KKTC Dışişleri Bakanı İsveç'e
Kıbrıs'ı anlatacak
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, 10-13 Kasım günlerinde İsveç'i ziyaret
ederek, İsveç Parlamentosu'nda milletvekillerine Kıbrıs sorununu
anlatacak.
İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu'nun
düzenlediği etkinliklere katılmak üzere İsveç'i ziyaret edecek
olan Avcı, İsveç meclisinde milletvekilleriyle de bir araya gelecek.
Bakan Avcı, İsveç meclisine 12 Kasım'da yapacağı
ziyarette, iktidar ortağı Moderat Parti'nin milletvekili Göran
Lindblad ve Çevre Partisi'nin Türk milletvekili Mehmet Kaplan
eşliğinde İsveçli parlamenterlere KKTC'ye uygulanan
kısıtlamalar yüzünden yaşanan sıkıntıları
anlatacak.
Avcı, ayrıca İsveç'te yaşayan Türkler için Federasyon
tarafından düzenlenen KKTC konulu bir konferansta konuşma yapacak ve
Stockholm'deki Türklerin yaptığı Fittja Camii'ni ziyaret edecek.
CNN TURK 01/11/08
TOPLUMSAL
BİRLİKTE YAŞAM KOMİTESİ OLUŞTURULMALI"...
Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi tarafından, KKTC'de ve Güney
Kıbrıs'ta yapılan araştırmadan;
"Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında güvensizlik
bulunduğu ve çözüm perspektifine ilişkin ümitlerin
azaldığı" sonucu çıktı. Soruna çare olarak
"Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi" oluşturulması ve
vatandaşların çözümün gerçekçi perspektifleri konusunda
bilgilendirilmesi önerildi
RUMLAR
İÇİN ENTEGRASYON, KIBRISLI TÜRKLER İÇİN TANINMA
ÖNCELİKLİ... Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir
devlete kontrollü bir şekilde entegrasyona öncelik veriyor;
Kıbrıslı Türkler için ise, bir çözümün müzakeresinden önce
tanınma çok daha önemli. Araştırmaya göre,
Kıbrıslı Rumların yüzde 19'u Kıbrıslı
Türklere çok; yüzde 42'si kısmen güveniyor, yüzde 29'u güvenmiyor.
Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 28'i Kıbrıslı
Rumlara kısmen güven eksikliği duyuyor, yüzde 28'i ise güven duyuyor.
Merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi
tarafından, KKTC'de ve Güney Kıbrıs'ta yapılan
araştırmadan; "Kıbrıslı Türkler ve Rumlar
arasında güvensizlik bulunduğu ve çözüm perspektifine ilişkin
ümitlerin azaldığı" sonucu çıktı.
Haberi, "Güven ve Ümitler Azalıyor"
başlığıyla yansıtan Fileleftheros gazetesine göre, söz
konusu araştırmada, her iki tarafın ortaya koyduğu
önceliklerin de birbirinden farklı olduğu sonucuna varıldı.
Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir devlete kontrollü bir
şekilde entegrasyona öncelik veriyor; Kıbrıslı Türkler için
ise, bir çözümün müzakeresinden önce tanınma çok daha önemli.
Araştırma sonuçlarını iç sayfalarında; ayrı konu
başlıkları altında yansıtan gazete,
"Kıbrıslı Türkler ile Rumlar Arasında Güven Uçurumu -
Çözüm Şekline İlişkin Öncelikler Farklı"
başlığı altında özetle şunları kaydetti:
"Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında açık bir
güven eksikliği saptanıyor. Her iki toplum da, çeşitli
nedenlerden dolayı, himayesinde doğrudan müzakerelerin
gerçekleştirilen BM'ye güvenmiyor. Özellikle de Kıbrıslı
Türklerin, gerek Kıbrıslı Rumlara ve özellikle de bazı
siyasi partilere yönelik görüşleri hayret verici olarak değerlendirilebilir.
Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin; Kuzey Kıbrıs'ta ve
Güney Kıbrıs'ta araştırma şirketlerinin
işbirliğiyle Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği
araştırma; Kıbrıslıların Kıbrıs
sorunundaki prosedüre bugünkü bakış açılarını ortaya
koyuyor. Araştırmanın, Kıbrıs sorunundaki
durumların yeniden doğru yönde hareket etmeye
başladığı genel izleniminin hâkim olduğu
Talat-Hristofyas ilk görüşmesinin hemen ardından başlaması
dolayısıyla; görüşüne başvurulan her iki toplumdan
kişilerin söyledikleri özellikle önem kazanıyor.
Kıbrıs Rum toplumu açısından ayırt edici olan,
sıradan Kıbrıslı Türklere açıkça güven
belirtmeleridir; ancak bu öteki taraf için geçerli değildir.
Oranlar
Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 19'u
Kıbrıslı Türklere çok; yüzde 42'si kısmen güveniyor, yüzde
29'u güvenmiyor. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı
Rumlara hiç güveni yok, yüzde 28'i kısmen güven eksikliği duyuyor,
yüzde 28'i güven duyuyor.
Kıbrıslı Rumların Mehmet Ali Talat'a güven göstergesi çok
düşük. Kendisine, Rumların yalnız yüzde 17'si güven duyuyor,
Türk ordusuna ise hiç güvenmiyorlar. Kıbrıslı Rumların
yüzde 99'u Türk ordusuna hiç güvenmiyor, yüzde 97'si Türk hükümetine
güvenmiyor.
Kıbrıslı Türklerin ayırt edici özelliği ise,
yalnız yüzde 26'sının Dimitris Hristofyas'a, yüzde 20'sinin
AKEL'e ve yüzde 14'ünün de DİSİ'ye güven belirtmesidir.
İki tarafta, gelişmeleri kimin etkileyebileceği ve karar
alabileceği konusundaki yaklaşım da farklıdır.
Kıbrıslı Rumların yüzde 84'ü kararların Türk hükümeti,
yüzde 76'sı Türk ordusu tarafından alınacağını
savunuyor, yalnız yüzde 21'i Talat'ın karar vermeye muktedir
olduğuna inanıyor. Kıbrıs Türk tarafında ise; önemli
kararların Hristofyas tarafından alınacağı
savunuluyor. Aynı oranda (yüzdelik verilmedi) Kıbrıslı Türk
önemli kararları Kilise'nin vereceği görüşünde, yüzde 25'i de
Ulusal Konsey'den söz ediyor."
Sorular ve
yanıtlar
Gazete, Kıbrıslı Türklere ve Rumlara yöneltilen bazı
soruları ve bunlara verdikleri yanıtları da iki ayrı tablo
halinde yansıttı. Buna göre, yöneltilen sorular ve verilen
yanıtlar şöyle:
1- Annan planına dayanan çözüm:
Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 60;
katlanabilirim diyenler yüzde 22; yanıt vermek istemeyenler yüzde 8;
tatmin edici bulanlar yüzde 8 ve çok arzu edenler yüzde 3.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 43;
katlanabilirim diyenler yüzde 25; yanıt vermek istemeyenler yüzde 3;
tatmin edici bulanlar yüzde 24; çok arzu edenler yüzde 5.
2- Çözüm müzakeresinden önce tanınma:
Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 64;
katlanabilirim diyenler yüzde 15; yanıt vermek istemeyenler yüzde 8;
tatmin edici bulanlar yüzde 10, çok arzu edenler yüzde 3.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 7;
katlanabilirim diyenler yüzde 14; yanıt vermek istemeyenler yüzde 2;
tatmin edici bulanlar yüzde 34; çok arzu edenler yüzde 42.
3- Tanınmaya karşılık toprak:
Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 69;
katlanabilirim diyenler yüzde 7; yanıt vermek istemeyenler yüzde 13;
tatmin edici bulanlar yüzde 6; çok arzu edenler yüzde 5
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 53;
katlanabilirim diyenler yüzde 16; yanıt vermek istemeyenler yüzde 5;
tatmin edici bulanlar yüzde 16; çok arzu edenler yüzde 10.
4- İki ayrı devletin konfederasyonu:
Kıbrıslı
Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 50; katlanabilirim diyenler yüzde 16;
yanıt vermek istemeyenler yüzde 16; tatmin edici bulanlar yüzde 11; çok
arzu edenler yüzde 9.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 21;
katlanabilirim diyenler yüzde 26; yanıt vermek istemeyenler yüzde 9;
tatmin edici bulanlar yüzde 30; çok arzu edenler yüzde 14.
5- 1960 Anayasası'na dayanan çözüm:
Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 15;
katlanabilirim diyenler yüzde 23; yanıt vermek istemeyenler yüzde 27;
tatmin edici bulanlar yüzde 23; çok arzu edenler yüzde 12.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 46;
katlanabilirim diyenler yüzde 26; yanıt vermek istemeyenler yüzde 3;
tatmin edici bulanlar yüzde 24; çok arzu edenler yüzde 5.
6- Birleşik bir devlete kontrollü entegrasyon:
Kıbrıslı
Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 13; katlanabilirim diyenler yüzde 17;
yanıt vermek istemeyenler yüzde 12; tatmin edici bulanlar yüzde 18; çok
arzu edenler yüzde 39.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 33;
katlanabilirim diyenler yüzde 18; yanıt vermek istemeyenler yüzde 6;
tatmin edici bulanlar yüzde 27; çok arzu edenler yüzde 16.
7- 1977-79 anlaşmalarına dayalı çözüm:
Kıbrıslı
Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 12; katlanabilirim diyenler yüzde 22;
yanıt vermeyenler yüzde 25; tatmin edici bulanlar yüzde 25; çok arzu
edenler yüzde 17.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 17;
katlanabilirim diyenler yüzde 22; yanıt vermek istemeyenler yüzde 6;
tatmin edici bulanlar yüzde 37; çok arzu edenler yüzde 18.
8- Siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli iki kesimli federasyon:
Kıbrıslı Rumlar: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 11;
katlanabilirim diyenler yüzde 21; yanıt vermek istemeyenler yüzde 14;
tatmin edici bulanlar yüzde 25; çok arzu edenler yüzde 29.
Kıbrıslı Türkler: Kesinlikle kabul etmeyenler yüzde 16;
katlanabilirim diyenler yüzde 15; yanıt vermek istemeyenler yüzde 5;
tatmin edici bulanlar yüzde 36; çok arzu edenler yüzde 27.
Maraş
ve havaalanı
Gazete, araştırmanın başka bir bölümünü ise
"Maraş'la İlgili Güven Yaratıcı Önlemler ve Ortak
Havaalanı" başlığıyla aktardı.
Habere göre, araştırmada, görüşüne başvurulan her iki
toplumdan kişilerin önüne, ortamın iyileşmesine
yardımcı olacağına inanılan bazı olası güven
yaratıcı önlemler konuldu. Görüşü sorulanlardan alınan
yanıtlara göre, bu senaryolar üç başlık altında
toplandı.
İlk kategoride; müzakerelere paralel olarak ileri götürülebilecek güven
yaratıcı önlemler yer aldı. Bunlar arasında; örgütlü suçla
müştereken mücadele, iki toplumun uluslararası spor faaliyetlerine
müşterek katılımları, her bir toplumun kültürel
mirasının korunması için ortak tedbirler,
Kıbrıslı Türklerin AB'ye uyumlarının desteklenmesi yer
aldı.
İkinci kategoride; KKTC'nin AB ile gümrük birliğine dâhil edilmesi,
KKTC'deki eğitim kurumlarının Avrupa ve uluslararası
anlaşmalara dahil edilmeleri yer aldı.
Maraş'la ilgili güven yaratıcı önlemler veya iki toplumun
müştereken kullanabileceği bir havaalanı kurulması
araştırmasından; "arzu edilen bir sonuç" ortaya
çıktı. Ancak her iki toplum da; doğrudan ticaret ve
Maraş'ın iadesiyle ilgili mevcut öneriyi kesinlikle reddetti.
Maraş konusunda; her iki taraftan çoğunluk, kentin; BM ve AB gözetimi
altında iki toplumlu işbirliğinin ilerletileceği özel bir
bölge haline getirilmesini kabul ediyor. Yine; bazı sonuçlar verebilmesi
için bunun çözümden önce de olabileceğinde hemfikirdirler.
Politis gazetesi de, Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi
tarafından yapılan araştırma sonuçlarını
okurlarına "Bir Arada Yaşama Kültürü Gerekli - Avrupa Siyasi
Araştırmalar Merkezi: Kıbrıs'la İlgili
Araştırmanın Sonuçları" başlığıyla
yansıttı.
Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi yetkililerinin Erol Kaymak,
Aleksandros Lordos ve Dalai Totsi olduğunu kaydeden gazeteye göre, bu
yetkililer; iki tolum arasında büyük bir kuşku olduğu ve
beklenti olmadığı saptamasını yaptılar. Buna çare
olarak da "Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi" oluşturulmasını
ve vatandaşların; çözümün gerçekçi perspektifleri konusunda
bilgilendirilmesini önerdiler.
KIBRIS 01/11/08
Kuzeydeki Rumların mallarının kullanılması özlü müzakerelere yardımcı olmuyor
Rum Hükümet
Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
"Komersat Vlas" adlı bir Rus gazetesine verdiği demecine
değinerek, kuzeyde bulunan "Kıbrıslı Rumların
mallarının yasadışı kullanılmasının
özlü müzakerelere yardımcı olmadığını"
savundu.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre,
Cumhurbaşkanı Talat, Rus gazetesine yaptığı
açıklamada, kuzeyde bulunan Rumlara ait mallara değinerek,
yabancılar tarafından satın alınan Kıbrıslı
Ruma ait malların satın alınmasında herhangi bir risk
olmadığını söylemişti.
Stefanu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) mülk
konusuyla ilgili kararlarını hatırlatarak, kuzeydeki
Kıbrıslı Rumlara ait malların yasal sahiplerinin Rumlar
olduğunu kaydetti.
Stefanou, adanın kuzeyinde bulunan Rumların mallarının
satın alınmasının "yasadışı"
olduğunu savundu.
Başka bir soruyu yanıtlayan Stefanou, Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovu'nun ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
Danışmanı Özdil Nami arasında yapılan
görüşmelerin özlü müzakerelere yardımcı olduğunu kaydetti.
Stefanou, yönetim konusunda herhangi bir sorun
yaşanmadığını da söyledi.
KIBRIS
01/11/08
Pakistan'dan
Kıbrıs Türk halkına destek
Türkiye ve
Pakistan, düzenli stratejik diyalog tesis etme, bölgesel ve küresel konulara
dair eşgüdüm, istişare ve işbirliği sürecini daha da
pekiştirme kararı aldı.
Pakistan Başbakanı Seyid Yusuf Rıza Gilani'nin Türkiye'deki
temaslarıyla ilgili olarak Türkiye-Pakistan ortak bildirisi
yayımlandı.
Bildiride, Pakistan ve Türkiye'nin, yakın benzerlikler,
karşılıklı saygı ve dayanışmadan oluşan
benzersiz bağlar olarak nitelendirilen ve iki halkın kalplerinde
derin yer edinmiş özel ilişkilere sahip olduğu, her iki
tarafın da halkları arasındaki dostluğa ve
karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklarına en
üst düzeyde önem atfettiği vurgulandı.
Ekonomik ve ticari, savunma, bilimsel ve teknolojik ile kültürel
işbirliğinin teşviki amacıyla kapsamlı çerçeveler
oluşturulması kararına yer verilen bildiriye göre, her iki taraf
da, tüm alanlardaki projelerde işbirliğinin son derece büyük
potansiyel taşıdığı ve karşılıklı
olarak özel sektörlerin etkin işbirliğinin sağlanmasıyla
güçlendirilebileceği hususunda mutabık kaldı.
Taraflar, altyapı, madencilik, tarım, imalat ve enerji sektörlerinde
önemli kalkınma projelerini ele alma hususunda görüş birliğine
varırken, bildiride, Türk ve Pakistan kamu ve özel sektör
firmalarının, bölgesel ve bölge ötesi işbirliğini de
birlikte ele alacakları belirtildi.
İlave hava yolu hatları dâhil olmak üzere, ulaştırma ve
iletişim kanalları tesis etmek suretiyle,
bağlantıların güçlendirilmesi
kararlaştırılırken, Türkiye ve Pakistan, özel jeo-ekonomik
ve jeo-politik önemleri çerçevesinde, kara ve demir yolu bağlarına
ayrıca önem atfedecekler.
Bildiride her iki ülke, bölgesel barış, kalkınma ve refahı
desteklemek üzere, ikili ve çok taraflı işbirliğinin
geliştirilmesi hususunda kararlılıklarını
vurguladı.
Ortak bildiriye göre, Pakistan, Afganistan'da barışın
sağlanmasına yönelik önemli rolünden ötürü Türkiye'ye takdirlerini
ifade ederken, bu çerçevede, özellikle kalkınma boyutuna
ağırlık verilecek şekilde Ankara Üçlü Zirvesi sürecinin
daha ileriye götürülmesi hususunda mutabık kalındı.
Kıbrıs
Türk halkına destek
Bildiride, Pakistan'ın ayrıca, Kıbrıs Türk
halkının arzularının gerçekleşmesi yönünde tam
desteğini ifade ettiği belirtildi.
Türkiye'nin, Pakistan'ın egemenliği, siyasi
bağımsızlığı ve bütünlüğüne tam
desteğini ve dayanışmasını dile getirdiği
kaydedilen bildiride, Türkiye'nin ayrıca, Pakistan'ın terörizm ve
aşırıcılık belasıyla mücadelesine olan
desteğini ifade ettiği, her iki tarafın da güvenlik ve
terörizmle mücadele konularındaki işbirliğini geliştirme
kararı aldığı belirtildi.
Bildiride, bu süreci kolaylaştırmak gayesiyle, Türk
tarafının ardından Parlamentolar Arası Dostluk Grubu'nun
Pakistan tarafınca da en kısa sürede kurulacağı belirtildi.
Türkiye-Pakistan Ortak Bildirisi'nde, Başbakan Erdoğan'ın,
Pakistan Başbakanı Gilani'nin Pakistan'a davetini kabul ettiği
de kaydedildi.
Pakistan Başbakanı Gilani, 27-31 Ekim'de Türkiye'ye resmi ziyaret
düzenlemiş, Pakistan Başbakanına, Bayan Gilani ve üst düzey bir
heyet refakat etmişti.
KIBRIS
01/11/08
Impetus for bilateral relations seen
in Christofias upcoming visit to Moscow
By Jean Christou
RUSSIA
and Cyprus plan to strengthen ties between the two countries during a visit to
Moscow later this month by President Demetris Christofias.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the President would begin a
three-day official visit to Russia on November 18.
This visit will give a new impetus and enhance the already excellent relations
between the two countries, he said, adding that it would be an important
visit.
Cyprus invests a lot in the firm, consistent, and I would say just, position
of Russia regarding efforts to solve Cyprus problem, Stefanou added.
Christofias said yesterday Russia was a most valuable friend of Cyprus.
My forthcoming visit to Moscow in mid November, will contribute towards this
mutually advantageous goal, giving new impetus to our shared targets in a
variety of fields, he said during a speech accepting the credentials of
Russias new ambassador to Cyprus Vyachesiav D. Shumskiy.
Russia has always been for Cyprus a true friend and an ally that projects the
correct parameters of the Cyprus problem in all international for a, said
Christofias.
In our quest for reunifying our island and its people, Russian solidarity and
support continues to be indispensable.
The President also referred to the dynamic presence of Cypriot investors in
Russia as proof of confidence in the prospects of its economy.
My Governments priority is to work for the reinforcement and enhancement of
our bilateral relations in all spheres, so that our traditional ties of
friendship and cooperation may further flourish, said Christofias.
Shumskiy said Russia also wished to further strengthen ties with Cyprus.
There is no doubt that our countries have vast potential for expanding
existing ties in the spheres of economy, trade, finance, tourism, transport,
science, health care and many other areas, he said.
He also said that as a permanent member of the UN Security Council Russia, together
with its partners, was ready to contribute effectively to the ongoing
negotiating process which belonged to the Cypriots themselves.
We firmly believe that a just and functional solution can be achieved only
without external interference, let alone pressure and imposed arbitration and
asphyxiating timetables, said Shumskiy.
He also said Cyprus and Russia shared the same principles of the settlement of
regional and international conflicts and that the existing security
architecture of Europe, unfortunately, failed to stand the test of the recent
events in the Caucasus
The new ambassador was referring to the Georgia-Russia conflict in August
The attempts to adjust it to the rules of unipolarity have led to a situation
when this architecture proved incapable of containing the aggressor, said
Shumskiy.
CYPRUS MAIL 01/11/08
Meet Cypriot Aphrodite
By Joel Pearson
THE ORIGIN of the goddess
Aphrodite is an unsettling tale. As the myth goes, Kronos castrated his father
Uranus and threw his genitals into the sea. The immortal appendages were
carried by the waves and in the foam that gathered around them, a girl was
born. Fully-grown, she emerged from the ocean on the western shore of Cyprus.
Aphrodite became the goddess of love, beauty and sexuality and for good
reason: Ancient Cypriots went weak at the knees for her and worshipped the very
ground upon which she minced. Cyprus became the cult centre of the goddess and
she is sometimes referred to by the name Cyprian for this reason.
It seems that Cyprus love affair with the goddess has not waned over time. Now
the Cyprus Tourism Organisation is inviting visitors to wander through layers
of history and culture in the footsteps of the Great Cypriot Goddess on a
series of tours dedicated to the deity, available in both Greek and English.
The tours, leaving from a number of Cyprus cities, will take place on November
1, 9, 16 and 23 November and are free of charge.
The air-conditioned buses will travel along the Aphrodite Cultural Route to
historical sites around the island and accompanying tour guides will give
visitors a chance to meet Cypriot Aphrodite, the pamphlet promises.
Maria Skapoulli from the Cyprus Tourism Organisation hopes that the tours will
give visitors a chance to see the multiple dimensions of the goddess. She
was not just the goddess of love, she said, [but also] the mother of the
people and [the goddess] of fertility.
The tours are each slightly different in length as well as the range of sites
they visit.
Depending on the tour, visitors can see the spot where Aphrodite emerged at
Petra tou Romiou, the spa in which she bathed on the Akamas Peninsula and the
ancient ruins that once served as her temples.
The tours also include visits to various archaeological museums around the
island.
According to Skapoulli, there is not one area of the island that doesnt have
some sort of connection to Aphrodite. She believes Cypriots should finally
get to know this foam-born enchantress who once called Cyprus home.
n For more information, contact regional Cyprus Tourism Organisation Offices:
Nicosia: 22-674264, Larnaca: 24-654322, Limassol: 25-362756, Paphos: 26-932841
CYPRUS MAIL 01/11/08
AA
Güncelleme: 10:25 TSİ 03 Kasım 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - Rum
basınında yer alan haberlere göre, söz konusu araştırmada,
her iki tarafın ortaya koyduğu önceliklerin de birbirinden
farklı olduğu sonucuna varıldı.
Kıbrıslı Rumlar, birleşik bir devlette kontrollü
bir şekilde entegrasyona öncelik verirken, Kıbrıslı Türkler
için ise, bir çözümün müzakeresinden önce tanınma çok daha önemli.
Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında güven uçurumu
olduğu ve tarafların çözüm şekline ilişkin önceliklerinin
farklı olduğunun ortaya konduğu araştırmada,
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında açık bir güven
eksikliği var. Her iki toplum da, çeşitli nedenlerden dolayı,
himayesinde doğrudan müzakerelerin gerçekleştirildiği BMye
güvenmiyor tespiti yapılıyor.
Araştırmaya göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 19u
Kıbrıslı Türklere çok, yüzde 42si kısmen güveniyor, yüzde
29u güvenmiyor. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı
Rumlara hiç güveni yok, yüzde 28i kısmen güven eksikliği duyuyor,
yüzde 28i güven duyuyor.
Kıbrıslı Rumların, Cumhurbaşkanı Talata olan
güvenleri de çok düşük. Talata, Rumların yalnız yüzde 17si güven
duyuyor, Türk ordusuna ise hiç güvenmiyorlar. Kıbrıslı
Rumların yüzde 99u Türk ordusuna hiç güvenmiyor, yüzde 97si de Türk
hükümetine güvenmiyor.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 26sı Dimitris Hristofyasa, yüzde
20si komünist AKEL partisine, yüzde 14ü de ana muhalefet Demokratik
Seferberlik Partisine (DİSİ) güvendiğini belirtiyor.
İki tarafa yöneltilen ortak sorulara verilen yanıtlarda da
farklılıklar var. Örneğin, Annan planına dayalı
çözümü Kıbrıslı Rumların yüzde 60ı kesinlikle kabul
etmiyorum derken, Kıbrıslı Türklerde kesinlikle kabul
etmiyorum diyenlerin oranı yüzde 43.
Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi yetkilileri Erol Kaymak,
Aleksandros Lordos ve Dalai Totsi, iki toplum arasında büyük bir
kuşku olduğu ve beklenti olmadığı saptaması
yaptı. Araştırma yetkilileri, Toplumsal Birlikte Yaşam
Komitesi oluşturulmasını ve vatandaşların, çözümün
gerçekçi perspektifleri konusunda bilgilendirilmesini önerdiler.
Talat ve Hristofyas 6. kez bir araya geldi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün kapsamlı müzakereler çerçevesinde 6. kez bir araya geldi.
Lefkoşa ara
bölgedeki kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada, önce 50 dakika
baş başa görüşen liderler, daha sonra heyetleriyle birlikte
müzakerelere geçti.
Bu arada Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerin, "kendisi
tarafından yarıda kesilmeyeceğini" söyledi.
Rum basınına göre, Hristofyas, dün yaptığı
açıklamada, "Benim müzakereleri yarıda kesmemin söz konusu
olmadığını net bir şekilde söylemek isterim. Bu sürece
yarıda kesmek için girmedik. Türk tarafı da bunu biliyor"dedi.
KKTC lideri Talat ile bugünkü görüşmesinde, "belirli bir şey
sunup sunmayacağı ya da Kıbrıs Türk tarafından
bazı açıklamalar mı talep edeceği" şeklindeki
soruya karşılık ise Hristofyas, "tezlerinin
değişmez olduğunu ve bu tezleri sonuna kadar
savunacağını" söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünün kolay
olmadığını bildiklerini, kolay olsaydı bugüne kadar
çoktan çözülmüş olacağını ifade etti.
Müzakere sürecinde gecikmeler olduğu şeklindeki söylemlere de
yanıt veren Hristofyas, bu durumun gerek kendisinin gerekse
Cumhurbaşkanı Talat'ın diğer yükümlülüklerinden
kaynaklandığını öne sürdü.
Hristofyas, Rum kesiminin AB ve uluslararası yükümlülüklerinden
kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmekten de ödün
vermeyeceğini sözlerine ekledi.
Daha önce 5 kez görüştüler
Liderler, 11 Eylül'de başlayan müzakereler çerçevesinde
yaptıkları 5 görüşmede "yönetim ve güç
paylaşımı"nı ele aldı. Önce yetkileri görüşen
liderler, daha sonra federal yürütmeyi müzakere etti ve 22 Ekim'de
yaptıkları son görüşmede yasamayı ele almaya
başladı.
Zaman zaman temsilciler Nami ile Yakovu düzeyinde de devam eden müzakerelerde,
"federal yönetim", "federal yönetimin yetki ve yapısı",
"başkan ve başkan yardımcılığı"
görüşüldü.
"Yönetim ve güç paylaşımı" ana
başlığının görüşülmesinin
tamamlanmasının ardından, "mülkiyet" konusuna
geçilecek.
Lefkoşa ara bölgede bulunan, BM kontrolündeki uluslararası
havaalanı yakınında kapsamlı müzakereler için tahsis edilen
binada yapılan görüşmeye, liderin heyetleri ile BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun'un da katılıyor.
Memleketi Avustralya'da bulunan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'in ise adaya 10 Kasımda gelmesi
bekleniyor.
Hristofyas Moskova'ya gidiyor
Bu arada Hristofyas, ekimin son haftasında Çin'e yaptığı
ziyaretin ardından, 18 Kasım'da da üç günlük resmi ziyaret için
Moskova'ya gidecek.
Hristofyas, Rum liderliğine seçilmesinin ardından ilk kez 1
Kasım Cumartesi günü eski siyasetçi merhum Özker Özgür'ün eşi Zehra
Özgür'ün cenaze törenine katılmak üzere KKTC'ye geçmişti. Talat ve
Hristofyas cenaze töreninde buluşmuştu.
5 aylık hazırlık
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas,
şubattaki Rum başkanlık seçimlerinin ardından 21 Mart'ta
başlayan yeni süreçte, temsilcilerinin de katkı koyduğu 5
aylık bir hazırlık yaptı.
Önce bir dizi çalışma grubu ve teknik komitelerin kurulması için
anlaşmaya varan liderler, oluşturulan komiteler ile grupların
çalışmalarını gözden geçirip değerlendirmek
amacıyla yaptıkları görüşmelerde, "iki kesimli, iki
toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı çözüm" taahhüdünde
bulunup "tek egemenlik ve tek vatandaşlık"
konularını ele aldı.
BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 3 Eylül'de tam
teşekküllü müzakerelerin prosedür görüşmesini yapan ve 11 Eylül'de
müzakerelere başlayan iki lider, "Kıbrıs sorununa
karşılıklı olarak kabul edilebilecek ve
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin temel ve
meşru hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm bulunması
amaçlı tam teşekküllü müzakerelerde üzerinde anlaşılacak
çözümün, ayrı ayrı ve eş zamanlı olarak referanduma
sunulmasını" kararlaştırdı.
Hristofyas'ın yurtdışı temasları nedeniyle
gerektiği şekilde "dinamik ve hızlı" ilerlemeyen
müzakereler, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'ın 10 Ekim'deki görüşmeye
katılmasıyla yeniden ivme kazandı.
Haftada bir görüşmeye karar veren liderler, ayrıca
tartıştıkları konuların derinleştirilmesi ve yeni
buluşmanın daha verimli geçmesinin koşullarını
hazırlamaları için temsilcilerinin ayrıca görüşmesini de
kararlaştırdı.
Rumlar çözüm konusunda kötümser
Öte yandan Güney Kıbrıs'ta yapılan bir anket sonucuna göre,
Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda
yürütülen müzakerelerden olumlu sonuç beklemiyor.
Ankete katılanların yarısından fazlası da
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kötümser.
Politis gazetesinin, "Noverna Consulting&Research" şirketine
22-30 Ekim'de 500 kişiyle yaptırdığı ankette,
"Kıbrıs sorunu konusunda iyimser misiniz" sorusuna, yüzde
39'luk kesim "oldukça iyimserim" yanıtını verirken,
yüzde 36'luk kesim "oldukça kötümserim", yüzde 18'lik kesim de
"çok kötümserim" karşılığını verdi.
"Müzakerelerin çözüme yol açacağına inanıyor musunuz"
sorusuna ise yüzde 67 "hayır", yüzde 26 "evet"
yanıtı verildi.
Türk başkan istemiyorlar
"Çözüm olması durumunda dönüşümlü başkanlık
çerçevesinde Kıbrıslı Türk bir siyasetçinin bir zaman diliminde
başkan olmasını kabul edip etmedikleri" sorusuna, ankete
katılan Rumların yüzde 64'ü "kabul etmem", yüzde 33'ü ise
"kabul ederim" karşılığını verdi.
Ankete katılanların yüzde 75'i, Hristofyas'ın Kıbrıs
sorunu ve iç politikadaki uygulamalarını desteklediğini de
belirtti.
CNN TURK 03/11/08
NEVSAL ELEVLİ Londra
Gizli çekim yapan bir televizyon ekibiyle Türkiyedeki yetimhaneleri gezen Düşes Sarah Ferguson gördükleri karşısında gözyaşlarını tutamadı. ITN televizyonu muhabiri de Burası bir yetimhane değil, terk edilmiş çocuk deposuydu yorumunu yaptı
İngiltere Kraliçesi Elizabethin ortanca oğlu Prens Andrewun eski
eşi York Düşeşi Sarah Fergusonun, ITN muhabiri ile Türkiyede
iki yetimhanede yaptıkları çekimler sonucu
hazırladıkları haber daha yayımlanmadan büyük yankı
uyandırdı.
Mail on Sunday gazetesinde yayımlanan haberde, Sarah Ferguson ve ITN
ekibinin Ankara yakınlarında Saray Çocuk Esirgeme Kurumu ve
İstanbuldaki Zeytinburnu Rehabilitasyon Merkezinde yaşadıklarına
geniş yer verildi.
Habere göre, York Düşesi Ferguson, Ankara yakınlarındaki 700
çocuk ve genci barındıran Saray yetimhanesine girmek için normal
yollarla başvuru yaptı. Ancak bunun kabul edilmemesi üzerine siyah
peruk ve eşarpla kılık değiştirip binalara girdi.
Gözyaşlarını tutamadı
Gazete, gizli çekimler sonucu hazırlanan ve 6 Kasımda ITN
televizyonunda yayımlanması beklenen programın
hazırlanması sırasında gizlice girilen yetimhanede
oturdukları yerlere bağlanan çocuklar, altları
değiştirilmeyen yetişkinler, yerlerde yatırılanlar
gibi kötü görüntülerin bulunduğunu yazdı. Düşeşin bu
görüntüler karşısında gözyaşlarına hâkim
olamadığı belirtildi.
Mail on Sundaye konuşan ITN muhabiri, yetimhane görevlisinin kendilerini
içeri almaya pek istekli olmadığını ileri sürerek
şunları söyledi:
Kendisinden binanın kapısını açmasını
istediğimiz bir görevli pek istekli görünmedi. Niçin böyle
yaptığını şimdi daha iyi anlıyorum. Gözlerimizin
önünde yüzlerce kırmızı ve mavi renkli çocuk karyolası
denizi vardı sanki. Emekleyen ve 13-16 yaş arasında olan
çocuklar bir mekânda bu karyolalar içindeydiler, birçoğu el veya
ayaklarından karyolaların metal korkuluklarına
bağlıydılar. Bir köşede 1.5 metre yükseklikteki bir kutu
içinde olan küçük bir erkek çocuğu bizi merakla gözlüyordu.
Çalışanlar çocuğun karyolada tutulamayacak kadar hiperaktif
oldugu için oraya konduğunu söyledi. Burası bir yetimhane değil,
terk edilmiş çocuk deposuydu.
Çok ürkütücüydü
Türkiyedeki yetimhanelere daha önce de gittiğini anlatan ITN muhabiri,
Türk hükümetinin yetimhanelerde değişiklik yapacağına söz
verdiğini ve gelişmeleri görebilmek için yeniden gittiğini
anlattı. Mail on Sunday, ITN muhabirinin ABye girmeye çalışan
Türkiyeye gittik. Bu bağlamda gördüklerimiz çok ürkütücüydü sözlerine de
yer verdi. Gazete, yurttaki durumu değiştirmek için Fergusonun
kızlarıyla birlikte mücadele etmeye karar verdiklerini de yazdı.
Utandıran raporla gündeme gelmişti
Sarah Fergusonun, kılık değiştirerek çekim
yaptığı, SHÇEKe bağlı İstanbuldaki Zeytinburnu
Rehabilitasyon Merkezi ile Ankara Saray ve Ayaş Rehabilitasyon Merkezi
daha önce de işkence iddialarıyla gündeme gelmişti.
Washington merkezli, Uluslararası Zihinsel Engellilik ve Psikiyatride
İnsan Hakları Kuruluşu (MDRI), Türkiyede iki yıl süren
çalışma sonrası hazırladığı raporda, söz
konusu iki kurumda zihinsel engellilere işkence gibi tedavi yöntemleri
uygulandığını iddia etmişti. Eylül 2003 - Temmuz 2005
tarihleri arasında yapılan araştırmada, iki merkezde de
beyne elektrik akımı verilerek uygulanan EKTnin gereğinden
fazla ya da bir ceza yöntemi olarak kullanılabilir hale geldiği
vurgulanmıştı.
Söz konusu raporda, Dünya Sağlık Örgütünün anestezili bile olsa
çocuklar üzerinde EKT uygulamasını yasaklamasına rağmen,
Türkiyede 9 yaşında çocukların bile EKT uygulamasına tabi
tutulabileceği belirtilmişti. Adı geçen merkezlerde insan
hakları ihlalleriyle ilgili olan rapor, dünya basınında da
şoke edici ifadelerle yayımlanmıştı.
Uzmanlar görüntüleri bugün inceleyecek ITN televizyonundan Türkiyeye
gönderilen görüntüler, Devlet Bakanı Nimet Çubukçunun talimatıyla
sosyal hizmet uzmanlarınca bugün incelenecek. ITNnin benzer görüntüleri
Romanyada da çektiğini savunan yetkililer, harmanlama yapılıp
yapılmadığını anlamaya çalışacaklar. Çekimlerin
izinsiz yapılmış olabileceğine dikkat çeken yetkililer,
Çubukçunun 3 yıl önce İngilteredeki bir kimsesizler yurduna yapmak
istediği ziyaretin kabul edilmediğini anımsattı.
MİTHAT YURDAKUL
Ankara
MILLIYET
03/11/08
Düşes'in kamerasından öteki Türkiye manzaraları
03/11/08 RADIKAL
İngiltere'nin York Düşesi Sarah Ferguson bir gazeteci ile birlikte Türkiye'deki yetimhanelere girdi. Çektiği görüntüler öteki Türkiye'yi gözler önüne seriyor
İNGİLTERE Kraliçesi Elizabethin ortanca oğlu
Prens Andrew ile evlendikten sonra York Düşesi unvanını alan
Sarah Ferguson, İngiliz ITN televizyonunda yayınlanacak "ITNs
Tonight" programı için gizlice geldiği Türkiyede engelli
çocuklara kötü muameleyi TV programı yaptı.
Kızı Prenses Eugenein eşlik ettiği Fergusonun 6
Kasımda yayınlanacak programı dün İngilterenin çok satan
Daily Mail gazetesinde "Fergieden çok gizli: York Düşesi
Kılık Değiştirerek Türkiyedeki Yetimhanelere Girdi"
başlığıyla verdi.
Çocuklara yapılan kötü muameleye tanık olan Ferguson, gördükleri
karşısında şoke olduğunu söylerken, kızı
Prenses Eugene ise Türkiye ile ilgili tüm bakış açım
değişti dedi
YORK Düşesi Sarah Ferguson bundan 3-4 ay önce ITN muhabiri Chris
Rogersı arayarak Türkiye ve Romanyada çocuk yurtlarının ve
yetimhanelerin durumunu incelemek üzere bir araştırma
gerçekleştirmek istediğini söyledi. İkili bundan 2 ay önce
Ankara, İstanbul ve Romanyada gizli kamera çekimleri gerçekleştirdi.
İlk olarak Türkiyeye gittiler. İşte Rogersın
ağzından yaşanan manzara: Türkiyede gördüklerimiz gerçekten
şok ediciydi. Dışişleri Bakanımız David Milliband
Ankarayı ziyareti sırasında Türkiyenin AB üyeliğine
destek açıklaması yapmıştı. Ama onun konuştuğu
yerden sadece 5 kilometre uzaklıkta bu ülkenin AB standartlarından ne
kadar uzak olduğunu gösteren görüntülerle karşılaştık.
Başörtüsü takıp girdi
Düşes ve gazeteci kimliğimle ben Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Saray Rehabilitasyon Merkezini ziyaret etmek istediğimizde buna
izin vermediler. Ancak Sarah yılmadı. Siyah güneş gözlüğü,
peruk ve başörtüsü taktı ve kimliğini gizledi. Sonunda benim
sahte yardım görevlisi kimliğim sayesine 700 çocuğun
kaldığı merkeze girdik. İçeri girdiğimizde ter, idrar
ve kusmuk kokusu ortalığı sarmıştı. Buna
alışık olmalıydım ama Sarayın durumu kat kat
kötüydü. 3 görevli bizi bir salona aldı. Sarılma ve ilgi bekleyen 50
çocuk içeride bize ellerini uzatıyordu, pencereler kapalıydı.
Bir kısmının saçları mahkum gibi
kazınmıştı. Büyük kısmı şiddet belirtileri
gösteriyordu. Sarah bu çocuklardan biriyle oynamaya çalıştı,
çocuk hemen sakinleşti ve güldü. Ama ne zaman ki Sarah arkasını
döndü, çğlık çığlığa ağlamaya
başladı.
Köpekler gibi bağlıydılar
Sarahın ağlamamak için alt dudağını
ısırdığını gördüm. Çocuklar yüzlerce
beşiğin içinde yatarak doyuruluyordu. Bu da ağız
enfeksiyonu tehlikesini beraberinde getiriyordu. Hatta burada kalan bazı
çocukların bu enfeksiyonlar nedeniyle kendi kulaklarını
yırttıklarını duyduk. Düşes Bu çocuklar burada ne
kadar kalıyor diye sordu. Hayatları boyunca
yanıtını aldı. Daha sonra bizi yetişkinlerin
tutulduğu bölüme götürdüler. Burada insanların köpekler gibi
bağlandıklarını gördük. Aynı yatağı
paylaşan iki kadın bizi görünce ziyaretçi geldi heyecanıyla
hemen ayağa fırladı. O an ikisinin de ellerinin arkadan
bağlı olduğunu fark ettik.
Bezin içindekileri yiyordu
Aynı odada bir başka kadın altına bağlanan bezin
içindekileri yiyordu. Yardım görevlisi, canı
sıkılmış diye yorumladı. Sonra da, Onlara sürekli
yeni bez alamıyoruz. Çünkü paramız yok dedi. Sonra bunları
kameraya aldığımızdan şüphelenip bizi
uzaklaştırdı. Oradan ayrıldığımızda
Sarahnın gözleri dolmuştu. O kabuslar görüyor mu bilmiyorum ama ben
ve kameraman arkadaşım sürekli görüyoruz. Prenses Eugene bize
İstanbulda katıldı. Onunla da Zeytinburnundaki rehabilitasyon
merkezine gittik. Orada gördüklerimiz sonrası Eugene ağlamaya
başladı.
Herkese anlatacağım
Sarah onu teselli etti. Eugene oradan ayrıldıktan sonra bana, Bu
kadar kozmopolitian bir şehirde, bu kadar popüler bir turist merkezinde bu
tür yerlerin var olduğuna inanmak çok zor. Gözlerim açıldı.
Bunları insanlara anlatacağım. Gözleriyle görmedikleri zaman
inanmayacakları şeyler olsa da anlatacağım. Bütün
bakış açım değişti dedi. Çocuklardan birini
karyolanın ayağına bağlamak için kullanılan bez
parçasını hatıra olarak alıp, İşte bu benim
bundan sonraki ilham kaynağım olacak. Yaptığım her
konuşmada gittiğim her yerde bu bez parçasını yanımda
taşıyacağım. Değişim için mücadele edeceğim
dedi.
Yardım yapacağız diye içeri girdiler
Zeytinburnu Zihinsel Özürlü Çocuk Bakım Merkezi yetkilileri, grubun
Ramazan Bayramı öncesinde merkeze geldiklerini belirtti. Kendilerini
yardım etmek isteyen bir heyet olarak gösteren grubun yanında koruma
polislerinin de olduğunu ve bu nedenle de izin kağıdı gibi
herhangi bir belge göstermeden içeri girdiklerini anlatan yetkililer, Bize
inceleme yapıp, çeşitli yardımlarda bulunacaklarını
söylediler. Bir refakatçıyla birlikte dolaştılar. Çekim
yaptıklarını görmedik diye konuştular.
İngiliz tahtının varisleri
Sarah Ferguson, İngiltere Kraliçesi Elizabethin ortanca oğlu Prens
Andrew ile evlendikten sonra York Düşesi unvanını aldı.
Ferguson ile Andrewun Beatrice ve Euguene adında iki kızı var.
Prens Andrew, İngiliz tahtının 4üncü sıradaki varisi.
Kızları ise, 5. ve 6. sırada..
Hristofyas AKEL Genel Sekreterliği'ni devretmeye karar
verdiğini açıkladı
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas bu açıklamayı
"Akanthu" (Tatlısu) köyü belediyesinin 100'üncü kuruluş
yıldönümü nedeniyle önceki akşam Larnaka Belediye Tiyatrosu'nda
düzenlenen etkinlikte yaptı.
AKEL liderliğindeki değişim tarihinin henüz
netleştirilmediğini söyleyen Hristofyas şöyle devam etti:
"Ne Aralık, ne Ocak dedim. Zamanının
geldiğini söyledim. Başkanlık görevimi kesintisiz yapabilmem
için bunu yoldaşlarımla müştereken
kararlaştırdık. Benim keyfi kararım değildir. Elbette
AKEL solumda, sol tarafımda bulunan kalbimde olacak."
KIBRIS 03/11/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:09 TSİ 03 Kasım 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri
çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede bugün altıncı kez biraraya
geldi. 50 dakika baş başa görüşen liderler, daha sonra
heyetleriyle birlikte müzakerelere geçti. Bu buluşma öncesinde
yayımlanan bir rapora göre ise, görüşmelerin başarıya
ulaşacağını düşünen Kıbrıslıların
sayısı çok fazla değil
Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi tarafından
yapılan araştırmaya göre barış süreci konusunda
iyimser olan Kıbrıslıların oranı yüzde 20nin
altında. Rumların yüzde 18i bu sürecin olumlu
sonuçlanabileceğini düşünürken, Kıbrıslı Türkler
arasında iyimserlerin oranı yüzde 13.
Rumların yüzde 67si müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanacağına
inanmıyor ve yüzde 64ü dönüşümlü başkanlık sistemi olursa
bir Kıbrıslı Türkün ülkeye liderlik etmesini istemiyor.
İKİ
TOPLUM ARASINDA GÜVEN YOK
Rapora göre iki toplum arasında önemli oranda bir güvensizlik de mevcut.
Rumların yüzde 99u Kıbrıs Türk yönetimine güvenilmemesi
gerektiğini düşünüyor.
Raporu hazırlayan ekipteki araştırmacılardan Aleksandros
Lordosa göre, Kıbrıslılardaki genel eğilim, sadece en
yakın aile çevresine güvenmek. Bu da bir çeşit aşiret
tarzı. Bu durum, iki toplum arasında bunca yıldır güvenin
tesis edilmesinde niye bu kadar güçlükle
karşılaşıldığını açıklıyor.
11 Eylülden beri yapılan beş görüşmede yönetim ve güç
paylaşımını ele alan liderler, ilerleyen zamana
rağmen, hala mülkiyet gibi daha zor konulara geçebilmiş değil.
İngiltere'de yayımlanan Daily Telegraph gazetesi York
Düşesi Sarah Ferguson'ın Türkiye'deki yetimhane kavgasının
ortasında kaldığını yazdı. Devlet Bakanı
Nimet Çubukçu'nun tepkisine, Düşesin sözcüsü "Düşesi siyasi bir
kişi değil" dedi.
Gazete,
Düşesin devlete ait yetimhaneyle ilgili araştırmaya dayalı
bir haber yaparak Türkiye'nin imajını karalamaya çalışmakla
suçlandığını bildirdi.
Düşesin Türkiye'deki çekimlere 18 yaşındaki kızı
Prenses Eugenie ve bir TV ekibiyle birlikte gittiğine dikkat çekilen
haberde, amaçlarının terk edilmiş çocukların bulunduğu
devlete ait yetimhanedeki koşulları araştırmak olduğu
savunuldu.
"York Düşesi siyasi bir kişi değil"
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet bakanı Nimet Çubukçu'nun konuyla
ilgili görüşlerine de yer verilen habere göre, Düşesin sözcüsü Kate
Waddington, "York Düşesi siyasi bir kişi değil. Bu nedenle
de siyasi bir amacı yok. Bu yapılanların tümü sadece
çocukların iyiliği içindir" şeklinde savunma yaptı.
Düşesin Saray'daki yetimhaneye girebilmek için siyah peruk ve
başörtüsü takmak zorunda kaldığı belirtilen haberde, söz
konusu kurumda 700 engelli ve kimsesiz çocuğun bulunduğu
hatırlatıldı.
Güneşi görmek için koridorda sürünen çocuk
Gazetenin haberine göre, ITV'nin Tonight programında
yayımlanacağı belirtilen görüntülerde, "yataklarına
bağlanmış ya da bütün bir gün beslenmeden yataklarında
bırakılan çocuklar" yer alıyor. Haberde,
"bunların arasında dışarı bırakılmayan
ve güneşi yüzünde hissedebilmek için koridor boyunca sürünen bir çocuğun
görüntüleri de var" denildi.
Prenses Eugenie: Öylesine görkemli bir kentte olmamalıydı
Prenses Eugenie'nin, 60 çocuğun kaldığı bir yetimhaneden
gözyaşları içinde ayrıldığı ve "Bu
görüntüler beni çok kızdırdı, böylesine kozmopolitan ve turistik
cazibe merkezi olan bir kentin bütün görkemi içinde böyle yerlerin de
bulunduğuna inanmak çok güç. Gözlerim açıldı" dediği
bildirildi.
Haberde ITV sözcüsünün görüşlerine de yer verildi. Sözcü, İngiliz
hükümetinin Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiği bir noktada
yapılanın kamu çıkarına olduğunu savunurken,
Türkiye'nin üyeliğine verilen desteğin de Türkiye'nin insan ve çocuk
hakları karnesini düzeltmesi şartına bağlı
bulunduğunu öne sürdü.
Haberde Düşes Sarah Ferguson ve ITV ekibinin Romanya'daki benzeri kurumlara
da gittikleri ve burada 3 yıl önce tespit edilen görüntülerden bu yana
ilerleme sağlanıp sağlanmadığını anlamaya
çalıştıkları bildirildi
HURRIYET 04/11/08
· * * *
TÜRKİYENİN AB ÜYELİĞİNE
İNANANLARIN SAYISI ARTIYOR
Amerikadaki Alman
Marshall Fonu (GMF), Türkiye-Avrupa ilişkilerini inceleyen
bir anket yaptırdı. Türkiyeyi çok yakından tanıyan Dr.
Ian Lesser tarafından yönlendirilen anketin
sonuçlarını, geçen haftaki bazı gazetelerde
okumuşsunuzdur. Son derece ilginç verilerle dolu. Ortaya
çıkan manzara, bazı açılardan o kadar çarpıcı
ki, sizlerle paylaşmadan geçemezdim.
Türkiye-AB
ilişkileri hızla soğurken ve müzakereler yavaşlarken,
Türkiye dahil, 12 Avrupa ülkesi ve ABDde gerçekleştirilen anket, bin
kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmış,
Beni
en çok ilgilendiren sonuç, Avrupa kamuoyunun, Türkiyenin bir gün tam üye olup
olmayacağı konusunda ne düşündüğü ile ilişkin soruya
verilen yanıtlardan çıktı.
-
Avrupalılar genelde, hala Türkiyenin tam üye olmasını
istemiyorlar.
-
Avrupalılar genelde, hala Türkiyenin ABye katkıda
bulunacağına da inanmıyor ve Türkiyeyi farklı
görüyorlar.
-
Ancak, aynı Avrupalılar Türkiyenin herşeye
rağmen tam üye olacağına inanıyorlar. Tam üyeliğin
kaçınılmaz olduğunu söyleyenler, İngilterede yüzde 72,
Hollandada yüzde 70 Almanyada yüzde 65, İtalyada yüzde 63, Fransada da
yüzde 42.
Bu
oran bizde çok düşük. Sadece yüzde 26. yani yüzde 74ümüz,
Avrupalıların aksine Türkiyenin ABye kabul edilmeyceği
görüşünde.
Kendimiz
inanmıyoruz, sonra Avrupayı suçluyoruz.
Diğer
bir garabet, Türkler farklı mı? sorusuna verilen
yanıtlarda. Avrupalıların yüzde 57si Evet,
Türkler farklı bizden değiller diyor, Türklerin yüzde 55i
de aynı yanıtı veriyor: Evet, biz farklıyız...
Şimdi
gelin, siz AB ile müzakereleri sürdürün ve sonuç alın... İşte en
büyük güçlük bu noktada.
Ancak
unutmayalım ki, nice büyük projeler tüm güçlüklere
rağmen, inanmayanlar çoğunlukta bulunsa dahi, yine de
gerçekleşmiştir.
Ben
inananlardanım...
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
04/11/08
Kıbrıs'ta çözüm için kararlıyız
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Kıbrıs
sorununa kalıcı, adil ve kapsamlı bir çözümün bulunmasına
yönelik kararlılığımız devam etmektedir" dedi.
İzmir'de düzenlenen 9. Yıllık Kuzey Güney
Avrupa Ekonomi Forumu'nun açılışında konuşan Gül,
Ortadoğu'da güven artırıcı ve ihtilafları önleyici
mekanizmalar içeren bir bölgesel güvenlik ve işbirliği platformu
fikri üzerinde çalıştıklarını ifade etti
Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasını
şöyle sürdürdü:
"Bu sorunun çözümü, Güney Doğu Avrupa ve
Doğu Akdeniz'de barış, güvenlik ve refahın
güçlendirilmesine katkıda bulunacaktır. Büyüyen ekonomimiz,
Türkiye'nin güvenilir enerji kaynaklarına ve kaynak çeşitlendirmesine
olan ihtiyacını artırmaktadır. Avrupa'nın da bu konuda
kendi endişe ve menfaatleri olduğunun bilincindeyiz.
Türkiye, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi zengin
enerji kaynaklarıyla çevrili bir ülke olarak hem kendisi hem Avrupa için
enerjiyi güvenli biçimde ulaşılabilir kılmak amacıyla
önemli mesafe kat etmiştir"
KIBRIS 04/11/08
Ankara'da Kıbrıs zirvesi var
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temaslarda bulunmak üzere dün sabah
İstanbul'a gitti. Soyer, İstanbul'daki temaslarının
ardından Ankara'ya geçecek ve yarın Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüşecek.
Görüşmelerde Kıbrıs sorunu ve ekonomik konular ele alınacak.
Başbakan Soyer, KKTC'ye 6 Kasım Perşembe
günü dönecek.
Başbakanlık Basın ve Halkla
İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada,
Soyer'in, İstanbul'da, TUSİAD ile bir çalışma
toplantısına katılacağı ve kendisine
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit,
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan İnce,
İşadamları Derneği Başkanı Metin
Yalçın'ın eşlik edeceği belirtildi.
Başbakan Soyer'in İstanbul'daki temas ve
çalışmalarını tamamlamasının ardından
Ankara'ya geçeceği belirtilen açıklamada, Soyer'in Ankara'da,
Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler ve ekonomik konularla ilgili
resmi görüşmeler yapacağı kaydedildi.
Açıklamada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in,
Ankara'da, yarın Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs İşlerinden
Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek ile görüşeceği belirtildi.
Soyer'in, yarın sabah ilk ziyareti'nin Türkiye
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Cemil Çiçek'e olacağı belirtilen açıklamada, öğleden sonra
ise sırasıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceği kaydedildi.
Ankara'da Avcı ile Uzun eşlik edecek
Başbakanlık Basın ve Halka
İlişkiler Müdürlüğü açıklamasına göre, Başbakan
Soyer'e Ankara'daki temaslarında, Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı
Ahmet Uzun, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali,
Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan ile
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit eşlik
edecek.
KIBRIS 04/11/08
Christofias calls for
patience on talks
By Jean
Christou
PRESIDENT Demetris
Christofias yesterday called for patience following his latest meeting with
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The leaders are to meet twice next week, on Tuesday and Friday.
Quizzed by reporters when he returned to the Presidential Palace yesterday,
Christofias said that when progress was achieved, he would announce it.
He said that when he undertook the talks he, at least, knew things would not be
easy.
Some people are in a hurry. I have said this before. A lot of patience is
required and nerves of steel, which I believe I possess, he said.
When I consider that the time has come to tell the people if we have progress
or not, I will do so.
Asked to comment on statements that Talat was sending details of the talks to
Ankara, Christofias said he was under no illusion this was happening. Why
should I be saddened by this? Do you think we were under the illusion that Mr
Talat was not informing Ankara on what is going on?
Christofias said he would continue to have tête-à-tête meetings with Talat as
he did yesterday for one hour before negotiations proper, because it was useful
in helping relieve tension between the two sides.
Explanations are given on issues which have taken place and I think that this
is useful, he said.
Yesterdays meeting was chaired by UN Chief of Mission Taye-Brooke Zerihoun in
the absence of UN special envoy Alexander Downer.
The leaders started todays meeting with a one hour tête-à-tête, said
Zerihoun in a statement after the meeting.
They then took up discussion on the federal executive and again instructed
their representatives to continue their discussions in an effort to narrow
remaining differences.
That was followed by a preliminary exchange of views on the legislature, the UN
chief said. This would be continued at the next two meetings.
Although he was asked why the two leaders were still discussing the issue of
the executive seven meetings down the line, Zerihoun said he could not go into
detail.
Im sorry about that, but indeed, they are dealing with these issues. There
are many complicated issues, you know better than I, and they are moving
forward, I can assure you about that.
CYPRUS MAIL 04/11/08
The European Commissions latest annual report on Turkey is striking for its kind words on Turkish foreign policy and its harsher language on internal Turkish political developments. It describes progress in some areas towards meeting the criteria for joining the European Union, and little or no progress in others.
In short, there is something for those who want Turkey one day to be in the EU, something for those who do not, and a lot for those who prefer to let the whole thing just drift along.
On foreign policy, the Commission welcomes Turkeys mediation efforts between Israel and Syria. It praises President Abdullah Gül for breaking the ice in relations with Armenia by making the first visit to Yerevan by a Turkish head of state. It also recognises Turkeys constructive role in proposing a Caucasus stability accord to ease regional tensions after Russias invasion of Georgia.
On domestic affairs, though, the tone is different. Despite its strong political mandate, the government did not put forward a consistent and comprehensive programme of political reforms Overall, there has been limited progress on public administration reform No progress has been made on strengthening parliamentary oversight of the military budget The government has failed to prepare a comprehensive anti-corruption strategy And so on.
The truth is that Turkeys accession negotiations are stuck in a rut. They started in October 2005, but out of the 35 chapters, or policy areas, that must be completed before a candidate country can join, Turkey and the EU have opened only eight. Another eight were frozen in December 2006 because of Turkeys refusal to open its trade to vessels from Cyprus. Nicolas Sarkozy, Angela Merkel and other leaders scarcely disguise their opposition to full Turkish EU membership.
All this is taking its toll on Turkeys traditionally pro-western political and business elites and on Turkish public opinion in general. Turkey has been diversifying its diplomatic and commercial relations and engaging more actively with its closest neighbours, with the Turkic world of Central Asia and, increasingly, with Russia.
Too many EU leaders give the impression of using a 30-year-old mental map of the world in which Turkey is just some turbulent, backward appendage to the south-eastern corner of Europe. In Ankara or Istanbul, such condescension does not go down well.
FINANCIAL TIMES 03/11/08
AA
Güncelleme: 14:48 TSİ 05 Kasım 2008 Çarşamba
BRÜKSEL - AB üyelik süreci kapsamında
Türkiyenin son bir yılını değerlendiren İlerleme
Raporunda İktidar partisi, bir grup akademisyeni 1982
Anayasasını, diğer unsurlar yanında Türkiyede temel
hakları uluslararası standartlarla uyumlu hale getirecek şekilde
değiştirmekle görevlendirdi. Buna rağmen bugüne dek ne bir
taslak TBMMye ya da kamuoyuna sunuldu, ne de bunun
tartışılması için somut bir takvim belirlendi deniliyor.
Bunun yerine TBMM;nin
Şubat 2008;de üniversite öğrencilerine başörtüsü
yasağını kaldırmak amacıyla Anayasa;nın 10 ve
42nci maddelerini değiştirdiği aktarılan raporda, AK
Parti, MHP ve DTP;nin desteğiyle gerçekleştirilen
değişikliğin CHP ve DSP;nin başvurusu üzerine Anayasa
Mahkemesince iptal edildiği hatırlatılıyor.
Bu karara katılmayan 2 üyenin Mahkeme;nin anayasa
değişikliklerini içerik değil şekil yönünden
denetleyebileceğini savunmasının not edildiği raporda
belirtiliyor.
AB Komisyonunun hazırladığı belgede
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün siyasi aktörler ve sivil toplumla
ilgili uzlaştırıcı bir rol oynama çabaları, hükümetle
iyi çalışma ilişkisi kurması, AByle ilgili
reformların hızlandırılması
çağrılarını sürdürmesi ve dış politikada aktif
bir rol oynayarak dış ziyaretleri sıklaştırması
övülüyor.
İlerleme Raporunda CHPnin 2008 yılında, AByle ilgili
demokratikleşme reformları dahil 16 yasanın iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurduğu not edilerek büyük siyasi partiler
arasındaki diyalog ve uzlaşma ruhu eksikliğinin siyasi
kurumların düzgün işleyişini olumsuz etkilediği
kaydediliyor.
Silahlı kuvvetlerin resmi ve gayrı resmi kanalları kullanarak
önemli siyasi etki icra ettiği tespiti yapılan belgede bu kapsamda
üst düzey komutanların Kıbrıs, Güneydoğu, laiklik ve
siyasi partiler gibi yetkilerini aşan iç ve dış politika
konularında görüş bildirdiği ifade ediliyor.
İFADE
ÖZGÜRLÜĞÜ
Raporda Türk basınında, toplumda hassas; olarak algılanan
konular dahil geniş bir alanda açık tartışma devam ediyor
deniliyor.
AB raporunda Üst düzey yetkililer, özellikle yolsuzluk iddialarıyla ve
terörle mücadeleyle ilgili haberlerin ardından basını
şiddetle eleştiren açıklamalar yaptı tespiti
yapılıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri;nin hala bazı gazeteci ve medya
kuruluşlarının resepsiyonlara ve brifinglere
katılmasına izin vermediği belirtilen raporda, basın
özgürlüğüne tam saygı gösterilmesi isteniyor.
İlerleme Raporunda, Türk Ceza Kanununun 301inci maddesinde yapılan
değişikliğin bazı olumlu sonuçlar doğursa da metnin
büyük ölçüde korunduğu ve dava açılmasında Adalet Bakanına
tanınan yetkiyle siyasallaşma ihtimaline kapı
aralandığı eleştirisi yapılıyor.
Türkiyede son dönemde internet sitelerinin sıklıkla ve
orantısız şekilde yasaklanmasını sorunlu bulan AB
raporu, popüler görüntü paylaşım sitesi Youtubeın da birçok kez
yasaklandığını gündeme getiriyor.
Raporda, 1 Mayıs gösterilerinde ve Nevruz kutlamalarında güvenlik
güçleri orantısız güç kullanmakla ya da şiddete başvurmakla
suçlanıyor.
YARGI
AB raporunda yargının tarafsızlığıyla ilgili
endişelerin sürdüğü belirtilerek bazı üst düzey yargı
mensuplarının çeşitli konularda kamuoyuna yaptıkları
açıklamalarla gelecekteki davalarda tarafsızlıklarını
riske attıkları uyarısı yapılıyor
Belgede Ergenekon davasıyla ilgili olumlu ya da olumsuz görüş
bildirilmeksizin soruşturma süreciyle ilgili şu bilgiler veriliyor:
2007 yılında suç örgütü kurdukları gerekçesiyle Ergenekon
adıyla bilinen yapılanmaya yönelik başlatılan
soruşturma, emekli generaller dahil bazı tutuklamalarla
sonuçlandı. İstanbul savcılığının 14 Temmuz
2008 tarihli Ergenekon iddianamesinde (Ergenekon;a) terör örgütü kurarak
hükümeti devirmeye çalışmak ve şiddet yoluyla kamu düzenini
yıkmaya çalışmak gibi suçlamalar getirildi. Soruşturma
sürecinde, savunma hakkının yeterince güvence altına
alınmadığı ve iddianamesiz tutukluluk süresinin
uzunluğu konularında yargı, medya ve siyasi kaynaklardan
eleştiriler yapıldı. Davanın benzersiz ölçekte ilk
duruşması, planlandığı gibi 20 Ekim;de
yapıldı.
İlerleme Raporunda, AK Parti ve DTP;nin kapatılması istemiyle
açılan davalar, siyasi partilerle ilgili mevcut yasaların siyasi
aktörlere, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünde devlet
müdahalesine karşı yeterli koruma sunmadığını
göstermektedir deniliyor.
YOLSUZLUKLA
MÜCADELE
Yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetin kapsamlı bir strateji hazırlamaması
eleştirilen raporda, üniversiteler, yerel yönetimler ve arazi
yolsuzluklarıyla ilgili birçok iddianın basında yer
aldığı ve bunun sonucunda üst düzey isimlere karşı
soruşturmalar başlatıldığı aktarılıyor.
İlerleme Raporunda, Deniz Feneri davasında Frankfurt mahkemesinin
kararına atıf yapılarak Ankara
savcılığının soruşturma
başlattığı ve Alman makamlarından gerekli belgelerin
istenmesi için Adalet Bakanlığına başvuruda bulunduğu
belirtiliyor.
Türkiyede yolsuzluğun yaygınlığını
koruduğu tespiti yapılan raporda, son bir yılda yolsuzlukla
mücadelede sınırlı ilerleme sağlandığı
ifade ediliyor.
Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin Anayasa Mahkemesine
yaptığı iptal başvurusu nedeniyle Türkiyede alternatifi
bulunmayan Ombudsmanlık kurumunun 2006 yılından bu yana hayata
geçirilemediği belirtilen İlerleme Raporunda, Ombudsman yoluyla
oluşturulacak denetim mekanizmasının toplumun farklı
kesimleri arasında gerilimi düşürmeye, birey haklarını
korumaya ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmeye katkı
sağlayacağı dile getiriliyor.
Metris Cezaevinde bir hükümlünün işkence nedeniyle hayatını
kaybetmesi üzerine Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahinin kamuoyundan özür
dilediği hatırlatılan raporda, olayın sorumluları
hakkında hızla idari yaptırımlara gidilmesi övgü alsa da
güvenlik güçlerinin insan hakları ihlali iddialarının yeterince
hızlı, tarafsız ve bağımsız
soruşturulamadığı ileri sürülüyor.
DİNİ
ÖZGÜRLÜKLER
Dini özgürlükler başlığı altında gayrimüslim ve
Alevilere değinilen raporda, Şubat 2008de kabul edilen Vakıflar
Kanunuyla gayrimüslim azınlıkların mülk edinme sorununun çözümü
başta olmak üzere birçok konuda iyileşme
sağlandığı belirtiliyor.
Belgede, hükümetin Alevi toplumuyla diyalogu geliştirme ve
endişelerini giderme amacıyla başlattığı girişim,
ülke tarihinde bir ilk oldu. Bir belediye meclisi cemevini ibadet yeri olarak
tanıyarak su faturasında camilere uyguladığı tarifeyi
esas aldı. Bununla birlikte hükümetin girişimi düzgün takip edilmedi.
Aleviler eğitim ve ibadet yeri başta olmak üzere genel olarak önceki
sorunlarıyla yüzleşmeyi sürdürdü. Bu durum Alevi bir AK Parti
milletvekilinin Başbakanlık Danışmanlığı
görevinden istifasıyla sonuçlandı deniliyor.
CİNSİYET
EŞİTLİĞİ
Türkiyede bir önceki yıl yüzde 24,9 olan işgücüne katılan
kadın oranının 2007de yüzde 24,8e gerilediği ve bunun AB
ve OECD üyeleri arasında en düşük değer olduğu,
kadınların siyasette yeterince temsil edilmediği, aile içi
şiddetin, namus cinayetlerinin ve kız çocuklarının erken
yaşta zorla evlendirilmesinin hala ciddi bir sorun teşkil ettiği
anlatılan raporda, cinsiyet eşitliği konusunun Türkiyenin en
önemli sorunları arasında bulunduğu ifade ediliyor.
KÜLTÜREL
HAKLAR
AB Komisyonu raporunda, TRTye Türkçe dışındaki dillerde
yayın yetkisi ve Muş FMe Kürtçe yayın izni verilmekle birlikte
Radyo Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) getirdiği kısıtlamalar
nedeniyle Türkçe dışındaki yayınların işlevsiz
olduğu ve ticari açıdan uygulanabilirliği bulunmadığı
iddia ediliyor.
Raporda Türkçe konuşamayanların kamu hizmetlerine erişimini
kolaylaştırmak için hiçbir önlem alınmaması
eleştiriliyor.
Hükümetin Güneydoğunun kalkınması için Mayıs 2008de 14
milyar avroluk kaynak ayırarak 2012 yılına kadar GAPı
bitirmeyi hedeflemesine yer verilen raporda, bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarını
çözmeyi amaçlayan bu girişimin halkın hak ve özgürlüklerden tam
faydalanabilmesine yönelik yeni adımlarla desteklenmesi isteniyor.
KIBRIS
Raporda, Türkiyenin Kıbrıs sorununa BM gözetiminde kapsamlı
çözüm bulunması taahhüdüne bağlılığını koruduğu,
Eylül ayında adada 2 toplum liderleri arasında başlayan
kapsamlı müzakereleri memnuniyetle karşıladığı
not ediliyor. Türkiyenin Ek Protokolü eksiksiz uygulama ve Kıbrıs
Rum kesimiyle ilişkileri normalleştirme yönünde herhangi bir
adım atmayarak Rum yönetiminin uluslararası örgütlere ve
sözleşmelere katılmasını veto etmeyi sürdürdüğü
bildirildi.
Raporda, Türkiye;nin (Kıbrıs;ta) kapsamlı çözüm konusundaki
iyimser havaya somut adımlarla katkı sağlaması talep
ediliyor.
Kıbrıs zirvesi mi, ekonomik kriz mi?
ANKARA'DA SICAK SAATLER... Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ile Maliye Bakanı Ahmet Uzun'dan oluşan KKTC heyeti,
bugün TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le ayrı
ayrı görüşecek. Soyer başkanlığındaki KKTC
heyetinin, özellikle dünyada patlak veren ekonomik kriz yüzünden ülke
ekonomisinde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve devlet
hazinesinin rahatlatılması için ek kaynak talebinde
bulunacağı öğrenildi. TC hükümetinin ise bu talebe pek
sıcak bakmadığı ve KKTC hükümetinden daha çok tasarruf
yapmasını isteyeceği haber veriliyor
Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığındaki KKTC hükümeti ile TC hükümeti arasında
bugün Ankara'da yapılacak Kıbrıs zirvesinde sıcak saatlerin
yaşanması bekleniyor. Kıbrıs zirvesine daha çok ekonomik
sıkıntıların damgasını vuracağı tahmin
ediliyor.
İyi haber alan siyasi gözlemcilere göre, KKTC
hükümetinin ek kaynak talebini masaya getireceğine, TC hükümetinin ise
daha çok tasarruf tedbirlerinde ısrarlı olacağına
inanılıyor.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile Maliye Bakanı Ahmet Uzun'dan oluşan KKTC heyeti, bugün
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le ayrı
ayrı görüşecek.
Soyer başkanlığındaki KKTC heyetinin,
özellikle dünyada patlak veren ekonomik kriz yüzünden ülke ekonomisinde
yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve devlet hazinesinin
rahatlatılması için ek kaynak talebinde bulunacağı
öğrenildi.
TC hükümetinin ise bu talebe pek sıcak
bakmadığı ve KKTC hükümetinden daha çok tasarruf
yapmasını isteyeceği haber veriliyor.
Soyer Ankara'da
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul'da önceki
akşam Türkiye Sanayi ve İşadamları Derneği
(TÜSİAD) ile çalışma toplantısına katıldı;
ardından Ankara'ya geçti.
Soyer, önceki gün gittiği İstanbul'daki
temaslarını tamamlamasının ardından dün Ankara'ya
geçti.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Maliye Bakanı
Ahmet Uzun da, dün Ankara'ya giderek, Başbakan Soyer'e resmi
temaslarında eşlik edecek.
Başbakan Soyer başkanlığındaki
heyet, bugün Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler ve ekonomik
konularla ilgili resmi görüşmeler yapacak.
İstanbul'da işbirliği ve yatırımlar ele
alındı
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca
Şenyiğit'ten alınan bilgiye göre Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, önceki gün İstanbul'da Türkiye Sanayi ve İşadamları
Derneği (TÜSİAD) ile çalışma toplantısına
katıldı.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı
Salih Tunar, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Hasan
İnce ve İşadamları Derneği Başkanı Metin
Yalçın'ın da katıldığı toplantıda,
TÜSİAD üyeleriyle işbirliği ve Kıbrıs'taki
yatırım alanlarının nasıl
değerlendirilebileceği konuları ele alındı.
Toplantının ardından oda
başkanlarının KKTC'ye döndüğünü, Başbakan'ın ise
Ankara'ya geçeceğini kaydeden Şenyiğit, Başbakan Soyer'in
heyetiyle birlikte bugün Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs
İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüşeceğini belirtti.
Başbakan Soyer'e Ankara'daki temaslarında,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali, Maliye Bakanlığı
Müsteşarı Zeren Mungan ile Başbakanlık Özel Kalem Müdürü
Yonca Şenyiğit eşlik edecek.
Başbakan Soyer başkanlığındaki
heyetin, yarın KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
KIBRIS 05/11/08
Rumlar üyelik müzakerelerini iç politika malzemesi yapıyorlar
Avrupa Komisyonu'ndan üst düzey bir bürokrat, Kıbrıs Rum
kesimini Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin hızlı bir
şekilde ilerlemesine engel olduğu için eleştirdi. ABHaber.com'un
haberine göre, bürokrat yaptığı haber sitesine
yaptığı açıklamada, Rum yönetimini, Türkiye'nin müzakere
sürecinde başlıkların açılmasını engellemekle
suçladı ve teknik bir süreç olan müzakerelerin AB üyesi ülkeler
tarafından iç politika malzemesi yapılarak engellenmesinin
birliğe zarar verdiğini belirtti.
İsmi haberde yayınlanmayan bürokrat,
Kıbrıs Rum yönetiminin birliğe alınmasının hata
olduğunun altını çizerek şöyle konuştu: "AB'de
Kıbrıs konusuna hakim herkes biliyor ki bu ülkenin birliğe
üyeliği büyük hataydı."
Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Fransa ve
Slovenya'nın kendi iç tartışma ve sorunlarını AB'ye
taşıyarak birlik politikalarını olumsuz etkilediklerine
dikkati çeken Komisyon bürokratı, "İlk önce AB adayı
ülkeyle müzakerelere başlanması için imza atacaksınız.
Sonra kalkıp şu veya bu nedenle müzakere
başlıklarının açılıp veya kapanmasını
engelleyeceksiniz. Ortada çok gülünç bir durum var. Tüm bunlar AB'nin
inandırıcılığına ve
saygınlığına zarar veriyor" dedi.
Müzakerelerin teknik bir süreç olduğuna işaret
eden bürokrat, "Eğer bazı AB üyesi ülkelerin birlik ile müzakere
masasına oturmuş aday bir ülkeye karşı bazı
itirazları olursa bunu müzakereler sonrası gündeme getirebilir. Daha
açık bir ifadeyle Katılım Anlaşmasını
imzalamayabilir. Bu da anlayışla karşılanabilir. Ama
müzakerelerin başlamasına imza atıp ertesi gün şu veya bu
nedenle müzakere başlıklarının açılmasını
engellemek olsa olsa AB'ye zarar verir. Sonra dışarı
çıkıp AB politika ve değerlerinden bahsetmek hiç de samimi
olmayan bir davranış" diye konuştu.
AB Kıbrıs'a bulaşmak istemiyor
Yunanistan'ın Makedonya ile müzakerelerin
açılmasına itirazı olduğunu, Rum yönetiminin de Türkiye ile
müzakere başlıklarının açılmasını sürekli
engellediğinin altını çizen Komisyon bürokratı, "AB'de
Kıbrıs konusuna hakim herkes biliyor ki bu ülkenin birliğe
üyeliği büyük hataydı. Şimdi AB büyük bir sorunla
karşı
karşıya. Şu aşamada yaşadığı
birçok sorundan dolayı AB bu soruna şimdilik fazla bulaşmak
istemiyor" görüşü ileri sürdü.
Rumların Türkiye ile sürdürülen müzakereleri siyasi
açıdan ele alıp teknik sürecin yapısını bozucu
davranışlarının yanlış olduğunu ifade eden
Komisyon bürokratı, "Papadopulos müzakerelerin başlaması
için imza atıyor. Ertesi gün bazı müzakere başlıklarının
açılmasına Rumlar itiraz ediyor. Bu samimi bir davranış
değil. Rumlar müzakereler sonuçlanıncaya kadar seslerini
çıkartmamaları lazım. Müzakereler sonuçlanınca Katılım
Anlaşmasını imzalamayabilirler. Ama teknik süreci rayından
çıkartmak birliğin kurallarıyla çelişiyor. Bu
politikaların daha fazla ileri götürülmesi imkânsız"
açıklamasında bulundu.
Fransa'nın Rumlarla aynı davranış
içinde olduğunu hatırlatan Avrupa Komisyon bürokratı Fransa gibi
bir ülkenin Türkiye ile müzakere sürecinde ortaya koyduğu tavır
gerçekten AB içinde büyük şaşkınlıkla
karşılandı. Chirac, Türkiye ile müzakerelerin
başlaması için imza atıyor. Ertesi gün Sarkozy
Cumhurbaşkanı oluyor ve birkaç başlığı tam
üyeliğe götürüyor diye bloke ediyor. Gerçekten burada AB kaybediyor.
Maalesef AB politikaları üye ülkelerde iç politika malzemesi
yapılmış durumda. Fransa gibi bir ülkenin bunu hiç
yapmaması
lazım. Eğer itirazınız varsa, müzakerelerin
başlatılması için imza atmayacaksınız. Müzakerelerin
başlatılmasına
onay vermişseniz o zaman müzakerelerin sonuçlanmasını
bekleyeceksiniz. Bu aşamadan sonra aday ülkenin üyeliği için ya
Katılım Anlaşmasını imzalamasınız veya
referanduma götürürsünüz" şeklinde konuştu.
Hintli diplomattan Türkiye örneği
AB Hindistan görüşmelerinde Sarkozy'nin Türkiye'nin
AB müzakere sürecine karşı çıkmasını bir Hintli
diplomatın gündeme getirdiğini hatırlatan Komisyon
bürokratı, şunları kaydetti: "Hintli diplomat
toplantıda AB ile yapacağımız anlaşmalar ne kadar
inandırıcı olacak. Şimdi anlaşmayı imzalayıp
yarın buna bir AB üyesi ülkenin lideri karşı çıkarsa ne
yapacağız. Chirac, Türkiye ile müzakerelerin
başlatılması kararını imzaladı. Sarkozy
işbaşına gelince Türkiye ile müzakerelerin
durdurulmasını istiyor şeklindeki konuşması
toplantıda gülüşmelere yol açtı."
KIBRIS 05/11/08
Anastassiades meets
Christofias in fence mending talks
By Stefanos
Evripidou
THE LEADER of the
opposition, Nicos Anastassiades, met with President Demetris Christofias
yesterday to mend fences after the unlikely alliance between the two took a
battering last week.
Anastassiades described his meeting with Christofias as very important and
useful. The tête-à-tête gave the DISY leader an opportunity to get updated on
the progress of direct talks between Christofias and Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat. The two also exchanged views on potential problems that may
come up during the talks.
One thing satisfies me, the commitment to continue in the same determined way
in the efforts to find a solution as soon as possible which will be acceptable
to both Greek and Turkish Cypriots, he said.
The DISY leader was riled last week when he came under attack from key figures
within the Presidents party, AKEL, for comments made over Turkish guarantees
in the event of a settlement.
Anastassiades wondered out loud why certain quarters were making such a fuss
over the guarantees, which sooner or later would appear on the agenda of the
ongoing talks. His comments immediately sparked an outcry from government
partners, EDEK and DIKO, as well as Evroko.
AKELs Nicos Katsourides waded in to the attack, accusing Anastassiades of
jumping the gun and promoting on-air negotiations.
This reportedly infuriated the opposition leader, who has provided solid
support to Christofias on the Cyprus problem since the latter took power in
February. The same cannot be said for the Presidents own allies, DIKO and
EDEK, who have provided the bulk of criticism on the governments handling of
the Cyprus problem.
During yesterdays patch-up meeting, the two leaders also discussed issues of
internal government, including the unwarranted attacks either from government
coalition parties or my own party regarding certain interventions which the
President feels are perhaps unfair, said Anastassiades.
I have reassured the President that as far as we are concerned, we will
continue to follow the same responsible policy as long as he remains committed
to his stance on the national issue, he added.
However, the right-wing leader stated that his party would not sit quiet when
it sees party favouritism in state organs or policies which contradict
principles of the party.
Probed on reports that he was dissatisfied with the way direct talks are going,
Anastassiades said he wouldnt comment on things he did not say personally,
noting that he was a straight-talking kind of guy.
Whatever I have to say, I say it frankly, manly, and without pussy-footing and
I dont play around with leaked reports.
Asked whether he was optimistic or pessimistic, the DISY chief said as long as
dialogue is alive, I want to hope that rationality will take hold of those who
remain intransigent or hold extreme positions which dont help to find a
solution and Im speaking about Turkey and of course Turkish Cypriot
positions.
CYPRUS MAIL 05/11/08
Leaders wives to meet
for coffee in Kyrenia
FIRST Lady Elsi
Christofias will cross to the north this afternoon to have coffee with Oya
Talat, the wife of the Turkish Cypriot leader.
Mrs Christofias has accepted an invitation to join Mrs Talat at the latters
home in Kyrenia. The visit is entirely social, although it is felt that such
contacts also help the climate between the two leaders during the ongoing
negotiations.
Mrs Talat visited Mrs Christofias home in Makedonitissa in Nicosia in a
personal capacity in April this year.
CYPRUS MAIL 05/11/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:41 TSİ 06 Kasım 2008 Perşembe
PARİS - Fransada Ermeni
diasporasının en etkin sivil toplum örgütlerinden olan Collectif
VAN (İnkarcılığa Karşı Ermeni Gözetim
Kolektifi), Türkün dedelerinin Ermenileri katleden Hamidiye
alayının Kürt komutanı olduğunu savunmaya
başladı. Haberi internet sitesinden veren Collectif VAN,
biyografi.net adlı web sitesini referans göstererek, Ahmet Türkün
Mardinde Kanco adlı feodal Kürt aşiretine mensup olduğunu,
dedesi Hüseyin Kanconun da 19uncu yüzyılın sonu ve 20inci
yüzyılın başında Ermenileri katletmek için kullanılan
Hamidiye güçlerinin komutanı olarak bilindiğini iddia ediyor.
Haberde, Kanco aşiretinin Suriye sınırına 40
kilometre mesafede yaşadığı ve Osmanlı döneminde
Arapların yağma ve saldırılarına karşı
bölgeyi koruduğu iddia ediliyor. Dede Hüseyin Kanconun, Türkiye Cumhuriyetinin
ilanından sonra ülkeye bağlılığını göstermek
amacıyla Türk soyadını seçtiği ve kızına
Türkiye adını verdiği aktarılıyor.
Haberde, 2007 yılında Genelkurmayın 30 Ağustos
resepsiyonuna davet edilmeyen Ahmet Türkün, 30 Ağustos ortak bir
zaferdir. Bu zaferde biz de yer aldık. Bu ülkeyi onlarla birlikte
savunduk. Davet edilebilir ve zaferi beraber kutlayabilirdik ifadelerine de
yer veriliyor.
Ahmet Türk, 27 Ekimde Hürriyetten Fatih Çekirgeye yaptığı
açıklamada, BBC ve CNNdeki sözlerinin
çarpıtıldığını belirtmiş ve Beni
yanlış anladılar. Ben Kürtler fiziki bir soykırıma uğradı
demedim. Yalnızca 12 Eylül rejiminde Kürtlerin diğer insanlarla
birlikte sosyal, siyasal ve kültürel bir baskıya
uğradıklarını söylemek istedim... Ben soykırım
kelimesini Ermeni iddiaları için bile kullanmadım. Bundan
kaçındım. Neden şimdi kullanayım, fiziki bir
soykırımdan bahsedeyim.. demişti.
NTV
Güncelleme: 12:11 TSİ 06 Kasım 2008 Perşembe
ANKARA - Kılık
değiştirerek bu merkezlere girmenin kendisini de rahatsız
ettiğini itiraf eden York düşesi Belki saçlarımı perukla
gizlemem adil değildi ama kendi kimliğimle oraya gitseydim içeri
girmeme izin vermeyeceklerini biliyordum dedi.
Çocukların
haklarını korumak için bunu yapmam önemliydi ifadesini kullanan
Ferguson, Türkiyeyi karalama kampanyası yaptığı yönündeki
suçlamaları da reddetti.
Ferguson Bu görüntülerle Türkiyeyi herhangi bir şekilde
utandırdıysak özür dilerim ama sözlerimin arkasındayım
dedi.
Ben siyasi bir kişilik değilim diyen Ferguson, gerekli kriterleri
karşılaması durumunda Türkiyenin Avrupa Birliği
üyeliğini desteklediğini de açıkladı.
Ahmet Türk Ermeni
diasporasını kızdırdı
NTV
BBC ve CNNde Kürtlere soykırım yapıldı şeklinde sözleri yayımlanan, ancak daha sonra Bu sözleri Ermeni iddiaları için bile kullanmadım diyen DTP genel başkanı Ahmet Türk, Ermeni diasporasının hedefi haline gelmeye başladı.
Fransada Ermeni diasporasının en etkin sivil toplum örgütlerinden olan Collectif VAN (İnkarcılığa Karşı Ermeni Gözetim Kolektifi), Türkün dedelerinin Ermenileri katleden Hamidiye alayının Kürt komutanı olduğunu savunmaya başladı.
Haberi internet sitesinden veren Collectif VAN, biyografi.net adlı
web sitesini referans göstererek, Ahmet Türkün Mardinde Kanco adlı
feodal Kürt aşiretine mensup olduğunu, dedesi Hüseyin Kanconun da
19uncu yüzyılın sonu ve 20inci yüzyılın başında
Ermenileri katletmek için kullanılan Hamidiye güçlerinin komutanı
olarak bilindiğini iddia ediyor.
Haberde, Kanco aşiretinin Suriye sınırına 40 kilometre
mesafede yaşadığı ve Osmanlı döneminde Arapların
yağma ve saldırılarına karşı bölgeyi
koruduğu iddia ediliyor. Dede Hüseyin Kanconun, Türkiye Cumhuriyetinin
ilanından sonra ülkeye bağlılığını göstermek
amacıyla Türk soyadını seçtiği ve kızına
Türkiye adını verdiği aktarılıyor.
Haberde, 2007 yılında Genelkurmayın 30 Ağustos
resepsiyonuna davet edilmeyen Ahmet Türkün, 30 Ağustos ortak bir
zaferdir. Bu zaferde biz de yer aldık. Bu ülkeyi onlarla birlikte
savunduk. Davet edilebilir ve zaferi beraber kutlayabilirdik ifadelerine de
yer veriliyor.
Ahmet Türk, 27 Ekimde Hürriyetten Fatih Çekirgeye yaptığı
açıklamada, BBC ve CNNdeki sözlerinin
çarpıtıldığını belirtmiş ve Beni
yanlış anladılar. Ben Kürtler fiziki bir soykırıma
uğradı demedim. Yalnızca 12 Eylül rejiminde Kürtlerin diğer
insanlarla birlikte sosyal, siyasal ve kültürel bir baskıya
uğradıklarını söylemek istedim... Ben soykırım
kelimesini Ermeni iddiaları için bile kullanmadım. Bundan
kaçındım. Neden şimdi kullanayım, fiziki bir soykırımdan
bahsedeyim.. demişti.
MILLIYET 06/11/08
"First Lady"ler görüştü
Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın eşi
Elizabeth Hristofyas, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
eşi Oya Talat'a iade-i ziyarette bulundu.
Oya Talat, Elizabeth Hristofyas'ı bir süre önce
Güney Kıbrıs'taki evinde ziyaret etmişti.
Talat, ziyaret iadesi dünkü görüşmede
Kıbrıs'ın geleceğinin şekillendiği bugünlerde
eşlerine nasıl yardımcı olabileceklerini ele
aldıklarını belirtirken Elizabetyh Hristofyas da, eşlerine Kıbrıs
sorununun çözümünde yardımcı olmak ve oluşan iyi atmosferin
devamı için çaba sarf edeceklerini kaydetti.
Oya Talat'ın Girne Mersin Caddesi üzerinde bulunan
özel konutunda saat 15.30'da gerçekleşen ziyaretin başında
basına görüntü imkanı sağlandı,
karşılıklı hediyeler verildi.
Elizabeth Hristofyas, Oya Talat'a, Dimitris
Hristofyas'ın gönderdiği turuncu güllerden oluşan bir buket
çiçek yanında "Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini ve
barışı" simgelediğini belirttiği Rum sanatçı
Anastasia Papapetru'un güvercin motifli mozaik tablosunu hediye etti.
Oya Talat ise, sanatçı Feza Sanıvar'ın
Kıbrıs kadınını simgeleyen "Madamlar ve
Matmazeller" sergisinden kadın heykelciği hediye verdi.
Oya Talat hediyeyi verirken; "geleceğe umut dolu
gözle baktığını" söyledi.
Yaklaşık iki saat süren ziyaretin ardından
iki liderin eşleri, konut önünde basına açıklama yaptı.
Oya Talat ile Elizabeth Hristofyas, daha sonra Girne Yat
Limanı'nda birlikte yürüyüş gerçekleştirdi.
Ziyareti çok sayıda Kıbrıslı Türk ve
Rum basın mensubu izledi.
Talat: Geleceğe güvenle bakmanın
Yolu, barış içinde bir ada
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi
Oya Talat ziyaret sonrasında basına yaptığı
açıklamada, Elizabeth Hristofyas'ın kendisini ziyaret etmesinden
duyduğu memnuniyeti belirterek, yaptıkları görüşmede
Kıbrıs'ın geleceğinin şekillendiği bugünlerde
eşlerine nasıl yardımcı olabileceklerini ele
aldıklarını söyledi.
Birbirlerini karşılıklı ziyaret etmeye
devam edeceklerini ifade eden Oya Talat, gerçekleştirdikleri
görüşmede Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan acıları
bir kenara bırakarak, geleceği ele aldıklarını
kaydederek konuyla ilgili şöyle dedi:
"Ziyarette bazı konularda görüş
birliğine vardık. Bunlardan en önemlisi; Kıbrıs'ın
geçmişinin, acılarının bir kenara
bırakılması, ama o acılardan süzüp getirdiğimiz
deneyimlerle gelecekte güzel ve aydınlık günler kurmak için her iki
tarafta halka yardımcı olmak ve bunun öncülüğünü
yapmak."
Oya Talat, Kıbrıslı Türkler ve
Rumların barış içinde bir adada yaşamayı çoktan hak
etmiş olduklarını vurgulayarak, geleceğe güvenle
bakmanın yolunun barış içinde bir ada kurmaktan geçtiğini
ve bu konuda Elizabeth Hristofyas ile ellerinden gelen her türlü
çalışmayı yapacaklarını söyledi.
Hristofyas: Oluşan iyi atmosferin
devamı için çaba sarf edeceğiz
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
eşi Elizabeth Hristofyas ise, güzel bir ziyaret olduğunu belirterek,
Oya Talat'a yaptığı davet ve misafirperverlik için teşekkür
etti.
Ziyarette Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesi için neler yapabileceklerini görüştüklerini dile
getiren Elizabeth Hristofyas; "Eşlerimize Kıbrıs sorununun
çözümünde yardımcı olmak ve oluşan iyi atmosferin devamı
için çaba sarf edeceğiz" dedi.
KIBRIS 06/11/08
Gözler Ankara'da
ÇANKAYA'DAKİ GÖRÜŞME BASINA KAPALI YAPILDI... Başbakan
Soyer başkanlığındaki KKTC heyeti, sonucu merakla beklenen
Ankara temaslarını tamamladı. Kıbrıs konusunun
yanında ağırlıklı olarak ekonomik konuların ve
KKTC'de yaşanan krizden kaynaklanan kaynak
sıkıntısının da ele alındığı
görüşmelerden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.
Çankaya Köşkü'nde TC ve KKTC heyetleri arasında
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın da
katıldığı görüşmenin ardından herhangi bir
açıklama yapılmaması, kafalarda KKTC heyetinin ek kaynak
talebine sıcak bakılıp bakılmadığı gibi bir
takım soru işaretleri bıraktı
ÇİÇEK: TÜRK TARAFININ ÇÖZÜM ÇABLARINI DESTEKLİYORUZ...
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek KKTC heyetiyle ilk
görüşmesinin başında basına yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin, anavatan ve 3 garantör devletten biri olarak 3
Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe
ulaşması için her bakımdan destek
sağlayacağını vurguladı.
Çiçek, "Kıbrıs Türk tarafını çözüm
çabalarında desteklerken, diğer yandan da Kıbrıs Türkü'nün
mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için
üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam
edeceğiz" dedi
Başbakan Soyer başkanlığındaki
KKTC heyeti, sonucu merakla beklenen Ankara temaslarını
tamamladı.
Kıbrıs konusunun yanında
ağırlıklı olarak ekonomik konuların ve KKTC'de yaşanan
krizden kaynaklanan
kaynak sıkıntısının da ele
alındığı görüşmelerden sonra herhangi bir
açıklama yapılmadı.
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC
heyetiyle yaptığı ilk görüşmenin ardından basına
sadece Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunurken, iki heyet
arasında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla Çankaya
Köşkü'ndeki ikinci gö0rüşme basına kapalı olarak
yapıldı.
Bu görüşmenin ardından herhangi bir açıklama
yapılmaması, kafalarda KKTC heyetinin ek kaynak talebine sıcak
bakılıp bakılmadığı gibi bir takım soru
işaretleri bıraktı.
Başbakan Soyer'in bugün KKTC'ye dönüşünde Ercan
Devlet Havaalanı'nda basın toplantısı düzenleyeceğinin
açıklanması, siyasi çevrelerce, KKTC heyetinin 'Ankara'da
umduğunu bulamadığı' şeklinde yorumlanıyor.
Başbakanlıkta Çiçek'le görüşme
Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığındaki KKTC heyeti, Ankara temasları
çerçevesinde dün Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le
görüştü.
Başbakanlık Basın ve Halkla ilişkiler
Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, Başbakanlık yeni
binasında gerçekleşen ve bir buçuk saat süren görüşmeye,
KKTC'den Başbakan Soyer başkanlığındaki heyet;
Türkiye'den ise Çiçek'in başkanlığında
Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve
Hazine Müsteşarlığı temsilcilerinden oluşan heyet
katıldı. Görüşmede TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin de hazır bulundu.
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek
görüşmenin başında basına yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin, anavatan ve 3 garantör devletten biri olarak 3
Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe
ulaşması için her bakımdan destek
sağlayacağını vurguladı.
Çiçek, "Kıbrıs Türk tarafını çözüm
çabalarında desteklerken, diğer yandan da Kıbrıs Türkü'nün
mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için
üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam
edeceğiz" dedi.
Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir
Çiçek, Kıbrıs sorununun adil ve
kalıcı çözüme ulaştırılması amacıyla
sürdürülen müşterek çabalar bağlamında, Başbakan Soyer ile
yeniden bir araya gelerek, Ada'da 3 Eylül'de başlayan kapsamlı
müzakere sürecinde Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin
adadaki çıkarlarının korunması, Türkiye ile KKTC
arasındaki dayanışma ve yakın işbirliğinin daha
da güçlendirilmesi konularında görüş alışverişinde
bulunduklarını kaydetti.
Kıbrıs'ta çözümün; BM çatısı
altında BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ada'daki
gerçekler temelinde, iki eşit halk ve eşit statüye sahip iki kurucu
devlet tarafından oluşturulacak yeni bir ortaklıkla
bulunacağına işaret eden Çiçek, "Türkiye'nin etkin ve fiili
garantisi devam edecektir" dedi.
Çiçek, bu çerçevede, Ada'da ve tüm bölgede barış
ve istikrarın yerleşmesini teminen ilgili tüm tarafların çaba
göstermelerini, uluslararası toplumun da bu yönde gerekli
adımları atmasını beklediklerini bildirdi. Cemil Çiçek
şöyle konuştu:
"Türkiye, anavatan ve 3 garantör devletten biri
olarak 3 Eylül'de başlamış olan müzakere sürecinin hedefe
ulaşması için her bakımdan destek sağlayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türkü'nün huzur ve
güvenliğinin sağlanması, hak ve hukukunun korunması için
üzerine düşeni yapmayı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
sürdürecektir.
Kıbrıs Türk tarafını çözüm
çabalarında desteklerken diğer yandan da, Kıbrıs Türkü'nün
mutluluk ve refahı, KKTC'nin her alanda gelişip güçlenmesi için
üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmeye devam
edeceğiz. KKTC halkı üzerindeki hukuk dışı
kısıtlamaların kaldırılması, her zamanki gibi
önceliğimizi teşkil edecektir. Bu bağlamdaki ortak
çabalarımız sürdürülecektir."
Gül ve Erdoğan'la basına kapalı görüşme
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet,
Ankara'daki resmi temasları çerçevesinde daha sonra TC
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile görüştü.
AA'nın haberine göre, Çankaya Köşkü'nde
gerçekleşen Gül-Soyer görüşmesi, görüntü alınmasının
ardından basına kapalı gerçekleşti. Görüşmede
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de bulundu.
Başbakan Soyer, Abdullah Gül'ün ardından TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.
Başbakanlık Merkez Binası'nda yaklaşık
50 dakika süren görüşmeye, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu
TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek
ile Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı
Ahmet Davutoğlu da katıldı.
Başbakan Soyer'e Ankara'daki temaslarında,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali, Maliye Bakanlığı
Müsteşarı Zeren Mungan ile Başbakanlık Özel Kalem Müdürü
Yonca Şenyiğit eşlik ediyor.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve beraberindeki heyet,
bugün öğle saatlerinde adaya dönecek.
Başbakan Soyer, saat 15.00'de Ercan Devlet
Havaalanı'nda basın toplantısı düzenleyecek.
KIBRIS 06/11/08
BM Sözcüsü Montas: Genel Sekreter Kıbrıs
görüşmelerinden ümitli
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs'ta iki taraf
arasında devam eden görüşmelerden ümitli olduğu belirtildi.
BM Sözcüsü Michelle Montas, Atina'da yayımlanan To Vima
gazetesinin "Kıbrıs'ta devam eden görüşmelerin bir
anlaşma ümidi olmadan devam ettiğini"
yazdığının hatırlatılması ve bu konuda Genel
Sekreterin ne düşündüğünün sorulması üzerine, Genel Sekreterin
bu düşünceyi paylaşmadığını söyledi.
Montas, Genel Sekreterin Kıbrıs'taki
görüşmelerden ümitli olduğunu belirterek, Ban'ın adadaki
görüşmelerin devam edeceğini ve görüşmelerin "meyve
vereceğini" düşündüğünü bildirdi.
Sözcü Montas, Genel Sekreter Ban'ın adadaki tüm
taraflarla şahsen görüştüğünü de belirterek, "olumlu bir
yanıt alacağından" emin olduğunu kaydetti.
KIBRIS 06/11/08
Politicians hope Obama
will stand by Cyprus commitments
By Marianna
Pissa
CYPRIOT politicians
yesterday expressed their satisfaction and hope over the election of Barack
Obama as President of the United States.
DISY leader Nicos Anastassiades called Obamas election a significant change
to the presidency of the United States and expressed the wish and hope that
the new president would bring a breath of fresh air to Americas foreign
policy.
It is without doubt a major change but also confirmation that democracy exists
in the U.S
I would like to express my satisfaction, knowing the positions of
the two [candidates] and without getting too excited, that the superpower
called America will dramatically change its policy and will adopt the policies
that we would like, Anastassiades said.
The House President Marios Garoyian congratulated the newly elected president
of the US on his election and expressed the hope that the US would implement a
policy on the Cyprus issue.
Noting the pre-election commitments of Barack Obama regarding Cyprus and
Greece, Garoyian hoped they would come into force, saying that this would be in
the interests of peace and stability in the region.
Cyprus congratulates Barak Obama on his election to the presidency of the
United States and hopes that it will honour the declarations made on Cyprus
during the pre-election campaign, Government Spokesman Stephanos Stephanou
said yesterday.
Stephanou said that the programme and announcements of the newly elected US
president promises a new era for the US, which would bring more social justice
within the country, but also normalisation of relations with the rest of the
world.
We are not asking for anything other than respect for the principles of
international law and UN resolutions on Cyprus, the spokesman noted.
The government of the Republic of Cyprus, is ready to develop constructive
dialogue with the new US administration and consistently to work to further
strengthen relations between the two countries
CYPRUS MAIL 06/11/08
Authors dismay as
Mehmet censored from schools
By Stefanos
Evripidou
A SECTION of society,
including some of its educators, is evidently not ready for reconciliation with
the Turkish Cypriots, said Nearchos Georgiades yesterday, author of the short
story that caused a storm in a teacup last month.
Georgiades came to this conclusion after observing peoples reactions to the
inclusion of his short story Mehmets Last Wish in the education syllabus.
Last month, the Education Ministry compiled a list of publications providing
alternative historical views for teachers to use as points of discussion in the
classroom, including Mehmets Last Wish.
The list is part of the Education Ministrys new policy goal of promoting
peaceful co-existence and reconciliation in schools.
However, its inclusion sparked an outcry from head of the primary teachers
union (POED), Demetris Mikellides who condemned the new reading material as
provocative. Mikellides called it a distortion of history, referring to the bit
in Georgiades short story, where EOKA gave orders to destroy mosques.
The union chief was slammed by his Vice President, Lazaros Avraam, who accused
Mikellides of isolating two three phrases from every text and commenting on
them as if on behalf of the union.
It would be much more appropriate for him to clearly state his opposition to
the goal of peaceful co-existence instead of playing with words, said Avraam.
Eventually, some of the materials were withdrawn from the list. Without
commenting on their content, the Education Ministry agreed that the materials should
have been discussed in the relevant committee before the list was drawn up.
Having come under sustained attack for attempting to modernise the history
books, it seems the ministry wants to avoid opening another front with the more
reactionary elements in education circles.
By acknowledging that the list was drawn up without prior agreement of the
relevant committee, the ministry hopes to draw a line over the issue.
However, the Union of Cypriot Writers, of which Georgiades is a member,
criticised the removal of certain sensitive materials from the list of
publications, arguing that preventive censorship has no place in democratic
societies.
Georgiades argued that the short story, first published 20 years ago, was
actually based on real events.
It is a true story as I lived it about the close friendship of Phivos (my
brother) and Mehmet. Set in 1957/58, it talks about a Turkish Cypriot boy,
Mehmet who moved to Lefka because of the troubles at the time.
When the doctor told him he would die from a heart condition, his last wish
was to meet the only Greek Cypriot who treated him well, my brother. We older
Greeks used to keep him out of our circle because he was a Turk.
Georgiades defends the short story against criticism that it distorted
history, saying he only wrote about what happened.
These were colonial times and a friend and I put the Greek flag on our school
to close it. Then we broke into the Turkish Cypriot school, which was also a
mosque and broke the windows.
Many years later, my friend told me the reason we did it was because EOKA,
which his brother belonged to, had told him do it.
The author was adamant that he looked at both nationalist organisations, Volkan
and EOKA, through the same objective lens.
The story basically describes the background leading to the first partition in
1963. Its a story about the friendship of two children and their innocence in
a murderous environment. Its not about who was right or wrong. Both
communities used to have bad words to describe the other. But its also a
self-critique for the responsibilities of both sides for the bloodshed that
came to pass many years later, said Georgiades.
Asked to comment on the fierce reaction to his story, 20 years after its
publication, he said: I did not submit the story to the ministry. But it seems
Cypriot society is divided on the issue of co-existence.
I believe a part of Cypriot society and the primary teachers union is not
mature enough to accept the progressive ideas of reconciliation in the story.
It is two three steps ahead of what some teachers are prepared for, he added.
CYPRUS MAIL 06/11/08
Ankara needs to do more
on Cyprus
By Jean
Christou
ANKARA needs to take
concrete steps to contribute to a favourable climate for a comprehensive Cyprus
settlement, the EUs progress report on Turkey said yesterday.
The year 2009 should be decisive here. The EU can accept any solution agreed
by the two communities, as long as a united Cyprus respects the Union's
founding principles of liberty, democracy and the rule of law, and is able to
carry the obligations of EU membership, EU Enlargement Commissioner Olli Rehn
said following publication of the report.
This implies a bi-zonal, bi-communal federation with political equality, as
defined by relevant UN Security Council resolutions, he added.
Rehn said Turkey had made no progress towards fully implementing the additional
protocol it has with the EU in relation to normalising ties with Cyprus. This
would include allowing Cyprus air and sea traffic to utilise Turkish ports and
air space.
As long as restrictions remain in place on the free movement of goods carried
by vessels and aircraft registered in Cyprus or where the last port of call was
Cyprus, Turkey will not be in a position fully to implement the acquis relating
to this chapter, Rehn said.
Owing to Turkey's non compliance with its obligations related to the Decemebr
2006 protocol, the EU decided to freeze eight chapters of the negotiations, but
to continue with the other chapters.
Turkey has made no progress on normalising bilateral relations with the
Republic of Cyprus
and continues to veto Cyprus's membership of several
international organisations
Rehn said.
The Commissioner also said regional air traffic management was suffering due to
the lack of communications between air traffic control centres in Turkey and
Cyprus.
This is seriously compromising air safety in the Nicosia flight information
region, he added.
Last but not least, I also expect that Turkey will contribute to a favourable
climate to achieve a comprehensive settlement on the reunification of Cyprus,
said Rehn.
The content of the draft report on Turkey had caused some worry on the part of
the Greek Cypriot side, due to what was perceived as a planned endorsement of
the controversial property commission in the north.
A flurry of contacts were set in motion to clarify what the text of the report
would finally contain and whether it would satisfy the Greek Cypriot side.
This culminated in a meeting on Tuesday between Rehn and Cypriot EU Health
Commissioner Androulla Vassiliou, reports said yesterday.
According to Politis, Vassiliou won a promise to include several of the
concerns of the Greek Cypriot side in the report, but had not managed to get
Rehn to agree to deletion of the section on the property commission.
The final report said the compensation mechanism put in place to address the
property rights of displaced persons fulfilled in principle the requirements
indicated by the European Court of Human Rights (ECHR) and continued to receive
requests for compensation.
However, the ECHR has not assessed whether the available remedy is effective
for all relevant issues. Turkey has not yet fully implemented the ECHR
judgements on the Loizidou and Xenides-Arestis cases, the report added.
The reports said Cyprus had asked for the references to Turkeys failure to
normalise relations with Cyprus, and the specific areas in which Ankara had
failed do this.
The government also asked that Turkey needed to be told to show concrete, and
not merely verbal support for the new Cyprus negotiations.
Politis said Rehns reasoning for wanting to exclude a number of negative
references to Turkeys behaviour towards Cyprus was based on the fact that
negotiations were underway.
The Cyprus stance had received support from Greece and Austria, and a few other
EU countries that have reservations about Turkeys EU membership.
It was not immediately clear yesterday whether the governments demands were
satisfied. Spokesman Stefanos Stefanou was not available for comment.
CYPRUS MAIL 06/11/08
Pleasant afternoon for
Elsi and Oya
CYPRUS First Lady Elsi
Christofias yesterday had a very pleasant afternoon with Oya, the wife of
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The First Lady spent an hour and a half at Talats home in occupied Kyrenia
the birthplace of President Demetris Christofias - following Oya Talats visit
to the Christofias home last April.
The two ladies agreed to assist efforts to reunify the island mainly revolving
around humanitarian events. I am certain that there is good will on the part
of our husbands during the direct negotiations, Elsi Christofias told
reporters after the meeting. We will help in the formation of a good
atmosphere to support these efforts, she added.
Oya Talat agreed she had had a pleasant afternoon. Cyprus is too small an
island to be split in half, but big enough for us all to live together on it,
she said. She added that these meetings with her Greek Cypriot counterpart
would continue and that having the experiences and pain of the past they should
prepare for better days in the future.
We believe that it is important to build trust between the two sides during
these significant negotiations, Oya Talat pointed out.
Elsi Christofias presented her counterpart with a white dove mosaic by artist
Anastasia Papapetrou. She said it symbolised peace and the reunification of
Cyprus. She also brought a bouquet of flowers on behalf of her husband.
Oya Talat reciprocated with a ceramic statuette of a woman by artist Feza
Sanivar symbolising the women of Cyprus who look to the future in hope.
Follwoign the meeting, the two women visited Kyrenia harbour.
CYPRUS MAIL 06/11/08
Miliband: "Birşey yapamayız"
İngiltere
temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Ali
Babacan, İngiliz mevkidaşı David Miliband bir araya geldi.
İkilinin gündeminde ITV televizyon kanalında yayınlanan ve
Türkiye'deki iki ayrı çocuk yurdunda yapıldığı öne
sürülen gizli çekimler vardı. Miliband, "Çekimi yapan Sarah Ferguson
ile kanalın bağımsız kişi ve kuruluşlar
olduğunu, bu nedenle birşey yapamayacaklarını"
söyledi.
Babacan, 5 günlük AB turunun son durağı Londra'da
bu sabah İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile
iki buçuk saatten fazla süren bir görüşme yaptı. İki bakan,
heyetlerinin de katıldığı görüşmenin ardından
ortak basın toplantısı düzenledi.
Görüşme sırasında ITV'nin dün akşam Türkiye'deki çocuk
yurtlarıyla ilgili olarak yayınladığı programın
da ele alındığını belirten Miliband, Babacan'ın,
Türk hükümetinin bütün çocuklarına verdiği güçlü desteği
görüşme sırasında da vurguladığını ifade
etti.
Miliband, ITV'nin yayınladığı programın
"bağımsız bir televizyon yayını"
olduğunu ve York Düşesi Sarah Ferguson'ın da
"bağımsız bir kişilik" olduğunu hatırlattı.
Babacan: "Hiçbir yanlış uygulama tolere edilemez"
Bu konuda Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun geniş ve kapsamlı bir
soruşturma başlattığını ve iddiaların
detaylı olarak incelendiğini kaydeden Babacan ise, "Bu konudaki
hiçbir yanlış uygulama tolere edilemez, edilmeyecektir" dedi.
Soruşturma sonucunda, iddiaların doğruluğu
kanıtlanır ve sorumlular tespit edilirse bunun da üzerine
gidileceğini belirten Ali Babacan, iddialara konu edilen yerlerin
sıradan yurtlar olmadığını, zihinsel engelli
çocukların bakıldığı yerler olduğunu kaydetti.
"Tabii ki, kimse için zihinsel engelli küçük çocukların görüntülerini
izlemek kolay değil. Tabii ki bunlar yürek burkan, acı görüntüler. Bu
Türkiye'de de İngiltere'de de özellikle bu tür zihinsel engelli
çocukların anne babaları için son derece üzücü manzaralar" diyen
Babacan, Türkiye'nin insan hakları ile ilgili pek çok uluslararası
anlaşmaya imza koymuş bir ülke olduğunu, bu anlaşmalar
arasında çocuk hakları konvansiyonunun da yer
aldığını hatırlattı.
Babacan, Türkiye'deki çocuk yurtlarının yetkili her türlü
organizasyonun önceden haber vermeksizin yapacağı ziyaretlere
açık olduğunu söyledi. Babacan, "Bu konuda çok
şeffafız, ama burada 'uluslararası yetkili organizasyon'
tanımının altını çiziyorum. Bu, denetimin düzgün
biçimde yapılması için şarttır" dedi.
"(Denetimler) açık olarak yetkili kurumlar tarafından zaten
yapılıyor, ama bunları gizli olarak gizli kamerayla yapmak uygun
bir yol değil. Bir televizyon kanalı ya da herhangi birisi bunu
popülaritesi için yapabilir, bunu anlarız, ama bunun sonuçları
olacaktır. Çocuklarımızın engellerinin ortaya ulu orta
serilmemesini bekleme hakları vardır" diyen Babacan,
"Çocuklarımızın rahatsızlıklarının bir
televizyon programında böyle sergilenmesi Türk halkını
incitmiştir. Bunlar Türk çocukları, onlarla ilgili dikkatli
olunmasını isteriz" ifadesini kullandı.
Ferguson'a davet
"Türk hükümeti olarak ITV'de yayımlanan programın
hazırlanmasıyla ilgili sergilenen yaklaşımdan büyük üzüntü
duyduk" diyen Babacan, York Düşesi Ferguson'un da yer
aldığı gizli çekimlerin, bu çekime konu edilen çocuklar üzerinde
yaratabileceği olumsuz etkinin hiç dikkate
alınmadığını düşündüklerini bildirdi.
Babacan, "Böylesine hazırlıksız ve habersiz bir ziyaretin,
bu çocuklarınzihinsel ve duygusal dünyalarına verebileceği
zararın hiç dikkate alınmamış olmasından üzüntü
duyduk" dedi.
"Ancak tabii ki bir yandan hataların düzeltilmesi için hala geç
kalınmadığını düşünüyoruz" diyen Babacan,
ITV kanalını, İngiltere'deki diğer televizyon
kanallarını ve Ferguson'u bu konudaki gelişmeleri görmek üzere
Türkiye'ye davet etti.
Miliban'in açıklamaları
Konuyla ilgili soruyu yanıtlayan Miliband ise, bir davette olduğu
için programı izlemediğini, ancak burada asıl vurgulanması
gerekenin, Türk hükümetinin çocukların haklarını koruma
konusundaki kararlılığı olduğunu söyledi.
Türk hükümetinin bu konuda açık ve şeffaf bir tutum izlediğini
ve gerekirse kurumlarını, televizyon kanalları dahil, herkese
açabileceklerini söylediğini belirten Miliband, Türk hükümetinin,
soruşturma açıldığı ve iddiaların
araştırıldığına dair açıklamasının
önemine işaret etti.
"Bu sorumlu bir hükümetin konuya vereceği doğru
yanıttır" diyen Miliband, İngiltere'de de bazen çocuklara
yönelik kötü davranışlarla ilgili infial
yaşandığını, çeşitli dönemlerde iddiaların
ortaya atıldığını, bunların bir
kısmının doğruluğunun
kanıtlandığını hatırlatarak, kendilerinin de
hükümet olarak bu iddiaları ciddiye aldıklarını kaydetti.
"Şimdi aynı iddiaları Türkiye'nin de ciddiyetle ele
aldığını" belirten Miliband, bunun da Türkiye'nin
Avrupa değerlerini paylaşmak isteyen bir ülke olarak insan ve çocuk
haklarına verdiği önemi gösterdiğini kaydetti.
İngiliz halkı ve hükümeti olarak çocuk haklarının en yüksek
standartta uygulanmasından yana olduklarını vurgulayan Miliband,
Türkiye'nin gerçekleştirdiği değişimi görmek için herkesi
davet ettiğini, kendisinin de Türkiye'yi iki kez ziyaret ederek büyük
değişime bizzat tanık olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin insan halkları konusunda gelişimini sürdürdüğünü de
belirten Miliband, İngiltere dahil hiçbir ülkenin bu konuda mükemmel
olduğunu iddia edemeyeceğini söyleyerek, bütün ülkelerin bu konuda
gelişmeye ihtiyacı olduğuna dikkat çekti.
Miliband, bir soru üzerine de AB olarak Türkiye'nin üyelik sürecine verilen
desteğin güçlü biçimde sürdürülmesinin gerekliliğinin
altını çizerken, müzakerelerde yeni bölümlerin açılmaya devam
edilmesinin önemli olduğunu söyledi.
AB'nin üyelik sürecine verdiği desteği canlı tutmak için Türk
halkının beklentileri yerine getirmesi gerektiğini ifade eden
Miliband, Türkiye'nin reform programını sürdürmesi gerektiğini
de kaydetti.
CNN TURK 07/11/08
Hz. Âişe Peygamberimizle kaç
yaşında evlendi?
İslam
tarihinde kadın haklarının ilk ve en fedakâr savunucusu olarak
gördüğümüz Hz. Âişenin maruz kaldığı iftiraların
ilki olan ve Kuranda geniş bir biçimde anlatılan İfk
hadisesini biz, İslamda Büyük Günahlar adlı eserimizin
İftira bölümünde inceledik.
Burada ele
alacağımız konu, Müminlerin Annesi Hz. Âişeye atılan
ikinci iftira, yani onun yaşı ile ilgili iftira olacaktır.
Arap-Emevî dinciliğinin, İslam düşmanı
oryantalistlerle işbirliği halinde iddia ettiğinin aksine, Hz. Âişe, Peygamberimizle
evlendiği zaman, 9
yaşında değil, 18 veya 19 yaşındaydı.
Bu mesele, İslam
araştırmalarının büyük ismi müfessir düşünür Ömer Rıza Doğrul (Mehmet Akif Ersoyun
damadıdır) tarafından yıllar önce gündem
yapılmış ve Batılı oryantalistlerce ha bire öne
sürülen 9 yaş
iddiasının, geleneksel Emevî dinciliğinin asırlarca
yaşatılan bir yalanı olduğu ispatlanmıştır.
Ne var ki, dinci taife, Hz.
Peygambere iftira ve hakaret için kullanılan bu yalanları, hayret
verici bir biçimde ve oryantalistlerin belirlediği şekilde
yaşatmayı sürdürmüştür.
Sebep, bugün daha açık
görülüyor:
Dinci taife, kendi düşüklük
ve rezilliklerini savunmada Peygamberimizi kullanabilmek için bu iftiraya
karşı çıkmamış, bir İslam bilgininin bu konudaki
ispatlarını gündeme taşımamıştır.
Gerçek şu ki, Allah ile aldatmayı hayat ve siyaset
tarzı olarak benimsemiş dincilik ekipleri, şehvet tutkularının yarattığı
sıkıntıları aşmak için dinin kredilerini kullanma
ihtiyacı duydukları zamanlarda, Ne var bunda, Peygamberimiz de 9
yaşında bir hanımla evlenmemiş miydi? deme
hayasızlığına dayanak olacak bir yalanı ellerinin
altında kullanıma hazır tutmayı yeğlemişlerdir.
Yani İslam ve
mukaddesatın haysiyetini koruma yerine nefislerinin sefilliklerini
savunabilmeyi esas almışlardır.
DİNCİ HAYASIZLIĞIN OYUNU
Dincilik mümessilleri, bir yandan
bu haysiyetsizlikleri sergilerken, öte yandan, oryantalistlerin
iftiralarını deşifre edip yere çalan bizleri, İslamda reform yaparak dini bozuyor,
dini sosyetenin keyfine uyduruyor şeklinde onursuz iftiralarla
karalayarak halkı ifsat etme alçaklığını
sürdürmüşlerdir.
Tarihin ve Tanrının
onları bugün getirdiği yer ise, okyanusun öte yanından
İslama müdahale ederek dinin adını değiştirip
Kuranı İncilleştiren, camiyi kiliseye çevirmeye kalkan
Evangelistlere uşaklık ve yardakçılık zilletidir.
Kendi deyimleriyle, Bu coğrafyada, BOP Projesine
eşbaşkanlık görevi yapmak düşüklük, dalalet ve
hıyanetidir.
Allah âdildir ve riyakârların
hayasız yüzlerini işte böyle teşhir etmektedir.
Meselenin bizi ilgilendiren
yanına gelelim:
Hz. Peygamber konusunda,
gerçeklerden çok duyguları öne çıkaran geleneksel anlayış
ki Emevîlerin saltanat dinciliği hesaplarına uyarlanmış
bir anlayıştır-Hz. Âişenin, Peygamberimiz tarafından
eş olarak istendiği zaman 6 yaşında olduğunu
söylemektedir.
Bu açık bir
saptırmadır, tarihsel gerçeklere ve belgelere
aykırıdır. Bunun böyle olduğunu, biz, Asrısaadetin Büyük
Kadınları adlı eserimizin Hz. Âişe bahsinde (sayfa: 29-65), rahmetli Ömer Rıza Doğrul (ölm. 1952)
üstadın çalışmalarını da değerlendirerek
ispatlamış bulunuyoruz.
Şimdi, anılan
eserimizdeki verilerden hareketle, meseleyi iki nokta halinde bir kez daha
açıklığa kavuşturalım:
1. Geleneksel iddianın söylediklerinin aksine, Hz.
Âişenin doğumu, nübüvvetten (Hz. Muhammede peygamberliğinin
bildirilişinden) 4 yıl sonra değil, nübüvvetten 6 yıl
öncedir.
Anlaşılan o ki,
geleneksel Emevî tezgâhı, Hz. Âişenin yaşında, daha
baştan on yıllık bir küçültme yapmaktadır.
Kesin olarak bilmekteyiz ki, Hz.
Âişe, peygamberimizin kendisiyle evlenme iradesini ortaya koyduğu
tarih, peygamberliğin gelişinden tam on yıl sonradır.
Peygamberimiz bu isteğini, Âişenin babası ve peygamberimizin
yakın dostu Hz. Ebu Bekire
açtığı zaman, Ebu Bekir ona şunu söylemiştir:
Ben, Âişeyi akrabamdan Mutımin oğlu
Cübeyre söz verdim. Eğer onlar bu isteklerinden vazgeçerlerse,
Âişenin sizinle evlenmesini ancak o zaman düşünebilirim.
Kaynakların bu konu ile
ilgili kayıtlarını izlemeye devam edelim:
Mutım ailesi, Müslüman
olmamış bir aileydi. Hz. Peygambere ve İslama karşı
idiler. İslam öncesi dönemde kızını istedikleri Ebu Bekir,
İslamın gelişi üzerine bu dine girmiş, Hz. Muhammedin
yakın dostları arasında yer almıştı.
Putperest kalmayı sürdüren Mutım Ailesinin
hanımı, oğullarının Müslüman bir kızla
evlenmesine karşı çıkıyor, şöyle diyordu:
Bu Müslüman kız evime girerse oğlumu dininde
eder. Buna izin veremem.
Hz. Ebu Bekirin, putperest
akrabasına kızını gelin olarak vermeyi kabulünün, Ömer Rızanın da
belirttiği gibi, onun İslama girişinden sonra
olabileceğini kabul mümkün değildir. Ebu Bekir gibi bir peygamber
dostunun, kızını bir putperest aileye gelin göndermesini
düşünemeyiz.
O halde, Âişe ile ilgili
verilen evlilik sözü, Ebu Bekirin Müslümanlığı kabulünden
öncedir ve bu da gösterir ki, Âişe, daha babası
Müslümanlığa girmeden, birileri
tarafından gelin olarak istenecek bir yaştadır.
Ebu Bekir ailesi, putperest
akrabalarına İslam öncesi devirde verdikleri sözün geçersiz
kılınması için, akrabası Mutımın bir adım atmasını
beklemiştir.
Ve o adım, Mutım
ailesinin hanımı tarafından atılmış,
Âişenin serbest kalması bu sayede gerçekleşmiştir.
Kısacası, tarihsel belgeler gösteriyor ki, Hz.
Âişe, Peygamberimiz tarafından eş olarak istendiğinde, en
az 14, 15 yaşındadır.
2. Hz. Âişenin Peygamberimizle nikâhlanması,
Peygamberimiz tarafından istenmesinden üç yıl sonradır.
Bu noktada ittifak var.
O halde, Âişenin, Peygamber
evine eş olarak girdiği sırada 18-19 yaşlarında
olması gerekiyor.
Gerçek budur.
Bunun aksi iddia ise Arap-Emevî
kodamanlarıyla İslam düşmanı Batılı
oryantalistlerin yalanlarıdır.
Emevî-oryantalist ortak
yalanları, hesapları her elverdiğinde Batılı
kodamanlarla işbirliğine giren dinci takımının
işine yaradığı için, İslamın ve dindarların
aleyhine olmasına rağmen, yaşatılmaktadır.
Bunda şaşılacak bir
yan göremiyoruz.
Dinci taife, bugün
İslamın ve Müslümanların aleyhine olduğunda kuşku
bulunmayan birçok meselede Hıristiyan Batı emperyalizmi ile
işbirliği yapmıyor mu?
Bugünkü siyaset dinciliği
tarafından sadakatle yürütülen Ilımlı
İslam ve BOP ile ilgili
işbirliği, dinler arası diyalog beraberliği bunun
çarpıcı örneklerinden bazıları değil midir?
YASAR NURI OZTURK HURRIYET 07/11/08
Aynur TATTERSALL/LONDRA, (DHA)
DIŞİŞLERİ Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, İngiltere Dışişleri Bakanı David Millabandın davetlisi olarak Londraya geldi. Babacan ve Millaband, bu sabah Dışişleri Bakanlığı konutunda biraraya geldi.
İki ülke arasındaki ilişkilerle ilgili temaslarda bulunan
Bakan Babacan ve Millaband, görüşmelerinin ardından basın
toplantısı düzenledi. İki bakanın gündeminde
Kıbrıs meselesi, Türkiyenin Avrupa Birliği süreci ve son
günlerde iki ülkede de büyük yankı uyandıran ITV televizyonunun
Türkiyenin imajını karaladığı iddia edilen
programı yer aldı.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Millabandın
konutunda yaklaşık 1.5 saat görüşen iki bakan, daha sonra
yaptıkları basın toplantısında Türkiye ve
İngiltere arasındaki sıcak ilişkilerin devam ettiği
mesajını verdi.
Türkiyenin AB üyeliğini desteklediklerini ve bu konuda ellerinden gelen
her şeyi yapacaklarını belirten Bakan Milliband,
Kıbrıs sorunu ve son günlerde iki ülkenin sıcak
ilişkilerini zedeleyen ITV televizyonunun, İngiliz Kraliyet
Ailesinin eski gelini York Düşesi Sarah Ferguson ile İstanbul ve
Ankaradaki iki Rehabilitasyon Merkezine girerek kaydettiği görüntülerin
yarattığı gerginliğe değindi.
Millaband, konuyla ilgili olarak Babacandan bilgi aldığını
ifade ederek, İngilterede de yıllarca çocuk hakları konusunda
mücadele verdik ve aynı şekilde basının hedefi olduk. Bu
konuda yaptığımız hatalardan öğrendiklerimiz oldu.
Dostum ve meslektaşım Babacan, çocuk hakları ile ilgili olarak
düzenleme ve gelişmelerin Türkiyede hemen uygulamaya konduğu
hakkında bana bilgi verdi. Programı izlemedim, ancak bu gibi
skandallar İngilterede de çok yaşandı ve
hatalarımızdan öğrendik. Türkiyenin AB sürecinde yapması
gereken düzenlemeler var ve biz Türkiyenin dostu olarak her zaman Türkiyeye
her konuda desteklemeye devam edeceğiz diye konuştu.
BABACAN'A ISRARLI SORULAR
Babacan da yaptığı açıklamada, İstanbul ve Ankaradaki
iki rehabilitasyon merkezinde çekilen görüntülerle ilgili olarak sorumlu
kişiler hakkında soruşturma
başlatıldığı ve haberin hemen ardından
yuvalardaki çocukların içinde bulundukları durumun
iyileştirildiği söyledi.
Bakan Babacan, zaman zaman İngiliz basın mensuplarının
sorduğu sorular karşısında zor anlar yaşadı.
Babacan, İngiliz basınının ITV televizyonunun, İngiliz
Kraliyet Ailesinin eski gelini York Düşesi Sarah Ferguson ile
İstanbul ve Ankaradaki iki rehabilitasyon merkezine girerek
kaydettiği görüntülerle ilgili sorularını, Hükümet konunun
üzerine hemen gitmiştir. Görüntüler, sanıldığı gibi
kimsesizler yurdunda değil, zihinsel özürlüler merkezinde
çekilmiştir. Görüntülerin insanlık dışı görüntüler
değil akli dengesi bozuk çocuklara ait olduğunu unutmamak lazım.
Haberin hemen ardından merkezleri ziyaret ettik ve iyileştirmeler
hemen yapıldı diye yanıtladı.
ITV televizyonu muhabiri ise Babacanın gerekçelerinin kabul edilemez
olduğunu söyleyerek, Evet orası engelli çocukların
bulunduğu bir yer olabilir ama kafes içinde bulunmaları ya da
insanlık dışı davranışlara maruz
kalmalarının hiçbir açıklaması olamaz şeklinde
konuşarak Babacana zor anlar yaşattı.
Babacan ve Millaband toplantının hemen ardından Newcastlea gitti.
İki bakanın burada da iki ülke ilişkileri ile ilgili
temaslarını sürdüreceklerini belirtildi.
MILLIYET 07/11/08
Çözüme destek Ekonomiye proje
PROJELERİMİZİ SUNDUK, DURUM YAKINDA NETLEŞECEK...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının
dünyada giderek büyüyen ekonomik krizi en az zararla atlatması için
gündeme getirdikleri projelere Türkiye yetkililerinin destek verdiğini,
bunların önümüzdeki günlerde netleşeceğini açıkladı.
Soyer, hükümetin, turizm, inşaat, tarım, ticaret ve sanayi sektörleri
ile esnaf ve zanaatkârın önünün açılması için ne
yapabileceğine dair görüş ve düşüncelerini Türkiye yetkililerine
sunduklarını, bu konuda teknik çalışmalar
yapılacağını kaydetti
"RUH ÇAĞIRIR GİBİ KRİZ ÇAĞIRANLARLA ÇÖZÜM
BULUNAMAZ" ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "KKTC'de ekonomik
sıkıntılarımızı, ruh çağırır gibi
kriz çağırarak ve yanlış bilgilere dayanarak spekülasyon
yaparak ele alan tartışmalarla çözüme kavuşturmak mümkün
değildir. Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu
aşikârdır, kesindir" dedi. Başbakan Soyer, Ankara'da
Türkiye yetkilileriyle ekonomik konuları da en detaylı şekilde
görüştüklerini, bunun temelinde yatan noktanın, "KKTC'de
yatırım ikliminin nasıl geliştirileceği" olduğunu,
sivil toplum örgütleriyle görüşmelerinin ruhunda aynı şeyin
bulunduğunu söyledi
TÜRKİYE, 2009 AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİNDEN ÖNCE
ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYOR... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2009'daki Avrupa
Parlamentosu seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinden
olumlu sonuç alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye
yetkililerince paylaşıldığını gözlemlemekten
büyük mutluluk duyduğunu kaydetti. Başbakan Ferdi Soyer, iki liderin,
üzerinde anlaşacağı bir metnin iki halkın referandumuna
götürülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de
desteklendiğini bildirdi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
halkının dünyada giderek büyüyen ekonomik krizi en az zararla
atlatması için gündeme getirdikleri projelere Türkiye yetkililerinin
destek verdiğini, bunların önümüzdeki günlerde
netleşeceğini açıkladı.
Soyer, hükümetin turizm, inşaat, tarım, ticaret
ve sanayi sektörleri ile esnaf ve zanaatkarın önünün açılması
için ne yapabileceğine dair görüş ve düşüncelerini Türkiye
yetkililerine sunduklarını, bu konuda teknik çalışmalar
yapılacağını ve en erken zamanda görüşmelerle
netleşeceğini bildirdi.
"KKTC ekonomisinin, Kıbrıs Türk
halkının gelen ve gittikçe büyüyen dalgadan en az etkilenmesinin
yollarını bulmaya çalışacağız" diyen Soyer,
toplumsal akılla hareket etmenin önemine işaret etti ve tüm
sektörleri fikir üretmeye çağırdı.
Ekonomik sıkıntıların "ruh
çağırır gibi kriz çağırarak" ve yanlış
bilgilerle spekülasyon yaparak çözüme kavuşturulamayacağını
belirten Soyer, "Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu
aşikardır" dedi.
Başbakan Soyer, 2009'daki Avrupa Parlamentosu
seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinden olumlu sonuç
alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye yetkililerince
paylaşıldığını gözlemlemekten büyük mutluluk
duyduğunu da kaydetti.
Soyer ve Denktaş birlikte...
İstanbul ve Ankara'daki temaslarını
tamamlayarak yurda dönen Başbakan Soyer, Ercan Havalimanı'nda
Tarım ve Orman Bakanı Önder Sennaroğlu ve öteki yetkililerce
karşılandı.
Başbakan Soyer ve heyetinin yer aldığı
uçakla, Türkiye'nin eski başbakanlarından Bülent Ecevit'in ölüm
yıldönümü nedeniyle Ankara'ya giden eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş da yurda döndü.
Başbakan Soyer ve eski Cumhurbaşkanı
Denktaş uçaktan birlikte indiler. Süs köpeği Boncuk, Ercan VIP
salonundaki bekleyişinin ardından sahibi Denktaş'a kavuşmasını
sevinçle etrafında dolaşarak gösterdi.
Soyer: STÖ'lerle neler
yapılabilir üzerinde durduk
Başbakan Soyer, Ercan Havalimanı'nda basına
yaptığı açıklamada, İstanbul'da TÜSİAD
yetkilileriyle görüştüklerini, Ankara'da ise Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun'la birlikte TOBB'un düzenlediği
toplantıya katılarak sivil toplum örgütleriyle Kıbrıs
sorununu ele aldıklarını bildirdi. Soyer, bu toplantıda,
çözüm sürecinde Kıbrıs'taki sivil toplum örgütleriyle birlikte neler
yapılabileceği üzerinde durduklarını da söyledi.
Ankara'da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüştüklerini hatırlatan
Soyer, Kıbrıs sorununu değerlendirdiklerini, Türkiye'nin
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı
katında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sürdürdüğü
görüşme sürecine tam desteğin artarak sürdüğünü gördüklerini
açıkladı.
Başbakan Soyer, Türkiye yetkilileriyle sivil toplum
örgütlerinin Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümün istekli
tarafı olduğunu yeniden tespit ettiklerini belirterek,
Kıbrıs Türk tarafının savunduğu çözüm şeklinin
dünya indinde de son derece kabul edilebilir olduğunu söyledi.
"Görüşlerimizin TC yetkililerince
paylaşılması mutluluk verici"
Gelecek yıl yapılacak Avrupa Parlamentosu
seçimleri öncesinde Kıbrıs sorununa çözüm sürecinde bir an önce
olumlu sonuç alınmasına ilişkin görüşlerinin de Türkiye
yetkililerince paylaşıldığını gözlemlemekten
büyük mutluluk duyduğunu belirten Başbakan Soyer, iki liderin
üzerinde anlaşacağı bir metnin iki halkın referandumuna
götürülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin de
desteklendiğini bildirdi.
Soyer, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi üyesi
seçildiği bir dönemde BM parametrelerine bağlı bir çözümü
kararlı ve istekli savunduğunun da siyasal bir gerçek olarak yeniden
gün ışığına çıktığını
kaydederek, "Görüşme sürecinde bu konunun bir an evvel ele
alınmasında yarar vardır" dedi.
Ekonomik ve sosyal konular
Başbakan Soyer, Ankara'da KKTC'yle ilgili ekonomik ve
sosyal konuları da görüştüklerine işaret ederek, "para
istemeye gittiler" gibi yayınlar yapıldığına
dikkat çekti.
Soyer, "ülkesindeki siyasal gelişmeleri takip etmeyen
veya takip edip gizleyerek siyasal fikir üretenleri görmekten üzüntü
duyduğunu" söyledi.
Soyer, hükümetin 2 milyar 600 milyon YTL'ye ulaşan
2009 bütçesini geçtiğimiz hafta meclise sunduğunu
hatırlattı. Bu bilindiği halde, Ankara ziyaretlerini
sığ yorumlayıp halka takdim edenleri, meselenin temel noktalarını
gizleyenleri görmekten üzüntü duyduğunu ifade eden Soyer, "Bilgi,
teknoloji çağında esas olan farklılıkları doğru
verilere dayanarak tartışmaktır. Çıkış yolunu böyle
bulabiliriz" dedi.
Barack Obama'nın seçilmesinden sonra seçimi kaybeden
rakibi John McCain'in, "Bu dünyanın global zor koşullarında
Amerikan ekonomisinin önünün açılabilmesi ve dünyadaki krize çözüm
bulunması için her türlü desteği vereceğini, işbirliği
yapacağını" söylediğini belirten Soyer, şöyle
konuştu:
"Ruh çağırır gibi kriz çağırarak..."
"Bütün dünya bu seçimi çok önemli bir değişim
olarak algıladı. Böylesine bir kültürün geliştiği
dünyamızda ve hele seçim döneminde Barack Obama'nın da Amerikan
ekonomisinin sıkıntısını istismar etmek yerine
Amerikan Kongresi'nden çare bulunması girişimlerinin gerçek
olduğu bir aşamada, KKTC'de ekonomik
sıkıntılarımızı, ruh çağırır gibi
kriz çağırarak ve yanlış bilgilere dayanarak spekülasyon
yaparak ele alan tartışmalarla çözüme kavuşturmak mümkün
değildir. Burada toplumsal ortak paydaya ihtiyaç olduğu
aşikârdır, kesindir."
Başbakan Soyer, Ankara'da Türkiye yetkilileriyle
ekonomik konuları da en detaylı şekilde görüştüklerini,
bunun temelinde yatan noktanın, "KKTC'de yatırım ikliminin
nasıl geliştirileceği" olduğunu, sivil toplum örgütleriyle
görüşmelerinin ruhunda aynı şeyin bulunduğunu söyledi.
KKTC'de yatırımı, istihdamı
artıracak ve ülkeyi dış dünyaya açacak imkanların
nasıl geliştirileceğinin ele alındığını
bildiren Soyer, dünyada derinleşerek süren global krizden KKTC'nin de etkilenmesinin
kaçınılmaz olduğunu; ülkenin bu krizden en az zararla nasıl
çıkacağıyla ilgili konuları görüştüklerini
anlattı.
"Dayandığımız tek nokta TC'nin
desteği"
"Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, ABD krizi
aşmak için Çin'in kaynaklarına ihtiyaç duyuyor" diyen Soyer, dev
şirketlerin bile kaynak paylaşımına gittiğine dikkat
çekti. Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğü nedeniyle uluslararası tüm ortamlardan soyutlanmış
şekilde, bunlardan mahrum ederek krizin etkilerini bertaraf edemeyeceğini
kaydeden Başbakan Soyer, dayandıkları tek noktanın
Türkiye'nin desteği olduğunu ifade etti.
Hükümet önerilerini sundu
Soyer, şöyle devam etti:
"Ekonominin önünün açılabilmesi için turizm,
inşaat, tarım, ticaret, sanayi sektörlerinin, esnaf ve zanaatkârın
önünün açılması için ne yapabiliriz noktasında hükümetimiz
görüş ve düşüncelerini sunmuştur.
Bunları karşılıklı
değerlendirdik ve sevinçle gördüm ki Sayın Erdoğan ve Çiçek bu
görüş ve projelerimize büyük ilgi göstermiştir. Kendileri de teknik
elemanlarıyla bunun çalışmasını yapacaklardır.
Önümüzdeki günlerde, en erken zamanda bu projelerle ilgili
karşılıklı görüşmelerimizin sonuçlarını
netleştirmeye çalışacağız. KKTC ekonomisinin,
Kıbrıs Türk halkının gelen ve gittikçe büyüyen dalgadan en
az etkilenmesinin yollarını bulmaya
çalışacağız."
Başbakan Soyer, bütün dünyada ekonomiler
daralır, işsizlik artar, istihdamlar tehlikeye girerken KKTC'de
petrol kuyuları üzerinde oturuluyormuş gibi
davranılamayacağını vurguladı ve "Türkiye'den ne
kadar para, o kadar emir" diyen sivil toplum örgütü temsilcisinin
geçmişte "Biz Türkiye'nin sınır bekçiyiz, onun için cari
harcamaları karşılamak için gidip para isteyeceksiniz"
dediğini de unutmadığını söyledi.
Soyer, UBP Milletvekili İrsen Küçük'ün
"Türkiye'den para isteyecen, yes be annem" sözlerini de çok
yadırgadığını ifade ederek, "statükonun hem
sağda, hem solda bulunduğunu" kaydetti.
Yıllarca Türkiye'den gelen kaynakların sadece cari
harcamalarda tüketildiğini belirten Başbakan Soyer, geleceği
göremeyenlerin halkı 1 katrilyon 650 trilyon TL iç borca soktuğunu
belirtti.
"Önemli olan toplumun geleceği"
Yaşam standardını geliştirmeye yönelik
sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Soyer, şöyle konuştu:
"Bizim için önemli olan toplumun geleceğidir. Dünden
ders çıkararak, bu iç borcun bize miras kaldığını hiç
unutmadan geleceğe yürümeliyiz. Çünkü bu topraklarda her yıl 3 bine
yakın genç liseden, binlerce genç üniversitelerden mezun olmaktadır,
binlerce gencimiz askerliklerini bitirdikten sonra iş, aş ve gelecek
beklemektedir.
Onun için biz kamu harcamalarında tüketme
yerine, ülkemizin kamu çalışanlarıyla da birlikte ekonomik
noktaya doğru gitmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.
Ekonominin temel meselelerine dair fikir üretmelerine ihtiyacımız
vardır. Sendikalara, işveren kuruluşlarına, üretici
birliklerine, esnaf örgütlerine buradan sesleniyorum.
Bu global krizin dünyayı yakıp kavurduğu
ortamda toplumsal aklı yaratalım ve yola çıkalım.
Bırakalım bu kısır, verimsiz tartışmaları.
Yok 13. maaş kaldırılacak, yok ikramiyelerden vergi kesilecek,
yok şu yapılacak, ya da Ankara'ya gittiler...
Bütçeyi meclise sunup öyle gittik...
Bu ziyareti bütçeyi meclise gönderip öyle gittik,
özellikle bütün bu spekülasyonların önünü kapatmak için bu tercihi
yaptık. Onun için tedbir alınması gerekirse, biz kendi toplumsal
aklımızla insanlarımızın yaşam
standardını düşürmeyecek tedbirler üretmek
zorundayız."
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk
halkının krizi en az zararla atlatması için gündeme getirdikleri
projelere Türkiye yetkililerinin destek ve ilgilerini görmekten mutlu
olduğunu vurguladı. Önümüzdeki günlerde bunların
netleşeceğini belirten Soyer, tüm sektörlerin bu dalgayı en
zararla atlatabilmesi için toplumsal akılla hareket edeceklerini ekledi.
KIBRIS 07/11/08
259 milyon Euro'nun yüzde 40'ı çevre projelerine
ayrıldı
Avrupa Birliği kaynaklarıyla Lefkoşa Türk Belediyesi
tarafından uygulanacak su hatlarını değiştirme
projesi, dün düzenlenen basın toplantısıyla
tanıtıldı.
LTB'de yer alan basın toplantısına, LTB
Başkanı Cemal Bulutoğluları, Avrupa Komisyonu temsilcileri
Alessandra Viezzer ve Vidmantas Ruplys ile LTB Su İşleri Amiri Hasan
Güralp katıldı.
LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları,
basın toplantısında yaptığı konuşmada,
Lefkoşa'daki su şebekesindeki kansere neden olabilecek asbestli
boruların yerine yani boruların döşeneceği projeyle ilgili
uluslararası ihalenin 15 Ekim'de açıldığını
söyledi.
1 Aralık'ta kapanacak ihale sonucunda 85 kilometrelik
yüksek yoğunluklu poliüretan boru döşeneceğini kaydeden Cemal
Bulutoğluları, Atatürk Caddesi Kuzeyinde kalan tüm boruların
değişeceğini ve su kaybının asgariye
indirileceğini ifade etti.
Projenin tamamlanması ile günlük 750 ile 1000 ton
arası suyun kurtarılacağını, sağlık
risklerinin ortadan kalkacağını ve tespit edilemeden kullanma
suyuna lağım sularının karışmasının
engelleneceğini dile getiren Bulutoğluları, 18-20 bin
kişinin su sayaçlarının da modern sayaçlarla
değiştirileceğini belirtti.
Bulutoğluları, ihalenin
Kıbrıslı Türk bir firma tarafından
alınmasını ve projenin halka hayırlı
olmasını diledi.
"Amaç şubat ayı içerisinde yeni şebekeyi törenle
hizmete koymak"
Avrupa Komisyonu çevreden sorumlu temsilcisi Alessandra Viezzer
de, 259 Milyon Euro'luk AB yardımının yüzde 40'lık bölümünün
çevre projelerine ayrıldığının altını
çizdiği konuşmasında, bu tip çevre projelerinin altyapıda
düzelme, insan sağlığı ve iş koşulları
açısından önemli olduğunu bildirdi.
Suyun her damlasının değerli olduğunu
vurgulayan Viezzer, ihalenin rötarlı başladığını
ve bu arada birçok su kaybı olduğunu söyledi ve amaçlarının
Şubat ayı içerisinde yeni şebekeyi törenle hizmete koymak
olduğunu kaydetti.
LTB Su İşleri Amiri Hasan Güralp da, haritadan
projenin kapsayacağı alanı ve proje detaylarını
anlattı.
Güralp, projenin gerçekleştirilmesi esnasında
yeni borular döşenirken, eski boruların yeraltından
çıkarılmayacağını böylece çevreye daha az zarar
verilmesinin hedeflendiğini kaydetti.
Yeni boruların yüksek yoğunluklu poliüretan
borular olacağını ve 50 ile 100 yıl arası ömre sahip
olduklarını söyleyen Güralp, "Proje
tamamlandığında Lefkoşa'nın su şebekesindeki
yenilemenin yüzde 50'si tamamlanmış olacaktır"
şeklinde konuştu.
Proje için firmalar Ledra Palas bölgesindeki Komisyon
temsilciliğine 1 Aralık tarihine kadar başvuru yapabilecek.
Bilgilendirme toplantısı ise 10 Kasım
Pazartesi günü saat 10.30'da Saray Otel karşısındaki Avrupa
Komisyonu temsilciliğinde yer alacak.
KIBRIS 07/11/08
Throw away the history
books
By Stefanos
Evripidou
THE LEADER of the
Orthodox flock in Cyprus will ask school children to throw away their history
books if he feels they have been distorted, the primate warned yesterday.
Asked to comment on the Education Ministrys efforts to revise and update
school books, some of which have been in circulation for near three decades,
Archbishop Chrysostomos II told reporters that the Church would not tolerate
distortion of the truth.
The Church has a clear position on this. We will not allow the distortion of
history, he said.
The Archbishop went so far as to say he would encourage children to throw away
their books if the Church did not approve of them.
We will stand firm to the point where we will even call on the children to
throw away such books that have distorted the history of our country, said
Archbishop Chrysostomos.
The people are looking at us, listening to us and judging us all, replied
Government Spokesman Stefanos Stefanou.
The spokesman said the Archbishop was stuck on a non-issue, since the government
was not responsible for education reform.
The committee for reform of the syllabus, headed by an esteemed academic, was
responsible, clarified Stefanou.
From there on, any changes will be subject to discussion and consensus before
any new books are given to the schools, he added.
CYPRUS MAIL 07/11/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 00:50 TSİ 08 Kasım 2008 Cumartesi
LONDRA - Programda, Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun hukuk müşaviri Recep
Doğanın konuyla ilgili açıklamaları yer aldı.
Programda, İngiltere Dışişleri Bakanı David
Milibandın bu konudaki açıklamaları da yayınlandı.
Doğan, daha önce kanalın internet sitesindeki
açıklamalarında, programa konu olan kurumların yetimhane
değil, zihinsel engellilerin kaldığı kurumlar
olduğunu, İngiliz halkının konuyla ilgili doğru
bilgilendirilmesi gerektiğini kaydetmişti.
Doğan, açıklamasında bu sorunla ilgili olarak Türkiyeden
İngiltereye geldiğini belirterek, sadece İngilterede
bulunmasının dahi konuyla ilgili ciddiyetlerini ve
kararlılıklarını gösterdiğini bildirdi.
"Türkiye'ye karşı çifte standart var"
Avrupa
Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
Fransız Senatosu'nun Dışişleri Komisyonu'nda
yaptığı konuşmada, "Türkiye'ye karşı çifte
standart var" dedi.
Rehn, Fransız Senatosu'nda parlamenterlerin
sorularını yanıtladı..
Bir soru üzerine Rehn, "AB'nin engellemesi sonucu Türkiye her dönem 2
başlık açabiliyor. Bu sayı az. Sürecin adil olması
gerekir" diye konuştu.
Türkiye'nin dış politika performansının övgüye layık
olduğunu belirten Rehn, iç siyasi krizler sonrası
"reformların hız kestiğine" dikkat çekti.
CNN TURK 08/11/08
İngiliz eziyeti
SINIR BİR SÜRE KAPALI KALDI... Beyarmudu sınır
kapısında bulunan SBA'in (Sovereign Base Areas/ Egemen üs bölgeleri)
İngiliz gümrükçüleri, üsler bölgesinde ağılları bulunan ve
oradaki hayvanlarına bala götürmeye çalışan Beyarmudulu
hayvancılara geçiş izni vermeyince ortalık
karıştı. Hayvancılar sınır kapısında
eylem yaparak geçişleri durdurdu

BALALARI YAKTILAR... Eylemciler, balaların üstler bölgesine
geçişine izin vermeyen İngiliz gümrükçüleri protesto etmek için
sınır kapısını kapattıktan sonra bazı
balaları ateşe verdi. Balaların sahibi Haydar
Haydaroğulları, İngilizlerin kendilerine 15 gündür sorun
çıkardığını, dün de balaların geçmesine izin
vermeyince eylem yapmak zorunda kaldıklarını söyledi.
Ali CANSU
Beyarmudu sınır kapısında bulunan
SBA'in (Sovereign Base Areas/ Egemen üs bölgeleri) İngiliz gümrükçüleri,
üsler bölgesinde ağılları bulunan ve oradaki hayvanlarına
bala götürmeye çalışan Beyarmudulu hayvancılara geçiş izni
vermeyince ortalık karıştı.
Hayvancılar sınır kapısında eylem
yaparak geçişleri durdurdu.
Beyarmudu'ndaki çiftçi ve hayvancılar, Türkiye'den
getirilen balaların geçişine izin verilmeyince yolu kapatarak bala
yaktı ve protesto gösterisinde bulundu.
Üstler bölgesinde çiftçilik ve hayvancılıkla
uğraşan yaklaşık 18 hayvancı ve çiftçinin
gerçekleştirdiği eylem saat 13.00'de başladı ve 15.00'e
kadar devam etti.
Çiftçi ve hayvancılar, bir TIR dolusu balayı
KKTC sınır kapısından geçirdikten sonra yolun
ortasında park ederek geçişlere izin vermedi.
İşçiler 2 saat sınırda mahsur kaldı
Geçişlerin yapılamaması nedeniyle
sınırda uzun kuyruklar oluştu. Eylemin Rum kesiminde
çalışan işçilerin de çıkış saatine denk gelmesi
kuyrukların bir o kadar daha uzamasına yol açtı.
İşçiler kapının
kapandığını görünce şok oldu. Yaya olarak
geçişleri bir süre aksayan işçiler daha sonra geçişlerin
başlamasıyla rahatladı ancak, araçları oradaki arsada
bulunan işçiler eylemin bitmesini beklemek zorunda kaldı.
Balaları yaktılar
Eylemciler, balaların üstler bölgesine geçişine
izin vermeyen gümrükçüleri protesto etmek için sınır
kapısında bala yaktı.
Beyarmudu sınır kapısına traktör ve
dozerler de getiren hayvancı ve çiftçiler, İngiliz görevlilere,
balaların geçirilmesine izin verilinceye kadar yolu kapalı
tutacakları uyarısında bulundu.
Hayvancı ve çiftçilerin bu eylemiyle Beyramudu
sınır kapısı ilk kez geçişlere kapanmış
oldu..
Balaların sınırdan geçirilmesine,
Türkiye'den getirildiği için izin verilmedi
Beyramudu Muhtarı Mustafa Tan, üsler bölgesinde
bulunan mandıralarına bir TIR dolusu bala götürülmesine izin
verilmemesi üzerine sınırı kapatarak eylem
yaptıklarını söyledi..
İngiliz gümrük yetkililerinin, balalar Türkiye'den
getirildiği ve hastalık bulunması
olasılığına karşı geçişe izin
vermediğini kaydeden Tan, "Türkiye'den geldiği için maalesef
buna izin vermiyorlar. Köylü de haklı olarak eylem yaptı. Balalar
üstler bölgesinde bulunan hayvancılık bölgesine gidecekti. Üstler
bölgesinde hayvancıların ağılları vardır. Bu
balalar oraya gidecekti" dedi.
Sorun 15 gün evvel başladı
Sorunun 15 gün evvel başladığını
ve İngiliz gümrükçülerin zaman zaman geçişlere izin verdiğini
söyleyen ifade eden muhtar Tan, İngilizlerin kendilerine, Ticaret
Odası'ndan belge alınması durumunda balaların geçişine
izin vereceklerini söylediğini belirtti.
Tan, çiftçinin Ticaret Odası'ndan belge
almasının mümkün olmadığını, yaptıkları
işin ticaret olmadığını kaydetti.
Yaptığımız ticaret değil
Balaların sahibi Haydar Haydaroğulları,
İngiliz gümrükçülerin kendilerine 15 gündür sorun
çıkardığını dün de balaların geçmesine izin
vermedikleri gerekçesiyle sınır kapısında eylem yaparak
kapıyı geçişlere kapattıklarını söyledi.
Haydaroğulları, balaların üstlerdeki hayvancılık
bölgesinde bulunan hayvanlar için götürüleceğini belirterek, "Balalar
geçmezse hayvanlarım ne yiyecek. Şu anda ben mağdur
durumdayım. Biz de bugün çiftçiler ve hayvancılar olarak eylem yapma
kararı aldık. Muhtarımız daha önce üst yetkililer ile görüşmelerine
rağmen bir türlü balaların geçişine izin vermiyorlar. Balalar
için Ticaret Odası'ndan kağıt istediler. Biz ticaret
yapmıyoruz ki. Bu sorundan usandık bıktık. Bölgede 18
hayvancı vardır. 15 gün önce bir kamyon balayı üstler
bölgesine geçirmemize rağmen bugün bize sorun çıkardırlar. Bütün
sorun malların Türkiye'den getirildiği içindir. Başka bir
şey değildir"
dedi.
SBA balaların geçmesine izin verdi
Balaların sahibi Haydar Haydaroğulları,
İngiliz gümrük yetkililerinin balaların geçeceği sözü
vermesinden sonra eylemi kaldırdıklarını söyledi.
Haydaroğulları, İngilizlerin daha sonra
balaların geçirilmesine izin verdiğini ve pazartesi günü bu konu
hakkında bir toplantı yapacaklarını, toplantıya
Beyarmudu köyü muhtarı, İngiliz gümrük yetkilileri, ve Ticaret
Odası yetkilisinin de katılacağını
kaydetti.
KIBRIS 08/11/08
Müzakere süreci kötü gidiyor
HALKI ÜMİTSİZLİĞE SEVK EDİYORLAR...
DİSİ Başkan Yardımcısı Katie Klerides,
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas arasında
devam eden müzakere sürecinin tahmin ettiğinden çok farklı bir
şekilde ilerlemekte olduğunu; birbirini çok iyi tanıyan iki
liderin maksimalist yaklaşımlarla iki halkı ümitsizliğe
sevk ettiklerini söyledi
"ÇIKARLARINIZI KORUYORUZ" MESAJI VERİYORLAR...
Liderlerin olumsuz yaklaşımının iki tarafta da var olan
çözüm karşıtı guruplara yönelik kendi çıkarlarını
koruduğu izlenimi vermeye yönelik olduğunu belirten Ketie Klerides,
iki liderin birbirlerini suçlayan tavrının müzakerelere yardım
etmediği görüşünü de ortaya koydu
DİSİ Başkan Yardımcısı Katie
Klerides, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere
sürecinin tahmin ettiğinden çok farklı bir şekilde ilerlemekte
olduğunu; birbirini çok iyi tanıyan iki liderin maksimalist
yaklaşımlarla iki halkı ümitsizliğe sevk ettiklerini
söyledi.
Katie Klerides, dün KIBRIS TV ekranlarında
yayınlanan "Özen Çatal'la Kıbrıs'ta Bugün"
programına katıldı.
Programda Annan Planı sürecinde çözüme destek veren
DİSİ'nin ödediği bedel ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere
sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Klerides bu yaklaşımın geçmişten, yani
Papadopulos'un politikalarından çok da farklı olmadığı
yorumunda bulunarak iki liderin birbirini suçlayan tavırlarından
vazgeçerek süreci hızlandırması talebini de dile getirdi.
"Annan planına 'evet' diyen DISI, 5 yıl boyunca
suçlandı"
Güney Kıbrıs'ta Annan Planı'na
"hayır" çıkmasını halkın yeterince
bilgilendirilmemiş olmasına bağlayan Ketie Klerides,
DİSİ Partisi'nin Anan Planı'na evet kampanyası
yürütmüş olmasına rağmen merkezinde Papdopulos'un bulunduğu
çevrece oluşturulan negatif ortam sebebiyle DİSİ'nin
destekçilerinin dahi Annan Planı'na "hayır" dediğini
belirterek, DİSİ'nin 2003'ten sonraki 5 yıllık sürede çok
zor durumda kaldığını söyledi.
Klerides, DİSİ'nin "evet" diyen tek
parti olarak, "hayır" diyen cephenin karşısında
tek başına kaldığını ve 5 yıl boyunca suçlu
konumunda eleştirildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden müzakere
sürecine ilişkin açıklamalarda da bulunan Katie Klerides,
beklediği kadar olumlu bir atmosferin olmadığını iki
liderin maksimalist yani daha çok talep eden bir tutum izlemekte olduğunu
söyledi.
Liderlerin bu yaklaşımının iki tarafta
da var olan çözüm karşıtı guruplara yönelik kendi
çıkarlarını koruduğu izlenimi vermeye yönelik olduğunu
belirten Klerides, iki liderin birbirlerini suçlayan tavrının
müzakerelere yardım etmediği görüşünü de ortaya koydu.
DİSİ Başkan Yardımcısı Ketie Klerides şu
anda çok umutsuz olmak için erken olduğunu, iki liderin süreci
hızlandırarak daha fazla diyalog içinde olmaları ve bir araya
gelmeleri gerektiğini belirtti.
KIBRIS 08/11/08
Avrupa Sosyalist Parti'den çözüm çabalarına destek
FIRSAT PENCERESİ AÇIK... Avrupa Sosyalist Parti heyeti, KKTC'deki
temasları çerçevesinde CTP'yi ziyaret etti ve çözüm çabalarına destek
belirtti. Heyet başkanı Luciano Vecchi, çözüm için fırsat
penceresinin açık olduğuna; her iki tarafta da gerçek ve adil bir
çözüme ulaşılması yönünde iyi niyet bulunduğuna
inandıklarını söyledi
Avrupa Sosyalist Parti heyeti, KKTC'deki temasları çerçevesinde
Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret etti ve çözüm çabalarına destek
belirtti.
Luciano Vecchi başkanlığındaki heyet,
CTP'de, Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve diğer
bazı parti yetkilileriyle bir araya geldi.
Soyer ve Vecchi görüşme öncesinde basına
açıklamada bulunduktan sonra görüşmeye geçildi.
Cumhurbaşkanlığı Özel
Danışmanı Kutlay Erk'in de katıldığı
görüşmede, Soyer başkanlığındaki CTP heyetinde
milletvekilleri Mehmet Çağlar ve Salih İzbul, Ünal Fındık,
Özkan Yorgancıoğlu; Avrupa Sosyalist Partisi heyetinde ise Luciano
Vecchi başkanlığında Kenneth Forslund, Jodi Pedret, Georg
Ortner, Luca Badder, Rob van de Water, Yonnec Polet hazır
bulundu.
"Çözüme katkı"
Soyer, bu ziyaretlerin, iki liderin
başlattığı çözüm sürecine büyük katkısı
olacağına inandığını belirterek heyetle
detaylı olarak görüşme süreciyle ilgili görüşlerini
paylaşacaklarını söyledi.
Soyer, "Eminim ki bu ziyaretler sonuçta çözüme büyük
katkı yapacaktır" dedi.
"Çözüm sürecine ve liderlerin çabalarına destek"
Vecchi de açıklamasında, adaya, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması amacıyla başlatılan yeni müzakere
sürecine ve liderlerin bu yöndeki çabalarına destek belirtmek için
geldiklerini ifade ederken, gerek Avrupa, gerek kendi siyasi camiaları
açısından çözümün önemine işaret etti.
Çözüm için fırsat penceresinin açık
olduğuna; her iki tarafta da gerçek ve adil bir çözüme
ulaşılması
yönünde iyi niyet bulunduğuna inandıklarını dile
getiren Vecchi, "Bu çabaları destekliyoruz; sosyalist camiamız
da siyasi liderlerin; halklarının, Kıbrıs'ın,
Avrupa'nın ve tüm dünyanın hak ve çıkarlarına uygun gerçek
bir çözüme ulaşmak için göstereceği iyi niyete destek
verecektir" şeklinde konuştu.
KIBRIS 08/11/08
Sorun çözülmezse, salı günü daha büyük eylem var
|
|
|
|
Beyarmudu köyünde hayvan üreticilerinin, İngiliz Üs Bölgesi'ndeki
hayvanları için balya ve yem geçişlerinde İngiliz yetkililerin
engelleriyle karşılaşmasıyla baş gösteren krizde,
Ticaret Odası çözüm bulmak için devreye giriyor.
Balya ve yemlere Yeşilhat Tüzüğü'ne göre
işlem yapılmak istenmesine tepkilerini önceki gün balyaları
yakarak gösteren Beyarmudulu üreticiler, İngiliz Üs yetkilileri soruna
çare bulmazsa, salı günü daha büyük bir eyleme hazırlandıklarını
açıkladı.
Ticaret Odası yetkilileri ise köylülerin
ihtiyaçlarını belirlemek için yarın Beyarmudu'na giderek
inceleme yapacak ve ardından İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde
girişim yapacak.
Küçükpergamalı: Biz ihracat yapmıyoruz
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan
Beyarmudulu hayvan üreticilerinden Hüseyin Küçükpergamalı, üsler
bölgesinde hayvanları olan köylülerin, yem ve balya taşırken
İngilizlerin keyfi uygulamasıyla engellendiğini ancak bunun
altında Rum Hayvancılık Dairesi'nin baskıları
olduğunu düşündüklerini söyledi.
Küçükpergamalı, İngiliz Üsler Bölgesi'ne
hayvanları için yem ve balya taşımalarının
Yeşilhat Tüzüğü'yle ilgili olmadığına işaret
ederek, "Biz bunları ihraç etmiyoruz ki kendi ağıllarımız
ve ahırlarımızdaki hayvanlarımızın ihtiyacı
için kullanıyoruz" dedi.
Ticaret Odası'ndan belge almaları koşulunun
doğru olmadığını anlatan Hüseyin Küçükpergamalı,
odanın sadece yerli ürünler için belge verebildiğini belirtti.
Hüseyin Küçükpergamalı, üsler yetkililerinin
kendilerini yarın toplantıya
çağırdığını ve sorunun çözüleceği sözü
verdiğini kaydederek, eğer çözülmezse salı günü daha güçlü bir
eyleme hazırlandıklarını bildirdi.
Önceki günkü eylemlerinin ardından bir TIR'ın
geçişine izin verildiğini belirten Küçükpergamalı, "Biz,
hayvanlarımıza taşıyacağımız ürünler için
Beyarmudu muhtarının vereceği kağıdın yeterli
olmasını istiyoruz. Bizim Yeşilhat Tüzüğü'yle bir ilgimiz
yok. SBA bölgesi de AB toprağı değil" diye konuştu.
Küçükpergamalı, SBA bölgesindeki organize
hayvancılık bölgesinde köylülerin 22 ağıl ve
ahırı bulunduğu ve bunlardan 18'inin soğuk zincire dahil
olduğunu da söyledi.
Ticaret Odası yarın Beyarmudu'nda inceleme yapacak
Ticaret Odası yetkililerinden alınan bilgiye
göre, yarın saat 11.00'de Beyarmudu'na gidecek oda yetkilileri, köylülerin
hayvan sayısını ve ihtiyaç duydukları yem
miktarını belirleyecek.
Üs bölgesinin AB toprağı
olmadığını ve Yeşilhat Tüzüğü
koşullarının aranmaması gerektiğini belirten oda
yetkilileri, Türkiye'den geldiği için balyalara sorun çıkarıldığını
ama bunun aşılması için girişim yapacaklarını, bu
çerçevede köylülerle ve İngiliz Üs yetkilileriyle görüşmelerinin
ardından İngiliz Yüksek Komiserliği yetkilileriyle görüşme
talep edeceklerini anlattı.
Beyarmudulu hayvan üreticilerinin bir süredir üs bölgesine
balya ve yem geçirirken İngiliz yetkililerin engelleriyle
karşılaşması üreticileri önceki gün isyan noktasına
getirmiş ve köylüler tepki için balyaları yakmışlardı.
Önceki günkü olay sırasında, SBA Gümrük
Sorumlusu Geoff Brown olay yerine gelerek duruma müdahale etmiş ve
Beyarmudu Muhtarı Mustafa Tan'la görüşerek sorunu çözme sözü
vermişti.
KIBRIS 09/11/08
Talat devletin eşit bölüşümünü istiyor
Cumhurbaşkanı Talat'ın; üst makamlarda sayısal
eşitliğe riayet edilmemesi durumunda, Kıbrıslı
Türklerin ortak devletin yönetimine katılımlarının sonuç
getirici olmayacağını savunduğuna dikkat çeken Politis
gazetesi, "Devletin Eşit Bölüşümü - Mehmet Ali Talat
Hristofyas'la Görüşmelerinde Bugüne Kadar Neler Önerdi"
başlıklı haberinde, özetle şunları yazdı:
"Kıbrıs Rum tarafı iki
devletçiğin Federal Devlet Senatosu'nda eşit sayıda temsil
edilmesini kabul ediyor çünkü yasama erkinde siyasi eşitlik bu
şekilde ifade edilir. Kıbrıs'ın demografik gerçekleri ise;
katılım oranının çok daha gerçekçi olacağı Alt
Meclis'te ifade edilecek.
Lefkoşa; yargı erkinde sayısal
eşitliği yalnız; yabancı yargıçların Yüksek
Federal Mahkeme'ye katılıp katılmayacakları noktasında
tartışıyor. Ancak Talat'ın Merkezi hükümete 4 Rum ve 3
Türk'ün katılımı önerisini; nüfus oranları 20/80 olan iki
toplumun bu şekilde eşitlenemeyeceğini vurgulayarak reddediyor.
Kıbrıslı Türk lider bugüne kadarki görüşmelerde
şu tezleri ortaya koydu:
Mehmet Ali Talat; Annan planından ilgili maddelerle
değiştirilmiş İsviçre modelinde bir başkanlık
konseyi sistemi öneriyor, şunları talep ediyor:
- Başkanlık Konseyi üyelerinin
oranının 4 Rum- 3 Türk olması (Annan Planı'ndaki ilk oran
4/2 idi daha sonra 6/3 oldu)
- Başkanlık konseyi üyelerinin 48 üyeli
Senato'daki 13 Türk ve 13 Rum üyelerinin ayrı çoğunluğuyla
seçilmesi. Annan planı her toplumun senatörlerinin 2/5 oy
çoğunluğunu öngörüyordu.
- Başkanlık Konseyi'nin 5 yıllık görev
süresi içerisinde her yıl dönüşümlü görev yapacak başkan ve
başkan yardımcısı olacak. Toplamda Rum başkan 3, Türk
başkan 2 yıl başkanlık görevi yapacak.
Kıbrıslı Türk lider yasama erkiyle ilgili
şunları öneriyor:
- Üst Meclis 24 Rum ve 24 Türk senatörden oluşacak
- Alt Meclis'te 67 Rum ve 33 Türk üye olacak yani
temsiliyet oranı 1/3 olacak.
- Alt Meclis'te katılımcı veto. Kıbrıslı
Türk milletvekillerinin 1/4'ünün desteği olmadan karar alınamayacak.
Milletvekillerinin seçilmesi için devletçiklerin iç
vatandaşlıklarının dikkate alınacağına
işaret ediliyor yani Kıbrıs Türk devletçiğinde ikamet eden
Rumlar Kıbrıs Türk vatandaşlığına sahip
değil iseler oy kullanamayacaklar, aynı şey Kıbrıs Rum
devletçiğinde ikamet eden Türkler için geçerli olacak.
Hava sahası kontrolünün (FIR) yetkinin merkezî hükümete ait
olacağının vurgulanmasına rağmen Talat kontrolün
uygulanmasının devletçiklere bırakılmasını
istiyor. Argümanı da hali hazırda birbirine denk iki birim
bulunduğu ve bunların işleyişini sürdürmesi gerektiği
şeklindedir.
- Devletçiklerin iç vatandaşlığı
olacak, ki bu Alt Meclis'e seçimlerle ilgili önerilerde de uygulanan bir
şeydir.
- Kıbrıs Türk tarafı arkeolojik
alanların, telekomünikasyon, havaalanı ve limanların sahibinin
devletçikler olmasını istiyor.
- Esasen iki merkez bankası, ekonomi ve
çalışma konuları için çifte düzenleme makamı, deniz
hukukunun devletçikler tarafından uygulanmasını ve AB'de çifte
temsiliyet olmasını istiyor."
Fileleftheros gazetesi "Sepetleri
Danışmanlar Dolduruyor - Nami ve Yakovu Bugüne Kadarki
Görüşmeleri Listeliyor, Anlaşmazlıklar Fazla"
başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB'yle
ilişkilerden sorumlu temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovu'nun pazartesi günü; doğrudan müzakereler
çerçevesinde bugüne kadar sunulanları listeleyeceklerini
hatırlattı. Gazete Nami ve Yakovu'nun; Talat- Hristofyas
görüşmesinden bir gün önce (pazartesi) tamamen; sepetleri (görüş
birliği sağlanan, görüş birliği sağlanabilecek olan ve
anlaşmazlık konularının konulduğu) sepetleri
doldurmakla uğraşacaklarını belirtti.
Talat ve Hristofyas'ın Salı ve Cuma günleri
yapacakları, pazartesi günü Ada'ya gelecek olan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in de
hazır bulunacağı yeni görüşmelerinde yasama erki üzerinde
duracaklarını belirten gazete, bir sonraki adımın ise
anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasının oluşturulması
olacağını yazdı, özetle şunları aktardı:
"İlgili konular masadayken yapılan
hazırlık görüşmelerinde Türk tarafının
anlaşmazlıkların çözümüyle o kadar da ilgilenmediği,
bunların sağlamlaşmasını istediği ortaya
çıktı. Talat Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
eşit olarak temsil edileceği bir komite kurulmasını
öneriyor, bu da her anlaşmazlık durumunda eşitlik
olasılığına göndermede bulunuyor. Yasama erkiyle ilgili
konularda da Türk tarafının geliştirdiği mantık;
çeşitli emniyet sübapları ve özel çoğunluklar
aracılığıyla gündeme gelen tam eşitlikte ısrara
bağlanıyor. Bu arada; güvenlik ve garantiler konusunun yakında
ele alınmayacak olmasına rağmen Avrupalıların NATO- AB
ilişkileri konusunda Ankara nezdinde perde gerisi hareketlerde
bulunduğu görülüyor. Türkiye; Kıbrıs nedeniyle AB'nin, NATO'nun
liderliğindeki operasyonlar çerçevesinde Kıbrıs'ın da
katılımıyla işbirliğini sağlama
çabalarını veto ediyor."
KIBRIS 09/11/08
Aides lay ground for
talks
TOP AIDES to the leaders
of both sides will come together tomorrow to prepare the ground for the next
round of Cyprus talks.
Presidential Commissioner George Iacovou said his meeting with Ozdil Nami,
senior aide to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, would revolve around
the powers of the federal government and of the executive.
President Christofias top advisor declined to comment on the progress of
negotiations so far. It was too early to offer an assessment of the process, he
said, although a clearer picture might emerge after the two sides closed the chapter
on governance.
Governance and power-sharing in the new state is the first item on the talks
agenda; it will be followed by the even thornier issue of properties.
We must be cautiously optimistic, remarked Iacovou.
He said attention should be paid not so much on public statements on the talks
by Turkish Cypriots, but rather on what the Turkish Cypriot side is saying at
the negotiating table.
As for us, we shall continue our struggle for a solution, and I hope our
goodwill is contagious and spreads to our Turkish Cypriot interlocutors, he
said.
CYPRUS MAIL 09/11/08
Turkey must respect
rules
TURKEY needs to respect
EU regulations if it is ever to become a member state, EU Transport
Commissioner and Vice Chairman of the European Commission, Antonio Tajani said
yesterday.
A solution to the Cyprus problem, he added, would emerge through dialogue and
not by sanctioning Turkey.
Speaking after a joint conference with Communications Minister Nicos
Nicolaides, where the European Charter for Road Safety was signed, Tajani said
the EU had asked Turkey to lift its restrictions on the free movement of goods
and products, including restrictions on transportation.
The EU Commissioner explained that the plan was not to sanction Turkey, but to
resolve problems with mutually agreed and fair solutions.
If Turkey shows respect of regulations, it will be able to become a member,
only I repeat, by respecting the rules, said Tajani.
Minister Nicolaides welcomed the EUs stance on Turkeys embargo on ships and planes
bearing the Cyprus flag.
These measures do not just go against the Cyprus Republic, they go against the
European Union, he pointed out.
CYPRUS MAIL 09/11/08
Property group receives
three complaints a day from disgruntled home owners
By Jean Christou
A WHOPPING 2,000 foreign
home buyers, or on average three a day, have contacted the Cyprus Property
Action Group (CPAG) for help since its inception only in April last year.
The figure appears in a report commissioned by the previous government, which
was aimed at a joint effort to resolve many of the problems experienced by
foreign buyers on the island.
Over 2,000 buyers have contacted CPAG so far, even without [us] advertising,
and this number grows daily, said the CPAG report.
CPAG had hoped to work hand in hand with the government on the basis of the
report, which was handed over in January this year. However CPAG says the new
administration appears to have shelved the comprehensive report prompting the
group to go public on its content.
They (the new government) have not refuted anything in the report since then,
nor have they had the courtesy to formally respond, said CPAGs Denis OHare.
Our findings suggest that the whole property industry, including property law
and the planning system, has been grossly slanted in favour of developers,
their bankers and the legal fraternity, to the great disadvantage of the buyers
and also to the nations own tax revenues, said the report.
3
It should be noted that the Cypriot buyers also suffer many of these problems,
especially the denial of their property rights through grossly delayed legal
ownership, whilst developers raise mortgages on, and take risks with, their
homes.
It said that since its inception, CPAG itself had been the target of much anger
from home owners who were facing problems because of its stated aim to work
with the government to solve the problems.
However, if Government chooses not to engage us in constructive dialogue, we
shall be forced to go elsewhere to seek redress, said OHare.
He said CPAG had, on very good authority, heard that the Finance Ministry under
the previous Minister Michalis Sarris was investigating the issues rasied in
the report.
After the elections the 68-page report was also sent directly to the current
Minister of the Interior, the Minister of Justice and Minister of Finance. More
than six months later CPAG has not had any feedback other than a cursory
meeting.
Nothing substantial was discussed or suggested apart from sticking plaster
proposals. We anticipate more of the same, said CPAG.
Most fair-minded people would agree that our findings show a shocking picture
of this disorganised, dishonest and corrupt industry sector, something that
most governments would never have allowed to happen in the first place
especially when the economy is so reliant on this industry sector, the report
said.
Unfortunately the Government of Cyprus currently appears to be unwilling or
indeed unable to do anything about this scandalous state of affairs.
CPAG said it was very disappointed that the government had chosen not to
respond substantially and were moving on to enlist the help of external bodies
to apply pressure on Cyprus.
Currently, CPAG are communicating with the EU at various levels as part of their
new strategy.
The blame for the shambles which surrounds the Cyprus property market must
belong 100 per cent to this and previous Cyprus governments for failing to
regulate the industry properly and for allowing this unethical lending to
developers which would be an anathema in any other modern EU state, the CPAG
report said.
CYPRUS MAIL 09/11/08
KKTCde Ankara büyükelçisi krizi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTCDE Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile KKTC Dışişleri Bakanlığı arasında büyükelçi krizi yaşanıyor
Cumhurbaşkanı Talat, 31 Ağustosta görev süresi
dolarak Kuzey Kıbrısa dönen Tamer Gazioğlundan boşalan
Ankara Büyükelçiliğine Dışişleri
Bakanlığının önerdiği Müsteşar Namık
Korhanın atamasını aylardır onaylamıyor.
Talatın, büyükelçilik ve dış temsilcilik atamalarının
kendisine bağlanmasını istediği belirtiliyor. KKTCnin
25. kuruluş yıldönümü olan 15 Kasıma kadar
Ankaraya büyükelçi ataması yapılmazsa, KKTC Ankara
Büyükelçiliği ilk kez büyükelçisiz bir cumhuriyet resepsiyonu düzenlemek
zorunda kalacak. 15 Kasıma kadar atama yapılmaması halinde
Ankara Büyükelçiliğindeki resepsiyonda KKTCyi
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı temsil
edecek.
MILLIYET 10/11/08
Alevi taleplerine uç fikir yorumu
OSMANİYE DHA, AA
Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, bir gazetecinin, "Diyanet İşleri Başkanlığından Alevi köylerindeki camilerin kapatılması, okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi taleplerin bulunduğu" yönündeki bir soru üzerine, "Bu tür uç fikirlere biz itibar etmiyoruz" diye konuştu
Yazıcıoğlu, "Diyanet İşleri
Başkanlığı, Osmanlı devletindeki
Şeyhülislamın devamı gibidir. Alevi kökenli
vatandaşlarının birtakım sıkıntıları var.
Bu vatandaşlarımızın sıkıntıları
konusunda onlarla görüşüyoruz ve diyalog halindeyiz" diye
konuştu.
Politika güdüyorlar
Yazıcıoğlu, şunları kaydetti:
"Alevi ve Sünni vatandaşlar arasındaki ortak paydalar çok daha
geniştir. Müştereklerimiz çok fazladır. Allah inancında,
Peygamber inancında, Ehlibeyt sevgisinde hiçbir farklılık
yoktur. Bir kısım çevreler faklı sivri fikirleri öne
çıkarmak suretiyle politika güdüyorlar. Bunun ülkenin menfaatine
olmadığını söylemek istiyorum."
MILLIYET 10/11/08
Kıbrısın hava sahasını birleştirmeye çalışacağım
LEFKOŞA AA
KIBRIS Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrısın hava sahasının yeniden birleştirilmesi için elinden geleni yapacağını söyledi
Rum radyosunun haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan
Yardımcısı ve Taşımacılık Komiseri
İtalyan Antonio Tajaniyle görüşmesinden sonra yaptığı
açıklamada Hristofyas, Sayın Tajaniye
Kıbrısın hava sahasının yeniden birleştirilmesi
ve bunu, federasyon çerçevesinde Kıbrıslı Türk
vatandaşlarımızla müştereken kullanmamız için elimden
gelen her şeyi yapacağımı söyledim dedi.
Antonio Tajani ise sorunları anladığını ve
Türkiyenin de AB üyeliğine aday bir ülke olarak bazı kurallara
saygı göstermesi gerektiği görüşünü savundu.
Habere göre, Tajani, Hristofyasa, Güney Kıbrısın
karşı karşıya bulunduğu hava
taşımacılığı sorunlarının olumlu yönde
çözülmesi için Europol aracılığıyla çaba
harcayacağı taahhüdünde de bulundu.
MILLIYET 10/11/08
Güneye gidin, hemen şimdi
ÇÖZÜMÜ BEKLEMEYİN, FIRSATI KAÇIRABİLİRSİNİZ...
KIBRIS gazetesi, Ticaret Odası heyetinin, geçen hafta Başbakan Soyer
ile birlikte İstanbul TÜSİAD şubesinde
katıldıkları çalışma toplantısında
TÜSİAD'a sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik
İşbirliği Açılımları"
başlıklı öneri paketini ele geçirdi. Ticaret Odası'nın
öneri paketinde, çözümü beklerken fırsatın kaçabileceği
belirtilerek, hem Türk hem de Kıbrıslı Türk
işadamlarına Güney Kıbrıs'ta acilen işbirliği ve
ortalıklar yapması çağrısında bulundu
KIBRISLI TÜRK İŞADAMLARI, TÜRKİYE'NİN "ÖNCÜ
TİCARET TİMİ" OLACAK... Ticaret
Odası, Türkiye'nin, bugün ve gelecekteki bir çözümde, tüm
adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma potansiyeline sahip
olduğunu ve KKTC'li işadamlarının, çözüm ve çözümsüzlük
halinde adanın her iki tarafında
Türkiye sermayesinin "Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi" haline
gelebileceğini kaydederek, Kıbrıslı Türk
işadamlarının ayakta kalabilmesi için Güneyde iş
yapmasının şart olduğunu, bugünden hareket edilmezse bir
çözüm halinde geç kalınabileceğini vurguladı
GÜNEYİ DE ÇÖZÜME MOTİVE EDER... Ticaret Odası: Esas
şimdilerde, yani çözümsüzlük koşullarının devamında,
Güneyde, Türkiye-KKTC ve Türkiye-KKTC-Güney ortaklıkları ve
işbirlikleri yapılmalıdır. Bu konuda acilen iki
tarafın ortak bir çalışma yapmasını ve bu stratejinin
devlet politikası haline getirilmesini öneriyoruz. Bu konuda hem
Kıbrıslı Türk işadamları hem de Türk
işadamları açısından büyük avantajlar olduğuna
inanıyoruz. Güneye bugün gitmek, gelecekte gitmekten daha önemlidir. Bu
konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi vardır. Ayrıca, Rumlar
açısından çözümü motive edici yönleri de bulunmaktadır
Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO), Türk
Sanayicileri ve İşadamları Deneği'ne (TÜSİAD)
sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik
İşbirliği Açılımları"
başlıklı öneri paketinde hem Türkiyeli hem de Kıbrıslı
Türk işadamlarının Güney Kıbrıs'ta işbirlikleri
ve ortalıklar yapmasını önerdi.
Kıbrıs adasının coğrafi olarak
Türkiye'nin ekonomik çekim merkezinde ve alanında yer
aldığını ve çözüm halinde tüm Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin ekonomik potansiyelinden etkileneceğini, yani Türkiye'nin tüm
Kıbrıs'ın en büyük ticaret partneri olacağını
belirten Ticaret Odası, Kıbrıslı Türk
işadamlarının ayakta kalabilmek için Güneyde iş
yapmasının şart olduğunu, bugünden hareket edilmezse bir
çözüm halinde geç kalınabileceğini vurguladı.
Ticaret Odası, Türkiye'nin, bugün ve gelecekteki bir
çözümde, tüm adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma
potansiyeline sahip olduğunu ve KKTC'li işadamlarının,
çözüm ve çözümsüzlük halinde adanın her iki tarafında Türkiye
sermayesinin "Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi" haline gelebileceğini
kaydetti.
KIBRIS gazetesi, Ticaret Odası heyetinin, geçen hafta
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile birlikte İstanbul TÜSİAD
şubesinde yapılan çalışma toplantısında
sunduğu "TC - KKTC İş Dünyasına Yönelik İşbirliği
Açılımları" başlıklı öneri paketini ele
geçirdi.
Öneriler üzerinde çalışılıp, ileriye götürülecek
Elde edilen bilgiye göre, Ticaret Odası ile
TÜSİAD, söz konusu öneriler üzerinde çalışma ve ileri götürme
konusunda prensip anlaşmasına vardı. Öneriler konusunda
mutabık kalındığı taktirde, devlet ve hükümet
yetkilileri ile de görüşüp, bunun bir devlet politikasına
dönüştürülmesi de düşünülüyor.
İddiaya göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer
de önerilere sıcak bakıp, destekliyor.
Ticaret Odası, esas şimdilerde, yani çözümsüzlük
koşullarının devamında, Güneyde, Türkiye-KKTC ve
Türkiye-KKTC-Güney ortaklıkları ve işbirlikleri
yapılması gerektiğini, bu konuda acilen iki tarafın ortak
bir çalışma yapması ve bu stratejinin devlet politikası
(destekler, teşvikler, vb.) haline getirilmesini önerdi.
Bu konuda hem Kıbrıslı Türk
işadamları hem de Türk işadamları açısından büyük
avantajlar olduğuna inandığını açıklayan Ticaret
Odası, "Güneye bugün gitmek, gelecekte gitmekten daha önemlidir"
dedi.
Bu konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi
olduğunu kaydeden Ticaret Odası, ayrıca, Rumların
açısından da çözümü motive edici yönleri de bulunduğunu
vurguladı.
Ticaret Odası önerisinde; "Güney'in
yaklaşık 9 milyar USD ithalat hacmi ve 2.5 milyar USD sanayi
malı üretimi vardır. Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşı olması, Güney'de
ticari faaliyet konusunda avantajlar sağlamaktadır. Türk sermayesi
ile Güney'de her tür işbirliği-ortaklıklara hazırız.
Kişi başı geliri 27 bin USD ve yılda 2.5 milyon turistin
ziyaret ettiği bir pazara bugünden birlikte girmeyi teklif ediyoruz"
denildi.
Ticaret Odası'nın; "TC - KKTC
İş Dünyasına Yönelik İşbirliği
Açılımlar" başlıklı öneri paketinin tam metni
şöyle:
"Türkiye - KKTC işbirliği"
"Kıbrıs adası coğrafi olarak
Türkiye'nin ekonomik çekim merkezinde ve alanında yer almaktadır.
Çözüm halinde tüm Kıbrıs, TC'nin ekonomik potansiyelinden
etkilenecek, yani Türkiye tüm Kıbrıs'ın en büyük ticaret
partneri olacaktır.
Türkiye, bugün ve gelecekteki bir çözümde, tüm
adanın mal bazında lojistik üretim merkezi olma potansiyeline
sahiptir. KKTC işadamları, çözüm ve çözümsüzlük halinde adanın
her iki tarafında Türkiye sermayesinin 'Öncü Ticaret (Ekonomi) Timi'
haline gelebileceklerdir.
Çözüm halinde, adanın en büyük ekonomik entegrasyonun
Türkiye ile olacağını biliyoruz. Birlikte, adaya yönelik 'mal,
hizmet, sermaye, kişi koridorlarını' oluşturabiliriz; KKTC
işadamları olarak buna talibiz. Artık askeri anlamda ileri
karakol olmayı değil, Türk iş dünyası ile birlikte adada
öncü ekonomik birliğe (timine) yönelmemiz gerektiğine
inanıyoruz. Yine biliyoruz ki, Kıbrıs'ta kalıcı Türk
varlığı ancak güçlü Türk sermayesi ile
gerçekleştireceğimiz işbirlikleri sayesinde mümkün
olacaktır.
Ne yazık, bu gücü çözümsüzlük koşullarında
gereğince kullanamıyoruz; atıl bir kapasite üzerinde oturuyoruz.
Bugünden bazı işbirliklerini gerçekleştirmezsek, tıpkı
şimdilerde olduğu gibi, olası bir çözümde de Kıbrıslı
Türkler bu ilişki zincirinde bypass olabilecektir.
Hem bugün hem de çözüm sonrası gelecekte
Kıbrıslı Türklerin adada ekonomik olarak ve siyaseten
varlığının devamı için Türkiye ekonomisi ve iş
dünyası ile işbirliklerine ve ilişkilerinin her alanda
geliştirilmesine ihtiyacımız vardır. Türkiye, bölgenin en
büyük ekonomik gücüdür. Hem Kuzey, hem de Güney dahil Kıbrıs
adası, Türkiye'nin ekonomik açıdan kapsama alanındadır, en
yakın coğrafyadır. Bu yüzden şimdiden "iki ülke
arasında iş dünyası temsilcilerinin ve devletin ilgili
birimlerinin katılacağı ortak bir çalışma yapmayı
ve çıkacak neticeleri de, iki ülkenin politika yapıcı olarak
kullanmasını" tavsiye ediyoruz.
Bu bağlamda, KTTO olarak, mevcut çözümsüzlük
koşularının devamı ve çözüm-AB üyeliği halinde TC -
KKTC iş dünyası ve her iki taraf devletlerinin ekonomik açıdan
güçlü işbirliği ve fırsatları olduğuna
inanıyoruz. Bu yönde, sivil ve kamu birlikteliğinde ortak devlet
politikalarının geliştirilebileceğine ve her iki durumda da
ekonomik açıdan Türkiye-Kuzey-Güney Kıbrıs üçgeninde önemli
bölgesel ticaret yaratıcı fırsatlar olduğuna
inanıyoruz.
1- Mevcut Çözümsüzlük koşullarının devamı halinde
i-Kuzeyde işbirliği imkânları
Mevcut kriz ortamında "talep
yaratıcı" nitelikte kamusal sinerjiler devreye konulabilir. Bu
konuda KKTC hem düzenlenmemiş piyasaları ve alanları ile hem de
halihazırda sahip olduğu potansiyellerle PPP (kamu-özel sektör
işbirliği modeli) uygulamaları açısından son derece
bakirdir.
Bu maksatla, Türkiye iş dünyasının
Kıbrıslı Türk işadamları ile birlikte Kuzey
Kıbrıs'a olan atıl ilgisinin canlandırılmasında
KTTO ve YAGA'nın (Yatırım Geliştirme Ajansı) katalizör
bir görev yerine getirebileceğini düşünmekteyiz.
Acentelik ve distribütör ilişkilerinde KKTC iş
dünyası ile işbirliği yapılmalıdır. Aksi
takdirde, KKTC işadamları bypass olma tehlikesi ile karşı
karşıyadırlar. Sosyal, kültürel ve tarihsel bağların
ekonomik olarak da potansiyeli ölçüsünde kullanılması gerekmektedir.
KKTC'de başta enerji, hava ulaşımı,
havalimanı, deniz limanı, denizcilik, balıkçılık,
yatçılık, marinacılık, sağlık, eğitim ve
turizm, ticaret sektörü alanlarında büyük atıl potansiyeller
vardır. Hem özelleştirme ve hem de deregülasyon politikaları ile
bunlar TC-KKTC iş dünyasının ortak-işbirliği ile
yapılabilir. Bu konularda, iki ülke iş dünyasının birlikte
çalışabileceğine inanıyoruz ve bu konuda daha ileri düzeyde
politika yapıcı olarak çalışmaya hazırız.
ii- Güneyde işbirliği imkânları: Hemen Şimdi
Esas şimdilerde, yani çözümsüzlük
koşullarının devamında, Güneyde, TC-KKTC ve TC-KKTC-Güney
ortaklıkları ve işbirlikleri yapılmalıdır. Bu
konuda acilen iki tarafın ortak bir çalışma yapmasını
ve bu stratejinin devlet politikası (destekler, teşvikler, vb.)
haline getirilmesini öneriyoruz.
Bu konuda hem Kıbrıslı Türk
işadamları hem de Türk işadamları açısından büyük
avantajlar olduğuna inanıyoruz. Güneye bugün gitmek, gelecekte
gitmekten daha önemlidir. Bu konunun hem ekonomik hem de siyaseten önemi
vardır. Ayrıca, Rumlar açısından çözümü motive edici
yönleri de bulunmaktadır.
Güney'in yaklaşık 9 milyar USD ithalat hacmi ve 2.5 milyar
USD sanayi malı üretimi vardır. Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşı olması, Güney'de
ticari faaliyet konusunda avantajlar sağlamaktadır. Türk sermayesi
ile Güney'de her tür işbirliği-ortaklıklara hazırız.
Kişi başı geliri 27 bin USD ve yılda 2.5 milyon turistin
ziyaret ettiği bir pazara bugünden birlikte girmeyi teklif ediyoruz.
2- Çözüm ve AB üyeliği halinde
Bütün bu kriz müdahale yöntemlerine ilaveten, bugün bir
bütün olarak Kıbrıs adasının önünde bir fırsat
penceresi de yer almaktadır. Kıbrıs'ta olası bir çözümün,
hatta çözüm sürecindeki olumlu adımların bile ekonomik olarak refah
artışı ve pastanın büyümesini sağlayacağı
bilinmektedir. Düzeyleri farklı olsa da, adada yaşayan her iki
kesimin de küresel kriz sürecinde olumsuz etkileneceği açıktır.
Diğer taraftan, ulaşılacak çözümün iki
halka sağlayacağı fayda, mevcut kriz koşullarında çok
daha anlamlı hale gelmektedir. "Kazan - kazan" senaryosuna
dayalı bir çözüm, yapılan çeşitli araştırmalarla da
sağlayacağı ekonomik katkılar açısından
desteklenmektedir.
İçine girdiğimiz küresel krizden, ancak
ayrı bir senaryosu olan ülkeler sıyrılabilir. KTTO olarak, çözüm
ve AB üyeliği halinde hem Kuzey-Güney Kıbrıs için, hem de
Türkiye için böyle bir senaryonun olduğuna inanıyoruz.
Kıbrıs'ta çözümün hem ada için hem de Türkiye için talep
yönlü güçlü dinamikleri bulunmaktadır. Bilahare, çözüm veya en kötü
ihtimalle Türk tarafı olarak görüşme sürecinden primli
ayrılmamız (olası bir anlaşmazlık veya referandumda Rumların
Hayır'ı) halinde, TC-AB müzakere sürecinde bloke edilen 8 chapterin
açılması kuvvetle muhtemeldir.
Bu açılımın AB-Türkiye (ve haliyle AB
için de) ekonomik entegrasyonunu geliştireceği, aynı zamanda AB
çapasının güçlenmesi ile Türkiye'ye getireceği
ekonomi-politiği istikrarı, her bakımdan hem Türkiye, hem de
Kıbrıs için fayda sağlayacaktır."
KIBRIS 10/11/08
'Kayıp Otobüs' Larnakalıları gözyaşına
boğdu
İbrahim Akançay
1974 öncesi Larnaka ve yöresindeki yerleşim
yerlerinde ikamet edenler ile bu gibi kişilerin eş ve
yakınlarının oluşturduğu Larnakalılar
Derneği'nin Gazimağusa Kolu Kucaklaşma Günü'ne
sınırlı sayıda olmasına rağmen 250 kişi
katıldı. Kokteylli buluşmada yılların özlem ve hasreti
görülmeğe değerdi.
Yılların verdiği özlemle kucaklaşmalar
ve dökülen gözyaşları üzüntü değil de sevinç
gözyaşlarıydı. Derneğin Gazimağusa sorumlusu Kezban
Çeltek, tarafından organize edilen etkinliğin ilerleyen günlerde
diğer bölgelerde de tekrarlanacağı belirtildi.
Dayanışma gününde Larnakalı olması
nedeniyle iş yine Bülent Günkut'a düştü. Ancak bu sefer Günkut'un
tecrübesine rağmen heyecanlı olduğu görüldü. Daha sonra Kezban
Çeltek, Serdar Saydam ve dernek geçici başkanı Ayten Giritli birer
konuşma yaptılar.
Dayanışma ve kucaklaşma gününe İskele
Belediye Başkanı Halil Orun ve Halk Parti Başkanı
Raşit Pertev de katıldı.
Kayıp Otobüs Belgeseli'ni izlediler
Sevinçle giderilen hasret sonrası, sıra
hüzünlenmeye geldi. Israrları kırmayan Pertev, Kayıp Otobüs
Belgeseli'ni beraberinde getirmişti. Büyük bir sessizlikle izlenen
belgeselde gözyaşları sel oldu aktı. Büyük alkış alan
belgeselin sonunda Pertev, filmle ilgili geniş açıklamalarda bulundu.
Pertev, ayrıca belgeselin Türkiye'de Altın
Portakal Film Festivali ve önümüzdeki ay Bostonda yapılacak film
festivaline katılacağı bilgisini de verdi.
KIBRIS 10/11/08
Louzidu, her an evine dönebilir
LOUZİDU DAVASINDA YENİ GELİŞMELER
OLABİLİR... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye
aleyhine birçok davanın yığılması ve en son Louzidu
davası ile Türkiye'nin 1.2 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilmesinin
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası'nın hazırlayıcısı olduğunu belirten
Av. Oğuzhan Hasipoğlu, her an Louzidu'nun malına dönmesi için
icrai girişimlerin başlayabileceğini kaydetti
MÜLKİYETTE EN UYGUN ÇEK FORMÜLÜ... Hasipoğlu "Rumlar,
halen bireysel olarak kuzeye dönme haklarının
tartışılsa da topluca dönmelerinin Çekoslovakya modelinde
olduğu gibi kuzeyin ekonomisini ve sosyal yapısında radikal
değişiklikler yaratacak"
Kıbrıs TV'de her pazartesi izleyicisi ile
buluşan Hukuk Dosyası programının bu haftaki konuğu
Avukat Oğuzhan Hasipoğlu oldu. Mülkiyet konusunun
konuşulduğu programda program yapımcısı Serkan
Soyalan'ın sorularını yanıtlayan Hasipoğlu, mülkiyet
konusundaki yasal düzenlemeleri, uluslararası hukuka göre
cevaplandırdı.
AİHM'de Türkiye aleyhine açılan Louzidu ve
Aresti davalarına da değinen Hasipoğlu, Taşınmaz Mal
Komisyonu'nun amaçlarından da bahsetti.
Avukat Oğuzhan Hasipoğlu'nun, Serkan
Soyalan'ın sorularına vermiş olduğu cevaplar şöyle:
SORU: Dünyada ne gibi gelişmeler oldu da, Rumlara kuzeyde
bıraktıkları taşınmaz mallara dönebilme imkanı
veren "Anayasa'nın 159'uncu maddesi kapsamına giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası" olarak isimlendirilen yasa yürürlüğe girdi?
CEVAP: Burada en önemli faktör, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine birçok davanın
yığılması ve en son Louzidu davası ile Türkiye'nin 1.2
milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edilmesi oldu. Dikkat edin tazminat ödemesi
diyorum, çünkü AİHM gözünde mal, halen Louzidu'nun malı, bunca
yıldır kullanamamasından veya malına
ulaşamamasından doğan bir tazminata hükmedilmiş. Hatta her
an Louzidu'nun malına dönmesi için icrai girişimleri de yakın
zamanda görebiliriz. Tabi Rum tarafı bunu büyük bir başarı
olarak görmüş ve Türkiye aleyhine yaklaşık bin 500 dava
dosyası hazırlatmıştır. Bu durum Türkiye ve KKTC için
büyük bir tehlike oluşturuyordu ve bu tehlikeyi uluslararası hukuku
da kullanarak bertaraf etmek veya en azından ertelemek gerekiyordu.
Annan Planı'nda da adı geçen Taşınmaz
Mal Komisyonu bu amaç için biçilmiş kaftandı. Plana Rum tarafı
'hayır' dedikten ve Rumlar birçok dava açma
hazırlığına girişirken bu sefer planının
reddiyle rafa kalkan komisyon yine Rumların AİHM'de
açtığı Aresti davasında gündeme geldi. Aresti davası
da Bayan Loizudu'nun davasına benzer bir davaydı ve bu sefer bayan
Myra Arestis, Magosa'daki evini kullanamamaktan yakınıyordu.
SORU: Peki bu Aresti davası ne gibi bir prensibi ortaya
koydu?
CEVAP: Aresti Davası şöyle bir prensip ortaya koydu;
Eğer Kıbrıslı Rum'un 1974 yılından sonra kuzeyde
bulunan tasınmaz mallar ile ilgili bir talebi olacaksa, bundan böyle
direkt AİHM gidemeyecek, KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal
Komisyonu'na başvuracaktır. Her ne kadar uluslararası hukuk
gözünde mallar, yine Rum'un malı olarak tanımlansa da, bunu
aslında uluslararası hukuk alanında KKTC'ye ilk yeşil
ışık olarak ifade edebiliriz. Zira Aresti kararının
metininde KKTC terimi kullanılmış ve KKTC'de kurulan komisyonun
hukuksal statüsü tanınmıştır. İşte, bu yüzden
KKTC Meclisi AİHM'den aldığı bu yeşil
ışıkla Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturdu ve
bununla ilgili Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi Yasası" olarak isimlendirilen yasayı
yaptı.
SORU: 1974 veya öncesinde göç etmek zorunda kalan Rumların kuzeye
dönme ihtimali var mı? Yasa bunu nasıl yorumluyor?
CEVAP:Yasayı yorumlamadan önce burada geçmiş örneklere bakmak
lazım, uzağa gitmeye gerek yok Türkiye ile Yunanistan arasında
imzalanan Lozan Anlaşması var. Her iki ülke de, ülkelerinden
ayrılmak zorunda kalan insanların mallarını
kamulaştırıp, kendi vatandaşlarına tahsis etti.
Aynı sekilde 1940'lı yıllarda Çekoslavakya'dan kovulan
Almanların taşınmaz mallarının iadesi yapmadı.
Bir anlaşma yapıldı ve iade yerine tazminat verilmesi
kararlaştırıldı. Alman Birleşme Anlaşması
olarak bilinen bu anlaşmaya göre malların iade edilmemesinin
şartları şu şekilde belirlendi;
1-Malın iadesinin imkansız olması, 2- Pratik
olmaması, 3-Malın toplum icin büyük ekonomik gelir kaynağı
olması, 4- Malın yeni alıcılarının iyi niyetli
olması . Yanlız vermiş olduğum örneklerde, ikili bir
anlaşma yapıldı. Lozan da ve Çek modelinde olduğu gibi
taraflar malların iade edilmeyeceği konusunda hemfikir oldular ve
tazminat yolu ile meseleyi hallettiler. Nüfus mübadelesi bakımından
bizde de ikili anlaşma oldu ancak mal mülk konusunda durum halen belirsiz.
KKTC'de, Çek örneğinde olduğu gibi benzer bir uygulama yaptı ve
bunu anayasanın 159. maddesi altında düzenledi ve daha sonra
İTEM ve benzer yasalarla özetle iki çesit olan eşdeğer ve tahsis
tapusu verdi.
SORU: Peki, "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası
ve İadesi Yasası" olarak isimlendirilen yasayı açacak
olursak, bu yasa neler getiriyor?
CEVAP: Yasa 25 maddeden oluşmaktadır. En can alıcı
maddeleri, amacını gösteren 3. maddesi, 11-12-13 ve 14. maddeleri ile
oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun oluşumu, görev ve
yetkileri ile komisyonun kararlarının çerçevesini çizen veya
verebileceği kararların kapsamını gösteren 8. maddesidir.
8. madde, 1974 Barış Harekatı neticesi kuzeyde, yani bugün KKTC
sınırları dahilinde bulunan ve 1974-1975 yıllarında
güneye göç ederken, Rumların bıraktığı menkul ve
gayrimenkul mallara şamil hükümlerdir. Yasa bu gayrimenkulleri 3
katagoriye ayırmaktadır. Bugün KKTC sınırları içinde
bulunup 1974 öncesi Rum'a ait gayrimenkulü, yasa, bir yandan madde 8(1),
diğer yandan madde 8(2)(A) ile öte yandan madde 8(2)(B) ve 8(3) maddeleri
ile 3 guruba ayırmaktadır.
Yasanın 8(1) maddesi bugün KKTC
sınırlarının içinde bulunan 1974 öncesi Ruma ait olup,
Anayasa'nın 159(1) maddesi mucibince ve KKTC dahili hukuk mevzuatı
ile mülkiyeti ve tasarrufu KKTC Devletinde kalan ve Devlet tarafından
mülkiyet ve kullanım hakkı hiçbir kişiye verilmeyen gayrimenkullere
şamil olup,Yasanın 3. maddesinde gösterilen amaçlara uygun
olması halinde, bu madde kapsamında olup iadesi 1974 öncesi sahibi
Rum tarafından talep edilen gayrimenkulün, konumu ve niteliği
itibarı ile ulusal güvenliği ve kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek,
ve kamu yararına tahsis edilmemiş olması ve askeri bölgeler ve
askeri tesisler dışında kalması durumunda, böyle bir
gayrimenkulü, Yasa tahtında kurulan Komisyonun "makul bir
sürede" müracaatcı Rum'a iadesini emredebileceğini
buyurmaktadır. Yani bu birinci kategoriye giren mallar Ruma iade
edilebilen taşınmaz mallardır.
İkinci kategori olarak da belirteceğimiz
yasanın 8(2)(A) maddesi ise, yukarıda 8(1) maddenin kapsamı
dışında kalıp 8(2)(A) madde kapsamında olan
gayrimenkullere şamildir ve bu kategorideki gayrimenkuller kamu yararına
veya "sosyal adalet amacı ile" tahsis edilmemiş olması
halinde, 1974 öncesi mal sahibi Rum tarafından talep edilen malın,
1974'deki değerinde herhangi bir artış olmamış veya
terk edildiği tarihteki değerinin bir katından daha az bir
artış olması halinde, veya mal üzerinde yetkili makamlarca
onaylanmamış bir proje olması halinde, ve KKTC mevzuatına
uygun olarak güneyde mal bırakan bir Kıbrıslı Türke
eşdeğer olarak verilmemiş olan durumlara şamildir. Bu
gibi durumlarda komisyon, malın Kıbrıs sorununun çözümünden
sonra ve çözüm hükümleri çerçevesinde iadesine karar verebilirken, KKTC
mevzuatına uygun olarak aynı malın mülkiyet, ya da kullanım
hakkına sahip olan ve çözümden sonra bu malı terk etmek zorunda
kalacak olan kişiye, çözüm hükümleri çerçevesinde almaya hak
kazanacağı tazminat ödenmeden veya ilgiliye alternatif konut
sağlanmadan, ilgili taşınmaz malı terk etmeye
zorlanmayacağını hükme bağlamaktadır
Yasanın 8(2)(B) ve (3) maddeleri 1974 Barış
Harekatı neticesi güneyde gayrimenkullerini bırakıp kuzeye göç
eden ve KKTC'deki mevzuat uyarınca kuzeyde, 1974 öncesi Rumlara ait
gayrimenkullere eşdeğerci olarak tasarruf veya mülkiyet verilen
kişilere şamildir. Yasanın 8(3) maddesi, taşınmaz
malın iadesi talep edilen taşınmazın, Yasanın 8(1)
maddesi ve 8(2)(A) maddesi kapsamı dışında kalan
gayrimenkullere şamil olup, Rum tarafından iadesi talep edilen malda,
1974'teki değeri ile Komisyona başvurulduğu tarih
arasındaki değerinde bir katından daha fazla bir artış
olması veya böyle bir değer artışını meydana
getirecek bir projenin yetkili makamlarca onaylanmış olması
durumlarını kapsamakta olup bu durumda Rum'a ya güneyde Türk
malı ile takas teklif edilmesini veya bu kişiye parasal tazminat
ödenmesine karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Rumun
lehine tazminat verilmesi halinde bu rakam taşınmazın 1974'deki
rayiç bedeli ile sınırlı olmayıp o tarihten sonra
kullanım kaybından doğan zarar ve konut olması halinde
manevi tazminat da içermesi öngörülmektedir.
SORU: Ulusal Birlik Partisi'nin bu yönde Anayasa Mahkemesi'ne bir de
davası vardı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
CEVAP: UBP'nin, KKTC Devleti aleyhine açtığı ve Anayasa
Mahkemesi'nin bu davada yapmış olduğu tespitler, aslında
bizim iç hukukumuzda mal mülk konusunda bir dönüm noktasıdır. Bu
karar tekrar tekrar okunup incelenmesi gereken bir karardan başka,
KKTC'deki mülk sahipliği meselesine çok can alıcı yorumlar
yapılan bir karardır. Burada yürürlüğe giren yasa ile
Anayasa'nın 159. maddesi karşı karşıya geldi ve
işin içine uluslararası hukuk prensipleri de girince en can
alıcı tartışmalar burada yaşandı. Anayasa
Mahkemesi bu konuda karar verirken öncelikle Anayasamızın 159.
maddesinin 1. paragrafının son cümlesini inceledi. Cümle, '1974
öncesi KKTC sınırları içinde bulunan ve Rumlara ait olan veya
aidiyeti saptanmamış olan tüm taşınmaz malların
"...Tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına
bakılmaksızın KKTC'nin mülkiyetindedir ve tapu
kayıtları buna göre düzeltilir" hükmünü getirmiştir'.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 159. maddesi tefsir edilirken yukarıdaki
maddeyi okunduğu gibi, yani "Tapuda böyle kayıtlı
olup olmadığına bakılmaksızın KKTC'nin
mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir"
cümlesini aslında bu malların KKTC malı
olmadığına, burada anlatılmak istenenin KKTC"nin bu
topraklar üzerinde egemen olduğuna vurgu yapmak iradesi olduğunu
belirtmiştir. Hatta meclis tutanaklarına da atıfta bulunarak
merhum Osman Örek ile İsmail Bozkurt arasındaki
tartışmalara kararda yer vermiştir.
SORU: Peki Rumlar, uluslararası hukuka göre; biz topluca kuzeye
dönmek istiyoruz, örneğin biz Girne göçmenleri olarak Girne'ye
topraklarımıza dönmek istiyoruz derlerse ne olacak?
CEVAP: Halen bireysel olarak dönme hakları
tartışılsa da topluca dönmek daha önce bahsettiğim Çek
modelinde olduğu gibi kuzeyin ekonomisini ve sosyal yapısında
radikal değişiklikler yaratacaktır. 3-2006 Anayasa Mahkemesi
kararında bu konuya kısaca değinilmiş olup Balvenisti ve
Zamir'in 'Claims for Repossession and Return under International Law' adlı
eserinde, özetle, mevcut uluslararası teamüllerin bu tip toplu dönme
iradesine müspet bakmadığı vurgulanmıstır.
KIBRIS 10/11/08
NTV
Güncelleme: 12:20 TSİ 10 Kasım 2008 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, edinilen bilgilere göre
Cumhurbaşkanını yurtdışında temsil edecek
isimlerin kendisine danışılmadan Dışişleri
Bakanı tarafından saptanmasına itiraz ediyor. Talat, atanacak
isimlerin teamüller gereği kendisiyle istişare edilerek
belirlenmesini istiyor.
Mehmet Ali Talat, bu nedenle Bakanlar Kurulu yetkisinde olan bu
atamalarda, diplomatlar için verdiği güven mektubu niteliğindeki
belgeyi imzalamayı reddediyor.
Ankaraya da büyükelçi atanmadığından, 15 Kasım günü
KKTCnin Cumhuriyet Günü resepsiyonunda KKTCyi Dışişleri
Bakanı Turgay Avcının temsil etmesi bekleniyor.
NTV
Güncelleme: 12:22 TSİ 11 Kasım 2008 Salı
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün saat 16.00da Lefkoşa ara
bölgede bir araya gelecek.
Liderler, yönetim ve güç paylaşımı ana
başlığı altında, yürütme ve yasama
konularını müzakere etmeyi sürdürecek.
11 Eylülde başlayan müzakerlerde liderler, henüz ikinci başlık
olarak belirlenen ve en zor konu olarak görülen mülkiyet konusuna
geçebilmiş değil.
Diplomatik kaynaklar, sürecin beklenenden yavaş işlediğine
dikkat çekiyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:38 TSİ 11 Kasım 2008 Salı
İSTANBUL - Hasan Celal
Güzelin dün Radikal gazetesinde yer alan yazısında
Başbakanlık Müşavirliği döneminde Cumhurbaşkanı
Kenan Evrenden kendisine Çankaya Köşkünde Atatürke ait çok
değerli arşivler var. Bunun tasnifini de yapar
mısınız? teklifinin geldiğini ancak daha sonra Evrenin,
Atatürkün günlük programını ve görüşmelerini tutan yâverleri
çok teferruata yer vermişler; yediğini içtiğini, bazen bir hanımla
özel görüşmesini bile yazmışlar. Bunlar açıklanırsa
Atatürk düşmanları bu belgeleri onun aleyhinde kullanırlar diye
endişeliyim dediğini ve bu arşivleri SEKAya gönderip imha
ettireceğini söylediğini aktarmıştı. NTVMSNBCye
konuşan Evren, Güzelin iddialarını yalanladı. Güzeli
tekzip edeceğini belirten Evren, Çankayanın arşivinde duruyor
dediği Atatürkün özel arşivleriyle ilgili çok şey
okuduğunu da ekliyor: Mesela kurmay yarbayken hastalanıyor,
Avusturyadaki kaplıcaya gidiyor. Orada bir bayanla arkadaşlık
yapıyor. Mektuplar falan var; onları okudum. Ama bunlar özel
hayatı ilgilendiren şeyler.
12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren ve daha sonra
Cumhurbaşkanlığı yapan Kenan Evren, Güzelin
Başbakanlık Müsteşarlığı sırasında
aralarında geçtiğini iddia ettiği diyalogla ilgili NTVMSNBCnin
sorularını yanıtladı:
BEN
ATATÜRK HAKKINDA BÖYLE ŞEY SÖYLER MİYİM?
Hasan Celalin söylediği gibi Atatürke ait arşivleri SEKAya
gönderip, imha ettirdiniz mi?
Ben sözde ona demişim ki, Bu yaverler Atatürkün her şeyine
bakmışlar, kadınlarla ilgili... Ve demişim ki,
Bunların yazdıkları doğru değil, bunları
yakıp atmak lazım... Külliyen yalan! Hasan Celal Güzelin benimle
arası iyi değildir. Özal zamanında da değildi... Şimdi
onu anlatmama gerek yok. Bunu uydurmuş. Böyle bir şey yok. Ben
Atatürk hakkında böyle şey söyler miyim? Sonra o gibi şeyleri
nasıl yakacaksınız?
Bu arşivleri yakmanın tarihsel bir sorumluluğu da yok
mudur?
Sonuna eklemiş, demiş ki: İnşallah
yaktırmamıştır. Yediği naneye bak... Af edersin.
Siz gerçekten Atatürkün özel not defterlerini okuma şansına
eriştiniz herhalde...
Atatürke ait çok şey okudum ben orada.
BAZI
ŞEYLER VAR Kİ ONLARI SÖYLEYEMEM
Bu defterler hâlâ muhafaza ediliyor mu? Kamuoyu ile
paylaşılmayan neler var?
Bazı şeyler var ki ben onları söyleyemem. Bazıları da
aklımda kalmadı... (Gülüyor)
Aklınızda kalanlar neler peki?
Yaşım 92, haberiniz var mı? Ama demin söylediğim gibi Hasan
Celal Güzelin anlattığı yalan. Ben onunla öyle bir şey
konuşmadım.
Güzelle aranızda Atatürkün not defterleri ve özel arşiviyle ilgili
bir konuşma geçmedi mi?
Hayır, hayır... Onunla hiçbir şey konuşmam ben.
Taraf gazetesinde de Ayşe Hür şöyle diyor: ...Genelkurmay Harp
Tarihi Dairesi oluşurken ortaya çıkan defterleri ilk kez yurt
gezisine çıkarken Genelkurmaydan Atatürk hakkında nakledeceği
özel bilgi notu isteyen Kenan Evren okur ve defterlerin
yayınlanmasının sakıncalı olduğuna karar
verir... Bu defterleri ilk kez siz mi okudunuz ve sakıncalı
olduğuna ilişkin bir karar aldırdınız mı?
Demek ki o benimle uğraşmak istiyor. Kuyu kazıyorlar da onun
için... Siz o Hasan Celal Güzelin vaktiyle üniversitede dinci bir dergiye
yazdığı yazıları okuyun da nasıl bir kişi
olduğunu anlayın.
Hangi dergi?
Şimdi hatırımda değil. Aklı olan insan böyle bir
şey söylemez. Radikalin Genel Yayın Yönetmenini aradım, ona
bir türlü ulaşamadım, halen ulaşmaya çalışmaya devam
ediyorum. Tekzip edeceğim.
AVUSTURYADAKİ
KAPLICADA BİR BAYANLA ARKADAŞLIK EDİYOR
ATASE denilen bölümde Atatürkün not defterleri yayanlanmak üzere
bekletiliyor mu ve kaç adet defter var acaba?
Arada sırada okudum ben bazı şeyler orada. Mesela Kurmay
Yarbayken hastalanıyor, Avusturyadaki kaplıcaya gidiyor. Orada bir
bayanla arkadaşlık yapıyor. Mektuplar falan var; onları
okudum. Ama bunlar özel hayatı ilgilendiren şeyler.
Siz Atatürke ait bu notların özel hayatı ilgilendirdiği
için mi yayınlanmamasını istediniz?
Bunlar yayınlanmaz ki zaten, arşivde duruyor.
Çankayanın arşivinde mi duruyor hâlâ?
Çankayanın arşivinde duruyor.
YAKMAK
İÇİN DELİ OLMAK LÂZIM
Kesinlikle yakılmadılar diyorsunuz.
Böyle şey olur mu? Yakmak için deli olmak lâzım. Yahut Atatürkün
karşısında birisi olmak lâzım.
Hasan Celal Güzel dünkü Radikalde Bizim Mustafa
başlığıyla yayınlanan köşesinde Evrenle
aralarında geçtiğini iddia ettiği, Atatürk arşivleriyle
ilgili diyaloğu şöyle anlatmıştı:
NEDEN
KORKUYORSUNUZ?
Efendim, Başbakanlık Müsteşarlığım
sırasında zamanın Cumhurbaşkanı Evren Paşa bir
gün bana, Sayın Güzel, siz Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleri
konusunda güzel hizmetlerde bulundunuz. Çankaya Köşkünde Atatürke ait
çok değerli arşivler var.
|
|
|
|
Bunun tasnifini de yapar
mısınız? diye sordu. Heyecandan yüzüm
kıpkırmızı olmuştu.
Cumhurbaşkanlığında çok değerli arşiv
malzemeleri olduğunu biliyordum. O heyecanla kimbilir nasıl bir ses
tonu ile Hay hay, çok iyi olur! demişim ki, Evren Paşa
şaşırdı ve Bunu daha geniş bir zamanda
konuşuruz dedi.
Hemen ertesi gün Evren Paşaya gittim ve Çankaya Arşivlerini
tasnife âmâde olduğumuzu, bundan sonra da Cumhuriyet Arşivinde
muhafaza edebileceğimizi söyledim. Evren Paşa, Atatürkün günlük
programını ve görüşmelerini tutan yâverleri çok teferruata yer
vermişler; yediğini içtiğini, bazen bir hanımla özel
görüşmesini bile yazmışlar. Bunlar açıklanırsa Atatürk
düşmanları bu belgeleri onun aleyhinde kullanırlar diye
endişeliyim dedi. Ben, Atatürkün İzmirde içki içtiği
lokantada perdeleri açtırmasını örnek göstererek,
açıklığın daima daha iyi olduğunu; eğer bu
arşivler açıklanırsa bilâkis bazı mahfillerin aleyhteki
dedikodularının azalacağını söyledim. Ayrıca,
eğer bu belgelerin açıklanması istenmezse 2038 yılına
kadar, yani vefatının 100 yıl sonrasına kadar
gizlenebileceğini anlattım.
Daha sonra Evren Paşa, bu arşivleri SEKAya gönderip imha
ettireceğini söyledi. Aklıma gelince içim ürperiyor ve Evren
Paşanın bu eşsiz tarih hazinesini yok etmemiş
olmasını diliyorum.
Talat ve Hristofyas 7. kez masaya oturdu
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde bugün yedinci kez bir araya geldi.
Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın
yakınında bulunan ve kapsamlı müzakereler için tahsis edilen
binadaki görüşmeye, liderlerinin ekipleri ile adaya dün gelen, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
da katıldı.
Görüşmede, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Taye-Brook Zerihoun da hazır bulundu. Liderler, "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altında
"yürütme" ve"yasama" konularını müzakere etmeyi
sürdürecek.
Talat ve Hristofyas'ın 3 Kasım Pazartesi günü yaptıkları
altıncı görüşmede, Kıbrıs Türk tarafı yasama
organı konusundaki görüşlerini, Kıbrıs Rum tarafı ise
yürütme organına ilişkin Kıbrıs Türk tarafının
tutumuna dair düşüncelerini açıklamıştı.
Talat toplantıda, görüşmenin içeriğine ilişkin
Rumbasınına sızdırılan haberlerin
yarattığı sıkıntıları da gündeme
getirmişti.Bugünkü görüşmenin başında, basına içeriden
görüntü alma imkanı sağlandı.
Bu arada BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer,yarın KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri
Hristofyas ile ayrı ayrı görüşecek.
Öte yandan liderlerin kendilerine verdiği görev çerçevesinde dün biraraya
gelen, Talat'ın BM ve AB İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil
Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, federal hükümete
bırakılacak yetkiler konusundaki çalışmalarına devam
etti.Temsilcilerin, "ortak bir metin" hazırlama yönünde ilerleme
kaydettiğiöğrenildi, ancak ayrıntılı bilgi
alınamadı.
Nami ile Yakovu, perşembe günü yeniden bir araya gelecek iki liderin yapacağı
görevlendirme çerçevesinde çalışmalarını sürdürecek.
CNN TURK 11/11/08
KKTC
de Obama döneminden umutlu
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Barack Obama'nın ABD Başkanı seçilmesinden dolaylı olarak etkileneceklerini belirterek, "Olumlu etkisi olacağı umudundayım" dedi. Talat, 2009'un ilk yarısında sorunu çözmeyi çok istediklerini söyledi.
KKTC'de Türk gazetecilerle sohbet toplantısı yapan
Talat, Obama'nın seçilmesinin bir süre önce kimsenin hayal bile
edemeyeceği bir değişiklik olduğunu ifade ederek, "Bir
de Bush dönemini düşündüğünde insanlık Obama dönemine daha fazla
umut bağlıyor. Genel hatlarıyla dünyada daha iyiye doğru
bir gidiş bekliyoruz. ABD'deki değişikliğin dünyanın
başka ülkelerini saracağını ve en önemlisi dünya
değerler sisteminde önemli dönüşümler görebileceğimiz gibi bir
beklenti içindeyiz" dedi.
"Dünya sorunlarını barışçıl yollardan çözmesi
yönünde hedef gütmesini umduğumuz ABD'nin, Kıbrıs sorununa
katkıda bulunması son derece doğaldır diye
düşünüyorum" diyen Talat, "Bu bakımdan olumlu etkisi
olacağı umudundayım" ifadesini kullandı.
Obama'nın "işgalci" sözleri
Bir gazetecinin, "Obama'nın, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta
'işgalci' olduğu yönünde açıklamaları bulunduğu"
şeklinde görüşleri olduğunu hatırlatması üzerine
Talat, "Ne söyledi, ne söylemedi bilmiyorum. O dönemde Obama'nın bu
konuda bir politikası olduğunu öğrendiğimizde
araştırdık ve Obama'nın resmi internet sitesinde böyle
açıklamaya rastlamadık. Ama unutmayın, seçim kampanyası
sırasında özellikle batılı ülkelerde çok fazla şey
söylendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 'Umarız ki, seçim
meydanında söylenenler seçim meydanında kalır' dedi.
Dolayısıyla seçim meydanında söylenenlerin sayın
Obama'nın politikasına ne kadar yansıyacağını hep
birlikte göreceğiz" dedi.
Böyle bir yaklaşımı doğru bulmadıklarını
aktaran Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyini
"işgal" etmediğini, uluslararası anlaşmalardan
kaynaklanan bir görevi yerine getirmek üzere adaya müdahale ettiğini
vurguladı.
Talat, "O günden bugüne Kıbrıs sorunu çözülemediği için de
Türk ordusu buradadır. Türkiye zaten 'ben burada kalıcıyım'
demiyor, 'Kıbrıs sorunu adil bir çözüme kavuşturulsun, ben
gideceğim' diyor" ifadesini kullandı.
"Müzakereler yavaş ilerliyor"
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
ile müzakerelere başladıklarını ve Rum tarafındaki
sıkıntıların çeşitli düzeyde sürece
yansımasına rağmen süreci götürdüklerini belirten Talat, Rum
tarafı herhangi bir müzakere zemini tespit edemediği için
bekledikleri hızı yakalayamadıklarına işaret etti.
İki tarafın da masadan kalkmama taahhüdünde bulunduğunu bildiren
Talat, bunun önemli bir şey olduğunu söyledi ve "Şimdi
dolayısıyla bir süreç devam edecek, ne pahasına olursa
olsun" diye konuştu.
Talat, azami esneklik gösterilerek, yapabileceklerinin en iyisini yaparak bir
sonuca gitmeye çalışacaklarını ifade ederek, "Ama bir
sonuca gidecek diye güvence vermek mümkün değil" dedi.
Müzakerelerde yürütmeyi görüştüklerini, şimdi yasama ile ilgili
konuları ele aldıklarını kaydeden Talat, "Yavaş
ilerliyoruz. Özellikle Rum tarafı Annan Planı'na değinmek
istemeyince her şey adeta sıfırdan başlıyor, öyle
olunca da zaman kaybı oluyor" açıklamasında bulundu.
Basına karartma
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Hristofyas ile baş
başa görüşmelerinizde hangi konular gündeme geliyor" sorusu
üzerine, "baş başa görüşmelerde, basının
yarattığı çeşitli sıkıntıları ortadan
kaldırmaya çalıştıklarını" söyledi.
Talat, müzakere masasında tartışılanların
içeriğini basına açıklamama yönünde karar
aldıklarını, ancak Rum basınında müzakere
masasında konuşulanların neredeyse tümünün
yayımlandığını, bunun sürece zarar verdiğini
belirtti.
Talat, "Müzakerelere ilişkin kamuoyuna yeterli bilgi verilmediği
ve masada pazarlık yapıldığı yönünde endişeler
var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz" sorusunu ise "Biz
açıklamayacağımızı söyledik. Bunun için böyle bir
şeyi kabul etmem mümkün değil. 'Konuştuklarımızı
açıklayacağız' diye bir taahhüdümüz olmadı. Tam tersine
'Tartışma konularını açıklamayacağız ve
tartışmayı basın yoluyla yapmayacağız' dedik. Bu
nedenle eleştirileri sağlıklı görmüyorum. Ama bilgilenmesi
gereken yerleri, kurumları bilgilendiriyoruz" diye
yanıtladı.
"1974'ten sonra adaya yerleşenlerin durumuna" ilişkin bir
soru üzerine ise Talat, "1974 sonrasında KKTC'ye yerleşenleri
Rum tarafının istediği gibi ülkelerine gönderecek değiliz.
Vatandaşlarımız arasında ayrım yapılmasına
sıcak bakmıyoruz" diye konuştu.
AB İlerleme Raporu
Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin, "AB İlerleme
Raporu'nda Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki
çabalarının takdirle karşılandığı, ama
eksikleri olduğu yönünde ifadeler bulunuyor. Bu eksiklikler nelerdir"
sorusuna karşılık, "Vallahi ben de soruyorum onlara daha
başka ne bekliyorlar. Hiç anlayabilmiş değilim.
Avrupalıları gördüğümde soracağım. Merak ediyoruz, ne
istiyorsunuz daha? Bilmiyorum, ama belki limanların
açılmasını istiyorlar. Başka bir şey isteyemezler.
Gündemde başka bir şey yok. Herhalde odur. Veya söylemesi belki biraz
hoş değil, ama ne istediklerini bilmiyorlar. Bu da olabilir"
dedi.
CNN TURK 07/11/08
Dimitris
Hristofyas'tan hava sahası sözü
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs'ın hava sahasının yeniden birleştirilmesi için elinden geleni yapacağını" söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Avrupa Komisyonu
Başkan Yardımcısı ve Taşımacılık
Komiseri İtalyan Antonio Tajani'yle görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, İtalyan komisere, Güney
Kıbrıs'ın tezlerini, hava sahasıyla ve deniz
taşımacılığıyla ilgili sorunlarını
aktardığını belirtti.
Hristofyas, "Sayın Tajani'ye Kıbrıs'ın hava
sahasının yeniden birleştirilmesi ve bunu, federasyon
çerçevesinde Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızla
müştereken kullanmamız için elimden gelen her şeyi
yapacağımı söyledim" dedi.
Antonio Tajani ise sorunları anladığını ve "Türkiye'nin
de AB üyeliğine aday bir ülke olarak bazı kurallara saygı
göstermesi gerektiği" görüşünü savundu.
Habere göre, Tajani, Hristofyas'a, Güney Kıbrıs'ın
karşı karşıya bulunduğu hava
taşımacılığı sorunlarının olumlu yönde
çözülmesi için Europol aracılığıyla çaba
harcayacağı taahhüdünde de bulundu.
CNN TURK 09/11/08
ANKARA Milliyet
İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal
Couchepin, Türkiye Cumhuriyeti'nin
bağımsızlığını teyit eden tarihi Lozan
Antlaşması'na İsmet İnönü'nün imza attığı
ahşap masayı, Cumhurbaşkanı Gül'e hediye etti. Türk
Ocağı Sahnesi'nde sunulan masaya karşı ilgisiz
kaldığı görülen Gül, son anda kendisine iletilen notla masa için
teşekkür etti
İsviçre'nin 80 yıl önce ilk büyükelçisini Türkiye'ye göndermesiyle
birlikte iki ülke arasında resmen başlayan diplomatik ilişkiler
dolayısıyla, dün Türk Ocağı Sahnesi'nde bir kutlama töreni
gerçekleşti. Tören öncesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, İsviçre
Kalkınma ve İşbirliği Ajansının 750 bin dolarla
finanse ettiği ve Konya, Muğla ile Kocaeli illerinde yürütülecek,
"Gençlik Fonu Güneş Projesi" hakkında bilgi aldı.
Couchepin'e, arkasına adının yazılı olduğu
Konyaspor forması hediye edildi.
'Ordumuz masa da
taşır'
Couchepin, törende yaptığı konuşmada, İsviçreden ilk
kez 1928'de Ankara'ya bir büyükelçi atandığını ve
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürke güven mektubunu sunduğunu
anımsattı. Türkiyenin kendileri için çok önemli olduğunu
söyleyen Couchepin, ülkesinde 24 Temmuz 1923te imzalanan Lozan
Antlaşması'nın tarihi önemini vurguladıktan sonra
İnönü'nün tarihi anlaşmaya imza attığı ahşap
masayı Türkiye'ye hediye etti.
Couchepin, törende sahneye çıkan İsviçre Ordu Orkestrası'na da
göndermede bulunarak, "Bizim ordumuz masayı Türkiye'ye
taşıdı. İsviçre ordusu, hem masa taşır, hem müzik
yapar" diye espri yaptı. Masayı Türkiyeye vermeden önce bir kez
dokunmak istediğini söyleyen Couchepin, büyük, güçlü ve sağlam bir
masa gördüğünü ve bunun iki ülke arasındaki sağlam ilişkiyi
temsil ettiğini söyledi.
'Depoda durmayacak'
Gül de yaptığı konuşmada, 80 yıl sonra ilk kez devlet
başkanı düzeyinde İsviçre'den ziyaret yapılmasıyla
ilişkilere ivme kazandırıldığını
vurguladı. İsviçrede yaklaşık 120 bin Türkün
yaşadığını, bunlardan büyük bir
kısmının da çifte vatandaşlık hakkını
aldığını anımsatan Gül, sözlerini tamamlarken
danışmanlarından aldığı not ile sahnede durmakta
olan masayı son dakikada hatırladı.
"Bu arada unutmamam gereken bir şey var" diyen Gül, tarihi
masayı Türkiyeye hediye ettiği için Couchepine teşekkür etti.
Gül, "Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinin kuruluşuna sahne olan
bir masa. Bizim için manevi değeri tabii ki büyük olan bir anı. Tabii
ki bu, depoda durmayacak, Türkiyede en güzel şekilde sergilenecek"
diye konuştu.
MILLIYET 11/11/08
Atatürkü
kaidesinden indiren film
Financial Times gazetesi, Film, Atatürkü kaidesinden indirdi başlıklı haberinde Mustafa filminin yarattığı tartışmalar ve 10 Kasım dolayısıyla Anıtkabirdeki kuyruklara dikkat çekti
LONDRA - Mustafa belgesinin yurt
dışındaki yansımaları sürüyor. Financial Times
gazetesi, belgesel için Atatürkü, kaidesinden indiren filmö derken, 10
Kasım dolayısıyla Anıtkabirdeki kuyruklara dikkat çekti.
Financial Times gazetesi, Türkiye muhabirini Delphine Strauss imzalı
haberinde Film, Atatürkü kaidesinden indirdi başlığı ve,
ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk resimleriyle poz vermiş bir grup
çocuğun fotoğrafı da kullandı.
Atatürkün ölümünün 70. yıl dönümü dolayısıyla 10 Kasımda
saat 9.05de tüm Türkiyede sirenler çaldığında trafik
durduğunu, bayrakların direğin yarısına kadar
indirildiği kaydeden gazete, binlerce öğrenci ve
çalışanın, Anıtkabirde saygı duruşunda bulunmak
için kuyruğa girdiği belirtti.
FİLM KATI KEMALİSTLERİ ÇOK ÖFKELENDİRDİ
Gazete, Atatürkü anma gününe ilişkin görüntüleri aktarırken de
Türkiyede yeni bir filmin, Ulusal kahramanı çok içki ve sigara içen,
kadınlara düşkün, bir çok insani zayıflığı olan
biri olarakö göstererek tartışma yarattığını da
yazdı.
Mustafa belgesinde yer verilen olguların çoğunun bilindiği ve
tartışma konusu olmadığını kaydeden gazete, ancak
bunları sunma tarzının katı Kemalistleri çok
öfkelendirdiğini kaydetti. Gazete, bu çerçevede belgesele yöneltilen
Türkiyeyi küçük düşürmeyi hedefleyen uluslararası komplo gibi
eleştirilere de işaret etti.
Resmi tarihten sapmaktan korkan öğretmenlerin öğrencileri filme
götürmekten vazgeçtiğini, belgesele sponsorluk yapacak Turkcellin de
kararı gözden geçirdiğini anlatan gazete, belgeselin destekçilerinin
ise, filmi taze hava esintisi öne benzettiğini kaydetti.
Gazete, önceki çalışmalarını, görüntüsü itibariyle
kusursuz laikö olarak nitelendirdiği Can Dündarın
değerlendirmelerine de yer verdi. Dündar, Mayın alanı gibi.
Üzerine bastım ve patlamayı fitilledim. Ancak olumlu
olacağını düşünüyorum (?) çünkü bu film resmi çizgi
dışındadır şeklinde konuşu. Gazete
şunları yazdı:
Tartışmaların özünde, katı milliyetçilik, laiklik ve
merkezi devlet ilkelerine dayanan anayasada yer verilen Atatürkün
mirasının dindar iktidardaki parti ve büyüyen orta
sınıfın tehdidin altında olduğu korkuları
yatıyor.
Anıtkabiri ziyaret eden birçok kişi, eski stil Kemalizmi
desteklemeye, dini kamu hayatına sokmak için komplo kurmasından
kuşkulandıkları Adalet ve Kalkınma Partisini (AKP)
protesto etmeye geldi.ö
Buna karşın gazete, Anıtkabiri ziyaret edenlerin
bazılarının da, Türk toplumunun çelişkilerini
yansıtarak kendisi ateist olup laik cumhuriyetin temellerini atan lider
için dua ettikleriöni yazdı.
FENERBAHÇELİLER DE ANITKABİRDE
Financial Times de, Atatürk mozolesinde saygı bulunanların
arasında bin kadar Fenerbahçe tişörtü giyen taraftarın da
bulunduğuna dikkat çekerek klüp için Fanatik bir bağlılık
uyandıran diğer Türk kurumu" ifadesini kullandı. (anka)
RADIKAL 11/11/08
Yıkılan köy Avrupa'da adalet arayacak
1964'te Yağmuralan
köyünün Rumlar tarafından yakılması ve yerle bir edilmesine
karşı Yağmuralan Derneği'nin başlattığı
hukuk mücadelesi yeni bir boyut kazandı. Yağmuralanlılar, Güney
Kıbrıs'taki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine AİHM'e
başvurdu...
MAĞDURİYET GİDERİLMELİ...
Yağmuralanlılar, Mayıs 2006'da başlattığı
hukuk mücadelesinde, Kıbrıs Rum hükümetinden, köyün yasal sahiplerine
devredilmesi ve mağdur olan tüm köylülere tazminat ödenmesi talebinde
bulunmuştu. Güney Kıbrıs'ın bu talebi reddetmesi üzerine 10
kişilik Yağmuralanlı bir grup, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitti
EMSAL TEŞKİL EDECEK... Yağmuralan Derneği Yönetim
Kurulu Başkanı Esat Mustafa, "1974 öncesi olayları içeren
ve 'Kıbrıs'ta İnsan Haklarının İhlali' konusunu
uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvurunun
AİHM tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında,
Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm
Yağmuralanlılar için önemli bir emsal teşkil edecek"
dedi
Yağmuralan köyünün 1964'te Rumlar tarafından
yakılması ve yerle bir edilmesine karşı Yağmuralan
Derneği'nin başlattığı hukuk mücadelesi yeni bir boyut
kazandı.
10 kişilik Yağmuralanlı bir grup, Güney
Kıbrıs'taki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak
için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.
Yağmuralanlılar hukuk mücadelesine ilk
olarak Mayıs 2006'da başlamıştı. Köylüler,
Kıbrıs Rum hükümetine gönderdiği mektupla köyün yasal
sahiplerine devredilmesi ve mağdur olan tüm köylülere tazminat ödenmesi
talebinde bulunmuştu.
Davacıları, Uluslararası Hukuk ve
İnsan Hakları alanında geniş bir deneyime sahip Zaim M
Necatigil ve Sülen Karabacak temsil ediyor. Davacı taraf ise
İngiltere'de yaşayan Esat Mustafa, Zekâ Mustafa ve Hakan Niazi Kazali
ile KKTC'de yaşayan Niazi İsmail Kazali, Nafia Mustafa, Kenan
Mustafa, Sabiha Aslantürk, Safiye Kansal, Gökcen Mustafa ve Enis Refik.
Rum Yönetimi'nin yanıtı
Yağmuralan Derneği Yönetim Kurulu
Başkanı Esat Mustafa'nın yaptığı açıklamaya
göre köylülerin bu talebi üzerine Rum İçişleri
Bakanlığı ise derneğe yolladığı yazıda,
Kıbrıs sorununun çözümlenmemesini gerekçe olarak göstererek, mülkiyet
haklarını kullanamayacaklarını belirtti.
Rum Yönetimi'nin daha sonra 12 Ocak 2006'de derneğe
yolladığı ayrı bir raporda, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin organlarının Yağmuralan köyünün
yıkımından sorumlu olmadığını savunarak,
köyün yıkılmasının esas nedeninin, köyün terk edilmesinden
ve zaman aşımından kaynaklandığını iddia
etti.
Aynı raporda, Güney Kıbrıs'ta bulunan
Kıbrıslı Türklere ait mülkiyetlerin sahipleri tarafından
kullanılamayacağını ve bugünkü siyasi durum devam
ettiği sürece Kıbrıslı Türkleri bağlayan, mülkiyetle
ilgili durumun da aynen devam edeceği kaydedildi.
Mücadeleye devam
Esat Mustafa, mülkiyet haklarını elde etmek için
dernek öncülüğünde uzun yıllar kararlılıkla mücadele veren
bir grup dernek üyesinin, Rum devletinin kendilerine karşı
uyguladığı ayrımcılık politikası dâhil,
birçok engellerle karşılaşmalarına karşın, adalet
arayışı için başlattığı hukuk sürecini asla
terk etmediğini söyledi.
Mustafa, Kıbrıs Rum devletinin gerek
yasalarının gerek hukuk uygulamalarının,
Kıbrıslı Türkler için Güney Kıbrıs'ta iç hukukun
mevcut olmadığını kanıtladığına inanan
10 kişilik İngiltere ve Kıbrıs'ta yaşayan bir grup
Yağmuralanlının, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nden kaynaklanan yasal haklarını aramak için 26 Eylül
2008'de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurduğunu
belirtti.
Emsal teşkil edecek
Mustafa, şunları da ekledi:
"1974 öncesi olayları içeren ve
'Kıbrıs'ta İnsan Haklarının İhlali' konusunu
uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvuru AİHM
tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında,
Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm
Yağmuralanlılar için önemli bir emsal teşkil edecektir."
KIBRIS 11/11/08
Londra'da turist umudu
202 ÜLKEDEN 45 BİN KATILIMCI... ITB Berlin'den sonra dünya
turizminin en büyük fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm
Pazarı WTM (World Travel Market) dün Londra'da başladı. 10-13
Kasım tarihleri arasında Londra Thames nehri kıyısındaki
42 hektarlık alan üzerinde Excel fuar merkezinde yapılan 202 ülkeden
45 bine yakın turizmcinin katılımı bekleniyor
KKTC DÜNYA PAZARINDA... Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs
Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri
Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor.
KKTC, fuarda 236 metrekarelik alandan kurulan stant ile Kıbrıs Türk
turizminin dünya pazarında tanıtımını yapıyor
L FUAR BAŞLADI KKTC STANDI BOŞ KALDI... Fuarın
başladığı ilk gün olan dün diğer ülkelerin
stantları dolu iken KKTC standındaki masalar genelde boş
kaldı ve doğal olarak da misafirlerin ilgisini çekemedi. Bir
çok turizm acentesi fuarın ilk günde stantlarını boş
bıraktı
Ali CANSU (LONDRA)
ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük
fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World
Travel Market) dün Londra'da başladı.
10-13 Kasım tarihleri arasında Londra Excel fuar
merkezinde yapılan Thames Nehri kıyısındaki 42
hektarlık alan üzerinde 202 ülkeden 45 bine yakın turizmcinin
katılımı bekleniyor.
Bu yıl 29'uncusu düzenlenen WTM'de KKTC, 236
metrekarelik stantta temsil ediliyor. Halka açık olmayan World Travel
Market, 10 ve 13 Kasım tarihleri arasında sadece Meridian Club
üyeleri ile basın mensuplarına, 12 ve 13 Kasım tarihleri
arasında ise Meridian Club üyelerinin yanısıra turizm
profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açacak.
Meridian Club nedir?
Meridian Club, World Travel Market'te tand sahibi olan
katılımcıların teklifi üzerine Fuar İdaresi
tarafından davet edilen kişilerden oluşuyor.
Katılımcıların teklif ettiği alıcılar, fuar
yönetiminin belirlediği kriterleri sağlaması halinde Meridian
Club üyesi olarak kaydediliyor ve fuara davet ediliyor. Böylelikle WTM, turizm
ürünü arz edenler ile büyük çaptaki alıcıların bir araya
geldikleri bir turizm borsası niteliği kazanıyor.
16 ana bölüm ve 9 ayrı grup
Kıtalara göre bölümlere ayrılan Dünya Turizm
Fuarı alanında 16 ana bölüm ve 9 ayrı grup bulunuyor.
Gruplar; Afrika, Amerika - Karayipler, Asya, Avrupa,
Global Alanlar, Orta Doğu, Birleşik Krallık ve Teknoloji ile
Online Seyahat olarak ayrılıyor.
Dünya Turizm Fuarı'nın ilk günü yalnız
profesyonellere yönelik olarak gerçekleştirilirken, diğer günlerde
tüm standlar halka açık olacak.
Avrupa ve Akdeniz bölgesine ayrılmış olan
bölümde yer alan Kuzey Kıbrıs standında üç meslek örgütü, 11 tur
operatörü ve Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ile Pegasus Hava
Yolları'nın da şirketinin tanıtım masaları
bulunuyor.
Fuar çalışmaları arasında ayrıca,
stantta ve stant dışında yapılacak olan tanıtım
çalışmaları da yer alıyor.
Standda ziyaretçilere, Kuzey Kıbrıs Turizm
Merkezi'nin hazırladığı basın ve yeni tur
operatörlerine yönelik paketler dağıtılacak ve Fuar idaresi
tarafından hazırlanan içinde Kuzey Kıbrıs Genel Bilgi
broşürünün de bulunduğu basın ve ticari paketler
hazırlandı.
Ayrıca, fuarın girişinde üzerinde KKTC'yi
tanıtıcı üç büyük poster fuara gelerek olanların ilgi
odağı olmaya başladı.
KKTC tam kadro katılıyor
KKTC'nin 1986 yılından beri her yıl
katıldığı Londra Dünya Turizm Fuarı'na
Kıbrıs Türk heyeti "Berlin Turizm Fuarı"ndan sonra il
kez bu fuara da tam kadro katılıyor.
Dünyanın dört bir yanından alıcı ve
satıcıların bir araya geldiği, fuarda KKTC'nin ilgi görmesi
bekleniyor.
Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler
Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği, Tur
Rehberleri Birliği, Restorancılar Birliği, Rehberler
Birliği, Kiralık Araba İşletmecileri Birliği
(KAİB) ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü
katılıyor.
KKTC, fuarda 236 metrekarelik alandan kurulan stand ile
Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında
tanıtımını yapıyor.
Gerek bakanlık yetkilileri, gerekse turizmciler,
turizm ve seyahat endüstrisini ilgilendiren bu fuarın ülkemize çok
yayarlı olacağı görüşünde birleşti.
Ancak, fuarın başladığı ilk gün
olan dün diğer ülkelerin standlarında toplantılar ve
görüşmeler yapılırken KKTC standı bu görüntülerden çok
uzaktı. Standdaki masalar genelde boş kaldı ve doğal olarak
da misafirler ve katılımcıların ilgisini çekemedi. Birçok
turizm acentesi fuarın ilk gününde ilgi gösterilmemesi nedeniyle
standlarını boş bıraktı.
Turizmciler, boş standların koordinesizlikten
kaynaklandığını ileri sürerken, bazılarıyla fuara
gelen bazı acente sahipleri ise standların boş
kalmasını fazla özen gösterilmemesine
bağladı.
Barışı simgeleyen zeytin ağaçları
Bu yıl değişik bir dizayn ve geçen
yıla göre daha organizeli ve kapsamlı bir şekilde kurulan
ayrıca Kuzey Kıbrıs'ın güzel, ilgi çekici fotoğraf ve
afişlerinin de yer aldığı standda barışı
simgeleyen zeytin ağaçları ilgi çekti.
Londra'da bulunan Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi
yetkilileri, Kuzey Kıbrıs olarak her yıl bu fuara
katıldıklarını belirterek, geçen yıllara nazaran bu
yıl ilginin geçen yıla göre daha fazla olmasını
beklediklerini ifade etti.
Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal
güzellikleri nedeniyle katılımcıların ilgisini
çektiğini vurgulayan yetkililer, amaçlarının Kuzey
Kıbrıs'ın turizmini tüm dünyaya açmak olduğunu söylediler.
Bu tür fuarların Kuzey Kıbrıs'ın
tanıtımı için oldukça önemli olduğunu kaydeden turizm
acenteleri ise fuarla ilgili olarak, "Ziyaretçiler özellikle Kuzey
Kıbrıs'a ulaşım konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve
orda tatil yapmayı çok istiyorlar ancak direkt uçuşlar olmadığı
için, bize en kolay yoldan nasıl gelebileceklerini soruyorlar"
şeklinde konuştular.
Basın haber atamadı
KKTC standında geçtiğimiz yıl basın
için ayrılan oda bu yıl oluşturulmazken basın internet
sıkıntısı nedeniyle haberlerini geçmekte zorlandı.
Haberlerini Kıbrıs'a geçmeye çalışan
basın ekibinin bazıları internet yerine telefonla haber geçmek
zorunda kaldı. Kuzey Kıbrıs standının etrafındaki
tüm standlarda internete girilebilirken KKTC standında ise internet
olamaması nedeniyle turizmciler ve fuara katılanlar işlerini
yürüttükleri internetten yararlanamadı. Turizmciler "KKTC'de
elektrikten çekiyorduk şimdi ise Londra'ya geldik şimdi de
internetten çekiyoruz" dedi.
KIBRIS 11/11/08
Unutmadım ama içimde nefret yok
"KATLİAMIN ÖCÜYDÜ"... Sizinos: Babam ve bu insanlar
öldürüldü. Ama neden? 14-15 Ağustos'ta Türk ordusu, Atlılar ve
Sandallar köyündeki toplu katliamı gördü. 100'den fazla insan
Kıbrıslı Rumlar tarafından öldürüldü. Bunu
bulduklarında, Kıbrıslı Türkler çok sinirlendi.
Babamın ve diğer kişilerin öldürülmesinin nedeni, işte bu
olaydı. Atlılar ve Sandallar köyünde yapılanların öcüydü.
Savaş zamanıydı, ama bu olay savaş değildi. Kimse
asker değildi
Aral MORAL
1974 yılında 'kayıp' olan
babasının kalıntılarına 2006'da ulaşan Andreas
Sizinos, babasının öldürülmesini unutamadığını
belirterek, Kıbrıslı Türklere karşı nefret
taşımadığını ifade etti
Babasının neden öldürüldüğünü
bildiğini ifade eden Sizinos, "Babam ve yanındakiler,
Atlılar ve Sandallar köylerinde yaşayan Kıbrıslı
Türklerin, Rumlar tarafından katledilmesi nedeniyle öldürüldü. Bu bir
öçtü" diye konuştu.
Babasının öldürülmesinin, Atlılar ve
Sandallar'da meydana gelen olayların reaksiyonu olduğuna vurgu yapan
Sizinos, babasını öldürenlerle yüzleşmek isteyip
istemediğinin sorulması üzerine "Evet isterdim. Ama, benim için
hiçbir katkısı olmayacaktı. Çünkü, ben ne olduğunu
biliyorum. Bence bu bir öç almaydı" dedi.
Gerçeklerin ortaya çıkarılması
gerektiğini ifade eden Andreas Sizinoz, "Böyle bir şeye
girişilmesi, unutmak ve affetmek için atılacak bir ileri adım
olacaktır" diye konuştu.
Babası 1974'te 'kayıp' olan Andreas Sizinos'un
KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar aynen şöyle:
"Mart 2006'ya kadar babamı bir daha gören olmadı"
KIBRIS: Babanızın olayını anlatır
mısınız?
SİZİNOS: Savaştan önce Akova'da yaşıyorduk.
Babam destebandı. 5 kişilik bir aileydik. 3 erkek çocuk, babam ve
annem. Babam civar köylerde ve Kıbrıslı Türkler arasında
çok popüler, tanınmış ve sevilen bir kişiydi.
Kıbrıslı Türk arkadaşları da vardı. 15 Temmuz
günü Başpiskopos Makarios'a darbe yapıldı ve etrafta,
Türkiye'nin adayı işgal etmeye hazırlandığı
yönünde söylentiler dolaşmaya başladı. Ortanca kardeşim,
sanırım, 18 Temmuz'da orduya katılmıştı. 20
Temmuz'da da istila başladı. Daha sonra en büyük kardeşim orduya
katıldı. Ben o dönem öğrenciydim. Bu yüzden askere
gitmemiştim. 14 Ağustos'a kadar köyümüzde kaldık. 15
Ağustos'ta da Türk ordusu güneye doğru harekete geçti. Böyle olunca
da Kıbrıslı Rumlar korktukları için köylerini terk etmeye
başladı. Ben de köyü tek başıma terk ederek, büyük kardeşimin
eşi ve kayınvalidesi ile birlikte yaşadığı
Limya'ya gittim. Anneme ve babama da köyü terk etmelerini söylemiştim.
Daha sonra büyük kardeşimin eşini buldum ve onları da alarak
başka bir köye gittik. Fakat annem, babam, büyük annem, büyük babam ve
teyzelerim köyde kalmışlardı. Sonra radyoyla, birilerinin ailemi
aradığı anonsu yapıldı. Çünkü kardeşim
savaşta yaralanmıştı. Radyodan yapılan bu
çağrıyı babam da duymuştu, ama Türk askeri izin
vermediği için hastaneye gidememişti. Bir süre sonra da kardeşim
aldığı yaradan dolayı öldü. Bütün köylülerimiz evlerinde
kalmıştı. Türk askeri de diğer köylerden sivilleri köyümüze
getirerek onları okula yerleştirmişti. 1 Eylül'de herkesi
açık bir alanda topladılar ve erkeklerle kadınları
ayırdılar. Bir Türk subayı, erkeklerin otobüslere binmesini
emretti. Kadınlar ve yaşlıları köyde bıraktılar.
Fakat, babam ve başka köyden bir desteban ile başka birini sarı
bir salon arabaya koydular. O esnada onlara vurmaya başladılar.
Babama diğerlerinden daha fazla vurdular. Daha sonra Lefkoşa'ya
doğru gitmek için araçlarla hareket ettiler. Çatoz'a geldiklerinde
otobüsleri ve arabayı durdurdular. İki otobüs ve babamın da
bulunduğu salon arabanın içindekilerin sayısı yüzden
fazlaydı. Otobüsten 5 kişiyi daha aldılar ve
aşağıya indirdiler. O andan itibaren Mart 2006'ya kadar
onları bir daha gören olmadı.
"Babamın öldürülmesi Atlılar ve Sandallar köyündeki
katliamın öcüydü"
KIBRIS: Babanızın kalıntılarını
buldukları zaman neler hissettiniz?
SİZİNOS: Babam ve bu insanlar öldürüldü. Ama neden? 14-15
Ağustos'ta Türk ordusu, Atlılar ve Sandallar köylerindeki toplu
katliamı gördü. 100'den fazla insan Kıbrıslı Rumlar
tarafından öldürüldü. Bunu bulduklarında, Kıbrıslı
Türkler çok sinirlendi. Köyümüzde saklanan 6-7 kişiyi
bulmuşlardı ve onların ellerini bağlayarak, Türkçe, "O
küçük çocuklar ne yapmıştı. Onların ne suçu
vardı" diye bağırdılar. Daha sonra o grubun içinden
bir kişiyi öldürdüler. Sonrasında, bir Kıbrıslı Türk
koşarak geldi ve onları öldürmemelerini çünkü bu Rumların 20
Temmuz-15 Ağustos tarihlerinde kendilerine yardım ettiğini
söyledi. Bunun üzerine diğerleri öldürülmedi. Babamın ve diğer
kişilerin öldürülmesinin nedeni, işte bu olaydı. Atlılar ve
Sandallar köyünde yapılanların öcüydü. Savaş
zamanıydı, ama bu olay savaş değildi. Kimse asker
değildi.
"Yüzleşmek isterim, ama bir katkısı olmayacak"
KIBRIS: Kayıp yakınları, sevdiklerinin başına
neler geldiğini bilmek istiyor. Onları kimin, neden, hangi
koşullarda öldürdüğünü bilmek istiyor. Siz de hakikati bilmek ister
misiniz?
SİZİNOS: Hakikati biliyorum. Ama kişileri bilmiyorum.
KIBRIS: O kişilerle yüzleşmek ve neden böyle bir şey
yaptıklarını yüzlerine karşı sormak ister miydiniz?
SİZİNOS: Evet isterdim, ama benim için hiçbir
katkısı olmayacaktı. Çünkü, ben ne olduğunu biliyorum.
Bence bu bir öç almaydı.
"Hakikatleri ortaya çıkarmak ileri bir adım olacak"
KIBRIS: Birçok ülkede, bu tür acı olayların
araştırılması ve hakikatlerin ortaya
çıkarılması için komisyonlar kuruldu. Sizce bu iyi olur mu?
SİZİNOS: Böyle bir şeye girişilmesi, unutmak ve
affetmek için atılacak bir ileri adım olacaktır. İyi
olacaktır.
"Geçmişten ders almak için bir girişim..."
KIBRIS: Zamanlama çok önemli. 35 yıl geçti bir çok katil ve
kayıp yakınları yaşlandı ve hayatlarını bir
bir kaybediyorlar. Sizce böyle bir komisyon için atılacak adım erken
bir zamanda mı atılmalı yoksa sonra mı?
SİZİNOS: Erken olması daha iyi. Belki tepki
olmaması için isimleri söylemezsiniz. Fakat her ölümün bütün hikayesini
öğrenmek için bu yönde bir girişim olabilir. Geçmişten ders
almak için bir girişim.
"Unutmuyorum, ama içimde nefret yok"
KIBRIS: Affettiniz ve unuttunuz mu?
SİZİNOS: Unutmuyorum, çünkü babamı kaybettim. Ama içimde
nefret yok. Bu bir eylem değildi. Bir reaksiyondu. Onları, sadece
Kıbrıslı Rum oldukları için öldürmediler. Öncesinde bir
şey olmuştu ve bu da reaksiyondu.
"Katiller eğer isterlerse, affedilmek
için hakikati açıklayabilirler"
KIBRIS: Adalet istiyor musunuz?
SİZİNOS: Ne için adalet? Katiler için yargılama mı?
35 yıl sonra mı? Bu kadar yıldan sonra ne için? Eğer
katiller bu konuda açıklama yapmak ve af talep ederlerse yapsınlar.
Benim için yargı süreci başlaması benim için çok önemli
değil. Ama katiller eğer isterlerse, affedilmek için hakikati
açıklayabilirler.
KIBRIS: Son olarak neler söylemek istiyorsunuz?
SİZİNOS: Daha iyi bir gelecek için sadece geçmiş bize
ders verebilir.
KIBRIS 11/11/08
AİHM'in 10. yıldönümünde en çok mahkum edilen ülke Türkiye
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM), 10 yıldan beri
çalışmalarını sürdürüyor. Bu süre içinde insan
haklarını ihlal etmekten en fazla mahkum olan ülkenin Türkiye
olduğu belirtildi
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, 10 yıl
içinde mahkeme 10 bin civarında mahkumiyet kararı verdi. Bu
kararların yarısı Avrupa Konseyi üyesi dört ülkeyi ilgilendiriyor.
10 bin kararın 1857'si Türkiye, 1789'u İtalya, 613'ü Fransa ve 601'i
Polonya ile ilgili.
AİHM Başkanı Jean-Paul Costa, Avrupa Konseyi
üyesi ülkelerin insan haklarını koruması gerektiğini
vurguladı.
KIBRIS 11/11/08
National Council meets ahead
of new talks
THE NATIONAL COUNCIL,
the top advisory body to the President on the handling of the Cyprus question,
convened yesterday under President Demetris Christofias to discuss the
situation in the Cyprus problem.
The Council, comprising of parliamentary parties, discussed the course of the
ongoing UN-led direct negotiations between President Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The agenda of yesterdays meeting also included the restructuring of the
National Council with a view to making it more effective.
Presidential Commissioner Titos Christofides yesterday met Ozdil Nami, adviser
to the Turkish Cypriot leader, with a view to codify the positions of the two
sides in Cyprus regarding the authorities of the federal government.
Christofias and Talat began direct negotiations under the UN auspices in
September with a view to reach a settlement on the Cyprus problem. They are set
to meet again today.
Government Spokesman Stephanos Stephanou said that, the functioning of the
National Council will be discussed at the next session of Parliament, that will
be held specifically for this matter on November 24 at 10am.
Beyond some problems, we have only just begun the process of negotiation. We
remain focused and committed to this process, with a view to our own effort,
and if we find the appropriate response from the other side, it will open the
way for the solution of the Cyprus problem, Stephanou said
CYPRUS MAIL 11/11/08
Education syllabus
change dominates ministrys budget talks
By
Jacqueline Theodoulou
THE GOVERNMENTS
decision to upgrade the public education syllabus and specifically the
history books yesterday dominated parliamentary discussions on the Ministry
of Education and Cultures 2009 budget.
Despite this, Education Minister Andreas Demetriou later called for the tones
to be lowered and discussions to end on the matter.
Deputies at the House Finance Committee agreed, though the Chairman of the
House Education Committee Nicos Tornaritis of DISY warned that the
education system in Cyprus would collapse if the new minister didnt start
taking his post more seriously.
If the situation continues as it is, in the next few years there will be no
Cypriot pupils in public schools, said Tornaritis.
But AKELs Takis Georgiou repeated the fact that it was the entire syllabus
that was under evaluation, not just history books.
Until any decisions are made, he added, public debates on the issue needed to
stop.
Presenting his ministrys budget, Demetriou said this years aim was to
reinforce and modernise education, which was why its developmental expenses had
increased by 12.5 per cent compared to last year.
In total, the ministrys budget for 2009 is over a billion euros, of which
777.9 million will be used on regular expenses and 293.2 million on
developments.
According to Demetriou, the ministrys budget makes up six per cent of the
Gross Domestic Product (GDP); add to that education expenses that fall under
other ministries, this percentage increases to eight per cent of the GDP one
of the highest in Europe.
Included in the developments are 88.5 million for the University of Cyprus,
44.7 for the Cyprus Technical University (TEPAK) and 6.8 million for the Open
University.
There are also significant funds for the reinforcement of all-day schools.
Furthermore, the ministrys budget for the Educational Reform has increased to
14 million compared to last years 9 million.
The ministrys budget for sporting issues has increased from 34 million to 41
million.
Demetriou said the ministry was examining the possibility of offering free
computers to pupils; a measure that will be finalised and announced very soon.
He added that regulations were being prepared for private universities tuition
fees, while discussions were currently under way to see how to turn private
universities into non-profit organisations.
The private universities consent is needed for this change to happen, said
Demetriou, adding that if it did, this did not necessarily mean that tuition
fees would be reduced.
CYPRUS MAIL 11/11/08
Archbishop tells
minister to get serious on history books
By Anna
Hassapi
I am not allergic to
Turks
ARCHBISHOP Chrysostomos once again caused a stir by calling on Education
Minister Andreas Demetriou to get serious with his planned education reform
that will see a revision of public school history books.
Commenting on statements made by Demetriou at a presentation of the reform
plan, the Archbishop asked the Minister to once and for all state that
Education will be Hellenocentric and that history will not be distorted.
The Church will be vigilant and if the government thinks they can do anything
negative to education, they should forget it, added the Archbishop.
The Archbishop was particularly wary of including unflattering facts about the
Greek Cypriots such as the killings of Turkish Cypriots in the 1960s, as well
as of how the EOKA struggle for independence will be presented in the new
history books.
We are hearing some odd tunes that the Greeks of Cyprus killed Turks in 1963.
What did they want us to do? Turkey was bringing guns to Cyprus, Chrysostomos
said.
The Church has nothing against Turkish Cypriots, with whom Greek Cypriots
lived in peace for centuries. I am not allergic to Turks, but historical truth
must be told.
I call all those who think that the EOKA struggle was carried out by
extremists to forget it. Those who did not experience it should come and ask us
and they should learn to behave, he added.
Responding to the Archbishops comments, Minister Demetriou concurred that the
issue at stake requires seriousness from all sides.
I agree with the Archbishop that everyone should finally get serious. This
fixation takes us back to the past, whereas we at the Ministry of Education
care about the future. Our priorities are the improvement of education and the
solution of its problems through this reform that has started.
I will not go back to an issue that does not exist, he said.
Demetriou also repeated his call to appear before the Holy Synod and explain
the ministrys policy. The governments reform proposal includes the creation
of a committee which will review issues related to present school books,
including history books. The committee will then recommend a new approach,
including content revision.
Meanwhile, a citizens group called Free Citizens yesterday issued a statement
condemning the Archbishops comments and calling for a clear separation between
Church and state.
The Archbishop has a very important role for the religious leadership of Greek
Cypriots and it would be good if he took that role on.
His effort to boost his role to that of Ethnarch is anachronistic and
outdated. The Republic of Cyprus has an elected government and political
leadership to handle political issues. The Church of Cyprus clearly has a say,
but not a role to play, the statement read.
CYPRUS MAIL 11/11/08
Archbishop has no place
in deciding content of history books
IN HIS role as custodian
of patriotic correctness, Archbishop Chrysostomos last week made a unique
contribution to the irrational debate about the re-writing of the history text
books.
Predictably, the Archbishop has sided with the nationalist camp, which has been
attacking the governments decision to produce books for state schools, with a
less biased account of modern Cyprus history.
The Archbishop said: We will not allow the distortion of history. We shall be
totally opposed and will go as far as urging children to throw away such
books. This is the type of remark we would expect from a comedian or a
columnist indulging in a satirical take on the news, but not from head of
Church. Several commentators likened his behaviour to the Taliban who would
order the burning of books that contained unacceptable ideas.
Apart from displaying his totalitarian mentality, Chrysostomos outburst also
showed utter contempt for constitutional order. By what authority would the
Archbishop urge students to throw away textbooks that have been included in the
state school curriculum by the elected government? How history is taught in
schools is the responsibility of the government and while he has the right to
disagree with what is written in the text books he has no right to interfere in
the Education Ministrys work.
What is even more astonishing is that the Archbishop on Sunday urged the
Education Minister, who had responded to his call for throwing away books, to
get serious. If there is one person who could never be accused of ever getting
serious, it is the Archbishop, whose impetuousness knows no bounds. On Sunday
he said the Church would not allow the de-Hellenising of education, as if
this was an issue at stake.
All the ministry is trying to do is to offer children a less partisan version
of our modern history. The man who wrote the history books currently being used
at state schools, admitted last week that it was propagandist, because at the
time he wrote it, the state wanted to inculcate students with strong
nationalist feelings.
But it is futile to try to explain the value of liberal education to a man
renowned for his narrow-mindedness. This is why the Education Minister should
avoid engaging in a public debate with the Archbishop. Worse still, he should
not be trying to reassure him that his fears are unfounded his offer to meet
with the Holy Synod, to explain to its members what his plans were was a show
of weakness and an admission that the Archbishops intimidation tactics had
worked.
The minister should have made it clear that state education and the school
curriculum is the exclusive responsibility of the government and if the Church
did not approve, it should set up its own schools which could teach history as
they liked. We are not living in a theocratic regime, even though the arrogant
meddling of the Archbishop in government affairs would suggest otherwise.
CYPRUS
MAIL 11/11/08 OPINION
VYA
VROISHA
(YAĞMURALAN) ASSOCIATION
VROİŞA
(YAĞMURALAN) DERNEĞİ
29
Curthwaite Gardens, Enfield, Middlesex,
EN2 7LW, ENGLAND/UK
Tel/Fax: +44
(0) 20 8363 0133 Mobile: +44 (0) 7949 924 728
Email: vroisha@yahoo.com
Basın Bildirisi
Yağmuralan (Vroişa) Davası AİHMde!
1963 yılında, iki toplum arasında
yaşanan siyasi sorunun silahlı çatışmaya dönüşmesiyle,
15 Mart 1964 tarihinde terkedilmek zorunda kalan Yağmuralan köyünün Rumlar
tarafından yakılması ve yerle bir edilmesine karşı,
Yağmuralan Derneğinin
başlattığı hukuk mücadelesi yeni bir boyut
kazanmıştır.
Yağmuralan Derneğinin 15 Şubat 2004
yılında kurulmasının hemen ardından, 30 Mart 2004
tarihinde, Kıbrıs Rum hükümetine gönderdiği bir mektupta,
Yağmuralan köyünün legal sahiplerine devredilmesini ve mağdur olan
tüm Yağmuralan köylülerine tazminat ödenmesini talep etmişti.
Yağmuralan
Derneğinin taleplerine karşı, 6 Mayıs 2004 tarihinde,
yazılı bir açıklama ile yanıt veren Rum İçişleri
Bakanlığı, Kıbrıs sorununun çözümlenmemesini gerekçe
olarak göstererek, Güneyde bulunan Türk mallarının tümünün
İçişleri Bakanlığına bağlı bir
vasiliğin idaresi altında korunduğunu ve mal sahiplerinin 139/91
yasasına göre, mülkiyet haklarını kullanamayacaklarını
belirtmişti.
Rum Hükümeti, daha sonra,
Yağmuralan Derneğine gönderdiği 12 Ocak 2006 tarihli iki
sayfalık ayrı bir raporda, Kıbrıs Cumhuriyetinin
organlarının Yağmuralan köyünün yıkımından
sorumlu olmadığını ifade ederek, köyün
yıkılmasının esas nedeninin, köyün terkedilmesinden ve
zaman aşımından kaynaklandığını iddia
etmişti. İçişleri Bakanlığı aynı raporunda,
Güneyde bulunan Kıbrıslı Türklere ait mülkiyetlerin sahipleri
tarafından kullanılamayacağını ve bugünkü siyasi
durumun devam ettiği sürece, Kıbrıslı Türkleri bağlayan,
mülkiyet ile ilgili durumun da aynen devam edeceğini
hatırlatmıştı.
Mülkiyet
haklarını elde etmek için, Yağmuralan Derneği
öncülüğünde, uzun yıllar kararlılıkla mücadele veren bir
grup dernek üyesi, Rum Devletinin kendilerine karşı
uyguladığı ayrımcılık politikası dahil,
birçok engellerle karşılaşmasına karşın, adalet
arayışı için başlattığı hukuk sürecini asla
terketmemiştir.
Kıbrıs Rum
Devletinin gerek yasalarının gerekse hukuk uygulamalarının,
Kıbrıslı Türkler için Güney Kıbrısta iç hukukun
mevcut olmadığını kanıtladığına inanan
10 kişilik İngiltere ve Kıbrısta yaşayan bir grup
Yağmuralanlı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden
kaynaklanan yasal haklarını aramak için, 26 Eylül 2008 tarihinde,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
1974 öncesi olayları içeren ve Kıbrısta İnsan
Haklarının İhlali konusunu uluslararası hukukun
gündemine taşıyan bu başvuru,
AİHM tarafından
kabul görülmesi durumunda, 1964 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti
tarafından mağdur edilen tüm Yağmuralanlılar için önemli
bir emsal teşkil edecektir.
Davacıları, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları alanında
geniş bir deneyime sahibolan ve Kıbrısta ikamet etmekte olan
Avukatlarımızdan Zaim M
Necatigil ve Sülen Karabacak
temsil etmektedir.
Davacılar (İngiltere): Esat Mustafa, Zeka
Mustafa ve Hakan Niazi Kazali: (Kıbrıs): Niazi İsmail Kazali,
Nafia Mustafa, Kenan Mustafa, Sabiha Aslantürk, Safiye Kansal, Gökcen Mustafa
ve Enis Refik.
Yağmuralan
Derneği Yönetim Kurulu adına,
Esat
Mustafa (Başkan) Tarih:
09 Kasım 2008
Extension given for bringing water from Greece
By Anna Hassapi
THE WATER transport from Greece could be extended beyond
its initial deadline of December, the Agriculture Minister said yesterday.
Michalis Polynikis was speaking on his return from Athens, where he held talks
with his Greek counterpart to discuss the need to extend the contract for
bringing water from Greece. The extension refers only to the timeframe within
which the water must arrive and not to bringing an additional amount of water.
We exchanged thoughts on extending the contract for carrying water from
Elefsina to Cyprus, which normally ends in December, said Polynikis after his
meeting in Athens on Monday with Greek Development Minister Christos Folias.
Based on present facts, it is possible that there will be a small extension to
complete the transportation of the entire amount of water, after December,
Polynikis added.
The contract provides that a total of 8 million m³ of water will be transported
to Cyprus from Greece until December. Due to the long delays and problems faced
in the process of bringing the water, Cyprus has until now received just 3.15
million m³ of water from Greece.
Despite this delay and the heavy cost of the Greek water, Water Board officers
yesterday defended the decision to bring water from Elefsina in tankers. It
has substantially contributed to facing the problem in the summer months, said
Kyriakos Kyrou, Senior Plumber at the Water Board.
Kyrou also clarified that despite an improvement in the water crisis, the
option of ending water cuts is not under consideration. There is an
improvement in the water situation, but no thoughts on ending cuts, he said.
An additional 30,000m³ of water per day is expected to start coming over the
next 20 days from water works in Limassol that are being prepared. The
additional quantities will start coming from the Moni desalination unit, the
treatment of water from Garyllis River and the increase in the production of
the Larnaca desalination plant, Kyrou said.
CYPRUS MAIL 12/11/08
AİHM, generallere dava açan savcıyı
haklı buldu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),
savcılık görevini yürütürken 12 Eylül 1980 askeri müdaheleyi
gerçekleştiren generallerin yargılanmasını talep eden ve bu
nedenle hem görevden alınan hem de avukatlık mesleği
yapması yasaklanan Sacit Kayasu'nun başvurusunu haklı buldu ve
Türk hükümetini 41 bin euro tazminat ödemeye mahkum etti.
Zeynel LÜLE /CNN TÜRK/ Brüksel
1999'da "sade vatandaş" olarak 5 general
hakkında suç duyurusunda bulunan Kayasu, bu başvurusunun dikkate
alınmaması üzerine bir yıl sonra Adana Savcısı olarak
görev yaparken dava açmıştı.
Sacit Kayasu'nun bu girişimi üzerine Adalet Bakanlığı
soruşturma başlattı ve başvuruyu değerlendiren
"Hakimler Yüksek Kurulu" bu girişimi görevini "kötüye
kullanma" ve "disiplin suçu" olarak değerlendirdi.
Kurul Kayasu'yu, önce savcılık görevinden aldı ve daha sonra da
avukatlık mesleği yapmasını yasakladı.
Türkiye'deki mahkemelerden sonuç alamayan Kayasu, AİHM'e başvurdu.
Dün davayla ilgili kararını açıklayan AİHM, Kayasu'nun
"İfade ve düşünce özgürlüğü"nün
kısıtlandığını ve Hakimler Yüksek Kurulu'nun,
ilgilinin savunmasını dikkate almadığını
belirterek Türkiye'yi haksız buldu.
Mahkeme Türk hükümetini,
mahkeme masrafları da dahil olmak üzere toplam 41 bin euro tazminat
ödemeye mahkum etti.
CNN TURK 13/11/08
AİHM:
Darbecilere dava açmak ifade özgürlüğü
13/11/2008 RADIKAL
AİHM 12 Eylül askeri müdahalesini yapan emekli generaller hakkında suç duyurusunda bulunduğu için meslekten men edilen eski savcının başvurusunu haklı buldu
STRASBOURG - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 12 Eylül
askeri müdahalesini yapan emekli generaller hakkında suç duyurusunda
bulunduğu için disiplin cezası alan eski bir savcının
başvurusunu haklı buldu.
İstanbulda yaşayan Sacit Kayasu adlı eski savcının
başvurusunu inceleyen AİHM, "Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin ifade özgürlözgürlüğüüğüyle ilgili 10. maddesinin
ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 13. maddesinin ihlal
edildiği" görüşüne vardı.
Türkiye, karar gereği Kayasuya, mahkeme masrafları da içinde olmak
üzere toplam 41 bin avro maddi tazminat ödeyecek.
Kayasu, 1999 yılı ağustos ayında, kişisel olarak 12
Eylül müdahalesini düzenleyen emekli generallerle ilgili dava
açılması için başvuruda bulunmuş, ancak bu
başvurusuyla ilgili dava açılmamıştı.
Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu, 30 Mart 2000 tarihinde
aldığı kararda, Kayasunun, şikayet başvurusunda
bazı devlet adamları hakkında kullandığı
ifadelerin hakaret içerdiği gerekçesiyle disiplin suçu işlediği
görüşüne varmıştı. Bu karara itiraza edip sonuç alamayan
Kayasu, Adanada cumhuriyet savcısıyken, 28 Mart 2000 tarihinde de 7.
Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında dava açma girişiminde
bulunmuştu.
Adalet Bakanlığı, daha sonra savcılığa, Kayasu
hakkında görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle dava açma
yetkisi tanımıştı.
Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu, 27 Ocak 2003 tarihinde Kayasuya
meslekten men cezası vermişti. (aa)
Çözüme yönelik çalışmalar federasyona yönelik olmalı
LİDERLERE DESTEK İÇİN PARTİLERİN ROLLERİ
ELE ALINDI... Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri,
"Kıbrıs'ta çözüme yönelik çalışmaların, iki
bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona
yönelik olması gerektiğini" belirttiler. Toplantıda,
Kıbrıs sorununa en erken zamanda çözüm bulunması amacıyla,
liderlere yönelik verilecek destekte siyasi partilerin rolleri hakkında da
görüş alışverişinde bulunuldu
Ledra Palace Otel'de ayda bir kez buluşan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti
temsilcileri, dünkü toplantılarının ardından,
"Kıbrıs'ta çözüme yönelik çalışmaların, iki
bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona
yönelik olması gerektiğini" belirttiler.
Bazı Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi partilerinin başkan veya
temsilcilerinin, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yer alan aylık rutin
toplantıları çerçevesindeki dünkü buluşması
yaklaşık 2.5 saat sürdü.
Toplantıda hazırlanan ortak açıklama, her zamanki
gibi Slovakya Büyükelçisi Anna Turenikova tarafından okundu.
Açıklamada, toplantıya katılan bazı
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti
başkan ve temsilcilerinin, toplantıya ev sahipliği yapan AKEL'in
sunduğu "Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili vizyonumuz ve
siyasi partilerin rolleri" başlığı hakkında
görüş belirttikleri kaydedildi.
Açıklamaya göre, partiler, Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik çalışmaların "iki bölgeli, iki toplumlu,
siyasi eşitliğe dayalı bir federasyona yönelik" olması
gerektiğini belirttiler ve çözümün ilgili BM kararları ve iki toplum
liderinin anlaştığı tüm anlaşmalar çerçevesinde
olması gerektiğini kaydettiler.
Açıklamada, Kıbrıs sorununa en erken zamanda
çözüm bulunması amacıyla, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum liderlere yönelik verilecek destekte siyasi
partilerin rolleri hakkında da görüş alışverişinde
bulunduğu da ifade edildi.
Toplantıya kuzeyden CTP-BG'den Sami Özuslu ve Özkan
Yorgancıoğlu, DP'den Bengü Şonya, TDP'den Sami
Dayıoğlu, YKP'den Alpay Durduran ve Murat Kanatlı, BKP'den
İzzet İzcan ve Abdullah Korkmazhan, Kıbrıs Sosyalist
Partisi'nden Kazım Öngen ve Mehmet Birinci, Güney Kıbrıs'tan
AKEL, ADİK, DİSİ, Yeşiller Partisi, DİKO, EPALXİ,
EDEK, Birleşik Demokratlar temsilcileri katıldı.
Siyasi partilerin bir sonraki rutin toplantısı, 10
Aralık'ta yapılacak.
KIBRIS 13/11/08
NTV
Güncelleme: 09:37 TSİ 14 Kasım 2008 Cuma
LEFKOŞA - Kapsamlı
müzakere sürecinde, Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi lideri
Hristofyas arasında Lefkoşa ara bölgede yapılan görüşme
yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Görüşmenin ardından
açıklama Birleşmiş Milletler Temsilcisi Downerdan geldi.
ÜÇ SEPET MODELİ
Downer, müzakerelerde iyi bir ivme yakalandığını, bunun
korunması gerektiğini açıkladı. Birleşmiş
Milletler Yetkilisi ayrıca müzakerelerde üç sepet modelinin uygulanmaya
başladığını açıkladı. Bu çerçevede birinci
sepete anlaşmazlıklar, ikinci sepete anlaşılan konulan,
üçüncü sepete de anlaşma sağlanması güç konular koyuluyor.
Liderler, Pazartesi günü yeniden bir araya gelerek çözümsüzlüklerin
aşılması mekanizmasını ele alacaklar.
Rumlar sınırlarda taşkınlık
yaptı
Fanatik Rum grupları bugün Metehan, Ledra Palace ve
Lokmacı kapılarının güney kesimlerinde toplanarak Türkler
aleyhine gösteri yaptı ve taşkınlıklar sergiledi.

Yiğitler Burcu'na da taş ve portakal atan Rumlar,
bölgede huzursuzluğa neden oldu. Güney Kıbrıs'a geçen bir Türk
aracı da, kırmızı ışıkta beklerken
Rumların saldırısına uğradı.
Fanatik Rumların aracı tekmelemesi üzerine tedirgin olan araçtaki
vatandaşlar, geri dönerek ilgili mercilere ve basına
şikayetlerini iletti.
KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, kilise tarafından desteklenen
fanatik Rumların eylemlerine dikkati çekti ve Rum yönetimine,
"fanatik gençleri kontrol altına alması"
çağrısı yaptı.
Başbakan Soyer, bir kabulü sırasında yaptığı
açıklamada, kilisenin desteğiyle bir grup Rum fanatiğin, Metehan
Sınır Kapısı'nda KKTC'nin kuruluş yıl dönümünü
nedeniyle eylem yaptığını ve Güney Kıbrıs'a
geçenlere yönelik taciz edici davranışlarda bulunduğunu
belirtti.
Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin, kilisenin desteğiyle KKTC
vatandaşlarına yönelik tahrik eylemi sürdüren fanatikleri kontrol
altına almak, denetimini sağlamak zorunda olduğunu kaydetti.
Tacize maruz kalan Kıbrıslı Türklere ise soğukkanlı
olma uyarısında bulunan Soyer, "Çünkü haklıyız,
güçlüyüz. Haksız oldukları için tacize varan hareketler
içindedirler" dedi.
CNN TURK 14/11/08
Talat-Hristofyas 8. kez bir araya geldi
CNN TURK 13/11/08
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
kapsamlı müzakereler çerçevesinde bugün 8'inci kez bir araya geldi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri
kapsamında bugün yaptığı görüşme sona erdi. Liderler,
Lefkoşa ara bölgede 2,5 saat süren 8. görüşmenin ardından
herhangi bir açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.
Görüşmeye ilişkin kısa bir açıklama yapan BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
"müzakerelerde iyi bir ivme yakalandığını, bunun
korunması gerektiğini" söyledi.
Liderlerin bugün yargı sistemini de konuşmaya
başladıklarını belirten Downer, bir sonraki görüşmenin
17 Kasım Pazartesi günü saat 16.00'da yapılacağını ve
bu görüşmede "çözümsüzlüklerin aşılması
mekanizmasının ele alınacağını"
açıkladı.
Müzakerelerde "üç sepet modelinin" uygulanmaya
başladığını belirten BM yetkilisi, birinci sepete
anlaşmazlıkları, ikinci sepete anlaşılan
konuları, üçüncü sepete de anlaşma sağlanması güç olan
konuları koyduklarını belirtti.
Downer, Haziran 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce bir çözüm olup
olmayacağı sorusuna, herhangi bir zaman kısıtlaması
olmaması gerektiği, görüşmelerin 2009'da da devam
edeceği ve Kıbrıs sorununun karmaşık bir sorun
olduğu yanıtını verdi.
BM yetkilisi, başka bir soru üzerine, "şu anda iyi bir ivme
yakalandığını, bunun korunması gerektiğini,
liderlerde siyasi irade gördüğünü" ifade etti.
Downer, liderlerin daha sık görüşmesine gerek
olmadığını kaydetti.
Hristofyas: "İleri doğru adımlar attık"
Dimitris Hristofyas ise, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
bugün yaptığı görüşmede "ileri doğru adımlar
atıldığını' söyledi.
Rum radyosunun haberine, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin
ardından Rum Başkanlık Köşküne dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Hristofyas, BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in
"ilerleme olduğuna" ilişkin açıklamasının
hatırlatılması üzerine, "Bugün yasama erki ele
alındı. Genel konuşursak evet ileri doğru adımlar
attık" dedi.
"Bugün büyük ölçüde iyi gittik" diyen Hristofyas, bugün baş
başa görüşme yapılmamasıyla ilgili olarak da, "Önceki
gün baş başa görüştük. Baş başa görüşmeler amaç
değildir, araçtır. Gerektiğinde baş başa görüşme
yapacağız" dedi.
"Daha ele alınacak çok konu olduğunu" belirten Hristofyas,
mülkiyet başlığının görüşülmesine ne zaman
başlanacağına ilişkin soruya karşılık,
"Umarım yıl sonundan önce ilk görüş ve tezlerimizi
birbirimize sunabiliriz" dedi.
Bu arada, Hristofyas, bugünkü liderler görüşmesinin ardından
Başkanlık Köşkünde bir toplantı düzenledi. Toplantıya
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Adalet ve Kamu Düzeni
Bakanı Kipros Hrisostomidis ve Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da
katıldığı. Hristofyas'ın, toplantıda bugünkü
görüşme hakkında bilgi verdiği kaydedildi.
Lozanı savunuyorum
14
Kasım Cuma 2008
MİLLİ Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 10 Kasımda
Brükselde yaptığı konuşmada, İngilizcedeki nation
building terimini kullanıp Türkiyede ulus devlet inşası
sürecindeki nüfus değişimlerinin önemini vurgulayarak
şunları söylemiş:
Egede Rumlar, Anadoluda Ermeniler devam etseydi Türkiye bugün aynı
milli devlet olabilir miydi?
Gönülün sözleri büyük tepki çekti.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı En azından
talihsiz bir beyan diye tepki gösterdi. Yunan basını Etnik
temizliğin itirafı diye yazdı!
Gönül bizde de çok eleştiriliyor. Ben de eleştireceğim ama önce
Lozanda kararlaştırılan nüfus mübadelesinin ne olduğunu
anlatmak istiyorum. Son yıllarda mübadele konusunda da Türkiyeyi
suçlamak moda olduğu için, bunun ne olduğunu doğru bilmek çok
önemlidir.
Ayrıntıyı merak edenler, Seha L. Merayın Lozan
Konferansı, Tutanaklar, Belgeler kitabının birinci cildine
bakabilirler.
Mübadele kimin önerisi?
Nüfus mübadelesi, yani Türkiyedeki Rumların Yunanistana, Yunanistandaki
Müslümanların Türkiyeye mecburi olarak gönderilmesi konusu Lozanda 1
Aralık 1920 oturumda görüşülmeye başlandı. Lord Curzon,
Milletler Cemiyeti Uluslararası Muhaceret Komisyonu eski başkanı
Dr. Manseni oturuma davet etmişti.
Mansen uzun açıklamasında özetle şunları belirtmiştir:
- Batılı dört büyük devlet Türkiye ile Yunanistan arasında
nüfus mübadelesi yapılması gerektiğini resmen
bildirmişlerdir. Bu devletler Yakındoğu coğrafyasında
halkların iç içe geçmişlikten kurtarılmasının
barışın kurulmasını sağlayabileceğine
inanmaktadır.
- Batılı devletler, Dr. Mansenin Türk ve Yunan hükümetleriyle
görüşerek onları da mübadeleye ikna etmesini istemişler, bunun
üzerine Dr. Mansen Ankara ve Atina ile görüşmüştür. Lozan
tutanaklarında aynen şöyle yazıyor:
Dr. Mansen, şimdiden Yunan hükümetinin rızasını
almış bulunmaktadır; Ankara hükümetinin temsilcileriyle
yaptığı görüşmeler de az çok ilerlemiştir...
Aslında karşılıklı göçler Lozandan önce fiilen
başlamıştı. Lozanda uzun müzakerelerin sonunda
azınlık hakları ve mübadele hükümleri dahil,
antlaşmanın tamamı imzalanmıştır.
Suçlu Türkiye mi?
1920lerde Türk ve Batılı nesiller, bizim bugünkü
dünyamızın verileriyle değil, kendi tecrübeleriyle, kendi
dönemlerinin sorunlarıyla düşünmüşler; Balkanlarda ve
Anadoluda yüzyıl süreyle yaşanmış faciaları dikkate
alarak mübadeleye karar vermişlerdir.
Bunun için Türkiye suçlanamaz!
Elbette mübadele sırasında karşılıklı büyük
acılar yaşandı; insanlar evlerinden, yurtlarından
koparılıp bilmedikleri diyarlara gönderildiler ve gittikleri yerlerde
de büyük sıkıntılar yaşadılar. Bu acıları
hatırlamak ve bugün etnik saplantıların ne felaketlere yol
açacağını düşünmek gerekir...
Milleti etnik birlik olarak görmekten de etnik devlet
saplantısından da kurtulmak gerekir.
Ama ilgili bütün devletlerin onayladığı mübadele için Türkiyeyi
suçlamak yanlıştır.
Vecdi Gönül maddi tarihsel gerçeği ifade etmiştir. Eleştirilecek
yönü, üslubudur. Tarihteki bir anlayışı bugüne taşıma
izlenimi vermekten sakınmalı, konuşmasında bugünün
doğrusunu, yani etnik ve dini hoşgörü içinde birlikte
yaşamayı öne çıkarmalıydı; kaldı ki bugüne
ilişkin görüşü de budur zaten.
YAHA AKYOL MILLIYET 14/11/08
Tarlalarımıza gitmekte sorun yaşayacağız
Aral MORAL
Akıncılar köyü sakinleri, Mustafa Gazi'nin
geçtiğimiz gün Rum polisi tarafından tutuklanmasının
ardından, ara bölgedeki tarlalarına gitmekte sorun
yaşacaklarını ifade etti.
Yaşanan olayla ilgili KIBRIS'a açıklama yapan
Akıncılar Belediye Başkanı Hasan Barbaros ise, Mustafa
Gazi'nin ara bölgede Rum polisleri tarafından
tutuklandığını Rum radyosundan öğrendiklerini
belirterek, 1974 yılından günümüze 4 tutuklama
gerçekleştiğini ifade etti.
"Olayı basından öğrendik"
Hasan Barbaros, Mustafa Gazi'nin ara bölgede Rum polisleri
tarafından tutuklandığını Rum radyosundan
öğrendiklerini belirtti.
1974 yılından günümüze kadar birkaç kez
tutuklanmalar olduğunu ve olayların yaşandığına
dikkat çeken belediye başkanı, 34 yılda 4 tutuklama
gerçekleştiğini ifade etti.
Barbaros ayrıca, "Bu kadar zamandır herkes
tarlasını ekip biçer. Pek bir sorun yaşanmadı. Olayla
ilgili bizim de pek bir bilgimiz yok" diye konuştu.
Gazi'nin tutuklanması köylüyü etkilemedi
Mustafa Gazi isimli şahsın, önceki akşam
saatlerinde ara bölgede tutuklanması, köy halkını pek de fazla
etkilemedi.
Bazı köylüler, Gazi'nin tutuklanması nedeniyle,
ara bölgede kalan tarlalarına ulaşmada zorluk çekeceklerini iddia
etti.
KIBRIS 14/11/08
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı törenlerle kutlanacak
KKTC'nin kuruluşunun 25'inci yıldönümü tüm KKTC'de törenlerle
kutlanacak.
Kutlamalar için Türkiye ve diğer bazı ülkelerden
gerek siyasi yetkililer, gerekse akademisyen ve gazetecilerden oluşan
heyetler de KKTC'ye gelerek Kıbrıs Türk halkının
coşkusuna ortak olacak.
Türkiye'den kutlamalar için gelecek olan
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM
Başkan Vekili Meral Akşener, Kıbrıs İşlerinden de
Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek
KKTC'de ziyaretlerde de bulunacak.
Cemil Çiçek dün saat 15.00'de gelerek devlet ve hükümet
yetkililerine ziyaretler gerçekleştirmeye başladı. Çiçek, bugün
de temel atma törenlerine katılacak. İsen ile Akşener ise adaya
bugün gelecek ve aynı şekilde ziyaretlerde bulunacak.
Temel atma törenleri
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı
dolayısıyla bugün ikisi Güzelyurt'ta, üç de temel atma töreni
gerçekleştirilecek.
ODTÜ 3. Yurt Binası Temel Atma Töreni saat 10.00'da,
Güzelyurt Anfi Temel Atma Töreni saat 11.00'de, UKÜ Spor Kompleksi Temel Atma
Töreni ise saat 15.00'te yapılacak.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in öğle
yemeğine, akşam da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
vereceği resepsiyona katılacak. Çiçek, resepsiyonun ardından
Kıbrıs tarihini anlatan "Var Olmak" isimli defileyi
izleyecek.
Resmi kutlamalar Talat'ın konuşmasıyla başlayacak
Protokol Dairesi Müdürlüğü tarafından
açıklanan programa göre, 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı resmi
etkinlikleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bugün saat
12.00'de Bayrak Radyo Televizyon Kurumu radyo ve televizyonundan
yapacağı konuşmayla başlayacak.
Aynı saatte 21 pare top atışı da
yapılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki tebrik kabulü yarın saat
08.30'da başlayacak.
Lefkoşa Şehitler Anıtı'ndaki (mahalli)
tören 08.00'da başlayacak. Burada, çelenklerin anıta
sunulmasının ardından tören Saygı Marşı,
saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların
göndere çekilmesiyle sona erecek.
Lefkoşa Atatürk Anıtı'ndaki tören ise saat
09.00'da başlayacak. Törende, protokol sırasına göre çelenkler
anıta sunulacak. Saygı Marşı, saygı duruşu ve
İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekildikten sonra Anıt
Özel Defteri imzalanacak.
Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Mezarı'ndaki tören,
saat 09.30'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta
sunulmasıyla başlayacak. Saygı Marşı, saygı
duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere
çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri imzalanacak.
Resmigeçit töreni
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki Resmi Geçit Töreni
ise saat 10.00'da, İstiklal Marşı, tören birliklerinin
denetlenmesi ve bayramlarının kutlanmasıyla başlayacak.
Törende mesaj teatisi ve Türkiye Hükümeti adına yapılacak
konuşmanın ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
konuşacak. Lefke ve Yeni Erenköy'den gelen bayrağın
Cumhurbaşkanı Talat'a takdiminden sonra halk dansları gösterisi
sunulacak ve tören resmi geçitle sona erecek.
Gaziler heyeti KKTC'de
Türk Silahlı Kuvvetleri Gaziler Heyeti de Emekli
Tuğgeneral Hakkı Borataş başkanlığında
KKTC'ye gelerek kutlamalara katılacak ve temaslarda bulunacak.
GKK Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya
göre, Mutlu Barış Harekâtı'na katılan 35 gaziden
oluşan heyet bugün saat 9.30'da Boğaz Şehitliği'ni,
10.00'da Barbarlık Müzesi'ni, 15.00'de Muratağa, Atlılar ve
Sandallar Şehitliği'ni ziyaret edecek.
Heyet ayrıca, saat 15.00'de Kıbrıs Türk
Mücahitler Derneği'ni, 16.00'da Şehit Aileleri ve Malul Gaziler
Derneği'ni, 16.30'da KTBK Gaziler Derneği'ni ziyaret edecek.
15 Kasım günü, törenlere de katılacak olan heyet
17 Kasım'da KKTC'den ayrılacak.
Özel pul serisi
Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Posta
Dairesi Müdürlüğü'nce bastırılan "Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin 25. Kuruluş Yıldönümü" konulu anma pul
serisine ait 1 seri pul ve bu pullara ait 1 adet İlk Gün Zarfı da 15
Kasım'da satışa çıkacak.
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı
dolayısıyla yarın diğer ilçelerde de törenler düzenlenecek.
Akrotim gösterisi
Etkinlikler çerçevesinde, saat 15.30'da Türk
Yıldızları Akrotim Gösterisi; saat 16.00'da ise Atatürk
Anıtı'nda KTBK Komutanlığı bando konseri sunulacak.
Türk Hava Kuvvetleri Akrobasi Timi "Türk
Yıldızları", Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
25. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında yarın
12.00-12.05 saatleri arasında Lefkoşa'da tören geçişi,
15.30-16.00 saatleri arasında da Girne Limanı üzerinde halka
açık hava gösterisi sunacak.
Gemiler
Bu arada, T.C Deniz Kuvvetleri'ne ait savaş gemileri
Girne Antik Limanı ile Gazimağusa Limanı'na demir atacak.
Gemiler yarın saat 10.00-16.00 arasında halkın ziyaretine
açık olacak.
Gazimağusa
Gazimağusa'da iki ayrı tören
gerçekleştirilecek. İlk tören, Zafer Anıtı önünde saat
14.30'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta
konulmasıyla başlayacak. Tören, saygı duruşu ve
İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesiyle son
bulacak. İkinci tören ise, saat 15.00'te tören birlikleri ve halkın
bayramının kutlanmasıyla başlayacak. İstiklal
Marşı ve bayrakların göndere çekilmesinin ardından günün
anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak ve şiirler
okunacak. Tören, resmigeçitle sona erecek.
Girne
Girne'deki tören, Atatürk Anıtı önünde saat
14.10'da protokol sırasına göre çelenkler anıta
sunulmasıyla başlayacak. Saygı duruşu ve İstiklal
Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından
tören birlikleri, okullar ve halkın bayramlarının
kutlanmasına geçilecek. Törende daha sonra şiirler okunacak, günün
anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak. Tören, Girne
Belediyesi folklor ekibin gösterisinin ardından resmi geçitle sona erecek.
Güzelyurt
Güzelyurt'taki tören, saat 14.30'da çelenklerin Atatürk
Anıtı'na konulmasıyla başlayacak. Saygı
Marşı'yla saygı duruşunun ardından İstiklal
Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Özel defterin
imzalanmasının ardından buradaki tören sona erecek. Müze
önündeki törende ise, teftiş ve kutlamaların ardından günün
anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak, şiir de
okunacak. Tören folklor gösterisi ve resmigeçitle sona erecek.
İskele
İskele'deki tören, Ecevit Meydanı'nda saat
14.30'da başlayacak. Törende çelenklerin Atatürk Anıtı'na
sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunulacak ve
İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.
Kaymakam, Komutan ve Belediye Başkanı'nın
birliklerle halkın bayramını kutlamalarının ardından
günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak, öğrenciler
şiirler okuyacak. Halk dansları gösterisinin ardından tören
resmi geçitle sona erecek. Törenden sonra İskele Belediyesi, belediye
gazinosunda kokteyl verecek.
Mersin'de de kutlanacak
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı Mersin'de de
kutlanacak. KKTC Mersin Konsolosluğu'nun organize ettiği programa
göre, Yarın sabah Cumhuriyet Alanı'nda düzenlenecek törende protokol
sırasına göre anıta çelenkler sunulacak ve saygı
duruşunda bulunulacak. Daha sonra ise Mersin Konsolosluğu'nda
Konsolos Oya Tuncalı tebrik kabul edecek. Gece de Taksim International
Otel'de akşam yemeği yer alacak.
KIBRIS 14/11/08
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İsveç
parlamentosundan milletvekilleriyle görüştü:
İsveç Parlamentosu Milletvekilleri Anne Ludvigsson, Bodil
Ceballos, Tommy Waidelich ve Mehmet Kaplan ile görüşen Bakan Avcı,
muhataplarına Kıbrıs Sorunu ve adadaki son gelişmeler
hakkında bilgi verdi.
Milletvekilleriyle görüşmesinde Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıs meselesinin 1974'te
başladığı ve adada "insan
hakları ihlal edilen, mezalime uğrayan taraf
oldukları" imajını çizmeye
çalıştıklarını, bu amaçla uzun yıllardır
yurt dışında yoğun bir kampanya yürüttüklerini ifade eden
Avcı, Kıbrıs meselesinin 1974'te değil 1963 yılında
başladığını vurgulayarak milletvekillerine
Kıbrıs tarihi ve Kıbrıs meselesinin gelişimi
hakkında aydınlattı.
Kıbrıs Türk halkının 1964
yılından beri insan haklarının ihlal edildiğini,
1963-74 yılları arasında soykırıma
uğradığını, 1960 ortaklık cumhuriyetinden silah
zoruyla atıldığını, 1974 yılında Türkiye'nin
haklı ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan
sorumluluğu ve hakları çerçevesinde yaptığı müdahale
neticesinde güvenliğinin sağlandığını söyleyen
Avcı, bugün Rum tarafının Kıbrıs Türkünün adadaki
varlığını yok etme emelinin devam ettiğini, 1963-74
yılları arasında silah zoruyla yapamadığını,
1974 yılından sonra Kıbrıs Türk halkı üzerinde
uyguladıkları ambargolarla yapmaya
çalıştığını anlattı.
Papadopulos 'hayır' mesajı verdi
Avcı açıklamasında Kıbrıs
Türkünün bugüne kadar BM'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 1968
yılından beri sürdürülen görüşmelere olumlu katkılarda
bulunduğunu, iyi niyetle, kararlılıkla bir anlaşmaya
varılması için çaba gösterdiğini, fakat 2004'teki referandum öncesi
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri olan Papadopulos'un referandum
tarihinden birkaç gün önce Rum televizyon kanalları
aracılığıyla "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
Kıbrıs Türk tarafıyla paylaşmaya hazır
değilim" diyerek halkına referandumda hayır oyu
kullanması mesajını verdiğini hatırlattı.
Kıbrıs Türküne yapılan haksızlığa son
verilmeli
Avcı, başta AB olmak üzere uluslararası
camianın Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri yerine
getiremediğini, Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi yönünde yine
Kıbrıs Türk tarafından beklentileri bulunduğunu ifade
ederek, yapılması gerekenin Kıbrıs Rum tarafını
çözüm yönünde teşvik etmek olduğunu, Kıbrıs Türküne
yapılan haksızlığa son verilmesi gerektiğini belirtti.
Milletvekillerinin Kıbrıs'a gelerek yerinde
incelemelerde bulunmasının konuyu anlayabilmeleri açısından
büyük önem taşıdığını ifade eden Bakan Avcı,
İsveç milletvekilleriyle temaslarını sürdürmek arzusunda
olduğunu kaydederek muhataplarını Kuzey Kıbrıs'a davet
etti.
KIBRIS 14/11/08