakanlığı bünyesindeki "Kıbrıs Türk Mallarını İdare Vasiliği'nin, mevcut yasa temelinde varlığını sürdüreceğini söyledi.

   Aynı gazete, "Milyonluk Taşınmaz Malların İstismarı" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi'ni meşgul etmekte olan ciddi meselelerden birinin de; Kıbrıs Türk ve Rum taşınmaz mallarının, söz konusu malların idarecisi olarak görünen kişiler tarafından istismar edilmesi çabası olduğunu yazdı, şöyle devam etti:

   "Şu anda özellikle özgür bölgelerde bazı kişiler tarafından; mülk satın alma ve bu mülkü başkalarına devrederek istismar etme çabası harcanmaktadır. Devlet yetkililerinin edindiği bilgilere göre, yetkili daireleri çoğu vakaya müdahale etti ve bunun sonucunda Kıbrıs Türk taşınmaz malları 'satılmalarına' rağmen devir işlemleri Tapu Dairesi aracılığıyla resmileştirilmedi. Bu satışların hukuki geçerliliği de yoktur. Rayiç bedelinin çok altında satılmaya çalışılan, aslında milyonlar eden mülkler karakteristiktir. Bunun olması halinde çok sayıda göçmen sokakta kalacak. Hatta yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin, taşınmaz mallarının kendilerine iadesi talebiyle yasanın öngördüğü şekilde mahkemeye başvurmaya karar vermesi halinde bile; Vasilik tarafından; söz konusu malı kullanmakta olan Kıbrıslı Rum göçmene veya onun mirasçısına başka bir yer bulunması şartı getiriliyor."

   Alithia gazetesi, Rum Başsavcı Petros Kliridis'in, Rum Meclisi Hukuk Komitesi'ndeki, Rum göçmenlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) insan haklarının tesisi için değil para için başvurduklarını, Rum avukatların da onlara yardımcı olduğu şeklindeki açıklamasının, Rum avukatların tepkisine neden olduğunu bildirdi.

   Gazete, "Avukatlara Saldırmak Yerine Görevini Yapsın - Başsavcının Meclis Hukuk Komitesi'nde AİHM'le

İlgili Açıklamalarına Avukatlardan Tepki" başlıklı haberinde, Rum Başsavcı Petros Kliridis'in; Rum göçmenlerin AİHM'e kitlesel başvurularının Rum Yönetimi'nin bugüne kadar yaptığı ve Loizidu davasıyla tavan yapan kazanımlarını yıkmakta olduğunu söyleyip KKTC'de kurulu Taşınmaz Mal Komisyonu'nun işleyişi nedeniyle Rum avukatları eleştirdiğini hatırlattı.

   Gazeteye göre, AİHM'de dava açan Rumların avukatlığını yapmakta olan Hristos Kliridis ve Ahilleas Dimitriadis ise, Petros Kliridis'e şunları söyledi:

   "Başsavcı başvuruları ve hukuk camiasını yargılamak yerine desteklemeli. Müşterilerinin haklarını ileri götüren avukatların suçlanması yanlış ve ciddi bir hatadır. Başsavcı, yayınlanan sözleri Hukuk Komitesi önünde gerçekten sarf etti ise bu çok üzücüdür."

   Gazete, Hristos Kliridis'in açıklamasında, "AİHM kararlarında ve sözde Tazminat Komisyonu'nun işlemesinde Başsavcı'nın da kendi sorumluluğu vardır" dediğini yazdı.

KIBRIS 01/05/08

 

 

Two Greek Cypriots held for nationalist graffiti in north

TWO Greek Cypriots were arrested on Tuesday in the occupied areas for spraying the word ‘ELLAS’ (Greece) on sign posts and walls in Rizokarpaso village.

The two men, named by the Turkish Cypriot authorities as 28-year-old Demetris Georgiou and Georgios Vanezos, 26, were yesterday taken to ‘court’ in the north, where they were ordered to pay €500 each and 2,000 Turkish lira as a guarantee before being released.

Georgiou and Vanezos had visited the occupied areas on Tuesday morning. They were caught and detained overnight as they attempted to return to the free areas.

CYPRUS MAIL 01/05/08

 

 

EU officials offer input on Cyprus talks
By Jean Christou

THE NEW Head of the Representation of the European Commission in Cyprus, Androulla Kaminara, yesterday held a series of meetings on the Greek Cypriot side believed to centre on the working groups and technical committees.

A statement issued by the Representation said Kaminara was accompanied by the Head of Unit of the Task Force Turkish Cypriot Community, Andrew Rasbash, and Georg Zieggler from the same unit of DG Enlargement.

It said the meetings were purely courtesy visits and for an exchange of information.

However, speculation is rife that the EU is offering its input with regard to EU issues being discussed as part of the work being carried out by the groups and committees, which continued to meet yesterday.

On Tuesday, Kaminara and other EU officials met Presidential Commissioner George Iacovou, who is heading the work, and she also met former President George Vassiliou, former ambassador Andreas Mavrommatis and former Finance Minister Michalis Sarris, all of whom are involved in the talks.

One report said the UN had asked for the input of the EU in the current process that the international community hopes will lead to a resumption of negotiations.

The UN is currently keeping its distance from the two sides and acting more as a facilitator to the talks rather than a mediator, in case it be accused, as in the past, of meddling and imposing a solution.

Politis said UN Undersecretary for Political Affairs Lynn Pascoe, who recently visited the island, had written to the European Commission asking for its assistance to the working groups and technical committees discussing issues relating to the EU.

This will be the first serious negotiations to be held with Cyprus already an EU member state, while Turkey is a candidate country.

The current round of meetings between the EU officials in Cyprus is said to focus on how they could contribute to progress in laying the groundwork for a resumption of talks in the coming months.

Also yesterday the Turkish Cypriot side said it had tabled the issue of the water shortage at the relevant technical committee.

Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said the issue of bringing water from Turkey and distributing it all over Cyprus had been taken up by the technical committees.

“We don’t see any danger in sharing the water to be brought from Turkey. Just the opposite, we see benefit in it,” he was quoted as saying.

CYPRUS MAIL 01/05/08

 

 

North targets tourism from Syria
By Jean Christou

THE Turkish Cypriot authorities have launched a major campaign to lure more tourists from Syria as the summer season approaches.

The ‘Foreign Ministry’ in the north has organised a four-day trip to Syria to boost co-operation in the field of tourism, Turkish Cypriot press reported yesterday.

The Turkish Cypriot delegation, which travelled to Syria via the controversial ferry to Latakia, consisted of representatives of tourist agencies, hotel managers, journalists and officials.

Hasan Kilic, undersecretary at the north’s ‘Economy and Tourism Ministry’, said relations between the ‘TRNC’ and Syria were developing rapidly. He said that thanks to ferry services between the two countries, relations in every area would further develop.

"We aim to increase the visits of tourists between the two countries, and also develop the co-operation," he said. "We target to create an attractive and competitive destination in tourism area.”

Kilic said the ‘TRNC’ provided various incentives for tour operators, travel agencies, air and sea way organisations within that scope.

Turkish Cypriot ‘Foreign Minister’ Turgay Avci will also participate in the meetings in Syria.

Avci paid a two-day visit to the Syrian capital to boost commercial ties and naval transportation between the two countries in August 2007. Also, Syrian businessmen visited the north in March 2007.

Regular ferry services between occupied Famagusta and Latakia were launched in October 2007, after an interval of 28 years.

The service was suspended in late November, December and January but resumed on February 11 this year.

Immigration authorities in both the north and the government-controlled areas have expressed concern about the number of illegal immigrants coming to the island on the ferry and crossing the buffer zone.

Syria has repeatedly failed to give a clear signal that it would stop the ferry service, despite numerous requests and visits by government officials.

CYPRUS MAIL 01/05/08

 

 

Hristofyas: Çabaların başarı perspektifi yok

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Kıbrıs Türk tarafının tezleri Milli Güvenlik Kurulu’nun açıklamalarına dayanıyor ise o zaman, bu yeni çabanın başarı perspektifi olmaz” dedi.

AA

Güncelleme: 10:01 TSİ 02 Mayıs 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum Solcu İşçi Sendikaları Federasyonunun 1 Mayıs kutlamasında yaptığı konuşmada, “Kıbrıs Türk tarafının tezleri tamamen ve dogmatik şekilde, Türkiye’nin Milli Güvenlik Kurulu’nun açıklamalarına dayanıyor ise, ki maalesef Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat da bu tezleri tekrarladı, o zaman biz de üstlenilen bu yeni çabanın başarı perspektifi olmadığını aleni şekilde beyan etmek zorundayız” dedi.

 

Hristofyas, bu görüşlerini KKTC Cumhurbaşkanı Talat’a iletip iletmediğinin sorulması üzerine, “Talat’la yüz yüze görüşmemiz sırasında net bir şekilde ilettim ve kendisi bunu anladı” ifadesini kullandı.

Hristofyas, “Rum tarafı, Kıbrıslılar arasında, Türkiye’nin katalizör müdahaleleri ve karışması olmaksızın samimi ve yapıcı bir diyalogda ısrar edecek” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat’ın, görüşme masasına Annan planından unsurlar koyma, Rum tarafının da Kıbrıs sorununun esas yönlerini masaya koyma hakkı olduğunu ifade eden Hristofyas, “Biz iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünde istikrarla ısrar ediyoruz. Müzakere zemininin, doruk anlaşmaları, 8 Temmuz 2006 ve 21 Mart 2008 anlaşmaları aracılığıyla üstlenilen ortak taahhütler olduğunu yineliyoruz” dedi.

 

Rumların açtığı 1400 dava iç hukuka yönlendirilebilir

İbrahim BEYAZOĞLU

Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açılan Kıbrıs'la ilgili mal davalarında savunan hukuk heyetinde görevli olan Zaim M. Necatigil, Taşınmaz Mal Komisyonu faaliyetlerinin iç hukuk oluşumunda etkili ve yeterli olduğunu savunduklarını söyledi.

Necatigil, AİHM'in, iç hukuk yolunu onaylayıp karara bağladığı halde henüz "kabul edilir" bulunmayan yaklaşık 1400 davayı kendi gündeminden düşürerek iç hukuka göndereceğini ifade etti.

Zaim Necatigil, AİHM'in, daha önce "kabul edilir" bulunan 23 adet Rum başvurusunu tekrar gündeme getirdiğini ve başvuranların sunmuş olduğu tazminatlarla ilgili taleplere karşı Türk hükümetinden görüş istediğini kaydetti.

Necatigil, AİHM'in, bundan ayrı olarak, henüz "kabul edilir" bulunmamış sekiz Rum mülkiyet başvurusuna ilişkin, 67/2005 sayılı Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası altında kurulmuş bulunan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkinliğini inceleyeceğini belirtti. Bu hususta mahkeme taraflardan görüş istendiğini kaydeden Necatigil, AİHM'in sözü edilen sekiz Rum başvurusu çerçevesinde Taşınmaz Mal Komisyonu'nun ilgili yasa ve tüzükleri altında yürütmekte olduğu faaliyetleri mahkemenin incelemeye alarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin öngördüğü biçimde, etkili ve yeterli iç hukuk yolu oluşturup oluşturmadığını karara bağlayacağını kaydetti.

Bu konuda mahkemeye sunulacak görüş metninin hazırlandığını söyleyen emekli Başsavcı Necatigil, inceleme sonucunda mahkemenin, komisyonunun ürettiği çareleri İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında etkili ve yeterli iç hukuk yolu olarak değerlendirmesi halinde, halen AİHM'de askıda olan, ancak "kabul edilir" bulunmayan 1400 civarındaki başvuruyu Taşınmaz Mal Komisyonu'na gönderebileceğinden dolayı gündeminden düşürebileceğini söyledi.

Necatigil, henüz "kabul edilir" bulunmayan sekiz başvuruda mahkemenin vereceği kararın benzeri diğer başvurulara örnek teşkil edeceğinden aynı durumdaki diğer başvuruların askıya almış bulunduğunu ifade etti.

Tarafların görüşlerinin sunulması için mahkemenin süre belirttiğine işaret eden Necatigil, sekiz adet başvurudaki incelemenin ne zaman yapılıp ne zaman karara bağlanacağının henüz bilinmediğini kaydetti.

KIBRIS 02/05/08

 

 

KKTC ile Suriye arasında yeni ufuklar açacak

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Hasan Kılıç, kısa bir süre önce başlayan Suriye ile KKTC arasındaki feribot seferlerinin iki ülke arasındaki ilişkiler için yeni ufuklar açacağını ümit ettiğini söyledi.

Suriye ile KKTC arasındaki turizm ilişkilerini geliştirmek amacıyla Suriye'de bulunan turizm sektörü temsilcileri, ülkenin ikinci en büyük ve ekonomik başşehri Halep'te bölgedeki seyahat acentelerinin temsilcileri ile bir ayaya geldi.

Halep'teki Palace Mirage Otelinde yer alan ikinci atölye çalışmasına Türkiye'nin Halep Başkonsolosu Ali Kemal Aydın, Suriye Turizm Odası Kuzey Bölgesi başkanı Boutros Assad da katıldı.

Düzenlenen atölye çalışmalarında iki ülkenin seyahat acente ve otel temsilcileri kendi ülkelerini tanıtarak, iş yapmanın imkanlarını ve potansiyeli öğrenmeye çalışıyorlar.

Kılıç: Temaslar ümit verici

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Hasan Kılıç, Suriye ile KKTC arasındaki feribot seferlerinin iki ülke arasındaki ilişkiler için yeni ufuklar açacağını ümit ettiğini söyledi.

Suriye ile KKTC arasındaki ilişkiyi, uzun süre önce başlayan ancak, bir süre ayrılıktan sonra yeniden bir araya gelen iki dost arasındaki ilişkiye benzeten Kılıç, "Eski dostlukların yeniden canlanması için turizm çok önemli bir rol oynamaktadır" dedi.

KKTC turizm sektörü temsilcilerinin Suriye temaslarının "ümit verici" olduğunu da ifade eden Kılıç, turizmle başlayacak iş ilişkilerini diğer alanlarda da görmeyi ümit ettiklerini kaydetti.

"Turizmle başlayan ilişkileri başka alanlara da yayabiliriz" diyen Kılıç, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'ın girişimleriyle bir çalışmanın başlatıldığını belirterek, bundan sonra bu girişimin ilerletilmesinin sektör temsilcilerine ait olduğunu vurguladı.

KKTC turizmiyle ilgili yaptığı sunumda sektördeki çalışmalar hakkında bilgi veren Kılıç, KKTC'deki turizm yatırımlarını Girne'den Karpaz ve Güzelyurt bölgesine yönlendirmeye çalıştıklarını ifade etti.

Karpaz'daki Bafra bölgesinde yatırımlar tamamlandığında bölgedeki toplam yatak kapasitesinin 10 bine ulaşacağını belirten Kılıç, Karpaz bölgesine daha fazla büyük otel inşa edilmesini istemediklerini, bu nedenle teşviklerini küçük aile otelleri ve eko turizmine yönettiklerini ifade etti.

Kılıç, Kuzey Kıbrıs'ı farklı özelliklerini ön plana çıkararak tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.

Kıbrıs'ın ana ürününün deniz, kum ve güneş olduğunu belirten Kılıç ancak bunlarla diğer benzer ülkelerle rekabet etmenin kolay olmadığını bu sebeple ana ürünü, trekking, golf, bisiklet turları gibi özel ilgi turizmiyle desteklemeye çalıştıklarını kaydetti.

KKTC'de turizm alanında yatırım yapacak girişimcilere sunulan vergi muafiyetleri ve uzun vadeli arazi kiralama gibi kolaylık ve ayrıcalıklar hakkında da bilgi veren Kılıç, ziyaretin gerçekleşmesini sağlayan Başbakan ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Suriye Denizcilik Odası ile Suriyeli seyahat acentelerine teşekkürlerini iletti.

Aydın: İlişkileri pekiştireceğiz

Halep Başkonsolosu Ali Kemal Aydın, konuşmasında KKTC ile Suriye arasında son dönemde ilişkilerin güçlendiğini kaydetti.

KKTC'nin de turizm alanında ilerleme gösterdiğini, sektörle ilgili rakamların cesaret verici olduğunu ifade eden Aydın, atölye çalışmalarına katılan sektör temsilcilerinin çabalarının sektörün gelişmesinde önemli rol oynayacağını söyledi.

Suriye'ye yakın mesafede olan Gaziantep'ten KKTC'ye hava yolu ile ulaşmanın kolay olduğuna vurgu yapan Aydın, Gaziantep'ten KKTC'ye haftada 3 sefer yapıldığına işaret ederek "Bu ilişkileri inşallah pekiştireceğiz" dedi.

Assad: Önemli adım atılacağına inanıyorum

Suriye Turizm Odası Kuzey Bölgesi Başkanı Boutros Assad, Suriye ile KKTC arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesini istediklerini ifade ederek, KKTC turizmcilerinin yaptığı bu ziyaretin ilişkilerin gelişmesine yardımcı olacağını söyledi.

Ziyaretin önemli bir etkinliğe denk geldiğini ifade eden Assad, önceki gün Suriye'de 4'ncü Uluslararası Turizm Formu'na ev sahipliği yaptıklarını kaydederek, bir sonraki benzer etkinlikte Türkiye'nin yanı sıra KKTC'yi de aralarında görmek istediklerini belirtti.

Assad, "KKTC, Türkiye ve Suriye'nin turizm alanında önemli adım atacaklarına inanıyorum" dedi.

Polatkan: Liman vergileri seyahat ücretinin üzerinde. Kaldırılsın

Açılışta söz alan Polatkan Turizm direktörü Ali Polatkan, iki ülkedeki rıhtım, liman vergilerinin, seyahat ücretlerinin üzerinde olduğuna dikkat çekerek, bunun yapılacak herhangi bir girişimi engelleyeceğini kaydetti.

Polatkan, iki ülke arasındaki turizm hacminin geliştirilmesi için teşvik olarak liman vergilerinin kaldırılmasını ve KKTC'nin turist başına verdiği 50 Euro'luk teşvik priminin gemi ile getirilecek turistlere de uygulanmasını önerdi ve "Bu büyük bir açılım getirecek" dedi.

KIBRIS 02/05/08

 

Talat ve Hristofyas 2. kez buluşuyor

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristofyas, 7 Mayıs’ta Türk ve Rum siyasi partilerinin resepsiyonunda ikinci kez bir araya gelecek.

AA

Güncelleme: 15:43 TSİ 03 Mayıs 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Slovakya’nın güney Lefkoşa Büyükelçiliğinden yapılan açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, bazı Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerinin evsahipliğini yapacağı resepsiyona katılacağı duyuruldu.

Slovakya Büyükelçiliği tarafından organize edilen resepsiyon, çarşamba akşamı saat 19.00’da Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palas Otelde düzenlenecek. Resepsiyon öncesinde basının görüntü almasına imkan verileceği belirtildi.

Talat ve Hristosfyas, 21 Mart’ta Lefkoşa ara bölgede buluşmuş, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik kapsamlı müzakerelere hazırlık amacıyla teknik komite ve çalışma gruplarının kurulmasına ve haziran ayında da kapsamlı müzakerelere başlamaya karar vermişti.

21 Mart mutabakatı uyarınca, 6 çalışma grubu, 7 teknik komite oluşturuldu ve çalışmalara başladı. Çalışmalarında ikinci haftayı geride bırakan, çalışma grupları Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuları, teknik komiteler de gündelik konuları ele alıyor.

 

 

Gazeteci Ali Kemal'in torunu Londra Belediye Başkanı oldu

Muhafazakar Parti milletvekili Boris Johnson, Londra’da önceki gün yapılan Belediye Başkanlığı seçimini İşçi
Partili Belediye Başkanı Ken Livingstone’a karşı kazandı. Johnson’ın 1 milyon 168 bin 738 oy aldığı seçimde, 8 yıldır Londra Belediye Başkanlığı görevini yürüten "Kızıl Ken" lakaplı Ken Livingstone 1 milyon 28 bin 966 oy alabildi.
Londra Belediye Başkanlığı seçimine katılımın, yüzde 45 ile son yılların rekoru olduğu belirtildi.
Londra Belediye Başkanlığını kazandıktan sonra yaptığı konuşmada Ken Livingstone’a hizmetleri için teşekkür eden Johnson, Livingstone’a belediyede birlikte çalışmaları için teklif götüreceğinin işaretlerini verdi. Livingstone’ın çok önemli hizmetler verdiğini belirten Johnson, özellikle Londra’ya yönelik terör saldırısı sırasında Livingstone’ın
tutumu övdü. Livingstone ise yaptığı açıklamada, seçim kampanyasında kendisine yardımcı olan bütün İşçi Partililere teşekkür etti. Yenilginin sorumluluğunu tek başına üstlenen Livingstone, "Bütün sorumluluğu alıyorum ve sizi zafere taşıyamadığım için özür diliyorum" dedi.
Liberal demokrat aday Brian Paddick’in üçüncü, Yeşillerin adayı Sian Berry’nin ise dördüncü olduğu seçimin ardından belediye başkanlığını kazanan Johnson’ın Henley milletvekilliği görevinden istifa etmesi bekleniyor. Bu durumda söz konusu bölgede milletvekili seçimi yapılacak. Osmanlı İmparatorluğu’nun son İçişleri Bakanlarından gazeteci Ali Kemal’in torunu olan Boris Johnson Londra Belediye Başkanlığı görevini 4 yıllığına üstleniyor.

Seçimler protesto edildi

LONDRA'da belediye başkanlığı seçim sonuçlarının açıklanmasına kısa bir süre kala belediye binası önünde toplanan bir grup gösteri yaptı. Belediye başkanını seçmek için halkın sandık başına gittiği Londra’da sonuçların açıklanmasına çok kısa bir süre kala belediye binası önünde toplanan 50-60 kişilik yüzleri maskeli bir grup, seçimleri protesto etti. Adayların hiçbirini desteklemediklerini açıklayan ve kendilerine ‘antifaşist grup’ adını veren kalabalık, üzerinde ‘Londra Bizimdir’ yazılı pankartlar taşıdı. Polisin müdahale ettiği gösteri, polisle göstericiler arasında yaşanan tartışmaların ardından son buldu

MILLIYET 03/05/08

 

Talat ve Hristofyas, 7 Mayıs'ta buluşuyor

Kıbrıs'taki Slovak Büyükelçiliği'nden yapılan basın açıklamasında, Slovak Büyükelçiliği tarafından organize edilen etkinliğe, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi partiler ev sahipliği yapacak.

Açıklamada, saat 19.00'da başlayacak etkinliğin öncesinde basının görüntü almasına olanak tanınacağı ve basın mensuplarının saat 18.30'da otele alınacağı belirtildi.

KIBRIS 03/05/08

 

Relatives of Missing seek speedier identification
By Andreas Avgousti

FRESH DEMANDS for the speedier identification of the remains of the Missing were made yesterday by the Committee of Relatives of the Missing.
Relatives are also calling for details of the circumstances surrounding the missing persons’ disappearance to be released.

The demands came at a press conference hosted by the Archbishopric and held on the occasion of the 23rd Marathon of Love for the Missing Persons.
Events, which will be held throughout next week as part of the marathon, include handing over a petition to the UN and the Permanent Members of the Security Council.

“The rate at which identification is progressing is unsatisfactory. At this rate, it will take more than a quarter century before all the missing persons are identified,” said Nicos Theodosiou, president of the Committee of Relatives of the Missing. “Forensics, we understand, are ready to receive more of a workload.”
Theodosiou explained that the Committee viewed the missing persons issue as an autonomous humanitarian issue.

“Of course there are political undertones which can hardly be severed from it, but the basic issue is one of human rights. We have a right to information and a right to truth,” he said. “It’s all well and good that identification may happen, but questions remain. When you hand over the remains to relatives, they want to know why and how their loved ones died. These are real questions which demand answers.”
The Committee is asking for access to the archives of the Turkish prisons and of the Turkish Army so that these questions can be answered Theodosiou said.
In January the European Court of Human Rights (ECHR) found Turkey guilty of violating the human rights of nine people missing since the 1974 invasion, and those of their relatives. Part of the decision averred that Turkey hindered the investigations of the UN-sponsored Committee for Missing Persons.

The Committee on Missing Persons (CMP) have so far identified the remains of 83 missing people since its inception 27 years ago.

A total of 1,912 Greek and Turkish Cypriots are still registered missing as a result of intercommunal violence in the 1960s and the Turkish invasion of 1974. The CMP was created in 1981 to establish their fate but was unable to make any progress until last summer when the remains of missing people were first identified and returned to their families for proper burial. After decades of stalemate in the search for the missing, progress is finally being made. There are now around 400 bodies recently unearthed that await identification.
The Committee of Relatives of the Missing yesterday expressed reservation as to Turkey’s co-operation.

“Irrespectively of the reasons which lie behind Turkey’s change of heart regarding the issue, what is crucial is that Turkey proves that it has the intention to co-operate honestly to resolve the issue,” Theodosiou said.

“It is premature to surmise whether there’s been actual progress or not. Until today the Committee for Missing Persons has not begun its main and vital mission: investigation.”

According to the Committee, around 300 remains are being investigated, but it is not certain which of these belong to fallen persons or missing persons.
“Moreover, the fact that they are incomplete and mixed with other remains creates a problem when it comes to handing them over to relatives,” said committee member Xenophon Kallis.

CYPRUS MAIL 03/05/08

 

 

Talat’s comments are unproductive

The government yesterday criticised Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s statements regarding a two state solution and ‘the virgin birth’ of a new state, which it said were unproductive and unconstructive.

“What is being said by the Security Council of Turkey or is being repeated by the Turkish Cypriot leadership and Mr Talat does not lead to optimism that the process that has begun at the level of working groups and technical committees will bear results to allow fully-fledged negotiations on the Cyprus question,” Government Spokesman Stephanos Stephanou said:

He said that the Greek Cypriot side’s position on a settlement was clear: an end to the occupation, the illegal settling in the occupied areas, and reunification under the framework of a bizonal, bicommunal federation, within which a political equality would be established as described by the UN relevant resolutions.
He also said that the Greek Cypriot side wanted a solution that would safeguard the human rights and the fundamental freedoms of all the people.
Stephanou reiterated that the Greek Cypriot side’s positions were based on the positions agreed by both communities and recalled that the bizonal, bicommunal federation was agreed in 1977 and was reaffirmed in 1979, with the two High Level agreements and with the July 8 2006 Agreement between former Cyprus President Tassos Papadopoulos and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
“We insist on this agreement,” he added.

Stepahnou said there were UN Security resolutions, agreed and adopted by the international community, as far as the basis and the framework for a solution were concerned.

“If there are people who want to pursue a settlement based on other positions and beyond the Annan plan, as is the position for two states and ‘the virgin birth’ of a new state, they do not help the whole process to move forward,” he said.

Asked about the Cyprus government’s position on settlers, the government spokesman said that on principle a settlement had to terminate settling in the occupied areas and that settlers had to leave the island. He noted however that for humanitarian reasons a number of settlers would remain on the island.

Asked whether the Greek Cypriot side would sit down to negotiations talks if Talat remained steadfast on these positions, Stephanou referred to the agreement reached between President Demetris Christofias and Talat on March 21.
“First of all the ground must be prepared for fully-fledged negotiations,” he said.
“From our side we will do our outmost to achieve results, discussing on an acceptable basis, and this basis comprises High Level Agreements, the UN resolutions on Cyprus and the principles of the International and European law,” he said.

CYPRUS MAIL 03/05/08

 

 

Good climate for committee meetings

Presidential Commissioner George Iacovou said yesterday that the first week of meetings of the working groups and technical committees went smoothly and in a good atmosphere.

Iacovou, who is the coordinator of the Greek Cypriot members of the working groups and technical committees, said the working groups had already entered substantive aspects of the Cyprus problem, such as the constitutional court and the authorities of the federal government.

His comments were made following successive meetings with the Greek Cypriot leaders of the working groups and technical committees to review the work done so far.

Next week Iacovou said he would be meeting with Ozdil Nami, adviser to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and coordinator of the Turkish Cypriot members, as well as with Acting Special Representative of the UN Secretary General in Cyprus Elizabeth Spehar, who will be departing from the island at the end of next week.
“In general I can say that everyone has determined that the good climate is still maintained in the working groups and technical committees. Taking into consideration that the committees and working groups are of an investigatory nature, I think that the exploration of the intentions of the two sides is proceeding smoothly… There have been no specific problems in carrying out these investigative contacts and I hope this will continue in the future,” Iacovou said.

Nevertheless he added that it was possible for the working groups to “stumble on issues on which we disagree” as they entered a “certain depth” on the various issues.
Replying to questions, the presidential commissioner said how much work was done also depended on the other side.

“However, I believe that at least the presentation of various alternative proposals, which is the objective of the exploration of the intentions of the two sides, will continue and I hope that all this will be useful for the leaders, so that they do not have to start from scratch,” Iacovou said.

Asked if there had been any convergence of views, he said that some groups had larger possibilities for convergence than others, maybe even agreement, and that others were very difficult.

However, efforts would continue to be made to find common ground which would then be presented to both President Demetris Christofias and Talat.
Iacovou said: “We are not dealing with the Annan plan or any other plan, we are trying to produce ideas which are our own and which basically meet the need to find common ground.”

CYPRUS MAIL 03/05/08

 

Christofias pledges action on settlers

THE GREEK Cypriot side has its own views on the issue of Turkish settlers in the occupied areas and has plans to put them forward, President Demetris Christofias has said.

Speaking to reporters on Friday following comments by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat that the status of persons living in the occupied areas is not negotiable, Christofias said: “Mr Talat admits that all the settlers remain and are registered as citizens based on the Annan plan, and it is one of the aspects of the plan which made us go against it… Consequently, we have our positions on this matter as well. We will submit them and we will fight for them, as we will do with all other aspects of the Cyprus problem, without the Annan plan.”

Christofias said if Talat wanted to raise issues that were in the Annan plan then it was his right to do so “but we have our own positions and views”.

Asked if he would be raising the issue of the settlers during his forthcoming direct negotiations with Talat or if it was an issue to be discussed by the technical committees, the president said: “We want a committee to be created not only for the settlers but also for the issue of illegal immigration and citizenship and for issues which, in our view, should first be discussed by the committees.”

According to the Cyprus News Agency there are some 120,000 Turkish settlers and about 85,000 Turkish Cypriots in the occupied areas. Around 55,000 Turkish Cypriots have already left the island.

CYPRUS MAIL 05/05/08

Hristofyas: KKTC’de 50 bin Türkiyeli kalabilir

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’den KKTC’ye giden nüfusun 50 bin kişiyle sınırlandırılmasını, geri kalanların ise adayı terketmesini istiyor.

NTV

Güncelleme: 18:44 TSİ 05 Mayıs 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta 7 Mayıs’ta bir araya gelecek Türk ve Rum liderlerin buluşmasından önce Güney Kıbrıs’tan sert açıklamalar geldi. Rum lider Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “Türkiyeli vatandaşlar müzakare konusu olamaz” sözlerine yanıt verdi. 50 binden fazla Türkiye kökenlinin adada kalamayacağını savunan Hristofyas, konunun çözümü için bir komite kurulmasını önerdi.

 

Rum hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu da, 1974’teki barış harekatından sonra Türkiye’den onbinlerce göçmen getirilerek adanın demografik yapısının değiştirildiğini öne sürdü.

Stefanu, “Yerleşikler konusu bir savaş suçudur, Kıbrıs sorunuyla birlikte çözülmelidir. Türkiyeli nüfus adayı terketmelidir” dedi.

Rumlar KKTC’de 180 binden fazla Türkiye kökenlinin bulunduğunu iddia ediyor. KKTC’de 2006 yılında yapılan nüfus sayımında ise Türkiye kökenlilerin sayısı 43 bin çıkmıştı.

 

Rumlar tazminata olumlu bakıyor

 



5 Mayıs, 2008 16:47:00 (TSİ) CNN TURK

 

Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir anket, Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun KKTC'deki eski taşınmaz mallarına geri dönmek yerine tazminat almaya olumlu baktığını gösterdi.

Politis gazetesi, "Noverna Consulting and Resarch" şirketi tarafından 18-30 Nisan tarihleri arasında 500 kişinin katılımıyla yapılan anketin sonuçlarını yayımladı.
 
Ankete katılanların yüzde 46'sı Kıbrıs sorununun çözümü durumunda eski taşınmaz malına geri dönmek yerine tazminat almaya "Evet" derken, yüzde 39 da "Hayır" diyor. Yüzde 15'lik bir kesim görüş belirtmedi.
 
Eski malına dönmek yerine tazminat almayı tercih edenlerin oranı Rum göçmenler arasında daha yüksek. Rum göçmenlerin yüzde 53'ü tazminata olumlu, yüzde 38'i olumsuz bakıyor.
 
Rum göçmenlerin yüzde 29'u Kıbrıs Türk idaresi altında yaşamayı kabul ederken, yüzde 63'ü bunu kabul etmiyor.
 
Rumları endişelendiren konular
 
Ankette, "Kıbrıs sorununun çözümü durumunda sizi endişelendiren bir durum var mı?" sorusuna, katılımcıların yüzde 47'si "Evet", yüzde 44'ü "Hayır" yanıtını verdi.
 
Rumlar için "başlıca endişe verici konular" şöyle:
 
* Yüzde 9 ile Türkiye kökenli KKTC vatandaşları,
* Yüzde 9 ile "Kıbrıslı Türklerle yaşamak",
* Yüzde 8 ile "Türkiye'nin garantörlük ve müdahale hakkı",
* Yüzde 6 ile "ekonomi ve toplum",
* Yüzde 5 ile "güvenlik",
* Yüzde 5 ile "Türk askerinin adada kalması".
 
Ankette, "Gelecekte Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma ihtimaline inanıp inanmadıkları" da soruldu. Yüzde 71 gibi bir çoğunluk Türkiye'nin böyle bir girişimde bulunacağına "inanmadığını" söylerken, yüzde 21'i "inandığını" belirtiyor.
 
KKTC'yi ziyaret eden Rumların oranı yüzde 60
 
Kıbrıslı Rumların KKTC'yi ziyaret etmelerine ilişkin bilgilere de yer verilen ankette, 23 Nisan 2003'te sınır kapılarının açılmasının ardından KKTC'yi ziyaret eden Kıbrıslı Rumların oranının yüzde 60, KKTC'ye gelmeyenlerinkinin ise yüzde 40 olduğu belirlendi.
 
Ankete göre, KKTC'yi ziyaret edenlerin yüzde 46'sı yalnızca bir kez, yüzde 27'si iki kez, yüzde 19'u üç-dokuz kez ve yüzde 8'i on defadan fazla KKTC'ye geldiğini ifade etti.
 
"Olumlu" yanıtlar
 
Ankette, "çözüm olması ve güvenliğin tam olarak sağlanması durumunda "aşağıdaki sorulara verilen "olumlu" yanıtların yıllara göre dağılımı da şöyle verildi:
 
1 - Ailenizin bir üyesinin Kıbrıslı Türk ile evlenmesini kabul eder misiniz?
2003 yılında yüzde 24, 2007 yılında yüzde 11 ve 2008 yılında yüzde 31.
2 - Kıbrıslı Türklerle aynı yerde çalışmayı kabul eder misiniz?
2003 yılında yüzde 82, 2007 yılında yüzde 63 ve 2008 yılında yüzde 85.
3 - Karma kent/köylerde yaşamayı kabul eder misiniz?
2003 yılında yüzde 74, 2007 yılında yüzde 63 ve 2008 yılında yüzde 83.
4 - Kuzey'de Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşamayı kabul eder misiniz?
2003 yılında yüzde 13, 2007 yılında yüzde 5 ve 2008 yılında yüzde 21.
5 - Kıbrıslı Türk işverenle çalışır mısınız?
2003 yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 28 ve 2008 yılında yüzde 47.
6 - Çocuğunuzun Kıbrıslı Türklerle aynı okula gitmesini kabul eder misiniz?
2003 yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 54 ve 2008 yılında yüzde 88.
7 - Kıbrıslı Türklerle aynı eğlence mekanlarına gider misiniz?
2003 yılında yüzde 72, 2007 yılında yüzde 62 ve 2008 yılında yüzde 82.

 

 

Rumlar Türkler için ne düşünüyor

Rum kesiminde dev anket yapıldı. Rumlar'a Türkler'le ilgili sorular soruldu. İşte cevaplar...

Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir anket, Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun KKTC'deki eski taşınmaz mallarına geri dönmek yerine tazminat almaya olumlu baktığını gösterdi. Politis gazetesi, “Noverna Consulting and Resarch” şirketi tarafından 18-30 Nisan tarihleri arasında 500 kişinin katılımıyla yapılan anketin sonuçlarını yayımladı.   

Ankete katılanların yüzde 46'sı Kıbrıs sorununun çözümü durumunda eski taşınmaz malına geri dönmek yerine tazminat almaya “Evet” derken, yüzde 39 da “Hayır” diyor. Yüzde 15'lik bir kesim görüş belirtmedi.

Eski malına dönmek yerine tazminat almayı tercih edenlerin oranı Rum göçmenler arasında daha yüksek. Rum göçmenlerin yüzde 53'ü tazminata olumlu, yüzde 38'i olumsuz bakıyor. Rum göçmenlerin yüzde 29'u Kıbrıs Türk idaresi altında yaşamayı kabul ederken, yüzde 63'ü bunu kabul etmiyor.

RUMLARI “ENDİŞELENDİREN” KONULAR

Ankette,
“Kıbrıs sorununun çözümü durumunda sizi endişelendiren bir durum var mı?” sorusuna, katılımcıların yüzde 47'si “Evet”, yüzde 44'ü “Hayır” yanıtını verdi.  

Rumlar için “başlıca endişe verici konular”; yüzde 9 ile Türkiye kökenli KKTC vatandaşları, yine yüzde 9 ile “Kıbrıslı Türklerle yaşamak”, yüzde 8 ile “Türkiye'nin garantörlük ve müdahale hakkı”, yüzde 6 ile “ekonomi ve toplum”, yüzde 5 ile “güvenlik” ve yüzde 5 ile “Türk askerinin adada kalması” olarak sıralandı.

Ankette, “Gelecekte Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma ihtimaline inanıp inanmadıkları” da soruldu. Yüzde 71 gibi bir çoğunluk Türkiye'nin böyle bir girişimde bulunacağına “inanmadığını” söylerken, yüzde 21'i “inandığını” belirtiyor.

KKTC'Yİ ZİYARET EDEN RUMLARIN ORANI YÜZDE 60

Kıbrıslı Rumların KKTC'yi ziyaret etmelerine ilişkin bilgilere de yer verilen ankette, 23 Nisan 2003'te sınır kapılarının açılmasının ardından KKTC'yi ziyaret eden Kıbrıslı Rumların oranının yüzde 60, KKTC'ye gelmeyenlerinkinin ise yüzde 40 olduğu belirlendi.

Ankete göre, KKTC'yi ziyaret edenlerin yüzde 46'sı yalnızca bir kez, yüzde 27'si iki kez, yüzde 19'u üç-dokuz kez ve yüzde 8'i on defadan fazla KKTC'ye geldiğini ifade etti.

İŞTE SORULAR VE YANITLAR

Ankette, “çözüm olması ve güvenliğin tam olarak sağlanması durumunda” aşağıdaki sorulara verilen
“olumlu” yanıtların yıllara göre dağılımı da şöyle verildi:

1 - Ailenizin bir üyesinin Kıbrıslı Türk ile evlenmesini kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 24, 2007 yılında yüzde 11 ve
2008 yılında yüzde 31.

2 - Kıbrıslı Türklerle aynı yerde çalışmayı kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 82, 2007 yılında yüzde 63 ve
2008 yılında yüzde 85.

3 - Karma kent/köylerde yaşamayı kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 74, 2007 yılında yüzde 63 ve 2008 yılında yüzde 83.

4 - Kuzey'de Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşamayı kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 13, 2007 yılında yüzde 5 ve 2008 yılında yüzde 21.

5 - Kıbrıslı Türk işverenle çalışır mısınız?
- 2003 yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 28 ve 2008 yılında yüzde 47.

6 - Çocuğunuzun Kıbrıslı Türklerle aynı okula gitmesini kabul eder misiniz?
- 2003 yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 54 ve 2008 yılında yüzde 88.

7 - Kıbrıslı Türklerle aynı eğlence mekanlarına gider misiniz?
- 2003 yılında yüzde 72, 2007 yılında yüzde 62 ve 2008 yılında yüzde 82.

HURRIYET 05/05/08

 

 

Kıbrıs'ta asker çekmeden, toprak vermeden dengeleri değiştirdik

KIBRIS HER ZAMAN SORUN... AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, Kıbrıs'ın Türkiye'nin önünde her zaman bir sorun olduğunu belirterek, "Kıbrıs'tan tek bir asker çekmeden, bir karış toprak vermeden tüm uluslararası dengeleri değiştirdik" dedi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, Kıbrıs'ın Türkiye'nin önünde her zaman bir sorun olduğunu belirterek, "Kıbrıs'tan tek bir asker çekmeden, bir karış toprak vermeden tüm uluslararası dengeleri değiştirdik" dedi.

Bağış bu açıklamayı, AK Parti Bodrum İlçe Başkanlığı'nca düzenlenen toplantıda yaptı.

Egemen Bağış, partisinin iç ve dış politikadaki tutumu konusunda AK Partililere seslendi.

Bağış, Türkiye'de yabancılara mülk satışı konusunda Antalya'nın ilk, Muğla'nın ise ikinci sırada yer aldığını söyledi.

Türkiye'de en çok mülk satın alan yabancıların başında Almanların geldiğini belirten Bağış, şöyle konuştu:

"Almanları, İngilizler izliyor. Daha sonra da Yunanistan'da yaşayan Türkler geliyor. Türkiye'den mülk alan yabancılar arasında İrlanda, Danimarka, Hollanda, Belçika ve ABD'liler var. Güneydoğu'da İsrailliler üzerine kayıtlı mülk yok. Urfa, Mardin veya GAP bölgesinde böyle bir kayıt yok. İsraillilerin Türkiye'de 110 mülkü vardı. Bu rakam son 2 yılda 97'ye düştü. Bu mülkler de konut ve tarım arazisi. Ama hiçbir şekilde GAP bölgesine yatırımları yok."

KIBRIS 05/05/08

 

Hristofyas: Annan Planı'nı reddetmemizin bir sebebi "yerleşikler"

YASADIŞI GÖÇMENLER VE VATANDAŞLIKLARLA İLGİLİ KOMİTE KURULMALI... Cumhurbaşkanı Talat'ın, tüm Türkiye kökenlilerin Annan planı çerçevesinde yurttaş olarak kayıt oldukları şeklindeki açıklamasını değerlendiren Hristofyas, adada bulunan Türkiye kökenlilerin, Annan Planı'nı reddetmelerinin nedenleri arasında yer aldığını kaydetti. Yalnız "yerleşikler" için komite kurulmasını istemediklerini kaydeden Hristofyas, yasadışı göçmenler ve vatandaşlık verilmesi konularını da ele alacak bir komitenin kurulmasını isteklerini kaydetti

   Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Rum tarafının Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Türkiye kökenliler "yerleşikler" konusuyla ilgili olarak açık ve net görüşleri olduğunu ve zamanı geldiğinde diğer konularda olduğu gibi bu konuda da savlarını ortaya koyacağını belirtti.

   Rum Haber Ajansı'nın haberine göre Mehmet Ali Talat'ın Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Türkiye kökenliler konusunun müzakere konusu olamayacağı yolundaki açıklamasını yorumlayan Hristofyas: "Sayın Talat tüm yerleşiklerin Annan Planı çerçevesinde yurttaş olarak kayıt olduklarını kabul ediyor. Ancak, bu, Annan Planı'nı reddetmemizin nedenlerinden biriydi" dedi.

   "Sayın Talat Annan Planı'nda olan bir konuyu eğer masaya getirmek istiyorsa bu onun hakkıdır. Ancak bizim de tutumumuz ve görüşlerimiz var" diyen Hristofyas, bu konuyu Talat'la yapacağı doğrudan görüşmede masaya getirip getirmeyeceği yolundaki bir soruya "yalnız yerleşikler için bir komite kurulmasını istemiyoruz, yasadışı göçmenler ve vatandaşlık verilmesi konularını da ele alacak bir komitenin kurulmasını istiyoruz. Bizim görüşümüz bu konuların önce komitelerde ele alınması doğrultusundadır" yanıtını verdi.

 

"Hristofyas ve Talat'ın yerleşikler konusundaki ilk çatışması"

 

   Rum gazeteleri, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu'nun önceki günkü açıklamalarında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik "uyarı" ve "sert eleştirilerde" bulunduklarını haber verdiler.

   Fileleftheros gazetesi, "Gergin İpte - Hristofyas ve Talat'ın Yerleşikler Konusundaki İlk 'Çatışması'" başlığıyla, manşete çektiği haberinde, teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarının ilk gözden geçirmesinin; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın iki devlet ve TC kökenli KKTC vatandaşlarının çözümden sonra da Ada'da kalacakları açıklamasının "ağırlığı altında" gerçekleştiğini öne sürdü.

   Rum tarafının gelişme halinde olan prosedürü "hayatta tutmaya çalıştığını" savunan gazete, özetle şunları yazdı:

   "Kıbrıs Rum tarafı, gelişme halinde olan prosedürü hayatta tutmaya, ama Türk tarafını-Türkiye'deki derin devleti ve Talat'ı-uzlaşmaz ve çözüm bulma çabası için tamamen verimsiz olan dogmatik tezlerde ısrar ettiği konusunda teşhir etmeye çalışıyor.

   Başkan Hristofyas olumsuz tavrından dolayı Türk tarafını uyarmak amacıyla 48 saat içerisinde ikinci kez devreye girdi. Yerleşikler konusunda, Kıbrıs Rum tarafının meseleyi derinlemesine inceleyecek bir komite kurulmasından yana olduğuna işaret etti; Türk tarafı ise bu prosedürü kabul etmiyor.

   Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise, kolonizasyonun; Kıbrıs'ın demografik karakterini değiştiren bir savaş suçu olduğunu vurguladı."  

   Mahi gazetesi, "Hristofyas'tan Talat'a Yerleşikler Konusunda Sert Dil - Fırın Ateşi Şimdi Veriyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın; Polonya'nın milli günü dolayısıyla önceki gün Rum tarafında düzenlenen davette yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talat'a karşı "sert dil" kullandığını bildirdi.

   Gazeteye göre, Hristofyas, "Kıbrıs Rum tarafının yerleşikler (TC kökenli KKTC vatandaşları) meselesi üzerinde tezleri vardır, bunları (masaya) koyacak ve Kıbrıs sorununun diğer yönleri gibi, Annan planı olmaksızın, bunları da talep edecek" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın; "30-40 yıldır KKTC'de yaşayan insanların statüsü tartışma konusu değildir" şeklindeki açıklamasının hatırlatılması ve yorumunun sorulmasına karşılık Hristofyas, şunları söyledi:

   "Sayın Talat'ın açıklamasını işittiğimde, Annan planının zemin olmasını istememe -istemiyoruz ve olamaz da- tutumumuzun ne kadar doğru olduğunu anladım. Sayın Talat, yerleşiklerin tamamı kalıyor ve Annan Planı'na dayanarak vatandaş yapılıyor dediğinde; bu, anlayacağınız gibi, planın aleyhine karar vermemizi gündeme getiren yönlerinden biridir.

   Dolayısıyla, bizim bu mesele üzerinde tezlerimiz vardır, bu tezlerimizi (masaya) koyacağız ve Kıbrıs sorununun diğer yönlerinde olduğu gibi, Annan planı olmadan, bunda da talepkâr olacağız. Sayın Talat Annan Planı'nda olan konuları gündeme getirmek isterse, bu hakkıdır. Ama bizim de kendi tez ve görüşlerimizi gündeme getirme hakkımız vardır."

   TC kökenli KKTC vatandaşları meselesini Cumhurbaşkanı Talat'la doğrudan görüşmelerde mi gündeme getireceği yoksa bunun, komitelerde ön hazırlığı yapılması gereken bir konu mu olduğu sorusuna karşılık ise Hristofyas, "biz; yalnız yerleşikler konusu için değil, kaçak muhaceret, vatandaşlık ve önce komitelerde görüşülmesi gerektiği görüşünde olduğumuz konular için komite oluşturulmasını istiyoruz" dedi.

   Simerini gazetesi, Rum Yönetimi'nin, Sözcüsü Stefanos Stefanu aracılığıyla; iki devlet çözümü ve bakire doğumla ilgili açıklamalarından dolayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a doğrudan eleştiride bulunduğunu bildirdi.

   Gazete haberinde, şunları yazdı:

   "Stefanu, Talat'ın açıklamalarını; verimsiz, hiç de yapıcı olmayan açıklamalar olarak niteledi; gerek bu açıklamaların gerek Milli Güvenlik Kurulu'nun kararlarının; çalışma grupları ve teknik komiteler düzeyinde başlayan yeni prosedürün, Kıbrıs sorununda kapsamlı müzakerelere ilerleyebilmemiz için tatmin edici sonuçlar vereceği konusunda iyimser olunmasına hiç yardımcı olmadığını vurguladı.

   Hükümet Sözcüsü, bizim tarafın, soğukkanlı, sabırlı ve istikrarlı şekilde prosedürün başarısı için çalıştığını vurguladı ve 'Kıbrıs sorununun çözümü; işgali ve kolonizasyonu sona erdirecek ve Kıbrıs'ı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde yeniden birleştirecek çözümle ilgili açık tezlere sahip olduğunu söyledi. Sözcü, 'Bizim taraf; halkın tamamının insan haklarını ve temel özgürlüklerini tesis edecek bir çözüm istiyor ve bunun için mücadele ediyor' dedi.

   Sözcü; BM Güvenlik Konseyi'nin; uluslararası unsurun katıldığı ve benimsediği kararlar bulunduğunu, Rum tarafının bu kararlar üzerinde çözüm aradığını belirterek, 'Eğer bazıları; iki devlet çözümü ve bakire doğum gibi, bu tezlerin dışında çözüm aramak isterse, prosedürün ilerlemesine yardımcı olmazlar.'"

   Gazete, Rum Sözcü Stefanu'nun, TC kökenli KKTC vatandaşları konusuna da "İlke olarak, Kıbrıs sorununun çözümü; kolonizasyona son vermeli ve yerleşikler gitmelidir. İnsani nedenlerden dolayı bir miktar yerleşiğin kalacak olması kabul edilemezdir" dediğini yazdı.

   Habere göre, Stefanu, "Kolonizasyon bir savaş suçudur ve Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte, kolonizasyona son verilmelidir. Yıllardan beridir Kıbrıs'ta cereyan eden ve Kıbrıs halkının ve özellikle Kıbrıslı Türklerin demografik niteliğini değiştiren bu mesele tatmin edici şekilde çözülmelidir" iddiasında bulundu. Rum Sözcü Stefanu, çözümden sonra da Ada'da kalacaklar için ifade edilmekte olan 50 bin sayısının, geçmişte de dile getirildiğini, bunun mantıklı bir rakam olarak düşünüldüğünü söyledi, "Ancak bu meseleleri süreç içerisinde göreceğiz" ifadesini kullandı.

 

Rum ekologlar sayım istiyor

 

   Fileleftheros gazetesi, "Ekologlar Yerleşiklerin Sayılmasını İstiyor - Hareket Barış Platformu'nun Önerisini İleri Götürüyor" başlıklı haberinde, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin; KKTC'deki bütün TC kökenli KKTC vatandaşlarının "bağımsız bir organ tarafından sayılması" önerisinde bulunduğunu bildirdi.

   Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ilgili açılmamasına; "Barış Platformu'nun sayım yapılması" önerisini benimseyerek yanıt verdiğini yazan gazete, Hareket tarafından yayımlanan açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın sözlerinin "Kıbrıs Türk tarafının niyetleri açısından açıklayıcı olduğu" görüşünün ortaya konulduğunu ve şunların savunulduğunu yazdı:

   "Maalesef Türkler kolonize etme suçuna meşruiyet kazandırmak istiyor görünüyor. Aslında, planlı şekilde yasadışı olarak Türkiye'den Kıbrıs'a taşınan bütün yerleşiklerin kalışına meşruiyet kazandırmak istiyorlar.

   Hareketimiz, Kıbrıs tarafının haklı, mantıklı ve yasal görüşlerine katılan Kıbrıslı Türklerin yerleşiklerle ilgili endişelerini paylaşıyor. Hareketimiz, Kıbrıs Türk siyasi parti ve örgütlerinin oluşturduğu Barış Platformu'nun; yerleşiklerin tam sayısının belirlenmesi için işgal bölgelerinde derhal bağımsız bir organ tarafından bir sayım yapılması önerisini kaçınılmaz şekilde destekliyor. Kıbrıslı Türklerin endişeleri Kıbrıs hükümeti tarafından ciddiyetle dikkate alınmalı."

   Politis gazetesi, haberini manşetten "Yerleşikler İçin Büyük Kavga - Türkiye ve Talat 'Vatandaş Olanların' Kalmasında Israr Ediyor" başlığıyla yansıttı. Gazete, TC kökenli KKTC vatandaşlarını "Truva Atı" olarak niteledi ve Türkiye'nin, bu kişileri iki devlet çözümünün müzakere edilmesine araç olarak kullandığı görüşünü savundu. Gazeteye göre, DİKO, EDEK ile Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; iki devlet mantığında ve TC kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili tezlerinde ısrar etmeleri halinde Kıbrıs sorununda ilerleme olmayacağı uyarısında bulunma kararını destekledi.

   DİKO; "Hristofyas'ın uyarısının, durumun gerektirdiği bir şey olduğu" iddiasında bulunarak, uluslararası camiayı "tavrını değiştirmesini sağlamak için Ankara'ya baskı uygulamaya" çağırdı.

   EDEK, yabancıları, "Kıbrıs sorunundaki tarafların yeni özlü yaklaşımları konusunda yanıltıcı bir görüntü yaratmaya çalışmak yerine, Ankara'dan gelen mesajları dikkatlice dinlemeye" davet etti.

   Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu da, aynı frekanstaki açıklamasında, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ı açıklamalarından dolayı kutladı ve Rum halkını teyakkuza çağırdı.

KIBRIS 05/05/08

 

 

Müzakere masasını sabote etmeye çalışıyorlar

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Kıbrıs Türk tarafı ile Ankara'nın resmi açıklamalarının, "Kıbrıs Türk tarafının; müzakere masasına gelmeye mecbur kaldığı ve sonuçları sabote etmeye çalıştığı izlenimi yarattığını" iddia etti.

Rum radyosunun haberine göre, Paris ve Kahire ziyaretleri için Larnaka Havalimanı'ndan hareketinden önce açıklamalarda bulunan Kiprianu, Kıbrıs Türk tarafı ile Ankara'nın hedefi ve stratejisinin müzakereleri sabote etmek olmaması temennisinde bulundu.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum tarafınca ifade edilen "iyi niyete" çok olumlu bir yanıt verilmesi gerektiğini ifade eden Kiprianu, teknik komiteler ve çalışma gruplarının çalışmalarına ilişkin olarak ise "Sorunları beklemeliyiz. Zorluklara sahip olacağımız konusunda hazırlıklı olmalıyız. Süreç kolay olmayacaktır. Bu nedenden dolayı çözüm olanağının sağlanması için bunaltıcı takvimlerin olmaması gerekir" şeklinde konuştu.

Paris ziyaretine de değinen Kiprianu, Fransız meslektaşı ile bir araya gelerek AB konularını, Fransa AB Dönem Başkanlığı'nı ve ikili konuları ele alacaklarını belirtti.

KIBRIS 05/05/08

 

 

 

NICOS A. ROLANDIS

POLITICAL BUREAU

 

Minister of Foreign Affairs                                    1978-1983

Minister of Commerce, Industry & Tourism                1998-2003

Member of the House of Representatives                   1991-1996

President of the Liberal Party                                        1986-1998

Vice-President of  Liberal International                      1994-1998

 

 

                                                                                                                                          7 May 2008

                            

MY OWN COUNTRY HAS BEEN SPLIT IN TWO…

 

Since the day when Demetris Christofias took over the helm of the Cyprus vessel two months ago, the country was rejuvenated. In an article of mine of the 21st November 2007 I wrote: “DISY and AKEL, which historically worked hard for the reunification of Cyprus and which control between them 65% of the electorate, cannot possibly guide their followers to vote for Tassos Papadopoulos, whom they both accused of leading the country to partition”. At the end of the day, despite forecasts and polls to the contrary, Papadopoulos found himself seated on the sofa of his living room.

 

Christofias was smiling. Cyprus was smiling.   In spite of the fact that we all knew that the solution would be a hard one. Hard, like the hard and ruthless mighty countries of the world, which have a say and a role in all international issues, including ours, whether we like it or not. So, we entered the process: On the one hand, a just solution, which however will inevitably reflect the past errors and sins of both communities. On the other hand, a dangerous partition.

 

We are now going through the first difficult moments…Moments which are rolling down on our face, like drops of an autumn rain…In a dull surrounding. During these moments, sweet Greek Cypriot composer Marios Tokas (who died recently) and Turkish Cypriot poet Neshe Yasin, through their poem-song: “My own country has been split in  two, which of the two pieces should I love?” remind us of the tragic events and the big dilemma, which have been marking with scars the body of this land for the past fifty years.

 

Demetri, Mehmet, “which of the two pieces should I love?” That is the question in the song. However the mandate given to you by the overwhelming majority of the people of Cyprus is not to tell us which piece should we love. The mandate is to weld together the two pieces, despite the almost insurmountable difficulties, despite the political maelstrom which usually erupts in connection with national issues, despite pressures and irrespective of accusations which may be leveled against you by stupid, cheap and irresponsible political wheeler-dealers. You have to weld together the two pieces of a Little Country through Big Decisions…So that we can love both pieces.

 

Demetri, Mehmet, I do not know where all these “inviolable red lines” with which you have filled your texts will lead you. The one side considers its own “red lines” as commandments of God in the Gospel. The other side considers its own “red lines” as divine words in the Koran. I also do not know what will be the outcome of the so many Working Groups and Technical Committees with their more than one hundred master builders. They remind me of the Babel Tower and the confused tongues.

 

I wrote some time ago that the solution to thorny national issues cannot be initiated through committees and groups consisting of many people. Such issues must be addressed by the leaders themselves, during face to face talks at which the points of agreement and those of disagreement will be recorded; then an effort will be exerted to bridge differences. The groups and the committees will follow and take up specific issues which will be assigned to them, like the cart which follows the horses. This is what logic dictates. This is what emanates from international practice as well.

 

Even so, everybody’s wish is that we shall manage to move on, bearing in mind that the negotiating process this time will be more difficult than any time before. It will also be less productive for the Greek Cypriots.

 

Since 1948 we, Greek Cypriots, have rejected all fifteen Proposals for a solution which were submitted to us. A list of the rejected Proposals I have included in an article of mine of the 30th January 2008. Each subsequent Proposal was always worse for the Greek Cypriots than the previous one. Through our decisions over all these years, with most of which Greece disagreed, we gradually opened the gates for the 1974 Turkish invasion. Since then we commit one mistake after the other.

 

In April 2004 the President showed the people the way to the rejection of the Annan Plan. He did that despite the fact that he himself had accepted Annan 3 and thereafter he was ready to adopt the Plan with minor amendments. On the 8th February 2004 Papadopoulos stated: “We always supported the commencement of talks on the basis of the Annan Plan and our target is to have a solution until the 1st May 2004”. Papadopoulos made dozens of similar statements. Then he made a U turn. Without feeling that he owed an explanation to the people, as to why a President had started vilifying a Plan which he had previously accepted. In a matter of a few months the

Plan became a cursed Plan, both for the President and also for two other parties of the Government coalition (AKEL and EDEK), which accepted the Plan initially and then rejected it. Just like that. Like you say “This food is good” and a few minutes later “No it is not good”. Incredible, but true.

 

Demetris Christofias should know that he will now encounter a number of additional obstacles. Some of them are due to developments over the past four years. The rest of them are the consequence of Turkey’s exploitation of the fact that after 50 sterile years we face the dilemma: Solution or partition.

 

Here is a list of such additional obstacles:

 

1.  Settlers:  A huge issue. The number of the settlers increased from 130.000 in 2004 to 200-250.000 nowadays. We are naive if we believe that these people will depart easily. I personally regret the fact that in 1983 then President Kyprianou (I was Foreign Minister) did not consent to the departure of the settlers (they were 15.000 at the time) and their compensation of $5.000 per head. That would be part of the “Indicators’ Initiative which followed, for the rejection of which I resigned.

So, Demetris, start counting: 15.000, 130.000, 250.000 - and try not to lose yourself in the counting process.

 

2. Territory:  I express the wish that the return of Morphou, for which I worked personally in 1981 and the possible return of Karpasia  (Burgenstock talks) will not be now aborted. If they are, we should only blame ourselves.

 

3.  Construction on Greek Cypriot properties: During the past four years it went up ten times. The issue was already complex in 2004, nowadays it will be a mess.

4.  Virgin birth:  A new paradox, which was not there in the past. It was certainly not in the Annan Plan, which, according to a correct assessment by AKEL in April 2004 “would not dissolve, it would reunite Cyprus”. Should we now break up Cyprus and then rebuild her? Why should we do that, Mehmet Ali Talat? Do you try to make sure that you will be recognized as a state in case our common country falters and collapses? However, if before reuniting Cyprus we are considering options after her break up, then why reunite her? Of course in this case as well, the Greek Cypriots are paying the price of their blunders of the past (especially of 1963). I hope and trust that this subject will not block the process.

 

The above new problems will be added to the other “Labours of Hercules”, as I called the intractable issues in the past, such as “the Guarantees”, the “Turkish Army”, “the Deadlocks” and others. We have an uphill road ahead of us.

 

But, President Demetri, I want to believe that your profound wish to see Cyprus reunited, your courage and your spiritual resilience will lead to results, with the necessary cooperation of Mehmet Ali Talat and the assistance of Athens and Ankara (whose attitude has unfortunately deteriorated in recent months). So the dilemma in the song of Marios Tokas and Neshe Yasin could be answered: “I love both pieces, reunited”.

 

 

Talat ve Hristofyas resepsiyonda buluştu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Slovakya’nın güney Lefkoşa Büyükelçiliği tarafından verilen resepsiyonda bir araya geldi. Liderler, en kısa zamanda bir toplantı yapma kararı aldı.

NTV

Güncelleme: 00:01 TSİ 08 Mayıs 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Ara bölgede bulunan Ledra Palace Otel’deki resepsiyona liderlerin yanı sıra, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile Talat ve Hrsitofyas’ın temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovu katıldı

 

Görüşmede Mehmet Ali Talat’la Dimitris Hristofyas, çalışma grupları ile teknik komitelerin faaliyetlerini değerlendirmek üzere en kısa zamanda bir toplantı yapmayı kararlaştırdı.

Sürecin artı ve eksilerinin değerlendirileceği bu toplantıda görüşülmesine ihtiyaç duydukları bazı konuları da ele alacak.

Hristofyas’ın Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunu gündeme getirmek istediği öğrenildi.

Talat ve Hristofyas bu kararlarını davete katılan Türk ve Rum siyasi parti temsilcilerine de ilan etti.

Resepsiyonda, Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri de ilk kez toplu sohbet etme fırsatı buldu.

Liderlerin eşlerinin de katıldığı resepsiyonun çok sıcak bir atmosferde geçtiği öğrenildi.

 

 

Talat ve Hristofyas resepsiyonda buluştu

8 Mayıs, 2008 00:00:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC lideri Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyas, 21 Mart görüşmesinin ardından bu kez sosyal bir etkinlik için bir araya geldi. Liderler, görüşmeleri sürdürme kararı aldı.

Liderler, Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği'nin bu akşam Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de düzenlediği resepsiyonun girişinde el sıkışarak kameralara poz verdi.
 
Talat ve Hristofyas, görüşmeleri sürdürme kararlarını resepsiyona katılan parti yetkilileri ve konuklara da duyurdu.
 
Liderler, resepsiyon öncesinde olduğu gibi resepsiyonun sonunda da basına herhangi bir açıklama yapmadı.
 
Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği'nin, "iki toplumun yakınlaştırılması" hedefiyle düzenlediği etkinlikler çerçevesinde verilen resepsiyona, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminden bazı siyasi parti temsilcileri katıldı.
 
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs konusunda yeni bir süreç başlatan 21 Mart'taki görüşmelerinin ardından, 1 Nisan akşamı da, BM'nin, adayı ziyaret eden BM Genel Sekreter Yardımcısı Lyn Pascoe onuruna Ledra Palace Otel'de verdiği kokteylde de buluşmuştu.
 
İki lider, Hristofyas'ın 24 Şubat seçimlerinin ardından 27 Şubat'ta Rum liderliğini devralmasından sonra, ikisi özel, üç kez bir araya gelmiş oldu.
 
Ada'da, müzakere sürecine zemin oluşturma çalışmaları ise devam ediyor. 21 Mart'ta kurulması kararlaştırılan çalışma grupları ve teknik komiteler, çalışmalarında 2'nci haftayı geride bıraktı.

 

’Siz Kimi Kandırıyorsunuz!’’

ÖNCE üniversitede, sonra her yerde türbanı, başörtüsünü savunanlar, karşı çıkanlara derler ki:
“Siz kadınların hayata tutunmalarını, toplum içinde görev almalarını istemiyorsunuz; isteseydiniz türbana karşı çıkmazdınız!’’
İlk bakışta, içinize bir kurt düşebilir “Acaba yanlış mı düşünüyorum?’’ diye...
Öyle ya, kadın başını örtünce toplumun her kesiminde çalışacak, kişiliğini ispatlayıp evine kapanmayacak...
* * *
SONER Yalçın ‘’Siz Kimi Kandırıyorsunuz!’’ diyor. (x)
Sanki başörtülü kızları çalıştırıyorlar da!
Tek tek araştırmış, özellikle bazı politikacıların kızlarını ve eşlerini...
Cumhurbaşkanı Gül’ün kızı Kübra üniversiteyi bitirdi. Çalışıyor mu? Hayır! Evlendi...
Başbakan’ın kızı Esra, Amerika’da üniversite okudu, çalışıyor mu? Hayır!
Erbakan’ın kızları Elif ile Zeynep de üniversite bitirdiler. Çalışıyorlar mı? Hayır! Evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar.
Cemil Çiçek’in de, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kızları da üniversiteyi bitirdikten sonra çalıştılar mı? Hayır, evlendiler.
* * *
SAYIN Cumhurbaşkanı’nın eşleri Hayrünnisa Hanım 14 yaşında ortaokulu bitirdi, takdirname almıştı, liseye başlayacaktı, görücü usulüyle evlendirdiler; Abdullah Gül 30 yaşında, Hayrünnisa Özyurt ise 15 yaşındaydı. Evleninceye kadar başı açık olan hanımefendi, evlendiği gün tesettüre girdi, örtündü.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın eşi Nesrin Akdağ üniversite öğrencisiydi, görücü usulüyle evlendiler, tesettüre girdi, okumayı bıraktı. Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın eşi Münevver Erinç öğretmendi, evlenince öğretmenliği bıraktı, tesettüre girdi.
* * *
MALİYE Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Eral hukuku bitirdi, avukatlığa başladı. O güne kadar başını örttüğünü gören yoktu, çocukluk arkadaşı Kemal Unakıtan’la evlendi, tesettüre girdi, ama türbanı kendi tarzına göre bağlayarak...
* * *
ENERJİ Bakanı Hilmi Güler’in eşi Mehtap Güler de evlenince tesettüre girdi, örtündü, çalışmayı bıraktı, ev hanımı oldu.
* * *
CEMİL Çiçek’in eşi Gülten Hanım öğretmendi, evlendi, örtündü, ev hanımı oldu.
Devlet Bakanı Nazım Ekren’in eşi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi, evlendi, mesleğini yapamadı, ev hanımı oldu.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın eşi Zeynep Yurter de evlendi ve tesettüre girdi.
* * *
“TÜRBANLI kızlar üniversiteye gitsin, aydınlansın, toplum içinde yerlerini alsınlar...’’
Soner Yalçın ‘’Bu boş lafları bir kenara bırakalım’’ demeye getiriyor:
“Türbanlı kızlarımız üniversiteyi bitirince çalıştırılmıyor, eve kapatılıyor.’’
Şimdi diyecekler ki:
“Kamu alanında çalıştırılmıyorlar ki!’’
Peki ‘’Özel sektörde iş mi yok?’’ sorusunun cevabı nedir?
Hepsi meslek sahibi bu kadınlar iş mi bulamazlar?
Üstelik arkalarında böyle babaları ve kocaları varken!
* * *
BAŞÖRTÜLÜ, türbanlı kızlara bırakılan iş alanları tekstil fabrikaları, dokuma tezgâhları ve büyük şehirlerde gündelikçilik...
Şehrin zengin semtlerine sabahları varoşlardan ‘’türbanlılar’’ boşalır, el kapısında saçlarını süpürge yapmaya...
Bunların sorunlarıyla kim uğraşacaktır, kimi boğaz tokluğuna çalışır, sigortasız, güvencesiz.
Varsa üniversitede türban, yoksa üniversitede türban...
Soner Yalçın’ın kitabının adı neydi:
“Siz Kimi Kandırıyorsunuz!’’
Kitap değil, yaşadığımız günlerin ansiklopedisi, neyi ararsan, kimi ararsan var!
_______________________
(x) Doğan Kitap.

HASAN PULUR MILLIYET 07/05/08

 

 

AB'ye çağrıda bulundu: Türkiye'den AB'ye: Rum tarafını çözüme teşvik edin

BABACAN, ÇÖZÜM SÜRECİNE DESTEĞİNİ YİNELEDİ... . "Kıbrıs'taki hedefimiz, BM zemininde en kısa zamanda kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır. Bu yöndeki çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam edeceğiz" diyen Babacan, AB'nin Kıbrıs Rum tarafını, çözüm bulunması amacıyla teşvik etmelerini beklediklerini ifade etti. Babacan, AB zeminini kullanarak Türkiye'den tek taraflı tavizler beklenmenin akılcı olmadığını ve fayda sağlamayacağını da belirtti

"KIBRIS'TA YENİ BİR UMUT DOĞDU"... AB Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda Kıbrıs konusu da ele alınırken, son dönemdeki gelişmelerle adada yeni bir umut doğduğu dile getirildi. Babacan, Türkiye'nin BM Genel Sekreteri Ban'ın iyi niyet misyonunu desteklediğini ve Cumhurbaşkanı Talat'ın arkasında olduğunu söyledi. Babacan, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlara son verilmesi gerektiğini de vurgulayarak, Kıbrıslı Rumların bu konuda çeşitli sorunlar ve zorluklar çıkardığını ifade etti

REHN'DEN 1 MAYIS'LA İLGİLİ OLAYLARLA İLGİLİ SORUŞTURMA TALEBİ ... Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 1 Mayıs'ta orantısız güç kullanıldığını belirtti ve olaylarla ilgili soruşturma açılmasını istedi. Rehn, Avrupa Birliği'nin AK Parti'nin kapatma davasına kayıtsız kalamayacağını ifade ederek, "AK Parti'ye kapatma davası hukuk devleti çerçevesi içerisinde çözülmeli" dedi

FRANSA'DAN TÜRKİYE'YE TEMKİNLİ MESAJ... 1 Temmuz'da AB dönem başkanlığını devralacak Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet, "Fransa dönem başkanlığı Türkiye konusunda objektif, tarafsız ve dengeli olacak" diyerek, dönem başkanlıkları sırasında Türkiye ile yeni fasılların açılması konusundaki ölçütlerde de bu çerçevede hareket edeceklerini belirtti

TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Avrupa Birliği'ne (AB) Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler (BM) zemininde bir çözüme ulaşmasını hedefledikleri ve bu yöndeki çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek veremeye devam edecekleri mesajını verdi.

Babacan, AB ve birlik üyesi devletlerin Kıbrıs Rum tarafını, adadaki iki halka ve tüm bölgeye barış ve istikrar getirecek bir çözüm bulunması amacıyla teşvik etmelerini beklediklerini ifade ederek, AB'nin adada başlatılan sürece teknik destek vermesinin bu süreçte önemli olacağı görüşünü de bildirdi.

Babacan, AB zeminini kullanarak Türkiye'den tek taraflı tavizler beklenmenin akılcı olmadığını ve fayda sağlamayacağını da belirtti.

Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları dün Ankara'da toplandı. TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın ev sahipliğindeki toplantıya, AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel, sonraki dönem başkanı Fransa'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet ve AB Komisyonu'nu temsilen Genişlemeden Sorumlu Üye Olli Rehn katıldı.

Toplantıdan sonra, Babacan, Rupel, Jouyet ve Rehn'in TC Devlet Konukevinde düzenlediği ortak basın toplantısında, AK Parti'ye kapatma davası ile 1 Mayıs olayları ana gündemi oluştururken, Kıbrıs konusunda da değinildi.

Babacan, basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanmasının önem taşıdığını belirtti.

Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 1 Mayıs'ta orantısız güç kullanıldığını belirtti ve olaylarla ilgili soruşturma açılmasını istedi.

AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel de, Türkiye'nin AB'ye tam üye olacağından şüphe duymadığını dile getirdi.

Temmuz ayında AB dönem başkanlığını devralacak Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet ise toplantıda, kendi dönem başkanlıkları sırasında Türkiye ile devam eden süreçte müzakere başlıklarının açılmasına devam edileceğini söyledi.

Toplantının perde gerisi

Edinilen bilgiye göre, toplantıda Kıbrıs konusu da ele alınırken, son dönemdeki gelişmelerle adada yeni bir umut doğduğu dile getirildi. Ali Babacan, Türkiye'nin BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un iyi niyet misyonunu desteklediğini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın arkasında olduğunu söyledi. Babacan, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlara son verilmesi gerektiğini vurguladı.

"Yeşil Hattın çalışmadığını" da kaydeden Babacan, Kıbrıslı Rumların bu konuda çeşitli sorunlar ve zorluklar çıkardığını ifade etti. Babacan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün halen kabul edilmediğini de hatırlattı.

Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel'in ise şahsi görüşü olarak KKTC'ye uygulanan izolasyonları "kabul edilemez" bulduğunu söylediği öğrenildi.

Avrupalı yetkililer, Ankara Anlaşması ek protokolüne ilişkin görüşlerini de yinelediler ve ek protokolün "ayrım gözetilmeksizin uygulanması" gerektiğini ifade ettiler. Dışişleri Bakanı Babacan'ın ise bu konudaki bütün kısıtlamaların aynı anda kaldırılması yönündeki teklifin hala masada olduğunu söylediği bildirildi.

Türkiye'nin AB müzakere süreci çerçevesinde şirketler hukuku ve fikri mülkiyet hakları konusunda iki müzakere başlığının 17 Haziran 2008'deki yapılacak AB katılım konferansında açılması öngörülüyor.

Babacan: AB süreci, gündelik siyasi

kaygıların ötesinde bir öneme sahiptir

Babacan, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanmasının önem taşıdığını belirtti. Babacan, hükümetin AB müktesebatına uyum doğrultusunda kararlılıkla gerekli adımları atmaya devam edeceğini vurgulayarak, "hükümetimizin gerekli reformları gerçekleştirme yönünde güçlü iradesi vardır" dedi.

Yararlı ve verimli görüşmeler yaptıklarını belirten Babacan, AB'ye üyelik sürecini, katılım müzakerelerinde gelinen aşamayı ve Türkiye-AB ilişkilerini bütün boyutlarıyla ele aldıklarını söyledi.

Bu konularda Türkiye'nin görüşlerini paylaştıklarını ifade eden Babacan, siyasi kriterler açısından bakıldığında 2008 yılının başında önemli adımların atıldığı bir dönem olduğunu kaydederek, Vakıflar Yasası'nın 2008 yılında Meclisten geçtiğini, TCK'nın 301. maddesiyle ilgili değişikliğin de yakın zaman önce Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildiğini hatırlattı.

"Gerekli reformlar için güçlü irademiz var"

Babacan, hükümetin gerekli reformları yapma konusunda güçlü bir iradesi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

"Türkiye'yi her alanda yüksek standartlara ulaştırma hedefi doğrultusunda hükümetimizin gerekli reformları, teknik ve ekonomik içerikli pek çok reformu gerçekleştirme yönünde güçlü iradesi vardır. Bu hususun muhataplarımız tarafından da kabul gördüğünü memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

Bu vesileyle siyasi içerikli bazı konuların üyelik müzakerelerimizi etkilemesine izin verilmemesi yönündeki beklentimizi ve bu doğrultuda AB'nin gerekli kararlılığı sergilemesinin önem taşıdığını da vurgulamak istiyorum. Teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanması önem taşımaktadır. Türkiye'nin AB üyelik süreci, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahiptir.

"AB ile ilişkilerimizin sürdürülebilir bir zeminde tutulabilmesi için müzakere çerçeve belgesinde açıkça belirtilmiş olan taahhütlere uyulması son derece önemlidir" diyen Babacan: "Türkiye'nin tam üyelik perspektifinin korunması, sapasağlam yerinde durması, bu sürecin olmazsa olmaz bir şartıdır" dedi.

Babacan, toplantıda ayrıca Sloven dönem başkanlığının, Türkiye'nin müzakere sürecini ileri götürmek yönünde sergilediği yapıcı yaklaşımı memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdiğini, dönem başkanlığı sona ermeden hazır olan fasıllarda müzakerelerin başlaması yönündeki beklentilerini ifade ettiğini belirtti.

Babacan, aynı şekilde Fransız dönem başkanlığının tarafsız, yapıcı ve iyi niyetli anlayış içinde hareket etmesinin, Türkiye-AB ilişkilerinin ileriye götürülmesi açısından önemli olduğunu söyledi.

Son olarak uluslararası bir sorun olan terörizmle mücadele konusunda AB'nin destek ve işbirliğine önem verdiklerini toplantıda vurguladığını belirten Babacan, "AB terör örgütleri listesinde yer alan PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede, AB üyesi ülkelerin bizimle etkin bir dayanışma içinde hareket etmeleri yönündeki beklentimizi bu vesileyle yinelemek istiyorum" dedi.

Rupel: Türkiye'nin AB'ye er ya da geç

üye olacağına dair hiçbir şüphem yok

AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel, Türkiye'nin AB'ye er ya da geç üye olacağı konusunda hiçbir şüphesi bulunmadığını söyledi.

Troyka toplantısının gerçekten ilginç bir toplantı olduğunu ve dostane bir ortamda gerçekleştiğini belirten Rupel, aday ülkeler açısından önemli olan bir şey söyleyerek söze başlamak istediğini belirterek, "Türkiye'nin AB'ye er ya da geç üye olacağına dair hiçbir şüphem yok" dedi.

2008 yılının reform süreci için çok önemli bir yıl olduğunu ve bunu kaçırmamak gerektiğini belirten Rupel, Türk hükümetinin reform sürecini yoğunlaştırma konusundaki taahhüdünü memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301. maddesindeki değişikliği ve onun etkin bir şekilde uygulanması konusundaki çabayı da memnuniyetle karşıladıklarının altını çizen Rupel, aynı zamanda Vakıflar Kanunu'nun ileri bir adım olduğunu düşündüklerini belirtti. Rupel, bunun Türkiye'deki siyasi hayatı yakından ilgilendirecek ve aynı zamanda Türkiye ve AB arasındaki ilişkileri daha iyiye götürecek bir adım olduğunun altını çizdi.

Konuk Bakan, "Şu anki durum ve AK Parti'nin kapatılması konusundaki davadan duyduğumuz endişeyi de dile getirmek istiyorum" diye konuştu.

Rupel, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'nin son dönemde Türkiye'nin ilerleme raporunu kabul etmiş olmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, bunun Türkiye'nin AB yolunda ilerlediğinin bir göstergesi olarak görüldüğünü belirtti. Rupel, Slovenya dönem başkanlığı sırasında odak noktalarının genellikle bu tartışmalar olduğunu vurgulayarak, gözlem raporları konusunda 27 üye ülkenin uzlaşmaya varması konusuna da odaklandıklarını kaydetti.

Slovenya dönem başkanlığının müzakerelerin ilerlemesi için çaba sarf ettiğini belirten Rupel, Slovenya'nın gündemdeki bütün konuları masaya yatırmaya çalıştığını belirtti. Rupel, "En azından iki faslın temmuza kadar açılması için de çabalarımızı sürdürüyoruz" dedi.

Türkiye ve AB arasındaki toplantıların düzenlenmesi konusunda önemli çabalar harcadıklarını da belirten konuk Bakan, "17 Haziran'daki (hükümetler arası) toplantı için de çabalarımızı sürdürüyoruz. Çok ilginç, çok dostane ve umut havası içinde geçen bir toplantı yaptık. Ankara'dan çok iyi duygularla ayrılıyorum" diye konuştu.

Jean Pierre Jouyet

Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet ise toplantıda, bir gazetecinin Fransız dönem başkanlığında Türkiye'nin müzakere sürecinde bir gelişme bekleyip beklemediklerini sorması üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile ikili bir görüşme yapacağını ve bu çerçevede müteakip dönem başkanı Fransa'nın tutumunu değerlendirme şansı bulacaklarını kaydetti.

Avrupa Konseyi'nin geçen aralık ayında müzakerelere ilişkin aldığı kararı da hatırlatan Jouyet, "Fransa dönem başkanlığı Türkiye konusunda objektif, tarafsız ve dengeli olacak" diye konuştu. Jouyet, dönem başkanlıkları sırasında Türkiye ile yeni fasılların açılması konusundaki ölçütlerde de bu çerçevede hareket edeceklerini sözlerine ekledi.

Rehn: AB, Türkiye bir aday ülke olduğu

için çok fazla tarafsız kalamayacaktır

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AK Parti'nin kapatma davası sürecine ilişkin olarak Türkiye aday ülke olduğu için AB'nin sürece çok fazla tarafsız kalamayacağını söyledi.

Rehn, ortak basın toplantısında, yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, hem müzakereler hem de reform süreci açısından önemli bir toplantı olduğunu belirtti.

Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin sürdüğünü ifade eden Rehn, "Ancak bunun hızı daha da fazla olabilirdi. Bu da reformlara bağlı bir konu. Özellikle, biz bu toplantıda daha fazla faslın görüşmeye açılabilmesi için belli noktaları görüşmeye çalıştık. Daha temel anlamda da yasal ve demokratik reformların genişletilmesi ve daha açık bir toplum yaratılması konusunun önemine dikkati çekmeye çalıştık" diye konuştu.

301'in uygulamaya geçmesini bekliyoruz

Vakıflar kanunuyla ilgili gelişmelerin önemli bir basamak olduğunu belirten Rehn, aynı zamanda ifada özgürlüğü anlamında da TCK'nın 301. maddesinde değişikliğe gidilmesini de memnuniyet karşıladıklarını, ancak tam olarak uygulamaya geçilmesini beklediklerini ifade etti.

Rehn, değişikliğin mutlaka pratiğe dökülmesi gerektiğini, bunun sahada nasıl işlediğinin görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Rehn, Türk yetkililerinin ifade özgürlüğünün sağlandığını, gerçek anlamda garanti altına alındığını ve bu ülke içindeki herkes için geçerli olduğunu göstermesi gerektiğini kaydetti.

Rehn, toplantıda ayrıca, yasal ve demokratik reformların önemine dikkati çekmeye çalıştıklarını söyledi.

"Orantısız güç kullanımı rahatsızlığı"

AB Komisyonu'nun 1 Mayıs olaylarıyla ilgili orantısız güç kullanımı konusunda rahatsızlığını dile getirdiğini belirten Rehn, Türk yetkililerine sendikal hakların göz önünde bulundurulması ve AB standartlarına getirilmesi konusunda çağrıda bulunduklarını ifade etti.

AK Parti kapatılması davasıyla ilgili olarak da Rehn, "AB, Türkiye bir aday ülke olduğu için çok fazla tarafsız kalamayacaktır. Bu yüzden önemli olan, bunun demokratik prensipler, hukuk kuralları, AB ve Venedik Komisyonu standartları çerçevesinde ve aynı zamanda Türk anayasasının 9. maddesi esasına göre çözülmesi gerekiyor" dedi.

Türkiye'nin çok yakında bunun üstesinden geleceğini düşündüklerini de ifade eden Rehn, bunu sağlamanın en iyi ilacının reform sürecini tekrar yoluna koymak ve bunu siyasi diyalog ve uzlaşı kültürüyle artırmak olduğunu belirtti.

Rehn, "Bunların ülke içinde demokratik süreçlerle halledilmesi gerekiyor. Türkiye ancak bu sayede geriye gidiş değil ileri doğru gidişi gösterecektir" diye konuştu.

Sorular

1 Mayıs olaylarına yönelik Türk hükümetine ne gibi uyarılarda bulunduğuna yönelik soru üzerine Rehn, "1 Mayıs olaylarına ilişkin olarak Türk polisinin orantısız güç kullanması konusuna değindik ve bu tip olayların soruşturulması gerektiği konusundaki beklentimizi ilettik" dedi.

Sendikal haklara ilişkin kanunların Türkiye'de TBMM'nin bir an önce önüne gelmesi gerektiğini söyleyen Rehn, bunların özellikle sosyal politikalar konusundaki fasılların açılabilmesi için önemli maddeler olduğunu kaydetti.

Rehn, "Bundan sonraki günlerde de Türkiye'nin AB kanunlarına sendikal haklar konusunda hem pratikte hem teoride ne kadar saygı duyup duymadığını, ne kadar uyumlu olup olmadığını göreceğiz" diye konuştu.

AK Parti için kapatma kararı çıkarsa müzakerelerin nasıl etkileneceği yönündeki soru üzerine de Rehn, "Önemli olan bunun demokratik prensipler ve hukuk devleti çerçevesinde çözülmesi ve olumsuz sonuçların çıkmaması. Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda negatif sonuçlar alınmaması gerekmektedir" dedi.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'un "Türkiye'nin içinden geçtiği süreç sonunda laiklikle demokrasinin Müslüman bir ülkede uygulanıp uygulanamayacağının ortaya çıkacağı" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması ve süreç sonunda tam üyelik hedefinde bir değişiklik olup olmayacağına ilişkin soru üzerine Rehn, "Henüz olmamış bir şey hakkında spekülasyonlarda bulunmayalım" dedi.

Rehn, Barrosso'nun açıklamalarında demokratik ve laik toplumun öneminin altının çizildiğini belirterek, "Bunlar bir toplumda var olduğu zaman, eşit hakları da garantilemiş olur. Avrupa laikliğe böyle bakar. Ben de bunun altına imzamı atıyorum. Bunun AB üye ülkeleri ve aday ülkeleri için önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.

KIBRIS 07/05/08

 

 

 

Rumlar yeni müzakere zeminini yaratmaya çalışıyor

ÇÖZÜMLE İLGİLİ KONULAR ÖNCE ÇALIŞMA GRUPLARINDA VE SONRA LİDERLER GÖRÜŞMESİNDE ELE ALINACAK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs sorununun nasıl çözümlenebileceğiyle ilgili konuların, 21 Mart 2008 tarihinde başlatılan yeni süreç içinde, öncelikle çalışma gruplarında, daha sonra ise haziran ayının ikinci yarısında başlaması kararlaştırılan tam teşekküllü görüşmelerde ele alınacağını söyledi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, yeni müzakere zemini yaratmaya çalışan Rum yönetiminin çeşitli konuları tartışmaya açıp görüşmeleri müzakere masası yerine basın-yayın organlarına taşımaya; bu metotla kendi müzakere pozisyonunu ve buna bağlı olarak genel müzakere zeminini belirlemeye çalıştığını belirtti. Erçakıca, bunu benimsemelerinin mümkün olmadığını söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs sorununun nasıl çözümlenebileceğiyle ilgili konuların, 21 Mart 2008 tarihinde başlatılan yeni süreç içinde, öncelikle çalışma gruplarında, daha sonra ise haziran ayının ikinci yarısında başlaması kararlaştırılan tam teşekküllü görüşmelerde ele alınacağını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün düzenlediği brifingde, çalışma grupları ve teknik komiteler düzeyinde devam eden Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşme sürecindeki son gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun içinde bulunulan aşamayı dün ele alacağını kaydeden Erçakıca, iki temsilcinin çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını değerlendireceğini söyledi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Bu aşama, esas olarak Kıbrıs sorununun özüyle ilgili görüşlerimizi çalışma gruplarında tarafların birbirine aktarması şeklinde planlanmıştı ve o şekilde devam etmektedir. Teknik komitelerde ise iki halkın günlük hayatlarını ilgilendiren günlük konular mümkün olduğunca ele alınmaya çalışılmaktadır."

"Genel müzakere zeminini belirlemeye çalışıyorlar"

Erçakıca, yeni müzakere zemini yaratmaya çalışan Rum Yönetimi'nin çeşitli konuları tartışmaya açıp görüşmeleri müzakere masası yerine basın-yayın organlarına taşımaya çalıştığını kaydetti. Rum Yönetimi'nin bu metotla kendi müzakere pozisyonunu ve buna bağlı olarak genel müzakere zeminini belirlemeye çalıştığını kaydeden Erçakıca, bunu benimsemelerinin mümkün olmadığını söyledi.

Hasan Erçakıca, "KKTC yurttaşlarının bir kısmının statülerini, basın-yayın organları aracılığıyla tartışmaya çalışıyorlar. Kıbrıs Türk tarafı adına Cumhurbaşkanımız Sayın Mehmet Ali Talat, ancak zorunlu olduğu oranda bu tartışmaya katılmış ve gerekeni söylemiştir" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Bu süreç içinde hem kamuoyunu bilgilendirmeye, hem de görüşme sürecine zarar vermemeye çalışacağız. Kıbrıs Rum tarafının ısrarla kamuoyu önünde gerçekleştirmeye çalıştığı tartışmalara katılımımız; kamuoyunun bilgilendirilmesi, ama aynı zamanda görüşme sürecinin sağlıklı bir şekilde ciddiyetle sürdürülmesi ilkelerine bağlı kalarak dengeli bir şekilde devam edecektir."

Kiprianu'nun açıklamaları

Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Kiprianu'nun Türk tarafını görüşmeleri sabote etmekle suçladığı açıklamalarının hatırlatılması üzerine, "Türk tarafının tutumunu açıklaması 'sabotaj' olarak niteleniyor. Ortada bir konu yokken kendi tutumlarını açıklıyorlarsa, demek ki her şeyi peşinen berhava ettiler" dedi.

Erçakıca, bu tip suçlamaları yanıtsız bırakarak, aynen iade etmekten yana olduğunu söyledi.

KIBRIS 07/05/08

 

 

Cumhurbaşkanı Talat, Ekim 2007'den beri Davis Luis'le görüşmedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Karpaz'da, Erenköy dolaylarında bir marina yatırımı bulunan David Luis'le Ekim 2007'de bir yemekte bir araya geldiğini; yakın bir zamanda söz konusu kişiyle görüşmediğini söyledi.

Erçakıca, dün düzenlediği brifingde, Cumhurbaşkanı Talat'ın, İngiliz uyruklu bir yatırımcıyla yakın zamanda bir araya geldiği yönündeki haberlerin gerçek dışı olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, adı geçen yatırımcıyla, davet üzerine, Ekim 2007'de katıldığı bir yemekte görüştüğünü kaydeden Erçakıca, söz konusu yemeğe başka yetkili ve işadamlarının da katıldığını ifade etti. Erçakıca, "Ancak daha sonra ve yakın bir geçmişte bu tür yemek ya da ziyaret tekrarlanmadı" dedi.

"Yatırımcıyı teşvik etmeyi görevleri içinde görüyor"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanı Talat, yatırım ve yatırımcıları teşvik etmeyi, sırasında onların sorunlarını dinlemeyi, kendi görevleri içinde görmektedir. Dolayısıyla zaman zaman ya Cumhurbaşkanlığı'nda bu tip ziyaretler, yemekler olmakta; ya da dışarıda, onların davetine icabet ederek temas ve incelemeler olmaktadır."

Hasan Erçakıca, söz konusu yatırımın geçmişinin ne olduğu ve yatırımın kimin tarafından başlatılıp nasıl devredildiğinin Cumhurbaşkanlığı'nın ilgilendiği bir konu olmadığını söyledi.

"Yahudi düşmanlığı rahatsız edici"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, ayrıca, söz konusu haberlerde Yahudi düşmanlığı sezildiğini dile getirdi ve bundan büyük üzüntü duyduğunu belirtti.

Hasan Erçakıca, "KKTC, insanlara dini inanç ve etnik kökenine göre muamele yapan bir cumhuriyet, yönetim değildir. Dolayısıyla bu yayında Yahudi düşmanlığını görmek bizi üzdü. Kıbrıs Türklerine yakışan bir eğilim değil bu" dedi.

KIBRIS 07/05/08

 

 

“Türkiye İran olabilir”

Başörtüsünün ülkesinde nasıl yaygınlaştığını anlatan İranlı gazeteci Pervin Ardalan, “Türkiye’de türban serbestisini ancak laiklikten ödün verilmeyecekse desteklerim. Ülkelerimiz bu demokratik olgunluğa erişmeli. Yine de gözünüz açık olsun” dedi.

Afşin Yurdakul

NTV-MSNBC

Güncelleme: 21:03 TSİ 08 Mayıs 2008 Perşembe

 

İSTANBUL/TAHRAN - Pervin Ardalan, ülkesinde kadına karşı ayrımcılıkla mücadele etmek için başlattığı “1 Milyon İmza Kampanyası” ile 75 bin dolarlık Olof Palme Barış Ödülü’ne layık görüldü. Gazeteci, İsveç’teki ödül törenine gitmek için bindiği uçaktan indirildi ve “toplum düzenini bozma” suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 3 sene içerisinde bu “suçu” tekrar ederse, şimdilik ertelenen cezasını çekmek için hapse girecek olan Ardalan, “Mücadeleme devam edeceğim, utanılacak bir şey yapmıyorum” diyor. NTVMSNBC’ye İslam Devriminin kadın haklarını yok ettiğini söyleyen Ardalan, Türkiye’de sıkça gündeme gelen “Türkiye, İran olur mu?” sorusuna da şu cevabı veriyor: “Demokratik bir ülkede türbanın devlet dayatması değil kişisel özgürlük olmasını destekliyorum. Yine de gözünüz açık olsun.”

 

İDEOLOJİ SİNSİDİR
“Bizim deneyimimiz kötü bir deneyimdi. Türkiye’de kadınlar ve başörtüsü konusundan bahsedeceksiniz, şunu dikkate almalısınız: İdeoloji, yavaş yavaş her şeyi kontrol altına alır. İran’daki devrim İslam devrimi olduğu kadar, kadın haklarına karşı bir devrimidir ve siyasidir.

İran’da vücudunuzun bir parçası açık görüldüğünde günah sayılıyor. Fakat yasak, durumun palazlanmasına yol açıyor ve daha fazla kadın “seksi” görünmek istiyor. Bir toplumun Müslüman olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.

Bize önce ‘İster takın, ister takmayın, serbesti var’ dediler. Fakat önce devlet dairelerine, sonra diğer resmi dairelere ve kamusal alanın her noktasına bunu yaydılar.

Türkiye’de bununla ilgili gözü açık davranmalısınız. Hükümet laik olduğunu söylüyor ve insanlar takıp takmamak konusunda gerçekten serbest bırakılıyorsa, bunu desteklerim. Bu kişinin kendi özgürlüğü olmalı. İran’da da, Türkiye’de de bu demokratik olgunluğa erişilmesi dileğim.”

İRAN’DA NELERİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ?
“İran’da hukuk kadınlara karşı ayrımcılığı körüklüyor. Örneğin erkeğin boşanma hakkı var, kadının yok. Bu yüzden birçok kadın, aile içi şiddete ya da çeşitli problemlere maruz kalıyor ve hukuk seçim hakkını elinden alıyor.

Hukuk, bir erkeğe dört kadınla evlenebilme hakkı tanıyor. Birçok İranlı kadın bu yüzden aşırı baskı altında olduğunu hissediyor.

Bir kadına miras kalırsa ve bunu paylaşacağı bir erkek varsa, kadın erkeğin aldığının yarısını alıyor. Mahkemeler kadının değil, erkeğin şahitliğini kabul ediyor.

Biz bunları değiştirmek istiyoruz, fakat İran hükümeti bizi ‘ulusal güvenliği tehdit etmekle’ bile suçluyor.”

ÇETİN MÜCADELE
“1 Milyon İmza Kampanyası, İran’da 15 şehirde devam ediyor. Kadınlar, üzerlerinde yaratılmak istenen korkuya rağmen çalışmalara katılıyor.

Ev toplantıları, internet siteleri, bloglar sayesinde haberleşmeleri sürdürüyoruz. Fakat tek sorun, bu konuları radyo televizyon gibi kitle iletişim araçlarından duyurma imkanımızın olmaması. Dolayısıyla kısıtlı imkanlarla çalışıyoruz.”

GÜVENLİĞİMİZ YOK
“Şu anda mahkemede beni bekleyen 3 ayrı dosya var. Hepsi ayrı bir suçtan, ayrı bir ceza talebinde. Fakat biz sivil bir hareketiz ve kanuna aykırı çalışmıyoruz. Görünür olmayı tercih ediyoruz.

Tehlike de burada başlıyor. Görünürlük yakalanıp hapse atılma riskini artırıyor. Biz de polise karşı sürekli gözümüz açık olmak zorundayız.”

İRANLI KADINLARDAN DÜNYAYA MESAJ
“Biz çalışmalarımızı gizli kapaklı değil, toplum önünde, insanların önünde yapıyoruz. Kadının hukuktaki yerinin iyileştirilmesi için çalışıyoruz, bilinci arttırmak için mücadele ediyoruz.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde sesimizin yankı bulması, başka kadın grupları ve hükümetlerin de İran hükümeti üzerinde uluslararası baskı oluşturarak bize destek vermesi bizim için çok önemli.”

 

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı Güney Kıbrıs'ta

 



8 Mayıs, 2008 22:50:00 (TSİ)  CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'a geçerek, Rum kesiminde ana muhalefet konumundaki Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis'le akşam yemeğinde bir araya geldi.

Anastasiadis'e, Limasol'daki evinde konuk olan Talat'a, eşi Oya Talat, Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik etti.
 
Anastasiadis'in eşiyle birlikte verdiği yemeğe, Kıbrıs Rum yönetiminin ve DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos Klerides, Klerides'in kızı Keti Klerides ve eşi, eski bakanlardan Kostas Themistoklous ve Rum iş adamı Dinos Lordos da katıldı.
 
Oya Talat, Anastasiadis'in evine girerken Bayan Anastasiadis'e çiçek takdim etti. Cumhurbaşkanı Talat da ekmek kadayıfı ve çini işlemeli tabak hediye etti.
 
Talat, eve girişinde, bir gazetecinin sorusu üzerine, daha önce Limasol'a Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı iken geldiğini, "bu akşamki görüşmenin sosyal içerikli olduğunu" söyledi.
 
Mehmet Ali Talat, buluşmanın iyi bir işaret olup olmadığının sorulmasına üzerine de "Evet öyle olmalı" karşılığını verdi.
 
Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) haberine göre, Limasol'a giden Talat'a, sınırdan geçmesinden itibaren yol boyunca Rum polisleri eşlik etti. Anastasiadis'in evinin bulunduğu bölgede de geniş güvenlik önlemleri alındı.
 
Talat ile Anastasiadis'in bu akşamki yemekli buluşması, yaklaşık iki yıl önce planlanmış ancak, Anastasiadis'in babasının ölümü üzerine iptal edilmişti.
 
Anastasiadis, 24 Nisan 2004'de referandumu yapılan ve Rumların "hayır" dediği Annan planına "evet" kampanyası düzenlemişti.

 

 

Görüşmelerimizi sürdüreceğiz

GÖRÜŞMELERİNİ SÜRDÜRME KARARINI ANONS ETTİLER... Slovakya Büyükelçiliği'nin dün akşam Ledra Palace Hotel'de organize ettiği resepsiyonda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, görüşmeleri sürdürme kararı aldı. TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, resepsiyondaki sohbetleri sırasında görüşmeleri sürdürme kararı alan Talat ve Hristofyas, bu yöndeki kararlarını resepsiyona katılan parti yetkilileri ve konuklara da anons etti. Ledra Palace Otel'de saat 19.30'da başlayan resepsiyon, saat 21.15 sıralarında sona erdi. Liderler, resepsiyon girişinde veya çıkışında basına herhangi bir açıklama yapmadı.

Slovakya Büyükelçiliği'nin dün akşam Ledra Palace Hotel'de organize ettiği resepsiyonda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, görüşmeleri sürdürme kararı aldı.

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, resepsiyondaki sohbetleri sırasında görüşmeleri sürdürme kararı alan Talat ve Hristofyas, bu yöndeki kararlarını resepsiyona katılan parti yetkilileri ve konuklara da anons etti.

Ledra Palace Otel'de saat 19.30'da başlayan resepsiyon, saat 21.15 sıralarında sona erdi. Liderler, resepsiyon girişinde veya çıkışında basına herhangi bir açıklama yapmadı.

Slovakya'nın Kıbrıs'taki Büyükelçiliği tarafından iki toplumun yakınlaştırılması hedefiyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde düzenlenen resepsiyona Türk ve Rum tarafından çeşitli parti temsilcileri ile eşlerinin yanı sıra Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Slovakya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova, iki liderin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovu da katıldı.

Saat 19.30'da başlayan etkinlik için çok sayıda basın kuruluşu yarım saat öncesinden yer alarak bekledi ve dar bir alanda katılımcıların görüntülerini çekmek için zaman zaman zor anlar yaşadı.

Yakovu: Burası Hollywood gibi

Kapıda buluşarak salona birlikte giren Talat ve Hristyofyas, basın mensuplarının ısrarı üzerine el sıkışarak görüntü verdi. Talat burada "Sadece görüntü" diyerek açıklama istenmemesini ima etti.

Cumhurbaşkanı Talat'ın Temsilcisi Özdil Nami de, resepsiyona girişte gazetecilere etkinliğin sosyal amaçlı olduğunu ve açıklama yapılmayacağını söyledi. Nami, bu tür etkinliklerin faydalı olduğunu da vurguladı.

Hristofyas'ın özel temsilcisi Yorgo Yakovu ise, Türk ve Rum gazetecilerden oluşan medya ordusuna, "Ne kadar çok ışık var. Burası Hollywood gibi" diyerek espri yaptı.

Resepsiyona Türk tarafından CTP, DP, TDP, BKP, KSP yetkilileri katıldı.

KIBRIS 08/05/08

 

Talat- Anastasiadis buluşması bu akşam

Cumhurbaşkanı Talat'a ziyaretinde eşi Oya Talat eşlik edecek.

Yemeğe DİSİ eski lideri Glafkos Klerides'in de katılması bekleniyor.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı yemeği takip edecek Kıbrıs Türk basın mensupları için minibüs ayarladı. Minibüs saat 18.00'de, Rum tarafından Ledra Palace sınır kapısından hareket edecek.

KIBRIS 08/05/08

 

Stefanu: Çalışma gruplarında iş yapılmıyor

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, teknik komite ve çalışma gruplarındaki görüşmelerde zorluklar olduğunu ve şu ana kadar üretilmesi gereken çalışmanın üretilmediğini savundu.

AA

Güncelleme: 16:50 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu yaptığı açıklamada, KKTC ve Rum Yönetimi’nin oluşturduğu teknik komite ve çalışma gruplarının şu ana kadar gereken çalışmaları üretmediğini söyledi. Stefanu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 23 Mayıs’ta yaptığı görüşmenin hedeflerinden birinin de, “komitelerde suni değil gerçek çalışma üretilmesi” olması gerektiğini ileri sürdü.

 

Stefanu, “Teknik komite ve çalışma gruplarında yeterli çalışma üretilmezse doğrudan müzakereler mümkün olmayacak” dedi ve “BM Güvenlik Konseyinin tutumunun da bu olduğunu” savundu.

Öte yandan hükümet ortaklarından sosyalist EDEK partisi Başkanı Yannakis Omiru da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Kıbrıs’ta iki halk olduğundan söz etmesine ve teknik komite ve çalışma grupları iş ürettiği için Haziran ayında doğrudan görüşmelerin başlayacağı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın sözlerini “tahrik” olarak niteleyen Omiru, “Talat’ın ve Türk tarafının tekrarlanan bu tahriklerine derhal yanıt verilmesi gerekir” ifadesini kullandı.

 

Türkiye'nin AB üyeliğine bir kez daha karşı çıktı

 



9 Mayıs, 2008 22:40:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşen Fransa Başbakanı Francois Fillon bir kez daha Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı çıktı. Fillon'un karşı çıkış gerekçesi ise Türk askerlerinin Ada'da bulunması.

Kıbrıs Rum kesiminde Dimitris Hristofyas ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Fransa Başbakanı Francois Fillon, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olduklarını yineledi.
 
"Paris'in, Türkiye'nin AB ile 'imtiyazlı ortaklık' kurmasını tercih ettiğini" bir kez daha dile getiren Fillon, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olmalarının "AB üyesi Kıbrıs'ta Türk askerlerinin bulunmasından" kaynaklandığını öne sürdü.
 
KKTC ile yürütülen temaslara değinen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise, doğrudan görüşmelere başlamadan önce hazırlık müzakerelerinde ilerleme görmek istediklerini söyledi.
 
Dimitris Hristofyas, "İlerleme kaydedilmeden görüşmelere başlanacağına dair bir taahhütte bulunmadığımızı belirtmek isterim" diye konuştu.
 
"Kıbrıs'ta ilerlemenin Türkiye'nin tutumuna bağlı olduğunu" belirten Hristofyas, "Ankara'dan yakın zamanda aldıkları haberleri cesaret verici bulmadıklarını" bildirdi.
 
Hristofyas, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olmadıklarını, ancak Ankara'nın öncelikle kendileriyle yeniden diplomatik ilişki kurması gerektiğini savundu.
 
"Sarkozy Fransa'da referandumdan yana"
 
Bu arada Fransa'da, iktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin (UMP) Genel Sekreteri Patrik Deveciyan, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için Fransa'da referandum düzenlenmesinden yana olduğunu" söyledi.
 
Patrik Deveciyan, internetteki blogunda yer alan yazısında, UMP'nin, Fransa'da AB'ye üye olacak ülkelerle ilgili doğrudan referanduma gidilmesi koşulunu kaldıran anayasa değişikliğiyle ilgili bir değişiklik önergesi sunacağını hatırlattı.
 
Değişiklik öngergesiyle, "coğrafi olarak tamamıyla Avrupa sınırlarında olmayan bir ülkenin AB üyeliği için referandum koşulunun değiştirilmemesini" istediklerini belirten Deveciyan, Sarkozy'nin bu önergeyi prensipte kabul ettiğini bildirdi.
 
UMP Sözcüsü Frederic Lefebvre, geçen ay düzenlediği basın toplantısında, UMP'nin değişiklik önergesi sunacağını belirterek, "Değişiklik önergesine göre, aday ülkenin başkenti Avrupa'da değilse ve topraklarının büyük bölümü Avrupa sınırı içinde değilse, bu ülkenin üyeliği için Fransa'da doğrudan referanduma gidilecek" demişti.
 
Sözcü, değişiklik önergesinin Türkiye'nin üyeliği için hazırlandığını açıkça belirtmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy de, geçen ay katıldığı bir televizyon programında, "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğiyle ilgili karar aşamasında Fransa'da referandum düzenlenmesini isteyeceğini" söylemişti.
 
Anayasa değişikliğinin, yeni üyenin kabulü için referandum seçeneğini tamamıyla dışlamadığını kaydeden Sarkozy, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olduğunu yineleyerek, "Türkiye'nin üyeliği gündeme geldiğinde referanduma gidilmesini isterim" demişti..

 

 

Rum yönetimi teknik görüşmelerden şikayetçi

 

 

9 Mayıs, 2008 15:38:00 (TSİ) CNN TURK

 

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, ''teknik komite ve çalışma gruplarındaki görüşmelerde zorluklar olduğunu ve şu ana kadar üretilmesi gereken çalışmanın üretilmediğini'' savundu.

Rum radyosunun haberine Stefanu, yaptığı açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta yaptığı görüşmenin hedeflerinden birinin de, "komitelerde suni değil gerçek çalışma üretilmesinin görüşülmesi olduğunu" ileri sürdü.
 
Stefanu, "Teknik komite ve çalışma gruplarında yeterli çalışma üretilmezse doğrudan müzakereler mümkün olmayacak" dedi ve "BM Güvenlik Konseyi'nin tutumunun da bu olduğunu" savundu.
 
Öte yandan hükümet ortaklarından sosyalist EDEK Partisi Başkanı Yannakis Omiru da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs'ta iki halk olduğundan söz etmesine ve "teknik komite ve çalışma grupları iş ürettiği için haziran ayında doğrudan görüşmelerin başlayacağı" yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.
 
Cumhurbaşkanı Talat'ın sözlerini "tahrik" olarak niteleyen Omiru, "Talat'ın ve Türk tarafının tekrarlanan bu tahriklere derhal yanıt verilmesi gerekir" ifadesini kullandı.

 

 

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını niçin astılar?

DENİZ Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın idamlarının 36. yılında da hep aynı soru soruldu:
‘’Bu üç insanın ellerine hiç kan bulaşmadı, hiç kimseyi öldürmediler, o halde niye astılar?’’
Bu sorunun cevabı şöyleydi:
‘’Çünkü bu idam kararı hukuki değil, siyasiydi, emirle verilmişti.’’
* * *
BİLİYORSUNUZ, mahkemenin savcısı Baki Tuğ, ‘’Eğer mahkemeye saygılı olsalardı, 59. madde uygulanır, idamdan kurtulurlardı‘’demiştir.
Peki, yukarıdaki soruya Baki Tuğ ne cevap vermiştir?
‘’Eğer, olayı sadece bir Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının olayı olarak ele alırsanız söylenenler doğrudur. Ancak olayı Türkiye genelinde topyekûn anarşik olaylar olarak mütalaa ettiğiniz takdirde T.C.K.’nın 146. maddesi karşınıza çıkıyor. Nedir bu madde? Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüstür. Yani, mevcut anayasal düzeni değiştirmek, başka bir düzen kurmaktır. Bu düzen de bellidir, sosyalist düzen olacaktır.’’
* * *
YANİ koskoca devletin düzenini bu üç genç ve yönettikleri ‘’Türk Halk Kurtuluş Ordusu’’ mu yıkacaktır?
İnsaf!
İdam kararına karşı çıkan, Yargıtay üyesi, Hâkim Albay Nihat Taşçıoğlu şöyle diyordu:
‘’İdamlar adli bir hata sonucu oluşmuştur, karara muhalif kalmıştım. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı değil, 15 yıl civarında bir hapis cezasıyla yargılanmaları gerekirdi. Mahkeme kamuoyunun genel havasına uydu. O dönemde komutanlardan da baskı oldu. Deniz ve arkadaşları 146. maddenin birinci fıkrasıyla yargılanıp idamla cezalandırılıyorlardı. Anayasa’yı tağyir ve ilga ile Büyük Millet Meclisi’ni görevden cebren men gibi fiillerle suçluyorlardı, SANKİ BUNLARI YAPMIŞ GİBİ değerlendiriliyorlardı. Bu suçları yapan veya yapmaya teşebbüs edene verilecek ceza veriliyordu. Oysa sanıkların bunu yapacak güçleri yoktu, yapamazlardı.’’ (x)
* * *
SİZE Deniz Gezmiş’in idamdan önce babasına yolladığı mektuptan bir bölüm sunacağız. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ‘’Aydınlık’’nın son sayısında da yayımlanan yazısından aktararak:
‘’..... kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir.
Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.’’
Bu mektup, Deniz Gezmiş’in herhangi bir gün yazdığı mektup değil, idam sabahı yazdığı mektuptur.
- Bilimle uğraş!
Kardeşine vasiyeti budur.
_________________________
(x) Kod adı: 68, Hulki Cevizoğlu.

HASAN PULUR MILLIYET 09/05/08

 

 

En kısa sürede çözüm

YAĞMUR İYİYE İŞARET"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum ana muhalefet partisi DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiasdis dün akşam Limasol'da yemekte bir araya geldi. Basına sağanak yağmur

yağarken açıklamalarda bulunan Talat ve Anastasiadis, yağmurun, "iyiye işaret ve bereket" olduğuna işaret ederek, Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözümlenmesi beklentilerini dile getirdi

"HERŞEY İYİ GİDİYOR. ENDİŞE EDECEK BİRŞEY YOK... Tam teşekkülü müzakerelerin haziranda başlayacağını, bu yüzden endişe edilmemesi gerektiğini ve her şeyin iyi gittiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması konusunda ümitli olduğunu en kısa sürede çözüme ulaşmak istediklerini yineledi. Anastasiadis de, görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını umut ettiğini söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, dün akşam Limasokl'da yemekte bir araya gelerek, Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunması yönündeki ortak beklentilerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, beklentilerinin; iki taraf ve iki toplum arasındaki ilişkilerin daha da artması ve Kıbrıs'ta en kısa sürede bir çözüme ulaşılması olduğunu kaydetti.

Nikos Anastasiadis de, Talat ile Hristofyas arasında başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün akşam Güney Kıbrıs'a giderek, ana muhalefet partisi DİSİ'nin Genel Başkanı Nikos Anastasiadisin Limasol'daki evinde akşam yemeğinde bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Talat'a, eşi Oya Talat, Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik etti.

Anastasiadis'in eşiyle birlikte verdiği yemeğe, Rum yönetiminin ve DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos Klirides, Klirides'in kızı Keti Klirides ve eşi, eski bakanlardan Kostas Themistoklous ve işadamı Dinos Lordos da katıldı.

Yemek öncesinde basına, Anastasiadis'in evinin içinden görüntü alma olanağı verildi, ardından da Talat ile Anastasiadis basına açıklama yapmak için dışarıya çıktı.

Anastasiadis: Sağanak yağmur iyiye işaret

Basın açıklamasını ilk olarak DİSİ Genel Başkanı Anastasiadis yaptı. Anastasiadis, konuşmasını yapmaya başladığı sırada başlayan sağanak yağmurun, "iyiye işaret ve olumlu bir bereket" olduğuna işaret ederek, iki lider arasında başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit ettiğini söyledi.

Talat: Bu bereketli yağmurla

geleceği daha güzel kurmak

ve çözüme ulaşmak niyetindeyiz

Anastasiadis'in ardından söz alan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, "değerli dostum" diye nitelediği Anastasiadis ile aynı düşüncelere sahip olduğunu belirterek, yemeğin sosyal içerikli bir etkinlik olduğunu kaydetti.

Talat, görüşmelerden beklentilerinin iki taraf ve iki toplum arasındaki ilişkilerin daha da artması ve en kısa sürede bir çözüme ulaşılması olduğunu belirterek, "Bu bereketli yağmurla geleceği daha güzel kurmak ve çözüme ulaşmak niyetindeyiz" diye konuştu.

Sorular

Açıklamasının ardından, sağanak yağmura rağmen basın mensuplarının sorularını geri çevirmeyen Cumhurbaşkanı Talat, bir Kıbrıslı Rum gazetecinin, "Tam teşekkülü müzakerelere başlamak için teknik komitelerle çalışma grupları sonuç üretebilecekler mi?" sorusu üzerine, kapsamlı müzakerelerin zaten haziranda başlayacağını, bu yüzden endişe edilmemesi gerektiğini ve her şeyin iyi gittiğini söyledi.

Talat, "Çözüm için gerçekten ümitli misiniz?" sorusuna da, "Ben ümitliyim siz neden olmayasınız" diye cevap verdi ve en kısa sürede çözüme ulaşmak istediklerini yineledi.

Ekmek kadayıfı ve çini işlemeli tabak

Nikos Anastasiadis ve eşi, Talat ile eşini kapıda karşıladı.

Anastasiadis'in evine girerken Oya Talat, Bayan Anastasiadis'e çiçek takdim ederken; Cumhurbaşkanı Talat ise, ekmek kadayıfı ve çini işlemeli tabak hediye etti.

Talat, eve girişinde, bir gazetecinin sorusu üzerine, daha önce Limasol'a CTP genel başkanıyken geldiğini; bu akşamki (dün akşamki)görüşmenin sosyal içerikli olduğunu söyledi. Talat, buluşmanın iyi bir işaret olup olmadığının sorulmasına karşılık da, "evet öyle olmalı" dedi.

Geniş güvenlik önlemleri

Limasol'a giden Talat'a, sınırdan geçmesinden itibaren yol boyunca Rum polisleri eşlik ederken; Anastasiadis'in evinin bulunduğu bölgede de geniş güvenlik önlemleri alındı.

Saat 20.00 sıralarında başlayan yemeğe, Kıbrıs Türk basını ve Rum basını büyük ilgi gösterdi.

Mönü

Anastasiadis çifti, yemekte, Talat çifti ile konuklarına, karides, kuzu, tavuk, makarna, böğrülce salatası, mangolu tavuk ve karışık pilavdan oluşan bir mönü sundu.

Yemekte tatlı olarak da cheesecake, krema, çikolatalı kek, baklava ve ekmek kadayıfı yer aldı.

KIBRIS 09/05/08 Hristofyas 23 Mayıs'ta bir araya gelecek

 

 

Talat ve Hristofyas 23 Mayıs'ta bir araya gelecek

CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla yaptığı Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısının ardından basına yaptığı açıklamada, iki liderin çalışmaları değerlendirmek üzere 23 Mayıs'ta bir araya geleceklerini açıkladı.

Soyer, "Temennimiz BM temelinde ve BM nezaretinde bir en evvel üzerinde varılan mutabakat çerçevesinde haziranda iki liderin bütünlüklü görüşme sürecini başlatmasıdır. Ve yıl sonuna doğru kapsamlı bütünlüklü çözümü gerçekleştirmemizdir" şeklinde konuştu.

KIBRIS 09/05/08 Hristofyas

 

 

AB uzmanları Gazimağusa Limanı'ndaki tekneleri inceledi

Sedef BOŞNAK

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde, balık ticaretinin serbest kalabilmesi için, bir süre önce AB'den ülkemize gelen bir grup uzman, Gazimağusa Limanı'ndaki teknelerin sağlığa uygunluk koşullarını inceledi, balıkçılardan bilgi aldı.

Balıkçılar tarafından, Ticaret Odası'na yapılan 70'e yakın başvuruyu değerlendirmek için çalışmaya başlayan uzmanlar, yarın da Girne ve Gemikonağı'ndaki balıkçı teknelerini inceleyecek.

Hollandalı balıkçı kaptanı Jurie van den Berg, Almanyalı balık uzmanı Dr. Ulrich Grosch ve veteriner Michael Stede isimli uzmanlar, Kuzey Kıbrıs'taki teknelerin yüzde 90'ının sağlık koşullarına uygun nitelikte olduğunu ve ülke balıkçısının işini titizlikle yaptığını tespit etti.

Bu arada, öngörülen koşullara uygun olmayan tekne sahiplerine bir süre tanınarak, teknelerinin istenilen sağlık koşullarına getirmeleri için bir fırsat verildi.

Uzmanlar, balıkçı teknelerinin yüzeyini yani avlanan balığın bırakıldığı güvertenin temiz ve pürüzsüz olup olmadığını, avda kullanılan malzemelerin paslanmaz nitelikte olup olmadığı, teknelerdeki tahliye kanallarının yeterli büyüklükte olup olmadığı gibi hususları kontrol etti.

Uzman grubun yarından sonra ülkeden ayrılacağı belirtildi. Ayrıca balıkçıların halen Ticaret Odası'na başvuru yapabileceği de bildirildi. Yeni başvurular için, uzmanlar yeniden gelip incelemede bulunacak.

Hayvancılık Dairesi Yardımcı Su Ürünleri Uzmanı Halil İbrahim Soyel ile Kemal Şoföroğlu da, Uzman grubun incelemelerine katıldı.

Balıkçılar, avlanırken daha

modern teknikler kullanmalı

Hollandalı balıkçı kaptanı Jurie van den Berg, ülkede balıkçılık konusunda ilerleme olacağına dair inancını belirttikten sonra, "Balıkçılar, avlanırken daha modern teknikler kullanmalı. Dört tarafı denizle çevrili bir adada, balığın değeri altındır. Eğitim çok önemli. Her zaman her şeyi devletten beklemek mümkün değil. Balıkçılar, kendi iradeleriyle, iyi bir sistem kurabilirler. Balıkçılar, bir araya gelip işbirliği içerisinde çalışmalı, kendi kendilerini eğitmelidir" dedi.

KIBRIS 09/05/08 Hristofyas

 

Christofias and Talat to meet on May 23

THE LEADERS of the Greek and Turkish Cypriot communities will meet on May 23 to assess prospects for peace talks, officials said yesterday.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have agreed to resume peace negotiations this summer to end a stalemate hampering Turkey's hopes of joining the European Union and a source of tension with its NATO partner and neighbour Greece.

Teams of experts from both communities are preparing the groundwork for negotiations.

"The meeting is basically to take stock of the work done by these panels so far and to see where things stand," a diplomatic source who spoke on condition of anonymity told the Reuters news agency.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said details of the May 23 meeting would be announced at a later date. It was likely to be held within the United Nations buffer zone dividing Nicosia.

CYPRUS MAIL 09/05/08

 

 

Christofias and Talat meeting arranged

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat will meet in two weeks to take stock of progress in the talks between the two communities, it was reported yesterday.

Government spokesman Stephanos Stephanou said the two leaders will meet on May 23 at 11am, without disclosing any other details.

Reports said Christofias and Talat will assess the progress made so far by technical committees and working groups set up to pave the way for comprehensive talks.

"The meeting is basically to take stock of the work done by these panels so far and to see where things stand," a diplomatic source who spoke on condition of anonymity told Reuters.

Meanwhile Christofias yesterday received the ambassadors of the five permanent members – Russia, Britain, China, USA, and France – of the United Nations Security Council during a working lunch.

British High Commissioner Peter Millet said it was a good meeting.

The British diplomat added that it was in the hands of the two leaders to push the procedure forward.

Christofias was later briefed on the progress of the committees by the Greek Cypriot group leaders.

Presidential Commissioner George Iacovou declined to comment on the briefing, citing a news blackout regarding the workings of the committees and working groups.

Iacovou also refused to comment on reports from the north that discussions on property issues and on Turkish settlers were met with difficulties.

Talat last night attended a dinner in Limassol hosted by DISY chief Nicos Anastassiades at his home.

Anastassiades said he hoped such meetings or dinners “between compatriots” will no longer make the news.

Talat said: “Our expectation is to move towards better relations between the two people so we can reach a solution as soon as possible.”

CYPRUS MAIL 09/05/08

 

University places for Turkish Cypriots

The University of Cyprus yesterday announced that it would accept a limited number of Turkish Cypriot students in the 2008 academic year.

Five positions have been opened for each of the following undergraduate courses:

English Studies Department
French and Modern Language Studies
Turkish and Middle Eastern Studies
History and Archaeology
Classical Studies and Philosophy
Byzantine and Modern Greek Studies
Psychology studies

CYPRUS MAIL 09/05/08

Talat: Beklentimiz en kısa sürede çözüm

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “beklentilerinin, iki taraf ve iki toplum arasındaki ilişkilerin daha da artması ve Kıbrıs’ta en kısa sürede bir çözüme ulaşılması olduğunu” söyledi.

AA

Güncelleme: 17:02 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma

 

LİMASOL - Kıbrıs Rum kesiminde ana muhalefet konumundaki Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis de Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit ettiğini kaydetti. Nikos Anastasiadis’in Limasol’daki evine konuk olarak akşam yemeği yiyen Talat ile Anastasiadis daha sonra basın açıklama yaptı.

Türk Ajansı-Kıbrıs’ın (TAK) haberine göre, ilk açıklamayı yapan Anastasidis, konuşmasını yapmaya başladığı sırada başlayan sağanak yağmurun, “iyiye işaret ve olumlu bir bereket” olduğuna işaret ederek, iki lider arasında başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit ettiğini söyledi.

Anastasiadis’in ardından söz alan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da “değerli dostum” diye nitelediği Anastasiadis ile aynı düşüncelere sahip olduğunu belirterek, yemeğin sosyal içerikli bir etkinlik olduğunu kaydetti.

Talat, görüşmelerden beklentilerinin iki taraf ve iki toplum arasındaki ilişkilerin daha da artması ve en kısa sürede bir çözüme ulaşılması olduğunu belirterek, “Bu bereketli yağmurla geleceği daha güzel kurmak ve çözüme ulaşmak niyetindeyiz’ diye konuştu.

SORULAR
Açıklamasının ardından, basın mensuplarının sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Talat, bir Rum gazetecinin, “Kapsamlı müzakerelere başlamak için teknik komitelerle çalışma grupları sonuç üretebilecekler mi?” sorusu üzerine, “kapsamlı müzakerelerin zaten haziranda başlayacağını, bu yüzden endişe edilmemesi gerektiğini ve her şeyin iyi gittiğini” söyledi.

Talat, “Çözüm için gerçekten ümitli misiniz?” sorusuna da “Ben ümitliyim siz neden olmayasınız?” karşılığını verdi ve en kısa sürede çözüme ulaşmak istediklerini yineledi.

YEMEK
Anastasiadis çifti, yemekte, Talat çifti ile konuklara, karides, kuzu, tavuk, makarna, börülce salatası, mangolu tavuk ve karışık pilavdan oluşan bir menü sundu.

Yemekte tatlı olarak da cheesecake, krema, çikolatalı kek, baklava ve ekmek kadayıfı yer aldı.

 

Hristofyas: Ankara’ya müdahale edin

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hrsitofyas, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkeden, KKTC ile görüşmelerden sonuç alınabilmesi için Ankara’ya müdahale etmelerini istedi.

AA

Güncelleme: 11:54 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum basınında yer alan haberlere göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi Çin, Fransa, ABD, İngiltere ve Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki büyükelçilerine dün verdiği yemekte, son gelişmeleri değerlendirdi. Hristofyas yemekte, “Türkiye’nin iki devlet teklifi ve garantörlük haklarının devam etmesi konusundaki açıklamaları, doğrudan görüşmelerin zemin hazırlığı çalışmalarını olumsuz etkiliyor” iddiasında bulundu.

 

Yemekte, büyükelçilere prosedürün gidişatı hakkında bilgi veren Hristofyas, büyükelçilerden, kendi hükümetinin işbirliği yapması ve komitelerdeki görüşmelerden sonuç alınabilmesi için Ankara’ya müdahale etmelerini talep etti.

Hristofyas’ın, KKTC ile yürüttükleri teknik komite ve çalışma gruplarına, çalışmaları için belirlenen 3 aydan daha uzun bir zaman verilmesini talep ettiği de bildirildi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyas’ın, çalışma grupları ve teknik komitelerin faaliyetlerini değerlendirmek için 23 Mayıs’ta bir araya gelmesi planlanıyor.

 

"Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi asker azalacaktı"

 



10 Mayıs, 2008 18:17:00 (TSİ)  CNN TURK

 

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Rum hükümetinin kırmızı çizgi olarak öne sürdüğü, Ada'daki Türk askeri konusunda açıklamalarda bulundu. Babacan, ''Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi, asker sayısı azalmış olacaktı'' dedi.

Ali Babacan, asker konusunun, Kıbrıs sorununda çözümün bir parçası olduğunu, parçalı anlaşmalar yapmanın ve kısmi çözüm bulmanın çok zor olduğunu ifade ederek, "Bu yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz" dedi.
 
Babacan, Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demecinde, Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarda bulundu ve "Kıbrıs'ın bir güvenlik meselesi olduğunu" vurguladı.
 
Babacan, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olduğunu ifade etmesine karşın bazı çekincelerini de aktardı.
 
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olup olmadığının sorulması üzerine Babacan, "iyimser hissetmek için yeterli sebebin bulunduğunu" belirtti.
 
Babacan, Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini, bunu da Annan planını kabul ederek gösterdiklerini, ancak planı reddedenin Kıbrıs Rum tarafı olduğunu vurguladı ve eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 4 yıl boyunca engeller koyması sebebiyle ilerleme sağlanamadığını anlattı.
 
"Hristofyas farklı davranabilecek mi?"
 
Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılan liderlik seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin başladığını, bunun da iyi birşey olduğunu belirten Babacan, "Ancak çok dikkatli olmalıyız. Elbette Sayın (Dimitris) Hristofyas 'çözüm istiyorum' vs. diyor. Ama gerçekten farklı davranabilecek mi yoksa durağanlık ve diğer bazı şeyler isteyenlerden mi etkilenecek?" diye konuştu.
 
"Siz ordudan farklı bir tutumla davranabilecek misiniz?" sorusunaysa "Sanırım bunu hali hazırda 2004'te kanıtladık. Elbette dış politika, güvenlik ve uluslararası konuların olduğu yerde ordu da olmalıdır. Ve Kıbrıs'ta bir güvenlik konusudur. Ancak 2003 yılında başbakanım, müzakere masasından asla ayrılmayacağına dair BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a söz verdi ve Sayın Annan da tüm sözlerimizi tuttuğumuzuraporunda belirtti" dedi.
 
Babacan, "Böylece 'evet' oyu çıktı ve bu o ana özgü değildi. Ancak Sayın Papadopulos aktif propaganda yaptı. Taraflarca İsviçre'de onaylanan bir anlaşma vardı. Ardından olumsuz bir kampanya başladı. AB'yi temsil eden Sayın (Gunther) Verhaugen AB'nin kandırıldığına dair kamuoyu önünde açıklamalarda bulundu. Herkes sinirlendi" diye konuştu.
 
"Talat tam desteğimize sahip"
 
Babacan, Rum yönetimi liderliğine Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi sonrasında durumun çok daha ümit verici olduğunu ve Ada'daki her iki tarafın açıklanmış isteği olduğu sürece, Türkiye'nin sürece destek vereceğini vurguladı.
 
Sürecin kolay olmayacağını ve sorunlar çıkması durumunda bunların konuşulması gerektiğini kaydeden Dışişleri Bakanı Babacan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'nin tam desteğine sahip olduğunun da altını çizdi.
 
"AB yönetimini paylaşmaya hazır olduklarından emin değiliz"

"Taraflardan birinin anlaşmazlıktan çıkar sağladığı sürece iyi sonuç alınmasının zor olduğunu" ifade eden Babacan, bu sözleriyle neyi kastettiğinin sorulması üzerine, "Kıbrıslı Rumlarla mevcut olan konu şu anda AB'ye üye olmalarıdır. Türkiye ile ilgili her şeyde veto uygulama gücüne, Avrupa Parlamentosu'nda Ada'daki her iki taraf için ayrılan sandalyelerin hepsine, Ada'nın uluslararası alanda temsil edilmesi tekeline sahipler ve tüm AB ödeneklerini sadece Güney için kullanmaktadırlar" dedi.
 
Ali Babacan, "Üstelik bu durum katılım anlaşmasında bir bölgenin ekonomik açıdan ötekinden geri kalmaması gerektiğinin öngörülmesine karşın mevcuttur. Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul gören BM'nin temel ilkelerinden biri, her iki tarafın siyasi eşitliğidir. AB yönetimini paylaşmaya hazır olduklarından emin değiliz" şeklinde konuştu.
 
"Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür"
 
"Kıbrıs konusunda ordu ile aranızda görüş ayrılığı, birliği veya diyalog mu mevcut?" şeklindeki bir soruya karşılıksa Babacan, "Gerçeği söylemem gerekirse ordu konusunda bana ilk kez bu kadar çok soru soruluyor. Tüm konular çeşitli makamlarımızca derinlemesine görüşülür ve elbette nihayetinde Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür" dedi.
 
"Her zaman böyle olmuştur, hep de böyle olacaktır. Elbette kararların alınması aşamasında makamlar arasında farklı yaklaşımlar olabilir, ancak sonunda görüş ayrılıklarımızı hallederiz ve Türkiye tek bir görüşe sahip olur" diyen Babacan, "Sanırım Kıbrıslı Türklere daha çok önem vermelisiniz. Müzakereleri onlar gerçekleştiriyorlar. Biz elbette garantör gücüz, tıpkı Yunanistan gibi biz de uzakta kalamayız. Türkiye ve Yunanistan'ın paralel bir rolü vardır" şeklinde konuştu.
 
Asker çekilmesi
 
"Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne ve Türkiye'nin AB sürecine katkıda bulunup bulunmayacağı" sorusunda da Babacan, "Askerler konusu müzakerelerin bir parçasıdır, çözümün bir parçasıdır. Parçalı anlaşmalar yapmak, kısmi çözüm bulmak çok zordur. Bu yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz. Kıbrıslı Rumlar Annan Planı'nı kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı azalmış olacaktı" dedi.

 

 

Yeni bir ortaklığa hazırız

ÇÖZÜMÜN ADRESİ BM'DİR... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni başlayan sürece katkıda bulunma konusundaki kararlılığını sürdüreceğini yineleyerek, sorunun BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı bir çözüme ulaşmasını istediklerini söyledi. Babacan, "Çözümün adresi BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türk tarafı, Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır" dedi

"ASIL ÖNEMLİ KISIM, 21 HAZİRAN'DAN SONRA BAŞLAYACAK"... Babacan, garanti ve ittifak anlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğini söyleyerek, 21 Mart'ta başlayan yeni sürece desteklerinin tam olduğunu belirtti. Babacan, bu çerçevede çalışma grupları ve teknik komitelerin oluşturulduğunu belirterek, üç aylık sürecin sonunda, 21 Haziran'dan sonra başlayacak olan kapsamlı çözüm görüşmelerinin de bu işin asıl önemli kısmını oluşturacağını bildirdi

AVCI: BİR 40 YIL DAHA BEKLEMEK İSTEMİYORUZ VE BEKLEMEYECEĞİZ... Dışişleri Bakanı Avcı ise, Kıbrıs'ta bir çözüm için "bir 40 yıl daha beklemek istemediklerini ve beklemeyeceklerini" söyledi. Avcı, Kıbrıs konusunda Türk tarafının inisiyatifi sonucu yeni bir süreç başlatıldığını, bu çerçevede başlayan yeni sürecin Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları arasında var olan örnek işbirliği ve temasın daha da derinleştirilmesi gerektirdiğini kaydetti

Ankara'da bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bir araya gelen Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni başlayan sürece katkıda bulunma konusundaki kararlılığını sürdüreceğini yineleyerek, ilgili tüm tarafların da yapıcı bir anlayışla süreci desteklemelerini beklediklerini söyledi.

Babacan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile TC Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya geldi.

Görüşmenin ardından Avcı ile Babacan ortak basın toplantısı düzenledi.

Ortak basın toplantısında konuşan Babacan, Kıbrıs'ın Türkiye için milli bir dava olduğunu, bu çerçevede hükümetlerinin Kıbrıs'la ilgili tüm gelişmeleri yakından takip ettiğini kaydetti.

Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı bir çözüme ulaşmasını istediklerinin altını çizen Babacan, "Çözümün adresi, yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türk tarafı, Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır" dedi.

Babacan, garanti ve ittifak anlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğine işaret ederek, 21 Mart'ta başlayan yeni sürece desteklerinin tam olduğunu belirtti. Babacan, bu çerçevede çalışma grupları ve teknik komitelerin oluşturulduğunu belirterek, üç aylık sürecin sonunda, 21 Haziran'dan sonra başlayacak olan kapsamlı çözüm görüşmelerinin de bu işin asıl önemli kısmını oluşturacağını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, Kıbrıs'ta bir çözüm için "bir 40 yıl daha beklemek istemediklerini ve beklemeyeceklerini" söyledi.

Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da çeşitlendirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Avcı, Kıbrıs konusunda Türk tarafının inisiyatifi sonucu yeni bir süreç başlatıldığını, bu çerçevede başlayan yeni sürecin Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları arasında var olan örnek işbirliği ve temasın daha da derinleştirilmesi gerektirdiğini kaydetti.

Babacan'dan 21 Mart'ta

başlayan sürece tam destek

Ortak basın toplantısında Babacan, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı bir çözüme ulaşmasını istediklerinin altını çizerek, şunları söyledi:

"Çözümün adresi, yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türk tarafı, Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır."

Babacan, bu çerçevede garanti ve ittifak anlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğine işaret ederek, 21 Mart'ta başlayan yeni sürece desteklerinin tam olduğunu belirtti. Babacan, bu çerçevede çalışma grupları ve teknik komitelerin oluşturulduğunu belirterek, üç aylık sürecin sonunda, 21 Haziran'dan sonra başlayacak olan kapsamlı çözüm görüşmelerinin de bu işin asıl önemli kısmını oluşturacağını bildirdi.

KKTC'nin bu konuda yapıcı bir tutum içinde olduğunu ve olumlu bir tavırla çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Babacan, 2008 yılında ortaya çıkan fırsat penceresinin tüm taraflarca iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Annan planı referandumlarının ertesinde tüm dünyanın Türk tarafının çözüm yanlısı olduğunu anladığını kaydeden Babacan, "Çözümsüzlüğü isteyenlerin ve çözümsüzlüklerden nemalananların hangi taraf olduğu bu dönemde bir bakıma test edilmiştir" dedi.

Konuk Bakan Avcı ile yararlı bir görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Babacan, "Türkiye, bu sürece katkıda bulunma konusundaki kararlılığını sürdürecektir. İlgili tüm tarafların da yapıcı bir anlayışla süreci desteklemelerini beklemekteyiz" dedi.

Bu bağlamda, AB'nin Kıbrıs'ta varılacak çözüme kendini uyarlama yönünde vermiş olduğu taahhüdün de altını çizen Babacan, "Kapsamlı bir çözüme ulaşılırsa bu çözümü alıp AB'nin müktesebatının bir parçası yapmak, AB'nin zaten daha önce de kabul ettiği yaklaşımdır" diye konuştu.

Babacan, "Müzakere sürecinin yeniden canlandırılması konusunda kaydedilecek gelişmelerin, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması yönünde atılacak adımları geciktirmek için bahane olarak kullanılamayacağı da açıktır. Uluslararası toplumun bu bağlamda sorumluluğunu yerine getirmesini bekliyoruz" dedi.

KKTC'de gerçekleşmiş olan ekonomik kalkınma ve refah artışına da dikkati çeken Babacan, bu noktada kayda değer bir gelişmenin söz konusu olduğunu kaydetti. Babacan, "Bu anlayış temelinde güç ve görev birliğiyle biz azimle çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ortak çaba ve fedakârlıklar olumlu sonuçları da beraberinde getirmiştir" diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkını hak ettiği hayat şartlarına kavuşturmanın ortak bir hedef olduğunu vurgulayan Babacan, şunları söyledi:

"Türkiye de Kıbrıs Türkü de bu hedefe ulaşmak ve Doğu Akdeniz'i refah ve istikrar üreten bir çekim merkezine dönüştürmek konusunda kararlıdır. Türkiye, Kıbrıs Türkünün huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sürdürecektir."

AVCI: Çözüm süreci belli bir

takvim içerisinde olmalıdır

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, ortak basın toplantısında, Kıbrıs'ta bir çözüm için "bir 40 yıl daha beklemek istemediklerini ve beklemeyeceklerini" söyledi.

Turgay Avcı, Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da çeşitlendirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Avcı, Kıbrıs konusunda Türk tarafının inisiyatifi sonucu yeni bir süreç başlatıldığını, bu çerçevede başlayan yeni sürecin Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları arasında var olan örnek işbirliği ve temasın daha da derinleştirilmesi gerektirdiğini kaydetti.

Bu süreçte Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum uzmanların ve bu uzmanlardan oluşan altı çalışma grubuyla yedi teknik komitenin kapsamlı görüşmeler için çalışmaya başladıklarını belirten Avcı, bu çalışmaların haftada iki kez devam ettiğini ve bu çalışmalarla iki liderin haziran ayı sonundaki kapsamlı ve kalıcı çözüme ulaşmak için yapacakları müzakere sürecine zemin hazırlanmasının amaçlandığını söyledi.

Lokmacı kapısının açılması konusunda Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu iradenin tüm dünya tarafından olumlu karşılandığını belirten Avcı, "Türk tarafı Kıbrıs'ta iki halkın siyasi eşitliği, kurucu devletlerin eşit statüsüne ve iki bölgeliliğe dayalı yeni ortaklık kurulmasını desteklemektedir. Kıbrıs Türk halkının Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini ortadan kaldıracak veya sulandıracak hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini tekrar vurgulamak istiyorum" dedi.

İhsanoğlu yarın KKTC'ye gelecek

Kıbrıs konusunun yanında KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın güçlendirilmesi konusunda da görüştüklerini vurgulayan Avcı, geliştirdikleri proaktif politikalar çerçevesinde başlattıkları yurt dışı temaslarının olumlu sonuçlarını verdiğini kaydetti. Avcı, KKTC'nin birçok ülkede temsilcilikler açmaya devam ettiğinin atını çizerek, özellikle İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) ile ilişkilerinin son iki yılda çok ileri noktalara ulaştığını, KKTC'nin İKT'nin tüm organizasyonlarında temsil edilmeye başladığını kaydetti.

Avcı ayrıca, İslamabad'daki İKT toplantısında alınan karar uyarınca, İKT'nin resmi bir kurumu olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi ile Ortaklaşa Kobilerin Geliştirilmesi Konferansının geçen ay KKTC'de yapıldığını hatırlattı. İKT Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun desteğinin kendileri için vazgeçilmez öneme sahip olduğunu vurgulayan Avcı, İhsanoğlu'nun pazar akşamı KKTC'ye bir ziyaret yapacağını duyurdu.

"Rum tarafının çözüme

yönlendirilmesi gerekiyor"

Avcı, artan dış temas ve uluslararası açılımlar çerçevesinde KKTC Dışişleri Bakanlığının geliştirilip, büyütülmesi ve alt yapı olarak dünyayla bütünleşecek seviyeye getirilmesi için çalışmalarının sürdüğünü kaydederek, 10 genç diplomatlarının Türkiye Dışişleri Bakanlığına eğitim için gönderileceğini vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesini engellemeye çalışanlar olduğunu belirten Avcı, bir taraftan görüşme süreci devam ederken diğer taraftan da ekonomik, ticari, sosyal, kültürel ve eğitim alandaki çalışmaların durdurulması çalışmalarının bulunduğunu belirtti.

Avcı, "Türkiye'nin desteğiyle bu durdurma çalışmalarını bertaraf ederek, Kıbrıs Türk halkının hak ettiği açılımlara ilerliyoruz. Biz Kıbrıs'ta bir çözüm istiyoruz, adil bir çözüm istiyoruz ve bu çözüm için de çalışıyoruz. AB'nin BM şemsiyesi altında başlayan ve devam edecek olan görüşmelerde Rum tarafını bu çözüme doğru yönlendirmesi gerekiyor" dedi.

"Haziran öncesi Talat-

Hristofyas görüşmesi olumlu"

Bakan Avcı, 23 Mayıs'ta yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin gündeminin ne olduğuna ilişkin bir soru üzerine, Talat ve Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta tekrar bir araya gelmeye karar verdiklerini ve bunun sebebinin gelinen aşamanın, komitelerin bugüne kadar yaptığı çalışmaların gözden geçirilmesi olduğunu belirtti.

Avcı, "Haziran öncesi bir araya gelmeleri olumlu bir yaklaşımdır" diyerek, bu görüşmede komitelerin ve çalışma gruplarının bugüne kadar getirdiği noktanın ve devam eden sürecin paylaşılacağını belirtti.

Avcı, Kıbrıs konusuna bir çözümün ne kadar yakın göründüğünün sorulması üzerineyse 2004 yılında hem Türkiye'nin, hem Kıbrıs Türklerinin adada kapsamlı bir çözüm için büyük bir irade ortaya koyduğunu vurgulayarak, "40 yıllık süreç içinde hep masadan kaçan taraf olarak gösterilen Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin 2004'te ortaya koyduğu irade önemlidir" dedi.

Kıbrıs Türklerinin çözüm sürecinde var olduklarını belirten Avcı, şunları söyledi:

"Bu süreçte bir 40 yıl daha beklemek istemiyoruz ve beklemeyeceğiz. Bu çözüm süreci belli bir takvim içerisinde olmalıdır. Çünkü Rum yönetiminin düşüncesi uzun yıllara yaymak olabilir. Bizim hedefimiz ve düşüncemiz en kısa sürede, ortaya koyduğumuz çerçeve içerisinde kapsamlı ve adil çözümün bulunmasıdır, bunun için de masada varız, var olmaya devam edeceğiz."

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "garantörlük konusunun gözden geçirilmesine" ilişkin açıklamasının hatırlatılması üzerineyse Avcı, şunları kaydetti:

"Garantörlük konusu tabii ki, Türkiye'nin garantörlüğüdür. 1960'da üç garantör ülke vardır, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere. O bakımdan garantörlük konusu sadece Kıbrıs Türklerinin konusu değildir. Burada garantör ülke Türkiye'dir."

Avcı, adada adil bir çözüm için masada olduklarını yineleyerek, "Türkiye'nin garantisi bizim çok önemlidir, bizim güvencemizdir" dedi.

KIBRIS 10/05/08

 

 

Londra'da askerlik öfkesi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, KKTC Londra Temsilciliği'nde bir toplantı yaparak yeni askerlik yasasına tepkisini gösterdi.

Toplantıda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından 8 Mayıs Perşembe günü onaylanan ve resmi gazetede yayımlanan askerlik yasası ele alındı.

Toplantıya katılan Kıbrıslı Türkler yasaya ilişkin görüşlerini ve tepkilerini dile getirerek, yeni askerlik yasasının yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkleri zor durumda bıraktığını ifade etti. KKTC yetkililerini eleştirerek yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkleri yeterince önemsemediklerini kaydeden katılımcılar, askerlik yasası ile de bunun net bir şekilde ortaya çıktığını belirtti. Yeni askerlik yasasının, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkleri vatanlarından uzaklaştıracağı konusunda hem fikir olan katılımcılar, KKTC yetkililerine "Biz vatanımızdan kopmak istemiyoruz" mesajı verdi.

Toplantıda KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu, yasanın özet halini katılımcılara okudu ve yasanın olumsuz taraflarının yanında olumlu taraflarının da olduğunun dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Topçu, yasanın sadece yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkler için değil adada yaşayan vatandaşlar için de yapıldığını vurguladı.

'85 yaşındaki dedelerimizi

askere çağırmasınlar'

Konsey Başkanı Akmen Sıtkı da toplantıda yaptığı konuşmada, bugüne kadar askerlik yasası ile ilgili olarak KKTC yetkililerine şikayetlerini bildirdiklerini ancak hiç bir şekilde cevap alamadıklarını belirtti. Sıtkı konuşmasına şöyle devam etti.

" Biz askerlikten kaçmıyoruz. KKTC ve askerimize bağlıyız. Ancak bu askerlik yasası biz yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkler aleyhinedir. Bu konuda yazılı olarak tüm yetkililere şikayetlerimizi bildirdik ancak bizi önemseyip yazılı bir cevap bile verme gereği duymadılar. Buraya heyet gönderdiler ve 6 gün burada kalan heyet, askerlik yasası ile ilgili olarak bize sadece 2 saat ayırdı.Bizi önemsemediler. Biz vatanımızdan kopmak istemiyoruz ve KKTC vatandaşıysak tüm haklarımızı da almak istiyoruz. Çocuklarımızın ana vatanından uzaklaşmasını ve kopmasını istemiyoruz. Ancak bu yasa 85 yaşındaki dedelerimizi askere çağıracak ve burada yaşayan çocuklarımızı da yurdundan soğutacak bir yasadır.'

'Ciddiye alınmıyoruz'

Hornsey Atatürk Okulu Başkanı Türker Çakıcı da, yasanın çok acele geçirildiğini belirterek tepki gösterdi ve yasaya yönelik eleştirisini şöyle dile getirdi:

"Bu konuların önceden biz İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklerle toplantılar yapılarak görüşülmesi gerekiyordu. Daha önceki yıllarda KKTC yetkilileri buradaki derneklerle bu tür konularda burada ve Kıbrıs'ta bir araya gelir görüşmeler yapardı. Bizim görüşlerimize önem verilirdi. Ancak artık önemsenmiyoruz ve ciddiye alınmıyoruz.'

Toplantıya katılarak askerlik yasasına tepkisini dile getiren Akjen Havalı da eşinin askerlik sorunu yüzünden Kıbrıs'a yıllardır eşi ve çocuklarıyla gidemediğini belirterek, artık bir an önce bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

Toplantıya katılan ve askerlik sorunu yaşayan Kıbrıslı Türk gençleri de, askerlik yasasına yönelik eleştirilerini dile getirerek, bu sorun yüzünden vatanlarına rahat gidemediklerini ve kendi kültürlerinden uzaklaştıklarını kaydetti.

Toplantıda avukat Emma Edhem de, artık yasanın yürürlülükte olduğunu belirterek, bundan sonraki aşamalarda neler yapılması gerektiğinin altını çizdi. Londra KKTC Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık da tüm bu şikayetleri KKTC yetkililerini ileteceğini söyledi.

Çalışma grubu oluşturulacak

Toplantı sonunda Konsey'in İngiltere'deki tüm sivil toplum örgütleriyle görüşmesine ve 10 kişilik bir çalışma grubu oluşturulmasına karar verildi. Bu 10 kişilik çalışma grubu avukatlarla birlikte çalışarak yasaya ilişkin kayıtlar ve eleştiriler derlenip toparlanarak somut bir hale getirilerek 8 ay içinde KKTC yetkililerine sunulacak.

Yeni askerlik yasasına göre

Yeni askerlik yasası kısaca yurtdışında Kıbrıslı Türk anne ve ya babadan doğan veya 12 yaşından önce anne veya babasıyla KKTC dışında yerleşip 18 yaş itibarıyla kazandıkları bedelli askerlik hakkını kaybedenleri kapsayacak düzenlemeler içeriyor. Buna göre herhangi bir sebeple özel statülerinden dolayı kazandıkları Bedelli Askerlik hakkını kaybedenler, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 1 yıl içerisinde başvurmak suretiyle, haklarını elde edebilecekler. Bu kişiler, 3000sterlin ödeyerek askerlikten muaf olabilecek veya 1500 sterlin ödeyerek 1 ay askerlik yapabilecek. Para ödemek istemeyenler, 31 yaşından küçükse 6 ay, 31 yaşından büyükse 3 ay askere alınacak.

Yeni yasada 49 yaşına kadar askerlik erteleme hususu yerine, yaş sınırını kaldıran madde konmuş ve yaş sınırı olmaksızın, KKTC'ye kesin dönüş yapana kadar askerliği erteleyebilme ve KKTC'de 1 yıl içerisinde 90 gün kalabilme hakkı muhafaza edilmiş olup, 90 günden fazla kalanlar, kesin dönüş yapmış sayılacak ve bedelli hak statüsünden yararlanabilecektir. ( Saklı İşlemi )

Özel statüleri ve/veya öğrenime bağlı bedelli askerlik hakları olup da bu haklarını kaybedenlere af öngören yasada , 1 Ocak 1995 tarihinde KKTC'den ayrılanlara özel statüde askerlik (bedelli) hakkı veriliyor. Güney Kıbrıs'a kaçanlar bu haktan yararlanamayacak. Yeni yasa, 2000 yılında yürürlükten kalkan Bedelli Askerli Yasası kapsamına giren ancak daha sonra çeşitli nedenlerle bu hakkını kaybetmiş olan kişilere de af öngörmektedir. Yasa yürürlüğe girdikten 1 yıl içerisinde, bu durumdaki kişileri de başvurmaları halinde yeniden Bedelli Askerlik hakkından yararlandıracaktır. Bu kişiler: yüksek öğrenimden sonra 7 yıl çalışmış olmaları koşuluyla, 4000 sterlin ödeyerek askerlikten muaf olabilecek. Veya, 2000 sterlin ödeyerek, 1 ay askerlik yapabilecektir. Yeni yasa uyarınca, KKTC'ye gidecek olan vatandaşların, ülkeye girişlerinde tutuklanmaları söz konusu olmayacaktır. Sadece Asal Şube'ye başvurmaları tavsiye edilecektir. Askerlik görevini yaparken Güney Kıbrıs'a kaçanlar ise tutuklanacak ve firari işlem görecektir.

Af'tan yararlanmak için 1 yıl içinde

başvuru yapılması gerekiyor

Yasada, aftan yararlanmak için 1 yıl içinde başvuru yapılması gerektiği belirtiliyor. Özel statü hakkını 90 günden fazla kalma halinde veya yoklama kaçağı veya bakaya düşme durumlarında kaybedenler, yeni yasaya göre yeniden değerlendirilecek ve bu hususlara af uygulamasına gidilecektir. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 1 yıl içerisinde başvuranlar, kaybettikleri Bedelli Askerlik haklarını yeniden elde edebileceklerdir.

Ocak 1995 tarihinde herhangi bir nedenle askerlik yapmadan KKTC'nden ayrılanlar için yapılan düzenlemeler ise şöyle

Hakkını kaybedenler, KKTC'ne gittikleri zaman, müracaat ederek bedelli hakkını kazandıklarından dolayı 12 ay içerisinde bedelli askerliklerini yapabilecekler. 1995 öncesinde askerlik yapmadan KKTC'nden ayrılan kişiler ise Temsilciliklere veya KKTC'ne gittikleri zaman ASAL Şube'ye müracaat ederek, müracaat tarihinden itibaren 12 ay içerisinde bedelli askerlik yapabileceklerdir.

Yeni yasada çift uyruklular için de düzenlemeler yapılmıştır. Çift uyruklu olup da Türkiye'de askerlik yapan kişilerin KKTC'nde de askerlik yapması gereği kaldırılmıştır. Yasa, firarilere yani askerliğini yaparken kaçanlara af sağlamamıştır. Bu kapsamdaki kişiler KKTC'ne girişleri halinde tutuklanacak, yargılanacak ve kalan askerlik sürelerini tamamlayacaktır.

KIBRIS 10/05/08

 

 

Government fears June may be too soon for talks
By Jean Christou

THE GREEK Cypriot side is worried that progress in the working groups and technical committees is insufficient to begin fully-fledged negotiations in June, government spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

Stefanou admitted that difficulties had arisen in the ongoing work being done by the 13 committees and working groups, which were aiming to lay the groundwork for a resumption of negotiations on June 21.

He said this was the reason President Demetris Christofias had asked for a meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on May 23.

Talat appears to be sticking to the original plan for talks by the end of June, which was apparent from statements he made on Thursday. However Christofias is said to prefer that the groundwork be properly laid.

His line appears to echo that of former President Tassos Papadopoulos who managed to stall the process by not even setting up the committees over a period of 18 months between July 2006 and his ouster from office in February this year.

“We cannot afford another failure in efforts to find a political settlement of the Cyprus problem,” Stefanou said yesterday, referring to the Greek Cypriot side’s long-time preference for a timetable-free process.

Stefanou said that both the March 21 deal between the two leaders, and the UN Security Council, were in line with the notion of well-prepared ground before talks started.

The six working groups include governance and power-sharing, EU, security and guarantees, territory, property and economy.

The seven technical committees will focus on crime, commerce, cultural heritage, crisis management, humanitarian issues, health and environment.

Meetings have been held on a daily basis since last month.

The March 21 agreement provides that the two leaders may meet to discuss any difficulties being experienced in the ongoing dialogue.

“The President has therefore asked to meet Mr Talat so as to see how the two can be of help to have real progress and results and not artificial ones,” Stefanou said.

“Unfortunately we don’t see the results we had expected to see by today.

Life itself tells us that unless we have results and the necessary progress to bridge the differences, and prepare the ground to support the negotiations, if we go ahead to the negotiating table, the most likely outcome will be a new failure”, to reach a comprehensive settlement, he added.

“The Cyprus issue cannot take another failure. We must prepare the ground so as to create conditions to have a successful negotiation.”

The international community, although it would like to see talks begin as soon as possible, is not overly concerned with the new obstacle, and does not necessarily feel that “the honeymoon is over”, as one diplomat put it.

Mediators were expecting that there would be some difficulties and also said the March 21 agreement does not specify exactly what “sufficient progress” entailed.

They feel progress has been made and that the current obstacle is not likely to lead to a major falling out. “There are going to be lots of bumps along the way,” said the diplomat.

He added that a lot would now depend on the meeting between the two leaders on May 23. However even though mediators are flexible when it comes to the June 21 date for talks, they would not want it to go far beyond that date.

They believe the leaders could enter negotiations in parallel to the work of the groups and committees.

Christofias met the five permanent members of the UN Security Council on Thursday, and according to reports he expressed his concerns over Turkey’s stance, and put forward his idea to give more time to the work of the groups and committees.

He said the Turkish Cypriot side’s attitude at the meetings was inflexible because it could not remove its positions far from those of Turkey.

CYPRUS MAIL 10/05/08

 

Property protest to greet Christofias

British ex pats frustrated with an inept judicial system in Cyprus are to protest at Alexandra Palace London on May 18 where President Demetris Christofias is due to address a gathering of the Cypriot community.

A statement from the organisers said problems suffered by property victims range from the non issuing of title deeds, structural faults, illegal building and developers extorting immovable property tax and transfer fees. 

Many of the victims are currently resident in Cyprus but will be represented at the protest by their offspring, the statement said.

Fronting the protest is Conor O’Dwyer, 38, from Surrey who bought a house off plan in Cyprus in 2005 and has since entered in to a lengthy legal battle. 

O’Dwyer said: “Crooked Developers and Lawyers in Cyprus act with impunity.  My developer has kept all my money and managed to sell my house to another family despite my contract being logged in the Lands Registry.  I have been assaulted by the developers twice; the last was in January 2008 when I spent six days in hospital. Every month my lawyer chases the authorities for a criminal investigation into the reselling of my house and every month it’s the same.  It’s stuck at the local level” .

CYPRUS MAIL 10/05/08

 

 

No EU space for occupiers
By Jacqueline Theodoulou

FRENCH Prime Minister Francois Fillon yesterday said his country could not accept into the EU a country that has occupying forces in another European state.

“We are observing with great care the completion of the commitments Turkey has taken on, but I would like to say that we simply cannot accept into the EU a country, which has occupying troops in another European country,” stated the French Prime Minister, who visited Cyprus ahead of France taking over the EU presidency for the second half of 2008.

Fillon was speaking during a joint news conference with President Demetris Christofias, who was keen to stress that the Greek Cypriot side would not commit to negotiations for a solution to the Cyprus problem, unless there was progress first with the technical committees and working groups.

“As a result of the initiatives that we have taken, there is mobility, which we hope will eventually lead to negotiations for a complete solution to the Cyprus problem,” said Christofias. “I would like to clarify that we have not made any commitment for a start in negotiations without there being any progress by the working groups first.”

Christofias’ comments came just days before his new meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, scheduled to take place on May 23, during which the progress made by the technical committees and working groups will be discussed.

Noting that the common aim of both communities should be a bizonal bicommunal federal solution on the basis of the UN Security Council resolutions and the High Level agreements of 1977 - 1979, Christofias said that ''progress in the Cyprus problem depends on the stance Turkey will take”.

''We urge our partners in the EU to encourage Turkey to finally show a positive stance, since the messages we receive from Ankara lately are not at all encouraging,'' Christofias said.

The Cyprus president pointed out that the Greek Cypriot side was not against the prospective accession of Turkey to the EU. “However, Turkey must fulfil its obligations to the [European] Union, including its obligations towards Cyprus,” he said.

On his part, Fillon expressed hope that the new efforts started after the election of Christofias to the Presidency of the Republic would lead to progress.

''We believe that these efforts should continue so that a just and viable solution will be found, which will put an end to the division of the island,'' he said speaking through an interpreter, adding that France ''will do its utmost'' as a Security Council permanent member-state to assist Cyprus.

He also clarified that the solution of the Cyprus problem lies within the UN and the UN Secretary-General, and said the EU can only assist these efforts since it has no mandate on the Cyprus problem.

Fillon and Christofias had earlier exchanged views on the French Presidency’s positions, the relations between the two countries and the Lebanon situation, while the Cypriot President also informed Fillon on the latest developments in the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 10/05/08

 

 

Hristofyas: Ankara’ya müdahale edin

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hrsitofyas, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkeden, KKTC ile görüşmelerden sonuç alınabilmesi için Ankara’ya müdahale etmelerini istedi.

AA

Güncelleme: 21:10 TSİ 11 Mayıs 2008 Pazar

 

LEFKOŞA - Rum basınında yer alan haberlere göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi Çin, Fransa, ABD, İngiltere ve Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki büyükelçilerine dün verdiği yemekte, son gelişmeleri değerlendirdi. Hristofyas yemekte, “Türkiye’nin iki devlet teklifi ve garantörlük haklarının devam etmesi konusundaki açıklamaları, doğrudan görüşmelerin zemin hazırlığı çalışmalarını olumsuz etkiliyor” iddiasında bulundu.

 

Yemekte, büyükelçilere prosedürün gidişatı hakkında bilgi veren Hristofyas, büyükelçilerden, kendi hükümetinin işbirliği yapması ve komitelerdeki görüşmelerden sonuç alınabilmesi için Ankara’ya müdahale etmelerini talep etti.

Hristofyas’ın, KKTC ile yürüttükleri teknik komite ve çalışma gruplarına, çalışmaları için belirlenen 3 aydan daha uzun bir zaman verilmesini talep ettiği de bildirildi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyas’ın, çalışma grupları ve teknik komitelerin faaliyetlerini değerlendirmek için 23 Mayıs’ta bir araya gelmesi planlanıyor.

 

CIA raporu: Çözümü Rumlar istemedi

Yorgo KIRBAKİ/ATİNA

 

 

Kıbrıs tarihinde bugüne kadar bilinmeyen bir gerçek, ABD Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CİA) gizli raporunda ortaya çıktı.

Gizli raporu, Yunanistan’ın en yüksek tirajlı gazetesi Ta Nea manşetten yayınladı.

CIA’nın "halen hayatta bulunan yetkililer olduğu ve siyasi çekişmelere yol açabileceği" gerekçesiyle yaklaşık 44 yıl sonra bile yayınlamadığı rapora göre, Atina yönetimi 1964 yılında Amerikalılara "Kıbrıs sorununa çözüm bulunmaması için" yalvarıyordu.

Raporda, Yunan Kralı Konstantin başta olmak üzere o dönemde Başbakan Yorgo Papandreu’ya (aynı ada sahip bugünkü ana muhalefet liderinin dedesi) muhalif olanların, 1964 olaylarından sonra, Kıbrıs konusunun BM’de konuşulduğu bir sırada soruna çözüm bulunmaması için Washington’a baskı yaptığı yer aldı.

Muhalifler, çözüm bulunursa Papandreu’nun popülaritesinin yükselmesinden endişeliydi ve Papandreu’yu iktidardan düşürmeyi kararlaştırmışlardı. Bu plan, 1965 yılında hedefine ulaştı. Papandreu, kabinesindeki bazı bakanların çekilmesi üzerine istifa etmek zorunda kaldı. Kral Konstantin, bu "isyancı" bakanlardan oluşan bir kabineyi hemen göreve getirtti. Yunanistan çalkantılı bir siyaset dönemini girdi ve 20 ay sonra ülkeyi 7 yıl yönetecek Albaylar Cuntası iktidara geldi.

HURRIYET 11/05/08

 

Gidişattan umutluyum

"ÇALIŞMALARIMIZ BAŞARILI BİR ŞEKİLDE SÜRÜYOR"... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için çalışmalarının başarılı bir şekilde devam ettiğini ve kendisinin bu gidişattan umutlu olduğunu söyledi. Talat, "Rum yönetimi eski başkanı Papadopulos dönemine oranla, Rum lider Hristofyas ile görüşmelerimiz ve çalışmalarımız daha olumlu gidiyor ve bu gelişmeler Kıbrıs konusunda eskiye oranla beni daha umutlu yapıyor" dedi

 

l OLMAZSA OLMAZLARA RAĞMEN... Talat: Hristofyas ile imzaladığımız 21 Mart mutabakatının 8 Temmuz antlaşmasından pek de bir farkı yoktur, ancak bu sefer karşımızda bizimle görüşen, konuları tartışan bir Rum lider var. Her iki tarafın olmazsa olmazları bulunmasına karşın, bugüne baktığımızda komiteler çalışmalarına başlamış durumda. İki kesim arasında yeni bir köprü inşa edilmeye çalışılıyor. Hristofyas ile yine bir görüşmemiz olacak. Bu görüşme sonucunda olumlu sonuçlar alabilirsek, kapsamlı müzakere sürecini başlatabileceğiz

 

l TC KÖKENLİ VATANDAŞLARI TARTIŞMA KONUSU YAPMAYIZ...  "Biz masaya KKTC vatandaşı olan Türkiye kökenli yurttaşlarımızın sayısını tartışma konusu yapmayız. KKTC yurttaşı olan vatandaşlarımız antlaşmadan sonrada burada yaşamaya devam edecektir. Burada yerleşmiş ve burayı yurt bilmiş insanlar vardır"

 

 

 

Gökhan ALTINER

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için çalışmalarının başarılı bir şekilde devam ettiğini ve kendisinin bu gidişattan umutlu olduğunu söyledi. 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS TV'deki "Kıbrıs'ta Gündem" programının yapımcısı ve sunucusu Gökhan Altıner'e verdiği özel röportajda, Rum yönetimi eski başkanı Tasos Papadopulos dönemine oranla Rum lider Dimitris Hristofyas ile görüşmelerin ve çalışmaların daha olumlu gittiğini ve bu gelişmeler neticesinde Kıbrıs konusunda eskiye oranla daha umutlu olduğunu belirtti.

    21 Mart Mutabakatı ile 8 Temmuz sürecinin aralarında içerik olarak bir fark bulunmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:

   "8 Temmuz süreci BM'nin iyi niyet gösterisi sonucunda o günün koşullarına göre imzalanmış bir antlaşmaydı. O dönem karşımızda bizimle oturup kahve bile içmeyen bir Papadopulos vardı. Papadopulos'un yerine seçilen Dimitris Hristofyas ile imzaladığımız 21 Mart Mutabakatı'nın 8 Temmuz antlaşmasından pek de bir farkı yoktur, ancak bu sefer karşımızda bizimle görüşen, konuları tartışan bir Rum lider var. Her iki tarafın olmazsa olmazları bulunmasına karşın, bugüne baktığımızda komiteler çalışmalarına başlamış durumda. İki kesim arasında yeni bir köprü inşa edilmeye çalışılıyor. Bildiğiniz gibi Dimitris Hristofyas ile yine bir görüşmemiz olacak. Bu görüşme sonucunda olumlu sonuçlar alabilirsek, kapsamlı müzakere sürecini başlatabileceğiz."

 

KKTC yurttaşı olan tüm Türkiye

kökenliler Kıbrıs'ta kalacak

 

   Olası bir antlaşma sonrasında, yaklaşık 50 bin TC kökenli Kıbrıslı Türkün Kuzey Kıbrıs'ta kalacağının tahmin edildiğini ve bu yönde Rum lider Hristofyas'ın da oldukça kararlı olduğunun hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  "Biz masaya KKTC vatandaşı olan Türkiye kökenli yurttaşlarımızın sayısını tartışma konusu yapmayız. KKTC yurttaşı olan vatandaşlarımız antlaşmadan sonrada burada yaşamaya devam edecektir. Burada yerleşmiş ve burayı yurt bilmiş insanlar vardır" dedi.

 

Kıbrıs Barış Platformu'nun

barışa katkısı yok

 

   Cumhurbaşkanı Talat, ömrünü Kıbrıs sorununa adadığını ve Kıbrıs sorununun çözümü için çok ciddi mücadeleler verdiğini belirtti.

   Talat, Kıbrıs Barış Platformu'nun kendisine "çözümcü görünüp çözüm istemiyor" yakıştırmaları yaptığını hatırlatarak, "Ben hayatımı Kıbrıs sorununda bir çözüm bulma yoluna adadım. Biz halk olarak bu günlere kolay gelmedik. Ne yollardan geçtiğimizi herkes çok iyi biliyor. Kıbrıs Barış Platformu diye bir yapı kurulacak ve çıkıp 'Talat çözümcü gibi görünüp çözüm istemiyor' diyecek. Bu kabul edilir şey değil. Barışa katkıları olmayan kendileridir. Sürekli barış isteyen ve barış için uğraşan bir cumhurbaşkanlığı makamını yıpratıyorlar. Bu ne doğru ne de kabul edilebilir bir durumdur" diye konuştu.

 

Muhalefet eleştiriyor ama acımasız değil

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, muhalefet partilerinin yeteri kadar bilgilendirilmedikleri yönünde kendisini eleştirdiklerinin hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

   "Elimden geldiği kadar vakit ayırıyor ve muhalefeti bilgilendirmeye çalışıyorum. Bazen beni sert bir dille eleştiriyorlar ancak acımasız değiller. Yani eleştirirken vurgu yaptıkları noktaları göz ardı etmiyorum; onlar da yıkıcı olmuyorlar. Rum tarafındaki siyasi partiler kendi içlerinde ne kadar kavga ederlerse etsinler, durum Kıbrıs konusu oldu mu hepsi bir birine kenetleniyor. Maalesef bizde bu tür bir siyasi kültür asla olmadı. Olacağı da yok."

 

Hükümet yoluna devam ediyor!

 

   Cumhurbaşkanı Talat, "CTP-ÖRP Hükümeti'nin uyumluluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bıraktığınız miras bitti mi?" sorusuna karşılık şu cevabı verdi:

   "CTP-ÖRP Hükümeti ülke şartlarında zaman zaman sıkıntıları göğüslemek durumunda kalsa da yoluna devam ediyor. Tüm dünyayı etkileyen ekonomik depremler, gayrı ihtiyarı bizim ülkemizi de vurdu. Petrol, dünyanın her tarafında zamlandı. Bazı sorunlarla elinizde olmadan yüz yüze kalırsınız. Tüm bunları hükümetin sırtına yıkmak da doğru olmaz. Yani bazı olumsuzluklar tüm dünyada yaşanır ve sizler de bundan etkilenirsiniz. Bu nedenle hükümete bir eleştiri yöneltirken aslında günün koşullarını da gözden geçirmek gerekiyor."

 

Hayat pahalılığı yok

 

   Ülkede hayat pahalılığının ciddi bir seviyeye ulaştığının hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, oldukça ilginç bir değerlendirmede bulundu.

   Talat, şöyle konuştu:

   "Bu ülkede hayat pahalılığı var diyenleri anlayamıyorum. Serbest piyasa ekonomisi var ve esnafa ya da tüccara sattıkları malın satış fiyatlarını aşağıda tutmasını söylemeniz mümkün değil. Eğer domates almaya paranız yetmiyorsa almayacaksınız. Mevsimi olmayan meyve, sebzenin ucuzlamasını bekleyeceksiniz. Domates ucuzlayınca alıp yiyeceksiniz. Ben öyle yapıyorum; ucuzlamasını bekliyorum, mevsimi değilse, pahalıysa almıyorum; pekala halkımız da öyle yapabilir. Paranız yetmiyorsa yemeyeceksiniz. Böylelikle pahalı ürünlere revaç azalacak ve pahalı olan ürünler ucuzlayacak. Herkes bunu uygulasa pahalılık diye bir şey kalmaz. Halkımız tutumlu olmalıdır. Eskiden mevsimsiz domates ya da patlıcan mı yenirdi. Her şey mevsimine göre alınırdı. Şimdi mevsimi olmayan sebzeler tabii ki pahalı olacak. İşte siz de o zaman mevsiminin gelmesini bekleyeceksiniz. Pahalı iken satın almayacaksınız. Domatesin mevsimi değilse ve pahalı ise almayacaksınız, ucuzlamasını bekleyeceksiniz."

 

Rumlar isterse biz Türkiye'den

gelen suyu satmaya hazırız

 

   Yaklaşık üç yıla kadar Türkiye'den deniz altından su getirme projesinin sonuçlanacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'den gelecek söz konusu suyu Rum tarafının talep etmesi halinde satmaya hazır olduklarını ve söz konusu su projesinin belki de barış suyu olabileceğini söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, "Su her iki kesime de lazım, Türkiye'den gelecek su belki de barış suyu olacak ve Kıbrıs'ta barışı kolaylaştıracak" diye konuştu.

KIBRIS 11/05/08

 

 

Rumlar, Annan Planı'nı kabul etseydi Kıbrıs'ta asker sayısı azalmış olacaktı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, asker konusunun, Kıbrıs sorununda çözümün bir parçası olduğunu, parçalı anlaşmalar yapmanın ve kısmi çözüm bulmanın çok zor olduğunu ifade ederek, ''Bu yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz. Kıbrıslı Rumlar Annan Planını kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı azalmış olacaktı'' dedi.

   Babacan, Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demecinde, Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarda bulundu ve ''Kıbrıs'ın bir güvenlik meselesi olduğunu'' vurguladı.

Babacan, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olduğunu ifade etmesine karşın bazı çekincelerini de aktardı.

   Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olup olmadığının sorulması üzerine Babacan, ''iyimser hissetmek için yeterli sebebin bulunduğunu'' belirtti.

   Babacan, Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini, bunu da Annan planını kabul ederek gösterdiklerini, ancak planı reddedenin Kıbrıs Rum tarafı olduğunu vurguladı ve eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 4 yıl boyunca engeller koyması sebebiyle ilerleme sağlanamadığını anlattı.

 

''Hristofyas farklı davranabilecek mi?"

 

   Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılan liderlik seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin başladığını, bunun da iyi bir şey olduğunu belirten Babacan, ''Ancak çok dikkatli olmalıyız. Elbette Sayın (Dimitris) Hristofyas 'çözüm istiyorum' vs. diyor. Ama gerçekten farklı davranabilecek mi yoksa durağanlık ve diğer bazı şeyler isteyenlerden mi etkilenecek?'' diye konuştu.

   ''Siz ordudan farklı bir tutumla davranabilecek misiniz?'' sorusunaysa Babacan, şu yanıtı verdi:

   ''Sanırım bunu hali hazırda 2004'te kanıtladık. Elbette dış politika, güvenlik ve uluslararası konuların olduğu yerde ordu da olmalıdır. Ve Kıbrıs'ta bir güvenlik konusudur. Ancak 2003 yılında başbakanım, müzakere masasından asla ayrılmayacağına dair BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a söz verdi ve Sayın Annan da tüm sözlerimizi tuttuğumuzu raporunda belirtti. Böylece 'evet' oyu çıktı ve bu o ana özgü değildi. Ancak Sayın Papadopulos aktif propaganda yaptı. Taraflarca İsviçre'de onaylanan bir anlaşma vardı. Ardından olumsuz bir kampanya başladı. AB'yi temsil eden Sayın (Gunther) Verhaugen AB'nin kandırıldığına dair kamuoyu önünde açıklamalarda bulundu. Herkes sinirlendi.''

 

"Talat tam desteğimize sahip"

 

   Babacan, Rum yönetimi liderliğine Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi sonrasında durumun çok daha ümit verici olduğunu ve adadaki her iki tarafın açıklanmış isteği olduğu sürece, Türkiye'nin sürece destek vereceğini vurguladı.

   Sürecin kolay olmayacağını ve sorunlar çıkması durumunda bunların konuşulması gerektiğini kaydeden Dışişleri Bakanı Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'nin tam desteğine sahip olduğunun da altını çizdi.

 

"Anlaşmazlıklardan çıkar sağlamak"

 

   ''Taraflardan birinin anlaşmazlıktan çıkar sağladığı sürece iyi sonuç alınmasının zor olduğunu'' ifade eden Babacan, bu sözleriyle neyi kastettiğinin sorulması üzerine, şunları kaydetti:

   ''Kıbrıslı Rumlarla mevcut olan konu şu anda AB'ye üye olmalarıdır. Türkiye ile ilgili her şeyde veto uygulama gücüne, Avrupa Parlamentosunda Adadaki her iki taraf için ayrılan sandalyelerin hepsine, adanın uluslararası alanda temsil edilmesi tekeline sahipler ve tüm AB ödeneklerini sadece Güney için kullanmaktadırlar. Üstelik bu durum katılım anlaşmasında bir bölgenin ekonomik açıdan ötekinden geri kalmaması gerektiğinin öngörülmesine karşın mevcuttur. Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul gören BM'nin temel ilkelerinden biri, her iki tarafın siyasi eşitliğidir. AB yönetimini paylaşmaya hazır olduklarından emin değiliz.''

 

''Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür''

 

   ''Kıbrıs konusunda ordu ile aranızda görüş ayrılığı, birliği veya diyalog mu mevcut?'' şeklindeki bir soruya karşılıksa Babacan, şunları söyledi:

   ''Gerçeği söylemem gerekirse ordu konusunda bana ilk kez bu kadar çok soru soruluyor. Tüm konular çeşitli makamlarımızca derinlemesine görüşülür ve elbette nihayetinde Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür. Her zaman böyle olmuştur, hep de böyle olacaktır. Elbette kararların alınması aşamasında makamlar arasında farklı yaklaşımlar olabilir, ancak sonunda görüş ayrılıklarımızı hallederiz ve Türkiye tek bir görüşe sahip olur. Sanırım Kıbrıslı Türklere daha çok önem vermelisiniz. Müzakereleri onlar gerçekleştiriyorlar. Biz elbette garantör gücüz, tıpkı Yunanistan gibi biz de uzakta kalamayız. Türkiye ve Yunanistan'ın paralel bir rolü vardır.''

 

Babacan:Askerler konusu müzakerelerin bir parçasıdır, çözümün bir parçasıdır

 

   ''Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne ve Türkiye'nin AB sürecine katkıda bulunup bulunmayacağı'' sorusunda da Babacan, şu karşılığı verdi:

   ''Askerler konusu müzakerelerin bir parçasıdır, çözümün bir parçasıdır. Parçalı anlaşmalar yapmak, kısmi çözüm bulmak çok zordur. Bu yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz. Kıbrıslı Rumlar Annan planını kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı azalmış olacaktı.''

KIBRIS 11/05/08

 

 

Turkish political crisis bodes ill for Cyprus
By Jean Christou

THE CURRENT government crisis in Turkey does not bode well for a speedy solution to the Cyprus problem, according to political analysts in Istanbul.

The Cyprus government said on Friday that difficulties were being experienced at the working groups and technical committees.

It is believed this is due to the Turkish Cypriot side’s adherence to the discouraging vibe coming from Ankara since the process began after the election of President Demetris Christofias.

During a journalists’ conference in Istanbul last weekend, organised by the US embassy in Nicosia, Turkish professor Soli Ozel from Bilgi University said what was going on in Turkey was disconcerting.

“I can’t see an easy way out of the mess we are in,” said Ozel, referring to attempts to ban the Justice and Development Party (AKP) of Prime Minister Tayyip Erdogan, which observers believe will give a stronger hand to the military.

“I take it as a foregone conclusion the party will be closed,” said Ozel.

He said he wondered if the case was more to do with banning the AKP from politics or banning Erdogan, whom he described as the single most popular politician of his generation.

Ozel said if the AKP was closed, it would disenfranchise 85 per cent of electorate in south-eastern Turkey, the consequences of which would be excluding the Kurds from parliament.

“I’m not sure this has been thought through. It is political suicide on the part of the established order,” said Ozel. “All of this does not bode well for the government’s stance on Cyprus. No one is going to stick their neck out for a process they got badly burned with four years ago,” he added referring to Turkey’s push in 2004 to see the Annan plan implemented in Cyprus.

Veteran journalist Sami Kohen from Milliyet newspaper said that although Cyprus was going through a period of hope and optimism, if the Turkish government fell, “everything would come to a standstill” and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat would have to continue on his own. “This would be damaging to the process,” said Kohen.

“If there is a breakdown, we may not have any serious effort for a solution in the future,” he added.

“You have two guys are the helm who are saying at least that they want to solve the problem, but the positions in Cyprus are still very much apart from each other and it will require a lot good will and effort to narrow it. It’s not enough to have two good leaders. This is the bottom line.”

Kohen also said the incentive for a solution was weaker on the Turkish side than it had been in 2004, while the incentive had become stronger on the Greek side.

“In the last three or four years, the no solution has not brought anything. We have lost a lot of ground so this is a very important turning point,” said Kohen. “This is a motivation for the Greek side to take the talks more seriously, but there are circles in Turkey who think the TRNC could survive and that no solution would be good, although this is not the official policy.”

Stephen Larrabee an analyst from the US RAND think tank said the crisis in Turkey was at a minimum likely to distract the AKP and leave little time for the Cyprus question.
“Opportunities to make progress on the Cyprus issue could be lost. EU negotiations could be suspended and power could shift to the military, which traditionally supports a much tougher line on Cyprus,” he said.

CYPRUS MAIL 11/05/08