KKTC Dışişleri Bakanı İsveç'e Kıbrıs'ı anlatacak

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, 10-13 Kasım günlerinde İsveç'i ziyaret ederek, İsveç Parlamentosu'nda milletvekillerine Kıbrıs sorununu anlatacak.

 

İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu'nun düzenlediği etkinliklere katılmak üzere İsveç'i ziyaret edecek olan Avcı, İsveç meclisinde milletvekilleriyle de bir araya gelecek.

Bakan Avcı, İsveç meclisine 12 Kasım'da yapacağı ziyarette, iktidar ortağı Moderat Parti'nin milletvekili Göran Lindblad ve Çevre Partisi'nin Türk milletvekili Mehmet Kaplan eşliğinde İsveçli parlamenterlere KKTC'ye uygulanan kısıtlamalar yüzünden yaşanan sıkıntıları anlatacak.

Avcı, ayrıca İsveç'te yaşayan Türkler için Federasyon tarafından düzenlenen KKTC konulu bir konferansta konuşma yapacak ve Stockholm'deki Türklerin yaptığı Fittja Camii'ni ziyaret edecek.

CNN TURK 01/11/08

 

Çözüm konusunda ümitler azaldı

TOPLUMSAL BİRLİKTE YAŞAM KOMİTESİ OLUŞTURULMALI"... Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından, KKTC'de ve Güney Kıbrıs'ta yapılan araştırmadan; "Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında güvensizlik bulunduğu ve çözüm perspektifine ilişkin ümitlerin azaldığı" sonucu çıktı. Soruna çare olarak "Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi" oluşturulması ve vatandaşların çözümün gerçekçi perspektifleri konusunda bilgilendirilmesi önerildi

 

RUMLAR İÇİN ENTEGRASYON, KIBRISLI TÜRKLER İÇİN TANINMA ÖNCELİKLİ... Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir devlete kontrollü bir şekilde entegrasyona öncelik veriyor; Kıbrıslı Türkler için ise, bir çözümün müzakeresinden önce tanınma çok daha önemli. Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 19'u Kıbrıslı Türklere çok; yüzde 42'si kısmen güveniyor, yüzde 29'u güvenmiyor. Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 28'i Kıbrıslı Rumlara kısmen güven eksikliği duyuyor, yüzde 28'i ise güven duyuyor.

 

   Merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından, KKTC'de ve Güney Kıbrıs'ta yapılan araştırmadan; "Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında güvensizlik bulunduğu ve çözüm perspektifine ilişkin ümitlerin azaldığı" sonucu çıktı.

  Haberi, "Güven ve Ümitler Azalıyor" başlığıyla yansıtan Fileleftheros gazetesine göre, söz konusu araştırmada, her iki tarafın ortaya koyduğu önceliklerin de birbirinden farklı olduğu sonucuna varıldı. Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir devlete kontrollü bir şekilde entegrasyona öncelik veriyor; Kıbrıslı Türkler için ise, bir çözümün müzakeresinden önce tanınma çok daha önemli.

   Araştırma sonuçlarını iç sayfalarında; ayrı konu başlıkları altında yansıtan gazete, "Kıbrıslı Türkler ile Rumlar Arasında Güven Uçurumu - Çözüm Şekline İlişkin Öncelikler Farklı" başlığı altında özetle şunları kaydetti:

   "Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında açık bir güven eksikliği saptanıyor. Her iki toplum da, çeşitli nedenlerden dolayı, himayesinde doğrudan müzakerelerin gerçekleştirilen BM'ye güvenmiyor. Özellikle de Kıbrıslı Türklerin, gerek Kıbrıslı Rumlara ve özellikle de bazı siyasi partilere yönelik görüşleri hayret verici olarak değerlendirilebilir.

   Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin; Kuzey Kıbrıs'ta ve Güney Kıbrıs'ta araştırma şirketlerinin işbirliğiyle Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği araştırma; Kıbrıslıların Kıbrıs sorunundaki prosedüre bugünkü bakış açılarını ortaya koyuyor. Araştırmanın, Kıbrıs sorunundaki durumların yeniden doğru yönde hareket etmeye başladığı genel izleniminin hâkim olduğu Talat-Hristofyas ilk görüşmesinin hemen ardından başlaması dolayısıyla; görüşüne başvurulan her iki toplumdan kişilerin söyledikleri özellikle önem kazanıyor.

   Kıbrıs Rum toplumu açısından ayırt edici olan, sıradan Kıbrıslı Türklere açıkça güven belirtmeleridir; ancak bu öteki taraf için geçerli değildir.

 

Oranlar

 

   Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 19'u Kıbrıslı Türklere çok; yüzde 42'si kısmen güveniyor, yüzde 29'u güvenmiyor. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara hiç güveni yok, yüzde 28'i kısmen güven eksikliği duyuyor, yüzde 28'i güven duyuyor.

   Kıbrıslı Rumların Mehmet Ali Talat'a güven göstergesi çok düşük. Kendisine, Rumların yalnız yüzde 17'si güven duyuyor, Türk ordusuna ise hiç güvenmiyorlar. Kıbrıslı Rumların yüzde 99'u Türk ordusuna hiç güvenmiyor, yüzde 97'si Türk hükümetine güvenmiyor.

   Kıbrıslı Türklerin ayırt edici özelliği ise, yalnız yüzde 26'sının Dimitris Hristofyas'a, yüzde 20'sinin AKEL'e ve yüzde 14'ünün de DİSİ'ye güven belirtmesidir.

   İki tarafta, gelişmeleri kimin etkileyebileceği ve karar alabileceği konusundaki yaklaşım da farklıdır. Kıbrıslı Rumların yüzde 84'ü kararların Türk hükümeti, yüzde 76'sı Türk ordusu tarafından alınacağını savunuyor, yalnız yüzde 21'i Talat'ın karar vermeye muktedir olduğuna inanıyor. Kıbrıs Türk tarafında ise; önemli kararların Hristofyas tarafından alınacağı savunuluyor. Aynı oranda (yüzdelik verilmedi) Kıbrıslı Türk önemli kararları Kilise'nin vereceği görüşünde, yüzde 25'i de Ulusal Konsey'den söz ediyor."

 

Sorular ve yanıtlar

 

   Gazete, Kıbrıslı Türklere ve Rumlara yöneltilen bazı soruları ve bunlara verdikleri yanıtları da iki ayrı tablo halinde yansıttı. Buna göre, yöneltilen sorular ve verilen yanıtlar şöyle:

   1- Annan planına dayanan çözüm:

   Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 60; katlanabilirim diyenler yüzde 22; yanıt vermek istemeyenler yüzde 8; tatmin edici bulanlar yüzde 8 ve çok arzu edenler yüzde 3.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 43; katlanabilirim diyenler yüzde 25; yanıt vermek istemeyenler yüzde 3; tatmin edici bulanlar yüzde 24; çok arzu edenler yüzde 5.

   2- Çözüm müzakeresinden önce tanınma:

   Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 64; katlanabilirim diyenler yüzde 15; yanıt vermek istemeyenler yüzde 8; tatmin edici bulanlar yüzde 10, çok arzu edenler yüzde 3.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 7; katlanabilirim diyenler yüzde 14; yanıt vermek istemeyenler yüzde 2; tatmin edici bulanlar yüzde 34; çok arzu edenler yüzde 42.

   3- Tanınmaya karşılık toprak:

   Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 69; katlanabilirim diyenler yüzde 7; yanıt vermek istemeyenler yüzde 13; tatmin edici bulanlar yüzde 6; çok arzu edenler yüzde 5

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 53; katlanabilirim diyenler yüzde 16; yanıt vermek istemeyenler yüzde 5; tatmin edici bulanlar yüzde 16; çok arzu edenler yüzde 10.

   4- İki ayrı devletin konfederasyonu:

Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 50; katlanabilirim diyenler yüzde 16; yanıt vermek istemeyenler yüzde 16; tatmin edici bulanlar yüzde 11; çok arzu edenler yüzde 9.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 21; katlanabilirim diyenler yüzde 26; yanıt vermek istemeyenler yüzde 9; tatmin edici bulanlar yüzde 30; çok arzu edenler yüzde 14.

   5- 1960 Anayasası'na dayanan çözüm:

   Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 15; katlanabilirim diyenler yüzde 23; yanıt vermek istemeyenler yüzde 27; tatmin edici bulanlar yüzde 23; çok arzu edenler yüzde 12.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 46; katlanabilirim diyenler yüzde 26; yanıt vermek istemeyenler yüzde 3; tatmin edici bulanlar yüzde 24; çok arzu edenler yüzde 5.

   6- Birleşik bir devlete kontrollü entegrasyon:

Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 13; katlanabilirim diyenler yüzde 17; yanıt vermek istemeyenler yüzde 12; tatmin edici bulanlar yüzde 18; çok arzu edenler yüzde 39.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 33; katlanabilirim diyenler yüzde 18; yanıt vermek istemeyenler yüzde 6; tatmin edici bulanlar yüzde 27; çok arzu edenler yüzde 16.

   7- 1977-79 anlaşmalarına dayalı çözüm:

Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 12; katlanabilirim diyenler yüzde 22; yanıt vermeyenler yüzde 25; tatmin edici bulanlar yüzde 25; çok arzu edenler yüzde 17.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 17; katlanabilirim diyenler yüzde 22; yanıt vermek istemeyenler yüzde 6; tatmin edici bulanlar yüzde 37; çok arzu edenler yüzde 18.

   8- Siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli iki kesimli federasyon:

   Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 11; katlanabilirim diyenler yüzde 21; yanıt vermek istemeyenler yüzde 14; tatmin edici bulanlar yüzde 25; çok arzu edenler yüzde 29.

   Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 16; katlanabilirim diyenler yüzde 15; yanıt vermek istemeyenler yüzde 5; tatmin edici bulanlar yüzde 36; çok arzu edenler yüzde 27.

 

Maraş ve havaalanı

 

   Gazete, araştırmanın başka bir bölümünü ise "Maraş'la İlgili Güven Yaratıcı Önlemler ve Ortak Havaalanı" başlığıyla aktardı.

   Habere göre, araştırmada, görüşüne başvurulan her iki toplumdan kişilerin önüne, ortamın iyileşmesine yardımcı olacağına inanılan bazı olası güven yaratıcı önlemler konuldu. Görüşü sorulanlardan alınan yanıtlara göre, bu senaryolar üç başlık altında toplandı.

   İlk kategoride; müzakerelere paralel olarak ileri götürülebilecek güven yaratıcı önlemler yer aldı. Bunlar arasında; örgütlü suçla müştereken mücadele, iki toplumun uluslararası spor faaliyetlerine müşterek katılımları, her bir toplumun kültürel mirasının korunması için ortak tedbirler, Kıbrıslı Türklerin AB'ye uyumlarının desteklenmesi yer aldı.

   İkinci kategoride; KKTC'nin AB ile gümrük birliğine dâhil edilmesi, KKTC'deki eğitim kurumlarının Avrupa ve uluslararası anlaşmalara dahil edilmeleri yer aldı.

   Maraş'la ilgili güven yaratıcı önlemler veya iki toplumun müştereken kullanabileceği bir havaalanı kurulması araştırmasından; "arzu edilen bir sonuç" ortaya çıktı. Ancak her iki toplum da; doğrudan ticaret ve Maraş'ın iadesiyle ilgili mevcut öneriyi kesinlikle reddetti. Maraş konusunda; her iki taraftan çoğunluk, kentin; BM ve AB gözetimi altında iki toplumlu işbirliğinin ilerletileceği özel bir bölge haline getirilmesini kabul ediyor. Yine; bazı sonuçlar verebilmesi için bunun çözümden önce de olabileceğinde hemfikirdirler.

   Politis gazetesi de, Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan araştırma sonuçlarını okurlarına "Bir Arada Yaşama Kültürü Gerekli - Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi: Kıbrıs'la İlgili Araştırmanın Sonuçları" başlığıyla yansıttı.

   Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi yetkililerinin Erol Kaymak, Aleksandros Lordos ve Dalai Totsi olduğunu kaydeden gazeteye göre, bu yetkililer; iki tolum arasında büyük bir kuşku olduğu ve beklenti olmadığı saptamasını yaptılar. Buna çare olarak da "Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi" oluşturulmasını ve vatandaşların; çözümün gerçekçi perspektifleri konusunda bilgilendirilmesini önerdiler.

KIBRIS 01/11/08

 

 

Kuzeydeki Rumların mallarının kullanılması özlü müzakerelere yardımcı olmuyor

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "Komersat Vlas" adlı bir Rus gazetesine verdiği demecine değinerek, kuzeyde bulunan "Kıbrıslı Rumların mallarının yasadışı kullanılmasının özlü müzakerelere yardımcı olmadığını" savundu.

   Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Cumhurbaşkanı Talat, Rus gazetesine yaptığı açıklamada, kuzeyde bulunan Rumlara ait mallara değinerek, yabancılar tarafından satın alınan Kıbrıslı Ruma ait malların satın alınmasında herhangi bir risk olmadığını söylemişti.

   Stefanu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) mülk konusuyla ilgili kararlarını hatırlatarak, kuzeydeki Kıbrıslı Rumlara ait malların yasal sahiplerinin Rumlar olduğunu kaydetti.

   Stefanou, adanın kuzeyinde bulunan Rumların mallarının satın alınmasının "yasadışı" olduğunu savundu.

   Başka bir soruyu yanıtlayan Stefanou, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Danışmanı Özdil Nami arasında yapılan görüşmelerin özlü müzakerelere yardımcı olduğunu kaydetti.

   Stefanou, yönetim konusunda herhangi bir sorun yaşanmadığını da söyledi.

KIBRIS 01/11/08

 

 

Pakistan'dan Kıbrıs Türk halkına destek

Türkiye ve Pakistan, düzenli stratejik diyalog tesis etme, bölgesel ve küresel konulara dair eşgüdüm, istişare ve işbirliği sürecini daha da pekiştirme kararı aldı.

   Pakistan Başbakanı Seyid Yusuf Rıza Gilani'nin Türkiye'deki temaslarıyla ilgili olarak Türkiye-Pakistan ortak bildirisi yayımlandı.

   Bildiride, Pakistan ve Türkiye'nin, yakın benzerlikler, karşılıklı saygı ve dayanışmadan oluşan benzersiz bağlar olarak nitelendirilen ve iki halkın kalplerinde derin yer edinmiş özel ilişkilere sahip olduğu, her iki tarafın da halkları arasındaki dostluğa ve karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklarına en üst düzeyde önem atfettiği vurgulandı.

   Ekonomik ve ticari, savunma, bilimsel ve teknolojik ile kültürel işbirliğinin teşviki amacıyla kapsamlı çerçeveler oluşturulması kararına yer verilen bildiriye göre, her iki taraf da, tüm alanlardaki projelerde işbirliğinin son derece büyük potansiyel taşıdığı ve karşılıklı olarak özel sektörlerin etkin işbirliğinin sağlanmasıyla güçlendirilebileceği hususunda mutabık kaldı.

   Taraflar, altyapı, madencilik, tarım, imalat ve enerji sektörlerinde önemli kalkınma projelerini ele alma hususunda görüş birliğine varırken, bildiride, Türk ve Pakistan kamu ve özel sektör firmalarının, bölgesel ve bölge ötesi işbirliğini de birlikte ele alacakları belirtildi.

   İlave hava yolu hatları dâhil olmak üzere, ulaştırma ve iletişim kanalları tesis etmek suretiyle, bağlantıların güçlendirilmesi kararlaştırılırken, Türkiye ve Pakistan, özel jeo-ekonomik ve jeo-politik önemleri çerçevesinde, kara ve demir yolu bağlarına ayrıca önem atfedecekler.

   Bildiride her iki ülke, bölgesel barış, kalkınma ve refahı desteklemek üzere, ikili ve çok taraflı işbirliğinin geliştirilmesi hususunda kararlılıklarını vurguladı.

  Ortak bildiriye göre, Pakistan, Afganistan'da barışın sağlanmasına yönelik önemli rolünden ötürü Türkiye'ye takdirlerini ifade ederken, bu çerçevede, özellikle kalkınma boyutuna ağırlık verilecek şekilde Ankara Üçlü Zirvesi sürecinin daha ileriye götürülmesi hususunda mutabık kalındı.

 

Kıbrıs Türk halkına destek

  

   Bildiride, Pakistan'ın ayrıca, Kıbrıs Türk halkının arzularının gerçekleşmesi yönünde tam desteğini ifade ettiği belirtildi.

   Türkiye'nin, Pakistan'ın egemenliği, siyasi bağımsızlığı ve bütünlüğüne tam desteğini ve dayanışmasını dile getirdiği kaydedilen bildiride, Türkiye'nin ayrıca, Pakistan'ın terörizm ve aşırıcılık belasıyla mücadelesine olan desteğini ifade ettiği, her iki tarafın da güvenlik ve terörizmle mücadele konularındaki işbirliğini geliştirme kararı aldığı belirtildi.

   Bildiride, bu süreci kolaylaştırmak gayesiyle, Türk tarafının ardından Parlamentolar Arası Dostluk Grubu'nun Pakistan tarafınca da en kısa sürede kurulacağı belirtildi.

   Türkiye-Pakistan Ortak Bildirisi'nde, Başbakan Erdoğan'ın, Pakistan Başbakanı Gilani'nin Pakistan'a davetini kabul ettiği de kaydedildi.

   Pakistan Başbakanı Gilani, 27-31 Ekim'de Türkiye'ye resmi ziyaret düzenlemiş, Pakistan Başbakanına, Bayan Gilani ve üst düzey bir heyet refakat etmişti.

KIBRIS 01/11/08

 

Impetus for bilateral relations seen in Christofias’ upcoming visit to Moscow
By Jean Christou

RUSSIA and Cyprus plan to strengthen ties between the two countries during a visit to Moscow later this month by President Demetris Christofias.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the President would begin a three-day official visit to Russia on November 18.

“This visit will give a new impetus and enhance the already excellent relations between the two countries,” he said, adding that it would be an important visit.

“Cyprus invests a lot in the firm, consistent, and I would say just, position of Russia regarding efforts to solve Cyprus problem,” Stefanou added.

Christofias said yesterday Russia was a most valuable friend of Cyprus.

“My forthcoming visit to Moscow in mid November, will contribute towards this mutually advantageous goal, giving new impetus to our shared targets in a variety of fields,” he said during a speech accepting the credentials of Russia’s new ambassador to Cyprus Vyachesiav D. Shumskiy.

“Russia has always been for Cyprus a true friend and an ally that projects the correct parameters of the Cyprus problem in all international for a,” said Christofias.

“In our quest for reunifying our island and its people, Russian solidarity and support continues to be indispensable.”

The President also referred to the “dynamic presence” of Cypriot investors in Russia as proof of confidence in the prospects of its economy.

“My Government’s priority is to work for the reinforcement and enhancement of our bilateral relations in all spheres, so that our traditional ties of friendship and cooperation may further flourish,” said Christofias.

Shumskiy said Russia also wished to further strengthen ties with Cyprus.

“There is no doubt that our countries have vast potential for expanding existing ties in the spheres of economy, trade, finance, tourism, transport, science, health care and many other areas,” he said.

He also said that as a permanent member of the UN Security Council Russia, together with its partners, was ready to contribute effectively to the ongoing negotiating process which belonged to the Cypriots themselves.

“We firmly believe that a just and functional solution can be achieved only without external interference, let alone pressure and imposed arbitration and asphyxiating timetables,” said Shumskiy.

He also said Cyprus and Russia shared the same principles of the settlement of regional and international conflicts and that the existing security architecture of Europe, “unfortunately, failed to stand the test of the recent events in the Caucasus”

The new ambassador was referring to the Georgia-Russia conflict in August

“The attempts to adjust it to the rules of unipolarity have led to a situation when this architecture proved incapable of containing the aggressor,” said Shumskiy.

CYPRUS MAIL 01/11/08

 

Meet Cypriot Aphrodite
By Joel Pearson

THE ORIGIN of the goddess Aphrodite is an unsettling tale. As the myth goes, Kronos castrated his father Uranus and threw his genitals into the sea. The immortal appendages were carried by the waves and in the foam that gathered around them, a girl was born. Fully-grown, she emerged from the ocean on the western shore of Cyprus.

Aphrodite became the goddess of love, beauty and sexuality – and for good reason: Ancient Cypriots went weak at the knees for her and worshipped the very ground upon which she minced. Cyprus became the cult centre of the goddess and she is sometimes referred to by the name ‘Cyprian’ for this reason.

It seems that Cyprus’ love affair with the goddess has not waned over time. Now the Cyprus Tourism Organisation is inviting visitors “to wander through layers of history and culture in the footsteps of the Great Cypriot Goddess” on a series of tours dedicated to the deity, available in both Greek and English.

The tours, leaving from a number of Cyprus cities, will take place on November 1, 9, 16 and 23 November and are free of charge.

The air-conditioned buses will travel along the Aphrodite Cultural Route to historical sites around the island and accompanying tour guides will give visitors a chance to “meet Cypriot Aphrodite”, the pamphlet promises.

Maria Skapoulli from the Cyprus Tourism Organisation hopes that the tours will give visitors a chance to see the “multiple dimensions” of the goddess. “She was not just the goddess of love,” she said, “[but also] the mother of the people and [the goddess] of fertility.”

The tours are each slightly different in length as well as the range of sites they visit.

Depending on the tour, visitors can see the spot where Aphrodite emerged at Petra tou Romiou, the spa in which she bathed on the Akamas Peninsula and the ancient ruins that once served as her temples.

The tours also include visits to various archaeological museums around the island.

According to Skapoulli, there is not one area of the island that doesn’t have some sort of connection to Aphrodite. She believes Cypriots should finally get to know this foam-born enchantress who once called Cyprus home.

n For more information, contact regional Cyprus Tourism Organisation Offices: Nicosia: 22-674264, Larnaca: 24-654322, Limassol: 25-362756, Paphos: 26-932841

CYPRUS MAIL 01/11/08

 

Türklerle Rumlar arasındaki güven azalıyor

Merkezi Brüksel’de bulunan Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından KKTC’de ve Rum tarafında yapılan araştırmadan, “Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki güvenin ve çözüm ümitlerinin azaldığı” sonucu çıktı.

AA

Güncelleme: 10:25 TSİ 03 Kasım 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum basınında yer alan haberlere göre, söz konusu araştırmada, her iki tarafın ortaya koyduğu önceliklerin de birbirinden farklı olduğu sonucuna varıldı.

 

Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir devlette kontrollü bir şekilde entegrasyona öncelik verirken, Kıbrıslı Türkler için ise, bir çözümün müzakeresinden önce tanınma çok daha önemli.

Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında “güven uçurumu” olduğu ve tarafların çözüm şekline ilişkin önceliklerinin farklı olduğunun ortaya konduğu araştırmada, “Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında açık bir güven eksikliği var. Her iki toplum da, çeşitli nedenlerden dolayı, himayesinde doğrudan müzakerelerin gerçekleştirildiği BM’ye güvenmiyor” tespiti yapılıyor.

Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 19’u Kıbrıslı Türklere çok, yüzde 42’si kısmen güveniyor, yüzde 29’u güvenmiyor. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara hiç güveni yok, yüzde 28’i kısmen güven eksikliği duyuyor, yüzde 28’i güven duyuyor.

Kıbrıslı Rumların, Cumhurbaşkanı Talat’a olan güvenleri de çok düşük. Talat’a, Rumların yalnız yüzde 17’si güven duyuyor, Türk ordusuna ise hiç güvenmiyorlar. Kıbrıslı Rumların yüzde 99’u Türk ordusuna hiç güvenmiyor, yüzde 97’si de Türk hükümetine güvenmiyor.

Kıbrıslı Türklerin yüzde 26’sı Dimitris Hristofyas’a, yüzde 20’si komünist AKEL partisine, yüzde 14’ü de ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi’ne (DİSİ) güvendiğini belirtiyor.

İki tarafa yöneltilen ortak sorulara verilen yanıtlarda da farklılıklar var. Örneğin, “Annan planına dayalı çözümü” Kıbrıslı Rumların yüzde 60’ı “kesinlikle kabul etmiyorum” derken, Kıbrıslı Türkler’de “kesinlikle kabul etmiyorum” diyenlerin oranı yüzde 43.

Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi yetkilileri Erol Kaymak, Aleksandros Lordos ve Dalai Totsi, “iki toplum arasında büyük bir kuşku olduğu ve beklenti olmadığı” saptaması yaptı. Araştırma yetkilileri, “Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi oluşturulmasını ve vatandaşların, çözümün gerçekçi perspektifleri konusunda bilgilendirilmesini” önerdiler.

 

Talat ve Hristofyas 6. kez bir araya geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün kapsamlı müzakereler çerçevesinde 6. kez bir araya geldi.

Lefkoşa ara bölgedeki kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada, önce 50 dakika baş başa görüşen liderler, daha sonra heyetleriyle birlikte müzakerelere geçti.

Bu arada Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerin, "kendisi tarafından yarıda kesilmeyeceğini" söyledi.

Rum basınına göre, Hristofyas, dün yaptığı açıklamada, "Benim müzakereleri yarıda kesmemin söz konusu olmadığını net bir şekilde söylemek isterim. Bu sürece yarıda kesmek için girmedik. Türk tarafı da bunu biliyor"dedi.

KKTC lideri Talat ile bugünkü görüşmesinde, "belirli bir şey sunup sunmayacağı ya da Kıbrıs Türk tarafından bazı açıklamalar mı talep edeceği" şeklindeki soruya karşılık ise Hristofyas, "tezlerinin değişmez olduğunu ve bu tezleri sonuna kadar savunacağını" söyledi.

Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünün kolay olmadığını bildiklerini, kolay olsaydı bugüne kadar çoktan çözülmüş olacağını ifade etti.

Müzakere sürecinde gecikmeler olduğu şeklindeki söylemlere de yanıt veren Hristofyas, bu durumun gerek kendisinin gerekse Cumhurbaşkanı Talat'ın diğer yükümlülüklerinden kaynaklandığını öne sürdü.

Hristofyas, Rum kesiminin AB ve uluslararası yükümlülüklerinden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmekten de ödün vermeyeceğini sözlerine ekledi.

Daha önce 5 kez görüştüler


Liderler, 11 Eylül'de başlayan müzakereler çerçevesinde yaptıkları 5 görüşmede "yönetim ve güç paylaşımı"nı ele aldı. Önce yetkileri görüşen liderler, daha sonra federal yürütmeyi müzakere etti ve 22 Ekim'de yaptıkları son görüşmede yasamayı ele almaya başladı.

Zaman zaman temsilciler Nami ile Yakovu düzeyinde de devam eden müzakerelerde, "federal yönetim", "federal yönetimin yetki ve yapısı", "başkan ve başkan yardımcılığı" görüşüldü.

"Yönetim ve güç paylaşımı" ana başlığının görüşülmesinin tamamlanmasının ardından, "mülkiyet" konusuna geçilecek.

Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki uluslararası havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada yapılan görüşmeye, liderin heyetleri ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un da katılıyor.

Memleketi Avustralya'da bulunan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in ise adaya 10 Kasımda gelmesi bekleniyor.

Hristofyas Moskova'ya gidiyor


Bu arada Hristofyas, ekimin son haftasında Çin'e yaptığı ziyaretin ardından, 18 Kasım'da da üç günlük resmi ziyaret için Moskova'ya gidecek.

Hristofyas, Rum liderliğine seçilmesinin ardından ilk kez 1 Kasım Cumartesi günü eski siyasetçi merhum Özker Özgür'ün eşi Zehra Özgür'ün cenaze törenine katılmak üzere KKTC'ye geçmişti. Talat ve Hristofyas cenaze töreninde buluşmuştu.

5 aylık hazırlık


KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas, şubattaki Rum başkanlık seçimlerinin ardından 21 Mart'ta başlayan yeni süreçte, temsilcilerinin de katkı koyduğu 5 aylık bir hazırlık yaptı.

Önce bir dizi çalışma grubu ve teknik komitelerin kurulması için anlaşmaya varan liderler, oluşturulan komiteler ile grupların çalışmalarını gözden geçirip değerlendirmek amacıyla yaptıkları görüşmelerde, "iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı çözüm" taahhüdünde bulunup "tek egemenlik ve tek vatandaşlık" konularını ele aldı.

BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 3 Eylül'de tam teşekküllü müzakerelerin prosedür görüşmesini yapan ve 11 Eylül'de müzakerelere başlayan iki lider, "Kıbrıs sorununa karşılıklı olarak kabul edilebilecek ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin temel ve meşru hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm bulunması amaçlı tam teşekküllü müzakerelerde üzerinde anlaşılacak çözümün, ayrı ayrı ve eş zamanlı olarak referanduma sunulmasını" kararlaştırdı.

Hristofyas'ın yurtdışı temasları nedeniyle gerektiği şekilde "dinamik ve hızlı" ilerlemeyen müzakereler, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın 10 Ekim'deki görüşmeye katılmasıyla yeniden ivme kazandı.

Haftada bir görüşmeye karar veren liderler, ayrıca tartıştıkları konuların derinleştirilmesi ve yeni buluşmanın daha verimli geçmesinin koşullarını hazırlamaları için temsilcilerinin ayrıca görüşmesini de kararlaştırdı.

Rumlar çözüm konusunda kötümser


Öte yandan Güney Kıbrıs'ta yapılan bir anket sonucuna göre, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yürütülen müzakerelerden olumlu sonuç beklemiyor.

Ankete katılanların yarısından fazlası da Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kötümser.

Politis gazetesinin, "Noverna Consulting&Research" şirketine 22-30 Ekim'de 500 kişiyle yaptırdığı ankette, "Kıbrıs sorunu konusunda iyimser misiniz" sorusuna, yüzde 39'luk kesim "oldukça iyimserim" yanıtını verirken, yüzde 36'luk kesim "oldukça kötümserim", yüzde 18'lik kesim de "çok kötümserim" karşılığını verdi.

"Müzakerelerin çözüme yol açacağına inanıyor musunuz" sorusuna ise yüzde 67 "hayır", yüzde 26 "evet" yanıtı verildi.

Türk başkan istemiyorlar


"Çözüm olması durumunda dönüşümlü başkanlık çerçevesinde Kıbrıslı Türk bir siyasetçinin bir zaman diliminde başkan olmasını kabul edip etmedikleri" sorusuna, ankete katılan Rumların yüzde 64'ü "kabul etmem", yüzde 33'ü ise "kabul ederim" karşılığını verdi.

Ankete katılanların yüzde 75'i, Hristofyas'ın Kıbrıs sorunu ve iç politikadaki uygulamalarını desteklediğini de belirtti.

CNN TURK 03/11/08

 

'Yetimhane değil terk edilmiş çocuk deposu'


 NEVSAL ELEVLİ Londra

Gizli çekim yapan bir televizyon ekibiyle Türkiye’deki yetimhaneleri gezen Düşes Sarah Ferguson gördükleri karşısında gözyaşlarını tutamadı. ITN televizyonu muhabiri de “Burası bir yetimhane değil, terk edilmiş çocuk deposuydu” yorumunu yaptı

İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in ortanca oğlu Prens Andrew’un eski eşi York Düşeşi Sarah Ferguson’un, ITN muhabiri ile Türkiye’de iki yetimhanede yaptıkları çekimler sonucu hazırladıkları haber daha yayımlanmadan büyük yankı uyandırdı.
Mail on Sunday gazetesinde yayımlanan haberde, Sarah Ferguson ve ITN ekibinin Ankara yakınlarında Saray Çocuk Esirgeme Kurumu ve İstanbul’daki Zeytinburnu Rehabilitasyon Merkezi’nde yaşadıklarına geniş yer verildi.
Habere göre, York Düşesi Ferguson, Ankara yakınlarındaki 700 çocuk ve genci barındıran Saray yetimhanesine girmek için normal yollarla başvuru yaptı. Ancak bunun kabul edilmemesi üzerine siyah peruk ve eşarpla kılık değiştirip binalara girdi.

Gözyaşlarını tutamadı
Gazete, gizli çekimler sonucu hazırlanan ve 6 Kasım’da ITN televizyonunda yayımlanması beklenen programın hazırlanması sırasında gizlice girilen yetimhanede oturdukları yerlere bağlanan çocuklar, altları değiştirilmeyen yetişkinler, yerlerde yatırılanlar gibi kötü görüntülerin bulunduğunu yazdı. Düşeşin bu görüntüler karşısında gözyaşlarına hâkim olamadığı belirtildi.
Mail on Sunday’e konuşan ITN muhabiri, yetimhane görevlisinin kendilerini içeri almaya pek istekli olmadığını ileri sürerek şunları söyledi:
“Kendisinden binanın kapısını açmasını istediğimiz bir görevli pek istekli görünmedi. Niçin böyle yaptığını şimdi daha iyi anlıyorum. Gözlerimizin önünde yüzlerce kırmızı ve mavi renkli çocuk karyolası denizi vardı sanki. Emekleyen ve 13-16 yaş arasında olan çocuklar bir mekânda bu karyolalar içindeydiler, birçoğu el veya ayaklarından karyolaların metal korkuluklarına bağlıydılar. Bir köşede 1.5 metre yükseklikteki bir kutu içinde olan küçük bir erkek çocuğu bizi merakla gözlüyordu. Çalışanlar çocuğun karyolada tutulamayacak kadar hiperaktif oldugu için oraya konduğunu söyledi. Burası bir yetimhane değil, terk edilmiş çocuk deposuydu.”

 

‘Çok ürkütücüydü’
Türkiye’deki yetimhanelere daha önce de gittiğini anlatan ITN muhabiri, Türk hükümetinin yetimhanelerde değişiklik yapacağına söz verdiğini ve gelişmeleri görebilmek için yeniden gittiğini anlattı. Mail on Sunday, ITN muhabirinin “AB’ye girmeye çalışan Türkiye’ye gittik. Bu bağlamda gördüklerimiz çok ürkütücüydü” sözlerine de yer verdi. Gazete, yurttaki durumu değiştirmek için Ferguson’un kızlarıyla birlikte mücadele etmeye karar verdiklerini de yazdı.

Utandıran raporla gündeme gelmişti
Sarah Ferguson’un, kılık değiştirerek çekim yaptığı, SHÇEK’e bağlı İstanbul’daki Zeytinburnu Rehabilitasyon Merkezi ile Ankara Saray ve Ayaş Rehabilitasyon Merkezi daha önce de işkence iddialarıyla gündeme gelmişti.
Washington merkezli, Uluslararası Zihinsel Engellilik ve Psikiyatride İnsan Hakları Kuruluşu (MDRI), Türkiye’de iki yıl süren çalışma sonrası hazırladığı raporda, söz konusu iki kurumda zihinsel engellilere işkence gibi tedavi yöntemleri uygulandığını iddia etmişti. Eylül 2003 - Temmuz 2005 tarihleri arasında yapılan araştırmada, iki merkezde de beyne elektrik akımı verilerek uygulanan EKT’nin gereğinden fazla ya da bir ceza yöntemi olarak kullanılabilir hale geldiği vurgulanmıştı.
Söz konusu raporda, Dünya Sağlık Örgütü’nün anestezili bile olsa çocuklar üzerinde EKT uygulamasını yasaklamasına rağmen, Türkiye’de 9 yaşında çocukların bile EKT uygulamasına tabi tutulabileceği belirtilmişti. Adı geçen merkezlerde insan hakları ihlalleriyle ilgili olan rapor, dünya basınında da şoke edici ifadelerle yayımlanmıştı.

Uzmanlar görüntüleri bugün inceleyecek ITN televizyonundan Türkiye’ye gönderilen görüntüler, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun talimatıyla sosyal hizmet uzmanlarınca bugün incelenecek. ITN’nin benzer görüntüleri Romanya’da da çektiğini savunan yetkililer, “harmanlama yapılıp yapılmadığını” anlamaya çalışacaklar. Çekimlerin izinsiz yapılmış olabileceğine dikkat çeken yetkililer, Çubukçu’nun 3 yıl önce İngiltere’deki bir kimsesizler yurduna yapmak istediği ziyaretin kabul edilmediğini anımsattı.
MİTHAT YURDAKUL Ankara

MILLIYET 03/11/08

 

 

Düşes'in kamerasından öteki Türkiye manzaraları

 

03/11/08 RADIKAL

 

İngiltere'nin York Düşesi Sarah Ferguson bir gazeteci ile birlikte Türkiye'deki yetimhanelere girdi. Çektiği görüntüler öteki Türkiye'yi gözler önüne seriyor

 

İNGİLTERE Kraliçesi Elizabeth’in ortanca oğlu Prens Andrew ile evlendikten sonra York Düşesi unvanını alan Sarah Ferguson, İngiliz ITN televizyonunda yayınlanacak "ITN’s Tonight" programı için gizlice geldiği Türkiye’de engelli çocuklara kötü muameleyi TV programı yaptı.

Kızı Prenses Eugene’in eşlik ettiği Ferguson’un 6 Kasım’da yayınlanacak programı dün İngiltere’nin çok satan Daily Mail gazetesinde "Fergie’den çok gizli: York Düşesi Kılık Değiştirerek Türkiye’deki Yetimhanelere Girdi" başlığıyla verdi.

Çocuklara yapılan kötü muameleye tanık olan Ferguson, gördükleri karşısında şoke olduğunu söylerken, kızı Prenses Eugene ise “Türkiye ile ilgili tüm bakış açım değişti” dedi

YORK Düşesi Sarah Ferguson bundan 3-4 ay önce ITN muhabiri Chris Rogers’ı arayarak Türkiye ve Romanya’da çocuk yurtlarının ve yetimhanelerin durumunu incelemek üzere bir araştırma gerçekleştirmek istediğini söyledi. İkili bundan 2 ay önce Ankara, İstanbul ve Romanya’da gizli kamera çekimleri gerçekleştirdi. İlk olarak Türkiye’ye gittiler. İşte Rogers’ın ağzından yaşanan manzara: Türkiye’de gördüklerimiz gerçekten şok ediciydi. Dışişleri Bakanımız David Milliband Ankara’yı ziyareti sırasında Türkiye’nin AB üyeliğine destek açıklaması yapmıştı. Ama onun konuştuğu yerden sadece 5 kilometre uzaklıkta bu ülkenin AB standartlarından ne kadar uzak olduğunu gösteren görüntülerle karşılaştık.

Başörtüsü takıp girdi

Düşes ve gazeteci kimliğimle ben Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Saray Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etmek istediğimizde buna izin vermediler. Ancak Sarah yılmadı. Siyah güneş gözlüğü, peruk ve başörtüsü taktı ve kimliğini gizledi. Sonunda benim sahte yardım görevlisi kimliğim sayesine 700 çocuğun kaldığı merkeze girdik. İçeri girdiğimizde ter, idrar ve kusmuk kokusu ortalığı sarmıştı. Buna alışık olmalıydım ama Saray’ın durumu kat kat kötüydü. 3 görevli bizi bir salona aldı. Sarılma ve ilgi bekleyen 50 çocuk içeride bize ellerini uzatıyordu, pencereler kapalıydı. Bir kısmının saçları mahkum gibi kazınmıştı. Büyük kısmı şiddet belirtileri gösteriyordu. Sarah bu çocuklardan biriyle oynamaya çalıştı, çocuk hemen sakinleşti ve güldü. Ama ne zaman ki Sarah arkasını döndü, çğlık çığlığa ağlamaya başladı.

Köpekler gibi bağlıydılar
Sarah’ın ağlamamak için alt dudağını ısırdığını gördüm. Çocuklar yüzlerce beşiğin içinde yatarak doyuruluyordu. Bu da ağız enfeksiyonu tehlikesini beraberinde getiriyordu. Hatta burada kalan bazı çocukların bu enfeksiyonlar nedeniyle kendi kulaklarını yırttıklarını duyduk. Düşes “Bu çocuklar burada ne kadar kalıyor” diye sordu. “Hayatları boyunca” yanıtını aldı. Daha sonra bizi yetişkinlerin tutulduğu bölüme götürdüler. Burada insanların köpekler gibi bağlandıklarını gördük. Aynı yatağı paylaşan iki kadın bizi görünce ziyaretçi geldi heyecanıyla hemen ayağa fırladı. O an ikisinin de ellerinin arkadan bağlı olduğunu fark ettik.

Bezin içindekileri yiyordu

Aynı odada bir başka kadın altına bağlanan bezin içindekileri yiyordu. Yardım görevlisi, “canı sıkılmış” diye yorumladı. Sonra da, “Onlara sürekli yeni bez alamıyoruz. Çünkü paramız yok” dedi. Sonra bunları kameraya aldığımızdan şüphelenip bizi uzaklaştırdı. Oradan ayrıldığımızda Sarah’nın gözleri dolmuştu. O kabuslar görüyor mu bilmiyorum ama ben ve kameraman arkadaşım sürekli görüyoruz. Prenses Eugene bize İstanbul’da katıldı. Onunla da Zeytinburnu’ndaki rehabilitasyon merkezine gittik. Orada gördüklerimiz sonrası Eugene ağlamaya başladı.

Herkese anlatacağım

Sarah onu teselli etti. Eugene oradan ayrıldıktan sonra bana, “Bu kadar kozmopolitian bir şehirde, bu kadar popüler bir turist merkezinde bu tür yerlerin var olduğuna inanmak çok zor. Gözlerim açıldı. Bunları insanlara anlatacağım. Gözleriyle görmedikleri zaman inanmayacakları şeyler olsa da anlatacağım. Bütün bakış açım değişti” dedi. Çocuklardan birini karyolanın ayağına bağlamak için kullanılan bez parçasını hatıra olarak alıp, “İşte bu benim bundan sonraki ilham kaynağım olacak. Yaptığım her konuşmada gittiğim her yerde bu bez parçasını yanımda taşıyacağım. Değişim için mücadele edeceğim” dedi.


‘Yardım yapacağız diye içeri girdiler’

Zeytinburnu Zihinsel Özürlü Çocuk Bakım Merkezi yetkilileri, grubun Ramazan Bayramı öncesinde merkeze geldiklerini belirtti. Kendilerini yardım etmek isteyen bir heyet olarak gösteren grubun yanında koruma polislerinin de olduğunu ve bu nedenle de izin kağıdı gibi herhangi bir belge göstermeden içeri girdiklerini anlatan yetkililer, “Bize inceleme yapıp, çeşitli yardımlarda bulunacaklarını söylediler. Bir refakatçıyla birlikte dolaştılar. Çekim yaptıklarını görmedik” diye konuştular.


İngiliz tahtının varisleri

Sarah Ferguson, İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in ortanca oğlu Prens Andrew ile evlendikten sonra York Düşesi unvanını aldı. Ferguson ile Andrew’un Beatrice ve Euguene adında iki kızı var. Prens Andrew, İngiliz tahtının 4’üncü sıradaki varisi. Kızları ise, 5. ve 6. sırada..

 

 

Hristofyas AKEL Genel Sekreterliği'ni devretmeye karar verdiğini açıkladı

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas bu açıklamayı "Akanthu" (Tatlısu) köyü belediyesinin 100'üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle önceki akşam Larnaka Belediye Tiyatrosu'nda düzenlenen etkinlikte yaptı.

   AKEL liderliğindeki değişim tarihinin henüz netleştirilmediğini söyleyen Hristofyas şöyle devam etti:

   "Ne Aralık, ne Ocak dedim. Zamanının geldiğini söyledim. Başkanlık görevimi kesintisiz yapabilmem için bunu yoldaşlarımla müştereken kararlaştırdık. Benim keyfi kararım değildir. Elbette AKEL solumda, sol tarafımda bulunan kalbimde olacak."

KIBRIS 03/11/08

 

Kıbrıslılar görüşmelerin başarısına inanmıyor

Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümü hedefleyen müzakereler çerçevesinde bugün altıncı kez buluştu. Buluşma öncesinde yayınlanan bir raporda ise, halkın görüşmelerin başarılı olacağına inanmadığı ortaya çıktı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:09 TSİ 03 Kasım 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede bugün altıncı kez biraraya geldi. 50 dakika baş başa görüşen liderler, daha sonra heyetleriyle birlikte müzakerelere geçti. Bu buluşma öncesinde yayımlanan bir rapora göre ise, görüşmelerin başarıya ulaşacağını düşünen Kıbrıslıların sayısı çok fazla değil

 

Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre barış süreci konusunda iyimser olan Kıbrıslıların oranı yüzde 20’nin altında. Rumların yüzde 18’i bu sürecin olumlu sonuçlanabileceğini düşünürken, Kıbrıslı Türkler arasında iyimserlerin oranı yüzde 13.

Rumların yüzde 67’si müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanacağına inanmıyor ve yüzde 64’ü dönüşümlü başkanlık sistemi olursa bir Kıbrıslı Türk’ün ülkeye liderlik etmesini istemiyor.

İKİ TOPLUM ARASINDA GÜVEN YOK
Rapora göre iki toplum arasında önemli oranda bir güvensizlik de mevcut. Rumların yüzde 99’u Kıbrıs Türk yönetimine güvenilmemesi gerektiğini düşünüyor.

Raporu hazırlayan ekipteki araştırmacılardan Aleksandros Lordos’a göre, “Kıbrıslılardaki genel eğilim, sadece en yakın aile çevresine güvenmek. Bu da bir çeşit aşiret tarzı. Bu durum, iki toplum arasında bunca yıldır güvenin tesis edilmesinde niye bu kadar güçlükle karşılaşıldığını açıklıyor.”

11 Eylül’den beri yapılan beş görüşmede “yönetim ve güç paylaşımı”nı ele alan liderler, ilerleyen zamana rağmen, hala mülkiyet gibi daha zor konulara geçebilmiş değil.

 

Düşes'ten Türkiye'ye cevap geldi

İngiltere'de yayımlanan Daily Telegraph gazetesi York Düşesi Sarah Ferguson'ın Türkiye'deki yetimhane kavgasının ortasında kaldığını yazdı. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun tepkisine, Düşesin sözcüsü "Düşesi siyasi bir kişi değil" dedi.

Gazete, Düşesin devlete ait yetimhaneyle ilgili araştırmaya dayalı bir haber yaparak Türkiye'nin imajını karalamaya çalışmakla suçlandığını bildirdi.

Düşesin Türkiye'deki çekimlere 18 yaşındaki kızı Prenses Eugenie ve bir TV ekibiyle birlikte gittiğine dikkat çekilen haberde, amaçlarının terk edilmiş çocukların bulunduğu devlete ait yetimhanedeki koşulları araştırmak olduğu savunuldu.

"York Düşesi siyasi bir kişi değil"

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet bakanı Nimet Çubukçu'nun konuyla ilgili görüşlerine de yer verilen habere göre, Düşesin sözcüsü Kate Waddington, "York Düşesi siyasi bir kişi değil. Bu nedenle de siyasi bir amacı yok. Bu yapılanların tümü sadece çocukların iyiliği içindir" şeklinde savunma yaptı.

Düşesin Saray'daki yetimhaneye girebilmek için siyah peruk ve başörtüsü takmak zorunda kaldığı belirtilen haberde, söz konusu kurumda 700 engelli ve kimsesiz çocuğun bulunduğu hatırlatıldı.

Güneşi görmek için koridorda sürünen çocuk

Gazetenin haberine göre, ITV'nin Tonight programında yayımlanacağı belirtilen görüntülerde, "yataklarına bağlanmış ya da bütün bir gün beslenmeden yataklarında bırakılan çocuklar" yer alıyor. Haberde, "bunların arasında dışarı bırakılmayan ve güneşi yüzünde hissedebilmek için koridor boyunca sürünen bir çocuğun görüntüleri de var" denildi.

Prenses Eugenie: Öylesine görkemli bir kentte olmamalıydı

Prenses Eugenie'nin, 60 çocuğun kaldığı bir yetimhaneden gözyaşları içinde ayrıldığı ve "Bu görüntüler beni çok kızdırdı, böylesine kozmopolitan ve turistik cazibe merkezi olan bir kentin bütün görkemi içinde böyle yerlerin de bulunduğuna inanmak çok güç. Gözlerim açıldı" dediği bildirildi.

Haberde ITV sözcüsünün görüşlerine de yer verildi. Sözcü, İngiliz hükümetinin Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiği bir noktada yapılanın kamu çıkarına olduğunu savunurken, Türkiye'nin üyeliğine verilen desteğin de Türkiye'nin insan ve çocuk hakları karnesini düzeltmesi şartına bağlı bulunduğunu öne sürdü.

Haberde Düşes Sarah Ferguson ve ITV ekibinin Romanya'daki benzeri kurumlara da gittikleri ve burada 3 yıl önce tespit edilen görüntülerden bu yana ilerleme sağlanıp sağlanmadığını anlamaya çalıştıkları bildirildi

HURRIYET 04/11/08

 

·      * * *

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE İNANANLARIN SAYISI ARTIYOR

 

Amerika’daki Alman Marshall Fonu (GMF), Türkiye-Avrupa ilişkilerini inceleyen bir anket yaptırdı. Türkiye’yi çok yakından tanıyan Dr. Ian Lesser tarafından yönlendirilen anketin sonuçlarını, geçen haftaki bazı gazetelerde okumuşsunuzdur. Son derece ilginç verilerle dolu. Ortaya çıkan manzara, bazı açılardan o kadar çarpıcı ki, sizlerle paylaşmadan geçemezdim.

 

Türkiye-AB ilişkileri hızla soğurken ve müzakereler yavaşlarken, Türkiye dahil, 12 Avrupa ülkesi ve ABD’de gerçekleştirilen anket, bin kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmış,

 

Beni en çok ilgilendiren sonuç, Avrupa kamuoyunun, Türkiye’nin bir gün tam üye olup olmayacağı konusunda ne düşündüğü ile ilişkin soruya verilen yanıtlardan çıktı.

 

-         Avrupalılar genelde, hala Türkiye’nin tam üye olmasını istemiyorlar.

-         Avrupalılar genelde, hala Türkiye’nin AB’ye katkıda bulunacağına da inanmıyor ve Türkiye’yi farklı görüyorlar.

-         Ancak, aynı Avrupalılar Türkiye’nin herşeye rağmen tam üye olacağına inanıyorlar. Tam üyeliğin kaçınılmaz olduğunu söyleyenler, İngiltere’de yüzde 72, Hollanda’da yüzde 70 Almanya’da yüzde 65, İtalya’da yüzde 63, Fransa’da da yüzde 42.

 

Bu oran bizde çok düşük. Sadece yüzde 26. yani yüzde 74’ümüz, Avrupalıların aksine Türkiye’nin AB’ye kabul edilmeyceği görüşünde.

 

Kendimiz inanmıyoruz, sonra Avrupayı suçluyoruz.

 

Diğer bir garabet, “Türkler farklı mı?” sorusuna verilen yanıtlarda. Avrupalıların yüzde 57’si “Evet, Türkler farklı bizden değiller” diyor, Türklerin yüzde 55’i de aynı yanıtı veriyor: Evet, biz farklıyız...

 

Şimdi gelin, siz AB ile müzakereleri sürdürün ve sonuç alın... İşte en büyük güçlük bu noktada.

 

Ancak unutmayalım ki, nice büyük projeler tüm güçlüklere rağmen, inanmayanlar çoğunlukta bulunsa dahi, yine de gerçekleşmiştir.

 

Ben inananlardanım...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 04/11/08

 

Kıbrıs'ta çözüm için kararlıyız

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Kıbrıs sorununa kalıcı, adil ve kapsamlı bir çözümün bulunmasına yönelik kararlılığımız devam etmektedir" dedi.

   İzmir'de düzenlenen 9. Yıllık Kuzey Güney Avrupa Ekonomi Forumu'nun açılışında konuşan Gül, Ortadoğu'da güven artırıcı ve ihtilafları önleyici mekanizmalar içeren bir bölgesel güvenlik ve işbirliği platformu fikri üzerinde çalıştıklarını ifade etti

   Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

   "Bu sorunun çözümü, Güney Doğu Avrupa ve Doğu Akdeniz'de barış, güvenlik ve refahın güçlendirilmesine katkıda bulunacaktır. Büyüyen ekonomimiz, Türkiye'nin güvenilir enerji kaynaklarına ve kaynak çeşitlendirmesine olan ihtiyacını artırmaktadır. Avrupa'nın da bu konuda kendi endişe ve menfaatleri olduğunun bilincindeyiz.

   Türkiye, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi zengin enerji kaynaklarıyla çevrili bir ülke olarak hem kendisi hem Avrupa için enerjiyi güvenli biçimde ulaşılabilir kılmak amacıyla önemli mesafe kat etmiştir"

KIBRIS 04/11/08

 

Ankara'da Kıbrıs zirvesi var

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temaslarda bulunmak üzere dün sabah İstanbul'a gitti.  Soyer, İstanbul'daki temaslarının ardından Ankara'ya geçecek ve yarın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüşecek. Görüşmelerde Kıbrıs sorunu ve ekonomik konular ele alınacak.

   Başbakan Soyer, KKTC'ye 6 Kasım Perşembe günü dönecek.

   Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, Soyer'in,  İstanbul'da, TUSİAD ile bir çalışma toplantısına katılacağı ve kendisine Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce, İşadamları Derneği Başkanı Metin Yalçın'ın eşlik edeceği belirtildi.

   Başbakan Soyer'in İstanbul'daki temas ve çalışmalarını tamamlamasının ardından Ankara'ya geçeceği belirtilen açıklamada, Soyer'in Ankara'da, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler ve ekonomik konularla ilgili resmi görüşmeler yapacağı kaydedildi.

   Açıklamada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, Ankara'da, yarın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile görüşeceği belirtildi.

   Soyer'in, yarın sabah ilk ziyareti'nin Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Cemil Çiçek'e olacağı belirtilen açıklamada, öğleden sonra ise sırasıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceği kaydedildi.

 

Ankara'da Avcı ile Uzun eşlik edecek

 

   Başbakanlık Basın ve Halka İlişkiler Müdürlüğü açıklamasına göre, Başbakan Soyer'e Ankara'daki temaslarında, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ile Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit eşlik edecek.

KIBRIS 04/11/08

 

Christofias calls for patience on talks
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday called for patience following his latest meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The leaders are to meet twice next week, on Tuesday and Friday.

Quizzed by reporters when he returned to the Presidential Palace yesterday, Christofias said that when progress was achieved, he would announce it.

He said that when he undertook the talks he, at least, knew things would not be easy.

“Some people are in a hurry. I have said this before. A lot of patience is required and nerves of steel, which I believe I possess,” he said.

“When I consider that the time has come to tell the people if we have progress or not, I will do so.”

Asked to comment on statements that Talat was sending details of the talks to Ankara, Christofias said he was under no illusion this was happening. “Why should I be saddened by this? Do you think we were under the illusion that Mr Talat was not informing Ankara on what is going on?”

Christofias said he would continue to have tête-à-tête meetings with Talat as he did yesterday for one hour before negotiations proper, because it was useful in helping relieve tension between the two sides.

“Explanations are given on issues which have taken place and I think that this is useful,” he said.

Yesterday’s meeting was chaired by UN Chief of Mission Taye-Brooke Zerihoun in the absence of UN special envoy Alexander Downer.

“The leaders started today’s meeting with a one hour tête-à-tête,” said Zerihoun in a statement after the meeting.

“They then took up discussion on the federal executive and again instructed their representatives to continue their discussions in an effort to narrow remaining differences.”

That was followed by a preliminary exchange of views on the legislature, the UN chief said. This would be continued at the next two meetings.

Although he was asked why the two leaders were still discussing the issue of the executive seven meetings down the line, Zerihoun said he could not go into detail.

“I’m sorry about that, but indeed, they are dealing with these issues. There are many complicated issues, you know better than I, and they are moving forward, I can assure you about that.”

CYPRUS MAIL 04/11/08

 

Turkey stuck in EU rut

The European Commission’s latest annual report on Turkey is striking for its kind words on Turkish foreign policy and its harsher language on internal Turkish political developments. It describes progress in some areas towards meeting the criteria for joining the European Union, and little or no progress in others.

In short, there is something for those who want Turkey one day to be in the EU, something for those who do not, and a lot for those who prefer to let the whole thing just drift along.

On foreign policy, the Commission welcomes Turkey’s mediation efforts between Israel and Syria. It praises President Abdullah Gül for breaking the ice in relations with Armenia by making the first visit to Yerevan by a Turkish head of state. It also recognises Turkey’s constructive role in proposing a Caucasus stability accord to ease regional tensions after Russia’s invasion of Georgia.

On domestic affairs, though, the tone is different. “Despite its strong political mandate, the government did not put forward a consistent and comprehensive programme of political reforms… Overall, there has been limited progress on public administration reform… No progress has been made on strengthening parliamentary oversight of the military budget… The government has failed to prepare a comprehensive anti-corruption strategy…” And so on.

The truth is that Turkey’s accession negotiations are stuck in a rut. They started in October 2005, but out of the 35 chapters, or policy areas, that must be completed before a candidate country can join, Turkey and the EU have opened only eight. Another eight were frozen in December 2006 because of Turkey’s refusal to open its trade to vessels from Cyprus. Nicolas Sarkozy, Angela Merkel and other leaders scarcely disguise their opposition to full Turkish EU membership.

All this is taking its toll on Turkey’s traditionally pro-western political and business elites and on Turkish public opinion in general. Turkey has been diversifying its diplomatic and commercial relations and engaging more actively with its closest neighbours, with the Turkic world of Central Asia and, increasingly, with Russia.

Too many EU leaders give the impression of using a 30-year-old mental map of the world in which Turkey is just some turbulent, backward appendage to the south-eastern corner of Europe. In Ankara or Istanbul, such condescension does not go down well.

FINANCIAL TIMES 03/11/08

 

AB Türkiye İlerleme Raporu’nu yayımladı

Türkiye İlerleme Raporu’nu yayımlayan AB Komisyonu, sivil anayasa çalışmalarının sonuç vermemesini eleştirerek demokrasi ve insan haklarını güçlendirecek reformların yapılması çağrısında bulundu.

AA

Güncelleme: 14:48 TSİ 05 Kasım 2008 Çarşamba

 

BRÜKSEL - AB üyelik süreci kapsamında Türkiye’nin son bir yılını değerlendiren İlerleme Raporu’nda “İktidar partisi, bir grup akademisyeni 1982 Anayasası’nı, diğer unsurlar yanında Türkiye’de temel hakları uluslararası standartlarla uyumlu hale getirecek şekilde değiştirmekle görevlendirdi. Buna rağmen bugüne dek ne bir taslak TBMM’ye ya da kamuoyuna sunuldu, ne de bunun tartışılması için somut bir takvim belirlendi” deniliyor.

 

“Bunun yerine TBMM;nin Şubat 2008;de üniversite öğrencilerine başörtüsü yasağını kaldırmak amacıyla Anayasa;nın 10 ve 42’nci maddelerini değiştirdiği” aktarılan raporda, AK Parti, MHP ve DTP;nin desteğiyle gerçekleştirilen değişikliğin CHP ve DSP;nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince iptal edildiği hatırlatılıyor.

“Bu karara katılmayan 2 üyenin Mahkeme;nin anayasa değişikliklerini içerik değil şekil yönünden denetleyebileceğini savunmasının not edildiği” raporda belirtiliyor.

AB Komisyonu’nun hazırladığı belgede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “siyasi aktörler ve sivil toplumla ilgili uzlaştırıcı bir rol oynama çabaları, hükümetle iyi çalışma ilişkisi kurması, AB’yle ilgili reformların hızlandırılması çağrılarını sürdürmesi ve dış politikada aktif bir rol oynayarak dış ziyaretleri sıklaştırması” övülüyor.

İlerleme Raporu’nda “CHP’nin 2008 yılında, AB’yle ilgili demokratikleşme reformları dahil 16 yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğu” not edilerek “büyük siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu eksikliğinin siyasi kurumların düzgün işleyişini olumsuz etkilediği”’ kaydediliyor.

“Silahlı kuvvetlerin resmi ve gayrı resmi kanalları kullanarak önemli siyasi etki icra ettiği” tespiti yapılan belgede bu kapsamda üst düzey komutanların “Kıbrıs, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi yetkilerini aşan iç ve dış politika konularında görüş bildirdiği” ifade ediliyor.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
Raporda “Türk basınında, toplumda ‘hassas; olarak algılanan konular dahil geniş bir alanda açık tartışma devam ediyor” deniliyor.

AB raporunda “Üst düzey yetkililer, özellikle yolsuzluk iddialarıyla ve terörle mücadeleyle ilgili haberlerin ardından basını şiddetle eleştiren açıklamalar yaptı” tespiti yapılıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri;nin “hala bazı gazeteci ve medya kuruluşlarının resepsiyonlara ve brifinglere katılmasına izin vermediği” belirtilen raporda, “basın özgürlüğüne tam saygı gösterilmesi” isteniyor.

İlerleme Raporu’nda, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinde yapılan değişikliğin bazı olumlu sonuçlar doğursa da “metnin büyük ölçüde korunduğu ve dava açılmasında Adalet Bakanı’na tanınan yetkiyle siyasallaşma ihtimaline kapı aralandığı” eleştirisi yapılıyor.

Türkiye’de son dönemde internet sitelerinin sıklıkla ve orantısız şekilde yasaklanmasını “sorunlu” bulan AB raporu, popüler görüntü paylaşım sitesi Youtube’ın da birçok kez yasaklandığını gündeme getiriyor.

Raporda, 1 Mayıs gösterilerinde ve Nevruz kutlamalarında güvenlik güçleri orantısız güç kullanmakla ya da şiddete başvurmakla suçlanıyor.

YARGI
AB raporunda “yargının tarafsızlığıyla ilgili endişelerin sürdüğü” belirtilerek bazı üst düzey yargı mensuplarının çeşitli konularda kamuoyuna yaptıkları açıklamalarla “gelecekteki davalarda tarafsızlıklarını riske attıkları” uyarısı yapılıyor

Belgede “Ergenekon” davasıyla ilgili olumlu ya da olumsuz görüş bildirilmeksizin soruşturma süreciyle ilgili şu bilgiler veriliyor: “2007 yılında suç örgütü kurdukları gerekçesiyle Ergenekon adıyla bilinen yapılanmaya yönelik başlatılan soruşturma, emekli generaller dahil bazı tutuklamalarla sonuçlandı. İstanbul savcılığının 14 Temmuz 2008 tarihli Ergenekon iddianamesinde (Ergenekon;a) terör örgütü kurarak hükümeti devirmeye çalışmak ve şiddet yoluyla kamu düzenini yıkmaya çalışmak gibi suçlamalar getirildi. Soruşturma sürecinde, savunma hakkının yeterince güvence altına alınmadığı ve iddianamesiz tutukluluk süresinin uzunluğu konularında yargı, medya ve siyasi kaynaklardan eleştiriler yapıldı. Davanın benzersiz ölçekte ilk duruşması, planlandığı gibi 20 Ekim;de yapıldı.”

İlerleme Raporu’nda, “AK Parti ve DTP;nin kapatılması istemiyle açılan davalar, siyasi partilerle ilgili mevcut yasaların siyasi aktörlere, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünde devlet müdahalesine karşı yeterli koruma sunmadığını göstermektedir” deniliyor.

YOLSUZLUKLA MÜCADELE
Yolsuzlukla mücadele konusunda “hükümetin kapsamlı bir strateji hazırlamaması” eleştirilen raporda, üniversiteler, yerel yönetimler ve arazi yolsuzluklarıyla ilgili birçok iddianın basında yer aldığı ve bunun sonucunda üst düzey isimlere karşı soruşturmalar başlatıldığı aktarılıyor.

İlerleme Raporu’nda, Deniz Feneri davasında Frankfurt mahkemesinin kararına atıf yapılarak Ankara savcılığının soruşturma başlattığı ve Alman makamlarından gerekli belgelerin istenmesi için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunduğu belirtiliyor.

Türkiye’de yolsuzluğun “yaygınlığını koruduğu” tespiti yapılan raporda, son bir yılda yolsuzlukla mücadelede “sınırlı ilerleme sağlandığı” ifade ediliyor.

Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı iptal başvurusu nedeniyle Türkiye’de alternatifi bulunmayan Ombudsmanlık kurumunun 2006 yılından bu yana hayata geçirilemediği belirtilen İlerleme Raporu’nda, “Ombudsman yoluyla oluşturulacak denetim mekanizmasının toplumun farklı kesimleri arasında gerilimi düşürmeye, birey haklarını korumaya ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmeye katkı sağlayacağı” dile getiriliyor.

Metris Cezaevi’nde bir hükümlünün işkence nedeniyle hayatını kaybetmesi üzerine Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in kamuoyundan özür dilediği hatırlatılan raporda, olayın sorumluları hakkında hızla idari yaptırımlara gidilmesi övgü alsa da güvenlik güçlerinin insan hakları ihlali iddialarının yeterince hızlı, tarafsız ve bağımsız soruşturulamadığı ileri sürülüyor.

DİNİ ÖZGÜRLÜKLER
Dini özgürlükler başlığı altında gayrimüslim ve Alevilere değinilen raporda, Şubat 2008’de kabul edilen Vakıflar Kanunu’yla gayrimüslim azınlıkların mülk edinme sorununun çözümü başta olmak üzere birçok konuda iyileşme sağlandığı belirtiliyor.

Belgede, “hükümetin Alevi toplumuyla diyalogu geliştirme ve endişelerini giderme amacıyla başlattığı girişim, ülke tarihinde bir ilk oldu. Bir belediye meclisi cemevini ibadet yeri olarak tanıyarak su faturasında camilere uyguladığı tarifeyi esas aldı. Bununla birlikte hükümetin girişimi düzgün takip edilmedi. Aleviler eğitim ve ibadet yeri başta olmak üzere genel olarak önceki sorunlarıyla yüzleşmeyi sürdürdü. Bu durum Alevi bir AK Parti milletvekilinin Başbakanlık Danışmanlığı görevinden istifasıyla sonuçlandı” deniliyor.

CİNSİYET EŞİTLİĞİ
Türkiye’de bir önceki yıl yüzde 24,9 olan işgücüne katılan kadın oranının 2007’de yüzde 24,8’e gerilediği ve bunun AB ve OECD üyeleri arasında en düşük değer olduğu, kadınların siyasette yeterince temsil edilmediği, aile içi şiddetin, namus cinayetlerinin ve kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmesinin hala ciddi bir sorun teşkil ettiği anlatılan raporda, cinsiyet eşitliği konusunun Türkiye’nin en önemli sorunları arasında bulunduğu ifade ediliyor.

KÜLTÜREL HAKLAR
AB Komisyonu raporunda, TRT’ye Türkçe dışındaki dillerde yayın yetkisi ve Muş FM’e Kürtçe yayın izni verilmekle birlikte Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) getirdiği kısıtlamalar nedeniyle Türkçe dışındaki yayınların “işlevsiz olduğu ve ticari açıdan uygulanabilirliği bulunmadığı” iddia ediliyor.

Raporda “Türkçe konuşamayanların kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak için hiçbir önlem alınmaması” eleştiriliyor.

Hükümetin Güneydoğunun kalkınması için Mayıs 2008’de 14 milyar avroluk kaynak ayırarak 2012 yılına kadar GAP’ı bitirmeyi hedeflemesine yer verilen raporda, bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmeyi amaçlayan bu girişimin halkın hak ve özgürlüklerden tam faydalanabilmesine yönelik yeni adımlarla desteklenmesi isteniyor.

KIBRIS
Raporda, “Türkiye’nin Kıbrıs sorununa BM gözetiminde kapsamlı çözüm bulunması taahhüdüne bağlılığını koruduğu, Eylül ayında adada 2 toplum liderleri arasında başlayan kapsamlı müzakereleri memnuniyetle karşıladığı not ediliyor.” Türkiye’nin Ek Protokolü eksiksiz uygulama ve Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkileri normalleştirme yönünde herhangi bir adım atmayarak Rum yönetiminin uluslararası örgütlere ve sözleşmelere katılmasını veto etmeyi sürdürdüğü bildirildi.

Raporda, “Türkiye;nin (Kıbrıs;ta) kapsamlı çözüm konusundaki iyimser havaya somut adımlarla katkı sağlaması” talep ediliyor.

 

Kıbrıs zirvesi mi, ekonomik kriz mi?

ANKARA'DA SICAK SAATLER... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Maliye Bakanı Ahmet Uzun'dan oluşan KKTC heyeti, bugün TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le ayrı ayrı görüşecek. Soyer başkanlığındaki KKTC heyetinin, özellikle dünyada patlak veren ekonomik kriz yüzünden ülke ekonomisinde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve devlet hazinesinin rahatlatılması için ek kaynak talebinde bulunacağı öğrenildi. TC hükümetinin ise bu talebe pek sıcak bakmadığı ve KKTC hükümetinden daha çok tasarruf yapmasını isteyeceği haber veriliyor 

  

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki KKTC hükümeti ile TC hükümeti arasında bugün Ankara'da yapılacak Kıbrıs zirvesinde sıcak saatlerin yaşanması bekleniyor. Kıbrıs zirvesine daha çok ekonomik sıkıntıların damgasını vuracağı tahmin ediliyor.

   İyi haber alan siyasi gözlemcilere göre, KKTC hükümetinin ek kaynak talebini masaya getireceğine, TC hükümetinin ise daha çok tasarruf tedbirlerinde ısrarlı olacağına inanılıyor.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Maliye Bakanı Ahmet Uzun'dan oluşan KKTC heyeti, bugün TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le ayrı ayrı görüşecek.

   Soyer başkanlığındaki KKTC heyetinin, özellikle dünyada patlak veren ekonomik kriz yüzünden ülke ekonomisinde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve devlet hazinesinin rahatlatılması için ek kaynak talebinde bulunacağı öğrenildi.

   TC hükümetinin ise bu talebe pek sıcak bakmadığı ve KKTC hükümetinden daha çok tasarruf yapmasını isteyeceği haber veriliyor.

  

Soyer Ankara'da  

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul'da önceki akşam Türkiye Sanayi ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile çalışma toplantısına katıldı; ardından Ankara'ya geçti.

   Soyer, önceki gün gittiği İstanbul'daki temaslarını tamamlamasının ardından dün Ankara'ya geçti.

   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Maliye Bakanı Ahmet Uzun da, dün Ankara'ya giderek, Başbakan Soyer'e resmi temaslarında eşlik edecek.

   Başbakan Soyer başkanlığındaki heyet, bugün Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler ve ekonomik konularla ilgili resmi görüşmeler yapacak.

 

İstanbul'da işbirliği ve yatırımlar ele alındı

 

   Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit'ten alınan bilgiye göre Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önceki gün İstanbul'da Türkiye Sanayi ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile çalışma toplantısına katıldı.

   Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce ve İşadamları Derneği Başkanı Metin Yalçın'ın da katıldığı toplantıda, TÜSİAD üyeleriyle işbirliği ve Kıbrıs'taki yatırım alanlarının nasıl değerlendirilebileceği konuları ele alındı.

   Toplantının ardından oda başkanlarının KKTC'ye döndüğünü, Başbakan'ın ise Ankara'ya geçeceğini kaydeden Şenyiğit, Başbakan Soyer'in heyetiyle birlikte bugün Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüşeceğini belirtti.

   Başbakan Soyer'e Ankara'daki temaslarında, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ile Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit eşlik edecek.

   Başbakan Soyer başkanlığındaki heyetin, yarın KKTC'ye dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 05/11/08

 

 

Rumlar üyelik müzakerelerini iç politika malzemesi yapıyorlar

Avrupa Komisyonu'ndan üst düzey bir bürokrat, Kıbrıs Rum kesimini Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin hızlı bir şekilde ilerlemesine engel olduğu için eleştirdi. ABHaber.com'un haberine göre, bürokrat yaptığı haber sitesine yaptığı açıklamada, Rum yönetimini, Türkiye'nin müzakere sürecinde başlıkların açılmasını engellemekle suçladı ve teknik bir süreç olan müzakerelerin AB üyesi ülkeler tarafından iç politika malzemesi yapılarak engellenmesinin birliğe zarar verdiğini belirtti.

   İsmi haberde yayınlanmayan bürokrat, Kıbrıs Rum yönetiminin birliğe alınmasının hata olduğunun altını çizerek şöyle konuştu: "AB'de Kıbrıs konusuna hakim herkes biliyor ki bu ülkenin birliğe üyeliği büyük hataydı."

   Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Fransa ve Slovenya'nın kendi iç tartışma ve sorunlarını AB'ye taşıyarak birlik politikalarını olumsuz etkilediklerine dikkati çeken Komisyon bürokratı, "İlk önce AB adayı ülkeyle müzakerelere başlanması için imza atacaksınız. Sonra kalkıp şu veya bu nedenle müzakere başlıklarının açılıp veya kapanmasını engelleyeceksiniz. Ortada çok gülünç bir durum var. Tüm bunlar AB'nin inandırıcılığına ve saygınlığına zarar veriyor" dedi.

   Müzakerelerin teknik bir süreç olduğuna işaret eden bürokrat, "Eğer bazı AB üyesi ülkelerin birlik ile müzakere masasına oturmuş aday bir ülkeye karşı bazı itirazları olursa bunu müzakereler sonrası gündeme getirebilir. Daha açık bir ifadeyle Katılım Anlaşmasını imzalamayabilir. Bu da anlayışla karşılanabilir. Ama müzakerelerin başlamasına imza atıp ertesi gün şu veya bu nedenle müzakere başlıklarının açılmasını engellemek olsa olsa AB'ye zarar verir. Sonra dışarı çıkıp AB politika ve değerlerinden bahsetmek hiç de samimi olmayan bir davranış" diye konuştu.

 

AB Kıbrıs'a bulaşmak istemiyor

 

   Yunanistan'ın Makedonya ile müzakerelerin açılmasına itirazı olduğunu, Rum yönetiminin de Türkiye ile müzakere başlıklarının açılmasını sürekli engellediğinin altını çizen Komisyon bürokratı, "AB'de Kıbrıs konusuna hakim herkes biliyor ki bu ülkenin birliğe üyeliği büyük hataydı. Şimdi AB büyük bir sorunla karşı

karşıya. Şu aşamada yaşadığı birçok sorundan dolayı AB bu soruna şimdilik fazla bulaşmak istemiyor" görüşü ileri sürdü.

   Rumların Türkiye ile sürdürülen müzakereleri siyasi açıdan ele alıp teknik sürecin yapısını bozucu davranışlarının yanlış olduğunu ifade eden Komisyon bürokratı, "Papadopulos müzakerelerin başlaması için imza atıyor. Ertesi gün bazı müzakere başlıklarının açılmasına Rumlar itiraz ediyor. Bu samimi bir davranış değil. Rumlar müzakereler sonuçlanıncaya kadar seslerini çıkartmamaları lazım. Müzakereler sonuçlanınca Katılım Anlaşmasını imzalamayabilirler. Ama teknik süreci rayından çıkartmak birliğin kurallarıyla çelişiyor. Bu politikaların daha fazla ileri götürülmesi imkânsız" açıklamasında bulundu.

   Fransa'nın Rumlarla aynı davranış içinde olduğunu hatırlatan Avrupa Komisyon bürokratı Fransa gibi bir ülkenin Türkiye ile müzakere sürecinde ortaya koyduğu tavır gerçekten AB içinde büyük şaşkınlıkla karşılandı. Chirac, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için imza atıyor. Ertesi gün Sarkozy Cumhurbaşkanı oluyor ve birkaç başlığı tam üyeliğe götürüyor diye bloke ediyor. Gerçekten burada AB kaybediyor. Maalesef AB politikaları üye ülkelerde iç politika malzemesi yapılmış durumda. Fransa gibi bir ülkenin bunu hiç yapmaması

lazım. Eğer itirazınız varsa, müzakerelerin başlatılması için imza atmayacaksınız. Müzakerelerin başlatılmasına

onay vermişseniz o zaman müzakerelerin sonuçlanmasını bekleyeceksiniz. Bu aşamadan sonra aday ülkenin üyeliği için ya Katılım Anlaşmasını imzalamasınız veya referanduma götürürsünüz" şeklinde konuştu.

 

Hintli diplomattan Türkiye örneği

 

   AB Hindistan görüşmelerinde Sarkozy'nin Türkiye'nin AB müzakere sürecine karşı çıkmasını bir Hintli diplomatın gündeme getirdiğini hatırlatan Komisyon bürokratı, şunları kaydetti: "Hintli diplomat toplantıda AB ile yapacağımız anlaşmalar ne kadar inandırıcı olacak. Şimdi anlaşmayı imzalayıp yarın buna bir AB üyesi ülkenin lideri karşı çıkarsa ne yapacağız. Chirac, Türkiye ile müzakerelerin başlatılması kararını imzaladı. Sarkozy işbaşına gelince Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasını istiyor şeklindeki konuşması toplantıda gülüşmelere yol açtı." 

KIBRIS 05/11/08

 

Anastassiades meets Christofias in fence mending talks
By Stefanos Evripidou

THE LEADER of the opposition, Nicos Anastassiades, met with President Demetris Christofias yesterday to mend fences after the unlikely alliance between the two took a battering last week.

Anastassiades described his meeting with Christofias as “very important and useful”. The tête-à-tête gave the DISY leader an opportunity to get updated on the progress of direct talks between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. The two also exchanged views on potential problems that may come up during the talks.

“One thing satisfies me, the commitment to continue in the same determined way in the efforts to find a solution as soon as possible which will be acceptable to both Greek and Turkish Cypriots,” he said.

The DISY leader was riled last week when he came under attack from key figures within the President’s party, AKEL, for comments made over Turkish guarantees in the event of a settlement.

Anastassiades wondered out loud why certain quarters were making such a fuss over the guarantees, which sooner or later would appear on the agenda of the ongoing talks. His comments immediately sparked an outcry from government partners, EDEK and DIKO, as well as Evroko.

AKEL’s Nicos Katsourides waded in to the attack, accusing Anastassiades of jumping the gun and promoting “on-air” negotiations.

This reportedly infuriated the opposition leader, who has provided solid support to Christofias on the Cyprus problem since the latter took power in February. The same cannot be said for the President’s own allies, DIKO and EDEK, who have provided the bulk of criticism on the government’s handling of the Cyprus problem.

During yesterday’s patch-up meeting, the two leaders also discussed issues of internal government, including the “unwarranted attacks either from government coalition parties or my own party regarding certain interventions which the President feels are perhaps unfair,” said Anastassiades.

“I have reassured the President that as far as we are concerned, we will continue to follow the same responsible policy as long as he remains committed to his stance on the national issue,” he added.

However, the right-wing leader stated that his party would not sit quiet when it sees party favouritism in state organs or policies which contradict principles of the party.

Probed on reports that he was dissatisfied with the way direct talks are going, Anastassiades said he wouldn’t comment on things he did not say personally, noting that he was a straight-talking kind of guy.

“Whatever I have to say, I say it frankly, manly, and without pussy-footing and I don’t play around with leaked reports.”

Asked whether he was optimistic or pessimistic, the DISY chief said as long as dialogue is alive, “I want to hope that rationality will take hold of those who remain intransigent or hold extreme positions which don’t help to find a solution and I’m speaking about Turkey and of course Turkish Cypriot positions.”

CYPRUS MAIL 05/11/08

 

Leaders’ wives to meet for coffee in Kyrenia

FIRST Lady Elsi Christofias will cross to the north this afternoon to have coffee with Oya Talat, the wife of the Turkish Cypriot leader.

Mrs Christofias has accepted an invitation to join Mrs Talat at the latter’s home in Kyrenia. The visit is entirely social, although it is felt that such contacts also help the climate between the two leaders during the ongoing negotiations.

Mrs Talat visited Mrs Christofias’ home in Makedonitissa in Nicosia in a personal capacity in April this year.

CYPRUS MAIL 05/11/08

 

Ahmet Türk Ermeni diasporasını kızdırdı

BBC ve CNN’de “Kürtlere soykırım yapıldı” şeklinde sözleri yayımlanan, ancak daha sonra “Bu sözleri Ermeni iddiaları için bile kullanmadım” diyen DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Ermeni diasporasının hedefi haline gelmeye başladı.

KAYHAN KARACA

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:41 TSİ 06 Kasım 2008 Perşembe

 

PARİS - Fransa’da Ermeni diasporasının en etkin sivil toplum örgütlerinden olan “Collectif VAN” (İnkarcılığa Karşı Ermeni Gözetim Kolektifi), Türk’ün dedelerinin “Ermenileri katleden Hamidiye alayının Kürt komutanı” olduğunu savunmaya başladı. Haberi internet sitesinden veren Collectif VAN, “biyografi.net” adlı web sitesini referans göstererek, Ahmet Türk’ün Mardin’de “Kanco” adlı “feodal Kürt aşiretine mensup olduğunu”, dedesi Hüseyin Kanco’nun da 19’uncu yüzyılın sonu ve 20’inci yüzyılın başında “Ermenileri katletmek için kullanılan Hamidiye güçlerinin komutanı” olarak bilindiğini iddia ediyor.

 

Haberde, Kanco aşiretinin Suriye sınırına 40 kilometre mesafede yaşadığı ve Osmanlı döneminde Arapların yağma ve saldırılarına karşı bölgeyi koruduğu iddia ediliyor. Dede Hüseyin Kanco’nun, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra ülkeye bağlılığını göstermek amacıyla “Türk” soyadını seçtiği ve kızına “Türkiye” adını verdiği aktarılıyor.

Haberde, 2007 yılında Genelkurmay’ın 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmeyen Ahmet Türk’ün, “30 Ağustos ortak bir zaferdir. Bu zaferde biz de yer aldık. Bu ülkeyi onlarla birlikte savunduk. Davet edilebilir ve zaferi beraber kutlayabilirdik” ifadelerine de yer veriliyor.

Ahmet Türk, 27 Ekim’de Hürriyet’ten Fatih Çekirge’ye yaptığı açıklamada, BBC ve CNN’deki sözlerinin çarpıtıldığını belirtmiş ve “Beni yanlış anladılar. Ben Kürtler fiziki bir soykırıma uğradı demedim. Yalnızca 12 Eylül rejiminde Kürtlerin diğer insanlarla birlikte sosyal, siyasal ve kültürel bir baskıya uğradıklarını söylemek istedim... Ben soykırım kelimesini Ermeni iddiaları için bile kullanmadım. Bundan kaçındım. Neden şimdi kullanayım, fiziki bir soykırımdan bahsedeyim..” demişti.

 

Sarah Ferguson: Sözlerimin arkasındayım

Ankara ve İstanbul’da rehabilitasyon merkezlerine kılık değiştirerek giren ve gizli kamera çekimleri yapan İngiltere Prensi Andrew’un eski eşi Sarah Ferguson, Ankara’nın tepkisine yanıt verdi.

NTV

Güncelleme: 12:11 TSİ 06 Kasım 2008 Perşembe

 

ANKARA - Kılık değiştirerek bu merkezlere girmenin kendisini de rahatsız ettiğini itiraf eden York düşesi “Belki saçlarımı perukla gizlemem adil değildi ama kendi kimliğimle oraya gitseydim içeri girmeme izin vermeyeceklerini biliyordum” dedi.

 

“Çocukların haklarını korumak için bunu yapmam önemliydi” ifadesini kullanan Ferguson, Türkiye’yi karalama kampanyası yaptığı yönündeki suçlamaları da reddetti.

Ferguson “Bu görüntülerle Türkiye’yi herhangi bir şekilde utandırdıysak özür dilerim ama sözlerimin arkasındayım” dedi.

“Ben siyasi bir kişilik değilim” diyen Ferguson, gerekli kriterleri karşılaması durumunda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini de açıkladı.

 

 

Ahmet Türk Ermeni diasporasını kızdırdı

 

NTV

BBC ve CNN’de “Kürtlere soykırım yapıldı” şeklinde sözleri yayımlanan, ancak daha sonra “Bu sözleri Ermeni iddiaları için bile kullanmadım” diyen DTP genel başkanı Ahmet Türk, Ermeni diasporasının hedefi haline gelmeye başladı.

Fransa’da Ermeni diasporasının en etkin sivil toplum örgütlerinden olan “Collectif VAN” (İnkarcılığa Karşı Ermeni Gözetim Kolektifi), Türk’ün dedelerinin “Ermenileri katleden Hamidiye alayının Kürt komutanı” olduğunu savunmaya başladı.

Haberi internet sitesinden veren Collectif VAN, “biyografi.net” adlı web sitesini referans göstererek, Ahmet Türk’ün Mardin’de “Kanco” adlı “feodal Kürt aşiretine mensup olduğunu”, dedesi Hüseyin Kanco’nun da 19’uncu yüzyılın sonu ve 20’inci yüzyılın başında “Ermenileri katletmek için kullanılan Hamidiye güçlerinin komutanı” olarak bilindiğini iddia ediyor.

Haberde, Kanco aşiretinin Suriye sınırına 40 kilometre mesafede yaşadığı ve Osmanlı döneminde Arapların yağma ve saldırılarına karşı bölgeyi koruduğu iddia ediliyor. Dede Hüseyin Kanco’nun, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra ülkeye bağlılığını göstermek amacıyla “Türk” soyadını seçtiği ve kızına “Türkiye” adını verdiği aktarılıyor.

Haberde, 2007 yılında Genelkurmay’ın 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmeyen Ahmet Türk’ün, “30 Ağustos ortak bir zaferdir. Bu zaferde biz de yer aldık. Bu ülkeyi onlarla birlikte savunduk. Davet edilebilir ve zaferi beraber kutlayabilirdik” ifadelerine de yer veriliyor.

Ahmet Türk, 27 Ekim’de Hürriyet’ten Fatih Çekirge’ye yaptığı açıklamada, BBC ve CNN’deki sözlerinin çarpıtıldığını belirtmiş ve “Beni yanlış anladılar. Ben Kürtler fiziki bir soykırıma uğradı demedim. Yalnızca 12 Eylül rejiminde Kürtlerin diğer insanlarla birlikte sosyal, siyasal ve kültürel bir baskıya uğradıklarını söylemek istedim... Ben soykırım kelimesini Ermeni iddiaları için bile kullanmadım. Bundan kaçındım. Neden şimdi kullanayım, fiziki bir soykırımdan bahsedeyim..” demişti.

MILLIYET 06/11/08

 

"First Lady"ler görüştü

Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın eşi Elizabeth Hristofyas, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat'a iade-i ziyarette bulundu.

   Oya Talat, Elizabeth  Hristofyas'ı bir süre önce Güney Kıbrıs'taki evinde ziyaret etmişti.

   Talat, ziyaret iadesi dünkü görüşmede Kıbrıs'ın geleceğinin şekillendiği bugünlerde eşlerine nasıl yardımcı olabileceklerini ele aldıklarını belirtirken Elizabetyh Hristofyas da, eşlerine Kıbrıs sorununun çözümünde yardımcı olmak ve oluşan iyi atmosferin devamı için çaba sarf edeceklerini kaydetti.

   Oya Talat'ın Girne Mersin Caddesi üzerinde bulunan özel konutunda saat 15.30'da gerçekleşen ziyaretin başında basına görüntü imkanı sağlandı, karşılıklı hediyeler verildi.

   Elizabeth Hristofyas, Oya Talat'a, Dimitris Hristofyas'ın gönderdiği turuncu güllerden oluşan bir buket çiçek yanında "Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini ve barışı" simgelediğini belirttiği Rum sanatçı Anastasia Papapetru'un güvercin motifli mozaik tablosunu hediye etti.

   Oya Talat ise, sanatçı Feza Sanıvar'ın Kıbrıs kadınını simgeleyen "Madamlar ve Matmazeller" sergisinden kadın heykelciği hediye verdi.

   Oya Talat hediyeyi verirken; "geleceğe umut dolu gözle baktığını"  söyledi.

   Yaklaşık iki saat süren ziyaretin ardından iki liderin eşleri, konut önünde basına açıklama yaptı.

   Oya Talat ile Elizabeth Hristofyas, daha sonra Girne Yat Limanı'nda birlikte yürüyüş gerçekleştirdi.

   Ziyareti çok sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum basın mensubu izledi.

  

Talat: Geleceğe güvenle bakmanın

Yolu, barış içinde bir ada

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat ziyaret sonrasında basına yaptığı açıklamada, Elizabeth Hristofyas'ın kendisini ziyaret etmesinden duyduğu memnuniyeti belirterek, yaptıkları görüşmede Kıbrıs'ın geleceğinin şekillendiği bugünlerde eşlerine nasıl yardımcı olabileceklerini ele aldıklarını söyledi.

   Birbirlerini karşılıklı ziyaret etmeye devam edeceklerini ifade eden Oya Talat, gerçekleştirdikleri görüşmede Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan acıları bir kenara bırakarak, geleceği ele aldıklarını kaydederek konuyla ilgili şöyle dedi:

    "Ziyarette bazı konularda görüş birliğine vardık. Bunlardan en önemlisi; Kıbrıs'ın geçmişinin, acılarının bir kenara bırakılması, ama o acılardan süzüp getirdiğimiz deneyimlerle gelecekte güzel ve aydınlık günler kurmak için her iki tarafta halka yardımcı olmak ve bunun öncülüğünü yapmak." 

   Oya Talat, Kıbrıslı Türkler ve Rumların barış içinde bir adada yaşamayı çoktan hak etmiş olduklarını vurgulayarak, geleceğe güvenle bakmanın yolunun barış içinde bir ada kurmaktan geçtiğini ve bu konuda Elizabeth Hristofyas ile ellerinden gelen her türlü çalışmayı yapacaklarını söyledi.  

 

Hristofyas: Oluşan iyi atmosferin

devamı için çaba sarf edeceğiz

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın eşi Elizabeth Hristofyas ise, güzel bir ziyaret olduğunu belirterek, Oya Talat'a yaptığı davet ve misafirperverlik için teşekkür etti.

   Ziyarette Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için neler yapabileceklerini görüştüklerini dile getiren Elizabeth Hristofyas; "Eşlerimize Kıbrıs sorununun çözümünde yardımcı olmak ve oluşan iyi atmosferin devamı için çaba sarf edeceğiz" dedi.

 

KIBRIS 06/11/08

 

 

Gözler Ankara'da

ÇANKAYA'DAKİ GÖRÜŞME BASINA KAPALI YAPILDI... Başbakan Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, sonucu merakla beklenen Ankara temaslarını tamamladı. Kıbrıs konusunun yanında ağırlıklı olarak ekonomik konuların ve KKTC'de yaşanan krizden kaynaklanan kaynak sıkıntısının da ele alındığı görüşmelerden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı. Çankaya Köşkü'nde TC ve KKTC heyetleri arasında Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın da katıldığı görüşmenin ardından herhangi bir açıklama yapılmaması, kafalarda KKTC heyetinin ek kaynak talebine sıcak bakılıp bakılmadığı gibi bir takım soru işaretleri bıraktı

 

ÇİÇEK: TÜRK TARAFININ ÇÖZÜM ÇABLARINI DESTEKLİYORUZ... Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek KKTC heyetiyle ilk görüşmesinin başında basına yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, anavatan ve 3 garantör devletten biri olarak 3 Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe ulaşması için her bakımdan destek sağlayacağını vurguladı.

Çiçek, "Kıbrıs Türk tarafını çözüm çabalarında desteklerken, diğer yandan da Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz" dedi

 

   Başbakan Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, sonucu merakla beklenen Ankara temaslarını tamamladı.

   Kıbrıs konusunun yanında ağırlıklı olarak ekonomik konuların ve KKTC'de yaşanan krizden kaynaklanan

kaynak sıkıntısının da ele alındığı görüşmelerden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.

   Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC heyetiyle yaptığı ilk görüşmenin ardından basına sadece Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunurken, iki heyet arasında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla Çankaya Köşkü'ndeki ikinci gö0rüşme basına kapalı olarak yapıldı.

   Bu görüşmenin ardından herhangi bir açıklama yapılmaması, kafalarda KKTC heyetinin ek kaynak talebine sıcak bakılıp bakılmadığı gibi bir takım soru işaretleri bıraktı.

   Başbakan Soyer'in bugün KKTC'ye dönüşünde Ercan Devlet Havaalanı'nda basın toplantısı düzenleyeceğinin açıklanması, siyasi çevrelerce, KKTC heyetinin 'Ankara'da umduğunu bulamadığı' şeklinde yorumlanıyor.

 

Başbakanlıkta Çiçek'le görüşme

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, Ankara temasları çerçevesinde dün Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüştü.

   Başbakanlık Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, Başbakanlık yeni binasında gerçekleşen ve bir buçuk saat süren görüşmeye, KKTC'den Başbakan Soyer başkanlığındaki heyet; Türkiye'den ise Çiçek'in başkanlığında Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı temsilcilerinden oluşan heyet katıldı. Görüşmede TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de hazır bulundu.

   Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek görüşmenin başında basına yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, anavatan ve 3 garantör devletten biri olarak 3 Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe ulaşması için her bakımdan destek sağlayacağını vurguladı.

  Çiçek, "Kıbrıs Türk tarafını çözüm çabalarında desteklerken, diğer yandan da Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz" dedi.

 

Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir

 

    Çiçek, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözüme ulaştırılması amacıyla sürdürülen müşterek çabalar bağlamında, Başbakan Soyer ile yeniden bir araya gelerek, Ada'da 3 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakere sürecinde Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin adadaki çıkarlarının korunması, Türkiye ile KKTC arasındaki dayanışma ve yakın işbirliğinin daha da güçlendirilmesi konularında görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.

    Kıbrıs'ta çözümün; BM çatısı altında BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ada'daki gerçekler temelinde, iki eşit halk ve eşit statüye sahip iki kurucu devlet tarafından oluşturulacak yeni bir ortaklıkla bulunacağına işaret eden Çiçek, "Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir" dedi.

   Çiçek, bu çerçevede, Ada'da ve tüm bölgede barış ve istikrarın yerleşmesini teminen ilgili tüm tarafların çaba göstermelerini, uluslararası toplumun da bu yönde gerekli adımları atmasını beklediklerini bildirdi. Cemil Çiçek şöyle konuştu:

   "Türkiye, anavatan ve 3 garantör devletten biri olarak 3 Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe ulaşması için her bakımdan destek sağlayacaktır.

   Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türkü'nün huzur ve güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sürdürecektir.

   Kıbrıs Türk tarafını çözüm çabalarında desteklerken diğer yandan da, Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz. KKTC halkı üzerindeki hukuk dışı kısıtlamaların kaldırılması, her zamanki gibi önceliğimizi teşkil edecektir. Bu bağlamdaki ortak çabalarımız sürdürülecektir."

  

Gül ve Erdoğan'la basına kapalı görüşme

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, Ankara'daki resmi temasları çerçevesinde daha sonra TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

   AA'nın haberine göre, Çankaya Köşkü'nde gerçekleşen Gül-Soyer görüşmesi, görüntü alınmasının ardından basına kapalı gerçekleşti. Görüşmede Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de bulundu.

   Başbakan Soyer, Abdullah Gül'ün ardından TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.

  Başbakanlık Merkez Binası'nda yaklaşık 50 dakika süren görüşmeye, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu da katıldı.

   Başbakan Soyer'e Ankara'daki temaslarında, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ile Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit eşlik ediyor.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet, bugün öğle saatlerinde adaya dönecek.

   Başbakan Soyer, saat 15.00'de Ercan Devlet Havaalanı'nda basın toplantısı düzenleyecek.

KIBRIS 06/11/08

 

BM Sözcüsü Montas: Genel Sekreter Kıbrıs görüşmelerinden ümitli

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs'ta iki taraf arasında devam eden görüşmelerden ümitli olduğu belirtildi.

  BM Sözcüsü Michelle Montas, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesinin "Kıbrıs'ta devam eden görüşmelerin bir anlaşma ümidi olmadan devam ettiğini" yazdığının hatırlatılması ve bu konuda Genel Sekreterin ne düşündüğünün sorulması üzerine, Genel Sekreterin bu düşünceyi paylaşmadığını söyledi.

  Montas, Genel Sekreterin Kıbrıs'taki görüşmelerden ümitli olduğunu belirterek, Ban'ın adadaki görüşmelerin devam edeceğini ve görüşmelerin "meyve vereceğini" düşündüğünü bildirdi.

   Sözcü Montas, Genel Sekreter Ban'ın adadaki tüm taraflarla şahsen görüştüğünü de belirterek, "olumlu bir yanıt alacağından" emin olduğunu kaydetti.

KIBRIS 06/11/08

 

Politicians hope Obama will stand by Cyprus commitments
By Marianna Pissa

CYPRIOT politicians yesterday expressed their satisfaction and hope over the election of Barack Obama as President of the United States.

DISY leader Nicos Anastassiades called Obama’s election a “significant change to the presidency of the United States” and expressed the wish and hope that the new president would bring a breath of fresh air to America’s foreign policy.

“It is without doubt a major change but also confirmation that democracy exists in the U.S… I would like to express my satisfaction, knowing the positions of the two [candidates] and without getting too excited, that the superpower called America will dramatically change its policy and will adopt the policies that we would like,” Anastassiades said.

The House President Marios Garoyian congratulated the newly elected president of the US on his election and expressed the hope that the US would implement a policy on the Cyprus issue.

Noting the pre-election commitments of Barack Obama regarding Cyprus and Greece, Garoyian hoped they would come into force, saying that this would be in the interests of peace and stability in the region.

“Cyprus congratulates Barak Obama on his election to the presidency of the United States and hopes that it will honour the declarations made on Cyprus during the pre-election campaign,” Government Spokesman Stephanos Stephanou said yesterday.

Stephanou said “that the programme and announcements of the newly elected US president promises a new era for the US, which would bring more social justice within the country, but also normalisation of relations with the rest of the world”.

“We are not asking for anything other than respect for the principles of international law and UN resolutions on Cyprus,” the spokesman noted.

“The government of the Republic of Cyprus, is ready to develop constructive dialogue with the new US administration and consistently to work to further strengthen relations between the two countries”

CYPRUS MAIL 06/11/08

 

Author’s dismay as Mehmet censored from schools
By Stefanos Evripidou

A SECTION of society, including some of its educators, is evidently not ready for reconciliation with the Turkish Cypriots, said Nearchos Georgiades yesterday, author of the short story that caused a storm in a teacup last month.

Georgiades came to this conclusion after observing people’s reactions to the inclusion of his short story “Mehmet’s Last Wish” in the education syllabus.

Last month, the Education Ministry compiled a list of publications providing alternative historical views for teachers to use as points of discussion in the classroom, including “Mehmet’s Last Wish”.

The list is part of the Education Ministry’s new policy goal of promoting peaceful co-existence and reconciliation in schools.

However, its inclusion sparked an outcry from head of the primary teachers’ union (POED), Demetris Mikellides who condemned the new reading material as provocative. Mikellides called it a distortion of history, referring to the bit in Georgiades’ short story, where EOKA gave orders to destroy mosques.

The union chief was slammed by his Vice President, Lazaros Avraam, who accused Mikellides of isolating two three phrases from every text and commenting on them as if on behalf of the union.

“It would be much more appropriate for him to clearly state his opposition to the goal of peaceful co-existence instead of playing with words,” said Avraam.

Eventually, some of the materials were withdrawn from the list. Without commenting on their content, the Education Ministry agreed that the materials should have been discussed in the relevant committee before the list was drawn up.

Having come under sustained attack for attempting to modernise the history books, it seems the ministry wants to avoid opening another front with the more reactionary elements in education circles.

By acknowledging that the list was drawn up without prior agreement of the relevant committee, the ministry hopes to draw a line over the issue.

However, the Union of Cypriot Writers, of which Georgiades is a member, criticised the removal of certain “sensitive” materials from the list of publications, arguing that “preventive censorship has no place in democratic societies”.

Georgiades argued that the short story, first published 20 years ago, was actually based on real events.

“It is a true story as I lived it about the close friendship of Phivos (my brother) and Mehmet. Set in 1957/58, it talks about a Turkish Cypriot boy, Mehmet who moved to Lefka because of the troubles at the time.

“When the doctor told him he would die from a heart condition, his last wish was to meet the only Greek Cypriot who treated him well, my brother. We older Greeks used to keep him out of our circle because he was a Turk.”

Georgiades defends the short story against criticism that it “distorted history”, saying he only wrote about what happened.

“These were colonial times and a friend and I put the Greek flag on our school to close it. Then we broke into the Turkish Cypriot school, which was also a mosque and broke the windows.

“Many years later, my friend told me the reason we did it was because EOKA, which his brother belonged to, had told him do it.”

The author was adamant that he looked at both nationalist organisations, Volkan and EOKA, through the same objective lens.

“The story basically describes the background leading to the first partition in 1963. It’s a story about the friendship of two children and their innocence in a murderous environment. It’s not about who was right or wrong. Both communities used to have bad words to describe the other. But it’s also a self-critique for the responsibilities of both sides for the bloodshed that came to pass many years later,” said Georgiades.

Asked to comment on the fierce reaction to his story, 20 years after its publication, he said: “I did not submit the story to the ministry. But it seems Cypriot society is divided on the issue of co-existence.

“I believe a part of Cypriot society and the primary teachers’ union is not mature enough to accept the progressive ideas of reconciliation in the story. It is two three steps ahead of what some teachers are prepared for,” he added.

CYPRUS MAIL 06/11/08

 

 

Ankara needs to do more on Cyprus’
By Jean Christou

ANKARA needs to take concrete steps to contribute to a favourable climate for a comprehensive Cyprus settlement, the EU’s progress report on Turkey said yesterday.

“The year 2009 should be decisive here. The EU can accept any solution agreed by the two communities, as long as a united Cyprus respects the Union's founding principles of liberty, democracy and the rule of law, and is able to carry the obligations of EU membership,” EU Enlargement Commissioner Olli Rehn said following publication of the report.

“This implies a bi-zonal, bi-communal federation with political equality, as defined by relevant UN Security Council resolutions,” he added.

Rehn said Turkey had made no progress towards fully implementing the additional protocol it has with the EU in relation to normalising ties with Cyprus. This would include allowing Cyprus air and sea traffic to utilise Turkish ports and air space.

“As long as restrictions remain in place on the free movement of goods carried by vessels and aircraft registered in Cyprus or where the last port of call was Cyprus, Turkey will not be in a position fully to implement the acquis relating to this chapter,” Rehn said.

Owing to Turkey's non compliance with its obligations related to the Decemebr 2006 protocol, the EU decided to freeze eight chapters of the negotiations, but to continue with the other chapters.

“Turkey has made no progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus… and continues to veto Cyprus's membership of several international organisations…” Rehn said.

The Commissioner also said regional air traffic management was suffering due to the lack of communications between air traffic control centres in Turkey and Cyprus.

“This is seriously compromising air safety in the Nicosia flight information region,” he added.

“Last but not least, I also expect that Turkey will contribute to a favourable climate to achieve a comprehensive settlement on the reunification of Cyprus,” said Rehn.

The content of the draft report on Turkey had caused some worry on the part of the Greek Cypriot side, due to what was perceived as a planned endorsement of the controversial property commission in the north.

A flurry of contacts were set in motion to clarify what the text of the report would finally contain and whether it would satisfy the Greek Cypriot side.

This culminated in a meeting on Tuesday between Rehn and Cypriot EU Health Commissioner Androulla Vassiliou, reports said yesterday.

According to Politis, Vassiliou won a promise to include several of the concerns of the Greek Cypriot side in the report, but had not managed to get Rehn to agree to deletion of the section on the property commission.

The final report said the “compensation mechanism” put in place to address the property rights of displaced persons fulfilled in principle the requirements indicated by the European Court of Human Rights (ECHR) and continued to receive requests for compensation.

“However, the ECHR has not assessed whether the available remedy is effective for all relevant issues. Turkey has not yet fully implemented the ECHR judgements on the Loizidou and Xenides-Arestis cases,” the report added.

The reports said Cyprus had asked for the references to Turkey’s failure to normalise relations with Cyprus, and the specific areas in which Ankara had failed do this.

The government also asked that Turkey needed to be told to show concrete, and not merely verbal support for the new Cyprus negotiations.

Politis said Rehn’s reasoning for wanting to exclude a number of negative references to Turkey’s behaviour towards Cyprus was based on the fact that negotiations were underway.

The Cyprus stance had received support from Greece and Austria, and a few other EU countries that have reservations about Turkey’s EU membership.

It was not immediately clear yesterday whether the government’s demands were satisfied. Spokesman Stefanos Stefanou was not available for comment.

CYPRUS MAIL 06/11/08

 

Pleasant afternoon for Elsi and Oya

CYPRUS’ First Lady Elsi Christofias yesterday had a “very pleasant afternoon” with Oya, the wife of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The First Lady spent an hour and a half at Talat’s home in occupied Kyrenia – the birthplace of President Demetris Christofias - following Oya Talat’s visit to the Christofias home last April.

The two ladies agreed to assist efforts to reunify the island mainly revolving around humanitarian events. “I am certain that there is good will on the part of our husbands during the direct negotiations,” Elsi Christofias told reporters after the meeting. “We will help in the formation of a good atmosphere to support these efforts,” she added.

Oya Talat agreed she had had a pleasant afternoon. “Cyprus is too small an island to be split in half, but big enough for us all to live together on it,” she said. She added that these meetings with her Greek Cypriot counterpart would continue and that having the experiences and pain of the past they should prepare for better days in the future.

“We believe that it is important to build trust between the two sides during these significant negotiations,” Oya Talat pointed out.

Elsi Christofias presented her counterpart with a white dove mosaic by artist Anastasia Papapetrou. She said it symbolised peace and the reunification of Cyprus. She also brought a bouquet of flowers on behalf of her husband.

Oya Talat reciprocated with a ceramic statuette of a woman by artist Feza Sanivar symbolising the women of Cyprus who look to the future in hope.

Follwoign the meeting, the two women visited Kyrenia harbour.

CYPRUS MAIL 06/11/08

 

 

Miliband: "Birşey yapamayız"

 

İngiltere temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Ali Babacan, İngiliz mevkidaşı David Miliband bir araya geldi. İkilinin gündeminde ITV televizyon kanalında yayınlanan ve Türkiye'deki iki ayrı çocuk yurdunda yapıldığı öne sürülen gizli çekimler vardı. Miliband, "Çekimi yapan Sarah Ferguson ile kanalın bağımsız kişi ve kuruluşlar olduğunu, bu nedenle birşey yapamayacaklarını" söyledi.

 

Babacan, 5 günlük AB turunun son durağı Londra'da bu sabah İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile iki buçuk saatten fazla süren bir görüşme yaptı. İki bakan, heyetlerinin de katıldığı görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Görüşme sırasında ITV'nin dün akşam Türkiye'deki çocuk yurtlarıyla ilgili olarak yayınladığı programın da ele alındığını belirten Miliband, Babacan'ın, Türk hükümetinin bütün çocuklarına verdiği güçlü desteği görüşme sırasında da vurguladığını ifade etti.

Miliband, ITV'nin yayınladığı programın "bağımsız bir televizyon yayını" olduğunu ve York Düşesi Sarah Ferguson'ın da "bağımsız bir kişilik" olduğunu hatırlattı.

Babacan: "Hiçbir yanlış uygulama tolere edilemez"

Bu konuda Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun geniş ve kapsamlı bir soruşturma başlattığını ve iddiaların detaylı olarak incelendiğini kaydeden Babacan ise, "Bu konudaki hiçbir yanlış uygulama tolere edilemez, edilmeyecektir" dedi.

Soruşturma sonucunda, iddiaların doğruluğu kanıtlanır ve sorumlular tespit edilirse bunun da üzerine gidileceğini belirten Ali Babacan, iddialara konu edilen yerlerin sıradan yurtlar olmadığını, zihinsel engelli çocukların bakıldığı yerler olduğunu kaydetti.

"Tabii ki, kimse için zihinsel engelli küçük çocukların görüntülerini izlemek kolay değil. Tabii ki bunlar yürek burkan, acı görüntüler. Bu Türkiye'de de İngiltere'de de özellikle bu tür zihinsel engelli çocukların anne babaları için son derece üzücü manzaralar" diyen Babacan, Türkiye'nin insan hakları ile ilgili pek çok uluslararası anlaşmaya imza koymuş bir ülke olduğunu, bu anlaşmalar arasında çocuk hakları konvansiyonunun da yer aldığını hatırlattı.

Babacan, Türkiye'deki çocuk yurtlarının yetkili her türlü organizasyonun önceden haber vermeksizin yapacağı ziyaretlere açık olduğunu söyledi. Babacan, "Bu konuda çok şeffafız, ama burada 'uluslararası yetkili organizasyon' tanımının altını çiziyorum. Bu, denetimin düzgün biçimde yapılması için şarttır" dedi.

"(Denetimler) açık olarak yetkili kurumlar tarafından zaten yapılıyor, ama bunları gizli olarak gizli kamerayla yapmak uygun bir yol değil. Bir televizyon kanalı ya da herhangi birisi bunu popülaritesi için yapabilir, bunu anlarız, ama bunun sonuçları olacaktır. Çocuklarımızın engellerinin ortaya ulu orta serilmemesini bekleme hakları vardır" diyen Babacan, "Çocuklarımızın rahatsızlıklarının bir televizyon programında böyle sergilenmesi Türk halkını incitmiştir. Bunlar Türk çocukları, onlarla ilgili dikkatli olunmasını isteriz" ifadesini kullandı.

Ferguson'a davet

"Türk hükümeti olarak ITV'de yayımlanan programın hazırlanmasıyla ilgili sergilenen yaklaşımdan büyük üzüntü duyduk" diyen Babacan, York Düşesi Ferguson'un da yer aldığı gizli çekimlerin, bu çekime konu edilen çocuklar üzerinde yaratabileceği olumsuz etkinin hiç dikkate alınmadığını düşündüklerini bildirdi.

Babacan, "Böylesine hazırlıksız ve habersiz bir ziyaretin, bu çocuklarınzihinsel ve duygusal dünyalarına verebileceği zararın hiç dikkate alınmamış olmasından üzüntü duyduk" dedi.

"Ancak tabii ki bir yandan hataların düzeltilmesi için hala geç kalınmadığını düşünüyoruz" diyen Babacan, ITV kanalını, İngiltere'deki diğer televizyon kanallarını ve Ferguson'u bu konudaki gelişmeleri görmek üzere Türkiye'ye davet etti.

Miliban'in açıklamaları

Konuyla ilgili soruyu yanıtlayan Miliband ise, bir davette olduğu için programı izlemediğini, ancak burada asıl vurgulanması gerekenin, Türk hükümetinin çocukların haklarını koruma konusundaki kararlılığı olduğunu söyledi.

Türk hükümetinin bu konuda açık ve şeffaf bir tutum izlediğini ve gerekirse kurumlarını, televizyon kanalları dahil, herkese açabileceklerini söylediğini belirten Miliband, Türk hükümetinin, soruşturma açıldığı ve iddiaların araştırıldığına dair açıklamasının önemine işaret etti.

"Bu sorumlu bir hükümetin konuya vereceği doğru yanıttır" diyen Miliband, İngiltere'de de bazen çocuklara yönelik kötü davranışlarla ilgili infial yaşandığını, çeşitli dönemlerde iddiaların ortaya atıldığını, bunların bir kısmının doğruluğunun kanıtlandığını hatırlatarak, kendilerinin de hükümet olarak bu iddiaları ciddiye aldıklarını kaydetti.

"Şimdi aynı iddiaları Türkiye'nin de ciddiyetle ele aldığını" belirten Miliband, bunun da Türkiye'nin Avrupa değerlerini paylaşmak isteyen bir ülke olarak insan ve çocuk haklarına verdiği önemi gösterdiğini kaydetti.

İngiliz halkı ve hükümeti olarak çocuk haklarının en yüksek standartta uygulanmasından yana olduklarını vurgulayan Miliband, Türkiye'nin gerçekleştirdiği değişimi görmek için herkesi davet ettiğini, kendisinin de Türkiye'yi iki kez ziyaret ederek büyük değişime bizzat tanık olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin insan halkları konusunda gelişimini sürdürdüğünü de belirten Miliband, İngiltere dahil hiçbir ülkenin bu konuda mükemmel olduğunu iddia edemeyeceğini söyleyerek, bütün ülkelerin bu konuda gelişmeye ihtiyacı olduğuna dikkat çekti.

Miliband, bir soru üzerine de AB olarak Türkiye'nin üyelik sürecine verilen desteğin güçlü biçimde sürdürülmesinin gerekliliğinin altını çizerken, müzakerelerde yeni bölümlerin açılmaya devam edilmesinin önemli olduğunu söyledi.

AB'nin üyelik sürecine verdiği desteği canlı tutmak için Türk halkının beklentileri yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Miliband, Türkiye'nin reform programını sürdürmesi gerektiğini de kaydetti.

CNN TURK 07/11/08

 

 

Hz. Âişe Peygamberimizle kaç yaşında evlendi?

İslam tarihinde kadın haklarının ilk ve en fedakâr savunucusu olarak gördüğümüz Hz. Âişe’nin maruz kaldığı iftiraların ilki olan ve Kur’an’da geniş bir biçimde anlatılan ‘İfk’ hadisesini biz, ‘İslam’da Büyük Günahlar’ adlı eserimizin ‘İftira’ bölümünde inceledik.

Burada ele alacağımız konu, Müminlerin Annesi Hz. Âişe’ye atılan ikinci iftira, yani onun yaşı ile ilgili iftira olacaktır.

 

Arap-Emevî dinciliğinin, İslam düşmanı oryantalistlerle işbirliği halinde iddia ettiğinin aksine,  Hz. Âişe, Peygamberimizle evlendiği zaman,  9 yaşında değil, 18 veya 19 yaşındaydı.

 

Bu mesele, İslam araştırmalarının büyük ismi müfessir düşünür Ömer Rıza Doğrul (Mehmet Akif Ersoy’un damadıdır) tarafından yıllar önce gündem yapılmış ve Batılı oryantalistlerce ha bire öne sürülen ‘9 yaş’ iddiasının, geleneksel Emevî dinciliğinin asırlarca yaşatılan bir yalanı olduğu ispatlanmıştır.

 

Ne var ki, dinci taife, Hz. Peygamber’e iftira ve hakaret için kullanılan bu yalanları, hayret verici bir biçimde ve oryantalistlerin belirlediği şekilde yaşatmayı sürdürmüştür.

 

Sebep, bugün daha açık görülüyor:

 

Dinci taife, kendi düşüklük ve rezilliklerini savunmada Peygamberimizi kullanabilmek için bu iftiraya karşı çıkmamış, bir İslam bilgininin bu konudaki ispatlarını gündeme taşımamıştır.

 

Gerçek şu ki, Allah ile aldatmayı hayat ve siyaset tarzı olarak benimsemiş dincilik ekipleri,  şehvet tutkularının yarattığı sıkıntıları aşmak için dinin kredilerini kullanma ihtiyacı duydukları zamanlarda, “Ne var bunda, Peygamberimiz de 9 yaşında bir hanımla evlenmemiş miydi?” deme hayasızlığına dayanak olacak bir yalanı ellerinin altında kullanıma hazır tutmayı yeğlemişlerdir.

 

Yani İslam ve mukaddesatın haysiyetini koruma yerine nefislerinin sefilliklerini savunabilmeyi esas almışlardır.

 

 

DİNCİ HAYASIZLIĞIN  OYUNU

 

Dincilik mümessilleri, bir yandan bu haysiyetsizlikleri sergilerken, öte yandan, oryantalistlerin iftiralarını deşifre edip yere çalan bizleri, “İslam’da reform yaparak dini bozuyor, dini sosyetenin keyfine uyduruyor” şeklinde onursuz iftiralarla karalayarak halkı ifsat etme alçaklığını sürdürmüşlerdir.

 

Tarihin ve Tanrı’nın onları bugün getirdiği yer ise, okyanusun öte yanından İslam’a müdahale ederek dinin adını değiştirip Kur’an’ı İncilleştiren, camiyi kiliseye çevirmeye kalkan Evangelistlere uşaklık ve yardakçılık zilletidir.

 

Kendi deyimleriyle, ‘Bu coğrafyada, BOP Projesi’ne eşbaşkanlık görevi yapmak’ düşüklük, dalalet ve hıyanetidir.

 

Allah âdildir ve riyakârların hayasız yüzlerini işte böyle teşhir etmektedir.

 

Meselenin bizi ilgilendiren yanına gelelim:

 

Hz. Peygamber konusunda, gerçeklerden çok duyguları öne çıkaran geleneksel anlayış –ki Emevîlerin saltanat dinciliği hesaplarına uyarlanmış bir anlayıştır-Hz. Âişe’nin, Peygamberimiz tarafından eş olarak istendiği zaman 6 yaşında olduğunu söylemektedir.

 

Bu açık bir saptırmadır, tarihsel gerçeklere ve belgelere aykırıdır. Bunun böyle olduğunu, biz, ‘Asrısaadet’in Büyük Kadınları’ adlı eserimizin ‘Hz. Âişe’ bahsinde (sayfa: 29-65), rahmetli Ömer Rıza Doğrul (ölm. 1952) üstadın çalışmalarını da değerlendirerek ispatlamış bulunuyoruz.

 

Şimdi, anılan eserimizdeki verilerden hareketle, meseleyi iki nokta halinde bir kez daha açıklığa kavuşturalım:

 

1. Geleneksel iddianın söylediklerinin aksine, Hz. Âişe’nin doğumu, nübüvvetten (Hz. Muhammed’e peygamberliğinin bildirilişinden) 4 yıl sonra değil, nübüvvetten 6 yıl öncedir.

 

Anlaşılan o ki, geleneksel Emevî tezgâhı, Hz. Âişe’nin yaşında, daha baştan on yıllık bir küçültme yapmaktadır.

 

Kesin olarak bilmekteyiz ki, Hz. Âişe, peygamberimizin kendisiyle evlenme iradesini ortaya koyduğu tarih, peygamberliğin gelişinden tam on yıl sonradır. Peygamberimiz bu isteğini, Âişe’nin babası ve peygamberimizin yakın dostu Hz. Ebu Bekir’e açtığı zaman, Ebu Bekir ona şunu söylemiştir:

 

“Ben, Âişe’yi akrabamdan Mut’ım’in oğlu Cübeyr’e söz verdim. Eğer onlar bu isteklerinden vazgeçerlerse, Âişe’nin sizinle evlenmesini ancak o zaman düşünebilirim.”

 

Kaynakların bu konu ile ilgili kayıtlarını izlemeye devam edelim:

 

Mut’ım ailesi, Müslüman olmamış bir aileydi. Hz. Peygamber’e ve İslam’a karşı idiler. İslam öncesi dönemde kızını istedikleri Ebu Bekir, İslam’ın gelişi üzerine bu dine girmiş, Hz. Muhammed’in yakın dostları arasında yer almıştı.

 

Putperest kalmayı sürdüren Mut’ım Ailesi’nin hanımı, oğullarının Müslüman bir kızla evlenmesine karşı çıkıyor, şöyle diyordu:

 

“Bu Müslüman kız evime girerse oğlumu dininde eder. Buna izin veremem.”

 

Hz. Ebu Bekir’in, putperest akrabasına kızını gelin olarak vermeyi kabulünün, Ömer Rıza’nın da belirttiği gibi, onun İslam’a girişinden sonra olabileceğini kabul mümkün değildir. Ebu Bekir gibi bir peygamber dostunun, kızını bir putperest aileye gelin göndermesini düşünemeyiz.

 

O halde, Âişe ile ilgili verilen evlilik sözü, Ebu Bekir’in Müslümanlığı kabulünden öncedir ve bu da gösterir ki, Âişe, daha babası Müslümanlığa girmeden, birileri tarafından gelin olarak istenecek bir yaştadır.

 

Ebu Bekir ailesi, putperest akrabalarına İslam öncesi devirde verdikleri sözün geçersiz kılınması için, akrabası Mut’ım’ın bir adım atmasını beklemiştir.

 

Ve o adım, Mut’ım ailesinin hanımı tarafından atılmış, Âişe’nin serbest kalması bu sayede gerçekleşmiştir.

 

Kısacası, tarihsel belgeler gösteriyor ki, Hz. Âişe, Peygamberimiz tarafından eş olarak istendiğinde, en az 14, 15 yaşındadır.

 

2. Hz. Âişe’nin Peygamberimizle nikâhlanması, Peygamberimiz tarafından istenmesinden üç yıl sonradır.

 

Bu noktada ittifak var.

 

O halde, Âişe’nin, Peygamber evine eş olarak girdiği sırada 18-19 yaşlarında olması gerekiyor.

 

Gerçek budur.

 

Bunun aksi iddia ise Arap-Emevî kodamanlarıyla İslam düşmanı Batılı oryantalistlerin yalanlarıdır.

 

Emevî-oryantalist ortak yalanları, hesapları her elverdiğinde Batılı kodamanlarla işbirliğine giren dinci takımının işine yaradığı için, İslam’ın ve dindarların aleyhine olmasına rağmen, yaşatılmaktadır.

 

Bunda şaşılacak bir yan göremiyoruz.

 

Dinci taife, bugün İslam’ın ve Müslümanların aleyhine olduğunda kuşku bulunmayan birçok meselede Hıristiyan Batı emperyalizmi ile işbirliği yapmıyor mu?

 

Bugünkü siyaset dinciliği tarafından sadakatle yürütülen Ilımlı İslam ve BOP ile ilgili işbirliği, dinler arası diyalog beraberliği bunun çarpıcı örneklerinden bazıları değil midir?

YASAR NURI OZTURK HURRIYET 07/11/08

 

Bakan Babacan, Londra’da zor anlar yaşadı


 Aynur TATTERSALL/LONDRA, (DHA)

 

DIŞİŞLERİ Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, İngiltere Dışişleri Bakanı David Millaband’ın davetlisi olarak Londra’ya geldi. Babacan ve Millaband, bu sabah Dışişleri Bakanlığı konutunda biraraya geldi.

İki ülke arasındaki ilişkilerle ilgili temaslarda bulunan Bakan Babacan ve Millaband, görüşmelerinin ardından basın toplantısı düzenledi. İki bakanın gündeminde Kıbrıs meselesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci ve son günlerde iki ülkede de büyük yankı uyandıran ITV televizyonunun Türkiye’nin imajını karaladığı iddia edilen programı yer aldı.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Millaband’ın konutunda yaklaşık 1.5 saat görüşen iki bakan, daha sonra yaptıkları basın toplantısında Türkiye ve İngiltere arasındaki sıcak ilişkilerin devam ettiği mesajını verdi.
Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediklerini ve bu konuda ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını belirten Bakan Milliband, Kıbrıs sorunu ve son günlerde iki ülkenin sıcak ilişkilerini zedeleyen ITV televizyonunun, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin eski gelini York Düşesi Sarah Ferguson ile İstanbul ve Ankara’daki iki Rehabilitasyon Merkezi’ne girerek kaydettiği görüntülerin yarattığı gerginliğe değindi.
Millaband, konuyla ilgili olarak Babacan’dan bilgi aldığını ifade ederek, “İngiltere’de de yıllarca çocuk hakları konusunda mücadele verdik ve aynı şekilde basının hedefi olduk. Bu konuda yaptığımız hatalardan öğrendiklerimiz oldu. Dostum ve meslektaşım Babacan, çocuk hakları ile ilgili olarak düzenleme ve gelişmelerin Türkiye’de hemen uygulamaya konduğu hakkında bana bilgi verdi. Programı izlemedim, ancak bu gibi skandallar İngiltere’de de çok yaşandı ve hatalarımızdan öğrendik. Türkiye’nin AB sürecinde yapması gereken düzenlemeler var ve biz Türkiye’nin dostu olarak her zaman Türkiye’ye her konuda desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
BABACAN'A ISRARLI SORULAR
Babacan da yaptığı açıklamada, İstanbul ve Ankara’daki iki rehabilitasyon merkezinde çekilen görüntülerle ilgili olarak sorumlu kişiler hakkında soruşturma başlatıldığı ve haberin hemen ardından yuvalardaki çocukların içinde bulundukları durumun iyileştirildiği söyledi.
Bakan Babacan, zaman zaman İngiliz basın mensuplarının sorduğu sorular karşısında zor anlar yaşadı.
Babacan, İngiliz basınının ITV televizyonunun, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin eski gelini York Düşesi Sarah Ferguson ile İstanbul ve Ankara’daki iki rehabilitasyon merkezi’ne girerek kaydettiği görüntülerle ilgili sorularını, “Hükümet konunun üzerine hemen gitmiştir. Görüntüler, sanıldığı gibi kimsesizler yurdunda değil, zihinsel özürlüler merkezinde çekilmiştir. Görüntülerin insanlık dışı görüntüler değil akli dengesi bozuk çocuklara ait olduğunu unutmamak lazım. Haberin hemen ardından merkezleri ziyaret ettik ve iyileştirmeler hemen yapıldı” diye yanıtladı.
ITV televizyonu muhabiri ise Babacan’ın gerekçelerinin ‘kabul edilemez’ olduğunu söyleyerek, “Evet orası engelli çocukların bulunduğu bir yer olabilir ama kafes içinde bulunmaları ya da insanlık dışı davranışlara maruz kalmalarının hiçbir açıklaması olamaz” şeklinde konuşarak Babacan’a zor anlar yaşattı.
Babacan ve Millaband toplantının hemen ardından Newcastle’a gitti. İki bakanın burada da iki ülke ilişkileri ile ilgili temaslarını sürdüreceklerini belirtildi.

MILLIYET 07/11/08

 

 

Çözüme destek Ekonomiye proje

PROJELERİMİZİ SUNDUK, DURUM YAKINDA NETLEŞECEK... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının dünyada giderek büyüyen ekonomik krizi en az zararla atlatması için gündeme getirdikleri projelere Türkiye yetkililerinin destek verdiğini, bunların önümüzdeki günlerde netleşeceğini açıkladı. Soyer, hükümetin, turizm, inşaat, tarım, ticaret ve sanayi sektörleri ile esnaf ve zanaatkârın önünün açılması için ne yapabileceğine dair görüş ve düşüncelerini Türkiye yetkililerine sunduklarını, bu konuda teknik çalışmalar yapılacağını kaydetti

 

"RUH ÇAĞIRIR GİBİ KRİZ ÇAĞIRANLARLA ÇÖZÜM BULUNAMAZ" ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "KKTC'de ekonomik sıkıntılarımızı, ruh çağırır gibi kriz çağırarak ve yanlış bilgilere dayanarak spekülasyon yaparak ele alan tartışmalarla çözüme kavuşturmak mümkün değildir. Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu aşikârdır, kesindir" dedi. Başbakan Soyer, Ankara'da Türkiye yetkilileriyle ekonomik konuları da en detaylı şekilde görüştüklerini, bunun temelinde yatan noktanın, "KKTC'de yatırım ikliminin nasıl geliştirileceği" olduğunu, sivil toplum örgütleriyle görüşmelerinin ruhunda aynı şeyin bulunduğunu söyledi

 

TÜRKİYE, 2009 AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİNDEN ÖNCE ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYOR... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinden olumlu sonuç alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye yetkililerince paylaşıldığını gözlemlemekten büyük mutluluk duyduğunu kaydetti. Başbakan Ferdi Soyer, iki liderin, üzerinde anlaşacağı bir metnin iki halkın referandumuna götürülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de desteklendiğini bildirdi

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının dünyada giderek büyüyen ekonomik krizi en az zararla atlatması için gündeme getirdikleri projelere Türkiye yetkililerinin destek verdiğini, bunların önümüzdeki günlerde netleşeceğini açıkladı.

   Soyer, hükümetin turizm, inşaat, tarım, ticaret ve sanayi sektörleri ile esnaf ve zanaatkarın önünün açılması için ne yapabileceğine dair görüş ve düşüncelerini Türkiye yetkililerine sunduklarını, bu konuda teknik çalışmalar yapılacağını ve en erken zamanda görüşmelerle netleşeceğini bildirdi.

  "KKTC ekonomisinin, Kıbrıs Türk halkının gelen ve gittikçe büyüyen dalgadan en az etkilenmesinin yollarını bulmaya çalışacağız" diyen Soyer, toplumsal akılla hareket etmenin önemine işaret etti ve tüm sektörleri fikir üretmeye çağırdı.

   Ekonomik sıkıntıların  "ruh çağırır gibi kriz çağırarak" ve yanlış bilgilerle spekülasyon yaparak çözüme kavuşturulamayacağını belirten Soyer, "Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu aşikardır" dedi.

   Başbakan Soyer, 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinden olumlu sonuç alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye yetkililerince paylaşıldığını gözlemlemekten büyük mutluluk duyduğunu da kaydetti.

 

Soyer ve Denktaş birlikte...

 

   İstanbul ve Ankara'daki temaslarını tamamlayarak yurda dönen Başbakan Soyer, Ercan Havalimanı'nda Tarım ve Orman Bakanı Önder Sennaroğlu ve öteki yetkililerce karşılandı.

   Başbakan Soyer ve heyetinin yer aldığı uçakla, Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölüm yıldönümü nedeniyle Ankara'ya giden eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da yurda döndü.

   Başbakan Soyer ve eski Cumhurbaşkanı Denktaş uçaktan birlikte indiler. Süs köpeği Boncuk, Ercan VIP salonundaki bekleyişinin ardından sahibi Denktaş'a kavuşmasını sevinçle etrafında dolaşarak gösterdi.

 

Soyer: STÖ'lerle neler

yapılabilir üzerinde durduk

 

   Başbakan Soyer, Ercan Havalimanı'nda basına yaptığı açıklamada, İstanbul'da TÜSİAD yetkilileriyle görüştüklerini, Ankara'da ise Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun'la birlikte TOBB'un düzenlediği toplantıya katılarak sivil toplum örgütleriyle Kıbrıs sorununu ele aldıklarını bildirdi. Soyer, bu toplantıda, çözüm sürecinde Kıbrıs'taki sivil toplum örgütleriyle birlikte neler yapılabileceği üzerinde durduklarını da söyledi.

   Ankara'da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüştüklerini hatırlatan Soyer, Kıbrıs sorununu değerlendirdiklerini, Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı katında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sürdürdüğü görüşme sürecine tam desteğin artarak sürdüğünü gördüklerini açıkladı.

   Başbakan Soyer, Türkiye yetkilileriyle sivil toplum örgütlerinin Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümün istekli tarafı olduğunu yeniden tespit ettiklerini belirterek, Kıbrıs Türk tarafının savunduğu çözüm şeklinin dünya indinde de son derece kabul edilebilir olduğunu söyledi.

 

"Görüşlerimizin TC yetkililerince

paylaşılması mutluluk verici"

 

   Gelecek yıl yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinde bir an önce olumlu sonuç alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye yetkililerince paylaşıldığını gözlemlemekten büyük mutluluk duyduğunu belirten Başbakan Soyer, iki liderin üzerinde anlaşacağı bir metnin iki halkın referandumuna götürülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de desteklendiğini bildirdi.

   Soyer, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi üyesi seçildiği bir dönemde BM parametrelerine bağlı bir çözümü kararlı ve istekli savunduğunun da siyasal bir gerçek olarak yeniden gün ışığına çıktığını kaydederek, "Görüşme sürecinde bu konunun bir an evvel ele alınmasında yarar vardır" dedi.

 

Ekonomik ve sosyal konular

 

  Başbakan Soyer, Ankara'da KKTC'yle ilgili ekonomik ve sosyal konuları da görüştüklerine işaret ederek, "para istemeye gittiler" gibi yayınlar yapıldığına dikkat çekti.

  Soyer, "ülkesindeki siyasal gelişmeleri takip etmeyen veya takip edip gizleyerek siyasal fikir üretenleri görmekten üzüntü duyduğunu" söyledi.

   Soyer, hükümetin 2 milyar 600 milyon YTL'ye ulaşan 2009 bütçesini geçtiğimiz hafta meclise sunduğunu hatırlattı. Bu bilindiği halde, Ankara ziyaretlerini sığ yorumlayıp halka takdim edenleri, meselenin temel noktalarını gizleyenleri görmekten üzüntü duyduğunu ifade eden Soyer, "Bilgi, teknoloji çağında esas olan farklılıkları doğru verilere dayanarak tartışmaktır. Çıkış yolunu böyle bulabiliriz" dedi.

   Barack Obama'nın seçilmesinden sonra seçimi kaybeden rakibi John McCain'in, "Bu dünyanın global zor koşullarında Amerikan ekonomisinin önünün açılabilmesi ve dünyadaki krize çözüm bulunması için her türlü desteği vereceğini, işbirliği yapacağını" söylediğini belirten Soyer, şöyle konuştu:

 

"Ruh çağırır gibi kriz çağırarak..."

 

  "Bütün dünya bu seçimi çok önemli bir değişim olarak algıladı. Böylesine bir kültürün geliştiği dünyamızda ve hele seçim döneminde Barack Obama'nın da Amerikan ekonomisinin sıkıntısını istismar etmek yerine Amerikan Kongresi'nden çare bulunması girişimlerinin gerçek olduğu bir aşamada, KKTC'de ekonomik sıkıntılarımızı, ruh çağırır gibi kriz çağırarak ve yanlış bilgilere dayanarak spekülasyon yaparak ele alan tartışmalarla çözüme kavuşturmak mümkün değildir. Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu aşikârdır, kesindir."

   Başbakan Soyer, Ankara'da Türkiye yetkilileriyle ekonomik konuları da en detaylı şekilde görüştüklerini, bunun temelinde yatan noktanın, "KKTC'de yatırım ikliminin nasıl geliştirileceği" olduğunu, sivil toplum örgütleriyle görüşmelerinin ruhunda aynı şeyin bulunduğunu söyledi.

   KKTC'de yatırımı, istihdamı artıracak ve ülkeyi dış dünyaya açacak imkanların nasıl geliştirileceğinin ele alındığını bildiren Soyer, dünyada derinleşerek süren global krizden KKTC'nin de etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu; ülkenin bu krizden en az zararla nasıl çıkacağıyla ilgili konuları görüştüklerini anlattı.

 

"Dayandığımız tek nokta TC'nin desteği"

 

   "Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, ABD krizi aşmak için Çin'in kaynaklarına ihtiyaç duyuyor" diyen Soyer, dev şirketlerin bile kaynak paylaşımına gittiğine dikkat çekti. Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle uluslararası tüm ortamlardan soyutlanmış şekilde, bunlardan mahrum ederek krizin etkilerini bertaraf edemeyeceğini kaydeden Başbakan Soyer, dayandıkları tek noktanın Türkiye'nin desteği olduğunu ifade etti.

 

Hükümet önerilerini sundu

 

  Soyer, şöyle devam etti:

 "Ekonominin önünün açılabilmesi için turizm, inşaat, tarım, ticaret, sanayi sektörlerinin, esnaf ve zanaatkârın önünün açılması için ne yapabiliriz noktasında hükümetimiz görüş ve düşüncelerini sunmuştur.

   Bunları karşılıklı değerlendirdik ve sevinçle gördüm ki Sayın Erdoğan ve Çiçek bu görüş ve projelerimize büyük ilgi göstermiştir. Kendileri de teknik elemanlarıyla bunun çalışmasını yapacaklardır. Önümüzdeki günlerde, en erken zamanda bu projelerle ilgili karşılıklı görüşmelerimizin sonuçlarını netleştirmeye çalışacağız. KKTC ekonomisinin, Kıbrıs Türk halkının gelen ve gittikçe büyüyen dalgadan en az etkilenmesinin yollarını bulmaya çalışacağız."

   Başbakan Soyer, bütün dünyada ekonomiler daralır, işsizlik artar, istihdamlar tehlikeye girerken KKTC'de

petrol kuyuları üzerinde oturuluyormuş gibi davranılamayacağını vurguladı ve "Türkiye'den ne kadar para, o kadar emir" diyen sivil toplum örgütü temsilcisinin geçmişte "Biz Türkiye'nin sınır bekçiyiz, onun için cari harcamaları karşılamak için gidip para isteyeceksiniz" dediğini de unutmadığını söyledi.

   Soyer, UBP Milletvekili İrsen Küçük'ün "Türkiye'den para isteyecen, yes be annem" sözlerini de çok yadırgadığını ifade ederek, "statükonun hem sağda, hem solda bulunduğunu" kaydetti.

  Yıllarca Türkiye'den gelen kaynakların sadece cari harcamalarda tüketildiğini belirten Başbakan Soyer, geleceği göremeyenlerin halkı 1 katrilyon 650 trilyon TL iç borca soktuğunu belirtti.

 

"Önemli olan toplumun geleceği"

 

   Yaşam standardını geliştirmeye yönelik sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Soyer, şöyle konuştu:

   "Bizim için önemli olan toplumun geleceğidir. Dünden ders çıkararak, bu iç borcun bize miras kaldığını hiç unutmadan geleceğe yürümeliyiz. Çünkü bu topraklarda her yıl 3 bine yakın genç liseden, binlerce genç üniversitelerden mezun olmaktadır, binlerce gencimiz askerliklerini bitirdikten sonra iş, aş ve gelecek beklemektedir.

    Onun için biz kamu harcamalarında tüketme yerine, ülkemizin kamu çalışanlarıyla da birlikte ekonomik noktaya doğru gitmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

   Ekonominin temel meselelerine dair fikir üretmelerine ihtiyacımız vardır. Sendikalara, işveren kuruluşlarına, üretici birliklerine, esnaf örgütlerine buradan sesleniyorum.

   Bu global krizin dünyayı yakıp kavurduğu ortamda toplumsal aklı yaratalım ve yola çıkalım. Bırakalım bu kısır, verimsiz tartışmaları. Yok 13. maaş kaldırılacak, yok ikramiyelerden vergi kesilecek, yok şu yapılacak, ya da Ankara'ya gittiler...

 

Bütçeyi meclise sunup öyle gittik...

 

   Bu ziyareti bütçeyi meclise gönderip öyle gittik, özellikle bütün bu spekülasyonların önünü kapatmak için bu tercihi yaptık. Onun için tedbir alınması gerekirse, biz kendi toplumsal aklımızla insanlarımızın yaşam standardını düşürmeyecek tedbirler üretmek zorundayız."

   Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının krizi en az zararla atlatması için gündeme getirdikleri projelere Türkiye yetkililerinin destek ve ilgilerini görmekten mutlu olduğunu vurguladı. Önümüzdeki günlerde bunların netleşeceğini belirten Soyer, tüm sektörlerin bu dalgayı en zararla atlatabilmesi için toplumsal akılla hareket edeceklerini ekledi.

KIBRIS 07/11/08

 

 

259 milyon Euro'nun yüzde 40'ı çevre projelerine ayrıldı

Avrupa Birliği kaynaklarıyla Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından uygulanacak su hatlarını değiştirme projesi, dün düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

   LTB'de yer alan basın toplantısına, LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları, Avrupa Komisyonu temsilcileri Alessandra Viezzer ve Vidmantas Ruplys ile LTB Su İşleri Amiri Hasan Güralp katıldı.

   LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları, basın toplantısında yaptığı konuşmada, Lefkoşa'daki su şebekesindeki kansere neden olabilecek asbestli boruların yerine yani boruların döşeneceği projeyle ilgili uluslararası ihalenin 15 Ekim'de açıldığını söyledi.

   1 Aralık'ta kapanacak ihale sonucunda 85 kilometrelik yüksek yoğunluklu poliüretan boru döşeneceğini kaydeden Cemal Bulutoğluları, Atatürk Caddesi Kuzeyinde kalan tüm boruların değişeceğini ve su kaybının asgariye indirileceğini ifade etti.

   Projenin tamamlanması ile günlük 750 ile 1000 ton arası suyun kurtarılacağını, sağlık risklerinin ortadan kalkacağını ve tespit edilemeden kullanma suyuna lağım sularının karışmasının engelleneceğini dile getiren Bulutoğluları, 18-20 bin kişinin su sayaçlarının da modern sayaçlarla değiştirileceğini belirtti.

    Bulutoğluları, ihalenin Kıbrıslı Türk bir firma tarafından alınmasını ve projenin halka hayırlı olmasını diledi.

 

"Amaç şubat ayı içerisinde yeni şebekeyi törenle hizmete koymak"

  

  Avrupa Komisyonu çevreden sorumlu temsilcisi Alessandra Viezzer de, 259 Milyon Euro'luk AB yardımının yüzde 40'lık bölümünün çevre projelerine ayrıldığının altını çizdiği konuşmasında, bu tip çevre projelerinin altyapıda düzelme, insan sağlığı ve iş koşulları açısından önemli olduğunu bildirdi.

   Suyun her damlasının değerli olduğunu vurgulayan Viezzer, ihalenin rötarlı başladığını ve bu arada birçok su kaybı olduğunu söyledi ve amaçlarının Şubat ayı içerisinde yeni şebekeyi törenle hizmete koymak olduğunu kaydetti.

   LTB Su İşleri Amiri Hasan Güralp da, haritadan projenin kapsayacağı alanı ve proje detaylarını anlattı.

   Güralp, projenin gerçekleştirilmesi esnasında yeni borular döşenirken, eski boruların yeraltından çıkarılmayacağını böylece çevreye daha az zarar verilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

   Yeni boruların yüksek yoğunluklu poliüretan borular olacağını ve 50 ile 100 yıl arası ömre sahip olduklarını söyleyen Güralp, "Proje tamamlandığında Lefkoşa'nın su şebekesindeki yenilemenin yüzde 50'si tamamlanmış olacaktır" şeklinde konuştu.

   Proje için firmalar Ledra Palas bölgesindeki Komisyon temsilciliğine 1 Aralık tarihine kadar başvuru yapabilecek.

   Bilgilendirme toplantısı ise 10 Kasım Pazartesi günü saat 10.30'da Saray Otel karşısındaki Avrupa Komisyonu temsilciliğinde yer alacak. 

KIBRIS 07/11/08

 

 

‘Throw away the history books’
By Stefanos Evripidou

THE LEADER of the Orthodox flock in Cyprus will ask school children to throw away their history books if he feels they have been distorted, the primate warned yesterday.

Asked to comment on the Education Ministry’s efforts to revise and update school books, some of which have been in circulation for near three decades, Archbishop Chrysostomos II told reporters that the Church would not tolerate distortion of the truth.

“The Church has a clear position on this. We will not allow the distortion of history,” he said.

The Archbishop went so far as to say he would encourage children to throw away their books if the Church did not approve of them.

“We will stand firm to the point where we will even call on the children to throw away such books that have distorted the history of our country,” said Archbishop Chrysostomos.

“The people are looking at us, listening to us and judging us all,” replied Government Spokesman Stefanos Stefanou.

The spokesman said the Archbishop was stuck on a non-issue, since the government was not responsible for education reform.

The committee for reform of the syllabus, headed by an esteemed academic, was responsible, clarified Stefanou.

From there on, any changes will be subject to discussion and consensus before any new books are given to the schools, he added.

CYPRUS MAIL 07/11/08

 

 

ITV bu kez Türk tarafının görüşlerine yer verdi

İngiliz televizyonu ITV’de yayımlanan “Düşes ve Kızları: Onların Gizli Görevleri” adlı Türkiye ile ilgili programın bugün yayınlanan ikinci bölümünde, Türkiye’nin görüşlerine yer verildi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 00:50 TSİ 08 Kasım 2008 Cumartesi

 

LONDRA - Programda, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun hukuk müşaviri Recep Doğan’ın konuyla ilgili açıklamaları yer aldı. Programda, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın bu konudaki açıklamaları da yayınlandı.

 

Doğan, daha önce kanalın internet sitesindeki açıklamalarında, programa konu olan kurumların yetimhane değil, zihinsel engellilerin kaldığı kurumlar olduğunu, İngiliz halkının konuyla ilgili doğru bilgilendirilmesi gerektiğini kaydetmişti.

Doğan, açıklamasında bu sorunla ilgili olarak Türkiye’den İngiltere’ye geldiğini belirterek, sadece İngiltere’de bulunmasının dahi konuyla ilgili ciddiyetlerini ve kararlılıklarını gösterdiğini bildirdi.

"Türkiye'ye karşı çifte standart var"

 

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Fransız Senatosu'nun Dışişleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, "Türkiye'ye karşı çifte standart var" dedi.

 

Rehn, Fransız Senatosu'nda parlamenterlerin sorularını yanıtladı..

Bir soru üzerine Rehn, "AB'nin engellemesi sonucu Türkiye her dönem 2 başlık açabiliyor. Bu sayı az. Sürecin adil olması gerekir" diye konuştu.

Türkiye'nin dış politika performansının övgüye layık olduğunu belirten Rehn, iç siyasi krizler sonrası "reformların hız kestiğine" dikkat çekti.

CNN TURK 08/11/08

 

İngiliz eziyeti

SINIR BİR SÜRE KAPALI KALDI... Beyarmudu sınır kapısında bulunan SBA'in (Sovereign Base Areas/ Egemen üs bölgeleri) İngiliz gümrükçüleri, üsler bölgesinde ağılları bulunan ve oradaki hayvanlarına bala götürmeye çalışan Beyarmudulu hayvancılara geçiş izni vermeyince ortalık karıştı. Hayvancılar sınır kapısında eylem yaparak geçişleri durdurdu

 

 

 

 

 

 

 

 

BALALARI YAKTILAR... Eylemciler, balaların üstler bölgesine geçişine izin vermeyen İngiliz gümrükçüleri protesto etmek için sınır kapısını kapattıktan sonra bazı balaları ateşe verdi. Balaların sahibi Haydar Haydaroğulları, İngilizlerin kendilerine 15 gündür sorun çıkardığını, dün de balaların geçmesine izin vermeyince eylem yapmak zorunda kaldıklarını söyledi.

 

Ali CANSU

 

   Beyarmudu sınır kapısında bulunan SBA'in (Sovereign Base Areas/ Egemen üs bölgeleri) İngiliz gümrükçüleri, üsler bölgesinde ağılları bulunan ve oradaki hayvanlarına bala götürmeye çalışan Beyarmudulu hayvancılara geçiş izni vermeyince ortalık karıştı.

  Hayvancılar sınır kapısında eylem yaparak geçişleri durdurdu.

   Beyarmudu'ndaki çiftçi ve hayvancılar, Türkiye'den getirilen balaların geçişine izin verilmeyince yolu kapatarak bala yaktı ve protesto gösterisinde bulundu. 

   Üstler bölgesinde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan yaklaşık 18 hayvancı ve çiftçinin gerçekleştirdiği eylem saat 13.00'de başladı ve 15.00'e kadar devam etti.

   Çiftçi ve hayvancılar, bir TIR dolusu balayı KKTC sınır kapısından geçirdikten sonra yolun ortasında park ederek geçişlere izin vermedi.

 

İşçiler 2 saat sınırda mahsur kaldı

 

   Geçişlerin yapılamaması nedeniyle sınırda uzun kuyruklar oluştu. Eylemin Rum kesiminde çalışan işçilerin de çıkış saatine denk gelmesi kuyrukların bir o kadar daha uzamasına yol açtı.

   İşçiler kapının kapandığını görünce şok oldu. Yaya olarak geçişleri bir süre aksayan işçiler daha sonra geçişlerin başlamasıyla rahatladı ancak, araçları oradaki arsada bulunan işçiler eylemin bitmesini beklemek zorunda kaldı.

 

Balaları yaktılar

 

   Eylemciler, balaların üstler bölgesine geçişine izin vermeyen gümrükçüleri protesto etmek için sınır kapısında bala yaktı.

   Beyarmudu sınır kapısına traktör ve dozerler de getiren hayvancı ve çiftçiler, İngiliz görevlilere, balaların geçirilmesine izin verilinceye kadar yolu kapalı tutacakları uyarısında bulundu.

   Hayvancı ve çiftçilerin  bu eylemiyle Beyramudu sınır kapısı ilk kez geçişlere kapanmış oldu..

 

Balaların sınırdan geçirilmesine,

Türkiye'den getirildiği için izin verilmedi   

 

   Beyramudu Muhtarı Mustafa Tan, üsler bölgesinde bulunan mandıralarına bir TIR dolusu  bala götürülmesine izin verilmemesi üzerine sınırı kapatarak eylem yaptıklarını söyledi..

   İngiliz gümrük yetkililerinin, balalar Türkiye'den getirildiği ve hastalık bulunması olasılığına karşı geçişe izin vermediğini kaydeden Tan, "Türkiye'den geldiği için maalesef buna izin vermiyorlar. Köylü de haklı olarak eylem yaptı. Balalar üstler bölgesinde bulunan hayvancılık bölgesine gidecekti. Üstler bölgesinde hayvancıların ağılları vardır. Bu balalar oraya gidecekti" dedi.

 

Sorun 15 gün evvel başladı

 

   Sorunun 15 gün evvel başladığını ve İngiliz gümrükçülerin zaman zaman geçişlere izin verdiğini söyleyen ifade eden muhtar Tan, İngilizlerin kendilerine, Ticaret Odası'ndan belge alınması durumunda balaların geçişine izin vereceklerini söylediğini belirtti.

   Tan, çiftçinin Ticaret Odası'ndan belge almasının mümkün olmadığını, yaptıkları işin ticaret olmadığını kaydetti.

  

Yaptığımız ticaret değil

 

   Balaların sahibi Haydar Haydaroğulları, İngiliz gümrükçülerin kendilerine 15 gündür  sorun çıkardığını dün de balaların geçmesine izin vermedikleri gerekçesiyle sınır kapısında eylem yaparak kapıyı geçişlere kapattıklarını söyledi.

   Haydaroğulları, balaların üstlerdeki hayvancılık bölgesinde bulunan hayvanlar için götürüleceğini belirterek, "Balalar geçmezse hayvanlarım ne yiyecek. Şu anda ben mağdur durumdayım. Biz de bugün çiftçiler ve hayvancılar olarak eylem yapma kararı aldık. Muhtarımız daha önce üst yetkililer ile görüşmelerine rağmen bir türlü balaların geçişine izin vermiyorlar. Balalar için Ticaret Odası'ndan kağıt istediler. Biz ticaret yapmıyoruz ki. Bu sorundan usandık bıktık. Bölgede 18 hayvancı vardır. 15 gün önce  bir kamyon balayı üstler bölgesine geçirmemize rağmen bugün bize sorun çıkardırlar. Bütün sorun malların Türkiye'den getirildiği  içindir. Başka bir şey değildir" dedi.         

 

SBA balaların geçmesine izin verdi

 

   Balaların sahibi Haydar Haydaroğulları, İngiliz gümrük yetkililerinin balaların geçeceği sözü vermesinden sonra eylemi kaldırdıklarını söyledi.

   Haydaroğulları, İngilizlerin daha sonra balaların geçirilmesine izin verdiğini ve pazartesi günü bu konu hakkında bir toplantı yapacaklarını, toplantıya Beyarmudu köyü muhtarı,  İngiliz gümrük yetkilileri, ve Ticaret Odası yetkilisinin de katılacağını kaydetti.  

KIBRIS 08/11/08

 

Müzakere süreci kötü gidiyor

HALKI ÜMİTSİZLİĞE SEVK EDİYORLAR... DİSİ Başkan Yardımcısı Katie Klerides, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas arasında devam eden müzakere sürecinin tahmin ettiğinden çok farklı bir şekilde ilerlemekte olduğunu; birbirini çok iyi tanıyan iki liderin maksimalist yaklaşımlarla iki halkı ümitsizliğe sevk ettiklerini söyledi

 

"ÇIKARLARINIZI KORUYORUZ" MESAJI VERİYORLAR... Liderlerin olumsuz yaklaşımının iki tarafta da var olan çözüm karşıtı guruplara yönelik kendi çıkarlarını koruduğu izlenimi vermeye yönelik olduğunu belirten Ketie Klerides, iki liderin birbirlerini suçlayan tavrının müzakerelere yardım etmediği görüşünü de ortaya koydu

 

   DİSİ Başkan Yardımcısı Katie Klerides, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere sürecinin tahmin ettiğinden çok farklı bir şekilde ilerlemekte olduğunu; birbirini çok iyi tanıyan iki liderin maksimalist yaklaşımlarla iki halkı ümitsizliğe sevk ettiklerini söyledi.

   Katie Klerides, dün KIBRIS TV ekranlarında yayınlanan "Özen Çatal'la Kıbrıs'ta Bugün" programına katıldı.

   Programda Annan Planı sürecinde çözüme destek veren DİSİ'nin ödediği bedel ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

   Klerides bu yaklaşımın geçmişten, yani Papadopulos'un politikalarından çok da farklı olmadığı yorumunda bulunarak iki liderin birbirini suçlayan tavırlarından vazgeçerek süreci hızlandırması talebini de dile getirdi.

 

"Annan planına 'evet' diyen DISI, 5 yıl boyunca suçlandı"

 

   Güney Kıbrıs'ta Annan Planı'na "hayır" çıkmasını halkın yeterince bilgilendirilmemiş olmasına bağlayan Ketie Klerides, DİSİ Partisi'nin Anan Planı'na evet kampanyası yürütmüş olmasına rağmen merkezinde Papdopulos'un bulunduğu çevrece oluşturulan negatif ortam sebebiyle DİSİ'nin destekçilerinin dahi Annan Planı'na "hayır" dediğini belirterek, DİSİ'nin 2003'ten sonraki 5 yıllık sürede çok zor durumda kaldığını söyledi.

   Klerides, DİSİ'nin "evet" diyen tek parti olarak, "hayır" diyen cephenin karşısında tek başına kaldığını ve 5 yıl boyunca suçlu konumunda eleştirildiğini belirtti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda da bulunan Katie Klerides, beklediği kadar olumlu bir atmosferin olmadığını iki liderin maksimalist yani daha çok talep eden bir tutum izlemekte olduğunu söyledi.

   Liderlerin bu yaklaşımının iki tarafta da var olan çözüm karşıtı guruplara yönelik kendi çıkarlarını koruduğu izlenimi vermeye yönelik olduğunu belirten Klerides, iki liderin birbirlerini suçlayan tavrının müzakerelere yardım etmediği görüşünü de ortaya koydu. DİSİ Başkan Yardımcısı Ketie Klerides şu anda çok umutsuz olmak için erken olduğunu, iki liderin süreci hızlandırarak daha fazla diyalog içinde olmaları ve bir araya gelmeleri gerektiğini belirtti.

 KIBRIS 08/11/08

 

Avrupa Sosyalist Parti'den çözüm çabalarına destek

FIRSAT PENCERESİ AÇIK... Avrupa Sosyalist Parti heyeti, KKTC'deki temasları çerçevesinde CTP'yi ziyaret etti ve çözüm çabalarına destek belirtti. Heyet başkanı Luciano Vecchi, çözüm için fırsat penceresinin açık olduğuna; her iki tarafta da gerçek ve adil bir çözüme ulaşılması yönünde iyi niyet bulunduğuna inandıklarını söyledi

 

   Avrupa Sosyalist Parti heyeti, KKTC'deki temasları çerçevesinde Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret etti ve çözüm çabalarına destek belirtti.

   Luciano Vecchi başkanlığındaki heyet, CTP'de, Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve diğer bazı parti yetkilileriyle bir araya geldi.

   Soyer ve Vecchi görüşme öncesinde basına açıklamada bulunduktan sonra görüşmeye geçildi. 

   Cumhurbaşkanlığı Özel Danışmanı Kutlay Erk'in de katıldığı görüşmede, Soyer başkanlığındaki CTP heyetinde milletvekilleri Mehmet Çağlar ve Salih İzbul, Ünal Fındık, Özkan Yorgancıoğlu; Avrupa Sosyalist Partisi heyetinde ise Luciano Vecchi başkanlığında Kenneth Forslund, Jodi Pedret, Georg Ortner, Luca Badder, Rob van de Water, Yonnec Polet hazır bulundu.  

 

 "Çözüme katkı"

 

   Soyer, bu ziyaretlerin, iki liderin başlattığı çözüm sürecine büyük katkısı olacağına inandığını belirterek heyetle detaylı olarak görüşme süreciyle ilgili görüşlerini paylaşacaklarını söyledi.

   Soyer, "Eminim ki bu ziyaretler sonuçta çözüme büyük katkı yapacaktır" dedi.

 

"Çözüm sürecine ve liderlerin çabalarına destek"

 

   Vecchi de açıklamasında, adaya, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla başlatılan yeni müzakere sürecine ve liderlerin bu yöndeki çabalarına destek belirtmek için geldiklerini ifade ederken, gerek Avrupa, gerek kendi siyasi camiaları açısından çözümün önemine işaret etti.

   Çözüm için fırsat penceresinin açık olduğuna; her iki tarafta da gerçek ve adil bir çözüme ulaşılması

yönünde iyi niyet bulunduğuna inandıklarını dile getiren Vecchi, "Bu çabaları destekliyoruz; sosyalist camiamız da siyasi liderlerin; halklarının, Kıbrıs'ın, Avrupa'nın ve tüm dünyanın hak ve çıkarlarına uygun gerçek bir çözüme ulaşmak için göstereceği iyi niyete destek verecektir" şeklinde konuştu.

KIBRIS 08/11/08

 

Sorun çözülmezse, salı günü daha büyük eylem var

 

 

 

Beyarmudu köyünde hayvan üreticilerinin, İngiliz Üs Bölgesi'ndeki hayvanları için balya ve yem geçişlerinde İngiliz yetkililerin engelleriyle karşılaşmasıyla baş gösteren krizde, Ticaret Odası çözüm bulmak için devreye giriyor.

   Balya ve yemlere Yeşilhat Tüzüğü'ne göre işlem yapılmak istenmesine tepkilerini önceki gün balyaları yakarak gösteren Beyarmudulu üreticiler, İngiliz Üs yetkilileri soruna çare bulmazsa, salı günü daha büyük bir eyleme hazırlandıklarını açıkladı.

   Ticaret Odası yetkilileri ise köylülerin ihtiyaçlarını belirlemek için yarın Beyarmudu'na giderek inceleme yapacak ve ardından İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde girişim yapacak.

 

Küçükpergamalı: Biz ihracat yapmıyoruz

 

   TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Beyarmudulu hayvan üreticilerinden Hüseyin Küçükpergamalı, üsler bölgesinde hayvanları olan köylülerin, yem ve balya taşırken İngilizlerin keyfi uygulamasıyla engellendiğini ancak bunun altında Rum Hayvancılık Dairesi'nin baskıları olduğunu düşündüklerini söyledi.

   Küçükpergamalı, İngiliz Üsler Bölgesi'ne hayvanları için yem ve balya taşımalarının Yeşilhat Tüzüğü'yle ilgili olmadığına işaret ederek, "Biz bunları ihraç etmiyoruz ki kendi ağıllarımız ve ahırlarımızdaki hayvanlarımızın ihtiyacı için kullanıyoruz" dedi.

   Ticaret Odası'ndan belge almaları koşulunun doğru olmadığını anlatan Hüseyin Küçükpergamalı, odanın sadece yerli ürünler için belge verebildiğini belirtti.

   Hüseyin Küçükpergamalı, üsler yetkililerinin kendilerini yarın toplantıya çağırdığını ve sorunun çözüleceği sözü verdiğini kaydederek, eğer çözülmezse salı günü daha güçlü bir eyleme hazırlandıklarını bildirdi.

   Önceki günkü eylemlerinin ardından bir TIR'ın geçişine izin verildiğini belirten Küçükpergamalı, "Biz, hayvanlarımıza taşıyacağımız ürünler için Beyarmudu muhtarının vereceği kağıdın yeterli olmasını istiyoruz. Bizim Yeşilhat Tüzüğü'yle bir ilgimiz yok. SBA bölgesi de AB toprağı değil" diye konuştu.

   Küçükpergamalı, SBA bölgesindeki organize hayvancılık bölgesinde köylülerin 22 ağıl ve ahırı bulunduğu ve bunlardan 18'inin soğuk zincire dahil olduğunu da söyledi.

 

Ticaret Odası yarın Beyarmudu'nda inceleme yapacak

 

   Ticaret Odası yetkililerinden alınan bilgiye göre, yarın saat 11.00'de Beyarmudu'na gidecek oda yetkilileri, köylülerin hayvan sayısını ve ihtiyaç duydukları yem miktarını belirleyecek.

   Üs bölgesinin AB toprağı olmadığını ve Yeşilhat Tüzüğü koşullarının aranmaması gerektiğini belirten oda yetkilileri, Türkiye'den geldiği için balyalara sorun çıkarıldığını ama bunun aşılması için girişim yapacaklarını, bu çerçevede köylülerle ve İngiliz Üs yetkilileriyle görüşmelerinin ardından İngiliz Yüksek Komiserliği yetkilileriyle görüşme talep edeceklerini anlattı.

   Beyarmudulu hayvan üreticilerinin bir süredir üs bölgesine balya ve yem geçirirken İngiliz yetkililerin engelleriyle karşılaşması üreticileri önceki gün isyan noktasına getirmiş ve köylüler tepki için balyaları yakmışlardı.

   Önceki günkü olay sırasında, SBA Gümrük Sorumlusu Geoff Brown olay yerine gelerek duruma müdahale etmiş ve Beyarmudu Muhtarı Mustafa Tan'la görüşerek sorunu çözme sözü vermişti.

KIBRIS 09/11/08

 

Talat devletin eşit bölüşümünü istiyor

Cumhurbaşkanı Talat'ın; üst makamlarda sayısal eşitliğe riayet edilmemesi durumunda, Kıbrıslı Türklerin ortak devletin yönetimine katılımlarının sonuç getirici olmayacağını savunduğuna dikkat çeken Politis gazetesi, "Devletin Eşit Bölüşümü - Mehmet Ali Talat Hristofyas'la Görüşmelerinde Bugüne Kadar Neler Önerdi" başlıklı haberinde, özetle şunları yazdı:

   "Kıbrıs Rum tarafı iki devletçiğin Federal Devlet Senatosu'nda eşit sayıda temsil edilmesini kabul ediyor çünkü yasama erkinde siyasi eşitlik bu şekilde ifade edilir. Kıbrıs'ın demografik gerçekleri ise; katılım oranının çok daha gerçekçi olacağı Alt Meclis'te ifade edilecek.

   Lefkoşa; yargı erkinde sayısal eşitliği yalnız; yabancı yargıçların Yüksek Federal Mahkeme'ye katılıp katılmayacakları noktasında tartışıyor. Ancak Talat'ın Merkezi hükümete 4 Rum ve 3 Türk'ün katılımı önerisini; nüfus oranları 20/80 olan iki toplumun bu şekilde eşitlenemeyeceğini vurgulayarak reddediyor.

Kıbrıslı Türk lider bugüne kadarki görüşmelerde şu tezleri ortaya koydu:

   Mehmet Ali Talat; Annan planından ilgili maddelerle değiştirilmiş İsviçre modelinde bir başkanlık konseyi sistemi öneriyor, şunları talep ediyor:

   - Başkanlık Konseyi üyelerinin oranının 4 Rum- 3 Türk olması (Annan Planı'ndaki ilk oran 4/2 idi daha sonra 6/3 oldu)

   - Başkanlık konseyi üyelerinin 48 üyeli Senato'daki 13 Türk ve 13 Rum üyelerinin ayrı çoğunluğuyla seçilmesi. Annan planı her toplumun senatörlerinin 2/5 oy çoğunluğunu öngörüyordu.

   - Başkanlık Konseyi'nin 5 yıllık görev süresi içerisinde her yıl dönüşümlü görev yapacak başkan ve başkan yardımcısı olacak. Toplamda Rum başkan 3, Türk başkan 2 yıl başkanlık görevi yapacak.

Kıbrıslı Türk lider yasama erkiyle ilgili şunları öneriyor:

   - Üst Meclis 24 Rum ve 24 Türk senatörden oluşacak

   - Alt Meclis'te 67 Rum ve 33 Türk üye olacak yani temsiliyet oranı 1/3 olacak.

   - Alt Meclis'te katılımcı veto. Kıbrıslı Türk milletvekillerinin 1/4'ünün desteği olmadan karar alınamayacak. Milletvekillerinin seçilmesi için devletçiklerin iç vatandaşlıklarının dikkate alınacağına işaret ediliyor yani Kıbrıs Türk devletçiğinde ikamet eden Rumlar Kıbrıs Türk vatandaşlığına sahip değil iseler oy kullanamayacaklar, aynı şey Kıbrıs Rum devletçiğinde ikamet eden Türkler için geçerli olacak.

Hava sahası kontrolünün (FIR) yetkinin merkezî hükümete ait olacağının vurgulanmasına rağmen Talat kontrolün uygulanmasının devletçiklere bırakılmasını istiyor. Argümanı da hali hazırda birbirine denk iki birim bulunduğu ve bunların işleyişini sürdürmesi gerektiği şeklindedir.

   - Devletçiklerin iç vatandaşlığı olacak, ki bu Alt Meclis'e seçimlerle ilgili önerilerde de uygulanan bir şeydir.

   - Kıbrıs Türk tarafı arkeolojik alanların, telekomünikasyon, havaalanı ve limanların sahibinin devletçikler olmasını istiyor.

   - Esasen iki merkez bankası, ekonomi ve çalışma konuları için çifte düzenleme makamı, deniz hukukunun devletçikler tarafından uygulanmasını ve AB'de çifte temsiliyet olmasını istiyor."   

   Fileleftheros gazetesi "Sepetleri Danışmanlar Dolduruyor - Nami ve Yakovu Bugüne Kadarki Görüşmeleri Listeliyor, Anlaşmazlıklar Fazla" başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB'yle ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun pazartesi günü; doğrudan müzakereler çerçevesinde bugüne kadar sunulanları listeleyeceklerini hatırlattı. Gazete Nami ve Yakovu'nun; Talat- Hristofyas görüşmesinden bir gün önce (pazartesi) tamamen; sepetleri (görüş birliği sağlanan, görüş birliği sağlanabilecek olan ve anlaşmazlık konularının konulduğu) sepetleri doldurmakla uğraşacaklarını belirtti.

   Talat ve Hristofyas'ın Salı ve Cuma günleri yapacakları, pazartesi günü Ada'ya gelecek olan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in de hazır bulunacağı yeni görüşmelerinde yasama erki üzerinde duracaklarını belirten gazete, bir sonraki adımın ise anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasının oluşturulması olacağını yazdı, özetle şunları aktardı:

   "İlgili konular masadayken yapılan hazırlık görüşmelerinde Türk tarafının anlaşmazlıkların çözümüyle o kadar da ilgilenmediği, bunların sağlamlaşmasını istediği ortaya çıktı. Talat Kıbrıslı Türklerin ve Rumların eşit olarak temsil edileceği bir komite kurulmasını öneriyor, bu da her anlaşmazlık durumunda eşitlik olasılığına göndermede bulunuyor. Yasama erkiyle ilgili konularda da Türk tarafının geliştirdiği mantık; çeşitli emniyet sübapları ve özel çoğunluklar aracılığıyla gündeme gelen tam eşitlikte ısrara bağlanıyor. Bu arada; güvenlik ve garantiler konusunun yakında ele alınmayacak olmasına rağmen Avrupalıların NATO- AB ilişkileri konusunda Ankara nezdinde perde gerisi hareketlerde bulunduğu görülüyor. Türkiye; Kıbrıs nedeniyle AB'nin, NATO'nun liderliğindeki operasyonlar çerçevesinde Kıbrıs'ın da katılımıyla işbirliğini sağlama çabalarını veto ediyor."

KIBRIS 09/11/08

 

Aides lay ground for talks

TOP AIDES to the leaders of both sides will come together tomorrow to prepare the ground for the next round of Cyprus talks.

Presidential Commissioner George Iacovou said his meeting with Ozdil Nami, senior aide to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, would revolve around the powers of the federal government and of the executive.

President Christofias’ top advisor declined to comment on the progress of negotiations so far. It was too early to offer an assessment of the process, he said, although a clearer picture might emerge after the two sides closed the chapter on governance.

Governance and power-sharing in the new state is the first item on the talks’ agenda; it will be followed by the even thornier issue of properties.

“We must be cautiously optimistic,” remarked Iacovou.

He said attention should be paid not so much on public statements on the talks by Turkish Cypriots, but rather on what the Turkish Cypriot side is saying at the negotiating table.

“As for us, we shall continue our struggle for a solution, and I hope our goodwill is contagious and spreads to our Turkish Cypriot interlocutors,” he said.

CYPRUS MAIL 09/11/08

 

Turkey must respect rules

TURKEY needs to respect EU regulations if it is ever to become a member state, EU Transport Commissioner and Vice Chairman of the European Commission, Antonio Tajani said yesterday.

A solution to the Cyprus problem, he added, would emerge through dialogue and not by sanctioning Turkey.

Speaking after a joint conference with Communications Minister Nicos Nicolaides, where the European Charter for Road Safety was signed, Tajani said the EU had asked Turkey to lift its restrictions on the free movement of goods and products, including restrictions on transportation.

The EU Commissioner explained that the plan was not to sanction Turkey, but to resolve problems with mutually agreed and fair solutions.

“If Turkey shows respect of regulations, it will be able to become a member, only I repeat, by respecting the rules,” said Tajani.

Minister Nicolaides welcomed the EU’s stance on Turkey’s embargo on ships and planes bearing the Cyprus flag.

“These measures do not just go against the Cyprus Republic, they go against the European Union,” he pointed out.

CYPRUS MAIL 09/11/08

 

Property group receives three complaints a day from disgruntled home owners
By Jean Christou

A WHOPPING 2,000 foreign home buyers, or on average three a day, have contacted the Cyprus Property Action Group (CPAG) for help since its inception only in April last year.

The figure appears in a report commissioned by the previous government, which was aimed at a joint effort to resolve many of the problems experienced by foreign buyers on the island.

“Over 2,000 buyers have contacted CPAG so far, even without [us] advertising, and this number grows daily,” said the CPAG report.

CPAG had hoped to work hand in hand with the government on the basis of the report, which was handed over in January this year. However CPAG says the new administration appears to have shelved the comprehensive report prompting the group to go public on its content.

“They (the new government) have not refuted anything in the report since then, nor have they had the courtesy to formally respond,” said CPAG’s Denis O’Hare.

“Our findings suggest that the whole property industry, including property law and the planning system, has been grossly slanted in favour of developers, their bankers and the legal fraternity, to the great disadvantage of the buyers and also to the nation’s own tax revenues,” said the report.
3
“It should be noted that the Cypriot buyers also suffer many of these problems, especially the denial of their property rights through grossly delayed legal ownership, whilst developers raise mortgages on, and take risks with, ‘their’ homes.”

It said that since its inception, CPAG itself had been the target of much anger from home owners who were facing problems because of its stated aim to work with the government to solve the problems.

“However, if Government chooses not to engage us in constructive dialogue, we shall be forced to go elsewhere to seek redress,” said O’Hare.

He said CPAG had, on very good authority, heard that the Finance Ministry under the previous Minister Michalis Sarris was investigating the issues rasied in the report.

After the elections the 68-page report was also sent directly to the current Minister of the Interior, the Minister of Justice and Minister of Finance. More than six months later CPAG has not had any feedback other than a cursory meeting.

“Nothing substantial was discussed or suggested apart from ‘sticking plaster’ proposals. We anticipate more of the same,” said CPAG.

“Most fair-minded people would agree that our findings show a shocking picture of this disorganised, dishonest and corrupt industry sector, something that most governments would never have allowed to happen in the first place especially when the economy is so reliant on this industry sector,” the report said.

“Unfortunately the Government of Cyprus currently appears to be unwilling or indeed unable to do anything about this scandalous state of affairs.”

CPAG said it was “very disappointed” that the government had chosen not to respond substantially and were moving on to enlist the help of external bodies to apply pressure on Cyprus.

Currently, CPAG are communicating with the EU at various levels as part of their new strategy.

“The blame for the shambles which surrounds the Cyprus property market must belong 100 per cent to this and previous Cyprus governments for failing to regulate the industry properly and for allowing this unethical lending to developers which would be an anathema in any other modern EU state,” the CPAG report said.

CYPRUS MAIL 09/11/08

 

KKTC’de Ankara büyükelçisi krizi


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’DE Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile KKTC Dışişleri Bakanlığı arasında “büyükelçi krizi” yaşanıyor

Cumhurbaşkanı Talat, 31 Ağustos’ta görev süresi dolarak Kuzey Kıbrıs’a dönen Tamer Gazioğlu’ndan boşalan Ankara Büyükelçiliği’ne Dışişleri Bakanlığı’nın önerdiği Müsteşar Namık Korhan’ın atamasını aylardır onaylamıyor. Talat’ın, büyükelçilik ve dış temsilcilik atamalarının kendisine bağlanmasını istediği belirtiliyor. KKTC’nin   25. kuruluş yıldönümü olan  15 Kasım’a kadar Ankara’ya büyükelçi ataması  yapılmazsa, KKTC Ankara Büyükelçiliği ilk kez büyükelçisiz bir cumhuriyet resepsiyonu düzenlemek zorunda kalacak. 15 Kasım’a kadar atama yapılmaması halinde Ankara Büyükelçiliği’ndeki resepsiyonda KKTC’yi  Dışişleri Bakanı Turgay Avcı temsil edecek. 

MILLIYET 10/11/08

 

Alevi taleplerine ‘uç fikir’ yorumu


OSMANİYE DHA, AA

Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, bir gazetecinin, "Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Alevi köylerindeki camilerin kapatılması, okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi taleplerin bulunduğu" yönündeki bir soru üzerine, "Bu tür uç fikirlere biz itibar etmiyoruz" diye konuştu

Yazıcıoğlu, "Diyanet İşleri Başkanlığı, Osmanlı devletindeki Şeyhülislamın devamı gibidir. Alevi kökenli vatandaşlarının birtakım sıkıntıları var. Bu vatandaşlarımızın sıkıntıları konusunda onlarla görüşüyoruz ve diyalog halindeyiz" diye konuştu.

‘Politika güdüyorlar’
Yazıcıoğlu, şunları kaydetti:
"Alevi ve Sünni vatandaşlar arasındaki ortak paydalar çok daha geniştir. Müştereklerimiz çok fazladır. Allah inancında, Peygamber inancında, Ehlibeyt sevgisinde hiçbir farklılık yoktur. Bir kısım çevreler faklı sivri fikirleri öne çıkarmak suretiyle politika güdüyorlar. Bunun ülkenin menfaatine olmadığını söylemek istiyorum."

MILLIYET 10/11/08

 

‘Kıbrıs’ın hava sahasını birleştirmeye çalışacağım’


LEFKOŞA AA

KIBRIS Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Kıbrıs’ın hava sahasının yeniden birleştirilmesi için elinden geleni yapacağını” söyledi

Rum radyosunun haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Taşımacılık Komiseri İtalyan Antonio Tajani’yle görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada Hristofyas,  “Sayın Tajani’ye Kıbrıs’ın hava sahasının yeniden birleştirilmesi ve bunu, federasyon çerçevesinde Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla müştereken kullanmamız için elimden gelen her şeyi yapacağımı söyledim” dedi.
Antonio Tajani ise sorunları anladığını ve “Türkiye’nin de AB üyeliğine aday bir ülke olarak bazı kurallara saygı göstermesi gerektiği” görüşünü savundu.
Habere göre, Tajani, Hristofyas’a, Güney Kıbrıs’ın karşı karşıya bulunduğu hava taşımacılığı sorunlarının olumlu yönde çözülmesi için Europol aracılığıyla çaba harcayacağı taahhüdünde de bulundu.

MILLIYET 10/11/08

 

Güneye gidin, hemen şimdi

ÇÖZÜMÜ BEKLEMEYİN, FIRSATI KAÇIRABİLİRSİNİZ... KIBRIS gazetesi, Ticaret Odası heyetinin, geçen hafta Başbakan Soyer ile birlikte İstanbul TÜSİAD şubesinde katıldıkları çalışma toplantısında TÜSİAD'a sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik İşbirliği Açılımları" başlıklı öneri paketini ele geçirdi. Ticaret Odası'nın öneri paketinde, çözümü beklerken fırsatın kaçabileceği belirtilerek, hem Türk hem de Kıbrıslı Türk işadamlarına Güney Kıbrıs'ta acilen işbirliği ve ortalıklar yapması çağrısında bulundu

 

KIBRISLI TÜRK İŞADAMLARI, TÜRKİYE'NİN "ÖNCÜ TİCARET TİMİ" OLACAK... Ticaret

Odası, Türkiye'nin, bugün ve gelecekteki bir çözümde, tüm adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma potansiyeline sahip olduğunu ve KKTC'li işadamlarının, çözüm ve çözümsüzlük halinde adanın her iki tarafında

Türkiye sermayesinin "Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi" haline gelebileceğini kaydederek, Kıbrıslı Türk işadamlarının ayakta kalabilmesi için Güneyde iş yapmasının şart olduğunu, bugünden hareket edilmezse bir çözüm halinde geç kalınabileceğini vurguladı

 

GÜNEYİ DE ÇÖZÜME MOTİVE EDER... Ticaret Odası: Esas şimdilerde, yani çözümsüzlük koşullarının devamında, Güneyde, Türkiye-KKTC ve Türkiye-KKTC-Güney ortaklıkları ve işbirlikleri yapılmalıdır. Bu konuda acilen iki tarafın ortak bir çalışma yapmasını ve bu stratejinin devlet politikası haline getirilmesini öneriyoruz. Bu konuda hem Kıbrıslı Türk işadamları hem de Türk işadamları açısından büyük avantajlar olduğuna inanıyoruz. Güneye bugün gitmek, gelecekte gitmekten daha önemlidir. Bu konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi vardır. Ayrıca, Rumlar açısından çözümü motive edici yönleri de bulunmaktadır

  

   Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), Türk Sanayicileri ve İşadamları Deneği'ne (TÜSİAD) sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik İşbirliği Açılımları" başlıklı öneri paketinde hem Türkiyeli hem de Kıbrıslı Türk işadamlarının Güney Kıbrıs'ta işbirlikleri ve ortalıklar yapmasını önerdi.

   Kıbrıs adasının coğrafi olarak Türkiye'nin ekonomik çekim merkezinde ve alanında yer aldığını ve çözüm halinde tüm Kıbrıs'ın, Türkiye'nin ekonomik potansiyelinden etkileneceğini, yani Türkiye'nin tüm Kıbrıs'ın en büyük ticaret partneri olacağını belirten Ticaret Odası, Kıbrıslı Türk işadamlarının ayakta kalabilmek için Güneyde iş yapmasının şart olduğunu, bugünden hareket edilmezse bir çözüm halinde geç kalınabileceğini vurguladı.

   Ticaret Odası, Türkiye'nin, bugün ve gelecekteki bir çözümde, tüm adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma potansiyeline sahip olduğunu ve KKTC'li işadamlarının, çözüm ve çözümsüzlük halinde adanın her iki tarafında Türkiye sermayesinin "Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi" haline gelebileceğini kaydetti.

   KIBRIS gazetesi, Ticaret Odası heyetinin, geçen hafta Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile birlikte İstanbul TÜSİAD şubesinde yapılan çalışma toplantısında sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik İşbirliği Açılımları" başlıklı öneri paketini ele geçirdi.

 

Öneriler üzerinde çalışılıp, ileriye götürülecek

 

   Elde edilen bilgiye göre, Ticaret Odası ile TÜSİAD, söz konusu öneriler üzerinde çalışma ve ileri götürme konusunda prensip anlaşmasına vardı. Öneriler konusunda mutabık kalındığı taktirde, devlet ve hükümet yetkilileri ile de görüşüp, bunun bir devlet politikasına dönüştürülmesi de düşünülüyor.

    İddiaya göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer de önerilere sıcak bakıp, destekliyor.

   Ticaret Odası, esas şimdilerde, yani çözümsüzlük koşullarının devamında, Güneyde, Türkiye-KKTC ve Türkiye-KKTC-Güney ortaklıkları ve işbirlikleri yapılması gerektiğini, bu konuda acilen iki tarafın ortak bir çalışma yapması ve bu stratejinin devlet politikası (destekler, teşvikler, vb.) haline getirilmesini önerdi.

    Bu konuda hem Kıbrıslı Türk işadamları hem de Türk işadamları açısından büyük avantajlar olduğuna inandığını açıklayan Ticaret Odası, "Güneye bugün gitmek, gelecekte gitmekten daha önemlidir" dedi.

    Bu konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi olduğunu kaydeden Ticaret Odası, ayrıca, Rumların açısından da çözümü motive edici yönleri de bulunduğunu vurguladı.

   Ticaret Odası önerisinde; "Güney'in yaklaşık 9 milyar USD ithalat hacmi ve 2.5 milyar USD sanayi malı üretimi vardır. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşı olması, Güney'de ticari faaliyet konusunda avantajlar sağlamaktadır. Türk sermayesi ile Güney'de her tür işbirliği-ortaklıklara hazırız. Kişi başı geliri 27 bin USD ve yılda 2.5 milyon turistin ziyaret ettiği bir pazara bugünden birlikte girmeyi teklif ediyoruz" denildi.

    Ticaret Odası'nın; "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik İşbirliği Açılımlar" başlıklı öneri paketinin tam metni şöyle:

 

"Türkiye - KKTC işbirliği"

 

   "Kıbrıs adası coğrafi olarak Türkiye'nin ekonomik çekim merkezinde ve alanında yer almaktadır. Çözüm halinde tüm Kıbrıs, TC'nin ekonomik potansiyelinden etkilenecek, yani Türkiye tüm Kıbrıs'ın en büyük ticaret partneri olacaktır.

    Türkiye, bugün ve gelecekteki bir çözümde, tüm adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma potansiyeline sahiptir. KKTC işadamları, çözüm ve çözümsüzlük halinde adanın her iki tarafında Türkiye sermayesinin 'Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi' haline gelebileceklerdir.

   Çözüm halinde, adanın en büyük ekonomik entegrasyonun Türkiye ile olacağını biliyoruz. Birlikte, adaya yönelik 'mal, hizmet, sermaye, kişi koridorlarını' oluşturabiliriz; KKTC işadamları olarak buna talibiz. Artık askeri anlamda ileri karakol olmayı değil, Türk iş dünyası ile birlikte adada öncü ekonomik birliğe (timine) yönelmemiz gerektiğine inanıyoruz. Yine biliyoruz ki, Kıbrıs'ta kalıcı Türk varlığı ancak güçlü Türk sermayesi ile gerçekleştireceğimiz işbirlikleri sayesinde mümkün olacaktır.

   Ne yazık, bu gücü çözümsüzlük koşullarında gereğince kullanamıyoruz; atıl bir kapasite üzerinde oturuyoruz. Bugünden bazı işbirliklerini gerçekleştirmezsek, tıpkı şimdilerde olduğu gibi, olası bir çözümde de Kıbrıslı Türkler bu ilişki zincirinde bypass olabilecektir.

   Hem bugün hem de çözüm sonrası gelecekte Kıbrıslı Türklerin adada ekonomik olarak ve siyaseten varlığının devamı için Türkiye ekonomisi ve iş dünyası ile işbirliklerine ve ilişkilerinin her alanda geliştirilmesine ihtiyacımız vardır. Türkiye, bölgenin en büyük ekonomik gücüdür. Hem Kuzey, hem de Güney dahil Kıbrıs adası, Türkiye'nin ekonomik açıdan kapsama alanındadır, en yakın coğrafyadır. Bu yüzden şimdiden "iki ülke arasında iş dünyası temsilcilerinin ve devletin ilgili birimlerinin katılacağı ortak bir çalışma yapmayı ve çıkacak neticeleri de, iki ülkenin politika yapıcı olarak kullanmasını" tavsiye ediyoruz.

   Bu bağlamda, KTTO olarak, mevcut çözümsüzlük koşularının devamı ve çözüm-AB üyeliği halinde TC - KKTC iş dünyası ve her iki taraf devletlerinin ekonomik açıdan güçlü işbirliği ve fırsatları olduğuna inanıyoruz. Bu yönde, sivil ve kamu birlikteliğinde ortak devlet politikalarının geliştirilebileceğine ve her iki durumda da ekonomik açıdan Türkiye-Kuzey-Güney Kıbrıs üçgeninde önemli bölgesel ticaret yaratıcı fırsatlar olduğuna inanıyoruz.

 

1- Mevcut Çözümsüzlük koşullarının devamı halinde

 

i-Kuzeyde işbirliği imkânları

 

   Mevcut kriz ortamında "talep yaratıcı" nitelikte kamusal sinerjiler devreye konulabilir. Bu konuda KKTC hem düzenlenmemiş piyasaları ve alanları ile hem de halihazırda sahip olduğu potansiyellerle PPP (kamu-özel sektör işbirliği modeli) uygulamaları açısından son derece bakirdir.

   Bu maksatla, Türkiye iş dünyasının Kıbrıslı Türk işadamları ile birlikte Kuzey Kıbrıs'a olan atıl ilgisinin canlandırılmasında KTTO ve YAGA'nın (Yatırım Geliştirme Ajansı) katalizör bir görev yerine getirebileceğini düşünmekteyiz.

   Acentelik ve distribütör ilişkilerinde KKTC iş dünyası ile işbirliği yapılmalıdır. Aksi takdirde, KKTC işadamları bypass olma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Sosyal, kültürel ve tarihsel bağların ekonomik olarak da potansiyeli ölçüsünde kullanılması gerekmektedir.

   KKTC'de başta enerji, hava ulaşımı, havalimanı, deniz limanı, denizcilik, balıkçılık, yatçılık, marinacılık, sağlık, eğitim ve turizm, ticaret sektörü alanlarında büyük atıl potansiyeller vardır. Hem özelleştirme ve hem de deregülasyon politikaları ile bunlar TC-KKTC iş dünyasının ortak-işbirliği ile yapılabilir. Bu konularda, iki ülke iş dünyasının birlikte çalışabileceğine inanıyoruz ve bu konuda daha ileri düzeyde politika yapıcı olarak çalışmaya hazırız.

 

ii- Güneyde işbirliği imkânları: Hemen Şimdi

 

   Esas şimdilerde, yani çözümsüzlük koşullarının devamında, Güneyde, TC-KKTC ve TC-KKTC-Güney ortaklıkları ve işbirlikleri yapılmalıdır. Bu konuda acilen iki tarafın ortak bir çalışma yapmasını ve bu stratejinin devlet politikası (destekler, teşvikler, vb.) haline getirilmesini öneriyoruz.

   Bu konuda hem Kıbrıslı Türk işadamları hem de Türk işadamları açısından büyük avantajlar olduğuna inanıyoruz. Güneye bugün gitmek, gelecekte gitmekten daha önemlidir. Bu konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi vardır. Ayrıca, Rumlar açısından çözümü motive edici yönleri de bulunmaktadır.

Güney'in yaklaşık 9 milyar USD ithalat hacmi ve 2.5 milyar USD sanayi malı üretimi vardır. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşı olması, Güney'de ticari faaliyet konusunda avantajlar sağlamaktadır. Türk sermayesi ile Güney'de her tür işbirliği-ortaklıklara hazırız. Kişi başı geliri 27 bin USD ve yılda 2.5 milyon turistin ziyaret ettiği bir pazara bugünden birlikte girmeyi teklif ediyoruz.

 

2- Çözüm ve AB üyeliği halinde

 

   Bütün bu kriz müdahale yöntemlerine ilaveten, bugün bir bütün olarak Kıbrıs adasının önünde bir fırsat penceresi de yer almaktadır. Kıbrıs'ta olası bir çözümün, hatta çözüm sürecindeki olumlu adımların bile ekonomik olarak refah artışı ve pastanın büyümesini sağlayacağı bilinmektedir. Düzeyleri farklı olsa da, adada yaşayan her iki kesimin de küresel kriz sürecinde olumsuz etkileneceği açıktır.

   Diğer taraftan, ulaşılacak çözümün iki halka sağlayacağı fayda, mevcut kriz koşullarında çok daha anlamlı hale gelmektedir. "Kazan - kazan" senaryosuna dayalı bir çözüm, yapılan çeşitli araştırmalarla da sağlayacağı ekonomik katkılar açısından desteklenmektedir.

   İçine girdiğimiz küresel krizden, ancak ayrı bir senaryosu olan ülkeler sıyrılabilir. KTTO olarak, çözüm ve AB üyeliği halinde hem Kuzey-Güney Kıbrıs için, hem de Türkiye için böyle bir senaryonun olduğuna inanıyoruz.

Kıbrıs'ta çözümün hem ada için hem de Türkiye için talep yönlü güçlü dinamikleri bulunmaktadır. Bilahare, çözüm veya en kötü ihtimalle Türk tarafı olarak görüşme sürecinden primli ayrılmamız (olası bir anlaşmazlık veya referandumda Rumların Hayır'ı) halinde, TC-AB müzakere sürecinde bloke edilen 8 chapterin açılması kuvvetle muhtemeldir.

   Bu açılımın AB-Türkiye  (ve haliyle AB için de) ekonomik entegrasyonunu geliştireceği, aynı zamanda AB çapasının güçlenmesi ile Türkiye'ye getireceği ekonomi-politiği istikrarı, her bakımdan hem Türkiye, hem de Kıbrıs için fayda sağlayacaktır."

 

KIBRIS 10/11/08

 

 

'Kayıp Otobüs' Larnakalıları gözyaşına boğdu

İbrahim Akançay

   1974 öncesi Larnaka ve yöresindeki yerleşim yerlerinde ikamet edenler ile bu gibi kişilerin eş ve yakınlarının oluşturduğu Larnakalılar Derneği'nin Gazimağusa Kolu Kucaklaşma Günü'ne sınırlı sayıda olmasına rağmen 250 kişi katıldı. Kokteylli buluşmada yılların özlem ve hasreti görülmeğe değerdi.

   Yılların verdiği özlemle kucaklaşmalar ve dökülen gözyaşları üzüntü değil de sevinç gözyaşlarıydı. Derneğin Gazimağusa sorumlusu Kezban Çeltek, tarafından organize edilen etkinliğin ilerleyen günlerde diğer bölgelerde de tekrarlanacağı belirtildi.

   Dayanışma gününde Larnakalı olması nedeniyle iş yine Bülent Günkut'a düştü. Ancak bu sefer Günkut'un tecrübesine rağmen heyecanlı olduğu görüldü. Daha sonra Kezban Çeltek, Serdar Saydam ve dernek geçici başkanı Ayten Giritli birer konuşma yaptılar.

   Dayanışma ve kucaklaşma gününe İskele Belediye Başkanı Halil Orun ve Halk Parti Başkanı Raşit Pertev de katıldı.

 

Kayıp Otobüs Belgeseli'ni izlediler

 

   Sevinçle giderilen hasret sonrası, sıra hüzünlenmeye geldi. Israrları kırmayan Pertev, Kayıp Otobüs Belgeseli'ni beraberinde getirmişti. Büyük bir sessizlikle izlenen belgeselde gözyaşları sel oldu aktı. Büyük alkış alan belgeselin sonunda Pertev, filmle ilgili geniş açıklamalarda bulundu.

   Pertev, ayrıca belgeselin Türkiye'de Altın Portakal Film Festivali ve önümüzdeki ay Bostonda yapılacak film festivaline katılacağı bilgisini de verdi.

KIBRIS 10/11/08

 

Louzidu, her an evine dönebilir

LOUZİDU DAVASINDA YENİ GELİŞMELER OLABİLİR... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine birçok davanın yığılması ve en son Louzidu davası ile Türkiye'nin 1.2 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilmesinin Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'nın hazırlayıcısı olduğunu belirten Av. Oğuzhan Hasipoğlu, her an Louzidu'nun malına dönmesi için icrai girişimlerin başlayabileceğini kaydetti

 

MÜLKİYETTE EN UYGUN ÇEK FORMÜLÜ... Hasipoğlu "Rumlar, halen bireysel olarak kuzeye dönme haklarının tartışılsa da topluca dönmelerinin Çekoslovakya modelinde olduğu gibi kuzeyin ekonomisini ve sosyal yapısında radikal değişiklikler yaratacak"

 

   Kıbrıs TV'de her pazartesi izleyicisi ile buluşan Hukuk Dosyası programının bu haftaki konuğu Avukat Oğuzhan Hasipoğlu oldu. Mülkiyet konusunun konuşulduğu programda program yapımcısı Serkan Soyalan'ın sorularını yanıtlayan Hasipoğlu, mülkiyet konusundaki yasal düzenlemeleri, uluslararası hukuka göre cevaplandırdı.

   AİHM'de Türkiye aleyhine açılan Louzidu ve Aresti davalarına da değinen Hasipoğlu, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun amaçlarından da bahsetti.

   Avukat Oğuzhan Hasipoğlu'nun, Serkan Soyalan'ın sorularına vermiş olduğu cevaplar şöyle:

 

SORU: Dünyada ne gibi gelişmeler oldu da, Rumlara kuzeyde bıraktıkları taşınmaz mallara dönebilme imkanı veren "Anayasa'nın 159'uncu maddesi kapsamına giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" olarak isimlendirilen yasa yürürlüğe girdi?

CEVAP: Burada en önemli faktör, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine birçok davanın yığılması ve en son Louzidu davası ile Türkiye'nin 1.2 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilmesi oldu. Dikkat edin tazminat ödemesi diyorum, çünkü AİHM gözünde mal, halen Louzidu'nun malı, bunca yıldır kullanamamasından veya malına ulaşamamasından doğan bir tazminata hükmedilmiş. Hatta her an Louzidu'nun malına dönmesi için icrai girişimleri de yakın zamanda görebiliriz. Tabi Rum tarafı bunu büyük bir başarı olarak görmüş ve Türkiye aleyhine yaklaşık bin 500 dava dosyası hazırlatmıştır. Bu durum Türkiye ve KKTC için büyük bir tehlike oluşturuyordu ve bu tehlikeyi uluslararası hukuku da kullanarak bertaraf etmek veya en azından ertelemek gerekiyordu.

   Annan Planı'nda da adı geçen Taşınmaz Mal Komisyonu bu amaç için biçilmiş kaftandı. Plana Rum tarafı 'hayır' dedikten ve Rumlar birçok dava açma hazırlığına girişirken bu sefer planının reddiyle rafa kalkan komisyon yine Rumların AİHM'de açtığı Aresti davasında gündeme geldi. Aresti davası da Bayan Loizudu'nun davasına benzer bir davaydı ve bu sefer bayan Myra Arestis, Magosa'daki evini kullanamamaktan yakınıyordu.

 

SORU: Peki bu Aresti davası ne gibi bir prensibi ortaya koydu? 

CEVAP: Aresti Davası şöyle bir prensip ortaya koydu; Eğer Kıbrıslı Rum'un 1974 yılından sonra kuzeyde bulunan tasınmaz mallar ile ilgili bir talebi olacaksa, bundan böyle direkt AİHM gidemeyecek, KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuracaktır. Her ne kadar uluslararası hukuk gözünde mallar, yine Rum'un malı olarak tanımlansa da, bunu aslında uluslararası hukuk alanında KKTC'ye ilk yeşil ışık olarak ifade edebiliriz. Zira Aresti kararının metininde KKTC terimi kullanılmış ve KKTC'de kurulan komisyonun hukuksal statüsü tanınmıştır. İşte, bu yüzden KKTC Meclisi AİHM'den aldığı bu yeşil ışıkla Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturdu ve bununla ilgili Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" olarak  isimlendirilen yasayı yaptı.

 

SORU: 1974 veya öncesinde göç etmek zorunda kalan Rumların kuzeye dönme ihtimali var mı? Yasa bunu nasıl yorumluyor?

CEVAP:Yasayı yorumlamadan önce burada geçmiş örneklere bakmak lazım, uzağa gitmeye gerek yok Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Lozan Anlaşması var. Her iki ülke de, ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan insanların mallarını kamulaştırıp, kendi vatandaşlarına tahsis etti. Aynı sekilde 1940'lı yıllarda Çekoslavakya'dan kovulan Almanların taşınmaz mallarının iadesi yapmadı. Bir anlaşma yapıldı ve iade yerine tazminat verilmesi kararlaştırıldı. Alman Birleşme Anlaşması olarak bilinen bu anlaşmaya göre malların iade edilmemesinin şartları şu şekilde belirlendi;

1-Malın iadesinin imkansız olması, 2- Pratik olmaması, 3-Malın toplum icin büyük ekonomik gelir kaynağı olması, 4- Malın yeni alıcılarının iyi niyetli olması . Yanlız vermiş olduğum örneklerde, ikili bir anlaşma yapıldı. Lozan da ve Çek modelinde olduğu gibi taraflar malların iade edilmeyeceği konusunda hemfikir oldular ve tazminat yolu ile meseleyi hallettiler. Nüfus mübadelesi bakımından bizde de ikili anlaşma oldu ancak mal mülk konusunda durum halen belirsiz. KKTC'de, Çek örneğinde olduğu gibi benzer bir uygulama yaptı ve bunu anayasanın 159. maddesi altında düzenledi ve daha sonra İTEM ve benzer yasalarla özetle iki çesit olan eşdeğer ve tahsis tapusu verdi.

 

SORU: Peki, "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" olarak isimlendirilen yasayı açacak olursak, bu yasa neler getiriyor?

CEVAP: Yasa 25 maddeden oluşmaktadır. En can alıcı maddeleri, amacını gösteren 3. maddesi, 11-12-13 ve 14. maddeleri ile oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun oluşumu, görev ve yetkileri ile komisyonun kararlarının çerçevesini çizen veya verebileceği kararların kapsamını gösteren 8. maddesidir. 8. madde, 1974 Barış Harekatı neticesi kuzeyde, yani bugün KKTC sınırları dahilinde bulunan ve 1974-1975 yıllarında güneye göç ederken, Rumların bıraktığı menkul ve gayrimenkul mallara şamil hükümlerdir.  Yasa bu gayrimenkulleri 3 katagoriye ayırmaktadır. Bugün KKTC sınırları içinde bulunup 1974 öncesi Rum'a ait gayrimenkulü, yasa, bir yandan madde 8(1), diğer yandan madde 8(2)(A) ile öte yandan madde 8(2)(B) ve 8(3) maddeleri ile 3 guruba ayırmaktadır. 

    Yasanın 8(1) maddesi bugün KKTC sınırlarının içinde bulunan 1974 öncesi Ruma ait olup, Anayasa'nın 159(1) maddesi mucibince ve KKTC dahili hukuk mevzuatı ile mülkiyeti ve tasarrufu KKTC Devletinde kalan ve Devlet tarafından mülkiyet ve kullanım hakkı hiçbir kişiye verilmeyen gayrimenkullere şamil olup,Yasanın 3. maddesinde gösterilen amaçlara uygun olması halinde, bu madde kapsamında olup iadesi 1974 öncesi sahibi Rum tarafından  talep edilen gayrimenkulün, konumu ve niteliği itibarı ile ulusal güvenliği ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek, ve kamu yararına tahsis edilmemiş olması ve askeri bölgeler ve askeri tesisler dışında kalması durumunda, böyle bir gayrimenkulü, Yasa tahtında kurulan Komisyonun  "makul bir sürede" müracaatcı Rum'a iadesini emredebileceğini buyurmaktadır. Yani bu birinci kategoriye giren mallar Ruma iade edilebilen taşınmaz mallardır.

   İkinci kategori olarak da belirteceğimiz yasanın 8(2)(A) maddesi ise, yukarıda 8(1) maddenin kapsamı dışında kalıp 8(2)(A) madde kapsamında olan gayrimenkullere şamildir ve bu kategorideki gayrimenkuller kamu yararına veya "sosyal adalet amacı ile" tahsis edilmemiş olması halinde, 1974 öncesi mal sahibi Rum tarafından talep edilen malın, 1974'deki değerinde herhangi bir artış olmamış veya terk edildiği tarihteki değerinin bir katından daha az bir artış olması halinde, veya mal üzerinde yetkili makamlarca onaylanmamış bir proje olması halinde, ve KKTC mevzuatına uygun olarak güneyde mal bırakan bir Kıbrıslı Türke eşdeğer olarak verilmemiş olan durumlara şamildir.  Bu gibi durumlarda komisyon, malın Kıbrıs sorununun çözümünden sonra ve çözüm hükümleri çerçevesinde iadesine karar verebilirken, KKTC mevzuatına uygun olarak aynı malın mülkiyet, ya da kullanım hakkına sahip olan ve çözümden sonra bu malı terk etmek zorunda kalacak olan kişiye, çözüm hükümleri çerçevesinde almaya hak kazanacağı tazminat ödenmeden veya ilgiliye alternatif konut sağlanmadan, ilgili taşınmaz malı terk etmeye zorlanmayacağını hükme bağlamaktadır

   Yasanın 8(2)(B) ve (3) maddeleri 1974 Barış Harekatı neticesi güneyde gayrimenkullerini bırakıp kuzeye göç eden ve KKTC'deki mevzuat uyarınca kuzeyde, 1974 öncesi Rumlara ait gayrimenkullere eşdeğerci olarak tasarruf veya mülkiyet verilen kişilere şamildir. Yasanın 8(3) maddesi, taşınmaz malın iadesi talep edilen taşınmazın, Yasanın 8(1) maddesi ve 8(2)(A) maddesi kapsamı dışında kalan gayrimenkullere şamil olup, Rum tarafından iadesi talep edilen malda, 1974'teki değeri ile Komisyona başvurulduğu tarih arasındaki değerinde bir katından daha fazla bir artış olması veya böyle bir değer artışını meydana getirecek bir projenin yetkili makamlarca onaylanmış olması durumlarını kapsamakta olup bu durumda Rum'a ya güneyde Türk malı ile takas teklif edilmesini veya bu kişiye parasal tazminat ödenmesine karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Rumun lehine tazminat verilmesi halinde bu rakam taşınmazın 1974'deki rayiç bedeli ile sınırlı olmayıp o tarihten sonra kullanım kaybından doğan zarar ve konut olması halinde manevi tazminat da içermesi öngörülmektedir.

 

SORU: Ulusal Birlik Partisi'nin bu yönde Anayasa Mahkemesi'ne bir de davası vardı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

CEVAP: UBP'nin, KKTC Devleti aleyhine açtığı ve Anayasa Mahkemesi'nin bu davada yapmış olduğu tespitler, aslında bizim iç hukukumuzda mal mülk konusunda bir dönüm noktasıdır. Bu karar tekrar tekrar okunup incelenmesi gereken bir karardan başka, KKTC'deki mülk sahipliği meselesine çok can alıcı yorumlar yapılan bir karardır. Burada yürürlüğe giren yasa ile Anayasa'nın 159. maddesi karşı karşıya geldi ve işin içine uluslararası hukuk prensipleri de girince en can alıcı tartışmalar burada yaşandı. Anayasa Mahkemesi bu konuda karar verirken öncelikle Anayasamızın 159. maddesinin 1. paragrafının son cümlesini inceledi. Cümle, '1974 öncesi KKTC sınırları içinde bulunan ve Rumlara ait olan veya aidiyeti saptanmamış olan tüm taşınmaz malların "...Tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın KKTC'nin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir" hükmünü getirmiştir'. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 159. maddesi tefsir edilirken yukarıdaki maddeyi okunduğu gibi, yani  "Tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın KKTC'nin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir" cümlesini aslında bu malların KKTC malı olmadığına, burada anlatılmak istenenin KKTC"nin bu topraklar üzerinde egemen olduğuna vurgu yapmak iradesi olduğunu belirtmiştir. Hatta meclis tutanaklarına da atıfta bulunarak merhum Osman Örek ile İsmail Bozkurt arasındaki tartışmalara kararda yer vermiştir.

 

SORU: Peki Rumlar, uluslararası hukuka göre; biz topluca kuzeye dönmek istiyoruz, örneğin biz Girne göçmenleri olarak Girne'ye topraklarımıza dönmek istiyoruz derlerse ne olacak?

CEVAP: Halen bireysel olarak dönme hakları tartışılsa da topluca dönmek daha önce bahsettiğim Çek modelinde olduğu gibi kuzeyin ekonomisini ve sosyal yapısında radikal değişiklikler yaratacaktır. 3-2006 Anayasa Mahkemesi kararında bu konuya kısaca değinilmiş olup Balvenisti ve Zamir'in 'Claims for Repossession and Return under International Law' adlı eserinde, özetle, mevcut uluslararası teamüllerin bu tip toplu dönme iradesine müspet bakmadığı vurgulanmıstır.

KIBRIS 10/11/08

 

KKTC’de büyükelçi krizi

KKTC’de, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı Turgay Avcı arasında büyükelçi atamaları konusunda kriz yaşanıyor. Talat’ın Ankara büyükelçiliği ile Londra ve Roma temsilciliğine atanan yeni isimleri onaylamadığı öğrenildi.

NTV

Güncelleme: 12:20 TSİ 10 Kasım 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, edinilen bilgilere göre Cumhurbaşkanını yurtdışında temsil edecek isimlerin kendisine danışılmadan Dışişleri Bakanı tarafından saptanmasına itiraz ediyor. Talat, atanacak isimlerin teamüller gereği kendisiyle istişare edilerek belirlenmesini istiyor.

 

Mehmet Ali Talat, bu nedenle Bakanlar Kurulu yetkisinde olan bu atamalarda, diplomatlar için verdiği güven mektubu niteliğindeki belgeyi imzalamayı reddediyor.

Ankara’ya da büyükelçi atanmadığından, 15 Kasım günü KKTC’nin Cumhuriyet Günü resepsiyonunda KKTC’yi Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın temsil etmesi bekleniyor.

 

Talat ve Hristofyas yedinci kez buluşuyor

Kıbrıs’ta liderler, çözüm müzakerlerinin yedinci görüşmesini bugün öğleden sonra yapacak

NTV

Güncelleme: 12:22 TSİ 11 Kasım 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün saat 16.00’da Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.

 

Liderler, “yönetim ve güç paylaşımı” ana başlığı altında, “yürütme” ve “yasama” konularını müzakere etmeyi sürdürecek.

11 Eylül’de başlayan müzakerlerde liderler, henüz ikinci başlık olarak belirlenen ve en zor konu olarak görülen “mülkiyet” konusuna geçebilmiş değil.

Diplomatik kaynaklar, sürecin beklenenden yavaş işlediğine dikkat çekiyor.

 

Kenan Evren: Atatürk arşivlerini yakmadım

Atatürk’e ait Çankaya’da bulunan özel arşivleri SEKA’ya yakmaya gönderdiği iddialarını yalanlayan Evren, “Böyle şey olur mu? Yakmak için deli olmak lâzım. Hasan Celal Güzel’in anlattığı yalan” dedi.

YASEMİN ARPA

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:38 TSİ 11 Kasım 2008 Salı

 

İSTANBUL - Hasan Celal Güzel’in dün Radikal gazetesinde yer alan yazısında Başbakanlık Müşavirliği döneminde Cumhurbaşkanı Kenan Evren’den kendisine “Çankaya Köşkü’nde Atatürk’e ait çok değerli arşivler var. Bunun tasnifini de yapar mısınız?” teklifinin geldiğini ancak daha sonra Evren’in, “Atatürk’ün günlük programını ve görüşmelerini tutan yâverleri çok teferruata yer vermişler; yediğini içtiğini, bazen bir hanımla özel görüşmesini bile yazmışlar. Bunlar açıklanırsa Atatürk düşmanları bu belgeleri onun aleyhinde kullanırlar diye endişeliyim” dediğini ve bu arşivleri SEKA’ya gönderip imha ettireceğini söylediğini aktarmıştı. NTVMSNBC’ye konuşan Evren, Güzel’in iddialarını yalanladı. Güzel’i tekzip edeceğini belirten Evren, “Çankaya’nın arşivinde duruyor” dediği Atatürk’ün özel arşivleriyle ilgili çok şey okuduğunu da ekliyor: “Mesela kurmay yarbayken hastalanıyor, Avusturya’daki kaplıcaya gidiyor. Orada bir bayanla arkadaşlık yapıyor. Mektuplar falan var; onları okudum. Ama bunlar özel hayatı ilgilendiren şeyler.”

 

12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren ve daha sonra Cumhurbaşkanlığı yapan Kenan Evren, Güzel’in Başbakanlık Müsteşarlığı sırasında aralarında geçtiğini iddia ettiği diyalogla ilgili NTVMSNBC’nin sorularını yanıtladı:

BEN ATATÜRK HAKKINDA BÖYLE ŞEY SÖYLER MİYİM?
Hasan Celal’in söylediği gibi Atatürk’e ait arşivleri SEKA’ya gönderip, imha ettirdiniz mi?
Ben sözde ona demişim ki, “Bu yaverler Atatürk’ün her şeyine bakmışlar, kadınlarla ilgili...” Ve demişim ki, “Bunların yazdıkları doğru değil, bunları yakıp atmak lazım...” Külliyen yalan! Hasan Celal Güzel’in benimle arası iyi değildir. Özal zamanında da değildi... Şimdi onu anlatmama gerek yok. Bunu uydurmuş. Böyle bir şey yok. Ben Atatürk hakkında böyle şey söyler miyim? Sonra o gibi şeyleri nasıl yakacaksınız?

Bu arşivleri yakmanın tarihsel bir sorumluluğu da yok mudur?
Sonuna eklemiş, demiş ki: “İnşallah yaktırmamıştır.” Yediği naneye bak... Af edersin.

Siz gerçekten Atatürk’ün özel not defterlerini okuma şansına eriştiniz herhalde...
Atatürk’e ait çok şey okudum ben orada.

BAZI ŞEYLER VAR Kİ ONLARI SÖYLEYEMEM
Bu defterler hâlâ muhafaza ediliyor mu? Kamuoyu ile paylaşılmayan neler var?
Bazı şeyler var ki ben onları söyleyemem. Bazıları da aklımda kalmadı... (Gülüyor)

Aklınızda kalanlar neler peki?
Yaşım 92, haberiniz var mı? Ama demin söylediğim gibi Hasan Celal Güzel’in anlattığı yalan. Ben onunla öyle bir şey konuşmadım.

Güzel’le aranızda Atatürk’ün not defterleri ve özel arşiviyle ilgili bir konuşma geçmedi mi?

Hayır, hayır... Onunla hiçbir şey konuşmam ben.

Taraf gazetesinde de Ayşe Hür şöyle diyor: “...Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi oluşurken ortaya çıkan defterleri ilk kez yurt gezisine çıkarken Genelkurmay’dan Atatürk hakkında nakledeceği özel bilgi notu isteyen Kenan Evren okur ve defterlerin yayınlanmasının sakıncalı olduğuna karar verir...” Bu defterleri ilk kez siz mi okudunuz ve sakıncalı olduğuna ilişkin bir karar aldırdınız mı?
Demek ki o benimle uğraşmak istiyor. Kuyu kazıyorlar da onun için... Siz o Hasan Celal Güzel’in vaktiyle üniversitede dinci bir dergiye yazdığı yazıları okuyun da nasıl bir kişi olduğunu anlayın.

Hangi dergi?
Şimdi hatırımda değil. Aklı olan insan böyle bir şey söylemez. Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni’ni aradım, ona bir türlü ulaşamadım, halen ulaşmaya çalışmaya devam ediyorum. Tekzip edeceğim.

AVUSTURYA’DAKİ KAPLICADA BİR BAYANLA ARKADAŞLIK EDİYOR
ATASE denilen bölümde Atatürk’ün not defterleri yayanlanmak üzere bekletiliyor mu ve kaç adet defter var acaba?
Arada sırada okudum ben bazı şeyler orada. Mesela Kurmay Yarbay’ken hastalanıyor, Avusturya’daki kaplıcaya gidiyor. Orada bir bayanla arkadaşlık yapıyor. Mektuplar falan var; onları okudum. Ama bunlar özel hayatı ilgilendiren şeyler.

Siz Atatürk’e ait bu notların özel hayatı ilgilendirdiği için mi yayınlanmamasını istediniz?
Bunlar yayınlanmaz ki zaten, arşivde duruyor.

Çankaya’nın arşivinde mi duruyor hâlâ?
Çankaya’nın arşivinde duruyor.

YAKMAK İÇİN DELİ OLMAK LÂZIM
Kesinlikle yakılmadılar diyorsunuz.
Böyle şey olur mu? Yakmak için deli olmak lâzım. Yahut Atatürk’ün karşısında birisi olmak lâzım.

Hasan Celal Güzel dünkü Radikal’de “Bizim Mustafa” başlığıyla yayınlanan köşesinde Evren’le aralarında geçtiğini iddia ettiği, Atatürk arşivleriyle ilgili diyaloğu şöyle anlatmıştı:

NEDEN KORKUYORSUNUZ?
Efendim, Başbakanlık Müsteşarlığım sırasında zamanın Cumhurbaşkanı Evren Paşa bir gün bana, “Sayın Güzel, siz Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleri konusunda güzel hizmetlerde bulundunuz. Çankaya Köşkü’nde Atatürk’e ait çok değerli arşivler var.

 

Bunun tasnifini de yapar mısınız?” diye sordu. Heyecandan yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Cumhurbaşkanlığı’nda çok değerli arşiv malzemeleri olduğunu biliyordum. O heyecanla kimbilir nasıl bir ses tonu ile “Hay hay, çok iyi olur!” demişim ki, Evren Paşa şaşırdı ve “Bunu daha geniş bir zamanda konuşuruz” dedi.

Hemen ertesi gün Evren Paşa’ya gittim ve ‘Çankaya Arşivleri’ni tasnife âmâde olduğumuzu, bundan sonra da Cumhuriyet Arşivi’nde muhafaza edebileceğimizi söyledim. Evren Paşa, “Atatürk’ün günlük programını ve görüşmelerini tutan yâverleri çok teferruata yer vermişler; yediğini içtiğini, bazen bir hanımla özel görüşmesini bile yazmışlar. Bunlar açıklanırsa Atatürk düşmanları bu belgeleri onun aleyhinde kullanırlar diye endişeliyim” dedi. Ben, Atatürk’ün İzmir’de içki içtiği lokantada perdeleri açtırmasını örnek göstererek, açıklığın daima daha iyi olduğunu; eğer bu arşivler açıklanırsa bilâkis bazı mahfillerin aleyhteki dedikodularının azalacağını söyledim. Ayrıca, eğer bu belgelerin açıklanması istenmezse 2038 yılına kadar, yani vefatının 100 yıl sonrasına kadar gizlenebileceğini anlattım.
Daha sonra Evren Paşa, bu arşivleri SEKA’ya gönderip imha ettireceğini söyledi. Aklıma gelince içim ürperiyor ve Evren Paşa’nın bu eşsiz tarih hazinesini yok etmemiş olmasını diliyorum.

Talat ve Hristofyas 7. kez masaya oturdu

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde bugün yedinci kez bir araya geldi.

Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın yakınında bulunan ve kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binadaki görüşmeye, liderlerinin ekipleri ile adaya dün gelen, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer da katıldı.

Görüşmede, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu. Liderler, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altında "yürütme" ve"yasama" konularını müzakere etmeyi sürdürecek.

Talat ve Hristofyas'ın 3 Kasım Pazartesi günü yaptıkları altıncı görüşmede, Kıbrıs Türk tarafı yasama organı konusundaki görüşlerini, Kıbrıs Rum tarafı ise yürütme organına ilişkin Kıbrıs Türk tarafının tutumuna dair düşüncelerini açıklamıştı.

Talat toplantıda, görüşmenin içeriğine ilişkin Rumbasınına sızdırılan haberlerin yarattığı sıkıntıları da gündeme getirmişti.Bugünkü görüşmenin başında, basına içeriden görüntü alma imkanı sağlandı.

Bu arada BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,yarın KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri Hristofyas ile ayrı ayrı görüşecek.

Öte yandan liderlerin kendilerine verdiği görev çerçevesinde dün biraraya gelen, Talat'ın BM ve AB İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, federal hükümete bırakılacak yetkiler konusundaki çalışmalarına devam etti.Temsilcilerin, "ortak bir metin" hazırlama yönünde ilerleme kaydettiğiöğrenildi, ancak ayrıntılı bilgi alınamadı.

Nami ile Yakovu, perşembe günü yeniden bir araya gelecek iki liderin yapacağı görevlendirme çerçevesinde çalışmalarını sürdürecek.

CNN TURK 11/11/08

 

KKTC de Obama döneminden umutlu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Barack Obama'nın ABD Başkanı seçilmesinden dolaylı olarak etkileneceklerini belirterek, "Olumlu etkisi olacağı umudundayım" dedi. Talat, 2009'un ilk yarısında sorunu çözmeyi çok istediklerini söyledi.

 

KKTC'de Türk gazetecilerle sohbet toplantısı yapan Talat, Obama'nın seçilmesinin bir süre önce kimsenin hayal bile edemeyeceği bir değişiklik olduğunu ifade ederek, "Bir de Bush dönemini düşündüğünde insanlık Obama dönemine daha fazla umut bağlıyor. Genel hatlarıyla dünyada daha iyiye doğru bir gidiş bekliyoruz. ABD'deki değişikliğin dünyanın başka ülkelerini saracağını ve en önemlisi dünya
değerler sisteminde önemli dönüşümler görebileceğimiz gibi bir beklenti içindeyiz" dedi.

"Dünya sorunlarını barışçıl yollardan çözmesi yönünde hedef gütmesini umduğumuz ABD'nin, Kıbrıs sorununa katkıda bulunması son  derece doğaldır diye düşünüyorum" diyen Talat, "Bu bakımdan olumlu etkisi olacağı umudundayım" ifadesini kullandı.

Obama'nın "işgalci" sözleri

Bir gazetecinin, "Obama'nın, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta 'işgalci' olduğu yönünde açıklamaları bulunduğu" şeklinde görüşleri olduğunu hatırlatması üzerine Talat, "Ne söyledi, ne söylemedi bilmiyorum. O dönemde Obama'nın bu konuda bir politikası olduğunu öğrendiğimizde araştırdık ve Obama'nın resmi internet sitesinde böyle açıklamaya rastlamadık. Ama unutmayın, seçim kampanyası sırasında özellikle batılı ülkelerde çok fazla şey söylendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 'Umarız ki, seçim meydanında söylenenler seçim meydanında kalır' dedi. Dolayısıyla seçim meydanında söylenenlerin sayın Obama'nın politikasına ne kadar yansıyacağını hep birlikte göreceğiz" dedi.

Böyle bir yaklaşımı doğru bulmadıklarını aktaran Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyini "işgal" etmediğini, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bir görevi yerine getirmek üzere adaya müdahale ettiğini vurguladı.

Talat, "O günden bugüne Kıbrıs sorunu çözülemediği için de Türk ordusu buradadır. Türkiye zaten 'ben burada kalıcıyım' demiyor, 'Kıbrıs sorunu adil bir çözüme kavuşturulsun, ben gideceğim' diyor" ifadesini kullandı.

"Müzakereler yavaş ilerliyor"

Kıbrıs sorununun çözümü yönünde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile müzakerelere başladıklarını ve Rum tarafındaki sıkıntıların çeşitli düzeyde sürece yansımasına rağmen süreci götürdüklerini belirten Talat, Rum tarafı herhangi bir müzakere zemini tespit edemediği için bekledikleri hızı yakalayamadıklarına işaret etti.

İki tarafın da masadan kalkmama taahhüdünde bulunduğunu bildiren Talat, bunun önemli bir şey olduğunu söyledi ve "Şimdi dolayısıyla bir süreç devam edecek, ne pahasına olursa olsun" diye konuştu.

Talat, azami esneklik gösterilerek, yapabileceklerinin en iyisini yaparak bir sonuca gitmeye çalışacaklarını ifade ederek, "Ama bir sonuca gidecek diye güvence vermek mümkün değil" dedi.

Müzakerelerde yürütmeyi görüştüklerini, şimdi yasama ile ilgili konuları ele aldıklarını kaydeden Talat, "Yavaş ilerliyoruz. Özellikle Rum tarafı Annan Planı'na değinmek istemeyince her şey adeta sıfırdan başlıyor, öyle olunca da zaman kaybı oluyor" açıklamasında bulundu.

Basına karartma

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Hristofyas ile baş başa görüşmelerinizde hangi konular gündeme geliyor" sorusu üzerine, "baş başa görüşmelerde, basının yarattığı çeşitli sıkıntıları ortadan kaldırmaya çalıştıklarını" söyledi.

Talat, müzakere masasında tartışılanların içeriğini basına açıklamama yönünde karar aldıklarını, ancak Rum basınında müzakere masasında konuşulanların neredeyse tümünün yayımlandığını, bunun sürece zarar verdiğini belirtti.

Talat, "Müzakerelere ilişkin kamuoyuna yeterli bilgi verilmediği ve masada pazarlık yapıldığı yönünde endişeler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz" sorusunu ise "Biz açıklamayacağımızı söyledik. Bunun için böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil. 'Konuştuklarımızı açıklayacağız' diye bir taahhüdümüz olmadı. Tam tersine 'Tartışma konularını açıklamayacağız ve tartışmayı basın yoluyla yapmayacağız' dedik. Bu nedenle eleştirileri sağlıklı görmüyorum. Ama bilgilenmesi gereken yerleri, kurumları bilgilendiriyoruz" diye yanıtladı.

"1974'ten sonra adaya yerleşenlerin durumuna" ilişkin bir soru üzerine ise Talat, "1974 sonrasında KKTC'ye yerleşenleri Rum tarafının istediği gibi ülkelerine gönderecek değiliz. Vatandaşlarımız arasında ayrım yapılmasına sıcak bakmıyoruz" diye konuştu.

AB İlerleme Raporu

Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin, "AB İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki çabalarının takdirle karşılandığı, ama eksikleri olduğu yönünde ifadeler bulunuyor. Bu eksiklikler nelerdir" sorusuna karşılık, "Vallahi ben de soruyorum onlara daha başka ne bekliyorlar. Hiç anlayabilmiş değilim. Avrupalıları gördüğümde soracağım. Merak ediyoruz, ne istiyorsunuz daha? Bilmiyorum, ama belki limanların açılmasını istiyorlar. Başka bir şey isteyemezler. Gündemde başka bir şey yok. Herhalde odur. Veya söylemesi belki biraz hoş değil, ama ne istediklerini bilmiyorlar. Bu da olabilir" dedi.

CNN TURK 07/11/08

 

Dimitris Hristofyas'tan hava sahası sözü

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ın hava sahasının yeniden birleştirilmesi için elinden geleni yapacağını" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Taşımacılık Komiseri İtalyan Antonio Tajani'yle görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, İtalyan komisere, Güney Kıbrıs'ın tezlerini, hava sahasıyla ve deniz taşımacılığıyla ilgili sorunlarını aktardığını belirtti.

Hristofyas, "Sayın Tajani'ye Kıbrıs'ın hava sahasının yeniden birleştirilmesi ve bunu, federasyon çerçevesinde Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla müştereken kullanmamız için elimden gelen her şeyi yapacağımı söyledim" dedi.

Antonio Tajani ise sorunları anladığını ve "Türkiye'nin de AB üyeliğine aday bir ülke olarak bazı kurallara saygı göstermesi gerektiği" görüşünü savundu.

Habere göre, Tajani, Hristofyas'a, Güney Kıbrıs'ın karşı karşıya bulunduğu hava taşımacılığı sorunlarının olumlu yönde çözülmesi için Europol aracılığıyla çaba harcayacağı taahhüdünde de bulundu.

CNN TURK 09/11/08

 

İsviçre'den Lozan masası jesti


 ANKARA Milliyet

 

İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını teyit eden tarihi Lozan Antlaşması'na İsmet İnönü'nün imza attığı ahşap masayı, Cumhurbaşkanı Gül'e hediye etti. Türk Ocağı Sahnesi'nde sunulan masaya karşı ilgisiz kaldığı görülen Gül, son anda kendisine iletilen notla masa için teşekkür etti




İsviçre'nin 80 yıl önce ilk büyükelçisini Türkiye'ye göndermesiyle birlikte iki ülke arasında resmen başlayan diplomatik ilişkiler dolayısıyla, dün Türk Ocağı Sahnesi'nde bir kutlama töreni gerçekleşti. Tören öncesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın 750 bin dolarla finanse ettiği ve Konya, Muğla ile Kocaeli illerinde yürütülecek, "Gençlik Fonu Güneş Projesi" hakkında bilgi aldı. Couchepin'e, arkasına adının yazılı olduğu Konyaspor forması hediye edildi.

'Ordumuz masa da taşır'

Couchepin, törende yaptığı konuşmada, İsviçre’den ilk kez 1928'de Ankara'ya bir büyükelçi atandığını ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e güven mektubunu sunduğunu anımsattı. Türkiye’nin kendileri için çok önemli olduğunu söyleyen Couchepin, ülkesinde 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması'nın tarihi önemini vurguladıktan sonra İnönü'nün tarihi anlaşmaya imza attığı ahşap masayı Türkiye'ye hediye etti.
Couchepin, törende sahneye çıkan İsviçre Ordu Orkestrası'na da göndermede bulunarak, "Bizim ordumuz masayı Türkiye'ye taşıdı. İsviçre ordusu, hem masa taşır, hem müzik yapar" diye espri yaptı. Masayı Türkiye’ye vermeden önce bir kez dokunmak istediğini söyleyen Couchepin, büyük, güçlü ve sağlam bir masa gördüğünü ve bunun iki ülke arasındaki sağlam ilişkiyi temsil ettiğini söyledi.

'Depoda durmayacak'

Gül de yaptığı konuşmada, 80 yıl sonra ilk kez devlet başkanı düzeyinde İsviçre'den ziyaret yapılmasıyla ilişkilere ivme kazandırıldığını vurguladı. İsviçre’de yaklaşık 120 bin Türkün yaşadığını, bunlardan büyük bir kısmının da çifte vatandaşlık hakkını aldığını anımsatan Gül, sözlerini tamamlarken danışmanlarından aldığı not ile sahnede durmakta olan masayı son dakikada hatırladı.
"Bu arada unutmamam gereken bir şey var" diyen Gül, tarihi masayı Türkiye’ye hediye ettiği için Couchepin’e teşekkür etti. Gül, "Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nin kuruluşuna sahne olan bir masa. Bizim için manevi değeri tabii ki büyük olan bir anı. Tabii ki bu, depoda durmayacak, Türkiye’de en güzel şekilde sergilenecek" diye konuştu.

MILLIYET 11/11/08

 

‘Atatürk’ü kaidesinden indiren film’

Financial Times gazetesi, “Film, Atatürk’ü kaidesinden indirdi” başlıklı haberinde “Mustafa” filminin yarattığı tartışmalar ve 10 Kasım dolayısıyla Anıtkabir’deki kuyruklara dikkat çekti

LONDRA - “Mustafa” belgesinin yurt dışındaki yansımaları sürüyor. Financial Times gazetesi, belgesel için “Atatürk’ü, kaidesinden indiren filmö derken, 10 Kasım dolayısıyla Anıtkabir’deki kuyruklara dikkat çekti.
Financial Times gazetesi, Türkiye muhabirini Delphine Strauss imzalı haberinde “Film, Atatürk’ü kaidesinden indirdi” başlığı ve, ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk resimleriyle poz vermiş bir grup çocuğun fotoğrafı da kullandı.
Atatürk’ün ölümünün 70. yıl dönümü dolayısıyla 10 Kasım’da saat 9.05’de tüm Türkiye’de sirenler çaldığında trafik durduğunu, bayrakların direğin yarısına kadar indirildiği kaydeden gazete, binlerce öğrenci ve çalışanın, Anıtkabir’de saygı duruşunda bulunmak için kuyruğa girdiği belirtti.

“FİLM KATI KEMALİSTLERİ ÇOK ÖFKELENDİRDİ”

Gazete, Atatürk’ü anma gününe ilişkin görüntüleri aktarırken de Türkiye’de yeni bir filmin, “Ulusal kahramanı çok içki ve sigara içen, kadınlara düşkün, bir çok insani zayıflığı olan biri olarakö göstererek tartışma yarattığını da yazdı.
“Mustafa” belgesinde yer verilen olguların çoğunun bilindiği ve tartışma konusu olmadığını kaydeden gazete, ancak bunları sunma tarzının “katı Kemalistler”i çok öfkelendirdiğini kaydetti. Gazete, bu çerçevede belgesele yöneltilen “Türkiye’yi küçük düşürmeyi hedefleyen uluslararası komplo” gibi eleştirilere de işaret etti.
“Resmi tarihten sapmaktan korkan öğretmenler”in öğrencileri filme götürmekten vazgeçtiğini, belgesele sponsorluk yapacak Turkcell’in de kararı gözden geçirdiğini anlatan gazete, belgeselin destekçilerinin ise, filmi “taze hava esintisi öne benzettiğini kaydetti.
Gazete, önceki çalışmalarını, görüntüsü itibariyle “kusursuz laikö olarak nitelendirdiği Can Dündar’ın değerlendirmelerine de yer verdi. Dündar, “Mayın alanı gibi. Üzerine bastım ve patlamayı fitilledim. Ancak olumlu olacağını düşünüyorum (?) çünkü bu film resmi çizgi dışındadır” şeklinde konuşu. Gazete şunları yazdı:
“Tartışmaların özünde, katı milliyetçilik, laiklik ve merkezi devlet ilkelerine dayanan anayasada yer verilen Atatürk’ün mirasının dindar iktidardaki parti ve büyüyen orta sınıfın tehdidin altında olduğu korkuları yatıyor.
Anıtkabir’i ziyaret eden birçok kişi, eski stil Kemalizmi desteklemeye, dini kamu hayatına sokmak için komplo kurmasından kuşkulandıkları Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) protesto etmeye geldi.ö
Buna karşın gazete, Anıtkabir’i ziyaret edenlerin bazılarının da, “Türk toplumunun çelişkilerini yansıtarak kendisi ateist olup laik cumhuriyetin temellerini atan lider için dua ettikleriöni yazdı.

FENERBAHÇELİLER DE ANITKABİR’DE
Financial Times de, Atatürk mozolesinde saygı bulunanların arasında bin kadar Fenerbahçe tişörtü giyen taraftarın da bulunduğuna dikkat çekerek klüp için “Fanatik bir bağlılık uyandıran diğer Türk kurumu" ifadesini kullandı. (anka)

RADIKAL 11/11/08

 

Yıkılan köy Avrupa'da adalet arayacak

1964'te Yağmuralan köyünün Rumlar tarafından yakılması ve yerle bir edilmesine karşı Yağmuralan Derneği'nin başlattığı hukuk mücadelesi yeni bir boyut kazandı. Yağmuralanlılar, Güney Kıbrıs'taki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine AİHM'e başvurdu...

MAĞDURİYET GİDERİLMELİ... Yağmuralanlılar, Mayıs 2006'da başlattığı hukuk mücadelesinde, Kıbrıs Rum hükümetinden, köyün yasal sahiplerine devredilmesi ve mağdur olan tüm köylülere tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştu. Güney Kıbrıs'ın bu talebi reddetmesi üzerine 10 kişilik Yağmuralanlı bir grup, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitti

 

EMSAL TEŞKİL EDECEK... Yağmuralan Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Esat Mustafa, "1974 öncesi olayları içeren ve 'Kıbrıs'ta İnsan Haklarının İhlali' konusunu uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvurunun AİHM tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm Yağmuralanlılar için önemli bir emsal teşkil edecek" dedi 

 

   Yağmuralan köyünün 1964'te Rumlar tarafından yakılması ve yerle bir edilmesine karşı Yağmuralan Derneği'nin başlattığı hukuk mücadelesi yeni bir boyut kazandı.

   10 kişilik Yağmuralanlı bir grup, Güney Kıbrıs'taki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

    Yağmuralanlılar hukuk mücadelesine ilk olarak Mayıs 2006'da başlamıştı. Köylüler, Kıbrıs Rum hükümetine gönderdiği mektupla köyün yasal sahiplerine devredilmesi ve mağdur olan tüm köylülere tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştu.

   Davacıları, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları alanında geniş bir deneyime sahip Zaim M Necatigil ve Sülen Karabacak temsil ediyor. Davacı taraf ise İngiltere'de yaşayan Esat Mustafa, Zekâ Mustafa ve Hakan Niazi Kazali ile KKTC'de yaşayan Niazi İsmail Kazali, Nafia Mustafa, Kenan Mustafa, Sabiha Aslantürk, Safiye Kansal, Gökcen Mustafa ve Enis Refik.

 

Rum Yönetimi'nin yanıtı

 

   Yağmuralan Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Esat Mustafa'nın yaptığı açıklamaya göre köylülerin bu talebi üzerine Rum İçişleri Bakanlığı ise derneğe yolladığı yazıda, Kıbrıs sorununun çözümlenmemesini gerekçe olarak göstererek, mülkiyet haklarını kullanamayacaklarını belirtti.

   Rum Yönetimi'nin daha sonra 12 Ocak 2006'de derneğe yolladığı ayrı bir raporda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin organlarının Yağmuralan köyünün yıkımından sorumlu olmadığını savunarak, köyün yıkılmasının esas nedeninin, köyün terk edilmesinden ve zaman aşımından kaynaklandığını iddia etti.

   Aynı raporda, Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıslı Türklere ait mülkiyetlerin sahipleri tarafından kullanılamayacağını ve bugünkü siyasi durum devam ettiği sürece Kıbrıslı Türkleri bağlayan, mülkiyetle ilgili durumun da aynen devam edeceği kaydedildi.

 

Mücadeleye devam

 

   Esat Mustafa, mülkiyet haklarını elde etmek için dernek öncülüğünde uzun yıllar kararlılıkla mücadele veren bir grup dernek üyesinin, Rum devletinin kendilerine karşı uyguladığı ayrımcılık politikası dâhil, birçok engellerle karşılaşmalarına karşın, adalet arayışı için başlattığı hukuk sürecini asla terk etmediğini söyledi.

   Mustafa, Kıbrıs Rum devletinin gerek yasalarının gerek hukuk uygulamalarının, Kıbrıslı Türkler için Güney Kıbrıs'ta iç hukukun mevcut olmadığını kanıtladığına inanan 10 kişilik İngiltere ve Kıbrıs'ta yaşayan bir grup Yağmuralanlının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için 26 Eylül 2008'de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurduğunu belirtti.

 

Emsal teşkil edecek

 

   Mustafa, şunları da ekledi:

   "1974 öncesi olayları içeren ve 'Kıbrıs'ta İnsan Haklarının İhlali' konusunu uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvuru AİHM tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm Yağmuralanlılar için önemli bir emsal teşkil edecektir."

KIBRIS 11/11/08

 

 

Londra'da turist umudu

202 ÜLKEDEN 45 BİN KATILIMCI... ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün Londra'da başladı. 10-13 Kasım tarihleri arasında Londra Thames nehri kıyısındaki 42 hektarlık alan üzerinde Excel fuar merkezinde yapılan 202 ülkeden 45 bine yakın turizmcinin katılımı bekleniyor

 

KKTC DÜNYA PAZARINDA... Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor. KKTC, fuarda 236 metrekarelik alandan kurulan stant ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yapıyor

 

L FUAR BAŞLADI KKTC STANDI BOŞ KALDI... Fuarın başladığı ilk gün olan dün diğer ülkelerin stantları dolu iken KKTC standındaki masalar genelde boş kaldı ve doğal olarak da misafirlerin ilgisini çekemedi.  Bir çok turizm acentesi fuarın ilk günde stantlarını boş bıraktı

 

Ali CANSU (LONDRA)

   ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün Londra'da başladı.

   10-13 Kasım tarihleri arasında Londra Excel fuar merkezinde yapılan Thames Nehri kıyısındaki 42 hektarlık alan üzerinde 202 ülkeden 45 bine yakın turizmcinin katılımı bekleniyor.

   Bu yıl 29'uncusu düzenlenen WTM'de KKTC, 236 metrekarelik stantta temsil ediliyor. Halka açık olmayan World Travel Market, 10 ve 13 Kasım tarihleri arasında sadece Meridian Club üyeleri ile basın mensuplarına, 12 ve 13 Kasım tarihleri arasında ise Meridian Club üyelerinin yanısıra turizm profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açacak.

 

Meridian Club nedir?

 

   Meridian Club, World Travel Market'te tand sahibi olan katılımcıların teklifi üzerine Fuar İdaresi tarafından davet edilen kişilerden oluşuyor. Katılımcıların teklif ettiği alıcılar, fuar yönetiminin belirlediği kriterleri sağlaması halinde Meridian Club üyesi olarak kaydediliyor ve fuara davet ediliyor. Böylelikle WTM, turizm ürünü arz edenler ile büyük çaptaki alıcıların bir araya geldikleri bir turizm borsası niteliği kazanıyor.

 

16 ana bölüm ve 9 ayrı grup

 

   Kıtalara göre bölümlere ayrılan Dünya Turizm Fuarı alanında 16 ana bölüm ve 9 ayrı grup bulunuyor.

   Gruplar; Afrika, Amerika - Karayipler, Asya, Avrupa, Global Alanlar, Orta Doğu, Birleşik Krallık ve Teknoloji ile Online Seyahat olarak ayrılıyor.

   Dünya Turizm Fuarı'nın ilk günü yalnız profesyonellere yönelik olarak gerçekleştirilirken, diğer günlerde tüm standlar halka açık olacak.

   Avrupa ve Akdeniz bölgesine ayrılmış olan bölümde yer alan Kuzey Kıbrıs standında üç meslek örgütü, 11 tur operatörü ve Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ile Pegasus Hava Yolları'nın da şirketinin tanıtım masaları bulunuyor.

   Fuar çalışmaları arasında ayrıca, stantta ve stant dışında yapılacak olan tanıtım çalışmaları da yer alıyor.

   Standda ziyaretçilere, Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin hazırladığı basın ve yeni tur operatörlerine yönelik paketler dağıtılacak ve Fuar idaresi tarafından hazırlanan içinde Kuzey Kıbrıs Genel Bilgi broşürünün de bulunduğu basın ve ticari paketler hazırlandı.

   Ayrıca, fuarın girişinde üzerinde KKTC'yi tanıtıcı üç büyük poster fuara gelerek olanların ilgi odağı olmaya başladı.

   

 

KKTC tam kadro katılıyor

  

    KKTC'nin 1986 yılından beri her yıl katıldığı Londra Dünya Turizm Fuarı'na Kıbrıs Türk heyeti "Berlin Turizm Fuarı"ndan sonra il kez bu fuara da tam kadro katılıyor.

   Dünyanın dört bir yanından alıcı ve satıcıların bir araya geldiği, fuarda KKTC'nin ilgi görmesi bekleniyor.

   Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği, Tur Rehberleri Birliği, Restorancılar Birliği, Rehberler Birliği, Kiralık Araba İşletmecileri Birliği (KAİB) ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor.

   KKTC, fuarda 236 metrekarelik alandan kurulan stand ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yapıyor.

   Gerek bakanlık yetkilileri, gerekse turizmciler, turizm ve seyahat endüstrisini ilgilendiren bu fuarın ülkemize çok yayarlı olacağı görüşünde birleşti.

   Ancak, fuarın başladığı ilk gün olan dün diğer ülkelerin standlarında toplantılar ve görüşmeler yapılırken KKTC standı bu görüntülerden çok uzaktı. Standdaki masalar genelde boş kaldı ve doğal olarak da misafirler ve katılımcıların ilgisini çekemedi. Birçok turizm acentesi fuarın ilk gününde ilgi gösterilmemesi  nedeniyle standlarını boş bıraktı.

   Turizmciler, boş standların koordinesizlikten kaynaklandığını ileri sürerken, bazılarıyla fuara gelen bazı acente sahipleri ise standların boş kalmasını fazla özen gösterilmemesine bağladı.    

 

Barışı simgeleyen zeytin ağaçları

 

   Bu yıl değişik bir dizayn ve geçen yıla göre daha organizeli ve kapsamlı bir şekilde kurulan ayrıca Kuzey Kıbrıs'ın güzel, ilgi çekici fotoğraf ve afişlerinin de yer aldığı standda barışı simgeleyen zeytin ağaçları ilgi çekti.

   Londra'da bulunan Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi yetkilileri, Kuzey Kıbrıs olarak her yıl bu fuara katıldıklarını belirterek, geçen yıllara nazaran bu yıl ilginin geçen yıla göre daha fazla olmasını beklediklerini ifade etti.

   Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal güzellikleri nedeniyle katılımcıların ilgisini çektiğini vurgulayan yetkililer, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın turizmini tüm dünyaya açmak olduğunu söylediler.

   Bu tür fuarların Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımı için oldukça önemli olduğunu kaydeden turizm acenteleri ise fuarla ilgili olarak, "Ziyaretçiler özellikle Kuzey Kıbrıs'a ulaşım konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve orda tatil yapmayı çok istiyorlar ancak direkt uçuşlar olmadığı için, bize en kolay yoldan nasıl gelebileceklerini soruyorlar" şeklinde konuştular.

 

Basın haber atamadı

 

   KKTC standında geçtiğimiz yıl basın için ayrılan oda bu yıl oluşturulmazken basın internet sıkıntısı nedeniyle haberlerini geçmekte zorlandı.

   Haberlerini Kıbrıs'a geçmeye çalışan basın ekibinin bazıları internet yerine telefonla haber geçmek zorunda kaldı. Kuzey Kıbrıs standının etrafındaki tüm standlarda internete girilebilirken KKTC standında ise internet olamaması nedeniyle turizmciler ve fuara katılanlar işlerini yürüttükleri internetten yararlanamadı. Turizmciler "KKTC'de elektrikten çekiyorduk şimdi ise Londra'ya geldik şimdi de internetten çekiyoruz" dedi. 

KIBRIS 11/11/08

 

 

Unutmadım ama içimde nefret yok

"KATLİAMIN ÖCÜYDÜ"... Sizinos: Babam ve bu insanlar öldürüldü. Ama neden? 14-15 Ağustos'ta Türk ordusu, Atlılar ve Sandallar köyündeki toplu katliamı gördü. 100'den fazla insan Kıbrıslı Rumlar tarafından öldürüldü. Bunu bulduklarında, Kıbrıslı Türkler çok sinirlendi. Babamın ve diğer kişilerin öldürülmesinin nedeni, işte bu olaydı. Atlılar ve Sandallar köyünde yapılanların öcüydü. Savaş zamanıydı, ama bu olay savaş değildi. Kimse asker değildi

 

Aral MORAL

   1974 yılında 'kayıp' olan babasının kalıntılarına 2006'da ulaşan Andreas Sizinos, babasının öldürülmesini unutamadığını belirterek, Kıbrıslı Türklere karşı nefret taşımadığını ifade etti

   Babasının neden öldürüldüğünü bildiğini ifade eden Sizinos, "Babam ve yanındakiler, Atlılar ve Sandallar köylerinde yaşayan Kıbrıslı Türklerin, Rumlar tarafından katledilmesi nedeniyle öldürüldü. Bu bir öçtü" diye konuştu.

   Babasının öldürülmesinin, Atlılar ve Sandallar'da meydana gelen olayların reaksiyonu olduğuna vurgu yapan Sizinos, babasını öldürenlerle yüzleşmek isteyip istemediğinin sorulması üzerine "Evet isterdim. Ama, benim için hiçbir katkısı olmayacaktı. Çünkü, ben ne olduğunu biliyorum. Bence bu bir öç almaydı" dedi.

   Gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğini ifade eden Andreas Sizinoz, "Böyle bir şeye girişilmesi, unutmak ve affetmek için atılacak bir ileri adım olacaktır" diye konuştu.

   Babası 1974'te 'kayıp' olan Andreas Sizinos'un KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar aynen şöyle:

 

"Mart 2006'ya kadar babamı bir daha gören olmadı"

 

KIBRIS: Babanızın olayını anlatır mısınız?

SİZİNOS: Savaştan önce Akova'da yaşıyorduk. Babam destebandı. 5 kişilik bir aileydik. 3 erkek çocuk, babam ve annem. Babam civar köylerde ve Kıbrıslı Türkler arasında çok popüler, tanınmış ve sevilen bir kişiydi. Kıbrıslı Türk arkadaşları da vardı. 15 Temmuz günü Başpiskopos Makarios'a darbe yapıldı ve etrafta, Türkiye'nin adayı işgal etmeye hazırlandığı yönünde söylentiler dolaşmaya başladı. Ortanca kardeşim, sanırım, 18 Temmuz'da orduya katılmıştı. 20 Temmuz'da da istila başladı. Daha sonra en büyük kardeşim orduya katıldı. Ben o dönem öğrenciydim. Bu yüzden askere gitmemiştim. 14 Ağustos'a kadar köyümüzde kaldık. 15 Ağustos'ta da Türk ordusu güneye doğru harekete geçti. Böyle olunca da Kıbrıslı Rumlar korktukları için köylerini terk etmeye başladı. Ben de köyü tek başıma terk ederek, büyük kardeşimin eşi ve kayınvalidesi ile birlikte yaşadığı Limya'ya gittim. Anneme ve babama da köyü terk etmelerini söylemiştim. Daha sonra büyük kardeşimin eşini buldum ve onları da alarak başka bir köye gittik. Fakat annem, babam, büyük annem, büyük babam ve teyzelerim köyde kalmışlardı. Sonra radyoyla, birilerinin ailemi aradığı anonsu yapıldı. Çünkü kardeşim savaşta yaralanmıştı. Radyodan yapılan bu çağrıyı babam da duymuştu, ama Türk askeri izin vermediği için hastaneye gidememişti. Bir süre sonra da kardeşim aldığı yaradan dolayı öldü. Bütün köylülerimiz evlerinde kalmıştı. Türk askeri de diğer köylerden sivilleri köyümüze getirerek onları okula yerleştirmişti. 1 Eylül'de herkesi açık bir alanda topladılar ve erkeklerle kadınları ayırdılar. Bir Türk subayı, erkeklerin otobüslere binmesini emretti. Kadınlar ve yaşlıları köyde bıraktılar. Fakat, babam ve başka köyden bir desteban ile başka birini sarı bir salon arabaya koydular. O esnada onlara vurmaya başladılar. Babama diğerlerinden daha fazla vurdular. Daha sonra Lefkoşa'ya doğru gitmek için araçlarla hareket ettiler. Çatoz'a geldiklerinde otobüsleri ve arabayı durdurdular. İki otobüs ve babamın da bulunduğu salon arabanın içindekilerin sayısı yüzden fazlaydı. Otobüsten 5 kişiyi daha aldılar ve aşağıya indirdiler. O andan itibaren Mart 2006'ya kadar onları bir daha gören olmadı.

 

"Babamın öldürülmesi Atlılar ve Sandallar köyündeki katliamın öcüydü"

 

KIBRIS: Babanızın kalıntılarını buldukları zaman neler hissettiniz?

SİZİNOS: Babam ve bu insanlar öldürüldü. Ama neden? 14-15 Ağustos'ta Türk ordusu, Atlılar ve Sandallar köylerindeki toplu katliamı gördü. 100'den fazla insan Kıbrıslı Rumlar tarafından öldürüldü. Bunu bulduklarında, Kıbrıslı Türkler çok sinirlendi. Köyümüzde saklanan 6-7 kişiyi bulmuşlardı ve onların ellerini bağlayarak, Türkçe, "O küçük çocuklar ne yapmıştı. Onların ne suçu vardı" diye bağırdılar. Daha sonra o grubun içinden bir kişiyi öldürdüler. Sonrasında, bir Kıbrıslı Türk koşarak geldi ve onları öldürmemelerini çünkü bu Rumların 20 Temmuz-15 Ağustos tarihlerinde kendilerine yardım ettiğini söyledi. Bunun üzerine diğerleri öldürülmedi. Babamın ve diğer kişilerin öldürülmesinin nedeni, işte bu olaydı. Atlılar ve Sandallar köyünde yapılanların öcüydü. Savaş zamanıydı, ama bu olay savaş değildi. Kimse asker değildi.

 

"Yüzleşmek isterim, ama bir katkısı olmayacak"

 

KIBRIS: Kayıp yakınları, sevdiklerinin başına neler geldiğini bilmek istiyor. Onları kimin, neden, hangi koşullarda öldürdüğünü bilmek istiyor. Siz de hakikati bilmek ister misiniz?

SİZİNOS: Hakikati biliyorum. Ama kişileri bilmiyorum.

 

KIBRIS: O kişilerle yüzleşmek ve neden böyle bir şey yaptıklarını yüzlerine karşı sormak ister miydiniz?

SİZİNOS: Evet isterdim, ama benim için hiçbir katkısı olmayacaktı. Çünkü, ben ne olduğunu biliyorum. Bence bu bir öç almaydı.

 

"Hakikatleri ortaya çıkarmak ileri bir adım olacak"

 

KIBRIS: Birçok ülkede, bu tür acı olayların araştırılması ve hakikatlerin ortaya çıkarılması için komisyonlar kuruldu. Sizce bu iyi olur mu?

SİZİNOS: Böyle bir şeye girişilmesi, unutmak ve affetmek için atılacak bir ileri adım olacaktır. İyi olacaktır.

 

"Geçmişten ders almak için bir girişim..."

 

KIBRIS: Zamanlama çok önemli. 35 yıl geçti bir çok katil ve kayıp yakınları yaşlandı ve hayatlarını bir bir kaybediyorlar. Sizce böyle bir komisyon için atılacak adım erken bir zamanda mı atılmalı yoksa sonra mı?

SİZİNOS: Erken olması daha iyi. Belki tepki olmaması için isimleri söylemezsiniz. Fakat her ölümün bütün hikayesini öğrenmek için bu yönde bir girişim olabilir. Geçmişten ders almak için bir girişim.

 

"Unutmuyorum, ama içimde nefret yok"

 

KIBRIS: Affettiniz ve unuttunuz mu?

SİZİNOS: Unutmuyorum, çünkü babamı kaybettim. Ama içimde nefret yok. Bu bir eylem değildi. Bir reaksiyondu. Onları, sadece Kıbrıslı Rum oldukları için öldürmediler. Öncesinde bir şey olmuştu ve bu da reaksiyondu.

 

"Katiller eğer isterlerse, affedilmek

için hakikati açıklayabilirler"

 

KIBRIS: Adalet istiyor musunuz?

SİZİNOS: Ne için adalet? Katiler için yargılama mı? 35 yıl sonra mı? Bu kadar yıldan sonra ne için? Eğer katiller bu konuda açıklama yapmak ve af talep ederlerse yapsınlar. Benim için yargı süreci başlaması benim için çok önemli değil. Ama katiller eğer isterlerse, affedilmek için hakikati açıklayabilirler.

 

KIBRIS: Son olarak neler söylemek istiyorsunuz?

SİZİNOS: Daha iyi bir gelecek için sadece geçmiş bize ders verebilir.

 KIBRIS 11/11/08

 

AİHM'in 10. yıldönümünde en çok mahkum edilen ülke Türkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 10 yıldan beri çalışmalarını sürdürüyor. Bu süre içinde insan haklarını ihlal etmekten en fazla mahkum olan ülkenin Türkiye olduğu belirtildi

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, 10 yıl içinde mahkeme 10 bin civarında mahkumiyet kararı verdi. Bu kararların yarısı Avrupa Konseyi üyesi dört ülkeyi ilgilendiriyor. 10 bin kararın 1857'si Türkiye, 1789'u İtalya, 613'ü Fransa ve 601'i Polonya ile ilgili.

  AİHM Başkanı Jean-Paul Costa, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin insan haklarını koruması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 11/11/08

 

National Council meets ahead of new talks

THE NATIONAL COUNCIL, the top advisory body to the President on the handling of the Cyprus question, convened yesterday under President Demetris Christofias to discuss the situation in the Cyprus problem.

The Council, comprising of parliamentary parties, discussed the course of the ongoing UN-led direct negotiations between President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The agenda of yesterday’s meeting also included the restructuring of the National Council with a view to making it more effective.

Presidential Commissioner Titos Christofides yesterday met Ozdil Nami, adviser to the Turkish Cypriot leader, with a view to codify the positions of the two sides in Cyprus regarding the authorities of the federal government.

Christofias and Talat began direct negotiations under the UN auspices in September with a view to reach a settlement on the Cyprus problem. They are set to meet again today.

Government Spokesman Stephanos Stephanou said that, “the functioning of the National Council will be discussed at the next session of Parliament, that will be held specifically for this matter on November 24 at 10am”.

“Beyond some problems, we have only just begun the process of negotiation. We remain focused and committed to this process, with a view to our own effort, and if we find the appropriate response from the other side, it will open the way for the solution of the Cyprus problem,” Stephanou said

CYPRUS MAIL 11/11/08

 

Education syllabus change dominates ministry’s budget talks
By Jacqueline Theodoulou

THE GOVERNMENT’S decision to upgrade the public education syllabus – and specifically the history books – yesterday dominated parliamentary discussions on the Ministry of Education and Culture’s 2009 budget.

Despite this, Education Minister Andreas Demetriou later called for the tones to be lowered and discussions to end on the matter.

Deputies at the House Finance Committee agreed, though the Chairman of the House Education Committee – Nicos Tornaritis of DISY – warned that the education system in Cyprus would collapse if the new minister didn’t start taking his post more seriously.

“If the situation continues as it is, in the next few years there will be no Cypriot pupils in public schools,” said Tornaritis.

But AKEL’s Takis Georgiou repeated the fact that it was the entire syllabus that was under evaluation, not just history books.

Until any decisions are made, he added, public debates on the issue needed to stop.

Presenting his ministry’s budget, Demetriou said this year’s aim was to reinforce and modernise education, which was why its developmental expenses had increased by 12.5 per cent compared to last year.

In total, the ministry’s budget for 2009 is over a billion euros, of which €777.9 million will be used on regular expenses and €293.2 million on developments.

According to Demetriou, the ministry’s budget makes up six per cent of the Gross Domestic Product (GDP); add to that education expenses that fall under other ministries, this percentage increases to eight per cent of the GDP – one of the highest in Europe.

Included in the developments are €88.5 million for the University of Cyprus, €44.7 for the Cyprus Technical University (TEPAK) and €6.8 million for the Open University.

There are also significant funds for the reinforcement of all-day schools.

Furthermore, the ministry’s budget for the Educational Reform has increased to €14 million compared to last year’s €9 million.

The ministry’s budget for sporting issues has increased from €34 million to €41 million.

Demetriou said the ministry was examining the possibility of offering free computers to pupils; a measure that will be finalised and announced very soon.

He added that regulations were being prepared for private universities’ tuition fees, while discussions were currently under way to see how to turn private universities into non-profit organisations.

“The private universities’ consent is needed for this change to happen,” said Demetriou, adding that if it did, this did not necessarily mean that tuition fees would be reduced.

CYPRUS MAIL 11/11/08

 

Archbishop tells minister to ‘get serious’ on history books
By Anna Hassapi

‘I am not allergic to Turks’

ARCHBISHOP Chrysostomos once again caused a stir by calling on Education Minister Andreas Demetriou to ‘get serious’ with his planned education reform that will see a revision of public school history books.

Commenting on statements made by Demetriou at a presentation of the reform plan, the Archbishop asked the Minister to “once and for all state that Education will be Hellenocentric and that history will not be distorted”.

“The Church will be vigilant and if the government thinks they can do anything negative to education, they should forget it,” added the Archbishop.

The Archbishop was particularly wary of including unflattering facts about the Greek Cypriots such as the killings of Turkish Cypriots in the 1960s, as well as of how the EOKA struggle for independence will be presented in the new history books.

“We are hearing some odd tunes that the Greeks of Cyprus killed Turks in 1963. What did they want us to do? Turkey was bringing guns to Cyprus,” Chrysostomos said.

“The Church has nothing against Turkish Cypriots, with whom Greek Cypriots lived in peace for centuries. I am not allergic to Turks, but historical truth must be told.

“I call all those who think that the EOKA struggle was carried out by extremists to forget it. Those who did not experience it should come and ask us and they should learn to behave,” he added.

Responding to the Archbishop’s comments, Minister Demetriou concurred that the issue at stake requires seriousness from all sides.

“I agree with the Archbishop that everyone should finally get serious. This fixation takes us back to the past, whereas we at the Ministry of Education care about the future. Our priorities are the improvement of education and the solution of its problems through this reform that has started.

“I will not go back to an issue that does not exist,” he said.

Demetriou also repeated his call to appear before the Holy Synod and explain the ministry’s policy. The government’s reform proposal includes the creation of a committee which will review issues related to present school books, including history books. The committee will then recommend a new approach, including content revision.

Meanwhile, a citizens group called ‘Free Citizens’ yesterday issued a statement condemning the Archbishop’s comments and calling for a clear separation between Church and state.

“The Archbishop has a very important role for the religious leadership of Greek Cypriots and it would be good if he took that role on.

“His effort to boost his role to that of Ethnarch is anachronistic and outdated. The Republic of Cyprus has an elected government and political leadership to handle political issues. The Church of Cyprus clearly has a say, but not a role to play,” the statement read.

CYPRUS MAIL 11/11/08

 

Archbishop has no place in deciding content of history books

IN HIS role as custodian of patriotic correctness, Archbishop Chrysostomos last week made a unique contribution to the irrational debate about the re-writing of the history text books.

Predictably, the Archbishop has sided with the nationalist camp, which has been attacking the government’s decision to produce books for state schools, with a less biased account of modern Cyprus history.

The Archbishop said: “We will not allow the distortion of history. We shall be totally opposed and will go as far as urging children to throw away such books.” This is the type of remark we would expect from a comedian or a columnist indulging in a satirical take on the news, but not from head of Church. Several commentators likened his behaviour to the Taliban who would order the burning of books that contained unacceptable ideas.

Apart from displaying his totalitarian mentality, Chrysostomos’ outburst also showed utter contempt for constitutional order. By what authority would the Archbishop urge students to throw away textbooks that have been included in the state school curriculum by the elected government? How history is taught in schools is the responsibility of the government and while he has the right to disagree with what is written in the text books he has no right to interfere in the Education Ministry’s work.

What is even more astonishing is that the Archbishop on Sunday urged the Education Minister, who had responded to his call for throwing away books, to get serious. If there is one person who could never be accused of ever getting serious, it is the Archbishop, whose impetuousness knows no bounds. On Sunday he said the Church would not allow the ‘de-Hellenising’ of education, as if this was an issue at stake.

All the ministry is trying to do is to offer children a less partisan version of our modern history. The man who wrote the history books currently being used at state schools, admitted last week that it was propagandist, because at the time he wrote it, the state wanted to inculcate students with strong nationalist feelings.

But it is futile to try to explain the value of liberal education to a man renowned for his narrow-mindedness. This is why the Education Minister should avoid engaging in a public debate with the Archbishop. Worse still, he should not be trying to reassure him that his fears are unfounded – his offer to meet with the Holy Synod, to explain to its members what his plans were was a show of weakness and an admission that the Archbishop’s intimidation tactics had worked.

The minister should have made it clear that state education and the school curriculum is the exclusive responsibility of the government and if the Church did not approve, it should set up its own schools which could teach history as they liked. We are not living in a theocratic regime, even though the arrogant meddling of the Archbishop in government affairs would suggest otherwise.

CYPRUS MAIL 11/11/08  OPINION

 

VYA

VROISHA (YAĞMURALAN) ASSOCIATION

VROİŞA (YAĞMURALAN) DERNEĞİ

29 Curthwaite Gardens, Enfield, Middlesex,  EN2 7LW,  ENGLAND/UK

Tel/Fax: +44 (0) 20 8363 0133 – Mobile: +44 (0) 7949 924 728

Email: vroisha@yahoo.com

 

Basın Bildirisi

 

Yağmuralan (Vroişa) Davası AİHM’de!

 

1963 yılında, iki toplum arasında yaşanan siyasi sorunun silahlı çatışmaya dönüşmesiyle, 15 Mart 1964 tarihinde terkedilmek zorunda kalan Yağmuralan köyünün Rumlar tarafından yakılması ve yerle bir edilmesine karşı, Yağmuralan Derneği’nin  başlattığı hukuk mücadelesi yeni bir boyut kazanmıştır.

 

Yağmuralan Derneği’nin 15 Şubat 2004 yılında kurulmasının hemen ardından, 30 Mart 2004 tarihinde, Kıbrıs Rum hükümetine gönderdiği bir mektupta, Yağmuralan köyünün legal sahiplerine devredilmesini ve mağdur olan tüm Yağmuralan köylülerine tazminat ödenmesini talep etmişti.

 

Yağmuralan Derneği’nin taleplerine karşı, 6 Mayıs 2004 tarihinde, yazılı bir açıklama ile yanıt veren Rum İçişleri Bakanlığı, Kıbrıs sorununun çözümlenmemesini gerekçe olarak göstererek, Güneyde bulunan Türk mallarının tümünün İçişleri Bakanlığına bağlı bir vasiliğin idaresi altında korunduğunu ve mal sahiplerinin 139/91 yasasına göre, mülkiyet haklarını kullanamayacaklarını belirtmişti.

 

Rum Hükümeti, daha sonra, Yağmuralan Derneği’ne gönderdiği 12 Ocak 2006 tarihli iki sayfalık ayrı bir raporda, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin organlarının Yağmuralan köyünün yıkımından sorumlu olmadığını ifade ederek, köyün yıkılmasının esas nedeninin, köyün terkedilmesinden ve zaman aşımından kaynaklandığını iddia etmişti. İçişleri Bakanlığı aynı raporunda, Güneyde bulunan Kıbrıs’lı Türklere ait mülkiyetlerin sahipleri tarafından kullanılamayacağını ve bugünkü siyasi durumun devam ettiği sürece, Kıbrıs’lı Türkleri bağlayan, mülkiyet ile ilgili durumun da aynen devam edeceğini hatırlatmıştı.

 

Mülkiyet haklarını elde etmek için, Yağmuralan Derneği öncülüğünde, uzun yıllar kararlılıkla mücadele veren bir grup dernek üyesi, Rum Devletinin kendilerine karşı uyguladığı ayrımcılık politikası dahil, birçok engellerle karşılaşmasına karşın, adalet arayışı için başlattığı hukuk sürecini asla terketmemiştir.

 

Kıbrıs Rum Devletinin gerek yasalarının gerekse hukuk uygulamalarının, Kıbrıslı Türkler için Güney Kıbrıs’ta iç hukukun mevcut olmadığını kanıtladığına inanan 10 kişilik İngiltere ve Kıbrıs’ta yaşayan bir grup Yağmuralan’lı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için, 26 Eylül 2008 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştur.

 

1974 öncesi olayları içeren ve ‘Kıbrıs’ta İnsan Haklarının İhlali’ konusunu uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvuru,  AİHM tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm Yağmuralan’lılar için önemli bir emsal teşkil edecektir.

 

Davacıları, ‘Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları’ alanında geniş bir deneyime sahibolan ve Kıbrıs’ta ikamet etmekte olan Avukatlarımızdan Zaim M Necatigil ve Sülen Karabacak temsil etmektedir.

 

Davacılar (İngiltere): Esat Mustafa, Zeka Mustafa ve Hakan Niazi Kazali: (Kıbrıs): Niazi İsmail Kazali, Nafia Mustafa, Kenan Mustafa, Sabiha Aslantürk, Safiye Kansal, Gökcen Mustafa ve Enis Refik.

 

Yağmuralan Derneği Yönetim Kurulu adına,

Esat Mustafa (Başkan)                                                                                         Tarih: 09 Kasım 2008

 

 

 

Extension given for bringing water from Greece
By Anna Hassapi

THE WATER transport from Greece could be extended beyond its initial deadline of December, the Agriculture Minister said yesterday.

Michalis Polynikis was speaking on his return from Athens, where he held talks with his Greek counterpart to discuss the need to extend the contract for bringing water from Greece. The extension refers only to the timeframe within which the water must arrive and not to bringing an additional amount of water.

“We exchanged thoughts on extending the contract for carrying water from Elefsina to Cyprus, which normally ends in December,” said Polynikis after his meeting in Athens on Monday with Greek Development Minister Christos Folias.

“Based on present facts, it is possible that there will be a small extension to complete the transportation of the entire amount of water, after December,” Polynikis added.

The contract provides that a total of 8 million m³ of water will be transported to Cyprus from Greece until December. Due to the long delays and problems faced in the process of bringing the water, Cyprus has until now received just 3.15 million m³ of water from Greece.

Despite this delay and the heavy cost of the Greek water, Water Board officers yesterday defended the decision to bring water from Elefsina in tankers. “It has substantially contributed to facing the problem in the summer months,” said Kyriakos Kyrou, Senior Plumber at the Water Board.

Kyrou also clarified that despite an improvement in the water crisis, the option of ending water cuts is not under consideration. “There is an improvement in the water situation, but no thoughts on ending cuts,” he said.

An additional 30,000m³ of water per day is expected to start coming over the next 20 days from water works in Limassol that are being prepared. “The additional quantities will start coming from the Moni desalination unit, the treatment of water from Garyllis River and the increase in the production of the Larnaca desalination plant,” Kyrou said.

CYPRUS MAIL 12/11/08

 

AİHM, generallere dava açan savcıyı haklı buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), savcılık görevini yürütürken 12 Eylül 1980 askeri müdaheleyi gerçekleştiren generallerin yargılanmasını talep eden ve bu nedenle hem görevden alınan hem de avukatlık mesleği yapması yasaklanan Sacit Kayasu'nun başvurusunu haklı buldu ve Türk hükümetini 41 bin euro tazminat ödemeye mahkum etti.

Zeynel LÜLE /CNN TÜRK/ Brüksel

1999'da "sade vatandaş" olarak 5 general hakkında suç duyurusunda bulunan Kayasu, bu başvurusunun dikkate alınmaması üzerine bir yıl sonra Adana Savcısı olarak görev yaparken dava açmıştı.

Sacit Kayasu'nun bu girişimi üzerine Adalet Bakanlığı soruşturma başlattı ve başvuruyu değerlendiren "Hakimler Yüksek Kurulu" bu girişimi görevini "kötüye kullanma" ve "disiplin suçu" olarak değerlendirdi.

Kurul Kayasu'yu, önce savcılık görevinden aldı ve daha sonra da avukatlık mesleği yapmasını yasakladı.

Türkiye'deki mahkemelerden sonuç alamayan Kayasu, AİHM'e başvurdu.

Dün davayla ilgili kararını açıklayan AİHM, Kayasu'nun "İfade ve düşünce özgürlüğü"nün kısıtlandığını ve Hakimler Yüksek Kurulu'nun, ilgilinin savunmasını dikkate almadığını belirterek Türkiye'yi haksız buldu.

Mahkeme Türk hükümetini, mahkeme masrafları da dahil olmak üzere toplam 41 bin euro tazminat ödemeye mahkum etti.

CNN TURK 13/11/08

 

AİHM: Darbecilere dava açmak ifade özgürlüğü

 

13/11/2008 RADIKAL

 

AİHM 12 Eylül askeri müdahalesini yapan emekli generaller hakkında suç duyurusunda bulunduğu için meslekten men edilen eski savcının başvurusunu haklı buldu



STRASBOURG - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 12 Eylül askeri müdahalesini yapan emekli generaller hakkında suç duyurusunda bulunduğu için disiplin cezası alan eski bir savcının başvurusunu haklı buldu.
İstanbul’da yaşayan Sacit Kayasu adlı eski savcının başvurusunu inceleyen AİHM, "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade özgürlözgürlüğüüğüyle ilgili 10. maddesinin ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 13. maddesinin ihlal edildiği" görüşüne vardı.
Türkiye, karar gereği Kayasu’ya, mahkeme masrafları da içinde olmak üzere toplam 41 bin avro maddi tazminat ödeyecek.
Kayasu, 1999 yılı ağustos ayında, kişisel olarak 12 Eylül müdahalesini düzenleyen emekli generallerle ilgili dava açılması için başvuruda bulunmuş, ancak bu başvurusuyla ilgili dava açılmamıştı.
Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu, 30 Mart 2000 tarihinde aldığı kararda, Kayasu’nun, şikayet başvurusunda bazı devlet adamları hakkında kullandığı ifadelerin hakaret içerdiği gerekçesiyle disiplin suçu işlediği görüşüne varmıştı. Bu karara itiraza edip sonuç alamayan Kayasu, Adana’da cumhuriyet savcısıyken, 28 Mart 2000 tarihinde de 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında dava açma girişiminde bulunmuştu.
Adalet Bakanlığı, daha sonra savcılığa, Kayasu hakkında görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle dava açma yetkisi tanımıştı.
Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu, 27 Ocak 2003 tarihinde Kayasu’ya meslekten men cezası vermişti. (aa)

 

Çözüme yönelik çalışmalar federasyona yönelik olmalı

 

LİDERLERE DESTEK İÇİN PARTİLERİN ROLLERİ ELE ALINDI... Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri, "Kıbrıs'ta çözüme yönelik çalışmaların, iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona yönelik olması gerektiğini" belirttiler. Toplantıda, Kıbrıs sorununa en erken zamanda çözüm bulunması amacıyla, liderlere yönelik verilecek destekte siyasi partilerin rolleri hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu

 

   Ledra Palace Otel'de ayda bir kez buluşan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcileri, dünkü toplantılarının ardından, "Kıbrıs'ta çözüme yönelik çalışmaların, iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona yönelik olması gerektiğini" belirttiler.

  Bazı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerinin başkan veya temsilcilerinin, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yer alan aylık rutin toplantıları çerçevesindeki dünkü buluşması yaklaşık 2.5 saat sürdü.

  Toplantıda hazırlanan ortak açıklama, her zamanki gibi Slovakya Büyükelçisi Anna Turenikova tarafından okundu.

  Açıklamada, toplantıya katılan bazı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti başkan ve temsilcilerinin, toplantıya ev sahipliği yapan AKEL'in sunduğu "Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili vizyonumuz ve siyasi partilerin rolleri" başlığı hakkında görüş belirttikleri kaydedildi.

  Açıklamaya göre, partiler, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çalışmaların "iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona yönelik" olması gerektiğini belirttiler ve çözümün ilgili BM kararları ve iki toplum liderinin anlaştığı tüm anlaşmalar çerçevesinde olması gerektiğini kaydettiler.

  Açıklamada, Kıbrıs sorununa en erken zamanda çözüm bulunması amacıyla, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlere yönelik verilecek destekte siyasi partilerin rolleri hakkında da görüş alışverişinde bulunduğu da ifade edildi.

   Toplantıya kuzeyden CTP-BG'den Sami Özuslu ve Özkan Yorgancıoğlu, DP'den Bengü Şonya, TDP'den Sami Dayıoğlu, YKP'den Alpay Durduran ve Murat Kanatlı, BKP'den İzzet İzcan ve Abdullah Korkmazhan, Kıbrıs Sosyalist Partisi'nden Kazım Öngen ve Mehmet Birinci, Güney Kıbrıs'tan AKEL, ADİK, DİSİ, Yeşiller Partisi, DİKO, EPALXİ, EDEK, Birleşik Demokratlar temsilcileri katıldı.

  Siyasi partilerin bir sonraki rutin toplantısı, 10 Aralık'ta yapılacak.

 

KIBRIS 13/11/08

 

 

Kıbrıs’ta sekizinci randevu

Kıbrıs’ta liderler sekizinci kez bir araya geldi. İlerlemeden memnun olduğunu açıklayan BM temsilcisi Downer, müzakerelerde “üç sepet modeli”ni uygulamaya koyduklarını açıkladı.

NTV

Güncelleme: 09:37 TSİ 14 Kasım 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Kapsamlı müzakere sürecinde, Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi lideri Hristofyas arasında Lefkoşa ara bölgede yapılan görüşme yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Görüşmenin ardından açıklama Birleşmiş Milletler Temsilcisi Downer’dan geldi.

 

ÜÇ SEPET MODELİ
Downer, müzakerelerde iyi bir ivme yakalandığını, bunun korunması gerektiğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Yetkilisi ayrıca müzakerelerde “üç sepet modeli”nin uygulanmaya başladığını açıkladı. Bu çerçevede birinci sepete anlaşmazlıklar, ikinci sepete anlaşılan konulan, üçüncü sepete de anlaşma sağlanması güç konular koyuluyor.

Liderler, Pazartesi günü yeniden bir araya gelerek “çözümsüzlüklerin aşılması mekanizması”nı ele alacaklar.

 

Rumlar sınırlarda taşkınlık yaptı

 

Fanatik Rum grupları bugün Metehan, Ledra Palace ve Lokmacı kapılarının güney kesimlerinde toplanarak Türkler aleyhine gösteri yaptı ve taşkınlıklar sergiledi.

 

 

Yiğitler Burcu'na da taş ve portakal atan Rumlar, bölgede huzursuzluğa neden oldu. Güney Kıbrıs'a geçen bir Türk aracı da, kırmızı ışıkta beklerken Rumların saldırısına uğradı.

Fanatik Rumların aracı tekmelemesi üzerine tedirgin olan araçtaki vatandaşlar, geri dönerek ilgili mercilere ve basına şikayetlerini iletti.

KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, kilise tarafından desteklenen fanatik Rumların eylemlerine dikkati çekti ve Rum yönetimine, "fanatik gençleri kontrol altına alması" çağrısı yaptı.

Başbakan Soyer, bir kabulü sırasında yaptığı açıklamada, kilisenin desteğiyle bir grup Rum fanatiğin, Metehan Sınır Kapısı'nda KKTC'nin kuruluş yıl dönümünü nedeniyle eylem yaptığını ve Güney Kıbrıs'a geçenlere yönelik taciz edici davranışlarda bulunduğunu belirtti.

Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin, kilisenin desteğiyle KKTC vatandaşlarına yönelik tahrik eylemi sürdüren fanatikleri kontrol altına almak, denetimini sağlamak zorunda olduğunu kaydetti.

Tacize maruz kalan Kıbrıslı Türklere ise soğukkanlı olma uyarısında bulunan Soyer, "Çünkü haklıyız, güçlüyüz. Haksız oldukları için tacize varan hareketler içindedirler" dedi.

CNN TURK 14/11/08

 

 

Talat-Hristofyas 8. kez bir araya geldi

 

CNN TURK 13/11/08

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün 8'inci kez bir araya geldi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün yaptığı görüşme sona erdi. Liderler, Lefkoşa ara bölgede 2,5 saat süren 8. görüşmenin ardından herhangi bir açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.

Görüşmeye ilişkin kısa bir açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, "müzakerelerde iyi bir ivme yakalandığını, bunun korunması gerektiğini" söyledi.

Liderlerin bugün yargı sistemini de konuşmaya başladıklarını belirten Downer, bir sonraki görüşmenin 17 Kasım Pazartesi günü saat 16.00'da yapılacağını ve bu görüşmede "çözümsüzlüklerin aşılması mekanizmasının ele alınacağını" açıkladı.

Müzakerelerde "üç sepet modelinin" uygulanmaya başladığını belirten BM yetkilisi, birinci sepete anlaşmazlıkları, ikinci sepete anlaşılan konuları, üçüncü sepete de anlaşma sağlanması güç olan konuları koyduklarını belirtti.

Downer, Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce bir çözüm olup olmayacağı sorusuna, herhangi bir zaman kısıtlaması olmaması  gerektiği, görüşmelerin 2009'da da devam edeceği ve Kıbrıs sorununun karmaşık bir sorun olduğu yanıtını verdi.

BM yetkilisi, başka bir soru üzerine, "şu anda iyi bir ivme yakalandığını, bunun korunması gerektiğini, liderlerde siyasi irade gördüğünü" ifade etti.

Downer, liderlerin daha sık görüşmesine gerek olmadığını kaydetti.

Hristofyas: "İleri doğru adımlar attık"

Dimitris Hristofyas ise, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bugün yaptığı görüşmede "ileri doğru adımlar atıldığını' söyledi.

Rum radyosunun haberine, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin ardından Rum Başkanlık Köşküne dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hristofyas, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in "ilerleme olduğuna" ilişkin açıklamasının hatırlatılması üzerine, "Bugün yasama erki ele alındı. Genel konuşursak evet ileri doğru adımlar attık" dedi.

"Bugün büyük ölçüde iyi gittik" diyen Hristofyas, bugün baş başa görüşme yapılmamasıyla ilgili olarak da, "Önceki gün baş başa görüştük. Baş başa görüşmeler amaç değildir, araçtır. Gerektiğinde baş başa görüşme yapacağız" dedi.

"Daha ele alınacak çok konu olduğunu" belirten Hristofyas, mülkiyet başlığının görüşülmesine ne zaman başlanacağına ilişkin soruya karşılık, "Umarım yıl sonundan önce ilk görüş ve tezlerimizi birbirimize sunabiliriz" dedi.

Bu arada, Hristofyas, bugünkü liderler görüşmesinin ardından Başkanlık Köşkünde bir toplantı düzenledi. Toplantıya Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Kipros Hrisostomidis ve Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da katıldığı. Hristofyas'ın, toplantıda bugünkü görüşme hakkında bilgi verdiği kaydedildi.

 

 

Lozan’ı savunuyorum

 

14 Kasım Cuma 2008

MİLLİ Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 10 Kasım’da Brüksel’de yaptığı konuşmada, İngilizcedeki “nation building” terimini kullanıp Türkiye’de ulus devlet inşası sürecindeki nüfus değişimlerinin önemini vurgulayarak şunları söylemiş:
“Ege’de Rumlar, Anadolu’da Ermeniler devam etseydi Türkiye bugün aynı milli devlet olabilir miydi?”
Gönül’ün sözleri büyük tepki çekti.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı “En azından talihsiz bir beyan” diye tepki gösterdi. Yunan basını “Etnik temizliğin itirafı” diye yazdı!
Gönül bizde de çok eleştiriliyor. Ben de eleştireceğim ama önce Lozan’da kararlaştırılan “nüfus mübadelesi”nin ne olduğunu anlatmak istiyorum. Son yıllarda “mübadele” konusunda da Türkiye’yi suçlamak moda olduğu için, bunun ne olduğunu doğru bilmek çok önemlidir.
Ayrıntıyı merak edenler, Seha L. Meray’ın Lozan Konferansı, Tutanaklar, Belgeler kitabının birinci cildine bakabilirler.

Mübadele kimin önerisi?
Nüfus mübadelesi, yani Türkiye’deki Rumların Yunanistan’a, Yunanistan’daki Müslümanların Türkiye’ye mecburi olarak gönderilmesi konusu Lozan’da 1 Aralık 1920 oturumda görüşülmeye başlandı. Lord Curzon, Milletler Cemiyeti Uluslararası Muhaceret Komisyonu eski başkanı Dr. Mansen’i oturuma davet etmişti.
Mansen uzun açıklamasında özetle şunları belirtmiştir:
-  Batılı dört büyük devlet Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılması gerektiğini resmen bildirmişlerdir. Bu devletler Yakındoğu coğrafyasında halkların iç içe geçmişlikten kurtarılmasının barışın kurulmasını sağlayabileceğine inanmaktadır.
-  Batılı devletler, Dr. Mansen’in Türk ve Yunan hükümetleriyle görüşerek onları da mübadeleye ikna etmesini istemişler, bunun üzerine Dr. Mansen Ankara ve Atina ile görüşmüştür. Lozan tutanaklarında aynen şöyle yazıyor:
“Dr. Mansen, şimdiden Yunan hükümetinin rızasını almış bulunmaktadır; Ankara hükümetinin temsilcileriyle yaptığı görüşmeler de az çok ilerlemiştir...”
Aslında karşılıklı göçler Lozan’dan önce fiilen başlamıştı. Lozan’da uzun müzakerelerin sonunda azınlık hakları ve mübadele hükümleri dahil, antlaşmanın tamamı imzalanmıştır.

Suçlu Türkiye mi?
1920’lerde Türk ve Batılı nesiller, bizim bugünkü dünyamızın verileriyle değil, kendi tecrübeleriyle, kendi dönemlerinin sorunlarıyla düşünmüşler; Balkanlar’da ve Anadolu’da yüzyıl süreyle yaşanmış faciaları dikkate alarak “mübadele”ye karar vermişlerdir.
Bunun için Türkiye suçlanamaz!
Elbette mübadele sırasında karşılıklı büyük acılar yaşandı; insanlar evlerinden, yurtlarından koparılıp bilmedikleri diyarlara gönderildiler ve gittikleri yerlerde de büyük sıkıntılar yaşadılar. Bu acıları hatırlamak ve bugün etnik saplantıların ne felaketlere yol açacağını düşünmek gerekir...
“Millet”i etnik birlik olarak görmekten de etnik devlet saplantısından da kurtulmak gerekir.
Ama ilgili bütün devletlerin onayladığı mübadele için Türkiye’yi suçlamak yanlıştır.
Vecdi Gönül maddi tarihsel gerçeği ifade etmiştir. Eleştirilecek yönü, üslubudur. Tarihteki bir anlayışı bugüne taşıma izlenimi vermekten sakınmalı, konuşmasında bugünün ‘doğru’sunu, yani etnik ve dini hoşgörü içinde birlikte yaşamayı öne çıkarmalıydı; kaldı ki bugüne ilişkin görüşü de budur zaten.

YAHA AKYOL MILLIYET 14/11/08

 

Tarlalarımıza gitmekte sorun yaşayacağız

Aral MORAL

   Akıncılar köyü sakinleri, Mustafa Gazi'nin geçtiğimiz gün Rum polisi tarafından tutuklanmasının ardından, ara bölgedeki tarlalarına gitmekte sorun yaşacaklarını ifade etti.

   Yaşanan olayla ilgili KIBRIS'a açıklama yapan Akıncılar Belediye Başkanı Hasan Barbaros ise, Mustafa Gazi'nin ara bölgede Rum polisleri tarafından tutuklandığını Rum radyosundan öğrendiklerini belirterek, 1974 yılından günümüze 4 tutuklama gerçekleştiğini ifade etti.

 

"Olayı basından öğrendik"

 

   Hasan Barbaros, Mustafa Gazi'nin ara bölgede Rum polisleri tarafından tutuklandığını Rum radyosundan öğrendiklerini belirtti.

   1974 yılından günümüze kadar birkaç kez tutuklanmalar olduğunu ve olayların yaşandığına dikkat çeken belediye başkanı, 34 yılda 4 tutuklama gerçekleştiğini ifade etti.

   Barbaros ayrıca, "Bu kadar zamandır herkes tarlasını ekip biçer. Pek bir sorun yaşanmadı. Olayla ilgili bizim de pek bir bilgimiz yok" diye konuştu.

 

Gazi'nin tutuklanması köylüyü etkilemedi

  

   Mustafa Gazi isimli şahsın, önceki akşam saatlerinde ara bölgede tutuklanması, köy halkını pek de fazla etkilemedi.

   Bazı köylüler, Gazi'nin tutuklanması nedeniyle, ara bölgede kalan tarlalarına ulaşmada zorluk çekeceklerini iddia etti.

KIBRIS 14/11/08

 

 

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı törenlerle kutlanacak

KKTC'nin kuruluşunun 25'inci yıldönümü tüm KKTC'de törenlerle kutlanacak. 

   Kutlamalar için Türkiye ve diğer bazı ülkelerden gerek siyasi yetkililer, gerekse akademisyen ve gazetecilerden oluşan heyetler de KKTC'ye gelerek Kıbrıs Türk halkının coşkusuna ortak olacak.

   Türkiye'den kutlamalar için gelecek olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek KKTC'de ziyaretlerde de bulunacak.

   Cemil Çiçek dün saat 15.00'de gelerek devlet ve hükümet yetkililerine ziyaretler gerçekleştirmeye başladı. Çiçek, bugün de temel atma törenlerine katılacak. İsen ile Akşener ise adaya bugün gelecek ve aynı şekilde ziyaretlerde bulunacak.

 

Temel atma törenleri

 

   15 Kasım Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla bugün ikisi Güzelyurt'ta, üç de temel atma töreni gerçekleştirilecek.

   ODTÜ 3. Yurt Binası Temel Atma Töreni saat 10.00'da, Güzelyurt Anfi Temel Atma Töreni saat 11.00'de, UKÜ Spor Kompleksi Temel Atma Töreni ise saat 15.00'te yapılacak.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in öğle yemeğine, akşam da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vereceği resepsiyona katılacak. Çiçek, resepsiyonun ardından Kıbrıs tarihini anlatan "Var Olmak" isimli defileyi izleyecek.

 

Resmi kutlamalar Talat'ın konuşmasıyla başlayacak

 

   Protokol Dairesi Müdürlüğü tarafından açıklanan programa göre, 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı resmi etkinlikleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bugün saat 12.00'de Bayrak Radyo Televizyon Kurumu radyo ve televizyonundan yapacağı konuşmayla başlayacak.

   Aynı saatte 21 pare top atışı da yapılacak. 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Cumhurbaşkanlığı'ndaki tebrik kabulü yarın saat 08.30'da başlayacak.

   Lefkoşa Şehitler Anıtı'ndaki (mahalli) tören 08.00'da başlayacak. Burada, çelenklerin anıta sunulmasının ardından tören Saygı Marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesiyle sona erecek.

   Lefkoşa Atatürk Anıtı'ndaki tören ise saat 09.00'da başlayacak. Törende, protokol sırasına göre çelenkler anıta sunulacak. Saygı Marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekildikten sonra Anıt Özel Defteri imzalanacak.

   Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Mezarı'ndaki tören, saat 09.30'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta sunulmasıyla başlayacak. Saygı Marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri imzalanacak. 

 

Resmigeçit töreni

 

   Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki Resmi Geçit Töreni ise saat 10.00'da, İstiklal Marşı, tören birliklerinin denetlenmesi ve bayramlarının kutlanmasıyla başlayacak. Törende mesaj teatisi ve Türkiye Hükümeti adına yapılacak konuşmanın ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşacak. Lefke ve Yeni Erenköy'den gelen bayrağın Cumhurbaşkanı Talat'a takdiminden sonra halk dansları gösterisi sunulacak ve tören resmi geçitle sona erecek.

 

Gaziler heyeti KKTC'de

 

   Türk Silahlı Kuvvetleri Gaziler Heyeti de Emekli Tuğgeneral Hakkı Borataş başkanlığında

KKTC'ye gelerek kutlamalara katılacak ve temaslarda bulunacak.

   GKK Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Mutlu Barış Harekâtı'na katılan 35 gaziden oluşan heyet bugün saat 9.30'da Boğaz Şehitliği'ni, 10.00'da Barbarlık Müzesi'ni, 15.00'de Muratağa, Atlılar ve Sandallar Şehitliği'ni ziyaret edecek.

   Heyet ayrıca, saat 15.00'de Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'ni, 16.00'da Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni, 16.30'da KTBK Gaziler Derneği'ni ziyaret edecek.

   15 Kasım günü, törenlere de katılacak olan heyet 17 Kasım'da KKTC'den ayrılacak.

 

Özel pul serisi

 

   Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Posta Dairesi Müdürlüğü'nce bastırılan "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 25. Kuruluş Yıldönümü" konulu anma pul serisine ait 1 seri pul ve bu pullara ait 1 adet İlk Gün Zarfı da 15 Kasım'da satışa çıkacak.

   15 Kasım Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yarın diğer ilçelerde de törenler düzenlenecek.

 

Akrotim gösterisi

 

   Etkinlikler çerçevesinde, saat 15.30'da Türk Yıldızları Akrotim Gösterisi; saat 16.00'da ise Atatürk Anıtı'nda KTBK Komutanlığı bando konseri sunulacak.

   Türk Hava Kuvvetleri Akrobasi Timi "Türk Yıldızları", Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 25. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında yarın 12.00-12.05 saatleri arasında Lefkoşa'da tören geçişi, 15.30-16.00 saatleri arasında da Girne Limanı üzerinde halka açık hava gösterisi sunacak.

 

Gemiler

 

   Bu arada, T.C Deniz Kuvvetleri'ne ait savaş gemileri Girne Antik Limanı ile Gazimağusa Limanı'na demir atacak. Gemiler yarın saat 10.00-16.00 arasında halkın ziyaretine açık olacak.

 

Gazimağusa

 

   Gazimağusa'da iki ayrı tören gerçekleştirilecek. İlk tören, Zafer Anıtı önünde saat 14.30'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta konulmasıyla başlayacak. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesiyle son bulacak. İkinci tören ise, saat 15.00'te tören birlikleri ve halkın bayramının kutlanmasıyla başlayacak. İstiklal Marşı ve bayrakların göndere çekilmesinin ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak ve şiirler okunacak. Tören, resmigeçitle sona erecek.

 

Girne

 

   Girne'deki tören, Atatürk Anıtı önünde saat 14.10'da protokol sırasına göre çelenkler anıta sunulmasıyla başlayacak. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından

tören birlikleri, okullar ve halkın bayramlarının kutlanmasına geçilecek. Törende daha sonra şiirler okunacak, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak. Tören, Girne Belediyesi folklor ekibin gösterisinin ardından resmi geçitle sona erecek.         

 

Güzelyurt

 

   Güzelyurt'taki tören, saat 14.30'da çelenklerin Atatürk Anıtı'na konulmasıyla başlayacak. Saygı Marşı'yla saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Özel defterin imzalanmasının ardından buradaki tören sona erecek. Müze önündeki törende ise, teftiş ve kutlamaların ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak, şiir de okunacak. Tören  folklor gösterisi ve resmigeçitle sona erecek.

 

İskele

 

   İskele'deki tören, Ecevit Meydanı'nda saat 14.30'da başlayacak. Törende çelenklerin Atatürk Anıtı'na sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.

   Kaymakam, Komutan ve Belediye Başkanı'nın birliklerle halkın bayramını kutlamalarının ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak, öğrenciler şiirler okuyacak. Halk dansları gösterisinin ardından tören resmi geçitle sona erecek. Törenden sonra İskele Belediyesi, belediye gazinosunda kokteyl verecek.

 

Mersin'de de kutlanacak

 

   15 Kasım Cumhuriyet Bayramı Mersin'de de kutlanacak. KKTC Mersin Konsolosluğu'nun organize ettiği programa göre, Yarın sabah Cumhuriyet Alanı'nda düzenlenecek törende protokol sırasına göre anıta çelenkler sunulacak ve saygı duruşunda bulunulacak. Daha sonra ise Mersin Konsolosluğu'nda Konsolos Oya Tuncalı tebrik kabul edecek. Gece de Taksim International Otel'de akşam yemeği yer alacak.

 KIBRIS 14/11/08

 

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İsveç parlamentosundan milletvekilleriyle görüştü:

İsveç Parlamentosu Milletvekilleri Anne Ludvigsson, Bodil Ceballos, Tommy Waidelich ve Mehmet Kaplan ile görüşen Bakan Avcı, muhataplarına Kıbrıs Sorunu ve adadaki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

   Milletvekilleriyle görüşmesinde Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs meselesinin 1974'te başladığı ve adada "insan

hakları ihlal edilen, mezalime uğrayan taraf oldukları" imajını çizmeye çalıştıklarını, bu amaçla uzun yıllardır yurt dışında yoğun bir kampanya yürüttüklerini ifade eden Avcı, Kıbrıs meselesinin 1974'te değil 1963 yılında başladığını vurgulayarak milletvekillerine Kıbrıs tarihi ve Kıbrıs meselesinin gelişimi hakkında aydınlattı.

   Kıbrıs Türk halkının 1964 yılından beri insan haklarının ihlal edildiğini, 1963-74 yılları arasında soykırıma uğradığını, 1960 ortaklık cumhuriyetinden silah zoruyla atıldığını, 1974 yılında Türkiye'nin haklı ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan sorumluluğu ve hakları çerçevesinde yaptığı müdahale neticesinde güvenliğinin sağlandığını söyleyen Avcı, bugün Rum tarafının Kıbrıs Türkünün adadaki varlığını yok etme emelinin devam ettiğini, 1963-74 yılları arasında silah zoruyla yapamadığını, 1974 yılından sonra Kıbrıs Türk halkı üzerinde uyguladıkları ambargolarla yapmaya çalıştığını anlattı.

 

Papadopulos 'hayır' mesajı verdi

 

   Avcı açıklamasında Kıbrıs Türkünün bugüne kadar BM'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 1968 yılından beri sürdürülen görüşmelere olumlu katkılarda bulunduğunu, iyi niyetle, kararlılıkla bir anlaşmaya varılması için çaba gösterdiğini, fakat 2004'teki referandum öncesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri olan Papadopulos'un referandum tarihinden birkaç gün önce Rum televizyon kanalları aracılığıyla "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Kıbrıs Türk tarafıyla paylaşmaya hazır değilim" diyerek halkına referandumda hayır oyu kullanması mesajını verdiğini hatırlattı.

 

Kıbrıs Türküne yapılan haksızlığa son verilmeli

 

   Avcı, başta AB olmak üzere uluslararası camianın Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri yerine getiremediğini, Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi yönünde yine Kıbrıs Türk tarafından beklentileri bulunduğunu ifade ederek, yapılması gerekenin Kıbrıs Rum tarafını çözüm yönünde teşvik etmek olduğunu, Kıbrıs Türküne yapılan haksızlığa son verilmesi gerektiğini belirtti.

   Milletvekillerinin Kıbrıs'a gelerek yerinde incelemelerde bulunmasının konuyu anlayabilmeleri açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Bakan Avcı, İsveç milletvekilleriyle temaslarını sürdürmek arzusunda olduğunu kaydederek muhataplarını Kuzey Kıbrıs'a davet etti.

 

KIBRIS 14/11/08

 

<