Hristofyas MGK konusunda rest çekti
|
1 Mayıs, 2008 15:40:00
(TSİ) CNN TURK |
Rum Dimitris Hristofyas, ''Kıbrıs Türk
tarafının tezleri MGK'nın açıklamalarına
dayanıyorsa o zaman, üstlenilen bu yeni çabanın başarı
perspektifi olmadığını aleni şekilde beyan etmek
zorunda'' olduklarını söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Rum Solcu İşçi
Sendikaları Federasyonu'nun (PEO) 1 Mayıs kutlamasında
Kıbrıs'ta barış arayışlarını
değerlendirdi.
Rum lider, "Kıbrıs Türk tarafının tezleri tamamen
ve dogmatik şekilde, Türkiye'nin Milli Güvenlik Kurulu'nun
açıklamalarına dayanıyor ise ki maalesef Kıbrıslı
Türk lider Mehmet Ali Talat da bu tezleri tekrarladı, o zaman biz de
üstlenilen bu yeni çabanın başarı perspektifi
olmadığını aleni şekilde beyan etmek zorundayız"
dedi.
Hristofyas, bu görüşlerini KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a iletip
iletmediğinin sorulması üzerine, "Talat'la yüz yüze
görüşmemiz sırasında net bir şekilde ilettim ve kendisi
bunu anladı" şeklinde konuştu.
Hristofyas, "Rum tarafı, Kıbrıslılar arasında,
Türkiye'nin katalizör müdahaleleri ve karışması
olmaksızın samimi ve yapıcı bir diyalogda ısrar
edecek" açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşme masasına Annan
planından unsurlar koyma, Rum tarafının da Kıbrıs
sorununun esas yönlerini masaya koyma hakkı olduğunu ifade eden
Hristofyas, "Biz iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünde istikrarla
ısrar ediyoruz. Müzakere zemininin, doruk anlaşmaları 8 Temmuz
2006 ve 21 Mart 2008 anlaşmaları aracılığıyla
üstlenilen ortak taahhütler olduğunu yineliyoruz" dedi.
'Kızıl Ken' 'Osmanlı Torunu'na karşı...
Britanya
bugün yerel seçimler için sandığa giderken, dikkatler Londra'da.
'Osmanlı torunu' Johnson'la başa baş giden 'Kızıl Ken'
lakaplı Livingstone, eski düşmanı Blair'den de taktik almış
01/05/2008
RADIKAL
LONDRA -
Britanya bugün kısmi yerel seçimler için sandığa giderken,
başkent Londra'da iki dönemdir belediye başkanlığı
yapan 'Kızıl Ken' lakaplı solcu Ken Livingstone ile kendini
'Osmanlı torunu' diye takdim eden Muhafazakâr Parti'nin adayı Boris
Johnson kapışıyor. İngiltere ve Galler'deki seçimler öncesi
anketler, iktidardaki İşçi Partisi'nin son 21 yılın en
düşük seviyesinde indiğini gösteriyor.
Seçimlerin kaybedilmesi özellikle Londra'nın Muhafazakârlara
kaptırılmasının koltuğu haziranda Tony Blair'den devr
almış Başbakan Gordon Brown için ağır darbe olabilir.
Bu yüzden seçimin kalbi belediye başkanının 22 milyar
dolarlık bütçyle 7.5 milyon kişinin kaderine hükmettiği başkent
Londra'da atıyor. Anketlere göre Johnson ile Kızıl Ken başabaş,
ikiliyi Liberal Demokrat Brian Paddick izliyor. Zaferi Muhafazakârlar için
sembolik önemdeyken, Livingston'un seçilmesi 2010 genel seçimine dek
İşçi Partisi'ne ikramiye gibi görülüyor.
Londra'nın merkezine otomobille gitmeyi 16 dolar vergiye bağlaması,
evinde evcil hayvan niyetine semender beslemesi ve üç sevgilisinden beş
çocuğu olduğunu sır gibi saklaması, 2005'te Yahudi bir
gazeteciyi kışkırtıcı tavırlarından ötürü
Nazi kampı gardiyanına benzetip ABD Başkanı George W.
Bush'u 'Dünyaya en büyük tehdit' diye sunmasıyla tartışma
yaratmış Kızıl Ken, Blair İşçi Partisi'nden aday
olmasını engelleyince 2000 seçimlerine bağımsız girip
kazanmış ama partisinden kovulmuştu. 2004 seçimini bu kez
İşçi Partisi adayı olarak kazanan Kızıl Ken'in
Blair'den de Johnson'ı alt etme taktiği aldığı
söyleniyor.
Boris'in kanındaki...
Johnson ise Anadolu'daki Milli Mücadele yıllarında Atatürk
hakkında tutuklama emri çıkaran ve 1922'de İstanbul'da bir
berberde enselenip İzmit'te karakol önünde askerlerce linç edilen eski Dahiliye
Nazırı ve gazeteci Ali Kemal'in torununun çocuğu olduğunu
söylüyor. The Sunday Times gazetesi, Johnson'ın dağınık
saçları için 'Berber dükkanından uzak durmak Boris'in kanında
olabilir' yorumunu yapmıştı. (Dış Haberler
Rumlara, 2'şer bin YTL'lik şahsi kefalet
VERDİKLERİ ZARARLARI DA ÖDEDİLER... Kasti hasar ve
uygunsuz hareket suçlarından yargılanarak mahkum olan Rum
sanıklar, yaptıkları hasarın bedeli olan bin 875 YTL'yi de
mahkeme veznesine yatırdılar. Sigma TV'de stajyer olarak
çalışan araç sürücüsü Demetrios Georgiou, yüzde 73 promil alkollü
olarak araba kullandığı için ayrıca yargılanarak bin
YTL para cezasına çarptırıldı
Sevgi YALMAN
Beyarmudu Kara Giriş Kapısı'ndan önceki gün
araçları ile KKTC'ye giriş yapan ve Karpaz'a yaptıkları
ziyaretten dönüşte köy levhaları duraklar, duvarlar ve yollar olmak
üzere toplam 6 ayrı yere "Ellas", bir yere de haç işareti
yapan iki Rum genci, dün Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde
yargılandı.
Kasti hasar ve uygunsuz hareket suçlarından yargılanan
Rum Demetrios Georgiou (28) ile Yunan vatandaşı Georgios Vanezos (26)
bir yıl süreyle benzer suç işlememeleri için 2'şer bin YTL'lik
şahsi kefalete bağlandılar.
KKTC'ye geçerken KAT 516 plakalı aracı kullanan
ve Sigma TV'de stajyer gazetecilik yapan Demetrios Georgiou, yüzde 73 promil
alkollü olarak araba kullanmaktan, ayrıca yargılanarak Bin YTL para
cezasına çarptırıldı.
Karpaz dönüşü Dipkarpaz köyündeki bir
hırdavatçıdan satın aldıkları sprey boya ile suç
işleyen sanıklar, polise verdikleri ifadede üzgün olduklarını
ve özür dilediklerini söyledikten sonra KKTC'ye suç işlemek için
gelmediklerini, ansızın düşünerek karar verdiklerini
belirttiler. Sanıklar, yaptıkları hasarın bedeli olan bin
875 YTL'yi de yargılamadan önce Avukatları İbrahim Özgür
vasıtasıyla mahkeme veznesine yatırdılar.
Emare olarak polis tarafından el konulan KAT 516
plakalı araç, davanın sonunda mahkeme emriyle sanıklara iade
edildi. Para cezalarını ödeyen sanıklar serbest kaldı.
Aileleri de geldi
Gazimağusa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları
Yargıcı Bertan Özerdağ huzurunda görüşülen davanın
duruşmasına, sanıkların Güney Kıbrıs'tan gelen
yakınları da katıldı. Bu arada Güney'de çalışan
ve sanıkların ailelerini tanıyan çok sayıda kişi de
mahkemeye gelerek ailelere yardımcı oldu.
İddia Makamı Başsavcılık
adına davayı yürüten Savcı Meryem Beşoğlu,
olguları mahkemeye sunarken Ellas yazılan yerleri
ayrıntılı bir şekilde anlattı ve sanıkların
sulh ve sükunu bozucu harekette bulunduklarını kaydetti.
Dipkarpazlı Hasan Çin isimli vatandaşın ihbarı üzerine
polisin Çayırova benzin istasyonu önünde ana yolda kontrole
çıktığını ve sözü edilen aracı durdurduğunu
ifade eden Beşoğlu, bu sırada 2. sanığın sprey
kutusunu dışarıya attığını söyledi.
Beşoğlu, polise "yazıları biz
yazdık, hata yaptık" diyerek birer ifade veren
sanıkların suçlarını kabul ettiğini de vurguladı.
"Suç işlemek amacıyla gelmediler"
Sanıkların Avukatı İbrahim Özgür,
savunmasında sanıkların suç işlemek amacıyla
gelmediklerini, öyle olsaydı boyayı da beraberlerinde getireceklerini,
manastırı ziyaretten sonra bir büfede bira içtiklerini, içkinin de
etkisiyle bir anlık bir düşüncesizlik ve gafletle suçu
işlediklerini belirtti.
Özgür, sanıkların ailelerinin de perişan
olduğunu kaydettikten sonra yapılan hasarın ödendiğini gösteren
makbuzu mahkemeye sundu ve müvekkilleri adına özür diledi.
"Turisttirler"
Sanıkların ilk andan itibaren
suçlarını kabul ettiklerini, pişman olduklarını, suçu
planlayarak işlemediklerini, bir anlık bir düşüncesizlikle
hareket ettiklerini belirten Yargıç Bertan Özerdağ, sanık 1'in
gazetecilik mesleğine yeni başlamış bir kişi, 2'nin de
hem çalışıp hem okuduğunu, genç suçlu olduklarını
ve KKTC de yabancı olduklarını, turistik maksatla geldiklerini
dikkate aldığını kaydetti.
Yargıç Bertan Özerdağ, sanıkları bir
yıl süreyle benzer suç işlememeleri için 2'şer bin YTL
şahsi kefalete bağladı.
Sanıklar mahkeme mukayyitliğinde şahsi
kefalet senedi imzaladıktan ve sanık 1, bin YTL'lik para
cezasını ödedikten sonra serbest kaldılar.
KIBRIS 01/05/08
Güney'de, kullanılmayan Türk mülklerinin iadesi
tartışılıyor
Titina Loizidu davası ile adını duyuran ve Rumların
Türkiye aleyhine AİHM'de açtıkları davaları yürütmekte
olan Rum avukat Ahilleas Dimitriadis, Rum tarafında kalan, ancak
Rum göçmenler tarafından kullanılmayan bazı Kıbrıs
Türk taşınmaz mallarının, iyi niyet gösterisi olarak, ister
yurtdışında, ister Rum tarafında isterse de, KKTC'de ikamet
etsin, sahiplerine iade edilmesini önerdi.
Fileleftheros gazetesi, "Avukat Ahilleas
Dimitriadis'in Önerisi: 'İyi Niyet Hareketi Olarak Taşınmaz
Mallar İade Edilsin' - Kullanılmayanları Alsınlar"
başlığıyla yansıttığı haberinde,
Dimitriadis'in, Rum Yönetimi'nin Güney'de kalan Kıbrıs Türk
taşınmaz malları için oluşturduğu
"Kıbrıs Türk Mallarını İdare Vasiliği" yasasının
çağdaşlaştırılması gerektiği görüşünü
ortaya koyduğunu yazdı.
Gazeteye göre, Dimitriadis, "Vasilik"
yasasında; kimin Rum tarafında ikamet eder kabul edileceğine
ilişkin tek bir ifade bile yer almadığını belirterek
şunları söyledi:
"Vasilik yönetiminde olup kullanılmayan çok
sayıda Kıbrıs Türk taşınmaz malı var. Öyleyse
Vasilik'in söz hakkı ve sorumluluğu nedir? Herkesin insan
haklarına saygı gösterilmelidir. Dahası, o taşınmaz
mallar onlarındır. İnsan hakları özgürlükleri de güvence
altına alır. Dolayısıyla ben, kısıtlamalar
olmasına hiç bir neden görmüyorum.
Bu; (Güney'de kalan ve Rumlar tarafından
kullanılmayan Kıbrıs Türk taşınmaz
mallarının sahiplerine iadesi) bir iyi niyet gösterisi olacak.
Kıbrıslı Türkler neden gelip, hiç kimsenin
kullanmadığı evlerini veya tarlalarını
almasınlar? Bu taşınmaz malları neden tutuyoruz?
Kıbrıs Türk taşınmaz
mallarını korumakta olan Vasiliğin, doğru koruma
sorumluluğu bulunduğunu da bilmemiz gerekir. Bu
olmadığında, sorumlu olacak. Ben diyorum ki; Limasol'un ticaret
bölgesindeki bir mülk Vasilik tarafından; hak sahibi olan bir kişiye
yılda 1 liraya kiralanıyor, o da aynı taşınmaz
malı ayda binlerce lira karşılığında bir
başkasına kiralıyor. Tazminat talebinde bulunacak olan
Kıbrıslı Türk, aylık binlerce lira talep edecek. Böylece,
Kıbrıslı vergi mükellefinin ne kadar ödemesi gerekeceği
sorusu ortaya çıkıyor. Mülklerin Kıbrıslı Türklere
verilmesi; bize, Titina Loizidu, Aresti, Dimadi ve diğerler davalarda;
taşınmaz malların iade edilmesi gerektiğini de söyleme
kozunu verecek."
Gazete, haberinde, henüz görülmeyen iki
Kıbrıslı Rum'un tazminat davası daha bulunduğunu;
Titina Loizidu'ya verilen 650 bin KL dışında; evi ve portakal
bahçesi için Aresti'ye 885 bin KL ve Dimadi davasında da 835 bin KL'lik
ödenmemiş tazminat bulunduğunu belirtti.
Angelidis: "Uzun vadeli el koyalım"
Aynı gazete, "Andreas Angelidis
'Kıbrıs Türk Taşınmaz Mallarına Uzun Vadeli El
Konulsun'" başlığıyla yansıttığı
haberinde ise, DİKO Milletvekili Andreas Angelidis'in; taşınmaz
mallara el konulmasına ilişkin yasanın
değiştirilmesine ilişkin Rum Meclisine iki yıl önce
değişiklik önerisi sunduğunu, önerisinin Rum Meclisi
İçişleri ve Göçmenler Komitesi'nde bulunduğunu söylediğini
yazdı.
Gazeteye göre, önerdiği değişikliğin
öngördüklerinden birinin de Rum Yönetimi'nin, mülke el koyma süresini
kamu yararı için uzun vadeliğine uzatma hakkına sahip
olması olduğunu söyleyen Angelidis, olağanüstü hal yasasına
göre Rum Yönetimi'nin, ileri sürdükleri "Türk işgali" nedeniyle
olağanüstü hal durumu devam ettiği sürece taşınmaz mallara
el koyma süresini uzun vadeli olarak uzatma hakkına sahip olması
gerektiğini savundu.
Benzer bir durumun Rum Milli Muhafız Ordusu
yasası için de geçerli olduğunu, bu yasayla ilgili kuşku ortaya
konulduğunu, ancak Rum Yüksek Mahkemesi'nin, RMMO yasasının
anayasaya aykırı olmadığına hükmettiğini kaydeden
Angelidis, "Elimizde, Kıbrıs Türk taşınmaz
malları için de uygulayabileceğimiz hazır bir yasa var"
dedi.
Silikiotis: "Vasilik olduğu gibi kalacak"
Fileleftheros gazetesi'un "Kıbrıs Türk
Mallarını İdare Vasiliği Olduğu Gibi Korunuyor -
İçişleri Bakanı, Değişiklik Düşünülmediğini
Vurguluyor" başlıklı haberine göre, Rum İçişleri
Bakanı Neoklis Silikiotis; Rum tarafında kalan taşınmaz
mallarını geri almak veya satmak talebiyle Rum Yönetimi'ne
başvuran yüzlerce Kıbrıslı Türk bulunduğunu söyledi.
Silikiotis, Kıbrıslı Türkler
tarafından yapılan başvuruların çok sınırlı
sayıda olanına onay verildiğini, onay verilenlerin de ya
yurtdışında ikamet eden veya Güney Kıbrıs'a
yerleşenlerin başvuruları olduğunu ifade etti.
Rum Bakanlar Kurulu'nun 2004 tarihli kararı ile;
maddi değeri çok yüksek olan satış başvurularının
Rum Yönetimi tarafından onaylanmadığına dikkat çeken
Silikiotis, bu nedenle Rum İçişleri Bakanlığı
bünyesindeki "Kıbrıs Türk Mallarını İdare
Vasiliği'nin, mevcut yasa temelinde varlığını
sürdüreceğini söyledi.
Aynı gazete, "Milyonluk Taşınmaz
Malların İstismarı" başlıklı haberinde, Rum
Yönetimi'ni meşgul etmekte olan ciddi meselelerden birinin de;
Kıbrıs Türk ve Rum taşınmaz mallarının, söz
konusu malların idarecisi olarak görünen kişiler tarafından
istismar edilmesi çabası olduğunu yazdı, şöyle devam etti:
"Şu anda özellikle özgür bölgelerde bazı
kişiler tarafından; mülk satın alma ve bu mülkü başkalarına
devrederek istismar etme çabası harcanmaktadır. Devlet yetkililerinin
edindiği bilgilere göre, yetkili daireleri çoğu vakaya müdahale etti
ve bunun sonucunda Kıbrıs Türk taşınmaz malları 'satılmalarına'
rağmen devir işlemleri Tapu Dairesi aracılığıyla
resmileştirilmedi. Bu satışların hukuki geçerliliği de
yoktur. Rayiç bedelinin çok altında satılmaya
çalışılan, aslında milyonlar eden mülkler karakteristiktir.
Bunun olması halinde çok sayıda göçmen sokakta kalacak. Hatta
yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin,
taşınmaz mallarının kendilerine iadesi talebiyle
yasanın öngördüğü şekilde mahkemeye başvurmaya karar
vermesi halinde bile; Vasilik tarafından; söz konusu malı kullanmakta
olan Kıbrıslı Rum göçmene veya onun mirasçısına
başka bir yer bulunması şartı getiriliyor."
Alithia gazetesi, Rum Başsavcı Petros
Kliridis'in, Rum Meclisi Hukuk Komitesi'ndeki, Rum göçmenlerin Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) insan haklarının
tesisi için değil para için başvurduklarını, Rum
avukatların da onlara yardımcı olduğu şeklindeki
açıklamasının, Rum avukatların tepkisine neden
olduğunu bildirdi.
Gazete, "Avukatlara Saldırmak Yerine Görevini
Yapsın - Başsavcının Meclis Hukuk Komitesi'nde AİHM'le
İlgili Açıklamalarına Avukatlardan Tepki"
başlıklı haberinde, Rum Başsavcı Petros Kliridis'in;
Rum göçmenlerin AİHM'e kitlesel başvurularının Rum
Yönetimi'nin bugüne kadar yaptığı ve Loizidu davasıyla
tavan yapan kazanımlarını yıkmakta olduğunu söyleyip
KKTC'de kurulu Taşınmaz Mal Komisyonu'nun işleyişi
nedeniyle Rum avukatları eleştirdiğini hatırlattı.
Gazeteye göre, AİHM'de dava açan Rumların
avukatlığını yapmakta olan Hristos Kliridis ve Ahilleas
Dimitriadis ise, Petros Kliridis'e şunları söyledi:
"Başsavcı başvuruları ve hukuk
camiasını yargılamak yerine desteklemeli. Müşterilerinin
haklarını ileri götüren avukatların suçlanması
yanlış ve ciddi bir hatadır. Başsavcı, yayınlanan
sözleri Hukuk Komitesi önünde gerçekten sarf etti ise bu çok üzücüdür."
Gazete, Hristos Kliridis'in açıklamasında,
"AİHM kararlarında ve sözde Tazminat Komisyonu'nun
işlemesinde Başsavcı'nın da kendi sorumluluğu
vardır" dediğini yazdı.
KIBRIS 01/05/08
Two Greek Cypriots held
for nationalist graffiti in north
TWO Greek
Cypriots were arrested on Tuesday in the occupied areas for spraying the word
ELLAS (Greece) on sign posts and walls in Rizokarpaso village.
The two men, named by the Turkish Cypriot authorities as 28-year-old Demetris
Georgiou and Georgios Vanezos, 26, were yesterday taken to court in the
north, where they were ordered to pay 500 each and 2,000 Turkish lira as a
guarantee before being released.
Georgiou and Vanezos had visited the occupied areas on Tuesday morning. They
were caught and detained overnight as they attempted to return to the free
areas.
CYPRUS MAIL 01/05/08
EU officials offer input
on Cyprus talks
By
Jean Christou
THE NEW Head
of the Representation of the European Commission in Cyprus, Androulla Kaminara,
yesterday held a series of meetings on the Greek Cypriot side believed to
centre on the working groups and technical committees.
A statement issued by the Representation said Kaminara was accompanied by the
Head of Unit of the Task Force Turkish Cypriot Community, Andrew Rasbash, and
Georg Zieggler from the same unit of DG Enlargement.
It said the meetings were purely courtesy visits and for an exchange of
information.
However, speculation is rife that the EU is offering its input with regard to
EU issues being discussed as part of the work being carried out by the groups
and committees, which continued to meet yesterday.
On Tuesday, Kaminara and other EU officials met Presidential Commissioner
George Iacovou, who is heading the work, and she also met former President
George Vassiliou, former ambassador Andreas Mavrommatis and former Finance
Minister Michalis Sarris, all of whom are involved in the talks.
One report said the UN had asked for the input of the EU in the current process
that the international community hopes will lead to a resumption of
negotiations.
The UN is currently keeping its distance from the two sides and acting more as
a facilitator to the talks rather than a mediator, in case it be accused, as in
the past, of meddling and imposing a solution.
Politis said UN Undersecretary for Political Affairs Lynn Pascoe, who recently
visited the island, had written to the European Commission asking for its
assistance to the working groups and technical committees discussing issues
relating to the EU.
This will be the first serious negotiations to be held with Cyprus already an
EU member state, while Turkey is a candidate country.
The current round of meetings between the EU officials in Cyprus is said to
focus on how they could contribute to progress in laying the groundwork for a
resumption of talks in the coming months.
Also yesterday the Turkish Cypriot side said it had tabled the issue of the
water shortage at the relevant technical committee.
Hasan Ercakica, the spokesman for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said
the issue of bringing water from Turkey and distributing it all over Cyprus had
been taken up by the technical committees.
We dont see any danger in sharing the water to be brought from Turkey. Just
the opposite, we see benefit in it, he was quoted as saying.
CYPRUS MAIL 01/05/08
North targets tourism
from Syria
By
Jean Christou
THE Turkish
Cypriot authorities have launched a major campaign to lure more tourists from
Syria as the summer season approaches.
The Foreign Ministry in the north has organised a four-day trip to Syria to
boost co-operation in the field of tourism, Turkish Cypriot press reported
yesterday.
The Turkish Cypriot delegation, which travelled to Syria via the controversial
ferry to Latakia, consisted of representatives of tourist agencies, hotel
managers, journalists and officials.
Hasan Kilic, undersecretary at the norths Economy and Tourism Ministry, said
relations between the TRNC and Syria were developing rapidly. He said that
thanks to ferry services between the two countries, relations in every area
would further develop.
"We aim to increase the visits of tourists between the two countries, and
also develop the co-operation," he said. "We target to create an
attractive and competitive destination in tourism area.
Kilic said the TRNC provided various incentives for tour operators, travel
agencies, air and sea way organisations within that scope.
Turkish Cypriot Foreign Minister Turgay Avci will also participate in the
meetings in Syria.
Avci paid a two-day visit to the Syrian capital to boost commercial ties and
naval transportation between the two countries in August 2007. Also, Syrian
businessmen visited the north in March 2007.
Regular ferry services between occupied Famagusta and Latakia were launched in
October 2007, after an interval of 28 years.
The service was suspended in late November, December and January but resumed on
February 11 this year.
Immigration authorities in both the north and the government-controlled areas
have expressed concern about the number of illegal immigrants coming to the
island on the ferry and crossing the buffer zone.
Syria has repeatedly failed to give a clear signal that it would stop the ferry
service, despite numerous requests and visits by government officials.
CYPRUS MAIL 01/05/08
AA
Güncelleme: 10:01 TSİ 02 Mayıs 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Rum Solcu
İşçi Sendikaları Federasyonunun 1 Mayıs kutlamasında
yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk
tarafının tezleri tamamen ve dogmatik şekilde, Türkiyenin Milli
Güvenlik Kurulunun açıklamalarına dayanıyor ise, ki maalesef
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat da bu tezleri
tekrarladı, o zaman biz de üstlenilen bu yeni çabanın
başarı perspektifi olmadığını aleni şekilde
beyan etmek zorundayız dedi.
Hristofyas, bu
görüşlerini KKTC Cumhurbaşkanı Talata iletip iletmediğinin
sorulması üzerine, Talatla yüz yüze görüşmemiz sırasında
net bir şekilde ilettim ve kendisi bunu anladı ifadesini
kullandı.
Hristofyas, Rum tarafı, Kıbrıslılar arasında,
Türkiyenin katalizör müdahaleleri ve karışması
olmaksızın samimi ve yapıcı bir diyalogda ısrar
edecek diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talatın, görüşme masasına Annan
planından unsurlar koyma, Rum tarafının da Kıbrıs
sorununun esas yönlerini masaya koyma hakkı olduğunu ifade eden
Hristofyas, Biz iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünde istikrarla
ısrar ediyoruz. Müzakere zemininin, doruk anlaşmaları, 8 Temmuz
2006 ve 21 Mart 2008 anlaşmaları aracılığıyla
üstlenilen ortak taahhütler olduğunu yineliyoruz dedi.
Rumların açtığı 1400 dava iç hukuka
yönlendirilebilir
İbrahim BEYAZOĞLU
Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM)
açılan Kıbrıs'la ilgili mal davalarında savunan hukuk
heyetinde görevli olan Zaim M. Necatigil, Taşınmaz Mal Komisyonu
faaliyetlerinin iç hukuk oluşumunda etkili ve yeterli olduğunu
savunduklarını söyledi.
Necatigil, AİHM'in, iç hukuk yolunu onaylayıp karara
bağladığı halde henüz "kabul edilir" bulunmayan
yaklaşık 1400 davayı kendi gündeminden düşürerek iç hukuka
göndereceğini ifade etti.
Zaim Necatigil, AİHM'in, daha önce "kabul edilir"
bulunan 23 adet Rum başvurusunu tekrar gündeme getirdiğini ve
başvuranların sunmuş olduğu tazminatlarla ilgili taleplere
karşı Türk hükümetinden görüş istediğini kaydetti.
Necatigil, AİHM'in, bundan ayrı olarak, henüz "kabul
edilir" bulunmamış sekiz Rum mülkiyet başvurusuna
ilişkin, 67/2005 sayılı Taşınmaz Malların
Tazmini, Takası ve İadesi Yasası altında kurulmuş
bulunan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkinliğini
inceleyeceğini belirtti. Bu hususta mahkeme taraflardan görüş istendiğini
kaydeden Necatigil, AİHM'in sözü edilen sekiz Rum başvurusu
çerçevesinde Taşınmaz Mal Komisyonu'nun ilgili yasa ve tüzükleri
altında yürütmekte olduğu faaliyetleri mahkemenin incelemeye alarak,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin öngördüğü biçimde,
etkili ve yeterli iç hukuk yolu oluşturup
oluşturmadığını karara
bağlayacağını kaydetti.
Bu konuda mahkemeye sunulacak görüş metninin
hazırlandığını söyleyen emekli Başsavcı
Necatigil, inceleme sonucunda mahkemenin, komisyonunun ürettiği çareleri
İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında etkili ve yeterli iç
hukuk yolu olarak değerlendirmesi halinde, halen AİHM'de askıda
olan, ancak "kabul edilir" bulunmayan 1400 civarındaki
başvuruyu Taşınmaz Mal Komisyonu'na gönderebileceğinden
dolayı gündeminden düşürebileceğini söyledi.
Necatigil, henüz "kabul edilir" bulunmayan sekiz
başvuruda mahkemenin vereceği kararın benzeri diğer
başvurulara örnek teşkil edeceğinden aynı durumdaki
diğer başvuruların askıya almış bulunduğunu
ifade etti.
Tarafların görüşlerinin sunulması için mahkemenin süre
belirttiğine işaret eden Necatigil, sekiz adet başvurudaki
incelemenin ne zaman yapılıp ne zaman karara
bağlanacağının henüz bilinmediğini kaydetti.
KIBRIS 02/05/08
KKTC ile Suriye arasında yeni ufuklar açacak
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr.
Hasan Kılıç, kısa bir süre önce başlayan Suriye ile KKTC
arasındaki feribot seferlerinin iki ülke arasındaki ilişkiler
için yeni ufuklar açacağını ümit ettiğini söyledi.
Suriye ile KKTC arasındaki turizm ilişkilerini
geliştirmek amacıyla Suriye'de bulunan turizm sektörü temsilcileri,
ülkenin ikinci en büyük ve ekonomik başşehri Halep'te bölgedeki
seyahat acentelerinin temsilcileri ile bir ayaya geldi.
Halep'teki Palace Mirage Otelinde yer alan ikinci atölye
çalışmasına Türkiye'nin Halep Başkonsolosu Ali Kemal
Aydın, Suriye Turizm Odası Kuzey Bölgesi başkanı Boutros
Assad da katıldı.
Düzenlenen atölye çalışmalarında iki ülkenin seyahat
acente ve otel temsilcileri kendi ülkelerini tanıtarak, iş
yapmanın imkanlarını ve potansiyeli öğrenmeye
çalışıyorlar.
Kılıç: Temaslar ümit verici
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr.
Hasan Kılıç, Suriye ile KKTC arasındaki feribot seferlerinin iki
ülke arasındaki ilişkiler için yeni ufuklar açacağını
ümit ettiğini söyledi.
Suriye ile KKTC arasındaki ilişkiyi, uzun süre önce
başlayan ancak, bir süre ayrılıktan sonra yeniden bir araya
gelen iki dost arasındaki ilişkiye benzeten Kılıç,
"Eski dostlukların yeniden canlanması için turizm çok önemli bir
rol oynamaktadır" dedi.
KKTC turizm sektörü temsilcilerinin Suriye temaslarının
"ümit verici" olduğunu da ifade eden Kılıç, turizmle
başlayacak iş ilişkilerini diğer alanlarda da görmeyi ümit
ettiklerini kaydetti.
"Turizmle başlayan ilişkileri başka alanlara da
yayabiliriz" diyen Kılıç, Ekonomi ve Turizm Bakanı
Erdoğan Şanlıdağ'ın girişimleriyle bir
çalışmanın başlatıldığını
belirterek, bundan sonra bu girişimin ilerletilmesinin sektör
temsilcilerine ait olduğunu vurguladı.
KKTC turizmiyle ilgili yaptığı sunumda sektördeki
çalışmalar hakkında bilgi veren Kılıç, KKTC'deki
turizm yatırımlarını Girne'den Karpaz ve Güzelyurt
bölgesine yönlendirmeye çalıştıklarını ifade etti.
Karpaz'daki Bafra bölgesinde yatırımlar
tamamlandığında bölgedeki toplam yatak kapasitesinin 10 bine
ulaşacağını belirten Kılıç, Karpaz bölgesine daha
fazla büyük otel inşa edilmesini istemediklerini, bu nedenle
teşviklerini küçük aile otelleri ve eko turizmine yönettiklerini ifade
etti.
Kılıç, Kuzey Kıbrıs'ı farklı
özelliklerini ön plana çıkararak tanıtmaya
çalıştıklarını kaydetti.
Kıbrıs'ın ana ürününün deniz, kum ve güneş
olduğunu belirten Kılıç ancak bunlarla diğer benzer
ülkelerle rekabet etmenin kolay olmadığını bu sebeple ana
ürünü, trekking, golf, bisiklet turları gibi özel ilgi turizmiyle
desteklemeye çalıştıklarını kaydetti.
KKTC'de turizm alanında yatırım yapacak
girişimcilere sunulan vergi muafiyetleri ve uzun vadeli arazi kiralama
gibi kolaylık ve ayrıcalıklar hakkında da bilgi veren
Kılıç, ziyaretin gerçekleşmesini sağlayan Başbakan ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Suriye Denizcilik
Odası ile Suriyeli seyahat acentelerine teşekkürlerini iletti.
Aydın: İlişkileri pekiştireceğiz
Halep Başkonsolosu Ali Kemal Aydın, konuşmasında
KKTC ile Suriye arasında son dönemde ilişkilerin güçlendiğini
kaydetti.
KKTC'nin de turizm alanında ilerleme gösterdiğini, sektörle
ilgili rakamların cesaret verici olduğunu ifade eden Aydın,
atölye çalışmalarına katılan sektör temsilcilerinin
çabalarının sektörün gelişmesinde önemli rol oynayacağını
söyledi.
Suriye'ye yakın mesafede olan Gaziantep'ten KKTC'ye hava yolu ile
ulaşmanın kolay olduğuna vurgu yapan Aydın, Gaziantep'ten
KKTC'ye haftada 3 sefer yapıldığına işaret ederek
"Bu ilişkileri inşallah pekiştireceğiz" dedi.
Assad: Önemli adım atılacağına inanıyorum
Suriye Turizm Odası Kuzey Bölgesi Başkanı Boutros Assad,
Suriye ile KKTC arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesini
istediklerini ifade ederek, KKTC turizmcilerinin yaptığı bu
ziyaretin ilişkilerin gelişmesine yardımcı olacağını
söyledi.
Ziyaretin önemli bir etkinliğe denk geldiğini ifade eden
Assad, önceki gün Suriye'de 4'ncü Uluslararası Turizm Formu'na ev
sahipliği yaptıklarını kaydederek, bir sonraki benzer
etkinlikte Türkiye'nin yanı sıra KKTC'yi de aralarında görmek
istediklerini belirtti.
Assad, "KKTC, Türkiye ve Suriye'nin turizm alanında önemli
adım atacaklarına inanıyorum" dedi.
Polatkan: Liman vergileri seyahat ücretinin üzerinde.
Kaldırılsın
Açılışta söz alan Polatkan Turizm direktörü Ali
Polatkan, iki ülkedeki rıhtım, liman vergilerinin, seyahat
ücretlerinin üzerinde olduğuna dikkat çekerek, bunun yapılacak
herhangi bir girişimi engelleyeceğini kaydetti.
Polatkan, iki ülke arasındaki turizm hacminin geliştirilmesi
için teşvik olarak liman vergilerinin kaldırılmasını
ve KKTC'nin turist başına verdiği 50 Euro'luk teşvik
priminin gemi ile getirilecek turistlere de uygulanmasını önerdi ve
"Bu büyük bir açılım getirecek" dedi.
KIBRIS 02/05/08
AA
Güncelleme: 15:43 TSİ 03 Mayıs 2008 Cumartesi
LEFKOŞA
- Slovakyanın güney Lefkoşa Büyükelçiliğinden yapılan
açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyasın, bazı Kıbrıslı Türk ve
Rum siyasi partilerinin evsahipliğini yapacağı resepsiyona
katılacağı duyuruldu.
Slovakya
Büyükelçiliği tarafından organize edilen resepsiyon, çarşamba
akşamı saat 19.00da Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palas Otelde
düzenlenecek. Resepsiyon öncesinde basının görüntü almasına
imkan verileceği belirtildi.
Talat ve Hristosfyas, 21 Martta Lefkoşa ara bölgede buluşmuş,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik kapsamlı müzakerelere
hazırlık amacıyla teknik komite ve çalışma
gruplarının kurulmasına ve haziran ayında da kapsamlı
müzakerelere başlamaya karar vermişti.
21 Mart mutabakatı uyarınca, 6 çalışma grubu, 7 teknik
komite oluşturuldu ve çalışmalara başladı.
Çalışmalarında ikinci haftayı geride bırakan,
çalışma grupları Kıbrıs sorununun esasına
ilişkin konuları, teknik komiteler de gündelik konuları ele
alıyor.
Gazeteci
Ali Kemal'in torunu Londra Belediye Başkanı oldu
Muhafazakar Parti milletvekili Boris Johnson, Londrada önceki gün
yapılan Belediye Başkanlığı seçimini İşçi
Partili Belediye Başkanı Ken Livingstonea karşı
kazandı. Johnsonın 1 milyon 168 bin 738 oy aldığı
seçimde, 8 yıldır Londra Belediye Başkanlığı
görevini yürüten "Kızıl Ken" lakaplı Ken Livingstone 1
milyon 28 bin 966 oy alabildi.
Londra Belediye Başkanlığı seçimine katılımın,
yüzde 45 ile son yılların rekoru olduğu belirtildi.
Londra Belediye Başkanlığını kazandıktan sonra
yaptığı konuşmada Ken Livingstonea hizmetleri için
teşekkür eden Johnson, Livingstonea belediyede birlikte
çalışmaları için teklif götüreceğinin işaretlerini
verdi. Livingstoneın çok önemli hizmetler verdiğini belirten
Johnson, özellikle Londraya yönelik terör saldırısı
sırasında Livingstoneın
tutumu övdü. Livingstone ise yaptığı açıklamada, seçim
kampanyasında kendisine yardımcı olan bütün İşçi
Partililere teşekkür etti. Yenilginin sorumluluğunu tek
başına üstlenen Livingstone, "Bütün sorumluluğu
alıyorum ve sizi zafere taşıyamadığım için özür
diliyorum" dedi.
Liberal demokrat aday Brian Paddickin üçüncü, Yeşillerin adayı Sian
Berrynin ise dördüncü olduğu seçimin ardından belediye
başkanlığını kazanan Johnsonın Henley
milletvekilliği görevinden istifa etmesi bekleniyor. Bu durumda söz konusu
bölgede milletvekili seçimi yapılacak. Osmanlı
İmparatorluğunun son İçişleri Bakanlarından gazeteci
Ali Kemalin torunu olan Boris Johnson Londra Belediye
Başkanlığı görevini 4 yıllığına
üstleniyor.
Seçimler protesto edildi
LONDRA'da belediye başkanlığı seçim sonuçlarının açıklanmasına kısa bir süre kala belediye binası önünde toplanan bir grup gösteri yaptı. Belediye başkanını seçmek için halkın sandık başına gittiği Londrada sonuçların açıklanmasına çok kısa bir süre kala belediye binası önünde toplanan 50-60 kişilik yüzleri maskeli bir grup, seçimleri protesto etti. Adayların hiçbirini desteklemediklerini açıklayan ve kendilerine antifaşist grup adını veren kalabalık, üzerinde Londra Bizimdir yazılı pankartlar taşıdı. Polisin müdahale ettiği gösteri, polisle göstericiler arasında yaşanan tartışmaların ardından son buldu
MILLIYET 03/05/08
Talat ve Hristofyas, 7 Mayıs'ta buluşuyor
Kıbrıs'taki Slovak Büyükelçiliği'nden yapılan
basın açıklamasında, Slovak Büyükelçiliği tarafından
organize edilen etkinliğe, Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk siyasi partiler ev sahipliği yapacak.
Açıklamada, saat 19.00'da başlayacak etkinliğin
öncesinde basının görüntü almasına olanak
tanınacağı ve basın mensuplarının saat 18.30'da
otele alınacağı belirtildi.
KIBRIS 03/05/08
Relatives of Missing
seek speedier identification
By
Andreas Avgousti
FRESH DEMANDS
for the speedier identification of the remains of the Missing were made
yesterday by the Committee of Relatives of the Missing.
Relatives are also calling for details of the circumstances surrounding the
missing persons disappearance to be released.
The demands came at a press conference hosted by the Archbishopric and held on
the occasion of the 23rd Marathon of Love for the Missing Persons.
Events, which will be held throughout next week as part of the marathon,
include handing over a petition to the UN and the Permanent Members of the
Security Council.
The rate at which identification is progressing is unsatisfactory. At this
rate, it will take more than a quarter century before all the missing persons
are identified, said Nicos Theodosiou, president of the Committee of Relatives
of the Missing. Forensics, we understand, are ready to receive more of a
workload.
Theodosiou explained that the Committee viewed the missing persons issue as an
autonomous humanitarian issue.
Of course there are political undertones which can hardly be severed from it,
but the basic issue is one of human rights. We have a right to information and
a right to truth, he said. Its all well and good that identification may
happen, but questions remain. When you hand over the remains to relatives, they
want to know why and how their loved ones died. These are real questions which
demand answers.
The Committee is asking for access to the archives of the Turkish prisons and
of the Turkish Army so that these questions can be answered Theodosiou said.
In January the European Court of Human Rights (ECHR) found Turkey guilty of
violating the human rights of nine people missing since the 1974 invasion, and
those of their relatives. Part of the decision averred that Turkey hindered the
investigations of the UN-sponsored Committee for Missing Persons.
The Committee on Missing Persons (CMP) have so far identified the remains of 83
missing people since its inception 27 years ago.
A total of 1,912 Greek and Turkish Cypriots are still registered missing as a
result of intercommunal violence in the 1960s and the Turkish invasion of 1974.
The CMP was created in 1981 to establish their fate but was unable to make any
progress until last summer when the remains of missing people were first
identified and returned to their families for proper burial. After decades of
stalemate in the search for the missing, progress is finally being made. There
are now around 400 bodies recently unearthed that await identification.
The Committee of Relatives of the Missing yesterday expressed reservation as to
Turkeys co-operation.
Irrespectively of the reasons which lie behind Turkeys change of heart
regarding the issue, what is crucial is that Turkey proves that it has the
intention to co-operate honestly to resolve the issue, Theodosiou said.
It is premature to surmise whether theres been actual progress or not. Until
today the Committee for Missing Persons has not begun its main and vital
mission: investigation.
According to the Committee, around 300 remains are being investigated, but it
is not certain which of these belong to fallen persons or missing persons.
Moreover, the fact that they are incomplete and mixed with other remains
creates a problem when it comes to handing them over to relatives, said committee
member Xenophon Kallis.
CYPRUS MAIL 03/05/08
Talats comments are
unproductive
The
government yesterday criticised Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats
statements regarding a two state solution and the virgin birth of a new
state, which it said were unproductive and unconstructive.
What is being said by the Security Council of Turkey or is being repeated by
the Turkish Cypriot leadership and Mr Talat does not lead to optimism that the
process that has begun at the level of working groups and technical committees
will bear results to allow fully-fledged negotiations on the Cyprus question,
Government Spokesman Stephanos Stephanou said:
He said that the Greek Cypriot sides position on a settlement was clear: an
end to the occupation, the illegal settling in the occupied areas, and
reunification under the framework of a bizonal, bicommunal federation, within
which a political equality would be established as described by the UN relevant
resolutions.
He also said that the Greek Cypriot side wanted a solution that would safeguard
the human rights and the fundamental freedoms of all the people.
Stephanou reiterated that the Greek Cypriot sides positions were based on the
positions agreed by both communities and recalled that the bizonal, bicommunal
federation was agreed in 1977 and was reaffirmed in 1979, with the two High
Level agreements and with the July 8 2006 Agreement between former Cyprus
President Tassos Papadopoulos and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
We insist on this agreement, he added.
Stepahnou said there were UN Security resolutions, agreed and adopted by the
international community, as far as the basis and the framework for a solution
were concerned.
If there are people who want to pursue a settlement based on other positions
and beyond the Annan plan, as is the position for two states and the virgin
birth of a new state, they do not help the whole process to move forward, he
said.
Asked about the Cyprus governments position on settlers, the government
spokesman said that on principle a settlement had to terminate settling in the
occupied areas and that settlers had to leave the island. He noted however that
for humanitarian reasons a number of settlers would remain on the island.
Asked whether the Greek Cypriot side would sit down to negotiations talks if
Talat remained steadfast on these positions, Stephanou referred to the
agreement reached between President Demetris Christofias and Talat on March 21.
First of all the ground must be prepared for fully-fledged negotiations, he
said.
From our side we will do our outmost to achieve results, discussing on an
acceptable basis, and this basis comprises High Level Agreements, the UN
resolutions on Cyprus and the principles of the International and European
law, he said.
CYPRUS MAIL 03/05/08
Good climate for
committee meetings
Presidential
Commissioner George Iacovou said yesterday that the first week of meetings of
the working groups and technical committees went smoothly and in a good
atmosphere.
Iacovou, who is the coordinator of the Greek Cypriot members of the working
groups and technical committees, said the working groups had already entered
substantive aspects of the Cyprus problem, such as the constitutional court and
the authorities of the federal government.
His comments were made following successive meetings with the Greek Cypriot
leaders of the working groups and technical committees to review the work done
so far.
Next week Iacovou said he would be meeting with Ozdil Nami, adviser to Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat and coordinator of the Turkish Cypriot members,
as well as with Acting Special Representative of the UN Secretary General in
Cyprus Elizabeth Spehar, who will be departing from the island at the end of
next week.
In general I can say that everyone has determined that the good climate is
still maintained in the working groups and technical committees. Taking into
consideration that the committees and working groups are of an investigatory
nature, I think that the exploration of the intentions of the two sides is
proceeding smoothly
There have been no specific problems in carrying out these
investigative contacts and I hope this will continue in the future, Iacovou
said.
Nevertheless he added that it was possible for the working groups to stumble
on issues on which we disagree as they entered a certain depth on the
various issues.
Replying to questions, the presidential commissioner said how much work was
done also depended on the other side.
However, I believe that at least the presentation of various alternative
proposals, which is the objective of the exploration of the intentions of the
two sides, will continue and I hope that all this will be useful for the
leaders, so that they do not have to start from scratch, Iacovou said.
Asked if there had been any convergence of views, he said that some groups had
larger possibilities for convergence than others, maybe even agreement, and
that others were very difficult.
However, efforts would continue to be made to find common ground which would
then be presented to both President Demetris Christofias and Talat.
Iacovou said: We are not dealing with the Annan plan or any other plan, we are
trying to produce ideas which are our own and which basically meet the need to
find common ground.
CYPRUS MAIL 03/05/08
Christofias pledges action on settlers
THE GREEK
Cypriot side has its own views on the issue of Turkish settlers in the occupied
areas and has plans to put them forward, President Demetris Christofias has
said.
Speaking to reporters on Friday following comments by Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat that the status of persons living in the occupied areas is not
negotiable, Christofias said: Mr Talat admits that all the settlers remain and
are registered as citizens based on the Annan plan, and it is one of the
aspects of the plan which made us go against it
Consequently, we have our
positions on this matter as well. We will submit them and we will fight for
them, as we will do with all other aspects of the Cyprus problem, without the
Annan plan.
Christofias said if Talat wanted to raise issues that were in the Annan plan
then it was his right to do so but we have our own positions and views.
Asked if he would be raising the issue of the settlers during his forthcoming
direct negotiations with Talat or if it was an issue to be discussed by the
technical committees, the president said: We want a committee to be created
not only for the settlers but also for the issue of illegal immigration and
citizenship and for issues which, in our view, should first be discussed by the
committees.
According to the Cyprus News Agency there are some 120,000 Turkish settlers and
about 85,000 Turkish Cypriots in the occupied areas. Around 55,000 Turkish
Cypriots have already left the island.
NTV
Güncelleme: 18:44 TSİ 05 Mayıs 2008 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrısta 7 Mayısta bir araya gelecek Türk ve Rum liderlerin
buluşmasından önce Güney Kıbrıstan sert açıklamalar
geldi. Rum lider Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın Türkiyeli vatandaşlar müzakare konusu olamaz sözlerine
yanıt verdi. 50 binden fazla Türkiye kökenlinin adada
kalamayacağını savunan Hristofyas, konunun çözümü için bir
komite kurulmasını önerdi.
Rum hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu da, 1974teki barış
harekatından sonra Türkiyeden onbinlerce göçmen getirilerek adanın
demografik yapısının değiştirildiğini öne sürdü.
Stefanu, Yerleşikler konusu bir savaş suçudur, Kıbrıs
sorunuyla birlikte çözülmelidir. Türkiyeli nüfus adayı terketmelidir
dedi.
Rumlar KKTCde 180 binden fazla Türkiye kökenlinin bulunduğunu iddia
ediyor. KKTCde 2006 yılında yapılan nüfus sayımında
ise Türkiye kökenlilerin sayısı 43 bin çıkmıştı.
Rumlar tazminata olumlu bakıyor
|
5 Mayıs, 2008 16:47:00
(TSİ) CNN TURK Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir anket,
Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun KKTC'deki eski
taşınmaz mallarına geri dönmek yerine tazminat almaya olumlu
baktığını gösterdi. |
Rum
kesiminde dev anket yapıldı. Rumlar'a Türkler'le ilgili sorular
soruldu. İşte cevaplar...
Kıbrıs
Rum kesiminde yapılan bir anket, Kıbrıslı Rumların
çoğunluğunun KKTC'deki eski taşınmaz mallarına geri
dönmek yerine tazminat almaya olumlu baktığını gösterdi.
Politis gazetesi, Noverna Consulting and Resarch şirketi tarafından
18-30 Nisan tarihleri arasında 500 kişinin katılımıyla
yapılan anketin sonuçlarını
yayımladı.
Ankete katılanların yüzde 46'sı Kıbrıs
sorununun çözümü durumunda eski taşınmaz malına geri dönmek
yerine tazminat almaya Evet derken, yüzde 39 da Hayır diyor. Yüzde
15'lik bir kesim görüş belirtmedi.
Eski malına dönmek yerine tazminat almayı tercih edenlerin oranı
Rum göçmenler arasında daha yüksek. Rum göçmenlerin yüzde 53'ü tazminata
olumlu, yüzde 38'i olumsuz bakıyor. Rum göçmenlerin yüzde 29'u Kıbrıs
Türk idaresi altında yaşamayı kabul ederken, yüzde 63'ü bunu
kabul etmiyor.
RUMLARI
ENDİŞELENDİREN KONULAR
Ankette, Kıbrıs
sorununun çözümü durumunda sizi endişelendiren bir durum var mı? sorusuna,
katılımcıların yüzde 47'si Evet, yüzde 44'ü Hayır
yanıtını verdi.
Rumlar için başlıca endişe verici konular; yüzde 9 ile Türkiye
kökenli KKTC vatandaşları, yine yüzde 9 ile Kıbrıslı
Türklerle yaşamak, yüzde 8 ile Türkiye'nin garantörlük ve müdahale
hakkı, yüzde 6 ile ekonomi ve toplum, yüzde 5 ile güvenlik ve yüzde 5
ile Türk askerinin adada kalması olarak sıralandı.
Ankette, Gelecekte Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a
askeri müdahalede bulunma ihtimaline inanıp inanmadıkları da
soruldu. Yüzde 71 gibi bir çoğunluk Türkiye'nin böyle bir girişimde
bulunacağına inanmadığını söylerken, yüzde 21'i
inandığını belirtiyor.
KKTC'Yİ
ZİYARET EDEN RUMLARIN ORANI YÜZDE 60
Kıbrıslı Rumların KKTC'yi ziyaret etmelerine ilişkin
bilgilere de yer verilen ankette, 23 Nisan 2003'te sınır
kapılarının açılmasının ardından KKTC'yi
ziyaret eden Kıbrıslı Rumların oranının yüzde 60,
KKTC'ye gelmeyenlerinkinin ise yüzde 40 olduğu belirlendi.
Ankete göre, KKTC'yi ziyaret edenlerin yüzde 46'sı yalnızca bir kez,
yüzde 27'si iki kez, yüzde 19'u üç-dokuz kez ve yüzde 8'i on defadan fazla
KKTC'ye geldiğini ifade etti.
İŞTE SORULAR
VE YANITLAR
Ankette, çözüm olması ve güvenliğin tam olarak sağlanması
durumunda aşağıdaki sorulara verilen olumlu yanıtların yıllara göre
dağılımı da şöyle verildi:
1 - Ailenizin bir üyesinin
Kıbrıslı Türk ile evlenmesini kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 24, 2007 yılında yüzde 11 ve 2008 yılında yüzde 31.
2 - Kıbrıslı Türklerle
aynı yerde çalışmayı kabul eder misiniz?
- 2003 yılında yüzde 82, 2007 yılında yüzde 63 ve 2008 yılında yüzde 85.
3 - Karma kent/köylerde yaşamayı
kabul eder misiniz?
- 2003
yılında yüzde 74, 2007 yılında yüzde 63 ve 2008 yılında yüzde 83.
4 - Kuzey'de Kıbrıs Türk yönetimi altında
yaşamayı kabul eder misiniz?
- 2003
yılında yüzde 13, 2007 yılında yüzde 5 ve 2008 yılında yüzde 21.
5 - Kıbrıslı Türk işverenle
çalışır mısınız?
- 2003
yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 28 ve 2008 yılında yüzde 47.
6 - Çocuğunuzun Kıbrıslı
Türklerle aynı okula gitmesini kabul eder misiniz?
- 2003
yılında bu soru sorulmadı. 2007 yılında yüzde 54 ve 2008 yılında yüzde 88.
7 - Kıbrıslı Türklerle aynı
eğlence mekanlarına gider misiniz?
- 2003
yılında yüzde 72, 2007 yılında yüzde 62 ve 2008 yılında yüzde 82.
HURRIYET 05/05/08
Kıbrıs'ta asker çekmeden, toprak vermeden dengeleri değiştirdik
KIBRIS HER ZAMAN SORUN... AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Egemen Bağış, Kıbrıs'ın
Türkiye'nin önünde her zaman bir sorun olduğunu belirterek,
"Kıbrıs'tan tek bir asker çekmeden, bir karış toprak vermeden
tüm uluslararası dengeleri değiştirdik" dedi
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen
Bağış, Kıbrıs'ın Türkiye'nin önünde her zaman bir
sorun olduğunu belirterek, "Kıbrıs'tan tek bir asker
çekmeden, bir karış toprak vermeden tüm uluslararası dengeleri
değiştirdik" dedi.
Bağış bu açıklamayı, AK Parti Bodrum
İlçe Başkanlığı'nca düzenlenen toplantıda
yaptı.
Egemen Bağış, partisinin iç ve dış
politikadaki tutumu konusunda AK Partililere seslendi.
Bağış, Türkiye'de yabancılara mülk
satışı konusunda Antalya'nın ilk, Muğla'nın ise
ikinci sırada yer aldığını söyledi.
Türkiye'de en çok mülk satın alan yabancıların
başında Almanların geldiğini belirten Bağış,
şöyle konuştu:
"Almanları, İngilizler izliyor. Daha sonra da
Yunanistan'da yaşayan Türkler geliyor. Türkiye'den mülk alan
yabancılar arasında İrlanda, Danimarka, Hollanda, Belçika ve
ABD'liler var. Güneydoğu'da İsrailliler üzerine kayıtlı
mülk yok. Urfa, Mardin veya GAP bölgesinde böyle bir kayıt yok. İsraillilerin
Türkiye'de 110 mülkü vardı. Bu rakam son 2 yılda 97'ye düştü. Bu
mülkler de konut ve tarım arazisi. Ama hiçbir şekilde GAP bölgesine
yatırımları yok."
KIBRIS 05/05/08
YASADIŞI GÖÇMENLER VE VATANDAŞLIKLARLA
İLGİLİ KOMİTE KURULMALI... Cumhurbaşkanı
Talat'ın, tüm Türkiye kökenlilerin Annan planı çerçevesinde
yurttaş olarak kayıt oldukları şeklindeki
açıklamasını değerlendiren Hristofyas, adada bulunan
Türkiye kökenlilerin, Annan Planı'nı reddetmelerinin nedenleri
arasında yer aldığını kaydetti. Yalnız
"yerleşikler" için komite kurulmasını istemediklerini
kaydeden Hristofyas, yasadışı göçmenler ve vatandaşlık
verilmesi konularını da ele alacak bir komitenin
kurulmasını isteklerini kaydetti
Kıbrıs Rum yönetimi
başkanı Dimitris Hristofyas, Rum tarafının Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan Türkiye kökenliler
"yerleşikler" konusuyla ilgili olarak açık ve net
görüşleri olduğunu ve zamanı geldiğinde diğer
konularda olduğu gibi bu konuda da savlarını ortaya
koyacağını belirtti.
Rum Haber Ajansı'nın haberine göre
Mehmet Ali Talat'ın Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Türkiye
kökenliler konusunun müzakere konusu olamayacağı yolundaki
açıklamasını yorumlayan Hristofyas: "Sayın Talat tüm
yerleşiklerin Annan Planı çerçevesinde yurttaş olarak kayıt
olduklarını kabul ediyor. Ancak, bu, Annan Planı'nı
reddetmemizin nedenlerinden biriydi" dedi.
"Sayın Talat Annan Planı'nda
olan bir konuyu eğer masaya getirmek istiyorsa bu onun hakkıdır.
Ancak bizim de tutumumuz ve görüşlerimiz var" diyen Hristofyas, bu
konuyu Talat'la yapacağı doğrudan görüşmede masaya getirip
getirmeyeceği yolundaki bir soruya "yalnız yerleşikler için
bir komite kurulmasını istemiyoruz, yasadışı göçmenler
ve vatandaşlık verilmesi konularını da ele alacak bir
komitenin kurulmasını istiyoruz. Bizim görüşümüz bu
konuların önce komitelerde ele alınması
doğrultusundadır" yanıtını verdi.
"Hristofyas ve Talat'ın yerleşikler
konusundaki ilk çatışması"
Rum gazeteleri, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos
Stefanu'nun önceki günkü açıklamalarında, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a yönelik "uyarı" ve "sert
eleştirilerde" bulunduklarını haber verdiler.
Fileleftheros gazetesi, "Gergin
İpte - Hristofyas ve Talat'ın Yerleşikler Konusundaki İlk
'Çatışması'" başlığıyla, manşete
çektiği haberinde, teknik komite ve çalışma
gruplarının çalışmalarının ilk gözden
geçirmesinin; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın iki devlet ve TC
kökenli KKTC vatandaşlarının çözümden sonra da Ada'da
kalacakları açıklamasının
"ağırlığı altında" gerçekleştiğini
öne sürdü.
Rum tarafının gelişme halinde
olan prosedürü "hayatta tutmaya
çalıştığını" savunan gazete, özetle
şunları yazdı:
"Kıbrıs Rum tarafı,
gelişme halinde olan prosedürü hayatta tutmaya, ama Türk
tarafını-Türkiye'deki derin devleti ve Talat'ı-uzlaşmaz ve
çözüm bulma çabası için tamamen verimsiz olan dogmatik tezlerde ısrar
ettiği konusunda teşhir etmeye çalışıyor.
Başkan Hristofyas olumsuz tavrından
dolayı Türk tarafını uyarmak amacıyla 48 saat içerisinde
ikinci kez devreye girdi. Yerleşikler konusunda, Kıbrıs Rum
tarafının meseleyi derinlemesine inceleyecek bir komite
kurulmasından yana olduğuna işaret etti; Türk tarafı ise bu
prosedürü kabul etmiyor.
Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise,
kolonizasyonun; Kıbrıs'ın demografik karakterini
değiştiren bir savaş suçu olduğunu
vurguladı."
Mahi gazetesi, "Hristofyas'tan Talat'a
Yerleşikler Konusunda Sert Dil - Fırın Ateşi Şimdi
Veriyor" başlığıyla yansıttığı
haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın;
Polonya'nın milli günü dolayısıyla önceki gün Rum tarafında
düzenlenen davette yaptığı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Talat'a karşı "sert dil"
kullandığını bildirdi.
Gazeteye göre, Hristofyas,
"Kıbrıs Rum tarafının yerleşikler (TC kökenli
KKTC vatandaşları) meselesi üzerinde tezleri vardır,
bunları (masaya) koyacak ve Kıbrıs sorununun diğer yönleri
gibi, Annan planı olmaksızın, bunları da talep edecek"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın;
"30-40 yıldır KKTC'de yaşayan insanların statüsü
tartışma konusu değildir" şeklindeki açıklamasının
hatırlatılması ve yorumunun sorulmasına
karşılık Hristofyas, şunları söyledi:
"Sayın Talat'ın
açıklamasını işittiğimde, Annan planının
zemin olmasını istememe -istemiyoruz ve olamaz da- tutumumuzun ne
kadar doğru olduğunu anladım. Sayın Talat,
yerleşiklerin tamamı kalıyor ve Annan Planı'na dayanarak
vatandaş yapılıyor dediğinde; bu,
anlayacağınız gibi, planın aleyhine karar vermemizi gündeme
getiren yönlerinden biridir.
Dolayısıyla, bizim bu mesele
üzerinde tezlerimiz vardır, bu tezlerimizi (masaya) koyacağız ve
Kıbrıs sorununun diğer yönlerinde olduğu gibi, Annan
planı olmadan, bunda da talepkâr olacağız. Sayın Talat
Annan Planı'nda olan konuları gündeme getirmek isterse, bu hakkıdır.
Ama bizim de kendi tez ve görüşlerimizi gündeme getirme hakkımız
vardır."
TC kökenli KKTC vatandaşları
meselesini Cumhurbaşkanı Talat'la doğrudan görüşmelerde mi
gündeme getireceği yoksa bunun, komitelerde ön
hazırlığı yapılması gereken bir konu mu olduğu
sorusuna karşılık ise Hristofyas, "biz; yalnız yerleşikler
konusu için değil, kaçak muhaceret, vatandaşlık ve önce
komitelerde görüşülmesi gerektiği görüşünde olduğumuz
konular için komite oluşturulmasını istiyoruz" dedi.
Simerini gazetesi, Rum Yönetimi'nin, Sözcüsü
Stefanos Stefanu aracılığıyla; iki devlet çözümü ve bakire
doğumla ilgili açıklamalarından dolayı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a doğrudan eleştiride
bulunduğunu bildirdi.
Gazete haberinde, şunları
yazdı:
"Stefanu, Talat'ın
açıklamalarını; verimsiz, hiç de yapıcı olmayan
açıklamalar olarak niteledi; gerek bu açıklamaların gerek Milli
Güvenlik Kurulu'nun kararlarının; çalışma grupları ve
teknik komiteler düzeyinde başlayan yeni prosedürün, Kıbrıs
sorununda kapsamlı müzakerelere ilerleyebilmemiz için tatmin edici
sonuçlar vereceği konusunda iyimser olunmasına hiç yardımcı
olmadığını vurguladı.
Hükümet Sözcüsü, bizim tarafın,
soğukkanlı, sabırlı ve istikrarlı şekilde
prosedürün başarısı için
çalıştığını vurguladı ve 'Kıbrıs
sorununun çözümü; işgali ve kolonizasyonu sona erdirecek ve Kıbrıs'ı
iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde yeniden
birleştirecek çözümle ilgili açık tezlere sahip olduğunu
söyledi. Sözcü, 'Bizim taraf; halkın tamamının insan
haklarını ve temel özgürlüklerini tesis edecek bir çözüm istiyor ve
bunun için mücadele ediyor' dedi.
Sözcü; BM Güvenlik Konseyi'nin;
uluslararası unsurun katıldığı ve benimsediği
kararlar bulunduğunu, Rum tarafının bu kararlar üzerinde çözüm
aradığını belirterek, 'Eğer bazıları; iki
devlet çözümü ve bakire doğum gibi, bu tezlerin dışında
çözüm aramak isterse, prosedürün ilerlemesine yardımcı
olmazlar.'"
Gazete, Rum Sözcü Stefanu'nun, TC kökenli
KKTC vatandaşları konusuna da "İlke olarak,
Kıbrıs sorununun çözümü; kolonizasyona son vermeli ve
yerleşikler gitmelidir. İnsani nedenlerden dolayı bir miktar
yerleşiğin kalacak olması kabul edilemezdir" dediğini
yazdı.
Habere göre, Stefanu, "Kolonizasyon bir
savaş suçudur ve Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte,
kolonizasyona son verilmelidir. Yıllardan beridir Kıbrıs'ta
cereyan eden ve Kıbrıs halkının ve özellikle
Kıbrıslı Türklerin demografik niteliğini
değiştiren bu mesele tatmin edici şekilde çözülmelidir"
iddiasında bulundu. Rum Sözcü Stefanu, çözümden sonra da Ada'da kalacaklar
için ifade edilmekte olan 50 bin sayısının, geçmişte de
dile getirildiğini, bunun mantıklı bir rakam olarak
düşünüldüğünü söyledi, "Ancak bu meseleleri süreç içerisinde
göreceğiz" ifadesini kullandı.
Rum ekologlar sayım istiyor
Fileleftheros gazetesi, "Ekologlar
Yerleşiklerin Sayılmasını İstiyor - Hareket
Barış Platformu'nun Önerisini İleri Götürüyor"
başlıklı haberinde, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin;
KKTC'deki bütün TC kökenli KKTC vatandaşlarının
"bağımsız bir organ tarafından
sayılması" önerisinde bulunduğunu bildirdi.
Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi'nin;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ilgili açılmamasına;
"Barış Platformu'nun sayım yapılması"
önerisini benimseyerek yanıt verdiğini yazan gazete, Hareket tarafından
yayımlanan açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın
sözlerinin "Kıbrıs Türk tarafının niyetleri
açısından açıklayıcı olduğu" görüşünün
ortaya konulduğunu ve şunların savunulduğunu yazdı:
"Maalesef Türkler kolonize etme suçuna
meşruiyet kazandırmak istiyor görünüyor. Aslında, planlı
şekilde yasadışı olarak Türkiye'den Kıbrıs'a
taşınan bütün yerleşiklerin kalışına
meşruiyet kazandırmak istiyorlar.
Hareketimiz, Kıbrıs
tarafının haklı, mantıklı ve yasal görüşlerine
katılan Kıbrıslı Türklerin yerleşiklerle ilgili
endişelerini paylaşıyor. Hareketimiz, Kıbrıs Türk
siyasi parti ve örgütlerinin oluşturduğu Barış
Platformu'nun; yerleşiklerin tam sayısının belirlenmesi
için işgal bölgelerinde derhal bağımsız bir organ
tarafından bir sayım yapılması önerisini
kaçınılmaz şekilde destekliyor. Kıbrıslı
Türklerin endişeleri Kıbrıs hükümeti tarafından ciddiyetle
dikkate alınmalı."
Politis gazetesi, haberini manşetten
"Yerleşikler İçin Büyük Kavga - Türkiye ve Talat 'Vatandaş
Olanların' Kalmasında Israr Ediyor"
başlığıyla yansıttı. Gazete, TC kökenli KKTC
vatandaşlarını "Truva Atı" olarak niteledi ve
Türkiye'nin, bu kişileri iki devlet çözümünün müzakere edilmesine araç
olarak kullandığı görüşünü savundu. Gazeteye göre,
DİKO, EDEK ile Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos;
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Türkiye'ye ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; iki devlet
mantığında ve TC kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili
tezlerinde ısrar etmeleri halinde Kıbrıs sorununda ilerleme
olmayacağı uyarısında bulunma kararını
destekledi.
DİKO; "Hristofyas'ın
uyarısının, durumun gerektirdiği bir şey
olduğu" iddiasında bulunarak, uluslararası camiayı
"tavrını değiştirmesini sağlamak için Ankara'ya
baskı uygulamaya" çağırdı.
EDEK, yabancıları,
"Kıbrıs sorunundaki tarafların yeni özlü
yaklaşımları konusunda yanıltıcı bir görüntü
yaratmaya çalışmak yerine, Ankara'dan gelen mesajları dikkatlice
dinlemeye" davet etti.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu da, aynı frekanstaki açıklamasında, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ı açıklamalarından dolayı kutladı ve Rum halkını teyakkuza çağırdı.
KIBRIS 05/05/08
Müzakere masasını sabote etmeye çalışıyorlar
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu,
Kıbrıs Türk tarafı ile Ankara'nın resmi
açıklamalarının, "Kıbrıs Türk
tarafının; müzakere masasına gelmeye mecbur kaldığı
ve sonuçları sabote etmeye çalıştığı izlenimi
yarattığını" iddia etti.
Rum radyosunun haberine göre, Paris ve Kahire ziyaretleri için Larnaka
Havalimanı'ndan hareketinden önce açıklamalarda bulunan Kiprianu,
Kıbrıs Türk tarafı ile Ankara'nın hedefi ve stratejisinin
müzakereleri sabote etmek olmaması temennisinde bulundu.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum
tarafınca ifade edilen "iyi niyete" çok olumlu bir yanıt
verilmesi gerektiğini ifade eden Kiprianu, teknik komiteler ve
çalışma gruplarının çalışmalarına
ilişkin olarak ise "Sorunları beklemeliyiz. Zorluklara sahip
olacağımız konusunda hazırlıklı
olmalıyız. Süreç kolay olmayacaktır. Bu nedenden dolayı
çözüm olanağının sağlanması için bunaltıcı
takvimlerin olmaması gerekir" şeklinde konuştu.
Paris ziyaretine de değinen Kiprianu, Fransız
meslektaşı ile bir araya gelerek AB konularını, Fransa AB
Dönem Başkanlığı'nı ve ikili konuları ele
alacaklarını belirtti.
KIBRIS
05/05/08
NICOS A. ROLANDIS
POLITICAL BUREAU
Minister of Foreign Affairs 1978-1983
Minister of Commerce,
Industry & Tourism 1998-2003
Member of the House of
Representatives 1991-1996
President of the Liberal
Party 1986-1998
Vice-President of Liberal International
1994-1998
7 May 2008
MY OWN COUNTRY HAS BEEN
SPLIT IN TWO
Since the day when Demetris Christofias took
over the helm of the Cyprus vessel two months ago, the country was rejuvenated.
In an article of mine of the 21st November 2007 I wrote: DISY and AKEL, which
historically worked hard for the reunification of Cyprus and which control
between them 65% of the electorate, cannot possibly guide their followers to
vote for Tassos Papadopoulos, whom they both accused of leading the country to
partition. At the end of the day, despite forecasts and polls to the contrary,
Papadopoulos found himself seated on the sofa of his living room.
Christofias was smiling. Cyprus was
smiling. In spite of the fact that we
all knew that the solution would be a hard one. Hard, like the hard and
ruthless mighty countries of the world, which have a say and a role in all
international issues, including ours, whether we like it or not. So, we entered
the process: On the one hand, a just solution, which however will inevitably
reflect the past errors and sins of both communities. On the other hand, a
dangerous partition.
We are now going through the first difficult
moments
Moments which are rolling down on our face, like drops of an autumn
rain
In a dull surrounding. During these moments, sweet Greek Cypriot composer
Marios Tokas (who died recently) and Turkish Cypriot poet Neshe Yasin, through
their poem-song: My own country has been split in two, which of the two pieces should I love? remind us of the
tragic events and the big dilemma, which have been marking with scars the body
of this land for the past fifty years.
Demetri, Mehmet, which of the two pieces
should I love? That is the question in the song. However the mandate given to
you by the overwhelming majority of the people of Cyprus is not to tell us
which piece should we love. The mandate is to weld together the two pieces,
despite the almost insurmountable difficulties, despite the political maelstrom
which usually erupts in connection with national issues, despite pressures and
irrespective of accusations which may be leveled against you by stupid, cheap
and irresponsible political wheeler-dealers. You have to weld together the two
pieces of a Little Country through Big Decisions
So that we can love both
pieces.
Demetri, Mehmet, I do not know where all
these inviolable red lines with which you have filled your texts will lead
you. The one side considers its own red lines as commandments of God in the
Gospel. The other side considers its own red lines as divine words in the
Koran. I also do not know what will be the outcome of the so many Working
Groups and Technical Committees with their more than one hundred master
builders. They remind me of the Babel Tower and the confused tongues.
I wrote some time ago that the solution to
thorny national issues cannot be initiated through committees and groups
consisting of many people. Such issues must be addressed by the leaders
themselves, during face to face talks at which the points of agreement and
those of disagreement will be recorded; then an effort will be exerted to
bridge differences. The groups and the committees will follow and take up
specific issues which will be assigned to them, like the cart which follows the
horses. This is what logic dictates. This is what emanates from international
practice as well.
Even so, everybodys wish is that we shall
manage to move on, bearing in mind that the negotiating process this time will
be more difficult than any time before. It will also be less productive for the
Greek Cypriots.
Since 1948 we, Greek Cypriots, have rejected
all fifteen Proposals for a solution which were submitted to us. A list of the
rejected Proposals I have included in an article of mine of the 30th January
2008. Each subsequent Proposal was always worse for the Greek Cypriots than the
previous one. Through our decisions over all these years, with most of which
Greece disagreed, we gradually opened the gates for the 1974 Turkish invasion.
Since then we commit one mistake after the other.
In April 2004 the President showed the people
the way to the rejection of the Annan Plan. He did that despite the fact that
he himself had accepted Annan 3 and thereafter he was ready to adopt the Plan
with minor amendments. On the 8th February 2004 Papadopoulos stated: We always
supported the commencement of talks on the basis of the Annan Plan and our
target is to have a solution until the 1st May 2004. Papadopoulos made dozens
of similar statements. Then he made a U turn. Without feeling that he owed an
explanation to the people, as to why a President had started vilifying a Plan
which he had previously accepted. In a matter of a few months the
Plan became a cursed Plan, both for the
President and also for two other parties of the Government coalition (AKEL and
EDEK), which accepted the Plan initially and then rejected it. Just like that.
Like you say This food is good and a few minutes later No it is not good. Incredible,
but true.
Demetris Christofias should know that he will
now encounter a number of additional obstacles. Some of them are due to
developments over the past four years. The rest of them are the consequence of
Turkeys exploitation of the fact that after 50 sterile years we face the
dilemma: Solution or partition.
Here is a list of such additional obstacles:
1. Settlers: A huge issue. The number of the settlers
increased from 130.000 in 2004 to 200-250.000 nowadays. We are naive if we
believe that these people will depart easily. I personally regret the fact that
in 1983 then President Kyprianou (I was Foreign Minister) did not consent to
the departure of the settlers (they were 15.000 at the time) and their
compensation of $5.000 per head. That would be part of the Indicators
Initiative which followed, for the rejection of which I resigned.
So, Demetris, start counting: 15.000,
130.000, 250.000 - and try not to lose yourself in the counting process.
2. Territory: I express the wish that the return of
Morphou, for which I worked personally in 1981 and the possible return of
Karpasia (Burgenstock talks) will not
be now aborted. If they are, we should only blame ourselves.
3. Construction
on Greek Cypriot properties: During the past four years it went up ten
times. The issue was already complex in 2004, nowadays it will be a mess.
4. Virgin
birth: A new paradox, which was not
there in the past. It was certainly not in the Annan Plan, which, according to
a correct assessment by AKEL in April 2004 would not dissolve, it would
reunite Cyprus. Should we now break up Cyprus and then rebuild her? Why should
we do that, Mehmet Ali Talat? Do you try to make sure that you will be
recognized as a state in case our common country falters and collapses?
However, if before reuniting Cyprus we are considering options after her break
up, then why reunite her? Of course in this case as well, the Greek Cypriots
are paying the price of their blunders of the past (especially of 1963). I hope
and trust that this subject will not block the process.
The above new problems will be added to the
other Labours of Hercules, as I called the intractable issues in the past,
such as the Guarantees, the Turkish Army, the Deadlocks and others. We
have an uphill road ahead of us.
But, President Demetri, I want to believe
that your profound wish to see Cyprus reunited, your courage and your spiritual
resilience will lead to results, with the necessary cooperation of Mehmet Ali
Talat and the assistance of Athens and Ankara (whose attitude has unfortunately
deteriorated in recent months). So the dilemma in the song of Marios Tokas and
Neshe Yasin could be answered: I love both pieces, reunited.
NTV
Güncelleme: 00:01 TSİ 08 Mayıs 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Ara bölgede bulunan Ledra Palace
Oteldeki resepsiyona liderlerin yanı sıra, KKTC Başbakanı
Ferdi Sabit Soyer ile Talat ve Hrsitofyasın temsilcileri Özdil Nami ve
Yorgo Yakovu katıldı
Görüşmede Mehmet Ali Talatla Dimitris Hristofyas,
çalışma grupları ile teknik komitelerin faaliyetlerini
değerlendirmek üzere en kısa zamanda bir toplantı yapmayı
kararlaştırdı.
Sürecin artı ve eksilerinin değerlendirileceği bu
toplantıda görüşülmesine ihtiyaç duydukları bazı
konuları da ele alacak.
Hristofyasın Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunu gündeme
getirmek istediği öğrenildi.
Talat ve Hristofyas bu kararlarını davete katılan Türk ve Rum
siyasi parti temsilcilerine de ilan etti.
Resepsiyonda, Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri de ilk kez toplu sohbet
etme fırsatı buldu.
Liderlerin eşlerinin de katıldığı resepsiyonun çok
sıcak bir atmosferde geçtiği öğrenildi.
Talat ve Hristofyas resepsiyonda buluştu
|
8 Mayıs, 2008 00:00:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC lideri Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris
Hristofyas, 21 Mart görüşmesinin ardından bu kez sosyal bir etkinlik
için bir araya geldi. Liderler, görüşmeleri sürdürme kararı
aldı.
Liderler, Slovakya'nın Güney Kıbrıs
Büyükelçiliği'nin bu akşam Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace
Otel'de düzenlediği resepsiyonun girişinde el
sıkışarak kameralara poz verdi.
Talat ve Hristofyas, görüşmeleri sürdürme kararlarını
resepsiyona katılan parti yetkilileri ve konuklara da duyurdu.
Liderler, resepsiyon öncesinde olduğu gibi resepsiyonun sonunda da
basına herhangi bir açıklama yapmadı.
Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği'nin, "iki
toplumun yakınlaştırılması" hedefiyle
düzenlediği etkinlikler çerçevesinde verilen resepsiyona, KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile KKTC ve Kıbrıs Rum
kesiminden bazı siyasi parti temsilcileri katıldı.
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs konusunda yeni bir süreç başlatan 21
Mart'taki görüşmelerinin ardından, 1 Nisan akşamı da,
BM'nin, adayı ziyaret eden BM Genel Sekreter Yardımcısı Lyn
Pascoe onuruna Ledra Palace Otel'de verdiği kokteylde de
buluşmuştu.
İki lider, Hristofyas'ın 24 Şubat seçimlerinin ardından 27
Şubat'ta Rum liderliğini devralmasından sonra, ikisi özel, üç
kez bir araya gelmiş oldu.
Ada'da, müzakere sürecine zemin oluşturma çalışmaları ise
devam ediyor. 21 Mart'ta kurulması kararlaştırılan
çalışma grupları ve teknik komiteler,
çalışmalarında 2'nci haftayı geride bıraktı.
ÖNCE üniversitede, sonra her yerde türbanı,
başörtüsünü savunanlar, karşı çıkanlara derler ki:
Siz kadınların hayata tutunmalarını, toplum içinde görev
almalarını istemiyorsunuz; isteseydiniz türbana karşı
çıkmazdınız!
İlk bakışta, içinize bir kurt düşebilir Acaba
yanlış mı düşünüyorum? diye...
Öyle ya, kadın başını örtünce toplumun her kesiminde
çalışacak, kişiliğini ispatlayıp evine kapanmayacak...
* * *
SONER Yalçın Siz Kimi Kandırıyorsunuz! diyor. (x)
Sanki başörtülü kızları çalıştırıyorlar da!
Tek tek araştırmış, özellikle bazı politikacıların
kızlarını ve eşlerini...
Cumhurbaşkanı Gülün kızı Kübra üniversiteyi bitirdi.
Çalışıyor mu? Hayır! Evlendi...
Başbakanın kızı Esra, Amerikada üniversite okudu,
çalışıyor mu? Hayır!
Erbakanın kızları Elif ile Zeynep de üniversite bitirdiler.
Çalışıyorlar mı? Hayır! Evlendiler, çoluk çocuğa
karıştılar.
Cemil Çiçekin de, Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırımın kızları da üniversiteyi bitirdikten
sonra çalıştılar mı? Hayır, evlendiler.
* * *
SAYIN Cumhurbaşkanının eşleri Hayrünnisa Hanım 14
yaşında ortaokulu bitirdi, takdirname almıştı, liseye
başlayacaktı, görücü usulüyle evlendirdiler; Abdullah Gül 30
yaşında, Hayrünnisa Özyurt ise 15 yaşındaydı.
Evleninceye kadar başı açık olan hanımefendi,
evlendiği gün tesettüre girdi, örtündü.
Sağlık Bakanı Recep Akdağın eşi Nesrin
Akdağ üniversite öğrencisiydi, görücü usulüyle evlendiler, tesettüre
girdi, okumayı bıraktı. Eski Meclis Başkanı Bülent
Arınçın eşi Münevver Erinç öğretmendi, evlenince
öğretmenliği bıraktı, tesettüre girdi.
* * *
MALİYE Bakanı Kemal Unakıtanın eşi Ahsen Eral hukuku
bitirdi, avukatlığa başladı. O güne kadar
başını örttüğünü gören yoktu, çocukluk arkadaşı
Kemal Unakıtanla evlendi, tesettüre girdi, ama türbanı kendi tarzına
göre bağlayarak...
* * *
ENERJİ Bakanı Hilmi Gülerin eşi Mehtap Güler de evlenince
tesettüre girdi, örtündü, çalışmayı bıraktı, ev
hanımı oldu.
* * *
CEMİL Çiçekin eşi Gülten Hanım öğretmendi, evlendi,
örtündü, ev hanımı oldu.
Devlet Bakanı Nazım Ekrenin eşi Eczacılık
Fakültesini bitirdi, evlendi, mesleğini yapamadı, ev
hanımı oldu.
Dışişleri Bakanı Ali Babacanın eşi Zeynep Yurter
de evlendi ve tesettüre girdi.
* * *
TÜRBANLI kızlar üniversiteye gitsin, aydınlansın, toplum içinde
yerlerini alsınlar...
Soner Yalçın Bu boş lafları bir kenara bırakalım
demeye getiriyor:
Türbanlı kızlarımız üniversiteyi bitirince
çalıştırılmıyor, eve kapatılıyor.
Şimdi diyecekler ki:
Kamu alanında çalıştırılmıyorlar ki!
Peki Özel sektörde iş mi yok? sorusunun cevabı nedir?
Hepsi meslek sahibi bu kadınlar iş mi bulamazlar?
Üstelik arkalarında böyle babaları ve kocaları varken!
* * *
BAŞÖRTÜLÜ, türbanlı kızlara bırakılan iş
alanları tekstil fabrikaları, dokuma tezgâhları ve büyük
şehirlerde gündelikçilik...
Şehrin zengin semtlerine sabahları varoşlardan
türbanlılar boşalır, el kapısında
saçlarını süpürge yapmaya...
Bunların sorunlarıyla kim uğraşacaktır, kimi
boğaz tokluğuna çalışır, sigortasız, güvencesiz.
Varsa üniversitede türban, yoksa üniversitede türban...
Soner Yalçının kitabının adı neydi:
Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
Kitap değil, yaşadığımız günlerin ansiklopedisi,
neyi ararsan, kimi ararsan var!
_______________________
(x) Doğan Kitap.
HASAN PULUR MILLIYET 07/05/08
AB'ye çağrıda
bulundu: Türkiye'den AB'ye: Rum tarafını çözüme teşvik edin
BABACAN, ÇÖZÜM SÜRECİNE DESTEĞİNİ
YİNELEDİ... . "Kıbrıs'taki hedefimiz, BM zemininde en
kısa zamanda kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır. Bu yöndeki
çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam
edeceğiz" diyen Babacan, AB'nin Kıbrıs Rum
tarafını, çözüm bulunması amacıyla teşvik etmelerini
beklediklerini ifade etti. Babacan, AB zeminini kullanarak Türkiye'den tek
taraflı tavizler beklenmenin akılcı
olmadığını ve fayda sağlamayacağını da
belirtti
"KIBRIS'TA YENİ BİR UMUT DOĞDU"... AB
Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda
Kıbrıs konusu da ele alınırken, son dönemdeki
gelişmelerle adada yeni bir umut doğduğu dile getirildi.
Babacan, Türkiye'nin BM Genel Sekreteri Ban'ın iyi niyet misyonunu
desteklediğini ve Cumhurbaşkanı Talat'ın arkasında
olduğunu söyledi. Babacan, Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonlara son verilmesi gerektiğini de vurgulayarak,
Kıbrıslı Rumların bu konuda çeşitli sorunlar ve
zorluklar çıkardığını ifade etti
REHN'DEN 1 MAYIS'LA İLGİLİ OLAYLARLA
İLGİLİ SORUŞTURMA TALEBİ ... Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 1 Mayıs'ta orantısız
güç kullanıldığını belirtti ve olaylarla ilgili
soruşturma açılmasını istedi. Rehn, Avrupa Birliği'nin
AK Parti'nin kapatma davasına kayıtsız
kalamayacağını ifade ederek, "AK Parti'ye kapatma davası
hukuk devleti çerçevesi içerisinde çözülmeli" dedi
FRANSA'DAN TÜRKİYE'YE TEMKİNLİ MESAJ... 1 Temmuz'da AB
dönem başkanlığını devralacak Fransa'nın Avrupa
işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet, "Fransa dönem
başkanlığı Türkiye konusunda objektif, tarafsız ve
dengeli olacak" diyerek, dönem başkanlıkları
sırasında Türkiye ile yeni fasılların açılması
konusundaki ölçütlerde de bu çerçevede hareket edeceklerini belirtti
TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Avrupa Birliği'ne (AB) Kıbrıs sorununun
Birleşmiş Milletler (BM) zemininde bir çözüme
ulaşmasını hedefledikleri ve bu yöndeki çabalara bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da destek veremeye devam edecekleri
mesajını verdi.
Babacan, AB ve birlik üyesi devletlerin Kıbrıs Rum
tarafını, adadaki iki halka ve tüm bölgeye barış ve
istikrar getirecek bir çözüm bulunması amacıyla teşvik
etmelerini beklediklerini ifade ederek, AB'nin adada başlatılan
sürece teknik destek vermesinin bu süreçte önemli olacağı
görüşünü de bildirdi.
Babacan, AB zeminini kullanarak Türkiye'den tek taraflı tavizler
beklenmenin akılcı olmadığını ve fayda
sağlamayacağını da belirtti.
Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları dün
Ankara'da toplandı. TC Dışişleri Bakanı Ali
Babacan'ın ev sahipliğindeki toplantıya, AB dönem
başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı
Dimitrij Rupel, sonraki dönem başkanı Fransa'nın Avrupa
İşlerinden Sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet ve AB
Komisyonu'nu temsilen Genişlemeden Sorumlu Üye Olli Rehn
katıldı.
Toplantıdan sonra, Babacan, Rupel, Jouyet ve Rehn'in TC Devlet
Konukevinde düzenlediği ortak basın toplantısında, AK
Parti'ye kapatma davası ile 1 Mayıs olayları ana gündemi
oluştururken, Kıbrıs konusunda da değinildi.
Babacan, basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyelik
sürecinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahip
olduğunu vurgulayarak, teknik açıdan açılmaya hazır olan
fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanmasının önem
taşıdığını belirtti.
Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 1 Mayıs'ta
orantısız güç kullanıldığını belirtti ve
olaylarla ilgili soruşturma açılmasını istedi.
AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri
Bakanı Dimitrij Rupel de, Türkiye'nin AB'ye tam üye olacağından
şüphe duymadığını dile getirdi.
Temmuz ayında AB dönem başkanlığını
devralacak Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean
Pierre Jouyet ise toplantıda, kendi dönem başkanlıkları
sırasında Türkiye ile devam eden süreçte müzakere başlıklarının
açılmasına devam edileceğini söyledi.
Toplantının perde gerisi
Edinilen bilgiye göre, toplantıda Kıbrıs konusu da ele
alınırken, son dönemdeki gelişmelerle adada yeni bir umut
doğduğu dile getirildi. Ali Babacan, Türkiye'nin BM Genel Sekreteri
Ban Ki-Moon'un iyi niyet misyonunu desteklediğini ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın arkasında olduğunu
söyledi. Babacan, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlara son
verilmesi gerektiğini vurguladı.
"Yeşil Hattın
çalışmadığını" da kaydeden Babacan,
Kıbrıslı Rumların bu konuda çeşitli sorunlar ve
zorluklar çıkardığını ifade etti. Babacan,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün halen kabul edilmediğini de
hatırlattı.
Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel'in ise
şahsi görüşü olarak KKTC'ye uygulanan izolasyonları "kabul
edilemez" bulduğunu söylediği öğrenildi.
Avrupalı yetkililer, Ankara Anlaşması ek protokolüne
ilişkin görüşlerini de yinelediler ve ek protokolün "ayrım
gözetilmeksizin uygulanması" gerektiğini ifade ettiler.
Dışişleri Bakanı Babacan'ın ise bu konudaki bütün
kısıtlamaların aynı anda kaldırılması
yönündeki teklifin hala masada olduğunu söylediği bildirildi.
Türkiye'nin AB müzakere süreci çerçevesinde şirketler hukuku ve
fikri mülkiyet hakları konusunda iki müzakere
başlığının 17 Haziran 2008'deki yapılacak AB
katılım konferansında açılması öngörülüyor.
Babacan: AB süreci, gündelik siyasi
kaygıların ötesinde bir öneme sahiptir
Babacan, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, gündelik siyasi
kaygıların ötesinde bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak,
teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin
müzakerelere başlanmasının önem
taşıdığını belirtti. Babacan, hükümetin AB
müktesebatına uyum doğrultusunda kararlılıkla gerekli
adımları atmaya devam edeceğini vurgulayarak,
"hükümetimizin gerekli reformları gerçekleştirme yönünde güçlü
iradesi vardır" dedi.
Yararlı ve verimli görüşmeler yaptıklarını
belirten Babacan, AB'ye üyelik sürecini, katılım müzakerelerinde
gelinen aşamayı ve Türkiye-AB ilişkilerini bütün
boyutlarıyla ele aldıklarını söyledi.
Bu konularda Türkiye'nin görüşlerini
paylaştıklarını ifade eden Babacan, siyasi kriterler
açısından bakıldığında 2008
yılının başında önemli adımların
atıldığı bir dönem olduğunu kaydederek, Vakıflar
Yasası'nın 2008 yılında Meclisten geçtiğini,
TCK'nın 301. maddesiyle ilgili değişikliğin de yakın
zaman önce Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildiğini hatırlattı.
"Gerekli reformlar için güçlü irademiz var"
Babacan, hükümetin gerekli reformları yapma konusunda güçlü bir
iradesi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Türkiye'yi her alanda yüksek standartlara ulaştırma
hedefi doğrultusunda hükümetimizin gerekli reformları, teknik ve
ekonomik içerikli pek çok reformu gerçekleştirme yönünde güçlü iradesi
vardır. Bu hususun muhataplarımız tarafından da kabul
gördüğünü memnuniyetle müşahede etmekteyiz.
Bu vesileyle siyasi içerikli bazı konuların üyelik
müzakerelerimizi etkilemesine izin verilmemesi yönündeki beklentimizi ve bu
doğrultuda AB'nin gerekli kararlılığı sergilemesinin
önem taşıdığını da vurgulamak istiyorum. Teknik
açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere
başlanması önem taşımaktadır. Türkiye'nin AB üyelik
süreci, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahiptir.
"AB ile ilişkilerimizin sürdürülebilir bir zeminde
tutulabilmesi için müzakere çerçeve belgesinde açıkça belirtilmiş
olan taahhütlere uyulması son derece önemlidir" diyen Babacan:
"Türkiye'nin tam üyelik perspektifinin korunması, sapasağlam
yerinde durması, bu sürecin olmazsa olmaz bir
şartıdır" dedi.
Babacan, toplantıda ayrıca Sloven dönem
başkanlığının, Türkiye'nin müzakere sürecini ileri
götürmek yönünde sergilediği yapıcı yaklaşımı
memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdiğini,
dönem başkanlığı sona ermeden hazır olan
fasıllarda müzakerelerin başlaması yönündeki beklentilerini
ifade ettiğini belirtti.
Babacan, aynı şekilde Fransız dönem
başkanlığının tarafsız, yapıcı ve iyi
niyetli anlayış içinde hareket etmesinin, Türkiye-AB
ilişkilerinin ileriye götürülmesi açısından önemli olduğunu
söyledi.
Son olarak uluslararası bir sorun olan terörizmle mücadele
konusunda AB'nin destek ve işbirliğine önem verdiklerini
toplantıda vurguladığını belirten Babacan, "AB
terör örgütleri listesinde yer alan PKK terör örgütüne karşı
yürüttüğümüz mücadelede, AB üyesi ülkelerin bizimle etkin bir dayanışma
içinde hareket etmeleri yönündeki beklentimizi bu vesileyle yinelemek
istiyorum" dedi.
Rupel: Türkiye'nin AB'ye er ya da geç
üye olacağına dair hiçbir şüphem yok
AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri
Bakanı Dimitrij Rupel, Türkiye'nin AB'ye er ya da geç üye
olacağı konusunda hiçbir şüphesi bulunmadığını
söyledi.
Troyka toplantısının gerçekten ilginç bir toplantı
olduğunu ve dostane bir ortamda gerçekleştiğini belirten Rupel,
aday ülkeler açısından önemli olan bir şey söyleyerek söze
başlamak istediğini belirterek, "Türkiye'nin AB'ye er ya da geç
üye olacağına dair hiçbir şüphem yok" dedi.
2008 yılının reform süreci için çok önemli bir yıl
olduğunu ve bunu kaçırmamak gerektiğini belirten Rupel, Türk
hükümetinin reform sürecini yoğunlaştırma konusundaki taahhüdünü
memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301. maddesindeki
değişikliği ve onun etkin bir şekilde uygulanması
konusundaki çabayı da memnuniyetle
karşıladıklarının altını çizen Rupel,
aynı zamanda Vakıflar Kanunu'nun ileri bir adım olduğunu
düşündüklerini belirtti. Rupel, bunun Türkiye'deki siyasi hayatı
yakından ilgilendirecek ve aynı zamanda Türkiye ve AB arasındaki
ilişkileri daha iyiye götürecek bir adım olduğunun
altını çizdi.
Konuk Bakan, "Şu anki durum ve AK Parti'nin
kapatılması konusundaki davadan duyduğumuz endişeyi de dile
getirmek istiyorum" diye konuştu.
Rupel, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler
Komitesi'nin son dönemde Türkiye'nin ilerleme raporunu kabul etmiş
olmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, bunun Türkiye'nin
AB yolunda ilerlediğinin bir göstergesi olarak görüldüğünü belirtti.
Rupel, Slovenya dönem başkanlığı sırasında odak
noktalarının genellikle bu tartışmalar olduğunu
vurgulayarak, gözlem raporları konusunda 27 üye ülkenin uzlaşmaya
varması konusuna da odaklandıklarını kaydetti.
Slovenya dönem başkanlığının müzakerelerin
ilerlemesi için çaba sarf ettiğini belirten Rupel, Slovenya'nın
gündemdeki bütün konuları masaya yatırmaya
çalıştığını belirtti. Rupel, "En azından
iki faslın temmuza kadar açılması için de
çabalarımızı sürdürüyoruz" dedi.
Türkiye ve AB arasındaki toplantıların düzenlenmesi
konusunda önemli çabalar harcadıklarını da belirten konuk Bakan,
"17 Haziran'daki (hükümetler arası) toplantı için de
çabalarımızı sürdürüyoruz. Çok ilginç, çok dostane ve umut
havası içinde geçen bir toplantı yaptık. Ankara'dan çok iyi
duygularla ayrılıyorum" diye konuştu.
Jean Pierre Jouyet
Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean
Pierre Jouyet ise toplantıda, bir gazetecinin Fransız dönem
başkanlığında Türkiye'nin müzakere sürecinde bir
gelişme bekleyip beklemediklerini sorması üzerine,
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile
ikili bir görüşme yapacağını ve bu çerçevede müteakip dönem
başkanı Fransa'nın tutumunu değerlendirme şansı
bulacaklarını kaydetti.
Avrupa Konseyi'nin geçen aralık ayında müzakerelere
ilişkin aldığı kararı da hatırlatan Jouyet,
"Fransa dönem başkanlığı Türkiye konusunda objektif,
tarafsız ve dengeli olacak" diye konuştu. Jouyet, dönem
başkanlıkları sırasında Türkiye ile yeni
fasılların açılması konusundaki ölçütlerde de bu çerçevede
hareket edeceklerini sözlerine ekledi.
Rehn: AB, Türkiye bir aday ülke olduğu
için çok fazla tarafsız kalamayacaktır
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AK
Parti'nin kapatma davası sürecine ilişkin olarak Türkiye aday ülke
olduğu için AB'nin sürece çok fazla tarafsız
kalamayacağını söyledi.
Rehn, ortak basın toplantısında, yararlı
görüşmeler yaptıklarını belirterek, hem müzakereler hem de
reform süreci açısından önemli bir toplantı olduğunu
belirtti.
Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin sürdüğünü ifade eden
Rehn, "Ancak bunun hızı daha da fazla olabilirdi. Bu da
reformlara bağlı bir konu. Özellikle, biz bu toplantıda daha
fazla faslın görüşmeye açılabilmesi için belli noktaları
görüşmeye çalıştık. Daha temel anlamda da yasal ve
demokratik reformların genişletilmesi ve daha açık bir toplum
yaratılması konusunun önemine dikkati çekmeye
çalıştık" diye konuştu.
301'in uygulamaya geçmesini bekliyoruz
Vakıflar kanunuyla ilgili gelişmelerin önemli bir basamak
olduğunu belirten Rehn, aynı zamanda ifada özgürlüğü
anlamında da TCK'nın 301. maddesinde değişikliğe
gidilmesini de memnuniyet karşıladıklarını, ancak tam
olarak uygulamaya geçilmesini beklediklerini ifade etti.
Rehn, değişikliğin mutlaka pratiğe dökülmesi
gerektiğini, bunun sahada nasıl işlediğinin görülmesi
gerektiğinin altını çizdi. Rehn, Türk yetkililerinin ifade
özgürlüğünün sağlandığını, gerçek anlamda garanti
altına alındığını ve bu ülke içindeki herkes için
geçerli olduğunu göstermesi gerektiğini kaydetti.
Rehn, toplantıda ayrıca, yasal ve demokratik
reformların önemine dikkati çekmeye
çalıştıklarını söyledi.
"Orantısız güç kullanımı
rahatsızlığı"
AB Komisyonu'nun 1 Mayıs olaylarıyla ilgili
orantısız güç kullanımı konusunda
rahatsızlığını dile getirdiğini belirten Rehn,
Türk yetkililerine sendikal hakların göz önünde bulundurulması ve AB
standartlarına getirilmesi konusunda çağrıda
bulunduklarını ifade etti.
AK Parti kapatılması davasıyla ilgili olarak da Rehn,
"AB, Türkiye bir aday ülke olduğu için çok fazla tarafsız
kalamayacaktır. Bu yüzden önemli olan, bunun demokratik prensipler, hukuk
kuralları, AB ve Venedik Komisyonu standartları çerçevesinde ve
aynı zamanda Türk anayasasının 9. maddesi esasına göre
çözülmesi gerekiyor" dedi.
Türkiye'nin çok yakında bunun üstesinden geleceğini
düşündüklerini de ifade eden Rehn, bunu sağlamanın en iyi
ilacının reform sürecini tekrar yoluna koymak ve bunu siyasi diyalog
ve uzlaşı kültürüyle artırmak olduğunu belirtti.
Rehn, "Bunların ülke içinde demokratik süreçlerle
halledilmesi gerekiyor. Türkiye ancak bu sayede geriye gidiş değil
ileri doğru gidişi gösterecektir" diye konuştu.
Sorular
1 Mayıs olaylarına yönelik Türk hükümetine ne gibi
uyarılarda bulunduğuna yönelik soru üzerine Rehn, "1 Mayıs
olaylarına ilişkin olarak Türk polisinin orantısız güç
kullanması konusuna değindik ve bu tip olayların
soruşturulması gerektiği konusundaki beklentimizi ilettik"
dedi.
Sendikal haklara ilişkin kanunların Türkiye'de TBMM'nin bir
an önce önüne gelmesi gerektiğini söyleyen Rehn, bunların özellikle
sosyal politikalar konusundaki fasılların açılabilmesi için
önemli maddeler olduğunu kaydetti.
Rehn, "Bundan sonraki günlerde de Türkiye'nin AB kanunlarına
sendikal haklar konusunda hem pratikte hem teoride ne kadar saygı duyup
duymadığını, ne kadar uyumlu olup
olmadığını göreceğiz" diye konuştu.
AK Parti için kapatma kararı çıkarsa müzakerelerin
nasıl etkileneceği yönündeki soru üzerine de Rehn, "Önemli olan
bunun demokratik prensipler ve hukuk devleti çerçevesinde çözülmesi ve olumsuz
sonuçların çıkmaması. Türkiye'nin AB'ye katılımı
konusunda negatif sonuçlar alınmaması gerekmektedir" dedi.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'un
"Türkiye'nin içinden geçtiği süreç sonunda laiklikle demokrasinin
Müslüman bir ülkede uygulanıp uygulanamayacağının ortaya
çıkacağı" şeklindeki sözlerinin
hatırlatılması ve süreç sonunda tam üyelik hedefinde bir
değişiklik olup olmayacağına ilişkin soru üzerine
Rehn, "Henüz olmamış bir şey hakkında spekülasyonlarda
bulunmayalım" dedi.
Rehn, Barrosso'nun açıklamalarında demokratik ve laik
toplumun öneminin altının çizildiğini belirterek, "Bunlar
bir toplumda var olduğu zaman, eşit hakları da garantilemiş
olur. Avrupa laikliğe böyle bakar. Ben de bunun altına imzamı
atıyorum. Bunun AB üye ülkeleri ve aday ülkeleri için önemli olduğunu
düşünüyorum" dedi.
KIBRIS 07/05/08
Rumlar yeni müzakere
zeminini yaratmaya çalışıyor
ÇÖZÜMLE İLGİLİ KONULAR ÖNCE ÇALIŞMA GRUPLARINDA VE
SONRA LİDERLER GÖRÜŞMESİNDE ELE ALINACAK...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs
sorununun nasıl çözümlenebileceğiyle ilgili konuların, 21 Mart
2008 tarihinde başlatılan yeni süreç içinde, öncelikle
çalışma gruplarında, daha sonra ise haziran ayının
ikinci yarısında başlaması kararlaştırılan
tam teşekküllü görüşmelerde ele alınacağını
söyledi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, yeni
müzakere zemini yaratmaya çalışan Rum yönetiminin çeşitli
konuları tartışmaya açıp görüşmeleri müzakere
masası yerine basın-yayın organlarına taşımaya;
bu metotla kendi müzakere pozisyonunu ve buna bağlı olarak genel
müzakere zeminini belirlemeye çalıştığını
belirtti. Erçakıca, bunu benimsemelerinin mümkün
olmadığını söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs sorununun nasıl
çözümlenebileceğiyle ilgili konuların, 21 Mart 2008 tarihinde
başlatılan yeni süreç içinde, öncelikle çalışma
gruplarında, daha sonra ise haziran ayının ikinci
yarısında başlaması kararlaştırılan tam
teşekküllü görüşmelerde ele alınacağını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün
düzenlediği brifingde, çalışma grupları ve teknik komiteler
düzeyinde devam eden Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşme sürecindeki
son gelişmeleri değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile
İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun içinde bulunulan
aşamayı dün ele alacağını kaydeden Erçakıca, iki
temsilcinin çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını değerlendireceğini söyledi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bu aşama, esas olarak Kıbrıs sorununun özüyle
ilgili görüşlerimizi çalışma gruplarında tarafların
birbirine aktarması şeklinde planlanmıştı ve o
şekilde devam etmektedir. Teknik komitelerde ise iki halkın günlük
hayatlarını ilgilendiren günlük konular mümkün olduğunca ele
alınmaya çalışılmaktadır."
"Genel müzakere zeminini belirlemeye
çalışıyorlar"
Erçakıca, yeni müzakere zemini yaratmaya çalışan Rum
Yönetimi'nin çeşitli konuları tartışmaya açıp
görüşmeleri müzakere masası yerine basın-yayın
organlarına taşımaya çalıştığını
kaydetti. Rum Yönetimi'nin bu metotla kendi müzakere pozisyonunu ve buna
bağlı olarak genel müzakere zeminini belirlemeye
çalıştığını kaydeden Erçakıca, bunu
benimsemelerinin mümkün olmadığını söyledi.
Hasan Erçakıca, "KKTC yurttaşlarının bir
kısmının statülerini, basın-yayın organları
aracılığıyla tartışmaya çalışıyorlar.
Kıbrıs Türk tarafı adına Cumhurbaşkanımız
Sayın Mehmet Ali Talat, ancak zorunlu olduğu oranda bu
tartışmaya katılmış ve gerekeni söylemiştir"
dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bu süreç içinde hem kamuoyunu bilgilendirmeye, hem de
görüşme sürecine zarar vermemeye çalışacağız.
Kıbrıs Rum tarafının ısrarla kamuoyu önünde
gerçekleştirmeye çalıştığı tartışmalara
katılımımız; kamuoyunun bilgilendirilmesi, ama aynı
zamanda görüşme sürecinin sağlıklı bir şekilde
ciddiyetle sürdürülmesi ilkelerine bağlı kalarak dengeli bir
şekilde devam edecektir."
Kiprianu'nun açıklamaları
Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Kiprianu'nun Türk tarafını görüşmeleri sabote etmekle
suçladığı açıklamalarının
hatırlatılması üzerine, "Türk tarafının tutumunu
açıklaması 'sabotaj' olarak niteleniyor. Ortada bir konu yokken kendi
tutumlarını açıklıyorlarsa, demek ki her şeyi
peşinen berhava ettiler" dedi.
Erçakıca, bu tip suçlamaları yanıtsız
bırakarak, aynen iade etmekten yana olduğunu söyledi.
KIBRIS 07/05/08
Cumhurbaşkanı
Talat, Ekim 2007'den beri Davis Luis'le görüşmedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Karpaz'da, Erenköy
dolaylarında bir marina yatırımı bulunan David Luis'le Ekim
2007'de bir yemekte bir araya geldiğini; yakın bir zamanda söz konusu
kişiyle görüşmediğini söyledi.
Erçakıca, dün düzenlediği brifingde, Cumhurbaşkanı
Talat'ın, İngiliz uyruklu bir yatırımcıyla yakın
zamanda bir araya geldiği yönündeki haberlerin gerçek dışı
olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, adı geçen
yatırımcıyla, davet üzerine, Ekim 2007'de
katıldığı bir yemekte görüştüğünü kaydeden
Erçakıca, söz konusu yemeğe başka yetkili ve
işadamlarının da katıldığını ifade
etti. Erçakıca, "Ancak daha sonra ve yakın bir geçmişte bu
tür yemek ya da ziyaret tekrarlanmadı" dedi.
"Yatırımcıyı teşvik etmeyi görevleri
içinde görüyor"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şöyle
devam etti:
"Cumhurbaşkanı Talat, yatırım ve
yatırımcıları teşvik etmeyi, sırasında
onların sorunlarını dinlemeyi, kendi görevleri içinde
görmektedir. Dolayısıyla zaman zaman ya
Cumhurbaşkanlığı'nda bu tip ziyaretler, yemekler olmakta;
ya da dışarıda, onların davetine icabet ederek temas ve
incelemeler olmaktadır."
Hasan Erçakıca, söz konusu yatırımın
geçmişinin ne olduğu ve yatırımın kimin
tarafından başlatılıp nasıl devredildiğinin
Cumhurbaşkanlığı'nın ilgilendiği bir konu
olmadığını söyledi.
"Yahudi düşmanlığı rahatsız edici"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
ayrıca, söz konusu haberlerde Yahudi düşmanlığı
sezildiğini dile getirdi ve bundan büyük üzüntü duyduğunu belirtti.
Hasan Erçakıca, "KKTC, insanlara dini inanç ve etnik
kökenine göre muamele yapan bir cumhuriyet, yönetim değildir.
Dolayısıyla bu yayında Yahudi
düşmanlığını görmek bizi üzdü. Kıbrıs Türklerine
yakışan bir eğilim değil bu" dedi.
KIBRIS 07/05/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 21:03 TSİ 08 Mayıs 2008 Perşembe
İSTANBUL/TAHRAN
- Pervin Ardalan, ülkesinde kadına karşı
ayrımcılıkla mücadele etmek için başlattığı
1 Milyon İmza Kampanyası ile 75 bin dolarlık Olof Palme
Barış Ödülüne layık görüldü. Gazeteci, İsveçteki ödül
törenine gitmek için bindiği uçaktan indirildi ve toplum düzenini bozma
suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 3 sene
içerisinde bu suçu tekrar ederse, şimdilik ertelenen cezasını
çekmek için hapse girecek olan Ardalan, Mücadeleme devam edeceğim,
utanılacak bir şey yapmıyorum diyor. NTVMSNBCye İslam
Devriminin kadın haklarını yok ettiğini söyleyen Ardalan,
Türkiyede sıkça gündeme gelen Türkiye, İran olur mu? sorusuna da
şu cevabı veriyor: Demokratik bir ülkede türbanın devlet
dayatması değil kişisel özgürlük olmasını
destekliyorum. Yine de gözünüz açık olsun.
İDEOLOJİ
SİNSİDİR
Bizim deneyimimiz kötü bir deneyimdi. Türkiyede kadınlar ve
başörtüsü konusundan bahsedeceksiniz, şunu dikkate
almalısınız: İdeoloji, yavaş yavaş her şeyi
kontrol altına alır. İrandaki devrim İslam devrimi
olduğu kadar, kadın haklarına karşı bir devrimidir ve
siyasidir.
İranda vücudunuzun bir parçası açık görüldüğünde günah
sayılıyor. Fakat yasak, durumun palazlanmasına yol açıyor
ve daha fazla kadın seksi görünmek istiyor. Bir toplumun Müslüman
olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.
Bize önce İster takın, ister takmayın, serbesti var dediler.
Fakat önce devlet dairelerine, sonra diğer resmi dairelere ve kamusal
alanın her noktasına bunu yaydılar.
Türkiyede bununla ilgili gözü açık davranmalısınız.
Hükümet laik olduğunu söylüyor ve insanlar takıp takmamak konusunda
gerçekten serbest bırakılıyorsa, bunu desteklerim. Bu
kişinin kendi özgürlüğü olmalı. İranda da, Türkiyede de
bu demokratik olgunluğa erişilmesi dileğim.
İRANDA
NELERİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ?
İranda hukuk kadınlara karşı
ayrımcılığı körüklüyor. Örneğin erkeğin boşanma
hakkı var, kadının yok. Bu yüzden birçok kadın, aile içi
şiddete ya da çeşitli problemlere maruz kalıyor ve hukuk seçim
hakkını elinden alıyor.
Hukuk, bir erkeğe dört kadınla evlenebilme hakkı tanıyor.
Birçok İranlı kadın bu yüzden aşırı baskı
altında olduğunu hissediyor.
Bir kadına miras kalırsa ve bunu paylaşacağı bir erkek
varsa, kadın erkeğin aldığının
yarısını alıyor. Mahkemeler kadının değil,
erkeğin şahitliğini kabul ediyor.
Biz bunları değiştirmek istiyoruz, fakat İran hükümeti bizi
ulusal güvenliği tehdit etmekle bile suçluyor.
ÇETİN
MÜCADELE
1 Milyon İmza Kampanyası, İranda 15 şehirde devam ediyor.
Kadınlar, üzerlerinde yaratılmak istenen korkuya rağmen
çalışmalara katılıyor.
Ev toplantıları, internet siteleri, bloglar sayesinde
haberleşmeleri sürdürüyoruz. Fakat tek sorun, bu konuları radyo
televizyon gibi kitle iletişim araçlarından duyurma
imkanımızın olmaması. Dolayısıyla
kısıtlı imkanlarla çalışıyoruz.
GÜVENLİĞİMİZ
YOK
Şu anda mahkemede beni bekleyen 3 ayrı dosya var. Hepsi ayrı
bir suçtan, ayrı bir ceza talebinde. Fakat biz sivil bir hareketiz ve
kanuna aykırı çalışmıyoruz. Görünür olmayı tercih
ediyoruz.
Tehlike de burada başlıyor. Görünürlük yakalanıp hapse
atılma riskini artırıyor. Biz de polise karşı sürekli
gözümüz açık olmak zorundayız.
İRANLI
KADINLARDAN DÜNYAYA MESAJ
Biz çalışmalarımızı gizli kapaklı değil,
toplum önünde, insanların önünde yapıyoruz. Kadının
hukuktaki yerinin iyileştirilmesi için çalışıyoruz, bilinci
arttırmak için mücadele ediyoruz.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde sesimizin yankı bulması,
başka kadın grupları ve hükümetlerin de İran hükümeti
üzerinde uluslararası baskı oluşturarak bize destek vermesi
bizim için çok önemli.
KKTC Cumhurbaşkanı Güney Kıbrıs'ta
|
8 Mayıs, 2008 22:50:00
(TSİ) CNN TURK |
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney
Kıbrıs'a geçerek, Rum kesiminde ana muhalefet konumundaki Demokratik
Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiadis'le akşam yemeğinde bir araya geldi.
Anastasiadis'e, Limasol'daki evinde konuk olan Talat'a, eşi
Oya Talat, Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca
eşlik etti.
Anastasiadis'in eşiyle birlikte verdiği yemeğe, Kıbrıs
Rum yönetiminin ve DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos
Klerides, Klerides'in kızı Keti Klerides ve eşi, eski
bakanlardan Kostas Themistoklous ve Rum iş adamı Dinos Lordos da
katıldı.
Oya Talat, Anastasiadis'in evine girerken Bayan Anastasiadis'e çiçek takdim
etti. Cumhurbaşkanı Talat da ekmek kadayıfı ve çini
işlemeli tabak hediye etti.
Talat, eve girişinde, bir gazetecinin sorusu üzerine, daha önce Limasol'a
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı iken geldiğini,
"bu akşamki görüşmenin sosyal içerikli olduğunu"
söyledi.
Mehmet Ali Talat, buluşmanın iyi bir işaret olup
olmadığının sorulmasına üzerine de "Evet öyle
olmalı" karşılığını verdi.
Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) haberine göre, Limasol'a giden
Talat'a, sınırdan geçmesinden itibaren yol boyunca Rum polisleri
eşlik etti. Anastasiadis'in evinin bulunduğu bölgede de geniş
güvenlik önlemleri alındı.
Talat ile Anastasiadis'in bu akşamki yemekli buluşması,
yaklaşık iki yıl önce planlanmış ancak,
Anastasiadis'in babasının ölümü üzerine iptal edilmişti.
Anastasiadis, 24 Nisan 2004'de referandumu yapılan ve Rumların
"hayır" dediği Annan planına "evet"
kampanyası düzenlemişti.
GÖRÜŞMELERİNİ SÜRDÜRME KARARINI ANONS ETTİLER...
Slovakya Büyükelçiliği'nin dün akşam Ledra Palace Hotel'de organize
ettiği resepsiyonda bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, görüşmeleri
sürdürme kararı aldı. TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre,
resepsiyondaki sohbetleri sırasında görüşmeleri sürdürme
kararı alan Talat ve Hristofyas, bu yöndeki kararlarını
resepsiyona katılan parti yetkilileri ve konuklara da anons etti. Ledra
Palace Otel'de saat 19.30'da başlayan resepsiyon, saat 21.15
sıralarında sona erdi. Liderler, resepsiyon girişinde veya çıkışında
basına herhangi bir açıklama yapmadı.
Slovakya Büyükelçiliği'nin dün akşam Ledra Palace Hotel'de
organize ettiği resepsiyonda bir araya gelen Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
görüşmeleri sürdürme kararı aldı.
TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, resepsiyondaki
sohbetleri sırasında görüşmeleri sürdürme kararı alan Talat
ve Hristofyas, bu yöndeki kararlarını resepsiyona katılan parti
yetkilileri ve konuklara da anons etti.
Ledra Palace Otel'de saat 19.30'da başlayan resepsiyon, saat 21.15
sıralarında sona erdi. Liderler, resepsiyon girişinde veya
çıkışında basına herhangi bir açıklama
yapmadı.
Slovakya'nın Kıbrıs'taki Büyükelçiliği
tarafından iki toplumun yakınlaştırılması
hedefiyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde düzenlenen resepsiyona Türk ve
Rum tarafından çeşitli parti temsilcileri ile eşlerinin
yanı sıra Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Slovakya'nın
Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova, iki liderin temsilcileri Özdil
Nami ve Yorgo Yakovu da katıldı.
Saat 19.30'da başlayan etkinlik için çok sayıda basın
kuruluşu yarım saat öncesinden yer alarak bekledi ve dar bir alanda
katılımcıların görüntülerini çekmek için zaman zaman zor
anlar yaşadı.
Yakovu: Burası Hollywood gibi
Kapıda buluşarak salona birlikte giren Talat ve Hristyofyas,
basın mensuplarının ısrarı üzerine el
sıkışarak görüntü verdi. Talat burada "Sadece görüntü"
diyerek açıklama istenmemesini ima etti.
Cumhurbaşkanı Talat'ın Temsilcisi Özdil Nami de,
resepsiyona girişte gazetecilere etkinliğin sosyal amaçlı
olduğunu ve açıklama yapılmayacağını söyledi.
Nami, bu tür etkinliklerin faydalı olduğunu da vurguladı.
Hristofyas'ın özel temsilcisi Yorgo Yakovu ise, Türk ve Rum
gazetecilerden oluşan medya ordusuna, "Ne kadar çok
ışık var. Burası Hollywood gibi" diyerek espri
yaptı.
Resepsiyona Türk tarafından CTP, DP, TDP, BKP, KSP yetkilileri
katıldı.
Talat- Anastasiadis buluşması
bu akşam
Cumhurbaşkanı Talat'a ziyaretinde eşi Oya Talat
eşlik edecek.
Yemeğe DİSİ eski lideri Glafkos Klerides'in de
katılması bekleniyor.
Bu arada Cumhurbaşkanlığı yemeği takip edecek
Kıbrıs Türk basın mensupları için minibüs ayarladı.
Minibüs saat 18.00'de, Rum tarafından Ledra Palace sınır
kapısından hareket edecek.
KIBRIS 08/05/08
AA
Güncelleme: 16:50 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Rum radyosunun haberine göre Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos
Stefanu yaptığı açıklamada, KKTC ve Rum Yönetiminin
oluşturduğu teknik komite ve çalışma gruplarının
şu ana kadar gereken çalışmaları üretmediğini söyledi.
Stefanu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyasın 23 Mayısta yaptığı
görüşmenin hedeflerinden birinin de, komitelerde suni değil gerçek
çalışma üretilmesi olması gerektiğini ileri sürdü.
Stefanu, Teknik komite ve çalışma gruplarında yeterli
çalışma üretilmezse doğrudan müzakereler mümkün olmayacak dedi
ve BM Güvenlik Konseyinin tutumunun da bu olduğunu savundu.
Öte yandan hükümet ortaklarından sosyalist EDEK partisi Başkanı
Yannakis Omiru da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın,
Kıbrısta iki halk olduğundan söz etmesine ve teknik komite ve
çalışma grupları iş ürettiği için Haziran ayında
doğrudan görüşmelerin başlayacağı yönündeki
açıklamasına tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Talatın sözlerini tahrik olarak niteleyen
Omiru, Talatın ve Türk tarafının tekrarlanan bu tahriklerine
derhal yanıt verilmesi gerekir ifadesini kullandı.
Türkiye'nin AB üyeliğine bir kez daha karşı
çıktı
|
9 Mayıs, 2008 22:40:00
(TSİ) CNN TURK |
Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas ile görüşen Fransa Başbakanı Francois
Fillon bir kez daha Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı
çıktı. Fillon'un karşı çıkış gerekçesi ise
Türk askerlerinin Ada'da bulunması.
Kıbrıs Rum kesiminde Dimitris Hristofyas ile birlikte
basın toplantısı düzenleyen Fransa Başbakanı
Francois Fillon, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye
tam üyeliğine karşı olduklarını yineledi.
"Paris'in, Türkiye'nin AB ile 'imtiyazlı ortaklık'
kurmasını tercih ettiğini" bir kez daha dile getiren
Fillon, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olmalarının
"AB üyesi Kıbrıs'ta Türk askerlerinin bulunmasından"
kaynaklandığını öne sürdü.
KKTC ile yürütülen temaslara değinen Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ise, doğrudan görüşmelere başlamadan önce
hazırlık müzakerelerinde ilerleme görmek istediklerini söyledi.
Dimitris Hristofyas, "İlerleme kaydedilmeden görüşmelere
başlanacağına dair bir taahhütte
bulunmadığımızı belirtmek isterim" diye
konuştu.
"Kıbrıs'ta ilerlemenin Türkiye'nin tutumuna bağlı
olduğunu" belirten Hristofyas, "Ankara'dan yakın zamanda
aldıkları haberleri cesaret verici
bulmadıklarını" bildirdi.
Hristofyas, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
olmadıklarını, ancak Ankara'nın öncelikle kendileriyle
yeniden diplomatik ilişki kurması gerektiğini savundu.
"Sarkozy Fransa'da referandumdan yana"
Bu arada Fransa'da, iktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin (UMP) Genel
Sekreteri Patrik Deveciyan, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin,
"Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için Fransa'da referandum
düzenlenmesinden yana olduğunu" söyledi.
Patrik Deveciyan, internetteki blogunda yer alan yazısında, UMP'nin,
Fransa'da AB'ye üye olacak ülkelerle ilgili doğrudan referanduma gidilmesi
koşulunu kaldıran anayasa değişikliğiyle ilgili bir
değişiklik önergesi sunacağını hatırlattı.
Değişiklik öngergesiyle, "coğrafi olarak tamamıyla
Avrupa sınırlarında olmayan bir ülkenin AB üyeliği için
referandum koşulunun değiştirilmemesini" istediklerini
belirten Deveciyan, Sarkozy'nin bu önergeyi prensipte kabul ettiğini
bildirdi.
UMP Sözcüsü Frederic Lefebvre, geçen ay düzenlediği basın toplantısında,
UMP'nin değişiklik önergesi sunacağını belirterek,
"Değişiklik önergesine göre, aday ülkenin başkenti
Avrupa'da değilse ve topraklarının büyük bölümü Avrupa sınırı
içinde değilse, bu ülkenin üyeliği için Fransa'da doğrudan
referanduma gidilecek" demişti.
Sözcü, değişiklik önergesinin Türkiye'nin üyeliği için
hazırlandığını açıkça belirtmişti. Fransa
Cumhurbaşkanı Sarkozy de, geçen ay katıldığı bir
televizyon programında, "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğiyle ilgili
karar aşamasında Fransa'da referandum düzenlenmesini
isteyeceğini" söylemişti.
Anayasa değişikliğinin, yeni üyenin kabulü için referandum
seçeneğini tamamıyla dışlamadığını
kaydeden Sarkozy, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olduğunu
yineleyerek, "Türkiye'nin üyeliği gündeme geldiğinde referanduma
gidilmesini isterim" demişti..
Rum yönetimi teknik görüşmelerden şikayetçi
|
9 Mayıs, 2008 15:38:00
(TSİ) CNN TURK |
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu,
''teknik komite ve çalışma gruplarındaki görüşmelerde
zorluklar olduğunu ve şu ana kadar üretilmesi gereken
çalışmanın üretilmediğini'' savundu.
Rum radyosunun haberine Stefanu, yaptığı
açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta yaptığı
görüşmenin hedeflerinden birinin de, "komitelerde suni değil
gerçek çalışma üretilmesinin görüşülmesi olduğunu"
ileri sürdü.
Stefanu, "Teknik komite ve çalışma gruplarında yeterli
çalışma üretilmezse doğrudan müzakereler mümkün olmayacak"
dedi ve "BM Güvenlik Konseyi'nin tutumunun da bu olduğunu"
savundu.
Öte yandan hükümet ortaklarından sosyalist EDEK Partisi Başkanı
Yannakis Omiru da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Kıbrıs'ta iki halk olduğundan söz etmesine ve "teknik
komite ve çalışma grupları iş ürettiği için haziran
ayında doğrudan görüşmelerin başlayacağı"
yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın sözlerini "tahrik" olarak
niteleyen Omiru, "Talat'ın ve Türk tarafının tekrarlanan bu
tahriklere derhal yanıt verilmesi gerekir" ifadesini kullandı.
DENİZ Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf
Aslanın idamlarının 36. yılında da hep aynı soru
soruldu:
Bu üç insanın ellerine hiç kan bulaşmadı, hiç kimseyi
öldürmediler, o halde niye astılar?
Bu sorunun cevabı şöyleydi:
Çünkü bu idam kararı hukuki değil, siyasiydi, emirle
verilmişti.
* * *
BİLİYORSUNUZ, mahkemenin savcısı Baki Tuğ, Eğer
mahkemeye saygılı olsalardı, 59. madde uygulanır, idamdan
kurtulurlardıdemiştir.
Peki, yukarıdaki soruya Baki Tuğ ne cevap vermiştir?
Eğer, olayı sadece bir Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının olayı olarak ele alırsanız
söylenenler doğrudur. Ancak olayı Türkiye genelinde topyekûn
anarşik olaylar olarak mütalaa ettiğiniz takdirde T.C.K.nın
146. maddesi karşınıza çıkıyor. Nedir bu madde? Anayasayı
tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüstür. Yani, mevcut anayasal düzeni
değiştirmek, başka bir düzen kurmaktır. Bu düzen de
bellidir, sosyalist düzen olacaktır.
* * *
YANİ koskoca devletin düzenini bu üç genç ve yönettikleri Türk Halk
Kurtuluş Ordusu mu yıkacaktır?
İnsaf!
İdam kararına karşı çıkan, Yargıtay üyesi, Hâkim
Albay Nihat Taşçıoğlu şöyle diyordu:
İdamlar adli bir hata sonucu oluşmuştur, karara muhalif
kalmıştım. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının
idamı değil, 15 yıl civarında bir hapis cezasıyla
yargılanmaları gerekirdi. Mahkeme kamuoyunun genel havasına
uydu. O dönemde komutanlardan da baskı oldu. Deniz ve
arkadaşları 146. maddenin birinci fıkrasıyla
yargılanıp idamla cezalandırılıyorlardı.
Anayasayı tağyir ve ilga ile Büyük Millet Meclisini görevden cebren
men gibi fiillerle suçluyorlardı, SANKİ BUNLARI YAPMIŞ
GİBİ değerlendiriliyorlardı. Bu suçları yapan veya
yapmaya teşebbüs edene verilecek ceza veriliyordu. Oysa
sanıkların bunu yapacak güçleri yoktu, yapamazlardı. (x)
* * *
SİZE Deniz Gezmişin idamdan önce babasına
yolladığı mektuptan bir bölüm sunacağız.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin
Aydınlıknın son sayısında da yayımlanan yazısından
aktararak:
..... kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum.
Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını
istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle
uğraşmak da insanlığa hizmettir.
Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık
duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve
kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
Bu mektup, Deniz Gezmişin herhangi bir gün yazdığı mektup
değil, idam sabahı yazdığı mektuptur.
- Bilimle uğraş!
Kardeşine vasiyeti budur.
_________________________
(x) Kod adı: 68, Hulki Cevizoğlu.
HASAN PULUR MILLIYET 09/05/08
YAĞMUR İYİYE İŞARET"...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum ana muhalefet partisi
DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiasdis dün akşam
Limasol'da yemekte bir araya geldi. Basına sağanak yağmur
yağarken açıklamalarda bulunan Talat ve Anastasiadis,
yağmurun, "iyiye işaret ve bereket" olduğuna
işaret ederek, Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözümlenmesi
beklentilerini dile getirdi
"HERŞEY İYİ GİDİYOR. ENDİŞE
EDECEK BİRŞEY YOK... Tam teşekkülü müzakerelerin haziranda
başlayacağını, bu yüzden endişe edilmemesi
gerektiğini ve her şeyin iyi gittiğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunması konusunda ümitli olduğunu en kısa sürede çözüme
ulaşmak istediklerini yineledi. Anastasiadis de, görüşmelerin bir
sonuca ulaşmasını umut ettiğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum ana muhalefet partisi
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiadis, dün akşam Limasokl'da yemekte bir araya gelerek,
Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunması yönündeki
ortak beklentilerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, beklentilerinin; iki taraf ve iki
toplum arasındaki ilişkilerin daha da artması ve
Kıbrıs'ta en kısa sürede bir çözüme ulaşılması
olduğunu kaydetti.
Nikos Anastasiadis de, Talat ile Hristofyas arasında
başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit
ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün akşam Güney
Kıbrıs'a giderek, ana muhalefet partisi DİSİ'nin Genel
Başkanı Nikos Anastasiadisin Limasol'daki evinde akşam
yemeğinde bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Talat'a, eşi Oya Talat,
Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca eşlik
etti.
Anastasiadis'in eşiyle birlikte verdiği yemeğe, Rum
yönetiminin ve DİSİ'nin eski başkanlarından Glafkos Klirides,
Klirides'in kızı Keti Klirides ve eşi, eski bakanlardan Kostas
Themistoklous ve işadamı Dinos Lordos da katıldı.
Yemek öncesinde basına, Anastasiadis'in evinin içinden görüntü
alma olanağı verildi, ardından da Talat ile Anastasiadis
basına açıklama yapmak için dışarıya çıktı.
Anastasiadis: Sağanak yağmur iyiye işaret
Basın açıklamasını ilk olarak DİSİ Genel
Başkanı Anastasiadis yaptı. Anastasiadis,
konuşmasını yapmaya başladığı sırada
başlayan sağanak yağmurun, "iyiye işaret ve olumlu bir
bereket" olduğuna işaret ederek, iki lider arasında
başlayan görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit
ettiğini söyledi.
Talat: Bu bereketli yağmurla
geleceği daha güzel kurmak
ve çözüme ulaşmak niyetindeyiz
Anastasiadis'in ardından söz alan Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat da, "değerli dostum" diye nitelediği Anastasiadis
ile aynı düşüncelere sahip olduğunu belirterek, yemeğin
sosyal içerikli bir etkinlik olduğunu kaydetti.
Talat, görüşmelerden beklentilerinin iki taraf ve iki toplum
arasındaki ilişkilerin daha da artması ve en kısa sürede
bir çözüme ulaşılması olduğunu belirterek, "Bu
bereketli yağmurla geleceği daha güzel kurmak ve çözüme ulaşmak
niyetindeyiz" diye konuştu.
Sorular
Açıklamasının ardından, sağanak yağmura
rağmen basın mensuplarının sorularını geri
çevirmeyen Cumhurbaşkanı Talat, bir Kıbrıslı Rum
gazetecinin, "Tam teşekkülü müzakerelere başlamak için teknik
komitelerle çalışma grupları sonuç üretebilecekler mi?"
sorusu üzerine, kapsamlı müzakerelerin zaten haziranda
başlayacağını, bu yüzden endişe edilmemesi
gerektiğini ve her şeyin iyi gittiğini söyledi.
Talat, "Çözüm için gerçekten ümitli misiniz?" sorusuna da,
"Ben ümitliyim siz neden olmayasınız" diye cevap verdi ve
en kısa sürede çözüme ulaşmak istediklerini yineledi.
Ekmek kadayıfı ve çini işlemeli tabak
Nikos Anastasiadis ve eşi, Talat ile eşini kapıda
karşıladı.
Anastasiadis'in evine girerken Oya Talat, Bayan Anastasiadis'e çiçek
takdim ederken; Cumhurbaşkanı Talat ise, ekmek kadayıfı ve
çini işlemeli tabak hediye etti.
Talat, eve girişinde, bir gazetecinin sorusu üzerine, daha önce
Limasol'a CTP genel başkanıyken geldiğini; bu akşamki (dün
akşamki)görüşmenin sosyal içerikli olduğunu söyledi. Talat,
buluşmanın iyi bir işaret olup olmadığının
sorulmasına karşılık da, "evet öyle olmalı"
dedi.
Geniş güvenlik önlemleri
Limasol'a giden Talat'a, sınırdan geçmesinden itibaren yol
boyunca Rum polisleri eşlik ederken; Anastasiadis'in evinin bulunduğu
bölgede de geniş güvenlik önlemleri alındı.
Saat 20.00 sıralarında başlayan yemeğe,
Kıbrıs Türk basını ve Rum basını büyük ilgi
gösterdi.
Mönü
Anastasiadis çifti, yemekte, Talat çifti ile konuklarına,
karides, kuzu, tavuk, makarna, böğrülce salatası, mangolu tavuk ve
karışık pilavdan oluşan bir mönü sundu.
Yemekte tatlı olarak da cheesecake, krema, çikolatalı kek,
baklava ve ekmek kadayıfı yer aldı.
KIBRIS 09/05/08 Hristofyas 23
Mayıs'ta bir araya gelecek
Talat ve Hristofyas 23 Mayıs'ta
bir araya gelecek
CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın da katılımıyla yaptığı
Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısının
ardından basına yaptığı açıklamada, iki liderin
çalışmaları değerlendirmek üzere 23 Mayıs'ta bir araya
geleceklerini açıkladı.
Soyer, "Temennimiz BM temelinde ve BM nezaretinde bir en evvel
üzerinde varılan mutabakat çerçevesinde haziranda iki liderin bütünlüklü
görüşme sürecini başlatmasıdır. Ve yıl sonuna
doğru kapsamlı bütünlüklü çözümü gerçekleştirmemizdir"
şeklinde konuştu.
KIBRIS 09/05/08 Hristofyas
AB
uzmanları Gazimağusa Limanı'ndaki tekneleri inceledi
Sedef BOŞNAK
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde, balık ticaretinin
serbest kalabilmesi için, bir süre önce AB'den ülkemize gelen bir grup uzman,
Gazimağusa Limanı'ndaki teknelerin sağlığa uygunluk
koşullarını inceledi, balıkçılardan bilgi aldı.
Balıkçılar tarafından, Ticaret Odası'na
yapılan 70'e yakın başvuruyu değerlendirmek için
çalışmaya başlayan uzmanlar, yarın da Girne ve
Gemikonağı'ndaki balıkçı teknelerini inceleyecek.
Hollandalı balıkçı kaptanı Jurie van den Berg,
Almanyalı balık uzmanı Dr. Ulrich Grosch ve veteriner Michael
Stede isimli uzmanlar, Kuzey Kıbrıs'taki teknelerin yüzde
90'ının sağlık koşullarına uygun nitelikte
olduğunu ve ülke balıkçısının işini titizlikle
yaptığını tespit etti.
Bu arada, öngörülen koşullara uygun olmayan tekne sahiplerine bir
süre tanınarak, teknelerinin istenilen sağlık
koşullarına getirmeleri için bir fırsat verildi.
Uzmanlar, balıkçı teknelerinin yüzeyini yani avlanan
balığın bırakıldığı güvertenin temiz ve
pürüzsüz olup olmadığını, avda kullanılan malzemelerin
paslanmaz nitelikte olup olmadığı, teknelerdeki tahliye
kanallarının yeterli büyüklükte olup olmadığı gibi
hususları kontrol etti.
Uzman grubun yarından sonra ülkeden ayrılacağı
belirtildi. Ayrıca balıkçıların halen Ticaret Odası'na
başvuru yapabileceği de bildirildi. Yeni başvurular için,
uzmanlar yeniden gelip incelemede bulunacak.
Hayvancılık Dairesi Yardımcı Su Ürünleri
Uzmanı Halil İbrahim Soyel ile Kemal Şoföroğlu da, Uzman
grubun incelemelerine katıldı.
Balıkçılar, avlanırken daha
modern teknikler kullanmalı
Hollandalı balıkçı kaptanı Jurie van den Berg,
ülkede balıkçılık konusunda ilerleme olacağına dair
inancını belirttikten sonra, "Balıkçılar,
avlanırken daha modern teknikler kullanmalı. Dört tarafı denizle
çevrili bir adada, balığın değeri altındır.
Eğitim çok önemli. Her zaman her şeyi devletten beklemek mümkün
değil. Balıkçılar, kendi iradeleriyle, iyi bir sistem
kurabilirler. Balıkçılar, bir araya gelip işbirliği
içerisinde çalışmalı, kendi kendilerini eğitmelidir"
dedi.
KIBRIS 09/05/08 Hristofyas
Christofias and Talat to meet on May
23
THE LEADERS of
the Greek and Turkish Cypriot communities will meet on May 23 to assess
prospects for peace talks, officials said yesterday.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have
agreed to resume peace negotiations this summer to end a stalemate hampering
Turkey's hopes of joining the European Union and a source of tension with its
NATO partner and neighbour Greece.
Teams of experts from both communities are preparing the groundwork for
negotiations.
"The meeting is basically to take stock of the work done by these panels
so far and to see where things stand," a diplomatic source who spoke on
condition of anonymity told the Reuters news agency.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said details of the May 23 meeting would
be announced at a later date. It was likely to be held within the United
Nations buffer zone dividing Nicosia.
Christofias and Talat meeting
arranged
PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat will meet in two weeks to take stock of progress in the talks
between the two communities, it was reported yesterday.
Government spokesman Stephanos Stephanou said the two leaders will meet on May
23 at 11am, without disclosing any other details.
Reports said Christofias and Talat will assess the progress made so far by
technical committees and working groups set up to pave the way for
comprehensive talks.
"The meeting is basically to take stock of the work done by these panels
so far and to see where things stand," a diplomatic source who spoke on
condition of anonymity told Reuters.
Meanwhile Christofias yesterday received the ambassadors of the five permanent
members Russia, Britain, China, USA, and France of the United Nations
Security Council during a working lunch.
British High Commissioner Peter Millet said it was a good meeting.
The British diplomat added that it was in the hands of the two leaders to push
the procedure forward.
Christofias was later briefed on the progress of the committees by the Greek
Cypriot group leaders.
Presidential Commissioner George Iacovou declined to comment on the briefing,
citing a news blackout regarding the workings of the committees and working
groups.
Iacovou also refused to comment on reports from the north that discussions on
property issues and on Turkish settlers were met with difficulties.
Talat last night attended a dinner in Limassol hosted by DISY chief Nicos
Anastassiades at his home.
Anastassiades said he hoped such meetings or dinners between compatriots will
no longer make the news.
Talat said: Our expectation is to move towards better relations between the
two people so we can reach a solution as soon as possible.
CYPRUS MAIL 09/05/08
University places for Turkish
Cypriots
The University
of Cyprus yesterday announced that it would accept a limited number of Turkish
Cypriot students in the 2008 academic year.
Five positions have been opened for each of the following undergraduate
courses:
English Studies Department
French and Modern Language Studies
Turkish and Middle Eastern Studies
History and Archaeology
Classical Studies and Philosophy
Byzantine and Modern Greek Studies
Psychology studies
CYPRUS MAIL 09/05/08
AA
Güncelleme: 17:02 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma
LİMASOL -
Kıbrıs Rum kesiminde ana muhalefet konumundaki Demokratik Seferberlik
Partisinin (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis de
Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında başlayan
görüşmelerin bir sonuca ulaşmasını ümit ettiğini
kaydetti. Nikos Anastasiadisin Limasoldaki evine konuk olarak akşam
yemeği yiyen Talat ile Anastasiadis daha sonra basın açıklama
yaptı.
Türk
Ajansı-Kıbrısın (TAK) haberine göre, ilk
açıklamayı yapan Anastasidis, konuşmasını yapmaya
başladığı sırada başlayan sağanak
yağmurun, iyiye işaret ve olumlu bir bereket olduğuna
işaret ederek, iki lider arasında başlayan görüşmelerin bir
sonuca ulaşmasını ümit ettiğini söyledi.
Anastasiadisin ardından söz alan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat da değerli dostum diye nitelediği Anastasiadis ile aynı
düşüncelere sahip olduğunu belirterek, yemeğin sosyal içerikli
bir etkinlik olduğunu kaydetti.
Talat, görüşmelerden beklentilerinin iki taraf ve iki toplum
arasındaki ilişkilerin daha da artması ve en kısa sürede
bir çözüme ulaşılması olduğunu belirterek, Bu bereketli
yağmurla geleceği daha güzel kurmak ve çözüme ulaşmak
niyetindeyiz diye konuştu.
SORULAR
Açıklamasının ardından, basın mensuplarının
sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Talat, bir Rum
gazetecinin, Kapsamlı müzakerelere başlamak için teknik komitelerle
çalışma grupları sonuç üretebilecekler mi? sorusu üzerine,
kapsamlı müzakerelerin zaten haziranda başlayacağını,
bu yüzden endişe edilmemesi gerektiğini ve her şeyin iyi
gittiğini söyledi.
Talat, Çözüm için gerçekten ümitli misiniz? sorusuna da Ben ümitliyim siz
neden olmayasınız? karşılığını verdi
ve en kısa sürede çözüme ulaşmak istediklerini yineledi.
YEMEK
Anastasiadis çifti, yemekte, Talat çifti ile konuklara, karides, kuzu, tavuk,
makarna, börülce salatası, mangolu tavuk ve karışık
pilavdan oluşan bir menü sundu.
Yemekte tatlı olarak da cheesecake, krema, çikolatalı kek, baklava ve
ekmek kadayıfı yer aldı.
AA
Güncelleme: 11:54 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma
LEFKOŞA - Rum basınında yer alan
haberlere göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi Çin, Fransa, ABD, İngiltere ve
Rusyanın Güney Kıbrıstaki büyükelçilerine dün verdiği
yemekte, son gelişmeleri değerlendirdi. Hristofyas yemekte, Türkiyenin
iki devlet teklifi ve garantörlük haklarının devam etmesi konusundaki
açıklamaları, doğrudan görüşmelerin zemin
hazırlığı çalışmalarını olumsuz
etkiliyor iddiasında bulundu.
Yemekte, büyükelçilere prosedürün gidişatı hakkında
bilgi veren Hristofyas, büyükelçilerden, kendi hükümetinin işbirliği
yapması ve komitelerdeki görüşmelerden sonuç alınabilmesi için
Ankaraya müdahale etmelerini talep etti.
Hristofyasın, KKTC ile yürüttükleri teknik komite ve çalışma
gruplarına, çalışmaları için belirlenen 3 aydan daha uzun
bir zaman verilmesini talep ettiği de bildirildi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyasın,
çalışma grupları ve teknik komitelerin faaliyetlerini
değerlendirmek için 23 Mayısta bir araya gelmesi planlanıyor.
"Rumlar Annan Planı'nı kabul etseydi asker
azalacaktı"
|
10 Mayıs, 2008 18:17:00
(TSİ) CNN TURK |
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Rum
hükümetinin kırmızı çizgi olarak öne sürdüğü, Ada'daki Türk
askeri konusunda açıklamalarda bulundu. Babacan, ''Rumlar Annan
Planı'nı kabul etseydi, asker sayısı azalmış
olacaktı'' dedi.
Ali Babacan, asker konusunun, Kıbrıs sorununda çözümün
bir parçası olduğunu, parçalı anlaşmalar yapmanın ve
kısmi çözüm bulmanın çok zor olduğunu ifade ederek, "Bu
yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz" dedi.
Babacan, Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros
gazetesine verdiği demecinde, Kıbrıs sorununa ilişkin
açıklamalarda bulundu ve "Kıbrıs'ın bir güvenlik
meselesi olduğunu" vurguladı.
Babacan, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olduğunu
ifade etmesine karşın bazı çekincelerini de aktardı.
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyimser olup
olmadığının sorulması üzerine Babacan, "iyimser
hissetmek için yeterli sebebin bulunduğunu" belirtti.
Babacan, Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs
sorununun çözümünü istediklerini, bunu da Annan planını kabul ederek
gösterdiklerini, ancak planı reddedenin Kıbrıs Rum tarafı
olduğunu vurguladı ve eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 4
yıl boyunca engeller koyması sebebiyle ilerleme
sağlanamadığını anlattı.
"Hristofyas farklı davranabilecek mi?"
Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılan liderlik
seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununa ilişkin
görüşmelerin başladığını, bunun da iyi
birşey olduğunu belirten Babacan, "Ancak çok dikkatli
olmalıyız. Elbette Sayın (Dimitris) Hristofyas 'çözüm istiyorum'
vs. diyor. Ama gerçekten farklı davranabilecek mi yoksa
durağanlık ve diğer bazı şeyler isteyenlerden mi
etkilenecek?" diye konuştu.
"Siz ordudan farklı bir tutumla davranabilecek misiniz?"
sorusunaysa "Sanırım bunu hali hazırda 2004'te
kanıtladık. Elbette dış politika, güvenlik ve
uluslararası konuların olduğu yerde ordu da olmalıdır.
Ve Kıbrıs'ta bir güvenlik konusudur. Ancak 2003 yılında
başbakanım, müzakere masasından asla
ayrılmayacağına dair BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a söz verdi
ve Sayın Annan da tüm sözlerimizi tuttuğumuzuraporunda belirtti"
dedi.
Babacan, "Böylece 'evet' oyu çıktı ve bu o ana özgü
değildi. Ancak Sayın Papadopulos aktif propaganda yaptı.
Taraflarca İsviçre'de onaylanan bir anlaşma vardı. Ardından
olumsuz bir kampanya başladı. AB'yi temsil eden Sayın (Gunther)
Verhaugen AB'nin kandırıldığına dair kamuoyu önünde
açıklamalarda bulundu. Herkes sinirlendi" diye konuştu.
"Talat tam desteğimize sahip"
Babacan, Rum yönetimi liderliğine Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi
sonrasında durumun çok daha ümit verici olduğunu ve Ada'daki her iki
tarafın açıklanmış isteği olduğu sürece,
Türkiye'nin sürece destek vereceğini vurguladı.
Sürecin kolay olmayacağını ve sorunlar çıkması
durumunda bunların konuşulması gerektiğini kaydeden
Dışişleri Bakanı Babacan, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'nin tam desteğine sahip olduğunun da
altını çizdi.
"AB yönetimini paylaşmaya hazır olduklarından emin
değiliz"
"Taraflardan birinin anlaşmazlıktan çıkar
sağladığı sürece iyi sonuç alınmasının zor
olduğunu" ifade eden Babacan, bu sözleriyle neyi kastettiğinin
sorulması üzerine, "Kıbrıslı Rumlarla mevcut olan konu
şu anda AB'ye üye olmalarıdır. Türkiye ile ilgili her şeyde
veto uygulama gücüne, Avrupa Parlamentosu'nda Ada'daki her iki taraf için
ayrılan sandalyelerin hepsine, Ada'nın uluslararası alanda
temsil edilmesi tekeline sahipler ve tüm AB ödeneklerini sadece Güney için
kullanmaktadırlar" dedi.
Ali Babacan, "Üstelik bu durum katılım anlaşmasında
bir bölgenin ekonomik açıdan ötekinden geri kalmaması
gerektiğinin öngörülmesine karşın mevcuttur.
Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul gören BM'nin temel
ilkelerinden biri, her iki tarafın siyasi eşitliğidir. AB yönetimini
paylaşmaya hazır olduklarından emin değiliz"
şeklinde konuştu.
"Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür"
"Kıbrıs konusunda ordu ile aranızda görüş
ayrılığı, birliği veya diyalog mu mevcut?"
şeklindeki bir soruya karşılıksa Babacan,
"Gerçeği söylemem gerekirse ordu konusunda bana ilk kez bu kadar çok
soru soruluyor. Tüm konular çeşitli makamlarımızca derinlemesine
görüşülür ve elbette nihayetinde Türkiye'nin görüşü
bütünlüklüdür" dedi.
"Her zaman böyle olmuştur, hep de böyle olacaktır. Elbette
kararların alınması aşamasında makamlar arasında
farklı yaklaşımlar olabilir, ancak sonunda görüş
ayrılıklarımızı hallederiz ve Türkiye tek bir
görüşe sahip olur" diyen Babacan, "Sanırım
Kıbrıslı Türklere daha çok önem vermelisiniz. Müzakereleri onlar
gerçekleştiriyorlar. Biz elbette garantör gücüz, tıpkı
Yunanistan gibi biz de uzakta kalamayız. Türkiye ve Yunanistan'ın
paralel bir rolü vardır" şeklinde konuştu.
Asker çekilmesi
"Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesinin Kıbrıs
sorununun çözümüne ve Türkiye'nin AB sürecine katkıda bulunup
bulunmayacağı" sorusunda da Babacan, "Askerler konusu
müzakerelerin bir parçasıdır, çözümün bir parçasıdır.
Parçalı anlaşmalar yapmak, kısmi çözüm bulmak çok zordur. Bu
yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz. Kıbrıslı Rumlar Annan
Planı'nı kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı
azalmış olacaktı" dedi.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ BM'DİR... Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta
yeni başlayan sürece katkıda bulunma konusundaki
kararlılığını sürdüreceğini yineleyerek, sorunun
BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı bir çözüme
ulaşmasını istediklerini söyledi. Babacan, "Çözümün adresi
BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki halkın irade ve rızasına
dayanacaktır. Türk tarafı, Kıbrıs'ta yerleşmiş BM
parametreleri çerçevesinde siyasi eşitliğe, iki kesimliliğe, iki
kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa
hazırdır" dedi
"ASIL ÖNEMLİ KISIM, 21 HAZİRAN'DAN SONRA
BAŞLAYACAK"... Babacan, garanti ve ittifak
anlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğini
söyleyerek, 21 Mart'ta başlayan yeni sürece desteklerinin tam
olduğunu belirtti. Babacan, bu çerçevede çalışma grupları
ve teknik komitelerin oluşturulduğunu belirterek, üç aylık
sürecin sonunda, 21 Haziran'dan sonra başlayacak olan kapsamlı çözüm
görüşmelerinin de bu işin asıl önemli kısmını
oluşturacağını bildirdi
AVCI: BİR 40 YIL DAHA BEKLEMEK İSTEMİYORUZ VE
BEKLEMEYECEĞİZ... Dışişleri Bakanı Avcı ise,
Kıbrıs'ta bir çözüm için "bir 40 yıl daha beklemek
istemediklerini ve beklemeyeceklerini" söyledi. Avcı,
Kıbrıs konusunda Türk tarafının inisiyatifi sonucu yeni bir
süreç başlatıldığını, bu çerçevede başlayan
yeni sürecin Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları
arasında var olan örnek işbirliği ve temasın daha da
derinleştirilmesi gerektirdiğini kaydetti
Ankara'da bulunan Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bir araya gelen
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan,
Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni başlayan sürece katkıda bulunma
konusundaki kararlılığını sürdüreceğini
yineleyerek, ilgili tüm tarafların da yapıcı bir
anlayışla süreci desteklemelerini beklediklerini söyledi.
Babacan, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile TC
Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya geldi.
Görüşmenin ardından Avcı ile Babacan ortak basın
toplantısı düzenledi.
Ortak basın toplantısında konuşan Babacan,
Kıbrıs'ın Türkiye için milli bir dava olduğunu, bu
çerçevede hükümetlerinin Kıbrıs'la ilgili tüm gelişmeleri
yakından takip ettiğini kaydetti.
Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı
bir çözüme ulaşmasını istediklerinin altını çizen
Babacan, "Çözümün adresi, yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki
halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türk tarafı,
Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde siyasi
eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır" dedi.
Babacan, garanti ve ittifak anlaşmalarının yürürlükte
kalmaya devam edeceğine işaret ederek, 21 Mart'ta başlayan yeni
sürece desteklerinin tam olduğunu belirtti. Babacan, bu çerçevede
çalışma grupları ve teknik komitelerin oluşturulduğunu
belirterek, üç aylık sürecin sonunda, 21 Haziran'dan sonra başlayacak
olan kapsamlı çözüm görüşmelerinin de bu işin asıl önemli
kısmını oluşturacağını bildirdi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı ise, Kıbrıs'ta bir çözüm için "bir
40 yıl daha beklemek istemediklerini ve beklemeyeceklerini" söyledi.
Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve iki ülke
arasındaki ilişkilerin daha da çeşitlendirilmesi hakkında
görüş alışverişinde bulunduklarını belirten
Avcı, Kıbrıs konusunda Türk tarafının inisiyatifi
sonucu yeni bir süreç başlatıldığını, bu
çerçevede başlayan yeni sürecin Türkiye ve KKTC Dışişleri
Bakanlıkları arasında var olan örnek işbirliği ve
temasın daha da derinleştirilmesi gerektirdiğini kaydetti.
Babacan'dan 21 Mart'ta
başlayan sürece tam destek
Ortak basın toplantısında Babacan, Kıbrıs
sorununun BM çerçevesinde müzakerelerle kapsamlı bir çözüme
ulaşmasını istediklerinin altını çizerek,
şunları söyledi:
"Çözümün adresi, yeri BM'dir. Kapsamlı çözüm, iki
halkın irade ve rızasına dayanacaktır. Türk tarafı,
Kıbrıs'ta yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde siyasi
eşitliğe, iki kesimliliğe, iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayanan yeni bir ortaklığa hazırdır."
Babacan, bu çerçevede garanti ve ittifak anlaşmalarının
yürürlükte kalmaya devam edeceğine işaret ederek, 21 Mart'ta
başlayan yeni sürece desteklerinin tam olduğunu belirtti. Babacan, bu
çerçevede çalışma grupları ve teknik komitelerin
oluşturulduğunu belirterek, üç aylık sürecin sonunda, 21
Haziran'dan sonra başlayacak olan kapsamlı çözüm görüşmelerinin
de bu işin asıl önemli kısmını
oluşturacağını bildirdi.
KKTC'nin bu konuda yapıcı bir tutum içinde olduğunu ve
olumlu bir tavırla çalışmalarını sürdürdüğünü
vurgulayan Babacan, 2008 yılında ortaya çıkan fırsat penceresinin
tüm taraflarca iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Annan planı referandumlarının ertesinde tüm
dünyanın Türk tarafının çözüm yanlısı olduğunu
anladığını kaydeden Babacan, "Çözümsüzlüğü
isteyenlerin ve çözümsüzlüklerden nemalananların hangi taraf olduğu
bu dönemde bir bakıma test edilmiştir" dedi.
Konuk Bakan Avcı ile yararlı bir görüş
alışverişinde bulunduklarını kaydeden Babacan,
"Türkiye, bu sürece katkıda bulunma konusundaki
kararlılığını sürdürecektir. İlgili tüm tarafların
da yapıcı bir anlayışla süreci desteklemelerini
beklemekteyiz" dedi.
Bu bağlamda, AB'nin Kıbrıs'ta varılacak çözüme
kendini uyarlama yönünde vermiş olduğu taahhüdün de altını
çizen Babacan, "Kapsamlı bir çözüme ulaşılırsa bu
çözümü alıp AB'nin müktesebatının bir parçası yapmak,
AB'nin zaten daha önce de kabul ettiği yaklaşımdır"
diye konuştu.
Babacan, "Müzakere sürecinin yeniden
canlandırılması konusunda kaydedilecek gelişmelerin,
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların
kaldırılması yönünde atılacak adımları
geciktirmek için bahane olarak kullanılamayacağı da
açıktır. Uluslararası toplumun bu bağlamda
sorumluluğunu yerine getirmesini bekliyoruz" dedi.
KKTC'de gerçekleşmiş olan ekonomik kalkınma ve refah
artışına da dikkati çeken Babacan, bu noktada kayda değer
bir gelişmenin söz konusu olduğunu kaydetti. Babacan, "Bu
anlayış temelinde güç ve görev birliğiyle biz azimle
çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC
arasındaki ortak çaba ve fedakârlıklar olumlu sonuçları da
beraberinde getirmiştir" diye konuştu.
Kıbrıs Türk halkını hak ettiği hayat
şartlarına kavuşturmanın ortak bir hedef olduğunu
vurgulayan Babacan, şunları söyledi:
"Türkiye de Kıbrıs Türkü de bu hedefe ulaşmak ve
Doğu Akdeniz'i refah ve istikrar üreten bir çekim merkezine dönüştürmek
konusunda kararlıdır. Türkiye, Kıbrıs Türkünün huzur ve
güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için
üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
sürdürecektir."
AVCI: Çözüm süreci belli bir
takvim içerisinde olmalıdır
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, ortak
basın toplantısında, Kıbrıs'ta bir çözüm için
"bir 40 yıl daha beklemek istemediklerini ve beklemeyeceklerini"
söyledi.
Turgay Avcı, Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve
iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da çeşitlendirilmesi
hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını
belirtti.
Avcı, Kıbrıs konusunda Türk tarafının
inisiyatifi sonucu yeni bir süreç başlatıldığını,
bu çerçevede başlayan yeni sürecin Türkiye ve KKTC
Dışişleri Bakanlıkları arasında var olan örnek
işbirliği ve temasın daha da derinleştirilmesi
gerektirdiğini kaydetti.
Bu süreçte Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
uzmanların ve bu uzmanlardan oluşan altı çalışma
grubuyla yedi teknik komitenin kapsamlı görüşmeler için
çalışmaya başladıklarını belirten Avcı, bu
çalışmaların haftada iki kez devam ettiğini ve bu
çalışmalarla iki liderin haziran ayı sonundaki kapsamlı ve
kalıcı çözüme ulaşmak için yapacakları müzakere sürecine
zemin hazırlanmasının amaçlandığını söyledi.
Lokmacı kapısının açılması konusunda
Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu iradenin tüm
dünya tarafından olumlu karşılandığını
belirten Avcı, "Türk tarafı Kıbrıs'ta iki halkın
siyasi eşitliği, kurucu devletlerin eşit statüsüne ve iki
bölgeliliğe dayalı yeni ortaklık kurulmasını
desteklemektedir. Kıbrıs Türk halkının Türkiye'nin etkin ve
fiili garantisini ortadan kaldıracak veya sulandıracak hiçbir
düzenlemeyi kabul etmeyeceğini tekrar vurgulamak istiyorum" dedi.
İhsanoğlu yarın KKTC'ye gelecek
Kıbrıs konusunun yanında KKTC Dışişleri
Bakanlığı'nın güçlendirilmesi konusunda da
görüştüklerini vurgulayan Avcı, geliştirdikleri proaktif
politikalar çerçevesinde başlattıkları yurt dışı
temaslarının olumlu sonuçlarını verdiğini kaydetti.
Avcı, KKTC'nin birçok ülkede temsilcilikler açmaya devam ettiğinin atını
çizerek, özellikle İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)
ile ilişkilerinin son iki yılda çok ileri noktalara
ulaştığını, KKTC'nin İKT'nin tüm
organizasyonlarında temsil edilmeye başladığını
kaydetti.
Avcı ayrıca, İslamabad'daki İKT
toplantısında alınan karar uyarınca, İKT'nin resmi bir
kurumu olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi ile Ortaklaşa
Kobilerin Geliştirilmesi Konferansının geçen ay KKTC'de
yapıldığını hatırlattı. İKT Genel
Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun desteğinin
kendileri için vazgeçilmez öneme sahip olduğunu vurgulayan Avcı,
İhsanoğlu'nun pazar akşamı KKTC'ye bir ziyaret
yapacağını duyurdu.
"Rum tarafının çözüme
yönlendirilmesi gerekiyor"
Avcı, artan dış temas ve uluslararası
açılımlar çerçevesinde KKTC Dışişleri
Bakanlığının geliştirilip, büyütülmesi ve alt
yapı olarak dünyayla bütünleşecek seviyeye getirilmesi için
çalışmalarının sürdüğünü kaydederek, 10 genç
diplomatlarının Türkiye Dışişleri Bakanlığına
eğitim için gönderileceğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesini
engellemeye çalışanlar olduğunu belirten Avcı, bir taraftan
görüşme süreci devam ederken diğer taraftan da ekonomik, ticari,
sosyal, kültürel ve eğitim alandaki çalışmaların
durdurulması çalışmalarının bulunduğunu belirtti.
Avcı, "Türkiye'nin desteğiyle bu durdurma
çalışmalarını bertaraf ederek, Kıbrıs Türk
halkının hak ettiği açılımlara ilerliyoruz. Biz
Kıbrıs'ta bir çözüm istiyoruz, adil bir çözüm istiyoruz ve bu çözüm
için de çalışıyoruz. AB'nin BM şemsiyesi altında
başlayan ve devam edecek olan görüşmelerde Rum tarafını bu
çözüme doğru yönlendirmesi gerekiyor" dedi.
"Haziran öncesi Talat-
Hristofyas görüşmesi olumlu"
Bakan Avcı, 23 Mayıs'ta yapılacak Talat-Hristofyas
görüşmesinin gündeminin ne olduğuna ilişkin bir soru üzerine,
Talat ve Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta tekrar bir araya gelmeye karar
verdiklerini ve bunun sebebinin gelinen aşamanın, komitelerin bugüne
kadar yaptığı çalışmaların gözden geçirilmesi
olduğunu belirtti.
Avcı, "Haziran öncesi bir araya gelmeleri olumlu bir
yaklaşımdır" diyerek, bu görüşmede komitelerin ve
çalışma gruplarının bugüne kadar getirdiği
noktanın ve devam eden sürecin paylaşılacağını
belirtti.
Avcı, Kıbrıs konusuna bir çözümün ne kadar yakın
göründüğünün sorulması üzerineyse 2004 yılında hem
Türkiye'nin, hem Kıbrıs Türklerinin adada kapsamlı bir çözüm
için büyük bir irade ortaya koyduğunu vurgulayarak, "40
yıllık süreç içinde hep masadan kaçan taraf olarak gösterilen
Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin 2004'te ortaya koyduğu irade
önemlidir" dedi.
Kıbrıs Türklerinin çözüm sürecinde var olduklarını
belirten Avcı, şunları söyledi:
"Bu süreçte bir 40 yıl daha beklemek istemiyoruz ve
beklemeyeceğiz. Bu çözüm süreci belli bir takvim içerisinde
olmalıdır. Çünkü Rum yönetiminin düşüncesi uzun yıllara
yaymak olabilir. Bizim hedefimiz ve düşüncemiz en kısa sürede, ortaya
koyduğumuz çerçeve içerisinde kapsamlı ve adil çözümün
bulunmasıdır, bunun için de masada varız, var olmaya devam
edeceğiz."
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "garantörlük
konusunun gözden geçirilmesine" ilişkin açıklamasının
hatırlatılması üzerineyse Avcı, şunları kaydetti:
"Garantörlük konusu tabii ki, Türkiye'nin garantörlüğüdür.
1960'da üç garantör ülke vardır, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere. O
bakımdan garantörlük konusu sadece Kıbrıs Türklerinin konusu
değildir. Burada garantör ülke Türkiye'dir."
Avcı, adada adil bir çözüm için masada olduklarını
yineleyerek, "Türkiye'nin garantisi bizim çok önemlidir, bizim
güvencemizdir" dedi.
KIBRIS 10/05/08
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, KKTC Londra
Temsilciliği'nde bir toplantı yaparak yeni askerlik yasasına
tepkisini gösterdi.
Toplantıda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından 8 Mayıs Perşembe günü onaylanan ve resmi gazetede
yayımlanan askerlik yasası ele alındı.
Toplantıya katılan Kıbrıslı Türkler yasaya
ilişkin görüşlerini ve tepkilerini dile getirerek, yeni askerlik
yasasının yurtdışında yaşayan
Kıbrıslı Türkleri zor durumda bıraktığını
ifade etti. KKTC yetkililerini eleştirerek yurtdışında yaşayan
Kıbrıslı Türkleri yeterince önemsemediklerini kaydeden
katılımcılar, askerlik yasası ile de bunun net bir
şekilde ortaya çıktığını belirtti. Yeni askerlik
yasasının, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı
Türkleri vatanlarından uzaklaştıracağı konusunda hem fikir
olan katılımcılar, KKTC yetkililerine "Biz
vatanımızdan kopmak istemiyoruz" mesajı verdi.
Toplantıda KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu, yasanın özet
halini katılımcılara okudu ve yasanın olumsuz
taraflarının yanında olumlu taraflarının da
olduğunun dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Topçu, yasanın sadece yurtdışında yaşayan
Kıbrıslı Türkler için değil adada yaşayan
vatandaşlar için de yapıldığını vurguladı.
'85 yaşındaki dedelerimizi
askere çağırmasınlar'
Konsey Başkanı Akmen Sıtkı da toplantıda yaptığı
konuşmada, bugüne kadar askerlik yasası ile ilgili olarak KKTC
yetkililerine şikayetlerini bildirdiklerini ancak hiç bir şekilde
cevap alamadıklarını belirtti. Sıtkı
konuşmasına şöyle devam etti.
" Biz askerlikten kaçmıyoruz. KKTC ve askerimize
bağlıyız. Ancak bu askerlik yasası biz
yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkler
aleyhinedir. Bu konuda yazılı olarak tüm yetkililere
şikayetlerimizi bildirdik ancak bizi önemseyip yazılı bir cevap
bile verme gereği duymadılar. Buraya heyet gönderdiler ve 6 gün burada
kalan heyet, askerlik yasası ile ilgili olarak bize sadece 2 saat
ayırdı.Bizi önemsemediler. Biz vatanımızdan kopmak
istemiyoruz ve KKTC vatandaşıysak tüm haklarımızı da
almak istiyoruz. Çocuklarımızın ana vatanından
uzaklaşmasını ve kopmasını istemiyoruz. Ancak bu yasa
85 yaşındaki dedelerimizi askere çağıracak ve burada
yaşayan çocuklarımızı da yurdundan soğutacak bir
yasadır.'
'Ciddiye alınmıyoruz'
Hornsey Atatürk Okulu Başkanı Türker Çakıcı da,
yasanın çok acele geçirildiğini belirterek tepki gösterdi ve yasaya
yönelik eleştirisini şöyle dile getirdi:
"Bu konuların önceden biz İngiltere'de yaşayan
Kıbrıslı Türklerle toplantılar yapılarak
görüşülmesi gerekiyordu. Daha önceki yıllarda KKTC yetkilileri
buradaki derneklerle bu tür konularda burada ve Kıbrıs'ta bir araya
gelir görüşmeler yapardı. Bizim görüşlerimize önem verilirdi.
Ancak artık önemsenmiyoruz ve ciddiye alınmıyoruz.'
Toplantıya katılarak askerlik yasasına tepkisini dile
getiren Akjen Havalı da eşinin askerlik sorunu yüzünden
Kıbrıs'a yıllardır eşi ve çocuklarıyla
gidemediğini belirterek, artık bir an önce bu sorunun çözülmesi
gerektiğini söyledi.
Toplantıya katılan ve askerlik sorunu yaşayan
Kıbrıslı Türk gençleri de, askerlik yasasına yönelik
eleştirilerini dile getirerek, bu sorun yüzünden vatanlarına rahat
gidemediklerini ve kendi kültürlerinden uzaklaştıklarını
kaydetti.
Toplantıda avukat Emma Edhem de, artık yasanın
yürürlülükte olduğunu belirterek, bundan sonraki aşamalarda neler
yapılması gerektiğinin altını çizdi. Londra KKTC
Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık da tüm bu şikayetleri KKTC yetkililerini
ileteceğini söyledi.
Çalışma grubu oluşturulacak
Toplantı sonunda Konsey'in İngiltere'deki tüm sivil toplum
örgütleriyle görüşmesine ve 10 kişilik bir çalışma grubu
oluşturulmasına karar verildi. Bu 10 kişilik çalışma
grubu avukatlarla birlikte çalışarak yasaya ilişkin
kayıtlar ve eleştiriler derlenip toparlanarak somut bir hale
getirilerek 8 ay içinde KKTC yetkililerine sunulacak.
Yeni askerlik yasasına göre
Yeni askerlik yasası kısaca yurtdışında
Kıbrıslı Türk anne ve ya babadan doğan veya 12
yaşından önce anne veya babasıyla KKTC dışında
yerleşip 18 yaş itibarıyla kazandıkları bedelli
askerlik hakkını kaybedenleri kapsayacak düzenlemeler içeriyor. Buna
göre herhangi bir sebeple özel statülerinden dolayı kazandıkları
Bedelli Askerlik hakkını kaybedenler, yasanın yürürlüğe
girmesinin ardından 1 yıl içerisinde başvurmak suretiyle,
haklarını elde edebilecekler. Bu kişiler, 3000sterlin ödeyerek
askerlikten muaf olabilecek veya 1500 sterlin ödeyerek 1 ay askerlik
yapabilecek. Para ödemek istemeyenler, 31 yaşından küçükse 6 ay, 31
yaşından büyükse 3 ay askere alınacak.
Yeni yasada 49 yaşına kadar askerlik erteleme hususu yerine,
yaş sınırını kaldıran madde konmuş ve
yaş sınırı olmaksızın, KKTC'ye kesin dönüş
yapana kadar askerliği erteleyebilme ve KKTC'de 1 yıl içerisinde 90
gün kalabilme hakkı muhafaza edilmiş olup, 90 günden fazla kalanlar,
kesin dönüş yapmış sayılacak ve bedelli hak statüsünden
yararlanabilecektir. ( Saklı İşlemi )
Özel statüleri ve/veya öğrenime bağlı bedelli askerlik
hakları olup da bu haklarını kaybedenlere af öngören yasada , 1
Ocak 1995 tarihinde KKTC'den ayrılanlara özel statüde askerlik (bedelli)
hakkı veriliyor. Güney Kıbrıs'a kaçanlar bu haktan
yararlanamayacak. Yeni yasa, 2000 yılında yürürlükten kalkan Bedelli
Askerli Yasası kapsamına giren ancak daha sonra çeşitli
nedenlerle bu hakkını kaybetmiş olan kişilere de af
öngörmektedir. Yasa yürürlüğe girdikten 1 yıl içerisinde, bu
durumdaki kişileri de başvurmaları halinde yeniden Bedelli
Askerlik hakkından yararlandıracaktır. Bu kişiler: yüksek
öğrenimden sonra 7 yıl çalışmış olmaları
koşuluyla, 4000 sterlin ödeyerek askerlikten muaf olabilecek. Veya, 2000
sterlin ödeyerek, 1 ay askerlik yapabilecektir. Yeni yasa uyarınca, KKTC'ye
gidecek olan vatandaşların, ülkeye girişlerinde
tutuklanmaları söz konusu olmayacaktır. Sadece Asal Şube'ye
başvurmaları tavsiye edilecektir. Askerlik görevini yaparken Güney
Kıbrıs'a kaçanlar ise tutuklanacak ve firari işlem görecektir.
Af'tan yararlanmak için 1 yıl içinde
başvuru yapılması gerekiyor
Yasada, aftan yararlanmak için 1 yıl içinde başvuru
yapılması gerektiği belirtiliyor. Özel statü hakkını
90 günden fazla kalma halinde veya yoklama kaçağı veya bakaya
düşme durumlarında kaybedenler, yeni yasaya göre yeniden
değerlendirilecek ve bu hususlara af uygulamasına gidilecektir.
Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 1 yıl içerisinde
başvuranlar, kaybettikleri Bedelli Askerlik haklarını yeniden
elde edebileceklerdir.
Ocak 1995 tarihinde herhangi bir nedenle askerlik yapmadan KKTC'nden
ayrılanlar için yapılan düzenlemeler ise şöyle
Hakkını kaybedenler, KKTC'ne gittikleri zaman, müracaat
ederek bedelli hakkını kazandıklarından dolayı 12 ay
içerisinde bedelli askerliklerini yapabilecekler. 1995 öncesinde askerlik
yapmadan KKTC'nden ayrılan kişiler ise Temsilciliklere veya KKTC'ne
gittikleri zaman ASAL Şube'ye müracaat ederek, müracaat tarihinden
itibaren 12 ay içerisinde bedelli askerlik yapabileceklerdir.
Yeni yasada çift uyruklular için de düzenlemeler yapılmıştır.
Çift uyruklu olup da Türkiye'de askerlik yapan kişilerin KKTC'nde de
askerlik yapması gereği kaldırılmıştır.
Yasa, firarilere yani askerliğini yaparken kaçanlara af sağlamamıştır.
Bu kapsamdaki kişiler KKTC'ne girişleri halinde tutuklanacak, yargılanacak
ve kalan askerlik sürelerini tamamlayacaktır.
KIBRIS 10/05/08
Government fears June may be too
soon for talks
By Jean
Christou
THE GREEK
Cypriot side is worried that progress in the working groups and technical
committees is insufficient to begin fully-fledged negotiations in June,
government spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.
Stefanou admitted that difficulties had arisen in the ongoing work being done
by the 13 committees and working groups, which were aiming to lay the
groundwork for a resumption of negotiations on June 21.
He said this was the reason President Demetris Christofias had asked for a
meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on May 23.
Talat appears to be sticking to the original plan for talks by the end of June,
which was apparent from statements he made on Thursday. However Christofias is
said to prefer that the groundwork be properly laid.
His line appears to echo that of former President Tassos Papadopoulos who
managed to stall the process by not even setting up the committees over a
period of 18 months between July 2006 and his ouster from office in February
this year.
We cannot afford another failure in efforts to find a political settlement of
the Cyprus problem, Stefanou said yesterday, referring to the Greek Cypriot
sides long-time preference for a timetable-free process.
Stefanou said that both the March 21 deal between the two leaders, and the UN
Security Council, were in line with the notion of well-prepared ground before
talks started.
The six working groups include governance and power-sharing, EU, security and
guarantees, territory, property and economy.
The seven technical committees will focus on crime, commerce, cultural
heritage, crisis management, humanitarian issues, health and environment.
Meetings have been held on a daily basis since last month.
The March 21 agreement provides that the two leaders may meet to discuss any
difficulties being experienced in the ongoing dialogue.
The President has therefore asked to meet Mr Talat so as to see how the two
can be of help to have real progress and results and not artificial ones,
Stefanou said.
Unfortunately we dont see the results we had expected to see by today.
Life itself tells us that unless we have results and the necessary progress to
bridge the differences, and prepare the ground to support the negotiations, if
we go ahead to the negotiating table, the most likely outcome will be a new
failure, to reach a comprehensive settlement, he added.
The Cyprus issue cannot take another failure. We must prepare the ground so as
to create conditions to have a successful negotiation.
The international community, although it would like to see talks begin as soon
as possible, is not overly concerned with the new obstacle, and does not
necessarily feel that the honeymoon is over, as one diplomat put it.
Mediators were expecting that there would be some difficulties and also said
the March 21 agreement does not specify exactly what sufficient progress
entailed.
They feel progress has been made and that the current obstacle is not likely to
lead to a major falling out. There are going to be lots of bumps along the
way, said the diplomat.
He added that a lot would now depend on the meeting between the two leaders on
May 23. However even though mediators are flexible when it comes to the June 21
date for talks, they would not want it to go far beyond that date.
They believe the leaders could enter negotiations in parallel to the work of
the groups and committees.
Christofias met the five permanent members of the UN Security Council on
Thursday, and according to reports he expressed his concerns over Turkeys
stance, and put forward his idea to give more time to the work of the groups
and committees.
He said the Turkish Cypriot sides attitude at the meetings was inflexible
because it could not remove its positions far from those of Turkey.
CYPRUS MAIL 10/05/08
Property protest to greet
Christofias
British ex pats
frustrated with an inept judicial system in Cyprus are to protest at Alexandra
Palace London on May 18 where President Demetris Christofias is due to address
a gathering of the Cypriot community.
A statement from the organisers said problems suffered by property victims
range from the non issuing of title deeds, structural faults, illegal building
and developers extorting immovable property tax and transfer fees.
Many of the victims are currently resident in Cyprus but will be represented at
the protest by their offspring, the statement said.
Fronting the protest is Conor ODwyer, 38, from Surrey who bought a house off
plan in Cyprus in 2005 and has since entered in to a lengthy legal
battle.
ODwyer said: Crooked Developers and Lawyers in Cyprus act with
impunity. My developer has kept all my money and managed to sell my house
to another family despite my contract being logged in the Lands Registry.
I have been assaulted by the developers twice; the last was in January 2008
when I spent six days in hospital. Every month my lawyer chases the authorities
for a criminal investigation into the reselling of my house and every month
its the same. Its stuck at the local level .
CYPRUS MAIL 10/05/08
No EU space for occupiers
By
Jacqueline Theodoulou
FRENCH Prime
Minister Francois Fillon yesterday said his country could not accept into the
EU a country that has occupying forces in another European state.
We are observing with great care the completion of the commitments Turkey has
taken on, but I would like to say that we simply cannot accept into the EU a country,
which has occupying troops in another European country, stated the French
Prime Minister, who visited Cyprus ahead of France taking over the EU
presidency for the second half of 2008.
Fillon was speaking during a joint news conference with President Demetris
Christofias, who was keen to stress that the Greek Cypriot side would not
commit to negotiations for a solution to the Cyprus problem, unless there was
progress first with the technical committees and working groups.
As a result of the initiatives that we have taken, there is mobility, which we
hope will eventually lead to negotiations for a complete solution to the Cyprus
problem, said Christofias. I would like to clarify that we have not made any
commitment for a start in negotiations without there being any progress by the
working groups first.
Christofias comments came just days before his new meeting with Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat, scheduled to take place on May 23, during
which the progress made by the technical committees and working groups will be
discussed.
Noting that the common aim of both communities should be a bizonal bicommunal
federal solution on the basis of the UN Security Council resolutions and the
High Level agreements of 1977 - 1979, Christofias said that ''progress in the
Cyprus problem depends on the stance Turkey will take.
''We urge our partners in the EU to encourage Turkey to finally show a positive
stance, since the messages we receive from Ankara lately are not at all
encouraging,'' Christofias said.
The Cyprus president pointed out that the Greek Cypriot side was not against
the prospective accession of Turkey to the EU. However, Turkey must fulfil its
obligations to the [European] Union, including its obligations towards Cyprus,
he said.
On his part, Fillon expressed hope that the new efforts started after the
election of Christofias to the Presidency of the Republic would lead to
progress.
''We believe that these efforts should continue so that a just and viable
solution will be found, which will put an end to the division of the island,''
he said speaking through an interpreter, adding that France ''will do its
utmost'' as a Security Council permanent member-state to assist Cyprus.
He also clarified that the solution of the Cyprus problem lies within the UN
and the UN Secretary-General, and said the EU can only assist these efforts
since it has no mandate on the Cyprus problem.
Fillon and Christofias had earlier exchanged views on the French Presidencys
positions, the relations between the two countries and the Lebanon situation,
while the Cypriot President also informed Fillon on the latest developments in
the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 10/05/08
AA
Güncelleme: 21:10 TSİ 11 Mayıs 2008 Pazar
LEFKOŞA
- Rum basınında yer alan haberlere göre, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi Çin,
Fransa, ABD, İngiltere ve Rusyanın Güney Kıbrıstaki
büyükelçilerine dün verdiği yemekte, son gelişmeleri değerlendirdi.
Hristofyas yemekte, Türkiyenin iki devlet teklifi ve garantörlük
haklarının devam etmesi konusundaki açıklamaları,
doğrudan görüşmelerin zemin hazırlığı
çalışmalarını olumsuz etkiliyor iddiasında bulundu.
Yemekte, büyükelçilere prosedürün gidişatı hakkında
bilgi veren Hristofyas, büyükelçilerden, kendi hükümetinin işbirliği
yapması ve komitelerdeki görüşmelerden sonuç alınabilmesi için
Ankaraya müdahale etmelerini talep etti.
Hristofyasın, KKTC ile yürüttükleri teknik komite ve çalışma
gruplarına, çalışmaları için belirlenen 3 aydan daha uzun
bir zaman verilmesini talep ettiği de bildirildi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyasın,
çalışma grupları ve teknik komitelerin faaliyetlerini
değerlendirmek için 23 Mayısta bir araya gelmesi planlanıyor.
|
Yorgo
KIRBAKİ/ATİNA |
||
|
|
||
Kıbrıs
tarihinde bugüne kadar bilinmeyen bir gerçek, ABD Merkezi Haberalma
Örgütünün (CİA) gizli raporunda ortaya çıktı. |
HURRIYET 11/05/08
"ÇALIŞMALARIMIZ BAŞARILI BİR
ŞEKİLDE SÜRÜYOR"... Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için çalışmalarının
başarılı bir şekilde devam ettiğini ve kendisinin bu
gidişattan umutlu olduğunu söyledi. Talat, "Rum yönetimi eski
başkanı Papadopulos dönemine oranla, Rum lider Hristofyas ile
görüşmelerimiz ve çalışmalarımız daha olumlu gidiyor
ve bu gelişmeler Kıbrıs konusunda eskiye oranla beni daha umutlu
yapıyor" dedi
l OLMAZSA OLMAZLARA RAĞMEN... Talat: Hristofyas ile
imzaladığımız 21 Mart mutabakatının 8 Temmuz
antlaşmasından pek de bir farkı yoktur, ancak bu sefer
karşımızda bizimle görüşen, konuları tartışan
bir Rum lider var. Her iki tarafın olmazsa olmazları bulunmasına
karşın, bugüne baktığımızda komiteler
çalışmalarına başlamış durumda. İki kesim
arasında yeni bir köprü inşa edilmeye
çalışılıyor. Hristofyas ile yine bir görüşmemiz
olacak. Bu görüşme sonucunda olumlu sonuçlar alabilirsek, kapsamlı
müzakere sürecini başlatabileceğiz
l TC KÖKENLİ VATANDAŞLARI TARTIŞMA KONUSU
YAPMAYIZ... "Biz masaya KKTC vatandaşı olan Türkiye
kökenli yurttaşlarımızın sayısını
tartışma konusu yapmayız. KKTC yurttaşı olan
vatandaşlarımız antlaşmadan sonrada burada yaşamaya
devam edecektir. Burada yerleşmiş ve burayı yurt bilmiş
insanlar vardır"
Gökhan ALTINER
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için çalışmalarının
başarılı bir şekilde devam ettiğini ve kendisinin bu
gidişattan umutlu olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
KIBRIS TV'deki "Kıbrıs'ta Gündem" programının
yapımcısı ve sunucusu Gökhan Altıner'e verdiği özel
röportajda, Rum yönetimi eski başkanı Tasos Papadopulos dönemine
oranla Rum lider Dimitris Hristofyas ile görüşmelerin ve
çalışmaların daha olumlu gittiğini ve bu gelişmeler
neticesinde Kıbrıs konusunda eskiye oranla daha umutlu olduğunu
belirtti.
21 Mart Mutabakatı ile 8 Temmuz
sürecinin aralarında içerik olarak bir fark
bulunmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat şöyle konuştu:
"8 Temmuz süreci BM'nin iyi niyet
gösterisi sonucunda o günün koşullarına göre imzalanmış bir
antlaşmaydı. O dönem karşımızda bizimle oturup kahve
bile içmeyen bir Papadopulos vardı. Papadopulos'un yerine seçilen Dimitris
Hristofyas ile imzaladığımız 21 Mart
Mutabakatı'nın 8 Temmuz antlaşmasından pek de bir
farkı yoktur, ancak bu sefer karşımızda bizimle
görüşen, konuları tartışan bir Rum lider var. Her iki tarafın
olmazsa olmazları bulunmasına karşın, bugüne
baktığımızda komiteler çalışmalarına
başlamış durumda. İki kesim arasında yeni bir köprü
inşa edilmeye çalışılıyor. Bildiğiniz gibi
Dimitris Hristofyas ile yine bir görüşmemiz olacak. Bu görüşme
sonucunda olumlu sonuçlar alabilirsek, kapsamlı müzakere sürecini
başlatabileceğiz."
KKTC yurttaşı olan tüm Türkiye
kökenliler Kıbrıs'ta kalacak
Olası bir antlaşma sonrasında,
yaklaşık 50 bin TC kökenli Kıbrıslı Türkün Kuzey
Kıbrıs'ta kalacağının tahmin edildiğini ve bu
yönde Rum lider Hristofyas'ın da oldukça kararlı olduğunun
hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, "Biz masaya KKTC vatandaşı olan Türkiye kökenli
yurttaşlarımızın sayısını tartışma
konusu yapmayız. KKTC yurttaşı olan
vatandaşlarımız antlaşmadan sonrada burada yaşamaya
devam edecektir. Burada yerleşmiş ve burayı yurt bilmiş
insanlar vardır" dedi.
Kıbrıs Barış Platformu'nun
barışa katkısı yok
Cumhurbaşkanı Talat, ömrünü
Kıbrıs sorununa adadığını ve Kıbrıs
sorununun çözümü için çok ciddi mücadeleler verdiğini belirtti.
Talat, Kıbrıs Barış
Platformu'nun kendisine "çözümcü görünüp çözüm istemiyor"
yakıştırmaları yaptığını
hatırlatarak, "Ben hayatımı Kıbrıs sorununda bir
çözüm bulma yoluna adadım. Biz halk olarak bu günlere kolay gelmedik. Ne
yollardan geçtiğimizi herkes çok iyi biliyor. Kıbrıs
Barış Platformu diye bir yapı kurulacak ve çıkıp
'Talat çözümcü gibi görünüp çözüm istemiyor' diyecek. Bu kabul edilir şey
değil. Barışa katkıları olmayan kendileridir. Sürekli
barış isteyen ve barış için uğraşan bir
cumhurbaşkanlığı makamını
yıpratıyorlar. Bu ne doğru ne de kabul edilebilir bir
durumdur" diye konuştu.
Muhalefet eleştiriyor ama acımasız
değil
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
muhalefet partilerinin yeteri kadar bilgilendirilmedikleri yönünde kendisini
eleştirdiklerinin hatırlatılması üzerine şunları
söyledi:
"Elimden geldiği kadar vakit
ayırıyor ve muhalefeti bilgilendirmeye çalışıyorum.
Bazen beni sert bir dille eleştiriyorlar ancak acımasız
değiller. Yani eleştirirken vurgu yaptıkları noktaları
göz ardı etmiyorum; onlar da yıkıcı olmuyorlar. Rum
tarafındaki siyasi partiler kendi içlerinde ne kadar kavga ederlerse
etsinler, durum Kıbrıs konusu oldu mu hepsi bir birine kenetleniyor.
Maalesef bizde bu tür bir siyasi kültür asla olmadı. Olacağı da
yok."
Hükümet yoluna devam ediyor!
Cumhurbaşkanı Talat, "CTP-ÖRP
Hükümeti'nin uyumluluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bıraktığınız miras bitti mi?" sorusuna
karşılık şu cevabı verdi:
"CTP-ÖRP Hükümeti ülke
şartlarında zaman zaman sıkıntıları
göğüslemek durumunda kalsa da yoluna devam ediyor. Tüm dünyayı
etkileyen ekonomik depremler, gayrı ihtiyarı bizim ülkemizi de vurdu.
Petrol, dünyanın her tarafında zamlandı. Bazı sorunlarla
elinizde olmadan yüz yüze kalırsınız. Tüm bunları hükümetin
sırtına yıkmak da doğru olmaz. Yani bazı olumsuzluklar
tüm dünyada yaşanır ve sizler de bundan etkilenirsiniz. Bu nedenle
hükümete bir eleştiri yöneltirken aslında günün
koşullarını da gözden geçirmek gerekiyor."
Hayat pahalılığı yok
Ülkede hayat
pahalılığının ciddi bir seviyeye
ulaştığının hatırlatılması üzerine
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, oldukça ilginç bir
değerlendirmede bulundu.
Talat, şöyle konuştu:
"Bu ülkede hayat
pahalılığı var diyenleri anlayamıyorum. Serbest piyasa
ekonomisi var ve esnafa ya da tüccara sattıkları malın
satış fiyatlarını aşağıda
tutmasını söylemeniz mümkün değil. Eğer domates almaya
paranız yetmiyorsa almayacaksınız. Mevsimi olmayan meyve,
sebzenin ucuzlamasını bekleyeceksiniz. Domates ucuzlayınca
alıp yiyeceksiniz. Ben öyle yapıyorum; ucuzlamasını
bekliyorum, mevsimi değilse, pahalıysa almıyorum; pekala
halkımız da öyle yapabilir. Paranız yetmiyorsa yemeyeceksiniz.
Böylelikle pahalı ürünlere revaç azalacak ve pahalı olan ürünler
ucuzlayacak. Herkes bunu uygulasa pahalılık diye bir şey kalmaz.
Halkımız tutumlu olmalıdır. Eskiden mevsimsiz domates ya da
patlıcan mı yenirdi. Her şey mevsimine göre
alınırdı. Şimdi mevsimi olmayan sebzeler tabii ki
pahalı olacak. İşte siz de o zaman mevsiminin gelmesini
bekleyeceksiniz. Pahalı iken satın almayacaksınız.
Domatesin mevsimi değilse ve pahalı ise almayacaksınız,
ucuzlamasını bekleyeceksiniz."
Rumlar isterse biz Türkiye'den
gelen suyu satmaya hazırız
Yaklaşık üç yıla kadar
Türkiye'den deniz altından su getirme projesinin
sonuçlanacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Türkiye'den gelecek söz konusu suyu Rum tarafının talep
etmesi halinde satmaya hazır olduklarını ve söz konusu su
projesinin belki de barış suyu olabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Su her
iki kesime de lazım, Türkiye'den gelecek su belki de barış suyu
olacak ve Kıbrıs'ta barışı
kolaylaştıracak" diye konuştu.
KIBRIS 11/05/08
Rumlar,
Annan Planı'nı kabul etseydi Kıbrıs'ta asker
sayısı azalmış olacaktı
Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, asker konusunun, Kıbrıs sorununda
çözümün bir parçası olduğunu, parçalı anlaşmalar
yapmanın ve kısmi çözüm bulmanın çok zor olduğunu ifade
ederek, ''Bu yüzden bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz.
Kıbrıslı Rumlar Annan Planını kabul etmiş
olsalardı askerlerin sayısı azalmış olacaktı''
dedi.
Babacan, Kıbrıs Rum kesiminde
yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demecinde,
Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarda bulundu ve
''Kıbrıs'ın bir güvenlik meselesi olduğunu'' vurguladı.
Babacan, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin
iyimser olduğunu ifade etmesine karşın bazı çekincelerini
de aktardı.
Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin iyimser olup olmadığının sorulması
üzerine Babacan, ''iyimser hissetmek için yeterli sebebin bulunduğunu''
belirtti.
Babacan, Türkiye ile Kıbrıslı
Türklerin Kıbrıs sorununun çözümünü istediklerini, bunu da Annan
planını kabul ederek gösterdiklerini, ancak planı reddedenin
Kıbrıs Rum tarafı olduğunu vurguladı ve eski Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 4 yıl boyunca engeller koyması
sebebiyle ilerleme sağlanamadığını anlattı.
''Hristofyas farklı davranabilecek mi?"
Güney Kıbrıs'ta şubat
ayında yapılan liderlik seçimlerinin ardından Kıbrıs
sorununa ilişkin görüşmelerin başladığını,
bunun da iyi bir şey olduğunu belirten Babacan, ''Ancak çok dikkatli
olmalıyız. Elbette Sayın (Dimitris) Hristofyas 'çözüm istiyorum'
vs. diyor. Ama gerçekten farklı davranabilecek mi yoksa
durağanlık ve diğer bazı şeyler isteyenlerden mi
etkilenecek?'' diye konuştu.
''Siz ordudan farklı bir tutumla
davranabilecek misiniz?'' sorusunaysa Babacan, şu yanıtı verdi:
''Sanırım bunu hali hazırda
2004'te kanıtladık. Elbette dış politika, güvenlik ve
uluslararası konuların olduğu yerde ordu da olmalıdır.
Ve Kıbrıs'ta bir güvenlik konusudur. Ancak 2003 yılında
başbakanım, müzakere masasından asla
ayrılmayacağına dair BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a söz verdi
ve Sayın Annan da tüm sözlerimizi tuttuğumuzu raporunda belirtti.
Böylece 'evet' oyu çıktı ve bu o ana özgü değildi. Ancak
Sayın Papadopulos aktif propaganda yaptı. Taraflarca İsviçre'de
onaylanan bir anlaşma vardı. Ardından olumsuz bir kampanya
başladı. AB'yi temsil eden Sayın (Gunther) Verhaugen AB'nin
kandırıldığına dair kamuoyu önünde açıklamalarda
bulundu. Herkes sinirlendi.''
"Talat tam desteğimize sahip"
Babacan, Rum yönetimi liderliğine
Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi sonrasında durumun çok daha ümit
verici olduğunu ve adadaki her iki tarafın açıklanmış
isteği olduğu sürece, Türkiye'nin sürece destek vereceğini vurguladı.
Sürecin kolay olmayacağını ve
sorunlar çıkması durumunda bunların konuşulması
gerektiğini kaydeden Dışişleri Bakanı Babacan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'nin tam desteğine
sahip olduğunun da altını çizdi.
"Anlaşmazlıklardan çıkar
sağlamak"
''Taraflardan birinin
anlaşmazlıktan çıkar sağladığı sürece iyi
sonuç alınmasının zor olduğunu'' ifade eden Babacan, bu
sözleriyle neyi kastettiğinin sorulması üzerine, şunları
kaydetti:
''Kıbrıslı Rumlarla mevcut
olan konu şu anda AB'ye üye olmalarıdır. Türkiye ile ilgili her
şeyde veto uygulama gücüne, Avrupa Parlamentosunda Adadaki her iki taraf
için ayrılan sandalyelerin hepsine, adanın uluslararası alanda
temsil edilmesi tekeline sahipler ve tüm AB ödeneklerini sadece Güney için
kullanmaktadırlar. Üstelik bu durum katılım
anlaşmasında bir bölgenin ekonomik açıdan ötekinden geri
kalmaması gerektiğinin öngörülmesine karşın mevcuttur.
Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul gören BM'nin temel
ilkelerinden biri, her iki tarafın siyasi eşitliğidir. AB
yönetimini paylaşmaya hazır olduklarından emin değiliz.''
''Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür''
''Kıbrıs konusunda ordu ile
aranızda görüş ayrılığı, birliği veya
diyalog mu mevcut?'' şeklindeki bir soruya karşılıksa
Babacan, şunları söyledi:
''Gerçeği söylemem gerekirse ordu
konusunda bana ilk kez bu kadar çok soru soruluyor. Tüm konular çeşitli
makamlarımızca derinlemesine görüşülür ve elbette nihayetinde
Türkiye'nin görüşü bütünlüklüdür. Her zaman böyle olmuştur, hep de
böyle olacaktır. Elbette kararların alınması
aşamasında makamlar arasında farklı yaklaşımlar
olabilir, ancak sonunda görüş ayrılıklarımızı
hallederiz ve Türkiye tek bir görüşe sahip olur. Sanırım
Kıbrıslı Türklere daha çok önem vermelisiniz. Müzakereleri onlar
gerçekleştiriyorlar. Biz elbette garantör gücüz, tıpkı
Yunanistan gibi biz de uzakta kalamayız. Türkiye ve Yunanistan'ın
paralel bir rolü vardır.''
Babacan:Askerler konusu müzakerelerin bir
parçasıdır, çözümün bir parçasıdır
''Türk askerinin Kıbrıs'tan
çekilmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne ve Türkiye'nin AB sürecine
katkıda bulunup bulunmayacağı'' sorusunda da Babacan, şu
karşılığı verdi:
''Askerler konusu müzakerelerin bir
parçasıdır, çözümün bir parçasıdır. Parçalı
anlaşmalar yapmak, kısmi çözüm bulmak çok zordur. Bu yüzden
bütünlüklü bir çözümden bahsediyoruz. Kıbrıslı Rumlar Annan
planını kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı
azalmış olacaktı.''
KIBRIS
11/05/08
Turkish political crisis bodes ill
for Cyprus
By Jean
Christou
THE CURRENT
government crisis in Turkey does not bode well for a speedy solution to the
Cyprus problem, according to political analysts in Istanbul.
The Cyprus government said on Friday that difficulties were being experienced
at the working groups and technical committees.
It is believed this is due to the Turkish Cypriot sides adherence to the
discouraging vibe coming from Ankara since the process began after the election
of President Demetris Christofias.
During a journalists conference in Istanbul last weekend, organised by the US
embassy in Nicosia, Turkish professor Soli Ozel from Bilgi University said what
was going on in Turkey was disconcerting.
I cant see an easy way out of the mess we are in, said Ozel, referring to
attempts to ban the Justice and Development Party (AKP) of Prime Minister
Tayyip Erdogan, which observers believe will give a stronger hand to the
military.
I take it as a foregone conclusion the party will be closed, said Ozel.
He said he wondered if the case was more to do with banning the AKP from
politics or banning Erdogan, whom he described as the single most popular
politician of his generation.
Ozel said if the AKP was closed, it would disenfranchise 85 per cent of
electorate in south-eastern Turkey, the consequences of which would be
excluding the Kurds from parliament.
Im not sure this has been thought through. It is political suicide on the
part of the established order, said Ozel. All of this does not bode well for
the governments stance on Cyprus. No one is going to stick their neck out for
a process they got badly burned with four years ago, he added referring to
Turkeys push in 2004 to see the Annan plan implemented in Cyprus.
Veteran journalist Sami Kohen from Milliyet newspaper said that although Cyprus
was going through a period of hope and optimism, if the Turkish government fell,
everything would come to a standstill and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat would have to continue on his own. This would be damaging to the
process, said Kohen.
If there is a breakdown, we may not have any serious effort for a solution in
the future, he added.
You have two guys are the helm who are saying at least that they want to solve
the problem, but the positions in Cyprus are still very much apart from each
other and it will require a lot good will and effort to narrow it. Its not
enough to have two good leaders. This is the bottom line.
Kohen also said the incentive for a solution was weaker on the Turkish side
than it had been in 2004, while the incentive had become stronger on the Greek
side.
In the last three or four years, the no solution has not brought anything. We
have lost a lot of ground so this is a very important turning point, said
Kohen. This is a motivation for the Greek side to take the talks more
seriously, but there are circles in Turkey who think the TRNC could survive and
that no solution would be good, although this is not the official policy.
Stephen Larrabee an analyst from the US RAND think tank said the crisis in
Turkey was at a minimum likely to distract the AKP and leave little time for
the Cyprus question.
Opportunities to make progress on the Cyprus issue could be lost. EU
negotiations could be suspended and power could shift to the military, which
traditionally supports a much tougher line on Cyprus, he said.
CYPRUS MAIL 11/05/08